AKPM’den Rum kesimine ticaret uyarısı

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kurulu, Kıbrıs Rum kesimine yaptığı çağrıda, AB Komisyonunun Doğrudan Ticaret Tüzüğü uyarınca, Kıbrıslı Türklerin limanlarından AB üyesi ülkelerle doğrudan ticarete yönelik engelleri kaldırmasını istedi.

AA

Güncelleme: 15:23 TSİ 01 Ekim 2008 Çarşamba

 

STRASBOURG - Alman parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan “Kıbrıs’ta Durum” başlıklı rapor ve buna bağlı karar tasarısı, genel kurulda tartışılarak kabul edildi. Oylama 99 “Evet”, 20 “Hayır” oyu çıktı. Kabul edilen kararda, Rumlardan Kıbrıslı Türklerin uluslararası alanda kültür, eğitim ve sporla ilgili temasları ve gençlik değişim programlarını engellememesi istendi.

Kıbrıslı Türklere yapılan çağrıda ise adanın yeniden birleştirilmesi yolundaki taahhütlerini teyit etmeleri ve iki ayrı devletin varlığı ısrarından vazgeçmeleri tavsiye edildi.

Kararda, KKTC’nin Kıbrıslı Rumlara ait mal ve mülklerin üzerindeki inşaat ve satımı işlemlerini durdurması çağrısında da bulunuldu.

Kabul edilen kararda, Kıbrıs’ta iki kesimin liderleri arasında başlatılan yeni müzakere sürecine atıfta bulunularak, “çözüm için ortaya çıkan fırsatın kaçırılmaması” istendi.

“Müzakerelerin tekrar başlamasının, şimdiden bütün Kıbrıslıların yararına olacak, cesaret verici sonuçları olduğu” ifade edilen kararda, “devam eden müzakerelerin adada yıllardır süren bölünmüşlüğü gidermek için en iyi fırsat olduğu” görüşü dile getirildi ve “Bu fırsat kaçırılmasın” denildi.

 

“Çözüm için başarı şansını mümkün olduğunca artırmak için iki tarafın da ilave güven artırıcı önlemleri kabul ederek, uzlaşmaya hazır olduklarını teyit etmeleri gerektiği” belirtilen kararda, “iki kesimde de siyasi güçlerin ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin süreci engellemek yerine, tam destek vermelerinin cesaretlendirilmesi” istendi.

Kararda, aralarında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere gibi üç garantör devletin de bulunduğu bütün dış aktörlerin sürece destek vermeleri ve iki toplum arasında güvenin artırılmasına katkıda bulunmaları tavsiye edildi.

Rapor ve bağlı karar tasarısının son bölümünde, Avrupa Konseyi tecrübesi ve uzmanlığının, barış sürecinde ve iki toplam arasında güvenin tesisinde değerlendirilebileceğine işaret edildi.

Bu arada, Türk parlamenterlerin, “Kıbrıs’ta iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı ortak devlet kurulması” yönündeki bütün değişiklik önergeleri Rumların muhalefetiyle reddedildi.

AKPM’de Talat’lı Kıbrıs oturumu

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Kıbrıs’ta çözüm için adadaki iki toplum ve garantör ülkelerden çabalarını artırmalarını isteyen bir rapor ve karar tasarısı hazırladı.

Kayhan Karaca

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:26 TSİ 01 Ekim 2008 Çarşamba

 

STRASBOURG - AKPM’nin 1 Ekim çarşamba günü Strasbourg’da düzenleyeceği Kıbrıs oturumunda görüşülüp oylanacak rapor ve karar tasarısında, iki toplum arasında yeniden başlatılan müzakerelerin, yıllardır yakalanan en iyi fırsat olduğu ifade ediliyor ve tüm aktörlere sürece destek vermeleri çağrısında bulunuluyor.

 

RUMLAR DERS KİTAPLARINI GÖZDEN GEÇİRMELİ
Rapora ek taslak kararda, Kıbrıslı Rumlardan AB Komisyonu’nun Kıbrıslı Türkler ile AB arasında doğrudan ticaret öngören tüzüğüne ve Kıbrıslı Türklerin eğitim, kültür, spor ve gençlik alanlarında politik amaçlı olmayan uluslararası temaslarına engel olmamaları, Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri kurmak için aktif olarak çalışmaları, barış için tarih eğitimi konusunda Avrupa Konseyi’nin deneyim ve yardımından faydalanmaları ve kine teşvik edici söylemlerden kaçınmak için ders kitaplarını gözden geçirmeleri isteniyor.

TÜRKLER BAĞIMSIZ DEVLET EMELLERİNDEN VAZGEÇMELİ
AKPM, Kıbrıslı Türklere adanın kuzeyinde bağımsız devlet emellerinden vazgeçmeleri, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için çalışmaları, Kuzey Kıbrıs’ta Kıbrıslı Rumlara ait taşınmazların satışını askıya almaları, Rumlara ait mülklerin üzerine yeni bina inşa etmemeleri ve adanın kuzeyindeki Kıbrıslı Rumların orta öğrenime erişimlerini kolaylaştırmaları çağrısında bulunuyor.

Karar taslağında Yunanistan’dan Kıbrıslı Rumlarla olan geleneksel bağlarını harekete geçirerek ve Türkiye’yle ilişkilerin normalleşmesinde edindiği deneyimi kullanarak Ankara ile Kıbrıslı Rumlar arasında diyaloğu kolaylaştırması isteniyor.

TÜRKİYE ADADAKİ ASKERİ VARLIĞINI AZALTMALI
İngiltere ise Kıbrıs’ta askeri üs olarak kullandığı toprakların bir bölümünü, geçmişte söz verdiği gibi, Kıbrıslı Rumlara aktarmaya davet ediliyor.

Türkiye’den de adadaki askeri varlığını azaltması, Kıbrıs Rum Kesimi ile iyi komşuluk ilişkileri kurması, limanlarını Kıbrıslı Rumlara açması, Dünya Ticaret Örgütü ve AB’ye karşı yükümlülükleri çerçevesinde Rum Kesimi ile ticari anlaşma imzalaması talep ediliyor.

İZOLASYON YÜZEYSEL ŞEKİLDE ELE ALINIYOR
AKPM’nin bu yeni Kıbrıs raporunda izolasyonlar konusuna yüzeysel biçimde değinmesi Strasbourg’da düzenlenecek oturumun Kıbrıslı Türkler açısından olumsuz yanını oluşturuyor. AKPM 2004 yılında aldığı son Kıbrıs kararında Kıbrıslı Türklere yöneklik her türlü izolasyonun kaldırılması gerektiği görüşünü dile getirmişti. Bu hafta oylayacağı karar taslağında ise konuyu daha dar bir çerçevede ele alıyor.

TALAT DA AKPM’YE SESLENECEK
Oturum çerçevesinde Kıbrıs’ta iki tarafın liderleri de bu hafta Strasbourg’da olacaklar. Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas bugün AKPM genel kuruluna hitap edecek ve Avrupalı parlamenterlerin kendisine yönelteceği soruları yanıtlayacak. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise “Kıbrıs Türk toplumu lideri” sıfatıyla Kıbrıs oturumununun hemen öncesinde AKPM genel kurulunda kısa bir konuşma yapacak.

Talat’ın konuşması ilk defa bir Kıbrıslı Tük liderin bu derecede uluslararası bir platforma seslenecek olması bakımından önem taşısa da, AKPM Talat’a devlet başkanı muamelesi yapmayacak ve genel kurulda soru-cevap seansı düzenlenmeyecek.

İKİ LİDER GÖRÜŞMEYECEK
Hristofyas ve Talat arasında Strasbourg’da görüşme olmayacak. Her iki lider buna karşılık AKPM başkanı Luis Maria de Puig, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis, AİHM başkanı Jean-Paul Costa ve Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg iler ayrı ayrı bir araya gelecekler.

AKPM, Kıbrıslı Türklerin uluslararası planda temsil edildiği yegane politik platform olma özelliğine sahip. İki Kıbrıslı Türk parlamenter 2004 yılından bu yana Strasbourg’daki AKPM oturumlarına -oy hakkı olmaksızın- düzenli olarak katılabiliyor.

 

Talat AKPM’de konuştu

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat AKPM’de yaptığı konuşmada, “Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili müzakerelerde en büyük sorun, Rumların Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini tanımaktaki isteksizliğidir.” dedi.

AA

Güncelleme: 17:46 TSİ 01 Ekim 2008 Çarşamba

 

STRASBOURG - Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kuruluna hitap eden Talat, Rumların adada egemenliği Türklerle paylaşmak istememelerinin en önemli sorunların başında geldiğini bildirdi. Talat, Kıbrıslı Türklerin çözümü, adada iki toplumunu siyasi eşitliğini temel alan ve iki eşit statünün garanti altına alacağı bir devlet yapısında gördüğünü ifade etti.

 

Konuşmasında Kıbrıs Rum yönetiminin eski lideri Tasos Papadopulos’a sert eleştiriler yönelten KKTC Cumhurbaşkanı, Rum kesimindeki yeni yönetimin çözüm için müzakereleri başlatma isteğini memnuniyetle karşıladıklarını ve görüşmelere derhal başladıklarını belirtti.

TÜRKİYE OLMASAYDI KIBRIS’TA TÜRK KALMAZDI
Talat, Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyon politikasını da eleştirdi.

AKPM’de bugün tartışılacak Kıbrıs ile ilgili rapora da atıfta bulunan Talat, bu raporun Rumların Türklere uyguladığı izolasyon politikasına karşı çıkmamasını sert bir biçimde eleştirdi.

İzolasyonlar karşısında sadece Türkiye’nin desteğiyle ayakta kaldıklarını belirten Talat, “Türkiye olmasaydı, Kıbrısta Kıbrıslı Türk kalmazdı” dedi

GERÇEKLER DÜNYAYA YANSITILAMIYOR
KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıslı Türklerin uluslararası alanda siyasi görüşlerini dile getiremediğini kaydetti ve Kıbrıs’taki gelişmelerin çoğu zaman tek taraflı ve gerçeğe uygun almayan bir biçimde dünya gündemine getirildiğine dikkati çekti.

KKTC Cumhurbaşkanı, genel kuruldaki konuşmasından önce AKPM Başkanı İspanyol parlamenter Lluis Maria de Puig ile bir araya geldi.

 

 

 

AKPM Rumları uyardı

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kurulu, Kıbrıs Rum kesimine çağrıda bulunarak, AB Komisyonu'nun Doğrudan Ticaret Tüzüğü uyarınca, Kıbrıslı Türklerin limanlarından AB üyesi ülkelerle doğrudan ticaretine yönelik engelleri kaldırmasını istedi.

Alman parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan "Kıbrıs'ta Durum" başlıklı rapor ve buna bağlı karar tasarısı, genel kurulda tartışılarak kabul edildi. Oylamada 99 "evet", 20 "hayır" oyu çıktı.

Kabul edilen kararda, Rumlardan Kıbrıslı Türklerin uluslararası alanda kültür, eğitim ve sporla ilgili temasları ve gençlik değişim programlarını engellememesi istendi.

Kıbrıslı Türklere yapılan çağrıda ise adanın yeniden birleştirilmesiyolundaki taahhütlerini teyit etmeleri ve iki ayrı devletin varlığı ısrarında vazgeçmeleri tavsiye edildi.Kararda, KKTC'nin Kıbrıslı Rumlara ait mal ve mülklerin üzerindeki inşaat ve satımı işlemlerini durdurması çağrısında da bulunuldu.

Çözüm için önemli fırsat

Kabul edilen kararda, Kıbrıs'ta iki kesimin liderleri arasında başlatılan yeni müzakere sürecine atıfta bulunularak, "çözüm için ortaya çıkan fırsatın kaçırılmaması" istendi.

"Müzakerelerin tekrar başlamasının, şimdiden bütün Kıbrıslıların yararına olacak, cesaret verici sonuçları olduğu" ifade edilen kararda, "devam eden müzakerelerin adada yıllardır süren bölünmüşlüğü gidermek için en iyi fırsat olduğu" görüşü dile getirildi ve "Bu fırsat kaçırılmasın" denildi.

"Çözüm için başarı şansını mümkün olduğunca artırmak için iki tarafın da ilave güven artırıcı önlemleri kabul ederek, uzlaşmaya hazır olduklarını teyit etmeleri gerektiği" belirtilen kararda, "iki kesimde de siyasi güçlerin vesivil toplum örgütü temsilcilerinin süreci engellemek yerine, tam destek vermelerinin cesaretlendirilmesi" istendi.

Kararda, aralarında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere gibi üç garantör devletin de bulunduğu bütün dış aktörlerin sürece destek vermeleri ve iki toplum arasında güvenin artırılmasına katkıda bulunmaları tavsiye edildi.

Rapor ve bağlı karar tasarısının son bölümünde, Avrupa Konseyi tecrübesi ve uzmanlığının, barış sürecinde ve iki toplam arasında güvenin tesisinde değerlendirilebileceğine işaret edildi.

Bu arada, Türk parlamenterlerin, "Kıbrıs'ta iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı ortak devlet kurulması" yönündeki bütün değişiklik önergeleri Rumların muhalefetiyle reddedildi.

CNN TURK 01/10/08

 

Yalçın BAYER

 ybayer@hurriyet.com.tr

AKP hükümetine ve başbakanına dikkat


LOİZUDU’ya milyon dolar ödeyerek Türk ordusunun Kıbrıs’taki varlığının işgal olduğunu kabullenen AKP iktidarı ve Başbakanı Erdoğan... Şimdi de İngiliz uyruklu Orams davası Rumların ve Yunanlıların karar merciinde söz sahibi oldukları Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda (ABAD) neticelendirilecek. Rumların ve Yunanlıların karar verme merciinde olduklarına göre sonucun ne çıkacağını merak etmek bile abesle iştigal olur.

Elbette karar Rumların lehine çıkacak.

Sayın Erdoğan’a soruyorum. Hani Kıbrıs’tan bir asker mi çektik, bir karış toprak mı verdik diye hiç hicap duymadan doğruları söylemiyorsun. Şimdi başka bir yalanı da sergiliyorsun. Ne diyorsun, Kıbrıs’ta bir adım öndeymişiz. Ha de hayırlısı! Geçen yıl iki adım öndeydik, bu yıl bir adım geriledik. Sözün sonunda da Başbakan’ın politikası ’kazan kazan’mış. Ben merak ediyorum. Bu söylenenleri Hıristofyas’ın kuyruğunda Marşabba olan Talat’la mı başardınız.

Yazıklar olsun ’Ne günlere kaldık ya Rabbim.’

ORAMS DAVASI NEDİR?

KKTC’yi yakından ilgilendiren önemli bir dava... Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda (ABAD) görülmekte olan Orams davası, biçimsel olarak Kıbrıslı Rumlar ile İngiliz uyruklu Orams Ailesi arasında görülmekte ise de özünde Türkiye ve KKTC ile Kıbrıs Rum Kesimi arasındadır.

Olay şudur: 1974 Harekátı’ndan sonra Güney Kıbrıs’taki Türk taşınmazları Rumlara; Kuzey Kıbrıs’taki Rum taşınmazları da Türklere kalmıştır. 1975’te Denktaş ve Kleridis arasında Viyana’da varılan anlaşmada ’Nüfus Mübadelesi’ kararı alınmıştı.

Kuzey Kıbrıs’ta kalan Rumlara ait taşınmazlar belli ölçüler içinde Kuzey’den göç eden Türklere tapulanmıştır.

İşte Türklere tapulanan bu taşınmazlardan biri, daha sonra İngiliz uyruklu Orams Ailesi’ne satılmıştır. Güney Kıbrıs’taki Rum Mahkemesi, söz konusu taşınmazın Rum uyruklu eski malikinin başvurusu üzerine bu satın alma işleminden dolayı Orams Ailesi’ni tazminata mahkûm etmiştir.

Bu mahkeme kararı KKTC’de uygulanamadığı için, Orams Ailesi’nin İngiltere’deki mal varlığı haczedilmek istenmiştir. Konuyu inceleyen İngiliz alt mahkemesi, Rum mahkemesinin verdiği kararın KKTC’de icra edilemeyeceğini saptamış, İngiliz yüksek mahkemesi de konuyu ABAD’a havale etmiştir.

1 YUNANLI 2 RUM YARGIÇ

Şimdi ABAD’da görülmekte olan bu davanın kararının 2009 Mart ayında açıklanması beklenmektedir. Anılan davada, Alman raportörün hazırladığı rapor Rumlar lehine çıkmıştır. Beklentiler de kararın bu yönde olacağıdır.

Bu kuşkuyu duyanlar pek de haksız değildirler. Çünkü davaya bakmakta olan bu mahkemenin başkanı Yunanlı, iki yargıcı ise Rum’dur. Üstelik bu iki Rum yargıçtan biri, AİHM nezdinde Türkiye aleyhine başvuruda bulunup tazminat kararı alan Myra Arestis’in eşi Yorgo Arestis’tir.

Bu davanın sonuçları, KKTC’de yaşayan yabancı uyrukluları ve Türkleri yakından etkileyecektir. Aleyhte karar çıkması durumunda; KKTC’de yaşayan yabancı uyrukluların ve Türklerin Rum mahkemelerince tazminata mahkûm edilmeleri ve bu mahkûmiyet kararlarının, yabancıların kendi ülkelerindeki mal varlıklarına, keza Türklerin de İngiltere’de ve diğer Avrupa ülkelerinde sahip oldukları mal varlıklarına el konulmak suretiyle uygulanmasının önü açılmış olacaktır.

AKP iktidarı ve başbakanı, Kıbrıs davasını AB’ye havale ederek ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Tanju MÜEZZİNOĞLU

Tanju2002@Superonline.com

 

Strasbourg'ta sürpriz görüşme

T.A.K.-Özgül Gürkut MUTLUYAKALI

 

Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nde konuşma yapmak üzere Strasbourg'ta bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, sürpriz bir şekilde bir araya geldi.

   Programlarında olmamasına rağmen Avrupa Konseyi binasında buluşan Talat ile Hristofyas, birbirleriyle şakalaşıp basına görüntü alma olanağı verdiler.

   Dün öğle saatlerinde Strasbourg'a ulaşan Cumhurbaşkanı Talat, İsveç'in dışişlerinden sorumlu Devlet Bakanı Frank Belfrage'yle görüşmek üzere Avrupa Konseyi binasına gitti. Talat, Belfrage'yle randevusunu beklerken, odaya Hristofyas girdi.

   Buluşmalarında iki lider, esprilerle dolu bir sohbet gerçekleştirdi. Talat, sohbeti sırasında, Strasbourg'a izolasyondan dolayı İstanbul üzerinden ulaştığını belirtirken; Hristofyas da, AKPA'da yaptığı konuşmada, "Talat'ı sevdiğini ve yoldaş olduklarını" söylediğini anlattı. Hristofyas, Kıbrıs'ın bölünmüş bir ada değil birleşik bir şekilde dünyanın cenneti olması gerektiğini dile getirdiğinden bahsetti.

   Talat ile Hristofyas'ın görüşmesinde, Kıbrıslı Türk ve Rum milletvekilleri de yer aldı.

KIBRIS 01/10/08

 

Kıbrıs sorununu çözecek siyasi iradeye sahibim

"BAŞARISIZ OLMA LÜKSÜNE SAHİP DEĞİLİZ"... Rum lider, Kıbrıs sorununu çözmek için gerekli olan her şeyi yapma konusunda siyasi iradeye sahip olduğunu belirterek, başlayan sürecin zor olabileceğinin farkında olduğunu söyledi. "Çözümsüzlük bir çözüm değildir" diyen Hristofyas, çözümsüzlüğün muhtemelen daimi bölünmüşlüğe yol açabileceğinden dolayı "bu son çözüm çabasında başarısız olma lüksüne sahip değiliz" dedi

 

L "BM'YE ASKERİ TATBİKATLARIN FESHEDİLMESİ İÇİN GİRİŞİM ÜSTLENMESİ ÇAĞRISI"... Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, dün Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi'nde yaptığı konuşmada, BM'yi Kıbrıs'ta ve çevresinde yıllık askeri tatbikatların feshedecek bir anlaşmayı teşvik etmesini önerdiğini açıklarken, Lefkoşa bölgesinde askerleri mevzilerin uzaklaştırılmasını da savunduğunu kaydetti

 

L "TALAT'LA 80'LERDE VERDİĞİMİZ ONURLU MÜCADELE ÇÖZÜME ULAŞABİLECEĞİMİZ ÜMİDİNİ VERİYOR"...Kıbrıs'taki üniter devletin federasyona dönüştürülmesine yönelik vizyonunu ortaya koyan Hristofyas, kendisinin ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 1980'lerde vermiş olduğu onurlu mücadelenin, kendisine yabancıların değil, Kıbrıslıların çıkarına hizmet edecek mutabık kalınmış bir çözüme ulaşabileceği ümidini verdiğini söyledi

 

 

   Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, dün Strasbourg'da Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi'nde (AKPA) yaptığı konuşmada, Birleşmiş Milletlere (BM) Kıbrıs'ta ve çevresinde yıllık askeri tatbikatların feshedecek bir anlaşmayı teşvik etmesini önerdiğini açıkladı.

   Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Hristofyas, ayrıca Lefkoşa bölgesinde askerleri mevzilerin uzaklaştırılmasını da savunduğunu kaydetti.

   AKPA'da konuşan Rum lider Hristofyas, Kıbrıs sorununu çözmek için gerekli olan her şeyi yapma konusunda siyasi iradeye sahip olduğunu belirterek, başlayan sürecin zor olabileceğinin farkında olduğunu söyledi.

   Kıbrıs'taki üniter devletin federasyona dönüştürülmesine yönelik vizyonunu ortaya koyan Hristofyas, kendisinin ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 1980'lerde vermiş olduğu onurlu mücadelenin, kendisine yabancıların değil, Kıbrıslıların çıkarına hizmet edecek mutabık kalınmış bir çözüme ulaşabileceği ümidini verdiğini söyledi.

   Rum lider, "Çözümsüzlük bir çözüm değildir" diyerek, çözümsüzlüğün muhtemelen daimi bölünmüşlüğe yol açabileceğinden dolayı "bu en sonuncu çözüm çabasında başarısız olma lüksüne sahip değiliz" dedi.

   Hristofyas, ayrıca Türkiye'nin sürece olumlu bir şekilde katkıda bulunması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye'nin üstüne düşeni yaparak AB'ye katılma çabalarından doğan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşılık yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini belirtti.

   Rum lider, konuşmasında, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin lideri seçilmesinin ardından Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nde ilk kez hitap etmesinin kendisi için bir onur olduğunu" ifade etti.

   Hristofyas, Rum tarafının Avrupa Konseyi'nin ve Avrupa Birliği'nin prensiplerine güçlü bir şekilde bağlılığını yineleyerek, Avrupa Konseyi'ni ve kendisine verilen onurlu görevi yerine getirmede oynadığı eşsiz rolü takdir ettiğini ifade etti. Hristofyas, Parlamento Asamblesi'nin Avrupa Konseyi'nin ana prensiplerini desteklemek için demokratik araçları teşkil ettiğini de belirtti.

   Rum lider, Kıbrıs Rum tarafının "Avrupa Konseyi'nin, Türk istilası ve Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının büyük bir kısmının 40 binin üzerinde donanımlı Türk askerleri tarafından süregelen işgalinin bir sonucu olarak ıstırap çekmiş olan Kıbrıslıların insan haklarının korunmasında üstlenmiş olduğu aktif ilgiden dolayı memnuniyetini" de dile getirdi.

   Hristofyas ayrıca "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin tüm Kıbrıslıların insan haklarının ve temel özgürlüklerinin korunması için yapmış olduğu değerli katkılardan büyük memnuniyet duyuyoruz" diyerek, Mahkemenin kararlarına saygı duyulması gerektiğini ve Bakanlar Komitesi'nin bu kararların etkili bir şekilde uygulanmasında rol oynaması gerektiğini vurguladı.

   Hristofyas, "bugünün, 1 Ekim'in, 1960'da "hem Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türklerin ortak varlığı olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığına kavuşmasının yıldönümü olduğunu" da söyledi.

   Hristofyas, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tarihi boyunca içinde bulunduğu birçok güçlüğe rağmen, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yeniden birleşmesi bizim vizyonumuzdur. Birleşik bir Kıbrıs, istisnasız tüm Kıbrıslıların insan hakları ve özgürlüklerinin saygı duyulacağı, federal bir yapıda işlevsel bir devlet, çocuklarımız ve torunlarımız için bizim ortak mirasımız olmalıdır" dedi.

   Rum lider, "maalesef dış müdahaleler ve adada her iki toplumda belli kesimlerce bağımsızlığın ilk yıllarından yapılan yanlış tercihler tüm Kıbrıslıların çıkarına bu anavatanın gelişimini önledi" diyerek, "Kıbrıs'ın iç işlerine dış müdahalelerin, Yunan cuntası ve Türk istilası ile son noktaya ulaştığını" söyledi.

   Hristofyas, direndiğini ve Kıbrıs Halk Hareketi mücahitleri olarak şovenizme karşı mücadele ettiğini belirterek, "şu anki Kıbrıs Türk toplumu lideri Mehmet Ali Talat ile yan yana 80'lerin başından itibaren mücadele verdim. Bu, bana her şeyden çok, en sonunda, yabancıların değil, Kıbrıslıların çıkarına hizmet edecek mutabık kalınmış bir çözüme ulaşabileceğimiz ümidini veriyor" dedi.

   Kıbrıs Rum lideri Hristofyas, kendisinin "AKEL lideri ve Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri olarak Sayın Talat ve selefi Özker Özgür ile 90'lı yıllarda birlikte çalıştıkları ortak vizyona bağlı kalmaya devam ettiği güvencesini" vererek, bu vizyonun iki toplum liderinin yürüttüğü heyetler arasındaki görüşmelerin ardından her iki toplumun ortak kararlarında ve kamuoyu açıklamalarında ifade edilmiş olduğunu belirtti. Hristofyas, "bu vizyon, ilgili BM kararları ve BM Genel Sekreteri'nin himayesinde iki toplumun liderleri arasındaki 1977 ve 1979 Üst Düzey Anlaşmaları zemininde bir çözümü ve yeniden birleşmeyi öngörüyor" dedi.

   Hristofyas, konuşmasında, yüzyıllardır birlikte yaşayarak gelişmiş olan ve canlandırılması ve kıymetinin bilinmesi gereken Kıbrıs kimliğine inancını dile getirerek, "ben Kıbrıslı Rumum ve köklerimle ve kimliğimle gurur duyuyorum, ancak aynı şekilde Sayın Talat'ın farklı olma ve kendi kökleri ve kimliği ile gurur duyma hakkına tamamen saygı duyuyorum" dedi.

   Kıbrıs sorununu çözmek için geçmişteki çıkmazların üstesinden gelinerek ilerleme kaydedilmesini hedefleyen 3 Eylül'de başlayan yoğunlaştırılmış yeni çabaya ilişkin olarak Cumhurbaşkanı, görüşmelerin BM'nin iyi niyet ofisi misyon çerçevesinde Genel Sekreteri'nin himayesinde gerçekleştiğini söyledi.

   BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet ofisi iki toplumun liderleri arasında sonuçları tüm Kıbrıslılara mal olacağı müzakereleri öngörüyor diyen Hristofyas, "Genel Sekreteri ve uluslararası topluluğun rolü yardım ve destek sağlamaktır. İyi niyet ofisi hakemlik anlamına gelmiyor, ne de arabuluculuk demek değil" diye konuşarak, son yaşanan tecrübenin Kıbrıslıların çıkarına hizmet etmeyen ithal planların Kıbrıs halkı tarafından reddedileceğini göstermiş olduğuna işaret etti.

   İlgili kararlar tarafından belirlenen çözüm çerçevesinin tek kimliği, bölünmez tek egemenliği ve tek vatandaşlığı bulunan iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyon öngördüğünü ifade eden Hristofyas, federal kurumların ilgili BM kararlarınca belirlenen siyasi eşitlik prensibini içereceğini kaydetti.

   Rum lider, ayrıca iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyonun, 1977'den beri mutabık kalınmış tek çözüm zemini olduğunu ve bunun kısa bir süre önce iki toplum lideri tarafından teyit edildiğini hatırlatarak, "bu, bir uzlaşıyı, aslında yeni bir siyasi anlaşmanın inşa edilebileceği temelleri olan tek olası uzlaşmayı temsil ediyor" diye konuştu.

   Kıbrıs Rum lideri Hristofyas, AKPA'ya bu sorunu çözmek için gerekeli olan her şeyi yapma konusunda siyasi iradeye sahip olduğu güvencesini vererek, Kıbrıs'ta Halk Hareketi sırasındaki hareketlerinin ve kendisinin de bir göçmen olduğu gerçeğinin bu açıklamasını desteklediğini kaydetti.

   Hristofyas, konuşmasında, müzakere ortamının atmosferini iyileştirecek ve başarı şanslarını artıracak bazı önerilerde de bulundu.

   Rum lider, geçen hafta New York'ta BM Genel Sekreteri ile görüşmesi sırasında, Kıbrıs'ta ve çevresinde her güz dönemi yapılan yıllık askeri tatbikatların feshedilmesi için bir anlaşmayı teşvik etmesini önerdim. Özellikle Kıbrıs Ulusal Muhafız Ordusu tarafından yapılan Nikiforos tatbikatı ve Kıbrıs'taki Türk askeri güçleri tarafından yürütülen Toros tatbikatlarına atıfta bulundum" dedi.

   Bununla birlikte Dimitris Hristofyas, "Venedik surları içindeki eski Lefkoşa şehrinin tamamen askersizleştirilmesi, Askersizleştirilmiş bir bölgenin belirlenmesi ve diğer önlemler dâhil olmak üzere özellikle Lefkoşa bölgesindeki askeri güçlerin arındırılması gibi askeri güçlerin azaltılması önlemlerinin mutabık kalınmasını ve uygulanmasını önerdim" şeklinde konuştu.

   Hristofyas, "Başlamış olan sürecin zor olabileceğinin tamamen farkındayız" dedi ancak biz kendi tarafımız adına sürecin başarılı bir sonucu olmasını temin etmek için elimizden geldiğince çok çaba göstereceğiz ve hiçbir çabayı boşa çıkarmayacağız. Başarısız olma lüksümüz yok. Çözümsüzlük bir çözüm değildir. Aksine askıda bir sorunla bekleyen çözümsüzlük adanın muhtemel daimi bölünmüşlüğüne yol açabilir ki bu hem Kıbrıslı Rumlar hem de Kıbrıslı Türkler için muhtemel en kötü çözümdür" dedi.

   Dimitris Hristofyas, "Ben başarabileceğimize ve başarmamız gerektiğine inanıyorum" diyerek, "Kıbrıs halkının çözüm iradesi gereklidir" dedi. Ancak Hristofyas, "sadece bu yeterli değildir, Türkiye de sürece olumlu katkıda bulunmalıdır. Türkiye Kıbrıs'ta 40,000'in üzerinde asker ve yüz binlerce sömürgeci bulunduruyor ve ele alınan konuların sonucunu şüphesiz belirleyebilir. Biz inanıyoruz ki çözüm herkesin çıkarına olmalıdır ve olacaktır. Bu, tüm Kıbrıslılara- Kıbrıslı Rumlara ve Kıbrıslı Türklere - güvenli, herkesin kimliğine ve haklarına saygı koşullarda, yabancı askerler ve yasa dışı yerleşikler olmadan AB ailesi içinde bağımsız refah bir ülkede birlikte yaşamaya imkân tanıyacaktır. Bu ayrıca Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hâlihazırda tam üyesi olduğu Avrupa Birliği'ne katılma çabalarına da ivme kazandıracaktır" dedi.

   Hristofyas, konuşmasını tamamlarken, "Türkiye'nin üstüne düşeni yaparak AB'ye katılma çabalarından doğan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşılık yükümlülüklerini yerine getirmesini belirterek, böylelikle Türkiye uluslararası hukukun temel prensiplerine, Avrupa Birliği ve Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu'nun değerlerine ve prensiplerine saygı göstererek çözüm çabalarına olumlu bir şekilde katkıda bulunacaktır" dedi.

KIBRIS 01/10/08

 

Kıbrıs sorunu için BM'den taktik

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in bugün New York'a gideceği ve Kıbrıs müzakerelerinin ele alınacağı bir zirve toplantısına katılacağı bildirildi.

   Fileleftheros; "BM'den ilk değerlendirme" başlığıyla verdiği ve elde ettiği bilgilere dayandırdığı haberinde; Downer'in, BM çerçevesinde gerçekleşecek ve büyük olasılıkla da BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un başkanlık edeceği toplantıya katılacağını ileri sürdü.

   Gazete; söz konusu toplantıda BM Genel Sekreter Yardımcısı Lynn Pascoe'nun da hazır bulunacağını ve toplantıda Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin ilerleyebilmesi için BM tarafından izlenmesi gereken taktiğin belirleneceğini iddia etti.

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında 10 Ekim'de gerçekleştirilecek görüşmede, "Yönetim/Güç Paylaşımı" konusunun görüşülmesine devam edileceğini de belirten gazete; BM'nin görüşmelerin çok yavaş ilerlediği düşüncesini taşıdığını da savundu.

 

 "Elders" grubu Kıbrıs'a geliyor

 

   Öte yandan gazeteler; Nelson Mandela ve Graca Machel tarafından 2007'de kurulan "Elders Grubu" üyelerinden Başpiskopos Desmond Tutu, Cezayir'in eski dışişleri bakanı Lakhdar Brahimi ve ABD eski Başkanı Jimmy Carter'in, Talat ve Hristofyas ile görüşme yapmak amacıyla 8-9 Ekim tarihlerinde Kıbrıs'ta olacaklarını yazdılar.

   Haravgi; uluslararası alanda saygınlık kazanmış liderlerden oluşan grubun üyelerinin Kıbrıs'a gerçekleştirecekleri ziyaretin amacının, Talat ve Hristofyas'a çözüm sürecinde destek vermek olduğunu belirterek, Başpiskopos Tutu'nun ziyaret konusundaki açıklamasına yer verdi.

   Habere göre Tutu; "onlarca yıldır süregelen bölünmüşlüğün ardından bu güzel adanın insanları için umut zamanı olduğunu" ifade etti ve müzakerelere müdahale etmelerinin söz konusu olmadığını, bunun "Kıbrıslıların" işi olduğunu belirtti.

KIBRIS 01/10/08

 

 

Christofias offers message of love
By Jean Christou

PRESIDENT Demetris Christofias wants an agreement to abolish military exercises on both sides in Cyprus, and complete demilitarisation of old Nicosia, he said yesterday.

Speaking before the Parliamentary Assembly of the Council of Europe (PACE) in Strasbourg, Christofias said he believed the two measures would improve the climate surrounding the Cyprus negotiations. It would also help the talks succeed better, he said.

During his Strasbourg visit, Christofias also managed to pay an informal visit yesterday to his negotiating partner, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, who will make a statement to PACE today.

The two leaders are not due to meet officially again until October 10. They met for ten minutes yesterday.

“I heard that Mr Talat arrived in an auditorium next to our office. So I knocked the door, I entered and I asked if it is possible for me to commit a peaceful invasion,” said Christofias afterwards.

“So I did. We sat together. We exchanged some opinions. I informed him about my speech, that I implemented what I said to him during our meeting in Nicosia. He asked me what are you going to say in Strasbourg and I said I am going to say that I love you. So I did today I think, in a political meaning of course, and I expect the response of Mr Talat tomorrow. Therefore, it was a friendly meeting among friends from the two communities. This was a very short welcoming meeting with Mr Talat.”

Christofias said he hoped Talat would reciprocate during his public statement today. He did not say whether Talat made any comment about his latest suggestions on cancelling military exercises. Christofias said in his PACE address that he had put forward the idea during his recent meeting with UN Secretary General Ban Ki-moon in New York.

“I suggested that he promotes an agreement to abolish the annual military exercises that are held each autumn in and around Cyprus. I refer specifically to the Nikiforos exercise, carried out by the Cyprus National Guard, and the Toros exercise, carried out by the Turkish military forces in Cyprus,” said Christofias in his PACE address.

“In addition, I propose that measures of military de-escalation also be agreed upon and implemented, such as the disengagement of forces, particularly in the Nicosia region, including the full demilitarisation of the old town of Nicosia within the Venetian walls, the designation of a demilitarised zone, and other measures.”

There was a UN-brokered agreement between the two sides in 1989 to pull back some of their respective forces in areas of close proximity in old Nicosia but no deal has been struck since on the expansion of the agreement.

The Nikiforos military exercise takes place around October and November every year. The exercise was not held in 2002, 2003 and 2004 both as a show of goodwill during negotiations, and also because Greece and Turkey cancelled their own exercises due to the improving climate between Ankara and Athens.

However the manoeuvres were resumed in 2005, 18 months after Cyprus joined the EU and Greek Cypriots rejected the Annan plan.

Christofias told PACE Cypriots did not have the luxury to fail this time around.

“No solution is not a solution, as some people claim,” he said. “I believe that we can and that must succeed. The will of the Cypriot people for a solution is essential. However, it is not in itself, sufficient. Turkey, too, must contribute to the process in a positive way.”

Later at a news conference Christofias said to build confidence after a solution he would even be willing to go back and live in his home village of Dikomo in the north and live under Turkish Cypriot administration.

His old home had been demolished and he could not afford at the moment to build a new one, he said.

“If it is really needed for the purpose of peace of course I am ready to go and live there to help create conditions of trust and confidence among Greek Cypriots who are going to live under Turkish Cypriot administration (after a Cyprus solution),” he said.

CYPRUS MAIL 01/10/08

 

 

Christofias reaches out to Turkish Cypriots in Independence Day speech
By Jean Christou

PRESIDENT Demetris Christofias reached out to Turkish Cypriots in his speech to mark today’s Independence Day, urging them to join Greek Cypriots in forging a new future.

“Cyprus belongs to all Cypriots,” he said. “It is time to learn from the bitter experiences of the past to join hands and act as Cypriots and to close our ears to interfering voices who are only seeking to lead us into accepting foreign solutions to the detriment of our own interests.”

Christofias said Cyprus was too small to be divided but “sufficiently large to accommodate all of its children”.

“A reunified Cyprus can be the common home for Greek Cypriots and Turkish Cypriots, respecting the ethnic, cultural, linguistic and religious particularities of each community,” he said.

He said that beyond the vision of a solution, there was a vision for prosperity and progress in Cyprus, a vision for a fairer society that could meet the needs of all of its citizens.

Christofias said today marked 48 years since the long and difficult struggle against colonialism. “It was a joint victory for Greek Cypriots and Turkish Cypriots,” he said.

“The Republic of Cyprus is the solid basis on which our people can enjoy progress and prosperity. This requires the preservation of the entity of the Cyprus state,” he said.

The objective of reunification and the transformation of Cyprus into a bizonal, bicommunal federation remained a priority and commitment, Christofias added.

“A non-solution is no solution. Division equals disaster, he said.

“The reunified Federal Republic of Cyprus will be the joint state of the Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities. There will neither be a Greek state, and certainly not a Turkish state. It will be a common home for Greek Cypriots and Turkish Cypriots as the Republic of Cyprus, the unitary state of 1960.”

Christofias said the mistakes of the past must not be repeated. The type of nationalism that paved the way to the Turkish invasion of 1974 had no place in a new Cyprus.

“There is no alternative method of resolving the Cyprus problem other than peaceful negotiation under the auspices of the United Nations, as provided for in relevant resolutions,” he said.

“Of course, a prerequisite to get to the desired solution is our good will and reasonable positions to meet our good will and reasonable positions by the Turkish Cypriot community.”

Commenting on the current negotiations process, which began on September 3, Christofias said the Greek Cypriot side would continue to keep a constructive attitude. The next meeting of the leaders will be on October 10.

CYPRUS MAIL 01/10/08

 

"Maraş güven yaratıcı önlem değil"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Maraş konusunun, ancak kapsamlı çözüm çerçevesinde görüşülebileceğini ifade ederek, "Maraş, güven yaratıcı önlem değildir" dedi.

Talat, Rum Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, kapalı Maraş'ın "Rum tarafına verilmesi" teklifiyle ilgili olarak, Maraş konusunun, ancak kapsamlı çözüm çerçevesinde görüşülebileceğinin altını çizerek, Maraş'ın güven yaratıcı önlem olmadığını söyledi.

Talat, "Güven yaratıcı önlemlerde değil, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma üzerinde odaklanmamız gerekir" diye konuştu.

Hristofyas'ın, Türk ordusunun "Toros", Rum ordusunun da "Nikiforos" tatbikatlarının iptal edilmesi önerisini de "iyi" olarak niteleyen Talat, "Bunu görüşeceğiz" dedi.

Talat, Hristofyas'ın, tatbikatların iptal edilmesi teklifini, önceki gün kendisine de ilettiğini belirtti.

CNN TURK 02/10/08

 

Talat’tan Türkiye savunması

GÜVEN ÖZALP Strasbourg

İlk kez uluslararası bir kurumda Genel Kurul düzeyinde bir konuşma yapan Talat, AKPM’ye Kıbrıs sorununun Türkiye’nin askeri müdahalesiyle oluşmadığını vurguladı

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sembolik anlamı büyük olan bir ilke imza atarak Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’na (AKPM) hitap etti. Konuşmasının önemli bir bölümünü, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın önceki gün yaptığı konuşmaya cevap niteliği taşıyan Talat, faturanın sürekli Türkiye’ye çıkarılmasını eleştirdi. Talat, “Türkiye olmasaydı Kıbrıslı Türkler de olmazdı” dedi.

Sorun Rumlar...
İlk kez uluslararası bir kurumda Genel Kurul düzeyinde konuşma yapan Talat, Kıbrıs sorununun Türkiye’nin askeri müdahalesiyle oluşmadığını vurgulayarak “Eğer Türkiye olmasaydı, Kıbrıs’ta hiçbir Kıbrıslı Türk kalmayacağından şu an size hitap eden bir Kıbrıslı Türk lider de olmayacaktı” dedi. Talat, Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün asıl kaynağının Türkiye değil, Rumların adada egemenliği paylaşmak istememesi olduğunu ifade etti.
Uluslararası kurumların Kıbrıs sorununa tek taraflı yaklaşmasından yakınan Talat, “Kıbrıs Türk toplumu hep acil, kapsamlı ve adil bir çözümden yana oldu ve bunun için çalıştı. Sürece katkıda bulunması ve çözüm istediğini göstermesi gereken taraf Kıbrıslı Rumlardır” diye konuştu.
“Kıbrıs Türk toplumu siyasi, ekonomik ve sosyal izolasyon altında. Bu izolasyonun en önemli sonucu da Kıbrıslı Türklerin uluslararası arenada seslerini duyuramaması oluyor” diyen Talat, tek taraflı yaklaşımların çözüme değil çözümsüzlüğe katkı yaptığını söyledi.

Raporu da eleştirdi
Talat, bu bağlamda Alman parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan ve AKPM’de 20’ye karşı 99 oyla kabul edilen raporu da eleştirdi. Rapor, genel anlamda “Çözüm için yakalanan fırsatın kaçırılmaması gerektiği” mesajını vermekle birlikte müzakere sürecine olumlu katkı yapabilecek bir ruhu yansıtmayan ve Rum tezlerine daha fazla ağırlık veren bir profile sahip olmasıyla dikkat çekiyor.

‘Taksim felaket demektir...’
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, “iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözüm” görüşünü yineleyerek, “birleşik bir Kıbrıs’ın tek devlet, tek egemenlik ve uluslararası tek kimliğe sahip olacağını” savundu. Hristofyas, Kıbrıs’ın taksiminin “felaket” anlamına geldiğini söyledi.
Hristofyas, “bağımsızlık günü” nedeniyle önceki akşam Rum televizyonlarında yaptığı konuşmada, “Kıbrıs’ın yeniden birleşmesinin Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin yararına olacağını” ifade etti..

MILLIYET 02/10/08

 

Tarihi konuşma

ÇÖZÜME HER ZAMAN HAZIRIZ... Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde, Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı, adil bir çözüm bulunması için her zaman hazır olduğunu ve bunun için çalıştığını vurgulayarak, "sürece katkı koyması ve sorunun çözümlenmesinden yana tavrını kanıtlaması gerekenin, Kıbrıs Rum tarafı olduğunu" söyledi

 

SÖZ HAKKIMIZ KORUNSUN... Talat, Kıbrıs Türk halkının dünyadan, öncelikle söz hakkının korunmasını istediğinin de altını çizdi. Kıbrıs Türk halkının çözümden yana tutumunun, Nisan 2004'te yaşadığı hayal kırıklığına rağmen devam ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, başlayan çözüm müzakerelerinin ilerlemesinin önündeki başlıca engelin Rum tarafının, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini pratiğe dökmedeki isteksizliği olduğunu ifade etti

 

KENDİ GELECEĞİMİZİ BELİRLEYEBİLELİM... Talat, Kıbrıs sorununun küçük bir ada üzerinde iki halkın bir arada yaşayabilme sorunu olduğunu dile getirerek, "Kıbrıs Türk halkının 1950'li yıllardan beri tek arzusu, Kıbrıs adasının yönetimine, kendi geleceğini belirleyecek oranda katılabilmektir" dedi

 

Özgül Gürkut MUTLUYAKALI (TAK)

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde, Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı, adil bir çözüm bulunması için her zaman hazır olduğunu ve bunun için çalıştığını vurgulayarak, "sürece katkı koyması ve sorunun çözümlenmesinden yana tavrını kanıtlaması gerekenin, Kıbrıs Rum tarafı olduğunu" söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının dünyadan, öncelikle söz hakkının korunmasını istediğinin de altını çizdi.

   Kıbrıs Türk halkının çözümden yana tutumunun, Nisan 2004'te yaşadığı hayal kırıklığına rağmen devam ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, başlayan çözüm müzakerelerinin ilerlemesinin önündeki başlıca engelin Rum tarafının, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini pratiğe dökmedeki isteksizliği olduğunu ifade etti.

   Talat, Kıbrıs sorununun küçük bir ada üzerinde iki halkın bir arada yaşayabilme sorunu olduğunu dile getirerek, "Kıbrıs Türk halkının 1950'li yıllardan beri tek arzusu, Kıbrıs adasının yönetimine, kendi geleceğini belirleyecek oranda katılabilmektir" dedi.

   Avrupalı parlamenterlerden, Kıbrıs sorununu çözecek önerileri desteklemelerini isteyen Cumhurbaşkanı Talat, siyasi görüşlerini uluslararası alanda duyurmalarını engelleyen izolasyonların kaldırılması çağrısını bir kez daha AKPM çatısından yineledi.

   Cumhurbaşkanı Talat, Alman Parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan "Kıbrıs'ta Durum" başlıklı raporun, olumsuz ve tek yanlı ifadeler içerdiğini de kaydederek, bu raporun böylesi ortamda kabulünün BM Genel Sekreteri'nin çözüm çabalarına ve adada oluşturulmaya çalışılan olumlu atmosfere katkıda bulunmayacağını vurguladı.

 

Talat AKPM'de

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Kıbrıs raporu görüşülürken Avrupalı parlamenterlere hitap etti.

   Yaptığı konuşmayla "AKPM'de konuşan ilk Kıbrıslı Türk lider" unvanını kazanan Talat, 6 sayfalık yaklaşık 20 dakikalık konuşmasını Türkçe yaptı.

   Cumhurbaşkanı Talat'ı parlamenterler kendi dillerinde eş zamanlı tercümeyle dinledi.

   Cumhurbaşkanı Talat'ın AKPM konuşması TRT 2'den canlı yayımlandı. Talat'ı, eşi Oya Talat ve milletvekilleri Hüseyin Özgürgün ile Mehmet Çağlar da izleyenler arasındaydı.

   Kıbrıs Türk halkı adına, AKPM'deki parlamenterleri saygıyla selamlayan Talat, Kıbrıs Türk halkının seçilmiş lideri olarak AKPM salonunda hitap etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu olanağı, AKPM'nin Kıbrıs Türk halkına verdiği değerin yüksek bir göstergesi olarak algıladığını ifade etti.

 

Bayramı kutladı

 

   Cumhurbaşkanı Talat, Ramazan Bayramı'na da dikkat çekerek, Kıbrıs Türk halkının ve tüm İslam dünyasının bayramını kutladı, tüm insanlığa barış ve mutluluk diledi.

   Kıbrıs Türk halkının, AKPM'nin ilgisine ve verdiği değere layık, çağdaş bir halk olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs Türk halkı, aynı zamanda, en yüksek insani değerleri benimsemiş, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, sosyal adalete, demokratik gelişime inanan ve bunlar için mücadele eden bir halktır" dedi.

 

İntikam duygusunun esiri olmadan

 

   Talat, Kıbrıs Türk halkının, bu niteliklerini, uzun yıllardan beri devam ede gelen Kıbrıs sorununun mağduru olmasına karşın, hiçbir intikam duygusunun esiri olmadan, sorunun çözümlenmesi için kararlı bir tutum ortaya koyarak hayata geçirdiğine işaret etti.

   Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin, Kıbrıs Türk halkının seçilmiş temsilcilerine çatısı altında yer veren ilk uluslararası parlamento olduğunu hatırlatarak, BM Kapsamlı Çözüm Planı'na (Annan Planı) verdikleri "evet"i dikkate alarak, 2005'ten beri Kıbrıs Türk halkına nefes alabilecek bir pencere olan AKPM sayesinde Kıbrıslı Türk parlamenterlerin, uluslararası arenaya çıkabildiğini kaydetti.

   Kıbrıs sorunuyla ilgili tutumları hakkında AKPM üyelerini bilgilendiren Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs sorunu, küçük bir ada üzerindeki iki halkın, bir arada yaşayabilme sorunudur. Ne yazık ki, bu konuda başarılı olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Ama ayrı siyasi kimliğine karşın ada nüfusunun yüzde 20'sini oluşturan Kıbrıs Türk halkının bu sorunun ortaya çıkışındaki ve devam etmesindeki sorumluluğunun, diğer aktörlerin sorumluluğu ile kıyaslanamayacak kadar az olduğunu belirtmeliyim" diye konuştu.

 

"Tek arzumuz Kıbrıs'ın yönetimine katılabilmek"

 

   Kıbrıs Türk halkının, 1950'li yıllardan beri tek arzusunun Kıbrıs'ın yönetimine, kendi geleceğini belirleyecek oranda katılabilmek olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle devam etti:

   "Huzurunuzda yapılan pek çok konuşmada, Kıbrıs sorununun sorumlusu olarak Türkiye'nin gösterildiğini biliyorum. Ne var ki aslında Türkiye, 1974'te adaya müdahale etmeye mecbur bırakıldığı zaman, Kıbrıs sorunu zaten vardı. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarının temsilcileri, 1963'te oluşan sorunu nasıl çözebileceklerini görüşmeye daha 1968 yılında başlamışlardı. Ancak Yunanistan'daki Albaylar Cuntası'nın desteğindeki yasadışı Kıbrıs Rum silahlı güçleri, kendi yöneticilerine karşı darbe yaptıkları ve Enosis'i ilan etmeye hazırlandıkları zaman, Türkiye,  uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirerek adaya asker çıkarmak zorunda kalmıştı.

   Türkiye, bu müdahaleyi diğer bir garantör ülke olan İngiltere ile birlikte yapmayı teklif etmiş ama reddedilmiş, bu sorumluluğu tek başına yerine getirmek durumunda kalmıştı."

 

"Herkes mutsuz ama en çok Kıbrıs Türk halkı etkileniyor"

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sorunun çözümünün gecikmesinden herkesin mutsuzluk duyduğunu, ama bu mutsuzluğun en fazla Kıbrıs Türk halkını etkilediğinden emin olunabileceğini söyledi.

 

Patlamaya hazır yanardağ

 

   Talat, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorunu nedeniyle dünyanın özgür halkları arasındaki onurlu yerini tam anlamıyla alamadığını, dünyayla yeterli ve geçerli ilişkiler kuramadığını kaydetti ve "Çocukluk ve gençliğimizi her an patlamaya hazır bir yanardağın üzerinde geçirdik. Artık çocuklarımızın geleceklerini güvenli kılmak gibi bir gailemiz var. Ve bunun için Kıbrıs'ta kalıcı bir barışın tesis edilmesini acil bir insani mesele olarak görüyoruz" dedi.

   Cumhurbaşkanı Talat, değişen dünya koşullarına karşın, çözümü ve barışı sağlayamamalarının, sorunun siyasi yönlerini alabildiğine karmaşıklaştırdığını; iki kutuplu dünyanın bir problemi olarak, o zamanın dengelerini yansıtan karar ve tutumların yükünü sorunun üzerinde biriktirdiğini belirtti.

   1964 yılından itibaren konuyla ilgili Birleşmiş Milletler kararları veya 1974 yılından hemen sonra ortaya çıkan tutumların, bugün hâlâ ağırlığını hissettirdiğine işaret eden Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının, sorunun çözümsüzlüğünün dayattığı zorluklara, özellikle Türkiye Cumhuriyeti'nin katkılarına dayanarak baş edebildiğini dile getirdi.

   Talat, Kıbrıs Türk halkının başlıca destekçisinin Türkiye olduğunu ve halkın bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti'ne, ve tarihi ve kültürel bağlarla bağlı olduğu Türkiye halkına çok haklı minnet duyguları beslediğini anlattı.

   Kıbrıs Türk halkının devlet hizmetlerinden yararlanmasının, dünyayla telefon bağlantısı kurabilmesinin, posta servislerinden yararlanabilmesinin, seyahat edebilmesinin Türkiye'nin desteği ile mümkün olabildiğine dikkat çeken Talat, "Dünya devletlerinin yaptığı gibi, Türkiye de kendi topraklarına direkt uçuşa izin vermeseydi şu anda ben burada değil Kuzey Kıbrıs'ta hapsolmuş durumda olurdum. Aslında Türkiye'nin desteği olmasaydı, Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türk kalmayacağı için bugün karşınızda konuşan bir Kıbrıslı Türk lider de olamayacaktı. Sorunun detayları bir yana, Türkiye'nin bize verdiği desteğe genel olarak böyle bakmalısınız" diye konuştu.

   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için yakalanan en önemli fırsatın 2004'te iki halkın referandumlarına sunulan BM Kapsamlı Çözüm Planı olduğunu hatırlatarak, Kıbrıs Türk halkının bu plana "evet" diyerek çözümden yana tutumunu ortaya koyduğunu, ancak bu olanağın, o zamanki Kıbrıs Rum liderliğinin ve politik destekçilerinin akıl almaz gayretleri ve teşvikiyle sonuçta Kıbrıs Rum halkının "hayır" oyları ile heba edildiğini kaydetti.

 

"Unutamıyorum..."

     

   Talat, Rum halkının, özgür iradesini sorgulama yetkisini kendinde görmediğini belirterek, "Ama plana karşı yürütülen 'hayır' kampanyasının devletçi karakterini, bu süreçte Kıbrıs Rum liderliğinin, zamanın lideri olarak Tasos Papadopulos ile bugünkü Kıbrıslı Rum lider, sevgili dostum Dimitris Hristofyas'ın oynadığı olumsuz rolü de unutamıyorum" dedi.

   Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs Türk halkı, Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı, adil bir çözüm bulunması için her zaman olduğu gibi hazırdır; bunun için çalışmaktadır. Bu sürece katkı koyması ve sorunun çözümlenmesinden yana olduğunu kanıtlaması gereken Kıbrıs Rum tarafıdır" ifadelerini kullandı.

   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının çözümden yana tutumunun, Nisan 2004'te yaşadıkları hayal kırıklığına rağmen devam ettiğini ifade ederek, bu tarihten sonra, çözüm amaçlı görüşmeleri, BM Kapsamlı Çözüm Planı temelinde yeniden başlatmak için büyük çaba ortaya koyduklarına ve dünyadan bu amaçla destek talep ettiklerine dikkat çekti.

   Önceki Kıbrıslı Rum lider Papadopulos'un, bundan ısrarla kaçındığını; soruna görüşmeler yoluyla kapsamlı çözüm bulmak yerine, Kıbrıs Türk halkını kendi yönetimi içine çekip eritmek demek olan "ozmosis" yöntemini izlediğini; bizzat kendisinin, halkların özgürlüğünün sembolü olan Birleşmiş Milletler kürsüsünden bütün dünyaya ilan ettiğini kaydetti.

   "Papadopulos'un izlediği 'ozmosis' politikası, ne iyi ki, dünyadan destek görmedi. Kıbrıs Rum halkı bile, bu politikanın izlenmesinden tedirginlik duymaya başladı ve Şubat 2008'de Papadopulos'u Dimitris Hristofyas ile değiştirdi" diyen Talat, şöyle devam etti:

 

"Sevgili dostum Hristofyas"

 

   "Şimdi yeni bir süreçteyiz. Sevgili dostum Dimitris Hristofyas, çözümden ve bu hedefe bağlı görüşmelerden yana bir politika izleyeceğini söyleyerek Kıbrıs Rum liderliğini devraldı. Elbette bunu memnuniyetle karşıladık. Ve hemen işe koyulduk.

   Çeşitli zorluklarımız var... Ama bu zorluklar, Dimitris Hristofyas'ın bütün dünyaya anlatmaya çalıştığı gibi Türkiye'den kaynaklanmıyor. Bu zorluklar, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs'ın egemenliğini Kıbrıs Türk halkı ile paylaşmak konusundaki isteksizliğinden kaynaklanıyor.

   Kıbrıs Rum tarafının, kapsamlı çözüm müzakerelerine oturması için pek çok konuda esneklik gösterdim... 21 Mart'ta imzaladığımız prosedürel anlaşmanın hükümlerinden biri olmamasına karşın, Hristofyas'ı güçlendirmek için, talep ettiği 'ortak dili' yaratmak konusundaki isteklerini yerine getiren ortak açıklamalara onay verdim.

   Bugün kapsamlı çözüm müzakerelerine başlamayı büyük bir ilerleme sayıyorum, ama daha ileriye gitmemizin önündeki başlıca engelin, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini pratiğe dökme konusundaki isteksizliği olduğunu belirtmek zorundayım."

 

"Yeni ortaklık devletinden yanayız"

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs'ta iki halkın siyasi eşitliğine dayanan ve eşit statüde iki kurucu devleti bünyesinde barındıracak yeni bir ortaklık devleti kurulmasından yana olduklarını vurgulayarak, Kıbrıs'ın böyle bir çatı altında birleştirilebileceğini ve bütün dünyanın karşısına tek bir uluslararası kimlik ile çıkabileceğini düşündüklerini ifade etti.

   Kıbrıs, haksız bir şekilde ve Kıbrıs Türk halkının onayı aranmadan AB üyeliğine kabul edildiği halde, yeni ortaklık devletinin AB üyesi olması konusunda bütün siyasi güçlerin fikir birliği içinde olduğunu belirten Talat, yeni ortaklık devletinin, AB'nin kuruluş ideallerine sadık kalarak şekillenebileceğini, ancak Kıbrıs Türk halkının tarihsel sorunlardan kaynaklanan tehditlerden veya güvensizliklerden birtakım ayrıklıklarla (derogasyonlar) korunabileceğini anlattı.

   Talat, AKPM milletvekillerine hitaben "Böyle bir yapıya ulaşarak, Kıbrıs sorununu tarihe gömmek için yardımınızı rica ediyorum" dedi.

 

Raporla ilgili gözlemler

 

   Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Siyasi İşler Raportörü Joachim Hörster'in hazırladığı "Kıbrıs'ta Durum" başlıklı rapor ve karar taslağına ilişkin bazı gözlemlerini de aktaran Cumhurbaşkanı Talat, seçilmiş iki Kıbrıslı Türk temsilcinin 1376 sayılı karar çerçevesinde AKPM çalışmalarına katılmasına olanak sağlayarak, Kıbrıslı Türklerin üzerindeki siyasi izolasyonun hafifletilmesine katkıda bulunmasından dolayı AKPM'ye teşekkür etti.

   Talat, Kıbrıslı Türk yerel yönetim temsilcilerinin de, Parlamenterler Meclisi'nde olduğu gibi, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi'nde temsil edilmesi gerektiğini belirten 2004 yılında alınmış 170 sayılı Kongre kararının da acilen uygulanmasını beklediklerini vurguladı.

 

"İzolasyonların devam ettiğini üzülerek gözlemlemekteyiz"

 

   1376 sayılı kararda, Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan uluslararası izolasyonlara son verilmesi gerektiğinin belirtildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Talat, "Demokrasinin beşiği bir kurumda böylesine bir karar alınmasına rağmen Kıbrıs Türk halkına uygulanmakta olan izolasyonların devam ettiğini üzülerek gözlemlemekteyiz" diye konuştu.

   Kıbrıs Rum tarafının bir hafta önce, Kıbrıs Türk limanlarına uğradığı gerekçesiyle Suriyeli bir kaptanı tutuklamakla izolasyon politikasında ne kadar katı bir tutum içinde olduğunu bir kez daha gösterdiğine işaret eden Talat, şunları dile getirdi:

   "Karar tasarısında sadece Kıbrıs Rum bandıralı gemilerin Türkiye'deki limanlara girmelerine uygulanmakta olan yasağa değinilmektedir. Kıbrıs Türk tarafı olarak geçmişte defalarca yapmış olduğumuz adada bütün kısıtlamaların karşılıklı kaldırılması çağrımıza ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bu konuda hazırlamış olduğu Eylem Planı önerisine yer verilmediğini gözlemlemekteyiz. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nden beklentimiz, tek yanlı girişimler yerine karşılıklı işbirliğini, istikrarı, karşılıklı yarara dayalı çalışmaları teşvik edecek bir yaklaşım olarak Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunacak önerileri desteklemeleridir."

 

Hayal kırıklığı

 

   Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıslı Türkler üzerinde izolasyonun olmadığı iddiasını kanıtlamak amacıyla bir propaganda ve siyasi istismar aracı olarak kullandığı Kıbrıslı Türklere yardım ettiği iddialarının, karar tasarısında yer bulmasının hayal kırıklığı yarattığını" da vurguladı.

   Kıbrıs Türk tarafının uluslararası alanda izolasyonları kaldırma girişimleri başlatması ve bunun dünyada ses bulmasıyla birlikte, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türklerden parasını aldığı elektriği bile bedava verdiğini iddia etmeye ve Güney Kıbrıs'ta çalışanların ücretlerini Kıbrıslı Türklere "yardım" diye sunmaya başladığına dikkat çeken Talat, Kıbrıs sorununun ortaya bir mülkiyet sorunu çıkardığını söyledi.

   Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin tavsiye ve yönlendirmesi doğrultusunda Taşınmaz Mal Komisyonu'nu kurduklarını hatırlatarak, buna göre kapsamlı çözümü bekleyemeyecek durumdaki ihtiyaçlı mülk sahiplerinin başvurabilecekleri ara bir çözüm olarak kısmi iade, takas ve tazminat seçeneklerini iç hukuk yolu olarak yaşama geçirdiklerini anlattı.

   Komisyon'un kurulmasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ağır iş yükünden kurtulduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, mülkiyet sorununun; savaş sonrası düzenlemelere konu olduğunu ve birçok Avrupa devleti de dahil birçok dünya ülkesinin sorunu olduğunu kaydetti.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Bu konuda deneyimleri paylaşarak insanlarımızı bir daha göç ettirmeyeceğimiz düzenlemelerin yapılacağı bir anlaşma ile çözüme ve barışa ulaşmak birinci hedefimiz olmalıdır" diye konuştu.

 

Genç kuşaklar, ders kitapları

 

   Cumhurbaşkanı Talat, AKPM'deki konuşmasında, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüme ulaşmanın ve bu çözümün sürdürülebilir olmasının, adanın her iki tarafında yaşayan genç kuşakların birbirlerine nasıl baktığıyla da bağlantılı olduğuna dikkat çekti.

   "Memnuniyetle belirtmek isterim ki, Eğitim Bakanlığımız, Avrupa Konseyi'nin ilke ve tavsiyeleri doğrultusunda okullarımızda kullanılmakta olan ders kitaplarını gözden geçirmiştir. Kıbrıs Rum tarafının da, ders kitaplarında yer alan Kıbrıslı Türklere karşı nefreti ve düşmanlığı körükleyen ifadelerin çıkartılması konusunda bir an önce harekete geçmesini beklemekteyiz" diyen Talat, Avrupa Konseyi'nden Rum tarafını bu konuda çalışma başlatması için cesaretlendirmesini ve teşvik etmesini istedi.

   Talat, Kıbrıs Türk tarafının, kökeni ne olursa olsun Kuzey Kıbrıs'taki kültürel varlıkları tüm insanlığın ortak mirası olarak algıladıklarını ve hiçbir uluslararası yardım almadan, kısıtlı imkanlarla korumaya çalıştıklarını dile getirdi.

   Cumhurbaşkanı Talat, kültürel mirasın korunması çabalarına destek çağrısı da yaparak, Kıbrıs Rum kesiminde Konsey'in özel ilgisine ve korunmaya muhtaç Türk-İslam kültürel varlıklarının da var olduğunu dikkate getirdi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, her bireyin kendi ana dilinde eğitim almasının en temel insan haklarından biri olduğuna işaret ederek, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Rum çocuklarına hem ilkokul, hem de lise düzeyinde kendi okullarında Rum tarafının müfredatı çerçevesinde ve Rum öğretmenler tarafından kesintisiz eğitim görmeleri imkanını sağladıklarını anlattı.

   Talat, Rum tarafının, BM'ye bu konuda verdiği yazılı ve sözlü taahhütlere sadık kalması ve Limasol'daki Kıbrıslı Türk çocuklara en temel insan hakkı olan ana dillerinde eğitim imkanı sağlaması için AKPM tarafından teşvik edilmesini istedi.

 

Kayıp şahıslar konusu, hayal kırıklığı

 

   Cumhurbaşkanı Talat, kayıp şahıslar konusunun 1974 yılında ortaya çıkmadığını ve sadece Kıbrıslı Rumları ilgilendiren bir sorun olmadığını kaydederek, şöyle konuştu:

   "1963-1974 yılları arasında yüzlerce sivil Kıbrıslı Türk evlerine, işlerine giderken yollardan zorla alınıp kayıp durumuna düşürülmüştür. Raporda bu insancıl konunun sadece Kıbrıslı Rumları ilgilendiren bir sorun olarak resmedilmesi ve sadece onların haklarının sorulması hayal kırıklığı yaratmıştır.

   Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Komitesi'nde kabul edilen değişiklikler halihazırda dengesiz olan karar taslağını daha da dengesiz hale getirmiştir.

   Adada kapsamlı müzakerelerin başladığı bir ortamda özellikle böylesi olumsuz ve tek yanlı ifadeler içeren bir kararın kabul edilmesi ne BM Genel Sekreteri'nin çözüm çabalarına ne de Ada'da oluşturulmaya çalışılan olumlu atmosfere katkıda bulunacaktır. "

 

İzolasyonlar

 

   Konuşmasının son bölümünü Kıbrıs Türk halkına uygulanan siyasi, ekonomik ve sosyal izolasyonlara ayıran Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu izolasyonun en önemli yanlarından birinin, siyasi görüşlerini uluslararası alanda duyuramamaları olduğuna dikkat çekti.

   Talat, Kıbrıs'ta yaşananlar ve yaşanmakta olanların, çoğu zaman tek taraflı ve gerçeğe tamamen aykırı şekilde dünyanın gündemine getirilebildiğini ve sonuçta bu çarpıklığın sorunun çözümsüz kalmasına katkıda bulunduğunu söyledi.

 

"Hakkımızın korunmasını istiyoruz"

 

   "Biz, dünyadan, öncelikle söz hakkımızın korunmasını istiyoruz" diyen Talat, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

   "Yüce meclisiniz buna sahip çıktı. Kıbrıs sorunu ve adada yaşanmakta olanlarla ilgili olarak hazırlanan raporda, pek çok sorunun ve olayın gerçekçi bir şekilde kavranamamış olduğunu görsem bile, Kıbrıs Türk halkının 'söz hakkına' sahip çıktığınız ve bizi dinleme büyüklüğünü göstermiş olduğunuz için sizlere müteşekkirim.

   Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi'nin de içinde bulunduğu tüm uluslararası camianın kuvvetle desteklediği Annan Planı, Kıbrıslı Türkler tarafından onaylanmış ve Rumlar tarafından reddedilmiştir. Akabinde, halkım üzerinde uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılması yönünde almış olduğunuz karara rağmen bugün önümüzde bulduğumuz taslak karar Konsey'in o gün belirtmiş olduğu iradeye ters düşmektedir. Önünüzdeki taslağın kabul edilmesi halkımda büyük hayal kırıklığı yaratacaktır.

   Bize bu olanağı verdiğiniz için en içten teşekkürlerimi sunar, çalışmalarınızın dünya barışına katkıda bulunmasını yürekten dilerim."                       

KIBRIS 02/10/08

 

AKPM Başkanı Puig, Talat onuruna yemek Verdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Strasbourg'daki yoğun temaslarını sürdürüyor.

   AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig'in önceki akşam Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat onuruna verdiği yemeğe bazı Rum milletvekilleri de katıldı.

   AKMP'deki Rum milletvekilleri Hristos Purguridis, Andros Kiprianu, AKPM'de dün görüşülen Kıbrıs raporunu hazırlayan AKPM Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster ve Kıbrıs'taki nüfus yapısını inceleyerek hazırladığı raporla da tanınan Finlandiyalı Parlamenter Jaakko Laakso'yla biraraya gelen Cumhurbaşkanı Talat onuruna verilen yemeğe, AKPM'deki temsilciler CTP Milletvekili Mehmet Çağlar ile UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün de katıldı.

   Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la da telefonda görüştü.

   Başbakan Erdoğan, önceki akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Talat'ı telefonda arayarak bayramını kutladı.

 

Dünkü temaslar

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün sabah AKPM Genel Kurulu'ndaki hitabından önce bir dizi temasta bulundu.

   İlk olarak Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg'le görüşen Talat, ardından AKPM Başkanı Puig'le yeniden bir araya geldi ve görüşmeden sonra basına açıklama da yaptı.

   Puig, Kıbrıs'ta siyasi bir çözüm bulunması için çalışan Cumhurbaşkanı Talat'a teşekkür etti.    

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Avrupa Konseyi'nin uluslararası toplumda demokrasinin, diyaloğun, işbirliği ve anlayışın merkezi olduğunu vurgulayarak, Kıbrıslı Türklerin çözüme hazır olduğunu söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la başlattıkları çözüm müzakereleri konusunda olumlu konuşmak için henüz erken olduğunu, ancak kendisinin umutlu olduğunu belirterek, çözüm için olasılıkları değerlendirdiklerini anlattı.

   Çözümün gerekliliğinin önemini bildiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının, barış ortamı yaratılmasına hazır olduğunu anlattı.

   Talat, AKMP'nin kendileri için büyük fırsat olan davetine halkı ve şahsı adına teşekkür etti. Cumhurbaşkanı Talat, bu davetiyle AKPM'nin Kıbrıslı Türk ve Rumlara eşit davrandığını gösterdiğini ve bunun da çözüm için önem taşıdığını vurguladı.

   Cumhurbaşkanı Talat, soruları yanıtlarken, önceliklerinin Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak olduğunu, askersizleştirmenin güven yaratıcı bir adım olduğunu, bunun tartışılabileceğini, ancak şu ana dek gündemlerinde yer almadığını, fakat konuşulabileceğini söyledi.

   Talat, güven yaratıcı önlem olarak Mağusa Limanı'ndan ulaşıma engellerin kalkmasını istediklerini de belirtti.

   Cumhurbaşkanı Talat, Maraş'ın durumunun ise kapsamlı çözümün parçası olabileceğini kaydetti.

 

Puig'den olumlu sözler

 

   Talat ve Puig, daha sonra AKPM Genel Kurulu'na girdi ve toplantı başladı.

   AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig, Cumhurbaşkanı Talat'ın konuştuğu AKPM Genel Kurulu'nda da Talat'ı takdim ederken, Talat'ın; kendini Kıbrıs sorununun çözümüne adamış bir lider olduğunu söyledi.

   Puig, Cumhurbaşkanı Talat için övücü ifadeler kullandı, Kıbrıs sorununun çözümüne destek belirtti.

   Kıbrıs sorununun çözümünde iki lidere başarı dileyen ve teşekkür eden Puig, Avrupa Konseyi'nin Ada'da diyaloğa ve uzlaşıya katkı koymaya hazır olduğunu kaydetti.

   Puig, özetle "Siz 2004'te Avrupa'yı seçtiniz. Başarılar diliyorum. Kıbrıslı Türk temsilcileri, birleşik bir Kıbrıs altında Avrupa Konseyi çatısında görmeyi bekliyoruz" dedi.

   Talat'ın konuşmasından sonra da yorum yapan AKPM Başkanı Puig, Kıbrıs sorununun çözümündeki zorlukları bildiklerini, kolay bir süreç olmayacağını ifade ederek, Hristofyas ve Talat'ın söylediklerini dinledikten sonra iyi bir süreç başladığı konusunda ikna olduklarını kaydetti.

   Puig, Avrupa Konseyi'nin Kıbrıs sorununun çözümünde yardımcı olacağını da sözlerine ekledi.

   Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, AKPM'deki konuşmasından sonra çeşitli basın kuruluşlarına demeçler de verdi.

   Öte yandan Alman Parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan "Kıbrıs'ta Durum" konulu rapor, Türk tarafınca olumsuz değerlendirildi.

   Cumhurbaşkanı Talat da dünkü konuşmasında, rapordaki hatalara işaret ederek, konuya daha objektif bakılması için bilgiler verdi.

   AKPM'deki Türk milletvekilleri de rapordaki eksik ve aksaklıklara işaret etti, özellikle basına verdikleri demeçlerde yorumlar yaptı.

   Raporla ilgili görüşmeler çerçevesinde önceki gün de AKMP Genel Kurulu'nda Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas konuşmuştu.

KIBRIS 02/10/08

 

Talat’s litany of grievances
By Jean Christou

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday listed a litany of grievances to the Parliamentary Assembly of the Council of Europe (PACE) and blamed the Greek Cypriot side for obstructing a settlement.

Talat gave a statement to PACE in Strasbourg, a day after President Demetris Christofias addressed the assembly.

But unlike Christofias, who talked about “all Cypriots” and mistakes of the past, Talat spoke little about his vision of a shared future, and only about how Turkish Cypriots had been wronged.

He listed Turkish Cypriot grievances from isolation through to education, missing persons and the Annan plan, where he took the opportunity for a dig at his negotiating partner Christofias.

“I don’t have the authority to question the free will of the Greek Cypriot people,” said Talat in reference to Greek Cypriot rejection of the 2004 plan.

“However, I cannot forget the state-led ‘no’ campaign… and the negative role played by the Greek Cypriot leadership, namely, the leader of the time, Mr Tassos Papadopoulos, and today’s Greek Cypriot leader and my dear friend Mr Demetris Christofias.”

Speaking of the new peace process, Talat said the Turkish Cypriot people were ready to work for an early, comprehensive settlement. “The party that needs to contribute to the process and prove that it wants solution is the Greek Cypriot side,” he said.

“We do have various difficulties... However, these difficulties do not emanate from Turkey, as argued by Mr Demetris Christofias. These difficulties emanate from the fact that the Greek Cypriot side is reluctant to share the sovereignty of Cyprus with the Turkish Cypriot people.”

Talat said he personally showed a lot of flexibility so that the Greek Cypriot side would sit at the table, and to “strengthen Christofias”, he had given his approval for joint statements to reflect a common language, even though it was not part of the initially agreed procedure.

“Today, I regard the initiation of comprehensive settlement negotiations as a great improvement, but I have to say that the main obstacle in front of further progress is the reluctance of the Greek Cypriot side to give effect to the Turkish Cypriots’ political equality,” said Talat.

He made an appeal to PACE and referred to a previous resolution calling for an end to the isolation of the Turkish Cypriots

“We regretfully observe that the isolations on Turkish Cypriot people are continuing despite the existence of such a Resolution by an institution, which is the cradle of democracy,” he said.

Talat said he expected PACE to support proposals that would contribute to the solution instead of supporting “unilateral initiatives”, and expressed disappointment that a new draft resolution “also includes Greek Cypriot claims that they help Turkish Cypriots”.

“The Greek Cypriot side uses this argument as a means of propaganda and political exploitation to prove its claims that Turkish Cypriots are not isolated,” said Talat. “The Turkish Cypriot people are under political, economic and social isolation.”

He said developments in Cyprus were, most of the time, brought to the attention of the world unilaterally “and in a way that does not reflect reality”.

“At the end of the day, this distortion contributes to non-solution in Cyprus,” Talat added.

He went on to praise his administration’s efforts to review history books and called on PACE to urge the Greek Cypriot side to “eliminate language in their own text books that incite enmity and hatred against Turkish Cypriots”.

Referring to Greek Cypriot schools in the north, which he said were unfettered in their operation, Talat said it was “very saddening” that Turkish Cypriots living in Limassol had not been afforded the same opportunities.

“You should encourage the Greek Cypriot side to remain true to its written and oral promises to the United Nations that it will establish a separate school for Turkish Cypriot students and to provide these children with education in their mother tongues, which is one of the basic human rights,” said Talat.

He also referred back to 1963 on the issue of Turkish Cypriot missing persons.

“It is a disappointment to see that this humanitarian issue has been portrayed as a problem that only concerns Greek Cypriots and that justice is demanded only on their part,” Talat said.

While several of Talat’s grievances such as education and the missing persons were valid, others appeared distorted.

He suggested that Muslim places of worship in the south of the island needed “special interest and preservation” from PACE, despite the fact that the government has set aside over €600,000 this year for that purpose.

He also said the Turkish Cypriot side viewed the cultural monuments in the north as the common heritage of humanity, “regardless of their origin”, and “try to preserve them with scarce resources without any international aid”, omitting that even after the new negotiations started with Christofias, Orthodox churches were still be razed and converted to other uses in the north.

Talat said ultimately the Cyprus problem was a problem of cohabitation of two peoples on a small island, and although Turkish Cypriot people “had been the victim of the Cyprus problem for many years now”, they were determined to solve the problem “without being enslaved by any feelings of revenge”.

“I should say that the responsibility of the Turkish Cypriot people – that make up 20 percent of the island’s population despite its separate political identity – in the creation and continuation of this problem, is very little compared to the responsibility of other actors,” he added.

CYPRUS MAIL 02/10/08

 

Council of Europe urges both sides to do more
By Jean Christou

CYPRUS should lift its objection to the direct trade regulation for Turkish Cypriots, and the breakaway north should stop asking for a separate state, the Parliamentary Assembly of the Council (PACE) said yesterday.

It also called on the Greek Cypriot side to change its history books, and on the Turkish Cypriot side to halt property development on Greek Cypriot land.

In addition, PACE said Turkey should reduce its military presence in the north, and normalise its relations with Cyprus. Greece should facilitate dialogue between Turkey and Cyprus, it said.

After hearing the views of both Cypriot leaders this week, and examining its own report on Cyprus, PACE said in a resolution yesterday that even with a new and more positive climate between the two communities, mistrust between them was still deep.

New efforts were needed to reactivate inter-communal contacts, encourage dialogue, promote reconciliation and restore confidence, PACE said.

The Assembly commended “the political will and determination shown by the leaders of the two Cypriot communities and fully endorses their efforts”.

It urged them to develop and to maintain a climate of reconciliation, confidence and mutual respect, “as well as to avoid all action or declarations that could harm the ongoing constructive dialogue and accentuate tensions”.

The PACE resolution welcomed the efforts made by the EU and by Cyprus aimed at improving the situation of Turkish Cypriots.

“However, more needs to be done in order to facilitate Turkish Cypriots’ integration into Cyprus and Europe,” it said.

“The Assembly therefore calls for new goodwill steps to be taken to allow increased international trade, educational, cultural and sporting contacts of the Turkish Cypriot community, it being understood that these activities… cannot be misused to attain political purposes incompatible with the aim of reunifying the island.”

In this context PACE called on the Republic of Cyprus to “lift objections to the adoption of the Council of the European Union’s direct trade regulation put forward by the European Commission allowing free direct trade between Turkish Cypriots and the EU through their own ports”.

The Turkish Cypriot side needed to confirm its commitment to reunifying Cyprus, PACE said.

It should refrain from insisting on the existence of a separate state in the north of the island, and put an end to the sales of, and construction on, Greek Cypriot properties. The Turkish Cypriot side should also consider specific aid to help the Turkish settlers to leave the island, and place the deserted city of Famagusta under UN control.

The Assembly said it was hopeful that, despite deep-rooted differences between the parties on a number of key issues to be negotiated, the current situation offered the best opportunity in many years to reach a settlement.

“President Christofias and Mr Talat are conscious that they can not afford to fail.” All the internal and external actors involved must do their utmost to maximise the chances of success,” the resolution said.

The resolution was approved by 99 votes in favour, 20 against, with seven abstentions during a debate before the PACE plenary.

The PACE report was compiled by Rapporteur on the Situation in Cyprus Joachim Horster. The resolution passed after nine of 34 tabled amendments were approved.
CYPRUS MAIL 02/10/08

Cyprus celebrates independence
By Jacqueline Theodoulou

THE REPUBLIC was and remains a common acquisition of Greek and Turkish Cypriots, President Demetris Christofias told the nation yesterday.

In a statement to mark Cyprus’ Independence Day following the annual military parade, Christofias referred to efforts being made to solve the Cyprus problem, but stressed that the National Guard would continue to exist for as long as Cyprus was under occupation.

The President took the salute from members of the National Guard, police and fire services, standing on the podium with Defence Minister Costas Papacostas, the National Guard Chief Lieutenant General Constantinos Bisbikas and the Greek Minister of National Defence, Evangelos Meimarakis.

The parade was also attended by House President Marios Garoyian and Archbishop Chrysostomos II.

In his statement, the President said he was awaiting a response from Turkey on whether to cancel the two sides’ annual military exercises, while he also referred to the positive international climate that has been created surrounding Cyprus.

“The Republic of Cyprus was and remains a common acquisition of Greek Cypriots and Turkish Cypriots,” said Christofias. “We aim with peaceful means to reunite our country, to relieve it from occupation and settlement, and to live free under the shelter of a bizonal, bicommunal federation with our Turkish Cypriot compatriots, without foreign armies, without foreign military and other presences,” he said.

The President said he would fight towards a Cyprus, which “will be a democratic country with respect towards the human rights of each citizen, independent of the language one speaks and the God in whom one believes”.

Christofias said the battle was being fought out in the international arena on a daily basis, “and I believe we are succeeding in putting Cyprus finally in the forefront. And it will come to the front, if it isn’t already there”.

He added that the government’s aim was not to corner Turkey. “Our aim is to oblige the occupying forces into becoming reasonable and understanding that it is also to their own benefit to withdraw the military forces and to find a just and viable solution to the Cyprus problem, if they want to move towards the European Union.”

Christofias thanked the ministers and everyone who participated in the parade, “in honour of our country’s independence”.

“I wish and hope that we will soon no longer need an army,” he added. “But as long as we need it, we will maintain it and train it so it can improve. All the best to everyone, Greek Cypriots and Turkish Cypriots, Armenians, Maronites and Latins.”

In a brief statement after the parade, Archbishop Chrysostomos said that it was imperative for everyone to protect Cyprus’ state entity. He stressed that this needed to be done by everybody, from the President of the Republic to the last member of the public.

Thousands line the street

THOUSANDS of Cypriots lined the streets in the capital’s Apostolos Varnavas Lyceum area yesterday to see the military parade in celebration of the 48th anniversary of Cyprus’ independence.

War wounded from 1974 were given an honorary position near the officials’ stand.

The parade included the participation of members of the National Guard and Greek contingent ELDYK, the police, Fire Services, Forestry Department, Civil Aviation and military reserves.

There were also mechanised and infantry units, as well as an air force and helicopter display, which was met with enthusiastic applause and cheers.

The parade kicked off with the police philharmonic band.

CYPRUS MAIL 02/10/08

Talat: "Yararlı bir ziyaret oldu"

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bayramın birinci günü gittiği Strasbourg'daki temaslarını tamamlayarak, bu akşam ülkesine döndü.

 

Talat, Ercan Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM), Türkçe konuştuğunu hatırlattı ve üst düzey temaslarda bulunduğu ziyaretini, "bugüne kadar yapılan en verimli Strasbourg ziyareti" olarak değerlendirdi.

AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig'in davetlisi olarak gittiği Strasbourg'da, AKPM'de ilk kez Kıbrıs Türk Lideri olarak konuştuğunu belirten Talat, "Hem halkımın sesini AKPM'de duyurdum hem de Kıbrıs konusunda görüşülen raporla ilgili görüşlerimizi birinci ağızdan dile getirdim" dedi.

Talat, raporun Kıbrıs Türk tarafını mutlu etmediğini yeniden vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat, "Güney Kıbrıs'taki seçimlerde Dimitris Hristofyas'ın Rum liderliğine gelmesiyle yaşanan değişikliğe AKPM'nin aşırı ölçüde değer vermesi sonucu, Avrupa Konseyi'nde Kıbrıslı Türklerin daha önce elde ettiği kazanımların bu seferki karara konulmadığına" işaret etti.

Talat, "Yine de orası demokratik bir platform. Bu platformda sesimizi duyurduk. Ana dilimizi kullanma fırsatı bulduk. Böylece Kıbrıs'ta iki ayrı ana dilin, Türkçe ve Rumcanın olduğunu vurgulamış olduk" diye konuştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, üst düzeyde karşılanıp üst düzeyde temaslar yaptıklarını, AKPM Başkanı ve Genel Sekreteriyle, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) Başkanı Jean-Paul Costa'yla görüştüğünü hatırlattı ve bu görüşmelerin yararlı sonuçları olacağına ilişkin umduğunu dile getirdi.

Talat, "Bugüne kadar yapılan en verimli Strasbourg ziyaretini gerçekleştirdik. Son derece yararlı bir ziyaret oldu" dedi.

Rum yönetiminden memnun

Kıbrıs Rum yönetimi, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) yaptığı konuşmadan memnun değil.

Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Cumhurbaşkanı Talat'ın yaptığı konuşmanın, "çözüm çabalarına yardımcı olmadığını' iddia ederek, "Talat'ın Kıbrıs sorunuyla ilgili Türk tarafının bilinen görüşlerini tekrarladığını" savundu.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın AKPM'de yaptığı konuşmada, "bugün ve gelecek hakkında konuştuğunu, Talat'ın geçmiş hakkında konuştuğunu" ileri süren Stefanu, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için beraber çalışmaları gerektiğini söyledi.

"Kıbrıs sorununa 1977 ve 1979 Üst Düzey Anlaşmaları çerçevesinde, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve tek vatandaşlığa sahip olan, iki toplumlu ve iki kesimli bir çözüm bulunması gerektiğini' yinelen Rum sözcü, "Hristofyas'ın bu ilkeler zemininde bir çözüm istediğini" dile getirdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, dün Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'na hitap etmişti.
Talat, "Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili müzakerelerde en büyük sorunun, Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini tanımaktaki isteksizliği olduğunu" söylemişti. Talat, Rumların adada egemenliği Türklerle paylaşmak istememelerinin en önemli sorunların başında geldiğini bildirmişti.

CNN TURK 03/10/08

 

Kıbrıs Türkleri için sembolik bir kazanım

ANALİZ / GÜVEN ÖZALP Strasbourg

Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme yönelik müzakerelerin sürdüğü bir ortamda, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) genel kurula hitap etmesi sembolik önemi çok yüksek olan bir gelişmeydi

Talat’ın ve Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın konuşmaları ve “Kıbrıs’ta Durum” başlıklı rapor dikkate alındığında ise soruna bakışta, tarafların ve “Avrupa’nın” çizgilerini koruduğu net bir şekilde ortaya çıktı.
Öncelikle altı çizilmesi gereken konuyu, Alman Parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan raporun 2004’te aynı çatı altında alınan Kıbrıs kararının hayli gerisinde kalması oluşturuyor. Rapor, her şeyden önce devam etmekte olan müzakere sürecine olumlu katkı yapmaktan uzak ve Rum tarafının tezlerini ağırlıklı olarak işleyen bir profil çizmesi açısından dikkat çekiciydi. KKTC’nin attığı adımlarla “kapatılmış” konuların tekrar raporda yer bulması da olumsuzluklar arasındaydı.
Talat’ın AKPM’deki konuşmasının sembolik değeri yüksekti ve içerik olarak doğruları yansıtıyordu, ancak dinleyenler açısından ikna edici olmaktan uzaktı. Hristofyas’ın, müzakere sürecinden umutla bahseden ve detay yüklü maddelere girmektense geniş bir vizyonu yansıtan konuşmasının ardından Talat’ın konuşması geçmişte yapılan benzer nitelikli konuşmalardan farklılaşamayan niteliğiyle istenilen etkiyi yaratamadı.
AKPM’nin Talat’a yönelik davetinin asıl önemi, benzer nitelikli kurumların da bu yaklaşımı benimsemesinin önünü açabilecek bir potansiyele sahip olmasında yatıyor. Egemenliğin eşit paylaşımı, mülkiyet ve garantörlük gibi konularda iki liderin tezleri arasında hâlâ uçurumlar olması ise çözüm potansiyelinin sorgulanmasına neden oluyor.

MILLIYET 03/10/08

 

Talat'tan çözüme son çağrı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözüme olan inancının sürdüğünü ve iyimser olduğunu belirtti fakat önemli bir saptamada bulundu:  "Haziran 2009'a çözümsüz ulaşmayı ve sonrasını düşünmek bile istemiyorum"

 

Strasbourg temaslarını "önemli" olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Talat, kendisini rahatsız eden tutumlara  karşın yüksek düzeyde protokol de uygulandığını kaydetti

  

   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözüme yönelik inancını koruduğunu ve iyimser olduğunu belirtti. Talat buna karşın "Haziran 2009'a çözümsüz ulaşmayı ve sonrasını düşünmek bile istemiyorum" dedi.

   Cumhurbaşkanı Talat, önemli temaslar yaptığı Strasbourg'ta, KIBRIS gazetesi köşe yazarı Hasan Hastürer'in sorularını yanıtladı.

 Cumhurbaşkanı Talat, "Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi AKPA'da ilk kez bir Kıbrıslı Türk Lider konuştu. Bu noktaya gelirken perde gerisinde neler oldu?" sorusuna şu yanıtı verdi:

 " Perde gerisi şu aslında. Raportör Höster, Kıbrıs raporunu hazırlamaya başladığında Güney Kıbrıs'ta henüz seçimler yapılmamıştı. Papadopulos, Höster'in Kıbrıs'a gelmesini istemeyip, çeşitli gerekçelerle engelledi. Adaya gelişi konusunda Rum tarafı olumlu tavır koymadı.

 Höster, birkaç kez konseye raporunu hazırlamak için Kıbrıs'a gelmesi gerektiğini ve raporunu hazırladıktan sonra iki liderin konseye hitap etmesi talebini iletip destek almıştı.

 Rum tarafı gelişini birkaç kez erteletti, engelledi. Rum tarafı, Türk lider çağrılmasın diye Hörster'in Kıbrıs'a gelişini engelliyordu. Raporun hazırlanması ve ardından Kıbrıs Türk liderinin konseye hitap etmesini istemiyorlardı.

 Hristofyas seçimi kazanınca ve aldığı kredinin ağırlığıyla Hösteri'in Kıbrıs'a gelişini engelleyemedi. Rapor hazırlandı ve davet yapıldı."

 Talat, Hristofyas'ın Cumhurbaşkanı, kendisinin ise toplum lideri olarak çağrılamsıyla ilgili yapılan eleştirilerin anısmatılması üzerine, "Buna tepki ben de koyarım. İki tarafın eşitliğini vurgulayabilmek için iki tarafın lideri olarak vurgu yapılmasını isterim" deyip şunları ekledi:

    "Aslında dikkat ederseniz her ne kadar resmi kısımda AKPA Başkanı, 'Kıbrıs Türk Toplum Lideri' demişse de konuşmasının bütününde 'iki lider" ifadesini kullanmıştır.

 Hristofyas'ın sorulara yanıt vermesi dışında tamamen eşit davranılmıştır. Strasbourg'a varışta havalanında AKPA protokol yetkilileri tarafından karşılandık. VİP'den geçirildik. AKPA'ya gelişimde de aynı özen devam etmiştir. AKPA Başkanı onuruma yemek verdi. İçeride yaptığım görüşmeler hemen hemen aynı kişilerle oldu.

 Bu yeni bir örnektir ve bundan sonrası içinde bu protokolün uygulanması beklenendir. Birlikte davetlerde bu eşitliği dikkat edileceğine inanıyorum.

 Bu arada şunu da belirtmek isterim. Bize toplum lideri uygulanması yeni bir durum değildir. Önceki Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş, buralara geldiği zaman toplum lideri olarak gelmiş, şu anki protokol uygulanmamış, söz hakkı da elde edememişti.

 Kıbrıs sorununda politikamız şimdiki gibi olsaydı Rum tarafı AB içinde, biz dışarda, Rum lider Cumhurbaşkanı, biz toplum lideri olarak kabul görmeyecektik."

 

 Hristofyas'ın sosyal ve insani duruşu politik mi?

 

 Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın özellikle Papadopulos'la kıyaslandığı zaman daha sosyal, daha insani bir duruş sergilemesini ne denli samimi bulduğu sorusunu yanıtlarken Talat, şöyle konuştu:

 " Samimi olduğuna inanıyorum. Müzakere süresince ya da zaman zaman yaptığımız açıklamalarda tartışma, restleşme olsa da müzakerenin seyri içinde insani ilişkiler içinde olduğumuzu da inkar etmemek gerekir.

 Hristofyas açısından en ciddi olumsuzluk, ortaklarının duruş ve görüş farklılığı olmasıdır. Bu durum Hristofyas'ın durumunu zorlaştırır. Bunu kendisine sormadım. Sormam etik olmazdı ama bu durum Rum basınına yansıyor."

 

 İyimserliğim devam ediyor

 

 Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan görüşmelerin çözümü konusunda iyimserliğinin devam ettiğini vurgulayan KKTC Cumhurbaşkanı Talat, şöyle dedi:

  "Şu an çözüm için 2008 sonu uzak bir olasılık halini almış görünüyor. Ancak mevcut hızımız çözüm için 2009 başını ya da ortalarını işaret ediyor.

 Benim çözüm konusunda ne kadar istekli ve katkı koyucu olduğum ortada, Hristofyas da çözümü sürekli işaret ediyor. Bu durumda 2009 başına ya da ortalarına çözümü yetiştirmek mümkündür".

 

 En büyük zorluk mülkiyette yaşanır

 

 " Müzkare sürecinde en büyük zorluğun nerede yaşanmasını bekliyorsunuz?" sorusuna karşılık Talat şu yanıtı verdi:

 " En fazla mülkiyet konusunda zorluk yaşayacağımıza inanıyorum. Yönetim ve güç dağılımı beklenilen hızda gitmese de mülkiyete göre daha alt düzeyde sıkıntılarla karşılaşacağımıza inanıyorum. Çünkü yönetim ve güç paylaşımı konusunda BM'de önemli birikim var. Yönetim ve güç paylaşımında bütün parametreler BM'de bellidir. BM Güvenlik Konseyi'nin tarif ettiği siyasi eşitliği biz kabul ediyoruz. Siyasi eşitliği vurgularken BM Güvenlik Konseyi'ne atıfta bulunmamız temcit pilavı gibi yinelememek içindir. Rum tarafının anımsatmasının temelinde bizim siyasal eşitliği yeni açılımlar getirme olasılığımız çekincesi var herhalde.

 Benim en büyük sıkıntım mülkiyettir. BM'nin mülkiyet konusunda öneri ve fikirleri var ama parametreleri yok. Siyasi eşitliği güvenlik konseyi tanımladı ama mükiyet konusunu tanımlamadı. Kuzeyde nüfus ve mülkiyet çoğunluğu Türklerde olacak dedi. O kadar.

 Annan planında da gördük. Mülkiyet konusunda yerleşmiş BM birikimi olmadığı için arka arkaya farklı öneriler yapılabildi."

 

 Kıbrıs Türk toplumunda yerinden oynamama eğilimi

 

 Kıbrıs Türk toplumunda Annan Planı döneminde yeni yerlere kaymayı kabul eden kesimlerin şimdi daha katı bir duruş içinde olduğunu anımsatan Hastürer, "Katı duruşlar sizi nasıl etkiliyor?" sorusunu sordu.

 Bu soruyu yanıtlarken Talat, "Her katılaşma benim işimi zorlaştırır" deyip şu görüşleri belirtti:

  "İşimi zorlaştırır çünkü katı duruşlar müzakere masasında esneklik alanımı daraltır. İşte bu nedenle de zaman çözümden yana değil diyorum. Çözüm, gecikmeyi kaldırmıyor. Bunun en tipik örneği Güzelyurt bölgesidir. Birçok insan referandum sonrası Güzelyurt'a yatırım yaptı. Şimdi bu insanların hareketi daha zor. Bu konuda, 'Güzelyurt'un verilip verilmeyeceğinden öte çözümden umut kesilmesinin payı olabileceği" görüşü de doğru olabilir. Ama sonuçta insanlar Annan Planı'na göre daha zor hareket etmeyi kabul edecek hale geldi".

 

 Ankara, çözümden yana

 

 Bir soruya karşılık Talat, "Ankara, çözümden yana olduğunu söylediğine göre bana bu yeter" deyip şöyle konuştu:

 " Rum tarafı gelecekte yaşanacak olası herhangi bir tıkanıklığın sorumluluğunu üzerinden atmak ya da bana sorumluluk yüklemekten daha kolay bulduğu için Ankara'ya yüklenmeyi tercih ediyor.

 Türkiye şu ana kadar hiç sorun yaratmadı. Çözüme karşı olan Papadopulos'a destek veren Hristofyas'ın çözümsüzlükteki etkisi, rolü daha çoktur. Bana göre hala çözümsüzlüğün sorumlusu Rum tarafıdır."

 

 Denktaş, beklediklerimi söylüyor

 

 Talat, Kuzey Kıbrıs'ta en genel tanımlamasıyla muhalefetin, özel olarak da Rauf Denktaş'ın Kıbrıs konusundaki tavırlarını yorumlarken şöyle konuştu:

 " Denktaş, beklediklerimi söylüyor. Denktaş, Kıbrıs sorununa bizden faklı bakıyor. Rumlar'ın AB'ye girmesi ve bizim dışarda kalmamızın yaratıcılarından biri Denktaş'tır.

 Görüşlerine katılmasam da saygı duyuyorum. AB'ye girmemize karşı oldu ve bunu inkar etmedi. Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin AB'ye girmesine açıkça karşı çıkıp Doğu Perinçek gibi marjinallerle işbirliği yapıyor.

 Yani Denktaş bugün bir marjinal. Zaman zaman bizi destekler görünmesi de marjinalliğidir. Geçmişte toplum lideri ve bizim hukukumuza göre cumhurbaşkanı olduğu için daha sorumlu bir duruşla ortadaydı. Şimdi o sorumluktan kurtulunca marjinalleşti. Türkiye'de Denktaş'ı destekleyenler de marjinaldir."

 

 ABD - AB çözüm için ne kadar samimi?

 

 Talat, ABD ve AB'yi Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koyma konusunda ne kadar samimi bulduğu içerikli soruyu yanıtlarken de, "AB'nin çözüm istemesi doğal. İngiltere, üsleri ve üslerine karşı Türk-Rum işbirliğinden korkarak farklı düşünüyor. ABD, bana göre Kıbrıs sorununun çözümünü kendi çıkarları bakımdan destekliyor. Bu nedenle AB ve ABD'nin çözümden yana olduğuna inanıyorum. Sadece İngiltere ile ilgili tereddütlerim var" dedikten sonra şöyle devam etti:

 " Rum tarafını çözüm konsunda cesaretlendirme konusunda görevlerini tam olarak yaptıklarına inanmıyorum. AB, Hristofyas seçildikten sonra kolayı tercih edip, "belayı" Hristofyas'a ve biraz da bana satıp "buyurun çözün diyor." Bu noktada AB acemice buna inanıyor mu bilemiyorum. Yoksa sorunu erteliyor mu, bunu da bilemiyorum. Ortak dış politika olmadığı için 'AB şunu istiyor' demek kolay değil. Ancak AB en genel bakışla çözümü istiyor".

 

 Üç aylık eş aralıklar da çözüm konusunda nerede olunur?

 

 Hastürer'in Aralık 2008, Mart 2009 ve Haziran 2009 sonunda çözüm konusunda nerede olunabileceğini sorması üzerine Talat, şu yorumları yaptı:

 " Bu günden itibaren üç ay sonra umarım ki epeyce ilerleriz. Çözüme ulaşamasak da hangi konularda görüş farklılıklarımız olduğunu netleştirip bazı konularda al-ver sürecini de gerçekleştirmiş olmamızı arzu ediyorum.

 Mart 2009...Umarım ki Kıbrıs sorununu çözmüş oluruz. Çünkü Haziran 2009'da Avrupa Parlamentosu seçimleri var. Eğer Haziran 2009'a kadar Kıbrıs sorunu çözümlenmezse AB'nin kendi düzenlemeleri bakımından da sıkıntı yaşayabiliriz.

 Haziran 2009'a çözümsüz ulaşmayı ve sonrasını düşünmek bile istemiyorum."

 

 Siyasi eşitlik kan kırmızısı kırmızı çizgimdir

 

 Talat, kırmızı çizgilerin anımsatılması üzerine görüşlerini şöyle özetledi:

 " Müzkere sürecinde kırmızı çizgileri doğru bulmam. Çizginiz kırmızı, daha kırmızı, açık kırmızı, pembe mi olacak? Konuları müzakere edeceksiniz... Her şeyi müzakere edeceksiniz. Müzakere sürecinde ilkeleriniz olabilir mutlaka. Benim için en önemli, bir numaradaki ilkem siyasi eşitliktir. Eğer bu konuda çizgi tanımlaması yapacaksak, siyasi eşitlik kan kırmızısı kırmızı çizgimdir."

 

 AKPA'nın son rapor ve kararı

 

 Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AKPA'da son görüşülen Kıbrıs raporu ve kararı begenmediğini açık bir dille belirtip, " Son rapor ve karar, 2004'teki 1376 sayılı rapor ve kararın çok gerisindedir. Bu yeni rapor Hristofyas'ın seçilmesinin rüzgarı etkisinde yapıldı. Şunu herkes iyi bilmelidir, iki tarafa eşit davranmayan rapor ve kararların hayatiyet şansı olmaz."

KIBRIS 03/10/08

 

 

Disappointment at Talat speech
By Jacqueline Theodoulou

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s address to the Parliamentary Assembly of the Council of Europe (PACE) has sparked a disappointed reaction among Greek Cypriot politicians.

Government Spokesman Stefanos Stefanou was yesterday keen to underline the Greek Cypriot side’s desire for a good climate while negotiations to solve the Cyprus problem were underway.

But he pointed out, “Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s statements do not help this climate”.

Talat listed a litany of grievances to PACE on Wednesday, a day after President Demetris Christofias made his own address.

Unlike Christofias, who spoke of “all Cypriots” and of the mistakes of the past, the Turkish Cypriot leader was more interested in reiterating how his side had been wronged.

Turkish Cypriots, said Talat, “had been the victim of the Cyprus problem for many years now”, and would work towards a solution to the Cyprus problem “without being enslaved by any feelings of revenge”.

“Mr Talat never misses the opportunity to repeat his well-known positions surrounding the Cyprus problem,” Stefanou said yesterday.

The Government Spokesman also pointed to the contrasting images being projected internationally by the two community leaders. “The impression that is being given is that the President of the Republic chose to speak, as always, about the present and the future, and unfortunately Mr Talat usually chooses to remain in the past,” said Stefanou.

For there to be any hope of a solution, he added, “we need to look ahead” and work based on the principles and agreements that the two communities have agreed on over the years.

Stefanou was referring to the high level agreements of 1977 and 1979, as well as all that has been agreed by Christofias and Talat so far during the direct talks, which he said would lead to a bizonal bicommunal federation, with one undivided leadership, one nationality and one international personality.

“What will count now is how the two communities are presenting themselves on the negotiations table, now the direct talks have begun,” said Stefanou.

Asked to comment on Talat and the Turkish Cypriot side’s behaviour since the talks began, the government spokesman said “the certainty is that such statements, which unfortunately are being made continuously, are not helping the climate”.

DISY president Nicos Anastassiades was equally disappointed with Talat’s PACE statements, which he said could only be described as “completely negative”.

Instead of speaking about his vision for the future of this country, said Anastassiades, Talat attempted through reproaches and referring to the past, to justify unacceptable views regarding a resolution to the Cyprus problem.

The DISY leader added that it was time everyone realised the need to cultivate a good climate, not just through words but in action.

Anastassiades spoke after meeting with British Ambassador in Cyprus Peter Millet yesterday, a meeting he described as “extremely interesting”.

The meeting, he added, aimed at reconfirming Britain’s political will to see current negotiations lead to a solution to the Cyprus problem, which he said would originate from the two leaders “without interventions from third parties”.

Asked whether Britain’s seemed to have specific ideas on how to speed proceedings up, Anastassiades said their interest remained intense and active, without this meaning that they planned to intervene in any way, apart from offering advice and suggestions.

The Turkish Cypriot media yesterday had a completely different take on Talat’s statements in Strasburg, which some described as a “historical speech”.

Turkish Cypriot daily Afrika also criticised the fact that Talat “spoke in an empty conference hall”, while the Europeans who invited him lacked politeness and interest by not bothering to go and listen to his speech.

CYPRUS MAIL 03/10/08

 

‘Tek güvencemiz Türk ordusu’

CENK BAŞLAMIŞ Moskova

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu kökten çözülünceye kadar Türk ordusu dışında herhangi bir kuruma güven duymalarının olanaksız olduğunu söyledi

Rus Kommersant gazetesine  açıklamalarda bulunan Talat, Türk ordusunun Ada’dan çekilip çekilmeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlarken, “Nihai çözüm sonrası çekilecekler. Ama tabii nasıl bir uzlaşmaya varılacağına da bağlı. Anlaşmada askerlerin ne kadarının ayrılacağı, ne kadarının kalabileceği belirtilecek. Türk ordusunun korumasına ihtiyacımız var. En azından sorun tümüyle çözülene kadar” dedi. 

AB’ye güvenilmez
Talat, Kommersant’ın, “Güvenliğinizi Avrupa Birliği (AB) Barış Gücü sağlayamaz mı?” sorusunu ise, “Efendim? AB mi? Hayır, AB, Kıbrıslı Rumlar üye olduğu için güvenilmez bir kurum. Kıbrıs sorunu kökten çözülünceye kadar Türk ordusu dışında hiçbir kuruma güvenemeyiz. Çözüldüğü zaman anlaşmada belirtilen sayı dışında kalan Türk askerleri çekilecek, ama Türkiye’nin garantörlüğü devam edecek” diye yanıtladı. AB’nin Güney Kıbrıs’ı üyeliğe kabul ederek Kıbrıs sorununun çözümünü geciktirdiğini söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı, Rumlarla görüşmelerin 2009 yılı başında olumlu sonuçlanabileceğini bildirdi.
Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyan Moskova’nın KKTC’yi tanımamasına tepki gösteren Talat, Rusya’nın hep Rumların yanında olduğunu ve çifte standart uyguladığını belirtti ve “Hatta, her soruna özgü yeni bir standart buluyorlar” dedi.

‘Denktaş bugün bir marjinal’
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC’nin birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ve Türkiye’de onu destekleyenleri, “marjinaller” olarak niteledi

 Talat, “Rumların Avrupa Birliği’ne (AB) girmesi ve bizim dışarda kalmamızın yaratıcılarından biri Denktaş’tır” dedi.
Kıbrıs gazetesine açıklamalarda bulunan Talat, şunları kaydetti:
“Denktaş, AB’ye girmemize karşı oldu ve bunu inkâr etmedi. Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin AB’ye girmesine açıkça karşı çıkıp Doğu Perinçek gibi marjinallerle işbirliği yapıyor. Yani Denktaş bugün bir marjinal. Geçmişte toplum lideri ve bizim hukukumuza göre cumhurbaşkanı olduğu için daha sorumlu bir duruşla ortadaydı. Şimdi o sorumluluktan kurtulunca marjinalleşti. Türkiye’de Denktaş’ı destekleyenler de marjinaldir.” 

Belki 2009’da
Daha önceki açıklamalarında “2008 sonuna kadar çözüm bulunabileceğini” savunan Talat, “Şu an çözüm için 2008 sonu uzak bir olasılık halini almış görünüyor. Ancak mevcut hızımız çözüm için 2009 başını ya da ortalarını işaret ediyor” dedi.
Müzakere sürecinde en büyük zorluğun mülkiyet konusunda yaşanacağını ifade eden Talat, “Çözüm, gecikmeyi kaldırmıyor. Bunun en tipik örneği Güzelyurt bölgesidir. Birçok insan referandum sonrası Güzelyurt’a yatırım yaptı. Şimdi bu insanların hareketi daha zor” diye konuştu. 
 SEFA KARAHASAN Lefkoşa

MILLIYET 04/10/08

 

Cumhurbaşkanı Talat, Strasbourg'da 5 yıl önce diktiği çam fidanını buldu

Talat, önceki gün Strasbourg'dan ayrılmadan önce Avrupa Konseyi binası yakınlarındaki parkı ziyaret etti ve 7 Temmuz 2003'te Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti temsilcileriyle birlikte, "Kıbrıs'ta barış ve uzlaşmanın sembolü" olması amacıyla diktiği fidanı buldu.

   Çevreye ve yeşile düşkünlüğü ve bahçe işlerine merakıyla bilinen Cumhurbaşkanı Talat, hafızasının gücünü de çam fidanını bularak ispatladı.

   Büyük bir alanı kaplayan yemyeşil park içine 5 yıl önce dikilen çam fidanının büyüdüğünü görmekten oldukça mutlu olan Cumhurbaşkanı Talat, ziyaretinde kendisine eşlik eden eşi Oya Talat ve beraberindeki heyetle çam ağacı yanında fotoğraf çektirdi.

   7 Temmuz 2003'te Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti temsilcileri, Avrupa Konseyi binası önündeki parka, adada barış ve uzlaşmanın sembolü olması için ağaç dikmişti.

   Dönemin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer, Kıbrıs'tan getirilen ağacın dikilmesi dolayısıyla düzenlenen törende yaptığı konuşmada, birleşik Kıbrıs'ı Avrupa'da görmenin herkesin ortak dileği olduğunu söylemişti.

   Schwimmer, Kıbrıs'ın iki kesiminden getirilen toprağın da kullanılarak ekildiği Kıbrıs ağacının uzlaşmanın sembolü olmasını da dilemişti.

   Dönemin Strasbourg Belediye Başkanı Fabienne Keller de, Kıbrıs'tan gelen çam ağacının bu kentte dikilmesinin özel bir anlamı olduğunu belirtmişti.

   KKTC heyetinde dönemin Başbakanı, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu da yer alıyordu.

KIBRIS 04/10/08

 

Kıbrıs Türk tarafına tuhaf çağrılar yapılıyor

DENGESİZ YAKLAŞIM...   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta taraflara dengesiz yaklaşan bu kararın hem uygulanma, hem de sonuç getirme şansı olmadığını belirterek, "Bize Avrupa Konseyi'nde ortaya konan olumlu yaklaşıma pek de paralel olmayan bir karar ortaya çıkmıştır. Geçmiş yıllarda Avrupa Konseyi'nden çıkan kararlar şimdikine göre çok daha olumluydu" diye konuştu

 

TUHAF ÇAĞRI...   Kararda Kıbrıs Türk tarafının adanın birleştirilmesi için kararlılığını bir kez daha teyit etmesinin istendiğini belirterek, bunun tuhaf bir çağrı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Kararda Kıbrıs Türk tarafına tuhaf çağrılarda bulunulmaktadır. Adanın birleştirilmesi için kararlılığımızı bir kez daha teyit etmemiz istenmektedir, ayrı devlet isteğimizin ortadan kaldırılması istenmektedir ki ne demek istediği anlaşılmayan bir çağrıdır. Kuzey Kıbrıs'taki Rum mallarına inşaat yapılması ve satılmasına son verilmesi çağrısı vardır ki bu, Rum tarafının çözüm olmadan yaptığı moratoryum girişimlerinin desteklenmesi anlamına gelir" dedi

 

Özgül Gürkut MUTLUYAKALI-TAK

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) "Kıbrıs'ta Durum" başlıklı rapora bağlı olarak kabul edilen kararı, "Kıbrıs Türk tarafı açısından rahatsızlık verici ve uygulama şansı zayıf" diye değerlendirdi.

   Kararda Kıbrıs Türk tarafının adanın birleştirilmesi için kararlılığını bir kez daha teyit etmesinin istendiğini belirterek, bunun tuhaf bir çağrı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Kararda Kıbrıs Türk tarafına tuhaf çağrılarda bulunulmaktadır. Adanın birleştirilmesi için kararlılığımızı bir kez daha teyit etmemiz istenmektedir, ayrı devlet isteğimizin ortadan kaldırılması istenmektedir ki ne demek istediği anlaşılmayan bir çağrıdır. Kuzey Kıbrıs'taki Rum mallarına inşaat yapılması ve satılmasına son verilmesi çağrısı vardır ki bu, Rum tarafının çözüm olmadan yaptığı moratoryum girişimlerinin desteklenmesi anlamına gelir" dedi.

   Talat, AKPM'nin Kıbrıs'la ilgili kararının, taslaktakinden bazı değişikliklere uğrayarak kabul edildiğini, Hukuk ve İnsan Hakları Komitesi'ndeki değişiklik önerileriyle kendileri açısından daha olumsuz hale getirildiğini söyledi.

   Kıbrıs'ta taraflara dengesiz yaklaşan bu kararın hem uygulanma, hem de sonuç getirme şansı olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, "Bize Avrupa Konseyi'nde ortaya konan olumlu yaklaşıma pek de paralel olmayan bir karar ortaya çıkmıştır. Geçmiş yıllarda Avrupa Konseyi'nden çıkan kararlar şimdikine göre çok daha olumluydu" diye konuştu.

   Talat, kararın bu hali almasında, Rum tarafının çabalarının etkili olduğunu ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 2004'te çözüme "hayır" dediği unutularak, Papadopulos'tan sonra kendisine kredi verilmesiyle Hristofyas'ın bir anlamda taltif edildiğini kaydetti.

    "Bu bizim aleyhimize bir gelişme olduğu için bizim açımızdan rahatsızlık vericidir ve doğal olarak da uygulama şansı iyice zayıftır" diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kararda, şimdiye kadar kullanılan terminolojinin dışında, "Kıbrıs'ın kuzeyinin Türkiye'nin "işgali altında bulunduğunun" iddia edildiğini hatırlattı.

 

Olumsuz terminoloji

 

   Talat, bunun Rum iddialarına destek amacı güden olumsuz bir terminoloji olduğuna dikkat çekti.

   Kararda, Kıbrıslı Türklerin Avrupa'yla entegrasyonuna destek verildiğini, uluslararası ticaret, eğitim, kültürel ve sportif temasların Kıbrıslı Türklere tanınması çağrısı yapıldığını da belirten Cumhurbaşkanı Talat, bunların 1983 ve 1984'te alınan 541 ve 550 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olmaması gerektiği çağrısının da günümüzün gerçeklerine uygun davranmak yerine birden bire günümüzü 1983-84'lere çeken, anlamsız ve gereksiz bir yaklaşım olduğunu anlattı.

   Eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın referandum sonrasındaki raporunda, Kıbrıslı Türklere izolasyonların kaldırılmasının BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olmayacağının açıkça ifade edildiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Talat, "Dolayısıyla bu kararın, onca yıl geriye giderek uyarılarda bulunmasının bir anlamı olacağını düşünmüyorum" dedi.

   Kararın, izolasyonların kaldırılmasının önüne BM Güvenlik Konseyi'nin 541 ve 550 numaralı kararlarının çıkarılması girişimi olmaktan öteye anlam taşımadığını belirten Talat, kararın bu bakımdan son derece olumsuz olduğunu söyledi.

   Talat, kararda "olumlu" diye nitelenebilecek unsurlar da bulunduğuna işaret ederek, doğrudan ticaretin önündeki engellerin Rum tarafınca kaldırılması çağrısının, kültürel, eğitsel ve sportif temasların, adanın birleştirilmesine aykırı olmayacak koşullarda Kıbrıslı Türklere tanınması talebinin de yine koşullu çağrı olarak Rum tarafına yapıldığını kaydetti.

 

"Eğitsel, sportif ve kültürel çalışmalar birleşmeye olumlu etkisi var"

 

   Bu koşulun da anlamı olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Çünkü eğitsel, sportif ve kültürel çalışmaların adanın birleştirilmesine aykırı bir yanı yoktur; aksine adanın birleştirilmesine olumu etkisi olacak hususlardır. Rumların buna engel olurken öne sürdükleri tezlere destek verildiğini görmüş oluyoruz" dedi.

   Talat, AKPM'de kabul edilen kararda, Rum tarafına tarih kitaplarında düzenleme yapması çağrısının yer aldığını belirterek, bunun; Kıbrıs Türk tarafınca zaten yapıldığını anımsattı. Aynı şeyi Rum tarafının da yapmasının istenmesinin son derece olumlu olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle devam etti:

 

"Tuhaf çağrılar... Anlaşılır değil..."

 

   "Ama bu arada Kıbrıs Türk tarafına da tuhaf çağrılarda bulunulmaktadır. Adanın birleştirilmesi için kararlılığımızı bir kez daha teyit etmemiz istenmektedir, ayrı devlet isteğimizin ortadan kaldırılması istenmektedir ki ne demek istediği anlaşılmayan bir çağrıdır. Kuzey Kıbrıs'taki Rum mallarına inşaat yapılmasına ve satılmasına son verilmesi çağrısı vardır ki bu, Rum tarafının çözüm olmadan yaptığı moratoryum girişimlerinin desteklenmesi anlamına gelir."

   AKPM kararındaki "Türk yerleşiklerin geri gitmesi için özel yardım yapılması" çağrısının da çok garip olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi gibi ırkçılığa ve insanların nereden geldiğine göre ayrımcılık yapılmasına karşı çıkan bir kurumun Kıbrıs Türk tarafına böyle tuhaf bir çağrı yapmasının anlaşılır olmadığını söyledi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kararda bütünlüklü çözümün parçası olan Maraş'ın BM'ye devri çağrısı yer aldığını, bunun aslında Maraş'ın Rum Yönetimi'ne devrini öngören bir çağrı olduğunu ifade etti    

   Talat, Türkiye'ye çağrı yapılarak güven yaratıcı önlemler çerçevesinde asker çekmesinin istendiğini de kaydederek, bu çağrının da, çözümle ilişki bağının koparılarak yapılmasını eleştirdi.

   Rum gemilerine Türkiye'nin limanlarının açılması ve Rum tarafıyla ticaret anlaşması imzalanması çağrıları yanında, kayıp şahıslar konusunda 4. Devlet Başvurusu, Loizidu ve Ksenidi-Arestis davası sonuçlarının Türkiye'nin uygulamasının istenmesinin, kararı dengesiz, gerçeklerle bağdaşmaz kıldığını anlatan Talat, kararın öneminin de azaldığını söyledi.

 

"Sempatiyle karşılamamız beklenemez"

 

   Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs Türk tarafı olarak kararı sempatiyle karşılamamız tabi ki beklenemez ve dolayısıyla da sonuçlarına saygı duymamız umulamaz" diye konuştu.

   Talat, bir soru üzerine AKPM'deki konuşması sırasında heyecanlanmadığını, ama Kıbrıslı Türklerin orada kendi diliyle temsil edilmesinden gurur ve mutluluk duyduğunu vurguladı.

   "Benim oraya davet edilmem ve o şekilde konuşma yapmama imkan verilmesi, Kıbrıs Türk halkının 2000'li yıllardan beri yaşadığı büyük değişim ve onun bizlere getirdiği kazanımlarla ilişkilidir" diyen Cumhurbaşkanı Talat, son derece mutlu olduğunu ve halkıyla gurur duyduğunu söyledi.

   Talat, bunun olası bir çözümde; kararlar ne kadar da zaman zaman olumsuzluk içerse de, Kıbrıslı Türklere saygı duyulacağını göstermesi bakımından yaklaşım ve davetin önem taşıdığını kaydederek, "Bunu, Kıbrıs Türk halkı başarmıştır" dedi.

   Konuşmasına, hem Kıbrıs'tan hem de Türkiye'den çok olumlu tepkiler aldığını, AKPM'deki Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli parlamenterlerden de olumlu tepkiler aldığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, bir Kıbrıslı Türk liderin AKPM'de konuşmasından herkesin mutlu olduğunu, İrlanda delegasyon başkanı ve değişik delegasyonlardan milletvekillerinin konuşmasından sonra kendisini kutladığını, değişik ülkelerden destek aldıklarını, basından da olumlu tepkiler gördüğünü belirtti.

 

AİHM Başkanı'yla görüşülen konular

 

   Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, Strasbourg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Jean Paul Costa'yla görüşmesinde, mahkemenin zaman zaman tarafsızlığının sorgulanabileceği kararları bulunduğunu ve bunların asgariye indirilmesi gerektiğini söylediğini bildirdi.

   Kayıp şahıslarla ilgili Kıbrıslı Türklerin başvurularına zaman aşımı nedeniyle "kabul edilebilir değil" kararı veren AİHM'nin, Rum başvuruları için tartışıp karar bile vermesiyle yaratılan çelişkileri ortaya koyduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, Varnava davasıyla ilgili üst daireye başvurularının 19 Kasım'da ele alınacağını bildirdi.

   Talat, "Çözümün yasal güvenliğinin sağlanması gerektiğini anlattım. Çünkü eğer biz, bir siyasi çözüme ulaşırsak ve bireysel başvurularla bu çözüm bozulursa, zarar görürse, bunun olumsuz yansımaları olacağını, AİHM'nin bu konularda hassasiyeti elden bırakmaması gerektiğiyle ilgili hassasiyetimizi ortaya koyduk" diye konuştu.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AİHM'nin Kıbrıslı Rumların kuzeydeki eski mallarıyla ilgili konuları ele alırken, Kıbrıslı Türklerin de güneydeki mallarını yeterince güçlü şekilde ele almadığını, bunun; belki Kıbrıslı Türklerin başvuru eksikliğinden kaynaklanmış olabileceğini de gündeme getirdiğini bildirdi.

   Mahkemenin eşit davranmasını istediklerini kaydeden Talat, mahkemenin kararlarından dolayı Kıbrıs Türklerinin kendilerini insan hakları bakımından güvence altında hissetmediklerini, bunun da mahkemenin saygınlığını zedelediğini ve AİHM'ye güvensizliğe yol açtığını anlattıklarını belirti.

KIBRIS 04/10/08

 

 

Downer arrives on Wednesday amid concern over talks
By Jean Christou

U.N. SPECIAL envoy for Cyprus Alexander Downer arrives on the island on Wednesday ahead of Friday’s talks between the two leaders.

Downer will arrive on the same day as Elders Jimmy Carter, Desmond Tutu and Lakhdar Brahimi, who will visit the island for two days to help boost the negotiations process.

The UN is not thrilled with the slow progress being made by President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, whose speech to the Parliamentary Assembly of the Council of Europe further strained relations this week.

Downer was in New York earlier in the week to brief UN Secretary-General Ban Ki-moon on progress since the leaders first met on September 3. They have held three meetings so far, and have been discussing power sharing and governance.

According to reports from New York, Downer feels the two sides have not shifted their views and positions, which has slowed the process down.

He also spoke of fatigue, saying if the negotiations continued at their current pace, the initial momentum would be lost.

Mediators are now deliberating on the possibility of putting the issues back to the working groups, letting them take care of the details and leaving the political decisions up to the two leaders.

Otherwise endless and open-ended debating of the issue would continue.

“I think there is a general feeling that the process could be moving much faster,” said a source close to the process. “It’s possible the talks might need to be more structured where the leaders could say ‘OK, we agree on this’ and then put it aside and move on to something else. They have not been doing this.”

The behaviour of the two leaders once they leave the meetings has also left mediators puzzled. While the atmosphere inside is said to be cordial, once they emerge, they begin criticising each other. Of the two leaders, Talat has been the more critical of the two.

After a meeting he is scheduled to have on Monday with the five permanent members of the UN Security Council, Downer will fly to Brussels to meet EU Enlargement Commissioner Olli Rehn prior to arriving in Cyprus.

CYPRUS MAIL 04/10/08

 

 

Panel of experts to help talks team

PRESIDENT Demetris Christofias plans to reinforce the Greek Cypriot side’s negotiation team by appointing a committee of experts to support his efforts in the Cyprus problem.

According to Government Spokesman Stefanos Stefanou, the committee will include experts from Cyprus and abroad, and specialists on European laws and regulations.

“when you are discussing an issue as complex as the Cyprus problem, apart from the political knowledge and political dealings, you need the support of expert knowledge,” said Stefanou.

“Apart from the negotiating team that accompanies the President of the Republic during the talks, there is also the Cyprus Problem Team, which I would say prepares the President and his team during the negotiations.”

But, he added, Christofias is aware that it requires more specialised knowledge on specific issues, constitutional and others, which need expert knowledge. “We need to be much more specific and substantial during the talks. We also need expert knowledge from the EU on how to handle such issues,” said Stefanou.

CYPRUS MAIL 04/10/08

 

National Council briefed on talks progress
By Jacqueline Theodoulou

PRESIDENT Demetris Christofias yesterday offered the National Council a detailed account of how negotiations in the Cyprus problem are going.

Speaking after the four-hour meeting, Government Spokesman Stefanos Stefanou said the parties submitted their views on the subject and a fruitful and creative discussion ensued.

He added that the issue of the National Council’s operational framework had not been discussed as talks on the Cyprus problem lasted longer than anticipated.

“The parties have already submitted their opinions on that issue, which will be discussed at the body’s next session,” said Stefanou.

Asked to comment on reports that UNFICYP Chief of Mission Taye-Brook Zerihoun had intervened to promote Confidence Building Measures (CBMs), Stefanou said the government did not comment on such information. “We are centring our attention on the core discussion for the Cyprus problem, because the Cyprus problem is not resolved with CBMs, but with agreement on core issues,” said Stefanou. “Of course, there is an agreement for CBMs, which has been evaluated and agreed by the Technical Committees, and what remains is the realisation of these measures.”

Referring to an announcement by the Turkish Foreign Minister, reacting to the recent resolution by the Parliamentary Assembly of the Council of Europe (PACE), the Government Spokesman repeated the government’s view that the resolution was a leap forward.

“Any international decision that is conditioned by correct views on the Cyprus problem is a step forward for us and a move towards promoting a solution to the Cyprus problem,” said Stefanou.

He added, “We believe this resolution is a result of the fact that through initiatives, the international climate has changed. Today, the international community can see the Greek Cypriot side’s positions with understanding and acceptance, and it admits that it has the will and desire for us to reach a just and viable solution, which will be mutually accepted and agreed.”

Concluding, Stefanou said it was evident why Turkey was upset by the resolution. “Just by reading the resolution, one can understand why Turkey is reacting to this resolution. It is because the positions expressed in it contradict the positions expressed by the Turkish side, which are completely different to the positions of the international organisation.”

CYPRUS MAIL 04/10/08

 

Kıbrıs’ta müzakereler yavaş ilerliyor

Kıbrıs’ta müzakerlerin yavaş ilerlediği ve 2009 yazına kadar sonuç alınmasının beklenmediği bildirildi.

NTV

Güncelleme: 15:11 TSİ 06 Ekim 2008 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Reuters’ın adı açıklanmayan, ancak müzakerelere tanıklık eden bir diplomatik kaynağa dayandırdığı haberinde, bir ay önce başlayan süreçte fazla ilerleme kaydedilmediği bildirildi.

 

Başlangıçta herkesin daha iyimser olduğu, ancak şu anda biraz hayalkırıklığı yaşandığı belirtildi. Sözkonusu diplomatik kaynak, müzakerelerin bu yavaşlıkta sürmesi halinde önümüzdeki yaza kadar sonuç alınamayacağını da vurguladı.

Müzakereler sürerken, eski Amerikan Başkanı Jimmy Carter, Nobel Barış Ödülü Sahibi Güney Afrikalı Başpsikopos Desmond Tutu ve Birleşmiş Milletlerin eski Irak ve Afganistan Özel Temsilcisi Lakhdar İbrahimi de çarşamba günü adaya gidiyor.

Çeşitli arabuluculuk görevlerinde bulunan üç deneyimli isim, 10 Ekim cuma günü yapılacak görüşme öncesinde liderleri cesaretlendirecek.

 

Kötü gidiyor

7 UZLAŞMA, 13 UZLAŞMAZLIK VAR... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas arasında Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü hedefiyle başlayan doğrudan müzakerelerde görüşülen "yönetim ve güç paylaşımı" başlığında ele alınan toplam 20 konunun; 7'sinde anlaşmaya varıldı, 11'inde uzlaşmaya varılamadı ve ileriye ertelendi. 2 konu üzerinde ise kesin uzlaşmazlık var

 

7 UZLAŞMA... İki lider meteorolojinin merkezi devlete kalmasını karalaştırıldı. Kaçak göç ve kara parayla mücadelenin merkezi devlet tarafından yapılmasını, fikir ve sanat eserleriyle ilgili yasaların, merkezi devlete karşı işlenecek suçlarla ilgili yasaların ve merkezi devlet bürokratları ile memurların çalışma koşullarıyla ilgili yasaların merkezi otoriteye bırakılmasını, ayrıca merkezi devlet düzeyinde polis gücü kurulmasını kararlaştırdı. Merkezi devleti temsil edecek diplomatların atanması ve görevden alınması kuralları belirlendi

 

11 ERTELEME... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas yönetim ve güç paylaşımı başlığı altında bulunan 11 önemli konuda uzlaşmaya varamadılar fakat "ileride geri dönmek üzere" bu başlıkları ertelediler. Bu başlıklar ise şöyle: "Uluslararası anlaşmalar ve savunma politikasının neticelendirilmesi dâhil dış ilişkiler, kurucu devletlerin yetkisinde olacak konular hariç AB/AB ile ilişkiler, Merkez Bankası'nın fonksiyonları, banka sektörünün düzenlenmesi ve denetimi, federal finansmanlar, mali sektörün düzenlenmesi ve denetimi, havacılık, posta, elektronik telekomünikasyon dâhil ulaştırma ve doğal kaynaklar."

 

ESKİ ESERLERDE BİLE ANLAŞAMADILAR... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın kesinlikle anlaşamadığı ve tutanaklara "uzlaşmazlık" olarak kaydettirdiği 2 konu başlığından birisi eski eserlerin kimin yönetimi altında olacağı ve Deniz Hukuku çerçevesinde kara suları ile kıta sahanlığını düzenleyen kuralların merkezi devlet mi yoksa oluşturucu devletlerin yetkisinde mi olacağı. Rum Yönetimi eski eserlerin, merkezi hükümetin denetiminde olması noktasında ısrarlı davranıyor. Buna gerekçe olarak Kuzey'deki kiliseleri gösteriyor. Türk tarafı ise her devletin kendi topraklarındaki eski eserlerden sorumlu olmasını savunuyor

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında Kıbrıs

sorununa kapsamlı çözüm bulunması hedefiyle 3 Eylül'de başlayan doğrudan müzakereler çerçevesinde görüşülmeye devam edilen "yönetim ve güç paylaşımı" konusunda 7 başlıkta anlaşmaya varılırken, 11 başlıkta uzlaşmaya varılamadı ve ileride görüşülmek üzere ertelendi 2'sinde ise kesinlikle uzlaşmaya varılamadığı öğrenildi.

   İki lider, Birleşmiş Milletlerin himayesinde 11 Eylül ve 18 Eylül'de bir araya gelerek "yönetim ve yetki paylaşımı" konularını ele aldı. İki buluşmanın ardından basına yapılan ortak açıklamada "yönetim ve güç paylaşımı"yla ilgili görüşmelerin devam ettiği ancak henüz tamamlanmadığı bildirilmişti.

    KIBRIS'ın diplomatik kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre, "yönetim ve güç paylaşımı"nda Federal Hükümeti'nin yetkisi altında anlaşmaya varılan konular şöyle:

   "Meteoroloji, pasaport işlemleri dâhil Kıbrıs vatandaşlığı, sığınma, sınır dışı etme ve yabancıların ülkesine

iadesi dâhil göçmenlik konusu, terörizme, uyuşturucu kaçakçılığına, kara para aklamaya ve organize suçlara karşı mücadele, sadece bir kurucu devleti ilgilendiren suçlar dışındakiler için af ve genel af, diplomatik yetkililer dâhil federal yetkililerin atanması, fikir mülkiyeti, vezin ve ölçümler ve yukarıdaki yetkilere ek olarak hükümet, federal yönetimler üzerinde yasal ve yürütme yetkilerini uygulayacak; kamu hizmetleri ve federal polis ayrıca bağımsız kurumları ve yetkilileri; federal seviyede seçimler ve referandum; federal yasalara karşı suçlar; federal adalet yönetimi; federal mülkiyet."

   "Yönetim ve yetki paylaşımı"nda liderlerin üzerinde daha fazla tartışması gereken toplam 11 konu yer alıyor. Bu konular şöyle: "Uluslararası anlaşmalar ve savunma politikasının neticelendirilmesi dâhil dış ilişkiler, kurucu devletlerin yetkisinde olacak konular hariç AB/AB ile ilişkiler, Merkez Bankası'nın fonksiyonları, banka sektörünün düzenlemesi ve denetimi, federal finansmanlar, mali sektörün düzenlenmesi ve denetimi, havacılık, posta, elektronik telekomünikasyon dâhil ulaştırma ve doğal kaynaklar."

    Liderlerin uzlaşma sağlayamadığı iki konu ise; 1982 BM Deniz Hukuku Konvansiyonu'nca düzenlenen konular ve eski eserler.

 

Son iki görüşmenin gündemi

"yönetim ve güç paylaşımı"

 

 11 Eylül ve 18 Eylül'de liderlerin bir araya geldiği görüşmelerde "yönetim ve güç paylaşımı" konularını ele alındı.

   11 Eylül'deki görüşmenin ardından yapılan ortak açıklamada "yönetim ve yetki paylaşımı"yla ilgili görüşmelerin devam ettiği ancak henüz tamamlanmadığı ve 18 Eylül'deki bir sonraki görüşmede; "yönetim ve güç paylaşımı"nın ardından da "mülkiyet" konusu masaya yatırılacağı bildirilmişti.

   Ancak 18 Eylül'de basına kapalı gerçekleşen görüşme iğneleyici açıklamaların gölgesinde yapıldı.

   Rum lider Hristofyas, Talat'ın görüşme salonunda başka dışarıda başka konuştuğunu iddia ederek, "ortak dil bulmazsak, değil yılsonuna, sonuna kadar çözüm bulunmayacak" uyarısında bulunurken,  Cumhurbaşkanı Talat ise, Hristofyas'ın görüşme öncesinde kendisine dönük eleştirilerine yanıt vererek görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, "Eğer yavaş gidiyorsa bunu iddia eden önce bir aynaya bakmalıdır" demişti.

 

Bir sonraki görüşme 10 Ekim'de

 

   İki liderin bir sonraki görüşmesinin, 10 Ekim'de gerçekleşeceğini bildirdi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında 8 Ekim tarihinde yapılması planlanan görüşme, 10 Ekim tarihine ertelendi. Görüşmenin iki gün ertelenmesi, Hristofyas'ın Bulgaristan'a yapacağı ziyaretten kaynaklandı.

   10 Ekim'deki görüşmede "Yönetim ve Yetki Paylaşımı" konusuna devam edilmesi ve bir alt başlığı olan "yürütme" konusunun ele alınması bekleniyor.

   KIBRIS 06/10/08

 

Briton outraged by delay to assault case over house dispute
By Jean Christou

BRITISH home buyer Conor O’Dwyer was furious yesterday that it will have taken more than a year for Paralimni court to hear his case involving an alleged beating by the property developers with whom he is in dispute over a house purchase.

On Thursday the developers, Karayiannas, father and son, pleaded not guilty to grievous bodily harm after O’ Dwyer spent a week in Larnaca hospital at the beginning of this year.

According to O’ Dwyer’s lawyer Yiannos Georgiaides the court set the hearing for January 20, 2009. The assault happened on January 14 this year.

A third man, who O’Dwyer claims held him down while the two developers attacked him in the centre of Frenaros, failed to show up at court on Thursday but his lawyer guaranteed the judge that he would show up on October 23 to enter a plea and the arrest warrant was cancelled.

Georgiades said from the date of the assault to the date of the hearing was more than a year. “We had to keep contacting the Attorney General’s office for a long time for information on the prosecution case,” said Georgiades. “Conor is justifiably upset over the delay in taking the case to court. It’s not usual for the courts to fix dates such a long way off.”

He said cases involving assault were usually tried very quickly.

O’Dwyer, 39, who has spent the last 60 days protesting outside the Cyprus High Commission in London said he was furious over the length of time it was taking considering it was a criminal case and not a civil one.

He added police had not filed any charges against the father and son, who O’Dwyer said had grabbed his mobile phone and the memory stick from his camera the day he was assaulted. O’Dwyer had been filming the alleged confrontation. His phone was never recovered and the camera was returned empty.

“It’s all absolutely disgusting,” said O’Dwyer. He said he had met the new Cyprus High Commissioner and another Cypriot official on Thursday and made his feelings clear. “I let them know I was annoyed,” he said. “And I gave them a list of my grievances. I have been here 60 nights. Where is the investigation into the unlawful selling of my house that the Minister said in August 2007, would be carried out?”

“My money is in his (Karayiannas) bank and someone else is living in my house”.

Every detail of O’ Dwyer’s case has been outlined on his website www.lyingbuilder.com and he has now set up a new site www.ShameOnCyprus.com.

O’Dwyer said the only option left to him was the road to Strasbourg. He has hired an EU law firm in London and plans to take action against Karayiannas, the developers` lawyers in Paralimni and another law firm that used to represent him but now represents the developers, and all those who have defamed his name.

“What happened on Thursday with the court case was the final insult,” O’Dwyer said.

Commenting on the response he has been receiving from the Cyprus High Commission in London, O`Dwyer said it’s always “investigation, investigation, investigation”. But nothing has changed since August 2007,” he said.

“I have been here 60 days. My wife and children are upset that I’m here and I have lost two stones in weight but I am determined not to move”.

CYPRUS MAIL 06/10/08

 

AH AHPARİK – AHMET ALTAN

http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?mid=1820

 

Ne zaman Ermenilerle ilgili bir yazı yazacak olsam, tuhaf bir şekilde elim insanın içini acıtan müzik parçalarından birine uzanıyor.

 

Keskin bir keman sesi ya da boğuk ve hüzünlü bir duduk dinlemek istiyorum

 

Bu ülkede bunun söylenilmesinden hoşlanılmıyor biliyorum ama yeryüzünün en büyük acılarından birini çektiler.

 

Sakın “onlar da bizi öldürdü” demeyin.

 

Bunu söylemek gerçekten ayıp.

 

Rus sınırındaki Ermeni çetecilerle Bursa’daki Ermeni kadının, Adana’daki yaşlı adamın, Sivas’taki bebeğin ne ilgisi var...

 

Ermeni olmaktan başka?

 

İttihatçılar insafsız bir soykırım gerçekleştirdiler.

 

Çok insafsız.

 

Bir an durun...

 

Durun ne olur bir an.

 

Ve, düşünün...

 

Bir gece evinizde oturuyorsunuz, kapınız çalınıyor ve sizi zorla alıp götürüyorlar.

 

Evinizin kapısı öyle açık kalıyor.

 

Yollara düşüyorsunuz.

 

Geceyarıları dağınık ve yorgun kalabalıklar halinde dağ yollarından geçiriyorlar sizi.

 

Yanıbaşınızda ihtiyar bir kadıncağız çöküveriyor.

 

Dipçikle vuruyorlar başına.

 

Öyle kıvrılıp kalıyor.

 

Ağlayan torununu kayalara çarpıyorlar.

 

Masal mı sanıyorsunuz bunları?

 

Siz Teşkilat-ı Mahsusa’yı biliyor musunuz?

 

İttihatçıların o korkunç örgütünü?

 

Hiç yanınızda karınızın ırzına geçtiler mi?

 

Hiç kocanızı göğsünden vurup öldürdüler mi gözünüzün önünde?

 

Bir gece evinizde oturup ailenizle yemek yerken sizi sırf Türksünüz diye yerlerde sürükleyerek götürdüler mi?

 

Sırf Ermeni oldukları için yüz binlerce insana böyle yaptılar.

 

Ermeni olmalarından başka hiçbir neden yoktu öldürülmeleri için.

 

Bir vicdanımız var bizim.

 

Aynı kandan geliyoruz diye katilleri, İttihatçıları, Teşkilat-ı Mahsusa’yı mı tutacağız yoksa başka bir ırktan bir bebeğin ölümüne mi ağlayacağız?

 

Ne çok Ermeni’yi kayalıklara yapıştırıp kurşuna dizdiler biliyor musunuz?

 

Sırf Ermeni oldukları için.

 

Nehirlerde boğdular.

 

Yorulup yere yıkıldığı için süngülediler.

 

Öldürdükleri Ermenilerin mallarını mülklerini yağmaladılar.

 

Tatlı şiveli tombul bir Ermeni gelinini, şakacı, koyu kara gözlü bir Ermeni dudusunu, koca elleri yonttuğu taşlar gibi kabarmış yaşlı bir taş ustasını düşünün...

 

Âşık bir Ermeni çocuğunu...

 

Çıtkırıldım bir Ermeni hanımını...

 

Düşünün bunları...

 

Ve, bunları bir geceyarısı bir dağ yolunda düşünün.

 

Açlar, yorgunlar, sefiller ve yalnızlar.

 

Bitlenmişler.

 

Hastalanmışlar.

 

Ölüme doğru götürüldüklerini biliyorlar.

 

Ölümlerine yürütüyorlar onları.

 

Ve, öldürüyorlar.

 

Yüz binlerce insan.

 

Yüz binlerce insan.

 

Irkları önemli mi gerçekten?

 

Kocanızı göğsünüzden çekip alarak bir duvara dayadıklarını düşünün...

 

Karınızı kolunuzdan koparıp bir kayanın arkasına götürdüklerini düşünün.

 

Başlarına bunlar gelen insanlar için, onlar Ermeniydi diye hiç üzülmez misiniz gerçekten?

 

Bir an, bir kısacık an kendinizi onların yerine koyun.

 

O anı, o çaresizliği hissedin.

 

Sevdiğiniz insanın öldürülmesinin ne demek olduğunu anlamak için bir içinizi yoklayın.

 

Türk olduğumuz için insanların çekmiş oldukları acıları görmezden mi geleceğiz?

 

İttihatçılar çok günah işlediler.

 

Çok insan öldürdüler.

 

Bir soyu kırıp geçirdiler.

 

Ve, biz yıllarca öldürülen bu insanların yakınlarına, sevdikleri için bir ağıt yakmayı bile yasakladık.

 

Bir ağıtı bile çok gördük.

 

Bize hep yalan söylediler.

 

“Onlar da bizi öldürdü” dediler.

 

Rus sınırında Müslüman Türkleri öldüren Ermeni çeteciler vardı ve öldürdüler.

 

Onlar da vahşiydi.

 

Ama Malatya’daki, Bursa’daki, Sivas’taki, Maraş’taki, Adana’daki kadınların, bebeklerin, erkeklerin, ihtiyarların ne alakası var Rus sınırındaki çetecilerle?

 

İttihatçılar, onları sırf Ermeni oldukları için öldürdüler.

 

Sonra da öldürdüklerimizin torunlarına kızdık, “o günlerden” söz etmek istiyorlar diye.

 

Sizin anneannenizi, babaannenizi, annenizi, babanızı öldürselerdi, bunu haykırmak istemez miydiniz?

 

Kendinizi onlara borçlu hissetmez miydiniz?

 

Boşverin İttihatçıları, katilleri, gizli teşkilatın kanlı silahşörlerini.

 

Siz onlara değil, siz öldürülenlere yakınsınız.

 

İnsansınız siz.

 

Ve, şimdi “onların” ülkesine gidiyoruz.

 

Bilmem becerebilir miyiz ama...

 

O eski günlerin ansına biraz bizim de gözlerimiz yaşarsa ve “affedin” diye mırıldansak...

 

Belki de hepimizin sırtından ağır bir yük kalkacak, belki de pos bıyıklı yaşlı bir Ermeninin hayali, herkesin gittiği, hepimizin gideceği yerde bir anlığına kısacık gülümseyecek.

 

AHMET ALTAN’A AÇIK MEKTUP

 

Ben de ne zaman bir Ahmet Altan makalesi okusam, satır aralarında bir çıngıraklı yılan dolaşıyor sanki. Tıslaması kulaklarımda çınlıyor, hiçbir müzik türü gideremiyor bu sesi.

 

Her yeni makalenizde “sabır” diyorum ama artık yeter; “Ah Akparik” isimli makaleniz  bardağı taşıran son damla oldu. Her fırsatta insanlıktan ve barıştan söz eden  maskeli yazarın maskesinin ardındaki yüzü ortaya koymaksa şart oldu.

 

“Durun ne olur bir an ve düşünün” demişsiniz.

 

Durdum… düşündüm…

 

Gözlerimi kapattığımda 1915 öncesine gittim birden…

 

Erzurum’da isyan… Sasun’da isyan… Zeytun’da, Van’da, sonra tekrar Sasun’da, Adana’da isyan…

 

Derken 1915 yılına geldim… Osmanlı bir yandan dışarıdaki düşmanla savaşıyor…

 

Bir yandan da Bitlis’te isyan… Erzurum’da isyan… Elazığ’da, Diyarbakır’da, Sivas’ta, Trabzon’da, Yozgat’ta, Van’da isyan… Amaç; Osmanlı’nın gücünü bölmek, düşmana kolaylık sağlamak…

 

Hepsi Ermeni isyanı… Başlarındakiler Rusya’dan gelen Ermeni komitacıları olabilir ancak isyan edenler, yıllardır birlikte yaşadığı insanları komitacılarla birlikte vahşice öldürenler, bizzat Osmanlı Ermenileri…

 

Gözlerim hala kapalı 1915 Van’ındayım…

 

Ruslar Van yolunda… Ermeniler isyanda… Şimdi siz düşünün…

 

Bıyıkları etleri ile birlikte kesilen erkekler…

 

Evlerine ot tıkanıp ateşe verilmiş insanlar… Dışarı kaçmak istiyorlar, bu defa kurşunla, süngü ile öldürülüyorlar…

 

Bir eve doldurulmuş kadınlar, kızlar, defalarca tecavüze uğruyorlar….

 

Cesetlerle dolu kuyular…

 

Derisi yüzülmüş, uzuvları kesilmiş erkekler…

 

Kazığa oturtularak öldürülmüş yaşlı kadınlar… Uzaktan bakılınca başlarında örtüsü oturuyor gibi görünüyorlar.

 

Alınlarından, ellerinden duvarlara çivilenmiş ihtiyarlar…

 

Derken daha fazla kırılmamaları için Müslüman ahaliye hicret emri…

 

Vasıtaları olanlar vasıtaları ile, olmayanlar büyük bir perişanlık içerisinde yollara düşüyor…

 

İnsanlar yollarda çocuklarını bırakıyor, açlık ve salgın hastalıktan kırılıyor…

 

Bitlis, Urfa yollarında ailelerin çoğu yok oluyor…

 

Bazıları da göç için deniz yolunu seçiyor. Onlar için on iki gemi tahsis ediliyor…

 

Tabi gemiciler hep Ermeni…

 

Bu gemicilerin yardımı ile Adır adasına çıkarılan dört gemi dolusu insan, Ermeni fedailer tarafından katlediyor…

 

…ve sonra Ruslar geliyor…

 

Van’ın neredeyse beşte dördünün yok edildiği bu vahşete onlar bile razı olamıyor.

 

x x x

 

Savaşta arkasından vurulduğunu, iç güvenliğinin temelden sarsıldığını gören İttihat ve Terakki, Tehcir Kararını almak zorunda kalıyor.

 

İllere gönderilen telgraflara bakın; hasta, kör, sakat ve yaşlılar göç ettirilmiyor, şehir merkezlerine yerleştiriliyor.

 

Katolik ve Protestan mezhebinden olanlar, göç ettirilmiyor ve bulundukları şehirlere yerleştiriliyor.

 

Osmanlı ordusunda subay ve sağlık sınıflarında hizmet gören Ermeniler ve aileleri bulundukları yerlerde bırakılıyor, göç ettirilmiyor.

 

Yetim çocuklar ve dul kadınlar da göç ettirilmeyerek yetimhanelerde ve köylerde koruma altına alınıyor ve kendilerine maddi yardımda bulunuluyor.

 

Ayrıca ilk etapta da sadece belli bölgelerdeki, bir kısım Ermeniler göçe zorunlu kılınıyor, bir kısmı yerinde kalıyor…

 

Kalanların da hepsi Ermeni. Amaç bir soyu kırmaksa, İttihat ve Terakki neden bu kadar zahmet ve masrafa giriyor?

 

Bu arada savaş devam ediyor… İsyanlar durmuyor…

 

Şebinkarahisar’da isyan, Bursa’da isyan, Adana’da, Urfa’da, Fındıkçık’da, İzmit Adapazarı’nda isyan…

 

İşte o Bursa’daki Ermeni kadın, Adana’daki yaşlı adam, Sivas’taki bebek de bu yüzden gitmek zorunda kalıyor. Tek başlarına gitmiyorlar, yanlarında kocaları, babaları, oğulları da var, ailece gidiyorlar.

 

Bu arada yukarıda saydığım onca yerde vahşice öldürülenlerin de yaşlı adam, kadın, çocuk ve bebek olduğunu unutmamak gerekiyor, ailece ölüyorlar. Onların da tek suçları Müslüman olmalarıydı, Türk, Kürt, Çerkes, Laz olmalarıydı.

 

Bu gerçekleri dile getirmenin neresi ayıp? Asıl ayıp olan, bir tarafın kaybına üzülüp, diğerini dikkate bile almamaktır.

 

Ayrılıkçı Ermenilerden  katliamlara fiilen katılmayanların da kimi casusluk, kimi yataklık, kimi yardımcılık yaptı. Bunların savaşmakta olan Osmanlı’ya daha az zarar verdiğini mi sanıyorsunuz? Ya Osmanlı ordusuna dahil olup da, silahları ile birlikte düşman tarafına geçen Ermeniler için ne düşünüyorsunuz?

 

Tabii ki, birçok Ermeni de Osmanlı’ya sadık kaldı. Ayrılıkçı Ermeniler, sadık Ermenilere de yapmadıklarını bırakmadılar; onları tehdit ettiler, soydular, hunharca öldürdüler.

 

x x x

 

Savaşan her devletin ilk önceliği emniyetidir. Nitekim daha I. Dünya Savaşı başlar başlamaz, İngilizler, dünyanın öbür ucundaki sömürgeleri Avustralya’nın güneyinde yaşayan Alman asıllı Avustralya vatandaşlarını kıtanın iç kısımlarına göç ettirdiler. Ortada isyan yok, düşmanla iş birliği yok, casusluk faaliyeti yok, cinayet yok.  Hiçbir zaman dile getirilmediği için bunları bilen de yok ama savaş başlar başlamaz ne olur ne olmaz diye sürülmüşler. İngilizler, onları perişan halde sürerken onlara çok gaddarca davranmışlar. Evlerini basmışlar, mallarını mülklerini tarumar etmişler, piyanolarını bile parçalamışlar. Çünkü piyano ile Alman marşı çalabilirlermiş. (Ermeni Meselesi / Bilal N. Şimşir / Syf.26)

 

x x x

 

Uzun lafın kısası, İttihat ve Terakki bir soykırım yapmadı. Hem Müslüman ahali’yi hem de Ermeni halkını büyük bir soykırımdan kurtardı. Tehcir edilen Ermeni, kaldığı yerde ölüp, öldüreceğine; gittiği yerde yaşamaya devam etti. Tabii ki, dönemin ilkel koşullarında ve savaş döneminde yollarda kırılanlar oldu. Ancak tehcirde kırılanın canı candı da, hicrette kırılanınki can değil miydi? Önemli olan yitirilen canlarsa, ortalık bunun için ayağa kalkıyorsa, iki tarafın canı için de kalkması gerekmez mi?

 

Hadi sizin iddia etmiş olduğunuz gibi gerçekten soykırım yapmış olduklarını var sayalım. İngilizler 1919 – 1920 yıllarında yakaladığı İttihatçıyı Malta Adası’na sürmüştü. Hepsi ellerinde tutuklu bulunuyordu. Bunlardan 58’i Ermeniler ile ilgili suçlanıyordu. Ancak ne hikmetse mahkemeye bile çıkarılamadan salıverildiler. Çünkü onları yargılamak için tek bir kanıt bile bulamamışlardı. Oysa o günlerde olay tazeydi, tüm şahitleri hayattaydı. Buna rağmen kanıt bulamadılar. O düzmece Mavi Kitaplarını da delilden sayamadılar. Bu durumda insan, düşünmeden edemiyor; “bu insanları suçlu ilan edebilmek için tüm tanıkların ölmesi mi beklenmiştir?” diye.

 

x x x

 

Şimdi tekrar gözlerimi kapıyor ve 90 yıl öncesinden 16 yıl öncesine dönüyorum…

 

Yıl 1992, yer Azerbaycan’ın Hocalı Köyü…

 

Bir gece içerisinde katledilen 613 insan… Bunların 83’ü çocuk, 106’sı kadın…

 

Gözleri oyulmuş… Kulakları, burunları, kafaları ve daha başka birçok organları kesilmiş…

 

Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar bile nasibini almış…

 

Bundan başka 487 ağır yaralı, 1275 rehin, 150 kişi kayıp…

 

Bir gece içinde yaşanan bu vahşete hangi yürek dayanır?

 

Bu vahşeti yaşayan ve sonra Beyrut’a yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan da dayanamamış, yazdığı “Haçın Hatırı İçin” adlı kitabında şu satırlara yer vermiş:

 

“…Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni gurup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hala yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”

 

x x x

 

Evet, Ermeni gazeteci, Hocalı Katliamı ile ilgili bunları yazmış…

 

Peki Ahmet Altan ne yazmış?

 

Hiçbir şey! Evet, hiçbir şey! İlgi alanına bile girmemiş!

 

x x x

 

1986 Jivkov Bulgaristan’ı…

 

Türkçe isimler Slav isimlerine çevriliyor. Yetmiyor mezar taşlarındaki isimler de değiştiriliyor.  Kamu alanlarında insanlar Türkçe konuşamıyor. Türkler, yaşadıkları bölgelerden alınıp Bulgarların çoğunluk olduğu bölgelere yerleştiriliyor. İbadet özgürlükleri kısıtlanıyor. Türk olduğu için iş verilmiyor ve insanlar Türkiye’ye göçe zorlanıyor. Bu kısıtlamalardan bir buçuk milyon insan nasibini alıyor.

 
Aradan üç yıl geçiyor, bir asimilasyon programı daha kapılarına dayanıyor. 310 bin Türk daha Bulgaristan’ı terk etmek zorunda kalıyor.

 

Ahmet Altan ise Bulgarların 1908’de bağımsızlıklarını ilan edişlerinde kalmış, sonrasıyla ilgilenmiyor.

 

Peki ya Yunanistan?... Türkistan?..

 

Bu konuda da tek satır yazmıyor.

x x x

Türkmen şehri Kerkük’e bitmez tükenmez bir Kürt göçü var, amaç Kürt nüfusu arttırıp, Türkmen’den arındırıp, burayı bir Kürt şehrine çevirmek.

Nüfus öylesine artmış ki; ne elektrik yetiyor ne de su. Yaz günü bir hafta boyunca susuz kalıyorsunuz.

Türkmenlere ait ve Saddam döneminde hükümet tarafından el konulan arazilere derme çatma yapılar kurulmuş. Yeni gelenler buralara yerleştiriliyor.

Kerkük'te yerleşecek olan her Kürt aile için 3000 dolar para yardımı yapılıyor.

Yetmiyor, evlerin yapımı için gerekli olan her türlü malzeme bedelsiz karşılanıyor.

Dahası Kerkük'te ev yapan Kürtlerin elektriği, suyu ve benzini de bedava...

Ohhh, ne ala!

Kürtler sadece boş arazilere değil, aynı zamanda Saddam hükümeti düştükten sonra, şehri terk eden Arapların boş evlerine, stadyumlara ve hatta kullanılmayan devlet binalarına da yerleşiyorlar.

Ya Türkmenler?

İleri gelen Türkmen aileleri her gün tehdit alıyor.

Çocukları okul önlerinden kaçırılıp, yüklü miktarda para karşılığı serbest bırakılıyor.

Her gün meydana gelen patlamalar nedense hep Türkmen mahallelerinde gerçekleşiyor.

Bu patlamalarda insanlar can veriyor, sakat kalıyor.

Ahmet Altan ise bakın kendisine neyi dert ediniyor?

“Vatandaşlığa bağlı bir ülkede milyonlarca Kürt kardeşimizle birlikte yaşarken, başka bir ülkedeki soydaşlarımızı, bu Kürt kardeşlerimizin soydaşlarına karşı koruyarak, çelişkiye düşmüyor muyuz? Bu durum bizi açıkça bölmez mi?”

(Makalenin tamamını için http://www.gazetem.net/aaltanyazi.asp?yaziid=174 )

Daha sonra göreceklerimi, okuyacaklarımı bilmeden “pes” diyorum ama Ahmet Altan, siz öyle bir yazıyorsunuz ki, okudukça neye şaşıracağımı şaşırıyorum.

x x x

 

Şimdi yine kapıyorum gözlerimi ve Kurtuluş Savaşı günlerine dönüyorum. Ülkemizin batı bölümü Yunan işgali altında…

 

Bergama ve yöresindeyiz…

 

Yukarı Kimikler Köyünden Molla İbrahim’i kulaklarına kadar kesiyor, gem takıyorlar. Bu haldeyken Bergama içinde gezdiriyorlar. Sonra tırnaklarını halkın içinde kerpetenle söküyorlar ve 4 gün sonra parçalayarak öldürüyorlar.

 

Çerkes İdris Ağa’nın 10 yaşındaki kız evlatlığına sekiz, on Yunan askeri birden, bir çok kez tecavüz ediyor,  sonra da vücudunu ikiye ayırarak öldürüyorlar.

 

80 yaşındaki dilsiz oğlu Ahmet ve eşi Zahide’yi paralarını aldıktan sonra parçalayarak öldürüyorlar.

 

Alaca Köyünden Mehmed oğlu İsmail ile oğlu Mustafa’nın ayaklarını testere ile kesiyorlar.

 

Firuz Köyü halkına silah aramak bahanesiyle işkence yapıyorlar, pek çok kadın ve kızın ırzına geçtikten sonra hepsini kurşuna diziyorlar.

 

 

Şimdi de Orhan Gazi’de bir sokaktayım…

 

Ağzında el bombası patlatılmış bir delikanlı yatıyor yerde…

 

Biraz ilerde karnından bağırsakları dökülmüş bir genç kadın cesedi var…

 

İki adım ötede 2 yaşlarında başsız bir çocuk…

 

İleride gübre yığını üzerinde 12 yaşında bir kız, ırzına geçilmiş…

 

İç sokaklara doğru ilerliyorum. 60 yaşında bir kadın… Irzına geçilmiş ve öldürülmüş…

 

Muratoba Köyü mü?

 

Erkekleri camiye dolduruyor, üzerlerine gaz dökülüp yakıyorlar...

 

Ya Çınarcık köyü?

 

Erkeklere annelerini peşkeş çekmek istiyorlar. Ölüm pahasına bu işi yapmayan delikanlıları süngülerle öldürüyorlar.

 

Bir taraftan ateşe verilen evler tutuşurken, Yunan askerleri süngü ucuna taktıkları küçük bebekleri kuzu kızartır gibi ateşe tutuyorlar… Genç kızların memelerini kesip, kebap yapıyorlar…

 

Yalova… Beykoz… Şile… Rezaletin, işkencenin bini bir para…

 

Tırnak sökmeler, un çuvalında dövmeler, çuvala koyup suya atmalar, ağaca ayaktan asmalar, ağaca asılanları parçalamalar, diri diri çukurlara gömmeler, göz oymalar, kulak kesmeler, camiye doldurup yakmalar, kadınlara zorla erkek uzvu çiğnettirmeler, anne ve babasına zorla tecavüz ettirmeler, kurşuna dizmeler, edep yerlerine bomba koymalar…

 

Yeter artık! İçim daha fazla dayanmıyor, ben gözlerimi açıyorum.

 

Sonra merak ediyorum, “Acaba Ahmet Altan bu konuda ne düşünüyor?” diye.

 

Karşıma “Kendini Öldürmek” adlı makaleniz çıkıyor. Amerikalı Clint Eastwood, tümüyle Japonca olan ve II. Dünya Savaşı’nda Japon askerlerinin Amerikalı askerlere karşı kahramanlıklarını anlatan  “Iwo Jima” adlı bir film çekmiş. Film, düşmanın da insan olduğunu anlatıyormuş. Amerika, o kadar hoşgörülüymüş ki, bu filmi Oscar’a aday göstermiş.

 

Bütün bunları anlatıyor ve soruyorsunuz: “Ben Kurtuluş Savaşı’nda Yunan askerlerinin kahramanlığını anlatan bir film çekebilir miyim?”

 

Sonra ekliyorsunuz: “Yunanlıların kahramanlıklarını anlatan, tümüyle Yunanca bir film çekip, Türk askerlerinin iki Yunan esirini nasıl acımasızca öldürdüğünü göstermeye kalksam, bunu hoşgörüyle karşılamazsınız. Böyle bir işe kalkışsam, çok büyük bir ihtimalle ‘Türk düşmanı olmakla’, ‘satılmışlıkla’, ‘hainlikle’ suçlanırım.”

 

Sonra yine soruyorsunuz: “Peki ama niye? Niye ben Yunanların kahramanlıklarını anlatamam?

 

Hiç mi kahraman, yiğit, cesur Yunan askeri yoktu o savaşta?

 

Hiç mi hayatını tehlikeye atan, ölümün üstüne yürüyen birileri çıkmadı Yunan ordusunda?

 

Bütün kahramanlıkları Türkler mi yaptı?”

 

(Okuduklarına inanamayanlar için makalenin tamamı http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6378062.asp?yazarid=150&gid=61 adresinde)

 

Amerika’nın Clint Eastwood gibi sanatçıları varmış. Eastwood’un bu filmini Oscar’a aday gösteren inanılmaz bir hoşgörü varmış. Amerikan toplumu, bu filmin oynadığı sinemaları yakmıyor,  Eastwood hakkında “Amerikalılığa hakaretten” dava açılması için gösteriler düzenlemiyor, onu “ölümle” tehdit etmiyormuş. Kongre’de “bu adam bizi sırtımızdan bıçaklıyor” diye bağıran politikacıları yokmuş.

 

İşte Amerika tüm dünyada en gelişmiş ülkelerden biri kabul edilmesini politikacılarına, liderlerine, askerlerine, ordusuna, silahlarına değil, bütün bu hoşgörülü insanlara borçluymuş.

 

Bu muhteşem yorumla birlikte bizlere soruyorsunuz:

 

“Böyle bir film çekersem, beni över ve ödüllere aday gösterir misiniz?”

. . . . . . . . . .

 

Valla Ahmet Altan, Altın Portakal’ı bilmem ama böyle bir film ile Nobel’i garantilersiniz.

 

Ya da bakın, aklıma ne geldi? Bence siz, Girit adasındaki Yunan ayaklanmalarının bastırılması sırasında Türklerin gösterdikleri kahramanlıkları anlatan, tamamı Türkçe bir film yapıp, bunu Yunan sinemalarında gösterime sokun. Bakalım size ne ödül verecekler?

. . . . . . . . . . .

 

Yine değinmeden geçemeyeceğim. Aynı makalede diyorsunuz ki;

“Amerikalı bir sanatçı yaptığı filmde ‘düşmanı’ ‘insana’ dönüştürüyor. Biz düşmanımızı ‘insan’ olarak anlatabilir miyiz?”

 

İşte size bir öneri daha. Gördüğüm kadarı ile sizin dışarıda düşmanınız olmadığı için zorunlu olarak örneği içeriden vereceğim. Mesela bu aralar en uyuz olduğunuz kim var? Ergenekon Çetesi olarak adlandırdığınız insanlar, değil mi? Kendimi bildim bileli siz hangi kurumdan haz etmezsiniz? Türk Silahlı Kuvvetleri değil mi? Bunlar da sizin kendinize düşman belledikleriniz olduğuna göre, hadi anlayın düşmanınızı, insan olarak görün, sevin onları, sevmeyenlere de sevdirin. Ülkenin bir aydını olarak öncü olduğunuzu gösterin. Ne kaybedersiniz?

 

x x x

 

Artık gözlerimi korka korka kapatıyorum. Kıbrıs’tayım… Tarih 24 Aralık 1963…

 

Silah sesleri duyuluyor…

 

Tüfek dipçikleri ile kilitli kapılar kırılıyor… İnsanlar sokaklara sürükleniyor…

 

70 yaşında bir Türk, kırılan ön kapısının sesiyle uyanıyor…

 

Sendeleyerek yatak odasından çıktığında, bir sürü silahlı gençle karşılaşıyor…

 

“Çocuğun var mı?” diye soruyorlar…

 

Şaşkın bir biçimde “Evet” diyor…

 

“Dışarı gönder” diye emrediyorlar…

 

19 ve 17 yaşlarında iki oğlu ve 10 yaşındaki kız torunu aceleyle giyinip, silahlı adamların peşinden dışarı çıkıyorlar…

 

Çiftlik duvarının dibine dizildikten sonra, silahlı adamlar tarafından makineli tüfek ateşiyle öldürülüyorlar…

 

Başka bir evde, 13 yaşında bir erkek çocuğunun ellerini dizlerinin arkasında bağlayıp, yere yıkıyorlar…

 

Ardından tekmeleyip, ırzına geçiyorlar…Sonra da tabancayla başının arkasından vuruyorlar…

 

Tüm bunları ben değil,  H. Scott Gibbons, Peace Without Honour adlı kitabında anlatıyor. Haliyle merak ediyorum, Ahmet Altan bu konuda ne diyor?

 

Bunun yanıtını “Türklerin Tek  Sorunu Var” adlı makalenizde buluyoruz.

 

İnanmayan yine tamamını http://www.hurhaber.com/news_detail.php?id=92609 adresinden okuyabilir.

 

“Her sorunun bir adı var.

Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, türban sorunu, terör sorunu, 301 sorunu…

Biz bunların hepsini tek tek ayrı sorunlar olarak görüyoruz.

Bunların hepsinin aslında tek bir ismi olabileceği pek aklımıza gelmiyor.

Belki de bizim böyle hepsi değişik isimli birçok sorunumuz yok.

Belki de bizim adı “Türk sorunu” olan tek bir sorunumuz bulunuyor...” diye eşi benzeri görülmemiş o dahice girişinizden yarım sayfa sonra nihayet Kıbrıs konusuna geliyorsunuz.

“Ya Kıbrıs meselesi?

Biz, Türklere neler yapıldığını hatırlıyoruz, basılan köylerimizi, öldürülen insanlarımızı.

 

Peki, o olaylardan önce, ‘bağımsızlık’ isteyen Rumlara karşı İngilizlerle işbirliği yapan Türklerin neler yaptığını hatırlıyor muyuz?

 

Hayır.

 

Nikos Sampson’u hatırlıyoruz. Onun yaptığı manasız darbeyi de hatırlıyoruz. ‘Soydaşlarımızı’ korumak için adaya ‘kahramanca’ çıkışımızı hatırlıyoruz.

 

Peki, o adanın yarısına yerleştiğimizi, Rumların mallarına el koyduğumuzu, Kıbrıslı Türkleri bile adadan kaçıracak hale geldiğimizi hatırlıyor muyuz?”

 

x x x

 

Hatırlayalım bakalım, neler çıkacak altından…

 

Yıl 1878, Osmanlı 93 Harbini kaybetmiş. Ruslar Yeşilköy’e kadar gelmiş. İstanbul ve Boğazlar, Rus tehdidi altında. İngilizler ise, Akdeniz ve Uzak Doğu yolunu Ruslara kaptıracak olma telaşında. İngilizler, bir teklif getirirler. Rusya’ya karşı Osmanlı’ya yardım edeceklerdir ancak karşılığında Osmanlı Devleti de Ruslar, Batum, Kars ve Ardahan’ı terk edinceye kadar Kıbrıs adasının idaresini geçici olarak İngiltere’ye bırakacaktır. Ada hukuken Osmanlı Devletine bağlı kalacaktır. Sultan II. Abdülhamid zor durumdadır, bu teklifi kabul etmek zorunda kalır. Böylece Osmanlı’nın Kıbrıs adasındaki 307 yıllık hakimiyeti sona erer. Çünkü  aradan uzun yıllar geçip de Osmanlı Devleti, İngiltere’nin karşısında I. Dünya Savaşı’na girince işler değişir. Bahanesini bulan İngiltere, bir bildiri yayınlayarak Kıbrıs’ı İngiltere’ye bağladığını ve Kıbrıs’ın artık İngiliz İmparatorluğu’nun bir parçası olduğunu açıklar. Bu şekilde gasp edilen Kıbrıs’ı artık Kurtuluş Savaşı ve Lozan bile geri getiremeyecektir.

 

İşte Kıbrıs’ın bu şekilde İngiliz sömürgesi haline gelmesinden sonra Rumların bağımsızlık istediği, Türklerin İngiliz sömürgesi isteyip, İngilizlerle işbirliği yaptığı koskoca bir yalan ve çarpıtmadan ibarettir. Neden mi?

 

Bir kere, daha 1907 yılından itibaren yani adanın resmen İngiliz sömürgesi olmasından önce;  Rumlar, İngiltere’den adanın Yunanistan’a ilhakını (bağlanma) talep ediyorlardı. İngiltere ise, Kıbrıs’ın hiçbir şekilde Yunanistan ile ilgisi bulunmadığını, Rumların Yunan olmadığını ve adanın Türkler tarafından İngiltere’ye devredilmiş bulunduğunu ileri sürerek Rumların bu teklifini reddediyordu.

 

Rumlar, yılmıyordu. Rum kilisesi önderliğinde heyetler kurup, başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesine “ilhak” gezileri düzenliyor, Kıbrıs’tan İngiltere’ye sayısız Enosis (yani Yunanistan’a ilhak) telgrafı gönderiyorlardı. Bununla kalsa yine iyi, bu faaliyetlerini silahlı saldırılarla da destekliyorlardı. Rumların Türklere yaptığı ilk silahlı saldırının tarihi 1912’dir. “Yaşasın Yunanistan, Yaşasın İlhak” naraları ile Türk mahallelerini yağmalamış, ev, dükkan ve dini yerleri tahrip etmişlerdi. Bu olayda dört Türk hayatını kaybetmiş, yüzden fazla Türk de yaralanmıştı.

İngiliz sömürge dönemine geldiğimizde ise 1921 ve 1950’de ada Rumları arasında iki kez halk oylaması yapıldığını ve her iki oylamada da ezici çoğunlukla Yunanistan’a ilhak kararı çıktığını görüyoruz.

 

1931 yılına geldiğimizde ise Yunan Konsolosu Kyrou’nun kışkırtması ile  “Milli kurtuluşumuz Yunanistan’la birleşmektir” diyen Papaz Nikodimos’un  başkanlığında “ilhak” naraları atarak, ayaklandıklarına tanık oluyoruz. Ancak dikkatinizi çekerim; bu ayaklanma,  Kıbrıs’ın sömürge idaresinden kurtulup bağımsızlığını kazanması için değil; Yunanistan’a bağlanması için yapılmıştır.

 

İngiltere, bu isyanı çok sert önlemlerle bastırmış, 400 kişiyi tutuklamış, isyanın ele başları ile kışkırtıcı konsolosu adadan sürmüş; ardından da okullarda Türk ve Rum tarihlerinin okutulmasını, siyasi faaliyetleri yasaklamış, basına sansür koymuş, yasama meclisi niteliğindeki Kavanin Meclisi’ni de kapatmıştır. Artık ne Türkler ne de Rumlar göndere milli bayraklarını çekememektedir. İşin garibi Türkler, isyana katılmamış, hatta karşı çıkmış olmalarına rağmen yine de Rumlarla aynı cezalara çarptırılmışlardır. Bu arada çarpıtma eğilimi olanlar için açıklayalım, Türkler İngiliz sömürgesi altında yaşamaya bayılmamaktadırlar, yaşadıkları adanın Yunanistan’a ilhakına karşı oldukları için ayaklanmaya karşı çıkmışlardır.

 

1937’den itibaren İngiltere Kıbrıs’a özerklik vermeyi teklif etmeye başlamıştır ancak Rumlar bunu kabul etmemiş, Yunanistan’a ilhakta ısrar etmişlerdir.

 

1950’li yılların başlarında bir de terör örgütü kurmuşlardır. Adı; EOKA. Eminim, bu örgüt de sizin için terör örgütü değil, bağımsızlık ordusudur.

 

Bu arada Yunanistan da elini açık oynamaya başlamış ancak 1952-1954 yılları arasında  Kıbrıs'ın kendisine terki için İngiltere nezdinde yaptığı her teşebbüs İngiltere tarafından reddedilmiş ve İngiltere, adanın durumunu değiştirmeyeceğini her seferinde tekrar etmiştir. Böylece 1954 yılının ilk aylarında, Yunanistan hükümetinin bilgisi dahilinde Kıbrıs’a gizli silah sevkıyatı başlamıştır.

 

İngiltere’den umudunu kesen Yunanistan, 16 Ağustos 1954’de Birleşmiş Milletlere resmen başvurup, İngiltere'den şikayet etmiş ve ada halkına self- determinasyon yani kendi kaderini kendisinin tayin hakkının verilmesini istemiştir. Görüldüğü gibi Yunanistan, Birleşmiş Milletlere baş vururken biraz farklı bir dil kullanmıştır. Ancak birazcık aklı olan insan, yıllardır “ilhak” isteyen bir toplumun kaderini ne yönde tayin edeceğini bilir. Dolayısı ile bu haktan kastedilen, adanın Rum halkına, kendilerini Yunanistan'a katma yetkisinin verilmesinden başka bir şey değildir. Zaten Birleşmiş Milletler de meseleyi ele almış, ancak inceleyince bir karar vermeyi reddetmiştir.

 

1955 yılı aynı zamanda EOKA’nın Türklere yönelik saldırılarının başladığı yıldır. Yine aynı yıl Doğu Akdeniz ve Kıbrıs hakkında bir üçlü konferans düzenlenmiştir. Konferansa Türkiye adına Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu katılmıştır.

 

Bu konferansta İngiltere, Yunanistan'ın isteklerine bir miktar taviz olmak üzere, adaya özerklik vermeyi teklif etmiştir. Yunanistan, ada nüfusunun çoğunluğunu Rumların oluşturduğunu belirterek, kendi kaderini tayin hakkında, yani adanın kendisine katılmasında dayatmıştır. Türk tezi ise, Türkiye’nin savunması ve güvenliği bakımından Kıbrıs’ın önemli ve vazgeçilemez olduğu,  Kıbrıs el değiştirdiği takdirde dengelerin alt üst olacağı, üstelik adanın coğrafî bakımdan Anadolu’nun devamı olduğu üzerinedir. Kıbrıs’ta statükonun muhafazası şarttır. İngiltere adadan çekilmemelidir. Eğer statüko bozulacaksa, ada Türkiye’ye, yani eski sahibine iade olunmalıdır.

 

İşte yılanın “tıssss” dediği yer, tam da buradadır. Bir kere Rumların da, Yunanistan’ın da mücadelesi Kıbrıs’ın bağımsızlığı üzerine değil, adanın Yunanistan’a ilhakının şartlarını oluşturmak içindir. “İlhak”ın adına “bağımsızlık” denemeyeceği gibi Türkiye’nin de ilk etapta statükonun devamını savunmasına “işbirliği” denemez. Bu, vatan ve millet kavramı olmayan birine nasıl anlatılır bilemiyorum ama buna mülkiyetinin bile artık kendisine ait olmadığı bir adada, gerek daha az bir nüfusu oluşturan soydaşlarını, gerekse ülkesinin Akdeniz’deki haklarını Rumlara ve Yunanistan’ın emellerine karşı korumaya çalışmak denir.

 

“Ya İngiliz sömürge yönetiminin polis gücü?” diyeceksiniz. Doğrudur, polis gücü çoğunlukla Kıbrıslı Türklerden oluşmaktadır ancak bunun nedeni rahatlıkla anlaşılabileceği gibi adanın EOKA terörü altında olmasıdır. Bu şartlarda burada da ima ettiğiniz gibi bir işbirliğinden söz edilemez.

 

Londra Konferansı olumlu bir netice vermeden 7 Eylül’de dağılmıştır. İngiltere yine de adaya özerklik vermekte kararlıdır ve bu konuda hazırlıklara başlamıştır. Türkiye bir oldu bitti ile karşı karşıyadır ve bu durum kesinlikle zararınadır. Mecburen bu özerkliğe bir eğilim gösterir ama bu rejim içinde Kıbrıs Türklerinin özgürlük ve yaşama haklarını da garanti altına almak için bu defa kendi özerklik teklifini İngiltere’ye bildirir.

 

1956 yılının başına geldiğimizde EOKA’nın Kıbrıs'taki eylemlerin şiddeti her geçen gün artmakta ve bu şiddet Yunanistan tarafından beslenmektedir.  İngilizler, Makarios’un EOKA’nın siyasi lideri olduğunu öğrenirler ve onu tutuklayıp, sürgüne gönderirler. EOKA militanları, terör yaptıkları bu dönemde yüzlerce Türk‘ün yanı sıra, 100 İngiliz ve yüzlerce Rum’u  da katletmiş, 30 Türk köyünü yakıp yıkarak, burada yaşayan Türklerin göç etmesine neden olmuşlardır, bilgilerinize sunarım.

 

Derken İngiltere, Kıbrıs’ta iki ayrı toplum olduğuna göre, kendi kaderini tayin hakkının her iki toplum için de ayrı ayrı tanınması gerektiği fikrini ortaya atar ve ada için bir Anayasa hazırlatır. Böylece adanın taksimi de bir çözüm yolu olarak ele alınabilecektir. Türk hükümeti bu fikri daha çok benimser ve bundan sonra taksim tezi üzerinde ısrar eder. Adanın Türk halkı da taksim tezini var gücüyle savunur.

 

Bu arada Yunanistan Kıbrıs meselesini her yıl Birleşmiş Milletlere götürmekten geri kalmaz. Birleşmiş Milletler ise her seferinde kesin bir karar almaktan kaçınır ve meselenin Türkiye, İngiltere ve Yunanistan arasında müzakere yolu ile çözümlenmesi fikrini benimser.

 

1958 yılında EOKA artık iyice azıttığından gerek Türk-Yunan, gerekse Yunan-İngiliz ilişkileri gerginleşir, bunun için de Amerika ve NATO araya girip, taraflara baskı yapmaya başlar.

 

En sonunda 1959’da Zurich’de bir araya gelen iki devletin başbakanı, bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasına karar verirler ve bu devlette Kıbrıs Türk toplumunun hürriyet ve yaşama haklarını garanti altına almak için anayasa esasları ile diğer anlaşmaları tespit ederler. Bu anlaşmalar, 19 Şubat 1959 tarihinde Londra'da, Türkiye, Yunanistan, İngiltere ile Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının temsilcileri tarafından imza edilir.

 

Zürich ve Londra Anlaşmaları, Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında organik bağlar kurmaktaydı. Buna göre, Kıbrıs Cumhuriyeti, Anayasa düzenini bütün ayrıntıları ile koruyacaktı. Korumadığı takdirde Türkiye, İngiltere ve Yunanistan, birbirlerine danışacaktı. Bu danışma sonucunda bir anlaşma gerçekleşmez ve sorun devam ederse bu üç devletten her biri, anayasa düzenini yerleştirmek için, tek başına müdahale hakkına sahip olacaktı.

 

Yine Anayasa'nın ayrılmaz parçasını teşkil eden İttifak Antlaşması'na göre, Yunanistan Kıbrıs’ta 950 kişilik,  Türkiye ise 650 kişilik bir askeri kuvvet bulundurmak hakkına sahipti. Bu anlaşmalarla Kıbrıs Cumhuriyeti için Enosis ve taksim yasaklandı ve nihayet 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti resmen kuruldu.

 

Fakat bu Cumhuriyet, ancak 21 Aralık 1963 tarihine kadar yaşayabildi. Çünkü 1963’de yeniden saldırılara başlayan ve 103 Türk köyünü yakıp yıkarak 500’den fazla Türk’ü katleden EOKA, on binlerce Türk’ü de göçe zorladı.

 

Gerisini biliyoruz zaten. Konuyu bu kadar ayrıntılı ve uzun olarak ele almak zorunda kalmamın nedeni, konuya yeterince yakın olmayanlar ve dilinizi bilmeyenler için “tıssss” sesini Türkçe’ye tercüme etmekti.

 

x x x

 

Birinci Dünya savaşında Ermenilerle, Kurtuluş Savaşında Yunanlarla, Kıbrıs’ta Rumlarla gönül bağı kuran Ahmet Altan, Kandil Dağı’na gidip, PKK’lılarla da yarenlik ediyor.

 

Gün boyu onlarla şakalaşıp, gülüşürken, arada dünyanın artık silah istemediğini, silahı bırakıp sorunu siyasetle çözmeleri gerektiğini söylüyor. Peki, silah istemeyen o dünya, ‘neden bu silahları üretiyor sonra da PKK ve benzeri terör örgütlerine satıyor?’ diye hiç düşünmüyor. Bu örgütler, kendi silahlarını kendileri üretemediklerine göre, silahı, bombayı, mayını üretmezsin, olur biter.

 

PKK’lı konuşuyor: “Kürt ulusu eziliyor.”, “Onun ezilmeyeceğinin garantisi olmalı”

 

Kürt ulusunu koruyorlar öyle mi?

 

Sizin makalelerinize bakarsak PKK ve Öcalan 1980’li yıllarda askeri bir cuntanın gölgesi Türkiye’nin üzerindeyken, Kürtçe konuşmak, Kürtçe şarkı söylemek, Kürt çocuklarına Kürtçe isimler koymak yasaklanmışken, Diyarbakır Hapishanesinde Kürtler tarihte eşine az rastlanır bir zulmün hedefindeyken ve seslerini duyurmanın hiçbir yasal yolu yokken çıkmıştır sahneye.

 

Sahi mi?

 

12 Eylül darbesinde bu insanlar, Kürt oldukları için mi yoksa yasa dışı örgütlere mensup ya da ilişkili oldukları için mi hapishanelere girip, acılar çektiler? Yöntemleri savunmuyorum ancak o acıları sadece Kürtler mi çekti? Kürt olmayan insanlar da çekmedi mi?

 

PKK mı Kürt halkının haklarını ve kimliğini koruyacak? Bunun için önce kendi kimliği olması gerekmez mi? Temeli 1978’de atılan PKK, önce Kürtçü söylemleri olan Marksist – Leninist bir örgüt. İlk iş bölgede Kürtçülük yapan diğer Marksist – Leninist örgütlere saldırıyor. Diğer tarafta Ermeni ASALA Örgütü ile diplomatlarımızı öldürmek için işbirliği yapıyor. O bitiyor, kendi halkına saldırıyor, kadın, erkek, çocuk, bebek demeden katlediyor. Nedir suçu bu insanların? Türkiye Cumhuriyeti düzenine karşı olmamak. Arkasında önce Sovyet Rusya, sonra Suriye, Irak, İran, Yunanistan ve benzerleri. 

 

Derken Sovyet Rusya çöküyor, PKK 180 derece dönüş gösterip arkasına Amerika’yı alıyor. Avrupa Birliği ülkelerinin yardımları da cabası. AB, ABD ve PKK, namı diğer üç  kafadar, gerek silahlı gerekse sosyal ve psikolojik her yönden saldırırken, yöneticilerimiz olayın sadece askeri yanına ilgi gösterip, diğer yanlarını es geçince Kürt halkının bir bölümü de bunları kendine dost sanıyor. Tarih bilmediği için, geçmişte bunları dost bilenlerin çıkar dengeleri değiştiğinde nasıl ortada kaldıklarını da hatırlamıyor.

 

Dünün Marksist – Leninist PKK’sı kapanın elinde kalıyor, bugün de var gücü ile neoliberal politikaların oyuncağı, küreselleşme çalışmalarının vahşi bir parçası oluyor. Kim yüz verirse ona hizmet ediyor. İnsan, yarın kimin emrine gireceğini merak etmeden duramıyor.

 

Ancak gerçek o ki, tüm bu işbirliğinin sonucunda insanlarımız ölüyor, toplum hızla ikiye bölünüyor.  Yıllardır terör belası ile uğraşan ülkemiz, teröre para akıtmaktan hiçbir alanda gelişemiyor. Devlet borç batağında yüzüyor. Tarım, sanayi ve başka her alandaki gelişmemiz baltalanıyor. Kimse kazanmıyor, kazanan sadece silah ve uyuşturucu tüccarları oluyor.

 

Buna bir de babalar gibi satanlar eklenince sanayi tesisleri gidiyor, bankalar gidiyor, tarım alanları, orman alanları akla gelen ve bu ülkenin olan ne varsa her şey gidiyor. Devletten sonra halkımız da borç içinde yüzmeye başlıyor. Üreten Türkiye yok oluyor, sadece tüketen bir Türkiye oluşuyor. Kimse kazanmıyor, sadece ulus ötesi şirketler, yabancı ve büyük devletler kazanıyor. Yabancı bankaların icra avukatları kapımıza dayanıyor, Türk – Kürt diye ayırmıyor.  Bir bakın etrafınıza, biz burada birbirimizi yerken, elimizde avucumuzda ne varsa kayıp gidiyor. Ülkemiz tüm varlıkları ile birlikte geleceğini de kaybediyor. Bütün bunların ardında küreselleşme çalışmaları yatıyor. Para babası ulus ötesi şirketler daha da çok kazansın diye insanlar ölüyor, aileler yok oluyor.

 

Ancak bu durum şimdilik AB ve ABD’den beslenen PKK’nın umurunda olmuyor. Ahmet Altan’ı da ilgilendirmiyor. Onlar Kandil Dağında bir günde “kanka” oluyorlar. Artık Ahmet Altan’ın orada aynı odayı paylaştığı, konuştuğu, şakalaştığı dostları var. Salih var, Bozan var, Mizgin, Jiyan, Roj, Adem var. Bir daha bir operasyon olursa eğer,  sonuçlarını içi titreyerek okuyacak Ahmet Altan; tanıdık bir isme rastlamaktan korkarak…

http://radikalgazetesi.wordpress.com/2008/02/03/ahmet-altan-kandil%E2%80%99de-bir-gun/

 

Artık burada dermanım tükeniyor Ahmet Altan. Size söylenecek sözler de anlamını yitiriyor. Bir gün Türk olmayan herkese gösterdiğiniz ilgi, sevgi ve anlayışın en azından onda birini bu millete de gösterdiğiniz günleri görebilmeyi diliyor ve sizi vicdanınızla baş başa bırakıyorum. Bu arada gerek 80 darbesinden çok çekmiş PKK’lı dostlarınıza, gerekse küreselleşmenin ülkemize ve tüm dünyaya özgürlük getireceğini savunan size 80 darbesinin de, küreselleşme hareketinin de arkasında Amerika’nın olduğunu hatırlatmak istiyorum.

 

Değer Erbora

degererbora@gmail.com

www.degererbora.blogspot.com

 

 

Rauf DENKTASH

Text book issue a real eye-opener

THE ARTICLE ‘Textbooks which focus on the good, the bad and the ugly’ by Stefanos Evripidou (Cyprus Mail, September 26, 2008) is an eye opener for everyone interested in a just, viable and permanent solution. The cause of conflict in Cyprus has never been the Greekness of the one and Turkishness of the other. Neither had religion anything to do with it until the church became a political movement for uniting the island with “mother Greece”. Leaders in Cyprus should realise that our island, if geopolitically has any value for Western powers, it has vital security value for Turkey which has to protect the Greco-Turkish balance established with the Treaty of Lausanne. The attempt by Greece, using the Greek-Orthodox church as a virile tool, for uniting the island with Greece is “the problem” which has divided the two sides in the island as soon as the British arrived in 1878.

As of that date the tug-of-war between the two sides began, culminating in 1954 with the Greek resort to the UN claiming union with Greece through the application of the right of self-determination “for the people of Cyprus”! This woke up Turkey, whose policy until then was “continuation of the status-quo” in order to maintain the Lausanne balance!

So, the story now used by some people on both sides that the British stirred everything is nonsense. That Britain took advantage of this divide during the 1955-58 EOKA campaign is something else and Turkish Cypriots’ position of self-defence against Enosis quite a different story! Had there been no Enosis policy there would have been no conflict. Enosis is now believed to have been half achieved through EU membership; all that has to be done is to remove the remaining impediments in order to legalise and finalise this membership. And these impediments continue to be the guarantee and Turkish force in the island. Hence the story that the problem is due to occupation and it began in 1974.

As in the 1950 plebiscite, the world has been deceived that “Cypriots” want this that or the other, this time the “Cypriot” government demanding for and an behalf of “the Cypriots” that Cyprus is freed from occupation and of the Guarantors and all will be well. No one is interested to remind the Greek Cypriot side that there was no occupation and no Guarantors during 1954-59 and that the Guarantee system was worked out to prevent a repeat performance of those years by guaranteeing “the partnership on the basis of political equality” of the two sides and their political identities as two equal co-founder partners with two separate democracies etc.

Looking at Greek Cypriot text books and the agitation whipped up by the Church and politicians that these should be “civilised” it is no wonder that 65 per cent of Greek Cypriots between the ages of 18 and 34 do not want to live together with Turkish Cypriots, “the inferior minority,” regarded as “Islamicised Greeks” by people who regard the term “Cypriot” refers to the Hellenes of Cyprus and no one else!

When the 1960 Agreements were made, we had the belief that this Cypriot Partnership would be a bridge of friendship and cooperation between the two motherlands. This was a holy objective. What destroyed it was not reliance on motherlands and being Greeks and Turks of Cyprus, but the attempt by Guarantor Greece, again using the Church, to destroy the Greco-Turkish balance by acquiring the island at the expense of the Turks of Cyprus (who do not exist as far as the History books are concerned) at the expense of Turkey (the barbars who dropped in from the skies all of a sudden and destroyed everything beautiful)!

If reconciliation is the aim, Greek Cypriot youth should be made aware of what happened on the island between 1963 and 1974 and why, while the Greek Cypriot leaders begin a sincere campaign for compensating Turkish Cypriots for what was done to them during 1963-1974 while conceding the right of Turkish Cypriots to be Guaranteed by Turkey, but for which they would have been obliterated from the map of Cyprus long ago!

n Rauf Denktash was leader of the Turkish Cypriot community from 1985 to 2005 and was involved in negotiations to solve the Cyprus problem in various roles from 1972 until 2005

Cyprus Mail 2008

 

 

Hristofyas’tan 1960’daki Kıbrıs önerisi

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, “Biz 1960 yılında kurulan Kıbrıs devletini canlandırmak istiyoruz” diyerek, yeni devleti “ortak bir idare altında birlikte yaşayan iki toplum olarak” hayal ettiğini söyledi.

AA

Güncelleme: 16:27 TSİ 07 Ekim 2008 Salı

 

SOFYA - Kıbrıs sorununa çözüm arayışını hamilelik sürecine benzeten Hristofyas şöyle konuştu: “Çok sancılı bir gebelik olacak. Doğum olacak, ancak toprak değişimi olmayacak. Sağlıklı, iyi beslenen ve büyüyecek bir çocuk olacak. Evrimi engelleyemeyiz.”

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, iki günlük ziyaret için geldiği Bulgaristan’da yerli ve yabancı gazetecilerle çalışma kahvaltısında bir araya geldi.

Kıbrıs sorununa çözüm arayışları konusunda uzun bir konuşma yapan Hristofyas, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün bile, diyaloğun canlandırıldığı bir dönemde, benim eski yoldaşım olan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat iki topluluk yerine, sözde iki ayrı halk arasında çözüm aramaya çalışıyor. Oysa biz Kıbrıs’ta iki topluluktan oluşan tek bir halkın olduğunu düşünüyoruz. Bu durum önümüzde önemli bir engel
oluşturmaktadır.”

Kıbrıs sorununa çözüm arayışını hamilelik sürecine benzeten Hristofyas şöyle konuştu: “Yeni bir döneme girdik. Hamilelik dönemine girdik. Çok sancılı bir gebelik olacak. Doğum olacak, ancak toprak değişimi olmayacak. Sağlıklı, iyi beslenen ve büyüyecek bir çocuk olacak. Evrimi engelleyemeyiz. Kıbrıs’ta Türk ve Rumların zorlukları aşacağına, adamızın yeniden birleşeceğine inanıyorum.”

Hristofyas, Rum tarafının “bedeli ne olursa olsun, konfederasyonu kabul etmeyeceğini” de vurguladı. Türkiye’nin AB üyeliğine de değinen Hristofyas, Türkiye’nin Kıbrıs Rum kesimini tanımasını, liman ve havaalanlarını kendilerine açmasını isteyerek, “Tüm bunları göz önünde bulundurarak, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini destekliyoruz” dedi.

 

BM Kıbrıs Özel Danışmanı yarın Kıbrıs'ta

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, yarın Kıbrıs'a gidiyor.

Downer, 10 Ekim Cuma günü KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Lefkoşa ara bölgede yapacağı görüşmede hazır bulunacak.

Bu arada, Downer, 10 Ekim görüşmesinden önce, Perşembe günü CumhurbaşkanıTalat tarafından kabul edilecek. Talat, BM yetkilisini, Cumhurbaşkanlığı'nda saat 10.00'da kabul edecek.

CNN TURK 07/10/08

 

 

The Elders ekibi, Talat ve Hristofyas'la görüşecek

Eski dünya liderlerinin yer aldığı The Elders, "çözüm sürecine destek belirtmek ve uluslararası toplumun yeni sürece desteğini teşvik etmek" için yarın Kıbrıs'a geliyor.

   The Elders Başkanı Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi'nin yer alacağı heyet, 8-9 Ekim tarihlerinde adayı ziyaret ederek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la görüşecek.

   The Elders heyeti, Çarşamba günü saat 11.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek.

 

Türk ve Rum siyasi partileriyle de görüşecekler

 

   Bu arada Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği'nden verilen bilgiye göre The Elders'in üç lideri Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi, 8 Ekim Çarşamba günü Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerin ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de bir araya gelecekleri toplantıya da katılacak.

   Slovak Büyükelçiliği tarafından düzenlenen toplantı saat 17.30'de başlayacak. Toplantı öncesi basına görüntü olanağı sağlanacağı belirtildi.

   Tüm dünyadan saygın liderlerin yer aldığı The Elders, 2007 yılında Nelson Mandela ve Graça Machel tarafından kuruldu. Tecrübe ve birikimlerini kullanarak dünyadaki çeşitli bölgelerde yaşanan sorunlara çözüm bulma çabalarına destek veren The Elders üyeleri arasında Kofi Annan, Ela Bhatt, Lakhdar Brahimi, Gro Harlem Brundtland, Fernando Henrique Cardoso, Jimmy Carter, Graça Machel, Mary Robinson, Desmond Tutu ve Muhammad Yunus da bulunuyor.

KIBRIS 07/10/08

 

Population increases to 0.8m

THE POPULATION of Cyprus was estimated at 789,300 at the end of 2007, recording an increase of 1.4 per cent from the previous year.

According to data released yesterday by Cyprus Statistical Service (CyStat), the population in the Nicosia district was 310,900 at the end of 2007, in Famagusta 43,700, in Larnaca 131,900, Limassol 226,700 and in Paphos 76,100.

Almost 70 per cent (69.9%) of the population resides in the urban areas of Cyprus, whereas a percentage of 30.1 per cent resided in rural areas. Statistics were for the south part only.

Air traffic at Cyprus airports increases

AIR TRAFFIC at Larnaca and Paphos airports increased during June and July 2008, compared to the corresponsive period of the previous year.

According to data released yesterday by the Civil Aviation Department, in June 2008 air traffic at Larnaca airport rose by 7.1 per cent and passenger numbers increased by 12.2 per cent, whereas air cargo transport was down by 2.7 per cent.

Air traffic at Paphos airport recorded a decrease of 0.5 per cent and cargo transport of 17.7 per cent, whereas the numbers of passengers rose by 5.1 per cent.

In July, air traffic increased at both Cyprus airports. At Larnaca airport, air traffic increased by 2.1 per cent and at Paphos airport rose by 4.5 per cent.

An increase was also recorded in relation to passengers’ numbers. At Larnaca airport, the number of passengers increased by 1.1 per cent and at Paphos airport rose by 8.8 per cent, while air cargo transport was increase by 2.3 per cent and 48.7 per cent respectively.

CYPRUS MAIL 07/10/08

 

 

Kibris pours cold water on talks progress
By Jean Christou

ONLY ONE third of the issues related to governance and power sharing have been agreed by President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, Turkish Cypriot newspaper Kibris reported yesterday.

Under the headline: “It’s going badly,” the newspaper leaked that after three meetings, two of which were on substance, the two leaders were only able to agree on seven out of 20 aspects on governance and power sharing.

One of the four core issues that need to be resolved, governance was supposed to be the easiest to negotiate.

Discussion on 11 of the points was temporarily postponed and on the two remaining points, the leaders were said to be in complete disagreement, according to the information leaked to Kibris.

The seven chapters agreed include citizenship and asylum, extradition and deportation, drugs smuggling, money laundering and organised crime, appointment of federal officials, copyright, and elections and referenda.

The two issues they did not agree on were the United Nations Convention on the Law of the Sea, and antiquities. The former is likely related to disagreement over the possible oil and gas reserves off the island’s south-eastern coastline.

The 11 postponed chapters include foreign relations and international agreements with defence policies, EU relations, Central Bank Functions, the financial and banking sectors, aviation, post office, electronic communication, transportation and natural resources.

The leaders are expected to resume their discussions on governance and power sharing on Friday but mediators had hoped they would have moved on to the next issued – property – by now. UN special envoy Alexander Downer said as much late last week in New York.

Christofias and Talat have also been sniping at each other in public between meetings.

On his departure for Bulgaria on Sunday, Christofias said there was no substantial progress in the talks but he said it was still early days to be too pessimistic.

He said the Greek Cypriot side would continue the dialogue with good will and flexibility.

“The problem is that there is no impressive progress, not to say that there is no progress at all,” he said.

“We have just begun, only two meetings have taken place and there will be more. For the time being we are only talking about governance and I will remain cautiously optimistic despite the fact that at times I am anxious.”

Commenting on the UN’s feelings about the lack of speed in the process, Christofias said it was not true that the UN was seeking “an express process”.

“The process remains as it is, I will meet Mr Talat on Friday just as I have done so far but I have no idea about an ‘express’ process,” he said.

He also declined to comment on the content of the talks saying there had been a commitment to confidentiality.

CYPRUS MAIL 07/10/08

 

Kıbrıs’ta müzakereler cuma günü başlıyor

KKTC ve Rum tarafının başlattığı kapsamlı görüşmeler 22 günlük aradan sonra cuma günü devam edecek.

 

AA

Güncelleme: 09:34 TSİ 08 Ekim 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, 10 Ekim Cuma günü saat 09.30’da başlaması beklenen görüşmede “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında federal yürütme organının nasıl şekilleneceğini tartışacak.

 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’ın da hazır bulunacağı görüşme, önceki görüşmeler gibi, ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’ndaki binada yapılacak. Görüşme yöntemini 3 Eylül’deki buluşmada belirleyen liderler, kapsamlı müzakerelere 11 Eylülde “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konusuyla başlamıştı.

Liderlerin bir sonraki görüşme konusu ise “mülkiyet” olacak. Görüşmelerin içeriğine ilişkin bilgi vermeme kararı devam ederken, Türk tarafı basının görüşmeleri bina dışından izleyebilmesi için BM düzeyinde girişimlerde bulunuyor.

 

Liderlerin gündemi federal yönetim

YAVAŞ ANCAK KÖTÜ DEĞİL... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, sürecin yavaş ve kötü gittiği yönündeki haberlere değinerek, "Görüşme sürecinin oldukça yavaş ilerlediğine ilişkin eleştirilere katılıyoruz. Kıbrıs sorununa çözüm bulmak, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi liderlerin başlıca sorumluluğu ve en acil görevidir. Bu nedenle sürecin daha dinamik ve hızlı bir şekilde sürdürülmesi bir gerekliliktir" dedi. Erçakıca, "Ele alınacak çok konu vardır. Henüz daha görüşme sürecinin kötü mü ya da iyi mi gittiğine dair bir hüküm vermek için erkendir" şeklinde konuştu

 

 

   Kıbrıs sorunuyla ilgili kapsamlı görüşmeler, yaklaşık 20 gün aradan sonra cuma günü kaldığı yerden devam edecek.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, saat 09.30'da başlaması beklenen görüşmede "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altında, federal yürütme organının nasıl şekilleneceğini tartışacak.

   Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ın da hazır bulunacağı görüşme, önceki görüşmeler gibi, ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada gerçekleşecek.

   Görüşme yöntemini 3 Eylül'deki buluşmada belirleyen liderler, kapsamlı müzakerelere 11 Eylül'de "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konusuyla başlamıştı.

   "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konusunu 18 Eylül'deki görüşmeyle devam eden liderlerin, bu konuyu tamamlamalarının ardından "mülkiyet" konusuna geçmesi bekleniyor.

   Görüşmelerin içeriğine ilişkin bilgi vermeme kararı devam ederken, Türk tarafı, basının görüşmeleri bina dışından izleyebilmesi için BM düzeyinde girişimlerde bulunuyor.

     

Yavaş ancak kötü değil

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde 10 Ekim'de devam edecek müzakerelere de değindi.

   Sürecin yavaş ve kötü gittiği yönündeki haberlere değinen Erçakıca, "Görüşme sürecinin oldukça yavaş ilerlediğine ilişkin eleştirilere katılıyoruz. Kıbrıs sorununa çözüm bulmak, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi liderlerin başlıca sorumluluğu ve en acil görevidir. Bu nedenle sürecin daha dinamik ve hızlı bir şekilde sürdürülmesi bir gerekliliktir" dedi.

   Erçakıca, görüşme sürecinin "kötü" gittiğine ilişkin yaklaşımlara ise katılmalarının söz konusu olmadığına işaret ederek, bugüne kadar sadece federal organların yetkileri konusunun ele alındığını ve bu başlık altında gündeme gelen konuların üzerinden geçildiğini belirtti. Erçakıca, "Ele alınacak çok konu vardır. Henüz daha görüşme sürecinin kötü mü ya da iyi mi gittiğine dair bir hüküm vermek için erkendir" şeklinde konuştu.

 

2009'un ilk aylarında sonuca ulaşmak gerçekçi

 

   Hasan Erçakıca şöyle devam etti:

   "Görüşme sürecini hızlandırarak, yıl sonuna kadar hızlı bir ilerleme sağlamak ve bütün konuların üzerinden geçmek mümkündür. Cumhurbaşkanımız, 2008 yılı sona ermeden bir çözüm bulunmasının mümkün olabileceği düşüncesinde idi. Şimdiki durumda, yitirilen zamanı da dikkate aldığımızda, 2008 yılı sonuna kadar bütün konuların ele alınmış olmasını ve ortaya daha net bir tablonun çıkarılmasını, 2009 yılının ilk aylarında ise bir sonuca ulaşmayı gerçekçi olduğu kadar, mutlaka ulaşılması gereken bir hedef olarak görmektedir"

 

Hazırlıklar

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, iki liderin görüşmesine ilişkin hazırlıkların günlük olarak devam ettiğini, özellikle uzun bayram tatilinin ardından dün yoğunlaştığını söyledi.

   Yakın geçmişte gerekli tüm bilgilerin verildiği siyasi partilerle şu aşamada bir görüşme planlamadıklarını kaydeden Erçakıca, meclise bilgi verilmesi konusunda da planlanmış bir takvim bulunmadığını belirtti.

 

Liderlerin açıklamalarına tepki

 

   Hasan Erçakıca, liderlerin çok konuştuğuna ilişkin eleştirilerle ilgili soruyu yanıtında, "Liderlerin, Kıbrıs sorununun esasıyla ilgili görüş belirtmekten alıkonulması mümkün değil. Esas olan; görüşmelerin içeriğiyle ilgili bilgi verilmemesidir. Ki biz buna oldukça sadığız" dedi.

   Görüşmelerin sürat kazanması halinde basının bilgi edinip, yayınlama olanağının kısıtlanmış olacağına işaret eden Erçakıca, görüşmelerin hızlanmasının hem sürecin sağlığı, hem de spekülasyonların önlenmesi açısından faydalı sonuçlar doğuracağını belirtti.

   Erçakıca, Rum Lider Dimitris Hristofyas'ın bilinçli olarak uluslararası alanda yürüttüğü faaliyetlere de dikkat çekerek, "Açıklamalardan rahatsız olanlar, öncelikle Hristofyas'ın 'dış gezi' adı altındaki faaliyetlerine dikkat etmek zorunda" dedi.

 

Teknik komitelerin çalışmaları

 

   Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, Rum basınında yer alan "Çevreyle ilgili Güven Yaratıcı Önlemler, Türk tarafının tutumundan dolayı hayata geçmiyor" iddialarının gerçekleri yansıtmadığını söyledi.

   Erçakıca, "Ancak teknik komite çalışmalarında elde edilen sonuçların hayata geçmesinde bazı gecikmeler olduğu bir gerçektir. Bu bizim tarafımızdan da saptandı ve Cumhurbaşkanı Talat, dün ilgili arkadaşlara teknik komitelerde elde edilen sonuçların uygulanmasının hızlandırılması talimatını verdi" dedi.

   Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:

   "Teknik komitelerin sonuçlarının, güven artırıcı etkileri mutlaka olacaktır, ama ele alındıkları kategori Güven Artırıcı Önlemler kategorisi değildir. Bu bir yerde üçüncü çalışma alanıdır."

 

Tatbikatlar konusu

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın uluslararası temasları sırasında bulunduğu "tatbikatların yapılmaması" önerisini değerlendirdiklerini, ancak henüz kendilerine resmi olarak böyle bir önerinin iletilmediğini söyledi.

   Erçakıca, Türk tarafının 2006'da BM'ye sunduğu Güven Yaratıcı Önlemler paketinde tatbikatların en azından sınır boylarından uzaklaştırılması yönünde öneride bulunduğuna, ancak bu önerinin tartışılmadığına işaret etti.

 

Nami-Yakovu görüşmesi

 

   Hasan Erçakıca, bir başka soruya karşılık da, iki liderin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun yakın zamanda planlanmış herhangi bir görüşmesi bulunmadığını söyledi.

   Erçakıca, sürekli temas halinde olan iki temsilcinin teknik komitelerin çalışmalarının hızlandırılması için önümüzdeki günlerde biraraya gelebileceğini kaydetti.

KIBRIS 08/10/08

 

Downer to urge leaders to pull their socks up
By Jean Christou

UN SPECIAL envoy Alexander Downer is expected to give the two leaders a pep talk when he joins them in their next meeting on Friday.

Although the language is couched diplomatically, the bottom line is that the UN is unhappy with the pace of the talks and with the counterproductive statements both leaders are making through the media.

Downer usually makes a brief statement to the leaders before they start their meetings.

On Friday, he is expected to give President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat “his impressions of where the talks are at, and where they are going”, according to sources close to the process.

He is also expected to ask them to stop talking to each other through the media and to refrain from making inflammatory speeches at international fora.

This was likely aimed at Talat, who listed a litany of grievances to the Parliamentary Assembly of the Council of Europe last Wednesday.

A UN request for more frequent meetings could also be on the cards.

The leaders have met three times since September 3, the date the talks were officially inaugurated. They have been discussing governance and power sharing but a leaked report to Turkish Cypriot media on Monday said they had only agreed seven out of 20 points related to the overall issue.

Eleven points of discussion have been postponed, and the leaders are in complete disagreement over two points. One relates to the UN Convention on the Law of the Sea, which has a direct bearing on the possible oil and gas deposits off Cyprus.

The second relates to antiquities and would likely impact on the return of the cultural heritage lost since the 1974 Turkish invasion.

“Mr Downer is expected to explore with the leaders how he can be more helpful to them and how he can be more active,” said the sources. “He will be sounding them out on this.”

They made it clear, however, that nothing would be done without the nod from Christofias and Talat, as both sides have an aversion to any sort of arbitration from the UN or other foreign mediators.

“Arbitration is something that’s imposed. Mediation is not,” said the sources.

At the moment, Downer sits in on the meetings and helps the leaders by making suggestions. A more active role would involve him being handed tricky problems to weigh up and come back to the leaders for their agreement.

It is understood that the UN would also like to see more of the issues being handed over to the aides to the two leaders, Presidential Commissioner George Iacovou, and Ozdil Nami, the advisor to Talat. Both men headed up the work of the technical committees and working groups, which laid the groundwork for the talks to commence.

Handing some of the sticky issues to them to work through to take back to the leaders for approval could speed up the pace of the negotiations, the UN feels.

Reports yesterday said Downer’s statement to the leaders has already been given the green light by UN Secretary General Ban Ki-moon. Dower will arrive today, coming in from Brussels where he met EU Commissioner Olli Rehn yesterday.

When he leaves Cyprus at the weekend, Downer will go on to London for contacts with the British government.

CYPRUS MAIL 08/10/08

 

Elders arrive to lend their moral support
By Jean Christou

THE THREE members of The Elders arrive in Cyprus today to give a boost to the flagging Cyprus talks and to encourage the leaders by lending their weighty support to the process.
Archbishop Desmond Tutu, former US President Jimmy Carter and former Algerian Foreign Minister Lakhdar Brahimi will today and tomorrow meet political leaders, civil society representatives and young people from the island's Turkish Cypriot and Greek Cypriot communities.

The Elders are to urge the international community to embrace the fact that a lasting settlement is within reach in Cyprus, and actively to support the leaders and the peace process.

They also want to commend Christofias and Talat for their efforts to reunify the island.

But they have emphasised that they would not be involved in the negotiations.

"We are here to say that the world wants this island to find peace – we wish it with all our hearts. We encourage all Cypriots to look forward to the potential benefits that a peaceful resolution can bring. And we want to make sure that the current efforts of the Cypriot leaders to reach a lasting settlement are fully supported by the international community,” said Elders chairman Archbishop Tutu.

A written statement said The Elders were looking forward to their first meeting, which will be a discussion with young people from the Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities.

"Today's young people are the ones who will live with the outcome of their leaders' work. The first time in their lives that they will cast a ballot may even be to vote on the outcome of the current peace process. I hope that day is not far off. I am all too aware of the many years it has taken to get to this point,” President Carter said.

Apart from their meeting with young people, The Elders plan to meet the leaders of the two communities, UN Special Adviser Alexander Downer and Head of the UN Mission in Cyprus, Tayé-Brook Zerihoun, political party leaders and representatives of local civil society organisations.

"The leaders, Mr Christofias and Mr Talat, should be commended for the important steps they have taken so far in their discussions to work towards a settlement. We support efforts by other members of the two communities to encourage dialogue. These are essential steps on the path to peace,” Brahimi said.

About The Elders

THE Elders' story began in a conversation between musician Peter Gabriel and businessman Richard Branson. They discussed the idea of a new gathering of world leaders – people of moral standing, independent of government or financial influence – to guide and support the 'global village'. For inspiration they looked to traditional societies where Elders are often trusted by their people to help resolve disputes and protect the interests of the entire community. Gabriel and Branson then took their idea to Nelson Mandela and Graça Machel, who were immediately enthusiastic.

On his 89th birthday in 2007, Nelson Mandela publicly announced the formation of The Elders, saying: "This group derives its strength not from political, economic or military power, but from the independence and integrity of those who are here... I believe that, with their experience and their energies, and their profound commitment to building a better world, The Elders can become a fiercely independent and robust force for good, tackling complex and intractable issues."

As globally respected leaders, The Elders offer their collective experience, and their independent voices to support the resolution of conflict, to seek new approaches to easing human suffering – and to give voice to those who struggle to be heard.

Archbishop Tutu, 77, is known for his long struggle against apartheid in South Africa. In 1994, after the end of apartheid and the election of Nelson Mandela, he was appointed as Chairman of South Africa’s Truth and Reconciliation Commission.

Jimmy Carter, 84, a democrat, served as US President from 1977 to 1981, and since then has been a champion of human rights around the world.

Lakhdar Brahimi, 74, a former Algerian ambassador, has spent 40 years helping to keep the peace across the world. Now at the Institute for Advanced Study in Princeton, he lectures regularly in the US, Europe, Africa and the Arab world on international relations, conflict and conflict resolution.

The remainder of the 12 Elders include former UN Secretary-General Kofi Annan, former Irish President Mary Robinson, and Ela Bhatt, lawyer and founder of India's Self-Employed Women's Association.

CYPRUS MAIL 08/10/08

 

Clerides waiting for title deeds

MEMBERS of the public without connections are not the only ones to experience difficulty when trying to get their hands on title deeds to their property.

Former President Glafcos Clerides is also among the thousands of Cypriot homeowners who are unable to receive the title deeds to their homes.

It seems Clerides has yet to receive the deeds to his holiday home, which he purchased second-hand at the Spyros Seaside Complex in Meneou five years ago.

The home is part of a complex built 15 years ago and to this day none of the owners have received a title deed.

According to Politis a few irregularities were made by the development company which including building part of the complex on government land and another part on foreign private property. The tenants were told this made issuing the title deeds more difficult and complicated.

In 2004 a law was passed allowing owners who had problems in acquiring their title deeds to apply for deeds or to have their property approved. In line with this law a number of owners submitted an application to the Larnaca District Office two years ago. Among the applicants was also Clerides. By yesterday none of them had received an answer, his daughter DISY deputy Katy Clerides said.

Worker killed in accident

A 45-YEAR-OLD Romanian worker was killed yesterday in an industrial accident at the Vassiliko cement factory.

The accident occurred at around 6pm, reports said. The victim and a colleague were in the middle of placing a new funnel when, under circumstances being investigated, the Romanian dropped 4.5metres to the ground and was killed. He was taken to Limassol general hospital where he was pronounced dead.

The accident is being investigated by the District Labour Office and Zygi police station.

CYPRUS MAI.L 08/10/08

 

 

‘İhtiyarlar heyeti’ Kıbrıs’ta

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Eski dünya liderlerinin yer aldığı ve “küresel ihtiyar heyeti” olarak adlandırılan “The Elders”, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas arasında devam eden görüşmelere destek vermek ve uluslararası toplumun yeni sürece desteğini teşvik etmek için Kıbrıs’a geldi

 

Türk tarafı “ihtiyar heyeti"nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda fazla etkili olacağını düşünmüyor. Türk tarafına göre, yapılacak temaslar “sembolik açıdan” önemli bulunuyor.
“The Elders” Başkanı Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi’nin yer aldığı heyet, bugün saat 11.30’da Cumhurbaşkanı Talat tarafından kabul edilecek.
Ardından saat 14.15’te ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de bir basın toplantısı düzenleyecek. Tutu, Carter ve Brahimi, dün de Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerin ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de bir araya geldikleri toplantıya katıldı.
Tüm dünyadan liderlerin yer aldığı “The Elders”, 2007 yılında Nelson Mandela ve Graça Machel tarafından kuruldu.
Tecrübe ve birikimlerini kullanarak dünyadaki çeşitli bölgelerde yaşanan sorunlara çözüm bulma çabalarına destek veren “The Elders” üyeleri arasında Kofi Annan, Ela Bhatt, Lakhdar Brahimi, Gro Harlem Brundtland, Fernando Henrique Cardoso, Jimmy Carter, Graça Machel, Mary Robinson, Desmond Tutu ve Muhammad Yunus da bulunuyor.

MILLIYET 09/10/08

 

Doğrudan müzakereler konusunda ihtiyatlı iyimserim

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs sorunundaki doğrudan müzakereler konusunda ihtiyatlı iyimser olduğunu ifade ederek, adadaki her iki liderin sürecin başarılı bir sonuca varmasına bağlı olduğunu söyledi.

   Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, New York, Washington ve Brüksel'de Kıbrıs konusunda temaslarda bulunmasının ardından dün adaya gelen Downer, basına açıklamalarda bulunarak, "Liderlerin buradaki süreci birkaç hafta içinde ileriye götürebileceği ve şu ana kadarki görüşmeleri ve anlaşmaları üzerine inşa etmeleri ümidi vardır" diye konuştu.

   Yurtdışındaki görüşmelerine değinen Downer, New York'ta BM Genel Sekreteriyle görüştüğünü ve Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesiyle gayrı resmi toplantılarda bulunarak, Kıbrıs sorununu ele aldıklarını belirtti. Downer, bir dizi BM yetkilisi ile de bir araya geldiğini ifade etti.

   Washington'da üst düzey hükümet yetkilileriyle ve Brüksel'de ise Avrupa Komisyonu ve temsilcileri, Bakanlar Konseyi'nin Sekreteryası ile görüşmelerde bulunduğunu kaydeden Downer, temaslarının çok verimli geçtiğini söyledi.

   Downer, "Buraya dönmüş olmaktan memnunum, bugün (dün) öğleden sonra adayı ziyaret eden Elders'lerle görüşeceğim ve bu akşam (dün) benim de katılacağım bir resepsiyon olacak. Kıbrıs'taki dostlarımla buluşmayı ve cuma günü iki lider arasındaki bir sonraki görüşmeleri bekliyorum. Tüm bunları ve nasıl gelişeceğini görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum" dedi.

   New York ve Brüksel'den yarınki doğrudan müzakereler çerçevesindeki toplantılarında iki lidere ileteceği bir mesaj olup olmadığının sorulması üzerine Downer, "Mesajımı liderlerin kendilerine aktaracağım" dedi.

   Uluslararası mali krizin dünyanın her köşesini vurduğuna işaret eden Downer, "Kıbrıs gibi süregelen bir konuda ilerleme olduğunu görebilirse bu gerçekten morale ihtiyaç duyulan bir zamanda dünyaya güç ve moral verecektir" dedi.

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı, "Liderlerin buradaki süreci birkaç hafta içinde ileriye götürebileceği ve şu ana kadarki görüşmeleri ve anlaşmaları üzerine inşa etmeleri ümidi vardır. Hepimiz çok ümitliyiz ve daha önce birçok kez söylemiş olduğum gibi bu süreç hakkında ihtiyatlı iyimserim çünkü biliyorum ki her iki lider başarılı bir sonuca oldukça bağlıdırlar" diye konuştu.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın görüşmelerde başka kamuoyu önünde başka konuştuğuyla ilgili bir soru üzerine Downer, farklı insanların söyledikleri farklı şeyleri ve basında yer alan haberleri takip ettiğini kaydetti.

   Downer, "BM'nin görevi sürece yardımcı olmak için elinden geleni yapmaktır, insanların eleştirilerini enjekte etmek değildir, aksine yardımcı olmanın yollarını aramak ve sonucu inşa etmektir. Önemli olan herkesin burada sonunda başarılı olunacak şeye odaklanmasıdır" diye konuştu.

KIBRIS 09/10/08

 

CCTV to replace armed guards across the Green Line
By Paul Malaos

SURVEILLANCE cameras will replace armed guards at a number of military posts along the Green Line if a development plan put forward by the Ministry of Defense is approved.

Severe objections have been aired throughout the National Guard against the proposal, which is part of the broader plan to reduce military service to 19 months through the de-manning of guard posts.

The suggested phased reduction of military guard posts along the Green Line has sparked controversy and raised questions surrounding security

The main concern among high ranking officers of the National Guard is that if the Green Line is left defenceless it will become an easy point of access for illegal immigrants and drug traffickers, trying to gain entry from the north.

Defence Minister Costas Papacostas yesterday hit back at rumours that the Green Line would be left susceptible to illegal crossing and accused the National Guard of having “little faith” in the Ministry’s plans to update military procedures.

“Concern is welcomed,” said Papacostas, “but those who doubt the Ministry’s capability for defending the state should wait to see the outcome of our proposal before they criticise.”

He added that while the de-manning of guard posts had been suggested, measures would be taken to ensure security.

He said the proposal to update and reorganise the structure of the National Guard would be presented to the Council of Ministers for approval by the end of December.

CYPRUS MAIL 09/10/08

 

 

“The Elders” heyeti bugün Kıbrıs’a gidiyor

Deneyimli ve saygın politikacıları bir araya getiren “küresel köyün ihtiyar heyeti” olarak adlandırılan “The Elders”, çözüm sürecine destek vermek ve uluslararası toplumun yeni sürece desteğini teşvik etmek çin bugün Kıbrıs’ta olacak.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 19:42 TSİ 09 Ekim 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - “The Elders” Başkanı Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi’nin yer alacağı heyet, adaya gelişinin ardından saat 15.15’te Lefkoşa ara bölgedeki BM ofisinde basına kısa açıklama yapacak.

 

Tutu, Carter ve Brahimi, bugün Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerin ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de bir araya gelecekleri toplantıya da katılacak.

Slovak Büyükelçiliği tarafından düzenlenen toplantı saat 17.30’de başlayacak. Toplantı öncesi basına görüntü verilecek.

“The Elders” heyeti, 9 Ekim Perşembe günü KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek. Heyet, öğleden sonra da Ledra Palace Otel’de bir basın toplantısı düzenleyecek.

Elders heyeti, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun ile de bir araya gelecek.

Elders Organizasyonu tarafından yapılan basın açıklamasında, Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi’nin, “adanın bölünmüşlüğünü sona erdirecek çalışmaları cesaretlendirmek ve desteklemeyi hedeflediği” ve şu anki müzakerelerle alakaları olmayacağı belirtildi.

“The Elders”, 2007 yılında Nelson Mandela ve Graça Machel tarafından kuruldu. Tecrübe ve birikimlerini kullanarak dünyadaki çeşitli bölgelerde yaşanan sorunlara çözüm bulma çabalarına destek veren “The Elders” üyeleri arasında Kofi Annan, Ela Bhatt, Lakhdar Brahimi, Gro Harlem Brundtland, Fernando Henrique Cardoso, Jimmy Carter, Graça Machel, Mary Robinson, Desmond Tutu ve Muhammad Yunus da bulunuyor.

 

Talat ve Hristofyas her hafta buluşacak

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas, bugün yaptıkları görüşmede, müzakereler çerçevesinde her hafta bir araya gelmeyi kararlaştırdı.

AA

Güncelleme: 13:44 TSİ 10 Ekim 2008 Cuma

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın Lefkoşa ara bölgede yaptığı görüşme, üç buçuk saat sürdü. Liderler, görüşme sonunda açıklama yapmadan el sıkışarak bölgeden ayrıldı.

 

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, liderlerin bölgeden ayrılmasının ardından, “Liderler benden bazı yorumlarda bulunmamı istediler” diyerek, kısa bir açıklama yaptı.

Downer, güç ve yönetim başlığı konusunda liderlerin önemli ilerleme kaydettiğini belirtti.

Bir sonraki görüşmenin pazartesi günü olacağını bildiren Downer, bugünkü görüşmenin yapıcı olduğunu, liderlerin bir saat baş başa görüştüklerini, her hafta görüşme kararı aldıklarını ifade etti.

Kıbrıslı Türkler ve Rumların günlük yaşamını kolaylaştırma yönünde çaba sarf eden çalışma gruplarının, iki liderin talimatı doğrultusunda faaliyetlerini sürdüreceğini belirten Downer, Kıbrıs’ın geleceğini ilgilendiren önemli bir müzakere yapıldığını, görüşmelerin verimli bir şekilde devam etmesi için liderlerin rahat bir ortamda olması gerektiğini söyledi.

Adada 11 Eylül’de başlayan kapsamlı müzakerelerde güç ve yönetim konusunu görüşmeye başlayan liderler, pazartesi günü yapılacak görüşmede aynı konuyu ele almaya devam edecek.

 

Her hafta bir araya gelecekler

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bugün yaptıkları görüşmede, müzakereler çerçevesinde her hafta bir araya gelmeyi kararlaştırdı.

 

Liderlerin Lefkoşa ara bölgede yaptığı görüşme, üç buçuk saat sürdü. Liderler, görüşme sonunda açıklama yapmadan el sıkışarak bölgeden ayrıldı.

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, liderlerin bölgeden ayrılmasının ardından, "Liderler benden bazı yorumlarda bulunmamı istediler" diyerek, kısa bir açıklama yaptı.

Downer, güç ve yönetim başlığı konusunda liderlerin önemli ilerleme kaydettiğini belirtti. Bir sonraki görüşmenin pazartesi günü olacağını bildiren Downer, bugünkü görüşmenin yapıcı olduğunu, liderlerin bir saat baş başa görüştüklerini, her hafta görüşme kararı aldıklarını ifade etti.

Kıbrıslı Türkler ve Rumların günlük yaşamını kolaylaştırma yönünde çaba sarf eden çalışma gruplarının, iki liderin talimatı doğrultusunda faaliyetlerini sürdüreceğini belirten Downer, Kıbrıs'ın geleceğini ilgilendiren önemli bir müzakere yapıldığını, görüşmelerin verimli bir şekilde devam etmesi için liderlerin rahat bir ortamda olması gerektiğini söyledi.

Ada'da 11 Eylül'de başlayan kapsamlı müzakerelerde güç ve yönetim konusunu görüşmeye başlayan liderler, pazartesi günü yapılacak görüşmede aynı konuyu ele almaya devam edecek.

Basının ilgisi daha az

Bu arada, 11 Eylül görüşmesinde "görüşmenin içeriğine ilişkin basına açıklama yapılmaması" yönünde varılan mutabakat uyarınca, 18 Eylül görüşmesinde bölgeye alınmayan basın mensupları, bugünkü görüşmede bölgeye alındı, ancak basının ilgisinin önceki görüşmelere oranla az olduğu gözlendi.

Liderlerin 18 Eylül'deki görüşmesi 5 saat sürmüştü.

18 Eylül sonrası gelişmeler


KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, 18 Eylül'de yaptıkları görüşmeden 22 gün sonra bugün yeniden bir araya geldi.

Liderler, son görüşmelerinin ardından yurt dışı temaslarda bulundu. Talat ve Hristofyas, birer gün arayla, Strasbourg'da, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) oturumunda konuştu.

30 Eylül'de AKPM üyelerine hitap eden Talat, başka temaslarda da bulundu.

Liderler, burada sürpriz bir şekilde bir araya gelerek görüştü. Hristofyas, BM Genel Kurulu çalışmaları için New York ve birkaç gün önce de Bulgaristan'da temaslarda bulundu. Rum lideri Kasımda da Moskova'yı ziyaret edecek.

18 Eylül'den bu yana, özellikle Rum lideri Hristofyas'ın sert açıklamaları gündemi meşgul etti. Hristofyas, 18 Eylül görüşmesine giderken yaptığı açıklamada, Talat'ın, "görüşme salonunda başka, dışarıda başka konuştuğunu" iddia ederek, "Ortak dil bulmazsak değil yıl sonuna, hiçbir zaman çözüm bulunmayacak" demişti.

Talat, görüşme sonunda Cumhurbaşkanlığına döndüğünde, Hristofyas'ın görüşmeye giderken kendisine yönelik eleştirisinin anımsatılması üzerine, "müzakerelerin başlaması ve bir an önce sonuçlaması için ne kadar büyük gayret gösterdiklerini bütün dünyanın bildiğini" ifade ederek, herhangi bir şekilde sürecin uzamasını değil, hızlanmasını istediklerini, bunun için de bütün gayreti ortaya koyduklarını kaydetmişti.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, Rum tarafına seslenerek, Talat'ın, müzakerelerde, "içeride başka, dışarıda başka farklı ne konuştuğunu açıklayabileceklerini" söylemişti.

Hristofyas, 63. BM Genel Kurul Toplantısı için bulunduğu New York'ta yaptığı açıklamada ise, Kıbrıs'ta "yeni ortaklık ve yeni devlet olmayacağını, 'Kıbrıs cumhuriyeti'nin yeni bir devlet haline dönüşeceğini" söylemişti.

Cumhurbaşkanı Talat, 25 Eylül'de bir kabulünde yaptığı açıklamada, "En büyük çözüm fırsatını heba edenin, eski Rum lideri Tasos Papadopulos ve onu destekleyen şimdiki Rum lideri Dimitris Hristofyas olduğunu" belirterek, "Yeni şartlarda çözüm istediğini Sayın Hristofyas ispat etmek zorundadır" demişti.

18 Eylül görüşmesinde, bir sonraki görüşmenin 8 Ekim'de yapılacağı açıklanmış, ancak daha sonra, Hristofyas'ın Bulgaristan ziyareti nedeniyle görüşme 10 Ekim'e ertelenmişti.

Hristofyas'ın, erteleme için KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı aradığı ve görüşmenin 9 Ekim'e alınamsını önerdiği, Talat'ın ise "9 Ekim'de programım var, 10 Ekim olsun" yanıtını verdiği öğrenildi.

"Yavaş, ancak kötü değil"

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, salı günü düzenlediği basın brifinginde, "görüşme sürecinin oldukça yavaş ilerlediğine ilişkin eleştirilere katıldığını" ifade ederek, "Kıbrıs sorununa çözüm bulmak, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi liderlerin başlıca sorumluluğu ve en acil görevidir. Bu nedenle sürecin daha dinamik ve hızlı bir şekilde sürdürülmesi bir gerekliliktir" demişti.

Erçakıca, görüşme sürecinin "kötü" gittiğine ilişkin yaklaşımlara ise katılmalarının söz konusu olmadığını belirtmişti.

"Gerekli cesaret ve kararlılığa sahipler"


Bu arada İngiltere'nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Caroline Flint, Kıbrıs sorunu konusunda daha aşılacak birçok engel olmasına rağmen, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, "bu engelleri aşmak için gerekli cesaret ve kararlılığı bulunduğunu" söyledi.

Kıbrıs'a dün gelerek Talat ve Hristofyas'la ayrı ayrı görüşen İngiliz Bakan, güney Lefkoşa'da Ledra Caddesi bölgesinde bulunan British Council bahçesinde basın toplantısı düzenledi. Görüşme sürecini, "soruna çözüm bulunması adına en iyi fırsat" olarak niteleyen Flint, Kıbrıs'taki halklara bu fırsatı yakalama çağrısı yaptı.

Flint, göreve gelmesinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini Kıbrıs'a yaptığına işaret ederek, bu ziyareti İngiltere'nin Kıbrıs ve adadaki sorunun çözümüne ilişkin görüşmelerle yakın ilişkisinin altını çizmek maksadıyla yaptığını kaydetti.

İki lider ve adadaki halkla görüşmeler yaptığını söyleyen Flint, herkesin liderlere destek vereceğini, adadaki iki toplumu bir araya getirmek ve başarıyaulaşmak için çalışılmasını umduğunu belirtti. Flint, "Bu fırsatın elinizden kaymasına veya görüşmelerin sekteye uğramasına izin vermemelisiniz" dedi.

"Nihai anlaşmanın şekline Kıbrıslılar karar verecek"

İngiltere'nin, BM'nin adada iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm çabalarına tam desteğinin devam ettiğini belirten İngiliz Bakan, "Amacımız, Avrupa'nın bu önemli bölgesinde yeniden birleşmiş ve bölünemeyen bir Kıbrıs'a, güvenli ve istikrarlı bir adaya kavuşmaktır, fakat nihai anlaşmanın şekline karar verecek olanlar Kıbrıslıların kendisidir" diye konuştu.

Talat: "Bana düşen herşeyi yapacağım"


KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, The Elders heyetinin ziyaretinin kendilerini "gerçekten cesaretlendirdiğini" ifade ederek, "Ben onların Kıbrıs sorununun çözümünü kutlamak üzere adaya dönmeleri için ve bu uzayıp giden sorunu çözmek için bana düşen her şeyi yapacağım" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın, "çözüm sürecine destek belirtmek ve uluslararası toplumun yeni sürece desteğini teşvik etmek" için dün Kıbrıs'a gelen Başpiskopos Desmond Tutu başkanlığında, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lahdar Brahimi'den oluşan The Elders heyetiyle görüşmesi sona erdi.

Talat ve Tutu, görüşme sonunda basına kısa açıklamalarda bulundu. İlk açıklamayı yapan Tutu, "İyi bir toplantı daha yaptık. Sayın Talat'ın konulara olan hakimiyetinden çok etkilendik. Sayın Talat'a ve Sayın (Rum yönetimi lideri Dimitris) Hristofyas'a, ikisine de hayranlık duyduğumuzu ve liderlik vasıflarından ve cesaretlerinden derinden etkilendiğimizi söyledik" dedi.

İki lidere de, "kendilerini cesaretlendirmek için geldiklerini" söylediklerini ifade eden Tutu, "Onlara, 'Biz sizin göründüğünüz kadar genç değiliz. Ufukta görünen çözüm gerçekleştiğinde hayatta olmak ve bunu Kıbrıslılar ile kutlamak için adaya geri gelmek istiyoruz' dedik. Dolayısıyla, iki lider ile olan görüşmelerimizden dolayı memnuniyet duyuyoruz ve anlaşmanın imzalanmasını kutlamayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Sizinle olacağız" ifadesini kullandı.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat da "mükemmel bir görüşme" olduğunu belirtti, "The Elders'ın temsilcileri bizleri gerçekten cesaretlendirdi. Ben, onların Kıbrıs sorununun çözümünü kutlamak üzere adaya dönmeleri için ve bu uzayıp giden sorunu çözmek için bana düşen her şeyi yapacağım" şeklinde konuştu.

CNN TURK 10/10/08

 

 

‘İhtiyarlar Heyeti’ne Kıbrıs'ta büyük ilgi

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs sorununun çözümü için liderlere destek vermek amacıyla Ada’ya gelen “Küresel İhtiyar Heyeti -The Elders”, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la bir araya geldi

The Elders, Cumhurbaşkanlığı kapısı önünde Kıbrıs Sanat Müzik ve Bale Okulu Çocuk Korosu tarafından “Al Yemeni” ve bir Zulu şarkısı olan “Siya Hamba” ile karşılandı. Heyet başkanı Desmond Tutu (solda), eski ABD Başkanı Jimmy Carter (sağda) ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi çocuklara eşlik etti. İki liderin (M. Ali Talat ve Dimitris Hristofyas) cesaretinden ve liderlik kalitelerinden çok etkilendiklerini vurgulayan Tutu, liderleri cesaretlendirmek için geldiklerini söyledi.   

MILLIYET 10/10/08

 

 

Tarihle randevunuz var

"İKİ LİDER BU FIRSATI DEĞERLENDİRMEZSE, TARİH HESAP SORACAK"... Desmond Tutu, toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs adasının tarihinde uygun, avantajlı bir zamanda gerçekleştirdikleri ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bir araya geldikleri "cesur, karizmatik ve genç iki muhteşem liderin tarihle randevusu" olduğunu söyledi. Bir araya geldiği gençlerin "tek bir halk" olma arzusu taşıdığını savunan Tutu, iki liderin bu fırsatı değerlendirmemesi halinde tarihin hesap soracağını belirtti

 

LİDERLER KONULARI ÇOK İYİ ANLIYORLAR... "The Elders"in barışı teşvik etmek amacıyla geldiğini, iki liderle çok iyi bir toplantı yaptıklarını söyleyen Tutu, "Bu iki genç liderin, İncil'e göre Kıbrıs'a gelen Barnabas gibi şüphesi olanlara 'Tamamdır. Hadi elimizi diğer toplumdaki kardeşlerimize uzatalım' deme kapasitesi var... Konuları çok iyi anlıyorlar. Başarısızlığın bir seçenek olmadığını biliyorlar" diye konuştu.. Desmond Tutu, Başarı, insanların tüm istediklerini elde etmesiyle gelmez." dedi

  

   Kıbrıs'ta temaslarda bulunan eski dünya liderlerinin yer aldığı ve "küresel ihtiyar heyeti" olarak adlandırılan "The Elders"grubu dün Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenledi.

   Toplantıda "The Elders" Başkanı Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi birer konuşma yapıp, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Toplantıda ayrıca "The Elders" grubunun Kıbrıs temasları hakkında bilgi verildi.

 

Tarihle randevuları var

 

   Desmond Tutu, toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs adasının tarihinde uygun, avantajlı bir zamanda gerçekleştirdikleri ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bir araya geldikleri "cesur, karizmatik ve genç 2 muhteşem liderin tarihle randevusu" olduğunu söyledi.

   Bir araya geldiği gençlerin "tek bir halk" olma arzusu taşıdığını savunan Tutu, iki liderin bu fırsatı değerlendirmemesi halinde tarihin hesap soracağını belirtti.

 

Başarı, tüm istediklerimizi elde ederek gelmez

 

   "The Elders"in barışı teşvik etmek amacıyla geldiğini belirterek, iki liderle çok iyi bir toplantı yaptıklarını söyleyen Tutu, "Bu iki genç liderin, İncil'e göre Kıbrıs'a gelen Barnabas gibi şüphesi olanlara 'Tamamdır. Hadi elimizi diğer toplumdaki kardeşlerimize uzatalım' deme kapasitesi var... Konuları çok iyi anlıyorlar. Başarısızlığın bir seçenek olmadığını biliyorlar" dedi.

   Desmond Tutu, şöyle devam etti:

   "Başarı, insanların tüm istediklerini elde etmesiyle gelmez. Başarı, diğer toplumdaki kardeşlerimize elimizi uzatırsak gelir. Başarı, liderlerin uzlaşmaya hazır olmasıyla ve 'ya hep ya hiç' dememesiyle mümkündür."

   Demokrasinin zaferiyle sonuçlanan Güney Afrika deneyimlerine de değinen Tutu, görüştüğü liderlerle de bu deneyimi paylaştığını söyledi.

 

Esas hedef barış

 

   ABD eski Başkanı Jimmy Carter de konuşmasında, sınırların kalkmasını isteyen gençlerle gerçekleştirdiği görüşmeden çok etkilendiğini ifade ederek, iki liderin barışı hedefleyen müzakerelerinin yanı sıra bariyerlerin çökmesi için daha pek çok şeyin yapılabileceğini belirtti.

   Görüştüğü herkesin adada barış istemesinin önemine dikkat çeken Carter, esas hedef barış için müzakerecilerin uzlaşmacı olması gerektiğini kaydetti. Carter, halkın da istediği her şeyi elde edemeyeceğini ve karşı tarafın ihtiyaçlarını da anlaması gerektiğini söyledi.

   Carter, medyaya da büyük görev düştüğüne işaret ederek, olabildiğince olumlu olmak ve ihtilaf olabilecek küçük ayrıntılar üzerinde durmamak gerektiğini belirtti.

 

Destek şart

 

   Cezayir eski Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi de konuşmasında, en kritik dönemde BM Misyon Şefi olarak bulunduğu Güney Afrika'da bir mucize yaşadıklarını ve her gün yeni bir mucizenin gerçekleştiğini belirtti.

   Brahimi, Kıbrıs'a da "o anın" yaşandığı izlenimi edindikleri için geldiklerini dile getirerek, iki liderin bu fırsatı değerlendirmek için ellerinden gelen gayreti göstermesi gerektiğini kaydetti. İki liderin bunu yalnız yapmasının mümkün olmadığını, gerek içten, gerek dıştan desteğe ihtiyacı olduğunu söyleyen Brahimi, "The Elders"in de amacının bu desteği vermek olduğunu ifade etti.

 

Tarihin tutsağı olmamak lazım

 

   The Elders grubu üyeleri medya mensuplarının sorularını da yanıtladı.

 

   Desmond Tutu, bir soru üzerine, barış için tek tip bir model olmadığını, her ülkenin koşuluna uygun, ad-hoc düzenleme gerektiğini söyledi. Toplumların isteklerinin önemine de işaret eden Tutu, zamanlama ve nasıl uygulanacağı konusunda oldukça hassas olmak gerektiğini belirtti. Tutu, tarafların birbirini cezalandırmamaya çalışması gerektiğini kaydetti. Tutu, "Tarih önemlidir ancak tutsağı olmamak lazım" dedi.

 

Annan Planı başlamak için bir zemin olabilir

 

   Jimmy Carter de başka bir soruya verdiği yanıtta, sürecin başarısız olması halinde en kötü sonucun, mevcut durumun devam edeceğini, ancak bunun olmayacağını çünkü her iki liderin de oldukça kararlı olduğunu söyledi. Annan Planı'na da değinen Carter, tarafların çok iyi hazırladığı bu planın, geçmişin aksine, başlamak için bir zemin olabileceğini belirtti.

   Carter, başka bir soruya yanıtında, Kıbrıs sorununun çözümünün zor olmadığını söyledi.

 

Sadece Ankara'yı değil Atina ve Londra'yı da ziyaret

 

   Lakhdar Brahimi, Ankara'ya gitmeyi planlayıp planlamadıklarıyla ilgili bir soruyu yanıtında, sadece Ankara'yı değil, diğer garantör iki ülkenin başkentlerini ziyaret etmenin faydalı olacağını söyledi.

   Desmond Tutu, bir başka soruya verdiği yanıtta, barış çabalarını her zaman desteklediklerini, ancak taraflara empoze etmeye ve ne yapmaları gerektiğini söylemeye gelmediklerini belirtti.

 

Türk ordusunun çekilmesi bu

aşamada konuşulacak konu değil

 

   Jimmy Carter de benzeri bir soruya verdiği yanıtında, iki liderin başarısız olduğunu söyleyip, yardım istemesi ve BM'nin "Ben artık yardım edemiyorum, lütfen gelin" demesi halinde, olaya müdahil olabileceklerini, ancak liderler ile yardımcıların çok kararlı olmalarından dolayı buna gerek olmayacağına inandığını belirtti.

   Carter, iki taraf arasında büyük farklılıklar bulunduğuna işaret ederek, Türk tarafının pozisyonu için dış desteğe ihtiyacı olduğunu söyledi.

   Lakhdar Brahimi, Türk ordusunun olası bir çözüm öncesinde adadan çekilmesinin faydalı olup, olmayacağına ilişkin soruyu yanıtında, "Bu konu şu aşamada konuşulacak bir konu değil" dedi.

KIBRIS 10/10/08

 

 

 

Tutu, nabız tutu

DÜKKAN SAHİPLERİYLE SOHBET ETTİ... Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi'den oluşan ve "The Elders" olarak adlandırılan  "küresel ihtiyar heyeti", bölgedeki incelemelerine Lokmacı'nın Güney Kıbrıs'taki uzantısı "Ledra Caddesi"nde (Uzun Yol) başladı, özellikle Desmond Tutu zaman zaman dükkan sahipleriyle sohbet etti

  

   Çözüm sürecine destek belirtmek ve uluslar arası toplumun yeni sürece desteğini teşvik etmek" amacıyla Kıbrıs'ta bulunan "The Elders" grubu dün Lokmacı Kapısı'nın hem kuzeyinde, hem de güneyinde incelemelerde bulundu.

   Güney Kıbrıs'tan KKTC'ye Lokmacı Kapısı'ndan yürüyerek geçen "The Elders", daha sonra Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.

   Eski dünya liderlerinin yer aldığı ve "küresel ihtiyar heyeti" olarak adlandırılan "The Elders"in Kıbrıs'ı ziyaret eden grubunda Elders'in başkanı Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi yer alıyor.

 

Dükkan sahipleriyle sohbet ettiler

 

   Bölgedeki incelemelerine Lokmacı'nın Güney Kıbrıs'taki uzantısı "Ledra Caddesi"nde (Uzun Yol) başlayan "The Elders" grup üyeleri, özellikle de Desmond Tutu zaman zaman dükkan sahipleriyle sohbet etti.

   Tutu ayrıca Ledra Caddesi'nde, hediyelik eşya satan bir dükkandaki eşyalarla yakından ilgilendi.

   Kendilerine eşlik eden yetkililere sık sık soru sorarak bölge hakkında bilgi alan grup daha sonra herhangi bir işlem yapmadan KKTC'ye geçti.

 

Çiçeklerle karşılandılar

 

   Ledra Caddesi'ndeki gezi sırasında sadece bazı BM yetkililerinin de eşlik ettiği "The Elders" grubu, KKTC yetkilileri tarafından çiçeklerle karşılandı.

   Cumhurbaşkanlığı Danışmanlarından Kutlay Erk, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın ve CTP-BG Dışilişkiler Sorumlusu Ünal Fındık, grup üyelerine çiçek takdim edip, bölge hakkında bilgi verdi.

 

Tutu baklava aldı

 

   Güney Kıbrıs'ta olduğu kadar KKTC'de de sempatik hareketleri ve çevresine olan ilgisiyle dikkat çeken Desmond Tutu, Lokmacı Bölgesi'ndeki bir tatlıcı dükkanından baklava satın aldı. Ancak aldığı baklavayı ödeme girişiminde bulunan Tutu'dan para alınmadı. "The Elders" grubuna dükkanda bulunduğu süre içinde su ikramında da bulunuldu.

   Grup, bölgedeki incelemesinin ardından kendilerini bekleyen araçlarıyla Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na gitti.

KIBRIS 10/10/08

 

 

Mükemmel bir görüşme oldu, cesaretlendirildik

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için destek vermek amacıyla adaya gelen "Küresel İhtiyar Heyeti"ni (The Elders) kabul etti..

   The Elders, Cumhurbaşkanlığı kapısı önünde Kıbrıs Sanat Müzik ve Bale Okulu Çocuk Korosu tarafından "Al Yemeni" ve bir Zulu şarkısı olan "Siya Hamba" ile karşılandı.

   Özellikle heyet başkanı Desmond Tutu, şarklılarla coştu. Çocukların çiçek verdiği Tutu, şarkılar sırasında dans etti ve ardından çocukları öperek kutladı.

  Tutu'ya görüşmede "The Elders" üyeleri eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve Cezayir Dışişleri Eski Bakanı Lakhdar Brahimi eşlik ederken, görüşmeye Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca ve diğer bazı üst düzey yetkililer de katıldı.

   Yaklaşık bir saat süren görüşmeden sonra Cumhurbaşkanı Talat ve Tutu görüşmeye ilişkin birer açıklama yaptı.

 

Tutu: Liderlerin kalitelerinden

ve cesaretinden çok etkilendik

 

   İlk açıklamayı yapan Desmond Tutu, düzenleyecekleri basın toplantısında ayrıntılı bilgi vereceklerini, ancak yine de görüşmenin özüne ilişkin bir açıklama yapacağını ifade ederek, iyi bir görüşme yaptıklarını ve Talat'ın konulara bakışından çok etkilendiklerini söyledi.

   İki liderin de cesaretinden ve liderlik kalitelerinden çok etkilendiklerini vurgulayan Tutu, liderleri cesaretlendirmek için geldiklerini ve "çok genç olmadıklarını, hayattayken Kıbrıs'a yeniden gelerek çözüme ulaşılmasını kutlamak istediklerini" söyledi.

   Tutu, yaptıkları görüşmelerden çok memnun kaldıklarını ve çok yakın bir gelecekte bir antlaşmayı kutlamak istediklerini kaydetti.

 

 Talat: Mükemmel bir görüşme oldu

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, "mükemmel bir görüşme gerçekleştiğini" ve "The Elders" yetkilileri tarafından cesaretlendirildiklerini söyleyerek, kendi adına çözümün gerçekleşmesi, sorunun sona erdirilmesi ve "The Elders"in yeniden adaya, çözüm kutlamalarına gelebilmeleri için elinden geleni yapacağını söyledi.                                                                                  

KIBRIS 10/10/08

 

‘Solution is going to require great statesmanship’
By Jean Christou

UN Special Advisor Alexander Downer said yesterday that achieving success in the Cyprus issue would require great acts of statesmanship.

Downer was speaking after a meeting with President Demetris Christofias a day ahead of today’s meeting of the two Cypriot leaders.

The UN envoy returned to the island on Wednesday after reporting to New York on the talks so far, and also having visited Washington and Brussels to discuss the Cyprus issue.

Downer said he was looking forward to today’s talks. He is expected to give a pep talk to Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat before the meeting.

The leaders last met on September 18. Today will be their fourth meeting since the process began on September 3. In the two subsequent meetings, the leaders discussed governance and power sharing but according to leaked reports from the north last week, they had agreed only seven out of 10 points under that umbrella.

The UN has let it be known it is concerned with the slow pace of the talks, and the barbs being exchanged by the two leaders through the media, which are considered counterproductive to the process.

At their meeting on September 11, the leaders had agreed to keep things to themselves.

Commenting on the fact that several terse statements have been made since, Downer said: “I don't think it’s going to be helpful if I add a whole new level of commentary here to statements that are being made. I think it is important for everybody to look to the future and to make the negotiations a success and I think they can be but it’s going to require great acts of statesmanship.”

Asked if the UN would have a more active role from here on, as has been suggested as a way to speed up the process, Downer added: “I wouldn't say that, I think the important thing for the UN is to be helpful and that I don't think the UN can really offer to be more or less than that.”

He said he hoped the UN was being helpful and would continue to assist the leaders in achieving their set objectives.

“It's clear what they ultimately want to achieve, they want to achieve a peace settlement,” he said.

“I would like to feel that we are able to talk to the leaders and bring in a perspective that it is hopeful.”

CYPRUS MAIL 10/10/08

 

 

New history books start the rewriting process
By Jean Christou

A GREEK Cypriot history teacher yesterday said the issue of revising school books was becoming more urgent.

Teacher Pavlos Pavlou was speaking at the launch of four new alternative history books on south-east European countries, which have been approved by both sides as supplementary reading in schools.

The books compiled by the Joint History Project, initiated by the Centre for Democracy and Reconciliation in Southeast Europe (CDRSEE), are titled: The Ottoman Empire, Nations and States in Southeast Europe, The Balkan Wars, and The Second World War.

Already available in, and used in five other capitals in the region, the books have now been translated into Greek and Turkish, and workshops are being organised for Cypriot teachers on both sides with the help of the Cyprus-based Association for Historical Dialogue and Research. The books will not be on the curriculum but teachers will be free to use them as they wish.

Pavlou said before official school books on the history of Cyprus could be revised, there needed to be a shift on what he called the “false idea” among Greek Cypriot teachers of what teaching history actually was.

Pavlou said that in Cyprus history teaching was combined with political control due to the Cyprus problem, he said. “Rather than scientific, it teaches on national principles and becomes a kind of preaching.”

Pavlou said most teachers in Cyprus do not have a philological approach to history teaching, which turned it into a procedure that promoted the creation of stereotypes.

He also said there was resistance to anything new, and that even if new training was given, most teachers generally avoided implementing it in class. “It is essential for us Greek Cypriots to have intensive training plus constant openness of discussion in society in order to open up the issue of history teaching,” said Pavlou. “We have to learn that hearing the other does not mean our own annihilation.”

The issue of history books is currently a hot topic in Cyprus. The Turkish side has already done some revision on their history books but the debate is still in its infancy on the Greek Cypriot side.

Meltem Onurkan-Samani, who was involved in the changes to Turkish Cypriot school books, said: “We are handing our children a troubled island. The least we can do is to give them an unbiased view of history so they can have the chance to solve the problems created by our predecessors, and which remains unsolved by us.”

“The problem of history teaching is not just a problem in south-east Europe. It’s a problem all over the world,” said Costa Carras a board member of CDRSEE which compiled the four new books.

Carras said however the point of the books was not for countries to “make nice” with their neighbours. “You will not find in these books an attempt to cover up. We are not after easy rapprochement. In the World War II book you won’t be able to find one piece left out about German horrors,” he said.

CDRSEE’s aim is to enrich the substantive dialogue currently taking place on history teaching throughout Southeast Europe, including Cyprus

It helps meet teachers’ demand for the creation of an archive of historical sources and for the introduction of educational material of a high quality on critical aspects of modern history.

Professor Christina Koulouri, editor of the series made it clear the books were supplementary material. “These are not text books,” she said.

The books are already used by teachers in Belgrade, Zagreb, Tirana, Sarajevo, and Skopje.

“They can be used if and when teachers want to use them. We believe that through sober and balanced accounts we learn better who we are and who our neighbours are.”

The Greek translation of the four books was funded by the Leventis Foundation while the Turkish translation was financed by the United Nations Development Program’s Initiative in Cyprus – Action for Cooperation and Trust (UNDP-ACT). 

CYPRUS MAIL 10/10/08

 

Don’t disappoint us old men’
By Jean Christou

PARTLY preaching, partly encouraging and partly cautioning, The Elders left their mark on Cyprus yesterday convinced, they said, that the two leaders were on the verge of an agreement.

The sight of Archbishop Desmond Tutu, former US President Jimmy Carter and former Algerian Foreign Minister Lakhdar Brahimi strolling down the end section of Ledra Street left tourists speechless yesterday morning.

By far the most outgoing of the three, Archbishop Tutu who celebrated his 77th birthday on Tuesday, wandered from one side of the road to the other taking everything in, much to the chagrin of the security detail.

Carter, who was 84 on October 1, and Brahimi, 74, presented a more sombre presence, both remaining firmly inside the circle of wired suits accompanying the three elder statesmen.

Later at a news conference in the Ledra Palace The Elders gave their impressions of their two day visit during which they met the two leaders, UN officials, other politicians, non-governmental organisations and young people.

“We come really not as nosey old men – well I am,” said Tutu, the chairman of The Elders. “We have come to encourage. They (the leaders) have the capacity to tell their people: ‘It’s okay, let’s go in faith, stretch out a hand to our sisters and brothers of the other community’. We told them that success in South Africa came not because people grabbed everything and got all they wanted. Success came because the leaders were prepared to make concessions…to make compromises…not to say ‘we have a bottom line, it’s all or nothing’.”

Tutu said The Elders considered this time to be a unique moment in history for Cyprus with two “relatively young, courageous and charismatic” leaders that were determined to find a solution.

“They have so much going for them,” he said. “We want to say go for it. I’m not as young as I look. I want to come back here and celebrate with all of you.”

Brahimi said he could not stress enough what the Archbishop said about moments in history. “In South Africa miracles happened every day,” he said. “We have the impression that a moment like that is on hand for Cyprus.”

Tutu said that in South Africa neither Nelson Mandela, nor Frederik de Klerk could have acted alone.

“Each on his own would not have accomplished what was accomplished together,” he said. “They were able to accomplish what turned out to be an epoch-making step.”

Carter said a lot could be done to break down the barriers. “In negotiations I’ve been involved in there had to be compromises, and in each case the compromise was less important than the goal.”

Tutu also said if the leaders miss this opportunity their children and grandchildren would ask why.

“Failure is not an option because if it were to happen it would set things back very, very considerably,” he said. “I hope they don’t disappoint us old men as well. We live in a world where there is a great deal of evil but there is a great deal of good as well. Look here. Maybe you could give the world something to smile about. You’ve got the capacity,” he added.

Carter said he didn’t see failure ahead.

“I would say it’s not difficult to solve. I see clearly in mind that we are on the verge of seeing an agreement here with all the people wanting peace and I think it’s quite likely we will have success here,” he said. If not, then he didn’t see anything worse than a continuation of the status quo.

Asked whether The Elders would come back to help if asked, Carter said the only circumstances under which that would happen was if the leaders say they failed and the UN said they could no longer help the Cypriots.

“If there was a need we would be happy to,” said Tutu. “But we would not want to impose. We didn’t come here to tell people we are know-it-alls. We came to say you are doing a splendid job and carry on to the consummation we can see on the horizon.”

Tutu did warn, in response to a question about South Africa’s Truth and Reconciliation Commission and its lessons for Cyprus, that one size did n not fit all.

“You need to be sure about the timing. It will be important at some point when the communities have gelled together,” he said.

“The truth does not automatically heal. It can exacerbate and make worse the anguish. You want a process based on restorative, not retributive justice…not seeking to punish but to use the process for therapeutic healing.”

He said the past was important but people should not be held hostage by it. “You have to deal with it at some point,” he added.

He concluded by saying: “God bless you. God bless you. God bless you”.

CYPRUS MAIL 10/10/08

 

"Çözüm düne göre daha yakın"

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs sorununun çözümünün düne göre bugün daha mümkün olduğunu" söyledi.

 

"Kıbrıs sorununu artık çözmek zorundayız" diye Talat, bunun için, uluslararası toplumun da desteğini alarak, bütün marifetlerini kullanmaları gerektiğini belirtti.

KKTC lideri Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile kapsamlı müzakereler çerçevesinde dün yaptığı görüşmenin, karşılıklı anlayış bakımından "oldukça iyi geçtiğini" açıkladı.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC Kamu-Sen'in 24. Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, sadece Rumlarla değil, hayatın her alanında zorluklar olduğunu, ama kararlılıkla yollarına devam edeceklerini ifade etti.

Talat, "Kıbrıs sorununu biz artık çözmek zorundayız, bu sorun yeterince uzadı. Bu sorunu çözebilmek için bütün marifetimizi, bütün becerimizi kullanacağız. Uluslararası topluluğun da desteğini alacağız, almak için uğraşacağız. Uluslararası topluluğun desteğini de alarak bu süreci sonuna kadar götüreceğiz" dedi.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) aleyhlerinde bir karar alındığını, ancak AKPM'ye küsmediklerini, AKPM ile çalışmaya devam ettiklerini belirten Talat, "Çünkü eğer Kıbrıs sorununu çözmek istiyorsak, sadece Rum tarafıyla müzakere yetmiyor, aynı zamanda uluslararası desteği de yanımıza almak zorundayız" ifadesini kullandı.

Hristofyas'a verilen kredi

Kıbrıs Rum kesiminde yapılan seçimleri Hristofyas'ın kazanması ile uluslararası toplumun Hristofyas'a bir "kredi" verdiğini, Tasos Papadopulos'dan sonra kim gelse aynı kredinin verileceğini kaydeden Talat, aynı krediyi Hristofyas'a kendisinin de verdiğini belirtti.

Talat, "Önemli olan, Sayın Hristofyas'ın bu krediyi hak ederek, bizimle işbirliği yapıp, Kıbrıs sorununu çözme yolunda ilerlemesidir. Bunu yaparsa bu krediyi haketmiştir zaten, buna hiç itirazım yok, ben de zaten bu krediyi kendisine veriyorum" dedi.

Hristofyas'la dünkü görüşme

Hristofyas'la dün yaptığı görüşmeye de değinen Talat, "karşılıklı anlayış bakımından, dünkü görüşmenin oldukça iyi geçtiğini" belirterek, "Kıbrıs Rum tarafı da Türk tarafı da yeniden çözüm için çalışacağı konusunda birbirlerine
güvence vermiştir, bu konuda daha yoğun çalışma kararı da almıştır" diye konuştu.

Talat, bununla "oldukça önemli bir adım atıldığını", 3 hafta boyunca yaşanan gerginliklerden sonra bu anlayışa varmanın ve birlikte daha hızlı süreç yaşamın gereğini ortaya koymanın oldukça önemli olduğunu söyledi.

"Araya şeytan girer"


Bu momentumu korumak ve görüşmelerde arayı açmamak gerektiğini söyleyen Talat, "Çünkü arayı açarsak, araya şeytanlar girer ve iş soğur, iş bozulur, tatsızlaşır. Bu üç haftada bunu gördük. İsim vermek istemiyorum ama, birçok şer odağı diye ifade edilen odak araya girdi ve adeta ortamı zehirledi. Bunu önleyebilmemiz için daha sık buluşmamız ve daha dikkatli mesajlar vermemiz lazım" dedi.

"Çözmek daha mümkün"

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun çözülmesi gereği ve buna inanışın, hem Rum tarafında hem de uluslararası alanda oldukça ciddi bir düzeye ulaştığını belirterek, "Kıbrıs sorununun çözülmesi daha mümkün hale gelmiştir, düne göre" ifadesini kullandı.

Rum tarafının tutumunun değişken olduğunu, görüşmelere verilen 3 haftalık arada Rum tarafının ciddi bir atak ortaya koyduğunu ve bunun nedenini yorumlayamadıklarını anlatan Talat, Rum siyasilerin koro halinde çeşitli iddialarda bulunduğunu kaydetti.

Talat, "Benim 'içeride başka dışarıda başka söylediğimi' iddia ettiler, bununla hem kendi kamuoylarına mesaj göndermeye hem de bizim içimizde kuşku yaratmaya çalıştılar" diye konuştu.

CNN TURK 11/10/08

 

BM: Kıbrıs’ta ilerleme var

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs sorununa nihai çözüm bulmak amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında süren müzakerelere dün de devam edildi

Görüşmede “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında, federal yürütme organının nasıl şekilleneceği tartışıldı.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’ın da hazır bulunduğu görüşmeden sonra yapılan açıklamada, ilerleme sağlandığı bildirildi. Downer da yaptığı açıklamada, görüşmenin verimli geçtiğini belirterek, liderlerin haftada bir kez buluşacağını ve ilk görüşmenin de pazartesi günü olacağını söyledi.
Güç ve Yönetim konusununda ilerleme olduğunun ifade edildiği açıklamada, Talat ve Hristofyas’ın görüşme öncesinde bir saat baş başa görüştüğü de ifade edildi.

MILLIYET 11/10/08

 

 

Liderler umut Verdi

HAFTADA BİR GÖRÜŞME KARARI ALDILAR... BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, liderlerin görüşmesinden sonra açıklamada bulunarak, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas'ın "federal yönetimin yetkileri" konusunu görüşüp, ilerleme sağladığını söyledi. Liderlerin, haftada bir görüşme kararı da aldıklarını da açıklayan Downer, bir sonraki görüşmenin gelecek pazartesi günü yapılacağını belirtti

 

"LİDERLERİN RAHAT ÇALIŞMALARINA OLANAK SAĞLANMALI"... BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, liderlerin rahat çalışmasına olanak sağlanması gereğine işaret ederek, özellikle medyanın bunu dikkate almasını istedi. Downer, "Bu müzakereler Kıbrıs için çok önemlidir. İki liderin bu müzakereleri başarılı bir şekilde yürütebilmesi için rahat bırakılması lazım" dedi

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı hedefleyen doğrudan müzakereler çerçevesinde dün üçüncü kez bir araya gelerek, "federal yönetimin yetkileri" konusunu görüşüp, ilerleme sağladı.

   İki lider, önümüzdeki pazartesi günü yeniden bir araya gelecek. Liderler, dünkü görüşmede haftada bir görüşme kararı da aldı.

   Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi lideri Hristofyas, dün ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda kapsamlı müzakereler için tahsis edilen "Lefkoşa Konferans Merkezi" denilen binada BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer huzurunda bir araya geldi.

   "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altında "Federal Yürütme" konusunu ele alan iki lider, görüşme sonrasında açıklama yapmadı. Görüşmeyle ilgili olarak Kıbrıs Özel Danışmanı Downer basına kısa bir açıklama yaptı.

   Downer, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas "federal yönetimin yetkileri"ni görüşüp, ilerleme sağladığını söyledi. Görüşmenin verimli geçtiğini ve liderlerin haftada bir görüşme kararı aldıklarını da ifade eden Alexander Downer, Talat ile Hristofyas arasındaki bir sonraki görüşmenin önümüzdeki pazartesi günü yapılacağını açıkladı.

 

Liderler, bir saat baş

başa toplantı yaptı

 

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Hristofyas'ın isteği üzerine, onların adına açıklama yaptığını kaydederek, görüşmenin iyi geçtiğini söyledi. Görüşmenin başında liderlerin bir saat baş başa görüştüğünü de belirtti.