KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
bulmak amacıyla başlatılan müzakereler çerçevesinde yarın
11. kez görüşecek.
Liderler,
yarın saat 10.00'da Lefkoşa ara bölgede kapsamlı müzakereleri
çin tahsis edilen binada bir araya gelecek.
Müzakerelerin başlatıldığı 11 Eylül'den bu yana,
"Yönetim ve güçpaylaşımı" başlığı
altındaki konuları görüşmeye devam eden liderler, yarın
"federal kamu yönetimi" ile "kamu komisyonu ve dış
ilişkiler" konularını ele alacak.
Liderler, 25 Kasım'daki görüşmede "federal suçlar" ve
"federal polis" konularını ele almıştı. BM
Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, son
görüşmenin ardından yaptığı açıklamada,
liderlerin "federal suçlar" konusunun hemen hemen tüm
unsurlarında anlaştıklarını, "federal polis"
konusunda ise bazı konularda fikir birliğine vardıklarını
söylemişti.
Liderler arasında 25 Kasım'daki görüşmede ilk ciddi gerginlik
yaşanmıştı. Türk tarafının, görüşmeler devam
ederken Hristofyas'ın görüşme zeminini kaydırmaya yönelik
çalışmasından duyduğu rahatsızlığı ve
Rusya ile imzaladığı deklarasyona ilişkin tepkisini ortaya
koyması, görüşmenin başında kısa süreli
gerginliğe neden olmuştu.
Hristofyas, Türk tarafının bu yöndeki görüşlerine
yazılı yanıt vereceğinisöylemişti.
CNN TURK
01/12/08
İngiltere'de
yayımlanan günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times,
yayımladığı 4 sayfalık Türkiye'de yatırım
ekinde, "serin rüzgarlar esiyor ama uzun vadede Türkiye'de ekonominin
durumu iyi görünüyor" yorumuna yer verdi.
Türkiye'nin
2001 yılında yaşanan krizin ardından gerçekleşen
müthiş büyümenin ardından büyük güçlüklerle karşı
karşıya bulunduğuna işaret edilen Türkiye ekinin ilk
sayfada yer alan başmakalesinde, geçen yıllarda sağlanan refahta
büyük ölçüde ülkenin yabancı yatırımcıyı çekebilmekte
gösterdiği başarının etkili olduğu belirtildi.
Türk şirketlerinin de aynı dönemde dışa açılımlar
yaptıklarına işaret edilen makalede, özellikle otomotiv ve beyaz
eşya ihracatçılarının dünya pazarında büyük paylar
kaptıkları, bankalar ve telekom şirketlerinin de önemli bölgesel
operasyonlara imza attıkları ifade edildi.
Ülker gibi büyük Türk firmalarının çok iyi tanınan Avrupa
markalarını satın alarak batıya yaptıkları
açılımlara da işaret edilen makalede, küresel ekonomiye
entegrasyonda, istikrarın da önemli rol oynadığı vurgulandı.
Güçlü bir seçmen desteğine sahip Ak parti iktidarının, bu destek
sayesinde sosyal ve ekonomik reformlara hız verdiği, IMF reçetelerini
izlediği ve AB üyelik sürecine büyük emek harcadığı da
belirtilen makalede, şimdi yatırımcıların Türkiye'nin
şansının tükenmekte olduğu ve siyasi çıpanın
zayıflamakta olduğunu öne sürdüklerini bildirildi.
Lirada son iki ayda kaydedilen düşüşe de işaret edilen
makalede,borsadaki hisse fiyatlarının da yılın
başından bu yana yarı yarıya düştüğü belirtildi.
Bunda yatırımcıların riskli buldukları
yatırım enstrümanlarından kaçınmalarının da rol
oynadığı iddia edildi.
Türkiye'nin şansının küresel kriz vurmadan önce son derece
yüksek seyrettiği, yabancı direkt yatırımların 2007
yılında 20,2 milyar dolara kadar yükseldiğine işaret edilen
makalede, yaz aylarında AK Parti'ye yönelik kapatma davasının
ortaya çıkardığı etkilere de işaret edildi.
"AK Parti liderliğini koruyacak gibi görünüyor"
Makalede AB sürecinin de yavaşladığı iddia edilirken,
hükümetin yaklaşan yerel seçim öncesinde harcamaları kısmakta
gönülsüz göründüğü iddia edildi. IMF ile yeni bir finansal paket üzerinde
görüşmelerin sürdüğü de hatırlatılan makalede, AK Parti'nin
şu ana kadar siyasetteki liderliğini koruyacak ya da güçlendirecek
gibi göründüğü kaydedildi.
Uzun vadede hükümetin reformcu ruhunu yitirebileceğine dair bazı
uzman görüşlerine de işaret edilen makalede, giderek büyüyen
milliyetçilik akımlarının da etkisiyle kamuoyunun yabancı
yatırımlara karşı bir tutum takınabileceği öne
sürüldü.
FT'nin Türkiye ekinde Ortadoğu ile Türkiye arasındaki ticaret
hacminde son dönemde ilişkilerin ısınmasıyla kaydedilen
büyük gelişmeye ilişkin bir haber-analiz de yer aldı. Hükümetin
ticari ilişkilerini AB'li ortaklarının ötesine
taşımayı başardığına işaret edilen
haber-analizde, Ankara'nın İslam dünyasını yeniden
keşfetmeye başladığı, bu çerçevede İran, Suriye
ve Körfez ülkeleriyle daha iyi diplomatik ilişkiler kurulduğu
ve bu sayede de Türkiye'nin bir ticari merkeze dönüştüğü
vurgulandı.
Haber- analizde Ortadoğuya yapılan ihracatın yılın ilk
8 ayında yüzde 92'lik bir gelişme gösterdiği, buna karşılık
aynı dönemde AB üyesi ülkelereyapılan ihracatta kaydedilen
artışın sadece yüzde 19 olduğu belirtildi.
Hükümetin Türkiye'yi bir bölgesel güç merkezi haline getirmek için
çabagösterdiğine dair uzman görüşlerine de yer verilen makalede, yine
uzmanların Türkiye'nin bölgedeki etkisini göstererek AB
açısından ne kadar vazgeçilmez olduğunu kanıtlama
şansı bulunduğuna dair görüşlerine de yer verildi.
Bu arada gazete 4 sayfalık ekinde işadamı Remzi Gür ile
yapılmış bir röportaj da yayımladı. Röportajda
"yüksek yerler, büyük riskler barındırır"
başlığı kullanılırken, Remzi Gür'ün hayatı
boyunca rüşvetle ilişkisi bulunmadığına ve
yolsuzluktan nefret ettiğine dair sözlerine dikkat çekildi.
Gür'ün ticari başarılarına geniş yer verilen röportajda,
ünlü işadamınınBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
ilişkisini "kesin biçimde kişisel bir ilişki"olarak
tanımladığına işaret edilirken, "uzun süredir
dosttuk. Başbakan olunca,artık ilişkimizi bitirelim demek
doğru olmazdı sanırım" sözlerine yer verildi.
Gür'ün "biriyle gerçek dostsanız, iyi ve kötü zamanlarında onun
yanında olursunuz. Zor zamanlarında yanındaydık.
Arkadaşı olarak yanında durduk. Eminimki bizim de Allah korusun
kötü zamanlarımız olsa, o da bizim yanımızda olur"
dediğine işaret edilen röportajda, Gür'ün kendisiyle ilgili
rüşvet iddialarını da siyasi bir komplo olarak nitelediğine
işaret edildi.
Ekte pek çok diğer makalenin yanısıra Türkiye'de
ulaşım sektöründe ve altyapı alanında yaşanan
gelişmeler de arka sayfada geniş bir makaleye konu edildi.
CNN TURK 01/12/08
Londra'da yaşayan Türkler için özel diyabetik listesi
İngiltere
Ulusal Sağlık Servisi ( NHS) Londra'da yaşayan Türkler için
şeker hastalığı konusunda bilinçlendirme kampanyası
başlattı
Eylem
ERAYDIN / LONDRA
Son yıllarda şeker hastalığının Türk toplumu
arasında yükselişi İngiltere Ulusal Sağlık Servisi'ni
(NHS) harekete geçirdi. Konuyla ilgili olarak Edmonton Green Market'te 14
Kasım 2008 tarihinde etkinlik gerçekleştirildi.
Kampanya, Enfield ve Haringay NHS tarafından şeker
hastalığıyla ilgili olarak Türk toplumunu bilinçlendirme
amacıyla başlatıldı. Kampanya çerçevesinde Edmonton Green
Market'te düzenlenen etkinlikte, Türklere göre hazırlanmış
diabetik yemek listesi verildi ve dileyenlere şeker testi de
yapıldı.
Türklerde son yıllarda şeker hastalığında
artış kaydedilmesi üzerine başlatılan kampanyanın
sağlık danışmanlığını
Kıbrıslı Türk Dr. Teoman Sırrı yapıyor. Dr.
Sırrı, daha önce Türklere verilen diyabetik yemeklerin Türklere uygun
olmadığını belirterek, "Corn flakes, prrojc ve baconun
listeden çıkartılmasını istedik, bunlar yerine bizim
ağız tadımıza ve kültürümüze uygun yiyecekler
belirledik" dedi.
"Sağlıklı olmak" sloganıyla düzenlenen kampanyaya
ilişkin olarak Hürkan Sayman&Co'da da bir bilgilendirme
toplantısı yapıldı. Toplantısında, Enfield
Belediyesi Meclis Üyesi Ertan Hürer'in açılış
konuşmasının ardından sağlık görevlisi Debbie
Hicks, şeker hastalığının etkilerini, kimlerin risk
altında olduklarını anlattı. Diğer sağlık
görevlisi Kit McAuley de kampanyanın temasını ve bilinçlendirmede
neden Türk toplumunun seçildiği konusunda bilgiler verdi. Dr. Teoman
Sırrı'nın da şeker hastalığı konusunda
katılımcıları bilgilendirdiği toplantıda 14
Kasım'da başlayan kampanya hakkında görüş
alışverişinde bulunuldu.
Dr. Sırrı, Türkler arasında şeker
hastalığının çok yaygınlaştığına
dikkat çekerek, "Toplumumuz arasında son yıllarda şeker
hastalığının çok hızla yayıldığı görüldü.
Bunun üzerine resmi sağlık kurumları harekete geçerek bu
kampanyayı başlatma kararı aldılar. North Middlesex Hastanesi'nde
düzenli olarak her ay Türklere kalp ve şeker hastalıkları
konusunda bilgiler veriyorum. Şeker kalıtım yoluyla da geçen bir
hastalıktır. Ama yanlış beslenme, şişmanlık,
hareketsizlik de şekere yol açar. Ayrıca ülke değiştirmenin
de şekere yakalanmada etkisi vardır" şeklinde konuştu.
Toplantıda Dr. Teoman Sırrı, Dr. Esin Sırrı, Tom
Reidy, Ayşe Osman, Hülya Erdal da hazır bulundu.
KIBRIS 01/12/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 16:30 TSİ 02 Aralık 2008 Salı
LEFKOŞA - Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı çözüm
müzakereleri çerçevesinde 11. kez biraraya geldi. Yaklaşık 3 saat
süren görüşmenin 1 saati liderler arasında baş başa geçti.
Hristofyas
bugün, Türk tarafının bir önceki görüşmede ilettiği
eleştirilere yazılı yanıtını okudu. Talat, 25
Kasımdaki görüşmede, Hristofyasın görüşme zeminini
kaydırmaya yönelik çalışmasından duyduğu
rahatsızlığı ve Rusya ile imzaladığı
deklarasyona ilişkin tepkisini iletmişti. Hristofyasın
argümanları ise, Kıbrıs Türk tarafınca kabul görmedi.
Hristofyas görüşmenin ardından yaptığı konuşmada,
bu yazılı yanıt ile Rusya konusunun kapanmasını ümit
ettiğini söyledi. Hristofyas açıklamasında, Rusya ziyaretinin,
BM ile belirlenen müzakerelerin ajandasına dahil olmadığını
kaydederek, şunları söyledi: Bu konuyu
kapattığımızı varsayıyoruz. Kıbrıs
Cumhuriyetinin uluslararası hukuktan doğan egemenlik
haklarından kuşku duyulamayacağını net bir biçimde
ilettiğimiz halde, umarım tartışmalar devam etmez.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise görüşme ardından
yaptığı açıklamada, Rum tarafının
Kıbrıstaki iki halkın varlığını,
ayrılıktan korkuğu için kabul etmediğini söyledi. Talat,
Rumların halkların self determinasyon hakkından ve
ayrılıktan korktuğu için Kıbrısta tek halk var
dediğini ve bu nedenle konunun bilimsel yanını
tartışmayı reddettiğini kaydetti. Bu haftaki
görüşmede, geçen haftaki gibi bir gerginlik olmadığını
belirten Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi: Geçen defa,
ilk defa olduğu için böyle bir olay, bir gerginlik yaşandı. Bu
defa gergin bir ortam olmadı. Cevaplarını yazılı
olarak okudular, bir miktar tartıştık. Tartışmak kavga
değil. Tartıştık, argümanlarımızı ortaya
koyduk.
Talat Hristofyasın yazılı cevabı ile ilgili olarak
şunları kaydetti: Genel olarak, Kıbrıs Cumhuriyetinin
devamını kabul etmeyeceğimizi ve oluşacak olan yeni
birleşik Kıbrıs devletinin, yeni bir devlet
olacağını tekrar ortaya koyduk diye konuştu.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun,
görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, tarafların,
federal kamu hizmeti konusunda karşılıklı öneriler
sunduğunu söyledi.
Bir sonraki görüşmenin 16 Aralıkta yapılacağını
açıklayan Zerihoun, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downerin de 11 Aralıkta
Kıbrısa geleceğini belirtti.
Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovunun yarın
bir araya geleceklerini de duyurdu.
Ortadoğu
ve Doğu Avrupa bölgesindeki 8 milyon yetişkinin okuma yazma bilmediği
ve bu sayının 4'te 3'ünün Türkiye'de bulunduğu bildirildi.
BM
Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Herkes için Eğitim 2009
raporu "Eşitsizliklerin üstesinden gelmek, iyi yönetişim neden
önemli" başlığıyla yayımlandı.
"Kabul edilemez" ulusal ve uluslararası eğitim
eşitsizliklerin ülkelerin gelişimlerini
zayıflattığının vurgulandığı raporda,
2006 yılında yapılan son Uluslararası Değerlendirme
Programı (PISA) verilerine de yer verildi.
Türk öğrencilerin yarısı bilimde en düşük notu aldı
PISA verilerine göre, Türkiye'deki öğrencilerin yaklaşık yüzde
50'si bilim alanında en düşük not olan 1 veya 1'in altında not
aldı. Bu sıralamada Türkiye'nin yanında Romanya ve Karadağ
da yer aldı.
Raporda, dünyadaki diğer ülkelerin istatistiklerine de yer verilerek,
dünya genelinde milyonlarca çocuğun okula gidemediği vurgulandı.
Mevcut gelişmelere göre, 2000 yılında 164 ülke için belirlenen
evrensel ilköğretim hedefine 2015'te
ulaşılamayacağının belirtildiği raporda, birçok
ülkede eğitim konusunda çok yavaş ilerleme kaydedildiği ve
bunların eşit olmadığı ifade edildi.
Hükümetlerin gelir, cinsiyet, coğrafi bölge ve dil farkından
kaynaklanan eşitsizliklerle mücadele için gerekeni
yapmadığına işaret edilen raporda, birçok ülkede çok
sayıda çocuğun okuma yazma ve matematiğin temelini bile
öğrenme imkanı elde edemediği kaydedildi.
CNN TURK
01/12/08
İngiltere
Lordlar ve Avam Kamarası üyelerinin oluşturduğu
"Kıbrıs'ın Dostları Grubu" adada temaslarda
bulunuyor.
Lord ve milletvekillerinden oluşan heyet, KKTC'de ilk olarak Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP) Başkanı İzzet İzcan'ı
ziyaret etti.
Heyet, akşam saatlerinde de Cumhuriyetçi Türk Partisi'ni (CTP) ziyaret
etti.
Esas olan
iyi niyet
BKP Genel Merkezi'nde yer alan görüşmede grup adına konuşan Lord
Robin Corbett, çözüm için iyi niyetin en önemli unsur olduğunu
vurguladı.
Kıbrıs hakkında görüşme yaptıkları herkese
"İyi niyet olduğu takdirde tüm zorluklar
aşılabilir" anlayışını aktarmaya
çalıştıklarını belirten Corbett, daha zor pek çok
dünya sorununun geçmişte aşıldığını,
Kıbrıs'taki sorunların da aşılabileceğini
belirtti.
Camdan
mumluk... Umudun simgesi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas'a yapacakları ziyaretlerde her iki lidere de
"camdan mumluk" hediye edeceklerini ifade eden Corbett, "Mum
umudun simgesi. Bunların her iki liderin aynı masada yeni bir
Kıbrıs'ın oluşumuna yol açacak bir anlaşmaya imza
atarken yer almasını istiyoruz" dedi.
Corbett, "İnsanların sahiplenebileceği bir çözüme en alt
kademeden en üst kademeye kadar oluşturulacak iyi niyetle
ulaşılabilir" dedi.
Grubun, Kıbrıs'ı 1974 yılından itibaren ziyaret
ettiğini, her iki liderin de sorunu çözmek için istekli
olduklarını söylemesinin gurubun ziyaretlerinin önemini
artırdığını ifade eden Corbett,
"görüşmelerin takvime bağlanması yönünde bir girişim
olmamasının iyi olduğunu" da savundu.
Ara bölgede
mayınlar
Görüşmede söz alan Lord Alf Dubs de, ara bölgenin mayınlardan
temizlenmesi için zaman zaman devam eden çalışmalara değinerek,
zorlukların farkında olduğunu ancak ara bölgenin
mayınlardan temizlendiğini görmeyi arzu ettiğini söyledi.
İzcan:
Gelinen noktadan memnun değiliz
BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ise, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında
eylülde başlayan kapsamlı görüşmelerde arzu edilen ilerlemenin
kaydedilmediğini ifade etti.
"10 görüşmeden sonra gelinen noktadan memnun değiliz.
İstenilen ilerleme henüz sağlanmış değil. Zaman limiti
de sıkışmaktadır" diyen İzcan, iki liderin 16
güven artırıcı madde üzerinde anlaşmış
olmalarına rağmen hiçbirinin hayata geçmediğini ileri sürdü.
İzcan, görüşmeleri yürüten iki liderin de çözüm sürecine
yapıcı yaklaşması, çözümün önünü açacak öneriler ortaya
koymaları, güven artırıcı önemleri için adım
atmaları, basın aracılığıyla birbiriyle
konuşmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi.
İki liderin de makul olmayacak taleplerde bulunmaması
gerektiğini belirten İzcan, "Bölünmeyi
kalıcılaştıracak, düşmanlığı
artıracak, kriz çıkaracak davranışlardan her iki
tarafında uzak durmasını istiyoruz" dedi.
BKP'nin Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümün Birleşmiş
Milletler parametreleri ve doruk anlaşmaları temelinde olması
gerektiğini ifade eden İzcan, "Eğer çözüm istiyorsak bu
çerçeveye sadık kalmak gerekir" dedi.
2009
yılının çözüm için önlerinde durduğunu kaydeden BKP Genel
Sekreteri İzzet İzcan, bu tarihte bir çözümün tüm
Kıbrıslıların çıkarına ve Türkiye'nin AB üyelik
sürecine katkıda bulunacağını ekledi.
CTP'ye
ziyaret
Öte yandan İngiltere Lordlar ve Avam Kamarası üyelerinin
oluşturduğu "Kıbrıs'ın Dostları Grubu"
adadaki temasları çerçevesinde CTP'yi de ziyaret etti.
CTP Parti Merkezi'nde yer alan basına kapalı görüşmede, Lord
Robin Corbett başkanlığındaki lord ve milletvekillerinden
oluşan heyet ile CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu ve Gençlik Örgütü
Başkanı Erbay Akansoy hazır bulundu.
KIBRIS 02/12/08
Eroglu back on the scene with return
to UBP head
By Jean Christou
DERVIS Eroglu has been
re-elected to the leadership of the Turkish Cypriot National Unity Party (UBP),
pledging to return to power and make alternative plans for Cyprus with the
Motherland.
Eroglu, a former Prime Minister of the breakaway state in the north, said
after the election at the weekend: Whats important from now on is the
struggle we will wage to return to power.
He said the Republican Turkish Party (CTP) of Mehmet Ali Talat, the Turkish
Cypriot leader, was the main cause of the current problems in the north.
The party said in a written statement: the Greek Cypriot administration was
trying to extend the so called Republic of Cyprus sovereignty to the north.
The world is starting to understand us. The Greek Cypriot side will be
punished, said the statement. These claims are all unfounded and the
manifesto signed between the south and Russia is proof of this.
The UBP said it was not against the negotiations process taking place within
the framework of the United Nations Secretary-Generals Good Office Mission.
But if the negotiations process is not taking place on the reality that there
are two equal sovereign states at the negotiations process then its failure is
inevitable, it said.
Our people are not condemned to unite with the Greek Cypriot side. Our right
to separate is just as valid as our right to unite. We feel it is necessary to
make alternative plans with the co-operation of Motherland Turkey.
The UBP said a large majority of Turkish Cypriots wanted recognition for the
TRNC.
Eroglu told Kibris newspaper after the election that the current government
in the north would come to the end of its life next June, and the UBP had no
plans to enter a coalition with the CTP.
He said Talat did the right thing by launching the negotiations, but he committed
a mistake by accepting a single sovereignty and single citizenship.
Afrika newspaper said Ankara had used the CTP for Plan A, and was now preparing
for Plan B with a new coalition government in the north. Plan B was designed
by supporters of the status quo, the paper said.
After the unification of the Erdogan government with the army in Turkey, a new
policy is determined in Cyprus and the cover is being removed from the
non-solution policy, the paper said.
With the plan which will be submitted to the table with the condition of two
peoples, two states in Cyprus, they will move from the veiled support of the
TRNC to open support. Thus, the non-solution process will last for many years.
CYPRUS MAIL 02/12/08
Papadopoulos withdraws FT case
FORMER PRESIDENT Tassos
Papadopoulos has withdrawn a long-running libel suit against the Financial
Times after mutual agreement on a statement agreed in court.
According to the Financial Times, the case concerned a report published on July
27, 2002 following the papers investigation of the Belgrade governments
illegal transfer to Cyprus in the 1990s of billions of dollars in cash in order
to avoid UN sanctions on trade with Yugoslavia.
The transfers were made by a Yugoslav state bank through Greek Cypriot offshore
companies set up by Papadopouloss law firm in Nicosia.
The statement, prepared by lawyers representing the parties read: In this
action the plaintiffs complain of two articles in the FT published on 27.7.02
by which the defendants understand that the plaintiffs were distressed
The
defendants published the articles in good faith and had no intention of
inconveniencing anyone.
The Nicosia District Court ruled that each side would pay its own costs.
CYPRUS MAIL 02/12/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 10:02 TSİ 03 Aralık 2008 Çarşamba
LEFKOŞA - Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, kapsamlı çözüm
müzakereleri çerçevesinde 11. kez biraraya geldi. Yaklaşık 3 saat süren
görüşmenin 1 saati liderler arasında baş başa geçti.
|
Hristofyas bugün, Türk tarafının bir önceki görüşmede
ilettiği eleştirilere yazılı yanıtını
okudu. Talat, 25 Kasımdaki görüşmede, Hristofyasın
görüşme zeminini kaydırmaya yönelik çalışmasından
duyduğu rahatsızlığı ve Rusya ile
imzaladığı deklarasyona ilişkin tepkisini iletmişti.
Hristofyasın argümanları ise, Kıbrıs Türk tarafınca
kabul görmedi. |
|
AA
Güncelleme: 10:02 TSİ 03 Aralık 2008 Çarşamba
ATİNA - Yunan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis, ülkesinin uzun zamandan
beri süre gelen kıta sahanlığı sorunu ve diğer
görüş ayrılıklarını yumuşatma konusundaki tüm
çabalarına karşın, Türkiyenin Yunanistan ile arasında olan
gerginlikleri hafifletmek konusunda hiçbir çaba göstermediğini söyledi.
ileri sürdü.
AB
üyeliği konusunda gelecek yıl içinde önemli bir safhaya geçecek
Türkiye için artık zamanın olgunlaştığı
görüşünü dile getiren Bakoyanni, Türkiyeden Kıbrısın
birleşmesi ve Akdenizdeki ihtilaflı sularla ilgili müzakerelerde
tavizler vermesini istedi.
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlisin Ankaraya
yaptığı ziyareti hatırlatan ve bu ziyaretin kendilerinin
gösterdiği bilinçli çabalara bir örnek olduğunu savunan Bakoyanni,
Türkiyenin bu çabalara karşılık vermediğini ve bu yıl
içinde umdukları gelişmeyi elde edemediklerini söyledi.
Bakoyanni Gerginlikleri azaltma ve problemleri çözme stratejimize devam
edeceğiz. Ancak Türkiyeden de belli addımlar atmasını
bekliyoruz diye konuştu.
Kamu hizmetlerini görüştüler
Talat ile Hristofyas, Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulmak amacıyla
başlatılan müzakereler çerçevesinde, dün
11. kez bir araya geldi
FEDERAL KAMU HİZMETİ"NE ODAKLANDILAR
... İki toplum lideri, dünkü 11. buluşmasında "Federal Kamu
Hizmeti" konusunu müzakere etti. BM yetkilisi Zerihoun, müzakerelerde
ilerleme sağlayan liderlerin, 16 Aralık'ta gerçekleşecek
görüşmede dış ilişkiler konusunu ele
alacağını belirtti. Zerihoun, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in 11
Aralık'ta adaya geleceğini söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dünkü görüşmede
"Federal Kamu Hizmeti" konusunu müzakere etti.
Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulmak amacıyla başlatılan müzakereler
çerçevesinde iki lider, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi
ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü Misyon Şefi Taye Brook
Zerihoun huzurunda dün 11. kez bir araya geldi.
BM yetkilisine göre müzakerelerde
ilerleme sağlayan liderler, 16 Aralık'ta gerçekleşecek
görüşmede dış ilişkileri ele alacak.
BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi, BM Misyon Şefi Zerihoun'un
açıklamasına göre iki lider, dün, yaklaşık 3 saat süren
toplantının ilk bir saatinde baş başa görüştü. Liderler
daha sonra heyetlerin de katıldığı bir görüşme
gerçekleştirdi.
"İyi ve dostane bir görüşme"
BM Misyon Şefi Taye Brook
Zerihoun, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada,
sıcak bir atmosferde geçen görüşmede iki liderin iyi ve dostane bir
görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.
Yönetimle ilgili müzakereye devam edildiğini
ve "Federal Kamu Hizmeti" konusuna
odaklanıldığını kaydeden Zerihoun, her iki
tarafın; köprüleri kurmaya yönelik olarak ortaya koydukları
önerilerden yararlanarak bu konuda yaklaşılan noktaları
saptadığını belirtti.
Temsilciler bugün buluşuyor
Taye Brook Zerihoun, müzakereleri
ilerletmek amacıyla bugün öğleden sonra bir araya gelecek olan iki
liderin temsilcilerinin, liderlerin 16 Aralık'ta
gerçekleştireceği görüşme öncesinde yeniden bir araya gelmesinin
beklendiğini söyledi.
Zerihoun, liderlerin, 16 Aralık'taki
görüşmede dış ilişkileri ele alacağını da
kaydetti.
Taye Brook Zerihoun, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in 11
Aralık'ta adaya geleceğini belirtti.
Bir soru üzerine, liderlerin müzakerelerde
ilerleme sağladığını söyleyen Zerihoun, tüm konularda
anlaşamayan liderlerin bazı konuları yeniden ele almak üzere bir
kenara ayırdığını kaydetti.
Zerihoun, temsilcilerin de bu konuları
ele alacağını söyledi.
Heyetler değişmedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a
dünkü görüşmede BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami,
Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat
Çağlar, Dışişleri Bakanlığı II. Sekreteri
Mehmet Dana, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk
Uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas
ise görüşmeye, aralarında Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri
Yorgos Yakovu'nun da bulunduğu bir heyetle geldi.
Basın iyice azaldı
Bu arada görüşmeyi takip eden medya
temsilcilerinin her geçen gün biraz daha azaldığı gözlemlendi.
Hristofyas'ın dahi gazetecilere
bakarak, "Azalıyorsunuz" dediği dünkü görüşmeyi
kuzeyden sadece TAK, BRT, Genç TV, Kıbrıs TV, ART, Anadolu
Ajansı, TRT ve NTV takip ederken, hiçbir gazetenin görüşmeyi
izlemediği gözlemlendi. Güneyden gelen gazeteci sayısında da
gözle görülür bir azalma oldu. Canlı yayını ise sadece BRT ile
RİK yaptı.
Talat: Kıbrıs sorununda
söz sahibi Kıbrıslı Türklerdir
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Rum tarafının ayrılıktan korktuğu için adada
iki halk olduğunu ret ettiğini ve "tek halk var"
dediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, dün Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile
kapsamlı müzakereler çerçevesinde yaptığı görüşmesinin
ardında Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda gazetecilere
açıklama yaptı ve görüşme hakkında bilgi verdi. Talat,
basın mensuplarının sorularını da yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Talat, dünkü
toplantıda Rum lideri Hristofyas'ın, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunarak, Kıbrıs'ta
tek halk bulunduğunu ispat etmeye
çalıştığını belirtti ve halkların ayrı
self determinasyon hakları olmasından dolayı Kıbrıs
Rum yönetiminin iki halk olgusunu ret ettiğini söyledi. Talat, şöyle
konuştu:
"Onların iki halktan
korkmasının nedeni, aslında Kıbrıs'ta iki halk
olasından değil! Onlar da biliyorlar ki Kıbrıs'ta iki halk
var. Korktukları halkların ayrı self determinasyon hakları
var olması ve ayrı self determinasyon hakkı ayrılmak
demektir. Onlar ayrılmaktan korkuyorlar. Ayrılmaktan korktukları
için işin bilimsel yanını reddediyorlar ve Kıbrıs'ta
tek halk var diyorlar. Ben de sordum: Kıbrıs'ta tek halk varsa dili
nedir? Dini nedir? Bu halkın kültürel yapısı nedir bana tarif
et..."
Talat, gazetecilerin dün gerginlik
yaşanıp yaşanmadığı sorusuna
karşılık, dünkü görüşme ortamının gergin
olmadığını söyledi.
"Kabullenmemize imkân
olmayan değerlendirmeler"
Geçen hafta yer alan görüşmede
Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu görüşlere
karşılık Kıbrıs Rum yönetiminin kendi görüşlerini
dün yazılı olarak kendilerine okuduğunu ifade eden Talat, Rum
yönetiminin kaleme aldığı görüşlerin bildik
değerlendirmeler olduğunu kaydederek, "Bizim kabullenmemize
imkân olmayan değerlendirmelerdi bunlar" dedi.
Kıbrıs Rum yönetiminin
toplantıda aktardığı görüşlerde, Kıbrıs Türk
tarafından ortaya konan görüşlerin üzerinde
oynandığını anlatan Mehmet Ali Talat,
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin devamı yönündeki bir
anlaşmayı kabul etmeyeceklerini söyledi.
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
devamını kabul etmeyeceğimizi ve oluşacak olan yeni
birleşik Kıbrıs devletinin, yeni bir devlet
olacağını tekrar ortaya koyduk onların tersi
görüşlerine karşılık!" diyen Talat, Kıbrıs
sorununun çözümünde Kıbrıs Türk tarafının
eşitliğinin mutlak suretle, "karar ve temsil
mekanizmalarına" yansıması konusundaki görüşünü vurguladığını
söyledi. Talat, "Buna genel olarak karşı olduklarını
söylemiyorum ama fiilen uygulamada olan farklılıkları
işaret etmek bakımından biz bunun altını çizdik"
dedi.
Kıbrıs Rum
tarafının, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerine
karşı tutumlarını ele aldıktan sonra günün konusu olan
federal düzeyde "kamu yönetimi ve Kamu Hizmet Komisyonu"
başlığını ele aldıklarını ifade eden
Talat, son başlık üzerinde pek çok ortak nokta bulunduğunu ancak
bir miktar da ayrılık noktası bulunduğunu kaydetti.
Bir sonraki toplantı 16 Aralık'ta
Cumhurbaşkanı Talat, Kurban
Bayramı'nın 1'inci günü olan 8 Aralık'ta yapılması
belirlenen bir sonraki toplantının, iki lider arasında
yapılan toplantılarda yer alan BM temsilcisinin Kıbrıs'ta
olmayacağından dolayı yapılmayacağını, bu
nedenle bir sonraki toplantının 16 Arallık Salı günü
yapılacağını da kaydetti.
Bir sonraki toplantıda büyük
olasılıkla dış ilişkilerin nasıl
yönetileceği konusunun ele alınacağını belirten Talat,
dış ilişkilerin nasıl yönetileceği konusunun
"Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığının oldukça önemli bir kısmı
olduğunu kaydetti.
"Petrol arama çalışmaları
durdurulsun"
Kıbrıs Rum
basınının, Norveç gemilerinin Kıbrıs Rum yönetimi
adına Akdeniz'de petrol arama çalışmalarını kesintisiz
olarak sürdürmekte olduğu yöndeki haberlerin hatırlatılması
üzerine, Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs sorunu
çözülmeden bu çalışmaların yapılmasının iyi
ortamı bozduğunu ifade ettik ve Kıbrıs sorunu çözülmeden bu
çabalarının çalışmalarının
durdurulmasını talep ettik. Onun cevabı da aynı oldu"
dedi.
"Son derece rahatsız edeci bir üslup
kullanıyor"
Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Hristofyas'ın Cumhurbaşkanı Talat'a yönelik, "ben
Yunanistan'dan izin almadan masaya otururum, ancak Talat sütten kesilsin ve
gelsin" şeklinde hakaretlere karşı, görüşmede bir
tepki ortaya koyup koymadığının sorulması üzerine
Cumhurbaşkanı Talat, "Anladığım kadarıyla bu
hakaretlerinin hakaret olarak algılandığını
anlamıyor, çünkü bizim basınımız bunun bir hakaret
olduğunu ortaya koymadı" dedi. Bunu kendisine söylediğini
ve kullandığı ifadelerden dolayı kendisini şiddetle
protesto ettiğini ifade eden Talat, "Aynı şekilde devam
ederse benim de aynı şekilde karşılık vereceğimi
ifade ettim... Son derece rahatsız edeci bir üslup kullanıyor"
diye konuştu.
"Kıbrıs sorununda söz sahibi
Kıbrıslı Türklerdir"
Türkiye'nin çözüm yanlısı bir ülke
olduğunu, bu nedenle Hristofyas'a Türkiye ile
uğraşmamasını tekrardan söylediğini kaydeden Talat,
"Türkiye ile bizim istişaremiz var bunu inkâr etmeyiz, ancak bu konuda,
Kıbrıs sorunu konusunda söz sahibi olan Kıbrıslı
Türklerdir" dedi.
KKTC yetkililerinin Hristofyas'ın
söyledikleri ile ilgili yaptığı en küçük eleştirilerin bile
Kıbrıs Türk basınında "Hristofyas'a
saldırdı" şeklinde yorumlandırıldığını
ifade eden Talat, "Ben mümkün olduğu kadar eleştiri
nitelikli bir şey söylememeye çalışıyorum.... Hristofyas
devam ettiği takdirde, hem bu hakaretlerine hem de gerçek
dışı beyanlarına; tabii ki, ben de, açıklama yapmak
zorunda kalacağım" dedi.
Talat, Kıbrıs Türk tarafı,
Kıbrıs Rum yönetimi ile Yunanistan arasındaki ilişkiler
konusunda nasıl sessiz kalıyorsa, Kıbrıs Rum yönetiminin de
ayni şekilde KKTC ile Türkiye arasındaki ilişki konusunda sessiz
olması gerektiğini söyledi.
"Yunanistan gezisi masum bir gezi
değil"
Kıbrıs Rum yönetimi ile Yunanistan
arasında yapılan görüşmelerle ilgili söylenen ve
yapılanları halen incelemekte olduğunu, Hristofyas'ın Rusya
ziyaretinden sonra geçen hafta gerçekleştirdiği Yunanistan
ziyaretinin çok masum bir gezi olmadığını, önemli bir gezi
olduğunu ifade eden Talat, Hristofyas'ın Rusya gezisinin Yunanistan
gezisinden farkının "Güvenlik Konseyi Daimi temsilcisi olan bir
ülkenin Kıbrıs Rum görüşlerine doğrudan alet edilmesi"
olduğunu kaydetti.
Talat, "Halbuki Yunanistan'ın
Kıbrıs Rum görüşlerinin savunucusu hatta
yaratıcılarından biri olduğunu bildiğimiz için o
konuda rahatsızlığımız daha az oluyor. Ama
yakından incelerseniz Yunanistan gezisini, orada bazı ipuçları
göreceksiniz" dedi.
Hristofyas: Rusya konusunu
kapattığımızı
düşünüyoruz
Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la dün
gerçekleştirdikleri yüz yüze görüşmede, Rusya'ya
gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin Talat'ın
eleştirilerine yönelik yazılı bir açıklamayı Talat'a
sunduğunu ve bu konunun kapanmasını umut ettiğini
açıkladı.
Hristofyas, Talat'la görüşmesinin
ardından Rum Başkanlık Sarayı'na varışında
yaptığı açıklamada, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
başkanının çeşitli ülkelerle ilişkileri
geliştirme yönündeki görevlerinin tartışmaya açık
olmadığını geçtiğimiz haftadan beridir net bir
şekilde söylediğini" belirterek, "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin münhasır ekonomik bölgesi üzerindeki egemenlik
hakları konusunda da gayet net açıklamalarda bulunduğunu"
ifade etti.
Talat'la görüşmesinde, Kıbrıs
Rum tarafının bu yöndeki tezlerine ilişkin kararlı ve net
bir şekilde konuştuğunu savunan Hristofyas, görüşmenin
dostane bir havada geçtiğini belirtti.
Hristofyas, Rusya'ya
gerçekleştirdiği ziyaretin, BM'yle belirlenen müzakerelerin
ajandasına dâhil olmadığını belirterek,
şunları söyledi:
"Bu konuyu
kapattığımızı varsayıyoruz. Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin uluslararası hukuktan doğan egemenlik
haklarından kuşku duyulamayacağını net bir biçimde
ilettiğimiz halde, umarım tartışmalar devam etmez".
Cumhurbaşkanı Talat'tan,
Kıbrıs Rum tarafının ileride imzalayacağı
anlaşmalara ilişkin herhangi bir taahhüt alıp
almadığının sorulması üzerine ise, Hristofyas şu
yanıtı verdi:
"Kıbrıs Cumhuriyeti
Başkanı'nın anlaşmalar imzalama hakkından kuşku
duymadığını söyledi. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
federal, iki toplumlu, iki kesimli devlete dönüşeceğini söylememize
itirazı vardı. Bunları açıkladık, herkes kendi
tezlerini dile getirdi ve devam ettik."
Hristofyas ayrıca, dünkü görüşmede
kamu hizmetleri ve kamu hizmetleri komisyonu konularını
görüştüklerini, bu konularda hem fikir birliği hem de fikir
ayrılıklarının bulunduğunu, bir sonraki görüşmede
bu konuya devam edeceklerini ifade etti.
KIBRIS 03/12/08
Babacan: 2009'da Kıbrıs'la ilgili gelişme bekliyoruz
Türkiye Dışişleri Bakanı
ve Başmüzakereci Ali Babacan, "Türkiye-AB ilişkilerinde bizi
heyecanlandıran, meraklandıran konular çok fazla olmayacak"
diyerek, 2009'da Kıbrıs'la ilgili gelişmelerin bunun
istisnası olabileceğine dikkat çekti.
NATO Dışişleri
Bakanları toplantısı için Brüksel'e gelen Babacan, basın
toplantısı düzenledi. Babacan, Kıbrıs konusuna da
değindi.
Babacan, hiçbir şey
değişmese bile Kıbrıs'la ilgili gelişme beklediklerini
vurguladı.
Babacan, düzenlediği basın
toplantısında, iki gün sürecek NATO toplantısında öncelikli
gündem maddelerinin Gürcistan'da yaşanan çatışmanın
ardından Rusya ile ilişkilerle Gürcistan ve Ukrayna'nın NATO
üyeliği perspektifinin korunması olduğunu, toplantının
sonuç bildirisi üzerinde NATO üyelerinin henüz uzlaşma sağlayamadığını
ve tartışmaların devam ettiğini belirtti.
Babacan, mevcut anayasa ile
"Türkiye'nin ilelebet devam etmesinin mümkün
olmadığını" belirterek, "devam edilmeye
çalışılması halinde Türkiye'de sık sık yol
kazaları olacağını" söyledi.
Türkiye-AB süreci
Babacan, Fransa'nın AB Dönem
Başkanlığı süresinde sermayenin serbest
dolaşımıyla bilgi toplumu ve medya olmak üzere iki fasılda
daha müzakerelerin başlamasını beklediklerini kaydederek,
"Fransa'nın üçüncü fasılla ilgili diğer üyeleri ikna çabalarının
maalesef sonuç vermediğini" söyledi.
"Bizim reform sürecimiz
fasılların açılmasına, kapanmasına bağlı
değil" diyen Babacan, halkın yaşam standartlarını
yükseltecek reformları adım adım hayata geçirmeye devam
edeceklerini vurguladı.
TBMM gündeminde AB ile alakalı
10'u genel kurulda ve 20'si komisyonlarda olmak üzere 30 yasa bulunduğuna
işaret eden Babacan, bakanlıkların yaptığı
çalışmaların da az ya da çok AB ile alakalı olduğunu belirtti.
Kıbrıs'la ilgili gelişmeler
Babacan, "Ancak Türkiye-AB
ilişkilerinde bizi heyecanlandıran, meraklandıran konular çok
fazla olmayacak" diyerek, 2009'da Kıbrıs'la ilgili
gelişmelerin bunun istisnası olabileceğine dikkat çekti.
Dışişleri Bakanı
ve Başmüzakereci Ali Babacan, AB ile müzakerelerin hızından memnun
olmadıklarını ve bunu muhataplarına sürekli
aktardıklarını, buna karşılık AB çevrelerinden
"çok fena bir hızla gidilmediği, bunun korunması halinde
pek çok tahminden daha iyi bir sürede Türkiye'nin üyeliğe hazır hale
geleceği" şeklinde değerlendirmeler
aldıklarını anlattı.
Babacan, "Tarama sürecinin
üzerinden iki sene geçmiş, hâlâ raporunu bize vermiyorlar. Bunun
örneği yok. Görüşmelerimde AB tarafında bunun mahcupluğunu
seziyorum" şeklinde konuştu.
Ali Babacan, Türkiye ekonomisi ve
makro ekonomik istikrar için de AB sürecinin "elzem olduğunu"
vurgulayarak "AB reformlarının Türkiye'nin uzun vadeli siyasi
istikrarının garantisi olduğunu" ifade etti.
Aksi halde "her an demokrasi ve
hukuk kazaları çıkabileceği" uyarısında bulunan
Babacan, AB sürecinin Türkiye'yi yerli ve yabancı
yatırımcılar açısından öngörülebilir, güvenilir ve
istikrarlı bir ülke haline getirdiğine işaret etti.
KIBRIS 03/12/08
AB hibe programları için proje hazırlama eğitimlerine
katılanlara sertifikaları verildi
Lefkoşa'da Sivil Toplum Destek Ekibi'nin
binasında düzenlenen sertifika törenine AB Destek Programı Ekibi
Başkanı Alain Botherel de katıldı.
Botherel resepsiyonda
yaptığı konuşmada, bir değişim yapabilmeleri için
sivil toplum örgütlerinin güçlenmesinin önemli olduğunu kaydetti.
AB tarafından sağlanan hibe
programlarından yararlanmanın katı kurallardan dolayı güç
olduğunun farkında olduklarını ifade eden Botherel, ancak
AB'nin destekleme kararı aldığı projelerin Kıbrıs
Türküne değer katan niteliklerde olduğunu ifade etti.
Botherel, hibe
programlarının hazırlanması için danışma
şirketlerinden hizmet almanın uzun dönemde de karlı
olmadığını ifade etti.
Alain Botherel,
katılımcıları kapasite artırma
çalışmaları yönünde teşvik etmek açısından
sertifika töreninde yer almanın kendisi için önem
taşıdığını kaydetti.
Destek ofisi lideri
Sivil Toplum Destek Ekibi Lideri
Juliette Remy Sartin da yaptığı konuşmada, seminerlerin
hedefinin katılımcıları proje hazırlama konusunda
eğitmek olduğunu belirtti, ancak bunun yanında verilen
eğitimlerin günlük yaşantıda da kullanılabildiğini
vurguladı.
Düzenlenen etkinliklerin yeteneklerin
gelişimi yanında, dostluğun gelişimine de
yardımcı olduğunu kaydeden Remy, düzenlenen eğitici
seminerlere 60 örgütten 90 kişinin katıldığını
kaydetti.
KIBRIS 03/12/08
Christofias issues
strong response to Talats Russia complaints
By Jean
Christou
PRESIDENT Demetris
Christofias yesterday issued a strong response to Turkish Cypriot leader Mehmet
Ali Talats complaint about his trip to Russia when the leaders last met.
Speaking at the end of yesterdays leaders meeting on his return to the
Presidential Palace, Christofias said he had highlighted the sovereign rights
of the Republic of Cyprus to sign agreements with other countries.
During their last meeting on November 25, Talat read out a statement that left
Christofias fuming following his return from Moscow.
Mr Talat said he does not question the right of the President of the Republic
of Cyprus to sign agreements with various countries but he objects to what we
call the evolution of the Republic of Cyprus to a federal bicommunal bizonal
state, said Christofias.
He said Talat was not necessarily talking about a virgin birth but he was
finding it hard to accept the notion of the evolution of the Republic of Cyprus
from a single to a federal state.
Christofias said he had replied to Talats objections clearly, not only about
the Cyprus-Russia agreement but also Cyprus rights to exploit offshore marine
wealth.
The President was referring to Turkish harassment of hydrocarbon exploratory
vessels off the islands south coast last month.
This issue is now supposed to be closed so I hope this controversy does not
continue, said Christofias.
The exchange between the two leaders on both occasions took place outside the
framework of the negotiations, which yesterday focused on the public service,
during which the two sides shared some views and disagreed on others,
Christofias said.
According to UN Chief of Mission Taye-Brook Zerihoun progress was made.
The leaders had a good and friendly meeting, in a friendly atmosphere. They
began with an hour of tête-à-tête and then they resumed the discussions on
governance, focusing this time on the federal public service on which they
identified a number of convergences, helped by bridging proposals from both
sides, Zerihoun said.
He also said the aides to the two leaders, George Iacovou and Ozdil Nami, would
meet today to move forward on some of the same issues.
We expect further meetings of the representatives before the leaders meet
again on December 16, when they will take up the issue of external relations,
said Zerihoun.
They (the leaders) have made advances in the discussions; they have not agreed
on every issue, they have left some issues aside to be revisited, they have
asked their representatives to take up some of these issues.
UN Special Adviser Alexander Downer will arrive on the island on December 11 to
take part in the next meeting.
CYPRUS MAIL 03/12/08
Mostly satisfied with Ban
report
THE government is mostly
satisfied with UN Secretary-General Ban Ki-moons report on Cyprus, but there
were a few aspects that could have been dealt with differently, it said
yesterday.
Government Spokesman Stefanos Stafanou said Ban had been very careful, and had
tried to maintain a balance in his comment on the Cyprus problem.
The report contains remarks that are satisfactory and remarks that could have
been more complete, he said.
An example was the omission of any reference to the recent harassment by
Turkish navy vessels of Cyprus-commissioned hydrocarbon research vessels off
the south coast of the island.
The non reference to the provocative actions of Turkey in the exclusive
economic zone of the Republic of Cyprus, actions which jeopardise the climate
and pose a danger for the process of negotiations itself, was an omission,
Stefanou said.
We will raise these omissions and our views in general with the UN.
Earlier, Foreign Minister Markos Kyprianou said the report did not contain any
surprises.
Some issues also could have been worded in a different manner, he said.
There is an obvious effort by the Secretary-General to keep an equal distance
and this is because we are engaged in talks. Where we believe that there have
been some omissions or references that should have been made in a different
manner, we will certainly point that out to the UN, he added.
CYPRUS MAIL 03/12/08
Government urged to act
on title deeds
By Jean
Christou
THE unresolved problem
of title deeds is a serious issue that needs to be dealt with, the Cyprus Land
and Property Owners Association (KSIA) said yesterday.
Speaking at their annual general meeting, KSIA president George Strovolides
said there were over 100,000 people without title deeds.
This unresolved issue is dangerous and more regulation on the market will
benefit all sides, he said.
Strovolides said he has brought the issue to the attention of the Interior
Minister, who he said pledged to accelerate a solution.
KSIA has also been in contact with the Association of Property Developers and
the Cyprus Bar Association about the issue.
There are more than twice as many Cypriots without title deeds as there are
foreigners, and they too have become more concerned recently about how owners
without title deeds could be protected if the global credit crunch hits the
property sector.
On average, it takes 10-15 years for owners in Cyprus to obtain title deeds on
new properties, because in many instances the developer has remortgaged to
build new developments. This gives the banks legal rights to the development in
the event of bankruptcy, even if people have paid in full for their homes.
During yesterdays AGM, Strovolides also brought up the issue of property
taxes.
He said he had given a list of proposals for tax reform to Finance Minister
Charilaos Stavrakis.
According to KSIA data, state revenue from real estate tax was only £36 million
in 1998, but was now around £500 million.
KSIA believes this is a most unfair tax for owners and only creates an
incentive for tax evasion, he said.
He called on the government to reduce capital gains tax from 20 per cent to 10
per cent, and to abolish transfer fees.
The aim of these suggestions is not the deprivation of revenue from the state,
but to maintain growth in the property sector, Strovolides said.
CYPRUS MAIL 03/12/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 22:08 TSİ 04 Aralık 2008 Perşembe
LEFKOŞA - Rum yönetiminin
Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Antonis Paşalidis, petrol arama
çalışmalarını önümüzdeki yıl daha da geniş bir
alana yayacaklarını açıkladı.
Paşalidis,
Denizlerdeki ekonomik çıkarlarımızdan ve
haklarımızdan tehditler nedeniyle vazgeçmeyeceğiz dedi.
Güney Kıbrısı ziyaret eden Suriye Petrol Bakanı da Rum
yönetimiyle Akdenizdeki enerji kaynaklarının
paylaşımına ilişkin görüşmelere
başladıklarını söyledi.
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türk savaş gemisinin, Akdenizde
petrol arayan iki geminin çalışmasına müdahale ettiği
gerekçesiyle Ankarayı BMye şikayet etmişti.
NTV
Güncelleme: 22:35 TSİ 04 Aralık 2008 Perşembe
LEFKOŞA - Müzakerelerin
sıfırdan başladığı ve seyrek
tekrarlandığı için yavaş ilerlediğine işaret eden
Talat, çözümün 2009 yılının ortasında bile uzak
olasılık olduğunu ifade etti.
Talat,
görüşmelerin bir anlaşmayla sonuçlanabilmesi için Kıbrıs
sorununa yön veren ülkelerin yardımına ihtiyaç olduğunu söyledi.
Rum yönetimi lideri Hristofyasta Türkiye takıntısı
bulunduğunu dile getiren Talat, Rum liderin bazı
tavırlarının kendisinde hayal
kırıklığına neden olduğunu söyledi.
Talat Bana sütten kesil de gel diyebiliyor. Bizi kukla olarak niteleyen
yaklaşımı çok rahatsız edici dedi.
Rumların Kıbrısta tek halk olduğu yönündeki
iddiasını değerlendiren Talat, BMnin böyle bir kararı
yok. Yukardan Allah inse böyle bir iddiayı ispat edemezler ifadesini
kullandı.
Aydınlardan kampanya: Ermenilerden Özür diliyorum
04/12/2008 RADIKAL
Öğretim üyeleri ve gazetecilerin de aralarında bulunduğu bir grup aydın, 1915teki Ermeni tehciriyle ilgili imza kampanyası başlatıyor. Yılbaşında internette başlayacak olan kampanyanın adı Özür diliyorum olacak
İSTANBUL - 1915 Ermeni tehcirinde yaşananlar imza kampanyasıyla
yeniden gündeme taşınıyor. Kampanyanın öncülüğünü
akademisyenler Ahmet İnsel, Baskın Oran ve Cengiz Aktar ile
gazeteci-yazar Ali Bayramoğlu yapıyor.
Yılbaşında internette başlatılacak imza
kampanyasının adı Özür diliyorum. Kampanya metninde 1915te
Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felakete
duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul
etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni
kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor,
onlardan özür diliyorum yazıyor.
İNTERNETTE YAYINLANACAK
Vatan'ın haberine göre uzun tartışmalardan sonra mutabık
kalınan kampanya için alışılagelmiş kampanyalar-dan
farklı bir yol
izlenecek. Hedef, internette bir yıl boyunca mümkün olduğunca fazla
katılım sağlamak. Galatasaray Üniversitesinden Prof.
İnsel, kampanyayı tarihi sorumluluk karşısında
bireysel bir tavır olarak tanımlıyor. Prof. İnsel Resmi
politikadan bağımsız olarak biz yurttaşların Türkiye
tarihi ile ilgili görüşlerini beyan hakkı var. Kampanyayı bir
politika malzemesine dönüştürmemek gekir dedi. Bahçeşehir
Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi
Dr. Cengiz Aktar da kampanya ile ilgili olarak Vatan Gazetesi'ne konuştu.
Kampanya nasıl ortaya çıktı?
Bireyi, bireyin hissiyatını öne çıkaran bir kampanyanın
vaktinin gelmiş hatta geçmiş olduğu kanaatinden yola
çıktık. Muhtemelen
yılbaşında çok geniş bir kampanya haline getirmeyi
hedefliyoruz.
Kampanyanın amacı nedir? Ermenilerin
başına gelenler Türkiyede çok az bilinen, unutturulmuş, tahrik
edilmiş olgular. Türkler bu meseleleri daha çok büyüklerinden,
dedelerinden duydu. Ama konu hiçbir zaman objektif bir tarih anlatımı
haline dönüşemedi. Bu yüzden pek çok insan Türkiyede bugün bütün iyi
niyetiyle Ermenilerin başına bir şey gelmediğini zanneder.
Bunun çok tali, ikincil hatta karşılıklı katliamlar şeklinde
cereyan eden ve 1. Dünya Savaşı koşullarıyla açıklanan
bir nevi vaka-i adiye olduğu kanaati resmi tarih
tarafından yıllardır söylene gelmiştir. Fakat gerçekler
maalesef çok farklı. Belki bir tane gerçek var, o da şu son tahlilde
Ermeniler artık Anadoluda yok ama diğer unsurlar Türkler ve Kürtler
hala burada. Bu kampanyanın öznesi bireyler. Bireyin vicdanından
gelen bir ses bu. Özür dileyen diler dilemeyen dilemez.
Niçin özür dileniyor?
Bu kadar zaman boyunca, neredeyse 100 sene olacak bu konudan bahsedememiş,
açıkça konuşamamış olmaktan dolayı özür dileniyor.
BM
Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, BM Kıbrıs Barış Gücü'nün
görev süresinin 6 ay daha uzatılmasına ilişkin raporunun
'Gözlemler' kısmında, izolasyonlardan "Kıbrıslı
Türklerin hissettiği bir duygu" diye söz etmesi hayal
kırıklığı yarattı
İŞTE
BAN'IN İNANILMAZ SÖZLERİ... Raporunun gözlemler
kısmının sonunda, adadaki iki taraf arasında ekonomik,
sosyal, kültürel, sportif ve benzeri bağların, temasların
kurulmasının adada devam eden çabalara olumlu etkisi
olacağını ifade eden Ban Ki-Moon, bu tür temasların daha
önce de belirttiği üzere, "iki toplum arasında güven duygusunu
besleyeceğini ve Kıbrıslı Türklerin hissettiği
izolasyon duygusunu hafifletmeye yardımcı olacağını"
belirtti
AVCI:
ADALETSİZ DURUM PSİKOLOJİK BİR VAKA OLARAK YANSITILDI...
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, BM Genel Sekreteri'nin son raporunun, KKTC halkının
içinde bulunduğu adaletsiz durumu psikolojik bir vaka olarak
yansıttığını; bu yaklaşımın,
Kıbrıs Türkü'nde bir kez daha hayal
kırıklığı yarattığını belirtti.
Avcı, konuyla ilgili yazılı açıklamasında, BM Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon'un raporuna ilişkin detaylı
değerlendirmelerinin devam ettiğini kaydetti
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, BM Kıbrıs
Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 6 ay daha
uzatılmasına ilişkin raporunun 'Gözlemler' kısmında,
izolasyonlardan "Kıbrıslı Türklerin hissettiği bir
duygu" diye söz etti.
Raporunun gözlemler kısmının sonunda, adadaki iki taraf
arasında ekonomik, sosyal, kültürel, sportif ve benzeri
bağların, temasların kurulmasının adada devam eden
çabalara olumlu etkisi olacağını ifade eden Ban Ki-Moon,, bu tür
temasların daha önce de belirttiği üzere, "iki toplum
arasında güven duygusunu besleyeceğini ve Kıbrıslı
Türklerin hissettiği izolasyon duygusunu hafifletmeye yardımcı
olacağını" belirtti.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, BM Genel Sekreteri'nin son raporunun, KKTC halkının
içinde bulunduğu adaletsiz durumu psikolojik bir vaka olarak yansıttığını;
bu yaklaşımın, Kıbrıs Türkü'nde bir kez daha hayal
kırıklığı yarattığını belirtti.
Avcı, konuyla ilgili yazılı açıklamasında, BM Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon'un raporuna ilişkin detaylı değerlendirmelerinin
devam ettiğini kaydetti.
"Genel
olarak müzakereler
iyi yönde
ilerliyor"
BM
Genel Sekreteri Ban Ki-Moon yayımladığı son
Kıbrıs raporunda, "genel olarak Kıbrıs'taki
müzakerelerin iyi yönde ilerlediğini" ve iki lider arasında
kişisel düzeyde "mükemmel bir uyum" olduğunu söyledi.
Genel Sekreter Ban raporunda, adadaki olumlu gelişmelere rağmen henüz
kapsamlı bir anlaşma sağlanamadığı gerekçesiyle
adadaki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) Kıbrıs'ta önemli bir
rol oynamaya devam ettiğini belirterek, gücün görev süresinin 6
aylığına uzatılmasını tavsiye etti.
Ban, BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan raporunda, görev süresi 15 Aralık'ta
dolacak UNFICYP'in süresinin 15 Haziran 2009 tarihine kadar
uzatılmasını istedi.
Ban, adada 24 Mayıs ile 23 Kasım 2008 tarihleri arasındaki
gelişmeleri özetlediği raporda, son 6 ayda Kıbrıs sorununu
çözme çabalarının yeni bir safhaya girdiğini ifade etti.
Adadaki iki liderin 3 Eylül 2008 tarihinde iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi
eşitlik temelinde kapsamlı bir çözüme yönelik resmi müzakereleri
yeniden başlatmalarının cesaret verici olduğunu belirten
Ban, bu durumun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas tarafından paylaşılan
"siyasi cesaret, vizyon ve (çözüme yönelik) taahhüdü"
yansıttığını kaydetti.
Ban, bu kapsamda 23 Mayıs ve 1 Temmuz'da iki önemli ortak açıklama ve
sadece 4 resmi görüşme yaparak barış sürecine yönelik ortak bir
çerçeve ve vizyon oluşturmayı başaran, adadaki süreci bu noktaya
getiren Hristofyas'ın ve Talat'ın "siyasi liderliğini"
takdir ettiğini belirtti. Ban, iki lideri süreci ileri götürme konusunda
cesaretlendirdiğine işaret etti.
Ban raporunda, "Bu ortak vizyon, yeniden birleşmiş bir
Kıbrıs'ta güç paylaşımı düzenlemelerine
yoğunlaşmış müzakerelere rehberlik ediyor. Benim
değerlendirmem, genel olarak iki tarafın kendi pozisyonlarını
anlattıkları ve birbirleriyle yapıcı ve açık bir
şekilde konuştukları bu müzakerelerin iyi yönde ilerlediği
yönündedir" ifadesini kullandı.
BM Genel Sekreteri, çözümün ana çerçevesi ve yerleşik parametrelerinin son
derece iyi bilindiğini ve Kıbrıs sorununun çözümü yolunda bugüne
dek pek çok çalışma yapılmasının da bir avantaj
olduğunu belirtti.
Yine de çözülmesi gereken meselelerin zor olduğunu ve doğal olarak
(iki taraf arasında) farklılıkların görüleceğini
belirten Ban, pek çok konunun tek başına ele
alınamadığını, pek çoğunun birbiriyle
bağlantılı olduğunu ve potansiyel uzlaşma çerçevesinde
değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi. Sürecin sabırlı ve
gayretli bir yaklaşımı gerektirdiğine işaret eden Ban,
iki liderin de düzenli görüşmelerle sürece bağlı
kalacağından emin olduğunu belirtti.
"Mükemmel
uyum"
Her iki liderin kişisel olarak "mükemmel bir uyuma sahip
olmalarının Kıbrıs sorunun çözümünde iyimser olmak için
başka bir neden" olduğunu da belirten Ban, bu kapsamda iki
liderin birbirlerinin ihtiyaçlarına ve siyasi açıdan üzerlerinde
hissettikleri kısıtlamalara karşı gösterdikleri
hassasiyetinin, iki lidere kararlılıkla ve güvenle beraber ileri
gitme yönünde benzersiz bir imkan sunduğunun da altını çizdi.
Ban, iki liderin süreci birlikte sahiplendiklerini ve tam sorumluluk
üstlendiklerini belirterek "Hasım olarak değil ortak olarak
onları bekleyen mesele başlattıkları bu süreçteki ivmeyi
korumak" ifadesine yer verdi.
"Sivil
toplumun önemi"
Genel Sekreter raporunda, iki tarafın nihai olarak varacakları bir
anlaşmanın adanın iki kesiminde aynı anda yapılacak
referandumlara sunulacağını anımsatarak, "Bu
açıdan tarafların sürecin siyasi yönünü ihmal etmemeleri büyük önem
taşıyor" uyarısında bulundu.
Tarafların kendi toplumlarına çözüm isteniyorsa uzlaşmanın
vazgeçilmez olduğunu ve "kazan-kazan" anlayışına
dayalı bir çözümün ekonomik, siyasi, güvenlik ve diğer alanlardaki
yararlarını anlatmaları ve bunu teşvik etmelerinin gerekli
olduğunu söyleyen Ban, bu kapsamda karşılıklı
şikayetlerin ve medya aracılığıyla müzakere
yapmanın bu amaçlara ters düştüğünü de belirtti.
Aynı kapsamda ilgili ve bilgilendirilmiş bir sivil toplumun adada
güven ortamı oluşturulmasında önemli olduğunu kaydeden Ban,
sivil toplumun sürece aktif katılımının Kıbrıslıların
ne için oy vereceklerini anlamalarına yardımcı
olacağını ve bu kapsamda sorunun çözümünün kalıcı
olmasını sağlayacağını ifade etti. Ban, bu
kapsamda taraflara sivil toplumun adanın geleceğine yönelik
tartışmaya
aktif şekilde katılmasını kolaylaştırmaya
çağırdı.
"Kıbrıslı
Türklerin izolasyon duygusunu hafifletme"
Ban, raporunun gözlemler kısmının sonunda, adadaki iki taraf
arasında ekonomik, sosyal, kültürel, sportif ve benzeri
bağların, temasların kurulmasının adada devam eden
çabalara olumlu etkisi olacağını ifade ederek, bu tür
temasların daha önce de belirttiği üzere, "iki toplum
arasında güven duygusunu besleyeceğini ve Kıbrıslı
Türklerin hissettiği izolasyon duygusunu hafifletmeye yardımcı
olacağını" belirtti.
Ban, yine aynı kapsamda iki taraf arasında süratle daha fazla
ekonomik ve sosyal eşitliğin sağlanmasının,
adanın yeniden birleşmesini kolaylaştırmakla
kalmayacağını, aynı zamanda bunu daha da olası hale
getireceğini belirtti. Ban, bu kapsamda aksi yöndeki çabaların ters etki
yaratacağının ve amaca zarar vereceğinin altını
çizdi.
Genel Sekreter Ban, BM'nin adadaki çözüm yönündeki sürece tam desteğinin
devam edeceğini ve tarafların talepleri olursa daha da fazla
yardıma hazır olduğunu belirtti.
Bu arada Ban, "Kıbrıslı Türklerin hissettiği izolasyon
duygusu" ifadesini Haziran 2008 raporunda da kullanmış,
Kıbrıslı Türk yetkileri ise Genel Sekreter Ban'ın
"izolasyonlar konusunda kullandığı dilin, gerçekleri yansıtmaktan
uzak olduğunu ve hayal kırıklığı
yarattığını" bildirmişlerdi.
Diğer
hususlar
Ban, adadaki mayın temizleme çalışmalarının devam
etmesinden ve kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi için
uğraşan komitenin insani çalışmalarına devam etmesinin
memnuniyet verici olduğunu da belirtti.
Raporun yazıldığı dönemde ufak tefek bir iki olay
dışında Yeşil Hattaki durumun da sakin olduğunu
kaydeden Ban, adadaki tarafları yıllık askeri
tatbikatlarını iptal etmelerinden dolayı da tebrik etti.
Ban, raporunun adadaki gelişmeleri olaylar temelinde
anlattığı ilk bölümünde ise Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri
Bakanı Ali Babacan ile çeşitli vesilelerle yaptığı
görüşmelerde Türk yetkililerin Türkiye'nin adadaki müzakerelere
verdiği desteği yinelediklerini belirtti. Ban, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile
yaptığı görüşmelerde de iki liderin kendisine çözüm yönünde
kararlı olduklarını söylediklerini ifade etti.
BM Güvenlik Konseyi önümüzdeki günlerde Genel Sekreter Ban'ın raporu doğrultusunda
Kıbrıs konusunu görüşecek ve Ban'ın talebi
doğrultusunda barış gücünün görev süresini yeniden 6
aylığına uzatacak.
UNFICYP'nin 31 Ekim 2008 itibariyle 858'i asker, 69'u polis olmak üzere 927
kişilik personeli bulunuyor.
BM'nin bu
ayki gündeminde Kıbrıs da var
BM Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı Hırvatistan'ın BM Daimi
Temsilcisi Neven Jurica, konseyin bu ayki gündeminde Kıbrıs'ın
da bulunduğunu bildirdi.
Hırvatistan Büyükelçisi Jurica, Konsey'in dönem
başkanlığının Kosta Rika'dan Hırvatistan'a
geçmesi dolayısıyla bir basın toplantısı düzenledi ve
bu ayki çalışma programıyla ilgili bilgi verdi.
Jurica'nın verdiği bilgiye göre BM Güvenlik Konseyi (BMGK) bu
ayın 15'inde adada görev süresi dolacak olan BM Barış Gücü
(UNFYCIP) çerçevesinde Kıbrıs konusunu da görüşecek. Konseyin
barış gücünün görev süresini yeniden 6 aylığına
uzatması öngörülüyor.
KIBRIS 04/12/08
Food for thought from the Northern
Ireland peace process
By Stefanos Evripidou
TWO KEY figures in the
Northern Ireland peace process have come to Cyprus to show that even one of the
most insolvable conflicts can have a silver lining.
Just the fact were sitting here together says a lot, said Jonathan Powell
yesterday, Tony Blairs Chief of Staff (1997-2007), and the British
governments chief negotiator for the Northern Ireland peace negotiations.
Sitting next to him on the Irish Ambassadors couch in Nicosia was Dr Martin
Mansergh, a minister of state for the Republic of Ireland. Mansergh played a
key role in the peace process as special advisor to his party on Northern
Ireland.
Powell spent the better part of a decade flying, often under the dark of night,
between London, Belfast and Dublin, until a peace settlement was reached and
finally implemented in May 2007. The power-sharing executive between unionists
and republicans, including former paramilitary members, now operates from
Stormont in Belfast, bringing peace and local rule to the sectarian-divided
Northern Ireland.
Based on his experience of the Irish conflict, Mansergh drew attention to three
issues: forced solutions are not solutions; you can only reach agreement if the
majority in both communities are in favour (you cannot impose your will on the
other); and finally, support for unification depends on the terms and
conditions of the final settlement.
In Ireland, we have a peace settlement after the violent conflict (The
Troubles) and a political settlement, he said of the Irish problem which goes
back 80 years to the original partition of the island.
The political and economic benefits of the settlement are considerable in both
parts of the island. There is greater security, more investment, goodwill and
assistance from outside, said Mansergh.
The minister of state highlighted that there was much international prestige to
gain from a successful peace process.
There are many failures already, like the Basque conflict, (in the) Middle
East, Sri Lanka, he said, adding: You are always fighting against the odds,
but just because it hasnt happened before, doesnt mean it cant happen in the
future, thats how history happens.
Powell noted that each conflict has its own peculiarities, but that lessons
could be drawn from Northern Ireland.
For a long time people thought it was insolvable. The peace process was by no
means inevitable. It could have collapsed at any moment up to 2007. But youve
got to keep going at it, and be prepared to absorb political pain, he said,
referring to the release of convicted IRA terrorists from British prisons.
The former chief negotiator said it was imperative to move away from zero sum
politics.
During the process, at every meeting between the sides, we were constantly
dragged back by grievances of history. But if you want to make it succeed
rather than keep going in circles, you have to think how the other side is
going to sell it to their constituency, said Powell.
I knew the Troubles were over in 2007 when I got a call from one of Ian
Paisleys people (leader of the Democratic Unionist Party) saying hes in a bad
mood and wont agree to anything. When I asked why, they said he didnt get
much sleep because he was up all night doing Scottish and Irish dances with
Martin McGuinness (Sinn Fein negotiator), said Powell.
CYPRUS MAIL 04/12/08
Cyprus seeks international support
on oil harrasment
By Jean Christou
CYPRUS is seeking
solidarity from the international community over the continued harassment by
Turkey of exploratory vessels searching for hydrocarbons off the islands south
coast.
In addition to the two incidents already made public, a second letter from
President Demetris Christofias to UN Secretary-General Ban Ki-moon released
yesterday spoke of two subsequent incidents.
Along with the incident on November 13 off Paphos, and the second on November
19 off Larnaca, the second letter to the UN details two more incidents on
November 21 and 24.
Until now, the UN, and the international community, have been silent on
Ankaras intimidation of the two Norwegian research vessels. Ban did not
mention the two earlier incidents in his latest report on Cyprus, something the
government took note of.
Despite bringing this incident to your attention and that of the Security
Council, as well as of the Division for Ocean Affairs and the Law of the Sea,
the harassment of vessels by Turkish warships within the exclusive economic
zone of the Republic of Cyprus has continued unabated, in a systematic and
persistent manner, said an accompanying text from Minas Hadjimichael, Cyprus
Permanent Representative to the UN.
Christofias said in his letter: The continuation of these incidents, I am sad
to observe, unavoidably impacts negatively on our efforts to reach a negotiated
solution to the Cyprus problem. On my part, I am doing everything in my power
to protect the process of negotiations and to bring it to a positive
conclusion.
It is important
that the United Nations and the international community
support these efforts through effective solidarity, Christofias added in the
second letter to Ban, dated November 25.
Christofias told Ban that subsequent to his first letter on November 14, there
had been three more incidents.
I find myself in the unpleasant position of expressing my dismay over the
continuation of such aggressive actions, he said.
On November 19, the letter said, the two vessels, Harrier Explorer and Marja,
were performing oceanographic work within Cyprus Exclusive Economic Zone (EEZ)
off the south coast.
But after being harassed by the Turkish corvette Bandirma, they were obliged
to change location, it added.
And, on November 21, two Turkish warships harassed the cargo ship Aquarius G,
which is involved in the research, by repeatedly blocking its course until it
was forced to return to Cypriot territorial waters, which extend 12 nautical
miles as opposed to 200 nautical miles for the EEZ.
On November 24, the Turkish frigate Gemlik approached Harrier Explorer and
Aqarius G and repeated the harassment by blocking the exploratory vessels
route, forcing them into dangerous manoeuvres, according to the Presidents
letter.
Christofias said that despite several attempts by the captain of Harrier
Explorer to contact the Turkish captain over the radio, there was no response.
The Turkish naval force was constantly stationed within a short distance from
the research vessels observing their actions and movements, he said.
The Turkish Cypriot side responded with a letter of its own to Ban saying the
Greek Cypriot side has no right to look for oil and gas prior to a political
settlement.
"The Greek Cypriot side's unilateral activities ... before a comprehensive
settlement prejudge and violate the fundamental rights and interests of the
Turkish Cypriot people," Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said in
the letter.
In Brussels, Foreign Minister Markos Kyprianou said in an interview with
Reuters that Ankaras actions were damaging Turkey's efforts to join the EU.
"The reaction of Turkey is illegal, unjustified and definitely this
'gamble diplomacy' belongs to the 19th century, not to a modern state of the
21st century which wishes to join the EU," Kyprianou said.
"I am afraid they are becoming very unpredictable, which again is not
compliant with their obligations to have good neighbourly relations, which is
something which is demanded of them by the EU."
CYPRUS MAIL 04/12/08
Güney
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Güney
Kıbrıs'ın sözde "münhasır ekonomik bölgesi"
içerisinde petrol yatakları arayan araştırma gemilerinin, Türk
savaş gemilerince engellenmesinin devam ettiği iddiasıyla, BM
Genel Sekreteri'ne bir şikayet mektubu daha gönderdi.
Hristofyas,
mektubunda, Türk gemilerinin müdahalesinin, "Kıbrıs sorununa
müzakereler aracılığıyla çözüm bulma çabalarını
kaçınılmaz olarak olumsuz etkilediğini" iddia etti.
Hristofyas, şikayet mektubunda, 14 Kasım tarihli birinci şikayet
mektubundan sonra, Türk savaş gemilerinin, "sözde münhasır
ekonomik bölge" içerisinde araştırma gemilerine yönelik
engellemelerinin devam ettiğini öne
sürdü.
Bundan duyduğu endişeyi dile getiren Hristofyas, 19 eylülde
"Harrier Explorer" ve "Marja" isimli oşinografi
gemilerinin, Kıbrıs'ın güney kıyıları
karşısındaki "münhasır ekonomik bölge içerisinde"
çalışma yaptığı sırada, Bandırma isimli Türk
korveti tarafından engellenerek, konum değiştirmeye zorlandığını
iddialarına ekledi.
Hristofyas, 21 Kasım'da iki Türk savaş gemisinin,
araştırmalara katılan "Aquarius G" isimli gemiyi Rum
kara sularına geri dönmeye zorlamak amacıyla yolunu kestiğini ve
24 Kasım'da Gemlik isimli Türk destroyerinin "Harrier Explorer"
ve "Aquarius 6"ya yaklaşıp araştırma gemilerinin
seyrini engelleyerek, "çok tehlikeli manevralar yapmaya
zorladığını" öne sürdü.
Mektubunda, Türk gemilerinin sürekli olarak araştırma gemilerine çok
yakın mesafede durduğunu ve hareketlerini izlediğini yazan
Hristofyas, "Bu olayların, Kıbrıs sorununa müzakereler
aracılığıyla çözüm bulma çabalarımızı
kaçınılmaz olarak olumsuz etkilemeye devam ettiğini görmekten
üzgünüm. Ben, müzakere prosedürünü korumak ve olumlu bir sonuca başlamak
için imkanlarım ölçüsünde her şeyi yapıyorum. Aynı zamanda,
BM'nin ve uluslararası camianın bu çabaları sonuç getirici
şekilde desteklemesi de önemlidir" dedi.
Güney Kıbrıs Rum yönetminin, BM'deki daimi temsilcisi Minas
Hacimihail tarafından 26 Kasım'da BM Genel Sekreterliği'ne
iletilen mektup, 25 Kasım tarihini taşıyor.
CNN TURK
03/12/08
Kıbrıs'ta çözümsüzlüğe doğru...
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa kapsamlı
çözüm bulunması amacıyla yaptıkları müzakerelerde
tarafların anlaşamadıkları konular,
anlaştıklarından daha fazla.
11 Eylül'de
başlayan süreç çerçevesinde bugüne kadar 11 kez görüşen liderlerin
ele aldığı "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
ana başlığı altındaki konuların
çoğunluğunda ortak görüşe varılamadı.
Hangi konuların federal yetkiler kapsamında olacağı
konusunda büyük oranda ortak tutuma sahip olan taraflar, yetkilerin
kullanımı konusunda ise görüş ayrılığı
yaşıyor. Örneğin Rum tarafı, Türk tarafının
ayrı FIR hattı istemine, "ayrı FIR istemenin ayrı
devlet istemekle eş anlamlı olduğu" iddiasıyla
şiddetle karşı çıkıyor.
Federal yürütmede de taraflar arasında derin görüş
ayrılıkları olduğu görülüyor.
Federal yetkilerde görüş birliği
Hangi konuların federal yetki kapsamında olacağı hususunda
taraflar arasında büyük bir farklılık yok.
Tarafların bu bağlamda, detayları üzerinde
anlaşılması kaydıyla federal yetki olması konusunda
ortak bir anlayışa vardığı konular şunlar:
"AB ilişkileri, iletişim, meteoroloji, Kıbrıs
vatandaşlığı, göç, iltica ve yabancıların
sınır dışı ve iade edilmesi, terörizm, uyuşturucu
ticareti, kara para aklama ve organize suçlarla mücadele, federal suç
kapsamında af yetkisi, diplomatik yetkililer dahil federal görevlilerin
atanması, fikri mülkiyet, ağırlık ve ölçüler, ekonomik
yakınsama, işçi hakları ve belirlenen bazı sosyal konular,
dış ilişkiler ve savunma/savunma politikası, merkez
bankası, bankacılık sektörünün düzenleme ve denetlenmesi,
federal bütçe ve tüm dolaylı vergiler dahil federal maliye, mali sektörün
düzenleme ve denetlenmesi, hava sahası ve FIR dahil havacılık,
uluslararası seyrüsefer, su kaynakları dahil doğal kaynaklar ve
rekabet."
Federal yetkilerde görüş ayrılıkları
Tarafların federal yetkiler konusunda, 6 ana maddeden oluşan
görüş ayrılıkları ise şöyle:
1- Kıbrıs Türk tarafı, yetki tabirinin mülkiyet ve işletme
haklarını kapsamadığını ve dolayısıyla
bu haklara halel getirmediğini ifade ediyor, Rum tarafı ise federal
yetki kavramının bu unsurları da içerdiği konusunda
ısrarlı. Özellikle, havaalanları ve limanların mülkiyeti ve
işletmesi konusunda bu sorun ön plana çıkıyor.
2- Kıbrıs Türk tarafı, havacılığın federal
bir yetki olduğunu kabul etmekte, ancak FIR konusuna ilişkin olarak
bugün var olan uygulamanın devam etmesini ve yeni Kıbrıs
devletinin biri Kuzey'de, biri Güney'de iki FIR'a sahip olmasını
talep etmektedir. Bunu yaparken, dünyada birçok ülkenin birden fazla FIR'a
sahip olduğunu, FIR konusunun egemenlik konusuyla bir ilgisi
olmadığını ve zaten Kıbrıs adasının yüz
ölçümüne oranla bölgesinde çok geniş bir FIR'a sahip olduğunu
vurguluyor. Rum tarafı ise ayrı FIR istemenin ayrı devlet
istemekle eş anlamlı olduğunu iddia ederek buna şiddetle
karşı çıkıyor.
3- Kıbrıs Türk tarafı, Annan planında da olduğu gibi
savunma politikasının dış ilişkiler yetkisinin bir
parçası olmasını talep ediyor, Rum tarafı ise konunun
dış ilişkilerden ayrılmasını ve 'savunma
politikası' yerine 'savunma' başlığının
kullanılmasını istiyor.
4- Kıbrıs Türk tarafı, federal hükümetin uluslararası
antlaşmalar yapma yetkisini kabul etmekte, ancak kurucu devletlerin de
kendi yetki alanlarına giren konularda uluslararası antlaşmalar
yapabileceğini belirten bir dipnotun buraya eklenmesini talep ediyor.
Kıbrıs Rum tarafı ise buna karşı çıkıyor.
5- Kıbrıs Türk tarafı, bankacılık sektörünün düzenleme
ve denetlenmesi, mali sektörün düzenleme ve denetlenmesi ve rekabet
konularının federal yetki olmasını kabul ediyor, ancak
bunların yarı yargısal kurumlar olması nedeniyle,
yargıda olduğu gibi buralarda da eşit katılım talep
ediyor. Rum tarafı ise şu an itibariyle buna karşı
olduğunu belirterek, konuyu ileride tekrar değerlendireceğini
belirtiyor.
6- Taraflar, uluslararası seyrüsefer ve deniz yetki alanları
konularının tam olarak neleri kapsadığı konusunda
henüz bir mutabakata varamadılar.
Artık yetkiler
Müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafı, genel bir prensip olarak,
federal yetkilerin belirlenmesini müteakip, geriye kalan tüm yetkilerin
(artık yetkiler) kurucu devletlere kalacağına vurgu
yapıyor, Rum tarafı ise "artık yetkiler" konusunun
sadece federal yetkiler konusunda uzlaşıya varıldıktan
sonra konuşulabileceğini ifade ediyor.
Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, "subsidiarity"
prensibi çerçevesinde, uygun olan durumlarda, federal hükümetin
yasalarının uygulanmasını kurucu devletlere
bırakılmasını talep ediyor. Rum tarafı ise
"subsidiarity" prensibine karşı çıkıyor ve ancak
federal hükümetin uygun göreceği bazı konularda yasalarının
uygulanmasını kurucu devletlere bırakabileceğini kabul
ediyor.
Federal yürütmede görüş ayrılığı
Kıbrıs Türk tarafı yönetim modeli olarak İsviçre
modelindeki gibi başkanlık konseyi öneriyor. Önerisi için ise
istikrarlı bir demokrasi, yürütme erkinin siyasal sistemin önemli siyasi
güçleri tarafından paylaşılmasıyla sağlanabilir
argümanını savunuyor.
Kıbrıs Rum tarafı da yönetim modeli olarak başkanlık
sistemini öneriyor. Rum tarafı bu önerisi için, "Melez bir sistem
değildir ve kendi vatandaşları tarafından daha iyi
anlaşılırdır" argümanını ileri sürüyor. Buna
göre federal yürütme başkan, başkan yardımcısı ve
bakanlar kurulundan oluşacak.
Kıbrıs Türk tarafının görüşüne göre,
dışişleri bakanı ile AB bakanı ve içişleri
bakanı ile maliye bakanı aynı toplumdan olmayacak,
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre de
dışişleri bakanı ile AB bakanı aynı toplumdan
gelmeyecek.
Çıkmazların aşılması mekanizması
Kıbrıs Türk tarafı, yürütmede oluşabilecek
çıkmazların aşılması için başkan, başkan
yardımcısı ve her toplumdan gelecek birer bakandan oluşacak
bir komisyon kurulmasını, ancak bu komisyonun görevinin yürütmeye
tavsiyede bulunmakla sınırlı olmasını öneriyor.
Kıbrıs Rum tarafı ise yine başkan, başkan
yardımcısı ve her bir toplumdan gelecek birer bakandan
oluşacak bir komisyon oluşturulmasını istiyor ancak bu
komisyonun oy birliğiyle karar veremediği durumlarda, basit
çoğunlukla, bunun da olmaması durumunda ise başkanın
belirleyici oy hakkı olması önerisinde bulunuyor.
Kıbrıs için en iyi yönetim modeli...
Federal yürütme modeli olarak İsviçre'deki gibi başkanlık
konseyini öneren Kıbrıs Türk tarafı, gerek
Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların,
gerekse de önemli siyasi güçlerin sisteme entegre edilmesinin istikrarlı
bir demokrasi yaratılabilmesi bakımından önemli olduğu
tezini savunuyor.
Kıbrıs Türk tarafı başkanlık konseyinin
Kıbrıs için en iyi yönetim modeli olacağı görüşünde.
Kıbrıs Rum tarafı ise güçlü ve istikrarlı bir yürütme
oluşturulamayacağı gerekçesiyle başkanlık konseyine
karşı çıkarak, başkanlık sisteminin, "çözümün
yaşayabilirliği açısından Kıbrıs için en iyi
sistem olduğunu" savunuyor.
Önerilerin farklılıkları
Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre başkanlık
konseyi, yasama organı tarafından beş yıllık bir dönem
için seçilecek ve yedi üyeden oluşacak. Buna göre başkanlık
konseyinde 4 Kıbrıslı Rum, 3 Kıbrıslı Türk
olacak.
Kıbrıs Rum tarafı ise federal yürütmenin halk tarafından
altı yıllık bir dönem için seçilecek başkan ve başkan
yardımcısı ile bunların birlikte atayacağı
bakanlar kurulundan oluşmasını öngörüyor. Buna göre, bakanlar
kurulunda 6 Kıbrıslı Rum, 3 Kıbrıslı Türk yer
alacak.
Senato
Kıbrıs Türk tarafı, başkanlık konseyinin ortak liste
üzerinden senatonun çoğunluğuyla seçilmesini, ancak bu
çoğunluğun ayrıca her toplumdan gelen senato üyelerinin
ayrı ayrı çoğunluğunu da içermesini öneriyor.
Başkanlık makamına seçilecek üyeler ise ortak listeyle
belirtilecek.
Kıbrıs Rum tarafı ise başkan ve başkan
yardımcısının ortak liste üzerinden halk tarafından
seçilmesini ve başkan ve başkan yardımcısının
bakanlar kurulunu birlikte atamalarını öneriyor.
Kıbrıs Türk tarafı, başkanlık konseyinin senato
tarafından seçilmesinin, gerek her toplumdan gelen senato üyelerinin
ayrı ayrı çoğunluğunun aranmasıyla siyasi
eşitliği ve de yürütmenin meşruiyetini, gerekse de tüm dönem
için yasamanın desteğini almış olmasıyla yürütmenin
sorunsuz işleyebilmesini temin edeceğini savunuyor.
Türk tarafı ayrıca, Kıbrıs Rum tarafının ortak
liste ve ağırlıklı oylama önerilerinin, Rumların
oylarının belirleyici olacak olmasından dolayı siyasi
eşitliğin ihlali anlamına geleceğini ve de dönüşümlü
başkanlığın anlamını yitireceğini savunarak,
buna ilkesel olarak karşı çıkıyor.
Başkan ve başkan yardımcılığı
Başkan ve başkan yardımcısının farklı
toplumlardan gelmesi konusunda taraflar arasında bir uzlaşı
olmasına karşın, Kıbrıs Türk tarafı başkan
ve başkan yardımcısından oluşan tek bir makam
öngörürken, Kıbrıs Rum tarafı ise başkan ve başkan
yardımcılığının ayrı makamlar
olmasını talep ediyor.
Ayrıca dönüşümlü başkanlık oranı konusunda taraflar
arasında farklılık bulunuyor. Kıbrıs Türk tarafı,
başkanlık makamında siyasi eşitliğin gözetilmesi
açısından başkan ve başkan
yardımcısının on iki ayda bir dönüşüme tabi
olmasını ve buna göre, oranın 3 Kıbrıslı Rum, 2
Kıbrıslı Türk olmasını önerirken, Rum tarafı bu
oranın 4 Kıbrıslı Rum, 2 Kıbrıslı Türk
olmasını talep ediyor.
Karar alma
Karar alma konusunda, Kıbrıs Türk tarafı başkanlık
konseyinin kararlarını oy birliğiyle almasını, oy
birliği sağlanamadığı yerlerde ise basit
çoğunluğun geçerli olmasını, ancak böyle bir durumda her kurucu
devletten en az iki üyenin oyunun aranmasını talep ediyor.
Kıbrıs Rum tarafı ise bu durumda her kurucu devletten en az bir
üyenin oyunun aranmasının yeterli olacağı görüşünde.
Kıbrıs Rum tarafı ayrıca, bakanlar kurulunun dış
politika, savunma ve güvenlik konularında aldığı bir karara
başkan ve başkan yardımcısının birlikte
karşı çıkmaları durumunda, birlikte farklı bir karar
verebileceklerini de öneriyor.
Prensipte buna sıcak bakan Kıbrıs Türk tarafı, bu konulara
ilave olarak bütçe konusunun da eklenmesini talep ediyor.
Kıbrıs Rum tarafı ısrarla, her organ için bir
"çıkmazların aşılması mekanizması"
kurulmasını istiyor.
Kıbrıs Türk tarafı ise Rum tarafının
çıkmazların aşılması konusuna gereğinden fazla
önem verdiğini vurgulayarak, kurulacak mekanizmaların bahse konu
organın yerini almasının kabul edilmez olduğunu belirtiyor.
Kıbrıs Türk tarafı özellikle, Kıbrıs Rum
tarafının mekanizmayı oluşturan başkan, başkan
yardımcısı ve her toplumdan gelen bir bakanlar kurulu üyesinin
bulunduğu bir komitenin oy birliğiyle karar alamaması durumunda,
başkana belirleyici oy hakkı verilmesi önerisini, başkanın
yürütmenin yerine geçerek, tüm yürütme adına karar vermesi anlamına
geldiğinden kabul etmiyor ve böyle bir sistemin en temel demokrasi
kurallarını ihlal edeceğini savunuyor.
Görüş ayrılıkları fazla
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulunması amacıyla 11 Eylül'de
başladıkları görüşmelerde ele alınan konulardaki
görüş ayrılıklarının fazlalığı dikkati
çekiyor.
Bugüne kadar 11 kez görüşen ve ele alınan "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" ana başlığı altındaki
konuların çoğunluğunda
ortak görüşe varamayan taraflar, merkez bankası,
başsavcılık ve ombudsman gibi federal bağımsız
organlarda da anlaşamadı.
Tarafların bağımsız yetkilere ilişkin
tutumları
Kıbrıs Türk tarafı, başsavcı, sayıştay
başkanı, ombudsman ve merkez bankası başkanı olarak
öngördüğü bağımsız yetkililerden başsavcı ve
sayıştay başkanı ile ombudsman ve merkez bankası
başkanının aynı toplumdan gelmemesini
öneriyor.
Ayrıca, başsavcı ve yardımcısı, sayıştay
başkanı ve yardımcısı ile merkez bankası
başkanı ve yardımcısının aynı toplumdan
gelmemesini öneren Kıbrıs Türk tarafı, merkez bankası
başkanlığının ise iki toplum arasında eşit
bir şekilde rotasyona tabi olmasını ve merkez bankası
yönetim kurulunun eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rumdan
oluşması önerisinde bulunuyor.
Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, merkez bankası
yönetim kurulunda bir konuda eşit oy dağılımı
nedeniyle karar alınamaması durumunda, başkanın belirleyici
oyu olacaktır.
Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, ombudsmanın iki dönem art
arda aynı toplumdan gelmemesini de öneriyor.
Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, başsavcı ve
yardımcısı dokuz seneliğine atanmalı ve emeklilik
yaşı da 75 olmalı.
Rum tarafı karşı
Kıbrıs Rum tarafı ise başsavcı, sayıştay
başkanı ve merkez bankası başkanı olarak
öngördüğü bağımsız yetkililerden ikisinin
Kıbrıslı Rum, birinin ise Kıbrıslı Türk
olmasını, yardımcılarının ise diğer
toplumdan gelmesini öneriyor.
Merkez bankası yönetim kurulunda eşit katılıma
karşı çıkan Kıbrıs Rum tarafı, başsavcı
ve yardımcısının Kıbrıs Türk önerisinde
olduğu gibi belirli bir dönem atanmasına karşı
çıkıyor ve emeklilik yaşının da 68 olması
önerisinde bulunuyor.
Tarafların federal yargı konusundaki tutumları
Taraflar, müzakerelerde, federal yargı konusunda tarafların bir
yüksek mahkemesi olacağı, bu mahkemenin yüksek idari mahkemesi,
temyiz mahkemesi ve anayasa mahkemesi olarak toplanabileceği, bu mahkemede
eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum yargıcın
bulunacağı ve mahkeme ister yüksek idari mahkemesi, ister temyiz
mahkemesi isterse anayasa mahkemesi olarak toplansın eşit
katılımın gözetileceği üzerinde anlaştı.
Kıbrıs Türk tarafı, yargıda yaşanabilecek
çıkmazlar için yabancı yargıçlar formülünü, Kıbrıs Rum
tarafı ise hukuka uygunluk karinesi (presumption of regularity) prensibini
önerdi.
Rum tarafının önerdiği prensibe göre, mahkemenin eşit oy
dağılımı nedeniyle karar veremediği durumlarda bahse
konu yasa veya uygulama geçerli sayılacak.
Kıbrıs Türk tarafı ise yabancı yargıç önerisini
saklı tutmak kaydıyla, bir açılım yapabilmek amacıyla
Rum tarafının önerisini kabul edebileceğini, ancak mahkemenin
üyeleri bir konuda toplum bazında bölünmeleri durumunda hukuka
aykırılık karinesi (presumption of irregularity) prensibinin
geçerli olmasını önerdi.
Bu prensibe göre, mahkeme üyelerinin bir konuda toplum bazında bölünmeleri
durumunda bahse konu yasa veya uygulama, doğrudan toplumları
ilgilendiren bir konu olduğundan geçersiz sayılacak.
Kıbrıs Türk tarafı, yabancı yargıç veya hukuka uygunluk
karinesi-hukuka aykırılık karinesi seçeneklerinden birisini
kabul etmeye hazır olduğunu da Rum tarafına bildirdi.
Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, federal kurumlarda, federal
hükümetin ve kurumların görevlerini düzgün bir şekilde
yapmasını engelleyecek çıkmazların ortaya çıkması
durumunda, ilgili kurum bir karar üretene kadar yüksek mahkemenin bu konuda
geçici bir karar almasını da önerdi.
Kıbrıs Rum tarafı ise bu tarz çıkmazların, ilgili
kurum (örneğin yürütme veya yasama) içerisinde kurulacak komiteler
aracılığıyla çözümlenmesini öneriyor.
Anayasa mahkemesine başvuru
Kıbrıs Rum tarafı, bir yasanın kabulünü müteakip belli bir
süre içerisinde, bu yasanın anayasaya aykırı olduğu yönünde
bir kanaat sahibi olan bir vatandaşın anayasa mahkemesine başvurabilmesinin
mümkün olmasını talep ediyor.
Prensip olarak buna karşı olmayan Kıbrıs Türk tarafı,
ancak anayasa mahkemesinin bloke olmaması için bu hakkın belirli
bazı düzenlemelere tabi olması gerektiği görüşünde.
Rum tarafı, böyle bir düzenlemenin gerekli olduğu görüşüne
katıldığını belirtiyor.
Tarafların federal yargı konusunda diğer bir
anlaşmazlık noktası ise Kıbrıs Rum tarafının
federal seviyede birinci derece mahkemeleri kurulması önerisi.
Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafının bu mahkemelerin
sadece federal konuları ele alacağı ve burada diğer
mahkemelerde öngörülen oluşumun (composition) geçerli olacağı
yönünde yaptığı açıklamalar
ışığında, bu mahkemelerin kurulmasına prensipte
karşı olmadığını belirtiyor.
Federal yasama konusu
Federal yasama organı bir üst meclis, bir alt meclisten oluşacak.
Bunlar, senato ve temsilciler meclisi olacak. Taraflar bu konuda
anlaştı.
Tarafların, federal yasama konusunda anlaştığı
diğer bir konu da; her bir meclis için bir başkan ve ayrı kurucu
devletlerden gelecek iki başkan yardımcısı seçilecek.
Her iki meclisin başkanı veya art arda iki başkan aynı
kurucu devletten gelmeyecek.
Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, üst meclis iki
halkın siyasi ve sayısal eşitliğini temsil edecek ve
eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum senatörden
oluşacak.
Kıbrıs Rum tarafına göre, senato iki toplumun siyasi
eşitliğini temsil ediyor.
Kıbrıs Türk tarafına göre, senatörler ve milletvekilleri kurucu
devletlerin iç vatandaşlığına göre seçilecek. (İç
vatandaşlık siyasi eşitlik ve iki toplumluluk ilkelerini tümüyle
gözeten bir düzenleme.)
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, senatörler ve
milletvekilleri kurucu devletlerde daimi ikamete sahip olanlar tarafından
seçilecek.
Kıbrıs Türk tarafına göre, alt meclis her iki kurucu devletten
gelen milletvekillerinden oluşacaktır. Her bir kurucu devlete
ayrılacak milletvekili sayısı kurucu devletlerin iç
vatandaşlarının sayısına göre belirlenecek, ancak bu
sayı milletvekillerinin toplamının üçte birinden az
olmayacaktır. (Alt mecliste ve bu meclis içerisinde oluşturulacak
komitelerde Kıbrıslı Türklerin anlamlı bir temsiliyete
sahip olabilmeleri için milletvekillerinin en az üçte birine sahip
olmaları gerekiyor.)
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, her bir kurucu devlete
ayrılacak milletvekili sayısı her bir kurucu devlette daimi
ikamet edenlerin sayısına göre belirlenecek, ancak bu sayı
milletvekillerinin dörtte birinden az olmayacak.
Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, yasamanın karar
alabilmesi için her iki meclisteki mevcut milletvekillerinin basit
çoğunluğuna ek olarak, hem alt hem de üst mecliste her bir kurucu
devletten/toplumdan gelen mevcutmilletvekillerinin ayrı ayrı dörtte
birinin oyu aranacak.
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre ise alt meclisin karar
alabilmesi için basit çoğunluk yeterli olmalı. (Kıbrıs Rum
tarafı alt meclisin tüm yurttaşların eşit ve nüfus
oranına göre temsil edildiği bir kurum olduğu görüşünde.)
Kıbrıs Türk tarafına göre, anayasada sayılacak özel
kanunlar ve kararlar için her bir kurucu devletten gelen mevcut senatörlerin
ayrı ayrı beşte ikisinin oyu ve her bir kurucu devletten gelen
milletvekillerinin ayrı ayrı dörtte birinin onayı aranacak.
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, anayasada
sayılacak özel kanunlar ve kararlar için her bir kurucu devletten gelen
mevcut senatörlerin ayrı ayrı beşte ikisinin oyu ve
milletvekillerinin basit çoğunluğunun onayı aranacak.
Federal konularda çıkmazların aşılması
mekanizması
Kıbrıs Türk tarafı bir çıkmazın var olup
olmadığının belirlenmesi yetkisinin sadece yürütmeye ait
olmasını öneriyor.
Kıbrıs Rum tarafı da bu yetkinin, parlamentonun başkan ve
başkan yardımcılarına ve başsavcı ve
başsavcı yardımcısına da verilmesini savunuyor.
Kıbrıs Türk tarafı yasamada oluşabilecek
çıkmazların aşılabilmesi için her iki meclisin başkan
ve başkan yardımcılarının ve her iki kurucu devletten
gelen en büyük siyasi partilerin lider veya temsilcilerinden oluşacak bir
komite kurulmasını öneriyor.
Bu komite oy birliğiyle karar almaya çalışacak, bunun mümkün
olmaması durumunda ise basit çoğunlukla karar alacaktır. Komite
bir yasa tasarısının aynen üst meclisten geçebileceğine
karar verirse bu tasarı üst mecliste kabul edilmesinin ardından
yürürlüğe girecek.
Komitenin bir tasarıda değişiklik yapmaya karar vermesi
durumunda, tüm süreç yeni baştan tekrarlanacak ve yasalaşması
için her iki meclis tarafından oylanacak.
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, yasamada
oluşabilecek çıkmazların aşılabilmesi için her iki
meclisin başkanı, başkan yardımcıları, her bir
kurucu devletten gelecek en büyük iki partinin birer temsilcisi ve dörtte iki
oranına göre belirlenecek senatörlerden oluşacak bir komite olacak.
Bu komitenin alacağı ara karar, yasama bu konuda karar alana kadar
yürürlükte kalacak. 11 Eylül'de başlayan süreç çerçevesinde bugüne kadar
11 kez görüşen liderlerin ele aldığı "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" ana başlığı altındaki
konuların çoğunluğunda ortak görüşe varılamadı.
Hangi konuların federal yetkiler kapsamında olacağı
konusunda büyük oranda ortak tutuma sahip olan taraflar, yetkilerin
kullanımı konusunda ise görüş ayrılığı
yaşıyor. Örneğin Rum tarafı, Türk tarafının
ayrı FIR hattı istemine, "ayrı FIR istemenin ayrı
devlet istemekle eş anlamlı olduğu" iddiasıyla
şiddetle karşı çıkıyor.
Federal yürütmede de taraflar arasında derin görüş
ayrılıkları olduğu görülüyor.
Federal yetkilerde görüş birliği
Hangi konuların federal yetki kapsamında olacağı hususunda
taraflar arasında büyük bir farklılık yok.
Tarafların bu bağlamda, detayları üzerinde
anlaşılması kaydıyla federal yetki olması konusunda
ortak bir anlayışa vardığı konular şunlar:
"AB ilişkileri, iletişim, meteoroloji, Kıbrıs
vatandaşlığı, göç, iltica ve yabancıların
sınır dışı ve iade edilmesi, terörizm, uyuşturucu
ticareti, kara para aklama ve organize suçlarla mücadele, federal suç
kapsamında af yetkisi, diplomatik yetkililer dahil federal görevlilerin
atanması, fikri mülkiyet, ağırlık ve ölçüler, ekonomik
yakınsama, işçi hakları ve belirlenen bazı sosyal konular,
dış ilişkiler ve savunma/savunma politikası, merkez
bankası, bankacılık sektörünün düzenleme ve denetlenmesi,
federal bütçe ve tüm dolaylı vergiler dahil federal maliye, mali sektörün
düzenleme ve denetlenmesi, hava sahası ve FIR dahil havacılık,
uluslararası seyrüsefer, su kaynakları dahil doğal kaynaklar ve
rekabet."
Federal yetkilerde görüş ayrılıkları
Tarafların federal yetkiler konusunda, 6 ana maddeden oluşan
görüş ayrılıkları ise şöyle:
1- Kıbrıs Türk tarafı, yetki tabirinin mülkiyet ve işletme
haklarını kapsamadığını ve dolayısıyla
bu haklara halel getirmediğini ifade ediyor, Rum tarafı ise federal
yetki kavramının bu unsurları da içerdiği konusunda
ısrarlı. Özellikle, havaalanları ve limanların mülkiyeti ve
işletmesi konusunda bu sorun ön plana çıkıyor.
2- Kıbrıs Türk tarafı, havacılığın federal
bir yetki olduğunu kabul etmekte, ancak FIR konusuna ilişkin olarak
bugün var olan uygulamanın devam etmesini ve yeni Kıbrıs
devletinin biri Kuzey'de, biri Güney'de iki FIR'a sahip olmasını
talep etmektedir. Bunu yaparken, dünyada birçok ülkenin birden fazla FIR'a
sahip olduğunu, FIR konusunun egemenlik konusuyla bir ilgisi
olmadığını ve zaten Kıbrıs adasının yüz
ölçümüne oranla bölgesinde çok geniş bir FIR'a sahip olduğunu
vurguluyor. Rum tarafı ise ayrı FIR istemenin ayrı devlet
istemekle eş anlamlı olduğunu iddia ederek buna şiddetle
karşı çıkıyor.
3- Kıbrıs Türk tarafı, Annan planında da olduğu gibi
savunma politikasının dış ilişkiler yetkisinin bir
parçası olmasını talep ediyor, Rum tarafı ise konunun
dış ilişkilerden ayrılmasını ve 'savunma
politikası' yerine 'savunma' başlığının
kullanılmasını istiyor.
4- Kıbrıs Türk tarafı, federal hükümetin uluslararası
antlaşmalar yapma yetkisini kabul etmekte, ancak kurucu devletlerin de
kendi yetki alanlarına giren konularda uluslararası antlaşmalar
yapabileceğini belirten bir dipnotun buraya eklenmesini talep ediyor.
Kıbrıs Rum tarafı ise buna karşı çıkıyor.
5- Kıbrıs Türk tarafı, bankacılık sektörünün düzenleme
ve denetlenmesi, mali sektörün düzenleme ve denetlenmesi ve rekabet
konularının federal yetki olmasını kabul ediyor, ancak
bunların yarı yargısal kurumlar olması nedeniyle,
yargıda olduğu gibi buralarda da eşit katılım talep
ediyor. Rum tarafı ise şu an itibariyle buna karşı
olduğunu belirterek, konuyu ileride tekrar değerlendireceğini
belirtiyor.
6- Taraflar, uluslararası seyrüsefer ve deniz yetki alanları
konularının tam olarak neleri kapsadığı konusunda
henüz bir mutabakata varamadılar.
Artık yetkiler
Müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafı, genel bir prensip olarak,
federal yetkilerin belirlenmesini müteakip, geriye kalan tüm yetkilerin
(artık yetkiler) kurucu devletlere kalacağına vurgu
yapıyor, Rum tarafı ise "artık yetkiler" konusunun
sadece federal yetkiler konusunda uzlaşıya varıldıktan
sonra konuşulabileceğini ifade ediyor.
Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, "subsidiarity"
prensibi çerçevesinde, uygun olan durumlarda, federal hükümetin
yasalarının uygulanmasını kurucu devletlere
bırakılmasını talep ediyor. Rum tarafı ise
"subsidiarity" prensibine karşı çıkıyor ve ancak
federal hükümetin uygun göreceği bazı konularda yasalarının
uygulanmasını kurucu devletlere bırakabileceğini kabul
ediyor.
Federal yürütmede görüş ayrılığı
Kıbrıs Türk tarafı yönetim modeli olarak İsviçre
modelindeki gibi başkanlık konseyi öneriyor. Önerisi için ise
istikrarlı bir demokrasi, yürütme erkinin siyasal sistemin önemli siyasi
güçleri tarafından paylaşılmasıyla sağlanabilir
argümanını savunuyor.
Kıbrıs Rum tarafı da yönetim modeli olarak başkanlık
sistemini öneriyor. Rum tarafı bu önerisi için, "Melez bir sistem
değildir ve kendi vatandaşları tarafından daha iyi
anlaşılırdır" argümanını ileri sürüyor. Buna
göre federal yürütme başkan, başkan yardımcısı ve
bakanlar kurulundan oluşacak.
Kıbrıs Türk tarafının görüşüne göre,
dışişleri bakanı ile AB bakanı ve içişleri
bakanı ile maliye bakanı aynı toplumdan olmayacak,
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre de
dışişleri bakanı ile AB bakanı aynı toplumdan
gelmeyecek.
Çıkmazların aşılması mekanizması
Kıbrıs Türk tarafı, yürütmede oluşabilecek
çıkmazların aşılması için başkan, başkan
yardımcısı ve her toplumdan gelecek birer bakandan oluşacak
bir komisyon kurulmasını, ancak bu komisyonun görevinin yürütmeye
tavsiyede bulunmakla sınırlı olmasını öneriyor.
Kıbrıs Rum tarafı ise yine başkan, başkan
yardımcısı ve her bir toplumdan gelecek birer bakandan
oluşacak bir komisyon oluşturulmasını istiyor ancak bu
komisyonun oy birliğiyle karar veremediği durumlarda, basit
çoğunlukla, bunun da olmaması durumunda ise başkanın
belirleyici oy hakkı olması önerisinde bulunuyor.
Kıbrıs için en iyi yönetim modeli...
Federal yürütme modeli olarak İsviçre'deki gibi başkanlık
konseyini öneren Kıbrıs Türk tarafı, gerek
Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların,
gerekse de önemli siyasi güçlerin sisteme entegre edilmesinin istikrarlı
bir demokrasi yaratılabilmesi bakımından önemli olduğu
tezini savunuyor.
Kıbrıs Türk tarafı başkanlık konseyinin
Kıbrıs için en iyi yönetim modeli olacağı görüşünde.
Kıbrıs Rum tarafı ise güçlü ve istikrarlı bir yürütme
oluşturulamayacağı gerekçesiyle başkanlık konseyine
karşı çıkarak, başkanlık sisteminin, "çözümün
yaşayabilirliği açısından Kıbrıs için en iyi
sistem olduğunu" savunuyor.
Önerilerin farklılıkları
Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre başkanlık
konseyi, yasama organı tarafından beş yıllık bir dönem
için seçilecek ve yedi üyeden oluşacak. Buna göre başkanlık
konseyinde 4 Kıbrıslı Rum, 3 Kıbrıslı Türk
olacak.
Kıbrıs Rum tarafı ise federal yürütmenin halk tarafından
altı yıllık bir dönem için seçilecek başkan ve başkan
yardımcısı ile bunların birlikte atayacağı
bakanlar kurulundan oluşmasını öngörüyor. Buna göre, bakanlar
kurulunda 6 Kıbrıslı Rum, 3 Kıbrıslı Türk yer
alacak.
Senato
Kıbrıs Türk tarafı, başkanlık konseyinin ortak liste
üzerinden senatonun çoğunluğuyla seçilmesini, ancak bu
çoğunluğun ayrıca her toplumdan gelen senato üyelerinin
ayrı ayrı çoğunluğunu da içermesini öneriyor.
Başkanlık makamına seçilecek üyeler ise ortak listeyle
belirtilecek.
Kıbrıs Rum tarafı ise başkan ve başkan
yardımcısının ortak liste üzerinden halk tarafından
seçilmesini ve başkan ve başkan yardımcısının
bakanlar kurulunu birlikte atamalarını öneriyor.
Kıbrıs Türk tarafı, başkanlık konseyinin senato
tarafından seçilmesinin, gerek her toplumdan gelen senato üyelerinin
ayrı ayrı çoğunluğunun aranmasıyla siyasi
eşitliği ve de yürütmenin meşruiyetini, gerekse de tüm dönem
için yasamanın desteğini almış olmasıyla yürütmenin
sorunsuz işleyebilmesini temin edeceğini savunuyor.
Türk tarafı ayrıca, Kıbrıs Rum tarafının ortak
liste ve ağırlıklı oylama önerilerinin, Rumların
oylarının belirleyici olacak olmasından dolayı siyasi
eşitliğin ihlali anlamına geleceğini ve de dönüşümlü
başkanlığın anlamını yitireceğini savunarak,
buna ilkesel olarak karşı çıkıyor.
Başkan ve başkan yardımcılığı
Başkan ve başkan yardımcısının farklı
toplumlardan gelmesi konusunda taraflar arasında bir uzlaşı
olmasına karşın, Kıbrıs Türk tarafı başkan
ve başkan yardımcısından oluşan tek bir makam
öngörürken, Kıbrıs Rum tarafı ise başkan ve başkan
yardımcılığının ayrı makamlar
olmasını talep ediyor.
Ayrıca dönüşümlü başkanlık oranı konusunda taraflar
arasında farklılık bulunuyor. Kıbrıs Türk tarafı,
başkanlık makamında siyasi eşitliğin gözetilmesi
açısından başkan ve başkan
yardımcısının on iki ayda bir dönüşüme tabi
olmasını ve buna göre, oranın 3 Kıbrıslı Rum, 2
Kıbrıslı Türk olmasını önerirken, Rum tarafı bu
oranın 4 Kıbrıslı Rum, 2 Kıbrıslı Türk
olmasını talep ediyor.
Karar alma
Karar alma konusunda, Kıbrıs Türk tarafı başkanlık
konseyinin kararlarını oy birliğiyle almasını, oy
birliği sağlanamadığı yerlerde ise basit
çoğunluğun geçerli olmasını, ancak böyle bir durumda her
kurucu devletten en az iki üyenin oyunun aranmasını talep ediyor.
Kıbrıs Rum tarafı ise bu durumda her kurucu devletten en az bir
üyenin oyunun aranmasının yeterli olacağı görüşünde.
Kıbrıs Rum tarafı ayrıca, bakanlar kurulunun dış
politika, savunma ve güvenlik konularında aldığı bir karara
başkan ve başkan yardımcısının birlikte
karşı çıkmaları durumunda, birlikte farklı bir karar
verebileceklerini de öneriyor.
Prensipte buna sıcak bakan Kıbrıs Türk tarafı, bu konulara
ilave olarak bütçe konusunun da eklenmesini talep ediyor.
Kıbrıs Rum tarafı ısrarla, her organ için bir
"çıkmazların aşılması mekanizması"
kurulmasını istiyor.
Kıbrıs Türk tarafı ise Rum tarafının
çıkmazların aşılması konusuna gereğinden fazla
önem verdiğini vurgulayarak, kurulacak mekanizmaların bahse konu
organın yerini almasının kabul edilmez olduğunu belirtiyor.
Kıbrıs Türk tarafı özellikle, Kıbrıs Rum
tarafının mekanizmayı oluşturan başkan, başkan
yardımcısı ve her toplumdan gelen bir bakanlar kurulu üyesinin
bulunduğu bir komitenin oy birliğiyle karar alamaması durumunda,
başkana belirleyici oy hakkı verilmesi önerisini, başkanın
yürütmenin yerine geçerek, tüm yürütme adına karar vermesi anlamına
geldiğinden kabul etmiyor ve böyle bir sistemin en temel demokrasi
kurallarını ihlal edeceğini savunuyor.
Görüş ayrılıkları fazla
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulunması amacıyla 11 Eylül'de
başladıkları görüşmelerde ele alınan konulardaki
görüş ayrılıklarının fazlalığı dikkati
çekiyor.
Bugüne kadar 11 kez görüşen ve ele alınan "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" ana başlığı altındaki
konuların çoğunluğunda
ortak görüşe varamayan taraflar, merkez bankası, başsavcılık
ve ombudsman gibi federal bağımsız organlarda da
anlaşamadı.
Tarafların bağımsız yetkilere ilişkin
tutumları
Kıbrıs Türk tarafı, başsavcı, sayıştay
başkanı, ombudsman ve merkez bankası başkanı olarak
öngördüğü bağımsız yetkililerden başsavcı ve sayıştay
başkanı ile ombudsman ve merkez bankası
başkanının aynı toplumdan gelmemesini
öneriyor.
Ayrıca, başsavcı ve yardımcısı,
sayıştay başkanı ve yardımcısı ile merkez
bankası başkanı ve yardımcısının aynı
toplumdan gelmemesini öneren Kıbrıs Türk tarafı, merkez
bankası başkanlığının ise iki toplum
arasında eşit bir şekilde rotasyona tabi olmasını ve
merkez bankası yönetim kurulunun eşit sayıda
Kıbrıslı Türk ve Rumdan oluşması önerisinde bulunuyor.
Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, merkez bankası
yönetim kurulunda bir konuda eşit oy dağılımı
nedeniyle karar alınamaması durumunda, başkanın belirleyici
oyu olacaktır.
Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, ombudsmanın iki dönem art
arda aynı toplumdan gelmemesini de öneriyor.
Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, başsavcı ve
yardımcısı dokuz seneliğine atanmalı ve emeklilik
yaşı da 75 olmalı.
Rum tarafı karşı
Kıbrıs Rum tarafı ise başsavcı, sayıştay
başkanı ve merkez bankası başkanı olarak
öngördüğü bağımsız yetkililerden ikisinin
Kıbrıslı Rum, birinin ise Kıbrıslı Türk
olmasını, yardımcılarının ise diğer
toplumdan gelmesini öneriyor.
Merkez bankası yönetim kurulunda eşit katılıma
karşı çıkan Kıbrıs Rum tarafı, başsavcı
ve yardımcısının Kıbrıs Türk önerisinde
olduğu gibi belirli bir dönem atanmasına karşı çıkıyor
ve emeklilik yaşının da 68 olması önerisinde bulunuyor.
Tarafların federal yargı konusundaki tutumları
Taraflar, müzakerelerde, federal yargı konusunda tarafların bir
yüksek mahkemesi olacağı, bu mahkemenin yüksek idari mahkemesi,
temyiz mahkemesi ve anayasa mahkemesi olarak toplanabileceği, bu mahkemede
eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum yargıcın
bulunacağı ve mahkeme ister yüksek idari mahkemesi, ister temyiz
mahkemesi isterse anayasa mahkemesi olarak toplansın eşit
katılımın gözetileceği üzerinde anlaştı.
Kıbrıs Türk tarafı, yargıda yaşanabilecek
çıkmazlar için yabancı yargıçlar formülünü, Kıbrıs Rum
tarafı ise hukuka uygunluk karinesi (presumption of regularity) prensibini
önerdi.
Rum tarafının önerdiği prensibe göre, mahkemenin eşit oy
dağılımı nedeniyle karar veremediği durumlarda bahse
konu yasa veya uygulama geçerli sayılacak.
Kıbrıs Türk tarafı ise yabancı yargıç önerisini
saklı tutmak kaydıyla, bir açılım yapabilmek amacıyla
Rum tarafının önerisini kabul edebileceğini, ancak mahkemenin üyeleri
bir konuda toplum bazında bölünmeleri durumunda hukuka
aykırılık karinesi (presumption of irregularity) prensibinin
geçerli olmasını önerdi.
Bu prensibe göre, mahkeme üyelerinin bir konuda toplum bazında bölünmeleri
durumunda bahse konu yasa veya uygulama, doğrudan toplumları
ilgilendiren bir konu olduğundan geçersiz sayılacak.
Kıbrıs Türk tarafı, yabancı yargıç veya hukuka
uygunluk karinesi-hukuka aykırılık karinesi seçeneklerinden
birisini kabul etmeye hazır olduğunu da Rum tarafına bildirdi.
Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, federal kurumlarda, federal
hükümetin ve kurumların görevlerini düzgün bir şekilde
yapmasını engelleyecek çıkmazların ortaya çıkması
durumunda, ilgili kurum bir karar üretene kadar yüksek mahkemenin bu konuda
geçici bir karar almasını da önerdi.
Kıbrıs Rum tarafı ise bu tarz çıkmazların, ilgili
kurum (örneğin yürütme veya yasama) içerisinde kurulacak komiteler
aracılığıyla çözümlenmesini öneriyor.
Anayasa mahkemesine başvuru
Kıbrıs Rum tarafı, bir yasanın kabulünü müteakip belli bir
süre içerisinde, bu yasanın anayasaya aykırı olduğu yönünde
bir kanaat sahibi olan bir vatandaşın anayasa mahkemesine
başvurabilmesinin mümkün olmasını talep ediyor.
Prensip olarak buna karşı olmayan Kıbrıs Türk tarafı,
ancak anayasa mahkemesinin bloke olmaması için bu hakkın belirli
bazı düzenlemelere tabi olması gerektiği görüşünde.
Rum tarafı, böyle bir düzenlemenin gerekli olduğu görüşüne
katıldığını belirtiyor.
Tarafların federal yargı konusunda diğer bir
anlaşmazlık noktası ise Kıbrıs Rum tarafının
federal seviyede birinci derece mahkemeleri kurulması önerisi.
Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafının bu mahkemelerin
sadece federal konuları ele alacağı ve burada diğer
mahkemelerde öngörülen oluşumun (composition) geçerli olacağı
yönünde yaptığı açıklamalar
ışığında, bu mahkemelerin kurulmasına prensipte
karşı olmadığını belirtiyor.
Federal yasama konusu
Federal yasama organı bir üst meclis, bir alt meclisten oluşacak.
Bunlar, senato ve temsilciler meclisi olacak. Taraflar bu konuda
anlaştı.
Tarafların, federal yasama konusunda anlaştığı
diğer bir konu da; her bir meclis için bir başkan ve ayrı kurucu
devletlerden gelecek iki başkan yardımcısı seçilecek.
Her iki meclisin başkanı veya art arda iki başkan aynı
kurucu devletten gelmeyecek.
Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, üst meclis iki
halkın siyasi ve sayısal eşitliğini temsil edecek ve
eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum senatörden
oluşacak.
Kıbrıs Rum tarafına göre, senato iki toplumun siyasi
eşitliğini temsil ediyor.
Kıbrıs Türk tarafına göre, senatörler ve milletvekilleri kurucu
devletlerin iç vatandaşlığına göre seçilecek. (İç
vatandaşlık siyasi eşitlik ve iki toplumluluk ilkelerini tümüyle
gözeten bir düzenleme.)
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, senatörler ve
milletvekilleri kurucu devletlerde daimi ikamete sahip olanlar tarafından
seçilecek.
Kıbrıs Türk tarafına göre, alt meclis her iki kurucu devletten
gelen milletvekillerinden oluşacaktır. Her bir kurucu devlete
ayrılacak milletvekili sayısı kurucu devletlerin iç vatandaşlarının
sayısına göre belirlenecek, ancak bu sayı milletvekillerinin
toplamının üçte birinden az olmayacaktır. (Alt mecliste ve bu
meclis içerisinde oluşturulacak komitelerde Kıbrıslı Türklerin
anlamlı bir temsiliyete sahip olabilmeleri için milletvekillerinin en az
üçte birine sahip olmaları gerekiyor.)
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, her bir kurucu devlete
ayrılacak milletvekili sayısı her bir kurucu devlette daimi
ikamet edenlerin sayısına göre belirlenecek, ancak bu sayı
milletvekillerinin dörtte birinden az olmayacak.
Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre, yasamanın karar
alabilmesi için her iki meclisteki mevcut milletvekillerinin basit
çoğunluğuna ek olarak, hem alt hem de üst mecliste her bir kurucu
devletten/toplumdan gelen mevcutmilletvekillerinin ayrı ayrı dörtte
birinin oyu aranacak.
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre ise alt meclisin karar
alabilmesi için basit çoğunluk yeterli olmalı. (Kıbrıs Rum
tarafı alt meclisin tüm yurttaşların eşit ve nüfus
oranına göre temsil edildiği bir kurum olduğu görüşünde.)
Kıbrıs Türk tarafına göre, anayasada sayılacak özel
kanunlar ve kararlar için her bir kurucu devletten gelen mevcut senatörlerin
ayrı ayrı beşte ikisinin oyu ve her bir kurucu devletten gelen
milletvekillerinin ayrı ayrı dörtte birinin onayı aranacak.
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, anayasada
sayılacak özel kanunlar ve kararlar için her bir kurucu devletten gelen
mevcut senatörlerin ayrı ayrı beşte ikisinin oyu ve
milletvekillerinin basit çoğunluğunun onayı aranacak.
Federal konularda çıkmazların aşılması
mekanizması
Kıbrıs Türk tarafı bir çıkmazın var olup
olmadığının belirlenmesi yetkisinin sadece yürütmeye ait
olmasını öneriyor.
Kıbrıs Rum tarafı da bu yetkinin, parlamentonun başkan ve
başkan yardımcılarına ve başsavcı ve
başsavcı yardımcısına da verilmesini savunuyor.
Kıbrıs Türk tarafı yasamada oluşabilecek
çıkmazların aşılabilmesi için her iki meclisin başkan
ve başkan yardımcılarının ve her iki kurucu devletten
gelen en büyük siyasi partilerin lider veya temsilcilerinden oluşacak bir
komite kurulmasını öneriyor.
Bu komite oy birliğiyle karar almaya çalışacak, bunun mümkün
olmaması durumunda ise basit çoğunlukla karar alacaktır. Komite
bir yasa tasarısının aynen üst meclisten geçebileceğine
karar verirse bu tasarı üst mecliste kabul edilmesinin ardından
yürürlüğe girecek.
Komitenin bir tasarıda değişiklik yapmaya karar vermesi
durumunda, tüm süreç yeni baştan tekrarlanacak ve yasalaşması
için her iki meclis tarafından oylanacak.
Kıbrıs Rum tarafının önerisine göre, yasamada
oluşabilecek çıkmazların aşılabilmesi için her iki
meclisin başkanı, başkan yardımcıları, her bir
kurucu devletten gelecek en büyük iki partinin birer temsilcisi ve dörtte iki
oranına göre belirlenecek senatörlerden oluşacak bir komite olacak.
Bu komitenin alacağı ara karar, yasama bu konuda karar alana kadar
yürürlükte kalacak.
CNN TURK
04/12/08
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıslı Rum
Yannis Demades'i açtığı mülk davasında haklı buldu.
Demades, 1974 öncesinde KKTC'de bıraktığı mülkü için
tazminat istiyordu. Mahkeme Türkiye'yi, 835 bin euro tazminat ödemeye mahkum
etti.
Ömer
Bilge / CNN TÜRK / Lefkoşa AİHM, Kıbrıslı Rum Yannis
Demades'in Türkiye aleyhine açtığı mülkiyet davasında
kararını geçen yıl vermişti. Ancak Türkiye karara itiraz
etmişti.
Davaya yeniden bakan AİHM 4'üncü dairesi, Türkiye'nin itirazını
reddetti ve Rum davacının 1974 öncesinde KKTC'nin Girne kentinde
bıraktığı mülkünün kullanım kaybından dolayı
tazmin edilmesini hükmetti.
Karara göre, Türkiye 22 Nisan 2009'a kadar Yannis Demades'e 785 bin euro
tazminat, 45 bin euro manevi tazminat ve 5 bin euro da mahkeme masrafı,
toplam 835 bin euro ödeyecek.
İlk tazminat Loizidu'ya
Türkiye Kıbrıslı Rumlara ilk tazminatı Titina Loizidu
davasında ödedi.
1996'da davayı kaybeden Türkiye 2003'e kadar Rum kadın Loizidu'ya
tazminat ödemeyi kabul etmedi ve AİHM kararlarını sadece Türkiye
Cumhuriyeti'nin Misak-ı Milli sınırları içindeki
kararlarında uygulayacağını ileri sürdü.
Türkiye Avrupa Konseyi'ndeki üyeliğinin askıya
alınacağı tehdidiyle karşılaşınca 2003'te
Loizidu'ya 1 milyon 120 bin euro ödemek zorunda kaldı. Böylece benzer Rum
davaları da peş peşe gelmeye başladı.
AİHM'de Türkiye aleyhine açılmış 1200'e yakın Rum
davası bulunuyor.
CNN TURK 05/12/08
Kıbrıs ara bölgede 7 Iraklı mayından yaralandı
Kıbrıs'taki
ara bölgede, 3'ü çocuk 7 Iraklı mayın nedeniyle yaralandı.
Rum polisinin verdiği bilgiye göre, kaçak Iraklı
göçmenler bu sabah erken saatlerde KKTC'den Rum tarafına geçmek istedi.
Olayda 8 ile 10 yaşlarındaki iki çocuk ile 3 yetişkinin hafif
yaralandığı, bacağından ve kolundan hafif yaralanan 4
yaşındaki bir çocuk ile ayaklarından yaralanan 1 yetişkinin
de hastaneye kaldırıldığı belirtildi
CNN TURK 05/12/08
Eski
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos
yaşamını yitirdi.
Papadopulos
bir süredir akciğer kanseriyle mücadele ediyordu.
CNN TURK
05/12/08
Talat'ı ziyaret eden heyette Matsakis de var
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu (AP) Liberal Grup
milletvekilleri Karin Resetaris, Jelka Kacın, Andrew Duff, Jonannes Lebech
ve Marios Matsakis'i kabul etti.
Görüşmenin
başında görüntü alınmasına izin verilirken, açıklama
yapılmadı. KKTC sınırındaki Türk
bayrağını çalması ve fanatik eylemeleriyle anımsanan
AP'deki Rum milletvekili Marios Matsakis'in de heyette yer
aldığı dikkat çekti.
Milletvekillerinden Karin Resetaris, görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada,"iki toplum lideriyle,
müzakerelerin gidişatı hakkında görüşerek, Avrupa
Parlamentosu üyeleri ve genelde AB olarak hızlı, kabul edilebilir ve
iyi bir çözüm için neler yapılabileceğini görmek istediklerini"
söyledi.
Yararlı görüşmeler yaptıklarını ifade eden Resetarist,
özellikle Matsakis'in KKTC Cumhurbaşkanlığı'na gelmekten
mutlu olduğunu ve kendilerinin de bu mutluluğu
paylaştıklarını kaydetti.
Matsakis de basına yaptığı açıklamada, "Benim
için buraya gelebilmek büyük sürpriz oldu" ifadesini kullandı.
"Yeniden yapılanma ve geçmişe değil geleceğe bakma
zamanının geldiğini ve en önemli noktanın bu
olduğunu" kaydeden Matsakis, artık bütün
Kıbrıs'ın ileriye bakarak, barış ve refah içerisinde
Avrupa bünyesinde yer alması gerektiğini söyledi.
CNN TURK
05/12/08
Terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan, Yunan
makamlarına "Beni Türk istihbaratından neden
korumadınız" davası açarak tazminat talebinde bulundu.
Fransız
AFP ajansının haberine göre, Öcalan'ın Yunan
avukatı Yiannis Rahiotis, Yunan makamlarının Öcalan'ın
emniyetini garanti etmelerine rağmen, ele geçirilmesini engellemedikleri
için 20,100 euroluk (25,500 dolar) tazminat talebiyle mahkemeye
başvuruda bulundu.
Dava, Yunan makamlarında şaşkınlık yarattı.
Ocak
1999'da Yunan istihbaratı tarafından Atina'da gizlenen
Öcalan'ın, yine Yunan istihbaratının yardımıyla
Kenya'ya kaçtığı ancak ABD- Türk istihbaratının
işbirliği sonucunda yakalanıp Türkiye'ye getirildiği
belirtilen haberde, Yunanlı avukatın umutlu olduğu da
kaydediliyor.
Öcalan'ın üzerinden Yunanistan
pasaportu da çıkmıştı.
HURRIYET
05/12/08
Apo Yunanistan'a
dava açtı
Terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan, Yunan makamlarına dava açtı. Bu dava Yunan makamlarını da şaşırttı.
Terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan, Yunan
makamlarına "Beni Türk istihbaratından neden
korumadınız" davası açarak tazminat talebinde bulundu.
Fransız AFP ajansının haberine göre, Öcalan'ın Yunan
avukatı Yiannis Rahiotis, Yunan makamlarının Öcalan'ın
emniyetini garanti etmelerine rağmen, ele geçirilmesini engellemedikleri
için 20,100 euroluk (25,500 dolar) tazminat talebiyle mahkemeye başvuruda
bulundu.
DAVA YUNAN MAKAMLARINI
ŞAŞIRTTI
Ocak 1999'da Yunan istihbaratı tarafından Atina'da gizlenen
Öcalan'ın, yine Yunan istihbaratının yardımıyla
Kenya'ya kaçtığı ancak ABD- Türk istihbaratının
işbirliği sonucunda yakalanıp Türkiye'ye getirildiği
belirtilen haberde, Yunanlı avukatın umutlu olduğu da
kaydediliyor.
Öcalan'ın üzerinden Yunanistan pasaportu da çıkmıştı
MILLIYET
05/12/08
2009 da zor
BU
GİDİŞLE BU HEDEF DE ZOR"... Cumhurbaşkanı Talat,
"Yıl sonu dediniz olmadı. Son olarak Avrupa Parlamentosu
seçimlerinin yapılacağı 2009 ortası dediniz. Bu hedef
gerçekçi mi" sorusuna karşılık şunları söyledi:
Gelecek yılın ortasına kadar hedef koyduk ve karşı
taraftan itiraz gelmedi. Ama şimdi bu gidişle bu hedef de zor.
Zeminsiz başlamaya ek olarak görüşmeler de çok aralıklı.
'Tüm işleri bırakalım, enerjimizi sürekli görüşmelere verelim.
Gerekirse her gün görüşelim' dedim, Hristofyas 'benim başka
yükümlülüklerim var' diyerek buna itiraz etti. Sürekli yurt dışı
ziyaretleri de var. Bu süratle koyduğumuz hedefe ulaşmak zor
"HRİSTOFYAS'I
BEKLEDİĞİMDEN FARKLI BULDUM"... Talat, yaklaşık 3
aydan beri kesintilerle devam eden görüşme sürecinin zeminsiz, hatta
sıfırdan başlaması nedeniyle yavaş ilerlediğini
belirtti. Buna rağmen ilerleme olduğunu vurgulayan Talat, müzakere
sürecinde esas itici gücü uluslararası güçlerin
oluşturacağını vurguladı. Talat, "Nihai çözüm
için uluslararası güçlerin mutlaka devreye girmesi gerekecek" dedi.
Cumhurbaşkanı, Rum yönetimi başkanı Hristofyas'ı
görüşme masasında beklediğinden farklı bulduğunu ve
zaman zaman hayal kırıklıkları
yaşadığını söyleyen Talat, Kıbrıs'ta iki
halkın varlığının tartışılmaz bir
gerçek olduğunu da yineledi
(T.A.K.-Nezire
Gürkan)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yaklaşık 3 aydan beri
kesintilerle devam eden görüşme sürecinin zeminsiz, hatta
sıfırdan başlaması nedeniyle yavaş ilerlediğini
belirtti. Buna rağmen ilerleme olduğunu vurgulayan Talat, müzakere
sürecinde esas itici gücü uluslararası güçlerin
oluşturacağını vurguladı. Talat, "Nihai çözüm
için uluslararası güçlerin mutlaka devreye girmesi gerekecek" dedi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ı görüşme
masasında beklediğinden farklı bulduğunu ve zaman zaman
hayal kırıklıkları yaşadığını
söyleyen Talat, Kıbrıs'ta iki halkın varlığının
tartışılmaz bir gerçek olduğunu da yineledi.
Talat, KKTC'de ciddi bir ekonomik kriz yaşandığına dikkat
çekerken de, "Bütçe krizi vardı, küresel kriz tetikledi...Bütçe
konusunda hesap yapamadık ve duvara tosladık" ifadelerini
kullandı.
Neden
yavaş ilerliyor
TAK muhabirinin sorularını Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
yaklaşık 3 ay önce 3 Eylül'de başlayan ve bugüne kadar
aralıklarla toplam 11 görüşme yapılan Kıbrıs müzakere
sürecinin yavaş ilerlediğini vurguladı.
Görüşmelerin hemen öncesinde "yıl sonuna kadar sonuç
alırız" yönündeki açıklamasını anımsatarak
"Yıl sonuna gelindi ama daha ilk başlık bile
kapatılamadı" yönündeki soruya karşılık Talat,
özetle şunları söyledi:
Zeminsiz
başladı
"Yavaş gidiyoruz çünkü zeminsiz başladık. Rum tarafı
Annan Planı'nı zemin kabul etmeyince genel mutabakatlar
dışında neredeyse sıfırdan başladık. Hatta o
kadar ki, bugüne kadar hiç bir süreçte gündeme gelmeyen önerilerle bile
karşılaştık. Bugüne kadarki tüm birikimlerin ötesinde
öneriler geldi masaya..."
Cumhurbaşkanı Talat, bu önerilere örnek istenmesi üzerine detaya
girmeden tek bir örnek verdi...
"Örneğin yürütmenin nasıl olacağı ve nasıl
seçileceği konusundaki öneriler...'Başkan ve Başkan
Yardımcısı aynı listeden seçime girsin, ilk turda yüzde 50
üstünde oy alınmazsa her iki liste de ikinci turda ada çapında oya
sunulsun...' Kıbrıs Türkü'nün iradesini görmezden gelen,
meşrutiyeti tartışmaya açan böyle bir öneri bugüne kadar masaya
hiç gelmedi ve gelmesini de beklemezdim açıkçası..."
Bu ve benzeri önerilerin, yaklaşımların müzakere masasında
tarafların çok zamanını aldığını anlatan
Talat, "Bugüne kadarki tüm birikimlerin ötesinde bu tür önerilerin nedeni
zeminsiz başlamak" dedi.
2009
ortasına da zor
"Yıl sonu dediniz olmadı. Son olarak Avrupa Parlamentosu
seçimlerinin yapılacağı 2009 ortası dediniz. Bu hedef
gerçekçi mi" sorusuna karşılık da Talat, şunları
söyledi:
"Gelecek yılın ortasına kadar hedef koyduk ve
karşı taraftan itiraz gelmedi. Ama şimdi bu gidişle bu
hedef de zor. Zeminsiz başlamaya ek olarak görüşmeler de çok
aralıklı. 'Tüm işleri bırakalım, enerjimizi sürekli
görüşmelere verelim. Gerekirse her gün görüşelim' dedim, Hristofyas
'benim başka yükümlülüklerim var' diyerek buna itiraz etti. Sürekli yurt dışı
ziyaretleri de var. Bu süratle koyduğumuz hedefe ulaşmak zor."
İlerleme
var, takvim yok
Cumhurbaşkanı Talat, "görüşmek için görüşüyorlar"
yaygın kanaatinin anımsatılması üzerine de,
"Hayır, bu haksız bir yorum. Bizim tarafta çözüm arzusu var.
Hissettiğim, onların da istediği yönünde" dedi.
Görüşmelerin yavaş ilerlemesine karşın
sınırlı da olsa ilerleme olduğunu ve mutabık
kalınan bir çok konu bulunduğunu söyleyen Talat, "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" başlığı altındaki
konuların yarısından fazlasında ilerleme olduğunu anlattı.
"Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığının ardından ikinci sırada yer alan
"Mülkiyet" konusunun ne zaman ele alınacağı konusunda
belirgin bir süreç olmadığını belirten Talat,
"Hristofyas takvimlemeye karşı. O yüzden zaman belli değil.
Ama tahminim bu konu tamamlanmadan diğer başlığa
geçileceği yönünde... Anlaşmaya varılanlar ve anlaşma
olmayanlar belirlenerek sepetlerde tutulacak ve bir sonrakine geçilecek"
dedi.
İki
halk tartışılmaz
Cumhurbaşkanı Talat, geçtiğimiz gün müzakerelerin ardından yaptığı
"Kıbrıs'ta tek halk değil iki halk var"
açıklamasını detaylandırırken de, özetle
şunları söyledi:
"Bu tartışılacak bir konu değil. Elbette iki halk var.
Belki zaman içinde iki farklı dil kullanan tek Kıbrıs halkı
oluşur. Ama bugün dili, dini, sevinci ve kederi, her şeyi farklı
iki halk var. Bölgesi ayrı, ekonomisi ayrı...Birinin sevindiğine
diğeri üzülür. Sadece bir uçak kazası veya depremde ortak duygu
yaşayabilen iki halk. Bu tartışılmaz bir şey. Tek halk
var diyen tek bir BM kararı da yok zaten. Kıbrıs'ta tek
halkın olduğunu ispat et dedim Hristofyas'a, bir şey söylemedi.
Tanrı inse ispat edemezler..."
Rumların "tek halk" söyleminin "ayrılma
hakkı" fobisinden kaynaklandığına da yeniden dikkat
çeken Talat, "Ne alakası var anlamadım. Bu gülünç bir
yaklaşım. Biz ayrılmayı hiç savunmadık,
karşı olduğumuzu söyledik. Karşı olmasak masada ne
işimiz vardı...Ayrılmayı ihtimal dışı
bırakmak için kararlar da aldık" diye konuştu.
Hristofyas
beklediğimden farklı, hayal kırıklığı da
yaşadım
"Geçmişte tanıdığımız Hristofyas ile
masadaki Hristofyas farklı mı" diye sorulunca da Talat,
"Beklediğimden farklı. Zaman zaman hayal
kırıklıkları yaşadığım da oldu"
ifadelerini kullandı.
Hristofyas'ın özellikle "Türkiye takıntısına"
vurgu yapan Talat, "Kim okuttuysa kendisini, her aksiliğin
altında Türkiye'yi arar, Türkiye'ye bağlar. 'Sütten kesil da gel'
diye açıklama yapabiliyor, Türkiye'yi eleştirecek diye hakaret
ediyor. Bizi 'kukla' olarak niteleyen açıklamalar, yaklaşımlar
çok rahatsız edici" diye konuştu.
Hristofyas'ın son Atina gezisine atıf yaparak, "Yunanistan da
Türkiye ile rekabeti nedeniyle Hristofyas'ı kullanıyor. Doğrudan
Türkiye'ye cephe alamıyor, Rum liderliğini
kullanıyor" dedi
Kıbrıs
Türk tarafının payı var
Hristofyas ve diğer Rum yetkililerin "her taşın
altında Türkiye var, Kıbrıs Türkü kukla" söyleminde
KKTC'deki bazı çevrelerin de payı olduğuna dikkat çeken Talat,
özetle şunları kaydetti:
"Hristofyas'ın veya Rum tarafının her söylediği
doğru, bizim her söylediğimiz yanlış yaklaşımında
olan bir kesim var bizde. Muhalefet yapmaya çalışıyorlar ama
aslında bana hakaret ediyorlar. Ben her ağzımı
açtığımda 'hakaret etti' diye yazanlar, 'sütten kesil da gel'
diyen Hristofyas'ı eleştirmiyorlar. Bana inanmıyor, Hristofyas'a
inanıyor. 'O konuşsun sen sus' diyorlar yani. 'Bir yanağına
vurdu, ötekini de çevir' diyorlar.... Bu nasıl bir
anlayış... Üstelik bunu sadece müzmin muhalefet değil,
başka kesimler de yapıyor."
Sözcüsü Hasan Erçakıca'ya yönelik eleştirileri de Talat, "Sözcü,
benim sözcüm. Benimle istişare ederek konuşuyor ve sadece Rum
yetkililerin, Rum sözcünün açıklamalarını yanıtlıyor.
Bunu destekleyip teşvik etmeleri gerekirken niye eleştiriyorlar,
anlaşılmaz bir durum" sözleriyle yanıtladı.
Toplumda bu tür yaklaşımların "hastalık" haline
geldiğini söyleyen Talat, "Hiç bir zaman konfederasyonu
savunmadım, 'Talat konfederasyonu savundu' diye yazabiliyorlar,
partilerimiz açıklama yapabiliyorlar. Bunlar bilgisizce yazılan,
çizilen şeyler ve çoğu da yalan, yanlış" diye
konuştu.
Uluslararası
toplumun katkısı şart
Cumhurbaşkanı Talat, "nihai çözüme ulaşabileceğinize
inanıyor musunuz" diye sorulunca da, "Her konuda
anlaşabileceğimizi düşünürsek, yanılırız.
Açık konular kalacak. Burada da uluslararası toplumun
katkısına ihtiyaç olacak. Bu katkıyı alırsak o zaman
çözüm olur" ifadelerini kullandı.
"Sorunu Kıbrıslılar çözecek, yabancılar
karışmasın" söyleminin "slogandan" öteye
geçmediğine vurgu yapan Talat, "Nihai çözüm için uluslararası
güçlerin mutlaka devreye girmesi gerekir. Sanırım belli bir zaman
bekleyip anlaştığımız ve farklı olduğumuz
konuların ortaya çıkmasını bekliyorlar" dedi.
"Anlaşma olmazsa masadan ilk kim kalkar" sorusuna da Talat,
"Bu soru kehanet gibi...Masadan kalkma niyetim yok, Hristofyas da
aynı şeyi söylüyor. Ama ilelebet de gidemeyeceğine göre, itici
güç süreci ilerletebilir. Bu da uluslararası topluluktur"
yanıtını verdi.
Dışişleri
Bakanı'nın çalışmaları
"Müzakere sürecinde Dışişleri Bakanı'nın devrede
olmadığına" ilişkin görüşler konusunda da Talat,
"Müzakereleri iki lider yürütür. Dışişleri Bakanı ise
KKTC'nin menfaatlerini uluslararası alanda savunan kişidir.
Sayın bakanımız bu görevi de iyi bir şekilde
yapıyor" dedi.
Talat, Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı
Turgay Avcı'nın özellikle İslam ülkelerine yönelik iyi bir
performans ortaya koyduğunu ve çalışmalarından herhangi bir
rahatsızlık duymadığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Ankara Büyükelçisi'nin atanması konusunda
yaşanan gerginliğe ilişkin soruyu ise yanıtsız
bıraktı.
Ekonomik
kriz ciddi
Ekonomik sorunlara ilişkin soruları yanıtlarken de, "Ülkede
ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyor. Bu durum görüşmeleri de
dolaylı da olsa etkileyebilir" diyen Talat, "Yanlış
icraatlar ve yanlış yasal yapılanma nedeniyle ciddi bir bütçe
krizi zaten vardı. Küresel kriz de bunu tetikledi. Doğrudan finansal
krizden etkilenmedik ama bütçe krizine küresel krizin eklenmesiyle, talepteki
daralmayla birlikte turizmden eğitime birçok sektör etkilendi, daha da
etkilenecek" ifadelerini kullandı.
Bütçe krizinin nedenlerini irdelerken, ekonomik büyümenin devlet
çalışanlarına yansıtılması ve maaşlarla
ücretlerin çok fazla artırılmasıyla bütçenin zora girdiğini
anlatan Talat, "Hesap yapamadık ve duvara tosladık. Sonra da her
şey kazanılmış hak oldu" diye konuştu.
Eşel
mobil neden 2 ayda
Bütçeye yönelik bir takım önlemler ve tasarruf tedbirlerinin şart
olduğunu anlatırken, eşel-mobil uygulamasını örnek
veren Cumhurbaşkanı Talat, "Bu uygulama bir çok ülkede var. Ama
bir tek KKTC'de 2 ayda bir konsolide ediliyor. Güney'de de var ama 6 ayda
konsolide ediliyor. Sanki dünyanın en zengin bütçesi bizimki...!
Kişilere az bir rakam gibi görünüyor belki ama bütçeye yansıması
çok bu uygulamanın" ifadelerini kullandı.
Ek mesailere adil ve kontrollü düzenlemenin de önemine değinen Talat,
özelde işe başlayanla devlette yeni başlayanın
maaşlarının eşitlenmesi gerektiğini söyledi. Talat,
böyle bir düzenlemenin bütçe yanında özel sektöre de önemli katkı
olacağını ekledi.
KIBRIS
05/12/08
Cyprus close to US oil deal
By Jean Christou
CYPRUS is close to a deal
with an American company for one of the hydrocarbon exploration blocks in the
islands Exclusive Economic Zone (EEZ), Commerce Minister Antonis Paschalides
said yesterday.
The Minister also said exploration by Cyprus would continue despite Turkish
intimidation of the two research vessels crewed by a Norwegian team.
Paschalides was speaking after a meeting yesterday with Syrian Minister of Oil
and Mineral Resources, Sufian Al-Alao.
He said Cyprus would not back down on its sovereign right to explore for oil
and gas off the islands coast.
"Our research is going ahead based on a schedule. As the Republic of
Cyprus, we will exercise our sovereign rights and we will not stop, or cede
[those rights] to anyone," he said.
Referring to recent reports that the government had reached a preliminary
agreement with Houston-based Noble Energy in one of the 12 blocks earmarked
for possible drilling, Paschalides said: An official announcement will be made
soon. We are close.
Noble Energy is an independent energy company engaged in the exploration,
development, production and marketing of crude oil and natural gas. It has
operations in the Gulf of Mexico, West Africa, the North Sea and Israel.
Many believe the choice of an American company would make Turkey think twice
about harassing its operations.
The Ministrys Energy Director Solon Kassinis said that if hydrocarbon reserves
were found in the specified area, Cyprus would conclude the agreement with the
American company. The licence will be for 25 years extraction, with a renewal
option of ten more years.
The block allotted to the US company was the southernmost one, designated as
block 12, and lies outside the area disputed by Turkey.
Commenting on the recent Turkish harassment, the Syrian Minister said: We
shall raise the viewpoint of our Cyprus friends to our government and we hope
to find a solution for everything.
The Syrian Minister said Damascus was not put off future co-operation with
Cyprus because of Turkeys actions.
No, we co-operate with Cyprus and we are friends with Turkey and we hope to
seek the benefits of the two peoples and all the peoples that are in this
area, he said.
Cyprus is currently negotiating its EEZ with Syria.
"We would want to reach an agreement of course at a suitable time,"
said Al-Alao.
"We hope to find good reserves from oil and gas in the Mediterranean. This
area is promising."
He said he and Paschalides had also discussed future co-operation for natural
gas transportation to Cyprus, as well as export and import of products,
co-operation in the field of training and exchange of experience and studies,
research and also mineral resources, exploration and organisation.
We hope this visit will mark good progress for our relationship between the
two countries with a long history, he said.
CYPRUS
MAIL 05/12/08
ECHR dismisses Turkish appeal on refugee case
THE EUROPEAN Court of Human
Rights (ECHR) yesterday dismissed Turkeys appeal in the Demades case and
called on Ankara to pay over 800,000 in compensation.
Turkey had asked the ECHR to re-examine its April decision on the Demades vs
Turkey case but was turned down, rendering the courts decision final. Instead,
Ankara was instructed to pay 830,000 to the applicant for compensation plus
interest, as well as 5,000 for court expenses.
Commenting on the decision, refugee Ioannis Demades lawyer Achilleas
Demetriades said the ECHR had taken a significant step in reaffirming that
the owner of property in the Turkish occupied areas remains the person whose
name appears on the deeds.
He added that the compensation ordered by the ECHR does not deny the owner of
his property but is merely compensation for loss of use.
The ECHR decision was given to the parties in writing and renders the April 22
decision final, since the Court dismissed Turkeys demand to re-examine the
specific decision.
In April, the ECHR gave Turkey three months to pay 835,000 to Demades for the
loss of use of his property in occupied Kyrenia.
The Fourth Section of the ECHR ordered Turkey to pay the applicant in the case
Demades v. Turkey within three months the comprehensive sums of 785,000 in
respect of pecuniary damage, 45,000 in respect of non pecuniary damage and
5,000 in respect of costs and expenses.
The Court recalled that in its principle judgment it found Turkey guilty of
continuous violations of the European Convention of Human Rights by reason of
complete denial of the rights of the applicant with respect to his home and the
peaceful enjoyment of his property in Kyrenia.
It added that its finding of a violation of the applicants rights with respect
to his home and the peaceful enjoyment of his property was based on the fact
that as a consequence of being continuously denied access to his land since
1974 the applicant had effectively lost all access and control as well as all
possibilities to use and enjoy his property.
Displaced Greek Cypriots like Demades cannot be deemed to have lost title to
their property, and compensation to be awarded by this Court in such cases is
confined to losses emanating from the denial of access and loss of control, use
and enjoyment of his property, the decision adds.
Demades, who died in 2006, submitted his application against Turkey in 1990.
His heirs pursued the application later on.
The decision was held by six votes to one. The Turkish Cypriot judge,
representing Turkey, voted against the decision.
Demades home, a two storey house with garden near the sea, is now occupied by
a high ranking Turkish army officer. The whole area around the house is a
Turkish military zone.
CYPRUS
MAIL 05/12/08
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 10:39 TSİ 06 Aralık 2008 Cumartesi
NEW YORK - Konseyde
kapalı yapılan danışma toplantısında BM Genel
Sekreteri Ban Ki-Moonun Kıbrıs özel temsilcisi Taye-Brook Zerihoun,
adada 24 Mayıs ile 23 Kasım 2008 tarihleri arasındaki
gelişmeleri özetleyen ve adadaki BM Barış Gücünün (UNFICYP)
görev süresinin 6 ay uzatılmasını tavsiye eden raporla ilgili
olarak konsey üyelerine bilgi verdi.
Konsey
üyelerinin de görüşmelerde adada 3 Eylül 2008 tarihinde müzakerelerin başlamasından
memnuniyet duyduklarını açıkladıkları öğrenildi.
BM Güvenlik Konseyinin, Banın tavsiyesi doğrultusunda UNFICYPin
görev süresini 15 Haziran 2009 tarihine kadar uzatacak karar
tasarısını 12 Aralık 2008de kabul etmesi bekleniyor.
858i asker, 69u polis olmak üzere toplam 927 personeli bulunan UNFICPYnin 6
aylık görev süresi, 15 Aralık 2008 tarihinde sona eriyor.
Ban, son raporunda genel olarak Kıbrıstaki müzakerelerin iyi yönde
ilerlediğini ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyasın 3 Eylül 2008 tarihinde iki bölgeli, iki
toplumlu ve siyasi eşitlik temelinde kapsamlı bir çözüme yönelik
resmi müzakereleri yeniden başlatmalarının cesaret verici
olduğunu belirtmişti.
Banın raporunda Kıbrıs Türk toplumuna yönelik olarak
Kıbrıslı Türklerin izolasyon duygusu ifadesini kullanması
ise KKTCde rahatsızlık yaratmıştı.
Rumlar Kıbrıs sorununun çözümünden umutsuz
Kıbrıs
Rum kesiminden yapılan bir anketin sonucuna göre, Rumların yüzde
38'i, Kıbrıs sorununun çözülmesinin "söz konusu
olmadığını" düşünüyor.
Rum
Fileleftheros gazetesi, GNORA/RAI isimli şirketin Güney Kıbrıs
genelinde 18 yaş ve üzeri 1005 kişiyle 28 Kasım-3 Aralık'ta
yaptığı anket sonuçlarını yayımladı.
Gazeteye göre, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili görüşleri
sorulan Rumların yüzde 38'i "sorunun çözülmesinin söz konusu
olmadığı", yüzde 22'si "iki yıl içerisinde Annan
planından daha iyi şekilde çözüleceği", yüzde 20'si
"iki yıldan daha uzun bir zamanda ama Annan planından daha iyi
şekilde çözüleceği", yüzde 15'i de sorunun, "Türkiye'nin
AB'ye girmesiyle birlikte çözüleceği" düşüncesini ifade etti.
Ayrıca ankete katılanların yüzde 67'si Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa dair faaliyetlerinden
memnun.
CNN
TURK 7/12/08
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs'ta iki halk
bulunduğu yönündeki açıklamalarından dolayı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın izlediği taktiğin
kendisine KKTC'nin 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı
hatırlattığını söyledi.
Hristofyas,
Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan doğrudan
müzakerelerin ilk aylarında "beklentilerinin
karşılanmadığını" belirtti.
Rum haber ajansı ve gazetelerine göre Hristofyas, partisi AKEL ile KKTC'de
iktidarın büyük ortağı olan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)
tarafından Derinya'da dün gece düzenlenen etkinliğe
katıldı.
Toplantıda CTP Genel Başkanı ve KKTC Başbakanı Ferdi
Sabit Soyer de bulundu.
Hristofyas, etkinlikte yaptığı konuşmada, "Tüm sürecin
hala ilk başlarında olmasına ve sonuç çıkarmak için daha
zamanın erken olmasına rağmen, müzakerelerin seyrinden memnun
olduğumuzu söyleyemeyiz" dedi.
Yapılan anketlere göre, "Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türk geniş bir kitlenin Kıbrıs sorununun
çözümleneceği konusunda iyimser olmadığını"
belirten Hristofyas, "bunun olumsuz bir gelişme olduğunu"
kaydetti.
"Yabancı askerlerin varlığını veya
Kıbrıs'ı yabancı ülkelerin vesayeti altına alacak
zorlayıcı bir çözümü, bu ülkeler Kıbrıs'a ne kadar
yakın olurlarsa olsunlar, kesinlikle kabul etmeyeceğiz" diyen
Hristofyas, "çözüm çabalarından hayal
kırıklığına uğramadıklarını ve bu
çabaları terk etmeyeceklerini, adayı, halkını,
kurumlarını ve ekonomisini birleştirinceye kadar
çabalarını sürdüreceklerini" söyledi.
"Adadaki iki topluma ve federal devletlere geniş özerklik veren bir
federasyon üzerinde çalışmayı sürdüreceklerini" ifade eden
Rum lideri, "bu federal çözümün aynı zamanda tek bir devlet, tek bir
egemenlik, tek bir uluslararası kimlik ve tek bir
vatandaşlığı olacağını" ekledi.
Hristofyas, "Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı
Rumların bu federal devletinde, tüm Kıbrıslıların;
Rum, Türk, Ermeni, Maronit ve Latinlerin temel özgürlüklerinin güvence
altına alınacağını" belirtti.
"Ne konfederasyonu, ne taksimi, ne de iki ayrı devletin
kurulmasını kabul edebiliriz" diyen Hristofyas, "böyle bir
şeyin 'Kıbrıs halkı' için tamamen felaket
olacağını ve kesinlikle böyle bir fikrin
karşısında olduğunu" kaydetti.
"Kıbrıslıların kendi kaderlerini
başkalarının eline bırakmamaları, kendilerinin karar
vermeleri gerektiğini" söyleyen Hristofyas, "Çözüm
sağlayıcılarından yeterince çektik. Kendi kaderimize biz
Kıbrıslılar karar vermeliyiz. Bu görev iki toplum liderinin
elindedir ve bunu yapmalıyız" ifadelerini kullandı.
"Bana Denktaş'ı hatırlatıyor"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "adada iki halk
olduğu" görüşünde diretmesinden "üzüntü
duyduğunu" söyleyen Hristofyas, "bunun adadaki tarihsel
gerçeklere ters düştüğünü" iddia etti.
Kıbrıs'ta iki halk bulunduğu yönündeki
açıklamalarından dolayı Cumhurbaşkanı Talat'ın
izlediği taktiğin kendisine KKTC'nin 1'inci Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ı hatırlattığını ifade eden
Hristofyas, "Üzgünüm, çünkü Sayın Denktaş da Kıbrıs'ta
iki ayrı devlet yaratmaya yönelik taksimci politikasını
Kıbrıs'ta güya iki halk bulunduğu tezine
dayandırdığını gözlemledim" dedi.
"İki bölgeliliğe ve iki toplumluluğa sürekli
aşırı vurgu yapmanın Kıbrıs sorununun çözüm
çabalarına yardımcı olmadığı" görüşünü
dile getiren Hristofyas, "Bu vurgular muhtemelen dıştan gelen ve
konfederasyon çözümünü hedefleyen çabalarla ilgili
çağrışımları gündeme getirir. Maalesef bu tür tezler
müzakere masasında da kendini gösteriyor. Maalesef Sayın
Talat'ın Kıbrıs'ta iki halk bulunduğuna ilişkin devam
eden açıklamaları, benzer çağrışımları
gündeme getiriyor" dedi.
Soyer'in sözleri
Rum gazetelerine göre Soyer de CTP ve AKEL'in ortak mücadelelerine
değinerek, iki partinin Hristofyas-Talat müzakerelerini
desteklediğini vurguladı.
Soyer, bu müzakerelerin iki bölgeli, iki toplumlu, tek egemenliği, tek
vatandaşlığı, tek uluslararası temsiliyeti ve siyasi
eşitliği olan bir federasyon çözümüyle sonuçlanması
gerektiğini söyledi.
Hristofyas'ın Talat'a yönelik eleştirilerini yorumlarken,
"doğal" nitelemesinde bulunan Soyer, bu tür eleştirilerin
"sol partilerin bir rutini" olduğunu söyledi.
Soyer, Rumların iki halk ve konfederasyona ilişkin tepkileri
konusunda ise konfederasyon çözümünü reddettiğini belirtti.
Konfederasyonu, "geçmişteki Denktaş önerisi" olarak
niteleyen Soyer, CTP'nin bu teze karşı durmaya devam edeceğini kaydetti.
CNN
TURK 06/12/08
Rum lider: "İki devlet
mantığını kabul etmeyiz"
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "taksimi ve adada iki devlet bulunduğu mantığını kabul etmediklerini" söyledi.
Rum
radyosunun haberine göre, 15 Temmuz 1974'te Makarios'a yönelik darbe
sırasında ölen Tasos Markos anısına Paralimni'de dikilen
heykelin açılışında konuşan Hristofyas, "Taksimle
uyuşmayız, adada iki devlet bulunduğu mantığını
da kabul etmeyiz" dedi.
"Kimsenin bu tür uzlaşılara ahlaki hakkı
olmadığını" ifade eden Hristofyas, "Daha çok da
gelecek nesillere karşı böyle bir hakkımız yoktur. Binlerce
'işgal' askerinin sürekli varlığı ve binlerce
'yerleşik' olgusuyla vatanımızın varlığını
ve çocuklarımızın geleceğini ipotek altına
alamayız" diye konuştu.
Hristofyas, eylülde doğrudan müzakerelerle "adayı yeniden
birleştirme siyasi iradesini ve niyetini ortaya
koyduklarını" ifade ederek, "Kabul edilemez çözümlerle
uyuşmayı reddettik diye 'Kıbrıs cumhuriyeti'ni
sıkıştırıldığı köşeden
çıkardık" dedi.
CNN
TURK 07/12/08
BM Güvenlik Konseyi, Ban'ın son Kıbrıs raporunu görüştü
Konseyde
kapalı yapılan danışma toplantısında BM Genel
Sekreteri Ban Ki-mun'un Kıbrıs özel temsilcisi Taye-Brook Zerihoun,
adada 24 Mayıs ile 23 Kasım 2008 tarihleri arasındaki
gelişmeleri özetleyen ve adadaki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP)
görev süresinin 6 ay uzatılmasını tavsiye eden raporla ilgili
olarak konsey üyelerine bilgi verdi.
Konsey üyelerinin de görüşmelerde adada 3 Eylül 2008 tarihinde
müzakerelerin başlamasından memnuniyet duyduklarını
açıkladıkları öğrenildi.
BM Güvenlik Konseyi'nin, Ban'ın tavsiyesi doğrultusunda UNFICYP'in
görev süresini 15 Haziran 2009 tarihine kadar uzatacak karar
tasarısını 12 Aralık 2008'de kabul etmesi bekleniyor.
858'i asker, 69'u polis olmak üzere toplam 927 personeli bulunan UNFICPY'nin 6
aylık görev süresi, 15 Aralık 2008 tarihinde sona eriyor.
Ban, son raporunda genel olarak Kıbrıs'taki müzakerelerin iyi yönde
ilerlediğini ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 3 Eylül 2008 tarihinde
iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik temelinde kapsamlı bir
çözüme yönelik resmi müzakereleri yeniden başlatmalarının
cesaret verici olduğunu belirtmişti.
Ban'ın raporunda Kıbrıs Türk toplumuna yönelik olarak ''Kıbrıslı
Türklerin izolasyon duygusu'' ifadesini kullanması ise KKTC'de
rahatsızlık yaratmıştı.
KIBRIS 07/12/08
Christofias admits talks arent
going well
By Jacqueline Theodoulou
THE DIRECT talks between
the two community leaders are not going as well as expected, President Demetris
Christofias said on Friday night.
Addressing a bicommunal event which was co-organised by AKEL Famagusta and the
Dheryneia Turkish Republican Party, Christofias said Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talats position for the existence of two nations in Cyprus does not
only contradict historical reality, but also the treaties that founded the
Cyprus Republic as a unified bicommunal state.
Christofias also hinted that Talat was starting to remind him of former Turkish
Cypriot leader Rauf Denktash, who was openly in favour of a partition between
the two communities.
The common philosophy of AKEL and the Turkish Republican Party, up until
recently, was that in Cyprus there is one nation, which consists of two
communities: the Turkish Cypriots and the Greek Cypriots, said Christofias.
Now, I am saddened to see that this position, regarding the supposed existence
of two nations in Cyprus, was supported by Mr Denktash in his policy for the
creation of two separate states in Cyprus, he added.
Continuously highlighting the existence of two nations, said Christofias, was
doing little to assist efforts for a resolution to the Cyprus problem.
Unfortunately, such positions sometimes appear on the table of negotiations,
he explained.
Negotiations between two friends Christofias and Talat have led to high
expectations, in Cyprus and abroad, said the President.
It was at this point that he admitted that he was not satisfied with the way
the talks were progressing.
The first few months of direct negotiations do not do justice, until now, to
our expectations at least, said Christofias.
He referred to the pessimism that can be deduced through polls between the
people of the two communities.
But the efforts will not be abandoned, the President assured.
In a recent interview with the Turkish Cypriot news agency, Talat also lacked
ambition for a solution within 2009.
Talat said Christofias entered the negotiations as a different person, He is
not as I expected him to be, said the Turkish Cypriot leader, adding that this
was a huge disappointment to him: especially when Christofias attacked Turkey.
Talat added that it was nearly impossible to reach a solution to the Cyprus
problem before the end of 2009. Maybe even 2009 will pass without a solution.
The negotiating process is moving at very slow rhythms.
From the moment that the Greek Cypriot side did not accept the Annan Plan as a
basis for discussion, we have almost started from zero, said Talat.
The international forces must certainly take action and look at the issues,
which the two sides cant find solutions to, he added.
Referring to his position that there are two nations in Cyprus, Talat
concluded, Of course there are two nations, with different languages,
religions, joys and woes. When one is happy, the other is sad. Only if there is
an earthquake or airplane tragedy will they have the same reaction.
He didnt, however, exclude the possibility that the future could see the
creation of one nation with two different languages.
CYPRUS MAIL 07/12/08
Papadopoulos critical but stable
By Alexia Saoulli
FORMER President Tassos
Papadopoulos condition was yesterday listed critical but stable.
The 74-year-old, who has been in Nicosia general hospitals Intensive Care Unit
with severe breathing difficulties and advanced lung cancer since November 22,
was surrounded by his family and close associates.
We are all praying and our blessings are with Tassos Papadopoulos and all his
family, said President Demetris Christofias.
Christofias was speaking to reporters yesterday morning following a 25-minute
visit to Papadopoulos bedside.
Later in the day the former president was visited by House president and DIKO
leader Marios Garoyian and Health Minister Christos Patsallides.
Other visitors also included Defence Minister Costas Papacostas, National Guard
chief Constantinos Bisbikas, Greek Amassador Demetrios Rallis, DISY MEP
Panayiotis Demetriou and former president Spiros Kyprianous widow, Mimi
Kyprianou.
Meanwhile House President Mario Garoyians official visits to Hungary and the
Czech Republic were yesterday cancelled due to Papadopoulos condition. The
announcement was made by Garoyians spokesman, Andreas Constantinou.
CYPRUS MAIL 07/12/08
Yoldaşım Hristofyas'a çok kırgınım
Başbakan Soyer, bir soruya
karşılık, "Kıbrıslı Türkler, Türkiye'nin her
söylediğini yapmaz. Hristofyas'ın Sayın Talat'ı sütten
kesilmeye çağırdığını duyduğumda
utanıyorum" dedi ve şöyle konuştu: "Bu kelimeleri
kullanan Hristofyas'a, ekselansları Hristofyas'a, yoldaşım
Hristofyas'a çok kırgınım. Kıbrıslı Türklerin ve
Kıbrıs Türk liderliğinin Türkiye'nin kontrolünde olduğunu
söylediği için kırgınım. Bu Kıbrıslı
Türkleri yaralıyor. Bu Kıbrıslı Türkleri
kırıyor"
Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Alithia gazetesine verdiği mülakatta, "Kıbrıslı
Türklerin ve Kıbrıs Türk siyasi liderliğinin Türkiye'nin
denetimi altında olduğunu iddia ettiği için Sayın
Hristofyas'a çok kırgınım" dediğini bildirdi.
Başbakan Soyer'le
yaptığı söyleşiyi "Üzgün ve Kırgın Bir Ferdi
Soyer Alithia'ya Saldırgan Bir Mülakatta -Hristofyas Bizi
'Kırıyor'" başlığıyla manşete çeken
gazete Başbakan Soyer için "işgal bölgelerinin
'başbakanı' ve CTP Başkanı" nitelemesi yaptı.
Gazete Soyer'in bu mülakatında;
Butros Ghali'nin siyasi eşitlik yorumunu kabul ettiğini, Avrupa
Parlamentosu seçimlerine kadar Kıbrıs sorununun çözülememesi halinde
Kıbrıslı Türk Avrupa milletvekillerinin sandalyelerinin boş
kalması gerektiğini ve her iki tarafta da siyasi ortamın
milliyetçilerin denetiminde olduğu görüşünü ortaya koyduğunu
yazdı.
"AP'deki iki sandalyeyi boş
bırakın"
Gazetenin; Avrupa Parlamentosu
seçimlerine kadar Kıbrıs sorununun çözülememesi halinde ne
olması gerektiğine ilişkin görüşünü sorduğu Soyer,
Kıbrıslı Türkler temsil edilmediği için adada yapılan
Avrupa Parlamentosu seçimlerinin meşru olmadığına
inandığını vurguladı, özetle şunları
söyledi:
"Elbette Rumlar, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin uluslar arasında tanındığını, bu
nedenle seçimlerin meşru olduğunu söylemeye başlayacaklar.
Avrupa Parlamentosu'nda 6 sandalye var. İkisi Kıbrıslı
Türklere, 4'ü Rumlara aittir.
Ancak petrol konusunda da Rumlar bize
'çözümden sonra paylaşacağız' diyor. Çözümden önce hiçbir
şeyi paylaşmıyorsunuz. Her şeyi kullanıyor, sonra da
bize; 'siz çözümden sonra alacaksınız' diyorsunuz. Biz Rumların
seçeceği 2 Rum Avrupa milletvekili tarafından temsil edilmeyi kabul
etmiyoruz. Benim istediğim ve beklediğim; Kıbrıslı
Rumların gelip 4 Avrupa milletvekili seçmesi ve Kıbrıslı
Türklere ait olan 2 sandalyenin Kıbrıs sorununun çözümüne kadar
boş kalacağını söylemesidir. Bu, barışa güven
veren ve Kıbrıslı Türklere de çok yakında çözüme
varabileceğimizi gösteren bir harekettir."
"Yoldaşım Hristofyas'a çok
kırgınım"
Soyer; "Kıbrıslı
Türkler Türkiye'nin söylediğini mi yapar" sorusuna
karşılık "Hayır! Kıbrıslı Türkler
Türkiye'nin her söylediğini yapmaz. Hristofyas'ın Sayın
Talat'ı sütten kesilmeye çağırdığını
duyduğumda utanıyorum. Bu kelimeleri kullanan Hristofyas'a,
ekselansları Hristofyas'a, yoldaşım Hristofyas'a çok
kırgınım. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıs
Türk liderliğinin Türkiye'nin kontrolünde olduğunu söylediği
için kırgınım. Bu Kıbrıslı Türkleri
yaralıyor. Bu Kıbrıslı Türkleri kırıyor, çünkü
Hristofyas, yol-daş Hristofyas şunu unutmamalıdır: 'Mutlak
güç halkın gücüdür.' Söylediği gibi Sosyalist ise, Marksist ise 'Sol
gücün yumruğun gücü olduğunu' unutmamalıdır.
Kıbrıslı Türkler bu
nedenle gerçekten güçlüdür ve kimse onları bozamaz. Hristofyas
devamlı; kendi başımıza karar
alamadığımızı söylerse bu bizi kırar,
Kıbrıslı Türklerin kimliğini kırar ve Kıbrıs
Türk demokratik dinamiğini yaralar... Ve eğer bize bu gözle; yani
kimliksiz ve ilkesiz bakıyorsa, o zaman neden federasyon çözümünü
savunuyor? Burada idrak yeteneği olmayan insanlar mı
yaşıyor? Kimliksiz, siyasi yaşamlarını savunamayan
insanlar mı? Biz Kıbrıslı Türkler konusunda buna
inanıyorsa, o zaman bu çeşit insanlarla federasyona
ulaşacağına nasıl inanabiliyor? Federasyon sistemini
gerçekten destekliyorsa Kıbrıslı Türklerin kendi kimlikleri,
kendi siyasi dinamikleri ve işbirliği istekleri olduğuna da
inanmalıdır. Bunu göstermelidir de..."
Rum siyasiler halklarına herşeyi
söylemiyor
Gazetenin "Size göre Talat ve
Hristofyas hangi zeminde müzakere ediyor" sorusuna muhatap olan Soyer, iki
liderin 23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 tarihlerindeki görüşmelerini ve
ardından yaptıkları yazılı beyanları
hatırlattı. İki liderin bu toplantılarda
kararlaştırdıkları; doğrudan müzakerelerde ortak
vizyon üzerinde görüşecek olmalarının, her iki toplantı
sonrasında yapılan yazılı açıklamalarda da
belirtildiğini kaydeden Soyer, ancak bu itibarla iki lider arasında
pek çok yanlış anlama bulunduğunu belirtti, şunları
söyledi:
"Kıbrıs Rum
tarafında insanlara anlaşmanın bir ayağının
söylendiğini gözlemliyorum. Kıbrıslı Rum siyasiler;
'iki bölgeli, iki toplumlu, BM kararlarında
tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe sahip
federasyondan' söz ederken;
'ortaklığın tek bir uluslar
arası temsiliyete sahip federal hükümeti olacağını ve
eşit statüye sahip Kıbrıs Türk oluşturucu eyalet-devletçiği
ile Kıbrıs Rum oluşturucu eyalet-devletçiği' (a Turkish
Cypriot Constituent State and a Greek Cypriot Constituent State which will be
of equal status) olacağını söylememekle büyük bir yanlış
yapıyorlar."
Başbakan Soyer, bunun nedeninin
sorulmasına karşılık; siyasi güce sahip bazı
Rumların sorunun çözülmesini gerçekten istemediklerini,
anlaşmanın bütün ayaklarını saklayarak "Soyer ve Talat
taksim çözümü istiyor" diye bağırmaya
başladıklarını ve müzakerelerde çirkin bir ortam
yarattıklarını söyledi.
Soyer şunları ekledi:
"Çözüm istiyorlarsa, siyasi
eşitliği de içeren güçlü bir merkezi güç olmalı, federasyon
temellerine dayanan bu merkezi hükümet de iki kurucu devletçikten (states)
oluşacak."
Gazetenin "müzakereler bugün
hangi zemin üzerinde yapılıyor" şeklinde diretmesi üzerine
Soyer; "Kıbrıs Cumhuriyeti tarihinde çok fazla müzakere var.
İlk Makarios-Denktaş anlaşmaları zamanından sayfalar
ve imzalar topluyoruz. Biz, BM'nin bütün çalışmalarıyla (body of
work) birlikte, 77-79 Doruk Anlaşmaları'nın müzakerelerin ana
zemini olduğunu savunuyoruz" ifadesini kullandı.
Bu sözüyle, Rumların 2004'teki
referandumlarda büyük bir çoğunlukla reddettiği Annan
planını da mı kastettiğinin sorulması üzerine Soyer,
şunları söyledi:
"Her iki taraftaki
milliyetçilerin; yani konfederasyon isteyen ve 'Rumlar, Kıbrıslı
Türklerin düşmanıdır' diyen Kıbrıslı Türklerin ve
federasyona yakın olmayan Rumların, Annan planını reddetme
görüşünde buluşmaları beni şaşırtıyor. Çünkü
çözüm istemiyorlar ve Kıbrıs sorununu çözmek için ortak dil
bulamazsak, her iki taraftaki milliyetçiler, maalesef geçmişte bizleri
trajedilere sürükleyen tarihi tekrar edecekler. Bu milliyetçiler
hayatımızı, adamızı zehirliyorlar ve halka korku salıyorlar.
Bu nedenle kelimelere yapışıp kalmamalıyız."
Hayalet avı
Alithia, Başbakan Soyer'e
"CTP iktidara, tek vatan, tek halk sloganıyla geldi.
Kıbrıslı Türkler neden artık iki halktan söz
ediyorlar?" sorusunu yönelttiğinde ise şu yanıtı aldı:
"Her iki tarafta da söylem
hataları olması kaçınılmazdır. Bazı insanlar
ellerinde hayalet arama makinesi tutan çizgi filmlere benziyor. Hayalet
kovalamaktan vazgeçmeliyiz. Kıbrıslı Rum siyasi liderler de
Kıbrıs Türk siyasi liderliğinden söz ederken biraz daha dikkatli
olmalı, Kıbrıs Türk tarafındaki bazı şeylerden
neden söz ettiklerini biraz daha düşünmelidirler. Maalesef her iki
taraftaki siyasi atmosfer halen milliyetçilerin kontrolündedir ve bu büyük bir
yanlıştır. Bu nedenle her iki taraftaki siyasiler bonkör
olmalı ve cesur karlar almalıdır."
Gazetenin "ancak soruya
yanıt vermediniz" üstelemesi karşısında Soyer;
"teorik olarak görüşmeler bizi dar patikalara soktu. Rum tarafı
'peoples' kelimesini kullanıyor, ayrı halkları kastediyor.
Neden? Biz federasyon istiyoruz. Neden bölünmeyi desteklediğimizi
söylüyorlar? Mesela ABD'de insanlar; Amerikalı olduklarını
söylüyorlar, ama aynı zamanda İtalyanAmerikalı, zenci
Amerikalı oldukları izahını yapıyorlar."
Bu noktada (dikkat: Soyer
söyleşinin tamamında 'peoples' değil, 'people' kelimesini kullandı)
ünlemini araya sıkıştıran gazete, Soyer'in referandum
dönemine değindiğini ve Kıbrıs'ın 2004'te büyük bir
fırsatı kaçırdığına işaret ettiğini ve
özetle şunları söylediğini yazdı:
"Tek halk diyerek Kıbrıslı
Türkleri korkuttunuz"
"2004'ten sonra 'tek halk'
dediğinizde bizde; Kıbrıs Türk toplumunu kontrolünüz altına
almak istediğiniz korkusu yarattınız. Bizi anlamaya
başlamanız gerek. 'People' desek dahi siyasi bölünmeyi değil,
bir federasyonda haklar vermek ve almak istediğimizi kastediyoruz.
Kıbrıslı Rumlar bunu anlarlar ve 'tek halk' ile; bir federasyon
sisteminde Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini
tanırlarsa, o zaman karışıklık çözülür. Ancak maalesef
siyasiler bile sağır konuşuyor."
Başbakan Soyer gazetenin
"Siz, 1960 Anayasası'nda söylendiği gibi Kıbrıs'ta tek
halk, Kıbrıs halkı ve iki toplum; Kıbrıs Türk ve Rum
toplumu olduğuna inanıyor musunuz?" sorusuna
karşılık şu yanıtı verdi:
"Ben Kıbrıslı
Türküm, sen Rum... Dilimiz farklı, kültürlerimiz farklı, millî
duygularımız farklı ama Kıbrıslıyız. Ortak
referans noktalarımız var ve benzer niteliklere sahibiz. Ortak
vatanımız var. Politikamız budur. Diğerlerini teorik olarak
tartışmak istemiyorum. Yunanistan'ın ve Türkiye'nin, kim
olduğumuzu ifade etmek için kullanmak üzere bize liste verdiği
dönemde değiliz. Yeniden birleşmiş bir vatanda, bir federasyon
sisteminde, her birimizin ne hissettiğini özgürce söylemesine izin
verilmelidir."
"Ghali'nin siyasi eşitlik yorumuna
katılıyorum"
Gazete Soyer'e "Siyasi
eşitlikten ne anlıyorsunuz? Kıbrıs Türk tarafı uluslar
arasında tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (federasyona)
dönüşmesine neden tepki gösteriyor?" sorusunu da yöneltti.
Başbakan Soyer siyasi eşitliğe; Kıbrıs Türk
tarafını ifade eden izahı BM eski Genel Sekreteri Butros Butros Ghali'nin
yaptığına işaret etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ghali siyasi eşitliği
benim anladığım şekilde izah ediyor ve bunu destekliyorum.
Annan da; 'KKTC'nin tanınmasını isteyen Kıbrıslı
Türkleri ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (federasyona) dönüşmesini
isteyen Rumları tatmin etmek için iyi bir yöntem buldu.
Kıbrıslı Türklerin ve Rumların yaptığı ve
ortaklığa karşı olmayan bütün yasalar federasyonun
yasası olsun dedi. Bu gerçek bir metottur. 'KKTC'nin
tanınması mı yoksa Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
dönüşmesi mi gerektiğini tartışmaya başlarsak; bilinen
'tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan'
tartışmasına gireriz. Vizyonlarımızı teorik
olarak tartışmaya devam edersek Kıbrıs sorununu
çözmeyeceğiz. Aya roketle gitmemiz gerekmez. Bir merdiven kurmalı ve
aya yürüyerek gitmeliyiz."
Gazete bu noktada da bir parantez
açarak (dikkat: Başkan Hristofyas Yunan Meclis kanalına 6 Mart 08'de
verdiği mülakatta 'Biz eski Genel Sekreter Butros Ghali'nin siyasi
eşitliğin ne demek olduğu konusunda yaptığı ve BM
kararlarında da benimsenen yorumu
onurlandırdığımızı söylüyoruz' demişti.)
ifadesine yer verdi.
AKEL-CTP ilişkisi ne iyi ne kötü
Son olarak AKEL ile CTP
arasındaki ilişkilerin sorulduğu Başbakan Soyer; iki parti
arasındaki ilişkilerin kötü olmadığını, ancak iyi
de olmadığını söyledi ve "Düşman değiliz,
görüşüyoruz, Kıbrıs sorununa çözüm getirmek için ortak bir yol
bulmaya çalışıyoruz" dedi.
KIBRIS 08/12/08
Fransanın alerjisi depreşti
Güven Özalp
AB Dışişleri Bakanlarının
dün Brükselde yaptığı toplantıda Fransa geçen sene
olduğu gibi bu sene de Türkiyenin üyeliğine vurgu yapılmayan ve
katılım ifadesine yer verilmeyen bir karar
alınmasını sağladı
Avrupa Birliği Dönem
Başkanlığını aldığı temmuz
ayından bu yana Türkiyeyle müzakerelerde tarafsız ve sorun
çıkarmayan bir imaj yaratma çabası içinde olan Fransanın
katılım alerjisi kendisini yine gösterdi. Brükselde bir araya
gelen AB dışişleri bakanları, Türkiyeden reform
çabalarını katlayarak uzun süredir beklenen önemleri
almasını talep ederken katılım kelimesinin yer
almadığı bir karara daha imza attılar. AB belgesinde,
Kıbrıs konusundaki ifadelerin sertleşmesi dikkat çekiyor.
2006
kararlarına atıf
Fransa, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da üyelik vurgusunun net
şekilde yapılmadığı ve katılım ifadesine
yer vermeyen bir karar alınmasını sağladı. 11-12
Aralıkta yapılacak AB Zirvesinde tartışılmayacak
olan Türkiye konusunda dün alınan kararda, bir önceki sene uygulanan
formül devreye sokularak sadece 2006 Aralık Zirvesi kararlarına
atıf yapıldı. Bu kararlarda katılım ifadesi
kullanılıyordu.
19 Aralıkta yapılacak ve iki başlığın daha
müzakereye açılmasının öngörüldüğü Hükümetlerarası
Konferansın ilgiyle beklendiğinin vurgulanması ise, müzakere
süreci açısından verilen tek olumlu mesaj olarak kayıtlara
geçti.
Siyasi reformlar konusunda geçen bir yıl içinde Türkiyenin
sınırlı ilerleme sağladığının üzüntüyle
not edildiği AB Genel İşler ve Dış İlişkiler
Konseyi sonuç belgesinde, bir çok alanda kapsamlı çaba beklentisi dile
getiriliyor.
Adım atılması beklenen alanların başını ise
yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, vatandaşların
haklarının etkin şekilde korunması, işkenceye
karşı sıfır hoşgörü, ifade ve din özgürlüğünün
hem yasal anlamda hem de pratikte garanti altına alınması
çekiyor. Siyasi partilerin işleyişiyle ilgili yasal ve anayasal
düzenlemeler de isteyen AB, siyasi aktörlere uzlaşı ve diyalog
çağrısı yaptı.
Türkiyenin stratejik önemine yapılan vurgunun dikkat çektiği
belgede, özellikle iyi komşuluk ilişkilerini bozacak her tür
tehditten kaçınılması talebi yer aldı.
Bu talebin şekillenmesinde Doğu Akdenizde petrol arama nedeniyle
Türkiyeyle Güney Kıbrıs arasında yaşanan gerginliğin
etkili olduğu belirtiliyor.
Ek Protokol
beklentisi
Kıbrısın uluslararası örgütlere üyeliğinin
engellenmemesi, Güney Kıbrısla ilişkilerin
normalleştirilmesi ve Türk liman ve havalimanlarının Rum
bandıralı gemi ve uçaklara açılmasını öngören Ek
Protokolün uygulanmasıyla ilgili olarak kullanılan Artık acil
bir şekilde ilerleme bekleniyor ifadesi de Kıbrıs konusundaki
tonun sertleşmeye başladığını gösteriyor.
AB yetkilileri bir son dakika değişikliği olmaması halinde
perşembe günkü zirvede genişleme konusuna yer verilmeyeceğini
belirtiyorlar.
ANALİZ
AB
tonu yükseltiyor
Avrupa Birliği dışişleri bakanlarının Türkiye
konusunda dün aldığı karar, şekil olarak bir yıl önce
aynı dönemde alınan kararla büyük benzerlikler içerse de verilen
mesajların içeriği, 2009un 2008den daha zor geçme potansiyeli
taşıdığını ortaya koyuyor.
Belge öncelikle, Fransanın Türkiyeyle ilgili metinlerde
katılım ifadesine tahammül edemeyen
yaklaşımının giderek yerleşmeye
başladığını gösteriyor. Diğer ülkelerin de bu
yaklaşıma eskisi kadar muhalefet etmemesi dikkat çekiyor.
Tepkisizliğin gelecek dönemde gelenekselleşme riski ise ciddi
şekilde artıyor.
Fransanın, birkaç ay önce, bir sonraki dönem başkanları Çek
Cumhuriyeti ve İsveçle hazırladığı 18 aylık
ortak programda bu ifadenin cömertçe kullanılmasına izin vermesine
karşın yine özüne dönmesi, Parisin bu konuda kısa vadede
esneklik göstermeyeceğinin önemli bir işareti olarak
algılanabilir. Paris ise kendisini Geçen yılın gerisine
düşülmedi teziyle savunuyor. Belgede, Kıbrıs bağlantılı
konulardaki tonun sertleşmesi de dikkat edilmesi gereken unsurlardan
birini oluşturuyor.
AB, Ek Protokolün uygulanıp uygulanmadığıyla ilgili olarak
2009da yapacağı olası değerlendirme öncesinde Ankara
üzerindeki baskıyı artırma çabası içinde. Bu alanda acil
ilerleme beklentisinin dile getirilmesi tesadüfi bir adım
değil.
ABnin aldığı karar, reform konusunda Türkiyenin karnesinin
Brükseli tatmin etmekten uzak olduğunu ortaya koyuyor. Müzakerelerin
hızının büyük ölçüde Türkiyeye bağlı olduğunun
yinelenmesi ve sözden eyleme geçilmesinin zamanının geldiği
mesajının verilmesi de reformları AB için değil, kendi
vatandaşları için yaptığı iddiasında olan
Ankaranın dikkate alması gereken unsurlar arasında yer
alıyor.
MILLIYET 09/12/08
Kıbrıs sorununu birlikte çözelim
TÜRKLERİN DOĞAL HAKLARINI TANIYARAK...
Cumhurbaşkanı Talat, "Bu bayram gününde Kıbrıs Rum
tarafına, Kıbrıslı Türklerin var olan doğal
haklarını tanıyarak Kıbrıs sorununu birlikte çözmeye
davet ediyorum. Bir kez daha bu konuda esnek davranmalarını,
Kıbrıslı Türklerin siyasi eşit bir halk olarak bu
ortaklıkta yer alması için esnekliğin gerekli olduğunu ve
bu çerçevede müzakereleri hızlı bir şekilde sonuçlandırmak
için yoğun bir çalışma içine girmemiz gerektiğini
vurguluyorum" dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs Rum tarafını, Kıbrıslı
Türklerin var olan doğal haklarını tanıyarak,
Kıbrıs sorununu birlikte çözmeye davet etti.
Talat, Kıbrıs Rum
Yönetimi'nden bu konuda bir kez daha esnek davranmalarını isteyerek,
"Kıbrıslı Türklerin siyasi eşit bir halk olarak bu
ortaklıkta yer alması için esnekliğin gerekli olduğunu ve
bu çerçevede müzakereleri hızlı bir şekilde sonuçlandırmak
için yoğun bir çalışma içine girmemiz gerektiğini
vurguluyorum" dedi.
Halkla bayramlaştı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Cumhurbaşkanlığı'nda halkla bayramlaştı.
Talat'ın tebrik kabulü,
Cumhurbaşkanlığı'nda 11.00-12.00 saatleri arasında yer
aldı. Eşi Oya Talat'la birlikte tebrik kabul eden Talat'ı,
vatandaşlar ile devlet ve hükümet yetkilileri kutladı.
Bayram tebliğine, Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, 28. Tümen
Komutanı Tümgeneral İsmail Serdar Savaş, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, Yüksek Mahkeme Başkanı
Nevvar Nolan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, bakanlar, milletvekilleri, belediye
başkanları, askeri yetkiler, bürokratlar, sivil toplum örgütü
temsilcileri ve halk katıldı.
Talat
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat tebrik kabulü sonrasında gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
Talat, tüm Kıbrıslı
Türkler ve İslam aleminin bayramını kutlayarak, tüm dünya
insanlarına barış ve mutluluk diledi.
Bayramların dostluk ve
kardeşliklerin pekiştirildiği, kavgalıların birbiriyle
durumunu tekrar tekrar gözden geçirdiği, barışı yakalamak
için çalıştığı gün olduğuna dikkat çeken
Cumhurbaşkanı Talat, Kurban Bayramı'nın İslam aleminin
en kutsal bayramlarından biri olduğunu vurguladı.
Kıbrıs sorununun çözümünü diliyorum
"Ülkemizde, yurdumuzda hem iç
barışımızı, toplumsal barışımızı,
insanlarımızın birbiriyle yakınlığını
kardeşliğini, birbirine hoşgörüyle yaklaşmasını,
kavgalıların barışmasını, toplumsal sorunlara el
birliğiyle çözüm bulmak için birlikte
çalışılmasını ve bunun iyice değerlendirilmesini
diliyorum" diyen Cumhurbaşkanı Talat, Bayramın
anlamı çerçevesinde, kronik hale gelmiş Kıbrıs sorunun
çözümünü de diledi.
Görevimin bilincindeyim
Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda kendilerine çok önemli görevler düştüğünün bilincinde
olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, bunun için
yoğun olarak çalıştıklarını, zorluk ve
sıkıntıları aşmaya
çalıştıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat,
sorunları aşmanın her zaman kolay olmadığına
dikkat çekerek, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler
zemininde, devam eden süreçte ortaya çıkan parametreler doğrultusunda
çözülebileceğini ifade ederek, bunun; iki kesimli, iki halkın siyasi
eşitliğine dayanan, iki kurucu devletin eşit statüde yeni bir
ortaklık olacağını ve bunun da bütün dünya tarafından
bilinmekte olduğunu vurguladı.
Karşılıklı iyi niyet şart
Tüm bunları sağlayabilmek
için çok yoğun çalışmakta olduklarını ifade eden
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sorunlarının çözümünün
sadece kendilerinin iyi niyetiyle değil, karşı tarafın da
iyi niyetli davranması gerektiğini belirtti.
Talat, "Bu bayram gününde
Kıbrıs Rum tarafına, Kıbrıslı Türklerin var olan
doğal haklarını tanıyarak Kıbrıs sorununu
birlikte çözmeye davet ediyorum. Bir kez daha bu konuda esnek
davranmalarını, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşit
bir halk olarak bu ortaklıkta yer alması için esnekliğin gerekli
olduğunu ve bu çerçevede müzakereleri hızlı bir şekilde
sonuçlandırmak için yoğun bir çalışma içine girmemiz
gerektiğini vurguluyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, tüm
halkın mutluluk ve barış içinde yaşamasını temenni
etti.
Papadopulos'a acil şifalar
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, bir soru üzerine Rum Yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos'u, şu
anda ziyaret etmenin planları arasında bulunmadığına
işaret ederek, "Papadopulos şu anda yoğun bakımda
olduğu için ziyaret edilecek bir durumu olmadığını
biliyorum. Şu an için kendisini ziyaret etmek gibi bir planım yok.
Şu an için durumunun çok kritik olduğu söyleniyor, kendisine acil
şifalar diliyorum"
KIBRIS 09/12/08
"Talat'tan BM Genel Sekreteri'ne yanıt niteliğinde
mektup" iddiası
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a; Rum yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyanni'nin, geçtiğimiz eylül ayında BM Genel Kurulu'nda
yaptıkları konuşmalara yanıt niteliği
taşıyan bir mektup gönderdiği belirtildi.
Fileleftheros, "Talat'tan
Ateş-Mektup---İşgal Liderinin, Fonda Partenojenez ile BM Genel
Sekreteri'ne Yeni Mesajı" başlıklarıyla veren gazete,
28 Kasım tarihini taşıyan mektubun "Türkiye"
aracılığıyla gönderildiğini ayrıca Güney
Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi Minas Hacımihail'in
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gelişmiş" halinden
bahseden açıklamasına da bir tepki teşkil ettiğini
belirtti.
Habere göre Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat mektubunda, Annan Planı'na ve bunun öngörülerine
atıfta bulundu.
Gazete Talat'ın; "bugüne
kadar yaptığı anlaşmalardan bağımsız olarak
mektubunda kendisinin müzakere etmek istediği çerçeveyi de tayin
ettiği" yorumunda bulundu.
Güney Kıbrıs'ın BM
Daimi Temsilcisi Minas Hacımihail'in "müzakerelerin
amacının, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki kesimli, iki toplumlu
federasyona dönüştürülmesi" olduğu şeklindeki
açıklamasını yanıtlayan Talat, bunun çoğunlukla
geçerli olmadığını belirterek Kıbrıs Rum
tarafının, Annan Planı'nda merkezi unsur olan partenojenezi ret
etmesine karşın partenojenez formülünün geçerli olduğunu ve
bunun Kıbrıs sorunun çözüm parametrelerinden ortaya
çıkacağını vurguladı.
Talat, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas'ın 3 Eylül'deki açılış
konuşmasında "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin
geliştirilmesinden (iki kesimli, iki toplumlu federasyona
dönüştürülmesi) bahsettiğini ancak böyle bir konunun gündemde
olmadığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Hristofyas'ın BM'nin arabuluculuğunu ve bir zaman takviminin
belirlenmesini ret ettiğine de dikkati çekti.
Talat "yeni
ortaklık" ve "kurucu devletleri" ortaya koyarak kendisinin
ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 23
Mayıs'taki ortak açıklamasına da atıfta bulundu.
Talat, gerek Hristofyas gerek Bakoyanni'nin
"istila ve süregelen işgal" söylemlerine ilişkin olarak
ise, Türkiye'nin müdahalesinin 1960 anlaşmalarına dayalı
olduğunu ayrıca bundan önce de Yunanistan'ın işgalinin
(darbe) olduğunu belirtti.
KIBRIS 09/12/08
Peter Millet: Yeni çözüm süreci önemli bir fırsat
Güney Kıbrıs'taki Britanya Yüksek
Komiseri Peter Millet, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi amacıyla
iki lider arasında başlayan yeni süreci "önemli bir
fırsat" olarak niteleyerek, doğrudan müzakerelerde bir
anlaşmaya varılacağı ümidini dile getirdi.
Güney Kıbrıs ve Britanya
arasında dün bilimsel alanında bir mutabakat zaptı
imzalandı. Anlaşma imzalandıktan sonra açıklamada bulunan
Britanyalı diplomat, kapsamlı görüşmelerde ele alınan
bazı konularda ilerleme kaydedildiğini söyledi.
Kıbrıs Haber Ajansı'na
göre, anlaşmayı, Güney Kıbrıs adına Rum Eğitim ve
Kültür Bakanı Andreas Demetriu, Britanya adına ise Güney
Kıbrıs'taki Britanya Yüksek Komiseri Peter Millet imzaladı.
Anlaşmanın
amacının, iki ülkenin bilimsel araştırmalarda ve
kalkınma alanında var olan işbirliğinin güçlendirilmesi
olduğu belirtildi.
Bu çerçevede, bir ortak komite
oluşturulacak ve iki ülkenin üniversiteleri arasında
işbirliği sağlanması konusu ele alınacak.
İmza töreninde konuşan Rum
Eğitim Bakanı Demetiru, söz konusu mutabakat zaptının
imzalanmasını, Güney Kıbrıs ve Britanya arasında bilim
ve araştırma alanında var olan ilişkiler
açısından "önemli bir gelişme" olarak niteledi.
İki ülke arasında var
ilişkilere değinen Rum Bakan, imzalanan mutabakat zaptının
"ilişkilerin güçlenmesi için büyük bir adım" olduğunu
belirtti.
Güney Kıbrıs'taki
Britanya Yüksel Komiseri Peter Millet ise, Kıbrıs ve Britanya
arasında imzalanan anlaşmaların iki ülkenin ilişkilerine
olumlu katkıda bulunduğunu kaydetti.
KIBRIS 09/12/08
Leaks say Turkish
Cypriots want more autonomy in solution
By Jean
Christou
LEAKED reports on the
Cyprus talks published by the Anatolia news agency reveal that the Turkish
Cypriot side is seeking as much autonomy as it can get as part of a federal
solution.
The lengthy details were also published by Turkish mainland newspaper Todays
Zaman at the weekend, which said the two sides disagree on much more issues
than they agree on.
One of the issues mentioned was that the Turkish side was seeking separate Flight
Information Regions (FIR), which the Greek Cypriot side argued was tantamount
to asking for two separate states.
Another came under the topic of international agreements made by the federal
state.
The Turkish Cypriot side wants a footnote to be included which says that the
two constituent states can also make international agreements within their own
spheres of authority. This is objected to by the Greek Cypriot side, said the
Turkish reports.
The Turkish Cypriot side also argues that the constituent states should be able
to implement federal governments laws in appropriate situations within the
framework of the principle of subsidiarity.
Objecting to the subsidiarity principle, the Greek Cypriot side says that
the federal government should decide whether its laws should be implemented by
the constituent states, said the reports.
It also said the two sides had not been able to reach agreement on the exact
content of international navigation and maritime areas, either.
The Turkish Cypriot side wants defence policy to be a part of foreign relations
authority, as was once suggested in the Annan plan, while the Greek Cypriot
side wants separation of the two issues.
Other technical sticking points refer to governance although both sides are
comfortable with the notion of the Swiss model, the report says.
The also agree on EU relations, communications, meteorology, Cypriot
citizenship, immigration, granting asylum, deportation and extradition of
foreigners, dealing with terrorism, drug trade; money laundering and the fight
against organised crime, federal crimes appointment of federal officials
including diplomats.
Other agreed topics are intellectual property, weights and measures; economic
convergence, and labour rights, regulation and supervision of the banking
sector, federal budget and federal finance, and competition.
The two leaders are due to meet again on December 16.
CYPRUS MAIL 09/12/08
KKTC'de helikopter düştü: Pilot ağır
yaralı
KKTC
Tarım Bakanlığı'nın Fransa'dan kiraladığı
bir helikopter, bugün Lefke yakınlarındaki Yedidalga bölgesinde, arka
kuyruğunun elektrik tellerine takılması sonucu dere
yatağına düştü.
Kazadan
sağ kurtulan, helikopterin 38 yaşındaki Fransız pilotu,
ağır yaralı olarak Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet
Hastanesi'ne kaldırıldı.
Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Başhekim
Yardımcısı Ramadan Kamiloğlu'ndan alınan bilgiye göre,
pilotun beyninin ön bölgesinde kanama, yüzünde ve belinde ise
kırıklar olduğu tespit edildi.
Pilotun, sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu öğrenildi.
CNN TURK
10/12/08
|
A.A |
||
|
|
||
KKTC Tarım Bakanlığı'nın Fransa'dan
kiraladığı bir helikopter, bugün Lefke
yakınlarındaki Yedidalga bölgesinde, arka kuyruğunun elektrik
tellerine takılması sonucu dere yatağına düştü. Kazadan sağ kurtulan, helikopterin 38
yaşındaki Fransız pilotu, ağır yaralı olarak
Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'ne
kaldırıldı. Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet
Hastanesi Başhekim Yardımcısı Ramadan Kamiloğlu'ndan
alınan bilgiye göre, pilotun beyninin ön
bölgesinde kanama, yüzünde ve belinde ise kırıklar olduğ u tespit edildi. Pilotun, sağlık durumunun ciddiyetini
koruduğu öğrenildi. |
HURRIYET
10/12/08
Uğur ERGAN / ANKARA
Büyükelçi ve temsilci atamalarında
söz sahibi olmak isteyen ve hükümeti yasa değişikliğine zorlayan
Cumhurbaşkanı Talat, yeni elçinin atanmasını engelleyince
KKTC 3.5 aydır Ankarada geçici maslahatgüzar seviyesinde temsil ediliyor.
Büyükelçi Kurttekini merkeze çeken Türkiye ise 2.5 aydır Lefkoşaya
yeni büyükelçi atamayınca temsil düzeyi maslahatgüzara düştü.
TÜRKİYE ile KKTC arasında karşılıklı
temsil düzeyi bir süredir büyükelçilik seviyesinden maslahatgüzar seviyesine
indi. Bu durum KKTCnin 3.5 aydan beri Ankaraya, Türkiyenin de 2.5 aydan beri
Lefkoşaya büyükelçi atamamasından kaynaklanıyor.
Talat statü indirimine soğuk
Büyükelçi atamasında ilk kriz KKTC tarafında baş gösterdi.
Krize, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın büyükelçilik ve
dış temsilcilik atamalarının doğrudan kendi
inisiyatifine bırakılmasını istemesi, KKTC
Dışişleri Bakanı Turgay Avcının buna
karşı çıkması neden oldu. Büyükelçilik atamalarında
söz sahibi olmak isteyen Cumhurbaşkanı Talat, Ankara Büyükelçiliğine atanmak istenen
Müsteşar Namık Korhanın göreve başlamasını,
hükümetin yasa değişikliği yaparak Cumhurbaşkanına
yetki vermesini zorlamak için engelliyor. Namık Korhanın Ankara Büyükelçisi olabilmesi için daha yüksek
bir mevki olan müsteşarlıktan müdür ve temsilci seviyesine
indirilmesi gerekiyor. Bunun için de Cumhurbaşkanı Talatın
onayı dahil üçlü kararname gerekiyor. Büyükelçilik atamasında söz
sahibi olmayan Talat da, ODTÜden okul arkadaşı olan Korhanın
müsteşarlık statüsünden indirilmesine sıcak
bakmıyor.
Londra ve Roma da sorunlu
Atamalarda yetkisi olmayan Talat, sadece Ankara ya değil, KKTCnin Londra ve Roma
temsilcilikleri ile İzmir
Konsolosluğuna atamaları da, temsilcilere "yetki belgesi"
vermeyerek engelliyor. Talat, Londraya atanan Kemal Köprülü ile İzmir Konsolosu Mustafa Evrana
"yetki belgeleri" vermek için uzun süredir randevu vermiyor. Köprülü
bu nedenle Londraya gidemezken, Evran ise yetkisiz şekilde İzmirde görevinin başında
bulunuyor.
Lefkoşa için 2 iddia
Türkiyenin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin bu yıl sonunda
yaş haddi nedeniyle emekli olacağı için geçen 31 Ekimde Resmi
Gazetede yayımlanan kararnameyle Ankara merkeze çekildi. Kurttekinin
Türkiyeye gelişiyle ilgili çeşitli spekülasyonlar ortaya atıldı.
Bunlardan birisi, Kurttekinin Lefkoşaya yeni bir cami
yapılmasına karşı çıkması ve bu nedenle
Dışişleri Bakanı Ali Babacan tarafından erkenden Ankaraya çekildiği oldu. Bir diğer
iddia ise Türkiyenin Rum Kesimine, "Çözüm olmazsa adayı kendime
bağlarım" mesajı vermek amacıyla Lefkoşaya
büyükelçi olarak bir vali atayacağıydı. Ancak Dışişleri
bu iddiaları yalanladı. KKTCde 2.5 aydan beri maslahatgüzar
seviyesinde temsil edilen Türkiyenin Lefkoşa Büyükelçisinin yeni
büyükelçi kararnamesiyle belli olması bekleniyor. Ancak
Dışişleri koridorlarında kararnameyle ilgili herhangi bir
hazırlık olmadığı konuşuluyor.
Bakan ev sahipliği yaptı
Adadaki kriz, 15 Kasımda KKTCnin 25. kuruluş yıldönümü
nedeniyle Ankarada Devlet Konukevinde verilen
resepsiyona da yansımıştı. KKTC Dışişleri
Bakanlığı, Ankaraya atama
olmadığı için resepsiyonun Bakan Avcının ev
sahipliğinde yapılmasını
kararlaştırmıştı. Resepsiyon için gönderilen
davetiyelerde, ev sahibi olarak önce bakan Avcının daha sonra da
geçici maslahatgüzar Dubanın isimleri yer almıştı.
HURRIYET 10/12/08
Ambargolulardan "The way of Love" balosu
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İnsan hakları grubu Ambargolular, 5
Aralık Cuma akşamı Regency Banqueting Suit'te "The way of
Love" adı altında görkemli bir balo düzenledi.
Geceden elde edilen gelir, grubun lobi
faaliyetlerinde kullanılacak. Gecede, Hollanda'dan davetli olarak gelen
Şeyh Ahmet Dede eşliğinde, 3 semazen "Sevgi" konseptli
semah gösterisi yapıldı.
2004 yılı referandumundan sonra
kurulan ve Kıbrıs Türküne yapılan izolasyonlara son verilmesi
için lobi çalışmaları yapan Ambargolular'ın
düzenlediği baloya, Liberal Demokrat Partili Meclis üyeleri Fiyaz Mughal,
John Oakes ve KKTC Londra Konsolosu Cem Topçu başta olmak üzere sivil toplum
örgütlerinin temsilcileri ve çok sayıda konuk katılarak destek verdi.
Resepsiyonla başlayan gecede bir
konuşma yapan Ambargolular Grubu Başkanı Fevzi Hüseyin, baloya
katılarak katkı sağlayan tüm konuklara teşekkür ederek,
Kıbrıs konusunda AB'nin çifte standartlı
davrandığına değindi.
Hüseyin, "AB, bu hareketiyle
adada yaşayan Türk halkını görmezlikten geldi veya görmek
istemiyor. Dünyanın hiçbir ülkesine bu kadar katı ambargo
uygulanmadığı halde sırf Rum kesimine 'şirin' gözükmek
isteyen AB, 2000'li yıllarda Kıbrıslı Türklere
uyguladığı ambargo ile tamamen bir toplumu izole ediyor.
Geceden elde edeceğimiz gelir,
toplumumuza uygulanan haksız ambargoların kalkması yolundaki
mücadelemiz için kullanılacak" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile bir görüşme gerçekleştirdiğini de hatırlatan Fevzi
Hüseyin, "Cumhurbaşkanımız da bize destek verdiğini
ifade etti ve mücadelemizde başarılar diledi" diye konuştu.
Hüseyin, ayrıca Ambargolular'ın sadece Kıbrıslı
Türklere değil, ayrımcılığa uğrayan tüm etnik
azınlıklara da destek olacağını söyledi.
Geceye katılarak destek veren
Liberal Demokrat Partili Haringey Belediye Meclis Üyesi John Oakes ve Fiyaz
Mughal ise konuşmalarında, Kıbrıs Türküne uygulanan
haksız ambargoların bir an önce kalkması gerektiğini
vurguladı. Geçtiğimiz ay Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden
belediye meclis üyeleri, Türk tarafına yaptıkları bu ziyaretten
çok etkilendiklerini de sözlerine eklediler.
Mevlana felsefesinden esinlenerek,
"The way Of Love" adı altında yapılan gecede, Hollanda'dan
gelen Şeyh Ahmet Dede eşliğinde 3 semazen, unutulmaz bir semah
gösterisi yaptı. Gecede geç saatlere kadar müzik ve dans
eşliğinde eğlenen konuklar, gece sonunda yapılan piyango
çekilişi ile de çeşitli hediyeler kazandılar.
KIBRIS 10/12/08
Eşitlik olmazsa çözüm olmaz
TALAT, BAROSSO VE REHN İLE GÖRÜŞTÜ...
Cumhurbaşkanı Talat, AB yetkilileriyle görüşmeler yapmak üzere
gittiği Brüksel'deki ilk gününde, AB Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Barosso ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'le bir araya
geldi. Talat, AB'den Kıbrıs Türk halkına eşit muamelede
bulunmasını istedi. Talat, eşit muamelenin Kıbrıs
sorununun çözümüne önemli bir katkı olacağını
vurguladı
RUMLARDAN KAYNAKLANAN BİR YAVAŞ
GİTME VAR... Talat: Görüşmelerin umduğumuz hızda gitmediğini
de ortaya koyduk. AB yetkililerine, bunun için Rum tarafını
teşvik etmeleri gerektiğini, çünkü onların AB üyesi
olduğunu ve üyelerinin birinci derecede çözümden sorumlu olması
gerektiğini ifade ettik. Yavaş gittiğimiz konusunda onlar da
aynı görüşte ama kendileri bize iki tarafı da teşvik
ettikleri konusunda güvence vermeye çalıştı
ARABULUCULUK İSTEMİYORUZ...
"Kıbrıs sorununa çözüm çabaları BM çerçevesinde
yürütülmektedir. Biz AB'den herhangi bir arabuluculuk veya siyasi müdahale
istemiyoruz, böyle bir talebimiz yoktur. Çünkü Kıbrıs Rum tarafı
ve Yunanistan AB üyesidir ve AB'nin tarafsız olamayacağını
biliyoruz"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Avrupa Birliği'nden (AB) Kıbrıs Türk halkına
eşit muamelede bulunmasını istedi. Talat, eşit muamelenin
Kıbrıs sorununun çözümüne önemli bir katkı
olacağını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, AB yetkilileriyle görüşmeler yapmak üzere gittiği AB'nin
merkezi, Belçika'nın başkenti Brüksel'deki ilk gününde, AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barosso ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn'le bir araya geldi. AB Konseyi binasında yer alan
görüşme, 45 dakika sürdü.
Barosso ve Rehn'le, AB Komisyonu'nun
binasında bir araya gelen Cumhurbaşkanı Talat'a, KKTC'nin
Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit, Cumhurbaşkanlığı Özel
Kalem Müdürü Asım Akansoy, Cumhurbaşkanlığı AB
İşleri Sorumlusu Armağan Candan ile Başbakanlık AB
Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin eşlik etti.
Talat'ın AB yetkilileriyle
yaptığı görüşmeye, Türkiye ve yabancı ülkelerin
basın mensupları da ilgi gösterdi. Talat, Barosso ve Rehn, basın
mensuplarına AB bayrakları önünde görüntü alma imkanı
sağladılar; ancak her hangi bir açıklama yapmadılar.
Cumhurbaşkanı Talat, daha
sonra KKTC ve Türkiye basınına yaptığı
açıklamada, Barosso ve Rehn'le güzel bir görüşme
yaptıklarını belirterek, Kıbrıs sorunundaki son durumu
ortaya koyduklarını söyledi.
Şu anda yürütülen
görüşmelerdeki aşamayı ortaya koyduklarını belirten
Talat, AB yetkililerinden, AB'nin temel ilkelerinden olan demokrasiye
ihtiyaçlarından dolayı, açık ve net şekilde eşit
muamele istediklerini açıkladı.
Talat, Rum tarafının
haksız şekilde AB üyesi olduğunu ve bütün
Kıbrıs'ı temsil ettiği iddiası
taşıdığını kaydederek, şöyle konuştu:
"Ancak Kıbrıs sorunu
bağlamında Kıbrıslı Türkler eşit muamele ve
kendilerinin de dinlenmesini istemektedir. Kıbrıslı Türklerin
çok yoğun şekilde müzakere sürecine angaje oldukları bilinen bir
şeydir; çünkü Kıbrıslı Türklerin çok kuvvetli şekilde
çözüme ihtiyacı vardır. Ancak Kıbrıs Rum
tarafının istekliliği, dünyanın iki tarafa Kıbrıs
sorunu bağlamında eşit muamele etmemesi nedeniyle verdiği
cesaretle bizim düzeyimizde değildir. Halbuki Rum tarafı AB üyesidir
ve Kıbrıs'ın birleşmesi de AB için bir çıkar
meselesidir. Dolayısıyla bize eşit muamele edilirse,
Kıbrıs sorununun çözümüne önemli katkı sağlanmış
olur."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, iki AB yetkilisiyle görüşmesinde bu temelde görüşlerini ortaya
koyduklarını belirterek, Kıbrıs sorununun çözümünün BM
çerçevesinde yürütüldüğünü hatırlattı.
"Arabuluculuk veya siyasi
müdahale istemiyoruz çünkü..."
Talat, "Biz AB'den herhangi bir
arabuluculuk veya siyasi müdahale istemiyoruz, böyle bir talebimiz yoktur.
Çünkü Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan AB üyesidir ve AB'nin tarafsız
olamayacağını biliyoruz" diye konuştu.
AB, teknik yardıma hazır
AB Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Barosso ve ardından AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli
Rehn'in de yakın ilişki içinde olma talebi dile getirdiğini ve
bundan sonra da yakın ilişki içinde olacaklarını kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, iki AB yetkilisinin, birleşmiş
Kıbrıs AB'de olacağına göre teknik yardım
istendiği zaman buna hazır olacaklarını da ilettiklerini
bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, bir
soru üzerine, görüşmelerin umdukları hızda gitmediğini de
ortaya koyduklarını kaydederek, "Bunun için Rum
tarafını teşvik etmeleri gerektiğini, çünkü onların AB
üyesi olduğunu ve üyelerinin birinci derecede çözümden sorumlu olması
gerektiğini ifade ettik. Yavaş gittiğimiz konusunda onlar da
aynı görüşte ama kendileri bize iki tarafı da teşvik
ettikleri konusunda güvence vermeye çalıştı" dedi.
Talat, bir başka soruyu
yanıtlarken, "Sayın Barosso, biz hiçbir takvim
olmamasının sorun yarattığını ifade
ettiğimizde 'en hızlı şekilde, en kısa zamanda'
dedi" şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'a Brüksel ziyaretinde Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy,
Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan
Candan ve Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin
eşlik ediyor.
Bugün Solana
Cumhurbaşkanı Talat, bu
sabah Brüksel'de görev yapan bazı basın mensuplarıyla
kahvaltıda bir araya gelecek. Ardından AB Ortak Dış
Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana'yla görüşecek Talat,
saat 11.30'da da basın toplantısı düzenleyecek.
Cumhurbaşkanı Talat,
Brüksel'deki temaslarını yarın da sürdürecek.
KIBRIS 10/12/08
Avrupa Konseyi'nden Aresti'nin tazminatı hakkında ara
karar
Politis, "Aresti İçin İyi Haber -
'Komisyon' Konusunda Endişe Verici Değinmeler"
başlıkları altında verdiği haberinde, Avrupa Konseyi
Bakanlar Komitesi'nin, aldığı ara kararla, Türkiye'nin Aresti'ye
AİHM kararında öngörülen tazminat miktarını faizleriyle
birlikte ödemesi gerektiğini belirttiğini yazdı.
Gazete, Komite'nin, Türkiye'nin, söz
konusu tazminatın Aresti'nin taşınmaz malının
değerine karşılık olduğu şeklindeki tezini de
kabul etmediğin belirtip tazminatın taşınmazın
kullanım kaybına ilişkin olduğu kararına
vardığını ifade etti.
Habere göre, Komite, Türkiye'nin
tazminat ödeme yükümlülüğünü yerine getirip getirmeme konusunu 17-19 Mart
2009 tarihleri arasındaki bir sonraki toplantısında ele
alacağını, Türkiye'nin ayrıca Aresti'nin
taşınmazının iadesi konusunda da tezlerini sunması
gerektiğini de belirtti.
Gazete, Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi'nin, yine Türkiye aleyhine açtığı davayı kazanan
Kıbrıslı Rum Titna Loizidu ve KKTC Taşınmaz Mal
Komisyonu'yla anlaşan Kıbrıslı Rum Mike Timivos'un
davalarına da değindiğini; bu değinmelerde KKTC
Taşınmaz Mal Komisyonu'na ilişkin "soru işaretleri
oluşturulduğunu" savundu.
Gazete, Komite'nin, Loizidu
davasına ilişkin değinmesinde, "Türkiye'nin, Loizidu'ya
taşınmaz malının değerinin ödenmesi önerisi ile
taşınmazın Tazmin Komisyonu yasası temelinde neden iade
edilemeyeceği konusunda verdiği bilgilerin ilgiyle altını
çizdiğini" vurguladı.
Gazete, elde ettiği bilgilere
göre, Türkiye'nin Loizidu'ya taşınmazının değerini
ödemeyi önerdiğini ancak Loizidu'nun bu öneriyi reddettiğini savundu.
Habere göre, Komite'nin raporunda
ayrıca, "AİHM'in Aresti davasında aldığı
karar temelinde, söz konusu yasanın Kıbrıs'ın Kuzey
kesiminde tazminat mekanizması oluşturduğu" belirtilirken;
AİHM'in KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun "tüm boyutları
hakkında karar vermemiş olduğu" da kaydedildi.
Gazete, Komite'nin, kararında,
Timivos davasına da değinerek, "Türkiye'nin Timvios ile
yaptığı anlaşmaya uyduğunu" ifade ettiğini
yazdı.
Dördüncü Devletler Arası
Başvuru konusunda ise, Komite'nin,"Türkiye'yi kayıpların
akıbetlerinin belirlenmesine ilişkin araştırmalara kolaylık
sağlamaya çağırdığını" yazan gazete,
Komite'nin kararında ayrıca Türkiye'nin, "mahsurlar" olarak
nitelendirilen KKTC'deki Rum ve Maronitler konusunda verdiği bilgilerden
"tatmin olunduğunun", KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun
"faaliyetlerine ilişkin bilgilerin ilginç bulunduğunun"
ifade edildiğini aktardı.
Habere göre, Komite ayrıca,
Türkiye'den bu konularda daha fazla bilgi vermesi talebinde bulundu.
Fileleftheros ise, Avrupa Konseyi
Bakanlar Komitesi'nin ara kararına ilişkin haberi; "Mülkiyet Konusunda
'Komisyon'a Göz Kırpıyor - Avrupa Konseyi
Yaklaşımını Değiştirdi ve Türkiye'nin
Açıklamalarını Benimsiyor" başlıkları
altında yansıttı.
KIBRIS 10/12/08
Relief a priority for
ailing Tassos
FORMER President Tassos
Papadopoulos condition remains critical but stable.
According to the doctors, the current priority is to relieve the pain and
facilitate breathing with the proper treatment.
Papadopoulos is not responding well to the treatment due to his acute
respiratory failure.
The 74-year-old has been in Nicosia general hospitals Intensive Care Unit with
severe breathing difficulties and advanced lung cancer since November 22.
CYPRUS MAIL 10/12/08
Çözümü katliam
engelledi
Taraf/ERGÜLEN TOPRAK/ANKARA - Istanbul - 10.12.2008
Bingölde 33 askerin katledilmesinin
Kürt sorununa kalıcı çözüm projesinin durmasına neden
olduğunu Mayıs 1993teki koalisyonun iki bakanı Çetin ve
Ateş, Tarafa doğruladı. Dönemin DYP-SHP koalisyonunun
Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin Olumlu bir hava vardı
ama şehitler her şeyi değiştirdi. Sonrasında bir
şey yapacak durumda değildik dedi. Turizm Bakanı Abdülkadir
Ateş ise askerin çözüm isteyen hükümetle paralel düşündüğünü
belirtip ekledi: Toplum da hazırdı. O eylem olmasaydı çözüm
süreci başlayabilirdi
Süleyman Demirelin başbakanlığında
1992de kurulan DYP-SHP hükümetinde Dışişleri Bakanı olan
Hikmet Çetin, 1993te Bingölde 33 erin şehit edilmesinin Kürt sorununa
çözüm sürecini sabote ettiğini doğruladı. Çetin, Olumlu bir
hava vardı, birtakım şeyler düşünülebilirdi ama şehitlerin
durumu her şeyi değiştirdi diye konuştu. Aynı
kabinede Turizm Bakanlığı yapan Abdulkadir Ateş de Genel
af ve toplumsal barışı sağlama yolunda bir
çalışma, DYP-SHP koalisyon hükümetinin gündeminde vardı. Ama
maalesef istenilen sonuca ulaşmadı dedi.
Birtakım çözümler
Tarafın sorgulamaya açtığı 33 erin şehit edilmesinin
Kürt sorununun çözümünü engellediğine ilişkin iddialar, dönemin
Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin ve Turizm Bakanı
Abdulkadir Ateş tarafından doğrulandı. Tarafa konuşan
Çetin DYP-SHP koalisyon hükümetinin birtakım çözümler üzerinde
çalıştığını ancak Bingölden gelen şehit
haberleriyle sürecin durduğunu söyledi. Çetin, örgütün bir yandan
ateşkes ilan ettiğini ancak diğer yandan da 33 erin
öldürülmesinin atılabilecek tüm adımları engellediğini
söyledi. Çetin şöyle konuştu: O zaman ateşkes olmuştu.
Kimse bir şey yapmıyordu. Birtakım şeyler
düşünülebilirdi. Ama o olay olunca her şey kalktı. Bir şey
yapacak durumda değildik. Bir yandan ateşkes varken 33 erin
öldürülmesi atılabilecek tüm adımları engelledi. Tasarı
filan hatırlamıyorum ama iyi bir havaydı, olumlu bir
havaydı. Olumlu havanın sonrası gelebilirdi. Ama şehitlerin
durumu her şeyi değiştirdi.
Asker de çözümü destekliyordu
Dönemin Turizm Bakanı Abdulkadir Ateş de 33 erin öldürülmesinin Kürt
sorununa çözüm çabalarını engellediğini söyledi. Ateş, SHP
olarak Kürt sorununa barışçıl çözüm hedefini koalisyonun
protokolüne koyduklarını belirterek, SHP Genel Başkanı
Erdal İnönünün bu yönde büyük çaba sarfettiğini söyledi. Ateş,
şöyle konuştu: O dönemde de hükümetin gündeminde böyle bir konu
vardı. Rahmetli Erdal İnönü bu konuda önemli adımlar
atılmasını istiyordu. Silahlı Kuvvetler de hükümetle
paralel düşünüyordu. Toplum da buna hazırdı. Ama genel af
tasarısı Bakanlar Kurulu gündemine gelmedi. 33 askerin şehit
edilmesi toplumsal barışı sağlamada çok önemli engeller
oluşturdu. SHP olarak buna rağmen çabalarımızı
sürdürdük, fakat ortam müsait olmadı. O dönem 33 askerih şehit
edilmesi olayı yaşanmasaydı belki daha iyi bir noktaya gelebilirdi.
Çözüm süreci başlayabilirdi. Önemli adımlar atılabilirdi.
Örgütün ve bu eylemi yapanların nerden, kimden emir
aldıklarını açıklamaları lazım.
HALKIN SESI 10/12/08