Bakoyanni Kıbrıs’ta müzakerelerden umutlu

NTV’nin sorularını yanıtlayan Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Kıbrıs’ta 3 Eylül’de başlayacak müzakereler konusunda umutlu mesajlar verdi. Bakoyanni “Ortada siyasi bir irade var, çok kısa sürede somut bir ilerleme görmeyi umut ediyorum” dedi.

NTV

Güncelleme: 14:42 TSİ 01 Eylül 2008 Pazartesi

 

ATİNA - Kıbrıs’ta Türk ve Rum taraflar arasında 3 Eylül’de başlayacak müzakereler öncesinde Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni beklentilerini NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’e değerlendirdi. Yunanistan Dışişleri Bakanı, “Mevcut durum kimsenin devamını istediği bir durum değil. İhtiyacımız olan adaya dışarıdan gelen bir plan değil, bir Kıbrıs planı. Tabii ki Yunanistan ve Türkiyeyi yakından ilgilendiren bir durum, bildiğiniz gibi adada hala bir işgal ordusu var. Bu, Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir gerçek ama ortada bir siyasi irade var, en azından ben olduğuna inanıyorum.” dedi.

 

Bakoyanni garantörlük konusunda artık yeni bir durum oluştuğunu söyledi ve “Zaten Avrupa Birliği’nin üyesi olan ve birleşmesini tamamlayacak bir ülkeden bahsediyoruz. Her halükarda bu konuyu konuşacağız ama çözüm fikri başlı başına o kadar güçlü ki, bu kadar açık söylediğim için kusuruma bakmayın ama herkesin buna ulaşmak için çalışması gerekir.” diye konuştu.

KAFKASYA İLE KIBRIS’I KIYASLAMADI
Dora Bakoyanni, Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığının Rusya tarafından tanınması ile Kıbrıs konusu arasında bir kıyaslama yapmak istemediğini de söyledi.

TÜRKİYE’DEN ADIMLAR BEKLİYOR
Türkiye ve Yunanistan’ın Ege Denizi’nden kaynaklanan sorunlar hakkında yapılan görüşmelerde fazla ilerleme kaydedemediğini itiraf eden Bakoyanni, “Türkiye’den olumlu adımlar bekliyoruz” dedi.

Yunan Dışişleri Bakanı söyle konuştu: “Yunanistan’ın Türkiye’nin AB üyeliğine karşı gösterdiği iyi niyetin bir benzerinin de Türk tarafından bize karşı sergilenmesini takdirle karşılayacağız. Ege Denizi konusunda ilerleme kaydetmek zaman alabilir ama mesela ‘Casus belli’, yani savaş nedeni sayma meselesi konusunda bir karar almak için çok zamana ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Mesela Ekümenik Patrikhane konusunda olumlu mesajlar verilmesi de bu adımlardan biri.”

Talat ve Hristofyas 3 Eylül'de buluşuyor

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı Kıbrıs müzakerelerinin prosedürünü belirlemek amacıyla 3 Eylül Çarşamba günü bir araya gelecek.

 

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki resmi ikametgahında yapılacak görüşme saat 10.00'da başlayacak.

Görüşmede, görevine yeni başlayan ve adaya bugün gelen, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunacak. Talat-Hristofyas görüşmesine Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum başkanlık komiseri Yorgos Yakovu da katılacak.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 3 Eylül görüşmesinin, "bir prosedür saptama görüşmesi" olacağını söyledi.

Türk tarafının yoğun bir görüşme süreci, Rum tarafının ise zamana yayılmış bir görüşme süreci talep ettiğini kaydeden Hasan Erçakıca, tüm sorunların 3 Eylül'de bir kez daha ele alınacağını ve müzakerelerin 11 Eylülde başlamasının beklendiğini belirtti.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, hazırlıklar çerçevesinde 4 Eylül Perşembe günü Cumhuriyet Meclisi'ne bilgi vereceğini ve siyasi partilerin görüşlerini dinleyeceğini de söyledi. Cumhurbaşkanı Talat'ın Türkiye'de yaptığı görüşmelerin de çok verimli geçtiğini belirten Erçakıca, bütün konuların üzerinden geçilme fırsatı bulunduğunu kaydetti ve "Türk tarafı, bir bütün olarak görüşme sürecine hazır olduğunu bir kere daha teyit etmiş oldu" dedi.

Talat siyasi parti temsilcileriyle görüştü

Bu arada Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasi parti temsilcilerinin başkan ve temsilcileriyle, bir araya gelerek, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi.

Cumhurbaşkanlığındaki görüşmeye Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu, Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı heyetleriyle katıldı.

Toplantı basına kapalı yapıldı ve görüntü verilmedi. Siyasiler, toplantının ardından basına açıklama yaptı.

CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, görüşmenin yararlı geçtiğini ifade ederek, 3 Eylül'de başlacak sürecin, "iki liderin anlaştığı vizyon çerçevesinde; Türk ve Rum kurucu devletlerinin eşit statüsüne, ortaklık idaresinin uluslararası tek kimliğe dayanması, iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliği dayalı federal bir çerçevede çözüm" getirmesini dilediğini söyledi.

Soyer, bunun için ellerinden gelen gayreti göstereceklerini ifade ederek, toplumun bütün kesimlerinin Cumhurbaşkanı Talat'a destek vermesi gerektiğini kaydetti.

Ana muahlefet UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu da "Kıbrıs konusundaki hassasiyetlerini bir kez daha vurgulama fırsatı bulduklarını, diğer partilerin de görüşlerini ortaya koyduğunu" söyledi.

DP Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu, Cumhurbaşkanı Talat'ın, Ankara ve diğer temasları hakkında bilgi verdiğini söyledi. Hasipoğlu, DP olarak Cumhurbaşkanı'na süreçte destek verdiklerini, ancak kurucu devletten, siyasal eşitlik ve egemenlikten taviz vermeyeceklerini vurguladı.

ÖRP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, Cumhurbaşkanı Talat'ın 4 Eylül'de meclisi olağanüstü toplantıya çağırdığını anımsatarak, Mecliste daha detaylı konuşma olacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın son gelişmeler hakkında bilgi verdiğini belirten Avcı, 3 Eylül görüşmesinin önemli olduğunu dile getirdi. 3 Eylül görüşmesinin seromoni şeklinde olacağını, kapsamlı müzakerelerin 11 Eylül'de başlamasının öngörüldüğünü belirten Avcı, görüşmelerde Cumhurbaşkanı Talat'a tam destek verdiklerini vurguladıAvcı, "ÖRP olarak, adada eşit ve adil bir çözümü destekliyoruz. İki bölgelilik, iki eşit kurucu devlet, halkların siyasal eşitliği ve Türkiye'nin garantörlüğü bizim için hayatidir" dedi.

CNN TURK 01/09/08

 

Türkiye'nin garantörlüğünün devamı kabul edilemez

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hirstofyas'ın doğrudan müzakereler prosedürüne başlamaları günü yaklaştıkça; iki taraf arasında uzlaşılanlar ve uzlaşılmayanlar hakkında çok fazla senaryolar üretildiğine dikkat çekildi.

Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu Alithia,'ya verdiği özel mülakatta bu durumla ilgili detaylı bilgi verdi.

Gazete, "Yorgos Yakovu: Şeytan Ayrıntılarda Gizli - İşte Bunlar Üzerinde Uzlaşıldı" başlığıyla manşete çektiği söyleşide, Yakovu'nun; Perşembe günü Ankara'da gerçekleştirilen Talat-Gül zirvesinde alındığı öne sürülen ve SABAH gazetesinde 7 madde olarak yayınlanan kararları yorumladığını, Kıbrıs sorunuyla ilgili diğer sorulara da yanıt verdiğine işaret etti.

Türkiye'nin garantörlüğü

Gazeteye göre, Yakovu, Türkiye'nin doğrudan müzakerelere katılmayacağını, ancak Cumhurbaşkanı Talat'ın üzerinde büyük bir nüfuza sahip olmasının müzakere salonundaki ilave bir gölge olacağını savundu. Gazetenin "Türk tarafının doğrudan müzakerelerde Birleşik Kıbrıs Federasyonu'nun anayasası üzerinde ısrar edeceğini ve anayasa faslı bir sonuca ulaştırılmadan toprak konusunu görüşmeyeceğini" hatırlatması üzerine Yakovu, bir müzakere yapılamayacağı görüşünü ortaya koydu.

Yakovu, garantör ülke olmaya devam etmenin, Türkiye'nin ortaya koyduğu çeşitli şartlardan biri olduğunu belirterek, "Ancak, elbette bu kabul edilemez" dedi ve şöyle devam etti:

"Çalışma gruplarında, çok yönlü olan güvenlik konusu ele alındı ve bu konular üzerinde müzakere edilmesine karar verildi. Dolayısıyla Türkiye kendi argümanlarını ortaya koyacak, biz de bizimkileri. Biz argümanlarımızı; garanti anlaşmalarının ne Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığına ne de Ada'daki barış ve istikrara hizmet ettiğine dayandıracağız. Dahası Türkiye bu anlaşmayı; çoğu maddesini görmezden gelerek, tamamen keyfi şekilde tercüme ediyor. Bu meselenin tanrı kelamı olduğunu kabul etmemiz de mümkün değildir. Türk tarafının söyleyecek nesi varsa, müzakerelerde söylemelidir."

"Türkiye dinamik tepki gösterme lüksüne sahip değildir"

Yorgos Yakovu, Kosova örneğinde olduğu gibi, Güney Osetya ve Abhazya'daki konjonktürün de Türkiye'nin Kıbrıs sorunundaki tezlerini etkilemeyeceği görüşünü ortaya koydu. Rum Yönetimi'nin petrol aramalarına izin vermesi halinde Türkiye'nin dinamik şekilde tepki göstereceğini açıkladığının hatırlatılması üzerine ise, Yakovu özetle şunları söyledi:

"Bu bir güven yaratıcı önlem meselesi değildir. Kıbrıs haklının tamamının çeyizidir ve çözümün bulunması yönünde bir teşviktir. Türklerin işitmekte olduğumuz bu aslan kesilmeleri beni endişelendiriyor. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti egemenlikle ilgili konulardaki politikasını değiştirmemelidir; çünkü bu, uluslararası hukuka göre hiçbir hakkı olmamasına rağmen Türkiye'ye haklar tanıdığı anlamına gelir. Türkiye Deniz Hukuku'na ilişkin uluslararası sözleşmeyi imzalamadı ve kendisini bağlamadığını ilan etti. Ancak Sözleşme'ye çok sayıda ülke imza attı ve BM'ye de sunulmuştur. Türkiye'nin ne dediğinin hiçbir önemi yoktur. Dolayısıyla Ankara, dinamik tepki gösterme lüksüne sahip değildir."

Rum Başkanlık Komiseri; Lokmacı geçidinin açılması müzakereleri sırasında BM'nin kendilerine, Yeşilırmak geçidi konusunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la uzlaştığı teyidinde bulunduğunu, Talat'ın da; yalnız bu barikatın değil başka barikatların da açılacağı teyidini verdiğini ileri sürdü. Yakovu; "Talat, Limnidi ve diğer barikatlar demişti, anlaşmada Limnidi ve diğer barikatlar ifadesi yer aldığına ve barikatın ne olduğuna ilişkin bir de ifade yer aldığına göre Pile konusunun tartışması bile yapılamaz" ifadelerini kullandı.

"Önemli olan müzakere salonunda söylenenlerdir"

Gazetenin "Acaba iki tarafın görüşleri arasında üzerine köprü kurulamaz bir uçurum var da bunu doğrudan söyleyemiyor muyuz?" sorusuna karşılık da Yakovu, özetle şunları aktardı:

"Ben her zaman; önemli olanın iki tarafın müzakere salonunda ne dedikleri olduğunu söylüyorum. Müzakere salonu içerisinde önemli kararlar var. Daha önce hiç yapılamayan bir anlaşma var, yani; iki toplum lideri arasında, Güvenlik Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe sahip, tek egemenliği, tek vatandaşlığı, tek uluslararası temsiliyeti olan iki bölgeli iki toplumlu federasyonun müzakere edileceği anlaşması.

Gül ve Talat Perşembe günkü ortak basın toplantılarında; sanki Hristofyas-Talat görüşmelerinin sonucu olarak açıklananlar hiç açıklanmamış gibi; iki devlet arasında müzakereler yapıldığı ve yeni bir ortaklık oluşturulacağını açıkladılar. Bunu işitmek hiç de hoş bir şey değil ancak doğrudan müzakereler masasına oturduğumuzda Talat'ın bu meseleleri gündeme getireceğini veya bu tür konular üzerinde ısrar edeceğini zannetmiyorum.

Kıbrıs Türk tarafının Limnidi (Yeşilırmak) sakinlerinin Omorfo'da (Güzelyurt) bir ayin yapmalarına izin vermekte neden bu kadar zorlandığını anlayamıyorum. Ay. Mama yortusu salı günü, yani müzakerelerin başlamasından bir gün önce gerçekleşecek ve Türk tarafının bütün davranışı bazı ciddi soru işaretleri yaratıyor. İbadetçilerin Ay. Mama Kilisesi'ne Limnidi üzerinden gitmelerine izin vermemesinin arkasında yatanın ne olduğu gibi... Bu, Limnidi barikatının açılması konusuyla da birlikte; ortamı bir miktar etkiledi."

"İki devlet arasında müzakereleri kabul etmeyiz"

Kıbrıs Türk tarafı, müzakerelerin iki toplum ve iki toplum lideri arasında yapıldığını kabul etmekte zorlanıyor diye Rumların; müzakereler sürecinin tamamında kendi çıkarlarına hizmet eden tezlerini terk etmekte aceleci olmaması gerektiği görüşünü de ortaya koyan Yakovu, bunu şöyle izah etti:

"Literatürde bir netlik olmasını istiyoruz çünkü maalesef Kıbrıs Türk tarafının elde etmeye çalıştığı; müzakereler iki devlet arasında yapılmakta olduğu ifadesi bizim için kabul edilemezdir. Müzakereler iki devlet arasında yapılamaz. Neyin doğru olduğunu çok iyi biliyoruz ve Güvenlik Konseyi'nin kınamakla kalmayıp tamamen yasadışı ilan ettiği ve diğer ülkeleri de alış veriş yapmamaya çağırdığı bir şeyle (KKTC) alışveriş yapamayacağımızı vurguluyoruz. Dolayısıyla, şüpheli ifadelerle müzakere etmemiz mümkün değildir. Dahası Kıbrıs Türk tarafı görüşme salonunda; iki devletten ve iki halktan söz etmeyerek; çözüm bulabilecek olanın iki toplum olduğunu ve müzakerelerin iki toplum arasında yapılmakta olduğunu kabul etti."

"Yabancı yargıç istemiyoruz"

Çalışma gruplarında; dönüşümlü başkanlık, Yüksek Mahkeme ve diğer bazı önemli konuların ele alındığını söyleyen Yakovu, ancak bunlar üzerinde anlaşmaya varılmadığını belirterek şunları söyledi:

"Ancak, dönüşümlü başkanlığın geçerli olacağı, mesela; 1960 Anlaşması'nda da belirlendiği şekliyle bazı bakanlıklar gibi bazı konularda görüş birliği var. Yine; zaman zaman bizim tarafça kabul edilen belgelerde tarif edildiği şekliyle siyasi eşdeğerlik/eşitlik konusunda da görüş birliği var. Dolayısıyla dönüşümlü başkanlık süresi bazı meselelerde kağıt üzerindedir ancak uzlaşılmış bir tez değildir.

İki taraf, yabancı yargıçlar için özel bir neden olmadığını saptadı. Bu olumludur çünkü; yargıçların sayısının eşit olması halinde anlaşmazlıkların nasıl çözüleceği konusunda bazı sorunlar çıkacak olmasına rağmen bunu öteki taraf da kabul etti. Bugüne kadar yapılan görüşmelerde bu nokta üzerinde duruldu ve benim öngörüm; üst düzeyli müzakereler sırasında bu nokta üzerinde müzakere yapılacağıdır. Yabancı yargıç istemiyorum demek zor değil ancak bunun işlemesi yöntemini bulmak zordur. 3 Kıbrıslı Türk ve 3 Rum yargıçtan oluşacak 6 üyeli bir mahkeme üzerinde anlaştık demek yetmez çünkü sonunda bir karar çıkamayacak. Yabancı yargıç istemiyoruz ama halen bir çözüm bulamadık."

KIBRIS 01/09/08

 

Hristofyas: Garantörlük kalkmalı

Kıbrıs’ta yarın başlayacak kapsamlı müzakereler öncesinde Rum Yönetimi lideri Dimitri Hristofyas NTV’ye konuştu. Hristofyas, adada yıl sonuna kadar çözüm beklediğini belirtii.

Güldener Sonumut

NTV-MSNBC

Güncelleme: 17:02 TSİ 02 Eylül 2008 Salı

 

BRÜKSEL - Kıbrıs’ta liderler, kapsamlı müzakere sürecini görüşmek üzere yarın biraraya geliyor. Bu önemli görüşme öncesi, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitri Hristofyas, NTV Brüksel temsilcisi Güldener Sonumut’un sorularını yanıtladı. Hristofyas’a göre, Kıbrıs sorununa bu yıl sonuna kadar çözüm bulunabilir. Hristofyas, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlük hakkından feragat etmeleri gerektiğini de savundu.

 

Hristofyas, bu yıl sona ermeden soruna çözüm bulanabileceğini düşündüğünü belirterek, “Acak bunun için iki taraftan bazı adımlar gelmesi gerekli.” dedi.

TÜRKİYE BİR AVRUPALI GİBİ HAREKET ETMELİ
Rum lider, “Eski Başkan Vasiliu’nun bir sözü var: ‘Çözüme dün ihtiyacımız vardı’. Bugün değil yarın değil. Ama her iki tarafın da göstereceği iyi niyete bağlı, müzakerecilere ve tabii Türkiye’ye bağlı. Çünkü Kıbrıs’ta binlerce yerleşimci ve 40 bin Türk askeri var. Tarafların en kısa sürede çözüm bulmasına yardımcı olmak için Türkiye’nin iyi niyet göstermesi ve Avrupalı gibi hakeket etmesi gerekiyor. Bu yıl sonuna kadar bir çözüm bulunursa daha iyi olur, ama 2009’da çözüm bulunursa o da fena değil.” diye konuştu.

 

Hristofyas, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlük hakkından feragat etmeleri gerektiğini savundu ve “Adada ne şimdi, ne de gelecekte yabancı askere gerek duyulacak. Kıbrıslılar yabancı askerlerin varlığına, garanti ve garantörlere ihtiyaç duymayacak kadar olgundur.” dedi.

Talat ile Hristofyas yarın masada

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, Kıbrıs’ta 4 yılı aşkın süren durgunluğun ardından, kapsamlı Kıbrıs müzakerelerinin prosedürünü belirlemek amacıyla yarın Lefkoşa ara bölgede bir araya gelecek

AA

Güncelleme: 17:02 TSİ 02 Eylül 2008 Salı

 

LEFKOŞA - BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un ara bölgedeki ikametgahında yapılacak görüşmede, görevine yeni başlayan, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunacak. Downer, adaya dün geldi.

Talat-Hristofyas görüşmesine Talat’ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum başkanlık komiseri Yorgos Yakovu da katılacak.

Törensel nitelikte olacağı belirtilen yarınki görüşmede, kapsamlı müzakerelerin prosedürü belirlenecek. Kapsamlı müzakerelerin ise 11 Eylülde başlaması öngörülüyor.

SÜREÇ 21 MARTTA BAŞLADI
Talat ve Hristofyas, Kıbrıs Rum kesiminde şubat ayında yapılan liderlik seçimlerinin ardından başlayan yeni süreç çerçevesinde 21 Mart, 23 Mayıs, 1 Temmuz ve 25 Temmuzda 4 kez bir araya geldi.

Annan planı için 24 Nisan 2004’de yapılan referandumda Rumların çözüm planını reddetmesinin ardından durgun döneme giren Kıbrıs sorununu müzakere süreci, Kıbrıs Rum kesimindeki lider değişikliğiyle hareketlenmeye başladı. Kıbrıs Rum kesiminde 24 Şubatta yapılan ikinci tur seçimlerde Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın, yüzde 53.36 oy alarak, Kıbrıs Rum halkının yeni lideri olması adada “çözüm rüzgarı” estirdi.

Talat ile Hristofyas, yeni süreç çerçevesinde ilk olarak 21 Martta bir araya geldi. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller’in ara bölgedeki ikametgahında düzenlenen ve yaklaşık 3.5 saat süren görüşmede liderler, 3 ay sonra bir araya gelmeyi kararlaştırdılar. Liderler, Lokmacı Kapısı’nın da teknik olarak mümkün olan en kısa sürede açılması için uzlaşmaya vardılar.

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller, 21 Mart görüşmesinin ardından her iki lider adına yaptığı açıklamada, liderlerin bir dizi çalışma grubu ve teknik komiteler kurmak, gündemlerini belirlemek ve bunu mümkün olan en hızlı şekilde yapmak üzere danışmanlarının bir hafta içinde buluşmasına karar verdiklerini bildirdi. Talat ile Hristofyas’ın teknik komitelerin varacağı sonuçları kullanarak, BM Genel Sekreteri gözetiminde tam teşekküllü müzakereleri başlatmak konusunda anlaştıklarını belirten Möller, liderlerin resmi müzakerelere başlamadan önce de gerektiği sürece ve gerektiği zaman buluşmak konusunda fikir birliğine vardıklarını kaydetti.

Talat ile Hristofyas’ın 21 Martta yaptığı görüşmede varılan mutabakat uyarınca oluşturulan teknik komitelerde anlaşmaya varılan önlemler de 20 Haziranda açıklandı.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum başkanlık komiseri Yorgos Yakovu düzenledikleri basın toplantısında bu önlemleri açıkladılar. 6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyordu.

İki tarafın liderleri 1 Temmuzda yeniden bir araya gelerek, 4,5 saat görüştüler. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Zerihoun, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, liderlerin, “tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığını” bildirdi. Zerihoun, liderlerin, uygulamaya ilişkin detayları kapsamlı müzakerelerde ele alma konusunda da uzlaştığını açıkladı.

Liderler, 1 Temmuz görüşmesinde ilk kez teknik komite ve çalışma gruplarının faaliyetlerini gözden geçirirken, 25 Temmuzda yeniden bir araya gelerek, çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarını son kez gözden geçirmeyi kararlaştırdılar.

16 MADDELİK ÖNLEMLER
Liderlerin 25 Temmuz görüşmesi sonrasında açıklanan ve “hemen ve tamamen uygulanması için talimat verdiği” önlemler şöyle:
*Ara bölgedeki yasa dışı çöp alanlarının ortadan kaldırılması ve etkilenen alanların iyileştirilmesi için işbirliği yapılması, Çevre uzmanları arasında tecrübe ve bilgi paylaşımı konusunda işbirliği yapılması,
*Orman yangınlarının önlenmesi için işbirliği yapılması,
*Atık yönetimi -bertaraf edilmesi ve geri kazanımı,
*Su tasarrufu konusunda bilincin artırılması,
*Kıbrıs’taki maden ve taş ocakları faaliyetleri konusunda ortak bir yaklaşım geliştirilmesi için işbirliği yapılması,
*Biyolojik çeşitliliğin ve doğanın korunması,
*Deniz kirliliğinin yönetimi ve kontrolü,
*Kimyasal kirliliğin yönetimi ve kontrolü,
*Asbest kirliliğinin yönetimi ve kontrolü,
*Artık kullanılmayan kirli alanların yönetimi ve kontrolü,
*Kıbrıs’ın taşınmaz kültürel mirasının tam listesinin derlenmesi,
*İki pilot restorasyon projesinin hayata geçirilmesi,
*Eğitici interaktif bir bilgisayar programının geliştirilmesi,
*Kriz durumlarında işbirliği için mekanizmalar kurulması,
*Suç ve suça ilişkin konularda bilgi ve istihbarat paylaşımı yapılması.

 

Kıbrıslı Türklere verilen iznin Rumlara verilmemesi adil değil

KIBRISLI TÜRKLERE VAR, RUMLARA YOK... Kıbrıslı Türklere olan yakınlığı ve ilerici açıklamalarıyla tanınan Omorfo Metropoliti Piskopos Neofitos, Kıbrıslı Türklerin Erenköy'e gitmeleri için Yeşilırmak Kapısı'ndan izin verildiğini ancak aynı yolu kullanarak Ay Mamas ayinine katılmak isteyen Kıbrıslı Rumlara izin verilmemesinin adil olmadığını ifade etti.

LİDERLERE ORTAK DİL ÇAĞRISI... Eski iki yoldaş olan Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıslı Rum lider Hristofyas'a yönelik mesajının ne olduğunun sorulması üzerine Neofitos, ünlü şair Yiannis Ritsos'un şiirinden alıntı yaparak şöyle dedi: "Liderlerin, ortak dili bulması gerekiyor. Ortak dil konusunda şairin dediği gibi 'Tüm kalplere ve dudaklara aynı anlamı taşıyan kelimeler bulmak" diyorum. Ortak bir dil konuşabilmenin yolu, Kıbrıs adası için ortak bir vizyona sahip olmadan geçer"

Aral MORAL

Kıbrıslı Türklere olan yakınlığı ve ilerici tutumuyla tanınan Omorfo Metropoliti Piskopos Neofitos, Kıbrıslı Türklerin Erenköy'e gitmeleri için Yeşilırmak Kapısı'ndan geçmelerine izin verildiğini ancak ayni yolu kullanarak Ay Mamas ayinine katılmak isteyen Kıbrıslı Rumlara izin verilmemesinin adil olmadığını ifade etti.

Piskopos Neofitos, yaşanan sorun neticesinde ayini Güzelyurt'ta bulunan Aziz Mamas Kilisesi'nde yapmak yerine Trodos'ta, Aziz Mamas'a adanan başka bir kilisede yapacaklarını belirterek "Ayini başka bir yerde yapmaya zorlandık" dedi.

"Birçok Kıbrıslı Türk yurttaş, ayni yolu, yani Yeşilırmak Kapısı'nı kullanarak Kokkina'ya (Erenköy) gitti" diye konuşan Piskopos, kendisinin, Hristiyan Ortodoks Kilisesi'nde Piskopos olarak, tüm Kıbrıslılara barış ve adalet gelmesi için dua edip çalışan bir din adamı olduğunun anlaşılması gerektiğini vurguladı.

"Ayini, başka yerde yapmaya zorlandık"

Cumhurbaşkanı'nın AB ve BM'yle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın temsilcisi Yorgo Yakovu arasında yaşanan "kriz" konusunda açıklama yapmak istemediğini belirten Piskopos Neofitos, "Bu, benim karışmak istemediğim politik bir durum" diye konuştu.

Omorfo Metropoliti, Pirgolu Rumların Yeşilırmak Kapısı'ndan geçerek Ay Mamas Kilisesi'ndeki dini ayine katılma yönündeki istemlerinin, KKTC yetkilileri tarafından reddedilmesi sonucu, akşam duası çanı ve ibadetin, Trodos'da bulunan ve Aziz Mamas'a adanan başka bir kilisede yapılacağını ifade etti.

Özdil Nami ve Yorgo Yakovu arasında geçtiğimiz günlerde yapılan görüşmede, Yeşilırmak Kapısı konusunda yaşanan çıkmaz nedeniyle, ayini, başka bir yerde yapmaya zorlandıklarına vurgu yapan Piskopos Neofitos, "Aşağı Pirgolu kardeşlerimizin bizlerle birlikte Ay Mamas ayinine katılamamaları hiç de adil değil. Üstelik, Aşağı Pirgolular, Omorfo'ya, Yeşilırmak Kapısı'ndan geçerek daha kısa bir sürede ulaşabileceklerdi" dedi.

"Barış ve adalet için çalışan ve dua

eden bir Piskopos olduğumu anlamalılar"

"Birçok Kıbrıslı Türk yurttaş, aynı yolu, yani Yeşilırmak Kapısı'nı kullanarak Kokkina'ya (Erenköy) gitti" diye konuşan Piskopos, kendisinin, Hıristiyan Ortodoks Kilisesi'nde Piskopos olarak, tüm Kıbrıslılara barış ve adalet gelmesi için dua edip çalışan bir din adamı olduğunun anlaşılması gerektiğini vurguladı.

Omorfo Piskoposu Neofitos, Kıbrıslı Türklerin, Erenköy'e gitmeleri için Yeşilırmak Kapısı'nı kullandıkları bir ortamda, Aşağı Pirgolu Rumlara izin verilmemesinin adil olmadığını yineledi.

Eski iki yoldaş olan Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıslı Rum lider Hristofyas'a yönelik mesajının ne olduğunun sorulması üzerine Neofitos, ünlü şair Yiannis Ritsos'un şiirinden alıntı yaparak şöyle dedi:

"Liderlerin, ortak dili bulması gerekiyor. Ortak dil konusunda şairin dediği gibi 'Tüm kalplere ve dudaklara ayni anlamı taşıyan kelimeler bulmak" diyorum. Ortak bir dil konuşabilmenin yolu, Kıbrıs adası için ortak bir vizyona sahip olmadan geçer"

KIBRIS 02/09/08

 

 

Bakoyanni umut dağıttı

İHTİYACIMIZ OLAN BİR KIBRIS PLANI"... Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Kıbrıs'ta 3 Eylül'de başlayacak müzakereler konusunda değerlendirmede bulunarak, "Ortada siyasi bir irade var, çok kısa sürede somut bir ilerleme görmeyi umut ediyorum" dedi. Bakoyanni, "Mevcut durum kimsenin devamını istediği bir durum değil. İhtiyacımız olan adaya dışarıdan gelen bir plan değil, bir Kıbrıs planı" dedi

GARANTÖRLÜK KONUSUNDA ARTIK YENİ BİR DURUM OLUŞTU... Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, garantörlük konusunda artık yeni bir durum oluştuğunu söyledi ve "Zaten Avrupa Birliği'nin üyesi olan ve birleşmesini tamamlayacak bir ülkeden bahsediyoruz. Her halükarda bu konuyu konuşacağız ama çözüm fikri başlı başına o kadar güçlü ki, bu kadar açık söylediğim için kusuruma bakmayın ama herkesin buna ulaşmak için çalışması gerekir" dedi

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Kıbrıs'ta 3 Eylül'de başlayacak müzakereler konusunda umutlu mesajlar verdi. Bakoyanni "Ortada siyasi bir irade var, çok kısa sürede somut bir ilerleme görmeyi umut ediyorum" dedi.

Kıbrıs'ta iki lider arasında 3 Eylül'de başlayacak müzakereler öncesinde Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni beklentilerini NTV'ye değerlendirdi. Yunanistan Dışişleri Bakanı, "Mevcut durum kimsenin devamını istediği bir durum değil. İhtiyacımız olan adaya dışarıdan gelen bir plan değil, bir Kıbrıs planı. Tabii ki Yunanistan ve Türkiye'yi yakından ilgilendiren bir durum, bildiğiniz gibi adada hala bir işgal ordusu var. Bu, Türkiye'yi yakından ilgilendiren bir gerçek ama ortada bir siyasi irade var, en azından ben olduğuna inanıyorum." dedi.

Bakoyanni garantörlük konusunda artık yeni bir durum oluştuğunu söyledi ve "Zaten Avrupa Birliği'nin üyesi olan ve birleşmesini tamamlayacak bir ülkeden bahsediyoruz. Her halükarda bu konuyu konuşacağız ama çözüm fikri başlı başına o kadar güçlü ki, bu kadar açık söylediğim için kusuruma bakmayın ama herkesin buna ulaşmak için çalışması gerekir." diye konuştu.

Kafkasya ile Kıbrıs'ı kıyaslamadı

Dora Bakoyanni, Güney Osetya ve Abhazya'nın bağımsızlığının Rusya tarafından tanınması ile Kıbrıs konusu arasında bir kıyaslama yapmak istemediğini de söyledi.

Türkiye'den adımlar bekliyor

Türkiye ve Yunanistan'ın Ege Denizi'nden kaynaklanan sorunlar hakkında yapılan görüşmelerde fazla ilerleme kaydedemediğini itiraf eden Bakoyanni, "Türkiye'den olumlu adımlar bekliyoruz" dedi.

Yunan Dışişleri Bakanı söyle konuştu: "Yunanistan'ın Türkiye'nin AB üyeliğine karşı gösterdiği iyi niyetin bir benzerinin de Türk tarafından bize karşı sergilenmesini takdirle karşılayacağız. Ege Denizi konusunda ilerleme kaydetmek zaman alabilir ama mesela 'Casus belli', yani savaş nedeni sayma meselesi konusunda bir karar almak için çok zamana ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Mesela Ekümenik Patrikhane konusunda olumlu mesajlar verilmesi de bu adımlardan biri."

KIBRIS 02/09/08

 

İki lider prosedürü saptayacak

TALAT İLE HRİSTOFYAS YARIN BULUŞUYOR... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, kapsamlı müzakerelerin prosedürünü belirlemek amacıyla yarın bir araya geliyor. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un ara bölgedeki resmi ikametgâhında gerçekleşecek görüşme saat 10.00'da başlayacak. Görüşmede, görevine yeni başlayan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer de hazır bulunacak

ERÇAKICA: GÖRÜŞMEDE PROSEDÜR SAPTANACAK... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 3 Eylül görüşmesinin; Rum tarafının geçen hafta cuma günü "haksız bir şekilde ve gündemde olmayan bir konu" yüzünden görüşmelerin hazırlıklarından çekilmesi sonrasında, bir prosedür saptama görüşmesine dönmüş olacağını söyledi

"MÜZAKERELERİN 11 EYLÜL'DE BAŞLAMASINI BEKLİYORUZ"... Türk tarafının yoğun bir görüşme süreci talep ettiğine, buna karşılık Rum tarafının zamana yayılmış bir görüşme süreci talep ettiğini yineleyen Hasan Erçakıca, tüm sorunların 3 Eylül'de bir kez daha ele alınacağını belirtti. Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının müzakerelerin 11 Eylül'de başlamasının beklendiğini de kaydetti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, kapsamlı müzakerelerin prosedürünü belirlemek amacıyla 3 Eylül Çarşamba günü bir araya geliyor.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un ara bölgedeki resmi ikametgâhında gerçekleşecek görüşme saat 10.00'da başlayacak.

Görüşmede, görevine yeni başlayan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunacak.

Talat-Hristofyas görüşmesine Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu da katılacak.

"Prosedür saptanacak"

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 3 Eylül görüşmesinin; Rum tarafının geçen hafta cuma günü "haksız bir şekilde ve gündemde olmayan bir konu" yüzünden görüşmelerin hazırlıklarından çekilmesi sonrasında, bir prosedür saptama görüşmesine dönmüş olacağını söyledi.

Erçakıca, hazırlıklarının BM aracılığıyla sürdürülmesi beklenen 3 Eylül görüşmesinde, görüşme döneminin prosedürlerinin ele alınacağını kaydetti.

Türk tarafının yoğun bir görüşme süreci talep ettiğine, buna karşılık Rum tarafının zamana yayılmış bir görüşme süreci talep ettiğine işaret eden Hasan Erçakıca, tüm sorunların 3 Eylül'de bir kez daha ele alınacağını belirtti.

Erçakıca, bir soru üzerine, müzakerelerin 11 Eylül'de başlamasının beklendiğini kaydetti.

Türk tarafının hazırlıkları

Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, hazırlıklar çerçevesinde perşembe günü Cumhuriyet Meclisi'ne bilgi vereceğini ve siyasi partilerin görüşlerini dinleyeceğini söyledi.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın çağrısıyla Perşembe günü saat 10.00'da Kıbrıs'la ilgili olağanüstü birleşim yapacak.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirmek üzere bugün siyasi parti başkanları ve temsilcileriyle bir araya geldiğini de belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Türkiye'de yaptığı görüşmelerin de çok verimli geçtiğine işaret eden Hasan Erçakıca, bütün konuların üzerinden geçilme fırsatı bulunduğunu belirtti. Erçakıca, "Türk tarafı, bir bütün olarak görüşme sürecine hazır olduğunu bir kere daha teyit etmiş oldu" dedi.

Ay. Mamas ayininin iptali

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, Ay. Mamas ayininin, Yeşilırmak üzerinden geçiş yapılmaması gerekçesiyle iptal edilmesini, "gereksiz bir tepki" olarak niteledi.

Erçakıca, "Çünkü Ay Mamas ayini, 2004'den beri belirli bir düzen içinde yapılmaktadır. O dönem Ay. Mamas ayininin yapılabilmesi için Kıbrıs Türk halkı içinde yaşanan tartışmalar hatırlandığı zaman, şimdi böyle bir nedenle tepki gösterilmesi ve bunun görüşmelerin arifesine rastlaması, gereksiz yere büyütülmüş bir tepkidir" dedi.

Yaşananların, görüşme sürecini olumsuz etkilemesini beklemediğine işaret eden Erçakıca, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türklerinin Erenköy'e geçişini birkaç yıldan beridir sağlamaktadır ve bu da önceden belirlenmiş prosedürlerle yapılmaktadır.

Kıbrıs Rum tarafı, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının Erenköy'e erişimini engellemiş, ancak biz buna tepki göstererek Erenköy'e gidişten vazgeçmedik. Eğer tepki göstermekse mesele, bizim de elimizde tepki gösterecek birçok unsur vardır ve bunları kullanarak sorunları büyütebiliriz. Bu doğru bir yöntem değil."

Hasan Erçakıca, "Önemli olan niyet. Bizim niyetimiz hiçbir şekilde atmosferi gerginleştirmek veya zehirlemek değildir. Ay. Mamas ayinine geçişte o güzergâhın kullanılmasına izin verilmemesi, gerçekten teknik zorluklardan kaynaklanmaktadır" dedi.

KIBRIS 02/09/08

 

AB Dönem Başkanı Fransa: Kıbrıs görüşmelerinin, adanın birleşmesi sürecine olanak vermesini umuyoruz

Avrupa Birliği dönem başkanı Fransa, Kıbrıs'taki iki toplumun liderleri arasında bugün başlayacak görüşmelerin, "Adanın birleşmesini sağlayacak sürece olanak vermesini umut ettiğini" bildirdi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Eric Chevallier, "Kıbrıs'ta, 3 Eylül Çarşamba günü (yarın) iki toplum liderleri arasında başlayacak görüşmelerin, BM Güvenlik Konseyi'nin arzusuna uygun olarak adanın birleşmesini sağlayacak sürece olanak vermesini umut ediyoruz" dedi.

Kıbrıs Rum kesimindeki seçimlerden sonra başlatılan diyalog arayışlarına tam destek verdiklerini belirten sözcü, "Rum liderinin kararlılığını ve arzusunu selamlıyoruz" ifadesini kullandı.

KIBRIS 02/09/08

 

Su projesinin fiziki çalışmaları tamam

ELAL: İLK DEFA CİDDİ OLARAK GÜNDEMDE... Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Durali Elal, uzun yıllardan beri gündemde olmasına karşın Türkiye'den su getirme projesinin ilk kez ciddi olarak gündeme geldiğini belirtti ve fiziki çalışmaların başladığını anlattı. Durali Elal, Alarko firmasının Geçitköy'deki barajın jeofizik çalışmalarını fiilen yürüttüğünü kaydetti

GEÇİTKÖY BARAJININ KAPASİTESİ ARTIRILIYOR... 35 milyonu içme ve kullanma amaçlı olmak üzere adaya getirilecek yıllık toplam 75 milyon ton suyun toplanacağı Geçitköy barajının kapasitesi 10 kat artırılarak 2.5 milyon metreküpten 25 milyon metreküpe çıkarılıyor. Barajdaki fiziki çalışmaların 1.5 ay sonra tamamlanacağını kaydeden Elal, barajdan tüketim noktalarına taşınması için de ishale hatları için proje çalışmalarına başlandığını belirtti

Yıllardan beri gündemde olmasına karşın ilk kez fiili olarak uygulamaya giren ve 2013'te adaya ulaşması planlanan Türkiye'den su getirme projesiyle ilgili fiziki çalışmalar başladı. 35 milyonu içme ve kullanma amaçlı olmak üzere adaya getirilecek yıllık toplam 75 milyon ton suyun toplanacağı Geçitköy barajının kapasitesi 10 kat artırılarak 2.5 milyon metreküpten 25 milyon metreküpe çıkarılıyor.

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Durali Elal, uzun yıllardan beri gündemde olmasına karşın Türkiye'den su getirme projesinin ilk kez ciddi olarak gündeme geldiğini belirtti ve fiziki çalışmaların başladığını anlattı.

Bu çerçevede suyun depolanacağı Geçitköy Barajı'nda jeofizik çalışmalar yapıldığını bildiren Elal, boru inşaatı için 2009 yılında ihale çalışmalarının yapılacağını, 2010 yılında da uygulamanın başlayacağını ve suyun 2013 sonunda Kıbrıs'a ulaşmasının planlandığını vurguladı.

Suyun barajdan 3 bölgeye aktarılması için planlanan ishale hattı çalışmaları ile Türkiye'den su getirilmesine yönelik boru hattı çalışmalarının paralel yürütüldüğünü belirten Elal, 35 milyonu içme ve kullanma amaçlı olmak üzere yılda toplam 75 milyon ton su getirilmesinin planlandığını, bunun da ülke ihtiyacını karşılayacak bir miktar olduğunu kaydetti.

Baraj kapasitesi 10 katına çıkacak

Toplam 2.5 milyon metreküp olan Geçitköy barajının kapasitesinin 25 milyon metreküpe çıkartılacağını kaydeden Durali Elal, Alarko firmasının Geçitköy'deki barajın jeofizik çalışmalarını fiilen yürüttüğünü kaydetti.

Barajdaki zeminde suyun kalitesini etkileyecek bir yapı bulunup bulunmadığını ortaya çıkaracak fiziki çalışmaların 1.5 ay sonra tamamlanacağını kaydeden Elal, barajdan tüketim noktalarına taşınması için de ishale hatları için proje çalışmalarına başlandığını belirtti.

Türkiye Dragon Çayı'ndan gelecek su için, kara kısmı ile ilgili altyapı projelerinin de tamamlandığını söyleyen Elal, deniz altında inşa edilecek boru hattı ile ilgili araştırmaların 2007 sonunda tamamlandığını, projelendirme çalışmalarının ise 2008 sonunda tamamlanmasının beklendiğini belirtti.

İshale hatları

Geçitköy Barajından üç bölgeye yeni ishale hatlarının çekileceğini kaydeden Elal, hatlardan birinin Güzelyurt'a, ikincisinin Girne içinden geçerek Tatlısu'ya gideceğini, üçüncüsünün ise Lefkoşa-Mağusa-Karpaz hattı olacağını açıkladı.

Yaklaşık 20 yıllık Güzelyurt-Gazimağusa su ishale hattının ömrünü doldurduğunu ve yenilenmeye başlandığını, ilk ayağının geçen yıl Kumköy-Serhatköy hattının yapılmasıyla tamamlandığını, Serhatköy Dikmen hattının ise tamamlanmak üzere olduğunu belirten Elal, ishale hattı kurulurken Güney Kıbrıs'a da su verilecek şekilde bir alt yapı öngördüklerini söyledi.

İhaleler

Ankara ile imzalanan protokol gereği Ankara kaynaklı ihalelere Türkiye'de çıkıldığına da dikkat çeken Elal, büyük projelerde yerli şirketlerle işbirliğine gidildiğini söyledi.

Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Durali Elal, KKTC'de çıkılacak ihaleler ile Türkiye'deki ihalelerin bir bütünlük içerisinde yürütülmesine özen gösterdiklerini ekledi.

KIBRIS 02/09/08

 

 

Talat, siyasi partileri bilgilendirdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 3 Eylül Çarşamba günü başlayacak görüşmeler öncesinde, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirmek üzere dün Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasi parti temsilcileriyle görüştü.

CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, DP Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu, ÖRP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı ile TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı görüşmeye heyetleriyle katıldı. Görüşme saat 11.00'de başladı ve yaklaşık 1.5 saat sürdü.

CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, görüşmeden çıkışta yaptığı açıklamada, siyasi partilerle birlikte 3 Eylül öncesinde gerçekleştirdikleri görüşmenin yararlı geçtiğini söyledi.

Soyer, "Görüşme sürecinin, özellikle Cumhurbaşkanı Talat'ın; Hristofyas ile üzerinde mutabakata vardığı vizyon temelinde, Kıbrıs Türk ve Rum kurucu devletlerinin eşit statüsünde, ortaklık idaresinin tek uluslar arası kimliğe dayalı olarak iki bölgeli, iki toplumlu, siyasal eşitliğe dayalı, federal bir çerçevede bizi çözüme götürmesini diliyoruz" dedi.

Başbakan Soyer, ilk adımın bu ortak vizyon doğrultusunda ve 2 liderin üzerinde anlaştığı diğer bütün konular temelinde çözüme götürmesi için elden gelen gayretin gösterileceğini belirtti.

CTP Genel Başkanı ve Başbakan Soyer, toplumun tüm kesimlerinin Cumhurbaşkanı Talat'a destek vermesi temennisinde bulundu.

UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, 3 Eylül'de resmen başlayacak süreçle ilgili değerlendirme niteliğinde bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.

Ertuğruloğlu, Kıbrıs konusundaki hassasiyetlerini bir kez daha vurguladıklarını belirtti.

Liderlerin 3 Eylül'de, daha fazla prosedürle ilgili kısa bir görüşme gerçekleştireceğine işaret eden Tahsin Ertuğruloğlu, sürecin bunun sonrasında ciddi anlamda başlayacağı bir ortamda bulunulduğunu kaydetti.

Ertuğruloğlu, şu anda somut herhangi bir gelişmeden bahsetmenin mümkün olmadığını, ancak daha sonra başlayacak süreç içinde çok daha somut konular üzerinde konuşulacağını belirtti.

Tahsin Ertuğruloğlu, bir soru üzerine, Ay. Mamas ayini ileri sürülerek yaratılan krizin, "suni bir kriz" olduğunu söyledi. Ertuğruloğlu, "Rum tarafının olayı esastan ayırarak, detaylara çekmeye dönük bir oyunu olarak değerlendiriyoruz. Rum tarafının tipik bir dikkat dağıtma hamlesi. Cumhurbaşkanı'nın görüşleri de bu doğrultuda" dedi.

DP Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu, dünyanın neredeyse sıcak savaşa doğru gittiği bir dönemde partisinin "Yurtta barış, dünyada barış" felsefesine olan inancını dile getirerek başladığı konuşmasında, Kıbrıs'ta yılladır aranan barışın bulunamadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın gerek Türkiye'de gerçekleştirdiği temaslar, gerekse süreç içinde bugüne kadar meydana gelen gelişmeler hakkında bilgi verdiğini kaydeden Hasipoğlu, "Talat'a destek vereceğiz, ancak kurucu devletten, siyasal eşitlikten ve egemenlikten taviz vermeyeceğiz" dedi.

Hasipoğlu, şöyle devam etti:

"Dans iki kişiyle yapılır, tek kişiyle yapılmaz. Karşı tarafın da iyi niyetli olması lazım. Biz, Rum tarafında bu iyi niyeti göremiyoruz. Onların bütün amacı; 2009'a kadar bu işi salkıtıp, Türkiye'yi AB üyelik sürecinde baskı altına almak ve taviz koparmaktır."

Ay. Mamas ayini ile ilgili olarak bu yıla kadar hiçbir müracaatı bulunmayan Rumların, Bostancı kapısından geçişi reddetmelerinde art niyet bulunduğunu kaydeden Hasipoğlu, geçiş izni için Cumhurbaşkanlığı yerine BM'ye müracaat edilmesine de dikkat çekti.

Ertuğrul Hasipoğlu, "Masadan kaçmak için çare arıyorlar. Biz Türk tarafı olarak masada bulunmak ve bu yönde çaba sarf etmenin doğru olduğuna inanıyoruz. Ancak kırmızıçizgilerimizden de vazgeçmek niyetinde değiliz" dedi.

ÖRP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Cumhurbaşkanı Talat'ın Ankara ziyareti ve 3 Eylül öncesinde görüş alışverişinde bulunmak amacıyla siyasi partilerle dün bir araya geldiğini söyledi.

Avcı, görüşmenin çok yararlı olduğunu, ancak konuların Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun Perşembe günkü olağanüstü toplantısında daha detaylı ele alınacağına işaret etti.

3 Eylül görüşmesinin bir seremoni niteliğinde olacağını ve kapsamlı görüşmelerin 11 Eylül'de b başlamasının öngörüldüğünü kaydeden Turgay Avcı, Cumhurbaşkanı Talat'a desteklerinin, her zaman olduğu gibi, tam olduğunu belirtti.

Avcı, "ÖRP olarak adada eşit ve adil bir çözümü destekliyoruz. İki bölgelilik, eşit kurucu devlet, halkların siyasal eşitliği ve Türkiye'nin garantörlüğü bizim için hayatidir" dedi.

Rum Yönetimi'nin dünkü açıklamalarının, 3 Eylül görüşmelerini sabote etme niteliğinde olduğunu kaydeden Avcı, Rum Yönetimi'nin daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.

Avcı, "İki halkın eşitliği, iki bölgelilik, Türkiye'nin garantörlüğü ve iki kurucu devlet vazgeçilmez, gerçek unsurlardır" şeklinde konuştu.

TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile, 3 Eylül'de yapılacak görüşme öncesinde bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirdiklerini söyledi.

Çakıcı, TDP olarak Cumhurbaşkanı Talat'ı ve Talat ile Hristofyas liderliğinde "iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı federal Kıbrıs'ı desteklediklerini kaydetti.

"İki oluşturucu devlet" ve "siyasal eşitlik" kavramlarının Kıbrıs Rumları tarafından ilk kez telaffuz edilmekte olduğunu söyleyen Çakıcı, "Tek vatandaşlık, egemenlik konusunun da bizim tarafımızdan ifadelendirilmesi bizim açımızdan olumludur" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat'ı Yeşilırmak konusuyla ilgili olarak eleştirdiğini söyleyen Çakıcı, Rumların geçişine izin verilmemesiyle ilgili olarak ileri sürülen gerekçelerin yarım saat içinde çözümlenecek nitelikte olduğunu ve Türk tarafını zora soktuğunu savundu.

Çakıcı, güzergâhın, Erenköy'e gidişte olduğu gibi, ayine geçişte de kullanılabileceğini ileri sürerek, "Biz bir adım önde olmak istiyorsak, bunlara karşı hazır olmamız lazım" dedi.

Mehmet Çakıcı, "Madem Yeşilırmak kapısından sadece Pirgolular yararlanacak, biz de buna karşılık, Lefke-Aplıç kapısının açılmasını talep edebiliriz" şeklinde konuştu.

KIBRIS 02/09/08

 

 

Christofias saddened by Limnitis fiasco
By Jacqueline Theodoulou

PRESIDENT Demetris Christofias said yesterday he was saddened by the Turkish side’s refusal to allow pilgrims to use the Limnitis crossing to travel to Morphou for a religious service.

He added that by preventing an organised pilgrimage to the Church of Ayios Mamas, the Turkish Cypriot side had cast a shadow over tomorrow’s beginning of direct talks.

Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat responded that the Limnitis issue had been “blown out of proportion” by both sides.

Speaking during celebrations to mark World Peace Day yesterday, Talat said the specific matter had no relation to the full opening of the Limnitis checkpoint, or to the beginning of direct talks.

He added that the Turkish Cypriot side’s position on the opening of checkpoints was clear and had been submitted to the United Nations.

The Turkish Cypriot leader said Limnitis was a “special matter”.

“Turkish Cypriots crossing Limnitis to go to Kokkina and the Greek Cypriots crossing Limnitis to get to Morphou are two different things, as Kokkina is a closed area and people go there under the escort of UN vehicles, without being allowed to go anywhere else, while the people who go to Morphou can move around freely and it therefore impossible to control where they go.”

But Christofias insisted there was no justification for the Turkish Cypriot side’s action. “Seriousness and self control from our side can only benefit us in these efforts,” said Christofias.

Speaking at Larnaca Airport before departing for Brussels to attend an extraordinary European Council session on the crisis in Georgia, Christofias said: “The fact that the faithful have been banned from going through Limnitis to Morphou to go to church certainly saddens us. We have adopted the position of the Bishop of Morphou not to go to Morphou, and of course we are not pleased about the climate that has been created.”

On the other hand, he went on, “we, at least, must not seem absolute and believe that this torpedoes efforts for negotiations because of these events, which do not excite us at all, they sadden us. The climate would have certainly been much more fruitful if the people could have gone to church and all this hadn’t taken place”.

This, he added, would cast a small shadow over the atmosphere.

“We will present ourselves at the start of the talks, calmly and cautiously,” said Christofias. “We are in favour of good will from both sides and not a one-sided expression of good will from our side. I will prove this to Mr Talat and I pray and hope that in the future the occupying forces and Turkey will understand that we are not entering the talks with our hands up in the air.”

Asked if there had been any contact with the Turkish Cypriot leader, Christofias said he had spoken to Talat on the phone, and that they had gone over the situation.

“I expressed my objection to the events. He has assured me that he would soon do whatever possible to open the Limnitis checkpoint and in fact he asked me to relay this message to the Bishop and the rest of the world. But we shall see. Talat may want to and I believe that he wants to, but I hope and pray that the others want it too, those who have prevented the opening of the checkpoints or the passage through it from Limnitis to go to Morphou.”

Asked if any justification had been offered for the refusal, the President said “I think there is no excuse”.

He told reporters he didn’t want to go further into his discussion with Talat.

“They were informed a long time ago, effectively they gave assurances and these assurances were not turned into action,” Christofias concluded.

Meanwhile, the UN Secretary-general’s Special Envoy for Cyprus Alexander Downer arrived on the island yesterday ahead of the direct talks between the two community leaders.

Speaking at Larnaca airport, Downer said he was back on the island with a degree of optimism and that he was very much looking forward to the formal launch of tomorrow’s talks.

“I think it looks to be a low key affair, but I think it is important that the process is getting underway,” said Downer. “I came back here with a degree of optimism because I know that the leadership is committed to a successful negotiating process. I have no illusions on how difficult this is, but in any case I am looking forward to it.”

He said he would be spending some time talking to a wide range of people and that this time he would be staying a little bit longer than his last visit. “I will still be here on September 11 when the talks get going in earnest,” he added.

Asked how he could be so optimistic at a time when the Turkish Cypriot side had refused to allow Greek Cypriots through the LImnitis checkpoint, Downer said he was familiar with this but did not want to make any comment since the UN Secretary-general’s Special Representative in Cyprus Taye Brook Zerihoun has been in discussions with both sides over the issue.

“I think the important thing is to focus on the core issues that have to be addressed when the negotiations begin to get those negotiations on the way through the formal ceremony on the 3rd of September and then through the discussions on the 11th. There are a lot of issues, there are a really very large number of issues that need to be addressed and we will have to work through all of those very carefully and very delicately,” he added.

CYPRUS MAIL 02/09/08

 

 

Bishop cancels Morphou pilgrimage in protest at Limnitis veto
By Alexia Saoulli

BISHOP Neophytos of Morphou cancelled yesterday’s annual church service in honour of Saint Mamas in the church dedicated to the Saint in occupied Morphou after Turkish authorities refused to allow Greek Cypriots passage through the Limnitis checkpoint.

Vespers were held at 7pm at Ayios Mamas Church in Xyliatos in the Nicosia district instead. A liturgy to commemorate the Saint will be held at the same church at 7am today.

The decision was taken “due to the occupation regime’s unfair decision not to grant the fair request of the area’s faithful to cross the Limnitis checkpoint to go to the occupied town of Morphou”.

An announcement from the Morphou Bishopric said it stood by the peoples’ request, and likened the incident to the gospel teaching that when one of its members suffered, so did the entire body.

The Bishopric expressed the hope that the Limnitis checkpoint would open soon and that Ayios Mamas Church would be returned to its faithful.

Speaking on local radio yesterday morning, Bishop Neophytos said the request to cross over from Limnitis dated back three years. He said the religious pilgrimage had been given the okay verbally during rapprochement meetings held between both communities, but that nothing had been put into writing.

Neophytos blamed the Papadopoulos government for failing to promote the operation of Ayios Mamas Church in the occupied areas, but welcomed President Demetris Christofias’ embracing of the initiative.

The Bishop also said the fact that the pilgrimage had been cancelled could force the checkpoint’s opening, otherwise talking about a solution to the Cyprus problem was pointless.

Morphou Mayor Charalambos Pittas said the Turkish Cypriot side’s stance was yet another example of Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s and Ankara’s intransigence “that verges on the barbaric when you don’t allow a group of 100 to 110 faithful to cross over from Limnitis because they are a threat to Turkish troops”.

Pittas said he fully supported the Bishop’s decision to cancel the church service, but denied the previous government had done little to support the refugees’ initiative.

Political parties’ DISY and DIKO also criticised the Turkish Cypriot side’s decision.

DISY leader Nicos Anastassiades even went so far as to question the Turkish military’s strength if it was claiming to fear for its troops’ safety if three busloads of Greek Cypriot citizens were allowed to cross the military zone.

Both parties said the Turkish Cypriot side’s stance damaged the climate ahead of this week’s direct talks, with DIKO pointing out the decision confirmed Ankara’s direct involvement in Cyprus’ affairs.

The decision not to allow Greek Cypriot pilgrims access through Limnitis to the occupied church of Saint Mamas in Morphou prompted Presidential Commissioner George Iacovou to walk out of a meeting with Talat’s top aide, Ozdil Nami last Friday.

The government had asked the Turkish side to allow Greek Cypriot pilgrims to visit Saint Mamas church, following the permission granted by the government to Turkish Cypriots to visit Kokkina, as part of celebrations to mark the bombing of Greek Cypriot villages in the area during intercommuncal clashes in 1964.

CYPRUS MAIL 02/09/08

 

 

Christofias walking a tightrope over Georgia at EU summit
By Stefanos Evripidou

PRESIDENT DEMETRIS Christofias left for Brussels yesterday to attend an emergency summit of the European Council, convened to examine the crisis in the Caucasus.

According to the French Presidency, the meeting was called to decide the course of action that the European Union intends to take in terms of aid to Georgia as well as its future relations with Russia.

The President is in the unenviable position of having to walk a tightrope over the latest flare up in the Caucasus. EU members like the UK, Poland and the Baltic States want to see EU relations with Russia revised from top to bottom as a result of its actions in Georgia, while France, Italy and Germany are calling for cooler heads and greater dialogue. Behind the rhetoric, Europe’s dependence on Russia for the supply of gas and oil is on every leader’s mind.

Meanwhile, Russia has proved to be one of Nicosia’s most reliable allies in the UN Security Council, putting Cyprus in a tight spot within the EU. Supporting breakaway states has remained the antithesis of government policy since 1974, but participating in a “root and branch” review of the EU-Russian relationship, as Gordon Brown wants, will not make Christofias a popular figure in the halls of the Kremlin.

Before leaving, Christofias expressed hope that the Council would issue balanced conclusions so that the EU could play a constructive role and help maintain peace in Europe, in the Caucasus and in the world.

Speaking at Larnaca Airport yesterday, Christofias said Cyprus cannot concede to unilateral and aggressive action, leading to unnecessary bloodshed. He added that Cyprus maintains a principled stance regarding the independence, territorial integrity and sovereignty of states.

He skirted diplomatically around the crisis, noting that “incidents have occurred in the Caucasus which led to the intervention of Russia with the well known results”.

“This is our general position and I hope that the position of the EU in the end will be a position of reason, wisdom and consent,” said the President.

At the sidelines of the Brussels meeting, on Georgia’s request, Christofias had a private meeting with the Georgian Prime Minister Vladimir Gurgenidze.

The President reiterated the government’s firm position in favour of states’ sovereignty and territorial integrity, as defined by the UN Charter and the principles of the Helsinki Final Act, and for the peaceful settlement of international disputes through negotiations.

According to Cyprus News Agency, Christofias told the Georgian Prime Minister that Russia’s neighbouring countries should avoid challenging the Russian Federation. He also pointed out that the Republic of Cyprus will maintain the friendly relations with both Georgia and the Russian Federation.

Finally, Christofias assured Gurgenidze that Cyprus, within the EU framework, would play a role in efforts to provide humanitarian aid to the affected populations.

Following a failed effort by Georgian forces to take control over South Ossetia last month, Russia used its superior military might to push back Georgian forces and destroy their US-supplied hardware. At one point, Russian tanks were 20 minutes away from the Georgian capital, Tbilisi, before pulling back. Russia has since recognised Georgia’s two breakaway regions, Abkhazia and South Ossetia.

The President was due home last night.

CYPRUS MAIL 02/09/08

Government looking at ways to crack down on Green Line illegal immigration
By Maria-Christina Doulami

THE GOVERNMENT has prepared and will shortly submit a package of measures to the EU Commission regarding the monitoring of illegal immigrants crossing the Green Line.

Justice Minister Kypros Chrysostomides said that the numbers mentioned in the EU Commission’s Green Line Report are “reported accurately”, and added that “it is realised from the report that almost 99 per cent of illegal immigrants enter the free areas through the dividing line”.

A large number of illegal immigrants also enter through the British Bases.

The Green Line Report revealed that in the period May 1, 2007-April 30, 2008, the number of illegal immigrants who crossed the Green Line was 5,710 (from a total of 5,844). The number of illegal immigrants detected in this period was “more than double, reaching the highest number ever”.

Responding to criticism in the report that the government does not have full surveillance of the Green Line and is unwilling to fully control the area, the Minister said the report was contradictory.

“It calls on the Cyprus Republic to increase monitoring of the line, which of course it says does not constitute an external border, but on the other hand it simultaneously wants the minimisation of the impediments to contact and communication between the two communities”.

Chrysostomides said there were difficulties in monitoring the Green Line, which is 180km long, and added that “there is not the staff necessary for the continuous monitoring of the line,” adding that, “furthermore, such an undertaking should not result in the creation of a hard border”.

He added that above all “we are interested in the free communication between the two communities because stricter surveillance would mean inconvenience and a decrease in the possibilities for communication between the two communities”.

As regards to the deportations of illegal immigrants, the Minister said these occur regularly and in cases where there is no possibility of direct repatriation, intermediate countries are used.

Chrysostomides also said that the measures taken by the police for tackling this phenomenon includes the tracking down, the arrest and the deportation of illegal immigrants.

It is expected that within the next few days the government will submit to the EU Commission a package of proposals for cracking down on illegal immigration.

This issue was discussed in a recent meeting in Brussels between the Justice Minister, Interior Minister Neoklis Sylikiotis and the relevant Commissioner and Vice-President of the EU Jacques Barrot.

The two ministers explained and analysed to Barrot the problems faced by Cyprus on the issue of illegal immigration, and the EU Commissioner called them to submit proposals.

Chrysostomides said that “we explained to Mr Barrot the problems and difficulties faced by our country. We pointed out that this constitutes a wider European problem and not only a problem for Cyprus because we are an entrance gate for illegal immigrants into the EU due to our vicinity with countries which are the source of a great number of illegal immigration”.

According to Chrysostomides, Barrot seemed to comprehend the problem and asked for the submission of proposals to the Commission.

“Barrot said he would suggest support measures to our country on behalf of the Commission, as regards economic issues but also regarding agreements of repatriation of illegal immigrants and under the new asylum seekers’ office being created centrally by the European Commission,” Chrysostomides said.

He concluded that “our side has already prepared the package of proposals, they have been discussed in the Commission and within the next few days they will be officially submitted”.

CYPRUS MAIL 02/09/08

 

Talat ile Hristofyas masada

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, Kıbrıs’ta 4 yılı aşkın süren durgunluğun ardından, kapsamlı Kıbrıs müzakerelerinin prosedürünü belirlemek amacıyla Lefkoşa ara bölgede bir araya gelecek.

AA

Güncelleme: 10:55 TSİ 03 Eylül 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un ara bölgedeki ikametgahında yapılacak görüşmede, görevine yeni başlayan, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunacak.

 

Talat-Hristofyas görüşmesine Talat’ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum başkanlık komiseri Yorgos Yakovu da katılacak.

Törensel nitelikte olacağı belirtilen yarınki görüşmede, kapsamlı müzakerelerin prosedürü belirlenecek. Kapsamlı müzakerelerin ise 11 Eylülde başlaması öngörülüyor.

SÜREÇ 21 MARTTA BAŞLADI
Talat ve Hristofyas, Kıbrıs Rum kesiminde şubat ayında yapılan liderlik seçimlerinin ardından başlayan yeni süreç çerçevesinde 21 Mart, 23 Mayıs, 1 Temmuz ve 25 Temmuzda 4 kez bir araya geldi.

Annan planı için 24 Nisan 2004’de yapılan referandumda Rumların çözüm planını reddetmesinin ardından durgun döneme giren Kıbrıs sorununu müzakere süreci, Kıbrıs Rum kesimindeki lider değişikliğiyle hareketlenmeye başladı. Kıbrıs Rum kesiminde 24 Şubatta yapılan ikinci tur seçimlerde Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın, yüzde 53.36 oy alarak, Kıbrıs Rum halkının yeni lideri olması adada “çözüm rüzgarı” estirdi.

Talat ile Hristofyas, yeni süreç çerçevesinde ilk olarak 21 Martta bir araya geldi. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller’in ara bölgedeki ikametgahında düzenlenen ve yaklaşık 3.5 saat süren görüşmede liderler, 3 ay sonra bir araya gelmeyi kararlaştırdılar. Liderler, Lokmacı Kapısı’nın da teknik olarak mümkün olan en kısa sürede açılması için uzlaşmaya vardılar.

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Möller, 21 Mart görüşmesinin ardından her iki lider adına yaptığı açıklamada, liderlerin bir dizi çalışma grubu ve teknik komiteler kurmak, gündemlerini belirlemek ve bunu mümkün olan en hızlı şekilde yapmak üzere danışmanlarının bir hafta içinde buluşmasına karar verdiklerini bildirdi. Talat ile Hristofyas’ın teknik komitelerin varacağı sonuçları kullanarak, BM Genel Sekreteri gözetiminde tam teşekküllü müzakereleri başlatmak konusunda anlaştıklarını belirten Möller, liderlerin resmi müzakerelere başlamadan önce de gerektiği sürece ve gerektiği zaman buluşmak konusunda fikir birliğine vardıklarını kaydetti.

Talat ile Hristofyas’ın 21 Martta yaptığı görüşmede varılan mutabakat uyarınca oluşturulan teknik komitelerde anlaşmaya varılan önlemler de 20 Haziranda açıklandı.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile Rum başkanlık komiseri Yorgos Yakovu düzenledikleri basın toplantısında bu önlemleri açıkladılar. 6 maddeden oluşan önlemler, kültürel mirasın korunmasına yönelik eğitim programları, yol güvenliği, ambulansların karşılıklı geçişleri, ortak sağlık komitesi kurulması, çevre eğitimi ve atıklarla ilgili çalışmalar yapılmasını içeriyordu.

İki tarafın liderleri 1 Temmuzda yeniden bir araya gelerek, 4,5 saat görüştüler. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Zerihoun, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, liderlerin, “tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusunda prensipte anlaştığını” bildirdi. Zerihoun, liderlerin, uygulamaya ilişkin detayları kapsamlı müzakerelerde ele alma konusunda da uzlaştığını açıkladı.

Liderler, 1 Temmuz görüşmesinde ilk kez teknik komite ve çalışma gruplarının faaliyetlerini gözden geçirirken, 25 Temmuzda yeniden bir araya gelerek, çalışma grupları ile teknik komitelerin çalışmalarını son kez gözden geçirmeyi kararlaştırdılar.

16 MADDELİK ÖNLEMLER
Liderlerin 25 Temmuz görüşmesi sonrasında açıklanan ve “hemen ve tamamen uygulanması için talimat verdiği” önlemler şöyle:
*Ara bölgedeki yasa dışı çöp alanlarının ortadan kaldırılması ve etkilenen alanların iyileştirilmesi için işbirliği yapılması, Çevre uzmanları arasında tecrübe ve bilgi paylaşımı konusunda işbirliği yapılması,
*Orman yangınlarının önlenmesi için işbirliği yapılması,
*Atık yönetimi -bertaraf edilmesi ve geri kazanımı,
*Su tasarrufu konusunda bilincin artırılması,
*Kıbrıs’taki maden ve taş ocakları faaliyetleri konusunda ortak bir yaklaşım geliştirilmesi için işbirliği yapılması,
*Biyolojik çeşitliliğin ve doğanın korunması,
*Deniz kirliliğinin yönetimi ve kontrolü,
*Kimyasal kirliliğin yönetimi ve kontrolü,
*Asbest kirliliğinin yönetimi ve kontrolü,
*Artık kullanılmayan kirli alanların yönetimi ve kontrolü,
*Kıbrıs’ın taşınmaz kültürel mirasının tam listesinin derlenmesi,
*İki pilot restorasyon projesinin hayata geçirilmesi,
*Eğitici interaktif bir bilgisayar programının geliştirilmesi,
*Kriz durumlarında işbirliği için mekanizmalar kurulması,
*Suç ve suça ilişkin konularda bilgi ve istihbarat paylaşımı yapılması.

 

Hristofyas: Garantörlük kalkmalı

Kıbrıs’ta bugün başlayacak kapsamlı müzakereler öncesinde Rum Yönetimi lideri Dimitri Hristofyas NTV’ye konuştu. Hristofyas, adada yıl sonuna kadar çözüm beklediğini belirtii.

Güldener Sonumut

NTV-MSNBC

Güncelleme: 10:52 TSİ 03 Eylül 2008 Çarşamba

 

BRÜKSEL - Kıbrıs’ta liderler, kapsamlı müzakere sürecini görüşmek üzere bugün bir araya geliyor. Bu önemli görüşme öncesi, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitri Hristofyas, NTV Brüksel temsilcisi Güldener Sonumut’un sorularını yanıtladı. Hristofyas’a göre, Kıbrıs sorununa bu yıl sonuna kadar çözüm bulunabilir. Hristofyas, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlük hakkından feragat etmeleri gerektiğini de savundu.

Hristofyas, bu yıl sona ermeden soruna çözüm bulanabileceğini düşündüğünü belirterek, “Acak bunun için iki taraftan bazı adımlar gelmesi gerekli.” dedi.

TÜRKİYE BİR AVRUPALI GİBİ HAREKET ETMELİ
Rum lider, “Eski Başkan Vasiliu’nun bir sözü var: ‘Çözüme dün ihtiyacımız vardı’. Bugün değil yarın değil. Ama her iki tarafın da göstereceği iyi niyete bağlı, müzakerecilere ve tabii Türkiye’ye bağlı. Çünkü Kıbrıs’ta binlerce yerleşimci ve 40 bin Türk askeri var. Tarafların en kısa sürede çözüm bulmasına yardımcı olmak için Türkiye’nin iyi niyet göstermesi ve Avrupalı gibi hakeket etmesi gerekiyor. Bu yıl sonuna kadar bir çözüm bulunursa daha iyi olur, ama 2009’da çözüm bulunursa o da fena değil.” diye konuştu.

Hristofyas, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlük hakkından feragat etmeleri gerektiğini savundu ve “Adada ne şimdi, ne de gelecekte yabancı askere gerek duyulacak. Kıbrıslılar yabancı askerlerin varlığına, garanti ve garantörlere ihtiyaç duymayacak kadar olgundur” dedi.

 

Talat: Müzakereler çok uzun sürmez

Kıbrıs’ta liderler, kapsamlı müzakerelerin yöntemini belirlemek üzere ara bölgede buluştu. KKTC Cumhurbaşkanı Talat görüşmeden önce yaptığı açıklamada, müzakerelere sıfırdan başlamadıklarını, dolayısıyla sürecin çok uzun sürmeyeceğini söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 21:08 TSİ 03 Eylül 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, 11 Eylül’de başlaması öngörülen kapsamlı Kıbrıs müzakerelerin prosedürünü belirlemek amacıyla Lefkoşa ara bölgede bir araya geldi. Talat, Hristofyas ve BM Genel Sekreteri Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer görüşmeden önce ve sonra birlikte açıklama yaptılar.

Görüşme sonrasında ilk açıklamayı yapan Downer, görüşmenin samimi bir ortamda geçtiğini belirtti.

Rum yönetimi lideri Hristofyas, görüşmede bir sürpriz olmadığını söyledi ve iki tarafın mümkün olan en kısa zamanda sonuca ulaşma arzusunda olduğunu ifade etti.

Talat ise görüşmeden sonra, Ankara’nın tutumuna ilişkin bir soru üzerine, müzakereleri yeniden başlatmada Ankara’nın desteğinin rol oynadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat görüşmeden önce yaptığı açıklamada ise, BM’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde 4 yıllık bir sessizlikten sonra çalışma azmi ve kararlılığıyla müzakerelere başladıklarını söyledi. “Biz sıfırdan başlamıyoruz, dolayısıyla bu müzakerelerin çok uzun sürmeyeceğini umuyorum” diyen Talat, 1960 garanti ve ittifak anlaşmalarının devam etmesi gerektiğini vurguladı.

TALAT: KİMSE ÜSTÜNLÜK KURMASIN
“İki taraftan biri diğeri üzerinde yasal üstünlük kurmaya kalkmasın. Garantörlükler korunsun” diyem Talat, bu çok yönlü soruna çözüm bulmanın tarihi sorumlulukları olduğunu belirterek, “Amacımız bölünmüş olan adayı, iki toplumun yaşadığı ortak bir varlık haline getirmek” dedi.

Rum yönetimi lideri Hristofyas, 1 yıl içinde çözüme ulaşılabileceğini belirtirken, Cumhurbaşkanı Talat, siyasi eşitliğe dayalı federal çözüme vurgu yapıyor.

HRİSTOFYAS: ÇÖZÜM AB NORMLARINA UYGUN OLMALI
Hristofyas ise görüşmeler öncesinde, “Çözüm, AB normlarına uygun olmalı.” diyerek, Rum Yönetimi’nin AB üyesi olduğunu vurguladı. “Herkes Kıbrıs’ın toprak bütünlüğüne saygılı olmalı” ifadesini kullanan Hristofyas, “Tek devlet esasında bir çözüm istiyoruz.” dedi.

DOWNER: KIBRIS SORUNU ÇÖZÜLEMEZ DEĞİLDİR
Downer ise yine görüşme öncesi yaptığı açıklamada, bugünün Kıbrıs için tarihi bir gün olduğunu ifade ederek, Kıbrıs sorununun çözümünde iyimser olmak için bir sürü neden bulunduğunu söyledi. Downer, “Kıbrıs sorunu çözülemeyecek bir sorun değildir. İyimser olmak için birçok neden var. Uzun süreli dostluğunuz ve çözüme olan inancınız ortak bir vizyon oluşturuyor. Bu da barışın ana unsurudur” diye konuştu.

Talat ve Hristofyas, 21 Mart’ta başlayan yeni süreç kapsamında bugün 5. kez bir araya geldi.

 

Talat ve Hristofyas, 11 Eylül için buluşuyor

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs’ta liderler bugün 11 Eylül’de açılması beklenen kapsamlı müzakerelerin yol haritasını görüşmek üzere bir araya geliyor

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs’ta 4 yıldır süren durgunluğun ardından, kapsamlı Kıbrıs müzakerelerinin prosedürünü belirlemek amacıyla bugün Lefkoşa’daki ara bölgede bir araya gelecek. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un ara bölgedeki ikametgâhında yapılacak görüşmede, görevine yeni başlayan, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer da hazır bulunacak. Talat-Hristofyas görüşmesine Talat’ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu da katılacak.
Seremoni niteliğinde
Seremoni niteliğindeki görüşmede, kapsamlı müzakerelerin prosedürü ve izlenecek yol haritası belirlenecek. Kapsamlı müzakereler 11 Eylül’de başlayacak.
Buluşma öncesinde Türk ve Rum tarafı arasında sorunun çözümüne ilişkin yaklaşımlarda bazı farklılıklar göze çarpıyor. Türk tarafı “yeni bir ortaklık devleti”nden bahsederken, Rum tarafı, “yeni” değil, “yenilenmiş bir ortaklık” istediğini ve ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federasyona dönüştürüleceğini belirtiyor.
1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle bir etkinlikte açıklamalarda bulunan Talat, “Umuyorum ki, taktik oyunlar bu müzakere sürecini zehirlemez. İyi niyetle her şeyi konuşmak üzere masaya oturmamız lazım. Bir şeyleri alıp kaçacağını düşünmek her iki taraf için de son derece yanlış” dedi. Hristofyas da Türk tarafının Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çabaları sabote edecek ve engelleyecek davranışlarda bulunmamasını temenni ettiğini belirtti.

 

Masadaki pozisyonlar

Türk tarafı: Garantiler sürmeli
-  Hedef, ‘yeni’ bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmalı.
-  Çözüm, iki ayrı halkın ve iki demokrasinin varlığına dayanmalı. İki kesimlilik, iki tarafın siyasi eşitliği, iki kurucu devletin eşit statüsü esastır.
-  Garanti ve İttifak anlaşmaları yürürlükte kalmalı. 
-  Çözümü, garantör ülke Türkiye de kabullenmeli.  
-  Güzelyurt, Karpaz ve Maraş’ın durumu masada tartışılır.

Rum tarafı: AB’nin garantisi yeter 
-  ‘Tek egemenlik’ ve ‘tek vatandaşlık’ içeren iki kesimli, iki toplumlu federasyon, çözümün vazgeçilmez ilkeleridir.
-  Türk askeri Ada’dan ayrılmalı. 
-  Garanti ve İttifak anlaşmaları iptal edilmeli. AB üyesi bir ülkede AB dışında bir garantiye ihtiyaç yok. 
-  1974 sonrasında Türkiye’den Ada’ya gelenlerden 50 bin kadarına kalma izni verilebilir. 
-  Güzelyurt, Maraş ve Karpaz kesinlikle Rumlara verilmeli. 

MILLIYET 03/09/08

Çözüm için son şans

SAAT 10.00'DA ARA BÖLGEDE GÖRÜŞÜYORLAR... Talat-Hristofyas görüşmesi, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un ara bölgedeki resmi ikametgâhında saat 10.00'da başlayacak. Görüşmede, görevine yeni başlayan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunacak

DOWNER KKTC'DE TEMASLARDA BULUNACAK... Downer dün akşam Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ile akşam yemeğinde bir araya geldi. Cuma günü KKTC'de temaslarda bulunacak olan Downer CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ve ÖRP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile görüşecek.

Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması çabalarının, Kıbrıslı Türklerin çözüm iradesini açıkça ortaya koyduğu 2004 referandumu dahil, yıllardır sonuçsuz kalmasının ardından ortaya çıkan ve son şans olarak görülen yeni müzakere süreci bugün başlıyor.

Şimdiye dek yaptıkları görüşmeleri olumlu bir ortamda geçen ve iyimser mesajlar veren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün bir araya gelerek, 11 eylülde başlaması öngörülen kapsamlı müzakerelerin prosedürünü belirleyecek.

İki liderin, Kıbrıslıların yanı sıra dünya kamuoyu önünde zorlu bir sınav vereceği müzakereler öncesindeki son hazırlık görüşmesi, BM Genel Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun'un ara bölgedeki resmi ikametgâhında gerçekleşecek.

Saat 10.00'da başlayacak görüşmede, görevine yeni başlayan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunacak.

Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun da katılacağı bugünkü görüşmede, 11 Eylül'de başlaması öngörülen kapsamlı müzakerelerin prosedürünün saptanması bekleniyor.

Bu arada Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nden (UNFICYP) yapılan açıklamada, bugünkü görüşme sonrasında Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer'in açıklama yapmasının beklendiği belirtildi.

 

Downer Kıbrıs'ta

Öte yandan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer önceki gece Kıbrıs'a geldi.

Downer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'ın bugün gerçekleştireceği görüşmeye katılacak.

TAK muhabirinin BM Barış Gücü Sözcülüğü'nden aldığı bilgiye göre, Downer dün akşam Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ile akşam yemeğinde bir araya geldi.

Alexander Downer, cuma günü de KKTC'de temaslarda bulunacak.

Downer saat 09.00'da CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, saat 10.15'de DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, 11.30'da UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ve saat 12.30'da da ÖRP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile görüşecek.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, prosedürü bugünkü liderler buluşmasında belirlenecek müzakerelerin başlamasının ardından 12 Eylül'de adadan ayrılacak.

KIBRIS 03/09/08

 

"Türkiye ve Yunanistan garantörlük hakkından feragat etmeli"

"TÜKRİYE AVRUPALI GİBİ HAREKET ETMELİ" ....Adadaki tarafların en kısa sürede çözüm bulmasına yardımcı olmak için Türkiye'nin iyi niyet göstermesi ve Avrupalı gibi hareket etmesi gerektiğini belirten Hristofyas, Türkiye ve Yunanistan'ın garantörlük hakkından feragat etmeleri gerektiğini savundu ve "adada ne şimdi, ne de gelecekte yabancı askere gerek duyulacak. Kıbrıslılar yabancı askerlerin varlığına, garanti ve garantörlere ihtiyaç duymayacak kadar olgundur." dedi

Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas, bu yıl sona ermeden soruna çözüm bulanabileceğini düşündüğünü belirterek, "Ancak bunun için iki taraftan bazı adımlar gelmesi gerekli" dedi.

Kıbrıs Rum toplumu lideri Hristofyas, Türkiye ve Yunanistan'ın garantörlük hakkından feragat etmeleri gerektiğini de vurguladı

Kıbrıs'ta bugün başlayacak kapsamlı müzakereler öncesinde Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, NTV Brüksel'e konuştu.

Hristofyas, "Kıbrıs sorununa bu yılsonuna kadar çözüm bulunabilir" görüşünü bildirdi. Dimistris Hristofyas, Türkiye ve Yunanistan'ın garantörlük hakkından feragat etmeleri gerektiğini de savundu.

Türkiye bir Avrupalı gibi hareket etmeli

Kıbrıslı Rum lider, "Eski Başkan Vasiliu'nun bir sözü var: 'Çözüme dün ihtiyacımız vardı'. Bugün değil yarın değil. Ama her iki tarafın da göstereceği iyi niyete bağlı, müzakerecilere ve tabii Türkiye'ye bağlı. Çünkü Kıbrıs'ta binlerce yerleşimci ve 40 bin Türk askeri var. Tarafların en kısa sürede çözüm bulmasına yardımcı olmak için Türkiye'nin iyi niyet göstermesi ve Avrupalı gibi hareket etmesi gerekiyor. Bu yılsonuna kadar bir çözüm bulunursa daha iyi olur, ama 2009'da çözüm bulunursa o da fena değil" diye konuştu.

Hristofyas, Türkiye ve Yunanistan'ın garantörlük hakkından feragat etmeleri gerektiğini savundu ve "Adada ne şimdi, ne de gelecekte yabancı askere gerek duyulacak. Kıbrıslılar yabancı askerlerin varlığına, garanti ve garantörlere ihtiyaç duymayacak kadar olgundur." dedi.

KIBRIS 03/09/08

Heroin flowing here from north
By Marianna Pissa

POLICE are fighting a desperate battle to stop the flow of heroin from the occupied north, with two dramatic checkpoint arrests in less than 24 hours.

Four Greek Cypriot men aged between 25 and 35, all from Nicosia, were yesterday remanded in custody for eight days after being arrested at checkpoints in the capital in possession of heroin, police said. In a separate case, a 36-year-old Bulgarian man was arrested leaving Larnaca airport with more than 18kg of cannabis in his luggage.

Drug Squad Deputy Commander Avraam Charalambous yesterday told the Cyprus Mail that “the occupied areas are the main source of heroin – this is a fact. All three checkpoints in Nicosia are under surveillance after information in the last few days about large quantities of drugs being moved.”

Charalambous said that at 3pm on Monday, Drug Squad officers at the Ledra Street crossing spotted two men known to police acting suspiciously on their exit from the checkpoint, heading to the government-controlled area.

“Having been asked to stop for a search, they tried to escape by running back to the occupied areas.” They were stopped by members of YKAN and taken to the Ledra Street Police Station, where a search found 48 grams of heroin was in their possession.

Shortly after, at 5.30pm at the Ayios Dometios checkpoint, a car coming from the occupied areas, instead of following the designated lane that leads past customs officers, drove at high speed the wrong way down the one-way entrance lane to the checkpoint.

The car sped off towards Makedonitissa and despite repeated warnings from members of YKAN, it failed to stop. Charalambous said: “It sped through two consecutive red traffic lights, putting their own lives, those of the officers and the people on the road in danger. In the end, YKAN had to cause an accident at the Tymvos traffic lights in Makedonitissa to stop the car.”

The two men tried to escape on foot, but were stopped and arrested by members of the service. One hundred grams of heroin were found on one of the two men.

The third case involved a 36-year-old man from Bulgaria who arrived at Larnaca Airport from Amsterdam (via Athens) at 8.30pm and was caught in possession of 18 kilograms and 707 grams of dried cannabis plant matter. Charalambous said that “the movements of the man were judged by drug squad officers to be suspicious.”

“We let him pass through customs and we didn’t stop him, he got out of the airport, he had not come into contact with anyone, he got into a taxi, and then we stopped the taxi, and the customs authorities conducted a check in his luggage, finding a total of 16 packages weighing 18 kilograms and 707 grams.”

The packs were wrapped in nylon and were dipped in a brown liquid with a strong smell to avoid the detection of the sniffer dogs.

From the initial investigation, it seems that the Bulgarian has visited Cyprus before. The police are in the initial stage of investigations to determine whether the man is acting as a mule or whether he is a member of an organised ring.

Concerning the two heroin cases in Nicosia, Charalambous said that the four people arrested had had run-ins with the police before. “They are people who are known to us and seem to be drug dealers, especially in heroin, which they always smuggle from the occupied areas,” he said.

“In the last four months we have had five different cases of large quantities of heroin smuggled from the north. A total of ten people have been arrested and the cases are awaiting court judgement. These are brainless individuals that poison our children with their lethal substances.

“We are making a huge effort to control the checkpoints and the Green Line, but because the Green Line runs 180km it is physically impossible to conduct thorough checks,” Charalambous told the Cyprus Mail.

“Our unit works either by information, tip-offs, searches and tracking of suspects.

“The heroin issue is particularly worrying us because it is the worst case of drug,” Charalambous said.

CYPRUS MAIL 03/09/08

All set for start of talks
By Stefanos Evripidou

THE ADVISORS of the two leaders were due to meet last night one final time before the start of direct talks for a solution to the Cyprus problem today.

Presidential Commissioner George Iacovou was due to meet with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s advisor Ozdil Nami in the presence of the UN Special Advisor for Cyprus Alexander Downer.

Iacovou said the UN probably called the meeting to see if there were any problems ahead of today’s talks between the two leaders, which will be held at the UN Protected Area of Nicosia (the old Nicosia airport) at the official residence of the UN Special Representative and UNFICYP Chief of Mission, Taye-Brook Zerihoun.

“The meeting will mark the formal launch of fully-fledged negotiations in view of reaching a comprehensive settlement in Cyprus”, the UN said.

Today’s meeting between the leaders is expected to deal with procedural matters while substantive negotiations are set to begin on September 11.

Regarding last night’s working dinner, Iacovou told reporters yesterday that there was no set agenda for the dinner, though the UN was likely to give both aides its views on the procedure for today’s talks.

The last meeting between Iacovou and Nami was cut short following news that the Turkish side had refused to allow 100-odd Greek Cypriot pilgrims to use the Limnitis crossing to attend a religious ceremony in Morphou.

Iacovou walked out of the meeting, angry that the Turkish Cypriots had failed to reciprocate, following the government’s efforts to allow Turkish Cypriots to cross through Limnitis to mark the 1964 bombing of Greek Cypriots in Kokkina.

Before the working dinner, the Presidential Commissioner said he could not say with certainty whether the two leaders would release a joint statement after today’s talks or not.

Foreign Minister Markos Kyprianou said the Greek Cypriot side would participate in the negotiations with good will, but noted that reaching a solution would be a “difficult process”.

“No one has ever said that this process will be easy. There are many issues, open issues, issues with different opinions, but with good will and perseverance there are prospects for a successful ending,” he said.

Kyprianou said recent developments did not facilitate efforts to create a favourable climate but noted that one should not focus on that. “Tomorrow, a new beginning is being made and we must focus on this,” he concluded.

CYPRUS MAIL 03/09/08

Russia laughs off suggestions it could recognise north
By Stefanos Evripidou

THE RUSSIAN Embassy yesterday sought to play down fears that the crisis in the Caucasus would lead to recognition of the breakaway regime in the north.

Since Russia’s recognition of the breakaway states of South Ossetia and Abkhazia, its Embassy here in Nicosia has been at pains to stress that Cyprus and the conflict in Georgia are two completely different situations.

However, Russian Ambassador to Ankara, Vladimir Ivanovsky, was recently quoted in a Turkish newspaper suggesting Russia could trade recognition of the self-declared ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’ for Turkey’s recognition of South Ossetia and Abkhazia.

The comment was made during an interview by a Turkish newspaper with the Ambassador and picked up in yesterday’s local press. Ivanovsky was asked when Russia would recognise the illegal regime in the north, to which the ambassador smiled, replying: “Russia will recognise the ‘TRNC’ as soon as Turkey recognises South Ossetia and Abkhazia. It could be a mutual and simultaneous recognition.”

Russian Embassy spokesman Vladimir Maystrenko yesterday expressed regret that some had taken the ambassador’s comments, deemed to be a joke, out of context and presented them as a serious piece of news.

The spokesman was adamant that Russia did not change its positions from one day to the next and continued to stand by UN resolutions 541 and 550 on Cyprus. He highlighted that the sentence was meant to be taken with a pinch of salt.

“We cannot but express our regret that some people are led astray by such reports and indeed hurry to advise the government of the Republic of Cyprus to make representations to Russia.

“Mr Ivanovsky said it smiling and it is perfectly clear why the ambassador was smiling. Every serious thinking person understands that Russia is not a country which will review its position in the international arena from one day to the next,” he said.

“It’s another classic case where people try to turn the facts on their head. Particularly in the last three weeks, we’ve seen many such cases where white became black and vice-versa, and unfortunately, all this with an anti-Russian sentiment,” said Maystrenko.

Commenting on Ivanovsky’s statements, Foreign Minister Markos Kyprianou said the government took note of the Russian position that there is no possibility of recognising the illegal entity in the north and that the issue of South Ossetia and Cyprus were two different matters.

According to diplomatic sources, Russia is well aware that Turkey would never recognise South Ossetia or Abkhazia given its close relations with Georgia’s main backer in the West, the USA. The ambassador in Ankara might as well have said, “You’ll be waiting till the cows come home for recognition of the ‘TRNC’,” said the source.

CYPRUS MAIL 03/09/08

Ossetia, Kosovo and northern Cyprus: does anyone have any principle?
By Stefanos Evripidou

IT’S BEEN an interesting week for international relations with world leaders making contradictory statements across the board following Russia’s unilateral recognition of Georgia’s breakaway territories of South Ossetia and Abkhazia.

The US has been quick to play the “Russian aggression” card, making comments reminiscent of the Cold War era, where Georgia, a pro-Western country, has fallen victim to “Soviet-style aggression”.

Reporting on the crisis, most of the Western media has mirrored the comments of American officials and some of their European counterparts, which largely ignore the incident that sparked off the affair; Georgia’s failed attempt to take South Ossetia by force.

As the Russian Embassy spokesman in Nicosia said yesterday: “In the last three weeks, we’ve seen many such cases where white became black and vice-versa, and unfortunately, all this with an anti-Russian sentiment.”

The UK’s Gordon Brown has called for a “root and branch” review of EU relations with Russia, noting the need to lessen Europe’s high dependence on Russia’s oil and gas reserves.

Many European leaders have joined America in voicing their indignation against Russia’s violation of Georgian sovereignty and territorial integrity.

For its part, Russia says the West is not in a position to moralise, pointing to the unprovoked invasion and occupation of Iraq, the NATO bombing of Belgrade in 1999 and the concerted effort to tear Kosovo from Serbia, encouraging its recent declaration of independence.

At the same time, the Russian Federation is not showing any signs of seeing in a more sympathetic light the long-standing Chechen struggle for independence, which has been brutally quashed over the years, with tacit acceptance by the same powers that promoted Kosovo’s independence. Nor will Russia compare the struggle for self-determination in the Caucasus with Turkish/Turkish Cypriot efforts for the international recognition of the illegal regime in the north.

International law is made up of treaties and conventions but also international practice. Like British common law, it’s not based on a written constitution but on past judgements and precedents.

The legal grey areas between the right to self-determination and respect for the sovereignty and territorial integrity of a state are wide enough for states to exploit according to their own power politic dictates.

As a result, the international system has seen a number of contradictory actions in the past few years. In the post-Cold war period alone, the international arena has been marked by inaction in Rwanda and Chechnya, pre-emptive action in Iraq and post-conflict independence in Kosovo.

One cannot blame the man on the street for failing to understand the nuances of international law. Is a unilateral intervention without UN backing legal? Is a multilateral attack legal if it’s based on humanitarian grounds? Is humanitarian intervention an obligation? There are many answers to these questions and few of them converge.

So, where does this leave Cyprus? On the one hand, Cyprus has been struggling to reverse the 1974 Turkish invasion and occupation of northern Cyprus. On the other, it’s relied heavily on its close economic and diplomatic ties with Russia to promote its national struggle through international fora.

When President Demetris Christofias attended the emergency EU summit in Brussels to discuss the Russia-Georgia crisis, he had two aims in mind: maintain respect for international law and avoid backing Russia into a corner.

During the extraordinary European Council meeting, Christofias intervened to underline the need for a peaceful settlement of international disputes through negotiations and on the basis of international law. He reminded his European counterparts that Cyprus’ position on Georgia was no different to its position on Kosovo. The principles of sovereignty and territorial integrity should be fully respected, without exception or double standards, he added.

The President went on to encourage the EU to undertake a serious and responsible role in the crisis. He highlighted the need for consistency and impartiality, noting that “only this way will it be able to undertake the role of an honourable mediator in this crisis”.

Christofias warned EU leaders against isolating Russia or aggravating an EU-Russia conflict as this would neither help the EU nor Russia to pacify the region.

According to one diplomatic source in the Foreign Ministry, Cyprus managed to walk the tightrope of international contradictions without too much difficulty.

“On the one hand, we support Georgia as a matter of principle, on the other, we had already warned the international community about Kosovo setting a dangerous precedent, so we simply repeated our position,” they said.

The Cypriot delegation tried to contain the more extreme reactions of EU leaders against Russia and stressed the need to maintain the EU’s impartiality.

“They realised eventually that we have to co-exist. We can’t be biased. We need to see things with a cool head. By maintaining objectivity, the EU can act as a facilitator in the crisis, and this is much more beneficial to everybody in the region.

“It’s a good lesson for all of us. We can’t accept unilateral actions in today’s climate.”

CYPRUS MAIL 03/09/08

The chances for a solution may be better than ever – but that doesn’t mean they’re good
By Stefanos Evripidou

THE refusal by the Turkish/Turkish Cypriot side to open the Limnitis crossing last week left a dark cloud lingering over Nicosia, blackening the good mood before the start of direct talks tomorrow.

The decision not only highlighted the gulf that remains between the two sides but also the power play between the Turkish Cypriot authorities, the Turkish government and the Turkish military. Despite claims by Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat that Greek Cypriots are “obsessed with Ankara”, the latest incident brings to light the enormous power wielded by the Turkish military in Cyprus, further showing the multi-faceted nature of power in Ankara.

However, the latest round of negotiations is seen by many as the best chance yet of a Cyprus solution. One political analyst singled out Demetris Christofias’ election as President in February 2008 as being the most positive development yet in the Cyprus puzzle.

“The dynamics set in motion by the electoral outcome have led to the most promising attempt to reunite the island since its forceful division,” said Hubert Faustmann, associate professor of international relations at the University of Nicosia.

“It is undeniable that during his first 120 days in office, Christofias embarked on an impressive string of political activities and made decisions that radically transformed the domestic and external landscape,” he said.

Faustmann referred to the appointment of cabinet ministers, where Christofias stood firm against government partners DIKO and EDEK's desires for the most sought after ministries. He also made efforts to bridge the divide between Right and Left in Cyprus. As president, he became the first AKEL leader to attend a memorial service of an EOKA hero, and laid a wreath at his grave.

In contrast to his predecessor, Christofias adopted a warmer approach to relations with Talat, leading to a string of new developments.

“All that had not been possible during the Papadopoulos presidency was achieved within two months of Christofias’ election,” said Faustmann.

The analyst noted that there was a still huge gap between the two sides, particularly over how influential the Annan plan would be in the new round of negotiations.

“This will be the core of many disputes in the second stage of the negotiations,” he said.

So, the first phase of talks, March to July, was characterised by “symbolic gestures, pro-solution dynamics and an improved atmosphere but was limited in substance”.

“The second phase is bound to be decisive. Both sides are an ocean apart on many issues,” said Faustmann.

The associate professor noted the widely held belief that if the two moderates, Talat and Christofias, could not solve the Cyprus problem, then nobody could.

“That may be true, but this is only one part of the Cyprus puzzle,” he said, identifying three other obstacles in their path.

First, the coalition government in the north could collapse, leaving Talat with a hostile parliament until 2010.

“But the main threat comes from outside the island,” said Faustmann, referring to the “invisible third party at the negotiation table”.

Any solution needs concessions and approval from Turkey. “The ongoing power struggle between the AKP government and its secularist opponents hangs like a Damocles sword over the negotiations. Any destabilisation or removal of this pro-Cyprus solution government could easily mean the kiss of death for the entire process.”

Turkish leaders Abdullah Gul and Recep Tayyip Erdogan will need a strong government and stronger incentives to take on the military and absorb the high domestic price for a Cyprus solution. EU accession would be the obvious incentive, but opposition from France, Germany, Austria and the Netherlands “makes such a deal virtually impossible”.

And finally, when all is said and done, the final word will rest with the people who approve or reject a solution in two separate referenda.

Faustmann concluded: “The chances for a solution of the Cyprus problem may be better than ever – but unfortunately that does not mean that they are good.”

CYPRUS MAIL 03/09/08

Ermeni federasyonu Ağrı Dağı amblemini çıkardı

Ermenistan Futbol Federasyonu, ambleminden Ağrı Dağı’nı çıkararak, yerine kartal ve aslan figürlerini koydu.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 22:25 TSİ 04 Eylül 2008 Perşembe

 

ERİVAN - Ermenistan Futbol Federasyonu Başkanı Ruben Hayrapetyan, amblem değişikliğiyle ilgili düzenlediği basın toplantısında, değişikliğin futbolseverlerin isteği doğrultusunda yapıldığını ve Türkiye ile yapılacak maçla ilgisi bulunmadığını söyledi. Yetkililer, amblem değişikliğinin 1 ay önce yapıldığını, yalnızca uygulamanın şimdi gerçekleştirildiğini bildirdiler.

Daşnaksutyun Partisi yöneticilerinden Armen Rustemyan ise, değişikliğin Türkiye’nin baskısıyla gerçekleştirildiğini ve utanç verici olduğunu kaydetti.

Rustemyan, değişikliğin büyük bir hata olduğunu ve iki ülke futbol maçından sonra bu konuyu gündeme getireceklerini dile getirdi.

SARKİSYAN’IN TANIMA ŞARTI YUKARI KARABAĞ
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Kosova, Abhazya, ve Güney Osetya’yı tanıma koşullarının Yukarı Karabağ’ın bağımsızlığından geçtiğini söyledi.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, halen Ermeni işgali altında tutulan Yukarı Karabağ’ın bağımsızlığı ile Kosova, Abhazya ve Güney Osetya’nın benzeri konumda bulunduklarını savunarak, “Ermenistan, Yukarı Karabağ’ın bağımsızlığı tanınmadan Kosova, Abhazya, ve Güney Osetya’yı tanıyamaz” dedi.

Serj Sarkisyan, ülkesinin diplomatik misyon temsilcileriyle yaptığı yıllık toplantıdaki konuşmasında, Ermenistan’ın, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tanıması yönünde görüşler dile getirildiğini ifade ederek, işgal altında tutulan ve Azeri Türkleri’nin silah zoruyla çıkarıldığı Yukarı Karabağ’ın durumuyla ilgili olarak “halkın kendi kaderini tayin hakkı sonucu” biçimindeki görüşünü yineledi.

Merkezi Erivan’da olan Mediamax Ajansı’nın haberine göre Sarkisyan, “Yukarı Karabağ ile ilgili sorunun barışçı çözümünü amaçlayan müzakereler sürecinde Azerbaycan tarafını, çözüm için halkın kendi geleceğini belirleme hakkı tanınmasından başka yol olmadığını ikna edeceklerine inandığını” da kaydetti.

 

AKPM Kıbrıs raportörü: Görüşmeler iyi fırsat

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Kıbrıs raportörü Alman parlamenter Joachim Hörster, “Kıbrıs’ta iki toplum lideri arasında başlayan görüşmelerin, yıllardır adanın bölünmüşlüğüne son vermek için ortaya çıkan en iyi fırsat olduğunu” söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 10:10 TSİ 04 Eylül 2008 Perşembe

 

STRASBOURG - Uzlaşma yolunun bulunması çağrısında bulunan Alman parlamenter, “İki tarafa da başarı için gerekli kararlılığı göstermeleri çağrısında bulunuyorum. Avrupa Konseyi güven artırmaya yönelik tedbirler de içinde olmak üzere taraflara her türlü yardımı yapmaya hazır, Kıbrıs çok uzum zamandır bölünmüş durumda” dedi.

 

Alman raportörün hazırladığı raporun, AKPM genel kurulunda bu ay sonu tartışılması sırasında, Kıbrıs’taki iki toplum lideri genel kurulda bir konuşma yapacak.

 

 

Talat-Hristofyas görüşmesi Rum basınında

 

Kıbrıs Rum basını, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında dün yapılan görüşmede, Talat'ın ortaya koyduğu garantiler, dış dengelerin korunması ve oluşturucu devletlerin ortaklığı gibi görüşlerden Hristofyas'ın rahatsız olduğunu yazdı.

 

Görüşmenin basına kapalı olan bölümünden alıntılar aktaran Rum gazetelerine göre, Hristofyas Talat'a, "Ankara'nın her söylediğini kabul etmekten vazgeçmesini ve üzerinde uzlaşılanlar temelinde müzakere etmesini" söyledi.

Fileleftheros gazetesi, "Talat'a Kırmızı Kart" başlığıyla verdiği haberde, Rum liderinin Talat'ın ortaya koyduğu görüşlerden rahatsız olduğunu ve ilave açıklamasını, görüşmenin hemen sonrasında basına verdiğini yazdı.

Gazete, Hristofyas'ın, "1977'de, dönemin Rum lideri Makarios'un iki toplumlu, iki bölgeli federal çözümü kabul ederek büyük bir taviz verdiği, bu tavizle Kıbrıslı Rumların limitlerini tükettikleri, daha ileriye gidemeyecekleri" yönündeki ilave açıklamasının önceden hazırlanmış olmasına rağmen, Türk tarafının ortaya koyduğu bütün meselelere yanıt teşkil ettiğini belirtti.

Fileleftheros, görüşmenin içeriğine ilişkin şu iddialarda bulundu: "Görüşmede; yazılı görüşlerin ortaya konulmasından sonra Başkan Hristofyas, Talat'ın dikkatini, ortaya koyduğu görüşlerle Ankara'nın tezlerini ifade etmiş olduğuna çekti. Talat, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini savunarak yanıt verdi ve kısa süre önce gerçekleştirdiği Ankara ziyareti sırasında gerek hükümetle, gerek orduyla görüştüğünü ve çıkan sonucun da bu olduğunu savundu.

Başkan Hristofyas kendisine, Ankara'nın her söylediğini kabul etmekten vazgeçmesini ve üzerinde uzlaşılanlar temelinde müzakere etmesini söyledi. 'İşgal' lideri (Talat), çözüm istediğini ve prosedürü desteklediğini öne sürerek Türkiye'yi haklı göstermeye devam etti."

Görüşmede her iki liderin de çizgileri çekerek doğrudan müzakerelerde konumlarını belirledikleri değerledirmesini yapan Rum gazeteleri, liderlerin prosedürler üzerinde uzlaştıklarını, Talat ve Hristofyas'ın haftada bir kez görüşeceklerini, danışmanlarının da paralel görüşmeler gerçekleştireceğini yazdı.

İki lider arasında dünkü görüşmenin, "ilk kez televizyondan canlı olarak yayınlanan" bir görüşme olduğuna da dikkati çeken Rum basını, liderlerin görüşmeye kısa süreli gecikmeyle gittiğini hatırlattı ve "her ikisinin de Kıbrıslı gibi davrandığı" yorumunu yaptı.

"Hristofyas ve Talat Kırmızı Çizgileri ve Çerçeveyi Ortaya Koydu" başlığını kullanan Politis gazetesi de Cumhurbaşkanı Talat'ın Hristofyas'a uydu telefonu hediye ettiğini yazdı.

Simerini gazetesi ise liderlerin dün doğrudan müzakerelerin başlangıcını, "temel görüş ayrılıklarının kaydedilmesiyle" yaptığını yazdı.

Mahi gazetesi, "Sınırlarını belirlediler. Hristofyas ve Talat en son ulaşabilecekleri noktayı belirlerken, al-ver'e açık pencere de bıraktılar" ifadelerine yer verirken, Alithia gazetesi, "Hristofyas ve Talat taleplerinin ve tavizlerinin eksenini belirledi" yorumunda bulundu.

CNN TURK 04/09/08

 

"Federasyon ödündür, ileriye gidemeyiz"

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, "İki bölgeli, iki toplumlu federasyon, bizim tarafımızdan verilmiş bir ödündür, başlangıçtaki tezimiz değildir. Kıbrıs Rum tarafı bunu Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için kabul etti ve bundan ileriye gidemeyiz" dedi.

 

Rum radyosunun haberine göre, Kiprianu, Madrid'e hareketinden önce Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, "Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün, Avrupa ilkelerine uygun olmaması ve BM kararlarına dayanmamasının, akıl alır birşey olmadığını" ifade etti.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, dünkü açıklamalarıyla, iki taraf arasında var olan büyük görüş ayrılığını yeniden teyit ettiğini savunan Kiprianu, "Talat bir yandan acele ederken ve 2008 yılında çözüm olmasını isterken; öte yandan Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin temel tezleri sertleştiriyor veya öyle çok değiştiriyor ki, bu çok daha fazla, çok daha detaylı ve çok daha zaman alan bir prosedür anlamına gelir" iddiasında bulundu.

Rum bakan Türkiye'nin tutumuyla ilgili bir soru üzerine de, "Ankara müzakereler başlamadan önce prosedüre desteğini belirtti. Biz özde de destek vermesini istediğimizi söyledik ve Ankara'dan bunu bekliyoruz. Özellikle müzakereci olacak olan Talat'tan çözümün şekli ve içeriği üzerinde, BM kararlarında ve AB ilkelerinde tarif edildiği şekliyle durmasını bekliyoruz" diye konuştu.

Talat: "Büyük talihsizlik"

 KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın "1977'de büyük taviz verdik, ondan geriye gidilemez" yönündeki sözlerini "büyük talihsizlik" olarak nitelendirdi ve "Bir kere Kıbrıslı Türklere taviz verilmedi" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat'a, Cumuriyet Meclisinden ayrılışı sırasında, Hristofyas'ın dün kendisiyle görüşmesinde yaptığı ve BM tarafından basına dağıtılan konuşmasında yer alan, "1977'de, dönemin Rum lideri Makarios'un iki toplumlu, iki bölgeleri federal çözümü kabul ederek büyük bir taviz verdiği, bu tavizle Kıbrıslı Rumların limitlerini tükettikleri, daha ileriye gidemeyecekleri" yönündeki sözleri hatırlatılarak, görüşü soruldu.

Hristofyas'a dünkü görüşmede gerekli yanıtı verdiğini ve Hristofyas'ın "31 yıl öncesine gitmesine bir anlam veremediğini" kaydeden Talat, Hristofyas'ın 1977 Doruk Anlaşması'nda "çok acı bir taviz" verildiğini
söylediğini, bunun yanlış olduğunu vurguladı.

"1977 Doruk Anlaşması'nın tarafların bir federasyon aradığından bahsettiğini, dönüşümden bahsetmediğini" ifade eden Talat, "Kıbrıs Cumhuriyeti zaten üniter bir devlet değildi. Kıbrıs Cumhuriyeti foksiyonel federatif bir cumhuriyetti. Dolayısıyla bu bakımdan da yanlış. Bunun da ötesinde, 'Kıbrıslı
Türklere acı bir taviz verdik' demek, bundan vazgeçmeyi tercih etmek demektir. Verdiğiniz 'acı tavizden' kurtulmanın yolunu ararsınız her zaman... Bunu 'acı taviz' olarak nitelemesi büyük bir talihsizliktir."

Hristofyas'ın "31 yıl önceye gitmesinin ne anlamı olduğunu da anlamadığını" kaydeden Talat, 1977'den sonra Kıbrıs konusunda çok anlaşma ve birikim olduğuna, Annan Planının bulunduğuna ve ikisi arasında bile yeni mutabakatlar olduğuna işaret ederek, "Bütün bunlar ve o süreçlerde varılan mutabakatlar yokmuş gibi düşünüp '1977'de büyük bir taviz verdik, onun da gerisine gidemem' gibi laflar bana göre talihsizliktir" dedi.

Hristofyas'ın tavrını yadırgadığını ifade eden Talat, "Bir kere Kıbrıslı Türklere taviz falan verilmedi. Zaten fonksiyonel federatif bir devletti, bunu iki kesimli bir federatif sisteme dönüştürdü o gününgerçekleri, bu bir taviz değil, bu Kıbrıs Türklerinin var olan haklarının başka bir zeminde kabul edilmesi demektir sadece. Bunu taviz olarak nitelemek ciddi bir talihsizliktir" diye konuştu.

KKTC Meclisi Kıbrıs gündemiyle toplandı

Bu arada, KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla yaptığı Kıbrıs konusundaki olağanüstü toplantısı sona erdi.

Toplantıda Talat, milletvekillerine Kıbrıs konusuyla ilgili bilgi verdi.

Olağanüstü birleşimi, meclis çalışmalarını uzun süredir boykot eden Demokrat Parti (DP) milletvekilleri izleyici locasından takip etti.

Toplantı sırasında DP'nin görüşlerinin ifade edilmesi konusunda tartışma çıkması üzerine DP'li milletvekilleri meclisi terk etti.

Talat, Meclisten ayrılırken basına yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusuyla ilgili gelişmeler hakkında milletvekillerini bilgilendirdiğini belirterek, 23 Mayıs'tan bu yana kaydedilen gelişmeleri içeren bir konuşma yaptığını söyledi.

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Talat'ın, milletvekillerini bilgilendirmeyi sürdüreceği belirtildi.
CNN TURK 04/09/08

 

 

Futbol diplomasisi

İngiltere'de The Guardian gazetesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Ermenistan'a gitme kararını "Türkiye- Ermenistan Futbol Diplomasisi" başlıklı bir makalede değerlendirdi.

Daha önce Türkiye'de görev yapan Amerikalı gazeteci Stephen Kinzer'ın yazdığı makalede, hafta sonunda gerçekleşecek ziyaretin iki ülke arasındaki gerginliğin nihayet sona ereceğinin işareti olarak yorumlanabileceği belirtilirken, "bu her iki ülke açısından da muhteşem bir ilerleme olabilir. Türkiye Ortadoğu ve Kafkaslarda yeni ve umut verici bir arabuluculuğa soyunuyor. Ancak komşusuyla düşmanlık yaşayan bir ülke olarak kaldığı müddetçe tam anlamıyla etkili olamaz" denildi.

Ermenistan'ın fakir ve tecrit edilmiş bir halde olduğuna da dikkat çekilen makalede, söz konusu ülkenin dünyanın geri kalan bölümüyle, Türkiye sayesinde yeniden ilişki kurabileceği ihtimaline işaret edildi.

Geçmişte iki ülke arasında hiç üst düzeyde ilişki kurulmadığı da hatırlatılan makalede, bu sebeple de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül;ün ziyaretinin rahatlıkla "tarihi" diye nitelenebileceği ifade edildi.

Gül'ün resmi ziyaret sebebinin iki ülke arasında oynanacak milli futbol karşılaşmasına katılmak olarak görüldüğü de belirtilen makalede, ancak Cumhurbaşkanı Gül;ün ev sahibi Cumhurbaşkanı Serge Sarkisyan ile müzakerelerde bulunmayı istediğini de gizlemediği kaydedildi.

-CUMHURBAŞKANI GÜL'ÜN DEĞERLENDİRMESİ

Gül'ün kendisine geçen ay Sarkisyan ile Kazakistan;da görüştüğünü ve ona "hepimiz bu toprakların çocuklarıyız ve sorunlarımızı birlikte çözmek zorundayız. Bunu düşmanca duygularla yapamayız, bu düşmanlıkları beslemememiz lazım" dediğini anlattığına da işaret eden yazar, Gül;ün Sarkisyan;ı da makul gördüğünü söylediğini bildirdi.

Türkiye;nin Ermenistan;ın 1990;da bağımsızlığına kavuşmasının ardından ilk tanıyan ülkeler arasında bulunduğu, ancak Türkiye;nin üç yıl sonra Ermenistan;ın Azarbaycan;ın Dağlık Karabağ bölgesini işgal etmesinin ardından iki ülke arasındaki sınırı kapattığına dikkat çekilen makalede, Cumhurbaşkanı Gül;ün, bu uzun bir geçmişe dayanan sorunu da masaya getireceği tahminine yer verildi.

Türkiye;nin son günlerde bölgesel güvenlik meselelerine büyük bir dikkat sarfettiğini ve son günlerde Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan gerginliğin de bu dikkati arttırdığını kaydeden yazar, Türkiye;nin ortaya koyduğu Kafkas İstikrar ve İşbirliği Paktı önerisine de işaret etti. Yazar böyle bir paktın Ermenistan;ın katılımı sağlanmadan fazla anlam taşımayacağını da savundu.

"KOMŞULARLA İLİŞKİLER GELİŞİNCE BÖLGESEL GÜÇ OLDU"

Türkiye;nin bölgesel bir güç konumuna yükselmesinin ancak komşularıyla ilişkilerini dramatik biçimde geliştirmesiyle mümkün olabildiği de belirtilen makalede, Ermenistan;ın bu konudaki tek istisnayı oluşturduğu hatırlatıldı. Makalede, Türkiye;nin Ermenistan;ı bölgesel birliklerin ve petrol boru hattı gibi planların dışında tutarak tecrit etmeye çalıştığı da savunulurken, "Ankara;daki stratejistler bu politikanın artık geçerliliğini kaybettiği sonucuna vardı. Şimdi bir uzlaşma aramaya istekliler" denildi.

Gül;ün Ermenistan ziyaretini çevreleyen belirsizliklerin iki liderin ilerleme sağlayıp sağlamayacağıyla sınırlı olmadığı, Ermeni milliyetçilerin bazı gösteriler yapabilecekleri de kaydedilen makalade, Ak Parti;nin milletvekillerine de güvenlik gerekçeleriyle maça katılma izni vermediğine işaret edildi.

Makalede iki ülkeden bazı gençlik gruplarının ise barış yanlısı gösterilerle ziyarete destek vermeye hazırlandıkları hatırlatıldı.

Makalede Türkiye;deki askeri çevrelerin ve Ermeni diyasporasının Türk-Ermeni ilişkilerinin iyileşmesi fikrinden rahatsız oldukları belirtildi.

Türkiye ve Ermenistan;ın üst düzey müzakereler yapmayı kabul etmesiyle önemli bir eşiğin aşıldığını kaydeden yazar, iki tarafın da ilişkilerin düzelmesinin uzun zaman kapalı kalan sınırın iki tarafında ve hatta onun da ötesinde da pozitif etkiler yaratacağını anladıklarını bildirdi.

HURRIYET 04/09/08

 

 

Meğer Hristofyas rahatsız olmuş

Kıbrıs Rum basını, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında dün yapılan görüşmede, Talat'ın ortaya koyduğu garantiler, dış dengelerin korunması ve oluşturucu devletlerin ortaklığı gibi görüşlerden Hristofyas'ın rahatsız olduğunu yazdı.

Görüşmenin basına kapalı olan bölümünden alıntılar aktaran Rum gazetelerine göre, Hristofyas Talat'a, “Ankara'nın her söylediğini kabul etmekten vazgeçmesini ve üzerinde uzlaşılanlar temelinde müzakere etmesini” söyledi.

Fileleftheros gazetesi, “Talat'a Kırmızı Kart” başlığıyla verdiği haberde, Rum liderinin Talat'ın ortaya koyduğu görüşlerden rahatsız olduğunu ve ilave açıklamasını, görüşmenin hemen sonrasında basına verdiğini yazdı.

Gazete, Hristofyas'ın, “1977'de, dönemin Rum lideri Makarios'un iki toplumlu, iki bölgeli federal çözümü kabul ederek büyük bir taviz verdiği, bu tavizle Kıbrıslı Rumların limitlerini tükettikleri, daha ileriye gidemeyecekleri” yönündeki ilave açıklamasının önceden hazırlanmış olmasına rağmen, Türk tarafının ortaya koyduğu bütün meselelere yanıt teşkil ettiğini belirtti.

Fileleftheros, görüşmenin içeriğine ilişkin şu iddialarda bulundu:

“Görüşmede; yazılı görüşlerin ortaya konulmasından sonra Başkan Hristofyas, Talat'ın dikkatini, ortaya koyduğu görüşlerle Ankara'nın tezlerini ifade etmiş olduğuna çekti. Talat, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini savunarak yanıt verdi ve kısa süre önce gerçekleştirdiği Ankara ziyareti sırasında gerek hükümetle, gerek orduyla görüştüğünü ve çıkan sonucun da bu olduğunu savundu.

Gazete, Talat için "işgal lideri" ifadesini kullandı

Başkan Hristofyas kendisine, Ankara'nın her söylediğini kabul etmekten vazgeçmesini ve üzerinde uzlaşılanlar temelinde müzakere etmesini söyledi. 'İşgal' lideri (Talat), çözüm istediğini ve prosedürü desteklediğini öne sürerek Türkiye'yi haklı göstermeye devam etti.”

Görüşmede her iki liderin de çizgileri çekerek doğrudan müzakerelerde konumlarını belirledikleri değerledirmesini yapan Rum gazeteleri, liderlerin prosedürler üzerinde uzlaştıklarını, Talat ve Hristofyas'ın haftada bir kez görüşeceklerini, danışmanlarının da paralel görüşmeler gerçekleştireceğini yazdı.

Görüşmeye ikisinin de geçikmesine "Kıbrıslı gibi devrendılar" denildi

İki lider arasında dünkü görüşmenin, “ilk kez televizyondan canlı olarak yayınlanan” bir görüşme olduğuna da dikkati çeken Rum basını, liderlerin görüşmeye kısa süreli gecikmeyle gittiğini hatırlattı ve “her ikisinin de Kıbrıslı gibi davrandığı” yorumunu yaptı.

Talat, Hristofyas'a uydu telefonu hediye etti

“Hristofyas ve Talat Kırmızı Çizgileri ve Çerçeveyi Ortaya Koydu” başlığını kullanan Politis gazetesi de Cumhurbaşkanı Talat'ın Hristofyas'a uydu telefonu hediye ettiğini yazdı. Simerini gazetesi ise liderlerin dün doğrudan müzakerelerin başlangıcını, “temel görüş ayrılıklarının kaydedilmesiyle” yaptığını yazdı.

Mahi gazetesi, “Sınırlarını belirlediler. Hristofyas ve Talat en son ulaşabilecekleri noktayı belirlerken, al-ver'e açık pencere de bıraktılar” ifadelerine yer verirken, Alithia gazetesi, “Hristofyas ve Talat taleplerinin ve tavizlerinin eksenini belirledi” yorumunda bulundu.

HURRIYET 04/09/08

 

Bakın neler demişti!..

Nihayet bir jest

 

Paşalar da yargılanabilir.. Suçları kesinleşirse hapse de atılabilir... Ama her aşamada hukuka uygun davranmak şartıyla... Eğer laikliği ihlal ettiği Anayasa Mahkemesi kararıyla sabit olan iktidar partisinin medyadaki kalemleri  bir davayı intikam fırtınasına dönüştürmüşse... Yargılamada hukuk dışı uygulamalar görülüyorsa... Buna müdahale etmek de her şeyden önce insanlık görevidir...
O yüzden TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, generallerle birlikte gözaltına alınan Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün’e sahip çıkmıştı... Biz de 5 Temmuz 2008 tarihli Milliyet’te şunu yazmıştık:
“...Şemdinli sanığı olarak yakalanan astsubay hakkında Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt ‘Tanırım iyi çocuktur’ demişti. Gözaltına alınan Eruygur ve Tolon paşalara o kadarcık bile destek gelmedi... Evet, Genelkurmay yargıya saygılı davranma özeni göstermeliydi. Ama hani, yurt sathına yayılmış yüzlerce emekli subay ve gazi derneğinden iki emekli generale bir küçücük destek gelemez miydi? TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun Sinan Aygün’e sahip çıktığı kadar bir sahiplenme hiç değilse... Esir alınmış gibi gözaltına götürülüş biçimleri hakkında birkaç söz... Söylenemez miydi?”
Askerler belki de yargıya saygı çerçevesinde sustular. Ancak onlar sustukça kamuoyunda şu izlenim yayıldı:
“Demek iki generalin suçlu olduğuna Genelkurmay da inanıyor...”
Dünkü ziyaret en çok bu izlenimi silmek adına  önemliydi...
Kimileri bu ziyareti yargıya müdahale olarak ilan ettiler...
Hukuka uyulmasını istemek insanlık görevidir, yargıya müdahale değildir.

 

AKP Hazine yardımı kesintisiyle kaybettiği parayı bağışlarla toplayacakmış.
Böylece cezayı bağışçılar ödeyecek, parti en ufak mahrumiyet çekmemiş olacak...
Haldun Ertem

 

Deniz ampulü
Alman polisi de olmasa bir şeyden haberimiz olmayacak... Alman Polisi, YİMPAŞ’tan sonra Almanya’da Türklerden topladıkları paraları hortumlayan Deniz Feneri adlı yardım derneğini de çökertti. Yöneticilerini kelepçeleyip mahkemeye çıkardı.  Muhasebe sorumlusu Firdevsi Ermiş mahkemede şöyle diyor:
- Türkiye’deki bağlantılarımız bizim dediğimiz olacak diyorlardı...
Bu dernek Türkiye’de de çalışıyor.  Ama Atatürkçü derneklere müfettiş gönderip aylarca denetim yaptıran hükümet bu derneğe hiç ilişmiyor. Saf saf soralım: Neden dersiniz?

 

Bilgi yarışması...
Ankara radyosunda bir bilgi yarışması... Sunucu yarışmaya telefonla katılan ve mesleği öğretmen olan yarışmacıya soruyor.
- Avrupa’nın kuzeyinde yer alan ülkelerden biridir. Kuzeyinde Kuzey Denizi bulunur,  Belçika ve Almanya komşularıdır... Topraklarının büyük bir bölümü deniz seviyesinin altındadır.
Yarışmacı uzun uzun düşünmesine rağmen cevap veremeyince sunucu bir ipucu daha veriyor.
- Ülke laleleriyle meşhurdur, laleler ülkesi diye de bilinir.
İpucunu duyan yarışmacının gözleri birden ışıyor.
- Yanıt veriyorum: Laleli!


Kadere bak!
Bundan 15 yıl önce.. 1993 yılında.. Demirel Hükümeti’nin Ermenistan politikası konusunda  verilen gensoru sırasında Refah Partisi adına Abdullah Gül söz alıyor... Bakınız zabıtlara göre, neler söylüyor:
“Hükümet, bu politikasıyla, geleceğimizi gerçekten ipotek altına almıştır ve öyle ipotek altına almıştır ki, Ermenistan Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanının cenaze merasimine katılma cesaretini göstermiştir.
HALİL ORHAN ERGÜDER (İstanbul)  Beynelmilel protokol o..
ABDULLAH GÜL (Devamla)  ...Sizin nasıl bir uzlaşmacı olduğunuzu, Türkiye’nin menfaatleri söz konusu olduğunda, sizin şahin gibi davranmayacağınızı bildiği için, yüzünüzün ne kadar yumuşak olduğunu bildiği için cesaret bulmuş ve Türkiye’ye gelmiştir.
Siz bana bir ülke gösterin ki, kardeşleriniz savaş halinde olacak, kardeşleriniz katledilecek ve onlar katledilirken, ‘Bunun müsebbibi Türkiye’dir’ diye demeçler verecek; o kardeşlerimiz katledilirken, ‘Avrupa’nın haritaları bellidir, yerine oturmuştur; fakat Ortadoğu’nun, Asya’nın haritaları nihai şeklini almamıştır’ diye açıklamalar yapacak; Kars’ın, Ermenistan toprağı olduğunu iddia edecek, bütün bunlardan sonra o adam Türkiye’ye gelecek ve siz de elini sıkacaksınız!..”
Evet.. Sayın Gül 15 yıl önce Ermenistan’dan Cumhurbaşkanı’nın değil maç, cenaze için bile Türkiye’ye gelmesini eleştirmiş... Arada değişen bir şey olmadı... Şimdi onun elini sıkmaya Ermenistan’a gidiyor...


Şaban Dişli hukuk dersi veriyor: “Suçu mahkemelerde sabit olmadıkça herkesin masumiyeti esastır.”
Bir milletvekilinin suçu mahkemelerde nasıl sabit hale gelir? Tabii ki dokunulmazlığı kaldırılır, yargılanırsa... Şu dokunulmazlığının kaldırılmasını iste hele Şaban Bey... Sonra konuşalım...

MILLIYET 04/09/08 MEKIK ASIK

 

 

Başkaları “ayrılırken”

Kıbrıs’ta “birleşme deneyi”

YILLARDAN beri görmeye alıştığımız görüntü dün tekrar TV ekranlarına yansıdı: Kıbrıs Türk ve Rum liderleri, BM temsilcisinin Lefkoşa’daki ikametgâhında bir araya geliyorlar, kapalı kapıların arkasındaki görüşmelerinden sonra, gazetecilerin karşısında samimi pozlar vererek çözüm konusundaki iyi niyetlerini ve umutlarını dile getiriyorlar...
“Biz bu filmi daha önce (hem de çok) görmüştük” dedirtecek bir manzara...
Bu kez, Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas’ın, BM gözetiminde yaptığı bu görüşme, “yeni bir sürecin” başlangıcı.
Bu, Kıbrıs sorununda 30 küsur yıldır çeşitli aralıklarla gerçekleşen “yeni müzakere süreçleri”nin ilki değil tabii. Ama “sonuncusu” olabilir açıkçası...
Eğer dünkü toplantı ile başlayan yeni süreçte, Talat ile Hristofyas anlaşamazsa, müzakereler tıkanıp kesilirse, artık bir “yeni süreç” daha olmayabilir.
Bu bakımdan bu süreç, son şanstır...

Prensipler iyi ama...
Şimdi Kıbrıs görüşmeleri, dünya konjonktüründe büyük değişikliklerin olduğu bir sırada yapılıyor. İlginç olan husus, birçok ülkede trend “ayrılma” -veya bağımsızlık- yönünde gelişirken, Kıbrıs’ta “bileşme” amaçlı bir egzersizin yapılmasıdır.
Kıbrıs’taki durumu -en azından bu aşamada- Kosova’dan veya Abhazya ve G. Osetya’dan farklı kılan da budur. Adada iki taraf, uluslararası topluluğun desteğiyle, tekrar bir araya gelmenin yollarını arıyor.
Bu, bütün dünyanın dikkatini çeken önemli bir test. Siyaset bilimcileri için de adeta bir laboratuvar çalışması!
Bundan önceki çabaların başarısızlığına karşın, bu “yeni deney”in sonuç vermesi şansı nedir?
Dün resmen başlayan “kapsamlı müzakereler” öncesinde, Talat ile Hristofyas mart ile temmuz ayları arasındaki buluşmalarında bazı temel ilkeler ve parametreler üzerinde mutabık kaldılar.
Bunların arasında bir yandan “iki kurucu devletin ortaklığı ve eşit statüsü”, diğer yandan da “tek egemenlik, tek vatandaşlık” ilkeleri var.
İlk bakışta çelişkili görünen bu parametreler çerçevesinde, iki tarafın da kabul edeceği “uygulanabilir, kalıcı” formüller bulmak, oldukça zor. 11 Eylül’den itibaren yapılacak müzakerelerde “detay”a inilerek, uygun formüller aranacak.

...Şeytan ayrıntıda!
Detay dediğimiz şey, aslında Kıbrıs sorununun can damarını oluşturan sorunlardır.
Anayasal sorunlar, Kıbrıs’ın yeni siyasal yapısı ile ilgili. Cumhurbaşkanlığı, merkezi hükümet, parlamento ve bölgesel yönetim ile ilgili görev ve yetki paylaşımını, yukarıda belirttiğimiz parametreler içinde belirlemek gerekecek...
Diğer bir anlaşmazlık konusu garanti anlaşması ve Kuzey’deki Türk askeri varlığının geleceği ile ilgili. Bu Türkiye’nin de “müdahil” olduğu ve ağırlığını koyduğu bir konudur. Bu meselede uzlaşıcı bir formül bulmak son derece zor görünüyor.
Toprak, mülkiyet, yerleşikler gibi sorunlarda da, taraflar bir orta yol  bulmakta çok zorlanacaklardır.
Aslında bütün bunların temelinde yatan gerçek şudur: Türk tarafı, yepyeni bir devlet yapısı kurmak, Rum tarafı ise mevcut yapıda sadece bazı rötuşlar yapmak istiyor. Şimdi öyle bir çözüm bulunmalı ki, iki taraf yeni statünün kendi istek ve beklentilerini karşıladığına inansın...
Bunu sağlayabilirlerse ne âlâ. Yoksa herhalde “birleşme” amaçlı “yeni bir süreç” daha başlamayacak, ondan sonra iki taraf kendi yolunda gidecektir.

SAMI KOHEN MILLIYET 04/09/08

 

 

KIBRIS’TA AYNI FİLM

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Ada’da müzakere prosedürünü belirlemek için yapılan zirve öncesinde Rum lider Hristofyas, federal çözümün, iki toplumun ortaklığı şeklinde olacağını savundu. Talat da haklarından vazgeçmeye niyetleri olmadığını söyledi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs’ta 4 yıldır süren durgunluğun ardından, kapsamlı Kıbrıs müzakerelerinin prosedürünü belirlemek amacıyla dün Lefkoşa’daki ara bölgede bir araya geldi. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un ikametgâhında yapılan Seremoni niteliğindeki görüşmede, kapsamlı müzakerelerin prosedürü ve izlenecek yol haritası belirlendi.
Ancak görüşme öncesi Hristofyas'ın yazılı açıklaması Türk tarafında şaşkınlık yarattı. "1977’de, dönemin Rum lideri Makarios’un iki toplumlu, iki bölgeli federal çözümü kabul ederek büyük bir taviz verdiğini, bu tavizle Kıbrıslı Rumların limitlerini tükettiklerini, daha ileriye gidemeyeceklerini" diyen Hristofyas açıklamasını şöyle sürdürdü: "Ne konfederasyon ne de ‘bakir doğum’ aracılığıyla iki devletin yeni bir ortaklığı kabul dilebilir. Federal çözüm, iki toplumun ortaklığı şeklinde olacaktır." 

Talat'tan hemen yanıt
Hristofyas’a yanıt veren Talat, dün gece ulusa sesleniş konuşmasında, “Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs Adası üzerindeki haklarından vazgeçmeye niyeti olmadığını herkesin bilmesi gerektiğini” söyledi. Talat, “Bu hakların, ‘iki halkın siyasi eşitliği ve iki kurucu devletin eşit statüsü’ ile korunabileceğini” belirtti. Talat, Rumlara, “Kıbrıs Türk halkı, kendi kendinin efendisi olmak istiyor” dedi. 

İlk konu yönetim
Milliyet’in görüşmeyle ilgili edindiği bilgilere göre, liderler zirvesinde, ayrıntılı bir görüşme yapılmadı. Liderler 11 Eylül’de başlayacak kapsamlı müzakerelerde ilk görüşülecek konu olarak “Yönetim ve Güç Paylaşımı”nı seçti. İkinci görüşülecek konunun ise Kıbrıs sorununun çözümünün temel taşını oluşturan mülkiyet olduğu öğrenildi.
11 Eylül’de başlayacak görüşmeler sonrasında liderlerin haftada bir gün görüşmesi kararlaştırıldı.

MILLIYET 04/09/08

 

 

Talat ve Hristofyas bir araya geldi

 

03/09/2008 RADIKAL

 

Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofyas bugün bir araya gelerek müzakerelerin yöntemi üzerine konuştular

 

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafıyla müzakerelere sıfırdan başlamadıklarını, dolayısıyla müzakerelerin çok uzun sürmeyeceğini söyledi.
Kıbrıs’ta 11 Eylülde başlaması öngörülen müzakerelerin yöntemini belirlemek amacıyla bugün Lefkoşa’daki ara bölgede bir araya gelen Talat veKıbrıs Rum yönetim lideri Dimitris Hristofyas, görüşmenin başında BM Genel Sekreteri Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer ile birlikte açıklama yaptılar.
Cumhurbaşkanı Talat, BM’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde 4 yıllık bir sessizlikten sonra bir çalışma azmi ve kararlılığıyla müzakerelere başladıklarını belirtti. "Biz sıfırdan başlamıyoruz, dolayısıyla bu müzakerelerin çok uzun sürmeyeceğini umuyorum" diyen Talat, 1960 garanti ve ittifak anlaşmalarının devametmesi gerektiğini vurguladı.
Talat, "İki taraftan biri diğeri üzerinde yasal üstünlük kurmaya kalkmasın. Garantörlükler korunsun" dedi. Talat, bu çok yönlü soruna çözüm bulmanın tarihi sorumlulukları olduğunu belirterek, "Amacımız bölünmüş olanadayı, iki toplumun yaşadığı ortak bir varlık haline getirmek" dedi.

HRİSTOFYAS
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ise AB’nin tam üyesi olduklarını belirterek, "çözümün AB çerçevesinde olması" gerektiğini söyledi.
"Herkesin Kıbrıs’ın toprak bütünlüğüne saygı duyması gerekir" diyen Rum lideri, "artık bu sorunu çözme zamanının geldiğini" ifade etti. "Biz tek devlet üzerinden çözüm bulunmasını istiyoruz" diyen Hristofyas, BM ile tam bir işbirliği içinde olacaklarını sözlerine ekledi.

DOWNER
Downer da bugünün Kıbrıs için tarihi bir gün olduğunu ifade ederek, Kıbrıs sorununun çözümünde iyimser olmak için bir sürü neden bulunduğunu söyledi."Kıbrıs için tarihi bir gün, tüm Kıbrıslılar için kritik önem taşıyan bu sürecin parçası olmaktan onur duyuyorum" diyen BM yetkilisi, liderlerin yürüteceği bir sürecin söz konusu olduğunu, BM’nin sürece destek sağlayacağını belirtti. Downer, liderlerin önderliğinin sürecin başarısı için kritik bir rol oynayacağını vurguladı.
Downer, geçen birkaç aylık dönemde zorluklar olduğunu, gelecekte dezorluklar ve mücadele etmeyi gerektirecek sıkıntılar olacağını ifade ederek,"Kıbrıs sorunu çözülemeyecek bir sorun değildir, müzakerelerin mutlaka sonuca ulaşması gerekiyor. İyimser olmak için birçok neden var. Uzun süreli dostluğunuzve çözüme olan inancınız ortak bir vizyon oluşturuyor. Bu da barışın ana unsurudur" diye konuştu.
BM yetkilisi, liderlerin geçmiş toplantılarda yaptığı açıklamaların, çözümün çerçevesini oluşturduğunu, Kıbrıs sorununda geçmişten gelen bir birikim olduğunu, bundan liderlerin faydalanabileceğini kaydetti. Sürecin ilerleyişinin kendisini cesaretlendirdiğini ifade eden Downer, teknik komitelerde yapılan çalışmaları da övdü.
Downer, iki halkın ve adanın yeniden birleşmesinin tüm Kıbrıslıların çıkarına olduğunu da sözlerine ekledi.

TOPLANTIDAN SONRA YAPILAN AÇIKLAMALAR


KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa yıl sonundan önce çözüm bulmak istediklerini söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, 11 Eylül Perşembe günü yapacakları görüşmede, yönetim ve güç paylaşımı konularını ele alacak.
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lider Hristofyas’ın, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun’un resmi ikametgahında yaptığı ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’ın da katıldığı görüşme sona erdi.
Yaklaşık 2 saat süren görüşmenin ardından ilk açıklamayı yapan Downer, bir sonraki görüşmenin 11 Eylül Perşembe günü yapılacağını belirterek, prosedürün belirlenmesinin ardından müzakerelere yönetim ve güç paylaşımı konularıyla başlanacağını söyledi.
Her iki liderin birbirine gösterdiği iyi niyetin kendisi için etkileyici olduğunu ifade eden Downer, liderlerin görüşmede samimiyetlerini ortaya koyduğunu belirtti.
Downer’in ardından iki lider soruları yanıtladı.


-"SÜRPRİZLE KARŞILAŞMADIM"-

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, "Talat sizi ne şekilde şaşırttı" sorusu üzerine, görüşmede "herhangi bir sürpriz olmadığını" belirterek, "Mehmet Ali Talat aynı Mehmet Ali Talat, herhangi bir sürprizle karşılaşmadım" dedi.
Rum lider, "adada sınırların yıl sonuna kadar kaldırılıp kaldırılmayacağı" yönündeki soru üzerine ise "Bu amaçla yola çıktıklarını ve en kısa zamanda bunu yapmak istediklerini" söyledi.
Hristofyas, "Ne kendisi ne de Talat’ın yarın ve başka bir gün bunun olacağının garantisini vereceğini" belirterek, "Ama ortak bir istek var, ortak bir irade var bu konuda. Ortak bir şekilde çalışacağız. Bunu en kısa zamanda yapmak istiyoruz" dedi.


-"ANKARA DESTEKLİYOR"-

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da bir gazetecinin, "Ankara’nın baskısı olmadan mı müzakere ediyorsunuz" sorusuna karşılık, "Ankara her zaman için çözümü desteklemektedir" dedi.
Kıbrıs’ta 4 yıllık bir sessizliğin ardından tekrar müzakerelerin başlamasında Ankara’nın desteğinin rol oynadığına işaret eden Talat, "Biz çözüm için varız. Ankara bizi destekliyor. Şundan eminiz ki, kapsamlı bir anlaşmaya varma konusunda başarılı olacağız" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, bu yılın sonuna kadar bu anlaşmaya varmak istediklerini kaydetti.
Talat, iki liderin temsilcilerinin prosedür üzerindeki tartışmaları sürdüreceğini ifade ederek, bugünkü görüşmenin anlamının müzakereleri başlatmak olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Ankara askerini adadan çekmeyi kabul edecek mi" sorusuna ise "Ankara’ya ne olmuş hep Ankara’dan bahsediyorsunuz. Ankara zaten çözümü destekliyor" karşılığını verdi.


-BM GENEL SEKRETERİNİN MESAJI-

Liderlerin soruları yanıtlamasının ardından Downer, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’un mesajını okudu.
Ban, mesajında, Talat ve Hristofyas’ın tam müzakereleri başlatmasını memnuniyetle karşıladığını ifade ederek, liderlere bu amaç doğrultusunda "ciddi bir çalışma ve adanmışlık" diledi. Ban, müzakerelerin sonunda başarılı bir çözüm bulunması dileğinde bulunarak, BM’nin her iki tarafın çabalarını da desteklediğini kaydetti.
"Bu tarihsel adımın birlikte atılmasını" desteklediğini bildiren Ban, "adanın yeniden birleştirilmesi ve Kıbrıs adasında yaşayan bütün halkların çıkarına olan bir birleşme olmasını" istediklerini belirtti. (aa)

 

Umut ve inançla başlıyorlar

11 EYLÜL GÖRÜŞMESİNİN GÜNDEMİ; YÖNETİM VE YETKİ PAYLAŞIMI... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum toplumu lideri Hristofyas, Kıbrıs'ta kapsamlı müzakerelerin prosedürünü belirlemek amacıyla dün BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer huzurunda bir araya geldi. Kıbrıs sorununun bu yıl çözümlenmesi için her türlü çabayı göstereceklerini vurgulayan iki lider, görüşmede, esas müzakerelere 11 Eylül'de başlanmasını kararlaştırdı. 11 Eylül görüşmesinin gündeminde "yönetim ve güç paylaşımı" konuları yer alacak

BAN: BM BU TARİHİ ADIMDA İKİ TARAFI DA DESTEKLER VE CESARETLENDİRİR...

BM Genel Sekreteri Ban, Downer tarafından okunan mesajında, BM'nin bu tarihi adımı atarlarken iki tarafı da bir anlaşmaya vararak, tüm Kıbrıslıların çıkarına adayı yeniden birleştirmesi için desteklediğini ve cesaretlendirdiğini vurguladı. Ban ayrıca liderleri, amaçlarında gösterdikleri ciddiyet, uzlaşma duyguları ve barış sürecini başarılı bir sonuca ulaştırma yönündeki taahhütlerinden dolayı övdü

DOWNER: KIBRIS İÇİN TARİHİ BİR GÜN... BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, resmi müzakerelerin başladığı dünün Kıbrıs için tarihi ve çok önemli bir gün olduğuna işaret ederek, BM'nin burada bulunmaktan gurur duyduğunu söyledi. Downer, iki liderin birbirine karşı sergilediği iyi niyetten çok etkilendiğini kaydetti

LİDERLERDEN ÜMİT VERİCİ MESAJLAR... Rum Lider Hristofyas, Kıbrıs sorununa bu yıl bir çözüm bulmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını vurgularken, Cumhurbaşkanı Talat ise Kıbrıs Türk tarafının çözümden yana olduğunu ve Ankara'nın da bunu desteklediğini belirterek, "kapsamlı çözüm anlaşmasını en kısa sürede tamamlamada kararlıyız ve umarım dostum Dimitris'in söylediği gibi en kısa sürede ve umarım bu yıl" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs'ta kapsamlı müzakerelerin prosedürünü belirlemek amacıyla dün BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer huzurunda Lefkoşa'daki ara bölgede bir araya gelerek, Kıbrıs sorunun bu yıl çözümlenmesi için her türlü çabayı göstereceklerini vurguladılar.

İki lider, dünkü görüşmede, esas müzakerelere 11 Eylül'de başlanmasını kararlaştırdı. 11 Eylül görüşmesinin gündeminde "yönetim ve güç paylaşımı" konuları yer alacak.

İki lider, dün saat 10.00'da BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi Taye-Brooke Zerihoun'un ara bölgedeki ikametgâhında BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer huzurunda bir araya geldi. Görüşmede iki lidere, temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu eşlik etti.

2 saatlik görüşmenin ardından ortak açıklamayı yapan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, bundan sonraki görüşmenin 11 Eylül Perşembe günü yapılacağını belirterek, prosedürün belirlenmesinin ardından müzakerelere yönetim ve yetki paylaşımı konularıyla başlanacağını ifade etti.

Downer'in ardından iki lider soruları yanıtladı. Görüşme sonrasında medyaya neşeli görüntü veren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas açıklamalarında sorunun en kısa zamanda çözümünü hedeflediklerini vurguladılar.

Kıbrıs Rum toplumu lideri Dimitris Hristofyas, bu yıl bir çözüm bulunması için ellerinden geleni yapacaklarını vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat ise, sorunun yılsonundan önce çözümlenmesi yönündeki temennisini dile getirdi.

Soruların ardından tekrar sözü alan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, BM Genel Sekreteri'nin görüşmelerin başlamasına ilişkin mesajını okuyarak basın toplantısını sona erdirdi.

Downer: İki liderin birbirine karşı

sergilediği iyi niyetten çok etkilendim

Downer açıklamasında, resmi müzakerelerin başladığı dünün Kıbrıs için tarihi ve çok önemli bir gün olduğuna işaret ederek, BM'nin burada bulunmaktan gurur duyduğunu söyledi. Downer, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasının dünyadaki sorunlu bölgeler için bir ilham kaynağı olacağını da ifade etti.

Alexander Downer, iki liderin birbirine karşı sergilediği iyi niyetten çok etkilendiğini de kaydetti.

Görüşmelerin bir sonraki turunun 11 Eylül'de gerçekleşeceğini söyleyen Downer, müzakerelerde ilk olarak "yönetim ve güç paylaşımı"nın ele alınacağını belirtti.

Hristofyas: Sınırların kalkması

için ortak çaba harcamamız lazım

Rum Lider Hristofyas, gazetecilerin Kıbrıs sorununa bu yıl bir çözüm bulunup bulunamayacağıyla ilgili bir sorusuna, "Bu hedefimizi başarmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız" dedi. Ancak, Hristofyas, çözümün bu yıl olmasını garanti edemeyeceğini de ifade etti.

"Talat'ın size sürprizi ne oldu?" sorusuna, "Sürpriz yoktu. Talat, her zamanki Talat'tı" yanıtını verdi.

Hristofyas, sınırların ne zaman kaldırılacağı yönündeki soruyu yanıtında "En kısa sürede. Ne ben, ne de Talat, yarın ya da ertesi gün bunun olacağını garantileyebiliriz ancak bu ortak bir arzudur ve Kıbrıs ve Kıbrıslılar için bu yüce hedefi başarmak için ortak çaba göstermeliyiz" dedi.

Talat: Biz çözümden yanayız,

Ankara da bizi destekliyor

Cumhurbaşkanı Talat ise Ankara'nın müzakerelere etkisiyle ilgili soruya verdiği yanıtta, Ankara'nın çözümü desteklediğini ve bu nedenle 4 yıllık çıkmazın ardından yeniden müzakerelere başlandığını söyledi. Talat, "Biz çözümden yanayız. Ankara da bizi destekliyor. Kapsamlı çözüm anlaşmasını en kısa sürede tamamlamada kararlıyız ve umarım dostum Dimitris'in söylediği gibi en kısa sürede ve umarım bu yıl" şeklinde konuştu.

Talat, bir başka soru üzerine, temsilcilerin Yeşilırmak kapısının açılışıyla ilgili tartışma ve çalışmaların devam ettiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, dünkü görüşmenin gündeminin tam teşekküllü müzakereler olduğuna dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'nın Türk ordusunun tamamıyla geri çekilmesini destekleyip, desteklemeyeceğine ilişkin bir soruyu yanıtında, "Ankara çözümü destekliyor. Endişe etmeyin" dedi.

Ban'dan liderlere güçlü destek

Bu arada BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon, müzakerelerin açılışına bir mesaj göndererek BM'nin bu tarihi adımı atarlarken iki tarafı da bir anlaşmaya vararak, tüm Kıbrıslıların çıkarı için adayı yeniden birleştirmesi konusunda desteklediğini ve cesaretlendirdiğini vurguladı.

Ban, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer tarafından okunan mesajda, liderleri amaçlarına gösterdikleri ciddiyet, uzlaşma duyguları ve barış sürecini başarılı bir sonuca ulaştırma yönündeki taahhütlerinden dolayı övdü.

İki lideri de Kıbrıs'ta kapsamlı çözüme ulaşmak amacıyla görüşmeleri başlatmalarından dolayı selamladığını belirten Ban, BM'nin, sürece, özel danışman, özel temsilci ve adadaki tüm BM yetkilileri aracılığıyla sarsılmaz destek vereceğine tarafları temin ettiğini vurguladı.

Liderlerden iki dilde selamlama

Dün gerçekleştirilen görüşmeye önce Rum lider Hristofyas, hemen ardından da Cumhurbaşkanı Talat geldi.

Her iki lider de BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve Zerihoun tarafından karşılandı. Talat ve Hristofyas görüşmeye girerken görüşmeyi izlemeye giden medya ordusunu "günaydın" ve galimera" diyerek selamladılar.

Görüşmenin açılışında BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas birer konuşma yaptı. Yazılı açıklamanın kopyaları, BM Basın Sözcüsü Jose Diaz tarafından görüşme sonrasında basına dağıtıldı

Yerli ve yabancı

basının ilgisi büyüktü

Cumhurbaşkanı Talat'la Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas arasında yapılan görüşme kapsamlı müzakereler prosedürünü belirlemek için yapılan doruk görüşmesine Kıbrıs Türk Rum ve yabancı medya büyük ilgi gösterdi.

Görüşme salonuna, açılış seremonisini görüntülemek üzere sadece BRTK, Rum Radyo televizyonu (RIK) kameraları alındı.

KIBRIS 04/09/08

 

 

İngiltere: Çözüm için şimdiye kadar yakalanmış en iyi fırsat

Murphy ve Ryan Kıbrıs'taki İngiliz Yüksek Komiserliği aracılığıyla yaptıkları ortak açıklamada, iki liderin 21 Mart'ta vardıkları uzlaşmayı, ayrıca 23 Mayıs ile 1 ve 25 Temmuz'daki görüşmelerindeki ortak açıklamalarında sağladıkları yakınlaşmayı takdirle karşıladıklarını ifade ettiler.

Bu görüşmelerin Kıbrıs sorununun çözümü yolunda şimdiye kadar yakalanmış en iyi fırsat olduğunu ifade eden Jim Murphy ve Joan Ryan, bütün Kıbrıslıları görüşmelere destek olmaya çağırdı.

Kıbrıs sorununun Kıbrıslılar arasında çözülmesi gerektiğine de dikkat çeken iki İngiliz yetkili, kendilerinin de sürece destek vermeye hazır olduklarını kaydetti.

KIBRIS 04/09/08

 

The really tough talks start now
By Stefanos Evripidou

UNDER THE watchful eye of the world’s media, the two community leaders stepped out into a glaring sun at Nicosia’s old airport yesterday, where they launched a new round of official negotiations for a Cyprus settlement.

UN Special Advisor for Cyprus, Alexander Downer, described the start of talks as “an historic day for Cyprus”, noting that a settlement would be “an inspiration to a troubled world”.

The two leaders arrived at the residence of UN Special Representative Taye-Brook Zerihoun in the UN-controlled Nicosia airport at 10am yesterday. President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat spent the next two hours, along with their respective aides, George Iacovou and Ozdil Nami, discussing procedure with Downer and Zerihoun.

The leaders agreed to meet again on September 11 where the real negotiations will begin on the chosen issues of governance and power-sharing. The next meeting will take place on September 18.

During the largely ceremonial meeting, the two leaders read out statements to each other before Downer led them out to address the hordes of waiting local and international media.

The leaders’ opening statements reflected the large gap in substance between the two sides, with both leaders sitting on opposite sides of the fence on key issues for a settlement. But as one diplomatic source said about yesterday’s “opening ceremony”, at least it proved that the two had come to agreement on the need to talk and how to go about doing the talking.

“The Cyprus problem is not insurmountable and the negotiations which you begin today can, and must, have a successful outcome,” said Downer after the meeting.

The former Australian foreign minister said he was “very impressed with the goodwill shown by the two leaders towards each other, their strong, personal relationship, the good humour they both have” and their “sincerity to achieve a successful settlement”.

“You own this process and, as a result, your continuing leadership is the critical element to make it succeed,” he added.

UN Secretary-General Ban Ki-Moon welcomed the launch of talks and commended the leaders “for their seriousness of purpose, sense of compromise and commitment to seeing the peace process through to a successful conclusion.”

In his opening statement, Christofias reiterated the Greek Cypriot stance on a bizonal, bicommunal federation with political equality and single sovereignty, citizenship and international personality. He ruled out arbitration and artificial timetables “to safeguard the Cypriot ownership of the process” and to guarantee “the outcome will be a Cypriot solution by the Cypriots and for the Cypriots”.

Talat spoke of the hard work and persistence needed to reach this point after “four years of stalemate”.

The Turkish Cypriot leader acknowledged the different views on certain aspects but said the gaps could be bridged with goodwill and compromise. He spoke of creating two constituent states with equal status, and emphasised the “great importance” attached to the thorny issue of the Treaties of Guarantee and Alliance.

“Time is not on the side of a settlement. We, as the two leaders, have a historic responsibility to find an early settlement to this protracted problem,” said Talat, expressing hope for a solution by the end of the year.

Christofias returned with additional comments to his opening statement, setting out the red lines of the Greek Cypriot community on Talat’s proposed “virgin birth”. He highlighted that the federal solution would be a partnership of the two communities, born from a unitary state, not two equal states.

“Allow me to stress here that a solution based on a bizonal, bicommunal federation was a major concession made by President Makarios in 1977, and due credit should be given to this concession.

“I wish to be clear from the beginning of this process: with this concession, the Greek Cypriot side has exhausted its limits and can not go any further. Neither confederation, nor a new partnership of two states through ‘virgin birth’ can be accepted,” said Christofias.

Regarding the Turkish Cypriot refusal to allow Greek Cypriot pilgrims to cross at Limnitis last week, Christofias said this “falls short of the spirit of good faith which should have prevailed”.

“Regretfully, these events have poisoned the good climate needed among us, as well as among ordinary people, which is essential for the process to move ahead and succeed,” he added.

Christofias called on his “comrade and friend Mehmet-Ali… to respond to the call of history” and reunify the homeland “without third parties and so-called guardians of our communities”.

Asked by reporters if the Cyprus problem could be resolved this year, Christofias replied “we shall try our utmost to achieve this aim as soon as possible,” noting that he could not guarantee this would happen this year.

CYPRUS MAIL 04/09/08

 

World gathers as leaders meet for reunification talks
By Stefanos Evripidou

THE relentless summer sun provided a bright backdrop to the launch of direct talks at the UN-controlled Nicosia airport yesterday; a place more associated with frozen images than new beginnings.

Outside the UN Protected Area, a group of around 20 Greek Cypriot refugees held banners for the two leaders to see as they drove into the compound: “All settlers in their homes, not ours” and “Mr Talat stop squandering our land”.

Inside, UN personnel covered the entire area, escorting the media from the gates to the car park, and then by bus to the residence of UN Special Representative Taye-Brook Zerihoun. And in case anyone didn’t know how to follow a UN patrol car properly, UN officials were on hand every 100m to point out the right direction.

At the house, a tent was set up outside to provide shelter for the mass of local and international journalists gathered there, with representatives from as far afield as Japan. Tens of vans with live link-up facilities were sprawled across the field in front, while photographers, cameras and news anchors battled for space behind the metal barricades.

President Demetris Christofias was the first to arrive, followed by Mehmet Ali Talat. The Turkish Cypriot leader was in high spirits, bidding good morning in Greek to the perspiring journalists while showing an optimistic thumb up before passing through the doors.

The cameras allowed briefly inside the residence caught Talat saying to Christofias: “I have a surprise for you”, sending the media into frenzied speculation about a positive announcement on the opening of the Limnitis crossing.

The “surprise” turned out to be a packaged gift for Christofias. When pressed, the Greek Cypriot leader refused to divulge its contents, saying: “Leave something for us.”

As the talks got underway, a photocopy of UN Special Advisor Alexander Downer’s speech was handed out. The print journalists took a copy and sat back in the shade while radio, newswire and TV reporters grabbed cameras and mobile phones to send back the latest news.

“The best mobile reception is in the toilet,” discovered one journalist, referring to the makeshift lavatories set up in the field in front.

Occasionally, a UN representative would come out and relay the latest news. “The two leaders are going to read their opening statements outside... No, change of plan, copies will be handed out instead but we are waiting to get them typed, Talat’s notes are handwritten.”

One got the impression that the most important negotiations on Cyprus to date were being conducted in a rather loose, flexible manner, reinforcing the stereotypes of island life.

Two hot hours later, the leaders came out. Christofias looked a little weary in comparison to the more energised and upbeat Talat. Perhaps the President had experienced enough disappointment over Limnitis that he felt the need to play down his excitement.

During question time, the reporters jumped on Talat’s comments regarding a “surprise”.

“No surprise. He was Talat as we know Talat, so no surprise,” said Christofias. Later, outside the Presidential Palace, when asked what Talat’s gift was, the Greek Cypriot leader avoided the answer, replying: “The beginning of the talks”.

The foreign media pressed Talat about Ankara’s intentions for the negotiations. After a number of questions on the same lines, Talat responded somewhat sharply: “What’s with Ankara, always asking about Ankara? They will support a solution.”

At this point, Christofias broke into a smile, wagging his finger at the persistent journalist: “You are a very good journalist,” he said.

Meanwhile, Downer seemed particularly enthusiastic in his first official foray into Cyprus diplomacy. According to one diplomatic source, he also appeared well read on the conflict.

As for the two leaders, the same source said “they see eye to eye on how the process will go forward, but are not yet in agreement on what a solution will be.”

CYPRUS MAIL 04/09/08

 

Police collar three men after another attack on the statue of Makarios
By Marianna Pissa

THREE young men shouted abuse against priests and threw cans of beers on the Makarios statue at the Archbishopric yesterday morning, according to a police report.

The report stated that the security guard of the Archbishopric saw the young men and asked them to stop and leave, but they continued to shout against priests and simultaneously, one of them, threw a glass of beer at the statue of Archbishop Makarios.

The police said the three young were “apparently very drunk”

Police rushed to the scene and took the men to the offices of the Nicosia CID.

The three young men were arrested and questioned both on this incident and the incident that occurred on Monday where the ten-metre high statue, which has stood in the heart of the capital outside the Archbishopric for the past 15 years, had paint thrown over it and scrawled graffiti reading, ‘For Sale: Down with Idols’, on the wall at the base of the perimeter fence.

Nothing incriminating against the three young men was found concerning Monday’s incident. Nicosia CID continues the investigation.

CYPRUS MAIL 04/09/08

 

Hristofyas: Anavatandan kopma zamanı

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs’ta “garantörlerin kaldırılması” görüşünü yineleyerek, “Kıbrıslılar artık vasiliği kabul edemezler. Anavatanlardan bağları koparma zamanıdır” dedi.

AA

Güncelleme: 16:29 TSİ 05 Eylül 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - Rum basın haberlerine göre, İsveç’e giden Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, İsveç Dış Politika Enstitüsü’nde dün yaptığı konuşmada, olası bir çözümde, “yerleşik” olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının “çoğunun gideceğini” söyledi.

 

“Bir çözümün uygulanması, Talat ile anlaşmaya varmamızdan daha zor olacak.” diyen Hristofyas, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yaklaşık 50 bin ‘yerleşiğin’ kalmasını ve ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal vatandaşı olmasını kabule hazır olduğumu söyledim ve bunun için de eleştirildim. ‘Yerleşiklerin’ büyük çoğunluğunun Türkiye’ye geri dönmesi gerekecek, kolonizasyon savaş suçudur.”

Hem Kıbrıslı Rumların, hem de Kıbrıslı Türklerin anavatanlardan bağlarını koparma zamanının geldiğini savunana Hristofyas, “Türk tarafı, planlı bir şekilde Kıbrıs Rum malları gaspını uyguladı, bu da mülkiyet konusunu daha da zorlaştırdı. Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki tezi; olası bir çözümde Kıbrıslı Rumların ve Türklerin mülkleri konusunda ne yapacaklarını tercih etme olanağına sahip olmaları gerektiğidir. Tercihler şu şekilde olmalıdır: Serbest erişim, tazminat olanağı ve takas.”

TALAT’IN TEZLERİNE BAKINCA, YIL SONUNA KADAR ÇÖZÜM MÜMKÜN DEĞİL
Hristofyas ayrıca İsveç’te gazetecilere yaptığı açıklamada, “Sayın Talat Kıbrıs sorununun üzerinde anlaştığımız temel çözüm ilkelerini izleseydi, yıl sonuna kadar çözüm olması mümkün olurdu” diye konuştu. Talat’ın açıklamalarından “üzüntü duyduğunu” belirten Hristofyas, “Sorunun en kısa zamanda çözülmesini istiyorsak, daha az konuşup daha çok iş yapmaya, daha mantıklı ve daha akıllı olmaya dikkat etmemiz gerekir. Maalesef Kıbrıslı Türk lideri, bunu yapmıyor. Doğrudan müzakerelerin başlangıcında, Sayın Talat tarafından ortaya konulan tezleri değerlendirdiğimde, Kıbrıslı Türk liderinin iddia ettiği gibi Kıbrıs sorununun çözümünün yıl sonuna kadar mümkün olduğuna inanmıyorum” ifadelerini kullandı.

İSVEǒTEN TÜRKİYE’YE BASKI UYGULAMASINI İSTEDİ
Rum gazetelerinin haberine göre Hristofyas, dün İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile de görüştü ve bu görüşmede İsveç’ten, Kıbrıs’ta çözüm yolunda “katı tutumunu terk etmesi” için Türkiye nezdinde nüfuzunu kullanmasını istedi.

“Türk politikasının sertleştiğini, bunun Kıbrıslı Türk liderinin tezlerine de yansıdığını” iddia eden Hristofyas, “Talat’ın çözüm iradesine inandığını, Ankara’nın niyetleri konusunda ise büyük kaygı duyduğunu” savundu.

 

 

Hristofyas: "Yıl sonuna kadar çözüm zor"

 

Ada'da kapsamlı müzakere sürecinin başlamasının ardından, Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas, sürecin kolay ilerlemeyeceğinin işaretini verdi. Ada'da yıl sonuna kadar çözüm beklemediğini belirten Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı da eleştirdi.

 

Rum lider, Ada'da olası çözüm çerçevesinde, sadece 50 bin Türkiye kökenli KKTC vatandaşının kalabileceğini yineledi ve bu vatandaşların büyük bir bölümünün çözüm kapsamında Ada'dan ayrılması gerektiğini vurguladı.

Rum basınındaki haberlere göre, Hristofyas, Kıbrıs sorunu için, "Çözümü uygulamak, bir çözüm üzerinde uzlaşmamızdan daha zor olacak" dedi. Hristofyas, "Kıbrıslılar artık vasiliği kabul edemezler,  artık anavatanlardan bağları koparma zamanıdır" diye konuştu.

Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı da eleştirdi. Rum lider, "Sorunun çözülmesini istiyorsak, daha az konuşup daha çok iş yapmaya, daha mantıklı ve daha akıllı olmaya dikkat etmemiz gerekir. Maalesef Kıbrıslı Türk lideri bunu yapmıyor" diye konuştu.

Hristofyas, "Talat'ın ortaya koyduğu tezleri değerlendirdiğimde, kendisinin iddia ettiği gibi, çözümün yıl sonuna kadar mümkün olduğuna inanmıyorum" dedi.

CNN TURK 05/09/08

 

 

Hristofyas: Türklerin çoğu gidecek

LEFKOŞA (A.A)

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs'ta “garantilerin kaldırılması” görüşünü yineleyerek, “Kıbrıslılar artık vasiliği kabul edemezler. Ana vatanlardan bağları koparma zamanıdır” dedi.

 

Rum basın haberlerine göre, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 3 Eylülde yaptığı görüşmenin ardından İsveç'e giden Hristofyas, İsveç Dış Politika Enstitüsünde dün yaptığı konuşmada, olası bir çözümde, “yerleşik” olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının “çoğunun gideceğini” söyledi.
“Bir çözümün uygulanması, Talat ile anlaşmaya varmamızdan daha zor olacak” diyen Hristofyas, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çözümü uygulamak, bir çözüm üzerinde uzlaşmamızdan daha zor olacak. Yaklaşık 50 bin 'yerleşiğin' kalmasını ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal vatandaşı olmasını kabule hazır olduğumu söyledim ve bunun için de eleştirildim. 'Yerleşiklerin' büyük çoğunluğunun Türkiye'ye geri dönmesi gerekecek, kolonizasyon savaş suçudur.

Hem Kıbrıslı Rumların, hem de Kıbrıslı Türklerin ana vatanlardan bağlarını koparma zamanı geldi.

Türk tarafı, planlı bir şekilde Kıbrıs Rum malları gaspını uyguladı, bu da mülkiyet konusunu daha da zorlaştırdı. Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki tezi; olası bir çözümde Kıbrıslı Rumların ve Türklerin mülkleri konusunda ne yapacaklarını tercih etme olanağına sahip olmaları gerektiği şeklindedir. Tercihler şu şekilde olmalıdır: Serbest erişim, tazminat olanağı ve takas. Bizim taraf, bu üç tercih hakkını da savunuyor, ama öteki taraf özellikle tazminat ve takas olanağını savunuyor.”

İSVEÇ'TEN TALEBİ

Rum gazetelerinin haberine göre Hristofyas, dün İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile de görüştü ve bu görüşmede İsveç'ten, Kıbrıs'ta çözüm yolunda “katı tutumunu terk etmesi” için Türkiye nezdinde nüfuzunu kullanmasını istedi.

“Türk politikasının sertleştiğini, bunun Kıbrıslı Türk liderinin artık ifade etmekte olduğu tezlere de yansıdığını” iddia eden Hristofyas, “Talat'ın çözüm iradesine inandığını, Ankara'nın niyetleri konusunda ise büyük kaygı duyduğunu” savundu.

Görüşmede güvenlik, garantiler ve mülkiyet konularına da değinen Hristofyas, özellikle mülkiyet konusunu ilk görüşmeler itibariyle al-ver sürecine sokacağını söyledi. “Adanın tamamında on binlerce kişiyi ilgilendiren mülkiyet meselesinin Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin siyasi iradeleri konusunda bir test olacağını” belirten Hristofyas, bu konuda ortak kabul edilebilir bir düzenlemenin 11 Eylülde başlayacak girişimin başarısını büyük oranda belirleyeceği görüşünü ortaya koydu.

Rum basını, Hristofyas'ın İsveç ziyaretinin bir amacının, Türkiye ile geleneksel dostluk ilişkisi bulunan bu ülkeden Türkiye üzerinde nüfuzunu kullanmasını sağlamak, bir amacının da eski Rum lideri Tasos Papadopulos zamanında bozulan ilişkilerin düzeltilmesi olduğunu, bu nedenle ziyaretin çok büyük önem taşıdığını yazdı.

 

Hristofyas: Türklerin çoğu Kıbrıs’tan gidecek

 

05/09/2008

Kıbrıs Rum Lideri Hristofyas adada garantilerin kaldırılması gerektiğini elirterek kökenli KKTC’lilerin çoğu gidecek’ dedi

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs’ta "garantilerin kaldırılması" görüşünü yineleyerek, "Kıbrıslılar artık vasiliği kabul edemezler. Ana vatanlardan bağları koparma zamanıdır" dedi.
Rum basın haberlerine göre, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 3 Eylülde yaptığı görüşmenin ardından İsveç’e giden Hristofyas, İsveç Dış Politika Enstitüsünde dün yaptığı konuşmada, olası bir çözümde, "yerleşik" olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının "çoğunun gideceğini" söyledi.
"Bir çözümün uygulanması, Talat ile anlaşmaya varmamızdan daha zor olacak" diyen Hristofyas, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çözümü uygulamak, bir çözüm üzerinde uzlaşmamızdan daha zor olacak. Yaklaşık 50 bin ’yerleşiğin’ kalmasını ve ’Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal vatandaşı olmasını kabule hazır olduğumu söyledim ve bunun için de eleştirildim. ’Yerleşiklerin’ büyük çoğunluğunun Türkiye’ye geri dönmesi gerekecek, kolonizasyon savaş suçudur.
Hem Kıbrıslı Rumların, hem de Kıbrıslı Türklerin ana vatanlardan bağlarını koparma zamanı geldi.
Türk tarafı, planlı bir şekilde Kıbrıs Rum malları gaspını uyguladı, bu da mülkiyet konusunu daha da zorlaştırdı. Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki tezi; olası bir çözümde Kıbrıslı Rumların ve Türklerin mülkleri konusunda ne yapacaklarını tercih etme olanağına sahip olmaları gerektiği şeklindedir. Tercihler şu şekilde olmalıdır: Serbest erişim, tazminat olanağı ve takas. Bizim taraf, bu üç tercih hakkını da savunuyor, ama öteki taraf özellikle tazminat ve takas olanağını savunuyor."

İSVEǒTEN TALEBİ
Rum gazetelerinin haberine göre Hristofyas, dün İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile de görüştü ve bu görüşmede İsveç’ten, Kıbrıs’ta çözüm yolunda "katı tutumunu terk etmesi" için Türkiye nezdinde nüfuzunu kullanmasını istedi.
"Türk politikasının sertleştiğini, bunun Kıbrıslı Türk liderinin artık ifade etmekte olduğu tezlere de yansıdığını" iddia eden Hristofyas, "Talat’ın çözüm iradesine inandığını, Ankara’nın niyetleri konusunda ise büyük kaygı duyduğunu" savundu.
Görüşmede güvenlik, garantiler ve mülkiyet konularına da değinen Hristofyas, özellikle mülkiyet konusunu ilk görüşmeler itibariyle al-ver sürecine sokacağını söyledi. "Adanın tamamında on binlerce kişiyi ilgilendiren mülkiyet meselesinin Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin siyasi iradeleri konusunda bir test olacağını" belirten Hristofyas, bu konuda ortak kabul edilebilir bir düzenlemenin 11 Eylülde başlayacak girişimin başarısını büyük oranda belirleyeceği görüşünü ortaya koydu.
Rum basını, Hristofyas’ın İsveç ziyaretinin bir amacının, Türkiye ile geleneksel dostluk ilişkisi bulunan bu ülkeden Türkiye üzerinde nüfuzunu kullanmasını sağlamak, bir amacının da eski Rum lideri Tasos Papadopulos zamanında bozulan ilişkilerin düzeltilmesi olduğunu, bu nedenle ziyaretin çok büyük önem taşıdığını yazdı.(aa)

 

 

Mecliste Kıbrıs mesaisi

ÇOK FAZLA YENİ BİRŞEY YOK... Cumhurbaşkanı Talat, toplantıda, çok fazla yeni birşey dile getirmediğini söyledi ve sürece ilişkin yeni gelişmelerin 11 ve 18 Eylül'de yapılacak toplantılarda ortaya çıkabileceği düşünceyle meclisin o görüşmeler sonrasında toplanıp, değerlendirme yapması konusunda genel bir kanaat oluştuğunu belirtti

 "KIBRISLI TÜRKLERE TAVİZ FALAN VERİLMEDİ"... Hristofyas'ın "1977 Doruk Anlaşması'nda acı bir taviz verildiği ve Makarios'un üniter devletin dönüşüm yoluyla federal devlete dönüşmesini kabul ettiği" yönündeki açıklamasını da değerlendiren Talat, "Kıbrıslı Türklere taviz falan verilmedi" dedi. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin üniter bir devlet değil, fonksiyonel federatif devlet olduğunu söyleyen Talat, "Kıbrıslı Türklere taviz verildi sözleri ciddi bir talihsizlik" şeklinde konuştu

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın katılımıyla Kıbrıs konusunda olağanüstü toplandı.

Cumhurbaşkanı Talat, basına kapalı olarak gerçekleştirilen genel kurulda milletvekillerini yeni müzakere süreci konusunda bilgilendirdi.

Yaklaşık iki saat süren toplantı, saat 10.30'da başladı.

Olağanüstü birleşimi meclisten istifa eden DP milletvekilleri de izleyici locasından takip etti ancak partinin görüşlerinin ifade edilmesi konusunda tartışma yaşanması üzerine tepki koyarak meclisi terk etti.

Cumhurbaşkanı Talat, meclisten ayrılırken basına yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusuyla ilgili gelişmeler hakkında milletvekillerini bilgilendirdiğini belirterek, 23 Mayıs'tan günümüze olan gelişmeleri içeren bir konuşma yaptığını kaydetti.

Talat'ın devam eden müzakere süreci içerisinde belirlenecek tarihlerde milletvekillerini tekrar bilgilendireceği kaydedildi.

Talat'ın gelişi

Olağanüstü birleşim için Cumhuriyet Meclisi'ne saat 10.15'te gelen Cumhurbaşkanı Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından kapıda karşılandı.

Talat, önce, Meclis Şeref Salonu'na alındı, meclisin toplanmasının ardından da birleşim için genel kurul salonuna girdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis'e gelişinde basın mensuplarının sorusu üzerine, milletvekillerini bilgilendirmeye ve görüşlerini almaya geldiğini söyledi.

Meclis çalışmalarını uzun süreden beri boykot eden Serdar Denktaş başkanlığındaki DP milletvekilleri ise birleşimi bir süre locadan takip etti.

Alanlı ÖRP'de

Yaz tatili devam eden Cumhuriyet Meclisi'nin dünkü olağanüstü birleşiminde yoklama yapılmasının ardından, ilk olarak bağımsız milletvekili Hüseyin Avkıran Alanlı'nın dünden itibaren Özgürlük ve Reform Partisi milletvekili olarak görev yapacağı konusunda milletvekilleri bilgilendirildi.

Genel kurulda daha sonra Cumhurbaşkanı Talat'ın salonda yerini almasının ardından birleşimin başlaması için basın mensupları salondan çıkarıldı.

DP, salonu terk etti

Cumhuriyet Meclisi'nde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla Kıbrıs konusunda olağanüstü birleşim devam ederken, uzun süreden beri devam eden meclis boykotları nedeniyle birleşimi locadan izleyen DP milletvekilleri birleşimi terk etti.

DP Genel Başkanı Denktaş ile partinin milletvekilleri, birleşimde konuşmalarına izin verilmemesini gerekçe göstererek saat 11.45'de meclisten ayrıldı.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, meclisten ayrılırken basın mensuplarına yaptığı açıklamada, meclisten istifa dilekçelerinin onaylanmaması nedeniyle sadece Kıbrıs'la ilgili oturumlara katılıp partinin görüşlerini ilettiklerini, dün de bu amaçla oturuma katıldıklarını belirtti.

DP milletvekillerinin misafir localarında, kendisinin de genel kurul salonunda yerini alarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın açıklamalarını dinlediğini, yapacakları itirazlar ve iletecekleri görüşleri bulunduğunu ifade eden Denktaş, bunların kayıtlara geçmesi için meclise geldiklerini söyledi.

Ancak hükümet kanadının "görüşlerin 11 Eylül'den sonra belirtilmesi" konusunda ısrarcı olması üzerine görüşlerini belirtemediklerini söyleyen Denktaş, bu durumda meclis birleşimini terk ettiklerini kaydetti.

Kürsüye çağrıldık ama...

Meclisteki itirazları üzerine kürsüye davet edildiklerini de kaydeden Denktaş, "Başbakan 'buyur ağam, buyur paşam, buyur kralım konuş' gibi kendine yakışmayan yaklaşımda bulundu. 'Erkek gibi istifa ettiniz' dedi. Böylesi durumda yapılacak ikazların değeri olmayacaktı" ifadelerini kullandı.

Denktaş, konuyla ilgili olarak parti binasında saat 12.30'da bir basın toplantısı düzenledi.

"Bu meclis, içine girilen süreçle ilgili görüş beyan edecek durumda değil" diyen Denktaş, meclisin gelişmeleri takip eden, bilgi veren durumda olmadığını; Cumhurbaşkanı'na yön verebilecek, ikaz edebilecek yapısı kalmadığını iddia etti.

Denktaş, "İçerde kendisini vekil zannedenlere çağrı yapıyorum. Yarından tezi yok istifalarımızı kabul etsinler... Böylesi bir meclisin ülkeye faydası yok, böyle bir sürece giderken dahi görüşlerini belirtemeyen meclisin halkın karşısında durması, kendini avutmaktan başka birşey değil" ifadelerini kullandı.

Talat: Kıbrıslı Türklere taviz falan verilmedi...

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, meclisten çıkışında yaptığı açıklamada, 1977 Doruk Anlaşması'nda Kıbrıslı Türklere taviz verilmediğini, sadece fonksiyonel federatif sistemin Kıbrıs Türkü'nün var olan haklarının kabul edildiği iki kesimli bir federatif sisteme dönüştüğünü söyledi.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın "1977 Doruk Anlaşması'nda acı bir taviz verildiği ve Makarios'un üniter devletin dönüşüm yoluyla federal devlete dönüşmesini kabul ettiği" yönündeki açıklamasının bilgi olarak da yanlış olduğuna işaret eden Talat, "Çünkü 1977 Doruk Anlaşması, tarafların bir federasyon aradığını söylemekle yetiniyor. Dönüşümden bahsetmiyor" dedi.

Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın 1977 Doruk Anlaşmasında Kıbrıslı Türklere taviz verildiği ve bundan daha ileriye gidilemeyeceği yönündeki sözlerini de ciddi bir talihsizlik olarak niteledi.

Talat, genel kurula bilgi verdiği toplantıda 23 Mayıs'tan günümüze meydana gelen gelişmeleri özetlediği bir konuşma yaptığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, siyasi partilerin çalışma grupları ve teknik komitelerdeki bütün dökümanları inceleme imkânı bulmasından dolayı konulara vakıf olduğunu, bu nedenle çok fazla yeni bir şey dile getirmediğini söyledi.

Önceki günkü görüşmeyle ilgili de bilgi verdiğini kaydeden Talat, toplantıda ayrıca sürece ilişkin yeni gelişmelerin 11 ve 18 Eylül'de yapılacak toplantılarda ortaya çıkabileceği düşünceyle meclisin o görüşmeler sonrasında toplanıp, değerlendirme yapması konusunda genel bir kanaat oluştuğunu belirtti.

Hristofyas'ın açıklamaları "yanlış"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başka bir soru üzerine, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın "1977'de, dönemin Rum lideri Makarios'un iki toplumlu, iki bölgeleri federal çözümü kabul ederek, büyük bir taviz verdiği" yönündeki sözleri "ilginç" olarak niteledi.

"Kıbrıs Cumhuriyeti üniter değil"

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de "üniter bir devlet" değil, "Fonksiyonel Federatif Devlet" olduğuna dikkat çekti.

"Kıbrıslı Türklere taviz falan verilmedi. Zaten Fonksiyonel Federatif Devlet'ti. Bunu iki kesimli federatif sisteme dönüştürdü, o günün gerçekleri. Bu bir taviz değil. Kıbrıs Türkü'nün var olan haklarının başka bir zeminde kabul edilmesidir sadece. Bunu bir taviz olarak nitelemek ciddi bir talihsizliktir" dedi.

"Ciddi bir talihsizlik"

"Kıbrıslı Türklere acı bir taviz verildi" sözlerinin "bundan vazgeçmeyi tercih etmek" anlamına gelen "ciddi bir talihsizlik" olduğunu kaydeden Talat, 31 yıl önceye gitmeye de anlam veremediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle devam etti:

"1977 Anlaşması'ndan sonra birçok mutabakat var. Her şeyden önce bizim anlaşmalarımız var. 8 Temmuz, 23 Mayıs, 1 Temmuz anlaşmalarımız var. Onlar daha güncel. Niye güncele gelmiyor da 31 yıl önceye gidiyor? Birçok BM müzakeresi yaşandı. Birçok fikirler ortaya kondu. Gali Fikirleri, Cuellar önerileri var. En son olarak da Annan Planı var. Tüm bunlar yokmuş gibi, 1977'de büyük taviz verdiler ve onun gerisine gidemezler gibi laflar talihsizliktir."

DP'nin tutumu

Cumhurbaşkanı Talat, DP'nin toplantıyı terk etmesiyle ilgili soruya şu yanıtı verdi:

"Ben ona karışmam. Meclisin iç işleyişiyle ilgilidir. Ben zaten bilgi verecektim, verdim. İsteyen konuşur, görüşünü ortaya koyardı. Orada koymayan benden randevu alarak koyabilir. Dolayısıyla bir tartışma yaşandı. Ancak benim ilgi alanım değil."

Ekenoğlu: Serdar Denktaş fevri ve erken davrandı

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da, meclisin olağanüstü birleşiminde DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın kürsüye davet edildiğini ancak "fevri" bir davranış içine girdiğini belirtti.

Fatma Ekenoğlu meclisin Kıbrıs konusunda olağanüstü birleşiminin ardından basın mensuplarının sorusu üzerine, DP milletvekillerinin salonu terk etmesini değerlendirerek, "Mecliste gruplar, toplantının nasıl olacağını konuşurken Serdar Denktaş herhalde önyargılı girdi ve kendi görüşünü dışarıda söyleyeceğini ifade ederek bir tavır içerisine girdi" dedi.

Serdar Denktaş'ın kürsüye davet edildiğini ancak onun kararını vererek dışarıya çıktığını kaydeden Ekenoğlu, "Ben kendisini kürsüye davet ettim. Dışarıda ne söylediğini bilmiyorum" şeklinde konuştu.

Meclis salonunda sadece Serdar Denktaş'ın milletvekili koltuklarına oturduğunu diğer milletvekillerinin ise misafir localarında kaldığını ifade eden Ekenoğlu, "Sözlerini söyledikten sonra Serdar Denktaş da misafir locasına geçti. Ben buyurun dediğim halde inip söylemedi. Kaldı ki o çıktıktan sonra kısa da olsa gruplar başkanlar görüşlerini ifade ettiler. Sorular soruldu. Cumhurbaşkanı da bunları yanıtladı. Meclis o şekilde tamamlandı. Serdar Bey fevri ve erken davrandı" dedi.

İstifalar

Serdar Denktaş'ın istifalarının kabulünü istediğinin belirtilmesi üzerine de Ekenoğlu, bu konuda iç tüzük ile anayasada farklı ifadeler bulunduğunu söyledi.

"Halkımız kendi değerlendirmesini yapsın" diyen Ekenoğlu, DP milletvekillerinin meclise gelmediğini ancak milletvekilliğinin tüm haklarından faydalandıklarını kaydetti.

Soyer: Federal ilkelerde bir çözüm

CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, temel yurtseverlik görevinin Kıbrıs Türk devletinin Kıbrıs Rum devleti ile eşit statüde yer alacağı, siyasi eşitliğe dayalı bir ortaklık idaresinin kurulacağı federal ilkelerde bir çözümü gerçekleştirmek olduğunu söyledi.

Soyer görüşme sonrasında basına yaptığı açıklamada, 3 Eylül'de başlayan görüşme sürecinin esaslarıyla ilgili olarak cumhurbaşkanının meclise bilgi verdiğini kaydederek, "Oldukça yararlı olduğu kanısındayım" dedi.

Sürecin oldukça önemli olduğunu kaydeden Soyer, 24 Nisan 2004'den sonra Kıbrıs Rum tarafının çözüm olmadan AB'ye girmenin avantajıyla Kıbrıs sorununu BM zemininden çıkarmak ve meseleyi bir AB meselesine döndürme çabasına girdiğini anlattı.

Bu çabanın büyük ölçüde 3 Eylül'de görüşmelerin başlamasıyla artık kalktığını ifade eden Soyer, BM parametrelerine bağlı olarak bütünlüklü çözüm hedefi ile görüşme sürecinin başlamasına gidildiğini söyledi.

Soyer, "Şimdi toplumsal sorumluluk, akıl dolu bir yapı, yurtsever görev hepimize düşüyor. Bu süreçten kalıcı ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözümün oluşması için güney Kıbrıs'tan gelebilecek bütün provokasyonu, bütün tahrikleri soğukkanlılıkla karşılayıp bu temeli başarıya ulaştırabilecek ve Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin uluslararası bütün anlaşmalara vicdana ve demokratik değerlere sahip olarak, adada eşitlik temelinde bir çözümün istekli tarafı olduğunu kanıtlamak, bunun için çaba harcamak ve girişim yapmak, bunu gerçekleştirmek gerek" dedi.

Doğu Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz'de olmak üzere hem KKTC hem de Türkiye'nin dört bir yanında sorun olduğuna dikkat çeken Soyer, "Yeni uluslararası sorunların bizde yarattığı etkileri bilerek klasik ve bizi her zaman ayağımızda bağ olarak tutulmaya çalışılan Kıbrıs sorunu prangasını hem KKTC hem Türk tarafının ayağından eşitlik temelinde kaldırmak en büyük yurtseverlik görevi olmalı" dedi.

Konjektürde ortaya çıkan yeni sorunlarla, Kıbrıs sorunu nedeniyle ilgilenilemediğini de kaydeden Soyer, temel yurtseverlik görevinin, Kıbrıs Türk devletinin Kıbrıs Rum devleti ile eşit statüde yer alacağı, siyasi eşitliğe dayalı bir ortaklık idaresinin kurulacağı federal ilkelerde bir çözümü gerçekleştirmek olduğunu söyledi.

DP'nin tutumu

Soyer, DP'nin salonu terk etmesi ve Denktaş'ın açıklamalarıyla ilgili bir soru üzerine de, "Bugünkü (dünkü) oturum gizli bir oturumdur. Etik değerler devlet geleneği, gizli oturumda olanın gizli oturumda kalmasını gerektirir. Bu konuda konuşacak değilim. Kendisi hiçbir değeri takmıyorsa buna olsun saygı göstersin" dedi.

Başbakan Soyer, meclisin bir sonraki olağanüstü oturumunun da görüşmeler ilerledikçe yapılacağını belirtti.

Avcı: Kapsamlı görüşmeler sonrasında konular tartışılacak

ÖRP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı da, iki gün önce Cumhurbaşkanlığında siyasi partilerin toplantıya çağrılarak 3 Eylül öncesi ile ilgili bilgiler verildiğini ve partilerin de görüşlerini aktardığını hatırlatarak, "Bugün 3 Eylül sonrası bilgilendirme için yapılan bir toplantı idi" dedi.

Kapalı oturumda Cumhurbaşkanı'nın bilgiler verdiğini, partiler olarak 11 Eylül ve daha sonrasında kapsamlı görüşmelerin başlamasından sonra konuların daha detaylı tartışılmasını istediklerini kaydeden Avcı, dünkü bilgilerin önceki günkü görüşmenin detaylarını içerdiğini söyledi.

Avcı, "Görüşme sürecinde, ortaya koyduğumuz iki bölgelilik, iki eşit kurucu devlet, iki halkın siyasal eşitliği ve Türkiye'nin garantörlüğü çerçevesinde Cumhurbaşkanına desteğimiz sonsuzdur" dedi.

"DP davranışlarından kendisi sorumlu"

Serdar Denktaş'ın meclisi terk etmesinin sorulması üzerine de Turgay Avcı, meclis çatısı altında sarf edilmemesi gereken kelimelerin sarf edildiğini belirterek, "Esasında DP'nin locada birisinin de içeride oturması, 'Biz istifa ettik 'deyip meclise böyle günlerde gelmesinin değerlendirmesini halkımıza bırakıyoruz. DP davranışlarından kendisi sorumlu" dedi.

Yasama döneminde meclise gelmeyip, halkı ilgilendiren yasalar görüşülürken bulunmazken böyle günlerde gelip locada oturup, olmaması söylenmemesi gereken kelimelerle tepki koymalarının kabul edilebilir olmadığını belirten Avcı, Cumhurbaşkanının her zaman partilere görüş bildirme imkanı sunduğunu vurguladı.

Avcı, ÖRP olarak DP'nin istifalarının ekim ayında meclis açıldıktan sonra gündeme alınması gerektiğine inandıklarını kaydederek, "Biz istifa ettik siz bizi atın terminolojisi kabul edilemez. İstifa eden birisi alır çantasını ve çıkar... Bu davranış kabul edilemez" dedi.

Ertuğruloğlu: Meclisin devrede olması açısından toplantının önemi var

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, Cumhurbaşkanı'nın dün mecliste, son bilgilendirme birleşiminden bugüne olanların bir özet bilgilendirmesini yaptığını; yeni bir bilginin söz konusu olmadığını ancak Meclis'in devrede olması gerektiğini ve bu bağlamda da dünkü toplantının önemli olduğunu belirtti.

Ertuğruloğlu, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla yaptığı Kıbrıs konusundaki olağanüstü toplantının ardından yaptığı açıklamada, dünkü birleşimde Cumhurbaşkanı'nın Meclis'i bilgilendirdiğini ancak herhangi yeni bir bilginin söz konusu olmadığını, büyük ölçüde, Cumhurbaşkanı'nın son bilgilendirme birleşiminden bugüne olanların bir özet bilgilendirmesini yaptığını ifade etti.

Bunların büyük ölçüde, gerek basına yansıyan gerek Cumhurbaşkanlığı'ndaki görüşmelerde kendilerine aktarılanlar olduğunu ifade eden Ertuğruloğlu, "Dolayısıyla herhangi bir yeni unsurun, yeni bir gelişmenin olmadığı bir ortamda gerçekleşti. Ama böyle bir toplantı gerçekleşti diye kamuoyunda bir bekleyiş gündeme gelmiş olabilir; sanki yeni bir şey varmış gibi bir beklenti oluşmuş olabilir. O doğrultudaki değerlendirmelerin doğru olmadığını söylemek gerekir" şeklinde konuştu.

Süreç fiilen başladıktan sonra

Ertuğruloğlu, bu toplantıların süreç fiilen başladıktan sonra, yeni gelişmeler ışığında gerçekleşmesi durumunda çok daha kapsamlı ve uzun boylu olabileceğini belirterek o aşamada da böyle birleşimlerin mutlaka gündeme geleceğini; Meclis'in devrede olmasının önemli olduğunu söyledi.

"Meclis devrede olmalı"

Ertuğruloğlu şunları kaydetti:

"Meclis'in devrede olması önemlidir. O bağlamda bugünkü (dünkü) toplantının tabii önemi var. Meclis mutlaka devrede olmalı. Bunun dışında öze yönelik yeni bir yorumda bulunmayı gerektiren bir gelişme ortada yok".

KIBRIS 05/09/08

 

 

Tanınma istemek intihar olur

"AKLIMIZI PEYNİR EKMEKLE YEMEDİK"... Cumhurbaşkanı Talat, "Çözümsüzlük halinde KKTC'nin tanıtılması gündeme gelebilir mi?" sorusuna karşılık, bugün için öyle bir talepte bulunmayı "intihar etmek" olarak niteledi ve şunları söyledi: "Gelebilir yani, eğer onun gerçekçi, ulaşılabilecek bir hedef olduğu saptanırsa, tabii ki olur. Ancak onun imasında dahi bulunmak, bugün için, devletin tepesi açısından böyle bir şeyin imasında dahi bulunmak intihar etmek demektir. Biz aklımızı peynir ekmekle yemedik."

BARIŞI ÜZERİNE OTURTABİLECEĞİMİZ BİR ANLAŞMAYI YAKALAMAK LAZIM... Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'la toplumları hazırlamak için iyi işler yaptıklarını, özellikle kendisinin kavga etmeden esnek davranarak, bu süreci mümkün olduğu kadar yumuşak götürmeye çalıştığını belirtti. Talat şöyle konuştu: "Ben; çünkü barışın anlaşmadan sonra gelişip yerleşeceğine inanıyorum, zemini anlaşma olacak. Barışı üzerine oturtabileceğimiz bir anlaşmayı yakalamak lazım. Bu yakalanırsa nihai barışı da kurmuş oluruz."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün için KKTC'nin tanınması talebinde bulunmayı "intihar etmek" olarak niteledi.

Talat, Kıbrıs sorununu çözmeye aday olduğunu belirterek, Kıbrıs sorunu çözülmeyecekse veya çözülemeyeceğini görürse, makamına ilişkin "motivasyonunun kalmayacağını" söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, KIBRIS TV'de Aysu Basri Akter ile Hüseyin Ekmekçi'nin birlikte yönettiği "Günün Getirdikleri Özel" programında Başaran Düzgün, Ali Baturay, Emin Akkor ve Aytuğ Türkan'ın sorularını yanıtladı.

Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini görürse ve sorun çözülmezse görevinin kendisi için "bir çekiciliğinin kalmayacağını" ifade eden Talat, şöyle konuştu:

"Benim motivasyonum Kıbrıs sorununa çözüm bulmaktı, ben bunun için aday oldum. 2004'te referandumdan olumsuz bir sonuç çıkınca çözüm olmadı. Ondan sonraki adaylığımda da ben hep Kıbrıs sorununu çözmek hedefiyle aday oldum. Şimdi o hedef tamamen ortadan kalkarsa ve bu iş kronik olarak bu şekilde devam edecekse benim motivasyonum kalmaz."

Talat, bunun tek başına karar vereceği bir konu olmadığını da belirtti.

"Maceracı değilim"

Cumhurbaşkanı Talat, "Çözümsüzlük halinde KKTC'nin tanıtılması gündeme gelebilir mi?" sorusuna karşılık, bugün için öyle bir talepte bulunmayı "intihar etmek" olarak niteledi ve şunları söyledi:

"Gelebilir yani, eğer onun gerçekçi, ulaşılabilecek bir hedef olduğu saptanırsa, tabii ki olur. Ancak onun imasında dahi bulunmak, bugün için, devletin tepesi açısından böyle bir şeyin imasında dahi bulunmak intihar etmek demektir. Biz aklımızı peynir ekmekle yemedik. İşte, BM Güvenlik Konseyi'nin kararları ortada, dünyanın tutumu burada. Dolayısıyla neyin olabileceğini, neyin olamayacağını iyi hesaplarsınız. Ben maceracı değilim."

"AB içinde garantörlüğe ihtiyaç yok" sözlerini mantıksız bulduğunu ifade eden Talat, garanti anlaşmasının değiştirilmesini uygun bulmadıklarını kaydetti ve "Garanti sisteminin devamı son derece önemlidir" dedi.

"Dinlemez bir mekanizma kuracağız"

25 Temmuz anlaşmasında varılan mutabakatta, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile arasında kurulması öngörülen "kırmızı telefon" hattının kurulacağını bildiren Talat, "Cep telefonuyla konuşuyoruz. Şimdi daha dinlenemez bir mekanizma kuracağız. Cep telefonlarının Rum tarafında dinlendiği bilinen bir gerçek" diye konuştu.

Türkiye'nin limanlarını Rum tarafına açmasının KKTC'nin rekabet gücünü ortadan kaldıracağını söyleyen Talat, AB içinde izolasyonları artırmak için çabaların sürdüğünü de kaydetti.

Talat, müzakerelerde en zorlu başlığın mülkiyet konusu olduğunu ifade ederek, mülkiyetin üçüncü konu olarak ele alınacağını belirtti. Mülkiyet konusunda Annan Planı'nı referans aldıklarını ifade eden Talat, Rum tarafının da, "Mülkiyet sorununun, malın 1974'ten önceki sahibi ne istiyorsa, o şekilde çözülmesini" savunduğunu söyledi.

Tıkanıklıkları çözecek mekanizma şarttır

Talat, "Temel noktalardaki sorunları nasıl gidereceksiniz?" sorusuna şöyle cevap verdi.

BM parametreleri temel noktalardaki görüş ayrılıklarını belirliyor, dolayısıyla onlara uyum sağlamak durumundayız. Onu sağlayabilirsek sorunlar azalacak. Tek egemenlik ve tek vatandaşlık BM parametresi ise aynı şekilde bir BM parametresidir, her bir kurucu devletin bir toplum ve bir halk tarafından idare edileceği. Dolayısıyla bunları bir araya getirdiğinizde parametrelere bağlı kaldığınızda sonuca gitmeniz mümkün. O zaman işte iç vatandaşlık konusu gündeme gelir, egemenliğin iki halktan kaynaklandığı gündeme gelir. Tabii biliyorsunuz Rum tarafı ve BM iki halktan kaynaklanır demez iki toplumdan kaynaklanır der. Bu fark etmez. Nereden kaynaklandığının belirlenmesi bir BM parametresi olmuştur. Bunlara bağlı kalmalıyız bu birinci şart. Yeni unsurlar ortaya katamayız. Yeni unsurlar olmamalı. Yeni unsurlar katılmamalı. İkinci nokta ben her konuda bunun anlaşılabileceğine inanmadığımı ben kendisine de söyledim. Liderlerin uzlaşmaya vardığı anlaşmayı referanduma götüreceğimizi kabul ettik. Rum tarafı da etti. Uzlaşmadığımız noktalarda tıkanıklık çözme mekanizması geliştirmek lazımdır. Bu nasıl olabilir, çeşitli yöntemler var. Benim görüşüm Türkiye ve Yunanistan'ı devreye koymak olur. Annan Planı müzakereleri sırasında 2004'de New York'a davet edildiğimizde taraflar anlaşamadı. Devreye anavatanlar girince anlaşıldı. İki tarafın da kabul edeceği bir kişi de anlaşmazlıkları çözmede rol oynayabilir. Bu BM Genel Sekreteri de veya başka biri de olabilir. Ama bunlar birçok konuda anlaştıktan sonra ancak ayrıntılarda gündeme gelebilir. Ama Rum tarafı bunu prensip olarak kabul etmiyor. Bu ciddi bir sorundur. Bunu çözsek işimiz kolaylaşır. Süreç içinde bu tür mekanizmaların gelişeceğini düşünüyorum" dedi.

Yeşilırmak konusu fazla abartıldı

2004 yılından beridir Kıbrıslı Türklerin Yeşilırmak kapısından geçerek Erenköy'e gittiğini, Kıbrıslı Rumların ise Ay. Mamas'taki ayin için normal yollardan geçerek ayinlerini gerçekleştirdiklerini kaydeden Talat, Kıbrıslı Rumların Yeşilırmak kapısından geçmek istemelerinin normal olduğunu ancak bunun kriz haline dönüştürülmesinin normal olmadığını söyledi.

Hristofiyas ile telefonda konuştuğunu ve ayini iptal etmemesini istediğini ifade eden Talat, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Rumların normal kapılardan geçip ayine gelmelerini istediğini ve gelecek yıl belki bu kapıyı açabileceklerini kendisine söylediğini kaydederek, "Burada din siyasete alet edildi" dedi.

Garanti sistemi yeni düzene uyarlanacak

Mehmet Ali Talat, "Hristofyas bir gazeteye 'Güzelyurt mutlaka bize verilecek" demiş. Bu soru bana sorulduğu zaman bunun pazarlık konusu olduğunu, masada konuşulacağını söyledim Ancak, Ben Hristofyas'a Güzelyurt'un mutlaka kendilerine verilmesi şartı olduğunu bir gazeteye demeç verip vermediğini sordum. O da bana böyle bir açıklama yapmadığını söyledi. Ayrıca, Hristofyas'a garantörlük konusunun devam etmesi gerektiğini söyledim. O bir şey demedi. Ancak garanti sisteminin yeni düzene uyarlanacağını söyledik" dedi.

Kıbrıs'ta iki halk birlikte yaşamayı gerçek anlamda öğrenip ispat edinceye kadar garanti sistemine ihtiyacımız olduğunu anlatan Talat "AB çatısı altında garantörlüğün kalkmasını mantıklı bulmuyorum. AB çatışmaları mı engelliyor. Neyi engelledi? İşte Gürcistan'ın başına gelenler belli. Biz garanti anlaşmasını değiştirmesini doğru bulmuyoruz. Geçmişte bunu yaşadık. 1963 olaylarını hep birlikte yaşadık. Böyle bir çatışma beklemiyorum. Ama olmayacağının güvencesi var mı? Siz emin misiniz?... AB ilanihaye yaşayacak ve parçalanmayacak?" dedi.

İzolasyonların çoğaltılmasına uğraşıyorlar

Talat, Türkiye'nin Rumlara limanlarını açacağını düşünmediğini çünkü Kıbrıslı Türklere karşı izolasyonların devam ettiğini ve Türklere izolasyonları çoğaltmak için Avrupa'da kapalı kapılar ardından bunların devam ettiğini bildiklerini söyledi.

Ekonomide ciddi sorunlar var

Ülke ekonomisinde ciddi sorunlar olduğunu doğrulayan Talat, sorunların çeşitli olduğunu ve dünyadaki etkenlerin de burada rol oynadığını söyledi.

Talat, konuşmasına şöyle devam etti:

"Gerçek anlamda liberal bir ekonomi politikası uygulansa idi alt gelir kesimleri ciddi acılar çekerdi. Üst gelir de daha da güçlenirdi ancak daha sonra ekonomi rayına otururdu. Ama bunu yapabilecek hükümet bu ülkede hiç kurulmadı. Bu iş bir anlayış meseledir. Bizim politikacılarımız zanneder ki ekonomik gücü elinde tutarsa güç kazanır ve seçim kazanır.

Toplumları hazırlamak için bence biz iyi işler yapıyoruz. Hem Hristofyas ve ben ama özellikle ben, kavga etmeden esnek davranarak, bu süreci mümkün olduğu kadar yumuşak götürmeye çalışıyorum ve bunun olumlu tepkilerini de alıyorum. Rum tarafı da aynı şekilde daha esnek davranıyor.

Bu politikayı bu şekilde sürdürmemiz lazım. Bizim en temel görevimiz kavga etmeden insanları birbirleri ile ilişkilerinde teşvik ederek götürmektir ta anlaşmaya kadar. Ben çünkü, barışın anlaşmadan sonra gelişip yerleşeceğine inanıyorum zemini anlaşma olacak. Barışı üzerine oturtabileceğimiz bir anlaşmayı yakalamak lazım. Bu yakalanırsa nihai barışı da kurmuş oluruz."

KIBRIS 05/09/08

 

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu: Çözüm için ödün verdik, daha ileriye gidemeyiz

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, "İki bölgeli, iki toplumlu federasyon, bizim tarafça verilmiş bir ödündür, başlangıçtaki tezimiz değildir. Kıbrıs Rum tarafı bunu Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için kabul etti ve bundan ileriye gidemeyiz" dedi.

Rum radyosu RIK'in haberine göre, Rum Dışişleri Bakanı Kiprianu, Madrid'e hareketinden önce Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün, Avrupa ilkelerine uygun olmaması ve BM kararlarına dayanmamasının, akıl alır bir şey olmadığını ifade etti.

Rum Yönetimi'nin, Türkiye'den, prosedüre sözlü desteğinin ötesinde, özde de destek vermesini beklemekte olduğunu söyleyen Kiprianu "Türkiye'nin müzakere taktikleriyle meşgul olmamamız gerekir" dedi.

Kiprianu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, önceki günkü açıklamalarıyla, iki tarafın görüşleri arasında var olan büyük görüş ayrılığını yeniden teyit etmiş olduğunu savundu. Markos Kiprianu, "Talat bir yandan acele ederken ve 2008 yılı içerisinde çözüm olmasını isterken; öte yandan Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin temel tezleri sertleştiriyor veya öyle çok değiştiriyor ki, bu çok daha fazla, çok daha detaylı ve çok daha zaman alan bir prosedür anlamına gelir" iddiasında bulundu.

Doğrudan müzakerelerin başlangıcı olan önceki günkü görüşmeye Türkiye'den henüz bir tepki gelmediğinin ileri sürülmesi üzerine Rum Dışişleri Bakanı; Türkiye tarafından henüz bir açıklama yapılmadığını, ancak yapılacağına inandığını belirtti ve şunları söyledi:

"Ankara, müzakereler başlamadan önce prosedüre desteğini belirtti. Biz; özde de destek vermesini istediğimizi söyledik ve Ankara'dan bunu bekliyoruz, özellikle müzakereci olacak olan Talat'tan çözümün şekli ve içeriği üzerinde; BM kararlarında ve AB ilkelerinde tarif edildiği şekliyle durmasını bekliyoruz."

KIBRIS 05/09/08

 

 

Kyprianou looks towards EU involvement
By Jacqueline Theodoulou

THE FOREIGN Minister yesterday said the Turkish Cypriot leader was airing contradictory views by claiming he wants a new state or “virgin birth”, while at the same time wishing to maintain the 1960 treaty’s guarantees.

Referring to Mehmet Ali Talat’s statements after starting direct talks with President Demetris Christofias on Wednesday, Minister Markos Kyprianou added that it was unthinkable for the Turkish Cypriot leader to desire a solution by the end of the year, while at the same time hardening his stance.

“It is Cyprus’ consistent position and that of the international community that for there to be a resolution to a problem, it requires dialogue and discussions,” Kyprianou told reporters at Larnaca Airport yesterday, just before he departed for Madrid.

The negotiations, Kyprianou said, would effectively start next week within the frameworks set by the United Nations. “But at some point the contribution of the EU will be needed, especially on an expert’s level, but also the international factor with encouragement and even pressure towards the Turkish side, towards Turkey actually, to maintain a positive and constructive stance.”

Called to comment on the reactions provoked by some of Talat’s positions on the constituent states, Kyprianou said “these are the well-known positions of the other side. We shouldn’t be surprised that they were repeated [on Wednesday].”

The minister said Wednesday was the ceremonial stage of the direct talks, which started with public statements. “We need to see the final stance and position the Turkish Cypriot side will hold at the negotiating table. What is effectively the result of Mr Talat’s statements [on Wednesday] is the confirmation once again of the great difference of opinions that exist.”

Kyprianou said he found it a little ironic that “on one hand Mr Talat is in a hurry and wants a resolution within 2008 and on the other, he hardens or differentiates so much from the basic positions regarding the solution of the Cyprus problem, which means a much longer, much more detailed and a much more time-consuming procedure.”

The Minister was also asked to comment on the lack of a reaction from Turkey over the beginning of talks. “An announcement has not yet been issued, but I guess it will. Ankara stated its support for the procedure before negotiations started. We have said we want support and in essence this is what we are expecting from Ankara, but especially Mr Talat who will be the negotiator, to stand up to the form and provisions of a solution, as they are described in the United Nations resolutions and the EU’s principles.”

The international community is bound by the UN, he added. Cyprus is a member of the EU and Turkey wishes to become a member of the EU, “therefore it is unthinkable to agree on a solution that isn’t consistent with European values. Therefore, apart from spoken support to the procedure, we want to see support in the essence of the frameworks I have just mentioned.”

Asked to comment on Turkey and Talat insisting on maintaining the guarantees of the 1960 treaty, Kyprianou said, “Here we have a contradiction in terms, as on one hand Talat insists on continuing the conditions of 1960 and on the other insinuating the creation of a new state. Both ideas contradict each other. I don’t think there is any reason to negotiate publicly, we are at the most important phase of this procedure and the negotiations will take place on the talks table.”

Meanwhile, AKEL parliamentary spokesman Nicos Katsourides said it was too soon to see how things were going to pan out.

After meeting with UN Special Advisor for Cyprus Alexander Downer – who met with all parliamentary parties yesterday to discuss their views - Katsourides told reporters AKEL was not optimistic that there will be a resolution straight away, just because the direct talks have begun.  

“It is an effort that we believe in. We feel the President is handling it correctly. There is a good international climate but all this will be proved in action on the table of negotiations and it will require a lot of persistence and careful efforts.”

DISY leader Nicos Anastassiades said everyone should remain calm. “We are not helping the procedure by being suspicious,” he pointed out, while EDEK leader Yiannakis Omirou said negotiations had not started with the best omens. “Mehmet Ali Talat is bound by Ankara’s decisions,” said Omirou.

CYPRUS MAIL 05/09/08

 

Checkpoint protest planned

GREEK and Turkish Cypriot organisations in favour of the opening of the checkpoints last night decided to hold a peaceful demonstration outside Nicosia on September 11, the date of the next meeting between the two community leaders.

Spokesmen for the organisations met last night in Astromeritis and decided to intensify their efforts for the opening of more checkpoints, especially following the recent refusal by the Turkish Cypriot leadership to allow Greek Cypriots entry into Morphou through the Limnitis checkpoint.

“We will continue the fight and in a more intense way,” said Andreas Karos, the president of the Coordinated Committee for the opening of checkpoints. “We decided in tonight’s conference to go ahead with a protest in a peaceful demonstration, at the entrance of Nicosia Airport on September 11,” he added.

Greek and Turkish Cypriots expressed their support towards President Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s negotiations.

They pointed out that the opening of checkpoints helps in efforts to rebuild trust between the two communities.

CYPRUS MAIL 05/09/08

 

Security Council expected to adopt talks resolution

THE UN Security Council was last night expected to adopt a resolution involving the latest developments in the Cyprus problem.

The Security Council had convened to discuss their views over the beginning of direct talks in Cyprus.

A preliminary draft of the Council’s decision, which would be read out by the Ambassador to Burkina Faso, Michel Kafando, was released to the media yesterday evening

“The Security Council welcomes the beginning of talks between the two leaders,” read the draft. It praises the two leaders for the progress they have made since their last meeting on March 21 and it supports their common approach.

The Security Council calls on the two sides to continue to work in a positive and constructive way, with the aim of achieving a complete and permanent solution to the Cyprus problem, which will be approved in separate and simultaneous referendums.

Finally, the Council welcomed the appointment of Alexander Downer as Special Advisor for Cyprus and is looking forward to him informing them on all the latest developments.

As the Cyprus Mail went to press last night, no date was announced on when the meeting with Downer would be taking place, but it is expected to be towards the end of September.

CYPRUS MAIL 05/09/08

 

 

We have our limits,’ says Christofias
By Jacqueline Theodoulou

PRESIDENT Demetris Christofias yesterday told a Swedish audience that Greek Cypriots had their limits as to which Turkish Cypriot positions they could accept.

Christofias, who is in Sweden on a two-visit, spoke at the news conference after meeting with Swedish Prime Minister Fredrik Reinfeldt.

“I am ready to accept 50,000 settlers to become citizens of the United Federal Republic of Cyprus,” he said. “It’s a courageous decision and I said it publicly to send a message to Turkey and to the Turkish Cypriots and to people who worry.”

But he added, “We have our limits. It is not possible to accept the demand of Turkey, which has been repeated by Mr [Mehmet Ali] Talat several times, that all settlers are so-called citizens of the so-called Turkish Republic of Northern Cyprus. This is not possible to accept.”

On his one-hour meeting with Reinfeldt, the President said that they had a friendly and comprehensive discussion.

“We have reviewed the Cyprus question in detail and the role of the talks that we have started and that will be of decisive importance, and also the role which Sweden can play as an EU member state, which has very friendly relations with Turkey,” Christofias noted.

His visit will also see him today meet with the King of Sweden Carl XVI Gustaf.

According to an official press release, Christofias will hold a series of separate meetings with Foreign Minister Carl Bildt, President of the Swedish Parliament Per Westerberg and leader of the Swedish Left Party Lars Ohly.

In addition, President Christofias will deliver a speech at the Swedish Institute of Foreign Policy on ‘Cyprus Current Developments and the Way Forward’.

In statements yesterday, Bildt had said that President Christofias’ visit to Stockholm is the result of the Swedish interest in a reunited Cyprus.

Christofias also visited the Mediterranean Museum in Stockholm.

CYPRUS MAIL 05/09/08

 

 

Talat: AB çözümde rol oynayamaz

Kıbrıs’ta 11 Eylül’de yapılacak liderler görüşmesi öncesinde Cumhurbaşkanı Talat’dan bir uyarı geldi. Talat, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs meselesinde olumlu bir rol oynayamayacağını söyledi.

NTV

Güncelleme: 18:51 TSİ 06 Eylül 2008 Cumartesi

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Kesimi’nin “Çözüm, Avrupa Birliği normlarına uygun olmalı” çizgisi KKTC’de rahatsızlık yarattı. Yunan basınına konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusunda üyeleri lehinde hareket ettiğini, bu nedenle de olumlu rol oynayamayacağını vurguladı.

 

Avrupa Birliği’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik izalosyonların kaldırılması konusundaki taahhütlerini yerine getirmediğini de hatırlatan Talat, yeni müzakere sürecinde birliğin doğrudan katılımını değil, yalnızca teknik desteğini beklediklerini söyledi.

Türk tarafı, Birleşmiş Milletler temelinde, iki toplumlu iki devletli federatif çözümü savunuyor.

 

 

Time: Maç buzları eritmek için fırsat

ABD’de yayımlanan Time dergisi, Cumhurbaşkanı Gül’ün Ermenistan’ı ziyaretine vesile olan Türkiye-Ermenistan maçının iki ülkede çok sayıda kişi tarafından buzların erimesine yardımcı olacak bir fırsat şeklinde görüldüğünü yazdı.

AA

Güncelleme: 04:13 ET 06 Eylül 2008 Cumartesi

 

WASHINGTON - ABD’de yayımlanan Time dergisinde “Futbol, Türkiye-Ermenistan Çatlağını İyileştirebilir mi?” başlığı altında Andrew Purvis imzasıyla yayımlanan makalede, “Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) Dünya Kupası eleme grubu kura çekimlerinde tarihi husumet ya da jeopolitik kavgaya kulak asmadığı” belirtilerek, “Türkiye ve Ermenistan’daki çok sayıda insan, milli takımlarının Erivan’daki karşılaşmasını, iki ülke arasında buzların erimesine yardımcı olacak bir fırsat olarak görüyor” ifadesi kullanıldı.

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın da maçı izleyenler arasında olacağı kaydedilen makalede, iki ülkenin ortak sınırının, Dağlık-Karabağ sorununda karşıt tarafları destekledikleri için 1993 yılında kapatıldığı ve iki ülkenin diplomatik ilişkilerinin bulunmadığı hatırlatıldı.

GÜL VE SARKİSYAN’IN YORUMU
AB dönem başkanı Fransa’nın da Cumhurbaşkanı Gül’ün Ermenistan gezisini “tarihi ve oldukça sembolik” olarak niteleyerek, memnuniyetle karşıladığı belirtilen makalede, Sarkisyan’ın bu hafta ülkesinin diplomatlarına hitaben, “Geçmişi unutmadan, geleceğe bakmalıyız. Eğer diyalog olursa, tüm sorunları, hatta en zor sorunları bile tartışabiliriz. Karşılıklı olarak faydalı bir gündem şekillendirmeliyiz ve ön şartsız olarak temaslara başlamalıyız” dediğini aktarıldı.

Makalede, siyasi gözlemcilerin ziyareti “tarihi” bulmakla birlikte, sadece bir “ilk adım” olarak nitelediği de belirtildi.

ÜÇÜNCÜ TARAFLAR ÇÖZÜMÜ ENGELLİYOR
Time dergisinin makalesinde, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris’in, “İki halk arasındaki ihtilafın hafiflemesi konusunda biraz umut görüyoruz, ancak bu kolay olmayacak. İki başkent de bir çözüm bulmak istiyor, ancak Türkiye açısından Azerbaycan’ı ve Erivan açısından da Ermeni diasporasını içeren üçüncü taraflar bunu engelliyor” şeklindeki görüşüne de yer verildi.

Ermenistan’ın Türkiye ile sınırını yeniden açmaya istekli olduğu kaydedilen makalede, Ermenistan’ın halen uluslararası ticaretini Gürcistan’ın Karadeniz’deki limanlarından yapmak zorunda kaldığına, bu koridorun da Rusya’nın Gürcistan’a askeri müdahalesi nedeniyle sıkıştırılmış olduğuna işaret edildi.

“İki ülkedeki milliyetçi unsurların herhangi bir yakınlaşmaya karşı olduğu” belirtilen makalede, “ülke içindeki siyasi muhalefetin AK Parti’nin hareket alanını sınırlayabileceği, bununla birlikte Ermenistan ile ilgili girişimin, partinin ‘komşularla sıfır sorun’ stratejisi çerçevesinde yer aldığı” görüşüne yer verildi.

 

Gözün aydın Hrant! Bugün Ali topu Agop’a atacak

Abdullah Gül, 1970’lerin başında okumak için geldiği İstanbul’daki bekâr evinde Ermenilerle komşuydu.
Bakırköy’deki bu komşuluğu, o yıllardan ev arkadaşı Rıfat Bestceli‘den dinlemiştim:
“Başta bize karşı temkinlilerdi. Bekâra ev verilmediği gibi, bekâr komşu da istenmezdi. O yüzden aramızda bir resmiyet vardı. Ama onlara hiç rahatsızlık vermediğimizi görünce rahatladılar. Tabii bizimki talebe eviydi. Yani evin içi, aile evi gibi çok tertipli değildi, ama komşularımızla ilişkilerde iyiydik. Hatta biz taşınırken birinci kattaki Ermeni komşularımız üzülmüşlerdi.”
* * *
Gül’ün Ermenilerle ikinci karşılaşması, ilk milletvekilliği döneminde oldu. Memleketi Kayseri’de Mimar Sinan beldesinin düzenlediği bir festivale katılmıştı.
Belediye Başkanı, festivale, dünyanın çeşitli yerlerine göçmüş Kayserilileri de davet etmişti. Yunanistan’daki Kayserili mübadiller de davete uyup yıllar sonra ata toprağına döndüler.
Gece, Kayseri’nin ünlü türküsü “Gesi Bağları” çalındı.
Gül, 80’ini aşmış mübadillerin kırık bir Türkçeyle ve gözyaşları içinde “Bir çift selamına güveniyorum” diye türkü söyleyişlerinden çok etkilendi.
Kayseri’nin tarihinde “Gesi Bağları’nda yârini yitirdiğine yanan” bunca Rum-Ermeni bulunduğunu ve onların dünyanın dört bir köşesine savrulduğunu, çoğu Kayserili o gece fark etti.
* * *
Şimdi Gül, bekârlık günlerinden 35 yıl sonra, -evinin içi yine pek tertipli olmasa da- bu kez ülkesinin Cumhurbaşkanı olarak, Ermeni komşularını ziyarete gidiyor.
Orada tatsız sürprizlerle karşılaşması da mümkün... Çünkü burada olduğu gibi orada da bu iki devlet arasındaki husumetin ilelebet sürmesini isteyen radikaller var.
Ama artık sağduyulu herkes, bu “kan davası”nın çözümü yönünde adımlar atılması gereğini görüyor.
Anlaşılan o ki, bunu görenlerin başında da, 15 yıl önce bu tür bir insani ziyareti “teslimiyetçilik” sayan Abdullah Gül yer alıyor.
* * *
İki ülke arasındaki sorunların “futbol geyiği”yle çözülemeyecek denli ciddi olduğu doğru...
Ermenistan anayasasındaki Türkiye-Ermeni ortak sınırını tartışmalı hale sokan atıflar...
1915 kanlı tehcirinin ve 70’li yıllarda Türk diplomatlarına yapılan suikastların kapanmayan yarası...
Soykırım iddialarıyla Türk devletini dünyadan tecrit etme çabası...
Ve tabii Yukarı Karabağ’ın işgali, iki komşu ülkeyi birbirinden ayıran sorun sıradağları...
Ancak yine de sınırın kapalı olmasını anlamak mümkün değil...
Suriye, Abdullah Öcalan’ın PKK’yı Şam’daki karargâhından yönetmesine göz yumduğu dönemde bile Türkiye Cilvegözü’nü kapatmamıştı.
Sofya rejimi Bulgaristan’daki Türk azınlığa asimilasyon ve etnik temizlik politikası uygularken Kapıkule açıktı.
Yunanistan’la savaşın eşiğine gelindiğine bile İpsala’ya dokunulmamıştı.
Akyaka’nın farkı nedir?
* * *
Hrant Dink, hep “Ali topu Ahmet’e at” diye yazan alfabelerde bir kez olsun kardeşlik için “Ali topu Agop’a at” yazmasını istiyordu ya...
Bugün alfabede olmasa da sahada- “Ali topu Agop’a atıyor” işte...
Dileyelim, “Gesi Bağları”ndaki gibi iki lider birbirine “Gel otur yanıma, hallerimi söyleyim” desin; diyaloğun ardından çözüm gelsin.

CAN DUNDAR MILLIYET 06/09/08

 

'Cami siyaseti' KKTC’yi de ikiye böldü

 

FUNDA ÖZKAN

EKONOMİ / 06/09/2008 RADIKAL

 

LEFKOŞA - Türkiye kışla-cami ikilemini yaşarken, yavru vatan eksik kalır mı?
Kalmaz.
Onlar da ikilem yaşıyor ama biraz farklısını... Cami ile alışveriş merkezi arasında gidip, geliyorlar.
İş kadını Sıdıka Atalay “Başıma gelenleri anlatayım, gelir misiniz” dedi, üç meslektaşımla birlikte gittik Lefkoşa’ya. Eleştirilerin muhatabı Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğulları’na da ‘teyp uzatmak gerekir, gidip konuşmalı’ demeye kalmadı. Bir baktık ki,
Cemal Bulutoğulları, Sıdıka Atalay’ın dert anlatacağı toplantıya gelmiş. Böylesi, gazetecilik hayatında pek rastlanmaz. Siz birini suçluyorsunuz ve basın toplantısı yapıyorsunuz. Suçlanan da gelip “Ben de konuşacağım” diyor. Sonra ikiniz yanyana gazetecilere sesleniyorsunuz. Kâh birbirinize hak veriyorsunuz, kâh suçu sisteme ya da daha doğru deyişle sistemsizliğe atıyorsunuz.

KKTC’de ılımlı islam

Sadede gelelim...
İki yıllık yatırım hikâyesinde
‘ılımlı İslam tartışması’ var, gönderdiği bütçe ile KKTC’deki ekonomik hayatı ayakta tutan Türkiye’yi kızdırma korkusu da , AKP hükümetine, Cumhurbaşkanı Gül’e sempatik görünme çabası da var ve dahası adadaki iktidar ve muhalefet parti temsilcilerinin birbirinin cansuyunu kesme adına mücadelesi var...
Kronolojik sırayla hikâyeyi sizlere aktarayım:

Akmerkez yerine Kocatepe
“Sonra başkan dedi ki, size başka arazi verelim. Neden? ‘Cumhurbaşkanı Gül’ün KKTC ziyareti sırasında cami yapılması gündeme geldi ve bu araziye cami isteniyor’ dedi. Ben de, ‘Arazi bana değil, projeye verildi’ dediğimde, ‘T.C Yardım Heyeti’nin ısrarı var’ karşılığını verdi. (T.C Yardım Heyeti dediği, Türkiye’den gönderilen fonun nerede ve nasıl harcandığını denetleyen kurum.) Ben de, ‘Gider gerekli mercilere anlatırım, gerçekten istiyorlar mı teyit ederim’ dedim. Ardından belediye başkanı yeniden beni meclis toplantısına davet etti. Meclis üyeleriyle nasıl bir model içinde işbirliği yapabileceğimizi konuşmaya başladık. Meclis, yapacağım 40 milyon dolarlık yatırımdan sonra, belediyenin hangi kalemlerden gelir elde edebileceği üzerine komite kurmaya karar verdi. O ara yine Meclis’ten bir türlü karar çıkmıyor. O sıra duyuyorum ki, T.C Yardım Heyeti’nden birileri araziye cami yapılması için birilerine ısrar ediyor. Belediye Meclisi’nden birileri Ankara’ya cami projesini konuşmak için gidiyor. Ben projemde ısrar edince belediye başkanı dedi ki, ‘Benim gönlüm de bu projeden yana ama Meclis’te söz hakkım yok, oylayacağız.’ Ben oylama yapılacak, mutlu sona ulaşacağım hayaliyle Meclis toplantısına gittim. O toplantıda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin gönderdiği para desteği nedeniyle Çağlayan Parkı’nın adının başına Ankara kelimesinin eklenmesi tartışılıyor. Biri söz aldı, “Ben 2 bin kişi adına buradayım. Çağlayan Parkı’nın önüne Ankara konması Kıbrıs Türk’üne hakarettir” dedi. Bir başkası kalktı, “Ankara olmasa ayakta duramazsınız” derken, Lefkoşe dedi. Öbür taraf “Sen önce yaşadığın kentin adını doğru telaffuz et, Lefkoşe değil, Lefkoşa” derken, tokat şakırtıları başladı.
Geldik 2008 başına. Belediye Başkanı o arada arsa için ihale yapmayı düşünür, sonra başsavcılıktan, Sayıştay’dan görüş ister. Bir ara KKTC gazetelerinde ‘ılımlı İslam mı geliyor’ haberleri yer alır. Bu arada Sıdıka Atalay da, Lefkoşa Büyükelçimiz Türkekul Kurttekin’e gider. Derdini anlatır: “Çağlayan Parkı’nda milliyetçi kavga yapılırken, benim proje yerine de cami yapılırsa taraflar daha da bölünür. Ben İslamcı-laik kavgasında birilerine alet olmak istemiyorum” der. Türkiye Büyükelçisi de, “Ne münasebet bizim adımızı kullanıyorlar. Türkiye’nin de yardım heyetinin de yer konusunda ısrarı yok. Sadece cami yapımı için bütçeye ek para konulacak” karşılığını verir.
Bitmez geliriz 1 Eylül’e... Meclis aldığı kararla, arsaya cami projesinin yapılmasını onaylar.
Lafın özü Sıdıka Atalay, Akmerkez gibi bir yapı inşa edecekken, Ankara’daki üstü cami, altı dükkan vari Kocatepe modeli onay görür.
Çarşamba akşamüstü Büyükelçi Türkekul Kurttekin’in birkaç ‘telefon görüşmesi’ (detayı yarınki yazıda) üzerine belediye Meclis’i yeniden toplanır ve cami projesini iptal ederler.   Bu arada önceki basın toplantısında Belediye Başkanı Cemal Bulutoğulları çok çok önemli vurgularda bulundu. Yerim kalmadı, yarın devam edeceğim.

 

Talat: Kıbrıs konusunda AB taraf

 

06/09/08 RADIKAL

 

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının AB üyesi olması nedeniyle çalışmaların bloke deildiğini belirterek 'AB Kıbrıs meselesinde olumlu rol oynayamaz' dedi

  

 ATİNA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB’nin Kıbrıs konusunda, üyeleri lehinde hareket etmesi nedeniyle, olumlu rol oynayamayacağını söyledi.

Talat, Atina’da yayımlanan Elefteros Tipos gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs’taki son

gelişmelere değindi. Gazetenin AB’nin müzakerelere olası katkısını konu alan sorusunu yanıtlayan Talat, AB’nin Kıbrıs Rum kesiminin tüm adayı temsilen üye olmasından sonra taraf haline geldiğini vurguladı. Rum tarafının AB üyesi olarak tüm üye ülkelerin desteğine sahip olduğuna dikkati çeken Talat, sözlerini şöyle sürdürdü: "AB, üyelerinin çıkarları lehinde hareket ediyor. Bunun için Kıbrıs meselesinde olumlu rol oynayamaz. AB’nin bu tutumu ekonomik, siyasal ve günlük yaşama ait tüm alanlarda etkisini hissettiriyor. KKTC’nin tecridi sürüyor ve AB, katıldığı bu tecridin güçlü bir unsurudur. AB’nin bu tecridin gevşetilmesine yönelik vaatleri yerine getirilmedi. AB Komisyonu tarafından yürütüleceği açıklanan programlar, AB mekanizmalarını kullanan Rum tarafınca bir biçimde bloke ediliyor. Kısacası AB çözüm sürecinde olumlu rol oynamıyor ve bu yöndeki çabaları kolaylaştırmıyor. Yeni başlayan müzakereler için AB’nin direkt katılımını değil, yalnızca teknik desteğini bekliyoruz."

Soru üzerine uluslararası toplumun Kıbrıs’ta çözüme yönelik yaklaşımını anlamanın kolay olmadığını belirten Talat, şunları söyledi: "Bazı durumlarda her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için önemli çaba gözlüyorum, bazen de Kıbrıslı Türklere, tecridin kaldırılması örneği, daha iyi muamele yönünde ihmal görüyorum. Bunun için uluslararası toplumun kararlılık gösterip göstermediğini ya da geri adım atıp atmadığını söylemek kolay değil. Ancak BM’nin, uluslararası toplumun temel kurumu olarak, Kıbrıs meselesindeki yaklaşımı daha sistemlidir. Son dönemde BM’nin ilgisi daha da artı. Genel Sekreterin özel temsilci tayini bunu gösteriyor. Bunlar sorunun çözümü yönünde olumlu katkılardır."

Kıbrıs sorununun 1963’te başladığını ve 1974 Yunan cuntasının darbesiyle adayı Yunanistan’a bağlama girişimi nedeniyle devam ettiğini hatırlatan Talat, o dönemde Kıbrıslı Türklerin büyük zorluklarla karşılaştıklarını ve yaşamlarının tehlikeye girdiğini vurguladı. Türkiye’nin o şartlarda garantör güç olarak Kıbrıslı Türkleri cuntadan korumak için, Yunanistan’a ilhakın eşiğinde olan adaya uluslararası hukuk ve anlaşmalara dayanarak müdahale ettiğini belirten Talat, o dönemden beri Türk askerlerinin adada bulunduğunu ve iki tarafın da kabul edebileceği bir çözümden sonra ayrılmalarının söz konusu olabileceğini vurguladı.KKTC’ye Türkiye’den gelip yerleşenlerle ilgili bir soru üzerine de Talat, "Bu insanlar 30 yıldan fazla bir süredir burada yaşıyorlar. Bunun insani bir konu olarak ele alınması gerekiyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin ekonomik durumuna da değinirken, referandumlardan sonra uluslararası sermayenin yatırımlarıyla kalkınma sağlandığını, ancak tecridin devamı ve uluslararası ekonomik kriz nedeniyle şu an için bir yavaşlama görüldüğünü kaydetti. Çözüm olasılığının her iki tarafın siyasi çevrelerinin niyetlerine bağlı

olduğunu kaydeden Talat, AB üyeliğinin her iki halkın çıkarlarının korunması sürecini olumlu etkileyeceğini ve acıların geçmişte kalacağı daha iyi bir gelecek sağlanacağına inandığını belirtti.

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile geçmişten bu yana hep iyi ilişkiler içinde olduklarını ve bunun çözüme yardımcı olacağını umduğunu kaydeden Talat, "Hristofyas, her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözümü ve Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında dostça ilişkiler kurulmasını savunuyor. Siyasi hayatım boyunca bu görüşü ben de paylaştım. Bunun çözüm yönünde iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum" diye konuştu. (aa)

 

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas: Yıl sonuna çözüm olmaz

 

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, "doğrudan müzakerelerin başlangıcında, Sayın Talat tarafından ortaya konulan tezleri değerlendirdiğimde, Kıbrıslı Türk liderin iddia ettiği gibi Kıbrıs sorununun çözümünün yılsonuna kadar mümkün olduğuna inanmıyorum" dedi.

Rum radyosu RIK'in haberine göre, Hristofyas, İsveç'i ziyareti çerçevesinde Stockholm'de İsveçli gazetecilere yaptığı açıklamada, "Sayın Talat Kıbrıs sorununun, anlaştığımız temel çözüm ilkelerini izleseydi yılsonuna kadar çözüm olması mümkün olurdu" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın açıklamalarından "üzüntü duyduğunu" belirten Hristofyas, "Sorunun en kısa zamanda çözülmesini istiyorsak, daha az konuşup daha çok iş yapmaya, daha mantıklı ve daha akıllı olmaya dikkat etmemiz gerekir. Maalesef Kıbrıslı Türk lider, bunu yapmıyor. Olguları değerlendirdiğimde, bu yılın sonundan önce çözümün mümkün olduğunu zannetmiyorum" ifadelerini kullandı.

İsveçli gazetecilere Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin vizyonunu anlatan ve bu vizyonu Cumhurbaşkanı Talat'ın da paylaştığını söyleyen Rum Yönetimi Başkanı, "Kıbrıs sorununun çözümüyle bu vizyonun gerçekleştirilebilmesi için Kıbrıslı Türk liderin aynı şekilde yanıt vermesini diliyorum" dedi.

Hristofyas, Kıbrıs sorununun çok kritik ve zor yönlerinden birinin de mülkiyet olduğunu söyledi ve insanların, çözümle birlikte, mülklerine erişebilmeleri gerektiği, kuzeydeki mülkünü nasıl yöneteceğine karar verebilmeleri, bu malını kullanacak mı, takas mı edecek yoksa tazminat mı alacağını bilmesi gerektiği görüşünü ortaya koydu.

Müzakereler sırasında Cumhurbaşkanı Talat'la birlikte, zorluklarla karşılaşacaklarını dile getiren Hristofyas, "sıradan insanların kabul edeceği, ortak kabul edilebilir bir çözüme ulaşabilmek için mantığın, aklın, iyi niyetin ve vatanseverliğin hâkim olmasını" diledi ve şunları söyledi:

"Bu, soruna yaşayabilir ve sürekli bir çözümün başarılmasının garantisidir. Aksi takdirde, 2004'te olduğu gibi çözümü; dışarıda hazırlanmış planla dayatmaya çalışırsak yeniden başarısızlığa uğrayacağız ve bu sefer gerçekten yıkım olacak."

KIBRIS 06/09/08

 

 

Downer, KKTC'de nabız tuttu

Yeni müzakere süreciyle birlikte BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon tarafından Kıbrıs Özel Danışmanı olarak atanan ve liderler arasında çarşamba günü yapılan görüşme için adaya gelen Alexander Downer dün KKTC'de temaslarda bulundu.

İlk görüşmesini Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Başbakanlık'ta yapan Downer, daha sonra da Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ve TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı'yla görüştü.

Downer, Başbakan Soyer'i ziyaretinde, liderlerin çarşamba günü gerçekleştirdiği görüşmenin olumlu bir atmosferde geçtiğini belirtti ve bunun kendisine sürecin başarıya ulaşabileceği yönünde iyimserlik kazandırdığını ifade etti.

Görüşmede, Başbakanlık ve BM'den yetkililer de hazır bulundu.

Ortak vizyona bağlı çözüm

Başbakanlık Şeref Salonu'ndaki görüşmenin başında konuşan Başbakan Soyer, 24 Nisan 2004'ten sonra kesintiye uğrayan görüşme sürecinin yeniden başlatılmasını ve Downer'in özel danışman olarak adaya gelerek görüşmede hazır bulunmasını sevinçle karşıladıklarını belirtti.

Soyer, Kıbrıs sorununun bir an önce kalıcı, karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme kavuşması gerektiğini vurguladı.

İki liderin 23 Mayıs'ta gerçekleştirdikleri ortak vizyona bağlı olarak Kıbrıs sorununun bir an önce çözüme kavuşması gerektiğini ifade eden Soyer, özetle şunları söyledi:

"Bu ortak vizyon, tek uluslararası kimliği olan bir ortak devletin çatısı altında Kıbrıs Türk kurucu devletiyle Kıbrıs Rum kurucu devletinin eşit statüde yer alacağı; iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe bağlı federal bir Kıbrıs'tır. Bu BM parametrelerine bağlı bir temeldir. Bu çerçevede iki liderin bir an evvel bu yılsonuna kadar bu görüşmeleri başarıyla sonuçlandırmasını arzuluyoruz."

Soyer, Downer'in sözlerine atıfta bulunarak, her iki liderin çözüm için yararlanacakları birikimler olduğunu, bunlardan yararlanmaları gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs'ta çözüm dünyaya örnek olur

Downer'in oldukça deneyimli bir diplomat ve siyaset adamı olduğunu, Avustralya Dışişleri Bakanlığı döneminde dünya barışına katkılar yaptığını belirten Soyer, "Doğu Akdeniz'deki bu tarihi sorunun çözülmesinde de BM temelinde bize yardımcı olacağına inanıyorum" dedi.

Gürcistan-Rusya arasındaki çatışmadan sonra tarihsel olarak Doğu Akdeniz'de bir barışın bir an evvel gerçekleştirilmesi ve örnek yaratılmasının gerekliliğine dikkat çeken Soyer, Kıbrıs'ta farklı dinlere sahip iki halkın BM temelinde ortak bir çözüme gitmesinin bütün dünya insanlığın güzel bir örnek olacağını söyledi.

Soyer, görüşmelerin bir an evvel başarıyla sonuçlanmasını arzuladıklarını yineleyerek, Downer'e süreç içerisinde yapacağı katkılar için teşekkür etti.

Barış sürecinin başarıya ulaşacağından ümitliyiz

Özel Danışman Alexander Downer de, adaya kısa bir süre önce gelmesine karşın hızlı bir öğrenme dönemi yaşadığını ve gün boyu siyasi partilerle yapacağı görüşmelerde kendi görüşlerini aktarırken parti yetkililerinden de bilgi alma şansı bulacağını belirtti.

Downer, Talat ve Hristofyas arasında önceki gün gerçekleşen görüşmede hazır bulunduğunu anımsatarak, kendisinin ve BM'nin bakış açısıyla sürece katkıda bulunmak için yapmaları gereken ne varsa yapmak arzusunda olduklarını, barış sürecinin başarıya ulaşacağını ümit ettiklerini ve sürecin bu potansiyele sahip olduğunu vurguladı.

Liderler görüşmesindeki olumlu atmosfer

"Bir araya gelerek farklı şeyleri barış ortamında çözmek, birbirlerinin argümanlarını dinleyerek anlamaya çalışmak, değişik bakış açılarını kabul etmek ve karşılıklı saygı göstermenin sürecin önemli bir parçası olduğuna" işaret eden Downer, liderlerin ilk görüşmesinin çok güzel bir görüşme olduğunu, olumlu bir atmosferde geçtiğini, bundan etkilendiğini ve bunun kendisine sürecin başarıya ulaşabileceği yönünde iyimserlik kazandırdığını bildirdi.

Avcı'nın kabulü

Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, çözüm için hazır olduklarını, destek verdiklerini söyledi.

Avcı, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ı, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'nda kabul etti.

Downer'i kabulünde konuşan Avcı, iki tarafın dinlenmesi, iki halkın görüşlerinin alınmasının önemine işaret ederek, Downer'a partisinin ve bakanlığının görüşlerini aktaracağını kaydetti.

Bu çözüm için hazır olduklarını ve bu çözüme destek verdiklerini belirten Avcı, "ancak Kıbrıs Türkü'nün çözümü eşit ve adil bir çözüm olacaktır. Çerçevesi de, her zaman ifade ettiğimiz gibi iki bölgeli, iki eşit kurucu devlet, Türkiye'nin garantörlüğü ve tabii ki iki halkın siyasal eşitliği" şeklinde konuştu.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer da, adada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek, her iki tarafta da temaslar yaparak, insanları dinleyerek, mevcut durumu anlamaya, öğrenmeye çalıştığını ve farklı görüşler almakta olduğunu kaydetti.

Downer, yeni görevi çerçevesinde Kıbrıs sorunuyla ilgili ne yapabileceğine bakacağını ve olabildiğince yapıcı davranmaya çalışacağını vurguladı.

UBP'yi ziyaret

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ile de görüştü.

UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, UBP'de gerçekleşen görüşmenin girişinde yaptığı açıklamada, Downer'i partide görmekten ve partisinin Kıbrıs konusuyla ilgili görüşünü sunma fırsatı elde etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Ertuğruloğlu, Kıbrıs ile 1964'den beri ilgilenen BM'nin geçmişten ders alarak konuyu doğru biçimde ele almasını umut ettiğine işaret etti. 40 yıllık müzakerelerde kabul edilebilir bir sonuç elde edilmediğini kaydeden Ertuğruloğlu, yeni bir müzakere sürecinde BM dahil herkesin geçmişte yaşananlardan gereken dersi almasını ve nerede yanlış yapıldığının analiz etmesini diledi.

Özel Danışman Alexander Downer de, her iki taraftaki siyasi partilerle görüşmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu ve oldukça faydalı bilgiler elde ettiğini söyledi.

Downer, konunun sadece doküman ve belgeler okunarak değil, halklarla konuşarak öğrenilebileceğine işaret ederek, BM'nin taraflara yardımcı olmak için elinden gelenin en iyisini yapacağını ve bunu da taraflardaki farklı görüşleri olabildiğince dinleyerek gerçekleştirebileceklerini belirtti.

Downer, "Ne kadar dinlerseniz, o kadar iyi anlarsınız. Bu sürecin en önemli parçasıdır. Ben buraya dinlemeye, sorular sormaya ve tarafları daha iyi anlamaya geldim" dedi.

Aleksander Downer, görüşmeye girmeden gazetecilerin sorularını yanıtlarken de, amacının söylenenleri analiz ya da değerlendirme değil, her iki taraftaki değişik siyasi parti liderleriyle bir araya gelip görüşlerini dinlemek olduğunu belirtti.

Downer, "tarafların son demeçleri göz önüne alındığında neden iyimsersiniz..." sorusuna da, "11 Eylül'deki görüşmeyi bekliyorum" karşılığını verdi.

Serdar Denktaş'la görüştü

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş'ı da ziyaret etti.

DP Genel Merkezi'nde dün saat 10:15'te yapılan görüşmede konuşan Downer, Kıbrıs'ta müzakerelerin yeniden başlamasıyla tarihi bir dönem yaşandığını söyledi ve liderlerin görüşmeye başlamasının kendisini etkilediğini kaydetti. Liderlerin önünde görüşecekleri zor konular bulunduğunu, ne tür bir ilerleme elde edildiğinin görüleceğini belirten Downer, liderlerin bir anlaşmaya varabilmeleri halinde bunun referanduma sunulacağına dikkat çekti. Yürünecek uzun bir yol olduğunu dile getiren Downer, "Bu yolu yürümenin uzun zaman almamasını ve görüşmelere iyi niyetin, iyimserliğin hakim olmasını dilerim" dedi.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da, yeni sürecin, tarafların birbirini süreci dinamitlemekle suçladığı bir ortamda başladığına işaret etti ve "Süreç birçok risk taşıyor" dedi.

Kıbrıs Türkü'nün toplumsal haklarıyla ilgili kaygıları bulunduğunu söyleyen Denktaş, bu konudaki detayları Downer'le konuşacaklarını bildirdi.

Hristofiyas'ın, "77-79 Doruk Anlaşmalarında iki kesimliliği kabul etmekle Kıbrıslı Türklere taviz verildi" şeklindeki açıklamasının Rumlar'ın amaçlarını açıkça gösterdiğini kaydeden Denktaş, şunları söyledi:

"Bu nedenle bizler de görüşmelerin eşit devam edebilmesi için gerekli olan eksiklikleri talep etmek, bu eksikliklerin giderilmesini sağlamak, aslında BM'nin Kıbrıs Türk halkına referandumdan sonra borcu olan hiç değilse söz hakkı hürriyetimizi kullanma şansını yakalayabilmek için gerekli taleplerde bulunacağız. Umarım diğer partiler de bunu yapar..."

Denktaş, Özel Danışman Downer'le ilk görüşmelerinin birbirlerini tanıma niteliğinde olacağını, süreç içinde yeniden bir araya geleceklerini de belirtti.

Downer'in TDP ziyareti

 

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in son durağı TDP oldu. Downer, TDP'yi ziyaret ederek Genel Başkan Mehmet Çakıcı'yla görüştü.

Alexander Downer, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, 2 gündür, ada genelindeki siyasi partileri gezerek bilgi aldığını ifade ederek, olabildiğince farklı görüş dinleyerek konu hakkında geniş bilgi sahibi olmak istediğini söyledi. Downer, görüşmeler sırasında çokça soru sorarak farklı bakış açıları dinlediğini belirtti.

TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ise, içinde bulunulan tarihi süreçte BM temsilcilerinin kendilerini ziyaret etmesinin çok önemli olduğunu söyledi.

Görüşmelerin sadece başlamakla kalmamasını, aynı zamanda sonuç alınmasını da istediklerini belirten Çakıcı, kendilerinin bugüne kadar hep BM kararlarına saygılı olduklarını ve çözüm ve barış istencini dile getirdiklerini kaydetti.

Çakıcı, Downer'e diğer partilerde duymadığı bir gerçeği anlatacaklarını söyleyerek, "Kıbrıs Türk tarafı 1960 anlaşmasının eşit ortağı olarak masaya oturuyor. Biz başı boş bir topluluk değiliz" dedi. Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin şu anda Kıbrıslı Rumların işgali altında olduğunu dile getiren Çakıcı, masada 60'dan kalan hakların da kullanılması gerektiğini belirtti.

Çakıcı, çözüm sürecine de iki liderin görüşmesine de destek verdiklerini yineleyerek, konuyla ilgili tereddütleri olduğunu da belirtti. Çakıcı, bu dönemin bir şans olduğunu, ancak son fırsat olarak görmediklerini ifade ederek, "şu anki liderler bunu çözmezlerse başkaları çıkar ve çözer" dedi.

KIBRIS 06/09/08

 

‘Don’t touch our history books’
By Paul Malaos

COALITION partners DIKO yesterday lashed out at government plans to foster bicommunal reconciliation in schools, outlined in a circular from Education Minister Andreas Demetriou.

The circular, which was presented to teachers on Monday, proposes action to help the unification of the people of Cyprus through the application of new teaching schemes, to be applied during the school year.

Among the aims proposed by the Ministry of Education are changes to the history curriculum currently taught in schools, and the development of reciprocal respect between Greek and Turkish Cypriots with the aim of delivering Cyprus from occupation.

At a news conference yesterday, deputy president of DIKO Giorgos Kolokasides said the Ministry’s initiative gave his party serious reason to be concerned.

“The impression given by the Minister’s circular is that our education system so far has been chauvinistic,” said Kolokasides, “and the suggestion that we should rewrite our history books causes us to doubt the Ministry’s priorities.”

Kolokasides said the circular had failed to address serious issues in the education system, focusing instead mainly on issues “which have not been a problem for us in the past”.

His outrage was echoed by DISY deputy Andreas Themistocleous, who described the aims set out in the Ministry’s circular as the “self-castration of our Hellenic heritage”.

“The Minister must realise that he is not the Minister of Education for the occupied areas,” said Themistocleous. “It is important we recognise that if there is to be a solution to the Cyprus problem, the first step towards it will be the mutual and absolute respect of national identities, and this must honored by both sides.”

DIKO deputy Athina Kyriakidou said supporting the initiative of Greek and Turkish Cypriot unity in schools was constructive, but could not become a reality with the presence of the Turkish regime.

“We are content to promote the idea of peaceful coexistence,” said Kyriakidou, “but must take care that all the sacrifices are not made by us.”

Takis Hadjigeorgiou of AKEL hit back at the critics, saying Demetriou deserved to be applauded for his actions, in what he described as a display of courage and true Greek spirit.

In response to DIKO’s accusations that the Ministry of Education intended to distort or twist the history curriculum, Hadjigeorgiou answered: “Our intention is to present history as it took place, and not avoid issues we have steered clear from until now.”

Hadjigeorgiou went on to say that there were parts of history that were often overlooked, such as the mutual suffering of Greek and Turkish Cypriots and the times when both sides had united to fight alongside each other for a common cause.

“We have an obligation towards the new generation to give them the truth,” said Hadjigeorgiou, insisting it was imperative “that we teach the youth of Cyprus that we were not always a divided state, and are working under extremely difficult conditions to find a solution to unite us once more”.

The Education Minister himself expressed surprise at the criticisms, saying it was important to teach today’s youth a rounded, balanced view of the island’s history.

Demetriou said history school books had remained virtually unchanged since 1950 and that the new approach to the subject would be drawn up a by number of experts with different approaches to provide historical truth and accuracy.

Nevertheless, the minister said the discussions under way were fruitful and indicated that society was ready to discuss its reorientation towards a modern, European community capable of discussing the problems of its past and how to solve them in the best possible way.

He added that by changing the approach to teaching, “we would be sending the Turkish Cypriot community a very powerful, political message that we were ready to co-operate and that an end to the occupation was possible”.

CYPRUS MAIL 06/09/08

 

Prophets of doom unite to condemn talks to failure
By Marcos Charalambides

THE ULTIMATE collapse of the direct talks was the prediction prevalent among many Greek Cypriot politicians yesterday, who viewed the statements made by Turkish leader Mehmet Ali Talat over the past few days with great pessimism.

Following the start of the talks between the two sides on Wednesday, the two largest parties, DISY and AKEL, supported that the Greek Cypriot community should not be quick to declare the failure of the direct talks.

The other parties were much less hopeful.

Before anything substantial had even been discussed, DIKO, EDEK and the Greens claimed that Talat’s statements foretold the demise of the talks. Evroko criticised the President, claiming he had embarked on direct discussions without there being a common basis between the two sides.

In response to President Demetris Christofias, who had stressed on Wednesday that a solution having as basis “a bizonal bicommunal federation was a great concession on behalf of President Makarios in 1977 and must be recognised as such”, emphasising that the Greek Cypriot side would not accept anything less, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat openly questioned on Thursday, this ‘red line’ the President had set. He described it as “unfortunate” and wondered why the President had gone back 31 years when, since then, according to Talat, there have been several other agreements as well as a large body of work done by the UN. Talat claimed that this position showed no concession on the part of the Greek Cypriots.

Talat’s comments led Government Spokesman, Stephanos Stephanou, to proclaim that “it is the Greek Cypriot side that should be displeased with Talat’s statements during and after the September 3 meeting and not Talat with President Christofias’ comments”. Speaking to CyBC radio yesterday, Stephanou explained that Talat spoke about certain issues that had never been agreed between the leaders of the two communities, issues that neither formed part of the UN resolutions nor conform to standards of international justice.

Stephanou added the government realised there would be problems in the whole process, but emphasised that the Greek Cypriot side was still focused on its aim to reunite the island and, through the talks, aims to reach certain agreements. He said it was important at this stage for the Greek Cypriots to impose self-restraint and to avoid comments that could jeopardise the procedure.

But the President of DIKO requested from UN special envoy Alexander Downer, that the UN intervenes, maintaining that Talat’s statements were “extremely far from the UN resolutions, international justice and the EU acquis communautaire”.

DIKO had stated that they wouldn’t bet on the success of the direct talks, with spokesman Fotis Fotiou accusing the Turkish Cypriot leader for blatantly attempting to undermine and falsify the basis of the negotiations, proclaiming that Talat’s statements “do not allow for any optimism”.

EDEK and the Greens, who, like DIKO, supported President Christofias’ candidacy in the second round of elections, shared a similar view.

EDEK President Yiannakis Omirou said the talks had not begun with the best of omens, and supported that the international community should intervene in Ankara.

The Green Party asked for an immediate National Council meeting to determine, all together, the priorities of the Greek Cypriot side.

The two large parties, AKEL and DISY, on the other hand, reacted to Talat’s statements with more restraint.

AKEL deputy Nikos Katsourides avoided interpreting the purpose of Talat’s comments, but stated that it was impossible to foresee the end of the road from only the first meeting. He said AKEL was aware of the difficulties but nonetheless had faith in the efforts. Katsourides didn’t hesitate to criticise the Turkish Cypriot leader for his statements but cautioned that the Greek Cypriot side should avoid negotiating among themselves as this would lead to commotion that would further complicate the Greek Cypriots’ position.

That there would have to be compromises on behalf of the Turkish and Turkish Cypriot sides if they truly desired a solution, was the view of DISY leader Nicos Anastassiades, who considered Talat’s Thursday comments a part of his negotiation tactics.

Despite some of the gloom in Cyprus, the UN Security Council yesterday warmly welcomed the start of the direct talks and commended the progress the two leaders have achieved since their first meeting on March 21. The council requested that the two sides continue to work together in a positive and constructive way in order to achieve the objective of a permanent solution to the Cyprus problem.

CYPRUS MAIL 06/09/08

 

 

Kipriyanu: Müzakereler kolay geçmeyecek

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, “hiç kimsenin Kıbrıs müzakerelerinin kolay geçmesini beklemediğini” söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 11:11 TSİ 08 Eylül 2008 Pazartesi

 

ATİNA - Yarın Atina’ya bir çalışma ziyareti yapması beklenen Kipriyanu, Atina Haber Ajansı’na demeç verdi. Kıbrıs’ta tarafların tezleri arasında farklılıklar olduğunu belirten Kipriyanu, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın çözüm için ortak zemin oluşturan, BM Güvenlik Konseyi kararlarında belirtildiği gibi, siyasi eşitlik temelinde, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek vatandaşlık çerçevesinde iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon üzerinde anlaşmaya vardıklarını kaydetti.

 

Kipriyanu, “Rum tarafının, anlaşmaya varılan bu ortak zemin üzerinde, tüm Kıbrıslıların yani Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına hizmet edecek kalıcı ve işleyebilir bir çözüme ulaşılması için, iyi niyet ve kararlıkla müzakereler katıldığını” ifade etti.

Türk tarafının zaman zaman bu ortak zemin konusunda şüphe yaratabilecek resmi açıklamalarda bulunduğunu öne süren Kipriyanu, “Buna rağmen Türk tarafının da müzakere masasında aynı iyi niyeti göstererek, üçüncü ülkelerin değil, Kıbrıs halkının yararına dürüst bir müzakereye hazır olacağını ümit ediyoruz. Şu anda iki tarafın yaklaşımları arasında görülen farklılıklar sadece bu koşullar altında giderilebilir ve müzakereler olumlu bir sonuca varır” dedi.

Tarafların görüşleri arasındaki farklılıkların müzakere konusu olduklarını ve açıkça tartışmasının bilgece olmayacağına inandığını da kaydeden Kipriyanu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başlıca hedefimiz, Kıbrıs sorununun çözümünün, BM çerçevesinde kalmasına rağmen, Kıbrıslılara ait olması. Hedefimiz, hep varacakları çözüm ile ortak bir vatanda kendileri yaşayacak olan Kıbrıslıların kendi aralarında anlaştıkları bir çözüme varmasıydı ve halen de öyle. Ayrıca garantörlük, yerleşimciler ve Türk askerinin Ada;dan ayrılması doğrudan Türkiye’yle ilgilidir. Bu nedenle, Türkiye;den isteğimiz, AB;ye karşı da üstlendiği yükümlülükler çerçevesinde, Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına olumlu ve faal olarak, yapıcı bir şekilde katkıda bulunmasıdır. Ayrıca, Türkiye;den beklentimiz, çözüm konusunda, kendi çıkarlarına değil, Kıbrıslıların çıkarlarına yoğunlaşmasıdır.”

Rum tarafının “bakire doğum” süreciyle iki devletli bir çözümü kabul etmesinin mümkün olmadığını da savunan Kipriyanu, federal çözümün, iki toplumun ortaklığı çerçevesinde ve her yerde olduğu gibi devletler değil yerel hükümetler tarafından yaşama geçirilecek bir federasyon oluşturulması anlamına geldiği görüşünü ifade etti.

 

Has the British love affair with Cyprus come to an end?
By Bejay Browne

THOUSANDS of Brits have moved to Cyprus over the last 30 years, after falling in love with the island, the locals and the lifestyle, but there are signs this love affair with Cyprus might finally be over.

Tina Hadjigeorgiou and her family have been in the building industry since 1981. Due to the high demand from the British market, they evolved into Tritonia developers in 1993. In recent years she has noticed a steady stream of Britons returning home while new buyers from Britain have fallen steeply. The global credit crunch and the introduction of the euro are both important factors.

“I’ve had customers selling up and moving to Thailand and Bali. The credit crunch is affecting everyone, and the ex-pats here are losing out, when they convert their sterling pensions. Since we joined the EU and the euro became legal tender, prices have soared,” said Hadjigeorgiou.

“Our custom has dropped tremendously. People can’t sell in the UK because of the global recession. It isn’t only confined to Cyprus. Britain is suffering from the biggest drop in house prices since 1990. I think it will take two or three years for the market to recover.”

Competition from countries such as Romania and Bulgaria, where properties are cheaper has also hit the Cypriot property market.

“People are buying the ‘same’ house for a lot less in other countries such as Romania and Bulgaria, and feel they’re getting value for money,” she said. “But the infrastructure just isn’t in place in a lot of these countries, and that concerns me. Even in the Greek islands, they don’t yet issue proper title deeds.”

While financial reasons are the main reason, Hadjigeorgiou said there are also social factors at play. “Many of the older British residents return to the UK after the death of a partner. In addition the older generation become grandparents and they go back to spend time with their grandchildren.”

For others, it’s simply that life here was not as easy or as straightforward as they had expected.

Dave is 42 years’ old and has been living in Paphos for the last two years. He describes himself as a ‘jack of all trades’.

“I moved here with my wife a couple of years ago and we were renting until our house was finished. I’m qualified as a plasterer, painter, and also in woodwork and plumbing. I was doing all this in England, and I found it easy to get work here in Cyprus. Within a few months I was very busy,” he said.

His wife was less lucky and found it hard to find work. “She was a secretary in the UK and was earning good wages,” he said. “Here, she could only find work in a hotel, and they paid her poorly. She also told me that they treated her badly, as she isn’t Cypriot.”

The couple also had problems with their developer. “The house wasn’t finished on time, and we had to fight them to put right their mistakes. I think we would have been better just renting a house. It put a lot of unnecessary pressure on us,” Dave said.

The final straw came when his wife’s mother fell ill recently. The couple plan to return to England next month, but that isn’t proving easy.

“We’re trying to sell our property, but economically it’s not the best time, and there are so many others on the market. It’s very expensive to live here now, and with the culture difference and worries about our families, it’s time for us to go back.”

Honor Rickman is 28 years old, and is leaving Cyprus in October, after living here for 18 months.

“I came here on holiday a few times and loved it,” she said. “I decided to move here and leave the dreariness of the UK safely behind me.

“I realised living here wouldn’t be the same as being on holiday, and was ready to work hard. I’ve only been able to find bar work, where they pay a pittance, and expect you to make up your wages from customers’ tips. I’m working with mainly Eastern European girls from Poland and the Czech Republic. They really play up to the customers, especially the male ones. I’m not going to do that. The Cypriot men love it, and most of them have families at home.

“I love England, but it’s so expensive and we have horrible weather. I won’t go back to England; I’m leaving for Spain in October. I’ve already secured a good job and a place to live.”

George Mais, the president of the Paphos committee of Cyprus land and building developers association said his members had been affected by a fall in demand. “There is a general reduction in demand by British buyers. Obviously there are economic parameters now, since the euro was brought in,” he said.

But he added that he had not noticed an increase in the number of British people repatriating. “There hasn’t been a change in the statistics for the last 20 years. I even know of some people who have returned to Cyprus for a second time,” he said. “Of course, there will always be a small number of people who want to return home, for several reasons, the main one being family. As people get older they want to be close to friends and family, it’s natural.”


If the British are repatriating, are there other nationalities to fill the void? Are there new markets out there, and if so who are they?

George Zandi, a 46-year-old Iranian businessman, recently returned to London from Tehran. He has visited Cyprus a number of times in the past.

“Whilst I was in Iran, I noticed the many adverts on television and in the national newspapers, advertising properties for sale in Cyprus. Most of them were for new villas and complexes. It seems as if the Cyprus Government has given the go-ahead to Iranian investors, as these adverts promise Cypriot visas, as soon as the properties are purchased,” he said.

“I know of an Iranian who is building a complex of 150 flats near Larnaca at the moment. Iran is a big market and would mean a lot of money for Cyprus. Iranians used to favour Dubai, but now attention has moved to Cyprus. We like to invest, and with sanctions imposed against Iran, we are looking at all avenues open to us.”

The Russian market has long been another alternative and many developers now advertise in Russia.

Tanya Titov is a Russian businesswoman, who is looking at investing in the Cyprus housing market.

“Cyprus has long been a favourite destination for Russians,” she said, “and the Cyprus government has a friendly relationship with the Russian government. In addition, Russian money is being invested in Cyprus.”

The Russian market, however, tends to be quite different from the British. While the latter are often happy with small houses or apartments, the Russians buying abroad are looking for luxury. “We generally like to have the best, and Russians are purchasing large houses, furnished to a very high standard,” Titov said.

“I know there are some Russians living and working here, but the numbers are minimal, compared with our population. I have been coming to Cyprus for 10 years. Cyprus is somewhere for us to come and play, although there are more companies from Russia investing here now.”

As the migration restrictions were lifted when Cyprus joined the EU, thousands of foreign workers headed for Cyprus, egged on by the promise of a better life.

Poles, Czechs, Latvians, Lithuanians, Romanians, and Bulgarians, now make up the fledgling multi-cultural society of Cyprus. Some of these nationalities have decided to make Cyprus their home, purchasing houses and enrolling their children into local schools.

Whether these other markets will be able to take the place of the British remains to be seen. But the credit crunch has worried many developers in Cyprus, and pushed them into looking at alternative and viable markets.
CYPRUS MAIL 07/09/08

 

Downer meets Turkish Cypriot politicians

UNITED Nations special envoy Alexander Downer yesterday met with the leaders of Turkish Cypriot political parties in occupied Nicosia.

Downer met the chairman of the Republican Turkish Party (CTP) and ‘Prime Minister’ Ferdi Sabit Soyer, chairman of the Democrat Party (DP) Serdar Denktash, chairman of the National Unity Party (UBP) Tahsin Ertugruloglu and chairman of the Freedom and Reform Party (ORP), ‘Deputy Prime Minister’ and ‘Foreign Minister’ Turgay Avci.

During his meetings, Downer stressed that the United Nations is hopeful for a successful peace process in the island and would do everything it could to facilitate a solution.

He said he was happy to meet with political leaders and to hear what they had to say.

On Thursday, Downer met with the leaders of Greek Cypriot parties. Reports said the Australian UN diplomat listened to their concerns regarding Talat’s position on property issues and his vision of a solution. The leaders also raised their concerns regarding security, territorial and property issues.

CYPRUS MAIL 07/09/08

YAGA'ya, 9 ayda 212 yatırım başvurusu

Özlem Kaya YALGIN TAK

 

   Kıbrıs Türk Yatırım Geliştirme Ajansı'na (YAGA) kurulduğu günden bugüne kadar geçen 9 ayda,  toplam 212 yatırım başvurusu yapıldı.

   Başvuruların 117'si KKTC'den, 43'ü Türkiye'den, 25'i yabancı ülkelerden, 21'i KKTC-diğer ülke ortaklılarından ve 6'sı ise yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türklerden geldi.

   Gelen yatırım başvuruları, ağırlıkla turizm ve sanayi alanında olurken, bunun yanında sağlık, eğitim ve tarım alanında başvurular oldu.

   YAGA Direktörü Ayşe Dönmezer, ajansın çalışmaları ve yatırımlarla ilgili gelişmeleri TAK muhabirine değerlendirdi.

   Ayşe Dönmezer, turizmin çeşitlendirilmesi ve ülkeye özgü bir modelin oluşturulması gerektiğini belirtti. Yatçıları ülkeye çekmek amacıyla çalışmalar yürüttüklerini, yat üretim tesisi kurulması için Gaziveren'de 40 dönümlük bir yer belirlendiğini açıklayan Dönmezer, proje çalışmaları tamamlandıktan sonra duyuru yaparak başvuru kabul edeceklerini, marinacılık konusunda da çalışmaların bulunduğunu sözlerine ekledi. 

   Dönmezer, sanayi alanında bitkisel atık yağlardan ve yağlı tohum bitkilerinden biyodizel üretimine yönelik rafineri yapımı için başvuru kabul ettiklerini açıkladı.

   YAGA yatırımlarıyla yurtdışında tanıtım faaliyetlerine de başlayacaklarını belirten Dönmezer, ilk tanıtım etkinliğinin Kıbrıslı Türklerin yoğun şekilde yaşadığı Londra'dan başlatılacağına dikkat çekti.

 

Öncelikli misyonu

 

   YAGA'nın 2007'nin Aralık ayında oluşturulan ve bu yılın temmuz ayında da yasası geçen, direkt Başbakana bağlı bir yatırım ajansı olduğunu belirten Dönmezer, ajansın yatırımlarla ilgili yeni yeni alanlar yaratmaya çalıştığını ve öncelikli misyonunun, yatırımcıların tek elden işlerinin yapılmasını sağlayacak bir yapı kurmak olduğunu kaydetti.

    Bu çerçevede çalışmalarını yürüttüklerini; müracaatta bulunan yatırımcıları yönlendirdiklerini, varsa projelerini geliştirmelerini, prosedürel muamelelerini birlikte yapmaya çalıştıklarını anlatan Dönmezer, danışmanlık görevleri de bulunduğunu belirtti.

 

Tanıtım faaliyetleri başlıyor

 

   Dönmezer, yatırımların tanıtımı konusunda,  yurt içindekilerin yanında artık yurt dışında da birtakım çalışmalar planladıklarını ve ilk etapta Londra'yı seçtiklerini; bunun da sebebinin bu kentte yaşayan ve bir kısmı sermayedar olan Kıbrıslı Türklerin oluşu ve bu ülkeyle eskiye dayanan bağlar olduğunu anlattı.

   İngiltere'de yatırımların tanıtımını yaparak gerek ajans gerekse KKTC'yle ilgili bilgi vermeyi ve yatırım alanlarını oradaki insanların dikkatlerine getirmeyi hedeflediklerini ifade eden Dönmezer, 4 Aralık'ta gidecekleri Londra'da bir sunum yaparak buradan gidecek ekiple yatırımcıları bir araya getireceklerini ve ikili görüşmelerin de yapılacağını anlattı.

   Yurt dışı tanıtım programlarını, gidilecek ülkedeki ticari nitelikteki kurumlarla ortaklaşa düzenleyeceklerini de belirten Dönmezer, Londra'da oradaki Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile birlikte çalışacaklarını; tanıtım konusunda gelecek yıl için de Almanya ve İsrail'de benzer etkinlikler düzenlemeyi planladıklarını ve bu tanıtımlara yönelik, poster, broşür gibi materyalleri de hazırlamaya çalıştıklarını kaydetti.

 

Yatırım alanları

 

   YAGA'ya kurulduğu günden bugüne kadar geçen 9 ayda,  toplam 212 yatırım başvurusu yapıldığını; bunların 117'sinin KKTC, 43'ünün Türkiye, 25'inin yabancı ülkeler, 21'inin KKTC-diğer ülke ortaklığı ve 6'sının ise yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerden geldiğini belirten Dönmezer, gelen yatırım başvurularının ağırlıkla turizm ve sanayi alanında olduğu, bunun yanında sağlık, eğitim ve tarım alanında başvurular da geldiğini anlattı.

   Dönmezer, 112 başvurunun 79'unun turizm, 77'sinin sanayi, 9 sağlık; 9 hizmet, 7'sinin eğitim, 1'inin tarım ve 30'unun da diğer alanlardaki projelerle ilgili olduğunu kaydetti.

 

Ülkeye yönelik özel bir model

     

   Yatırım alanları konusunda, mevcut yapıda, genelde klasik sektörlerin öne çıkmış durumda olduğuna dikkat çeken Dönmezer, "örneğin turizmde daha çok 5 yıldız ve casino otel ağırlığı hissediliyor. Eko-turizm geliştirilmeye çalışılıyor ancak turizmde, bizim ülkemize yönelik özel bir modelin de olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu özel modeli umarım ülke olarak kararlaştırır ve benimseriz" şeklinde konuştu.

   Dönmezer, turizme bakış açılarını şöyle ifade etti:

   "5 yıldız ve casino otel açısından gündemde olanlar dikkate alındığında hemen hemen kapasiteyi doldurmuş durumdayız. Bafra bölgesinin de tamamlanmasıyla birlikte yeterli bir kapasite yaratılacağını düşünüyoruz. Onun için yatırım alanlarını belirlerken kamu arazisi tahsislerinde Bafra ve Güzelyurt dışında, 5 yıldız ve otel olayını düşünmüyoruz; öngörmüyoruz. Bafra Turizm Yatırım Bölgesi'nde tahsis edilen 13 tane yatırım yeri var. Bunlar arasından iptal edilenler olması halinde onlar için yeni otel yapımı başvurusu kabul edilebilecek.

   Güzelyurt bölgesi de yatırımcı çekilmesi gereken bir bölge. Kalkınmada öncelikli yörelerden biri ve yeterli bir kapasite yok. Bu yaratılabilir diye düşünüyoruz. Turizme bakış açımızda turizmin çeşitlendirilmesi de var; farklı turizm projelerinin gelmesi halinde onları da değerlendirmeyi düşünüyoruz."

 

Marinacılık

 

   Bu çerçevede ülkenin Doğu Akdeniz'de bulunduğunu dikkate alarak deniz turizmi anlamında marinacılığın geliştirilmesini öngördüklerini kaydeden Dönmezer, bu konuda Girne ve Gazimağusa'da birtakım projeler üzerinde çalıştıklarını; yakın bir zamanda duyuru yaparak yatırımcıların müracaatının almayı planladıklarını kaydetti.

   Dönmezer, ülkedeki marinacılığın geliştirilerek belli bir kapasite yaratılması gerektiği düşüncesiyle, bunlardan sonra da 2. Etap marina projelerine eğileceklerini söyledi.

   Dönmezer şöyle konuştu:

    "Şu anda toplam yaklaşık 500 olan yat kapasitesini ilk etapta 2 bin sonra da 3 bine çıkarmamız gerekiyor ki Doğu Akdeniz'de dolaşan yatları çekebilelim. Bu, korkunç gelir getiren bir sektör. Bir an önce bu geliri ülkemize aktarmamız için bu yatırımları yapmamız gerekiyor. Özel sektörün yapmakta olduğu marina projeleri de var. Bu planlama içerinde onlar da dikkate alınıyor."

   Dönmezer, Girne Marina için de ilave yapımının gündemde olduğunu, Eski Eserler Dairesi'nden gelecek görüşün ardından 400 yat kapasiteli bir eklemenin yapılacağını belirtti.

   Dönmezer, uzun vadede Girne ve Gazimağusa'da, cruise gemileri için iskele yapılması düşünceleri de bulunduğu ancak bunun izolasyonlara takılabileceği endişesiyle "çözümle birlikte olabilecek bir şey" olarak değerlendirdiklerini kaydetti.

 

Özel ilgi turizmi

 

   Turizmle bağlantılı olarak Bafra bölgesinde, küçük bir alanda özel ilgi turizmi kapsamında bir buçuk ay kadar önce yaptıkları duyuruyla müracaat kabul ettiklerini; 20 ve 14 dönümlük iki alan için sadece 2 tane değerlendirilebilir proje bulduklarını belirten Dönmezer, bu projelerle ilgili detay istediklerini ve buna göre YAGA Komitesi'nin değerlendirip karar vereceğini kaydetti. 

   Toplam 9 kişiden oluşan komitede, Ticaret Odası, Sanayi Odası, İŞAD, KTMMOB'den temsilciler ve kamu sektöründen 3 müşavirin görev aldığını belirten Dönmezer, komitenin yaptığı öneri doğrultusunda Bakanlar Kurulu'nun karar ürettiğini bildirdi.

 

Eğlendirici-eğitici -öğretici aktiviteler

 

   Dönmezer, söz konusu iki yer için düşünülenin, otel gibi birşey olmadığı yani yatak kapasitesi içermediği, eğlenceye dönük, değişik, yaratıcı, eğitici öğretici aktivitelerin yapılacağı yerler olduğunun altını çizerek "hem oradaki turistleri çekebilecek, hem bölge insanını, hem Lefkoşa'yı, hem Güzelyurt'u oraya taşıyabilecek; ülkemizde olmayan bir şey istedik" dedi ve bunun gerekli değerlendirmelerin yapılmasının ardından kamuoyuna açıklanacağını kaydetti.

 

Yat üretimi

 

   Yat talebinin de gün geçtikçe arttığına işaret eden Dönmezer, özellikle gelişmiş ülkelerin emeklilerinin artık emekli maaşlarıyla ev yerine yat aldıklarını ve ayrıca zenginleşme arttıkça yat talebinin de arttığını anlattı.

   "Dolayısıyla biz de bu piyasadan pay almak istiyoruz" diyen Dönmezer, hem yatçıları çekmek anlamında hem de ekonomiye katkı sağlamak amacıyla Gaziveren bölgesinde 40 dönümlük bir yer belirlendiğini ve bunun projelendirmesi üzerinde çalıştıklarını anlattı.

   Söz konusu araziyi birden fazla yat üretim tesisinin bulunacağı organize bir bölge olarak düşündüklerini ancak kaç yatırımcıya verilebileceğinin yerin kullanımına göre belirleneceğini kaydeden Dönmezer, projenin hazırlanmasının ardından bunun da duyurusunu yaparak müracaat kabul edeceklerini söyledi. Dönmezer, duyuruların basın yoluyla olduğu gibi dış temsilcilikler ve enformasyon üzerinden yapılarak geniş alana ulaşılmaya çalışıldığını ayrıca kendilerini ziyaret eden tüm yatırımcılara da e-maille ilan gönderdiklerini anlattı.

   Dönmezer, yat üretiminde kullanılacak işçilerin eğitilmesi konusunda ise LAÜ'yle ortak çalışılacağını, inşaat başladığı an eğitimin de başlayacağı ve inşaatın tamamlanma sürecinde eğitilmiş çalışanların da hazır olacağını kaydetti.

 

Bafra'da sözleşmesi iptal edilen otel

 

   Dönmezer, turizmle bağlantılı olarak Bafra'da 5 yıldızlı otel yapılmak üzere tahsis edilen ancak sözleşmesi iptal edilen parsel için de yeniden duyuru yaparak müracaat kabul edeceklerini belirtti.

   Söz konusu yerin yıllarca önce verildiği ancak yatırımcının buraya bir çivi dahi çakmadığını, dolayısıyla sözleşmesini iptal ettiklerini kaydeden Dönmezer, hafta başında yapılacak duyuruyla, burasının,  gelen başvurular arasından, yatırıma hemen başlayabilecek, finansmanı olan ve belirlenecek şartlara uygun bir yatırımcıya verileceğini söyledi.

   Dönmezer bir soru üzerine, Bafra Özel Turizm Bölgesi olarak ayrılan bölgedeki 13 parselin 5 yıldız ve üzeri otel yapmak üzere özel yatırımcılara tahsis edildiğini ancak yapmayanların sözleşmelerinin iptal edilerek yeni yatırımcıya verildiğini anlatı.

    Burası için toplam 16 bin yatak kapasitesi öngörüldüğünü ve gelinen aşamada 1 tanesinin faaliyette olduğunu, 3 otelin yapımının sürdüğünü, 1-2 tanesinin temelinin atıldığı ancak ağır ilerledikleri, diğerlerinin ise yeni rezerv edildiği (ön tahsis) edildiğini ve projelerinin çizilme aşamasında olduğunu anlattı. Dönmezer, sözleşmelerine göre yeni iptallerin de gündemlerinde olduğunu ve iptal ettikçe de yine duyuru yoluyla yapabilecek yatırımcılara verileceğini kaydetti.

 

Sanayi yatırımları

 

   Dönmezer, sanayi alanında  ise, bitkisel atık yağlardan ve yağlı tohum bitkilerinden biyodizel üretimine yönelik rafineri yapımı için başvuru kabul ettiklerini belirtti.

   Tarım Bakanlığı Akaryakıt Birimi ile işbirliği içinde, "Biyodizel Rafinerisi" yatırımı için, kiralama suretiyle bir kamu arazisi tahsis edileceği ve ilgilenen yatırımcıların 20 Ekim'e kadar başvuruda bulunabileceğini ifade eden Dönmezer,      bu amaçla Haspolat'ta 6 dönümlük bir yerin belirlendiği, üretim kapasitesi çerçevesinde arazinin gerekli kısmının yatırımcıya kiralanacağını kaydetti.

   Biyodizelin dizel arabalarda kullanılabilen çevreci bir yakıt olduğu ve öncelikle Kuzey Kıbrıs'taki bitkisel atık yağlardan ve yağlı tohum bitkilerinden otobiyodizel üretilmesinin öngörüldüğünü kaydeden Dönmezer,  böylelikle hem ülkede çevre kirliliği yaratan atık yağların yeniden kazanımıyla yeni ürün elde edilebileceği hem de ülke şartlarında, kuraklığa dayanıklı soya, jojoba gibi bitkilerin yetiştirilmesinin de teşvik edilebileceğini ve bunun  için ilgili birimlerin birlikte çalıştığını anlattı.

   Dönmezer, bu ürünün AB ülkelerinde kullanımının da yaygınlaşmakta olduğuna işaret ederek AB standartlarında üretiminin amaçlandığı bu çalışmanın AB'ye uyum açısından da önemli bir adım olacağını ifade etti.

 

Peynir altı suyu

 

   YAGA Direktörü Ayşe Dönmezer, sanayi alanında, yeniden kazanıma yönelik bir diğer yatırımın ise peynir altı suyu projesi olduğunu ve bunun gerekli işlemlerinin tamamlandığı; kurulum aşamasına geldiğini kaydederken bunun tamamladıkları ilk projeleri olduğunu söyledi.

   Peynir altı suyunu işleyerek peynir ve laktos üretecek yatırımcıya Haspolat bölgesinde yer bulunduğu, tahsisinin yapıldığı, bürokratik işlemlerin tamamlandığını belirten Dönmezer, İtalyan teknolojisinin kullanılacağı tesisin ileriki aylarda hayata geçmiş olacağını kaydetti.

 

Güzelyurt'a özel hastane

 

   Dönmezer, Güzelyurt'a özel bir hastane yapımı için de Bakanlar Kurulu kararıyla, terminal yakınlarında bir yer belirlendiğini ancak yapımı üstelenecek şirketin henüz kurulma aşamasında olduğunu dolayısıyla şirket kurulduktan sonra bu yatırımın gündeme geleceğini açıkladı.

   Güzelyurt'tun özel durumu, yatırımcı bulmanın zor oluşu nedeniyle, iyi; ihtiyaç duyulan bir yatırım olması halinde bu bölge için istisna sağlanabildiğini belirten Dönmezer, dolayısıyla bu yatırımın ihale yoluyla yapılmayacağını kaydetti.

KIBRIS 08/09/08

 

Cumhurbaşkanı Talat yarın Brüksel'e gidiyor

YOĞUN TEMASLARI VAR... Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'deki temasları çerçevesinde European Policy Centre'da Kıbrıs sorunu ile ilgili bir konferans verecek; AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile akşam yemeğinde bir araya gelecek ve Kıbrıs'taki son gelişmeleri değerlendirecek. Talat, AB dönem başkanı Fransa da dahil olmak üzere, çeşitli AB üyesi ülkelerin daimi temsilcileri ile bir araya gelecek.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli temaslarda bulunmak üzere 9 Eylül Salı sabahı Brüksel'e gidecek.

   Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre,  Talat, Brüksel'deki temasları çerçevesinde European Policy Centre'da Kıbrıs sorunu ile ilgili bir konferans verecek.

   Talat, Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile de bir akşam yemeğinde bir araya gelecek ve Kıbrıs'taki son gelişmeleri değerlendirecek.

   Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'de ayrıca, AB dönem başkanı Fransa da dahil olmak üzere, çeşitli AB üyesi ülkelerin daimi temsilcileri ile bir araya gelecek.

   Cumhurbaşkanı Talat'a, Brüksel temasları sırasında, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek. Talat, temaslarının ardından 10 Eylül Çarşamba akşamı Kıbrıs'a dönecek.

KIBRIS 08/09/08

 

Belçika’da bölünmenin faturası hesaplandı

Farklı dil konuşan Flaman ve Valon toplumlarının ayrılmasının gündemde olduğu Belçika’da, olası bir bölünmenin maliyeti 7,2 milyar Euro olarak hesaplandı.

AA

Güncelleme: 16:38 TSİ 09 Eylül 2008 Salı

 

BRÜKSEL - Düşünce kuruluşu ‘Farklı Bir Belçika’nın (Belgie Anders) yayınladığı raporda Belçika’da gerçekleşebilecek bir bölünmenin, Fransızca konuşan Valon bölgesine 5 milyar Euro, Hollandaca konuşan Flaman bölgesine ise 1,2 milyar Euro ve her 2 dilin konuşulduğu Brüksel’e 1 milyar Euro ek yük getireceği hesaplandı.

 

Buna göre Belçika’nın en fakir kısmı olan Valon bölgesi, bölünmenin ardından diğer bölgelerden kaynak aktarımından mahrum kalırken, Flamanlar ve Brükselliler “bağımsız” hükümetleri için ek personele ve yeni kamu binalarına gerek duyacak.

Federe yapılı Belçika’da Flaman ve Brüksel bölgelerinden, Valon bölgesine özellikle işsizlere yapılan ödemeler nedeniyle yılda 5,4 milyar Euro aktarıldığı hesaplanıyor.

VALON BÖLGESİ AVRUPA’NIN EN FAKİR KISMI OLACAK
Belçika’da muhtemel bir bölünme halinde 10,5 milyonluk nüfusun üçte birini ve ülke yüz ölçümünün yüzde 55’ini oluşturan Valon bölgesi, Avrupa’nın en fakir ülkelerinden biri haline gelecek.

 

BM’den Talat ve Hristofyas’a kutlama

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile telefonda görüştü.

NTV

Güncelleme: 10:30 TSİ 09 Eylül 2008 Salı

 

NEW YORK - BM Sözcüsü Michelle Montas tarafından verilen bilgiye göre, genel sekreter Ban, New York saatiyle bu sabah Kıbrıs’taki iki liderle ayrı ayrı telefon görüşmeleri yaptı ve liderleri, geçen hafta Kıbrıs sorununun çözümü çerçevesinde kapsamlı görüşmeleri resmen başlatmaları dolayısıyla kutladı.

 

Montas, genel sekreter Ban’ın şu anda Atina’da bulunan Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer ile de yine bu sabah telefonla görüştüğünü söyledi.

Montas, Downer’ın Ankara’ya çarşamba günü gideceğini doğrulayarak, Downer’ın, 1 günlük ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüşeceğini bildirdi.

 

Rum liderden müzakere sitemi

 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakerelerinin, "en iyi alametlerle başlamadığını, ancak müzakerelere ilişkin iyimserliğini kaybetmeyeceğini" söyledi.

 

Rum basınına göre, Londra'da yayın yapan Rum Radyosuna (LGR) açıklamalarda bulunan Hristofyas, "Gürcistan'daki gelişmeler sebebiyle çok da normal olduğu söylenemeyecek uluslararası durumla, bunun da ötesinde, Kıbrıs Türk faktörlerinin kamuoyu açıklamaları, özellikle de Sayın Talat'ın Ankara'ya yaptığı son ziyarette Milli Güvenlik Kurulu'nun nisan ayındaki kararlarının vurgulanması göz önüne alındığında, 11 Eylül'de başlayacak doğrudan müzakerelerin en iyi alametlerle başlamayacağını" savundu.

"İyimserliğini kaybetmeyeceğini" ifade eden Hristofyas, "adanın bölünmüşlüğüne son vermek için elinden geleni yapacağını" söyledi.

Öte yandan Hristofyas, "yerleşik" olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının durumu konusunda yaptığı açıklamalara, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2'nci Hrisostomos'un yönelttiği eleştirilerle ilgili soruya karşılık, "Benim sadece, uluslararası topluma iyi niyetli olduğumuz mesajını vermek için, halihazırda kabul etmiş olduğumuz şeyleri söyleme cesaretim var" dedi.

Hristofyas, "Kabul edilemez tavizler vermem söz konusu değildir. İnşallah Kıbrıs sorununu sadece 50 bin 'yerleşiğin' kalmasıyla çözebiliriz. Sanırım bana ilk hayır dua Başpiskopostan gelecek" diye konuştu.

Hristofyas, "İngiltere'nin Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerinde ne gibi bir etkisi olması gerektiği" yönündeki soruya karşılık ise "İngiltere'nin müzakere sürecinde olumlu bir rol üstlenmesi, ancak müdahalede bulunmaması gerektiğini" söyledi.

İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile "müzakerelerin başarıya ulaşması için uygun ortamın oluşmasına katkıda bulunması konusunda anlaştıklarını" belirten Hristofyas, "İngiltere'nin yapabileceği şeyin Türkiye ile ilişkilerini kullanmak ve hiçbir zaman kabul edemeyecekleri uzlaşmaz tutum ve tezlerinden vazgeçmesi için Türkiye'ye baskı yapmak" olduğunu savundu.

"İyi niyet ve umutla başlıyoruz"

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu ise, "Rum tarafının müzakerelere ihtiyatlı bir iyimserlik, iyi niyet ve umutla başladığını" söyledi.

Resmi ziyaret için Atina'ya gelen Kipriyanu, Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas ve Başbakan Kostas Karamanlis tarafından kabulünün ardından Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile bir araya geldi.

Kipriyanu, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ta kritik bir aşamaya gelindiğini belirterek, "Kuşkusuz müzakereler güç olacaktır. Şu ana kadar söylenenler masaya getirilecek, gerçek saati geldi" diye konuştu.

Kıbrıs sorununun çözümünün AB müktesebatı ile uyum içinde olmasını savunan Kipriyanu, 1974 yılına kadar Kıbrıs'ta coğrafi ayrım bulunmadığını ve Rum tarafının iki bölgeli, iki toplumlu federasyon dışında bir çözüm için taviz vermesinin mümkün olmadığını söyledi.

Gazetecilerin, Abhazya, Güney Osetya ve Kosova'nın durumlarıyla KKTC'nın tanınması arasında bağ kurulup kurulamayacağına yönelik sorularını da yanıtlayan Kipriyanu, "Uluslararası toplum ve Rusya Federasyonu arada bir bağ bulunmadığını söylüyor. Türkiye'nin bu alandaki yaklaşımı destek görmüyor" dedi.

Kipriyanu, Atina'nın desteğine de teşekkür ederek, Rum kesiminin Atina'nın desteği sayesinde AB üyesi olduğunu kaydetti.

Bakoyanni: "İşgal kuvvetlerinin uzaklaştırılması gerekiyor"

Bakoyanni ise "Kıbrıs sorununun BM kararları, AB ilke ve değerleri temelinde, adil, işler ve kalıcı bir çözüm çerçevesinde, iki bölgeli, iki toplumlu, tek vatandaşlık, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve işgal kuvvetlerinin uzaklaştırılması unsurlarını kapsayan bir şekilde çözülmesi gerektiğini" söyledi.

Yunan liderliğinin 34 yıldır devam eden "Haksız ve kabul edilemez" duruma son verilmesi için Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a tam destek verdiğini belirten Bakoyanni, "Sayın Hristofyas yapıcı bir biçimde hareket ediyor. Kıbrıslı Türklerin de iyi niyet göstereceklerini umuyorum. Türkiye'den de Kıbrıslı Türkleri çözüm yönünde cesaretlendirmesini bekliyoruz" diye konuştu.

"Bakir doğum" süreciyle yeni bir devlet oluşturulması tartışmalarını konu alan soruları da yanıtlayan Bakoyanni, "Sözcükler beni rahatsız etmez, önemli olan içerikleridir. Kıbrıs, AB ve BM üyesi bir devlettir. Uluslararası alanda elde ettiği haklar var ve hiçbir Kıbrıslı bu haklardan ödün vermek istemez" dedi.

"Kıbrıs'ta çözüm umudu görüyor musunuz?" sorusuna "Evet, ihtiyatlı bir iyimserlikle evet" yanıtını veren Bakoyanni, dünyanın hızla değiştiğini, eski sorunların yeni bakış açıları ile ele alındığını belirtti.

Bakoyanni, "Kuşkusuz bu yalnızca Atina ve Lefkoşa'ya (Rum) bağlı değil. Türk tarafına da bağlıdır. Çözüm tüm Kıbrıs halkının çıkarına olacaktır" diye konuştu.

Türkiye'nin AB sürecine de değinen Bakoyanni, Atina'nın Türkiye ile AB arasında açılan müzakere başlıklarını büyük bir dikkatle izlediğini belirtti. Henüz açılmayan başlıkların bir kısmının Türkiye'nin Ankara Protokolünü uygulaması halinde açılacağını belirten Bakoyanni, Türkiye'nin AB sürecinin Kıbrıs sorununun çözümü halinde esaslı bir biçimde olumlu etkileneceğini kaydetti.

CNN TURK 09/09/08

 

 

Ban'dan Talat'a kutlama

BM Genel Sekreteri Ban-ki Moon, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı görüşme sürecindeki cesaretinden dolayı kutladı.

   BM Genel Sekreteri Ban, dün saat 14.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı telefonda arayarak görüştü.

   TAK muhabirinin Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy'dan aldığı bilgiye göre, Genel Sekreter, Cumhurbaşkanı Talat'a başarı dileklerini iletti. Genel Sekreter ayrıca, Talat'ı görüşme sürecindeki cesaretinden dolayı da kutladı.

   Kıbrıs sorununa çözümü Kıbrıs'taki liderlerin bulacağına vurgu yapan BM Genel Sekreteri Ban, bu süreçte Birleşmiş Milletler'in de aktif olarak devrede olacağını söyledi.

KIBRIS 09/09/08

 

 

"İşgalci Türk ordusu defol" yazan dört genç mahkemeye çıkarıldı

 

Erol UYSAL

   Başkent Lefkoşa'da, ağustos ve eylül aylarında birçok bina duvarına Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nı hedef alan "İşgalci Türk ordusu defol" türünde, manevi şahsiyeti zedeleyici yazılar yazdıkları gerekçesiyle aranan dört genç dün sabah suçüstü yakalandı.

   Dr. Burhan Nalbantoğlu Caddesi'ndeki bir duvara yazı yazdıkları esnada, polis tarafından suçüstü yakalanarak gözaltına alınan Çetin Edip, Aziz Şah, Özce Nizam ve Kan Yektaoğlu isimli 20 yaşlarındaki dört genç, tutukluluk duruşması için öğle saatlerinde Lefkoşa Kaza Mahkemesi Ceza Davaları Yargıcı Fügen Ulutekin'in huzuruna çıkarıldı.

   Verilen şahadet ışığında tahkikatın yeni başladığına bulgu yapan Yargıç Ulutekin, zanlıların 3'er gün poliste tutuklu kalmasına emir verdi.

   Lefkoşa Polis Müdürlüğü'ne bağlı Adli Şube Amirliği'nde görev yapan ve meselenin tahkikat sorumlusu olan Müfettiş Muavini Oral Ordu, mahkemede yeminli şahadet vererek, Çetin Edip, Aziz Şah, Özce Nizam ve Kan Yektaoğlu isimli zanlıların, Lefkoşa'da, ağustos-eylül tarihlerinde birçok bina duvarına Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nı hedef alan zedeleyici yazılar yazdıkları gerekçesiyle arandıklarını belirtti.

   Müfettiş Muavini Ordu, zanlıların 8 Eylül tarihinde Dr. Burhan Nalbantoğlu Caddesi'ndeki bir duvara yazı yazdıkları esnada, tespit edilerek gözaltına alındıklarını anlattı.

   Zanlıların "manevi şahsiyeti zedeleyici yazılar yazmak" ve "kasti hasar" suçlarından methaldar olduklarını ifade eden Ordu, zanlıların suçlarını kabul ettiklerini, iki zanlının da meseleyle ilgili gönüllü ifade verdiğini söyledi.

   Tahkikatın geniş çaplı olarak sürdürüldüğünü ifade eden Ordu, soruşturmanın salimen yürütülebilmesi için zanlıların 3'er gün poliste tutuklu kalmasını talep etti.

   Zanlılar tutukluluk talebine herhangi bir itirazda bulunmadı.

   Verilen şahadet ışığında tahkikatın yeni başladığına bulgu yapan Yargıç Ulutekin, soruşturmanın salimen yürütülebilmesi için 4 zanlının da 3'er gün poliste tutuklu kalmasına emir verdi.

KIBRIS 09/09/08

 

 

Downer, bugün Erdoğan ve Babacan'la görüşüyor

Downer, dün Atina'da gerçekleştirdiği temaslarına bugün de Ankara'da devam edecek.

   TAK muhabirinin BM yetkililerinden aldığı bilgiye göre, önceki gün Atina'ya uçan Downer, dün Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile görüştü.

   Downer, dün akşam Atina'dan İstanbul'a, oradan da Ankara'ya geçti.

   Avustralyalı BM diplomatının, bugün Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüşmesi bekleniyor.

   Salı akşamı Atina üzerinden adaya geri dönecek Downer, 11 Eylül Perşembe günü Kıbrıs'ta gerçekleştirecek liderler zirvesinin ardından, cuma akşamı adadan ayrılarak Avustralya'ya gidecek.

   Downer, adaya 3 Eylül zirvesi öncesinde gelmiş, görüşmelerin açılışına katılmış ve iki tarafta da temaslarda bulunmuştu.

KIBRIS 09/09/08

 

‘Hands off education’, Archbishop threatens government
By Marcos Charalambides

THE ARCHBISHOP has launched a new attack against the government, this time regarding the Education Minister’s circular to secondary schools – an issue that has received a lot of media coverage these past few days, with many expressing their dissatisfaction with the Ministry’s aims.

Archbishop Chrysostomos II publicly warned the government on Sunday that if “they don’t take their hands off education” and don’t abandon their intentions, the Church would “react vigorously”. The island’s religious leader further urged parents to take on their responsibilities, stressing that children should grow up as Greeks.

His reaction came after political uproar over the Education Minister’s circular, which speaks of the need to change the history books as part of a broader aim to cultivate a climate of peaceful coexistence and co-operation between Greek Cypriots and Turkish Cypriots.

And the Archbishop’s fire did not end there. In his televised comments, he proceeded to criticise the President on what he had stated in Sweden regarding, among other things, 50,000 Turkish settlers that would remain on the island in the event of a solution, proclaiming that “if a solution is not found, we should block off the checkpoints”.

Even though he was in the United Kingdom, it didn’t take long for the President to retaliate.

Speaking to London radio station LGR yesterday, Demetris Christofias expressed his dissatisfaction with the Archbishop’s aspersions. “Following the confrontation during the Conference for Overseas Cypriots, Archbishop Chrysostomos had stated that from then on he would not say anything else, but would wait until the end and if he then had some opinion he would express it. Not many days have passed since then, yet he has made some new comments.”

The President explained that the settlers issue and that of rotating presidency were things that previous presidents had accepted and that he was merely trying to send the international community the message that he was driven by good will. “Hopefully the Cyprus problem can be solved with only 50,000 settlers staying. In such an event, I think the Archbishop will be the first to offer me his blessings,” said Christofias.

In his speech, the President wondered what the problem was with the Education Ministry’s aim to cultivate a spirit of peaceful co-operation with Turkish Cypriot compatriots, referring to the criticisms he has received from both Church and political parties.

“This aim is something the Education Minister and I had expressed during the Educational Council meeting and no one had reacted,” he protested. “I cannot understand the reactions, particularly because they come from parties that are co-operating with the government,” he said in a dig at coalition partners DIKO and EDEK.

The President expressed his disappointment that some would oppose a policy that aims to develop the foundations in people’s conscience that is required so that a solution, approved by the public, can be achieved. He further rejected accusations that the approach would cause people’s Hellenist spirit to abate and that it could adulterate historical facts as “outrageous and figments of [their] imagination”.

“Our cultural heritage will certainly be taught in schools, but part of our cultural heritage is also co-operating and peacefully coexisting with our Turkish Cypriot compatriots.”

At around the same time that the President was defending the government’s actions, the Archbishop, speaking on CyBC radio, continued his attacks.

“Why do we want to create new programmes of study, and so on?” questioned Chrysostomos. He claimed that Greek Cypriots could only approach Turkish Cypriots if they relied on the ideals of the Greek Cypriots’ race and religion. “We were pupils once and we were also taught history. Does this mean that the history that we were taught was false?” he enquired.

The Archbishop went so far as to accuse previous governments, saying that “education has started going downhill from the time of the late Pefkios [Georgiades],” and, “when [Interior Minister] Mr Sylikiotis was the Minister’s adviser, I am not ashamed to say, slowly, slowly the Church began stepping away from educational issues”.

“Everything the Education Ministry has sent to schools every so often has made pupils egotistical and selfish,” he claimed, “and we need to become stricter, not slacker and destroying everything,” he said, reiterating that “if the history books change of course we disagree”.

“Education was upheld by the Church until 1960. We shouldn’t forget this,” he added.

The Archbishop also expressed concerns that the Ministry would undermine the EOKA fight for liberation. “We actually lived it,” he argued. “We are the ones that can express the truth.”

Nonetheless, the Education Minister stressed yesterday that the Committee that will be in charge of studying any changes that will need to be made to the teaching system hasn’t even been created yet and urged the Archbishop to wait until the Minister’s meeting with the Holy Synod, where he will explain in detail the Ministry’s intentions.

CYPRUS MAIL 09/09/08

 

 

Poll shows little optimism for a solution
By Maria-Christina Doulami

THE MAJORITY of Greek Cypriots are pessimistic regarding the outcome of the talks on the Cyprus problem an opinion poll revealed at the weekend.

Sixty per cent of participants in the survey published in Simerini on Sunday do not expect a positive outcome from the direct negotiations that began on September 3, and believe that Christofias and Talat will not be able to reach an agreement.

A great majority of Greek Cypriots considers Turkey’s stance as the main obstacle to the solution, while half of the Greek Cypriots prefer a united state.

The main fear among Greek Cypriots, however, is that in case of a solution it will not work and there will be disagreements and disputes.

More specifically, 41 per cent of Greek Cypriots believe that the Cyprus problem will never be solved. In a similar opinion poll conducted among Turkish Cypriots, the same percentage held the same belief. The rest of the Greek Cypriots expect a solution to be found within a period ranging from one to five years.

As for whether the two leaders will reach an agreement, 60 per cent say no, while 39 per cent are more optimistic. It is worthy to note that the optimism is higher among the 65+ age group.

As to the form of state in case of a solution, 50 per cent of the Greek Cypriots asked prefer a single state, while 27 per cent prefer a bi-communal federation with a strong central government. Only 8 per cent prefer the existence of two separate states, while 13 per cent believe things should remain as in the present state. The preference for living in a single state is strongest among the elderly, while younger age groups are less trusting and prefer that the situation remain as is. Among Turkish Cypriots, 43 per cent prefer partition, while 16 per cent prefer the current state.

A strong majority of Greek Cypriots (88 per cent) believes that the greatest obstacle in finding a solution to the Cyprus problem is Turkey’s stance. Ethnic, religious and economic differences are not considered as serious obstacles for a solution.

Regarding the properties left behind by Greek Cypriot and Turkish Cypriot refugees, the poll revealed 57 per cent believe they should be returned to their rightful owners. Two in ten opted for compensation to be given while another 20 per cent spoke for the return of part of their property and compensation for the rest. Turkish Cypriots are much happier (42 per cent) with the idea of compensation.

As for the Turkish settlers, 74 per cent of Greek Cypriots believe that in case of a solution they should be compensated and return to Turkey. And 82 per cent also believes that all Turkish troops should leave, while only 17 per cent said a part of them could stay behind. Turkish Cypriots voted by far (76 per cent) that the troops should stay.

Regarding relations with Turkish Cypriots, the opinion poll revealed that although the majority of Greek Cypriots would not mind if their child befriended a Turkish Cypriot (75 per cent) or if they started a business together (64 per cent), 51 per cent of Greek Cypriots would be against their child marrying a Turkish Cypriot. The feeling was mutual among Turkish Cypriots.

As to the fears haunting Greek Cypriots in case of a solution, the biggest one (43 per cent) is that the accepted solution will not function and there will be disagreements and clashes. Other fears include the destruction of the Cyprus Republic (21 per cent) and the loss of national identity (20 per cent). Turkish Cypriots also fear that the solution will not work (36 per cent).

CYPRUS MAIL 09/09/08

 

 

Police in north hold men suspected of SBA robberies
By Nathan Morley

POLICE in the eastern sovereign base area are urging residents to keep their homes secure after a spate of burglaries.

The bases chief inspector told British army radio that the robberies occurred when many residents were away on holiday.

“Between the August 9 and 17 there were a total of five burglary cases reported to the SBA police; they happened in the area of Xylofagou or in the SBA near Dhekelia,” he said.

“Lots of people go away in the summer and that is when criminals start work.”

In most cases, the thieves managed to make off with jewellery, totalling over €10,000 in value. Many families have been left distraught after returning home to find they have been targeted by the thieves.

However, it was revealed last night that two Romanian men arrested in Kyrenia while attempting to leave the occupied areas with a large quantity of jewellery are probably the culprits.

SBA spokesman Jack Bright told the Cyprus Mail that the men, who are both still in custody in the north, were discovered in possession of some of the missing valuables.

“Turkish Cypriot authorities believe that these men are part of a criminal network that is operating within Cyprus and actually targeting houses and jewellery in particular,” he said.

Turkish Cypriot police alerted the SBA authorities shortly after the arrests and also allowed claimants, all thought to be local Greek Cypriots, to visit the north to inspect the jewellery seized.

“We gave the location of the items to the claimants; we facilitated their arrival to that location and provided a Turkish speaking SBA police officer to accompany them.”

Bright confirmed that a large quantity of the stolen items were identified.

“I can tell you that claimants identified 65 pieces of jewellery found on the men as being from the robberies,” he said.

Bases police said they have made the case a top priority for their investigators and appealed for anyone with any additional information to contact them.

“I can assure the public that we are taking this very seriously. Anyone with information about the burglaries is asked to contact the SBA police,” the Chief Inspector added.

Police also urged residents to follow basic crime prevention advice.

“People should use simple methods for preventing burglaries, such as leaving a light on when they go away, install safe boxes for valuables, they are ways to make it difficult for burglars.”

CYPRUS MAIL 09/09/08

 

 

Talat: Hristofyas çok konuşuyor

Avrupa Birliği yetkilileri ile temaslarda bulunmak üzere Brüksel’e gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada, Güney Kıbrıs Rum lideri Hristofyas’ı mesajlarını basın aracılığıyla verdiği için eleştirdi.

Güldener Sonumut

NTV-MSNBC

Güncelleme: 21:06 TSİ 10 Eylül 2008 Çarşamba

 

BRÜKSEL - Brüksel’in önde gelen düşünce kuruluşu EPC’de konuşan Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs Rum lideri Dimitris Hiristofyas’a seslendi. Talat “Yoldaş Hiristofyas’a seslenmek istiyorum. Bana ileteceğin mesajları basın üzerinden değil, doğrudan beni arayarak dile getirebilirsin. Ben de seni doğrudan ararım. Ama basın üzerinden mesaj iletme. Solcular gevezedir. Hiristofyas da bir komünist olarak çok konuşuyor” dedi.

 

Kıbrıs sorununun yıl sonuna kadar çözülebileceğini dile getiren Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin garantörlük haklarının da devam etmesinin önemine değindi.

İngiliz üslerinin akibetine yönelik bir soruyu da değerlendiren Talat, “Biz Kıbrıs’lı Türkler olarak İngiliz üslerinin adada kalmaya devam etmesine karşıyız. Hiristofyas da bir komünist olarak aynı düşünceleri paylaşıyor. Sanırım çözüm müzakerelerinde bu konuyu da ele alacağız” dedi.

 

Türkiye’nin üyeliğine AB’liler daha çok inanıyor

ABD ile Avrupa arasındaki ilişkileri inceleyen bir kamuoyu araştırması olan “Transatlantik Eğilimler”in 2008 yılı raporu açıklandı. Rapor, Türkiye’nin AB üyesi olacağına Türklerden ziyade AB ülkeleri vatandaşlarının inandığını ortaya koydu.

AA

Güncelleme: 18:12 TSİ 10 Eylül 2008 Çarşamba

 

MADRİD - Alman Marshall Fonu ve Madrid’daki BBVA Vakfı’nın da destekçileri arasında bulunduğu “Transatlantik Eğilimler” araştırmasının 2008 sonuçları açıklandı. Sonuçlara göre, AB ülkeleri vatandaşlarının yüzde 60’ı Türkiye’nin AB üyesi olacağını büyük olasılık olarak görürken, bu oran Türkiye’de yüzde 26’da kaldı.

 

Ankete 12 AB ülkesi dahil edildi. Türkiye’nin AB üyesi olacağına inananların oranı İngiltere’de yüzde 72, Hollanda’da yüzde 70, Almanya’da yüzde 65 ve İtalya’da yüzde 63 olarak ortaya çıktı. Fransa yüzde 42 ve Slovakya yüzde 34 ile sıralamanın en sonunda yer aldı.

Türklerin yüzde 42’si AB’ye girişin olumlu olacağını düşünüyor.

NE AB NE ABD’NİN LİDERLİĞİNİ İSTİYORUZ
Anketten, 2007 yılına oranla Türklerin AB ve Amerika’ya karşı görüşlerinin biraz olumlu yönde geliştiği, ancak uluslararası sorunlarda ne AB, ne de ABD’nin liderliğini istediği sonucu da çıktı.

ABD’de yapılacak başkanlık seçiminin adaylarıyla ilgili yöneltilen sorularda, Türklerin çoğunluğu Demokrat Parti’nin adayı Barack Obama’dan yana görüş bildirdi.

Ankette ayrıca, ABD-AB ilişkileri, Afganistan veya Rusya-Gürcistan sorunları gibi uluslararası konularda yöneltilen sorulara ise Türklerin yüzde 40’a varan oranlarda “bilmiyorum” şeklinde cevap verdikleri belirtildi.

 

Türkiye’nin AB üyeliğine Türkler değil Avrupalılar inanıyor

 

10/09/2008 RADIKAL