NTV
Güncelleme: 14:42 TSİ 01 Eylül 2008 Pazartesi
ATİNA
- Kıbrısta Türk ve Rum taraflar arasında 3 Eylülde
başlayacak müzakereler öncesinde Yunanistan Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanni beklentilerini NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgüne
değerlendirdi. Yunanistan Dışişleri Bakanı, Mevcut
durum kimsenin devamını istediği bir durum değil.
İhtiyacımız olan adaya dışarıdan gelen bir plan
değil, bir Kıbrıs planı. Tabii ki Yunanistan ve Türkiyeyi
yakından ilgilendiren bir durum, bildiğiniz gibi adada hala bir
işgal ordusu var. Bu, Türkiyeyi yakından ilgilendiren bir gerçek ama
ortada bir siyasi irade var, en azından ben olduğuna
inanıyorum. dedi.
Bakoyanni garantörlük konusunda artık yeni bir durum
oluştuğunu söyledi ve Zaten Avrupa Birliğinin üyesi olan ve
birleşmesini tamamlayacak bir ülkeden bahsediyoruz. Her halükarda bu
konuyu konuşacağız ama çözüm fikri başlı
başına o kadar güçlü ki, bu kadar açık söylediğim için
kusuruma bakmayın ama herkesin buna ulaşmak için çalışması
gerekir. diye konuştu.
KAFKASYA
İLE KIBRISI KIYASLAMADI
Dora Bakoyanni, Güney Osetya ve Abhazyanın
bağımsızlığının Rusya tarafından
tanınması ile Kıbrıs konusu arasında bir
kıyaslama yapmak istemediğini de söyledi.
TÜRKİYEDEN
ADIMLAR BEKLİYOR
Türkiye ve Yunanistanın Ege Denizinden kaynaklanan sorunlar
hakkında yapılan görüşmelerde fazla ilerleme
kaydedemediğini itiraf eden Bakoyanni, Türkiyeden olumlu adımlar
bekliyoruz dedi.
Yunan Dışişleri Bakanı söyle konuştu:
Yunanistanın Türkiyenin AB üyeliğine karşı
gösterdiği iyi niyetin bir benzerinin de Türk tarafından bize
karşı sergilenmesini takdirle karşılayacağız. Ege
Denizi konusunda ilerleme kaydetmek zaman alabilir ama mesela Casus belli,
yani savaş nedeni sayma meselesi konusunda bir karar almak için çok zamana
ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Mesela Ekümenik Patrikhane konusunda
olumlu mesajlar verilmesi de bu adımlardan biri.
Talat ve Hristofyas 3 Eylül'de
buluşuyor
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, kapsamlı Kıbrıs müzakerelerinin prosedürünü
belirlemek amacıyla 3 Eylül Çarşamba günü bir araya gelecek.
BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi
Taye-Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki resmi ikametgahında
yapılacak görüşme saat 10.00'da başlayacak.
Görüşmede, görevine yeni başlayan ve adaya bugün gelen, BM Genel
Sekreteri Ban Ki-mun'un Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer de hazır bulunacak. Talat-Hristofyas görüşmesine
Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu
Temsilcisi Özdil Nami ile Rum başkanlık komiseri Yorgos Yakovu da
katılacak.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 3 Eylül
görüşmesinin, "bir prosedür saptama görüşmesi"
olacağını söyledi.
Türk tarafının yoğun bir görüşme süreci, Rum
tarafının ise zamana yayılmış bir görüşme süreci
talep ettiğini kaydeden Hasan Erçakıca, tüm sorunların 3
Eylül'de bir kez daha ele alınacağını ve müzakerelerin 11
Eylülde başlamasının beklendiğini belirtti.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, hazırlıklar
çerçevesinde 4 Eylül Perşembe günü Cumhuriyet Meclisi'ne bilgi
vereceğini ve siyasi partilerin görüşlerini dinleyeceğini de
söyledi. Cumhurbaşkanı Talat'ın Türkiye'de
yaptığı görüşmelerin de çok verimli geçtiğini belirten
Erçakıca, bütün konuların üzerinden geçilme fırsatı
bulunduğunu kaydetti ve "Türk tarafı, bir bütün olarak
görüşme sürecine hazır olduğunu bir kere daha teyit etmiş
oldu" dedi.
Talat siyasi parti temsilcileriyle görüştü
Bu arada Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasi parti
temsilcilerinin başkan ve temsilcileriyle, bir araya gelerek,
Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.
Cumhurbaşkanlığındaki görüşmeye Cumhuriyetçi Türk
Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu, Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri Ertuğrul
Hasipoğlu, Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Genel Başkanı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet
Çakıcı heyetleriyle katıldı.
Toplantı basına kapalı yapıldı ve görüntü verilmedi.
Siyasiler, toplantının ardından basına açıklama
yaptı.
CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, görüşmenin
yararlı geçtiğini ifade ederek, 3 Eylül'de başlacak sürecin,
"iki liderin anlaştığı vizyon çerçevesinde; Türk ve
Rum kurucu devletlerinin eşit statüsüne, ortaklık idaresinin
uluslararası tek kimliğe dayanması, iki bölgeli, iki toplumlu,
siyasi eşitliği dayalı federal bir çerçevede çözüm"
getirmesini dilediğini söyledi.
Soyer, bunun için ellerinden gelen gayreti göstereceklerini ifade ederek,
toplumun bütün kesimlerinin Cumhurbaşkanı Talat'a destek vermesi
gerektiğini kaydetti.
Ana muahlefet UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu da
"Kıbrıs konusundaki hassasiyetlerini bir kez daha vurgulama
fırsatı bulduklarını, diğer partilerin de
görüşlerini ortaya koyduğunu" söyledi.
DP Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu, Cumhurbaşkanı
Talat'ın, Ankara ve diğer temasları hakkında bilgi
verdiğini söyledi. Hasipoğlu, DP olarak Cumhurbaşkanı'na
süreçte destek verdiklerini, ancak kurucu devletten, siyasal eşitlik ve
egemenlikten taviz vermeyeceklerini vurguladı.
ÖRP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da,
Cumhurbaşkanı Talat'ın 4 Eylül'de meclisi olağanüstü
toplantıya çağırdığını anımsatarak,
Mecliste daha detaylı konuşma olacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın son gelişmeler hakkında bilgi
verdiğini belirten Avcı, 3 Eylül görüşmesinin önemli
olduğunu dile getirdi. 3 Eylül görüşmesinin seromoni şeklinde
olacağını, kapsamlı müzakerelerin 11 Eylül'de
başlamasının öngörüldüğünü belirten Avcı,
görüşmelerde Cumhurbaşkanı Talat'a tam destek verdiklerini
vurguladıAvcı, "ÖRP olarak, adada eşit ve adil bir çözümü
destekliyoruz. İki bölgelilik, iki eşit kurucu devlet, halkların
siyasal eşitliği ve Türkiye'nin garantörlüğü bizim için
hayatidir" dedi.
CNN TURK 01/09/08
Türkiye'nin garantörlüğünün devamı kabul edilemez
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hirstofyas'ın doğrudan müzakereler
prosedürüne başlamaları günü yaklaştıkça; iki taraf
arasında uzlaşılanlar ve uzlaşılmayanlar hakkında
çok fazla senaryolar üretildiğine dikkat çekildi.
Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu Alithia,'ya verdiği
özel mülakatta bu durumla ilgili detaylı bilgi verdi.
Gazete, "Yorgos Yakovu: Şeytan Ayrıntılarda Gizli -
İşte Bunlar Üzerinde Uzlaşıldı"
başlığıyla manşete çektiği söyleşide,
Yakovu'nun; Perşembe günü Ankara'da gerçekleştirilen Talat-Gül
zirvesinde alındığı öne sürülen ve SABAH gazetesinde 7
madde olarak yayınlanan kararları yorumladığını,
Kıbrıs sorunuyla ilgili diğer sorulara da yanıt
verdiğine işaret etti.
Türkiye'nin garantörlüğü
Gazeteye göre, Yakovu, Türkiye'nin doğrudan müzakerelere
katılmayacağını, ancak Cumhurbaşkanı
Talat'ın üzerinde büyük bir nüfuza sahip olmasının müzakere
salonundaki ilave bir gölge olacağını savundu. Gazetenin
"Türk tarafının doğrudan müzakerelerde Birleşik
Kıbrıs Federasyonu'nun anayasası üzerinde ısrar
edeceğini ve anayasa faslı bir sonuca ulaştırılmadan toprak
konusunu görüşmeyeceğini" hatırlatması üzerine Yakovu,
bir müzakere yapılamayacağı görüşünü ortaya koydu.
Yakovu, garantör ülke olmaya devam etmenin, Türkiye'nin ortaya
koyduğu çeşitli şartlardan biri olduğunu belirterek,
"Ancak, elbette bu kabul edilemez" dedi ve şöyle devam etti:
"Çalışma gruplarında, çok yönlü olan güvenlik
konusu ele alındı ve bu konular üzerinde müzakere edilmesine karar
verildi. Dolayısıyla Türkiye kendi argümanlarını ortaya
koyacak, biz de bizimkileri. Biz argümanlarımızı; garanti
anlaşmalarının ne Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
varlığına ne de Ada'daki barış ve istikrara hizmet
ettiğine dayandıracağız. Dahası Türkiye bu
anlaşmayı; çoğu maddesini görmezden gelerek, tamamen keyfi
şekilde tercüme ediyor. Bu meselenin tanrı kelamı olduğunu
kabul etmemiz de mümkün değildir. Türk tarafının söyleyecek nesi
varsa, müzakerelerde söylemelidir."
"Türkiye dinamik tepki gösterme lüksüne sahip değildir"
Yorgos Yakovu, Kosova örneğinde olduğu gibi, Güney Osetya ve
Abhazya'daki konjonktürün de Türkiye'nin Kıbrıs sorunundaki tezlerini
etkilemeyeceği görüşünü ortaya koydu. Rum Yönetimi'nin petrol
aramalarına izin vermesi halinde Türkiye'nin dinamik şekilde tepki
göstereceğini açıkladığının hatırlatılması
üzerine ise, Yakovu özetle şunları söyledi:
"Bu bir güven yaratıcı önlem meselesi değildir.
Kıbrıs haklının tamamının çeyizidir ve çözümün
bulunması yönünde bir teşviktir. Türklerin işitmekte
olduğumuz bu aslan kesilmeleri beni endişelendiriyor. Ancak
Kıbrıs Cumhuriyeti egemenlikle ilgili konulardaki politikasını
değiştirmemelidir; çünkü bu, uluslararası hukuka göre hiçbir
hakkı olmamasına rağmen Türkiye'ye haklar
tanıdığı anlamına gelir. Türkiye Deniz Hukuku'na
ilişkin uluslararası sözleşmeyi imzalamadı ve kendisini
bağlamadığını ilan etti. Ancak Sözleşme'ye çok
sayıda ülke imza attı ve BM'ye de sunulmuştur. Türkiye'nin ne
dediğinin hiçbir önemi yoktur. Dolayısıyla Ankara, dinamik tepki
gösterme lüksüne sahip değildir."
Rum Başkanlık Komiseri; Lokmacı geçidinin
açılması müzakereleri sırasında BM'nin kendilerine,
Yeşilırmak geçidi konusunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'la uzlaştığı teyidinde bulunduğunu,
Talat'ın da; yalnız bu barikatın değil başka
barikatların da açılacağı teyidini verdiğini ileri
sürdü. Yakovu; "Talat, Limnidi ve diğer barikatlar demişti,
anlaşmada Limnidi ve diğer barikatlar ifadesi yer
aldığına ve barikatın ne olduğuna ilişkin bir de
ifade yer aldığına göre Pile konusunun tartışması
bile yapılamaz" ifadelerini kullandı.
"Önemli olan müzakere salonunda söylenenlerdir"
Gazetenin "Acaba iki tarafın görüşleri arasında
üzerine köprü kurulamaz bir uçurum var da bunu doğrudan söyleyemiyor
muyuz?" sorusuna karşılık da Yakovu, özetle
şunları aktardı:
"Ben her zaman; önemli olanın iki tarafın müzakere
salonunda ne dedikleri olduğunu söylüyorum. Müzakere salonu içerisinde
önemli kararlar var. Daha önce hiç yapılamayan bir anlaşma var, yani;
iki toplum lideri arasında, Güvenlik Konseyi kararlarında tarif
edildiği şekliyle siyasi eşitliğe sahip, tek egemenliği,
tek vatandaşlığı, tek uluslararası temsiliyeti olan
iki bölgeli iki toplumlu federasyonun müzakere edileceği
anlaşması.
Gül ve Talat Perşembe günkü ortak basın
toplantılarında; sanki Hristofyas-Talat görüşmelerinin sonucu
olarak açıklananlar hiç açıklanmamış gibi; iki devlet
arasında müzakereler yapıldığı ve yeni bir
ortaklık oluşturulacağını açıkladılar. Bunu
işitmek hiç de hoş bir şey değil ancak doğrudan
müzakereler masasına oturduğumuzda Talat'ın bu meseleleri
gündeme getireceğini veya bu tür konular üzerinde ısrar
edeceğini zannetmiyorum.
Kıbrıs Türk tarafının Limnidi
(Yeşilırmak) sakinlerinin Omorfo'da (Güzelyurt) bir ayin
yapmalarına izin vermekte neden bu kadar zorlandığını
anlayamıyorum. Ay. Mama yortusu salı günü, yani müzakerelerin
başlamasından bir gün önce gerçekleşecek ve Türk tarafının
bütün davranışı bazı ciddi soru işaretleri
yaratıyor. İbadetçilerin Ay. Mama Kilisesi'ne Limnidi üzerinden
gitmelerine izin vermemesinin arkasında yatanın ne olduğu
gibi... Bu, Limnidi barikatının açılması konusuyla da
birlikte; ortamı bir miktar etkiledi."
"İki devlet arasında müzakereleri kabul etmeyiz"
Kıbrıs Türk tarafı, müzakerelerin iki toplum ve iki
toplum lideri arasında yapıldığını kabul etmekte
zorlanıyor diye Rumların; müzakereler sürecinin tamamında kendi
çıkarlarına hizmet eden tezlerini terk etmekte aceleci olmaması
gerektiği görüşünü de ortaya koyan Yakovu, bunu şöyle izah etti:
"Literatürde bir netlik olmasını istiyoruz çünkü
maalesef Kıbrıs Türk tarafının elde etmeye
çalıştığı; müzakereler iki devlet arasında
yapılmakta olduğu ifadesi bizim için kabul edilemezdir. Müzakereler
iki devlet arasında yapılamaz. Neyin doğru olduğunu çok iyi
biliyoruz ve Güvenlik Konseyi'nin kınamakla kalmayıp tamamen
yasadışı ilan ettiği ve diğer ülkeleri de
alış veriş yapmamaya çağırdığı bir
şeyle (KKTC) alışveriş yapamayacağımızı
vurguluyoruz. Dolayısıyla, şüpheli ifadelerle müzakere etmemiz
mümkün değildir. Dahası Kıbrıs Türk tarafı
görüşme salonunda; iki devletten ve iki halktan söz etmeyerek; çözüm
bulabilecek olanın iki toplum olduğunu ve müzakerelerin iki toplum
arasında yapılmakta olduğunu kabul etti."
"Yabancı yargıç istemiyoruz"
Çalışma gruplarında; dönüşümlü başkanlık,
Yüksek Mahkeme ve diğer bazı önemli konuların ele
alındığını söyleyen Yakovu, ancak bunlar üzerinde
anlaşmaya varılmadığını belirterek
şunları söyledi:
"Ancak, dönüşümlü başkanlığın geçerli
olacağı, mesela; 1960 Anlaşması'nda da belirlendiği
şekliyle bazı bakanlıklar gibi bazı konularda görüş
birliği var. Yine; zaman zaman bizim tarafça kabul edilen belgelerde tarif
edildiği şekliyle siyasi eşdeğerlik/eşitlik konusunda
da görüş birliği var. Dolayısıyla dönüşümlü
başkanlık süresi bazı meselelerde kağıt üzerindedir
ancak uzlaşılmış bir tez değildir.
İki taraf, yabancı yargıçlar için özel bir neden
olmadığını saptadı. Bu olumludur çünkü; yargıçların
sayısının eşit olması halinde
anlaşmazlıkların nasıl çözüleceği konusunda bazı
sorunlar çıkacak olmasına rağmen bunu öteki taraf da kabul etti.
Bugüne kadar yapılan görüşmelerde bu nokta üzerinde duruldu ve benim
öngörüm; üst düzeyli müzakereler sırasında bu nokta üzerinde müzakere
yapılacağıdır. Yabancı yargıç istemiyorum demek
zor değil ancak bunun işlemesi yöntemini bulmak zordur. 3
Kıbrıslı Türk ve 3 Rum yargıçtan oluşacak 6 üyeli bir
mahkeme üzerinde anlaştık demek yetmez çünkü sonunda bir karar
çıkamayacak. Yabancı yargıç istemiyoruz ama halen bir çözüm
bulamadık."
KIBRIS 01/09/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:02 TSİ 02 Eylül 2008 Salı
BRÜKSEL
- Kıbrısta liderler, kapsamlı müzakere sürecini görüşmek
üzere yarın biraraya geliyor. Bu önemli görüşme öncesi,
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitri Hristofyas, NTV Brüksel temsilcisi
Güldener Sonumutun sorularını yanıtladı. Hristofyasa
göre, Kıbrıs sorununa bu yıl sonuna kadar çözüm bulunabilir.
Hristofyas, Türkiye ve Yunanistanın garantörlük hakkından feragat
etmeleri gerektiğini de savundu.
Hristofyas,
bu yıl sona ermeden soruna çözüm bulanabileceğini
düşündüğünü belirterek, Acak bunun için iki taraftan bazı
adımlar gelmesi gerekli. dedi.
TÜRKİYE BİR AVRUPALI GİBİ HAREKET ETMELİ
Rum lider, Eski Başkan Vasiliunun bir sözü var: Çözüme dün
ihtiyacımız vardı. Bugün değil yarın değil. Ama
her iki tarafın da göstereceği iyi niyete bağlı,
müzakerecilere ve tabii Türkiyeye bağlı. Çünkü Kıbrısta
binlerce yerleşimci ve 40 bin Türk askeri var. Tarafların en
kısa sürede çözüm bulmasına yardımcı olmak için Türkiyenin
iyi niyet göstermesi ve Avrupalı gibi hakeket etmesi gerekiyor. Bu
yıl sonuna kadar bir çözüm bulunursa daha iyi olur, ama 2009da çözüm
bulunursa o da fena değil. diye konuştu.
Hristofyas, Türkiye ve Yunanistanın garantörlük hakkından
feragat etmeleri gerektiğini savundu ve Adada ne şimdi, ne de
gelecekte yabancı askere gerek duyulacak. Kıbrıslılar
yabancı askerlerin varlığına, garanti ve garantörlere
ihtiyaç duymayacak kadar olgundur. dedi.
AA
Güncelleme: 17:02 TSİ 02 Eylül 2008 Salı
LEFKOŞA - BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook
Zerihounun ara bölgedeki ikametgahında yapılacak görüşmede,
görevine yeni başlayan, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunacak. Downer,
adaya dün geldi.
Talat-Hristofyas görüşmesine Talatın BM ve AB ile
Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum başkanlık
komiseri Yorgos Yakovu da katılacak.
Törensel nitelikte olacağı belirtilen yarınki görüşmede,
kapsamlı müzakerelerin prosedürü belirlenecek. Kapsamlı müzakerelerin
ise 11 Eylülde başlaması öngörülüyor.
SÜREÇ 21 MARTTA BAŞLADI
Talat ve Hristofyas, Kıbrıs Rum kesiminde şubat ayında
yapılan liderlik seçimlerinin ardından başlayan yeni süreç
çerçevesinde 21 Mart, 23 Mayıs, 1 Temmuz ve 25 Temmuzda 4 kez bir araya
geldi.
Annan planı için 24 Nisan 2004de yapılan referandumda Rumların
çözüm planını reddetmesinin ardından durgun döneme giren
Kıbrıs sorununu müzakere süreci, Kıbrıs Rum kesimindeki
lider değişikliğiyle hareketlenmeye başladı.
Kıbrıs Rum kesiminde 24 Şubatta yapılan ikinci tur
seçimlerde Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyasın, yüzde 53.36 oy alarak, Kıbrıs Rum halkının
yeni lideri olması adada çözüm rüzgarı estirdi.
Talat ile Hristofyas, yeni süreç çerçevesinde ilk olarak 21 Martta bir araya
geldi. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael
Möllerin ara bölgedeki ikametgahında düzenlenen ve yaklaşık 3.5
saat süren görüşmede liderler, 3 ay sonra bir araya gelmeyi
kararlaştırdılar. Liderler, Lokmacı
Kapısının da teknik olarak mümkün olan en kısa sürede
açılması için uzlaşmaya vardılar.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller, 21 Mart
görüşmesinin ardından her iki lider adına yaptığı
açıklamada, liderlerin bir dizi çalışma grubu ve teknik
komiteler kurmak, gündemlerini belirlemek ve bunu mümkün olan en
hızlı şekilde yapmak üzere danışmanlarının
bir hafta içinde buluşmasına karar verdiklerini bildirdi. Talat ile
Hristofyasın teknik komitelerin varacağı sonuçları
kullanarak, BM Genel Sekreteri gözetiminde tam teşekküllü müzakereleri
başlatmak konusunda anlaştıklarını belirten Möller,
liderlerin resmi müzakerelere başlamadan önce de gerektiği sürece ve
gerektiği zaman buluşmak konusunda fikir birliğine
vardıklarını kaydetti.
Talat ile Hristofyasın 21 Martta yaptığı görüşmede
varılan mutabakat uyarınca oluşturulan teknik komitelerde
anlaşmaya varılan önlemler de 20 Haziranda açıklandı.
KKTC Cumhurbaşkanı Talatın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu
Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum başkanlık komiseri Yorgos Yakovu
düzenledikleri basın toplantısında bu önlemleri
açıkladılar. 6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın
korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği,
ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak
sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla
ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyordu.
İki tarafın liderleri 1 Temmuzda yeniden bir araya gelerek, 4,5 saat
görüştüler. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi
Zerihoun, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada,
liderlerin, tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte
anlaştığını bildirdi. Zerihoun, liderlerin,
uygulamaya ilişkin detayları kapsamlı müzakerelerde ele alma
konusunda da uzlaştığını açıkladı.
Liderler, 1 Temmuz görüşmesinde ilk kez teknik komite ve çalışma
gruplarının faaliyetlerini gözden geçirirken, 25 Temmuzda yeniden bir
araya gelerek, çalışma grupları ile teknik komitelerin
çalışmalarını son kez gözden geçirmeyi
kararlaştırdılar.
16
MADDELİK ÖNLEMLER
Liderlerin 25 Temmuz görüşmesi sonrasında açıklanan ve hemen ve
tamamen uygulanması için talimat verdiği önlemler şöyle:
Ara
bölgedeki yasa dışı çöp alanlarının ortadan
kaldırılması ve etkilenen alanların iyileştirilmesi
için işbirliği yapılması, Çevre uzmanları
arasında tecrübe ve bilgi paylaşımı konusunda
işbirliği yapılması,
Orman
yangınlarının önlenmesi için işbirliği
yapılması,
Atık
yönetimi -bertaraf edilmesi ve geri kazanımı,
Su
tasarrufu konusunda bilincin artırılması,
Kıbrıstaki
maden ve taş ocakları faaliyetleri konusunda ortak bir
yaklaşım geliştirilmesi için işbirliği
yapılması,
Biyolojik
çeşitliliğin ve doğanın korunması,
Deniz
kirliliğinin yönetimi ve kontrolü,
Kimyasal
kirliliğin yönetimi ve kontrolü,
Asbest
kirliliğinin yönetimi ve kontrolü,
Artık
kullanılmayan kirli alanların yönetimi ve kontrolü,
Kıbrısın
taşınmaz kültürel mirasının tam listesinin derlenmesi,
İki
pilot restorasyon projesinin hayata geçirilmesi,
Eğitici
interaktif bir bilgisayar programının geliştirilmesi,
Kriz
durumlarında işbirliği için mekanizmalar kurulması,
Suç
ve suça ilişkin konularda bilgi ve istihbarat paylaşımı
yapılması.
Kıbrıslı Türklere verilen iznin Rumlara
verilmemesi adil değil
KIBRISLI TÜRKLERE VAR, RUMLARA YOK... Kıbrıslı Türklere
olan yakınlığı ve ilerici açıklamalarıyla
tanınan Omorfo Metropoliti Piskopos Neofitos, Kıbrıslı
Türklerin Erenköy'e gitmeleri için Yeşilırmak Kapısı'ndan
izin verildiğini ancak aynı yolu kullanarak Ay Mamas ayinine
katılmak isteyen Kıbrıslı Rumlara izin verilmemesinin adil
olmadığını ifade etti.
LİDERLERE ORTAK DİL ÇAĞRISI... Eski iki yoldaş olan
Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıslı Rum lider
Hristofyas'a yönelik mesajının ne olduğunun sorulması
üzerine Neofitos, ünlü şair Yiannis Ritsos'un şiirinden
alıntı yaparak şöyle dedi: "Liderlerin, ortak dili
bulması gerekiyor. Ortak dil konusunda şairin dediği gibi 'Tüm
kalplere ve dudaklara aynı anlamı taşıyan kelimeler
bulmak" diyorum. Ortak bir dil konuşabilmenin yolu, Kıbrıs
adası için ortak bir vizyona sahip olmadan geçer"
Aral MORAL
Kıbrıslı Türklere olan yakınlığı ve
ilerici tutumuyla tanınan Omorfo Metropoliti Piskopos Neofitos,
Kıbrıslı Türklerin Erenköy'e gitmeleri için Yeşilırmak
Kapısı'ndan geçmelerine izin verildiğini ancak ayni yolu
kullanarak Ay Mamas ayinine katılmak isteyen Kıbrıslı
Rumlara izin verilmemesinin adil olmadığını ifade etti.
Piskopos Neofitos, yaşanan sorun neticesinde ayini Güzelyurt'ta
bulunan Aziz Mamas Kilisesi'nde yapmak yerine Trodos'ta, Aziz Mamas'a adanan
başka bir kilisede yapacaklarını belirterek "Ayini
başka bir yerde yapmaya zorlandık" dedi.
"Birçok Kıbrıslı Türk yurttaş, ayni yolu, yani
Yeşilırmak Kapısı'nı kullanarak Kokkina'ya (Erenköy)
gitti" diye konuşan Piskopos, kendisinin, Hristiyan Ortodoks
Kilisesi'nde Piskopos olarak, tüm Kıbrıslılara barış
ve adalet gelmesi için dua edip çalışan bir din adamı
olduğunun anlaşılması gerektiğini vurguladı.
"Ayini, başka yerde yapmaya zorlandık"
Cumhurbaşkanı'nın AB ve BM'yle İlişkilerden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi başkanı Dimitris
Hristofyas'ın temsilcisi Yorgo Yakovu arasında yaşanan
"kriz" konusunda açıklama yapmak istemediğini belirten
Piskopos Neofitos, "Bu, benim karışmak istemediğim politik
bir durum" diye konuştu.
Omorfo Metropoliti, Pirgolu Rumların Yeşilırmak
Kapısı'ndan geçerek Ay Mamas Kilisesi'ndeki dini ayine katılma
yönündeki istemlerinin, KKTC yetkilileri tarafından reddedilmesi sonucu,
akşam duası çanı ve ibadetin, Trodos'da bulunan ve Aziz Mamas'a
adanan başka bir kilisede yapılacağını ifade etti.
Özdil Nami ve Yorgo Yakovu arasında geçtiğimiz günlerde
yapılan görüşmede, Yeşilırmak Kapısı konusunda
yaşanan çıkmaz nedeniyle, ayini, başka bir yerde yapmaya
zorlandıklarına vurgu yapan Piskopos Neofitos,
"Aşağı Pirgolu kardeşlerimizin bizlerle birlikte Ay
Mamas ayinine katılamamaları hiç de adil değil. Üstelik,
Aşağı Pirgolular, Omorfo'ya, Yeşilırmak
Kapısı'ndan geçerek daha kısa bir sürede
ulaşabileceklerdi" dedi.
"Barış ve adalet için çalışan ve dua
eden bir Piskopos olduğumu anlamalılar"
"Birçok Kıbrıslı Türk yurttaş, aynı yolu,
yani Yeşilırmak Kapısı'nı kullanarak Kokkina'ya
(Erenköy) gitti" diye konuşan Piskopos, kendisinin, Hıristiyan
Ortodoks Kilisesi'nde Piskopos olarak, tüm Kıbrıslılara
barış ve adalet gelmesi için dua edip çalışan bir din
adamı olduğunun anlaşılması gerektiğini vurguladı.
Omorfo Piskoposu Neofitos, Kıbrıslı Türklerin, Erenköy'e
gitmeleri için Yeşilırmak Kapısı'nı
kullandıkları bir ortamda, Aşağı Pirgolu Rumlara izin
verilmemesinin adil olmadığını yineledi.
Eski iki yoldaş olan Cumhurbaşkanı Talat ile
Kıbrıslı Rum lider Hristofyas'a yönelik mesajının ne
olduğunun sorulması üzerine Neofitos, ünlü şair Yiannis
Ritsos'un şiirinden alıntı yaparak şöyle dedi:
"Liderlerin, ortak dili bulması gerekiyor. Ortak dil
konusunda şairin dediği gibi 'Tüm kalplere ve dudaklara ayni
anlamı taşıyan kelimeler bulmak" diyorum. Ortak bir dil
konuşabilmenin yolu, Kıbrıs adası için ortak bir vizyona
sahip olmadan geçer"
KIBRIS 02/09/08
Bakoyanni umut dağıttı
İHTİYACIMIZ OLAN BİR KIBRIS PLANI"... Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Kıbrıs'ta 3
Eylül'de başlayacak müzakereler konusunda değerlendirmede bulunarak,
"Ortada siyasi bir irade var, çok kısa sürede somut bir ilerleme
görmeyi umut ediyorum" dedi. Bakoyanni, "Mevcut durum kimsenin
devamını istediği bir durum değil.
İhtiyacımız olan adaya dışarıdan gelen bir plan
değil, bir Kıbrıs planı" dedi
GARANTÖRLÜK KONUSUNDA ARTIK YENİ BİR DURUM OLUŞTU...
Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, garantörlük
konusunda artık yeni bir durum oluştuğunu söyledi ve "Zaten
Avrupa Birliği'nin üyesi olan ve birleşmesini tamamlayacak bir
ülkeden bahsediyoruz. Her halükarda bu konuyu konuşacağız ama
çözüm fikri başlı başına o kadar güçlü ki, bu kadar
açık söylediğim için kusuruma bakmayın ama herkesin buna
ulaşmak için çalışması gerekir" dedi
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni,
Kıbrıs'ta 3 Eylül'de başlayacak müzakereler konusunda umutlu
mesajlar verdi. Bakoyanni "Ortada siyasi bir irade var, çok kısa
sürede somut bir ilerleme görmeyi umut ediyorum" dedi.
Kıbrıs'ta iki lider arasında 3 Eylül'de başlayacak
müzakereler öncesinde Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyanni beklentilerini NTV'ye değerlendirdi. Yunanistan
Dışişleri Bakanı, "Mevcut durum kimsenin
devamını istediği bir durum değil.
İhtiyacımız olan adaya dışarıdan gelen bir plan değil,
bir Kıbrıs planı. Tabii ki Yunanistan ve Türkiye'yi
yakından ilgilendiren bir durum, bildiğiniz gibi adada hala bir
işgal ordusu var. Bu, Türkiye'yi yakından ilgilendiren bir gerçek ama
ortada bir siyasi irade var, en azından ben olduğuna
inanıyorum." dedi.
Bakoyanni garantörlük konusunda artık yeni bir durum
oluştuğunu söyledi ve "Zaten Avrupa Birliği'nin üyesi olan
ve birleşmesini tamamlayacak bir ülkeden bahsediyoruz. Her halükarda bu
konuyu konuşacağız ama çözüm fikri başlı
başına o kadar güçlü ki, bu kadar açık söylediğim için
kusuruma bakmayın ama herkesin buna ulaşmak için çalışması
gerekir." diye konuştu.
Kafkasya ile Kıbrıs'ı kıyaslamadı
Dora Bakoyanni, Güney Osetya ve Abhazya'nın
bağımsızlığının Rusya tarafından
tanınması ile Kıbrıs konusu arasında bir
kıyaslama yapmak istemediğini de söyledi.
Türkiye'den adımlar bekliyor
Türkiye ve Yunanistan'ın Ege Denizi'nden kaynaklanan sorunlar
hakkında yapılan görüşmelerde fazla ilerleme
kaydedemediğini itiraf eden Bakoyanni, "Türkiye'den olumlu
adımlar bekliyoruz" dedi.
Yunan Dışişleri Bakanı söyle konuştu:
"Yunanistan'ın Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
gösterdiği iyi niyetin bir benzerinin de Türk tarafından bize
karşı sergilenmesini takdirle karşılayacağız. Ege
Denizi konusunda ilerleme kaydetmek zaman alabilir ama mesela 'Casus belli',
yani savaş nedeni sayma meselesi konusunda bir karar almak için çok zamana
ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Mesela Ekümenik Patrikhane konusunda
olumlu mesajlar verilmesi de bu adımlardan biri."
KIBRIS 02/09/08
İki lider prosedürü saptayacak
TALAT İLE HRİSTOFYAS YARIN BULUŞUYOR...
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas,
kapsamlı müzakerelerin prosedürünü belirlemek amacıyla yarın bir
araya geliyor. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve
BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un ara bölgedeki resmi
ikametgâhında gerçekleşecek görüşme saat 10.00'da
başlayacak. Görüşmede, görevine yeni başlayan BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer de
hazır bulunacak
ERÇAKICA: GÖRÜŞMEDE PROSEDÜR SAPTANACAK...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 3 Eylül
görüşmesinin; Rum tarafının geçen hafta cuma günü
"haksız bir şekilde ve gündemde olmayan bir konu" yüzünden
görüşmelerin hazırlıklarından çekilmesi sonrasında,
bir prosedür saptama görüşmesine dönmüş olacağını
söyledi
"MÜZAKERELERİN 11 EYLÜL'DE BAŞLAMASINI
BEKLİYORUZ"... Türk tarafının yoğun bir görüşme
süreci talep ettiğine, buna karşılık Rum
tarafının zamana yayılmış bir görüşme süreci
talep ettiğini yineleyen Hasan Erçakıca, tüm sorunların 3
Eylül'de bir kez daha ele alınacağını belirtti.
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının müzakerelerin 11
Eylül'de başlamasının beklendiğini de kaydetti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, kapsamlı müzakerelerin prosedürünü
belirlemek amacıyla 3 Eylül Çarşamba günü bir araya geliyor.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM
Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un ara bölgedeki resmi ikametgâhında
gerçekleşecek görüşme saat 10.00'da başlayacak.
Görüşmede, görevine yeni başlayan BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunacak.
Talat-Hristofyas görüşmesine Cumhurbaşkanı Talat'ın
BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu da katılacak.
"Prosedür saptanacak"
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 3 Eylül
görüşmesinin; Rum tarafının geçen hafta cuma günü
"haksız bir şekilde ve gündemde olmayan bir konu" yüzünden
görüşmelerin hazırlıklarından çekilmesi sonrasında,
bir prosedür saptama görüşmesine dönmüş olacağını söyledi.
Erçakıca, hazırlıklarının BM
aracılığıyla sürdürülmesi beklenen 3 Eylül
görüşmesinde, görüşme döneminin prosedürlerinin ele
alınacağını kaydetti.
Türk tarafının yoğun bir görüşme süreci talep
ettiğine, buna karşılık Rum tarafının zamana
yayılmış bir görüşme süreci talep ettiğine işaret
eden Hasan Erçakıca, tüm sorunların 3 Eylül'de bir kez daha ele
alınacağını belirtti.
Erçakıca, bir soru üzerine, müzakerelerin 11 Eylül'de
başlamasının beklendiğini kaydetti.
Türk tarafının hazırlıkları
Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın,
hazırlıklar çerçevesinde perşembe günü Cumhuriyet Meclisi'ne
bilgi vereceğini ve siyasi partilerin görüşlerini dinleyeceğini
söyledi.
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu bu çerçevede, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın çağrısıyla Perşembe günü saat
10.00'da Kıbrıs'la ilgili olağanüstü birleşim yapacak.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirmek üzere
bugün siyasi parti başkanları ve temsilcileriyle bir araya
geldiğini de belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Türkiye'de
yaptığı görüşmelerin de çok verimli geçtiğine
işaret eden Hasan Erçakıca, bütün konuların üzerinden geçilme
fırsatı bulunduğunu belirtti. Erçakıca, "Türk
tarafı, bir bütün olarak görüşme sürecine hazır olduğunu bir
kere daha teyit etmiş oldu" dedi.
Ay. Mamas ayininin iptali
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bir
soru üzerine, Ay. Mamas ayininin, Yeşilırmak üzerinden geçiş
yapılmaması gerekçesiyle iptal edilmesini, "gereksiz bir
tepki" olarak niteledi.
Erçakıca, "Çünkü Ay Mamas ayini, 2004'den beri belirli bir
düzen içinde yapılmaktadır. O dönem Ay. Mamas ayininin
yapılabilmesi için Kıbrıs Türk halkı içinde yaşanan
tartışmalar hatırlandığı zaman, şimdi böyle
bir nedenle tepki gösterilmesi ve bunun görüşmelerin arifesine
rastlaması, gereksiz yere büyütülmüş bir tepkidir" dedi.
Yaşananların, görüşme sürecini olumsuz etkilemesini
beklemediğine işaret eden Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türklerinin
Erenköy'e geçişini birkaç yıldan beridir sağlamaktadır ve
bu da önceden belirlenmiş prosedürlerle yapılmaktadır.
Kıbrıs Rum tarafı, Türkiye kökenli KKTC
vatandaşlarının Erenköy'e erişimini engellemiş, ancak
biz buna tepki göstererek Erenköy'e gidişten vazgeçmedik. Eğer tepki
göstermekse mesele, bizim de elimizde tepki gösterecek birçok unsur vardır
ve bunları kullanarak sorunları büyütebiliriz. Bu doğru bir
yöntem değil."
Hasan Erçakıca, "Önemli olan niyet. Bizim niyetimiz hiçbir
şekilde atmosferi gerginleştirmek veya zehirlemek değildir. Ay.
Mamas ayinine geçişte o güzergâhın kullanılmasına izin
verilmemesi, gerçekten teknik zorluklardan kaynaklanmaktadır" dedi.
KIBRIS 02/09/08
AB Dönem Başkanı Fransa: Kıbrıs
görüşmelerinin, adanın birleşmesi sürecine olanak vermesini
umuyoruz
Avrupa Birliği dönem başkanı Fransa,
Kıbrıs'taki iki toplumun liderleri arasında bugün
başlayacak görüşmelerin, "Adanın birleşmesini
sağlayacak sürece olanak vermesini umut ettiğini" bildirdi.
Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Eric
Chevallier, "Kıbrıs'ta, 3 Eylül Çarşamba günü (yarın)
iki toplum liderleri arasında başlayacak görüşmelerin, BM
Güvenlik Konseyi'nin arzusuna uygun olarak adanın birleşmesini
sağlayacak sürece olanak vermesini umut ediyoruz" dedi.
Kıbrıs Rum kesimindeki seçimlerden sonra başlatılan diyalog arayışlarına tam destek verdiklerini belirten sözcü, "Rum liderinin kararlılığını ve arzusunu selamlıyoruz" ifadesini kullandı.
KIBRIS 02/09/08
Su projesinin fiziki çalışmaları tamam
ELAL: İLK DEFA CİDDİ OLARAK GÜNDEMDE... Çevre ve
Doğal Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Durali Elal,
uzun yıllardan beri gündemde olmasına karşın Türkiye'den su
getirme projesinin ilk kez ciddi olarak gündeme geldiğini belirtti ve
fiziki çalışmaların başladığını
anlattı. Durali Elal, Alarko firmasının Geçitköy'deki
barajın jeofizik çalışmalarını fiilen yürüttüğünü
kaydetti
GEÇİTKÖY BARAJININ KAPASİTESİ ARTIRILIYOR... 35 milyonu
içme ve kullanma amaçlı olmak üzere adaya getirilecek yıllık
toplam 75 milyon ton suyun toplanacağı Geçitköy barajının
kapasitesi 10 kat artırılarak 2.5 milyon metreküpten 25 milyon
metreküpe çıkarılıyor. Barajdaki fiziki
çalışmaların 1.5 ay sonra tamamlanacağını
kaydeden Elal, barajdan tüketim noktalarına taşınması için
de ishale hatları için proje çalışmalarına
başlandığını belirtti
Yıllardan beri gündemde olmasına karşın ilk kez
fiili olarak uygulamaya giren ve 2013'te adaya ulaşması planlanan
Türkiye'den su getirme projesiyle ilgili fiziki çalışmalar
başladı. 35 milyonu içme ve kullanma amaçlı olmak üzere adaya
getirilecek yıllık toplam 75 milyon ton suyun toplanacağı
Geçitköy barajının kapasitesi 10 kat artırılarak 2.5 milyon
metreküpten 25 milyon metreküpe çıkarılıyor.
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı
Durali Elal, uzun yıllardan beri gündemde olmasına karşın
Türkiye'den su getirme projesinin ilk kez ciddi olarak gündeme geldiğini
belirtti ve fiziki çalışmaların
başladığını anlattı.
Bu çerçevede suyun depolanacağı Geçitköy Barajı'nda
jeofizik çalışmalar yapıldığını bildiren
Elal, boru inşaatı için 2009 yılında ihale
çalışmalarının yapılacağını, 2010
yılında da uygulamanın başlayacağını ve
suyun 2013 sonunda Kıbrıs'a ulaşmasının planlandığını
vurguladı.
Suyun barajdan 3 bölgeye aktarılması için planlanan ishale
hattı çalışmaları ile Türkiye'den su getirilmesine yönelik
boru hattı çalışmalarının paralel yürütüldüğünü
belirten Elal, 35 milyonu içme ve kullanma amaçlı olmak üzere yılda
toplam 75 milyon ton su getirilmesinin planlandığını, bunun
da ülke ihtiyacını karşılayacak bir miktar olduğunu
kaydetti.
Baraj kapasitesi 10 katına çıkacak
Toplam 2.5 milyon metreküp olan Geçitköy barajının
kapasitesinin 25 milyon metreküpe çıkartılacağını
kaydeden Durali Elal, Alarko firmasının Geçitköy'deki barajın
jeofizik çalışmalarını fiilen yürüttüğünü kaydetti.
Barajdaki zeminde suyun kalitesini etkileyecek bir yapı bulunup
bulunmadığını ortaya çıkaracak fiziki
çalışmaların 1.5 ay sonra tamamlanacağını
kaydeden Elal, barajdan tüketim noktalarına taşınması için
de ishale hatları için proje çalışmalarına
başlandığını belirtti.
Türkiye Dragon Çayı'ndan gelecek su için, kara kısmı ile
ilgili altyapı projelerinin de tamamlandığını söyleyen
Elal, deniz altında inşa edilecek boru hattı ile ilgili
araştırmaların 2007 sonunda tamamlandığını,
projelendirme çalışmalarının ise 2008 sonunda
tamamlanmasının beklendiğini belirtti.
İshale hatları
Geçitköy Barajından üç bölgeye yeni ishale hatlarının
çekileceğini kaydeden Elal, hatlardan birinin Güzelyurt'a, ikincisinin
Girne içinden geçerek Tatlısu'ya gideceğini, üçüncüsünün ise Lefkoşa-Mağusa-Karpaz
hattı olacağını açıkladı.
Yaklaşık 20 yıllık Güzelyurt-Gazimağusa su
ishale hattının ömrünü doldurduğunu ve yenilenmeye
başlandığını, ilk ayağının geçen
yıl Kumköy-Serhatköy hattının yapılmasıyla
tamamlandığını, Serhatköy Dikmen hattının ise
tamamlanmak üzere olduğunu belirten Elal, ishale hattı kurulurken
Güney Kıbrıs'a da su verilecek şekilde bir alt yapı
öngördüklerini söyledi.
İhaleler
Ankara ile imzalanan protokol gereği Ankara kaynaklı
ihalelere Türkiye'de çıkıldığına da dikkat çeken Elal,
büyük projelerde yerli şirketlerle işbirliğine gidildiğini
söyledi.
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı
Müsteşarı Durali Elal, KKTC'de çıkılacak ihaleler ile
Türkiye'deki ihalelerin bir bütünlük içerisinde yürütülmesine özen
gösterdiklerini ekledi.
KIBRIS 02/09/08
Talat, siyasi partileri bilgilendirdi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 3 Eylül Çarşamba günü
başlayacak görüşmeler öncesinde, Kıbrıs konusundaki son
gelişmeleri değerlendirmek üzere dün Cumhuriyet Meclisi'nde temsil
edilen siyasi parti temsilcileriyle görüştü.
CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, UBP Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, DP Genel Sekreteri
Ertuğrul Hasipoğlu, ÖRP Genel Başkanı,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Turgay Avcı ile TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı görüşmeye
heyetleriyle katıldı. Görüşme saat 11.00'de başladı ve
yaklaşık 1.5 saat sürdü.
CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
görüşmeden çıkışta yaptığı açıklamada,
siyasi partilerle birlikte 3 Eylül öncesinde gerçekleştirdikleri
görüşmenin yararlı geçtiğini söyledi.
Soyer, "Görüşme sürecinin, özellikle Cumhurbaşkanı
Talat'ın; Hristofyas ile üzerinde mutabakata vardığı vizyon
temelinde, Kıbrıs Türk ve Rum kurucu devletlerinin eşit
statüsünde, ortaklık idaresinin tek uluslar arası kimliğe
dayalı olarak iki bölgeli, iki toplumlu, siyasal eşitliğe
dayalı, federal bir çerçevede bizi çözüme götürmesini diliyoruz"
dedi.
Başbakan Soyer, ilk adımın bu ortak vizyon
doğrultusunda ve 2 liderin üzerinde anlaştığı
diğer bütün konular temelinde çözüme götürmesi için elden gelen gayretin
gösterileceğini belirtti.
CTP Genel Başkanı ve Başbakan Soyer, toplumun tüm
kesimlerinin Cumhurbaşkanı Talat'a destek vermesi temennisinde
bulundu.
UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, 3 Eylül'de
resmen başlayacak süreçle ilgili değerlendirme niteliğinde bir
görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.
Ertuğruloğlu, Kıbrıs konusundaki hassasiyetlerini
bir kez daha vurguladıklarını belirtti.
Liderlerin 3 Eylül'de, daha fazla prosedürle ilgili kısa bir
görüşme gerçekleştireceğine işaret eden Tahsin
Ertuğruloğlu, sürecin bunun sonrasında ciddi anlamda
başlayacağı bir ortamda bulunulduğunu kaydetti.
Ertuğruloğlu, şu anda somut herhangi bir gelişmeden
bahsetmenin mümkün olmadığını, ancak daha sonra
başlayacak süreç içinde çok daha somut konular üzerinde
konuşulacağını belirtti.
Tahsin Ertuğruloğlu, bir soru üzerine, Ay. Mamas ayini ileri
sürülerek yaratılan krizin, "suni bir kriz" olduğunu
söyledi. Ertuğruloğlu, "Rum tarafının olayı
esastan ayırarak, detaylara çekmeye dönük bir oyunu olarak
değerlendiriyoruz. Rum tarafının tipik bir dikkat
dağıtma hamlesi. Cumhurbaşkanı'nın görüşleri de
bu doğrultuda" dedi.
DP Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu, dünyanın
neredeyse sıcak savaşa doğru gittiği bir dönemde partisinin
"Yurtta barış, dünyada barış" felsefesine olan
inancını dile getirerek başladığı
konuşmasında, Kıbrıs'ta yılladır aranan
barışın bulunamadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın gerek Türkiye'de
gerçekleştirdiği temaslar, gerekse süreç içinde bugüne kadar meydana
gelen gelişmeler hakkında bilgi verdiğini kaydeden
Hasipoğlu, "Talat'a destek vereceğiz, ancak kurucu devletten,
siyasal eşitlikten ve egemenlikten taviz vermeyeceğiz" dedi.
Hasipoğlu, şöyle devam etti:
"Dans iki kişiyle yapılır, tek kişiyle
yapılmaz. Karşı tarafın da iyi niyetli olması
lazım. Biz, Rum tarafında bu iyi niyeti göremiyoruz. Onların
bütün amacı; 2009'a kadar bu işi salkıtıp, Türkiye'yi AB
üyelik sürecinde baskı altına almak ve taviz koparmaktır."
Ay. Mamas ayini ile ilgili olarak bu yıla kadar hiçbir
müracaatı bulunmayan Rumların, Bostancı kapısından
geçişi reddetmelerinde art niyet bulunduğunu kaydeden Hasipoğlu,
geçiş izni için Cumhurbaşkanlığı yerine BM'ye müracaat
edilmesine de dikkat çekti.
Ertuğrul Hasipoğlu, "Masadan kaçmak için çare
arıyorlar. Biz Türk tarafı olarak masada bulunmak ve bu yönde çaba
sarf etmenin doğru olduğuna inanıyoruz. Ancak
kırmızıçizgilerimizden de vazgeçmek niyetinde değiliz"
dedi.
ÖRP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı,
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Cumhurbaşkanı
Talat'ın Ankara ziyareti ve 3 Eylül öncesinde görüş
alışverişinde bulunmak amacıyla siyasi partilerle dün bir
araya geldiğini söyledi.
Avcı, görüşmenin çok yararlı olduğunu, ancak
konuların Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun Perşembe günkü
olağanüstü toplantısında daha detaylı ele
alınacağına işaret etti.
3 Eylül görüşmesinin bir seremoni niteliğinde
olacağını ve kapsamlı görüşmelerin 11 Eylül'de b
başlamasının öngörüldüğünü kaydeden Turgay Avcı,
Cumhurbaşkanı Talat'a desteklerinin, her zaman olduğu gibi, tam
olduğunu belirtti.
Avcı, "ÖRP olarak adada eşit ve adil bir çözümü
destekliyoruz. İki bölgelilik, eşit kurucu devlet, halkların
siyasal eşitliği ve Türkiye'nin garantörlüğü bizim için
hayatidir" dedi.
Rum Yönetimi'nin dünkü açıklamalarının, 3 Eylül
görüşmelerini sabote etme niteliğinde olduğunu kaydeden
Avcı, Rum Yönetimi'nin daha dikkatli olması gerektiğini
belirtti.
Avcı, "İki halkın eşitliği, iki
bölgelilik, Türkiye'nin garantörlüğü ve iki kurucu devlet vazgeçilmez,
gerçek unsurlardır" şeklinde konuştu.
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile, 3 Eylül'de yapılacak
görüşme öncesinde bir değerlendirme toplantısı
gerçekleştirdiklerini söyledi.
Çakıcı, TDP olarak Cumhurbaşkanı Talat'ı ve
Talat ile Hristofyas liderliğinde "iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi
eşitliğe dayalı federal Kıbrıs'ı
desteklediklerini kaydetti.
"İki oluşturucu devlet" ve "siyasal
eşitlik" kavramlarının Kıbrıs Rumları
tarafından ilk kez telaffuz edilmekte olduğunu söyleyen
Çakıcı, "Tek vatandaşlık, egemenlik konusunun da bizim
tarafımızdan ifadelendirilmesi bizim açımızdan
olumludur" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat'ı Yeşilırmak konusuyla
ilgili olarak eleştirdiğini söyleyen Çakıcı, Rumların
geçişine izin verilmemesiyle ilgili olarak ileri sürülen gerekçelerin
yarım saat içinde çözümlenecek nitelikte olduğunu ve Türk
tarafını zora soktuğunu savundu.
Çakıcı, güzergâhın, Erenköy'e gidişte olduğu
gibi, ayine geçişte de kullanılabileceğini ileri sürerek,
"Biz bir adım önde olmak istiyorsak, bunlara karşı
hazır olmamız lazım" dedi.
Mehmet Çakıcı, "Madem Yeşilırmak
kapısından sadece Pirgolular yararlanacak, biz de buna
karşılık, Lefke-Aplıç kapısının
açılmasını talep edebiliriz" şeklinde konuştu.
KIBRIS 02/09/08
Christofias saddened by
Limnitis fiasco
By
Jacqueline Theodoulou
PRESIDENT Demetris
Christofias said yesterday he was saddened by the Turkish sides refusal to
allow pilgrims to use the Limnitis crossing to travel to Morphou for a
religious service.
He added that by preventing an organised pilgrimage to the Church of Ayios
Mamas, the Turkish Cypriot side had cast a shadow over tomorrows beginning of
direct talks.
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat responded that the Limnitis issue had
been blown out of proportion by both sides.
Speaking during celebrations to mark World Peace Day yesterday, Talat said the
specific matter had no relation to the full opening of the Limnitis checkpoint,
or to the beginning of direct talks.
He added that the Turkish Cypriot sides position on the opening of checkpoints
was clear and had been submitted to the United Nations.
The Turkish Cypriot leader said Limnitis was a special matter.
Turkish Cypriots crossing Limnitis to go to Kokkina and the Greek Cypriots
crossing Limnitis to get to Morphou are two different things, as Kokkina is a
closed area and people go there under the escort of UN vehicles, without being
allowed to go anywhere else, while the people who go to Morphou can move around
freely and it therefore impossible to control where they go.
But Christofias insisted there was no justification for the Turkish Cypriot
sides action. Seriousness and self control from our side can only benefit us
in these efforts, said Christofias.
Speaking at Larnaca Airport before departing for Brussels to attend an
extraordinary European Council session on the crisis in Georgia, Christofias
said: The fact that the faithful have been banned from going through Limnitis
to Morphou to go to church certainly saddens us. We have adopted the position
of the Bishop of Morphou not to go to Morphou, and of course we are not pleased
about the climate that has been created.
On the other hand, he went on, we, at least, must not seem absolute and
believe that this torpedoes efforts for negotiations because of these events,
which do not excite us at all, they sadden us. The climate would have certainly
been much more fruitful if the people could have gone to church and all this
hadnt taken place.
This, he added, would cast a small shadow over the atmosphere.
We will present ourselves at the start of the talks, calmly and cautiously,
said Christofias. We are in favour of good will from both sides and not a
one-sided expression of good will from our side. I will prove this to Mr Talat
and I pray and hope that in the future the occupying forces and Turkey will
understand that we are not entering the talks with our hands up in the air.
Asked if there had been any contact with the Turkish Cypriot leader,
Christofias said he had spoken to Talat on the phone, and that they had gone
over the situation.
I expressed my objection to the events. He has assured me that he would soon
do whatever possible to open the Limnitis checkpoint and in fact he asked me to
relay this message to the Bishop and the rest of the world. But we shall see.
Talat may want to and I believe that he wants to, but I hope and pray that the
others want it too, those who have prevented the opening of the checkpoints or
the passage through it from Limnitis to go to Morphou.
Asked if any justification had been offered for the refusal, the President said
I think there is no excuse.
He told reporters he didnt want to go further into his discussion with Talat.
They were informed a long time ago, effectively they gave assurances and these
assurances were not turned into action, Christofias concluded.
Meanwhile, the UN Secretary-generals Special Envoy for Cyprus Alexander Downer
arrived on the island yesterday ahead of the direct talks between the two
community leaders.
Speaking at Larnaca airport, Downer said he was back on the island with a
degree of optimism and that he was very much looking forward to the formal
launch of tomorrows talks.
I think it looks to be a low key affair, but I think it is important that the
process is getting underway, said Downer. I came back here with a degree of
optimism because I know that the leadership is committed to a successful
negotiating process. I have no illusions on how difficult this is, but in any
case I am looking forward to it.
He said he would be spending some time talking to a wide range of people and
that this time he would be staying a little bit longer than his last visit. I
will still be here on September 11 when the talks get going in earnest, he
added.
Asked how he could be so optimistic at a time when the Turkish Cypriot side had
refused to allow Greek Cypriots through the LImnitis checkpoint, Downer said he
was familiar with this but did not want to make any comment since the UN
Secretary-generals Special Representative in Cyprus Taye Brook Zerihoun has
been in discussions with both sides over the issue.
I think the important thing is to focus on the core issues that have to be
addressed when the negotiations begin to get those negotiations on the way
through the formal ceremony on the 3rd of September and then through the
discussions on the 11th. There are a lot of issues, there are a really very
large number of issues that need to be addressed and we will have to work
through all of those very carefully and very delicately, he added.
CYPRUS MAIL 02/09/08
Bishop cancels Morphou
pilgrimage in protest at Limnitis veto
By
Alexia Saoulli
BISHOP
Neophytos of Morphou cancelled yesterdays annual church service in honour of
Saint Mamas in the church dedicated to the Saint in occupied Morphou after
Turkish authorities refused to allow Greek Cypriots passage through the
Limnitis checkpoint.
Vespers were held at 7pm at Ayios Mamas Church in Xyliatos in the Nicosia
district instead. A liturgy to commemorate the Saint will be held at the same
church at 7am today.
The decision was taken due to the occupation regimes unfair decision not to
grant the fair request of the areas faithful to cross the Limnitis checkpoint
to go to the occupied town of Morphou.
An announcement from the Morphou Bishopric said it stood by the peoples
request, and likened the incident to the gospel teaching that when one of its
members suffered, so did the entire body.
The Bishopric expressed the hope that the Limnitis checkpoint would open soon
and that Ayios Mamas Church would be returned to its faithful.
Speaking on local radio yesterday morning, Bishop Neophytos said the request to
cross over from Limnitis dated back three years. He said the religious
pilgrimage had been given the okay verbally during rapprochement meetings held
between both communities, but that nothing had been put into writing.
Neophytos blamed the Papadopoulos government for failing to promote the
operation of Ayios Mamas Church in the occupied areas, but welcomed President
Demetris Christofias embracing of the initiative.
The Bishop also said the fact that the pilgrimage had been cancelled could
force the checkpoints opening, otherwise talking about a solution to the
Cyprus problem was pointless.
Morphou Mayor Charalambos Pittas said the Turkish Cypriot sides stance was yet
another example of Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talats and Ankaras
intransigence that verges on the barbaric when you dont allow a group of 100
to 110 faithful to cross over from Limnitis because they are a threat to
Turkish troops.
Pittas said he fully supported the Bishops decision to cancel the church
service, but denied the previous government had done little to support the
refugees initiative.
Political parties DISY and DIKO also criticised the Turkish Cypriot sides
decision.
DISY leader Nicos Anastassiades even went so far as to question the Turkish
militarys strength if it was claiming to fear for its troops safety if three
busloads of Greek Cypriot citizens were allowed to cross the military zone.
Both parties said the Turkish Cypriot sides stance damaged the climate ahead
of this weeks direct talks, with DIKO pointing out the decision confirmed
Ankaras direct involvement in Cyprus affairs.
The decision not to allow Greek Cypriot pilgrims access through Limnitis to the
occupied church of Saint Mamas in Morphou prompted Presidential Commissioner
George Iacovou to walk out of a meeting with Talats top aide, Ozdil Nami last
Friday.
The government had asked the Turkish side to allow Greek Cypriot pilgrims to
visit Saint Mamas church, following the permission granted by the government to
Turkish Cypriots to visit Kokkina, as part of celebrations to mark the bombing
of Greek Cypriot villages in the area during intercommuncal clashes in 1964.
CYPRUS MAIL 02/09/08
Christofias walking a
tightrope over Georgia at EU summit
By
Stefanos Evripidou
PRESIDENT
DEMETRIS Christofias left for Brussels yesterday to attend an emergency summit
of the European Council, convened to examine the crisis in the Caucasus.
According to the French Presidency, the meeting was called to decide the course
of action that the European Union intends to take in terms of aid to Georgia as
well as its future relations with Russia.
The President is in the unenviable position of having to walk a tightrope over
the latest flare up in the Caucasus. EU members like the UK, Poland and the
Baltic States want to see EU relations with Russia revised from top to bottom
as a result of its actions in Georgia, while France, Italy and Germany are
calling for cooler heads and greater dialogue. Behind the rhetoric, Europes
dependence on Russia for the supply of gas and oil is on every leaders mind.
Meanwhile, Russia has proved to be one of Nicosias most reliable allies in the
UN Security Council, putting Cyprus in a tight spot within the EU. Supporting
breakaway states has remained the antithesis of government policy since 1974,
but participating in a root and branch review of the EU-Russian relationship,
as Gordon Brown wants, will not make Christofias a popular figure in the halls
of the Kremlin.
Before leaving, Christofias expressed hope that the Council would issue
balanced conclusions so that the EU could play a constructive role and help
maintain peace in Europe, in the Caucasus and in the world.
Speaking at Larnaca Airport yesterday, Christofias said Cyprus cannot concede
to unilateral and aggressive action, leading to unnecessary bloodshed. He added
that Cyprus maintains a principled stance regarding the independence,
territorial integrity and sovereignty of states.
He skirted diplomatically around the crisis, noting that incidents have
occurred in the Caucasus which led to the intervention of Russia with the well
known results.
This is our general position and I hope that the position of the EU in the end
will be a position of reason, wisdom and consent, said the President.
At the sidelines of the Brussels meeting, on Georgias request, Christofias had
a private meeting with the Georgian Prime Minister Vladimir Gurgenidze.
The President reiterated the governments firm position in favour of states
sovereignty and territorial integrity, as defined by the UN Charter and the
principles of the Helsinki Final Act, and for the peaceful settlement of
international disputes through negotiations.
According to Cyprus News Agency, Christofias told the Georgian Prime Minister
that Russias neighbouring countries should avoid challenging the Russian
Federation. He also pointed out that the Republic of Cyprus will maintain the
friendly relations with both Georgia and the Russian Federation.
Finally, Christofias assured Gurgenidze that Cyprus, within the EU framework,
would play a role in efforts to provide humanitarian aid to the affected
populations.
Following a failed effort by Georgian forces to take control over South Ossetia
last month, Russia used its superior military might to push back Georgian
forces and destroy their US-supplied hardware. At one point, Russian tanks were
20 minutes away from the Georgian capital, Tbilisi, before pulling back. Russia
has since recognised Georgias two breakaway regions, Abkhazia and South
Ossetia.
The President was due home last night.
CYPRUS MAIL 02/09/08
Government looking at
ways to crack down on Green Line illegal immigration
By
Maria-Christina Doulami
THE
GOVERNMENT has prepared and will shortly submit a package of measures to the EU
Commission regarding the monitoring of illegal immigrants crossing the Green
Line.
Justice Minister Kypros Chrysostomides said that the numbers mentioned in the
EU Commissions Green Line Report are reported accurately, and added that it
is realised from the report that almost 99 per cent of illegal immigrants enter
the free areas through the dividing line.
A large number of illegal immigrants also enter through the British Bases.
The Green Line Report revealed that in the period May 1, 2007-April 30, 2008,
the number of illegal immigrants who crossed the Green Line was 5,710 (from a
total of 5,844). The number of illegal immigrants detected in this period was
more than double, reaching the highest number ever.
Responding to criticism in the report that the government does not have full
surveillance of the Green Line and is unwilling to fully control the area, the
Minister said the report was contradictory.
It calls on the Cyprus Republic to increase monitoring of the line, which of
course it says does not constitute an external border, but on the other hand it
simultaneously wants the minimisation of the impediments to contact and
communication between the two communities.
Chrysostomides said there were difficulties in monitoring the Green Line, which
is 180km long, and added that there is not the staff necessary for the
continuous monitoring of the line, adding that, furthermore, such an
undertaking should not result in the creation of a hard border.
He added that above all we are interested in the free communication between
the two communities because stricter surveillance would mean inconvenience and
a decrease in the possibilities for communication between the two communities.
As regards to the deportations of illegal immigrants, the Minister said these
occur regularly and in cases where there is no possibility of direct
repatriation, intermediate countries are used.
Chrysostomides also said that the measures taken by the police for tackling
this phenomenon includes the tracking down, the arrest and the deportation of
illegal immigrants.
It is expected that within the next few days the government will submit to the
EU Commission a package of proposals for cracking down on illegal immigration.
This issue was discussed in a recent meeting in Brussels between the Justice
Minister, Interior Minister Neoklis Sylikiotis and the relevant Commissioner
and Vice-President of the EU Jacques Barrot.
The two ministers explained and analysed to Barrot the problems faced by Cyprus
on the issue of illegal immigration, and the EU Commissioner called them to
submit proposals.
Chrysostomides said that we explained to Mr Barrot the problems and
difficulties faced by our country. We pointed out that this constitutes a wider
European problem and not only a problem for Cyprus because we are an entrance
gate for illegal immigrants into the EU due to our vicinity with countries
which are the source of a great number of illegal immigration.
According to Chrysostomides, Barrot seemed to comprehend the problem and asked
for the submission of proposals to the Commission.
Barrot said he would suggest support measures to our country on behalf of the
Commission, as regards economic issues but also regarding agreements of
repatriation of illegal immigrants and under the new asylum seekers office
being created centrally by the European Commission, Chrysostomides said.
He concluded that our side has already prepared the package of proposals, they
have been discussed in the Commission and within the next few days they will be
officially submitted.
CYPRUS MAIL 02/09/08
AA
Güncelleme: 10:55 TSİ 03 Eylül 2008 Çarşamba
Talat-Hristofyas görüşmesine Talatın BM ve AB ile
Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum başkanlık
komiseri Yorgos Yakovu da katılacak.
Törensel nitelikte olacağı belirtilen yarınki görüşmede,
kapsamlı müzakerelerin prosedürü belirlenecek. Kapsamlı müzakerelerin
ise 11 Eylülde başlaması öngörülüyor.
SÜREÇ 21 MARTTA BAŞLADI
Talat ve Hristofyas, Kıbrıs Rum kesiminde şubat ayında
yapılan liderlik seçimlerinin ardından başlayan yeni süreç
çerçevesinde 21 Mart, 23 Mayıs, 1 Temmuz ve 25 Temmuzda 4 kez bir araya
geldi.
Annan planı için 24 Nisan 2004de yapılan referandumda Rumların
çözüm planını reddetmesinin ardından durgun döneme giren
Kıbrıs sorununu müzakere süreci, Kıbrıs Rum kesimindeki
lider değişikliğiyle hareketlenmeye başladı.
Kıbrıs Rum kesiminde 24 Şubatta yapılan ikinci tur
seçimlerde Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyasın, yüzde 53.36 oy alarak, Kıbrıs Rum
halkının yeni lideri olması adada çözüm rüzgarı estirdi.
Talat ile Hristofyas, yeni süreç çerçevesinde ilk olarak 21 Martta bir araya
geldi. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael
Möllerin ara bölgedeki ikametgahında düzenlenen ve yaklaşık 3.5
saat süren görüşmede liderler, 3 ay sonra bir araya gelmeyi
kararlaştırdılar. Liderler, Lokmacı
Kapısının da teknik olarak mümkün olan en kısa sürede
açılması için uzlaşmaya vardılar.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller, 21 Mart
görüşmesinin ardından her iki lider adına yaptığı
açıklamada, liderlerin bir dizi çalışma grubu ve teknik
komiteler kurmak, gündemlerini belirlemek ve bunu mümkün olan en
hızlı şekilde yapmak üzere danışmanlarının
bir hafta içinde buluşmasına karar verdiklerini bildirdi. Talat ile
Hristofyasın teknik komitelerin varacağı sonuçları
kullanarak, BM Genel Sekreteri gözetiminde tam teşekküllü müzakereleri
başlatmak konusunda anlaştıklarını belirten Möller,
liderlerin resmi müzakerelere başlamadan önce de gerektiği sürece ve
gerektiği zaman buluşmak konusunda fikir birliğine
vardıklarını kaydetti.
Talat ile Hristofyasın 21 Martta yaptığı görüşmede
varılan mutabakat uyarınca oluşturulan teknik komitelerde
anlaşmaya varılan önlemler de 20 Haziranda açıklandı.
KKTC Cumhurbaşkanı Talatın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu
Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum başkanlık komiseri Yorgos Yakovu
düzenledikleri basın toplantısında bu önlemleri
açıkladılar. 6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın
korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği,
ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak
sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla
ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyordu.
İki tarafın liderleri 1 Temmuzda yeniden bir araya gelerek, 4,5 saat
görüştüler. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi
Zerihoun, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada,
liderlerin, tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte
anlaştığını bildirdi. Zerihoun, liderlerin,
uygulamaya ilişkin detayları kapsamlı müzakerelerde ele alma
konusunda da uzlaştığını açıkladı.
Liderler, 1 Temmuz görüşmesinde ilk kez teknik komite ve çalışma
gruplarının faaliyetlerini gözden geçirirken, 25 Temmuzda yeniden bir
araya gelerek, çalışma grupları ile teknik komitelerin
çalışmalarını son kez gözden geçirmeyi
kararlaştırdılar.
16
MADDELİK ÖNLEMLER
Liderlerin 25 Temmuz görüşmesi sonrasında açıklanan ve hemen ve
tamamen uygulanması için talimat verdiği önlemler şöyle:
Ara
bölgedeki yasa dışı çöp alanlarının ortadan
kaldırılması ve etkilenen alanların iyileştirilmesi
için işbirliği yapılması, Çevre uzmanları
arasında tecrübe ve bilgi paylaşımı konusunda
işbirliği yapılması,
Orman
yangınlarının önlenmesi için işbirliği
yapılması,
Atık
yönetimi -bertaraf edilmesi ve geri kazanımı,
Su
tasarrufu konusunda bilincin artırılması,
Kıbrıstaki
maden ve taş ocakları faaliyetleri konusunda ortak bir
yaklaşım geliştirilmesi için işbirliği
yapılması,
Biyolojik
çeşitliliğin ve doğanın korunması,
Deniz
kirliliğinin yönetimi ve kontrolü,
Kimyasal
kirliliğin yönetimi ve kontrolü,
Asbest
kirliliğinin yönetimi ve kontrolü,
Artık
kullanılmayan kirli alanların yönetimi ve kontrolü,
Kıbrısın
taşınmaz kültürel mirasının tam listesinin derlenmesi,
İki
pilot restorasyon projesinin hayata geçirilmesi,
Eğitici
interaktif bir bilgisayar programının geliştirilmesi,
Kriz
durumlarında işbirliği için mekanizmalar kurulması,
Suç
ve suça ilişkin konularda bilgi ve istihbarat paylaşımı
yapılması.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:52 TSİ 03 Eylül 2008 Çarşamba
Hristofyas, bu yıl sona ermeden soruna çözüm bulanabileceğini
düşündüğünü belirterek, Acak bunun için iki taraftan bazı
adımlar gelmesi gerekli. dedi.
TÜRKİYE
BİR AVRUPALI GİBİ HAREKET ETMELİ
Rum lider, Eski Başkan Vasiliunun bir sözü var: Çözüme dün
ihtiyacımız vardı. Bugün değil yarın değil. Ama
her iki tarafın da göstereceği iyi niyete bağlı,
müzakerecilere ve tabii Türkiyeye bağlı. Çünkü Kıbrısta
binlerce yerleşimci ve 40 bin Türk askeri var. Tarafların en
kısa sürede çözüm bulmasına yardımcı olmak için Türkiyenin
iyi niyet göstermesi ve Avrupalı gibi hakeket etmesi gerekiyor. Bu
yıl sonuna kadar bir çözüm bulunursa daha iyi olur, ama 2009da çözüm bulunursa
o da fena değil. diye konuştu.
Hristofyas, Türkiye ve Yunanistanın garantörlük hakkından feragat
etmeleri gerektiğini savundu ve Adada ne şimdi, ne de gelecekte
yabancı askere gerek duyulacak. Kıbrıslılar yabancı
askerlerin varlığına, garanti ve garantörlere ihtiyaç duymayacak
kadar olgundur dedi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 21:08 TSİ 03 Eylül 2008 Çarşamba
Görüşme sonrasında ilk açıklamayı yapan Downer,
görüşmenin samimi bir ortamda geçtiğini belirtti.
Rum yönetimi lideri Hristofyas, görüşmede bir sürpriz
olmadığını söyledi ve iki tarafın mümkün olan en
kısa zamanda sonuca ulaşma arzusunda olduğunu ifade etti.
Talat ise görüşmeden sonra, Ankaranın tutumuna ilişkin bir soru
üzerine, müzakereleri yeniden başlatmada Ankaranın desteğinin
rol oynadığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat görüşmeden önce yaptığı
açıklamada ise, BMnin iyi niyet misyonu çerçevesinde 4 yıllık
bir sessizlikten sonra çalışma azmi ve
kararlılığıyla müzakerelere
başladıklarını söyledi. Biz sıfırdan
başlamıyoruz, dolayısıyla bu müzakerelerin çok uzun sürmeyeceğini
umuyorum diyen Talat, 1960 garanti ve ittifak anlaşmalarının
devam etmesi gerektiğini vurguladı.
TALAT:
KİMSE ÜSTÜNLÜK KURMASIN
İki taraftan biri diğeri üzerinde yasal üstünlük kurmaya
kalkmasın. Garantörlükler korunsun diyem Talat, bu çok yönlü soruna çözüm
bulmanın tarihi sorumlulukları olduğunu belirterek,
Amacımız bölünmüş olan adayı, iki toplumun
yaşadığı ortak bir varlık haline getirmek dedi.
Rum yönetimi lideri Hristofyas, 1 yıl içinde çözüme
ulaşılabileceğini belirtirken, Cumhurbaşkanı Talat,
siyasi eşitliğe dayalı federal çözüme vurgu yapıyor.
HRİSTOFYAS:
ÇÖZÜM AB NORMLARINA UYGUN OLMALI
Hristofyas ise görüşmeler öncesinde, Çözüm, AB normlarına uygun
olmalı. diyerek, Rum Yönetiminin AB üyesi olduğunu vurguladı.
Herkes Kıbrısın toprak bütünlüğüne saygılı
olmalı ifadesini kullanan Hristofyas, Tek devlet esasında bir çözüm
istiyoruz. dedi.
DOWNER:
KIBRIS SORUNU ÇÖZÜLEMEZ DEĞİLDİR
Downer ise yine görüşme öncesi yaptığı açıklamada,
bugünün Kıbrıs için tarihi bir gün olduğunu ifade ederek,
Kıbrıs sorununun çözümünde iyimser olmak için bir sürü neden
bulunduğunu söyledi. Downer, Kıbrıs sorunu çözülemeyecek bir
sorun değildir. İyimser olmak için birçok neden var. Uzun süreli
dostluğunuz ve çözüme olan inancınız ortak bir vizyon
oluşturuyor. Bu da barışın ana unsurudur diye
konuştu.
Talat ve Hristofyas, 21 Martta başlayan yeni süreç kapsamında bugün
5. kez bir araya geldi.
Talat ve Hristofyas, 11 Eylül için buluşuyor
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrısta liderler bugün 11 Eylülde açılması beklenen kapsamlı müzakerelerin yol haritasını görüşmek üzere bir araya geliyor
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrısta 4 yıldır
süren durgunluğun ardından, kapsamlı Kıbrıs
müzakerelerinin prosedürünü belirlemek amacıyla bugün Lefkoşadaki
ara bölgede bir araya gelecek. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihounun ara bölgedeki
ikametgâhında yapılacak görüşmede, görevine yeni başlayan,
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer da hazır bulunacak. Talat-Hristofyas görüşmesine Talatın
BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu da katılacak.
Seremoni niteliğinde
Seremoni niteliğindeki görüşmede, kapsamlı müzakerelerin
prosedürü ve izlenecek yol haritası belirlenecek. Kapsamlı
müzakereler 11 Eylülde başlayacak.
Buluşma öncesinde Türk ve Rum tarafı arasında sorunun çözümüne
ilişkin yaklaşımlarda bazı farklılıklar göze
çarpıyor. Türk tarafı yeni bir ortaklık devletinden
bahsederken, Rum tarafı, yeni değil, yenilenmiş bir
ortaklık istediğini ve Kıbrıs Cumhuriyetinin federasyona
dönüştürüleceğini belirtiyor.
1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle bir etkinlikte açıklamalarda
bulunan Talat, Umuyorum ki, taktik oyunlar bu müzakere sürecini zehirlemez.
İyi niyetle her şeyi konuşmak üzere masaya oturmamız
lazım. Bir şeyleri alıp kaçacağını düşünmek
her iki taraf için de son derece yanlış dedi. Hristofyas da Türk
tarafının Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çabaları
sabote edecek ve engelleyecek davranışlarda bulunmamasını
temenni ettiğini belirtti.
Masadaki pozisyonlar
Türk tarafı: Garantiler sürmeli
- Hedef, yeni bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmalı.
- Çözüm, iki ayrı halkın ve iki demokrasinin
varlığına dayanmalı. İki kesimlilik, iki tarafın
siyasi eşitliği, iki kurucu devletin eşit statüsü esastır.
- Garanti ve İttifak anlaşmaları yürürlükte
kalmalı.
- Çözümü, garantör ülke Türkiye de kabullenmeli.
- Güzelyurt, Karpaz ve Maraşın durumu masada
tartışılır.
Rum tarafı: ABnin garantisi yeter
- Tek egemenlik ve tek vatandaşlık içeren iki kesimli, iki
toplumlu federasyon, çözümün vazgeçilmez ilkeleridir.
- Türk askeri Adadan ayrılmalı.
- Garanti ve İttifak anlaşmaları iptal edilmeli. AB üyesi
bir ülkede AB dışında bir garantiye ihtiyaç yok.
- 1974 sonrasında Türkiyeden Adaya gelenlerden 50 bin
kadarına kalma izni verilebilir.
- Güzelyurt, Maraş ve Karpaz kesinlikle Rumlara verilmeli.
SAAT 10.00'DA ARA BÖLGEDE GÖRÜŞÜYORLAR... Talat-Hristofyas
görüşmesi, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve
BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un ara bölgedeki resmi
ikametgâhında saat 10.00'da başlayacak. Görüşmede, görevine yeni
başlayan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunacak
DOWNER KKTC'DE TEMASLARDA BULUNACAK... Downer dün akşam
Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu
Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ile
akşam yemeğinde bir araya geldi. Cuma günü KKTC'de temaslarda
bulunacak olan Downer CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, UBP Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ve ÖRP Genel Başkanı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı ile görüşecek.
Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması
çabalarının, Kıbrıslı Türklerin çözüm iradesini
açıkça ortaya koyduğu 2004 referandumu dahil, yıllardır
sonuçsuz kalmasının ardından ortaya çıkan ve son şans
olarak görülen yeni müzakere süreci bugün başlıyor.
Şimdiye dek yaptıkları görüşmeleri olumlu bir
ortamda geçen ve iyimser mesajlar veren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün bir araya
gelerek, 11 eylülde başlaması öngörülen kapsamlı müzakerelerin
prosedürünü belirleyecek.
İki liderin, Kıbrıslıların yanı sıra
dünya kamuoyu önünde zorlu bir sınav vereceği müzakereler öncesindeki
son hazırlık görüşmesi, BM Genel Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un
ara bölgedeki resmi ikametgâhında gerçekleşecek.
Saat 10.00'da başlayacak görüşmede, görevine yeni
başlayan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunacak.
Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun
da katılacağı bugünkü görüşmede, 11 Eylül'de
başlaması öngörülen kapsamlı müzakerelerin prosedürünün
saptanması bekleniyor.
Bu arada Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nden (UNFICYP)
yapılan açıklamada, bugünkü görüşme sonrasında
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas ile BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer'in
açıklama yapmasının beklendiği belirtildi.
Downer Kıbrıs'ta
Öte yandan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer önceki gece Kıbrıs'a geldi.
Downer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Lideri Dimitris Hristofyas'ın bugün gerçekleştireceği
görüşmeye katılacak.
TAK muhabirinin BM Barış Gücü Sözcülüğü'nden
aldığı bilgiye göre, Downer dün akşam
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu
ile akşam yemeğinde bir araya geldi.
Alexander Downer, cuma günü de KKTC'de temaslarda bulunacak.
Downer saat 09.00'da CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, saat 10.15'de DP Genel Başkanı Serdar Denktaş,
11.30'da UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ve saat
12.30'da da ÖRP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile görüşecek.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Downer, prosedürü bugünkü liderler buluşmasında belirlenecek
müzakerelerin başlamasının ardından 12 Eylül'de adadan
ayrılacak.
"TÜKRİYE AVRUPALI GİBİ HAREKET ETMELİ"
....Adadaki tarafların en kısa sürede çözüm bulmasına
yardımcı olmak için Türkiye'nin iyi niyet göstermesi ve Avrupalı
gibi hareket etmesi gerektiğini belirten Hristofyas, Türkiye ve
Yunanistan'ın garantörlük hakkından feragat etmeleri gerektiğini
savundu ve "adada ne şimdi, ne de gelecekte yabancı askere gerek
duyulacak. Kıbrıslılar yabancı askerlerin
varlığına, garanti ve garantörlere ihtiyaç duymayacak kadar
olgundur." dedi
Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas, bu yıl
sona ermeden soruna çözüm bulanabileceğini düşündüğünü belirterek,
"Ancak bunun için iki taraftan bazı adımlar gelmesi
gerekli" dedi.
Kıbrıs Rum toplumu lideri Hristofyas, Türkiye ve
Yunanistan'ın garantörlük hakkından feragat etmeleri gerektiğini
de vurguladı
Kıbrıs'ta bugün başlayacak kapsamlı müzakereler öncesinde
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, NTV Brüksel'e konuştu.
Hristofyas, "Kıbrıs sorununa bu yılsonuna kadar
çözüm bulunabilir" görüşünü bildirdi. Dimistris Hristofyas, Türkiye
ve Yunanistan'ın garantörlük hakkından feragat etmeleri
gerektiğini de savundu.
Türkiye bir Avrupalı gibi hareket etmeli
Kıbrıslı Rum lider, "Eski Başkan Vasiliu'nun
bir sözü var: 'Çözüme dün ihtiyacımız vardı'. Bugün değil
yarın değil. Ama her iki tarafın da göstereceği iyi niyete
bağlı, müzakerecilere ve tabii Türkiye'ye bağlı. Çünkü
Kıbrıs'ta binlerce yerleşimci ve 40 bin Türk askeri var.
Tarafların en kısa sürede çözüm bulmasına yardımcı
olmak için Türkiye'nin iyi niyet göstermesi ve Avrupalı gibi hareket
etmesi gerekiyor. Bu yılsonuna kadar bir çözüm bulunursa daha iyi olur,
ama 2009'da çözüm bulunursa o da fena değil" diye konuştu.
Hristofyas, Türkiye ve Yunanistan'ın garantörlük hakkından
feragat etmeleri gerektiğini savundu ve "Adada ne şimdi, ne de
gelecekte yabancı askere gerek duyulacak. Kıbrıslılar
yabancı askerlerin varlığına, garanti ve garantörlere
ihtiyaç duymayacak kadar olgundur." dedi.
Heroin flowing here from
north
By
Marianna Pissa
POLICE are
fighting a desperate battle to stop the flow of heroin from the occupied north,
with two dramatic checkpoint arrests in less than 24 hours.
Four Greek Cypriot men aged between 25 and 35, all from Nicosia, were yesterday
remanded in custody for eight days after being arrested at checkpoints in the
capital in possession of heroin, police said. In a separate case, a 36-year-old
Bulgarian man was arrested leaving Larnaca airport with more than 18kg of
cannabis in his luggage.
Drug Squad Deputy Commander Avraam Charalambous yesterday told the Cyprus Mail
that the occupied areas are the main source of heroin this is a fact. All
three checkpoints in Nicosia are under surveillance after information in the
last few days about large quantities of drugs being moved.
Charalambous said that at 3pm on Monday, Drug Squad officers at the Ledra
Street crossing spotted two men known to police acting suspiciously on their
exit from the checkpoint, heading to the government-controlled area.
Having been asked to stop for a search, they tried to escape by running back
to the occupied areas. They were stopped by members of YKAN and taken to the
Ledra Street Police Station, where a search found 48 grams of heroin was in
their possession.
Shortly after, at 5.30pm at the Ayios Dometios checkpoint, a car coming from
the occupied areas, instead of following the designated lane that leads past
customs officers, drove at high speed the wrong way down the one-way entrance
lane to the checkpoint.
The car sped off towards Makedonitissa and despite repeated warnings from
members of YKAN, it failed to stop. Charalambous said: It sped through two
consecutive red traffic lights, putting their own lives, those of the officers
and the people on the road in danger. In the end, YKAN had to cause an accident
at the Tymvos traffic lights in Makedonitissa to stop the car.
The two men tried to escape on foot, but were stopped and arrested by members
of the service. One hundred grams of heroin were found on one of the two men.
The third case involved a 36-year-old man from Bulgaria who arrived at Larnaca
Airport from Amsterdam (via Athens) at 8.30pm and was caught in possession of
18 kilograms and 707 grams of dried cannabis plant matter. Charalambous said
that the movements of the man were judged by drug squad officers to be
suspicious.
We let him pass through customs and we didnt stop him, he got out of the
airport, he had not come into contact with anyone, he got into a taxi, and then
we stopped the taxi, and the customs authorities conducted a check in his
luggage, finding a total of 16 packages weighing 18 kilograms and 707 grams.
The packs were wrapped in nylon and were dipped in a brown liquid with a strong
smell to avoid the detection of the sniffer dogs.
From the initial investigation, it seems that the Bulgarian has visited Cyprus
before. The police are in the initial stage of investigations to determine
whether the man is acting as a mule or whether he is a member of an organised
ring.
Concerning the two heroin cases in Nicosia, Charalambous said that the four
people arrested had had run-ins with the police before. They are people who
are known to us and seem to be drug dealers, especially in heroin, which they
always smuggle from the occupied areas, he said.
In the last four months we have had five different cases of large quantities
of heroin smuggled from the north. A total of ten people have been arrested and
the cases are awaiting court judgement. These are brainless individuals that
poison our children with their lethal substances.
We are making a huge effort to control the checkpoints and the Green Line, but
because the Green Line runs 180km it is physically impossible to conduct
thorough checks, Charalambous told the Cyprus Mail.
Our unit works either by information, tip-offs, searches and tracking of
suspects.
The heroin issue is particularly worrying us because it is the worst case of
drug, Charalambous said.
All set for start of
talks
By
Stefanos Evripidou
THE ADVISORS
of the two leaders were due to meet last night one final time before the start
of direct talks for a solution to the Cyprus problem today.
Presidential Commissioner George Iacovou was due to meet with Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talats advisor Ozdil Nami in the presence of the UN Special
Advisor for Cyprus Alexander Downer.
Iacovou said the UN probably called the meeting to see if there were any
problems ahead of todays talks between the two leaders, which will be held at
the UN Protected Area of Nicosia (the old Nicosia airport) at the official
residence of the UN Special Representative and UNFICYP Chief of Mission,
Taye-Brook Zerihoun.
The meeting will mark the formal launch of fully-fledged negotiations in view
of reaching a comprehensive settlement in Cyprus, the UN said.
Todays meeting between the leaders is expected to deal with procedural matters
while substantive negotiations are set to begin on September 11.
Regarding last nights working dinner, Iacovou told reporters yesterday that
there was no set agenda for the dinner, though the UN was likely to give both
aides its views on the procedure for todays talks.
The last meeting between Iacovou and Nami was cut short following news that the
Turkish side had refused to allow 100-odd Greek Cypriot pilgrims to use the
Limnitis crossing to attend a religious ceremony in Morphou.
Iacovou walked out of the meeting, angry that the Turkish Cypriots had failed
to reciprocate, following the governments efforts to allow Turkish Cypriots to
cross through Limnitis to mark the 1964 bombing of Greek Cypriots in Kokkina.
Before the working dinner, the Presidential Commissioner said he could not say
with certainty whether the two leaders would release a joint statement after
todays talks or not.
Foreign Minister Markos Kyprianou said the Greek Cypriot side would participate
in the negotiations with good will, but noted that reaching a solution would be
a difficult process.
No one has ever said that this process will be easy. There are many issues,
open issues, issues with different opinions, but with good will and
perseverance there are prospects for a successful ending, he said.
Kyprianou said recent developments did not facilitate efforts to create a
favourable climate but noted that one should not focus on that. Tomorrow, a
new beginning is being made and we must focus on this, he concluded.
Russia laughs off
suggestions it could recognise north
By
Stefanos Evripidou
THE RUSSIAN
Embassy yesterday sought to play down fears that the crisis in the Caucasus
would lead to recognition of the breakaway regime in the north.
Since Russias recognition of the breakaway states of South Ossetia and
Abkhazia, its Embassy here in Nicosia has been at pains to stress that Cyprus
and the conflict in Georgia are two completely different situations.
However, Russian Ambassador to Ankara, Vladimir Ivanovsky, was recently quoted
in a Turkish newspaper suggesting Russia could trade recognition of the
self-declared Turkish Republic of Northern Cyprus for Turkeys recognition of
South Ossetia and Abkhazia.
The comment was made during an interview by a Turkish newspaper with the
Ambassador and picked up in yesterdays local press. Ivanovsky was asked when
Russia would recognise the illegal regime in the north, to which the ambassador
smiled, replying: Russia will recognise the TRNC as soon as Turkey
recognises South Ossetia and Abkhazia. It could be a mutual and simultaneous
recognition.
Russian Embassy spokesman Vladimir Maystrenko yesterday expressed regret that
some had taken the ambassadors comments, deemed to be a joke, out of context
and presented them as a serious piece of news.
The spokesman was adamant that Russia did not change its positions from one day
to the next and continued to stand by UN resolutions 541 and 550 on Cyprus. He
highlighted that the sentence was meant to be taken with a pinch of salt.
We cannot but express our regret that some people are led astray by such
reports and indeed hurry to advise the government of the Republic of Cyprus to
make representations to Russia.
Mr Ivanovsky said it smiling and it is perfectly clear why the ambassador was
smiling. Every serious thinking person understands that Russia is not a country
which will review its position in the international arena from one day to the
next, he said.
Its another classic case where people try to turn the facts on their head.
Particularly in the last three weeks, weve seen many such cases where white
became black and vice-versa, and unfortunately, all this with an anti-Russian
sentiment, said Maystrenko.
Commenting on Ivanovskys statements, Foreign Minister Markos Kyprianou said
the government took note of the Russian position that there is no possibility
of recognising the illegal entity in the north and that the issue of South
Ossetia and Cyprus were two different matters.
According to diplomatic sources, Russia is well aware that Turkey would never
recognise South Ossetia or Abkhazia given its close relations with Georgias
main backer in the West, the USA. The ambassador in Ankara might as well have
said, Youll be waiting till the cows come home for recognition of the
TRNC, said the source.
Ossetia, Kosovo and
northern Cyprus: does anyone have any principle?
By
Stefanos Evripidou
ITS BEEN an
interesting week for international relations with world leaders making contradictory
statements across the board following Russias unilateral recognition of
Georgias breakaway territories of South Ossetia and Abkhazia.
The US has been quick to play the Russian aggression card, making comments
reminiscent of the Cold War era, where Georgia, a pro-Western country, has
fallen victim to Soviet-style aggression.
Reporting on the crisis, most of the Western media has mirrored the comments of
American officials and some of their European counterparts, which largely
ignore the incident that sparked off the affair; Georgias failed attempt to
take South Ossetia by force.
As the Russian Embassy spokesman in Nicosia said yesterday: In the last three
weeks, weve seen many such cases where white became black and vice-versa, and
unfortunately, all this with an anti-Russian sentiment.
The UKs Gordon Brown has called for a root and branch review of EU relations
with Russia, noting the need to lessen Europes high dependence on Russias oil
and gas reserves.
Many European leaders have joined America in voicing their indignation against
Russias violation of Georgian sovereignty and territorial integrity.
For its part, Russia says the West is not in a position to moralise, pointing
to the unprovoked invasion and occupation of Iraq, the NATO bombing of Belgrade
in 1999 and the concerted effort to tear Kosovo from Serbia, encouraging its
recent declaration of independence.
At the same time, the Russian Federation is not showing any signs of seeing in
a more sympathetic light the long-standing Chechen struggle for independence,
which has been brutally quashed over the years, with tacit acceptance by the
same powers that promoted Kosovos independence. Nor will Russia compare the
struggle for self-determination in the Caucasus with Turkish/Turkish Cypriot
efforts for the international recognition of the illegal regime in the north.
International law is made up of treaties and conventions but also international
practice. Like British common law, its not based on a written constitution but
on past judgements and precedents.
The legal grey areas between the right to self-determination and respect for
the sovereignty and territorial integrity of a state are wide enough for states
to exploit according to their own power politic dictates.
As a result, the international system has seen a number of contradictory
actions in the past few years. In the post-Cold war period alone, the
international arena has been marked by inaction in Rwanda and Chechnya,
pre-emptive action in Iraq and post-conflict independence in Kosovo.
One cannot blame the man on the street for failing to understand the nuances of
international law. Is a unilateral intervention without UN backing legal? Is a
multilateral attack legal if its based on humanitarian grounds? Is
humanitarian intervention an obligation? There are many answers to these
questions and few of them converge.
So, where does this leave Cyprus? On the one hand, Cyprus has been struggling
to reverse the 1974 Turkish invasion and occupation of northern Cyprus. On the
other, its relied heavily on its close economic and diplomatic ties with
Russia to promote its national struggle through international fora.
When President Demetris Christofias attended the emergency EU summit in
Brussels to discuss the Russia-Georgia crisis, he had two aims in mind:
maintain respect for international law and avoid backing Russia into a corner.
During the extraordinary European Council meeting, Christofias intervened to
underline the need for a peaceful settlement of international disputes through
negotiations and on the basis of international law. He reminded his European
counterparts that Cyprus position on Georgia was no different to its position
on Kosovo. The principles of sovereignty and territorial integrity should be
fully respected, without exception or double standards, he added.
The President went on to encourage the EU to undertake a serious and
responsible role in the crisis. He highlighted the need for consistency and
impartiality, noting that only this way will it be able to undertake the role
of an honourable mediator in this crisis.
Christofias warned EU leaders against isolating Russia or aggravating an
EU-Russia conflict as this would neither help the EU nor Russia to pacify the
region.
According to one diplomatic source in the Foreign Ministry, Cyprus managed to
walk the tightrope of international contradictions without too much difficulty.
On the one hand, we support Georgia as a matter of principle, on the other, we
had already warned the international community about Kosovo setting a dangerous
precedent, so we simply repeated our position, they said.
The Cypriot delegation tried to contain the more extreme reactions of EU
leaders against Russia and stressed the need to maintain the EUs impartiality.
They realised eventually that we have to co-exist. We cant be biased. We need
to see things with a cool head. By maintaining objectivity, the EU can act as a
facilitator in the crisis, and this is much more beneficial to everybody in the
region.
Its a good lesson for all of us. We cant accept unilateral actions in
todays climate.
The chances for a
solution may be better than ever but that doesnt mean theyre good
By
Stefanos Evripidou
THE refusal
by the Turkish/Turkish Cypriot side to open the Limnitis crossing last week
left a dark cloud lingering over Nicosia, blackening the good mood before the
start of direct talks tomorrow.
The decision not only highlighted the gulf that remains between the two sides
but also the power play between the Turkish Cypriot authorities, the Turkish
government and the Turkish military. Despite claims by Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat that Greek Cypriots are obsessed with Ankara, the latest
incident brings to light the enormous power wielded by the Turkish military in
Cyprus, further showing the multi-faceted nature of power in Ankara.
However, the latest round of negotiations is seen by many as the best chance
yet of a Cyprus solution. One political analyst singled out Demetris
Christofias election as President in February 2008 as being the most positive
development yet in the Cyprus puzzle.
The dynamics set in motion by the electoral outcome have led to the most
promising attempt to reunite the island since its forceful division, said
Hubert Faustmann, associate professor of international relations at the
University of Nicosia.
It is undeniable that during his first 120 days in office, Christofias
embarked on an impressive string of political activities and made decisions
that radically transformed the domestic and external landscape, he said.
Faustmann referred to the appointment of cabinet ministers, where Christofias
stood firm against government partners DIKO and EDEK's desires for the most
sought after ministries. He also made efforts to bridge the divide between
Right and Left in Cyprus. As president, he became the first AKEL leader to
attend a memorial service of an EOKA hero, and laid a wreath at his grave.
In contrast to his predecessor, Christofias adopted a warmer approach to
relations with Talat, leading to a string of new developments.
All that had not been possible during the Papadopoulos presidency was achieved
within two months of Christofias election, said Faustmann.
The analyst noted that there was a still huge gap between the two sides,
particularly over how influential the Annan plan would be in the new round of
negotiations.
This will be the core of many disputes in the second stage of the
negotiations, he said.
So, the first phase of talks, March to July, was characterised by symbolic
gestures, pro-solution dynamics and an improved atmosphere but was limited in
substance.
The second phase is bound to be decisive. Both sides are an ocean apart on
many issues, said Faustmann.
The associate professor noted the widely held belief that if the two moderates,
Talat and Christofias, could not solve the Cyprus problem, then nobody could.
That may be true, but this is only one part of the Cyprus puzzle, he said,
identifying three other obstacles in their path.
First, the coalition government in the north could collapse, leaving Talat with
a hostile parliament until 2010.
But the main threat comes from outside the island, said Faustmann, referring
to the invisible third party at the negotiation table.
Any solution needs concessions and approval from Turkey. The ongoing power
struggle between the AKP government and its secularist opponents hangs like a
Damocles sword over the negotiations. Any destabilisation or removal of this
pro-Cyprus solution government could easily mean the kiss of death for the
entire process.
Turkish leaders Abdullah Gul and Recep Tayyip Erdogan will need a strong
government and stronger incentives to take on the military and absorb the high domestic
price for a Cyprus solution. EU accession would be the obvious incentive, but
opposition from France, Germany, Austria and the Netherlands makes such a deal
virtually impossible.
And finally, when all is said and done, the final word will rest with the
people who approve or reject a solution in two separate referenda.
Faustmann concluded: The chances for a solution of the Cyprus problem may be
better than ever but unfortunately that does not mean that they are good.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 22:25 TSİ 04 Eylül 2008 Perşembe
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 10:10 TSİ 04 Eylül 2008 Perşembe
STRASBOURG
- Uzlaşma yolunun bulunması çağrısında bulunan Alman
parlamenter, İki tarafa da başarı için gerekli kararlılığı
göstermeleri çağrısında bulunuyorum. Avrupa Konseyi güven
artırmaya yönelik tedbirler de içinde olmak üzere taraflara her türlü
yardımı yapmaya hazır, Kıbrıs çok uzum zamandır
bölünmüş durumda dedi.
Alman
raportörün hazırladığı raporun, AKPM genel kurulunda bu ay
sonu tartışılması sırasında,
Kıbrıstaki iki toplum lideri genel kurulda bir konuşma yapacak.
Talat-Hristofyas görüşmesi Rum
basınında
Kıbrıs
Rum basını, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında dün
yapılan görüşmede, Talat'ın ortaya koyduğu garantiler,
dış dengelerin korunması ve oluşturucu devletlerin
ortaklığı gibi görüşlerden Hristofyas'ın rahatsız
olduğunu yazdı.
Görüşmenin
basına kapalı olan bölümünden alıntılar aktaran Rum
gazetelerine göre, Hristofyas Talat'a, "Ankara'nın her
söylediğini kabul etmekten vazgeçmesini ve üzerinde uzlaşılanlar
temelinde müzakere etmesini" söyledi.
Fileleftheros gazetesi, "Talat'a Kırmızı Kart"
başlığıyla verdiği haberde, Rum liderinin Talat'ın
ortaya koyduğu görüşlerden rahatsız olduğunu ve ilave
açıklamasını, görüşmenin hemen sonrasında basına
verdiğini yazdı.
Gazete, Hristofyas'ın, "1977'de, dönemin Rum lideri Makarios'un iki
toplumlu, iki bölgeli federal çözümü kabul ederek büyük bir taviz verdiği,
bu tavizle Kıbrıslı Rumların limitlerini tükettikleri, daha
ileriye gidemeyecekleri" yönündeki ilave açıklamasının
önceden hazırlanmış olmasına rağmen, Türk tarafının
ortaya koyduğu bütün meselelere yanıt teşkil ettiğini
belirtti.
Fileleftheros, görüşmenin içeriğine ilişkin şu iddialarda
bulundu: "Görüşmede; yazılı görüşlerin ortaya
konulmasından sonra Başkan Hristofyas, Talat'ın dikkatini,
ortaya koyduğu görüşlerle Ankara'nın tezlerini ifade etmiş
olduğuna çekti. Talat, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünü
istediğini savunarak yanıt verdi ve kısa süre önce
gerçekleştirdiği Ankara ziyareti sırasında gerek hükümetle,
gerek orduyla görüştüğünü ve çıkan sonucun da bu olduğunu
savundu.
Başkan Hristofyas kendisine, Ankara'nın her söylediğini kabul etmekten
vazgeçmesini ve üzerinde uzlaşılanlar temelinde müzakere etmesini
söyledi. 'İşgal' lideri (Talat), çözüm istediğini ve prosedürü
desteklediğini öne sürerek Türkiye'yi haklı göstermeye devam
etti."
Görüşmede her iki liderin de çizgileri çekerek doğrudan müzakerelerde
konumlarını belirledikleri değerledirmesini yapan Rum
gazeteleri, liderlerin prosedürler üzerinde uzlaştıklarını,
Talat ve Hristofyas'ın haftada bir kez görüşeceklerini,
danışmanlarının da paralel görüşmeler
gerçekleştireceğini yazdı.
İki lider arasında dünkü görüşmenin, "ilk kez televizyondan
canlı olarak yayınlanan" bir görüşme olduğuna da
dikkati çeken Rum basını, liderlerin görüşmeye kısa süreli
gecikmeyle gittiğini hatırlattı ve "her ikisinin de
Kıbrıslı gibi davrandığı" yorumunu yaptı.
"Hristofyas ve Talat Kırmızı Çizgileri ve Çerçeveyi Ortaya
Koydu" başlığını kullanan Politis gazetesi de
Cumhurbaşkanı Talat'ın Hristofyas'a uydu telefonu hediye
ettiğini yazdı.
Simerini gazetesi ise liderlerin dün doğrudan müzakerelerin
başlangıcını, "temel görüş
ayrılıklarının kaydedilmesiyle"
yaptığını yazdı.
Mahi gazetesi, "Sınırlarını belirlediler. Hristofyas
ve Talat en son ulaşabilecekleri noktayı belirlerken, al-ver'e
açık pencere de bıraktılar" ifadelerine yer verirken,
Alithia gazetesi, "Hristofyas ve Talat taleplerinin ve tavizlerinin
eksenini belirledi" yorumunda bulundu.
CNN
TURK 04/09/08
"Federasyon ödündür, ileriye
gidemeyiz"
Kıbrıs
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu,
"İki bölgeli, iki toplumlu federasyon, bizim tarafımızdan
verilmiş bir ödündür, başlangıçtaki tezimiz değildir.
Kıbrıs Rum tarafı bunu Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması için kabul etti ve bundan ileriye gidemeyiz" dedi.
Rum
radyosunun haberine göre, Kiprianu, Madrid'e hareketinden önce Larnaka
Havaalanı'nda yaptığı açıklamada,
"Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün, Avrupa ilkelerine uygun
olmaması ve BM kararlarına dayanmamasının, akıl
alır birşey olmadığını" ifade etti.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, dünkü
açıklamalarıyla, iki taraf arasında var olan büyük görüş
ayrılığını yeniden teyit ettiğini savunan
Kiprianu, "Talat bir yandan acele ederken ve 2008 yılında çözüm
olmasını isterken; öte yandan Kıbrıs sorununun çözümüne
ilişkin temel tezleri sertleştiriyor veya öyle çok
değiştiriyor ki, bu çok daha fazla, çok daha detaylı ve çok daha
zaman alan bir prosedür anlamına gelir" iddiasında bulundu.
Rum bakan Türkiye'nin tutumuyla ilgili bir soru üzerine de, "Ankara
müzakereler başlamadan önce prosedüre desteğini belirtti. Biz özde de
destek vermesini istediğimizi söyledik ve Ankara'dan bunu bekliyoruz.
Özellikle müzakereci olacak olan Talat'tan çözümün şekli ve içeriği
üzerinde, BM kararlarında ve AB ilkelerinde tarif edildiği
şekliyle durmasını bekliyoruz" diye konuştu.
Talat: "Büyük talihsizlik"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın "1977'de büyük taviz verdik,
ondan geriye gidilemez" yönündeki sözlerini "büyük talihsizlik"
olarak nitelendirdi ve "Bir kere Kıbrıslı Türklere taviz
verilmedi" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat'a, Cumuriyet Meclisinden
ayrılışı sırasında, Hristofyas'ın dün
kendisiyle görüşmesinde yaptığı ve BM tarafından
basına dağıtılan konuşmasında yer alan,
"1977'de, dönemin Rum lideri Makarios'un iki toplumlu, iki bölgeleri
federal çözümü kabul ederek büyük bir taviz verdiği, bu tavizle
Kıbrıslı Rumların limitlerini tükettikleri, daha ileriye
gidemeyecekleri" yönündeki sözleri hatırlatılarak, görüşü
soruldu.
Hristofyas'a dünkü görüşmede gerekli yanıtı verdiğini ve
Hristofyas'ın "31 yıl öncesine gitmesine bir anlam
veremediğini" kaydeden Talat, Hristofyas'ın 1977 Doruk
Anlaşması'nda "çok acı bir taviz" verildiğini
söylediğini, bunun yanlış olduğunu vurguladı.
"1977 Doruk Anlaşması'nın tarafların bir federasyon
aradığından bahsettiğini, dönüşümden bahsetmediğini"
ifade eden Talat, "Kıbrıs Cumhuriyeti zaten üniter bir devlet
değildi. Kıbrıs Cumhuriyeti foksiyonel federatif bir
cumhuriyetti. Dolayısıyla bu bakımdan da yanlış. Bunun
da ötesinde, 'Kıbrıslı
Türklere acı bir taviz verdik' demek, bundan vazgeçmeyi tercih etmek
demektir. Verdiğiniz 'acı tavizden' kurtulmanın yolunu
ararsınız her zaman... Bunu 'acı taviz' olarak nitelemesi büyük
bir talihsizliktir."
Hristofyas'ın "31 yıl önceye gitmesinin ne anlamı
olduğunu da anlamadığını" kaydeden Talat, 1977'den
sonra Kıbrıs konusunda çok anlaşma ve birikim olduğuna,
Annan Planının bulunduğuna ve ikisi arasında bile yeni
mutabakatlar olduğuna işaret ederek, "Bütün bunlar ve o
süreçlerde varılan mutabakatlar yokmuş gibi düşünüp '1977'de
büyük bir taviz verdik, onun da gerisine gidemem' gibi laflar bana göre
talihsizliktir" dedi.
Hristofyas'ın tavrını yadırgadığını
ifade eden Talat, "Bir kere Kıbrıslı Türklere taviz falan
verilmedi. Zaten fonksiyonel federatif bir devletti, bunu iki kesimli bir
federatif sisteme dönüştürdü o gününgerçekleri, bu bir taviz değil,
bu Kıbrıs Türklerinin var olan haklarının başka bir
zeminde kabul edilmesi demektir sadece. Bunu taviz olarak nitelemek ciddi bir
talihsizliktir" diye konuştu.
KKTC Meclisi Kıbrıs gündemiyle toplandı
Bu arada, KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla yaptığı
Kıbrıs konusundaki olağanüstü toplantısı sona erdi.
Toplantıda Talat, milletvekillerine Kıbrıs konusuyla ilgili
bilgi verdi.
Olağanüstü birleşimi, meclis çalışmalarını uzun
süredir boykot eden Demokrat Parti (DP) milletvekilleri izleyici
locasından takip etti.
Toplantı sırasında DP'nin görüşlerinin ifade edilmesi
konusunda tartışma çıkması üzerine DP'li milletvekilleri
meclisi terk etti.
Talat, Meclisten ayrılırken basına yaptığı
açıklamada, Kıbrıs konusuyla ilgili gelişmeler
hakkında milletvekillerini bilgilendirdiğini belirterek, 23
Mayıs'tan bu yana kaydedilen gelişmeleri içeren bir konuşma
yaptığını söyledi.
Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan
Talat'ın, milletvekillerini bilgilendirmeyi sürdüreceği belirtildi.
CNN TURK 04/09/08
İngiltere'de
The Guardian gazetesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Ermenistan'a
gitme kararını "Türkiye- Ermenistan Futbol Diplomasisi" başlıklı
bir makalede değerlendirdi.
Daha önce Türkiye'de görev yapan Amerikalı gazeteci
Stephen Kinzer'ın yazdığı makalede, hafta sonunda
gerçekleşecek ziyaretin iki ülke arasındaki gerginliğin nihayet
sona ereceğinin işareti olarak yorumlanabileceği belirtilirken,
"bu her iki ülke açısından da muhteşem bir ilerleme
olabilir. Türkiye Ortadoğu ve Kafkaslarda yeni ve umut verici bir
arabuluculuğa soyunuyor. Ancak komşusuyla düşmanlık
yaşayan bir ülke olarak kaldığı müddetçe tam anlamıyla
etkili olamaz" denildi.
Ermenistan'ın fakir ve tecrit edilmiş bir halde
olduğuna da dikkat çekilen makalede, söz konusu ülkenin dünyanın geri
kalan bölümüyle, Türkiye sayesinde yeniden ilişki kurabileceği
ihtimaline işaret edildi.
Geçmişte iki ülke arasında hiç üst düzeyde
ilişki kurulmadığı da hatırlatılan makalede, bu
sebeple de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül;ün
ziyaretinin rahatlıkla "tarihi" diye nitelenebileceği ifade
edildi.
Gül'ün resmi ziyaret sebebinin iki ülke arasında
oynanacak milli futbol karşılaşmasına katılmak olarak
görüldüğü de belirtilen makalede, ancak Cumhurbaşkanı Gül;ün ev
sahibi Cumhurbaşkanı Serge Sarkisyan ile müzakerelerde bulunmayı
istediğini de gizlemediği kaydedildi.
-CUMHURBAŞKANI GÜL'ÜN
DEĞERLENDİRMESİ
Gül'ün kendisine geçen ay Sarkisyan ile Kazakistan;da
görüştüğünü ve ona "hepimiz bu toprakların
çocuklarıyız ve sorunlarımızı birlikte çözmek
zorundayız. Bunu düşmanca duygularla yapamayız, bu düşmanlıkları
beslemememiz lazım" dediğini anlattığına da
işaret eden yazar, Gül;ün Sarkisyan;ı da makul gördüğünü
söylediğini bildirdi.
Türkiye;nin Ermenistan;ın 1990;da
bağımsızlığına kavuşmasının
ardından ilk tanıyan ülkeler arasında bulunduğu, ancak
Türkiye;nin üç yıl sonra Ermenistan;ın Azarbaycan;ın
Dağlık Karabağ bölgesini işgal etmesinin ardından iki
ülke arasındaki sınırı kapattığına dikkat
çekilen makalede, Cumhurbaşkanı Gül;ün, bu uzun bir geçmişe
dayanan sorunu da masaya getireceği tahminine yer verildi.
Türkiye;nin son günlerde bölgesel güvenlik meselelerine
büyük bir dikkat sarfettiğini ve son günlerde Rusya ile
Gürcistan arasında yaşanan gerginliğin de bu dikkati
arttırdığını kaydeden yazar, Türkiye;nin ortaya koyduğu
Kafkas İstikrar ve İşbirliği Paktı önerisine de
işaret etti. Yazar böyle bir paktın Ermenistan;ın
katılımı sağlanmadan fazla anlam
taşımayacağını da savundu.
"KOMŞULARLA İLİŞKİLER
GELİŞİNCE BÖLGESEL GÜÇ OLDU"
Türkiye;nin bölgesel bir güç konumuna yükselmesinin ancak
komşularıyla ilişkilerini dramatik biçimde geliştirmesiyle
mümkün olabildiği de belirtilen makalede, Ermenistan;ın bu konudaki
tek istisnayı oluşturduğu hatırlatıldı. Makalede,
Türkiye;nin Ermenistan;ı bölgesel birliklerin ve petrol boru hattı
gibi planların dışında tutarak tecrit etmeye
çalıştığı da savunulurken, "Ankara;daki
stratejistler bu politikanın artık geçerliliğini kaybettiği
sonucuna vardı. Şimdi bir uzlaşma aramaya istekliler"
denildi.
Gül;ün Ermenistan ziyaretini çevreleyen belirsizliklerin
iki liderin ilerleme sağlayıp sağlamayacağıyla
sınırlı olmadığı, Ermeni milliyetçilerin
bazı gösteriler yapabilecekleri de kaydedilen makalade, Ak Parti;nin
milletvekillerine de güvenlik gerekçeleriyle maça katılma izni
vermediğine işaret edildi.
Makalede iki ülkeden bazı gençlik
gruplarının ise barış yanlısı gösterilerle
ziyarete destek vermeye hazırlandıkları
hatırlatıldı.
Makalede Türkiye;deki askeri çevrelerin ve Ermeni diyasporasının
Türk-Ermeni ilişkilerinin iyileşmesi fikrinden rahatsız
oldukları belirtildi.
Türkiye ve Ermenistan;ın üst düzey müzakereler
yapmayı kabul etmesiyle önemli bir eşiğin
aşıldığını kaydeden yazar, iki tarafın da
ilişkilerin düzelmesinin uzun zaman kapalı kalan
sınırın iki tarafında ve hatta onun da ötesinde da pozitif
etkiler yaratacağını anladıklarını bildirdi.
HURRIYET 04/09/08
HURRIYET 04/09/08
Bakın neler demişti!..
Nihayet bir jest
Paşalar da yargılanabilir.. Suçları
kesinleşirse hapse de atılabilir... Ama her aşamada hukuka uygun
davranmak şartıyla... Eğer laikliği ihlal ettiği
Anayasa Mahkemesi kararıyla sabit olan iktidar partisinin medyadaki
kalemleri bir davayı intikam fırtınasına
dönüştürmüşse... Yargılamada hukuk dışı
uygulamalar görülüyorsa... Buna müdahale etmek de her şeyden önce
insanlık görevidir...
O yüzden TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu,
generallerle birlikte gözaltına alınan Ankara Ticaret Odası
Başkanı Sinan Aygüne sahip çıkmıştı... Biz de 5
Temmuz 2008 tarihli Milliyette şunu yazmıştık:
...Şemdinli sanığı olarak yakalanan astsubay hakkında
Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt Tanırım iyi
çocuktur demişti. Gözaltına alınan Eruygur ve Tolon
paşalara o kadarcık bile destek gelmedi... Evet, Genelkurmay
yargıya saygılı davranma özeni göstermeliydi. Ama hani, yurt
sathına yayılmış yüzlerce emekli subay ve gazi
derneğinden iki emekli generale bir küçücük destek gelemez miydi? TOBB
Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlunun Sinan Aygüne sahip
çıktığı kadar bir sahiplenme hiç değilse... Esir
alınmış gibi gözaltına götürülüş biçimleri
hakkında birkaç söz... Söylenemez miydi?
Askerler belki de yargıya saygı çerçevesinde sustular. Ancak onlar
sustukça kamuoyunda şu izlenim yayıldı:
Demek iki generalin suçlu olduğuna Genelkurmay da inanıyor...
Dünkü ziyaret en çok bu izlenimi silmek adına önemliydi...
Kimileri bu ziyareti yargıya müdahale olarak ilan ettiler...
Hukuka uyulmasını istemek insanlık görevidir, yargıya
müdahale değildir.
AKP Hazine yardımı kesintisiyle kaybettiği
parayı bağışlarla toplayacakmış.
Böylece
cezayı bağışçılar ödeyecek, parti en ufak mahrumiyet
çekmemiş olacak...
Haldun Ertem
Deniz ampulü
Alman polisi de olmasa bir şeyden haberimiz olmayacak... Alman Polisi,
YİMPAŞtan sonra Almanyada Türklerden topladıkları
paraları hortumlayan Deniz Feneri adlı yardım derneğini de
çökertti. Yöneticilerini kelepçeleyip mahkemeye çıkardı.
Muhasebe sorumlusu Firdevsi Ermiş mahkemede şöyle diyor:
- Türkiyedeki bağlantılarımız bizim dediğimiz olacak
diyorlardı...
Bu dernek Türkiyede de çalışıyor. Ama Atatürkçü
derneklere müfettiş gönderip aylarca denetim yaptıran hükümet bu
derneğe hiç ilişmiyor. Saf saf soralım: Neden dersiniz?
Bilgi yarışması...
Ankara radyosunda bir bilgi yarışması... Sunucu
yarışmaya telefonla katılan ve mesleği öğretmen olan
yarışmacıya soruyor.
- Avrupanın kuzeyinde yer alan ülkelerden biridir. Kuzeyinde Kuzey Denizi
bulunur, Belçika ve Almanya komşularıdır...
Topraklarının büyük bir bölümü deniz seviyesinin
altındadır.
Yarışmacı uzun uzun düşünmesine rağmen cevap
veremeyince sunucu bir ipucu daha veriyor.
- Ülke laleleriyle meşhurdur, laleler ülkesi diye de bilinir.
İpucunu duyan yarışmacının gözleri birden
ışıyor.
- Yanıt veriyorum: Laleli!
Kadere bak!
Bundan 15 yıl önce.. 1993 yılında.. Demirel Hükümetinin
Ermenistan politikası konusunda verilen gensoru sırasında
Refah Partisi adına Abdullah Gül söz alıyor... Bakınız
zabıtlara göre, neler söylüyor:
Hükümet, bu politikasıyla, geleceğimizi gerçekten ipotek altına
almıştır ve öyle ipotek altına almıştır ki,
Ermenistan Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanının cenaze
merasimine katılma cesaretini göstermiştir.
HALİL ORHAN ERGÜDER (İstanbul) Beynelmilel protokol o..
ABDULLAH GÜL (Devamla) ...Sizin nasıl bir uzlaşmacı
olduğunuzu, Türkiyenin menfaatleri söz konusu olduğunda, sizin
şahin gibi davranmayacağınızı bildiği için,
yüzünüzün ne kadar yumuşak olduğunu bildiği için cesaret
bulmuş ve Türkiyeye gelmiştir.
Siz bana bir ülke gösterin ki, kardeşleriniz savaş halinde olacak,
kardeşleriniz katledilecek ve onlar katledilirken, Bunun müsebbibi Türkiyedir
diye demeçler verecek; o kardeşlerimiz katledilirken, Avrupanın
haritaları bellidir, yerine oturmuştur; fakat Ortadoğunun,
Asyanın haritaları nihai şeklini almamıştır
diye açıklamalar yapacak; Karsın, Ermenistan toprağı
olduğunu iddia edecek, bütün bunlardan sonra o adam Türkiyeye gelecek ve
siz de elini sıkacaksınız!..
Evet.. Sayın Gül 15 yıl önce Ermenistandan
Cumhurbaşkanının değil maç, cenaze için bile Türkiyeye
gelmesini eleştirmiş... Arada değişen bir şey
olmadı... Şimdi onun elini sıkmaya Ermenistana gidiyor...
Şaban
Dişli hukuk dersi veriyor: Suçu mahkemelerde sabit olmadıkça
herkesin masumiyeti esastır.
Bir
milletvekilinin suçu mahkemelerde nasıl sabit hale gelir? Tabii ki
dokunulmazlığı kaldırılır,
yargılanırsa... Şu dokunulmazlığının
kaldırılmasını iste hele Şaban Bey... Sonra
konuşalım...
MILLIYET 04/09/08 MEKIK
ASIK
Başkaları ayrılırken
Kıbrısta birleşme deneyi
YILLARDAN beri görmeye alıştığımız
görüntü dün tekrar TV ekranlarına yansıdı: Kıbrıs Türk
ve Rum liderleri, BM temsilcisinin Lefkoşadaki ikametgâhında bir
araya geliyorlar, kapalı kapıların arkasındaki
görüşmelerinden sonra, gazetecilerin karşısında samimi
pozlar vererek çözüm konusundaki iyi niyetlerini ve umutlarını dile
getiriyorlar...
Biz bu filmi daha önce (hem de çok) görmüştük dedirtecek bir manzara...
Bu kez, Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyasın, BM gözetiminde
yaptığı bu görüşme, yeni bir sürecin
başlangıcı.
Bu, Kıbrıs sorununda 30 küsur yıldır çeşitli
aralıklarla gerçekleşen yeni müzakere süreçlerinin ilki değil
tabii. Ama sonuncusu olabilir açıkçası...
Eğer dünkü toplantı ile başlayan yeni süreçte, Talat ile
Hristofyas anlaşamazsa, müzakereler tıkanıp kesilirse,
artık bir yeni süreç daha olmayabilir.
Bu bakımdan bu süreç, son şanstır...
Prensipler
iyi ama...
Şimdi Kıbrıs görüşmeleri, dünya konjonktüründe büyük
değişikliklerin olduğu bir sırada yapılıyor.
İlginç olan husus, birçok ülkede trend ayrılma -veya
bağımsızlık- yönünde gelişirken, Kıbrısta
bileşme amaçlı bir egzersizin yapılmasıdır.
Kıbrıstaki durumu -en azından bu aşamada- Kosovadan veya
Abhazya ve G. Osetyadan farklı kılan da budur. Adada iki taraf,
uluslararası topluluğun desteğiyle, tekrar bir araya gelmenin
yollarını arıyor.
Bu, bütün dünyanın dikkatini çeken önemli bir test. Siyaset bilimcileri
için de adeta bir laboratuvar çalışması!
Bundan önceki çabaların başarısızlığına
karşın, bu yeni deneyin sonuç vermesi şansı nedir?
Dün resmen başlayan kapsamlı müzakereler öncesinde, Talat ile
Hristofyas mart ile temmuz ayları arasındaki buluşmalarında
bazı temel ilkeler ve parametreler üzerinde mutabık kaldılar.
Bunların arasında bir yandan iki kurucu devletin
ortaklığı ve eşit statüsü, diğer yandan da tek
egemenlik, tek vatandaşlık ilkeleri var.
İlk bakışta çelişkili görünen bu parametreler çerçevesinde,
iki tarafın da kabul edeceği uygulanabilir, kalıcı
formüller bulmak, oldukça zor. 11 Eylülden itibaren yapılacak
müzakerelerde detaya inilerek, uygun formüller aranacak.
...Şeytan
ayrıntıda!
Detay dediğimiz şey, aslında Kıbrıs sorununun can
damarını oluşturan sorunlardır.
Anayasal sorunlar, Kıbrısın yeni siyasal yapısı ile
ilgili. Cumhurbaşkanlığı, merkezi hükümet, parlamento ve
bölgesel yönetim ile ilgili görev ve yetki paylaşımını,
yukarıda belirttiğimiz parametreler içinde belirlemek gerekecek...
Diğer bir anlaşmazlık konusu garanti anlaşması ve
Kuzeydeki Türk askeri varlığının geleceği ile ilgili.
Bu Türkiyenin de müdahil olduğu ve
ağırlığını koyduğu bir konudur. Bu meselede
uzlaşıcı bir formül bulmak son derece zor görünüyor.
Toprak, mülkiyet, yerleşikler gibi sorunlarda da, taraflar bir orta
yol bulmakta çok zorlanacaklardır.
Aslında bütün bunların temelinde yatan gerçek şudur: Türk
tarafı, yepyeni bir devlet yapısı kurmak, Rum tarafı ise
mevcut yapıda sadece bazı rötuşlar yapmak istiyor. Şimdi
öyle bir çözüm bulunmalı ki, iki taraf yeni statünün kendi istek ve
beklentilerini karşıladığına inansın...
Bunu sağlayabilirlerse ne âlâ. Yoksa herhalde birleşme amaçlı
yeni bir süreç daha başlamayacak, ondan sonra iki taraf kendi yolunda
gidecektir.
SAMI KOHEN MILLIYET
04/09/08
KIBRISTA AYNI FİLM
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Adada müzakere prosedürünü belirlemek için yapılan zirve öncesinde Rum lider Hristofyas, federal çözümün, iki toplumun ortaklığı şeklinde olacağını savundu. Talat da haklarından vazgeçmeye niyetleri olmadığını söyledi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrısta 4 yıldır
süren durgunluğun ardından, kapsamlı Kıbrıs
müzakerelerinin prosedürünü belirlemek amacıyla dün Lefkoşadaki ara
bölgede bir araya geldi. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun Kıbrıs
Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihounun
ikametgâhında yapılan Seremoni niteliğindeki görüşmede,
kapsamlı müzakerelerin prosedürü ve izlenecek yol haritası
belirlendi.
Ancak görüşme öncesi Hristofyas'ın yazılı
açıklaması Türk tarafında şaşkınlık
yarattı. "1977de, dönemin Rum lideri Makariosun iki toplumlu, iki
bölgeli federal çözümü kabul ederek büyük bir taviz verdiğini, bu tavizle
Kıbrıslı Rumların limitlerini tükettiklerini, daha ileriye
gidemeyeceklerini" diyen Hristofyas açıklamasını şöyle
sürdürdü: "Ne konfederasyon ne de bakir doğum
aracılığıyla iki devletin yeni bir ortaklığı
kabul dilebilir. Federal çözüm, iki toplumun ortaklığı
şeklinde olacaktır."
Talat'tan
hemen yanıt
Hristofyasa yanıt veren Talat, dün gece ulusa sesleniş
konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının,
Kıbrıs Adası üzerindeki haklarından vazgeçmeye niyeti
olmadığını herkesin bilmesi gerektiğini söyledi.
Talat, Bu hakların, iki halkın siyasi eşitliği ve iki
kurucu devletin eşit statüsü ile korunabileceğini belirtti. Talat,
Rumlara, Kıbrıs Türk halkı, kendi kendinin efendisi olmak
istiyor dedi.
İlk
konu yönetim
Milliyetin görüşmeyle ilgili edindiği bilgilere göre, liderler
zirvesinde, ayrıntılı bir görüşme yapılmadı.
Liderler 11 Eylülde başlayacak kapsamlı müzakerelerde ilk
görüşülecek konu olarak Yönetim ve Güç Paylaşımını
seçti. İkinci görüşülecek konunun ise Kıbrıs sorununun
çözümünün temel taşını oluşturan mülkiyet olduğu
öğrenildi.
11 Eylülde başlayacak görüşmeler sonrasında liderlerin haftada
bir gün görüşmesi kararlaştırıldı.
MILLIYET 04/09/08
Talat ve Hristofyas bir araya geldi
03/09/2008
RADIKAL
Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofyas bugün bir araya gelerek müzakerelerin yöntemi üzerine konuştular
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafıyla müzakerelere
sıfırdan başlamadıklarını, dolayısıyla
müzakerelerin çok uzun sürmeyeceğini söyledi.
Kıbrısta 11 Eylülde başlaması öngörülen müzakerelerin
yöntemini belirlemek amacıyla bugün Lefkoşadaki ara bölgede bir
araya gelen Talat veKıbrıs Rum yönetim lideri Dimitris Hristofyas,
görüşmenin başında BM Genel Sekreteri Kıbrıs özel
danışmanı Alexander Downer ile birlikte açıklama
yaptılar.
Cumhurbaşkanı Talat, BMnin iyi niyet misyonu çerçevesinde 4
yıllık bir sessizlikten sonra bir çalışma azmi ve
kararlılığıyla müzakerelere
başladıklarını belirtti. "Biz sıfırdan
başlamıyoruz, dolayısıyla bu müzakerelerin çok uzun
sürmeyeceğini umuyorum" diyen Talat, 1960 garanti ve ittifak
anlaşmalarının devametmesi gerektiğini vurguladı.
Talat, "İki taraftan biri diğeri üzerinde yasal üstünlük kurmaya
kalkmasın. Garantörlükler korunsun" dedi. Talat, bu çok yönlü soruna
çözüm bulmanın tarihi sorumlulukları olduğunu belirterek,
"Amacımız bölünmüş olanadayı, iki toplumun
yaşadığı ortak bir varlık haline getirmek" dedi.
HRİSTOFYAS
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ise ABnin tam üyesi
olduklarını belirterek, "çözümün AB çerçevesinde
olması" gerektiğini söyledi.
"Herkesin Kıbrısın toprak bütünlüğüne saygı
duyması gerekir" diyen Rum lideri, "artık bu sorunu çözme
zamanının geldiğini" ifade etti. "Biz tek devlet
üzerinden çözüm bulunmasını istiyoruz" diyen Hristofyas, BM ile
tam bir işbirliği içinde olacaklarını sözlerine ekledi.
DOWNER
Downer da bugünün Kıbrıs için tarihi bir gün olduğunu ifade
ederek, Kıbrıs sorununun çözümünde iyimser olmak için bir sürü neden
bulunduğunu söyledi."Kıbrıs için tarihi bir gün, tüm
Kıbrıslılar için kritik önem taşıyan bu sürecin
parçası olmaktan onur duyuyorum" diyen BM yetkilisi, liderlerin
yürüteceği bir sürecin söz konusu olduğunu, BMnin sürece destek
sağlayacağını belirtti. Downer, liderlerin
önderliğinin sürecin başarısı için kritik bir rol
oynayacağını vurguladı.
Downer, geçen birkaç aylık dönemde zorluklar olduğunu, gelecekte
dezorluklar ve mücadele etmeyi gerektirecek sıkıntılar
olacağını ifade ederek,"Kıbrıs sorunu
çözülemeyecek bir sorun değildir, müzakerelerin mutlaka sonuca
ulaşması gerekiyor. İyimser olmak için birçok neden var. Uzun
süreli dostluğunuzve çözüme olan inancınız ortak bir vizyon
oluşturuyor. Bu da barışın ana unsurudur" diye
konuştu.
BM yetkilisi, liderlerin geçmiş toplantılarda yaptığı
açıklamaların, çözümün çerçevesini oluşturduğunu,
Kıbrıs sorununda geçmişten gelen bir birikim olduğunu,
bundan liderlerin faydalanabileceğini kaydetti. Sürecin ilerleyişinin
kendisini cesaretlendirdiğini ifade eden Downer, teknik komitelerde
yapılan çalışmaları da övdü.
Downer, iki halkın ve adanın yeniden birleşmesinin tüm
Kıbrıslıların çıkarına olduğunu da sözlerine
ekledi.
TOPLANTIDAN SONRA YAPILAN AÇIKLAMALAR
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa
yıl sonundan önce çözüm bulmak istediklerini söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, 11 Eylül Perşembe günü yapacakları
görüşmede, yönetim ve güç paylaşımı konularını
ele alacak.
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lider Hristofyasın, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi
Taye-Brook Zerihounun resmi ikametgahında yaptığı ve BM
Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downerın da katıldığı görüşme sona erdi.
Yaklaşık 2 saat süren görüşmenin ardından ilk
açıklamayı yapan Downer, bir sonraki görüşmenin 11 Eylül
Perşembe günü yapılacağını belirterek, prosedürün
belirlenmesinin ardından müzakerelere yönetim ve güç
paylaşımı konularıyla başlanacağını
söyledi.
Her iki liderin birbirine gösterdiği iyi niyetin kendisi için etkileyici
olduğunu ifade eden Downer, liderlerin görüşmede samimiyetlerini
ortaya koyduğunu belirtti.
Downerin ardından iki lider soruları yanıtladı.
-"SÜRPRİZLE KARŞILAŞMADIM"-
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, "Talat sizi ne
şekilde şaşırttı" sorusu üzerine, görüşmede
"herhangi bir sürpriz olmadığını" belirterek,
"Mehmet Ali Talat aynı Mehmet Ali Talat, herhangi bir sürprizle
karşılaşmadım" dedi.
Rum lider, "adada sınırların yıl sonuna kadar
kaldırılıp kaldırılmayacağı" yönündeki
soru üzerine ise "Bu amaçla yola çıktıklarını ve en
kısa zamanda bunu yapmak istediklerini" söyledi.
Hristofyas, "Ne kendisi ne de Talatın yarın ve başka bir
gün bunun olacağının garantisini vereceğini"
belirterek, "Ama ortak bir istek var, ortak bir irade var bu konuda. Ortak
bir şekilde çalışacağız. Bunu en kısa zamanda
yapmak istiyoruz" dedi.
-"ANKARA DESTEKLİYOR"-
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da bir gazetecinin,
"Ankaranın baskısı olmadan mı müzakere
ediyorsunuz" sorusuna karşılık, "Ankara her zaman için
çözümü desteklemektedir" dedi.
Kıbrısta 4 yıllık bir sessizliğin ardından
tekrar müzakerelerin başlamasında Ankaranın desteğinin rol
oynadığına işaret eden Talat, "Biz çözüm için
varız. Ankara bizi destekliyor. Şundan eminiz ki, kapsamlı bir
anlaşmaya varma konusunda başarılı olacağız"
diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, bu yılın sonuna kadar bu
anlaşmaya varmak istediklerini kaydetti.
Talat, iki liderin temsilcilerinin prosedür üzerindeki
tartışmaları sürdüreceğini ifade ederek, bugünkü
görüşmenin anlamının müzakereleri başlatmak olduğunu
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Ankara askerini adadan çekmeyi kabul
edecek mi" sorusuna ise "Ankaraya ne olmuş hep Ankaradan
bahsediyorsunuz. Ankara zaten çözümü destekliyor"
karşılığını verdi.
-BM GENEL SEKRETERİNİN MESAJI-
Liderlerin soruları yanıtlamasının ardından Downer, BM
Genel Sekreteri Ban Ki-munun mesajını okudu.
Ban, mesajında, Talat ve Hristofyasın tam müzakereleri
başlatmasını memnuniyetle
karşıladığını ifade ederek, liderlere bu amaç
doğrultusunda "ciddi bir çalışma ve adanmışlık"
diledi. Ban, müzakerelerin sonunda başarılı bir çözüm
bulunması dileğinde bulunarak, BMnin her iki tarafın
çabalarını da desteklediğini kaydetti.
"Bu tarihsel adımın birlikte atılmasını"
desteklediğini bildiren Ban, "adanın yeniden birleştirilmesi
ve Kıbrıs adasında yaşayan bütün halkların
çıkarına olan bir birleşme olmasını"
istediklerini belirtti. (aa)
Umut ve inançla başlıyorlar
11 EYLÜL GÖRÜŞMESİNİN GÜNDEMİ; YÖNETİM VE
YETKİ PAYLAŞIMI... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum toplumu
lideri Hristofyas, Kıbrıs'ta kapsamlı müzakerelerin prosedürünü
belirlemek amacıyla dün BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Downer huzurunda bir araya geldi. Kıbrıs
sorununun bu yıl çözümlenmesi için her türlü çabayı göstereceklerini
vurgulayan iki lider, görüşmede, esas müzakerelere 11 Eylül'de
başlanmasını kararlaştırdı. 11 Eylül
görüşmesinin gündeminde "yönetim ve güç
paylaşımı" konuları yer alacak
BAN: BM BU TARİHİ ADIMDA İKİ TARAFI DA DESTEKLER VE
CESARETLENDİRİR...
BM Genel Sekreteri Ban, Downer tarafından okunan mesajında,
BM'nin bu tarihi adımı atarlarken iki tarafı da bir
anlaşmaya vararak, tüm Kıbrıslıların
çıkarına adayı yeniden birleştirmesi için
desteklediğini ve cesaretlendirdiğini vurguladı. Ban ayrıca
liderleri, amaçlarında gösterdikleri ciddiyet, uzlaşma duyguları
ve barış sürecini başarılı bir sonuca
ulaştırma yönündeki taahhütlerinden dolayı övdü
DOWNER: KIBRIS İÇİN TARİHİ BİR GÜN... BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, resmi
müzakerelerin başladığı dünün Kıbrıs için tarihi
ve çok önemli bir gün olduğuna işaret ederek, BM'nin burada
bulunmaktan gurur duyduğunu söyledi. Downer, iki liderin birbirine
karşı sergilediği iyi niyetten çok etkilendiğini kaydetti
LİDERLERDEN ÜMİT VERİCİ MESAJLAR... Rum Lider
Hristofyas, Kıbrıs sorununa bu yıl bir çözüm bulmak için
ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını vurgularken,
Cumhurbaşkanı Talat ise Kıbrıs Türk tarafının
çözümden yana olduğunu ve Ankara'nın da bunu desteklediğini
belirterek, "kapsamlı çözüm anlaşmasını en kısa
sürede tamamlamada kararlıyız ve umarım dostum Dimitris'in
söylediği gibi en kısa sürede ve umarım bu yıl" dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum
toplumu lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs'ta kapsamlı
müzakerelerin prosedürünü belirlemek amacıyla dün BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Downer huzurunda
Lefkoşa'daki ara bölgede bir araya gelerek, Kıbrıs sorunun bu
yıl çözümlenmesi için her türlü çabayı göstereceklerini
vurguladılar.
İki lider, dünkü görüşmede, esas müzakerelere 11 Eylül'de
başlanmasını kararlaştırdı. 11 Eylül
görüşmesinin gündeminde "yönetim ve güç
paylaşımı" konuları yer alacak.
İki lider, dün saat 10.00'da BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi Taye-Brooke
Zerihoun'un ara bölgedeki ikametgâhında BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer huzurunda bir
araya geldi. Görüşmede iki lidere, temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos
Yakovu eşlik etti.
2 saatlik görüşmenin ardından ortak açıklamayı
yapan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer,
bundan sonraki görüşmenin 11 Eylül Perşembe günü
yapılacağını belirterek, prosedürün belirlenmesinin
ardından müzakerelere yönetim ve yetki paylaşımı
konularıyla başlanacağını ifade etti.
Downer'in ardından iki lider soruları yanıtladı.
Görüşme sonrasında medyaya neşeli görüntü veren
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas açıklamalarında sorunun en kısa zamanda
çözümünü hedeflediklerini vurguladılar.
Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas, bu yıl
bir çözüm bulunması için ellerinden geleni yapacaklarını
vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat ise, sorunun yılsonundan
önce çözümlenmesi yönündeki temennisini dile getirdi.
Soruların ardından tekrar sözü alan BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, BM Genel Sekreteri'nin
görüşmelerin başlamasına ilişkin mesajını
okuyarak basın toplantısını sona erdirdi.
Downer: İki liderin birbirine karşı
sergilediği iyi niyetten çok etkilendim
Downer açıklamasında, resmi müzakerelerin
başladığı dünün Kıbrıs için tarihi ve çok önemli
bir gün olduğuna işaret ederek, BM'nin burada bulunmaktan gurur
duyduğunu söyledi. Downer, Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunmasının dünyadaki sorunlu bölgeler için bir ilham
kaynağı olacağını da ifade etti.
Alexander Downer, iki liderin birbirine karşı
sergilediği iyi niyetten çok etkilendiğini de kaydetti.
Görüşmelerin bir sonraki turunun 11 Eylül'de
gerçekleşeceğini söyleyen Downer, müzakerelerde ilk olarak
"yönetim ve güç paylaşımı"nın ele
alınacağını belirtti.
Hristofyas: Sınırların kalkması
için ortak çaba harcamamız lazım
Rum Lider Hristofyas, gazetecilerin Kıbrıs sorununa bu
yıl bir çözüm bulunup bulunamayacağıyla ilgili bir sorusuna,
"Bu hedefimizi başarmak için elimizden gelen her şeyi
yapacağız" dedi. Ancak, Hristofyas, çözümün bu yıl
olmasını garanti edemeyeceğini de ifade etti.
"Talat'ın size sürprizi ne oldu?" sorusuna,
"Sürpriz yoktu. Talat, her zamanki Talat'tı"
yanıtını verdi.
Hristofyas, sınırların ne zaman
kaldırılacağı yönündeki soruyu yanıtında "En
kısa sürede. Ne ben, ne de Talat, yarın ya da ertesi gün bunun
olacağını garantileyebiliriz ancak bu ortak bir arzudur ve
Kıbrıs ve Kıbrıslılar için bu yüce hedefi
başarmak için ortak çaba göstermeliyiz" dedi.
Talat: Biz çözümden yanayız,
Ankara da bizi destekliyor
Cumhurbaşkanı Talat ise Ankara'nın müzakerelere
etkisiyle ilgili soruya verdiği yanıtta, Ankara'nın çözümü
desteklediğini ve bu nedenle 4 yıllık çıkmazın
ardından yeniden müzakerelere başlandığını
söyledi. Talat, "Biz çözümden yanayız. Ankara da bizi destekliyor.
Kapsamlı çözüm anlaşmasını en kısa sürede tamamlamada
kararlıyız ve umarım dostum Dimitris'in söylediği gibi en
kısa sürede ve umarım bu yıl" şeklinde konuştu.
Talat, bir başka soru üzerine, temsilcilerin Yeşilırmak
kapısının açılışıyla ilgili
tartışma ve çalışmaların devam ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, dünkü görüşmenin gündeminin tam
teşekküllü müzakereler olduğuna dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'nın Türk ordusunun
tamamıyla geri çekilmesini destekleyip, desteklemeyeceğine
ilişkin bir soruyu yanıtında, "Ankara çözümü destekliyor.
Endişe etmeyin" dedi.
Ban'dan liderlere güçlü destek
Bu arada BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon, müzakerelerin
açılışına bir mesaj göndererek BM'nin bu tarihi
adımı atarlarken iki tarafı da bir anlaşmaya vararak, tüm
Kıbrıslıların çıkarı için adayı yeniden
birleştirmesi konusunda desteklediğini ve cesaretlendirdiğini
vurguladı.
Ban, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer tarafından okunan mesajda,
liderleri amaçlarına gösterdikleri ciddiyet, uzlaşma duyguları
ve barış sürecini başarılı bir sonuca
ulaştırma yönündeki taahhütlerinden dolayı övdü.
İki lideri de Kıbrıs'ta kapsamlı çözüme
ulaşmak amacıyla görüşmeleri başlatmalarından
dolayı selamladığını belirten Ban, BM'nin, sürece,
özel danışman, özel temsilci ve adadaki tüm BM yetkilileri
aracılığıyla sarsılmaz destek vereceğine
tarafları temin ettiğini vurguladı.
Liderlerden iki dilde selamlama
Dün gerçekleştirilen görüşmeye önce Rum lider Hristofyas,
hemen ardından da Cumhurbaşkanı Talat geldi.
Her iki lider de BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ve Zerihoun tarafından
karşılandı. Talat ve Hristofyas görüşmeye girerken
görüşmeyi izlemeye giden medya ordusunu "günaydın" ve
galimera" diyerek selamladılar.
Görüşmenin açılışında BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, Cumhurbaşkanı
Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas birer konuşma yaptı.
Yazılı açıklamanın kopyaları, BM Basın Sözcüsü Jose
Diaz tarafından görüşme sonrasında basına
dağıtıldı
Yerli ve yabancı
basının ilgisi büyüktü
Cumhurbaşkanı Talat'la Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyas arasında yapılan görüşme kapsamlı müzakereler
prosedürünü belirlemek için yapılan doruk görüşmesine
Kıbrıs Türk Rum ve yabancı medya büyük ilgi gösterdi.
Görüşme salonuna, açılış seremonisini görüntülemek
üzere sadece BRTK, Rum Radyo televizyonu (RIK) kameraları
alındı.
KIBRIS 04/09/08
İngiltere: Çözüm için şimdiye kadar
yakalanmış en iyi fırsat
Murphy ve Ryan Kıbrıs'taki İngiliz Yüksek
Komiserliği aracılığıyla yaptıkları ortak açıklamada,
iki liderin 21 Mart'ta vardıkları uzlaşmayı, ayrıca 23
Mayıs ile 1 ve 25 Temmuz'daki görüşmelerindeki ortak
açıklamalarında sağladıkları
yakınlaşmayı takdirle karşıladıklarını
ifade ettiler.
Bu görüşmelerin Kıbrıs sorununun çözümü yolunda
şimdiye kadar yakalanmış en iyi fırsat olduğunu ifade
eden Jim Murphy ve Joan Ryan, bütün Kıbrıslıları
görüşmelere destek olmaya çağırdı.
Kıbrıs sorununun Kıbrıslılar arasında
çözülmesi gerektiğine de dikkat çeken iki İngiliz yetkili,
kendilerinin de sürece destek vermeye hazır olduklarını
kaydetti.
KIBRIS 04/09/08
The really tough talks
start now
By
Stefanos Evripidou
UNDER THE
watchful eye of the worlds media, the two community leaders stepped out into a
glaring sun at Nicosias old airport yesterday, where they launched a new round
of official negotiations for a Cyprus settlement.
UN Special Advisor for Cyprus, Alexander Downer, described the start of talks
as an historic day for Cyprus, noting that a settlement would be an
inspiration to a troubled world.
The two leaders arrived at the residence of UN Special Representative
Taye-Brook Zerihoun in the UN-controlled Nicosia airport at 10am yesterday.
President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
spent the next two hours, along with their respective aides, George Iacovou and
Ozdil Nami, discussing procedure with Downer and Zerihoun.
The leaders agreed to meet again on September 11 where the real negotiations
will begin on the chosen issues of governance and power-sharing. The next
meeting will take place on September 18.
During the largely ceremonial meeting, the two leaders read out statements to
each other before Downer led them out to address the hordes of waiting local
and international media.
The leaders opening statements reflected the large gap in substance between
the two sides, with both leaders sitting on opposite sides of the fence on key
issues for a settlement. But as one diplomatic source said about yesterdays
opening ceremony, at least it proved that the two had come to agreement on
the need to talk and how to go about doing the talking.
The Cyprus problem is not insurmountable and the negotiations which you begin
today can, and must, have a successful outcome, said Downer after the meeting.
The former Australian foreign minister said he was very impressed with the
goodwill shown by the two leaders towards each other, their strong, personal
relationship, the good humour they both have and their sincerity to achieve a
successful settlement.
You own this process and, as a result, your continuing leadership is the
critical element to make it succeed, he added.
UN Secretary-General Ban Ki-Moon welcomed the launch of talks and commended the
leaders for their seriousness of purpose, sense of compromise and commitment
to seeing the peace process through to a successful conclusion.
In his opening statement, Christofias reiterated the Greek Cypriot stance on a
bizonal, bicommunal federation with political equality and single sovereignty,
citizenship and international personality. He ruled out arbitration and
artificial timetables to safeguard the Cypriot ownership of the process and
to guarantee the outcome will be a Cypriot solution by the Cypriots and for
the Cypriots.
Talat spoke of the hard work and persistence needed to reach this point after
four years of stalemate.
The Turkish Cypriot leader acknowledged the different views on certain aspects
but said the gaps could be bridged with goodwill and compromise. He spoke of
creating two constituent states with equal status, and emphasised the great
importance attached to the thorny issue of the Treaties of Guarantee and
Alliance.
Time is not on the side of a settlement. We, as the two leaders, have a
historic responsibility to find an early settlement to this protracted
problem, said Talat, expressing hope for a solution by the end of the year.
Christofias returned with additional comments to his opening statement, setting
out the red lines of the Greek Cypriot community on Talats proposed virgin
birth. He highlighted that the federal solution would be a partnership of the
two communities, born from a unitary state, not two equal states.
Allow me to stress here that a solution based on a bizonal, bicommunal
federation was a major concession made by President Makarios in 1977, and due
credit should be given to this concession.
I wish to be clear from the beginning of this process: with this concession,
the Greek Cypriot side has exhausted its limits and can not go any further.
Neither confederation, nor a new partnership of two states through virgin
birth can be accepted, said Christofias.
Regarding the Turkish Cypriot refusal to allow Greek Cypriot pilgrims to cross
at Limnitis last week, Christofias said this falls short of the spirit of good
faith which should have prevailed.
Regretfully, these events have poisoned the good climate needed among us, as
well as among ordinary people, which is essential for the process to move ahead
and succeed, he added.
Christofias called on his comrade and friend Mehmet-Ali
to respond to the
call of history and reunify the homeland without third parties and so-called
guardians of our communities.
Asked by reporters if the Cyprus problem could be resolved this year, Christofias
replied we shall try our utmost to achieve this aim as soon as possible,
noting that he could not guarantee this would happen this year.
CYPRUS MAIL 04/09/08
World gathers as leaders
meet for reunification talks
By
Stefanos Evripidou
THE relentless
summer sun provided a bright backdrop to the launch of direct talks at the
UN-controlled Nicosia airport yesterday; a place more associated with frozen
images than new beginnings.
Outside the UN Protected Area, a group of around 20 Greek Cypriot refugees held
banners for the two leaders to see as they drove into the compound: All
settlers in their homes, not ours and Mr Talat stop squandering our land.
Inside, UN personnel covered the entire area, escorting the media from the
gates to the car park, and then by bus to the residence of UN Special
Representative Taye-Brook Zerihoun. And in case anyone didnt know how to
follow a UN patrol car properly, UN officials were on hand every 100m to point
out the right direction.
At the house, a tent was set up outside to provide shelter for the mass of
local and international journalists gathered there, with representatives from
as far afield as Japan. Tens of vans with live link-up facilities were sprawled
across the field in front, while photographers, cameras and news anchors
battled for space behind the metal barricades.
President Demetris Christofias was the first to arrive, followed by Mehmet Ali
Talat. The Turkish Cypriot leader was in high spirits, bidding good morning in
Greek to the perspiring journalists while showing an optimistic thumb up before
passing through the doors.
The cameras allowed briefly inside the residence caught Talat saying to
Christofias: I have a surprise for you, sending the media into frenzied
speculation about a positive announcement on the opening of the Limnitis
crossing.
The surprise turned out to be a packaged gift for Christofias. When pressed,
the Greek Cypriot leader refused to divulge its contents, saying: Leave
something for us.
As the talks got underway, a photocopy of UN Special Advisor Alexander Downers
speech was handed out. The print journalists took a copy and sat back in the
shade while radio, newswire and TV reporters grabbed cameras and mobile phones
to send back the latest news.
The best mobile reception is in the toilet, discovered one journalist,
referring to the makeshift lavatories set up in the field in front.
Occasionally, a UN representative would come out and relay the latest news.
The two leaders are going to read their opening statements outside... No,
change of plan, copies will be handed out instead but we are waiting to get
them typed, Talats notes are handwritten.
One got the impression that the most important negotiations on Cyprus to date
were being conducted in a rather loose, flexible manner, reinforcing the
stereotypes of island life.
Two hot hours later, the leaders came out. Christofias looked a little weary in
comparison to the more energised and upbeat Talat. Perhaps the President had
experienced enough disappointment over Limnitis that he felt the need to play
down his excitement.
During question time, the reporters jumped on Talats comments regarding a
surprise.
No surprise. He was Talat as we know Talat, so no surprise, said Christofias.
Later, outside the Presidential Palace, when asked what Talats gift was, the
Greek Cypriot leader avoided the answer, replying: The beginning of the
talks.
The foreign media pressed Talat about Ankaras intentions for the negotiations.
After a number of questions on the same lines, Talat responded somewhat
sharply: Whats with Ankara, always asking about Ankara? They will support a
solution.
At this point, Christofias broke into a smile, wagging his finger at the
persistent journalist: You are a very good journalist, he said.
Meanwhile, Downer seemed particularly enthusiastic in his first official foray
into Cyprus diplomacy. According to one diplomatic source, he also appeared
well read on the conflict.
As for the two leaders, the same source said they see eye to eye on how the
process will go forward, but are not yet in agreement on what a solution will
be.
CYPRUS MAIL 04/09/08
Police collar three men
after another attack on the statue of Makarios
By
Marianna Pissa
THREE young
men shouted abuse against priests and threw cans of beers on the Makarios
statue at the Archbishopric yesterday morning, according to a police report.
The report stated that the security guard of the Archbishopric saw the young
men and asked them to stop and leave, but they continued to shout against
priests and simultaneously, one of them, threw a glass of beer at the statue of
Archbishop Makarios.
The police said the three young were apparently very drunk
Police rushed to the scene and took the men to the offices of the Nicosia CID.
The three young men were arrested and questioned both on this incident and the
incident that occurred on Monday where the ten-metre high statue, which has
stood in the heart of the capital outside the Archbishopric for the past 15
years, had paint thrown over it and scrawled graffiti reading, For Sale: Down
with Idols, on the wall at the base of the perimeter fence.
Nothing incriminating against the three young men was found concerning Mondays
incident. Nicosia CID continues the investigation.
CYPRUS MAIL 04/09/08
AA
Güncelleme: 16:29 TSİ 05 Eylül 2008 Cuma
LEFKOŞA
- Rum basın haberlerine göre, İsveçe giden Rum Yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, İsveç Dış Politika Enstitüsünde dün
yaptığı konuşmada, olası bir çözümde, yerleşik
olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının
çoğunun gideceğini söyledi.
Bir
çözümün uygulanması, Talat ile anlaşmaya varmamızdan daha zor
olacak. diyen Hristofyas, sözlerini şöyle sürdürdü: Yaklaşık
50 bin yerleşiğin kalmasını ve Kıbrıs
Cumhuriyetinin yasal vatandaşı olmasını kabule hazır
olduğumu söyledim ve bunun için de eleştirildim. Yerleşiklerin
büyük çoğunluğunun Türkiyeye geri dönmesi gerekecek, kolonizasyon
savaş suçudur.
Hem Kıbrıslı Rumların, hem de Kıbrıslı
Türklerin anavatanlardan bağlarını koparma zamanının
geldiğini savunana Hristofyas, Türk tarafı, planlı bir
şekilde Kıbrıs Rum malları gaspını uyguladı,
bu da mülkiyet konusunu daha da zorlaştırdı. Kıbrıs
Rum tarafının bu konudaki tezi; olası bir çözümde
Kıbrıslı Rumların ve Türklerin mülkleri konusunda ne
yapacaklarını tercih etme olanağına sahip olmaları
gerektiğidir. Tercihler şu şekilde olmalıdır: Serbest
erişim, tazminat olanağı ve takas.
TALATIN TEZLERİNE BAKINCA, YIL SONUNA KADAR ÇÖZÜM MÜMKÜN
DEĞİL
Hristofyas ayrıca İsveçte gazetecilere yaptığı
açıklamada, Sayın Talat Kıbrıs sorununun üzerinde
anlaştığımız temel çözüm ilkelerini izleseydi,
yıl sonuna kadar çözüm olması mümkün olurdu diye konuştu.
Talatın açıklamalarından üzüntü duyduğunu belirten
Hristofyas, Sorunun en kısa zamanda çözülmesini istiyorsak, daha az
konuşup daha çok iş yapmaya, daha mantıklı ve daha
akıllı olmaya dikkat etmemiz gerekir. Maalesef
Kıbrıslı Türk lideri, bunu yapmıyor. Doğrudan
müzakerelerin başlangıcında, Sayın Talat tarafından
ortaya konulan tezleri değerlendirdiğimde, Kıbrıslı
Türk liderinin iddia ettiği gibi Kıbrıs sorununun çözümünün
yıl sonuna kadar mümkün olduğuna inanmıyorum ifadelerini
kullandı.
İSVEÇTEN TÜRKİYEYE BASKI UYGULAMASINI İSTEDİ
Rum gazetelerinin haberine göre Hristofyas, dün İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile de görüştü ve bu
görüşmede İsveçten, Kıbrısta çözüm yolunda katı
tutumunu terk etmesi için Türkiye nezdinde nüfuzunu kullanmasını
istedi.
Türk politikasının sertleştiğini, bunun
Kıbrıslı Türk liderinin tezlerine de
yansıdığını iddia eden Hristofyas, Talatın
çözüm iradesine inandığını, Ankaranın niyetleri
konusunda ise büyük kaygı duyduğunu savundu.
Hristofyas: "Yıl sonuna
kadar çözüm zor"
Ada'da
kapsamlı müzakere sürecinin başlamasının ardından, Rum
kesimi lideri Dimitris Hristofyas, sürecin kolay ilerlemeyeceğinin
işaretini verdi. Ada'da yıl sonuna kadar çözüm beklemediğini
belirten Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı da
eleştirdi.
Rum
lider, Ada'da olası çözüm çerçevesinde, sadece 50 bin Türkiye kökenli KKTC
vatandaşının kalabileceğini yineledi ve bu
vatandaşların büyük bir bölümünün çözüm kapsamında Ada'dan
ayrılması gerektiğini vurguladı.
Rum basınındaki haberlere göre, Hristofyas, Kıbrıs sorunu
için, "Çözümü uygulamak, bir çözüm üzerinde uzlaşmamızdan daha
zor olacak" dedi. Hristofyas, "Kıbrıslılar artık
vasiliği kabul edemezler, artık anavatanlardan
bağları koparma zamanıdır" diye konuştu.
Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı da
eleştirdi. Rum lider, "Sorunun çözülmesini istiyorsak, daha az
konuşup daha çok iş yapmaya, daha mantıklı ve daha
akıllı olmaya dikkat etmemiz gerekir. Maalesef
Kıbrıslı Türk lideri bunu yapmıyor" diye konuştu.
Hristofyas, "Talat'ın ortaya koyduğu tezleri
değerlendirdiğimde, kendisinin iddia ettiği gibi, çözümün
yıl sonuna kadar mümkün olduğuna inanmıyorum" dedi.
CNN
TURK 05/09/08
LEFKOŞA (A.A)
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs'ta garantilerin kaldırılması görüşünü
yineleyerek, Kıbrıslılar artık vasiliği kabul edemezler.
Ana vatanlardan bağları koparma zamanıdır dedi.
Rum basın haberlerine göre, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 3 Eylülde yaptığı
görüşmenin ardından İsveç'e giden Hristofyas, İsveç
Dış Politika Enstitüsünde dün yaptığı konuşmada,
olası bir çözümde, yerleşik olarak nitelediği Türkiye kökenli
KKTC vatandaşlarının çoğunun gideceğini söyledi.
Bir çözümün uygulanması, Talat ile anlaşmaya varmamızdan daha
zor olacak diyen Hristofyas, sözlerini şöyle sürdürdü:
Çözümü uygulamak, bir çözüm üzerinde uzlaşmamızdan daha zor olacak.
Yaklaşık 50 bin 'yerleşiğin' kalmasını ve
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal vatandaşı olmasını
kabule hazır olduğumu söyledim ve bunun için de eleştirildim.
'Yerleşiklerin' büyük çoğunluğunun Türkiye'ye geri dönmesi
gerekecek, kolonizasyon savaş suçudur.
Hem Kıbrıslı Rumların, hem de Kıbrıslı
Türklerin ana vatanlardan bağlarını koparma zamanı geldi.
Türk tarafı, planlı bir şekilde Kıbrıs
Rum malları gaspını uyguladı, bu da mülkiyet konusunu daha
da zorlaştırdı. Kıbrıs
Rum tarafının bu konudaki tezi; olası bir çözümde
Kıbrıslı Rumların ve Türklerin mülkleri konusunda ne
yapacaklarını tercih etme olanağına sahip olmaları
gerektiği şeklindedir. Tercihler şu şekilde
olmalıdır: Serbest erişim, tazminat olanağı ve takas.
Bizim taraf, bu üç tercih hakkını da savunuyor, ama öteki taraf
özellikle tazminat ve takas olanağını savunuyor.
İSVEÇ'TEN TALEBİ
Rum gazetelerinin haberine göre Hristofyas, dün İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile de görüştü ve bu
görüşmede İsveç'ten, Kıbrıs'ta
çözüm yolunda katı tutumunu terk etmesi için Türkiye nezdinde nüfuzunu
kullanmasını istedi.
Türk politikasının sertleştiğini, bunun
Kıbrıslı Türk liderinin artık ifade etmekte olduğu
tezlere de yansıdığını iddia eden Hristofyas,
Talat'ın çözüm iradesine inandığını, Ankara'nın
niyetleri konusunda ise büyük kaygı duyduğunu savundu.
Görüşmede güvenlik, garantiler ve mülkiyet konularına da değinen
Hristofyas, özellikle mülkiyet konusunu ilk görüşmeler itibariyle al-ver
sürecine sokacağını söyledi. Adanın tamamında on
binlerce kişiyi ilgilendiren mülkiyet meselesinin Türkiye'nin ve
Kıbrıslı Türklerin siyasi iradeleri konusunda bir test
olacağını belirten Hristofyas, bu konuda ortak kabul edilebilir
bir düzenlemenin 11 Eylülde başlayacak girişimin
başarısını büyük oranda belirleyeceği görüşünü
ortaya koydu.
Rum basını, Hristofyas'ın İsveç ziyaretinin bir
amacının, Türkiye ile geleneksel dostluk ilişkisi bulunan bu
ülkeden Türkiye üzerinde nüfuzunu kullanmasını sağlamak, bir
amacının da eski Rum lideri Tasos Papadopulos zamanında bozulan
ilişkilerin düzeltilmesi olduğunu, bu nedenle ziyaretin çok büyük
önem taşıdığını yazdı.
Hristofyas: Türklerin çoğu Kıbrıstan
gidecek
05/09/2008
Kıbrıs Rum Lideri Hristofyas adada garantilerin kaldırılması gerektiğini elirterek kökenli KKTClilerin çoğu gidecek dedi
LEFKOŞA - Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrısta "garantilerin
kaldırılması" görüşünü yineleyerek,
"Kıbrıslılar artık vasiliği kabul edemezler. Ana
vatanlardan bağları koparma zamanıdır" dedi.
Rum basın haberlerine göre, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile 3 Eylülde yaptığı görüşmenin ardından İsveçe
giden Hristofyas, İsveç Dış Politika Enstitüsünde dün
yaptığı konuşmada, olası bir çözümde,
"yerleşik" olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC
vatandaşlarının "çoğunun gideceğini"
söyledi.
"Bir çözümün uygulanması, Talat ile anlaşmaya varmamızdan
daha zor olacak" diyen Hristofyas, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çözümü uygulamak, bir çözüm üzerinde uzlaşmamızdan daha zor
olacak. Yaklaşık 50 bin yerleşiğin kalmasını ve
Kıbrıs Cumhuriyetinin yasal vatandaşı olmasını
kabule hazır olduğumu söyledim ve bunun için de eleştirildim.
Yerleşiklerin büyük çoğunluğunun Türkiyeye geri dönmesi
gerekecek, kolonizasyon savaş suçudur.
Hem Kıbrıslı Rumların, hem de Kıbrıslı
Türklerin ana vatanlardan bağlarını koparma zamanı geldi.
Türk tarafı, planlı bir şekilde Kıbrıs Rum
malları gaspını uyguladı, bu da mülkiyet konusunu daha da
zorlaştırdı. Kıbrıs Rum tarafının bu
konudaki tezi; olası bir çözümde Kıbrıslı Rumların ve
Türklerin mülkleri konusunda ne yapacaklarını tercih etme
olanağına sahip olmaları gerektiği şeklindedir.
Tercihler şu şekilde olmalıdır: Serbest erişim,
tazminat olanağı ve takas. Bizim taraf, bu üç tercih
hakkını da savunuyor, ama öteki taraf özellikle tazminat ve takas
olanağını savunuyor."
İSVEÇTEN TALEBİ
Rum gazetelerinin haberine göre Hristofyas, dün İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile de görüştü ve bu
görüşmede İsveçten, Kıbrısta çözüm yolunda
"katı tutumunu terk etmesi" için Türkiye nezdinde nüfuzunu
kullanmasını istedi.
"Türk politikasının sertleştiğini, bunun
Kıbrıslı Türk liderinin artık ifade etmekte olduğu
tezlere de yansıdığını" iddia eden Hristofyas,
"Talatın çözüm iradesine inandığını, Ankaranın
niyetleri konusunda ise büyük kaygı duyduğunu" savundu.
Görüşmede güvenlik, garantiler ve mülkiyet konularına da değinen
Hristofyas, özellikle mülkiyet konusunu ilk görüşmeler itibariyle al-ver
sürecine sokacağını söyledi. "Adanın tamamında on
binlerce kişiyi ilgilendiren mülkiyet meselesinin Türkiyenin ve
Kıbrıslı Türklerin siyasi iradeleri konusunda bir test
olacağını" belirten Hristofyas, bu konuda ortak kabul
edilebilir bir düzenlemenin 11 Eylülde başlayacak girişimin
başarısını büyük oranda belirleyeceği görüşünü
ortaya koydu.
Rum basını, Hristofyasın İsveç ziyaretinin bir
amacının, Türkiye ile geleneksel dostluk ilişkisi bulunan bu
ülkeden Türkiye üzerinde nüfuzunu kullanmasını sağlamak, bir
amacının da eski Rum lideri Tasos Papadopulos zamanında bozulan
ilişkilerin düzeltilmesi olduğunu, bu nedenle ziyaretin çok büyük
önem taşıdığını yazdı.(aa)
Mecliste Kıbrıs mesaisi
ÇOK FAZLA YENİ BİRŞEY YOK... Cumhurbaşkanı
Talat, toplantıda, çok fazla yeni birşey dile getirmediğini
söyledi ve sürece ilişkin yeni gelişmelerin 11 ve 18 Eylül'de
yapılacak toplantılarda ortaya çıkabileceği düşünceyle
meclisin o görüşmeler sonrasında toplanıp, değerlendirme
yapması konusunda genel bir kanaat oluştuğunu belirtti
"KIBRISLI TÜRKLERE TAVİZ FALAN
VERİLMEDİ"... Hristofyas'ın "1977 Doruk
Anlaşması'nda acı bir taviz verildiği ve Makarios'un üniter
devletin dönüşüm yoluyla federal devlete dönüşmesini kabul
ettiği" yönündeki açıklamasını da değerlendiren
Talat, "Kıbrıslı Türklere taviz falan verilmedi" dedi.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin üniter bir devlet değil, fonksiyonel
federatif devlet olduğunu söyleyen Talat, "Kıbrıslı
Türklere taviz verildi sözleri ciddi bir talihsizlik" şeklinde
konuştu
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın katılımıyla Kıbrıs konusunda
olağanüstü toplandı.
Cumhurbaşkanı Talat, basına kapalı olarak
gerçekleştirilen genel kurulda milletvekillerini yeni müzakere süreci
konusunda bilgilendirdi.
Yaklaşık iki saat süren toplantı, saat 10.30'da
başladı.
Olağanüstü birleşimi meclisten istifa eden DP milletvekilleri
de izleyici locasından takip etti ancak partinin görüşlerinin ifade
edilmesi konusunda tartışma yaşanması üzerine tepki koyarak
meclisi terk etti.
Cumhurbaşkanı Talat, meclisten ayrılırken
basına yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusuyla
ilgili gelişmeler hakkında milletvekillerini bilgilendirdiğini
belirterek, 23 Mayıs'tan günümüze olan gelişmeleri içeren bir
konuşma yaptığını kaydetti.
Talat'ın devam eden müzakere süreci içerisinde belirlenecek
tarihlerde milletvekillerini tekrar bilgilendireceği kaydedildi.
Talat'ın gelişi
Olağanüstü birleşim için Cumhuriyet Meclisi'ne saat 10.15'te
gelen Cumhurbaşkanı Talat, Meclis Başkanı Fatma
Ekenoğlu tarafından kapıda karşılandı.
Talat, önce, Meclis Şeref Salonu'na alındı, meclisin toplanmasının
ardından da birleşim için genel kurul salonuna girdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis'e gelişinde
basın mensuplarının sorusu üzerine, milletvekillerini
bilgilendirmeye ve görüşlerini almaya geldiğini söyledi.
Meclis çalışmalarını uzun süreden beri boykot eden
Serdar Denktaş başkanlığındaki DP milletvekilleri ise
birleşimi bir süre locadan takip etti.
Alanlı ÖRP'de
Yaz tatili devam eden Cumhuriyet Meclisi'nin dünkü olağanüstü
birleşiminde yoklama yapılmasının ardından, ilk olarak
bağımsız milletvekili Hüseyin Avkıran Alanlı'nın
dünden itibaren Özgürlük ve Reform Partisi milletvekili olarak görev
yapacağı konusunda milletvekilleri bilgilendirildi.
Genel kurulda daha sonra Cumhurbaşkanı Talat'ın salonda
yerini almasının ardından birleşimin başlaması
için basın mensupları salondan çıkarıldı.
DP, salonu terk etti
Cumhuriyet Meclisi'nde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
da katılımıyla Kıbrıs konusunda olağanüstü
birleşim devam ederken, uzun süreden beri devam eden meclis
boykotları nedeniyle birleşimi locadan izleyen DP milletvekilleri
birleşimi terk etti.
DP Genel Başkanı Denktaş ile partinin milletvekilleri,
birleşimde konuşmalarına izin verilmemesini gerekçe göstererek
saat 11.45'de meclisten ayrıldı.
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, meclisten
ayrılırken basın mensuplarına yaptığı
açıklamada, meclisten istifa dilekçelerinin onaylanmaması nedeniyle
sadece Kıbrıs'la ilgili oturumlara katılıp partinin
görüşlerini ilettiklerini, dün de bu amaçla oturuma
katıldıklarını belirtti.
DP milletvekillerinin misafir localarında, kendisinin de genel
kurul salonunda yerini alarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
açıklamalarını dinlediğini, yapacakları itirazlar ve
iletecekleri görüşleri bulunduğunu ifade eden Denktaş,
bunların kayıtlara geçmesi için meclise geldiklerini söyledi.
Ancak hükümet kanadının "görüşlerin 11 Eylül'den
sonra belirtilmesi" konusunda ısrarcı olması üzerine
görüşlerini belirtemediklerini söyleyen Denktaş, bu durumda meclis
birleşimini terk ettiklerini kaydetti.
Kürsüye çağrıldık ama...
Meclisteki itirazları üzerine kürsüye davet edildiklerini de
kaydeden Denktaş, "Başbakan 'buyur ağam, buyur paşam,
buyur kralım konuş' gibi kendine yakışmayan
yaklaşımda bulundu. 'Erkek gibi istifa ettiniz' dedi. Böylesi durumda
yapılacak ikazların değeri olmayacaktı" ifadelerini
kullandı.
Denktaş, konuyla ilgili olarak parti binasında saat 12.30'da
bir basın toplantısı düzenledi.
"Bu meclis, içine girilen süreçle ilgili görüş beyan edecek
durumda değil" diyen Denktaş, meclisin gelişmeleri takip
eden, bilgi veren durumda olmadığını;
Cumhurbaşkanı'na yön verebilecek, ikaz edebilecek yapısı
kalmadığını iddia etti.
Denktaş, "İçerde kendisini vekil zannedenlere
çağrı yapıyorum. Yarından tezi yok
istifalarımızı kabul etsinler... Böylesi bir meclisin ülkeye
faydası yok, böyle bir sürece giderken dahi görüşlerini belirtemeyen
meclisin halkın karşısında durması, kendini avutmaktan
başka birşey değil" ifadelerini kullandı.
Talat: Kıbrıslı Türklere taviz falan verilmedi...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, meclisten çıkışında
yaptığı açıklamada, 1977 Doruk Anlaşması'nda
Kıbrıslı Türklere taviz verilmediğini, sadece fonksiyonel
federatif sistemin Kıbrıs Türkü'nün var olan haklarının kabul
edildiği iki kesimli bir federatif sisteme dönüştüğünü söyledi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın "1977
Doruk Anlaşması'nda acı bir taviz verildiği ve Makarios'un
üniter devletin dönüşüm yoluyla federal devlete dönüşmesini kabul
ettiği" yönündeki açıklamasının bilgi olarak da
yanlış olduğuna işaret eden Talat, "Çünkü 1977 Doruk
Anlaşması, tarafların bir federasyon
aradığını söylemekle yetiniyor. Dönüşümden
bahsetmiyor" dedi.
Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın 1977 Doruk
Anlaşmasında Kıbrıslı Türklere taviz verildiği ve
bundan daha ileriye gidilemeyeceği yönündeki sözlerini de ciddi bir
talihsizlik olarak niteledi.
Talat, genel kurula bilgi verdiği toplantıda 23
Mayıs'tan günümüze meydana gelen gelişmeleri özetlediği bir
konuşma yaptığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, siyasi partilerin çalışma
grupları ve teknik komitelerdeki bütün dökümanları inceleme
imkânı bulmasından dolayı konulara vakıf olduğunu, bu
nedenle çok fazla yeni bir şey dile getirmediğini söyledi.
Önceki günkü görüşmeyle ilgili de bilgi verdiğini kaydeden
Talat, toplantıda ayrıca sürece ilişkin yeni gelişmelerin
11 ve 18 Eylül'de yapılacak toplantılarda ortaya
çıkabileceği düşünceyle meclisin o görüşmeler
sonrasında toplanıp, değerlendirme yapması konusunda genel
bir kanaat oluştuğunu belirtti.
Hristofyas'ın açıklamaları "yanlış"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başka bir soru üzerine,
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın "1977'de,
dönemin Rum lideri Makarios'un iki toplumlu, iki bölgeleri federal çözümü kabul
ederek, büyük bir taviz verdiği" yönündeki sözleri "ilginç"
olarak niteledi.
"Kıbrıs Cumhuriyeti üniter değil"
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de
"üniter bir devlet" değil, "Fonksiyonel Federatif
Devlet" olduğuna dikkat çekti.
"Kıbrıslı Türklere taviz falan verilmedi. Zaten
Fonksiyonel Federatif Devlet'ti. Bunu iki kesimli federatif sisteme
dönüştürdü, o günün gerçekleri. Bu bir taviz değil. Kıbrıs
Türkü'nün var olan haklarının başka bir zeminde kabul
edilmesidir sadece. Bunu bir taviz olarak nitelemek ciddi bir
talihsizliktir" dedi.
"Ciddi bir talihsizlik"
"Kıbrıslı Türklere acı bir taviz verildi"
sözlerinin "bundan vazgeçmeyi tercih etmek" anlamına gelen
"ciddi bir talihsizlik" olduğunu kaydeden Talat, 31 yıl
önceye gitmeye de anlam veremediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle devam etti:
"1977 Anlaşması'ndan sonra birçok mutabakat var. Her
şeyden önce bizim anlaşmalarımız var. 8 Temmuz, 23
Mayıs, 1 Temmuz anlaşmalarımız var. Onlar daha güncel. Niye
güncele gelmiyor da 31 yıl önceye gidiyor? Birçok BM müzakeresi
yaşandı. Birçok fikirler ortaya kondu. Gali Fikirleri, Cuellar
önerileri var. En son olarak da Annan Planı var. Tüm bunlar yokmuş
gibi, 1977'de büyük taviz verdiler ve onun gerisine gidemezler gibi laflar
talihsizliktir."
DP'nin tutumu
Cumhurbaşkanı Talat, DP'nin toplantıyı terk
etmesiyle ilgili soruya şu yanıtı verdi:
"Ben ona karışmam. Meclisin iç işleyişiyle
ilgilidir. Ben zaten bilgi verecektim, verdim. İsteyen konuşur,
görüşünü ortaya koyardı. Orada koymayan benden randevu alarak
koyabilir. Dolayısıyla bir tartışma yaşandı.
Ancak benim ilgi alanım değil."
Ekenoğlu: Serdar Denktaş fevri ve erken davrandı
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da, meclisin
olağanüstü birleşiminde DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ın kürsüye davet edildiğini ancak "fevri" bir
davranış içine girdiğini belirtti.
Fatma Ekenoğlu meclisin Kıbrıs konusunda olağanüstü
birleşiminin ardından basın mensuplarının sorusu
üzerine, DP milletvekillerinin salonu terk etmesini değerlendirerek,
"Mecliste gruplar, toplantının nasıl olacağını
konuşurken Serdar Denktaş herhalde önyargılı girdi ve kendi
görüşünü dışarıda söyleyeceğini ifade ederek bir
tavır içerisine girdi" dedi.
Serdar Denktaş'ın kürsüye davet edildiğini ancak onun
kararını vererek dışarıya
çıktığını kaydeden Ekenoğlu, "Ben kendisini
kürsüye davet ettim. Dışarıda ne söylediğini bilmiyorum"
şeklinde konuştu.
Meclis salonunda sadece Serdar Denktaş'ın milletvekili
koltuklarına oturduğunu diğer milletvekillerinin ise misafir
localarında kaldığını ifade eden Ekenoğlu,
"Sözlerini söyledikten sonra Serdar Denktaş da misafir locasına
geçti. Ben buyurun dediğim halde inip söylemedi. Kaldı ki o
çıktıktan sonra kısa da olsa gruplar başkanlar
görüşlerini ifade ettiler. Sorular soruldu. Cumhurbaşkanı da
bunları yanıtladı. Meclis o şekilde tamamlandı. Serdar
Bey fevri ve erken davrandı" dedi.
İstifalar
Serdar Denktaş'ın istifalarının kabulünü
istediğinin belirtilmesi üzerine de Ekenoğlu, bu konuda iç tüzük ile
anayasada farklı ifadeler bulunduğunu söyledi.
"Halkımız kendi değerlendirmesini yapsın"
diyen Ekenoğlu, DP milletvekillerinin meclise gelmediğini ancak
milletvekilliğinin tüm haklarından faydalandıklarını
kaydetti.
Soyer: Federal ilkelerde bir çözüm
CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise,
temel yurtseverlik görevinin Kıbrıs Türk devletinin Kıbrıs
Rum devleti ile eşit statüde yer alacağı, siyasi
eşitliğe dayalı bir ortaklık idaresinin
kurulacağı federal ilkelerde bir çözümü gerçekleştirmek
olduğunu söyledi.
Soyer görüşme sonrasında basına yaptığı
açıklamada, 3 Eylül'de başlayan görüşme sürecinin
esaslarıyla ilgili olarak cumhurbaşkanının meclise bilgi
verdiğini kaydederek, "Oldukça yararlı olduğu
kanısındayım" dedi.
Sürecin oldukça önemli olduğunu kaydeden Soyer, 24 Nisan 2004'den
sonra Kıbrıs Rum tarafının çözüm olmadan AB'ye girmenin
avantajıyla Kıbrıs sorununu BM zemininden çıkarmak ve
meseleyi bir AB meselesine döndürme çabasına girdiğini anlattı.
Bu çabanın büyük ölçüde 3 Eylül'de görüşmelerin
başlamasıyla artık kalktığını ifade eden
Soyer, BM parametrelerine bağlı olarak bütünlüklü çözüm hedefi ile
görüşme sürecinin başlamasına gidildiğini söyledi.
Soyer, "Şimdi toplumsal sorumluluk, akıl dolu bir
yapı, yurtsever görev hepimize düşüyor. Bu süreçten kalıcı
ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözümün
oluşması için güney Kıbrıs'tan gelebilecek bütün
provokasyonu, bütün tahrikleri soğukkanlılıkla
karşılayıp bu temeli başarıya
ulaştırabilecek ve Kıbrıs Türk tarafının ve
Türkiye'nin uluslararası bütün anlaşmalara vicdana ve demokratik
değerlere sahip olarak, adada eşitlik temelinde bir çözümün istekli
tarafı olduğunu kanıtlamak, bunun için çaba harcamak ve
girişim yapmak, bunu gerçekleştirmek gerek" dedi.
Doğu Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz'de olmak üzere hem KKTC
hem de Türkiye'nin dört bir yanında sorun olduğuna dikkat çeken
Soyer, "Yeni uluslararası sorunların bizde
yarattığı etkileri bilerek klasik ve bizi her zaman
ayağımızda bağ olarak tutulmaya çalışılan
Kıbrıs sorunu prangasını hem KKTC hem Türk
tarafının ayağından eşitlik temelinde kaldırmak en
büyük yurtseverlik görevi olmalı" dedi.
Konjektürde ortaya çıkan yeni sorunlarla, Kıbrıs sorunu
nedeniyle ilgilenilemediğini de kaydeden Soyer, temel yurtseverlik
görevinin, Kıbrıs Türk devletinin Kıbrıs Rum devleti ile
eşit statüde yer alacağı, siyasi eşitliğe dayalı
bir ortaklık idaresinin kurulacağı federal ilkelerde bir çözümü
gerçekleştirmek olduğunu söyledi.
DP'nin tutumu
Soyer, DP'nin salonu terk etmesi ve Denktaş'ın
açıklamalarıyla ilgili bir soru üzerine de, "Bugünkü (dünkü)
oturum gizli bir oturumdur. Etik değerler devlet geleneği, gizli
oturumda olanın gizli oturumda kalmasını gerektirir. Bu konuda
konuşacak değilim. Kendisi hiçbir değeri takmıyorsa buna
olsun saygı göstersin" dedi.
Başbakan Soyer, meclisin bir sonraki olağanüstü oturumunun da
görüşmeler ilerledikçe yapılacağını belirtti.
Avcı: Kapsamlı görüşmeler sonrasında konular
tartışılacak
ÖRP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı da, iki gün önce
Cumhurbaşkanlığında siyasi partilerin toplantıya
çağrılarak 3 Eylül öncesi ile ilgili bilgiler verildiğini ve
partilerin de görüşlerini aktardığını hatırlatarak,
"Bugün 3 Eylül sonrası bilgilendirme için yapılan bir
toplantı idi" dedi.
Kapalı oturumda Cumhurbaşkanı'nın bilgiler
verdiğini, partiler olarak 11 Eylül ve daha sonrasında kapsamlı
görüşmelerin başlamasından sonra konuların daha
detaylı tartışılmasını istediklerini kaydeden
Avcı, dünkü bilgilerin önceki günkü görüşmenin detaylarını
içerdiğini söyledi.
Avcı, "Görüşme sürecinde, ortaya koyduğumuz iki
bölgelilik, iki eşit kurucu devlet, iki halkın siyasal
eşitliği ve Türkiye'nin garantörlüğü çerçevesinde
Cumhurbaşkanına desteğimiz sonsuzdur" dedi.
"DP davranışlarından kendisi sorumlu"
Serdar Denktaş'ın meclisi terk etmesinin sorulması
üzerine de Turgay Avcı, meclis çatısı altında sarf
edilmemesi gereken kelimelerin sarf edildiğini belirterek,
"Esasında DP'nin locada birisinin de içeride oturması, 'Biz
istifa ettik 'deyip meclise böyle günlerde gelmesinin değerlendirmesini
halkımıza bırakıyoruz. DP davranışlarından
kendisi sorumlu" dedi.
Yasama döneminde meclise gelmeyip, halkı ilgilendiren yasalar görüşülürken
bulunmazken böyle günlerde gelip locada oturup, olmaması söylenmemesi
gereken kelimelerle tepki koymalarının kabul edilebilir
olmadığını belirten Avcı,
Cumhurbaşkanının her zaman partilere görüş bildirme
imkanı sunduğunu vurguladı.
Avcı, ÖRP olarak DP'nin istifalarının ekim ayında
meclis açıldıktan sonra gündeme alınması gerektiğine
inandıklarını kaydederek, "Biz istifa ettik siz bizi
atın terminolojisi kabul edilemez. İstifa eden birisi alır
çantasını ve çıkar... Bu davranış kabul edilemez"
dedi.
Ertuğruloğlu: Meclisin devrede olması
açısından toplantının önemi var
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu, Cumhurbaşkanı'nın dün mecliste, son
bilgilendirme birleşiminden bugüne olanların bir özet
bilgilendirmesini yaptığını; yeni bir bilginin söz konusu
olmadığını ancak Meclis'in devrede olması
gerektiğini ve bu bağlamda da dünkü toplantının önemli
olduğunu belirtti.
Ertuğruloğlu, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla
yaptığı Kıbrıs konusundaki olağanüstü
toplantının ardından yaptığı açıklamada,
dünkü birleşimde Cumhurbaşkanı'nın Meclis'i
bilgilendirdiğini ancak herhangi yeni bir bilginin söz konusu olmadığını,
büyük ölçüde, Cumhurbaşkanı'nın son bilgilendirme
birleşiminden bugüne olanların bir özet bilgilendirmesini
yaptığını ifade etti.
Bunların büyük ölçüde, gerek basına yansıyan gerek
Cumhurbaşkanlığı'ndaki görüşmelerde kendilerine
aktarılanlar olduğunu ifade eden Ertuğruloğlu,
"Dolayısıyla herhangi bir yeni unsurun, yeni bir gelişmenin
olmadığı bir ortamda gerçekleşti. Ama böyle bir
toplantı gerçekleşti diye kamuoyunda bir bekleyiş gündeme
gelmiş olabilir; sanki yeni bir şey varmış gibi bir
beklenti oluşmuş olabilir. O doğrultudaki
değerlendirmelerin doğru olmadığını söylemek gerekir"
şeklinde konuştu.
Süreç fiilen başladıktan sonra
Ertuğruloğlu, bu toplantıların süreç fiilen
başladıktan sonra, yeni gelişmeler
ışığında gerçekleşmesi durumunda çok daha
kapsamlı ve uzun boylu olabileceğini belirterek o aşamada da
böyle birleşimlerin mutlaka gündeme geleceğini; Meclis'in devrede
olmasının önemli olduğunu söyledi.
"Meclis devrede olmalı"
Ertuğruloğlu şunları kaydetti:
"Meclis'in devrede olması önemlidir. O bağlamda bugünkü
(dünkü) toplantının tabii önemi var. Meclis mutlaka devrede
olmalı. Bunun dışında öze yönelik yeni bir yorumda
bulunmayı gerektiren bir gelişme ortada yok".
KIBRIS 05/09/08
Tanınma istemek intihar olur
"AKLIMIZI PEYNİR EKMEKLE YEMEDİK"...
Cumhurbaşkanı Talat, "Çözümsüzlük halinde KKTC'nin
tanıtılması gündeme gelebilir mi?" sorusuna
karşılık, bugün için öyle bir talepte bulunmayı
"intihar etmek" olarak niteledi ve şunları söyledi:
"Gelebilir yani, eğer onun gerçekçi, ulaşılabilecek bir
hedef olduğu saptanırsa, tabii ki olur. Ancak onun imasında dahi
bulunmak, bugün için, devletin tepesi açısından böyle bir şeyin
imasında dahi bulunmak intihar etmek demektir. Biz aklımızı
peynir ekmekle yemedik."
BARIŞI ÜZERİNE OTURTABİLECEĞİMİZ BİR
ANLAŞMAYI YAKALAMAK LAZIM... Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'la
toplumları hazırlamak için iyi işler
yaptıklarını, özellikle kendisinin kavga etmeden esnek
davranarak, bu süreci mümkün olduğu kadar yumuşak götürmeye
çalıştığını belirtti. Talat şöyle
konuştu: "Ben; çünkü barışın anlaşmadan sonra
gelişip yerleşeceğine inanıyorum, zemini anlaşma
olacak. Barışı üzerine oturtabileceğimiz bir
anlaşmayı yakalamak lazım. Bu yakalanırsa nihai
barışı da kurmuş oluruz."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün için KKTC'nin
tanınması talebinde bulunmayı "intihar etmek" olarak
niteledi.
Talat, Kıbrıs sorununu çözmeye aday olduğunu belirterek,
Kıbrıs sorunu çözülmeyecekse veya çözülemeyeceğini görürse,
makamına ilişkin "motivasyonunun
kalmayacağını" söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, KIBRIS TV'de Aysu Basri Akter ile
Hüseyin Ekmekçi'nin birlikte yönettiği "Günün Getirdikleri Özel"
programında Başaran Düzgün, Ali Baturay, Emin Akkor ve Aytuğ
Türkan'ın sorularını yanıtladı.
Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini görürse ve sorun
çözülmezse görevinin kendisi için "bir çekiciliğinin
kalmayacağını" ifade eden Talat, şöyle konuştu:
"Benim motivasyonum Kıbrıs sorununa çözüm bulmaktı,
ben bunun için aday oldum. 2004'te referandumdan olumsuz bir sonuç
çıkınca çözüm olmadı. Ondan sonraki adaylığımda
da ben hep Kıbrıs sorununu çözmek hedefiyle aday oldum. Şimdi o
hedef tamamen ortadan kalkarsa ve bu iş kronik olarak bu şekilde
devam edecekse benim motivasyonum kalmaz."
Talat, bunun tek başına karar vereceği bir konu
olmadığını da belirtti.
"Maceracı değilim"
Cumhurbaşkanı Talat, "Çözümsüzlük halinde KKTC'nin
tanıtılması gündeme gelebilir mi?" sorusuna
karşılık, bugün için öyle bir talepte bulunmayı
"intihar etmek" olarak niteledi ve şunları söyledi:
"Gelebilir yani, eğer onun gerçekçi, ulaşılabilecek
bir hedef olduğu saptanırsa, tabii ki olur. Ancak onun imasında
dahi bulunmak, bugün için, devletin tepesi açısından böyle bir
şeyin imasında dahi bulunmak intihar etmek demektir. Biz
aklımızı peynir ekmekle yemedik. İşte, BM Güvenlik
Konseyi'nin kararları ortada, dünyanın tutumu burada.
Dolayısıyla neyin olabileceğini, neyin olamayacağını
iyi hesaplarsınız. Ben maceracı değilim."
"AB içinde garantörlüğe ihtiyaç yok" sözlerini
mantıksız bulduğunu ifade eden Talat, garanti
anlaşmasının değiştirilmesini uygun
bulmadıklarını kaydetti ve "Garanti sisteminin devamı
son derece önemlidir" dedi.
"Dinlemez bir mekanizma kuracağız"
25 Temmuz anlaşmasında varılan mutabakatta, Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas ile arasında kurulması öngörülen
"kırmızı telefon" hattının
kurulacağını bildiren Talat, "Cep telefonuyla
konuşuyoruz. Şimdi daha dinlenemez bir mekanizma kuracağız.
Cep telefonlarının Rum tarafında dinlendiği bilinen bir
gerçek" diye konuştu.
Türkiye'nin limanlarını Rum tarafına açmasının
KKTC'nin rekabet gücünü ortadan kaldıracağını söyleyen
Talat, AB içinde izolasyonları artırmak için çabaların
sürdüğünü de kaydetti.
Talat, müzakerelerde en zorlu başlığın mülkiyet
konusu olduğunu ifade ederek, mülkiyetin üçüncü konu olarak ele
alınacağını belirtti. Mülkiyet konusunda Annan
Planı'nı referans aldıklarını ifade eden Talat, Rum
tarafının da, "Mülkiyet sorununun, malın 1974'ten önceki
sahibi ne istiyorsa, o şekilde çözülmesini" savunduğunu söyledi.
Tıkanıklıkları çözecek mekanizma şarttır
Talat, "Temel noktalardaki sorunları nasıl
gidereceksiniz?" sorusuna şöyle cevap verdi.
BM parametreleri temel noktalardaki görüş
ayrılıklarını belirliyor, dolayısıyla onlara uyum
sağlamak durumundayız. Onu sağlayabilirsek sorunlar azalacak.
Tek egemenlik ve tek vatandaşlık BM parametresi ise aynı
şekilde bir BM parametresidir, her bir kurucu devletin bir toplum ve bir
halk tarafından idare edileceği. Dolayısıyla bunları
bir araya getirdiğinizde parametrelere bağlı
kaldığınızda sonuca gitmeniz mümkün. O zaman işte iç
vatandaşlık konusu gündeme gelir, egemenliğin iki halktan
kaynaklandığı gündeme gelir. Tabii biliyorsunuz Rum tarafı
ve BM iki halktan kaynaklanır demez iki toplumdan kaynaklanır der. Bu
fark etmez. Nereden kaynaklandığının belirlenmesi bir BM
parametresi olmuştur. Bunlara bağlı kalmalıyız bu
birinci şart. Yeni unsurlar ortaya katamayız. Yeni unsurlar
olmamalı. Yeni unsurlar katılmamalı. İkinci nokta ben her
konuda bunun anlaşılabileceğine inanmadığımı
ben kendisine de söyledim. Liderlerin uzlaşmaya vardığı
anlaşmayı referanduma götüreceğimizi kabul ettik. Rum
tarafı da etti. Uzlaşmadığımız noktalarda
tıkanıklık çözme mekanizması geliştirmek
lazımdır. Bu nasıl olabilir, çeşitli yöntemler var. Benim
görüşüm Türkiye ve Yunanistan'ı devreye koymak olur. Annan Planı
müzakereleri sırasında 2004'de New York'a davet edildiğimizde
taraflar anlaşamadı. Devreye anavatanlar girince
anlaşıldı. İki tarafın da kabul edeceği bir
kişi de anlaşmazlıkları çözmede rol oynayabilir. Bu BM
Genel Sekreteri de veya başka biri de olabilir. Ama bunlar birçok konuda
anlaştıktan sonra ancak ayrıntılarda gündeme gelebilir. Ama
Rum tarafı bunu prensip olarak kabul etmiyor. Bu ciddi bir sorundur. Bunu
çözsek işimiz kolaylaşır. Süreç içinde bu tür
mekanizmaların gelişeceğini düşünüyorum" dedi.
Yeşilırmak konusu fazla abartıldı
2004 yılından beridir Kıbrıslı Türklerin
Yeşilırmak kapısından geçerek Erenköy'e gittiğini,
Kıbrıslı Rumların ise Ay. Mamas'taki ayin için normal
yollardan geçerek ayinlerini gerçekleştirdiklerini kaydeden Talat,
Kıbrıslı Rumların Yeşilırmak kapısından
geçmek istemelerinin normal olduğunu ancak bunun kriz haline
dönüştürülmesinin normal olmadığını söyledi.
Hristofiyas ile telefonda konuştuğunu ve ayini iptal
etmemesini istediğini ifade eden Talat, geçtiğimiz yıllarda
olduğu gibi Rumların normal kapılardan geçip ayine gelmelerini
istediğini ve gelecek yıl belki bu kapıyı açabileceklerini
kendisine söylediğini kaydederek, "Burada din siyasete alet
edildi" dedi.
Garanti sistemi yeni düzene uyarlanacak
Mehmet Ali Talat, "Hristofyas bir gazeteye 'Güzelyurt mutlaka bize
verilecek" demiş. Bu soru bana sorulduğu zaman bunun
pazarlık konusu olduğunu, masada konuşulacağını
söyledim Ancak, Ben Hristofyas'a Güzelyurt'un mutlaka kendilerine verilmesi
şartı olduğunu bir gazeteye demeç verip vermediğini sordum.
O da bana böyle bir açıklama yapmadığını söyledi.
Ayrıca, Hristofyas'a garantörlük konusunun devam etmesi gerektiğini
söyledim. O bir şey demedi. Ancak garanti sisteminin yeni düzene
uyarlanacağını söyledik" dedi.
Kıbrıs'ta iki halk birlikte yaşamayı gerçek anlamda
öğrenip ispat edinceye kadar garanti sistemine ihtiyacımız
olduğunu anlatan Talat "AB çatısı altında
garantörlüğün kalkmasını mantıklı bulmuyorum. AB
çatışmaları mı engelliyor. Neyi engelledi? İşte
Gürcistan'ın başına gelenler belli. Biz garanti
anlaşmasını değiştirmesini doğru bulmuyoruz.
Geçmişte bunu yaşadık. 1963 olaylarını hep birlikte
yaşadık. Böyle bir çatışma beklemiyorum. Ama
olmayacağının güvencesi var mı? Siz emin misiniz?... AB
ilanihaye yaşayacak ve parçalanmayacak?" dedi.
İzolasyonların çoğaltılmasına
uğraşıyorlar
Talat, Türkiye'nin Rumlara limanlarını
açacağını düşünmediğini çünkü Kıbrıslı
Türklere karşı izolasyonların devam ettiğini ve Türklere
izolasyonları çoğaltmak için Avrupa'da kapalı kapılar
ardından bunların devam ettiğini bildiklerini söyledi.
Ekonomide ciddi sorunlar var
Ülke ekonomisinde ciddi sorunlar olduğunu doğrulayan Talat,
sorunların çeşitli olduğunu ve dünyadaki etkenlerin de burada
rol oynadığını söyledi.
Talat, konuşmasına şöyle devam etti:
"Gerçek anlamda liberal bir ekonomi politikası uygulansa idi
alt gelir kesimleri ciddi acılar çekerdi. Üst gelir de daha da güçlenirdi
ancak daha sonra ekonomi rayına otururdu. Ama bunu yapabilecek hükümet bu
ülkede hiç kurulmadı. Bu iş bir anlayış meseledir. Bizim
politikacılarımız zanneder ki ekonomik gücü elinde tutarsa güç
kazanır ve seçim kazanır.
Toplumları hazırlamak için bence biz iyi işler
yapıyoruz. Hem Hristofyas ve ben ama özellikle ben, kavga etmeden esnek
davranarak, bu süreci mümkün olduğu kadar yumuşak götürmeye
çalışıyorum ve bunun olumlu tepkilerini de alıyorum. Rum
tarafı da aynı şekilde daha esnek davranıyor.
Bu politikayı bu şekilde sürdürmemiz lazım. Bizim en
temel görevimiz kavga etmeden insanları birbirleri ile ilişkilerinde
teşvik ederek götürmektir ta anlaşmaya kadar. Ben çünkü,
barışın anlaşmadan sonra gelişip yerleşeceğine
inanıyorum zemini anlaşma olacak. Barışı üzerine
oturtabileceğimiz bir anlaşmayı yakalamak lazım. Bu
yakalanırsa nihai barışı da kurmuş oluruz."
KIBRIS 05/09/08
Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu:
Çözüm için ödün verdik, daha ileriye gidemeyiz
Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu,
"İki bölgeli, iki toplumlu federasyon, bizim tarafça verilmiş
bir ödündür, başlangıçtaki tezimiz değildir. Kıbrıs
Rum tarafı bunu Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için kabul
etti ve bundan ileriye gidemeyiz" dedi.
Rum radyosu RIK'in haberine göre, Rum Dışişleri
Bakanı Kiprianu, Madrid'e hareketinden önce Larnaka Havaalanı'nda
yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununa bulunacak
çözümün, Avrupa ilkelerine uygun olmaması ve BM kararlarına
dayanmamasının, akıl alır bir şey
olmadığını ifade etti.
Rum Yönetimi'nin, Türkiye'den, prosedüre sözlü desteğinin
ötesinde, özde de destek vermesini beklemekte olduğunu söyleyen Kiprianu
"Türkiye'nin müzakere taktikleriyle meşgul olmamamız
gerekir" dedi.
Kiprianu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, önceki
günkü açıklamalarıyla, iki tarafın görüşleri arasında
var olan büyük görüş ayrılığını yeniden teyit
etmiş olduğunu savundu. Markos Kiprianu, "Talat bir yandan acele
ederken ve 2008 yılı içerisinde çözüm olmasını isterken;
öte yandan Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin temel tezleri
sertleştiriyor veya öyle çok değiştiriyor ki, bu çok daha fazla,
çok daha detaylı ve çok daha zaman alan bir prosedür anlamına
gelir" iddiasında bulundu.
Doğrudan müzakerelerin başlangıcı olan önceki günkü
görüşmeye Türkiye'den henüz bir tepki gelmediğinin ileri sürülmesi
üzerine Rum Dışişleri Bakanı; Türkiye tarafından henüz
bir açıklama yapılmadığını, ancak
yapılacağına inandığını belirtti ve
şunları söyledi:
"Ankara, müzakereler başlamadan önce prosedüre desteğini
belirtti. Biz; özde de destek vermesini istediğimizi söyledik ve
Ankara'dan bunu bekliyoruz, özellikle müzakereci olacak olan Talat'tan çözümün
şekli ve içeriği üzerinde; BM kararlarında ve AB ilkelerinde
tarif edildiği şekliyle durmasını bekliyoruz."
KIBRIS 05/09/08
Kyprianou looks towards
EU involvement
By
Jacqueline Theodoulou
THE FOREIGN
Minister yesterday said the Turkish Cypriot leader was airing contradictory
views by claiming he wants a new state or virgin birth, while at the same
time wishing to maintain the 1960 treatys guarantees.
Referring to Mehmet Ali Talats statements after starting direct talks with
President Demetris Christofias on Wednesday, Minister Markos Kyprianou added
that it was unthinkable for the Turkish Cypriot leader to desire a solution by
the end of the year, while at the same time hardening his stance.
It is Cyprus consistent position and that of the international community that
for there to be a resolution to a problem, it requires dialogue and
discussions, Kyprianou told reporters at Larnaca Airport yesterday, just
before he departed for Madrid.
The negotiations, Kyprianou said, would effectively start next week within the
frameworks set by the United Nations. But at some point the contribution of
the EU will be needed, especially on an experts level, but also the
international factor with encouragement and even pressure towards the Turkish
side, towards Turkey actually, to maintain a positive and constructive stance.
Called to comment on the reactions provoked by some of Talats positions on the
constituent states, Kyprianou said these are the well-known positions of the
other side. We shouldnt be surprised that they were repeated [on Wednesday].
The minister said Wednesday was the ceremonial stage of the direct talks, which
started with public statements. We need to see the final stance and position
the Turkish Cypriot side will hold at the negotiating table. What is
effectively the result of Mr Talats statements [on Wednesday] is the
confirmation once again of the great difference of opinions that exist.
Kyprianou said he found it a little ironic that on one hand Mr Talat is in a
hurry and wants a resolution within 2008 and on the other, he hardens or
differentiates so much from the basic positions regarding the solution of the
Cyprus problem, which means a much longer, much more detailed and a much more
time-consuming procedure.
The Minister was also asked to comment on the lack of a reaction from Turkey
over the beginning of talks. An announcement has not yet been issued, but I
guess it will. Ankara stated its support for the procedure before negotiations
started. We have said we want support and in essence this is what we are
expecting from Ankara, but especially Mr Talat who will be the negotiator, to
stand up to the form and provisions of a solution, as they are described in the
United Nations resolutions and the EUs principles.
The international community is bound by the UN, he added. Cyprus is a member of
the EU and Turkey wishes to become a member of the EU, therefore it is
unthinkable to agree on a solution that isnt consistent with European values.
Therefore, apart from spoken support to the procedure, we want to see support
in the essence of the frameworks I have just mentioned.
Asked to comment on Turkey and Talat insisting on maintaining the guarantees of
the 1960 treaty, Kyprianou said, Here we have a contradiction in terms, as on
one hand Talat insists on continuing the conditions of 1960 and on the other
insinuating the creation of a new state. Both ideas contradict each other. I
dont think there is any reason to negotiate publicly, we are at the most
important phase of this procedure and the negotiations will take place on the
talks table.
Meanwhile, AKEL parliamentary spokesman Nicos Katsourides said it was too soon
to see how things were going to pan out.
After meeting with UN Special Advisor for Cyprus Alexander Downer who met
with all parliamentary parties yesterday to discuss their views - Katsourides
told reporters AKEL was not optimistic that there will be a resolution straight
away, just because the direct talks have begun.
It is an effort that we believe in. We feel the President is handling it
correctly. There is a good international climate but all this will be proved in
action on the table of negotiations and it will require a lot of persistence
and careful efforts.
DISY leader Nicos Anastassiades said everyone should remain calm. We are not
helping the procedure by being suspicious, he pointed out, while EDEK leader
Yiannakis Omirou said negotiations had not started with the best omens. Mehmet
Ali Talat is bound by Ankaras decisions, said Omirou.
CYPRUS MAIL 05/09/08
Checkpoint protest
planned
GREEK and
Turkish Cypriot organisations in favour of the opening of the checkpoints last
night decided to hold a peaceful demonstration outside Nicosia on September 11,
the date of the next meeting between the two community leaders.
Spokesmen for the organisations met last night in Astromeritis and decided to
intensify their efforts for the opening of more checkpoints, especially
following the recent refusal by the Turkish Cypriot leadership to allow Greek
Cypriots entry into Morphou through the Limnitis checkpoint.
We will continue the fight and in a more intense way, said Andreas Karos, the
president of the Coordinated Committee for the opening of checkpoints. We
decided in tonights conference to go ahead with a protest in a peaceful
demonstration, at the entrance of Nicosia Airport on September 11, he added.
Greek and Turkish Cypriots expressed their support towards President
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talats negotiations.
They pointed out that the opening of checkpoints helps in efforts to rebuild
trust between the two communities.
CYPRUS MAIL 05/09/08
Security Council
expected to adopt talks resolution
THE UN
Security Council was last night expected to adopt a resolution involving the
latest developments in the Cyprus problem.
The Security Council had convened to discuss their views over the beginning of
direct talks in Cyprus.
A preliminary draft of the Councils decision, which would be read out by the
Ambassador to Burkina Faso, Michel Kafando, was released to the media yesterday
evening
The Security Council welcomes the beginning of talks between the two leaders,
read the draft. It praises the two leaders for the progress they have made
since their last meeting on March 21 and it supports their common approach.
The Security Council calls on the two sides to continue to work in a positive
and constructive way, with the aim of achieving a complete and permanent
solution to the Cyprus problem, which will be approved in separate and
simultaneous referendums.
Finally, the Council welcomed the appointment of Alexander Downer as Special
Advisor for Cyprus and is looking forward to him informing them on all the
latest developments.
As the Cyprus Mail went to press last night, no date was announced on when the
meeting with Downer would be taking place, but it is expected to be towards the
end of September.
CYPRUS MAIL 05/09/08
We have our limits,
says Christofias
By
Jacqueline Theodoulou
PRESIDENT
Demetris Christofias yesterday told a Swedish audience that Greek Cypriots had
their limits as to which Turkish Cypriot positions they could accept.
Christofias, who is in Sweden on a two-visit, spoke at the news conference
after meeting with Swedish Prime Minister Fredrik Reinfeldt.
I am ready to accept 50,000 settlers to become citizens of the United Federal
Republic of Cyprus, he said. Its a courageous decision and I said it
publicly to send a message to Turkey and to the Turkish Cypriots and to people
who worry.
But he added, We have our limits. It is not possible to accept the demand of
Turkey, which has been repeated by Mr [Mehmet Ali] Talat several times, that
all settlers are so-called citizens of the so-called Turkish Republic of
Northern Cyprus. This is not possible to accept.
On his one-hour meeting with Reinfeldt, the President said that they had a
friendly and comprehensive discussion.
We have reviewed the Cyprus question in detail and the role of the talks that
we have started and that will be of decisive importance, and also the role
which Sweden can play as an EU member state, which has very friendly relations
with Turkey, Christofias noted.
His visit will also see him today meet with the King of Sweden Carl XVI Gustaf.
According to an official press release, Christofias will hold a series of
separate meetings with Foreign Minister Carl Bildt, President of the Swedish
Parliament Per Westerberg and leader of the Swedish Left Party Lars Ohly.
In addition, President Christofias will deliver a speech at the Swedish
Institute of Foreign Policy on Cyprus Current Developments and the Way
Forward.
In statements yesterday, Bildt had said that President Christofias visit to
Stockholm is the result of the Swedish interest in a reunited Cyprus.
Christofias also visited the Mediterranean Museum in Stockholm.
CYPRUS MAIL 05/09/08
NTV
Güncelleme: 18:51 TSİ 06 Eylül 2008 Cumartesi
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum Kesiminin Çözüm, Avrupa Birliği normlarına
uygun olmalı çizgisi KKTCde rahatsızlık yarattı. Yunan
basınına konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Avrupa Birliğinin Kıbrıs konusunda üyeleri lehinde hareket
ettiğini, bu nedenle de olumlu rol oynayamayacağını
vurguladı.
Avrupa Birliğinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine
yönelik izalosyonların kaldırılması konusundaki
taahhütlerini yerine getirmediğini de hatırlatan Talat, yeni müzakere
sürecinde birliğin doğrudan katılımını
değil, yalnızca teknik desteğini beklediklerini söyledi.
Türk tarafı, Birleşmiş Milletler temelinde, iki toplumlu iki
devletli federatif çözümü savunuyor.
AA
Güncelleme: 04:13 ET 06 Eylül 2008 Cumartesi
WASHINGTON
- ABDde yayımlanan Time dergisinde Futbol, Türkiye-Ermenistan
Çatlağını İyileştirebilir mi?
başlığı altında Andrew Purvis imzasıyla
yayımlanan makalede, Uluslararası Futbol Federasyonları
Birliğinin (FIFA) Dünya Kupası eleme grubu kura çekimlerinde tarihi
husumet ya da jeopolitik kavgaya kulak asmadığı belirtilerek,
Türkiye ve Ermenistandaki çok sayıda insan, milli
takımlarının Erivandaki
karşılaşmasını, iki ülke arasında buzların
erimesine yardımcı olacak bir fırsat olarak görüyor ifadesi
kullanıldı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Ermenistan Cumhurbaşkanı
Serj Sarkisyanın da maçı izleyenler arasında olacağı
kaydedilen makalede, iki ülkenin ortak sınırının,
Dağlık-Karabağ sorununda karşıt tarafları
destekledikleri için 1993 yılında kapatıldığı ve
iki ülkenin diplomatik ilişkilerinin bulunmadığı
hatırlatıldı.
GÜL
VE SARKİSYANIN YORUMU
AB dönem başkanı Fransanın da Cumhurbaşkanı Gülün
Ermenistan gezisini tarihi ve oldukça sembolik olarak niteleyerek,
memnuniyetle karşıladığı belirtilen makalede,
Sarkisyanın bu hafta ülkesinin diplomatlarına hitaben, Geçmişi
unutmadan, geleceğe bakmalıyız. Eğer diyalog olursa, tüm
sorunları, hatta en zor sorunları bile tartışabiliriz.
Karşılıklı olarak faydalı bir gündem şekillendirmeliyiz
ve ön şartsız olarak temaslara başlamalıyız
dediğini aktarıldı.
Makalede, siyasi gözlemcilerin ziyareti tarihi bulmakla birlikte, sadece bir
ilk adım olarak nitelediği de belirtildi.
ÜÇÜNCÜ
TARAFLAR ÇÖZÜMÜ ENGELLİYOR
Time dergisinin makalesinde, ABDnin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parrisin,
İki halk arasındaki ihtilafın hafiflemesi konusunda biraz umut
görüyoruz, ancak bu kolay olmayacak. İki başkent de bir çözüm bulmak
istiyor, ancak Türkiye açısından Azerbaycanı ve Erivan
açısından da Ermeni diasporasını içeren üçüncü taraflar
bunu engelliyor şeklindeki görüşüne de yer verildi.
Ermenistanın Türkiye ile sınırını yeniden açmaya
istekli olduğu kaydedilen makalede, Ermenistanın halen
uluslararası ticaretini Gürcistanın Karadenizdeki
limanlarından yapmak zorunda kaldığına, bu koridorun da
Rusyanın Gürcistana askeri müdahalesi nedeniyle
sıkıştırılmış olduğuna işaret
edildi.
İki ülkedeki milliyetçi unsurların herhangi bir
yakınlaşmaya karşı olduğu belirtilen makalede, ülke
içindeki siyasi muhalefetin AK Partinin hareket alanını
sınırlayabileceği, bununla birlikte Ermenistan ile ilgili
girişimin, partinin komşularla sıfır sorun stratejisi
çerçevesinde yer aldığı görüşüne yer verildi.
Gözün aydın Hrant! Bugün Ali topu Agopa atacak
Abdullah Gül, 1970lerin başında okumak için
geldiği İstanbuldaki bekâr evinde Ermenilerle komşuydu.
Bakırköydeki bu komşuluğu, o yıllardan ev
arkadaşı Rıfat Bestceliden dinlemiştim:
Başta bize karşı temkinlilerdi. Bekâra ev verilmediği
gibi, bekâr komşu da istenmezdi. O yüzden aramızda bir resmiyet
vardı. Ama onlara hiç rahatsızlık vermediğimizi görünce
rahatladılar. Tabii bizimki talebe eviydi. Yani evin içi, aile evi gibi
çok tertipli değildi, ama komşularımızla ilişkilerde
iyiydik. Hatta biz taşınırken birinci kattaki Ermeni
komşularımız üzülmüşlerdi.
* * *
Gülün Ermenilerle ikinci karşılaşması, ilk
milletvekilliği döneminde oldu. Memleketi Kayseride Mimar Sinan
beldesinin düzenlediği bir festivale katılmıştı.
Belediye Başkanı, festivale, dünyanın çeşitli yerlerine
göçmüş Kayserilileri de davet etmişti. Yunanistandaki Kayserili
mübadiller de davete uyup yıllar sonra ata toprağına döndüler.
Gece, Kayserinin ünlü türküsü Gesi Bağları çalındı.
Gül, 80ini aşmış mübadillerin kırık bir Türkçeyle ve
gözyaşları içinde Bir çift selamına güveniyorum diye türkü
söyleyişlerinden çok etkilendi.
Kayserinin tarihinde Gesi Bağlarında yârini yitirdiğine
yanan bunca Rum-Ermeni bulunduğunu ve onların dünyanın dört bir
köşesine savrulduğunu, çoğu Kayserili o gece fark etti.
* * *
Şimdi Gül, bekârlık günlerinden 35 yıl sonra, -evinin içi yine
pek tertipli olmasa da- bu kez ülkesinin Cumhurbaşkanı olarak, Ermeni
komşularını ziyarete gidiyor.
Orada tatsız sürprizlerle karşılaşması da mümkün...
Çünkü burada olduğu gibi orada da bu iki devlet arasındaki husumetin
ilelebet sürmesini isteyen radikaller var.
Ama artık sağduyulu herkes, bu kan davasının çözümü
yönünde adımlar atılması gereğini görüyor.
Anlaşılan o ki, bunu görenlerin başında da, 15 yıl
önce bu tür bir insani ziyareti teslimiyetçilik sayan Abdullah Gül yer
alıyor.
* * *
İki ülke arasındaki sorunların futbol geyiğiyle
çözülemeyecek denli ciddi olduğu doğru...
Ermenistan anayasasındaki Türkiye-Ermeni ortak
sınırını tartışmalı hale sokan
atıflar...
1915 kanlı tehcirinin ve 70li yıllarda Türk diplomatlarına
yapılan suikastların kapanmayan yarası...
Soykırım iddialarıyla Türk devletini dünyadan tecrit etme
çabası...
Ve tabii Yukarı Karabağın işgali, iki komşu ülkeyi
birbirinden ayıran sorun sıradağları...
Ancak yine de sınırın kapalı olmasını anlamak
mümkün değil...
Suriye, Abdullah Öcalanın PKKyı Şamdaki karargâhından
yönetmesine göz yumduğu dönemde bile Türkiye Cilvegözünü
kapatmamıştı.
Sofya rejimi Bulgaristandaki Türk azınlığa asimilasyon ve etnik
temizlik politikası uygularken Kapıkule açıktı.
Yunanistanla savaşın eşiğine gelindiğine bile
İpsalaya dokunulmamıştı.
Akyakanın farkı nedir?
* * *
Hrant Dink, hep Ali topu Ahmete at diye yazan alfabelerde bir kez olsun
kardeşlik için Ali topu Agopa at yazmasını istiyordu ya...
Bugün alfabede olmasa da sahada- Ali topu Agopa atıyor işte...
Dileyelim, Gesi Bağlarındaki gibi iki lider birbirine Gel otur
yanıma, hallerimi söyleyim desin; diyaloğun ardından çözüm
gelsin.
CAN DUNDAR MILLIYET
06/09/08
'Cami siyaseti'
KKTCyi de ikiye böldü
EKONOMİ / 06/09/2008 RADIKAL
LEFKOŞA - Türkiye kışla-cami ikilemini yaşarken,
yavru vatan eksik kalır mı?
Kalmaz.
Onlar da ikilem yaşıyor ama biraz farklısını... Cami
ile alışveriş merkezi arasında gidip, geliyorlar.
İş kadını Sıdıka Atalay Başıma
gelenleri anlatayım, gelir misiniz dedi, üç meslektaşımla
birlikte gittik Lefkoşaya. Eleştirilerin muhatabı Lefkoşa
Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğullarına da teyp
uzatmak gerekir, gidip konuşmalı demeye kalmadı. Bir
baktık ki,
Cemal Bulutoğulları, Sıdıka Atalayın dert
anlatacağı toplantıya gelmiş. Böylesi, gazetecilik
hayatında pek rastlanmaz. Siz birini suçluyorsunuz ve basın
toplantısı yapıyorsunuz. Suçlanan da gelip Ben de
konuşacağım diyor. Sonra ikiniz yanyana gazetecilere
sesleniyorsunuz. Kâh birbirinize hak veriyorsunuz, kâh suçu sisteme ya da daha
doğru deyişle sistemsizliğe atıyorsunuz.
KKTCde ılımlı islam
Sadede gelelim...
İki yıllık yatırım hikâyesinde
ılımlı İslam tartışması var,
gönderdiği bütçe ile KKTCdeki ekonomik hayatı ayakta tutan Türkiyeyi
kızdırma korkusu da , AKP hükümetine, Cumhurbaşkanı Güle
sempatik görünme çabası da var ve dahası adadaki iktidar ve muhalefet
parti temsilcilerinin birbirinin cansuyunu kesme adına mücadelesi var...
Kronolojik sırayla hikâyeyi sizlere aktarayım:
Akmerkez yerine Kocatepe
Sonra başkan dedi ki, size başka arazi verelim. Neden?
Cumhurbaşkanı Gülün KKTC ziyareti sırasında cami
yapılması gündeme geldi ve bu araziye cami isteniyor dedi. Ben de,
Arazi bana değil, projeye verildi dediğimde, T.C Yardım
Heyetinin ısrarı var karşılığını
verdi. (T.C Yardım Heyeti dediği, Türkiyeden gönderilen fonun nerede
ve nasıl harcandığını denetleyen kurum.) Ben de,
Gider gerekli mercilere anlatırım, gerçekten istiyorlar mı
teyit ederim dedim. Ardından belediye başkanı yeniden beni
meclis toplantısına davet etti. Meclis üyeleriyle nasıl bir
model içinde işbirliği yapabileceğimizi konuşmaya
başladık. Meclis, yapacağım 40 milyon dolarlık
yatırımdan sonra, belediyenin hangi kalemlerden gelir elde
edebileceği üzerine komite kurmaya karar verdi. O ara yine Meclisten bir
türlü karar çıkmıyor. O sıra duyuyorum ki, T.C Yardım
Heyetinden birileri araziye cami yapılması için birilerine
ısrar ediyor. Belediye Meclisinden birileri Ankaraya cami projesini
konuşmak için gidiyor. Ben projemde ısrar edince belediye
başkanı dedi ki, Benim gönlüm de bu projeden yana ama Mecliste söz
hakkım yok, oylayacağız. Ben oylama yapılacak, mutlu sona
ulaşacağım hayaliyle Meclis toplantısına gittim. O
toplantıda Ankara Büyükşehir Belediyesinin gönderdiği para
desteği nedeniyle Çağlayan Parkının adının
başına Ankara kelimesinin eklenmesi tartışılıyor.
Biri söz aldı, Ben 2 bin kişi adına buradayım.
Çağlayan Parkının önüne Ankara konması Kıbrıs
Türküne hakarettir dedi. Bir başkası kalktı, Ankara olmasa
ayakta duramazsınız derken, Lefkoşe dedi. Öbür taraf Sen önce
yaşadığın kentin adını doğru telaffuz et,
Lefkoşe değil, Lefkoşa derken, tokat
şakırtıları başladı.
Geldik 2008 başına. Belediye Başkanı o arada arsa için
ihale yapmayı düşünür, sonra başsavcılıktan,
Sayıştaydan görüş ister. Bir ara KKTC gazetelerinde
ılımlı İslam mı geliyor haberleri yer alır. Bu
arada Sıdıka Atalay da, Lefkoşa Büyükelçimiz Türkekul
Kurttekine gider. Derdini anlatır: Çağlayan Parkında
milliyetçi kavga yapılırken, benim proje yerine de cami yapılırsa
taraflar daha da bölünür. Ben İslamcı-laik kavgasında birilerine
alet olmak istemiyorum der. Türkiye Büyükelçisi de, Ne münasebet bizim
adımızı kullanıyorlar. Türkiyenin de yardım heyetinin
de yer konusunda ısrarı yok. Sadece cami yapımı için bütçeye
ek para konulacak karşılığını verir.
Bitmez geliriz 1 Eylüle... Meclis aldığı kararla, arsaya cami
projesinin yapılmasını onaylar.
Lafın özü Sıdıka Atalay, Akmerkez gibi bir yapı inşa
edecekken, Ankaradaki üstü cami, altı dükkan vari Kocatepe modeli onay
görür.
Çarşamba akşamüstü Büyükelçi Türkekul Kurttekinin birkaç telefon
görüşmesi (detayı yarınki yazıda) üzerine belediye
Meclisi yeniden toplanır ve cami projesini iptal ederler. Bu
arada önceki basın toplantısında Belediye Başkanı
Cemal Bulutoğulları çok çok önemli vurgularda bulundu. Yerim kalmadı,
yarın devam edeceğim.
Talat: Kıbrıs konusunda AB taraf
06/09/08
RADIKAL
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının AB üyesi olması nedeniyle çalışmaların bloke deildiğini belirterek 'AB Kıbrıs meselesinde olumlu rol oynayamaz' dedi
ATİNA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABnin Kıbrıs konusunda, üyeleri lehinde hareket etmesi nedeniyle, olumlu rol oynayamayacağını söyledi.
Talat, Atinada yayımlanan Elefteros Tipos gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıstaki son
gelişmelere değindi. Gazetenin ABnin müzakerelere olası katkısını konu alan sorusunu yanıtlayan Talat, ABnin Kıbrıs Rum kesiminin tüm adayı temsilen üye olmasından sonra taraf haline geldiğini vurguladı. Rum tarafının AB üyesi olarak tüm üye ülkelerin desteğine sahip olduğuna dikkati çeken Talat, sözlerini şöyle sürdürdü: "AB, üyelerinin çıkarları lehinde hareket ediyor. Bunun için Kıbrıs meselesinde olumlu rol oynayamaz. ABnin bu tutumu ekonomik, siyasal ve günlük yaşama ait tüm alanlarda etkisini hissettiriyor. KKTCnin tecridi sürüyor ve AB, katıldığı bu tecridin güçlü bir unsurudur. ABnin bu tecridin gevşetilmesine yönelik vaatleri yerine getirilmedi. AB Komisyonu tarafından yürütüleceği açıklanan programlar, AB mekanizmalarını kullanan Rum tarafınca bir biçimde bloke ediliyor. Kısacası AB çözüm sürecinde olumlu rol oynamıyor ve bu yöndeki çabaları kolaylaştırmıyor. Yeni başlayan müzakereler için ABnin direkt katılımını değil, yalnızca teknik desteğini bekliyoruz."
Soru üzerine uluslararası toplumun Kıbrısta çözüme yönelik yaklaşımını anlamanın kolay olmadığını belirten Talat, şunları söyledi: "Bazı durumlarda her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için önemli çaba gözlüyorum, bazen de Kıbrıslı Türklere, tecridin kaldırılması örneği, daha iyi muamele yönünde ihmal görüyorum. Bunun için uluslararası toplumun kararlılık gösterip göstermediğini ya da geri adım atıp atmadığını söylemek kolay değil. Ancak BMnin, uluslararası toplumun temel kurumu olarak, Kıbrıs meselesindeki yaklaşımı daha sistemlidir. Son dönemde BMnin ilgisi daha da artı. Genel Sekreterin özel temsilci tayini bunu gösteriyor. Bunlar sorunun çözümü yönünde olumlu katkılardır."
Kıbrıs sorununun 1963te başladığını ve 1974 Yunan cuntasının darbesiyle adayı Yunanistana bağlama girişimi nedeniyle devam ettiğini hatırlatan Talat, o dönemde Kıbrıslı Türklerin büyük zorluklarla karşılaştıklarını ve yaşamlarının tehlikeye girdiğini vurguladı. Türkiyenin o şartlarda garantör güç olarak Kıbrıslı Türkleri cuntadan korumak için, Yunanistana ilhakın eşiğinde olan adaya uluslararası hukuk ve anlaşmalara dayanarak müdahale ettiğini belirten Talat, o dönemden beri Türk askerlerinin adada bulunduğunu ve iki tarafın da kabul edebileceği bir çözümden sonra ayrılmalarının söz konusu olabileceğini vurguladı.KKTCye Türkiyeden gelip yerleşenlerle ilgili bir soru üzerine de Talat, "Bu insanlar 30 yıldan fazla bir süredir burada yaşıyorlar. Bunun insani bir konu olarak ele alınması gerekiyor" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTCnin ekonomik durumuna da değinirken, referandumlardan sonra uluslararası sermayenin yatırımlarıyla kalkınma sağlandığını, ancak tecridin devamı ve uluslararası ekonomik kriz nedeniyle şu an için bir yavaşlama görüldüğünü kaydetti. Çözüm olasılığının her iki tarafın siyasi çevrelerinin niyetlerine bağlı
olduğunu kaydeden Talat, AB üyeliğinin her iki halkın çıkarlarının korunması sürecini olumlu etkileyeceğini ve acıların geçmişte kalacağı daha iyi bir gelecek sağlanacağına inandığını belirtti.
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile geçmişten bu yana hep iyi ilişkiler içinde olduklarını ve bunun çözüme yardımcı olacağını umduğunu kaydeden Talat, "Hristofyas, her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözümü ve Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında dostça ilişkiler kurulmasını savunuyor. Siyasi hayatım boyunca bu görüşü ben de paylaştım. Bunun çözüm yönünde iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum" diye konuştu. (aa)
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas: Yıl
sonuna çözüm olmaz
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, "doğrudan
müzakerelerin başlangıcında, Sayın Talat tarafından
ortaya konulan tezleri değerlendirdiğimde, Kıbrıslı
Türk liderin iddia ettiği gibi Kıbrıs sorununun çözümünün
yılsonuna kadar mümkün olduğuna inanmıyorum" dedi.
Rum radyosu RIK'in haberine göre, Hristofyas, İsveç'i ziyareti
çerçevesinde Stockholm'de İsveçli gazetecilere yaptığı
açıklamada, "Sayın Talat Kıbrıs sorununun,
anlaştığımız temel çözüm ilkelerini izleseydi
yılsonuna kadar çözüm olması mümkün olurdu" şeklinde
konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
açıklamalarından "üzüntü duyduğunu" belirten
Hristofyas, "Sorunun en kısa zamanda çözülmesini istiyorsak, daha az
konuşup daha çok iş yapmaya, daha mantıklı ve daha
akıllı olmaya dikkat etmemiz gerekir. Maalesef Kıbrıslı
Türk lider, bunu yapmıyor. Olguları değerlendirdiğimde, bu yılın
sonundan önce çözümün mümkün olduğunu zannetmiyorum" ifadelerini
kullandı.
İsveçli gazetecilere Kıbrıs sorununun çözümüne
ilişkin vizyonunu anlatan ve bu vizyonu Cumhurbaşkanı
Talat'ın da paylaştığını söyleyen Rum Yönetimi
Başkanı, "Kıbrıs sorununun çözümüyle bu vizyonun
gerçekleştirilebilmesi için Kıbrıslı Türk liderin aynı
şekilde yanıt vermesini diliyorum" dedi.
Hristofyas, Kıbrıs sorununun çok kritik ve zor yönlerinden
birinin de mülkiyet olduğunu söyledi ve insanların, çözümle birlikte,
mülklerine erişebilmeleri gerektiği, kuzeydeki mülkünü nasıl
yöneteceğine karar verebilmeleri, bu malını kullanacak mı,
takas mı edecek yoksa tazminat mı alacağını bilmesi
gerektiği görüşünü ortaya koydu.
Müzakereler sırasında Cumhurbaşkanı Talat'la
birlikte, zorluklarla karşılaşacaklarını dile getiren
Hristofyas, "sıradan insanların kabul edeceği, ortak kabul
edilebilir bir çözüme ulaşabilmek için mantığın,
aklın, iyi niyetin ve vatanseverliğin hâkim olmasını"
diledi ve şunları söyledi:
"Bu, soruna yaşayabilir ve sürekli bir çözümün
başarılmasının garantisidir. Aksi takdirde, 2004'te
olduğu gibi çözümü; dışarıda hazırlanmış
planla dayatmaya çalışırsak yeniden
başarısızlığa uğrayacağız ve bu sefer
gerçekten yıkım olacak."
KIBRIS 06/09/08
Downer, KKTC'de nabız tuttu
Yeni müzakere süreciyle birlikte BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon
tarafından Kıbrıs Özel Danışmanı olarak atanan ve
liderler arasında çarşamba günü yapılan görüşme için adaya
gelen Alexander Downer dün KKTC'de temaslarda bulundu.
İlk görüşmesini Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel
Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Başbakanlık'ta
yapan Downer, daha sonra da Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, UBP Genel Başkanı
Tahsin Ertuğruloğlu, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş
ve TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı'yla görüştü.
Downer, Başbakan Soyer'i ziyaretinde, liderlerin çarşamba
günü gerçekleştirdiği görüşmenin olumlu bir atmosferde
geçtiğini belirtti ve bunun kendisine sürecin başarıya
ulaşabileceği yönünde iyimserlik kazandırdığını
ifade etti.
Görüşmede, Başbakanlık ve BM'den yetkililer de
hazır bulundu.
Ortak vizyona bağlı çözüm
Başbakanlık Şeref Salonu'ndaki görüşmenin
başında konuşan Başbakan Soyer, 24 Nisan 2004'ten sonra
kesintiye uğrayan görüşme sürecinin yeniden
başlatılmasını ve Downer'in özel danışman olarak
adaya gelerek görüşmede hazır bulunmasını sevinçle
karşıladıklarını belirtti.
Soyer, Kıbrıs sorununun bir an önce kalıcı,
karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme kavuşması
gerektiğini vurguladı.
İki liderin 23 Mayıs'ta gerçekleştirdikleri ortak
vizyona bağlı olarak Kıbrıs sorununun bir an önce çözüme
kavuşması gerektiğini ifade eden Soyer, özetle şunları
söyledi:
"Bu ortak vizyon, tek uluslararası kimliği olan bir
ortak devletin çatısı altında Kıbrıs Türk kurucu
devletiyle Kıbrıs Rum kurucu devletinin eşit statüde yer
alacağı; iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe
bağlı federal bir Kıbrıs'tır. Bu BM parametrelerine
bağlı bir temeldir. Bu çerçevede iki liderin bir an evvel bu
yılsonuna kadar bu görüşmeleri başarıyla
sonuçlandırmasını arzuluyoruz."
Soyer, Downer'in sözlerine atıfta bulunarak, her iki liderin çözüm
için yararlanacakları birikimler olduğunu, bunlardan
yararlanmaları gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs'ta çözüm dünyaya örnek olur
Downer'in oldukça deneyimli bir diplomat ve siyaset adamı
olduğunu, Avustralya Dışişleri Bakanlığı
döneminde dünya barışına katkılar
yaptığını belirten Soyer, "Doğu Akdeniz'deki bu
tarihi sorunun çözülmesinde de BM temelinde bize yardımcı
olacağına inanıyorum" dedi.
Gürcistan-Rusya arasındaki çatışmadan sonra tarihsel
olarak Doğu Akdeniz'de bir barışın bir an evvel
gerçekleştirilmesi ve örnek yaratılmasının
gerekliliğine dikkat çeken Soyer, Kıbrıs'ta farklı dinlere
sahip iki halkın BM temelinde ortak bir çözüme gitmesinin bütün dünya
insanlığın güzel bir örnek olacağını söyledi.
Soyer, görüşmelerin bir an evvel başarıyla
sonuçlanmasını arzuladıklarını yineleyerek, Downer'e
süreç içerisinde yapacağı katkılar için teşekkür etti.
Barış sürecinin başarıya
ulaşacağından ümitliyiz
Özel Danışman Alexander Downer de, adaya kısa bir süre
önce gelmesine karşın hızlı bir öğrenme dönemi
yaşadığını ve gün boyu siyasi partilerle
yapacağı görüşmelerde kendi görüşlerini aktarırken
parti yetkililerinden de bilgi alma şansı bulacağını
belirtti.
Downer, Talat ve Hristofyas arasında önceki gün gerçekleşen
görüşmede hazır bulunduğunu anımsatarak, kendisinin ve
BM'nin bakış açısıyla sürece katkıda bulunmak için
yapmaları gereken ne varsa yapmak arzusunda olduklarını,
barış sürecinin başarıya ulaşacağını
ümit ettiklerini ve sürecin bu potansiyele sahip olduğunu vurguladı.
Liderler görüşmesindeki olumlu atmosfer
"Bir araya gelerek farklı şeyleri barış
ortamında çözmek, birbirlerinin argümanlarını dinleyerek
anlamaya çalışmak, değişik bakış
açılarını kabul etmek ve karşılıklı saygı
göstermenin sürecin önemli bir parçası olduğuna" işaret
eden Downer, liderlerin ilk görüşmesinin çok güzel bir görüşme
olduğunu, olumlu bir atmosferde geçtiğini, bundan etkilendiğini
ve bunun kendisine sürecin başarıya ulaşabileceği yönünde
iyimserlik kazandırdığını bildirdi.
Avcı'nın kabulü
Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Genel Başkanı, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, çözüm için hazır olduklarını, destek verdiklerini
söyledi.
Avcı, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer'ı, Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı'nda kabul etti.
Downer'i kabulünde konuşan Avcı, iki tarafın dinlenmesi,
iki halkın görüşlerinin alınmasının önemine
işaret ederek, Downer'a partisinin ve bakanlığının
görüşlerini aktaracağını kaydetti.
Bu çözüm için hazır olduklarını ve bu çözüme destek
verdiklerini belirten Avcı, "ancak Kıbrıs Türkü'nün çözümü
eşit ve adil bir çözüm olacaktır. Çerçevesi de, her zaman ifade
ettiğimiz gibi iki bölgeli, iki eşit kurucu devlet, Türkiye'nin
garantörlüğü ve tabii ki iki halkın siyasal eşitliği"
şeklinde konuştu.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer da, adada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek,
her iki tarafta da temaslar yaparak, insanları dinleyerek, mevcut durumu
anlamaya, öğrenmeye çalıştığını ve
farklı görüşler almakta olduğunu kaydetti.
Downer, yeni görevi çerçevesinde Kıbrıs sorunuyla ilgili ne
yapabileceğine bakacağını ve olabildiğince
yapıcı davranmaya çalışacağını
vurguladı.
UBP'yi ziyaret
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Aleksander Downer, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu ile de görüştü.
UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, UBP'de
gerçekleşen görüşmenin girişinde yaptığı
açıklamada, Downer'i partide görmekten ve partisinin Kıbrıs
konusuyla ilgili görüşünü sunma fırsatı elde etmekten
duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Ertuğruloğlu, Kıbrıs ile 1964'den beri ilgilenen
BM'nin geçmişten ders alarak konuyu doğru biçimde ele
almasını umut ettiğine işaret etti. 40 yıllık
müzakerelerde kabul edilebilir bir sonuç elde edilmediğini kaydeden
Ertuğruloğlu, yeni bir müzakere sürecinde BM dahil herkesin
geçmişte yaşananlardan gereken dersi almasını ve nerede
yanlış yapıldığının analiz etmesini diledi.
Özel Danışman Alexander Downer de, her iki taraftaki siyasi
partilerle görüşmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu ve oldukça
faydalı bilgiler elde ettiğini söyledi.
Downer, konunun sadece doküman ve belgeler okunarak değil,
halklarla konuşarak öğrenilebileceğine işaret ederek,
BM'nin taraflara yardımcı olmak için elinden gelenin en iyisini
yapacağını ve bunu da taraflardaki farklı görüşleri
olabildiğince dinleyerek gerçekleştirebileceklerini belirtti.
Downer, "Ne kadar dinlerseniz, o kadar iyi anlarsınız.
Bu sürecin en önemli parçasıdır. Ben buraya dinlemeye, sorular
sormaya ve tarafları daha iyi anlamaya geldim" dedi.
Aleksander Downer, görüşmeye girmeden gazetecilerin
sorularını yanıtlarken de, amacının söylenenleri
analiz ya da değerlendirme değil, her iki taraftaki değişik
siyasi parti liderleriyle bir araya gelip görüşlerini dinlemek
olduğunu belirtti.
Downer, "tarafların son demeçleri göz önüne
alındığında neden iyimsersiniz..." sorusuna da,
"11 Eylül'deki görüşmeyi bekliyorum"
karşılığını verdi.
Serdar Denktaş'la görüştü
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Aleksander Downer, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ı da ziyaret etti.
DP Genel Merkezi'nde dün saat 10:15'te yapılan görüşmede
konuşan Downer, Kıbrıs'ta müzakerelerin yeniden
başlamasıyla tarihi bir dönem yaşandığını
söyledi ve liderlerin görüşmeye başlamasının kendisini
etkilediğini kaydetti. Liderlerin önünde görüşecekleri zor konular
bulunduğunu, ne tür bir ilerleme elde edildiğinin görüleceğini
belirten Downer, liderlerin bir anlaşmaya varabilmeleri halinde bunun
referanduma sunulacağına dikkat çekti. Yürünecek uzun bir yol
olduğunu dile getiren Downer, "Bu yolu yürümenin uzun zaman
almamasını ve görüşmelere iyi niyetin, iyimserliğin hakim
olmasını dilerim" dedi.
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da, yeni sürecin,
tarafların birbirini süreci dinamitlemekle suçladığı bir
ortamda başladığına işaret etti ve "Süreç birçok
risk taşıyor" dedi.
Kıbrıs Türkü'nün toplumsal haklarıyla ilgili
kaygıları bulunduğunu söyleyen Denktaş, bu konudaki
detayları Downer'le konuşacaklarını bildirdi.
Hristofiyas'ın, "77-79 Doruk Anlaşmalarında iki
kesimliliği kabul etmekle Kıbrıslı Türklere taviz
verildi" şeklindeki açıklamasının Rumlar'ın
amaçlarını açıkça gösterdiğini kaydeden Denktaş,
şunları söyledi:
"Bu nedenle bizler de görüşmelerin eşit devam edebilmesi
için gerekli olan eksiklikleri talep etmek, bu eksikliklerin giderilmesini
sağlamak, aslında BM'nin Kıbrıs Türk halkına
referandumdan sonra borcu olan hiç değilse söz hakkı hürriyetimizi
kullanma şansını yakalayabilmek için gerekli taleplerde
bulunacağız. Umarım diğer partiler de bunu yapar..."
Denktaş, Özel Danışman Downer'le ilk görüşmelerinin
birbirlerini tanıma niteliğinde olacağını, süreç
içinde yeniden bir araya geleceklerini de belirtti.
Downer'in TDP ziyareti
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Aleksander Downer'in son durağı TDP oldu. Downer, TDP'yi ziyaret
ederek Genel Başkan Mehmet Çakıcı'yla görüştü.
Alexander Downer, görüşme öncesinde yaptığı
açıklamada, 2 gündür, ada genelindeki siyasi partileri gezerek bilgi
aldığını ifade ederek, olabildiğince farklı
görüş dinleyerek konu hakkında geniş bilgi sahibi olmak
istediğini söyledi. Downer, görüşmeler sırasında çokça soru
sorarak farklı bakış açıları dinlediğini
belirtti.
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ise, içinde
bulunulan tarihi süreçte BM temsilcilerinin kendilerini ziyaret etmesinin çok
önemli olduğunu söyledi.
Görüşmelerin sadece başlamakla kalmamasını,
aynı zamanda sonuç alınmasını da istediklerini belirten
Çakıcı, kendilerinin bugüne kadar hep BM kararlarına
saygılı olduklarını ve çözüm ve barış istencini
dile getirdiklerini kaydetti.
Çakıcı, Downer'e diğer partilerde
duymadığı bir gerçeği anlatacaklarını söyleyerek,
"Kıbrıs Türk tarafı 1960 anlaşmasının
eşit ortağı olarak masaya oturuyor. Biz başı boş
bir topluluk değiliz" dedi. Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin
şu anda Kıbrıslı Rumların işgali altında
olduğunu dile getiren Çakıcı, masada 60'dan kalan hakların
da kullanılması gerektiğini belirtti.
Çakıcı, çözüm sürecine de iki liderin görüşmesine de
destek verdiklerini yineleyerek, konuyla ilgili tereddütleri olduğunu da
belirtti. Çakıcı, bu dönemin bir şans olduğunu, ancak son
fırsat olarak görmediklerini ifade ederek, "şu anki liderler
bunu çözmezlerse başkaları çıkar ve çözer" dedi.
KIBRIS 06/09/08
Dont touch our history
books
By
Paul Malaos
COALITION
partners DIKO yesterday lashed out at government plans to foster bicommunal
reconciliation in schools, outlined in a circular from Education Minister
Andreas Demetriou.
The circular, which was presented to teachers on Monday, proposes action to
help the unification of the people of Cyprus through the application of new
teaching schemes, to be applied during the school year.
Among the aims proposed by the Ministry of Education are changes to the history
curriculum currently taught in schools, and the development of reciprocal
respect between Greek and Turkish Cypriots with the aim of delivering Cyprus
from occupation.
At a news conference yesterday, deputy president of DIKO Giorgos Kolokasides
said the Ministrys initiative gave his party serious reason to be concerned.
The impression given by the Ministers circular is that our education system
so far has been chauvinistic, said Kolokasides, and the suggestion that we
should rewrite our history books causes us to doubt the Ministrys priorities.
Kolokasides said the circular had failed to address serious issues in the
education system, focusing instead mainly on issues which have not been a
problem for us in the past.
His outrage was echoed by DISY deputy Andreas Themistocleous, who described the
aims set out in the Ministrys circular as the self-castration of our Hellenic
heritage.
The Minister must realise that he is not the Minister of Education for the
occupied areas, said Themistocleous. It is important we recognise that if
there is to be a solution to the Cyprus problem, the first step towards it will
be the mutual and absolute respect of national identities, and this must
honored by both sides.
DIKO deputy Athina Kyriakidou said supporting the initiative of Greek and
Turkish Cypriot unity in schools was constructive, but could not become a
reality with the presence of the Turkish regime.
We are content to promote the idea of peaceful coexistence, said Kyriakidou,
but must take care that all the sacrifices are not made by us.
Takis Hadjigeorgiou of AKEL hit back at the critics, saying Demetriou deserved
to be applauded for his actions, in what he described as a display of courage
and true Greek spirit.
In response to DIKOs accusations that the Ministry of Education intended to
distort or twist the history curriculum, Hadjigeorgiou answered: Our intention
is to present history as it took place, and not avoid issues we have steered
clear from until now.
Hadjigeorgiou went on to say that there were parts of history that were often
overlooked, such as the mutual suffering of Greek and Turkish Cypriots and the
times when both sides had united to fight alongside each other for a common
cause.
We have an obligation towards the new generation to give them the truth, said
Hadjigeorgiou, insisting it was imperative that we teach the youth of Cyprus
that we were not always a divided state, and are working under extremely
difficult conditions to find a solution to unite us once more.
The Education Minister himself expressed surprise at the criticisms, saying it
was important to teach todays youth a rounded, balanced view of the islands
history.
Demetriou said history school books had remained virtually unchanged since 1950
and that the new approach to the subject would be drawn up a by number of
experts with different approaches to provide historical truth and accuracy.
Nevertheless, the minister said the discussions under way were fruitful and
indicated that society was ready to discuss its reorientation towards a modern,
European community capable of discussing the problems of its past and how to
solve them in the best possible way.
He added that by changing the approach to teaching, we would be sending the
Turkish Cypriot community a very powerful, political message that we were ready
to co-operate and that an end to the occupation was possible.
CYPRUS MAIL 06/09/08
Prophets of doom unite
to condemn talks to failure
By
Marcos Charalambides
THE ULTIMATE
collapse of the direct talks was the prediction prevalent among many Greek
Cypriot politicians yesterday, who viewed the statements made by Turkish leader
Mehmet Ali Talat over the past few days with great pessimism.
Following the start of the talks between the two sides on Wednesday, the two
largest parties, DISY and AKEL, supported that the Greek Cypriot community
should not be quick to declare the failure of the direct talks.
The other parties were much less hopeful.
Before anything substantial had even been discussed, DIKO, EDEK and the Greens
claimed that Talats statements foretold the demise of the talks. Evroko
criticised the President, claiming he had embarked on direct discussions
without there being a common basis between the two sides.
In response to President Demetris Christofias, who had stressed on Wednesday
that a solution having as basis a bizonal bicommunal federation was a great
concession on behalf of President Makarios in 1977 and must be recognised as
such, emphasising that the Greek Cypriot side would not accept anything less,
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat openly questioned on Thursday, this
red line the President had set. He described it as unfortunate and wondered
why the President had gone back 31 years when, since then, according to Talat,
there have been several other agreements as well as a large body of work done
by the UN. Talat claimed that this position showed no concession on the part of
the Greek Cypriots.
Talats comments led Government Spokesman, Stephanos Stephanou, to proclaim
that it is the Greek Cypriot side that should be displeased with Talats
statements during and after the September 3 meeting and not Talat with
President Christofias comments. Speaking to CyBC radio yesterday, Stephanou
explained that Talat spoke about certain issues that had never been agreed
between the leaders of the two communities, issues that neither formed part of
the UN resolutions nor conform to standards of international justice.
Stephanou added the government realised there would be problems in the whole
process, but emphasised that the Greek Cypriot side was still focused on its
aim to reunite the island and, through the talks, aims to reach certain
agreements. He said it was important at this stage for the Greek Cypriots to
impose self-restraint and to avoid comments that could jeopardise the
procedure.
But the President of DIKO requested from UN special envoy Alexander Downer,
that the UN intervenes, maintaining that Talats statements were extremely far
from the UN resolutions, international justice and the EU acquis
communautaire.
DIKO had stated that they wouldnt bet on the success of the direct talks, with
spokesman Fotis Fotiou accusing the Turkish Cypriot leader for blatantly
attempting to undermine and falsify the basis of the negotiations, proclaiming
that Talats statements do not allow for any optimism.
EDEK and the Greens, who, like DIKO, supported President Christofias candidacy
in the second round of elections, shared a similar view.
EDEK President Yiannakis Omirou said the talks had not begun with the best of
omens, and supported that the international community should intervene in
Ankara.
The Green Party asked for an immediate National Council meeting to determine,
all together, the priorities of the Greek Cypriot side.
The two large parties, AKEL and DISY, on the other hand, reacted to Talats
statements with more restraint.
AKEL deputy Nikos Katsourides avoided interpreting the purpose of Talats
comments, but stated that it was impossible to foresee the end of the road from
only the first meeting. He said AKEL was aware of the difficulties but
nonetheless had faith in the efforts. Katsourides didnt hesitate to criticise
the Turkish Cypriot leader for his statements but cautioned that the Greek
Cypriot side should avoid negotiating among themselves as this would lead to
commotion that would further complicate the Greek Cypriots position.
That there would have to be compromises on behalf of the Turkish and Turkish
Cypriot sides if they truly desired a solution, was the view of DISY leader
Nicos Anastassiades, who considered Talats Thursday comments a part of his
negotiation tactics.
Despite some of the gloom in Cyprus, the UN Security Council yesterday warmly
welcomed the start of the direct talks and commended the progress the two
leaders have achieved since their first meeting on March 21. The council
requested that the two sides continue to work together in a positive and
constructive way in order to achieve the objective of a permanent solution to
the Cyprus problem.
CYPRUS MAIL 06/09/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 11:11 TSİ 08 Eylül 2008 Pazartesi
ATİNA
- Yarın Atinaya bir çalışma ziyareti yapması beklenen
Kipriyanu, Atina Haber Ajansına demeç verdi. Kıbrısta
tarafların tezleri arasında farklılıklar olduğunu
belirten Kipriyanu, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın çözüm için ortak zemin
oluşturan, BM Güvenlik Konseyi kararlarında belirtildiği gibi,
siyasi eşitlik temelinde, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek
vatandaşlık çerçevesinde iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon
üzerinde anlaşmaya vardıklarını kaydetti.
Kipriyanu, Rum tarafının, anlaşmaya varılan bu
ortak zemin üzerinde, tüm Kıbrıslıların yani
Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin
çıkarlarına hizmet edecek kalıcı ve işleyebilir bir
çözüme ulaşılması için, iyi niyet ve kararlıkla müzakereler
katıldığını ifade etti.
Türk tarafının zaman zaman bu ortak zemin konusunda şüphe
yaratabilecek resmi açıklamalarda bulunduğunu öne süren Kipriyanu,
Buna rağmen Türk tarafının da müzakere masasında aynı
iyi niyeti göstererek, üçüncü ülkelerin değil, Kıbrıs
halkının yararına dürüst bir müzakereye hazır
olacağını ümit ediyoruz. Şu anda iki tarafın
yaklaşımları arasında görülen farklılıklar sadece
bu koşullar altında giderilebilir ve müzakereler olumlu bir sonuca
varır dedi.
Tarafların görüşleri arasındaki farklılıkların
müzakere konusu olduklarını ve açıkça
tartışmasının bilgece olmayacağına
inandığını da kaydeden Kipriyanu, sözlerini şöyle
sürdürdü:
Başlıca hedefimiz, Kıbrıs sorununun çözümünün, BM
çerçevesinde kalmasına rağmen, Kıbrıslılara ait
olması. Hedefimiz, hep varacakları çözüm ile ortak bir vatanda
kendileri yaşayacak olan Kıbrıslıların kendi
aralarında anlaştıkları bir çözüme varmasıydı ve
halen de öyle. Ayrıca garantörlük, yerleşimciler ve Türk askerinin
Ada;dan ayrılması doğrudan Türkiyeyle ilgilidir. Bu nedenle,
Türkiye;den isteğimiz, AB;ye karşı da üstlendiği
yükümlülükler çerçevesinde, Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına
olumlu ve faal olarak, yapıcı bir şekilde katkıda
bulunmasıdır. Ayrıca, Türkiye;den beklentimiz, çözüm konusunda,
kendi çıkarlarına değil, Kıbrıslıların
çıkarlarına yoğunlaşmasıdır.
Rum tarafının bakire doğum süreciyle iki devletli bir çözümü
kabul etmesinin mümkün olmadığını da savunan Kipriyanu,
federal çözümün, iki toplumun ortaklığı çerçevesinde ve her
yerde olduğu gibi devletler değil yerel hükümetler tarafından
yaşama geçirilecek bir federasyon oluşturulması anlamına
geldiği görüşünü ifade etti.
Has the British love affair with
Cyprus come to an end?
By Bejay
Browne
THOUSANDS of Brits have moved
to Cyprus over the last 30 years, after falling in love with the island, the
locals and the lifestyle, but there are signs this love affair with Cyprus
might finally be over.
Tina Hadjigeorgiou and her family have been in the building industry since
1981. Due to the high demand from the British market, they evolved into
Tritonia developers in 1993. In recent years she has noticed a steady stream of
Britons returning home while new buyers from Britain have fallen steeply. The
global credit crunch and the introduction of the euro are both important
factors.
Ive had customers selling up and moving to Thailand and Bali. The credit
crunch is affecting everyone, and the ex-pats here are losing out, when they
convert their sterling pensions. Since we joined the EU and the euro became
legal tender, prices have soared, said Hadjigeorgiou.
Our custom has dropped tremendously. People cant sell in the UK because of
the global recession. It isnt only confined to Cyprus. Britain is suffering
from the biggest drop in house prices since 1990. I think it will take two or
three years for the market to recover.
Competition from countries such as Romania and Bulgaria, where properties are
cheaper has also hit the Cypriot property market.
People are buying the same house for a lot less in other countries such as
Romania and Bulgaria, and feel theyre getting value for money, she said. But
the infrastructure just isnt in place in a lot of these countries, and that
concerns me. Even in the Greek islands, they dont yet issue proper title
deeds.
While financial reasons are the main reason, Hadjigeorgiou said there are also
social factors at play. Many of the older British residents return to the UK
after the death of a partner. In addition the older generation become
grandparents and they go back to spend time with their grandchildren.
For others, its simply that life here was not as easy or as straightforward as
they had expected.
Dave is 42 years old and has been living in Paphos for the last two years. He
describes himself as a jack of all trades.
I moved here with my wife a couple of years ago and we were renting until our
house was finished. Im qualified as a plasterer, painter, and also in woodwork
and plumbing. I was doing all this in England, and I found it easy to get work
here in Cyprus. Within a few months I was very busy, he said.
His wife was less lucky and found it hard to find work. She was a secretary in
the UK and was earning good wages, he said. Here, she could only find work in
a hotel, and they paid her poorly. She also told me that they treated her
badly, as she isnt Cypriot.
The couple also had problems with their developer. The house wasnt finished
on time, and we had to fight them to put right their mistakes. I think we would
have been better just renting a house. It put a lot of unnecessary pressure on
us, Dave said.
The final straw came when his wifes mother fell ill recently. The couple plan
to return to England next month, but that isnt proving easy.
Were trying to sell our property, but economically its not the best time,
and there are so many others on the market. Its very expensive to live here
now, and with the culture difference and worries about our families, its time
for us to go back.
Honor Rickman is 28 years old, and is leaving Cyprus in October, after living
here for 18 months.
I came here on holiday a few times and loved it, she said. I decided to move
here and leave the dreariness of the UK safely behind me.
I realised living here wouldnt be the same as being on holiday, and was ready
to work hard. Ive only been able to find bar work, where they pay a pittance,
and expect you to make up your wages from customers tips. Im working with
mainly Eastern European girls from Poland and the Czech Republic. They really
play up to the customers, especially the male ones. Im not going to do that.
The Cypriot men love it, and most of them have families at home.
I love England, but its so expensive and we have horrible weather. I wont go
back to England; Im leaving for Spain in October. Ive already secured a good
job and a place to live.
George Mais, the president of the Paphos committee of Cyprus land and building
developers association said his members had been affected by a fall in demand.
There is a general reduction in demand by British buyers. Obviously there are
economic parameters now, since the euro was brought in, he said.
But he added that he had not noticed an increase in the number of British
people repatriating. There hasnt been a change in the statistics for the last
20 years. I even know of some people who have returned to Cyprus for a second
time, he said. Of course, there will always be a small number of people who
want to return home, for several reasons, the main one being family. As people
get older they want to be close to friends and family, its natural.
If the British are repatriating, are there other nationalities to fill the
void? Are there new markets out there, and if so who are they?
George Zandi, a 46-year-old Iranian businessman, recently returned to London
from Tehran. He has visited Cyprus a number of times in the past.
Whilst I was in Iran, I noticed the many adverts on television and in the
national newspapers, advertising properties for sale in Cyprus. Most of them
were for new villas and complexes. It seems as if the Cyprus Government has
given the go-ahead to Iranian investors, as these adverts promise Cypriot
visas, as soon as the properties are purchased, he said.
I know of an Iranian who is building a complex of 150 flats near Larnaca at
the moment. Iran is a big market and would mean a lot of money for Cyprus.
Iranians used to favour Dubai, but now attention has moved to Cyprus. We like
to invest, and with sanctions imposed against Iran, we are looking at all
avenues open to us.
The Russian market has long been another alternative and many developers now
advertise in Russia.
Tanya Titov is a Russian businesswoman, who is looking at investing in the
Cyprus housing market.
Cyprus has long been a favourite destination for Russians, she said, and the
Cyprus government has a friendly relationship with the Russian government. In
addition, Russian money is being invested in Cyprus.
The Russian market, however, tends to be quite different from the British.
While the latter are often happy with small houses or apartments, the Russians
buying abroad are looking for luxury. We generally like to have the best, and
Russians are purchasing large houses, furnished to a very high standard, Titov
said.
I know there are some Russians living and working here, but the numbers are
minimal, compared with our population. I have been coming to Cyprus for 10
years. Cyprus is somewhere for us to come and play, although there are more
companies from Russia investing here now.
As the migration restrictions were lifted when Cyprus joined the EU, thousands
of foreign workers headed for Cyprus, egged on by the promise of a better life.
Poles, Czechs, Latvians, Lithuanians, Romanians, and Bulgarians, now make up
the fledgling multi-cultural society of Cyprus. Some of these nationalities
have decided to make Cyprus their home, purchasing houses and enrolling their
children into local schools.
Whether these other markets will be able to take the place of the British
remains to be seen. But the credit crunch has worried many developers in
Cyprus, and pushed them into looking at alternative and viable markets.
CYPRUS MAIL 07/09/08
Downer meets Turkish Cypriot politicians
UNITED Nations
special envoy Alexander Downer yesterday met with the leaders of Turkish
Cypriot political parties in occupied Nicosia.
Downer met the chairman of the Republican Turkish Party (CTP) and Prime
Minister Ferdi Sabit Soyer, chairman of the Democrat Party (DP) Serdar Denktash,
chairman of the National Unity Party (UBP) Tahsin Ertugruloglu and chairman of
the Freedom and Reform Party (ORP), Deputy Prime Minister and Foreign
Minister Turgay Avci.
During his meetings, Downer stressed that the United Nations is hopeful for a
successful peace process in the island and would do everything it could to
facilitate a solution.
He said he was happy to meet with political leaders and to hear what they had
to say.
On Thursday, Downer met with the leaders of Greek Cypriot parties. Reports said
the Australian UN diplomat listened to their concerns regarding Talats
position on property issues and his vision of a solution. The leaders also
raised their concerns regarding security, territorial and property issues.
CYPRUS MAIL 07/09/08
YAGA'ya, 9 ayda 212
yatırım başvurusu
Özlem Kaya YALGIN TAK
Kıbrıs Türk Yatırım
Geliştirme Ajansı'na (YAGA) kurulduğu günden bugüne kadar geçen
9 ayda, toplam 212 yatırım başvurusu yapıldı.
Başvuruların 117'si KKTC'den, 43'ü
Türkiye'den, 25'i yabancı ülkelerden, 21'i KKTC-diğer ülke
ortaklılarından ve 6'sı ise yurtdışında
yaşayan Kıbrıslı Türklerden geldi.
Gelen yatırım
başvuruları, ağırlıkla turizm ve sanayi alanında
olurken, bunun yanında sağlık, eğitim ve tarım
alanında başvurular oldu.
YAGA Direktörü Ayşe Dönmezer,
ajansın çalışmaları ve yatırımlarla ilgili
gelişmeleri TAK muhabirine değerlendirdi.
Ayşe Dönmezer, turizmin
çeşitlendirilmesi ve ülkeye özgü bir modelin oluşturulması
gerektiğini belirtti. Yatçıları ülkeye çekmek amacıyla
çalışmalar yürüttüklerini, yat üretim tesisi kurulması için
Gaziveren'de 40 dönümlük bir yer belirlendiğini açıklayan Dönmezer,
proje çalışmaları tamamlandıktan sonra duyuru yaparak
başvuru kabul edeceklerini, marinacılık konusunda da
çalışmaların bulunduğunu sözlerine ekledi.
Dönmezer, sanayi alanında bitkisel
atık yağlardan ve yağlı tohum bitkilerinden biyodizel
üretimine yönelik rafineri yapımı için başvuru kabul ettiklerini
açıkladı.
YAGA yatırımlarıyla
yurtdışında tanıtım faaliyetlerine de başlayacaklarını
belirten Dönmezer, ilk tanıtım etkinliğinin
Kıbrıslı Türklerin yoğun şekilde
yaşadığı Londra'dan başlatılacağına
dikkat çekti.
Öncelikli misyonu
YAGA'nın 2007'nin Aralık
ayında oluşturulan ve bu yılın temmuz ayında da
yasası geçen, direkt Başbakana bağlı bir yatırım
ajansı olduğunu belirten Dönmezer, ajansın
yatırımlarla ilgili yeni yeni alanlar yaratmaya
çalıştığını ve öncelikli misyonunun, yatırımcıların
tek elden işlerinin yapılmasını sağlayacak bir
yapı kurmak olduğunu kaydetti.
Bu çerçevede
çalışmalarını yürüttüklerini; müracaatta bulunan
yatırımcıları yönlendirdiklerini, varsa projelerini
geliştirmelerini, prosedürel muamelelerini birlikte yapmaya
çalıştıklarını anlatan Dönmezer,
danışmanlık görevleri de bulunduğunu belirtti.
Tanıtım faaliyetleri başlıyor
Dönmezer, yatırımların
tanıtımı konusunda, yurt içindekilerin yanında
artık yurt dışında da birtakım çalışmalar
planladıklarını ve ilk etapta Londra'yı seçtiklerini; bunun
da sebebinin bu kentte yaşayan ve bir kısmı sermayedar olan
Kıbrıslı Türklerin oluşu ve bu ülkeyle eskiye dayanan
bağlar olduğunu anlattı.
İngiltere'de yatırımların
tanıtımını yaparak gerek ajans gerekse KKTC'yle ilgili
bilgi vermeyi ve yatırım alanlarını oradaki insanların
dikkatlerine getirmeyi hedeflediklerini ifade eden Dönmezer, 4 Aralık'ta
gidecekleri Londra'da bir sunum yaparak buradan gidecek ekiple
yatırımcıları bir araya getireceklerini ve ikili
görüşmelerin de yapılacağını anlattı.
Yurt dışı tanıtım
programlarını, gidilecek ülkedeki ticari nitelikteki kurumlarla
ortaklaşa düzenleyeceklerini de belirten Dönmezer, Londra'da oradaki
Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile birlikte
çalışacaklarını; tanıtım konusunda gelecek
yıl için de Almanya ve İsrail'de benzer etkinlikler düzenlemeyi
planladıklarını ve bu tanıtımlara yönelik, poster,
broşür gibi materyalleri de hazırlamaya
çalıştıklarını kaydetti.
Yatırım alanları
YAGA'ya kurulduğu günden bugüne kadar
geçen 9 ayda, toplam 212 yatırım başvurusu
yapıldığını; bunların 117'sinin KKTC, 43'ünün
Türkiye, 25'inin yabancı ülkeler, 21'inin KKTC-diğer ülke
ortaklığı ve 6'sının ise yurt dışında
yaşayan Kıbrıslı Türklerden geldiğini belirten
Dönmezer, gelen yatırım başvurularının
ağırlıkla turizm ve sanayi alanında olduğu, bunun
yanında sağlık, eğitim ve tarım alanında
başvurular da geldiğini anlattı.
Dönmezer, 112 başvurunun 79'unun turizm,
77'sinin sanayi, 9 sağlık; 9 hizmet, 7'sinin eğitim, 1'inin
tarım ve 30'unun da diğer alanlardaki projelerle ilgili olduğunu
kaydetti.
Ülkeye yönelik özel bir model
Yatırım alanları konusunda,
mevcut yapıda, genelde klasik sektörlerin öne çıkmış
durumda olduğuna dikkat çeken Dönmezer, "örneğin turizmde daha
çok 5 yıldız ve casino otel ağırlığı
hissediliyor. Eko-turizm geliştirilmeye çalışılıyor ancak
turizmde, bizim ülkemize yönelik özel bir modelin de olması
gerektiğini düşünüyoruz. Bu özel modeli umarım ülke olarak
kararlaştırır ve benimseriz" şeklinde konuştu.
Dönmezer, turizme bakış
açılarını şöyle ifade etti:
"5 yıldız ve casino otel açısından
gündemde olanlar dikkate alındığında hemen hemen kapasiteyi
doldurmuş durumdayız. Bafra bölgesinin de tamamlanmasıyla
birlikte yeterli bir kapasite yaratılacağını
düşünüyoruz. Onun için yatırım alanlarını belirlerken
kamu arazisi tahsislerinde Bafra ve Güzelyurt dışında, 5
yıldız ve otel olayını düşünmüyoruz; öngörmüyoruz.
Bafra Turizm Yatırım Bölgesi'nde tahsis edilen 13 tane
yatırım yeri var. Bunlar arasından iptal edilenler olması
halinde onlar için yeni otel yapımı başvurusu kabul
edilebilecek.
Güzelyurt bölgesi de yatırımcı
çekilmesi gereken bir bölge. Kalkınmada öncelikli yörelerden biri ve
yeterli bir kapasite yok. Bu yaratılabilir diye düşünüyoruz. Turizme
bakış açımızda turizmin çeşitlendirilmesi de var;
farklı turizm projelerinin gelmesi halinde onları da
değerlendirmeyi düşünüyoruz."
Marinacılık
Bu çerçevede ülkenin Doğu Akdeniz'de
bulunduğunu dikkate alarak deniz turizmi anlamında
marinacılığın geliştirilmesini öngördüklerini kaydeden
Dönmezer, bu konuda Girne ve Gazimağusa'da birtakım projeler üzerinde
çalıştıklarını; yakın bir zamanda duyuru yaparak
yatırımcıların müracaatının almayı
planladıklarını kaydetti.
Dönmezer, ülkedeki
marinacılığın geliştirilerek belli bir kapasite
yaratılması gerektiği düşüncesiyle, bunlardan sonra da 2.
Etap marina projelerine eğileceklerini söyledi.
Dönmezer şöyle konuştu:
"Şu anda toplam
yaklaşık 500 olan yat kapasitesini ilk etapta 2 bin sonra da 3 bine
çıkarmamız gerekiyor ki Doğu Akdeniz'de dolaşan
yatları çekebilelim. Bu, korkunç gelir getiren bir sektör. Bir an önce bu
geliri ülkemize aktarmamız için bu yatırımları
yapmamız gerekiyor. Özel sektörün yapmakta olduğu marina projeleri de
var. Bu planlama içerinde onlar da dikkate alınıyor."
Dönmezer, Girne Marina için de ilave
yapımının gündemde olduğunu, Eski Eserler Dairesi'nden
gelecek görüşün ardından 400 yat kapasiteli bir eklemenin
yapılacağını belirtti.
Dönmezer, uzun vadede Girne ve
Gazimağusa'da, cruise gemileri için iskele yapılması
düşünceleri de bulunduğu ancak bunun izolasyonlara
takılabileceği endişesiyle "çözümle birlikte olabilecek bir
şey" olarak değerlendirdiklerini kaydetti.
Özel ilgi turizmi
Turizmle bağlantılı olarak
Bafra bölgesinde, küçük bir alanda özel ilgi turizmi kapsamında bir buçuk
ay kadar önce yaptıkları duyuruyla müracaat kabul ettiklerini; 20 ve
14 dönümlük iki alan için sadece 2 tane değerlendirilebilir proje
bulduklarını belirten Dönmezer, bu projelerle ilgili detay
istediklerini ve buna göre YAGA Komitesi'nin değerlendirip karar
vereceğini kaydetti.
Toplam 9 kişiden oluşan komitede,
Ticaret Odası, Sanayi Odası, İŞAD, KTMMOB'den temsilciler
ve kamu sektöründen 3 müşavirin görev aldığını
belirten Dönmezer, komitenin yaptığı öneri doğrultusunda
Bakanlar Kurulu'nun karar ürettiğini bildirdi.
Eğlendirici-eğitici -öğretici aktiviteler
Dönmezer, söz konusu iki yer için
düşünülenin, otel gibi birşey olmadığı yani yatak
kapasitesi içermediği, eğlenceye dönük, değişik,
yaratıcı, eğitici öğretici aktivitelerin yapılacağı
yerler olduğunun altını çizerek "hem oradaki turistleri
çekebilecek, hem bölge insanını, hem Lefkoşa'yı, hem
Güzelyurt'u oraya taşıyabilecek; ülkemizde olmayan bir şey
istedik" dedi ve bunun gerekli değerlendirmelerin
yapılmasının ardından kamuoyuna
açıklanacağını kaydetti.
Yat üretimi
Yat talebinin de gün geçtikçe
arttığına işaret eden Dönmezer, özellikle
gelişmiş ülkelerin emeklilerinin artık emekli
maaşlarıyla ev yerine yat aldıklarını ve ayrıca
zenginleşme arttıkça yat talebinin de arttığını
anlattı.
"Dolayısıyla biz de bu
piyasadan pay almak istiyoruz" diyen Dönmezer, hem yatçıları
çekmek anlamında hem de ekonomiye katkı sağlamak amacıyla
Gaziveren bölgesinde 40 dönümlük bir yer belirlendiğini ve bunun
projelendirmesi üzerinde çalıştıklarını anlattı.
Söz konusu araziyi birden fazla yat üretim
tesisinin bulunacağı organize bir bölge olarak düşündüklerini
ancak kaç yatırımcıya verilebileceğinin yerin
kullanımına göre belirleneceğini kaydeden Dönmezer, projenin
hazırlanmasının ardından bunun da duyurusunu yaparak
müracaat kabul edeceklerini söyledi. Dönmezer, duyuruların basın
yoluyla olduğu gibi dış temsilcilikler ve enformasyon üzerinden
yapılarak geniş alana ulaşılmaya
çalışıldığını ayrıca kendilerini
ziyaret eden tüm yatırımcılara da e-maille ilan gönderdiklerini
anlattı.
Dönmezer, yat üretiminde kullanılacak
işçilerin eğitilmesi konusunda ise LAÜ'yle ortak
çalışılacağını, inşaat
başladığı an eğitimin de başlayacağı ve
inşaatın tamamlanma sürecinde eğitilmiş
çalışanların da hazır olacağını kaydetti.
Bafra'da sözleşmesi iptal edilen otel
Dönmezer, turizmle bağlantılı
olarak Bafra'da 5 yıldızlı otel yapılmak üzere tahsis
edilen ancak sözleşmesi iptal edilen parsel için de yeniden duyuru yaparak
müracaat kabul edeceklerini belirtti.
Söz konusu yerin yıllarca önce
verildiği ancak yatırımcının buraya bir çivi dahi
çakmadığını, dolayısıyla sözleşmesini iptal
ettiklerini kaydeden Dönmezer, hafta başında yapılacak duyuruyla,
burasının, gelen başvurular arasından,
yatırıma hemen başlayabilecek, finansmanı olan ve
belirlenecek şartlara uygun bir yatırımcıya
verileceğini söyledi.
Dönmezer bir soru üzerine, Bafra Özel Turizm
Bölgesi olarak ayrılan bölgedeki 13 parselin 5 yıldız ve üzeri
otel yapmak üzere özel yatırımcılara tahsis edildiğini
ancak yapmayanların sözleşmelerinin iptal edilerek yeni
yatırımcıya verildiğini anlatı.
Burası için toplam 16 bin yatak
kapasitesi öngörüldüğünü ve gelinen aşamada 1 tanesinin faaliyette
olduğunu, 3 otelin yapımının sürdüğünü, 1-2 tanesinin
temelinin atıldığı ancak ağır ilerledikleri,
diğerlerinin ise yeni rezerv edildiği (ön tahsis) edildiğini ve
projelerinin çizilme aşamasında olduğunu anlattı. Dönmezer,
sözleşmelerine göre yeni iptallerin de gündemlerinde olduğunu ve
iptal ettikçe de yine duyuru yoluyla yapabilecek yatırımcılara
verileceğini kaydetti.
Sanayi yatırımları
Dönmezer, sanayi alanında ise,
bitkisel atık yağlardan ve yağlı tohum bitkilerinden
biyodizel üretimine yönelik rafineri yapımı için başvuru kabul
ettiklerini belirtti.
Tarım Bakanlığı Akaryakıt
Birimi ile işbirliği içinde, "Biyodizel Rafinerisi"
yatırımı için, kiralama suretiyle bir kamu arazisi tahsis
edileceği ve ilgilenen yatırımcıların 20 Ekim'e kadar
başvuruda bulunabileceğini ifade eden Dönmezer,
bu amaçla Haspolat'ta 6 dönümlük bir yerin
belirlendiği, üretim kapasitesi çerçevesinde arazinin gerekli
kısmının yatırımcıya
kiralanacağını kaydetti.
Biyodizelin dizel arabalarda
kullanılabilen çevreci bir yakıt olduğu ve öncelikle Kuzey
Kıbrıs'taki bitkisel atık yağlardan ve yağlı
tohum bitkilerinden otobiyodizel üretilmesinin öngörüldüğünü kaydeden
Dönmezer, böylelikle hem ülkede çevre kirliliği yaratan atık
yağların yeniden kazanımıyla yeni ürün elde
edilebileceği hem de ülke şartlarında, kuraklığa
dayanıklı soya, jojoba gibi bitkilerin yetiştirilmesinin de
teşvik edilebileceğini ve bunun için ilgili birimlerin birlikte
çalıştığını anlattı.
Dönmezer, bu ürünün AB ülkelerinde
kullanımının da yaygınlaşmakta olduğuna
işaret ederek AB standartlarında üretiminin
amaçlandığı bu çalışmanın AB'ye uyum
açısından da önemli bir adım olacağını ifade
etti.
Peynir altı suyu
YAGA Direktörü Ayşe Dönmezer, sanayi
alanında, yeniden kazanıma yönelik bir diğer
yatırımın ise peynir altı suyu projesi olduğunu ve
bunun gerekli işlemlerinin tamamlandığı; kurulum
aşamasına geldiğini kaydederken bunun tamamladıkları
ilk projeleri olduğunu söyledi.
Peynir altı suyunu işleyerek peynir
ve laktos üretecek yatırımcıya Haspolat bölgesinde yer
bulunduğu, tahsisinin yapıldığı, bürokratik
işlemlerin tamamlandığını belirten Dönmezer,
İtalyan teknolojisinin kullanılacağı tesisin ileriki
aylarda hayata geçmiş olacağını kaydetti.
Güzelyurt'a özel hastane
Dönmezer, Güzelyurt'a özel bir hastane
yapımı için de Bakanlar Kurulu kararıyla, terminal yakınlarında
bir yer belirlendiğini ancak yapımı üstelenecek şirketin
henüz kurulma aşamasında olduğunu dolayısıyla
şirket kurulduktan sonra bu yatırımın gündeme
geleceğini açıkladı.
Güzelyurt'tun özel durumu,
yatırımcı bulmanın zor oluşu nedeniyle, iyi; ihtiyaç
duyulan bir yatırım olması halinde bu bölge için istisna
sağlanabildiğini belirten Dönmezer, dolayısıyla bu
yatırımın ihale yoluyla yapılmayacağını
kaydetti.
KIBRIS 08/09/08
Cumhurbaşkanı Talat
yarın Brüksel'e gidiyor
YOĞUN TEMASLARI VAR... Cumhurbaşkanı
Talat, Brüksel'deki temasları çerçevesinde European Policy Centre'da
Kıbrıs sorunu ile ilgili bir konferans verecek; AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile akşam yemeğinde bir
araya gelecek ve Kıbrıs'taki son gelişmeleri
değerlendirecek. Talat, AB dönem başkanı Fransa da dahil olmak
üzere, çeşitli AB üyesi ülkelerin daimi temsilcileri ile bir araya
gelecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli
temaslarda bulunmak üzere 9 Eylül Salı sabahı Brüksel'e gidecek.
Cumhurbaşkanlığı
Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, Talat,
Brüksel'deki temasları çerçevesinde European Policy Centre'da
Kıbrıs sorunu ile ilgili bir konferans verecek.
Talat, Avrupa Birliği'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile de bir akşam
yemeğinde bir araya gelecek ve Kıbrıs'taki son gelişmeleri
değerlendirecek.
Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'de
ayrıca, AB dönem başkanı Fransa da dahil olmak üzere,
çeşitli AB üyesi ülkelerin daimi temsilcileri ile bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Talat'a, Brüksel temasları
sırasında, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü
Asım Akansoy eşlik edecek. Talat, temaslarının
ardından 10 Eylül Çarşamba akşamı Kıbrıs'a
dönecek.
KIBRIS 08/09/08
AA
Güncelleme: 16:38 TSİ 09 Eylül 2008 Salı
BRÜKSEL
- Düşünce kuruluşu Farklı Bir Belçikanın (Belgie Anders)
yayınladığı raporda Belçikada gerçekleşebilecek bir
bölünmenin, Fransızca konuşan Valon bölgesine 5 milyar Euro,
Hollandaca konuşan Flaman bölgesine ise 1,2 milyar Euro ve her 2 dilin
konuşulduğu Brüksele 1 milyar Euro ek yük getireceği hesaplandı.
Buna göre Belçikanın en fakir kısmı olan Valon bölgesi,
bölünmenin ardından diğer bölgelerden kaynak aktarımından
mahrum kalırken, Flamanlar ve Brükselliler bağımsız
hükümetleri için ek personele ve yeni kamu binalarına gerek duyacak.
Federe yapılı Belçikada Flaman ve Brüksel bölgelerinden, Valon
bölgesine özellikle işsizlere yapılan ödemeler nedeniyle yılda
5,4 milyar Euro aktarıldığı hesaplanıyor.
VALON
BÖLGESİ AVRUPANIN EN FAKİR KISMI OLACAK
Belçikada muhtemel bir bölünme halinde 10,5 milyonluk nüfusun üçte birini ve
ülke yüz ölçümünün yüzde 55ini oluşturan Valon bölgesi, Avrupanın
en fakir ülkelerinden biri haline gelecek.
NTV
Güncelleme: 10:30 TSİ 09 Eylül 2008 Salı
NEW
YORK - BM Sözcüsü Michelle Montas tarafından verilen bilgiye göre, genel
sekreter Ban, New York saatiyle bu sabah Kıbrıstaki iki liderle
ayrı ayrı telefon görüşmeleri yaptı ve liderleri, geçen
hafta Kıbrıs sorununun çözümü çerçevesinde kapsamlı
görüşmeleri resmen başlatmaları dolayısıyla
kutladı.
Montas, genel sekreter Banın şu anda Atinada bulunan
Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer ile de yine bu
sabah telefonla görüştüğünü söyledi.
Montas, Downerın Ankaraya çarşamba günü gideceğini
doğrulayarak, Downerın, 1 günlük ziyaretinde,
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüşeceğini
bildirdi.
Rum liderden müzakere sitemi
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs müzakerelerinin, "en iyi alametlerle
başlamadığını, ancak müzakerelere ilişkin
iyimserliğini kaybetmeyeceğini" söyledi.
Rum basınına göre, Londra'da yayın yapan Rum
Radyosuna (LGR) açıklamalarda bulunan Hristofyas, "Gürcistan'daki
gelişmeler sebebiyle çok da normal olduğu söylenemeyecek
uluslararası durumla, bunun da ötesinde, Kıbrıs Türk
faktörlerinin kamuoyu açıklamaları, özellikle de Sayın
Talat'ın Ankara'ya yaptığı son ziyarette Milli Güvenlik
Kurulu'nun nisan ayındaki kararlarının vurgulanması göz
önüne alındığında, 11 Eylül'de başlayacak
doğrudan müzakerelerin en iyi alametlerle
başlamayacağını" savundu.
"İyimserliğini kaybetmeyeceğini" ifade eden
Hristofyas, "adanın bölünmüşlüğüne son vermek için elinden
geleni yapacağını" söyledi.
Öte yandan Hristofyas, "yerleşik" olarak nitelediği Türkiye
kökenli KKTC vatandaşlarının durumu konusunda
yaptığı açıklamalara, Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu 2'nci Hrisostomos'un yönelttiği eleştirilerle
ilgili soruya karşılık, "Benim sadece, uluslararası
topluma iyi niyetli olduğumuz mesajını vermek için,
halihazırda kabul etmiş olduğumuz şeyleri söyleme cesaretim
var" dedi.
Hristofyas, "Kabul edilemez tavizler vermem söz konusu değildir.
İnşallah Kıbrıs sorununu sadece 50 bin 'yerleşiğin'
kalmasıyla çözebiliriz. Sanırım bana ilk hayır dua
Başpiskopostan gelecek" diye konuştu.
Hristofyas, "İngiltere'nin Kıbrıs sorununun çözümü
müzakerelerinde ne gibi bir etkisi olması gerektiği" yönündeki
soruya karşılık ise "İngiltere'nin müzakere sürecinde
olumlu bir rol üstlenmesi, ancak müdahalede bulunmaması
gerektiğini" söyledi.
İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile "müzakerelerin
başarıya ulaşması için uygun ortamın
oluşmasına katkıda bulunması konusunda
anlaştıklarını" belirten Hristofyas,
"İngiltere'nin yapabileceği şeyin Türkiye ile
ilişkilerini kullanmak ve hiçbir zaman kabul edemeyecekleri uzlaşmaz
tutum ve tezlerinden vazgeçmesi için Türkiye'ye baskı yapmak"
olduğunu savundu.
"İyi niyet ve umutla başlıyoruz"
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos
Kipriyanu ise, "Rum tarafının müzakerelere ihtiyatlı bir
iyimserlik, iyi niyet ve umutla başladığını"
söyledi.
Resmi ziyaret için Atina'ya gelen Kipriyanu, Cumhurbaşkanı Karolos
Papulyas ve Başbakan Kostas Karamanlis tarafından kabulünün
ardından Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile bir araya
geldi.
Kipriyanu, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada,
Kıbrıs'ta kritik bir aşamaya gelindiğini belirterek,
"Kuşkusuz müzakereler güç olacaktır. Şu ana kadar
söylenenler masaya getirilecek, gerçek saati geldi" diye konuştu.
Kıbrıs sorununun çözümünün AB müktesebatı ile uyum içinde
olmasını savunan Kipriyanu, 1974 yılına kadar
Kıbrıs'ta coğrafi ayrım bulunmadığını
ve Rum tarafının iki bölgeli, iki toplumlu federasyon
dışında bir çözüm için taviz vermesinin mümkün
olmadığını söyledi.
Gazetecilerin, Abhazya, Güney Osetya ve Kosova'nın durumlarıyla
KKTC'nın tanınması arasında bağ kurulup
kurulamayacağına yönelik sorularını da yanıtlayan
Kipriyanu, "Uluslararası toplum ve Rusya Federasyonu arada bir bağ
bulunmadığını söylüyor. Türkiye'nin bu alandaki
yaklaşımı destek görmüyor" dedi.
Kipriyanu, Atina'nın desteğine de teşekkür ederek, Rum kesiminin
Atina'nın desteği sayesinde AB üyesi olduğunu kaydetti.
Bakoyanni: "İşgal kuvvetlerinin
uzaklaştırılması gerekiyor"
Bakoyanni ise "Kıbrıs sorununun BM kararları, AB ilke ve
değerleri temelinde, adil, işler ve kalıcı bir çözüm
çerçevesinde, iki bölgeli, iki toplumlu, tek vatandaşlık, tek
egemenlik, tek uluslararası kimlik ve işgal kuvvetlerinin
uzaklaştırılması unsurlarını kapsayan bir
şekilde çözülmesi gerektiğini" söyledi.
Yunan liderliğinin 34 yıldır devam eden "Haksız ve
kabul edilemez" duruma son verilmesi için Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'a tam destek verdiğini belirten Bakoyanni, "Sayın
Hristofyas yapıcı bir biçimde hareket ediyor. Kıbrıslı
Türklerin de iyi niyet göstereceklerini umuyorum. Türkiye'den de
Kıbrıslı Türkleri çözüm yönünde cesaretlendirmesini
bekliyoruz" diye konuştu.
"Bakir doğum" süreciyle yeni bir devlet oluşturulması
tartışmalarını konu alan soruları da yanıtlayan
Bakoyanni, "Sözcükler beni rahatsız etmez, önemli olan içerikleridir.
Kıbrıs, AB ve BM üyesi bir devlettir. Uluslararası alanda elde
ettiği haklar var ve hiçbir Kıbrıslı bu haklardan ödün
vermek istemez" dedi.
"Kıbrıs'ta çözüm umudu görüyor musunuz?" sorusuna
"Evet, ihtiyatlı bir iyimserlikle evet" yanıtını
veren Bakoyanni, dünyanın hızla değiştiğini, eski
sorunların yeni bakış açıları ile ele
alındığını belirtti.
Bakoyanni, "Kuşkusuz bu yalnızca Atina ve Lefkoşa'ya (Rum)
bağlı değil. Türk tarafına da bağlıdır.
Çözüm tüm Kıbrıs halkının çıkarına
olacaktır" diye konuştu.
Türkiye'nin AB sürecine de değinen Bakoyanni, Atina'nın Türkiye ile
AB arasında açılan müzakere başlıklarını büyük
bir dikkatle izlediğini belirtti. Henüz açılmayan
başlıkların bir kısmının Türkiye'nin Ankara
Protokolünü uygulaması halinde açılacağını belirten
Bakoyanni, Türkiye'nin AB sürecinin Kıbrıs sorununun çözümü halinde
esaslı bir biçimde olumlu etkileneceğini kaydetti.
CNN TURK 09/09/08
BM Genel Sekreteri Ban-ki Moon, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ı görüşme sürecindeki cesaretinden dolayı
kutladı.
BM Genel Sekreteri Ban, dün saat 14.30'da
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı telefonda arayarak
görüştü.
TAK muhabirinin
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy'dan
aldığı bilgiye göre, Genel Sekreter, Cumhurbaşkanı
Talat'a başarı dileklerini iletti. Genel Sekreter ayrıca,
Talat'ı görüşme sürecindeki cesaretinden dolayı da kutladı.
Kıbrıs sorununa çözümü
Kıbrıs'taki liderlerin bulacağına vurgu yapan BM Genel
Sekreteri Ban, bu süreçte Birleşmiş Milletler'in de aktif olarak
devrede olacağını söyledi.
KIBRIS 09/09/08
"İşgalci Türk ordusu defol" yazan dört genç mahkemeye çıkarıldı
Erol UYSAL
Başkent Lefkoşa'da, ağustos ve
eylül aylarında birçok bina duvarına Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'nı hedef alan "İşgalci Türk
ordusu defol" türünde, manevi şahsiyeti zedeleyici yazılar
yazdıkları gerekçesiyle aranan dört genç dün sabah suçüstü
yakalandı.
Dr. Burhan Nalbantoğlu Caddesi'ndeki bir
duvara yazı yazdıkları esnada, polis tarafından suçüstü
yakalanarak gözaltına alınan Çetin Edip, Aziz Şah, Özce Nizam ve
Kan Yektaoğlu isimli 20 yaşlarındaki dört genç, tutukluluk
duruşması için öğle saatlerinde Lefkoşa Kaza Mahkemesi Ceza
Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin'in huzuruna
çıkarıldı.
Verilen şahadet
ışığında tahkikatın yeni
başladığına bulgu yapan Yargıç Ulutekin,
zanlıların 3'er gün poliste tutuklu kalmasına emir verdi.
Lefkoşa Polis Müdürlüğü'ne
bağlı Adli Şube Amirliği'nde görev yapan ve meselenin
tahkikat sorumlusu olan Müfettiş Muavini Oral Ordu, mahkemede yeminli
şahadet vererek, Çetin Edip, Aziz Şah, Özce Nizam ve Kan
Yektaoğlu isimli zanlıların, Lefkoşa'da, ağustos-eylül
tarihlerinde birçok bina duvarına Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'nı hedef alan zedeleyici yazılar
yazdıkları gerekçesiyle arandıklarını belirtti.
Müfettiş Muavini Ordu,
zanlıların 8 Eylül tarihinde Dr. Burhan Nalbantoğlu
Caddesi'ndeki bir duvara yazı yazdıkları esnada, tespit edilerek
gözaltına alındıklarını anlattı.
Zanlıların "manevi
şahsiyeti zedeleyici yazılar yazmak" ve "kasti hasar"
suçlarından methaldar olduklarını ifade eden Ordu,
zanlıların suçlarını kabul ettiklerini, iki
zanlının da meseleyle ilgili gönüllü ifade verdiğini söyledi.
Tahkikatın geniş çaplı olarak
sürdürüldüğünü ifade eden Ordu, soruşturmanın salimen
yürütülebilmesi için zanlıların 3'er gün poliste tutuklu
kalmasını talep etti.
Zanlılar tutukluluk talebine herhangi
bir itirazda bulunmadı.
Verilen şahadet
ışığında tahkikatın yeni
başladığına bulgu yapan Yargıç Ulutekin,
soruşturmanın salimen yürütülebilmesi için 4 zanlının da
3'er gün poliste tutuklu kalmasına emir verdi.
KIBRIS 09/09/08
Downer, bugün Erdoğan ve Babacan'la görüşüyor
Downer, dün Atina'da gerçekleştirdiği
temaslarına bugün de Ankara'da devam edecek.
TAK muhabirinin BM yetkililerinden
aldığı bilgiye göre, önceki gün Atina'ya uçan Downer, dün
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanni ile görüştü.
Downer, dün akşam Atina'dan
İstanbul'a, oradan da Ankara'ya geçti.
Avustralyalı BM diplomatının,
bugün Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüşmesi bekleniyor.
Salı akşamı Atina üzerinden
adaya geri dönecek Downer, 11 Eylül Perşembe günü Kıbrıs'ta
gerçekleştirecek liderler zirvesinin ardından, cuma akşamı
adadan ayrılarak Avustralya'ya gidecek.
Downer, adaya 3 Eylül zirvesi öncesinde
gelmiş, görüşmelerin açılışına
katılmış ve iki tarafta da temaslarda bulunmuştu.
KIBRIS 09/09/08
Hands off education, Archbishop
threatens government
By Marcos
Charalambides
THE ARCHBISHOP
has launched a new attack against the government, this time regarding the
Education Ministers circular to secondary schools an issue that has received
a lot of media coverage these past few days, with many expressing their
dissatisfaction with the Ministrys aims.
Archbishop Chrysostomos II publicly warned the government on Sunday that if
they dont take their hands off education and dont abandon their intentions,
the Church would react vigorously. The islands religious leader further
urged parents to take on their responsibilities, stressing that children should
grow up as Greeks.
His reaction came after political uproar over the Education Ministers
circular, which speaks of the need to change the history books as part of a
broader aim to cultivate a climate of peaceful coexistence and co-operation
between Greek Cypriots and Turkish Cypriots.
And the Archbishops fire did not end there. In his televised comments, he
proceeded to criticise the President on what he had stated in Sweden regarding,
among other things, 50,000 Turkish settlers that would remain on the island in
the event of a solution, proclaiming that if a solution is not found, we
should block off the checkpoints.
Even though he was in the United Kingdom, it didnt take long for the President
to retaliate.
Speaking to London radio station LGR yesterday, Demetris Christofias expressed
his dissatisfaction with the Archbishops aspersions. Following the
confrontation during the Conference for Overseas Cypriots, Archbishop
Chrysostomos had stated that from then on he would not say anything else, but
would wait until the end and if he then had some opinion he would express it.
Not many days have passed since then, yet he has made some new comments.
The President explained that the settlers issue and that of rotating presidency
were things that previous presidents had accepted and that he was merely trying
to send the international community the message that he was driven by good
will. Hopefully the Cyprus problem can be solved with only 50,000 settlers
staying. In such an event, I think the Archbishop will be the first to offer me
his blessings, said Christofias.
In his speech, the President wondered what the problem was with the Education
Ministrys aim to cultivate a spirit of peaceful co-operation with Turkish
Cypriot compatriots, referring to the criticisms he has received from both
Church and political parties.
This aim is something the Education Minister and I had expressed during the
Educational Council meeting and no one had reacted, he protested. I cannot
understand the reactions, particularly because they come from parties that are
co-operating with the government, he said in a dig at coalition partners DIKO
and EDEK.
The President expressed his disappointment that some would oppose a policy that
aims to develop the foundations in peoples conscience that is required so that
a solution, approved by the public, can be achieved. He further rejected
accusations that the approach would cause peoples Hellenist spirit to abate
and that it could adulterate historical facts as outrageous and figments of
[their] imagination.
Our cultural heritage will certainly be taught in schools, but part of our
cultural heritage is also co-operating and peacefully coexisting with our
Turkish Cypriot compatriots.
At around the same time that the President was defending the governments
actions, the Archbishop, speaking on CyBC radio, continued his attacks.
Why do we want to create new programmes of study, and so on? questioned
Chrysostomos. He claimed that Greek Cypriots could only approach Turkish
Cypriots if they relied on the ideals of the Greek Cypriots race and religion.
We were pupils once and we were also taught history. Does this mean that the
history that we were taught was false? he enquired.
The Archbishop went so far as to accuse previous governments, saying that
education has started going downhill from the time of the late Pefkios
[Georgiades], and, when [Interior Minister] Mr Sylikiotis was the Ministers
adviser, I am not ashamed to say, slowly, slowly the Church began stepping away
from educational issues.
Everything the Education Ministry has sent to schools every so often has made
pupils egotistical and selfish, he claimed, and we need to become stricter,
not slacker and destroying everything, he said, reiterating that if the
history books change of course we disagree.
Education was upheld by the Church until 1960. We shouldnt forget this, he
added.
The Archbishop also expressed concerns that the Ministry would undermine the
EOKA fight for liberation. We actually lived it, he argued. We are the ones
that can express the truth.
Nonetheless, the Education Minister stressed yesterday that the Committee that
will be in charge of studying any changes that will need to be made to the
teaching system hasnt even been created yet and urged the Archbishop to wait
until the Ministers meeting with the Holy Synod, where he will explain in
detail the Ministrys intentions.
CYPRUS MAIL 09/09/08
Poll shows little optimism for a
solution
By
Maria-Christina Doulami
THE MAJORITY of
Greek Cypriots are pessimistic regarding the outcome of the talks on the Cyprus
problem an opinion poll revealed at the weekend.
Sixty per cent of participants in the survey published in Simerini on Sunday do
not expect a positive outcome from the direct negotiations that began on
September 3, and believe that Christofias and Talat will not be able to reach
an agreement.
A great majority of Greek Cypriots considers Turkeys stance as the main
obstacle to the solution, while half of the Greek Cypriots prefer a united
state.
The main fear among Greek Cypriots, however, is that in case of a solution it
will not work and there will be disagreements and disputes.
More specifically, 41 per cent of Greek Cypriots believe that the Cyprus
problem will never be solved. In a similar opinion poll conducted among Turkish
Cypriots, the same percentage held the same belief. The rest of the Greek
Cypriots expect a solution to be found within a period ranging from one to five
years.
As for whether the two leaders will reach an agreement, 60 per cent say no,
while 39 per cent are more optimistic. It is worthy to note that the optimism
is higher among the 65+ age group.
As to the form of state in case of a solution, 50 per cent of the Greek
Cypriots asked prefer a single state, while 27 per cent prefer a bi-communal
federation with a strong central government. Only 8 per cent prefer the
existence of two separate states, while 13 per cent believe things should
remain as in the present state. The preference for living in a single state is
strongest among the elderly, while younger age groups are less trusting and
prefer that the situation remain as is. Among Turkish Cypriots, 43 per cent
prefer partition, while 16 per cent prefer the current state.
A strong majority of Greek Cypriots (88 per cent) believes that the greatest
obstacle in finding a solution to the Cyprus problem is Turkeys stance.
Ethnic, religious and economic differences are not considered as serious
obstacles for a solution.
Regarding the properties left behind by Greek Cypriot and Turkish Cypriot
refugees, the poll revealed 57 per cent believe they should be returned to
their rightful owners. Two in ten opted for compensation to be given while
another 20 per cent spoke for the return of part of their property and
compensation for the rest. Turkish Cypriots are much happier (42 per cent) with
the idea of compensation.
As for the Turkish settlers, 74 per cent of Greek Cypriots believe that in case
of a solution they should be compensated and return to Turkey. And 82 per cent
also believes that all Turkish troops should leave, while only 17 per cent said
a part of them could stay behind. Turkish Cypriots voted by far (76 per cent)
that the troops should stay.
Regarding relations with Turkish Cypriots, the opinion poll revealed that
although the majority of Greek Cypriots would not mind if their child
befriended a Turkish Cypriot (75 per cent) or if they started a business
together (64 per cent), 51 per cent of Greek Cypriots would be against their
child marrying a Turkish Cypriot. The feeling was mutual among Turkish Cypriots.
As to the fears haunting Greek Cypriots in case of a solution, the biggest one
(43 per cent) is that the accepted solution will not function and there will be
disagreements and clashes. Other fears include the destruction of the Cyprus
Republic (21 per cent) and the loss of national identity (20 per cent). Turkish
Cypriots also fear that the solution will not work (36 per cent).
CYPRUS MAIL 09/09/08
Police in north hold men suspected
of SBA robberies
By Nathan
Morley
POLICE in the
eastern sovereign base area are urging residents to keep their homes secure
after a spate of burglaries.
The bases chief inspector told British army radio that the robberies occurred
when many residents were away on holiday.
Between the August 9 and 17 there were a total of five burglary cases reported
to the SBA police; they happened in the area of Xylofagou or in the SBA near
Dhekelia, he said.
Lots of people go away in the summer and that is when criminals start work.
In most cases, the thieves managed to make off with jewellery, totalling over
10,000 in value. Many families have been left distraught after returning home
to find they have been targeted by the thieves.
However, it was revealed last night that two Romanian men arrested in Kyrenia
while attempting to leave the occupied areas with a large quantity of jewellery
are probably the culprits.
SBA spokesman Jack Bright told the Cyprus Mail that the men, who are both still
in custody in the north, were discovered in possession of some of the missing
valuables.
Turkish Cypriot authorities believe that these men are part of a criminal
network that is operating within Cyprus and actually targeting houses and
jewellery in particular, he said.
Turkish Cypriot police alerted the SBA authorities shortly after the arrests
and also allowed claimants, all thought to be local Greek Cypriots, to visit
the north to inspect the jewellery seized.
We gave the location of the items to the claimants; we facilitated their
arrival to that location and provided a Turkish speaking SBA police officer to
accompany them.
Bright confirmed that a large quantity of the stolen items were identified.
I can tell you that claimants identified 65 pieces of jewellery found on the
men as being from the robberies, he said.
Bases police said they have made the case a top priority for their
investigators and appealed for anyone with any additional information to
contact them.
I can assure the public that we are taking this very seriously. Anyone with
information about the burglaries is asked to contact the SBA police, the Chief
Inspector added.
Police also urged residents to follow basic crime prevention advice.
People should use simple methods for preventing burglaries, such as leaving a
light on when they go away, install safe boxes for valuables, they are ways to
make it difficult for burglars.
CYPRUS MAIL 09/09/08
NTV-MSNBC
Güncelleme: 21:06 TSİ 10 Eylül 2008 Çarşamba
BRÜKSEL - Brükselin önde gelen düşünce kuruluşu
EPCde konuşan Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs Rum lideri
Dimitris Hiristofyasa seslendi. Talat Yoldaş Hiristofyasa seslenmek
istiyorum. Bana ileteceğin mesajları basın üzerinden değil,
doğrudan beni arayarak dile getirebilirsin. Ben de seni doğrudan
ararım. Ama basın üzerinden mesaj iletme. Solcular gevezedir.
Hiristofyas da bir komünist olarak çok konuşuyor dedi.
Kıbrıs sorununun yıl sonuna kadar çözülebileceğini
dile getiren Mehmet Ali Talat, Türkiyenin garantörlük haklarının da
devam etmesinin önemine değindi.
İngiliz üslerinin akibetine yönelik bir soruyu da değerlendiren
Talat, Biz Kıbrıslı Türkler olarak İngiliz üslerinin
adada kalmaya devam etmesine karşıyız. Hiristofyas da bir
komünist olarak aynı düşünceleri paylaşıyor.
Sanırım çözüm müzakerelerinde bu konuyu da ele alacağız
dedi.
AA
Güncelleme: 18:12 TSİ 10 Eylül 2008 Çarşamba
MADRİD - Alman Marshall Fonu ve Madriddaki BBVA
Vakfının da destekçileri arasında bulunduğu Transatlantik
Eğilimler araştırmasının 2008 sonuçları
açıklandı. Sonuçlara göre, AB ülkeleri vatandaşlarının
yüzde 60ı Türkiyenin AB üyesi olacağını büyük
olasılık olarak görürken, bu oran Türkiyede yüzde 26da kaldı.
Ankete 12 AB ülkesi dahil edildi. Türkiyenin AB üyesi
olacağına inananların oranı İngilterede yüzde 72,
Hollandada yüzde 70, Almanyada yüzde 65 ve İtalyada yüzde 63 olarak
ortaya çıktı. Fransa yüzde 42 ve Slovakya yüzde 34 ile sıralamanın
en sonunda yer aldı.
Türklerin yüzde 42si ABye girişin olumlu olacağını
düşünüyor.
NE
AB NE ABDNİN LİDERLİĞİNİ İSTİYORUZ
Anketten, 2007 yılına oranla Türklerin AB ve Amerikaya
karşı görüşlerinin biraz olumlu yönde geliştiği, ancak
uluslararası sorunlarda ne AB, ne de ABDnin liderliğini
istediği sonucu da çıktı.
ABDde yapılacak başkanlık seçiminin adaylarıyla ilgili
yöneltilen sorularda, Türklerin çoğunluğu Demokrat Partinin
adayı Barack Obamadan yana görüş bildirdi.
Ankette ayrıca, ABD-AB ilişkileri, Afganistan veya Rusya-Gürcistan
sorunları gibi uluslararası konularda yöneltilen sorulara ise
Türklerin yüzde 40a varan oranlarda bilmiyorum şeklinde cevap
verdikleri belirtildi.
Türkiyenin
AB üyeliğine Türkler değil Avrupalılar inanıyor
10/09/2008 RADIKAL