Rus lider Sergey Mironov, Kıbrıslı Türklerin
Rumlarla eşit haklara sahip olması gerektiğini belirtti
Rusya Federasyon Konseyi (Senato) Başkanı Sergey Mironov, KKTC'ye
uygulanan yaptırımların artık kaldırılması
gerektiğini söyledi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın davetlisi olarak yarın
Ankara'ya gelecek Mironov, Moskova'da Türk gazetecilerin sorularını
yanıtladı. Rusya'nın "3 numaralı lideri" olarak
bilinen Mironov, kısa süre önce Kremlin yanlısı Adil Rusya
Partisi'ni kurmuştu. Devlet Başkanı Vladimir Putin'in gelecek
yıl görevinden ayrılmasından sonra Kremlin'e aday olması
beklenenler arasında Mironov'un da adı geçiyor.
21'inci yüzyılda ambargo ve izolasyonun "saçma" olduğunu
belirten Mironov, Kıbrıslı Türklerin Rumlarla eşit haklara
sahip olması gerektiğini söyledi.
Rusya'nın enerji kaynaklarını silah olarak
kullanmadığını savunan Mironov, Burgaz-Dedeağaç petrol
boru hattının Türk boğazlarının artan gemi yükünü
taşıyamaması nedeniyle kurulacağını belirtti.
Mironov,
"İstediğimiz zaman vanayı kapatmamız mümkün
değil. Gaz ve petrolün mutlaka bir yere akması gerekir. Rusya'daki
tüm depolama tesisleri dolu olduğuna göre vanayı kapatmamız
olanaksız" dedi. Rus yetkili, Türkiye ile Rusya arasında 2008'de
25 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşılabileceğini
de bildirdi.
Mironov, 1997'de turist olarak geldiği Antalya'da dansözle göbek
dansı yapmasını unutamadığını anlattı.
Rus lider, Ankara'da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ve Meclis Başkanı Bülent Arınç'la
görüşecek.
MILLIYET
25/03/07
SÜREÇTEN MEMNUN
DEĞİLİZ... Pertev, Rum yönetiminin, Rum basınını
kullanarak yaptığı açıklamaların, 8 Temmuz sürecini
tıkadığını ve konunun bir süre daha
değerlendirileceğini ifade ederek, "Süreç memnun
olmadığımız bir aşamaya geldi. O nedenle yeniden
değerlendirmek istedik. Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un
yaptığı açıklamalar, bu işi garip bir noktaya
getirdi" dedi
Kıbrıs Türk
tarafı, Rum Yönetimi'nin tutumu nedeniyle 8 Temmuz sürecinde yaşanan
tıkanıklığı ve bu konudaki politikasını
yeniden değerlendiriyor.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat önceki gün, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı
ile bu amaçla bir toplantı yaptı.
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Rum yönetiminin, Rum
basınını kullanarak yaptığı
açıklamaların, 8 Temmuz sürecini tıkadığını
söyledi ve dünyadaki önceliklere bakıldığında
Kıbrıs sorununun BM gündeminin üst sırasında yer almadığını
da bildirdi.
BRT muhabirinin konuyla
ilgili sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
önceki gün Cumhurbaşkanı ve hükümetin, 8 Temmuz anlaşmaları
konusunda bir değerlendirme yaptığını kaydetti.
Konunun bir süre daha
değerlendirileceğini dile getiren Pertev, "Süreç memnun
olmadığımız bir aşamaya geldi. O nedenle yeniden
değerlendirmek istedik. Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un yaptığı açıklamalar, bu işi garip bir
noktaya getirdi" dedi.
Pertev, konunun Türkiye
ile değerlendirilip değerlendirilmediği sorusu üzerine, Türkiye
ile her zaman temas içerisinde olduklarını belirtti.
Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "anlaşma oldu"
dediğini, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın
ise "Türk tarafı önerilerimizi reddetti" açıklaması
yaptığını anımsatan Raşit Pertev,
"Yapılan bu açıklamalar süreci tıkadı. 8 Temmuz
sürecinin kurallarından biri de taraflardan birinin konuyla ilgili açıklama
yapmamasıydı. Süreci istismar ettiler. Rum basınının
bu kadar kullanılması garip bir durum. Rum tarafı tüm gayretiyle
trübinlere oynuyor" diye konuştu.
Pertev, şu anda,
sürecin ruhuna aykırı açıklamalar yapan Kıbrıs Rum
tarafı gibi suçlama yapma durumunda olmadıklarını da
vurguladı.
Pertev,
Lokmacı'nın açılmasının ise diğer sınır
kapılarından farklı olmayacağını yineledi ve Türk
tarafının 1.5 yıl önce alt yapıyı
hazırladığını, ancak Rum Yönetimi'nin mevzilerindeki
mazgal deliklerini dahi kaldırmadığını söyledi.
Raşit Pertev,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki- Moon'un, Kıbrıs
konusundaki gelişmeleri izlediğine de işaret ederek, Genel
Sekreter'in Kıbrıs konusundaki durumun belirgin bir noktaya
gelmesiyle devreye gireceğini vurguladı.
Pertev, dünyadaki
önceliklere bakıldığında Kıbrıs sorununun
Birleşmiş Milletler'in gündeminin üst sırasında yer
almadığını da ifade etti ve "O nedenle
Kıbrıs konusu artık Birleşmiş Milletler'in gündeminden
düşmüş durumdadır" dedi.
KIBRIS 25/03/07
KKTC'ye "güçlü ekonomik ilişki kurmak" için geldik
"ADİL VE KALICI
BİR ÇÖZÜMÜ DESTEKLİYORUZ"... Suriye-Türkiye
İşadamları Heyeti Başkanı Bahaa Aldin Hasan,
Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözümü desteklediklerini
vurgulayarak, KKTC ziyaretlerinin amacını "güçlü ekonomik
ilişki kurmak" olarak açıkladı
Suriye-Türkiye
İşadamları Heyeti Başkanı Bahaa Aldin Hasan
başkanlığında 8 kişilik Suriyeli işadamları
heyeti, önceki gece KKTC'ye geldi ve dün temaslarına başladı.
Sanayi Odası ve
Ticaret Odası'nı ziyaret eden ve bazı sanayi tesislerinde
incelemeler yapan konuk heyetin başkanı Bahaa Aldin Hasan,
Kıbrıs sorununun adil çözümünü ve Kuzey Kıbrıs'taki iş
adamlarıyla güçlü ekonomik ilişkiler kurmak istediklerini söyledi.
Suriyeli iş
adamları dün Reha Süt Ürünleri, Koop-Süt ve Con Trading tesislerini de
ziyaret etti.
Koordinasyon Komitesi
oluşturdu
Bu arada Kıbrıs
Türk Ticaret Odası ile Suriyeli İşadamları
"Koordinasyon Komitesi" oluşturdu.
Ticaret Odası'ndan
yapılan açıklamaya göre dünkü ziyaret sırasında
oluşturulması Oda Başkan Vekili Günay Çerkez tarafından
önerilen komitede Ticaret Odası'nı temsilen Hasan İnce
(Başkan), Hüseyin Kayalp, Remziye Özpolili, Ramazan Gündoğdu, Aysun
Önet; Suriyeli iş adamlarından ise Hasan Azkoul (Başkan), Mhd
Mazen Abou Henda, Manwan Jaghasi, A. Riad Hamad, Tahsin Shehadeh yer aldı.
Ortak
yatırımların başlangıcı
Suriye-Türkiye
İş Adamları Heyeti Başkanı Baha Aldin Hasan, Sanayi
Odası'nı ziyaretinde, Suriye ve Kuzey Kıbrıs arasında
başarılı bir ekonomik işbirliği sağlamak üzere
geldiklerini belirterek, bu ziyaretin ortak yatırımların da
başlangıcı olmasını diledi.
Hasan, turizm ve sanayi
arasında iki ülke arasında işbirliğine gidilmesi
dileğini ifade ederek, Suriye ekonomisiyle ilgili bilgiler verdi.
Suriye'de şu anda 12 özel üniversitenin faaliyet gösterdiğini,
açık ekonomi sisteminin uygulandığını ve Suriye'nin
kapılarını Arap-yabancı farkı gözetmeden dünyadaki tüm
iş adamlarına açtığını kaydeden Baha Aldin Hasan,
ülkelerinde yatırımların teşviki için iyi bir yasa
bulunduğunu söyledi.
Hasan, Arap ülkeleriyle
serbest bölge anlaşmaları imzalayan Suriye'nin gümrük muafiyetleri
sağladığını, ilk serbest bölge
anlaşmasını da kardeş ve komşu ülke Türkiye'yle
imzaladıklarını ve uygulamanın bu yılın
başında yürürlüğe girdiğini bildirdi.
Bahaa Aldin Hasan, bu
anlaşmayla iki ülke arasındaki ticaret hacminin 850 milyon dolardan 2
milyar dolara ulaşmasını beklediklerini, hedeflerinin ise 4
milyar dolara çıkmak olduğunu ifade etti ve Türkiye ile Suriye'de
işadamlarının karşılıklı birçok
yatırım yaptığını anlattı.
Suriye-Türkiye
İşadamları Heyeti Başkanı Bahaa Aldin Hasan,
diğer ülkelerle eşitlik ilkesi temelinde ekonomik ilişkiler
kurduklarını, Türkiye'ye bakışlarının ise dostluk
ve kardeşlik bağlamında olduğunu vurgulayarak, Suriye'nin
petrol, pamuk, tahıl, sebze, ayakkabı, konfeksiyon, temizlik
malzemeleri gibi ihraç ürünleri satarken, başta Türkiye olmak üzere birçok
ülkeden de ithalat yaptığını kaydetti.
Hasan, Kıbrıs
sorununa adil ve kalıcı bir çözümü desteklediklerini vurgulayarak,
KKTC ziyaretlerinin amacını "güçlü ekonomik ilişki
kurmak" olarak açıkladı ve Türkiye'nin Dış Ticaretten
Sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen'e yardımları için
teşekkür etti.
"Şu anda
kardeşim Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih
Tunar'ın yanında olmaktan mutluluk duyuyorum" diyen Hasan,
ülkesinde turizm, sanayi, denizcilik, hizmet sektöründe faaliyet gösteren iş
adamlarını temsilen bir heyetle geldiğini belirtti.
Suriyeli iş
adamı Hasan, Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nı en kısa
sürede Suriye'de görme dileğini de ifade ederek, ziyaretin iki ülke
arasındaki ilişkilerin daha verimli olmasına yarar
sağlamasını ve hayırlı olmasını diledi.
Tunar: Kuzey
Kıbrıs-Suriye arasında iyi ilişkiler kurulmalı
Kıbrıs Türk
Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar da Suriyeli iş
adamlarıyla görüşmelerinde yaptığı konuşmada,
Kıbrıs, Türkiye ve Suriye'nin yakın komşu ülkeler
olduğuna işaret ederek, Türkiye ile Suriye arasındaki iyi
ilişkilerin Suriye ile Kuzey Kıbrıs arasında da
kurulması dileğinde bulundu.
Tunar, Oda olarak
Suriye'yle işbirliğine çok önem verdiklerini, 2005 yılında
düzenledikleri fuara Halep Ticaret Odası'ndan 10 kişilik heyetin de
katıldığını; Kasım 2005'te ise Adana Ticaret
Odası heyetiyle birlikte Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın
Suriye'yi ziyaret ettiğini hatırlattı.
Lazkiye'ye gemi seferleri
O dönemde de
görüşmelerin ana konularından birini Gazimağusa ile Lâskîye
arasındaki gemi seferlerinin yeniden başlatılmasının
oluşturduğunu kaydeden Salih Tunar, bu seferlerin iki ülke
arasında ticaret ve turizmi geliştireceğini vurguladı.
Sanayi Odası
Başkanı Tunar, şu anda da Mersin Ticaret Odası'yla
işbirliği içinde Gazimağusa-Mersin-Lâskîye seferleri için
girişim yaptıklarını bildirdi.
Kuzey Kıbrıs ile
Suriye arasında ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini
arzu ettiklerini kaydeden Tunar, Kıbrıs'ta 2004 yılındaki
referanduma rağmen çözüme ulaşılamadığına
işaret etti ve Avrupa ve tüm dünya ülkelerinin de kabul ettiği gibi
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılmasının ülke ekonomisinin gelişmesi için ön
planda olduğunu anlattı.
Salih Tunar, KKTC'nin
turizm, eğitim, ticaret ve üretim alanlarında büyük potansiyel
barındırdığını belirterek, "Bu potansiyeli
harekete geçirmek bizlere düşer. Bu ziyaretle, ilişkilerimizin bu
yönde gelişeceğinden eminim" dedi ve Suriyeli iş
adamlarına teşekkür etti.
Suriyeli iş
adamlarının Sanayi Odası'nı ziyareti sırasında
Tunar ve Hasan birbirlerine ülkelerinin el işlerini simgeleyen hediyeler
de takdim etti.
Ticaret Odası da
ziyaret edildi
Suriyeli iş
adamları heyeti, Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın
ardından Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nı da ziyaret etti.
Bahaa Aldin Hasan, burada
yaptığı konuşmada da, kardeş ülke olarak birlikte
hareket ettikleri Türkiye yanında Kuzey Kıbrıs'la da ekonomik
ilişki kurmaktan yana olduklarını dile getirerek,
Kıbrıs sorununun da yakında çözümünü istediklerini ve Türkiye'nin
Kıbrıs'ta çözüm çabalarını desteklediklerini söyledi.
Ekonomi ve
politikanın yan yana götürüldüğünü ancak günümüzde ekonomik
ilişkilerin politik ilişkilerin önüne geçtiğini kaydeden Bahaa
Aldin Hasan, Suriye ve Kuzey Kıbrıs arasında iş
adamlarının başlatacağı ekonomik ilişkilerin ve
karşılıklı ziyaretlerin, siyasilerin de bir şeyler
yapmasına neden olabileceğine inandıklarını dile
getirdi.
Hasan,
Gazimağusa-Mersin-Lâskîye gemi seferlerinin yeniden başlaması
için Ticaret Odası'nın da konuyla yakından ilgilenmesini
istediklerini belirterek, bunun iki ülke ticaretine önemli bir destek
sağlayacağına dikkat çekti.
Önceki gün
görüştükleri KTHY Yönetim Kurulu Başkanı'ndan, KTHY'nin Halep'e
çok yakın olan Gaziantep'e düzenli uçuş
gerçekleştirildiğini öğrendiklerini ifade eden Hasan,
Kıbrıslı Türk iş adamlarıyla her alanda iki ülkenin de
yararına işbirlikleri istediklerini söyledi. Suriyeli iş
adamı Hasan, "Kendimizi Şam'dan Halep'e gitmiş gibi
hissediyoruz" diyerek KKTC'de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti de dile
getirdi.
Çerkez:
İlişkilerin gelişmesi bölge barışına pozitif etki
Ticaret Odası
Başkan Vekili Günay Çerkez de KKTC ile Suriye arasındaki
ilişkilerin gelişmesinin bölge barışına da pozitif
etki yapacağını belirterek, Gazimağusa-Lâskîye gemi
seferlerinin başlamasının da bu yolda büyük anlam ifade
edeceğini kaydetti.
Çerkez, Suriyeli iş
adamlarıyla karşılıklı işbirlikleri üzerinde
duracaklarını ifade ederek, "Suriyeli iş
adamlarını kardeş biliyoruz. İki ülkenin iş
adamları birçok sektörde birbirlerinin tamamlayıcısı olarak
işbirliğine girmemesi için bir sebep görmüyoruz" dedi.
KKTC ile Suriye
arasında turizm, sağlık, sanayi, tarım ve süt ürünlerinde
işbirliği yaratılabileceğine inandığını
ifade eden Günay Çerkez, bu konuların süratle hayata geçebilmesi için iki
tarafın temsilcilerinden oluşacak bir koordinasyon komitesi
kurulmasını önerdi. Çerkez, bu komitenin üreteceği yol
haritasıyla kısa zamanda uygulamaya geçilebileceğini, çünkü
amacın işbirliğinin meyvelerinin kısa sürede
alınması olduğunu söyledi.
KIBRIS
25/03/07
İzolasyonları
kabul etmem
İZOLASYONLAR
SAÇMALIK... Mironov, "21. yüzyılda ambargo, izolasyon gibi
anlayışları kabul etmiyorum. Benim pozisyonum, herhangi bir
halka karşı ambargo veya izolasyon uygulanmasının
saçmalık olduğu yönündedir. Her halkın, çıkarını,
menfaatlerini ve kültürünü göz önünde bulundurarak bir arada yaşamayı
öğrenmesi gerekiyor. Gelişmekte olan küreselleşmeyi göz önüne
alırsak, ulusal çıkarların küresel süreçten fazla zarar
görmediğini anlıyoruz" dedi
KIBRISLI TÜRKLERİN DE
HAKLARI OLMALI... Her halk veya ülkenin, diğer ülkelerin pozisyonunu ve
çıkarlarını göz önünde bulundurarak "güneşin
altında yerini belirlemeye" çalıştığını
kaydeden Mironov, "Genellemelerden somut soruya geçersek, Kuzey
Kıbrıslıların, Rum kesimindeki komşuları gibi tüm
haklara, özellikle serbest dolaşım ve iş (ticaret) yapma
hakkına sahip olmaları gerekiyor. Tüm bunların uluslararası
yasalar ve kurallarla düzenlenmesi gerekiyor" diye konuştu
Rusya Federasyon Konseyi
Başkanı Sergey Mironov, KKTC'ye uygulanan ambargo konusunda,
"21. yüzyılda ambargo, izolasyon gibi anlayışları
kabul etmiyorum" yorumunda bulundu.
Mironov, yarın
Türkiye'ye yapacağı ziyaret öncesinde Türk basın
mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin KKTC'ye
yönelik ambargoları nasıl değerlendirdiğinin sorulması
üzerine Mironov, şunları söyledi:
"21. yüzyılda
ambargo, izolasyon gibi anlayışları kabul etmiyorum. Benim
pozisyonum, herhangi bir halka karşı ambargo veya izolasyon
uygulanmasının saçmalık olduğu yönündedir. Her halkın,
çıkarını, menfaatlerini ve kültürünü göz önünde bulundurarak bir
arada yaşamayı öğrenmesi gerekiyor. Gelişmekte olan
küreselleşmeyi göz önüne alırsak, ulusal çıkarların küresel
süreçten fazla zarar görmediğini anlıyoruz."
Her halk veya ülkenin,
diğer ülkelerin pozisyonunu ve çıkarlarını göz önünde
bulundurarak "güneşin altında yerini belirlemeye"
çalıştığını kaydeden Mironov,
"Genellemelerden somut soruya geçersek, Kuzey
Kıbrıslıların, Rum kesimindeki komşuları gibi tüm
haklara, özellikle serbest dolaşım ve iş (ticaret) yapma
hakkına sahip olmaları gerekiyor. Tüm bunların uluslararası
yasalar ve kurallarla düzenlenmesi gerekiyor" diye konuştu.
Mironov, yarın
Ankara'da
Mironov, TBMM
Başkanı Bülent Arınç'ın ziyaretine karşılık
yarın Ankara'da temaslarda bulunacağını belirterek,
"Gece saatlerinde İstanbul'a geçeceğim. 27 Mart'ta da
İstanbul'daki iş çevreleriyle görüşmelerde
bulunacağım" dedi.
Türkiye'deki
temasları sırasında öncelikle Irak'taki durum ve burada
istikrarın sağlanabilmesi için neler yapılabileceği gibi
konuları ele alacağını ifade eden Mironov, şunları
kaydetti:
"Programımda
Ankara'da siyasi çevrelerle, İstanbul'da da iş dünyasıyla
görüşmeler bulunuyor. İstanbul'daki temaslarım
sırasında daha çok Rus-Türk iş çevrelerinin sorunları
üzerinde duracağız. Ülke yönetimlerimizin
kararlaştırdığı 2008 yılında 25 milyar
dolarlık ticaret hacmine ulaşılması için neler
yapılabileceği konusunda görüş alışverişinde
bulunacağız. Bu ziyaretim, TBMM Başkanı'nın ziyaretine
cevaben olacak. Parlamento başkanları seviyesinde böyle
sıkı ilişkilere sahip olmamız beni çok sevindiriyor."
KIBRIS
25/03/07
Aramıza kara kediler
giremez
Avtepe'de, 1958-1974
yılları arasında verilen mücadelede şehit düşen 7
kişi anısına yaptırılan Şehitler Anıtı
düzenlenen törenle açıldı.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, törende yaptığı konuşmada, gelinen aşamada
tartışmalar ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin arasının
bozulamayacağını belirterek, "Bizim aramıza hiçbir
zaman kara kediler giremez, TC ile KKTC arasına hiçbir zaman kara kediler
giremez. Biz her zaman için birliğimizi koruyarak yolumuza devam
edeceğiz" dedi.
Törene hükümet ve askeri
yetkililer ile bazı milletvekilleri, bölge belediye başkanları,
şehit yakınları ve köy halkı katıldı.
Anıt, şehitlerin
sembolü
Soyer,
açılışı yapılan anıtın, verdiği var
olma mücadelesinde her varlığıyla mücadele eden bir halkın
toprağa verdiği ve kendi kimliğini,
varlığını, eşitlik mücadelesini ileriye götürme
sürecinde kaybedilen değerli şehitlerin sembolü olduğunu
belirtti.
Şehitlerin
toprağa düşmesiyle birlikte var olma mücadelesinin kesintisiz olarak
sürdüğünü kaydeden Başbakan Soyer, "Şehitliklerdeki
törenler aynı zamanda bir halkın geleceğe doğru toplumsal
dayanışma, birlik, demokratik birlik ve varlığını
ileriye götürme mücadelesinde her zaman bir dönemeç, ruh tazeleme ve ileriye
doğru atılmanın da göstergesidir" dedi.
Başbakan Soyer,
Avtepe ve bölgedeki diğer köylerde soyutlanmış ve
yalıtılmış bir şekilde kantonlarda yaşayan
Türklerin, Kıbrıs'ın bu uç bölgesinde var olma mücadelesinde,
Lefkoşa ve Mağusa Sancakları'na uzak olsalar dahi
Kıbrıs Türk halkının varlığını sürdürme
dinamizmini gösterdiklerini söyledi.
Başbakan Soyer,
Kıbrıs Türkü'nün bu topraklarda var olma mücadelesinde Baf'tan
Kaleburnu'na kadar küçük kantonal yapıların içerisinde, darbeyi
gerçekleştiren ve Kıbrıs Türk halkının
varlığını sona erdirmek isteyen Enosisçi anlayışa
karşı mücadeleyi sürdürdüğünü söyledi.
Başbakan Soyer,
verilen bu mücadeleler sonucunda, Kıbrıs Türk halkının her
zaman desteğini gördüğü, tarihi ve kültürel bağlarla
bağlı olduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin, özellikle 15 Temmuz
darbesinin kaçınılmaz bir şekilde emrettiği garantörlük
hakkını kullanarak gerçekleştirdiği Barış
Harekâtı ile yaratılan yeni durumda yeni bir konjonktüre yükseldiğini
söyledi.
Başbakan Soyer
konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Artık, iki
bölge, iki toplum ve iki halkın eşitliğine dayalı yeni bir
siyasal konjonktür gündeme gelmiştir. İşte şehitlerimizin,
şehitlerimizle birlikte mücadele eden halkımızın bizi getirdiği
konak budur. Bu konaktan şimdi ileriye doğru giderken kesinlikle bu
mücadelede hiçbir zaman eşitlik talebimizden geri durmadan mücadelemizi
siyasal düzlemde sürdüreceğiz.
Yapmamız gereken en
temel nokta, şehitlerimizin manevi huzurunda konuşurken, bu
topraklara her geçen günle birlikte bir çivi çakmak, bir güzelliği ilave
etmek, aramızdaki sevgi bağını, demokratik
dayanışma bağını yükseltmek, ekonomik sosyal
gelişmeyi demokratik kurumsallaşmayı, devletin kendi içerisinde
daha verimli hale gelmesini gerçekleştirmek... Şehitlerimizi anarken
özellikle geleceğe doğru giden en temel noktanın bu
olduğunun altını çizmek isterim."
Başbakan Soyer,
gelinen aşamada tartışmalar ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti
ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin arasının
bozulamayacağını belirterek, "Bizim aramıza hiçbir
zaman kara kediler giremez, TC ile KKTC arasına hiçbir zaman kara kediler
giremez. Biz her zaman için birliğimizi koruyarak yolumuza devam
edeceğiz" dedi.
Soyer, doğduğu
yer burası olmayan ama 1974 sonrası bu toprakları vatan bilen
insanlarla yeni bir demokratik birlik oluşturulduğunu kaydederek,
oluşan bu demokratik birliğin korunarak ileriye gidileceğini
vurguladı.
Soyer, "Kendi kendini
yöneten, demokratik tarzda bir Kıbrıs Türk halkını
Kıbrıs Rumları kadar eşit hak sahibi yaparak dünyayla
buluşturmaya devam edeceğiz. Ne bizim ne Türkiye Cumhuriyeti'nin bu
doğrultudaki yürüyüşünü hiç kimse durduramayacaktır" dedi.
KIBRIS
25/03/07
Angela Merkel'den Türkiye gafı
26 Mart, 2007 11:05:00 (TSİ) CNN TURK
Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra
Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB'nin 50'nci yıldönümü
kutlamaları sırasında, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'a verdiği hediye ile büyük bir gafa imza attı.
Merkel,
Cumhurbaşkanı Chirac'a katıldığı son AB zirvesi
olması nedeniyle bir 18'inci yüzyıl bira kupası hediye etti.
Üzerinde Napolyon'un 1799 yılında Mısır'da, Osmanlı
güçlerine karşı kazandığı askeri zaferi simgeleyen bir
kabartmayla süslenmiş olan kupa, soğuk duş etkisi yarattı.
Gözlemciler bu kupanın, AB'nin 50'nci yıl kutlamalarına davet
edilmeyen Türkiye'nin, AB'nin önde gelen liderleri tarafından 'hangi gözle
görüldüğünün güzel bir kanıtı' olduğuna işaret etti.
Merkel'in bu armağanla Chirac'a, "Türkiye'nin AB üyeliğine
verdiğin desteği yeniden gözden geçir" mesajı vermeye
çalıştığı da ileri sürüldü.
İngiliz The Guardian gazetesi, AB üyeliğine resmen aday olan
Türkiye'den hiçbir temsilcinin bu yıldönümüne davet edilmemesini
"Avrupa'nın kendine güvenini kaybetmesinin en açık
kanıtı" olarak açıkladı.
The Guardian, gerek Angela Merkel gerekse yakın gelecekteki olası
meslektaşı Nicolas Sarkozy'nin, Almanya ve Fransa'da iç politika
kaygıları nedeniyle Türkiye'nin üyeliğine karşı
olduklarını yazdı.
"Türkiye Batı'ya değil Doğu'ya
bakıyor"
26 Mart, 2007 12:38:00 (TSİ) CNN TURK
İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesi, ''kendine
güvenen Türkiye'nin Batı'ya değil, Doğu'ya
baktığını'' yazdı.
AB'nin
kuruluşunun 50'nci yıldönümü dolayısıyla bugünkü
nüshalarında konuyla ilgili pek çok haber, yorum ve analize yer veren
İngiliz gazetelerinden The Guardian, dış politika
sayfasında Simon Tisdall tarafından kaleme alınan yoruma yer
verdi.
Türkiye'nin aday ülke olmasına rağmen yapılan yıldönümü
kutlamasına çağrılmadığına işaret eden
Tisdall, hükümetin ve medyanın bu duruma tepki gösterdiğini
yazdı.
"Türkiye'nin AB ile ilgili olarak yaşadığı hayal
kırıklığının, Brüksel'in görüşmelerin
Kıbrıs meselesi yüzünden kısmen askıya alınması
kararıyla derinleştiğini" belirten Tisdall, Almanya
Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı adayı
Nicolas Sarkozy'nin tutumlarının ilişkileri daha da
"zehirlediğine" işaret etti.
Şimdi ise kızgınlık ve öfkenin, yerini iddialı bir
fikre bırakmaya başladığını belirten Guardian
yazarı, "giderek yaygınlaşan bu görüşün de Türkiye'nin
aslında AB'ye ihtiyacı bulunmadığına, ülkenin kendi
yoluna gideceğine, ama Avrupa'nın bu kırıcı
şovenizminden dolayı pişman olacağına işaret
ettiğini" bildirdi.
Türkiye'nin şimdilerde kendi dış ilişkilerini yeniden
gözden geçirmekte olduğuna dair uzman görüşlerine de dikkat çeken
Tisdall, Türkiye'nin Avrupa'nın ötesinde de bir yaşam olduğuna
ilişkin yeni ortaya çıkmaya başlayan bu kendine güveninin
altında canlanan ekonomisinin bulunduğunu yazdı.
Türkiye'nin giderek artan önemli bölgesel rolünün AB ile ilgili
görüşlerini de değiştirdiğini savunan yazar, "Hazar
havzasından, Rusya'dan ve Türk Cumhuriyetleri'nden Avrupa'nın petrol
ve gaz ihtiyacının karşılanmasında Türkiye önemli transit
geçiş noktası olarak görev yapıyor. Bu da Moskova ile daha
yakın ilişki kurulmasını sağlıyor ve
Azerbaycan'dan Kazakistan'a kadar uzanan Türk milletler topluluğu fikrini
de canlandırıyor" dedi.
"İran ile istediği zaman görüşebiliyor"
Reformcu AK Parti hükümetinin, Arap ve İslam dünyasıyla olan
ilişkileri de canlandırdığını belirten Simon
Tisdall, Mısır'la yeni stratejik ilişkilerin sinyallerinin
ortaya çıktığını, Lübnan'a asker gönderildiğini
ve Türk hükümetinin pek çok hükümetin aksine İran ile istediği zaman
görüşebildiğini hatırlattı.
İsrail ile Türkiye'nin yakın ilişkilerinin, Türkiye'nin
aynı zamanda Hamas ve Filistin yetkilileriyle görüşmesine engel
teşkil etmediğine de dikkat çeken Guardian yazarı Tisdall,
"Kürtlerle olan gergin ilişkilerine rağmen Türkiye'nin kuzey
Irak'ın ana ekonomik ortağı durumunda bulunduğunu" da
belirtti.
Simon Tisdall yazısında, "Artan aşırı
milliyetçilik, yeni Osmanlı tabir edilen düşünce biçimi, radikal
İslamcılık ve politik istikrarsızlık Türkiye'nin
yükselişinin önündeki muhtemel engeller olarak görülüyor. Ancak bu ülkenin
gücü de dinamik kaynak olan 70 milyonluk nüfusundan geliyor" görüşüne
de yer verdi.
Sekiz başlık askıya alındı
Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakerelerin hızını
kesti. AB Dışişleri Bakanları'nın geçtiğimiz
yıl 11 Aralık'ta AB Komisyonu'nun tavsiye kararını kabul
etmesinin ardından, 14-15 Aralık'ta yapılan AB Zirvesi'nde de
'Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya
alınması' kararı aynen benimsendi.
Buna göre, Türkiye ile müzakereler sekiz başlıkta (Malların
serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu
serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma,
balıkçılık, taşımacılık politikası,
gümrük birliği ve dış ilişkiler) askıya
alındı. Açılacak diğer başlıklar ise, Türkiye
limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmadığı
sürece kapanmayacak.
Confident Turkey looks east, not west
Simon Tisdall
Monday March 26, 2007
The
Guardian
Turkey was not invited to
Europe's big birthday bash yesterday despite being an official candidate for EU
membership. Ankara expressed disappointment at a "missed
opportunity". Media reaction to the perceived snub was sharper.
"In the 1990s, the EU was a giant
organisation governed by prominent leaders," said leading columnist Mehmet
Ali Birand. "Today it has become a fat midget that lacks perspective and
is governed by small-thinkers."
Disillusion with the EU has deepened since
Brussels part-suspended talks in December after a row over Cyprus. The
hostility, as seen from Ankara, of French presidential candidate Nicolas
Sarkozy and the German chancellor, Angela Merkel, has poisoned the pot further.
But anger and frustration is slowly giving way to a new, more assertive
idea: that perhaps Turkey does not really need Europe after all ... - ... and
the EU will come to regret its insultingly complacent chauvinism as Turkey goes
its own way.
"Europeans underestimate the importance
and influence of Turkey," said Fuat Keyman, professor of international
relations at Istanbul's Koc university. "If they are serious about the
future of Europe as a power in global affairs, they need to change their
thinking."
Turkey was recalibrating its external ties
and the EU was but one part of the equation, Dr Keyman said. "Membership
should not be seen just as a gift to Turkey. There are benefits for Europe,
too."
Semih Idiz, a foreign affairs columnist,
goes further: "The EU is off the radar. It has confirmed Turkey's worst
expectations. At present, it's an irrelevancy."
Turkey's new-found confidence about life
beyond Europe is based in part on a booming economy, whose sustained,
IMF-supervised 7% annual growth rate far outperforms large EU states. Export
earnings are rising too, including in the Arab lands of the old Ottoman empire.
Demographic trends are also boosting
independent thinking, said Guven Sak, an Ankara-based economist. "In
Turkey the working age population as a proportion of the total population is
growing. In Europe, the opposite is true."
Nor should Europe fear a new barbarian horde
at the gates. Rates of growth meant that by 2015, Turkey could become a net
importer of labour, he said.
Turkey's increasingly important regional
leadership role is also changing the way it views the EU. As a vital transit
hub, it provides much of Europe's oil and gas from the Caspian basin, Russia
and, prospectively, the Turkic republics of central Asia. This is leading to
closer cooperation with Moscow and reviving ideas of a Turkic Commonwealth from
Azerbaijan to Kazakhstan.
The "reformed Islamist" government
in Ankara is also cultivating the Arab and Muslim world. It signalled a new
strategic relationship with Egypt this week. It sent peacekeeping troops to
Lebanon last year. It talks to Iran when many will not or cannot. Close links
to Israel have not prevented the building of ties with Hamas and the
Palestinian Authority. And despite tensions with the Kurds, Turkey is northern
Iraq's main economic partner. Istanbul is the likely venue of next month's Iraq
summit.
Rising ultra-nationalism and "neo-Ottoman"
thinking, Islamist extremism and political instability are the acknowledged
dangers of Turkey's rise. But its strength is its 70 million people's drive and
energy, a dynamic resource that flabby, middle-aged western Europe lacks.
And then, there is fierce pride. "Ours
is the only country to reconcile Islam with a fully functioning, multiparty
democracy in a modern, secular republic," said opposition MP Sukru
Elekdag. "Our experience shatters the myth that Islam cannot accommodate
democracy."
Officially, Turkey still wants to join the
EU, says Faruk Logoglu of the Centre for Eurasian Strategic Studies in Ankara.
But Europe must banish its ignorance and acknowledge its own needs.
"Europe is not yet ready for Turkish membership," he said. "It's
going to take a long time to educate the European public."
NTV
Güncelleme: 15:59 TSİ 26 Mart 2007 Pazartesi
LONDRA - İngilterede yayınlana
Financial Times gazetesi, cumhurbaşkanlığına aday olma ya
da AK Partinin lideri olarak yeniden seçime gitme tercihiyle karşı
karşıya olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğana
Cumhurbaşkanlığına hayır deyin Sayın
Erdoğan çağrısı yaptı.
Erdoğanı Avrupanın en güçlü ülkelerinden birinin en
güçlü adamı olarak nitelendiren gazete, cumhurbşkanı
olması halinde bunun hem Türkiye hem de AK Parti için talihsiz bir
adım olacağı yorumunda bulundu.
Gazetede yer alan yazıda, Erdoğan anayasal düzeni koruma görevini
yerine getireceğini göstermek için çaba sarfetmedi.
Başbakanlığının ilk döneminde zinayı suç sayma
fikriyle flört etti. Merkez Bankasının başına faiz almayan
ve İslamcı finans kurallarıyla işleyen bir bankanın
başkanını getirmeye çalıştı.
Cumhurbaşkanı olması halinde türban tartışması da
daha önce hiç olmadığı kadar alevlenecektir. Erdoğan ile
laik elit kesim arasındaki çekişme yüzünden ülke istikrarı tehlikeye
girebilir. Bu ne Erdoğanın ne de Türkiyenin göze alabileceği
bir yüzleşme... yorumu yapıldı.
Yazıda ayrıca, Erdoğanın iktidarında, Avrupa
Birliğine katılma çabaları çerçevesinde ordunun gücününün
sınırlandırıldığı, işkenceyle mücadele
edildiği, azınlıklara daha fazla haklar
tanındığı ve yabancı yatırımın
artırıldığına dikkat çekildi.
Erdoğanın Köşke çıkması halinde bu sürecin
yarım kalacağını öne süren Financial Times, Türk
halkının neredeyse yüzde 70inin de Tayyip Erdoğanın
cumhurbaşkanlığına karşı olduğunu
hatırlattı.
Kıbrıs
ile Türkiye arasında önemli petrol yatakları var
AKDENİZ'DE PETROL ARANMALI... Ecvet Sayer, "Aynı
şekilde Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında da ABD'de petrol
şirketleriyle yaptığım görüşmelerde şifahi
olarak, önemli petrol yatakları olduğunu duydum. Akdeniz mutlaka
aranmalı" görüşünü dile getirdi
Türkiye'de petrol arama ve üretim sektöründe faaliyet gösteren Sayer
Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ecvet Sayer, Güney
Kıbrıs ile Mısır arasında yer alan kesimde ciddi
petrol üretimleri yakalandığını gördüklerini ifade ederek,
"Aynı şekilde Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında
da ABD'de petrol şirketleriyle yaptığım görüşmelerde
şifahi olarak, önemli petrol yatakları olduğunu duydum. Akdeniz
mutlaka aranmalı" görüşünü dile getirdi.
AA'nın haberine göre Sayer, "Türkiye'de petrol yok"
şeklindeki açıklamalara da kesinlikle
katılmadığını ve Türkiye'nin kendi ihtiyacına
yetecek kadar petrol ve doğal gaza sahip olduğuna inandığını
belirterek, "O yüzden biz ortaklarımızla birlikte ısrarla
aramaya devam ediyoruz" dedi.
Akdeniz mutlaka aranmalı
Akdeniz'de petrol aramaları yapılmasını
desteklediklerini belirten, Mısır'da verdikleri petrol müteahhitlik
hizmetleri sırasında Güney Kıbrıs ile Mısır
arasında yer alan kesimde ciddi petrol üretimleri
yakalandığını gördüklerini ifade eden Sayer,
"Aynı şekilde Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında
da ABD'de petrol şirketleriyle yaptığım görüşmelerde
şifahi olarak, önemli petrol yatakları olduğunu duydum. Akdeniz
mutlaka aranmalı" diye konuştu.
Sayer Şirketler Grubu, Amerikan Aladdin Middle East gibi büyük
firmalarla ortaklık yaparak ve kendi imkanlarıyla yaklaşık
yarım asırdır Türkiye'de petrol arama ve üretim sektöründe
faaliyet gösteriyor.
KIBRIS 26/03/07
AP üyesi
Langen: Kıbrıs sorunu çözülürse Türkçe AB'nin resmi dili olsun
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı tutumuyla tanınan
Langen, Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine yaptığı
açıklamada, AP içinde Türkçe'nin AB'nin resmi dili olması ile ilgili
yapılan tartışmalara katılarak parlamento içinde Alman
Hıristiyan Demokratların bu konudaki görüşlerini dile getirdi.
Kıbrıs'ın AB'nin tam üyesi olduğu, ancak
uluslararası alanda tanınmayan "Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti"nin Kıbrıs meselesi çözüme kavuşuncaya kadar AB
müktesebatı uygulaması dışında
bırakıldığını söyleyen Langen, bunun her
şeyden önce Türkiye'nin, limanların Kıbrıs trafiğine
açılmasını düzenleyen Ankara Protokolü'nden doğan
yükümlülüklerini yerine getirmeye direndiği sürece geçerli olduğunu
belirtti.
CDU'lu politikacı, "şayet Türkiye işgal
altındaki Kuzey de dahil olmak üzere Kıbrıs'ı
tanıyacak olursa, o zaman Türkçe'nin AB'nin resmi dili olmasının
önünde hiçbir engel kalmaz" diye konuştu.
KIBRIS 26/03/07
Talat:
Yeniden birleşme için mücadele ediyorum
Cumhurbaşkanı Talat, 19 Mart tarihinde yaptığı
ve bugün yayımlanan söyleşinde, Kıbrıs sorununun yanı
sıra, Ledra Caddesi ve Yeşilırmak geçitleri ve KADEM
tarafından düzenlenen ankete de değindi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeniden birleşme çözümü
ve 8 Temmuz Anlaşması'na ilişkin soru üzerine, Kıbrıs
sorunun özüyle ilgili tüm boyutlar üzerinde ve mümkün olan en yüksek düzeyde
müzakerelerin başlaması için hazır olduklarını birçok
kez yinelediklerini belirterek, 8 Temmuz Anlaşması'ndan sonra da bunu
birçok kez önerdiklerini söyledi.
Türk tarafı olarak, ön hazırlığı ilk adım
olarak kastederek, öze ilişkin konuları ele alacak yaklaşık
10 çalışma grubu ve teknik komitenin oluşturulmasını
ayrıca ve bunun akabinde tüm konuların ele alınacağı
müzakerelerin başlamasını önerdiklerini, kendilerinin buna
hazır olduğunu ve her yapılan görüşmede de bunu
önerdiklerini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, olabilecek en hızlı
şekilde müzakerelerin başlamasını, takvim ve program
istediklerini, zaman belirlemesi yapmadan uzatma istemediklerini de söyledi.
Talat sözlerinin devamında, Rum tarafından aynı
yaklaşımı görmese de şu anda süreci geciktirmek
istemediğini de vurguladı.
"Bunun için pratik metotlar sundunuz mu" sorusuna
karşılık Cumhurbaşkanı Talat, çalışma
grupları ile teknik komitelerin üstlenmesi gereken konulara ilişkin
olarak liste verdiklerini ve bu listenin Kıbrıs sorununun tüm
boyutlarını kapsadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bir soru üzerine, Rum
tarafının sunduğu "non papers'in", teknik komitelerin,
halkın günlük konularla ve nihai çözüme kadar beklemesi mümkün olmayan
konuları ele alacağından bahsettiğini, bunun; Rum
tarafının vermiş olduğu tasvir olduğunu belirterek,
"Kıbrıs sorunun özü nasıl görüşülecek" sorusunu
sorarak çalışma grupları ile teknik komiteler arasındaki
ayırımın 8 Temmuz Anlaşması temelinde
yapıldığını da söyledi.
Brüksel'e son olarak gerçekleştirdiği ziyaret
ışığında doğrudan ticaret tüzüğü konusuna
ilişkin izlenimlerinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı
Talat, ticaret konusunda olumlu fikirler elde ettiklerini ve Avrupa
Birliği'nin söz konusu tüzüğü benimsemesini beklediklerini, bununla
birlikte Papadopulos hükümetinin, bu tüzüğü öldürme amacıyla her
şeyi yapacağını da söyledi.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un gerek Papadopulos gerekse kendisiyle
(Talat), birlikte veya ayrı olarak görüşeceği şeklindeki
izlenimlerin sorulması üzerine Talat, bunun için resmi bir talepte
bulunmadığını ancak her zaman ve her durumda Genel Sekreter
Ban Ki-Moon ile görüşmeye hazır olduğunu söylediğini de
ifade etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bir soru üzerine,
Kıbrıs sorunun çözümünün gecikmesinin ve uzak geleceğe havale
edilmesinin bölünme tehlikesi içerdiğini belirterek şöyle devam etti:
"Sıkı işbirliği olmadan
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların ayrı
yaşadığını düşünün... Kıbrıslı
Rumların kendilerini istemediğini düşünen
Kıbrıslı Türkler... Böyle bir duruma Kıbrıslı
Türklerin yanıtının ne olmasını bekler siniz?
'Kıbrıslı Rumlar bizi istemiyorsa, o zaman biz de adanın
yeniden birleşmesini istemeyeceğiz' diyecekler. Sonuçta halkın
hisleri ve böylesi durumda düşünecekleri yöntem kararlılıkla
harekete geçecek ve iyi bir tercih olarak bölünmüşlüğü uygun
görecekler. Bu bir gerçektir ve göğüslenmesi gerekmektedir. Bu
gerçekliği yaratan sorunu çözmemiz gerekir. Zaman ne kadar geçerse
Kıbrıs sorunun çözümü de o kadar uzaklaşır. Bu nedenden
dolayı ivedi çözüme ihtiyacımız olduğunu ısrara
etmekteyim."
KADEM'in anketine de değinen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, söz konusu anketin Rumların kendilerini istemediği izlenimi
yaratan Rum tarafına yönelik tepkiden başka bir şey
olmadığını söyleyerek, bunu ayrıca Rum
tarafının Türk tarafıyla işbirliği yapma
isteksizliğine tepki olarak addedildiğini de ifade etti.
Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, Ledra Caddesi
konusunda Türk tarafını uzlaşmazlıkla ve Rum
tarafının sunmuş olduğu şartlara ve önkoşullara
yanıt vermemekle suçlamasına ilişkin bir soru üzerine
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyas'ın, en azından
Rum tarafının önkoşul ortaya koyduğunu kabul ettiğini,
bunun; hareketler için doğru bir yol olmadığını
söyledi. Talat sözlerinin devamında, 'Hristofyas'ın sözüne
ettiği şartları ve önkoşulları neden kabul etmem
gerekir' sorusunu sorarak şartlar ve önkoşullar ortaya koymayan Türk
tarafına bağlı olarak bunlarla uğraşmak istemediğini,
herhangi bir kapının şartsız ve önkoşulsuz olarak
açılmasını istediğini de ifade etti.
Ledra Caddesi'ne ilişkin olarak Talat, geçen yıl burada
bulunan duvarı yıktıklarını Rum tarafının
daha sonra engel olarak addettiği üst geçidi gündeme getirdiğini
belirterek, üst geçidin de buradan
uzaklaştırıldığını söyledi. Rum
tarafının kendi tarafında bulunan duvarı
yıkmasına karşın geçidin açılması için
önkoşullar ve şartlar ortaya koymakta ısrarlı olduğunu
ifade eden Talat, kendisinin uzlaşmaz olmadığını ve de
önkoşullar ve şartlara ilişkin taktiği de kabul
etmediğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak sınır
kapısına ilişkin olarak ise, şu ana kadar bu konuda karar
almadıklarını, şimdilik bölgenin coğrafik durumunun
açılışa izin vermediğini, mevcut yolun uygun
olmadığını ve dar olduğunu, yolun şimdiki
durumuyla geçit açılırsa trafik akışının çok
tehlikeli olacağını da belirtti.
"Yeşilırmak sınır kapısının
açılması olanaklarını ret mi ediyorsunuz sorusuna" ise
Talat, bunu ret etmediğini, bunu incelemedikleri için sadece bu
aşamada kabul etmediklerini söyledi.
Talat sözlerinin devamında ise, şu anda Ledra Caddesi'nin
açılmasını beklediklerini ifade ederek, "Önce bunun
ilerlemesini bekleyelim, daha sonra diğerlerine bakalım"
şeklinde konuştu.
Talat ayrıca, geçitlerin açılmasına değil de
Kıbrıs sorunun çözüm çabalarına
yoğunlaşılması gerektiğini de belirtti.
KIBRIS 26/03/07
Lokmacı'nın
açılmasına ilişkin askeri diyalog
Politis, edindiği bilgilere dayanarak şunları kaydetti:
"Yapılan ilk görüşmeler olumlu havada gerçekleşti
ve birbirine zıt öngörülere rağmen, aşılamaz engeller
ortaya çıkmadı. Sahte devlet çevreleri bu diyalogun yakında
olumlu kararlara varacağı konusunda iyimserlik belirtiyor. BM
diyalogun sonucuna ilişkin yorum yapmadan, Ledra Caddesi'nin açılmasının
ileri götürülmesi için gerekli bütün çalışmaları yapmaya
hazır olduğunu belirtiyor. Hesaplamalara göre konuyla ilgili bir
anlaşmaya varıldığı andan itibaren ihalelere çıkılması
ve AB'nin finanse edeceği çalışmalar için sözleşmelerin
yapılması amacıyla en az bir aylık bir süre gerekecek.
Bölgedeki harabe binaların yıkılması ve tamirinin ise 6
haftalık bir sürede tamamlanacağı hesaplanıyor."
KIBRIS 26/03/07
Gül'den Merkel'e tepki...
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Almanya Başbakanı Angela Merkelin, Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chiraca Napolyonun Osmanlılara yenmesini
gösteren bir kupa hediye etmesine tepki gösterdi: Geçmişle
uğraşmak Avrupa Birliğinin vizyonuna yakışmaz."
Türkiyeyi ziyaret eden İngiltere Dışişleri Bakanı
Margaret Beckett, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir
araya geldi. Yaklaşık iki saatlik görüşmenin ardından iki
bakan ortak bir basın toplantısı düzenledi.
Dışişleri Bakanı Gül, Almanya Başbakanı Angela
Merkelin, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chiraca, üzerinde Napolyonun
Mısırda Osmanlıyı yenmesini gösteren bir figür bulunan
bir bira kupası hediye etmesinin hatırlatılması üzerine
Alman Başbakana isim vermeden tepki gösterdi.
Avrupa Birliğinin geçmişten ziyade
gelecekle ilgilenmesi gerektiğini söyleyen Gül, Gelecek vizyonu varsa
gelecekle ilgilenmesi gerekir. Geçmişle uğraşmak Avrupa
Birliğinin vizyonuna da pek yakışmazö diye konuştu.
TÜRKİYE İRANDAKİ
İNGİLİZ ASKERLERİ İÇİN DEVREDE
Gül, İran karasularına girdikleri
gerekçesiyle Tahran tarafından tutuklanan İngiliz askerleriyle ilgili
olarak da Körfezde maalesef cereyan eden bu olayın kısa süre içinde
barışçı bir biçimde bitmesi için Türkiye olarak biz de bir
gayret içindeyiz. Bununla ilgili İranlı komşularımızla
temas halindeyiz. Ümit ediyoruz ki kısa bir süre içinde tatlı bir
şekilde bu iş sonuçlanırö dedi.
Dışişleri Bakanı Gülün, dün
Iraka Komşu Ülkeler Toplantısı hakkında konuşmak
üzere İran Dışişleri Bakanı Manuşer Muttakiyi
aradığı, bu sırada İranda tutulan İngiliz
askerleri konusunda da konuştukları öğrenildi.
BECKETT: İNGİLİZ ASKERLER IRAK
KARASULARINDAYDI"
İngiltere Dışişleri
Bakanı Margaret Beckett ise İran Hükümetinin kendilerine,
İngiliz askerlerinin nerede tutulduğunu söylemediğini
belirterek, ısrarla askerlerin tutuklandıkları sırada Irak
karasularında olduğunu kaydetti.
İranlı yetkililerin, askerlerin
durumun iyi olduğu açıklamasında bulunduğunu da
hatırlatan Beckett, eğer askerlerin durumu gerçekten iyiyse,
İngiliz Büyükelçilik görevlilerinin kendileriyle temas kurmaması için
herhangi bir engel göremediğini de sözlerine ekledi. Beckett, probleme en
kısa zamanda yapıcı ve barışçıl bir çözüm
bulunmasından yana olduklarını söyledi.
TÜRKİYENİN EN GÜÇLÜ
DESTEKÇİSİ OLACAĞIZ"
İngiltere-Türkiye ilişkilerine de
değinen Margaret Beckett, her yıl çok sayıda İngiliz
vatandaşının Türkiyeye geldiğini, üstelik Türkiyeye
gelmekle kalmayıp buradan emlak aldığını ifade etti.
Beckett, İngiliz turistlerin Türkiyede son derece sıcak ilgi ve yakın
ilişkileri gördüklerini kaydetti.
İki ülke arasındaki yakın
ilişkiler nedeniyle her zaman özellikle de kendi AB Dönem
Başkanlıkların sırasında Türkiyenin ABye
katılım müzakerelerin başlamasını desteklediklerini
ifade eden Beckett, Bu desteğe devam edeceğiz. Bu konuda sizin en
güçlü destekçiniz, müttefikiniz olacağız" dedi.
Beckett, KKTCye doğrudan uçuşlarla
ilgili incelemelerini de sürdüklerini ancak şu ana kadar ellerindeki
verilere göre bu uçuşların gerçekleşmesi önünde hukuki
açıdan ciddi engeller olduğunu söyledi.
ANKA
MILLIYET 27/03/07
|
||
|
|
||
|
A.A. |
|
|
|
|
Dünyanın
en kritik rehine pazarlığında Türkiye devrede. ABD 6
İranlı diplomatı, İran da misilleme olarak 15 İngiliz
askerini rehin tutuyor. Kuzey Irak'taki Erbil kentinde İran hükümetine
bağlı bir ofiste çalışırken tutuklanan 5
İranlı diplomat 11 Ocak'tan beri ABD'nin elinde.
İngiliz
askerleri ise geçen cumadan beri İran'ın elinde ve
bırakılmaları için tüm diplomatik kanallar denenmeye
başlandı. İngiltere'nin ilk kadın Dışişleri
Bakanı Margaret Beckett, Türkiye'ye gelmeden önce Türk
meslektaşı Abdullah Gül, İranlı Dışişleri
Bakanı Manuçehr Muttaki ile telefon görüşmesi yaptı ve
İngilizleri sordu.
Gül, "Konunun İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret
Beckett ile yapacağı görüşmede de
değerlendirileceğini" belirterek, "Sorunun
barışçıl şekilde çözülmesi için yardımcı
olunması gerektiğini, Türkiye'nin de bu yönde elinden geleni yapmaya
hazır olduğunu" ifade etti.
Konu bugün Gül-Beckett görüşmesinde de ele alınırken,
Beckett'in, "Türkiye'nin bölge ülkesi olduğunu, bu çerçevede sorunun
çözümü için oynayabileceği bir rol varsa bundan memnuniyet
duyacaklarını" ilettiği öğrenildi. Gül, İran'da
bulunan İngiliz esirlerin sağlıklarının iyi
olduğunu Beckett'a aktardı.
Görüşmenin
ardından basının karşısına çıkan
İngiliz ve Türk Dışişleri Bakanları, esirlerin
durumuna da değindi. İngiliz Bakan Beckett, İran tarafından
gözaltına alınan İngiliz askerlerin sağlık
durumlarının iyi olduğunu ve meselenin sorunsuz ve
barışçı şekilde hallolmasını istediklerini
kaydetti.
Körfez'de birkaç gün önce rehin alınan İngiliz askerlerin durumuyla
ilgili olarak, İran hükümetinin daha önce kendilerine özel olarak
söylediklerini kamuoyuna da aktardığını belirten Beckett,
"Gözaltına alınanların hepsinin sağlık
durumları iyi ve şu anda iyi durumdalar" dedi.
Bu haberi almanın kendilerini çok memnun ettiğini kaydeden
İngiliz bakan, bununla birlikte askerlerin en kısa zamanda
İngiltere'ye iade edilmesini de istediklerini kaydetti.
Beckett, askerlerin İngiltere'nin İran'daki temsilcileriyle
görüştürülmesini talep ettiklerini de ifade ederek,
"Bulundukları şartlar uygunsa, onlarla temas kurabilmeyi,
hükümetlerinin ve ailelerinin onların yanında olduğunu
gösterebilmeyi istiyoruz" diye konuştu.
"CASUSLUKLA SUÇLANAMAZLAR"
"Bu meselenin sorunsuz ve barışçı şekilde
hallolduğunu görmek istiyoruz, umarım olur" diyen Beckett'e,
"İngiliz askerlerinin neyle suçlanacağını bilip
bilmediği" de soruldu. Şu ana kadar İran hükümeti
tarafından askerlerin nerede tutulduğuna ilişkin kendilerine
bilgi verilmediğini ifade eden Beckett, "askerlerin orada
bulunmalarının nedeninin, Irak'ta kaçakçılık konusunda
oranın hükümetine destek vermek olduğunu" belirterek, "O
yüzden casusluk iddiasının mümkün olmayacağını
düşünüyorum" dedi.
Beckett'e, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, bu konuyla ilgili
olarak "diplomatik çabaların sonuç vermemesi durumunda
İngiltere'nin başka yollara başvuracağı"
yönündeki açıklaması da hatırlatıldı.
Bu konuda İran ile ilişkileri son derece hassas tutmaya
çalıştıklarını kaydeden Beckett, "Ancak maalesef
bu yaptıklarımız, gözaltına alınan askerlerin aleyhine
işledi. Her zamanki gibi yapıcı bir sonuç peşindeyiz.
İran ile herkesin çıkarına olacak yapıcı ve
barışçı bir çözüm aranması taraftarıyız"
diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Gül, aynı konuya ilişkin bir
soru üzerine, "Körfez'de maalesef cereyan eden bu olayın kısa
süre içerisinde barışçı şekilde bitmesi için Türkiye olarak
biz de büyük gayret içerisindeyiz" dedi.
Konuyla ilgili olarak İran ile temas halinde olduklarını ifade
eden Gül, "Ümit ediyorum ki kısa süre içerisinde tatlı bir
şekilde bu iş sonuçlanır" diye konuştu.
HURRIYET 27/03/07
|
||
|
|
||
|
WASHINGTON (A.A) |
Genelkurmay İkinci
Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, Ermeni meselesi, PKK,
Kıbrıs, Kerkük ve savunma işbirliği konularında AB ve
ABD'ye mesaj verdi
Washington'daki
ATC toplantısında konuşan Genelkurmay İkinci
Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, Ermeni meselesi, PKK,
Kıbrıs, Kerkük ve savunma işbirliği konularında AB ve
ABD'ye mesaj verdi.
TÜRKİYE'Yİ ELEŞTİRDİ ÖDÜL ALDI
Genelkurmay
İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, Ermeni
soykırımı iddialarının siyasi nitelik
taşıdığını belirterek, adlarını
vermeden, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile
Nobelli Yazar Orhan Pamuk'u örnek gösterdi. Org. Saygun, "Bir siyasi parti
lideri, Ermeni soykırımı iddiasını kabul etmediği
için İsviçre'de yargılanıyor. 'Türkler, 1.5 milyon Ermeni ile 30
bin Kürdü öldürdü' dediğinizde ise ödül kazanıyorsunuz. Aradaki fark
budur" diye konuştu.
LEYLA ZANA'YA TEPKİ
Orgeneral Saygun,
Leyla Zana'nın sözlerinin hatırlatılması üzerine, "Bu
beyanlar, Iraklı Kürtleri Türkiye'ye müdahale etmeye davet ediyor. Bunun
ne anlama geldiği konusunda savcılarımız herhalde inceleme
yapıyor. Çok ciddi ve tehlikeli beyanlar olduğunu düşünüyorum.
Herhalde devlet gerekeni yapacaktır" diye konuştu.
Orgeneral
Saygun, bu sözlerde Kürt kökenli vatandaşlara yapılan büyük bir
haksızlığın da olduğunu kaydederek, "Bu
beyanlarla bu vatandaşlarımızın hepsi terörist gibi
gösterilmek isteniyor. Buna da sanırım tepkiyi bu
vatandaşlarımız gösterecektir" dedi.
IRAK, PKK'YI TERÖRİST LİSTESİNE ALMADI
Genelkurmay
İkinci Başkanı Orgeneral Saygun, Irak'ın da PKK'yı
resmen terör örgütü ilan etmediğini belirterek, "Yapılan
açıklamada, bunun bazı ülkelerce terör örgütü ilan edildiği,
Irak'ta teröristlerin barınmasına izin verilmeyeceği söyleniyor.
Yani, 'PKK bir terör örgütüdür' demediler. Artı, Barzani'nin
söylediklerini biliyorsunuz, 'Kürt devletine herkes
alışmalıdır,' vesaire diye" ifadesini kullandı.
Orgeneral
Saygun, bu açıklamasını Washington'da düzenlenen Amerikan Türk
Konseyi (ATC) yıllık toplantılarında yaptı. Orgeneral
Ergin Saygun, Bazıları, terörizmin 11 Eylül ile başladığını
düşünüyor. Öyle değil. Terörizm, çok önce başladı dedi.
Saygun, Ermeni terör örgütü Asala'nın eylemlerine karşı önlem
alınması için yıllar önce NATO'nun ikna edilmesine
çalıştıklarını anlatırken, o dönemde bu konunun
NATO tarafından siyasal sorun olarak nitelendirildiğini ve bu
sorun NATO'nun sorunu değil denildiğini hatırlattı.
Saygun, 11
Eylül saldırılarından tüm dünyaya mesajlar
çıktığını bildirdi ve Teröre karşı kimse
dokunulmaz değil diye konuştu. Terörün, bir süper gücü de, yoksul
bir devleti de vurabileceğini belirten Saygun, 11 Eylül ile birlikte,
teröristlerin kullandığı teknoloji düzeyinin geldiği
boyutun da görüldüğünü, nerede ne zaman terörün vuracağının
bilinmemesinin, terörle mücadelede manevra yeteneğini
zorlaştırdığını kaydetti.
Dünya, 11
Eylül'den bu mesajları aldı. Bizim mesajımız PKK ile
ilgili diyen Saygun, Marksist-Leninist olarak nitelediği terör örgütü
PKK'nın, dini de eylemlerine alet ettiğini söyledi.
PKK
terörünü resimlerle sergiyelen Saygun, yalnızca 2006 yılında
PKK'nın 343 kişinin ölmesi veya yaralanmasından sorumlu
olduğunu, bunun yanısıra köprüleri, iletişim merkezlerini
ve benzer hizmetleri hedef aldığını hatırlattı.
Teröre
karşı BM Güvenlik Konseyi'nin, NATO'nun ve Avrupa Birliği'nin
kabul etmiş olduğu belgelere ilişkin örnekler veren Saygun, buna
karşın PKK'ya karşı pekçok ülkenin, çok düşük düzeyde
önlem aldığına işaret etti ve Belgeleri kabul
edebilirsiniz ama önemli olan uygulama dedi. Saygun, Avrupa Parlamentosu'nda
PKK'lı katılımcıların yer aldığı bir
toplantının resmini de gösterdi.
PKK'nın,
uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ve kara para aklama
gibi faaliyetlerinin yanısıra, Avrupa temelli Roj TV gibi kanallar
aracılığıyla propagandasını sürdürdüğünü
belirten Saygun, PKK'nın ana üssünün Kandil dağı olduğunu
ve Irak'ta 3 bin 500 PKK militanının bulunduğunu anlattı.
PKK'nın
Kuzey Irak'ta kendisine güvenli barınma olanağı bulduğunu,
lojistik ve silah ihtiyaçlarının
karşılandığını dile getiren Saygun, Kuzey Irak'ta
futbol oynayan PKK üyelerinin resimlerini gösterdi. Saygun, PKK
militanlarının kendilerini güvende hissettiğini ve gazetecilere
röportajlar verdiğini hatırlattı.
IRAK İLE 75 KİLOMETRE ANLAŞMASI
Saygun, Türkiye'nin Irak ile sınır güvenliğine ilişkin
sorunları çözüme kavuşturmak üzere 1926 yılında
imzaladığı anlaşmaya dikkati çekti ve
sınırın 75 kilometre içine girme olanağının bu
anlaşmayla tanındığını anlattı.
Anlaşmanın
tarafları olarak Irak ve Türkiye'nin, birbirinin güvenlik ve toprak
bütünlüğünü güvence altına aldıklarını da hatırlatan
Saygun, en son olarak 10 Mart'ta Bağdat'ta gerçekleştirilen Irak
toplantısında koalisyon güçlerinin, terörizme karşı
güvenlik önlemleri alınmasına ilişkin anlaşmayı kabul
ettiğine işaret etti.
ERMENİ TASARISI
Ermeniler'in soykırım iddialarına da değinen Saygun,
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, ABD
Kongresi'ne sunulan sözde Ermeni soykırımı
tasarısının kabul edilmesinin Türk-ABD ilişkilerine zarar
vereceği yönündeki sözlerini hatırlattı.
Ermenistan'ın, Ağrı Dağı ve Akdamar kilisesinin
bulunduğu Van kenti gibi bölgeleri kendi anayurdu olarak
tanımladığına işaret eden Saygun, Türkiye'nin ise
olumlu bir tavır içinde olduğunu vurguladı.
BÖLGESEL DEĞERLENDİRME
Irak'ta etnik şiddetin büyümesinin bölgede en büyük endişe kaynağı
olduğunu anlatan Saygun, mezhep kavgasının tüm Ortadoğu'ya
yayılması riskine işaret etti.
Saygun,
kuzey Irak'taki Kürt grupların, Irak bayrağını veya
Bağdat hükümetinin bir parçası olmayı reddettiklerini söyledi.
Irak'ta
sorunların çözümü için, ülkenin siyasal birliğinin
sağlanmasının önemine işaret eden Saygun, vatandaşlara
ekonomik, güvenlik ve siyasal eşitlik sağlanması
gerektiğini, petrol gelirleri yasasının geçmesi
gerektiğini, Peşmerge dahil tüm milis gruplarının
silahlarının ellerinden alınıp, bu grupların
dağıtılması gerektiğini söyledi.
Kerkük'ün
demografik yapısının Kürt grupların lehine
değiştirildiğini dile getiren Saygun, bu yıl sonuna dek
yapılması öngörülen referanduma değinerek, Bu durumda
referandum yapılması adil olmayacaktır dedi.
İRAN
İran'ın nükleer arayışına da değinen Saygun, Bir
çözüme ulaşılacağını umuyoruz diye konuştu ve
tüm diplomatik çabaların desteklendiğini vurgularken, Ortadoğu
halkının, nükleer silahlardan arındırılmış
bir ortamda yaşamayı hakettiğini bildirdi.
KIBRIS
Son
dönemde Güney Kıbrıs'ın, Türkiye'yi, Kıbrıs
topraklarını işgal etmekle suçladığını
belirten Saygun, Ada'nın, 2 halkının da birarada
yaşadığı Kıbrıs Cumhuriyeti'ne Türkiye'nin son
vermediğini, Yunanistan tarafından desteklenen bir askeri darbenin
neden olduğunu anlattı.
Ada'da
Türk soydaşlara uygulanan şiddeti resimleriyle gösteren Saygun,
Kıbrıs sorununa adil bir çözüm bulununcaya dek Türk askerinin Ada'dan
çekilmeyeceğini bildirdi.
Saygun,
Güney Kıbrıs'ın askeri harcamalarının arttığına
işaret etti ve özellikle de AB üyesi olduktan sonra bu harcamaların
çok arttığını kaydetti. Saygun, Kıbrıs'ta
1988'den beri ABD kaynaklı silahların kullanıldığının
görüldüğüne de dikkati çekti.
Savunma
sanayii konusunda Türkiye'nin ABD ile pazar olma yerine ortaklık
aradığına işaret eden Saygun, Türk-ABD ilişkilerinde
iniş çıkışlar olabildiğini, ancak Türkiye ile ABD'nin
birbirleri için önemli müttefikler olduğunu söyledi ve Biz ne yapıyorsak,
Atatürk'ün (yurtta barış, dünyada barış) felfesefi çerçevesinde
yapıyoruz dedi.
GIAMBASTIANI
ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Edmund Giambastiani de
konuşmasında, İlişkilerde güven inşa etmek kilit
önemde diye konuştu.
Türkiye ve
ABD'nin savunma ortaklığına işaret eden ve 2 ülkenin,
ilişkilerin diğer boyutları için de sağlam temel
hazırlayan uzun dönemli askeri ilişkileri bulunduğunu vurgulayan
Giambastiani, Tüm zorluklara karşın bu ilişkiler yerinde
kaldı dedi.
2 ülkenin
savunma ilişkilerinin dinamik ve somut sonuçlar ürettiğini belirten Giambastiani,
Türkiye ve ABD'nin PKK'ya karşı birlikte
çalıştıklarını kaydetti. PKK gibi sorunların
ortadan kaldırılması konusunda iyimser olduğunu ifade eden
Giambastiani, Türk-ABD ilişkilerinin güçlü olmayı sürdürdüğünü
bildirdi.
HURRIYET 27/03/07
Papadopulos'tan
Blair'e: Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün dayanağı yok
Berlin'de Roma Antlaşması'nın imzalanmasının
50. yılı çerçevesinde bir araya gelen gayri resmi liderler zirvesinde
Blair ile görüşen Papadopoulos, görüşmenin çok yararlı ve
yapıcı olduğunu söyledi.
Görüşme sonrası bir basın toplantısı
düzenleyen Güney Kıbrıs Lideri Papadopoulos, toplantıda
Türkiye-AB ilişkileri ve doğrudan ticaret tüzüğüne ilişkin
açıklamalarda bulundu.
Papadopoulos ayrıca, İngiltere ile olan ilişkilerinde
yeni bir sürece girdiklerini belirterek, bu çerçevede gerek ikili düzeyde gerek
AB düzeyinde bu ülke olan ilişkilerinde sorunları onarıcı
bir yöntem izleyeceklerini ifade etti.
Tassos Papadopoulos doğrudan ticaret tüzüğü ile ilgili olarak
da, bunun yasal bir dayanağı olmadığını kaydetti.
Papadopoulos,Blair'e doğrudan ticaret tüzüğü konusunun 24
Nisan 2004'de AB Bakanlar Konseyi'nce alınan kararla aynı derecede
paralellik göstermediğini anlattığını belirtti.
Papadopoulos, doğrudan ticaret tüzüğünün AB tarafından ortaya
konulan hedeflere ulaşmak açısından hatalı hükümler
barındırdığını da savundu.
Türkiye-AB ilişkilerine değinen Tassos Papadopoulos,
aralık ayında AB Liderler Zirvesi'nde alınan karar uyarınca
kapatılan 8 başlığın şu aşamada
açılamayacağını ifade ederek, bu başlıkların
akıbetinin AB Müktesebatına göre belirleneceğini vurguladı.
Güney Kıbrıs Lideri ayrıca, Türkiye'nin halen Güney
Kıbrıs'ın uluslararası örgütlere üyeliğini veto etmeye
devam ettiğine dikkati çekerek, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda
olumsuz tutumlarına devam ettiğini bildirdi.
KIBRIS 27/03/07
İnsan
Hakları Vakfı, kayıplar konusunda bilgilendirme
toplantısı düzenliyor
Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı
Başkanı Emine Erk'in açıklamasına göre, YDÜ Merkez
Kütüphanesi Salon 1'de, saat 19.00'da başlayacak etkinlikte, Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin projesi ve çalışmaları
hakkında, kayıp şahıs yakınlarına ve konu ile
ilgilenen tüm halka, detaylı ve doğrudan bilgi verilecek.
Vakfın kuruluşundan beri, amaçları ve hedefleri
doğrultusunda insan haklarını yakından ilgilendiren
kayıp şahıslarla ilgili çalışmalar
yaptığını anımsatan Erk, bu etkinlikler
kapsamında gerçekleştirilecek toplantıda, Kayıp
Şahıslar Komitesi Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden Plümer
Küçük ve Kayıp Şahıslar Komitesi Kıbrıslı Türk
Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz'in, Kayıplar Komitesi'nin
projesi, çalışmaları ve gelecekteki programı hakkında
gerçekleştirecekleri sunumun ardından, katılımcılara
konu ile ilgili soru sorma imkânı sağlanacağını
belirtti.
KIBRIS 27/03/07
Bazı
Türk ve Rum siyasi partilerin "Yeniden yakınlaşma"
etkinlikleri başlıyor
KKTC'den CTP, BDH, TKP, BKP, KSP, Güney Kıbrıs'tan AKEL,
DİSİ, DİKO, EDEK, Yeşiller, EDİ ve ADİK'in ortak
olarak düzenleyeceği etkinlikler bu akşam Lefkoşa'nın Rum
kesimindeki Mağusa Kapısı'nda saat 19.00'da partilerden 5'er temsilcisi
ve eşlerinin katılacağı bir resepsiyonla başlayacak.
Benzer bir resepsiyon 21 Mayıs'ta aynı saatte Büyük Han'da
tekrarlanacak.
Ledra Palace'ta daha önce açıklanan programa göre 14 Nisan'da saat
15.00'te Türk-Rum parti liderlerinin karışık olarak yapacakları
futbol maçı, Çetinkaya'da halı sahada yer alacak.
18 Nisan'da KKTC'den öğrenciler Rum AKEL partisini, 25 Nisan'da
Rum öğrenciler CTP'yi ziyaret edecek. Bu tür öğrenci ziyaretleri daha
sonraki günlerde devam edecek.
4 Mayıs'ta Hala Sultan Tekkesi'ne, 11 Mayıs'ta da St.
Barnabas Manastırı'na karşılıklı ziyaretler
yapılacak.
9 Haziran saat 19.00'da Ledra Palace'ta gençlik etkinliği ve müzik
topluluklarının dinletileri yer alacak.
Eylül 2007'de Türk ve Rum siyasi parti liderleri iki taraftaki özel hastaneleri,
Ekim 2007'de ise özel okulları karşılıklı olarak
ziyaret edecekler.
Bu arada Rum Haravgi gazetesi, EDON Limasol şubesinin, yeniden
yakınlaşma etkinlikleri çerçevesinde, 13 Nisan'da
"Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların
Bugünkü İlişkileri ve Kıbrıs Sorunun Çözüm
Perspektifi" konulu bir etkinlik düzenleyeceğini belirtti.
Etkinliğin, "Mesa Yitonya Kültür Merkezi'nde"
düzenleneceğini bildiren gazete Birleşik Kıbrıs Partisi
Başkanı İzzet İzcan ile AKEL Merkez Komitesi Yeniden
Yakınlaşma Sorumlusu Stefanos Stefanu'nun etkinliğe
konuşmacı olarak katılacağını da belirtti.
Gazete bir başka haberinde ise EDON Larnaka ve
"Mağusa" şubelerinin 1 Nisan'da, "Aynı Gökyüzü
Altında" sloganı altında, iki toplumlu futbol
turnuvası organize edeceğini yazdı.
Habere göre turnuva Larnaka Livadya'da bulunan "L.F.C"
Stadyumu'nda gerçekleştirilecek.
KIBRIS 27/03/07
Eski
Cumhurbaşkanı Denktaş: Kıbrıs elden gidiyor
Denktaş, Karabük Teknik Eğitim Fakültesi Salonu'nda
düzenlenen "Yeni Dünya Düzeninde Türkiye ve KKTC" konulu konferansta
yaptığı konuşmada, uğrunda can ve kan verilmiş
KKTC'de yaşayan Türklerin sözlerine kulak verilmesi gerektiğini
söyledi.
Kıbrıs uğruna 50-60 yıllarını mücadeleye
verdiklerini, bunu da helal ettiklerini anlatan Denktaş, şöyle
konuştu:
"Şehitlerimiz canlarını verdi, onları da helal
ediyoruz. Nice zorluklarla barış harekâtıyla kurtulduk. Ancak,
dış güçler KKTC üzerinde oyunlar oynayarak, savaşla
alamadıklarını masa başında elde etmeye
çalışıyorlar. Rumlar, meşru Kıbrıs hükümeti
unvanını elinde tuttuğu sürece uzlaşma olamayacaktır.
(Kıbrıs milli davadır, asla taviz vermeyeceğiz) yönündeki
bazı açıklamaları yetersiz buluyoruz. AB, (Kıbrıs
üyemiz olmuştur, yasal hakları var, çiğneyemeyiz) diyor.
Türkiye'nin yasal haklarını çiğneyen, insan haklarını
yok eden ve toplu mezarlar yaratan terörist Rum'u meşru Kıbrıs
hükümeti addetmekten kaçınmayan AB, Rum'un yasal haklarını
koruyormuş. Birçok meselede haklı çıktım. Kıbrıs
elden gidiyor, İnşallah bunda haklı çıkmam."
KIBRIS 27/03/07
Erçakıca:
Masaya yeni bir öneri koyabiliriz
Erçakıca, raydan çıkan süreci rayına oturtmak için metod
aradıklarını belirtti.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca BRT'de
katıldığı Sabah Haber programında, 8 Temmuz sürecine
ilişkin açıklamalarda bulundu...
Kıbrıs Türk tarafının, 8 Temmuz süreci ile ilgili
tutumunun ne olacağı konusunda değerlendirmelerin sürdüğünü
kaydeden Erçakıca, Cumhurbaşkanı'nın bu konuda hükümetle,
muhalefetle, Ankara'yla, yabancı büyükelçi ve diplomatlarla temaslar yaptığını
söyledi...
Erçakıca, 8 Temmuz sürecinin maksadına uygun devam etmesi
gerektiğine dikkat çekerek, kapsamlı çözüme hazırlık olan
sürecin ucunun açık olmamasının önemine değindi.
"Bu süreç Kıbrıs sorununun çözümünde engele
dönüşecekse, bir oyalama ise buna ihtiyacımız yok" diyen
Hasan Erçakıca, raydan çıkan süreci rayına oturtmak için metot
aradıklarını belirtti.
Yapılacak değerlendirmelerin ardından masaya yeni bir
öneri konulabileceğini ifade eden Erçakıca, "Bütünlüklü
yaklaşımla masaya bir şey getirebiliriz" dedi.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nü engellemeye yönelik manipülatif atağının
sonuç getirmeyeceğini de söyleyen Erçakıca, Almanya'nın
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusundaki çalışmaları
titizlikle yürüttüğünü söyledi.
Lokmacı kapısının açılması konusunda
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, Rum Milli Muhafız Ordusu
ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü yetkilileri arasında
görüşmelerin sürdüğüne de işaret eden Erçakıca,
görüşmelerle ilgili şu ana kadar kendilerine olumsuz herhangi bir
gelişmenin iletilmediğini belirtti.
Erçakıca, görüşmelerde yaşanan
tartışmaların mevziler değil, ara bölgedeki
yıpranmış binaları kimin tamir edeceği konusu
olduğuna da dikkat çekti.
KIBRIS 27/03/07
"Planları Atina desteğiyle reddettik"
28 Mart, 2007 15:24:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununa çözüm için hazırlanan
bütün planları Yunanistan'ın desteğiyle reddettiklerini söyledi.
Papadopulos, Güney
Kıbrıs'ta bulunan Atina Üniversitesi Felsefe Bölümü ve Palermo
Üniversitesi Çağdaş Yunanca Kürsüsü öğretim üyeleri ve
öğrencilerini kabulünde yaptığı konuşmada,
''Kıbrıs'a dayatılmaya çalışılan bütün planlara
karşı durmayı Yunanistan'ın desteğiyle
başardık'' dedi.
Tasos Papadopulos, ''Bütün gücümüzle, Kıbrıs sorununa
işleyebilir, yaşayabilir ve adil bir çözüm bulabilmenin
yollarını açmaya çalışıyoruz. Bu yolları tek
başımıza ve elbette Yunanistan'ın bizlere şevkle
verdiği destek olmadan yürüyemeyiz'' diye konuştu.
"İki devlet istemiyoruz"
''Kıbrıslı Türklerin kastettiği gibi, Kıbrıs'ta
iki ayrı devletin olacağı bir çözüm istemediklerini'' belirten
Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin politikalarının Ankara
tarafından yönlendirildiğini savundu.
''Kıbrıslı Rumların, vatanın bölünmüşlüğünü
sağlamlaştıracak her öneriye karşı çıkacak
cesarete sahip olduğunu'' kaydeden
Papadopulos, ''Kıbrıslı Rumlar güçsüz olabilirler, Atina
cuntasının işbirliğiyle ve Türk askerinin
'istilasıyla' yılgınlığa düşmüş olabilirler,
ancak ne ahlaken, ne manen, ne de pratikte yorgun değildirler'' ifadesini
kullandı.
Papadopulos, Kıbrıs'ta ''iki devlet için alan
olmadığını'' savunarak, ''Kıbrıs'ta
Kıbrıslı Türkler tarafından bütün yapılanlar
Ankara'nın mührünü taşıyor. Kıbrıslı Türklerin
bütün kararları, bütün faaliyetleri, bütün taktikleri aslında Ankara
tarafından dayatılıyor ve yönlendiriliyor. Uzun zamandır
Kıbrıslı Türkler Kıbrıs'ta ayrı ve eşit bir
devlet kurmaya çalıştılar. Kıbrıs, bölünmek için çok
küçüktür ve iki devlet yaratılması için ne pratik, ne hukuki, ne de
ahlaki alan vardır. Ne vatanımızın dar şeridinde, ne
milli vicdanımızda ayrılıkçı eğilimlerin
sağlamlaşmasını kabul etmemiz mümkün değildir, taksimi
kabul etmemiz mümkün olabilir mi'' diye konuştu.
NTV
Güncelleme: 16:10 TSI 28 Mart 2007 Çarşamba
LEFKOŞA - Açıklama,
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikastan geldi. Rum
radyosunun haberine göre, Lillikas AB ortaklarına yönelik koordineli
diplomasi atağı başlattıklarını, doğrudan
ticaret tüzüğü konusunda dönem başkanı Almanya ile müzakerelerin
devam ettiğini belirtti.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise, Kıbrıs sorununa
çözüm için hazırlanan bütün planları Yunanistanın
desteğiyle reddettiklerini belirtti.
Helenizm metropolü ve ülke dışındaki Rumların
desteğiyle, dayatılmaya çalışılan bütün planlara
karşı çıkmayı başardık diyen Papadopulos,
Kıbrısta iki ayrı devletli bir çözüm istemediklerini belirtti.
Rum lider, Kıbrıslı Türklerin politikalarının Ankara
tarafından yönlendirildiğini savundu.
FIA'dan Türkiye'ye müjde...
Uluslararası Otomobil
Sporları Federasyonu (FIA), geçtiğimiz yıl İstanbulda
gerçekleştirilen Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prixsinin ödül
töreninde, podyum serenomisine ilişkin olarak Türkiyeye verdiği 5
milyon dolarlık para cezasının 2,5 milyon dolarlık bölümünü
iptal etti.
Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu
(TOSFED) Başkanı Mümtaz Tahincioğlu, FIAnın bugün Fransanın
başkenti Pariste yaptığı Dünya Motor Konseyi
toplantısında, Türkiyeye verilen para cezasının 2,5 milyon
dolarlık bölümünü iptal ettiğini söyledi.
Toplantı için Pariste bulunan
Tahincioğlu, AA muhabirine telefonla yaptığı
açıklamada, konseye cezanın iptali konusunda talep
yapıldığını belirterek, "Bu karar da
onaylandı. Karar çabuk çıktı. Daha önce Motor Sporları ve
Organizasyon A.Ş, cezanın 2,5 milyon dolarlık bölümünü
ödemişti. Kalan 2,5 milyon dolarlık bölüm de iptal edildi" diye
konuştu.
MILLIYET 28/03/07
|
||
|
|
||
|
A.A. |
||
|
|
||
|
|
HURRIYET 28/03/07
|
||
|
|
||
|
LEFKOŞA (A.A) |
||
|
|
||
|
Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununa çözüm için
hazırlanan bütün planları Yunanistan'ın desteğiyle
reddettiklerini söyledi. Rum
basınının haberlerine göre Papadopulos, Güney
Kıbrıs'ta bulunan Atina Üniversitesi Felsefe Bölümü ve Palermo
Üniversitesi Çağdaş Yunanca Kürsüsü öğretim üyeleri ve
öğrencilerini kabulünde yaptığı konuşmada,
Kıbrıs'a dayatılmaya çalışılan bütün planlara
karşı durmayı Yunanistan'ın desteğiyle
başardık dedi. Elenizm
metropolünün ve dış Rumların desteğiyle,
Kıbrıs'a dayatılmaya çalışılan bütün planlara
karşı çıkmayı başardıklarını
söyleyen Papadopulos, Bütün gücümüzle, Kıbrıs sorununa
işleyebilir, yaşayabilir ve adil bir çözüm bulabilmenin
yollarını açmaya çalışıyoruz. Bu yolları tek
başımıza ve elbette Yunanistan'ın bizlere şevkle
verdiği destek olmadan yürüyemeyiz dedi. Kendilerini,
Kıbrıs'ta Elenizmin son nesli olma korkunç
ayrıcalığına sürükleyeceğine inandıkları
önerileri reddedecek cesarete de sahiptirler. Kıbrıslı Rumlar
bunu asla kabul etmeyecekler. Kıbrıslı Rumlar güçsüz
olabilirler, Atina cuntasının işbirliğiyle ve Türk
askerinin 'istilasıyla' yılgınlığa düşmüş
olabilirler, ancak ne ahlaken, ne manen, ne de pratikte yorgun
değildirler. Papadopulos,
Kıbrıs'ta iki devlet için alan olmadığını
savunarak, şöyle devam etti: Kıbrıs'ta
Kıbrıslı Türkler tarafından bütün yapılanlar
Ankara'nın mührünü taşıyor. Kıbrıslı Türklerin
bütün kararları, bütün faaliyetleri, bütün taktikleri aslında
Ankara tarafından dayatılıyor ve yönlendiriliyor. Uzun
zamandır Kıbrıslı Türkler Kıbrıs'ta ayrı
ve eşit bir devlet kurmaya çalıştılar. Kıbrıs,
bölünmek için çok küçüktür ve iki devlet yaratılması için ne
pratik, ne hukuki, ne de ahlaki alan vardır. Ne
vatanımızın dar şeridinde, ne milli vicdanımızda
ayrılıkçı eğilimlerin sağlamlaşmasını
kabul etmemiz mümkün değildir, taksimi kabul etmemiz mümkün olabilir
mi. |
HURRIYET 28/03/07
AB'nin ayıbı ve Kıbrıs
Türkiye'nin 50.
yıldönümü için davet edilmemesi terbiyesizlikti. Tehditlerle
Kıbrıs'ta teslimiyet beklenmemeli
28/03/2007 RADIKAL
Önceki akşam
Yunanistan milli bayramı davetinde bazı AB diplomatlarının
sorularına muhatap olmasaydım, bu yazıyı yazmayabilirdim.
Ama artık farz oldu.
Avrupalı diplomatlar, kimi iyi niyetle, kimiyse müstehzi bir ifadeyle
Türkiye'nin hafta sonu Almanya'da yapılan Avrupa Birliği'nin 50'nci
yıldönümü kutlamalarına davet edilmemesini nasıl
karşıladığımızı, ne düşündüğümüzü
merak ediyorlardı. "Bunu siyasi bir adım olarak görüp, tepki
üretmeyi reddediyorum" diye yanıt verdim; "Bu
davranışı tanımlayacak tek kelimem var: Kabalık".
Türkiye'ye yapılan, ayıptır. Türkiye'nin aday üye olduğu
için, diğer aday üyeler Hırvatistan ve Makedonya ile birlikte davetin
dışında tutulduğu gerekçesini, kültürel zenofobiye
(yabancı düşmanlığına), kültürel
ayrımcılığa bulunmuş bir kılıf ve insan
aklıyla, zekâsıyla alay etme girişimi olarak görüyorum. Bu
girişimi terbiyesizce buluyorum.
Bu girişimin arkasında, çok tehlikeli bir eğilim olarak
gördüğüm kültürel ayrımcılığın, şimdi Avrupa
sağı tarafından yeniden üretilişini, mahcup
sahiplenilişini buluyorum. Daha önce Avrupa'da faşizmin ve Nazizmin
zemin bulmasına neden olan kültürel ayrımcılık, şimdi
50 yıl sonra ne yazık ki, modern çağın en
başarılı barış ve kalkınma projesini
başlatan Fransız ve Alman siyasetçiler tarafından siyasetlerine
temel harcı yapılıyor. Türkiye bu siyasetin ötekisi' olarak
dışlanmak isteniyor, Avrupa'nın yeni Yahudileri yerine konulmak
isteniyor.
Türkiye'yi
bu toplantıya davet etmemenin kendisini dışlanmış ve
küçümsenmiş hissetmesine yol açması ve trenden inmesiyle
sonuçlanması amaçlandıysa eğer, bu haraketin ancak ona
başvuranı küçük göstereceği bilinmeli.
AB Dönem Başkanı olarak evsahipliği yapan Şansölye Angela
Merkel, evsahipliği tarihinde bunun yüz ağartıcı bir
kayıt olarak anımsanmayacağını ileride daha iyi
görecektir. Berlin konuşmasında kendisinin de ifade ettiği gibi,
hiçbir şey aynı kalmaz. Alman halkının yüksek kültür
birikimini değil, dönem dönem yaşadığı kötü
alışkanlıklarının izi olarak görülebilecek bu tutum da
değişecektir, toplumun yasaları değişeceğini
söylüyor.
Almanya değil, ama şu anda iktidarın büyük ortağı olan
Alman Hıristiyan Demokrat Parti ve onun lideri Merkel, Türkiye'yi salt
Türkiye, Türkleri de salt Türk oldukları için dışlamaya
çalışırken, kendi dönem başkanlığında dört
müzakere başlığının açılacağını da
ilan ediyor. Türk halkı bu tutumun da koalisyon ortağı Alman
Sosyal Demokrat Parti'den ve Yeşiller'den kaynaklandığını
bilmeli. Avrupa'da oy hakkına kavuşan Türkler de, Avrupa'da kimin
kendine dost, kimin değil olduğunu görebilecek olgunluğa
erişiyor neyse ki.
İşin siyasi yönünde, eğer Türkiye'yi kutlamalara davet etmeyerek
Kıbrıs Rumlarını tanımamaları
cezalandırılmak isteniyor ve bunun Ankara'nın silkinip
"Hemen gereğini yapalım" demesiyle sonuçlanacağı
bekleniyorsa, o zaman durum daha vahim demektir. Kabalığın
yanı sıra bir de aymazlıktan söz etmek gerekebilir.
Türkiye'nin
AB hedeflerine en çok destek olan İngiltere'nin dahi, dört müzakere
başlığının açılması
karşılığında Türkiye'nin Kıbrıs Rum cumhuriyetinin
bazı uluslararası kuruluşlara üyeliğini
onaylamasını beklediği görülüyor. Dün Ankara'da olan
İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Backett'in
(İran'ın esir aldığı askerlerini kurtarmanın
yanı sıra) ilgilendiği noktalardan biri de buydu.
Türkiye'nin kritik bir seçim yılında olduğu 2007'de değil
şimdiye dek Kıbrıs konusunda en açık siyaseti izleyen AK
Parti, hiçbir hükmetin şu anda böyle bir adımı
atamayacağının, buna başta kendi parti tabanından
tepki yükseleceğinin farkında değiller. Türkiye'nin
Kıbrıs'ta iyi çocuk rolünü oynayarak ne
kazandığını halka anlatmakta zaten
sıkıntısı olan Başbakan Tayyip Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün böyle bir adımla
seçmen karşısına çıkmak istemeyeceklerinin farkında
değiller.
AB diplomatları, aksi halde Kıbrıs Rumlarının belki de
sonraki fasıllarda veto silahını kullanabileceklerini
söylüyorlar. Bence bu artık bir tehdit bile değil. Bence
Kıbrıs Rumları artık yasal hakları olan veto
silahını kullanmaktan mahrum bırakılmamalı.
Bırakın kullansınlar. Sonrasında ne
olacağını hep birlikte görelim.
BM Barış Gücü, Lokmacı Kapısı konusunda GKK
ile görüşüyor
Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda,
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) ile Kıbrıs'taki
BM Barış Gücü (UNFICYP) arasında görüşmeler
yapıldığı bildirildi.
Görüşmelerde, karşılıklı olarak askerin geri
çekilmesi konusunun ise ele alınmadığı belirtildi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün
düzenlediği basın brifinginde, gazetecilerin konuyla ilgili sorusuna
verdiği yanıtta, BM Barış Gücü'nün, Lokmacı
Kapısı'nın açılması konusunda Kıbrıs Türk
Güvenlik Kuvvetleri Komutalığı ile görüşmelerde
bulunduğunu söyledi. Erçakıca, BM Barış Gücü'nün aynı
şekilde Rum Milli Muhafız Ordusu ile de paralel görüşmelerde
bulunduğunun tahmin edildiğini belirtti.
Görüşmelerle ilgili olarak şu ana kadar kendilerine
yansımış olumsuz bir gelişme olmadığını
kaydeden Erçakıca, "Üzerinde durulan, ele alınan
başlıca konu, eskiden var olan iki duvar arasında kalan ve bir
kısmı Kıbrıs Türk tarafında, bir kısmı da
ara bölgede bulunan bölgenin temizlenmesi ve metruk binaların tehlike arz
etmeyecek şekilde
sağlamlaştırılmasıdır" dedi.
Erçakıca, bir başka soruya karşılık
verdiği yanıtta ise, görüşmelerde,
karşılıklı olarak askerin geri çekilmesi konusunun ele
alınmadığını vurguladı.
KIBRIS 28/03/07
Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş: Kırmızı çizgilerimizi
dünyaya duyurma zamanı gelmiştir
Türkiye KAMU-SEN Çankırı Şubesi'nin davetlisi olarak
Çankırı'ya gelen Rauf Denktaş, Çankırı Valisi Ali
Haydar Öner'i makamında ziyaret etti.
Denktaş, ziyarette yaptığı konuşmada,
Kıbrıs halkının anavatanına bağlı
olduğunu ve kimi basın kuruluşlarında yer alan
asılsız haberlerin provokasyon olduğunu söyledi. Denktaş,
"Herkes bilsin ki Kıbrıs Türkü'nün yüzde 90-95'i et ve
tırnak gibi anavatanına bağlıdır,
anavatanının yolundadır. Kıbrıs'ın anavatanı
için ne denli milli dava olduğunu, stratejik açıdan ne kadar önemli
olduğunu bilerek davasını sürdürmektedir" dedi.
"Kıbrıs'ta iki eşit egemen, kendi kaderini tayin
etme hakkına sahip halkların varlığı, bunların
devletleri ve Kıbrıs'ta 1960'da kurulmuş dengelere dayalı
milli davayı savunmaya devam ettiklerini" ifade eden Denktaş,
"Ancak bu formülü hem Türk hükümetinin hem de KKTC hükümetinin dünyaya
duyurması gerekiyor diye düşünüyoruz" diye konuştu.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un açıkça
kendi kırmızı çizgilerini ortaya koyduğunu ifade eden
Denktaş, şunları kaydetti:
"(Bundan gerileme yok) demiştir ve kırmızı
çizgisi, Kıbrıs'ın sahibi olduğunu kabul etmemiz ve
Türkiye'nin Ada'dan elini ayağını çekmesi, garanti
anlaşmasının ortadan kalkması, Rumlar'ın eski
yerlerine dönmesi ve Kıbrıs Türkleri'ne de bazı haklar
verilerek, azınlık haklar verilerek üniter bir Rum cumhuriyetinin
kabul edilmesi.
Dolayısıyla bu kırmızı çizgiler
karşısında bizim de kendi kırmızı çizgilerimizi
dünyaya duyurma zamanı gelmiştir diye düşünüyoruz. Gezdiğim
her yerde verdiğim mesaj budur."
Çankırı Valisi Ali Haydar Öner de, Denktaş'ı
Çankırı'da konuk etmekten gurur duyduklarını belirterek,
Denktaş'a vazo, Çankırı'yı anlatan kitap, CD ve
fotoğraflar hediye etti.
Denktaş'ın Çankırı ziyaretine, KKTC'nin Ankara
Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, Türkiye KAMU-SEN Genel Başkanı Bircan
Akyıldız, Türkiye KAMU-SEN Basın Sekreteri Ahmet Azizoğlu,
Türkiye KAMU-SEN Genel Sekreteri Fahrettin Yokuş ve Türkiye KAMU-SEN Mali
Genel Sekreteri Önder Hahveci katıldı.
KIBRIS 28/03/07
NTV
Güncelleme: 13:42 TSI 30 Mart 2007 Cuma
LONDRA - Türkiyedeki
cumhurbaşkanlığı tartışması,
uluslararası basının da gündeminde yer buluyor. İngiliz The
Economist dergisi, Erdoğanın ikilemi başlıklı
yazısında, Başbakanın seçimler için
adaylığını koyması ihtimalini değerlendiriyor.
Ordunun ve laik çevrelerin Atatürkün Cumhuriyetine tehlike
olduğu gerekçesiyle Erdoğanın
cumhurbaşkanlığına karşı olduğunu yazan The
Economiste göre durum o kadar kötü değil. Dergi, sadece birkaç
İslamcı adım attığını savunduğu
Başbakanın, Türkiyenin laik ve batı yanlısı
duruşuna zarar vermediği görüşünü dile getiriyor.
The Economist, Türkiye çok daha gerilimli bir yola girebilir. Belki de zaten
bu nedenle, Türklerin çoğu AKPnin tüm popülaritesine karşın
Erdoğanın cumhurbaşkanlığına karşı
çıkıyor. Kendisini destekleyenler bile cumhurbaşkanı
olmaması için bir çok neden gösteriyor diyor.
The Economiste göre, kararlı bir Avrupa Birliği yanlısı ve
yolsuzluk suçlamalarıyla lekelenmemiş Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı için daha iyi
bir seçenek olabilir. Dergide Abdullah Gül ile ilgili, Erdoğanın
aksine akıcı bir İngilizcesi ve yurdışında
yaşamışlığı var. Tek pürüz eşinin başörtüsü.
Ama Türk kadınlarının yarısından fazlası da
başörtülü değerlendirmesi yer alıyor.
|
||
|
|
||
|
LEFKOŞA (A.A) |
||
|
|
||
|
Kıbrıs Rum
yönetiminin, Kıbrıslı Türklere yönelik
hazırladığı önlemler paketini dün kesinleştirdiği
ve paketin Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Almanya'nın
bilgilendirilmesinin ardından pazartesi günü kamuoyuna
açıklanacağı bildirildi. Rum
basın haberlerine göre, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un
başkanlığında dün Rum Başkanlık Sarayında
yapılan toplantıda, Kıbrıslı Türkleri
güçlendirmeye yönelik önlemler paketi kesinleştirildi.
Kesinleştirilen önlemleri, Rum Dışişleri Bakanı
Yorgos Lillikas, yarın Almanya Dışişleri Bakanı ile
Bremen'de yapacağı görüşmede, AB Almanya dönem
başkanlığına sunacak. Paketin,
cömert olduğunu savunan Rum basını, paketin iki tür
önlemler içerdiğini yazdı. Buna
göre, ilk kategoride, Yeşil Hat Tüzüğü'nün genişletilmesi
çerçevesinde olan ve uygulanmaları için AB Komisyonunun
onayını gerektiren önlemler var. İkinci kategorideyse Rum
yönetimince tek taraflı alınacak ve açıklanmalarıyla
birlikte uygulamaya konulacak önlemler bulunuyor. Rum basını,
Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesindeki önlemlere örnek olarak, hayvansal
ürünler olmalarından ötürü bugüne kadar ticareti yasaklanan balık
ve bal ürünlerini verdi. Rum
hükümetinin, ayrıntılarını vermekten
kaçındığı bu paketin içeriğini gelecek haftanın
başlarında açıklaması bekleniyor. Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, konuya ilişkin
yaptığı açıklamada, Rum hükümetinin amacının,
Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine, her zaman
Kıbrıs'ın birleşmesine yönelik olacak şekilde
yardımcı olmak olduğunu söyledi. Kıbrıs
Türk ürünlerinin, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Larnaka
Limanından ihraç edilmesi. Limanın bir bölümünün, ürünlerinin AB
ülkelerine gönderilmesini bizzat kendilerinin halletmesi için
Kıbrıslı Türk çalışan ve işçilerine
ayrılması. |
HURRIYET 30.03.2007
Törene 45 ülke temsilcisi katıldı. ABD
Büyükelçiliği Müsteşarı, 'Türk hükümeti muhteşem bir
adım attı' dedi. Törende konuşan Mesrob II, Akdamar'da
yılda bir gün ayin ve festival izni istedi


Van'ın Akdamar Adası'ndaki Ermeni Kilisesi, Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla Koç, Ermenistan Kültür Bakanı Yardımcısı
Gagik Gürcyan ile Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II'nin
katıldığı bir törenle, tepesine haç konulmadan
"anıt müze" olarak hizmete açıldı. Ermeni
diasporasından katılımın olmadığı törende
Mesrob II, "Burası bir kilisedir" diyerek yılda bir kez
ayin düzenlenmesi için izin istedi.
Bakan Koç ise haç isteği konusunda, "maybe one day" (Belki bir
gün) yanıtını verdi.
Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi için dün adada düzenlenen törene
Ermenistan'dan Gürcyan başkanlığında 16, İstanbul'daki
Ermeni Patrikhanesi'den de II. Mesrob başkanlığında 25
kişilik bir heyet katıldı. Türkiye tarafından yapılan
davete rağmen Ermeni diasporasından törene gelen olmadı.
Törende konuşan
Mesrob II, restorasyonun, Anadolu'nun tarihi mirasını ayrım
gözetmeksizin sahiplenen ve onu korumayı görev sayan
anlayışın ürünü olduğunu belirtti. Mesrob II, "Bu
anlayışı işleve dönüştürerek, çeşitli kesimlerden
gelen sert eleştirileri cesaretle göğüsleyen hükümete teşekkür
etti" ve şöyle konuştu:
"Tarihi bir kilisede veya inanç merkezinde icra edilecek bir dua,
insanların anılarında güzel duyguların uyanmasına
vesile olur. Burası önemli bir inanç turizmi merkezi olabilir.
İbadethane olarak inşa edilmiş bu yapı herkesin
bildiği gibi kilisedir.
Geleneklerimize göre, kilise binalarının özel günlerinde, kiliseye
hizmet vermiş hayırseverler, dualarla anılır. Yılda
bir kez düzenlenecek bir ayin ve ona bağlı Akdamar Festivali,
kilisede dua etmek isteyen dünyanın dört bir yanından insanları
adaya çekecektir. Bu Türk ve Ermeni toplumları arasında bir türlü
başarılamayan diyalog ortamının oluşmasını
da sağlayacaktır."
Patrik, haç konmaması konusunda kendisine yöneltilen soruya
"Devletimizin takdiri, ne dememi istiyorsunuz"
yanıtını verdi.
Ermenilerin ruhani lideri Karekin II'nin törene
katılmama kararının ardından, diaspora ile ABD, Lübnan,
Almanya, Slovakya ve Romanya'dan beklenen din adamları da Van'a gelmedi.
Mesrob II, bunun nedenini "Kilisenin sadece bir anıt olarak
açılmasına tepki olabilir" sözleriyle açıkladı.
Koç da ayin talebi hakkında, "Bu konuda görevli makam
İçişleri Bakanlığı'dır. İçişleri
Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı'na
soracaktır. Bakanlıklarımız uygun görürse gerekli izin
verilecektir. Biz bir kültür varlığımızı dünyayla
paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Benim görüş
açıklamam ilgili bakanlıklara hürmetsizlik olur" dedi.
Törende Gürcyan'a söz verilmezken, Koç bunun nedenini
"O bizim 200 onur konuğumuzdan biri, misafirimiz" diye
açıkladı. Gürcyan ise onarımı yıllardır uzaktan
takip ettiklerini belirterek, "Çok azıcık hatalar
dışında iyi yapılmış olduğunu görüyoruz. Bu
gibi eserlerin hizmete açılması, iki ülke ve halk arasında
olumlu bir adım" dedi.
Kiliseye haç konması ve ayin düzenlenmesine izin verilmesi taleplerini
yineleyen Gürcyan, kapalı bulunan Ermenistan sınırı için de
"Açık olsaydı daha iyi olurdu" yorumunu yaptı.
Gürcyan, Türkiye aleyhine çıkarılan soykırım
iddialarının kabul edilmesine yönelik yasalarla ilgili soruları
da "Bu üçüncü ülkelerin iç işi. Biz buraya kültür amacıyla
geldik. Siyasi konulara girmeyeceğim" diyerek yanıtsız
bıraktı.
ABD
ve AB memnun
Törene Ankara'daki yabancı büyükelçiliklerden 45 temsilci
katıldı. ABD Büyükelçiliği Müsteşarı Nancy McEldowney,
"Türk hükümeti muhteşem bir adım attı. Ermeni hükümetinin
de temsilci göndermesinden memnun olduk" derken, AB Dönem
Başkanı Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz, "Tüm
dünyada bu törene ilgi var. Bu tören Türk-Ermeni uzlaşmasının
önemine işaret ediyor. Haç ve ayin taleplerini yerinde buluyorum. Tarihi
bir mekân olmasını güçlendirir" yorumunu yaptı.
Haç
biçimindeki kilise 1086 yıllık
Van Gölü'ndeki Akdamar Adası'nda bulunan ve 915 - 921 arasında Ermeni
Kralı I. Gagik tarafından


yaptırılan kilise, dört kollu haç biçiminde bir
plana sahip bulunuyor. Tarihi kilise, taş işçiliği ve
duvarlarındaki kabartma figürlerin yanı sıra duvarlarındaki
İncil ve Tevrat'tan bölümlerle, Ermeni tarihindeki en önemli mimari
yapılar arasında gösteriliyor. Kilisenin restorasyonu, tören
masraflarıyla birlikte 2.6 milyon YTL'ye mal oldu. Restorasyonda Ermeni
mimar Zakaryan Mildanoğlu da görev aldı.
'Akdamar' ve
'Ağtamar'
· Koç ve Van Valisi Özdemir Çakacak,
konuşmalarında ada için "Akdamar", kilise için
"Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi" ifadelerini kullanırken,
Mesrob II Ermenice söylenişiyle "Ağtamar" ifadesini
yeğledi. Mesrob II, kilise için de "müze" yerine "Surp Haç
Ermeni Kilisesi" ifadesini tercih etti.
· Türkiye'nin "müze" vurgusuna
rağmen Ermeniler, yanlarında getirdikleri mumları yakıp
duvarlardaki boşluklara dualarla yerleştirirken
"İnancımız böyle" dedi. Bazı davetliler de kilise
içinde ıstavroz çıkardı.
· Adanın birçok noktasına Türk
Bayrağı asılırken, yemek daveti verilen Merit Şahmaran
Oteli'nin girişinde de dev bir Türk bayrağı yer aldı.
· Koç, Mesrob II, Vali Çakacak ile Kültür
Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün'ün Türkçe
konuşmaları, İngilizceye tercüme edildi. Ermenistan heyetine
tercüme yapması için Alin Ozinyan'a çeviri yapma izni verilmeyince, İngilizce
bilmeyen Gürcyan konuşmaları anlayamadı.
· Cumhurbaşkanı'nın
atamasını veto ettiği Dışişleri
Bakanlığı'nın beş yeni müsteşar
yardımcısından Selim Kuneralp törende yer aldı.
· İstanbul'dan yabancı gazetecilerle
Ankara'ya gelen özel uçak, Koç ve diplomatları aldıktan sonra Van'a
ulaştı. Feribotların tıka basa dolu olması
sıkıntı yarattı.
· Piyanist Tuluyhan Uğurlu, törendeki
dinletisinde Ermeni ayini, Yahudilerin Davut mezmurlarından bir bölüm ve
ilahiler çaldı.
· Güvenlik önlemleri kapsamında yüksek
noktalara keskin nişancılar yerleştirildi. Tören boyunca
helikopterler ve botlarla güvenlik sağlandı.
· Törenin
ardından Ermenistan heyeti ve yabancı diplomatlara Van Kalesi'ni
gezdiren Kültür Bakanı Koç, kalenin güneyinde Ermenilerce 1915
yılında yakılan "eski şehir" isimli bölgeyi
gösterdi.
Doğrusu
ne?
Radikal gazetesi yazarı Hakkı Devrim, adaya Türkiye'de yaşayan
Ermenilerin "Akhtamar veya Aghtamar" dediğini 22 Mart'taki
köşe yazısına konu ederek şunları kaydetmişti:
"Okurlarımdan Ari Kevork Demircioğlu itirazını
yazdı: Adanın Ermenice adı Akhtamar veya Aghtamar'dır.
Ermenice 'ghat' telaffuz edilen sesin, Türkçe'de
karşılığı yok' diyordu. Buna da Türkoloji doktoru
Raffi A. Hermonn adlı okurum cevap verdi ve adaya 'Akhtamar' dedi. Akdamar'a
öfkeyle karşı çıkıyorsunuz. Doğrusu ben de Akhtamar'a
karşıyım. Dediğiniz gibi, Ermenice Akhhh! ünlemi, Türkçe
'Ah'ın karşılığıysa, Damar da Ermeni
kızı Tamara'dan geliyorsa, gelin Ahtamar'da
anlaşalım!"
Protesto
gösterisinde 5 gözaltı
Açılışı protesto etmek isteyen ve aralarında Türk
Kamu-Sen, Türk Eğitim-Sen ile Türk Sağlık-Sen şube
başkanlarının bulunduğu 5 kişi gözaltına
alındı. Akdamar Adası iskelesi önünde toplanan 5 kişi Türk
bayrağı, Atatürk posteri ve ellerinde taşıdıkları
"Türk milleti asildir. Asla soykırım yapmaz"
yazılı pankart açtı. Açılışı protesto eden 5
kişi polis tarafından gözaltına alındı.
MILLIYET 30.03.2007
İnternetten
Balıklı Rum'a!
30/03/2007
RADIKAL
İSTANBUL -
"Eskiden 'Eşim bana bağırdı, dövdü,
dırdırından bıktım' diye gelirlerdi. Artık
'Eşim işten geliyor, yemek bile yemeden doğru internetin
başına oturuyor' diyerek gelenler var" diyor Prof. Dr. Mansur
Beyazyürek. Balıklı Rum Anatolia Klinikleri Şefi Beyazyürek'in
verdiği bilgiye göre, hastane bünyesinde internet bağımlılarını
tedavi için geçen yıl açılan kliniğe 200'ü aşkın
kişi tedavi olmak için başvurdu.
Gelenlerin çoğu 18-35 yaş arası genç erkekler. İnternet
bağımlılığı şikâyetiyle gelenlerin
arasında bu yüzden okulunu bırakanlar, kariyeri sarsılan, aile
hayatı altüst olanlar var. Hastalar klinikte yatarak veya ayakta tedavi
ediliyor. Pek çok diğer bağımlılıkta olduğu gibi
kişi genellikle kendi kendilerine değil, üçüncü kişilerin
onları yönlendirmesiyle tedaviye geliyor.
'Damlalık'la
internet
Tedavi aşamasında bazı bağımlılara hafta içi bir
saat, hafta sonu iki saat internet kullandırılarak internette kalma
süresi azaltılmaya çalışılıyor. Gerektiğinde ilaç
tedavisi de uygulanıyor.
Psikiyatr Yasin Genç'in verdiği bilgiye göre genellikle yalnız
yaşayan ve sosyal ortamı bozulmuş insanlarda görülen internet
bağımlılığı, pek çok hastalık ve
davranış bozukluğuyla iç içe gelişiyor. Kişide
depresyon, anksiyete, sosyal fobi, ergenlikte davranış
bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı,
omurga ve beslenme bozuklukları da görülüyor.
Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, bağımlılık riskine
karşı ailelerin çocuklarını 10 yaşından önce
bilgisayar başına oturtmamaları, bilgisayar kullanan
çocuklarının sosyal hayatlarını çok iyi izlemelerini
öneriyor. (Radikal, aa)
Avrupa
treni hâlâ yoluna devam ediyor

AB'yle 'işletmeler
ve sanayi politikası' başlığında müzakereler dün
başladı. Babacan: 27 ülkenin ortaya koyduğu ilerleme iradesini
önemli görüyoruz
30/03/2007
RADIKAL
RADİKAL -
Hükümetlerarası Konferans'ta, AB Dönem Başkanı Almanya Daimi
Temsilcisi Willhelm Sconfelder, Devlet Bakanı Ali Babacan,
genişlemeden sorumlu Genel Müdür Michael Leigh, AB Daimi Temsilcisi
Büyükelçi Volkan Bozkır (soldan sağa) bir araya geldi.
FOTOĞRAF: MEHMET ÖZDEMİR / AA
BRÜKSEL - Kıbrıs Rum Yönetimi'ne liman ve havaalanlarını
açmadığı için Türkiye ile üyelik müzakerelerini geçtiğimiz
yıl sekiz fasılda askıya alarak yavaşlatan Avrupa
Birliği (AB), müzakere sürecinin ahengini bozmamak için bir adım daha
attı.
AB, 'İşletmeler ve Sanayi Politikası' faslında Türkiye ile
müzakereleri, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın da
katılımıyla düzenlenen Hükümetlerarası Konferans'la (HAK)
dün açtı. Böylece müzakere sürecinde 10 aylık bir sürenin
ardından 'Bilim ve Araştırma' faslının ardından ikinci
fasıl da açılmış oldu. Faslın
açılışı için AB Konseyi'nde düzenlenen HAK'ta AB
tarafını dönem başkanı Almanya'nın AB Daimi Temsilcisi
Wilhelm Schönfeder temsil etti.
İlerleme iradesi
Başmüzakereci Ali Babacan, HAK'ın ardından düzenlediği
basın toplantısında Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik
sürecinin durduğunun söylendiği bir zamanda, Türkiye ile ikinci
fasılda müzakere başlığının
açılmasını AB'nin 'müzakereleri ilerletme iradesi' olarak
değerlendirdi.
Limanların açılmaması nedeniyle 2006 yılı Aralık
ayında alınan kararla sekiz fasılda müzakerelerin
durdurulmasının Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde ilerleme
sağlamasına engel olmadığını vurgulayan Ali
Babacan, sürecin müzakereleri resmen ilerletme ve Türkiye'nin AB
müktesebatına uyum reformlarını sürdürmesi şelinde iki
boyutu olduğunu anlattı. Babacan, "Müzakerelerin resmen
ilerlemesi için diplomatik faaliyetlerimize devam ederken reform sürecini
bundan biraz ayırdık" dedi.
Fasıllarla ilgili açılış ve kapanış kriterlerinin
Türkiye'nin
aleyhine kullanılacağı konusunda baştan biraz şüphe
duyduklarını, fakat bunun 'çok fena' bir uygulama
olmadığını gördüklerini aktaran Devlet Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan, işletmeler ve sanayi politikasıyla
ilgili şöyle konuştu: "Kıbrıs, tüm fasıllarda kapanış
kriteri. Ayrıca konular itibarıyla farklı kapanış
kriterleri olacak. Bizim yıllardır yapmamız gereken, fakat
çeşitli nedenlerle geciken strateji belgeleri hazırlanması ve
rekabet gücü analizleri gibi. Yıllardır bu özel sektörün, meslek
kuruluşlarının talep ettiği bir şey. Bu vesileyle
sektörler bazında detaylı çalışarak hangi sektörlerde
nerede olduğumuzun değerlendirmesini yapacağız."
'Eski taahhütler
zorluyor'
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, AB ile müzakerelerde
Türkiye'yi en fazla zorlayan konuların et ithalatları, devlet
yardımları, demir-çelik sektörüne yönelik düzenlemeler ve ilaçta
patent haklarının korunması gibi "Gümrük Birliği
kapsamında 1995-1998 yılları arasında verilen eski
taahhütler" olduğunu söyledi.
Babacan, AB'yi "bizi istiyorlar-istemiyorlar ve bu iş olur-olmaz gibi
siyah-beyaz yaklaşımıyla" algılamamak gerektiğini
vurgulayarak, "AB, Dünya Bankası ya da Avrupa Yatırım
Bankası gibi tek bir kurum değil. Bakıyorsunuz Fransa gibi tek
bir ülkede bile iki cumhurbaşkanı adayının Türkiye
konusunda söyledikleri çok farklı olabiliyor. Onun için bizim daha çok bu
süreçten nasıl en fazla faydayı sağlayabileceğimizle
ilgilenmemiz gerekiyor" diye konuştu.
'Somut adım
atıyoruz'
Babacan, "AB üyelik süreci 40 yıllık mücadeleyle elde edildi.
Birkaç ülkenin tutumuna bakarak bu hakkın elimizden gitmesine karar
veremeyiz. Hukuki pozisyonumuzu kaybetmemeliyiz. Bugün bu kapsamda somut bir
adım atıyoruz. Sürecin hızlanmasını bekliyoruz"
dedi. Babacan; Anayasa krizi, nüfusun yaşlanması ve rekabet gücünün
kaybedilmesi gibi AB'nin şu anda yaşadığı
sorunların sonucunda AB'de genişlemeye olumsuz bakışın
ve güven kaybının geçici olduğunu düşündüklerini söyledi.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Babacan, "AB altı kurucu
üyesiyle kalsaydı dünyadaki etkisi bugün çok farklı olurdu. 27 üyeye
çıkarak etkisini artırdı. Türkiye ile müzakereleri
başlatması, dünyada AB'nin algılanışını
değiştirdi. Daha kapsayıcı bir değerler birliği
olarak görülmeye başlandı" diye konuştu.
Üç fasıl daha var
Türkiye, 'İşletmeler ve Sanayi Politikası'
dışında 'Ekonomik ve Parasal Politika', 'İstatistik' ve
'Mali Kontrol' fasıllarının da Almanya dönem
başkanlığı sırasında müzakerelere
açılmasını bekliyor. Bu fasılların
açılışıyla ilgili olarak davet mektubu aldıklarını
belirten Babacan, bu fasıllar üzerindeki çalışmaların
sürdüğünü söyledi.
Kıbrıs
şartı
AB Dışişleri
Bakanları'nın geçtiğimiz yıl 11 Aralık'ta AB
Komisyonu'nun tavsiye kararını kabul etmesinin ardından, 14-15
Aralık'ta yapılan AB zirvesinde de, 'Türkiye ile müzakerelerin sekiz
başlıkta askıya alınması' kararı aynen
benimsenmişti.
Buna göre, Türkiye ile müzakereler sekiz başlıkta (Malların
serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu
serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma,
balıkçılık, taşımacılık politikası,
gümrük birliği ve dış ilişkiler) askıya
alınmıştı. Açılacak diğer başlıklar ise
Türkiye limanlarını Kıbrıs Rum Kesimi'ne
açmadığı sürece kapanmayacak.
Erdoğan'dan Moon'a: İzolasyonlar kalkmalı
TC Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Sekreteri Ban Ki moon'dan, KKTC'ye yönelik
haksız uygulamaların düzeltilmesini istedi.
TC Başbakanı
Erdoğan, Arap Birliği zirvesine katılmak için gittiği
Riyad'da BM Genel Sekreteri Ban Ki moon ile ikili bir görüşme
gerçekleştirdi. Çeşitli konuların ele
alındığı görüşmede KKTC'nin de konuşulduğu
öğrenildi.
Erdoğan'ın, BM
Genel Sekreteri'ne KKTC'ye yönelik haksız uygulamaların
düzeltilmesine yönelik beklentilerini söylediği açıklandı.
KIBRIS 30/03/07
Güvenlik Konseyi'nden "8 Temmuz antlaşması hemen
uygulansın" çağrısı
TAHHÜTLER
YİNELENDİ... Açıklamada, büyükelçilerin, 8 Temmuz
antlaşması ve o dönemde BM Genel Sekreteri'nin
yardımcısı olan İbrahim Gambari'nin kasımda
yaptığı tavsiyeler temeline dayalı görüşmelerin
başlamasıyla ilgili süreçte yaşanan sıkıntılardan
duyduğu endişe de ifade edildi. Büyükelçiler, kalıcı ve
kapsamlı anlaşmaya ulaşılmasına yardımcı
olmaya hazır oldukları yönündeki taahhütlerini yineledi
BM Güvenlik Konseyi'nin 5
daimi üyesinin Kıbrıs'taki büyükelçileri, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın talebi üzerine, taraflar arasında varılan 8
Temmuz antlaşmasının hemen uygulanması
çağrısında bulundu.
İngiltere Yüksek
Komiserliği'nden yapılan yazılı açıklamaya göre,
büyükelçiler BM gözetiminde kalıcı bir anlaşma
arayışlarının yeniden başlamasını istedi.
Açıklamada,
büyükelçilerin, 8 Temmuz antlaşması ve o dönemde BM Genel Sekreteri'nin
yardımcısı olan İbrahim Gambari'nin kasımda
yaptığı tavsiyeler temeline dayalı görüşmelerin
başlamasıyla ilgili süreçte yaşanan sıkıntılardan
duyduğu endişe de ifade edildi.
Tarafların bir
anlayışa varmak için, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi
gözetiminde 1 yılı aşkın bir süredir gayretli bir
şekilde çalıştıkları anımsatılan
açıklamada, her iki liderin de cesur siyasi istekliliğini devam
ettirme ve 8 Temmuz sürecini çalıştırarak yaratılan pozitif
momentumu kullanma konusunda yüreklendirildi.
Büyükelçiler,
kalıcı ve kapsamlı anlaşmaya ulaşılmasına
yardımcı olmaya hazır oldukları yönündeki taahhütlerini
yineledi.
Talat, açıklamadan
memnun
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin
Kıbrıs'taki büyükelçilerinin, "8 Temmuz
antlaşmasının hemen uygulanması" yönündeki
çağrısını memnuniyetle karşıladı.
TAK muhabirinin konuyla
ilgili sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Hasan Erçakıca, "Cumhurbaşkanımız, Güvenlik
Konseyi'nin 5 Daimi üyesinin duyarlılığımıza gösterdiği
ilgiden ve açıklamalarında kapsamlı çözüm hedefine vurgu
yapmalarından memnuniyet duydu" dedi.
KIBRIS 30/03/07
Rum yönetimi, BM'nin 8 Temmuz Anlaşması'nın
uygulanmasıyla ilgili çağrısına olumlu yanıt Verdi
Rum Bakanlar Kurulu
toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Hükümet
Sözcüsü Paşardis, anlaşmanın değerlendirileceğinin
açıklanmasının üzerinden 6 gün geçmesine rağmen
Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz Anlaşması'yla ilgili
tutumunu değerlendirmeye devam ettiğini söyledi.
Paşardis, bu
değerlendirmenin sonucunun, Kıbrıs Türk tarafını
görüşmelere döndürmekle kalmayıp anlaşmanın
uygulanması konusunda Kıbrıs Türk tarafının
işbirliği yapacağı yönünde siyasi isteği
olduğunun açıklanacağını ümit ettiğini belirtti.
Güvenlik Konseyi'nin
açıklamasını yorumlayan hükümet sözcüsü, açıklamanın
Birleşmiş Milletler'in, Kıbrıs sorununa kalıcı ve
kapsamlı bir çözüm bulunmasına götürecek görüşmelere zemin
hazırlayacak olan teknik komitelerin ve çalışma
gruplarının oluşturulması yönünde tutumunu ortaya
koyduğunu kaydetti.
"Bu, Kıbrıs
Rum tarafının da devam eden tutumudur" diyen Hristodulos
Paşardis, aynı yönde bir yanıtın Kıbrıs Türk
tarafından da beklendiğini ifade etti.
Kıbrıs Rum
tarafının Kıbrıs Türk tarafının anlaşma
üzerindeki değerlendirmesiyle ilgili bilgisi olup olmadığı
sorusuna Paşardis, 8 Temmuz Anlaşması'nın uygulanması
sürecinin başlayacağına ilişkin bir gelişme
olmadığına işaret etti.
"Kıbrıs
Türk tarafı sadece iki gün süreceğini açıklamasına
karşın hâlâ tutumunu değerlendiriyor" diyen hükümet
sözcüsü, değerlendirme yapılacağının üzerinden
altı gün geçtiğini ancak değerlendirmenin
tamamlanmadığını anlattı.
Kıbrıs Rum
yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, 8 Temmuz 2006 tarihinde Lefkoşa'da, Birleşmiş
Milletler yetkilisi İbrahim Gambari gözetiminde yaptıkları
toplantıda, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne katkıda
bulunacak günlük ve özlü konularda iki toplumlu görüşmelere
başlanmasını kabul etmişlerdi.
Kıbrıs Milli
Muhafız Ordusu, Ledra Sokağı'ndaki duvarı 8 Mart 2007'de
yıkmıştı. Kıbrıs hükümeti duvarın
yıkılmasının güvenlik konuları halledilmeden
geçiş noktasının açılacağı anlamına
gelmediğini açıklamıştı.
Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi bir açıklama yaparak iki topluma
Birleşmiş Milletler'le işbirliği yaparak Ledra
Sokağı'ndaki geçiş noktasını açmalarını ve
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir zemin hazırlayacak olan teknik
komitelerle çalışma gruplarını oluşturmak suretiyle 8
Temmuz 2006 anlaşmasını uygulamaya koymaları yönünde
çağrı yapmıştı.
KIBRIS 30/03/07
NTV
Güncelleme: 18:03 TSİ 31 Mart 2007 Cumartesi
GİRNE - Girnedeki zirvenin
açılışında konuşan Almanya Federal Meclis Milletvekili
Hakkı Keskin, Avrupa Birliğinin hata yaparak bölünmüş bir
adayı, kendi iç sorunlarını halletmemiş bir ülkeyi
üyeliğe aldığını belirtti.
Avrupa kamuoyunun da yanlış bilgilendirildiğini söyleyen
Keskin, verilen sözlerin tutulmasını istedi. Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev de, Avrupa Birliğinin doğrudan ticaret tüzüğü
sözünü hayata geçirmemesini eleştirdi.
Pertev, Rumlar siyaset değiştirmezse, yapılması gerekenin
Kıbrıslı Türklerin refahını ve gücünü artırmak
olduğunu belirtti. Avrupalı parlamenterler, bu akşam
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın onurlarına vereceği
yemeğe katılacak.
KKTC'de izolasyon zirvesi
31 Mart, 2007 21:00:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa'daki
Türk kökenli milletvekilleri, KKTC'de bir zirve düzenledi. Zirvede, KKTC'ye
yönelik izolasyonların kaldırılması istendi.
Girne'de
düzenlenen zirveye katılan 20 milletvekili ortak bir açıklama
yaptı.
Açıklamada, AB'ye KKTC'ye verilen sözlerin tutulması, 'doğrudan
ticaret tüzüğünün kabul edilmesi ve Ercan Havalimanı'nın
doğrudan uçuşlara açılması' çağrısında
bulunuldu.
Açıklamada ayrıca, KKTC'li Türklerin haklı mücadelesini
anlatmanın ve sonuç almanın sabır ve uzun nefes gerektiren bir
süreç olduğu belirtildi.
Zirve katılımcıları, kamusal baskı için kendi
ülkelerinde gerekli çalışmaları sürdüreceklerini ve böylece
Rumların gerçek yüzünün görüleceğini belirtti.
Almanya Federal Meclis Milletvekili Hakkı Keskin, AB'nin iç sorunlarını
çözememiş olan Rum kesimini üyeliğe almasının hata
olduğunu söyledi.
Yeşiller Partisi'nin Berlin Milletvekili Bilkay Öney ise, KKTC'ye yönelik
izolasyona karşı suskun kalmayacaklarını vurguladı.
Avrupalı parlamenterler, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
tarafından da kabul edilecek.
Rumlar öneri paketini sunuyor
31 Mart, 2007 02:05:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi,
'Kıbrıslı Türkler'i güçlendirmeye yönelik'
hazırladığı ''önlemler paketi''ni kesinleştirdi. Paket
bugün, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas tarafından
Bremen'de AB Almanya dönem başkanlığına sunulacak.
Planda
Kıbrıslı Türklerin, Ercan Havaalanı yerine Rum liman ve
havaalanlarını kullanması teklif ediliyor.
Rum yönetimi yeni planında, Kıbrıslı Ttürklerin Larnaka
havaalanı ve limanını kullanmasını, bu limanlarda
Türklere özel yer ayrılmasını, limanlarda Türk memurların
istihdam edilmesini ve Türk ürünlerine de vergi uygulanmamasını
öneriyor.
Rum medyasına göre yeni plan, ekonomik asimilasyon yöntemiyle
Kıbrıslı Türklerin Rum ekonomisine entegresini sağlamaya
yönelik.
Avrupa'daki Türk kökenli milletvekilleri ise KKKTC'ye yönelik izolasyonun
kaldırılması için çaba gösteriyor.
Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden parlementerler KKTC'ye yönelik
haksız uygulamaları Avrupa parlamentolarında gündeme
getireceklerini belirtti.
Rum hükümetinin, ayrıntılarını vermekten
kaçındığı bu paketin içeriğini gelecek haftanın
başlarında açıklaması bekleniyor.
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, konuya ilişkin
yaptığı açıklamada, Rum hükümetinin amacının,
''Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine, her zaman
Kıbrıs'ın birleşmesine yönelik olacak şekilde
yardımcı olmak olduğunu'' söyledi.
Limandan ihracat önerisi
Rum basınına göre, Lillikas'ın bugün AB Dönem Başkanı
Almanya'nın dışişleri bakanına sunacağı
''önlemler paketi''nde, şu konular da yer alıyor:
·
Kıbrıs Türk ürünlerinin, Yeşil Hat Tüzüğü
çerçevesinde Larnaka Limanından ihraç edilmesi.
·
Limanın bir bölümünün, ürünlerinin AB ülkelerine gönderilmesini
bizzat kendilerinin halletmesi için Kıbrıslı Türk
çalışan ve işçilerine ayrılması.
·
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların
katılımıyla Kıbrıs Türk mallarının
ihracatını ilerletecek özel bir örgütün kurulması.
·
Kıbrıslı Türk tüccarlara ek vergi ve tarifelerle
karşılaşmamaları için özlü kolaylıklar
sağlanması.
Rumlar çözüm konusunda kötümser
Kıbrıs Rum kesiminde yapılan bir anket, Rumların
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kötümser olduğunu ortaya
koydu.
Laiki (Bank) Kulübü Ekonomik Araştırmalar ve Planlama Biriminin,
RAİ Consultants Public Ltd. ile işbirliği halinde, 18
Aralık 2006-22 Ocak 2007 arasında yaptığı anketin
sonuçları açıklandı.
Ankete katılanların yüzde 88'i, Kıbrıs sorununa
yakında çözüm bulunacağı görüşüne katılmıyor;
yüzde 9'u ise yakında çözüm gördüğüne inanıyor.
Rum basını, anketin ana unsurunun, Rumların içinde
bulunduğu kötümserlik olduğuna dikkati çekiyor.
"Kıbrıslı Türklerle yaşayabiliriz"
Ankette yöneltilen, ''Kıbrıslı Türklerle kolayca bir arada
yaşayabilir misiniz?'' sorusuna, katılımcıların yüzde
54'ü olumlu yanıt verdi. Aynı soruya 2005'te olumlu yanıt
verenlerin oranı yüzde 35'ti.
Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşamanın zor
olacağını düşünenlerin oranıysa yüzde 44'ten yüzde
43'e geriledi.
Ankete katılan Rumlar, Kıbrıs sorununun çözümünün ön
şartları konusundaysa yüzde 39'la, Türk askerinin adadan çekilmesini
ön şart olarak görüyor. 2005'te bu oran yüzde 32 idi.
Katılımcıların yüzde 20'si de Türkiye kökenli KKTC
vatandaşlarının adadan gitmesini; yüzde 18'i Rum göçmenlerin
eski yerlerine dönmesini; yüzde 9'u mülklerin iadesini; yüzde 9'u
güvenliğin garanti edilmesini çözüm için ön şart olarak belirtiyor.
'Ordu Erdoğan'a hayatı zindan edebilir'
31 Mart, 2007 17:08:00 (TSİ) CNN TURK
İngiliz
'The Economist' dergisi, son sayısında Türkiye'de
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yaşanan
tartışmalara yer verdi. Dergi, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olması halinde, 'ordunun
Erdoğan'a hayatı zindan etmek için elinden geleni
yapabileceğini' yazdı.
Dergide
yer alan makale 'Erdoğan'ın ikilemi'
başlığını taşıyor.
Dergi, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı'na aday
olması ihtimali yüzünden "generaller ve laik müttefiklerinin
Atatürk'ün cumhuriyetinin tehlikede olduğunu
savunduklarını" yazdı.
Ordunun bugünlerde 'silah sallamadığını', Avrupa
Birliği'ne katılmak isteyen Türkiye'nin de daha demokratik
olduğunu belirten The Economist, "Ancak ordunun gölgesi, hala
Cumhurbaşkanlığı üzerinde dolaşıyor"
yorumunu yaptı.
Dergi, "Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğu takdirde, otokrat
güdüleri, halefi olmaya en yakın isim olarak görülen
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ilişkilerini
zedeleyebilir" diye yazdı.
·
* * *
Gazeteci
Nur Batur'un son biyografisini okudun mu ?
Henüz okumadınız ise, hemen edinmeye bakın.
Rauf Denktaş' ın hayatını yazmış. Ancak bu kitabı,
bir milli kahramanın hayatını öğrenmek için değil, bir
insan olarak Rauf Denktaş'ı tanımak istiyorsanız okuyun.
Batur son derece güzel bir eser ortaya çıkarmış. Bir
kahramanlık hikayesi ile bir insanın hikayesi ancak bu kadar güzel
şekilde bir araya getirilebilir. "Yeniden Yaşasaydım"
(Doğan Kitap) hem dış politika dersleriyle dolu
Hem
Uluslararası ilişkilerdeki iniş çıkışların
bir bilançosu
Hem Türkiye'nin Kıbrıs olayını nasıl
gördüğünün ibret dolu örnekleri
Hem de bütün hayatını bir davaya
adamış bir insanın acıklı bir hayat hikayesi.
"Acıklı bir hayat hikayesi" cümlesini küçültücü anlamda
kullanmadım. Tam aksine, ailesine gerek ilgiyi gösterememiş,
çocuklarını dahi kucaklayıp öpememiş, buna
karşılık her şeyini bir davaya adamış bir
insanı tasvir etmek için kullandım.
Rauf Denktaş'ı gazeteciliğe başladığım 1964
yılından beri tanırım.
Belki son 1-2 yıldır, Anan planı çerçevesinde farklı
düşündük ve bundan dolayı da birbirimizi kırdık. Ancak bu
kırgınlık dahi, birbirimize karşı sevgimizi
azaltmadı. Rauf bey, daima babacan, daima hoşgörülü ve daima dava
insanı olarak kaldı.
Kitap bir roman tadında yazıldığı için, çok kolay
okunuyor ve insanı ilk sayfasından son sayfasına kadar
sürüklüyor. Üstelik, Rauf bey son derece esprili bir insan olduğundan
dolayı, anlatımı da çok hoş. Kitap, Klerides ile
ilişkilerinden, Ankara'ya bakışı ve Türkiye'ye
yaklaşımı açısından bir tarih belgesini
andırıyor.
Rauf Denktaş belki küçücük bir cemaatin lideridir, ancak dev bir
politikacıdır. Artık nesli kalmamış, vizyonu, inatçılığı
ve davasına bağlılığı ile nadir örneklerden
biridir. Belki bugün kenarına çekilmiş gibi görünüyor, ancak hala
aynı savaşı sürdürüyor. Savaşının hedefi de, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Türkiye'ye bağlamak, Türkiye'nin bir
parçası konumuna sokmaktır.
Nur Batur'a teşekkür etmek istiyorum. Zira böyle bir eseri Rauf
Denktaş aramızdayken bize kazandırdı.
İnsanlarımızı kaybettikten sonra, ardından methiyeler
düzmenin anlamsızlığına inandığımdan,
insanlarımızın gerçek değerlerini yaşarlarken
yüzlerine söylemenin daha doğru olduğunu benimsediğimden
dolayı, Nur'u tebrik etmemiz gerekiyor.
Rauf beye de son bir mesaj: İyi ki varsınız
·
* *
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 31/03/07
Plümer: Bilgisi olan bizimle
paylaşsın
YAPILANLAR VE GELECEK
PROGRAMLA İLGİLİ BİLDİ VERİLDİ...
Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı (KTİHV),
kayıp yakınları ve konuyla ilgilenen vatandaşlara
kayıplarla ilgili detaylı bilgi vermek amacıyla bir
toplantı düzenledi. Otonom Kayıplar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer
Küçük ile üye yardımcısı Ahmet Erdengiz de katılarak,
komitenin çalışmaları ve gelecekteki programı hakkında
sunum yaptı, katılımcıların sorularını
yanıtladıAİLELERİN DESTEĞİNE İHTİYACIMIZ
VAR... Gülden Plümer Küçük: Kazı, kimlik tespiti ve kayıpların
iadesinden oluşan projenin başarısı için kayıp
ailelerinin destek ve bilgilerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bugüne kadar, 502
Kıbrıslı Türk, 1468 de Kıbrıslı Rum olmak üzere
yaklaşık 2 bin resmi kayıp bulundu
Kıbrıslı
Türk İnsan Hakları Vakfı (KTİHV), kayıp
yakınları ve konuyla ilgilenen vatandaşlara kayıplarla
ilgili detaylı bilgi vermek amacıyla önceki akşam bir
toplantı düzenledi.
YDÜ'de düzenlenen
toplantıya, Otonom Kayıplar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük
ile üye yardımcısı Ahmet Erdengiz de katılarak, komitenin
çalışmaları ve gelecekteki programı hakkında sunum
yaptı, katılımcıların sorularını
yanıtladı.
KTİHV
Başkanı Emine Erk'in açılışını
yaptığı toplantıya, kayıp şahısların
aileleri, yakınları, kurum kuruluş ve dernek yetkilileri ile
konuya ilgili vatandaşlar katıldı.
Toplantıda,
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan
ile dernek yetkilileri de hazır bulundu.
Otonom Kayıplar
Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, kazı, kimlik tespiti ve
kayıpların iadesinden oluşan projenin başarısı
için kayıp ailelerinin destek ve bilgilerine ihtiyaç duyulduğunu
söyleyerek, bilgisi olanın kendileriyle paylaşmasını
istedi.
Erk: Kayıpların
bulunması için bilgi şart
KTİHV
Başkanı Emine Erk toplantıda yaptığı
açılış konuşmasında, vakfın kuruluşundan
beri amaçları ve hedefleri doğrultusunda insan haklarını
yakından ilgilendiren kayıp şahıslarla ilgili
çalışmalar yaptığını anımsatarak,
kayıpların bulunması için bilginin şart olduğunu vurguladı.
Erk, Rum
tarafının kayıplar konusuyla yeteri kadar ilgilenmemesi
nedeniyle Rum mahkemelerinde açtıkları beş davanın
bulunduğunu da ifade etti.
Kayıpların
bulunabilmesi için doğru bilginin önemine değinen Erk, kayıplar
konusunda bilgisi olan herkesten yardım istedi.
Emine Erk, kayıplarla
ilgili hatalı, abartılı ve acımasız görüntülerin
kayıp yakınlarına büyük acılar verdiğini belirterek,
basından da hassasiyet istedi.
Küçük:
Çalışmalarda büyük ilerlemeler kaydedildi
Otonom Kayıplar
Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük de, iki toplum liderinin kayıplar
konusunda gösterdiği duyarlılıktan dolayı
çalışmalarda büyük ilerlemeler kaydedildiğine dikkat çekerek,
komitenin tarihçesi, çalışmaları, toplantıları, görev
alanları, çalışanları, bütçesi ve üyeleri hakkında
geniş bilgi verdi.
2 bin resmi kayıp, 2.
6 milyon dolarlık bütçe
Küçük, 502
Kıbrıslı Türk, 1468 de Kıbrıslı Rum olmak üzere
yaklaşık 2 bin resmi kayıp bulunduğunu, komitenin 2007
yılı bütçesinin ise 2. 6 milyon dolar olduğunu anlattı.
Türk tarafının
bu konuda şu ana kadar 1, Rum tarafının ise 2.5 milyon dolar
harcadığını ifade eden Küçük, Türk tarafının 2007
bütçesine 1.5 milyon dolar katkı sağladığını
söyledi.
Küçük, kazı, kimlik
tespiti ve kayıpların iadesinden oluşan projenin
başarısı için kayıp ailelerinin destek ve bilgilerine
ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Düzenli yürütülen tek komite,
ilk teslim 2 ay içinde
Çalışmalarını
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği ve uzmanlarla birlikte
yürüttüklerini de dile getiren Küçük, komitenin iki toplumlu düzenli yürütülen
tek komite olduğunu vurguladı.
En önemli safhanın
kemiklerin ailelere iadesi olacağına da işaret eden Küçük, ilk
kemiklerin DNA tespitlerinin ardından yaklaşık iki ay içerisinde
ailelere verileceğini açıkladı.
Erdengiz
Komite'deki
Kıbrıslı Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz ise
konuşmasında, komitenin çalışmalarının
araştırma, arkeolojik ve antropolojik safha ile genetik inceleme
konusunda uzmanlar yardımıyla çok titiz çalışma
yaptığını vurguladı.
Türklerin
başarısı Rumları etkileyecek
Erdengiz, komitenin
çalışmalarının başarılı olabilmesi için
kayıp ailelerinin yardımına ve bilgisine ihtiyaç
duyulduğunu ifade ederek, Türk tarafındaki Rum kayıpların
bulunması konusunda Türklerin göstereceği başarının
Rumları da etkileyeceğini kaydetti.
Kayıp
şahısların kemiklerinin kazılarla bulunmasının
ardından temizlik, analiz, laboratuar ve kemiklerin bir araya getirilmesi
işlemlerinin yapıldığını söyleyen Erdengiz,
kayıpların ailelerinin DNA testleri sonrasında
bulunacağına işaret etti.
Aileler kemiklerin yasal
sahibi
Kemiklerin
bulunmasının ardından ailelere teşhir edileceğini,
gerekmesi halinde ise ailelere psikolojik destek de verileceğini söyleyen
Erdengiz, kemikleri veya kalıntıları alan ailelerin bunları
istediği yere, istediği şekilde defnetme hakkına sahip
olduğunu ve her ailenin o kemiklerin yasal sahibi olduğunu
vurguladı.
Kayıpların
bulunması barışa hizmettir
Ahmet Erdengiz,
Kıbrıslı Türk ve Rum kayıpların bulunmasının
barışa hizmet olacağını da dile getirerek,
arzularının bütün kayıpları bulmak olduğunu, ancak
doğa koşulları nedeniyle tümünün bulunmasının mümkün
olamayacağını söyledi.
Erdengiz, kayıplar
konusunda bilgiye sahip olan ailelerin bu bilgileri kendileriyle
paylaşmalarını da istedi.
İlk kayıplar ne
zaman verilecek
Konuşmaların
ardından kayıp ailelerinin sorularını da yanıtlayan
Erdengiz, "ilk kayıplar ne zaman verilecek" sorusu üzerine,
kayıpların yaklaşık iki ay içerisinde ailelere teslim
edilmesinin öngörüldüğünü söyledi.
Erdengiz, bu konuda hata
yapılmaması, böyle bir hatayla da ailelerin acılarını
tazelememek için çok titiz ve aceleye gelmeden
çalıştıklarını ifade ederek, çalışmalarda
bilimsel kuralları adım adım uyguladıklarını
kaydetti.
Komiteye ulaşmak
isteyenler
Vatandaşlar, Otonom
Kayıplar Komitesi Türk üyelerine (228 15 86-228 36 07) numaralı
telefonlardan ulaşabiliyorlar.
KIBRIS
31/03/07
Dünya Bankası'nın kuzey
Kıbrıs raporu UKÜ'de masaya yatırıldı
Ali CANSU
Uluslararası
Kıbrıs Üniversitesi'nin (UKÜ) "Zirvedeki 1000, zirvedeki 100
Kıbrıslı Türk'ü belirliyor" başlıklı 30
Mart- 6 Temmuz 2007 tarihleri arasında Dünya Bankası'nın Kuzey
Kıbrıs ile ilgili raporunun
tartışıldığı "Kuzey Kıbrıs
Gelişim Platformu"nun "Dünya Bankası Raporu - Genel
Değerlendirme" başlıklı panelin ilki dün
yapıldı.
Açılışı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından yapılan ve 15 hafta
boyunca sürecek paneller dizisi, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi
Kampusu Çevik Uraz Business School Konferans Salonu'nda gerçekleşti.
Panele konuşmacı
olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bülent Şemiler, Necdet Ergün ve
Erkan Okandar katıldı.
Panele Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Çevre ve
Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi, Cumhuriyetçi Türk Partisi
Birleşik Güçler milletvekilleri Mehmet Ceylanlı ile Teberrüken
Uluçay, Başbakanlık Koordinasyon Merkezi Koordinatörü Erhan Erçin, Uluslararası
Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) Mütevelli Heyeti Başkanı Mete
Boyacı, Türkiye'de ekonomi doktoru unvanını alan Işın
Çelebi'nin yanı sıra çok sayıda ekonomist, işadamı ve
özel davetli katıldı.
Panelin
açılış konuşmasını Uluslararası
Kıbrıs Üniversitesi'nin Mütevelli Heyeti üyesi Tamer Garip
yaptı.
Garip, KKTC'nin 250 bin
nüfusu olan ve bankalarda 3.5 milyar tasarrufa sahip, nüfusların yüzde
70'inin kendi evinde oturduğu, yüzde 60'ının iyi İngilizce
konuştuğunu, yüzde 50'sinin arabası olduğunu, yüzde 95'inin
cep telefonu kullandığını, onlarca ve yüzlerce doktorun ve
master yapmış insanı ve yüzlerce yurt dışında
yüksek mevkide insanı olan bir ülke olduğunu söyledi.
KKTC'nin Avrupa'ya her gün
uçan uçakları, her yıl 300 milyon dolar yardım geliri, herkesin
internet bağlantısı, dünya standartlarında bir kütüphanesi,
her köyde bir spor kulübü ve sendikaları olduğunu kaydeden Garip,
Nobel Barış Ödülü'ne aday olmuş ve uluslararası sanat ve
moda dünyasından kişileri dünyaca meşhur bilim laboratuarlarında
çalışan insanı olduğunu kaydetti.
Garip, bu ülkenin
yatırım yapma potansiyeli arayan 6 milyar dolar sıcak
paranın olduğunu kaydederek 6 üniversitesi 5 televizyonu ve yüzlerce
radyosu olan ülkemizde herkesin bıkmadan sansürsüz konuşup
yazdığını belirtti.
İsviçre'den
bahsetmediğini KKTC'den bahsettiğini anlatan Garip, bu bahsedilen
ülke için Dünya Bankası'nın 2006 Haziran ayında bir rapor
hazırladığını ve Dünya Bankası raporunu,
"KKTC'nin başardıkları ile başarabilecekleri arasında
büyük bir fark vardır. KKTC tüm ambargolara rağmen hızlı ve
doğru reformları yaptığı taktirde güney
Kıbrıs ekonomisini 15 yılda geçebilir" diye
özetlediğini söyledi.
Uluslararası
Kıbrıs Üniversitesi olarak toplumsal sorumluluklarının
raporun bilirkişiler tarafından
tartışılmasını sağlamak ve bu
tartışmalarının sonuçlarını somut öneriler olarak
hükümete ve halka duyurarak uygulanması için takibini yapmak olduğunu
kaydetti.
Dünya
Bankası'nın raporu çok önemli
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, bu paneli düzenleyen Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi ile
emeği geçenlere teşekkür etti.
Soyer, ülkemizde Dünya
Bankası'nın bir rapor hazırladığını, KKTC
olarak açık bir siyaset izlediklerini, bu noktada dünya ile entegre olmak
isteyen bir ülke ve halkın Dünya Bankası ile Kıbrıs siyasal
sorununun bütün sıkışıklığına rağmen
böyle bir ilişki içerisinde olmaktan büyük mutluluk duyduklarını
söyledi.
Çeşitli
tartışmalara ve siyasal sıkıntılara rağmen Dünya
Bankası'nın uzmanlarının adamıza gelerek gerekli
incelemeleri yaptıklarını ve hükümet olarak onlara bütün
bilgilere ulaşabilme imkanlarına sahip olma olanaklarını
sağladıklarını belirten Soyer, Dünya Bankası'nın
raporunun son derece önemli tespitler ve bütünlüklü bir bakışla hem
genele, hem de sektörel bakımdan avantaj ve dezavantajlarının
ortaya serildiği bir rapor olduğunu söyledi.
Soyer, raporun esaslı
bir şekilde ele alınması avantajlar ile dezavantajlar ve
yürünülmesi gereken yolu tespit etme sürecindeki düşünce
oluşumlarının şekillenmesi açısından bir
düşünce sistem ettiği içerisinde bu raporun
tartışılmasının çok önemli olduğunu ifade etti.
Panelde
konuşmacılara ilk olarak 15'er dakikalık konuşma süreleri
verildi. Daha sonra Dünya Bankası'nın raporu değerlendirildi.
Sonra 25'er dakikalık konuşmaların ardından 1.5 saat
konferansa katılanlar konuşmacılara sorular sordu ve yanıt
aldı.
KIBRIS 31/03/07
"Kuzey Kıbrıs
Zirvesi" bugün Girne'de yapılacak
Cumhurbaşkanlığı
ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın (KTTO)
katkılarıyla düzenlenen "Avrupa'daki Türkiye Kökenli
Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi" bugün Girne'de
yapılacak.
"Avrupa'daki Türkiye
Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"; Kıbrıs
gerçeklerini, Kuzey Kıbrıs'a ve Kıbrıslı Türklere
uygulanan izolasyon ve ambargoları Avrupa ve ulusal parlamentolar ile
Avrupa kamuoyuna aktarmayı ve milletvekillerinin yapacakları
bilgilendirme faaliyetlerine yardımcı olmayı amaçlıyor.
Zirveye katılacak
Avrupa'daki Türkiye kökenli milletvekilleri, dün gece saat 23.00'te Ercan'dan
KKTC'ye geldi.
Almanya, Belçika,
Danimarka, İsviçre ve Avusturya'dan zirveye katılan Türkiye kökenli
milletvekilleri ve yerel politikacılar şu isimlerden oluşuyor:
Prof. Dr. Hakkı
Keskin (Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili), Fatma Pehlivan (Belçika
Senatosu Üyesi), Hüseyin Araç (Danimarka Parlamentosu Milletvekili) Cemal
Çavdarlı, (Belçika Federal Parlamentosu Milletvekili), Ozan Ceyhun (Avrupa
Parlamentosu eski Milletvekili), Özcan Mutlu (Berlin Eyalet Parlamentosu
Milletvekili), Nebahat Güçlü (Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili), Gülsen
Öztürk (Basel Kanton Meclisi Milletvekili), Bilkay Öney (Berlin Eyalet
Parlamentosu Milletvekili), Uğur Çamlıbel (Basel Kanton Meclisi
Milletvekili) Güle İletmiş (Bremen Eyalet Parlamentosu Milletvekili),
Hasan Kanber (Basel Kanton Meclisi Milletvekili), Filiz Polat (Niedersachsen
Eyalet Parlamentosu Milletvekili) Alev Korun (Viyana Eyalet Milletvekili),
Murat Kalmış ( Delmenhorst İl Genel Meclisi Üyesi) Adil Oyan
(Rosenheim İl Genel Meclisi Üyesi) Sevgi Hamuroğlu (Rhein-Gau-Taunus
İl Genel Meclis Üyesi), Yaşar Fincan (Münih Belediye Encümeni Üyesi),
Nebahat Pohlreich (Bielefeld Belediye Meclis Üyesi) Turgut Yüksel ( Frankfurt
Kent Belediye Meclis Üyesi).
Girne Mercure Accor
Otel'de bugün saat 10.00'da başlayacak zirveye, Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, bakanlar, milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri, yerel kuruluş
ve sivil toplum örgütleri başkan ve temsilcileri ile Avrupa'daki Türkiye
kökenli milletvekilleri katılacak.
Zirve
açılış konuşmalarıyla başlayacak
Zirvede,
sırasıyla Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı
Erdil Nami, Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Prof. Dr. Hakkı
Keskin, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in yapacağı
açılış konuşmalarının ardından; ulusal,
eyalet ve yerel düzeyde üç çalışma grubu oluşturulacak.
Avrupa'dan gelecek
milletvekilleri, belediye meclis üyeleri ve Kıbrıslı Türk
katılımcılardan oluşacak çalışma grupları
kendi aralarında yapacakları toplantılarla Avrupa ülkelerinde
yapılacak çalışmaların yol haritasını çizecekler.
Gruplar daha sonra bir
araya gelip çalışmalarına son şeklini verecekler ve saat
17.30'da ortak bir açıklama yapacaklar.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey
Kıbrıs Zirvesi"ne katılacak milletvekilleri onuruna
Cumhurbaşkanlığı'nda saat 20.00'de yemek verecek.
Konuk milletvekilleri 1
Nisan Pazar sabahı koordinasyon toplantısı yapacak ve
ardından Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın Esentepe'deki
Korineum Golf and Country Club'ta vereceği öğle yemeğine
katılacak.
KKTC'nin tarihi ve
turistik yerlerini de gezecek Avrupalı milletvekilleri akşam da Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun Girne'de Address Restorant'ta
onurlarına vereceği yemekte olacak. Avrupalı milletvekilleri 2
Nisan Pazartesi sabahı 09.30'da KKTC'den ayrılacak.
KIBRIS 31/03/07
ABD'deki Kıbrıslı Türklerle iletişim kurulacak
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, New York'taki temasları kapsamında Kıbrıs Türk
Yardım Cemiyeti yetkilileriyle görüştü.
Avcı, hedeflerinin bu
derneklere üye olan ve olmayan Kıbrıslı Türk
vatandaşlarının bütün bilgilerinin bir yere toplanması
olduğunu kaydeden Avcı, Kıbrıs'la ilgili son
gelişmelerin ABD'de yaşayan Kıbrıslı Türklere
ulaştırılması için bir iletişim ağı
kurulması çalışmalarının başlatılması
için düğmeye bastıklarını ifade etti.
Dernek temsilcilerini
Türkevi'nde bulunan KKTC Daimi Temsilciliği'nde kabul eden Avcı,
heyetle yaklaşık bir saat görüştü.
Bu
çalışmaların, lobi faaliyetlerinin arttırılması
ve geliştirilmesi yönündeki çalışmalarla paralel olduğuna
işaret eden Avcı, "Bizlerin öncelikle kendi çevremizin, kendi
vatandaşlarımızın gücünü kullanması gerekiyor"
diye konuştu.
ABD'de yaşayan
Kıbrıslı Türklerin bir an önce son gelişmelerden doğru
olarak bilgilendirilmelerini sağlamanın önemine değinen
Avcı, "Buralarda gelen bilgilerin bir kısmı Rum lobisinin
bilgilendirmeleriyle Amerikan basınında çıkıyor,
Birleşmiş Milletler sayfalarında yer alıyor. Bizim
doğru bilgilendirme yapmamız için bu iletişim hattının
kurulması gerekiyor" dedi.
Mayıs ayında
düzenlenecek Türk Günü Yürüyüşüne KKTC'nin katılımı
konusunda da görüş alışverişinde bulunduklarını
söyleyen Avcı, "Bu yıl da yine KKTC, New York sokaklarında
temsil edilecektir" diyerek yürüyüş için her türlü desteğin
verileceğini kaydetti. Avcı, bundan sonraki süreçte de bu tür
organizasyonlara KKTC'nin desteğinin süreceğinin sözünü verdiklerini
belirtti.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı dün
Türkevi'nde, ABD'de yaptığı temaslarla ilgili olarak bir
basın toplantısı düzenledi.
Avcı, sanayi ve
ticaret yemeğine katıldı
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, ABD'deki temasları çerçevesinde 26. Amerika Türk Konseyi-Türk
Amerikan İş Konseyi Yıllık Konferansı bünyesinde
düzenlenen "Sanayi ve Ticaret" yemeğine katıldı.
Bakanlık Basın
Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, Washington'daki temasları çerçevesinde
26. Amerika Türk Konseyi-Türk Amerikan İş Konseyi Yıllık
Konferansı'na katılan ve konferans kapsamında bir de
konuşma yapan Bakan Avcı, yine konferans bünyesinde düzenlenen
"Sanayi ve Ticaret" yemeğine katıldı.
Philip Morris
Firması'nın sponsorluğunda düzenlenen gecede Avcı, küresel
yazılım devi Microsoft firmasına da bir ödül takdim etti.
Avcı, ödülü Microsoft
Satış ve Gelişen Pazarlar Başkan Yardımcısı
Mitra Azizarad'a sundu.
KIBRIS 31/03/07