Kıbrısta öngörülen çözüm müzakerelerinin öncesinde Türk
tarafının avantajları ile dezavantajlarını
kıyasladığımız zaman, şartların 2004teki
Annan Planı sürecine kıyasla daha az olumlu olduğunu tespit
etmek kaçınılmaz oluyor.
Dezavantajlar ne kadar fazlaysa, içinde bulunduğumuz kavşakta, hem
Kıbrıs Türk halkının refahı ve mutluluğu hem de
Türkiyenin Avrupa Birliğine doğru başlattığı
stratejik medeniyet yolculuğunun sürmesi bakımından,
Kıbrıs sorununun çözülmesi veya en azından kısa vadede hal
yoluna girmesinin mecburiyeti de o ölçüde büyük.
Gerçekçi hava
Rum kesiminde geçen şubat şahin Papadopulosun gidip yerine güvercin
görünümlü Hristofyasın gelmesi genel bir iyimserlik havası
yaratmıştı ama, işte şimdi müzakerelerin
öngörüldüğü gibi 21 Haziranda başlayamayacağının da
ortaya çıkmasıyla bu hava yerini gerçekçiliğe bırakmaya
başladı.
Dünkü Milliyette yayımlanan söyleşide KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın, Rumlarda çözüm için motivasyonun eksik olduğunu
ve ABnin de bu motivasyonu Rumlara aşılayacağının
garantisi olmadığını belirtmesi bu gerçekçiliği
yansıtıyor.
Üç dezavantaj
Türk tarafının bir numaralı dezavantajı tabii ki Rum
kesiminin AB üyesi olmasıdır. 2004 sürecinde de Rumlar Annan
Planına hayır deseler dahi ABye üye olacaklarını bilmenin
rahatlığıyla hareket ediyorlardı. Ama şimdi
Kıbrıs Türkiyenin üyelik müzakereleri nedeniyle de bir Avrupa sorunu
haline gelmiştir ve AB söz konusu olduğunda ipler Rumların
elindedir. Rumların tuzu kurudur.
Bu asimetrik ilişki, -yani Rum ve Yunan ikilisi ABdeyken Kıbrıs
Türk ve Türk ikilisinin ABnin dışında olması-
barış sürecini zehirlemektedir.
Zaman baskısı
İkinci dezavantaj çözüm sürecinde BMnin 2004teki
ağırlığının mevcut bulunmamasıdır. BM
gözetiminde yapılması öngörülen müzakerelerde, Rumlar reddettiği
için zaman sınırlaması yok, BMye verilmiş bir hakemlik
rolü yok. Oysa ki, hukuken ölü ama ruhen yaşayan bir belge olan Annan
Planından sonra, zaman sınırlaması ve hakemlik bu plan
çerçevesinde çözüm isteyen Türk tarafının lehine
çalışabilirdi.
Türkiye üzerinde ise zaman baskısı var. 2009un sonunda AB,
Türkiyenin ek protokole uyup uymadığını, yani
limanlarını Rumlara açıp açmadığını
denetleyerek bir karar alacak. Türkiye o tarihe kadar limanlarını hâlâ
açmamış ise üyelik müzakereleri (o tarihe kadar başına
başka bir kaza gelmez ise) hepten tıkanabilir. Kıbrıstaki
müzakereler iyi giderse âlâ; limanlar bakarsınız açılır;
ama kötü giderse, Türkiye ABye üyelik müzakerelerini kurtarmak için Rumlara
tek yanlı tavize zorlanabilir.
AKP de Kıbrısı kapatıyor
Üçüncü dezavantaj AKPye karşı açılan kapatma
davasıdır.
2004 sürecinde AKP iktidarı, hem uluslararası meşruiyete hem de
ABden müzakere tarihi almaya ihtiyacı olduğu için Annan Planı
çerçevesinde çözüme kuvvetli bir destek vermiş ve takdir
toplamıştı. Şimdi AKP iktidarının Talata
açıktan verdiği desteğin
cılızlığını, bunlara artık
ihtiyacının kalmamasıyla izah etmek de haksızlık olur.
Esas neden, kapatma davasının AKPyi kendi içine kapatmakta
oluşudur.
AKP kapatıldığı takdirde doğacak olan
istikrarsızlık Cumhurbaşkanı Talatın da
söylediği gibi Türkiyeyi zayıflatacak ve bu da çözüm sürecini
olumsuz etkileyecektir.
KKTCdeki CTP hükümetinin başta popülarite kaybı olmak üzere ciddi
sıkıntılar içinde olması, Cumhurbaşkanı
Talatı zayıflatabilecek başka bir faktördür.
Hristofyas avantaj mı?
Rum kesiminde iktidarda Papadopulos yerine Hristofyasın olması
Cumhurbaşkanı Talatın belki de tek avantajı
sayılabilir. Ancak, 2004te Annan Planının Rumlar tarafından
reddiyle yaşanan acı tecrübenin ışığında,
yeni bir çözüm süreci önce tarafların üzerinde anlaşmış
olduğu bir anlaşmaya varmayı ve sonra bunu halk oyuna
sunmayı gerektiriyor. 2004te böyle olmamıştı. Referanduma
sunulan taslağa son şekil BMnin hakemliğinde verilmiş;
taslağı içine sindiremeyen Rum yönetimi hayır
propagandası yaparak benimsemediği anlaşmayı sandıkta
halka öldürtmüştü.
Hakemlik müessesesi olmayacağına göre, şimdi üzerinde
anlaşılmış bir anlaşmaya varma zorunluluğu
vardır ve bu faktör Hristofyası ret cephesinin sözüne kulak
vermeye mecbur kılmaktadır. O zaman da Cumhurbaşkanı
Talatın Yoldaş Dimitri avantajı zayıflamaktadır.
Müzakere bir kez başlasın
Bütün bu dezavantajlara rağmen Cumhurbaşkanı Talatın
aldığı gerçekçi iyimser tutum en doğru
olanıdır. Müzakereler bir kez başladıktan sonra bir çok
faktör olumlu yönde değişebilir.
KADRI GURSEL MILLIYET 01/06/08
Özellikle mütedeyyin erkeklerde rastladığımız
yanaklılıktan mustarip olan Dışişleri
Bakanımız Ali Babacan, ecnebi memleketlerinde Müslümanlar Türkiyede
baskı altında buyurdular. Babacan bey, dışişleri
bakanı gibi değil de, partinin gençlik kolları başkanıymış
gibi konuştular.
Ve böylece, ne yalan söyleyeyim bu kez onikiden vurdu diyebileceğimiz bir
performans sergilendi sayın seyirciler. Türkiyedeki Müslümanların
yaşadığı eşi benzeri olmayan zulmü gözler önüne serdi.
Babacan haklı. Bugün bir Hayrünnisa Hanım, Gucci
mağazasından gönlünce çanta olsun, gözlük olsun bunları alamamaktadır.
Dünkü haberlere göre, hanımefendi gazetecilerin fotoğraf çekmesini
engellemek zorunda kalmıştır. Bununla biter mi? Bitmeeez!
Ağlayasınız gelir!
Bugün bir tarikatın üyeleri fotoğraf çeken gazetecileri ferah ferah
linç edememekte, fotoğraf makinelerini kırdıklarında hedef
gösterilmektedir. Bu zulüm İslam dünyasının neresinde var?
Bugün durumu olan bir erkek istediği kadar kadınla evlenememekte,
küçük kızlarını ilkokula göndermeyince bazı baskılarla
karşılaşmaktadır. Bu beyefendiler haza beyefendi
olduğu için devlet yetkilileri ayaklarına kadar gidip onları
ikna etmeye çalışmaktadır ki herhalde kabul edersiniz:
Bu beyefendilerin insan hakları ihlal edilmektedir.
Bugün (Yaşar Nuri Öztürkün verdiği rakamlara göre), İslam
dünyasında bulunan caminin toplam iki katı sayıda camiye sahip
bulunan ülkemizde yeteri kadar teneke minare imal edilememekte ve Her eve bir
cami, her apartmana bir minare kampanyası hiçbir zaman tatmin edici
düzeye ulaşamamıştır. Hâlâ minaresiz evler
bulunmaktadır ki, Fethullah Hoca gibi ağlayasınız gelir bu
zulüm karşısında.
Buna ne diyeceksiniz?
Bugün bir Sünni, bir Aleviyi istediği gibi yakamamakta, bir Alevi
yakıldığı zaman manasız bir gürültü kopmaktadır.
Sünni hükümetimiz, Sivasa Sivas katliamı müzesi yapma
baskısıyla karşılaşmakta ve bu baskı artık
yürekleri sızlatmaktadır.
Bir Müslüman kardeşim bugün içki içen ve başı açık gezen
günahkârlarla aynı ülkede yaşamak zorunda
bırakılmaktadır. Sen bunun acısını bilebilir
misin ey vatandaş! Yaaaa... Bilemezsin işte! Bu öyle yürek
dağlayan bir sızıdır ki, iki cihan bir araya gelse dinmez.
Bugün bir Müslüman gazete, darbecilerin, Ergenekoncuların, Müslüman
düşmanlarının özel telefon konuşmalarının
kayıtlarını sayfa sayfa yayımlamak istediğinde özel
hayatın gizliliği gibi dine imana sığmayacak
baskılarla karşılaşmaktadır. Buna ne diyeceksiniz
sevgili din kardeşim?
Hâlâ cıbıl kadınlar mayoyla denize girebilmektedir bugün bu
ülkede. Hayret ve acımayla beleren gözlerinizi görür gibiyim.
Haklısınız.
Haklısınız. Çünkü bu zulme karşı insanın ancak
nutku tutulabilir!
ECE TEMEKURAN MILLIYET 01/06/08
ANKA
İslam dünyasında Usame Bin Ladinin
radikalizmini reddeden yeni bir vizyon"un şekillenmekte olduğu,
bu yöndeki çabalarda Türkiyenin çok önemli bir rol oynadığı
belirtildi. Newsweek dergisi, Entelektüel ve teolojik olarak en iddialı
çalışmaların büyük bir kısmı, merkezi Ankarada olan
bir grup bilginler tarafından yapılıyor" diye yazdı.
Newsweek dergisi son sayısında İslamın Yeni Yüzü"
başlıklı uzun haber analizinde Türkiyede hadislere ilişkin
yeni yayınların bu yılın sonundan önce
yayınlanacağını, AKPnin sessizce" projeyi desteklediğini
belirtti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Dinin
kuralları aynı ancak insanların dine ilişkin
tavırları değişti" sözlerine yer verdi.
Christopher Dickey ve Owen Matthews başlıklı haber analizinde 11
Eylül saldırılarında kanıtlanan Usame Bin Ladinin cihat
versiyonunun, İslamı iyi anlamayanlar için dinin hakim vizyonu
haline geldiği belirtildi.
-HADİSLERİN YENİ VERSİYONU YIL SONUNDAN ÖNCE YAYINLANACAK-
Ancak işlerin değişmeye
başladığı kaydedilen dergide artık önemli Müslüman
düşünürlerinin Ladinin cihat versiyonunu reddettiğine, bir zamanla
Ladine sempati duyan, Ortadoğu ve Güney Asyadaki kamuoyunda artan bir
hayal kırıklığının olduğuna dikkat çekildi.
Ne Bin Ladinin, ne de ondan önceki gelenekçilerin vizyonu olmayan,
İslamın yeni bir vizyonu şekilleniyorö diyen dergi, İslam
dünyasında değişmeyecek gibi görülen hadislerin gözden
geçirilmeye yönelik çalışmaların
yapıldığını belirtti. Newsweek Entelektüel ve
teolojik olarak en iddialı çalışmaların önemli bir
kısmı, merkezi Ankarada olan ve hadislerin yeni
yayınını bu yılın sonundan önce yayınlamayı
bekleyen bir grup bilginler tarafından yürütülüyor" diye yazdı.
Peygamberin sözleri ve yaptıklarının günlük hayatına
rehberlik etmesi amacıyla toplanan hadislerin espesifik bir dönemin sonucu
olduğunu belirten Newsweek, Diyanet İşleri Başkan
Yardımcısı İlahıyat Profesörü Mehmet Görmezin
açıklamalarını da yansıttı. Görmez, bazen
İslamın evrensel değerlerinin dönemin ve yerin coğrafi,
kültürel ve dini değerleri" ile
karıştırıldığını söyledi.
Newsweek, projeyi dört yıl önce tasarladığı belirttiği
Devlet Bakanı Mehmet Aydının da, Peygamberin zamanında
hayat çok farklı olduğunu söylediğine dikkat çektikten sonra
örnek olarak hadislerden birinin kadınlarının tek
başları seyahat etmesini yasakladığını kaydetti.
Mehmet Görmezin de bunun açık olarak belirli bir dönem ve yerin güvenlik
koşulları ile ilgili olduğu değerlendirmesini aktaran
dergi, Peygamberin kadınların Yemenden Mekkeye kadar tek
başları yolculuk yapabildiği günlerini özlediğini
söylediğine de işaret etti.
İslamin ilk üç yüzyılında Yunan, Fars ve Hint kültürleri ile
bir etkileşim içinde olduğunu ve her buluşmada
İslamın bilginlerce yeni koşullara göre yeniden
yorumlandığını belirten Görmez, O dönemde
İslamı yeniden düşünmekten korkmuyorlarmış"
dedi.
-AKPDEN PROJEYE SESSİZ" DESTEK-
Newsweek, Türkiyedeki projenin AKP
tarafından sessizce" desteklendiğini belirtirken de Türk
projesi, diğer taraftan, dünyanın en başarılı,
demokratik bir biçimde seçilmiş İslami kökleri olan iktidardaki
AKPnin sessiz desteğine de sahip" değerlendirmesini de
yaptı.
Projeye katılan profesörlerin de çalışmalarının bir
çeşit İslam reformu" olduğunu kesinlikle
yalanladıklarını belirten dergi, Aralarında bir Martin
Luther yok, bir kapıya asılan tezler de yok" ifadesini
kullandı. Dergi, Görmeze dayanarak Yaptıklarını, kutsal
metinleri demokrasi, insan hakları, kadın hakları ve evrensel
değerlere göre yeniden düşünme veya yeniden anlama gibi
adlandırıyorlar" diye yazdı.
Suudi Arabistan ve Pakistan gibi geçmişte radikalizme göz yuman
devletlerin de artık kendi istikrarı için ılımlı
tutumların cesaretlendirilmesi gerektiğini
anladıklarını belirten dergi, Müslüman dünyasında
artık insanların yeni mesajlar almaya hazır gibi
göründüğünü kaydettikten sonra Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın bazı değerlendirmelerine yer verdi. Dergi
şöyle dedi:
Hükümeti Türkiyeyi ABye girmesi için çaba gösteren Türk Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, dinin kuralları aynı ancak
insanların dine ilişkin tavırları değişti diyor.
Ülkenin kentleşmesi artan zenginlik ve farklı bir hayat
anlayışı getirdi."
MILLIYET 01/06/98
Flört zina mı, şuh kahkaha
haram mı?
31/05/2008 RADIKAL
Flört zinaya giden yolun neresinde, kadınla erkek sinemaya gidebilir mi, kadın şuh kahkaha atabilir mi, göz zinası, kulak zinası diye bir şey var mı? İlahiyatçılar bu soruların yanıtını Radikal'e verdi
İSTANBUL - Bir kadınla erkek beraber sinemaya gidebilir mi,
alışverişe çıkabilir mi, yolculuk yapabilir mi, aynı
iş yerinde çalışabilir mi? Erkek kadının beline
sarılsa, yanağından veya dudağından öpserse... Bunlar
zina mıdır, günah mıdır?
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın internet
sitesinde 'Flörtün zina olarak değerlendirildiğini' ortaya
çıkaran Radikal'in haberinden sonra bu soruları İlahiyat
profesörlerine, İslami yazarlara sorduk. Aldığımız
yanıtlardan ortaya çıkan sonuç şöyle: Birbirine dokunarak
kurulan ilişki, cinsellik içeren görüşme ve hareketler zina
değil. Ancak zinaya giden hareketler. Bu hareketlerin beşinci
ayında işin zinaya gitmeyeceğini kimse bilemez. Bu nedenle
haram.
Kadın ve erkek aynı ortamda olabilir ama kadın bu sırada
şuh gülme ve cinsel içerikli hareketler yapamaz, çünkü Günah.
Başbaşa yemek ve sinema da 'günah' olmasa bile zinayla
sonuçlanabilecek, tehlikeli hareketler. Flörteyse İslam sıcak
bakmıyor.
Şuh kahkaha atılmamalı
İstanbul Müftülüğü Alo Fetva Hattı: "Bir
kadınla bir erkek arasında nikah yoksa, baba, kardeş gibi
birinci derece akbaralık yoksa sosyal hayattaki beraberliğinde
getirilen ölçüler var. Kadın bakışlarına, yürümesine,
sesine dikkat etmeli... Mesela şuh kahkahalar atamaz bir kadın
dışarıda. Cinselliğini ortaya koyacak yatak odasındaki
muhabbetteki muhabbet tarzında bir bakış, ses, eda sunamaz.
Yasaktır yani, haramdır. Bunlar zina değildir ancak zinaya
götüren şeylerdir. Bir de dokunma konusu var. İslam'a göre
yabancı kadın ve erkek birbirine dokunamaz. Normalde bir kadınla
bir erkeğin gerekmedikçe birbirlerine ten teması yapmamaları
görüşünü savunuyoruz. Çünkü biz bunun hangi niyetle, nereye kadar ne
olacağını bilemediğimiz için, bu çok keskin bir tedbirdir.
Bir kadınla bir erkeğin birbirine dokunmadıkça beraber yolculuk
yapması, sinemaya gitmesi, toplantı yapmasının hiçbir
mahzuru yok. Ancak bir insan, birine bakıyorsa, şuh bir şekilde
konuşuyorsa, dokunuyorsa, öpüyorsa, bunun beşinci ayı
zinadır yani. Ayet'i Kerime der ki, 'Zinaya götüren şeylerden
sakının." Flört kavramının içine A'dan Z'ye bir sürü
şey konabilir. Flört var flört var.
İki insan birbirini anlamak için pastaneye gidip kaçamak
bakışlarla 'Nasıl bir kız', 'Nasıl bir erkek' diye
bakar, buna flört diyoruz. Ama işte adam bir hafta birini kullanıyor,
öbür hafta birini kullanıyor, buna da flört deniyor. Flört adı
altında kadın ve erkeğin serbestçe "Bugün seni
beğendim, yarın seni terk ederim" diyerek ya da "Ben
şununla çıkıyorum" gibi bir anlayış İslam'a
terstir. Bize göre duygular değerlidir, kutsaldır. İnsanın
iffetiyle oynamayız. İffeti alaşağı edecek,
insanı sadece cinsel bir meta olarak alıp, "Hoşuma gidiyor,
gitmiyor" diye bakıp bırakacak bir yolu açmayız. Bunun
varacağı yer zinadır. Oraya da ulaştıktan sonra
yapacak hiçbir şey yoktur artık."
Kulakla yemek yenmez.. Zina malum fiildir
Prof. Zekeriya Beyaz: "Önce zinanın ne olduğunu
anlatsak, gerisi kolay anlaşılır. Zina nikahsız bay ve
bayanın fiilen cinsi ilişkide bulunmasıdır, tam
anlamıyla cinsel ilişkide bulunmasıdır. Onun
dışındaki farklı tutumların hiçbirisi zina
değildir. 'Zina' dediğiniz zaman, onun hukuki sonuçları var.
Onun dışında, filan bayanla filan bay yan yana oturmuş,
sinemaya gitmiş, tiyatroya gitmiş, hiçbirisi haşa zina
değildir, ilgisi yoktur. Göz zinası, el ayak zinası gibi laflar,
bu türlü hadisler de uydurmadır, bizde yeri yoktur. Peygamberimizden 300
sene sonra ortaya çıkmış sözlerdir, ayrıca da bu ifadeler
kavram kargaşasıdır. Nasıl ki gözle, kulakla yemek yemek
mümkün değilse, yemek ağızla ve elle tutulup yenirse, zina
deyince de anlamı malum fiildir. Göz ile yemek yemek nasıl mümkün
değilse göz ile, kulak ile zina da mümkün değildir. (Bayanla
erkeğin uzun süre kapalı yerde kalmasıyla ilgili) Bunlar bundan
beş-altı yüz yıl önceki hocaların yorumlarıdır,
din değildir, Kuran değildir. Bugün iş yerinde bir bayla bir
bayan beş saat aynı odada oturup çalışır, kimse de
buna anormal bir laf edemez.
Birlikte sinemaya gitmek günah
Yazar Emine Şenlikoğlu: Bir kadınla bir erkeğin sinemaya birlikte niye gider ki? Gitmesi herşeyden önce iftiraya uğramasına sebebiyet verir. Bir işiniz için gidebilirsiniz ama eğlence olsun diyeyse, bizim inancımıza göre gidemez. Giderlerse çok namussuz olurlar denemez, caiz olmayan hata, bir tavır denir. Bu günah sayılır, zina değil ama ona açılan bir yol olabilir, olmayabilir de. Yolculuk yapmak, markette yan yana gelmek tabii ki günah da zina da değil. Ama flört meselesi.. Yıpratıcı... Dejenerasyona çok müsait. Nikahsız el ele tutuşmak haramdır. Dudaktan yanaktan öpmek de günahtır. Zinaya girmez. Ama günahtır. Zinaya kapı açar, tehlikedir. Yasaktır tam olarak. Evlenme niyetleri varsa, kadın da yetişkinse topluluk içinde bir yerde yemek yiyebilirler. Evlilik meselesini konuşmak için. Lokanta halka açık bir yer. Niyetin de evlilik niyeti olması lazım. Ama kıra bayıra baş başa gidemezler. Sarılma da zinaya açılan kapılardır. Bir kadınla bir erkek yalnız ortamda çalışamaz. Fıkıhta diyor ki "Ülfet oluşturacak kadar kadınla erkek başbaşa aynı yerde oturamaz, çalışamaz". Ama beş on dakikalık işi düştü, yazıhaneye uğradıysa, eşi dost ahbap olarak uğradıysa kapıları açık bırakmak gerekir.
Yeni cevaplar bulmak lazım
Prof. Beyza Bilgin: "Bu tarz yasaklamalar,
İslam'ın 1400 yıl önceki, haremlik - selamlık
esaslarına dayanan kitap ve görüşlere göre getirilmiş
cevaplardır. O ölçüye göredir. Şimdiki zamanda ise, bizim için
geçerli değildir. Bugün, erkek arkadaşlarımızla beraber
topluluklarda ve toplantılarda bulunmakta, beraber çalışmaktayız.
Bu ortamda aklımızdan böyle şeyler geçmez bile. Önemli olan
niyettir. Haremlik - selamlık dönemi ölçüsüne göre bu eylemler (erkeklerle
beraber sinemaya gitmek, marketten alışveriş etmek, birlikte
çalışmak, seyahat etmek, dokunmak, sarılmak, öpüşmek)
yanlıştır. Ancak, şimdiki zamanda bizler için geçerli
değildir. Yeni cevaplar bulmaya çalışmalıyız.
Küçük günah olabilir
Prof. Hüseyin Hatemi: Göz zinası aslında mecazi
anlamda bir söyleyiştir, 'İslam hukukuna göre zina cezası
verilir' anlamı değildir. Ama bazıları bunu böyle
zannederler. Bu da İncil'den geçmiştir. İncil'de Hz.
İsa'dan şöyle nakledilir: "Bir kadına şehvetle bakan
bir kimse zina etmiştir." Bu İslami çevreleri de
etkilemiştir. Ama hukuken yaptırımı bakımından
zinayla eşit sayılır anlamında değildir. Ahlaken
insanın iç temizliğine, içinde kötülük olmamasına da dikkat
etmesi anlamındadır. Bu manada da bakıştan da
sakınmalıdır. Mümkün olduğunca başkalarının
eşine, kızlarına, diğer kadınlara toplumda
rahatsız edici, taciz edici bakışlardan
kaçınılması için söylenmiştir. (El ele tutuşma, öpme)
Bunların hiçbiri hukuken zina sayılmaz ama bugünkü hukukta zina için
evlilik birliğinde sadakatsizliğin karineleri (delilleri)
olabilirler. Ama doğrudan doğruya zina değildir. İslam
hukukunda zina denince evli olmasa bile evlilik dışı
ilişkiye giren zina yapmış denir. Zinaya yol açılmasın
diye el ele tutuşmak gibi davranışların hoş
görülmediği söylenmiştir. Ama bunlar ufak günahtır. Kapalı
mahrem bir yerde, başkalarının giremeyeceği bir yerde bir
arada bulunmamak şartıyla işyerinde, salonda birarada
çalışma ne zinadır ne küçük günah sayılır.
Kadının toplumdan çekilmesi, fazla kapanması, toplumda
eşcinselliğin artmasına yol açar."
Kadın yanlış yapmadığı sürece yasak
değil
Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Davut Yaylalı: Beraber gezmek, markete gitmek,
bunlar zina değil. Evlenmek maksatlıysa bu teşvik de
edilmiş, birbirlerini tanımaları açısından,
oturmaları, konuşmaları, gezmeleri. Ama dokunma şeklinde,
öpüşme şeklinde olursa bunlar günah, haram. Zina ayrı bir
şey. Zina aralarında nikah bağı olmayan, evli olmayan
karşı cinslerin cinsel ilişkide bulunmaları. Bu fiili
ilişki dışındaki öbür şeyler, öbürüne götürür diye
yasak. Onlara yaklaştıracak sebepler olarak değerlendirebiliriz.
Yoksa nişanlılık dönemi,birbirileriyle tanışma
döneminde gençler birbirlerini tanıma açısından birarada
otururlar, konuşurlar, gezerler, markete giderler. Bunlar aksine
teşvik edilmiş. Flört hayatı yaşayıp her türlü
şeyi yaşayan gençler olabiliyor, cinsel ilişki dahil. Böyle bir
flört tasvip edilmiyor. Çalışma ortasında ise dinin
yasakladığı, başbaşa, kimsenin giremeyeceği
kapalı ortamlar. Bu ortamlarda başka bir düşünce içinde olup
gayrimeşru ilişki olabilir düşüncesi. Yoksa iş yerinde çalışma,
okulda okuma noktasında birlikte olma açısından yasak yok.
Kadın yanlış yapmadığı sürece
çalışmalar, gezmeler tozmalar dinen yasak değil.
Flört cinsi fayda temin etme yaklaşımı
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof.Dr. Mustafa
Uzunpostalcı: "Ayrı cinslerin birbirinden
faydalabilmesini helal kılan tek yol gösterilmiş. Bu da nikah. Nikah
olmadan beraber olmaları, cinsel ilişkide bulunmaları caiz
değildir ve zinadır. Zina kendiliğinden meydana gelmez. Ön
fiilleri, karşılıklı söz, okşama, dokunmalar... Zinaya
götürme durumu olur. Zina haramdır. Buna götüren yollar da haram olur.
Birinin diğerine dokunması durumu, nikah üzerine
anlaşmışlarsa, birbirlerini tanımaları gerekiyorsa, el
ele tutuşmalarında sakınca görmeyenler de var sakınca
görenler de var. Bu flört dediğimiz olay evlenecek iki kişinin
birbilerine bakıp beğenip beğenmelerinin ötesinde denemeye
ulaşan fiil olarak görülüyor, böyle olunca da nikahsız
yaklaşımların, fiil haline dönüşmesi ya da ramak
kalması caiz değildir. Flört yemeğe çıkmak, sinemaya
gitmenin ötesinde bir şey. Flört cinsi faydaları da temin etme yaklaşımı.
Nişanlamak isteyen iki cinsin birlikte sinemaya gitmeleri gibi flörtü
değerlendirmek yanlış. Birkaç kişinin birarada
çalışması caiz ama flört etmesi, iş konuşması
dışında davranışa götürecek hareketler caiz
değil. (Radikal)
Rumlar, "Birleşik Kıbrıs" istiyor
HALKIN
YÜZDE 65'İNDEN BİRLEŞİK KIBRIS'A EVET... Güney
Kıbrıs'ta gerçekleştirilen bir anketin sonuçlarına göre,
Kıbrıslı Rumların yaklaşık yüzde 65'inin,
"iki toplumun ortak egemenliğinde, birleşik bir
Kıbrıs" istedikleri bildirildi. Ankete göre,
katılımcılara sorulan, "Kıbrıs sorununun çözüm
şekline ilişkin; iki toplumun ortak egemenliğinde birleşik
bir Kıbrıs'ı mı yoksa iki ayrı devlet çözümünü mü
tercih edersiniz?" sorusuna yüzde 65,4'lük oranda "iki toplumun ortak
egemenliğinde birleşik bir Kıbrıs" yanıtı
verilirken, yüzde 28'lik bir oran ise "iki ayrı devlet"
yanıtını verdi
HRİSTOFYAS
SON ŞANS... Ankete katılanların büyük bir çoğunluğu,
Rum yönetimi Başkanı Hristofyas'ın hükümet döneminin
Kıbrıs sorununun çözümü için son şans olduğunu düşünüyor.
Ankete göre; Hristofyas'ın başkanlık döneminin Kıbrıs
sorununun çözümü için son şans olduğu görüşüne katılıp
katılmadıklarının sorulması üzerine
katılımcılardan yüzde 53,4'ü bu görüşü benimserken, yüzde
42,8'i bu görüşme katılmadıklarını ifade etti
Güney Kıbrıs'ta gerçekleştirilen bir anketin sonuçlarına
göre, Kıbrıslı Rumların yaklaşık yüzde 65'inin,
"iki toplumun ortak egemenliğinde, birleşik bir
Kıbrıs" istedikleri bildirildi.
Ankete katılanların büyük bir çoğunluğu, Rum yönetimi Başkanı
Hristofyas'ın hükümet döneminin Kıbrıs sorununun çözümü için son
şans olduğunu düşünüyor.
Alithia gazetesi; "Kıbrıs Sorunu İçin Son Şans -yüzde
65 Birleşik Bir Kıbrıs Onaylıyor"
başlıkları altında geniş yer verdiği anketin,
"Metron Analysis" şirketi tarafından, 20-26 Mayıs
tarihleri arasında 1002 kişiyle gerçekleştirildiğini
yazdı.
Ankete göre, katılımcılara sorulan, "Kıbrıs
sorununun çözüm şekline ilişkin; iki toplumun ortak
egemenliğinde birleşik bir Kıbrıs'ı mı yoksa iki
ayrı devlet çözümünü mü tercih edersiniz?" sorusuna yüzde 65,4'lük
oranda "iki toplumun ortak egemenliğinde birleşik bir
Kıbrıs" yanıtı verilirken, yüzde 28'lik bir oran ise
"iki ayrı devlet" yanıtını verdi.
Katılımcılardan yüzde 6,6'lık bir oranda ise
"bilmiyorum/yanıtlamıyorum" cevabı geldi.
Hristofyas
dönemi çözüm için son şans
Gazete; ankete katılanların büyük bir çoğunluğunun Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın hükümet döneminin
Kıbrıs sorununun çözümü için son şans olduğunu
düşündüklerini de yazdı.
Ankete göre; Hristofyas'ın başkanlık döneminin Kıbrıs
sorununun çözümü için son şans olduğu görüşüne katılıp
katılmadıklarının sorulması üzerine
katılımcılardan yüzde 53,4'ü bu görüşü benimserken, yüzde
42,8'i bu görüşme katılmadıklarını ifade ettiler. Bu
soruda fikir beyan etmek istemeyenlerin oranı ise yüzde 3.8 oldu.
Güney Kıbrıs'ın en büyük sorununun ne olduğu şeklinde
ankette yer alan soruya ise katılımcıların yüzde 55,4 ile
"Kıbrıs sorunu" yanıtını verdiklerini
belirten gazete, Kıbrıs sorununun ilk sırada yer almasına
karşın Şubat 2006 tarihinde yapılan anketteki orandan
(63,2) daha düşük bir çıktığına dikkat çekti.
Ankete göre, Güney Kıbrıs'ın başlıca sorunları
olarak Kıbrıs sorununu yüzde 14,5 ile "ekonomi", yüzde 9,6
ile "pahalılık", yüzde 7,7 ile "susuzluk" ve
diğer sorunlar takip etti.
Gazete; katılımcılar arasında Rum hükümetinden memnuniyet
duyanların oranının yüzde 59,1 olduğunu, bunun da henüz 3
aylık bir hükümet için normal olduğunu belirtirken, ankette
çıkan "şaşırtıcı" bir sonucunun ise
katılımcıların yüzde 53.3'nün "aynı zamanda
muhalefetten de memnun olduklarını" ifade etmeleri olduğunu
yazdı.
Habere göre Rum hükümetinden memnun olanların oranı yüzde 59,1-
"ne memnunum ne de değilim" diyenlerin oranı yüzde 20,6,
memnun olmayanların oranı yüzde 16,3 ve
"bilmiyorum/yanıtlamıyorum" diyenlerin oranı ise yüzde
4 olarak gerçekleşti.
Söz konusu ankette ayrıca siyasilerin popülaritesine ilişkin bir
sorusunun da yer aldığını ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas'ın yüzde 87,6 oranıyla başı
çektiği belirtildi.
Habere göre ikinci sırayı yüzde 62,6 oranı ile Rum Meclisi ve
DİKO Başkanı Marios Karoyan alırken, DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis ise popülaritesini arttırarak yüzde
56,8 oranına ulaştı.
Diğer
bir ankette de benzer sonuçlar
Öte yandan gazeteler; ağırlıklı olarak Rum hükümetinin
faaliyetlerine yönelik gerçekleştirilen bir diğer anketin
sonuçlarına da yer verdiler.
Simerini gazetesi: "Hükümet İyi Gidiyor"
başlığı altında verdiği haberinde; "CMR
Cypronetwork" şirketinin 23 Nisan-15 Mayıs tarihleri
arasında 1000 kişinin katılımı ile
gerçekleştirilen bir anketin sonuçlarına yer verdi. Gazete; ankette
"Kıbrıs sorununun gidişatını nasıl
değerlendiriyorsunuz?" sorusuna katılımcıların
yüzde 41'inin "olumlu, yüzde 20'sinin "çok olumsuz" ve yüzde
26'sının "orta" şeklinde yanıt verdiklerini
yazdı.
Gazete ayrıca, anketin sonuçlarına göre,
katılımcıların yüzde 78'inin Hristofyas'ın
başkanlığından duydukları memnuniyeti dile
getirdiklerini belirtirken, katılımcıların yüzde 53'ünün
Rum hükümetinden memnun olduklarını ifade ettiklerini de
vurguladı. Ankete göre hükümette yer alan bakanlardan popülarite
bakımından sırasıyla Ekonomi Bakanı Harilaos Stavrakis
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sotirula Haralambus ilk iki
sırayı aldılar.
KIBRIS 01/06/08
Liderlerin, görüşme sürecinde tam desteğe sahip olması için çalışacağız
ERKEN ÇÖZÜM
İÇİN... Başbakan Soyer, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
yönetimi başkanı Hristofyas'ın gerçekleştirdiği
görüşmelere tam destek verme konusunda mutabakata varıldığını
söyledi. Soyer, Kıbrıs sorununa erken bir çözüm bulunması
konusunda iki tarafın da aynı görüşleri
paylaştığını kaydetti
ÇÖZÜM
İÇİN CESARETLENDİRECEĞİZ... EDİ Genel Başkan
Vekili Kiriyaku, EDİ'nin Hristofyas'ın seçilmesine destek
verdiğini de hatırlatarak, görüşme sürecinde iki lideri de
destekleyerek iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı,
BM karaları temelinde bir çözüme ulaşılması için
cesaretlendireceklerini kaydetti
Rum Birleşik Demokratlar Partisi'nden (EDİ) bir heyet, Cumhuriyetçi
Türk Partisi'ni (CTP) ziyaret etti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile EDİ Genel Başkan Vekili Praksula
Antoniadu Kiriyaku, çözüm için aynı görüşleri
paylaştığını ve iki liderin görüşme sürecinde tam
desteğe sahip olması için çalışacaklarını söylediler.
CTP'yi ziyaret eden Fraksula Antoniadu Kiriyaku
başkanlığındaki EDİ heyetinde Papapetru Mihalis,
Kristos Neogleus, Spiros Hacigregoriu ve Kukile Avram yer aldı.
Genel Başkan Başbakan Ferdi Sabit Soyer
başkanlığındaki CTP heyetinde ise MYK Üyesi Hüseyin
İnan, Milletvekili ve Örgütlenme Sekreteri Özkan Yorgancıoğlu ve
Dış İlişkiler Sekreteri Ünal Fındık hazır
bulundu.
Görüşme saat 10.10'da başladı ve yaklaşık 1.5 saat
sürdü. Görüşme sonrası açıklamalar yapıldı.
CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, görüşme
sonrasında yaptığı açıklamada çok faydalı
görüşme yapıldığını ve Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın
gerçekleştirdiği görüşmelere tam destek verme konusunda
mutabakata varıldığını söyledi.
Kıbrıs sorununa erken bir çözüm bulunması konusunda iki
tarafın da aynı görüşleri paylaştığını
söyleyen Soyer, iki liderin görüşme sürecinde tam desteğe sahip
olması için ellerinden gelen bütün girişimi de yapmaya hazır
olduklarını kaydetti.
EDİ Genel Başkan Vekili Praksula Antoniadu Kiriyaku da
Kıbrıs konusunda yaşanan son gelişmeleri ve görüşme
sürecini değerlendirdiklerini ifade ederek, sürecin
Kıbrıslıların görüşerek ülkeyi yeniden
birleştirmesi için yeni ve önemli bir fırsat olduğunu söyledi.
EDİ'nin Hristofyas'ın seçilmesine destek verdiğini de
hatırlatan Kiriyaku, görüşme sürecinde iki lideri de destekleyerek
iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı, BM
karaları temelinde bir çözüme ulaşılması için
cesaretlendireceklerini kaydetti.
Kiriyaku, iki liderin halkların isteklerine cevap verme yükümlülüğü
bulunduğunu da belirterek, en yakın zamanda ilerleme beklediklerini
ve sürecin hızlanması adına yeni BM Özel Temsilcisinin
atanmasını beklediklerini sözlerine ekledi.
KIBRIS 01/06/08
Talat'ın
açıklamaları Rumları kızdırdı
Mahi
gazetesi haberinde; Cumhurbaşkanı Talat'ın "Euronews"
kanalına yaptığı açıklamaların Rum hükümeti
tarafından "kabul edilemez" şeklinde
nitelendirildiğini yazdı. Habere göre, konuya ilişkin
açıklamada bulunan Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu;
Cumhurbaşkanı Talat'ın ifade ettiği görüşlerin
"kabul edilemez olduğunu" savundu. Cumhurbaşkanı
Talat'ın Kıbrıs Rum tarafının açıklamalarından
"sıkça şikâyetler dile getirdiğini, ancak onun da ne
kendisine, ne iki toplum arasında güvenin inşa edilmesine ne de
Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunmayacak açıklamalar
yaptığını" iddia eden Stefanu, "Hem şikâyet
ediyor hem de Kıbrıs sorununun özüne ilişkin kabul edilemez
tezleri sıkça dile getirme arzusuna karşı koyamayıp güven
inşa edilmesi amacına hizmet etmeyen çeşitli açıklamalarda
bulunuyor" dedi.
Stefanu; Cumhurbaşkanı Talat'ın "yerleşikler (TC
kökenli vatandaşlar) olmadığına, Kıbrıs'ta iki
halk bulunduğuna ve Kıbrıs'ta yeni bir ortaklığa
ilişkin sözlerinin kabul edilemez olduğunu" iddia etti.
"Kıbrıs'taki iki taraf arasında, Kıbrıs sorununun
çözümüne yardımcı olacak iyi bir havanın olmasını
gerçekten istediklerini" savunan Stefanu; "Bu yüzden Kıbrıs
Rum tarafının karşılıklı suçlamalar oyunundan
uzak durmakta ısrar edeceğini" ileri sürdü. Stefanu
"İlkelere dayanan ve Kıbrıs'ı iki toplumlu, iki
kesimli federasyon çözümü çerçevesinde yeniden birleştirecek bir çözümü
desteklemeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
AKEL: Talat
ortamı kutuplaştırmayı seçiyor
Öte yandan gazete, Cumhurbaşkanı Talat'ın
açıklamalarına AKEL'den de tepki geldiğini ve önceki gün
AKEL'den yapılan açıklamada Talat'ın sözlerinin "kabul
edilemez" olduğunun belirtildiğini yazdı.
Habere göre AKEL açıklamasında; "Ne yazık ki
Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat; çözümün temelinin iki
toplumlu, iki kesimli ve BM kararlarındaki siyasi eşitliğe
dayanan federasyon çerçevesinde olduğunun yinelendiği iki liderin
görüşmesinin sadece birkaç gün sonrasında yeni kabul edilemez
açıklamalarda bulunmuştur" ifadeleri yer aldı.
Açıklamada; Cumhurbaşkanı Talat'ın "yerleşikler
olmadığına ve iki halkın var olduğuna ve iki devlet
arasındaki yeni bir ortaklığa değinmesinin, ancak iki
toplumluluğa değinmemesinin gerekli olumlu ortamın
oluşturulmasını dinamitlediği gibi gerekli ortak
noktaların bulunması çabalarını da yaralamakta
olduğu" savunuldu.
Açıklamada ayrıca; çalışma gruplarında
görüşmelerin devam ettiği bir sırada Cumhurbaşkanı
Talat'ın "ortamı önceki günlerin ruhunun dışında
kutuplaştırmayı seçmekte olduğu" iddia edilirken
"Kıbrıs sorununun çözümünün BM kararları ve iki toplum
lideri arasındaki anlaşmalar çerçevesinde olacağı"
kaydedildi.
AKEL'in açıklamasında buna ek olarak "Hedefin, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin, tek egemenliği, tek vatandaşlığı ve
tek uluslararası temsiliyeti bulunan iki toplumlu, iki kesimli federal bir
devlete dönüşmesi olduğu" da belirtildi.
DİKO:
Talat, Türkiye'ye tam bağımlı
DİKO partisinden Cumhurbaşkanı Talat'ın
açıklamalarına ilişkin yapılan yorumda ise;
"Talat'ın Türkiye'ye tam bağımlı olduğu"
iddiasında bulunuldu. Habere göre DİKO'nun açıklamasında;
Kıbrıs Rum tarafının gösterdiği "iyi niyete ve
esnekliğe karşın Türk tarafının sahip olduğu
uzlaşmazlığı terk etme yönünde hiçbir niyet ortaya
koymadığı" savunuldu.
Açıklamada; Cumhurbaşkanı Talat'ın Euronews'e
yaptığı açıklamada yerleşikler, Türk askerinin
çözümden sonra da adada kalması ve partenojenez gibi konulardaki
açıklamalarına yönelik eleştirilerde bulunulurken; Talat'ın
"Kıbrıslı Türklerin çıkarları temelinde bir
politika izleyeceğini düşünenlere verdiği yanıtın,
Türkiye'nin kendisine tam destek verdiğini söylemek olduğu"
iddiası yer aldı.
KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru da önceki gün konuya ilişkin
açıklamasında Talat'ın açıklamalarını
"kışkırtıcı" olarak nitelendirdi. Habere
göre Omiru; Cumhurbaşkanı Talat'ın "yerleşiklerin
Kıbrıslılaşmalarından bahsetmesinin, aldatmaca ve
gerçek olayları çarpıtma olduğunu" iddia ederken gerek
Talat'ın gerek Türkiye Dışişleri Bakanı Ali
Babacan'ın partenojenez konusunda görüşlerinin "Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni dağıtmak ve iki kurucu devletçikten yeni bir
ortaklık oluşturmak yönündeki amaçlarının
değişmediğinin kanıtı olduğunu" savundu.
KIBRIS 01/06/08
Limasol'da, Yunan -
İtalyan - Rum ortak AB tatbikatı yapılacak
Alithia ve
diğer gazetelerde yer alan habere göre, AB'nin ESDP Savunma Programı
çerçevesinde icra edilecek "Argonot Operasyonu", Limasol Liman
alanında icra edilecek ve Rum güvenlik birimlerinin
hazırlıklılık (hazır olma) durumu sınanacak. Bu
kapsamda "Estia" (Odak/Yurt) planı da hayata geçirilecek.
Haberde, "Evangelos Florakis"(Terazi'deki) Deniz Üssü'nde
Perşembe günü icra edilecek "Estia" tatbikatının, üç
senaryonun göğüslenmesi amacıyla planlandığı,
bunların; Rum vatandaşlarının ülkeye geri dönmeleri,
uluslar arası çatışma nedeniyle yabancı kişilerin
konuk edilmesi, denizden ve "KKTC"den gelecek kaçak mültecilerin
göğüslenmesi senaryoları olduğu belirtildi.
Estia çerçevesinde uçak kazası, batan gezinti gemisi ve terörist faaliyet
kazazede/mağdurlarının kurtarılması için
arama-kurtarma çalışması da gerçekleştirilecek. Gazeteye
göre Rum Sivil Savunma Teşkilatı Sözcüsü Hristofs Kiriakidis önceki
gün düzenlediği basın toplantısında tatbikata İtalya,
Fransa ve Yunanistan'ın uçar ve yüzer imkânlarıyla
katılacaklarını, Rum tarafından ise RMMO askerleri, polis
ve Rum Sivil Savunma Teşkilatı mensuplarının yer
alacağını söyledi. Gazete Kiriakidis'in tatbikat için Güney
Kıbrıs'ın 2006 Lübnan krizinden edindiği deneyimlerin de
dikkate alındığını söyledi. Rum Sivil Savunma
Teşkilatı'nın bu tatbikatta; yerel yönetim idaresiyle
işbirliği içerisinde gıda/levazım, yerleşim ve
tıbbi yardım görevini yerine getirecek ve buna paralel olarak; Rum
İtfaiye Teşkilatı'yla birlikte, tatbikatın Genel
Koordinasyon sorumluluğunu da üstlenecek.
Tatbikata
İtalya'nın da katılacağı yalnız Alithia
gazetesindeki haberde ifade edildi.
Mahi gazetesinin haberinde, önceki günkü basın toplantısında,
Rum Dışişleri Bakanlığı Dış
Konular/SHENGEN sorumlusu Fedion Anastasiu'nun söylediklerine yer verildi. Tatbikatın
koordinatörü de olan Anastasiu "Estia, kapsamlı ve büyük bir
çalışmanın sonucudur ve ana hedefi; bölgemizdeki ciddi siyasi
kriz veya silahlı çatışma nedeniyle yabancı
uyrukluların topluca ülkemize gelişlerinin devlet birimleri
tarafından koordineli şekilde yönetilmesi ve bu kişilere insanî
yardımda bulunmaktır" dedi.
Anastasiu; 2-6 Haziran 2008'de icra edilecek "Estia" (Odak) kod
isimli tatbikat çerçevesinde "Argonot" kod isimli tatbikatın da
icra edileceğini, bu tatbikatın son aşamasının 6 Haziran'da
"Evangelos Florakis" Deniz Üssü'nde şu senaryoların
canlandırılmasıyla gerçekleştirileceğini
açıkladı: "Uçak kazası, arama-kurtarma, gezinti
teknesinin-yelkenlinin batması, asimetrik tehdit-terör faaliyetleri."
Fedion Anastasiu Argonot tatbikatına Kıbrıs Türk tarafından
gelen tepkilerin sorulmasına karşılık, tatbikatın;
askerî imkânların da katılımıyla gerçekleştirilecek
insanî bir tatbikat olduğunu savundu, şunları söyledi:
"Bilindiği gibi, ulusal felaketlerde bütün ülkelerde silahlı
kuvvetler de kullanılır. Dolayısıyla
Kıbrıslı Türklerin protestoları haksızdır.
Tamamen insanî nitelikli bir tatbikattır, askerî değil. Senaryolar
biliniyor, kesindir. Hiçbir senaryoda da askerî nitelik yoktur. Tatbikata
Askerler, Sivil Savunma personeli ve Kıbrıs'ın polis kuvveti
mensupları katılacak. Yetkili birimlerden çok sayıda
kişinin katılacağı bir tatbikattır. Ancak
sayının önemi yoktur. Önemli olan tamamen insanî nedenlerle gerçek
tatbikatlar yapılacağıdır. Bu aşamaya yerel yönetimler
katılmayacak."
Simerini gazetesi haberi, "Argonot' Yarın Başlıyor -
Tatbikatta Lübnan Krizi" başlığıyla
yansıtırken; Fileleftheros gazetesi da "'Argonot İnsanî -
Arama-Kurtarma-Tedavi -Kıbrıslıların Dışında
Yunanistan ve Fransa'nın Uçar ve Yüzer İmkânlarının da
Katılacağı Uluslar Arası Tatbikat"
başlığını kullandı.
Stefanu:
Egemen devlet olarak hakkımızdır
Gazete, Rum Sözcü Stefanos Stefanu'nun; Argonot tatbikatına Türkiye ve
KKTC'den gelen tepkilerin sorulmasına karşılık;
"Kıbrıs Cumhuriyeti egemen devlet olarak işbirlikleri
yapmak, geliştirmek, politikasına ve sivil savunmasına özen
göstermek hakkına sahiptir" dediğini yazdı.
Gazeteye göre, Talat - Hristofyas 23 Mayıs ortak açıklamasında
yer alan "askerî güven yaratıcı önlemler" ifadesinin,
"ortamın bozulmaması için tatbikatların iptal edilmesiyle
mi" ilgili olduğunun sorulmasına karşılık da;
"Bildiğim kadarıyla meseleler, başka ülkelerle yapılan
tatbikatlarla ilgili değil" yanıtını verdi.
DİMİTRA
tatbikatı 5-8 Haziran'da
Yine Mahi gazetesi, Rum Savunma Bakanlığı tarafından
yapılan açıklamaya dayanarak, "DİMİTRA 2008" kod
ismini taşıyan büyük ölçekli askerî tatbikatın da 5-8 Haziran'da
icra edileceğini bildirdi. Gazeteye göre, RMMO'nun komuta nezaret
sisteminin hayata geçirilmesiyle ilgili olan bu tatbikatın sevk ve
idaresini RMMO Genel Kurmaylığı yapacak. Güney Kıbrıs
genelinde, iki aşama halinde icra edilecek tatbikata RMMO taktik
kuvvetleri ve diğer birlikleri iştirak edecek. Bu çerçevede RMMO
seferîleri ve milisleri birliklerine katılacaklar ve araçlar seferberliğe
çağrılacak. Rum Savunma Bakanlığı'ndan yapılan
açıklamada yetkili olmayan kişilerin kendi güvenlikleri
açısından tatbikatın icra edileceği alanlara
girişlerinin kesin şekilde yasak olduğu da belirtildi.
KIBRIS 01/06/08
KKTC'de yaşayan
İngilizler yaz festivali düzenledi
MEHMETÇİK
VAKFI'NA BAĞIŞ... Etkinlikten elde edilen gelirin büyük bölümünün
Mehmetçik Vakfı'na bağışlanacağı bildirildi.
Kermesten elde edilecek gelirle ayrıca Lefkoşa ve Girne'deki
bazı özel eğitim merkezleri ile St. Andrews Anglikan Kilisesi'ne de
bağış yapılacak
Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan KKTC vatandaşı İngilizler
bu yıl ilk kez "The British Community Summer Fete" adı
altında Girne'de yaz festivali düzenledi.
Açılışını Eski Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın yaptığı, St. Andrews Anglikan Kilisesi
Papazı Michail Houston'a ait kilise evinin bahçesinde yer alan festival
KTBK, GKK, Girne Belediyesi, Credit West, İktisat Bankası, 112 Acil
Servis, Financial Management Associates Ltd. (FMA), Handyman ile Magic Touch adlı
resmi ve özel kuruluşların sponsorluğunda gerçekleşti.
Bazı yerli ticari kuruluşların da katkı koyduğu
geniş katılımla gerçekleşen etkinlikte çocuklar için oyun
alanları kuruldu, yiyecek içecek, giyim, kitap ve süs eşyaları
satışı ile tombala çekilişleri yapıldı.
Festival komitesi, etkinlikte, gelirinin büyük bölümü Mehmetçik Vakfına
kalacağı bir de kermes düzenledi.
Kermesten elde edilecek gelirle ayrıca Lefkoşa ve Girne'deki
bazı özel eğitim merkezleri ile St. Andrews Anglikan Kilisesi'ne de
bağış yapılacak.
Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Girne Belediye
Başkanı Sümer Aygın, Ortadoğu ile Kıbrıs Anglikan
Kilisesi Başpapazı Michael Lewis, St. Andrews Anglikan Kilisesi
Papazı Michael Houston ile İngiliz ile Kıbrıslı
Türklerden oluşan kalabalık bir grubun katıldığı
festivalde, Denktaş, Başpapaz Lewis ile Papaz Houston kısa birer
konuşma gerçekleştirdi.
Denktaş:
Türk askerinin varlığından güven duyuyorlar
Festival açılışında konuşan Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş güzel bir etkinlikte bulunmaktan
duyduğu mutluluğu ifade ederek, festivali düzenleyenleri
kutladı.
Konuşmasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1974 yılında
adaya gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış
Harekâtı'nda BBC'nin adada yaşayan İngilizlere; "Türk
Ordusu etrafınızda iken kendinizi güven içinde hissediyor
musunuz?" şeklinde yönelttiği soruya; "kesinlikle
evet" cevabı verildiğini hatırlatan Denktaş, önemli
olan noktanın geriye değil geleceğe bakmak olduğunu
söyledi.
Denktaş, kermesten elde edilecek gelirin bir kısmının
askere bağışlanacağının açıkladığını,
bunun da güvenin bir ifadesi olduğunu belirtti.
Türk askerinin varlığının, KKTC'de yaşayan
yabancılara olduğu kadar kendilerine de güven verdiğini
vurgulayan Denktaş, beklentilerinin, zaman içerisinde dünyanın,
Kıbrıs'ta Rumlara denk, ekonomik açıdan ilerlemek isteyen bir
halk olduğunu anlaması olduğunu kaydetti.
Dün bir gazetede yer alan Türk Ordusu'yla ilgili benzer haberin kendisini
oldukça memnun ettiğini dile getiren Denktaş, Kıbrıs'ta
yaşayan dost İngilizlerin Kıbrıslı Türklerle aynı
bakış açısına sahip olmalarını görmenin
sevindirici olduğunu kaydetti.
Rauf Denktaş, ekonominin ilerlemesinde askerin de büyük katkısı
olduğuna işaret etti.
Denktaş şunları da söyledi:
"Türk Ordusu'na teşekkürlerimizi sunuyoruz. Kendimizi onlar sayesinde
emniyette hissediyoruz. Sanırım bu organizasyon,
Kıbrıs'ın Kuzeyi'nde yaşayan İngilizlerin kendilerini
Kıbrıslı Türklerin bir parçası olarak gördükleri ve
aynı değeri taşıdıklarını gösteriyor. Biz de
aynı şekilde düşünüyoruz. Dünya tarafından demokratik ve
güvenli bir ülke olarak görülmemiz ile birlikte tanınmamız
açısında da büyük bir kazanımsınız."
Denktaş'a, kermese katılmasının anısına bir
hediye takdim edildi.
Lewis:
Festival güzel bağlar kurulmasını sağladı
Ortadoğu ile Kıbrıs Anglikan Kilisesi Başpapazı
Michael Lewis da yaptığı konuşmada, St. Andrews Anglikan
Kilisesi Papazı Houston'u güzel bir etkinlik düzenlediği için
kutlayarak, festivalin ülkede yaşayan halk ile İngilizler
arasında güzel bağlar kurulmasını
sağladığını söyledi.
Houston:
Bir arada bulunmaktan mutluyuz
St. Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Michael Houston, bu yıl ilk kez
düzenledikleri yaz festivalinde bir arada bulunmaktan duyduğu
mutluluğu ifade ederek, katkıda bulunan tüm kurum kuruluş ve
kişilere teşekkürlerini sundu.
Kermese katılanlar, düşüncelerini aktarırken, KKTC'de
yaklaşık 12 bin İngiliz yaşadığını
belirterek, etkinliğin, yabancıların yerli halkla iç içe
olduğunu gösterdiğini belirtti.
KKTC'de yaşayan yabancıların, Rumların iddia ettiği
gibi, Mehmetçik'ten korkmadığını, askerin
varlığından güven duyduğunu kaydeden
katılımcılar, kermesten elde edilecek gelirin bir
kısmının Mehmetçik Vakfına bağışlanacağını
duyunca çok heyecanlandıklarını dile getirdi.
Tatbikata
da katılmışlardı
Söz konusu İngilizlerin arasında, başlangıçta Güney
Kıbrıs'a yerleşen ve 23 Nisan 2003'te sınır
kapılarının açılmasının ardından KKTC'de
yaşamayı tercih edenler de var.
KKTC'de yaşayan İngilizlerden yaklaşık 500 kişilik bir
grup, geçen yıl yapılan TOROS-2007 tatbikatının halka
açık icra edilen bölümünü de izlemişlerdi.
Kıbrıs'ta yeni bir çözüm sürecinin
yaşandığı bugünlerde, bazı Avrupa Birliği (AB)
sözcülerinin ''TSK adadan çekilirse çözüm kolaylaşır''
iddialarına rağmen, AB vatandaşı olan ve KKTC'de
yaşayan İngilizlerin, AB sözcülerine ders verecek ve adadaki
gerçekleri gözler önüne serecek şekilde Mehmetçik Vakfına
bağış yapmaları ''anlamlı'' bulundu.
KIBRIS 01/06/08
Christofias tops poll
By Jacqueline Theodoulou
PRESIDENT Demetris
Christofias has topped the popularity polls, with the majority of the public
saying they felt positive about the new government.
The polls, made public yesterday, showed that 78 per cent of Cypriots felt
positive about Christofias first few months in presidency.
Leading party AKEL yesterday expressed its satisfaction at the outcome, with
party spokesman Andros Kyprianou saying it was indicative of the new
Presidents policies in the Cyprus problem but also internal affairs.
But he added that there was still a lot of hard work to be done in order to
maintain the publics positive opinion.
We have made promises to the people and we will try to keep these promises for
the duration of the five years to prove that we truly are a different
government, said Kyprianou.
AKEL deputy Nicos Katsourides, who was yesterday asked to comment on the fact
that 28 per cent of the public supported a two-state solution to the Cyprus
problem, said this was worrying but added that in last years polls, this
percentage was higher.
We need to fight this wrong impression, which some of our fellow Cypriots have
that the two-state solution is a viable solution, said Katsourides.
DISY leader Nicos Anastassiades also expressed his satisfaction over the
oppositions standing of 53.3 per cent in the poll. He said it showed DISY
exercised its opposition duties responsibly, consistently and with credibility.
Anastassiades said the polls showed a tendency to accept, on the one hand
Demetris Christofias leadership, and on the other the responsible stance of
the official opposition.
78 per cent of those asked evaluated the first few months of Christofias
government as positive, in the Cyprus problem but also internal issues.
According to a survey by CMR CYPRONETWORK, 40 per cent of those asked were very
positive about the new president, 38 per cent positive, 13 per cent mediocre
and six per cent were negative or very negative.
In regards to his handling of the Cyprus problem, 41 per cent of the
interviewees viewed latest developments as positive or very positive, 26
per cent mediocre and 20 per cent negative or very negative.
Regarding the general policy of the government, 53 per cent of those asked said
they felt positive about it, while just seven per cent were not impressed.
A poll by research and consultancy firm Metron Analysis showed that the level
of satisfaction for the new government reached 59.1 per cent and the level of
satisfaction for the opposition reached 53.3 per cent.
The solution of a unified Cyprus with the co-leadership of the two communities
is preferred by Cyprus society, with 65.4 per cent of those asked opting for it
and 28 per cent preferring a two-state solution
The view that Demetris Christofias was the last chance for a solution to the
Cyprus problem was supported by 53.4 per cent.
Regarding the popularity of political figures, Christofias came first with 87.6
per cent, House President Marios Garoyian came second with 62.2 per cent and
Anastassiades followed with 56.8 per cent.
CYPRUS MAIL 01/06/08
DISY welcomes DIKO dissidents
By Andreas Avgousti
AS
LONG as President Demetris Christofias handling of the Cyprus problem points
towards a way forward, then opposition DISY will continue to support him, the
party President said yesterday.
DISY President, Nikos Anastassiades, who was addressing the partys first
post-election, high-level convention in Nicosia yesterday, did issue a
disclaimer, however. DISYs support should not be perceived either as a
weakness or as a blank cheque to the government, he warned.
It is well-known that our support for President Christofias was, and is, not
given in return for any reward of sorts. Ours is a selfless and patriotic
stance which emanates from the historic responsibility we have towards our
homeland, he said.
As a Greek Cypriot leader addressing the Turkish Cypriots, Anastassiades said
that it was time we worked in unison to transform Cyprus into a land of
prosperity for all.
We will continue to be in conversation with all of the Turkish Cypriot
parties, giving the message that we have to leave the divisive past behind us,
learn from our mistakes and build for the future, he said.
He also expressed the hope that Christofias would soon upgrade the National
Councils integrity, reliability and rules of operation.
DISY had opted out of participating in the National Council during the last
years of the Tassos Papadopoulos administration.
However, it was not only the National Council that needed reform; DISY did too.
Anastassiades spoke about the need to modernise DISY procedures and suggested
that a Presidential Council be activated, an Institute for Environmental
Studies be founded and a Culture Foundation be instituted.
He moved on to welcome the decisions by the European Democrats and the Free
Citizens Movement to be absorbed into DISY.
DISYs broad political appeal is revealed by an overview of the partys
continuing alliances and personalities it has attracted to join its ranks, he
said.
The Popular Socialist Movement has also decided to continue working with DISY
under the Social Alliance movement, while former Nicosia mayors Lellos
Demetriades and Michalakis Zambelas have now both entered a special
relationship with the party.
Other converts include former presidential candidate and United Democrats man
Costas Themistocleous, former DIKO MPs Stavros Ambizas and Paris Lenas as well
as DIKOs legal counsellor Yiannis Ioannou.
The DISY leader cited the enrolment of 2,050 new members over the past two
months as evidence of the partys increasing prospects.
Finally, Anastassiades thanked all those who did their utmost to support of
DISYs presidential candidate Ioannis Kasoulides in the last February
elections.
He made special reference to the youths behind the effort, who successfully
managed to fly over 13,000 voters from abroad, a number which had since been
unheard of by Cypriot presidential election standards.
CYPRUS MAIL 01/06/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 16:19 TSİ 02 Haziran 2008 Pazartesi
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum Kesiminde tonlarca sütün kanserojen madde içermesi
yetkilileri alarma geçirdi. Şu ana kadar 75ten fazla çiftlikte kanserojen
madde içeren süt tespit edildi ve yaklaşık 170 ton süt imha edildi.
Tonlarca hellim peyniri ve diğer süt ürünlerine de analiz yapmak üzere
tedbir amaçlı el konuldu.
Rum
yetkililerse, afla-toksinli sütlerin piyasaya sürülmediğini savunuyor ve
tüketicileri, bu ürünleri çekinmeden satın almaya
çağırıyor.
Yetkililer, afla-toksin içeren sütler konusunda Hindistandan gelen yemlerden
şüpheleniyor. Çünkü Hint yeminden alınan numunelerde yüksek oranda
afla-toksine rastlandı.
Rum Yönetimi Tarım Bakanlığından yapılan
açıklamada, Hindistandan gelen yemlerin tavuk çiftlikerinde de
kullanılmış olabileceği ve bu yüzden en kısa zamanda
tavuk etlerinde de afla-toksin incelemesi yapacaklarını duyurdu.
Ayrıca bakanlık yetkilileri, olayın sorumlularının
belirlenmesi halinde, isimlerinin kamuya duyurulacağını
belirtti.
İsim değil
içerik önemli
"İKİ KURUCU
DEVLET, SİYASAL EŞİTLİK, TEK ULUSLARARASI
KİMLİK"... Başbakan Soyer, haziran ayında iki liderin
karşılıklı görüşmelere
başlayacağını anımsatarak, "İki kurucu
devlet, eşit statü ve eşit konumda, siyasi eşitliğe
dayalı, tek uluslararası kimliği olan bir çözüme
ulaşılması için gerekeli mücadele gösterilecektir" dedi.
Kurulacak devletin isim konusunun önemli olmadığını, önemli
olanın içerik olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, içerik yerine
oturduktan sonra biçimin oluştuğunu, bu nedenle esas olanın
içerik olduğunu söyledi
"KAZANIMLARIMIZI
SAĞLAM KAZIĞA BAĞLAMAMIZ GEREKİR"... Kıbrıs
Türk halkının 1974'ten sonra gerek siyasi, gerek kültürel, gerekse de
hukuki alanlarda elde ettiği kazanımlarını uluslar
arasının kabul edeceği bir konuma getirmenin ivedi olarak ele
alınması gereken bir nokta olduğunu ifade eden Başbakan
Soyer, "Kazanımlarımızı sağlam bir
kazığa bağlamamız gerekir. Eğer bu olmazsa bizi
bekleyen bir tehlike var. Nasıl ki 1999 yılında
başımıza, Helsinki kararı gibi bir felaket geldi yine böyle
bir sıkıntı yaşayabiliriz" diye konuştu
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın "Yeni
ortaklığı kabul etmeyiz" açıklamasına gönderme
yaparak, kurulacak devletin isminin değil, içeriğinin önemli
olduğunu söyledi.
Soyer, haziran ayında
iki liderin karşılıklı görüşmelere
başlayacağını anımsatarak, "İki kurucu
devlet, eşit statü ve eşit konumda, siyasi eşitliğe
dayalı, tek uluslararası kimliği olan bir çözüme
ulaşılması için gerekeli mücadele gösterilecektir" dedi.
Kurulacak devletin isim konusunun önemli olmadığını, önemli
olanın içerik olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, içerik yerine
oturduktan sonra biçimin oluştuğunu, bu nedenle esas olanın
içerik olduğunu bildirdi.
Başbakan Soyer,
Kıbrıs sorununda yeni bir süreç yaşandığını,
yeni bir sayfa açıldığını belirterek, bu yeni sürecin
çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. CTP-BG'nin gücünü her
zaman koruduğunu ifade eden Başbakan Soyer, "CTP-BG daima
hayatın ihtiyaçlarına dönük olarak kararlar üretiyor ve her zaman
kendini geliştirecek güce sahiptir" dedi.
Başbakanlık
Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye
göre, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki Kanal 24 televizyonunda
yayınlanan haber programına katılarak Kıbrıs
konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.
Kıbrıs konusunda
yaşanan süreci ve son gelişmeleri özetleyen Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, bu gelişmelerin önemli politik bir avantaj
sağladığını, bu avantajın iyi bir şekilde
değerlendirilerek bir an önce Kıbrıs sorununa eşitlik
çerçevesinde bir çözüm bulunmasını sağlamanın önemli
olduğunu söyledi.
Kıbrıs sorununun
çözümünün Kıbrıs'taki iki halkın yanı sıra, Türkiye ve
Yunanistan'a da yarar sağlayacağını dile getiren
Başbakan Soyer, 21 Mart'ta Kıbrıs konusunda başlatılan
sürecin iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Başbakan Soyer, Rum
yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos'un Kıbrıs sorununu AB'ye
kaydırmaya çalıştığını ancak
görüşmelerin Birleşmiş Milletler zemininde
başladığını ve bunun da ayrı bir önem taşıdığını
belirtti.
Ortak yaşamda
kolaylık sağlayacak konular
21 Mart'tan sonra
oluşturulan çalışma gruplarının yararlı
işler yaptığını anlatan Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, çalışma gruplarının günlük hayatın
ihtiyaçlarına cevap verecek çalışmalar yaptığını
ve bu çalışmaların ortak bir yaşamda kolaylık
sağlayacak konular olduğunu vurguladı.
Ortaya çıkan yeni oluşumdan
sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Avustralya
Dışişleri eski bakanını Kıbrıs'a temsilci
atayacağı yönündeki haberlere dikkati çeken Başbakan Soyer,
"Bu açıklama, görüşme sürecinin başlamasının
kaçınılmaz olduğunu ortaya koydu. İki liderin sonuca
ulaşıncaya kadar görüşmelere kesintisiz devam edeceği
demektir. Olumlu ya da olumsuz iki lider bir sonuca varıncaya kadar
görüşmelere devam edecek" dedi.
"Ermeni
Anıtı yanlış"
Güney Kıbrıs'ta
açılan Ermeni Anıtı konusuna da değinen Başbakan Soyer,
bu atılan adımın yanlış olduğunu ve bu karardan
hem Kıbrıs Türk halkının, hem de Türkiye'nin
rahatsızlık duyduğunu kaydetti.
Başbakan Soyer,
şöyle konuştu:
"Eğer böyle bir
olay olmuşsa bu da bir başka olayı gündeme getirir. Birinci
Dünya Savaşı sırasında Anadolu Ermeni I. Ordusu
Gazimağusa'nın Boğaz bölgesinde eğitim alıyor ve
aldığı eğitimle Türkiye ile savaşıyordu. Bu ordu,
burada yaşayan halka çok ciddi sıkıntılar yaşattı.
Bunlar hiç hesaba katılmıyor. Tek taraflı olarak bu olayı
ele almak hiç doğru değil. Bu meseleyi kazımak, değil usulü
ile aşmak, çözmek lazım. Anadolu Ermeni I. Ordusu'nun,
Kıbrıs halkına yaptıkları,
araştırmacılar tarafından belgelensin ki tüm gerçekler
ortaya çıksın."
Kıbrıs konusunda
gelinen süreçten kopmasına dönük oyunlara gelinmemesini de isteyen
Başbakan Soyer, tarihin unutulmadığını ancak tarihin
hesaplaşmalarının geleceği ve ileriye dönük
adımları engellememesi gerektiğini vurguladı.
Soyer, Kıbrıs
Türklerini anlamanın, Kıbrıs Türk halkının, Türkiye'ye
olan bağlılığın ve sevgisinin kabul edilmesinden
geçtiğini belirtti.
AB içinde eşitlik
Başbakan Soyer, Güney
Kıbrıs'ın dünya siyaseti içerisinde önemli bir aktör olan AB'de
yer aldığını ve bu oluşum içerisinde temsil
edildiğini belirterek, Kıbrıs Türk halkının da AB'de Rumlar
kadar eşit bir şekilde yer almasının sağlanması
gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs Türk
halkının 1974'ten sonra gerek siyasi, gerek kültürel, gerekse de
hukuki alanlarda elde ettiği kazanımlarını uluslar
arasının kabul edeceği bir konuma getirmenin ivedi olarak ele
alınması gereken bir nokta olduğunu ifade eden Başbakan
Soyer, "Kazanımlarımızı sağlam bir
kazığa bağlamamız gerekir. Eğer bu olmazsa bizi
bekleyen bir tehlike var. Nasıl ki 1999 yılında
başımıza, Helsinki kararı gibi bir felaket geldi yine böyle
bir sıkıntı yaşayabiliriz" diye konuştu.
UBP-DİSİ
görüşmesi
UBP-DİSİ
görüşmesine de değinen Başbakan Soyer, yıllar önce bu tür
görüşmelerin yapılması gerektiğini ancak yine de bu
görüşmenin olumlu bir gelişme olduğunu kaydetti..
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, görüşme sonrasında DİSİ Genel
Başkanı'nın Güney'de ana muhalefet partisi olarak
Kıbrıs konusunda Dimtiris Hristofyas'ı desteklediğini
söylediğini anımsatarak, ana muhalefet partisi UBP'nin Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ı desteklemediğini kaydetti.
UBP Genel Başkanı'nın
DİSİ Genel Başkanı'na, Kıbrıs Türk halkına
yönelik söylemlerinden farklı söylemlerde bulunduğunu anlatan
Başbakan Soyer, "Bizim bildiğimiz insan her yerde aynı söyler.
Amerika'da da ülkesinde de ne konuşursa hep aynı olur. Bize
söylediklerini neden DİSİ Genel Başkanı'na söylemedi?"
diye sordu.
CTP-BG'nin gücünü
kaybettiği söylemlerini de eleştiren Başbakan Soyer, CTP-BG'nin,
hayatın ihtiyaçlarına dönük olarak kararlar üretmesi nedeniyle
kendini geliştirecek güce sahip olduğunu vurguladı.
Konuşmasının
sonunda LAÜ'deki grevlere de değinen Başbakan Soyer, suların
durulduğunu ve artık sağlıklı düşünerek diyalog
kurma zamanı olduğunu söyledi.
KIBRIS 02/06/08
Anadolu
hâlâ Nâzım'ı bekliyor

Nâzım Hikmet solda Orhan Kemal sağda.
03/06/2008 RADIKAL
Nâzım Hikmet 45 yıl önce bugün öldü. Vasiyeti Anadolu'da köy mezarlığına gömülmekti, gerçekleşmedi
İSTANBUL - Dünyaca tanınan şairimiz Nâzım Hikmet Ran bundan tam 45 yıl önce bugün 3 Haziran 1963 sabahı gazetesini almak için dışarı çıktığında kalp krizi geçirdi, yaşamını yitirdi. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı geldi. Moskova'da Novo-Deviçye Mezarlığı'na gömüldü.
O Türkiye'de birçok davadan yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Yıllarca memleket hasreti çekti.
Vasiyeti Anadolu'da bir mezarlığa gömülmekti
Vasiyetini şu şiirle mısralara döktü:
Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, kurtuluştan önce yani,
Alıp götürün
Anadoluda bir köy mezarlığına gömün beni.
Hasan beyin vurdurduğu
Irgat Osman yatsın bir yanımda
Ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
Kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.
Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
Seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
Tarlalar orta malı, kanallarda su
Ne kuraklık, ne jandarma korkusu.
Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
Toprağın altında yatar upuzun, kara dallar gibi ölüler,
Toprağın altında sağır, kör, dilsiz.
Ama bu türküleri söylemişim ben
Daha onlar düzülmeden,
Duymuşum yanık benzin kokusunu
Traktörlerin resmi bile çizilmeden.
Benim sessiz komşulara gelince, Ayşeyle ırgat Osman büyük hasreti sağlıklarında
Belki de farkında bile olmadan
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadoluda bir köy mezarlığına gömün beni
Ve de uyarına gelirse,
Tepemde bir de çınar olursa
Taş maş da istemez hani...
Söz başka eylem başka
Nâzım Hikmet'in yeniden vatandaşlığa alınması ve Moskova'daki mezarının Türkiye'ye getirilmesi tartışmaları yıllardır devam etti. Nâzım'a iltifatlar yağdıran siyasilerin söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmadı. MHP'nin ölen genel Başkanı Alpaslan Türkeş, partisinin 1994'teki kurultayında Nâzım Hikmet'in "Kurtuluş Savaşı Destanı"ndan bir bölüm okumuştu. Süleyman Demirel, Kasım 1999'da Cumhurbaşkanı olduğu dönemde AGİT' in İstanbul zirvesinin kapanış konuşmasında, Nâzım Hikmet'in "Hasret" şiirine atıfta bulunarak, "AGİT bölgesinin her köşesindeki insanların bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi birleşmiş ve bütünleşmiş yaşayabileceği güne kadar bu amaç uğruna çalışmalıyız" dedi. Geçen yasama döneminde Başbakan Yardımcısı olan Abdüllatif Şener, Nâzım'ın mezarı ile ilgili olarak "Hukuki bir engel olup olmadığını bilmiyorum, ama Nâzım'ın arzusu mezarının Türkiye'ye getirilmesi yönünde" demişti. Şener, Nâzım'ın yazdığı 'Tuna Üstüne Söylenmiştir' şiirini ezbere okumuştu. Yine o dönemin Başbakan Yardımcısı şimdinin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin ise "Nâzım Hikmet'in savunduğu düşünceleri Türkiye'de savunmak artık suç olmaktan çıktı." diye konuşmuştu. AKP Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz, Nâzım Hikmet'in 'Vatan Haini' adlı şiirini okuyan Muğlalı öğrencinin gözaltına alınmasını aynı şiiri Meclis kürsüsünde okuyarak protesto etmişti.
2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır tartışılmakta olan Nazım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nâzım Hikmet'i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti.
Umut yargıda
Şarin vasiyetinin gerçekleşmesi için umut yargıya kaldı. Kemal İnebolu adlı vatandaşın, şair hakkındaki kararın iptali istemiyle açtığı davayı, İnebolu'nun davacının taraf olmadığı gerekçesi ile reddetti. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu ise Aralık 2005'te Danıştay 10. Dairesi'nin kararını bozdu. Genel Kurul, Nâzım'ın şiirde yeni yollar açarak geçmiş ve gelecek yüzyıllarda ebediyen yaşayacak bir klasik olduğunu açıklayarak, "Nâzım Hikmet'in dünya çapında kabul görmüş bir sanatçı olması nedeniyle bir vatandaş olarak davacının taraf olma ehliyeti vardır" dedi. Dava halen devam ediyor. (Radikal)
|
|
|
|||
Initial tests give all
clear for milk
By Alexia
Saoulli
THE HEALTH Minister said
yesterday that preliminary tests on pasteurised milk had shown that
carcinogenic aflatoxin levels were within permissible levels.
Samples taken from local ice cream had also come back clean, while tests on
other dairy products on the market were still pending.
Agriculture Minister Michalis Polynikis, who assured consumers the government
was doing everything to trace the root of the problem from the animal feed right
up to production, said the aflatoxin found so far in the samples taken were
within permissible levels.
Polynikis was speaking to reporters following a three-hour meeting at the
Agriculture Ministry with all relevant services including the state lab, the
health services, the agriculture department and the milk industry organisation.
Polynikis said that from the 54 out of 230 dairy farms that had initially
tested positive for aflatoxins we have seen a gradual reduction and a few
moments ago I was informed that all without exception are under the permissible
limit.
He added that scientists had examined 14 production units that were taking milk
from the 54 contaminated farms. In the three that were producing pasteurised
milk, as well as in another eight units, zero aflatoxin levels were found,
while three other units had borderline levels and were being submitted to
further tests.
Asked if there was any guarantee that contaminated products had not made it
onto the market, he said: '' All pasteurised milk going onto the market is
checked and we have not found any problematic samples.
Last week, elevated levels of aflatoxin M1 were found in milk at dairy farms
across the island. The infected milk is believed to have been produced after
cattle ingested imported animal feed already contaminated with the toxin.
With the aflatoxin found through routine checks that test for the specific
toxin every three or four months, the concern is that a contaminated animal
feed batch may have been fed to the animals and found its way into the system
before it was detected.
Animal feed importers have blamed farmers for failing to store the food
properly, allowing the toxin, which is often present in the feed at acceptable
levels, to accumulate. But the Cattle Farmers Association yesterday denied
their members were to blame and demanded compensation for loss of revenue from
the Agriculture Ministry. The association also demanded that authorities
pinpoint the guilty batch soon so that they could know where the problem had
originated from.
The latest health scare is expected to hit the industry hard as consumers are
already afraid to purchase local dairy products including milk and by-products.
Meanwhile, investigations yesterday forked in two directions. One, to trace the
source of the imported animal feed and two, to determine to what extent milk
contaminated with aflatoxin had been used to process dairy products.
Four tonnes of milk have been withheld pending further tests for aflatoxin
levels, as have 3,700 kilos of dairy products and all suspect batches of animal
feed.
Veterinary Services head Charalambos Kakoyiannis said the 3,700 kilos of dairy
products had been seized for clearly preventative reasons.
He said the suspect products concerned halloumi with borderline levels of
aflatoxin. The batch was found after samples were tested from 35 batches of
dairy products.
Kakoyiannis assured consumers that if any of the products tested positive for
elevated levels of aflatoxin during a second round of tests, they would be
immediately destroyed.
They will be destroyed. There is no doubt about it. There is no way they will
get out on to the market and consumed, he said.
The head of Public Health Services George Giorgallas also confirmed the health
services had extended their inspections to all dairy products on the market
including pasteurised milk, ice cream, feta cheese, halloumi and anari.
Meanwhile, tests at poultry and pig farms were also launched yesterday to
ensure none of the contaminated animal feed had ended up there. Chicken and pig
farmers reacted strongly to the tests, claiming no one had officially informed
them about why their farms were being inspected and that the only information
they received was from news reports.
CYPRUS MAIL 03/06/08
Christofias sends
delegation to funeral of Turkish Cypriot missing since 1963
By Simon
Bahceli
THE ATTENDANCE of
President Dimitris Christofias representative Vasos Georgiou and other Greek
Cypriots at Saturdays funeral of Mustafa Arif, one of several hundred Turkish
Cypriots missing since intercommunal clashes in the 1960s, will go a long way
to healing the long-standing rift between Greek and Turkish Cypriots, Arifs
son Kutlay Erk said yesterday.
Erk, north Nicosias former mayor and special representative to Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat, says his father went missing from Nicosia Central
Hospital in December 1963 after being abducted by suspected EOKA fighters. He
had suffered a heart attack and was receiving treatment at the hospital at the
time. His whereabouts were unknown for nearly 45 years until his remains were
discovered just months ago during excavations led by the UNs Committee for
Missing Persons (CMP) in the Nicosia district of Strovolos.
We were most happy to see Vasos and other Greek Cypriot friends at the
funeral, Erk told the Cyprus Mail yesterday, adding that Christofias had
wanted to attend the funeral himself, but had been unable to because of other
engagements.
Erk said he believed the attendance of Greek Cypriots at the funeral gave
momentum to the growing peace movement on the island sparked by the election
of Christofias earlier in the year.
Their attendance will help to inform people of what happened in Cyprus and
advances peace, he said, adding that he believed his father would have been
happy that his funeral had become a symbol of reconciliation.
The former mayor said that although his father had been killed by Greek
Cypriots, his mother, who is also no longer alive, never held any animosity
towards Greek Cypriots in general, and had only ever held EOKA responsible for
his death.
What we have experienced is a result of fanaticism, but the funeral has become
a symbol for those Greek and Turkish Cypriots wanting to work together for
peace, he told the Mail.
Erk believes that Cyprus is now close to reunification, because there now
exists a true will for peace among both communities.
The fact that my friend Mr Christofias sent an envoy to my fathers funeral
shows this to be the case.
The funeral, which included no military fanfare, was also attended by Turkish
Cypriot leader Talat, prime minister Ferdi Sabit Soyer, and several other
members of the norths administration.
CYPRUS MAIL 03/06/08
Downer still undecided
on Cyprus job
FORMER Australian Foreign
Minister Alexander Downer is still undecided on whether to take up a position
with the United Nations as a Special Envoy for Cyprus or stay in local
politics, he said.
Last month it was revealed that Downer was in discussions with the UN as a
possible UN Special Envoy for Cyprus.
He described the news leak as ''unfortunate'' but not serious, adding that
discussions about the job were still ongoing.
''If they decide they want me to do a job for them, then I'll decide one way or
the other then,'' Downer told the Nine Network.
''It is only a part-time job. That's the first thing. It's not a full-time job
and secondly, yes intellectually it would be very interesting, he remarked.
He said the Cyprus problem had remained unresolved since 1974. But that, of
course, illustrates the point: it's a very difficult and complex issue to
resolve, he said.
The former Australian diplomat said his taking up the job was a possibility for
him, but I'm sure they'll be considering other people as well, he added.
There has been no UN special envoy for Cyprus since Peruvian diplomat Alvaro de
Soto left the post in 2004 after Greek Cypriots rejected the Annan plan.
Taye-Brook Zerihoun, the UN Special Representative in Cyprus said last week the
procedure at the UN is to identify possible candidates for the Cyprus job, and
contacting them to find out if they were available was under way.
He confirmed one of the people that had been approached was Downer.
CYPRUS MAIL 03/06/08
Londra Belediye Başkanı vekillikten istifa ediyor
4 Haziran, 2008 15:06:00 (TSİ) CNN TURK
İngiltere'nin başkenti Londra'da İşçi
Partisi'nden rakibi Ken Livingstone'ı yenerek Belediye
Başkanlığı koltuğuna oturan Türk asıllı
politikacı Boris Johnson, milletvekilliği görevinden istifa
edeceğini açıkladı.
Muhafazakar
Parti'nin Henley milletvekili olan Johnson, milletvekilliği görevinden
istifa etme kararını belediye başkanı olarak
düzenlediği ilk basın toplantısında açıkladı.
Londra Belediye Başkanlığı seçiminden önce seçmenlerine bu
yönde söz veren Johnson, 2001 yılından bu yana temsil ettiği
Henley bölgesindeki seçmenlerinden ayrılmanın kendisine çok zor
geleceğini söyledi.
Johnson, milletvekilliğinden istifa kararına gerekçe olarak,
"Londra belediye başkanı olarak kendisini bekleyen görev ve
sorumluluğun büyük olmasını" gösterdi.
Güney'den iyi niyet jesti
DOSYALAR GERİ ÇEKİLDİ... Rum yönetimi, Avrupa
Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yapacağı mali
yardım çerçevesinde projelendirilen 10 milyon Euro değerindeki 8
ihalenin feshedilmesi için Avrupa Adalet Divanı'nda açtığı
davaların dosyalarını geri çektiğini açıkladı.
Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, ihalelerde kullanılan ifadelerin,
Kuzey kesiminin tanındığını ima etmeyecek şekilde
değiştirildiğini söyledi
KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI'NDAN AÇIKLAMA BUGÜN... Stefanu, Rum
yönetiminin, Kıbrıslı Türklere mali yardım koşulunu,
"ayrı bir devlet mevcudiyetinin bulunduğunu göstermeyecek
şekilde" hafifletmek istediğini ifade etti.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, AB ile Rum
yönetiminin üzerinde mutabakat sağladığı metni henüz
incelemediklerini, incelemelerinin ardından bugün konuyla ilgili
açıklamada bulunabileceğini ifade etti
Rum yönetiminin, AB'nin Kıbrıslı Türklere
yapacağı mali yardımın bir bölümünü engellemek
amacıyla başlattığı yasal işlemleri iptal
ettiği bildirildi
Buna göre, Rum yönetimi, Avrupa Birliği'nin
Kıbrıslı Türklere yapacağı mali yardım
çerçevesinde projelendirilen 10 milyon Euro değerindeki 8 ihalenin
feshedilmesi için Avrupa Adalet Divanı'nda açtığı
davaların dosyalarını geri çektiğini açıkladı.
Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, ihalelerde kullanılan
ifadelerin, Kuzey kesiminin tanındığını ima etmeyecek
şekilde değiştirildiğini söyledi.
Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, toplam 10 milyon Euro
değerindeki 8 ihalenin feshedilmesi için Avrupa Adalet Divanında
açılan davalarla ilgili dosyaların geri çekildiğini söyledi.
"Tartışmalı ihalelerde kullanılan ifadelerin,
Kuzey kesiminin tanındığını ima etmeyecek şekilde
değiştirildiğini" savunan sözcü, Rum kesiminin
Kıbrıslı Türklere mali yardım koşulunu,
"ayrı bir devlet mevcudiyetinin bulunduğunu göstermeyecek
şekilde" hafifletmek istediğini ifade etti.
Söz konusu 8 ihale, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı
Türklere yönelik onayladığı 259 milyon Euro'luk
kaynağın bir bölümünü oluşturuyor.
Erçakıca: Metni henüz incelemedik
Bu arada konuyla ilgili BRT'ye bilgi veren
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Avrupa
Birliği ile Rum Yönetimi'nin üzerinde mutabakat
sağladığı metni henüz incelemediklerini söyledi.
Erçakıca, metni incelemelerinin ardından bugün konuyla ilgili
açıklamada bulunabileceğini ifade etti.
KIBRIS 04/06/08
Cyprus withdraws legal
appeals against EU aid for north
By Jean
Christou
CYPRUS has withdrawn
eight appeals to the European Court of Justice against the EU financial aid
package to the Turkish Cypriot side, Government Spokesman Stefanos Stefanou
said yesterday.
The cases were filed by Cyprus to the Court of First Instance at the European
Court of Justice over the involvement of Turkish Cypriot state organs in
tenders for projects under the 259 million financial aid package.
Negotiations have been going on with the EU for months to find a compromise
formula that would not jeopardise the financial aid package but at the same
time would also halt any notion of recognition of the breakaway state in the
north.
Had the cases not been withdrawn, they would have endangered the aid package
because the tenders would have had to be cancelled.
Stefanou said yesterday the government had decided to withdraw the appeals to
facilitate the disbursement of the aid in a way that would not constitute
political recognition of the TRNC.
The Turkish Cypriot community had been presented as a third country in the
invitation for tenders, Stefanou said.
However, he said the Commission had now amended the text, and it no longer
included any reference, which could equate the Turkish Cypriot community as a
country.
The amended text clarifies that in Protocol 10 of the Accession Treaty of 2003
the Turkish occupied areas of Cyprus are referred to as areas of the Republic
of Cyprus on which the government of the Republic of Cyprus does not exercise
effective control, said Stefanou.
He said that as a result, the Attorney-general had recommended that Cyprus
withdraw its appeals.
EU officials warned in March that the legal cases could bring down the entire
financial aid programme for the north if Nicosia won the Court of Justice
battle.
The Turkish Cypriot side would then lose the money because EU money not spent
is lost.
The financial aid projects for the north include a waste management project, a
feasibility study for the rehabilitation of the Lefka copper mine, financial
support for the Committee for Missing Persons, traffic safety management, and
demining in the buffer zone.
CYPRUS MAIL 04/06/08
President heads to UK to
meet Prime Minister
By Stefanos
Evripidou
Britain says it is not
interfering in the Cyprus issue
BRITAIN IS not interfering in efforts for a Cyprus settlement or giving any
specific proposals, said British High Commissioner Peter Millett yesterday.
Speaking ahead of President Demetris Christofias meeting with British Prime
Minister Gordon Brown in London tomorrow, the High Commissioner, keen to end
reports that Britain was acting as some sort of mediator, stressed that the
process was currently in the hands of the working groups, not members of the
international community.
Millett said Brown and Foreign Secretary David Miliband are looking forward to
the meeting with Christofias and his team and to building on the meetings
they had in the past.
Its an opportunity to rebuild links and express strong support for the
process that started on March 21, he added.
The meeting with Brown will mark Christofias first official visit to the
United Kingdom, after a long period of strained relations between the two
countries. During the previous governments term in office meetings between the
political leaders were rare occasions while snubbing measures were also adopted
during critically difficult moments.
The President and British Prime Minister are expected to discuss the Cyprus
problem, bilateral ties, European Union issues, Turkish EU accession and global
issues like oil and food prices.
The desire for a meeting emanated from London almost immediately after
Christofias election, highlighting the stark contrast in relations with the
outgoing president.
Following the opening of Ledra Street and the launch of the working groups and
technical committees process, Christofias has been widely commended by the
international community for the steps taken towards bringing the two sides
closer.
However, there has been much talk in the press about divergent views between
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat over how the two
communities will unite under one roof. Talat has referred to the virgin birth
of a new state, but it seems more likely that any new entity will grow out of
the Republic of Cyprus, given its EU membership. The Accession Treaty
specifically deals with the status of the north in Protocol 10, referring to it
as the areas of the Republic where the government has no effective control.
Given the islands legal status in the EU, it would take a truly immaculate
conception to create a completely new state.
DISY President Nicos Anastassiades yesterday expressed his support to the
President for staying on the right course regarding the Cyprus conflict.
He hoped the meeting with Brown will take place in a constructive climate,
where the British government will clarify its specific positions and take on
board its responsibilities regarding Cyprus.
Christofias leaves for London today. Following his meeting with Brown, he will
have separate meetings with Miliband and the Secretary General of the
Commonwealth, Kamalesh Sharma.
The President will be accompanied by Foreign Minister, Markos Kyprianou,
Presidential Commissioner George Iacovou and Government Spokesman, Stephanos
Stephanou.
During his stay, Christofias will also inaugurate the new Cypriot High Commission
building this afternoon.
CYPRUS MAIL 04/06/08
Cyprus seeks Syrian help
to stem immigration flow
By Stefanos
Evripidou
THE INFLUX of illegal
immigrants from Syria to the free areas via the occupied north was hot on the
agenda yesterday when a group of Syrian parliamentarians met with President
Demetris Christofias.
Chairman of the Syria-Cyprus Friendship Group of the Syrian parliament, Usama
Burhan, told reporters after the meeting that Syria did not want to have any
problems with Cyprus, and objected to the arrival of illegal immigrants to the
island.
Since a ferry link between Latakia (Syria) and occupied Famagusta was launched
last year, the authorities have had their hands full trying to stem the flow of
illegal immigrants coming from Syria into the free areas through the north. The
government declared Famagusta a closed port after 1974 and so sees the ferry
link as an illegal route.
Burhan said the problem would be settled, noting that the Latakia-Famagusta
link was conducted by a private company.
I think we will find a solution, he said, adding, We dont want to have any
problem with Cyprus.
The Syrian chairman described the meeting with the President as very
important. He said the group discussed illegal immigration with Christofias,
noting that both sides said they would try to put a halt to this.
The President really wants to find a solution, he said.
During the meeting, Christofias noted the very good relations between the two
countries and Syrias support to Cyprus in international organisations
regarding the Cyprus question.
Following a trip to the House of Representatives, Chairman of the House Foreign
Affairs Committee, Averof Neophytou, said the big issue of the illegal link
between the occupied north and Syria was discussed.
He expressed hope that the sensitive issue would get the necessary attention
from the Syrian authorities.
Last week, a senior police official noted that his Syrian counterparts had yet
to respond to a request for further co-operation on illegal immigration. The
officer had proposed for Cypriot and Syrian police to get together either in
Syria or on the island to see how they could stop the migration flows that have
kept law enforcement agencies occupied for months now.
The Syrian parliamentarians also met with Commerce Minister, Antonis
Paschalides, where they discussed economic and commercial relations, which they
agreed were on good levels.
The minister will be visiting Syria between June 8 and 11 as a guest of the
Syrian Finance and Commerce Ministry. He will be accompanied by Cypriot
business people.
CYPRUS MAIL 04/06/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:25 TSİ 05 Haziran 2008 Perşembe
ANKARA - Anayasa Mahkemesi,
başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına
ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve
yürürlüğünü durdurdu. Anayasa Mahkemesi yazılı bir açıklama
yaparak üniversitelerdeki türban düzenlemesinin reddedildiğini
açıkladı. Açıklamada, 2 maddelik türban düzenlemesinin
Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu vurgulandı.
Yüksek mahkeme,
raportörün görüşünün aksine karar verdi. Başkanvekili Osman Paksüt de
şekil denetiminin sadece aritmetik bir işlemden ibaret
olmadığını söylemiş, aralarında laikliğin de
bulunduğu değiştirilemez ilkelere uygunluğun de göz önünde
bulundurulacağını belirtmişti.
NTV
Güncelleme: 17:32 TSİ 05 Haziran 2008 Perşembe
ANKARA - Her şey
Başbakanın İspanyada Velev ki siyasi simge olsun...
sözleriyle başladı. Çene altı bağlamadan Meydan
Laroussedaki türban tarifine ve nihayet AK Partiye kapatma davasına
ilerleyen süreç, sert tartışmalarla geçti. 6 aylık dönemden
satırbaşları şöyle...
Başbakan
Tayyip Erdoğan, Ocak ayında gittiği İspanyada,
yabancı işadamı ve basın mensuplarının sorusu
üzerine Türban velev ki siyasi simge olsun, dünyanın hangi yerinde siyasi
simge yasaklanmıştır dedi. Türkiyede geniş yankı
uyandıran bu sözlere, MHPnin anında Yeni anayasa ile çözümü
destekleriz cevabı vermesiyle dönüşü olmayan bir yola girildi.
MHP DESTEĞİYLE DAMDAN DÜŞTÜ
MHPnin sürpriz desteğini İspanyada öğrenen Başbakan,
Türkiyeye dönerken şaşkınlığını damdan
düşerek bu alana geldikleri ifadesiyle açık etti; ama Yeni
anayasayı beklemeye de gerek yok. Bir cümleyle çözeriz iddiasıyla
karşılık verdi.
AK Parti ve MHP kurmayları, müzakereler sonunda Konu, yükseköğretimde
kanayan bir yaradır. İki parti tarafından da hak ve özgürlükler
açısından değerlendirilmektedir açıklamasıyla
anlaşmayı kamuoyuna duyurdular.
BAŞSAVCIDAN BİLDİRİYLE KAPATMA UYARISI
AK Parti ve MHPli 348 milletvekilinin imzasıyla Meclis Başkanlığına
sunulan teklif, Anayasanın Kanun önünde eşitlik
başlıklı 10 ve Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi
başlıklı 42. maddelerinde değişiklik öngörüyordu.
Ayrıca YÖK Kanununun Ek 17. maddesine Hiç kimse başının
örtülü olması sebebiyle yükseköğrenim hakkından yoksun
bırakılamaz ve bu yönde uygulama ve düzenleme yapılamaz. Ancak
başın örtülmesi, kişinin yüzü açık ve kimliğinin
tanınmasına imkan verecek ve çene altından bağlanacak
şekilde olması gerekir ifadesi eklenecekti.
İki partinin anlaşmasına ilk tepki Yargıtay
Başsavcısından geldi. Bir bildiri yayınlayan
Başsavcı, türban düzenlemesi Meclisten geçerse, AK Partiye kapatma
davası açacağının da işaretini verdi. Ardından
Danıştay Başkanlığı bir bildiri yayınlayarak
Simgeleri yasaklamak üniversitelerin hakkı diyerek, rektörlere yol
gösterdi.
ÇENE ALTI BAĞLAMA: FİYONK MU, İĞNE Mİ?
Anayasadaki türban serbestisinin, üniversitelerle sınırlı
kalmayacağı, kamu görevlilerine de türban hakkı
doğacağı tartışmalarıyla birlikte, çene
altı bağlama modelleri tartışılma açıldı.
Çene altında fiyonk mu yapılacak, yoksa iğneyle mi tutturulacak,
önden mi yoksa arkadan mı bağlanacak soruları, modacılardan
yasal tarife uygun model gösterileri başladı. Türban serbestisi
konusunda bölünen hukukçular ve rektörler, çene aldı bağlama
formülüne karşı ise Üniversitelerin kapısında bir görevli
duracak ve örtülerin nasıl bağlandığını mı
kontrol edecek diyerek birleştiler.
ERDOĞANDAN MEYDAN LAROUSSEA GÖRE SAVUNMA
AK Parti formülü Anneanne modeli olarak tanımlıyordu; muhalifler
ise düpedüz türban olduğunda ısrar ediyordu. CHP lideri Deniz
Baykalın tavrına Erdoğan, lügatten yanıtlarla
açıklık getirdi:
...Önce bu ansiklopedileri aç. Türban nedir? Baş örtüsü nedir? Bunu iyi
öğren. Eğer buna fırsatı yoksa ben burada kendisine
okuyayım. Belki o da şu anda dinliyordur. Bu fırsatı
kaçırmamasında fayda var diye düşünüyorum. Bakınız,
Meydan Laroussea göre: Moda deyimi, her çeşit yumuşak kumaştan
kenarsız kadın başlığı, Türkçesi tülbent,
Fransızcası türban. Yine Meydan Larousseda başörtüsü:
Kadınların saçlarını kapamak için başlarına
örttükleri işlemeli veya düz eşarp. Bunları ben söylemiyorum
Meydan Larousse söylüyor. Türk Dil Kurumu ve Dil Derneği sözlüklerine
göre, türban, ince kumaştan yapılmış başı
sıkıca kavrayan bir başörtüsüdür. Başörtüsü ise
kadınların saçlarını örtmek için kullandıkları
örtü, eşarp... Ayrıca Oxford İngilizce Sözlük ve Britanica
İngilizceyle paralel Vikipediye göre ise türban, Farsça tülbent kökenli,
Türkçe tülbent, Fransızcaya türban olarak geçmiş. Türkçede tülbent
veya başörtüsü anlamlarında kullanılır. Türban genellikle
pamuklu veya ipek kumaştan yapılmış, başa veya fes,
kavuk gibi iç şapkanın üzerine sarılan uzun başörtüsüdür.
Özet etimolojik kökenine bakıldığında türbanın
Fransızca olduğu, Türkçede tülbent dendiği görülür. Eşarp,
tülbent ve başörtüsü, kumaş ve uzunluk ile birbirinden ayrılan
aslında aynı şeylerdir.
BAYKALIN REFERANSI EBU HANİFİ
Bu sözlere Baykalın yanıtı ise, İslamiyete göre örtünmeyi
İslam alimlerinden alıntılarla ayrıntılı
açıklamak oldu. Baykal, din bilgisiyle şaşırttı
dedirten şu sözleri söyledi:
İslamiyetten önce örtünme vardır. İlk dönemler hariç,
insanlar, çırılçıplak ortada dolaşır vaziyette hiçbir
zaman olmamışlardır. Medeniyetle birlikte örtünmüşlerdir.
Kimse örtünmeyin, çıplak dolaşın diye bir çağrı
içinde değil. Elbette örtünülecek. Elbette medeni yaşamın
icabı neyse, öyle olacak. İslamiyetle birlikte Kuran-ı Kerim,
daha önce var olan örtünme biçimlerine yönelik bazı
anlayışları ortaya attı. O zamana kadar örtünme arkaya
doğru yapılırken, İslamiyet, örtünün öne doğru
kullanılması gereğini söylemiş. Kuran-ı Kerim, 2
ayrı suresinde, çeşitli ayetlerde, bunu ifade etmiş. Mesela daha
önce Cahiliye döneminde cariyeler çıplak dolaşıyormuş.
Onlardan, mümin kadınların ayrılması için Kuranı
Kerim, telkinler, tavsiyeler yapmış... Namazda örtünme konusunda
değişik görüşler var. Ebu Hanifi namazda kadınların
saçının dörtte birinin görülebileceğini, Ebu Yusuf ise
yarısına kadar görülebileceğini savunuyor. Bir kişinin,
İslami yorumlardan en radikalini seçip, Saçımın tek bir telinin
dahi göstermeyi uygun görmüyorum demesine saygı duyarız. Ancak bunu
Anayasa yorumu haline getirmek kabul edilemez. Tesettür İslamiyetin
kurucu unsuru mu? Hristiyanlık ve Musevilikte de tesettür var.
İslamiyetin kurucu unsuru Kelime-i Şehadettir. Siyasetçi olarak
belli dini gerçekleri hatırlatmak durumunda kalıyoruz. Boş
konuşmuyorum, bir şeye dayanarak söylüyorum. Başbakan
çıksın, Ebu Hanife ile tartışsın. Ebu Hanife
söyleyeceğini söylemiş, Başbakan ne söylüyor? Ben Ebu Hanifenin
söylediklerini hatırlatıyorum.
KANUNA FOTOĞRAF KONMASI BİLE DÜŞÜNÜLDÜ
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, düzenlemenin kamusal alana
yayılacağı endişelerini gidermek için
yaptığı açıklamada, çene altı bağlama formülünün
iyi anlaşılması, üniversiteye başka tür bir türbanın
girişinin önlenmesi amacıyla Kanuna fotoğraf koymayı bile
düşündüklerini söyledi.
Bildiriler, karşılıklı suçlamalar sürerken, TBMM Genel
Kurulu 518 milletvekilinin katılımıyla toplandı;
dışarda laiklik gösterileri arasında, üniversitelerde türban
serbestisini 102 ret, 1 çekincer, 2 boş ve 1 geçersiz oya karşı
411 oyla kabul etti. Anayasanın 10. maddesi Devlet organları ve
idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden
yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak
hareket etmek zorundadır şeklinde değişti, 42. maddesine
de Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse
yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu
hakkın kullanımının sınırları kanunla
belirlenir şeklinde yeni bir fıkra eklendi.
REKTÖRLER VE HUKUKÇULAR BÖLÜNDÜ
MHP anayasa değişikliğinin kabulü üzerine, sıranın
anlaşma gereği Yüksek Öğretim Kanununun ek 17. maddesinde
yapılacak değişikliğe geldiğini duyurdu. MHP lideri
Devlet Bahçeli, bu değişikliğe yanaşmayan AK Partiyi
sözünde durmamakla suçladı; fazilet ve siyasi ahlak sınavı
olduğunu söyledi. Ancak AK Parti, hukukçuların da
uyarısıyla YÖK Kanununda değişikliği rafa
kaldırdı; çenealtı bağlama, fiyonk mu, düğme mi
tartışmasının yönetmelikle
aydınlatılacağı duyuruldu.
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan da üniversitelere bir genelge gönderip,
Anayasa değişikliği uyarınca, türbanlıların
üniversitelere alınmasını istedi. Bu kez rektörler birbiri
ardına bildiriler yayınlamaya; basında da her gün, hangi
üniversitenin türbanlı aldığını, hangisinin
almadığı haberleri yayınlanmaya başladı.
28 ŞUBATIN YILDÖNÜMÜNDE BALANS UYARISI
Üniversitelerarası Kurul Başkanı, YÖK Kanunu
değişmedikçe, üniversitelere türbanlıların giremeyeceğini
savunarak, Erbakan iktidarı dönemindeki postmodern darbenin
yıldönümü olan 28 Şubat tarihinde, konuyu görüşmek üzere
toplantı çağrısı yaptı. YÖK Başkanı, bunun
ÜAKnın görevi olmadığı uyarısı dikkate
alınmayınca, toplantıya giderek uyarısını burada
bir kez de sözlü olarak tekrarladı.
ÜAK Başkanı ise, toplantıdan sonra günün tarihine vurgu
yapıp, balans ayarı ifadesi de kullanarak Bu değişiklik
sonucu din devletine dönüşme kaçınılmaz şeklinde bir
bildiri okudu. ÜAK Başkanının TV kanallarında canlı
yayınlanan açıklaması sürerken, AK Parti Genel Başkan
Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat basın
toplantısı düzenledi; rektörlerin anayasaya uymayarak suç
işlediğini belirtip savcıları göreve
çağırdı. Karşılıklı suç duyuruları
sonuçsuz kaldı.
YOK HÜKMÜ İDDİASIYLA İPTAL DAVASI
CHP ve DSP, Anayasa değişikliğine karşı Anayasa
Mahkemesinde dava açmaya hazırlanırken, bu kez usul
tartışması başladı. Cumhurbaşkanının
referandum yoluyla seçilmesi yönündeki Anayasa değişikliğinin
iptali talebini reddeden Anayasa Mahkemesi; gerekçeli kararında anayasa
değişikliğini sadece şekil yönünden
inceleyebileceğini, daha ileri bir tartışma için iptal
nedenlerinden daha ağır bir hukuka aykırılık gerektiğini
belirtiyordu.
Bazı hukukçular, söz konusu düzenlemenin anayasanın laiklik ilkesine
aykırı olduğunu savunarak, Meclisin yetkisini aşan bir
değişikliğe imza atması durumunda Anayasa Mahkemesinin
başvuruyu esas yönünden inceleyebileceği yorumu yapıyor. Bu
görüşe göre; Anayasa Mahkemesi ağır bir hukuka aykırılık
olup olmadığına bakabilir, yani yokluk denetimi yapabilir,
yok hükmünde sayabilir. Bu durumda türban yasağını
kaldıran Anayasa değişikliği ortadan kalkmış
olacak.
Karşı görüşteki hukukçulara göre ise, Anayasa Mahkemesi, Anayasa
değişikliklerini sadece oylama ve görüşme şartlarına
uyulup uyulmadığı konusunda şeklen denetleyebiliyor.
Bunun dışında herhangi bir nedenle değişikliği
iptal etme yetkisi bulunmuyor.
Anayasa Mahkemesi eleştiriler arasında, davayı incelemesi için
raportöre verdi. Raportör raporunu hazırlarken, Yargıtay
Başsavcısı, söz konusu düzenlemeyi önemli bir delil sayarak AK
Partinin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.
Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu da kabul etti.
KAPATMA DAVASININ NEDENİ OLABİLİR Mİ?
Yüksek Mahkeme, yarın yapacağı toplantıda, türbanla ilgili
anayasa değişikliğinin iptali veya yok hükmünde kabul edilmesi
ve yürürlüğünün durdurulması istemini karara bağlayacak.
Türban düzenlemesi, AK Partiye kapatma davasının nedenleri
arasında sayılıyor; bu nedenle sonucunun da kapatma
davasını etkileyeceği belirtiliyor. Davanın
reddedilmesinin, kapatma davasının nedenini de ortadan
kaldıracağı konuşulurken, eski Başsavcı Sabih
Kanadoğlu türban davasının sonucunun, kapatma davasına
ışık tutacağını savunuyor. Ancak
Kanadoğluna göre, bu ışık, tek taraflı olacak:
Türban düzenlemesi iptal edilirse, elbetteki diğeri için
ışık tutabilir gösterge olabilir. Ama ret kararı halinde,
ister şekil yönünden olsun, ister yorumlu ret olsun, hiçbir şekilde
etkisi olmaz.
AA
Güncelleme: 09:29 TSİ 05 Haziran 2008 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca,
düzenlediği haftalık basın brifinginde, Kıbrıs Rum
yönetiminin toplam 10 milyon avro değerindeki 8 ihalenin feshedilmesi için
açılan davalarla ilgili dosyaları, mahkemeden sonuç
alınamayacağı kesinleşince geri çektiğini söyledi.
Mali
Yardım Tüzüğünün önündeki Rum engelinin kalkmasının olumlu
olduğunu belirten Erçakıca, çözüme asıl katkıyı
Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların ortadan
kaldırılmasının yapacağını söyledi. Rum
tarafı bu başvuruyu artık Mali Yardım Tüzüğünü
engelleyemeyeceği belli olduktan sonra geri çekmiştir diyen Erçakıca,
Mali Yardım Tüzüğünün kararlı ve hızlı bir
şekilde uygulanması gerektiğini söyledi.
Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreterinin siyasi işlerden sorumlu
yardımcısı Lynn Pascoenun 17 Haziranda Kıbrısa
gelmesinin beklendiğini de açıkladı. Erçakıca, gündemi
bilinmeyen Pascoenun, ne tür görüşmeler yapacağına ilişkin
BM ile çalışmaların devam ettiğini belirtti.
BMnin süreci gözetim altında tutmaya devam etmekte kararlı
olduğunu ve Pascoenun bu kapsamda adayı ziyaret edeceğini
kaydeden Erçakıca, iki liderin bir araya gelerek yapacağı
değerlendirmenin de Haziran ayının ikinci yarısında
olacağını anımsattı.
İki liderin son buluşmasında yeniden gündeme getirilen güven
artırıcı önlemlerle ilgili çalışmaların,
liderlerin temsilcilerinin yürüttüğü çalışmalarda
görüşüldüğünü ifade eden Erçakıca, teknik komitelerde
sağlanan ilerlemenin, iki liderin onaylamasından sonra uygulamaya
konmasıyla ilgili çalışmaların sürdüğünü söyledi.
Sözcü, Hristofyasın yeni bir devlet oluşumuna sıcak
bakmadığı yönündeki açıklamasıyla ilgili soruya
karşılık, Rum tarafında bu konuda büyük bir
tartışma yaşandığını, Rum liderlerin konuyla
ilgili çeşitli demeçler verdiğini, ancak bunların tümünü dikkate
alıp yanıtlamanın süreci olumlu etkilemeyeceğini söyledi.
Erçakıca, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın
bugün başlayan İngiltere ziyaretine de değinerek,
Kıbrıs sorununun çözümünde olumlu rol oynayabilecek bir unsur olan
İngilterenin, sahip olduğu birikimle, çözümde olumlu rol
üstlenilmesine yardımcı olmasını beklediklerini söyledi.
İngiltere Rumlara güvence verdi
|
5 Haziran, 2008 17:02:00 (TSİ) CNN TURK |
Metin Güneş / CNN TÜRK / Londra
İngiltere, Kıbrıslı Rumlara, ''Ada'da bölünmeye ya da
ayrı bir siyasi oluşumun gelişmesine destek vermeyeceği''
sözünü verdi.
Başkent
Londra'da görüşen İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile
Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas, iki ülke arasında
karşılıklı anlayışa dayalı bir memorandum
imzaladı.
İkili ilişkileri geliştirmeye yönelik memorandumun,
Kıbrıs'taki Türkler açısından en çarpıcı maddesi,
İngilterenin Kıbrıslı Rumlara, "Ada'da bölünmeye ya
da ayrı bir siyasi oluşumun gelişmesine destek
vermeyeceği"ne dair söz vermesi oldu.
Memorandumda "Birleşik Kıbrıs"ın Ada'daki
anlaşmazlığa son vereceği ve Kıbrıs halkına
daha fazla refah getireceği vurgulandı.
Hristofyas, aslen Türkiye vatandaşı olup daha
sonra Kıbrısa yerleşen Türkleri de
"Kıbrıs" vatandaşlığına kabul
edeceklerini açıkladı.
Kıbrıs sorununun Türkiyenin ABye üyeliğine engel olmaması
gerektiğini vurgulayan Rum lider, İngiltere Başbakanı ile
yaptığı görüşmede Annan Planı'nın gündeme
gelmediğini söyledi.
İki toplum liderlerinin 21 Mart ve 23 Mayıs'ta başlatılan
süreçte, görüş birliğine varmaları nedeniyle İngilterenin
övgüsünü kazandıkları da memorandumda dile getirilen konular
arasında yer aldı.
ABD Başkanı
Bush görevi bırakmadan önce Irak'da 50 askeri üste sürekli bulunma, hava
sahasını tümüyle kontrol altına alma ve bütün ABD askerlerine
hukuki dokunulmazlık sağlamayı planlıyor.
İngiltere'de yayımlanan The Independent gazetesi,
"ABD'nin Irak'ı kontrolü
altında tutmaya yönelik gizli bir planı bulunduğunu" ve bu
yönde bir anlaşmanın müzakere edildiğini iddia etti.
İlk sayfasını tümüyle bu iddiaya ayıran
gazete, ABD Başkanı George Bush'un Irak'ta 50 askeri üste sürekli bulunma, hava
sahasını tümüyle kontrol altına alma ve bütün Amerikan
askerlerine hukuki dokunulmazlık sağlama planları
olduğunu yazdı.
Bush'un böylece ABD'nin Irak'taki işgalini kalıcı hale
getirmeyi amaçladığını belirten gazete, bu amaca hizmet
edecek bir anlaşma üzerinde Bağdat'ta gizli görüşmelerin
sürdürüldüğü iddiasına yer verdi.
Gazetede Patrick Cockburn imzasıyla yer alan haberde, bu
durumu ABD'de Kasım ayında yapılacak
başkanlık seçiminin sonucunun da etkilemeyeceği görüşüne
yer verildi.
İstediği operasyonu yapacak
Haberde, "Iraklı yetkililer, ABD askerinin kalıcı üslere
yerleşmesine olanak sağlayacak böyle bir anlaşmanın gerçek
olması halinde, ABD'nin ülkede
istediği operasyonu yapabilme, Iraklıları istediği gibi
tutuklama ve Irak
yasalarından etkilenmeden hareket edebilmesinin de mümkün
olacağından endişe ediyor.
Bunun da Irak'ı iyice
istikrarsızlaştırarak ülkede sonu olmayan çatışmalara
temel hazırlamasından çekiniyorlar" ifadeleri
kullanıldı.
The Independent, Bush'un bu planı
başkanlık süresi sona ermeden yürürlüğe koyarak 2003'te
başlatılan işgal hareketinin sonucunun zafer olduğunu
ilan etmek istediğini de savundu.
ABD'nin bu ağır taleplerini içeren
anlaşmanın gizli tutulmasının
başarıldığını kaydeden gazete, bu haberi
yayımlamasının Irak'ta bazı
kesimlerin intikam saldırılarını artırabileceği
tahminine de yer verdi.
HURRIYET 05/06/08
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, resmi temaslarda bulunmak üzere dün İngilterenin başkenti Londraya gitti.
Rum basını, Hristofyasın, İngiltere Başbakanı
Gordon Browndan, Türkiye-İngiltere Stratejik İşbirliği
Memorandumunun içeriği konusunda izahat isteyeceğini yazdı.
Hristofyas da Adadan ayrılmadan önce Larnaka Havaalanında
gazetecilere yaptığı açıklamada, Sürtüşmeler
olduğunu, zıtlaşmalar olduğunu biliyoruz. Ortaya çıkan
sorunları çözmeye çalışacağızdedi. Hristofyas bugün
İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile görüşecek.
MILLIYET 05/06/08
CTP-BG, AKEL'i ziyaret etti
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde 21 Mart 2008'de başlayan
süreç devam ederken, Kuzey ve Güney Kıbrıs'taki hükümetlerin büyük
ortağı CTP ile AKEL'in heyetleri dün bir kez daha bir araya geldi.
CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, Kıbrıs'ta iki taraf
arasında süren teknik komite ve çalışma grupları
çalışmalarında ilerleme olduğunu açıkladı.
Kalyoncu, yeterince ilerleme olmayan bazı komiteler
bulunduğunu, ancak burada da tarafların en azından resmin ne
olduğunu gördüklerini ve bunun da bir gelişme olduğunu kaydetti.
AKEL Merkez Sekreterya Üyesi Andros Kiprianu ise çalışma
gruplarında göreceli bir ilerleme olduğunu, ancak teknik komiteler
için aynı şeyi söyleyemeyeceğini belirtti.
CTP-BG'den bir heyet dün Güney Kıbrıs'a geçerek, AKEL Genel
Merkezi'nde AKEL heyetiyle görüştü.
CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu
başkanlığındaki heyette, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri
Milletvekili Özkan Yorgancıoğlu, Milletvekili Nazım Beratlı
ve Sami Özuslu yer alırken, AKEL heyetinde Merkez Sekretarya Üyesi ve
Basın Sözcüsü Andros Kiprianu ile Merkez Sekretarya üyeleri Yannakis
Kolokasidis, Tumazos Çelebis ve Dış İlişkiler Üyesi
Panayota Arnu hazır bulundu.
Yaklaşık 2 saat süren görüşme öncesi basına
açıklama yapılmadı. Görüşmenin ardından ise heyet
başkanları Kalyoncu ve Kiprianu görüşmenin detayları
hakkında basına bilgi verdi.
Kiprianu
Kiprianu, CTP-BG heyetiyle daimi buluşmalarından birini
gerçekleştirdiklerini, görüşmenin çok yapıcı ve derin bir
dostluk havasında geçtiğini söyledi.
Görüşmede teknik komite ve çalışma gruplarında
yapılan çalışmaları da ele aldıklarını
belirten Kiprianu, "Komite ve grupların
çalışmalarının yeterli düzeye ulaşarak iki liderin
doğrudan müzakerelere en kısa sürede başlaması arzumuzu
dile getirdik" dedi.
İstek ve iradelerinin Kıbrıs sorununda en kısa
sürede çözüme ulaşması yönünde olduğunu kaydeden Kiprianu, iki
partinin, liderlerin çözüm çabalarına katkı koymaya devam
edeceklerini sözlerine ekledi.
Kalyoncu
Ömer Kalyoncu da, AKEL ile zaman zaman bir araya gelerek,
gelişmeleri değerlendirmeyi ya da ortaya çıkan sorunları
aşmayı kararlaştırdıklarını
anımsattı.
Görüşmede, teknik komite ve çalışma
gruplarının çalışmalarını gözden geçirdiklerini,
masaya konan yeni önerilerin değerlendirmesini yaptıklarını
ifade eden Kalyoncu, "İki partinin de amacı, iki liderin
çalışmalarına yardımcı olmak ve problem
oluştuğunda, bunların aşılması için ortak çaba
ortaya koymaktır" dedi.
Teknik komite ve çalışma gruplarında ilerleme
olduğunu söylemekten memnuniyet duyduklarını kaydeden Kalyoncu,
"Ancak işlerin daha hızlı yürümesi için iki partinin bu konular
hakkında görüş alışverişinde bulunması
gerektiğine inandığımız için bu buluşmayı
gerçekleştirdik" diye ekledi.
Barış sürecinde partilerin amaçları arasında
zorlukları dikkate alarak birbirine yardımcı olmanın da
bulunduğunu kaydeden Kalyoncu, CTP ve AKEL'in bunu uzun zamandır
yaptığını, ifade etti, "Umarız zorlukların
üstesinden erken zamanda gelir ve olumlu bir sonuca
ulaşırız" dedi.
Sorular
Bir Rum gazetecinin Kiprianu'ya, "Dün ilerleme
olmadığından bahsediyordunuz. Sayın Kalyoncu bugün
ilerlemeden duyduğu memnuniyeti dile getiriyor, ortak bir kanaat var
mı" diyerek bu konuda değerlendirme istemesi üzerine Kiprianu,
bu konuda gerekli açıklamaları yaptıklarını ifade
ederek, çalışma gruplarında göreceli bir ilerleme olduğunu,
ancak teknik komiteler için aynı şeyi söyleyemeyeceğini
belirtti.
Kalyoncu ise, bardağın dolu tarafından bakmanın
önemine işaret ederek, masada karşılıklı önerilerin
yapıldığını, komitelerin görevinin sonuca ulaşmak
değil "resim çekmek" olduğunu vurguladı.
Kalyoncu, çalışma gruplarında ilerleme olduğunu,
teknik komitelerde de ilerleme olduğunu, yeterince ilerleme olmayan
komitelerde, tarafların en azından resmin ne olduğunu
gördüklerini ve bunun da bir gelişme olduğunu söyledi.
KIBRIS 05/06/08
Pascoe geliyor
GÜNDEMİ BİLİNMİYOR...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün
düzenlediği brifingde, Pascoe'nun 17 Haziran dolaylarında
Kıbrıs'a gelmesinin beklendiğini söyledi. Erçakıca, gündemi
bilinmeyen Pascoe'nun ne tür görüşmeler yapacağına ilişkin
BM ile çalışmaların devam ettiğini belirtti. Erçakıca,
Pascoe'nun adaya gelmesi yönünde talebi olmamasına rağmen Türk
tarafının BM'nin aktif olarak sürece dahil olmasını
memnuniyetle karşıladığını kaydetti
İKİ LİDERİN GÖRÜŞMESİ BU AYIN
İKİNCİ YARISINDA... Pascoe'nun süreci hızlandırmak
için adaya geldiği yönündeki haberlerin hatırlatılması
üzerine Erçakıca, "Hoş geldin demek lazım böyle bir
durumda... Çünkü biz de bu sürecin hızlı bir şekilde devam
etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu süreci hızlandırma
çabaları bizim açımızdan memnuniyetle karşılanan
çabalardır" dedi. Erçakıca, iki liderin bir araya gelerek
gerçekleştireceği değerlendirmenin haziran ayının
ikinci yarısında yapılacağını da söyledi
Türk tarafı, Kıbrıs konusunda başlatılan 21
Mart Süreci çerçevesinde oluşturulan teknik komitelerdeki ilerlemelerle
ilgili bir belge hazırlayıp Rum tarafına sundu.
Süreci gözetim altında tutmakta kararlı olan BM, iki liderin
değerlendirme toplantısı yapmasının beklendiği
tarihlerde Genel Sekreter'in Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı Lynn Pascoe'yu 17 Haziran'da Kıbrıs'a
gönderiyor.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün
düzenlediği brifingde, Pascoe'nun 17 Haziran dolaylarında
Kıbrıs'a gelmesinin beklendiğini söyledi. Erçakıca, gündemi
bilinmeyen Pascoe'nun ne tür görüşmeler yapacağına ilişkin
BM ile çalışmaların devam ettiğini belirtti.
Erçakıca, Pascoe'nun adaya gelmesi yönünde talebi olmamasına
rağmen Türk tarafının BM'nin aktif olarak sürece dahil
olmasını memnuniyetle karşıladığını
kaydetti.
Pascoe'nun süreci hızlandırmak için adaya geldiği
yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine Erçakıca,
"Hoş geldin demek lazım böyle bir durumda... Çünkü biz de bu
sürecin hızlı bir şekilde devam etmesi gerektiğine
inanıyoruz. Bu süreci hızlandırma çabaları bizim
açımızdan memnuniyetle karşılanan çabalardır"
dedi.
BM gözetim altında tutmakta kararlı
BM'nin süreci gözetim altında tutmaya devam etmekte kararlı
olduğuna ve Pascoe'nun bu kapsamda adayı ziyaret edeceğine
işaret eden Erçakıca, iki liderin bir araya gelerek
gerçekleştireceği değerlendirmenin de haziran ayının
ikinci yarısında yapılacağını vurguladı..
Erçakıca, bir soru üzerine, iki liderin görüşme tarihinin
henüz belli olmadığını da söyledi.
Nami-Yakovu görüşmesi
Hasan Erçakıca, 21 Mart anlaşması gereğince kurulan
çalışma grupları ile teknik komitelerin
çalışmalarının sürdüğünü ve iki liderin temsilcileri
Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun görüşmelerinin devam ettiğini
belirtti.
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının talebi üzerine
dünkü Nami-Yakovu görüşmesinin ileriki bir tarihe ertelendiğini de
kaydetti.
Güven Artırıcı Önlemler
İki liderin son buluşmasında yeniden gündeme getirilen
güven artırıcı önlemlerle ilgili çalışmaların da
iki temsilcinin yürüttüğü çalışmalarda görüşülmekte
olduğunu söyleyen Erçakıca, teknik komitelerde sağlanan
ilerlemenin değerlendirilmesi ve iki liderin onaylamasından sonra
uygulamaya konmasıyla ilgili çalışmaların sürdüğünü
söyledi.
Erçakıca, Türk tarafının güven artırıcı
önlemler konusunda geçmişte sunduğu paketin de karşı tarafa
anımsatıldığını belirtti.
Bir soru üzerine, Yeşilırmak kapısının
açılmasının da güven artırıcı önlemler paketinin
bir parçası olduğuna işaret eden Erçakıca, Türk
tarafının bu konudaki duruşunun açık olduğunu
kaydetti.
Komitelerdeki ilerlemeler belgelendi
Hasan Erçakıca, Türk tarafının teknik komitelerde
sağlandığı düşünülen ilerlemelerle ilgili bir belge
hazırlayıp, anlayış birliğine varmak için Rum
tarafına sunduğunu da açıkladı.
Erçakıca, karşı tarafın görüşünün de
eklenmesiyle önerilerin belge haline dönüşebileceğini ve paketin iki
liderin onayına sunulup uygulamaya konulacağını belirtti.
Erçakıca, güven artırıcı önlemlere ilişkin
çalışmaların da bu seviyede devam ettiğini kaydetti.
Hristofyas'ın açıklamaları
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum
Yönetimi Lideri Hristofyas'ın "yeni bir devlet" oluşumuna
sıcak bakmadığı yönündeki açıklamasıyla ilgili
soruyu yanıtlarken de, Rum tarafında bu konuda büyük bir
tartışma yaşandığını, Rum liderlerin konuyla
ilgili çeşitli demeçler verdiğini ancak bunların tümünü dikkate
alıp yanıtlamanın süreci olumlu etkilemeyeceğini söyledi.
Erçakıca, Türk tarafının Rum liderler arasındaki
tartışmadan mümkün olduğunca uzak durmaya
çalıştığına işaret etti.
Yeni devlet ve onun özelliklerinin, iki liderin 23 Mayıs'ta
gerekleştirdiği görüşme sonrasında okunan BM belgesi niteliğindeki
ortak açıklamada belirtildiğine dikkat çeken Erçakıca, söz
konusu tartışmaların bu belgenin önemini azaltmasının
mümkün olmadığını kaydetti.
KIBRIS
05/06/08
Ban urges leaders to
step up work for talks
By Jean
Christou
U.N. SECRETARY-General Ban
Ki-moon has urged the two Cypriot leaders to increase the pace at the working
groups and technical committees.
The 13 groups and committees are trying to lay the groundwork for a resumption
of Cyprus talks within the next two months, once the leaders agree a date when
they meet later this month.
Ban, in his latest report on the UNFICYP mandate, described the planned meeting
between the leaders in the second half of this month as pivotal.
No date was fixed for the new meeting when President Demetris Christofias and
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat last met on May 23.
Talat says he is ready to begin fully-fledged talks on June 21, but Christofias
wants to see more progress at the groups and committees before setting a date
for negotiations.
In light of further momentum created by the leaders on May 23, the working
groups and the technical committees may wish to increase the pace of their
meetings, not least because their results will be examined by the leaders
representatives in early June, Ban said in his report.
He said he hoped the two sides would record substantive results during this
phase for the leaders to use to start full negotiations.
In this regard, the planned meeting between the leaders in the second half of
June may prove to be pivotal. I am firmly committed to helping them move
forward to the formal talks as expeditiously and smoothly as possible, and
intend to appoint a Special Adviser at the appropriate time, Ban added.
Australias former Foreign Minister Alexander Downer is one of those tipped for
the post.
The Secretary-General in his report also urged the two leaders to build on the
present momentum and continue using the current preparatory period to identify
to the greatest extent possible areas of convergence as well as disagreement.
He also recognised the new atmosphere of political will for a solution.
I am gratified to see both leaders, whose vision and commitment I commend,
taking ownership of, and full responsibility of, the process, Ban said.
The coming period will not be easy and may require major compromises. It is
therefore important for all parties to foster an environment that is conducive
to moving the process forward. A flourishing and engaged civil society and an
informed citizenry are important elements in this endeavour, Ban added.
Referring to opening of the Ledra Street crossing in April, Ban described it as
emblematic of what could be achieved with the requisite political will.
He also hailed moves towards more confidence building measures and plans to
open another crossing at Limnitis.
Bans report recommended that the Security Council extend the mandate of
UNFICYP by a further period of six months, until December 15.
CYPRUS MAIL 05/06/08
Cyprus wants creative
role from Britain
By Stefanos
Evripidou in London
CYPRUS wants Britain to
play a more creative role in efforts to solve the Cyprus problem, President
Demetris Christofias said yesterday.
Speaking from Larnaca Airport, the President said he wanted Britain creatively
to play the role that other countries were playing in efforts to end the
island's long-standing conflict.
The President also revealed that Cyprus would sign a memorandum of co-operation
with the UK, in an effort to improve relations between the two countries before
real negotiations begin on the Cyprus problem.
Christofias noted that the memorandum would determine the basis on which
bilateral relations will continue as well as the UK's role in efforts to bring
a lasting peace to Cyprus.
The President is in London to meet Brown today, as well as Foreign Secretary
David Miliband. The fact that the two leaders will be signing a memorandum of
understanding and co-operation on Christofias' first official visit to the UK
is a reflection of how far relations between the two countries have progressed
in the last four months.
Britain came under heavy fire from the Cypriot leadership last year when it
signed a memorandum, or Strategic Partnership, with Turkey, which set out a
number of targets aimed at enhancing relations with the Turkish Cypriots. The
government at the time accused Britain of taking measures to upgrade the regime
in the north. Christofias himself has in the past referred to Britain as
Cyprus' evil demon.
Today, the memorandum of co-operation is a clear sign of the new government's
efforts to bridge the gap between Cyprus and its former colonial master, and
replace the rather defunct 'strategic dialogue' already in place between the
two countries. The memorandum is expected to cover a range of issues, including
the Cyprus problem, bilateral ties, EU issues, and potentially some
clarifications by Britain on its strategic partnership with Turkey.
Christofias expressed certainty that the outcome of this visit will be
positive for Cyprus and positive for the relations between the United Kingdom
and the Republic of Cyprus.
We know there were differences. We will try to solve the problems that have
arisen and establish a permanent and continuous dialogue between the two
governments on issues of mutual interest concerning the Cyprus problem,
Turkey's EU accession course and in general the whole mesh of relations between
the United Kingdom and Cyprus, he said.
Christofias added: The United Kingdom considers that this time the Cypriots
will have to play a leading role, and we believe that the Cypriots should play
a leading role.
He noted that Britain certainly played a role as a guarantor power and
permanent member of the UN Security Council.
We want Britain to play the role the other countries are playing in a creative
manner, he said.
CYPRUS MAIL
05/06/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:04 TSİ 06 Haziran 2008 Cuma
İSTNBUL - Anayasa
Mahkemesi kararı, dünya basınında geniş yer buldu.
İngiliz Guardian gazetesi, kararın AKPye darbe indirdiğini ve
Türkiyenin geleceğine ciddi etkileri olacağını belirtiyor.
Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Soli Özelin, Bu karar, mahkemenin
kapatma davasında vereceği kararla ilgili de net bir fikir veriyor
sözlerini aktaran gazete şöyle devam ediyor: AKPnin kapatılması,
Türkiyede siyasi karışıklık yaratabilir. Aynı zamanda
ülkenin zaten sorunlu olan Avrupa Birliği adaylığını
daha da riske atabilir. Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso,
AKPnin kapatılması durumunda Türkiyenin başvurusunun
askıya alınabileceğini söylemişti zaten.
Konu
Financial Timesın da gündeminde. Türkiyede laik devlet, muhafazakar
hükümete karşı önemli bir zafer kazandı diyen gazete şöyle
devam ediyor: Anayasa Mahkemesinin kararı, Türkiyeyi son haftalarda
pençesine alan felç edici siyasi krizin daha da uzamasına neden olacak.
Ayrıca kökenleri siyasi İslama dayanan AKPnin, türban
davasıyla yakından bağlantılı bir başka dava
sonucunda kapatılması ihtimalini güçlendirdi. Bu geniş ve
muğlak etkileri nedeniyle türban kararı, mali piyasalardaki kafa
karışıklığını da artıracaktır.
Yavaşlayan ekonomisi ve sendeleyerek ilerleyen ekonomik ve yapısal
reformları nedeniyle, Türkiye zaten bir süredir
yatırımcıları kaygılandırıyordu.
YARGIÇLAR
MEYDAN OKUDU
Times gelişmeleri, Yargıçlar başörtüsü yasağını
destekleyerek hükümete meydan okudu başlığıyla duyuruyor.
Anayasa Mahkemesinin laiklerin kalesi olduğunu belirten gazete, türban
kararı ile ilgili şu yorumu yapıyor:
AKP şimdiye kadar önüne çıkan birkaç engeli aşmayı
başardı. Bunların arasında askerin uyarıları,
iddialara göre bir darbe girişimi ve protesto gösterileri de vardı.
Bu gösterileri, hükümetin Abdullah Gülü cumhurbaşkanı seçmek için
ilk girişimini engelleyen bir başka Anayasa Mahkemesi kararı
takip etmişti. AKP taraftarlarına göre diğerlerinin
başaramadığını, şimdi yargı
başarmış oldu.
EL
SEFİR: KARAR DARBE SÜRECİNDE BİR DURAK GİBİ
Lübnan gazetesi El Sefir, Başörtüye ve Erdoğana anayasal darbe
başlığıyla verdiği haberinde, Anayasa Mahkemesi
kararının Türkiyenin yıllardır
yaşadığı istikrara ve iktidardaki AKPye güçlü darbe
vurduğunu belirterek, kararın Türkiye sahasını iç
çekişmelere açık hale getirdiğini ve darbe süreçlerinin bir
durağını temsil ettiğini yazdı. Gazete ayrıca
kararla birlikte Türkiyede özgürlüklerin, eşitliğin, demokratik
pratiğin ve sosyal istikrarın da ağır darbe
aldığı saptamasında bulunarak İslamcı kesimin
çıkmaz yola sürüklendiği yorumunu yaptı.
Bir diğer Lübnan gazetesi El Ahbar ise üniversitelerdeki başörtülü
Türk kızlarına yönelik sınırlamaların hafiflemesi
amacıyla Türk parlamenterlerinin anayasa üzerinde yaptığı
değişikliğin iptali ile birlikte Türk Anayasa Mahkemesi
salonundan dün siyah dumanların yükseldiğini yazarak, Türkiyede başörtünün
kırmızı çizgi olduğu saptamasında bulundu.
Suudi Arabistanda yayınlanan El Riyad gazetesi, Türkiye üniversiteleri
artık başörtüden yoksun başlığıyla verdiği
haberinde, Türk Anayasa Mahkemesinin kızların üniversitelerde
başörtü takmalarına izin veren yasayı Türkiye cumhuriyetinin
laiklik ilkelerine aykırı olduğu temelinden hareketle iptal
ettiğini yazdı.
Londra kaynaklı Arap gazetesi Şarkulevsat ise, başörtüsüyle
ilgili reformların iktidar partisi AKPnin kapatılmasını
hedefleyen ayrıntılı davada temel rol oynadığına
dikkat çekerek, anayasal düzenlemenin yapılmasına rağmen bir çok
üniversitenin başörtüye izin vermediğini yazdı.
FRANSIZ
BASININDA REFAH KARŞILAŞTIRMASI
Anayasa Mahkemesi kararı Fransız medyasında da geniş
yankı buldu. Liberation gazetesi, Anayasa Mahkemesi türbanı
üniversite dışında tutuyor başlığı ile
verdiği haberde, Avrupa endişeli ama düşük profil çiziyor, zira
bu prosedürler yasal ve demokrasinin korunması amacıyla
kapatılan Refah Partisiyle ilgili 2003 yılındaki kararda
olduğu gibi, çoğu zaman Strasbourg yargıçları
tarafından da onaylanıyor. Erdoğan bu tür hatalardan ders
çıkararak, kendisini Avrupa ve demokrasi yanlısı ilan eden
AKPyi kurmuştu. yorumu yapılıyor.
Les Echos gazetesinde, Bu can alıcı karar, iktidardaki
İslamcı-Muhafazakar AKP kapatılacağına dair bir
işaret de olabilir. ifadesi yer aldı.
Le Figaroda yer alan haberde, Anayasa Mahkemesi kararı iktidardaki
AKPyi zora soktu. Sürpriz olmayan ve merakla beklenen bu karar iktidardaki
Müslüman muhafazakarlar ile laik bürokrasi arasında açık savaş
ortamında çıktı ve hükümet açısından yenilgi
anlamına geliyor denildi.
MAHKEME
AKPNİN KADERİNİ TAYİN ETTİ
Almanyada ise haftalık die Zeit gazetesi, Türk Anayasa Mahkemesi türban
yasağını yeniden yürürlüğe soktu. Böylece iktidar partisi
AKPnin de kaderini tayin etti. derken, günlük Welt gazetesi, Türban
yasağının kaldırılması AKPnin son seçim
zaferinden sonra, başlattığı en önemli kanun
değişikliğiyidi. Ayrıca, AKP kapatma davası için de kritik
olan türban yasağı kararını Anayasa Mahkemesinin iptal
etmesi, bu durumun kapatma davasında AKP aleyhine
kullanılabileceğini gösteriyor. ifadelerine yer verdi.
İtalyada Corriere Della Sera gazetesi birinci sayfadan verdigi haberi iç
sayfalarda ayrıntılı olarak yayınladı. Erdoğana
tokat, üniversitelerde türbana hayır başlığının
kullanıldığı haberde, Anayasa Mahkemesinin kararından
çok kararın motivasyonunun üzerinde durmuş ve bunun
anlamının Erdoğana savaş açılması olduğunu
iddia etmiş. Türkiyenin son zamanlarda kazandığı
uluslararası itibar (Suriye-İsrail arabuluculuğu) ve ekonomideki
gıpta edilecek büyüme hızı, enerji kaynaklarını
taşımadaki önemli konumu ve Avrupa Birliğine girmek için
istikrarlı hükümet çabalarının bu gerginlik yüzünden riske
girebileceğini ve kurumlar arasındaki çatışmanın
Türkiyedeki toplumu ve hayatı etkileyeceğini yazmış.
Repubblica gazetesi de haberi ilk sayfadan verip, içeriye tam sayfa olarak
taşıdı. Gazete, Anayasa Mahkemesinin kararının
AKPnin kapatılması kararını etkileyeceği riskini
taşıdığını yazarken, davanın sürecini de
ayrıntılı olarak belirtti. CHPnin sol söylemden
uzaklaşıp önce askerlerin sorna da yargının etkisinde
hareket ettiğini savunan Repubbblica gazetesi, Eylülde anayasa
mahkemesinin AKP hakında karar vereceğini yazmış. Murat
Belge ile yapılmış bir roportaja yer veren gazete, Belgenin
Artık dramatik olayların olmasından endişe ediyorum
sözlerini alt başlığa taşıdı. Bu karar ile
birlikte AKPnin kapatılması yoluna gidiliyor, AB yolu da
zorlaşıyor yorumunu yapan Belge, CHPnin de sadece isim olarak sol
bir parti olduğunu ve Türkiyede artık solun
olmadığını belirtti.
"Temel özgürlüklere saygı gösterilmeli"
|
6 Haziran, 2008 14:09:00 (TSİ) CNN TURK |
AB Komisyonu, başörtüsü konusunun ''temel özgürlüklere
saygı gösterilmesi koşuluyla Türk halkı tarafından
tartışılıp karara bağlanmasını'' istedi.
AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina
Nagy, günlük olağan basın toplantısında Anayasa
Mahkemesi'nin dünkü kararıyla ilgili bir soru üzerine, başörtüsü
konusunda AB müktesebatı bulunmadığını ve üye
devletlerin farklı uygulamaları olduğunu hatırlattı.
Nagy, tartışmanın temel özgürlüklere ve hukukun
üstünlüğüne uyularak Türk halkı ve Türkiye'deki kurumlar
tarafından çözülmesini istedi.
AP raportörü: "Türkiye'ye yeni anayasa gerekli"
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten de, başörtüsü
düzenlemesinin iptaliyle ilgili olarak, "Temel özgürlükleri yargı
sisteminin merkezine alacak bütünüyle yeni anayasa gerekli" dedi.
AP raportörü, "Bu karar bir kez daha kanıtlamıştır ki,
Türkiye'nin modernleşmeye ihtiyacı vardır" diye
konuştu.
Oomen-Ruijten, yeni anayasanın "demokrasi, hukukun üstünlüğü,
sosyal uyum ve din-devlet ayrımını güvence altına
almasını" istedi.
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk
ise "Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla yeniden başa döndük. Bu
durum hükümete vakit geçirmeden temel özgürlüklerin sadece belirli bir grubu
değil, tüm Türk halkını kapsadığı, baştan
sona yeni bir anayasa (taslağı) sunma fırsatı
yaratıyor" dedi.
Anayasa Mahkemesi, türbanın üniversitelerde serbest
bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliğini
dün iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu.
Ankara'dan İngiliz-Rum muhtırasına tepki
|
6 Haziran, 2008 17:43:00 (TSİ) |
CNN TURK
Ankara İngiltere ile Kıbrıs Rum yönetimi
arasında imzalanan ortak mutabakat muhtırasından rahatsız.
Dışişleri Bakanlığı muhtırayı ''Ada'da
adil çözüm arayışına gölge'' olarak niteledi.
Dışişleri
Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada muhtıranın
yapıcılıktan uzak unsurlar içerdiği vurgulandı.
Metnin yazım ve içerik olarak Kıbrıs'taki tarafların
eşitliği ilkesine riayet etmediği ve BM parametrelerini
yansıtmadığı belirtildi.
Muhtıradaki ifadelerin görüşme sürecinin desteklendiği
beyanlarıyla çeliştiği ifade edildi.
İngiltere Başbakanı Gordon Brown ve Rum Lider Dimitris
Hristofyas arasında dün imzalanan muhtırada İngiltere KKTC'yi
tanımayacağına dair garanti vermişti.
İngiltere ayrıca Ada'da bölünmeye ya da ayrı bir siyasi
oluşumun gelişmesine destek vermeyeceğini kayda geçirmişti.
Denktaş'tan İngiltere'ye tepki
Gelişmeleri izleyen KKTC'nin 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş da, Kıbrıs'la ilgili hassas bir dönemden geçilirken
İngiltere'nin Rum yönetimi lideri Hristofyas'ı Londra'ya davet
ederek, memorandum imzalamasına tepki gösterdi ve İngiltere'nin
görüşmelere müdahalede bulunduğunu kaydetti.
Denktaş, "Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile aynı
seviyede görüşmeksizin müşterek açıklama yapılması,
görüşmelere müdahalenin daniskasıdır" ifadesini
kullandı.
"Lefkoşa'da duvarın yıkılma zamanı
geldi"
|
6 Haziran, 2008 16:50:00 (TSİ) |
CNN TURK
Bir günlük resmi ziyaret için Yunanistan'da bulunan Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, ''Lefkoşa'da duvarın
yıkılmasının zamanı geldi'' dedi.
Sarkozy
Yunan parlamentosunda yaptığı konuşmada, Kıbrıs
ile Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Yunanistan-Fransa
ilişkileri, Avrupa'da savunma ve güvenlik, Balkanlar, kaçak göçle mücadele
konularını değerlendirdi.
Kıbrıs konusunda, "Lefkoşa'da nihayet duvarın
yıkılmasının zamanı geldi. Bu dileğimi dile
getiriyorum. Kimse bu duvar orada olmaya devam ettikçe mutlu olamaz" diyen
Sarkozy, "Fransa, Ada'da sorunun çözülmesi konusunda BM çerçevesinde
elinden geleni yapacaktır" ifadesini kullandı.
Sarkozy, "Bugün müzakereler yeni bir ümitle yeniden başlıyor.
Her iki liderin de çabalarını memnuniyetle
karşılıyorum. Tek hedef, Ada'da adil ve kalıcı bir
çözüm bulunması, birleşmenin olmasıdır, bunu destekliyoruz.
Kıbrıs AB'ye,
Avrupa ailesine aittir" diye konuştu.
Sarkozy Türkiye-AB ilişkileri konusunda da "Türkiye'nin AB ile
ilişkilerine sorumlulukla yaklaşılmalıdır. Türkiye
büyük bir ülke ve Fransa ile muhafazasını istediğimiz tarihi
ilişkileri var. Türkiye'nin AB üyeliği konusuna gelince, 1960'lı
yılların ortalarından bu yana AB ile devam eden ancak yanıt
alınmayan müzakereler bulunmakta. Yani basit bir durum değil"
dedi.
"Bu konuda kendi görüşünün bilindiğini, diğer
görüşlere de saygı duyduğunu" kaydeden Sarkozy,
"Sıkı bir ilişki gerek Türkiye gerekse Avrupa
açısından en iyi yanıttır. Yunanistan'da bu konunun
hassasiyetini biliyorum. Duygusallık ve mantık zaman zaman farklı
görüşler ortaya koyabilirler. Tezat teşkil edebilecek duyguları
anlıyorum. Fransa, AB dönem başkanlığı süresince tüm
görüşlere tarafsız şekilde saygı gösterecektir"
şeklinde konuştu.
Savunma ve güvenlik
Avrupa güvenlik ve savunma konusuna da değinen Sarkozy, "Yunanistan
ile Fransa savunma konusunda önemli çabalarda bulunmaktadırlar. AB'nin
dünyanın en zengin bölgelerinden biri olduğunu diğer üyelere
söylüyoruz. Avrupa, savunmasını tek başına güvence
altına alacak durumda olmazsa güçlü ekonomik durum ne olacak?
Avrupa'nın savunması ile NATO birbirlerini tamamlamaktadırlar,
ikisine de ihtiyacımız var" diye konuştu.
Türkiye'de yaşayan etnik gruplar araştırıldı. Sonuçlara göre Türkiye'de bakın kaç Türk, kaç Kürt, gürcü, arap vs. yaşıyor?
Malatya'da 14 ay önce Hristiyanlıkla ilgili kitaplar yayınlayan Zirve
Kitabevi'nde biri Alman üç kişi boğazları kesilerek öldürüldü.
Bunun üzerine Milli Güvenlik Kurulu 'Türkiye'deki Etnik Grupların
Dağılım Raporu' hazırlanması için bir talimat verdi.
Bugün Gazetesi'nin haberine göre, Erciyes, Elazığ Fırat ve
Malatya İnönü Üniversitesi'ndeki öğretim görevlileri tarafından
hazırlanan rapor su anda dava dosyasında duruyor ve ilginç
istatistikler içeriyor.
9 MİLYONA YAKIN ALEVİ
Bu arada bazı kaynaklara 5 ila 25 milyon kişi olduğu söylenen
Alevilerin nüfusu ise araştırmaya göre 8 milyon 750 bin
civarında bulunuyor. Avrupa'daki 1 milyon Alevi ile
araştırmanın tamamlanmadığı 8 il de dahil
edildiğinde Türkiye'de 10 milyon civarında Alevi bulunuyor.
Araştırmanın 8 yıl önce yapıldığı göz
önüne alındığında bugünkü Alevi nüfusunun 11 milyon
civarında olduğu tahmin ediliyor. Buna göre Türkiye nüfusunun yüzde
85'i Sünni olarak göze çarpıyor.
Prof. Şaban Kuzgun başkanlığında yürütülen proje kapsamında
Türkiye'deki 68 il, ilçe, köy, mahalle ve sokaklar tek tek
dolaşıldı. Yapılan çalışmada insanların
hangi kökenden, mezhepten ya da tarikattan olduklarının profili
çıkarıldı.
İşte o rapora göre Türkiye'deki etnik grupların
nüfuslarının dağılımı:
TÜRKLER: Türkmen, Yörük, Tatar, Tahtacı,
Terekeme, Karaçay, Azeri gibi Türk soyundan gelen gruplar, Türkleri
oluşturuyor. Kökenleriyle ilgileri kalmayan bu grup 50 milyon
civarında ve diğer Türkleşme sürecinde olanlar da dâhil edildiğinde
bu sayı 55 milyona çıkıyor.
KÜRTLER: Raporda ikinci grup olarak Kürtler
gösteriliyor. Sayıları 3 milyon civarında olan bu gruba Zazalar
da dâhil edildiğinde Kürt nüfusu 12 milyon 600 bini aşıyor.
Ancak bu sayının 2.5 milyonu ciddi derecede Türkleşme sürecinde
ve bazı yerlerde Kürtlüğünü kabul etmeyen bile çıkıyor.
GÜRCÜLER: Ağırlıklı olarak
Ordu, Artvin, Samsun ve Marmara bölgesinde yaşıyorlar. 1 milyona
yaklaşan nüfusuyla Gürcüler, Karadeniz'deki birkaç ilde
yaşayanların dışında Gürcüce'yi unutmuş durumda.
Ancak son yıllarda Gürcistan'ın kurulmasıyla Gürcülüğe
yönelik bir artış olduğu dikkat çekiyor.
BOŞNAKLAR: Adapazarı, İzmir ve
Manisa'da toplu halde yaşayan Boşnaklar'ın nüfusu da 2 milyonu
buluyor.
ÇERKEZLER: Değişik şehirlerde
yaşayan Çerkezler de 2.5 milyon civarında ve Çerkezlerin yüzde 80'i
Çerkezce'yi unutmuş görünüyor.
ARAPLAR: Başta Siirt, Şırnak,
Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Hatay, Adana ve İstanbul'da
yaşıyorlar. Türkiye'deki nüfusları 870 bin olarak gösteriliyor.
ARNAVUTLAR: Türkiye'deki nüfusları 1
milyon 300 bini aşmış durumda. Arnavut nüfusunun yarıdan
çoğunun, Türkleşme süreci sonunda Arnavutluk'la hiçbir ilgisi
kalmadı. 500 bin Arnavut da ise çok canlı bir şekilde
'Arnavutluk şuuru' var.
LAZLAR: Bütün Doğu Karadenizliler'in Laz
sanılması yanlışından dolayı kalabalık
sanılan Lazlar'ın gerçek sayısı 80 bin civarında.
Çünkü bir Kafkas halkı olan ve Lazca konuşan gerçek Lazlar, Rize ve
Artvin'in birkaç köyünde ve göç ettikleri birkaç Marmara şehrinde
yaşıyorlar.
HEMŞİNLER: Lazlar gibi Rize ve
Artvin'in bazı ilçelerinde yaşıyorlar ve sayıları 13
bin civarında.
POMAKLAR: Bazılarına göre Türk,
bazılarına göre Slav ırkından olan Pomaklar da 600 bin
civarındalar ve tamamıyla Türkleşmiş durumdalar.
DİĞER ETNİK GRUPLAR: Türkiye'de
yaşayan diğer etnik grupların sayısı da 1 milyonu
aşıyor. Bunların arasında çingeneler 700 binlik nüfusuyla
başı çekiyor. Türkiye'de ayrıca 60 bin Ermeni, 20 bin Yahudi ve
15 bin Rum kökenli vatandaşın yanı sıra çok az sayıda
Süryani de hayatını sürdürüyor.
TÜRK NÜFUSU ARTIYOR
Raporun en çarpıcı başlıklarından biri ise Türklerin
nüfus artış hızında yatıyor. Buna göre Türk nüfusu son
15 yıldır az oranda artış gösteriyor. Buna
karşılık Kürtler her yıl yüzde 2,5 oranında
artış gösteriyor. Araştırmaya göre Boşnaklar her
yıl binde 12, Türkler binde 8, Arnavutlar binde 5 oranında
azalıyorlar. Buna karşılık Türkleşme
oranının en fazla Kürtlerde olduğu, onları
Boşnakların, Çerkezlerin ve Arnavutların takip ettiği
görülüyor.
Güneydoğudan göç eden Araplarda da yoğun bir Türkleşme
hızı olduğu belirtiliyor.
MILLIYET 06/06/08
NEVSAL ELEVLİ Londra SEFA KARAHASAN Lefkoşa
İngiltere, Kıbrıs Rum Yönetimine KKTCyi tanımayacağına ve Adanın bölünmesini kabul etmeyeceğine dair en üst düzeyde garanti verdi.

Büyük Britanya Başbakanı Gordon Brown ve Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, dün Londrada memorandum imzaladılar.
Resmi ziyaret için Londrada bulunan Kıbrıs Rum Yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas ile Büyük Britanya Başbakanı Gordon Brown, dün
Büyük Britanyanın Rum Yönetimine yönelik, KKTCyi
tanımayacağı, Kıbrısta ayrı bir devlet ve
siyasi otoriteyi kabul etmeyeceği ya da Adada ayrı bir siyasi
oluşumun gelişmesine izin vermeyeceği şeklinde
garantilerini içeren bir memorandum imzaladı. Memoranduma KKTC büyük tepki
gösterdi.
Hristofyas, Brown ile görüşmesinin ardından düzenlediği
basın toplantısında, görüşmeden çok memnun
kaldığını söyledi, Kıbrıs ile İngiltere
ilişkileri açısından bir dönüm noktası, yeni bir dönem
başlıyor dedi.
Büyük Britanya Başbakanı Gordon Brown da Dimitris Hristofyası
övdü. Brown, Hristofyas için, Türk toplumu ve lideriyle temasa geçerek politik
vizyon ve cesarete sahip olduğunu kanıtladı. Bu tutumuyla
Yeşil Hattın iki yakasında da umutları artırdı
diye konuştu. Memorandumda, İngiltere, BMnin Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin mevcut 541 ve 550 sayılı
kararlarının arkasındadır denildi.
Sert açıklama
KKTC Cumhurbaşkanlığı, İngiliz-Rum memorandumuna sert
tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulma çabalarını olumsuz yönde etkileyecek
yaklaşımlara yer verilmesi kabul edilemez denildi. Açıklamada
şu ifadeler kullanıldı: Hristofyas,
Cumhurbaşkanımız ile vardığı mutabakatlar
konusunda tutarsız davranmakta, görüşme sürecini etkileyecek bir
güvenilirlik sorununun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
İngiliz yetkililer ise 21 Mart anlaşması ile başlayan yeni
görüşme sürecini desteklemekte oldukları yönündeki beyanları
hakkında kuşku duyulmasını bizzat kendileri beslemiş
olmaktadırlar.
MILLIYET 06/06/08
Anayasa Mahkemesinin, üniversitelerde türbanlı öğrencilerin de
modern bilimleri öğrenmesine imkân verecek anayasa
değişikliğini iptal etmesi herkesi bağlar ama hukuka
aykırı bir karardır. Çünkü:
- Anayasanın 148. maddesi, anayasa değişikliklerini
Yüksek Mahkemenin sadece şekil açısından
inceleyebileceğini emretmiştir. Mahkeme ise, kendisini
Anayasanın da üstüne çıkararak, esastan inceleme yapma yetkisini
kendisine tanımış, Anayasanın vermediği bir yetkiyi
kullanarak iptal kararı vermiştir.
- Anayasa Mahkemesi, değiştirilemez maddeler hükmünü
aşırı yorumla genel hüküm gibi yorumlamış, böylece
bütün anayasa konularında yapılacak anayasa düzenlemelerini vesayeti
altına almıştır! Halbuki, anayasa hukukunun temel yorum
kurallarına göre, İstisnalar, genel kaideler gibi yorumlanamaz
idi.
- Anayasa Mahkemesi anayasal kavramların yorumunda hukuk biliminin
sınırlarını aşarak dolaylı ilişki
mantığını benimsemiş, böylece hukuk ile siyaset
arasındaki sınırı kaldırmıştır:
Artık laiklik konusunda Türkiyede kimse Batılı bir laiklik
anlayışını siyasi programına koyamayacaktır!
367 kararındaki hukuk anlayışı, bu kararın da özünü
oluşturuyor.
Sürpriz değil
Bu bana sürpriz olmadı. Çünkü Türkiyede sadece resmi ideolojinin
değil, yargının da laiklik anlayışının
illiberal olduğunu biliyorum.
Anayasa Mahkemesinin, laiklik konusunun Türkiyede Batılı
ülkelerdeki anlayış içinde benimsenmesi esasen düşünülemez
diyebilen hayret verici ama ısrarlı kararlarını da
biliyorum. (Karar: 1983/2)
Laiklik konusunda böyle bir inanç, Anayasanın 148 gibi çok açık,
yoruma ihtiyaç göstermeyecek kadar açık hükmünü bile bu inanç yönünde
yorumlamıştır.
Hele de 367 kararından sonra bunda şaşılacak bir taraf yok.
Bugün değil, daha önce de Anayasa Mahkemesinin tavrını
bildiği için, bu Anayasa değişikliğini Sayın
Cumhurbaşkanı Gülün özgürlükçü bir gerekçeyle veto etmesi
gerektiğini yazmıştım.
Hem de dört ay önce yazmıştım! (Milliyet, 13 Şubat 2008)
O zaman liberal ve muhafazakâr bazı çevrelerin sert tepkisini aldım.
Aydın Doğan sana da mı bunu yazdırdı! diye, hatta
daha saygısız protesto mailleri de almıştım.
Aydın Beyin de günahını almışlardı; ben sadece
olabilecekleri tahmin ettiğim için Gülün veto etmesini istemiştim;
hiç olmazsa anayasal yol kapanmasın diye!
Ne zamana kadar?
Sayın Gülün özgürlükçü bir gerekçeyle bu anayasa değişikliğini
veto etmesini isterken, benim umudum, türban serbestisini sadece üniversiteyle
sınırlayacak yeni bir düzenlemenin laik çevrelerdeki
kaygıyı azaltacağı, Mahkemenin davaya daha demokratik
gözle bakmasına katkıda bulunabileceği umudu idi.
Şimdi Mahkemenin bu kararı ile, artık anayasa
değişikliği yoluyla bile türbanlı kızların
çağdaş bilimleri öğrenmek üzere üniversiteye gitmelerinin yolu
kapanmıştır!
Yargı bu konuda bütün yolları kapatmıştır!
Ne zamana kadar?
Çok uzun bir zamana kadar! Anayasa Mahkememizin ve yargı kültürümüzün
çağdaş liberal özgürlükleri benimseyecek bir anlayışa
gelmesine kadar...
Öfkeye gerek yok. Herkes gerilimden sakınmalıdır. Siyasi
istikrar zedelenmemelidir. Demokrasi, yürüyüşüne devam etmelidir.
TAHA AKYOL MILLIYET 06/06/08
A new era in relations
with Britain
By Stefanos
Evripidou in London
CYPRUS AND Britain have
entered a new era in relations after the frustrating events of the past,
President Demetris Christofias said yesterday after signing a wide-reaching
Memorandum of Understanding (MOU) with Gordon Brown in London.
Speaking after the meeting in 10 Downing Street, the British Prime Minister
pledged to play a strong and supportive role in solving the Cyprus problem,
while commending the president for his vision and political courage.
The President has been instrumental in launching work to reunify Cyprus. He
has shown vision and political courage, reaching out to the Turkish Cypriot
community and its leader, inspiring hope in Cypriots both sides of the Green Line,
said Brown.
The official visit to London was Christofias' first as President. Based on the
MOU's content and the wide smiles accorded him by his British counterpart,
observers could be tempted to consider it a success.
Brown pledged to fully support the president in achieving a Cypriot-owned
solution.
We will do this through thorough engagement with all the parties in the region
and beyond, he said, adding later, We are ready to play our part in any way.
To demonstrate his commitment to the process, Brown said he was sending his
Minister for Europe, Jim Murphy, to Cyprus next month.
For his part, Christofias promised to do his utmost to make the relationship
between the two countries better, closer and more developed.
I consider this a very important day for Cyprus and the UK and their
relationship, he said.
Christofias noted that the memorandum laid out Britain's commitment to a
solution based on existing UN resolutions, where a reunited island would have
single sovereignty, international personality and citizenship.
The memo's key clauses refer to the UK's obligations emanating from the 1960
Treaties, including its role as a guarantor power, as well as a commitment not
to support any moves towards the partition of the island or the recognition or
upgrading of any separate political entity.
The two leaders were in agreement on the objective of full EU membership for
Turkey, on condition that Turkey fulfilled its outstanding obligations to EU
members; a reference to the Ankara protocol which requires Turkey to open its
ports and airports to Cyprus-flagged ships and planes.
The two countries pledged to hold regular dialogue and have a six-monthly
review of the process.
Christofias also made reference to the British bases, noting that the two
leaders agreed to leave the door open for future dialogue on their status. This
was confirmed by a clause in the memorandum, stating that the two sides agreed
to work together in a constructive manner on all issues emanating from the Treaty
of Establishment.
Overall, the president interpreted the agreement as a pledge by both countries
to solve problems that arise and avoid new misunderstandings in the future.
Speaking to journalists later, Christofias clarified that: The existence or
demolition of the bases is not on the agenda now. It's something that will be
discussed together with Turkish Cypriots as owners, as partners of a united
Republic of Cyprus, after the wounds have healed.
Both leaders pledged to support economic integration of the island based on the
April 26, 2004, EU Council conclusions. They also referred to the full
application of EU laws in the north based on Protocol 10 of the Accession
Treaty.
A programme of bilateral co-operation on common interests and priorities was
also established, covering a range of issues like education and health, illegal
immigration, football hooliganism, economics, commerce and the Olympics.
Christofias highlighted the strong ties between the two countries, noting that
half of Cyprus is living in the UK.
Speaking later at the newly-inaugurated Cyprus High Commision, he said: It's a
new page, a turning point, adding, We had some events [in the past] which
made us a little bit frustrated. We could say it will be a new era in relations
between the two countries and the two leaders.
CYPRUS MAIL 06/06/08
new style of foreign
policy
By Stefanos
Evripidou
MINUTES before the
President arrived at 10 Downing Street, an employee busily hoovered the red
carpet outside. While collecting the dirt and dust left by previous leaders,
the cleaner was unaware of the fresh start being made in relations between
Cyprus and its old nemesis, the UK.
Yesterday's meeting between Demetris Christofias and Gordon Brown signalled a
major shift in the policies and attitudes of the two countries towards each
other. The present Cypriot government has learnt hard and fast that upsetting
or snubbing Britain does not help to achieve the goals set for the island's
future.
The Memorandum was the product of hard work to take relations with the UK
further, said a government source, part of the London entourage.
You can't ignore a country, whether they're friendly or not. You need to knock
on doors. You don't choose to turn your back on Britain, even when there are
disagreements.
The fact that Britain remains a guarantor power, a significant member of the EU
and a permanent member of the UN Security Council all help to support this
view.
However, the clarity of judgement was not always so present. Cyprus and Britain
came to loggerheads on numerous occasions in the past, more recently on issues
concerning how to handle Turkey's accession path and the Turkish Cypriots
post-referendum. Last year's strategic partnership between the UK and Turkey
served to add fuel to the fire.
However, the Memorandum signed yesterday marked a real turning point in
relations. There are clauses in the text which effectively guarantee that
Turkey's strategic partnership, as it stands, can only go so far in terms of
upgrading the TRNC and/or orchestrating a virgin birth. It's a strong
message of reassurance for Cyprus from Britain.
It remains to be seen whether the clause on economic integration based on EU
Council conclusions will stick to economic development and aid, or whether the
spectre of direct aid will show its face.
Christofias emphasised the commitment to the 1960 Treaties, from which the
Republic of Cyprus was born. He called on Brown to help him achieve full EU
membership for Turkey, providing it fulfils all its obligations to EU members
(Cyprus). For once, the two leaders were talking the same language.
We have changed our language. We no longer talk about Britain exerting
pressure. We are looking for Turkey to do what it has to do to join the EU, which
is in everyone's interests, said the source.
So, the government has gone from pushing Britain to punish or slap Turkey for
its wrongdoings, to utilising its influence over Turkey regarding its
accession... for the benefit of all involved and the region.
There was even talk in the memo of a united Cyprus strengthening the EU's
ability to respond to global challenges. One doesn't have to go too global to
understand Cyprus could play a significant role in future EU or NATO operations
in the Middle East, Gulf, Africa or even the Caucasus.
The two also agreed to discuss potential disagreements over Turkey's accession
before they got out of hand or mangled up in EU decision-making processes.
Brown seemed to like the new vibes emanating from Christofias. He pledged to
play a strong role in efforts to solve the conflict. He also voiced his
agreement with the idea of a solution by Cypriots for Cypriots.
The president stressed this last point later, noting that anyone trying to
impose their will on Cypriots would fail.
Though no mention was made of changing the Treaty of Guarantee during the
talks, it is clear a new era of co-operation and dialogue has been established
where such matters of substance could be discussed in the future.
Christofias made it clear where he stood on the matter: Cypriots are mature
enough to handle their own affairs without guarantors and guarantees.
Effectively, following some good PR work, Cyprus is no longer in the corner,
taking swipes at the evil demon. Instead, a lot of effort has been made by
both sides to provide key reassurances about the future of the island while
paving the way for a European-style pursuance of loosely-joined common goals.
CYPRUS MAIL 06/06/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 00:30 TSİ 07 Haziran 2008 Cumartesi
LEFKOŞA - Rum
basınına göre, AB Parlamentoları AB İşleri Komiteleri
ortak toplantısı çerçevesinde Güney Kıbrısta bulunan
Bernard Deflesselles, Rum meclisini ziyarette yaptığı
konuşmada, Fransanın Kıbrıs sorununa çözüm bulunması
çabalarını, ilkeler doğrultusunda desteklemeye hazır
olduğunu söyledi.
Deflesselles,
Türkiyenin AB sürecine ilişkin olarak, 27 üyeden birini tanımayan
bir ülkeyi kabul edemeyeceklerini, bunun kriterlerden birini teşkil
ettiğini savundu.
Heyette bulunan, Fransa Parlamentosu Fransa-Güney Kıbrıs Dostluk
Grubu Başkanı Marietta Karamanli de, Fransanın özellikle AB
dönem başkanlığı döneminde Kıbrıs sorununun
çözümü çabalarını desteklemeye hazır olduğunu belirtti.
Talat'tan, 'masaya oturma' çağrısı
AL-VER SÜRECİ BAŞLAMALI... Mehmet Ali Talat,
çalışma grupları ve teknik komiteler dışında
bütünlüklü çözüm için karışlıklı al-verin
başlayacağı şekilde masaya oturulması gerektiğini
kaydetti. Talat, çalışma grupları ve teknik komitelerin
yaptıklarıyla ilgili olarak pek çok konuda gelişme
olduğunu, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la bir araya
gelerek bunları yaşama geçireceklerini söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
sorununda çözümün garanti olmadığını, ancak yaşanan
pek çok konunun anası olan sorunun çözümünün, mutlaka ulaşılması
gereken bir hedef olduğunu söyledi.
Talat, başlayan sürecin olumlu olduğunu ancak,
Kıbrıs sorununun çözümü için sadece Türk tarafının
çabasının yeterli olmadığını, çünkü çözümün
Rumlarla arandığını, onların da çözümde istekli
olması gerektiğini vurguladı.
KTAMS'ın 32'nci Olağan Genel Kurulu'na
katılarak bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs sorunu ve ülkede son günlerde çeşitli sendikaların
gerçekleştirdiği eylemlere değindi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
sorununda çözümün garanti olmadığını, ancak yaşanan
pek çok konunun anası olan sorunun çözümünün, mutlaka
ulaşılması gereken bir hedef olduğunu ifade etti. Talat,
Kıbrıs sorununa Kıbrıs Türk halkının
haklarını da koruyacak bütünlüklü bir çözüm bulunması için
başlatılan süreç hakkında bilgi vererek devam ettiği
konuşmasında, Kıbrıs sorununun çözümü için tüm kesimlerin
birlik, beraberlik ve işbirliği içinde hareket etmesinin önemini
vurguladı.
Talat, başlayan sürecin olumlu olduğunu ancak,
Kıbrıs sorununun çözümü için sadece Türk tarafının
çabasının yeterli olmadığını, çünkü çözümün
Rumlarla arandığını, onların da çözümde istekli
olması gerektiğini söyledi.
Mehmet Ali Talat, çalışma grupları ve
teknik komiteler dışında bütünlüklü çözüm için
karışlıklı al-verin başlayacağı şekilde
masaya oturulması gerektiğini anlatarak, sorunun çözümü için
dayanışma gerektiğini yineledi.
Talat, çalışma grupları ve teknik
komitelerin yaptıklarıyla ilgili olarak pek çok konuda gelişme
olduğunu, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la bir araya
gelerek bunları yaşama geçireceklerini söyledi.
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik süreci
elverişli gördüğünü, bu konudaki havanın elverişli
olduğunu ifade eden Talat, Kıbrıs sorununa bütünlüklü çözüm
bulmak amacıyla destek almaları gerektiğini söyledi, verilen
destek için müteşekkir olduğunu belirtti. Talat, herkesin ortak
sorunu olan Kıbrıs sorununu çözmek için birlik ve beraberlik
gerektiğini yineleyerek, "Kıbrıs Türkünün yıllardır
yaşadığı sorunların çözümü Kıbrıs sorununun
çözümüyle ilintilidir. Bunu içte ve dışta artık kabul etmeyen
kalmamıştır artık" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununda
sağlanan görüş birliğinin, iç sorunların çözümünde de
sağlanması gerekliliği üzerinde durarak, buna
fedakârlığın da eklenmesinin zorunluluk olduğunu kaydetti.
Talat, iyi çalışan bir kamu yönetiminin sadece hükümetin sorunu
olmadığını, böyle bir kamu yönetimi yaratmanın sivil
toplum ve sendikaların da görevi olduğunu anlatarak, bu anlamda
sorumluluğun herkesin omuzlarında olduğunu söyledi.
Mehmet Ali Talat, kötü kamu yönetiminden şikâyet
edenin de, kötü kamu yönetimi verenin de bunun tek sorumlusu olarak hükümeti
görerek eleştirmesinin doğru olmadığını ifade
ederek, "hükümet sorumludur" demenin bir "kültürsüzlük"
olduğunu belirtti.
Eğitimde yaşanan sorunun bakanlık,
öğretmen, öğrenci ve veli olmak üzere 4 boyutu olduğunu
hatırlatan Talat, Almanya'da sendikanın tam gün eğitimden kaçan
hükümeti tam gün eğitime çekmek amacıyla kendi genel kurulunda karar
aldığını, bunun farklı bir kültürün göstergesi
olduğunu belirtti. "Sorunları hep birlikte çözmek
zorundayız" diyen Cumhurbaşkanı Talat, ülkede demokrasi
olduğunu, muhalefetin eleştireceğini ancak yapılan
eleştirinin yıkıcı eleştiri olmaması
gerektiğini söyledi.
Talat, ülkedeki siyasi/sosyal iklimi endişeyle
izlediğini belirterek, bundan duyduğu kaygıyı ifade etti.
Soyer
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise
konuşmasında, KTAMS'ın 32'nci Genel Kurulu'nun,
"barış ve demokratikleşme mücadelesinin şahitliği
ve yaratıcısı olması" anlamında önemli
olduğunu söyledi.
Soyer, 20'nci yüzyılın değerlerinin,
19'uncu yüzyıl toplumsal mücadele ve siyasi yapılanma
tarafından, ulusal sınırları içinde ve temelde iki kutuplu
dünyada bir kutba daha yakın olma olarak belirlendiğini anlattı.
Soyer, 21'inci yüzyılın ise 20'nci yüzyılda
iki kutuplu dünyanın ortadan kalktığı, usular
sınırların giderek silikleştiği, yeni bir çerçevede
şekillendiğini söyledi, kimsenin elinde bugünkü sorunlara çözüme
yönelik hazır reçete bulunmadığını ifade etti.
Ulusal sınırların ortadan
kalkmasının olumluluk ve olumsuzluğu birlikte
taşıdığını; yeni dönemde bilinmez sorunlar
yaşandığını kaydeden Soyer, eskiden herkesin elinde
hazır reçeteler bulunduğunu söyledi.
Ferdi Sabit Soyer, yaşanan süreç nedeniyle eskinin
sağcıları ile solcularının bugün "kızıl
elma" adıyla bir araya gelebildiğine işaret ederek,
yaşanan sürece açılım getirmek amacıyla Kıbrıs
Türk halkının yeni döneme ait düşünce, tartışma
ortamına ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Soyer, seviye, üslup ve veriye dayalı
tartışma ortamının sevgiyle harmanlanması halinde yeni
döneme ait bilinmez sorunlara çözüm bulmanın anlaşılır
olacağını kaydetti.
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk
halkının kendi ekonomisini ortaya koymaz, kendi kendine yeterli hale
getirmezse, bulunacak her çözümün başarısız
olacağını ifade ederek, yüzde 49'u transfer giderlerine
ayrılan bir bütçede sorunun devam edeceğini belirtti.
Soyer, sosyal devleti geliştirmek, üretimi
artırmak, 2.5 milyar dolar olan GSMH'yı 4 milyar dolara çıkarmak
gerektiğini, bunun başarılmaması halinde Güney'le,
kişi başına düşen gayri safi milli hâsıla
oranını yaklaştırmanın bile mümkün
olmadığını söyledi.
Gökmen
Çalışma ve Doğal Kaynaklar Bakanı
Mustafa Gökmen ise ÖRP adına yaptığı
konuşmasında, Genel Kurul'da ülke sorunlarının
tartışılacağına işaret ederek,
bakanlığının 2-7 Haziran tarihleri arasında
düzenlediği çevre etkinliklerine sendikaların
duyarsızlığını eleştirdi.
Gökmen, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in konuşmalarına ÖRP'nin katıldığını
açıklayarak, adada çözümün iki halk tarafından
bulunacağını söyledi.
Kaptan
Ahmet Kaptan, görev süresi tamamlanan eski yönetimin
ülkedeki çalışma ve sosyal hayatla ilgili tüm sorunlara katkı
koyduğunu belirterek, KTAMS'a göre ülkede, sağlık, eğitim
ve "tüm sorunların anası" olarak gördükleri
Kıbrıs sorunu olmak üzere 3 temel sorun olduğunu söyledi.
Kaptan, sağlık alanındaki sorunun çözümü için Sağlık
Çalışanları Yasası, Döner Sermaye Yasası ile Genel
Sağlık Sigortası Yasası'nın eş zamanlı
yaşama geçmesini savunduklarını anlatarak, hükümeti, bunu
yapacak yerde Sağlık Yasası'nı öne alması nedeniyle
eleştirdi.
Eğitimin gelen hükümetlere göre "yaz-boz
tahtası" olmaktan çıkarılması gerekliliği
üzerinde duran Kaptan, "tüm sorunların anası" olarak
gördükleri Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ise Kıbrıs
Türk halkının 24 Nisan referandumunda ortaya koyduğu iradeye
bağlı kalmaya devam edeceklerini söyledi.
Ahmet Kaptan, iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi
eşitliğe dayalı federal Kıbrıs'ın kurulması
için liderlere destek olmak, üzerine düşeni yapmak için her türlü öneri ve
göreve hazır olduklarını, bunu da Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'a ilettiklerini belirtti.
Kıbrıs'ın bölünmeyecek kadar küçük
olduğu gerçeğinin her zaman akılda tutulması gerektiğini
ifade eden Kaptan, Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla her iki
lideri cesaretlendirdiklerini ve bundan sonra da cesaretlendirmeye devam
edeceklerini söyledi.
İdris
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Sekreteri Asım
İdris Genel Kurula başarı dileyerek
başladığı konuşmasında, tüm yetkilileri uyum
içinde görmenin ilginç olduğunu, bu uyumun hakları en fazla yenilen
ve zor şartlar altında çalışan gazetecileri selamlama
konusunda da benzer tavrı gördüğünü ifade etti.
İdris, yetkililerin "tüm kesimlerin sorumlu
olduğu" söylemini eleştirerek, kendilerine düşen görevin,
açıkları daha da artıracak kamuya 6 bin yeni istihdamın
neden ve niçin yapıldığını sorgulamak olduğunu
söyledi.
İdris, ülkede sendikalaştı diye
insanların, akademisyenlerin işlerine son verildiğini,
haklarını savunduğu için öğretmenlerin
karşısına velilerin çıkarıldığını
anlatarak, demokrasi yerine oturmadan hiçbir soruna köklü çözüm
bulunmayacağını belirtti.
Yorgancıoğlu
Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG) adına
konuşan Özkan Yorgancıoğlu ise, kürsünün toplumsal sorunlara
çözüm üretecek bir yer olmasını umarken bunu görememenin hayal
kırıklığını yaşadığını
söyledi.
Yorgancıoğlu, eleştiri yaparken
eleştiri yapılan konunun geçmişi hakkında bilgi sahibi
olunması gerektiğini ifade ederek, CTP/BG hükümetleri döneminde
geçmişten kaynaklanan ne kadar ödeme
yapıldığının, Maliye Bakanlığı
tarafından Meclis'te olan siyasi partilere dağıtılan bilgilendirme
metninde var olduğunu belirtti.
2004 öncesi ve sonrasının çok iyi bilinmesi
gerekliliği üzerinde durarak, kendi hükümetleri döneminde ve öncesinde
verilen özgürlüklerin de
karşılaştırılmasının iyi yapılması
gerektiğini söyleyen Yorgancıoğlu, tüm kesimleri sorunların
çözümü için bir masa etrafına toplanmayı davet etti.
Yorgancıoğlu, ancak çözümlerin zümresel
değil toplumsal olması gerektiğini de hatırlattı.
Hacıpetro
PASYDY Genel Sekreteri Glafkos Hacıpetro
konuşmasına Genel Kurulu "sıcak ve dostlukla"
selamlayarak başladı. Hacıpetro, PASYDY ile KTAMS'ın, üyelerinin
çıkarlarını savunmak yanında adada barışın
sağlanması, ülkenin yeniden birleşmesi için ortak mücadele
verdiğini ve bundan sonra da vereceğini söyledi.
Hacıpetro, her iki örgütün Kıbrıs sorununun
çözümü için uygun iklimin bulunduğunu, kendilerine düşen görevin
liderlerin cesaretlendirilmesi olduğunu anlattı.
Tanbezos
PEO Yönetim Kurulu Üyesi Hristos Tanbezos, Genel Kurul'u
on binlerce PEO üyesi adına selamladığını söyleyerek
başladığı konuşmasında, PEO için önemli
olanın din, dil, ırk değil, işçi sınıfındaki
konum olduğunu söyledi.
Tanbezos, PEO'nun Kıbrıslı Türk emekçileri
Kıbrıs İşçi Sınıfı'nın içinde kabul
ettiğini, her zaman öyle davrandığını savunarak,
1948'lerden başlayan ortak emek mücadelesine atıfta bulundu.
Tanbezos, PEO'nun Kıbrıs'ta BM kararlarına,
doruk anlaşmalarına dayalı, iki bölgeli iki toplumlu, Avrupa
değerlerini benimsemiş bir çözümü savunduğunu aktararak,
Lokmacı Kapısı'nın açılmasını
selamladı.
PEO'nun Türk ve Yunan milliyetçiliğine
karşı her dönem mücadele ettiğini bundan sonra da mücadele
etmeye devam edeceğini anlatan Tanbezos, Kıbrıslı Türkler
ile Rumların ortak kök ve tarihleriyle birbirine
bağlandığını söyledi.
Yorgun
Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmetler Emekçileri
Sendikası (SES) Başkanı Bedriye Yorgun, genel kurulu dostluk ve
saygıyla selamladı.
Yorgun, SES'in sokakta doğarak ağır
mücadele koşullarıyla meşruiyetini kanıtlayarak 40 bin
üyeye ulaştığını ve kendisini uluslar arası
işçi sınıfının bir parçası kabul ettiklerini
söyledi.
Emek ve demokrasi mücadelesinin birbirinden ayrı
düşünülmemesi gerekliliği üzerinde duran Yorgun, eşit, özgür bir
dünya için halkların kendi kaderini özgürce belirlemesi gerektiği
kaydetti.
Atar
Türkiye Birleşik Metal-İş Örgütlenme
Sekreteri Özkan Atar, emekçilerin birlik mücadele dayanışma günü olan
1 Mayıs'tan bir ay sonra yapılmakta olan genel kurulu selamladı.
Atar, Türkiye'de AKP'nin "sermayenin, küresel
kapitalizmin temsilcisi" olduğunu, "emek ve emekçi
düşmanı tavrının 1 Mayıs'ta çok açık ve net
ortayı çıktığını" savundu. Atar,
Birleşik Metal-İş'in, her yerde işçi
sınıfının, emekçilerin mücadelesine destek vereceğini
söyledi.
Daşdemir
KESK Genel Sekreteri Abdurrahman Daşdemir ise
konuşmasında, bugünkü konuşmalarda en fazla alkışa
layık olanların, Türk ve Yunan milliyetçiliğine karşı
sınıfsal mücadele donanımıyla mücadele ettiklerini dile
getiren KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan ile PEO temsilcisisin
konuşmaları olduğunu söyledi.
Daşdemir, Kıbrıs'ta olduğu gibi
Türkiye'de de bir barış sorunu olduğunu, başta Kürt sorunu
olmak üzere emek sorununun ancak barışla çözüleceğini anlatarak,
30 binden fazla insanın ölümüne neden olan Türkiye'deki savaş için
harcanan paranın 300 milyon dolara ulaştığını
kaydetti.
Barış, mücadelesinin
kazanılmasının halkların kardeşliğinden
geçtiğini yineleyen Daşdemir, "Barış, emek ve özgürlük
mücadelesi birdir" dedi.
KIBRIS
08/06/08
Ban, son dakikada Maraş'ı raporuna koydu
Rum basını BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un UNFICYP
raporunda "son anda" iki değişikliğin
yapıldığını, bunlardan birinde
"Maraş'ın statükosundan sorumlu" olarak Türk hükümetinin
gösterildiğini yazdı
Rum basını, UNFICYP'in Kıbrıs'taki görev
süresinin uzatılması konusunda BM Genel Sekreteri tarafından
hazırlanan raporun Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesine sunulduğunu,
İngiltere'nin BM'deki daimi temsilcisi tarafından hazırlanan
karar taslağının da önceki gün Güvenlik Konseyi'nin daimi
üyeleri tarafından görüşülmeye başlandığını
yazdı.
FİLELEFTHEROS; taslağın görüşülmesine
gelecek hafta da devam edilmesinin ardından Güvenlik Konseyi'nin 13
Haziran oturumunda kabul edilmesinin beklendiğini yazdı.
Gazete; taslakta Kıbrıs'taki doğrudan
müzakereler konusunun etkisiyle "dengeli bir tutum" sergilenmesine
çalışıldığını, belgede BM Genel
Sekreteri'nin raporunun benimsenmesinin yanı sıra,
"müzakerelerin temeline (iki toplumlu, iki kesimli federasyon) de
değinileceğini" savundu.
Gazete; Güvenlik Konseyi'nin kararında "şu
veya bu şekilde" Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında 23 Mayıs ve
21 Mart tarihlerinde yapılan görüşmelerin ortak
açıklamalarına da değinileceğini iddia etti.
Haberde; Güvenlik Konseyi'nin amacının
Kıbrıs'taki süreci güçlendirecek ve tepkilere yol açmayacak bir
kararın onaylanması olduğu da savunuldu.
Genel Sekreterin raporunda "son anda" iki
değişiklik
Öte yandan gazete haberinin devamında, BM Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon'un UNFICYP raporunda "son anda" iki
değişikliğin yapıldığını, bunlardan
birinde "Maraş'ın statükosundan sorumlu" olarak Türk
hükümetinin gösterildiğini yazdı.
Gazete; Ban'ın raporundaki ilk
değişikliğin 21 Mart anlaşmasına ilişkin
olduğunu ve bu anlaşmada "liderlerin, teknik komiteler ve
çalışma gruplarındaki işleri değerlendirme ve
bunların sonuçlarını bütünlüklü müzakerelerde kullanma
amacıyla 3 ay içerisinde yeniden görüşme kararı
aldıklarının" vurgulandığını ifade
etti.
İkinci değişikliğin ise
Maraş'taki "Türk ihlallerine" ilişkin olduğunu iddia
eden gazete; raporda "BM, Maraş'taki statükodan Türk hükümetini sorumlu
tutmaya devam etmektedir" ifadesinin yer aldığını
savundu.
Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri
şu başlıklarla yansıttılar:
POLİTİS: "BM Genel Sekreteri'nin Raporunda
Olumlu Gelişmeler".
ALİTHİA: "UNFICYP Raporunda 21 Mart
Söylemi".
SİMERİNİ: "Genel Sekreterin Raporunda
İki Değişiklik".
HARAVGİ: "Maraş'taki Statükonun
Sorumluluğu Türkiye'ye".
KIBRIS
08/06/08
Memorandum tepkileri Hristofyas'ı üzdü
POLİTİKALAR İFADE EDİLDİ...
Kıbrıs'ın Birleşik Krallık'la
imzaladığı Karşılıklı Anlayış
Memorandumu'nun Kıbrıs Türk tarafını tatmin etmemesinden
üzüntü duyduğunu savunan Hristofyas, İngiltere'yle
imzaladığı memorandumu "Kıbrıs sorunu, AB
içerisindeki ortak faaliyetlerimiz ve ikili ilişkilerimizle ilgili
meselelerdeki gerek İngiltere'nin gerek Kıbrıs'ın
politikasının kapsamlı bir ifadesi" olarak niteledi
İngiltere Başbakanı Gordon Brown'la Güney
Kıbrıs-İngiltere Karşılıklı
Anlayış ve İşbirliği Memorandumu'na imza atan Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas Rum tarafına memnun döndü.
Hristofyas ayağının tozuyla; Türk
tarafının memoranduma tepki göstermesinin kendisini üzdüğünü
söyledi.
HARAVGİ "Başkan Memnun Döndü -Malum Yeniden
Teyit Edildi -Hristofyas Kıbrıs Türk Tarafının Memorandumun
İmzalanmasına Gösterdiği Tepkilere Yanıt Verdi"
başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde
Dimitris Hristofyas'ın Güney Kıbrıs'a dün döndüğünü ve
Londra'da gerçekleştirdiği temasları "verimli" diye
niteleyerek memnuniyetini dile getirdiğini yazdı.
Gazeteye göre Hristofyas İngiltere'yle
imzaladığı memorandumu "Kıbrıs sorunu, AB
içerisindeki ortak faaliyetlerimiz ve ikili ilişkilerimizle ilgili
meselelerdeki gerek İngiltere'nin gerek Kıbrıs'ın
politikasının kapsamlı bir ifadesi" olarak niteledi.
Haberde Rum Yönetimi Başkanı'nın; memorandumun
imzalanmasına tepki gösteren Kıbrıs Türk tarafına da;
"Bu; Kıbrıs sorununun, BM kararları ve Doruk
Anlaşmaları'nda tarif edilen çözüm zemininin teyit edilmesinden daha
azı veya daha fazlası değildir" yanıtını
verdiği de kaydedildi.
Gazete "İki Ülke Liderinin
İmzaladığı Karşılıklı Anlayış
Memorandumu Kıbrıs-İngiltere İlişkilerinin Daha Da
Geliştirilmesinde İstasyondur -Başkan Hristofyas Londra'dan
Memnun Döndü" başlığıyla iç sayfasından devam
ettirdiği haberinde özetle şunları yazdı:
"Başkan Dimitris Hristofyas gerek
gerçekleştirdiği görüşmelerde hâkim olan havadan gerek
sonuçlarından memnun şekilde döndü. Adaya dönüşünde dün
akşamüzeri Larnaka Havaalanı'nda yaptığı
açıklamada; İngiltere Başbakanı'yla görüşmesinin
dostane bir havada, karşılıklı anlayış
ortamında gerçekleştiğini söyleyen Hristofyas 'bu,
imzaladığımız Karşılıklı
Anlayış Memorandumu'nda ifade edildi' dedi, şunları
söyledi:
'Memorandumda Kıbrıs sorunu, AB'deki ortak
faaliyetlerimiz ve ikili ilişkilerimizle ilgili konularda gerek
İngiltere'nin gerek Kıbrıs'ın politikasının
kapsamlı bir ifadesi bulunuyor. Bu memorandumun imzalanması yeni bir
sayfa açmamızın ön şartlarını yaratıyor.
Birleşik Krallık ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
ilişkilerinin daha da geliştirilmesinde istasyon teşkil ediyor.
İngiltere Dışişleri Bakanıyla, Ana Muhalefet
Başkanı'yla ve Commonwealth (İngiliz Uluslar Topluluğu)
Genel Sekreteriyle temaslarım da aynı şekilde verimliydi.'
"Londra'ya Kıbrıs Cumhuriyeti başkanı olarak
gittim"
Kıbrıs'ın Birleşik Krallık'la
imzaladığı Karşılıklı Anlayış
Memorandumu'nun Kıbrıs Türk tarafını tatmin etmemesinden
üzüntü duyduğunu savunan Hristofyas, Kıbrıs Türk
tarafının gösterdiği tepkileri yorumlarken şunları
söyledi:
'Önümüzde, daha kat edecek yolumuz olduğu,
Kıbrıs sorununun çözüm zemininde
anlaşamadığımız açıktır ve ortadadır.
Kıbrıs sorununun çözüm zemini BM kararlarında, Doruk
Anlaşmaları'nda tarif edilendir. Kıbrıs Cumhuriyeti ile
Birleşik Krallık arasındaki memorandum da bunun teyidinden,
yeniden teyit edilmesinden daha azı veya daha fazlası değildir.'
Başkan Hristofyas Kıbrıs Türk
tarafının bu tutumunun teknik komite ve çalışma
gruplarının çalışma süreçlerini etkileyip
etkilemeyeceğinin sorulmasına karşılık 'Normalde,
etkilememesi gerekir. Bu tür tezlerde ısrar ederlerse elbette sorunumuz
olacak. Ama normalde olmaması gerekir' dedi.
Kıbrıslı Türk liderin sözcüsü Hasan
Erçakıca'nın; memorandumun kabul edilemez olduğu ve 21 Mart ve
23 Mayıs anlaşmalarına ters yaklaşım ve fikirler
içerdiği açıklamasının sorulması üzerine Hristofyas,
Erçakıca'nın Kıbrıs Türk toplumunun sözcüsü olduğuna
işaret etti ve 'Hristofyas Londra'ya Kıbrıs Cumhuriyeti
başkanı olarak gitti ve AB üyesi iki eşit devlet arasında
bir anlaşma yaptı' diye ekledi.
"Herhalde parametrelerin dışında bir şeyler
talep edeceklerdi"
Başkan Hristofyas dün sabah da Londra Helen
Radyosu'na (LGR) konuşurken; 'Kıbrıs Türk toplumunun
Kıbrıs ile İngiltere arasında imzalanan
Karşılıklı Anlayış Memorandumu'na gösterdiği
tepkilerin; Kıbrıs Türk tarafının BM tarafından
benimsenmiş Kıbrıs sorununun çözüm parametrelerinin
dışında şeyler talep edebileceğinin işareti
olabileceği' değerlendirmesinde bulundu, şunları söyledi:
'Kıbrıs Türk tarafı herhalde BM
tarafından benimsenmiş çözüm parametrelerinin dışında
bir şeyler talep etmek için hazırlık yaptı ki
Kıbrıs ile İngiltere'nin dün imzaladığı
Karşılıklı Anlayış Memorandumuna bu kadar
yoğun şekilde tepki gösteriyor. Memorandum ile Kıbrıs
sorununda malum olanı; yıllardan beridir uluslar arası
camianın değişmez tez olarak benimsediklerini yeniden teyit
ettik.'
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin
Atina'da yaptığı; Lefkoşa'nın duvarlarının
yıkılması zamanının geldiği ve bugünkü
inisiyatiflerin ilerlemesi için Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi
çerçevesinde elinden geleni yapacağı şeklindeki
açıklamasını yorumlaması istendiğinde Hristofyas,
'Sarkozy çok doğru söyledi' dedi. Başkan Hristofyas 'Bu durum ve
duvarın olması Fransızların hoşuna gitmiyor. Bundan
hoşlanan Kıbrıslılar olmamasını umar ve dilerim.
Bölücü duvarları yaratan ve idame ettiren bu kadar çok sayıda
işgal askerinin bulunmasıyla şu anda Kıbrıs'ta hâkim
olan bu kabul edilemez duruma son vermek için güçlerimizi birleştirmeyi de
umuyor ve diliyorum.'"
İngilizler, Türk tarafını yatıştırmaya
çalışıyor
FİLELEFTHEROS "İngilizler Hafif Dönüyor
-Türk Müdahalelerinden Sonra Memorandumla İlgili İzahatlar -
Hristofyas Türklerin Tepkilerinden Hoşnutsuzluk Duydu"
başlık ve spotlarıyla yansıttığı haberinde
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas daha Londra'dan dönmeden
İngiltere'nin; Güney Kıbrıs'la imzaladığı
memorandumla ilgili olarak Türk tarafını yatıştırmak
hedefli bir izahat açıklaması yaptığını
yazdı.
Gazete İngiltere'nin bu hareketinin; bu ülkenin
memorandum aracılığıyla taahhüt ettiklerini pratikte de uygulayıp
uygulamayacağı konusunda ilk soru işaretlerini de
yaratmış olduğunu, çünkü İngiliz Yüksek
Komiserliği'nin bu açıklamasının; Kıbrıs Türk
tarafının perde gerisi hareketlerinin ardından geldiğini
kaydetti.
Memorandumun imzalanması ve açıklanmasının
hemen ardından Kıbrıs Türk tarafının İngilizler
nezdinde yoğun bir harekete geçerek itiraz ve hoşnutsuzluğunu
dile getirdiğini, İngiliz Yüksek Komiserliği'nin de dün
açıklama yayınladığını yazan gazete, bu
açıklamanın Türk tarafını yatıştırmak
maksadını taşıdığının ortada
olduğu yorumunu yaptı.
Habere göre İngiliz Yüksek Komiserliği'nden
yapılan açıklamada memorandumda; iki liderin 23 Mayıs'ta
vardıkları önemli anlaşmadan çıkarılan herhangi bir
şey bulunmadığı, memorandumun İngiltere'nin
Kıbrıs sorununa; adayı AB içerisinde yeniden birleştirecek
bir özüm bulunmasını desteklemek amacıyla Kıbrıs Türk
toplumuyla işbirliğini hiçbir şekilde etkilemeyeceği
kaydedildi.
Gazete Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas'ın Londra dönüşünde dün akşamüzeri Larnaka
Havaalanı'nda yaptığı açıklamalarına yer verdi.
Rum tarafı prosedürün olumsuz etkilenmesini bekliyor
SİMERİNİ Hristofyas ve Brown
tarafından Perşembe günü Londra'da imzalanan
"Karşılıklı Anlayış Memorandumu"nun
içeriğinin Kıbrıs Türk tarafında neden olduğu tepkiler
nedeniyle Rum tarafının Kıbrıs sorunundaki prosedüre
muhtemel olumsuz etkilere karşı hazırlanmakta olduğunu,
aynı zamanda da Türk tarafının yeni prosedürdeki niyeti
konusunda yoğun bir kaygı geliştirmekte olduğunu bildirdi.
Gazete "Memorandumdan Dolayı Sarsıntı
-Talat'ın Niyetleri Konusunda Kaygı" başlıklı
haberinde Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın dün akşamüzeri
Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada;
Kıbrıs Türk tarafının tepkilerinden Kıbrıs
sorununun çözüm zemini konusunda alenî bir anlaşmazlık ortaya
çıktığını söylediğine dikkat çekti.
KIBRIS 08/06/08
Christofias day of
glory at Number 10
By Stefanos
Evripidou
OFTEN in Cyprus, when
night turns to day and glasses succumb to more refills, one prophetic reveller
will stand up and break into song: Amartia mou, Zivania mou, lathos mou megalo
(My sin, my Zivania, my big mistake).
There were no such thoughts last Wednesday as trays of Zivania shots were given
out to welcome President Demetris Christofias to the new London offices of the
Cyprus High Commission. A day before his meeting with British Prime Minister
Gordon Brown, the President went to St James Square to inaugurate the
newly-renovated building, situated next to the influential think-tank Chatham
House.
In his usual manner, the President stressed that the new building was a house
for all Cypriots. As members of the London diplomatic scene politely declined
the Zivania rounds, Christofias took his time to work the room, giving all and
sundry a chance to share two bits of conversation.
There was a sense of anticipation for the next day's meeting with Brown but
also of achievement, as the final text of the UK-Cyprus Memorandum had just
been agreed that morning.
The next day, a minibus took the travelling journalists from their
Cypriot-owned hotel in Paddington to 10 Downing Street. As we stood opposite
probably the most recognised door in the world, members of the PM's staff did
their best to herd us behind the metal railings, positioned a good 15 metres
from Brown's front door.
The building's exterior was none too impressive, not surprising given its
humble origins in 1650. We all agreed that Brown would be a little green if he
visited the Presidential Palace in Nicosia, built of course during British rule
of the island.
No.10 only really became the established home and office of serving Prime
Ministers the last century and a half. The famous shiny, black door has no key
hole as there is always someone looking part butler, part police officer
standing behind it. The image of a single armed officer in front is a little
misleading too. It's safe to say that security outside No.10 consists of more
than one man in a rather large hat.
After evading Downing Street's busybodies, the Cypriot journos took turns at
having their pictures taken outside No.10. It was only 8.30, and hordes of
people had already been in to meet the erudite Scot. The PM's office had
already released to the full-time media standing outside new tough measures
on knife crime, decided that morning. One got a sense that Downing Street was
galaxies away from the slow, familiar and often repetitive pace of Cypriot
politics
Minutes before the President's arrival, a member of staff hoovered the red
carpet outside, sucking up the tainted politics of the past, oblivious to the
fresh start in UK-Cyprus relations.
Finally, Christofias arrived by car alone. Within seconds Brown was at the door
to greet him. After a quick handshake and safe comment on the weather (it was
extremely sunny quite disappointing for those hoping for a little rain), the
two leaders disappeared behind No.10. Not far behind, the Cypriot entourage
followed, including Markos Kyprianou, Georgos Iacovou and Stefanos Stefanou.
He actually smiled, said one surprised British journalist about Brown.
Another was less shaken by the whole event, saying to his producer back at the
station: Emily, just to let you know, the man you saw walking in now is the
Cypriot president, so nothing to worry about, nobody important or anything.
A few minutes later, one of the entourage came hurrying out. They'd forgotten
the presents in the car.
Forty-five minutes later, we were invited into 10 Downing Street for a short
press conference. As we walked through the large door and down the long corridor
of the old house, I couldn't shake out my mind the film Love Actually. I really
should have been imbued with a strong sense of history at that particular
moment in my professional life, but all I could think about was the scene were
Hugh Grant, as a bumbling PM, tries to chat up his tea lady in the PM's office.
Anyhow, for those who've seen the film, the scenes of No.10's interior are
identical to real life. Who knows, perhaps they're one and the same?
We walked up the spiralling staircase, decorated with framed pictures of every
Prime Minister in British history. I beamed at Gladstone, gave a stern look to
Callaghan and blanked Maggie. Inside the press room, above the two podiums hung
a large sculptured emblem with Latin logo across it (similar if not identical
to the one fronting the Presidential Palace).
The two leaders came out of a side door. Brown made his speech short, concise
and particularly friendly. When Christofias took the mic, he spoke slowly in
English (a relatively new language for our president). In fact, his pace seemed
to be a source of a little discomfort for Brown who didn't really know what to
do with his hands in the meantime. They grasped the podium, clasped together,
then hid behind his back, before reaching out for the podium again. This cycle
repeated itself a number of times as Christofias enjoyed the diplomatic success
defining the moment.
To be fair, Brown was extremely cordial and friendly throughout and shared
several eye-to-eye moments with Christofias. His fidgeting probably had more to
do with the fact he seems a rather intense man who's mind never stops ticking.
Add to that the 10 or so meetings he'd already had that morning and his next
appointment with European Commission President Jose Manuel Barroso, one could
understand if he kept time tighter than a duck's arse (as my old editor used to
say).
After Downing Street, Christofias held a Q&A session at the High Commission
building where he insisted that the Cypriot journalists ask their questions in
English so everyone present could understand. The mood was high, spilling into
the night when the entourage (sans hacks) enjoyed a few more Zivanias at
Cypriot restaurant Daphne in Camden Town.
The next morning there were more smiles for Christofias. Tony Blair happened to
be in the VIP section at Heathrow when he approached Christofias. The former PM
congratulated the President for the new initiatives on the Cyprus problem.
All in all, the President's first working visit to London could be summed up by
a lot of Zivania, few sins and very little mistakes in the former seat of the
empire.
CYPRUS
MAIL 08/06/08
![]()