KKTC'ye ambargo artık kalkmalı

Rus lider Sergey Mironov, Kıbrıslı Türklerin Rumlarla eşit haklara sahip olması gerektiğini belirtti

CENK BAŞLAMIŞ Moskova


Rusya Federasyon Konseyi (Senato) Başkanı Sergey Mironov, KKTC'ye uygulanan yaptırımların artık kaldırılması gerektiğini söyledi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın davetlisi olarak yarın Ankara'ya gelecek Mironov, Moskova'da Türk gazetecilerin sorularını yanıtladı. Rusya'nın "3 numaralı lideri" olarak bilinen Mironov, kısa süre önce Kremlin yanlısı Adil Rusya Partisi'ni kurmuştu. Devlet Başkanı Vladimir Putin'in gelecek yıl görevinden ayrılmasından sonra Kremlin'e aday olması beklenenler arasında Mironov'un da adı geçiyor.
21'inci yüzyılda ambargo ve izolasyonun "saçma" olduğunu belirten Mironov, Kıbrıslı Türklerin Rumlarla eşit haklara sahip olması gerektiğini söyledi.
Rusya'nın enerji kaynaklarını silah olarak kullanmadığını savunan Mironov, Burgaz-Dedeağaç petrol boru hattının Türk boğazlarının artan gemi yükünü taşıyamaması nedeniyle kurulacağını belirtti.

'Vanayı kapatamayız'

Mironov, "İstediğimiz zaman vanayı kapatmamız mümkün değil. Gaz ve petrolün mutlaka bir yere akması gerekir. Rusya'daki tüm depolama tesisleri dolu olduğuna göre vanayı kapatmamız olanaksız" dedi. Rus yetkili, Türkiye ile Rusya arasında 2008'de 25 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşılabileceğini de bildirdi.
Mironov, 1997'de turist olarak geldiği Antalya'da dansözle göbek dansı yapmasını unutamadığını anlattı. Rus lider, Ankara'da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Meclis Başkanı Bülent Arınç'la görüşecek.

MILLIYET 25/03/07

 

Kıbrıs artık BM'nin gündeminden düştü

SÜREÇTEN MEMNUN DEĞİLİZ... Pertev, Rum yönetiminin, Rum basınını kullanarak yaptığı açıklamaların, 8 Temmuz sürecini tıkadığını ve konunun bir süre daha değerlendirileceğini ifade ederek, "Süreç memnun olmadığımız bir aşamaya geldi. O nedenle yeniden değerlendirmek istedik. Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un yaptığı açıklamalar, bu işi garip bir noktaya getirdi" dedi

Kıbrıs Türk tarafı, Rum Yönetimi'nin tutumu nedeniyle 8 Temmuz sürecinde yaşanan tıkanıklığı ve bu konudaki politikasını yeniden değerlendiriyor.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat önceki gün, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile bu amaçla bir toplantı yaptı.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Rum yönetiminin, Rum basınını kullanarak yaptığı açıklamaların, 8 Temmuz sürecini tıkadığını söyledi ve dünyadaki önceliklere bakıldığında Kıbrıs sorununun BM gündeminin üst sırasında yer almadığını da bildirdi.

BRT muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, önceki gün Cumhurbaşkanı ve hükümetin, 8 Temmuz anlaşmaları konusunda bir değerlendirme yaptığını kaydetti.

Konunun bir süre daha değerlendirileceğini dile getiren Pertev, "Süreç memnun olmadığımız bir aşamaya geldi. O nedenle yeniden değerlendirmek istedik. Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un yaptığı açıklamalar, bu işi garip bir noktaya getirdi" dedi.

Pertev, konunun Türkiye ile değerlendirilip değerlendirilmediği sorusu üzerine, Türkiye ile her zaman temas içerisinde olduklarını belirtti.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "anlaşma oldu" dediğini, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın ise "Türk tarafı önerilerimizi reddetti" açıklaması yaptığını anımsatan Raşit Pertev, "Yapılan bu açıklamalar süreci tıkadı. 8 Temmuz sürecinin kurallarından biri de taraflardan birinin konuyla ilgili açıklama yapmamasıydı. Süreci istismar ettiler. Rum basınının bu kadar kullanılması garip bir durum. Rum tarafı tüm gayretiyle trübinlere oynuyor" diye konuştu.

Pertev, şu anda, sürecin ruhuna aykırı açıklamalar yapan Kıbrıs Rum tarafı gibi suçlama yapma durumunda olmadıklarını da vurguladı.

Pertev, Lokmacı'nın açılmasının ise diğer sınır kapılarından farklı olmayacağını yineledi ve Türk tarafının 1.5 yıl önce alt yapıyı hazırladığını, ancak Rum Yönetimi'nin mevzilerindeki mazgal deliklerini dahi kaldırmadığını söyledi.

Raşit Pertev, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki- Moon'un, Kıbrıs konusundaki gelişmeleri izlediğine de işaret ederek, Genel Sekreter'in Kıbrıs konusundaki durumun belirgin bir noktaya gelmesiyle devreye gireceğini vurguladı.

Pertev, dünyadaki önceliklere bakıldığında Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler'in gündeminin üst sırasında yer almadığını da ifade etti ve "O nedenle Kıbrıs konusu artık Birleşmiş Milletler'in gündeminden düşmüş durumdadır" dedi.

KIBRIS 25/03/07

 

KKTC'ye "güçlü ekonomik ilişki kurmak" için geldik

"ADİL VE KALICI BİR ÇÖZÜMÜ DESTEKLİYORUZ"... Suriye-Türkiye İşadamları Heyeti Başkanı Bahaa Aldin Hasan, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözümü desteklediklerini vurgulayarak, KKTC ziyaretlerinin amacını "güçlü ekonomik ilişki kurmak" olarak açıkladı

Suriye-Türkiye İşadamları Heyeti Başkanı Bahaa Aldin Hasan başkanlığında 8 kişilik Suriyeli işadamları heyeti, önceki gece KKTC'ye geldi ve dün temaslarına başladı.

Sanayi Odası ve Ticaret Odası'nı ziyaret eden ve bazı sanayi tesislerinde incelemeler yapan konuk heyetin başkanı Bahaa Aldin Hasan, Kıbrıs sorununun adil çözümünü ve Kuzey Kıbrıs'taki iş adamlarıyla güçlü ekonomik ilişkiler kurmak istediklerini söyledi.

Suriyeli iş adamları dün Reha Süt Ürünleri, Koop-Süt ve Con Trading tesislerini de ziyaret etti.

Koordinasyon Komitesi oluşturdu

Bu arada Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile Suriyeli İşadamları "Koordinasyon Komitesi" oluşturdu.

Ticaret Odası'ndan yapılan açıklamaya göre dünkü ziyaret sırasında oluşturulması Oda Başkan Vekili Günay Çerkez tarafından önerilen komitede Ticaret Odası'nı temsilen Hasan İnce (Başkan), Hüseyin Kayalp, Remziye Özpolili, Ramazan Gündoğdu, Aysun Önet; Suriyeli iş adamlarından ise Hasan Azkoul (Başkan), Mhd Mazen Abou Henda, Manwan Jaghasi, A. Riad Hamad, Tahsin Shehadeh yer aldı.

Ortak yatırımların başlangıcı

Suriye-Türkiye İş Adamları Heyeti Başkanı Baha Aldin Hasan, Sanayi Odası'nı ziyaretinde, Suriye ve Kuzey Kıbrıs arasında başarılı bir ekonomik işbirliği sağlamak üzere geldiklerini belirterek, bu ziyaretin ortak yatırımların da başlangıcı olmasını diledi.

Hasan, turizm ve sanayi arasında iki ülke arasında işbirliğine gidilmesi dileğini ifade ederek, Suriye ekonomisiyle ilgili bilgiler verdi. Suriye'de şu anda 12 özel üniversitenin faaliyet gösterdiğini, açık ekonomi sisteminin uygulandığını ve Suriye'nin kapılarını Arap-yabancı farkı gözetmeden dünyadaki tüm iş adamlarına açtığını kaydeden Baha Aldin Hasan, ülkelerinde yatırımların teşviki için iyi bir yasa bulunduğunu söyledi.

Hasan, Arap ülkeleriyle serbest bölge anlaşmaları imzalayan Suriye'nin gümrük muafiyetleri sağladığını, ilk serbest bölge anlaşmasını da kardeş ve komşu ülke Türkiye'yle imzaladıklarını ve uygulamanın bu yılın başında yürürlüğe girdiğini bildirdi.

Bahaa Aldin Hasan, bu anlaşmayla iki ülke arasındaki ticaret hacminin 850 milyon dolardan 2 milyar dolara ulaşmasını beklediklerini, hedeflerinin ise 4 milyar dolara çıkmak olduğunu ifade etti ve Türkiye ile Suriye'de işadamlarının karşılıklı birçok yatırım yaptığını anlattı.

Suriye-Türkiye İşadamları Heyeti Başkanı Bahaa Aldin Hasan, diğer ülkelerle eşitlik ilkesi temelinde ekonomik ilişkiler kurduklarını, Türkiye'ye bakışlarının ise dostluk ve kardeşlik bağlamında olduğunu vurgulayarak, Suriye'nin petrol, pamuk, tahıl, sebze, ayakkabı, konfeksiyon, temizlik malzemeleri gibi ihraç ürünleri satarken, başta Türkiye olmak üzere birçok ülkeden de ithalat yaptığını kaydetti.

Hasan, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözümü desteklediklerini vurgulayarak, KKTC ziyaretlerinin amacını "güçlü ekonomik ilişki kurmak" olarak açıkladı ve Türkiye'nin Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen'e yardımları için teşekkür etti.

"Şu anda kardeşim Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar'ın yanında olmaktan mutluluk duyuyorum" diyen Hasan, ülkesinde turizm, sanayi, denizcilik, hizmet sektöründe faaliyet gösteren iş adamlarını temsilen bir heyetle geldiğini belirtti.

Suriyeli iş adamı Hasan, Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nı en kısa sürede Suriye'de görme dileğini de ifade ederek, ziyaretin iki ülke arasındaki ilişkilerin daha verimli olmasına yarar sağlamasını ve hayırlı olmasını diledi.

Tunar: Kuzey Kıbrıs-Suriye arasında iyi ilişkiler kurulmalı

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar da Suriyeli iş adamlarıyla görüşmelerinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs, Türkiye ve Suriye'nin yakın komşu ülkeler olduğuna işaret ederek, Türkiye ile Suriye arasındaki iyi ilişkilerin Suriye ile Kuzey Kıbrıs arasında da kurulması dileğinde bulundu.

Tunar, Oda olarak Suriye'yle işbirliğine çok önem verdiklerini, 2005 yılında düzenledikleri fuara Halep Ticaret Odası'ndan 10 kişilik heyetin de katıldığını; Kasım 2005'te ise Adana Ticaret Odası heyetiyle birlikte Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın Suriye'yi ziyaret ettiğini hatırlattı.

Lazkiye'ye gemi seferleri

O dönemde de görüşmelerin ana konularından birini Gazimağusa ile Lâskîye arasındaki gemi seferlerinin yeniden başlatılmasının oluşturduğunu kaydeden Salih Tunar, bu seferlerin iki ülke arasında ticaret ve turizmi geliştireceğini vurguladı.

Sanayi Odası Başkanı Tunar, şu anda da Mersin Ticaret Odası'yla işbirliği içinde Gazimağusa-Mersin-Lâskîye seferleri için girişim yaptıklarını bildirdi.

Kuzey Kıbrıs ile Suriye arasında ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini arzu ettiklerini kaydeden Tunar, Kıbrıs'ta 2004 yılındaki referanduma rağmen çözüme ulaşılamadığına işaret etti ve Avrupa ve tüm dünya ülkelerinin de kabul ettiği gibi Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasının ülke ekonomisinin gelişmesi için ön planda olduğunu anlattı.

Salih Tunar, KKTC'nin turizm, eğitim, ticaret ve üretim alanlarında büyük potansiyel barındırdığını belirterek, "Bu potansiyeli harekete geçirmek bizlere düşer. Bu ziyaretle, ilişkilerimizin bu yönde gelişeceğinden eminim" dedi ve Suriyeli iş adamlarına teşekkür etti.

Suriyeli iş adamlarının Sanayi Odası'nı ziyareti sırasında Tunar ve Hasan birbirlerine ülkelerinin el işlerini simgeleyen hediyeler de takdim etti.

Ticaret Odası da ziyaret edildi

Suriyeli iş adamları heyeti, Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın ardından Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nı da ziyaret etti.

Bahaa Aldin Hasan, burada yaptığı konuşmada da, kardeş ülke olarak birlikte hareket ettikleri Türkiye yanında Kuzey Kıbrıs'la da ekonomik ilişki kurmaktan yana olduklarını dile getirerek, Kıbrıs sorununun da yakında çözümünü istediklerini ve Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm çabalarını desteklediklerini söyledi.

Ekonomi ve politikanın yan yana götürüldüğünü ancak günümüzde ekonomik ilişkilerin politik ilişkilerin önüne geçtiğini kaydeden Bahaa Aldin Hasan, Suriye ve Kuzey Kıbrıs arasında iş adamlarının başlatacağı ekonomik ilişkilerin ve karşılıklı ziyaretlerin, siyasilerin de bir şeyler yapmasına neden olabileceğine inandıklarını dile getirdi.

Hasan, Gazimağusa-Mersin-Lâskîye gemi seferlerinin yeniden başlaması için Ticaret Odası'nın da konuyla yakından ilgilenmesini istediklerini belirterek, bunun iki ülke ticaretine önemli bir destek sağlayacağına dikkat çekti.

Önceki gün görüştükleri KTHY Yönetim Kurulu Başkanı'ndan, KTHY'nin Halep'e çok yakın olan Gaziantep'e düzenli uçuş gerçekleştirildiğini öğrendiklerini ifade eden Hasan, Kıbrıslı Türk iş adamlarıyla her alanda iki ülkenin de yararına işbirlikleri istediklerini söyledi. Suriyeli iş adamı Hasan, "Kendimizi Şam'dan Halep'e gitmiş gibi hissediyoruz" diyerek KKTC'de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.

Çerkez: İlişkilerin gelişmesi bölge barışına pozitif etki

Ticaret Odası Başkan Vekili Günay Çerkez de KKTC ile Suriye arasındaki ilişkilerin gelişmesinin bölge barışına da pozitif etki yapacağını belirterek, Gazimağusa-Lâskîye gemi seferlerinin başlamasının da bu yolda büyük anlam ifade edeceğini kaydetti.

Çerkez, Suriyeli iş adamlarıyla karşılıklı işbirlikleri üzerinde duracaklarını ifade ederek, "Suriyeli iş adamlarını kardeş biliyoruz. İki ülkenin iş adamları birçok sektörde birbirlerinin tamamlayıcısı olarak işbirliğine girmemesi için bir sebep görmüyoruz" dedi.

KKTC ile Suriye arasında turizm, sağlık, sanayi, tarım ve süt ürünlerinde işbirliği yaratılabileceğine inandığını ifade eden Günay Çerkez, bu konuların süratle hayata geçebilmesi için iki tarafın temsilcilerinden oluşacak bir koordinasyon komitesi kurulmasını önerdi. Çerkez, bu komitenin üreteceği yol haritasıyla kısa zamanda uygulamaya geçilebileceğini, çünkü amacın işbirliğinin meyvelerinin kısa sürede alınması olduğunu söyledi.

KIBRIS 25/03/07

 

İzolasyonları kabul etmem

İZOLASYONLAR SAÇMALIK... Mironov, "21. yüzyılda ambargo, izolasyon gibi anlayışları kabul etmiyorum. Benim pozisyonum, herhangi bir halka karşı ambargo veya izolasyon uygulanmasının saçmalık olduğu yönündedir. Her halkın, çıkarını, menfaatlerini ve kültürünü göz önünde bulundurarak bir arada yaşamayı öğrenmesi gerekiyor. Gelişmekte olan küreselleşmeyi göz önüne alırsak, ulusal çıkarların küresel süreçten fazla zarar görmediğini anlıyoruz" dedi

KIBRISLI TÜRKLERİN DE HAKLARI OLMALI... Her halk veya ülkenin, diğer ülkelerin pozisyonunu ve çıkarlarını göz önünde bulundurarak "güneşin altında yerini belirlemeye" çalıştığını kaydeden Mironov, "Genellemelerden somut soruya geçersek, Kuzey Kıbrıslıların, Rum kesimindeki komşuları gibi tüm haklara, özellikle serbest dolaşım ve iş (ticaret) yapma hakkına sahip olmaları gerekiyor. Tüm bunların uluslararası yasalar ve kurallarla düzenlenmesi gerekiyor" diye konuştu

Rusya Federasyon Konseyi Başkanı Sergey Mironov, KKTC'ye uygulanan ambargo konusunda, "21. yüzyılda ambargo, izolasyon gibi anlayışları kabul etmiyorum" yorumunda bulundu.

Mironov, yarın Türkiye'ye yapacağı ziyaret öncesinde Türk basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin KKTC'ye yönelik ambargoları nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Mironov, şunları söyledi:

"21. yüzyılda ambargo, izolasyon gibi anlayışları kabul etmiyorum. Benim pozisyonum, herhangi bir halka karşı ambargo veya izolasyon uygulanmasının saçmalık olduğu yönündedir. Her halkın, çıkarını, menfaatlerini ve kültürünü göz önünde bulundurarak bir arada yaşamayı öğrenmesi gerekiyor. Gelişmekte olan küreselleşmeyi göz önüne alırsak, ulusal çıkarların küresel süreçten fazla zarar görmediğini anlıyoruz."

Her halk veya ülkenin, diğer ülkelerin pozisyonunu ve çıkarlarını göz önünde bulundurarak "güneşin altında yerini belirlemeye" çalıştığını kaydeden Mironov, "Genellemelerden somut soruya geçersek, Kuzey Kıbrıslıların, Rum kesimindeki komşuları gibi tüm haklara, özellikle serbest dolaşım ve iş (ticaret) yapma hakkına sahip olmaları gerekiyor. Tüm bunların uluslararası yasalar ve kurallarla düzenlenmesi gerekiyor" diye konuştu.

Mironov, yarın Ankara'da

Mironov, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın ziyaretine karşılık yarın Ankara'da temaslarda bulunacağını belirterek, "Gece saatlerinde İstanbul'a geçeceğim. 27 Mart'ta da İstanbul'daki iş çevreleriyle görüşmelerde bulunacağım" dedi.

Türkiye'deki temasları sırasında öncelikle Irak'taki durum ve burada istikrarın sağlanabilmesi için neler yapılabileceği gibi konuları ele alacağını ifade eden Mironov, şunları kaydetti:

"Programımda Ankara'da siyasi çevrelerle, İstanbul'da da iş dünyasıyla görüşmeler bulunuyor. İstanbul'daki temaslarım sırasında daha çok Rus-Türk iş çevrelerinin sorunları üzerinde duracağız. Ülke yönetimlerimizin kararlaştırdığı 2008 yılında 25 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşılması için neler yapılabileceği konusunda görüş alışverişinde bulunacağız. Bu ziyaretim, TBMM Başkanı'nın ziyaretine cevaben olacak. Parlamento başkanları seviyesinde böyle sıkı ilişkilere sahip olmamız beni çok sevindiriyor."

KIBRIS 25/03/07

 

Aramıza kara kediler giremez

Avtepe'de, 1958-1974 yılları arasında verilen mücadelede şehit düşen 7 kişi anısına yaptırılan Şehitler Anıtı düzenlenen törenle açıldı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, törende yaptığı konuşmada, gelinen aşamada tartışmalar ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin arasının bozulamayacağını belirterek, "Bizim aramıza hiçbir zaman kara kediler giremez, TC ile KKTC arasına hiçbir zaman kara kediler giremez. Biz her zaman için birliğimizi koruyarak yolumuza devam edeceğiz" dedi.

Törene hükümet ve askeri yetkililer ile bazı milletvekilleri, bölge belediye başkanları, şehit yakınları ve köy halkı katıldı.

Anıt, şehitlerin sembolü

Soyer, açılışı yapılan anıtın, verdiği var olma mücadelesinde her varlığıyla mücadele eden bir halkın toprağa verdiği ve kendi kimliğini, varlığını, eşitlik mücadelesini ileriye götürme sürecinde kaybedilen değerli şehitlerin sembolü olduğunu belirtti.

Şehitlerin toprağa düşmesiyle birlikte var olma mücadelesinin kesintisiz olarak sürdüğünü kaydeden Başbakan Soyer, "Şehitliklerdeki törenler aynı zamanda bir halkın geleceğe doğru toplumsal dayanışma, birlik, demokratik birlik ve varlığını ileriye götürme mücadelesinde her zaman bir dönemeç, ruh tazeleme ve ileriye doğru atılmanın da göstergesidir" dedi.

Başbakan Soyer, Avtepe ve bölgedeki diğer köylerde soyutlanmış ve yalıtılmış bir şekilde kantonlarda yaşayan Türklerin, Kıbrıs'ın bu uç bölgesinde var olma mücadelesinde, Lefkoşa ve Mağusa Sancakları'na uzak olsalar dahi Kıbrıs Türk halkının varlığını sürdürme dinamizmini gösterdiklerini söyledi.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türkü'nün bu topraklarda var olma mücadelesinde Baf'tan Kaleburnu'na kadar küçük kantonal yapıların içerisinde, darbeyi gerçekleştiren ve Kıbrıs Türk halkının varlığını sona erdirmek isteyen Enosisçi anlayışa karşı mücadeleyi sürdürdüğünü söyledi.

Başbakan Soyer, verilen bu mücadeleler sonucunda, Kıbrıs Türk halkının her zaman desteğini gördüğü, tarihi ve kültürel bağlarla bağlı olduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin, özellikle 15 Temmuz darbesinin kaçınılmaz bir şekilde emrettiği garantörlük hakkını kullanarak gerçekleştirdiği Barış Harekâtı ile yaratılan yeni durumda yeni bir konjonktüre yükseldiğini söyledi.

Başbakan Soyer konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Artık, iki bölge, iki toplum ve iki halkın eşitliğine dayalı yeni bir siyasal konjonktür gündeme gelmiştir. İşte şehitlerimizin, şehitlerimizle birlikte mücadele eden halkımızın bizi getirdiği konak budur. Bu konaktan şimdi ileriye doğru giderken kesinlikle bu mücadelede hiçbir zaman eşitlik talebimizden geri durmadan mücadelemizi siyasal düzlemde sürdüreceğiz.

Yapmamız gereken en temel nokta, şehitlerimizin manevi huzurunda konuşurken, bu topraklara her geçen günle birlikte bir çivi çakmak, bir güzelliği ilave etmek, aramızdaki sevgi bağını, demokratik dayanışma bağını yükseltmek, ekonomik sosyal gelişmeyi demokratik kurumsallaşmayı, devletin kendi içerisinde daha verimli hale gelmesini gerçekleştirmek... Şehitlerimizi anarken özellikle geleceğe doğru giden en temel noktanın bu olduğunun altını çizmek isterim."

Başbakan Soyer, gelinen aşamada tartışmalar ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin arasının bozulamayacağını belirterek, "Bizim aramıza hiçbir zaman kara kediler giremez, TC ile KKTC arasına hiçbir zaman kara kediler giremez. Biz her zaman için birliğimizi koruyarak yolumuza devam edeceğiz" dedi.

Soyer, doğduğu yer burası olmayan ama 1974 sonrası bu toprakları vatan bilen insanlarla yeni bir demokratik birlik oluşturulduğunu kaydederek, oluşan bu demokratik birliğin korunarak ileriye gidileceğini vurguladı.

Soyer, "Kendi kendini yöneten, demokratik tarzda bir Kıbrıs Türk halkını Kıbrıs Rumları kadar eşit hak sahibi yaparak dünyayla buluşturmaya devam edeceğiz. Ne bizim ne Türkiye Cumhuriyeti'nin bu doğrultudaki yürüyüşünü hiç kimse durduramayacaktır" dedi.

KIBRIS 25/03/07

 

Angela Merkel'den Türkiye gafı


26 Mart, 2007 11:05:00 (TSİ) CNN TURK

Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra

Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB'nin 50'nci yıldönümü kutlamaları sırasında, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a verdiği hediye ile büyük bir gafa imza attı.

Merkel, Cumhurbaşkanı Chirac'a katıldığı son AB zirvesi olması nedeniyle bir 18'inci yüzyıl bira kupası hediye etti.
 
Üzerinde Napolyon'un 1799 yılında Mısır'da, Osmanlı güçlerine karşı kazandığı askeri zaferi simgeleyen bir kabartmayla süslenmiş olan kupa, soğuk duş etkisi yarattı.
 
Gözlemciler bu kupanın, AB'nin 50'nci yıl kutlamalarına davet edilmeyen Türkiye'nin, AB'nin önde gelen liderleri tarafından 'hangi gözle görüldüğünün güzel bir kanıtı' olduğuna işaret etti.
 
Merkel'in bu armağanla Chirac'a, "Türkiye'nin AB üyeliğine verdiğin desteği yeniden gözden geçir" mesajı vermeye çalıştığı da ileri sürüldü.
 
İngiliz The Guardian gazetesi, AB üyeliğine resmen aday olan Türkiye'den hiçbir temsilcinin bu yıldönümüne davet edilmemesini "Avrupa'nın kendine güvenini kaybetmesinin en açık kanıtı" olarak açıkladı.
 
The Guardian, gerek Angela Merkel gerekse yakın gelecekteki olası meslektaşı Nicolas Sarkozy'nin, Almanya ve Fransa'da iç politika kaygıları nedeniyle Türkiye'nin üyeliğine karşı olduklarını yazdı.

 

"Türkiye Batı'ya değil Doğu'ya bakıyor"


26 Mart, 2007 12:38:00 (TSİ) CNN TURK

İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesi, ''kendine güvenen Türkiye'nin Batı'ya değil, Doğu'ya baktığını'' yazdı.

AB'nin kuruluşunun 50'nci yıldönümü dolayısıyla bugünkü nüshalarında konuyla ilgili pek çok haber, yorum ve analize yer veren İngiliz gazetelerinden The Guardian, dış politika sayfasında Simon Tisdall tarafından kaleme alınan yoruma yer verdi.
 
Türkiye'nin aday ülke olmasına rağmen yapılan yıldönümü kutlamasına çağrılmadığına işaret eden Tisdall, hükümetin ve medyanın bu duruma tepki gösterdiğini yazdı.
 
"Türkiye'nin AB ile ilgili olarak yaşadığı hayal kırıklığının, Brüksel'in görüşmelerin Kıbrıs meselesi yüzünden kısmen askıya alınması kararıyla derinleştiğini" belirten Tisdall, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı adayı Nicolas Sarkozy'nin tutumlarının ilişkileri daha da "zehirlediğine" işaret etti.
 
Şimdi ise kızgınlık ve öfkenin, yerini iddialı bir fikre bırakmaya başladığını belirten Guardian yazarı, "giderek yaygınlaşan bu görüşün de Türkiye'nin aslında AB'ye ihtiyacı bulunmadığına, ülkenin kendi yoluna gideceğine, ama Avrupa'nın bu kırıcı şovenizminden dolayı pişman olacağına işaret ettiğini" bildirdi.
 
Türkiye'nin şimdilerde kendi dış ilişkilerini yeniden gözden geçirmekte olduğuna dair uzman görüşlerine de dikkat çeken Tisdall, Türkiye'nin Avrupa'nın ötesinde de bir yaşam olduğuna ilişkin yeni ortaya çıkmaya başlayan bu kendine güveninin altında canlanan ekonomisinin bulunduğunu yazdı.
 
Türkiye'nin giderek artan önemli bölgesel rolünün AB ile ilgili görüşlerini de değiştirdiğini savunan yazar, "Hazar havzasından, Rusya'dan ve Türk Cumhuriyetleri'nden Avrupa'nın petrol ve gaz ihtiyacının karşılanmasında Türkiye önemli transit geçiş noktası olarak görev yapıyor. Bu da Moskova ile daha yakın ilişki kurulmasını sağlıyor ve Azerbaycan'dan Kazakistan'a kadar uzanan Türk milletler topluluğu fikrini de canlandırıyor" dedi.
 
"İran ile istediği zaman görüşebiliyor"
 
Reformcu AK Parti hükümetinin, Arap ve İslam dünyasıyla olan ilişkileri de canlandırdığını belirten Simon Tisdall, Mısır'la yeni stratejik ilişkilerin sinyallerinin ortaya çıktığını, Lübnan'a asker gönderildiğini ve Türk hükümetinin pek çok hükümetin aksine İran ile istediği zaman görüşebildiğini hatırlattı.
 
İsrail ile Türkiye'nin yakın ilişkilerinin, Türkiye'nin aynı zamanda Hamas ve Filistin yetkilileriyle görüşmesine engel teşkil etmediğine de dikkat çeken Guardian yazarı Tisdall, "Kürtlerle olan gergin ilişkilerine rağmen Türkiye'nin kuzey Irak'ın ana ekonomik ortağı durumunda bulunduğunu" da belirtti.
 
Simon Tisdall yazısında, "Artan aşırı milliyetçilik, yeni Osmanlı tabir edilen düşünce biçimi, radikal İslamcılık ve politik istikrarsızlık Türkiye'nin yükselişinin önündeki muhtemel engeller olarak görülüyor. Ancak bu ülkenin gücü de dinamik kaynak olan 70 milyonluk nüfusundan geliyor" görüşüne de yer verdi.
 
Sekiz başlık askıya alındı
 
Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakerelerin hızını kesti. AB Dışişleri Bakanları'nın geçtiğimiz yıl 11 Aralık'ta AB Komisyonu'nun tavsiye kararını kabul etmesinin ardından, 14-15 Aralık'ta yapılan AB Zirvesi'nde de 'Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınması' kararı aynen benimsendi.
 
Buna göre, Türkiye ile müzakereler sekiz başlıkta (Malların serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma, balıkçılık, taşımacılık politikası, gümrük birliği ve dış ilişkiler) askıya alındı. Açılacak diğer başlıklar ise, Türkiye limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmadığı sürece kapanmayacak.

 

Confident Turkey looks east, not west



Simon Tisdall
Monday March 26, 2007
The Guardian

Turkey was not invited to Europe's big birthday bash yesterday despite being an official candidate for EU membership. Ankara expressed disappointment at a "missed opportunity". Media reaction to the perceived snub was sharper.

"In the 1990s, the EU was a giant organisation governed by prominent leaders," said leading columnist Mehmet Ali Birand. "Today it has become a fat midget that lacks perspective and is governed by small-thinkers."

Disillusion with the EU has deepened since Brussels part-suspended talks in December after a row over Cyprus. The hostility, as seen from Ankara, of French presidential candidate Nicolas Sarkozy and the German chancellor, Angela Merkel, has poisoned the pot further.

Article continues

---

Advertisement

---

But anger and frustration is slowly giving way to a new, more assertive idea: that perhaps Turkey does not really need Europe after all ... - ... and the EU will come to regret its insultingly complacent chauvinism as Turkey goes its own way.

"Europeans underestimate the importance and influence of Turkey," said Fuat Keyman, professor of international relations at Istanbul's Koc university. "If they are serious about the future of Europe as a power in global affairs, they need to change their thinking."

Turkey was recalibrating its external ties and the EU was but one part of the equation, Dr Keyman said. "Membership should not be seen just as a gift to Turkey. There are benefits for Europe, too."

Semih Idiz, a foreign affairs columnist, goes further: "The EU is off the radar. It has confirmed Turkey's worst expectations. At present, it's an irrelevancy."

Turkey's new-found confidence about life beyond Europe is based in part on a booming economy, whose sustained, IMF-supervised 7% annual growth rate far outperforms large EU states. Export earnings are rising too, including in the Arab lands of the old Ottoman empire.

Demographic trends are also boosting independent thinking, said Guven Sak, an Ankara-based economist. "In Turkey the working age population as a proportion of the total population is growing. In Europe, the opposite is true."

Nor should Europe fear a new barbarian horde at the gates. Rates of growth meant that by 2015, Turkey could become a net importer of labour, he said.

Turkey's increasingly important regional leadership role is also changing the way it views the EU. As a vital transit hub, it provides much of Europe's oil and gas from the Caspian basin, Russia and, prospectively, the Turkic republics of central Asia. This is leading to closer cooperation with Moscow and reviving ideas of a Turkic Commonwealth from Azerbaijan to Kazakhstan.

The "reformed Islamist" government in Ankara is also cultivating the Arab and Muslim world. It signalled a new strategic relationship with Egypt this week. It sent peacekeeping troops to Lebanon last year. It talks to Iran when many will not or cannot. Close links to Israel have not prevented the building of ties with Hamas and the Palestinian Authority. And despite tensions with the Kurds, Turkey is northern Iraq's main economic partner. Istanbul is the likely venue of next month's Iraq summit.

Rising ultra-nationalism and "neo-Ottoman" thinking, Islamist extremism and political instability are the acknowledged dangers of Turkey's rise. But its strength is its 70 million people's drive and energy, a dynamic resource that flabby, middle-aged western Europe lacks.

And then, there is fierce pride. "Ours is the only country to reconcile Islam with a fully functioning, multiparty democracy in a modern, secular republic," said opposition MP Sukru Elekdag. "Our experience shatters the myth that Islam cannot accommodate democracy."

Officially, Turkey still wants to join the EU, says Faruk Logoglu of the Centre for Eurasian Strategic Studies in Ankara. But Europe must banish its ignorance and acknowledge its own needs. "Europe is not yet ready for Turkish membership," he said. "It's going to take a long time to educate the European public."

FT’den cumhurbaşkanlığı yorumu

Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri İngiliz Financial Times gazetesinin başyazılarından birine de konu oldu. Gazete, “Cumhurbaşkanlığına hayır deyin Sayın Erdoğan” başlıklı bir yazı yayınladı.

NTV

Güncelleme: 15:59 TSİ 26 Mart 2007 Pazartesi

 

LONDRA - İngiltere’de yayınlana Financial Times gazetesi, cumhurbaşkanlığına aday olma ya da AK Parti’nin lideri olarak yeniden seçime gitme tercihiyle karşı karşıya olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a “Cumhurbaşkanlığına hayır deyin Sayın Erdoğan” çağrısı yaptı.

Erdoğan’ı Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden birinin ‘en güçlü adamı’ olarak nitelendiren gazete, cumhurbşkanı olması halinde bunun hem Türkiye hem de AK Parti için talihsiz bir adım olacağı yorumunda bulundu.

Gazetede yer alan yazıda, “Erdoğan anayasal düzeni koruma görevini yerine getireceğini göstermek için çaba sarfetmedi. Başbakanlığının ilk döneminde zinayı suç sayma fikriyle flört etti. Merkez Bankası’nın başına faiz almayan ve İslamcı finans kurallarıyla işleyen bir bankanın başkanını getirmeye çalıştı. Cumhurbaşkanı olması halinde türban tartışması da daha önce hiç olmadığı kadar alevlenecektir. Erdoğan ile laik elit kesim arasındaki çekişme yüzünden ülke istikrarı tehlikeye girebilir. Bu ne Erdoğan’ın ne de Türkiye’nin göze alabileceği bir yüzleşme...” yorumu yapıldı.

Yazıda ayrıca, Erdoğan’ın iktidarında, Avrupa Birliği’ne katılma çabaları çerçevesinde ordunun gücününün sınırlandırıldığı, işkenceyle mücadele edildiği, azınlıklara daha fazla haklar tanındığı ve yabancı yatırımın artırıldığına dikkat çekildi.

Erdoğan’ın Köşk’e çıkması halinde bu sürecin yarım kalacağını öne süren Financial Times, Türk halkının neredeyse yüzde 70’inin de Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına karşı olduğunu hatırlattı.

 

Kıbrıs ile Türkiye arasında önemli petrol yatakları var

AKDENİZ'DE PETROL ARANMALI... Ecvet Sayer, "Aynı şekilde Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında da ABD'de petrol şirketleriyle yaptığım görüşmelerde şifahi olarak, önemli petrol yatakları olduğunu duydum. Akdeniz mutlaka aranmalı" görüşünü dile getirdi

Türkiye'de petrol arama ve üretim sektöründe faaliyet gösteren Sayer Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ecvet Sayer, Güney Kıbrıs ile Mısır arasında yer alan kesimde ciddi petrol üretimleri yakalandığını gördüklerini ifade ederek, "Aynı şekilde Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında da ABD'de petrol şirketleriyle yaptığım görüşmelerde şifahi olarak, önemli petrol yatakları olduğunu duydum. Akdeniz mutlaka aranmalı" görüşünü dile getirdi.

AA'nın haberine göre Sayer, "Türkiye'de petrol yok" şeklindeki açıklamalara da kesinlikle katılmadığını ve Türkiye'nin kendi ihtiyacına yetecek kadar petrol ve doğal gaza sahip olduğuna inandığını belirterek, "O yüzden biz ortaklarımızla birlikte ısrarla aramaya devam ediyoruz" dedi.

Akdeniz mutlaka aranmalı

Akdeniz'de petrol aramaları yapılmasını desteklediklerini belirten, Mısır'da verdikleri petrol müteahhitlik hizmetleri sırasında Güney Kıbrıs ile Mısır arasında yer alan kesimde ciddi petrol üretimleri yakalandığını gördüklerini ifade eden Sayer, "Aynı şekilde Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında da ABD'de petrol şirketleriyle yaptığım görüşmelerde şifahi olarak, önemli petrol yatakları olduğunu duydum. Akdeniz mutlaka aranmalı" diye konuştu.

Sayer Şirketler Grubu, Amerikan Aladdin Middle East gibi büyük firmalarla ortaklık yaparak ve kendi imkanlarıyla yaklaşık yarım asırdır Türkiye'de petrol arama ve üretim sektöründe faaliyet gösteriyor.

KIBRIS 26/03/07

AP üyesi Langen: Kıbrıs sorunu çözülürse Türkçe AB'nin resmi dili olsun

Türkiye'nin AB üyeliğine karşı tutumuyla tanınan Langen, Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine yaptığı açıklamada, AP içinde Türkçe'nin AB'nin resmi dili olması ile ilgili yapılan tartışmalara katılarak parlamento içinde Alman Hıristiyan Demokratların bu konudaki görüşlerini dile getirdi.

Kıbrıs'ın AB'nin tam üyesi olduğu, ancak uluslararası alanda tanınmayan "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti"nin Kıbrıs meselesi çözüme kavuşuncaya kadar AB müktesebatı uygulaması dışında bırakıldığını söyleyen Langen, bunun her şeyden önce Türkiye'nin, limanların Kıbrıs trafiğine açılmasını düzenleyen Ankara Protokolü'nden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeye direndiği sürece geçerli olduğunu belirtti.

CDU'lu politikacı, "şayet Türkiye işgal altındaki Kuzey de dahil olmak üzere Kıbrıs'ı tanıyacak olursa, o zaman Türkçe'nin AB'nin resmi dili olmasının önünde hiçbir engel kalmaz" diye konuştu.

KIBRIS 26/03/07

Talat: Yeniden birleşme için mücadele ediyorum

Cumhurbaşkanı Talat, 19 Mart tarihinde yaptığı ve bugün yayımlanan söyleşinde, Kıbrıs sorununun yanı sıra, Ledra Caddesi ve Yeşilırmak geçitleri ve KADEM tarafından düzenlenen ankete de değindi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeniden birleşme çözümü ve 8 Temmuz Anlaşması'na ilişkin soru üzerine, Kıbrıs sorunun özüyle ilgili tüm boyutlar üzerinde ve mümkün olan en yüksek düzeyde müzakerelerin başlaması için hazır olduklarını birçok kez yinelediklerini belirterek, 8 Temmuz Anlaşması'ndan sonra da bunu birçok kez önerdiklerini söyledi.

Türk tarafı olarak, ön hazırlığı ilk adım olarak kastederek, öze ilişkin konuları ele alacak yaklaşık 10 çalışma grubu ve teknik komitenin oluşturulmasını ayrıca ve bunun akabinde tüm konuların ele alınacağı müzakerelerin başlamasını önerdiklerini, kendilerinin buna hazır olduğunu ve her yapılan görüşmede de bunu önerdiklerini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, olabilecek en hızlı şekilde müzakerelerin başlamasını, takvim ve program istediklerini, zaman belirlemesi yapmadan uzatma istemediklerini de söyledi. Talat sözlerinin devamında, Rum tarafından aynı yaklaşımı görmese de şu anda süreci geciktirmek istemediğini de vurguladı.

"Bunun için pratik metotlar sundunuz mu" sorusuna karşılık Cumhurbaşkanı Talat, çalışma grupları ile teknik komitelerin üstlenmesi gereken konulara ilişkin olarak liste verdiklerini ve bu listenin Kıbrıs sorununun tüm boyutlarını kapsadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bir soru üzerine, Rum tarafının sunduğu "non papers'in", teknik komitelerin, halkın günlük konularla ve nihai çözüme kadar beklemesi mümkün olmayan konuları ele alacağından bahsettiğini, bunun; Rum tarafının vermiş olduğu tasvir olduğunu belirterek, "Kıbrıs sorunun özü nasıl görüşülecek" sorusunu sorarak çalışma grupları ile teknik komiteler arasındaki ayırımın 8 Temmuz Anlaşması temelinde yapıldığını da söyledi.

Brüksel'e son olarak gerçekleştirdiği ziyaret ışığında doğrudan ticaret tüzüğü konusuna ilişkin izlenimlerinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Talat, ticaret konusunda olumlu fikirler elde ettiklerini ve Avrupa Birliği'nin söz konusu tüzüğü benimsemesini beklediklerini, bununla birlikte Papadopulos hükümetinin, bu tüzüğü öldürme amacıyla her şeyi yapacağını da söyledi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un gerek Papadopulos gerekse kendisiyle (Talat), birlikte veya ayrı olarak görüşeceği şeklindeki izlenimlerin sorulması üzerine Talat, bunun için resmi bir talepte bulunmadığını ancak her zaman ve her durumda Genel Sekreter Ban Ki-Moon ile görüşmeye hazır olduğunu söylediğini de ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bir soru üzerine, Kıbrıs sorunun çözümünün gecikmesinin ve uzak geleceğe havale edilmesinin bölünme tehlikesi içerdiğini belirterek şöyle devam etti:

"Sıkı işbirliği olmadan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların ayrı yaşadığını düşünün... Kıbrıslı Rumların kendilerini istemediğini düşünen Kıbrıslı Türkler... Böyle bir duruma Kıbrıslı Türklerin yanıtının ne olmasını bekler siniz? 'Kıbrıslı Rumlar bizi istemiyorsa, o zaman biz de adanın yeniden birleşmesini istemeyeceğiz' diyecekler. Sonuçta halkın hisleri ve böylesi durumda düşünecekleri yöntem kararlılıkla harekete geçecek ve iyi bir tercih olarak bölünmüşlüğü uygun görecekler. Bu bir gerçektir ve göğüslenmesi gerekmektedir. Bu gerçekliği yaratan sorunu çözmemiz gerekir. Zaman ne kadar geçerse Kıbrıs sorunun çözümü de o kadar uzaklaşır. Bu nedenden dolayı ivedi çözüme ihtiyacımız olduğunu ısrara etmekteyim."

KADEM'in anketine de değinen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, söz konusu anketin Rumların kendilerini istemediği izlenimi yaratan Rum tarafına yönelik tepkiden başka bir şey olmadığını söyleyerek, bunu ayrıca Rum tarafının Türk tarafıyla işbirliği yapma isteksizliğine tepki olarak addedildiğini de ifade etti.

Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, Ledra Caddesi konusunda Türk tarafını uzlaşmazlıkla ve Rum tarafının sunmuş olduğu şartlara ve önkoşullara yanıt vermemekle suçlamasına ilişkin bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyas'ın, en azından Rum tarafının önkoşul ortaya koyduğunu kabul ettiğini, bunun; hareketler için doğru bir yol olmadığını söyledi. Talat sözlerinin devamında, 'Hristofyas'ın sözüne ettiği şartları ve önkoşulları neden kabul etmem gerekir' sorusunu sorarak şartlar ve önkoşullar ortaya koymayan Türk tarafına bağlı olarak bunlarla uğraşmak istemediğini, herhangi bir kapının şartsız ve önkoşulsuz olarak açılmasını istediğini de ifade etti.

Ledra Caddesi'ne ilişkin olarak Talat, geçen yıl burada bulunan duvarı yıktıklarını Rum tarafının daha sonra engel olarak addettiği üst geçidi gündeme getirdiğini belirterek, üst geçidin de buradan uzaklaştırıldığını söyledi. Rum tarafının kendi tarafında bulunan duvarı yıkmasına karşın geçidin açılması için önkoşullar ve şartlar ortaya koymakta ısrarlı olduğunu ifade eden Talat, kendisinin uzlaşmaz olmadığını ve de önkoşullar ve şartlara ilişkin taktiği de kabul etmediğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak sınır kapısına ilişkin olarak ise, şu ana kadar bu konuda karar almadıklarını, şimdilik bölgenin coğrafik durumunun açılışa izin vermediğini, mevcut yolun uygun olmadığını ve dar olduğunu, yolun şimdiki durumuyla geçit açılırsa trafik akışının çok tehlikeli olacağını da belirtti.

"Yeşilırmak sınır kapısının açılması olanaklarını ret mi ediyorsunuz sorusuna" ise Talat, bunu ret etmediğini, bunu incelemedikleri için sadece bu aşamada kabul etmediklerini söyledi.

Talat sözlerinin devamında ise, şu anda Ledra Caddesi'nin açılmasını beklediklerini ifade ederek, "Önce bunun ilerlemesini bekleyelim, daha sonra diğerlerine bakalım" şeklinde konuştu.

Talat ayrıca, geçitlerin açılmasına değil de Kıbrıs sorunun çözüm çabalarına yoğunlaşılması gerektiğini de belirtti.

KIBRIS 26/03/07

Lokmacı'nın açılmasına ilişkin askeri diyalog

Politis, edindiği bilgilere dayanarak şunları kaydetti:

"Yapılan ilk görüşmeler olumlu havada gerçekleşti ve birbirine zıt öngörülere rağmen, aşılamaz engeller ortaya çıkmadı. Sahte devlet çevreleri bu diyalogun yakında olumlu kararlara varacağı konusunda iyimserlik belirtiyor. BM diyalogun sonucuna ilişkin yorum yapmadan, Ledra Caddesi'nin açılmasının ileri götürülmesi için gerekli bütün çalışmaları yapmaya hazır olduğunu belirtiyor. Hesaplamalara göre konuyla ilgili bir anlaşmaya varıldığı andan itibaren ihalelere çıkılması ve AB'nin finanse edeceği çalışmalar için sözleşmelerin yapılması amacıyla en az bir aylık bir süre gerekecek. Bölgedeki harabe binaların yıkılması ve tamirinin ise 6 haftalık bir sürede tamamlanacağı hesaplanıyor."

KIBRIS 26/03/07

 

Gül'den Merkel'e tepki...

      Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a Napolyon’un Osmanlılara yenmesini gösteren bir kupa hediye etmesine tepki gösterdi: “Geçmişle uğraşmak Avrupa Birliği’nin vizyonuna yakışmaz." Türkiye’yi ziyaret eden İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir araya geldi. Yaklaşık iki saatlik görüşmenin ardından iki bakan ortak bir basın toplantısı düzenledi. Dışişleri Bakanı Gül, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a, üzerinde Napolyon’un Mısır’da Osmanlı’yı yenmesini gösteren bir figür bulunan bir bira kupası hediye etmesinin hatırlatılması üzerine Alman Başbakana isim vermeden tepki gösterdi.
      Avrupa Birliği’nin geçmişten ziyade gelecekle ilgilenmesi gerektiğini söyleyen Gül, “Gelecek vizyonu varsa gelecekle ilgilenmesi gerekir. Geçmişle uğraşmak Avrupa Birliği’nin vizyonuna da pek yakışmazö diye konuştu.
     
     TÜRKİYE İRAN’DAKİ İNGİLİZ ASKERLERİ İÇİN DEVREDE
      Gül, İran karasularına girdikleri gerekçesiyle Tahran tarafından tutuklanan İngiliz askerleriyle ilgili olarak da “Körfezde maalesef cereyan eden bu olayın kısa süre içinde barışçı bir biçimde bitmesi için Türkiye olarak biz de bir gayret içindeyiz. Bununla ilgili İranlı komşularımızla temas halindeyiz. Ümit ediyoruz ki kısa bir süre içinde tatlı bir şekilde bu iş sonuçlanırö dedi.
      Dışişleri Bakanı Gül’ün, dün Irak’a Komşu Ülkeler Toplantısı hakkında konuşmak üzere İran Dışişleri Bakanı Manuşer Muttaki’yi aradığı, bu sırada İran’da tutulan İngiliz askerleri konusunda da konuştukları öğrenildi.
     
     BECKETT: “İNGİLİZ ASKERLER IRAK KARASULARINDAYDI"
      İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ise İran Hükümeti’nin kendilerine, İngiliz askerlerinin nerede tutulduğunu söylemediğini belirterek, ısrarla askerlerin tutuklandıkları sırada Irak karasularında olduğunu kaydetti.
      İranlı yetkililerin, askerlerin durumun iyi olduğu açıklamasında bulunduğunu da hatırlatan Beckett, eğer askerlerin durumu gerçekten iyiyse, İngiliz Büyükelçilik görevlilerinin kendileriyle temas kurmaması için herhangi bir engel göremediğini de sözlerine ekledi. Beckett, probleme en kısa zamanda yapıcı ve barışçıl bir çözüm bulunmasından yana olduklarını söyledi.
     
     “TÜRKİYE’NİN EN GÜÇLÜ DESTEKÇİSİ OLACAĞIZ"
      İngiltere-Türkiye ilişkilerine de değinen Margaret Beckett, her yıl çok sayıda İngiliz vatandaşının Türkiye’ye geldiğini, üstelik Türkiye’ye gelmekle kalmayıp buradan emlak aldığını ifade etti. Beckett, İngiliz turistlerin Türkiye’de son derece sıcak ilgi ve yakın ilişkileri gördüklerini kaydetti.
      İki ülke arasındaki yakın ilişkiler nedeniyle her zaman özellikle de kendi AB Dönem Başkanlıkların sırasında Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerin başlamasını desteklediklerini ifade eden Beckett, “Bu desteğe devam edeceğiz. Bu konuda sizin en güçlü destekçiniz, müttefikiniz olacağız" dedi.
      Beckett, KKTC’ye doğrudan uçuşlarla ilgili incelemelerini de sürdüklerini ancak şu ana kadar ellerindeki verilere göre bu uçuşların gerçekleşmesi önünde hukuki açıdan ciddi engeller olduğunu söyledi.

ANKA

MILLIYET 27/03/07

Dünyanın en kritik rehine krizinde Ankara devrede

27 Mart 2007

 

A.A.

         

 

Dünyanın en kritik rehine krizinde Ankara devrede.

 

 

Dünyanın en kritik rehine pazarlığında Türkiye devrede. ABD 6 İranlı diplomatı, İran da misilleme olarak 15 İngiliz askerini rehin tutuyor. Kuzey Irak'taki Erbil kentinde İran hükümetine bağlı bir ofiste çalışırken tutuklanan 5 İranlı diplomat 11 Ocak'tan beri ABD'nin elinde.

İngiliz askerleri ise geçen cumadan beri İran'ın elinde ve bırakılmaları için tüm diplomatik kanallar denenmeye başlandı. İngiltere'nin ilk kadın Dışişleri Bakanı Margaret Beckett, Türkiye'ye gelmeden önce Türk meslektaşı Abdullah Gül, İranlı Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki ile telefon görüşmesi yaptı ve İngilizleri sordu.
Gül, "Konunun İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ile yapacağı görüşmede de değerlendirileceğini" belirterek, "Sorunun barışçıl şekilde çözülmesi için yardımcı olunması gerektiğini, Türkiye'nin de bu yönde elinden geleni yapmaya hazır olduğunu" ifade etti.
Konu bugün Gül-Beckett görüşmesinde de ele alınırken, Beckett'in, "Türkiye'nin bölge ülkesi olduğunu, bu çerçevede sorunun çözümü için oynayabileceği bir rol varsa bundan memnuniyet duyacaklarını" ilettiği öğrenildi. Gül, İran'da bulunan İngiliz esirlerin sağlıklarının iyi olduğunu Beckett'a aktardı.

Görüşmenin ardından basının karşısına çıkan İngiliz ve Türk Dışişleri Bakanları, esirlerin durumuna da değindi. İngiliz Bakan Beckett, İran tarafından gözaltına alınan İngiliz askerlerin sağlık durumlarının iyi olduğunu ve meselenin sorunsuz ve barışçı şekilde hallolmasını istediklerini kaydetti.

Körfez'de birkaç gün önce rehin alınan İngiliz askerlerin durumuyla ilgili olarak, İran hükümetinin daha önce kendilerine özel olarak söylediklerini kamuoyuna da aktardığını belirten Beckett, "Gözaltına alınanların hepsinin sağlık durumları iyi ve şu anda iyi durumdalar" dedi.

Bu haberi almanın kendilerini çok memnun ettiğini kaydeden İngiliz bakan, bununla birlikte askerlerin en kısa zamanda İngiltere'ye iade edilmesini de istediklerini kaydetti.

Beckett, askerlerin İngiltere'nin İran'daki temsilcileriyle görüştürülmesini talep ettiklerini de ifade ederek, "Bulundukları şartlar uygunsa, onlarla temas kurabilmeyi, hükümetlerinin ve ailelerinin onların yanında olduğunu gösterebilmeyi istiyoruz" diye konuştu.

"CASUSLUKLA SUÇLANAMAZLAR"

"Bu meselenin sorunsuz ve barışçı şekilde hallolduğunu görmek istiyoruz, umarım olur" diyen Beckett'e, "İngiliz askerlerinin neyle suçlanacağını bilip bilmediği" de soruldu. Şu ana kadar İran hükümeti tarafından askerlerin nerede tutulduğuna ilişkin kendilerine bilgi verilmediğini ifade eden Beckett, "askerlerin orada bulunmalarının nedeninin, Irak'ta kaçakçılık konusunda oranın hükümetine destek vermek olduğunu" belirterek, "O yüzden casusluk iddiasının mümkün olmayacağını düşünüyorum" dedi.

Beckett'e, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, bu konuyla ilgili olarak "diplomatik çabaların sonuç vermemesi durumunda İngiltere'nin başka yollara başvuracağı" yönündeki açıklaması da hatırlatıldı.

Bu konuda İran ile ilişkileri son derece hassas tutmaya çalıştıklarını kaydeden Beckett, "Ancak maalesef bu yaptıklarımız, gözaltına alınan askerlerin aleyhine işledi. Her zamanki gibi yapıcı bir sonuç peşindeyiz. İran ile herkesin çıkarına olacak yapıcı ve barışçı bir çözüm aranması taraftarıyız" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Gül, aynı konuya ilişkin bir soru üzerine, "Körfez'de maalesef cereyan eden bu olayın kısa süre içerisinde barışçı şekilde bitmesi için Türkiye olarak biz de büyük gayret içerisindeyiz" dedi.
Konuyla ilgili olarak İran ile temas halinde olduklarını ifade eden Gül, "Ümit ediyorum ki kısa süre içerisinde tatlı bir şekilde bu iş sonuçlanır" diye konuştu.

HURRIYET 27/03/07

Orgeneral Saygun AB ve ABD'ye mesaj verdi

27 Mart 2007

 

WASHINGTON (A.A)

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, Ermeni meselesi, PKK, Kıbrıs, Kerkük ve savunma işbirliği konularında AB ve ABD'ye mesaj verdi

Washington'daki ATC toplantısında konuşan Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, Ermeni meselesi, PKK, Kıbrıs, Kerkük ve savunma işbirliği konularında AB ve ABD'ye mesaj verdi.

TÜRKİYE'Yİ ELEŞTİRDİ ÖDÜL ALDI

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, Ermeni soykırımı iddialarının siyasi nitelik taşıdığını belirterek, adlarını vermeden, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile Nobelli Yazar Orhan Pamuk'u örnek gösterdi. Org. Saygun, "Bir siyasi parti lideri, Ermeni soykırımı iddiasını kabul etmediği için İsviçre'de yargılanıyor. 'Türkler, 1.5 milyon Ermeni ile 30 bin Kürdü öldürdü' dediğinizde ise ödül kazanıyorsunuz. Aradaki fark budur" diye konuştu.

LEYLA ZANA'YA TEPKİ

Orgeneral Saygun, Leyla Zana'nın sözlerinin hatırlatılması üzerine, "Bu beyanlar, Iraklı Kürtleri Türkiye'ye müdahale etmeye davet ediyor. Bunun ne anlama geldiği konusunda savcılarımız herhalde inceleme yapıyor. Çok ciddi ve tehlikeli beyanlar olduğunu düşünüyorum. Herhalde devlet gerekeni yapacaktır" diye konuştu.

Orgeneral Saygun, bu sözlerde Kürt kökenli vatandaşlara yapılan büyük bir haksızlığın da olduğunu kaydederek, "Bu beyanlarla bu vatandaşlarımızın hepsi terörist gibi gösterilmek isteniyor. Buna da sanırım tepkiyi bu vatandaşlarımız gösterecektir" dedi.

IRAK, PKK'YI TERÖRİST LİSTESİNE ALMADI

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Saygun, Irak'ın da PKK'yı resmen terör örgütü ilan etmediğini belirterek, "Yapılan açıklamada, bunun bazı ülkelerce terör örgütü ilan edildiği, Irak'ta teröristlerin barınmasına izin verilmeyeceği söyleniyor. Yani, 'PKK bir terör örgütüdür' demediler. Artı, Barzani'nin söylediklerini biliyorsunuz, 'Kürt devletine herkes alışmalıdır,' vesaire diye" ifadesini kullandı.

Orgeneral Saygun, bu açıklamasını Washington'da düzenlenen Amerikan Türk Konseyi (ATC) yıllık toplantılarında yaptı. Orgeneral Ergin Saygun, “Bazıları, terörizmin 11 Eylül ile başladığını düşünüyor. Öyle değil. Terörizm, çok önce başladı” dedi. Saygun, Ermeni terör örgütü Asala'nın eylemlerine karşı önlem alınması için yıllar önce NATO'nun ikna edilmesine çalıştıklarını anlatırken, o dönemde bu konunun NATO tarafından ”siyasal sorun” olarak nitelendirildiğini ve “bu sorun NATO'nun sorunu değil” denildiğini hatırlattı.

Saygun, 11 Eylül saldırılarından tüm dünyaya mesajlar çıktığını bildirdi ve ”Teröre karşı kimse dokunulmaz değil” diye konuştu. Terörün, bir süper gücü de, yoksul bir devleti de vurabileceğini belirten Saygun, 11 Eylül ile birlikte, teröristlerin kullandığı teknoloji düzeyinin geldiği boyutun da görüldüğünü, nerede ne zaman terörün vuracağının bilinmemesinin, terörle mücadelede manevra yeteneğini zorlaştırdığını kaydetti.

“Dünya, 11 Eylül'den bu mesajları aldı. Bizim mesajımız PKK ile ilgili” diyen Saygun, “Marksist-Leninist” olarak nitelediği terör örgütü PKK'nın, dini de eylemlerine alet ettiğini söyledi.

PKK terörünü resimlerle sergiyelen Saygun, yalnızca 2006 yılında PKK'nın 343 kişinin ölmesi veya yaralanmasından sorumlu olduğunu, bunun yanısıra köprüleri, iletişim merkezlerini ve benzer hizmetleri hedef aldığını hatırlattı.

Teröre karşı BM Güvenlik Konseyi'nin, NATO'nun ve Avrupa Birliği'nin kabul etmiş olduğu belgelere ilişkin örnekler veren Saygun, buna karşın PKK'ya karşı pekçok ülkenin, çok düşük düzeyde önlem aldığına işaret etti ve “Belgeleri kabul edebilirsiniz ama önemli olan uygulama” dedi. Saygun, Avrupa Parlamentosu'nda PKK'lı katılımcıların yer aldığı bir toplantının resmini de gösterdi.

PKK'nın, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ve kara para aklama gibi faaliyetlerinin yanısıra, Avrupa temelli Roj TV gibi kanallar aracılığıyla propagandasını sürdürdüğünü belirten Saygun, PKK'nın ana üssünün Kandil dağı olduğunu ve Irak'ta 3 bin 500 PKK militanının bulunduğunu anlattı.

PKK'nın Kuzey Irak'ta kendisine güvenli barınma olanağı bulduğunu, lojistik ve silah ihtiyaçlarının karşılandığını dile getiren Saygun, Kuzey Irak'ta futbol oynayan PKK üyelerinin resimlerini gösterdi. Saygun, PKK militanlarının kendilerini güvende hissettiğini ve gazetecilere röportajlar verdiğini hatırlattı.
    
IRAK İLE 75 KİLOMETRE ANLAŞMASI
    
Saygun, Türkiye'nin Irak ile sınır güvenliğine ilişkin sorunları çözüme kavuşturmak üzere 1926 yılında imzaladığı anlaşmaya dikkati çekti ve sınırın 75 kilometre içine girme olanağının bu anlaşmayla tanındığını anlattı.

Anlaşmanın tarafları olarak Irak ve Türkiye'nin, birbirinin güvenlik ve toprak bütünlüğünü güvence altına aldıklarını da hatırlatan Saygun, en son olarak 10 Mart'ta Bağdat'ta gerçekleştirilen Irak toplantısında koalisyon güçlerinin, terörizme karşı güvenlik önlemleri alınmasına ilişkin anlaşmayı kabul ettiğine işaret etti.
    
ERMENİ TASARISI
    
Ermeniler'in soykırım iddialarına da değinen Saygun, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, ABD Kongresi'ne sunulan sözde Ermeni soykırımı tasarısının kabul edilmesinin Türk-ABD ilişkilerine zarar vereceği yönündeki sözlerini hatırlattı.
Ermenistan'ın, Ağrı Dağı ve Akdamar kilisesinin bulunduğu Van kenti gibi bölgeleri kendi anayurdu olarak tanımladığına işaret eden Saygun, Türkiye'nin ise olumlu bir tavır içinde olduğunu vurguladı.
    
BÖLGESEL DEĞERLENDİRME
    
Irak'ta etnik şiddetin büyümesinin bölgede en büyük endişe kaynağı olduğunu anlatan Saygun, mezhep kavgasının tüm Ortadoğu'ya yayılması riskine işaret etti.

Saygun, kuzey Irak'taki Kürt grupların, Irak bayrağını veya Bağdat hükümetinin bir parçası olmayı reddettiklerini söyledi.

Irak'ta sorunların çözümü için, ülkenin siyasal birliğinin sağlanmasının önemine işaret eden Saygun, vatandaşlara ekonomik, güvenlik ve siyasal eşitlik sağlanması gerektiğini, petrol gelirleri yasasının geçmesi gerektiğini, ”Peşmerge dahil tüm milis gruplarının” silahlarının ellerinden alınıp, bu grupların dağıtılması gerektiğini söyledi.

Kerkük'ün demografik yapısının Kürt grupların lehine değiştirildiğini dile getiren Saygun, bu yıl sonuna dek yapılması öngörülen referanduma değinerek, “Bu durumda referandum yapılması adil olmayacaktır” dedi.
    
İRAN
    
İran'ın nükleer arayışına da değinen Saygun, “Bir çözüme ulaşılacağını umuyoruz” diye konuştu ve tüm diplomatik çabaların desteklendiğini vurgularken, Ortadoğu halkının, nükleer silahlardan arındırılmış bir ortamda yaşamayı hakettiğini bildirdi.
    
KIBRIS

Son dönemde Güney Kıbrıs'ın, Türkiye'yi, Kıbrıs topraklarını işgal etmekle suçladığını belirten Saygun, Ada'nın, 2 halkının da birarada yaşadığı “Kıbrıs Cumhuriyeti'ne” Türkiye'nin son vermediğini, Yunanistan tarafından desteklenen bir askeri darbenin neden olduğunu anlattı.

Ada'da Türk soydaşlara uygulanan şiddeti resimleriyle gösteren Saygun, Kıbrıs sorununa adil bir çözüm bulununcaya dek Türk askerinin Ada'dan çekilmeyeceğini bildirdi.

Saygun, Güney Kıbrıs'ın askeri harcamalarının arttığına işaret etti ve özellikle de AB üyesi olduktan sonra bu harcamaların çok arttığını kaydetti. Saygun, Kıbrıs'ta 1988'den beri ABD kaynaklı silahların kullanıldığının görüldüğüne de dikkati çekti.

Savunma sanayii konusunda Türkiye'nin ABD ile “pazar” olma yerine ortaklık aradığına işaret eden Saygun, Türk-ABD ilişkilerinde iniş çıkışlar olabildiğini, ancak Türkiye ile ABD'nin birbirleri için önemli müttefikler olduğunu söyledi ve ”Biz ne yapıyorsak, Atatürk'ün (yurtta barış, dünyada barış) felfesefi çerçevesinde yapıyoruz” dedi.
     
GIAMBASTIANI
    
ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Edmund Giambastiani de konuşmasında, ”İlişkilerde güven inşa etmek kilit önemde” diye konuştu.

Türkiye ve ABD'nin savunma ortaklığına işaret eden ve 2 ülkenin, ilişkilerin diğer boyutları için de sağlam temel hazırlayan uzun dönemli askeri ilişkileri bulunduğunu vurgulayan Giambastiani, “Tüm zorluklara karşın bu ilişkiler yerinde kaldı” dedi.

2 ülkenin savunma ilişkilerinin dinamik ve somut sonuçlar ürettiğini belirten Giambastiani, Türkiye ve ABD'nin PKK'ya karşı birlikte çalıştıklarını kaydetti. PKK gibi sorunların ortadan kaldırılması konusunda iyimser olduğunu ifade eden Giambastiani, Türk-ABD ilişkilerinin güçlü olmayı sürdürdüğünü bildirdi.

HURRIYET 27/03/07

Papadopulos'tan Blair'e: Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün dayanağı yok

Berlin'de Roma Antlaşması'nın imzalanmasının 50. yılı çerçevesinde bir araya gelen gayri resmi liderler zirvesinde Blair ile görüşen Papadopoulos, görüşmenin çok yararlı ve yapıcı olduğunu söyledi.

Görüşme sonrası bir basın toplantısı düzenleyen Güney Kıbrıs Lideri Papadopoulos, toplantıda Türkiye-AB ilişkileri ve doğrudan ticaret tüzüğüne ilişkin açıklamalarda bulundu.

Papadopoulos ayrıca, İngiltere ile olan ilişkilerinde yeni bir sürece girdiklerini belirterek, bu çerçevede gerek ikili düzeyde gerek AB düzeyinde bu ülke olan ilişkilerinde sorunları onarıcı bir yöntem izleyeceklerini ifade etti.

Tassos Papadopoulos doğrudan ticaret tüzüğü ile ilgili olarak da, bunun yasal bir dayanağı olmadığını kaydetti.

Papadopoulos,Blair'e doğrudan ticaret tüzüğü konusunun 24 Nisan 2004'de AB Bakanlar Konseyi'nce alınan kararla aynı derecede paralellik göstermediğini anlattığını belirtti. Papadopoulos, doğrudan ticaret tüzüğünün AB tarafından ortaya konulan hedeflere ulaşmak açısından hatalı hükümler barındırdığını da savundu.

Türkiye-AB ilişkilerine değinen Tassos Papadopoulos, aralık ayında AB Liderler Zirvesi'nde alınan karar uyarınca kapatılan 8 başlığın şu aşamada açılamayacağını ifade ederek, bu başlıkların akıbetinin AB Müktesebatına göre belirleneceğini vurguladı. Güney Kıbrıs Lideri ayrıca, Türkiye'nin halen Güney Kıbrıs'ın uluslararası örgütlere üyeliğini veto etmeye devam ettiğine dikkati çekerek, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda olumsuz tutumlarına devam ettiğini bildirdi.

KIBRIS 27/03/07

İnsan Hakları Vakfı, kayıplar konusunda bilgilendirme toplantısı düzenliyor

Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk'in açıklamasına göre, YDÜ Merkez Kütüphanesi Salon 1'de, saat 19.00'da başlayacak etkinlikte, Kayıp Şahıslar Komitesi'nin projesi ve çalışmaları hakkında, kayıp şahıs yakınlarına ve konu ile ilgilenen tüm halka, detaylı ve doğrudan bilgi verilecek.

Vakfın kuruluşundan beri, amaçları ve hedefleri doğrultusunda insan haklarını yakından ilgilendiren kayıp şahıslarla ilgili çalışmalar yaptığını anımsatan Erk, bu etkinlikler kapsamında gerçekleştirilecek toplantıda, Kayıp Şahıslar Komitesi Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük ve Kayıp Şahıslar Komitesi Kıbrıslı Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz'in, Kayıplar Komitesi'nin projesi, çalışmaları ve gelecekteki programı hakkında gerçekleştirecekleri sunumun ardından, katılımcılara konu ile ilgili soru sorma imkânı sağlanacağını belirtti.

KIBRIS 27/03/07

Bazı Türk ve Rum siyasi partilerin "Yeniden yakınlaşma" etkinlikleri başlıyor

KKTC'den CTP, BDH, TKP, BKP, KSP, Güney Kıbrıs'tan AKEL, DİSİ, DİKO, EDEK, Yeşiller, EDİ ve ADİK'in ortak olarak düzenleyeceği etkinlikler bu akşam Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Mağusa Kapısı'nda saat 19.00'da partilerden 5'er temsilcisi ve eşlerinin katılacağı bir resepsiyonla başlayacak.

Benzer bir resepsiyon 21 Mayıs'ta aynı saatte Büyük Han'da tekrarlanacak.

Ledra Palace'ta daha önce açıklanan programa göre 14 Nisan'da saat 15.00'te Türk-Rum parti liderlerinin karışık olarak yapacakları futbol maçı, Çetinkaya'da halı sahada yer alacak.

18 Nisan'da KKTC'den öğrenciler Rum AKEL partisini, 25 Nisan'da Rum öğrenciler CTP'yi ziyaret edecek. Bu tür öğrenci ziyaretleri daha sonraki günlerde devam edecek.

4 Mayıs'ta Hala Sultan Tekkesi'ne, 11 Mayıs'ta da St. Barnabas Manastırı'na karşılıklı ziyaretler yapılacak.

9 Haziran saat 19.00'da Ledra Palace'ta gençlik etkinliği ve müzik topluluklarının dinletileri yer alacak.

Eylül 2007'de Türk ve Rum siyasi parti liderleri iki taraftaki özel hastaneleri, Ekim 2007'de ise özel okulları karşılıklı olarak ziyaret edecekler.

Bu arada Rum Haravgi gazetesi, EDON Limasol şubesinin, yeniden yakınlaşma etkinlikleri çerçevesinde, 13 Nisan'da "Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların Bugünkü İlişkileri ve Kıbrıs Sorunun Çözüm Perspektifi" konulu bir etkinlik düzenleyeceğini belirtti.

Etkinliğin, "Mesa Yitonya Kültür Merkezi'nde" düzenleneceğini bildiren gazete Birleşik Kıbrıs Partisi Başkanı İzzet İzcan ile AKEL Merkez Komitesi Yeniden Yakınlaşma Sorumlusu Stefanos Stefanu'nun etkinliğe konuşmacı olarak katılacağını da belirtti.

Gazete bir başka haberinde ise EDON Larnaka ve "Mağusa" şubelerinin 1 Nisan'da, "Aynı Gökyüzü Altında" sloganı altında, iki toplumlu futbol turnuvası organize edeceğini yazdı.

Habere göre turnuva Larnaka Livadya'da bulunan "L.F.C" Stadyumu'nda gerçekleştirilecek.

KIBRIS 27/03/07

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş: Kıbrıs elden gidiyor

Denktaş, Karabük Teknik Eğitim Fakültesi Salonu'nda düzenlenen "Yeni Dünya Düzeninde Türkiye ve KKTC" konulu konferansta yaptığı konuşmada, uğrunda can ve kan verilmiş KKTC'de yaşayan Türklerin sözlerine kulak verilmesi gerektiğini söyledi.

Kıbrıs uğruna 50-60 yıllarını mücadeleye verdiklerini, bunu da helal ettiklerini anlatan Denktaş, şöyle konuştu:

"Şehitlerimiz canlarını verdi, onları da helal ediyoruz. Nice zorluklarla barış harekâtıyla kurtulduk. Ancak, dış güçler KKTC üzerinde oyunlar oynayarak, savaşla alamadıklarını masa başında elde etmeye çalışıyorlar. Rumlar, meşru Kıbrıs hükümeti unvanını elinde tuttuğu sürece uzlaşma olamayacaktır. (Kıbrıs milli davadır, asla taviz vermeyeceğiz) yönündeki bazı açıklamaları yetersiz buluyoruz. AB, (Kıbrıs üyemiz olmuştur, yasal hakları var, çiğneyemeyiz) diyor. Türkiye'nin yasal haklarını çiğneyen, insan haklarını yok eden ve toplu mezarlar yaratan terörist Rum'u meşru Kıbrıs hükümeti addetmekten kaçınmayan AB, Rum'un yasal haklarını koruyormuş. Birçok meselede haklı çıktım. Kıbrıs elden gidiyor, İnşallah bunda haklı çıkmam."

KIBRIS 27/03/07

 

Erçakıca: Masaya yeni bir öneri koyabiliriz

Erçakıca, raydan çıkan süreci rayına oturtmak için metod aradıklarını belirtti.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca BRT'de katıldığı Sabah Haber programında, 8 Temmuz sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu...

Kıbrıs Türk tarafının, 8 Temmuz süreci ile ilgili tutumunun ne olacağı konusunda değerlendirmelerin sürdüğünü kaydeden Erçakıca, Cumhurbaşkanı'nın bu konuda hükümetle, muhalefetle, Ankara'yla, yabancı büyükelçi ve diplomatlarla temaslar yaptığını söyledi...

Erçakıca, 8 Temmuz sürecinin maksadına uygun devam etmesi gerektiğine dikkat çekerek, kapsamlı çözüme hazırlık olan sürecin ucunun açık olmamasının önemine değindi.

"Bu süreç Kıbrıs sorununun çözümünde engele dönüşecekse, bir oyalama ise buna ihtiyacımız yok" diyen Hasan Erçakıca, raydan çıkan süreci rayına oturtmak için metot aradıklarını belirtti.

Yapılacak değerlendirmelerin ardından masaya yeni bir öneri konulabileceğini ifade eden Erçakıca, "Bütünlüklü yaklaşımla masaya bir şey getirebiliriz" dedi.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü engellemeye yönelik manipülatif atağının sonuç getirmeyeceğini de söyleyen Erçakıca, Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusundaki çalışmaları titizlikle yürüttüğünü söyledi.

Lokmacı kapısının açılması konusunda Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, Rum Milli Muhafız Ordusu ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü yetkilileri arasında görüşmelerin sürdüğüne de işaret eden Erçakıca, görüşmelerle ilgili şu ana kadar kendilerine olumsuz herhangi bir gelişmenin iletilmediğini belirtti.

Erçakıca, görüşmelerde yaşanan tartışmaların mevziler değil, ara bölgedeki yıpranmış binaları kimin tamir edeceği konusu olduğuna da dikkat çekti.

KIBRIS 27/03/07

"Planları Atina desteğiyle reddettik"


28 Mart, 2007 15:24:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununa çözüm için hazırlanan bütün planları Yunanistan'ın desteğiyle reddettiklerini söyledi.

Papadopulos, Güney Kıbrıs'ta bulunan Atina Üniversitesi Felsefe Bölümü ve Palermo Üniversitesi Çağdaş Yunanca Kürsüsü öğretim üyeleri ve öğrencilerini kabulünde yaptığı konuşmada, ''Kıbrıs'a dayatılmaya çalışılan bütün planlara karşı durmayı Yunanistan'ın desteğiyle başardık'' dedi.
 
Tasos Papadopulos, ''Bütün gücümüzle, Kıbrıs sorununa işleyebilir, yaşayabilir ve adil bir çözüm bulabilmenin yollarını açmaya çalışıyoruz. Bu yolları tek başımıza ve elbette Yunanistan'ın bizlere şevkle verdiği destek olmadan yürüyemeyiz'' diye konuştu. 
 
"İki devlet istemiyoruz"
 
''Kıbrıslı Türklerin kastettiği gibi, Kıbrıs'ta iki ayrı devletin olacağı bir çözüm istemediklerini'' belirten Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin politikalarının Ankara tarafından yönlendirildiğini savundu.
 
''Kıbrıslı Rumların, vatanın bölünmüşlüğünü sağlamlaştıracak her öneriye karşı çıkacak cesarete sahip olduğunu'' kaydeden Papadopulos, ''Kıbrıslı Rumlar güçsüz olabilirler, Atina cuntasının işbirliğiyle ve Türk askerinin 'istilasıyla' yılgınlığa düşmüş olabilirler, ancak ne ahlaken, ne manen, ne de pratikte yorgun değildirler'' ifadesini kullandı.
 
Papadopulos, Kıbrıs'ta ''iki devlet için alan olmadığını'' savunarak, ''Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türkler tarafından bütün yapılanlar Ankara'nın mührünü taşıyor. Kıbrıslı Türklerin bütün kararları, bütün faaliyetleri, bütün taktikleri aslında Ankara tarafından dayatılıyor ve yönlendiriliyor. Uzun zamandır Kıbrıslı Türkler Kıbrıs'ta ayrı ve eşit bir devlet kurmaya çalıştılar. Kıbrıs, bölünmek için çok küçüktür ve iki devlet yaratılması için ne pratik, ne hukuki, ne de ahlaki alan vardır. Ne vatanımızın dar şeridinde, ne milli vicdanımızda ayrılıkçı eğilimlerin sağlamlaşmasını kabul etmemiz mümkün değildir, taksimi kabul etmemiz mümkün olabilir mi'' diye konuştu.

Rumlar diplomasi atağı başlattı

Kıbrıs Rum yönetimi, başta doğrudan ticaret tüzüğü olmak üzere Kıbrıs’la ilgili gelişmeler konusunda Avrupa Birliği ülkelerini bilgilendirmek amacıyla diplomasi atağı başlattı.

NTV

Güncelleme: 16:10 TSI 28 Mart 2007 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Açıklama, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas’tan geldi. Rum radyosunun haberine göre, Lillikas AB ortaklarına yönelik koordineli diplomasi atağı başlattıklarını, doğrudan ticaret tüzüğü konusunda dönem başkanı Almanya ile müzakerelerin devam ettiğini belirtti.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise, Kıbrıs sorununa çözüm için hazırlanan bütün planları Yunanistan’ın desteğiyle reddettiklerini belirtti.

“Helenizm metropolü ve ülke dışındaki Rumların desteğiyle, dayatılmaya çalışılan bütün planlara karşı çıkmayı başardık” diyen Papadopulos, Kıbrıs’ta iki ayrı devletli bir çözüm istemediklerini belirtti. Rum lider, Kıbrıslı Türklerin politikalarının Ankara tarafından yönlendirildiğini savundu.

FIA'dan Türkiye'ye müjde...

      Uluslararası Otomobil Sporları Federasyonu (FIA), geçtiğimiz yıl İstanbul’da gerçekleştirilen Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix’sinin ödül töreninde, podyum serenomisine ilişkin olarak Türkiye’ye verdiği 5 milyon dolarlık para cezasının 2,5 milyon dolarlık bölümünü iptal etti.
      Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) Başkanı Mümtaz Tahincioğlu, FIA’nın bugün Fransa’nın başkenti Paris’te yaptığı Dünya Motor Konseyi toplantısında, Türkiye’ye verilen para cezasının 2,5 milyon dolarlık bölümünü iptal ettiğini söyledi.
      Toplantı için Paris’te bulunan Tahincioğlu, AA muhabirine telefonla yaptığı açıklamada, konseye cezanın iptali konusunda talep yapıldığını belirterek, "Bu karar da onaylandı. Karar çabuk çıktı. Daha önce Motor Sporları ve Organizasyon A.Ş, cezanın 2,5 milyon dolarlık bölümünü ödemişti. Kalan 2,5 milyon dolarlık bölüm de iptal edildi" diye konuştu.
     

MILLIYET 28/03/07

 

Rum şirket Türkiye'de altın arıyor

28 Mart 2007

 

A.A.

 

Rum şirket Türkiye'de altın arıyorRum Simerini gazetesi, Kıbrıs Rum kesiminde kayıtlı ve merkezi güney Lefkoşa olan Emed Mining şirketinin, bakır ve altın başta olmak üzere Türkiye genelinde maden arayan İstanbul'da kayıtlı Kefi Minerals şirketinin yüzde 39 hissedarı olduğunu bildirdi.

Emed Mining Kalkınma Müdürü Dimitris Konstantinidis, Simerini gazetesine yaptığı açıklamada, şu ana kadar şirketin Türkiye Madencilik Dairesinden, 15'i Artvin bölgesi ve 4'ü de Gümüşhane'de olmak üzere arama izni aldığını, aramaların altın madeni saptama üzerinde yoğunlaştığını” söyledi.

Konstantinidis bu arada, Kefi Minerals şirketine Rumların da EMED Mining aracılığıyla katıldığının anlaşılmasının rakip şirketleri rahatsız ettiğini iddia ederken, Türkiye'deki hukukçuların, “şirketin çıkarlarını güvence altına almak için teyakkuz durumunda bulunduklarını” söyledi.

Gazetede yer alan bilgilere göre, Güney Kıbrıs'ta kayıtlı Emed Mining şirketi, merkezi Güney Kıbrıs olmak üzere 2003 yılında kuruldu. O zamanlar Gürcistan, Slovakya, Güney Kıbrıs ve Türkiye'de faaliyet gösterdi. Avustralyalı iş adamları tarafından kurulan şirket hisselerinin ezici çoğunluğuna da Avustralyalı iş adamları sahip.

HURRIYET 28/03/07

 

Tasos: Kıbrıs'ta çözümü Atina'nın desteğiyle reddettik

28 Mart 2007

 

LEFKOŞA (A.A)

 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununa çözüm için hazırlanan bütün planları Yunanistan'ın desteğiyle reddettiklerini söyledi.

Rum basınının haberlerine göre Papadopulos, Güney Kıbrıs'ta bulunan Atina Üniversitesi Felsefe Bölümü ve Palermo Üniversitesi Çağdaş Yunanca Kürsüsü öğretim üyeleri ve öğrencilerini kabulünde yaptığı konuşmada, “Kıbrıs'a dayatılmaya çalışılan bütün planlara karşı durmayı Yunanistan'ın desteğiyle başardık” dedi.

“Elenizm metropolünün ve dış Rumların desteğiyle, Kıbrıs'a dayatılmaya çalışılan bütün planlara karşı çıkmayı başardıklarını” söyleyen Papadopulos, ”Bütün gücümüzle, Kıbrıs sorununa işleyebilir, yaşayabilir ve adil bir çözüm bulabilmenin yollarını açmaya çalışıyoruz. Bu yolları tek başımıza ve elbette Yunanistan'ın bizlere şevkle verdiği destek olmadan yürüyemeyiz” dedi.

-“TÜRKLERİN KASTETTİĞİ ÇÖZÜMÜ İSTEMİYORUZ”-

“Kıbrıslı Türklerin kastettiği gibi, Kıbrıs'ta iki ayrı devletin olacağı bir çözüm istemediklerini” belirten Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin politikalarının Ankara tarafından yönlendirildiğini savundu. ”Kıbrıslı Rumların, vatanın bölünmüşlüğünü sağlamlaştıracak her öneriye karşı çıkacak cesarete sahip olduğunu” kaydeden Papadopulos, şöyle devam etti:

“Kendilerini, Kıbrıs'ta Elenizmin son nesli olma korkunç ayrıcalığına sürükleyeceğine inandıkları önerileri reddedecek cesarete de sahiptirler. Kıbrıslı Rumlar bunu asla kabul etmeyecekler. Kıbrıslı Rumlar güçsüz olabilirler, Atina cuntasının işbirliğiyle ve Türk askerinin 'istilasıyla' yılgınlığa düşmüş olabilirler, ancak ne ahlaken, ne manen, ne de pratikte yorgun değildirler.”

Papadopulos, Kıbrıs'ta “iki devlet için alan olmadığını” savunarak, şöyle devam etti:

“Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türkler tarafından bütün yapılanlar Ankara'nın mührünü taşıyor. Kıbrıslı Türklerin bütün kararları, bütün faaliyetleri, bütün taktikleri aslında Ankara tarafından dayatılıyor ve yönlendiriliyor. Uzun zamandır Kıbrıslı Türkler Kıbrıs'ta ayrı ve eşit bir devlet kurmaya çalıştılar. Kıbrıs, bölünmek için çok küçüktür ve iki devlet yaratılması için ne pratik, ne hukuki, ne de ahlaki alan vardır. Ne vatanımızın dar şeridinde, ne milli vicdanımızda ayrılıkçı eğilimlerin sağlamlaşmasını kabul etmemiz mümkün değildir, taksimi kabul etmemiz mümkün olabilir mi.”

HURRIYET 28/03/07

 

AB'nin ayıbı ve Kıbrıs

Murat Yetkin

Türkiye'nin 50. yıldönümü için davet edilmemesi terbiyesizlikti. Tehditlerle Kıbrıs'ta teslimiyet beklenmemeli

28/03/2007 RADIKAL

Önceki akşam Yunanistan milli bayramı davetinde bazı AB diplomatlarının sorularına muhatap olmasaydım, bu yazıyı yazmayabilirdim. Ama artık farz oldu.
Avrupalı diplomatlar, kimi iyi niyetle, kimiyse müstehzi bir ifadeyle Türkiye'nin hafta sonu Almanya'da yapılan Avrupa Birliği'nin 50'nci yıldönümü kutlamalarına davet edilmemesini nasıl karşıladığımızı, ne düşündüğümüzü merak ediyorlardı. "Bunu siyasi bir adım olarak görüp, tepki üretmeyi reddediyorum" diye yanıt verdim; "Bu davranışı tanımlayacak tek kelimem var: Kabalık".
Türkiye'ye yapılan, ayıptır. Türkiye'nin aday üye olduğu için, diğer aday üyeler Hırvatistan ve Makedonya ile birlikte davetin dışında tutulduğu gerekçesini, kültürel zenofobiye (yabancı düşmanlığına), kültürel ayrımcılığa bulunmuş bir kılıf ve insan aklıyla, zekâsıyla alay etme girişimi olarak görüyorum. Bu girişimi terbiyesizce buluyorum.
Bu girişimin arkasında, çok tehlikeli bir eğilim olarak gördüğüm kültürel ayrımcılığın, şimdi Avrupa sağı tarafından yeniden üretilişini, mahcup sahiplenilişini buluyorum. Daha önce Avrupa'da faşizmin ve Nazizmin zemin bulmasına neden olan kültürel ayrımcılık, şimdi 50 yıl sonra ne yazık ki, modern çağın en başarılı barış ve kalkınma projesini başlatan Fransız ve Alman siyasetçiler tarafından siyasetlerine temel harcı yapılıyor. Türkiye bu siyasetin ötekisi' olarak dışlanmak isteniyor, Avrupa'nın yeni Yahudileri yerine konulmak isteniyor.

Türkiye'yi bu toplantıya davet etmemenin kendisini dışlanmış ve küçümsenmiş hissetmesine yol açması ve trenden inmesiyle sonuçlanması amaçlandıysa eğer, bu haraketin ancak ona başvuranı küçük göstereceği bilinmeli.
AB Dönem Başkanı olarak evsahipliği yapan Şansölye Angela Merkel, evsahipliği tarihinde bunun yüz ağartıcı bir kayıt olarak anımsanmayacağını ileride daha iyi görecektir. Berlin konuşmasında kendisinin de ifade ettiği gibi, hiçbir şey aynı kalmaz. Alman halkının yüksek kültür birikimini değil, dönem dönem yaşadığı kötü alışkanlıklarının izi olarak görülebilecek bu tutum da değişecektir, toplumun yasaları değişeceğini söylüyor.
Almanya değil, ama şu anda iktidarın büyük ortağı olan Alman Hıristiyan Demokrat Parti ve onun lideri Merkel, Türkiye'yi salt Türkiye, Türkleri de salt Türk oldukları için dışlamaya çalışırken, kendi dönem başkanlığında dört müzakere başlığının açılacağını da ilan ediyor. Türk halkı bu tutumun da koalisyon ortağı Alman Sosyal Demokrat Parti'den ve Yeşiller'den kaynaklandığını bilmeli. Avrupa'da oy hakkına kavuşan Türkler de, Avrupa'da kimin kendine dost, kimin değil olduğunu görebilecek olgunluğa erişiyor neyse ki.
İşin siyasi yönünde, eğer Türkiye'yi kutlamalara davet etmeyerek Kıbrıs Rumlarını tanımamaları cezalandırılmak isteniyor ve bunun Ankara'nın silkinip "Hemen gereğini yapalım" demesiyle sonuçlanacağı bekleniyorsa, o zaman durum daha vahim demektir. Kabalığın yanı sıra bir de aymazlıktan söz etmek gerekebilir.

Türkiye'nin AB hedeflerine en çok destek olan İngiltere'nin dahi, dört müzakere başlığının açılması karşılığında Türkiye'nin Kıbrıs Rum cumhuriyetinin bazı uluslararası kuruluşlara üyeliğini onaylamasını beklediği görülüyor. Dün Ankara'da olan İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Backett'in (İran'ın esir aldığı askerlerini kurtarmanın yanı sıra) ilgilendiği noktalardan biri de buydu.
Türkiye'nin kritik bir seçim yılında olduğu 2007'de değil şimdiye dek Kıbrıs konusunda en açık siyaseti izleyen AK Parti, hiçbir hükmetin şu anda böyle bir adımı atamayacağının, buna başta kendi parti tabanından tepki yükseleceğinin farkında değiller. Türkiye'nin Kıbrıs'ta iyi çocuk rolünü oynayarak ne kazandığını halka anlatmakta zaten sıkıntısı olan Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün böyle bir adımla seçmen karşısına çıkmak istemeyeceklerinin farkında değiller.
AB diplomatları, aksi halde Kıbrıs Rumlarının belki de sonraki fasıllarda veto silahını kullanabileceklerini söylüyorlar. Bence bu artık bir tehdit bile değil. Bence Kıbrıs Rumları artık yasal hakları olan veto silahını kullanmaktan mahrum bırakılmamalı. Bırakın kullansınlar. Sonrasında ne olacağını hep birlikte görelim.

 

 

BM Barış Gücü, Lokmacı Kapısı konusunda GKK ile görüşüyor

Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) ile Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) arasında görüşmeler yapıldığı bildirildi.

Görüşmelerde, karşılıklı olarak askerin geri çekilmesi konusunun ise ele alınmadığı belirtildi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği basın brifinginde, gazetecilerin konuyla ilgili sorusuna verdiği yanıtta, BM Barış Gücü'nün, Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetleri Komutalığı ile görüşmelerde bulunduğunu söyledi. Erçakıca, BM Barış Gücü'nün aynı şekilde Rum Milli Muhafız Ordusu ile de paralel görüşmelerde bulunduğunun tahmin edildiğini belirtti.

Görüşmelerle ilgili olarak şu ana kadar kendilerine yansımış olumsuz bir gelişme olmadığını kaydeden Erçakıca, "Üzerinde durulan, ele alınan başlıca konu, eskiden var olan iki duvar arasında kalan ve bir kısmı Kıbrıs Türk tarafında, bir kısmı da ara bölgede bulunan bölgenin temizlenmesi ve metruk binaların tehlike arz etmeyecek şekilde sağlamlaştırılmasıdır" dedi.

Erçakıca, bir başka soruya karşılık verdiği yanıtta ise, görüşmelerde, karşılıklı olarak askerin geri çekilmesi konusunun ele alınmadığını vurguladı.

KIBRIS 28/03/07

 

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş: Kırmızı çizgilerimizi dünyaya duyurma zamanı gelmiştir

Türkiye KAMU-SEN Çankırı Şubesi'nin davetlisi olarak Çankırı'ya gelen Rauf Denktaş, Çankırı Valisi Ali Haydar Öner'i makamında ziyaret etti.

Denktaş, ziyarette yaptığı konuşmada, Kıbrıs halkının anavatanına bağlı olduğunu ve kimi basın kuruluşlarında yer alan asılsız haberlerin provokasyon olduğunu söyledi. Denktaş, "Herkes bilsin ki Kıbrıs Türkü'nün yüzde 90-95'i et ve tırnak gibi anavatanına bağlıdır, anavatanının yolundadır. Kıbrıs'ın anavatanı için ne denli milli dava olduğunu, stratejik açıdan ne kadar önemli olduğunu bilerek davasını sürdürmektedir" dedi.

"Kıbrıs'ta iki eşit egemen, kendi kaderini tayin etme hakkına sahip halkların varlığı, bunların devletleri ve Kıbrıs'ta 1960'da kurulmuş dengelere dayalı milli davayı savunmaya devam ettiklerini" ifade eden Denktaş, "Ancak bu formülü hem Türk hükümetinin hem de KKTC hükümetinin dünyaya duyurması gerekiyor diye düşünüyoruz" diye konuştu.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un açıkça kendi kırmızı çizgilerini ortaya koyduğunu ifade eden Denktaş, şunları kaydetti:

"(Bundan gerileme yok) demiştir ve kırmızı çizgisi, Kıbrıs'ın sahibi olduğunu kabul etmemiz ve Türkiye'nin Ada'dan elini ayağını çekmesi, garanti anlaşmasının ortadan kalkması, Rumlar'ın eski yerlerine dönmesi ve Kıbrıs Türkleri'ne de bazı haklar verilerek, azınlık haklar verilerek üniter bir Rum cumhuriyetinin kabul edilmesi.

Dolayısıyla bu kırmızı çizgiler karşısında bizim de kendi kırmızı çizgilerimizi dünyaya duyurma zamanı gelmiştir diye düşünüyoruz. Gezdiğim her yerde verdiğim mesaj budur."

Çankırı Valisi Ali Haydar Öner de, Denktaş'ı Çankırı'da konuk etmekten gurur duyduklarını belirterek, Denktaş'a vazo, Çankırı'yı anlatan kitap, CD ve fotoğraflar hediye etti.

Denktaş'ın Çankırı ziyaretine, KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, Türkiye KAMU-SEN Genel Başkanı Bircan Akyıldız, Türkiye KAMU-SEN Basın Sekreteri Ahmet Azizoğlu, Türkiye KAMU-SEN Genel Sekreteri Fahrettin Yokuş ve Türkiye KAMU-SEN Mali Genel Sekreteri Önder Hahveci katıldı.

KIBRIS 28/03/07

Cumhurbaşkanlığı seçimi The Economist’te

İngiliz The Economist dergisi son sayısında, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığına ilişkin tartışmaları sayfalarına taşıdı. The Economist’e göre Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan’dan daha iyi bir cumhurbaşkanı olabilir.

NTV

Güncelleme: 13:42 TSI 30 Mart 2007 Cuma

 

LONDRA - Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı tartışması, uluslararası basının da gündeminde yer buluyor. İngiliz The Economist dergisi, “Erdoğan’ın ikilemi” başlıklı yazısında, Başbakan’ın seçimler için adaylığını koyması ihtimalini değerlendiriyor.

Ordunun ve laik çevrelerin Atatürk’ün Cumhuriyeti’ne tehlike olduğu gerekçesiyle Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına karşı olduğunu yazan The Economist’e göre durum o kadar kötü değil. Dergi, sadece birkaç İslamcı adım attığını savunduğu Başbakan’ın, Türkiye’nin laik ve batı yanlısı duruşuna zarar vermediği görüşünü dile getiriyor.

The Economist, “Türkiye çok daha gerilimli bir yola girebilir. Belki de zaten bu nedenle, Türklerin çoğu AKP’nin tüm popülaritesine karşın Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına karşı çıkıyor. Kendisini destekleyenler bile cumhurbaşkanı olmaması için bir çok neden gösteriyor” diyor.

The Economist’e göre, kararlı bir Avrupa Birliği yanlısı ve yolsuzluk suçlamalarıyla lekelenmemiş Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı için daha iyi bir seçenek olabilir. Dergide Abdullah Gül ile ilgili, “Erdoğan’ın aksine akıcı bir İngilizcesi ve yurdışında yaşamışlığı var. Tek pürüz eşinin başörtüsü. Ama Türk kadınlarının yarısından fazlası da başörtülü” değerlendirmesi yer alıyor.

Rumlar 'önlemler paketi' açıklıyor

30 Mart 2007

 

LEFKOŞA (A.A)

 

Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklere yönelik hazırladığı “önlemler paketi”ni dün kesinleştirdiği ve paketin Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Almanya'nın bilgilendirilmesinin ardından pazartesi günü kamuoyuna açıklanacağı bildirildi.

Rum basın haberlerine göre, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un başkanlığında dün Rum Başkanlık Sarayında yapılan toplantıda, “Kıbrıslı Türkleri güçlendirmeye” yönelik “önlemler paketi” kesinleştirildi. Kesinleştirilen “önlemleri”, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, yarın Almanya Dışişleri Bakanı ile Bremen'de yapacağı görüşmede, AB Almanya dönem başkanlığına sunacak.

Paketin, “cömert” olduğunu savunan Rum basını, “paket”in iki tür önlemler içerdiğini yazdı.

Buna göre, ilk kategoride, Yeşil Hat Tüzüğü'nün genişletilmesi çerçevesinde olan ve uygulanmaları için AB Komisyonunun onayını gerektiren “önlemler” var. İkinci kategorideyse Rum yönetimince “tek taraflı” alınacak ve açıklanmalarıyla birlikte uygulamaya konulacak “önlemler” bulunuyor. Rum basını, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesindeki önlemlere örnek olarak, ”hayvansal ürünler” olmalarından ötürü bugüne kadar ticareti yasaklanan balık ve bal ürünlerini verdi.

Rum hükümetinin, ayrıntılarını vermekten kaçındığı bu paketin içeriğini gelecek haftanın başlarında açıklaması bekleniyor. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Rum hükümetinin amacının, “Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine, her zaman Kıbrıs'ın birleşmesine yönelik olacak şekilde yardımcı olmak olduğunu” söyledi.

“LİMASOL LİMANINDAN İHRACAT” ÖNERİSİ

Rum basınına göre, Lillikas'ın yarın AB Dönem Başkanı Almanya'nın dışişleri bakanına sunacağı “önlemler paketi”nde, şu konular da yer alıyor:

“Kıbrıs Türk ürünlerinin, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Larnaka Limanından ihraç edilmesi. Limanın bir bölümünün, ürünlerinin AB ülkelerine gönderilmesini bizzat kendilerinin halletmesi için Kıbrıslı Türk çalışan ve işçilerine ayrılması.
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların katılımıyla Kıbrıs Türk mallarının ihracatını ilerletecek özel bir örgütün kurulması.
Kıbrıslı Türk tüccarlara ek vergi ve tarifelerle karşılaşmamaları için özlü kolaylıklar sağlanması.”

 

HURRIYET 30.03.2007

AKDAMAR ERMENİ KİLİSESİ'NİN RESTORE EDİLEREK TÖRENLE AÇILMASI BÜYÜK ÖVGÜ ALDI

'Muhteşem bir adım'

Törene 45 ülke temsilcisi katıldı. ABD Büyükelçiliği Müsteşarı, 'Türk hükümeti muhteşem bir adım attı' dedi. Törende konuşan Mesrob II, Akdamar'da yılda bir gün ayin ve festival izni istedi


 
 
 
 
 
 
 
 
 
YILDIZ YAZICIOĞLU, UTKU ÇAKIRÖZER Akdamar Adası


Van'ın Akdamar Adası'ndaki Ermeni Kilisesi, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Ermenistan Kültür Bakanı Yardımcısı Gagik Gürcyan ile Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II'nin katıldığı bir törenle, tepesine haç konulmadan "anıt müze" olarak hizmete açıldı. Ermeni diasporasından katılımın olmadığı törende Mesrob II, "Burası bir kilisedir" diyerek yılda bir kez ayin düzenlenmesi için izin istedi.
Bakan Koç ise haç isteği konusunda, "maybe one day" (Belki bir gün) yanıtını verdi.
Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi için dün adada düzenlenen törene Ermenistan'dan Gürcyan başkanlığında 16, İstanbul'daki Ermeni Patrikhanesi'den de II. Mesrob başkanlığında 25 kişilik bir heyet katıldı. Türkiye tarafından yapılan davete rağmen Ermeni diasporasından törene gelen olmadı.

Törende konuşan Mesrob II, restorasyonun, Anadolu'nun tarihi mirasını ayrım gözetmeksizin sahiplenen ve onu korumayı görev sayan anlayışın ürünü olduğunu belirtti. Mesrob II, "Bu anlayışı işleve dönüştürerek, çeşitli kesimlerden gelen sert eleştirileri cesaretle göğüsleyen hükümete teşekkür etti" ve şöyle konuştu:
"Tarihi bir kilisede veya inanç merkezinde icra edilecek bir dua, insanların anılarında güzel duyguların uyanmasına vesile olur. Burası önemli bir inanç turizmi merkezi olabilir. İbadethane olarak inşa edilmiş bu yapı herkesin bildiği gibi kilisedir.
Geleneklerimize göre, kilise binalarının özel günlerinde, kiliseye hizmet vermiş hayırseverler, dualarla anılır. Yılda bir kez düzenlenecek bir ayin ve ona bağlı Akdamar Festivali, kilisede dua etmek isteyen dünyanın dört bir yanından insanları adaya çekecektir. Bu Türk ve Ermeni toplumları arasında bir türlü başarılamayan diyalog ortamının oluşmasını da sağlayacaktır."
Patrik, haç konmaması konusunda kendisine yöneltilen soruya "Devletimizin takdiri, ne dememi istiyorsunuz" yanıtını verdi.

Diaspora tepkisi

Ermenilerin ruhani lideri Karekin II'nin törene katılmama kararının ardından, diaspora ile ABD, Lübnan, Almanya, Slovakya ve Romanya'dan beklenen din adamları da Van'a gelmedi. Mesrob II, bunun nedenini "Kilisenin sadece bir anıt olarak açılmasına tepki olabilir" sözleriyle açıkladı.
Koç da ayin talebi hakkında, "Bu konuda görevli makam İçişleri Bakanlığı'dır. İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı'na soracaktır. Bakanlıklarımız uygun görürse gerekli izin verilecektir. Biz bir kültür varlığımızı dünyayla paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Benim görüş açıklamam ilgili bakanlıklara hürmetsizlik olur" dedi.


Ermeni heyeti beğendi

Törende Gürcyan'a söz verilmezken, Koç bunun nedenini "O bizim 200 onur konuğumuzdan biri, misafirimiz" diye açıkladı. Gürcyan ise onarımı yıllardır uzaktan takip ettiklerini belirterek, "Çok azıcık hatalar dışında iyi yapılmış olduğunu görüyoruz. Bu gibi eserlerin hizmete açılması, iki ülke ve halk arasında olumlu bir adım" dedi.
Kiliseye haç konması ve ayin düzenlenmesine izin verilmesi taleplerini yineleyen Gürcyan, kapalı bulunan Ermenistan sınırı için de "Açık olsaydı daha iyi olurdu" yorumunu yaptı. Gürcyan, Türkiye aleyhine çıkarılan soykırım iddialarının kabul edilmesine yönelik yasalarla ilgili soruları da "Bu üçüncü ülkelerin iç işi. Biz buraya kültür amacıyla geldik. Siyasi konulara girmeyeceğim" diyerek yanıtsız bıraktı.

ABD ve AB memnun

Törene Ankara'daki yabancı büyükelçiliklerden 45 temsilci katıldı. ABD Büyükelçiliği Müsteşarı Nancy McEldowney, "Türk hükümeti muhteşem bir adım attı. Ermeni hükümetinin de temsilci göndermesinden memnun olduk" derken, AB Dönem Başkanı Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz, "Tüm dünyada bu törene ilgi var. Bu tören Türk-Ermeni uzlaşmasının önemine işaret ediyor. Haç ve ayin taleplerini yerinde buluyorum. Tarihi bir mekân olmasını güçlendirir" yorumunu yaptı.

Haç biçimindeki kilise 1086 yıllık

Van Gölü'ndeki Akdamar Adası'nda bulunan ve 915 - 921 arasında Ermeni Kralı I. Gagik tarafından

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

yaptırılan kilise, dört kollu haç biçiminde bir plana sahip bulunuyor. Tarihi kilise, taş işçiliği ve duvarlarındaki kabartma figürlerin yanı sıra duvarlarındaki İncil ve Tevrat'tan bölümlerle, Ermeni tarihindeki en önemli mimari yapılar arasında gösteriliyor. Kilisenin restorasyonu, tören masraflarıyla birlikte 2.6 milyon YTL'ye mal oldu. Restorasyonda Ermeni mimar Zakaryan Mildanoğlu da görev aldı.


AÇILIŞTAN NOTLAR

'Akdamar' ve 'Ağtamar'

·  Koç ve Van Valisi Özdemir Çakacak, konuşmalarında ada için "Akdamar", kilise için "Akdamar Kilisesi Anıt Müzesi" ifadelerini kullanırken, Mesrob II Ermenice söylenişiyle "Ağtamar" ifadesini yeğledi. Mesrob II, kilise için de "müze" yerine "Surp Haç Ermeni Kilisesi" ifadesini tercih etti.

·  Türkiye'nin "müze" vurgusuna rağmen Ermeniler, yanlarında getirdikleri mumları yakıp duvarlardaki boşluklara dualarla yerleştirirken "İnancımız böyle" dedi. Bazı davetliler de kilise içinde ıstavroz çıkardı.

·  Adanın birçok noktasına Türk Bayrağı asılırken, yemek daveti verilen Merit Şahmaran Oteli'nin girişinde de dev bir Türk bayrağı yer aldı.

·  Koç, Mesrob II, Vali Çakacak ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün'ün Türkçe konuşmaları, İngilizceye tercüme edildi. Ermenistan heyetine tercüme yapması için Alin Ozinyan'a çeviri yapma izni verilmeyince, İngilizce bilmeyen Gürcyan konuşmaları anlayamadı.

·  Cumhurbaşkanı'nın atamasını veto ettiği Dışişleri Bakanlığı'nın beş yeni müsteşar yardımcısından Selim Kuneralp törende yer aldı.

·  İstanbul'dan yabancı gazetecilerle Ankara'ya gelen özel uçak, Koç ve diplomatları aldıktan sonra Van'a ulaştı. Feribotların tıka basa dolu olması sıkıntı yarattı.

·  Piyanist Tuluyhan Uğurlu, törendeki dinletisinde Ermeni ayini, Yahudilerin Davut mezmurlarından bir bölüm ve ilahiler çaldı.

·  Güvenlik önlemleri kapsamında yüksek noktalara keskin nişancılar yerleştirildi. Tören boyunca helikopterler ve botlarla güvenlik sağlandı.

·  Törenin ardından Ermenistan heyeti ve yabancı diplomatlara Van Kalesi'ni gezdiren Kültür Bakanı Koç, kalenin güneyinde Ermenilerce 1915 yılında yakılan "eski şehir" isimli bölgeyi gösterdi.

Doğrusu ne?

Radikal gazetesi yazarı Hakkı Devrim, adaya Türkiye'de yaşayan Ermenilerin "Akhtamar veya Aghtamar" dediğini 22 Mart'taki köşe yazısına konu ederek şunları kaydetmişti:
"Okurlarımdan Ari Kevork Demircioğlu itirazını yazdı: Adanın Ermenice adı Akhtamar veya Aghtamar'dır. Ermenice 'ghat' telaffuz edilen sesin, Türkçe'de karşılığı yok' diyordu. Buna da Türkoloji doktoru Raffi A. Hermonn adlı okurum cevap verdi ve adaya 'Akhtamar' dedi. Akdamar'a öfkeyle karşı çıkıyorsunuz. Doğrusu ben de Akhtamar'a karşıyım. Dediğiniz gibi, Ermenice Akhhh! ünlemi, Türkçe 'Ah'ın karşılığıysa, Damar da Ermeni kızı Tamara'dan geliyorsa, gelin Ahtamar'da anlaşalım!"

Protesto gösterisinde 5 gözaltı

Açılışı protesto etmek isteyen ve aralarında Türk Kamu-Sen, Türk Eğitim-Sen ile Türk Sağlık-Sen şube başkanlarının bulunduğu 5 kişi gözaltına alındı. Akdamar Adası iskelesi önünde toplanan 5 kişi Türk bayrağı, Atatürk posteri ve ellerinde taşıdıkları "Türk milleti asildir. Asla soykırım yapmaz" yazılı pankart açtı. Açılışı protesto eden 5 kişi polis tarafından gözaltına alındı.

MILLIYET 30.03.2007

İnternetten Balıklı Rum'a!

30/03/2007 RADIKAL

İSTANBUL - "Eskiden 'Eşim bana bağırdı, dövdü, dırdırından bıktım' diye gelirlerdi. Artık 'Eşim işten geliyor, yemek bile yemeden doğru internetin başına oturuyor' diyerek gelenler var" diyor Prof. Dr. Mansur Beyazyürek. Balıklı Rum Anatolia Klinikleri Şefi Beyazyürek'in verdiği bilgiye göre, hastane bünyesinde internet bağımlılarını tedavi için geçen yıl açılan kliniğe 200'ü aşkın kişi tedavi olmak için başvurdu.
Gelenlerin çoğu 18-35 yaş arası genç erkekler. İnternet bağımlılığı şikâyetiyle gelenlerin arasında bu yüzden okulunu bırakanlar, kariyeri sarsılan, aile hayatı altüst olanlar var. Hastalar klinikte yatarak veya ayakta tedavi ediliyor. Pek çok diğer bağımlılıkta olduğu gibi kişi genellikle kendi kendilerine değil, üçüncü kişilerin onları yönlendirmesiyle tedaviye geliyor.

'Damlalık'la internet
Tedavi aşamasında bazı bağımlılara hafta içi bir saat, hafta sonu iki saat internet kullandırılarak internette kalma süresi azaltılmaya çalışılıyor. Gerektiğinde ilaç tedavisi de uygulanıyor.
Psikiyatr Yasin Genç'in verdiği bilgiye göre genellikle yalnız yaşayan ve sosyal ortamı bozulmuş insanlarda görülen internet bağımlılığı, pek çok hastalık ve davranış bozukluğuyla iç içe gelişiyor. Kişide depresyon, anksiyete, sosyal fobi, ergenlikte davranış bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı, omurga ve beslenme bozuklukları da görülüyor.
Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, bağımlılık riskine karşı ailelerin çocuklarını 10 yaşından önce bilgisayar başına oturtmamaları, bilgisayar kullanan çocuklarının sosyal hayatlarını çok iyi izlemelerini öneriyor. (Radikal, aa)

Avrupa treni hâlâ yoluna devam ediyor

 

 

 

 

AB'yle 'işletmeler ve sanayi politikası' başlığında müzakereler dün başladı. Babacan: 27 ülkenin ortaya koyduğu ilerleme iradesini önemli görüyoruz

30/03/2007 RADIKAL

RADİKAL -
Hükümetlerarası Konferans'ta, AB Dönem Başkanı Almanya Daimi Temsilcisi Willhelm Sconfelder, Devlet Bakanı Ali Babacan, genişlemeden sorumlu Genel Müdür Michael Leigh, AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır (soldan sağa) bir araya geldi.
FOTOĞRAF: MEHMET ÖZDEMİR / AA

BRÜKSEL - Kıbrıs Rum Yönetimi'ne liman ve havaalanlarını açmadığı için Türkiye ile üyelik müzakerelerini geçtiğimiz yıl sekiz fasılda askıya alarak yavaşlatan Avrupa Birliği (AB), müzakere sürecinin ahengini bozmamak için bir adım daha attı.
AB, 'İşletmeler ve Sanayi Politikası' faslında Türkiye ile müzakereleri, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın da katılımıyla düzenlenen Hükümetlerarası Konferans'la (HAK) dün açtı. Böylece müzakere sürecinde 10 aylık bir sürenin ardından 'Bilim ve Araştırma' faslının ardından ikinci fasıl da açılmış oldu. Faslın açılışı için AB Konseyi'nde düzenlenen HAK'ta AB tarafını dönem başkanı Almanya'nın AB Daimi Temsilcisi Wilhelm Schönfeder temsil etti.

İlerleme iradesi
Başmüzakereci Ali Babacan, HAK'ın ardından düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinin durduğunun söylendiği bir zamanda, Türkiye ile ikinci fasılda müzakere başlığının açılmasını AB'nin 'müzakereleri ilerletme iradesi' olarak değerlendirdi.
Limanların açılmaması nedeniyle 2006 yılı Aralık ayında alınan kararla sekiz fasılda müzakerelerin durdurulmasının Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde ilerleme sağlamasına engel olmadığını vurgulayan Ali Babacan, sürecin müzakereleri resmen ilerletme ve Türkiye'nin AB müktesebatına uyum reformlarını sürdürmesi şelinde iki boyutu olduğunu anlattı. Babacan, "Müzakerelerin resmen ilerlemesi için diplomatik faaliyetlerimize devam ederken reform sürecini bundan biraz ayırdık" dedi.
Fasıllarla ilgili açılış ve kapanış kriterlerinin Türkiye'nin
aleyhine kullanılacağı konusunda baştan biraz şüphe duyduklarını, fakat bunun 'çok fena' bir uygulama olmadığını gördüklerini aktaran Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, işletmeler ve sanayi politikasıyla ilgili şöyle konuştu: "Kıbrıs, tüm fasıllarda kapanış kriteri. Ayrıca konular itibarıyla farklı kapanış kriterleri olacak. Bizim yıllardır yapmamız gereken, fakat çeşitli nedenlerle geciken strateji belgeleri hazırlanması ve rekabet gücü analizleri gibi. Yıllardır bu özel sektörün, meslek kuruluşlarının talep ettiği bir şey. Bu vesileyle sektörler bazında detaylı çalışarak hangi sektörlerde nerede olduğumuzun değerlendirmesini yapacağız."

'Eski taahhütler zorluyor'
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, AB ile müzakerelerde Türkiye'yi en fazla zorlayan konuların et ithalatları, devlet yardımları, demir-çelik sektörüne yönelik düzenlemeler ve ilaçta patent haklarının korunması gibi "Gümrük Birliği kapsamında 1995-1998 yılları arasında verilen eski taahhütler" olduğunu söyledi.
Babacan, AB'yi "bizi istiyorlar-istemiyorlar ve bu iş olur-olmaz gibi siyah-beyaz yaklaşımıyla" algılamamak gerektiğini vurgulayarak, "AB, Dünya Bankası ya da Avrupa Yatırım Bankası gibi tek bir kurum değil. Bakıyorsunuz Fransa gibi tek bir ülkede bile iki cumhurbaşkanı adayının Türkiye konusunda söyledikleri çok farklı olabiliyor. Onun için bizim daha çok bu süreçten nasıl en fazla faydayı sağlayabileceğimizle ilgilenmemiz gerekiyor" diye konuştu.

'Somut adım atıyoruz'
Babacan, "AB üyelik süreci 40 yıllık mücadeleyle elde edildi. Birkaç ülkenin tutumuna bakarak bu hakkın elimizden gitmesine karar veremeyiz. Hukuki pozisyonumuzu kaybetmemeliyiz. Bugün bu kapsamda somut bir adım atıyoruz. Sürecin hızlanmasını bekliyoruz" dedi. Babacan; Anayasa krizi, nüfusun yaşlanması ve rekabet gücünün kaybedilmesi gibi AB'nin şu anda yaşadığı sorunların sonucunda AB'de genişlemeye olumsuz bakışın ve güven kaybının geçici olduğunu düşündüklerini söyledi.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Babacan, "AB altı kurucu üyesiyle kalsaydı dünyadaki etkisi bugün çok farklı olurdu. 27 üyeye çıkarak etkisini artırdı. Türkiye ile müzakereleri başlatması, dünyada AB'nin algılanışını değiştirdi. Daha kapsayıcı bir değerler birliği olarak görülmeye başlandı" diye konuştu.

Üç fasıl daha var
Türkiye, 'İşletmeler ve Sanayi Politikası' dışında 'Ekonomik ve Parasal Politika', 'İstatistik' ve 'Mali Kontrol' fasıllarının da Almanya dönem başkanlığı sırasında müzakerelere açılmasını bekliyor. Bu fasılların açılışıyla ilgili olarak davet mektubu aldıklarını belirten Babacan, bu fasıllar üzerindeki çalışmaların sürdüğünü söyledi.

Kıbrıs şartı

AB Dışişleri Bakanları'nın geçtiğimiz yıl 11 Aralık'ta AB Komisyonu'nun tavsiye kararını kabul etmesinin ardından, 14-15 Aralık'ta yapılan AB zirvesinde de, 'Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınması' kararı aynen benimsenmişti.
Buna göre, Türkiye ile müzakereler sekiz başlıkta (Malların serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma, balıkçılık, taşımacılık politikası, gümrük birliği ve dış ilişkiler) askıya alınmıştı. Açılacak diğer başlıklar ise Türkiye limanlarını Kıbrıs Rum Kesimi'ne açmadığı sürece kapanmayacak.

 

Erdoğan'dan Moon'a: İzolasyonlar kalkmalı

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Sekreteri Ban Ki moon'dan, KKTC'ye yönelik haksız uygulamaların düzeltilmesini istedi.

TC Başbakanı Erdoğan, Arap Birliği zirvesine katılmak için gittiği Riyad'da BM Genel Sekreteri Ban Ki moon ile ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Çeşitli konuların ele alındığı görüşmede KKTC'nin de konuşulduğu öğrenildi.

Erdoğan'ın, BM Genel Sekreteri'ne KKTC'ye yönelik haksız uygulamaların düzeltilmesine yönelik beklentilerini söylediği açıklandı.

KIBRIS 30/03/07

Güvenlik Konseyi'nden "8 Temmuz antlaşması hemen uygulansın" çağrısı

TAHHÜTLER YİNELENDİ... Açıklamada, büyükelçilerin, 8 Temmuz antlaşması ve o dönemde BM Genel Sekreteri'nin yardımcısı olan İbrahim Gambari'nin kasımda yaptığı tavsiyeler temeline dayalı görüşmelerin başlamasıyla ilgili süreçte yaşanan sıkıntılardan duyduğu endişe de ifade edildi. Büyükelçiler, kalıcı ve kapsamlı anlaşmaya ulaşılmasına yardımcı olmaya hazır oldukları yönündeki taahhütlerini yineledi

BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin Kıbrıs'taki büyükelçileri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın talebi üzerine, taraflar arasında varılan 8 Temmuz antlaşmasının hemen uygulanması çağrısında bulundu.

İngiltere Yüksek Komiserliği'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, büyükelçiler BM gözetiminde kalıcı bir anlaşma arayışlarının yeniden başlamasını istedi.

Açıklamada, büyükelçilerin, 8 Temmuz antlaşması ve o dönemde BM Genel Sekreteri'nin yardımcısı olan İbrahim Gambari'nin kasımda yaptığı tavsiyeler temeline dayalı görüşmelerin başlamasıyla ilgili süreçte yaşanan sıkıntılardan duyduğu endişe de ifade edildi.

Tarafların bir anlayışa varmak için, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi gözetiminde 1 yılı aşkın bir süredir gayretli bir şekilde çalıştıkları anımsatılan açıklamada, her iki liderin de cesur siyasi istekliliğini devam ettirme ve 8 Temmuz sürecini çalıştırarak yaratılan pozitif momentumu kullanma konusunda yüreklendirildi.

Büyükelçiler, kalıcı ve kapsamlı anlaşmaya ulaşılmasına yardımcı olmaya hazır oldukları yönündeki taahhütlerini yineledi.

Talat, açıklamadan memnun

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin Kıbrıs'taki büyükelçilerinin, "8 Temmuz antlaşmasının hemen uygulanması" yönündeki çağrısını memnuniyetle karşıladı.

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Cumhurbaşkanımız, Güvenlik Konseyi'nin 5 Daimi üyesinin duyarlılığımıza gösterdiği ilgiden ve açıklamalarında kapsamlı çözüm hedefine vurgu yapmalarından memnuniyet duydu" dedi.

KIBRIS 30/03/07

Rum yönetimi, BM'nin 8 Temmuz Anlaşması'nın uygulanmasıyla ilgili çağrısına olumlu yanıt Verdi

Rum Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Hükümet Sözcüsü Paşardis, anlaşmanın değerlendirileceğinin açıklanmasının üzerinden 6 gün geçmesine rağmen Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz Anlaşması'yla ilgili tutumunu değerlendirmeye devam ettiğini söyledi.

Paşardis, bu değerlendirmenin sonucunun, Kıbrıs Türk tarafını görüşmelere döndürmekle kalmayıp anlaşmanın uygulanması konusunda Kıbrıs Türk tarafının işbirliği yapacağı yönünde siyasi isteği olduğunun açıklanacağını ümit ettiğini belirtti.

Güvenlik Konseyi'nin açıklamasını yorumlayan hükümet sözcüsü, açıklamanın Birleşmiş Milletler'in, Kıbrıs sorununa kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasına götürecek görüşmelere zemin hazırlayacak olan teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulması yönünde tutumunu ortaya koyduğunu kaydetti.

"Bu, Kıbrıs Rum tarafının da devam eden tutumudur" diyen Hristodulos Paşardis, aynı yönde bir yanıtın Kıbrıs Türk tarafından da beklendiğini ifade etti.

Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafının anlaşma üzerindeki değerlendirmesiyle ilgili bilgisi olup olmadığı sorusuna Paşardis, 8 Temmuz Anlaşması'nın uygulanması sürecinin başlayacağına ilişkin bir gelişme olmadığına işaret etti.

"Kıbrıs Türk tarafı sadece iki gün süreceğini açıklamasına karşın hâlâ tutumunu değerlendiriyor" diyen hükümet sözcüsü, değerlendirme yapılacağının üzerinden altı gün geçtiğini ancak değerlendirmenin tamamlanmadığını anlattı.

Kıbrıs Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 8 Temmuz 2006 tarihinde Lefkoşa'da, Birleşmiş Milletler yetkilisi İbrahim Gambari gözetiminde yaptıkları toplantıda, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne katkıda bulunacak günlük ve özlü konularda iki toplumlu görüşmelere başlanmasını kabul etmişlerdi.

Kıbrıs Milli Muhafız Ordusu, Ledra Sokağı'ndaki duvarı 8 Mart 2007'de yıkmıştı. Kıbrıs hükümeti duvarın yıkılmasının güvenlik konuları halledilmeden geçiş noktasının açılacağı anlamına gelmediğini açıklamıştı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir açıklama yaparak iki topluma Birleşmiş Milletler'le işbirliği yaparak Ledra Sokağı'ndaki geçiş noktasını açmalarını ve Kıbrıs sorununa kapsamlı bir zemin hazırlayacak olan teknik komitelerle çalışma gruplarını oluşturmak suretiyle 8 Temmuz 2006 anlaşmasını uygulamaya koymaları yönünde çağrı yapmıştı.

KIBRIS 30/03/07

 

KKTC’de izolasyon zirvesi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Avrupa’daki Türk kökenli milletvekillerinin katılımıyla bir zirve düzenleniyor. Zirvenin amacı Kuzey Kıbrıs’a yönelik izolasyonlar konusunda Avrupa kamuoyunu bilgilendirmek.

NTV

Güncelleme: 18:03 TSİ 31 Mart 2007 Cumartesi

 

GİRNE - Girne’deki zirvenin açılışında konuşan Almanya Federal Meclis Milletvekili Hakkı Keskin, Avrupa Birliği’nin hata yaparak bölünmüş bir adayı, kendi iç sorunlarını halletmemiş bir ülkeyi üyeliğe aldığını belirtti.

Avrupa kamuoyunun da yanlış bilgilendirildiğini söyleyen Keskin, verilen sözlerin tutulmasını istedi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev de, Avrupa Birliği’nin doğrudan ticaret tüzüğü sözünü hayata geçirmemesini eleştirdi.

Pertev, Rumlar siyaset değiştirmezse, yapılması gerekenin Kıbrıslı Türklerin refahını ve gücünü artırmak olduğunu belirtti. Avrupalı parlamenterler, bu akşam Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın onurlarına vereceği yemeğe katılacak.

KKTC'de izolasyon zirvesi


31 Mart, 2007 21:00:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa'daki Türk kökenli milletvekilleri, KKTC'de bir zirve düzenledi. Zirvede, KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması istendi.

Girne'de düzenlenen zirveye katılan 20 milletvekili ortak bir açıklama yaptı.
 
Açıklamada, AB'ye KKTC'ye verilen sözlerin tutulması, 'doğrudan ticaret tüzüğünün kabul edilmesi ve Ercan Havalimanı'nın doğrudan uçuşlara açılması' çağrısında bulunuldu.
 
Açıklamada ayrıca, KKTC'li Türklerin haklı mücadelesini anlatmanın ve sonuç almanın sabır ve uzun nefes gerektiren bir süreç olduğu belirtildi.
 
Zirve katılımcıları, kamusal baskı için kendi ülkelerinde gerekli çalışmaları sürdüreceklerini ve böylece Rumların gerçek yüzünün görüleceğini belirtti.
 
Almanya Federal Meclis Milletvekili Hakkı Keskin, AB'nin iç sorunlarını çözememiş olan Rum kesimini üyeliğe almasının hata olduğunu söyledi.
 
Yeşiller Partisi'nin Berlin Milletvekili Bilkay Öney ise, KKTC'ye yönelik izolasyona karşı suskun kalmayacaklarını vurguladı.
 
Avrupalı parlamenterler, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından da kabul edilecek.

 

Rumlar öneri paketini sunuyor


31 Mart, 2007 02:05:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi, 'Kıbrıslı Türkler'i güçlendirmeye yönelik' hazırladığı ''önlemler paketi''ni kesinleştirdi. Paket bugün, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas tarafından Bremen'de AB Almanya dönem başkanlığına sunulacak.

Planda Kıbrıslı Türklerin, Ercan Havaalanı yerine Rum liman ve havaalanlarını kullanması teklif ediliyor.
 
Rum yönetimi yeni planında, Kıbrıslı Ttürklerin Larnaka havaalanı ve limanını kullanmasını, bu limanlarda Türklere özel yer ayrılmasını, limanlarda Türk memurların istihdam edilmesini ve Türk ürünlerine de vergi uygulanmamasını öneriyor.
 
Rum medyasına göre yeni plan, ekonomik asimilasyon yöntemiyle Kıbrıslı Türklerin Rum ekonomisine entegresini sağlamaya yönelik.
 
Avrupa'daki Türk kökenli milletvekilleri ise KKKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılması için çaba gösteriyor.
 
Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden parlementerler KKTC'ye yönelik haksız uygulamaları Avrupa parlamentolarında gündeme getireceklerini belirtti.
 
Rum hükümetinin, ayrıntılarını vermekten kaçındığı bu paketin içeriğini gelecek haftanın başlarında açıklaması bekleniyor.
 
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Rum hükümetinin amacının, ''Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine, her zaman Kıbrıs'ın birleşmesine yönelik olacak şekilde yardımcı olmak olduğunu'' söyledi.

Limandan ihracat önerisi
 
Rum basınına göre, Lillikas'ın bugün AB Dönem Başkanı Almanya'nın dışişleri bakanına sunacağı ''önlemler paketi''nde, şu konular da yer alıyor:

·  Kıbrıs Türk ürünlerinin, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Larnaka Limanı’ndan ihraç edilmesi.

·  Limanın bir bölümünün, ürünlerinin AB ülkelerine gönderilmesini bizzat kendilerinin halletmesi için Kıbrıslı Türk çalışan ve işçilerine ayrılması.

·  Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların katılımıyla Kıbrıs Türk mallarının ihracatını ilerletecek özel bir örgütün kurulması.

·  Kıbrıslı Türk tüccarlara ek vergi ve tarifelerle karşılaşmamaları için özlü kolaylıklar sağlanması.

Rumlar çözüm konusunda kötümser

Kıbrıs Rum kesiminde yapılan bir anket, Rumların Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kötümser olduğunu ortaya koydu.

Laiki (Bank) Kulübü Ekonomik Araştırmalar ve Planlama Biriminin, RAİ Consultants Public Ltd. ile işbirliği halinde, 18 Aralık 2006-22 Ocak 2007 arasında yaptığı anketin sonuçları açıklandı.

Ankete katılanların yüzde 88'i, Kıbrıs sorununa yakında çözüm bulunacağı görüşüne katılmıyor; yüzde 9'u ise yakında çözüm gördüğüne inanıyor.

Rum basını, anketin ana unsurunun, Rumların içinde bulunduğu kötümserlik olduğuna dikkati çekiyor.
 
"Kıbrıslı Türklerle yaşayabiliriz" 

Ankette yöneltilen, ''Kıbrıslı Türklerle kolayca bir arada yaşayabilir misiniz?'' sorusuna, katılımcıların yüzde 54'ü olumlu yanıt verdi. Aynı soruya 2005'te olumlu yanıt verenlerin oranı yüzde 35'ti.

Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşamanın zor olacağını düşünenlerin oranıysa yüzde 44'ten yüzde 43'e geriledi.

Ankete katılan Rumlar, Kıbrıs sorununun çözümünün ön şartları konusundaysa yüzde 39'la, Türk askerinin adadan çekilmesini ön şart olarak görüyor. 2005'te bu oran yüzde 32 idi.

Katılımcıların yüzde 20'si de Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının adadan gitmesini; yüzde 18'i Rum göçmenlerin eski yerlerine dönmesini; yüzde 9'u mülklerin iadesini; yüzde 9'u güvenliğin garanti edilmesini çözüm için ön şart olarak belirtiyor.

'Ordu Erdoğan'a hayatı zindan edebilir'


31 Mart, 2007 17:08:00 (TSİ) CNN TURK

İngiliz 'The Economist' dergisi, son sayısında Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yaşanan tartışmalara yer verdi. Dergi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olması halinde, 'ordunun Erdoğan'a hayatı zindan etmek için elinden geleni yapabileceğini' yazdı.

Dergide yer alan makale 'Erdoğan'ın ikilemi' başlığını taşıyor.
 
Dergi, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı'na aday olması ihtimali yüzünden "generaller ve laik müttefiklerinin Atatürk'ün cumhuriyetinin tehlikede olduğunu savunduklarını" yazdı.
 
Ordunun bugünlerde 'silah sallamadığını', Avrupa Birliği'ne katılmak isteyen Türkiye'nin de daha demokratik olduğunu belirten The Economist, "Ancak ordunun gölgesi, hala Cumhurbaşkanlığı üzerinde dolaşıyor" yorumunu yaptı.
 
Dergi, "Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğu takdirde, otokrat güdüleri, halefi olmaya en yakın isim olarak görülen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ilişkilerini zedeleyebilir" diye yazdı.

 

·          * * *

FARKLI BİR İNSAN: RAUF DENKTAŞ…

Gazeteci Nur Batur'un son biyografisini okudun mu ?
Henüz okumadınız ise, hemen edinmeye bakın.
Rauf Denktaş' ın hayatını yazmış. Ancak bu kitabı, bir milli kahramanın hayatını öğrenmek için değil, bir insan olarak Rauf Denktaş'ı tanımak istiyorsanız okuyun.
Batur son derece güzel bir eser ortaya çıkarmış. Bir kahramanlık hikayesi ile bir insanın hikayesi ancak bu kadar güzel şekilde bir araya getirilebilir. "Yeniden Yaşasaydım" (Doğan Kitap) hem dış politika dersleriyle dolu…Hem Uluslararası ilişkilerdeki iniş çıkışların bir bilançosu…Hem Türkiye'nin Kıbrıs olayını nasıl gördüğünün ibret dolu örnekleri…Hem de bütün hayatını bir davaya adamış bir insanın acıklı bir hayat hikayesi.
"Acıklı bir hayat hikayesi" cümlesini küçültücü anlamda kullanmadım. Tam aksine, ailesine gerek ilgiyi gösterememiş, çocuklarını dahi kucaklayıp öpememiş, buna karşılık her şeyini bir davaya adamış bir insanı tasvir etmek için kullandım.
Rauf Denktaş'ı gazeteciliğe başladığım 1964 yılından beri tanırım.
Belki son 1-2 yıldır, Anan planı çerçevesinde farklı düşündük ve bundan dolayı da birbirimizi kırdık. Ancak bu kırgınlık dahi, birbirimize karşı sevgimizi azaltmadı. Rauf bey, daima babacan, daima hoşgörülü ve daima dava insanı olarak kaldı.
Kitap bir roman tadında yazıldığı için, çok kolay okunuyor ve insanı ilk sayfasından son sayfasına kadar sürüklüyor. Üstelik, Rauf bey son derece esprili bir insan olduğundan dolayı, anlatımı da çok hoş. Kitap, Klerides ile ilişkilerinden, Ankara'ya bakışı ve Türkiye'ye yaklaşımı açısından bir tarih belgesini andırıyor.
Rauf Denktaş belki küçücük bir cemaatin lideridir, ancak dev bir politikacıdır. Artık nesli kalmamış, vizyonu, inatçılığı ve davasına bağlılığı ile nadir örneklerden biridir. Belki bugün kenarına çekilmiş gibi görünüyor, ancak hala aynı savaşı sürdürüyor. Savaşının hedefi de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini Türkiye'ye bağlamak, Türkiye'nin bir parçası konumuna sokmaktır.
Nur Batur'a teşekkür etmek istiyorum. Zira böyle bir eseri Rauf Denktaş aramızdayken bize kazandırdı. İnsanlarımızı kaybettikten sonra, ardından methiyeler düzmenin anlamsızlığına inandığımdan, insanlarımızın gerçek değerlerini yaşarlarken yüzlerine söylemenin daha doğru olduğunu benimsediğimden dolayı, Nur'u tebrik etmemiz gerekiyor.
Rauf beye de son bir mesaj: İyi ki varsınız…

·          * *

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 31/03/07

Plümer: Bilgisi olan bizimle paylaşsın

YAPILANLAR VE GELECEK PROGRAMLA İLGİLİ BİLDİ VERİLDİ... Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı (KTİHV), kayıp yakınları ve konuyla ilgilenen vatandaşlara kayıplarla ilgili detaylı bilgi vermek amacıyla bir toplantı düzenledi. Otonom Kayıplar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük ile üye yardımcısı Ahmet Erdengiz de katılarak, komitenin çalışmaları ve gelecekteki programı hakkında sunum yaptı, katılımcıların sorularını yanıtladıAİLELERİN DESTEĞİNE İHTİYACIMIZ VAR... Gülden Plümer Küçük: Kazı, kimlik tespiti ve kayıpların iadesinden oluşan projenin başarısı için kayıp ailelerinin destek ve bilgilerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bugüne kadar, 502 Kıbrıslı Türk, 1468 de Kıbrıslı Rum olmak üzere yaklaşık 2 bin resmi kayıp bulundu

Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı (KTİHV), kayıp yakınları ve konuyla ilgilenen vatandaşlara kayıplarla ilgili detaylı bilgi vermek amacıyla önceki akşam bir toplantı düzenledi.

YDÜ'de düzenlenen toplantıya, Otonom Kayıplar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük ile üye yardımcısı Ahmet Erdengiz de katılarak, komitenin çalışmaları ve gelecekteki programı hakkında sunum yaptı, katılımcıların sorularını yanıtladı.

KTİHV Başkanı Emine Erk'in açılışını yaptığı toplantıya, kayıp şahısların aileleri, yakınları, kurum kuruluş ve dernek yetkilileri ile konuya ilgili vatandaşlar katıldı.

Toplantıda, Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan ile dernek yetkilileri de hazır bulundu.

Otonom Kayıplar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, kazı, kimlik tespiti ve kayıpların iadesinden oluşan projenin başarısı için kayıp ailelerinin destek ve bilgilerine ihtiyaç duyulduğunu söyleyerek, bilgisi olanın kendileriyle paylaşmasını istedi.

Erk: Kayıpların bulunması için bilgi şart

KTİHV Başkanı Emine Erk toplantıda yaptığı açılış konuşmasında, vakfın kuruluşundan beri amaçları ve hedefleri doğrultusunda insan haklarını yakından ilgilendiren kayıp şahıslarla ilgili çalışmalar yaptığını anımsatarak, kayıpların bulunması için bilginin şart olduğunu vurguladı.

Erk, Rum tarafının kayıplar konusuyla yeteri kadar ilgilenmemesi nedeniyle Rum mahkemelerinde açtıkları beş davanın bulunduğunu da ifade etti.

Kayıpların bulunabilmesi için doğru bilginin önemine değinen Erk, kayıplar konusunda bilgisi olan herkesten yardım istedi.

Emine Erk, kayıplarla ilgili hatalı, abartılı ve acımasız görüntülerin kayıp yakınlarına büyük acılar verdiğini belirterek, basından da hassasiyet istedi.

Küçük: Çalışmalarda büyük ilerlemeler kaydedildi

Otonom Kayıplar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük de, iki toplum liderinin kayıplar konusunda gösterdiği duyarlılıktan dolayı çalışmalarda büyük ilerlemeler kaydedildiğine dikkat çekerek, komitenin tarihçesi, çalışmaları, toplantıları, görev alanları, çalışanları, bütçesi ve üyeleri hakkında geniş bilgi verdi.

2 bin resmi kayıp, 2. 6 milyon dolarlık bütçe

Küçük, 502 Kıbrıslı Türk, 1468 de Kıbrıslı Rum olmak üzere yaklaşık 2 bin resmi kayıp bulunduğunu, komitenin 2007 yılı bütçesinin ise 2. 6 milyon dolar olduğunu anlattı.

Türk tarafının bu konuda şu ana kadar 1, Rum tarafının ise 2.5 milyon dolar harcadığını ifade eden Küçük, Türk tarafının 2007 bütçesine 1.5 milyon dolar katkı sağladığını söyledi.

Küçük, kazı, kimlik tespiti ve kayıpların iadesinden oluşan projenin başarısı için kayıp ailelerinin destek ve bilgilerine ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Düzenli yürütülen tek komite, ilk teslim 2 ay içinde

Çalışmalarını Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği ve uzmanlarla birlikte yürüttüklerini de dile getiren Küçük, komitenin iki toplumlu düzenli yürütülen tek komite olduğunu vurguladı.

En önemli safhanın kemiklerin ailelere iadesi olacağına da işaret eden Küçük, ilk kemiklerin DNA tespitlerinin ardından yaklaşık iki ay içerisinde ailelere verileceğini açıkladı.

Erdengiz

Komite'deki Kıbrıslı Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz ise konuşmasında, komitenin çalışmalarının araştırma, arkeolojik ve antropolojik safha ile genetik inceleme konusunda uzmanlar yardımıyla çok titiz çalışma yaptığını vurguladı.

Türklerin başarısı Rumları etkileyecek

Erdengiz, komitenin çalışmalarının başarılı olabilmesi için kayıp ailelerinin yardımına ve bilgisine ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek, Türk tarafındaki Rum kayıpların bulunması konusunda Türklerin göstereceği başarının Rumları da etkileyeceğini kaydetti.

Kayıp şahısların kemiklerinin kazılarla bulunmasının ardından temizlik, analiz, laboratuar ve kemiklerin bir araya getirilmesi işlemlerinin yapıldığını söyleyen Erdengiz, kayıpların ailelerinin DNA testleri sonrasında bulunacağına işaret etti.

Aileler kemiklerin yasal sahibi

Kemiklerin bulunmasının ardından ailelere teşhir edileceğini, gerekmesi halinde ise ailelere psikolojik destek de verileceğini söyleyen Erdengiz, kemikleri veya kalıntıları alan ailelerin bunları istediği yere, istediği şekilde defnetme hakkına sahip olduğunu ve her ailenin o kemiklerin yasal sahibi olduğunu vurguladı.

Kayıpların bulunması barışa hizmettir

Ahmet Erdengiz, Kıbrıslı Türk ve Rum kayıpların bulunmasının barışa hizmet olacağını da dile getirerek, arzularının bütün kayıpları bulmak olduğunu, ancak doğa koşulları nedeniyle tümünün bulunmasının mümkün olamayacağını söyledi.

Erdengiz, kayıplar konusunda bilgiye sahip olan ailelerin bu bilgileri kendileriyle paylaşmalarını da istedi.

İlk kayıplar ne zaman verilecek

Konuşmaların ardından kayıp ailelerinin sorularını da yanıtlayan Erdengiz, "ilk kayıplar ne zaman verilecek" sorusu üzerine, kayıpların yaklaşık iki ay içerisinde ailelere teslim edilmesinin öngörüldüğünü söyledi.

Erdengiz, bu konuda hata yapılmaması, böyle bir hatayla da ailelerin acılarını tazelememek için çok titiz ve aceleye gelmeden çalıştıklarını ifade ederek, çalışmalarda bilimsel kuralları adım adım uyguladıklarını kaydetti.

Komiteye ulaşmak isteyenler

Vatandaşlar, Otonom Kayıplar Komitesi Türk üyelerine (228 15 86-228 36 07) numaralı telefonlardan ulaşabiliyorlar.

KIBRIS 31/03/07

Dünya Bankası'nın kuzey Kıbrıs raporu UKÜ'de masaya yatırıldı

Ali CANSU

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi'nin (UKÜ) "Zirvedeki 1000, zirvedeki 100 Kıbrıslı Türk'ü belirliyor" başlıklı 30 Mart- 6 Temmuz 2007 tarihleri arasında Dünya Bankası'nın Kuzey Kıbrıs ile ilgili raporunun tartışıldığı "Kuzey Kıbrıs Gelişim Platformu"nun "Dünya Bankası Raporu - Genel Değerlendirme" başlıklı panelin ilki dün yapıldı.

Açılışı Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından yapılan ve 15 hafta boyunca sürecek paneller dizisi, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Kampusu Çevik Uraz Business School Konferans Salonu'nda gerçekleşti.

Panele konuşmacı olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bülent Şemiler, Necdet Ergün ve Erkan Okandar katıldı.

Panele Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi, Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler milletvekilleri Mehmet Ceylanlı ile Teberrüken Uluçay, Başbakanlık Koordinasyon Merkezi Koordinatörü Erhan Erçin, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) Mütevelli Heyeti Başkanı Mete Boyacı, Türkiye'de ekonomi doktoru unvanını alan Işın Çelebi'nin yanı sıra çok sayıda ekonomist, işadamı ve özel davetli katıldı.

Panelin açılış konuşmasını Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi'nin Mütevelli Heyeti üyesi Tamer Garip yaptı.

Garip, KKTC'nin 250 bin nüfusu olan ve bankalarda 3.5 milyar tasarrufa sahip, nüfusların yüzde 70'inin kendi evinde oturduğu, yüzde 60'ının iyi İngilizce konuştuğunu, yüzde 50'sinin arabası olduğunu, yüzde 95'inin cep telefonu kullandığını, onlarca ve yüzlerce doktorun ve master yapmış insanı ve yüzlerce yurt dışında yüksek mevkide insanı olan bir ülke olduğunu söyledi.

KKTC'nin Avrupa'ya her gün uçan uçakları, her yıl 300 milyon dolar yardım geliri, herkesin internet bağlantısı, dünya standartlarında bir kütüphanesi, her köyde bir spor kulübü ve sendikaları olduğunu kaydeden Garip, Nobel Barış Ödülü'ne aday olmuş ve uluslararası sanat ve moda dünyasından kişileri dünyaca meşhur bilim laboratuarlarında çalışan insanı olduğunu kaydetti.

Garip, bu ülkenin yatırım yapma potansiyeli arayan 6 milyar dolar sıcak paranın olduğunu kaydederek 6 üniversitesi 5 televizyonu ve yüzlerce radyosu olan ülkemizde herkesin bıkmadan sansürsüz konuşup yazdığını belirtti.

İsviçre'den bahsetmediğini KKTC'den bahsettiğini anlatan Garip, bu bahsedilen ülke için Dünya Bankası'nın 2006 Haziran ayında bir rapor hazırladığını ve Dünya Bankası raporunu, "KKTC'nin başardıkları ile başarabilecekleri arasında büyük bir fark vardır. KKTC tüm ambargolara rağmen hızlı ve doğru reformları yaptığı taktirde güney Kıbrıs ekonomisini 15 yılda geçebilir" diye özetlediğini söyledi.

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi olarak toplumsal sorumluluklarının raporun bilirkişiler tarafından tartışılmasını sağlamak ve bu tartışmalarının sonuçlarını somut öneriler olarak hükümete ve halka duyurarak uygulanması için takibini yapmak olduğunu kaydetti.

Dünya Bankası'nın raporu çok önemli

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bu paneli düzenleyen Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi ile emeği geçenlere teşekkür etti.

Soyer, ülkemizde Dünya Bankası'nın bir rapor hazırladığını, KKTC olarak açık bir siyaset izlediklerini, bu noktada dünya ile entegre olmak isteyen bir ülke ve halkın Dünya Bankası ile Kıbrıs siyasal sorununun bütün sıkışıklığına rağmen böyle bir ilişki içerisinde olmaktan büyük mutluluk duyduklarını söyledi.

Çeşitli tartışmalara ve siyasal sıkıntılara rağmen Dünya Bankası'nın uzmanlarının adamıza gelerek gerekli incelemeleri yaptıklarını ve hükümet olarak onlara bütün bilgilere ulaşabilme imkanlarına sahip olma olanaklarını sağladıklarını belirten Soyer, Dünya Bankası'nın raporunun son derece önemli tespitler ve bütünlüklü bir bakışla hem genele, hem de sektörel bakımdan avantaj ve dezavantajlarının ortaya serildiği bir rapor olduğunu söyledi.

Soyer, raporun esaslı bir şekilde ele alınması avantajlar ile dezavantajlar ve yürünülmesi gereken yolu tespit etme sürecindeki düşünce oluşumlarının şekillenmesi açısından bir düşünce sistem ettiği içerisinde bu raporun tartışılmasının çok önemli olduğunu ifade etti.

Panelde konuşmacılara ilk olarak 15'er dakikalık konuşma süreleri verildi. Daha sonra Dünya Bankası'nın raporu değerlendirildi. Sonra 25'er dakikalık konuşmaların ardından 1.5 saat konferansa katılanlar konuşmacılara sorular sordu ve yanıt aldı.

KIBRIS 31/03/07

"Kuzey Kıbrıs Zirvesi" bugün Girne'de yapılacak

Cumhurbaşkanlığı ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın (KTTO) katkılarıyla düzenlenen "Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi" bugün Girne'de yapılacak.

"Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"; Kıbrıs gerçeklerini, Kuzey Kıbrıs'a ve Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyon ve ambargoları Avrupa ve ulusal parlamentolar ile Avrupa kamuoyuna aktarmayı ve milletvekillerinin yapacakları bilgilendirme faaliyetlerine yardımcı olmayı amaçlıyor.

Zirveye katılacak Avrupa'daki Türkiye kökenli milletvekilleri, dün gece saat 23.00'te Ercan'dan KKTC'ye geldi.

Almanya, Belçika, Danimarka, İsviçre ve Avusturya'dan zirveye katılan Türkiye kökenli milletvekilleri ve yerel politikacılar şu isimlerden oluşuyor:

Prof. Dr. Hakkı Keskin (Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili), Fatma Pehlivan (Belçika Senatosu Üyesi), Hüseyin Araç (Danimarka Parlamentosu Milletvekili) Cemal Çavdarlı, (Belçika Federal Parlamentosu Milletvekili), Ozan Ceyhun (Avrupa Parlamentosu eski Milletvekili), Özcan Mutlu (Berlin Eyalet Parlamentosu Milletvekili), Nebahat Güçlü (Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili), Gülsen Öztürk (Basel Kanton Meclisi Milletvekili), Bilkay Öney (Berlin Eyalet Parlamentosu Milletvekili), Uğur Çamlıbel (Basel Kanton Meclisi Milletvekili) Güle İletmiş (Bremen Eyalet Parlamentosu Milletvekili), Hasan Kanber (Basel Kanton Meclisi Milletvekili), Filiz Polat (Niedersachsen Eyalet Parlamentosu Milletvekili) Alev Korun (Viyana Eyalet Milletvekili), Murat Kalmış ( Delmenhorst İl Genel Meclisi Üyesi) Adil Oyan (Rosenheim İl Genel Meclisi Üyesi) Sevgi Hamuroğlu (Rhein-Gau-Taunus İl Genel Meclis Üyesi), Yaşar Fincan (Münih Belediye Encümeni Üyesi), Nebahat Pohlreich (Bielefeld Belediye Meclis Üyesi) Turgut Yüksel ( Frankfurt Kent Belediye Meclis Üyesi).

Girne Mercure Accor Otel'de bugün saat 10.00'da başlayacak zirveye, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bakanlar, milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri, yerel kuruluş ve sivil toplum örgütleri başkan ve temsilcileri ile Avrupa'daki Türkiye kökenli milletvekilleri katılacak.

Zirve açılış konuşmalarıyla başlayacak

Zirvede, sırasıyla Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Prof. Dr. Hakkı Keskin, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in yapacağı açılış konuşmalarının ardından; ulusal, eyalet ve yerel düzeyde üç çalışma grubu oluşturulacak.

Avrupa'dan gelecek milletvekilleri, belediye meclis üyeleri ve Kıbrıslı Türk katılımcılardan oluşacak çalışma grupları kendi aralarında yapacakları toplantılarla Avrupa ülkelerinde yapılacak çalışmaların yol haritasını çizecekler.

Gruplar daha sonra bir araya gelip çalışmalarına son şeklini verecekler ve saat 17.30'da ortak bir açıklama yapacaklar.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"ne katılacak milletvekilleri onuruna Cumhurbaşkanlığı'nda saat 20.00'de yemek verecek.

Konuk milletvekilleri 1 Nisan Pazar sabahı koordinasyon toplantısı yapacak ve ardından Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın Esentepe'deki Korineum Golf and Country Club'ta vereceği öğle yemeğine katılacak.

KKTC'nin tarihi ve turistik yerlerini de gezecek Avrupalı milletvekilleri akşam da Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun Girne'de Address Restorant'ta onurlarına vereceği yemekte olacak. Avrupalı milletvekilleri 2 Nisan Pazartesi sabahı 09.30'da KKTC'den ayrılacak.

KIBRIS 31/03/07

ABD'deki Kıbrıslı Türklerle iletişim kurulacak

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, New York'taki temasları kapsamında Kıbrıs Türk Yardım Cemiyeti yetkilileriyle görüştü.

Avcı, hedeflerinin bu derneklere üye olan ve olmayan Kıbrıslı Türk vatandaşlarının bütün bilgilerinin bir yere toplanması olduğunu kaydeden Avcı, Kıbrıs'la ilgili son gelişmelerin ABD'de yaşayan Kıbrıslı Türklere ulaştırılması için bir iletişim ağı kurulması çalışmalarının başlatılması için düğmeye bastıklarını ifade etti.

Dernek temsilcilerini Türkevi'nde bulunan KKTC Daimi Temsilciliği'nde kabul eden Avcı, heyetle yaklaşık bir saat görüştü.

Bu çalışmaların, lobi faaliyetlerinin arttırılması ve geliştirilmesi yönündeki çalışmalarla paralel olduğuna işaret eden Avcı, "Bizlerin öncelikle kendi çevremizin, kendi vatandaşlarımızın gücünü kullanması gerekiyor" diye konuştu.

ABD'de yaşayan Kıbrıslı Türklerin bir an önce son gelişmelerden doğru olarak bilgilendirilmelerini sağlamanın önemine değinen Avcı, "Buralarda gelen bilgilerin bir kısmı Rum lobisinin bilgilendirmeleriyle Amerikan basınında çıkıyor, Birleşmiş Milletler sayfalarında yer alıyor. Bizim doğru bilgilendirme yapmamız için bu iletişim hattının kurulması gerekiyor" dedi.

Mayıs ayında düzenlenecek Türk Günü Yürüyüşüne KKTC'nin katılımı konusunda da görüş alışverişinde bulunduklarını söyleyen Avcı, "Bu yıl da yine KKTC, New York sokaklarında temsil edilecektir" diyerek yürüyüş için her türlü desteğin verileceğini kaydetti. Avcı, bundan sonraki süreçte de bu tür organizasyonlara KKTC'nin desteğinin süreceğinin sözünü verdiklerini belirtti.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı dün Türkevi'nde, ABD'de yaptığı temaslarla ilgili olarak bir basın toplantısı düzenledi.

Avcı, sanayi ve ticaret yemeğine katıldı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, ABD'deki temasları çerçevesinde 26. Amerika Türk Konseyi-Türk Amerikan İş Konseyi Yıllık Konferansı bünyesinde düzenlenen "Sanayi ve Ticaret" yemeğine katıldı.

Bakanlık Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, Washington'daki temasları çerçevesinde 26. Amerika Türk Konseyi-Türk Amerikan İş Konseyi Yıllık Konferansı'na katılan ve konferans kapsamında bir de konuşma yapan Bakan Avcı, yine konferans bünyesinde düzenlenen "Sanayi ve Ticaret" yemeğine katıldı.

Philip Morris Firması'nın sponsorluğunda düzenlenen gecede Avcı, küresel yazılım devi Microsoft firmasına da bir ödül takdim etti.

Avcı, ödülü Microsoft Satış ve Gelişen Pazarlar Başkan Yardımcısı Mitra Azizarad'a sundu.

KIBRIS 31/03/07