Cumhurbaşkanı Talat’ın işi bu kez daha zor

Kıbrıs’ta öngörülen çözüm müzakerelerinin öncesinde Türk tarafının avantajları ile dezavantajlarını kıyasladığımız zaman, şartların 2004’teki Annan Planı sürecine kıyasla daha az olumlu olduğunu tespit etmek kaçınılmaz oluyor.
Dezavantajlar ne kadar fazlaysa, içinde bulunduğumuz kavşakta, hem Kıbrıs Türk halkının refahı ve mutluluğu hem de Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne doğru başlattığı stratejik medeniyet yolculuğunun sürmesi bakımından, Kıbrıs sorununun çözülmesi veya en azından kısa vadede hal yoluna girmesinin mecburiyeti de o ölçüde büyük.

Gerçekçi hava
Rum kesiminde geçen şubat şahin Papadopulos’un gidip yerine güvercin görünümlü Hristofyas’ın gelmesi genel bir iyimserlik havası yaratmıştı ama, işte şimdi müzakerelerin öngörüldüğü gibi 21 Haziran’da başlayamayacağının da ortaya çıkmasıyla bu hava yerini gerçekçiliğe bırakmaya başladı.
Dünkü Milliyet’te yayımlanan söyleşide KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, “Rumlarda çözüm için motivasyonun eksik olduğunu ve AB’nin de bu motivasyonu Rumlara aşılayacağının garantisi olmadığını” belirtmesi bu gerçekçiliği yansıtıyor.

Üç dezavantaj
Türk tarafının bir numaralı dezavantajı tabii ki Rum kesiminin AB üyesi olmasıdır. 2004 sürecinde de Rumlar Annan Planı’na hayır deseler dahi AB’ye üye olacaklarını bilmenin rahatlığıyla hareket ediyorlardı. Ama şimdi Kıbrıs Türkiye’nin üyelik müzakereleri nedeniyle de bir Avrupa sorunu haline gelmiştir ve AB söz konusu olduğunda ipler Rumların elindedir. Rumların tuzu kurudur.
Bu asimetrik ilişki, -yani Rum ve Yunan ikilisi AB’deyken Kıbrıs Türk ve Türk ikilisinin AB’nin dışında olması- barış sürecini zehirlemektedir.

Zaman baskısı
İkinci dezavantaj çözüm sürecinde BM’nin 2004’teki ağırlığının mevcut bulunmamasıdır. BM gözetiminde yapılması öngörülen müzakerelerde, Rumlar reddettiği için zaman sınırlaması yok, BM’ye verilmiş bir hakemlik rolü yok. Oysa ki, hukuken ölü ama ruhen yaşayan bir belge olan Annan Planı’ndan sonra, zaman sınırlaması ve hakemlik bu plan çerçevesinde çözüm isteyen Türk tarafının lehine çalışabilirdi.
Türkiye üzerinde ise zaman baskısı var. 2009’un sonunda AB, Türkiye’nin ek protokole uyup uymadığını, yani limanlarını Rumlara açıp açmadığını denetleyerek bir karar alacak. Türkiye o tarihe kadar limanlarını hâlâ açmamış ise üyelik müzakereleri (o tarihe kadar başına başka bir kaza gelmez ise) hepten tıkanabilir. Kıbrıs’taki müzakereler iyi giderse âlâ; limanlar bakarsınız açılır; ama kötü giderse, Türkiye AB’ye üyelik müzakerelerini kurtarmak için Rumlara tek yanlı tavize zorlanabilir.

AKP de Kıbrıs’ı kapatıyor
Üçüncü dezavantaj AKP’ye karşı açılan kapatma davasıdır.
2004 sürecinde AKP iktidarı, hem uluslararası meşruiyete hem de AB’den müzakere tarihi almaya ihtiyacı olduğu için Annan Planı çerçevesinde çözüme kuvvetli bir destek vermiş ve takdir toplamıştı. Şimdi AKP iktidarının Talat’a açıktan verdiği desteğin cılızlığını, bunlara artık ihtiyacının kalmamasıyla izah etmek de haksızlık olur. Esas neden, kapatma davasının AKP’yi kendi içine kapatmakta oluşudur.
AKP kapatıldığı takdirde doğacak olan istikrarsızlık Cumhurbaşkanı Talat’ın da söylediği gibi Türkiye’yi zayıflatacak ve bu da çözüm sürecini olumsuz etkileyecektir.
KKTC’deki CTP hükümetinin başta popülarite kaybı olmak üzere ciddi sıkıntılar içinde olması, Cumhurbaşkanı Talat’ı zayıflatabilecek başka bir faktördür.

Hristofyas avantaj mı?
Rum kesiminde iktidarda Papadopulos yerine Hristofyas’ın olması Cumhurbaşkanı Talat’ın belki de tek avantajı sayılabilir. Ancak, 2004’te Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddiyle yaşanan acı tecrübenin ışığında, yeni bir çözüm süreci önce “tarafların üzerinde anlaşmış olduğu bir anlaşma”ya varmayı ve sonra bunu halk oyuna sunmayı gerektiriyor. 2004’te böyle olmamıştı. Referanduma sunulan taslağa son şekil BM’nin hakemliğinde verilmiş; taslağı içine sindiremeyen Rum yönetimi “hayır” propagandası yaparak benimsemediği anlaşmayı sandıkta halka öldürtmüştü.
Hakemlik müessesesi olmayacağına göre, şimdi “üzerinde anlaşılmış bir anlaşma”ya varma zorunluluğu vardır ve bu faktör Hristofyas’ı “ret cephesi”nin sözüne kulak vermeye mecbur kılmaktadır. O zaman da Cumhurbaşkanı Talat’ın “Yoldaş Dimitri” avantajı zayıflamaktadır.

Müzakere bir kez başlasın
Bütün bu dezavantajlara rağmen Cumhurbaşkanı Talat’ın aldığı “gerçekçi iyimser” tutum en doğru olanıdır. Müzakereler bir kez başladıktan sonra bir çok faktör olumlu yönde değişebilir.

KADRI GURSEL MILLIYET 01/06/08

 

 

Müslümanların yaşadığı muhtelif baskılar

Özellikle mütedeyyin erkeklerde rastladığımız “yanaklılıktan” mustarip olan Dışişleri Bakanımız Ali Babacan, ecnebi memleketlerinde “Müslümanlar Türkiye’de baskı altında” buyurdular. Babacan bey, dışişleri bakanı gibi değil de, partinin gençlik kolları başkanıymış gibi konuştular.
Ve böylece, ne yalan söyleyeyim bu kez onikiden vurdu diyebileceğimiz bir performans sergilendi sayın seyirciler. Türkiye’deki Müslümanların yaşadığı eşi benzeri olmayan zulmü gözler önüne serdi.
Babacan haklı. Bugün bir Hayrünnisa Hanım, Gucci mağazasından gönlünce çanta olsun, gözlük olsun bunları alamamaktadır. Dünkü haberlere göre, hanımefendi gazetecilerin fotoğraf çekmesini engellemek zorunda kalmıştır. Bununla biter mi? Bitmeeez!

Ağlayasınız gelir!
Bugün bir tarikatın üyeleri fotoğraf çeken gazetecileri ferah ferah linç edememekte, fotoğraf makinelerini kırdıklarında hedef gösterilmektedir. Bu zulüm İslam dünyasının neresinde var?
Bugün durumu olan bir erkek istediği kadar kadınla evlenememekte, küçük kızlarını ilkokula göndermeyince bazı baskılarla karşılaşmaktadır. Bu beyefendiler haza beyefendi olduğu için devlet yetkilileri ayaklarına kadar gidip onları “ikna” etmeye çalışmaktadır ki herhalde kabul edersiniz:
Bu beyefendilerin insan hakları ihlal edilmektedir.
Bugün (Yaşar Nuri Öztürk’ün verdiği rakamlara göre), İslam dünyasında bulunan caminin toplam iki katı sayıda camiye sahip bulunan ülkemizde yeteri kadar teneke minare imal edilememekte ve ‘Her eve bir cami, her apartmana bir minare’ kampanyası hiçbir zaman tatmin edici düzeye ulaşamamıştır. Hâlâ minaresiz evler bulunmaktadır ki, Fethullah Hoca gibi ağlayasınız gelir bu zulüm karşısında.

Buna ne diyeceksiniz?
Bugün bir Sünni, bir Aleviyi istediği gibi yakamamakta, bir Alevi yakıldığı zaman manasız bir gürültü kopmaktadır. Sünni hükümetimiz, Sivas’a “Sivas katliamı müzesi” yapma baskısıyla karşılaşmakta ve bu baskı artık yürekleri sızlatmaktadır.
Bir Müslüman kardeşim bugün içki içen ve başı açık gezen günahkârlarla aynı ülkede yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Sen bunun acısını bilebilir misin ey vatandaş! Yaaaa... Bilemezsin işte! Bu öyle yürek dağlayan bir sızıdır ki, iki cihan bir araya gelse dinmez.
Bugün bir Müslüman gazete, ‘darbecilerin, Ergenekoncuların, Müslüman düşmanlarının’ özel telefon konuşmalarının kayıtlarını sayfa sayfa yayımlamak istediğinde ‘özel hayatın gizliliği’ gibi dine imana sığmayacak baskılarla karşılaşmaktadır. Buna ne diyeceksiniz sevgili din kardeşim?
Hâlâ cıbıl kadınlar mayoyla denize girebilmektedir bugün bu ülkede. Hayret ve acımayla beleren gözlerinizi görür gibiyim. Haklısınız.
Haklısınız. Çünkü bu zulme karşı insanın ancak nutku tutulabilir!

ECE TEMEKURAN MILLIYET 01/06/08

 

Newsweek: İslamın yeni vizyonunda en iddialı çalışma Türkiye'de

 ANKA

 

İslam dünyasında Usame Bin Ladin’in radikalizmini reddeden “yeni bir vizyon"un şekillenmekte olduğu, bu yöndeki çabalarda Türkiye’nin çok önemli bir rol oynadığı belirtildi. Newsweek dergisi, “Entelektüel ve teolojik olarak en iddialı çalışmaların büyük bir kısmı, merkezi Ankara’da olan bir grup bilginler tarafından yapılıyor" diye yazdı.
Newsweek dergisi son sayısında “İslam’ın Yeni Yüzü" başlıklı uzun haber analizinde Türkiye’de hadislere ilişkin yeni yayınların bu yılın sonundan önce yayınlanacağını, AKP’nin “sessizce" projeyi desteklediğini belirtti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dinin kuralları aynı ancak insanların dine ilişkin tavırları değişti" sözlerine yer verdi.
Christopher Dickey ve Owen Matthews başlıklı haber analizinde 11 Eylül saldırılarında kanıtlanan Usame Bin Ladin’in cihat versiyonunun, İslam’ı iyi anlamayanlar için dinin hakim vizyonu haline geldiği belirtildi.

-HADİSLERİN YENİ VERSİYONU YIL SONUNDAN ÖNCE YAYINLANACAK-

Ancak işlerin değişmeye başladığı kaydedilen dergide artık önemli Müslüman düşünürlerinin Ladin’in cihat versiyonunu reddettiğine, bir zamanla Ladin’e sempati duyan, Ortadoğu ve Güney Asya’daki kamuoyunda artan bir hayal kırıklığının olduğuna dikkat çekildi.
“Ne Bin Ladin’in, ne de ondan önceki gelenekçilerin vizyonu olmayan, İslam’ın yeni bir vizyonu şekilleniyorö diyen dergi, İslam dünyasında değişmeyecek gibi görülen hadislerin gözden geçirilmeye yönelik çalışmaların yapıldığını belirtti. Newsweek “Entelektüel ve teolojik olarak en iddialı çalışmaların önemli bir kısmı, merkezi Ankara’da olan ve hadislerin yeni yayınını bu yılın sonundan önce yayınlamayı bekleyen bir grup bilginler tarafından yürütülüyor" diye yazdı.
Peygamber’in sözleri ve yaptıklarının günlük hayatına rehberlik etmesi amacıyla toplanan hadislerin espesifik bir dönemin sonucu olduğunu belirten Newsweek, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı İlahıyat Profesörü Mehmet Görmez’in açıklamalarını da yansıttı. Görmez, bazen “İslam’ın evrensel değerlerinin dönemin ve yerin coğrafi, kültürel ve dini değerleri" ile karıştırıldığını söyledi.
Newsweek, projeyi dört yıl önce tasarladığı belirttiği Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın da, Peygamber’in zamanında hayat çok farklı olduğunu söylediğine dikkat çektikten sonra örnek olarak hadislerden birinin kadınlarının tek başları seyahat etmesini yasakladığını kaydetti.
Mehmet Görmez’in de bunun açık olarak belirli bir dönem ve yerin güvenlik koşulları ile ilgili olduğu değerlendirmesini aktaran dergi, Peygamber’in kadınların Yemen’den Mekke’ye kadar tek başları yolculuk yapabildiği günlerini özlediğini söylediğine de işaret etti.
İslam’in ilk üç yüzyılında Yunan, Fars ve Hint kültürleri ile bir etkileşim içinde olduğunu ve her buluşmada İslam’ın bilginlerce yeni koşullara göre yeniden yorumlandığını belirten Görmez, “O dönemde İslam’ı yeniden düşünmekten korkmuyorlarmış" dedi.

-AKP’DEN PROJEYE “SESSİZ" DESTEK-

Newsweek, Türkiye’deki projenin AKP tarafından “sessizce" desteklendiğini belirtirken de “Türk projesi, diğer taraftan, dünyanın en başarılı, demokratik bir biçimde seçilmiş İslami kökleri olan iktidardaki AKP’nin sessiz desteğine de sahip" değerlendirmesini de yaptı.
Projeye katılan profesörlerin de çalışmalarının bir çeşit “İslam reformu" olduğunu kesinlikle yalanladıklarını belirten dergi, “Aralarında bir Martin Luther yok, bir kapıya asılan tezler de yok" ifadesini kullandı. Dergi, Görmez’e dayanarak “Yaptıklarını, kutsal metinleri ‘demokrasi, insan hakları, kadın hakları ve evrensel değerlere göre yeniden düşünme’ veya ‘yeniden anlama’ gibi adlandırıyorlar" diye yazdı.
Suudi Arabistan ve Pakistan gibi geçmişte radikalizme göz yuman devletlerin de artık kendi istikrarı için ılımlı tutumların cesaretlendirilmesi gerektiğini anladıklarını belirten dergi, Müslüman dünyasında artık insanların yeni mesajlar almaya hazır gibi göründüğünü kaydettikten sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı değerlendirmelerine yer verdi. Dergi şöyle dedi:
“Hükümeti Türkiye’yi AB’ye girmesi için çaba gösteren Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘dinin kuralları aynı ancak insanların dine ilişkin tavırları değişti’ diyor. ‘Ülkenin kentleşmesi artan zenginlik ve farklı bir hayat anlayışı getirdi’."

MILLIYET 01/06/98

 

 

Flört zina mı, şuh kahkaha haram mı?

 

31/05/2008 RADIKAL

Flört zinaya giden yolun neresinde, kadınla erkek sinemaya gidebilir mi, kadın şuh kahkaha atabilir mi, göz zinası, kulak zinası diye bir şey var mı? İlahiyatçılar bu soruların yanıtını Radikal'e verdi




İSTANBUL - Bir kadınla erkek beraber sinemaya gidebilir mi, alışverişe çıkabilir mi, yolculuk yapabilir mi, aynı iş yerinde çalışabilir mi? Erkek kadının beline sarılsa, yanağından veya dudağından öpserse... Bunlar zina mıdır, günah mıdır?

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın internet sitesinde 'Flörtün zina olarak değerlendirildiğini' ortaya çıkaran Radikal'in haberinden sonra bu soruları İlahiyat profesörlerine, İslami yazarlara sorduk. Aldığımız yanıtlardan ortaya çıkan sonuç şöyle: Birbirine dokunarak kurulan ilişki, cinsellik içeren görüşme ve hareketler zina değil. Ancak zinaya giden hareketler. Bu hareketlerin beşinci ayında işin zinaya gitmeyeceğini kimse bilemez. Bu nedenle haram.
Kadın ve erkek aynı ortamda olabilir ama kadın bu sırada şuh gülme ve cinsel içerikli hareketler yapamaz, çünkü Günah. Başbaşa yemek ve sinema da 'günah' olmasa bile zinayla sonuçlanabilecek, tehlikeli hareketler. Flörteyse İslam sıcak bakmıyor.

 

Şuh kahkaha atılmamalı
İstanbul Müftülüğü Alo Fetva Hattı: "Bir kadınla bir erkek arasında nikah yoksa, baba, kardeş gibi birinci derece akbaralık yoksa sosyal hayattaki beraberliğinde getirilen ölçüler var. Kadın bakışlarına, yürümesine, sesine dikkat etmeli... Mesela şuh kahkahalar atamaz bir kadın dışarıda. Cinselliğini ortaya koyacak yatak odasındaki muhabbetteki muhabbet tarzında bir bakış, ses, eda sunamaz. Yasaktır yani, haramdır. Bunlar zina değildir ancak zinaya götüren şeylerdir. Bir de dokunma konusu var. İslam'a göre yabancı kadın ve erkek birbirine dokunamaz. Normalde bir kadınla bir erkeğin gerekmedikçe birbirlerine ten teması yapmamaları görüşünü savunuyoruz. Çünkü biz bunun hangi niyetle, nereye kadar ne olacağını bilemediğimiz için, bu çok keskin bir tedbirdir.

Bir kadınla bir erkeğin birbirine dokunmadıkça beraber yolculuk yapması, sinemaya gitmesi, toplantı yapmasının hiçbir mahzuru yok. Ancak bir insan, birine bakıyorsa, şuh bir şekilde konuşuyorsa, dokunuyorsa, öpüyorsa, bunun beşinci ayı zinadır yani. Ayet'i Kerime der ki, 'Zinaya götüren şeylerden sakının." Flört kavramının içine A'dan Z'ye bir sürü şey konabilir. Flört var flört var.
İki insan birbirini anlamak için pastaneye gidip kaçamak bakışlarla 'Nasıl bir kız', 'Nasıl bir erkek' diye bakar, buna flört diyoruz. Ama işte adam bir hafta birini kullanıyor, öbür hafta birini kullanıyor, buna da flört deniyor. Flört adı altında kadın ve erkeğin serbestçe "Bugün seni beğendim, yarın seni terk ederim" diyerek ya da "Ben şununla çıkıyorum" gibi bir anlayış İslam'a terstir. Bize göre duygular değerlidir, kutsaldır. İnsanın iffetiyle oynamayız. İffeti alaşağı edecek, insanı sadece cinsel bir meta olarak alıp, "Hoşuma gidiyor, gitmiyor" diye bakıp bırakacak bir yolu açmayız. Bunun varacağı yer zinadır. Oraya da ulaştıktan sonra yapacak hiçbir şey yoktur artık."



Kulakla yemek yenmez.. Zina malum fiildir

Prof. Zekeriya Beyaz: "Önce zinanın ne olduğunu anlatsak, gerisi kolay anlaşılır. Zina nikahsız bay ve bayanın fiilen cinsi ilişkide bulunmasıdır, tam anlamıyla cinsel ilişkide bulunmasıdır. Onun dışındaki farklı tutumların hiçbirisi zina değildir. 'Zina' dediğiniz zaman, onun hukuki sonuçları var. Onun dışında, filan bayanla filan bay yan yana oturmuş, sinemaya gitmiş, tiyatroya gitmiş, hiçbirisi haşa zina değildir, ilgisi yoktur. Göz zinası, el ayak zinası gibi laflar, bu türlü hadisler de uydurmadır, bizde yeri yoktur. Peygamberimizden 300 sene sonra ortaya çıkmış sözlerdir, ayrıca da bu ifadeler kavram kargaşasıdır. Nasıl ki gözle, kulakla yemek yemek mümkün değilse, yemek ağızla ve elle tutulup yenirse, zina deyince de anlamı malum fiildir. Göz ile yemek yemek nasıl mümkün değilse göz ile, kulak ile zina da mümkün değildir. (Bayanla erkeğin uzun süre kapalı yerde kalmasıyla ilgili) Bunlar bundan beş-altı yüz yıl önceki hocaların yorumlarıdır, din değildir, Kuran değildir. Bugün iş yerinde bir bayla bir bayan beş saat aynı odada oturup çalışır, kimse de buna anormal bir laf edemez.

Birlikte sinemaya gitmek günah 

Yazar Emine Şenlikoğlu: Bir kadınla bir erkeğin sinemaya birlikte niye gider ki? Gitmesi herşeyden önce iftiraya uğramasına sebebiyet verir. Bir işiniz için gidebilirsiniz ama eğlence olsun diyeyse, bizim inancımıza göre gidemez. Giderlerse çok namussuz olurlar denemez, caiz olmayan hata, bir tavır denir. Bu günah sayılır, zina değil ama ona açılan bir yol olabilir, olmayabilir de. Yolculuk yapmak, markette yan yana gelmek tabii ki günah da zina da değil. Ama flört meselesi.. Yıpratıcı... Dejenerasyona çok müsait. Nikahsız el ele tutuşmak haramdır. Dudaktan yanaktan öpmek de günahtır. Zinaya girmez. Ama günahtır. Zinaya kapı açar, tehlikedir. Yasaktır tam olarak. Evlenme niyetleri varsa, kadın da yetişkinse topluluk içinde bir yerde yemek yiyebilirler. Evlilik meselesini konuşmak için. Lokanta halka açık bir yer. Niyetin de evlilik niyeti olması lazım. Ama kıra bayıra baş başa gidemezler. Sarılma da zinaya açılan kapılardır. Bir kadınla bir erkek yalnız ortamda çalışamaz. Fıkıhta diyor ki "Ülfet oluşturacak kadar kadınla erkek başbaşa aynı yerde oturamaz, çalışamaz". Ama beş on dakikalık işi düştü, yazıhaneye uğradıysa, eşi dost ahbap olarak uğradıysa kapıları açık bırakmak gerekir.

Yeni cevaplar bulmak lazım

Prof. Beyza Bilgin: "Bu tarz yasaklamalar, İslam'ın 1400 yıl önceki, haremlik - selamlık esaslarına dayanan kitap ve görüşlere göre getirilmiş cevaplardır. O ölçüye göredir. Şimdiki zamanda ise, bizim için geçerli değildir. Bugün, erkek arkadaşlarımızla beraber topluluklarda ve toplantılarda bulunmakta, beraber çalışmaktayız. Bu ortamda aklımızdan böyle şeyler geçmez bile. Önemli olan niyettir. Haremlik - selamlık dönemi ölçüsüne göre bu eylemler (erkeklerle beraber sinemaya gitmek, marketten alışveriş etmek, birlikte çalışmak, seyahat etmek, dokunmak, sarılmak, öpüşmek) yanlıştır. Ancak, şimdiki zamanda bizler için geçerli değildir. Yeni cevaplar bulmaya çalışmalıyız.

Küçük günah olabilir

Prof. Hüseyin Hatemi: Göz zinası aslında mecazi anlamda bir söyleyiştir, 'İslam hukukuna göre zina cezası verilir' anlamı değildir. Ama bazıları bunu böyle zannederler. Bu da İncil'den geçmiştir. İncil'de Hz. İsa'dan şöyle nakledilir: "Bir kadına şehvetle bakan bir kimse zina etmiştir." Bu İslami çevreleri de etkilemiştir. Ama hukuken yaptırımı bakımından zinayla eşit sayılır anlamında değildir. Ahlaken insanın iç temizliğine, içinde kötülük olmamasına da dikkat etmesi anlamındadır. Bu manada da bakıştan da sakınmalıdır. Mümkün olduğunca başkalarının eşine, kızlarına, diğer kadınlara toplumda rahatsız edici, taciz edici bakışlardan kaçınılması için söylenmiştir. (El ele tutuşma, öpme) Bunların hiçbiri hukuken zina sayılmaz ama bugünkü hukukta zina için evlilik birliğinde sadakatsizliğin karineleri (delilleri) olabilirler. Ama doğrudan doğruya zina değildir. İslam hukukunda zina denince evli olmasa bile evlilik dışı ilişkiye giren zina yapmış denir. Zinaya yol açılmasın diye el ele tutuşmak gibi davranışların hoş görülmediği söylenmiştir. Ama bunlar ufak günahtır. Kapalı mahrem bir yerde, başkalarının giremeyeceği bir yerde bir arada bulunmamak şartıyla işyerinde, salonda birarada çalışma ne zinadır ne küçük günah sayılır. Kadının toplumdan çekilmesi, fazla kapanması, toplumda eşcinselliğin artmasına yol açar."

Kadın yanlış yapmadığı sürece yasak değil

Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Davut Yaylalı:  Beraber gezmek, markete gitmek, bunlar zina değil. Evlenmek maksatlıysa bu teşvik de edilmiş, birbirlerini tanımaları açısından, oturmaları, konuşmaları, gezmeleri. Ama dokunma şeklinde, öpüşme şeklinde olursa bunlar günah, haram. Zina ayrı bir şey. Zina aralarında nikah bağı olmayan, evli olmayan karşı cinslerin cinsel ilişkide bulunmaları. Bu fiili ilişki dışındaki öbür şeyler, öbürüne götürür diye yasak. Onlara yaklaştıracak sebepler olarak değerlendirebiliriz. Yoksa nişanlılık dönemi,birbirileriyle tanışma döneminde gençler birbirlerini tanıma açısından birarada otururlar, konuşurlar, gezerler, markete giderler. Bunlar aksine teşvik edilmiş. Flört hayatı yaşayıp her türlü şeyi yaşayan gençler olabiliyor, cinsel ilişki dahil. Böyle bir flört tasvip edilmiyor. Çalışma ortasında ise dinin yasakladığı, başbaşa, kimsenin giremeyeceği kapalı ortamlar. Bu ortamlarda başka bir düşünce içinde olup gayrimeşru ilişki olabilir düşüncesi. Yoksa iş yerinde çalışma, okulda okuma noktasında birlikte olma açısından yasak yok. Kadın yanlış yapmadığı sürece çalışmalar, gezmeler tozmalar dinen yasak değil.



Flört cinsi fayda temin etme yaklaşımı


Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof.Dr. Mustafa Uzunpostalcı: "Ayrı cinslerin birbirinden faydalabilmesini helal kılan tek yol gösterilmiş. Bu da nikah. Nikah olmadan beraber olmaları, cinsel ilişkide bulunmaları caiz değildir ve zinadır. Zina kendiliğinden meydana gelmez. Ön fiilleri, karşılıklı söz, okşama, dokunmalar... Zinaya götürme durumu olur. Zina haramdır. Buna götüren yollar da haram olur. Birinin diğerine dokunması durumu, nikah üzerine anlaşmışlarsa, birbirlerini tanımaları gerekiyorsa, el ele tutuşmalarında sakınca görmeyenler de var sakınca görenler de var. Bu flört dediğimiz olay evlenecek iki kişinin birbilerine bakıp beğenip beğenmelerinin ötesinde denemeye ulaşan fiil olarak görülüyor, böyle olunca da nikahsız yaklaşımların, fiil haline dönüşmesi ya da ramak kalması caiz değildir. Flört yemeğe çıkmak, sinemaya gitmenin ötesinde bir şey. Flört cinsi faydaları da temin etme yaklaşımı. Nişanlamak isteyen iki cinsin birlikte sinemaya gitmeleri gibi flörtü değerlendirmek yanlış. Birkaç kişinin birarada çalışması caiz ama flört etmesi, iş konuşması dışında davranışa götürecek hareketler caiz değil. (Radikal)


Rumlar, "Birleşik Kıbrıs" istiyor

 

HALKIN YÜZDE 65'İNDEN BİRLEŞİK KIBRIS'A EVET... Güney Kıbrıs'ta gerçekleştirilen bir anketin sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumların yaklaşık yüzde 65'inin, "iki toplumun ortak egemenliğinde, birleşik bir Kıbrıs" istedikleri bildirildi. Ankete göre, katılımcılara sorulan, "Kıbrıs sorununun çözüm şekline ilişkin; iki toplumun ortak egemenliğinde birleşik bir Kıbrıs'ı mı yoksa iki ayrı devlet çözümünü mü tercih edersiniz?" sorusuna yüzde 65,4'lük oranda "iki toplumun ortak egemenliğinde birleşik bir Kıbrıs" yanıtı verilirken, yüzde 28'lik bir oran ise "iki ayrı devlet" yanıtını verdi

 

HRİSTOFYAS SON ŞANS... Ankete katılanların büyük bir çoğunluğu, Rum yönetimi Başkanı Hristofyas'ın hükümet döneminin Kıbrıs sorununun çözümü için son şans olduğunu düşünüyor. Ankete göre; Hristofyas'ın başkanlık döneminin Kıbrıs sorununun çözümü için son şans olduğu görüşüne katılıp katılmadıklarının sorulması üzerine katılımcılardan yüzde 53,4'ü bu görüşü benimserken, yüzde 42,8'i bu görüşme katılmadıklarını ifade etti

 

 

 

   Güney Kıbrıs'ta gerçekleştirilen bir anketin sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumların yaklaşık yüzde 65'inin, "iki toplumun ortak egemenliğinde, birleşik bir Kıbrıs" istedikleri bildirildi.  

    Ankete katılanların büyük bir çoğunluğu, Rum yönetimi Başkanı Hristofyas'ın hükümet döneminin Kıbrıs sorununun çözümü için son şans olduğunu düşünüyor.

   Alithia gazetesi; "Kıbrıs Sorunu İçin Son Şans -yüzde 65 Birleşik Bir Kıbrıs Onaylıyor" başlıkları altında geniş yer verdiği anketin, "Metron Analysis" şirketi tarafından, 20-26 Mayıs tarihleri arasında 1002 kişiyle gerçekleştirildiğini yazdı.

   Ankete göre, katılımcılara sorulan, "Kıbrıs sorununun çözüm şekline ilişkin; iki toplumun ortak egemenliğinde birleşik bir Kıbrıs'ı mı yoksa iki ayrı devlet çözümünü mü tercih edersiniz?" sorusuna yüzde 65,4'lük oranda "iki toplumun ortak egemenliğinde birleşik bir Kıbrıs" yanıtı verilirken, yüzde 28'lik bir oran ise "iki ayrı devlet" yanıtını verdi. Katılımcılardan yüzde 6,6'lık bir oranda ise "bilmiyorum/yanıtlamıyorum" cevabı geldi.

 

Hristofyas dönemi çözüm için son şans

 

   Gazete; ankete katılanların büyük bir çoğunluğunun Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın hükümet döneminin Kıbrıs sorununun çözümü için son şans olduğunu düşündüklerini de yazdı.

   Ankete göre; Hristofyas'ın başkanlık döneminin Kıbrıs sorununun çözümü için son şans olduğu görüşüne katılıp katılmadıklarının sorulması üzerine katılımcılardan yüzde 53,4'ü bu görüşü benimserken, yüzde 42,8'i bu görüşme katılmadıklarını ifade ettiler. Bu soruda fikir beyan etmek istemeyenlerin oranı ise yüzde 3.8 oldu.

   Güney Kıbrıs'ın en büyük sorununun ne olduğu şeklinde ankette yer alan soruya ise katılımcıların yüzde 55,4 ile "Kıbrıs sorunu" yanıtını verdiklerini belirten gazete, Kıbrıs sorununun ilk sırada yer almasına karşın Şubat 2006 tarihinde yapılan anketteki orandan (63,2) daha düşük bir çıktığına dikkat çekti.

   Ankete göre, Güney Kıbrıs'ın başlıca sorunları olarak Kıbrıs sorununu yüzde 14,5 ile "ekonomi", yüzde 9,6 ile "pahalılık", yüzde 7,7 ile "susuzluk" ve diğer sorunlar takip etti.

   Gazete; katılımcılar arasında Rum hükümetinden memnuniyet duyanların oranının yüzde 59,1 olduğunu, bunun da henüz 3 aylık bir hükümet için normal olduğunu belirtirken, ankette çıkan "şaşırtıcı" bir sonucunun ise katılımcıların yüzde 53.3'nün "aynı zamanda muhalefetten de memnun olduklarını" ifade etmeleri olduğunu yazdı.

   Habere göre Rum hükümetinden memnun olanların oranı yüzde 59,1- "ne memnunum ne de değilim" diyenlerin oranı yüzde 20,6, memnun olmayanların oranı yüzde 16,3 ve "bilmiyorum/yanıtlamıyorum" diyenlerin oranı ise yüzde 4 olarak gerçekleşti.

   Söz konusu ankette ayrıca siyasilerin popülaritesine ilişkin bir sorusunun da yer aldığını ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın yüzde 87,6 oranıyla başı çektiği belirtildi.

   Habere göre ikinci sırayı yüzde 62,6 oranı ile Rum Meclisi ve DİKO Başkanı Marios Karoyan alırken, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise popülaritesini arttırarak yüzde 56,8 oranına ulaştı.

 

Diğer bir ankette de benzer sonuçlar

 

   Öte yandan gazeteler; ağırlıklı olarak Rum hükümetinin faaliyetlerine yönelik gerçekleştirilen bir diğer anketin sonuçlarına da yer verdiler.

   Simerini gazetesi: "Hükümet İyi Gidiyor" başlığı altında verdiği haberinde; "CMR Cypronetwork" şirketinin 23 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında 1000 kişinin katılımı ile gerçekleştirilen bir anketin sonuçlarına yer verdi. Gazete; ankette "Kıbrıs sorununun gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna katılımcıların yüzde 41'inin "olumlu, yüzde 20'sinin "çok olumsuz" ve yüzde 26'sının "orta" şeklinde yanıt verdiklerini yazdı.

   Gazete ayrıca, anketin sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 78'inin Hristofyas'ın başkanlığından duydukları memnuniyeti dile getirdiklerini belirtirken, katılımcıların yüzde 53'ünün Rum hükümetinden memnun olduklarını ifade ettiklerini de vurguladı. Ankete göre hükümette yer alan bakanlardan popülarite bakımından sırasıyla Ekonomi Bakanı Harilaos Stavrakis ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sotirula Haralambus ilk iki sırayı aldılar.

KIBRIS 01/06/08

 

 

Liderlerin, görüşme sürecinde tam desteğe sahip olması için çalışacağız

ERKEN ÇÖZÜM İÇİN... Başbakan Soyer, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi başkanı Hristofyas'ın gerçekleştirdiği görüşmelere tam destek verme konusunda mutabakata varıldığını söyledi. Soyer, Kıbrıs sorununa erken bir çözüm bulunması konusunda iki tarafın da aynı görüşleri paylaştığını kaydetti

 

ÇÖZÜM İÇİN CESARETLENDİRECEĞİZ... EDİ Genel Başkan Vekili Kiriyaku, EDİ'nin Hristofyas'ın seçilmesine destek verdiğini de hatırlatarak, görüşme sürecinde iki lideri de destekleyerek iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı, BM karaları temelinde bir çözüme ulaşılması için cesaretlendireceklerini kaydetti

 

 

 

   Rum Birleşik Demokratlar Partisi'nden (EDİ) bir heyet, Cumhuriyetçi Türk Partisi'ni (CTP) ziyaret etti.

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile EDİ Genel Başkan Vekili Praksula Antoniadu Kiriyaku, çözüm için aynı görüşleri paylaştığını ve iki liderin görüşme sürecinde tam desteğe sahip olması için çalışacaklarını söylediler.

   CTP'yi ziyaret eden Fraksula Antoniadu Kiriyaku başkanlığındaki EDİ heyetinde Papapetru Mihalis, Kristos Neogleus, Spiros Hacigregoriu ve Kukile Avram yer aldı.

   Genel Başkan Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki CTP heyetinde ise MYK Üyesi Hüseyin İnan, Milletvekili ve Örgütlenme Sekreteri Özkan Yorgancıoğlu ve Dış İlişkiler Sekreteri Ünal Fındık hazır bulundu.

   Görüşme saat 10.10'da başladı ve yaklaşık 1.5 saat sürdü. Görüşme sonrası açıklamalar yapıldı.

    CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada çok faydalı görüşme yapıldığını ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın gerçekleştirdiği görüşmelere tam destek verme konusunda mutabakata varıldığını söyledi.

   Kıbrıs sorununa erken bir çözüm bulunması konusunda iki tarafın da aynı görüşleri paylaştığını söyleyen Soyer, iki liderin görüşme sürecinde tam desteğe sahip olması için ellerinden gelen bütün girişimi de yapmaya hazır olduklarını kaydetti.

   EDİ Genel Başkan Vekili Praksula Antoniadu Kiriyaku da Kıbrıs konusunda yaşanan son gelişmeleri ve görüşme sürecini değerlendirdiklerini ifade ederek, sürecin Kıbrıslıların görüşerek ülkeyi yeniden birleştirmesi için yeni ve önemli bir fırsat olduğunu söyledi.

   EDİ'nin Hristofyas'ın seçilmesine destek verdiğini de hatırlatan Kiriyaku, görüşme sürecinde iki lideri de destekleyerek iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı, BM karaları temelinde bir çözüme ulaşılması için cesaretlendireceklerini kaydetti.

   Kiriyaku, iki liderin halkların isteklerine cevap verme yükümlülüğü bulunduğunu da belirterek, en yakın zamanda ilerleme beklediklerini ve sürecin hızlanması adına yeni BM Özel Temsilcisinin atanmasını beklediklerini sözlerine ekledi.

KIBRIS 01/06/08

 

Talat'ın açıklamaları Rumları kızdırdı

Mahi gazetesi haberinde; Cumhurbaşkanı Talat'ın "Euronews" kanalına yaptığı açıklamaların Rum hükümeti tarafından "kabul edilemez" şeklinde nitelendirildiğini yazdı. Habere göre, konuya ilişkin açıklamada bulunan Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu; Cumhurbaşkanı Talat'ın ifade ettiği görüşlerin "kabul edilemez olduğunu" savundu. Cumhurbaşkanı Talat'ın Kıbrıs Rum tarafının açıklamalarından "sıkça şikâyetler dile getirdiğini, ancak onun da ne kendisine, ne iki toplum arasında güvenin inşa edilmesine ne de Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunmayacak açıklamalar yaptığını" iddia eden Stefanu, "Hem şikâyet ediyor hem de Kıbrıs sorununun özüne ilişkin kabul edilemez tezleri sıkça dile getirme arzusuna karşı koyamayıp güven inşa edilmesi amacına hizmet etmeyen çeşitli açıklamalarda bulunuyor" dedi.

   Stefanu; Cumhurbaşkanı Talat'ın "yerleşikler (TC kökenli vatandaşlar) olmadığına, Kıbrıs'ta iki halk bulunduğuna ve Kıbrıs'ta yeni bir ortaklığa ilişkin sözlerinin kabul edilemez olduğunu" iddia etti.

   "Kıbrıs'taki iki taraf arasında, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak iyi bir havanın olmasını gerçekten istediklerini" savunan Stefanu; "Bu yüzden Kıbrıs Rum tarafının karşılıklı suçlamalar oyunundan uzak durmakta ısrar edeceğini" ileri sürdü. Stefanu "İlkelere dayanan ve Kıbrıs'ı iki toplumlu, iki kesimli federasyon çözümü çerçevesinde yeniden birleştirecek bir çözümü desteklemeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu.

 

AKEL: Talat ortamı kutuplaştırmayı seçiyor

 

   Öte yandan gazete, Cumhurbaşkanı Talat'ın açıklamalarına AKEL'den de tepki geldiğini ve önceki gün AKEL'den yapılan açıklamada Talat'ın sözlerinin "kabul edilemez" olduğunun belirtildiğini yazdı.

   Habere göre AKEL açıklamasında; "Ne yazık ki Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat; çözümün temelinin iki toplumlu, iki kesimli ve BM kararlarındaki siyasi eşitliğe dayanan federasyon çerçevesinde olduğunun yinelendiği iki liderin görüşmesinin sadece birkaç gün sonrasında yeni kabul edilemez açıklamalarda bulunmuştur" ifadeleri yer aldı.

   Açıklamada; Cumhurbaşkanı Talat'ın "yerleşikler olmadığına ve iki halkın var olduğuna ve iki devlet arasındaki yeni bir ortaklığa değinmesinin, ancak iki toplumluluğa değinmemesinin gerekli olumlu ortamın oluşturulmasını dinamitlediği gibi gerekli ortak noktaların bulunması çabalarını da yaralamakta olduğu" savunuldu.

   Açıklamada ayrıca; çalışma gruplarında görüşmelerin devam ettiği bir sırada Cumhurbaşkanı Talat'ın "ortamı önceki günlerin ruhunun dışında kutuplaştırmayı seçmekte olduğu" iddia edilirken "Kıbrıs sorununun çözümünün BM kararları ve iki toplum lideri arasındaki anlaşmalar çerçevesinde olacağı" kaydedildi.

   AKEL'in açıklamasında buna ek olarak "Hedefin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, tek egemenliği, tek vatandaşlığı ve tek uluslararası temsiliyeti bulunan iki toplumlu, iki kesimli federal bir devlete dönüşmesi olduğu" da belirtildi.

 

DİKO: Talat, Türkiye'ye tam bağımlı

 

   DİKO partisinden Cumhurbaşkanı Talat'ın açıklamalarına ilişkin yapılan yorumda ise; "Talat'ın Türkiye'ye tam bağımlı olduğu" iddiasında bulunuldu. Habere göre DİKO'nun açıklamasında; Kıbrıs Rum tarafının gösterdiği "iyi niyete ve esnekliğe karşın Türk tarafının sahip olduğu uzlaşmazlığı terk etme yönünde hiçbir niyet ortaya koymadığı" savunuldu.

   Açıklamada; Cumhurbaşkanı Talat'ın Euronews'e yaptığı açıklamada yerleşikler, Türk askerinin çözümden sonra da adada kalması ve partenojenez gibi konulardaki açıklamalarına yönelik eleştirilerde bulunulurken; Talat'ın "Kıbrıslı Türklerin çıkarları temelinde bir politika izleyeceğini düşünenlere verdiği yanıtın, Türkiye'nin kendisine tam destek verdiğini söylemek olduğu" iddiası yer aldı.

   KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru da önceki gün konuya ilişkin açıklamasında Talat'ın açıklamalarını "kışkırtıcı" olarak nitelendirdi. Habere göre Omiru; Cumhurbaşkanı Talat'ın "yerleşiklerin Kıbrıslılaşmalarından bahsetmesinin, aldatmaca ve gerçek olayları çarpıtma olduğunu" iddia ederken gerek Talat'ın gerek Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın partenojenez konusunda görüşlerinin "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni dağıtmak ve iki kurucu devletçikten yeni bir ortaklık oluşturmak yönündeki amaçlarının değişmediğinin kanıtı olduğunu" savundu.

KIBRIS 01/06/08

 

Limasol'da, Yunan - İtalyan - Rum ortak AB tatbikatı yapılacak

Alithia ve diğer gazetelerde yer alan habere göre, AB'nin ESDP Savunma Programı çerçevesinde icra edilecek "Argonot Operasyonu", Limasol Liman alanında icra edilecek ve Rum güvenlik birimlerinin hazırlıklılık (hazır olma) durumu sınanacak. Bu kapsamda "Estia" (Odak/Yurt) planı da hayata geçirilecek.

   Haberde, "Evangelos Florakis"(Terazi'deki) Deniz Üssü'nde Perşembe günü icra edilecek "Estia" tatbikatının, üç senaryonun göğüslenmesi amacıyla planlandığı, bunların; Rum vatandaşlarının ülkeye geri dönmeleri, uluslar arası çatışma nedeniyle yabancı kişilerin konuk edilmesi, denizden ve "KKTC"den gelecek kaçak mültecilerin göğüslenmesi senaryoları olduğu belirtildi.

   Estia çerçevesinde uçak kazası, batan gezinti gemisi ve terörist faaliyet kazazede/mağdurlarının kurtarılması için arama-kurtarma çalışması da gerçekleştirilecek. Gazeteye göre Rum Sivil Savunma Teşkilatı Sözcüsü Hristofs Kiriakidis önceki gün düzenlediği basın toplantısında tatbikata İtalya, Fransa ve Yunanistan'ın uçar ve yüzer imkânlarıyla katılacaklarını, Rum tarafından ise RMMO askerleri, polis ve Rum Sivil Savunma Teşkilatı mensuplarının yer alacağını söyledi. Gazete Kiriakidis'in tatbikat için Güney Kıbrıs'ın 2006 Lübnan krizinden edindiği deneyimlerin de dikkate alındığını söyledi. Rum Sivil Savunma Teşkilatı'nın bu tatbikatta; yerel yönetim idaresiyle işbirliği içerisinde gıda/levazım, yerleşim ve tıbbi yardım görevini yerine getirecek ve buna paralel olarak; Rum İtfaiye Teşkilatı'yla birlikte, tatbikatın Genel Koordinasyon sorumluluğunu da üstlenecek.

Tatbikata İtalya'nın da katılacağı yalnız Alithia gazetesindeki haberde ifade edildi.

   Mahi gazetesinin haberinde, önceki günkü basın toplantısında, Rum Dışişleri Bakanlığı Dış Konular/SHENGEN sorumlusu Fedion Anastasiu'nun söylediklerine yer verildi. Tatbikatın koordinatörü de olan Anastasiu "Estia, kapsamlı ve büyük bir çalışmanın sonucudur ve ana hedefi; bölgemizdeki ciddi siyasi kriz veya silahlı çatışma nedeniyle yabancı uyrukluların topluca ülkemize gelişlerinin devlet birimleri tarafından koordineli şekilde yönetilmesi ve bu kişilere insanî yardımda bulunmaktır" dedi.

   Anastasiu; 2-6 Haziran 2008'de icra edilecek "Estia" (Odak) kod isimli tatbikat çerçevesinde "Argonot" kod isimli tatbikatın da icra edileceğini, bu tatbikatın son aşamasının 6 Haziran'da "Evangelos Florakis" Deniz Üssü'nde şu senaryoların canlandırılmasıyla gerçekleştirileceğini açıkladı: "Uçak kazası, arama-kurtarma, gezinti teknesinin-yelkenlinin batması, asimetrik tehdit-terör faaliyetleri."

   Fedion Anastasiu Argonot tatbikatına Kıbrıs Türk tarafından gelen tepkilerin sorulmasına karşılık, tatbikatın; askerî imkânların da katılımıyla gerçekleştirilecek insanî bir tatbikat olduğunu savundu, şunları söyledi:

   "Bilindiği gibi, ulusal felaketlerde bütün ülkelerde silahlı kuvvetler de kullanılır. Dolayısıyla Kıbrıslı Türklerin protestoları haksızdır. Tamamen insanî nitelikli bir tatbikattır, askerî değil. Senaryolar biliniyor, kesindir. Hiçbir senaryoda da askerî nitelik yoktur. Tatbikata Askerler, Sivil Savunma personeli ve Kıbrıs'ın polis kuvveti mensupları katılacak. Yetkili birimlerden çok sayıda kişinin katılacağı bir tatbikattır. Ancak sayının önemi yoktur. Önemli olan tamamen insanî nedenlerle gerçek tatbikatlar yapılacağıdır. Bu aşamaya yerel yönetimler katılmayacak."

   Simerini gazetesi haberi, "Argonot' Yarın Başlıyor - Tatbikatta Lübnan Krizi" başlığıyla yansıtırken; Fileleftheros gazetesi da "'Argonot İnsanî - Arama-Kurtarma-Tedavi -Kıbrıslıların Dışında Yunanistan ve Fransa'nın Uçar ve Yüzer İmkânlarının da Katılacağı Uluslar Arası Tatbikat" başlığını kullandı.

 

Stefanu: Egemen devlet olarak hakkımızdır

 

   Gazete, Rum Sözcü Stefanos Stefanu'nun; Argonot tatbikatına Türkiye ve KKTC'den gelen tepkilerin sorulmasına karşılık; "Kıbrıs Cumhuriyeti egemen devlet olarak işbirlikleri yapmak, geliştirmek, politikasına ve sivil savunmasına özen göstermek hakkına sahiptir" dediğini yazdı.

   Gazeteye göre, Talat - Hristofyas 23 Mayıs ortak açıklamasında yer alan "askerî güven yaratıcı önlemler" ifadesinin, "ortamın bozulmaması için tatbikatların iptal edilmesiyle mi" ilgili olduğunun sorulmasına karşılık da; "Bildiğim kadarıyla meseleler, başka ülkelerle yapılan tatbikatlarla ilgili değil" yanıtını verdi.

 

DİMİTRA tatbikatı 5-8 Haziran'da

 

   Yine Mahi gazetesi, Rum Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya dayanarak, "DİMİTRA 2008" kod ismini taşıyan büyük ölçekli askerî tatbikatın da 5-8 Haziran'da icra edileceğini bildirdi. Gazeteye göre, RMMO'nun komuta nezaret sisteminin hayata geçirilmesiyle ilgili olan bu tatbikatın sevk ve idaresini RMMO Genel Kurmaylığı yapacak. Güney Kıbrıs genelinde, iki aşama halinde icra edilecek tatbikata RMMO taktik kuvvetleri ve diğer birlikleri iştirak edecek. Bu çerçevede RMMO seferîleri ve milisleri birliklerine katılacaklar ve araçlar seferberliğe çağrılacak. Rum Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada yetkili olmayan kişilerin kendi güvenlikleri açısından tatbikatın icra edileceği alanlara girişlerinin kesin şekilde yasak olduğu da belirtildi.

KIBRIS 01/06/08

 

 

KKTC'de yaşayan İngilizler yaz festivali düzenledi

MEHMETÇİK VAKFI'NA BAĞIŞ... Etkinlikten elde edilen gelirin büyük bölümünün Mehmetçik Vakfı'na bağışlanacağı bildirildi. Kermesten elde edilecek gelirle ayrıca Lefkoşa ve Girne'deki bazı özel eğitim merkezleri ile St. Andrews Anglikan Kilisesi'ne de bağış yapılacak

   Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan KKTC vatandaşı İngilizler bu yıl ilk kez "The British Community Summer Fete" adı altında Girne'de yaz festivali düzenledi.

   Açılışını Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yaptığı, St. Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Michail Houston'a ait kilise evinin bahçesinde yer alan festival KTBK, GKK, Girne Belediyesi, Credit West, İktisat Bankası, 112 Acil Servis, Financial Management Associates Ltd. (FMA), Handyman ile Magic Touch adlı resmi ve özel kuruluşların sponsorluğunda gerçekleşti.

   Bazı yerli ticari kuruluşların da katkı koyduğu geniş katılımla gerçekleşen etkinlikte çocuklar için oyun alanları kuruldu, yiyecek içecek, giyim, kitap ve süs eşyaları satışı ile tombala çekilişleri yapıldı.

   Festival komitesi, etkinlikte, gelirinin büyük bölümü Mehmetçik Vakfına kalacağı bir de kermes düzenledi.

   Kermesten elde edilecek gelirle ayrıca Lefkoşa ve Girne'deki bazı özel eğitim merkezleri ile St. Andrews Anglikan Kilisesi'ne de bağış yapılacak.

   Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, Ortadoğu ile Kıbrıs Anglikan Kilisesi Başpapazı Michael Lewis, St. Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Michael Houston ile İngiliz ile Kıbrıslı Türklerden oluşan kalabalık bir grubun katıldığı festivalde, Denktaş, Başpapaz Lewis ile Papaz Houston kısa birer konuşma gerçekleştirdi.

 

Denktaş: Türk askerinin varlığından güven duyuyorlar

 

   Festival açılışında konuşan Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş güzel bir etkinlikte bulunmaktan duyduğu mutluluğu ifade ederek, festivali düzenleyenleri kutladı.

   Konuşmasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1974 yılında adaya gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtı'nda BBC'nin adada yaşayan İngilizlere; "Türk Ordusu etrafınızda iken kendinizi güven içinde hissediyor musunuz?" şeklinde yönelttiği soruya; "kesinlikle evet" cevabı verildiğini hatırlatan Denktaş, önemli olan noktanın geriye değil geleceğe bakmak olduğunu söyledi.

   Denktaş, kermesten elde edilecek gelirin bir kısmının askere bağışlanacağının açıkladığını, bunun da güvenin bir ifadesi olduğunu belirtti.

   Türk askerinin varlığının, KKTC'de yaşayan yabancılara olduğu kadar kendilerine de güven verdiğini vurgulayan Denktaş, beklentilerinin, zaman içerisinde dünyanın, Kıbrıs'ta Rumlara denk, ekonomik açıdan ilerlemek isteyen bir halk olduğunu anlaması olduğunu kaydetti.

   Dün bir gazetede yer alan Türk Ordusu'yla ilgili benzer haberin kendisini oldukça memnun ettiğini dile getiren Denktaş, Kıbrıs'ta yaşayan dost İngilizlerin Kıbrıslı Türklerle aynı bakış açısına sahip olmalarını görmenin sevindirici olduğunu kaydetti.

   Rauf Denktaş, ekonominin ilerlemesinde askerin de büyük katkısı olduğuna işaret etti.

   Denktaş şunları da söyledi:

   "Türk Ordusu'na teşekkürlerimizi sunuyoruz. Kendimizi onlar sayesinde emniyette hissediyoruz. Sanırım bu organizasyon, Kıbrıs'ın Kuzeyi'nde yaşayan İngilizlerin kendilerini Kıbrıslı Türklerin bir parçası olarak gördükleri ve aynı değeri taşıdıklarını gösteriyor. Biz de aynı şekilde düşünüyoruz. Dünya tarafından demokratik ve güvenli bir ülke olarak görülmemiz ile birlikte tanınmamız açısında da büyük bir kazanımsınız."

   Denktaş'a, kermese katılmasının anısına bir hediye takdim edildi.

           

Lewis: Festival güzel bağlar kurulmasını sağladı

 

   Ortadoğu ile Kıbrıs Anglikan Kilisesi Başpapazı Michael Lewis da yaptığı konuşmada, St. Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Houston'u güzel bir etkinlik düzenlediği için kutlayarak, festivalin ülkede yaşayan halk ile İngilizler arasında güzel bağlar kurulmasını sağladığını söyledi.

 

Houston:  Bir arada bulunmaktan mutluyuz

 

   St. Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Michael Houston, bu yıl ilk kez düzenledikleri yaz festivalinde bir arada bulunmaktan duyduğu mutluluğu ifade ederek, katkıda bulunan tüm kurum kuruluş ve kişilere teşekkürlerini sundu.

   Kermese katılanlar, düşüncelerini aktarırken, KKTC'de yaklaşık 12 bin İngiliz yaşadığını belirterek, etkinliğin, yabancıların yerli halkla iç içe olduğunu gösterdiğini belirtti.

   KKTC'de yaşayan yabancıların, Rumların iddia ettiği gibi, Mehmetçik'ten korkmadığını, askerin varlığından güven duyduğunu kaydeden katılımcılar, kermesten elde edilecek gelirin bir kısmının Mehmetçik Vakfına bağışlanacağını duyunca çok heyecanlandıklarını dile getirdi.

     

Tatbikata da katılmışlardı

 

   Söz konusu İngilizlerin arasında, başlangıçta Güney Kıbrıs'a yerleşen ve 23 Nisan 2003'te sınır kapılarının açılmasının ardından KKTC'de yaşamayı tercih edenler de var.

   KKTC'de yaşayan İngilizlerden yaklaşık 500 kişilik bir grup, geçen yıl yapılan TOROS-2007 tatbikatının halka açık icra edilen bölümünü de izlemişlerdi.

   Kıbrıs'ta yeni bir çözüm sürecinin yaşandığı bugünlerde, bazı Avrupa Birliği (AB) sözcülerinin ''TSK adadan çekilirse çözüm kolaylaşır'' iddialarına rağmen, AB vatandaşı olan ve KKTC'de yaşayan İngilizlerin, AB sözcülerine ders verecek ve adadaki gerçekleri gözler önüne serecek şekilde Mehmetçik Vakfına bağış yapmaları ''anlamlı'' bulundu.

KIBRIS 01/06/08

 

Christofias tops poll
By Jacqueline Theodoulou

PRESIDENT Demetris Christofias has topped the popularity polls, with the majority of the public saying they felt ‘positive’ about the new government.

The polls, made public yesterday, showed that 78 per cent of Cypriots felt positive about Christofias’ first few months in presidency.

Leading party AKEL yesterday expressed its satisfaction at the outcome, with party spokesman Andros Kyprianou saying it was indicative of the new President’s policies in the Cyprus problem but also internal affairs.

But he added that there was still a lot of hard work to be done in order to maintain the public’s positive opinion.

“We have made promises to the people and we will try to keep these promises for the duration of the five years to prove that we truly are a different government,” said Kyprianou.

AKEL deputy Nicos Katsourides, who was yesterday asked to comment on the fact that 28 per cent of the public supported a two-state solution to the Cyprus problem, said this was worrying but added that in last year’s polls, this percentage was higher.

“We need to fight this wrong impression, which some of our fellow Cypriots have that the two-state solution is a viable solution,” said Katsourides.

DISY leader Nicos Anastassiades also expressed his satisfaction over the opposition’s standing of 53.3 per cent in the poll. He said it showed DISY exercised its opposition duties responsibly, consistently and with credibility.

Anastassiades said the polls showed a tendency to accept, on the one hand Demetris Christofias’ leadership, and on the other the responsible stance of the official opposition.

78 per cent of those asked evaluated the first few months of Christofias’ government as positive, in the Cyprus problem but also internal issues.

According to a survey by CMR CYPRONETWORK, 40 per cent of those asked were very positive about the new president, 38 per cent positive, 13 per cent mediocre and six per cent were negative or very negative.

In regards to his handling of the Cyprus problem, 41 per cent of the interviewees viewed latest developments as ‘positive’ or ‘very positive’, 26 per cent mediocre and 20 per cent ‘negative’ or ‘very negative’.

Regarding the general policy of the government, 53 per cent of those asked said they felt positive about it, while just seven per cent were not impressed.

A poll by research and consultancy firm Metron Analysis showed that the level of satisfaction for the new government reached 59.1 per cent and the level of satisfaction for the opposition reached 53.3 per cent.

The solution of a unified Cyprus with the co-leadership of the two communities is preferred by Cyprus society, with 65.4 per cent of those asked opting for it and 28 per cent preferring a two-state solution

The view that Demetris Christofias was the last chance for a solution to the Cyprus problem was supported by 53.4 per cent.

Regarding the popularity of political figures, Christofias came first with 87.6 per cent, House President Marios Garoyian came second with 62.2 per cent and Anastassiades followed with 56.8 per cent.

CYPRUS MAIL 01/06/08

 

DISY welcomes DIKO dissidents
By Andreas Avgousti

AS LONG as President Demetris Christofias’ handling of the Cyprus problem points towards a way forward, then opposition DISY will continue to support him, the party President said yesterday.

DISY President, Nikos Anastassiades, who was addressing the party’s first post-election, high-level convention in Nicosia yesterday, did issue a disclaimer, however. DISY’s support should not be perceived either as a weakness or as a blank cheque to the government, he warned.

“It is well-known that our support for President Christofias was, and is, not given in return for any reward of sorts. Ours is a selfless and patriotic stance which emanates from the historic responsibility we have towards our homeland,” he said.

As a Greek Cypriot leader addressing the Turkish Cypriots, Anastassiades said that it was time “we worked in unison to transform” Cyprus into a land of prosperity for all.

“We will continue to be in conversation with all of the Turkish Cypriot parties, giving the message that we have to leave the divisive past behind us, learn from our mistakes and build for the future,” he said.

He also expressed the hope that Christofias would soon upgrade the National Council’s integrity, reliability and rules of operation.

DISY had opted out of participating in the National Council during the last years of the Tassos Papadopoulos administration.

However, it was not only the National Council that needed reform; DISY did too.

Anastassiades spoke about the need to modernise DISY procedures and suggested that a Presidential Council be activated, an Institute for Environmental Studies be founded and a Culture Foundation be instituted.

He moved on to welcome the decisions by the European Democrats and the Free Citizens Movement to be absorbed into DISY.

DISY’s broad political appeal is revealed by an overview of the party’s continuing alliances and personalities it has attracted to join its ranks, he said.

The Popular Socialist Movement has also decided to continue working with DISY under the ‘Social Alliance’ movement, while former Nicosia mayors Lellos Demetriades and Michalakis Zambelas have now both entered a ‘special relationship’ with the party.

Other converts include former presidential candidate and United Democrats man Costas Themistocleous, former DIKO MPs Stavros Ambizas and Paris Lenas as well as DIKO’s legal counsellor Yiannis Ioannou.

The DISY leader cited the enrolment of 2,050 new members over the past two months as evidence of the party’s increasing prospects.

Finally, Anastassiades thanked all those who did their utmost to support of DISY’s presidential candidate Ioannis Kasoulides in the last February elections.

He made special reference to the youths behind the effort, who successfully managed to “fly over 13,000 voters from abroad, a number which had since been unheard of by Cypriot presidential election standards”.

CYPRUS MAIL 01/06/08

 

 

Kıbrıs Rum Kesimi’nde kanserojen süt alarmı

Kıbrıs Rum Kesimi’nde, kanserojen afla-toksin maddesi içerdiği tespit edilen onlarca ton süt imha edildi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 16:19 TSİ 02 Haziran 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Kesimi’nde tonlarca sütün kanserojen madde içermesi yetkilileri alarma geçirdi. Şu ana kadar 75’ten fazla çiftlikte kanserojen madde içeren süt tespit edildi ve yaklaşık 170 ton süt imha edildi. Tonlarca hellim peyniri ve diğer süt ürünlerine de analiz yapmak üzere tedbir amaçlı el konuldu.

Rum yetkililerse, afla-toksinli sütlerin piyasaya sürülmediğini savunuyor ve tüketicileri, bu ürünleri çekinmeden satın almaya çağırıyor.

Yetkililer, afla-toksin içeren sütler konusunda Hindistan’dan gelen yemlerden şüpheleniyor. Çünkü Hint yeminden alınan numunelerde yüksek oranda afla-toksine rastlandı.

Rum Yönetimi Tarım Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Hindistan’dan gelen yemlerin tavuk çiftlikerinde de kullanılmış olabileceği ve bu yüzden en kısa zamanda tavuk etlerinde de afla-toksin incelemesi yapacaklarını duyurdu. Ayrıca bakanlık yetkilileri, olayın sorumlularının belirlenmesi halinde, isimlerinin kamuya duyurulacağını belirtti.

 

İsim değil içerik önemli

"İKİ KURUCU DEVLET, SİYASAL EŞİTLİK, TEK ULUSLARARASI KİMLİK"... Başbakan Soyer, haziran ayında iki liderin karşılıklı görüşmelere başlayacağını anımsatarak, "İki kurucu devlet, eşit statü ve eşit konumda, siyasi eşitliğe dayalı, tek uluslararası kimliği olan bir çözüme ulaşılması için gerekeli mücadele gösterilecektir" dedi. Kurulacak devletin isim konusunun önemli olmadığını, önemli olanın içerik olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, içerik yerine oturduktan sonra biçimin oluştuğunu, bu nedenle esas olanın içerik olduğunu söyledi

 "KAZANIMLARIMIZI SAĞLAM KAZIĞA BAĞLAMAMIZ GEREKİR"... Kıbrıs Türk halkının 1974'ten sonra gerek siyasi, gerek kültürel, gerekse de hukuki alanlarda elde ettiği kazanımlarını uluslar arasının kabul edeceği bir konuma getirmenin ivedi olarak ele alınması gereken bir nokta olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, "Kazanımlarımızı sağlam bir kazığa bağlamamız gerekir. Eğer bu olmazsa bizi bekleyen bir tehlike var. Nasıl ki 1999 yılında başımıza, Helsinki kararı gibi bir felaket geldi yine böyle bir sıkıntı yaşayabiliriz" diye konuştu

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın "Yeni ortaklığı kabul etmeyiz" açıklamasına gönderme yaparak, kurulacak devletin isminin değil, içeriğinin önemli olduğunu söyledi.

Soyer, haziran ayında iki liderin karşılıklı görüşmelere başlayacağını anımsatarak, "İki kurucu devlet, eşit statü ve eşit konumda, siyasi eşitliğe dayalı, tek uluslararası kimliği olan bir çözüme ulaşılması için gerekeli mücadele gösterilecektir" dedi. Kurulacak devletin isim konusunun önemli olmadığını, önemli olanın içerik olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, içerik yerine oturduktan sonra biçimin oluştuğunu, bu nedenle esas olanın içerik olduğunu bildirdi.

Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununda yeni bir süreç yaşandığını, yeni bir sayfa açıldığını belirterek, bu yeni sürecin çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. CTP-BG'nin gücünü her zaman koruduğunu ifade eden Başbakan Soyer, "CTP-BG daima hayatın ihtiyaçlarına dönük olarak kararlar üretiyor ve her zaman kendini geliştirecek güce sahiptir" dedi.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki Kanal 24 televizyonunda yayınlanan haber programına katılarak Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.

Kıbrıs konusunda yaşanan süreci ve son gelişmeleri özetleyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bu gelişmelerin önemli politik bir avantaj sağladığını, bu avantajın iyi bir şekilde değerlendirilerek bir an önce Kıbrıs sorununa eşitlik çerçevesinde bir çözüm bulunmasını sağlamanın önemli olduğunu söyledi.

Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıs'taki iki halkın yanı sıra, Türkiye ve Yunanistan'a da yarar sağlayacağını dile getiren Başbakan Soyer, 21 Mart'ta Kıbrıs konusunda başlatılan sürecin iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Başbakan Soyer, Rum yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos'un Kıbrıs sorununu AB'ye kaydırmaya çalıştığını ancak görüşmelerin Birleşmiş Milletler zemininde başladığını ve bunun da ayrı bir önem taşıdığını belirtti.

Ortak yaşamda kolaylık sağlayacak konular

21 Mart'tan sonra oluşturulan çalışma gruplarının yararlı işler yaptığını anlatan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çalışma gruplarının günlük hayatın ihtiyaçlarına cevap verecek çalışmalar yaptığını ve bu çalışmaların ortak bir yaşamda kolaylık sağlayacak konular olduğunu vurguladı.

Ortaya çıkan yeni oluşumdan sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Avustralya Dışişleri eski bakanını Kıbrıs'a temsilci atayacağı yönündeki haberlere dikkati çeken Başbakan Soyer, "Bu açıklama, görüşme sürecinin başlamasının kaçınılmaz olduğunu ortaya koydu. İki liderin sonuca ulaşıncaya kadar görüşmelere kesintisiz devam edeceği demektir. Olumlu ya da olumsuz iki lider bir sonuca varıncaya kadar görüşmelere devam edecek" dedi.

"Ermeni Anıtı yanlış"

Güney Kıbrıs'ta açılan Ermeni Anıtı konusuna da değinen Başbakan Soyer, bu atılan adımın yanlış olduğunu ve bu karardan hem Kıbrıs Türk halkının, hem de Türkiye'nin rahatsızlık duyduğunu kaydetti.

Başbakan Soyer, şöyle konuştu:

"Eğer böyle bir olay olmuşsa bu da bir başka olayı gündeme getirir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Anadolu Ermeni I. Ordusu Gazimağusa'nın Boğaz bölgesinde eğitim alıyor ve aldığı eğitimle Türkiye ile savaşıyordu. Bu ordu, burada yaşayan halka çok ciddi sıkıntılar yaşattı. Bunlar hiç hesaba katılmıyor. Tek taraflı olarak bu olayı ele almak hiç doğru değil. Bu meseleyi kazımak, değil usulü ile aşmak, çözmek lazım. Anadolu Ermeni I. Ordusu'nun, Kıbrıs halkına yaptıkları, araştırmacılar tarafından belgelensin ki tüm gerçekler ortaya çıksın."

Kıbrıs konusunda gelinen süreçten kopmasına dönük oyunlara gelinmemesini de isteyen Başbakan Soyer, tarihin unutulmadığını ancak tarihin hesaplaşmalarının geleceği ve ileriye dönük adımları engellememesi gerektiğini vurguladı.

Soyer, Kıbrıs Türklerini anlamanın, Kıbrıs Türk halkının, Türkiye'ye olan bağlılığın ve sevgisinin kabul edilmesinden geçtiğini belirtti.

AB içinde eşitlik

Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'ın dünya siyaseti içerisinde önemli bir aktör olan AB'de yer aldığını ve bu oluşum içerisinde temsil edildiğini belirterek, Kıbrıs Türk halkının da AB'de Rumlar kadar eşit bir şekilde yer almasının sağlanması gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs Türk halkının 1974'ten sonra gerek siyasi, gerek kültürel, gerekse de hukuki alanlarda elde ettiği kazanımlarını uluslar arasının kabul edeceği bir konuma getirmenin ivedi olarak ele alınması gereken bir nokta olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, "Kazanımlarımızı sağlam bir kazığa bağlamamız gerekir. Eğer bu olmazsa bizi bekleyen bir tehlike var. Nasıl ki 1999 yılında başımıza, Helsinki kararı gibi bir felaket geldi yine böyle bir sıkıntı yaşayabiliriz" diye konuştu.

UBP-DİSİ görüşmesi

UBP-DİSİ görüşmesine de değinen Başbakan Soyer, yıllar önce bu tür görüşmelerin yapılması gerektiğini ancak yine de bu görüşmenin olumlu bir gelişme olduğunu kaydetti..

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, görüşme sonrasında DİSİ Genel Başkanı'nın Güney'de ana muhalefet partisi olarak Kıbrıs konusunda Dimtiris Hristofyas'ı desteklediğini söylediğini anımsatarak, ana muhalefet partisi UBP'nin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı desteklemediğini kaydetti.

UBP Genel Başkanı'nın DİSİ Genel Başkanı'na, Kıbrıs Türk halkına yönelik söylemlerinden farklı söylemlerde bulunduğunu anlatan Başbakan Soyer, "Bizim bildiğimiz insan her yerde aynı söyler. Amerika'da da ülkesinde de ne konuşursa hep aynı olur. Bize söylediklerini neden DİSİ Genel Başkanı'na söylemedi?" diye sordu.

CTP-BG'nin gücünü kaybettiği söylemlerini de eleştiren Başbakan Soyer, CTP-BG'nin, hayatın ihtiyaçlarına dönük olarak kararlar üretmesi nedeniyle kendini geliştirecek güce sahip olduğunu vurguladı.

Konuşmasının sonunda LAÜ'deki grevlere de değinen Başbakan Soyer, suların durulduğunu ve artık sağlıklı düşünerek diyalog kurma zamanı olduğunu söyledi.

KIBRIS 02/06/08

 

 

 

Anadolu hâlâ Nâzım'ı bekliyor

Anadolu hâlâ Nâzım'ı bekliyor

Nâzım Hikmet solda Orhan Kemal sağda.

03/06/2008 RADIKAL

 

Nâzım Hikmet 45 yıl önce bugün öldü. Vasiyeti Anadolu'da köy mezarlığına gömülmekti, gerçekleşmedi 

İSTANBUL - Dünyaca tanınan şairimiz Nâzım Hikmet Ran bundan tam 45 yıl önce bugün 3 Haziran 1963 sabahı gazetesini almak için dışarı çıktığında kalp krizi geçirdi, yaşamını yitirdi. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı geldi. Moskova'da Novo-Deviçye Mezarlığı'na gömüldü.

O Türkiye'de birçok davadan yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Yıllarca memleket hasreti çekti.

 

 

Vasiyeti Anadolu'da bir mezarlığa gömülmekti

Vasiyetini şu şiirle mısralara döktü:

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, kurtuluştan önce yani,

Alıp götürün

Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni.

Hasan beyin vurdurduğu

Irgat Osman yatsın bir yanımda

Ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp

Kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,

Seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,

Tarlalar orta malı, kanallarda su

Ne kuraklık, ne jandarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,

Toprağın altında yatar upuzun, kara dallar gibi ölüler,

Toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemişim ben

Daha onlar düzülmeden,

Duymuşum yanık benzin kokusunu

Traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komşulara gelince, Ayşe’yle ırgat Osman büyük hasreti sağlıklarında

Belki de farkında bile olmadan

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,

-öyle gibi de görünüyor-

Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni

Ve de uyarına gelirse,

Tepemde bir de çınar olursa

Taş maş da istemez hani...

 

Söz başka eylem başka

Nâzım Hikmet'in yeniden vatandaşlığa alınması ve Moskova'daki mezarının Türkiye'ye getirilmesi tartışmaları yıllardır devam etti. Nâzım'a iltifatlar yağdıran siyasilerin söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmadı. MHP'nin ölen genel Başkanı Alpaslan Türkeş, partisinin 1994'teki kurultayında Nâzım Hikmet'in "Kurtuluş Savaşı Destanı"ndan bir bölüm okumuştu. Süleyman Demirel, Kasım 1999'da Cumhurbaşkanı olduğu dönemde AGİT' in İstanbul zirvesinin kapanış konuşmasında, Nâzım Hikmet'in "Hasret" şiirine atıfta bulunarak, "AGİT bölgesinin her köşesindeki insanların bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi birleşmiş ve bütünleşmiş yaşayabileceği güne kadar bu amaç uğruna çalışmalıyız" dedi. Geçen yasama döneminde Başbakan Yardımcısı olan Abdüllatif Şener, Nâzım'ın mezarı ile ilgili olarak "Hukuki bir engel olup olmadığını bilmiyorum, ama Nâzım'ın arzusu mezarının Türkiye'ye getirilmesi yönünde" demişti. Şener, Nâzım'ın yazdığı 'Tuna Üstüne Söylenmiştir' şiirini ezbere okumuştu. Yine o dönemin Başbakan Yardımcısı şimdinin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin ise "Nâzım Hikmet'in savunduğu düşünceleri Türkiye'de savunmak artık suç olmaktan çıktı." diye konuşmuştu. AKP Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz, Nâzım Hikmet'in 'Vatan Haini' adlı şiirini okuyan Muğlalı öğrencinin gözaltına alınmasını aynı şiiri Meclis kürsüsünde okuyarak protesto etmişti.

2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır tartışılmakta olan Nazım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nâzım Hikmet'i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti.

Umut yargıda

Şarin vasiyetinin gerçekleşmesi için umut yargıya kaldı. Kemal İnebolu adlı vatandaşın, şair hakkındaki kararın iptali istemiyle açtığı davayı, İnebolu'nun davacının taraf olmadığı gerekçesi ile reddetti. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu ise Aralık 2005'te Danıştay 10. Dairesi'nin kararını bozdu. Genel Kurul, Nâzım'ın şiirde yeni yollar açarak geçmiş ve gelecek yüzyıllarda ebediyen yaşayacak bir klasik olduğunu açıklayarak, "Nâzım Hikmet'in dünya çapında kabul görmüş bir sanatçı olması nedeniyle bir vatandaş olarak davacının taraf olma ehliyeti vardır" dedi. Dava halen devam ediyor. (Radikal)

 

 

Anadolu hâlâ Nâzım'ı bekliyor

Anadolu hâlâ Nâzım'ı bekliyor

Anadolu hâlâ Nâzım'ı bekliyor

Anadolu hâlâ Nâzım'ı bekliyor

Anadolu hâlâ Nâzım'ı bekliyor

 

 

Initial tests give all clear for milk
By Alexia Saoulli

THE HEALTH Minister said yesterday that preliminary tests on pasteurised milk had shown that carcinogenic aflatoxin levels were within permissible levels.

Samples taken from local ice cream had also come back clean, while tests on other dairy products on the market were still pending.

Agriculture Minister Michalis Polynikis, who assured consumers the government was doing everything to trace the root of the problem from the animal feed right up to production, said the aflatoxin found so far in the samples taken were within permissible levels.

Polynikis was speaking to reporters following a three-hour meeting at the Agriculture Ministry with all relevant services including the state lab, the health services, the agriculture department and the milk industry organisation.

Polynikis said that from the 54 out of 230 dairy farms that had initially tested positive for aflatoxins “we have seen a gradual reduction and a few moments ago I was informed that all without exception are under the permissible limit.”

He added that scientists had examined 14 production units that were taking milk from the 54 contaminated farms. In the three that were producing pasteurised milk, as well as in another eight units, zero aflatoxin levels were found, while three other units had borderline levels and were being submitted to further tests.

Asked if there was any guarantee that contaminated products had not made it onto the market, he said: '' All pasteurised milk going onto the market is checked and we have not found any problematic samples.”

Last week, elevated levels of aflatoxin M1 were found in milk at dairy farms across the island. The infected milk is believed to have been produced after cattle ingested imported animal feed already contaminated with the toxin.

With the aflatoxin found through routine checks that test for the specific toxin every three or four months, the concern is that a contaminated animal feed batch may have been fed to the animals and found its way into the system before it was detected.

Animal feed importers have blamed farmers for failing to store the food properly, allowing the toxin, which is often present in the feed at acceptable levels, to accumulate. But the Cattle Farmers’ Association yesterday denied their members were to blame and demanded compensation for loss of revenue from the Agriculture Ministry. The association also demanded that authorities pinpoint the guilty batch soon so that they could know where the problem had originated from.

The latest health scare is expected to hit the industry hard as consumers are already afraid to purchase local dairy products including milk and by-products.

Meanwhile, investigations yesterday forked in two directions. One, to trace the source of the imported animal feed and two, to determine to what extent milk contaminated with aflatoxin had been used to process dairy products.

Four tonnes of milk have been withheld pending further tests for aflatoxin levels, as have 3,700 kilos of dairy products and all suspect batches of animal feed.

Veterinary Services head Charalambos Kakoyiannis said the 3,700 kilos of dairy products had been seized for “clearly preventative reasons”.

He said the suspect products concerned halloumi with borderline levels of aflatoxin. The batch was found after samples were tested from 35 batches of dairy products.

Kakoyiannis assured consumers that if any of the products tested positive for elevated levels of aflatoxin during a second round of tests, they would be immediately destroyed.

“They will be destroyed. There is no doubt about it. There is no way they will get out on to the market and consumed,” he said.

The head of Public Health Services George Giorgallas also confirmed the health services had extended their inspections to all dairy products on the market including pasteurised milk, ice cream, feta cheese, halloumi and anari.

Meanwhile, tests at poultry and pig farms were also launched yesterday to ensure none of the contaminated animal feed had ended up there. Chicken and pig farmers reacted strongly to the tests, claiming no one had officially informed them about why their farms were being inspected and that the only information they received was from news reports.

CYPRUS MAIL 03/06/08

 

Christofias sends delegation to funeral of Turkish Cypriot missing since 1963
By Simon Bahceli

THE ATTENDANCE of President Dimitris Christofias’ representative Vasos Georgiou and other Greek Cypriots at Saturday’s funeral of Mustafa Arif, one of several hundred Turkish Cypriots missing since intercommunal clashes in the 1960s, will go a long way to healing the long-standing rift between Greek and Turkish Cypriots, Arif’s son Kutlay Erk said yesterday.

Erk, north Nicosia’s former mayor and special representative to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, says his father went missing from Nicosia Central Hospital in December 1963 after being abducted by suspected EOKA fighters. He had suffered a heart attack and was receiving treatment at the hospital at the time. His whereabouts were unknown for nearly 45 years until his remains were discovered just months ago during excavations led by the UN’s Committee for Missing Persons (CMP) in the Nicosia district of Strovolos.

“We were most happy to see Vasos and other Greek Cypriot friends at the funeral,” Erk told the Cyprus Mail yesterday, adding that Christofias had wanted to attend the funeral himself, but had been unable to because of other engagements.

Erk said he believed the attendance of Greek Cypriots at the funeral “gave momentum” to the growing peace movement on the island sparked by the election of Christofias earlier in the year.

“Their attendance will help to inform people of what happened in Cyprus and advances peace,” he said, adding that he believed his father would have been happy that his funeral had become “a symbol of reconciliation”.

The former mayor said that although his father had been killed by Greek Cypriots, his mother, who is also no longer alive, “never held any animosity towards Greek Cypriots in general, and had only ever held EOKA responsible for his death”.

“What we have experienced is a result of fanaticism, but the funeral has become a symbol for those Greek and Turkish Cypriots wanting to work together for peace,” he told the Mail.

Erk believes that Cyprus is now close to reunification, “because there now exists a true will for peace among both communities”.

“The fact that my friend Mr Christofias sent an envoy to my father’s funeral shows this to be the case.”

The funeral, which included no military fanfare, was also attended by Turkish Cypriot leader Talat, ‘prime minister’ Ferdi Sabit Soyer, and several other members of the north’s administration.

CYPRUS MAIL 03/06/08

 

Downer still undecided on Cyprus job

FORMER Australian Foreign Minister Alexander Downer is still undecided on whether to take up a position with the United Nations as a Special Envoy for Cyprus or stay in local politics, he said.

Last month it was revealed that Downer was in discussions with the UN as a possible UN Special Envoy for Cyprus.

He described the news leak as ''unfortunate'' but not serious, adding that discussions about the job were still ongoing.

''If they decide they want me to do a job for them, then I'll decide one way or the other then,'' Downer told the Nine Network.

''It is only a part-time job. That's the first thing. It's not a full-time job and secondly, yes intellectually it would be very interesting,” he remarked.

He said the Cyprus problem had remained unresolved since 1974. “But that, of course, illustrates the point: it's a very difficult and complex issue to resolve,” he said.

The former Australian diplomat said his taking up the job was a possibility for him, “but I'm sure they'll be considering other people as well,” he added.

There has been no UN special envoy for Cyprus since Peruvian diplomat Alvaro de Soto left the post in 2004 after Greek Cypriots rejected the Annan plan.

Taye-Brook Zerihoun, the UN Special Representative in Cyprus said last week the procedure at the UN is to identify possible candidates for the Cyprus job, and contacting them to find out if they were available was under way.

He confirmed one of the people that had been approached was Downer.

CYPRUS MAIL 03/06/08

 

 

Londra Belediye Başkanı vekillikten istifa ediyor

 

4 Haziran, 2008 15:06:00 (TSİ) CNN TURK

 

İngiltere'nin başkenti Londra'da İşçi Partisi'nden rakibi Ken Livingstone'ı yenerek Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Türk asıllı politikacı Boris Johnson, milletvekilliği görevinden istifa edeceğini açıkladı.

Muhafazakar Parti'nin Henley milletvekili olan Johnson, milletvekilliği görevinden istifa etme kararını belediye başkanı olarak düzenlediği ilk basın toplantısında açıkladı.
 
Londra Belediye Başkanlığı seçiminden önce seçmenlerine bu yönde söz veren Johnson, 2001 yılından bu yana temsil ettiği Henley bölgesindeki seçmenlerinden ayrılmanın kendisine çok zor geleceğini söyledi.
 
Johnson, milletvekilliğinden istifa kararına gerekçe olarak, "Londra belediye başkanı olarak kendisini bekleyen görev ve sorumluluğun büyük olmasını" gösterdi.

 

 

Güney'den iyi niyet jesti

DOSYALAR GERİ ÇEKİLDİ... Rum yönetimi, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yapacağı mali yardım çerçevesinde projelendirilen 10 milyon Euro değerindeki 8 ihalenin feshedilmesi için Avrupa Adalet Divanı'nda açtığı davaların dosyalarını geri çektiğini açıkladı. Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, ihalelerde kullanılan ifadelerin, Kuzey kesiminin tanındığını ima etmeyecek şekilde değiştirildiğini söyledi

KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI'NDAN AÇIKLAMA BUGÜN... Stefanu, Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklere mali yardım koşulunu, "ayrı bir devlet mevcudiyetinin bulunduğunu göstermeyecek şekilde" hafifletmek istediğini ifade etti. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, AB ile Rum yönetiminin üzerinde mutabakat sağladığı metni henüz incelemediklerini, incelemelerinin ardından bugün konuyla ilgili açıklamada bulunabileceğini ifade etti

Rum yönetiminin, AB'nin Kıbrıslı Türklere yapacağı mali yardımın bir bölümünü engellemek amacıyla başlattığı yasal işlemleri iptal ettiği bildirildi

Buna göre, Rum yönetimi, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yapacağı mali yardım çerçevesinde projelendirilen 10 milyon Euro değerindeki 8 ihalenin feshedilmesi için Avrupa Adalet Divanı'nda açtığı davaların dosyalarını geri çektiğini açıkladı.

Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, ihalelerde kullanılan ifadelerin, Kuzey kesiminin tanındığını ima etmeyecek şekilde değiştirildiğini söyledi.

Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, toplam 10 milyon Euro değerindeki 8 ihalenin feshedilmesi için Avrupa Adalet Divanında açılan davalarla ilgili dosyaların geri çekildiğini söyledi.

"Tartışmalı ihalelerde kullanılan ifadelerin, Kuzey kesiminin tanındığını ima etmeyecek şekilde değiştirildiğini" savunan sözcü, Rum kesiminin Kıbrıslı Türklere mali yardım koşulunu, "ayrı bir devlet mevcudiyetinin bulunduğunu göstermeyecek şekilde" hafifletmek istediğini ifade etti.

Söz konusu 8 ihale, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yönelik onayladığı 259 milyon Euro'luk kaynağın bir bölümünü oluşturuyor.

Erçakıca: Metni henüz incelemedik

Bu arada konuyla ilgili BRT'ye bilgi veren Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Avrupa Birliği ile Rum Yönetimi'nin üzerinde mutabakat sağladığı metni henüz incelemediklerini söyledi.

Erçakıca, metni incelemelerinin ardından bugün konuyla ilgili açıklamada bulunabileceğini ifade etti.

KIBRIS 04/06/08

 

Cyprus withdraws legal appeals against EU aid for north
By Jean Christou

CYPRUS has withdrawn eight appeals to the European Court of Justice against the EU financial aid package to the Turkish Cypriot side, Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday.

The cases were filed by Cyprus to the Court of First Instance at the European Court of Justice over the involvement of Turkish Cypriot ‘state’ organs in tenders for projects under the €259 million financial aid package.

Negotiations have been going on with the EU for months to find a compromise formula that would not jeopardise the financial aid package but at the same time would also halt any notion of recognition of the breakaway state in the north.

Had the cases not been withdrawn, they would have endangered the aid package because the tenders would have had to be cancelled.

Stefanou said yesterday the government had decided to withdraw the appeals to facilitate the disbursement of the aid in a way that would not constitute political recognition of the ‘TRNC’.

“The Turkish Cypriot community had been presented as a third country in the invitation for tenders,” Stefanou said.

However, he said the Commission had now amended the text, and it no longer included any reference, which could equate the Turkish Cypriot community as a country.

“The amended text clarifies that in Protocol 10 of the Accession Treaty of 2003 the Turkish occupied areas of Cyprus are referred to as areas of the Republic of Cyprus on which the government of the Republic of Cyprus does not exercise effective control,” said Stefanou.

He said that as a result, the Attorney-general had recommended that Cyprus withdraw its appeals.

EU officials warned in March that the legal cases could bring down the entire financial aid programme for the north if Nicosia won the Court of Justice battle.

The Turkish Cypriot side would then lose the money because EU money not spent is lost.

The financial aid projects for the north include a waste management project, a feasibility study for the rehabilitation of the Lefka copper mine, financial support for the Committee for Missing Persons, traffic safety management, and demining in the buffer zone.

CYPRUS MAIL 04/06/08

 

President heads to UK to meet Prime Minister
By Stefanos Evripidou

Britain says it is not interfering in the Cyprus issue
BRITAIN IS not interfering in efforts for a Cyprus settlement or giving any specific proposals, said British High Commissioner Peter Millett yesterday.

Speaking ahead of President Demetris Christofias’ meeting with British Prime Minister Gordon Brown in London tomorrow, the High Commissioner, keen to end reports that Britain was acting as some sort of mediator, stressed that the process was currently in the hands of the working groups, not members of the international community.

Millett said Brown and Foreign Secretary David Miliband “are looking forward to the meeting” with Christofias and his team and “to building on the meetings they had in the past”.

“It’s an opportunity to rebuild links and express strong support for the process that started on March 21,” he added.

The meeting with Brown will mark Christofias’ first official visit to the United Kingdom, after a long period of strained relations between the two countries. During the previous government’s term in office meetings between the political leaders were rare occasions while snubbing measures were also adopted during critically difficult moments.

The President and British Prime Minister are expected to discuss the Cyprus problem, bilateral ties, European Union issues, Turkish EU accession and global issues like oil and food prices.

The desire for a meeting emanated from London almost immediately after Christofias’ election, highlighting the stark contrast in relations with the outgoing president.

Following the opening of Ledra Street and the launch of the working groups and technical committees’ process, Christofias has been widely commended by the international community for the steps taken towards bringing the two sides closer.

However, there has been much talk in the press about divergent views between Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat over how the two communities will unite under one roof. Talat has referred to the “virgin birth” of a new state, but it seems more likely that any new entity will grow out of the Republic of Cyprus, given its EU membership. The Accession Treaty specifically deals with the status of the north in Protocol 10, referring to it as the areas of the Republic where the government has no “effective control”. Given the island’s legal status in the EU, it would take a truly immaculate conception to create a completely new state.

DISY President Nicos Anastassiades yesterday expressed his support to the President for staying on the right course regarding the Cyprus conflict.

He hoped the meeting with Brown “will take place in a constructive climate, where the British government will clarify its specific positions and take on board its responsibilities regarding Cyprus.”

Christofias leaves for London today. Following his meeting with Brown, he will have separate meetings with Miliband and the Secretary General of the Commonwealth, Kamalesh Sharma.

The President will be accompanied by Foreign Minister, Markos Kyprianou, Presidential Commissioner George Iacovou and Government Spokesman, Stephanos Stephanou.

During his stay, Christofias will also inaugurate the new Cypriot High Commission building this afternoon.

CYPRUS MAIL 04/06/08

 

Cyprus seeks Syrian help to stem immigration flow
By Stefanos Evripidou

THE INFLUX of illegal immigrants from Syria to the free areas via the occupied north was hot on the agenda yesterday when a group of Syrian parliamentarians met with President Demetris Christofias.

Chairman of the Syria-Cyprus Friendship Group of the Syrian parliament, Usama Burhan, told reporters after the meeting that Syria did not want to have any problems with Cyprus, and objected to the arrival of illegal immigrants to the island.

Since a ferry link between Latakia (Syria) and occupied Famagusta was launched last year, the authorities have had their hands full trying to stem the flow of illegal immigrants coming from Syria into the free areas through the north. The government declared Famagusta a closed port after 1974 and so sees the ferry link as an illegal route.

Burhan said the problem would be settled, noting that the Latakia-Famagusta link was conducted by a private company.

“I think we will find a solution,” he said, adding, “We don’t want to have any problem with Cyprus.”

The Syrian chairman described the meeting with the President as “very important”. He said the group discussed illegal immigration with Christofias, noting that both sides said they would try to put a halt to this.

“The President really wants to find a solution”, he said.

During the meeting, Christofias noted the very good relations between the two countries and Syria’s support to Cyprus in international organisations regarding the Cyprus question.

Following a trip to the House of Representatives, Chairman of the House Foreign Affairs Committee, Averof Neophytou, said “the big issue of the illegal link between the occupied north and Syria” was discussed.

He expressed hope that the “sensitive issue” would get the necessary attention from the Syrian authorities.

Last week, a senior police official noted that his Syrian counterparts had yet to respond to a request for further co-operation on illegal immigration. The officer had proposed for Cypriot and Syrian police to get together either in Syria or on the island to see how they could stop the migration flows that have kept law enforcement agencies occupied for months now.

The Syrian parliamentarians also met with Commerce Minister, Antonis Paschalides, where they discussed economic and commercial relations, which they agreed were on good levels.

The minister will be visiting Syria between June 8 and 11 as a guest of the Syrian Finance and Commerce Ministry. He will be accompanied by Cypriot business people.

CYPRUS MAIL 04/06/08

 

Türban düzenlemesi reddedildi

Anayasa Mahkemesi, üniversitelerdeki türban serbestisini düzenleyen 2 maddelik anayasa değişikliğini reddetti.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 17:25 TSİ 05 Haziran 2008 Perşembe

 

ANKARA - Anayasa Mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. Anayasa Mahkemesi yazılı bir açıklama yaparak üniversitelerdeki türban düzenlemesinin reddedildiğini açıkladı. Açıklamada, 2 maddelik türban düzenlemesinin Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu vurgulandı.

 

Yüksek mahkeme, raportörün görüşünün aksine karar verdi. Başkanvekili Osman Paksüt de şekil denetiminin sadece aritmetik bir işlemden ibaret olmadığını söylemiş, aralarında laikliğin de bulunduğu değiştirilemez ilkelere uygunluğun de göz önünde bulundurulacağını belirtmişti.

 

 

‘Velev ki’ diye başlayan tartışma bitti

Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde türban serbestisi getiren değişikliği reddetti. Düzenleme, AK Parti’ye kapatma davası açılmasının en önemli delili sayıldığından, sonucu da işaret sayılacak.

NTV

Güncelleme: 17:32 TSİ 05 Haziran 2008 Perşembe

 

ANKARA - Her şey Başbakan’ın İspanya’da “Velev ki siyasi simge olsun...” sözleriyle başladı. Çene altı bağlamadan Meydan Larousse’daki türban tarifine ve nihayet AK Parti’ye kapatma davasına ilerleyen süreç, sert tartışmalarla geçti. 6 aylık dönemden satırbaşları şöyle...

 

Başbakan Tayyip Erdoğan, Ocak ayında gittiği İspanya’da, yabancı işadamı ve basın mensuplarının sorusu üzerine “Türban velev ki siyasi simge olsun, dünyanın hangi yerinde siyasi simge yasaklanmıştır” dedi. Türkiye’de geniş yankı uyandıran bu sözlere, MHP’nin anında “Yeni anayasa ile çözümü destekleriz” cevabı vermesiyle dönüşü olmayan bir yola girildi.

MHP DESTEĞİYLE “DAMDAN DÜŞTܔ
MHP’nin sürpriz desteğini İspanya’da öğrenen Başbakan, Türkiye’ye dönerken şaşkınlığını “damdan düşerek bu alana geldikleri” ifadesiyle açık etti; ama “Yeni anayasayı beklemeye de gerek yok. Bir cümleyle çözeriz” iddiasıyla karşılık verdi.

AK Parti ve MHP kurmayları, müzakereler sonunda “Konu, yükseköğretimde kanayan bir yaradır. İki parti tarafından da hak ve özgürlükler açısından değerlendirilmektedir” açıklamasıyla anlaşmayı kamuoyuna duyurdular.

BAŞSAVCIDAN BİLDİRİYLE ‘KAPATMA’ UYARISI
AK Parti ve MHP’li 348 milletvekilinin imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunulan teklif, Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10 ve “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddelerinde değişiklik öngörüyordu. Ayrıca YÖK Kanunu’nun Ek 17. maddesine “Hiç kimse başının örtülü olması sebebiyle yükseköğrenim hakkından yoksun bırakılamaz ve bu yönde uygulama ve düzenleme yapılamaz. Ancak başın örtülmesi, kişinin yüzü açık ve kimliğinin tanınmasına imkan verecek ve çene altından bağlanacak şekilde olması gerekir” ifadesi eklenecekti.

İki partinin anlaşmasına ilk tepki Yargıtay Başsavcısı’ndan geldi. Bir bildiri yayınlayan Başsavcı, türban düzenlemesi Meclis’ten geçerse, AK Parti’ye kapatma davası açacağının da işaretini verdi. Ardından Danıştay Başkanlığı bir bildiri yayınlayarak “Simgeleri yasaklamak üniversitelerin hakkı” diyerek, rektörlere yol gösterdi.

ÇENE ALTI BAĞLAMA: FİYONK MU, İĞNE Mİ?
Anayasa’daki türban serbestisinin, üniversitelerle sınırlı kalmayacağı, kamu görevlilerine de türban hakkı doğacağı tartışmalarıyla birlikte, “çene altı bağlama” modelleri tartışılma açıldı. Çene altında fiyonk mu yapılacak, yoksa iğneyle mi tutturulacak, önden mi yoksa arkadan mı bağlanacak soruları, modacılardan yasal tarife uygun model gösterileri başladı. Türban serbestisi konusunda bölünen hukukçular ve rektörler, çene aldı bağlama formülüne karşı ise “Üniversitelerin kapısında bir görevli duracak ve örtülerin nasıl bağlandığını mı kontrol edecek” diyerek birleştiler.

ERDOĞAN’DAN MEYDAN LAROUSSE’A GÖRE SAVUNMA
AK Parti formülü “Anneanne modeli” olarak tanımlıyordu; muhalifler ise düpedüz “türban” olduğunda ısrar ediyordu. CHP lideri Deniz Baykal’ın tavrına Erdoğan, lügatten yanıtlarla açıklık getirdi:
“...Önce bu ansiklopedileri aç. Türban nedir? Baş örtüsü nedir? Bunu iyi öğren. Eğer buna fırsatı yoksa ben burada kendisine okuyayım. Belki o da şu anda dinliyordur. Bu fırsatı kaçırmamasında fayda var diye düşünüyorum. Bakınız, Meydan Larousse’a göre: Moda deyimi, her çeşit yumuşak kumaştan kenarsız kadın başlığı, Türkçesi tülbent, Fransızcası türban. Yine Meydan Larousse’da başörtüsü: Kadınların saçlarını kapamak için başlarına örttükleri işlemeli veya düz eşarp. Bunları ben söylemiyorum Meydan Larousse söylüyor. Türk Dil Kurumu ve Dil Derneği sözlüklerine göre, türban, ince kumaştan yapılmış başı sıkıca kavrayan bir başörtüsüdür. Başörtüsü ise kadınların saçlarını örtmek için kullandıkları örtü, eşarp... Ayrıca Oxford İngilizce Sözlük ve Britanica İngilizce’yle paralel Vikipedi’ye göre ise türban, Farsça tülbent kökenli, Türkçe tülbent, Fransızca’ya türban olarak geçmiş. Türkçe’de tülbent veya başörtüsü anlamlarında kullanılır. Türban genellikle pamuklu veya ipek kumaştan yapılmış, başa veya fes, kavuk gibi iç şapkanın üzerine sarılan uzun başörtüsüdür. Özet etimolojik kökenine bakıldığında türbanın Fransızca olduğu, Türkçe’de tülbent dendiği görülür. Eşarp, tülbent ve başörtüsü, kumaş ve uzunluk ile birbirinden ayrılan aslında aynı şeylerdir.”

BAYKAL’IN REFERANSI EBU HANİFİ
Bu sözlere Baykal’ın yanıtı ise, İslamiyet’e göre örtünmeyi İslam alimlerinden alıntılarla ayrıntılı açıklamak oldu. Baykal, “din bilgisiyle şaşırttı” dedirten şu sözleri söyledi:
‘İslamiyet’ten önce örtünme vardır. İlk dönemler hariç, insanlar, çırılçıplak ortada dolaşır vaziyette hiçbir zaman olmamışlardır. Medeniyetle birlikte örtünmüşlerdir. Kimse ‘örtünmeyin, çıplak dolaşın’ diye bir çağrı içinde değil. Elbette örtünülecek. Elbette medeni yaşamın icabı neyse, öyle olacak. İslamiyet’le birlikte Kuran-ı Kerim, daha önce var olan örtünme biçimlerine yönelik bazı anlayışları ortaya attı. O zamana kadar örtünme arkaya doğru yapılırken, İslamiyet, örtünün öne doğru kullanılması gereğini söylemiş. Kuran-ı Kerim, 2 ayrı suresinde, çeşitli ayetlerde, bunu ifade etmiş. Mesela daha önce Cahiliye döneminde cariyeler çıplak dolaşıyormuş. Onlardan, mümin kadınların ayrılması için Kuranı Kerim, telkinler, tavsiyeler yapmış... Namazda örtünme konusunda değişik görüşler var. Ebu Hanifi namazda kadınların saçının dörtte birinin görülebileceğini, Ebu Yusuf ise yarısına kadar görülebileceğini savunuyor. Bir kişinin, İslami yorumlardan en radikalini seçip, ‘Saçımın tek bir telinin dahi göstermeyi uygun görmüyorum’ demesine saygı duyarız. Ancak bunu Anayasa yorumu haline getirmek kabul edilemez. Tesettür İslamiyet’in kurucu unsuru mu? Hristiyanlık ve Musevilik’te de tesettür var. İslamiyet’in kurucu unsuru Kelime-i Şehadet’tir. Siyasetçi olarak belli dini gerçekleri hatırlatmak durumunda kalıyoruz. Boş konuşmuyorum, bir şeye dayanarak söylüyorum. Başbakan çıksın, Ebu Hanife ile tartışsın. Ebu Hanife söyleyeceğini söylemiş, Başbakan ne söylüyor? Ben Ebu Hanife’nin söylediklerini hatırlatıyorum.”

KANUNA FOTOĞRAF KONMASI BİLE DÜŞÜNÜLDÜ
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, düzenlemenin kamusal alana yayılacağı endişelerini gidermek için yaptığı açıklamada, “çene altı bağlama” formülünün iyi anlaşılması, üniversiteye başka tür bir türbanın girişinin önlenmesi amacıyla “Kanuna fotoğraf koymayı bile düşündüklerini” söyledi.

Bildiriler, karşılıklı suçlamalar sürerken, TBMM Genel Kurulu 518 milletvekilinin katılımıyla toplandı; dışarda “laiklik” gösterileri arasında, üniversitelerde türban serbestisini 102 ret, 1 çekincer, 2 boş ve 1 geçersiz oya karşı 411 oyla kabul etti. Anayasa’nın 10. maddesi “Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır” şeklinde değişti, 42. maddesine de “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir” şeklinde yeni bir fıkra eklendi.

REKTÖRLER VE HUKUKÇULAR BÖLÜNDÜ
MHP anayasa değişikliğinin kabulü üzerine, sıranın anlaşma gereği Yüksek Öğretim Kanunu’nun ek 17. maddesinde yapılacak değişikliğe geldiğini duyurdu. MHP lideri Devlet Bahçeli, bu değişikliğe yanaşmayan AK Parti’yi “sözünde durmamakla” suçladı; “fazilet ve siyasi ahlak sınavı” olduğunu söyledi. Ancak AK Parti, hukukçuların da uyarısıyla YÖK Kanunu’nda değişikliği rafa kaldırdı; çenealtı bağlama, fiyonk mu, düğme mi tartışmasının yönetmelikle aydınlatılacağı duyuruldu.

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan da üniversitelere bir genelge gönderip, Anayasa değişikliği uyarınca, türbanlıların üniversitelere alınmasını istedi. Bu kez rektörler birbiri ardına bildiriler yayınlamaya; basında da her gün, hangi üniversitenin türbanlı aldığını, hangisinin almadığı haberleri yayınlanmaya başladı.

28 ŞUBAT’IN YILDÖNÜMÜNDE ‘BALANS’ UYARISI
Üniversitelerarası Kurul Başkanı, YÖK Kanunu değişmedikçe, üniversitelere türbanlıların giremeyeceğini savunarak, Erbakan iktidarı dönemindeki “postmodern darbe”nin yıldönümü olan 28 Şubat tarihinde, konuyu görüşmek üzere toplantı çağrısı yaptı. YÖK Başkanı, bunun ÜAK’nın görevi olmadığı uyarısı dikkate alınmayınca, toplantıya giderek uyarısını burada bir kez de sözlü olarak tekrarladı.

ÜAK Başkanı ise, toplantıdan sonra günün tarihine vurgu yapıp, “balans ayarı” ifadesi de kullanarak “Bu değişiklik sonucu din devletine dönüşme kaçınılmaz” şeklinde bir bildiri okudu. ÜAK Başkanı’nın TV kanallarında canlı yayınlanan açıklaması sürerken, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat basın toplantısı düzenledi; rektörlerin anayasaya uymayarak suç işlediğini belirtip savcıları göreve çağırdı. Karşılıklı suç duyuruları sonuçsuz kaldı.

“YOK HÜKMܔ İDDİASIYLA İPTAL DAVASI
CHP ve DSP, Anayasa değişikliğine karşı Anayasa Mahkemesi’nde dava açmaya hazırlanırken, bu kez usul tartışması başladı. Cumhurbaşkanı’nın referandum yoluyla seçilmesi yönündeki Anayasa değişikliğinin iptali talebini reddeden Anayasa Mahkemesi; gerekçeli kararında “anayasa değişikliğini sadece şekil yönünden inceleyebileceğini”, “daha ileri bir tartışma için iptal nedenlerinden daha ağır bir hukuka aykırılık gerektiğini” belirtiyordu.

Bazı hukukçular, söz konusu düzenlemenin anayasanın laiklik ilkesine aykırı olduğunu savunarak, “Meclis’in yetkisini aşan bir değişikliğe imza atması durumunda Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu esas yönünden inceleyebileceği” yorumu yapıyor. Bu görüşe göre; Anayasa Mahkemesi “ağır bir hukuka aykırılık olup olmadığına” bakabilir, yani “yokluk denetimi” yapabilir, “yok hükmünde” sayabilir. Bu durumda türban yasağını kaldıran Anayasa değişikliği ortadan kalkmış olacak.

Karşı görüşteki hukukçulara göre ise, Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini sadece oylama ve görüşme şartlarına uyulup uyulmadığı konusunda “şeklen” denetleyebiliyor. Bunun dışında herhangi bir nedenle değişikliği “iptal etme” yetkisi bulunmuyor.

Anayasa Mahkemesi eleştiriler arasında, davayı incelemesi için raportöre verdi. Raportör raporunu hazırlarken, Yargıtay Başsavcısı, söz konusu düzenlemeyi önemli bir delil sayarak AK Parti’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu da kabul etti.

KAPATMA DAVASININ NEDENİ OLABİLİR Mİ?
Yüksek Mahkeme, yarın yapacağı toplantıda, türbanla ilgili anayasa değişikliğinin “iptali veya yok hükmünde kabul edilmesi ve yürürlüğünün durdurulması” istemini karara bağlayacak.

Türban düzenlemesi, AK Parti’ye kapatma davasının nedenleri arasında sayılıyor; bu nedenle sonucunun da kapatma davasını etkileyeceği belirtiliyor. Davanın reddedilmesinin, kapatma davasının nedenini de ortadan kaldıracağı konuşulurken, eski Başsavcı Sabih Kanadoğlu türban davasının sonucunun, kapatma davasına “ışık tutacağını” savunuyor. Ancak Kanadoğlu’na göre, bu ışık, tek taraflı olacak: “Türban düzenlemesi iptal edilirse, elbetteki diğeri için ışık tutabilir gösterge olabilir. Ama ret kararı halinde, ister şekil yönünden olsun, ister yorumlu ret olsun, hiçbir şekilde etkisi olmaz.”

 

 

Rum yönetimi ATAD davasını geri çekti

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yapılacak mali yardımı engellemek için Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nda açtığı davayı, mahkemeden sonuç alınamayacağı kesinlik kazanınca geri çektiğini söyledi.

AA

Güncelleme: 09:29 TSİ 05 Haziran 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, Kıbrıs Rum yönetiminin toplam 10 milyon avro değerindeki 8 ihalenin feshedilmesi için açılan davalarla ilgili dosyaları, mahkemeden sonuç alınamayacağı kesinleşince geri çektiğini söyledi.

 

Mali Yardım Tüzüğü’nün önündeki Rum engelinin kalkmasının olumlu olduğunu belirten Erçakıca, çözüme asıl katkıyı Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların ortadan kaldırılmasının yapacağını söyledi. “Rum tarafı bu başvuruyu artık Mali Yardım Tüzüğü’nü engelleyemeyeceği belli olduktan sonra geri çekmiştir” diyen Erçakıca, Mali Yardım Tüzüğü’nün kararlı ve hızlı bir şekilde uygulanması gerektiğini söyledi.

Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreterinin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Lynn Pascoe’nun 17 Haziran’da Kıbrıs’a gelmesinin beklendiğini de açıkladı. Erçakıca, “gündemi bilinmeyen Pascoe’nun, ne tür görüşmeler yapacağına ilişkin BM ile çalışmaların devam ettiğini” belirtti.

BM’nin süreci gözetim altında tutmaya devam etmekte kararlı olduğunu ve Pascoe’nun bu kapsamda adayı ziyaret edeceğini kaydeden Erçakıca, iki liderin bir araya gelerek yapacağı değerlendirmenin de Haziran ayının ikinci yarısında olacağını anımsattı.

İki liderin son buluşmasında yeniden gündeme getirilen güven artırıcı önlemlerle ilgili çalışmaların, liderlerin temsilcilerinin yürüttüğü çalışmalarda görüşüldüğünü ifade eden Erçakıca, teknik komitelerde sağlanan ilerlemenin, iki liderin onaylamasından sonra uygulamaya konmasıyla ilgili çalışmaların sürdüğünü söyledi.

Sözcü, Hristofyas’ın “yeni bir devlet” oluşumuna sıcak bakmadığı yönündeki açıklamasıyla ilgili soruya karşılık, “Rum tarafında bu konuda büyük bir tartışma yaşandığını, Rum liderlerin konuyla ilgili çeşitli demeçler verdiğini, ancak bunların tümünü dikkate alıp yanıtlamanın süreci olumlu etkilemeyeceğini” söyledi.

Erçakıca, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın bugün başlayan İngiltere ziyaretine de değinerek, “Kıbrıs sorununun çözümünde olumlu rol oynayabilecek bir unsur olan İngiltere’nin, sahip olduğu birikimle, çözümde olumlu rol üstlenilmesine yardımcı olmasını beklediklerini” söyledi.

 

İngiltere Rumlara güvence verdi

 



5 Haziran, 2008 17:02:00 (TSİ) CNN TURK

Metin Güneş / CNN TÜRK / Londra

İngiltere, Kıbrıslı Rumlara, ''Ada'da bölünmeye ya da ayrı bir siyasi oluşumun gelişmesine destek vermeyeceği'' sözünü verdi.

Başkent Londra'da görüşen İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas, iki ülke arasında karşılıklı anlayışa dayalı bir memorandum imzaladı.
 
İkili ilişkileri geliştirmeye yönelik memorandumun, Kıbrıs'taki Türkler açısından en çarpıcı maddesi, İngiltere’nin Kıbrıslı Rumlara, "Ada'da bölünmeye ya da ayrı bir siyasi oluşumun gelişmesine destek vermeyeceği"ne dair söz vermesi oldu.
 
Memorandumda "Birleşik Kıbrıs"ın Ada'daki anlaşmazlığa son vereceği ve Kıbrıs halkına daha fazla refah getireceği vurgulandı.

Hristofyas, aslen Türkiye vatandaşı olup daha sonra Kıbrıs’a yerleşen Türkleri de "Kıbrıs" vatandaşlığına kabul edeceklerini açıkladı.
 
Kıbrıs sorununun Türkiye’nin AB’ye üyeliğine engel olmaması gerektiğini vurgulayan Rum lider, İngiltere Başbakanı ile yaptığı görüşmede Annan Planı'nın gündeme gelmediğini söyledi.
 
İki toplum liderlerinin 21 Mart ve 23 Mayıs'ta başlatılan süreçte, görüş birliğine varmaları nedeniyle İngiltere’nin övgüsünü kazandıkları da memorandumda dile getirilen konular arasında yer aldı.

 

 

Bush'un büyük Irak planı

ABD Başkanı Bush görevi bırakmadan önce Irak'da 50 askeri üste sürekli bulunma, hava sahasını tümüyle kontrol altına alma ve bütün ABD askerlerine hukuki dokunulmazlık sağlamayı planlıyor.

İngiltere'de yayımlanan The Independent gazetesi, "ABD'nin Irak'ı kontrolü altında tutmaya yönelik gizli bir planı bulunduğunu" ve bu yönde bir anlaşmanın müzakere edildiğini iddia etti.

İlk sayfasını tümüyle bu iddiaya ayıran gazete, ABD Başkanı George  Bush'un Irak'ta 50 askeri üste sürekli bulunma, hava sahasını tümüyle kontrol altına alma ve bütün Amerikan askerlerine hukuki dokunulmazlık  sağlama planları olduğunu yazdı.

Bush'un böylece ABD'nin Irak'taki işgalini kalıcı hale getirmeyi amaçladığını belirten gazete, bu amaca hizmet edecek bir anlaşma üzerinde Bağdat'ta gizli görüşmelerin sürdürüldüğü iddiasına yer verdi.

Gazetede Patrick Cockburn imzasıyla yer alan haberde, bu durumu ABD'de Kasım ayında yapılacak başkanlık seçiminin sonucunun da etkilemeyeceği görüşüne yer verildi.

İstediği operasyonu yapacak

Haberde, "Iraklı yetkililer, ABD askerinin kalıcı üslere yerleşmesine olanak sağlayacak böyle bir anlaşmanın gerçek olması halinde, ABD'nin ülkede istediği operasyonu yapabilme, Iraklıları istediği gibi tutuklama ve Irak yasalarından  etkilenmeden hareket edebilmesinin de mümkün olacağından endişe ediyor. 

Bunun da Irak'ı iyice istikrarsızlaştırarak ülkede sonu olmayan çatışmalara temel hazırlamasından çekiniyorlar" ifadeleri kullanıldı.

The Independent, Bush'un bu planı başkanlık süresi sona ermeden yürürlüğe koyarak 2003'te başlatılan işgal hareketinin sonucunun zafer  olduğunu ilan etmek istediğini de savundu.

ABD'nin bu ağır taleplerini içeren anlaşmanın gizli tutulmasının  başarıldığını kaydeden gazete, bu haberi yayımlamasının Irak'ta bazı kesimlerin intikam saldırılarını artırabileceği tahminine de yer verdi.

HURRIYET 05/06/08

 

‘İngiltere’den izahat isteyecek’

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, resmi temaslarda bulunmak üzere dün İngiltere’nin başkenti Londra’ya gitti.

Rum basını, Hristofyas’ın, İngiltere Başbakanı Gordon Brown’dan, Türkiye-İngiltere Stratejik İşbirliği Memorandumu’nun içeriği konusunda “izahat isteyeceğini” yazdı.
Hristofyas da Ada’dan ayrılmadan önce Larnaka Havaalanı’nda gazetecilere yaptığı açıklamada, “Sürtüşmeler olduğunu, zıtlaşmalar olduğunu biliyoruz. Ortaya çıkan sorunları çözmeye çalışacağız”dedi. Hristofyas bugün İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile görüşecek.

MILLIYET 05/06/08

CTP-BG, AKEL'i ziyaret etti

Kıbrıs sorununun çözümü yönünde 21 Mart 2008'de başlayan süreç devam ederken, Kuzey ve Güney Kıbrıs'taki hükümetlerin büyük ortağı CTP ile AKEL'in heyetleri dün bir kez daha bir araya geldi.

CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, Kıbrıs'ta iki taraf arasında süren teknik komite ve çalışma grupları çalışmalarında ilerleme olduğunu açıkladı.

Kalyoncu, yeterince ilerleme olmayan bazı komiteler bulunduğunu, ancak burada da tarafların en azından resmin ne olduğunu gördüklerini ve bunun da bir gelişme olduğunu kaydetti.

AKEL Merkez Sekreterya Üyesi Andros Kiprianu ise çalışma gruplarında göreceli bir ilerleme olduğunu, ancak teknik komiteler için aynı şeyi söyleyemeyeceğini belirtti.

CTP-BG'den bir heyet dün Güney Kıbrıs'a geçerek, AKEL Genel Merkezi'nde AKEL heyetiyle görüştü.

CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu başkanlığındaki heyette, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri Milletvekili Özkan Yorgancıoğlu, Milletvekili Nazım Beratlı ve Sami Özuslu yer alırken, AKEL heyetinde Merkez Sekretarya Üyesi ve Basın Sözcüsü Andros Kiprianu ile Merkez Sekretarya üyeleri Yannakis Kolokasidis, Tumazos Çelebis ve Dış İlişkiler Üyesi Panayota Arnu hazır bulundu.

Yaklaşık 2 saat süren görüşme öncesi basına açıklama yapılmadı. Görüşmenin ardından ise heyet başkanları Kalyoncu ve Kiprianu görüşmenin detayları hakkında basına bilgi verdi.

Kiprianu

Kiprianu, CTP-BG heyetiyle daimi buluşmalarından birini gerçekleştirdiklerini, görüşmenin çok yapıcı ve derin bir dostluk havasında geçtiğini söyledi.

Görüşmede teknik komite ve çalışma gruplarında yapılan çalışmaları da ele aldıklarını belirten Kiprianu, "Komite ve grupların çalışmalarının yeterli düzeye ulaşarak iki liderin doğrudan müzakerelere en kısa sürede başlaması arzumuzu dile getirdik" dedi.

İstek ve iradelerinin Kıbrıs sorununda en kısa sürede çözüme ulaşması yönünde olduğunu kaydeden Kiprianu, iki partinin, liderlerin çözüm çabalarına katkı koymaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.

Kalyoncu

Ömer Kalyoncu da, AKEL ile zaman zaman bir araya gelerek, gelişmeleri değerlendirmeyi ya da ortaya çıkan sorunları aşmayı kararlaştırdıklarını anımsattı.

Görüşmede, teknik komite ve çalışma gruplarının çalışmalarını gözden geçirdiklerini, masaya konan yeni önerilerin değerlendirmesini yaptıklarını ifade eden Kalyoncu, "İki partinin de amacı, iki liderin çalışmalarına yardımcı olmak ve problem oluştuğunda, bunların aşılması için ortak çaba ortaya koymaktır" dedi.

Teknik komite ve çalışma gruplarında ilerleme olduğunu söylemekten memnuniyet duyduklarını kaydeden Kalyoncu, "Ancak işlerin daha hızlı yürümesi için iki partinin bu konular hakkında görüş alışverişinde bulunması gerektiğine inandığımız için bu buluşmayı gerçekleştirdik" diye ekledi.

Barış sürecinde partilerin amaçları arasında zorlukları dikkate alarak birbirine yardımcı olmanın da bulunduğunu kaydeden Kalyoncu, CTP ve AKEL'in bunu uzun zamandır yaptığını, ifade etti, "Umarız zorlukların üstesinden erken zamanda gelir ve olumlu bir sonuca ulaşırız" dedi.

Sorular

Bir Rum gazetecinin Kiprianu'ya, "Dün ilerleme olmadığından bahsediyordunuz. Sayın Kalyoncu bugün ilerlemeden duyduğu memnuniyeti dile getiriyor, ortak bir kanaat var mı" diyerek bu konuda değerlendirme istemesi üzerine Kiprianu, bu konuda gerekli açıklamaları yaptıklarını ifade ederek, çalışma gruplarında göreceli bir ilerleme olduğunu, ancak teknik komiteler için aynı şeyi söyleyemeyeceğini belirtti.

Kalyoncu ise, bardağın dolu tarafından bakmanın önemine işaret ederek, masada karşılıklı önerilerin yapıldığını, komitelerin görevinin sonuca ulaşmak değil "resim çekmek" olduğunu vurguladı.

Kalyoncu, çalışma gruplarında ilerleme olduğunu, teknik komitelerde de ilerleme olduğunu, yeterince ilerleme olmayan komitelerde, tarafların en azından resmin ne olduğunu gördüklerini ve bunun da bir gelişme olduğunu söyledi.

KIBRIS 05/06/08

 

 

Pascoe geliyor

GÜNDEMİ BİLİNMİYOR... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği brifingde, Pascoe'nun 17 Haziran dolaylarında Kıbrıs'a gelmesinin beklendiğini söyledi. Erçakıca, gündemi bilinmeyen Pascoe'nun ne tür görüşmeler yapacağına ilişkin BM ile çalışmaların devam ettiğini belirtti. Erçakıca, Pascoe'nun adaya gelmesi yönünde talebi olmamasına rağmen Türk tarafının BM'nin aktif olarak sürece dahil olmasını memnuniyetle karşıladığını kaydetti

İKİ LİDERİN GÖRÜŞMESİ BU AYIN İKİNCİ YARISINDA... Pascoe'nun süreci hızlandırmak için adaya geldiği yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine Erçakıca, "Hoş geldin demek lazım böyle bir durumda... Çünkü biz de bu sürecin hızlı bir şekilde devam etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu süreci hızlandırma çabaları bizim açımızdan memnuniyetle karşılanan çabalardır" dedi. Erçakıca, iki liderin bir araya gelerek gerçekleştireceği değerlendirmenin haziran ayının ikinci yarısında yapılacağını da söyledi

Türk tarafı, Kıbrıs konusunda başlatılan 21 Mart Süreci çerçevesinde oluşturulan teknik komitelerdeki ilerlemelerle ilgili bir belge hazırlayıp Rum tarafına sundu.

Süreci gözetim altında tutmakta kararlı olan BM, iki liderin değerlendirme toplantısı yapmasının beklendiği tarihlerde Genel Sekreter'in Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lynn Pascoe'yu 17 Haziran'da Kıbrıs'a gönderiyor.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği brifingde, Pascoe'nun 17 Haziran dolaylarında Kıbrıs'a gelmesinin beklendiğini söyledi. Erçakıca, gündemi bilinmeyen Pascoe'nun ne tür görüşmeler yapacağına ilişkin BM ile çalışmaların devam ettiğini belirtti.

Erçakıca, Pascoe'nun adaya gelmesi yönünde talebi olmamasına rağmen Türk tarafının BM'nin aktif olarak sürece dahil olmasını memnuniyetle karşıladığını kaydetti.

Pascoe'nun süreci hızlandırmak için adaya geldiği yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine Erçakıca, "Hoş geldin demek lazım böyle bir durumda... Çünkü biz de bu sürecin hızlı bir şekilde devam etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu süreci hızlandırma çabaları bizim açımızdan memnuniyetle karşılanan çabalardır" dedi.

BM gözetim altında tutmakta kararlı

BM'nin süreci gözetim altında tutmaya devam etmekte kararlı olduğuna ve Pascoe'nun bu kapsamda adayı ziyaret edeceğine işaret eden Erçakıca, iki liderin bir araya gelerek gerçekleştireceği değerlendirmenin de haziran ayının ikinci yarısında yapılacağını vurguladı..

Erçakıca, bir soru üzerine, iki liderin görüşme tarihinin henüz belli olmadığını da söyledi.

Nami-Yakovu görüşmesi

Hasan Erçakıca, 21 Mart anlaşması gereğince kurulan çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarının sürdüğünü ve iki liderin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun görüşmelerinin devam ettiğini belirtti.

Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının talebi üzerine dünkü Nami-Yakovu görüşmesinin ileriki bir tarihe ertelendiğini de kaydetti.

Güven Artırıcı Önlemler

İki liderin son buluşmasında yeniden gündeme getirilen güven artırıcı önlemlerle ilgili çalışmaların da iki temsilcinin yürüttüğü çalışmalarda görüşülmekte olduğunu söyleyen Erçakıca, teknik komitelerde sağlanan ilerlemenin değerlendirilmesi ve iki liderin onaylamasından sonra uygulamaya konmasıyla ilgili çalışmaların sürdüğünü söyledi.

Erçakıca, Türk tarafının güven artırıcı önlemler konusunda geçmişte sunduğu paketin de karşı tarafa anımsatıldığını belirtti.

Bir soru üzerine, Yeşilırmak kapısının açılmasının da güven artırıcı önlemler paketinin bir parçası olduğuna işaret eden Erçakıca, Türk tarafının bu konudaki duruşunun açık olduğunu kaydetti.

Komitelerdeki ilerlemeler belgelendi

Hasan Erçakıca, Türk tarafının teknik komitelerde sağlandığı düşünülen ilerlemelerle ilgili bir belge hazırlayıp, anlayış birliğine varmak için Rum tarafına sunduğunu da açıkladı.

Erçakıca, karşı tarafın görüşünün de eklenmesiyle önerilerin belge haline dönüşebileceğini ve paketin iki liderin onayına sunulup uygulamaya konulacağını belirtti. Erçakıca, güven artırıcı önlemlere ilişkin çalışmaların da bu seviyede devam ettiğini kaydetti.

Hristofyas'ın açıklamaları

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum Yönetimi Lideri Hristofyas'ın "yeni bir devlet" oluşumuna sıcak bakmadığı yönündeki açıklamasıyla ilgili soruyu yanıtlarken de, Rum tarafında bu konuda büyük bir tartışma yaşandığını, Rum liderlerin konuyla ilgili çeşitli demeçler verdiğini ancak bunların tümünü dikkate alıp yanıtlamanın süreci olumlu etkilemeyeceğini söyledi.

Erçakıca, Türk tarafının Rum liderler arasındaki tartışmadan mümkün olduğunca uzak durmaya çalıştığına işaret etti.

Yeni devlet ve onun özelliklerinin, iki liderin 23 Mayıs'ta gerekleştirdiği görüşme sonrasında okunan BM belgesi niteliğindeki ortak açıklamada belirtildiğine dikkat çeken Erçakıca, söz konusu tartışmaların bu belgenin önemini azaltmasının mümkün olmadığını kaydetti.

KIBRIS 05/06/08

 

Ban urges leaders to step up work for talks
By Jean Christou

U.N. SECRETARY-General Ban Ki-moon has urged the two Cypriot leaders to increase the pace at the working groups and technical committees.

The 13 groups and committees are trying to lay the groundwork for a resumption of Cyprus talks within the next two months, once the leaders agree a date when they meet later this month.

Ban, in his latest report on the UNFICYP mandate, described the planned meeting between the leaders in the second half of this month as ‘pivotal’.

No date was fixed for the new meeting when President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat last met on May 23.

Talat says he is ready to begin fully-fledged talks on June 21, but Christofias wants to see more progress at the groups and committees before setting a date for negotiations.

“In light of further momentum created by the leaders on May 23, the working groups and the technical committees may wish to increase the pace of their meetings, not least because their results will be examined by the leaders’ representatives in early June,” Ban said in his report.

He said he hoped the two sides would record substantive results during this phase for the leaders to use to start full negotiations.

“In this regard, the planned meeting between the leaders in the second half of June may prove to be pivotal. I am firmly committed to helping them move forward to the formal talks as expeditiously and smoothly as possible, and intend to appoint a Special Adviser at the appropriate time,” Ban added.

Australia’s former Foreign Minister Alexander Downer is one of those tipped for the post.

The Secretary-General in his report also urged the two leaders to build on the present momentum and continue using the current preparatory period to identify to the greatest extent possible areas of convergence as well as disagreement.

He also recognised the new atmosphere of political will for a solution.

“I am gratified to see both leaders, whose vision and commitment I commend, taking ownership of, and full responsibility of, the process,” Ban said.

“The coming period will not be easy and may require major compromises. It is therefore important for all parties to foster an environment that is conducive to moving the process forward. A flourishing and engaged civil society and an informed citizenry are important elements in this endeavour,” Ban added.

Referring to opening of the Ledra Street crossing in April, Ban described it as emblematic of what could be achieved with the requisite political will.

He also hailed moves towards more confidence building measures and plans to open another crossing at Limnitis.

Ban’s report recommended that the Security Council extend the mandate of UNFICYP by a further period of six months, until December 15.

CYPRUS MAIL 05/06/08

 

Cyprus wants creative role from Britain
By Stefanos Evripidou in London

CYPRUS wants Britain to play a more creative role in efforts to solve the Cyprus problem, President Demetris Christofias said yesterday.

Speaking from Larnaca Airport, the President said he wanted Britain creatively to play the role that other countries were playing in efforts to end the island's long-standing conflict.

The President also revealed that Cyprus would sign a memorandum of co-operation with the UK, in an effort to improve relations between the two countries before real negotiations begin on the Cyprus problem.

Christofias noted that the memorandum would determine the basis on which bilateral relations will continue as well as the UK's role in efforts to bring a lasting peace to Cyprus.

The President is in London to meet Brown today, as well as Foreign Secretary David Miliband. The fact that the two leaders will be signing a memorandum of understanding and co-operation on Christofias' first official visit to the UK is a reflection of how far relations between the two countries have progressed in the last four months.

Britain came under heavy fire from the Cypriot leadership last year when it signed a memorandum, or Strategic Partnership, with Turkey, which set out a number of targets aimed at enhancing relations with the Turkish Cypriots. The government at the time accused Britain of taking measures to upgrade the regime in the north. Christofias himself has in the past referred to Britain as Cyprus' “evil demon”.

Today, the memorandum of co-operation is a clear sign of the new government's efforts to bridge the gap between Cyprus and its former colonial master, and replace the rather defunct 'strategic dialogue' already in place between the two countries. The memorandum is expected to cover a range of issues, including the Cyprus problem, bilateral ties, EU issues, and potentially some clarifications by Britain on its strategic partnership with Turkey.

Christofias expressed certainty that “the outcome of this visit will be positive for Cyprus and positive for the relations between the United Kingdom and the Republic of Cyprus”.

“We know there were differences. We will try to solve the problems that have arisen and establish a permanent and continuous dialogue between the two governments on issues of mutual interest concerning the Cyprus problem, Turkey's EU accession course and in general the whole mesh of relations between the United Kingdom and Cyprus,” he said.

Christofias added: “The United Kingdom considers that this time the Cypriots will have to play a leading role, and we believe that the Cypriots should play a leading role.”

He noted that Britain certainly played a role as a guarantor power and permanent member of the UN Security Council.

“We want Britain to play the role the other countries are playing in a creative manner,” he said.

CYPRUS MAIL 05/06/08

 

 

 

Dünya Anayasa Mahkemesi kararını konuşuyor

Le Figaro “Karar açık savaş ortamında çıktı” derken, Financial Times “Türkiye’yi felç edici siyasi kriz daha da uzayacak” yorumu yaptı. Times ise “Laiklerin kalesi yargıçlar, askerin ve protestocuların yapamadığını yaptı” dedi.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 17:04 TSİ 06 Haziran 2008 Cuma

 

İSTNBUL - Anayasa Mahkemesi kararı, dünya basınında geniş yer buldu. İngiliz Guardian gazetesi, kararın AKP’ye darbe indirdiğini ve Türkiye’nin geleceğine ciddi etkileri olacağını belirtiyor. Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Soli Özel’in, “Bu karar, mahkemenin kapatma davasında vereceği kararla ilgili de net bir fikir veriyor” sözlerini aktaran gazete şöyle devam ediyor: “AKP’nin kapatılması, Türkiye’de siyasi karışıklık yaratabilir. Aynı zamanda ülkenin zaten sorunlu olan Avrupa Birliği adaylığını daha da riske atabilir. Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AKP’nin kapatılması durumunda Türkiye’nin başvurusunun askıya alınabileceğini söylemişti zaten.”

 

Konu Financial Times’ın da gündeminde. “Türkiye’de laik devlet, muhafazakar hükümete karşı önemli bir zafer kazandı” diyen gazete şöyle devam ediyor: “Anayasa Mahkemesi’nin kararı, Türkiye’yi son haftalarda pençesine alan felç edici siyasi krizin daha da uzamasına neden olacak. Ayrıca kökenleri siyasi İslam’a dayanan AKP’nin, türban davasıyla yakından bağlantılı bir başka dava sonucunda kapatılması ihtimalini güçlendirdi. Bu geniş ve muğlak etkileri nedeniyle türban kararı, mali piyasalardaki kafa karışıklığını da artıracaktır. Yavaşlayan ekonomisi ve sendeleyerek ilerleyen ekonomik ve yapısal reformları nedeniyle, Türkiye zaten bir süredir yatırımcıları kaygılandırıyordu.”

YARGIÇLAR MEYDAN OKUDU
Times gelişmeleri, “Yargıçlar başörtüsü yasağını destekleyerek hükümete meydan okudu” başlığıyla duyuruyor. Anayasa Mahkemesi’nin “laiklerin kalesi” olduğunu belirten gazete, türban kararı ile ilgili şu yorumu yapıyor:

“AKP şimdiye kadar önüne çıkan birkaç engeli aşmayı başardı. Bunların arasında askerin uyarıları, iddialara göre bir darbe girişimi ve protesto gösterileri de vardı. Bu gösterileri, hükümetin Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçmek için ilk girişimini engelleyen bir başka Anayasa Mahkemesi kararı takip etmişti. AKP taraftarlarına göre diğerlerinin başaramadığını, şimdi yargı başarmış oldu.”

EL SEFİR: KARAR DARBE SÜRECİNDE BİR DURAK GİBİ
Lübnan gazetesi El Sefir, “Başörtüye ve Erdoğan’a anayasal darbe” başlığıyla verdiği haberinde, Anayasa Mahkemesi kararının Türkiye’nin yıllardır yaşadığı istikrara ve iktidardaki AKP’ye güçlü darbe vurduğunu belirterek, kararın Türkiye sahasını iç çekişmelere açık hale getirdiğini ve darbe süreçlerinin bir durağını temsil ettiğini yazdı. Gazete ayrıca kararla birlikte Türkiye’de özgürlüklerin, eşitliğin, demokratik pratiğin ve sosyal istikrarın da ağır darbe aldığı saptamasında bulunarak İslamcı kesimin çıkmaz yola sürüklendiği yorumunu yaptı.

Bir diğer Lübnan gazetesi El Ahbar ise üniversitelerdeki başörtülü Türk kızlarına yönelik sınırlamaların hafiflemesi amacıyla Türk parlamenterlerinin anayasa üzerinde yaptığı değişikliğin iptali ile birlikte Türk Anayasa Mahkemesi salonundan dün siyah dumanların yükseldiğini yazarak, Türkiye’de başörtünün kırmızı çizgi olduğu saptamasında bulundu.

Suudi Arabistan’da yayınlanan El Riyad gazetesi, “Türkiye üniversiteleri artık başörtüden yoksun” başlığıyla verdiği haberinde, Türk Anayasa Mahkemesi’nin kızların üniversitelerde başörtü takmalarına izin veren yasayı Türkiye cumhuriyetinin laiklik ilkelerine aykırı olduğu temelinden hareketle iptal ettiğini yazdı.

Londra kaynaklı Arap gazetesi Şarkulevsat ise, başörtüsüyle ilgili reformların iktidar partisi AKP’nin kapatılmasını hedefleyen ayrıntılı davada temel rol oynadığına dikkat çekerek, anayasal düzenlemenin yapılmasına rağmen bir çok üniversitenin başörtüye izin vermediğini yazdı.

FRANSIZ BASININDA REFAH KARŞILAŞTIRMASI
Anayasa Mahkemesi kararı Fransız medyasında da geniş yankı buldu. Liberation gazetesi, “Anayasa Mahkemesi türbanı üniversite dışında tutuyor” başlığı ile verdiği haberde, “Avrupa endişeli ama düşük profil çiziyor, zira bu prosedürler yasal ve demokrasinin korunması amacıyla kapatılan Refah Partisi’yle ilgili 2003 yılındaki kararda olduğu gibi, çoğu zaman Strasbourg yargıçları tarafından da onaylanıyor. Erdoğan bu tür hatalardan ders çıkararak, kendisini Avrupa ve demokrasi yanlısı ilan eden AKP’yi kurmuştu.” yorumu yapılıyor.

Les Echos gazetesinde, “Bu can alıcı karar, iktidardaki İslamcı-Muhafazakar AKP kapatılacağına dair bir işaret de olabilir.” ifadesi yer aldı.

Le Figaro’da yer alan haberde, “Anayasa Mahkemesi kararı iktidardaki AKP’yi zora soktu. Sürpriz olmayan ve merakla beklenen bu karar iktidardaki Müslüman muhafazakarlar ile laik bürokrasi arasında açık savaş ortamında çıktı ve hükümet açısından yenilgi anlamına geliyor” denildi.

MAHKEME AKP’NİN KADERİNİ TAYİN ETTİ
Almanya’da ise haftalık die Zeit gazetesi, “Türk Anayasa Mahkemesi türban yasağını yeniden yürürlüğe soktu. Böylece iktidar partisi AKP’nin de kaderini tayin etti.” derken, günlük Welt gazetesi, “Türban yasağının kaldırılması AKP’nin son seçim zaferinden sonra, başlattığı en önemli kanun değişikliğiyidi. Ayrıca, AKP kapatma davası için de kritik olan türban yasağı kararını Anayasa Mahkemesi’nin iptal etmesi, bu durumun kapatma davasında AKP aleyhine kullanılabileceğini gösteriyor.” ifadelerine yer verdi.

İtalya’da Corriere Della Sera gazetesi birinci sayfadan verdigi haberi iç sayfalarda ayrıntılı olarak yayınladı. “Erdoğan’a tokat, üniversitelerde türbana hayır’ başlığının kullanıldığı haberde, Anayasa Mahkemesi’nin kararından çok kararın motivasyonunun üzerinde durmuş ve bunun anlamının Erdoğan’a savaş açılması olduğunu iddia etmiş. Türkiye’nin son zamanlarda kazandığı uluslararası itibar (Suriye-İsrail arabuluculuğu) ve ekonomideki gıpta edilecek büyüme hızı, enerji kaynaklarını taşımadaki önemli konumu ve Avrupa Birliği’ne girmek için istikrarlı hükümet çabalarının bu gerginlik yüzünden riske girebileceğini ve kurumlar arasındaki çatışmanın Türkiye’deki toplumu ve hayatı etkileyeceğini yazmış.”

Repubblica gazetesi de haberi ilk sayfadan verip, içeriye tam sayfa olarak taşıdı. Gazete, Anayasa Mahkemesi’nin kararının AKP’nin kapatılması kararını etkileyeceği riskini taşıdığını yazarken, davanın sürecini de ayrıntılı olarak belirtti. CHP’nin sol söylemden uzaklaşıp önce askerlerin sorna da yargının etkisinde hareket ettiğini savunan Repubbblica gazetesi, Eylül’de anayasa mahkemesinin AKP hakında karar vereceğini yazmış. Murat Belge ile yapılmış bir roportaja yer veren gazete, Belge’nin “Artık dramatik olayların olmasından endişe ediyorum” sözlerini alt başlığa taşıdı. “Bu karar ile birlikte AKP’nin kapatılması yoluna gidiliyor, AB yolu da zorlaşıyor” yorumunu yapan Belge, CHP’nin de sadece isim olarak sol bir parti olduğunu ve Türkiye’de artık solun olmadığını belirtti.

 

"Temel özgürlüklere saygı gösterilmeli"

 



6 Haziran, 2008 14:09:00 (TSİ) CNN TURK

 

AB Komisyonu, başörtüsü konusunun ''temel özgürlüklere saygı gösterilmesi koşuluyla Türk halkı tarafından tartışılıp karara bağlanmasını'' istedi.

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, günlük olağan basın toplantısında Anayasa Mahkemesi'nin dünkü kararıyla ilgili bir soru üzerine, başörtüsü konusunda AB müktesebatı bulunmadığını ve üye devletlerin farklı uygulamaları olduğunu hatırlattı.
 
Nagy, tartışmanın temel özgürlüklere ve hukukun üstünlüğüne uyularak Türk halkı ve Türkiye'deki kurumlar tarafından çözülmesini istedi.

AP raportörü: "Türkiye'ye yeni anayasa gerekli"
 
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten de, başörtüsü düzenlemesinin iptaliyle ilgili olarak, "Temel özgürlükleri yargı sisteminin merkezine alacak bütünüyle yeni anayasa gerekli" dedi.
 
AP raportörü, "Bu karar bir kez daha kanıtlamıştır ki, Türkiye'nin modernleşmeye ihtiyacı vardır" diye konuştu.
 
Oomen-Ruijten, yeni anayasanın "demokrasi, hukukun üstünlüğü, sosyal uyum ve din-devlet ayrımını güvence altına almasını" istedi.
 
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk ise "Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla yeniden başa döndük. Bu durum hükümete vakit geçirmeden temel özgürlüklerin sadece belirli bir grubu değil, tüm Türk halkını kapsadığı, baştan sona yeni bir anayasa (taslağı) sunma fırsatı yaratıyor" dedi.

Anayasa Mahkemesi, türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliğini dün iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu.

 

 

Ankara'dan İngiliz-Rum muhtırasına tepki

 

 

6 Haziran, 2008 17:43:00 (TSİ)

CNN TURK

 

Ankara İngiltere ile Kıbrıs Rum yönetimi arasında imzalanan ortak mutabakat muhtırasından rahatsız. Dışişleri Bakanlığı muhtırayı ''Ada'da adil çözüm arayışına gölge'' olarak niteledi.

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada muhtıranın yapıcılıktan uzak unsurlar içerdiği vurgulandı.
 
Metnin yazım ve içerik olarak Kıbrıs'taki tarafların eşitliği ilkesine riayet etmediği ve BM parametrelerini yansıtmadığı belirtildi.
 
Muhtıradaki ifadelerin görüşme sürecinin desteklendiği beyanlarıyla çeliştiği ifade edildi.
 
İngiltere Başbakanı Gordon Brown ve Rum Lider Dimitris Hristofyas arasında dün imzalanan muhtırada İngiltere KKTC'yi tanımayacağına dair garanti vermişti.
 
İngiltere ayrıca Ada'da bölünmeye ya da ayrı bir siyasi oluşumun gelişmesine destek vermeyeceğini kayda geçirmişti.
 
Denktaş'tan İngiltere'ye tepki
 
Gelişmeleri izleyen KKTC'nin 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, Kıbrıs'la ilgili hassas bir dönemden geçilirken İngiltere'nin Rum yönetimi lideri Hristofyas'ı Londra'ya davet ederek, memorandum imzalamasına tepki gösterdi ve İngiltere'nin görüşmelere müdahalede bulunduğunu kaydetti.
 
Denktaş, "Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile aynı seviyede görüşmeksizin müşterek açıklama yapılması, görüşmelere müdahalenin daniskasıdır" ifadesini kullandı.

 

 

"Lefkoşa'da duvarın yıkılma zamanı geldi"

 



6 Haziran, 2008 16:50:00 (TSİ)

CNN TURK

 

Bir günlük resmi ziyaret için Yunanistan'da bulunan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, ''Lefkoşa'da duvarın yıkılmasının zamanı geldi'' dedi.

Sarkozy Yunan parlamentosunda yaptığı konuşmada, Kıbrıs ile Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Yunanistan-Fransa ilişkileri, Avrupa'da savunma ve güvenlik, Balkanlar, kaçak göçle mücadele konularını değerlendirdi.
 
Kıbrıs konusunda, "Lefkoşa'da nihayet duvarın yıkılmasının zamanı geldi. Bu dileğimi dile getiriyorum. Kimse bu duvar orada olmaya devam ettikçe mutlu olamaz" diyen Sarkozy, "Fransa, Ada'da sorunun çözülmesi konusunda BM çerçevesinde elinden geleni yapacaktır" ifadesini kullandı.
 
Sarkozy, "Bugün müzakereler yeni bir ümitle yeniden başlıyor. Her iki liderin de çabalarını memnuniyetle karşılıyorum. Tek hedef, Ada'da adil ve kalıcı bir çözüm bulunması, birleşmenin olmasıdır, bunu destekliyoruz. Kıbrıs AB'ye,
Avrupa ailesine aittir" diye konuştu.
 
Sarkozy Türkiye-AB ilişkileri konusunda da "Türkiye'nin AB ile ilişkilerine sorumlulukla yaklaşılmalıdır. Türkiye büyük bir ülke ve Fransa ile muhafazasını istediğimiz tarihi ilişkileri var. Türkiye'nin AB üyeliği konusuna gelince, 1960'lı yılların ortalarından bu yana AB ile devam eden ancak yanıt alınmayan müzakereler bulunmakta. Yani basit bir durum değil" dedi.
 
"Bu konuda kendi görüşünün bilindiğini, diğer görüşlere de saygı duyduğunu" kaydeden Sarkozy, "Sıkı bir ilişki gerek Türkiye gerekse Avrupa açısından en iyi yanıttır. Yunanistan'da bu konunun hassasiyetini biliyorum. Duygusallık ve mantık zaman zaman farklı görüşler ortaya koyabilirler. Tezat teşkil edebilecek duyguları anlıyorum. Fransa, AB dönem başkanlığı süresince tüm görüşlere tarafsız şekilde saygı gösterecektir" şeklinde konuştu.
 
Savunma ve güvenlik
 
Avrupa güvenlik ve savunma konusuna da değinen Sarkozy, "Yunanistan ile Fransa savunma konusunda önemli çabalarda bulunmaktadırlar. AB'nin dünyanın en zengin bölgelerinden biri olduğunu diğer üyelere söylüyoruz. Avrupa, savunmasını tek başına güvence altına alacak durumda olmazsa güçlü ekonomik durum ne olacak? Avrupa'nın savunması ile NATO birbirlerini tamamlamaktadırlar, ikisine de ihtiyacımız var" diye konuştu.

 

 

Türkiye'deki Kürtlerin sayısı!

 

Türkiye'de yaşayan etnik gruplar araştırıldı. Sonuçlara göre Türkiye'de bakın kaç Türk, kaç Kürt, gürcü, arap vs. yaşıyor?


Malatya'da 14 ay önce Hristiyanlıkla ilgili kitaplar yayınlayan Zirve Kitabevi'nde biri Alman üç kişi boğazları kesilerek öldürüldü. Bunun üzerine Milli Güvenlik Kurulu 'Türkiye'deki Etnik Grupların Dağılım Raporu' hazırlanması için bir talimat verdi. Bugün Gazetesi'nin haberine göre, Erciyes, Elazığ Fırat ve Malatya İnönü Üniversitesi'ndeki öğretim görevlileri tarafından hazırlanan rapor su anda dava dosyasında duruyor ve ilginç istatistikler içeriyor.

9 MİLYONA YAKIN ALEVİ
Bu arada bazı kaynaklara 5 ila 25 milyon kişi olduğu söylenen Aleviler’in nüfusu ise araştırmaya göre 8 milyon 750 bin civarında bulunuyor. Avrupa'daki 1 milyon Alevi ile araştırmanın tamamlanmadığı 8 il de dahil edildiğinde Türkiye'de 10 milyon civarında Alevi bulunuyor. Araştırmanın 8 yıl önce yapıldığı göz önüne alındığında bugünkü Alevi nüfusunun 11 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Buna göre Türkiye nüfusunun yüzde 85'i Sünni olarak göze çarpıyor.
Prof. Şaban Kuzgun başkanlığında yürütülen proje kapsamında Türkiye'deki 68 il, ilçe, köy, mahalle ve sokaklar tek tek dolaşıldı. Yapılan çalışmada insanların hangi kökenden, mezhepten ya da tarikattan olduklarının profili çıkarıldı.

İşte o rapora göre Türkiye'deki etnik grupların nüfuslarının dağılımı:

TÜRKLER: Türkmen, Yörük, Tatar, Tahtacı, Terekeme, Karaçay, Azeri gibi Türk soyundan gelen gruplar, Türkler’i oluşturuyor. Kökenleriyle ilgileri kalmayan bu grup 50 milyon civarında ve diğer Türkleşme sürecinde olanlar da dâhil edildiğinde bu sayı 55 milyona çıkıyor.

KÜRTLER: Raporda ikinci grup olarak Kürtler gösteriliyor. Sayıları 3 milyon civarında olan bu gruba Zazalar da dâhil edildiğinde Kürt nüfusu 12 milyon 600 bini aşıyor. Ancak bu sayının 2.5 milyonu ciddi derecede Türkleşme sürecinde ve bazı yerlerde Kürtlüğünü kabul etmeyen bile çıkıyor.

GÜRCÜLER: Ağırlıklı olarak Ordu, Artvin, Samsun ve Marmara bölgesinde yaşıyorlar. 1 milyona yaklaşan nüfusuyla Gürcüler, Karadeniz'deki birkaç ilde yaşayanların dışında Gürcüce'yi unutmuş durumda. Ancak son yıllarda Gürcistan'ın kurulmasıyla Gürcülüğe yönelik bir artış olduğu dikkat çekiyor.

BOŞNAKLAR: Adapazarı, İzmir ve Manisa'da toplu halde yaşayan Boşnaklar'ın nüfusu da 2 milyonu buluyor.

ÇERKEZLER: Değişik şehirlerde yaşayan Çerkezler de 2.5 milyon civarında ve Çerkezler’in yüzde 80'i Çerkezce'yi unutmuş görünüyor.

ARAPLAR: Başta Siirt, Şırnak, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Hatay, Adana ve İstanbul'da yaşıyorlar. Türkiye'deki nüfusları 870 bin olarak gösteriliyor.

ARNAVUTLAR: Türkiye'deki nüfusları 1 milyon 300 bini aşmış durumda. Arnavut nüfusunun yarıdan çoğunun, Türkleşme süreci sonunda Arnavutluk'la hiçbir ilgisi kalmadı. 500 bin Arnavut da ise çok canlı bir şekilde 'Arnavutluk şuuru' var.

LAZLAR: Bütün Doğu Karadenizliler'in Laz sanılması yanlışından dolayı kalabalık sanılan Lazlar'ın gerçek sayısı 80 bin civarında. Çünkü bir Kafkas halkı olan ve Lazca konuşan gerçek Lazlar, Rize ve Artvin'in birkaç köyünde ve göç ettikleri birkaç Marmara şehrinde yaşıyorlar.

HEMŞİNLER: Lazlar gibi Rize ve Artvin'in bazı ilçelerinde yaşıyorlar ve sayıları 13 bin civarında.

POMAKLAR: Bazılarına göre Türk, bazılarına göre Slav ırkından olan Pomaklar da 600 bin civarındalar ve tamamıyla Türkleşmiş durumdalar.

DİĞER ETNİK GRUPLAR: Türkiye'de yaşayan diğer etnik grupların sayısı da 1 milyonu aşıyor. Bunların arasında çingeneler 700 binlik nüfusuyla başı çekiyor. Türkiye'de ayrıca 60 bin Ermeni, 20 bin Yahudi ve 15 bin Rum kökenli vatandaşın yanı sıra çok az sayıda Süryani de hayatını sürdürüyor.

TÜRK NÜFUSU ARTIYOR

Raporun en çarpıcı başlıklarından biri ise Türkler’in nüfus artış hızında yatıyor. Buna göre Türk nüfusu son 15 yıldır az oranda artış gösteriyor. Buna karşılık Kürtler her yıl yüzde 2,5 oranında artış gösteriyor. Araştırmaya göre Boşnaklar her yıl binde 12, Türkler binde 8, Arnavutlar binde 5 oranında azalıyorlar. Buna karşılık Türkleşme oranının en fazla Kürtler’de olduğu, onları Boşnaklar’ın, Çerkezler’in ve Arnavutların takip ettiği görülüyor.
Güneydoğudan göç eden Araplar’da da yoğun bir Türkleşme hızı olduğu belirtiliyor.

MILLIYET 06/06/08

 

 

Rumlara İngiliz öpücüğü KKTC’de tepki yarattı

NEVSAL ELEVLİ Londra SEFA KARAHASAN Lefkoşa

İngiltere, Kıbrıs Rum Yönetimi’ne KKTC’yi tanımayacağına ve Ada’nın bölünmesini kabul etmeyeceğine dair en üst düzeyde garanti verdi.

Büyük Britanya Başbakanı Gordon Brown ve Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, dün Londra’da memorandum imzaladılar.

Resmi ziyaret için Londra’da bulunan Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile Büyük Britanya Başbakanı Gordon Brown, dün Büyük Britanya’nın Rum Yönetimi’ne yönelik, “KKTC’yi tanımayacağı”, “Kıbrıs’ta ayrı bir devlet ve siyasi otoriteyi kabul etmeyeceği” ya da “Ada’da ayrı bir siyasi oluşumun gelişmesine izin vermeyeceği” şeklinde garantilerini içeren bir memorandum imzaladı. Memoranduma KKTC büyük tepki gösterdi.
Hristofyas, Brown ile görüşmesinin ardından düzenlediği basın toplantısında, görüşmeden çok memnun kaldığını söyledi, “Kıbrıs ile İngiltere ilişkileri açısından bir dönüm noktası, yeni bir dönem başlıyor” dedi.
Büyük Britanya Başbakanı Gordon Brown da Dimitris Hristofyas’ı övdü. Brown, Hristofyas için, “Türk toplumu ve lideriyle temasa geçerek politik vizyon ve cesarete sahip olduğunu kanıtladı. Bu tutumuyla Yeşil Hat’tın iki yakasında da umutları artırdı” diye konuştu. Memorandumda, “İngiltere, BM’nin Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin mevcut 541 ve 550 sayılı kararlarının arkasındadır” denildi. 

Sert açıklama
KKTC Cumhurbaşkanlığı, İngiliz-Rum memorandumuna sert tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma çabalarını olumsuz yönde etkileyecek yaklaşımlara yer verilmesi kabul edilemez” denildi. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Hristofyas, Cumhurbaşkanımız ile vardığı mutabakatlar konusunda tutarsız davranmakta, görüşme sürecini etkileyecek bir güvenilirlik sorununun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İngiliz yetkililer ise 21 Mart anlaşması ile başlayan yeni görüşme sürecini desteklemekte oldukları yönündeki beyanları hakkında kuşku duyulmasını bizzat kendileri beslemiş olmaktadırlar.”

MILLIYET 06/06/08

 

 

Bu karar hukuka aykırı

Anayasa Mahkemesi’nin, üniversitelerde türbanlı öğrencilerin de modern bilimleri öğrenmesine imkân verecek anayasa değişikliğini iptal etmesi herkesi bağlar ama hukuka aykırı bir karardır. Çünkü:
-  Anayasa’nın 148. maddesi, anayasa değişikliklerini Yüksek Mahkeme’nin sadece şekil açısından inceleyebileceğini emretmiştir. Mahkeme ise, kendisini Anayasa’nın da üstüne çıkararak, “esastan” inceleme yapma yetkisini kendisine tanımış, Anayasa’nın vermediği bir yetkiyi kullanarak iptal kararı vermiştir.
-  Anayasa Mahkemesi, “değiştirilemez maddeler“ hükmünü aşırı yorumla “genel hüküm” gibi yorumlamış, böylece bütün anayasa konularında yapılacak anayasa düzenlemelerini vesayeti altına almıştır! Halbuki, anayasa hukukunun temel yorum kurallarına göre, “İstisnalar, genel kaideler gibi yorumlanamaz” idi. 
-  Anayasa Mahkemesi anayasal kavramların yorumunda hukuk biliminin sınırlarını aşarak “dolaylı ilişki” mantığını benimsemiş, böylece hukuk ile siyaset arasındaki sınırı kaldırmıştır: Artık laiklik konusunda Türkiye’de kimse Batılı bir laiklik anlayışını siyasi programına koyamayacaktır!
“367 kararı”ndaki hukuk anlayışı, bu kararın da özünü oluşturuyor.

Sürpriz değil
Bu bana sürpriz olmadı. Çünkü Türkiye’de sadece resmi ideolojinin değil, yargının da laiklik anlayışının ‘illiberal’ olduğunu biliyorum.
Anayasa Mahkemesi’nin, laiklik konusunun Türkiye’de “Batılı ülkelerdeki anlayış içinde benimsenmesi esasen düşünülemez” diyebilen hayret verici ama ısrarlı kararlarını da biliyorum. (Karar: 1983/2)
Laiklik konusunda böyle bir ‘inanç’, Anayasa’nın 148 gibi çok açık, yoruma ihtiyaç göstermeyecek kadar açık hükmünü bile bu inanç yönünde yorumlamıştır.
Hele de 367 kararından sonra bunda şaşılacak bir taraf yok.
Bugün değil, daha önce de Anayasa Mahkemesi’nin tavrını bildiği için, bu Anayasa değişikliğini Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ün “özgürlükçü bir gerekçeyle” veto etmesi gerektiğini yazmıştım.
Hem de dört ay önce yazmıştım! (Milliyet, 13 Şubat 2008)
O zaman liberal ve muhafazakâr bazı çevrelerin sert tepkisini aldım. “Aydın Doğan sana da mı bunu yazdırdı!” diye, hatta daha saygısız protesto mail’leri de almıştım.
Aydın Bey’in de günahını almışlardı; ben sadece olabilecekleri tahmin ettiğim için Gül’ün veto etmesini istemiştim; hiç olmazsa ‘anayasal yol’ kapanmasın diye!

Ne zamana kadar?
Sayın Gül’ün “özgürlükçü bir gerekçeyle” bu anayasa değişikliğini veto etmesini isterken, benim umudum, türban serbestisini sadece üniversiteyle sınırlayacak yeni bir düzenlemenin laik çevrelerdeki kaygıyı azaltacağı, Mahkeme’nin davaya daha demokratik gözle bakmasına katkıda bulunabileceği umudu idi.
Şimdi Mahkeme’nin bu kararı ile, artık anayasa değişikliği yoluyla bile türbanlı kızların çağdaş bilimleri öğrenmek üzere üniversiteye gitmelerinin yolu kapanmıştır!
Yargı bu konuda bütün yolları kapatmıştır!
Ne zamana kadar?
Çok uzun bir zamana kadar! Anayasa Mahkememizin ve yargı kültürümüzün çağdaş ‘liberal özgürlükler’i benimseyecek bir anlayışa gelmesine kadar...
Öfkeye gerek yok. Herkes gerilimden sakınmalıdır. Siyasi istikrar zedelenmemelidir. Demokrasi, yürüyüşüne devam etmelidir.

TAHA AKYOL MILLIYET 06/06/08

A new era in relations with Britain
By Stefanos Evripidou in London

CYPRUS AND Britain have entered a “new era” in relations after the “frustrating” events of the past, President Demetris Christofias said yesterday after signing a wide-reaching Memorandum of Understanding (MOU) with Gordon Brown in London.

Speaking after the meeting in 10 Downing Street, the British Prime Minister pledged to play a “strong and supportive role” in solving the Cyprus problem, while commending the president for his “vision” and “political courage”.

“The President has been instrumental in launching work to reunify Cyprus. He has shown vision and political courage, reaching out to the Turkish Cypriot community and its leader, inspiring hope in Cypriots both sides of the Green Line,” said Brown.

The official visit to London was Christofias' first as President. Based on the MOU's content and the wide smiles accorded him by his British counterpart, observers could be tempted to consider it a success.

Brown pledged to “fully support” the president in achieving a Cypriot-owned solution.

“We will do this through thorough engagement with all the parties in the region and beyond,” he said, adding later, “We are ready to play our part in any way.”

To demonstrate his commitment to the process, Brown said he was sending his Minister for Europe, Jim Murphy, to Cyprus next month.

For his part, Christofias promised to do his utmost to make the relationship between the two countries “better, closer and more developed”.

“I consider this a very important day for Cyprus and the UK and their relationship,” he said.

Christofias noted that the memorandum laid out Britain's commitment to a solution based on existing UN resolutions, where a reunited island would have single sovereignty, international personality and citizenship.

The memo's key clauses refer to the UK's obligations emanating from the 1960 Treaties, including its role as a guarantor power, as well as a commitment not to support “any moves towards the partition of the island or the recognition or upgrading of any separate political entity”.

The two leaders were in agreement on the objective of full EU membership for Turkey, on condition that Turkey fulfilled “its outstanding obligations” to EU members; a reference to the Ankara protocol which requires Turkey to open its ports and airports to Cyprus-flagged ships and planes.

The two countries pledged to hold regular dialogue and have a six-monthly review of the process.

Christofias also made reference to the British bases, noting that the two leaders agreed to leave the door open for future dialogue on their status. This was confirmed by a clause in the memorandum, stating that the two sides agreed to work together “in a constructive manner on all issues emanating from the Treaty of Establishment”.

Overall, the president interpreted the agreement as a pledge by both countries to solve problems that arise and avoid “new misunderstandings” in the future.

Speaking to journalists later, Christofias clarified that: “The existence or demolition of the bases is not on the agenda now. It's something that will be discussed together with Turkish Cypriots as owners, as partners of a united Republic of Cyprus, after the wounds have healed.”

Both leaders pledged to support economic integration of the island based on the April 26, 2004, EU Council conclusions. They also referred to the full application of EU laws in the north based on Protocol 10 of the Accession Treaty.

A programme of bilateral co-operation on common interests and priorities was also established, covering a range of issues like education and health, illegal immigration, football hooliganism, economics, commerce and the Olympics.

Christofias highlighted the strong ties between the two countries, noting that “half of Cyprus is living in the UK”.

Speaking later at the newly-inaugurated Cyprus High Commision, he said: “It's a new page, a turning point,” adding, “We had some events [in the past] which made us a little bit frustrated. We could say it will be a new era in relations between the two countries and the two leaders.”

CYPRUS MAIL 06/06/08

 

new style of foreign policy
By Stefanos Evripidou

MINUTES before the President arrived at 10 Downing Street, an employee busily hoovered the red carpet outside. While collecting the dirt and dust left by previous leaders, the cleaner was unaware of the fresh start being made in relations between Cyprus and its old “nemesis”, the UK.

Yesterday's meeting between Demetris Christofias and Gordon Brown signalled a major shift in the policies and attitudes of the two countries towards each other. The present Cypriot government has learnt hard and fast that upsetting or snubbing Britain does not help to achieve the goals set for the island's future.

“The Memorandum was the product of hard work to take relations with the UK further,” said a government source, part of the London entourage.

“You can't ignore a country, whether they're friendly or not. You need to knock on doors. You don't choose to turn your back on Britain, even when there are disagreements.”

The fact that Britain remains a guarantor power, a significant member of the EU and a permanent member of the UN Security Council all help to support this view.

However, the clarity of judgement was not always so present. Cyprus and Britain came to loggerheads on numerous occasions in the past, more recently on issues concerning how to handle Turkey's accession path and the Turkish Cypriots post-referendum. Last year's strategic partnership between the UK and Turkey served to add fuel to the fire.

However, the Memorandum signed yesterday marked a real turning point in relations. There are clauses in the text which effectively guarantee that Turkey's strategic partnership, as it stands, can only go so far in terms of upgrading the “TRNC” and/or orchestrating a “virgin birth”. It's a strong message of reassurance for Cyprus from Britain.

It remains to be seen whether the clause on “economic integration” based on EU Council conclusions will stick to economic development and aid, or whether the spectre of direct aid will show its face.

Christofias emphasised the commitment to the 1960 Treaties, from which the Republic of Cyprus was born. He called on Brown to help him achieve full EU membership for Turkey, providing it fulfils all its obligations to EU members (Cyprus). For once, the two leaders were talking the same language.

“We have changed our language. We no longer talk about Britain exerting pressure. We are looking for Turkey to do what it has to do to join the EU, which is in everyone's interests,” said the source.

So, the government has gone from pushing Britain to punish or slap Turkey for its wrongdoings, to utilising its influence over Turkey regarding its accession... for the benefit of all involved and the region.

There was even talk in the memo of a united Cyprus strengthening the EU's ability to respond to global challenges. One doesn't have to go too global to understand Cyprus could play a significant role in future EU or NATO operations in the Middle East, Gulf, Africa or even the Caucasus.

The two also agreed to discuss potential disagreements over Turkey's accession before they got out of hand or mangled up in EU decision-making processes.

Brown seemed to like the new vibes emanating from Christofias. He pledged to play a “strong role” in efforts to solve the conflict. He also voiced his agreement with the idea of a solution “by Cypriots for Cypriots”.

The president stressed this last point later, noting that anyone trying to impose their will on Cypriots would fail.

Though no mention was made of changing the Treaty of Guarantee during the talks, it is clear a new era of co-operation and dialogue has been established where such matters of substance could be discussed in the future.

Christofias made it clear where he stood on the matter: “Cypriots are mature enough to handle their own affairs without guarantors and guarantees.”

Effectively, following some good PR work, Cyprus is no longer in the corner, taking swipes at the “evil demon”. Instead, a lot of effort has been made by both sides to provide key reassurances about the future of the island while paving the way for a European-style pursuance of loosely-joined common goals.

CYPRUS MAIL 06/06/08

 

Deflesselles: Türkiye Güney Kıbrıs’ı tanımak zorunda

AB-Türkiye İzleme Komitesi Üyesi Fransız Parlamenter Bernard Deflesselles, Türkiye’nin, Güney Kıbrıs’ı tanımadan Avrupa Birliği (AB) üyesi olamayacağını iddia etti.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 00:30 TSİ 07 Haziran 2008 Cumartesi

 

LEFKOŞA - Rum basınına göre, AB Parlamentoları AB İşleri Komiteleri ortak toplantısı çerçevesinde Güney Kıbrıs’ta bulunan Bernard Deflesselles, Rum meclisini ziyarette yaptığı konuşmada, Fransa’nın Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarını, ilkeler doğrultusunda desteklemeye hazır olduğunu söyledi.

 

Deflesselles, Türkiye’nin AB sürecine ilişkin olarak, “27 üyeden birini tanımayan bir ülkeyi kabul edemeyeceklerini, bunun kriterlerden birini teşkil ettiğini” savundu.

Heyette bulunan, Fransa Parlamentosu Fransa-Güney Kıbrıs Dostluk Grubu Başkanı Marietta Karamanli de, Fransa’nın özellikle AB dönem başkanlığı döneminde Kıbrıs sorununun çözümü çabalarını desteklemeye hazır olduğunu belirtti.

 

 

Talat'tan, 'masaya oturma' çağrısı

AL-VER SÜRECİ BAŞLAMALI... Mehmet Ali Talat, çalışma grupları ve teknik komiteler dışında bütünlüklü çözüm için karışlıklı al-verin başlayacağı şekilde masaya oturulması gerektiğini kaydetti. Talat, çalışma grupları ve teknik komitelerin yaptıklarıyla ilgili olarak pek çok konuda gelişme olduğunu, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la bir araya gelerek bunları yaşama geçireceklerini söyledi

 

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununda çözümün garanti olmadığını, ancak yaşanan pek çok konunun anası olan sorunun çözümünün, mutlaka ulaşılması gereken bir hedef olduğunu söyledi.

   Talat, başlayan sürecin olumlu olduğunu ancak, Kıbrıs sorununun çözümü için sadece Türk tarafının çabasının yeterli olmadığını, çünkü çözümün Rumlarla arandığını, onların da çözümde istekli olması gerektiğini vurguladı.

   KTAMS'ın 32'nci Olağan Genel Kurulu'na katılarak bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu ve ülkede son günlerde çeşitli sendikaların gerçekleştirdiği eylemlere değindi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununda çözümün garanti olmadığını, ancak yaşanan pek çok konunun anası olan sorunun çözümünün, mutlaka ulaşılması gereken bir hedef olduğunu ifade etti. Talat, Kıbrıs sorununa Kıbrıs Türk halkının haklarını da koruyacak bütünlüklü bir çözüm bulunması için başlatılan süreç hakkında bilgi vererek devam ettiği konuşmasında, Kıbrıs sorununun çözümü için tüm kesimlerin birlik, beraberlik ve işbirliği içinde hareket etmesinin önemini vurguladı.

   Talat, başlayan sürecin olumlu olduğunu ancak, Kıbrıs sorununun çözümü için sadece Türk tarafının çabasının yeterli olmadığını, çünkü çözümün Rumlarla arandığını, onların da çözümde istekli olması gerektiğini söyledi.

   Mehmet Ali Talat, çalışma grupları ve teknik komiteler dışında bütünlüklü çözüm için karışlıklı al-verin başlayacağı şekilde masaya oturulması gerektiğini anlatarak, sorunun çözümü için dayanışma gerektiğini yineledi.

   Talat, çalışma grupları ve teknik komitelerin yaptıklarıyla ilgili olarak pek çok konuda gelişme olduğunu, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la bir araya gelerek bunları yaşama geçireceklerini söyledi.

   Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik süreci elverişli gördüğünü, bu konudaki havanın elverişli olduğunu ifade eden Talat, Kıbrıs sorununa bütünlüklü çözüm bulmak amacıyla destek almaları gerektiğini söyledi, verilen destek için müteşekkir olduğunu belirtti. Talat, herkesin ortak sorunu olan Kıbrıs sorununu çözmek için birlik ve beraberlik gerektiğini yineleyerek, "Kıbrıs Türkünün yıllardır yaşadığı sorunların çözümü Kıbrıs sorununun çözümüyle ilintilidir. Bunu içte ve dışta artık kabul etmeyen kalmamıştır artık" dedi.

   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununda sağlanan görüş birliğinin, iç sorunların çözümünde de sağlanması gerekliliği üzerinde durarak, buna fedakârlığın da eklenmesinin zorunluluk olduğunu kaydetti. Talat, iyi çalışan bir kamu yönetiminin sadece hükümetin sorunu olmadığını, böyle bir kamu yönetimi yaratmanın sivil toplum ve sendikaların da görevi olduğunu anlatarak, bu anlamda sorumluluğun herkesin omuzlarında olduğunu söyledi.

   Mehmet Ali Talat, kötü kamu yönetiminden şikâyet edenin de, kötü kamu yönetimi verenin de bunun tek sorumlusu olarak hükümeti görerek eleştirmesinin doğru olmadığını ifade ederek, "hükümet sorumludur" demenin bir "kültürsüzlük" olduğunu belirtti.

   Eğitimde yaşanan sorunun bakanlık, öğretmen, öğrenci ve veli olmak üzere 4 boyutu olduğunu hatırlatan Talat, Almanya'da sendikanın tam gün eğitimden kaçan hükümeti tam gün eğitime çekmek amacıyla kendi genel kurulunda karar aldığını, bunun farklı bir kültürün göstergesi olduğunu belirtti. "Sorunları hep birlikte çözmek zorundayız" diyen Cumhurbaşkanı Talat, ülkede demokrasi olduğunu, muhalefetin eleştireceğini ancak yapılan eleştirinin yıkıcı eleştiri olmaması gerektiğini söyledi.

   Talat, ülkedeki siyasi/sosyal iklimi endişeyle izlediğini belirterek, bundan duyduğu kaygıyı ifade etti.

 

Soyer

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise konuşmasında, KTAMS'ın 32'nci Genel Kurulu'nun, "barış ve demokratikleşme mücadelesinin şahitliği ve yaratıcısı olması" anlamında önemli olduğunu söyledi.

   Soyer, 20'nci yüzyılın değerlerinin, 19'uncu yüzyıl toplumsal mücadele ve siyasi yapılanma tarafından, ulusal sınırları içinde ve temelde iki kutuplu dünyada bir kutba daha yakın olma olarak belirlendiğini anlattı.

   Soyer, 21'inci yüzyılın ise 20'nci yüzyılda iki kutuplu dünyanın ortadan kalktığı, usular sınırların giderek silikleştiği, yeni bir çerçevede şekillendiğini söyledi, kimsenin elinde bugünkü sorunlara çözüme yönelik hazır reçete bulunmadığını ifade etti.

   Ulusal sınırların ortadan kalkmasının olumluluk ve olumsuzluğu birlikte taşıdığını; yeni dönemde bilinmez sorunlar yaşandığını kaydeden Soyer, eskiden herkesin elinde hazır reçeteler bulunduğunu söyledi.

   Ferdi Sabit Soyer, yaşanan süreç nedeniyle eskinin sağcıları ile solcularının bugün "kızıl elma" adıyla bir araya gelebildiğine işaret ederek, yaşanan sürece açılım getirmek amacıyla Kıbrıs Türk halkının yeni döneme ait düşünce, tartışma ortamına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

   Soyer, seviye, üslup ve veriye dayalı tartışma ortamının sevgiyle harmanlanması halinde yeni döneme ait bilinmez sorunlara çözüm bulmanın anlaşılır olacağını kaydetti.

   Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının kendi ekonomisini ortaya koymaz, kendi kendine yeterli hale getirmezse, bulunacak her çözümün başarısız olacağını ifade ederek, yüzde 49'u transfer giderlerine ayrılan bir bütçede sorunun devam edeceğini belirtti.

   Soyer, sosyal devleti geliştirmek, üretimi artırmak, 2.5 milyar dolar olan GSMH'yı 4 milyar dolara çıkarmak gerektiğini, bunun başarılmaması halinde Güney'le, kişi başına düşen gayri safi milli hâsıla oranını yaklaştırmanın bile mümkün olmadığını söyledi.

 

Gökmen

 

   Çalışma ve Doğal Kaynaklar Bakanı Mustafa Gökmen ise ÖRP adına yaptığı konuşmasında, Genel Kurul'da ülke sorunlarının tartışılacağına işaret ederek, bakanlığının 2-7 Haziran tarihleri arasında düzenlediği çevre etkinliklerine sendikaların duyarsızlığını eleştirdi.

   Gökmen, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in konuşmalarına ÖRP'nin katıldığını açıklayarak, adada çözümün iki halk tarafından bulunacağını söyledi.

 

Kaptan

 

   Ahmet Kaptan, görev süresi tamamlanan eski yönetimin ülkedeki çalışma ve sosyal hayatla ilgili tüm sorunlara katkı koyduğunu belirterek, KTAMS'a göre ülkede, sağlık, eğitim ve "tüm sorunların anası" olarak gördükleri Kıbrıs sorunu olmak üzere 3 temel sorun olduğunu söyledi. Kaptan, sağlık alanındaki sorunun çözümü için Sağlık Çalışanları Yasası, Döner Sermaye Yasası ile Genel Sağlık Sigortası Yasası'nın eş zamanlı yaşama geçmesini savunduklarını anlatarak, hükümeti, bunu yapacak yerde Sağlık Yasası'nı öne alması nedeniyle eleştirdi.

   Eğitimin gelen hükümetlere göre "yaz-boz tahtası" olmaktan çıkarılması gerekliliği üzerinde duran Kaptan, "tüm sorunların anası" olarak gördükleri Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ise Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan referandumunda ortaya koyduğu iradeye bağlı kalmaya devam edeceklerini söyledi.

   Ahmet Kaptan, iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı federal Kıbrıs'ın kurulması için liderlere destek olmak, üzerine düşeni yapmak için her türlü öneri ve göreve hazır olduklarını, bunu da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a ilettiklerini belirtti.

   Kıbrıs'ın bölünmeyecek kadar küçük olduğu gerçeğinin her zaman akılda tutulması gerektiğini ifade eden Kaptan, Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla her iki lideri cesaretlendirdiklerini ve bundan sonra da cesaretlendirmeye devam edeceklerini söyledi.

 

İdris

 

   Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Sekreteri Asım İdris Genel Kurula başarı dileyerek başladığı konuşmasında, tüm yetkilileri uyum içinde görmenin ilginç olduğunu, bu uyumun hakları en fazla yenilen ve zor şartlar altında çalışan gazetecileri selamlama konusunda da benzer tavrı gördüğünü ifade etti.

   İdris, yetkililerin "tüm kesimlerin sorumlu olduğu" söylemini eleştirerek, kendilerine düşen görevin, açıkları daha da artıracak kamuya 6 bin yeni istihdamın neden ve niçin yapıldığını sorgulamak olduğunu söyledi.

   İdris, ülkede sendikalaştı diye insanların, akademisyenlerin işlerine son verildiğini, haklarını savunduğu için öğretmenlerin karşısına velilerin çıkarıldığını anlatarak, demokrasi yerine oturmadan hiçbir soruna köklü çözüm bulunmayacağını belirtti.

 

Yorgancıoğlu

 

   Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG) adına konuşan Özkan Yorgancıoğlu ise, kürsünün toplumsal sorunlara çözüm üretecek bir yer olmasını umarken bunu görememenin hayal kırıklığını yaşadığını söyledi.

   Yorgancıoğlu, eleştiri yaparken eleştiri yapılan konunun geçmişi hakkında bilgi sahibi olunması gerektiğini ifade ederek, CTP/BG hükümetleri döneminde geçmişten kaynaklanan ne kadar ödeme yapıldığının, Maliye Bakanlığı tarafından Meclis'te olan siyasi partilere dağıtılan bilgilendirme metninde var olduğunu belirtti.

   2004 öncesi ve sonrasının çok iyi bilinmesi gerekliliği üzerinde durarak, kendi hükümetleri döneminde ve öncesinde verilen özgürlüklerin de karşılaştırılmasının iyi yapılması gerektiğini söyleyen Yorgancıoğlu, tüm kesimleri sorunların çözümü için bir masa etrafına toplanmayı davet etti.

   Yorgancıoğlu, ancak çözümlerin zümresel değil toplumsal olması gerektiğini de hatırlattı.

 

Hacıpetro

 

   PASYDY Genel Sekreteri Glafkos Hacıpetro konuşmasına Genel Kurulu "sıcak ve dostlukla" selamlayarak başladı. Hacıpetro, PASYDY ile KTAMS'ın, üyelerinin çıkarlarını savunmak yanında adada barışın sağlanması, ülkenin yeniden birleşmesi için ortak mücadele verdiğini ve bundan sonra da vereceğini söyledi.

   Hacıpetro, her iki örgütün Kıbrıs sorununun çözümü için uygun iklimin bulunduğunu, kendilerine düşen görevin liderlerin cesaretlendirilmesi olduğunu anlattı.

 

Tanbezos

 

   PEO Yönetim Kurulu Üyesi Hristos Tanbezos, Genel Kurul'u on binlerce PEO üyesi adına selamladığını söyleyerek başladığı konuşmasında, PEO için önemli olanın din, dil, ırk değil, işçi sınıfındaki konum olduğunu söyledi.

   Tanbezos, PEO'nun Kıbrıslı Türk emekçileri Kıbrıs İşçi Sınıfı'nın içinde kabul ettiğini, her zaman öyle davrandığını savunarak, 1948'lerden başlayan ortak emek mücadelesine atıfta bulundu.

   Tanbezos, PEO'nun Kıbrıs'ta BM kararlarına, doruk anlaşmalarına dayalı, iki bölgeli iki toplumlu, Avrupa değerlerini benimsemiş bir çözümü savunduğunu aktararak, Lokmacı Kapısı'nın açılmasını selamladı.

   PEO'nun Türk ve Yunan milliyetçiliğine karşı her dönem mücadele ettiğini bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğini anlatan Tanbezos, Kıbrıslı Türkler ile Rumların ortak kök ve tarihleriyle birbirine bağlandığını söyledi.

 

Yorgun

 

   Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmetler Emekçileri Sendikası (SES) Başkanı Bedriye Yorgun, genel kurulu dostluk ve saygıyla selamladı.

   Yorgun, SES'in sokakta doğarak ağır mücadele koşullarıyla meşruiyetini kanıtlayarak 40 bin üyeye ulaştığını ve kendisini uluslar arası işçi sınıfının bir parçası kabul ettiklerini söyledi.

   Emek ve demokrasi mücadelesinin birbirinden ayrı düşünülmemesi gerekliliği üzerinde duran Yorgun, eşit, özgür bir dünya için halkların kendi kaderini özgürce belirlemesi gerektiği kaydetti.

 

Atar

 

   Türkiye Birleşik Metal-İş Örgütlenme Sekreteri Özkan Atar, emekçilerin birlik mücadele dayanışma günü olan 1 Mayıs'tan bir ay sonra yapılmakta olan genel kurulu selamladı.

   Atar, Türkiye'de AKP'nin "sermayenin, küresel kapitalizmin temsilcisi" olduğunu, "emek ve emekçi düşmanı tavrının 1 Mayıs'ta çok açık ve net ortayı çıktığını" savundu. Atar, Birleşik Metal-İş'in, her yerde işçi sınıfının, emekçilerin mücadelesine destek vereceğini söyledi.

 

Daşdemir

 

   KESK Genel Sekreteri Abdurrahman Daşdemir ise konuşmasında, bugünkü konuşmalarda en fazla alkışa layık olanların, Türk ve Yunan milliyetçiliğine karşı sınıfsal mücadele donanımıyla mücadele ettiklerini dile getiren KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan ile PEO temsilcisisin konuşmaları olduğunu söyledi.

   Daşdemir, Kıbrıs'ta olduğu gibi Türkiye'de de bir barış sorunu olduğunu, başta Kürt sorunu olmak üzere emek sorununun ancak barışla çözüleceğini anlatarak, 30 binden fazla insanın ölümüne neden olan Türkiye'deki savaş için harcanan paranın 300 milyon dolara ulaştığını kaydetti.

   Barış, mücadelesinin kazanılmasının halkların kardeşliğinden geçtiğini yineleyen Daşdemir, "Barış, emek ve özgürlük mücadelesi birdir" dedi.

KIBRIS 08/06/08

 

 

Ban, son dakikada Maraş'ı raporuna koydu

Rum basını BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un UNFICYP raporunda "son anda" iki değişikliğin yapıldığını, bunlardan birinde "Maraş'ın statükosundan sorumlu" olarak Türk hükümetinin gösterildiğini yazdı

 Rum basını, UNFICYP'in Kıbrıs'taki görev süresinin uzatılması konusunda BM Genel Sekreteri tarafından hazırlanan raporun Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesine sunulduğunu, İngiltere'nin BM'deki daimi temsilcisi tarafından hazırlanan karar taslağının da önceki gün Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri tarafından görüşülmeye başlandığını yazdı.

   FİLELEFTHEROS; taslağın görüşülmesine gelecek hafta da devam edilmesinin ardından Güvenlik Konseyi'nin 13 Haziran oturumunda kabul edilmesinin beklendiğini yazdı.

   Gazete; taslakta Kıbrıs'taki doğrudan müzakereler konusunun etkisiyle "dengeli bir tutum" sergilenmesine çalışıldığını, belgede BM Genel Sekreteri'nin raporunun benimsenmesinin yanı sıra, "müzakerelerin temeline (iki toplumlu, iki kesimli federasyon) de değinileceğini" savundu.

   Gazete; Güvenlik Konseyi'nin kararında "şu veya bu şekilde" Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında 23 Mayıs ve 21 Mart tarihlerinde yapılan görüşmelerin ortak açıklamalarına da değinileceğini iddia etti.

   Haberde; Güvenlik Konseyi'nin amacının Kıbrıs'taki süreci güçlendirecek ve tepkilere yol açmayacak bir kararın onaylanması olduğu da savunuldu.

 

Genel Sekreterin raporunda "son anda" iki değişiklik

 

   Öte yandan gazete haberinin devamında, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un UNFICYP raporunda "son anda" iki değişikliğin yapıldığını, bunlardan birinde "Maraş'ın statükosundan sorumlu" olarak Türk hükümetinin gösterildiğini yazdı.

   Gazete; Ban'ın raporundaki ilk değişikliğin 21 Mart anlaşmasına ilişkin olduğunu ve bu anlaşmada "liderlerin, teknik komiteler ve çalışma gruplarındaki işleri değerlendirme ve bunların sonuçlarını bütünlüklü müzakerelerde kullanma amacıyla 3 ay içerisinde yeniden görüşme kararı aldıklarının" vurgulandığını ifade etti.

   İkinci değişikliğin ise Maraş'taki "Türk ihlallerine" ilişkin olduğunu iddia eden gazete; raporda "BM, Maraş'taki statükodan Türk hükümetini sorumlu tutmaya devam etmektedir" ifadesinin yer aldığını savundu.

   Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri şu başlıklarla yansıttılar:

   POLİTİS: "BM Genel Sekreteri'nin Raporunda Olumlu Gelişmeler".

   ALİTHİA: "UNFICYP Raporunda 21 Mart Söylemi".

   SİMERİNİ: "Genel Sekreterin Raporunda İki Değişiklik".

   HARAVGİ: "Maraş'taki Statükonun Sorumluluğu Türkiye'ye".

KIBRIS 08/06/08

 

 

Memorandum tepkileri Hristofyas'ı üzdü

POLİTİKALAR İFADE EDİLDİ... Kıbrıs'ın Birleşik Krallık'la imzaladığı Karşılıklı Anlayış Memorandumu'nun Kıbrıs Türk tarafını tatmin etmemesinden üzüntü duyduğunu savunan Hristofyas, İngiltere'yle imzaladığı memorandumu "Kıbrıs sorunu, AB içerisindeki ortak faaliyetlerimiz ve ikili ilişkilerimizle ilgili meselelerdeki gerek İngiltere'nin gerek Kıbrıs'ın politikasının kapsamlı bir ifadesi"  olarak niteledi

 

 

   İngiltere Başbakanı Gordon Brown'la Güney Kıbrıs-İngiltere Karşılıklı Anlayış ve İşbirliği Memorandumu'na imza atan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas Rum tarafına memnun döndü.

   Hristofyas ayağının tozuyla; Türk tarafının memoranduma tepki göstermesinin kendisini üzdüğünü söyledi.

   HARAVGİ "Başkan Memnun Döndü -Malum Yeniden Teyit Edildi -Hristofyas Kıbrıs Türk Tarafının Memorandumun İmzalanmasına Gösterdiği Tepkilere Yanıt Verdi" başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde Dimitris Hristofyas'ın Güney Kıbrıs'a dün döndüğünü ve Londra'da gerçekleştirdiği temasları "verimli" diye niteleyerek memnuniyetini dile getirdiğini yazdı.

   Gazeteye göre Hristofyas İngiltere'yle imzaladığı memorandumu "Kıbrıs sorunu, AB içerisindeki ortak faaliyetlerimiz ve ikili ilişkilerimizle ilgili meselelerdeki gerek İngiltere'nin gerek Kıbrıs'ın politikasının kapsamlı bir ifadesi"  olarak niteledi.

   Haberde Rum Yönetimi Başkanı'nın; memorandumun imzalanmasına tepki gösteren Kıbrıs Türk tarafına da; "Bu; Kıbrıs sorununun, BM kararları ve Doruk Anlaşmaları'nda tarif edilen çözüm zemininin teyit edilmesinden daha azı veya daha fazlası değildir" yanıtını verdiği de kaydedildi.

   Gazete "İki Ülke Liderinin İmzaladığı Karşılıklı Anlayış Memorandumu Kıbrıs-İngiltere İlişkilerinin Daha Da Geliştirilmesinde İstasyondur -Başkan Hristofyas Londra'dan Memnun Döndü" başlığıyla iç sayfasından devam ettirdiği haberinde özetle şunları yazdı:

   "Başkan Dimitris Hristofyas gerek gerçekleştirdiği görüşmelerde hâkim olan havadan gerek sonuçlarından memnun şekilde döndü. Adaya dönüşünde dün akşamüzeri Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada; İngiltere Başbakanı'yla görüşmesinin dostane bir havada, karşılıklı anlayış ortamında gerçekleştiğini söyleyen Hristofyas 'bu, imzaladığımız Karşılıklı Anlayış Memorandumu'nda ifade edildi' dedi, şunları söyledi:

   'Memorandumda Kıbrıs sorunu, AB'deki ortak faaliyetlerimiz ve ikili ilişkilerimizle ilgili konularda gerek İngiltere'nin gerek Kıbrıs'ın politikasının kapsamlı bir ifadesi bulunuyor. Bu memorandumun imzalanması yeni bir sayfa açmamızın ön şartlarını yaratıyor. Birleşik Krallık ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilişkilerinin daha da geliştirilmesinde istasyon teşkil ediyor. İngiltere Dışişleri Bakanıyla, Ana Muhalefet Başkanı'yla ve Commonwealth (İngiliz Uluslar Topluluğu) Genel Sekreteriyle temaslarım da aynı şekilde verimliydi.'

 

"Londra'ya Kıbrıs Cumhuriyeti başkanı olarak gittim"

 

   Kıbrıs'ın Birleşik Krallık'la imzaladığı Karşılıklı Anlayış Memorandumu'nun Kıbrıs Türk tarafını tatmin etmemesinden üzüntü duyduğunu savunan Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının gösterdiği tepkileri yorumlarken şunları söyledi:

   'Önümüzde, daha kat edecek yolumuz olduğu, Kıbrıs sorununun çözüm zemininde anlaşamadığımız açıktır ve ortadadır. Kıbrıs sorununun çözüm zemini BM kararlarında, Doruk Anlaşmaları'nda tarif edilendir. Kıbrıs Cumhuriyeti ile Birleşik Krallık arasındaki memorandum da bunun teyidinden, yeniden teyit edilmesinden daha azı veya daha fazlası değildir.'

   Başkan Hristofyas Kıbrıs Türk tarafının bu tutumunun teknik komite ve çalışma gruplarının çalışma süreçlerini etkileyip etkilemeyeceğinin sorulmasına karşılık 'Normalde, etkilememesi gerekir. Bu tür tezlerde ısrar ederlerse elbette sorunumuz olacak. Ama normalde olmaması gerekir' dedi.

   Kıbrıslı Türk liderin sözcüsü Hasan Erçakıca'nın; memorandumun kabul edilemez olduğu ve 21 Mart ve 23 Mayıs anlaşmalarına ters yaklaşım ve fikirler içerdiği açıklamasının sorulması üzerine Hristofyas, Erçakıca'nın Kıbrıs Türk toplumunun sözcüsü olduğuna işaret etti ve 'Hristofyas Londra'ya Kıbrıs Cumhuriyeti başkanı olarak gitti ve AB üyesi iki eşit devlet arasında bir anlaşma yaptı' diye ekledi.

 

"Herhalde parametrelerin dışında bir şeyler talep edeceklerdi"

 

   Başkan Hristofyas dün sabah da Londra Helen Radyosu'na (LGR) konuşurken; 'Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs ile İngiltere arasında imzalanan Karşılıklı Anlayış Memorandumu'na gösterdiği tepkilerin; Kıbrıs Türk tarafının BM tarafından benimsenmiş Kıbrıs sorununun çözüm parametrelerinin dışında şeyler talep edebileceğinin işareti olabileceği' değerlendirmesinde bulundu, şunları söyledi:

   'Kıbrıs Türk tarafı herhalde BM tarafından benimsenmiş çözüm parametrelerinin dışında bir şeyler talep etmek için hazırlık yaptı ki Kıbrıs ile İngiltere'nin dün imzaladığı Karşılıklı Anlayış Memorandumuna bu kadar yoğun şekilde tepki gösteriyor. Memorandum ile Kıbrıs sorununda malum olanı; yıllardan beridir uluslar arası camianın değişmez tez olarak benimsediklerini yeniden teyit ettik.'

   Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Atina'da yaptığı; Lefkoşa'nın duvarlarının yıkılması zamanının geldiği ve bugünkü inisiyatiflerin ilerlemesi için Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi çerçevesinde elinden geleni yapacağı şeklindeki açıklamasını yorumlaması istendiğinde Hristofyas, 'Sarkozy çok doğru söyledi' dedi. Başkan Hristofyas 'Bu durum ve duvarın olması Fransızların hoşuna gitmiyor. Bundan hoşlanan Kıbrıslılar olmamasını umar ve dilerim. Bölücü duvarları yaratan ve idame ettiren bu kadar çok sayıda işgal askerinin bulunmasıyla şu anda Kıbrıs'ta hâkim olan bu kabul edilemez duruma son vermek için güçlerimizi birleştirmeyi de umuyor ve diliyorum.'"

 

İngilizler, Türk tarafını yatıştırmaya çalışıyor

 

   FİLELEFTHEROS "İngilizler Hafif Dönüyor -Türk Müdahalelerinden Sonra Memorandumla İlgili İzahatlar - Hristofyas Türklerin Tepkilerinden Hoşnutsuzluk Duydu" başlık ve spotlarıyla yansıttığı haberinde Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas daha Londra'dan dönmeden İngiltere'nin; Güney Kıbrıs'la imzaladığı memorandumla ilgili olarak Türk tarafını yatıştırmak hedefli bir izahat açıklaması yaptığını yazdı.

   Gazete İngiltere'nin bu hareketinin; bu ülkenin memorandum aracılığıyla taahhüt ettiklerini pratikte de uygulayıp uygulamayacağı konusunda ilk soru işaretlerini de yaratmış olduğunu, çünkü İngiliz Yüksek Komiserliği'nin bu açıklamasının; Kıbrıs Türk tarafının perde gerisi hareketlerinin ardından geldiğini kaydetti.

   Memorandumun imzalanması ve açıklanmasının hemen ardından Kıbrıs Türk tarafının İngilizler nezdinde yoğun bir harekete geçerek itiraz ve hoşnutsuzluğunu dile getirdiğini, İngiliz Yüksek Komiserliği'nin de dün açıklama yayınladığını yazan gazete, bu açıklamanın Türk tarafını yatıştırmak maksadını taşıdığının ortada olduğu yorumunu yaptı.

   Habere göre İngiliz Yüksek Komiserliği'nden yapılan açıklamada memorandumda; iki liderin 23 Mayıs'ta vardıkları önemli anlaşmadan çıkarılan herhangi bir şey bulunmadığı, memorandumun İngiltere'nin Kıbrıs sorununa; adayı AB içerisinde yeniden birleştirecek bir özüm bulunmasını desteklemek amacıyla Kıbrıs Türk toplumuyla işbirliğini hiçbir şekilde etkilemeyeceği kaydedildi.

   Gazete Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Londra dönüşünde dün akşamüzeri Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamalarına yer verdi.

 

Rum tarafı prosedürün olumsuz etkilenmesini bekliyor

 

   SİMERİNİ Hristofyas ve Brown tarafından Perşembe günü Londra'da imzalanan "Karşılıklı Anlayış Memorandumu"nun içeriğinin Kıbrıs Türk tarafında neden olduğu tepkiler nedeniyle Rum tarafının Kıbrıs sorunundaki prosedüre muhtemel olumsuz etkilere karşı hazırlanmakta olduğunu, aynı zamanda da Türk tarafının yeni prosedürdeki niyeti konusunda yoğun bir kaygı geliştirmekte olduğunu bildirdi.

   Gazete "Memorandumdan Dolayı Sarsıntı -Talat'ın Niyetleri Konusunda Kaygı" başlıklı haberinde Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın dün akşamüzeri Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada; Kıbrıs Türk tarafının tepkilerinden Kıbrıs sorununun çözüm zemini konusunda alenî bir anlaşmazlık ortaya çıktığını söylediğine dikkat çekti.

 KIBRIS 08/06/08

 

Christofias’ day of glory at Number 10
By Stefanos Evripidou

OFTEN in Cyprus, when night turns to day and glasses succumb to more refills, one prophetic reveller will stand up and break into song: “Amartia mou, Zivania mou, lathos mou megalo (My sin, my Zivania, my big mistake).”

There were no such thoughts last Wednesday as trays of Zivania shots were given out to welcome President Demetris Christofias to the new London offices of the Cyprus High Commission. A day before his meeting with British Prime Minister Gordon Brown, the President went to St James Square to inaugurate the newly-renovated building, situated next to the influential think-tank Chatham House.

In his usual manner, the President stressed that the new building was “a house for all Cypriots”. As members of the London diplomatic scene politely declined the Zivania rounds, Christofias took his time to work the room, giving all and sundry a chance to share two bits of conversation.

There was a sense of anticipation for the next day's meeting with Brown but also of achievement, as the final text of the UK-Cyprus Memorandum had just been agreed that morning.

The next day, a minibus took the travelling journalists from their Cypriot-owned hotel in Paddington to 10 Downing Street. As we stood opposite probably the most recognised door in the world, members of the PM's staff did their best to herd us behind the metal railings, positioned a good 15 metres from Brown's front door.

The building's exterior was none too impressive, not surprising given its humble origins in 1650. We all agreed that Brown would be a little green if he visited the Presidential Palace in Nicosia, built of course during British rule of the island.

No.10 only really became the established home and office of serving Prime Ministers the last century and a half. The famous shiny, black door has no key hole as there is always someone looking part butler, part police officer standing behind it. The image of a single armed officer in front is a little misleading too. It's safe to say that security outside No.10 consists of more than one man in a rather large hat.

After evading Downing Street's busybodies, the Cypriot journos took turns at having their pictures taken outside No.10. It was only 8.30, and hordes of people had already been in to meet the erudite Scot. The PM's office had already released to the full-time media standing outside new “tough” measures on knife crime, decided that morning. One got a sense that Downing Street was galaxies away from the slow, familiar and often repetitive pace of Cypriot politics

Minutes before the President's arrival, a member of staff hoovered the red carpet outside, sucking up the tainted politics of the past, oblivious to the fresh start in UK-Cyprus relations.

Finally, Christofias arrived by car alone. Within seconds Brown was at the door to greet him. After a quick handshake and safe comment on the weather (it was extremely sunny – quite disappointing for those hoping for a little rain), the two leaders disappeared behind No.10. Not far behind, the Cypriot entourage followed, including Markos Kyprianou, Georgos Iacovou and Stefanos Stefanou.

“He actually smiled,” said one surprised British journalist about Brown.

Another was less shaken by the whole event, saying to his producer back at the station: “Emily, just to let you know, the man you saw walking in now is the Cypriot president, so nothing to worry about, nobody important or anything.”

A few minutes later, one of the entourage came hurrying out. They'd forgotten the presents in the car.

Forty-five minutes later, we were invited into 10 Downing Street for a short press conference. As we walked through the large door and down the long corridor of the old house, I couldn't shake out my mind the film Love Actually. I really should have been imbued with a strong sense of history at that particular moment in my professional life, but all I could think about was the scene were Hugh Grant, as a bumbling PM, tries to chat up his tea lady in the PM's office.

Anyhow, for those who've seen the film, the scenes of No.10's interior are identical to real life. Who knows, perhaps they're one and the same?

We walked up the spiralling staircase, decorated with framed pictures of every Prime Minister in British history. I beamed at Gladstone, gave a stern look to Callaghan and blanked Maggie. Inside the press room, above the two podiums hung a large sculptured emblem with Latin logo across it (similar if not identical to the one fronting the Presidential Palace).

The two leaders came out of a side door. Brown made his speech short, concise and particularly friendly. When Christofias took the mic, he spoke slowly in English (a relatively new language for our president). In fact, his pace seemed to be a source of a little discomfort for Brown who didn't really know what to do with his hands in the meantime. They grasped the podium, clasped together, then hid behind his back, before reaching out for the podium again. This cycle repeated itself a number of times as Christofias enjoyed the diplomatic success defining the moment.

To be fair, Brown was extremely cordial and friendly throughout and shared several eye-to-eye moments with Christofias. His fidgeting probably had more to do with the fact he seems a rather intense man who's mind never stops ticking. Add to that the 10 or so meetings he'd already had that morning and his next appointment with European Commission President Jose Manuel Barroso, one could understand if he kept time tighter than a duck's arse (as my old editor used to say).

After Downing Street, Christofias held a Q&A session at the High Commission building where he insisted that the Cypriot journalists ask their questions in English so everyone present could understand. The mood was high, spilling into the night when the entourage (sans hacks) enjoyed a few more Zivanias at Cypriot restaurant Daphne in Camden Town.

The next morning there were more smiles for Christofias. Tony Blair happened to be in the VIP section at Heathrow when he approached Christofias. The former PM congratulated the President for the new initiatives on the Cyprus problem.

All in all, the President's first working visit to London could be summed up by a lot of Zivania, few sins and very little mistakes in the former seat of the empire.

CYPRUS MAIL 08/06/08