Bir demette iki farklı Gül
Kapatılan Refah Partisi (RP) ve
ardından Saadet Partisi (SP) milletvekilli olan Abdullah Gül, partneri
Recep Tayyip Erdoğanla birlikte, Milli Görüş gömleğini
çıkardıklarını söylemişlerdi. Peki o gömlek neydi?
Hemen her konudaki samimiyetine(!) neden şüpheyle
yaklaşıldı? Neden?
Takvimler 14 Mayıs 2000i gösteriyordu. Bu tarih, sadece Abdullah Gül için
değil, Türkiye demokrasi tarihi açısından da bir
kırılma noktasıydı. 112 kişi daha evet deseydi,
bugün çok farklı bir Türkiyeden söz ediyor olabilirdik. Rakibi, 633e
karşı 521 oyla genç lider adayını yenmişti. Saadet
Partisinin 14 Mayıs 2000 tarihindeki genel kurulunu; Recai Kutan
değil, Abdullah Gül kazansaydı, bugün nasıl bir siyaset
kompozisyonundan söz ederdik?
Rıdvan Akar / TEMPO
Bir demette iki farklı Gül
Milli Görüşün miladı ve
mimarı Necmettin Erbakan siyasi yasaklıydı. Ancak bir gün yine
koltuğuna oturacağını umut ediyor ve bu nedenle de çoluk
çocuk diye nitelediği yenilikçi Gül-Erdoğan yerine, gelenekçi
Kutanda karar kılmıştı. Abdullah Gül, Milli Görüş
geleneğinin parlak bir ismi, hitabet yeteneği yüksek bir siyasetçisi
ve yöneticisiydi. O dönem Mecliste ve siyaset arenasında
yaptığı konuşmalar arşivlerde kaldı. Zira AKPnin
kuruluş sürecinde, Erdoğanla birlikte, o gömleği
çıkardıklarını beyan ettiler. Ancak o gömlek neydi?
Hangi renkteydi? Siyaset kültürüne dar mı gelecekti? Bu soruların
yanıtı verilmedi. Ancak ilerleyen süreçte, ABden ekonomiye, her konudaki
samimiyetleri sorgulanır oldu. Türkiye siyasetinde dün ak denenin bugün
kara olması alışıldık bir şeydi. Ancak bir
insanın zihniyet dünyasının böylesine radikal bir
değişim geçirmesi için, o hüzünlü yolculuğun da izah edilmesi gerekirdi.
Bu nedenle, Abdullah Gülün dün yaptığı konuşmaları
derledik.
Bir demette iki farklı Gül
Laik devleti
değiştireceğiz
Abdullah Gülün, dış basında çıkan bazı demeçleri
tartışmalara neden olmuştu. İşte bunlardan
bazıları: Gülün, Guardian gazetesinde 1995te yayımlanan
söyleşide, Laik devleti yıkacağız dediği iddia
edilmişti. Ancak haberi yapan Jonathon Rugman, yıllar sonra, Laik
sistemi değiştireceğiz, ifadesini kullanmıştı
diye konuştu. Gülün çok konuşulan bir başka demeci ise 22 Ocak
1998de, Christian Science Monitor gazetesinde yayımlandı. Abdullah
Gül, türbanlı ve mini eteklinin el ele yürümesi gerektiğini
vurguluyor ve türbanı kamu kuruluşlarında yasaklayan
anlayışı şu sözlerle eleştiriyordu: Onlar, laik
seçkinler değil. Din karşıtları. Adı ateizm olan
başka bir din yaratmak istiyorlar. Asıl hoşgörülü olmayanlar,
laiklerdir. Kendi yaşam biçimlerini empoze etmeye
çalışıyorlar. Bu yaptıklarını Batı
uğruna yapıyorlar. Batıya baktığınızda,
hiçbiri bunlar gibi değil. Bu ülke için utanç verici değil mi?
Bir demette iki farklı Gül
1940lar yeniden
horlatıldı
Abdullah Gül 28 Şubat süreci ertesinde, temel eğitimi beş
yıldan sekiz yıla çıkaran ANASOL-D iktidarını en sert
eleştiren isimlerden biriydi. Sekiz yıllık kesintisiz
eğitimin asker dayatması olduğunu öne sürüyor, Basın
destekli sivil-askeri bürokrasi ve sol partilerin dayatması diyordu. 31
Mart 1998 tarihli konuşmasında şu düşünceyi savunuyordu:
Bütün bunlar, halkın büyük fedakârlıklarla
yaptırdığı imam hatip okullarını kurutmak ve
kapatmak adına yapılmıştır; bu gayet
açıktır, kimse kimseyi kandırmasın. Bu yapılırken
de, hiçbir vicdan ve hukuk göz önüne alınmamış ve bu ülkenin
vatansever ailelerinin çocuklarına, adeta ayırımcılık
yapılmıştır. Yapılan aleni baskı, psikolojik
savaş ve tahkir had safhaya ulaşmıştır. (...) Evet,
bütün bunların faturasını sizler ödeyeceksiniz Anavatan
Partililer. (...) 1940lı yıllara rahmet okuttunuz. Din
eğitimine, Kuran öğretimine vurduğunuz bu darbeyle, elli sene
sonra, 1940lar Türkiyesi yeniden hortlatılmıştır.
Bir demette iki farklı Gül
Birikimlerimi faize koymuyorum
Gül, dinin gündelik yaşamdaki yeri ve ağırlığı
konusunda yedi yıl önce de bugünkünden farklı düşünmüyordu.
Konuya ilişkin, gazeteci Sedat Ergin şöyle diyordu: Türkiyede din
özgürlüğü söz konusu olduğunda bazı sorunların var
olduğunu görüyoruz. Ben din-devlet ilişkilerinin
tartışılması gerektiğine inanıyorum. Ama bunu din
bilginlerinin yapması gerektiğini düşünüyorum. Abdullah Gül,
kendi inancının gündelik yaşama etkisiyle ilgili soruya ise
Din, iman meselesidir. Ancak bir tarafta da hayat vardır, içinde
bulunduğumuz şartlar vardır. Ben dindar olmaya gayret ederim.
Kendi hayatınız içinde birçok şeyi prensip edinebilirsiniz. Ben
şahsen birikimlerimi faize koymuyorum yanıtını veriyordu.
Bir demette iki farklı Gül
Salman Rüşdilere hürriyet
istenecek
Sanki, 1995teki Abdullah Gül ile yıllar sonra Türkiyenin müzakere
sürecine dâhil olması için çaba gösteren kişi aynı değildi.
Avrupa Birliği (AB) konusunda umutsuz, karşıt hatta
düşmancı bir dil kullanıyor ve 8 Martta TBMMde yaptığı
konuşmada şöyle diyordu: Aslında Gümrük Birliğine,
Türkiyenin gayretleriyle girilmedi. Bunu burada açıklıyorum. Bu
tamamen ideolojiktir, tamamen siyasi bir olaydır. Bu ideolojik tavır,
hem şu anda Türkiyeyi yönetenler açısından geçerlidir hem
Avrupalılar açısından geçerlidir. Türkiyenin ABye
giremeyeceği kesindir; bunu Avrupalılar söylemektedir.
Avrupanın önde gelen bütün politikacıları söylemektedir.
Avrupalı filozofların hepsi söylemektedir. Çünkü Avrupa Birliği
bir Hıristiyan Birliğidir. Bunu biz söylemiyoruz; bunu, dünkü,
Avrupa Birliğinin başındaki Delors söylüyor, dünkü İngiliz
Başbakanı söylüyor, bunu Avrupada herkes söylüyor, herkes biliyor.
Bir demette iki farklı Gül
2007de Türkiyeye en çok
yabancı sermaye girişini sağlayan hükümetin
Dışişleri Bakanı olan Gül, 12 yıl önce, Saadet Partisinin
Kızılca Hamam Kampında, yabancı sermaye hakkında ne
düşünüyordu? Şimdi, Türkiye şayet buna girerse, yabancı
sermaye gelecek deniliyor. Doğru, yabancı sermaye gelecek; ama
yabancı sermaye Türkiye'ye yatırım yapmak için gelmeyecek;
yabancı sermaye, rekabet karşısında sarsılan Türk
sanayiini birkaç yüz bin dolarla satın almak için gelecek. (...) Avrupa
Parlamentosunda, Türkiyede bölücülüğün, otonom idarelerin nasıl
istendiğini; Türkiyede Ermeni davasının nasıl
savunulduğunu göreceksiniz veya Türkiyede, Salman Rüşdilere hürriyet
istenecek. Fakat Türkiyede, bu milletin, bu devletin, bu ülkenin gerçek
sahiplerinin, Müslümanca yaşaması söz konusu olduğunda kökten
dincilik denilecek; Avrupa, budur.
Bir demette iki farklı Gül
Anayasanın başlangıcı
ilkel
Yeni AKPli Zafer Üskülün, Anayasadan Atatürkçülükle ilgili maddelerin
ayıklanması minvalindeki önerisi, Abdullah Gül tarafından 12
yıl önce, 8 Haziranda Mecliste gündeme getirilmişti. CHPliler,
Gülü Atatürke küfretmekle eleştirmişti. O konuşma tutanaklarda
şöyle yer aldı: Şimdi, soruyorum, hepinize soruyorum; hangi
demokratik ülkenin, hangi Avrupa ülkesinin anayasasının
başlangıcında bu tip ilkel -evet, söylüyorum- maddeler
vardır; soruyorum. (RP sıralarından Bravo sesleri,
alkışlar) Bu, ancak, Baas anlayışıdır. Evet, bu
tip yazılmalar, kompozisyon yazan çocukların yazdığı
şeylerdir. (RP sıralarından Bravo sesleri, alkışlar)
Bu, sadece Baas anlayışıdır ve bu tip girişler,
diktatörlükle idare edilen ülkelerin anayasalarında vardır. (...)
Mesela, Atatürk milliyetçiliği. Ne anlıyorsunuz? Siz farklı
anlıyorsunuz, bu arkadaşlar farklı anlıyor, biz farklı
anlıyoruz. Böyle anayasa olmaz; anayasalar, açık, net olmalı;
yoruma girici anayasalar olmaz; bunlar, kelime oyunları; ben, bunu
söylüyorum size. (...) Sonra bakın, burada, yine, bu başlangıç
ilkesinde ...laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din
duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle
karıştırılamayacağı... söyleniyor. Tamam, güzel;
bunun tersini de koymamız lazım; devletin de milletin dinine,
milletin dininin gereğini yerine getirmesine karşı bir tedbir
koymamız lazım. Avrupa ülkelerinin anayasalarında böyledir;
niçin onu koymuyorsunuz? (RP sıralarından alkışlar.)
Bir demette iki farklı Gül
Başörtüsüne uzanan
eller
Mecliste 28 Temmuz 1995te yaptığı konuşmada, türbanla
ilgili şunları söylüyordu: Üniversitede birinci olmuş
başörtülü kızın başörtüsüne uzanan eller; Maraşta
Sütçü İmamın, Fransızlara karşı İstiklal Harbini
başlatmasına sebep olan olaylarla aynıdır. (RP
sıralarından alkışlar.) Hayrunnisa Gül, Ankara
Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesine kayıt
yaptırmaya gittiğinde, yanında bugünün cumhurbaşkanı
adayı, eşi Abdullah Gül vardı. 12 başörtülü
fotoğrafı kabul edilmediği için Hayrunnisa Gül kaydını
yaptıramadı. Abdullah Gül ise, Moskovada ya da ABDde olsaydı
bu olay olmazdı. Türkiye'nin gerçek yüzünü gördünüz. (...) YÖKün bu
uygulaması kanunsuzluktur. Türkiyeyi utandıracak bir duruma
düşürmüştür dedi.
Bir demette iki farklı Gül
İsrail işgalci devlet
Dışişleri Bakanlığı döneminde defalarca
İsraili ziyaret eden Gül, 11 yıl önce farklı düşünüyordu.
11 Nisan 1996 tarihli konuşması, tutanakta şöyle yer aldı:
Farklı ırk ve devletlerden olsa bile, Müslümanların hâkim
olduğu bu bölgede, İsrail, yabancı bir güç ve kültür olarak,
uluslararası destekle bölgeye yerleştirilmiştir; işgalci ve
yayılmacı bir devlettir. İsrail, bugünkü konumuna gelmek için,
yakın geçmişinde, terör dâhil her türlü aracı
kullanmış bir ülkedir. Şu anda sözde bir barış
antlaşması yürürlüktedir. Şüphesiz ki biz, gözyaşı ve
kanın, kimin olursa olsun, akmasından yana değiliz ve bundan,
kim olursa olsun rahatsız oluruz.
Bir demette iki farklı Gül
Nedir bu irtica, kim
mürteci?
Mecliste 31 Mart 1998de konuşma yapan Abdullah Gül, Ecevit hükümetinin
irtica ile mücadelesini şöyle eleştiriyordu: Anayasaya göre, tamamen
bir istişari organ durumunda olan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), aynen darbe
sonrası dönemlerin Milli Birlik Komitesi gibi yansıtılmakta ve
Türkiyede, karar mekanizmasının başında MGK
gösterilmektedir. (...) Türkiyenin tek sorumlusu MGK olmuş gibi bir durum
yaratılmıştır ve MGK, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
üzerinde, Bakanlar Kuruluna talimat veren ve TBMMye, ne pahasına olursa
olsun, bunları onaylatan bir görünüm içerisine girmiştir. (...)
Aslında, bir yıldır Türkiyenin resmi gündemini oluşturan
ve millete, artık tabiri caizse, kabak tadı vermiş olan bu
vehim, maalesef halkın desteğiyle seçim kazanmış, millete
özgürlük, huzur, serbestlik vaat eden ve milletin geri
kalmışlığıyla boğuşan bütün liderlerin
başına gelmiştir. (...) Aslında, statükosunu kaybetmekten
korkanlar, Türkiyeyi sömürenler ve sömürülerini devam ettirmek isteyenler, her
zaman bunu kullanmışlardır. (...) Peki, soruyorum; nedir bu
irtica, kim mürteci?
Bir demette iki farklı Gül
Bir senedir, irtica adı
altında, millete olmadık hakaret, saygısızlık ve
saldırı yapıldı, psikolojik bir harp ilan edildi ve
neredeyse, silahlı bir harp ilan edilecek. Kimdir bunlar? İrticacı
dediğiniz insanlar bu ülkede ne yaptı? Polisle mi
çatıştı, askerle mi vuruştu, askerden mi kaçtı,
düşüncelerini başkalarına kabul ettirmek için zor ve şiddet
mi kullandılar, kurtarılmış bölgeler mi ilan ettiler,
binlerce silah mı yakalattılar? Yoksa hırsızlık,
yolsuzluk ve vurgun mu yaptılar? Kim bunlar, nerede bunlar? (FP
sıralarından bravo sesleri, alkışlar; DYP
sıralarından alkışlar.)
Devletin bu resmi
raporlarına göre, kaç tane irticai vaka tespit edildi; kaç kişi irticadan
dolayı tutuklandı; kaç adet silah deposu bulundu; kaç tane caminin
altında, yurdun mahzeninde silah deposu bulundu? Bir senedir, Türkiye'nin
en büyük belası ilan edilen ve binlerce askerin, polisin, sivilin ölümüne
sebep olan çatışmalardan daha tehlikeli ilan edilen irtica
hakkında ortaya rakamlar koyun bakalım. (...)
MILLIYET 23/08/07