AA
Güncelleme: 15:23 TSİ 01 Ekim 2008 Çarşamba
STRASBOURG
- Alman parlamenter Joachim Hörster tarafından hazırlanan
Kıbrısta Durum başlıklı rapor ve buna
bağlı karar tasarısı, genel kurulda
tartışılarak kabul edildi. Oylama 99 Evet, 20 Hayır oyu
çıktı. Kabul edilen kararda, Rumlardan Kıbrıslı
Türklerin uluslararası alanda kültür, eğitim ve sporla ilgili
temasları ve gençlik değişim programlarını engellememesi
istendi.
Kıbrıslı
Türklere yapılan çağrıda ise adanın yeniden
birleştirilmesi yolundaki taahhütlerini teyit etmeleri ve iki ayrı
devletin varlığı ısrarından vazgeçmeleri tavsiye
edildi.
Kararda, KKTCnin Kıbrıslı Rumlara ait mal ve mülklerin
üzerindeki inşaat ve satımı işlemlerini durdurması
çağrısında da bulunuldu.
Kabul edilen kararda, Kıbrısta iki kesimin liderleri arasında
başlatılan yeni müzakere sürecine atıfta bulunularak, çözüm
için ortaya çıkan fırsatın kaçırılmaması
istendi.
Müzakerelerin tekrar başlamasının, şimdiden bütün
Kıbrıslıların yararına olacak, cesaret verici
sonuçları olduğu ifade edilen kararda, devam eden müzakerelerin
adada yıllardır süren bölünmüşlüğü gidermek için en iyi
fırsat olduğu görüşü dile getirildi ve Bu fırsat
kaçırılmasın denildi.
Çözüm için başarı şansını mümkün
olduğunca artırmak için iki tarafın da ilave güven
artırıcı önlemleri kabul ederek, uzlaşmaya hazır
olduklarını teyit etmeleri gerektiği belirtilen kararda, iki
kesimde de siyasi güçlerin ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin süreci
engellemek yerine, tam destek vermelerinin cesaretlendirilmesi istendi.
Kararda, aralarında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere gibi üç garantör
devletin de bulunduğu bütün dış aktörlerin sürece destek
vermeleri ve iki toplum arasında güvenin artırılmasına
katkıda bulunmaları tavsiye edildi.
Rapor ve bağlı karar tasarısının son bölümünde, Avrupa
Konseyi tecrübesi ve uzmanlığının, barış
sürecinde ve iki toplam arasında güvenin tesisinde
değerlendirilebileceğine işaret edildi.
Bu arada, Türk parlamenterlerin, Kıbrısta iki toplumun siyasi
eşitliğine dayalı ortak devlet kurulması yönündeki bütün
değişiklik önergeleri Rumların muhalefetiyle reddedildi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:26 TSİ 01 Ekim 2008 Çarşamba
STRASBOURG
- AKPMnin 1 Ekim çarşamba günü Strasbourgda düzenleyeceği
Kıbrıs oturumunda görüşülüp oylanacak rapor ve karar
tasarısında, iki toplum arasında yeniden başlatılan
müzakerelerin, yıllardır yakalanan en iyi fırsat olduğu
ifade ediliyor ve tüm aktörlere sürece destek vermeleri
çağrısında bulunuluyor.
RUMLAR DERS KİTAPLARINI GÖZDEN GEÇİRMELİ
Rapora ek taslak kararda, Kıbrıslı Rumlardan AB Komisyonunun
Kıbrıslı Türkler ile AB arasında doğrudan ticaret
öngören tüzüğüne ve Kıbrıslı Türklerin eğitim, kültür,
spor ve gençlik alanlarında politik amaçlı olmayan uluslararası
temaslarına engel olmamaları, Türkiye ile iyi komşuluk
ilişkileri kurmak için aktif olarak çalışmaları,
barış için tarih eğitimi konusunda Avrupa Konseyinin deneyim ve
yardımından faydalanmaları ve kine teşvik edici
söylemlerden kaçınmak için ders kitaplarını gözden geçirmeleri
isteniyor.
TÜRKLER
BAĞIMSIZ DEVLET EMELLERİNDEN VAZGEÇMELİ
AKPM, Kıbrıslı Türklere adanın kuzeyinde
bağımsız devlet emellerinden vazgeçmeleri,
Kıbrısın yeniden birleşmesi için
çalışmaları, Kuzey Kıbrısta Kıbrıslı
Rumlara ait taşınmazların satışını
askıya almaları, Rumlara ait mülklerin üzerine yeni bina inşa
etmemeleri ve adanın kuzeyindeki Kıbrıslı Rumların
orta öğrenime erişimlerini kolaylaştırmaları
çağrısında bulunuyor.
Karar taslağında Yunanistandan Kıbrıslı Rumlarla olan
geleneksel bağlarını harekete geçirerek ve Türkiyeyle
ilişkilerin normalleşmesinde edindiği deneyimi kullanarak Ankara
ile Kıbrıslı Rumlar arasında diyaloğu kolaylaştırması
isteniyor.
TÜRKİYE
ADADAKİ ASKERİ VARLIĞINI AZALTMALI
İngiltere ise Kıbrısta askeri üs olarak
kullandığı toprakların bir bölümünü, geçmişte söz
verdiği gibi, Kıbrıslı Rumlara aktarmaya davet ediliyor.
Türkiyeden de adadaki askeri varlığını azaltması,
Kıbrıs Rum Kesimi ile iyi komşuluk ilişkileri kurması,
limanlarını Kıbrıslı Rumlara açması, Dünya
Ticaret Örgütü ve ABye karşı yükümlülükleri çerçevesinde Rum Kesimi
ile ticari anlaşma imzalaması talep ediliyor.
İZOLASYON
YÜZEYSEL ŞEKİLDE ELE ALINIYOR
AKPMnin bu yeni Kıbrıs raporunda izolasyonlar konusuna yüzeysel biçimde
değinmesi Strasbourgda düzenlenecek oturumun Kıbrıslı
Türkler açısından olumsuz yanını oluşturuyor. AKPM
2004 yılında aldığı son Kıbrıs
kararında Kıbrıslı Türklere yöneklik her türlü izolasyonun
kaldırılması gerektiği görüşünü dile getirmişti.
Bu hafta oylayacağı karar taslağında ise konuyu daha dar
bir çerçevede ele alıyor.
TALAT
DA AKPMYE SESLENECEK
Oturum çerçevesinde Kıbrısta iki tarafın liderleri de bu hafta
Strasbourgda olacaklar. Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas bugün AKPM
genel kuruluna hitap edecek ve Avrupalı parlamenterlerin kendisine
yönelteceği soruları yanıtlayacak. KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ise Kıbrıs Türk toplumu lideri sıfatıyla
Kıbrıs oturumununun hemen öncesinde AKPM genel kurulunda kısa
bir konuşma yapacak.
Talatın konuşması ilk defa bir Kıbrıslı Tük
liderin bu derecede uluslararası bir platforma seslenecek olması
bakımından önem taşısa da, AKPM Talata devlet
başkanı muamelesi yapmayacak ve genel kurulda soru-cevap seansı
düzenlenmeyecek.
İKİ
LİDER GÖRÜŞMEYECEK
Hristofyas ve Talat arasında Strasbourgda görüşme olmayacak. Her iki
lider buna karşılık AKPM başkanı Luis Maria de Puig,
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis, AİHM başkanı
Jean-Paul Costa ve Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg
iler ayrı ayrı bir araya gelecekler.
AKPM, Kıbrıslı Türklerin uluslararası planda temsil
edildiği yegane politik platform olma özelliğine sahip. İki
Kıbrıslı Türk parlamenter 2004 yılından bu yana
Strasbourgdaki AKPM oturumlarına -oy hakkı olmaksızın-
düzenli olarak katılabiliyor.
AA
Güncelleme: 17:46 TSİ 01 Ekim 2008 Çarşamba
STRASBOURG
- Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kuruluna hitap eden Talat,
Rumların adada egemenliği Türklerle paylaşmak istememelerinin en
önemli sorunların başında geldiğini bildirdi. Talat,
Kıbrıslı Türklerin çözümü, adada iki toplumunu siyasi
eşitliğini temel alan ve iki eşit statünün garanti altına
alacağı bir devlet yapısında gördüğünü ifade etti.
Konuşmasında
Kıbrıs Rum yönetiminin eski lideri Tasos Papadopulosa sert
eleştiriler yönelten KKTC Cumhurbaşkanı, Rum kesimindeki yeni
yönetimin çözüm için müzakereleri başlatma isteğini memnuniyetle
karşıladıklarını ve görüşmelere derhal
başladıklarını belirtti.
TÜRKİYE OLMASAYDI KIBRISTA TÜRK KALMAZDI
Talat, Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyon politikasını da eleştirdi.
AKPMde bugün tartışılacak Kıbrıs ile ilgili rapora da
atıfta bulunan Talat, bu raporun Rumların Türklere
uyguladığı izolasyon politikasına karşı
çıkmamasını sert bir biçimde eleştirdi.
İzolasyonlar karşısında sadece Türkiyenin desteğiyle
ayakta kaldıklarını belirten Talat, Türkiye olmasaydı,
Kıbrısta Kıbrıslı Türk kalmazdı dedi
GERÇEKLER DÜNYAYA YANSITILAMIYOR
KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıslı Türklerin
uluslararası alanda siyasi görüşlerini dile getiremediğini
kaydetti ve Kıbrıstaki gelişmelerin çoğu zaman tek
taraflı ve gerçeğe uygun almayan bir biçimde dünya gündemine
getirildiğine dikkati çekti.
KKTC Cumhurbaşkanı, genel kuruldaki konuşmasından önce AKPM
Başkanı İspanyol parlamenter Lluis Maria de Puig ile bir araya
geldi.
AKPM Rumları uyardı
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) genel kurulu, Kıbrıs Rum kesimine çağrıda bulunarak, AB Komisyonu'nun Doğrudan Ticaret Tüzüğü uyarınca, Kıbrıslı Türklerin limanlarından AB üyesi ülkelerle doğrudan ticaretine yönelik engelleri kaldırmasını istedi.
Alman parlamenter Joachim Hörster
tarafından hazırlanan "Kıbrıs'ta Durum"
başlıklı rapor ve buna bağlı karar tasarısı,
genel kurulda tartışılarak kabul edildi. Oylamada 99 "evet",
20 "hayır" oyu çıktı.
Kabul edilen kararda, Rumlardan Kıbrıslı Türklerin
uluslararası alanda kültür, eğitim ve sporla ilgili temasları ve
gençlik değişim programlarını engellememesi istendi.
Kıbrıslı Türklere yapılan çağrıda ise adanın
yeniden birleştirilmesiyolundaki taahhütlerini teyit etmeleri ve iki
ayrı devletin varlığı ısrarında vazgeçmeleri
tavsiye edildi.Kararda, KKTC'nin Kıbrıslı Rumlara ait mal ve
mülklerin üzerindeki inşaat ve satımı işlemlerini
durdurması çağrısında da bulunuldu.
Çözüm için önemli fırsat
Kabul edilen kararda, Kıbrıs'ta iki kesimin liderleri arasında
başlatılan yeni müzakere sürecine atıfta bulunularak,
"çözüm için ortaya çıkan fırsatın
kaçırılmaması" istendi.
"Müzakerelerin tekrar başlamasının, şimdiden bütün
Kıbrıslıların yararına olacak, cesaret verici
sonuçları olduğu" ifade edilen kararda, "devam eden
müzakerelerin adada yıllardır süren bölünmüşlüğü gidermek
için en iyi fırsat olduğu" görüşü dile getirildi ve
"Bu fırsat kaçırılmasın" denildi.
"Çözüm için başarı şansını mümkün olduğunca
artırmak için iki tarafın da ilave güven artırıcı
önlemleri kabul ederek, uzlaşmaya hazır olduklarını teyit
etmeleri gerektiği" belirtilen kararda, "iki kesimde de siyasi
güçlerin vesivil toplum örgütü temsilcilerinin süreci engellemek yerine, tam
destek vermelerinin cesaretlendirilmesi" istendi.
Kararda, aralarında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere gibi üç garantör
devletin de bulunduğu bütün dış aktörlerin sürece destek
vermeleri ve iki toplum arasında güvenin artırılmasına
katkıda bulunmaları tavsiye edildi.
Rapor ve bağlı karar tasarısının son bölümünde, Avrupa
Konseyi tecrübesi ve uzmanlığının, barış
sürecinde ve iki toplam arasında güvenin tesisinde
değerlendirilebileceğine işaret edildi.
Bu arada, Türk parlamenterlerin, "Kıbrıs'ta iki toplumun siyasi
eşitliğine dayalı ortak devlet kurulması" yönündeki
bütün değişiklik önergeleri Rumların muhalefetiyle reddedildi.
CNN TURK 01/10/08
ybayer@hurriyet.com.tr
AKP
hükümetine ve başbakanına dikkat
LOİZUDUya milyon dolar ödeyerek Türk ordusunun Kıbrıstaki
varlığının işgal olduğunu kabullenen AKP
iktidarı ve Başbakanı Erdoğan... Şimdi de İngiliz
uyruklu Orams davası Rumların ve Yunanlıların karar merciinde
söz sahibi oldukları Avrupa Birliği Adalet Divanında (ABAD)
neticelendirilecek. Rumların ve Yunanlıların karar verme
merciinde olduklarına göre sonucun ne çıkacağını merak
etmek bile abesle iştigal olur.
Elbette karar Rumların lehine çıkacak.
Sayın Erdoğana soruyorum. Hani Kıbrıstan
bir asker mi çektik, bir karış toprak mı verdik diye hiç hicap
duymadan doğruları söylemiyorsun. Şimdi başka bir
yalanı da sergiliyorsun. Ne diyorsun, Kıbrısta bir
adım öndeymişiz. Ha de hayırlısı! Geçen yıl iki
adım öndeydik, bu yıl bir adım geriledik. Sözün sonunda da
Başbakanın politikası kazan kazanmış. Ben
merak ediyorum. Bu söylenenleri Hıristofyasın kuyruğunda
Marşabba olan Talatla mı başardınız.
Yazıklar olsun Ne günlere kaldık ya Rabbim.
ORAMS DAVASI NEDİR?
KKTCyi yakından ilgilendiren önemli bir dava... Avrupa
Birliği Adalet Divanında (ABAD) görülmekte olan Orams davası,
biçimsel olarak Kıbrıslı Rumlar ile İngiliz uyruklu
Orams Ailesi arasında görülmekte ise de özünde Türkiye ve KKTC
ile Kıbrıs Rum Kesimi arasındadır.
Olay şudur: 1974 Harekátından sonra Güney Kıbrıstaki
Türk taşınmazları Rumlara; Kuzey Kıbrıstaki
Rum taşınmazları da Türklere kalmıştır. 1975te Denktaş
ve Kleridis arasında Viyanada varılan
anlaşmada Nüfus Mübadelesi kararı alınmıştı.
Kuzey Kıbrısta kalan Rumlara ait taşınmazlar
belli ölçüler içinde Kuzeyden göç eden Türklere tapulanmıştır.
İşte Türklere tapulanan bu taşınmazlardan biri, daha sonra İngiliz
uyruklu Orams Ailesine satılmıştır. Güney
Kıbrıstaki Rum Mahkemesi, söz konusu taşınmazın
Rum uyruklu eski malikinin başvurusu üzerine bu satın alma
işleminden dolayı Orams Ailesini tazminata mahkûm
etmiştir.
Bu mahkeme kararı KKTCde uygulanamadığı için, Orams
Ailesinin İngilteredeki mal varlığı haczedilmek
istenmiştir. Konuyu inceleyen İngiliz alt mahkemesi, Rum mahkemesinin
verdiği kararın KKTCde icra edilemeyeceğini
saptamış, İngiliz yüksek mahkemesi de konuyu ABADa
havale etmiştir.
1 YUNANLI 2 RUM YARGIÇ
Şimdi ABADda görülmekte olan bu davanın kararının
2009 Mart ayında açıklanması beklenmektedir. Anılan davada,
Alman raportörün hazırladığı rapor Rumlar lehine
çıkmıştır. Beklentiler de kararın bu yönde
olacağıdır.
Bu kuşkuyu duyanlar pek de haksız değildirler. Çünkü davaya
bakmakta olan bu mahkemenin başkanı Yunanlı, iki
yargıcı ise Rumdur. Üstelik bu iki Rum yargıçtan biri, AİHM
nezdinde Türkiye aleyhine başvuruda bulunup tazminat
kararı alan Myra Arestisin eşi Yorgo Arestistir.
Bu davanın sonuçları, KKTCde yaşayan yabancı
uyrukluları ve Türkleri yakından etkileyecektir. Aleyhte karar
çıkması durumunda; KKTCde yaşayan yabancı
uyrukluların ve Türklerin Rum mahkemelerince tazminata mahkûm
edilmeleri ve bu mahkûmiyet kararlarının, yabancıların
kendi ülkelerindeki mal varlıklarına, keza Türklerin de İngilterede
ve diğer Avrupa ülkelerinde sahip oldukları mal
varlıklarına el konulmak suretiyle uygulanmasının önü
açılmış olacaktır.
AKP iktidarı ve başbakanı, Kıbrıs davasını
ABye havale ederek ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Tanju MÜEZZİNOĞLU
Tanju2002@Superonline.com
Strasbourg'ta sürpriz görüşme
T.A.K.-Özgül Gürkut MUTLUYAKALI
Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nde konuşma yapmak üzere
Strasbourg'ta bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, sürpriz bir şekilde bir araya
geldi.
Programlarında olmamasına rağmen Avrupa
Konseyi binasında buluşan Talat ile Hristofyas, birbirleriyle
şakalaşıp basına görüntü alma olanağı verdiler.
Dün öğle saatlerinde Strasbourg'a ulaşan
Cumhurbaşkanı Talat, İsveç'in dışişlerinden
sorumlu Devlet Bakanı Frank Belfrage'yle görüşmek üzere Avrupa
Konseyi binasına gitti. Talat, Belfrage'yle randevusunu beklerken, odaya
Hristofyas girdi.
Buluşmalarında iki lider, esprilerle dolu bir
sohbet gerçekleştirdi. Talat, sohbeti sırasında, Strasbourg'a
izolasyondan dolayı İstanbul üzerinden
ulaştığını belirtirken; Hristofyas da, AKPA'da
yaptığı konuşmada, "Talat'ı sevdiğini ve
yoldaş olduklarını" söylediğini anlattı.
Hristofyas, Kıbrıs'ın bölünmüş bir ada değil
birleşik bir şekilde dünyanın cenneti olması
gerektiğini dile getirdiğinden bahsetti.
Talat ile Hristofyas'ın görüşmesinde,
Kıbrıslı Türk ve Rum milletvekilleri de yer aldı.
KIBRIS 01/10/08
Kıbrıs sorununu çözecek siyasi iradeye sahibim
"BAŞARISIZ OLMA LÜKSÜNE SAHİP
DEĞİLİZ"... Rum lider, Kıbrıs sorununu çözmek
için gerekli olan her şeyi yapma konusunda siyasi iradeye sahip
olduğunu belirterek, başlayan sürecin zor olabileceğinin
farkında olduğunu söyledi. "Çözümsüzlük bir çözüm
değildir" diyen Hristofyas, çözümsüzlüğün muhtemelen daimi
bölünmüşlüğe yol açabileceğinden dolayı "bu son çözüm
çabasında başarısız olma lüksüne sahip değiliz"
dedi
L "BM'YE ASKERİ TATBİKATLARIN FESHEDİLMESİ
İÇİN GİRİŞİM ÜSTLENMESİ
ÇAĞRISI"... Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, dün
Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi'nde yaptığı konuşmada,
BM'yi Kıbrıs'ta ve çevresinde yıllık askeri tatbikatların
feshedecek bir anlaşmayı teşvik etmesini önerdiğini
açıklarken, Lefkoşa bölgesinde askerleri mevzilerin
uzaklaştırılmasını da savunduğunu kaydetti
L "TALAT'LA 80'LERDE VERDİĞİMİZ ONURLU
MÜCADELE ÇÖZÜME ULAŞABİLECEĞİMİZ
ÜMİDİNİ VERİYOR"...Kıbrıs'taki üniter
devletin federasyona dönüştürülmesine yönelik vizyonunu ortaya koyan
Hristofyas, kendisinin ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
1980'lerde vermiş olduğu onurlu mücadelenin, kendisine
yabancıların değil, Kıbrıslıların
çıkarına hizmet edecek mutabık kalınmış bir
çözüme ulaşabileceği ümidini verdiğini söyledi
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
dün Strasbourg'da Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi'nde (AKPA)
yaptığı konuşmada, Birleşmiş Milletlere (BM)
Kıbrıs'ta ve çevresinde yıllık askeri tatbikatların
feshedecek bir anlaşmayı teşvik etmesini önerdiğini
açıkladı.
Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre,
Hristofyas, ayrıca Lefkoşa bölgesinde askerleri mevzilerin
uzaklaştırılmasını da savunduğunu kaydetti.
AKPA'da konuşan Rum lider Hristofyas,
Kıbrıs sorununu çözmek için gerekli olan her şeyi yapma
konusunda siyasi iradeye sahip olduğunu belirterek, başlayan sürecin
zor olabileceğinin farkında olduğunu söyledi.
Kıbrıs'taki üniter devletin federasyona
dönüştürülmesine yönelik vizyonunu ortaya koyan Hristofyas, kendisinin ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 1980'lerde vermiş
olduğu onurlu mücadelenin, kendisine yabancıların değil,
Kıbrıslıların çıkarına hizmet edecek mutabık
kalınmış bir çözüme ulaşabileceği ümidini
verdiğini söyledi.
Rum lider, "Çözümsüzlük bir çözüm değildir"
diyerek, çözümsüzlüğün muhtemelen daimi bölünmüşlüğe yol
açabileceğinden dolayı "bu en sonuncu çözüm çabasında
başarısız olma lüksüne sahip değiliz" dedi.
Hristofyas, ayrıca Türkiye'nin sürece olumlu bir
şekilde katkıda bulunması gerektiğini vurgulayarak,
Türkiye'nin üstüne düşeni yaparak AB'ye katılma çabalarından
doğan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşılık
yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini belirtti.
Rum lider, konuşmasında, "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin lideri seçilmesinin ardından Avrupa Konseyi Parlamenterler
Asamblesi'nde ilk kez hitap etmesinin kendisi için bir onur olduğunu"
ifade etti.
Hristofyas, Rum tarafının Avrupa Konseyi'nin ve
Avrupa Birliği'nin prensiplerine güçlü bir şekilde bağlılığını
yineleyerek, Avrupa Konseyi'ni ve kendisine verilen onurlu görevi yerine
getirmede oynadığı eşsiz rolü takdir ettiğini ifade
etti. Hristofyas, Parlamento Asamblesi'nin Avrupa Konseyi'nin ana prensiplerini
desteklemek için demokratik araçları teşkil ettiğini de
belirtti.
Rum lider, Kıbrıs Rum tarafının
"Avrupa Konseyi'nin, Türk istilası ve Kıbrıs Cumhuriyeti
topraklarının büyük bir kısmının 40 binin üzerinde
donanımlı Türk askerleri tarafından süregelen işgalinin bir
sonucu olarak ıstırap çekmiş olan
Kıbrıslıların insan haklarının korunmasında
üstlenmiş olduğu aktif ilgiden dolayı memnuniyetini" de
dile getirdi.
Hristofyas ayrıca "Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin tüm Kıbrıslıların insan
haklarının ve temel özgürlüklerinin korunması için yapmış
olduğu değerli katkılardan büyük memnuniyet duyuyoruz"
diyerek, Mahkemenin kararlarına saygı duyulması gerektiğini
ve Bakanlar Komitesi'nin bu kararların etkili bir şekilde uygulanmasında
rol oynaması gerektiğini vurguladı.
Hristofyas, "bugünün, 1 Ekim'in, 1960'da "hem
Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türklerin
ortak varlığı olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
bağımsızlığına kavuşmasının yıldönümü
olduğunu" da söyledi.
Hristofyas, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tarihi
boyunca içinde bulunduğu birçok güçlüğe rağmen,
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yeniden birleşmesi bizim
vizyonumuzdur. Birleşik bir Kıbrıs, istisnasız tüm
Kıbrıslıların insan hakları ve özgürlüklerinin
saygı duyulacağı, federal bir yapıda işlevsel bir
devlet, çocuklarımız ve torunlarımız için bizim ortak
mirasımız olmalıdır" dedi.
Rum lider, "maalesef dış müdahaleler ve
adada her iki toplumda belli kesimlerce
bağımsızlığın ilk yıllarından
yapılan yanlış tercihler tüm Kıbrıslıların
çıkarına bu anavatanın gelişimini önledi" diyerek,
"Kıbrıs'ın iç işlerine dış müdahalelerin,
Yunan cuntası ve Türk istilası ile son noktaya
ulaştığını" söyledi.
Hristofyas, direndiğini ve Kıbrıs Halk
Hareketi mücahitleri olarak şovenizme karşı mücadele
ettiğini belirterek, "şu anki Kıbrıs Türk toplumu
lideri Mehmet Ali Talat ile yan yana 80'lerin başından itibaren
mücadele verdim. Bu, bana her şeyden çok, en sonunda,
yabancıların değil, Kıbrıslıların
çıkarına hizmet edecek mutabık kalınmış bir
çözüme ulaşabileceğimiz ümidini veriyor" dedi.
Kıbrıs Rum lideri Hristofyas, kendisinin
"AKEL lideri ve Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri olarak Sayın Talat
ve selefi Özker Özgür ile 90'lı yıllarda birlikte
çalıştıkları ortak vizyona bağlı kalmaya devam
ettiği güvencesini" vererek, bu vizyonun iki toplum liderinin
yürüttüğü heyetler arasındaki görüşmelerin ardından her iki
toplumun ortak kararlarında ve kamuoyu açıklamalarında ifade
edilmiş olduğunu belirtti. Hristofyas, "bu vizyon, ilgili BM
kararları ve BM Genel Sekreteri'nin himayesinde iki toplumun liderleri
arasındaki 1977 ve 1979 Üst Düzey Anlaşmaları zemininde bir
çözümü ve yeniden birleşmeyi öngörüyor" dedi.
Hristofyas, konuşmasında, yüzyıllardır
birlikte yaşayarak gelişmiş olan ve
canlandırılması ve kıymetinin bilinmesi gereken
Kıbrıs kimliğine inancını dile getirerek, "ben
Kıbrıslı Rumum ve köklerimle ve kimliğimle gurur duyuyorum,
ancak aynı şekilde Sayın Talat'ın farklı olma ve kendi
kökleri ve kimliği ile gurur duyma hakkına tamamen saygı
duyuyorum" dedi.
Kıbrıs sorununu çözmek için geçmişteki
çıkmazların üstesinden gelinerek ilerleme kaydedilmesini hedefleyen 3
Eylül'de başlayan yoğunlaştırılmış yeni
çabaya ilişkin olarak Cumhurbaşkanı, görüşmelerin BM'nin
iyi niyet ofisi misyon çerçevesinde Genel Sekreteri'nin himayesinde
gerçekleştiğini söyledi.
BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet ofisi iki toplumun
liderleri arasında sonuçları tüm Kıbrıslılara mal
olacağı müzakereleri öngörüyor diyen Hristofyas, "Genel
Sekreteri ve uluslararası topluluğun rolü yardım ve destek
sağlamaktır. İyi niyet ofisi hakemlik anlamına gelmiyor, ne
de arabuluculuk demek değil" diye konuşarak, son yaşanan
tecrübenin Kıbrıslıların çıkarına hizmet etmeyen
ithal planların Kıbrıs halkı tarafından
reddedileceğini göstermiş olduğuna işaret etti.
İlgili kararlar tarafından belirlenen çözüm
çerçevesinin tek kimliği, bölünmez tek egemenliği ve tek
vatandaşlığı bulunan iki bölgeli ve iki toplumlu bir
federasyon öngördüğünü ifade eden Hristofyas, federal kurumların
ilgili BM kararlarınca belirlenen siyasi eşitlik prensibini
içereceğini kaydetti.
Rum lider, ayrıca iki bölgeli ve iki toplumlu bir
federasyonun, 1977'den beri mutabık kalınmış tek çözüm
zemini olduğunu ve bunun kısa bir süre önce iki toplum lideri
tarafından teyit edildiğini hatırlatarak, "bu, bir
uzlaşıyı, aslında yeni bir siyasi anlaşmanın
inşa edilebileceği temelleri olan tek olası uzlaşmayı
temsil ediyor" diye konuştu.
Kıbrıs Rum lideri Hristofyas, AKPA'ya bu sorunu
çözmek için gerekeli olan her şeyi yapma konusunda siyasi iradeye sahip
olduğu güvencesini vererek, Kıbrıs'ta Halk Hareketi
sırasındaki hareketlerinin ve kendisinin de bir göçmen olduğu
gerçeğinin bu açıklamasını desteklediğini kaydetti.
Hristofyas, konuşmasında, müzakere
ortamının atmosferini iyileştirecek ve başarı
şanslarını artıracak bazı önerilerde de bulundu.
Rum lider, geçen hafta New York'ta BM Genel Sekreteri ile
görüşmesi sırasında, Kıbrıs'ta ve çevresinde her güz
dönemi yapılan yıllık askeri tatbikatların feshedilmesi
için bir anlaşmayı teşvik etmesini önerdim. Özellikle
Kıbrıs Ulusal Muhafız Ordusu tarafından yapılan
Nikiforos tatbikatı ve Kıbrıs'taki Türk askeri güçleri
tarafından yürütülen Toros tatbikatlarına atıfta bulundum"
dedi.
Bununla birlikte Dimitris Hristofyas, "Venedik
surları içindeki eski Lefkoşa şehrinin tamamen
askersizleştirilmesi, Askersizleştirilmiş bir bölgenin
belirlenmesi ve diğer önlemler dâhil olmak üzere özellikle Lefkoşa
bölgesindeki askeri güçlerin arındırılması gibi askeri
güçlerin azaltılması önlemlerinin mutabık kalınmasını
ve uygulanmasını önerdim" şeklinde konuştu.
Hristofyas, "Başlamış olan sürecin zor
olabileceğinin tamamen farkındayız" dedi ancak biz kendi
tarafımız adına sürecin başarılı bir sonucu
olmasını temin etmek için elimizden geldiğince çok çaba
göstereceğiz ve hiçbir çabayı boşa
çıkarmayacağız. Başarısız olma lüksümüz yok.
Çözümsüzlük bir çözüm değildir. Aksine askıda bir sorunla bekleyen
çözümsüzlük adanın muhtemel daimi bölünmüşlüğüne yol açabilir ki
bu hem Kıbrıslı
Rumlar hem de Kıbrıslı Türkler için muhtemel en kötü
çözümdür" dedi.
Dimitris Hristofyas, "Ben
başarabileceğimize ve başarmamız gerektiğine
inanıyorum" diyerek, "Kıbrıs halkının çözüm
iradesi gereklidir" dedi. Ancak Hristofyas, "sadece bu yeterli
değildir, Türkiye de sürece olumlu katkıda bulunmalıdır.
Türkiye Kıbrıs'ta 40,000'in üzerinde asker ve yüz binlerce sömürgeci
bulunduruyor ve ele alınan konuların sonucunu şüphesiz
belirleyebilir. Biz inanıyoruz ki çözüm herkesin çıkarına
olmalıdır ve olacaktır. Bu, tüm Kıbrıslılara- Kıbrıslı
Rumlara ve Kıbrıslı Türklere - güvenli, herkesin kimliğine
ve haklarına saygı koşullarda, yabancı askerler ve yasa
dışı yerleşikler olmadan AB ailesi içinde
bağımsız refah bir ülkede birlikte yaşamaya imkân
tanıyacaktır. Bu ayrıca Türkiye'nin Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin hâlihazırda tam üyesi olduğu Avrupa Birliği'ne
katılma çabalarına da ivme kazandıracaktır" dedi.
Hristofyas, konuşmasını tamamlarken,
"Türkiye'nin üstüne düşeni yaparak AB'ye katılma
çabalarından doğan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
karşılık yükümlülüklerini yerine getirmesini belirterek,
böylelikle Türkiye uluslararası hukukun temel prensiplerine, Avrupa
Birliği ve Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu'nun
değerlerine ve prensiplerine saygı göstererek çözüm çabalarına
olumlu bir şekilde katkıda bulunacaktır" dedi.
KIBRIS 01/10/08
Kıbrıs sorunu için BM'den taktik
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Aleksander Downer'in bugün New York'a gideceği ve Kıbrıs
müzakerelerinin ele alınacağı bir zirve toplantısına
katılacağı bildirildi.
Fileleftheros; "BM'den ilk değerlendirme"
başlığıyla verdiği ve elde ettiği bilgilere
dayandırdığı haberinde; Downer'in, BM çerçevesinde
gerçekleşecek ve büyük olasılıkla da BM Genel Sekreteri Ban Ki
Moon'un başkanlık edeceği toplantıya
katılacağını ileri sürdü.
Gazete; söz konusu toplantıda BM Genel Sekreter
Yardımcısı Lynn Pascoe'nun da hazır
bulunacağını ve toplantıda Kıbrıs sorununun çözüm
sürecinin ilerleyebilmesi için BM tarafından izlenmesi gereken
taktiğin belirleneceğini iddia etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas arasında 10 Ekim'de
gerçekleştirilecek görüşmede, "Yönetim/Güç
Paylaşımı" konusunun görüşülmesine devam
edileceğini de belirten gazete; BM'nin görüşmelerin çok yavaş
ilerlediği düşüncesini taşıdığını da
savundu.
"Elders" grubu Kıbrıs'a geliyor
Öte yandan gazeteler; Nelson Mandela ve Graca Machel
tarafından 2007'de kurulan "Elders Grubu" üyelerinden
Başpiskopos Desmond Tutu, Cezayir'in eski dışişleri
bakanı Lakhdar Brahimi ve ABD eski Başkanı Jimmy Carter'in,
Talat ve Hristofyas ile görüşme yapmak amacıyla 8-9 Ekim tarihlerinde
Kıbrıs'ta olacaklarını yazdılar.
Haravgi; uluslararası alanda saygınlık
kazanmış liderlerden oluşan grubun üyelerinin Kıbrıs'a
gerçekleştirecekleri ziyaretin amacının, Talat ve Hristofyas'a
çözüm sürecinde destek vermek olduğunu belirterek, Başpiskopos
Tutu'nun ziyaret konusundaki açıklamasına yer verdi.
Habere göre Tutu; "onlarca yıldır süregelen
bölünmüşlüğün ardından bu güzel adanın insanları için
umut zamanı olduğunu" ifade etti ve müzakerelere müdahale
etmelerinin söz konusu olmadığını, bunun
"Kıbrıslıların" işi olduğunu belirtti.
KIBRIS 01/10/08
Christofias offers
message of love
By
Jean Christou
PRESIDENT
Demetris Christofias wants an agreement to abolish military exercises on both
sides in Cyprus, and complete demilitarisation of old Nicosia, he said
yesterday.
Speaking before the Parliamentary Assembly of the Council of Europe (PACE) in
Strasbourg, Christofias said he believed the two measures would improve the
climate surrounding the Cyprus negotiations. It would also help the talks
succeed better, he said.
During his Strasbourg visit, Christofias also managed to pay an informal visit
yesterday to his negotiating partner, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat,
who will make a statement to PACE today.
The two leaders are not due to meet officially again until October 10. They met
for ten minutes yesterday.
I heard that Mr Talat arrived in an auditorium next to our office. So I
knocked the door, I entered and I asked if it is possible for me to commit a
peaceful invasion, said Christofias afterwards.
So I did. We sat together. We exchanged some opinions. I informed him about my
speech, that I implemented what I said to him during our meeting in Nicosia. He
asked me what are you going to say in Strasbourg and I said I am going to say
that I love you. So I did today I think, in a political meaning of course, and
I expect the response of Mr Talat tomorrow. Therefore, it was a friendly
meeting among friends from the two communities. This was a very short welcoming
meeting with Mr Talat.
Christofias said he hoped Talat would reciprocate during his public statement
today. He did not say whether Talat made any comment about his latest
suggestions on cancelling military exercises. Christofias said in his PACE
address that he had put forward the idea during his recent meeting with UN
Secretary General Ban Ki-moon in New York.
I suggested that he promotes an agreement to abolish the annual military
exercises that are held each autumn in and around Cyprus. I refer specifically
to the Nikiforos exercise, carried out by the Cyprus National Guard, and the
Toros exercise, carried out by the Turkish military forces in Cyprus, said
Christofias in his PACE address.
In addition, I propose that measures of military de-escalation also be agreed
upon and implemented, such as the disengagement of forces, particularly in the
Nicosia region, including the full demilitarisation of the old town of Nicosia
within the Venetian walls, the designation of a demilitarised zone, and other measures.
There was a UN-brokered agreement between the two sides in 1989 to pull back
some of their respective forces in areas of close proximity in old Nicosia but
no deal has been struck since on the expansion of the agreement.
The Nikiforos military exercise takes place around October and November every
year. The exercise was not held in 2002, 2003 and 2004 both as a show of
goodwill during negotiations, and also because Greece and Turkey cancelled
their own exercises due to the improving climate between Ankara and Athens.
However the manoeuvres were resumed in 2005, 18 months after Cyprus joined the
EU and Greek Cypriots rejected the Annan plan.
Christofias told PACE Cypriots did not have the luxury to fail this time
around.
No solution is not a solution, as some people claim, he said. I believe that
we can and that must succeed. The will of the Cypriot people for a solution is
essential. However, it is not in itself, sufficient. Turkey, too, must
contribute to the process in a positive way.
Later at a news conference Christofias said to build confidence after a
solution he would even be willing to go back and live in his home village of
Dikomo in the north and live under Turkish Cypriot administration.
His old home had been demolished and he could not afford at the moment to build
a new one, he said.
If it is really needed for the purpose of peace of course I am ready to go and
live there to help create conditions of trust and confidence among Greek
Cypriots who are going to live under Turkish Cypriot administration (after a
Cyprus solution), he said.
CYPRUS MAIL 01/10/08
Christofias reaches out
to Turkish Cypriots in Independence Day speech
By
Jean Christou
PRESIDENT
Demetris Christofias reached out to Turkish Cypriots in his speech to mark
todays Independence Day, urging them to join Greek Cypriots in forging a new
future.
Cyprus belongs to all Cypriots, he said. It is time to learn from the bitter
experiences of the past to join hands and act as Cypriots and to close our ears
to interfering voices who are only seeking to lead us into accepting foreign
solutions to the detriment of our own interests.
Christofias said Cyprus was too small to be divided but sufficiently large to
accommodate all of its children.
A reunified Cyprus can be the common home for Greek Cypriots and Turkish
Cypriots, respecting the ethnic, cultural, linguistic and religious
particularities of each community, he said.
He said that beyond the vision of a solution, there was a vision for prosperity
and progress in Cyprus, a vision for a fairer society that could meet the needs
of all of its citizens.
Christofias said today marked 48 years since the long and difficult struggle
against colonialism. It was a joint victory for Greek Cypriots and Turkish
Cypriots, he said.
The Republic of Cyprus is the solid basis on which our people can enjoy
progress and prosperity. This requires the preservation of the entity of the
Cyprus state, he said.
The objective of reunification and the transformation of Cyprus into a bizonal,
bicommunal federation remained a priority and commitment, Christofias added.
A non-solution is no solution. Division equals disaster, he said.
The reunified Federal Republic of Cyprus will be the joint state of the Greek
Cypriot and Turkish Cypriot communities. There will neither be a Greek state,
and certainly not a Turkish state. It will be a common home for Greek Cypriots
and Turkish Cypriots as the Republic of Cyprus, the unitary state of 1960.
Christofias said the mistakes of the past must not be repeated. The type of
nationalism that paved the way to the Turkish invasion of 1974 had no place in
a new Cyprus.
There is no alternative method of resolving the Cyprus problem other than
peaceful negotiation under the auspices of the United Nations, as provided for
in relevant resolutions, he said.
Of course, a prerequisite to get to the desired solution is our good will and
reasonable positions to meet our good will and reasonable positions by the
Turkish Cypriot community.
Commenting on the current negotiations process, which began on September 3,
Christofias said the Greek Cypriot side would continue to keep a constructive
attitude. The next meeting of the leaders will be on October 10.
CYPRUS MAIL 01/10/08
"Maraş güven yaratıcı
önlem değil"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Maraş konusunun, ancak kapsamlı çözüm çerçevesinde görüşülebileceğini ifade ederek, "Maraş, güven yaratıcı önlem değildir" dedi.
Talat, Rum Fileleftheros gazetesine
verdiği demeçte, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın,
kapalı Maraş'ın "Rum tarafına verilmesi"
teklifiyle ilgili olarak, Maraş konusunun, ancak kapsamlı çözüm
çerçevesinde görüşülebileceğinin altını çizerek,
Maraş'ın güven yaratıcı önlem
olmadığını söyledi.
Talat, "Güven yaratıcı önlemlerde değil, Kıbrıs
sorununa kapsamlı bir çözüm bulma üzerinde odaklanmamız gerekir"
diye konuştu.
Hristofyas'ın, Türk ordusunun "Toros", Rum ordusunun da
"Nikiforos" tatbikatlarının iptal edilmesi önerisini de
"iyi" olarak niteleyen Talat, "Bunu görüşeceğiz"
dedi.
Talat, Hristofyas'ın, tatbikatların iptal edilmesi teklifini, önceki
gün kendisine de ilettiğini belirtti.
CNN TURK 02/10/08
Talattan Türkiye savunması
GÜVEN ÖZALP Strasbourg
İlk kez uluslararası bir kurumda Genel Kurul düzeyinde bir konuşma yapan Talat, AKPMye Kıbrıs sorununun Türkiyenin askeri müdahalesiyle oluşmadığını vurguladı
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sembolik
anlamı büyük olan bir ilke imza atarak Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi Genel Kuruluna (AKPM) hitap etti. Konuşmasının önemli
bir bölümünü, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın önceki gün
yaptığı konuşmaya cevap niteliği taşıyan
Talat, faturanın sürekli Türkiyeye çıkarılmasını
eleştirdi. Talat, Türkiye olmasaydı Kıbrıslı Türkler
de olmazdı dedi.
Sorun Rumlar...
İlk kez uluslararası bir kurumda Genel Kurul düzeyinde konuşma
yapan Talat, Kıbrıs sorununun Türkiyenin askeri müdahalesiyle
oluşmadığını vurgulayarak Eğer Türkiye
olmasaydı, Kıbrısta hiçbir Kıbrıslı Türk
kalmayacağından şu an size hitap eden bir
Kıbrıslı Türk lider de olmayacaktı dedi. Talat,
Kıbrıstaki çözümsüzlüğün asıl kaynağının
Türkiye değil, Rumların adada egemenliği paylaşmak
istememesi olduğunu ifade etti.
Uluslararası kurumların Kıbrıs sorununa tek taraflı
yaklaşmasından yakınan Talat, Kıbrıs Türk toplumu hep
acil, kapsamlı ve adil bir çözümden yana oldu ve bunun için
çalıştı. Sürece katkıda bulunması ve çözüm
istediğini göstermesi gereken taraf Kıbrıslı
Rumlardır diye konuştu.
Kıbrıs Türk toplumu siyasi, ekonomik ve sosyal izolasyon
altında. Bu izolasyonun en önemli sonucu da Kıbrıslı
Türklerin uluslararası arenada seslerini duyuramaması oluyor diyen
Talat, tek taraflı yaklaşımların çözüme değil
çözümsüzlüğe katkı yaptığını söyledi.
Raporu da eleştirdi
Talat, bu bağlamda Alman parlamenter Joachim Hörster tarafından
hazırlanan ve AKPMde 20ye karşı 99 oyla kabul edilen raporu da
eleştirdi. Rapor, genel anlamda Çözüm için yakalanan fırsatın
kaçırılmaması gerektiği mesajını vermekle
birlikte müzakere sürecine olumlu katkı yapabilecek bir ruhu
yansıtmayan ve Rum tezlerine daha fazla ağırlık veren bir
profile sahip olmasıyla dikkat çekiyor.
Taksim felaket demektir...
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, iki kesimli, iki
toplumlu federal bir çözüm görüşünü yineleyerek, birleşik bir
Kıbrısın tek devlet, tek egemenlik ve uluslararası tek
kimliğe sahip olacağını savundu. Hristofyas,
Kıbrısın taksiminin felaket anlamına geldiğini
söyledi.
Hristofyas, bağımsızlık günü nedeniyle önceki akşam
Rum televizyonlarında yaptığı konuşmada,
Kıbrısın yeniden birleşmesinin Kıbrıslı
Rumların ve Kıbrıslı Türklerin yararına
olacağını ifade etti..
MILLIYET 02/10/08
Tarihi konuşma
ÇÖZÜME HER ZAMAN HAZIRIZ... Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa
Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde, Kıbrıs Türk halkının,
Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı, adil bir çözüm bulunması
için her zaman hazır olduğunu ve bunun için
çalıştığını vurgulayarak, "sürece katkı
koyması ve sorunun çözümlenmesinden yana tavrını
kanıtlaması gerekenin, Kıbrıs Rum tarafı
olduğunu" söyledi
SÖZ HAKKIMIZ KORUNSUN... Talat, Kıbrıs Türk
halkının dünyadan, öncelikle söz hakkının
korunmasını istediğinin de altını çizdi.
Kıbrıs Türk halkının çözümden yana tutumunun, Nisan 2004'te
yaşadığı hayal kırıklığına
rağmen devam ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
başlayan çözüm müzakerelerinin ilerlemesinin önündeki başlıca
engelin Rum tarafının, Kıbrıslı Türklerin siyasi
eşitliğini pratiğe dökmedeki isteksizliği olduğunu
ifade etti
KENDİ GELECEĞİMİZİ
BELİRLEYEBİLELİM... Talat, Kıbrıs sorununun küçük bir
ada üzerinde iki halkın bir arada yaşayabilme sorunu olduğunu
dile getirerek, "Kıbrıs Türk halkının 1950'li
yıllardan beri tek arzusu, Kıbrıs adasının yönetimine,
kendi geleceğini belirleyecek oranda katılabilmektir" dedi
Özgül Gürkut MUTLUYAKALI (TAK)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi'nde, Kıbrıs Türk halkının,
Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı, adil bir çözüm bulunması
için her zaman hazır olduğunu ve bunun için
çalıştığını vurgulayarak, "sürece katkı
koyması ve sorunun çözümlenmesinden yana tavrını
kanıtlaması gerekenin, Kıbrıs Rum tarafı
olduğunu" söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk
halkının dünyadan, öncelikle söz hakkının
korunmasını istediğinin de altını çizdi.
Kıbrıs Türk halkının çözümden yana
tutumunun, Nisan 2004'te yaşadığı hayal
kırıklığına rağmen devam ettiğini kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, başlayan çözüm müzakerelerinin ilerlemesinin
önündeki başlıca engelin Rum tarafının,
Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini pratiğe
dökmedeki isteksizliği olduğunu ifade etti.
Talat, Kıbrıs sorununun küçük bir ada üzerinde
iki halkın bir arada yaşayabilme sorunu olduğunu dile getirerek,
"Kıbrıs Türk halkının 1950'li yıllardan beri tek
arzusu, Kıbrıs adasının yönetimine, kendi geleceğini
belirleyecek oranda katılabilmektir" dedi.
Avrupalı parlamenterlerden, Kıbrıs sorununu
çözecek önerileri desteklemelerini isteyen Cumhurbaşkanı Talat,
siyasi görüşlerini uluslararası alanda duyurmalarını
engelleyen izolasyonların kaldırılması
çağrısını bir kez daha AKPM çatısından yineledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Alman Parlamenter Joachim
Hörster tarafından hazırlanan "Kıbrıs'ta Durum"
başlıklı raporun, olumsuz ve tek yanlı ifadeler
içerdiğini de kaydederek, bu raporun böylesi ortamda kabulünün BM Genel
Sekreteri'nin çözüm çabalarına ve adada oluşturulmaya
çalışılan olumlu atmosfere katkıda
bulunmayacağını vurguladı.
Talat AKPM'de
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi'nde Kıbrıs raporu görüşülürken Avrupalı
parlamenterlere hitap etti.
Yaptığı konuşmayla "AKPM'de
konuşan ilk Kıbrıslı Türk lider" unvanını
kazanan Talat, 6 sayfalık yaklaşık 20 dakikalık
konuşmasını Türkçe yaptı.
Cumhurbaşkanı Talat'ı parlamenterler kendi
dillerinde eş zamanlı tercümeyle dinledi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın AKPM
konuşması TRT 2'den canlı yayımlandı. Talat'ı,
eşi Oya Talat ve milletvekilleri Hüseyin Özgürgün ile Mehmet Çağlar
da izleyenler arasındaydı.
Kıbrıs Türk halkı adına, AKPM'deki
parlamenterleri saygıyla selamlayan Talat, Kıbrıs Türk
halkının seçilmiş lideri olarak AKPM salonunda hitap etmekten
duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu olanağı, AKPM'nin
Kıbrıs Türk halkına verdiği değerin yüksek bir göstergesi
olarak algıladığını ifade etti.
Bayramı kutladı
Cumhurbaşkanı Talat, Ramazan Bayramı'na da
dikkat çekerek, Kıbrıs Türk halkının ve tüm İslam
dünyasının bayramını kutladı, tüm insanlığa
barış ve mutluluk diledi.
Kıbrıs Türk halkının, AKPM'nin
ilgisine ve verdiği değere layık, çağdaş bir halk
olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs Türk
halkı, aynı zamanda, en yüksek insani değerleri benimsemiş,
insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, sosyal adalete, demokratik
gelişime inanan ve bunlar için mücadele eden bir halktır" dedi.
İntikam duygusunun esiri olmadan
Talat, Kıbrıs Türk halkının, bu
niteliklerini, uzun yıllardan beri devam ede gelen Kıbrıs
sorununun mağduru olmasına karşın, hiçbir intikam
duygusunun esiri olmadan, sorunun çözümlenmesi için kararlı bir tutum
ortaya koyarak hayata geçirdiğine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi'nin, Kıbrıs Türk halkının
seçilmiş temsilcilerine çatısı altında yer veren ilk
uluslararası parlamento olduğunu hatırlatarak, BM Kapsamlı
Çözüm Planı'na (Annan Planı) verdikleri "evet"i dikkate
alarak, 2005'ten beri Kıbrıs Türk halkına nefes alabilecek bir
pencere olan AKPM sayesinde Kıbrıslı Türk parlamenterlerin,
uluslararası arenaya çıkabildiğini kaydetti.
Kıbrıs sorunuyla ilgili tutumları
hakkında AKPM üyelerini bilgilendiren Cumhurbaşkanı Talat,
"Kıbrıs sorunu, küçük bir ada üzerindeki iki halkın, bir
arada yaşayabilme sorunudur. Ne yazık ki, bu konuda
başarılı olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Ama ayrı
siyasi kimliğine karşın ada nüfusunun yüzde 20'sini
oluşturan Kıbrıs Türk halkının bu sorunun ortaya
çıkışındaki ve devam etmesindeki sorumluluğunun,
diğer aktörlerin sorumluluğu ile kıyaslanamayacak kadar az
olduğunu belirtmeliyim" diye konuştu.
"Tek arzumuz Kıbrıs'ın yönetimine
katılabilmek"
Kıbrıs Türk halkının, 1950'li yıllardan
beri tek arzusunun Kıbrıs'ın yönetimine, kendi geleceğini
belirleyecek oranda katılabilmek olduğunu belirten
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle devam etti:
"Huzurunuzda yapılan pek çok konuşmada,
Kıbrıs sorununun sorumlusu olarak Türkiye'nin gösterildiğini
biliyorum. Ne var ki aslında Türkiye, 1974'te adaya müdahale etmeye mecbur
bırakıldığı zaman, Kıbrıs sorunu zaten
vardı. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarının
temsilcileri, 1963'te oluşan sorunu nasıl çözebileceklerini
görüşmeye daha 1968 yılında başlamışlardı.
Ancak Yunanistan'daki Albaylar Cuntası'nın desteğindeki
yasadışı Kıbrıs Rum silahlı güçleri, kendi
yöneticilerine karşı darbe yaptıkları ve Enosis'i ilan
etmeye hazırlandıkları zaman, Türkiye, uluslararası
anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirerek adaya asker
çıkarmak zorunda kalmıştı.
Türkiye, bu müdahaleyi diğer bir garantör ülke olan
İngiltere ile birlikte yapmayı teklif etmiş ama
reddedilmiş, bu sorumluluğu tek başına yerine getirmek
durumunda kalmıştı."
"Herkes mutsuz ama en çok Kıbrıs Türk halkı
etkileniyor"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sorunun
çözümünün gecikmesinden herkesin mutsuzluk duyduğunu, ama bu
mutsuzluğun en fazla Kıbrıs Türk halkını
etkilediğinden emin olunabileceğini söyledi.
Patlamaya hazır yanardağ
Talat, Kıbrıs Türk halkının
Kıbrıs sorunu nedeniyle dünyanın özgür halkları
arasındaki onurlu yerini tam anlamıyla
alamadığını, dünyayla yeterli ve geçerli ilişkiler kuramadığını
kaydetti ve "Çocukluk ve gençliğimizi her an patlamaya hazır bir
yanardağın üzerinde geçirdik. Artık
çocuklarımızın geleceklerini güvenli kılmak gibi bir
gailemiz var. Ve bunun için Kıbrıs'ta kalıcı bir
barışın tesis edilmesini acil bir insani mesele olarak
görüyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, değişen dünya
koşullarına karşın, çözümü ve barışı
sağlayamamalarının, sorunun siyasi yönlerini alabildiğine
karmaşıklaştırdığını; iki kutuplu
dünyanın bir problemi olarak, o zamanın dengelerini yansıtan
karar ve tutumların yükünü sorunun üzerinde biriktirdiğini belirtti.
1964 yılından itibaren konuyla ilgili
Birleşmiş Milletler kararları veya 1974 yılından hemen
sonra ortaya çıkan tutumların, bugün hâlâ
ağırlığını hissettirdiğine işaret eden
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının, sorunun
çözümsüzlüğünün dayattığı zorluklara, özellikle Türkiye
Cumhuriyeti'nin katkılarına dayanarak baş edebildiğini dile
getirdi.
Talat, Kıbrıs Türk halkının
başlıca destekçisinin Türkiye olduğunu ve halkın bu nedenle
Türkiye Cumhuriyeti'ne, ve tarihi ve kültürel bağlarla bağlı
olduğu Türkiye halkına çok haklı minnet duyguları
beslediğini anlattı.
Kıbrıs Türk halkının devlet
hizmetlerinden yararlanmasının, dünyayla telefon
bağlantısı kurabilmesinin, posta servislerinden
yararlanabilmesinin, seyahat edebilmesinin Türkiye'nin desteği ile mümkün
olabildiğine dikkat çeken Talat, "Dünya devletlerinin
yaptığı gibi, Türkiye de kendi topraklarına direkt
uçuşa izin vermeseydi şu anda ben burada değil Kuzey
Kıbrıs'ta hapsolmuş durumda olurdum. Aslında Türkiye'nin
desteği olmasaydı, Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türk
kalmayacağı için bugün karşınızda konuşan bir
Kıbrıslı Türk lider de olamayacaktı. Sorunun detayları
bir yana, Türkiye'nin bize verdiği desteğe genel olarak böyle
bakmalısınız" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa
çözüm bulmak için yakalanan en önemli fırsatın 2004'te iki
halkın referandumlarına sunulan BM Kapsamlı Çözüm Planı
olduğunu hatırlatarak, Kıbrıs Türk halkının bu
plana "evet" diyerek çözümden yana tutumunu ortaya koyduğunu,
ancak bu olanağın, o zamanki Kıbrıs Rum liderliğinin
ve politik destekçilerinin akıl almaz gayretleri ve teşvikiyle
sonuçta Kıbrıs Rum halkının "hayır"
oyları ile heba edildiğini kaydetti.
"Unutamıyorum..."
Talat, Rum halkının, özgür iradesini sorgulama
yetkisini kendinde görmediğini belirterek, "Ama plana karşı
yürütülen 'hayır' kampanyasının devletçi karakterini, bu süreçte
Kıbrıs Rum liderliğinin, zamanın lideri olarak Tasos
Papadopulos ile bugünkü Kıbrıslı Rum lider, sevgili dostum
Dimitris Hristofyas'ın oynadığı olumsuz rolü de unutamıyorum"
dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs Türk
halkı, Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı, adil bir çözüm
bulunması için her zaman olduğu gibi hazırdır; bunun için
çalışmaktadır. Bu sürece katkı koyması ve sorunun
çözümlenmesinden yana olduğunu kanıtlaması gereken
Kıbrıs Rum tarafıdır" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk
halkının çözümden yana tutumunun, Nisan 2004'te
yaşadıkları hayal kırıklığına
rağmen devam ettiğini ifade ederek, bu tarihten sonra, çözüm
amaçlı görüşmeleri, BM Kapsamlı Çözüm Planı temelinde
yeniden başlatmak için büyük çaba ortaya koyduklarına ve dünyadan bu
amaçla destek talep ettiklerine dikkat çekti.
Önceki Kıbrıslı Rum lider Papadopulos'un,
bundan ısrarla kaçındığını; soruna
görüşmeler yoluyla kapsamlı çözüm bulmak yerine, Kıbrıs
Türk halkını kendi yönetimi içine çekip eritmek demek olan
"ozmosis" yöntemini izlediğini; bizzat kendisinin,
halkların özgürlüğünün sembolü olan Birleşmiş Milletler
kürsüsünden bütün dünyaya ilan ettiğini kaydetti.
"Papadopulos'un izlediği 'ozmosis'
politikası, ne iyi ki, dünyadan destek görmedi. Kıbrıs Rum
halkı bile, bu politikanın izlenmesinden tedirginlik duymaya
başladı ve Şubat 2008'de Papadopulos'u Dimitris Hristofyas ile
değiştirdi" diyen Talat, şöyle devam etti:
"Sevgili dostum Hristofyas"
"Şimdi yeni bir süreçteyiz. Sevgili dostum
Dimitris Hristofyas, çözümden ve bu hedefe bağlı görüşmelerden
yana bir politika izleyeceğini söyleyerek Kıbrıs Rum
liderliğini devraldı. Elbette bunu memnuniyetle
karşıladık. Ve hemen işe koyulduk.
Çeşitli zorluklarımız var... Ama bu
zorluklar, Dimitris Hristofyas'ın bütün dünyaya anlatmaya
çalıştığı gibi Türkiye'den kaynaklanmıyor. Bu
zorluklar, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs'ın
egemenliğini Kıbrıs Türk halkı ile paylaşmak
konusundaki isteksizliğinden kaynaklanıyor.
Kıbrıs Rum tarafının, kapsamlı
çözüm müzakerelerine oturması için pek çok konuda esneklik gösterdim... 21
Mart'ta imzaladığımız prosedürel anlaşmanın
hükümlerinden biri olmamasına karşın, Hristofyas'ı
güçlendirmek için, talep ettiği 'ortak dili' yaratmak konusundaki
isteklerini yerine getiren ortak açıklamalara onay verdim.
Bugün kapsamlı çözüm müzakerelerine
başlamayı büyük bir ilerleme sayıyorum, ama daha ileriye
gitmemizin önündeki başlıca engelin, Kıbrıs Rum tarafının
Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini pratiğe
dökme konusundaki isteksizliği olduğunu belirtmek
zorundayım."
"Yeni ortaklık devletinden yanayız"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
Türk tarafının, Kıbrıs'ta iki halkın siyasi
eşitliğine dayanan ve eşit statüde iki kurucu devleti bünyesinde
barındıracak yeni bir ortaklık devleti kurulmasından yana
olduklarını vurgulayarak, Kıbrıs'ın böyle bir
çatı altında birleştirilebileceğini ve bütün dünyanın
karşısına tek bir uluslararası kimlik ile çıkabileceğini
düşündüklerini ifade etti.
Kıbrıs, haksız bir şekilde ve
Kıbrıs Türk halkının onayı aranmadan AB üyeliğine
kabul edildiği halde, yeni ortaklık devletinin AB üyesi olması
konusunda bütün siyasi güçlerin fikir birliği içinde olduğunu
belirten Talat, yeni ortaklık devletinin, AB'nin kuruluş ideallerine
sadık kalarak şekillenebileceğini, ancak Kıbrıs Türk
halkının tarihsel sorunlardan kaynaklanan tehditlerden veya
güvensizliklerden birtakım ayrıklıklarla (derogasyonlar)
korunabileceğini anlattı.
Talat, AKPM milletvekillerine hitaben "Böyle bir
yapıya ulaşarak, Kıbrıs sorununu tarihe gömmek için
yardımınızı rica ediyorum" dedi.
Raporla ilgili gözlemler
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Siyasi
İşler Raportörü Joachim Hörster'in hazırladığı
"Kıbrıs'ta Durum" başlıklı rapor ve karar
taslağına ilişkin bazı gözlemlerini de aktaran
Cumhurbaşkanı Talat, seçilmiş iki Kıbrıslı Türk
temsilcinin 1376 sayılı karar çerçevesinde AKPM
çalışmalarına katılmasına olanak sağlayarak,
Kıbrıslı Türklerin üzerindeki siyasi izolasyonun
hafifletilmesine katkıda bulunmasından dolayı AKPM'ye
teşekkür etti.
Talat, Kıbrıslı Türk yerel yönetim
temsilcilerinin de, Parlamenterler Meclisi'nde olduğu gibi, Avrupa Konseyi
Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi'nde temsil edilmesi gerektiğini
belirten 2004 yılında alınmış 170 sayılı
Kongre kararının da acilen uygulanmasını beklediklerini
vurguladı.
"İzolasyonların devam ettiğini üzülerek
gözlemlemekteyiz"
1376 sayılı kararda, Kıbrıslı
Türkler üzerinde uygulanan uluslararası izolasyonlara son verilmesi
gerektiğinin belirtildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı
Talat, "Demokrasinin beşiği bir kurumda böylesine bir karar
alınmasına rağmen Kıbrıs Türk halkına
uygulanmakta olan izolasyonların devam ettiğini üzülerek gözlemlemekteyiz"
diye konuştu.
Kıbrıs Rum tarafının bir hafta önce,
Kıbrıs Türk limanlarına uğradığı
gerekçesiyle Suriyeli bir kaptanı tutuklamakla izolasyon
politikasında ne kadar katı bir tutum içinde olduğunu bir kez
daha gösterdiğine işaret eden Talat, şunları dile getirdi:
"Karar tasarısında sadece Kıbrıs
Rum bandıralı gemilerin Türkiye'deki limanlara girmelerine
uygulanmakta olan yasağa değinilmektedir. Kıbrıs Türk
tarafı olarak geçmişte defalarca yapmış olduğumuz
adada bütün kısıtlamaların karşılıklı kaldırılması
çağrımıza ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bu konuda
hazırlamış olduğu Eylem Planı önerisine yer
verilmediğini gözlemlemekteyiz. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nden
beklentimiz, tek yanlı girişimler yerine
karşılıklı işbirliğini, istikrarı, karşılıklı
yarara dayalı çalışmaları teşvik edecek bir
yaklaşım olarak Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda
bulunacak önerileri desteklemeleridir."
Hayal kırıklığı
Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs Rum
tarafı, Kıbrıslı Türkler üzerinde izolasyonun
olmadığı iddiasını kanıtlamak amacıyla bir
propaganda ve siyasi istismar aracı olarak kullandığı
Kıbrıslı Türklere yardım ettiği
iddialarının, karar tasarısında yer bulmasının
hayal kırıklığı yarattığını"
da vurguladı.
Kıbrıs Türk tarafının
uluslararası alanda izolasyonları kaldırma girişimleri
başlatması ve bunun dünyada ses bulmasıyla birlikte,
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türklerden
parasını aldığı elektriği bile bedava verdiğini
iddia etmeye ve Güney Kıbrıs'ta çalışanların
ücretlerini Kıbrıslı Türklere "yardım" diye
sunmaya başladığına dikkat çeken Talat, Kıbrıs
sorununun ortaya bir mülkiyet sorunu çıkardığını
söyledi.
Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
tavsiye ve yönlendirmesi doğrultusunda Taşınmaz Mal Komisyonu'nu
kurduklarını hatırlatarak, buna göre kapsamlı çözümü
bekleyemeyecek durumdaki ihtiyaçlı mülk sahiplerinin
başvurabilecekleri ara bir çözüm olarak kısmi iade, takas ve tazminat
seçeneklerini iç hukuk yolu olarak yaşama geçirdiklerini anlattı.
Komisyon'un kurulmasıyla Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin ağır iş yükünden kurtulduğunu ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, mülkiyet sorununun; savaş sonrası
düzenlemelere konu olduğunu ve birçok Avrupa devleti de dahil birçok dünya
ülkesinin sorunu olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Bu konuda
deneyimleri paylaşarak insanlarımızı bir daha göç
ettirmeyeceğimiz düzenlemelerin yapılacağı bir anlaşma
ile çözüme ve barışa ulaşmak birinci hedefimiz
olmalıdır" diye konuştu.
Genç kuşaklar, ders kitapları
Cumhurbaşkanı Talat, AKPM'deki
konuşmasında, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüme
ulaşmanın ve bu çözümün sürdürülebilir olmasının,
adanın her iki tarafında yaşayan genç kuşakların
birbirlerine nasıl baktığıyla da bağlantılı
olduğuna dikkat çekti.
"Memnuniyetle belirtmek isterim ki, Eğitim
Bakanlığımız, Avrupa Konseyi'nin ilke ve tavsiyeleri
doğrultusunda okullarımızda kullanılmakta olan ders
kitaplarını gözden geçirmiştir. Kıbrıs Rum
tarafının da, ders kitaplarında yer alan Kıbrıslı
Türklere karşı nefreti ve düşmanlığı körükleyen
ifadelerin çıkartılması konusunda bir an önce harekete geçmesini
beklemekteyiz" diyen Talat, Avrupa Konseyi'nden Rum tarafını bu
konuda çalışma başlatması için cesaretlendirmesini ve
teşvik etmesini istedi.
Talat, Kıbrıs Türk tarafının, kökeni
ne olursa olsun Kuzey Kıbrıs'taki kültürel varlıkları tüm
insanlığın ortak mirası olarak
algıladıklarını ve hiçbir uluslararası yardım
almadan, kısıtlı imkanlarla korumaya çalıştıklarını
dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, kültürel mirasın
korunması çabalarına destek çağrısı da yaparak,
Kıbrıs Rum kesiminde Konsey'in özel ilgisine ve korunmaya muhtaç
Türk-İslam kültürel varlıklarının da var olduğunu
dikkate getirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, her bireyin
kendi ana dilinde eğitim almasının en temel insan haklarından
biri olduğuna işaret ederek, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan
Rum çocuklarına hem ilkokul, hem de lise düzeyinde kendi okullarında
Rum tarafının müfredatı çerçevesinde ve Rum öğretmenler
tarafından kesintisiz eğitim görmeleri imkanını
sağladıklarını anlattı.
Talat, Rum tarafının, BM'ye bu konuda
verdiği yazılı ve sözlü taahhütlere sadık kalması ve
Limasol'daki Kıbrıslı Türk çocuklara en temel insan hakkı
olan ana dillerinde eğitim imkanı sağlaması için AKPM
tarafından teşvik edilmesini istedi.
Kayıp şahıslar konusu, hayal
kırıklığı
Cumhurbaşkanı Talat, kayıp
şahıslar konusunun 1974 yılında ortaya
çıkmadığını ve sadece Kıbrıslı
Rumları ilgilendiren bir sorun olmadığını kaydederek,
şöyle konuştu:
"1963-1974 yılları arasında yüzlerce
sivil Kıbrıslı Türk evlerine, işlerine giderken yollardan
zorla alınıp kayıp durumuna düşürülmüştür. Raporda bu
insancıl konunun sadece Kıbrıslı Rumları ilgilendiren
bir sorun olarak resmedilmesi ve sadece onların haklarının
sorulması hayal kırıklığı
yaratmıştır.
Hukuk İşleri ve İnsan Hakları
Komitesi'nde kabul edilen değişiklikler halihazırda dengesiz
olan karar taslağını daha da dengesiz hale getirmiştir.
Adada kapsamlı müzakerelerin
başladığı bir ortamda özellikle böylesi olumsuz ve tek
yanlı ifadeler içeren bir kararın kabul edilmesi ne BM Genel
Sekreteri'nin çözüm çabalarına ne de Ada'da oluşturulmaya
çalışılan olumlu atmosfere katkıda bulunacaktır.
"
İzolasyonlar
Konuşmasının son bölümünü Kıbrıs
Türk halkına uygulanan siyasi, ekonomik ve sosyal izolasyonlara
ayıran Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu izolasyonun en önemli
yanlarından birinin, siyasi görüşlerini uluslararası alanda
duyuramamaları olduğuna dikkat çekti.
Talat, Kıbrıs'ta yaşananlar ve
yaşanmakta olanların, çoğu zaman tek taraflı ve gerçeğe
tamamen aykırı şekilde dünyanın gündemine
getirilebildiğini ve sonuçta bu çarpıklığın sorunun
çözümsüz kalmasına katkıda bulunduğunu söyledi.
"Hakkımızın korunmasını istiyoruz"
"Biz, dünyadan, öncelikle söz
hakkımızın korunmasını istiyoruz" diyen Talat,
konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Yüce meclisiniz buna sahip çıktı.
Kıbrıs sorunu ve adada yaşanmakta olanlarla ilgili olarak
hazırlanan raporda, pek çok sorunun ve olayın gerçekçi bir
şekilde kavranamamış olduğunu görsem bile, Kıbrıs
Türk halkının 'söz hakkına' sahip
çıktığınız ve bizi dinleme büyüklüğünü
göstermiş olduğunuz için sizlere müteşekkirim.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve
Avrupa Konseyi'nin de içinde bulunduğu tüm uluslararası camianın
kuvvetle desteklediği Annan Planı, Kıbrıslı Türkler
tarafından onaylanmış ve Rumlar tarafından
reddedilmiştir. Akabinde, halkım üzerinde uygulanmakta olan
izolasyonların kaldırılması yönünde almış
olduğunuz karara rağmen bugün önümüzde bulduğumuz taslak karar
Konsey'in o gün belirtmiş olduğu iradeye ters düşmektedir.
Önünüzdeki taslağın kabul edilmesi halkımda büyük hayal
kırıklığı yaratacaktır.
Bize bu olanağı verdiğiniz için en içten teşekkürlerimi
sunar, çalışmalarınızın dünya barışına
katkıda bulunmasını yürekten
dilerim."
KIBRIS 02/10/08
AKPM Başkanı Puig, Talat onuruna yemek Verdi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Strasbourg'daki yoğun
temaslarını sürdürüyor.
AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig'in önceki
akşam Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat onuruna verdiği
yemeğe bazı Rum milletvekilleri de katıldı.
AKMP'deki Rum milletvekilleri Hristos Purguridis, Andros
Kiprianu, AKPM'de dün görüşülen Kıbrıs raporunu hazırlayan
AKPM Kıbrıs Raportörü Joachim Hörster ve Kıbrıs'taki nüfus
yapısını inceleyerek hazırladığı raporla da
tanınan Finlandiyalı Parlamenter Jaakko Laakso'yla biraraya gelen
Cumhurbaşkanı Talat onuruna verilen yemeğe, AKPM'deki
temsilciler CTP Milletvekili Mehmet Çağlar ile UBP Milletvekili Hüseyin
Özgürgün de katıldı.
Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la da telefonda görüştü.
Başbakan Erdoğan, önceki akşam saatlerinde
Cumhurbaşkanı Talat'ı telefonda arayarak bayramını
kutladı.
Dünkü temaslar
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün sabah AKPM
Genel Kurulu'ndaki hitabından önce bir dizi temasta bulundu.
İlk olarak Avrupa Konseyi İnsan Hakları
Komiseri Thomas Hammarberg'le görüşen Talat, ardından AKPM
Başkanı Puig'le yeniden bir araya geldi ve görüşmeden sonra
basına açıklama da yaptı.
Puig, Kıbrıs'ta siyasi bir çözüm bulunması
için çalışan Cumhurbaşkanı Talat'a teşekkür
etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Avrupa Konseyi'nin
uluslararası toplumda demokrasinin, diyaloğun, işbirliği ve
anlayışın merkezi olduğunu vurgulayarak,
Kıbrıslı Türklerin çözüme hazır olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas'la başlattıkları çözüm
müzakereleri konusunda olumlu konuşmak için henüz erken olduğunu,
ancak kendisinin umutlu olduğunu belirterek, çözüm için
olasılıkları değerlendirdiklerini anlattı.
Çözümün gerekliliğinin önemini bildiklerini
vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk
tarafının, barış ortamı yaratılmasına
hazır olduğunu anlattı.
Talat, AKMP'nin kendileri için büyük fırsat olan
davetine halkı ve şahsı adına teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Talat, bu davetiyle AKPM'nin Kıbrıslı
Türk ve Rumlara eşit davrandığını gösterdiğini ve
bunun da çözüm için önem taşıdığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, soruları
yanıtlarken, önceliklerinin Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm
bulmak olduğunu, askersizleştirmenin güven yaratıcı bir
adım olduğunu, bunun tartışılabileceğini, ancak
şu ana dek gündemlerinde yer almadığını, fakat
konuşulabileceğini söyledi.
Talat, güven yaratıcı önlem olarak Mağusa
Limanı'ndan ulaşıma engellerin kalkmasını
istediklerini de belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, Maraş'ın
durumunun ise kapsamlı çözümün parçası olabileceğini kaydetti.
Puig'den olumlu sözler
Talat ve Puig, daha sonra AKPM Genel Kurulu'na girdi ve
toplantı başladı.
AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig,
Cumhurbaşkanı Talat'ın konuştuğu AKPM Genel Kurulu'nda
da Talat'ı takdim ederken, Talat'ın; kendini Kıbrıs
sorununun çözümüne adamış bir lider olduğunu söyledi.
Puig, Cumhurbaşkanı Talat için övücü ifadeler
kullandı, Kıbrıs sorununun çözümüne destek belirtti.
Kıbrıs sorununun çözümünde iki lidere
başarı dileyen ve teşekkür eden Puig, Avrupa Konseyi'nin Ada'da
diyaloğa ve uzlaşıya katkı koymaya hazır olduğunu
kaydetti.
Puig, özetle "Siz 2004'te Avrupa'yı seçtiniz.
Başarılar diliyorum. Kıbrıslı Türk temsilcileri,
birleşik bir Kıbrıs altında Avrupa Konseyi
çatısında görmeyi bekliyoruz" dedi.
Talat'ın konuşmasından sonra da yorum yapan
AKPM Başkanı Puig, Kıbrıs sorununun çözümündeki
zorlukları bildiklerini, kolay bir süreç olmayacağını ifade
ederek, Hristofyas ve Talat'ın söylediklerini dinledikten sonra iyi bir
süreç başladığı konusunda ikna olduklarını
kaydetti.
Puig, Avrupa Konseyi'nin Kıbrıs sorununun
çözümünde yardımcı olacağını da sözlerine ekledi.
Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, AKPM'deki
konuşmasından sonra çeşitli basın kuruluşlarına
demeçler de verdi.
Öte yandan Alman Parlamenter Joachim Hörster
tarafından hazırlanan "Kıbrıs'ta Durum" konulu
rapor, Türk tarafınca olumsuz değerlendirildi.
Cumhurbaşkanı Talat da dünkü
konuşmasında, rapordaki hatalara işaret ederek, konuya daha
objektif bakılması için bilgiler verdi.
AKPM'deki Türk milletvekilleri de rapordaki eksik ve
aksaklıklara işaret etti, özellikle basına verdikleri demeçlerde
yorumlar yaptı.
Raporla ilgili görüşmeler çerçevesinde önceki gün de
AKMP Genel Kurulu'nda Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas
konuşmuştu.
KIBRIS 02/10/08
Talats litany of
grievances
By
Jean Christou
TURKISH
Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday listed a litany of grievances to the
Parliamentary Assembly of the Council of Europe (PACE) and blamed the Greek
Cypriot side for obstructing a settlement.
Talat gave a statement to PACE in Strasbourg, a day after President Demetris
Christofias addressed the assembly.
But unlike Christofias, who talked about all Cypriots and mistakes of the
past, Talat spoke little about his vision of a shared future, and only about
how Turkish Cypriots had been wronged.
He listed Turkish Cypriot grievances from isolation through to education,
missing persons and the Annan plan, where he took the opportunity for a dig at
his negotiating partner Christofias.
I dont have the authority to question the free will of the Greek Cypriot
people, said Talat in reference to Greek Cypriot rejection of the 2004 plan.
However, I cannot forget the state-led no campaign
and the negative role
played by the Greek Cypriot leadership, namely, the leader of the time, Mr
Tassos Papadopoulos, and todays Greek Cypriot leader and my dear friend Mr Demetris
Christofias.
Speaking of the new peace process, Talat said the Turkish Cypriot people were
ready to work for an early, comprehensive settlement. The party that needs to
contribute to the process and prove that it wants solution is the Greek Cypriot
side, he said.
We do have various difficulties... However, these difficulties do not emanate
from Turkey, as argued by Mr Demetris Christofias. These difficulties emanate
from the fact that the Greek Cypriot side is reluctant to share the sovereignty
of Cyprus with the Turkish Cypriot people.
Talat said he personally showed a lot of flexibility so that the Greek Cypriot
side would sit at the table, and to strengthen Christofias, he had given his
approval for joint statements to reflect a common language, even though it was
not part of the initially agreed procedure.
Today, I regard the initiation of comprehensive settlement negotiations as a
great improvement, but I have to say that the main obstacle in front of further
progress is the reluctance of the Greek Cypriot side to give effect to the
Turkish Cypriots political equality, said Talat.
He made an appeal to PACE and referred to a previous resolution calling for an
end to the isolation of the Turkish Cypriots
We regretfully observe that the isolations on Turkish Cypriot people are
continuing despite the existence of such a Resolution by an institution, which
is the cradle of democracy, he said.
Talat said he expected PACE to support proposals that would contribute to the
solution instead of supporting unilateral initiatives, and expressed
disappointment that a new draft resolution also includes Greek Cypriot claims
that they help Turkish Cypriots.
The Greek Cypriot side uses this argument as a means of propaganda and
political exploitation to prove its claims that Turkish Cypriots are not
isolated, said Talat. The Turkish Cypriot people are under political,
economic and social isolation.
He said developments in Cyprus were, most of the time, brought to the attention
of the world unilaterally and in a way that does not reflect reality.
At the end of the day, this distortion contributes to non-solution in Cyprus,
Talat added.
He went on to praise his administrations efforts to review history books and
called on PACE to urge the Greek Cypriot side to eliminate language in their
own text books that incite enmity and hatred against Turkish Cypriots.
Referring to Greek Cypriot schools in the north, which he said were unfettered
in their operation, Talat said it was very saddening that Turkish Cypriots
living in Limassol had not been afforded the same opportunities.
You should encourage the Greek Cypriot side to remain true to its written and
oral promises to the United Nations that it will establish a separate school
for Turkish Cypriot students and to provide these children with education in
their mother tongues, which is one of the basic human rights, said Talat.
He also referred back to 1963 on the issue of Turkish Cypriot missing persons.
It is a disappointment to see that this humanitarian issue has been portrayed
as a problem that only concerns Greek Cypriots and that justice is demanded
only on their part, Talat said.
While several of Talats grievances such as education and the missing persons
were valid, others appeared distorted.
He suggested that Muslim places of worship in the south of the island needed
special interest and preservation from PACE, despite the fact that the
government has set aside over 600,000 this year for that purpose.
He also said the Turkish Cypriot side viewed the cultural monuments in the
north as the common heritage of humanity, regardless of their origin, and
try to preserve them with scarce resources without any international aid,
omitting that even after the new negotiations started with Christofias,
Orthodox churches were still be razed and converted to other uses in the north.
Talat said ultimately the Cyprus problem was a problem of cohabitation of two
peoples on a small island, and although Turkish Cypriot people had been the
victim of the Cyprus problem for many years now, they were determined to solve
the problem without being enslaved by any feelings of revenge.
I should say that the responsibility of the Turkish Cypriot people that make
up 20 percent of the islands population despite its separate political
identity in the creation and continuation of this problem, is very little
compared to the responsibility of other actors, he added.
CYPRUS MAIL 02/10/08
Council of Europe urges
both sides to do more
By
Jean Christou
CYPRUS should
lift its objection to the direct trade regulation for Turkish Cypriots, and the
breakaway north should stop asking for a separate state, the Parliamentary Assembly
of the Council (PACE) said yesterday.
It also called on the Greek Cypriot side to change its history books, and on
the Turkish Cypriot side to halt property development on Greek Cypriot land.
In addition, PACE said Turkey should reduce its military presence in the north,
and normalise its relations with Cyprus. Greece should facilitate dialogue
between Turkey and Cyprus, it said.
After hearing the views of both Cypriot leaders this week, and examining its
own report on Cyprus, PACE said in a resolution yesterday that even with a new
and more positive climate between the two communities, mistrust between them
was still deep.
New efforts were needed to reactivate inter-communal contacts, encourage
dialogue, promote reconciliation and restore confidence, PACE said.
The Assembly commended the political will and determination shown by the
leaders of the two Cypriot communities and fully endorses their efforts.
It urged them to develop and to maintain a climate of reconciliation,
confidence and mutual respect, as well as to avoid all action or declarations
that could harm the ongoing constructive dialogue and accentuate tensions.
The PACE resolution welcomed the efforts made by the EU and by Cyprus aimed at
improving the situation of Turkish Cypriots.
However, more needs to be done in order to facilitate Turkish Cypriots
integration into Cyprus and Europe, it said.
The Assembly therefore calls for new goodwill steps to be taken to allow
increased international trade, educational, cultural and sporting contacts of
the Turkish Cypriot community, it being understood that these activities
cannot be misused to attain political purposes incompatible with the aim of
reunifying the island.
In this context PACE called on the Republic of Cyprus to lift objections to
the adoption of the Council of the European Unions direct trade regulation put
forward by the European Commission allowing free direct trade between Turkish
Cypriots and the EU through their own ports.
The Turkish Cypriot side needed to confirm its commitment to reunifying Cyprus,
PACE said.
It should refrain from insisting on the existence of a separate state in the
north of the island, and put an end to the sales of, and construction on, Greek
Cypriot properties. The Turkish Cypriot side should also consider specific aid
to help the Turkish settlers to leave the island, and place the deserted city
of Famagusta under UN control.
The Assembly said it was hopeful that, despite deep-rooted differences between
the parties on a number of key issues to be negotiated, the current situation
offered the best opportunity in many years to reach a settlement.
President Christofias and Mr Talat are conscious that they can not afford to
fail. All the internal and external actors involved must do their utmost to
maximise the chances of success, the resolution said.
The resolution was approved by 99 votes in favour, 20 against, with seven
abstentions during a debate before the PACE plenary.
The PACE report was compiled by Rapporteur on the Situation in Cyprus Joachim
Horster. The resolution passed after nine of 34 tabled amendments were
approved.
CYPRUS MAIL 02/10/08
Cyprus celebrates
independence
By
Jacqueline Theodoulou
THE REPUBLIC
was and remains a common acquisition of Greek and Turkish Cypriots, President
Demetris Christofias told the nation yesterday.
In a statement to mark Cyprus Independence Day following the annual military
parade, Christofias referred to efforts being made to solve the Cyprus problem,
but stressed that the National Guard would continue to exist for as long as
Cyprus was under occupation.
The President took the salute from members of the National Guard, police and
fire services, standing on the podium with Defence Minister Costas Papacostas,
the National Guard Chief Lieutenant General Constantinos Bisbikas and the Greek
Minister of National Defence, Evangelos Meimarakis.
The parade was also attended by House President Marios Garoyian and Archbishop
Chrysostomos II.
In his statement, the President said he was awaiting a response from Turkey on
whether to cancel the two sides annual military exercises, while he also
referred to the positive international climate that has been created
surrounding Cyprus.
The Republic of Cyprus was and remains a common acquisition of Greek Cypriots
and Turkish Cypriots, said Christofias. We aim with peaceful means to reunite
our country, to relieve it from occupation and settlement, and to live free
under the shelter of a bizonal, bicommunal federation with our Turkish Cypriot
compatriots, without foreign armies, without foreign military and other
presences, he said.
The President said he would fight towards a Cyprus, which will be a democratic
country with respect towards the human rights of each citizen, independent of
the language one speaks and the God in whom one believes.
Christofias said the battle was being fought out in the international arena on
a daily basis, and I believe we are succeeding in putting Cyprus finally in
the forefront. And it will come to the front, if it isnt already there.
He added that the governments aim was not to corner Turkey. Our aim is to
oblige the occupying forces into becoming reasonable and understanding that it
is also to their own benefit to withdraw the military forces and to find a just
and viable solution to the Cyprus problem, if they want to move towards the
European Union.
Christofias thanked the ministers and everyone who participated in the parade,
in honour of our countrys independence.
I wish and hope that we will soon no longer need an army, he added. But as
long as we need it, we will maintain it and train it so it can improve. All the
best to everyone, Greek Cypriots and Turkish Cypriots, Armenians, Maronites and
Latins.
In a brief statement after the parade, Archbishop Chrysostomos said that it was
imperative for everyone to protect Cyprus state entity. He stressed that this
needed to be done by everybody, from the President of the Republic to the last
member of the public.
Thousands line the street
THOUSANDS of Cypriots lined the streets in the capitals Apostolos Varnavas
Lyceum area yesterday to see the military parade in celebration of the 48th
anniversary of Cyprus independence.
War wounded from 1974 were given an honorary position near the officials
stand.
The parade included the participation of members of the National Guard and
Greek contingent ELDYK, the police, Fire Services, Forestry Department, Civil
Aviation and military reserves.
There were also mechanised and infantry units, as well as an air force and
helicopter display, which was met with enthusiastic applause and cheers.
The parade kicked off with the police philharmonic band.
CYPRUS MAIL 02/10/08
Talat: "Yararlı bir ziyaret
oldu"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bayramın birinci günü gittiği Strasbourg'daki temaslarını tamamlayarak, bu akşam ülkesine döndü.
Talat, Ercan Havaalanı'nda
yaptığı açıklamada, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi'nde (AKPM), Türkçe konuştuğunu hatırlattı ve üst
düzey temaslarda bulunduğu ziyaretini, "bugüne kadar yapılan en
verimli Strasbourg ziyareti" olarak değerlendirdi.
AKPM Başkanı Lluis Maria de Puig'in davetlisi olarak gittiği
Strasbourg'da, AKPM'de ilk kez Kıbrıs Türk Lideri olarak
konuştuğunu belirten Talat, "Hem halkımın sesini
AKPM'de duyurdum hem de Kıbrıs konusunda görüşülen raporla
ilgili görüşlerimizi birinci ağızdan dile getirdim" dedi.
Talat, raporun Kıbrıs Türk tarafını mutlu etmediğini
yeniden vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat, "Güney
Kıbrıs'taki seçimlerde Dimitris Hristofyas'ın Rum liderliğine
gelmesiyle yaşanan değişikliğe AKPM'nin
aşırı ölçüde değer vermesi sonucu, Avrupa Konseyi'nde
Kıbrıslı Türklerin daha önce elde ettiği
kazanımların bu seferki karara konulmadığına"
işaret etti.
Talat, "Yine de orası demokratik bir platform. Bu platformda sesimizi
duyurduk. Ana dilimizi kullanma fırsatı bulduk. Böylece
Kıbrıs'ta iki ayrı ana dilin, Türkçe ve Rumcanın
olduğunu vurgulamış olduk" diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, üst düzeyde karşılanıp üst
düzeyde temaslar yaptıklarını, AKPM Başkanı ve Genel
Sekreteriyle, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM)
Başkanı Jean-Paul Costa'yla görüştüğünü
hatırlattı ve bu görüşmelerin yararlı sonuçları
olacağına ilişkin umduğunu dile getirdi.
Talat, "Bugüne kadar yapılan en verimli Strasbourg ziyaretini
gerçekleştirdik. Son derece yararlı bir ziyaret oldu" dedi.
Rum yönetiminden memnun
Kıbrıs Rum yönetimi, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM)
yaptığı konuşmadan memnun değil.
Kıbrıs Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Cumhurbaşkanı
Talat'ın yaptığı konuşmanın, "çözüm
çabalarına yardımcı olmadığını' iddia
ederek, "Talat'ın Kıbrıs sorunuyla ilgili Türk
tarafının bilinen görüşlerini
tekrarladığını" savundu.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın AKPM'de
yaptığı konuşmada, "bugün ve gelecek hakkında
konuştuğunu, Talat'ın geçmiş hakkında
konuştuğunu" ileri süren Stefanu, Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için
beraber çalışmaları gerektiğini söyledi.
"Kıbrıs sorununa 1977 ve 1979 Üst Düzey Anlaşmaları
çerçevesinde, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve tek
vatandaşlığa sahip olan, iki toplumlu ve iki kesimli bir çözüm
bulunması gerektiğini' yinelen Rum sözcü, "Hristofyas'ın bu
ilkeler zemininde bir çözüm istediğini" dile getirdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, dün Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
(AKPM) Genel Kurulu'na hitap etmişti.
Talat, "Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili müzakerelerde en büyük
sorunun, Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı
Türklerin siyasi eşitliğini tanımaktaki isteksizliği
olduğunu" söylemişti. Talat, Rumların adada egemenliği
Türklerle paylaşmak istememelerinin en önemli sorunların
başında geldiğini bildirmişti.
CNN TURK 03/10/08
Kıbrıs Türkleri için sembolik bir kazanım
ANALİZ / GÜVEN ÖZALP Strasbourg
Kıbrısta kapsamlı çözüme yönelik müzakerelerin sürdüğü bir ortamda, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde (AKPM) genel kurula hitap etmesi sembolik önemi çok yüksek olan bir gelişmeydi
Talatın ve Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın
konuşmaları ve Kıbrısta Durum başlıklı
rapor dikkate alındığında ise soruna bakışta,
tarafların ve Avrupanın çizgilerini koruduğu net bir
şekilde ortaya çıktı.
Öncelikle altı çizilmesi gereken konuyu, Alman Parlamenter Joachim Hörster
tarafından hazırlanan raporun 2004te aynı çatı
altında alınan Kıbrıs kararının hayli gerisinde
kalması oluşturuyor. Rapor, her şeyden önce devam etmekte olan
müzakere sürecine olumlu katkı yapmaktan uzak ve Rum tarafının
tezlerini ağırlıklı olarak işleyen bir profil çizmesi
açısından dikkat çekiciydi. KKTCnin attığı
adımlarla kapatılmış konuların tekrar raporda yer
bulması da olumsuzluklar arasındaydı.
Talatın AKPMdeki konuşmasının sembolik değeri
yüksekti ve içerik olarak doğruları yansıtıyordu, ancak
dinleyenler açısından ikna edici olmaktan uzaktı.
Hristofyasın, müzakere sürecinden umutla bahseden ve detay yüklü
maddelere girmektense geniş bir vizyonu yansıtan konuşmasının
ardından Talatın konuşması geçmişte yapılan benzer
nitelikli konuşmalardan farklılaşamayan niteliğiyle
istenilen etkiyi yaratamadı.
AKPMnin Talata yönelik davetinin asıl önemi, benzer nitelikli
kurumların da bu yaklaşımı benimsemesinin önünü açabilecek
bir potansiyele sahip olmasında yatıyor. Egemenliğin eşit
paylaşımı, mülkiyet ve garantörlük gibi konularda iki liderin
tezleri arasında hâlâ uçurumlar olması ise çözüm potansiyelinin
sorgulanmasına neden oluyor.
MILLIYET 03/10/08
Talat'tan çözüme son çağrı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözüme olan
inancının sürdüğünü ve iyimser olduğunu belirtti fakat
önemli bir saptamada bulundu: "Haziran 2009'a çözümsüz
ulaşmayı ve sonrasını düşünmek bile istemiyorum"
Strasbourg temaslarını "önemli" olarak nitelendiren
Cumhurbaşkanı Talat, kendisini rahatsız eden tutumlara
karşın yüksek düzeyde protokol de uygulandığını
kaydetti
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözüme yönelik inancını
koruduğunu ve iyimser olduğunu belirtti. Talat buna karşın
"Haziran 2009'a çözümsüz ulaşmayı ve sonrasını
düşünmek bile istemiyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, önemli temaslar
yaptığı Strasbourg'ta, KIBRIS gazetesi köşe yazarı
Hasan Hastürer'in sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Talat, "Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi AKPA'da ilk kez bir Kıbrıslı Türk Lider
konuştu. Bu noktaya gelirken perde gerisinde neler oldu?" sorusuna
şu yanıtı verdi:
" Perde gerisi şu aslında. Raportör Höster,
Kıbrıs raporunu hazırlamaya başladığında
Güney Kıbrıs'ta henüz seçimler yapılmamıştı.
Papadopulos, Höster'in Kıbrıs'a gelmesini istemeyip, çeşitli
gerekçelerle engelledi. Adaya gelişi konusunda Rum tarafı olumlu
tavır koymadı.
Höster, birkaç kez konseye raporunu hazırlamak için
Kıbrıs'a gelmesi gerektiğini ve raporunu hazırladıktan
sonra iki liderin konseye hitap etmesi talebini iletip destek
almıştı.
Rum tarafı gelişini birkaç kez erteletti, engelledi.
Rum tarafı, Türk lider çağrılmasın diye Hörster'in
Kıbrıs'a gelişini engelliyordu. Raporun hazırlanması
ve ardından Kıbrıs Türk liderinin konseye hitap etmesini
istemiyorlardı.
Hristofyas seçimi kazanınca ve aldığı
kredinin ağırlığıyla Hösteri'in Kıbrıs'a
gelişini engelleyemedi. Rapor hazırlandı ve davet
yapıldı."
Talat, Hristofyas'ın Cumhurbaşkanı, kendisinin ise
toplum lideri olarak çağrılamsıyla ilgili yapılan
eleştirilerin anısmatılması üzerine, "Buna tepki ben
de koyarım. İki tarafın eşitliğini vurgulayabilmek
için iki tarafın lideri olarak vurgu yapılmasını
isterim" deyip şunları ekledi:
"Aslında dikkat ederseniz her ne kadar
resmi kısımda AKPA Başkanı, 'Kıbrıs Türk Toplum
Lideri' demişse de konuşmasının bütününde 'iki lider"
ifadesini kullanmıştır.
Hristofyas'ın sorulara yanıt vermesi
dışında tamamen eşit davranılmıştır.
Strasbourg'a varışta havalanında AKPA protokol yetkilileri
tarafından karşılandık. VİP'den geçirildik. AKPA'ya
gelişimde de aynı özen devam etmiştir. AKPA Başkanı
onuruma yemek verdi. İçeride yaptığım görüşmeler hemen
hemen aynı kişilerle oldu.
Bu yeni bir örnektir ve bundan sonrası içinde bu protokolün
uygulanması beklenendir. Birlikte davetlerde bu eşitliği dikkat
edileceğine inanıyorum.
Bu arada şunu da belirtmek isterim. Bize toplum lideri
uygulanması yeni bir durum değildir. Önceki
Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş, buralara geldiği zaman
toplum lideri olarak gelmiş, şu anki protokol uygulanmamış,
söz hakkı da elde edememişti.
Kıbrıs sorununda politikamız şimdiki gibi
olsaydı Rum tarafı AB içinde, biz dışarda, Rum lider
Cumhurbaşkanı, biz toplum lideri olarak kabul görmeyecektik."
Hristofyas'ın sosyal ve insani duruşu politik mi?
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın
özellikle Papadopulos'la kıyaslandığı zaman daha sosyal,
daha insani bir duruş sergilemesini ne denli samimi bulduğu sorusunu
yanıtlarken Talat, şöyle konuştu:
" Samimi olduğuna inanıyorum. Müzakere süresince
ya da zaman zaman yaptığımız açıklamalarda
tartışma, restleşme olsa da müzakerenin seyri içinde insani
ilişkiler içinde olduğumuzu da inkar etmemek gerekir.
Hristofyas açısından en ciddi olumsuzluk,
ortaklarının duruş ve görüş farklılığı
olmasıdır. Bu durum Hristofyas'ın durumunu
zorlaştırır. Bunu kendisine sormadım. Sormam etik
olmazdı ama bu durum Rum basınına yansıyor."
İyimserliğim devam ediyor
Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan
görüşmelerin çözümü konusunda iyimserliğinin devam ettiğini
vurgulayan KKTC Cumhurbaşkanı Talat, şöyle dedi:
"Şu an çözüm için 2008 sonu uzak bir
olasılık halini almış görünüyor. Ancak mevcut
hızımız çözüm için 2009 başını ya da
ortalarını işaret ediyor.
Benim çözüm konusunda ne kadar istekli ve katkı koyucu
olduğum ortada, Hristofyas da çözümü sürekli işaret ediyor. Bu
durumda 2009 başına ya da ortalarına çözümü yetiştirmek
mümkündür".
En büyük zorluk mülkiyette yaşanır
" Müzkare sürecinde en büyük zorluğun nerede
yaşanmasını bekliyorsunuz?" sorusuna
karşılık Talat şu yanıtı verdi:
" En fazla mülkiyet konusunda zorluk
yaşayacağımıza inanıyorum. Yönetim ve güç
dağılımı beklenilen hızda gitmese de mülkiyete göre
daha alt düzeyde sıkıntılarla karşılaşacağımıza
inanıyorum. Çünkü yönetim ve güç paylaşımı konusunda BM'de
önemli birikim var. Yönetim ve güç paylaşımında bütün
parametreler BM'de bellidir. BM Güvenlik Konseyi'nin tarif ettiği siyasi
eşitliği biz kabul ediyoruz. Siyasi eşitliği vurgularken BM
Güvenlik Konseyi'ne atıfta bulunmamız temcit pilavı gibi
yinelememek içindir. Rum tarafının anımsatmasının
temelinde bizim siyasal eşitliği yeni açılımlar getirme
olasılığımız çekincesi var herhalde.
Benim en büyük sıkıntım mülkiyettir. BM'nin
mülkiyet konusunda öneri ve fikirleri var ama parametreleri yok. Siyasi
eşitliği güvenlik konseyi tanımladı ama mükiyet konusunu
tanımlamadı. Kuzeyde nüfus ve mülkiyet çoğunluğu Türklerde
olacak dedi. O kadar.
Annan planında da gördük. Mülkiyet konusunda
yerleşmiş BM birikimi olmadığı için arka arkaya
farklı öneriler yapılabildi."
Kıbrıs Türk toplumunda yerinden oynamama eğilimi
Kıbrıs Türk toplumunda Annan Planı döneminde yeni
yerlere kaymayı kabul eden kesimlerin şimdi daha katı bir
duruş içinde olduğunu anımsatan Hastürer, "Katı
duruşlar sizi nasıl etkiliyor?" sorusunu sordu.
Bu soruyu yanıtlarken Talat, "Her katılaşma
benim işimi zorlaştırır" deyip şu görüşleri
belirtti:
"İşimi zorlaştırır çünkü katı
duruşlar müzakere masasında esneklik alanımı daraltır.
İşte bu nedenle de zaman çözümden yana değil diyorum. Çözüm,
gecikmeyi kaldırmıyor. Bunun en tipik örneği Güzelyurt
bölgesidir. Birçok insan referandum sonrası Güzelyurt'a yatırım
yaptı. Şimdi bu insanların hareketi daha zor. Bu konuda,
'Güzelyurt'un verilip verilmeyeceğinden öte çözümden umut kesilmesinin
payı olabileceği" görüşü de doğru olabilir. Ama
sonuçta insanlar Annan Planı'na göre daha zor hareket etmeyi kabul edecek
hale geldi".
Ankara, çözümden yana
Bir soruya karşılık Talat, "Ankara, çözümden
yana olduğunu söylediğine göre bana bu yeter" deyip şöyle
konuştu:
" Rum tarafı gelecekte yaşanacak olası
herhangi bir tıkanıklığın sorumluluğunu üzerinden
atmak ya da bana sorumluluk yüklemekten daha kolay bulduğu için Ankara'ya
yüklenmeyi tercih ediyor.
Türkiye şu ana kadar hiç sorun yaratmadı. Çözüme
karşı olan Papadopulos'a destek veren Hristofyas'ın
çözümsüzlükteki etkisi, rolü daha çoktur. Bana göre hala çözümsüzlüğün
sorumlusu Rum tarafıdır."
Denktaş, beklediklerimi söylüyor
Talat, Kuzey Kıbrıs'ta en genel
tanımlamasıyla muhalefetin, özel olarak da Rauf Denktaş'ın
Kıbrıs konusundaki tavırlarını yorumlarken şöyle
konuştu:
" Denktaş, beklediklerimi söylüyor. Denktaş,
Kıbrıs sorununa bizden faklı bakıyor. Rumlar'ın AB'ye
girmesi ve bizim dışarda kalmamızın
yaratıcılarından biri Denktaş'tır.
Görüşlerine katılmasam da saygı duyuyorum. AB'ye
girmemize karşı oldu ve bunu inkar etmedi. Kıbrıslı
Türklerin ve Türkiye'nin AB'ye girmesine açıkça karşı
çıkıp Doğu Perinçek gibi marjinallerle işbirliği
yapıyor.
Yani Denktaş bugün bir marjinal. Zaman zaman bizi destekler
görünmesi de marjinalliğidir. Geçmişte toplum lideri ve bizim
hukukumuza göre cumhurbaşkanı olduğu için daha sorumlu bir
duruşla ortadaydı. Şimdi o sorumluktan kurtulunca
marjinalleşti. Türkiye'de Denktaş'ı destekleyenler de marjinaldir."
ABD - AB çözüm için ne kadar samimi?
Talat, ABD ve AB'yi Kıbrıs sorununun çözümüne
katkı koyma konusunda ne kadar samimi bulduğu içerikli soruyu
yanıtlarken de, "AB'nin çözüm istemesi doğal. İngiltere,
üsleri ve üslerine karşı Türk-Rum işbirliğinden korkarak
farklı düşünüyor. ABD, bana göre Kıbrıs sorununun çözümünü
kendi çıkarları bakımdan destekliyor. Bu nedenle AB ve ABD'nin
çözümden yana olduğuna inanıyorum. Sadece İngiltere ile ilgili
tereddütlerim var" dedikten sonra şöyle devam etti:
" Rum tarafını çözüm konsunda cesaretlendirme
konusunda görevlerini tam olarak yaptıklarına inanmıyorum. AB,
Hristofyas seçildikten sonra kolayı tercih edip, "belayı"
Hristofyas'a ve biraz da bana satıp "buyurun çözün diyor." Bu
noktada AB acemice buna inanıyor mu bilemiyorum. Yoksa sorunu erteliyor
mu, bunu da bilemiyorum. Ortak dış politika olmadığı
için 'AB şunu istiyor' demek kolay değil. Ancak AB en genel
bakışla çözümü istiyor".
Üç aylık eş aralıklar da çözüm konusunda nerede
olunur?
Hastürer'in Aralık 2008, Mart 2009 ve Haziran 2009 sonunda
çözüm konusunda nerede olunabileceğini sorması üzerine Talat, şu
yorumları yaptı:
" Bu günden itibaren üç ay sonra umarım ki epeyce
ilerleriz. Çözüme ulaşamasak da hangi konularda görüş
farklılıklarımız olduğunu netleştirip bazı
konularda al-ver sürecini de gerçekleştirmiş olmamızı arzu
ediyorum.
Mart 2009...Umarım ki Kıbrıs sorununu çözmüş
oluruz. Çünkü Haziran 2009'da Avrupa Parlamentosu seçimleri var. Eğer
Haziran 2009'a kadar Kıbrıs sorunu çözümlenmezse AB'nin kendi
düzenlemeleri bakımından da sıkıntı
yaşayabiliriz.
Haziran 2009'a çözümsüz ulaşmayı ve sonrasını
düşünmek bile istemiyorum."
Siyasi eşitlik kan kırmızısı
kırmızı çizgimdir
Talat, kırmızı çizgilerin
anımsatılması üzerine görüşlerini şöyle özetledi:
" Müzkere sürecinde kırmızı çizgileri
doğru bulmam. Çizginiz kırmızı, daha
kırmızı, açık kırmızı, pembe mi olacak?
Konuları müzakere edeceksiniz... Her şeyi müzakere edeceksiniz.
Müzakere sürecinde ilkeleriniz olabilir mutlaka. Benim için en önemli, bir
numaradaki ilkem siyasi eşitliktir. Eğer bu konuda çizgi
tanımlaması yapacaksak, siyasi eşitlik kan
kırmızısı kırmızı çizgimdir."
AKPA'nın son rapor ve kararı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AKPA'da son
görüşülen Kıbrıs raporu ve kararı begenmediğini
açık bir dille belirtip, " Son rapor ve karar, 2004'teki 1376
sayılı rapor ve kararın çok gerisindedir. Bu yeni rapor
Hristofyas'ın seçilmesinin rüzgarı etkisinde yapıldı.
Şunu herkes iyi bilmelidir, iki tarafa eşit davranmayan rapor ve
kararların hayatiyet şansı olmaz."
KIBRIS 03/10/08
Disappointment at Talat
speech
By
Jacqueline Theodoulou
TURKISH
Cypriot leader Mehmet Ali Talats address to the Parliamentary Assembly of the
Council of Europe (PACE) has sparked a disappointed reaction among Greek
Cypriot politicians.
Government Spokesman Stefanos Stefanou was yesterday keen to underline the
Greek Cypriot sides desire for a good climate while negotiations to solve the
Cyprus problem were underway.
But he pointed out, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talats statements do
not help this climate.
Talat listed a litany of grievances to PACE on Wednesday, a day after President
Demetris Christofias made his own address.
Unlike Christofias, who spoke of all Cypriots and of the mistakes of the
past, the Turkish Cypriot leader was more interested in reiterating how his
side had been wronged.
Turkish Cypriots, said Talat, had been the victim of the Cyprus problem for
many years now, and would work towards a solution to the Cyprus problem without
being enslaved by any feelings of revenge.
Mr Talat never misses the opportunity to repeat his well-known positions
surrounding the Cyprus problem, Stefanou said yesterday.
The Government Spokesman also pointed to the contrasting images being projected
internationally by the two community leaders. The impression that is being
given is that the President of the Republic chose to speak, as always, about
the present and the future, and unfortunately Mr Talat usually chooses to
remain in the past, said Stefanou.
For there to be any hope of a solution, he added, we need to look ahead and
work based on the principles and agreements that the two communities have
agreed on over the years.
Stefanou was referring to the high level agreements of 1977 and 1979, as well
as all that has been agreed by Christofias and Talat so far during the direct
talks, which he said would lead to a bizonal bicommunal federation, with one
undivided leadership, one nationality and one international personality.
What will count now is how the two communities are presenting themselves on
the negotiations table, now the direct talks have begun, said Stefanou.
Asked to comment on Talat and the Turkish Cypriot sides behaviour since the
talks began, the government spokesman said the certainty is that such
statements, which unfortunately are being made continuously, are not helping
the climate.
DISY president Nicos Anastassiades was equally disappointed with Talats PACE
statements, which he said could only be described as completely negative.
Instead of speaking about his vision for the future of this country, said
Anastassiades, Talat attempted through reproaches and referring to the past, to
justify unacceptable views regarding a resolution to the Cyprus problem.
The DISY leader added that it was time everyone realised the need to cultivate
a good climate, not just through words but in action.
Anastassiades spoke after meeting with British Ambassador in Cyprus Peter
Millet yesterday, a meeting he described as extremely interesting.
The meeting, he added, aimed at reconfirming Britains political will to see
current negotiations lead to a solution to the Cyprus problem, which he said
would originate from the two leaders without interventions from third
parties.
Asked whether Britains seemed to have specific ideas on how to speed
proceedings up, Anastassiades said their interest remained intense and active,
without this meaning that they planned to intervene in any way, apart from
offering advice and suggestions.
The Turkish Cypriot media yesterday had a completely different take on Talats
statements in Strasburg, which some described as a historical speech.
Turkish Cypriot daily Afrika also criticised the fact that Talat spoke in an
empty conference hall, while the Europeans who invited him lacked politeness
and interest by not bothering to go and listen to his speech.
CYPRUS MAIL 03/10/08
CENK BAŞLAMIŞ Moskova
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs sorunu kökten çözülünceye kadar Türk ordusu
dışında herhangi bir kuruma güven duymalarının
olanaksız olduğunu söyledi
Rus Kommersant gazetesine açıklamalarda bulunan
Talat, Türk ordusunun Adadan çekilip çekilmeyeceğine ilişkin soruyu
yanıtlarken, Nihai çözüm sonrası çekilecekler. Ama tabii nasıl
bir uzlaşmaya varılacağına da bağlı.
Anlaşmada askerlerin ne kadarının ayrılacağı, ne
kadarının kalabileceği belirtilecek. Türk ordusunun
korumasına ihtiyacımız var. En azından sorun tümüyle
çözülene kadar dedi.
ABye güvenilmez
Talat, Kommersantın, Güvenliğinizi Avrupa Birliği (AB)
Barış Gücü sağlayamaz mı? sorusunu ise, Efendim? AB mi?
Hayır, AB, Kıbrıslı Rumlar üye olduğu için güvenilmez
bir kurum. Kıbrıs sorunu kökten çözülünceye kadar Türk ordusu
dışında hiçbir kuruma güvenemeyiz. Çözüldüğü zaman
anlaşmada belirtilen sayı dışında kalan Türk askerleri
çekilecek, ama Türkiyenin garantörlüğü devam edecek diye
yanıtladı. ABnin Güney Kıbrısı üyeliğe kabul
ederek Kıbrıs sorununun çözümünü geciktirdiğini söyleyen KKTC
Cumhurbaşkanı, Rumlarla görüşmelerin 2009 yılı
başında olumlu sonuçlanabileceğini bildirdi.
Güney Osetya ve Abhazyanın
bağımsızlığını tanıyan Moskovanın
KKTCyi tanımamasına tepki gösteren Talat, Rusyanın hep
Rumların yanında olduğunu ve çifte standart uyguladığını
belirtti ve Hatta, her soruna özgü yeni bir standart buluyorlar dedi.
Denktaş bugün bir marjinal
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTCnin birinci
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşı ve Türkiyede onu
destekleyenleri, marjinaller olarak niteledi
Talat,
Rumların Avrupa Birliğine (AB) girmesi ve bizim dışarda
kalmamızın yaratıcılarından biri
Denktaştır dedi.
Kıbrıs gazetesine açıklamalarda bulunan Talat, şunları
kaydetti:
Denktaş, ABye girmemize karşı oldu ve bunu inkâr etmedi.
Kıbrıslı Türklerin ve Türkiyenin ABye girmesine açıkça
karşı çıkıp Doğu Perinçek gibi marjinallerle
işbirliği yapıyor. Yani Denktaş bugün bir marjinal.
Geçmişte toplum lideri ve bizim hukukumuza göre cumhurbaşkanı
olduğu için daha sorumlu bir duruşla ortadaydı. Şimdi o sorumluluktan
kurtulunca marjinalleşti. Türkiyede Denktaşı destekleyenler de
marjinaldir.
Belki 2009da
Daha önceki açıklamalarında 2008 sonuna kadar çözüm
bulunabileceğini savunan Talat, Şu an çözüm için 2008 sonu uzak bir
olasılık halini almış görünüyor. Ancak mevcut
hızımız çözüm için 2009 başını ya da
ortalarını işaret ediyor dedi.
Müzakere sürecinde en büyük zorluğun mülkiyet konusunda
yaşanacağını ifade eden Talat, Çözüm, gecikmeyi
kaldırmıyor. Bunun en tipik örneği Güzelyurt bölgesidir. Birçok
insan referandum sonrası Güzelyurta yatırım yaptı.
Şimdi bu insanların hareketi daha zor diye konuştu.
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
MILLIYET 04/10/08
Cumhurbaşkanı Talat, Strasbourg'da 5 yıl önce diktiği çam fidanını buldu
Talat, önceki gün Strasbourg'dan ayrılmadan önce
Avrupa Konseyi binası yakınlarındaki parkı ziyaret etti ve
7 Temmuz 2003'te Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti
temsilcileriyle birlikte, "Kıbrıs'ta barış ve
uzlaşmanın sembolü" olması amacıyla diktiği
fidanı buldu.
Çevreye ve yeşile düşkünlüğü
ve bahçe işlerine merakıyla bilinen Cumhurbaşkanı Talat,
hafızasının gücünü de çam fidanını bularak
ispatladı.
Büyük bir alanı kaplayan yemyeşil
park içine 5 yıl önce dikilen çam fidanının büyüdüğünü
görmekten oldukça mutlu olan Cumhurbaşkanı Talat, ziyaretinde
kendisine eşlik eden eşi Oya Talat ve beraberindeki heyetle çam
ağacı yanında fotoğraf çektirdi.
7 Temmuz 2003'te Kıbrıslı Türk
ve Rum siyasi parti temsilcileri, Avrupa Konseyi binası önündeki parka,
adada barış ve uzlaşmanın sembolü olması için
ağaç dikmişti.
Dönemin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter
Schwimmer, Kıbrıs'tan getirilen ağacın dikilmesi
dolayısıyla düzenlenen törende yaptığı konuşmada,
birleşik Kıbrıs'ı Avrupa'da görmenin herkesin ortak
dileği olduğunu söylemişti.
Schwimmer, Kıbrıs'ın iki
kesiminden getirilen toprağın da kullanılarak ekildiği
Kıbrıs ağacının uzlaşmanın sembolü
olmasını da dilemişti.
Dönemin Strasbourg Belediye Başkanı
Fabienne Keller de, Kıbrıs'tan gelen çam ağacının bu
kentte dikilmesinin özel bir anlamı olduğunu belirtmişti.
KKTC heyetinde dönemin Başbakanı,
UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu da yer alıyordu.
KIBRIS 04/10/08
Kıbrıs Türk tarafına tuhaf çağrılar yapılıyor
DENGESİZ YAKLAŞIM...
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta taraflara dengesiz
yaklaşan bu kararın hem uygulanma, hem de sonuç getirme
şansı olmadığını belirterek, "Bize Avrupa
Konseyi'nde ortaya konan olumlu yaklaşıma pek de paralel olmayan bir
karar ortaya çıkmıştır. Geçmiş yıllarda Avrupa
Konseyi'nden çıkan kararlar şimdikine göre çok daha olumluydu"
diye konuştu
TUHAF ÇAĞRI... Kararda Kıbrıs
Türk tarafının adanın birleştirilmesi için
kararlılığını bir kez daha teyit etmesinin
istendiğini belirterek, bunun tuhaf bir çağrı olduğunu
vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Kararda Kıbrıs Türk
tarafına tuhaf çağrılarda bulunulmaktadır. Adanın
birleştirilmesi için kararlılığımızı bir kez
daha teyit etmemiz istenmektedir, ayrı devlet isteğimizin ortadan
kaldırılması istenmektedir ki ne demek istediği
anlaşılmayan bir çağrıdır. Kuzey Kıbrıs'taki
Rum mallarına inşaat yapılması ve satılmasına son
verilmesi çağrısı vardır ki bu, Rum tarafının
çözüm olmadan yaptığı moratoryum girişimlerinin
desteklenmesi anlamına gelir" dedi
Özgül Gürkut MUTLUYAKALI-TAK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) "Kıbrıs'ta
Durum" başlıklı rapora bağlı olarak kabul edilen
kararı, "Kıbrıs Türk tarafı açısından
rahatsızlık verici ve uygulama şansı zayıf" diye
değerlendirdi.
Kararda Kıbrıs Türk
tarafının adanın birleştirilmesi için
kararlılığını bir kez daha teyit etmesinin
istendiğini belirterek, bunun tuhaf bir çağrı olduğunu
vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Kararda Kıbrıs Türk
tarafına tuhaf çağrılarda bulunulmaktadır. Adanın
birleştirilmesi için kararlılığımızı bir kez
daha teyit etmemiz istenmektedir, ayrı devlet isteğimizin ortadan
kaldırılması istenmektedir ki ne demek istediği
anlaşılmayan bir çağrıdır. Kuzey Kıbrıs'taki
Rum mallarına inşaat yapılması ve satılmasına son
verilmesi çağrısı vardır ki bu, Rum tarafının çözüm
olmadan yaptığı moratoryum girişimlerinin desteklenmesi
anlamına gelir" dedi.
Talat, AKPM'nin Kıbrıs'la ilgili
kararının, taslaktakinden bazı değişikliklere
uğrayarak kabul edildiğini, Hukuk ve İnsan Hakları
Komitesi'ndeki değişiklik önerileriyle kendileri açısından
daha olumsuz hale getirildiğini söyledi.
Kıbrıs'ta taraflara dengesiz
yaklaşan bu kararın hem uygulanma, hem de sonuç getirme
şansı olmadığını belirten Cumhurbaşkanı
Talat, "Bize Avrupa Konseyi'nde ortaya konan olumlu yaklaşıma
pek de paralel olmayan bir karar ortaya çıkmıştır.
Geçmiş yıllarda Avrupa Konseyi'nden çıkan kararlar
şimdikine göre çok daha olumluydu" diye konuştu.
Talat, kararın bu hali almasında,
Rum tarafının çabalarının etkili olduğunu ve Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 2004'te çözüme
"hayır" dediği unutularak, Papadopulos'tan sonra kendisine
kredi verilmesiyle Hristofyas'ın bir anlamda taltif edildiğini
kaydetti.
"Bu bizim aleyhimize bir
gelişme olduğu için bizim açımızdan rahatsızlık
vericidir ve doğal olarak da uygulama şansı iyice
zayıftır" diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
kararda, şimdiye kadar kullanılan terminolojinin
dışında, "Kıbrıs'ın kuzeyinin Türkiye'nin "işgali
altında bulunduğunun" iddia edildiğini
hatırlattı.
Olumsuz terminoloji
Talat, bunun Rum iddialarına destek
amacı güden olumsuz bir terminoloji olduğuna dikkat çekti.
Kararda, Kıbrıslı Türklerin
Avrupa'yla entegrasyonuna destek verildiğini, uluslararası ticaret,
eğitim, kültürel ve sportif temasların Kıbrıslı
Türklere tanınması çağrısı
yapıldığını da belirten Cumhurbaşkanı Talat,
bunların 1983 ve 1984'te alınan 541 ve 550 sayılı BM
Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olmaması gerektiği
çağrısının da günümüzün gerçeklerine uygun davranmak yerine
birden bire günümüzü 1983-84'lere çeken, anlamsız ve gereksiz bir
yaklaşım olduğunu anlattı.
Eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
referandum sonrasındaki raporunda, Kıbrıslı Türklere
izolasyonların kaldırılmasının BM Güvenlik Konseyi
kararlarına aykırı olmayacağının açıkça
ifade edildiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Talat,
"Dolayısıyla bu kararın, onca yıl geriye giderek
uyarılarda bulunmasının bir anlamı olacağını
düşünmüyorum" dedi.
Kararın, izolasyonların
kaldırılmasının önüne BM Güvenlik Konseyi'nin 541 ve 550
numaralı kararlarının çıkarılması girişimi
olmaktan öteye anlam taşımadığını belirten Talat,
kararın bu bakımdan son derece olumsuz olduğunu söyledi.
Talat, kararda "olumlu" diye
nitelenebilecek unsurlar da bulunduğuna işaret ederek, doğrudan
ticaretin önündeki engellerin Rum tarafınca kaldırılması
çağrısının, kültürel, eğitsel ve sportif
temasların, adanın birleştirilmesine aykırı olmayacak
koşullarda Kıbrıslı Türklere tanınması talebinin
de yine koşullu çağrı olarak Rum tarafına
yapıldığını kaydetti.
"Eğitsel, sportif ve kültürel
çalışmalar birleşmeye olumlu etkisi var"
Bu koşulun da anlamı
olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, "Çünkü eğitsel, sportif ve kültürel
çalışmaların adanın birleştirilmesine aykırı
bir yanı yoktur; aksine adanın birleştirilmesine olumu etkisi
olacak hususlardır. Rumların buna engel olurken öne sürdükleri
tezlere destek verildiğini görmüş oluyoruz" dedi.
Talat, AKPM'de kabul edilen kararda, Rum
tarafına tarih kitaplarında düzenleme yapması
çağrısının yer aldığını belirterek,
bunun; Kıbrıs Türk tarafınca zaten
yapıldığını anımsattı. Aynı şeyi
Rum tarafının da yapmasının istenmesinin son derece olumlu
olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle
devam etti:
"Tuhaf çağrılar... Anlaşılır
değil..."
"Ama bu arada Kıbrıs Türk
tarafına da tuhaf çağrılarda bulunulmaktadır. Adanın
birleştirilmesi için kararlılığımızı bir kez
daha teyit etmemiz istenmektedir, ayrı devlet isteğimizin ortadan
kaldırılması istenmektedir ki ne demek istediği
anlaşılmayan bir çağrıdır. Kuzey Kıbrıs'taki
Rum mallarına inşaat yapılmasına ve satılmasına
son verilmesi çağrısı vardır ki bu, Rum tarafının
çözüm olmadan yaptığı moratoryum girişimlerinin
desteklenmesi anlamına gelir."
AKPM kararındaki "Türk
yerleşiklerin geri gitmesi için özel yardım yapılması"
çağrısının da çok garip olduğunu kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi gibi
ırkçılığa ve insanların nereden geldiğine göre
ayrımcılık yapılmasına karşı çıkan bir
kurumun Kıbrıs Türk tarafına böyle tuhaf bir çağrı
yapmasının anlaşılır olmadığını
söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
kararda bütünlüklü çözümün parçası olan Maraş'ın BM'ye devri
çağrısı yer aldığını, bunun aslında
Maraş'ın Rum Yönetimi'ne devrini öngören bir çağrı
olduğunu ifade etti
Talat, Türkiye'ye çağrı
yapılarak güven yaratıcı önlemler çerçevesinde asker çekmesinin
istendiğini de kaydederek, bu çağrının da, çözümle
ilişki bağının koparılarak yapılmasını
eleştirdi.
Rum gemilerine Türkiye'nin
limanlarının açılması ve Rum tarafıyla ticaret
anlaşması imzalanması çağrıları yanında,
kayıp şahıslar konusunda 4. Devlet Başvurusu, Loizidu ve
Ksenidi-Arestis davası sonuçlarının Türkiye'nin
uygulamasının istenmesinin, kararı dengesiz, gerçeklerle
bağdaşmaz kıldığını anlatan Talat,
kararın öneminin de azaldığını söyledi.
"Sempatiyle karşılamamız
beklenemez"
Cumhurbaşkanı Talat,
"Kıbrıs Türk tarafı olarak kararı sempatiyle
karşılamamız tabi ki beklenemez ve dolayısıyla da
sonuçlarına saygı duymamız umulamaz" diye konuştu.
Talat, bir soru üzerine AKPM'deki
konuşması sırasında heyecanlanmadığını,
ama Kıbrıslı Türklerin orada kendi diliyle temsil edilmesinden
gurur ve mutluluk duyduğunu vurguladı.
"Benim oraya davet edilmem ve o
şekilde konuşma yapmama imkan verilmesi, Kıbrıs Türk
halkının 2000'li yıllardan beri yaşadığı
büyük değişim ve onun bizlere getirdiği kazanımlarla
ilişkilidir" diyen Cumhurbaşkanı Talat, son derece mutlu
olduğunu ve halkıyla gurur duyduğunu söyledi.
Talat, bunun olası bir çözümde; kararlar
ne kadar da zaman zaman olumsuzluk içerse de, Kıbrıslı Türklere
saygı duyulacağını göstermesi bakımından
yaklaşım ve davetin önem taşıdığını
kaydederek, "Bunu, Kıbrıs Türk halkı başarmıştır"
dedi.
Konuşmasına, hem
Kıbrıs'tan hem de Türkiye'den çok olumlu tepkiler
aldığını, AKPM'deki Kıbrıslı Türk ve
Türkiyeli parlamenterlerden de olumlu tepkiler aldığını
ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, bir Kıbrıslı Türk
liderin AKPM'de konuşmasından herkesin mutlu olduğunu, İrlanda
delegasyon başkanı ve değişik delegasyonlardan
milletvekillerinin konuşmasından sonra kendisini
kutladığını, değişik ülkelerden destek
aldıklarını, basından da olumlu tepkiler gördüğünü
belirtti.
AİHM Başkanı'yla görüşülen konular
Cumhurbaşkanı Talat, bir soru
üzerine, Strasbourg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
Başkanı Jean Paul Costa'yla görüşmesinde, mahkemenin zaman zaman
tarafsızlığının sorgulanabileceği kararları
bulunduğunu ve bunların asgariye indirilmesi gerektiğini
söylediğini bildirdi.
Kayıp şahıslarla ilgili
Kıbrıslı Türklerin başvurularına zaman aşımı
nedeniyle "kabul edilebilir değil" kararı veren
AİHM'nin, Rum başvuruları için tartışıp karar
bile vermesiyle yaratılan çelişkileri ortaya koyduğunu belirten
Cumhurbaşkanı Talat, Varnava davasıyla ilgili üst daireye
başvurularının 19 Kasım'da ele alınacağını
bildirdi.
Talat, "Çözümün yasal güvenliğinin
sağlanması gerektiğini anlattım. Çünkü eğer biz, bir
siyasi çözüme ulaşırsak ve bireysel başvurularla bu çözüm
bozulursa, zarar görürse, bunun olumsuz yansımaları
olacağını, AİHM'nin bu konularda hassasiyeti elden
bırakmaması gerektiğiyle ilgili hassasiyetimizi ortaya
koyduk" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
AİHM'nin Kıbrıslı Rumların kuzeydeki eski
mallarıyla ilgili konuları ele alırken, Kıbrıslı
Türklerin de güneydeki mallarını yeterince güçlü şekilde ele
almadığını, bunun; belki Kıbrıslı Türklerin
başvuru eksikliğinden kaynaklanmış olabileceğini de
gündeme getirdiğini bildirdi.
Mahkemenin eşit davranmasını
istediklerini kaydeden Talat, mahkemenin kararlarından dolayı
Kıbrıs Türklerinin kendilerini insan hakları
bakımından güvence altında hissetmediklerini, bunun da
mahkemenin saygınlığını zedelediğini ve
AİHM'ye güvensizliğe yol açtığını anlattıklarını
belirti.
KIBRIS
04/10/08
Downer arrives on Wednesday amid
concern over talks
By Jean
Christou
U.N. SPECIAL
envoy for Cyprus Alexander Downer arrives on the island on Wednesday ahead of
Fridays talks between the two leaders.
Downer will arrive on the same day as Elders Jimmy Carter, Desmond Tutu and
Lakhdar Brahimi, who will visit the island for two days to help boost the
negotiations process.
The UN is not thrilled with the slow progress being made by President Demetris
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, whose speech to the
Parliamentary Assembly of the Council of Europe further strained relations this
week.
Downer was in New York earlier in the week to brief UN Secretary-General Ban
Ki-moon on progress since the leaders first met on September 3. They have held
three meetings so far, and have been discussing power sharing and governance.
According to reports from New York, Downer feels the two sides have not shifted
their views and positions, which has slowed the process down.
He also spoke of fatigue, saying if the negotiations continued at their current
pace, the initial momentum would be lost.
Mediators are now deliberating on the possibility of putting the issues back to
the working groups, letting them take care of the details and leaving the
political decisions up to the two leaders.
Otherwise endless and open-ended debating of the issue would continue.
I think there is a general feeling that the process could be moving much
faster, said a source close to the process. Its possible the talks might
need to be more structured where the leaders could say OK, we agree on this
and then put it aside and move on to something else. They have not been doing
this.
The behaviour of the two leaders once they leave the meetings has also left
mediators puzzled. While the atmosphere inside is said to be cordial, once they
emerge, they begin criticising each other. Of the two leaders, Talat has been
the more critical of the two.
After a meeting he is scheduled to have on Monday with the five permanent
members of the UN Security Council, Downer will fly to Brussels to meet EU
Enlargement Commissioner Olli Rehn prior to arriving in Cyprus.
CYPRUS MAIL 04/10/08
Panel of experts to help talks team
PRESIDENT
Demetris Christofias plans to reinforce the Greek Cypriot sides negotiation
team by appointing a committee of experts to support his efforts in the Cyprus
problem.
According to Government Spokesman Stefanos Stefanou, the committee will include
experts from Cyprus and abroad, and specialists on European laws and
regulations.
when you are discussing an issue as complex as the Cyprus problem, apart from
the political knowledge and political dealings, you need the support of expert
knowledge, said Stefanou.
Apart from the negotiating team that accompanies the President of the Republic
during the talks, there is also the Cyprus Problem Team, which I would say
prepares the President and his team during the negotiations.
But, he added, Christofias is aware that it requires more specialised knowledge
on specific issues, constitutional and others, which need expert knowledge. We
need to be much more specific and substantial during the talks. We also need
expert knowledge from the EU on how to handle such issues, said Stefanou.
CYPRUS MAIL 04/10/08
National Council briefed on talks
progress
By
Jacqueline Theodoulou
PRESIDENT
Demetris Christofias yesterday offered the National Council a detailed account
of how negotiations in the Cyprus problem are going.
Speaking after the four-hour meeting, Government Spokesman Stefanos Stefanou
said the parties submitted their views on the subject and a fruitful and
creative discussion ensued.
He added that the issue of the National Councils operational framework had not
been discussed as talks on the Cyprus problem lasted longer than anticipated.
The parties have already submitted their opinions on that issue, which will be
discussed at the bodys next session, said Stefanou.
Asked to comment on reports that UNFICYP Chief of Mission Taye-Brook Zerihoun
had intervened to promote Confidence Building Measures (CBMs), Stefanou said
the government did not comment on such information. We are centring our
attention on the core discussion for the Cyprus problem, because the Cyprus
problem is not resolved with CBMs, but with agreement on core issues, said
Stefanou. Of course, there is an agreement for CBMs, which has been evaluated
and agreed by the Technical Committees, and what remains is the realisation of
these measures.
Referring to an announcement by the Turkish Foreign Minister, reacting to the
recent resolution by the Parliamentary Assembly of the Council of Europe
(PACE), the Government Spokesman repeated the governments view that the
resolution was a leap forward.
Any international decision that is conditioned by correct views on the Cyprus
problem is a step forward for us and a move towards promoting a solution to the
Cyprus problem, said Stefanou.
He added, We believe this resolution is a result of the fact that through
initiatives, the international climate has changed. Today, the international
community can see the Greek Cypriot sides positions with understanding and
acceptance, and it admits that it has the will and desire for us to reach a
just and viable solution, which will be mutually accepted and agreed.
Concluding, Stefanou said it was evident why Turkey was upset by the
resolution. Just by reading the resolution, one can understand why Turkey is
reacting to this resolution. It is because the positions expressed in it
contradict the positions expressed by the Turkish side, which are completely different
to the positions of the international organisation.
CYPRUS MAIL 04/10/08
NTV
Güncelleme: 15:11 TSİ 06 Ekim 2008 Pazartesi
LEFKOŞA
- Reutersın adı açıklanmayan, ancak müzakerelere
tanıklık eden bir diplomatik kaynağa
dayandırdığı haberinde, bir ay önce başlayan süreçte
fazla ilerleme kaydedilmediği bildirildi.
Başlangıçta herkesin daha iyimser olduğu, ancak şu
anda biraz hayalkırıklığı
yaşandığı belirtildi. Sözkonusu diplomatik kaynak,
müzakerelerin bu yavaşlıkta sürmesi halinde önümüzdeki yaza kadar
sonuç alınamayacağını da vurguladı.
Müzakereler sürerken, eski Amerikan Başkanı Jimmy Carter, Nobel
Barış Ödülü Sahibi Güney Afrikalı Başpsikopos Desmond Tutu
ve Birleşmiş Milletlerin eski Irak ve Afganistan Özel Temsilcisi
Lakhdar İbrahimi de çarşamba günü adaya gidiyor.
Çeşitli arabuluculuk görevlerinde bulunan üç deneyimli isim, 10 Ekim cuma
günü yapılacak görüşme öncesinde liderleri cesaretlendirecek.
7 UZLAŞMA, 13 UZLAŞMAZLIK VAR...
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas
arasında Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü hedefiyle
başlayan doğrudan müzakerelerde görüşülen "yönetim ve güç
paylaşımı" başlığında ele alınan
toplam 20 konunun; 7'sinde anlaşmaya varıldı, 11'inde
uzlaşmaya varılamadı ve ileriye ertelendi. 2 konu üzerinde ise
kesin uzlaşmazlık var
7 UZLAŞMA... İki lider meteorolojinin merkezi
devlete kalmasını karalaştırıldı. Kaçak göç ve
kara parayla mücadelenin merkezi devlet tarafından
yapılmasını, fikir ve sanat eserleriyle ilgili yasaların,
merkezi devlete karşı işlenecek suçlarla ilgili yasaların
ve merkezi devlet bürokratları ile memurların çalışma
koşullarıyla ilgili yasaların merkezi otoriteye
bırakılmasını, ayrıca merkezi devlet düzeyinde polis
gücü kurulmasını kararlaştırdı. Merkezi devleti temsil
edecek diplomatların atanması ve görevden alınması
kuralları belirlendi
11 ERTELEME... Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyas yönetim ve güç paylaşımı
başlığı altında bulunan 11 önemli konuda
uzlaşmaya varamadılar fakat "ileride geri dönmek üzere" bu
başlıkları ertelediler. Bu başlıklar ise şöyle:
"Uluslararası anlaşmalar ve savunma politikasının neticelendirilmesi
dâhil dış ilişkiler, kurucu devletlerin yetkisinde olacak
konular hariç AB/AB ile ilişkiler, Merkez Bankası'nın
fonksiyonları, banka sektörünün düzenlenmesi ve denetimi, federal
finansmanlar, mali sektörün düzenlenmesi ve denetimi, havacılık,
posta, elektronik telekomünikasyon dâhil ulaştırma ve doğal
kaynaklar."
ESKİ ESERLERDE BİLE ANLAŞAMADILAR...
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyas'ın kesinlikle anlaşamadığı ve tutanaklara
"uzlaşmazlık" olarak kaydettirdiği 2 konu başlığından
birisi eski eserlerin kimin yönetimi altında olacağı ve Deniz
Hukuku çerçevesinde kara suları ile kıta
sahanlığını düzenleyen kuralların merkezi devlet mi
yoksa oluşturucu devletlerin yetkisinde mi olacağı. Rum Yönetimi
eski eserlerin, merkezi hükümetin denetiminde olması noktasında
ısrarlı davranıyor. Buna gerekçe olarak Kuzey'deki kiliseleri
gösteriyor. Türk tarafı ise her devletin kendi topraklarındaki eski
eserlerden sorumlu olmasını savunuyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas
arasında Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulunması hedefiyle 3
Eylül'de başlayan doğrudan müzakereler çerçevesinde görüşülmeye
devam edilen "yönetim ve güç paylaşımı" konusunda 7
başlıkta anlaşmaya varılırken, 11 başlıkta
uzlaşmaya varılamadı ve ileride görüşülmek üzere ertelendi
2'sinde ise kesinlikle uzlaşmaya varılamadığı
öğrenildi.
İki lider, Birleşmiş
Milletlerin himayesinde 11 Eylül ve 18 Eylül'de bir araya gelerek "yönetim
ve yetki paylaşımı" konularını ele aldı.
İki buluşmanın ardından basına yapılan ortak
açıklamada "yönetim ve güç paylaşımı"yla ilgili
görüşmelerin devam ettiği ancak henüz tamamlanmadığı
bildirilmişti.
KIBRIS'ın diplomatik kaynaklardan
elde ettiği bilgilere göre, "yönetim ve güç paylaşımı"nda
Federal Hükümeti'nin yetkisi altında anlaşmaya varılan konular
şöyle:
"Meteoroloji, pasaport işlemleri
dâhil Kıbrıs vatandaşlığı,
sığınma, sınır dışı etme ve
yabancıların ülkesine
iadesi dâhil göçmenlik konusu, terörizme, uyuşturucu
kaçakçılığına, kara para aklamaya ve organize suçlara
karşı mücadele, sadece bir kurucu devleti ilgilendiren suçlar
dışındakiler için af ve genel af, diplomatik yetkililer dâhil
federal yetkililerin atanması, fikir mülkiyeti, vezin ve ölçümler ve
yukarıdaki yetkilere ek olarak hükümet, federal yönetimler üzerinde yasal
ve yürütme yetkilerini uygulayacak; kamu hizmetleri ve federal polis
ayrıca bağımsız kurumları ve yetkilileri; federal
seviyede seçimler ve referandum; federal yasalara karşı suçlar;
federal adalet yönetimi; federal mülkiyet."
"Yönetim ve yetki
paylaşımı"nda liderlerin üzerinde daha fazla
tartışması gereken toplam 11 konu yer alıyor. Bu konular
şöyle: "Uluslararası anlaşmalar ve savunma politikasının
neticelendirilmesi dâhil dış ilişkiler, kurucu devletlerin
yetkisinde olacak konular hariç AB/AB ile ilişkiler, Merkez
Bankası'nın fonksiyonları, banka sektörünün düzenlemesi ve
denetimi, federal finansmanlar, mali sektörün düzenlenmesi ve denetimi,
havacılık, posta, elektronik telekomünikasyon dâhil ulaştırma
ve doğal kaynaklar."
Liderlerin uzlaşma
sağlayamadığı iki konu ise; 1982 BM Deniz Hukuku
Konvansiyonu'nca düzenlenen konular ve eski eserler.
Son iki görüşmenin gündemi
"yönetim ve güç paylaşımı"
11 Eylül ve 18 Eylül'de liderlerin bir araya geldiği
görüşmelerde "yönetim ve güç paylaşımı"
konularını ele alındı.
11 Eylül'deki görüşmenin ardından
yapılan ortak açıklamada "yönetim ve yetki
paylaşımı"yla ilgili görüşmelerin devam ettiği
ancak henüz tamamlanmadığı ve 18 Eylül'deki bir sonraki görüşmede;
"yönetim ve güç paylaşımı"nın ardından da
"mülkiyet" konusu masaya yatırılacağı
bildirilmişti.
Ancak 18 Eylül'de basına kapalı
gerçekleşen görüşme iğneleyici açıklamaların
gölgesinde yapıldı.
Rum lider Hristofyas, Talat'ın
görüşme salonunda başka dışarıda başka
konuştuğunu iddia ederek, "ortak dil bulmazsak, değil
yılsonuna, sonuna kadar çözüm bulunmayacak" uyarısında
bulunurken, Cumhurbaşkanı Talat ise, Hristofyas'ın
görüşme öncesinde kendisine dönük eleştirilerine yanıt vererek
görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, "Eğer
yavaş gidiyorsa bunu iddia eden önce bir aynaya bakmalıdır"
demişti.
Bir sonraki görüşme 10 Ekim'de
İki liderin bir sonraki
görüşmesinin, 10 Ekim'de gerçekleşeceğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında 8 Ekim
tarihinde yapılması planlanan görüşme, 10 Ekim tarihine
ertelendi. Görüşmenin iki gün ertelenmesi, Hristofyas'ın
Bulgaristan'a yapacağı ziyaretten kaynaklandı.
10 Ekim'deki görüşmede "Yönetim ve
Yetki Paylaşımı" konusuna devam edilmesi ve bir alt
başlığı olan "yürütme" konusunun ele
alınması bekleniyor.
KIBRIS 06/10/08
Briton outraged by delay to assault
case over house dispute
By Jean
Christou
BRITISH home
buyer Conor ODwyer was furious yesterday that it will have taken more than a
year for Paralimni court to hear his case involving an alleged beating by the
property developers with whom he is in dispute over a house purchase.
On Thursday the developers, Karayiannas, father and son, pleaded not guilty to
grievous bodily harm after O Dwyer spent a week in Larnaca hospital at the
beginning of this year.
According to O Dwyers lawyer Yiannos Georgiaides the court set the hearing
for January 20, 2009. The assault happened on January 14 this year.
A third man, who ODwyer claims held him down while the two developers attacked
him in the centre of Frenaros, failed to show up at court on Thursday but his
lawyer guaranteed the judge that he would show up on October 23 to enter a plea
and the arrest warrant was cancelled.
Georgiades said from the date of the assault to the date of the hearing was
more than a year. We had to keep contacting the Attorney Generals office for
a long time for information on the prosecution case, said Georgiades. Conor
is justifiably upset over the delay in taking the case to court. Its not usual
for the courts to fix dates such a long way off.
He said cases involving assault were usually tried very quickly.
ODwyer, 39, who has spent the last 60 days protesting outside the Cyprus High
Commission in London said he was furious over the length of time it was taking
considering it was a criminal case and not a civil one.
He added police had not filed any charges against the father and son, who
ODwyer said had grabbed his mobile phone and the memory stick from his camera
the day he was assaulted. ODwyer had been filming the alleged confrontation.
His phone was never recovered and the camera was returned empty.
Its all absolutely disgusting, said ODwyer. He said he had met the new
Cyprus High Commissioner and another Cypriot official on Thursday and made his
feelings clear. I let them know I was annoyed, he said. And I gave them a
list of my grievances. I have been here 60 nights. Where is the investigation into
the unlawful selling of my house that the Minister said in August 2007, would
be carried out?
My money is in his (Karayiannas) bank and someone else is living in my house.
Every detail of O Dwyers case has been outlined on his website www.lyingbuilder.com
and he has now set up a new site www.ShameOnCyprus.com.
ODwyer said the only option left to him was the road to Strasbourg. He has
hired an EU law firm in London and plans to take action against Karayiannas,
the developers` lawyers in Paralimni and another law firm that used to
represent him but now represents the developers, and all those who have defamed
his name.
What happened on Thursday with the court case was the final insult, ODwyer
said.
Commenting on the response he has been receiving from the Cyprus High
Commission in London, O`Dwyer said its always investigation, investigation,
investigation. But nothing has changed since August 2007, he said.
I have been here 60 days. My wife and children are upset that Im here and I
have lost two stones in weight but I am determined not to move.
CYPRUS MAIL 06/10/08
AH AHPARİK AHMET
ALTAN
http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?mid=1820
Ne zaman Ermenilerle ilgili
bir yazı yazacak olsam, tuhaf bir şekilde elim insanın içini
acıtan müzik parçalarından birine uzanıyor.
Keskin bir keman sesi ya da
boğuk ve hüzünlü bir duduk dinlemek istiyorum
Bu ülkede bunun
söylenilmesinden hoşlanılmıyor biliyorum ama yeryüzünün en büyük
acılarından birini çektiler.
Sakın onlar da bizi
öldürdü demeyin.
Bunu söylemek gerçekten
ayıp.
Rus
sınırındaki Ermeni çetecilerle Bursadaki Ermeni
kadının, Adanadaki yaşlı adamın, Sivastaki
bebeğin ne ilgisi var...
Ermeni olmaktan başka?
İttihatçılar insafsız
bir soykırım gerçekleştirdiler.
Çok insafsız.
Bir an durun...
Durun ne olur bir an.
Ve, düşünün...
Bir gece evinizde
oturuyorsunuz, kapınız çalınıyor ve sizi zorla alıp
götürüyorlar.
Evinizin kapısı
öyle açık kalıyor.
Yollara düşüyorsunuz.
Geceyarıları
dağınık ve yorgun kalabalıklar halinde dağ
yollarından geçiriyorlar sizi.
Yanıbaşınızda
ihtiyar bir kadıncağız çöküveriyor.
Dipçikle vuruyorlar
başına.
Öyle kıvrılıp
kalıyor.
Ağlayan torununu
kayalara çarpıyorlar.
Masal mı
sanıyorsunuz bunları?
Siz Teşkilat-ı
Mahsusayı biliyor musunuz?
İttihatçıların
o korkunç örgütünü?
Hiç yanınızda
karınızın ırzına geçtiler mi?
Hiç kocanızı
göğsünden vurup öldürdüler mi gözünüzün önünde?
Bir gece evinizde oturup
ailenizle yemek yerken sizi sırf Türksünüz diye yerlerde sürükleyerek
götürdüler mi?
Sırf Ermeni
oldukları için yüz binlerce insana böyle yaptılar.
Ermeni olmalarından
başka hiçbir neden yoktu öldürülmeleri için.
Bir vicdanımız var
bizim.
Aynı kandan geliyoruz
diye katilleri, İttihatçıları, Teşkilat-ı
Mahsusayı mı tutacağız yoksa başka bir ırktan
bir bebeğin ölümüne mi ağlayacağız?
Ne çok Ermeniyi
kayalıklara yapıştırıp kurşuna dizdiler biliyor
musunuz?
Sırf Ermeni
oldukları için.
Nehirlerde boğdular.
Yorulup yere
yıkıldığı için süngülediler.
Öldürdükleri Ermenilerin
mallarını mülklerini yağmaladılar.
Tatlı şiveli
tombul bir Ermeni gelinini, şakacı, koyu kara gözlü bir Ermeni
dudusunu, koca elleri yonttuğu taşlar gibi kabarmış
yaşlı bir taş ustasını düşünün...
Âşık bir Ermeni
çocuğunu...
Çıtkırıldım
bir Ermeni hanımını...
Düşünün bunları...
Ve, bunları bir
geceyarısı bir dağ yolunda düşünün.
Açlar, yorgunlar, sefiller
ve yalnızlar.
Bitlenmişler.
Hastalanmışlar.
Ölüme doğru
götürüldüklerini biliyorlar.
Ölümlerine yürütüyorlar onları.
Ve, öldürüyorlar.
Yüz binlerce insan.
Yüz binlerce insan.
Irkları önemli mi
gerçekten?
Kocanızı
göğsünüzden çekip alarak bir duvara dayadıklarını
düşünün...
Karınızı
kolunuzdan koparıp bir kayanın arkasına götürdüklerini
düşünün.
Başlarına bunlar
gelen insanlar için, onlar Ermeniydi diye hiç üzülmez misiniz gerçekten?
Bir an, bir
kısacık an kendinizi onların yerine koyun.
O anı, o
çaresizliği hissedin.
Sevdiğiniz insanın
öldürülmesinin ne demek olduğunu anlamak için bir içinizi yoklayın.
Türk olduğumuz için
insanların çekmiş oldukları acıları görmezden mi
geleceğiz?
İttihatçılar çok
günah işlediler.
Çok insan öldürdüler.
Bir soyu kırıp
geçirdiler.
Ve, biz yıllarca
öldürülen bu insanların yakınlarına, sevdikleri için bir
ağıt yakmayı bile yasakladık.
Bir ağıtı
bile çok gördük.
Bize hep yalan söylediler.
Onlar da bizi öldürdü
dediler.
Rus sınırında
Müslüman Türkleri öldüren Ermeni çeteciler vardı ve öldürdüler.
Onlar da vahşiydi.
Ama Malatyadaki,
Bursadaki, Sivastaki, Maraştaki, Adanadaki kadınların,
bebeklerin, erkeklerin, ihtiyarların ne alakası var Rus
sınırındaki çetecilerle?
İttihatçılar,
onları sırf Ermeni oldukları için öldürdüler.
Sonra da öldürdüklerimizin
torunlarına kızdık, o günlerden söz etmek istiyorlar diye.
Sizin anneannenizi,
babaannenizi, annenizi, babanızı öldürselerdi, bunu haykırmak
istemez miydiniz?
Kendinizi onlara borçlu
hissetmez miydiniz?
Boşverin
İttihatçıları, katilleri, gizli teşkilatın kanlı
silahşörlerini.
Siz onlara değil, siz
öldürülenlere yakınsınız.
İnsansınız
siz.
Ve, şimdi
onların ülkesine gidiyoruz.
Bilmem becerebilir miyiz
ama...
O eski günlerin ansına
biraz bizim de gözlerimiz yaşarsa ve affedin diye
mırıldansak...
Belki de hepimizin
sırtından ağır bir yük kalkacak, belki de pos
bıyıklı yaşlı bir Ermeninin hayali, herkesin
gittiği, hepimizin gideceği yerde bir anlığına
kısacık gülümseyecek.
AHMET ALTANA AÇIK MEKTUP
Ben de ne zaman bir Ahmet Altan makalesi okusam, satır aralarında bir çıngıraklı yılan dolaşıyor sanki. Tıslaması kulaklarımda çınlıyor, hiçbir müzik türü gideremiyor bu sesi.
Her yeni makalenizde sabır diyorum ama artık yeter; Ah Akparik isimli makaleniz bardağı taşıran son damla oldu. Her fırsatta insanlıktan ve barıştan söz eden maskeli yazarın maskesinin ardındaki yüzü ortaya koymaksa şart oldu.
Durun ne olur bir an ve düşünün demişsiniz.
Durdum düşündüm
Gözlerimi kapattığımda 1915 öncesine gittim birden
Erzurumda isyan Sasunda isyan Zeytunda, Vanda, sonra tekrar Sasunda, Adanada isyan
Derken 1915 yılına geldim Osmanlı bir yandan dışarıdaki düşmanla savaşıyor
Bir yandan da Bitliste isyan Erzurumda isyan Elazığda, Diyarbakırda, Sivasta, Trabzonda, Yozgatta, Vanda isyan Amaç; Osmanlının gücünü bölmek, düşmana kolaylık sağlamak
Hepsi Ermeni isyanı Başlarındakiler Rusyadan gelen Ermeni komitacıları olabilir ancak isyan edenler, yıllardır birlikte yaşadığı insanları komitacılarla birlikte vahşice öldürenler, bizzat Osmanlı Ermenileri
Gözlerim hala kapalı 1915 Vanındayım
Ruslar Van yolunda Ermeniler isyanda Şimdi siz düşünün
Bıyıkları etleri ile birlikte kesilen erkekler
Evlerine ot tıkanıp ateşe verilmiş insanlar Dışarı kaçmak istiyorlar, bu defa kurşunla, süngü ile öldürülüyorlar
Bir eve doldurulmuş kadınlar, kızlar, defalarca tecavüze uğruyorlar .
Cesetlerle dolu kuyular
Derisi yüzülmüş, uzuvları kesilmiş erkekler
Kazığa oturtularak öldürülmüş yaşlı kadınlar Uzaktan bakılınca başlarında örtüsü oturuyor gibi görünüyorlar.
Alınlarından, ellerinden duvarlara çivilenmiş ihtiyarlar
Derken daha fazla kırılmamaları için Müslüman ahaliye hicret emri
Vasıtaları olanlar vasıtaları ile, olmayanlar büyük bir perişanlık içerisinde yollara düşüyor
İnsanlar yollarda çocuklarını bırakıyor, açlık ve salgın hastalıktan kırılıyor
Bitlis, Urfa yollarında ailelerin çoğu yok oluyor
Bazıları da göç için deniz yolunu seçiyor. Onlar için on iki gemi tahsis ediliyor
Tabi gemiciler hep Ermeni
Bu gemicilerin yardımı ile Adır adasına çıkarılan dört gemi dolusu insan, Ermeni fedailer tarafından katlediyor
ve sonra Ruslar geliyor
Vanın neredeyse beşte dördünün yok edildiği bu vahşete onlar bile razı olamıyor.
x x x
Savaşta arkasından vurulduğunu, iç güvenliğinin temelden sarsıldığını gören İttihat ve Terakki, Tehcir Kararını almak zorunda kalıyor.
İllere gönderilen telgraflara bakın; hasta, kör, sakat ve yaşlılar göç ettirilmiyor, şehir merkezlerine yerleştiriliyor.
Katolik ve Protestan mezhebinden olanlar, göç ettirilmiyor ve bulundukları şehirlere yerleştiriliyor.
Osmanlı ordusunda subay ve sağlık sınıflarında hizmet gören Ermeniler ve aileleri bulundukları yerlerde bırakılıyor, göç ettirilmiyor.
Yetim çocuklar ve dul kadınlar da göç ettirilmeyerek yetimhanelerde ve köylerde koruma altına alınıyor ve kendilerine maddi yardımda bulunuluyor.
Ayrıca ilk etapta da sadece belli bölgelerdeki, bir kısım Ermeniler göçe zorunlu kılınıyor, bir kısmı yerinde kalıyor
Kalanların da hepsi Ermeni. Amaç bir soyu kırmaksa, İttihat ve Terakki neden bu kadar zahmet ve masrafa giriyor?
Bu arada savaş devam ediyor İsyanlar durmuyor
Şebinkarahisarda isyan, Bursada isyan, Adanada, Urfada, Fındıkçıkda, İzmit Adapazarında isyan
İşte o Bursadaki Ermeni kadın, Adanadaki yaşlı adam, Sivastaki bebek de bu yüzden gitmek zorunda kalıyor. Tek başlarına gitmiyorlar, yanlarında kocaları, babaları, oğulları da var, ailece gidiyorlar.
Bu arada yukarıda saydığım onca yerde vahşice öldürülenlerin de yaşlı adam, kadın, çocuk ve bebek olduğunu unutmamak gerekiyor, ailece ölüyorlar. Onların da tek suçları Müslüman olmalarıydı, Türk, Kürt, Çerkes, Laz olmalarıydı.
Bu gerçekleri dile getirmenin neresi ayıp? Asıl ayıp olan, bir tarafın kaybına üzülüp, diğerini dikkate bile almamaktır.
Ayrılıkçı Ermenilerden katliamlara fiilen katılmayanların da kimi casusluk, kimi yataklık, kimi yardımcılık yaptı. Bunların savaşmakta olan Osmanlıya daha az zarar verdiğini mi sanıyorsunuz? Ya Osmanlı ordusuna dahil olup da, silahları ile birlikte düşman tarafına geçen Ermeniler için ne düşünüyorsunuz?
Tabii ki, birçok Ermeni de Osmanlıya sadık kaldı. Ayrılıkçı Ermeniler, sadık Ermenilere de yapmadıklarını bırakmadılar; onları tehdit ettiler, soydular, hunharca öldürdüler.
x x x
Savaşan her devletin ilk önceliği emniyetidir. Nitekim daha I. Dünya Savaşı başlar başlamaz, İngilizler, dünyanın öbür ucundaki sömürgeleri Avustralyanın güneyinde yaşayan Alman asıllı Avustralya vatandaşlarını kıtanın iç kısımlarına göç ettirdiler. Ortada isyan yok, düşmanla iş birliği yok, casusluk faaliyeti yok, cinayet yok. Hiçbir zaman dile getirilmediği için bunları bilen de yok ama savaş başlar başlamaz ne olur ne olmaz diye sürülmüşler. İngilizler, onları perişan halde sürerken onlara çok gaddarca davranmışlar. Evlerini basmışlar, mallarını mülklerini tarumar etmişler, piyanolarını bile parçalamışlar. Çünkü piyano ile Alman marşı çalabilirlermiş. (Ermeni Meselesi / Bilal N. Şimşir / Syf.26)
x x x
Uzun lafın kısası, İttihat ve Terakki bir soykırım yapmadı. Hem Müslüman ahaliyi hem de Ermeni halkını büyük bir soykırımdan kurtardı. Tehcir edilen Ermeni, kaldığı yerde ölüp, öldüreceğine; gittiği yerde yaşamaya devam etti. Tabii ki, dönemin ilkel koşullarında ve savaş döneminde yollarda kırılanlar oldu. Ancak tehcirde kırılanın canı candı da, hicrette kırılanınki can değil miydi? Önemli olan yitirilen canlarsa, ortalık bunun için ayağa kalkıyorsa, iki tarafın canı için de kalkması gerekmez mi?
Hadi sizin iddia etmiş olduğunuz gibi gerçekten soykırım yapmış olduklarını var sayalım. İngilizler 1919 1920 yıllarında yakaladığı İttihatçıyı Malta Adasına sürmüştü. Hepsi ellerinde tutuklu bulunuyordu. Bunlardan 58i Ermeniler ile ilgili suçlanıyordu. Ancak ne hikmetse mahkemeye bile çıkarılamadan salıverildiler. Çünkü onları yargılamak için tek bir kanıt bile bulamamışlardı. Oysa o günlerde olay tazeydi, tüm şahitleri hayattaydı. Buna rağmen kanıt bulamadılar. O düzmece Mavi Kitaplarını da delilden sayamadılar. Bu durumda insan, düşünmeden edemiyor; bu insanları suçlu ilan edebilmek için tüm tanıkların ölmesi mi beklenmiştir? diye.
x x x
Şimdi tekrar gözlerimi kapıyor ve 90 yıl öncesinden 16 yıl öncesine dönüyorum
Yıl 1992, yer Azerbaycanın Hocalı Köyü
Bir gece içerisinde katledilen 613 insan Bunların 83ü çocuk, 106sı kadın
Gözleri oyulmuş Kulakları, burunları, kafaları ve daha başka birçok organları kesilmiş
Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar bile nasibini almış
Bundan başka 487 ağır yaralı, 1275 rehin, 150 kişi kayıp
Bir gece içinde yaşanan bu vahşete hangi yürek dayanır?
Bu vahşeti yaşayan ve sonra Beyruta yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan da dayanamamış, yazdığı Haçın Hatırı İçin adlı kitabında şu satırlara yer vermiş:
Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni gurup, Hocalının 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hala yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşaya döndüm. Onlar Haçın hatırı için savaşa devam ettiler.
x x x
Evet, Ermeni gazeteci, Hocalı Katliamı ile ilgili bunları yazmış
Peki Ahmet Altan ne yazmış?
Hiçbir şey! Evet, hiçbir şey! İlgi alanına bile girmemiş!
x x x
1986 Jivkov Bulgaristanı
Türkçe isimler Slav isimlerine çevriliyor.
Yetmiyor mezar taşlarındaki isimler de değiştiriliyor. Kamu alanlarında insanlar Türkçe
konuşamıyor. Türkler, yaşadıkları bölgelerden
alınıp Bulgarların çoğunluk olduğu bölgelere
yerleştiriliyor. İbadet özgürlükleri kısıtlanıyor.
Türk olduğu için iş verilmiyor ve insanlar Türkiyeye göçe
zorlanıyor. Bu kısıtlamalardan bir buçuk milyon insan nasibini
alıyor.
Aradan üç yıl geçiyor, bir asimilasyon programı daha
kapılarına dayanıyor. 310 bin Türk daha Bulgaristanı terk
etmek zorunda kalıyor.
Ahmet Altan ise Bulgarların 1908de
bağımsızlıklarını ilan edişlerinde
kalmış, sonrasıyla ilgilenmiyor.
Peki ya Yunanistan?... Türkistan?..
Bu konuda da tek satır yazmıyor.
x x x
Türkmen şehri Kerküke bitmez tükenmez bir Kürt göçü
var, amaç Kürt nüfusu arttırıp, Türkmenden arındırıp,
burayı bir Kürt şehrine çevirmek.
Nüfus öylesine artmış ki; ne elektrik yetiyor
ne de su. Yaz günü bir hafta boyunca susuz kalıyorsunuz.
Türkmenlere ait ve Saddam döneminde hükümet
tarafından el konulan arazilere derme çatma yapılar kurulmuş.
Yeni gelenler buralara yerleştiriliyor.
Kerkük'te yerleşecek olan her Kürt aile için 3000
dolar para yardımı yapılıyor.
Yetmiyor, evlerin yapımı için gerekli olan her
türlü malzeme bedelsiz karşılanıyor.
Dahası Kerkük'te ev yapan Kürtlerin elektriği,
suyu ve benzini de bedava...
Ohhh, ne ala!
Kürtler sadece boş arazilere değil, aynı
zamanda Saddam hükümeti düştükten sonra, şehri terk eden
Arapların boş evlerine, stadyumlara ve hatta kullanılmayan
devlet binalarına da yerleşiyorlar.
Ya Türkmenler?
İleri gelen Türkmen aileleri her gün tehdit
alıyor.
Çocukları okul önlerinden kaçırılıp,
yüklü miktarda para karşılığı serbest
bırakılıyor.
Her gün meydana gelen patlamalar nedense hep Türkmen
mahallelerinde gerçekleşiyor.
Bu patlamalarda insanlar can veriyor, sakat kalıyor.
Ahmet Altan ise bakın kendisine neyi dert ediniyor?
Vatandaşlığa bağlı bir ülkede
milyonlarca Kürt kardeşimizle birlikte yaşarken, başka bir
ülkedeki soydaşlarımızı, bu Kürt kardeşlerimizin
soydaşlarına karşı koruyarak, çelişkiye düşmüyor
muyuz? Bu durum bizi açıkça bölmez mi?
(Makalenin tamamını için http://www.gazetem.net/aaltanyazi.asp?yaziid=174
)
Daha sonra göreceklerimi, okuyacaklarımı bilmeden
pes diyorum ama Ahmet Altan, siz öyle bir yazıyorsunuz ki, okudukça neye
şaşıracağımı şaşırıyorum.
x x x
Şimdi yine kapıyorum gözlerimi ve Kurtuluş Savaşı günlerine dönüyorum. Ülkemizin batı bölümü Yunan işgali altında
Bergama ve yöresindeyiz
Yukarı Kimikler Köyünden Molla İbrahimi kulaklarına kadar kesiyor, gem takıyorlar. Bu haldeyken Bergama içinde gezdiriyorlar. Sonra tırnaklarını halkın içinde kerpetenle söküyorlar ve 4 gün sonra parçalayarak öldürüyorlar.
Çerkes İdris Ağanın 10 yaşındaki kız evlatlığına sekiz, on Yunan askeri birden, bir çok kez tecavüz ediyor, sonra da vücudunu ikiye ayırarak öldürüyorlar.
80 yaşındaki dilsiz oğlu Ahmet ve eşi Zahideyi paralarını aldıktan sonra parçalayarak öldürüyorlar.
Alaca Köyünden Mehmed oğlu İsmail ile oğlu Mustafanın ayaklarını testere ile kesiyorlar.
Firuz Köyü halkına silah aramak bahanesiyle işkence yapıyorlar, pek çok kadın ve kızın ırzına geçtikten sonra hepsini kurşuna diziyorlar.
Şimdi de Orhan Gazide bir sokaktayım
Ağzında el bombası patlatılmış bir delikanlı yatıyor yerde
Biraz ilerde karnından bağırsakları dökülmüş bir genç kadın cesedi var
İki adım ötede 2 yaşlarında başsız bir çocuk
İleride gübre yığını üzerinde 12 yaşında bir kız, ırzına geçilmiş
İç sokaklara doğru ilerliyorum. 60 yaşında bir kadın Irzına geçilmiş ve öldürülmüş
Muratoba Köyü mü?
Erkekleri camiye dolduruyor, üzerlerine gaz dökülüp yakıyorlar...
Ya Çınarcık köyü?
Erkeklere annelerini peşkeş çekmek istiyorlar. Ölüm pahasına bu işi yapmayan delikanlıları süngülerle öldürüyorlar.
Bir taraftan ateşe verilen evler tutuşurken, Yunan askerleri süngü ucuna taktıkları küçük bebekleri kuzu kızartır gibi ateşe tutuyorlar Genç kızların memelerini kesip, kebap yapıyorlar
Yalova Beykoz Şile Rezaletin, işkencenin bini bir para
Tırnak sökmeler, un çuvalında dövmeler, çuvala koyup suya atmalar, ağaca ayaktan asmalar, ağaca asılanları parçalamalar, diri diri çukurlara gömmeler, göz oymalar, kulak kesmeler, camiye doldurup yakmalar, kadınlara zorla erkek uzvu çiğnettirmeler, anne ve babasına zorla tecavüz ettirmeler, kurşuna dizmeler, edep yerlerine bomba koymalar
Yeter artık! İçim daha fazla dayanmıyor, ben gözlerimi açıyorum.
Sonra merak ediyorum, Acaba Ahmet Altan bu konuda ne düşünüyor? diye.
Karşıma Kendini Öldürmek adlı makaleniz çıkıyor. Amerikalı Clint Eastwood, tümüyle Japonca olan ve II. Dünya Savaşında Japon askerlerinin Amerikalı askerlere karşı kahramanlıklarını anlatan Iwo Jima adlı bir film çekmiş. Film, düşmanın da insan olduğunu anlatıyormuş. Amerika, o kadar hoşgörülüymüş ki, bu filmi Oscara aday göstermiş.
Bütün bunları anlatıyor ve soruyorsunuz: Ben Kurtuluş Savaşında Yunan askerlerinin kahramanlığını anlatan bir film çekebilir miyim?
Sonra ekliyorsunuz: Yunanlıların kahramanlıklarını anlatan, tümüyle Yunanca bir film çekip, Türk askerlerinin iki Yunan esirini nasıl acımasızca öldürdüğünü göstermeye kalksam, bunu hoşgörüyle karşılamazsınız. Böyle bir işe kalkışsam, çok büyük bir ihtimalle Türk düşmanı olmakla, satılmışlıkla, hainlikle suçlanırım.
Sonra yine soruyorsunuz: Peki ama niye? Niye ben Yunanların kahramanlıklarını anlatamam?
Hiç mi kahraman, yiğit, cesur Yunan askeri yoktu o savaşta?
Hiç mi hayatını tehlikeye atan, ölümün üstüne yürüyen birileri çıkmadı Yunan ordusunda?
Bütün kahramanlıkları Türkler mi yaptı?
(Okuduklarına inanamayanlar için makalenin tamamı http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6378062.asp?yazarid=150&gid=61 adresinde)
Amerikanın Clint Eastwood gibi sanatçıları varmış. Eastwoodun bu filmini Oscara aday gösteren inanılmaz bir hoşgörü varmış. Amerikan toplumu, bu filmin oynadığı sinemaları yakmıyor, Eastwood hakkında Amerikalılığa hakaretten dava açılması için gösteriler düzenlemiyor, onu ölümle tehdit etmiyormuş. Kongrede bu adam bizi sırtımızdan bıçaklıyor diye bağıran politikacıları yokmuş.
İşte Amerika tüm dünyada en gelişmiş ülkelerden biri kabul edilmesini politikacılarına, liderlerine, askerlerine, ordusuna, silahlarına değil, bütün bu hoşgörülü insanlara borçluymuş.
Bu muhteşem yorumla birlikte bizlere soruyorsunuz:
Böyle bir film çekersem, beni över ve ödüllere aday gösterir misiniz?
. . . . . . . . . .
Valla Ahmet Altan, Altın Portakalı bilmem ama böyle bir film ile Nobeli garantilersiniz.
Ya da bakın, aklıma ne geldi? Bence siz, Girit adasındaki Yunan ayaklanmalarının bastırılması sırasında Türklerin gösterdikleri kahramanlıkları anlatan, tamamı Türkçe bir film yapıp, bunu Yunan sinemalarında gösterime sokun. Bakalım size ne ödül verecekler?
. . . . . . . . . . .
Yine değinmeden geçemeyeceğim. Aynı makalede diyorsunuz ki;
Amerikalı bir sanatçı yaptığı filmde düşmanı insana dönüştürüyor. Biz düşmanımızı insan olarak anlatabilir miyiz?
İşte size bir öneri daha. Gördüğüm kadarı ile sizin dışarıda düşmanınız olmadığı için zorunlu olarak örneği içeriden vereceğim. Mesela bu aralar en uyuz olduğunuz kim var? Ergenekon Çetesi olarak adlandırdığınız insanlar, değil mi? Kendimi bildim bileli siz hangi kurumdan haz etmezsiniz? Türk Silahlı Kuvvetleri değil mi? Bunlar da sizin kendinize düşman belledikleriniz olduğuna göre, hadi anlayın düşmanınızı, insan olarak görün, sevin onları, sevmeyenlere de sevdirin. Ülkenin bir aydını olarak öncü olduğunuzu gösterin. Ne kaybedersiniz?
x x x
Artık gözlerimi korka korka kapatıyorum. Kıbrıstayım Tarih 24 Aralık 1963
Silah sesleri duyuluyor
Tüfek dipçikleri ile kilitli kapılar kırılıyor İnsanlar sokaklara sürükleniyor
70 yaşında bir Türk, kırılan ön kapısının sesiyle uyanıyor
Sendeleyerek yatak odasından çıktığında, bir sürü silahlı gençle karşılaşıyor
Çocuğun var mı? diye soruyorlar
Şaşkın bir biçimde Evet diyor
Dışarı gönder diye emrediyorlar
19 ve 17 yaşlarında iki oğlu ve 10 yaşındaki kız torunu aceleyle giyinip, silahlı adamların peşinden dışarı çıkıyorlar
Çiftlik duvarının dibine dizildikten sonra, silahlı adamlar tarafından makineli tüfek ateşiyle öldürülüyorlar
Başka bir evde, 13 yaşında bir erkek çocuğunun ellerini dizlerinin arkasında bağlayıp, yere yıkıyorlar
Ardından tekmeleyip, ırzına geçiyorlar Sonra da tabancayla başının arkasından vuruyorlar
Tüm bunları ben değil, H. Scott Gibbons, Peace Without Honour adlı kitabında anlatıyor. Haliyle merak ediyorum, Ahmet Altan bu konuda ne diyor?
Bunun yanıtını Türklerin Tek Sorunu Var adlı makalenizde buluyoruz.
İnanmayan yine tamamını http://www.hurhaber.com/news_detail.php?id=92609 adresinden okuyabilir.
Her sorunun bir adı var.
Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, türban sorunu, terör sorunu, 301 sorunu
Biz bunların hepsini tek tek ayrı sorunlar olarak görüyoruz.
Bunların hepsinin aslında tek bir ismi olabileceği pek aklımıza gelmiyor.
Belki de bizim böyle hepsi değişik isimli birçok sorunumuz yok.
Belki de bizim adı Türk sorunu olan tek bir sorunumuz bulunuyor... diye eşi benzeri görülmemiş o dahice girişinizden yarım sayfa sonra nihayet Kıbrıs konusuna geliyorsunuz.
Ya Kıbrıs meselesi?
Biz, Türklere neler yapıldığını hatırlıyoruz, basılan köylerimizi, öldürülen insanlarımızı.
Peki, o olaylardan önce, bağımsızlık isteyen Rumlara karşı İngilizlerle işbirliği yapan Türklerin neler yaptığını hatırlıyor muyuz?
Hayır.
Nikos Sampsonu hatırlıyoruz. Onun yaptığı manasız darbeyi de hatırlıyoruz. Soydaşlarımızı korumak için adaya kahramanca çıkışımızı hatırlıyoruz.
Peki, o adanın yarısına yerleştiğimizi, Rumların mallarına el koyduğumuzu, Kıbrıslı Türkleri bile adadan kaçıracak hale geldiğimizi hatırlıyor muyuz?
x x x
Hatırlayalım bakalım, neler çıkacak altından
Yıl 1878, Osmanlı 93 Harbini kaybetmiş. Ruslar Yeşilköye kadar gelmiş. İstanbul ve Boğazlar, Rus tehdidi altında. İngilizler ise, Akdeniz ve Uzak Doğu yolunu Ruslara kaptıracak olma telaşında. İngilizler, bir teklif getirirler. Rusyaya karşı Osmanlıya yardım edeceklerdir ancak karşılığında Osmanlı Devleti de Ruslar, Batum, Kars ve Ardahanı terk edinceye kadar Kıbrıs adasının idaresini geçici olarak İngiltereye bırakacaktır. Ada hukuken Osmanlı Devletine bağlı kalacaktır. Sultan II. Abdülhamid zor durumdadır, bu teklifi kabul etmek zorunda kalır. Böylece Osmanlının Kıbrıs adasındaki 307 yıllık hakimiyeti sona erer. Çünkü aradan uzun yıllar geçip de Osmanlı Devleti, İngilterenin karşısında I. Dünya Savaşına girince işler değişir. Bahanesini bulan İngiltere, bir bildiri yayınlayarak Kıbrısı İngiltereye bağladığını ve Kıbrısın artık İngiliz İmparatorluğunun bir parçası olduğunu açıklar. Bu şekilde gasp edilen Kıbrısı artık Kurtuluş Savaşı ve Lozan bile geri getiremeyecektir.
İşte Kıbrısın bu şekilde İngiliz sömürgesi haline gelmesinden sonra Rumların bağımsızlık istediği, Türklerin İngiliz sömürgesi isteyip, İngilizlerle işbirliği yaptığı koskoca bir yalan ve çarpıtmadan ibarettir. Neden mi?
Bir kere, daha 1907 yılından itibaren yani adanın resmen İngiliz sömürgesi olmasından önce; Rumlar, İngiltereden adanın Yunanistana ilhakını (bağlanma) talep ediyorlardı. İngiltere ise, Kıbrısın hiçbir şekilde Yunanistan ile ilgisi bulunmadığını, Rumların Yunan olmadığını ve adanın Türkler tarafından İngiltereye devredilmiş bulunduğunu ileri sürerek Rumların bu teklifini reddediyordu.
Rumlar, yılmıyordu. Rum kilisesi önderliğinde heyetler kurup, başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesine ilhak gezileri düzenliyor, Kıbrıstan İngiltereye sayısız Enosis (yani Yunanistana ilhak) telgrafı gönderiyorlardı. Bununla kalsa yine iyi, bu faaliyetlerini silahlı saldırılarla da destekliyorlardı. Rumların Türklere yaptığı ilk silahlı saldırının tarihi 1912dir. Yaşasın Yunanistan, Yaşasın İlhak naraları ile Türk mahallelerini yağmalamış, ev, dükkan ve dini yerleri tahrip etmişlerdi. Bu olayda dört Türk hayatını kaybetmiş, yüzden fazla Türk de yaralanmıştı.
İngiliz sömürge dönemine geldiğimizde ise 1921 ve 1950de ada Rumları arasında iki kez halk oylaması yapıldığını ve her iki oylamada da ezici çoğunlukla Yunanistana ilhak kararı çıktığını görüyoruz.
1931 yılına geldiğimizde ise Yunan Konsolosu Kyrounun kışkırtması ile Milli kurtuluşumuz Yunanistanla birleşmektir diyen Papaz Nikodimosun başkanlığında ilhak naraları atarak, ayaklandıklarına tanık oluyoruz. Ancak dikkatinizi çekerim; bu ayaklanma, Kıbrısın sömürge idaresinden kurtulup bağımsızlığını kazanması için değil; Yunanistana bağlanması için yapılmıştır.
İngiltere, bu isyanı çok sert önlemlerle bastırmış, 400 kişiyi tutuklamış, isyanın ele başları ile kışkırtıcı konsolosu adadan sürmüş; ardından da okullarda Türk ve Rum tarihlerinin okutulmasını, siyasi faaliyetleri yasaklamış, basına sansür koymuş, yasama meclisi niteliğindeki Kavanin Meclisini de kapatmıştır. Artık ne Türkler ne de Rumlar göndere milli bayraklarını çekememektedir. İşin garibi Türkler, isyana katılmamış, hatta karşı çıkmış olmalarına rağmen yine de Rumlarla aynı cezalara çarptırılmışlardır. Bu arada çarpıtma eğilimi olanlar için açıklayalım, Türkler İngiliz sömürgesi altında yaşamaya bayılmamaktadırlar, yaşadıkları adanın Yunanistana ilhakına karşı oldukları için ayaklanmaya karşı çıkmışlardır.
1937den itibaren İngiltere Kıbrısa özerklik vermeyi teklif etmeye başlamıştır ancak Rumlar bunu kabul etmemiş, Yunanistana ilhakta ısrar etmişlerdir.
1950li yılların başlarında bir de terör örgütü kurmuşlardır. Adı; EOKA. Eminim, bu örgüt de sizin için terör örgütü değil, bağımsızlık ordusudur.
Bu arada Yunanistan da elini açık oynamaya başlamış ancak 1952-1954 yılları arasında Kıbrıs'ın kendisine terki için İngiltere nezdinde yaptığı her teşebbüs İngiltere tarafından reddedilmiş ve İngiltere, adanın durumunu değiştirmeyeceğini her seferinde tekrar etmiştir. Böylece 1954 yılının ilk aylarında, Yunanistan hükümetinin bilgisi dahilinde Kıbrısa gizli silah sevkıyatı başlamıştır.
İngiltereden umudunu kesen Yunanistan, 16 Ağustos 1954de Birleşmiş Milletlere resmen başvurup, İngiltere'den şikayet etmiş ve ada halkına self- determinasyon yani kendi kaderini kendisinin tayin hakkının verilmesini istemiştir. Görüldüğü gibi Yunanistan, Birleşmiş Milletlere baş vururken biraz farklı bir dil kullanmıştır. Ancak birazcık aklı olan insan, yıllardır ilhak isteyen bir toplumun kaderini ne yönde tayin edeceğini bilir. Dolayısı ile bu haktan kastedilen, adanın Rum halkına, kendilerini Yunanistan'a katma yetkisinin verilmesinden başka bir şey değildir. Zaten Birleşmiş Milletler de meseleyi ele almış, ancak inceleyince bir karar vermeyi reddetmiştir.
1955 yılı aynı zamanda EOKAnın Türklere yönelik saldırılarının başladığı yıldır. Yine aynı yıl Doğu Akdeniz ve Kıbrıs hakkında bir üçlü konferans düzenlenmiştir. Konferansa Türkiye adına Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu katılmıştır.
Bu konferansta İngiltere, Yunanistan'ın isteklerine bir miktar taviz olmak üzere, adaya özerklik vermeyi teklif etmiştir. Yunanistan, ada nüfusunun çoğunluğunu Rumların oluşturduğunu belirterek, kendi kaderini tayin hakkında, yani adanın kendisine katılmasında dayatmıştır. Türk tezi ise, Türkiyenin savunması ve güvenliği bakımından Kıbrısın önemli ve vazgeçilemez olduğu, Kıbrıs el değiştirdiği takdirde dengelerin alt üst olacağı, üstelik adanın coğrafî bakımdan Anadolunun devamı olduğu üzerinedir. Kıbrısta statükonun muhafazası şarttır. İngiltere adadan çekilmemelidir. Eğer statüko bozulacaksa, ada Türkiyeye, yani eski sahibine iade olunmalıdır.
İşte yılanın tıssss dediği yer, tam da buradadır. Bir kere Rumların da, Yunanistanın da mücadelesi Kıbrısın bağımsızlığı üzerine değil, adanın Yunanistana ilhakının şartlarını oluşturmak içindir. İlhakın adına bağımsızlık denemeyeceği gibi Türkiyenin de ilk etapta statükonun devamını savunmasına işbirliği denemez. Bu, vatan ve millet kavramı olmayan birine nasıl anlatılır bilemiyorum ama buna mülkiyetinin bile artık kendisine ait olmadığı bir adada, gerek daha az bir nüfusu oluşturan soydaşlarını, gerekse ülkesinin Akdenizdeki haklarını Rumlara ve Yunanistanın emellerine karşı korumaya çalışmak denir.
Ya İngiliz sömürge yönetiminin polis gücü? diyeceksiniz. Doğrudur, polis gücü çoğunlukla Kıbrıslı Türklerden oluşmaktadır ancak bunun nedeni rahatlıkla anlaşılabileceği gibi adanın EOKA terörü altında olmasıdır. Bu şartlarda burada da ima ettiğiniz gibi bir işbirliğinden söz edilemez.
Londra Konferansı olumlu bir netice
vermeden 7 Eylülde dağılmıştır. İngiltere yine
de adaya özerklik vermekte kararlıdır ve bu konuda
hazırlıklara başlamıştır. Türkiye bir oldu bitti
ile karşı karşıyadır ve bu durum kesinlikle
zararınadır. Mecburen bu özerkliğe bir eğilim gösterir ama
bu rejim içinde Kıbrıs Türklerinin özgürlük ve yaşama
haklarını da garanti altına almak için bu defa kendi özerklik
teklifini İngiltereye bildirir.
1956 yılının başına
geldiğimizde EOKAnın Kıbrıs'taki eylemlerin şiddeti
her geçen gün artmakta ve bu şiddet Yunanistan tarafından
beslenmektedir. İngilizler,
Makariosun EOKAnın siyasi lideri olduğunu öğrenirler ve onu
tutuklayıp, sürgüne gönderirler. EOKA militanları, terör
yaptıkları bu dönemde yüzlerce Türkün yanı sıra, 100
İngiliz ve yüzlerce Rumu da
katletmiş, 30 Türk köyünü yakıp yıkarak, burada yaşayan
Türklerin göç etmesine neden olmuşlardır, bilgilerinize sunarım.
Derken İngiltere, Kıbrısta iki
ayrı toplum olduğuna göre, kendi kaderini tayin hakkının
her iki toplum için de ayrı ayrı tanınması gerektiği
fikrini ortaya atar ve ada için bir Anayasa hazırlatır. Böylece
adanın taksimi de bir çözüm yolu olarak ele alınabilecektir. Türk
hükümeti bu fikri daha çok benimser ve bundan sonra taksim tezi üzerinde
ısrar eder. Adanın Türk halkı da taksim tezini var gücüyle
savunur.
Bu arada Yunanistan Kıbrıs
meselesini her yıl Birleşmiş Milletlere götürmekten geri kalmaz.
Birleşmiş Milletler ise her seferinde kesin bir karar almaktan
kaçınır ve meselenin Türkiye, İngiltere ve Yunanistan
arasında müzakere yolu ile çözümlenmesi fikrini benimser.
1958 yılında EOKA artık iyice
azıttığından gerek Türk-Yunan, gerekse Yunan-İngiliz
ilişkileri gerginleşir, bunun için de Amerika ve NATO araya girip,
taraflara baskı yapmaya başlar.
En sonunda 1959da Zurichde bir araya gelen
iki devletin başbakanı, bir Kıbrıs Cumhuriyeti
kurulmasına karar verirler ve bu devlette Kıbrıs Türk toplumunun
hürriyet ve yaşama haklarını garanti altına almak için
anayasa esasları ile diğer anlaşmaları tespit ederler. Bu
anlaşmalar, 19 Şubat 1959 tarihinde Londra'da, Türkiye, Yunanistan,
İngiltere ile Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının
temsilcileri tarafından imza edilir.
Zürich ve Londra Anlaşmaları,
Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere
arasında organik bağlar kurmaktaydı. Buna göre, Kıbrıs
Cumhuriyeti, Anayasa düzenini bütün ayrıntıları ile
koruyacaktı. Korumadığı takdirde Türkiye, İngiltere ve
Yunanistan, birbirlerine danışacaktı. Bu danışma
sonucunda bir anlaşma gerçekleşmez ve sorun devam ederse bu üç
devletten her biri, anayasa düzenini yerleştirmek için, tek
başına müdahale hakkına sahip olacaktı.
Yine Anayasa'nın ayrılmaz
parçasını teşkil eden İttifak Antlaşması'na göre,
Yunanistan Kıbrısta 950 kişilik, Türkiye ise 650 kişilik bir askeri kuvvet bulundurmak
hakkına sahipti. Bu anlaşmalarla Kıbrıs Cumhuriyeti için
Enosis ve taksim yasaklandı ve nihayet 16 Ağustos 1960 tarihinde
Kıbrıs Cumhuriyeti resmen kuruldu.
Fakat bu Cumhuriyet, ancak 21 Aralık 1963
tarihine kadar yaşayabildi. Çünkü 1963de yeniden saldırılara
başlayan ve 103 Türk köyünü yakıp yıkarak 500den fazla Türkü
katleden EOKA, on binlerce Türkü de göçe zorladı.
Gerisini biliyoruz zaten. Konuyu bu kadar
ayrıntılı ve uzun olarak ele almak zorunda kalmamın nedeni,
konuya yeterince yakın olmayanlar ve dilinizi bilmeyenler için
tıssss sesini Türkçeye tercüme etmekti.
x x x
Birinci Dünya savaşında Ermenilerle,
Kurtuluş Savaşında Yunanlarla, Kıbrısta Rumlarla
gönül bağı kuran Ahmet Altan, Kandil Dağına gidip,
PKKlılarla da yarenlik ediyor.
Gün boyu onlarla şakalaşıp,
gülüşürken, arada dünyanın artık silah istemediğini,
silahı bırakıp sorunu siyasetle çözmeleri gerektiğini
söylüyor. Peki, silah istemeyen o dünya, neden bu silahları üretiyor
sonra da PKK ve benzeri terör örgütlerine satıyor? diye hiç
düşünmüyor. Bu örgütler, kendi silahlarını kendileri
üretemediklerine göre, silahı, bombayı, mayını üretmezsin,
olur biter.
PKKlı konuşuyor: Kürt ulusu
eziliyor., Onun ezilmeyeceğinin garantisi olmalı
Kürt ulusunu koruyorlar öyle mi?
Sizin makalelerinize bakarsak PKK ve Öcalan
1980li yıllarda askeri bir cuntanın gölgesi Türkiyenin
üzerindeyken, Kürtçe konuşmak, Kürtçe şarkı söylemek, Kürt
çocuklarına Kürtçe isimler koymak yasaklanmışken,
Diyarbakır Hapishanesinde Kürtler tarihte eşine az rastlanır bir
zulmün hedefindeyken ve seslerini duyurmanın hiçbir yasal yolu yokken
çıkmıştır sahneye.
Sahi mi?
12 Eylül darbesinde bu insanlar, Kürt
oldukları için mi yoksa yasa dışı örgütlere mensup ya da
ilişkili oldukları için mi hapishanelere girip, acılar çektiler?
Yöntemleri savunmuyorum ancak o acıları sadece Kürtler mi çekti? Kürt
olmayan insanlar da çekmedi mi?
PKK mı Kürt halkının
haklarını ve kimliğini koruyacak? Bunun için önce kendi
kimliği olması gerekmez mi? Temeli 1978de atılan PKK, önce
Kürtçü söylemleri olan Marksist Leninist bir örgüt. İlk iş bölgede
Kürtçülük yapan diğer Marksist Leninist örgütlere saldırıyor.
Diğer tarafta Ermeni ASALA Örgütü ile diplomatlarımızı
öldürmek için işbirliği yapıyor. O bitiyor, kendi halkına
saldırıyor, kadın, erkek, çocuk, bebek demeden katlediyor. Nedir
suçu bu insanların? Türkiye Cumhuriyeti düzenine karşı olmamak.
Arkasında önce Sovyet Rusya, sonra Suriye, Irak, İran, Yunanistan ve
benzerleri.
Derken Sovyet Rusya çöküyor, PKK 180 derece
dönüş gösterip arkasına Amerikayı alıyor. Avrupa
Birliği ülkelerinin yardımları da cabası. AB, ABD ve PKK,
namı diğer üç kafadar, gerek
silahlı gerekse sosyal ve psikolojik her yönden saldırırken,
yöneticilerimiz olayın sadece askeri yanına ilgi gösterip, diğer
yanlarını es geçince Kürt halkının bir bölümü de
bunları kendine dost sanıyor. Tarih bilmediği için,
geçmişte bunları dost bilenlerin çıkar dengeleri
değiştiğinde nasıl ortada kaldıklarını da
hatırlamıyor.
Dünün Marksist Leninist PKKsı
kapanın elinde kalıyor, bugün de var gücü ile neoliberal
politikaların oyuncağı, küreselleşme çalışmalarının
vahşi bir parçası oluyor. Kim yüz verirse ona hizmet ediyor.
İnsan, yarın kimin emrine gireceğini merak etmeden
duramıyor.
Ancak gerçek o ki, tüm bu
işbirliğinin sonucunda insanlarımız ölüyor, toplum
hızla ikiye bölünüyor.
Yıllardır terör belası ile uğraşan ülkemiz,
teröre para akıtmaktan hiçbir alanda gelişemiyor. Devlet borç
batağında yüzüyor. Tarım, sanayi ve başka her alandaki
gelişmemiz baltalanıyor. Kimse kazanmıyor, kazanan sadece silah ve
uyuşturucu tüccarları oluyor.
Buna bir de babalar gibi satanlar eklenince
sanayi tesisleri gidiyor, bankalar gidiyor, tarım alanları, orman
alanları akla gelen ve bu ülkenin olan ne varsa her şey gidiyor.
Devletten sonra halkımız da borç içinde yüzmeye başlıyor.
Üreten Türkiye yok oluyor, sadece tüketen bir Türkiye oluşuyor. Kimse
kazanmıyor, sadece ulus ötesi şirketler, yabancı ve büyük
devletler kazanıyor. Yabancı bankaların icra avukatları
kapımıza dayanıyor, Türk Kürt diye ayırmıyor. Bir bakın etrafınıza, biz
burada birbirimizi yerken, elimizde avucumuzda ne varsa kayıp gidiyor.
Ülkemiz tüm varlıkları ile birlikte geleceğini de kaybediyor.
Bütün bunların ardında küreselleşme çalışmaları
yatıyor. Para babası ulus ötesi şirketler daha da çok
kazansın diye insanlar ölüyor, aileler yok oluyor.
Ancak bu durum şimdilik AB ve ABDden
beslenen PKKnın umurunda olmuyor. Ahmet Altanı da ilgilendirmiyor.
Onlar Kandil Dağında bir günde kanka oluyorlar. Artık Ahmet
Altanın orada aynı odayı paylaştığı,
konuştuğu, şakalaştığı dostları var.
Salih var, Bozan var, Mizgin, Jiyan, Roj, Adem var. Bir daha bir operasyon
olursa eğer, sonuçlarını
içi titreyerek okuyacak Ahmet Altan; tanıdık bir isme rastlamaktan
korkarak
http://radikalgazetesi.wordpress.com/2008/02/03/ahmet-altan-kandil%E2%80%99de-bir-gun/
Artık burada dermanım tükeniyor
Ahmet Altan. Size söylenecek sözler de anlamını yitiriyor. Bir gün
Türk olmayan herkese gösterdiğiniz ilgi, sevgi ve anlayışın
en azından onda birini bu millete de gösterdiğiniz günleri
görebilmeyi diliyor ve sizi vicdanınızla baş başa
bırakıyorum. Bu arada gerek 80 darbesinden çok çekmiş
PKKlı dostlarınıza, gerekse küreselleşmenin ülkemize ve
tüm dünyaya özgürlük getireceğini savunan size 80 darbesinin de,
küreselleşme hareketinin de arkasında Amerikanın olduğunu
hatırlatmak istiyorum.
Değer Erbora
Rauf DENKTASH
Text book issue a real
eye-opener
THE ARTICLE Textbooks which focus on the good, the bad and the ugly by
Stefanos Evripidou (Cyprus Mail, September 26, 2008) is an eye opener for
everyone interested in a just, viable and permanent solution. The cause of
conflict in Cyprus has never been the Greekness of the one and Turkishness of
the other. Neither had religion anything to do with it until the church became
a political movement for uniting the island with mother Greece. Leaders in
Cyprus should realise that our island, if geopolitically has any value for
Western powers, it has vital security value for Turkey which has to protect the
Greco-Turkish balance established with the Treaty of Lausanne. The attempt by
Greece, using the Greek-Orthodox church as a virile tool, for uniting the
island with Greece is the problem which has divided the two sides in the
island as soon as the British arrived in 1878.
As of that date the tug-of-war between the two sides began, culminating in 1954
with the Greek resort to the UN claiming union with Greece through the
application of the right of self-determination for the people of Cyprus! This
woke up Turkey, whose policy until then was continuation of the status-quo in
order to maintain the Lausanne balance!
So, the story now used by some people on both sides that the British stirred
everything is nonsense. That Britain took advantage of this divide during the
1955-58 EOKA campaign is something else and Turkish Cypriots position of
self-defence against Enosis quite a different story! Had there been no Enosis
policy there would have been no conflict. Enosis is now believed to have been
half achieved through EU membership; all that has to be done is to remove the
remaining impediments in order to legalise and finalise this membership. And
these impediments continue to be the guarantee and Turkish force in the island.
Hence the story that the problem is due to occupation and it began in 1974.
As in the 1950 plebiscite, the world has been deceived that Cypriots want
this that or the other, this time the Cypriot government demanding for and an
behalf of the Cypriots that Cyprus is freed from occupation and of the
Guarantors and all will be well. No one is interested to remind the Greek
Cypriot side that there was no occupation and no Guarantors during 1954-59 and
that the Guarantee system was worked out to prevent a repeat performance of
those years by guaranteeing the partnership on the basis of political
equality of the two sides and their political identities as two equal
co-founder partners with two separate democracies etc.
Looking at Greek Cypriot text books and the agitation whipped up by the Church
and politicians that these should be civilised it is no wonder that 65 per
cent of Greek Cypriots between the ages of 18 and 34 do not want to live
together with Turkish Cypriots, the inferior minority, regarded as
Islamicised Greeks by people who regard the term Cypriot refers to the
Hellenes of Cyprus and no one else!
When the 1960 Agreements were made, we had the belief that this Cypriot
Partnership would be a bridge of friendship and cooperation between the two
motherlands. This was a holy objective. What destroyed it was not reliance on
motherlands and being Greeks and Turks of Cyprus, but the attempt by Guarantor
Greece, again using the Church, to destroy the Greco-Turkish balance by
acquiring the island at the expense of the Turks of Cyprus (who do not exist as
far as the History books are concerned) at the expense of Turkey (the barbars
who dropped in from the skies all of a sudden and destroyed everything
beautiful)!
If reconciliation is the aim, Greek Cypriot youth should be made aware of what
happened on the island between 1963 and 1974 and why, while the Greek Cypriot
leaders begin a sincere campaign for compensating Turkish Cypriots for what was
done to them during 1963-1974 while conceding the right of Turkish Cypriots to
be Guaranteed by Turkey, but for which they would have been obliterated from
the map of Cyprus long ago!
n Rauf Denktash was leader of the Turkish Cypriot community from 1985 to 2005
and was involved in negotiations to solve the Cyprus problem in various roles
from 1972 until 2005
Cyprus
Mail 2008
AA
Güncelleme: 16:27 TSİ 07 Ekim 2008 Salı
SOFYA -
Kıbrıs sorununa çözüm arayışını hamilelik
sürecine benzeten Hristofyas şöyle konuştu: Çok sancılı
bir gebelik olacak. Doğum olacak, ancak toprak değişimi
olmayacak. Sağlıklı, iyi beslenen ve büyüyecek bir çocuk olacak.
Evrimi engelleyemeyiz.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, iki günlük
ziyaret için geldiği Bulgaristanda yerli ve yabancı gazetecilerle
çalışma kahvaltısında bir araya geldi.
Kıbrıs sorununa çözüm arayışları konusunda uzun bir
konuşma yapan Hristofyas, sözlerini şöyle sürdürdü: Bugün bile,
diyaloğun canlandırıldığı bir dönemde, benim eski
yoldaşım olan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat iki
topluluk yerine, sözde iki ayrı halk arasında çözüm aramaya
çalışıyor. Oysa biz Kıbrısta iki topluluktan
oluşan tek bir halkın olduğunu düşünüyoruz. Bu durum
önümüzde önemli bir engel
oluşturmaktadır.
Kıbrıs sorununa çözüm arayışını hamilelik
sürecine benzeten Hristofyas şöyle konuştu: Yeni bir döneme girdik.
Hamilelik dönemine girdik. Çok sancılı bir gebelik olacak. Doğum
olacak, ancak toprak değişimi olmayacak. Sağlıklı, iyi
beslenen ve büyüyecek bir çocuk olacak. Evrimi engelleyemeyiz.
Kıbrısta Türk ve Rumların zorlukları
aşacağına, adamızın yeniden birleşeceğine
inanıyorum.
Hristofyas, Rum tarafının bedeli ne olursa olsun, konfederasyonu
kabul etmeyeceğini de vurguladı. Türkiyenin AB üyeliğine de
değinen Hristofyas, Türkiyenin Kıbrıs Rum kesimini
tanımasını, liman ve havaalanlarını kendilerine açmasını
isteyerek, Tüm bunları göz önünde bulundurarak, Türkiyenin ABye tam
üyeliğini destekliyoruz dedi.
BM Kıbrıs Özel Danışmanı
yarın Kıbrıs'ta
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, yarın
Kıbrıs'a gidiyor.
Downer, 10 Ekim Cuma günü
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Lefkoşa ara bölgede yapacağı
görüşmede hazır bulunacak.
Bu arada, Downer, 10 Ekim görüşmesinden önce, Perşembe günü
CumhurbaşkanıTalat tarafından kabul edilecek. Talat, BM
yetkilisini, Cumhurbaşkanlığı'nda saat 10.00'da kabul
edecek.
CNN TURK 07/10/08
The Elders ekibi, Talat ve Hristofyas'la görüşecek
Eski dünya liderlerinin yer aldığı The
Elders, "çözüm sürecine destek belirtmek ve uluslararası toplumun
yeni sürece desteğini teşvik etmek" için yarın
Kıbrıs'a geliyor.
The Elders Başkanı Başpiskopos
Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir
Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi'nin yer alacağı
heyet, 8-9 Ekim tarihlerinde adayı ziyaret ederek, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'la
görüşecek.
The Elders heyeti, Çarşamba günü saat
11.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul
edilecek.
Türk ve Rum siyasi partileriyle de görüşecekler
Bu arada Slovakya'nın Güney
Kıbrıs Büyükelçiliği'nden verilen bilgiye göre The Elders'in üç
lideri Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir
Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi, 8 Ekim Çarşamba günü
Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerin ara bölgedeki Ledra
Palace Otel'de bir araya gelecekleri toplantıya da katılacak.
Slovak Büyükelçiliği tarafından
düzenlenen toplantı saat 17.30'de başlayacak. Toplantı öncesi
basına görüntü olanağı sağlanacağı belirtildi.
Tüm dünyadan saygın liderlerin yer
aldığı The Elders, 2007 yılında Nelson Mandela ve
Graça Machel tarafından kuruldu. Tecrübe ve birikimlerini kullanarak
dünyadaki çeşitli bölgelerde yaşanan sorunlara çözüm bulma
çabalarına destek veren The Elders üyeleri arasında Kofi Annan, Ela
Bhatt, Lakhdar Brahimi, Gro Harlem Brundtland, Fernando Henrique Cardoso, Jimmy
Carter, Graça Machel, Mary Robinson, Desmond Tutu ve Muhammad Yunus da
bulunuyor.
KIBRIS 07/10/08
Population increases to 0.8m
THE POPULATION
of Cyprus was estimated at 789,300 at the end of 2007, recording an increase of
1.4 per cent from the previous year.
According to data released yesterday by Cyprus Statistical Service (CyStat),
the population in the Nicosia district was 310,900 at the end of 2007, in
Famagusta 43,700, in Larnaca 131,900, Limassol 226,700 and in Paphos 76,100.
Almost 70 per cent (69.9%) of the population resides in the urban areas of
Cyprus, whereas a percentage of 30.1 per cent resided in rural areas.
Statistics were for the south part only.
Air traffic at Cyprus airports increases
AIR TRAFFIC at Larnaca and Paphos airports increased during June and July 2008,
compared to the corresponsive period of the previous year.
According to data released yesterday by the Civil Aviation Department, in June
2008 air traffic at Larnaca airport rose by 7.1 per cent and passenger numbers
increased by 12.2 per cent, whereas air cargo transport was down by 2.7 per
cent.
Air traffic at Paphos airport recorded a decrease of 0.5 per cent and cargo
transport of 17.7 per cent, whereas the numbers of passengers rose by 5.1 per
cent.
In July, air traffic increased at both Cyprus airports. At Larnaca airport, air
traffic increased by 2.1 per cent and at Paphos airport rose by 4.5 per cent.
An increase was also recorded in relation to passengers numbers. At Larnaca
airport, the number of passengers increased by 1.1 per cent and at Paphos
airport rose by 8.8 per cent, while air cargo transport was increase by 2.3 per
cent and 48.7 per cent respectively.
CYPRUS MAIL 07/10/08
Kibris pours cold water on talks
progress
By Jean
Christou
ONLY ONE third
of the issues related to governance and power sharing have been agreed by
President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat,
Turkish Cypriot newspaper Kibris reported yesterday.
Under the headline: Its going badly, the newspaper leaked that after three
meetings, two of which were on substance, the two leaders were only able to
agree on seven out of 20 aspects on governance and power sharing.
One of the four core issues that need to be resolved, governance was supposed
to be the easiest to negotiate.
Discussion on 11 of the points was temporarily postponed and on the two
remaining points, the leaders were said to be in complete disagreement,
according to the information leaked to Kibris.
The seven chapters agreed include citizenship and asylum, extradition and
deportation, drugs smuggling, money laundering and organised crime, appointment
of federal officials, copyright, and elections and referenda.
The two issues they did not agree on were the United Nations Convention on the
Law of the Sea, and antiquities. The former is likely related to disagreement
over the possible oil and gas reserves off the islands south-eastern
coastline.
The 11 postponed chapters include foreign relations and international
agreements with defence policies, EU relations, Central Bank Functions, the
financial and banking sectors, aviation, post office, electronic communication,
transportation and natural resources.
The leaders are expected to resume their discussions on governance and power
sharing on Friday but mediators had hoped they would have moved on to the next
issued property by now. UN special envoy Alexander Downer said as much late
last week in New York.
Christofias and Talat have also been sniping at each other in public between
meetings.
On his departure for Bulgaria on Sunday, Christofias said there was no
substantial progress in the talks but he said it was still early days to be too
pessimistic.
He said the Greek Cypriot side would continue the dialogue with good will and
flexibility.
The problem is that there is no impressive progress, not to say that there is
no progress at all, he said.
We have just begun, only two meetings have taken place and there will be more.
For the time being we are only talking about governance and I will remain
cautiously optimistic despite the fact that at times I am anxious.
Commenting on the UNs feelings about the lack of speed in the process,
Christofias said it was not true that the UN was seeking an express process.
The process remains as it is, I will meet Mr Talat on Friday just as I have
done so far but I have no idea about an express process, he said.
He also declined to comment on the content of the talks saying there had been a
commitment to confidentiality.
CYPRUS MAIL 07/10/08
AA
Güncelleme: 09:34 TSİ 08 Ekim 2008 Çarşamba
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, 10 Ekim Cuma günü saat 09.30da başlaması
beklenen görüşmede Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altında federal yürütme organının nasıl
şekilleneceğini tartışacak.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downerın da hazır
bulunacağı görüşme, önceki görüşmeler gibi, ara bölgedeki
Lefkoşa Uluslararası Havaalanındaki binada yapılacak. Görüşme
yöntemini 3 Eylüldeki buluşmada belirleyen liderler, kapsamlı
müzakerelere 11 Eylülde Yönetim ve Güç Paylaşımı konusuyla
başlamıştı.
Liderlerin bir sonraki görüşme konusu ise mülkiyet olacak.
Görüşmelerin içeriğine ilişkin bilgi vermeme kararı devam
ederken, Türk tarafı basının görüşmeleri bina
dışından izleyebilmesi için BM düzeyinde girişimlerde
bulunuyor.
Liderlerin gündemi federal yönetim
YAVAŞ ANCAK KÖTÜ DEĞİL...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, sürecin
yavaş ve kötü gittiği yönündeki haberlere değinerek,
"Görüşme sürecinin oldukça yavaş ilerlediğine ilişkin
eleştirilere katılıyoruz. Kıbrıs sorununa çözüm
bulmak, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi liderlerin başlıca
sorumluluğu ve en acil görevidir. Bu nedenle sürecin daha dinamik ve
hızlı bir şekilde sürdürülmesi bir gerekliliktir" dedi.
Erçakıca, "Ele alınacak çok konu vardır. Henüz daha
görüşme sürecinin kötü mü ya da iyi mi gittiğine dair bir hüküm
vermek için erkendir" şeklinde konuştu
Kıbrıs sorunuyla ilgili kapsamlı
görüşmeler, yaklaşık 20 gün aradan sonra cuma günü
kaldığı yerden devam edecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, saat 09.30'da başlaması
beklenen görüşmede "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığı altında, federal yürütme organının
nasıl şekilleneceğini tartışacak.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ın da
hazır bulunacağı görüşme, önceki görüşmeler gibi, ara
bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda kapsamlı
müzakereler için tahsis edilen binada gerçekleşecek.
Görüşme yöntemini 3 Eylül'deki buluşmada
belirleyen liderler, kapsamlı müzakerelere 11 Eylül'de "Yönetim ve
Güç Paylaşımı" konusuyla başlamıştı.
"Yönetim ve Güç Paylaşımı"
konusunu 18 Eylül'deki görüşmeyle devam eden liderlerin, bu konuyu
tamamlamalarının ardından "mülkiyet" konusuna geçmesi
bekleniyor.
Görüşmelerin içeriğine ilişkin bilgi
vermeme kararı devam ederken, Türk tarafı, basının
görüşmeleri bina dışından izleyebilmesi için BM düzeyinde
girişimlerde bulunuyor.
Yavaş ancak kötü değil
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde 10
Ekim'de devam edecek müzakerelere de değindi.
Sürecin yavaş ve kötü gittiği yönündeki
haberlere değinen Erçakıca, "Görüşme sürecinin oldukça
yavaş ilerlediğine ilişkin eleştirilere
katılıyoruz. Kıbrıs sorununa çözüm bulmak,
Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi liderlerin başlıca
sorumluluğu ve en acil görevidir. Bu nedenle sürecin daha dinamik ve
hızlı bir şekilde sürdürülmesi bir gerekliliktir" dedi.
Erçakıca, görüşme sürecinin "kötü"
gittiğine ilişkin yaklaşımlara ise
katılmalarının söz konusu olmadığına işaret
ederek, bugüne kadar sadece federal organların yetkileri konusunun ele
alındığını ve bu başlık altında gündeme
gelen konuların üzerinden geçildiğini belirtti. Erçakıca,
"Ele alınacak çok konu vardır. Henüz daha görüşme sürecinin
kötü mü ya da iyi mi gittiğine dair bir hüküm vermek için erkendir"
şeklinde konuştu.
2009'un ilk aylarında sonuca ulaşmak gerçekçi
Hasan Erçakıca şöyle devam etti:
"Görüşme sürecini hızlandırarak,
yıl sonuna kadar hızlı bir ilerleme sağlamak ve bütün
konuların üzerinden geçmek mümkündür. Cumhurbaşkanımız,
2008 yılı sona ermeden bir çözüm bulunmasının mümkün
olabileceği düşüncesinde idi. Şimdiki durumda, yitirilen
zamanı da dikkate aldığımızda, 2008 yılı
sonuna kadar bütün konuların ele alınmış olmasını
ve ortaya daha net bir tablonun çıkarılmasını, 2009
yılının ilk aylarında ise bir sonuca ulaşmayı
gerçekçi olduğu kadar, mutlaka ulaşılması gereken bir hedef
olarak görmektedir"
Hazırlıklar
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, iki liderin görüşmesine
ilişkin hazırlıkların günlük olarak devam ettiğini,
özellikle uzun bayram tatilinin ardından dün
yoğunlaştığını söyledi.
Yakın geçmişte gerekli tüm bilgilerin
verildiği siyasi partilerle şu aşamada bir görüşme
planlamadıklarını kaydeden Erçakıca, meclise bilgi
verilmesi konusunda da planlanmış bir takvim
bulunmadığını belirtti.
Liderlerin açıklamalarına tepki
Hasan Erçakıca, liderlerin çok konuştuğuna
ilişkin eleştirilerle ilgili soruyu yanıtında,
"Liderlerin, Kıbrıs sorununun esasıyla ilgili görüş
belirtmekten alıkonulması mümkün değil. Esas olan;
görüşmelerin içeriğiyle ilgili bilgi verilmemesidir. Ki biz buna
oldukça sadığız" dedi.
Görüşmelerin sürat kazanması halinde
basının bilgi edinip, yayınlama olanağının
kısıtlanmış olacağına işaret eden
Erçakıca, görüşmelerin hızlanmasının hem sürecin
sağlığı, hem de spekülasyonların önlenmesi
açısından faydalı sonuçlar doğuracağını
belirtti.
Erçakıca, Rum Lider Dimitris Hristofyas'ın
bilinçli olarak uluslararası alanda yürüttüğü faaliyetlere de dikkat
çekerek, "Açıklamalardan rahatsız olanlar, öncelikle
Hristofyas'ın 'dış gezi' adı altındaki faaliyetlerine
dikkat etmek zorunda" dedi.
Teknik komitelerin çalışmaları
Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, Rum
basınında yer alan "Çevreyle ilgili Güven Yaratıcı
Önlemler, Türk tarafının tutumundan dolayı hayata geçmiyor"
iddialarının gerçekleri yansıtmadığını
söyledi.
Erçakıca, "Ancak teknik komite
çalışmalarında elde edilen sonuçların hayata geçmesinde
bazı gecikmeler olduğu bir gerçektir. Bu bizim tarafımızdan
da saptandı ve Cumhurbaşkanı Talat, dün ilgili arkadaşlara
teknik komitelerde elde edilen sonuçların uygulanmasının
hızlandırılması talimatını verdi" dedi.
Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:
"Teknik komitelerin sonuçlarının, güven
artırıcı etkileri mutlaka olacaktır, ama ele
alındıkları kategori Güven Artırıcı Önlemler
kategorisi değildir. Bu bir yerde üçüncü çalışma
alanıdır."
Tatbikatlar konusu
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın
uluslararası temasları sırasında bulunduğu
"tatbikatların yapılmaması" önerisini
değerlendirdiklerini, ancak henüz kendilerine resmi olarak böyle bir
önerinin iletilmediğini söyledi.
Erçakıca, Türk tarafının 2006'da BM'ye
sunduğu Güven Yaratıcı Önlemler paketinde tatbikatların en
azından sınır boylarından
uzaklaştırılması yönünde öneride bulunduğuna, ancak bu
önerinin tartışılmadığına işaret etti.
Nami-Yakovu görüşmesi
Hasan Erçakıca, bir başka soruya
karşılık da, iki liderin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos
Yakovu'nun yakın zamanda planlanmış herhangi bir görüşmesi
bulunmadığını söyledi.
Erçakıca, sürekli temas halinde olan iki temsilcinin
teknik komitelerin çalışmalarının hızlandırılması
için önümüzdeki günlerde biraraya gelebileceğini kaydetti.
KIBRIS 08/10/08
Downer to urge leaders
to pull their socks up
By
Jean Christou
UN SPECIAL
envoy Alexander Downer is expected to give the two leaders a pep talk when he
joins them in their next meeting on Friday.
Although the language is couched diplomatically, the bottom line is that the UN
is unhappy with the pace of the talks and with the counterproductive statements
both leaders are making through the media.
Downer usually makes a brief statement to the leaders before they start their
meetings.
On Friday, he is expected to give President Demetris Christofias and Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat his impressions of where the talks are at, and
where they are going, according to sources close to the process.
He is also expected to ask them to stop talking to each other through the media
and to refrain from making inflammatory speeches at international fora.
This was likely aimed at Talat, who listed a litany of grievances to the
Parliamentary Assembly of the Council of Europe last Wednesday.
A UN request for more frequent meetings could also be on the cards.
The leaders have met three times since September 3, the date the talks were
officially inaugurated. They have been discussing governance and power sharing
but a leaked report to Turkish Cypriot media on Monday said they had only
agreed seven out of 20 points related to the overall issue.
Eleven points of discussion have been postponed, and the leaders are in
complete disagreement over two points. One relates to the UN Convention on the
Law of the Sea, which has a direct bearing on the possible oil and gas deposits
off Cyprus.
The second relates to antiquities and would likely impact on the return of the
cultural heritage lost since the 1974 Turkish invasion.
Mr Downer is expected to explore with the leaders how he can be more helpful
to them and how he can be more active, said the sources. He will be sounding
them out on this.
They made it clear, however, that nothing would be done without the nod from
Christofias and Talat, as both sides have an aversion to any sort of
arbitration from the UN or other foreign mediators.
Arbitration is something thats imposed. Mediation is not, said the sources.
At the moment, Downer sits in on the meetings and helps the leaders by making
suggestions. A more active role would involve him being handed tricky problems
to weigh up and come back to the leaders for their agreement.
It is understood that the UN would also like to see more of the issues being
handed over to the aides to the two leaders, Presidential Commissioner George
Iacovou, and Ozdil Nami, the advisor to Talat. Both men headed up the work of
the technical committees and working groups, which laid the groundwork for the
talks to commence.
Handing some of the sticky issues to them to work through to take back to the
leaders for approval could speed up the pace of the negotiations, the UN feels.
Reports yesterday said Downers statement to the leaders has already been given
the green light by UN Secretary General Ban Ki-moon. Dower will arrive today,
coming in from Brussels where he met EU Commissioner Olli Rehn yesterday.
When he leaves Cyprus at the weekend, Downer will go on to London for contacts
with the British government.
CYPRUS MAIL 08/10/08
Elders arrive to lend
their moral support
By
Jean Christou
THE THREE
members of The Elders arrive in Cyprus today to give a boost to the flagging
Cyprus talks and to encourage the leaders by lending their weighty support to
the process.
Archbishop Desmond Tutu, former US President Jimmy Carter and former Algerian
Foreign Minister Lakhdar Brahimi will today and tomorrow meet political
leaders, civil society representatives and young people from the island's
Turkish Cypriot and Greek Cypriot communities.
The Elders are to urge the international community to embrace the fact that a
lasting settlement is within reach in Cyprus, and actively to support the
leaders and the peace process.
They also want to commend Christofias and Talat for their efforts to reunify
the island.
But they have emphasised that they would not be involved in the negotiations.
"We are here to say that the world wants this island to find peace we
wish it with all our hearts. We encourage all Cypriots to look forward to the
potential benefits that a peaceful resolution can bring. And we want to make
sure that the current efforts of the Cypriot leaders to reach a lasting
settlement are fully supported by the international community, said Elders chairman
Archbishop Tutu.
A written statement said The Elders were looking forward to their first
meeting, which will be a discussion with young people from the Greek Cypriot
and Turkish Cypriot communities.
"Today's young people are the ones who will live with the outcome of their
leaders' work. The first time in their lives that they will cast a ballot may
even be to vote on the outcome of the current peace process. I hope that day is
not far off. I am all too aware of the many years it has taken to get to this
point, President Carter said.
Apart from their meeting with young people, The Elders plan to meet the leaders
of the two communities, UN Special Adviser Alexander Downer and Head of the UN
Mission in Cyprus, Tayé-Brook Zerihoun, political party leaders and
representatives of local civil society organisations.
"The leaders, Mr Christofias and Mr Talat, should be commended for the
important steps they have taken so far in their discussions to work towards a
settlement. We support efforts by other members of the two communities to
encourage dialogue. These are essential steps on the path to peace, Brahimi
said.
About The Elders
THE Elders' story began in a conversation between musician Peter Gabriel and
businessman Richard Branson. They discussed the idea of a new gathering of
world leaders people of moral standing, independent of government or
financial influence to guide and support the 'global village'. For
inspiration they looked to traditional societies where Elders are often trusted
by their people to help resolve disputes and protect the interests of the
entire community. Gabriel and Branson then took their idea to Nelson Mandela
and Graça Machel, who were immediately enthusiastic.
On his 89th birthday in 2007, Nelson Mandela publicly announced the formation
of The Elders, saying: "This group derives its strength not from
political, economic or military power, but from the independence and integrity
of those who are here... I believe that, with their experience and their
energies, and their profound commitment to building a better world, The Elders
can become a fiercely independent and robust force for good, tackling complex
and intractable issues."
As globally respected leaders, The Elders offer their collective experience,
and their independent voices to support the resolution of conflict, to seek new
approaches to easing human suffering and to give voice to those who struggle
to be heard.
Archbishop Tutu, 77, is known for his long struggle against apartheid in South
Africa. In 1994, after the end of apartheid and the election of Nelson Mandela,
he was appointed as Chairman of South Africas Truth and Reconciliation
Commission.
Jimmy Carter, 84, a democrat, served as US President from 1977 to 1981, and
since then has been a champion of human rights around the world.
Lakhdar Brahimi, 74, a former Algerian ambassador, has spent 40 years helping
to keep the peace across the world. Now at the Institute for Advanced Study in
Princeton, he lectures regularly in the US, Europe, Africa and the Arab world
on international relations, conflict and conflict resolution.
The remainder of the 12 Elders include former UN Secretary-General Kofi Annan,
former Irish President Mary Robinson, and Ela Bhatt, lawyer and founder of
India's Self-Employed Women's Association.
CYPRUS MAIL 08/10/08
Clerides waiting for
title deeds
MEMBERS of
the public without connections are not the only ones to experience difficulty
when trying to get their hands on title deeds to their property.
Former President Glafcos Clerides is also among the thousands of Cypriot
homeowners who are unable to receive the title deeds to their homes.
It seems Clerides has yet to receive the deeds to his holiday home, which he
purchased second-hand at the Spyros Seaside Complex in Meneou five years ago.
The home is part of a complex built 15 years ago and to this day none of the
owners have received a title deed.
According to Politis a few irregularities were made by the development company
which including building part of the complex on government land and another
part on foreign private property. The tenants were told this made issuing the
title deeds more difficult and complicated.
In 2004 a law was passed allowing owners who had problems in acquiring their
title deeds to apply for deeds or to have their property approved. In line with
this law a number of owners submitted an application to the Larnaca District
Office two years ago. Among the applicants was also Clerides. By yesterday none
of them had received an answer, his daughter DISY deputy Katy Clerides said.
Worker killed in accident
A 45-YEAR-OLD Romanian worker was killed yesterday in an industrial accident at
the Vassiliko cement factory.
The accident occurred at around 6pm, reports said. The victim and a colleague
were in the middle of placing a new funnel when, under circumstances being
investigated, the Romanian dropped 4.5metres to the ground and was killed. He
was taken to Limassol general hospital where he was pronounced dead.
The accident is being investigated by the District Labour Office and Zygi
police station.
CYPRUS MAI.L 08/10/08
İhtiyarlar heyeti Kıbrısta
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Eski dünya liderlerinin yer aldığı ve küresel ihtiyar heyeti olarak adlandırılan The Elders, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas arasında devam eden görüşmelere destek vermek ve uluslararası toplumun yeni sürece desteğini teşvik etmek için Kıbrısa geldi
Türk tarafı ihtiyar heyeti"nin Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda fazla etkili olacağını
düşünmüyor. Türk tarafına göre, yapılacak temaslar sembolik
açıdan önemli bulunuyor.
The Elders Başkanı Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD
Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri
Bakanı Lakhdar Brahiminin yer aldığı heyet, bugün saat
11.30da Cumhurbaşkanı Talat tarafından kabul edilecek.
Ardından saat 14.15te ara bölgedeki Ledra Palace Otelde bir basın
toplantısı düzenleyecek. Tutu, Carter ve Brahimi, dün de
Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partilerin ara bölgedeki Ledra
Palace Otelde bir araya geldikleri toplantıya katıldı.
Tüm dünyadan liderlerin yer aldığı The Elders, 2007
yılında Nelson Mandela ve Graça Machel tarafından kuruldu.
Tecrübe ve birikimlerini kullanarak dünyadaki çeşitli bölgelerde
yaşanan sorunlara çözüm bulma çabalarına destek veren The Elders
üyeleri arasında Kofi Annan, Ela Bhatt, Lakhdar Brahimi, Gro Harlem
Brundtland, Fernando Henrique Cardoso, Jimmy Carter, Graça Machel, Mary
Robinson, Desmond Tutu ve Muhammad Yunus da bulunuyor.
MILLIYET 09/10/08
Doğrudan müzakereler konusunda ihtiyatlı iyimserim
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer, Kıbrıs sorunundaki doğrudan müzakereler
konusunda ihtiyatlı iyimser olduğunu ifade ederek, adadaki her iki
liderin sürecin başarılı bir sonuca varmasına bağlı
olduğunu söyledi.
Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre,
New York, Washington ve Brüksel'de Kıbrıs konusunda temaslarda
bulunmasının ardından dün adaya gelen Downer, basına
açıklamalarda bulunarak, "Liderlerin buradaki süreci birkaç hafta
içinde ileriye götürebileceği ve şu ana kadarki görüşmeleri ve
anlaşmaları üzerine inşa etmeleri ümidi vardır" diye
konuştu.
Yurtdışındaki görüşmelerine
değinen Downer, New York'ta BM Genel Sekreteriyle görüştüğünü ve
Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesiyle gayrı resmi
toplantılarda bulunarak, Kıbrıs sorununu ele
aldıklarını belirtti. Downer, bir dizi BM yetkilisi ile de bir
araya geldiğini ifade etti.
Washington'da üst düzey hükümet yetkilileriyle ve
Brüksel'de ise Avrupa Komisyonu ve temsilcileri, Bakanlar Konseyi'nin
Sekreteryası ile görüşmelerde bulunduğunu kaydeden Downer,
temaslarının çok verimli geçtiğini söyledi.
Downer, "Buraya dönmüş olmaktan memnunum, bugün
(dün) öğleden sonra adayı ziyaret eden Elders'lerle
görüşeceğim ve bu akşam (dün) benim de
katılacağım bir resepsiyon olacak. Kıbrıs'taki
dostlarımla buluşmayı ve cuma günü iki lider arasındaki bir
sonraki görüşmeleri bekliyorum. Tüm bunları ve nasıl
gelişeceğini görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum"
dedi.
New York ve Brüksel'den yarınki doğrudan
müzakereler çerçevesindeki toplantılarında iki lidere ileteceği
bir mesaj olup olmadığının sorulması üzerine Downer,
"Mesajımı liderlerin kendilerine aktaracağım"
dedi.
Uluslararası mali krizin dünyanın her
köşesini vurduğuna işaret eden Downer, "Kıbrıs
gibi süregelen bir konuda ilerleme olduğunu görebilirse bu gerçekten
morale ihtiyaç duyulan bir zamanda dünyaya güç ve moral verecektir" dedi.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı, "Liderlerin buradaki süreci birkaç hafta içinde
ileriye götürebileceği ve şu ana kadarki görüşmeleri ve
anlaşmaları üzerine inşa etmeleri ümidi vardır. Hepimiz çok
ümitliyiz ve daha önce birçok kez söylemiş olduğum gibi bu süreç
hakkında ihtiyatlı iyimserim çünkü biliyorum ki her iki lider
başarılı bir sonuca oldukça bağlıdırlar"
diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
görüşmelerde başka kamuoyu önünde başka konuştuğuyla
ilgili bir soru üzerine Downer, farklı insanların söyledikleri
farklı şeyleri ve basında yer alan haberleri takip ettiğini
kaydetti.
Downer, "BM'nin görevi sürece yardımcı
olmak için elinden geleni yapmaktır, insanların eleştirilerini
enjekte etmek değildir, aksine yardımcı olmanın
yollarını aramak ve sonucu inşa etmektir. Önemli olan herkesin
burada sonunda başarılı olunacak şeye odaklanmasıdır"
diye konuştu.
KIBRIS 09/10/08
CCTV to replace armed
guards across the Green Line
By
Paul Malaos
SURVEILLANCE
cameras will replace armed guards at a number of military posts along the Green
Line if a development plan put forward by the Ministry of Defense is approved.
Severe objections have been aired throughout the National Guard against the
proposal, which is part of the broader plan to reduce military service to 19
months through the de-manning of guard posts.
The suggested phased reduction of military guard posts along the Green Line has
sparked controversy and raised questions surrounding security
The main concern among high ranking officers of the National Guard is that if
the Green Line is left defenceless it will become an easy point of access for
illegal immigrants and drug traffickers, trying to gain entry from the north.
Defence Minister Costas Papacostas yesterday hit back at rumours that the Green
Line would be left susceptible to illegal crossing and accused the National
Guard of having little faith in the Ministrys plans to update military
procedures.
Concern is welcomed, said Papacostas, but those who doubt the Ministrys
capability for defending the state should wait to see the outcome of our
proposal before they criticise.
He added that while the de-manning of guard posts had been suggested, measures
would be taken to ensure security.
He said the proposal to update and reorganise the structure of the National
Guard would be presented to the Council of Ministers for approval by the end of
December.
CYPRUS MAIL 09/10/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 19:42 TSİ 09 Ekim 2008 Perşembe
LEFKOŞA
- The Elders Başkanı Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD
Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri
Bakanı Lakhdar Brahiminin yer alacağı heyet, adaya
gelişinin ardından saat 15.15te Lefkoşa ara bölgedeki BM
ofisinde basına kısa açıklama yapacak.
Tutu, Carter ve Brahimi, bugün Kıbrıslı Türk ve Rum
siyasi partilerin ara bölgedeki Ledra Palace Otelde bir araya gelecekleri
toplantıya da katılacak.
Slovak Büyükelçiliği tarafından düzenlenen toplantı saat
17.30de başlayacak. Toplantı öncesi basına görüntü verilecek.
The Elders heyeti, 9 Ekim Perşembe günü KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek. Heyet, öğleden sonra da
Ledra Palace Otelde bir basın toplantısı düzenleyecek.
Elders heyeti, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ve BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye-Brook Zerihoun ile
de bir araya gelecek.
Elders Organizasyonu tarafından yapılan basın
açıklamasında, Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD
Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri
Bakanı Lakhdar Brahiminin, adanın bölünmüşlüğünü sona
erdirecek çalışmaları cesaretlendirmek ve desteklemeyi
hedeflediği ve şu anki müzakerelerle alakaları
olmayacağı belirtildi.
The Elders, 2007 yılında Nelson Mandela ve Graça Machel
tarafından kuruldu. Tecrübe ve birikimlerini kullanarak dünyadaki
çeşitli bölgelerde yaşanan sorunlara çözüm bulma çabalarına
destek veren The Elders üyeleri arasında Kofi Annan, Ela Bhatt, Lakhdar
Brahimi, Gro Harlem Brundtland, Fernando Henrique Cardoso, Jimmy Carter, Graça
Machel, Mary Robinson, Desmond Tutu ve Muhammad Yunus da bulunuyor.
AA
Güncelleme: 13:44 TSİ 10 Ekim 2008 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyasın Lefkoşa ara bölgede yaptığı
görüşme, üç buçuk saat sürdü. Liderler, görüşme sonunda açıklama
yapmadan el sıkışarak bölgeden ayrıldı.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer, liderlerin bölgeden ayrılmasının
ardından, Liderler benden bazı yorumlarda bulunmamı istediler
diyerek, kısa bir açıklama yaptı.
Downer, güç ve yönetim başlığı konusunda liderlerin önemli
ilerleme kaydettiğini belirtti.
Bir sonraki görüşmenin pazartesi günü olacağını bildiren
Downer, bugünkü görüşmenin yapıcı olduğunu, liderlerin bir
saat baş başa görüştüklerini, her hafta görüşme kararı
aldıklarını ifade etti.
Kıbrıslı Türkler ve Rumların günlük yaşamını
kolaylaştırma yönünde çaba sarf eden çalışma
gruplarının, iki liderin talimatı doğrultusunda
faaliyetlerini sürdüreceğini belirten Downer, Kıbrısın
geleceğini ilgilendiren önemli bir müzakere yapıldığını,
görüşmelerin verimli bir şekilde devam etmesi için liderlerin rahat
bir ortamda olması gerektiğini söyledi.
Adada 11 Eylülde başlayan kapsamlı müzakerelerde güç ve yönetim
konusunu görüşmeye başlayan liderler, pazartesi günü yapılacak
görüşmede aynı konuyu ele almaya devam edecek.
Her hafta bir araya gelecekler
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, bugün yaptıkları görüşmede,
müzakereler çerçevesinde her hafta bir araya gelmeyi
kararlaştırdı.
Liderlerin Lefkoşa
ara bölgede yaptığı görüşme, üç buçuk saat sürdü. Liderler,
görüşme sonunda açıklama yapmadan el sıkışarak
bölgeden ayrıldı.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer, liderlerin bölgeden ayrılmasının ardından,
"Liderler benden bazı yorumlarda bulunmamı istediler"
diyerek, kısa bir açıklama yaptı.
Downer, güç ve yönetim başlığı konusunda liderlerin önemli
ilerleme kaydettiğini belirtti. Bir sonraki görüşmenin pazartesi günü
olacağını bildiren Downer, bugünkü görüşmenin
yapıcı olduğunu, liderlerin bir saat baş başa
görüştüklerini, her hafta görüşme kararı aldıklarını
ifade etti.
Kıbrıslı Türkler ve Rumların günlük yaşamını
kolaylaştırma yönünde çaba sarf eden çalışma
gruplarının, iki liderin talimatı doğrultusunda
faaliyetlerini sürdüreceğini belirten Downer, Kıbrıs'ın
geleceğini ilgilendiren önemli bir müzakere yapıldığını,
görüşmelerin verimli bir şekilde devam etmesi için liderlerin rahat
bir ortamda olması gerektiğini söyledi.
Ada'da 11 Eylül'de başlayan kapsamlı müzakerelerde güç ve yönetim
konusunu görüşmeye başlayan liderler, pazartesi günü yapılacak
görüşmede aynı konuyu ele almaya devam edecek.
Basının ilgisi daha az
Bu arada, 11 Eylül görüşmesinde "görüşmenin içeriğine
ilişkin basına açıklama yapılmaması" yönünde
varılan mutabakat uyarınca, 18 Eylül görüşmesinde bölgeye
alınmayan basın mensupları, bugünkü görüşmede bölgeye
alındı, ancak basının ilgisinin önceki görüşmelere
oranla az olduğu gözlendi.
Liderlerin 18 Eylül'deki görüşmesi 5 saat sürmüştü.
18 Eylül sonrası gelişmeler
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Hristofyas, 18 Eylül'de yaptıkları görüşmeden 22 gün sonra bugün
yeniden bir araya geldi.
Liderler, son görüşmelerinin ardından yurt dışı
temaslarda bulundu. Talat ve Hristofyas, birer gün arayla, Strasbourg'da,
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) oturumunda konuştu.
30 Eylül'de AKPM üyelerine hitap eden Talat, başka temaslarda da bulundu.
Liderler, burada sürpriz bir şekilde bir araya gelerek görüştü.
Hristofyas, BM Genel Kurulu çalışmaları için New York ve birkaç
gün önce de Bulgaristan'da temaslarda bulundu. Rum lideri Kasımda da
Moskova'yı ziyaret edecek.
18 Eylül'den bu yana, özellikle Rum lideri Hristofyas'ın sert
açıklamaları gündemi meşgul etti. Hristofyas, 18 Eylül
görüşmesine giderken yaptığı açıklamada,
Talat'ın, "görüşme salonunda başka, dışarıda
başka konuştuğunu" iddia ederek, "Ortak dil bulmazsak
değil yıl sonuna, hiçbir zaman çözüm bulunmayacak" demişti.
Talat, görüşme sonunda Cumhurbaşkanlığına
döndüğünde, Hristofyas'ın görüşmeye giderken kendisine yönelik
eleştirisinin anımsatılması üzerine, "müzakerelerin
başlaması ve bir an önce sonuçlaması için ne kadar büyük gayret
gösterdiklerini bütün dünyanın bildiğini" ifade ederek, herhangi
bir şekilde sürecin uzamasını değil, hızlanmasını
istediklerini, bunun için de bütün gayreti ortaya koyduklarını kaydetmişti.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, Rum
tarafına seslenerek, Talat'ın, müzakerelerde, "içeride
başka, dışarıda başka farklı ne
konuştuğunu açıklayabileceklerini" söylemişti.
Hristofyas, 63. BM Genel Kurul Toplantısı için bulunduğu New
York'ta yaptığı açıklamada ise, Kıbrıs'ta
"yeni ortaklık ve yeni devlet olmayacağını,
'Kıbrıs cumhuriyeti'nin yeni bir devlet haline
dönüşeceğini" söylemişti.
Cumhurbaşkanı Talat, 25 Eylül'de bir kabulünde yaptığı
açıklamada, "En büyük çözüm fırsatını heba edenin,
eski Rum lideri Tasos Papadopulos ve onu destekleyen şimdiki Rum lideri
Dimitris Hristofyas olduğunu" belirterek, "Yeni şartlarda
çözüm istediğini Sayın Hristofyas ispat etmek zorundadır" demişti.
18 Eylül görüşmesinde, bir sonraki görüşmenin 8 Ekim'de
yapılacağı açıklanmış, ancak daha sonra,
Hristofyas'ın Bulgaristan ziyareti nedeniyle görüşme 10 Ekim'e
ertelenmişti.
Hristofyas'ın, erteleme için KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı
aradığı ve görüşmenin 9 Ekim'e alınamsını
önerdiği, Talat'ın ise "9 Ekim'de programım var, 10 Ekim
olsun" yanıtını verdiği öğrenildi.
"Yavaş, ancak kötü değil"
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
salı günü düzenlediği basın brifinginde, "görüşme
sürecinin oldukça yavaş ilerlediğine ilişkin eleştirilere
katıldığını" ifade ederek, "Kıbrıs
sorununa çözüm bulmak, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi liderlerin
başlıca sorumluluğu ve en acil görevidir. Bu nedenle sürecin
daha dinamik ve hızlı bir şekilde sürdürülmesi bir
gerekliliktir" demişti.
Erçakıca, görüşme sürecinin "kötü" gittiğine
ilişkin yaklaşımlara ise katılmalarının söz
konusu olmadığını belirtmişti.
"Gerekli cesaret ve kararlılığa sahipler"
Bu arada İngiltere'nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı
Caroline Flint, Kıbrıs sorunu konusunda daha aşılacak
birçok engel olmasına rağmen, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın,
"bu engelleri aşmak için gerekli cesaret ve
kararlılığı bulunduğunu" söyledi.
Kıbrıs'a dün gelerek Talat ve Hristofyas'la ayrı ayrı
görüşen İngiliz Bakan, güney Lefkoşa'da Ledra Caddesi bölgesinde
bulunan British Council bahçesinde basın toplantısı düzenledi.
Görüşme sürecini, "soruna çözüm bulunması adına en iyi
fırsat" olarak niteleyen Flint, Kıbrıs'taki halklara bu
fırsatı yakalama çağrısı yaptı.
Flint, göreve gelmesinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini
Kıbrıs'a yaptığına işaret ederek, bu ziyareti
İngiltere'nin Kıbrıs ve adadaki sorunun çözümüne ilişkin
görüşmelerle yakın ilişkisinin altını çizmek
maksadıyla yaptığını kaydetti.
İki lider ve adadaki halkla görüşmeler yaptığını
söyleyen Flint, herkesin liderlere destek vereceğini, adadaki iki toplumu
bir araya getirmek ve başarıyaulaşmak için
çalışılmasını umduğunu belirtti. Flint, "Bu
fırsatın elinizden kaymasına veya görüşmelerin sekteye uğramasına
izin vermemelisiniz" dedi.
"Nihai anlaşmanın şekline Kıbrıslılar
karar verecek"
İngiltere'nin, BM'nin adada iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi
eşitliğe dayalı federal çözüm çabalarına tam
desteğinin devam ettiğini belirten İngiliz Bakan,
"Amacımız, Avrupa'nın bu önemli bölgesinde yeniden
birleşmiş ve bölünemeyen bir Kıbrıs'a, güvenli ve
istikrarlı bir adaya kavuşmaktır, fakat nihai
anlaşmanın şekline karar verecek olanlar Kıbrıslıların
kendisidir" diye konuştu.
Talat: "Bana düşen herşeyi yapacağım"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, The Elders heyetinin
ziyaretinin kendilerini "gerçekten cesaretlendirdiğini" ifade
ederek, "Ben onların Kıbrıs sorununun çözümünü kutlamak
üzere adaya dönmeleri için ve bu uzayıp giden sorunu çözmek için bana düşen
her şeyi yapacağım" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, "çözüm sürecine destek belirtmek ve
uluslararası toplumun yeni sürece desteğini teşvik etmek"
için dün Kıbrıs'a gelen Başpiskopos Desmond Tutu
başkanlığında, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve
eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lahdar Brahimi'den
oluşan The Elders heyetiyle görüşmesi sona erdi.
Talat ve Tutu, görüşme sonunda basına kısa açıklamalarda
bulundu. İlk açıklamayı yapan Tutu, "İyi bir
toplantı daha yaptık. Sayın Talat'ın konulara olan
hakimiyetinden çok etkilendik. Sayın Talat'a ve Sayın (Rum yönetimi
lideri Dimitris) Hristofyas'a, ikisine de hayranlık duyduğumuzu ve
liderlik vasıflarından ve cesaretlerinden derinden
etkilendiğimizi söyledik" dedi.
İki lidere de, "kendilerini cesaretlendirmek için geldiklerini"
söylediklerini ifade eden Tutu, "Onlara, 'Biz sizin göründüğünüz
kadar genç değiliz. Ufukta görünen çözüm gerçekleştiğinde
hayatta olmak ve bunu Kıbrıslılar ile kutlamak için adaya geri
gelmek istiyoruz' dedik. Dolayısıyla, iki lider ile olan
görüşmelerimizden dolayı memnuniyet duyuyoruz ve anlaşmanın
imzalanmasını kutlamayı sabırsızlıkla bekliyoruz.
Sizinle olacağız" ifadesini kullandı.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat da "mükemmel bir görüşme"
olduğunu belirtti, "The Elders'ın temsilcileri bizleri gerçekten
cesaretlendirdi. Ben, onların Kıbrıs sorununun çözümünü kutlamak
üzere adaya dönmeleri için ve bu uzayıp giden sorunu çözmek için bana
düşen her şeyi yapacağım" şeklinde konuştu.
CNN TURK 10/10/08
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıs sorununun çözümü için liderlere
destek vermek amacıyla Adaya gelen Küresel İhtiyar Heyeti -The
Elders, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla bir araya geldi
The Elders, Cumhurbaşkanlığı
kapısı önünde Kıbrıs Sanat Müzik ve Bale Okulu Çocuk Korosu
tarafından Al Yemeni ve bir Zulu şarkısı olan Siya
Hamba ile karşılandı. Heyet başkanı Desmond Tutu
(solda), eski ABD Başkanı Jimmy Carter (sağda) ve eski Cezayir Dışişleri
Bakanı Lakhdar Brahimi çocuklara eşlik etti. İki liderin (M. Ali
Talat ve Dimitris Hristofyas) cesaretinden ve liderlik kalitelerinden çok
etkilendiklerini vurgulayan Tutu, liderleri cesaretlendirmek için geldiklerini
söyledi.
MILLIYET 10/10/08
"İKİ LİDER BU FIRSATI
DEĞERLENDİRMEZSE, TARİH HESAP SORACAK"... Desmond Tutu,
toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs
adasının tarihinde uygun, avantajlı bir zamanda
gerçekleştirdikleri ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek,
bir araya geldikleri "cesur, karizmatik ve genç iki muhteşem liderin
tarihle randevusu" olduğunu söyledi. Bir araya geldiği gençlerin
"tek bir halk" olma arzusu taşıdığını
savunan Tutu, iki liderin bu fırsatı değerlendirmemesi halinde
tarihin hesap soracağını belirtti
LİDERLER KONULARI ÇOK İYİ ANLIYORLAR...
"The Elders"in barışı teşvik etmek amacıyla
geldiğini, iki liderle çok iyi bir toplantı
yaptıklarını söyleyen Tutu, "Bu iki genç liderin,
İncil'e göre Kıbrıs'a gelen Barnabas gibi şüphesi olanlara
'Tamamdır. Hadi elimizi diğer toplumdaki kardeşlerimize
uzatalım' deme kapasitesi var... Konuları çok iyi anlıyorlar.
Başarısızlığın bir seçenek
olmadığını biliyorlar" diye konuştu.. Desmond
Tutu, Başarı, insanların tüm istediklerini elde etmesiyle
gelmez." dedi
Kıbrıs'ta temaslarda bulunan eski
dünya liderlerinin yer aldığı ve "küresel ihtiyar
heyeti" olarak adlandırılan "The Elders"grubu dün
Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda "The Elders"
Başkanı Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı
Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar
Brahimi birer konuşma yapıp, gazetecilerin sorularını
yanıtladı. Toplantıda ayrıca "The Elders"
grubunun Kıbrıs temasları hakkında bilgi verildi.
Tarihle randevuları var
Desmond Tutu, toplantıda
yaptığı konuşmada, Kıbrıs adasının
tarihinde uygun, avantajlı bir zamanda gerçekleştirdikleri ziyaretten
duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bir araya geldikleri "cesur,
karizmatik ve genç 2 muhteşem liderin tarihle randevusu"
olduğunu söyledi.
Bir araya geldiği gençlerin "tek
bir halk" olma arzusu taşıdığını savunan
Tutu, iki liderin bu fırsatı değerlendirmemesi halinde tarihin
hesap soracağını belirtti.
Başarı, tüm istediklerimizi elde ederek gelmez
"The Elders"in
barışı teşvik etmek amacıyla geldiğini
belirterek, iki liderle çok iyi bir toplantı yaptıklarını
söyleyen Tutu, "Bu iki genç liderin, İncil'e göre Kıbrıs'a
gelen Barnabas gibi şüphesi olanlara 'Tamamdır. Hadi elimizi
diğer toplumdaki kardeşlerimize uzatalım' deme kapasitesi var...
Konuları çok iyi anlıyorlar.
Başarısızlığın bir seçenek
olmadığını biliyorlar" dedi.
Desmond Tutu, şöyle devam etti:
"Başarı, insanların tüm
istediklerini elde etmesiyle gelmez. Başarı, diğer toplumdaki
kardeşlerimize elimizi uzatırsak gelir. Başarı, liderlerin
uzlaşmaya hazır olmasıyla ve 'ya hep ya hiç' dememesiyle
mümkündür."
Demokrasinin zaferiyle sonuçlanan Güney
Afrika deneyimlerine de değinen Tutu, görüştüğü liderlerle de bu
deneyimi paylaştığını söyledi.
Esas hedef barış
ABD eski Başkanı Jimmy Carter de
konuşmasında, sınırların kalkmasını isteyen
gençlerle gerçekleştirdiği görüşmeden çok etkilendiğini
ifade ederek, iki liderin barışı hedefleyen müzakerelerinin
yanı sıra bariyerlerin çökmesi için daha pek çok şeyin yapılabileceğini
belirtti.
Görüştüğü herkesin adada
barış istemesinin önemine dikkat çeken Carter, esas hedef
barış için müzakerecilerin uzlaşmacı olması
gerektiğini kaydetti. Carter, halkın da istediği her şeyi
elde edemeyeceğini ve karşı tarafın ihtiyaçlarını
da anlaması gerektiğini söyledi.
Carter, medyaya da büyük görev
düştüğüne işaret ederek, olabildiğince olumlu olmak ve
ihtilaf olabilecek küçük ayrıntılar üzerinde durmamak
gerektiğini belirtti.
Destek şart
Cezayir eski Dışişleri
Bakanı Lakhdar Brahimi de konuşmasında, en kritik dönemde BM
Misyon Şefi olarak bulunduğu Güney Afrika'da bir mucize
yaşadıklarını ve her gün yeni bir mucizenin
gerçekleştiğini belirtti.
Brahimi, Kıbrıs'a da "o
anın" yaşandığı izlenimi edindikleri için
geldiklerini dile getirerek, iki liderin bu fırsatı
değerlendirmek için ellerinden gelen gayreti göstermesi gerektiğini
kaydetti. İki liderin bunu yalnız yapmasının mümkün
olmadığını, gerek içten, gerek dıştan
desteğe ihtiyacı olduğunu söyleyen Brahimi, "The
Elders"in de amacının bu desteği vermek olduğunu ifade
etti.
Tarihin tutsağı olmamak lazım
The Elders grubu üyeleri medya
mensuplarının sorularını da yanıtladı.
Desmond Tutu, bir soru üzerine,
barış için tek tip bir model olmadığını, her
ülkenin koşuluna uygun, ad-hoc düzenleme gerektiğini söyledi.
Toplumların isteklerinin önemine de işaret eden Tutu, zamanlama ve
nasıl uygulanacağı konusunda oldukça hassas olmak
gerektiğini belirtti. Tutu, tarafların birbirini
cezalandırmamaya çalışması gerektiğini kaydetti. Tutu,
"Tarih önemlidir ancak tutsağı olmamak lazım" dedi.
Annan Planı başlamak için bir zemin olabilir
Jimmy Carter de başka bir soruya
verdiği yanıtta, sürecin başarısız olması halinde
en kötü sonucun, mevcut durumun devam edeceğini, ancak bunun
olmayacağını çünkü her iki liderin de oldukça kararlı
olduğunu söyledi. Annan Planı'na da değinen Carter,
tarafların çok iyi hazırladığı bu planın,
geçmişin aksine, başlamak için bir zemin olabileceğini belirtti.
Carter, başka bir soruya
yanıtında, Kıbrıs sorununun çözümünün zor
olmadığını söyledi.
Sadece Ankara'yı değil Atina ve Londra'yı
da ziyaret
Lakhdar Brahimi, Ankara'ya gitmeyi
planlayıp planlamadıklarıyla ilgili bir soruyu
yanıtında, sadece Ankara'yı değil, diğer garantör iki
ülkenin başkentlerini ziyaret etmenin faydalı olacağını
söyledi.
Desmond Tutu, bir başka soruya
verdiği yanıtta, barış çabalarını her zaman
desteklediklerini, ancak taraflara empoze etmeye ve ne yapmaları
gerektiğini söylemeye gelmediklerini belirtti.
Türk ordusunun çekilmesi bu
aşamada konuşulacak konu değil
Jimmy Carter de benzeri bir soruya
verdiği yanıtında, iki liderin başarısız
olduğunu söyleyip, yardım istemesi ve BM'nin "Ben artık
yardım edemiyorum, lütfen gelin" demesi halinde, olaya müdahil olabileceklerini,
ancak liderler ile yardımcıların çok kararlı olmalarından
dolayı buna gerek olmayacağına inandığını
belirtti.
Carter, iki taraf arasında büyük
farklılıklar bulunduğuna işaret ederek, Türk
tarafının pozisyonu için dış desteğe ihtiyacı
olduğunu söyledi.
Lakhdar Brahimi, Türk ordusunun olası
bir çözüm öncesinde adadan çekilmesinin faydalı olup,
olmayacağına ilişkin soruyu yanıtında, "Bu konu
şu aşamada konuşulacak bir konu değil" dedi.
KIBRIS 10/10/08
Tutu,
nabız tutu
DÜKKAN SAHİPLERİYLE SOHBET ETTİ...
Başpiskopos Desmond Tutu, eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski
Cezayir Dışişleri Bakanı Lakhdar Brahimi'den oluşan ve
"The Elders" olarak adlandırılan "küresel
ihtiyar heyeti", bölgedeki incelemelerine Lokmacı'nın Güney
Kıbrıs'taki uzantısı "Ledra Caddesi"nde (Uzun
Yol) başladı, özellikle Desmond Tutu zaman zaman dükkan sahipleriyle
sohbet etti
Çözüm sürecine destek belirtmek ve uluslar
arası toplumun yeni sürece desteğini teşvik etmek"
amacıyla Kıbrıs'ta bulunan "The Elders" grubu dün
Lokmacı Kapısı'nın hem kuzeyinde, hem de güneyinde incelemelerde
bulundu.
Güney Kıbrıs'tan KKTC'ye
Lokmacı Kapısı'ndan yürüyerek geçen "The Elders", daha
sonra Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.
Eski dünya liderlerinin yer
aldığı ve "küresel ihtiyar heyeti" olarak
adlandırılan "The Elders"in Kıbrıs'ı ziyaret
eden grubunda Elders'in başkanı Başpiskopos Desmond Tutu, eski
ABD Başkanı Jimmy Carter ve eski Cezayir Dışişleri
Bakanı Lakhdar Brahimi yer alıyor.
Dükkan sahipleriyle sohbet ettiler
Bölgedeki incelemelerine
Lokmacı'nın Güney Kıbrıs'taki uzantısı
"Ledra Caddesi"nde (Uzun Yol) başlayan "The Elders"
grup üyeleri, özellikle de Desmond Tutu zaman zaman dükkan sahipleriyle sohbet
etti.
Tutu ayrıca Ledra Caddesi'nde, hediyelik
eşya satan bir dükkandaki eşyalarla yakından ilgilendi.
Kendilerine eşlik eden yetkililere
sık sık soru sorarak bölge hakkında bilgi alan grup daha sonra
herhangi bir işlem yapmadan KKTC'ye geçti.
Çiçeklerle karşılandılar
Ledra Caddesi'ndeki gezi sırasında
sadece bazı BM yetkililerinin de eşlik ettiği "The
Elders" grubu, KKTC yetkilileri tarafından çiçeklerle
karşılandı.
Cumhurbaşkanlığı
Danışmanlarından Kutlay Erk, Girne Belediye Başkanı
Sümer Aygın ve CTP-BG Dışilişkiler Sorumlusu Ünal
Fındık, grup üyelerine çiçek takdim edip, bölge hakkında bilgi
verdi.
Tutu baklava aldı
Güney Kıbrıs'ta olduğu kadar
KKTC'de de sempatik hareketleri ve çevresine olan ilgisiyle dikkat çeken
Desmond Tutu, Lokmacı Bölgesi'ndeki bir tatlıcı dükkanından
baklava satın aldı. Ancak aldığı baklavayı ödeme
girişiminde bulunan Tutu'dan para alınmadı. "The
Elders" grubuna dükkanda bulunduğu süre içinde su ikramında da
bulunuldu.
Grup, bölgedeki incelemesinin
ardından kendilerini bekleyen araçlarıyla
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na gitti.
KIBRIS 10/10/08
Mükemmel
bir görüşme oldu, cesaretlendirildik
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
sorununun çözümü için destek vermek amacıyla adaya gelen "Küresel
İhtiyar Heyeti"ni (The Elders) kabul etti..
The Elders,
Cumhurbaşkanlığı kapısı önünde Kıbrıs
Sanat Müzik ve Bale Okulu Çocuk Korosu tarafından "Al Yemeni" ve
bir Zulu şarkısı olan "Siya Hamba" ile
karşılandı.
Özellikle heyet başkanı Desmond
Tutu, şarklılarla coştu. Çocukların çiçek verdiği
Tutu, şarkılar sırasında dans etti ve ardından
çocukları öperek kutladı.
Tutu'ya görüşmede "The Elders"
üyeleri eski ABD Başkanı Jimmy Carter ve Cezayir
Dışişleri Eski Bakanı Lakhdar Brahimi eşlik ederken,
görüşmeye Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan
Sarıca ve diğer bazı üst düzey yetkililer de katıldı.
Yaklaşık bir saat süren
görüşmeden sonra Cumhurbaşkanı Talat ve Tutu görüşmeye
ilişkin birer açıklama yaptı.
Tutu: Liderlerin kalitelerinden
ve cesaretinden çok etkilendik
İlk açıklamayı yapan Desmond
Tutu, düzenleyecekleri basın toplantısında
ayrıntılı bilgi vereceklerini, ancak yine de görüşmenin
özüne ilişkin bir açıklama yapacağını ifade ederek,
iyi bir görüşme yaptıklarını ve Talat'ın konulara
bakışından çok etkilendiklerini söyledi.
İki liderin de cesaretinden ve liderlik
kalitelerinden çok etkilendiklerini vurgulayan Tutu, liderleri cesaretlendirmek
için geldiklerini ve "çok genç olmadıklarını, hayattayken
Kıbrıs'a yeniden gelerek çözüme ulaşılmasını
kutlamak istediklerini" söyledi.
Tutu, yaptıkları görüşmelerden
çok memnun kaldıklarını ve çok yakın bir gelecekte bir
antlaşmayı kutlamak istediklerini kaydetti.
Talat: Mükemmel bir görüşme oldu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat da, "mükemmel bir görüşme gerçekleştiğini" ve
"The Elders" yetkilileri tarafından cesaretlendirildiklerini
söyleyerek, kendi adına çözümün gerçekleşmesi, sorunun sona
erdirilmesi ve "The Elders"in yeniden adaya, çözüm kutlamalarına
gelebilmeleri için elinden geleni yapacağını
söyledi.
KIBRIS 10/10/08
Solution is going to require great
statesmanship
By Jean
Christou
UN Special
Advisor Alexander Downer said yesterday that achieving success in the Cyprus
issue would require great acts of statesmanship.
Downer was speaking after a meeting with President Demetris Christofias a day
ahead of todays meeting of the two Cypriot leaders.
The UN envoy returned to the island on Wednesday after reporting to New York on
the talks so far, and also having visited Washington and Brussels to discuss
the Cyprus issue.
Downer said he was looking forward to todays talks. He is expected to give a
pep talk to Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat before the
meeting.
The leaders last met on September 18. Today will be their fourth meeting since
the process began on September 3. In the two subsequent meetings, the leaders
discussed governance and power sharing but according to leaked reports from the
north last week, they had agreed only seven out of 10 points under that
umbrella.
The UN has let it be known it is concerned with the slow pace of the talks, and
the barbs being exchanged by the two leaders through the media, which are
considered counterproductive to the process.
At their meeting on September 11, the leaders had agreed to keep things to themselves.
Commenting on the fact that several terse statements have been made since,
Downer said: I don't think its going to be helpful if I add a whole new level
of commentary here to statements that are being made. I think it is important
for everybody to look to the future and to make the negotiations a success and
I think they can be but its going to require great acts of statesmanship.
Asked if the UN would have a more active role from here on, as has been
suggested as a way to speed up the process, Downer added: I wouldn't say that,
I think the important thing for the UN is to be helpful and that I don't think
the UN can really offer to be more or less than that.
He said he hoped the UN was being helpful and would continue to assist the
leaders in achieving their set objectives.
It's clear what they ultimately want to achieve, they want to achieve a peace
settlement, he said.
I would like to feel that we are able to talk to the leaders and bring in a
perspective that it is hopeful.
CYPRUS MAIL 10/10/08
New history books start the
rewriting process
By Jean
Christou
A GREEK Cypriot
history teacher yesterday said the issue of revising school books was becoming
more urgent.
Teacher Pavlos Pavlou was speaking at the launch of four new alternative
history books on south-east European countries, which have been approved by
both sides as supplementary reading in schools.
The books compiled by the Joint History Project, initiated by the Centre for
Democracy and Reconciliation in Southeast Europe (CDRSEE), are titled: The
Ottoman Empire, Nations and States in Southeast Europe, The Balkan Wars, and
The Second World War.
Already available in, and used in five other capitals in the region, the books
have now been translated into Greek and Turkish, and workshops are being
organised for Cypriot teachers on both sides with the help of the Cyprus-based
Association for Historical Dialogue and Research. The books will not be on the
curriculum but teachers will be free to use them as they wish.
Pavlou said before official school books on the history of Cyprus could be
revised, there needed to be a shift on what he called the false idea among
Greek Cypriot teachers of what teaching history actually was.
Pavlou said that in Cyprus history teaching was combined with political control
due to the Cyprus problem, he said. Rather than scientific, it teaches on
national principles and becomes a kind of preaching.
Pavlou said most teachers in Cyprus do not have a philological approach to
history teaching, which turned it into a procedure that promoted the creation
of stereotypes.
He also said there was resistance to anything new, and that even if new
training was given, most teachers generally avoided implementing it in class.
It is essential for us Greek Cypriots to have intensive training plus constant
openness of discussion in society in order to open up the issue of history
teaching, said Pavlou. We have to learn that hearing the other does not mean
our own annihilation.
The issue of history books is currently a hot topic in Cyprus. The Turkish side
has already done some revision on their history books but the debate is still
in its infancy on the Greek Cypriot side.
Meltem Onurkan-Samani, who was involved in the changes to Turkish Cypriot
school books, said: We are handing our children a troubled island. The least
we can do is to give them an unbiased view of history so they can have the
chance to solve the problems created by our predecessors, and which remains
unsolved by us.
The problem of history teaching is not just a problem in south-east Europe.
Its a problem all over the world, said Costa Carras a board member of CDRSEE
which compiled the four new books.
Carras said however the point of the books was not for countries to make nice
with their neighbours. You will not find in these books an attempt to cover
up. We are not after easy rapprochement. In the World War II book you wont be
able to find one piece left out about German horrors, he said.
CDRSEEs aim is to enrich the substantive dialogue currently taking place on
history teaching throughout Southeast Europe, including Cyprus
It helps meet teachers demand for the creation of an archive of historical
sources and for the introduction of educational material of a high quality on critical
aspects of modern history.
Professor Christina Koulouri, editor of the series made it clear the books were
supplementary material. These are not text books, she said.
The books are already used by teachers in Belgrade, Zagreb, Tirana, Sarajevo,
and Skopje.
They can be used if and when teachers want to use them. We believe that
through sober and balanced accounts we learn better who we are and who our
neighbours are.
The Greek translation of the four books was funded by the Leventis Foundation
while the Turkish translation was financed by the United Nations Development
Programs Initiative in Cyprus Action for Cooperation and Trust
(UNDP-ACT).
CYPRUS MAIL 10/10/08
Dont disappoint us old men
By Jean
Christou
PARTLY preaching, partly encouraging and partly cautioning,
The Elders left their mark on Cyprus yesterday convinced, they said, that the
two leaders were on the verge of an agreement.
The sight of Archbishop Desmond Tutu, former US President Jimmy Carter and
former Algerian Foreign Minister Lakhdar Brahimi strolling down the end section
of Ledra Street left tourists speechless yesterday morning.
By far the most outgoing of the three, Archbishop Tutu who celebrated his 77th
birthday on Tuesday, wandered from one side of the road to the other taking
everything in, much to the chagrin of the security detail.
Carter, who was 84 on October 1, and Brahimi, 74, presented a more sombre
presence, both remaining firmly inside the circle of wired suits accompanying
the three elder statesmen.
Later at a news conference in the Ledra Palace The Elders gave their
impressions of their two day visit during which they met the two leaders, UN
officials, other politicians, non-governmental organisations and young people.
We come really not as nosey old men well I am, said Tutu, the chairman of
The Elders. We have come to encourage. They (the leaders) have the capacity to
tell their people: Its okay, lets go in faith, stretch out a hand to our
sisters and brothers of the other community. We told them that success in
South Africa came not because people grabbed everything and got all they
wanted. Success came because the leaders were prepared to make concessions
to
make compromises
not to say we have a bottom line, its all or nothing.
Tutu said The Elders considered this time to be a unique moment in history for
Cyprus with two relatively young, courageous and charismatic leaders that
were determined to find a solution.
They have so much going for them, he said. We want to say go for it. Im not
as young as I look. I want to come back here and celebrate with all of you.
Brahimi said he could not stress enough what the Archbishop said about moments
in history. In South Africa miracles happened every day, he said. We have
the impression that a moment like that is on hand for Cyprus.
Tutu said that in South Africa neither Nelson Mandela, nor Frederik de Klerk
could have acted alone.
Each on his own would not have accomplished what was accomplished together,
he said. They were able to accomplish what turned out to be an epoch-making
step.
Carter said a lot could be done to break down the barriers. In negotiations
Ive been involved in there had to be compromises, and in each case the
compromise was less important than the goal.
Tutu also said if the leaders miss this opportunity their children and
grandchildren would ask why.
Failure is not an option because if it were to happen it would set things back
very, very considerably, he said. I hope they dont disappoint us old men as
well. We live in a world where there is a great deal of evil but there is a
great deal of good as well. Look here. Maybe you could give the world something
to smile about. Youve got the capacity, he added.
Carter said he didnt see failure ahead.
I would say its not difficult to solve. I see clearly in mind that we are on
the verge of seeing an agreement here with all the people wanting peace and I
think its quite likely we will have success here, he said. If not, then he
didnt see anything worse than a continuation of the status quo.
Asked whether The Elders would come back to help if asked, Carter said the only
circumstances under which that would happen was if the leaders say they failed
and the UN said they could no longer help the Cypriots.
If there was a need we would be happy to, said Tutu. But we would not want
to impose. We didnt come here to tell people we are know-it-alls. We came to
say you are doing a splendid job and carry on to the consummation we can see on
the horizon.
Tutu did warn, in response to a question about South Africas Truth and
Reconciliation Commission and its lessons for Cyprus, that one size did n not
fit all.
You need to be sure about the timing. It will be important at some point when
the communities have gelled together, he said.
The truth does not automatically heal. It can exacerbate and make worse the
anguish. You want a process based on restorative, not retributive justice
not
seeking to punish but to use the process for therapeutic healing.
He said the past was important but people should not be held hostage by it.
You have to deal with it at some point, he added.
He concluded by saying: God bless you. God bless you. God bless you.
CYPRUS MAIL 10/10/08
"Çözüm düne göre daha
yakın"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
"Kıbrıs sorununun çözümünün düne göre bugün daha mümkün
olduğunu" söyledi.
"Kıbrıs
sorununu artık çözmek zorundayız" diye Talat, bunun için,
uluslararası toplumun da desteğini alarak, bütün marifetlerini
kullanmaları gerektiğini belirtti.
KKTC lideri Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile
kapsamlı müzakereler çerçevesinde dün yaptığı
görüşmenin, karşılıklı anlayış
bakımından "oldukça iyi geçtiğini" açıkladı.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC Kamu-Sen'in 24. Olağan Genel
Kurulu'nda yaptığı konuşmada, sadece Rumlarla değil,
hayatın her alanında zorluklar olduğunu, ama
kararlılıkla yollarına devam edeceklerini ifade etti.
Talat, "Kıbrıs sorununu biz artık çözmek zorundayız,
bu sorun yeterince uzadı. Bu sorunu çözebilmek için bütün marifetimizi,
bütün becerimizi kullanacağız. Uluslararası topluluğun da
desteğini alacağız, almak için uğraşacağız.
Uluslararası topluluğun desteğini de alarak bu süreci sonuna
kadar götüreceğiz" dedi.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) aleyhlerinde bir karar
alındığını, ancak AKPM'ye küsmediklerini, AKPM ile
çalışmaya devam ettiklerini belirten Talat, "Çünkü eğer
Kıbrıs sorununu çözmek istiyorsak, sadece Rum tarafıyla müzakere
yetmiyor, aynı zamanda uluslararası desteği de
yanımıza almak zorundayız" ifadesini kullandı.
Hristofyas'a verilen kredi
Kıbrıs Rum kesiminde yapılan seçimleri Hristofyas'ın
kazanması ile uluslararası toplumun Hristofyas'a bir
"kredi" verdiğini, Tasos Papadopulos'dan sonra kim gelse
aynı kredinin verileceğini kaydeden Talat, aynı krediyi
Hristofyas'a kendisinin de verdiğini belirtti.
Talat, "Önemli olan, Sayın Hristofyas'ın bu krediyi hak ederek,
bizimle işbirliği yapıp, Kıbrıs sorununu çözme yolunda
ilerlemesidir. Bunu yaparsa bu krediyi haketmiştir zaten, buna hiç
itirazım yok, ben de zaten bu krediyi kendisine veriyorum" dedi.
Hristofyas'la dünkü görüşme
Hristofyas'la dün yaptığı görüşmeye de değinen Talat,
"karşılıklı anlayış bakımından,
dünkü görüşmenin oldukça iyi geçtiğini" belirterek,
"Kıbrıs Rum tarafı da Türk tarafı da yeniden çözüm
için çalışacağı konusunda birbirlerine
güvence vermiştir, bu konuda daha yoğun çalışma kararı
da almıştır" diye konuştu.
Talat, bununla "oldukça önemli bir adım
atıldığını", 3 hafta boyunca yaşanan gerginliklerden
sonra bu anlayışa varmanın ve birlikte daha hızlı
süreç yaşamın gereğini ortaya koymanın oldukça önemli
olduğunu söyledi.
"Araya şeytan girer"
Bu momentumu korumak ve görüşmelerde arayı açmamak gerektiğini
söyleyen Talat, "Çünkü arayı açarsak, araya şeytanlar girer ve
iş soğur, iş bozulur, tatsızlaşır. Bu üç haftada
bunu gördük. İsim vermek istemiyorum ama, birçok şer odağı
diye ifade edilen odak araya girdi ve adeta ortamı zehirledi. Bunu
önleyebilmemiz için daha sık buluşmamız ve daha dikkatli
mesajlar vermemiz lazım" dedi.
"Çözmek daha mümkün"
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun çözülmesi gereği
ve buna inanışın, hem Rum tarafında hem de
uluslararası alanda oldukça ciddi bir düzeye
ulaştığını belirterek, "Kıbrıs
sorununun çözülmesi daha mümkün hale gelmiştir, düne göre" ifadesini
kullandı.
Rum tarafının tutumunun değişken olduğunu,
görüşmelere verilen 3 haftalık arada Rum tarafının ciddi
bir atak ortaya koyduğunu ve bunun nedenini
yorumlayamadıklarını anlatan Talat, Rum siyasilerin koro halinde
çeşitli iddialarda bulunduğunu kaydetti.
Talat, "Benim 'içeride başka dışarıda başka
söylediğimi' iddia ettiler, bununla hem kendi kamuoylarına mesaj
göndermeye hem de bizim içimizde kuşku yaratmaya
çalıştılar" diye konuştu.
CNN TURK 11/10/08
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıs sorununa nihai çözüm bulmak
amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas arasında süren müzakerelere dün de devam edildi
Görüşmede Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altında, federal yürütme organının
nasıl şekilleneceği tartışıldı.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-moonun
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downerın da
hazır bulunduğu görüşmeden sonra yapılan açıklamada,
ilerleme sağlandığı bildirildi. Downer da
yaptığı açıklamada, görüşmenin verimli geçtiğini
belirterek, liderlerin haftada bir kez buluşacağını ve ilk
görüşmenin de pazartesi günü olacağını söyledi.
Güç ve Yönetim konusununda ilerleme olduğunun ifade edildiği
açıklamada, Talat ve Hristofyasın görüşme öncesinde bir saat
baş başa görüştüğü de ifade edildi.
MILLIYET 11/10/08
HAFTADA BİR GÖRÜŞME KARARI ALDILAR... BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, liderlerin
görüşmesinden sonra açıklamada bulunarak, Cumhurbaşkanı
Talat ile Rum yönetimi lideri Hristofyas'ın "federal yönetimin
yetkileri" konusunu görüşüp, ilerleme
sağladığını söyledi. Liderlerin, haftada bir
görüşme kararı da aldıklarını da açıklayan
Downer, bir sonraki görüşmenin gelecek pazartesi günü
yapılacağını belirtti
"LİDERLERİN RAHAT ÇALIŞMALARINA OLANAK
SAĞLANMALI"... BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Downer, liderlerin rahat çalışmasına
olanak sağlanması gereğine işaret ederek, özellikle
medyanın bunu dikkate almasını istedi. Downer, "Bu
müzakereler Kıbrıs için çok önemlidir. İki liderin bu
müzakereleri başarılı bir şekilde yürütebilmesi için rahat
bırakılması lazım" dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulmayı hedefleyen doğrudan müzakereler
çerçevesinde dün üçüncü kez bir araya gelerek, "federal yönetimin
yetkileri" konusunu görüşüp, ilerleme sağladı.
İki lider, önümüzdeki pazartesi günü
yeniden bir araya gelecek. Liderler, dünkü görüşmede haftada bir
görüşme kararı da aldı.
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi
lideri Hristofyas, dün ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası
Havaalanı'nda kapsamlı müzakereler için tahsis edilen
"Lefkoşa Konferans Merkezi" denilen binada BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer huzurunda bir
araya geldi.
"Yönetim ve Güç
Paylaşımı" başlığı altında
"Federal Yürütme" konusunu ele alan iki lider, görüşme
sonrasında açıklama yapmadı. Görüşmeyle ilgili olarak Kıbrıs
Özel Danışmanı Downer basına kısa bir açıklama
yaptı.
Downer, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
yönetimi lideri Hristofyas "federal yönetimin yetkileri"ni
görüşüp, ilerleme sağladığını söyledi.
Görüşmenin verimli geçtiğini ve liderlerin haftada bir görüşme
kararı aldıklarını da ifade eden Alexander Downer, Talat
ile Hristofyas arasındaki bir sonraki görüşmenin önümüzdeki pazartesi
günü yapılacağını açıkladı.
Liderler, bir saat baş
başa toplantı yaptı
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum Yönetimi Lideri Hristofyas'ın isteği üzerine,
onların adına açıklama yaptığını kaydederek,
görüşmenin iyi geçtiğini söyledi. Görüşmenin başında
liderlerin bir saat baş başa görüştüğünü de belirtti.