Talat ile Hristofyas yarın 11. kez buluşuyor

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla başlatılan müzakereler çerçevesinde yarın 11. kez görüşecek.

 

Liderler, yarın saat 10.00'da Lefkoşa ara bölgede kapsamlı müzakereleri çin tahsis edilen binada bir araya gelecek.

Müzakerelerin başlatıldığı 11 Eylül'den bu yana, "Yönetim ve güçpaylaşımı" başlığı altındaki konuları görüşmeye devam eden liderler, yarın "federal kamu yönetimi" ile "kamu komisyonu ve dış ilişkiler" konularını ele alacak.

Liderler, 25 Kasım'daki görüşmede "federal suçlar" ve "federal polis" konularını ele almıştı. BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, son görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, liderlerin "federal suçlar" konusunun hemen hemen tüm unsurlarında anlaştıklarını, "federal polis" konusunda ise bazı konularda fikir birliğine vardıklarını söylemişti.

Liderler arasında 25 Kasım'daki görüşmede ilk ciddi gerginlik yaşanmıştı. Türk tarafının, görüşmeler devam ederken Hristofyas'ın görüşme zeminini kaydırmaya yönelik çalışmasından duyduğu rahatsızlığı ve Rusya ile imzaladığı deklarasyona ilişkin tepkisini ortaya koyması, görüşmenin başında kısa süreli gerginliğe neden olmuştu.

Hristofyas, Türk tarafının bu yöndeki görüşlerine yazılı yanıt vereceğinisöylemişti.

CNN TURK 01/12/08

 

 

FT'den 4 sayfalık "Türkiye'de yatırım" eki

 

İngiltere'de yayımlanan günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times, yayımladığı 4 sayfalık Türkiye'de yatırım ekinde, "serin rüzgarlar esiyor ama uzun vadede Türkiye'de ekonominin durumu iyi görünüyor" yorumuna yer verdi.

 

Türkiye'nin 2001 yılında yaşanan krizin ardından gerçekleşen müthiş büyümenin ardından büyük güçlüklerle karşı karşıya bulunduğuna işaret edilen Türkiye ekinin ilk sayfada yer alan başmakalesinde, geçen yıllarda sağlanan refahta büyük ölçüde ülkenin yabancı yatırımcıyı çekebilmekte gösterdiği başarının etkili olduğu belirtildi.

Türk şirketlerinin de aynı dönemde dışa açılımlar yaptıklarına işaret edilen makalede, özellikle otomotiv ve beyaz eşya ihracatçılarının dünya pazarında büyük paylar kaptıkları, bankalar ve telekom şirketlerinin de önemli bölgesel operasyonlara imza attıkları ifade edildi.

Ülker gibi büyük Türk firmalarının çok iyi tanınan Avrupa markalarını satın alarak batıya yaptıkları açılımlara da işaret edilen makalede, küresel ekonomiye entegrasyonda, istikrarın da önemli rol oynadığı vurgulandı.

Güçlü bir seçmen desteğine sahip Ak parti iktidarının, bu destek sayesinde sosyal ve ekonomik reformlara hız verdiği, IMF reçetelerini izlediği ve AB üyelik sürecine büyük emek harcadığı da belirtilen makalede, şimdi yatırımcıların Türkiye'nin şansının tükenmekte olduğu ve siyasi çıpanın zayıflamakta olduğunu öne sürdüklerini bildirildi.

Lirada son iki ayda kaydedilen düşüşe de işaret edilen makalede,borsadaki hisse fiyatlarının da yılın başından bu yana yarı yarıya düştüğü belirtildi. Bunda yatırımcıların riskli buldukları yatırım enstrümanlarından kaçınmalarının da rol oynadığı iddia edildi.

Türkiye'nin şansının küresel kriz vurmadan önce son derece yüksek seyrettiği, yabancı direkt yatırımların 2007 yılında 20,2 milyar dolara kadar yükseldiğine işaret edilen makalede, yaz aylarında AK Parti'ye yönelik kapatma davasının ortaya çıkardığı etkilere de işaret edildi.

"AK Parti liderliğini koruyacak gibi görünüyor"

Makalede AB sürecinin de yavaşladığı iddia edilirken, hükümetin yaklaşan yerel seçim öncesinde harcamaları kısmakta gönülsüz göründüğü iddia edildi. IMF ile yeni bir finansal paket üzerinde görüşmelerin sürdüğü de hatırlatılan makalede, AK Parti'nin şu ana kadar siyasetteki liderliğini koruyacak ya da güçlendirecek gibi göründüğü kaydedildi.

Uzun vadede hükümetin reformcu ruhunu yitirebileceğine dair bazı uzman görüşlerine de işaret edilen makalede, giderek büyüyen milliyetçilik akımlarının da etkisiyle kamuoyunun yabancı yatırımlara karşı bir tutum takınabileceği öne sürüldü.

FT'nin Türkiye ekinde Ortadoğu ile Türkiye arasındaki ticaret hacminde son dönemde ilişkilerin ısınmasıyla kaydedilen büyük gelişmeye ilişkin bir haber-analiz de yer aldı. Hükümetin ticari ilişkilerini AB'li ortaklarının ötesine taşımayı başardığına işaret edilen haber-analizde, Ankara'nın İslam dünyasını yeniden keşfetmeye başladığı, bu çerçevede İran, Suriye ve Körfez  ülkeleriyle daha iyi diplomatik ilişkiler kurulduğu ve bu sayede de Türkiye'nin bir ticari merkeze dönüştüğü vurgulandı.

Haber- analizde Ortadoğuya yapılan ihracatın yılın ilk 8 ayında yüzde 92'lik bir gelişme gösterdiği, buna karşılık aynı dönemde AB üyesi ülkelereyapılan ihracatta kaydedilen artışın sadece yüzde 19 olduğu belirtildi.

Hükümetin Türkiye'yi bir bölgesel güç merkezi haline getirmek için çabagösterdiğine dair uzman görüşlerine de yer verilen makalede, yine uzmanların Türkiye'nin bölgedeki etkisini göstererek AB açısından ne kadar vazgeçilmez olduğunu kanıtlama şansı bulunduğuna dair görüşlerine de yer verildi.

Bu arada gazete 4 sayfalık ekinde işadamı Remzi Gür ile yapılmış bir röportaj da yayımladı. Röportajda "yüksek yerler, büyük riskler barındırır" başlığı kullanılırken, Remzi Gür'ün hayatı boyunca rüşvetle ilişkisi bulunmadığına ve yolsuzluktan nefret ettiğine dair sözlerine dikkat çekildi.

Gür'ün ticari başarılarına geniş yer verilen röportajda, ünlü işadamınınBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ilişkisini "kesin biçimde kişisel bir ilişki"olarak tanımladığına işaret edilirken, "uzun süredir dosttuk. Başbakan olunca,artık ilişkimizi bitirelim demek doğru olmazdı sanırım" sözlerine yer verildi.

Gür'ün "biriyle gerçek dostsanız, iyi ve kötü zamanlarında onun yanında olursunuz. Zor zamanlarında yanındaydık. Arkadaşı olarak yanında durduk. Eminimki bizim de Allah korusun kötü zamanlarımız olsa, o da bizim yanımızda olur" dediğine işaret edilen röportajda, Gür'ün kendisiyle ilgili rüşvet iddialarını da siyasi bir komplo olarak nitelediğine işaret edildi.

Ekte pek çok diğer makalenin yanısıra Türkiye'de ulaşım sektöründe ve altyapı alanında yaşanan gelişmeler de arka sayfada geniş bir makaleye konu edildi.

CNN TURK 01/12/08

 

 

Londra'da yaşayan Türkler için özel diyabetik listesi

 

İngiltere Ulusal Sağlık Servisi ( NHS) Londra'da yaşayan Türkler için şeker hastalığı konusunda bilinçlendirme kampanyası başlattı

 

Eylem ERAYDIN / LONDRA

   Son yıllarda şeker hastalığının Türk toplumu arasında yükselişi İngiltere Ulusal Sağlık Servisi'ni (NHS) harekete geçirdi. Konuyla ilgili olarak Edmonton Green Market'te 14 Kasım 2008 tarihinde etkinlik gerçekleştirildi.

   Kampanya, Enfield ve Haringay NHS tarafından şeker hastalığıyla ilgili olarak Türk toplumunu bilinçlendirme amacıyla başlatıldı. Kampanya çerçevesinde Edmonton Green Market'te düzenlenen etkinlikte, Türklere göre hazırlanmış diabetik yemek listesi verildi ve dileyenlere şeker testi de yapıldı.

   Türklerde son yıllarda şeker hastalığında artış kaydedilmesi üzerine başlatılan kampanyanın sağlık danışmanlığını Kıbrıslı Türk Dr. Teoman Sırrı yapıyor. Dr. Sırrı, daha önce Türklere verilen diyabetik yemeklerin Türklere uygun olmadığını belirterek, "Corn flakes, prrojc ve baconun listeden çıkartılmasını istedik, bunlar yerine bizim ağız tadımıza ve kültürümüze uygun yiyecekler belirledik" dedi.

   "Sağlıklı olmak" sloganıyla düzenlenen kampanyaya ilişkin olarak Hürkan Sayman&Co'da da bir bilgilendirme toplantısı yapıldı. Toplantısında, Enfield Belediyesi Meclis Üyesi Ertan Hürer'in açılış konuşmasının ardından sağlık görevlisi Debbie Hicks, şeker hastalığının etkilerini, kimlerin risk altında olduklarını anlattı. Diğer sağlık görevlisi Kit McAuley de kampanyanın temasını ve bilinçlendirmede neden Türk toplumunun seçildiği konusunda bilgiler verdi. Dr. Teoman Sırrı'nın da şeker hastalığı konusunda katılımcıları bilgilendirdiği toplantıda 14 Kasım'da başlayan kampanya hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.

   Dr. Sırrı, Türkler arasında şeker hastalığının çok yaygınlaştığına dikkat çekerek, "Toplumumuz arasında son yıllarda şeker hastalığının çok hızla yayıldığı görüldü. Bunun üzerine resmi sağlık kurumları harekete geçerek bu kampanyayı başlatma kararı aldılar. North Middlesex Hastanesi'nde düzenli olarak her ay Türklere kalp ve şeker hastalıkları konusunda bilgiler veriyorum. Şeker kalıtım yoluyla da geçen bir hastalıktır. Ama yanlış beslenme, şişmanlık, hareketsizlik de şekere yol açar. Ayrıca ülke değiştirmenin de şekere yakalanmada etkisi vardır" şeklinde konuştu.

   Toplantıda Dr. Teoman Sırrı, Dr. Esin Sırrı, Tom Reidy, Ayşe Osman, Hülya Erdal da hazır bulundu.

KIBRIS 01/12/08

 

Talat-Hristofyas’ın 11. görüşmesi bitti

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede yaptığı 11. görüşme sona erdi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 16:30 TSİ 02 Aralık 2008 Salı

 

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı çözüm müzakereleri çerçevesinde 11. kez biraraya geldi. Yaklaşık 3 saat süren görüşmenin 1 saati liderler arasında baş başa geçti.

 

Hristofyas bugün, Türk tarafının bir önceki görüşmede ilettiği eleştirilere yazılı yanıtını okudu. Talat, 25 Kasım’daki görüşmede, Hristofyas’ın görüşme zeminini kaydırmaya yönelik çalışmasından duyduğu rahatsızlığı ve Rusya ile imzaladığı deklarasyona ilişkin tepkisini iletmişti. Hristofyas’ın argümanları ise, Kıbrıs Türk tarafınca kabul görmedi.

Hristofyas görüşmenin ardından yaptığı konuşmada, bu yazılı yanıt ile “Rusya konusunun kapanmasını ümit ettiğini” söyledi. Hristofyas açıklamasında, Rusya ziyaretinin, BM ile belirlenen müzakerelerin ajandasına dahil olmadığını kaydederek, şunları söyledi: “Bu konuyu kapattığımızı varsayıyoruz. ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası hukuktan doğan egemenlik haklarından kuşku duyulamayacağını net bir biçimde ilettiğimiz halde, umarım tartışmalar devam etmez.”

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise görüşme ardından yaptığı açıklamada, Rum tarafının Kıbrıs’taki iki halkın varlığını, ayrılıktan korkuğu için kabul etmediğini söyledi. Talat, Rumların halkların self determinasyon hakkından ve ayrılıktan korktuğu için “Kıbrıs’ta tek halk var” dediğini ve bu nedenle konunun bilimsel yanını tartışmayı reddettiğini kaydetti. Bu haftaki görüşmede, geçen haftaki gibi bir gerginlik olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi: “Geçen defa, ilk defa olduğu için böyle bir olay, bir gerginlik yaşandı. Bu defa gergin bir ortam olmadı. Cevaplarını yazılı olarak okudular, bir miktar tartıştık. Tartışmak kavga değil. Tartıştık, argümanlarımızı ortaya koyduk.”

Talat Hristofyas’ın yazılı cevabı ile ilgili olarak şunları kaydetti: “Genel olarak, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamını kabul etmeyeceğimizi ve oluşacak olan yeni birleşik Kıbrıs devletinin, yeni bir devlet olacağını tekrar ortaya koyduk” diye konuştu.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, tarafların, federal kamu hizmeti konusunda karşılıklı öneriler sunduğunu söyledi.

Bir sonraki görüşmenin 16 Aralık’ta yapılacağını açıklayan Zerihoun, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in de 11 Aralıkta Kıbrıs’a geleceğini belirtti.

Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu’nun yarın bir araya geleceklerini de duyurdu.

 

UNESCO'nun Türkiye'yi utandıran raporu

Ortadoğu ve Doğu Avrupa bölgesindeki 8 milyon yetişkinin okuma yazma bilmediği ve bu sayının 4'te 3'ünün Türkiye'de bulunduğu bildirildi.

BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Herkes için Eğitim 2009 raporu "Eşitsizliklerin üstesinden gelmek, iyi yönetişim neden önemli" başlığıyla yayımlandı.

"Kabul edilemez" ulusal ve uluslararası eğitim eşitsizliklerin ülkelerin gelişimlerini zayıflattığının vurgulandığı raporda, 2006 yılında yapılan son Uluslararası Değerlendirme Programı (PISA) verilerine de yer verildi.

Türk öğrencilerin yarısı bilimde en düşük notu aldı

PISA verilerine göre, Türkiye'deki öğrencilerin yaklaşık yüzde 50'si bilim alanında en düşük not olan 1 veya 1'in altında not aldı. Bu sıralamada Türkiye'nin yanında Romanya ve Karadağ da yer aldı.

Raporda, dünyadaki diğer ülkelerin istatistiklerine de yer verilerek, dünya genelinde milyonlarca çocuğun okula gidemediği vurgulandı.

Mevcut gelişmelere göre, 2000 yılında 164 ülke için belirlenen evrensel ilköğretim hedefine 2015'te ulaşılamayacağının belirtildiği raporda, birçok ülkede eğitim konusunda çok yavaş ilerleme kaydedildiği ve bunların eşit olmadığı ifade edildi.

Hükümetlerin gelir, cinsiyet, coğrafi bölge ve dil farkından kaynaklanan eşitsizliklerle mücadele için gerekeni yapmadığına işaret edilen raporda, birçok ülkede çok sayıda çocuğun okuma yazma ve matematiğin temelini bile öğrenme imkanı elde edemediği kaydedildi.

CNN TURK 01/12/08

 

 

Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk"

İngiltere Lordlar ve Avam Kamarası üyelerinin oluşturduğu "Kıbrıs'ın Dostları Grubu" adada temaslarda bulunuyor.

   Lord ve milletvekillerinden oluşan heyet, KKTC'de ilk olarak Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Başkanı İzzet İzcan'ı ziyaret etti.

   Heyet, akşam saatlerinde de Cumhuriyetçi Türk Partisi'ni (CTP) ziyaret etti.

 

Esas olan iyi niyet

 

   BKP Genel Merkezi'nde yer alan görüşmede grup adına konuşan Lord Robin Corbett, çözüm için iyi niyetin en önemli unsur olduğunu vurguladı.

   Kıbrıs hakkında görüşme yaptıkları herkese "İyi niyet olduğu takdirde tüm zorluklar aşılabilir" anlayışını aktarmaya çalıştıklarını belirten Corbett, daha zor pek çok dünya sorununun geçmişte aşıldığını, Kıbrıs'taki sorunların da aşılabileceğini belirtti.

 

Camdan mumluk... Umudun simgesi

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'a yapacakları ziyaretlerde her iki lidere de "camdan mumluk" hediye edeceklerini ifade eden Corbett, "Mum umudun simgesi. Bunların her iki liderin aynı masada yeni bir Kıbrıs'ın oluşumuna yol açacak bir anlaşmaya imza atarken yer almasını istiyoruz" dedi.

   Corbett, "İnsanların sahiplenebileceği bir çözüme en alt kademeden en üst kademeye kadar oluşturulacak iyi niyetle ulaşılabilir" dedi.

   Grubun,  Kıbrıs'ı 1974 yılından itibaren ziyaret ettiğini, her iki liderin de sorunu çözmek için istekli olduklarını söylemesinin gurubun ziyaretlerinin önemini artırdığını ifade eden Corbett, "görüşmelerin takvime bağlanması yönünde bir girişim olmamasının iyi olduğunu" da savundu.

 

Ara bölgede mayınlar

 

   Görüşmede söz alan Lord Alf Dubs de, ara bölgenin mayınlardan temizlenmesi için zaman zaman devam eden çalışmalara değinerek, zorlukların farkında olduğunu ancak ara bölgenin mayınlardan temizlendiğini görmeyi arzu ettiğini söyledi.

 

İzcan: Gelinen noktadan memnun değiliz

 

   BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ise, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında eylülde başlayan kapsamlı görüşmelerde arzu edilen ilerlemenin kaydedilmediğini ifade etti.

   "10 görüşmeden sonra gelinen noktadan memnun değiliz. İstenilen ilerleme henüz sağlanmış değil. Zaman limiti de sıkışmaktadır" diyen İzcan, iki liderin 16 güven artırıcı madde üzerinde anlaşmış olmalarına rağmen hiçbirinin hayata geçmediğini ileri sürdü.

   İzcan, görüşmeleri yürüten iki liderin de çözüm sürecine yapıcı yaklaşması, çözümün önünü açacak öneriler ortaya koymaları, güven artırıcı önemleri için adım atmaları, basın aracılığıyla birbiriyle konuşmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

   İki liderin de makul olmayacak taleplerde bulunmaması gerektiğini belirten İzcan, "Bölünmeyi kalıcılaştıracak, düşmanlığı artıracak, kriz çıkaracak davranışlardan her iki tarafında uzak durmasını istiyoruz" dedi.

   BKP'nin Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümün Birleşmiş Milletler parametreleri ve doruk anlaşmaları temelinde olması gerektiğini ifade eden İzcan, "Eğer çözüm istiyorsak bu çerçeveye sadık kalmak gerekir" dedi.

  2009 yılının çözüm için önlerinde durduğunu kaydeden BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, bu tarihte bir çözümün tüm Kıbrıslıların çıkarına ve Türkiye'nin AB üyelik sürecine katkıda bulunacağını ekledi.

 

CTP'ye ziyaret

 

   Öte yandan İngiltere Lordlar ve Avam Kamarası üyelerinin oluşturduğu "Kıbrıs'ın Dostları Grubu" adadaki temasları çerçevesinde CTP'yi de ziyaret etti.

   CTP Parti Merkezi'nde yer alan basına kapalı görüşmede, Lord Robin Corbett başkanlığındaki lord ve milletvekillerinden oluşan heyet ile CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ve Gençlik Örgütü Başkanı Erbay Akansoy hazır bulundu.

KIBRIS 02/12/08

 

Eroglu back on the scene with return to UBP head
By Jean Christou

DERVIS Eroglu has been re-elected to the leadership of the Turkish Cypriot National Unity Party (UBP), pledging to return to power and make alternative plans for Cyprus with “the Motherland”.

Eroglu, a former ‘Prime Minister’ of the breakaway state in the north, said after the election at the weekend: “What’s important from now on is the struggle we will wage to return to power.”

He said the Republican Turkish Party (CTP) of Mehmet Ali Talat, the Turkish Cypriot leader, was the main cause of the current problems in the north.

The party said in a written statement: “the Greek Cypriot administration was trying to extend the so called Republic of Cyprus’ sovereignty to the north.”

“The world is starting to understand us. The Greek Cypriot side will be punished,” said the statement. “These claims are all unfounded and the manifesto signed between the south and Russia is proof of this.”

The UBP said it was not against the negotiations process taking place within the framework of the United Nations Secretary-General’s Good Office Mission.

“But if the negotiations process is not taking place on the reality that there are two equal sovereign states at the negotiations process then its failure is inevitable,” it said.

“Our people are not condemned to unite with the Greek Cypriot side. Our right to separate is just as valid as our right to unite. We feel it is necessary to make alternative plans with the co-operation of Motherland Turkey.”

The UBP said a large majority of Turkish Cypriots wanted recognition for the ‘TRNC’.

Eroglu told Kibris newspaper after the election that the current ‘government’ in the north would come to the end of its life next June, and the UBP had no plans to enter a coalition with the CTP.

He said Talat did the right thing by launching the negotiations, but he committed a mistake by accepting a single sovereignty and single citizenship.

Afrika newspaper said Ankara had used the CTP for Plan A, and was now preparing for Plan B with a new coalition ‘government’ in the north. Plan B was designed by supporters of the status quo, the paper said.

“After the unification of the Erdogan government with the army in Turkey, a new policy is determined in Cyprus and the cover is being removed from the non-solution policy,” the paper said.

“With the plan which will be submitted to the table with the condition of ‘two peoples, two states’ in Cyprus, they will move from the veiled support of the TRNC to open support. Thus, the non-solution process will last for many years.”

CYPRUS MAIL 02/12/08

 

Papadopoulos withdraws FT case

FORMER PRESIDENT Tassos Papadopoulos has withdrawn a long-running libel suit against the Financial Times after mutual agreement on a statement agreed in court.

According to the Financial Times, the case concerned a report published on July 27, 2002 following the paper’s investigation of the Belgrade government’s illegal transfer to Cyprus in the 1990s of billions of dollars in cash in order to avoid UN sanctions on trade with Yugoslavia.

The transfers were made by a Yugoslav state bank through Greek Cypriot offshore companies set up by Papadopoulos’s law firm in Nicosia.

The statement, prepared by lawyers representing the parties read: “In this action the plaintiffs complain of two articles in the FT published on 27.7.02 by which the defendants understand that the plaintiffs were distressed… The defendants published the articles in good faith and had no intention of inconveniencing anyone.”

The Nicosia District Court ruled that each side would pay its own costs.

CYPRUS MAIL 02/12/08

 

 

Talat-Hristofyas’ın 11. görüşmesi bitti

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, kapsamlı Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede yaptığı 11. görüşme sona erdi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 10:02 TSİ 03 Aralık 2008 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı çözüm müzakereleri çerçevesinde 11. kez biraraya geldi. Yaklaşık 3 saat süren görüşmenin 1 saati liderler arasında baş başa geçti.

 

Hristofyas bugün, Türk tarafının bir önceki görüşmede ilettiği eleştirilere yazılı yanıtını okudu. Talat, 25 Kasım’daki görüşmede, Hristofyas’ın görüşme zeminini kaydırmaya yönelik çalışmasından duyduğu rahatsızlığı ve Rusya ile imzaladığı deklarasyona ilişkin tepkisini iletmişti. Hristofyas’ın argümanları ise, Kıbrıs Türk tarafınca kabul görmedi.

Hristofyas görüşmenin ardından yaptığı konuşmada, bu yazılı yanıt ile “Rusya konusunun kapanmasını ümit ettiğini” söyledi. Hristofyas açıklamasında, Rusya ziyaretinin, BM ile belirlenen müzakerelerin ajandasına dahil olmadığını kaydederek, şunları söyledi: “Bu konuyu kapattığımızı varsayıyoruz. ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası hukuktan doğan egemenlik haklarından kuşku duyulamayacağını net bir biçimde ilettiğimiz halde, umarım tartışmalar devam etmez.”

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise görüşme ardından yaptığı açıklamada, Rum tarafının Kıbrıs’taki iki halkın varlığını, ayrılıktan korkuğu için kabul etmediğini söyledi. Talat, Rumların halkların self determinasyon hakkından ve ayrılıktan korktuğu için “Kıbrıs’ta tek halk var” dediğini ve bu nedenle konunun bilimsel yanını tartışmayı reddettiğini kaydetti. Bu haftaki görüşmede, geçen haftaki gibi bir gerginlik olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi: “Geçen defa, ilk defa olduğu için böyle bir olay, bir gerginlik yaşandı. Bu defa gergin bir ortam olmadı. Cevaplarını yazılı olarak okudular, bir miktar tartıştık. Tartışmak kavga değil. Tartıştık, argümanlarımızı ortaya koyduk.”

Talat Hristofyas’ın yazılı cevabı ile ilgili olarak şunları kaydetti: “Genel olarak, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamını kabul etmeyeceğimizi ve oluşacak olan yeni birleşik Kıbrıs devletinin, yeni bir devlet olacağını tekrar ortaya koyduk” diye konuştu.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, tarafların, federal kamu hizmeti konusunda karşılıklı öneriler sunduğunu söyledi.

Bir sonraki görüşmenin 16 Aralık’ta yapılacağını açıklayan Zerihoun, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in de 11 Aralıkta Kıbrıs’a geleceğini belirtti.

Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu’nun yarın bir araya geleceklerini de duyurdu.

 

 

 

Bakoyanni: Türkiye çaba göstermiyor

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Türkiye’nin Yunanistan ile ilişkilerini geliştirme konusunda çaba göstermediğini iddia etti.

AA

Güncelleme: 10:02 TSİ 03 Aralık 2008 Çarşamba

 

ATİNA - Yunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis, ülkesinin uzun zamandan beri süre gelen kıta sahanlığı sorunu ve diğer görüş ayrılıklarını yumuşatma konusundaki tüm çabalarına karşın, Türkiye’nin Yunanistan ile arasında olan gerginlikleri hafifletmek konusunda hiçbir çaba göstermediğini söyledi. ileri sürdü.

 

AB üyeliği konusunda gelecek yıl içinde önemli bir safhaya geçecek Türkiye için “artık zamanın olgunlaştığı” görüşünü dile getiren Bakoyanni, Türkiye’den “Kıbrıs’ın birleşmesi ve Akdeniz’deki ihtilaflı sularla ilgili müzakerelerde tavizler vermesini” istedi.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in Ankara’ya yaptığı ziyareti hatırlatan ve bu ziyaretin kendilerinin gösterdiği bilinçli çabalara bir örnek olduğunu savunan Bakoyanni, Türkiye’nin bu çabalara karşılık vermediğini ve bu yıl içinde umdukları gelişmeyi elde edemediklerini söyledi.

Bakoyanni “Gerginlikleri azaltma ve problemleri çözme stratejimize devam edeceğiz. Ancak Türkiye’den de belli addımlar atmasını bekliyoruz” diye konuştu.

Kamu hizmetlerini görüştüler

 

Talat ile Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla

başlatılan müzakereler çerçevesinde, dün 11. kez bir araya geldi

FEDERAL KAMU HİZMETİ"NE ODAKLANDILAR ... İki toplum lideri, dünkü 11. buluşmasında "Federal Kamu Hizmeti" konusunu müzakere etti. BM yetkilisi Zerihoun, müzakerelerde ilerleme sağlayan liderlerin, 16 Aralık'ta gerçekleşecek görüşmede dış ilişkiler konusunu ele alacağını belirtti. Zerihoun, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in 11 Aralık'ta adaya geleceğini söyledi

  

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dünkü görüşmede "Federal Kamu Hizmeti" konusunu müzakere etti.

   Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla başlatılan müzakereler çerçevesinde iki lider, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun huzurunda dün 11. kez bir araya geldi.

   BM yetkilisine göre müzakerelerde ilerleme sağlayan liderler, 16 Aralık'ta gerçekleşecek görüşmede dış ilişkileri ele alacak.

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi, BM Misyon Şefi Zerihoun'un açıklamasına göre iki lider, dün, yaklaşık 3 saat süren toplantının ilk bir saatinde baş başa görüştü. Liderler daha sonra heyetlerin de katıldığı bir görüşme gerçekleştirdi.

 

"İyi ve dostane bir görüşme"

 

   BM Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, sıcak bir atmosferde geçen görüşmede iki liderin iyi ve dostane bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.

   Yönetimle ilgili müzakereye devam edildiğini ve "Federal Kamu Hizmeti" konusuna odaklanıldığını kaydeden Zerihoun, her iki tarafın; köprüleri kurmaya yönelik olarak ortaya koydukları önerilerden yararlanarak bu konuda yaklaşılan noktaları saptadığını belirtti.

 

Temsilciler bugün buluşuyor

 

   Taye Brook Zerihoun, müzakereleri ilerletmek amacıyla bugün öğleden sonra bir araya gelecek olan iki liderin temsilcilerinin, liderlerin 16 Aralık'ta gerçekleştireceği görüşme öncesinde yeniden bir araya gelmesinin beklendiğini söyledi.

  Zerihoun, liderlerin, 16 Aralık'taki görüşmede dış ilişkileri ele alacağını da kaydetti.

  Taye Brook Zerihoun, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in 11 Aralık'ta adaya geleceğini belirtti.

  Bir soru üzerine, liderlerin müzakerelerde ilerleme sağladığını söyleyen Zerihoun, tüm konularda anlaşamayan liderlerin bazı konuları yeniden ele almak üzere bir kenara ayırdığını kaydetti.

  Zerihoun, temsilcilerin de bu konuları ele alacağını söyledi.

 

Heyetler değişmedi

 

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a dünkü görüşmede BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat Çağlar, Dışişleri Bakanlığı II. Sekreteri Mehmet Dana, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk Uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.

  Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas ise görüşmeye, aralarında Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun da bulunduğu bir heyetle geldi.

 

Basın iyice azaldı

 

  Bu arada görüşmeyi takip eden medya temsilcilerinin her geçen gün biraz daha azaldığı gözlemlendi.

  Hristofyas'ın dahi gazetecilere bakarak, "Azalıyorsunuz" dediği dünkü görüşmeyi kuzeyden sadece TAK, BRT, Genç TV, Kıbrıs TV, ART, Anadolu Ajansı, TRT ve NTV takip ederken, hiçbir gazetenin görüşmeyi izlemediği gözlemlendi. Güneyden gelen gazeteci sayısında da gözle görülür bir azalma oldu. Canlı yayını ise sadece BRT ile RİK yaptı. 

 

 

Talat: Kıbrıs sorununda

söz sahibi Kıbrıslı Türklerdir

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının ayrılıktan korktuğu için adada iki halk olduğunu ret ettiğini ve "tek halk var" dediğini söyledi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile kapsamlı müzakereler çerçevesinde yaptığı görüşmesinin ardında Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda gazetecilere açıklama yaptı ve görüşme hakkında bilgi verdi. Talat, basın mensuplarının sorularını da yanıtladı.

   Cumhurbaşkanı Talat, dünkü toplantıda Rum lideri Hristofyas'ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunarak, Kıbrıs'ta tek halk bulunduğunu ispat etmeye çalıştığını belirtti ve halkların ayrı self determinasyon hakları olmasından dolayı Kıbrıs Rum yönetiminin iki halk olgusunu ret ettiğini söyledi. Talat, şöyle konuştu:

  "Onların iki halktan korkmasının nedeni, aslında Kıbrıs'ta iki halk olasından değil! Onlar da biliyorlar ki Kıbrıs'ta iki halk var. Korktukları halkların ayrı self determinasyon hakları var olması ve ayrı self determinasyon hakkı ayrılmak demektir. Onlar ayrılmaktan korkuyorlar. Ayrılmaktan korktukları için işin bilimsel yanını reddediyorlar ve Kıbrıs'ta tek halk var diyorlar. Ben de sordum: Kıbrıs'ta tek halk varsa dili nedir? Dini nedir? Bu halkın kültürel yapısı nedir bana tarif et..."

   Talat, gazetecilerin dün gerginlik yaşanıp yaşanmadığı sorusuna karşılık, dünkü görüşme ortamının gergin olmadığını söyledi.

 

"Kabullenmemize imkân

olmayan değerlendirmeler"

 

   Geçen hafta yer alan görüşmede Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu görüşlere karşılık Kıbrıs Rum yönetiminin kendi görüşlerini dün yazılı olarak kendilerine okuduğunu ifade eden Talat, Rum yönetiminin kaleme aldığı görüşlerin bildik değerlendirmeler olduğunu kaydederek, "Bizim kabullenmemize imkân olmayan değerlendirmelerdi bunlar" dedi.

   Kıbrıs Rum yönetiminin toplantıda aktardığı görüşlerde, Kıbrıs Türk tarafından ortaya konan görüşlerin üzerinde oynandığını anlatan Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin devamı yönündeki bir anlaşmayı kabul etmeyeceklerini söyledi.

   "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamını kabul etmeyeceğimizi ve oluşacak olan yeni birleşik Kıbrıs devletinin, yeni bir devlet olacağını tekrar ortaya koyduk onların tersi görüşlerine karşılık!" diyen Talat, Kıbrıs sorununun çözümünde Kıbrıs Türk tarafının eşitliğinin mutlak suretle, "karar ve temsil mekanizmalarına" yansıması konusundaki görüşünü vurguladığını söyledi. Talat, "Buna genel olarak karşı olduklarını söylemiyorum ama fiilen uygulamada olan farklılıkları işaret etmek bakımından biz bunun altını çizdik" dedi.

   Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerine karşı tutumlarını ele aldıktan sonra günün konusu olan federal düzeyde "kamu yönetimi ve Kamu Hizmet Komisyonu" başlığını ele aldıklarını ifade eden Talat, son başlık üzerinde pek çok ortak nokta bulunduğunu ancak bir miktar da ayrılık noktası bulunduğunu kaydetti.

 

Bir sonraki toplantı 16 Aralık'ta

 

  Cumhurbaşkanı Talat, Kurban Bayramı'nın 1'inci günü olan 8 Aralık'ta yapılması belirlenen bir sonraki toplantının, iki lider arasında yapılan toplantılarda yer alan BM temsilcisinin Kıbrıs'ta olmayacağından dolayı yapılmayacağını, bu nedenle bir sonraki toplantının 16 Arallık Salı günü yapılacağını da kaydetti. 

   Bir sonraki toplantıda büyük olasılıkla dış ilişkilerin nasıl yönetileceği konusunun ele alınacağını belirten Talat, dış ilişkilerin nasıl yönetileceği konusunun "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığının oldukça önemli bir kısmı olduğunu kaydetti.

 

"Petrol arama çalışmaları durdurulsun"

 

  Kıbrıs Rum basınının, Norveç gemilerinin Kıbrıs Rum yönetimi adına Akdeniz'de petrol arama çalışmalarını kesintisiz olarak sürdürmekte olduğu yöndeki haberlerin hatırlatılması üzerine, Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs sorunu çözülmeden bu çalışmaların yapılmasının iyi ortamı bozduğunu ifade ettik ve Kıbrıs sorunu çözülmeden bu çabalarının çalışmalarının durdurulmasını talep ettik. Onun cevabı da aynı oldu" dedi.

 

"Son derece rahatsız edeci bir üslup kullanıyor"

 

    Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas'ın Cumhurbaşkanı Talat'a yönelik, "ben Yunanistan'dan izin almadan masaya otururum, ancak Talat sütten kesilsin ve gelsin" şeklinde hakaretlere karşı, görüşmede bir tepki ortaya koyup koymadığının sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Talat, "Anladığım kadarıyla bu hakaretlerinin hakaret olarak algılandığını anlamıyor, çünkü bizim basınımız bunun bir hakaret olduğunu ortaya koymadı" dedi. Bunu kendisine söylediğini ve kullandığı ifadelerden dolayı kendisini şiddetle protesto ettiğini ifade eden Talat, "Aynı şekilde devam ederse benim de aynı şekilde karşılık vereceğimi ifade ettim... Son derece rahatsız edeci bir üslup kullanıyor" diye konuştu.

 

"Kıbrıs sorununda söz sahibi Kıbrıslı Türklerdir"

 

  Türkiye'nin çözüm yanlısı bir ülke olduğunu, bu nedenle Hristofyas'a Türkiye ile uğraşmamasını tekrardan söylediğini kaydeden Talat, "Türkiye ile bizim istişaremiz var bunu inkâr etmeyiz, ancak bu konuda, Kıbrıs sorunu konusunda söz sahibi olan Kıbrıslı Türklerdir" dedi.

  KKTC yetkililerinin Hristofyas'ın söyledikleri ile ilgili yaptığı en küçük eleştirilerin bile Kıbrıs Türk basınında "Hristofyas'a saldırdı" şeklinde yorumlandırıldığını ifade  eden Talat, "Ben mümkün  olduğu kadar eleştiri nitelikli bir şey söylememeye çalışıyorum.... Hristofyas devam ettiği takdirde, hem bu hakaretlerine hem de gerçek dışı beyanlarına; tabii ki, ben de, açıklama yapmak zorunda kalacağım" dedi.

  Talat, Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs Rum yönetimi ile Yunanistan arasındaki ilişkiler konusunda nasıl sessiz kalıyorsa, Kıbrıs Rum yönetiminin de ayni şekilde KKTC ile Türkiye arasındaki ilişki konusunda sessiz olması gerektiğini söyledi.

 

"Yunanistan gezisi masum bir gezi değil"

 

  Kıbrıs Rum yönetimi ile Yunanistan arasında yapılan görüşmelerle ilgili söylenen ve yapılanları halen incelemekte olduğunu, Hristofyas'ın Rusya ziyaretinden sonra geçen hafta gerçekleştirdiği Yunanistan ziyaretinin çok masum bir gezi olmadığını, önemli bir gezi olduğunu ifade eden Talat, Hristofyas'ın Rusya gezisinin Yunanistan gezisinden farkının "Güvenlik Konseyi Daimi temsilcisi olan bir ülkenin Kıbrıs Rum görüşlerine doğrudan alet edilmesi" olduğunu kaydetti.

  Talat, "Halbuki Yunanistan'ın Kıbrıs Rum görüşlerinin savunucusu hatta yaratıcılarından biri olduğunu bildiğimiz için o konuda rahatsızlığımız daha az oluyor. Ama yakından incelerseniz Yunanistan gezisini, orada bazı ipuçları göreceksiniz" dedi.

        

Hristofyas: Rusya konusunu

kapattığımızı düşünüyoruz

 

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la dün gerçekleştirdikleri yüz yüze görüşmede, Rusya'ya gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin Talat'ın eleştirilerine yönelik yazılı bir açıklamayı Talat'a sunduğunu ve bu konunun kapanmasını umut ettiğini açıkladı.

  Hristofyas, Talat'la görüşmesinin ardından Rum Başkanlık Sarayı'na varışında yaptığı açıklamada, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin başkanının çeşitli ülkelerle ilişkileri geliştirme yönündeki görevlerinin tartışmaya açık olmadığını geçtiğimiz haftadan beridir net bir şekilde söylediğini" belirterek, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin münhasır ekonomik bölgesi üzerindeki egemenlik hakları konusunda da gayet net açıklamalarda bulunduğunu" ifade etti.

  Talat'la görüşmesinde, Kıbrıs Rum tarafının bu yöndeki tezlerine ilişkin kararlı ve net bir şekilde konuştuğunu savunan Hristofyas, görüşmenin dostane bir havada geçtiğini belirtti.

  Hristofyas, Rusya'ya gerçekleştirdiği ziyaretin, BM'yle belirlenen müzakerelerin ajandasına dâhil olmadığını belirterek, şunları söyledi:

   "Bu konuyu kapattığımızı varsayıyoruz. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası hukuktan doğan egemenlik haklarından kuşku duyulamayacağını net bir biçimde ilettiğimiz halde, umarım tartışmalar devam etmez".

  Cumhurbaşkanı Talat'tan, Kıbrıs Rum tarafının ileride imzalayacağı anlaşmalara ilişkin herhangi bir taahhüt alıp almadığının sorulması üzerine ise, Hristofyas şu yanıtı verdi:

  "Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı'nın anlaşmalar imzalama hakkından kuşku duymadığını söyledi. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin federal, iki toplumlu, iki kesimli devlete dönüşeceğini söylememize itirazı vardı. Bunları açıkladık, herkes kendi tezlerini dile getirdi ve devam ettik."

  Hristofyas ayrıca, dünkü görüşmede kamu hizmetleri ve kamu hizmetleri komisyonu konularını görüştüklerini, bu konularda hem fikir birliği hem de fikir ayrılıklarının bulunduğunu, bir sonraki görüşmede bu konuya devam edeceklerini ifade etti. 

KIBRIS 03/12/08

 

 

Babacan: 2009'da Kıbrıs'la ilgili gelişme bekliyoruz

 Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, "Türkiye-AB ilişkilerinde bizi heyecanlandıran, meraklandıran konular çok fazla olmayacak" diyerek, 2009'da Kıbrıs'la ilgili gelişmelerin bunun istisnası olabileceğine dikkat çekti.

   NATO Dışişleri Bakanları toplantısı için Brüksel'e gelen Babacan, basın toplantısı düzenledi. Babacan, Kıbrıs konusuna da değindi.

   Babacan, hiçbir şey değişmese bile Kıbrıs'la ilgili gelişme beklediklerini vurguladı. 

   Babacan, düzenlediği basın toplantısında, iki gün sürecek NATO toplantısında öncelikli gündem maddelerinin Gürcistan'da yaşanan çatışmanın ardından Rusya ile ilişkilerle Gürcistan ve Ukrayna'nın NATO üyeliği perspektifinin korunması olduğunu, toplantının sonuç bildirisi üzerinde NATO üyelerinin henüz uzlaşma sağlayamadığını ve tartışmaların devam ettiğini belirtti.

   Babacan, mevcut anayasa ile "Türkiye'nin ilelebet devam etmesinin mümkün olmadığını" belirterek, "devam edilmeye çalışılması halinde Türkiye'de sık sık yol kazaları olacağını" söyledi.

   

Türkiye-AB süreci

 

   Babacan, Fransa'nın AB Dönem Başkanlığı süresinde sermayenin serbest dolaşımıyla bilgi toplumu ve medya olmak üzere iki fasılda daha müzakerelerin başlamasını beklediklerini kaydederek, "Fransa'nın üçüncü fasılla ilgili diğer üyeleri ikna çabalarının maalesef sonuç vermediğini" söyledi.

   "Bizim reform sürecimiz fasılların açılmasına, kapanmasına bağlı değil" diyen Babacan, halkın yaşam standartlarını yükseltecek reformları adım adım hayata geçirmeye devam edeceklerini vurguladı.

   TBMM gündeminde AB ile alakalı 10'u genel kurulda ve 20'si komisyonlarda olmak üzere 30 yasa bulunduğuna işaret eden Babacan, bakanlıkların yaptığı çalışmaların da az ya da çok AB ile alakalı olduğunu belirtti.

 

Kıbrıs'la ilgili gelişmeler

 

   Babacan, "Ancak Türkiye-AB ilişkilerinde bizi heyecanlandıran, meraklandıran konular çok fazla olmayacak" diyerek, 2009'da Kıbrıs'la ilgili gelişmelerin bunun istisnası olabileceğine dikkat çekti.

   Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, AB ile müzakerelerin hızından memnun olmadıklarını ve bunu muhataplarına sürekli aktardıklarını, buna karşılık AB çevrelerinden "çok fena bir hızla gidilmediği, bunun korunması halinde pek çok tahminden daha iyi bir sürede Türkiye'nin üyeliğe hazır hale geleceği" şeklinde değerlendirmeler aldıklarını anlattı.

   Babacan, "Tarama sürecinin üzerinden iki sene geçmiş, hâlâ raporunu bize vermiyorlar. Bunun örneği yok. Görüşmelerimde AB tarafında bunun mahcupluğunu seziyorum" şeklinde konuştu.

   Ali Babacan, Türkiye ekonomisi ve makro ekonomik istikrar için de AB sürecinin "elzem olduğunu" vurgulayarak "AB reformlarının Türkiye'nin uzun vadeli siyasi istikrarının garantisi olduğunu" ifade etti.

   Aksi halde "her an demokrasi ve hukuk kazaları çıkabileceği" uyarısında bulunan Babacan, AB sürecinin Türkiye'yi yerli ve yabancı yatırımcılar açısından öngörülebilir, güvenilir ve istikrarlı bir ülke haline getirdiğine işaret etti.

KIBRIS 03/12/08

 

 

AB hibe programları için proje hazırlama eğitimlerine katılanlara sertifikaları verildi

Lefkoşa'da Sivil Toplum Destek Ekibi'nin binasında düzenlenen sertifika törenine AB Destek Programı Ekibi Başkanı Alain Botherel de katıldı.

   Botherel resepsiyonda yaptığı konuşmada, bir değişim yapabilmeleri için sivil toplum örgütlerinin güçlenmesinin önemli olduğunu kaydetti.

   AB tarafından sağlanan hibe programlarından yararlanmanın katı kurallardan dolayı güç olduğunun farkında olduklarını ifade eden Botherel, ancak AB'nin destekleme kararı aldığı projelerin Kıbrıs Türküne değer katan niteliklerde olduğunu ifade etti.

   Botherel, hibe programlarının hazırlanması için danışma şirketlerinden hizmet almanın uzun dönemde de karlı olmadığını ifade etti.

   Alain Botherel, katılımcıları kapasite artırma çalışmaları yönünde teşvik etmek açısından sertifika töreninde yer almanın kendisi için önem taşıdığını kaydetti.

 

Destek ofisi lideri

 

   Sivil Toplum Destek Ekibi Lideri Juliette Remy Sartin da yaptığı konuşmada, seminerlerin hedefinin katılımcıları proje hazırlama konusunda eğitmek olduğunu belirtti, ancak bunun yanında verilen eğitimlerin günlük yaşantıda da kullanılabildiğini vurguladı.

   Düzenlenen etkinliklerin yeteneklerin gelişimi yanında, dostluğun gelişimine de yardımcı olduğunu kaydeden Remy, düzenlenen eğitici seminerlere 60 örgütten 90 kişinin katıldığını kaydetti.

KIBRIS 03/12/08

 

Christofias issues strong response to Talat’s Russia complaints
By Jean Christou

PRESIDENT Demetris Christofias yesterday issued a strong response to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s complaint about his trip to Russia when the leaders last met.

Speaking at the end of yesterday’s leaders’ meeting on his return to the Presidential Palace, Christofias said he had highlighted the sovereign rights of the Republic of Cyprus to sign agreements with other countries.

During their last meeting on November 25, Talat read out a statement that left Christofias fuming following his return from Moscow.

“Mr Talat said he does not question the right of the President of the Republic of Cyprus to sign agreements with various countries but he objects to what we call the evolution of the Republic of Cyprus to a federal bicommunal bizonal state,” said Christofias.

He said Talat was not necessarily talking about a ‘virgin birth’ but he was finding it hard to accept the notion of the evolution of the Republic of Cyprus from a single to a federal state.

Christofias said he had replied to Talat’s objections clearly, not only about the Cyprus-Russia agreement but also Cyprus’ rights to exploit offshore marine wealth.

The President was referring to Turkish harassment of hydrocarbon exploratory vessels off the island’s south coast last month.

“This issue is now supposed to be closed so I hope this controversy does not continue,” said Christofias.

The exchange between the two leaders on both occasions took place outside the framework of the negotiations, which yesterday focused on the public service, during which the two sides shared some views and disagreed on others, Christofias said.

According to UN Chief of Mission Taye-Brook Zerihoun progress was made.

“The leaders had a good and friendly meeting, in a friendly atmosphere. They began with an hour of tête-à-tête and then they resumed the discussions on governance, focusing this time on the federal public service on which they identified a number of convergences, helped by bridging proposals from both sides,” Zerihoun said.

He also said the aides to the two leaders, George Iacovou and Ozdil Nami, would meet today to move forward on some of the same issues.

“We expect further meetings of the representatives before the leaders meet again on December 16, when they will take up the issue of external relations,” said Zerihoun.

“They (the leaders) have made advances in the discussions; they have not agreed on every issue, they have left some issues aside to be revisited, they have asked their representatives to take up some of these issues.”

UN Special Adviser Alexander Downer will arrive on the island on December 11 to take part in the next meeting.

CYPRUS MAIL 03/12/08

 

Mostly satisfied with Ban report

THE government is mostly satisfied with UN Secretary-General Ban Ki-moon’s report on Cyprus, but there were a few aspects that could have been dealt with differently, it said yesterday.

Government Spokesman Stefanos Stafanou said Ban had been “very careful, and had tried to maintain a balance in his comment on the Cyprus problem.

The report “contains remarks that are satisfactory and remarks that could have been more complete,” he said.

An example was the omission of any reference to the recent harassment by Turkish navy vessels of Cyprus-commissioned hydrocarbon research vessels off the south coast of the island.

“The non reference to the provocative actions of Turkey in the exclusive economic zone of the Republic of Cyprus, actions which jeopardise the climate and pose a danger for the process of negotiations itself, was an omission,” Stefanou said.

“We will raise these omissions and our views in general with the UN.”

Earlier, Foreign Minister Markos Kyprianou said the report did not contain any surprises.

“Some issues also could have been worded in a different manner,” he said.

“There is an obvious effort by the Secretary-General to keep an equal distance and this is because we are engaged in talks. Where we believe that there have been some omissions or references that should have been made in a different manner, we will certainly point that out to the UN,” he added.

CYPRUS MAIL 03/12/08

 

Government urged to act on title deeds
By Jean Christou

THE unresolved problem of title deeds is a serious issue that needs to be dealt with, the Cyprus Land and Property Owners’ Association (KSIA) said yesterday.

Speaking at their annual general meeting, KSIA president George Strovolides said there were over 100,000 people without title deeds.

“This unresolved issue is dangerous and more regulation on the market will benefit all sides,” he said.

Strovolides said he has brought the issue to the attention of the Interior Minister, who he said pledged to accelerate a solution.

KSIA has also been in contact with the Association of Property Developers and the Cyprus Bar Association about the issue.

There are more than twice as many Cypriots without title deeds as there are foreigners, and they too have become more concerned recently about how owners without title deeds could be protected if the global credit crunch hits the property sector.

On average, it takes 10-15 years for owners in Cyprus to obtain title deeds on new properties, because in many instances the developer has remortgaged to build new developments. This gives the banks legal rights to the development in the event of bankruptcy, even if people have paid in full for their homes.

During yesterday’s AGM, Strovolides also brought up the issue of property taxes.

He said he had given a list of proposals for tax reform to Finance Minister Charilaos Stavrakis.

According to KSIA data, state revenue from real estate tax was only £36 million in 1998, but was now around £500 million.

“KSIA believes this is a most unfair tax for owners and only creates an incentive for tax evasion,” he said.

He called on the government to reduce capital gains tax from 20 per cent to 10 per cent, and to abolish transfer fees.

“The aim of these suggestions is not the deprivation of revenue from the state, but to maintain growth in the property sector,” Strovolides said.

CYPRUS MAIL 03/12/08

 

 

Rum kesimi petrol aramayı sürdürecek

Kıbrıs Rum kesimi, Türkiye’nin tepkisine rağmen, Doğu Akdeniz’de petrol arama çalışmalarını sürdüreceğini duyurdu.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 22:08 TSİ 04 Aralık 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - Rum yönetiminin Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Antonis Paşalidis, petrol arama çalışmalarını önümüzdeki yıl daha da geniş bir alana yayacaklarını açıkladı.

 

Paşalidis, “Denizlerdeki ekonomik çıkarlarımızdan ve haklarımızdan tehditler nedeniyle vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Güney Kıbrıs’ı ziyaret eden Suriye Petrol Bakanı da Rum yönetimiyle Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımına ilişkin görüşmelere başladıklarını söyledi.

Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türk savaş gemisinin, Akdeniz’de petrol arayan iki geminin çalışmasına müdahale ettiği gerekçesiyle Ankara’yı BM’ye şikayet etmişti.

 

 

Talat: Uluslararası güçler devreye girmeli

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözüm müzakerelerinin sonuca ulaşabilmesi için uluslararası güçlerin devreye girmesi gerektiğini söyledi.

NTV

Güncelleme: 22:35 TSİ 04 Aralık 2008 Perşembe

 

LEFKOŞA - Müzakerelerin sıfırdan başladığı ve seyrek tekrarlandığı için yavaş ilerlediğine işaret eden Talat, çözümün 2009 yılının ortasında bile uzak olasılık olduğunu ifade etti.

 

Talat, görüşmelerin bir anlaşmayla sonuçlanabilmesi için Kıbrıs sorununa yön veren ülkelerin yardımına ihtiyaç olduğunu söyledi.

Rum yönetimi lideri Hristofyas’ta Türkiye takıntısı bulunduğunu dile getiren Talat, Rum liderin bazı tavırlarının kendisinde hayal kırıklığına neden olduğunu söyledi.

Talat “Bana sütten kesil de gel diyebiliyor. Bizi kukla olarak niteleyen yaklaşımı çok rahatsız edici” dedi.

Rumların Kıbrıs’ta tek halk olduğu yönündeki iddiasını değerlendiren Talat, “BM’nin böyle bir kararı yok. Yukardan Allah inse böyle bir iddiayı ispat edemezler” ifadesini kullandı.

 

Aydınlardan kampanya: Ermenilerden Özür diliyorum

 

04/12/2008 RADIKAL

Öğretim üyeleri ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu bir grup aydın, 1915’teki Ermeni tehciriyle ilgili imza kampanyası başlatıyor. Yılbaşında internette başlayacak olan kampanyanın adı “Özür diliyorum” olacak



İSTANBUL - 1915 Ermeni tehcirinde yaşananlar imza kampanyasıyla yeniden gündeme taşınıyor. Kampanyanın öncülüğünü akademisyenler Ahmet İnsel, Baskın Oran ve Cengiz Aktar ile gazeteci-yazar Ali Bayramoğlu yapıyor.

Yılbaşında internette başlatılacak imza kampanyasının adı “Özür diliyorum.” Kampanya metninde “1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” yazıyor.

İNTERNETTE YAYINLANACAK
Vatan'ın haberine göre uzun tartışmalardan sonra mutabık kalınan kampanya için alışılagelmiş kampanyalar-dan farklı bir yol
izlenecek. Hedef, internette bir yıl boyunca mümkün olduğunca fazla katılım sağlamak. Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. İnsel, kampanyayı tarihi sorumluluk karşısında bireysel bir tavır olarak tanımlıyor. Prof. İnsel “Resmi politikadan bağımsız olarak biz yurttaşların Türkiye tarihi ile ilgili görüşlerini beyan hakkı var. Kampanyayı bir politika malzemesine dönüştürmemek gekir” dedi. Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Dr. Cengiz Aktar da kampanya ile ilgili olarak Vatan Gazetesi'ne konuştu.

Kampanya nasıl ortaya çıktı?
Bireyi, bireyin hissiyatını öne çıkaran bir kampanyanın vaktinin gelmiş hatta geçmiş olduğu kanaatinden yola çıktık. Muhtemelen
yılbaşında çok geniş bir kampanya haline getirmeyi hedefliyoruz.

Kampanyanın amacı nedir? Ermenilerin başına gelenler Türkiye’de çok az bilinen, unutturulmuş, tahrik edilmiş olgular. Türkler bu meseleleri daha çok büyüklerinden, dedelerinden duydu. Ama konu hiçbir zaman objektif bir tarih anlatımı haline dönüşemedi. Bu yüzden pek çok insan Türkiye’de bugün bütün iyi niyetiyle Ermeniler’in başına bir şey gelmediğini zanneder. Bunun çok tali, ikincil hatta karşılıklı katliamlar şeklinde cereyan eden ve 1. Dünya Savaşı koşullarıyla açıklanan bir nevi ’vaka-i adiye’ olduğu kanaati resmi tarih
tarafından yıllardır söylene gelmiştir. Fakat gerçekler maalesef çok farklı. Belki bir tane gerçek var, o da şu son tahlilde Ermeniler artık Anadolu’da yok ama diğer unsurlar Türkler ve Kürtler hala burada. Bu kampanyanın öznesi bireyler. Bireyin vicdanından gelen bir ses bu. Özür dileyen diler dilemeyen dilemez.

Niçin özür dileniyor?
Bu kadar zaman boyunca, neredeyse 100 sene olacak bu konudan bahsedememiş, açıkça konuşamamış olmaktan dolayı özür dileniyor.

 

Ban'a tepki

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, BM Kıbrıs Barış Gücü'nün görev süresinin 6 ay daha uzatılmasına ilişkin raporunun 'Gözlemler' kısmında, izolasyonlardan "Kıbrıslı Türklerin hissettiği bir duygu" diye söz etmesi hayal kırıklığı yarattı

İŞTE BAN'IN İNANILMAZ SÖZLERİ... Raporunun gözlemler kısmının sonunda, adadaki iki taraf arasında ekonomik, sosyal, kültürel, sportif ve benzeri bağların, temasların kurulmasının adada devam eden çabalara olumlu etkisi olacağını ifade eden Ban Ki-Moon, bu tür temasların daha önce de belirttiği üzere, "iki toplum arasında güven duygusunu besleyeceğini ve Kıbrıslı Türklerin hissettiği izolasyon duygusunu hafifletmeye yardımcı olacağını" belirtti

 

AVCI: ADALETSİZ DURUM PSİKOLOJİK BİR VAKA OLARAK YANSITILDI... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, BM Genel Sekreteri'nin son raporunun, KKTC halkının içinde bulunduğu adaletsiz durumu psikolojik bir vaka olarak yansıttığını; bu yaklaşımın, Kıbrıs Türkü'nde bir kez daha hayal kırıklığı yarattığını belirtti. Avcı, konuyla ilgili yazılı açıklamasında, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un raporuna ilişkin detaylı değerlendirmelerinin devam ettiğini kaydetti

 

   Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, BM Kıbrıs Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 6 ay daha uzatılmasına ilişkin raporunun 'Gözlemler' kısmında, izolasyonlardan "Kıbrıslı Türklerin hissettiği bir duygu" diye söz etti.

   Raporunun gözlemler kısmının sonunda, adadaki iki taraf arasında ekonomik, sosyal, kültürel, sportif ve benzeri bağların, temasların kurulmasının adada devam eden çabalara olumlu etkisi olacağını ifade eden Ban Ki-Moon,, bu tür temasların daha önce de belirttiği üzere, "iki toplum arasında güven duygusunu besleyeceğini ve Kıbrıslı Türklerin hissettiği izolasyon duygusunu hafifletmeye yardımcı olacağını" belirtti.

    Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, BM Genel Sekreteri'nin son raporunun, KKTC halkının içinde bulunduğu adaletsiz durumu psikolojik bir vaka olarak yansıttığını; bu yaklaşımın, Kıbrıs Türkü'nde bir kez daha hayal kırıklığı yarattığını belirtti. Avcı, konuyla ilgili yazılı açıklamasında, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un raporuna ilişkin detaylı değerlendirmelerinin devam ettiğini kaydetti.

 

"Genel olarak müzakereler

iyi yönde ilerliyor"

 

  BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon yayımladığı son Kıbrıs raporunda, "genel olarak Kıbrıs'taki müzakerelerin iyi yönde ilerlediğini" ve iki lider arasında kişisel düzeyde "mükemmel bir uyum" olduğunu söyledi.

   Genel Sekreter Ban raporunda, adadaki olumlu gelişmelere rağmen henüz kapsamlı bir anlaşma sağlanamadığı gerekçesiyle adadaki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) Kıbrıs'ta önemli bir rol oynamaya devam ettiğini belirterek, gücün görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını tavsiye etti.

    Ban, BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan raporunda, görev süresi 15 Aralık'ta dolacak UNFICYP'in süresinin 15 Haziran 2009 tarihine kadar uzatılmasını istedi.

   Ban, adada 24 Mayıs ile 23 Kasım 2008 tarihleri arasındaki gelişmeleri özetlediği raporda, son 6 ayda Kıbrıs sorununu çözme çabalarının yeni bir safhaya girdiğini ifade etti.

   Adadaki iki liderin 3 Eylül 2008 tarihinde iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitlik temelinde kapsamlı bir çözüme yönelik resmi müzakereleri yeniden başlatmalarının cesaret verici olduğunu belirten Ban, bu durumun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas tarafından paylaşılan "siyasi cesaret, vizyon ve (çözüme yönelik) taahhüdü" yansıttığını kaydetti.

   Ban, bu kapsamda 23 Mayıs ve 1 Temmuz'da iki önemli ortak açıklama ve sadece 4 resmi görüşme yaparak barış sürecine yönelik ortak bir çerçeve ve vizyon oluşturmayı başaran, adadaki süreci bu noktaya getiren Hristofyas'ın ve Talat'ın "siyasi liderliğini" takdir ettiğini belirtti. Ban, iki lideri süreci ileri götürme konusunda cesaretlendirdiğine işaret etti.

   Ban raporunda, "Bu ortak vizyon, yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ta güç paylaşımı düzenlemelerine yoğunlaşmış müzakerelere rehberlik ediyor. Benim değerlendirmem, genel olarak iki tarafın kendi pozisyonlarını anlattıkları ve birbirleriyle yapıcı ve açık bir şekilde konuştukları bu müzakerelerin iyi yönde ilerlediği yönündedir" ifadesini kullandı.

   BM Genel Sekreteri, çözümün ana çerçevesi ve yerleşik parametrelerinin son derece iyi bilindiğini ve Kıbrıs sorununun çözümü yolunda bugüne dek pek çok çalışma yapılmasının da bir avantaj olduğunu belirtti.

   Yine de çözülmesi gereken meselelerin zor olduğunu ve doğal olarak (iki taraf arasında) farklılıkların görüleceğini belirten Ban, pek çok konunun tek başına ele alınamadığını, pek çoğunun birbiriyle bağlantılı olduğunu ve potansiyel uzlaşma çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi. Sürecin sabırlı ve gayretli bir yaklaşımı gerektirdiğine işaret eden Ban, iki liderin de düzenli görüşmelerle sürece bağlı kalacağından emin olduğunu belirtti.

 

"Mükemmel uyum"

 

   Her iki liderin kişisel olarak "mükemmel bir uyuma sahip olmalarının Kıbrıs sorunun çözümünde iyimser olmak için başka bir neden" olduğunu da belirten Ban, bu kapsamda iki liderin birbirlerinin ihtiyaçlarına ve siyasi açıdan üzerlerinde hissettikleri kısıtlamalara karşı gösterdikleri hassasiyetinin, iki lidere kararlılıkla ve güvenle beraber ileri gitme yönünde benzersiz bir imkan sunduğunun da altını çizdi.

   Ban, iki liderin süreci birlikte sahiplendiklerini ve tam sorumluluk üstlendiklerini belirterek "Hasım olarak değil ortak olarak onları bekleyen mesele başlattıkları bu süreçteki ivmeyi korumak" ifadesine yer verdi.

 

"Sivil toplumun önemi"

 

   Genel Sekreter raporunda, iki tarafın nihai olarak varacakları bir anlaşmanın adanın iki kesiminde aynı anda yapılacak referandumlara sunulacağını anımsatarak, "Bu açıdan tarafların sürecin siyasi yönünü ihmal etmemeleri büyük önem taşıyor" uyarısında bulundu.

   Tarafların kendi toplumlarına çözüm isteniyorsa uzlaşmanın vazgeçilmez olduğunu ve "kazan-kazan" anlayışına dayalı bir çözümün ekonomik, siyasi, güvenlik ve diğer alanlardaki yararlarını anlatmaları ve bunu teşvik etmelerinin gerekli olduğunu söyleyen Ban, bu kapsamda karşılıklı şikayetlerin ve medya aracılığıyla müzakere yapmanın bu amaçlara ters düştüğünü de belirtti.

   Aynı kapsamda ilgili ve bilgilendirilmiş bir sivil toplumun adada güven ortamı oluşturulmasında önemli olduğunu kaydeden Ban, sivil toplumun sürece aktif katılımının Kıbrıslıların ne için oy vereceklerini anlamalarına yardımcı olacağını ve bu kapsamda sorunun çözümünün kalıcı olmasını sağlayacağını ifade etti. Ban, bu kapsamda taraflara sivil toplumun adanın geleceğine yönelik

tartışmaya aktif şekilde katılmasını kolaylaştırmaya çağırdı.

 

"Kıbrıslı Türklerin izolasyon duygusunu hafifletme"

 

   Ban, raporunun gözlemler kısmının sonunda, adadaki iki taraf arasında ekonomik, sosyal, kültürel, sportif ve benzeri bağların, temasların kurulmasının adada devam eden çabalara olumlu etkisi olacağını ifade ederek, bu tür temasların daha önce de belirttiği üzere, "iki toplum arasında güven duygusunu besleyeceğini ve Kıbrıslı Türklerin hissettiği izolasyon duygusunu hafifletmeye yardımcı olacağını" belirtti.

   Ban, yine aynı kapsamda iki taraf arasında süratle daha fazla ekonomik ve sosyal eşitliğin sağlanmasının, adanın yeniden birleşmesini kolaylaştırmakla kalmayacağını, aynı zamanda bunu daha da olası hale getireceğini belirtti. Ban, bu kapsamda aksi yöndeki çabaların ters etki yaratacağının ve amaca zarar vereceğinin altını çizdi.

   Genel Sekreter Ban, BM'nin adadaki çözüm yönündeki sürece tam desteğinin devam edeceğini ve tarafların talepleri olursa daha da fazla yardıma hazır olduğunu belirtti.

   Bu arada Ban, "Kıbrıslı Türklerin hissettiği izolasyon duygusu" ifadesini Haziran 2008 raporunda da kullanmış, Kıbrıslı Türk yetkileri ise Genel Sekreter Ban'ın "izolasyonlar konusunda kullandığı dilin, gerçekleri yansıtmaktan uzak olduğunu ve hayal kırıklığı yarattığını" bildirmişlerdi.

 

Diğer hususlar

 

   Ban, adadaki mayın temizleme çalışmalarının devam etmesinden ve kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi için uğraşan komitenin insani çalışmalarına devam etmesinin memnuniyet verici olduğunu da belirtti.

   Raporun yazıldığı dönemde ufak tefek bir iki olay dışında Yeşil Hattaki durumun da sakin olduğunu kaydeden Ban, adadaki tarafları yıllık askeri tatbikatlarını iptal etmelerinden dolayı da tebrik etti.

   Ban, raporunun adadaki gelişmeleri olaylar temelinde anlattığı ilk bölümünde ise Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile çeşitli vesilelerle yaptığı görüşmelerde Türk yetkililerin Türkiye'nin adadaki müzakerelere verdiği desteği yinelediklerini belirtti. Ban, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile yaptığı görüşmelerde de iki liderin kendisine çözüm yönünde kararlı olduklarını söylediklerini ifade etti.

   BM Güvenlik Konseyi önümüzdeki günlerde Genel Sekreter Ban'ın raporu doğrultusunda Kıbrıs konusunu görüşecek ve Ban'ın talebi doğrultusunda barış gücünün görev süresini yeniden 6 aylığına uzatacak.

   UNFICYP'nin 31 Ekim 2008 itibariyle 858'i asker, 69'u polis olmak üzere 927 kişilik personeli bulunuyor.

 

BM'nin bu ayki gündeminde Kıbrıs da var

    

   BM Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı Hırvatistan'ın BM Daimi Temsilcisi Neven Jurica, konseyin bu ayki gündeminde Kıbrıs'ın da bulunduğunu bildirdi.

   Hırvatistan Büyükelçisi Jurica, Konsey'in dönem başkanlığının Kosta Rika'dan Hırvatistan'a geçmesi dolayısıyla bir basın toplantısı düzenledi ve bu ayki çalışma programıyla ilgili bilgi verdi.

   Jurica'nın verdiği bilgiye göre BM Güvenlik Konseyi (BMGK) bu ayın 15'inde adada görev süresi dolacak olan BM Barış Gücü (UNFYCIP) çerçevesinde Kıbrıs konusunu da görüşecek. Konseyin barış gücünün görev süresini yeniden 6 aylığına uzatması öngörülüyor.

KIBRIS 04/12/08

 

 

Food for thought from the Northern Ireland peace process
By Stefanos Evripidou

TWO KEY figures in the Northern Ireland peace process have come to Cyprus to show that even one of the most insolvable conflicts can have a silver lining.

“Just the fact we’re sitting here together says a lot,” said Jonathan Powell yesterday, Tony Blair’s Chief of Staff (1997-2007), and the British government’s chief negotiator for the Northern Ireland peace negotiations.

Sitting next to him on the Irish Ambassador’s couch in Nicosia was Dr Martin Mansergh, a minister of state for the Republic of Ireland. Mansergh played a key role in the peace process as special advisor to his party on Northern Ireland.

Powell spent the better part of a decade flying, often under the dark of night, between London, Belfast and Dublin, until a peace settlement was reached and finally implemented in May 2007. The power-sharing executive between unionists and republicans, including former paramilitary members, now operates from Stormont in Belfast, bringing peace and local rule to the sectarian-divided Northern Ireland.

Based on his experience of the Irish conflict, Mansergh drew attention to three issues: forced solutions are not solutions; you can only reach agreement if the majority in both communities are in favour (you cannot impose your will on the other); and finally, support for unification depends on the terms and conditions of the final settlement.

“In Ireland, we have a peace settlement after the violent conflict (The Troubles) and a political settlement,” he said of the Irish problem which goes back 80 years to the original partition of the island.

“The political and economic benefits of the settlement are considerable in both parts of the island. There is greater security, more investment, goodwill and assistance from outside,” said Mansergh.

The minister of state highlighted that there was much international prestige to gain from a successful peace process.

“There are many failures already, like the Basque conflict, (in the) Middle East, Sri Lanka,” he said, adding: “You are always fighting against the odds, but just because it hasn’t happened before, doesn’t mean it can’t happen in the future, that’s how history happens.”

Powell noted that each conflict has its own peculiarities, but that lessons could be drawn from Northern Ireland.

“For a long time people thought it was insolvable. The peace process was by no means inevitable. It could have collapsed at any moment up to 2007. But you’ve got to keep going at it, and be prepared to absorb political pain,” he said, referring to the release of convicted IRA terrorists from British prisons.

The former chief negotiator said it was imperative to move away from zero sum politics.

“During the process, at every meeting between the sides, we were constantly dragged back by grievances of history. But if you want to make it succeed rather than keep going in circles, you have to think how the other side is going to sell it to their constituency,” said Powell.

“I knew the Troubles were over in 2007 when I got a call from one of Ian Paisley’s people (leader of the Democratic Unionist Party) saying he’s in a bad mood and won’t agree to anything. When I asked why, they said he didn’t get much sleep because he was up all night doing Scottish and Irish dances with Martin McGuinness (Sinn Fein negotiator),” said Powell.

CYPRUS MAIL 04/12/08

 

Cyprus seeks international support on oil harrasment
By Jean Christou

CYPRUS is seeking solidarity from the international community over the continued harassment by Turkey of exploratory vessels searching for hydrocarbons off the island’s south coast.

In addition to the two incidents already made public, a second letter from President Demetris Christofias to UN Secretary-General Ban Ki-moon released yesterday spoke of two subsequent incidents.

Along with the incident on November 13 off Paphos, and the second on November 19 off Larnaca, the second letter to the UN details two more incidents on November 21 and 24.

Until now, the UN, and the international community, have been silent on Ankara’s intimidation of the two Norwegian research vessels. Ban did not mention the two earlier incidents in his latest report on Cyprus, something the government took note of.

“Despite bringing this incident to your attention and that of the Security Council, as well as of the Division for Ocean Affairs and the Law of the Sea, the harassment of vessels by Turkish warships within the exclusive economic zone of the Republic of Cyprus has continued unabated, in a systematic and persistent manner,” said an accompanying text from Minas Hadjimichael, Cyprus’ Permanent Representative to the UN.

Christofias said in his letter: “The continuation of these incidents, I am sad to observe, unavoidably impacts negatively on our efforts to reach a negotiated solution to the Cyprus problem. On my part, I am doing everything in my power to protect the process of negotiations and to bring it to a positive conclusion.”

“It is important… that the United Nations and the international community support these efforts through effective solidarity,” Christofias added in the second letter to Ban, dated November 25.

Christofias told Ban that subsequent to his first letter on November 14, there had been three more incidents.

“I find myself in the unpleasant position of expressing my dismay over the continuation of such aggressive actions,” he said.

On November 19, the letter said, the two vessels, Harrier Explorer and Marja, were performing oceanographic work within Cyprus’ Exclusive Economic Zone (EEZ) off the south coast.

“But after being harassed by the Turkish corvette Bandirma, they were obliged to change location,” it added.

And, on November 21, two Turkish warships harassed the cargo ship Aquarius G, which is involved in the research, by repeatedly blocking its course until it was forced to return to Cypriot territorial waters, which extend 12 nautical miles as opposed to 200 nautical miles for the EEZ.

On November 24, the Turkish frigate Gemlik approached Harrier Explorer and Aqarius G and repeated the harassment by blocking the exploratory vessels’ route, forcing them into dangerous manoeuvres, according to the President’s letter.

Christofias said that despite several attempts by the captain of Harrier Explorer to contact the Turkish captain over the radio, there was no response.

The Turkish naval force was constantly stationed within a short distance from the research vessels observing their actions and movements, he said.

The Turkish Cypriot side responded with a letter of its own to Ban saying the Greek Cypriot side has no right to look for oil and gas prior to a political settlement.

"The Greek Cypriot side's unilateral activities ... before a comprehensive settlement prejudge and violate the fundamental rights and interests of the Turkish Cypriot people," Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said in the letter.

In Brussels, Foreign Minister Markos Kyprianou said in an interview with Reuters that Ankara’s actions were damaging Turkey's efforts to join the EU.

"The reaction of Turkey is illegal, unjustified and definitely this 'gamble diplomacy' belongs to the 19th century, not to a modern state of the 21st century which wishes to join the EU," Kyprianou said.

"I am afraid they are becoming very unpredictable, which again is not compliant with their obligations to have good neighbourly relations, which is something which is demanded of them by the EU."

CYPRUS MAIL 04/12/08

 

 

 

Hristofyas'dan BM'ye 2. kez şikayet mektubu

 

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Güney Kıbrıs'ın sözde "münhasır ekonomik bölgesi" içerisinde petrol yatakları arayan araştırma gemilerinin, Türk savaş gemilerince engellenmesinin devam ettiği iddiasıyla, BM Genel Sekreteri'ne bir şikayet mektubu daha gönderdi.

Hristofyas, mektubunda, Türk gemilerinin müdahalesinin, "Kıbrıs sorununa müzakereler aracılığıyla çözüm bulma çabalarını kaçınılmaz olarak olumsuz etkilediğini" iddia etti.

Hristofyas, şikayet mektubunda, 14 Kasım tarihli birinci şikayet mektubundan sonra, Türk savaş gemilerinin, "sözde münhasır ekonomik bölge" içerisinde araştırma gemilerine yönelik engellemelerinin devam ettiğini öne
sürdü.

Bundan duyduğu endişeyi dile getiren Hristofyas, 19 eylülde "Harrier Explorer" ve "Marja" isimli oşinografi gemilerinin, Kıbrıs'ın güney kıyıları karşısındaki "münhasır ekonomik bölge içerisinde" çalışma yaptığı sırada, Bandırma isimli Türk korveti tarafından engellenerek, konum değiştirmeye zorlandığını iddialarına ekledi.

Hristofyas, 21 Kasım'da iki Türk savaş gemisinin, araştırmalara katılan "Aquarius G" isimli gemiyi Rum kara sularına geri dönmeye zorlamak amacıyla yolunu kestiğini ve 24 Kasım'da Gemlik isimli Türk destroyerinin "Harrier Explorer" ve "Aquarius 6"ya yaklaşıp araştırma gemilerinin seyrini engelleyerek, "çok tehlikeli manevralar yapmaya zorladığını" öne sürdü.

Mektubunda, Türk gemilerinin sürekli olarak araştırma gemilerine çok yakın mesafede durduğunu ve hareketlerini izlediğini yazan Hristofyas, "Bu olayların, Kıbrıs sorununa müzakereler aracılığıyla çözüm bulma çabalarımızı kaçınılmaz olarak olumsuz etkilemeye devam ettiğini görmekten üzgünüm. Ben, müzakere prosedürünü korumak ve olumlu bir sonuca başlamak için imkanlarım ölçüsünde her şeyi yapıyorum. Aynı zamanda, BM'nin ve uluslararası camianın bu çabaları sonuç getirici şekilde desteklemesi de önemlidir" dedi.

Güney Kıbrıs Rum yönetminin, BM'deki daimi temsilcisi Minas Hacimihail tarafından 26 Kasım'da BM Genel Sekreterliği'ne iletilen mektup, 25 Kasım tarihini taşıyor.

CNN TURK 03/12/08

 

 

Kıbrıs'ta çözümsüzlüğe doğru...

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla yaptıkları müzakerelerde tarafların anlaşamadıkları konular, anlaştıklarından daha fazla.

11 Eylül'de başlayan süreç çerçevesinde bugüne kadar 11 kez görüşen liderlerin ele aldığı "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altındaki konuların çoğunluğunda ortak görüşe varılamadı.

Hangi konuların federal yetkiler kapsamında olacağı konusunda büyük oranda ortak tutuma sahip olan taraflar, yetkilerin kullanımı konusunda ise görüş ayrılığı yaşıyor. Örneğin Rum tarafı, Türk tarafının ayrı FIR hattı istemine, "ayrı FIR istemenin ayrı devlet istemekle eş anlamlı olduğu" iddiasıyla şiddetle karşı çıkıyor.

Federal yürütmede de taraflar arasında derin görüş ayrılıkları olduğu görülüyor.

Federal yetkilerde görüş birliği


Hangi konuların federal yetki kapsamında olacağı hususunda taraflar arasında büyük bir farklılık yok.

Tarafların bu bağlamda, detayları üzerinde anlaşılması kaydıyla federal yetki olması konusunda ortak bir anlayışa vardığı konular şunlar:

"AB ilişkileri, iletişim, meteoroloji, Kıbrıs vatandaşlığı, göç, iltica ve yabancıların sınır dışı ve iade edilmesi, terörizm, uyuşturucu ticareti, kara para aklama ve organize suçlarla mücadele, federal suç kapsamında af yetkisi, diplomatik yetkililer dahil federal görevlilerin atanması, fikri mülkiyet, ağırlık ve ölçüler, ekonomik yakınsama, işçi hakları ve belirlenen bazı sosyal konular, dış ilişkiler ve savunma/savunma politikası, merkez bankası, bankacılık sektörünün düzenleme ve denetlenmesi, federal bütçe ve tüm dolaylı vergiler dahil federal maliye, mali sektörün düzenleme ve denetlenmesi, hava sahası ve FIR dahil havacılık, uluslararası seyrüsefer, su kaynakları dahil doğal kaynaklar ve rekabet."

Federal yetkilerde görüş ayrılıkları


Tarafların federal yetkiler konusunda, 6 ana maddeden oluşan görüş ayrılıkları ise şöyle:

1- Kıbrıs Türk tarafı, yetki tabirinin mülkiyet ve işletme haklarını kapsamadığını ve dolayısıyla bu haklara halel getirmediğini ifade ediyor, Rum tarafı ise federal yetki kavramının bu unsurları da içerdiği konusunda ısrarlı. Özellikle, havaalanları ve limanların mülkiyeti ve işletmesi konusunda bu sorun ön plana çıkıyor.

2- Kıbrıs Türk tarafı, havacılığın federal bir yetki olduğunu kabul etmekte, ancak FIR konusuna ilişkin olarak bugün var olan uygulamanın devam etmesini ve yeni Kıbrıs devletinin biri Kuzey'de, biri Güney'de iki FIR'a sahip olmasını talep etmektedir. Bunu yaparken, dünyada birçok ülkenin birden fazla FIR'a sahip olduğunu, FIR konusunun egemenlik konusuyla bir ilgisi olmadığını ve zaten Kıbrıs adasının yüz ölçümüne oranla bölgesinde çok geniş bir FIR'a sahip olduğunu vurguluyor. Rum tarafı ise ayrı FIR istemenin ayrı devlet istemekle eş anlamlı olduğunu iddia ederek buna şiddetle karşı çıkıyor.

3- Kıbrıs Türk tarafı, Annan planında da olduğu gibi savunma politikasının dış ilişkiler yetkisinin bir parçası olmasını talep ediyor, Rum tarafı ise konunun dış ilişkilerden ayrılmasını ve 'savunma politikası' yerine 'savunma' başlığının kullanılmasını istiyor.

4- Kıbrıs Türk tarafı, federal hükümetin uluslararası antlaşmalar yapma yetkisini kabul etmekte, ancak kurucu devletlerin de kendi yetki alanlarına giren konularda uluslararası antlaşmalar yapabileceğini belirten bir dipnotun buraya eklenmesini talep ediyor. Kıbrıs Rum tarafı ise buna karşı çıkıyor.

5- Kıbrıs Türk tarafı, bankacılık sektörünün düzenleme ve denetlenmesi, mali sektörün düzenleme ve denetlenmesi ve rekabet konularının federal yetki olmasını kabul ediyor, ancak bunların yarı yargısal kurumlar olması nedeniyle, yargıda olduğu gibi buralarda da eşit katılım talep ediyor. Rum tarafı ise şu an itibariyle buna karşı olduğunu belirterek, konuyu ileride tekrar değerlendireceğini belirtiyor.

6- Taraflar, uluslararası seyrüsefer ve deniz yetki alanları konularının tam olarak neleri kapsadığı konusunda henüz bir mutabakata varamadılar.

Artık yetkiler


Müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafı, genel bir prensip olarak, federal yetkilerin belirlenmesini müteakip, geriye kalan tüm yetkilerin (artık yetkiler) kurucu devletlere kalacağına vurgu yapıyor, Rum tarafı ise "artık yetkiler" konusunun sadece federal yetkiler konusunda uzlaşıya varıldıktan sonra konuşulabileceğini ifade ediyor.

Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, "subsidiarity" prensibi çerçevesinde, uygun olan durumlarda, federal hükümetin yasalarının uygulanmasını kurucu devletlere bırakılmasını talep ediyor. Rum tarafı ise "subsidiarity" prensibine karşı çıkıyor ve ancak federal hükümetin uygun göreceği bazı konularda yasalarının uygulanmasını kurucu devletlere bırakabileceğini kabul ediyor.

Federal yürütmede görüş ayrılığı


Kıbrıs Türk tarafı yönetim modeli olarak İsviçre modelindeki gibi başkanlık konseyi öneriyor. Önerisi için ise istikrarlı bir demokrasi, yürütme erkinin siyasal sistemin önemli siyasi güçleri tarafından paylaşılmasıyla sağlanabilir argümanını savunuyor.

Kıbrıs Rum tarafı da yönetim modeli olarak başkanlık sistemini öneriyor. Rum tarafı bu önerisi için, "Melez bir sistem değildir ve kendi vatandaşları tarafından daha iyi anlaşılırdır" argümanını ileri sürüyor. Buna göre federal yürütme başkan, başkan yardımcısı ve bakanlar kurulundan oluşacak.

Kıbrıs Türk tarafının görüşüne göre, dışişleri bakanı ile AB bakanı ve içişleri bakanı ile maliye bakanı aynı toplumdan olmayacak, Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre de dışişleri bakanı ile AB bakanı aynı toplumdan gelmeyecek.

Çıkmazların aşılması mekanizması


Kıbrıs Türk tarafı, yürütmede oluşabilecek çıkmazların aşılması için başkan, başkan yardımcısı ve her toplumdan gelecek birer bakandan oluşacak bir komisyon kurulmasını, ancak bu komisyonun görevinin yürütmeye tavsiyede bulunmakla sınırlı olmasını öneriyor.

Kıbrıs Rum tarafı ise yine başkan, başkan yardımcısı ve her bir toplumdan gelecek birer bakandan oluşacak bir komisyon oluşturulmasını istiyor ancak bu komisyonun oy birliğiyle karar veremediği durumlarda, basit çoğunlukla, bunun da olmaması durumunda ise başkanın belirleyici oy hakkı olması önerisinde bulunuyor.

Kıbrıs için en iyi yönetim modeli...

Federal yürütme modeli olarak İsviçre'deki gibi başkanlık konseyini öneren Kıbrıs Türk tarafı, gerek Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların, gerekse de önemli siyasi güçlerin sisteme entegre edilmesinin istikrarlı bir demokrasi yaratılabilmesi bakımından önemli olduğu tezini savunuyor.

Kıbrıs Türk tarafı başkanlık konseyinin Kıbrıs için en iyi yönetim modeli olacağı görüşünde.

Kıbrıs Rum tarafı ise güçlü ve istikrarlı bir yürütme oluşturulamayacağı gerekçesiyle başkanlık konseyine karşı çıkarak, başkanlık sisteminin, "çözümün yaşayabilirliği açısından Kıbrıs için en iyi sistem olduğunu" savunuyor.

Önerilerin farklılıkları


Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre başkanlık konseyi, yasama organı tarafından beş yıllık bir dönem için seçilecek ve yedi üyeden oluşacak. Buna göre başkanlık konseyinde 4 Kıbrıslı Rum, 3 Kıbrıslı Türk olacak.

Kıbrıs Rum tarafı ise federal yürütmenin halk tarafından altı yıllık bir dönem için seçilecek başkan ve başkan yardımcısı ile bunların birlikte atayacağı bakanlar kurulundan oluşmasını öngörüyor. Buna göre, bakanlar kurulunda 6 Kıbrıslı Rum, 3 Kıbrıslı Türk yer alacak.

Senato


Kıbrıs Türk tarafı, başkanlık konseyinin ortak liste üzerinden senatonun çoğunluğuyla seçilmesini, ancak bu çoğunluğun ayrıca her toplumdan gelen senato üyelerinin ayrı ayrı çoğunluğunu da içermesini öneriyor. Başkanlık makamına seçilecek üyeler ise ortak listeyle belirtilecek.

Kıbrıs Rum tarafı ise başkan ve başkan yardımcısının ortak liste üzerinden halk tarafından seçilmesini ve başkan ve başkan yardımcısının bakanlar kurulunu birlikte atamalarını öneriyor.

Kıbrıs Türk tarafı, başkanlık konseyinin senato tarafından seçilmesinin, gerek her toplumdan gelen senato üyelerinin ayrı ayrı çoğunluğunun aranmasıyla siyasi eşitliği ve de yürütmenin meşruiyetini, gerekse de tüm dönem için yasamanın desteğini almış olmasıyla yürütmenin sorunsuz işleyebilmesini temin edeceğini savunuyor.

Türk tarafı ayrıca, Kıbrıs Rum tarafının ortak liste ve ağırlıklı oylama önerilerinin, Rumların oylarının belirleyici olacak olmasından dolayı siyasi eşitliğin ihlali anlamına geleceğini ve de dönüşümlü başkanlığın anlamını yitireceğini savunarak, buna ilkesel olarak karşı çıkıyor.

Başkan ve başkan yardımcılığı


Başkan ve başkan yardımcısının farklı toplumlardan gelmesi konusunda taraflar arasında bir uzlaşı olmasına karşın, Kıbrıs Türk tarafı başkan ve başkan yardımcısından oluşan tek bir makam öngörürken, Kıbrıs Rum tarafı ise başkan ve başkan yardımcılığının ayrı makamlar olmasını talep ediyor.

Ayrıca dönüşümlü başkanlık oranı konusunda taraflar arasında farklılık bulunuyor. Kıbrıs Türk tarafı, başkanlık makamında siyasi eşitliğin gözetilmesi açısından başkan ve başkan yardımcısının on iki ayda bir dönüşüme tabi olmasını ve buna göre, oranın 3 Kıbrıslı Rum, 2 Kıbrıslı Türk olmasını önerirken, Rum tarafı bu oranın 4 Kıbrıslı Rum, 2 Kıbrıslı Türk olmasını talep ediyor.

Karar alma


Karar alma konusunda, Kıbrıs Türk tarafı başkanlık konseyinin kararlarını oy birliğiyle almasını, oy birliği sağlanamadığı yerlerde ise basit çoğunluğun geçerli olmasını, ancak böyle bir durumda her kurucu devletten en az iki üyenin oyunun aranmasını talep ediyor.

Kıbrıs Rum tarafı ise bu durumda her kurucu devletten en az bir üyenin oyunun aranmasının yeterli olacağı görüşünde.

Kıbrıs Rum tarafı ayrıca, bakanlar kurulunun dış politika, savunma ve güvenlik konularında aldığı bir karara başkan ve başkan yardımcısının birlikte karşı çıkmaları durumunda, birlikte farklı bir karar verebileceklerini de öneriyor.

Prensipte buna sıcak bakan Kıbrıs Türk tarafı, bu konulara ilave olarak bütçe konusunun da eklenmesini talep ediyor.

Kıbrıs Rum tarafı ısrarla, her organ için bir "çıkmazların aşılması mekanizması" kurulmasını istiyor.

Kıbrıs Türk tarafı ise Rum tarafının çıkmazların aşılması konusuna gereğinden fazla önem verdiğini vurgulayarak, kurulacak mekanizmaların bahse konu organın yerini almasının kabul edilmez olduğunu belirtiyor.

Kıbrıs Türk tarafı özellikle, Kıbrıs Rum tarafının mekanizmayı oluşturan başkan, başkan yardımcısı ve her toplumdan gelen bir bakanlar kurulu üyesinin bulunduğu bir komitenin oy birliğiyle karar alamaması durumunda, başkana belirleyici oy hakkı verilmesi önerisini, başkanın yürütmenin yerine geçerek, tüm yürütme adına karar vermesi anlamına geldiğinden kabul etmiyor ve böyle bir sistemin en temel demokrasi kurallarını ihlal edeceğini savunuyor.

Görüş ayrılıkları fazla

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla 11 Eylül'de başladıkları görüşmelerde ele alınan konulardaki görüş ayrılıklarının fazlalığı dikkati çekiyor.

Bugüne kadar 11 kez görüşen ve ele alınan "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altındaki konuların çoğunluğunda
ortak görüşe varamayan taraflar, merkez bankası, başsavcılık ve ombudsman gibi federal bağımsız organlarda da anlaşamadı.

Tarafların bağımsız yetkilere ilişkin tutumları

Kıbrıs Türk tarafı, başsavcı, sayıştay başkanı, ombudsman ve merkez bankası başkanı olarak öngördüğü bağımsız yetkililerden başsavcı ve sayıştay başkanı ile ombudsman ve merkez bankası başkanının aynı toplumdan gelmemesini
öneriyor.

Ayrıca, başsavcı ve yardımcısı, sayıştay başkanı ve yardımcısı ile merkez bankası başkanı ve yardımcısının aynı toplumdan gelmemesini öneren Kıbrıs Türk tarafı, merkez bankası başkanlığının ise iki toplum arasında eşit bir şekilde rotasyona tabi olmasını ve merkez bankası yönetim kurulunun eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rumdan oluşması önerisinde bulunuyor.

Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, merkez bankası yönetim kurulunda bir konuda eşit oy dağılımı nedeniyle karar alınamaması durumunda, başkanın belirleyici oyu olacaktır.

Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, ombudsmanın iki dönem art arda aynı toplumdan gelmemesini de öneriyor.

Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, başsavcı ve yardımcısı dokuz seneliğine atanmalı ve emeklilik yaşı da 75 olmalı.

Rum tarafı karşı

Kıbrıs Rum tarafı ise başsavcı, sayıştay başkanı ve merkez bankası başkanı olarak öngördüğü bağımsız yetkililerden ikisinin Kıbrıslı Rum, birinin ise Kıbrıslı Türk olmasını, yardımcılarının ise diğer toplumdan gelmesini öneriyor.

Merkez bankası yönetim kurulunda eşit katılıma karşı çıkan Kıbrıs Rum tarafı, başsavcı ve yardımcısının Kıbrıs Türk önerisinde olduğu gibi belirli bir dönem atanmasına karşı çıkıyor ve emeklilik yaşının da 68 olması önerisinde bulunuyor.

Tarafların federal yargı konusundaki tutumları

Taraflar, müzakerelerde, federal yargı konusunda tarafların bir yüksek mahkemesi olacağı, bu mahkemenin yüksek idari mahkemesi, temyiz mahkemesi ve anayasa mahkemesi olarak toplanabileceği, bu mahkemede eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum yargıcın bulunacağı ve mahkeme ister yüksek idari mahkemesi, ister temyiz mahkemesi isterse anayasa mahkemesi olarak toplansın eşit katılımın gözetileceği üzerinde anlaştı.

Kıbrıs Türk tarafı, yargıda yaşanabilecek çıkmazlar için yabancı yargıçlar formülünü, Kıbrıs Rum tarafı ise hukuka uygunluk karinesi (presumption of regularity) prensibini önerdi.

Rum tarafının önerdiği prensibe göre, mahkemenin eşit oy dağılımı nedeniyle karar veremediği durumlarda bahse konu yasa veya uygulama geçerli sayılacak.

Kıbrıs Türk tarafı ise yabancı yargıç önerisini saklı tutmak kaydıyla, bir açılım yapabilmek amacıyla Rum tarafının önerisini kabul edebileceğini, ancak mahkemenin üyeleri bir konuda toplum bazında bölünmeleri durumunda hukuka aykırılık karinesi (presumption of irregularity) prensibinin geçerli olmasını önerdi.

Bu prensibe göre, mahkeme üyelerinin bir konuda toplum bazında bölünmeleri durumunda bahse konu yasa veya uygulama, doğrudan toplumları ilgilendiren bir konu olduğundan geçersiz sayılacak.

Kıbrıs Türk tarafı, yabancı yargıç veya hukuka uygunluk karinesi-hukuka aykırılık karinesi seçeneklerinden birisini kabul etmeye hazır olduğunu da Rum tarafına bildirdi.

Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, federal kurumlarda, federal hükümetin ve kurumların görevlerini düzgün bir şekilde yapmasını engelleyecek çıkmazların ortaya çıkması durumunda, ilgili kurum bir karar üretene kadar yüksek mahkemenin bu konuda geçici bir karar almasını da önerdi.

Kıbrıs Rum tarafı ise bu tarz çıkmazların, ilgili kurum (örneğin yürütme veya yasama) içerisinde kurulacak komiteler aracılığıyla çözümlenmesini öneriyor.

Anayasa mahkemesine başvuru

Kıbrıs Rum tarafı, bir yasanın kabulünü müteakip belli bir süre içerisinde, bu yasanın anayasaya aykırı olduğu yönünde bir kanaat sahibi olan bir vatandaşın anayasa mahkemesine başvurabilmesinin mümkün olmasını talep ediyor.

Prensip olarak buna karşı olmayan Kıbrıs Türk tarafı, ancak anayasa mahkemesinin bloke olmaması için bu hakkın belirli bazı düzenlemelere tabi olması gerektiği görüşünde.

Rum tarafı, böyle bir düzenlemenin gerekli olduğu görüşüne katıldığını belirtiyor.

Tarafların federal yargı konusunda diğer bir anlaşmazlık noktası ise Kıbrıs Rum tarafının federal seviyede birinci derece mahkemeleri kurulması önerisi.

Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafının bu mahkemelerin sadece federal konuları ele alacağı ve burada diğer mahkemelerde öngörülen oluşumun (composition) geçerli olacağı yönünde yaptığı açıklamalar ışığında, bu mahkemelerin kurulmasına prensipte karşı olmadığını belirtiyor.

Federal yasama konusu


Federal yasama organı bir üst meclis, bir alt meclisten oluşacak. Bunlar, senato ve temsilciler meclisi olacak. Taraflar bu konuda anlaştı.

Tarafların, federal yasama konusunda anlaştığı diğer bir konu da; her bir meclis için bir başkan ve ayrı kurucu devletlerden gelecek iki başkan yardımcısı seçilecek.

Her iki meclisin başkanı veya art arda iki başkan aynı kurucu devletten gelmeyecek.

Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, üst meclis iki halkın siyasi ve sayısal eşitliğini temsil edecek ve eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum senatörden oluşacak.

Kıbrıs Rum tarafına göre, senato iki toplumun siyasi eşitliğini temsil ediyor.

Kıbrıs Türk tarafına göre, senatörler ve milletvekilleri kurucu devletlerin iç vatandaşlığına göre seçilecek. (İç vatandaşlık siyasi eşitlik ve iki toplumluluk ilkelerini tümüyle gözeten bir düzenleme.)

Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, senatörler ve milletvekilleri kurucu devletlerde daimi ikamete sahip olanlar tarafından seçilecek.

Kıbrıs Türk tarafına göre, alt meclis her iki kurucu devletten gelen milletvekillerinden oluşacaktır. Her bir kurucu devlete ayrılacak milletvekili sayısı kurucu devletlerin iç vatandaşlarının sayısına göre belirlenecek, ancak bu sayı milletvekillerinin toplamının üçte birinden az olmayacaktır. (Alt mecliste ve bu meclis içerisinde oluşturulacak komitelerde Kıbrıslı Türklerin anlamlı bir temsiliyete sahip olabilmeleri için milletvekillerinin en az üçte birine sahip olmaları gerekiyor.)

Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, her bir kurucu devlete ayrılacak milletvekili sayısı her bir kurucu devlette daimi ikamet edenlerin sayısına göre belirlenecek, ancak bu sayı milletvekillerinin dörtte birinden az olmayacak.

Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, yasamanın karar alabilmesi için her iki meclisteki mevcut milletvekillerinin basit çoğunluğuna ek olarak, hem alt hem de üst mecliste her bir kurucu devletten/toplumdan gelen mevcutmilletvekillerinin ayrı ayrı dörtte birinin oyu aranacak.

Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre ise alt meclisin karar alabilmesi için basit çoğunluk yeterli olmalı. (Kıbrıs Rum tarafı alt meclisin tüm yurttaşların eşit ve nüfus oranına göre temsil edildiği bir kurum olduğu görüşünde.)

Kıbrıs Türk tarafına göre, anayasada sayılacak özel kanunlar ve kararlar için her bir kurucu devletten gelen mevcut senatörlerin ayrı ayrı beşte ikisinin oyu ve her bir kurucu devletten gelen milletvekillerinin ayrı ayrı dörtte birinin onayı aranacak.

Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, anayasada sayılacak özel kanunlar ve kararlar için her bir kurucu devletten gelen mevcut senatörlerin ayrı ayrı beşte ikisinin oyu ve milletvekillerinin basit çoğunluğunun onayı aranacak.

Federal konularda çıkmazların aşılması mekanizması

Kıbrıs Türk tarafı bir çıkmazın var olup olmadığının belirlenmesi yetkisinin sadece yürütmeye ait olmasını öneriyor.

Kıbrıs Rum tarafı da bu yetkinin, parlamentonun başkan ve başkan yardımcılarına ve başsavcı ve başsavcı yardımcısına da verilmesini savunuyor.

Kıbrıs Türk tarafı yasamada oluşabilecek çıkmazların aşılabilmesi için her iki meclisin başkan ve başkan yardımcılarının ve her iki kurucu devletten gelen en büyük siyasi partilerin lider veya temsilcilerinden oluşacak bir komite kurulmasını öneriyor.

Bu komite oy birliğiyle karar almaya çalışacak, bunun mümkün olmaması durumunda ise basit çoğunlukla karar alacaktır. Komite bir yasa tasarısının aynen üst meclisten geçebileceğine karar verirse bu tasarı üst mecliste kabul edilmesinin ardından yürürlüğe girecek.

Komitenin bir tasarıda değişiklik yapmaya karar vermesi durumunda, tüm süreç yeni baştan tekrarlanacak ve yasalaşması için her iki meclis tarafından oylanacak.

Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, yasamada oluşabilecek çıkmazların aşılabilmesi için her iki meclisin başkanı, başkan yardımcıları, her bir kurucu devletten gelecek en büyük iki partinin birer temsilcisi ve dörtte iki oranına göre belirlenecek senatörlerden oluşacak bir komite olacak.

Bu komitenin alacağı ara karar, yasama bu konuda karar alana kadar yürürlükte kalacak. 11 Eylül'de başlayan süreç çerçevesinde bugüne kadar 11 kez görüşen liderlerin ele aldığı "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altındaki konuların çoğunluğunda ortak görüşe varılamadı.

Hangi konuların federal yetkiler kapsamında olacağı konusunda büyük oranda ortak tutuma sahip olan taraflar, yetkilerin kullanımı konusunda ise görüş ayrılığı yaşıyor. Örneğin Rum tarafı, Türk tarafının ayrı FIR hattı istemine, "ayrı FIR istemenin ayrı devlet istemekle eş anlamlı olduğu" iddiasıyla şiddetle karşı çıkıyor.

Federal yürütmede de taraflar arasında derin görüş ayrılıkları olduğu görülüyor.

Federal yetkilerde görüş birliği


Hangi konuların federal yetki kapsamında olacağı hususunda taraflar arasında büyük bir farklılık yok.

Tarafların bu bağlamda, detayları üzerinde anlaşılması kaydıyla federal yetki olması konusunda ortak bir anlayışa vardığı konular şunlar:

"AB ilişkileri, iletişim, meteoroloji, Kıbrıs vatandaşlığı, göç, iltica ve yabancıların sınır dışı ve iade edilmesi, terörizm, uyuşturucu ticareti, kara para aklama ve organize suçlarla mücadele, federal suç kapsamında af yetkisi, diplomatik yetkililer dahil federal görevlilerin atanması, fikri mülkiyet, ağırlık ve ölçüler, ekonomik yakınsama, işçi hakları ve belirlenen bazı sosyal konular, dış ilişkiler ve savunma/savunma politikası, merkez bankası, bankacılık sektörünün düzenleme ve denetlenmesi, federal bütçe ve tüm dolaylı vergiler dahil federal maliye, mali sektörün düzenleme ve denetlenmesi, hava sahası ve FIR dahil havacılık, uluslararası seyrüsefer, su kaynakları dahil doğal kaynaklar ve rekabet."

Federal yetkilerde görüş ayrılıkları


Tarafların federal yetkiler konusunda, 6 ana maddeden oluşan görüş ayrılıkları ise şöyle:

1- Kıbrıs Türk tarafı, yetki tabirinin mülkiyet ve işletme haklarını kapsamadığını ve dolayısıyla bu haklara halel getirmediğini ifade ediyor, Rum tarafı ise federal yetki kavramının bu unsurları da içerdiği konusunda ısrarlı. Özellikle, havaalanları ve limanların mülkiyeti ve işletmesi konusunda bu sorun ön plana çıkıyor.

2- Kıbrıs Türk tarafı, havacılığın federal bir yetki olduğunu kabul etmekte, ancak FIR konusuna ilişkin olarak bugün var olan uygulamanın devam etmesini ve yeni Kıbrıs devletinin biri Kuzey'de, biri Güney'de iki FIR'a sahip olmasını talep etmektedir. Bunu yaparken, dünyada birçok ülkenin birden fazla FIR'a sahip olduğunu, FIR konusunun egemenlik konusuyla bir ilgisi olmadığını ve zaten Kıbrıs adasının yüz ölçümüne oranla bölgesinde çok geniş bir FIR'a sahip olduğunu vurguluyor. Rum tarafı ise ayrı FIR istemenin ayrı devlet istemekle eş anlamlı olduğunu iddia ederek buna şiddetle karşı çıkıyor.

3- Kıbrıs Türk tarafı, Annan planında da olduğu gibi savunma politikasının dış ilişkiler yetkisinin bir parçası olmasını talep ediyor, Rum tarafı ise konunun dış ilişkilerden ayrılmasını ve 'savunma politikası' yerine 'savunma' başlığının kullanılmasını istiyor.

4- Kıbrıs Türk tarafı, federal hükümetin uluslararası antlaşmalar yapma yetkisini kabul etmekte, ancak kurucu devletlerin de kendi yetki alanlarına giren konularda uluslararası antlaşmalar yapabileceğini belirten bir dipnotun buraya eklenmesini talep ediyor. Kıbrıs Rum tarafı ise buna karşı çıkıyor.

5- Kıbrıs Türk tarafı, bankacılık sektörünün düzenleme ve denetlenmesi, mali sektörün düzenleme ve denetlenmesi ve rekabet konularının federal yetki olmasını kabul ediyor, ancak bunların yarı yargısal kurumlar olması nedeniyle, yargıda olduğu gibi buralarda da eşit katılım talep ediyor. Rum tarafı ise şu an itibariyle buna karşı olduğunu belirterek, konuyu ileride tekrar değerlendireceğini belirtiyor.

6- Taraflar, uluslararası seyrüsefer ve deniz yetki alanları konularının tam olarak neleri kapsadığı konusunda henüz bir mutabakata varamadılar.

Artık yetkiler


Müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafı, genel bir prensip olarak, federal yetkilerin belirlenmesini müteakip, geriye kalan tüm yetkilerin (artık yetkiler) kurucu devletlere kalacağına vurgu yapıyor, Rum tarafı ise "artık yetkiler" konusunun sadece federal yetkiler konusunda uzlaşıya varıldıktan sonra konuşulabileceğini ifade ediyor.

Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, "subsidiarity" prensibi çerçevesinde, uygun olan durumlarda, federal hükümetin yasalarının uygulanmasını kurucu devletlere bırakılmasını talep ediyor. Rum tarafı ise "subsidiarity" prensibine karşı çıkıyor ve ancak federal hükümetin uygun göreceği bazı konularda yasalarının uygulanmasını kurucu devletlere bırakabileceğini kabul ediyor.

Federal yürütmede görüş ayrılığı


Kıbrıs Türk tarafı yönetim modeli olarak İsviçre modelindeki gibi başkanlık konseyi öneriyor. Önerisi için ise istikrarlı bir demokrasi, yürütme erkinin siyasal sistemin önemli siyasi güçleri tarafından paylaşılmasıyla sağlanabilir argümanını savunuyor.

Kıbrıs Rum tarafı da yönetim modeli olarak başkanlık sistemini öneriyor. Rum tarafı bu önerisi için, "Melez bir sistem değildir ve kendi vatandaşları tarafından daha iyi anlaşılırdır" argümanını ileri sürüyor. Buna göre federal yürütme başkan, başkan yardımcısı ve bakanlar kurulundan oluşacak.

Kıbrıs Türk tarafının görüşüne göre, dışişleri bakanı ile AB bakanı ve içişleri bakanı ile maliye bakanı aynı toplumdan olmayacak, Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre de dışişleri bakanı ile AB bakanı aynı toplumdan gelmeyecek.

Çıkmazların aşılması mekanizması


Kıbrıs Türk tarafı, yürütmede oluşabilecek çıkmazların aşılması için başkan, başkan yardımcısı ve her toplumdan gelecek birer bakandan oluşacak bir komisyon kurulmasını, ancak bu komisyonun görevinin yürütmeye tavsiyede bulunmakla sınırlı olmasını öneriyor.

Kıbrıs Rum tarafı ise yine başkan, başkan yardımcısı ve her bir toplumdan gelecek birer bakandan oluşacak bir komisyon oluşturulmasını istiyor ancak bu komisyonun oy birliğiyle karar veremediği durumlarda, basit çoğunlukla, bunun da olmaması durumunda ise başkanın belirleyici oy hakkı olması önerisinde bulunuyor.

Kıbrıs için en iyi yönetim modeli...

Federal yürütme modeli olarak İsviçre'deki gibi başkanlık konseyini öneren Kıbrıs Türk tarafı, gerek Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların, gerekse de önemli siyasi güçlerin sisteme entegre edilmesinin istikrarlı bir demokrasi yaratılabilmesi bakımından önemli olduğu tezini savunuyor.

Kıbrıs Türk tarafı başkanlık konseyinin Kıbrıs için en iyi yönetim modeli olacağı görüşünde.

Kıbrıs Rum tarafı ise güçlü ve istikrarlı bir yürütme oluşturulamayacağı gerekçesiyle başkanlık konseyine karşı çıkarak, başkanlık sisteminin, "çözümün yaşayabilirliği açısından Kıbrıs için en iyi sistem olduğunu" savunuyor.

Önerilerin farklılıkları


Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre başkanlık konseyi, yasama organı tarafından beş yıllık bir dönem için seçilecek ve yedi üyeden oluşacak. Buna göre başkanlık konseyinde 4 Kıbrıslı Rum, 3 Kıbrıslı Türk olacak.

Kıbrıs Rum tarafı ise federal yürütmenin halk tarafından altı yıllık bir dönem için seçilecek başkan ve başkan yardımcısı ile bunların birlikte atayacağı bakanlar kurulundan oluşmasını öngörüyor. Buna göre, bakanlar kurulunda 6 Kıbrıslı Rum, 3 Kıbrıslı Türk yer alacak.

Senato


Kıbrıs Türk tarafı, başkanlık konseyinin ortak liste üzerinden senatonun çoğunluğuyla seçilmesini, ancak bu çoğunluğun ayrıca her toplumdan gelen senato üyelerinin ayrı ayrı çoğunluğunu da içermesini öneriyor. Başkanlık makamına seçilecek üyeler ise ortak listeyle belirtilecek.

Kıbrıs Rum tarafı ise başkan ve başkan yardımcısının ortak liste üzerinden halk tarafından seçilmesini ve başkan ve başkan yardımcısının bakanlar kurulunu birlikte atamalarını öneriyor.

Kıbrıs Türk tarafı, başkanlık konseyinin senato tarafından seçilmesinin, gerek her toplumdan gelen senato üyelerinin ayrı ayrı çoğunluğunun aranmasıyla siyasi eşitliği ve de yürütmenin meşruiyetini, gerekse de tüm dönem için yasamanın desteğini almış olmasıyla yürütmenin sorunsuz işleyebilmesini temin edeceğini savunuyor.

Türk tarafı ayrıca, Kıbrıs Rum tarafının ortak liste ve ağırlıklı oylama önerilerinin, Rumların oylarının belirleyici olacak olmasından dolayı siyasi eşitliğin ihlali anlamına geleceğini ve de dönüşümlü başkanlığın anlamını yitireceğini savunarak, buna ilkesel olarak karşı çıkıyor.

Başkan ve başkan yardımcılığı


Başkan ve başkan yardımcısının farklı toplumlardan gelmesi konusunda taraflar arasında bir uzlaşı olmasına karşın, Kıbrıs Türk tarafı başkan ve başkan yardımcısından oluşan tek bir makam öngörürken, Kıbrıs Rum tarafı ise başkan ve başkan yardımcılığının ayrı makamlar olmasını talep ediyor.

Ayrıca dönüşümlü başkanlık oranı konusunda taraflar arasında farklılık bulunuyor. Kıbrıs Türk tarafı, başkanlık makamında siyasi eşitliğin gözetilmesi açısından başkan ve başkan yardımcısının on iki ayda bir dönüşüme tabi olmasını ve buna göre, oranın 3 Kıbrıslı Rum, 2 Kıbrıslı Türk olmasını önerirken, Rum tarafı bu oranın 4 Kıbrıslı Rum, 2 Kıbrıslı Türk olmasını talep ediyor.

Karar alma


Karar alma konusunda, Kıbrıs Türk tarafı başkanlık konseyinin kararlarını oy birliğiyle almasını, oy birliği sağlanamadığı yerlerde ise basit çoğunluğun geçerli olmasını, ancak böyle bir durumda her kurucu devletten en az iki üyenin oyunun aranmasını talep ediyor.

Kıbrıs Rum tarafı ise bu durumda her kurucu devletten en az bir üyenin oyunun aranmasının yeterli olacağı görüşünde.

Kıbrıs Rum tarafı ayrıca, bakanlar kurulunun dış politika, savunma ve güvenlik konularında aldığı bir karara başkan ve başkan yardımcısının birlikte karşı çıkmaları durumunda, birlikte farklı bir karar verebileceklerini de öneriyor.

Prensipte buna sıcak bakan Kıbrıs Türk tarafı, bu konulara ilave olarak bütçe konusunun da eklenmesini talep ediyor.

Kıbrıs Rum tarafı ısrarla, her organ için bir "çıkmazların aşılması mekanizması" kurulmasını istiyor.

Kıbrıs Türk tarafı ise Rum tarafının çıkmazların aşılması konusuna gereğinden fazla önem verdiğini vurgulayarak, kurulacak mekanizmaların bahse konu organın yerini almasının kabul edilmez olduğunu belirtiyor.

Kıbrıs Türk tarafı özellikle, Kıbrıs Rum tarafının mekanizmayı oluşturan başkan, başkan yardımcısı ve her toplumdan gelen bir bakanlar kurulu üyesinin bulunduğu bir komitenin oy birliğiyle karar alamaması durumunda, başkana belirleyici oy hakkı verilmesi önerisini, başkanın yürütmenin yerine geçerek, tüm yürütme adına karar vermesi anlamına geldiğinden kabul etmiyor ve böyle bir sistemin en temel demokrasi kurallarını ihlal edeceğini savunuyor.

Görüş ayrılıkları fazla

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla 11 Eylül'de başladıkları görüşmelerde ele alınan konulardaki görüş ayrılıklarının fazlalığı dikkati çekiyor.

Bugüne kadar 11 kez görüşen ve ele alınan "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altındaki konuların çoğunluğunda
ortak görüşe varamayan taraflar, merkez bankası, başsavcılık ve ombudsman gibi federal bağımsız organlarda da anlaşamadı.

Tarafların bağımsız yetkilere ilişkin tutumları

Kıbrıs Türk tarafı, başsavcı, sayıştay başkanı, ombudsman ve merkez bankası başkanı olarak öngördüğü bağımsız yetkililerden başsavcı ve sayıştay başkanı ile ombudsman ve merkez bankası başkanının aynı toplumdan gelmemesini
öneriyor.

Ayrıca, başsavcı ve yardımcısı, sayıştay başkanı ve yardımcısı ile merkez bankası başkanı ve yardımcısının aynı toplumdan gelmemesini öneren Kıbrıs Türk tarafı, merkez bankası başkanlığının ise iki toplum arasında eşit bir şekilde rotasyona tabi olmasını ve merkez bankası yönetim kurulunun eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rumdan oluşması önerisinde bulunuyor.

Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, merkez bankası yönetim kurulunda bir konuda eşit oy dağılımı nedeniyle karar alınamaması durumunda, başkanın belirleyici oyu olacaktır.

Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, ombudsmanın iki dönem art arda aynı toplumdan gelmemesini de öneriyor.

Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, başsavcı ve yardımcısı dokuz seneliğine atanmalı ve emeklilik yaşı da 75 olmalı.

Rum tarafı karşı

Kıbrıs Rum tarafı ise başsavcı, sayıştay başkanı ve merkez bankası başkanı olarak öngördüğü bağımsız yetkililerden ikisinin Kıbrıslı Rum, birinin ise Kıbrıslı Türk olmasını, yardımcılarının ise diğer toplumdan gelmesini öneriyor.

Merkez bankası yönetim kurulunda eşit katılıma karşı çıkan Kıbrıs Rum tarafı, başsavcı ve yardımcısının Kıbrıs Türk önerisinde olduğu gibi belirli bir dönem atanmasına karşı çıkıyor ve emeklilik yaşının da 68 olması önerisinde bulunuyor.

Tarafların federal yargı konusundaki tutumları

Taraflar, müzakerelerde, federal yargı konusunda tarafların bir yüksek mahkemesi olacağı, bu mahkemenin yüksek idari mahkemesi, temyiz mahkemesi ve anayasa mahkemesi olarak toplanabileceği, bu mahkemede eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum yargıcın bulunacağı ve mahkeme ister yüksek idari mahkemesi, ister temyiz mahkemesi isterse anayasa mahkemesi olarak toplansın eşit katılımın gözetileceği üzerinde anlaştı.

Kıbrıs Türk tarafı, yargıda yaşanabilecek çıkmazlar için yabancı yargıçlar formülünü, Kıbrıs Rum tarafı ise hukuka uygunluk karinesi (presumption of regularity) prensibini önerdi.

Rum tarafının önerdiği prensibe göre, mahkemenin eşit oy dağılımı nedeniyle karar veremediği durumlarda bahse konu yasa veya uygulama geçerli sayılacak.

Kıbrıs Türk tarafı ise yabancı yargıç önerisini saklı tutmak kaydıyla, bir açılım yapabilmek amacıyla Rum tarafının önerisini kabul edebileceğini, ancak mahkemenin üyeleri bir konuda toplum bazında bölünmeleri durumunda hukuka aykırılık karinesi (presumption of irregularity) prensibinin geçerli olmasını önerdi.

Bu prensibe göre, mahkeme üyelerinin bir konuda toplum bazında bölünmeleri durumunda bahse konu yasa veya uygulama, doğrudan toplumları ilgilendiren bir konu olduğundan geçersiz sayılacak.

Kıbrıs Türk tarafı, yabancı yargıç veya hukuka uygunluk karinesi-hukuka aykırılık karinesi seçeneklerinden birisini kabul etmeye hazır olduğunu da Rum tarafına bildirdi.

Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, federal kurumlarda, federal hükümetin ve kurumların görevlerini düzgün bir şekilde yapmasını engelleyecek çıkmazların ortaya çıkması durumunda, ilgili kurum bir karar üretene kadar yüksek mahkemenin bu konuda geçici bir karar almasını da önerdi.

Kıbrıs Rum tarafı ise bu tarz çıkmazların, ilgili kurum (örneğin yürütme veya yasama) içerisinde kurulacak komiteler aracılığıyla çözümlenmesini öneriyor.

Anayasa mahkemesine başvuru

Kıbrıs Rum tarafı, bir yasanın kabulünü müteakip belli bir süre içerisinde, bu yasanın anayasaya aykırı olduğu yönünde bir kanaat sahibi olan bir vatandaşın anayasa mahkemesine başvurabilmesinin mümkün olmasını talep ediyor.

Prensip olarak buna karşı olmayan Kıbrıs Türk tarafı, ancak anayasa mahkemesinin bloke olmaması için bu hakkın belirli bazı düzenlemelere tabi olması gerektiği görüşünde.

Rum tarafı, böyle bir düzenlemenin gerekli olduğu görüşüne katıldığını belirtiyor.

Tarafların federal yargı konusunda diğer bir anlaşmazlık noktası ise Kıbrıs Rum tarafının federal seviyede birinci derece mahkemeleri kurulması önerisi.

Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafının bu mahkemelerin sadece federal konuları ele alacağı ve burada diğer mahkemelerde öngörülen oluşumun (composition) geçerli olacağı yönünde yaptığı açıklamalar ışığında, bu mahkemelerin kurulmasına prensipte karşı olmadığını belirtiyor.

Federal yasama konusu


Federal yasama organı bir üst meclis, bir alt meclisten oluşacak. Bunlar, senato ve temsilciler meclisi olacak. Taraflar bu konuda anlaştı.

Tarafların, federal yasama konusunda anlaştığı diğer bir konu da; her bir meclis için bir başkan ve ayrı kurucu devletlerden gelecek iki başkan yardımcısı seçilecek.

Her iki meclisin başkanı veya art arda iki başkan aynı kurucu devletten gelmeyecek.

Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, üst meclis iki halkın siyasi ve sayısal eşitliğini temsil edecek ve eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum senatörden oluşacak.

Kıbrıs Rum tarafına göre, senato iki toplumun siyasi eşitliğini temsil ediyor.

Kıbrıs Türk tarafına göre, senatörler ve milletvekilleri kurucu devletlerin iç vatandaşlığına göre seçilecek. (İç vatandaşlık siyasi eşitlik ve iki toplumluluk ilkelerini tümüyle gözeten bir düzenleme.)

Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, senatörler ve milletvekilleri kurucu devletlerde daimi ikamete sahip olanlar tarafından seçilecek.

Kıbrıs Türk tarafına göre, alt meclis her iki kurucu devletten gelen milletvekillerinden oluşacaktır. Her bir kurucu devlete ayrılacak milletvekili sayısı kurucu devletlerin iç vatandaşlarının sayısına göre belirlenecek, ancak bu sayı milletvekillerinin toplamının üçte birinden az olmayacaktır. (Alt mecliste ve bu meclis içerisinde oluşturulacak komitelerde Kıbrıslı Türklerin anlamlı bir temsiliyete sahip olabilmeleri için milletvekillerinin en az üçte birine sahip olmaları gerekiyor.)

Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, her bir kurucu devlete ayrılacak milletvekili sayısı her bir kurucu devlette daimi ikamet edenlerin sayısına göre belirlenecek, ancak bu sayı milletvekillerinin dörtte birinden az olmayacak.

Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, yasamanın karar alabilmesi için her iki meclisteki mevcut milletvekillerinin basit çoğunluğuna ek olarak, hem alt hem de üst mecliste her bir kurucu devletten/toplumdan gelen mevcutmilletvekillerinin ayrı ayrı dörtte birinin oyu aranacak.

Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre ise alt meclisin karar alabilmesi için basit çoğunluk yeterli olmalı. (Kıbrıs Rum tarafı alt meclisin tüm yurttaşların eşit ve nüfus oranına göre temsil edildiği bir kurum olduğu görüşünde.)

Kıbrıs Türk tarafına göre, anayasada sayılacak özel kanunlar ve kararlar için her bir kurucu devletten gelen mevcut senatörlerin ayrı ayrı beşte ikisinin oyu ve her bir kurucu devletten gelen milletvekillerinin ayrı ayrı dörtte birinin onayı aranacak.

Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, anayasada sayılacak özel kanunlar ve kararlar için her bir kurucu devletten gelen mevcut senatörlerin ayrı ayrı beşte ikisinin oyu ve milletvekillerinin basit çoğunluğunun onayı aranacak.

Federal konularda çıkmazların aşılması mekanizması

Kıbrıs Türk tarafı bir çıkmazın var olup olmadığının belirlenmesi yetkisinin sadece yürütmeye ait olmasını öneriyor.

Kıbrıs Rum tarafı da bu yetkinin, parlamentonun başkan ve başkan yardımcılarına ve başsavcı ve başsavcı yardımcısına da verilmesini savunuyor.

Kıbrıs Türk tarafı yasamada oluşabilecek çıkmazların aşılabilmesi için her iki meclisin başkan ve başkan yardımcılarının ve her iki kurucu devletten gelen en büyük siyasi partilerin lider veya temsilcilerinden oluşacak bir komite kurulmasını öneriyor.

Bu komite oy birliğiyle karar almaya çalışacak, bunun mümkün olmaması durumunda ise basit çoğunlukla karar alacaktır. Komite bir yasa tasarısının aynen üst meclisten geçebileceğine karar verirse bu tasarı üst mecliste kabul edilmesinin ardından yürürlüğe girecek.

Komitenin bir tasarıda değişiklik yapmaya karar vermesi durumunda, tüm süreç yeni baştan tekrarlanacak ve yasalaşması için her iki meclis tarafından oylanacak.

Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, yasamada oluşabilecek çıkmazların aşılabilmesi için her iki meclisin başkanı, başkan yardımcıları, her bir kurucu devletten gelecek en büyük iki partinin birer temsilcisi ve dörtte iki oranına göre belirlenecek senatörlerden oluşacak bir komite olacak.

Bu komitenin alacağı ara karar, yasama bu konuda karar alana kadar yürürlükte kalacak.

CNN TURK 04/12/08

 

AİHM Kıbrıslı Rum'u haklı buldu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıslı Rum Yannis Demades'i açtığı mülk davasında haklı buldu. Demades, 1974 öncesinde KKTC'de bıraktığı mülkü için tazminat istiyordu. Mahkeme Türkiye'yi, 835 bin euro tazminat ödemeye mahkum etti.

Ömer Bilge / CNN TÜRK / Lefkoşa   AİHM, Kıbrıslı Rum Yannis Demades'in Türkiye aleyhine açtığı mülkiyet davasında kararını geçen yıl vermişti. Ancak Türkiye karara itiraz etmişti.

Davaya yeniden bakan AİHM 4'üncü dairesi, Türkiye'nin itirazını reddetti ve Rum davacının 1974 öncesinde KKTC'nin Girne kentinde bıraktığı mülkünün kullanım kaybından dolayı tazmin edilmesini hükmetti.

Karara göre, Türkiye 22 Nisan 2009'a kadar Yannis Demades'e 785 bin euro tazminat, 45 bin euro manevi tazminat ve 5 bin euro da mahkeme masrafı, toplam 835 bin euro ödeyecek.

İlk tazminat Loizidu'ya


Türkiye Kıbrıslı Rumlara ilk tazminatı Titina Loizidu davasında ödedi.

1996'da davayı kaybeden Türkiye 2003'e kadar Rum kadın Loizidu'ya tazminat ödemeyi kabul etmedi ve AİHM kararlarını sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin Misak-ı Milli sınırları içindeki kararlarında uygulayacağını ileri sürdü.

Türkiye Avrupa Konseyi'ndeki üyeliğinin askıya alınacağı tehdidiyle karşılaşınca 2003'te Loizidu'ya 1 milyon 120 bin euro ödemek zorunda kaldı. Böylece benzer Rum davaları da peş peşe gelmeye başladı.

AİHM'de Türkiye aleyhine açılmış 1200'e yakın Rum davası bulunuyor.

CNN TURK  05/12/08

 

Kıbrıs ara bölgede 7 Iraklı mayından yaralandı

Kıbrıs'taki ara bölgede, 3'ü çocuk 7 Iraklı mayın nedeniyle yaralandı.

Rum polisinin verdiği bilgiye göre, kaçak Iraklı göçmenler bu sabah erken saatlerde KKTC'den Rum tarafına geçmek istedi.

Olayda 8 ile 10 yaşlarındaki iki çocuk ile 3 yetişkinin hafif yaralandığı, bacağından ve kolundan hafif yaralanan 4 yaşındaki bir çocuk ile ayaklarından yaralanan 1 yetişkinin de hastaneye kaldırıldığı belirtildi

CNN TURK  05/12/08

 

Rumların eski lideri Papadopulos vefat etti

Eski Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos yaşamını yitirdi.

Papadopulos bir süredir akciğer kanseriyle mücadele ediyordu.

 

CNN TURK 05/12/08

 

 

Talat'ı ziyaret eden heyette Matsakis de var

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu (AP) Liberal Grup milletvekilleri Karin Resetaris, Jelka Kacın, Andrew Duff, Jonannes Lebech ve Marios Matsakis'i kabul etti.

Görüşmenin başında görüntü alınmasına izin verilirken, açıklama yapılmadı. KKTC sınırındaki Türk bayrağını çalması ve fanatik eylemeleriyle anımsanan AP'deki Rum milletvekili Marios Matsakis'in de heyette yer aldığı dikkat çekti.

Milletvekillerinden Karin Resetaris, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada,"iki toplum lideriyle, müzakerelerin gidişatı hakkında görüşerek, Avrupa Parlamentosu üyeleri ve genelde AB olarak hızlı, kabul edilebilir ve iyi bir çözüm için neler yapılabileceğini görmek istediklerini" söyledi.

Yararlı görüşmeler yaptıklarını ifade eden Resetarist, özellikle Matsakis'in KKTC Cumhurbaşkanlığı'na gelmekten mutlu olduğunu ve kendilerinin de bu mutluluğu paylaştıklarını kaydetti.

Matsakis de basına yaptığı açıklamada, "Benim için buraya gelebilmek büyük sürpriz oldu" ifadesini kullandı. "Yeniden yapılanma ve geçmişe değil geleceğe bakma zamanının geldiğini ve en önemli noktanın bu olduğunu" kaydeden Matsakis, artık bütün Kıbrıs'ın ileriye bakarak, barış ve refah içerisinde Avrupa bünyesinde yer alması gerektiğini söyledi.

CNN TURK 05/12/08

 

 

"Beni neden korumadınız" davası

 

Terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan, Yunan makamlarına "Beni Türk istihbaratından neden korumadınız" davası açarak tazminat talebinde bulundu.

 

Fransız AFP ajansının haberine göre, Öcalan'ın Yunan avukatı Yiannis Rahiotis, Yunan makamlarının Öcalan'ın emniyetini garanti etmelerine rağmen, ele geçirilmesini engellemedikleri için 20,100 euroluk (25,500 dolar) tazminat talebiyle mahkemeye başvuruda bulundu.

Dava, Yunan makamlarında şaşkınlık yarattı.

Ocak 1999'da Yunan istihbaratı tarafından Atina'da gizlenen Öcalan'ın, yine Yunan istihbaratının yardımıyla Kenya'ya kaçtığı ancak ABD-  Türk istihbaratının işbirliği sonucunda yakalanıp Türkiye'ye getirildiği belirtilen haberde, Yunanlı avukatın umutlu olduğu da kaydediliyor.  

Öcalan'ın üzerinden Yunanistan pasaportu da çıkmıştı.

HURRIYET 05/12/08

 

 

Apo Yunanistan'a dava açtı

Terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan, Yunan makamlarına dava açtı. Bu dava Yunan makamlarını da şaşırttı.



Terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan, Yunan makamlarına "Beni Türk istihbaratından neden korumadınız" davası açarak tazminat talebinde bulundu.

Fransız AFP ajansının haberine göre, Öcalan'ın Yunan avukatı Yiannis Rahiotis, Yunan makamlarının Öcalan'ın emniyetini garanti etmelerine rağmen, ele geçirilmesini engellemedikleri için 20,100 euroluk (25,500 dolar) tazminat talebiyle mahkemeye başvuruda bulundu.

DAVA YUNAN MAKAMLARINI ŞAŞIRTTI

Ocak 1999'da Yunan istihbaratı tarafından Atina'da gizlenen Öcalan'ın, yine Yunan istihbaratının yardımıyla Kenya'ya kaçtığı ancak ABD- Türk istihbaratının işbirliği sonucunda yakalanıp Türkiye'ye getirildiği belirtilen haberde, Yunanlı avukatın umutlu olduğu da kaydediliyor.

Öcalan'ın üzerinden Yunanistan pasaportu da çıkmıştı

MILLIYET 05/12/08

 

 

2009 da zor

BU GİDİŞLE BU HEDEF DE ZOR"... Cumhurbaşkanı Talat, "Yıl sonu dediniz olmadı. Son olarak Avrupa Parlamentosu seçimlerinin yapılacağı 2009 ortası dediniz. Bu hedef gerçekçi mi" sorusuna karşılık şunları söyledi: Gelecek yılın ortasına kadar hedef koyduk ve karşı taraftan itiraz gelmedi. Ama şimdi bu gidişle bu hedef de zor. Zeminsiz başlamaya ek olarak görüşmeler de çok aralıklı. 'Tüm işleri bırakalım, enerjimizi sürekli görüşmelere verelim. Gerekirse her gün görüşelim' dedim, Hristofyas 'benim başka yükümlülüklerim var' diyerek buna itiraz etti. Sürekli yurt dışı ziyaretleri de var. Bu süratle koyduğumuz hedefe ulaşmak zor

 

"HRİSTOFYAS'I BEKLEDİĞİMDEN FARKLI BULDUM"... Talat, yaklaşık 3 aydan beri kesintilerle devam eden görüşme sürecinin zeminsiz, hatta sıfırdan başlaması nedeniyle yavaş ilerlediğini belirtti. Buna rağmen ilerleme olduğunu vurgulayan Talat, müzakere sürecinde esas itici gücü uluslararası güçlerin oluşturacağını vurguladı. Talat, "Nihai çözüm için uluslararası güçlerin mutlaka devreye girmesi gerekecek" dedi. Cumhurbaşkanı, Rum yönetimi başkanı Hristofyas'ı görüşme masasında beklediğinden farklı bulduğunu ve zaman zaman hayal kırıklıkları yaşadığını söyleyen Talat, Kıbrıs'ta iki halkın varlığının tartışılmaz bir gerçek olduğunu da yineledi 

 

(T.A.K.-Nezire Gürkan)

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yaklaşık 3 aydan beri kesintilerle devam eden görüşme sürecinin zeminsiz, hatta sıfırdan başlaması nedeniyle yavaş ilerlediğini belirtti. Buna rağmen ilerleme olduğunu vurgulayan Talat, müzakere sürecinde esas itici gücü uluslararası güçlerin oluşturacağını vurguladı. Talat, "Nihai çözüm için uluslararası güçlerin mutlaka devreye girmesi gerekecek" dedi.

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ı görüşme masasında beklediğinden farklı bulduğunu ve zaman zaman hayal kırıklıkları yaşadığını söyleyen Talat, Kıbrıs'ta iki halkın varlığının tartışılmaz bir gerçek olduğunu da yineledi.

   Talat, KKTC'de ciddi bir ekonomik kriz yaşandığına dikkat çekerken de, "Bütçe krizi vardı, küresel kriz tetikledi...Bütçe konusunda hesap yapamadık ve duvara tosladık" ifadelerini kullandı.

                 

Neden yavaş ilerliyor

 

   TAK muhabirinin sorularını Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yaklaşık 3 ay önce 3 Eylül'de başlayan ve bugüne kadar aralıklarla toplam 11 görüşme yapılan Kıbrıs müzakere sürecinin yavaş ilerlediğini vurguladı.

   Görüşmelerin hemen öncesinde "yıl sonuna kadar sonuç alırız" yönündeki açıklamasını anımsatarak "Yıl sonuna gelindi ama daha ilk başlık bile kapatılamadı" yönündeki soruya karşılık Talat, özetle şunları söyledi:

           

Zeminsiz başladı

 

   "Yavaş gidiyoruz çünkü zeminsiz başladık. Rum tarafı Annan Planı'nı zemin kabul etmeyince genel mutabakatlar dışında neredeyse sıfırdan başladık. Hatta o kadar ki, bugüne kadar hiç bir süreçte gündeme gelmeyen önerilerle bile karşılaştık. Bugüne kadarki tüm birikimlerin ötesinde öneriler geldi masaya..."

   Cumhurbaşkanı Talat, bu önerilere örnek istenmesi  üzerine detaya girmeden tek bir örnek verdi...

   "Örneğin yürütmenin nasıl olacağı ve nasıl seçileceği konusundaki öneriler...'Başkan ve Başkan Yardımcısı aynı listeden seçime girsin, ilk turda yüzde 50 üstünde oy alınmazsa her iki liste de ikinci turda ada çapında oya sunulsun...' Kıbrıs Türkü'nün iradesini görmezden gelen, meşrutiyeti tartışmaya açan böyle bir öneri bugüne kadar masaya hiç gelmedi ve gelmesini de beklemezdim açıkçası..."

   Bu ve benzeri önerilerin, yaklaşımların müzakere masasında tarafların çok zamanını aldığını anlatan Talat, "Bugüne kadarki tüm birikimlerin ötesinde bu tür önerilerin nedeni zeminsiz başlamak" dedi.

                       

2009 ortasına da zor

 

   "Yıl sonu dediniz olmadı. Son olarak Avrupa Parlamentosu seçimlerinin yapılacağı 2009 ortası dediniz. Bu hedef gerçekçi mi" sorusuna karşılık da Talat, şunları söyledi:

        

        

   "Gelecek yılın ortasına kadar hedef koyduk ve karşı taraftan itiraz gelmedi. Ama şimdi bu gidişle bu hedef de zor. Zeminsiz başlamaya ek olarak görüşmeler de çok aralıklı. 'Tüm işleri bırakalım, enerjimizi sürekli görüşmelere verelim. Gerekirse her gün görüşelim' dedim, Hristofyas 'benim başka yükümlülüklerim var' diyerek buna itiraz etti. Sürekli yurt dışı ziyaretleri de var. Bu süratle koyduğumuz hedefe ulaşmak zor."

                           

İlerleme var, takvim yok

 

   Cumhurbaşkanı Talat, "görüşmek için görüşüyorlar" yaygın kanaatinin anımsatılması üzerine de, "Hayır, bu haksız bir yorum. Bizim tarafta çözüm arzusu var. Hissettiğim, onların da istediği yönünde" dedi.

   Görüşmelerin yavaş ilerlemesine karşın sınırlı da olsa ilerleme olduğunu ve mutabık kalınan bir çok konu bulunduğunu söyleyen Talat, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altındaki konuların yarısından fazlasında ilerleme olduğunu anlattı.

    "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığının ardından ikinci sırada yer alan "Mülkiyet" konusunun ne zaman ele alınacağı konusunda belirgin bir süreç olmadığını belirten Talat, "Hristofyas takvimlemeye karşı. O yüzden zaman belli değil. Ama tahminim bu konu tamamlanmadan diğer başlığa geçileceği yönünde... Anlaşmaya varılanlar ve anlaşma olmayanlar belirlenerek sepetlerde tutulacak ve bir sonrakine geçilecek" dedi.

 

İki halk tartışılmaz

 

   Cumhurbaşkanı Talat, geçtiğimiz gün müzakerelerin ardından yaptığı "Kıbrıs'ta tek halk değil iki halk var" açıklamasını detaylandırırken de, özetle şunları söyledi:

   "Bu tartışılacak bir konu değil. Elbette iki halk var. Belki zaman içinde iki farklı dil kullanan tek Kıbrıs halkı oluşur. Ama bugün dili, dini, sevinci ve kederi, her şeyi farklı iki halk var. Bölgesi ayrı, ekonomisi ayrı...Birinin sevindiğine diğeri üzülür. Sadece bir uçak kazası veya depremde ortak duygu yaşayabilen iki halk. Bu tartışılmaz bir şey. Tek halk var diyen tek bir BM kararı da yok zaten. Kıbrıs'ta tek halkın olduğunu ispat et dedim Hristofyas'a, bir şey söylemedi. Tanrı inse ispat edemezler..."

   Rumların "tek halk" söyleminin "ayrılma hakkı" fobisinden kaynaklandığına da yeniden dikkat çeken Talat, "Ne alakası var anlamadım. Bu gülünç bir yaklaşım. Biz ayrılmayı hiç savunmadık, karşı olduğumuzu söyledik. Karşı olmasak masada ne işimiz vardı...Ayrılmayı ihtimal dışı bırakmak için kararlar da aldık" diye konuştu.

 

Hristofyas beklediğimden farklı, hayal kırıklığı da yaşadım

 

   "Geçmişte tanıdığımız Hristofyas ile masadaki Hristofyas farklı mı" diye sorulunca da Talat, "Beklediğimden farklı. Zaman zaman hayal kırıklıkları yaşadığım da oldu" ifadelerini kullandı.

   Hristofyas'ın özellikle "Türkiye takıntısına" vurgu yapan Talat, "Kim okuttuysa kendisini, her aksiliğin altında Türkiye'yi arar, Türkiye'ye bağlar. 'Sütten kesil da gel' diye açıklama yapabiliyor, Türkiye'yi eleştirecek diye hakaret ediyor. Bizi 'kukla' olarak niteleyen açıklamalar, yaklaşımlar çok rahatsız edici" diye konuştu.

   Hristofyas'ın son Atina gezisine atıf yaparak, "Yunanistan da Türkiye ile rekabeti nedeniyle Hristofyas'ı kullanıyor. Doğrudan Türkiye'ye cephe alamıyor,  Rum liderliğini kullanıyor"  dedi

 

Kıbrıs Türk tarafının payı var

 

   Hristofyas ve diğer Rum yetkililerin "her taşın altında Türkiye var, Kıbrıs Türkü kukla" söyleminde KKTC'deki bazı çevrelerin de payı olduğuna dikkat çeken Talat, özetle şunları kaydetti:

   "Hristofyas'ın veya Rum tarafının her söylediği doğru, bizim her söylediğimiz yanlış yaklaşımında olan bir kesim var bizde. Muhalefet yapmaya çalışıyorlar ama aslında bana hakaret ediyorlar. Ben her ağzımı açtığımda 'hakaret etti' diye yazanlar, 'sütten kesil da gel' diyen Hristofyas'ı eleştirmiyorlar. Bana inanmıyor, Hristofyas'a inanıyor. 'O konuşsun sen sus' diyorlar yani. 'Bir yanağına vurdu, ötekini de çevir'  diyorlar.... Bu nasıl bir anlayış... Üstelik bunu sadece müzmin muhalefet değil, başka kesimler de yapıyor."

   Sözcüsü Hasan Erçakıca'ya yönelik eleştirileri de Talat, "Sözcü, benim sözcüm. Benimle istişare ederek konuşuyor ve sadece Rum yetkililerin, Rum sözcünün açıklamalarını yanıtlıyor. Bunu destekleyip teşvik etmeleri gerekirken niye eleştiriyorlar, anlaşılmaz bir durum" sözleriyle yanıtladı.

   Toplumda bu tür yaklaşımların "hastalık" haline geldiğini söyleyen Talat, "Hiç bir zaman konfederasyonu savunmadım, 'Talat konfederasyonu savundu' diye yazabiliyorlar, partilerimiz açıklama yapabiliyorlar. Bunlar bilgisizce yazılan, çizilen şeyler ve çoğu da yalan, yanlış" diye konuştu.

                       

Uluslararası toplumun katkısı şart

 

   Cumhurbaşkanı Talat, "nihai çözüme ulaşabileceğinize inanıyor musunuz" diye sorulunca da, "Her konuda anlaşabileceğimizi düşünürsek, yanılırız. Açık konular kalacak. Burada da uluslararası toplumun katkısına ihtiyaç olacak. Bu katkıyı alırsak o zaman çözüm olur" ifadelerini kullandı.

   "Sorunu Kıbrıslılar çözecek, yabancılar karışmasın" söyleminin "slogandan" öteye geçmediğine vurgu yapan Talat, "Nihai çözüm için uluslararası güçlerin mutlaka devreye girmesi gerekir. Sanırım belli bir zaman bekleyip anlaştığımız ve farklı olduğumuz konuların ortaya çıkmasını bekliyorlar" dedi.

   "Anlaşma olmazsa masadan ilk kim kalkar" sorusuna da Talat, "Bu soru kehanet gibi...Masadan kalkma niyetim yok, Hristofyas da aynı şeyi söylüyor. Ama ilelebet de gidemeyeceğine göre, itici güç süreci ilerletebilir. Bu da uluslararası topluluktur" yanıtını verdi.

        

Dışişleri Bakanı'nın çalışmaları

 

   "Müzakere sürecinde Dışişleri Bakanı'nın devrede olmadığına" ilişkin görüşler konusunda da Talat, "Müzakereleri iki lider yürütür. Dışişleri Bakanı ise KKTC'nin menfaatlerini uluslararası alanda savunan kişidir. Sayın bakanımız bu görevi de iyi bir şekilde yapıyor" dedi.

   Talat, Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı'nın özellikle İslam ülkelerine yönelik iyi bir performans ortaya koyduğunu ve çalışmalarından herhangi bir rahatsızlık duymadığını kaydetti.

   Cumhurbaşkanı Talat, Ankara Büyükelçisi'nin atanması konusunda yaşanan gerginliğe ilişkin soruyu ise yanıtsız bıraktı.

 

Ekonomik kriz ciddi

 

   Ekonomik sorunlara ilişkin soruları yanıtlarken de, "Ülkede ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyor. Bu durum görüşmeleri de dolaylı da olsa etkileyebilir" diyen Talat, "Yanlış icraatlar ve yanlış yasal yapılanma nedeniyle ciddi bir bütçe krizi zaten vardı. Küresel kriz de bunu tetikledi. Doğrudan finansal krizden etkilenmedik ama bütçe krizine küresel krizin eklenmesiyle, talepteki daralmayla birlikte turizmden eğitime birçok sektör etkilendi, daha da etkilenecek" ifadelerini kullandı.

   Bütçe krizinin nedenlerini irdelerken, ekonomik büyümenin devlet çalışanlarına yansıtılması ve maaşlarla ücretlerin çok fazla artırılmasıyla bütçenin zora girdiğini anlatan Talat, "Hesap yapamadık ve duvara tosladık. Sonra da her şey kazanılmış hak oldu" diye konuştu.

Eşel mobil neden 2 ayda

   Bütçeye yönelik bir takım önlemler ve tasarruf tedbirlerinin şart olduğunu anlatırken, eşel-mobil uygulamasını örnek veren Cumhurbaşkanı Talat, "Bu uygulama bir çok ülkede var. Ama bir tek KKTC'de 2 ayda bir konsolide ediliyor. Güney'de de var ama 6 ayda konsolide ediliyor. Sanki dünyanın en zengin bütçesi bizimki...! Kişilere az bir rakam gibi görünüyor belki ama bütçeye yansıması çok bu uygulamanın" ifadelerini kullandı.

   Ek mesailere adil ve kontrollü düzenlemenin de önemine değinen Talat, özelde işe başlayanla devlette yeni başlayanın maaşlarının eşitlenmesi gerektiğini söyledi. Talat, böyle bir düzenlemenin bütçe yanında özel sektöre de önemli katkı olacağını ekledi.       

KIBRIS 05/12/08

 

 

Cyprus close to US oil deal
By Jean Christou

CYPRUS is close to a deal with an American company for one of the hydrocarbon exploration blocks in the island’s Exclusive Economic Zone (EEZ), Commerce Minister Antonis Paschalides said yesterday.

The Minister also said exploration by Cyprus would continue despite Turkish intimidation of the two research vessels crewed by a Norwegian team.

Paschalides was speaking after a meeting yesterday with Syrian Minister of Oil and Mineral Resources, Sufian Al-Alao.

He said Cyprus would not back down on its sovereign right to explore for oil and gas off the island’s coast.

"Our research is going ahead based on a schedule. As the Republic of Cyprus, we will exercise our sovereign rights and we will not stop, or cede [those rights] to anyone," he said.

Referring to recent reports that the government had reached a preliminary agreement with Houston-based Noble Energy in one of the 12 ‘blocks’ earmarked for possible drilling, Paschalides said: “An official announcement will be made soon. We are close.”

Noble Energy is an independent energy company engaged in the exploration, development, production and marketing of crude oil and natural gas. It has operations in the Gulf of Mexico, West Africa, the North Sea and Israel.

Many believe the choice of an American company would make Turkey think twice about harassing its operations.

The Ministry’s Energy Director Solon Kassinis said that if hydrocarbon reserves were found in the specified area, Cyprus would conclude the agreement with the American company. The licence will be for 25 years extraction, with a renewal option of ten more years.

The block allotted to the US company was the southernmost one, designated as block 12, and lies outside the area disputed by Turkey.

Commenting on the recent Turkish harassment, the Syrian Minister said: “We shall raise the viewpoint of our Cyprus friends to our government and we hope to find a solution for everything.”

The Syrian Minister said Damascus was not put off future co-operation with Cyprus because of Turkey’s actions.

“No, we co-operate with Cyprus and we are friends with Turkey and we hope to seek the benefits of the two peoples and all the peoples that are in this area,” he said.

Cyprus is currently negotiating its EEZ with Syria.

"We would want to reach an agreement of course at a suitable time," said Al-Alao.

"We hope to find good reserves from oil and gas in the Mediterranean. This area is promising."

He said he and Paschalides had also discussed future co-operation for natural gas transportation to Cyprus, as well as export and import of products, co-operation in the field of training and exchange of experience and studies, research and also mineral resources, exploration and organisation.

“We hope this visit will mark good progress for our relationship between the two countries with a long history,” he said.

CYPRUS MAIL 05/12/08

 

ECHR dismisses Turkish appeal on refugee case

THE EUROPEAN Court of Human Rights (ECHR) yesterday dismissed Turkey’s appeal in the Demades case and called on Ankara to pay over €800,000 in compensation.

Turkey had asked the ECHR to re-examine its April decision on the Demades vs Turkey case but was turned down, rendering the court’s decision final. Instead, Ankara was instructed to pay €830,000 to the applicant for compensation plus interest, as well as €5,000 for court expenses.

Commenting on the decision, refugee Ioannis Demades’ lawyer Achilleas Demetriades said the ECHR had taken a “significant step” in reaffirming that the owner of property in the Turkish occupied areas remains the person whose name appears on the deeds.

He added that the compensation ordered by the ECHR does not deny the owner of his property but is merely compensation for loss of use.

The ECHR decision was given to the parties in writing and renders the April 22 decision final, since the Court dismissed Turkey’s demand to re-examine the specific decision.

In April, the ECHR gave Turkey three months to pay €835,000 to Demades for the loss of use of his property in occupied Kyrenia.

The Fourth Section of the ECHR ordered Turkey to pay the applicant in the case Demades v. Turkey within three months the comprehensive sums of €785,000 in respect of pecuniary damage, €45,000 in respect of non pecuniary damage and €5,000 in respect of costs and expenses.

The Court recalled that in its principle judgment it found Turkey guilty of continuous violations of the European Convention of Human Rights by reason of complete denial of the rights of the applicant with respect to his home and the peaceful enjoyment of his property in Kyrenia.

It added that its finding of a violation of the applicant’s rights with respect to his home and the peaceful enjoyment of his property was based on the fact that as a consequence of being continuously denied access to his land since 1974 the applicant had effectively lost all access and control as well as all possibilities to use and enjoy his property.

Displaced Greek Cypriots like Demades cannot be deemed to have lost title to their property, and compensation to be awarded by this Court in such cases is confined to losses emanating from the denial of access and loss of control, use and enjoyment of his property, the decision adds.

Demades, who died in 2006, submitted his application against Turkey in 1990. His heirs pursued the application later on.

The decision was held by six votes to one. The Turkish Cypriot judge, representing Turkey, voted against the decision.

Demades’ home, a two storey house with garden near the sea, is now occupied by a high ranking Turkish army officer. The whole area around the house is a Turkish military zone.

CYPRUS MAIL 05/12/08

 

 

Güvenlik Konseyi,
Ban’ın Kıbrıs raporunu görüştü

BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un son Kıbrıs raporunu ele aldı.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 10:39 TSİ 06 Aralık 2008 Cumartesi

 

NEW YORK - Konsey’de kapalı yapılan danışma toplantısında BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un Kıbrıs özel temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, adada 24 Mayıs ile 23 Kasım 2008 tarihleri arasındaki gelişmeleri özetleyen ve adadaki BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) görev süresinin 6 ay uzatılmasını tavsiye eden raporla ilgili olarak konsey üyelerine bilgi verdi.

 

Konsey üyelerinin de görüşmelerde adada 3 Eylül 2008 tarihinde müzakerelerin başlamasından memnuniyet duyduklarını açıkladıkları öğrenildi.

BM Güvenlik Konseyi’nin, Ban’ın tavsiyesi doğrultusunda UNFICYP’in görev süresini 15 Haziran 2009 tarihine kadar uzatacak karar tasarısını 12 Aralık 2008’de kabul etmesi bekleniyor.

858’i asker, 69’u polis olmak üzere toplam 927 personeli bulunan UNFICPY’nin 6 aylık görev süresi, 15 Aralık 2008 tarihinde sona eriyor.

Ban, son raporunda genel olarak Kıbrıs’taki müzakerelerin iyi yönde ilerlediğini ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın 3 Eylül 2008 tarihinde iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik temelinde kapsamlı bir çözüme yönelik resmi müzakereleri yeniden başlatmalarının cesaret verici olduğunu belirtmişti.

Ban’ın raporunda Kıbrıs Türk toplumuna yönelik olarak “Kıbrıslı Türklerin izolasyon duygusu” ifadesini kullanması ise KKTC’de rahatsızlık yaratmıştı.

 

Rumlar Kıbrıs sorununun çözümünden umutsuz

 

Kıbrıs Rum kesiminden yapılan bir anketin sonucuna göre, Rumların yüzde 38'i, Kıbrıs sorununun çözülmesinin "söz konusu olmadığını" düşünüyor.

 

Rum Fileleftheros gazetesi, GNORA/RAI isimli şirketin Güney Kıbrıs genelinde 18 yaş ve üzeri 1005 kişiyle 28 Kasım-3 Aralık'ta yaptığı anket sonuçlarını yayımladı.

Gazeteye göre, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili görüşleri sorulan Rumların yüzde 38'i "sorunun çözülmesinin söz konusu olmadığı", yüzde 22'si "iki yıl içerisinde Annan planından daha iyi şekilde çözüleceği", yüzde 20'si "iki yıldan daha uzun bir zamanda ama Annan planından daha iyi şekilde çözüleceği", yüzde 15'i de sorunun, "Türkiye'nin AB'ye girmesiyle birlikte çözüleceği" düşüncesini ifade etti.

Ayrıca ankete katılanların yüzde 67'si Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa dair faaliyetlerinden memnun.

CNN TURK –7/12/08

 

Hristofyas, Talat'ı Denktaş'a benzetti

 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs'ta iki halk bulunduğu yönündeki açıklamalarından dolayı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın izlediği taktiğin kendisine KKTC'nin 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı hatırlattığını söyledi.

Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan doğrudan müzakerelerin ilk aylarında "beklentilerinin karşılanmadığını" belirtti.

Rum haber ajansı ve gazetelerine göre Hristofyas, partisi AKEL ile KKTC'de iktidarın büyük ortağı olan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) tarafından Derinya'da dün gece düzenlenen etkinliğe katıldı.

Toplantıda CTP Genel Başkanı ve KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer de bulundu.

Hristofyas, etkinlikte yaptığı konuşmada, "Tüm sürecin hala ilk başlarında olmasına ve sonuç çıkarmak için daha zamanın erken olmasına rağmen, müzakerelerin seyrinden memnun olduğumuzu söyleyemeyiz" dedi.

Yapılan anketlere göre, "Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk geniş bir kitlenin Kıbrıs sorununun çözümleneceği konusunda iyimser olmadığını" belirten Hristofyas, "bunun olumsuz bir gelişme olduğunu" kaydetti.

"Yabancı askerlerin varlığını veya Kıbrıs'ı yabancı ülkelerin vesayeti altına alacak zorlayıcı bir çözümü, bu ülkeler Kıbrıs'a ne kadar yakın olurlarsa olsunlar, kesinlikle kabul etmeyeceğiz" diyen Hristofyas, "çözüm çabalarından hayal kırıklığına uğramadıklarını ve bu çabaları terk etmeyeceklerini, adayı, halkını, kurumlarını ve ekonomisini birleştirinceye kadar çabalarını sürdüreceklerini" söyledi.

"Adadaki iki topluma ve federal devletlere geniş özerklik veren bir federasyon üzerinde çalışmayı sürdüreceklerini" ifade eden Rum lideri, "bu federal çözümün aynı zamanda tek bir devlet, tek bir egemenlik, tek bir uluslararası kimlik ve tek bir vatandaşlığı olacağını" ekledi.

Hristofyas, "Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların bu federal devletinde, tüm Kıbrıslıların; Rum, Türk, Ermeni, Maronit ve Latinlerin temel özgürlüklerinin güvence altına alınacağını" belirtti.

"Ne konfederasyonu, ne taksimi, ne de iki ayrı devletin kurulmasını kabul edebiliriz" diyen Hristofyas, "böyle bir şeyin 'Kıbrıs halkı' için tamamen felaket olacağını ve kesinlikle böyle bir fikrin karşısında olduğunu" kaydetti.

"Kıbrıslıların kendi kaderlerini başkalarının eline bırakmamaları, kendilerinin karar vermeleri gerektiğini" söyleyen Hristofyas, "Çözüm sağlayıcılarından yeterince çektik. Kendi kaderimize biz Kıbrıslılar karar vermeliyiz. Bu görev iki toplum liderinin elindedir ve bunu yapmalıyız" ifadelerini kullandı.

"Bana Denktaş'ı hatırlatıyor"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "adada iki halk olduğu" görüşünde diretmesinden "üzüntü duyduğunu" söyleyen Hristofyas, "bunun adadaki tarihsel gerçeklere ters düştüğünü" iddia etti.

Kıbrıs'ta iki halk bulunduğu yönündeki açıklamalarından dolayı Cumhurbaşkanı Talat'ın izlediği taktiğin kendisine KKTC'nin 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı hatırlattığını ifade eden Hristofyas, "Üzgünüm, çünkü Sayın Denktaş da Kıbrıs'ta iki ayrı devlet yaratmaya yönelik taksimci politikasını Kıbrıs'ta güya iki halk bulunduğu tezine dayandırdığını gözlemledim" dedi.

"İki bölgeliliğe ve iki toplumluluğa sürekli aşırı vurgu yapmanın Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına yardımcı olmadığı" görüşünü dile getiren Hristofyas, "Bu vurgular muhtemelen dıştan gelen ve konfederasyon çözümünü hedefleyen çabalarla ilgili çağrışımları gündeme getirir. Maalesef bu tür tezler müzakere masasında da kendini gösteriyor. Maalesef Sayın Talat'ın Kıbrıs'ta iki halk bulunduğuna ilişkin devam eden açıklamaları, benzer çağrışımları gündeme getiriyor" dedi.

Soyer'in sözleri


Rum gazetelerine göre Soyer de CTP ve AKEL'in ortak mücadelelerine değinerek, iki partinin Hristofyas-Talat müzakerelerini desteklediğini vurguladı.

Soyer, bu müzakerelerin iki bölgeli, iki toplumlu, tek egemenliği, tek vatandaşlığı, tek uluslararası temsiliyeti ve siyasi eşitliği olan bir federasyon çözümüyle sonuçlanması gerektiğini söyledi.

Hristofyas'ın Talat'a yönelik eleştirilerini yorumlarken, "doğal" nitelemesinde bulunan Soyer, bu tür eleştirilerin "sol partilerin bir rutini" olduğunu söyledi.

Soyer, Rumların iki halk ve konfederasyona ilişkin tepkileri konusunda ise konfederasyon çözümünü reddettiğini belirtti. Konfederasyonu, "geçmişteki Denktaş önerisi" olarak niteleyen Soyer, CTP'nin bu teze karşı durmaya devam edeceğini kaydetti.

CNN TURK 06/12/08

 

 

Rum lider: "İki devlet mantığını kabul etmeyiz"

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "taksimi ve adada iki devlet bulunduğu mantığını kabul etmediklerini" söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, 15 Temmuz 1974'te Makarios'a yönelik darbe sırasında ölen Tasos Markos anısına Paralimni'de dikilen heykelin açılışında konuşan Hristofyas, "Taksimle uyuşmayız, adada iki devlet bulunduğu mantığını da kabul etmeyiz" dedi.

"Kimsenin bu tür uzlaşılara ahlaki hakkı olmadığını" ifade eden Hristofyas, "Daha çok da gelecek nesillere karşı böyle bir hakkımız yoktur. Binlerce 'işgal' askerinin sürekli varlığı ve binlerce 'yerleşik' olgusuyla vatanımızın varlığını ve çocuklarımızın geleceğini ipotek altına alamayız" diye konuştu.

Hristofyas, eylülde doğrudan müzakerelerle "adayı yeniden birleştirme siyasi iradesini ve niyetini ortaya koyduklarını" ifade ederek, "Kabul edilemez çözümlerle uyuşmayı reddettik diye 'Kıbrıs cumhuriyeti'ni sıkıştırıldığı köşeden çıkardık" dedi.

CNN TURK 07/12/08

 

BM Güvenlik Konseyi, Ban'ın son Kıbrıs raporunu görüştü

Konseyde kapalı yapılan danışma toplantısında BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un Kıbrıs özel temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, adada 24 Mayıs ile 23 Kasım 2008 tarihleri arasındaki gelişmeleri özetleyen ve adadaki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 6 ay uzatılmasını tavsiye eden raporla ilgili olarak konsey üyelerine bilgi verdi.

   Konsey üyelerinin de görüşmelerde adada 3 Eylül 2008 tarihinde müzakerelerin başlamasından memnuniyet duyduklarını açıkladıkları öğrenildi.

   BM Güvenlik Konseyi'nin, Ban'ın tavsiyesi doğrultusunda UNFICYP'in görev süresini 15 Haziran 2009 tarihine kadar uzatacak karar tasarısını 12 Aralık 2008'de kabul etmesi bekleniyor.

   858'i asker, 69'u polis olmak üzere toplam 927 personeli bulunan UNFICPY'nin 6 aylık görev süresi, 15 Aralık 2008 tarihinde sona eriyor.

   Ban, son raporunda genel olarak Kıbrıs'taki müzakerelerin iyi yönde ilerlediğini ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 3 Eylül 2008 tarihinde iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik temelinde kapsamlı bir çözüme yönelik resmi müzakereleri yeniden başlatmalarının cesaret verici olduğunu belirtmişti.

   Ban'ın raporunda Kıbrıs Türk toplumuna yönelik olarak ''Kıbrıslı Türklerin izolasyon duygusu'' ifadesini kullanması ise KKTC'de rahatsızlık yaratmıştı.

KIBRIS 07/12/08

 

Christofias admits talks aren’t going well
By Jacqueline Theodoulou

THE DIRECT talks between the two community leaders are not going as well as expected, President Demetris Christofias said on Friday night.

Addressing a bicommunal event which was co-organised by AKEL Famagusta and the Dheryneia Turkish Republican Party, Christofias said Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s position for the existence of two nations in Cyprus does not only contradict historical reality, but also the treaties that founded the Cyprus Republic as a unified bicommunal state.

Christofias also hinted that Talat was starting to remind him of former Turkish Cypriot leader Rauf Denktash, who was openly in favour of a partition between the two communities.

“The common philosophy of AKEL and the Turkish Republican Party, up until recently, was that in Cyprus there is one nation, which consists of two communities: the Turkish Cypriots and the Greek Cypriots,” said Christofias.

“Now, I am saddened to see that this position, regarding the supposed existence of two nations in Cyprus, was supported by Mr Denktash in his policy for the creation of two separate states in Cyprus,” he added.

Continuously highlighting the existence of two nations, said Christofias, was doing little to assist efforts for a resolution to the Cyprus problem.

“Unfortunately, such positions sometimes appear on the table of negotiations,” he explained.

Negotiations between two friends – Christofias and Talat – have led to high expectations, in Cyprus and abroad, said the President.

It was at this point that he admitted that he was not satisfied with the way the talks were progressing.

“The first few months of direct negotiations do not do justice, until now, to our expectations at least,” said Christofias.

He referred to the pessimism that can be deduced through polls between the people of the two communities.

“But the efforts will not be abandoned,” the President assured.

In a recent interview with the Turkish Cypriot news agency, Talat also lacked ambition for a solution within 2009.

Talat said Christofias entered the negotiations as a different person, “He is not as I expected him to be,” said the Turkish Cypriot leader, adding that this was a huge disappointment to him: especially when Christofias attacked Turkey.

Talat added that it was nearly impossible to reach a solution to the Cyprus problem before the end of 2009. “Maybe even 2009 will pass without a solution. The negotiating process is moving at very slow rhythms.

“From the moment that the Greek Cypriot side did not accept the Annan Plan as a basis for discussion, we have almost started from zero,” said Talat.

“The international forces must certainly take action and look at the issues, which the two sides can’t find solutions to,” he added.

Referring to his position that there are two nations in Cyprus, Talat concluded, “Of course there are two nations, with different languages, religions, joys and woes. When one is happy, the other is sad. Only if there is an earthquake or airplane tragedy will they have the same reaction.”

He didn’t, however, exclude the possibility that the future could see the creation of one nation with two different languages.

CYPRUS MAIL 07/12/08

 

Papadopoulos critical but stable
By Alexia Saoulli

FORMER President Tassos Papadopoulos’ condition was yesterday listed critical but stable.

The 74-year-old, who has been in Nicosia general hospital’s Intensive Care Unit with severe breathing difficulties and advanced lung cancer since November 22, was surrounded by his family and close associates.

“We are all praying and our blessings are with Tassos Papadopoulos and all his family,” said President Demetris Christofias.

Christofias was speaking to reporters yesterday morning following a 25-minute visit to Papadopoulos’ bedside.

Later in the day the former president was visited by House president and DIKO leader Marios Garoyian and Health Minister Christos Patsallides.

Other visitors also included Defence Minister Costas Papacostas, National Guard chief Constantinos Bisbikas, Greek Amassador Demetrios Rallis, DISY MEP Panayiotis Demetriou and former president Spiros Kyprianou’s widow, Mimi Kyprianou.

Meanwhile House President Mario Garoyian’s official visits to Hungary and the Czech Republic were yesterday cancelled due to Papadopoulos’ condition. The announcement was made by Garoyian’s spokesman, Andreas Constantinou.

CYPRUS MAIL 07/12/08

 

 

Yoldaşım Hristofyas'a çok kırgınım

Başbakan Soyer, bir soruya karşılık, "Kıbrıslı Türkler, Türkiye'nin her söylediğini yapmaz. Hristofyas'ın Sayın Talat'ı sütten kesilmeye çağırdığını duyduğumda utanıyorum" dedi ve şöyle konuştu: "Bu kelimeleri kullanan Hristofyas'a, ekselansları Hristofyas'a, yoldaşım Hristofyas'a çok kırgınım. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıs Türk liderliğinin Türkiye'nin kontrolünde olduğunu söylediği için kırgınım. Bu Kıbrıslı Türkleri yaralıyor. Bu Kıbrıslı Türkleri kırıyor"

 

    Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Alithia gazetesine verdiği mülakatta, "Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıs Türk siyasi liderliğinin Türkiye'nin denetimi altında olduğunu iddia ettiği için Sayın Hristofyas'a çok kırgınım" dediğini bildirdi.

   Başbakan Soyer'le yaptığı söyleşiyi "Üzgün ve Kırgın Bir Ferdi Soyer Alithia'ya Saldırgan Bir Mülakatta -Hristofyas Bizi 'Kırıyor'" başlığıyla manşete çeken gazete Başbakan Soyer için "işgal bölgelerinin 'başbakanı' ve CTP Başkanı" nitelemesi yaptı.

   Gazete Soyer'in bu mülakatında; Butros Ghali'nin siyasi eşitlik yorumunu kabul ettiğini, Avrupa Parlamentosu seçimlerine kadar Kıbrıs sorununun çözülememesi halinde Kıbrıslı Türk Avrupa milletvekillerinin sandalyelerinin boş kalması gerektiğini ve her iki tarafta da siyasi ortamın milliyetçilerin denetiminde olduğu görüşünü ortaya koyduğunu yazdı.

 

"AP'deki iki sandalyeyi boş bırakın"

 

   Gazetenin; Avrupa Parlamentosu seçimlerine kadar Kıbrıs sorununun çözülememesi halinde ne olması gerektiğine ilişkin görüşünü sorduğu Soyer, Kıbrıslı Türkler temsil edilmediği için adada yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin meşru olmadığına inandığını vurguladı, özetle şunları söyledi:

   "Elbette Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslar arasında tanındığını, bu nedenle seçimlerin meşru olduğunu söylemeye başlayacaklar. Avrupa Parlamentosu'nda 6 sandalye var. İkisi Kıbrıslı Türklere, 4'ü Rumlara aittir. 

   Ancak petrol konusunda da Rumlar bize 'çözümden sonra paylaşacağız' diyor. Çözümden önce hiçbir şeyi paylaşmıyorsunuz. Her şeyi kullanıyor, sonra da bize; 'siz çözümden sonra alacaksınız' diyorsunuz. Biz Rumların seçeceği 2 Rum Avrupa milletvekili tarafından temsil edilmeyi kabul etmiyoruz. Benim istediğim ve beklediğim; Kıbrıslı Rumların gelip 4 Avrupa milletvekili seçmesi ve Kıbrıslı Türklere ait olan 2 sandalyenin Kıbrıs sorununun çözümüne kadar boş kalacağını söylemesidir. Bu, barışa güven veren ve Kıbrıslı Türklere de çok yakında çözüme varabileceğimizi gösteren bir harekettir."

 

"Yoldaşım Hristofyas'a çok kırgınım"

 

   Soyer; "Kıbrıslı Türkler Türkiye'nin söylediğini mi yapar" sorusuna karşılık "Hayır! Kıbrıslı Türkler Türkiye'nin her söylediğini yapmaz. Hristofyas'ın Sayın Talat'ı sütten kesilmeye çağırdığını duyduğumda utanıyorum. Bu kelimeleri kullanan Hristofyas'a, ekselansları Hristofyas'a, yoldaşım Hristofyas'a çok kırgınım. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıs Türk liderliğinin Türkiye'nin kontrolünde olduğunu söylediği için kırgınım. Bu Kıbrıslı Türkleri yaralıyor. Bu Kıbrıslı Türkleri kırıyor, çünkü Hristofyas, yol-daş Hristofyas şunu unutmamalıdır: 'Mutlak güç halkın gücüdür.' Söylediği gibi Sosyalist ise, Marksist ise 'Sol gücün yumruğun gücü olduğunu' unutmamalıdır.

   Kıbrıslı Türkler bu nedenle gerçekten güçlüdür ve kimse onları bozamaz. Hristofyas devamlı; kendi başımıza karar alamadığımızı söylerse bu bizi kırar, Kıbrıslı Türklerin kimliğini kırar ve Kıbrıs Türk demokratik dinamiğini yaralar... Ve eğer bize bu gözle; yani kimliksiz ve ilkesiz bakıyorsa, o zaman neden federasyon çözümünü savunuyor? Burada idrak yeteneği olmayan insanlar mı yaşıyor? Kimliksiz, siyasi yaşamlarını savunamayan insanlar mı? Biz Kıbrıslı Türkler konusunda buna inanıyorsa, o zaman bu çeşit insanlarla federasyona ulaşacağına nasıl inanabiliyor? Federasyon sistemini gerçekten destekliyorsa Kıbrıslı Türklerin kendi kimlikleri, kendi siyasi dinamikleri ve işbirliği istekleri olduğuna da inanmalıdır. Bunu göstermelidir de..."

 

Rum siyasiler halklarına herşeyi söylemiyor

 

   Gazetenin "Size göre Talat ve Hristofyas hangi zeminde müzakere ediyor" sorusuna muhatap olan Soyer, iki liderin 23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 tarihlerindeki görüşmelerini ve ardından yaptıkları yazılı beyanları hatırlattı. İki liderin bu toplantılarda kararlaştırdıkları; doğrudan müzakerelerde ortak vizyon üzerinde görüşecek olmalarının, her iki toplantı sonrasında yapılan yazılı açıklamalarda da belirtildiğini kaydeden Soyer, ancak bu itibarla iki lider arasında pek çok yanlış anlama bulunduğunu belirtti, şunları söyledi:

   "Kıbrıs Rum tarafında insanlara anlaşmanın bir ayağının söylendiğini gözlemliyorum. Kıbrıslı Rum siyasiler;

'iki bölgeli, iki toplumlu, BM kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe sahip federasyondan' söz ederken;

'ortaklığın tek bir uluslar arası temsiliyete sahip federal hükümeti olacağını ve eşit statüye sahip Kıbrıs Türk oluşturucu eyalet-devletçiği ile Kıbrıs Rum oluşturucu eyalet-devletçiği' (a Turkish Cypriot Constituent State and a Greek Cypriot Constituent State which will be of equal status) olacağını söylememekle büyük bir yanlış yapıyorlar."

   Başbakan Soyer, bunun nedeninin sorulmasına karşılık; siyasi güce sahip bazı Rumların sorunun çözülmesini gerçekten istemediklerini, anlaşmanın bütün ayaklarını saklayarak "Soyer ve Talat taksim çözümü istiyor" diye bağırmaya başladıklarını ve müzakerelerde çirkin bir ortam yarattıklarını söyledi.

   Soyer şunları ekledi:

   "Çözüm istiyorlarsa, siyasi eşitliği de içeren güçlü bir merkezi güç olmalı, federasyon temellerine dayanan bu merkezi hükümet de iki kurucu devletçikten (states) oluşacak."

   Gazetenin "müzakereler bugün hangi zemin üzerinde yapılıyor" şeklinde diretmesi üzerine Soyer; "Kıbrıs Cumhuriyeti tarihinde çok fazla müzakere var. İlk Makarios-Denktaş anlaşmaları zamanından sayfalar ve imzalar topluyoruz. Biz, BM'nin bütün çalışmalarıyla (body of work) birlikte, 77-79 Doruk Anlaşmaları'nın müzakerelerin ana zemini olduğunu savunuyoruz" ifadesini kullandı.

   Bu sözüyle, Rumların 2004'teki referandumlarda büyük bir çoğunlukla reddettiği Annan planını da mı kastettiğinin sorulması üzerine Soyer, şunları söyledi:

   "Her iki taraftaki milliyetçilerin; yani konfederasyon isteyen ve 'Rumlar, Kıbrıslı Türklerin düşmanıdır' diyen Kıbrıslı Türklerin ve federasyona yakın olmayan Rumların, Annan planını reddetme görüşünde buluşmaları beni şaşırtıyor. Çünkü çözüm istemiyorlar ve Kıbrıs sorununu çözmek için ortak dil bulamazsak, her iki taraftaki milliyetçiler, maalesef geçmişte bizleri trajedilere sürükleyen tarihi tekrar edecekler. Bu milliyetçiler hayatımızı, adamızı zehirliyorlar ve halka korku salıyorlar. Bu nedenle kelimelere yapışıp kalmamalıyız."

 

Hayalet avı

 

   Alithia, Başbakan Soyer'e "CTP iktidara, tek vatan, tek halk sloganıyla geldi. Kıbrıslı Türkler neden artık iki halktan söz ediyorlar?" sorusunu yönelttiğinde ise şu yanıtı aldı:

   "Her iki tarafta da söylem hataları olması kaçınılmazdır. Bazı insanlar ellerinde hayalet arama makinesi tutan çizgi filmlere benziyor. Hayalet kovalamaktan vazgeçmeliyiz. Kıbrıslı Rum siyasi liderler de Kıbrıs Türk siyasi liderliğinden söz ederken biraz daha dikkatli olmalı, Kıbrıs Türk tarafındaki bazı şeylerden neden söz ettiklerini biraz daha düşünmelidirler. Maalesef her iki taraftaki siyasi atmosfer halen milliyetçilerin kontrolündedir ve bu büyük bir yanlıştır. Bu nedenle her iki taraftaki siyasiler bonkör olmalı ve cesur karlar almalıdır."

   Gazetenin "ancak soruya yanıt vermediniz" üstelemesi karşısında Soyer; "teorik olarak görüşmeler bizi dar patikalara soktu. Rum tarafı 'peoples' kelimesini kullanıyor, ayrı halkları kastediyor. Neden? Biz federasyon istiyoruz. Neden bölünmeyi desteklediğimizi söylüyorlar? Mesela ABD'de insanlar; Amerikalı olduklarını söylüyorlar, ama aynı zamanda İtalyanAmerikalı, zenci Amerikalı oldukları izahını yapıyorlar."

   Bu noktada (dikkat: Soyer söyleşinin tamamında 'peoples' değil, 'people' kelimesini kullandı) ünlemini araya sıkıştıran gazete, Soyer'in referandum dönemine değindiğini ve Kıbrıs'ın 2004'te büyük bir fırsatı kaçırdığına işaret ettiğini ve özetle şunları söylediğini yazdı:

 

"Tek halk diyerek Kıbrıslı Türkleri korkuttunuz"

 

   "2004'ten sonra 'tek halk' dediğinizde bizde; Kıbrıs Türk toplumunu kontrolünüz altına almak istediğiniz korkusu yarattınız. Bizi anlamaya başlamanız gerek. 'People' desek dahi siyasi bölünmeyi değil, bir federasyonda haklar vermek ve almak istediğimizi kastediyoruz. Kıbrıslı Rumlar bunu anlarlar ve 'tek halk' ile; bir federasyon sisteminde Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini tanırlarsa, o zaman karışıklık çözülür. Ancak maalesef siyasiler bile sağır konuşuyor."

   Başbakan Soyer gazetenin "Siz, 1960 Anayasası'nda söylendiği gibi Kıbrıs'ta tek halk, Kıbrıs halkı ve iki toplum; Kıbrıs Türk ve Rum toplumu olduğuna inanıyor musunuz?" sorusuna karşılık şu yanıtı verdi:

   "Ben Kıbrıslı Türküm, sen Rum... Dilimiz farklı, kültürlerimiz farklı, millî duygularımız farklı ama Kıbrıslıyız. Ortak referans noktalarımız var ve benzer niteliklere sahibiz.  Ortak vatanımız var. Politikamız budur. Diğerlerini teorik olarak tartışmak istemiyorum. Yunanistan'ın ve Türkiye'nin, kim olduğumuzu ifade etmek için kullanmak üzere bize liste verdiği dönemde değiliz. Yeniden birleşmiş bir vatanda, bir federasyon sisteminde, her birimizin ne hissettiğini özgürce söylemesine izin verilmelidir."

      

"Ghali'nin siyasi eşitlik yorumuna katılıyorum"

 

   Gazete Soyer'e "Siyasi eşitlikten ne anlıyorsunuz? Kıbrıs Türk tarafı uluslar arasında tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (federasyona) dönüşmesine neden tepki gösteriyor?" sorusunu da yöneltti. Başbakan Soyer siyasi eşitliğe; Kıbrıs Türk tarafını ifade eden izahı BM eski Genel Sekreteri Butros Butros Ghali'nin yaptığına işaret etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

   "Ghali siyasi eşitliği benim anladığım şekilde izah ediyor ve bunu destekliyorum. Annan da; 'KKTC'nin tanınmasını isteyen Kıbrıslı Türkleri ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (federasyona) dönüşmesini isteyen Rumları tatmin etmek için iyi bir yöntem buldu. Kıbrıslı Türklerin ve Rumların yaptığı ve ortaklığa karşı olmayan bütün yasalar federasyonun yasası olsun dedi.  Bu gerçek bir metottur. 'KKTC'nin tanınması mı yoksa Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dönüşmesi mi gerektiğini tartışmaya başlarsak; bilinen 'tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan' tartışmasına gireriz. Vizyonlarımızı teorik olarak tartışmaya devam edersek Kıbrıs sorununu çözmeyeceğiz. Aya roketle gitmemiz gerekmez. Bir merdiven kurmalı ve aya yürüyerek gitmeliyiz."

   Gazete bu noktada da bir parantez açarak (dikkat: Başkan Hristofyas Yunan Meclis kanalına 6 Mart 08'de verdiği mülakatta 'Biz eski Genel Sekreter Butros Ghali'nin siyasi eşitliğin ne demek olduğu konusunda yaptığı ve BM kararlarında da benimsenen yorumu onurlandırdığımızı söylüyoruz' demişti.) ifadesine yer verdi.

 

AKEL-CTP ilişkisi ne iyi ne kötü

 

   Son olarak AKEL ile CTP arasındaki ilişkilerin sorulduğu Başbakan Soyer; iki parti arasındaki ilişkilerin kötü olmadığını, ancak iyi de olmadığını söyledi ve "Düşman değiliz, görüşüyoruz, Kıbrıs sorununa çözüm getirmek için ortak bir yol bulmaya çalışıyoruz" dedi.

 

KIBRIS 08/12/08

 

 

 

Fransa’nın alerjisi depreşti


Güven Özalp

 

AB Dışişleri Bakanları’nın dün Brüksel’de yaptığı toplantıda Fransa geçen sene olduğu gibi bu sene de Türkiye’nin üyeliğine vurgu yapılmayan ve “katılım” ifadesine yer verilmeyen bir karar alınmasını sağladı

Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı aldığı temmuz ayından bu yana Türkiye’yle müzakerelerde “tarafsız ve sorun çıkarmayan” bir imaj yaratma çabası içinde olan Fransa’nın “katılım alerjisi” kendisini yine gösterdi. Brüksel’de bir araya gelen AB dışişleri bakanları, Türkiye’den “reform çabalarını katlayarak uzun süredir beklenen önemleri almasını” talep ederken “katılım” kelimesinin yer almadığı bir karara daha imza attılar. AB belgesinde, Kıbrıs konusundaki ifadelerin sertleşmesi dikkat çekiyor.

2006 kararlarına atıf
Fransa, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da üyelik vurgusunun net şekilde yapılmadığı ve “katılım” ifadesine yer vermeyen bir karar alınmasını sağladı. 11-12 Aralık’ta yapılacak AB Zirvesi’nde tartışılmayacak olan Türkiye konusunda dün alınan kararda, bir önceki sene uygulanan formül devreye sokularak sadece 2006 Aralık Zirvesi kararlarına atıf yapıldı. Bu kararlarda “katılım” ifadesi kullanılıyordu.
19 Aralık’ta yapılacak ve iki başlığın daha müzakereye açılmasının öngörüldüğü Hükümetlerarası Konferans’ın “ilgiyle” beklendiğinin vurgulanması ise, müzakere süreci açısından verilen tek olumlu mesaj olarak kayıtlara geçti.
Siyasi reformlar konusunda geçen bir yıl içinde Türkiye’nin sınırlı ilerleme sağladığının üzüntüyle not edildiği AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi sonuç belgesinde, bir çok alanda kapsamlı çaba beklentisi dile getiriliyor.
Adım atılması beklenen alanların başını ise yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, vatandaşların haklarının etkin şekilde korunması, işkenceye karşı sıfır hoşgörü, ifade ve din özgürlüğünün hem yasal anlamda hem de pratikte garanti altına alınması çekiyor. Siyasi partilerin işleyişiyle ilgili yasal ve anayasal düzenlemeler de isteyen AB, siyasi aktörlere uzlaşı ve diyalog çağrısı yaptı.
Türkiye’nin stratejik önemine yapılan vurgunun dikkat çektiği belgede, özellikle iyi komşuluk ilişkilerini bozacak her tür tehditten kaçınılması talebi yer aldı.
Bu talebin şekillenmesinde Doğu Akdeniz’de petrol arama nedeniyle Türkiye’yle Güney Kıbrıs arasında yaşanan gerginliğin etkili olduğu belirtiliyor. 

Ek Protokol beklentisi
Kıbrıs’ın uluslararası örgütlere üyeliğinin engellenmemesi, Güney Kıbrıs’la ilişkilerin normalleştirilmesi ve Türk liman ve havalimanlarının Rum bandıralı gemi ve uçaklara açılmasını öngören Ek Protokol’ün uygulanmasıyla ilgili olarak kullanılan “Artık acil bir şekilde ilerleme bekleniyor” ifadesi de Kıbrıs konusundaki tonun sertleşmeye başladığını gösteriyor.
AB yetkilileri bir son dakika değişikliği olmaması halinde perşembe günkü zirvede genişleme konusuna yer verilmeyeceğini belirtiyorlar.

 

ANALİZ
AB tonu  yükseltiyor
Avrupa Birliği dışişleri bakanlarının Türkiye konusunda dün aldığı karar, şekil olarak bir yıl önce aynı dönemde alınan kararla büyük benzerlikler içerse de verilen mesajların içeriği, 2009’un 2008’den daha zor geçme potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor.
Belge öncelikle, Fransa’nın Türkiye’yle ilgili metinlerde “katılım” ifadesine tahammül edemeyen yaklaşımının giderek yerleşmeye başladığını gösteriyor. Diğer ülkelerin de bu yaklaşıma eskisi kadar muhalefet etmemesi dikkat çekiyor. Tepkisizliğin gelecek dönemde gelenekselleşme riski ise ciddi şekilde artıyor.
Fransa’nın, birkaç ay önce, bir sonraki dönem başkanları Çek Cumhuriyeti ve İsveç’le hazırladığı 18 aylık ortak programda bu ifadenin “cömertçe” kullanılmasına izin vermesine karşın yine “özüne dönmesi”, Paris’in bu konuda kısa vadede esneklik göstermeyeceğinin önemli bir işareti olarak algılanabilir. Paris ise kendisini “Geçen yılın gerisine düşülmedi” teziyle savunuyor. Belgede, Kıbrıs bağlantılı konulardaki tonun sertleşmesi de dikkat edilmesi gereken unsurlardan birini oluşturuyor.
AB, Ek Protokol’ün uygulanıp uygulanmadığıyla ilgili olarak 2009’da yapacağı olası değerlendirme öncesinde Ankara üzerindeki baskıyı artırma çabası içinde. Bu alanda acil ilerleme beklentisinin dile getirilmesi tesadüfi bir adım değil.  
AB’nin aldığı karar, reform konusunda Türkiye’nin karnesinin Brüksel’i tatmin etmekten uzak olduğunu ortaya koyuyor. Müzakerelerin hızının büyük ölçüde Türkiye’ye bağlı olduğunun yinelenmesi ve “sözden eyleme geçilmesinin zamanının geldiği” mesajının verilmesi de reformları AB için değil, kendi vatandaşları için yaptığı iddiasında olan Ankara’nın dikkate alması gereken unsurlar arasında yer alıyor.

MILLIYET 09/12/08

 

Kıbrıs sorununu birlikte çözelim

TÜRKLERİN DOĞAL HAKLARINI TANIYARAK... Cumhurbaşkanı Talat, "Bu bayram gününde Kıbrıs Rum tarafına, Kıbrıslı Türklerin var olan doğal haklarını tanıyarak Kıbrıs sorununu birlikte çözmeye davet ediyorum. Bir kez daha bu konuda esnek davranmalarını, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşit bir halk olarak bu ortaklıkta yer alması için esnekliğin gerekli olduğunu ve bu çerçevede müzakereleri hızlı bir şekilde sonuçlandırmak için yoğun bir çalışma içine girmemiz gerektiğini vurguluyorum" dedi

  

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum tarafını, Kıbrıslı Türklerin var olan doğal haklarını tanıyarak, Kıbrıs sorununu birlikte çözmeye davet etti.

   Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi'nden bu konuda bir kez daha esnek davranmalarını isteyerek, "Kıbrıslı Türklerin siyasi eşit bir halk olarak bu ortaklıkta yer alması için esnekliğin gerekli olduğunu ve bu çerçevede müzakereleri hızlı bir şekilde sonuçlandırmak için yoğun bir çalışma içine girmemiz gerektiğini vurguluyorum" dedi.

 

Halkla bayramlaştı

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanlığı'nda halkla bayramlaştı.

   Talat'ın tebrik kabulü, Cumhurbaşkanlığı'nda 11.00-12.00 saatleri arasında yer aldı. Eşi Oya Talat'la birlikte tebrik kabul eden Talat'ı, vatandaşlar ile devlet ve hükümet yetkilileri kutladı.

   Bayram tebliğine, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral İsmail Serdar Savaş, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, Yüksek Mahkeme Başkanı Nevvar Nolan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları, askeri yetkiler, bürokratlar, sivil toplum örgütü temsilcileri ve halk katıldı.

 

Talat

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tebrik kabulü sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

   Talat, tüm Kıbrıslı Türkler ve İslam aleminin bayramını kutlayarak, tüm dünya insanlarına barış ve mutluluk diledi.

   Bayramların dostluk ve kardeşliklerin pekiştirildiği, kavgalıların birbiriyle durumunu tekrar tekrar gözden geçirdiği, barışı yakalamak için çalıştığı gün olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, Kurban Bayramı'nın İslam aleminin en kutsal bayramlarından biri olduğunu vurguladı.

 

Kıbrıs sorununun çözümünü diliyorum

 

   "Ülkemizde, yurdumuzda hem iç barışımızı, toplumsal barışımızı, insanlarımızın birbiriyle yakınlığını kardeşliğini, birbirine hoşgörüyle yaklaşmasını, kavgalıların barışmasını, toplumsal sorunlara el birliğiyle çözüm bulmak için birlikte çalışılmasını ve bunun iyice değerlendirilmesini diliyorum" diyen Cumhurbaşkanı Talat,  Bayramın anlamı çerçevesinde, kronik hale gelmiş Kıbrıs sorunun çözümünü de diledi.

 

Görevimin bilincindeyim

 

   Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kendilerine çok önemli görevler düştüğünün bilincinde olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, bunun için yoğun olarak çalıştıklarını, zorluk ve sıkıntıları aşmaya çalıştıklarını söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat, sorunları aşmanın her zaman kolay olmadığına dikkat çekerek, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler zemininde, devam eden süreçte ortaya çıkan parametreler doğrultusunda çözülebileceğini ifade ederek, bunun; iki kesimli, iki halkın siyasi eşitliğine dayanan, iki kurucu devletin eşit statüde yeni bir ortaklık olacağını ve bunun da bütün dünya tarafından bilinmekte olduğunu vurguladı.

 

Karşılıklı iyi niyet şart

 

   Tüm bunları sağlayabilmek için çok yoğun çalışmakta olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sorunlarının çözümünün sadece kendilerinin iyi niyetiyle değil, karşı tarafın da iyi niyetli davranması gerektiğini belirtti.

   Talat, "Bu bayram gününde Kıbrıs Rum tarafına, Kıbrıslı Türklerin var olan doğal haklarını tanıyarak Kıbrıs sorununu birlikte çözmeye davet ediyorum. Bir kez daha bu konuda esnek davranmalarını, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşit bir halk olarak bu ortaklıkta yer alması için esnekliğin gerekli olduğunu ve bu çerçevede müzakereleri hızlı bir şekilde sonuçlandırmak için yoğun bir çalışma içine girmemiz gerektiğini vurguluyorum" dedi.

   Cumhurbaşkanı Talat, tüm halkın mutluluk ve barış içinde yaşamasını temenni etti.

 

Papadopulos'a acil şifalar

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine Rum Yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos'u, şu anda ziyaret etmenin planları arasında bulunmadığına işaret ederek, "Papadopulos şu anda yoğun bakımda olduğu için ziyaret edilecek bir durumu olmadığını biliyorum. Şu an için kendisini ziyaret etmek gibi bir planım yok. Şu an için durumunun çok kritik olduğu söyleniyor, kendisine acil şifalar diliyorum"

KIBRIS 09/12/08

 

 

"Talat'tan BM Genel Sekreteri'ne yanıt niteliğinde mektup" iddiası

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a; Rum yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin, geçtiğimiz eylül ayında BM Genel Kurulu'nda yaptıkları konuşmalara yanıt niteliği taşıyan bir mektup gönderdiği belirtildi.

   Fileleftheros, "Talat'tan Ateş-Mektup---İşgal Liderinin, Fonda Partenojenez ile BM Genel Sekreteri'ne Yeni Mesajı" başlıklarıyla veren gazete, 28 Kasım tarihini taşıyan mektubun "Türkiye" aracılığıyla gönderildiğini ayrıca Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi Minas Hacımihail'in "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gelişmiş" halinden bahseden açıklamasına da bir tepki teşkil ettiğini belirtti.

   Habere göre Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat mektubunda, Annan Planı'na ve bunun öngörülerine atıfta bulundu.

   Gazete Talat'ın; "bugüne kadar yaptığı anlaşmalardan bağımsız olarak mektubunda kendisinin müzakere etmek istediği çerçeveyi de tayin ettiği" yorumunda bulundu.

   Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi Minas Hacımihail'in "müzakerelerin amacının, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki kesimli, iki toplumlu federasyona dönüştürülmesi" olduğu şeklindeki açıklamasını yanıtlayan Talat, bunun çoğunlukla geçerli olmadığını belirterek Kıbrıs Rum tarafının, Annan Planı'nda merkezi unsur olan partenojenezi ret etmesine karşın partenojenez formülünün geçerli olduğunu ve bunun Kıbrıs sorunun çözüm parametrelerinden ortaya çıkacağını vurguladı.

   Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 3 Eylül'deki açılış konuşmasında "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin geliştirilmesinden (iki kesimli, iki toplumlu federasyona dönüştürülmesi) bahsettiğini ancak böyle bir konunun gündemde olmadığını ifade etti.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyas'ın BM'nin arabuluculuğunu ve bir zaman takviminin belirlenmesini ret ettiğine de dikkati çekti.

   Talat  "yeni ortaklık" ve "kurucu devletleri" ortaya koyarak kendisinin ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 23 Mayıs'taki ortak açıklamasına da atıfta bulundu.

   Talat, gerek Hristofyas gerek Bakoyanni'nin "istila ve süregelen işgal" söylemlerine ilişkin olarak ise, Türkiye'nin müdahalesinin 1960 anlaşmalarına dayalı olduğunu ayrıca bundan önce de Yunanistan'ın işgalinin (darbe) olduğunu belirtti.

KIBRIS 09/12/08

 

Peter Millet: Yeni çözüm süreci önemli bir fırsat

Güney Kıbrıs'taki Britanya Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi amacıyla iki lider arasında başlayan yeni süreci "önemli bir fırsat" olarak niteleyerek, doğrudan müzakerelerde bir anlaşmaya varılacağı ümidini dile getirdi.

   Güney Kıbrıs ve Britanya arasında dün bilimsel alanında bir mutabakat zaptı imzalandı. Anlaşma imzalandıktan sonra açıklamada bulunan Britanyalı diplomat, kapsamlı görüşmelerde ele alınan bazı konularda ilerleme kaydedildiğini söyledi.

   Kıbrıs Haber Ajansı'na göre, anlaşmayı, Güney Kıbrıs adına Rum Eğitim ve Kültür Bakanı Andreas Demetriu, Britanya adına ise Güney Kıbrıs'taki Britanya Yüksek Komiseri Peter Millet imzaladı.

   Anlaşmanın amacının, iki ülkenin bilimsel araştırmalarda ve kalkınma alanında var olan işbirliğinin güçlendirilmesi olduğu belirtildi.

   Bu çerçevede, bir ortak komite oluşturulacak ve iki ülkenin üniversiteleri arasında işbirliği sağlanması konusu ele alınacak.

   İmza töreninde konuşan Rum Eğitim Bakanı Demetiru, söz konusu mutabakat zaptının imzalanmasını, Güney Kıbrıs ve Britanya arasında bilim ve araştırma alanında var olan ilişkiler açısından "önemli bir gelişme" olarak niteledi.

   İki ülke arasında var ilişkilere değinen Rum Bakan, imzalanan mutabakat zaptının "ilişkilerin güçlenmesi için büyük bir adım" olduğunu belirtti.

    Güney Kıbrıs'taki Britanya Yüksel Komiseri Peter Millet ise, Kıbrıs ve Britanya arasında imzalanan anlaşmaların iki ülkenin ilişkilerine olumlu katkıda bulunduğunu kaydetti.

KIBRIS 09/12/08

 

Leaks say Turkish Cypriots want more autonomy in solution
By Jean Christou

LEAKED reports on the Cyprus talks published by the Anatolia news agency reveal that the Turkish Cypriot side is seeking as much autonomy as it can get as part of a federal solution.

The lengthy details were also published by Turkish mainland newspaper Today’s Zaman at the weekend, which said the two sides disagree on much more issues than they agree on.

One of the issues mentioned was that the Turkish side was seeking separate Flight Information Regions (FIR), which the Greek Cypriot side argued was tantamount to asking for two separate states.

Another came under the topic of international agreements made by the federal state.

“The Turkish Cypriot side wants a footnote to be included which says that the two constituent states can also make international agreements within their own spheres of authority. This is objected to by the Greek Cypriot side,” said the Turkish reports.

The Turkish Cypriot side also argues that the constituent states should be able to “implement federal government’s laws in appropriate situations” within the framework of the principle of ‘subsidiarity.’

“Objecting to the ‘subsidiarity’ principle, the Greek Cypriot side says that the federal government should decide whether its laws should be implemented by the constituent states,” said the reports.

It also said the two sides had not been able to reach agreement on the exact content of international navigation and maritime areas, either.

The Turkish Cypriot side wants defence policy to be a part of foreign relations authority, as was once suggested in the Annan plan, while the Greek Cypriot side wants separation of the two issues.

Other technical sticking points refer to governance although both sides are comfortable with the notion of the Swiss model, the report says.

The also agree on EU relations, communications, meteorology, Cypriot citizenship, immigration, granting asylum, deportation and extradition of foreigners, dealing with terrorism, drug trade; money laundering and the fight against organised crime, federal crimes appointment of federal officials including diplomats.

Other agreed topics are intellectual property, weights and measures; economic convergence, and labour rights, regulation and supervision of the banking sector, federal budget and federal finance, and competition.

The two leaders are due to meet again on December 16.

CYPRUS MAIL 09/12/08

 

 

KKTC'de helikopter düştü: Pilot ağır yaralı

 

KKTC Tarım Bakanlığı'nın Fransa'dan kiraladığı bir helikopter, bugün Lefke yakınlarındaki Yedidalga bölgesinde, arka kuyruğunun elektrik tellerine takılması sonucu dere yatağına düştü.

 

Kazadan sağ kurtulan, helikopterin 38 yaşındaki Fransız pilotu, ağır yaralı olarak Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Ramadan Kamiloğlu'ndan alınan bilgiye göre, pilotun beyninin ön bölgesinde kanama, yüzünde ve belinde ise kırıklar olduğu tespit edildi.

Pilotun, sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu öğrenildi.

CNN TURK 10/12/08

 

 

KKTC'de helikopter düştü

 

A.A

 

 

KKTC Tarım Bakanlığı'nın Fransa'dan kiraladığı bir helikopter, bugün Lefke yakınlarındaki Yedidalga bölgesinde, arka kuyruğunun elektrik tellerine takılması sonucu dere yatağına düştü.

Kazadan sağ kurtulan, helikopterin 38 yaşındaki Fransız pilotu, ağır yaralı olarak Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.

Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Ramadan Kamiloğlu'ndan

alınan bilgiye göre, pilotun beyninin ön bölgesinde kanama, yüzünde ve belinde ise kırıklar olduğ

u tespit edildi.

Pilotun, sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu öğrenildi.

HURRIYET 10/12/08

 

 

KKTC’yle elçi krizi

Uğur ERGAN / ANKARA

 

Büyükelçi ve temsilci atamalarında söz sahibi olmak isteyen ve hükümeti yasa değişikliğine zorlayan Cumhurbaşkanı Talat, yeni elçinin atanmasını engelleyince KKTC 3.5 aydır Ankara’da geçici maslahatgüzar seviyesinde temsil ediliyor. Büyükelçi Kurttekin’i merkeze çeken Türkiye ise 2.5 aydır Lefkoşa’ya yeni büyükelçi atamayınca temsil düzeyi maslahatgüzara düştü.

TÜRKİYE ile KKTC arasında karşılıklı temsil düzeyi bir süredir büyükelçilik seviyesinden maslahatgüzar seviyesine indi. Bu durum KKTC’nin 3.5 aydan beri Ankara’ya, Türkiye’nin de 2.5 aydan beri Lefkoşa’ya büyükelçi atamamasından kaynaklanıyor.

Talat statü indirimine soğuk 

Büyükelçi atamasında ilk kriz KKTC tarafında baş gösterdi. Krize, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın büyükelçilik ve dış temsilcilik atamalarının doğrudan kendi inisiyatifine bırakılmasını istemesi, KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın buna karşı çıkması neden oldu. Büyükelçilik atamalarında söz sahibi olmak isteyen Cumhurbaşkanı Talat, Ankara Büyükelçiliği’ne atanmak istenen Müsteşar Namık Korhan’ın göreve başlamasını, hükümetin yasa değişikliği yaparak Cumhurbaşkanı’na yetki vermesini zorlamak için engelliyor. Namık Korhan’ın Ankara Büyükelçisi olabilmesi için daha yüksek bir mevki olan müsteşarlıktan müdür ve temsilci seviyesine indirilmesi gerekiyor. Bunun için de Cumhurbaşkanı Talat’ın onayı dahil üçlü kararname gerekiyor. Büyükelçilik atamasında söz sahibi olmayan Talat da, ODTܒden okul arkadaşı olan Korhan’ın müsteşarlık statüsünden indirilmesine sıcak bakmıyor.   

Londra ve Roma da sorunlu

Atamalarda yetkisi olmayan Talat, sadece Ankara ’ya değil, KKTC’nin Londra ve Roma temsilcilikleri ile İzmir Konsolosluğu’na atamaları da, temsilcilere "yetki belgesi" vermeyerek engelliyor. Talat, Londra’ya atanan Kemal Köprülü ile İzmir Konsolosu Mustafa Evran’a "yetki belgeleri" vermek için uzun süredir randevu vermiyor. Köprülü bu nedenle Londra’ya gidemezken, Evran ise yetkisiz şekilde İzmir’de görevinin başında bulunuyor.

Lefkoşa için 2 iddia

Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin bu yıl sonunda yaş haddi nedeniyle emekli olacağı için geçen 31 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanan kararnameyle Ankara merkeze çekildi. Kurttekin’in Türkiye’ye gelişiyle ilgili çeşitli spekülasyonlar ortaya atıldı. Bunlardan birisi, Kurttekin’in Lefkoşa’ya yeni bir cami yapılmasına karşı çıkması ve bu nedenle Dışişleri Bakanı Ali Babacan tarafından erkenden Ankara’ya çekildiği oldu. Bir diğer iddia ise Türkiye’nin Rum Kesimi’ne, "Çözüm olmazsa adayı kendime bağlarım" mesajı vermek amacıyla Lefkoşa’ya büyükelçi olarak bir vali atayacağıydı. Ancak Dışişleri bu iddiaları yalanladı. KKTC’de 2.5 aydan beri maslahatgüzar seviyesinde temsil edilen Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi’nin yeni büyükelçi kararnamesiyle belli olması bekleniyor. Ancak Dışişleri koridorlarında kararnameyle ilgili herhangi bir hazırlık olmadığı konuşuluyor.

Bakan ev sahipliği yaptı

Ada’daki kriz, 15 Kasım’da KKTC’nin 25. kuruluş yıldönümü nedeniyle Ankara’da Devlet Konukevi’nde verilen resepsiyona da yansımıştı. KKTC Dışişleri Bakanlığı, Ankara’ya atama olmadığı için resepsiyonun Bakan Avcı’nın ev sahipliğinde yapılmasını kararlaştırmıştı. Resepsiyon için gönderilen davetiyelerde, ev sahibi olarak önce bakan Avcı’nın daha sonra da geçici maslahatgüzar Duba’nın isimleri yer almıştı.

HURRIYET 10/12/08

 

Ambargolulardan "The way of Love" balosu

Eylem ERAYDIN / LONDRA

 

   İnsan hakları grubu Ambargolular, 5 Aralık Cuma akşamı Regency Banqueting Suit'te "The way of Love" adı altında görkemli bir balo düzenledi.

   Geceden elde edilen gelir, grubun lobi faaliyetlerinde kullanılacak. Gecede, Hollanda'dan davetli olarak gelen Şeyh Ahmet Dede eşliğinde, 3 semazen "Sevgi" konseptli semah gösterisi yapıldı.

   2004 yılı referandumundan sonra kurulan ve Kıbrıs Türküne yapılan izolasyonlara son verilmesi için lobi çalışmaları yapan Ambargolular'ın düzenlediği baloya, Liberal Demokrat Partili Meclis üyeleri Fiyaz Mughal, John Oakes ve KKTC Londra Konsolosu Cem Topçu başta olmak üzere sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve çok sayıda konuk katılarak destek verdi.

   Resepsiyonla başlayan gecede bir konuşma yapan Ambargolular Grubu Başkanı Fevzi Hüseyin, baloya katılarak katkı sağlayan tüm konuklara teşekkür ederek, Kıbrıs konusunda AB'nin çifte standartlı davrandığına değindi.

   Hüseyin, "AB, bu hareketiyle adada yaşayan Türk halkını görmezlikten geldi veya görmek istemiyor. Dünyanın hiçbir ülkesine bu kadar katı ambargo uygulanmadığı halde sırf Rum kesimine 'şirin' gözükmek isteyen AB, 2000'li yıllarda Kıbrıslı Türklere uyguladığı ambargo ile tamamen bir toplumu izole ediyor.

   Geceden elde edeceğimiz gelir, toplumumuza uygulanan haksız ambargoların kalkması yolundaki mücadelemiz için kullanılacak" dedi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir görüşme gerçekleştirdiğini de hatırlatan Fevzi Hüseyin, "Cumhurbaşkanımız da bize destek verdiğini ifade etti ve mücadelemizde başarılar diledi" diye konuştu. Hüseyin, ayrıca Ambargolular'ın sadece Kıbrıslı Türklere değil, ayrımcılığa uğrayan tüm etnik azınlıklara da destek olacağını söyledi.

   Geceye katılarak destek veren Liberal Demokrat Partili Haringey Belediye Meclis Üyesi John Oakes ve Fiyaz Mughal ise konuşmalarında, Kıbrıs Türküne uygulanan haksız ambargoların bir an önce kalkması gerektiğini vurguladı. Geçtiğimiz ay Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden belediye meclis üyeleri, Türk tarafına yaptıkları bu ziyaretten çok etkilendiklerini de sözlerine eklediler.

   Mevlana felsefesinden esinlenerek, "The way Of Love" adı altında yapılan gecede, Hollanda'dan gelen Şeyh Ahmet Dede eşliğinde 3 semazen, unutulmaz bir semah gösterisi yaptı. Gecede geç saatlere kadar müzik ve dans eşliğinde eğlenen konuklar, gece sonunda yapılan piyango çekilişi ile de çeşitli hediyeler kazandılar.

KIBRIS 10/12/08

 

 

Eşitlik olmazsa çözüm olmaz

TALAT, BAROSSO VE REHN İLE GÖRÜŞTÜ... Cumhurbaşkanı Talat, AB yetkilileriyle görüşmeler yapmak üzere gittiği Brüksel'deki ilk gününde, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'le bir araya geldi. Talat, AB'den Kıbrıs Türk halkına eşit muamelede bulunmasını istedi. Talat, eşit muamelenin Kıbrıs sorununun çözümüne önemli bir katkı olacağını vurguladı

 

RUMLARDAN KAYNAKLANAN BİR YAVAŞ GİTME VAR... Talat: Görüşmelerin umduğumuz hızda gitmediğini de ortaya koyduk. AB yetkililerine, bunun için Rum tarafını teşvik etmeleri gerektiğini, çünkü onların AB üyesi olduğunu ve üyelerinin birinci derecede çözümden sorumlu olması gerektiğini ifade ettik. Yavaş gittiğimiz konusunda onlar da aynı görüşte ama kendileri bize iki tarafı da teşvik ettikleri konusunda güvence vermeye çalıştı

 

ARABULUCULUK İSTEMİYORUZ... "Kıbrıs sorununa çözüm çabaları BM çerçevesinde yürütülmektedir. Biz AB'den herhangi bir arabuluculuk veya siyasi müdahale istemiyoruz, böyle bir talebimiz yoktur. Çünkü Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan AB üyesidir ve AB'nin tarafsız olamayacağını biliyoruz"

 

 

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği'nden (AB) Kıbrıs Türk halkına eşit muamelede bulunmasını istedi. Talat, eşit muamelenin Kıbrıs sorununun çözümüne önemli bir katkı olacağını vurguladı.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB yetkilileriyle görüşmeler yapmak üzere gittiği AB'nin merkezi, Belçika'nın başkenti Brüksel'deki ilk gününde, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'le bir araya geldi. AB Konseyi binasında yer alan görüşme, 45 dakika sürdü.  

   Barosso ve Rehn'le, AB Komisyonu'nun binasında bir araya gelen Cumhurbaşkanı Talat'a, KKTC'nin Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan ile Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin eşlik etti.

   Talat'ın AB yetkilileriyle yaptığı görüşmeye, Türkiye ve yabancı ülkelerin basın mensupları da ilgi gösterdi. Talat, Barosso ve Rehn, basın mensuplarına AB bayrakları önünde görüntü alma imkanı sağladılar; ancak her hangi bir açıklama yapmadılar.

   Cumhurbaşkanı Talat, daha sonra KKTC ve Türkiye basınına yaptığı açıklamada, Barosso ve Rehn'le güzel bir görüşme yaptıklarını belirterek, Kıbrıs sorunundaki son durumu ortaya koyduklarını söyledi.

   Şu anda yürütülen görüşmelerdeki aşamayı ortaya koyduklarını belirten Talat, AB yetkililerinden, AB'nin temel ilkelerinden olan demokrasiye ihtiyaçlarından dolayı, açık ve net şekilde eşit muamele istediklerini açıkladı.

   Talat, Rum tarafının haksız şekilde AB üyesi olduğunu ve bütün Kıbrıs'ı temsil ettiği iddiası taşıdığını kaydederek, şöyle konuştu:

   "Ancak Kıbrıs sorunu bağlamında Kıbrıslı Türkler eşit muamele ve kendilerinin de dinlenmesini istemektedir. Kıbrıslı Türklerin çok yoğun şekilde müzakere sürecine angaje oldukları bilinen bir şeydir; çünkü Kıbrıslı Türklerin çok kuvvetli şekilde çözüme ihtiyacı vardır. Ancak Kıbrıs Rum tarafının istekliliği, dünyanın iki tarafa Kıbrıs sorunu bağlamında eşit muamele etmemesi nedeniyle verdiği cesaretle bizim düzeyimizde değildir. Halbuki Rum tarafı AB üyesidir ve Kıbrıs'ın birleşmesi de AB için bir çıkar meselesidir. Dolayısıyla bize eşit muamele edilirse, Kıbrıs sorununun çözümüne önemli katkı sağlanmış olur."

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iki AB yetkilisiyle görüşmesinde bu temelde görüşlerini ortaya koyduklarını belirterek, Kıbrıs sorununun çözümünün BM çerçevesinde yürütüldüğünü hatırlattı.

      

"Arabuluculuk veya siyasi

müdahale istemiyoruz çünkü..."

 

   Talat, "Biz AB'den herhangi bir arabuluculuk veya siyasi müdahale istemiyoruz, böyle bir talebimiz yoktur. Çünkü Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan AB üyesidir ve AB'nin tarafsız olamayacağını biliyoruz" diye konuştu.

 

AB, teknik yardıma hazır

 

   AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso ve ardından AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in de yakın ilişki içinde olma talebi dile getirdiğini ve bundan sonra da yakın ilişki içinde olacaklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, iki AB yetkilisinin, birleşmiş Kıbrıs AB'de olacağına göre teknik yardım istendiği zaman buna hazır olacaklarını da ilettiklerini bildirdi.

   Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, görüşmelerin umdukları hızda gitmediğini de ortaya koyduklarını kaydederek, "Bunun için Rum tarafını teşvik etmeleri gerektiğini, çünkü onların AB üyesi olduğunu ve üyelerinin birinci derecede çözümden sorumlu olması gerektiğini ifade ettik. Yavaş gittiğimiz konusunda onlar da aynı görüşte ama kendileri bize iki tarafı da teşvik ettikleri konusunda güvence vermeye çalıştı" dedi.

   Talat, bir başka soruyu yanıtlarken, "Sayın Barosso, biz hiçbir takvim olmamasının sorun yarattığını ifade ettiğimizde 'en hızlı şekilde, en kısa zamanda' dedi" şeklinde konuştu.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Brüksel ziyaretinde Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan ve Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin eşlik ediyor.

 

Bugün Solana

 

   Cumhurbaşkanı Talat, bu sabah Brüksel'de görev yapan bazı basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya gelecek. Ardından AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana'yla görüşecek Talat, saat 11.30'da da basın toplantısı düzenleyecek.

   Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'deki temaslarını yarın da sürdürecek.

KIBRIS 10/12/08

 

 

Avrupa Konseyi'nden Aresti'nin tazminatı hakkında ara karar

Politis, "Aresti İçin İyi Haber - 'Komisyon' Konusunda Endişe Verici Değinmeler" başlıkları altında verdiği haberinde, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin, aldığı ara kararla, Türkiye'nin Aresti'ye AİHM kararında öngörülen tazminat miktarını faizleriyle birlikte ödemesi gerektiğini belirttiğini yazdı.

   Gazete, Komite'nin, Türkiye'nin, söz konusu tazminatın Aresti'nin taşınmaz malının değerine karşılık olduğu şeklindeki tezini de kabul etmediğin belirtip tazminatın taşınmazın kullanım kaybına ilişkin olduğu kararına vardığını ifade etti.

   Habere göre, Komite, Türkiye'nin tazminat ödeme yükümlülüğünü yerine getirip getirmeme konusunu 17-19 Mart 2009 tarihleri arasındaki bir sonraki toplantısında ele alacağını, Türkiye'nin ayrıca Aresti'nin taşınmazının iadesi konusunda da tezlerini sunması gerektiğini de belirtti.

   Gazete, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin, yine Türkiye aleyhine açtığı davayı kazanan Kıbrıslı Rum Titna Loizidu ve KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'yla anlaşan Kıbrıslı Rum Mike Timivos'un davalarına da değindiğini; bu değinmelerde KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na ilişkin "soru işaretleri oluşturulduğunu" savundu.

   Gazete, Komite'nin, Loizidu davasına ilişkin değinmesinde, "Türkiye'nin, Loizidu'ya taşınmaz malının değerinin ödenmesi önerisi ile taşınmazın Tazmin Komisyonu yasası temelinde neden iade edilemeyeceği konusunda verdiği bilgilerin ilgiyle altını çizdiğini" vurguladı.

   Gazete, elde ettiği bilgilere göre, Türkiye'nin Loizidu'ya taşınmazının değerini ödemeyi önerdiğini ancak Loizidu'nun bu öneriyi reddettiğini savundu.

   Habere göre, Komite'nin raporunda ayrıca, "AİHM'in Aresti davasında aldığı karar temelinde, söz konusu yasanın Kıbrıs'ın Kuzey kesiminde tazminat mekanizması oluşturduğu" belirtilirken; AİHM'in KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun "tüm boyutları hakkında karar vermemiş olduğu" da kaydedildi.

   Gazete, Komite'nin, kararında, Timivos davasına da değinerek, "Türkiye'nin Timvios ile yaptığı anlaşmaya uyduğunu" ifade ettiğini yazdı.

   Dördüncü Devletler Arası Başvuru konusunda ise, Komite'nin,"Türkiye'yi kayıpların akıbetlerinin belirlenmesine ilişkin araştırmalara kolaylık sağlamaya çağırdığını" yazan gazete, Komite'nin kararında ayrıca Türkiye'nin, "mahsurlar" olarak nitelendirilen KKTC'deki Rum ve Maronitler konusunda verdiği bilgilerden "tatmin olunduğunun", KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun "faaliyetlerine ilişkin bilgilerin ilginç bulunduğunun" ifade edildiğini aktardı.

   Habere göre, Komite ayrıca, Türkiye'den bu konularda daha fazla bilgi vermesi talebinde bulundu.

   Fileleftheros ise, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin ara kararına ilişkin haberi; "Mülkiyet Konusunda 'Komisyon'a Göz Kırpıyor - Avrupa Konseyi Yaklaşımını Değiştirdi ve Türkiye'nin Açıklamalarını Benimsiyor" başlıkları altında yansıttı.

KIBRIS 10/12/08

 

 

Relief a priority for ailing Tassos

FORMER President Tassos Papadopoulos’ condition remains critical but stable.

According to the doctors, the current priority is to “relieve the pain and facilitate breathing with the proper treatment”.

Papadopoulos is not responding well to the treatment due to his acute respiratory failure.

The 74-year-old has been in Nicosia general hospital’s Intensive Care Unit with severe breathing difficulties and advanced lung cancer since November 22.

CYPRUS MAIL 10/12/08

 

Çözümü katliam engelledi

Taraf/ERGÜLEN TOPRAK/ANKARA - Istanbul - 10.12.2008

 

Bingöl’de 33 askerin katledilmesinin Kürt sorununa kalıcı çözüm projesinin durmasına neden olduğunu Mayıs 1993’teki koalisyonun iki bakanı Çetin ve Ateş, Taraf’a doğruladı. Dönemin DYP-SHP koalisyonunun Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin “Olumlu bir hava vardı ama şehitler her şeyi değiştirdi. Sonrasında bir şey yapacak durumda değildik” dedi. Turizm Bakanı Abdülkadir Ateş ise askerin çözüm isteyen hükümetle paralel düşündüğünü belirtip ekledi: Toplum da hazırdı. O eylem olmasaydı çözüm süreci başlayabilirdi

Süleyman Demirel’in başbakanlığında 1992’de kurulan DYP-SHP hükümetinde Dışişleri Bakanı olan Hikmet Çetin, 1993’te Bingöl’de 33 erin şehit edilmesinin Kürt sorununa çözüm sürecini sabote ettiğini doğruladı. Çetin, “Olumlu bir hava vardı, birtakım şeyler düşünülebilirdi ama şehitlerin durumu her şeyi değiştirdi” diye konuştu. Aynı kabinede Turizm Bakanlığı yapan Abdulkadir Ateş de “Genel af ve toplumsal barışı sağlama yolunda bir çalışma, DYP-SHP koalisyon hükümetinin gündeminde vardı. Ama maalesef istenilen sonuca ulaşmadı” dedi.

“Birtakım çözüm”ler

Taraf’ın sorgulamaya açtığı 33 erin şehit edilmesinin Kürt sorununun çözümünü engellediğine ilişkin iddialar, dönemin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin ve Turizm Bakanı Abdulkadir Ateş tarafından doğrulandı. Taraf’a konuşan Çetin DYP-SHP koalisyon hükümetinin “birtakım çözüm”ler üzerinde çalıştığını ancak Bingöl’den gelen şehit haberleriyle sürecin durduğunu söyledi. Çetin, örgütün bir yandan ateşkes ilan ettiğini ancak diğer yandan da 33 erin öldürülmesinin atılabilecek tüm adımları engellediğini söyledi. Çetin şöyle konuştu: “O zaman ateşkes olmuştu. Kimse bir şey yapmıyordu. Birtakım şeyler düşünülebilirdi. Ama o olay olunca her şey kalktı. Bir şey yapacak durumda değildik. Bir yandan ateşkes varken 33 erin öldürülmesi atılabilecek tüm adımları engelledi. Tasarı filan hatırlamıyorum ama iyi bir havaydı, olumlu bir havaydı. Olumlu havanın sonrası gelebilirdi. Ama şehitlerin durumu her şeyi değiştirdi.”

Asker de çözümü destekliyordu

Dönemin Turizm Bakanı Abdulkadir Ateş de 33 erin öldürülmesinin Kürt sorununa çözüm çabalarını engellediğini söyledi. Ateş, SHP olarak Kürt sorununa barışçıl çözüm hedefini koalisyonun protokolüne koyduklarını belirterek, SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’nün bu yönde büyük çaba sarfettiğini söyledi. Ateş, şöyle konuştu: “O dönemde de hükümetin gündeminde böyle bir konu vardı. Rahmetli Erdal İnönü bu konuda önemli adımlar atılmasını istiyordu. Silahlı Kuvvetler de hükümetle paralel düşünüyordu. Toplum da buna hazırdı. Ama genel af tasarısı Bakanlar Kurulu gündemine gelmedi. 33 askerin şehit edilmesi toplumsal barışı sağlamada çok önemli engeller oluşturdu. SHP olarak buna rağmen çabalarımızı sürdürdük, fakat ortam müsait olmadı. O dönem 33 askerih şehit edilmesi olayı yaşanmasaydı belki daha iyi bir noktaya gelebilirdi. Çözüm süreci başlayabilirdi. Önemli adımlar atılabilirdi. Örgütün ve bu eylemi yapanların nerden, kimden emir aldıklarını açıklamaları lazım.”

TARAF 10/1208

 

Talat, AB′den eşit muamele istedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB yetkilileriyle görüşmeler yapmak üzere gittiği AB′nin merkezi, Belçika′nın başkenti Brüksel′deki ilk gününde, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso ve AB′nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn′le bir araya geldi. AB Konseyi binasında yer alan görüşme, 45 dakika sürdü. 
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmenin ardından KKTC ve Türkiye basınına yaptığı açıklamada, Barosso ve Rehn′le güzel bir görüşme yaptıklarını belirterek, Kıbrıs sorunundaki son durumu ortaya koyduklarını söyledi.
Şu anda yürütülen görüşmelerdeki aşamayı ortaya koyduklarını belirten Talat, AB yetkililerinden, AB′nin temel ilkelerinden olan demokrasiye ihtiyaçlarından dolayı, açık ve net şekilde eşit muamele istediklerini açıkladı.Talat, Rum tarafının haksız şekilde AB üyesi olduğunu ve bütün Kıbrıs′ı temsil ettiği iddiası taşıdığını kaydederek, şöyle konuştu: "Ancak Kıbrıs sorunu bağlamında Kıbrıslı Türkler eşit muamele ve kendilerinin de dinlenmesini istemektedir. Kıbrıslı Türklerin çok yoğun şekilde müzakere sürecine angaje oldukları bilinen bir şeydir; çünkü Kıbrıslı Türklerin çok kuvvetli şekilde çözüme ihtiyacı vardır. Ancak Kıbrıs Rum tarafının istekliliği, dünyanın iki tarafa Kıbrıs sorunu bağlamında eşit muamele etmemesi nedeniyle verdiği cesaretle bizim düzeyimizde değildir. Halbuki Rum tarafı AB üyesidir ve Kıbrıs′ın birleşmesi de AB için bir çıkar meselesidir. Dolayısıy-la bize eşit muamele edilirse, Kıbrıs sorununun çözümüne önemli katkı sağlanmış olur." Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iki AB yetkilisiyle görüşmesinde bu temelde görüşlerini ortaya koyduklarını belirterek, Kıbrıs sorununun çözümünün BM çerçevesinde yürütüldüğünü hatırlattı.
"ARABULUCULUK VEYA SİYASİ MÜDAHALE İSTEMİYORUZ ÇÜNKÜ..."
Talat, "Biz AB′den herhangi bir arabuluculuk veya siyasi müdahale istemiyoruz, böyle bir talebimiz yoktur. Çünkü Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan AB üyesidir ve AB′nin tarafsız olamayacağını biliyoruz" diye konuştu.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso ve ardından AB′nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn′in de yakın ilişki içinde olma talebi dile getirdiğini ve bundan sonra da yakın ilişki içinde olacaklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, iki AB yetkilisinin, birleşmiş Kıbrıs AB′de olacağına göre teknik yardım istendiği zaman buna hazır olacaklarını da ilettiklerini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, görüşmelerin umdukları hızda gitmediğini de ortaya koyduklarını kaydederek, "Bunun için Rum tarafını teşvik etmeleri gerektiğini, çünkü onların AB üyesi olduğunu ve üyelerinin birinci derecede çözümden sorumlu olması gerektiğini ifade ettik. Yavaş gittiğimiz konusunda onlar da aynı görüşte ama kendileri bize iki tarafı da teşvik ettikleri konusunda güvence vermeye çalıştı" dedi.
Talat, bir başka soruyu yanıtlarken, "Sayın Barosso, biz hiçbir takvim olmamasının sorun yarattığını ifade ettiğimizde ′en hızlı şekilde, en kısa zamanda′ dedi" şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′a Brüksel ziyaretinde Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan ve Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin eşlik ediyor.
Cumhurbaşkanı Talat, bu sabah Brüksel′de görev yapan bazı basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya gelecek. Ardından AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana′yla görüşecek Talat, saat 11.30′da da basın toplantısı düzenleyecek.
Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel′deki temaslarını Perşembe günü de sürdürecek.

HALKIN SESI 10/12/08