Turkey used its helicopters and artillery to attack Kurdish guerrillas inside northern Iraq yesterday as the Turkish army massed just north of the border. The helicopter gunships penetrated three miles into Iraqi territory and warplanes targeted mountain paths used by rebels entering Turkey.
Guerrilla commanders of the Kurdistan Workers' Party (PKK) were defiant in the face of an impending invasion. In an interview high in the Qandil mountains, Bozan Tekin, a PKK leader, said: "Even Alexander the Great couldn't bring this region under his rule." The PKK has its headquarters in the Qandil mountains, one of the world's great natural fortresses in the east of Iraqi Kurdistan, stretching south from the south-east tip of Turkey along the Iranian border. If Turkey, or anybody else, is to try to drive the PKK out of northern Iraq they would have to capture this bastion and it is unlikely they will succeed.
Despite threats of action by the Iraqi Prime Minister, Nouri al-Maliki, the PKK leaders give no sense of feeling that their enemies were closing in.
For a guerrilla movement awaiting assault, the PKK's leaders are surprisingly easy to find. We drove east from Arbil for two-and-a-half hours and hired a four-wheel drive car in the village of Sangassar. Iraqi police wearing camouflage uniform were at work building a new outpost out of cement blocks beside the road leading into the mountains but only took our names.
In fact the four-wheel drive was hardly necessary because there is a military road constructed by Saddam Hussein's army in the 1980s which zig-zags along the side of a steep valley until it reaches the first PKK checkpoint. The PKK soldiers with Kalashnikovs and two grenades pinned to the front of their uniform were relaxed and efficient. In case anybody should have any doubt about who was in control there was an enormous picture of the imprisoned PKK leader Abdullah Ocalan picked out in yellow, black, white and red painted stones on a hill half a mile away and visible over a wide area.
There were no sign that threats from Mr Maliki in Baghdad or from the Iraqi President, Jalal Talabani, were having an effect. The PKK soldiers at a small guest house had not been expecting us but promptly got in touch with their local headquarters.
For all its nonchalance the PKK is facing a formidable array of enemies. The Iraqi government in Baghdad has no direct influence over the Kurdistan Regional Government, led by President Massoud Barzani whose administration is made up of his own Kurdistan Democratic Party and President Talabani's Patriotic Union of Kurdistan. This is the only force capable of trying to eject the 3,000 PKK fighters.
So far the KRG shows no sign of doing so. One reason is that, paradoxically, the Turkish government will not talk to the KRG although it is the only Iraqi institution that might help it Ankara is fearful of the growing strength of the KRG as a quasi-independent state on its borders.
So far the PKK is benefiting substantially from the crisis which started this summer when it began to make more attacks within Turkey. Instead of being politically marginalised in its hidden valleys, it is suddenly at the centre of international attention. This will help it try to rebuild its battered political base within Turkey where it suffered defeat in the 1990s and where its leader Abdullah Ocalan has been imprisoned since 1999.
Asked if the Turkish forces could inflict damage on the PKK, one of its fighters, called Intikam, said: "Three out of five of our fighters are hiding in the mountains in Turkey and, if the Turkish army cannot find them there, it will hardly find them in Iraq."
Bozan Tekin and Mizgin Amed, a woman who is also a member of the leadership, hotly deny they are "terrorists" and ask plaintively why there is not more attention given to Kurds who have been killed by the Turkish army. They add that they have been observing a ceasefire since since 1 October 2006 and fight in retaliation for Turkish attacks.
"Since then the Turks have launched 485 attacks on us," says Bozan Tekin. "Even an animal any living thing will fight when it feels it is in a dangerous situation," said Mizgin Amed. Both the PKK leaders were chary of giving details of last Sunday's ambush in which at least 16 Turkish soldiers were killed and eight captured. This is because the ambush is a little difficult to square with their defensive posture. But Bozan Tekin said that in reality "35 Turkish soldiers were killed and only three PKK fighters were lightly wounded. We did not lose anyone dead." He claimed that an attack on a minibus, which Turkey blamed on the PKK, was in fact carried out by Turkish soldiers on a Kurdish wedding party.
Overall, although it does not say so openly, the PKK would welcome a Turkish military invasion of northern Iraq because it would embroil Turkey with the Iraqi Kurds and the Iraqi army. It would also pose almost no threat to the PKK.
Londra'dan, KKTC'yi tanıma adımı
İNGİLTERE DOĞRUDAN İLİŞKİ KURACAK...
İngiltere'nin KKTC ile doğrudan ilişkiler kuracağı, bu
çerçevede eğitim, ticari ve diğer alanlarda üst düzeyde temaslar
yapılacağı belirtilen belgede, Kıbrıslı Türklere
yönelik izolasyonların kaldırılmasını,
Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'ndaki temsiliyet
haklarının desteklenmesini ve Birleşik Krallık ile
Kıbrıslı Türkler arasında doğrudan ilişkilerin kurulmasının
öngörülmesi Londra'nın KKTC'yi tanıma yönünde attığı
bir adım olarak değerlendirildi
Kıbrıs Rum medyası, Türkiye ile İngiltere
arasında önceki gün imzalanan Stratejik Ortaklık
Anlaşmasını, "Londra'nın KKTC'yi tanımak için
attığı bir adım" olarak değerlendirdi.
Rum gazetelerinin dün yayımladıkları haberlerde, Türkiye
Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile İngiltere
Başbakanı Gordon Brown arasında önceki gün imzalanan
anlaşmanın Kıbrıs'la ilgili bölümüne dikkat çekerek,
İngiltere'nin KKTC ile doğrudan ilişkiler kuracağı, bu
çerçevede eğitim, ticari ve diğer alanlarda üst düzeyde temaslar yapılacağı
belirtildi.
Rum medyası, AB üyeliği sürecinde Türkiye'ye
yardımcı olmayı hedefleyen Stratejik Ortaklık
Anlaşması'nın, Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonların kaldırılmasını, Kıbrıslı
Türklerin Avrupa Parlamentosu'ndaki temsiliyet haklarının desteklenmesini
ve Birleşik Krallık ile Kıbrıslı Türkler arasında
doğrudan ilişkilerin kurulmasını öngördüğüne dikkat
çekti.
İngiltere'nin KKTC'yi tanıma adımları
attığını yazan Fileleftheros, atılan bu
adımlarla, "İngiltere'nin garantörlük sıfatının
ihlal edildiği" iddiasında bulundu.
Gazetenin haberinde, İngiltere ile Türkiye'nin KKTC'nin statüsünü
yükseltme konusunda anlaşmaya vardıkları, Londra'nın
KKTC'yi tanıma mantığında hareket ettiği belirtilerek,
bu ülkenin Kıbrıs Türk makamlarıyla doğrudan ilişkiler
başlatacağına dikkat çekildi. Haberde, "Bu olgu, gerek 8
Temmuz prosedürünün, gerekse güven yaratıcı önlemlerin
görüşülmesine yeniden başlanması yönünde BM tarafından
çabalar üstlenilmekte olan bir dönemde, İngiltere'nin Lefkoşa'ya
karşı tahriki olarak değerlendiriliyor" ifadelerine yer
verildi.
Ortaklık Anlaşması metninde yer alan "KKTC"
ifadesinde tırnak işaretlerinin de
kaldırıldığına işaret eden Rum gazeteleri, bu
işaretlerin bizzat Ortaklık Anlaşmasına imza atan
İngiltere Başbakanı Brown tarafından kaldırıldığına
dikkat çektiler.
Rum gazeteleri haberlerinde İngilizlerin bu tutumuna Rum
yönetiminin sert tepki gösterme hazırlığı içinde
olduğunu belirttiler.
Rum yönetimi rahatsız
Rum hükümeti, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile
İngiltere Başbakanı Gordon Brown arasında önceki gün
imzalanan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile İngiltere
arasında doğrudan ilişkiler kurulması,
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması
gibi unsurlar içeren belgenin içeriğinden duyduğu
rahatsızlığı İngiliz hükümetine iletti.
Rum radyosunun haberine göre; Rum Dışişleri Bakanı
Erato Kazaku-Markulli, İngiltere'nin Güney Kıbrıs Yüksek
Komiseri Peter Millett'i dün makamına çağırarak, Rum hükümetinin
söz konusu anlaşma belgesinin içeriğinden duyduğu
rahatsızlığı dile getirdi.
Bu arada, Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas da, söz konusu anlaşma belgesinden duyduğu
memnuniyetsizliği ifade etti.
Hristofyas; Rum tarafının bir an önce girişimlerde
bulunması ve Rum tarafını, Kıbrıslı Türklerle
yakınlaştıracak girişimlerin BM tarafından
üstlenilmesi için imkânların zorlanması gerektiğini söyledi.
Rum ana muhalefet partisi DİSİ Başkanı Nikos
Anastasiadis ise açıklamasında, İngiltere'nin tutumunu
"kabul edilemez" olarak nitelendirdi.
Habere göre Anastasiadis; bunun "sahte devletin düzeyinin
yükseltilmesi yönünde olumsuz bir gelişme olduğunu" iddia etti.
Atina: Sahte devletten KKTC olarak
söz etmek kabul edilemez
Atına, Türkiye ile İngiltere arasında önceki gün
imzalanan stratejik ortaklık belgesinde KKTC ifadesinin
kullanılmasına tepki gösterdi.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni,
gazetecilerin soruları üzerine yapıldığı belirtilen
yazılı açıklamada, ''Uluslararası hukuk ve kurallarca
açıkça belirlenmiş, uluslararası toplumla AB tarafından
saygı gösterilen böylesine önemli bir konuda, İngiltere
Dışişleri Bakanlığının, sahte devletten KKTC
olarak söz etmesi gibi bir ihmalin kabul edilemeyeceğini'' söyledi.
Bakoyanni, Kıbrıs sorununun çözümü çabalarının
tekrar başlaması gibi kritik bir aşamada, gerekli
açıklamalar ve düzenlemelere gidileceğine
inandığını da kaydetti.
KIBRIS 25/10/07
Möller: Kıbrıslıca' bir çözüm için, zaman,
olgundan da öte
Birleşmiş Milletler (BM) Günü Lefkoşa ara bölgedeki
Ledra Palas otelinde düzenlenen resepsiyonla kutlandı. Resepsiyonda
konuşan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller, Kıbrıs'ta
"Kıbrıslıca" bir çözümü iki toplumun kendi
başlarına elde edebileceğini kaydetti ve "Şu an zaman,
bunun için olgundan da öte" yorumunu yaptı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da
katıldığı ve saat 19.30'da başlayan etkinliğe,
Türk ve Rum kesimlerinden davetliler katılırken, resepsiyona
basın alınmadı.
BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly'nin yaptığı
açıklamaya göre, gecede Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller de bir konuşma
yaptı.
Özel Temsilci Möller konuşmasında, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, BM'ye üye ülkeler ve sivil toplumla
beraberce çalışarak BM'nin anlaşmazlıkları önlemede,
barışı sağlama, barışı koruma ve
barış inşa etmedeki rolünü en son noktasına kadar
oynamasını sağlamak için BM'yi güçlendirmek gerektiğini
söylediğine işaret etti.
Önce kuşkunun üstesinden gelinmeli
Möller bu yılın başında Birleşmiş
Milletler tarafından yürütülen iki toplumlu bir anketin, Kıbrıs
sorununa erken bir çözüm bulunmasında, adanın geleceğiyle ilgili
konularda iki toplumun diyaloguna ve tartışmasına ihtiyaç
bulunduğunu gözler önüne serdiğini kaydetti. Möller ankette her iki
toplumun çoğunluğunun federal bir çözüme hazır olduğunu,
fakat aynı zamanda her toplumun diğer toplumun tercihleri ve
amaçları hakkında kuşku ve yanlış algılamaya
sahip olduğunu gösterdiğini de söyledi. Möller, bir federal
anlaşmaya ulaşma yönünde herhangi bir çabanın ilk önce bu
güvensizlik ve kuşkunun üstesinden gelmesi gerektiğini de ifade etti.
Ban liderleri teşvik etti
Yakın zamanda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un BM çatısı altında bir araya
gelip çözüm yönünde diyalogu ilerletme kararı almalarının
ardından BM Genel Sekreteri Ban'la ayrı ayrı görüştüklerini
de hatırlatan Möller, bu görüşmelerde Ban'ın iki lideri,
uzlaşma için gerekli irade ve gücü göstermesi yönünde teşvik
ettiğini anlattı.
Möller "Biz 8 Temmuz sürecinin; iki toplumun endişelerine ve
ihtiyaçlarına cevap verebilecek düzeyde esnek ve yaşayabilir,
aynı zamanda da çoktan beridir beklenen ve yakalanması zor olan
adanın yeniden birleşmesi olayını gerçekleştirebileceğine
inanıyoruz" şeklinde konuştu.
Empoze çözümler uzun ömürlü olmaz
Möller ayrıca birbirlerini iyi bilen tarafların
anlayış ve barışının, uzlaşmanın en iyi
yolu olduğunu kaydederek, dıştan gelen empoze bir çözümün uzun
ömürlü ve sürdürülebilir olmasının seyrek görüldüğünü kaydetti.
Kıbrıs'ta "Kıbrıslıca" bir çözümü
iki toplumun kendi başlarına elde edebileceğini de kaydeden
Michael Möller, "Şu an zaman bunun için olgundan da öte"
yorumunu yaptı.
Möller, BM ve uluslararası toplumun Kıbrıs'ın
ilerlemesi yönünde azimli ve kararlı olduklarını da sözlerine ekledi.
KIBRIS 25/10/07
25 10 07 Cyprus mail
Cyprus-British relations
reach new low
By
Jean Christou
CYPRUS ISSUED
a veiled threat against the presence of the British bases yesterday in response
to Londons perceived intent to effectively upgrade the status of the TRNC.
Relations between Nicosia and London, which had been on the mend following the
Annan plans rejection in 2004 took a complete nosedive in the wake of the
protocol agreement between Turkey and Britain signed on Tuesday in the UK.
The protocol signed between Turkish Prime Minster Tayyip Erdogan and his
British counterpart Gordon Brown contains a number of proposals to end the
so-called isolation of the Turkish Cypriots.
Included is a provision to work within the UN, the EU and bilaterally to
promote direct commercial, economic, political and cultural contacts between
the UK, the EU and the Turkish Cypriots.
It also proposes that Britain maintains high-level contacts with the Turkish
Cypriot authorities, and continues to help the TRNC authorities and
universities in their attempts to engage with the Bologna process.
The protocol also upholds the right to representation of the Turkish Cypriots
in the European Parliament.
The agreement has outraged not only the political parties, as would be
expected, but prompted the government to issue one of its strongest statements
to date against the actions of the UK.
The main objective of this is the systematic promotion of separate relations
of the secessionist Turkish Cypriot entity with the remainder of the world,
said government spokesman Vassilis Palmas.
Palmas said it was unacceptable that Britain, as a signatory to the Treaty of
Guarantee of the Cyprus Republic had not fulfilled its obligations as a
guarantor power with the result that while it maintained bases and facilities
in Cyprus, at the same time the Cypriot people were suffering invasion and
occupation at the hands of another guarantor power.
It should be remembered that the military bases and facilities the United
Kingdom in Cyprus are covered by the Treaty of Guarantee and are conditional on
the rule of reciprocity, said Palmas.
He also said that as a partner of Cyprus in the EU, Britain had not informed
Nicosia of its intention to sign a protocol agreement with Turkey, which
concerned the vital interests of Cyprus.
Palmas said this was contrary to the Structured Dialogue cooperation agreement
Cyprus had signed with Britain in 2005.
He also said that as a permanent member of the UN Security Council, Britain had
subscribed to UN resolutions outlawing any assistance to the breakaway TRNC.
With yesterday's agreement Britain has shown its solidarity with the policies
of Turkey on the Cyprus issue, which was officially and with abundant clarity,
spelled out by the President of Turkey on his recent visit to the occupied
areas, said Palmas.
With these actions the prospect of solution of to the Cyprus problem on the
basis of UN resolutions is becoming ominous.
Palmas said the government would act decisively to protect the national
interests of Cyprus.
The conviction is that once more Cyprus is being sacrificed to the interests
of foreigners with total disregard for the country and its population, he
added.
In a written statement issued after a meeting with Foreign Minister Erato
Marcoullis yesterday British High Commissioner Peter Millet denied that any
change had taken place in British policy on Cyprus. There is nothing new in
the Cyprus related elements of the UK/Turkey Strategic Partnership that was
signed yesterday in London, he said.
Our policy on the non-recognition of the so-called "TRNC" is
unchanged. We do not and will not recognise a separate entity in the northern
part of Cyprus. Nor does anything in the document reflect an attempt to upgrade
the status of the north or promote partition.
Millet said Britain was fully committed to the reunification of the island and
supported the UN's efforts to implement the 8 July process.
He referred to Browns statements on Tuesday making it clear how important it
was to seize the opportunity for progress towards a settlement in 2008.
It is only by engaging with Turkey in a constructive and strategic way that
this goal can be realised, Millet said.
Political parties all condemned the Turkey-Britain agreement calling it
unacceptable and provocative.
25
10 07 Cyprus Mail 2007
Tassos lashes out
over EOKA B claims
AN ANGRY President
Tassos Papadopoulos has lashed out at allegations that he consorted with
leading cadres of EOKA B, a 1970s right-wing paramilitary organisation linked
to the coup that precipitated the Turkish invasion.
The accusations were
made by AKEL, until not long ago partners in the coalition under Papadopoulos.
The government camp has
rallied to the Presidents support, calling on the communists to back up their
claims with evidence.
After initial
hesitation, AKEL cryptically referred newsmen to a meeting that took place at
the Presidential Palace in April 2005 between Papadopoulos and two members of
EOKA B.
At the time, an EOKA B
member had told Ant1 television that he was indeed co-operating with
Papadopoulos but also with a section of AKEL in preventing the return of
the Annan plan.
Pressed for more
details, Stephanos Stephanou, spokesman for presidential candidate Demetris
Christofias, asserted he had additional information but would release it only
when he thought the time was right.
Christofias himself has
sought to distance himself from the row, telling journalists to seek answers
from his election staffers.
The President meanwhile,
who had kept quiet since the debate ignited last weekend, finally let loose
against his accusers.
Speaking at a gathering
in Larnaca late on Monday night, a visibly irate Papadopoulos went on the
offensive.
I have never met with
people from EOKA B, he declared.
I challenge them now,
in public, to say where and when these meetings were held. And if they do not,
they shall be exposed as cheap slanderers, he added.
Papadopoulos went on to
say that in the past he had personally tried to make inquiries about the
organisation widely considered treacherous, only to discover that no records
were kept.
Asked how he felt about
the fact the allegations were coming from a former ally, Papadopoulos said he
was bitter about these unfounded claims.
Rightwing DISY, accused
by its rivals of harboring EOKA B members, chose to play the role of observer
in the spat.
We apologise for
having nothing to say about EOKA B. We want this election campaign to be about
the future, not about the past, said Prodromos Prodromou, spokesman for
presidential candidate Ioannis Kasoulides.

Commission legally endorses
Famagusta-Latakia route
19.10.2007
The European Commission has sent a letter to the Greek Cypriot government
stating its endorsement for the Famagusta-Latakia route that was recently set
off between northern Cyprus and Syria. In the letter the EU institution
declared the route legal, saying that there is no prohibition under general
international law to enter and leave seaports in the northern part of Cyprus.
After two previous voyages to Latakia on the occasions of Ramadan on September
22 and Bayram on October 14 respectively, the scheduled trips were set to start
on Wednesday. However, they were cancelled along with the regular ferry trips
to Tasucu Port of Turkey due to bad weather condition.
The Commission declared, in the controversial letter, that the institution is
aware of the fact that the Greek Cypriot government has declared the sea ports
in the northern part of Cyprus (Famagusta, Kyrenia, Karavostassi) prohibited
and closed for all vessels. But the Commission also pointed out that this was
a unilateral decision with consequences under domestic [Greek] Cypriot law, but
with no apparent consequences under international law.
Direct trade
cited
The letter also endorsed the so-called Direct Trade Regulation, and pointed
out: Neither the UN Security Council nor the European Community has ever
imposed a trade embargo with respect to those areas.
Against this background, the Commission is not in a position to intervene with
the authorities of the Syrian Arab Republic in this matter, the letter
concluded.
The ferry trips between Latakia and Famagusta have been harshly opposed by the
Greek Cypriot government that also took the issue to the European Commission
and received an unexpected reply through this letter.
Greek Cypriot press reported that the Honorary President of the Social
Democratic Movement (EDEK), Vassos Lyssarides, will be flying to Damascus on
October 20 as an envoy of Greek Cypriot President Tassos Papadopoulos, for
talks regarding the issue. Greek Cypriot Minister of Foreign Affairs is also
reportedly scheduled for a visit to Syria in order to convince Syria to cancel
the service.
The Famagusta-Latakia ferry last plied the waters regularly between northern
Cyprus and Syria in 1978-1979, before it set sail once again in September.
Turkish Republic of Northern Cyprus passports are valid on the route.
19.10.2007
It is very hard for me to make a certain attempt now, unless a
definite commitment comes from both sides, Ban-Ki Moon says.
UN Secretary-General Ban Ki Moon said, about starting negotiations, that it
was very hard for him to make a certain attempt unless a definite commitment
comes from both sides.
Asked about his meeting with Turkish Cypriot President Mehmet Ali Talat, Ban
said that his recent meeting with Talat and the previous one with Greek Cypriot
President Tassos Papadopoulos on September 23 had been very useful for him and
his team to understand the present situation on the island and allowed him to
explain aspect of the UN to both sides.
Ban emphasised that he discussed the same message with both leaders for them to
absorb plus his expectation that they execute the agreement completely
following the fact that they both signed it on July 8 2006. Ban recorded that
he was encouraged by their meeting in the beginning of September but he was
disappointed again when he saw that there was no progress.
Ban pointed out that he invited Talat to continue to make a dialogue, an
opportunity window by showing sense of flexibility and taking the initiative
and said that he invited Talat to take the necessary precautions to increase
security in the meeting and to collaborate completely in opening the Lokmaci (Ledra)
crossing.
As an answer to a question about whether he would make an announcement to the
countries of the world for the removal of the limitations and isolations which
were enforced on Turkish Cypriots and whether he would make an attempt to start
the negotiations again, he said Negotiations are locked and I am seriously
thinking about what kind of an attempt I should make. But there is one thing
that I have learned and that is: it is very hard for me now to make a certain
attempt unless a definite commitment comes from both sides. But I will keep on
emphasising this subject.
Ankara Anatolia news agency (23.10.07) reported the following from London:
The Strategic Partnership Document signed between Turkey and the UK deals with Turkey's membership process to the EU, joint cooperation against terrorist organizations PKK and Al Qaida, development of regional stability, defence, commerce and energy.
Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and his British counterpart James Gordon Brown signed the document following their tête-à-tête meeting in London on Tuesday.
The document stressed that relations between Turkey and the UK are progressing rapidly.
It also noted that Turkey and Britain share the same vision on many international issues and global threats. According to the document, Turkey and Britain will hold meetings every six months to discuss issues listed on the document.
The Strategic Partnership Document listed the following:
Support for Turkeys EU membership:
-Supporting Turkish entry negotiations with the European Union (EU).
-Advising Turkey on entry negotiations.
-Helping Turkey by promoting it in Europe.
-Helping end the international isolations imposed on Turkish Cypriots.
-Helping to dismantle problems encountered in negotiations (with the EU) on certain topics. Restarting dialogue on human rights.
-Underlining that Turkey's membership is strategically important as far as governments, public opinion and media in Europe are concerned. Showing that Turkey is bold enough to conduct further reforms.
-Developing more bilateral projects with the EU so that Turkey can meet its priority targets under accession rules.
-Working in the United Nations and EU to promote direct trade between Britain, EU and Turkish Cypriots.
-Continuing to hold high level meetings with government executives of Turkish Cypriots.
-Deepening relations between Turkey and the United Kingdom on security matters, including NATO and European Security & Defence Policy.
Terrorism and fight against organized crime:
-Preventing proliferation of weapons. Boosting cooperation on issues such as air transport security, illicit drugs, illegal migration and organized crimes.
-Being more active in the fight against terror. Sharing intelligence. Developing cooperation against PKK/Kongra-Gel, as directed by the UN Security Council resolutions 1373, 1624, 1566 and cutting off financial assistance stemming from EU countries. Developing cooperation against Al Qaida and related organizations.
-Developing mutual understanding between Turkey and Britain on the damages inflicted by crime and terror to both countries. To review on a frequent basis threats emanating from terror, illicit drugs and organized crime. Developing methods to deal with radical elements. Developing better strategy against illicit drug trafficking and money laundering. Cooperation in protecting the identities of personnel dealing with secret missions and protecting eye witnesses.
-Implementing the Memorandum of Understanding on cooperation against organized crimes.
Iraq and Middle East:
-Conducting joint dialogue to protect Iraq's territorial integrity and political union and to help Iraq to become more stable, wealthy and democratic.
-Encouraging reforms in the Middle East by holding talks between foreign ministries and cooperating in international fora.
-Supporting the UN Security Council stance on Iran. Pursuing efforts to convince Iran to end its regional expansion.
-Continuing high level dialogue between Turkey and Britain on defence related matters.
-Developing mutual understanding on crisis management and strategic problems. Developing cooperation between the armed forces of Turkey and Britain. Conducting joint military exercises. Training Turkish military personnel with English skills.
-Supporting Turkey's participation in activities related to European Security and Defence Policy.
-Providing support to Turkey's centre for excellence in the fight against Terror.
British University in Turkey:
-Establishing strong economic ties at the 2007 Turkish- British Businessmen Council. Making more investments in Turkey and Britain.
-Cooperating in energy, education, environment, financial and legal matters.
-Establishing a British university in Turkey. Encouraging cooperation among Turkish and British universities.
-Supporting Istanbul as EU Cultural City of 2010.
-Increasing mutual investments. Supporting Turkey's growing economy.
-Supporting economic reforms and cooperating in research and development.
-Making joint efforts to make Turkey a global energy centre.
Energy:
-Sharing knowledge to liberalize energy markets. Facilitating Britain's participation in regional bodies in the Middle East, Black Sea and Caspian Sea.
-Working jointly in energy and environment chapters.
-Conducting cooperation with British firms in energy and climate change projects.
The document also included articles on the development of cooperation in the fields of education, culture, science, health and agriculture.
Ankara Anatolia news agency (23.10.07) reported also from London that the Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and British Prime Minister Gordon Brown held a joint news conference in London on Tuesday.
On Turkey EU relations Mr Erdogan said: Turkey has given priority to maintain its negotiation process with the EU without any restriction and obstruction. Turkey is determined in this process and will continue to act resolutely till the end. Britain has always extended clear and sound support to Turkey's EU bid. We are thankful to Britain to this end.
On the Cyprus issue the Turkish Prime Minister said: Turkey expended great efforts to find a comprehensive and lasting solution to the Cyprus issue. We consider the Cyprus issue under the UN parameters. No one should expect us to launch an initiative. Now, it is the UN Security Council's turn to launch the necessary initiative.
On his part the British Prime Minister said he absolutely and unequivocally condemned the actions of the PKK on Sunday that left 12 soldiers dead.
Brown said he could appreciate the anger in Turkey over the latest killings and that Britain would do it all it could to help investigate and root out terrorist elements operating in the border region between Turkey and Iraq.
He added Turkey and Britain have agreed to build closer ties on security issues to deal with both the PKK and wider terrorist threats.
Brown revealed that the PKK had now been proscribed by Britain as a terrorist organization.
Referring to Turkey's EU bid, Prime Minister Brown said he hoped talks on Turkey joining the EU would move forward at the next EU Council summit scheduled for December.
Prime Minister Brown said Turkey-Britain strategic partnership will boost trade, security, economic and cultural cooperation between the two countries.
He added that the partnership would include closer security ties aimed at combating the threat of terrorism and other measures include the building of a British university in Turkey and the joint construction of industrial zones in the southern Iraqi port of Basra.
The Turkish Cypriot press today (24.10.07) covers as follows the meeting between the Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan and his British counterpart Gordon Brown:
In a front page report Kibris writes that in the Strategic Partnership Document between Turkey and Great Britain which was signed by the two Prime Ministers, there are articles regarding the Cyprus problem. In addition, the issue of the lifting of the isolation is stressed. The paper writes that the paragraphs on Cyprus are as follows: To help towards the lifting of the isolation, to work within the EU and the UN and at bilateral level for encouraging the direct trade between the UK, the EU and the Turkish Cypriots, to continue the contacts with high ranking Turkish Cypriot officials.
Vatan also refers to the Strategic Partnership Document between Turkey and Great Britain signed between Turkey and the UK and notes that the TRNC is referred to the documents as Turkish Republic of Northern Cyprus.
Referring to the same issue Star Kibris reports that Erdogan and Brown called on the UN to take an initiative for the solution of the Cyprus problem. The paper writes that the Turkish Prime Minister stated that Turkey will not take a new initiative for the problem.
Yeni Duzen refers to issue in its first page quoting Erdogans statements that an initiative regarding Cyprus must come from the UN Security Council.
Ortam reports that at the press conference held after the meeting, Mr Erdogan stated that they are in favour of a comprehensive and just solution for the Cyprus problem.
Turkish Cypriot daily Kibris newspaper (24.10.07) writes that the Turkish Cypriot Association in England has sent a letter to the British Prime Minister Gordon Brown, asking UKs help to alleviate the unjust isolation of the Turkish Cypriots.
The President of the Executive Council Mustafa Gencsoy and the honorary President Prof. Dr. Salahi R. Sonyel, who signed the letter dated 22nd October, noted that because of the fact that the Turkish Cypriots are not treated equally as the Greek Cypriots in Cyprus, the around 300 thousand Turkish Cypriots living in England find it more difficult everyday to maintain relations with their relatives in Cyprus.
In their letter they argue that this situation is a result of the wrong and unwise policies of the previous British administrations against the Turkish Cypriots.
They alleged in the letter that the Turkish Cypriots are not responsible for the situation on the island and that they were obliged to fight against the Greek Cypriots desire of cleansing the island from the Turks and as a result the TRNC was created.
In the letter it is also stated that Britain did not recognise the TRNC so that the Greek Cypriots are not offended and a problem be created with the British bases it preserves in the South Cyprus.
In the letter they pointed out to the fact that the Turkish Cypriots of the island are not treated as one of the two equal peoples and reiterated the allegation that the Turkish Cypriots are isolated in the fields of trade, social, travel, education and health.
(EA)
Illegal Bayrak television (23.10.07) broadcast the following:
The Presidential Spokesperson, Hasan Ercakica, has announced that the letter sent to the UN Secretary-General Ban Ki-moon by the Greek Cypriot Leader Tassos Papadopoulos, has been forwarded to the Turkish Cypriot side.
Mr. Ercakica said that a rough evaluation of the 8-point proposal showed that Mr. Papadopoulos had done his best to further complicate the 8th July process and work on introducing confidence building measures.
Speaking at his weekly press briefing, the Presidential Spokesperson said the letter sent to the UN Chief by the Greek Cypriot Leader Papadopoulos was roughly evaluated and that it contains complicated proposals, which would raise difficulties in the 8th July process.
But, he added that a thorough evaluation of the letter would be made in the coming days to see whether it contains any positive elements that could help restart the comprehensive negotiations on the Cyprus issue.
If so, we will examine the ways of making use of them, he added.
Mr. Ercakica also noted that President Mehmet Ali Talat will brief coalition partners, the Republican Turkish Party-United Forces and the Freedom and Reform Party today, and the National Unity Party, Democrat Party and Communal Democracy Party tomorrow about the details of the meeting he held with Mr. Ban and the Greek Cypriot proposals.
Turkish Cypriot daily Kibris newspaper (24.10.07) writes that a delegation of Russian businessmen and journalists who went to the TRNC the previous day, upon an invitation of the self-styled minister of foreign affairs Turgay Avci, met with the deputy speaker of the assembly Gulboy Baydagli. No statements were made after the meeting.
KIBRIS also writes that the Russian delegation also met with the self-styled minister of tourism and economy Erdogan Sanlidag.
(CS)
Turkish Cypriot daily Kibris newspaper (24.10.07) reports that the mayor of occupied Kioneli, Ahmet Benli, met with German MPs who came to the island for a short period. The German MPs are Lothan Klem, parliamentarian in the province of Heesen of the German Social Democrat Party (SDP), and former Minister of Public Works and Transportation and Ozan Ceyhun, former MP of the European Parliament and member of SDP.
The German MPs along with businessmen accompanying them, had lunch with Mr Benli. In the lunch, in which also participated the self-styled Lefkosia MP Mustafa Yektaoglu, issues regarding Kionelis problems, issues of cooperation and future plans were taken up.
Mr Klem stated after the meeting that he has meetings with persons holding various duties in Cyprus and that the future plans regarding Kioneli, are exciting. He also stated that the concept of twinned municipalities can be developed between Kioneli, and the Heesen province.
(CS)
Turkish Cypriot daily Kibris newspaper (24.10.07) writes that a delegation of the Republican Turkish Party (CTP), which is member of the Socialist International, will participate in the German Social Democrats congress which will take place between 26-28 of October in Hamburg, Germany.
During its visit to Germany, the CTP delegation will also participate in the Compass 2020: Germany at the International Relations seminar, which will take place on the 25th of October.
(CS)
Illegal Bayrak television (23.10.07) broadcast the following:
The Turkish Cypriot member of the Committee on Missing Persons, Gulden Plumer Kucuk, has announced that almost half of the remains of 42 Turkish Cypriot martyrs from the village of Taskent (occupied Vouno) have been found.
Mrs. Kucuk said the remains of the martyrs were found in the Yerasa region in the South. There has been ongoing work in the area to find 42 Turkish Cypriots who fell during the Taskent resistance.
The Committee on Missing Persons is uninterruptedly continuing its work on both sides of the island to find, excavate and identify the remains of the missing persons.
Earlier, remains of 6 missing persons were found in a well in the Strovolos region in the South. The Committee is currently continuing excavation work in another well in the same area.
In the northern part of the island, the excavation work is being carried out in several points in Guzelyurt (occupied Morfou) and the Yenisehir (occupied Neapoli) area in the capital Lefkosia.
Remains of 3 missing persons have also been taken out from a well detected in the St. Hillarion area.
The Committee on Missing Persons has so far unearthed the remains of 350 missing persons in total. Fifty seven of those found (19 belonging to Turkish Cypriots) have been identified and returned to their relatives.
The remains of the remaining 293 missing persons will be handed over to their families following an identification process at the anthropology laboratory.
Turkish Cypriot daily Kibris newspaper (24.10.07) writes that while the excavations for remains of missing persons in both sides of the island continue, the High Level Contact Group of the European Parliament will pay a visit to the TRNC between 7-9 November in order to have official contacts.
The Group will meet with the Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, with various civil society organisations and with the Committee on the Missing Persons.
Kibris also writes that Rene van der Linden, the President of the Parliamentary Assembly of the Council of Europe, will have a meeting on 25th of October with the members of the Cyprus contact group of the European Parliament.
(CS)
-20 October 2007- Cyprus Mail
From the sublime to the
ridiculous
By
a scribe called Haji Mike
HARMONY RESOUNDS FOR HUMANITY: I wanna testify! Occasionally a
live concert is like a spiritual experience. And even if you are not religious,
by the end of the sermon you stand converted.
Martha Lewis and Eve Adam accompanied on the blouzouki and tzoura by master
player Pavlos Doukanaris and Steve. D Fletcher on keys literally raised the
roof off the American Centre at the tribute concert in memory of Daniel Pearl.
Their appearance on SIGMA TV the same morning also wrote a small part in CY TV
history as every one along the chain of communication from the camera ops to
thousands of viewers were just gob smacked when Martha and Eve sang live on the
breakfast show.
Events like these are a rarity in Cyprus not only for the tolerance and
multidimensionality which they exude but more crucially for the sparkle which
they add to our collective cultural lives. Special mountain-moving moments are
sparse on the plantation but believe me this was certainly one of them.
Oh Mamma, as Zeki Ali declared in a poem before the main performance! And oh
how true he was! Look out for media clips audio and visual from the night on
the web!
BLAME PROFESSIONALS: Dinos Michaelides, former minister of the interior for
half my life has a bewildering presence in front of TV cameras.
Aside from what kind of backhanded deal he made with Tassos Papadopoulos, which
we will never know, he just looks lost an ageing ex-minister without a
ministry to meddle in. May be his diminished political career is also a
consequence of being used time and again by both larger and smaller parties.
Just look how an alliance with Koutsou and Co. cost him a potential seat in
parliament last year. So now, despite his allegiance in the 2003 Prez election
with Clerides, he backs Papadopoulos, who he then opposed.
Clearly back then Tassos, the master of a wolf in sheeps clothing, posed as a
born-again compromiser in line with AKEL and a reluctant EDEK. Dinos
Michaelides however is more of a political burden than a bonus because his so
tactless and undiplomatic.
According to him, the July 8 agreement was initiated to shift the blame back
to Turkey from our side after our resounding No. Clearly unaware of this
being a show of tacit support for our side, UN Secretary-general Ban Ki-moon
went along with our petty, head-in-the-sand tactic.
And I thought July 8 had a little bit more vision to it like may be paving
the way, even in Tassian terms (i.e. solution in about five decades) to
solving the islands division.
A WEEK OF CONTRADICTIONS: the Ethnarch/Emperor is really talking the talk but
not walking the walk. Surrounded by rejectionists, he walks a fine line between
narrow-mindedness and trying to create a good impression by finally agreeing to
confidence building measures, such as the opening Ledra Street.
There is a hint of the PR inconsistencies of people like Lillikas somewhere
behind the scenes. His communications expert Panagopoulos must also be anxious
as somehow the last minute hand-outs and sloganeering ideology I want a
clean election with high standard ethics just doesnt seem to be working.
At the root of Tassos problems is also his alleged triumph and the fact that
both he and supporters wont let go of their newly found, essentialist,
patriotism.
By constantly reminding people he saved Cyprus from the evils of Annans Plan,
Tassos feels its a home-run to victory and re-election. On the other hand,
Annan-speak and the poison of pseudo-yes-no divisions is being questioned
more and more each week as the election campaign progresses.
Its a bit like a stuck record: the more you hear it the more you want to lift
the needle off and change the tune. On Monday DIKOs central committee stressed
the A-Plan would be at the centre of their election campaign.
This unleashed a Pandoras box of reactions from the realistic to the banal,
covering the widest political spectrum imaginable from Prodromou to
Themistocleous.
By mid-week they started back peddling slightly. Realising they couldnt take
all this, it was like asymmetric political warfare. Then by Friday, various
people in government were declaring why bring up the referendum all the time?
to the opposition.
Funny business politics, especially when week by week you are losing control. I
thought I would never agree with Prodromos Prodromou on anything but his
insight at the peak of all this contradiction on a CyBC (of all places) panel
debate was so accurate that it warrants a quote.
If, he said, the Presidents handling of the resounding No vote was so
effective, then why has he only got 30 per cent in the opinion polls surely
he should have at least 76 per cent.
Wise words, Prodrom, very wise indeed!
Cyprus Mail 2007
Education Ministry is
depressingly out of touch
LAST year,
the October 28 pupils parade was a complete shambles, with students stepping
out of line, walking over to greet friends in the crowd, girls wearing skirts
so short they kept trying to pull them down so their underpants wouldnt
show, and marching pupils shouting across to one another.
The description is not ours, but from the Education Ministrys inspector of
physical education, responsible for the parade. So this year, a memo has gone
round to all schools, insisting that the selection process must be strict and
the main criterion must be the faultless appearance in every respect.
This, according to one teacher, was followed up by visits to schools
particularly emphasising that participants had to be well-built, resulting in
those left out feeling they had not been chosen because they were too short,
fat or ugly.
The message the Education Ministry is putting across is that if youre fat or
dont have a nice body, youre not allowed to be in the parade, she said.
If this is indeed the case, it is a disgrace, especially at a time when
teachers are quite rightly being told to place emphasis on values of
diversity and inclusiveness, to encourage each child as an individual and to
battle discrimination of every kind.
It is disturbing at a time when body image is already so obsessive especially
among teenagers and when the Health Minister only recently warned about the
sharp rise in eating disorders among school children.
But beyond that, the underlying question is whether in the 21st century we
should be putting our children through their paces in quasi-military parades
that place such stock on martial values. Apart from Greece and Cyprus, the rest
of Europe left such displays behind in the age of ideologies, when Communism
and Fascism mobilised their youth in such soldierly displays of patriotism.
Of course it is important to commemorate national days, but the best way to
honour them is to use the occasion to teach some understanding of the
historical lessons that they carry, not to frogmarch our children across the
parade ground bearing flags.
That last years parade was such a fiasco is a sign of how little store our
children place on such historical commemorations. It is also a symptom of how
threadbare is the slightest notion of discipline in our schools and our society
at large.
As usual, the Education Ministry is ignoring the root problems of respect,
discipline and quality of education, focussing instead on the superficial and
the anachronistic, ensuring that this year schools will turn out the best
physical specimens to impress our generals with their marching skills.
20 10 07 Cyprus Weekly
|
|
|
|
||||||||
|
|
|
|
||||||||
|
|
|
|
||||||||
|
|
Associated
Press 19 10 07 INTERVIEW THE ASSOCIATED PRESS The Turkish Cypriot
leader said there will be no progress toward reuniting the divided
Mediterranean island unless the isolation of northern Cyprus ends, and he
warned that time is running out. "We need an
urgent, a comprehensive solution under the auspices of the United Nations to
get rid of the Cyprus problem, to unify our country," Mehmet Ali Talat,
who leads Turkish-controlled northern Cyprus, said in an interview. Cyprus has been
divided between a Greek Cypriot south and a Turkish-occupied north since
1974, when Turkey invaded after an abortive Athens-backed coup by supporters
of union with Greece. A U.N. peace blueprint
was approved by Turkish Cypriots, but rejected by Greek Cypriots in 2004,
which meant Cyprus joined the European Union as a divided nation with only
the Greek Cypriot south enjoying EU benefits. In a U.N.-brokered agreement in
July 2006, Talat and Cypriot President Tassos Papadopoulos, the Greek Cypriot
leader, agreed to start immediately on two-tier negotiations but the deal
was never implemented. A joint statement
issued after the two leaders met in early September for the first time in
over a year said they "agreed on the need for the earliest start of the
process." But they announced no concrete steps. Talat said he proposed
expediting the stalled reunification process during a meeting in early
September with Papadopoulos their first in over a year but was rebuffed. "Unfortunately
... he was just in favor of delaying the process," Talat said Tuesday in
an interview after a meeting with U.N. Secretary-General Ban Ki-moon. Talat said he proposed
that five committees work on preparations for full-fledged negotiations which
would start after 2 1/2 months, and that the end of 2008 be set as a target
to solve the Cyprus problem. But he claimed the
Greek Cypriots want to delay reunification efforts because they believe that
Turkey will make concessions to Cyprus in its pursuit of European Union
membership. Talat said he believes
this stalling is a waste of time because "I think it is not possible for
Turkey to make concessions on the rights of Turkish Cypriots." Besides, he said,
Turkey is committed to lifting the isolation of Turkish Cypriots, and it is
committed to a federal solution for Cyprus "based on the political equality
of the two peoples and their states." Turkey's newly elected
president, Abdullah Gul, reiterated during a visit to northern Cyprus last
month that Turkey will not implement a 2005 agreement with the EU to open
Turkish ports and airports to Cyprus until the EU lives up to its commitment
to lift a trade embargo on the Turkish Cypriot community. "It is (a)
necessity to get rid of the isolation of Turkish Cypriots, to lift the
isolation of Turkish Cypriots," Talat said. "If that happens, then
the process for a solution will start." He said he was
"hopeful" because not only the United Nations but the international
community, the EU and other countries are starting to understand "the
importance ... of this need." Turkey has proposed
the simultaneous lifting of the EU embargo and an opening of its ports and
airports. Cyprus, however, has opposed any simultaneous action, saying Turkey
must comply with the 2005 EU obligation first. "The time is
running out," Talat said. "I warned the secretary-general, and actually
the world (that) ... Greek Cypriots and Turkish Cypriots they're becoming
every day negative for living together. So this is a very dangerous
development." "We need a
settlement which will constitute the basis of peace," he said. "Now, if we ask cooperation
on human trafficking, human smuggling, criminal acts, drug trafficking, we
get a reply from Greek Cypriot side saying 'Hey, who are you? You are not a
state. You are not an authority. We don't recognize you. You are
illegal," Talat said. "So how can we build trust between the two
peoples. ... It is impossible." Ban told reporters
late Tuesday that he urged Talat, as he recently urged Papadopolous, to
engage in dialogue, fully implement the July 2006 agreement, and show
flexibility. "While I was encouraged
by their recent meeting in early September, I was again disappointed by the
lack of progress," he said. Asked whether he
planned a new initiative, Ban noted that negotiations have been deadlocked. "Recently I
learned ... that unless there are firm commitments from both sides, it is
very difficult for me at this time to take certain initiatives. But we will
continue to discuss this matter," he said. EA |
|
=====21 10 2007 Cyprus Mail====
We dont like Pontians
and were not racist
By
Jean Christou
THE MAJORITY
of Greek Cypriots think Pontians are not real Greeks, are unreliable, shoddy
workers, violent, unassimilated and unfriendly, according to a first-ever poll
on attitudes towards them.
By contrast, the vast majority of Pontians had a very positive image of Greek
Cypriots and said they would not hesitate to recommend to others to come and
live in Cyprus.
The poll, by Focus Consultants, surveyed 600 Greek Cypriots and 400 Pontians,
and was presented on Friday night in Paphos by Ombudswoman Iliana Nicolaou.
Overall, some 55 per cent of Greek Cypriots mostly the 15-44 age group had
a negative image of Pontians. The biggest percentage of those came from Paphos
and Larnaca, where there are large Pontian communities and where 65.9 per cent
and 69.9 per cent respectively saw Pontians in a negative light. The majority
of those polled in the two towns also denied being racist in another part of
the survey.
The overwhelming majority of Pontians, 92.7 per cent, had a positive view of
Greek Cypriots, although some older Pontians expressed some negativity.
Pontians for the most part believe they have contributed a lot to the economic
growth of Cyprus at a low cost. They said they did not notice a lot of obvious
discrimination against them in public life, had a high representation in trade
unions, and faced little discrimination from public service officials.
They said they felt they were given equal rights when it came to social
insurance, the courts, health care, and setting up a business.
Most characterised Greek Cypriots as hospitable and friendly, though around one
quarter did feel Greek Cypriots were racist, biased and xenophobic.
The only area in which Pontians said they felt discriminated against was by the
police, but the figure was around one third, not the majority.
Over 96 per cent of Pontians don't mind their children going to school with
Greek Cypriots, 95 per cent said they live in the same block of flats with
Greek Cypriots, and 95.7 work with Greek Cypriots. Nearly 90 per cent said they
had Greek Cypriot friends.
A small percentage, around 15 per cent, said it would bother them if their
child married a Greek Cypriot.
This compares to just over 50 per cent of Greek Cypriots who say it would
bother them if their child married a Pontian. More than half were not bothered
that their children were at school with Pontian children.
Around the same number have no problem working with Pontians although one third
of those polled thought Pontians were unreliable.
However, over one third said they didn't consider Pontians as Greek and another
45 per cent said they were only a little Greek.
Nearly the same numbers said Pontians were not friendly or just a little
friendly, while nearly two thirds believe Pontians are violent and over 50 per
cent believe Pontians are racist.
Pontian were also blamed by significant numbers of Greek Cypriots for taking
jobs, being involved in drugs and for road accidents.
Greek Cypriots were split on whether Pontians were discriminated against, but
55 per cent think they shouldn't be granted citizenship.
At the same time, nearly 60 per cent of Greek Cypriots said they were not
racist. The biggest number who said they were not racist were Greek Cypriots in
Paphos, where 84.7 denied any such allegation. Over three quarters of
Limassolians considered themselves not racist. The figure was 49.5 per cent in
Larnaca and 41.7 per cent in Nicosia.
Sunday Mail-Internet Edition 21 10 07--------------------------------------------------------
Cyprus simply has the
president it deserves
By
Loucas Charalambous
I HAVE
WRITTEN on countless occasions about the irrationality that dominates this
country at all levels. This irrationality stems from a general lack of education
and explains the desperately low level of political culture. A brief glance at
the opinion polls carried out recently confirms this depressing view.
In a poll published a few days ago, Cypriots were asked whether the
pseudo-states status has been upgraded in the last year and 63 per cent
answered yes. On the next question who will you vote for in the
presidential elections half of these people answer Tassos Papadopoulos, the
man who had been the president in the last year. In other words, the man under
whose presidency the upgrading took place and under whose presidency the TRNC
is moving slowly but steadily towards its recognition as a separate state. What
should one conclude? That people are idiots or that they are pleased with the upgrading?
Respondents were asked which candidate would best secure the unity of the Greek
Cypriots and most (36 per cent) said Papadopoulos. Can you believe it? This is
the man for whom a day rarely goes by without him hurling abuse at those who
disagree with him, accusing them of being traitors, of taking bribes from
foreigners (this is the man who took a £50,000 donation from Watford
Petroleum), of promoting Turkish positions in the Greek language and of
undermining our struggle. This man, people think, will ensure our unity! You
need to have a few screws loose to think this.
The lunacy reaches its apogee on the issue of corruption. Respondents were
asked which candidate would most effectively combat corruption and most chose
Papadopoulos. Well, it may sound harsh but these people must be living in cloud
cuckoo land. Is it possible for a man effectively to fight corruption, given
that under his presidency Cyprus has slid down the corruption and transparency
league table, compiled by an independent international agency?
And this outrageous response was given in the wake of revelations about his law
offices involvement with arms dealers (when he was still a party leader) and
with the company vying for the biggest ever state contract for the
importation of Liquid Natural Gas worth a billion pounds. His son, who was
dealing directly with the LNG company, and his former partners at the law
office have been caught telling lies about the offices links with this company
and neither the president nor the son bother answering the host of questions
raised by this blatant conflict of interest.
They were asked who was behind the company, with a capital of £1,000, that was
preparing to swallow up millions from the LNG supply contract, and their
response was that the DISY leader would bring back the Annan plan. They were
asked why the law office was writing letters on behalf of an arms agent to the
Chinese company Norinco, threatening to report it to the Defence Minister if it
did not make commission payments owed, and their response is that such
questions downgraded our political level. Greek Cypriots hear and read these
things all the time, but insist that they would vote for Papadopoulos.
Could such a phenomenon have taken place in any other country? But in the end,
our problem is not the president. The problem is the political level of the
people. In fairness, Cyprus has the president it deserves. For such a people,
the president might even be too good for us. We deserve someone worse.
Sunday Mail Internet Edition- 21 10 07--------------------------------------------------
A
shameless ploy to win votes
WITH the
support of all the Greek Cypriots who are opposed to the idea of re-unification
in the bag, President Papadopoulos has now decided to turn his attention to the
voters who are in favour of a settlement of the Cyprus problem. Posing as the
courageous leader who will protect Cyprus from evil foreign conspiracies aimed
at imposing an unfair settlement will secure him a sizeable number of votes,
but not enough to win him the elections. Neither will the constant harking back
to the referendum and his role in securing the overwhelming rejection of the
Annan plan, which he and his supporters have been bringing up endlessly in the
campaign.
His advisors must have done their homework listened to the focus groups,
analysed the many opinion polls, studied voting patterns and realised that
selling Papadopoulos as the bulwark against the unfair settlement could not get
him re-elected. To win in February he needs to attract votes from the
pro-settlement camp. It may sound cynical, but this is the main explanation for
his political transformation and sudden interest in setting up meetings with
Mehmet Ali Talat, opening the Ledra Street crossing and proposing confidence-building
measures.
The truth is that he underwent a similar transformation before the presidential
elections of 2003, when he temporarily discarded his hard-liner persona and
presented himself as man committed to delivering a settlement. As late as Novemer
2002, he had been calling for the outright rejection of the Annan plan, but a
couple of months before the February elections he started promising that I
will work for a settlement of the Cyprus problem based on the Annan plan. We
were bombarded with this pledge in television advertisements, which were
broadcast 10 times a night before the elections, even though he had no
intention of honouring it.
Could anyone with a basic memory and a modicum of intelligence believe that he
is being sincere this time? Certainly not, given that since the referendum his
actions showed a president who was not only content to maintain the status quo,
but went out of his way to poison the climate between the two communities. As
one politician argued on television a few days ago, Papdopoulos not only
rejected the Annan plan, but encouraged general public opposition to any
settlement. In fact, since the referendum, he has shown no interest in pursuing
negotiations, his only concession to the peace process being the July 8 agreement
a preparatory process that never got off the ground because of disagreements
over the procedure to be followed.
For a whole year, he had no problem with the fact that the procedure went
nowhere his submission of 90-plus chapters for discussion contributed to this
failure but six months before the elections decided that something should be
done and invited Talat to a meeting. He had publicly refused to meet Talat for
three years on the grounds that he was Ankaras puppet and that he was only prepared
to talk to the Turkish government. Six months before the elections, he not only
decided he wanted to talk to the puppet but he wanted to have more than one
meeting, even though there had been no progress on the July 8 agreement, which
he had previously set as a condition for such a meeting. It was the same with
the Ledra Street crossing he refused to open it because he disagreed with the
demarcation line drawn by UNFICYP, but five months before the elections he has
forgotten his point of principle, which he had declared non-negotiable.
But if there is one thing that exposes Papadopoulos transformation as a
complete sham, it is the suggestion, included in his proposals to the UN
Secretary-General, for the establishment of a forum, in which citizens from the
two communities would be discussing issues relating to a settlement. This
proposal comes from the man who spearheaded the nasty hate-campaign against all
bi-communal NGOs in 2004, which accused the Greek Cypriot participants of being
paid agents of the Americans; the same man who never took a stand when the
media was branding Greek Cypriots who had contacts with the other side as
traitors.
Some newspaper analysts have suggested that Papadopoulos initiatives were
forced on him by the realisation that his sterile hard-line policy was leading
to partition. Others have argued that he was trying to score a diplomatic
victory over the Turkish side by exposing its intransigence. Neither theory is
correct. His only concern is to win votes from pro-settlement supporters. He
fooled them once in 2003 and believes he can do it again in 2008. Only this
time, he realises that oral promises will not be enough and his commitment to a
settlement must be backed by some practical steps.
Cyprus Mail- 23 10 07
Death chamber: will the
telephone ring?
By
Nicos A Rolandis
IN MY letter
of resignation from the post of Minister of Foreign Affairs dated September 21,
1983 and addressed to then President Spyros Kyprianou in the wake of the
rejection by our side of the Indicators Initiative of UN Secretary-General
Perez de Cuelliar, I wrote inter alia:
We have encouraged the UN Secretary-General to proceed with his initiative and
try to resolve the intractable and dangerous deadlock we are facing. The
Secretary-General on August 8 [1983] came up with some ideas on certain aspects
of the Cyprus problem
Immediately after, we started wavering. There was a lot of talk about a trap,
about partitionist tendencies, about national hazards which in reality did
not exist. The Secretary-General, who was until then our good friend, became
our enemy that was the fate of all those who were implicated with our problem
in the past. However, how shall we ever manage to find a solution? Through
prayers? Through requests for help addressed to God? Through resolutions? Or
shall we most probably be faced one day with the final partition of our country
(if not with something worse)
The President of the Republic of Greece Mr
Constantinos Karamanlis in his official speech, during your state visit to
Greece last April, said a few things which may have brought about some
unpleasant memories or conclusions. What he spoke however, was the truth. If we
listen to what he said, there will be probably those who will mediate with
Ankara [for a solution]. Otherwise we shall be left alone with our slogans, our
rhetoric, our patriotic oration and with the Turkish occupation.
I resigned from my ministerial post
Twenty-four years have elapsed since then,
but if I had to write that letter today, I would have written exactly the same
things. Fifty-five days after my letter of resignation, we had the Unilateral
Declaration of Independence of the Turkish Cypriot state (November 15, 1983).
Mr Kyprianou would not believe me when I warned him that I had information
about the spinoff of the state if we rejected the Indicators. He had his
own information from Romanian President Ceausescu that such a thing could not
happen. In exactly the same way Makarios would not believe back in 1963, that
his attempt to amend the Constitution would be doomed and that it would cause
the disaster which ensued. Makarios also would never believe or accept, despite
the so many warnings that he had, that a Greek coup was imminent in 1974 and he
failed to take the necessary precautions. Similarly Tassos Papadopoulos does
not believe today that his policy of the past four and a half years on Cyprus
has led to partition. He will realise it when we tumble deep into the abyss.
During all these years, in parallel to our storied political judgment, we had
a number of politicians who proved to be champions in the field of leading the
people into a lethargic state, through a series of monotonous, senseless,
lukewarm, faded, patriotic phrases about resistance, bastions, strongholds
and struggle. And the people also proved to be champions in swallowing the
above preaching as long as favouritism, graft and benefits from power were on
their side. Of course, when things turned sour, the politicians ran for cover
in foreign embassies to save their skin, while the people paid the bitter
price
and God help Cyprus
It gets really tragic when one considers carefully where we ended up, by
rejecting over the years seven initiatives on Cyprus: The
Anglo-American-Canadian Plan and six UN Plans, all of them unanimously endorsed
by the Security Council. All the above Plans were characterised by us as
monstrosities, cursed and leading to a breakup of the Republic of Cyprus.
It appears that all of them out there in the international community have been
trying to destroy us. So, through blunders, omissions and sins of both
communities, we reached the Chamber of Death. We reached partition, a
punishment we assigned to our country.
What we lost and what we suffered have occurred almost in their totality during
the past four to five years: we lost, probably irreversibly, Famagusta, after
we rejected seven initiatives for its return. It appears Morphou is gone
definitively (recent statements of Talat exclude now the possibility of
return). We have lost the 50-odd villages and the nine per cent of the
territory, where 90,000 refugees would have gone back (other refugees could
return under Turkish Cypriot administration). We lost Karpasia. We are left
with a 40,000 strong Turkish army of occupation, which would have departed and
been replaced by a Greek and a Turkish contingent of 950 and 650 men
respectively. The Turkish settlers have stayed in Cyprus and their number
increased from 130,000 in 2004 to 200,000 in 2007. The unity of Cyprus, the one
sovereignty, one citizenship and one international personality are also gone.
We have lost the properties of the refugees, on which thousands of buildings
have been erected and sold to foreign citizens (truly, how, when and by whom
will these properties be ever recovered?). The European Court of Human Rights
(ECHR) is about to legalise the Properties Compensation Committee in the north.
A contact group between the European Parliament and the Turkish state has
been created. Elected Turkish Cypriot parliamentarians have been officially
admitted as observers by the Council of Europe. The Tymbou (Ercan) Airport is
since 2004 a legal port of entry for all Cypriot, European and foreign
passengers. A ferry link has started between Syria and the occupied port of Famagusta.
Direct trade with the Turkish Cypriots is in the wings, it is supported by
everybody in the European Union. There are huge investments in the north in the
field of tourism. Papadopoulos is the only President of the Republic since
1960, who has never been admitted at a meeting with the President or the
Secretary of State of the US the only superpower in the world. Turkish
Cypriot leader Talat had many high level meetings in Washington DC (with
Condoleezza Rice), Brussels, London, Pakistan, Azerbaijan and elsewhere. It is
the first time that a Turkish Cypriot Foreign Minister has meetings with high
officials in many countries. Italian parliamentarians acquire Turkish Cypriot
citizenship.
Judges of the Turkish Cypriot state are appointed as judges of the ECHR,
despite our objections. European Commission Vice-President Verheugen said in
2004 that we had cheated him. In December 2006 we were humiliated in Brussels
(the pro-government Cypriot press described it as the Waterloo of Cyprus).
Since 2004 Kofi Annan has ignored and shunned us.
Ban Ki-moon has just found out where Cyprus is on the map. The Islamic
Conference has upgraded the Turkish Cypriot community to Turkish Cypriot
state. The notion of partition has been solidified in recent years, but the
average Cypriot does not realise the inherent dangers which it entails. Member
of European Parliament Matsakis, elected by DIKO, speaks officially about
partition. At the European Council in June 2004, the Cyprus Government, along
with all other EU governments, paid tribute to Turkey for her constructive
stance on Cyprus. The Swedish government summons a conference on Cyprus
ignoring us, which causes embarrassment. The German Parliament gets closer to
the north with some signals of preliminary recognition. Former Foreign Minister
of the Netherlands Van den Broek became Van den Turk for us. Enlargement
Commissioner Olli Rehn became our enemy. Influential European leaders like
Borrell, Martens and Mrs Rothe, who used to be our good friends, became enemies
as well. Enemy too is Matyas Eorsi the Council of Europe Rapporteur on
Cyprus. Even Cypriot Commissioner Marcos Kyprianou has distanced himself from
our policy on Cyprus. There have been statements in recent years by European
leaders that we should not have acceded to the EU without a prior solution of
the Cyprus problem. There have been initiatives for the recognition by
international athletic organisations of the Turkish Cypriot Football
Federation. Tenor Jose Carreras sings in occupied Salamis despite our protests.
Our refugees, fed up with our incoherent policy, have started the process of
exchange of properties between Greek and Turkish Cypriots through the
Committee in the north.
But most importantly, confidence between many Greek and Turkish Cypriots has
evaporated since 2004. So with whom will Greek Cypriots dance the tango of
reunification?
As stated above, it has been proved that our political assessments have been
perennially wrong, hence our present predicament. In exactly the same way, our
assessments at the present time are wrong as well. We do not realise that we
stand before the Chamber of Death, before partition.
In the USA there are Death Chambers in almost every State. A telephone lies
next to the Chamber. If it rings, it may convey the message of reprieve. Is
there anybody who may cause the telephone to ring in our case? Anybody to save
Cyprus?
I believe the telephone in our case may be activated only by the people of
Cyprus in the elections of next February. The people are the ones who may dump
partition. Who may restore life and hope. And as hope is the last to perish, it
may still be alive.
NICOS A. ROLANDIS
POLITICAL BUREAU
Tel:+357 22 353811/2, Fax:+357 22 353100, P.O. Box 21700 1508 Nicosia. Email:
nicos@rolandis.com
21/10/07 Cyprus Mail 2007
Ermeniler büyük hayal kırıklığı
yaşıyor
ABDde 1915
olaylarınailişkin Ermeni iddialarını içeren
tasarının baş hazırlayıcılarının,
tasarının Temsilciler Meclisi genel kurulunda oylanmasının
ertelenmesini istemesiyle birlikte, Ermeni lobisinin Temsilciler Meclisinde
çoğunluğu kaybettiğinin ortaya çıkması, tasarı
yanlıları arasında hayal kırıklığına
yol açtı.
Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA)
kuruluşununaçıklamasına göre, ANCAnin icra direktörü Aram
Hamparian, tasarıya karşı çıkan Başkan George Bush
yönetimini ağır dille eleştirerek, "Amerikanin
çıkarlarını, değerlerimizden taviz vererek ilerletmeye
çalışmak, dış politikada hızlı bir
düşüşün formülüdür" dedi.
Amerikan Ermeni Siyasi Eylem Komitesi adlı
kuruluşun icra direktörü Jason Capizzi de, "Türkiyenin umutsuzca
tehditlerinin sürdüğü bir ortamda" tasarının geçmesinin zor
olduğu yönünde tasarının hazırlayıcıları
tarafından yapılan gerçekçi değerlendirmeyi anladıklarını
kaydetti.
Tasarının baş
hazırlayıcısı konumundaki Demokrat milletvekili Adam Schiff
de AP ajansına açıklamasında, Türkiye için çalışan
lobi şirketini kastederek, "maalesef Türk lobisi parasını
hak etti" dedi.
Sanırım baskı yoluyla
gerçekleştirdikleri bu kampanyada başarılı oldular.
Maalesef bizim kendi dışişleri bakanlığımız
da, buna yardım etti ve bunu destekledi" dedi.
Schiff, Temsilciler Meclisinde
çoğunluğu yitirdiklerini kabul ederek, şu sıralarda genel
kurulda yapılacak bir oylamada kaybetmektense tasarının
geçmesine yetecek oy sayısına ulaştıklarında
oylamanın gerçekleştirilmesini tercih edeceklerini belirtti.
Aralarında Schiffin de bulunduğu
tasarının baş destekçisi dört Demokrat milletvekili, Temsilciler
Meclisi Başkanı Nancy Pelosiye gönderdikleri mektupta, genel kurul
oylamasının daha sonra "daha uygun" bir zamanda
yapılmasını istemişti.
Pelosinin bürosundan yapılan
açıklamada, Temsilciler Meclisi başkanının, dört
milletvekilinin bu kararını saygıyla
karşıladığı belirtildi.
MILLIYET 26/10/07
Girne'de yaşayan 100 yaşındaki İngiliz
kadından rekor denemesi
Gözde SÜREÇ
Karaman köyünde yaşayan Margaret McKenzie McAlpine (Peggy)
100'üncü yaşına girişini kutlamak üzere 30 Ekim Salı günü
Girne'de yamaç paraşütüyle (paragliding) bir atlayış
gerçekleştirecek ve başarılı olması halinde yamaç
paraşütüyle atlayan en yaşlı kadın olarak Guinness Rekorlar
Kitabı'na girecek.
McAlpine, yamaç paraşütüyle atlayacağı günü büyük bir
heyecanla bekliyor.
McAlpine'ın doğum günü dolayısıyla düzenlenecek
etkinlikler çerçevesinde yarın Karaman Kilise'sinde saat 19.30'da bir
konser düzenlenecek. Konserde Girne Oda Korosu 100 yıl öncesine ait
şarkıları seslendirecek. Maggie Aspey-Kent de koroya
katılarak piyanosuyla geleneksel caz şarkıları çalacak.
Konserde, ayrıca Fikri Toros tarafından klasik piyano dinletisi
sunulacak.
Güney Kıbrıs'tan etkinliğe katılacak olan
"Worshipful Master Of Cyprus" unvanlı mason tarafından,
McAlpine'a merhum eşinin Master Mason (Yönetici Mason) olarak görev
yaptığı Cheshire Mason Locası'ından gönderilen bir
saat ve çiçek buketi doğum günü hediyesi olarak verilecek.
McAlpine, 30 Ekim Salı günü ise Girne'de yamaç paraşütüyle
bir atlayış gerçekleştirecek ve başarılı
olması halinde yamaç paraşütüyle atlayan en yaşlı
kadın olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek.
Aynı gün Pia Bella Oteli'nde British Residents Society
tarafından bir öğle yemeği verilecek. İngiliz Yüksek
Komiseri Peter Millet'in de katılacağı yemekte, McAlpine'a
İngiliz Kraliçesi'nin doğum günü hediyesi takdim edilecek. Pia Bela
Otel'deki doğum günü yemeğine katılacak olan eski
Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'a da British Residents Society
onur üyesi ödülü takdim edilecek.
2004 yılında kızı Elizabeth ile birlikte Kuzey
Kıbrıs'a yerleşerek burada yaşamaya başlayan
McAlpine'ın daha önce de bungee jumping yaptığı belirtiliyor.
KIBRIS
26/10/07
"Ditet E Naimi" uluslararası şiir
festivalinde KKTC'den bir şair
İbrahim AKANÇAY
Makedonya'nın Tettova şehrinde, 18-21 Ekim tarihleri
arasında, en önemli Arnavut Şairlerinden Naimi Fresheri
anısına bu yıl 11'ncisi düzenlenen "Ditet E.Naimit"
uluslararası şiir festivalinde, KKTC'yi genç şairlerimizden
Beste Sakallı temsil etti.
Danimarka, İtalya, İrlanda, Romanya, Almanya, Bulgaristan,
Türkiye, Macaristan, Kosova, Uruguay, Bosna-Hersek, Lituanya, Makedonya ve
KKTC'den olmak üzere toplam 41 şairin katılımı ile
gerçekleşen şiir festivalinde 3 gün boyunca şiir
söyleşileri, sunumlar ve kitap tanıtımları
gerçekleştirildi.
Kolombiya ve İrlanda'da düzenlenen şiir festivalleriyle de
bağlantılı olan festival süresince etkinlikler canlı olarak
devlet televizyonundan yayımlandı.
Şiir festivaline katılan şairlerin kendi lisanında
okudukları şiirleri ve konuşmaları İngilizce ve
Arnavutçaya çevrildi. Ayrıca tüm katılımcı şairlerin
Arnavutçaya çevrisi yapılan şiirleri, festivalin 11'nci antolojisinde
yayımlandı.
Beste Sakallı, Kıbrıs Türk şiiriyle ilgili sunum
yaptı
Program çerçevesinde, Kıbrıs Türk şiiriyle ilgili olarak
kısa bir sunum yapan genç şairimiz Beste Sakallı daha sonra
Üsküp'de Köprü Kültür Sanat Derneği Başkanı ile bazı
temaslarda bulundu.
Makedonya devlet televizyonu yetkilileri ile de görüşen
Sakallı'nın gerçekleştirdiği söyleşi akşam
haberlerinde yayımlandı.
Güzel izlenimler ve kazanımlarla döndüğünü söyleyen
Sakallı, şiir sanatı konusunda ülkesini en iyi şekilde
temsil ettiğine inandığını söyledi.
KIBRIS
26/10/07
Yali: Lokmacı ve Yeşilırmak
kapılarının açılması çözüme katkı sağlayacak
Çin Halk Cumhuriyeti'nin Lefkoşa Büyükelçisi Zhao Yali,
Lefkoşa Türk Belediyesi'ni ziyaret ederek, Belediye Başkanı
Cemal Bulutoğluları'yla görüştü.
Çin Halk Cumhuriyeti'nin Lefkoşa Büyükelçisi Zhao Yali,
Lokmacı ve Yeşilırmak kapılarının
açılmasının Kıbrıslı Türkler ile Rumların
hem ekonomik hem de politik açıdan yakınlaşmasına ve çözüme
katkı sağlayacağını vurguladı.
LTB'den yapılan açıklamaya göre, bir Çin Büyükelçisi ilk kez
LTB'yi ziyaret etti.
Görüşmede Bulutoğluları Yali'ye LTB'nin
çalışmalarını anlattı ve Kıbrıs konusuyla
ilgili görüş alış verişinde bulundu.
Belediyecilikte yeni bir anlayışla yoğun bir
çalışma başlattıklarını ifade eden Bulutoğluları,
yeni projeleri teker teker hayata geçirmeye başladıklarını
belirtti.
Bulutoğluları Belediye Sarayı'nın
tamamlandığını ve çok yakında hizmete gireceğini
de dile getirdi.
Büyükelçi Yali'nin ziyaretiyle başlayan ilişkilerinin daha
sağlam bir zeminde devam etmesini dilediğini söyleyen
Bulutoğluları, belediyenin yasal ve tanınmış konumunu
da kullanarak bu ilişkileri ileriye götürebileceklerini belirtti.
Kıbrıslı Türkler üzerindeki ambargoların
kaldırılması gerektiğini belirten Bulutoğluları,
direkt uçuşların başlatılması gerektiğini de
vurguladı.
Çözüm konusunda Türk tarafının üzerine düşen görevi
yerine getirdiğini söyleyen Bulutoğluları, Rum
tarafının da çözüme yönelik adımlar atması gerektiğini
kaydetti.
Bulutoğluları, Lokmacı Kapısı'nın da
açılması gerektiğini belirterek, bu kapının
açılmasının Kıbrıs sorununun çözümüne önemli bir
katkı yapacağını dile getirdi.
Büyükelçi Yali
LTB Basın Bürosu, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Zhao Yali'nin de Lokmacı ve Yeşilırmak
kapılarının açılmasının Kıbrıslı
Türkler ile Rumların hem ekonomik hem de politik açıdan
yakınlaşmasına ve çözüme katkı
sağlayacağını dile getirdiğini, Güvenlik Konseyi üyesi
bir ülke olarak BM şemsiyesinde bir çözümü desteklediklerini ifade
ettiğini bildirdi.
Yali'nin hükümetinin bu konuda üzerine düşen görevi yerine
getirdiğini de söylediği belirtildi.
KIBRIS
26/10/07
AA
Güncelleme: 20:02 TSİ 27 Ekim 2007 Cumartesi
HAMBURG
- Alman Sosyal Demokrat Partinin (SPD) Hamburg kentindeki parti
kurultayına katılan Mechtild Rothe, Her ne kadar savaşa
karşı bireyler olsak da Türkiye, kendisini korumak ve savunmak
zorundadır. AB, Türkiyenin kendisini savunma amaçlı, Irakı
işgal etmeye yönelik olmayan ve sadece PKK terörünü engellemeye yönelik
sınır ötesi harekatını desteklemektedir dedi.
Kurultaya
katılan KKTC Cumhuriyetçi Türkiye Partisi (CTP) Lefkoşe Milletvekili
Dr. Mustafa Yektaoğlu da toplantı sonrasında terör örgütü
PKKnın AB ülkeleri tarafından da terörist ilan edildiğine
dikkati çekerek, şunları söyledi:
Kuzey Kıbrıslılar olarak terörizme karşı
olduğumuzu tekrarlamak istiyoruz. Bu konuda Türkiyenin
arkasındayız. AB tarafından da PKK terörist grup olarak ilan
edilmiştir ve böyle de kalmaldır. Bu nedenle AB, Türkiyenin teröre
karşı haklı savunmasına göz yummalıdır.
ABnin Kıbrıs konusuna ilişkin politikalarını da
eleştiren Yektaoğlu, KKTCye uygulanan izolasyonların
kaldırılması gerektiğini vurguladı.
KKTCye uygulanan izolasyonun kaldırılmasıyla ilgili verilen
sözlerin tutulması gerektiğini, birleşik bir Kıbrıs
istediklerini ve bunun için müzakerelere başlayabileceklerini ifade eden
Yektaoğulu, Kıbrıs, çözülmesi çok zor bir siyasi sorun
halindedir. Yıllardır bu zorluklarla yaşıyoruz, ancak buna
bir çözüm bulacağımıza inanıyoruz dedi.
SPD kurultayına, CHP davet edilmedi. Kurultaya DTP Avrupa temsilcisi Fayik
Yağızay ise davet edildi.
İlkbaharda üveyik avına bu yıl iki gün
"kaçamak" izin veren Rum Yönetimi, Avrupa Birliği adaletinden
kaçamadı... AB Komisyonu'nun yazılı uyarısından korkan
Papadopulos hükümeti, "Bir daha baharda av yapmayacağız"
diye tövbe ederek, AB Adalet Divanı'nda yargılanmaktan kurtuldu. AB
Komisyonu, hukuki süreci durdurdu, "Ancak gözüm üzerinizde olacak"
dedi...
Mustafa GÜRSEL
15 yıl aradan sonra bu yıl seçime yönelik popülist bir
kararla ilkbaharda üveyik avına iki gün "kaçamak" izin veren
Papadopulos hükümeti, Avrupa Birliği adaletinden kaçamadı... AB
Komisyonu Kuş Koruma Emirnamesi'ne aykırı hareket ederek suç
işleyen Rum Yönetimi, AB Komisyonu'nun gazabına uğradı.
Komisyon, 6 ve 9 Mayıs'ta üveyik "avlatan" Rum Yönetimi aleyhine
anında yasal işlem başlattı. Yazılı olarak
uyarılan Rum Yönetimi, "bir daha baharda av
yaptırmayacağı" ve emirnameye tamamen uyacağı
yönünde tövbe edip söz verdi... AB Komisyonu bunun üzerine ikinci
uyarıyı göndermedi ve hukuki süreci durdurdu. Ancak kararında,
"emirnameye harfiyen uymasını sağlamak üzere gözünün Rum
yönetiminin üzerinde olacağını" vurguladı.
AB Komisyonu, birliğin en küçük üyesi ve en
"acımasız" avcısı olan Malta'yı ise AB
Adalet Divanı'na veriyor. Komisyon Malta'ya ikinci
uyarısını da gönderdi. Malta, AB Kuş Koruma Emirnamesi'ne
uyacağı ve baharda av yapılmasına bir daha izin
vermeyeceği yönünde söz vermezse, yargılanıp
cezalandırılacak. Göçmen kuşların Afrika-Avrupa
arasındaki en önemli göç yolu üzerinde bulunan Malta, ilkbaharda
bıldırcın ve üveyik "avlatmıştı." AB
Komisyonu, Malta ve (Güney) Kıbrıs'ı, kuşların
üremelerine ve nesillerini sürdürmelerine fırsat tanımamakla suçladı.
Bıldırcınlar Kıbrıs üzerinden göç etmiyor. Ancak
üveyikler Kıbrıs'a geliyor ve yavrulayıp geri Afrika'ya dönüyor.
Üveyik sayısında dramatik düşüş var...
AB Komisyonu Çevre Komiseri Stavros Dinos, yabani kuşların
sürdürülebilir avlanmasının ciddi şartların yerine
getirilmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı. Dinos, AB Komisyonu'nun
biyolojik çeşitliliğin yok olmaması için tüm AB üyelerinden
yabani kuşları korumalarını ve AB kurallarına
uymalarını istediğini kaydetti. Stavros Dinos bu yöndeki
çabalarını sürdüreceklerini söyledi.
AB yasaları, ilkbahar döneminde av yapılmasını, av
hayvanlarının nesillerini sürdürebilmelerine olanak verilmesi ve
sürdürülebilir avcılık yapılması amacıyla
yasaklıyor. Bu kurala aykırı hareket eden ülkeler AB
mahkemesinde yargılanıyor ve cezalandırılıyor. AB
Anlaşması'nın 226 ve 228. maddeleri, AB yasalarına ve AB
Adalet Divanı kararlarına uymayan ve yükümlülüklerini yerine
getirmeyen üyeler hakkında AB Komisyonu'na yaptırım ve ceza
uygulama yetkisi tanıyor. Malta ilkbaharda bıldırcın ve
üveyik, Rum Yönetimi ise üveyik "avlattığı" için daha
önce yazılı olarak uyarılmıştı. Papadopulos
hükümeti AB'ın uyarısını dikkate aldı ve
yazılı olarak, bir daha baharda av yaptırmayacağı
yönünde söz verdi. Böylece, yargılanıp cezalandırılmaktan
kurtuldu. Malta'yı ise ceza bekliyor... İkinci uyarının
süresi önümüzdeki ay dolacak. Bu sürede Malta ilkbaharda av
yapmayacağı yönünde AB Komisyonu'na söz vermezse, AB Adalet
Divanı'nda yargılanacak. AB üyelerinin, komisyonun
uyarılarına iki ay içinde olumlu yanıt vermeleri gerekiyor.
İkinci uyarı süresinin sonunda ilgili ülke mahkemeye veriliyor.
Sayıları azalan türler arasında bulunan üveyikler,
Avrupa Komisyonu Kuş Koruma Emirnamesi ve Birleşmiş Milletler
Çevre Programı Koruma İzleme Merkezi'nin koruma listelerinde
bulunuyor. Üveyikler, Nesli Tehlikede Olan Bitki ve Hayvanların Ticaretini
Yasaklayan Uluslararası Konvansiyon ve Göçmen Türlerin Korunması
Konvansiyonu çerçevesinde de korunuyor.
FOTOĞRAFLI/ALI (RUM YONETIMI UVEYIK TOVBESI)
Fotoğraf altı: Üveyiklerin ömürleri, Afrika ile Avrupa-Asya
arasında geçiyor. Yaşayabilmek ve nesillerini sürdürebilmek için,
yılda iki kez, Büyük Sahra Çölü'nü geçiyorlar... Üveyikler çevre
sorunları, bilinçsiz avcılık, kötü hava şartları ve
açlık-susuzluk nedeniyle göç yollarında önemli oranda telef oluyorlar...
Ve AB'ın iki üyesi, üremelerine dahi fırsat vermeden, yol yorgunu
üveyikleri, "av" diye yok edebiliyor... Ancak AB düzeninde
yapanın yanına kalmıyor... KKTC'de 2000 yılından
beridir ilkbaharda av yapılmıyor...
KIBRIS 27/10/07
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, "terörizme kucak açmakla"
suçladığı Avrupa Birliği üyesi Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi'ni şiddetle kınayarak "uluslararası camiaya Rum
tarafının teröre yataklık etmesine izin verilmemesi
gerektiğini hatırlatırız" dedi.
Avcı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin terörizmle
mücadelede uluslararası toplumla tam bir dayanışma ve güç
birliği içinde hareket etmekte olduğunu vurguladı.
Dışişleri Bakanlığı Basın
Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Avcı, terör örgütü
PKK'nın Türkiye'ye yönelik saldırıları sürerken Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin kucak açtığı PKK
militanlarının önceki gün, Güney Kıbrıs'ta Türkiye ve
KKTC'yi hedef alan çirkin sloganların atıldığı bir
miting düzenlediğine dikkat çekerek "Ülkemizin ve Türkiye'nin
seçilmiş liderlerine hakarette bulunmalarını ve
bulunmalarına izin verilmesini şiddetle kınıyoruz"
dedi.
"Güney Kıbrıs'ta büro açan ve faaliyet gösteren, otuz
binden fazla Türk vatandaşını katleden bölücü terör örgütü
PKK'nın yıkıcı faaliyetlerine GKRY'nin destek vermekten
kaçınmadığının bir kez daha gün
ışığına çıktığını" ifade
eden Avcı, PKK'nın Güney Kıbrıs'ta artan faaliyetlerini
engellemek bir yana, Rum Yönetimi'nin terör örgütüne verdiği siyasi, maddi
ve lojistik desteğin Kıbrıs Türk tarafınca ilgili tüm
taraflara defalarca duyurulduğunu anımsattı.
Avcı, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri
Bakanlığı'nın 2007 yılında
yayınladığı "2006 Terörizm Raporu"nun da,
PKK'nın Güney Kıbrıs'taki terörizmi destekleyen faaliyetlerini
teyit ettiğini hatırlatarak "Bunun yanında, terörist
başı Abdullah Öcalan'ın Kenya'da Kıbrıslı Rum
istihbarat görevlisi Lazaros Mavros'a ait Kıbrıs Rum diplomatik
pasaportuyla Yunan Büyükelçiliği'nde yakalandığı hala
hafızalardadır" dedi.
Uluslararası toplumla dayanışma
Avcı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin terörizme kucak
açtığını vurgulayarak şunları kaydetti:
"1955-1974 yılları arasında insanlığa
karşı suç işleyen EOKA terörüne bizzat maruz kalan ve 1960
Ortaklık Cumhuriyeti'nden silah zoruyla dışlanan
Kıbrıs Türk halkı terörizmi, kaynağı ne isterse olsun,
her zaman lanetlemektedir. Kıbrıs Türk halkının temsilcisi
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin terörizmle mücadelede
uluslararası toplumla tam bir dayanışma ve güç birliği
içinde hareket etmekte olduğunu bir kez daha duyururuz.
Uluslararası toplumun dünya barış ve güvenliğini
tehdit eden terörizme karşı ortak mücadele çabalarının
aksine, terörizme kucak açan AB üyesi GKRY'ni şiddetle kınar,
uluslararası camiaya Rum tarafının teröre yataklık etmesine
izin verilmemesi gerektiğini hatırlatırız."
KIBRIS 27/10/07
NTV
Güncelleme: 17:35 TSİ 28 Ekim 2007 Pazar
LEFKOŞA
- Yapılan son anketlere göre Papadopulos, alacağı oy
oranını yüzde 3 oranında artırarak yüzde 33e
çıkardı. Papapopulosun en yakın rakibi iktidardaki AKEL partisi
genel sekreteri Dimitris Hristofyasın oy oranıysa yüzde 28.
Bağımsız aday Ioannis Kasulidisin oy oranı da yüzde 25
olarak belirlendi. Bu sonuçlar, Papadopulosun 17 Şubattaki seçimleri
kazanarak ikinci kez iktidara geleceğini gösteriyor.
MILLIYET 28/10/07
Talat: Kıbrıs sorunu 2008'e kadar çözülebilir
Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu
(TÜRK-SEN) Genel Başkanlığı'na yeniden Arslan
Bıçaklı getirildi.
Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS) Genel
Merkezi'nde düzenlenen 21. Olağan Genel Kurul'da, Genel Sekreterliğe
Erkan Birer, Mali Sekreterliğe Zübeyir Boransel, Eğitim ve
Teşkilatlandırma Sekreterliği'ne Adnan Tancer'i seçti.
Genel Kurul, Genel Başkan, Genel Sekreter, Mali Sekreter ile
Eğitim ve Teşkilatlandırma Sekreterliği
dışında Yönetim Kurulu üyeliklerine ise şu isimleri
getirdi:
"Altunay Fahri, Koray Davulcuoğlu, Serhan Tekkan,
Çağlayan Cesurer, Ercan Köseoğlu, Bayram Kaman, Osman Cepheoğlu,
Mehmet Bullici, Aygen Enin, Kemal Oktar, Lale Biçim, Hidayet Gürpınar,
Nihad Elmas, Mehmet Bürüncük, Asım Ebeoğlu."
Genel kurulda konuşan Cumhurbaşkanı Talat, adada en
temel sorunun Kıbrıs sorunu olduğunu ve bunun 2008
yılına kadar çözülebileceğine samimiyetle
inandığını belirtti.
Karar tasarıları
Dört yıllık dönemin mali ve faaliyet raporunu görüşüp
onaylayan TÜRK-SEN 21. Olağan Genel Kurulu, ikisi Kıbrıs sorunu
hakkında olmak üzeri üç karar tasarısını kabul etti.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği'nin
girişimiyle Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla 5
Eylül'de iki liderin bir araya gelmesine destek verilen Kıbrıs
sorunuyla ilgili her iki karar tasarısında soruna çözüm
bulunması çalışmaları desteklendi.
Genel Kurul tarafından kabul edilen Kıbrıs sorunu
dışındaki diğer karar tasarısında ise;
özelleştirmenin engellenmesi, kaçak işçi sorununa köklü çözüm
bulunması, sendikasız örgütlenmenin önlenmesi,
çalışanların maaş ve ücretlerinden kesilerek
oluşturulan fonların yanlış yönetim biçimlerinin
değiştirilmesi, temsilcilerin işçi ağırlıklı
olmasının sağlanması, yürürlüğe konulan Sosyal
Güvenlik Yasası'nın yakından takip edilerek
kazanılmış hakların geriletilmesinde tüm
çalışanlara eşit menfaat sağlayacak düzeye getirilmesinin
sağlanması yer aldı.
Bıçaklı: Ülkede sendikasız çalıştırma yasaklanmalıdır
Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu
(TÜRK-SEN)'in Genel Kurula, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Türkiye
YOL-İŞ Genel Başkanı Fikret Barın, Türkiye
İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) Genel Mali
Sekreteri Ergün Atalay, Güney Kıbrıs'tan SEK Genel Sekreteri Nikos
Mesos, Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) temsilcileri, sendikalar, bazı
sivil toplum örgütleri temsilcileriyle delegeler katıldı.
TÜRK-SEN'in dört yılda bir yapılan Olağan Genel Kurulu,
Genel Başkan Arslan Bıçaklı'nın konuşmasıyla
başladı.
Açılış konuşması öncesi bir dakikalık
saygı duruşu yapıldı.
Bıçaklı: Siyaset sendikalarda
sendikacalar tarafından da yapılacak
Genel Başkanı Arslan Bıçaklı, 27 yıllık
sendikacılık yaşamında hiçbir zaman yazılı
metinden konuşmadığını, bugün için bir metin
hazırladığını, ancak yine metine bağlı
kalmayacağını söyledi.
Bıçaklı, bir önceki genel kurulun ardından dört
yıl geçtiğini, bu sürenin sonunda çalışanların
sorunlarının asgariye indiğini; tüm sorunların temelini
oluşturan Kıbrıs sorununun çözüldüğünü söylemek
istediğini, ancak söyleyemediğini kaydetti.
Arslan Bıçaklı, son günlerde, sendikacıların çok
konuştuğu, her şeye karıştığı, siyaset
yaptığı yönünde sözler söylendiğini anlatarak,
"Elbette politika yapacaklar, herkes düşündüğünü söyleyecek,
siyaset sendikalarda sendikacalar tarafından da yapılacak" dedi.
Kamu görevlilerine siyaset yasağı olduğunu,
işçilerin politikayla ilgilenemeyecek kadar yoğun ve uzun
çalıştırıldığını kaydeden
Bıçaklı, kimsenin politika yapmasının önene engeller
konulmaması gerektiğini belirtti.
Arslan Bıçaklı, verilen mücadeleye bağlı olarak
ülkede pek çok değişimin yaşandığını, bu
değişimin işçiler, emekçiler ve sendikalar tarafından
yapıldığını vurgulayarak, TÜRK-SEN'in
çalışma yaşamının ve Kıbrıs sorununun
takipçisi olduğunu; bundan sonra da olmaya devam edeceğini söyledi.
Bıçaklı, ülkede özel sektördeki 10 binlerce işçinin
örgütsüz olduğunu, kazanılmış hakların neo-liberal
politikalarla bir bir geri alınmakta olduğunu ifade ederek, buna
karşı örgütlü mücadele çağrısı yaptı.
Arslan Bıçaklı; ülkenin işsizlik, sefalet sonucu
yaratılan özelleştirme tehlikesi altında olduğunu öne
sürerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde özelleştirmeyle
ilgili bir yasa olmadığını; hiçbir siyasi partinin
"özelleştirme yapacağım" diyerek, seçimlerde yetki
almadığını, bu nedenle özelleştirme
yapamayacağını savundu.
Kıbrıs Türk işçisinin tembel olduğunun
söylenmesini eleştirerek, Güney'de çalışan 6-7 bin tembel
olmazken Kuzey'de çalışanların neden tembel olduğunun
söylendiğini soran Bıçaklı, "Kıbrıs Türk
işçisi tembel değil, ama enayi de değil. Emeğinin
karşılığını ister" diye konuştu.
Bıçaklı, Güney Kıbrıs'ta örgütlenmenin yüzde 87;
KKTC'de ise yüzde 15 olduğu, bunun da tümüne yakınının
kamuda olduğu gerçeğine dikkat çekerek, bunun bir anlamı
olduğunu vurguladı.
Arslan Bıçaklı, ülke genelinde sendikasız işçi
çalıştırılmasının yasaklanması
gerekliliği üzerinde de durarak, KKTC'de "özel sektörde işçileri
örgütlediler" diye üzerlerine polis tarafından ateş dahi
açıldığını öne sürerek, buna Batı yolları
inşaatını örnek gösterdi.
Arslan Bıçaklı, ülkede yasalara göre örgütlenmenin önünde
engel bulunmadığını, ancak "örgütlendiler" diye
Telsim ve Levent şirketlerinde insanların işlerine son
verildiğini ve kimsenin bir şey yapamadığını,
bunlara karşı önlem alınmasının kaçınılmaz
olduğunu söyledi.
Bıçaklı, KKTC'de sosyal sigortalıların üçüncü
sınıf vatandaş konumunda olduğunu da kaydederek, bu durumu
protesto etti.
Arslan Bıçaklı, konuşmasında, Kıbrıs
sorununa da değinerek, ambargoların derhal
kaldırılması, soruna çözüm bulunması amacıyla
görüşme masasına oturulması çağrısı yaptı.
Talat, iyimser konuştu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TÜRK-SEN Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşmada, TÜRK-SEN'in Kıbrıs Türk hatta
Kıbrıs işçi hareketinin en eski duayen örgütü olduğunu
bildirdi
Talat, TÜRK-SEN Genel Başkanı Arslan
Bıçaklı'nın konuşmasında birçok gerçeğe parmak
bastığını, ama en önemlisinin sorunların çözümü
amacıyla gerekli katkıyı yapmaya hazır
olduklarını açıkladığını anlatarak, bunun
çok iyi algılanması gerektiğini söyledi.
Talat, izolasyon/ambargoların kaldırılmasının
her şeyi düzeltmeyeceğini, her şeyi düzeltme perspektifinin bir
bakış açısı, bir kültür olduğunu anlatarak, kendisi
için hedefin ülkeyi daha güzel günlere götürmek olduğunu, bunun da hep
birlikte yapılması gerektiğini kaydetti.
Siyaseti sadece siyasilerin yapmaması gerektiği
görüşüne katılan Cumhurbaşkanı Talat, adada en temel
sorunun Kıbrıs sorunu olduğunu ve bunun 2008 yılına
kadar çözülebileceğine samimiyetle inandığını
belirtti.
Talat, Güney Kıbrıs'taki seçimlerden sonra Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik girişim başlatılacağı
sinyallerinin Birleşmiş Milletler dâhil her yerden gelmekte
olduğunu belirterek, herkesin kendi hazırlığını
yaptığını söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının tutumunun, geçmiş
anlaşma ve barış istemi fikrinin devamı olduğuna
dikkat çeken Mehmet Ali Talat, acil çözüm istediklerini, bunun mümkün
olduğunu, çünkü Kıbrıs sorununun bilinmeyen yönünün
olmadığını belirtti.
Talat, uzun boylu hazırlığa, özellikle de ne zaman
biterse bitsin türünde ucu açık bir görüşme sürecine bu nedenle gerek
olmadığını ifade ederek, yine de bazı konularla ilgili
makul süre talebinin anlaşılır olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünün
birçok açıdan önemli olduğunu, ancak Kıbrıs sorununun
çözümünün tek başına barış anlamına gelmediğini,
bu nedenle peşinde olduğu şeyin anlaşma olduğunu da
vurguladı.
Talat; barış, barış kuruculuğu ve
uzlaşmasının ancak sorunu bitiren böyle bir anlaşmanın
üzerine kurulacağını; bunun da belirli bir kültür ve birikim
anlamına geldiğini söyledi.
Kıbrıs sorununun; Türkiye ile Yunanistan arasındaki en
önemli sorun olduğunu kaydedeni Cumhurbaşkanı Talat, sorunun
çözülmesinin, Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan ve dünya için önemli
olduğunu, bunu yapmaya çalıştıklarını ifade etti.
Seyis: Emekten, barıştan
yana birlikte kavga veriyoruz
Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) adına DEV-İŞ Genel
Başkanı Mehmet Seyis ise konuşmasında, emekten,
barıştan yana birlikte kavga verdikleri, omuz omuza saf
tuttukları dost sendikanın genel kurulunu selamladı.
Seyis, dünyanın en eski safları olan emek-sermaye
saflaşmasında emekten yana saf aldıklarını belirterek,
dünyada emek sömürüsünün engellenmesi, asgariye inmesi için çok kan döküldüğünü,
dökülmeye de devam ettiğini söyledi.
Dünya genelinde emek cephesinde belirli bir gerileme
yaşandığını, ancak ezilenlerin mutlaka ayağa
kalkarak, küreselleşme adıyla sermayenin saldırısına
karşı koyacağını belirten Seyis, dünya genelinde emek
güçlerinde bir toparlanma başladığını, emek örgütleri
olarak bu toparlanmanın içinde yer alacaklarını söyledi.
Seyis, ülkede 8 saatlik çalışma zorunluluğunun yasal
güvence altında olmasına karşın işçilerin 12 saat
çalıştırıldığını, bunun
karşılığında ek mesai bir yana, eksik maaş
aldıklarını anlatarak, tüm bunlara hızlı çözüm bulacak
iş mahkemelerinin kurulması gerektiğini söyledi.
Yeni dönemde iş mahkemelerinin kurulmasının
sendikaların talepleri arasında olması gerekliliği üzerinde
duran Seyis, tüm kardeş örgütlerle Kıbrıs sorununun çözümü için
birlikte kavga verdiklerini hatırlattı.
Mehmet Seyis, iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe
dayalı, 77-79 Doruk Anlaşmaları'na uygun birleşik federal
bir Kıbrıs'ın talepleri arasında olduğunu
vurgulayarak, son dönemde yeniden nükseden ve siyaset yapma şekli haline
gelmekte olan suçlu-haklı ayrımına karşı da siyasileri
uyarmak gerektiğini söyledi.
Mesos: Uzun yıllardan
beri işbirliğimiz var
Güney Kıbrıs'tan SEK Genel Sekreteri Nikos Mesos ise
konuşmasında, SEK ile TÜRK-SEN'in barış ve emekçilerin daha
rahat bir çalışma ortamına kavuşması konusunda uzun
yıllardan beri bir işbirlikleri olduğunu vurguladı.
Mesos, birlikte verilen mücadeleyle bulunacak çözümde, her
çalışanın eşit çalışma koşullarına
sahip olmasının sağlanması gerektiğini, SEK'in; Güney
Kıbrıs'ta bugün de aynı anlayışla çalışan
herkese sahip çıktığını söyledi.
Barın: Sorunlar
dünyanın genel sorunu
Türkiye YOL-İŞ Genel Başkanı Fikret Barın ise
yaptığı konuşmada, genel kurulda anlatılan
sorunların dünyanın genel sorunu olduğunu, soruna çözümün ancak
birlikte bulunacağını kaydetti.
Barın, örgütlenmenin dünyada da bir sorun olduğunu
belirterek, kötülüklerin anasının kayıt
dışılık olduğunu, bu nedenle kayıt
dışılığa karşı verilen her mücadelenin
desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Fikret Barın, YOL-İŞ'in burada bina inşaatına
giriştiğini, bina inşaatının bitirilmesinden sonra
binanın TÜRK-SEN'in inisiyatifine bırakılacağını
da kaydetti.
Atalay: Birlikte
mücadele edilmeli
TÜRK-İŞ Genel Mali Sekreteri Ergün Atalay ise
konuşmasında, kardeş örgüt TÜRK-SEN'in genel kuruluna
başarı diledi.
Atalay, burada, Türkiye'de ve dünyada yaşanan pek çok sorunun
aynı ve benzer olduğunu kaydederek, bu nedenle birlikte mücadelenin
verilmesi gerekliliği üzerinde durdu. Ergün Atalay, Sosyal Güvenlik
Yasası'nın mutlaka en geniş şekilde toplumda
tartışılması gerektiğini de kaydetti.
Adem: Çalışanlardan yanayım
Genel Kurul'da son olarak konuşan Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Sonay Adem, TÜRK-SEN Genel Kurulu'na başarılar
diledi
Adem, genel kurulda yapılan eleştirileri üstüne
almadığını, çünkü kendisinin çalışanlardan yana
olduğunu söyledi.
Sonay Adem, uluslararası sermayenin küreselleşme
eğilimi, buna bağlı emek sömürüsündeki değişim
nedeniyle önümüzdeki döneme yönelik yapılması gereken en önemli
şeyin; nasıl bir örgütlenme ve nasıl bir işbirliği
sorularına yanıt bulmak olduğunu anlattı.
Bakan Adem, çalışanlar arasında var olan
ayrımın daha da artmasına yönelik talepler olduğunu, ancak
buna sıcak bakmadığını ifade ederek, bu konuya
işçi sendikalarının da kafa yorması gerektiğini
belirtti.
Hükümete geldikleri günden itibaren kaçak işçi sorunuyla mücadele
ettikleri için, işçi maliyetlerini artırdığı
gerekçesiyle bazı işverenler tarafından kişisel olarak dava
edilmek istendiğine dikkat çeken Sonay Adem, emekçilerin
çıkarına olan her şeyi yaşama geçirmekte kararlı
olduğunu söyledi.
Adem, 1 Ocak 2008 tarihinde yürürlüğü girecek Sosyal Güvenlik
Yasası ile Türkiye'deki Sosyal Güvenlik taslağı arasında
farklar olduğunu belirterek, bugün ülkede gündemindeki en önemli
şeyin sağlık reformu olduğunu ifade etti.
Sonay Adem, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı olarak çalışanlar arasında
ayrımcılık yapmaya yönelik hükümler içeren hiçbir yasaya
parlamentoda onay vermelerinin söz konusu olmadığını da kaydetti.
"Tam bir eşitlik istiyoruz ve bunu yapmak için ne gerekirse
onun arkasında olacağız" diyen Adem, farklı
görüşler de olsa, hatta 180 derece farklı zıtlıklar da
yaşansa, bu noktada tüm örgütlerden destek beklediğini söyledi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem;
Sendikalar, Grev ve Referandum Yasalarının
demokratikleştirileceğini, İş Sağlığı
ve İş Güvencesi Yasası Tasarısı'nın da AB
normlarına uygun şekilde
yasalaştırılacağını vurgulayarak, "En çok
ezilen çalışandır. Çalışanlara hizmet etmek önemlidir"
dedi.
KIBRIS 28/10/07
Onlar Yunanistan'a biz Türkiye'ye...
TÜRKİYE İLE BİRLEŞMEK KAYIP DEĞİL...
KIBRIS'a konuşan 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum
tarafının ENOSİS ve Yunanistan ile birleşme hayalinden
vazgeçmediğini, böyle bir durumda Kuzey Kıbrıs'ın da
Türkiye ile birleşmesi sonucu dengenin kurulabileceğini söyledi.
Denktaş, "Dünya konjenktürü gereği böyle bir birleşmenin
gerçekleşememesi durumunda çözüm; devlete sahip çıkmakla olur,
devlete devam edeceğiz. Ben Türkiye ile birleşmeyi kayıp
addetmem. Ama gençlerin, Rum tarafının, er geç ENOSİS'e
gittiğini unutan, veyahut bilmeyen gençlerin, bu argümanını da
saygıyla karşılarım" dedi
GÜL'ÜN AÇIKLAMASI BİZİ FERAHLATTI... "Sayın
Abdullah Gül'ün iki devletlilik temelindeki açıklaması bizi ferahlatmıştır.
Çünkü, bu beyanatı, Annan Planı'ndan önce, Türkiye'nin
kırmızı çizgilerini teşkil ediyordu. TBMM'de kabul
edilmiş konu budur ve hâlâ da budur. Değişmiş bir şey
yok. Onun için hakikaten bizi çok rahatlattı. Türk hükümetinden de
bunları duymak istiyoruz..."
TALAT'IN GELDİĞİ ÇİZGİDEN MEMNUNUM...
"Cumhurbaşkanı Talat ile gayet medeni temaslarımız
vardır. Annan Planı'ndan önceki durumlarına
baktığımızda ve bugün geldikleri çizgiye
değerlendirdiğimizde, Sayın Talat'tan gayet memnunuz. Ama henüz
ağzından, 'Kıbrıs meselesi, iki devletin
ortaklığı formülünde bağlı olarak halledilecektir'
sözünü işitmedik. İşitmeyi bekliyoruz. Büyük bir
hasretle..."
TÜRKİYE HÜKÜMETİ İLE KAVGA LÜKSÜMÜZ YOK... "Biz,
Kıbrıs'ta Türk hükümetleri ile kavga etmek, onları eleştirmek
lüksüne sahip değiliz. Türk hükümetleri ile işbirliği yapmak
mecburiyetindeyiz. Görevimiz; gördüğümüz tehlikeleri söylemek ama son
sözde, Türkiye'nin kaldıracağı kadar adım atmak
mecburiyetindeyiz..."
AYSU BASRİ AKTER
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum
tarafının ENOSİS ve Yunanistan ile birleşme hayalinden
vazgeçmediğini, böyle bir durumda Kuzey Kıbrıs'ın da
Türkiye ile birleşmesi sonucu dengenin kurulabileceğini söyledi.
"Dünya konjenktürü gereği böyle bir birleşmenin
gerçekleşememesi durumunda çözüm devlete sahip çıkmakla olur"
diyen Denktaş, Serdar Denktaş'ın çifte ozmosis sözlerine de
atıfta bulunarak, "Ben Türkiye ile birleşmeyi kayıp
addetmem. Ama gençlerin, Rum tarafının, er geç ENOSIS'e
gittiğini unutan, veyahut bilmeyen gençlerin, bu argümanını da
saygıyla karşılarım" dedi.
KIBRIS Gazetesi için Aysu Basri Akter'in sorularını
yanıtlayan, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Cumhurbaşkanı Talat'ı anlatırken de "Talat
akıllı bir kişidir. Kendini yetiştiren bir kişidir.
Yenileyen bir kişidir. Gerçekleri görmüştür" ifadelerini
kullandı.
Talat için Denktaş çizgisine geldi diyerek kendisini rencide
etmeye çalışanlar olduğunu ve bu tanımın
yanlışlığına işaret eden Denktaş,
Cumhurbaşkanı Talat'tan da iki devlet temeline dayanan çözüm
formülünü duymayı hasretle beklediğine vurgu yaptı. Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, iki devletliliğe
yaptığı vurguyu önemsediği söyleyen Denktaş,
"Gül'ün açıklaması bizi ferahlattı" dedi ve aynı
sözlerin, Türk hükümeti tarafından da seslendirilmesinin gerekliliğine
işaret etti.
KIBRIS: Sağlığınız nasıl Sn
Denktaş?
R.DENKTAŞ: Sağlığım iyidir. En son
dizlerimden ameliyat oldum, protez taktılar. İşte, onların
adaptasyonu için zaman lazım. Fizik tedavi lazım. Onlara devam
ediyorum. Sağlığım iyidir. Yani, günde 12 saat
çalışacak kadar iyidir.
KIBRIS: Günde 12 saat çalışmaya devam ediyorsunuz.
R.DENKTAŞ: Maalesef. Etmek zorundayım. Çünkü
inandığımız dava devam ediyor. Bıçak
sırtında gibi bir gidişi var. Türk hükümetinden
beklediğimiz kati açıklamayı henüz duymadık. O da şu;
Kıbrıs meselesinin halli, iki devlet arasında bir
anlaşmayla mümkündür. KKTC'den vazgeçilmez, vazgeçilmeyecektir. Türkiye,
Kıbrıs üzerindeki haklarından vazgeçmeyecektir. Bu, açık
bir şekilde, kırmızı çizgimiz olarak dünyaya duyurulmazsa,
efendim oturun, görüşün, birleşin, anlaşın
baskısı, üzerimizde devam edecek. Kiminle oturalım, kiminle
anlaşalım? Dünyanın meşru Kıbrıs Hükümeti olarak
kabul ettiği, Rumla. Rum ne diyor? Rum kırmızı çizgisini
ortaya koymuştur. Türk askeri çıkacak, garanti anlaşması olmayacak,
bütün göçmenler, geri yerlerine gidecek. O şekilde
anlaşırım diyor. Bunun Türkçesi, Kıbrıs'a sahip
olacağım, Kıbrıs Türklerine de bireyler olarak, yasalar
altında eşit haklar tanıyabiliriz, demektir. Onun için bu devam
ettiği sürece, biz rahat oturamayız.
KIBRIS: Son zamanlarda, "bir politika değişikliği
var mı?" sorgulaması yapıldı. Özellikle Türkiye
Cumhurbaşkanı Gül'ün adaya yaptığı ziyarette
söyledikleri de sorgulandı, iki devletlilik temelinde. Siz de
görüştünüz Sayın Gül ile. Size göre böyle bir değişim var
mı?
R. DENKTAŞ: Sayın Gül'ün açıklaması bizi
ferahlatmıştır. Çünkü, bu beyanatı, Annan Planı'ndan
önce, Türkiye'nin kırmızı çizgilerini teşkil ediyordu.
TBMM'de kabul edilmiş konu budur. Ve hâlâ da budur.
Değişmiş bir şey yok. Onun için hakikaten bizi çok
rahatlattı. Ancak Türk hükümetinden biz bunu duymak istiyoruz bir,
ikincisi, bizim hükümetimizin, ikinci Soyer hükümetinin programında, iki
toplumlu, iki bölgeli federasyon formülü vardır. Onu istiyormuşuz.
Bunu istiyorum demek, Kıbrıs'ta tek halk vardır, bu halk, %80
Rum %20 Türkten oluşur formülünü, ki, Rum'un formülüdür, kabul etmek,
yani, azınlık statüsünü benimsemek, ama, özel haklar istemek
anlamına gelir. Benim, 1977'de Mmakarios'la yapmış olduğum
anlaşmada, hiç olmazsa, "garantiler de devam edecek"
şartı vardı, ilk anlaşmanın temelinde.
Dolayısı ile şimdi burada bizim istediğimiz, tek halk
içinde, %20 bir Türk toplumu olarak bir federasyon ise, hapı yuttuk
demektir. Dolayısı ile ben, kaç defadır çağrı
yapıyorum. Şimdiki hükümetle, Türk hükümeti bir araya gelip,
Sayın Gül'ün vurguladığı, milli çizgiyi tüm dünyaya
duyurmaları gerekir. Aksi takdirde, baskılardan hiçbir zaman
kurtulamayacağız.
KIBRIS: Siz Sayın Gül ile ne konuştunuz?
R.DENKTAŞ: Kıbrıs meselesini konuştuk. Bu çizgiye
gelmiş olmaları, bizi tabiatıyla memnun etti. Kendisine
teşekkür ettim. Kendisine gördüğüm tehlikeleri söyledim. Ama sadece
Cumhurbaşkanlığı'ndan bir beyanat kafi değildir.
Çünkü, Sayın Sezer de aynı beyanatı yaptığı
günlerde ve zamanlarda, TBMM'deki iki halk, iki devlet garantilerin devamı
formülü varken, Annan Planı'na hükümet evet demiş ve evet
dedirtmiştir. Dolayısı ile hükümetten de biz, milli çizginin
çıkarılmasını bekliyoruz ve beklemek de hakkımızdır.
KIBRIS: Cumhurbaşkanı Talat, bunu bir politika
değişikliği olarak yorumlamadı. "Annan Planı da
iki devlet temeli üzerinden bir çözümdür, Gül'ün söyledikleri de bir durum
tespitidir ama bunlarla çözüm olacak anlamına gelmiyor" dedi. Bunu
nasıl değerlendiriyorsunuz?
R.DENKTAŞ: Sayın Cumhurbaşkanımız bu yorumuyla
bizi biraz hayal kırıklığına
uğratmıştır. Biz, hiçbir zaman Türkiye Kıbrıs'tan
vazgeçecektir diye bir düşünceye sahip olmadığımız
için bu tür beyanatları, bir durum tespiti olarak kabullenmedik. Ama
aynı zamanda, Annan Planı'nda yapılmış olan, o geri
adım atma nedeniyle, durum tespitinin ötesinde, hal çaresinin bir temeli
olarak kabul edilmezse çok zor durumda kalırız. Niye? Çünkü, Annan
Planı'nı, Amerikalılar, De Soto, AB
yorumlamıştır. Ve demişlerdir ki, madem ki bunlar, Annan
Planı'na evet dediler, bundan sonra, ayrı egemenlik, ayrı devlet
isteyemezler ve Türkiye bunları bu çizginin altında tutacak. Ortada
bu var. Buna itiraz eden olmadı. Ne buradan, ne Türkiye'den.
Dolayısı ile ortada bunlar varken, Sayın Gül'ün beyanatı
ile tatmin olmayız. Hükümetin de hatta TBMM'nin de TBMM'de var olan bu
kırmızı çizgiyi, iki eşit halk, iki demokrasi, iki devlet
ve Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarının devamı
formülünün devamını vurgulamaları lazımdır. Rum,
açıkça bütün Kıbrıs'ın meşru hükümeti benim ve ben
olacağım diyor. Bunun karşısında hâlâ dünya bizi
şirin görsün diye oyun oynayamayız.
KIBRIS: Cumhurbaşkanı Talat ile görüş
alışverişinde bulunuyor musunuz?
R.DENKTAŞ: Tabii. Gayet medeni temaslarımız
vardır. Annan Planı'ndan önceki durumlarına
baktığımızda ve bugün geldikleri çizgiye
baktığımızda, gayet memnunuz. Ama tekrar ediyorum, henüz
ağzından, "Kıbrıs meselesi, iki devletin
ortaklığı formülünde bağlı olarak
halledilecektir" sözünü işitmedik. İşitmeyi bekliyoruz.
Büyük bir hasretle.
KIBRIS: "Talat, Denktaşlaştı" şeklide
çok yorumlar yapılıyor. Siz de az önce memnun olduğunuz bir
değişim gösterdiğini söylediniz. Ne düşünüyorsunuz bu
konuda? Sizce Talat nasıl bir Cumhurbaşkanı?
R.DENKTAŞ: Talat akıllı bir kişidir. Kendini
yetiştiren bir kişidir. Yenileyen bir kişidir. Gerçekleri
görmüştür. Hristofyas ve AKEL tarafından, ne kadar
kandırıldıklarını,
aldatıldıklarını görmüştür. Kendisi de bunu
açıklamıştır. Rumları anlamıştır.
Rumların siyasetini anlamıştır. Türklere hak vermek
istemediklerini anlamıştır. Bütün bunları anladıktan
sonra, atması gereken bir adım vardır. Onu tekrar ediyorum,
Annan Planı'na evet demek suretiyle kazandıklarını
zannettikleri bir yüceltilmiş durumdan aşağıya inmemek
istiyor ve o son sözü söyleyemiyor. Söylemesi şarttır yemini budur.
Yemin etmiştir, devleti koruyacak diye. Onun için benim Talat'tan bir
endişem yok. Gerçekleri gören, akıllı bir adamdan endişem
yok. Ama Soyer, hükümetinin programı, beni çok rencide ediyor. Ve tekrar
ediyorum, Türk hükümetinin, Kıbrıs meselesi, iki devlet esası üzerinden
halledilecektir formülünü, henüz söylememiş olması da beni
rahatsız etmeye devam ediyor.
KIBRIS: Aslında CTP de değişti. Kendi özgün çizgisinden
ayrıldı şekilde yorumlar yapılıyor. Bununla ilgili ne
düşünüyorsunuz?
R.DENKTAŞ: Bence devletimizin cumhurbaşkanını,
geçmişte şöyleydi, böyleydi diye yıpratacağımıza,
şimdiki konumunda yaptıklarıyla değerlendirmek
lazımdır. Şimdiki durumda, ben yabancılarla yapmış
olduğu görüşmelere de bakıyorum, devleti savunuyor halkın
eşitliğini ve egemenliğini savunuyor. "KKTC, Güney'deki
hükümetten daha meşrudur, Türk askeri, Güneydeki konumdan daha
meşrudur", sözleri, bugünkü Cumhurbaşkanımızın
sözleridir. Dolayısı ile bunlar üzerinde durmamız lazım.
KIBRIS: Yani çizginize geri döndü yorumları...
R.DENKTAŞ: Hayır hayır. Benim çizgim yok. Benim çizgim
çok yanlış. Bu kendisini rencide etmek için söylenen bir şeydir.
Benim çizgim diye bir çizgi yoktur. Milli davanın Türkiye ile
kararlaştırılmış, büyük fedakarlıklardan sonra
gelinmiş çizgidir. TBMM'nin de kayda geçmiş olan Kıbrıs
meselesi, iki halk, iki devlet arasında halledilecek bir meseledir
formülü, Sayın Sezer'in devamlı beyanları, şimdi,
Sayın Gül'ün beyanatı, Denktaş çizgisi değildir. Türkiye
ile Kıbrıs Türklerinin müşterek mücadelesinin getirmiş
olduğu çizgidir. Sen, "devlet kurdum" deyip, 23 sene
yaşattıktan sonra, bu devlet hiç olmamış gibi bir
anlaşma yapılamaz. Türkiye'nin garantilerini içermeyen bir
anlaşma yapamazsın.
KIBRIS: Ne düşünüyorsunuz AKP hükümeti ile ilgili? Annan
Planı döneminde çok ayrı düştünüz. Karşılıklı
sert açıklamalar yapıldı.
R.DENKTAŞ: Türk halkının tercihidir. Güçlü bir hükümet
vardır. Bu güçlü hükümet, şimdi en sonunda, Amerika'nın
oynadığı oyunlar karşısında, sesini
gerektiği ölçüde yükseltecek kadar güçlü olduğunu göstermiştir.
Sayın Gül, Kıbrıs konusunda, tekrar ediyorum, milli çizgiyi
tekrarlamıştır. Dolayısı ile biz, Kıbrıs'ta
Türk hükümetleri ile kavga etmek, onları eleştirmek lüksüne sahip bir
kuruluş değiliz. Bunlarla işbirliği yapmak
mecburiyetindeyiz, gördüğümüz tehlikeleri söylemek ama son sözde,
Türkiye'nin kaldıracağı kadar adım atmak mecburiyetindeyiz.
KIBRIS: İlişkileriniz nasıl? Bir diyalog var mı
hükümet yetkilileriyle aranızda?
R.DENKTAŞ: Evladım, ben Annan Planı'na hayır
dedikten sonra, tabiatıyla ilişkilerimiz o noktada bozulmuştur.
O şekilde ben göreve devam edemezdim. Onun için ben seçime girmedim.
Yenidüzen'de bile, girersem kazanırım diye yazısı
vardı. Girip, Türk hükümetine meydan okumanın anlamı yoktu. Türk
hükümetinin, er geç yaptığı yanlışı
anlayacağına emindim. Nasıl ki, anlamaya
başlamışlardır. Aldatıldık diyorlar, biz
aldatılmadık.
KIBRIS: Şimdi nasıl aranız?
R.DENKTAŞ: Zayıf. Saygımız devam ediyor. Gereken
şekilde temaslar devam ediyor. Bir şey düşünüyorsam,
yazıyorum, Türk hükümetine de. Veyahut ilgili makamlara yazıyorum.
Yazışıyoruz.
KIBRIS: Hâlâ çok aktifsiniz, çalışıyorsunuz. Ama
geçmişe göre kıyasladığınızda bu durum bir
boşluk yaratmıyor mu? Mesela basın da eskisi gibi geniş
vermiyor demeçlerinizi, rahatsız etmiyor mu bunlar sizi?
R.DENKTAŞ: Hayır hayır. Hiç rahatsız ettiği
yoktur beni. Ben günlerimi yazılarımla dolduruyorum. Genel tüm
Kıbrıs ile ilgili ne gelirse, ne yazılırsa Türk
gazetelerinde, bunları günlük değilse, iki günde bir alabiliyorum.
Onlara cevap vermem gerekirse, cevap veriyorum. ART'de konuşmalarım
var, onlara devam ediyorum. Türkiye'den devamlı aldığım
bütün davetlere gitsem, Kıbrıs'ta çok az kalmam lazım.
Onları mümkün olduğunca ayıklayıp, az sayıya indirmeye
çalışıyorum. Dolayısı ile eskisinden çok daha
meşgulüm. Benim beyanatım şeyde çıkmış
çıkmamış, o önemli değil. Benim zaten beyanat
yaptığım çok yok. Her gün, Sayın Dışişleri
Bakanımız Avcı boy boy beyanatlar yapıyor. Bizim ona
ihtiyacımız yok.
KIBRIS: Dönüp baktığınız zaman geçmişe,
şunu şöyle yapmalıydım dediğiniz konular var mı?
R.DENKTAŞ: Kıbrıs meselesinde ben bir şey
yapmadım. Ben halkımla birlikte, veyahut halkın temsilcileriyle
birlikte, Türkiye ile birlikte yaptım, ne yaptımsa. Ama ne
yaptım? Düşüncelerimi ortaya koydum. "Böyle olması
gerekir" dedim, her zaman olmadı. Niye olmadı? Türkiye, ben bunu
bu raddede taşıyamam dedi, mesela. Bir misal; 1975'de, bizim devlet
ilan etmemiz lazımdı. Makarios geri geliyor, dünya onu hâlâ
meşru ilan ediyor. Bunun cevabı, bizim ayrı devlet kurmamızdır
dediğimde, Türk hükümeti, o zamanki, Irmak hükümeti,
Dışişleri Bakanı, Melih Esenbel, "o kadarını
kaldırmayız, federe devlet kurunuz" dedi. Biz de bunu
yaptık. Orda ben ısrar edip, "hayır ben şimdi devleti
kurdum" desem, Türkiye de devleti kurduğumuzda
tanıdığı gibi, derhal tanımasa, işte fiyasko ve
felaket olurdu. Onun için Türkiye ile beraber yürüdük. Geriye
baktığınızda şöyle olsaydı, böyle olsaydı
çok şey söylenebilir. Ama hiç onların önemli yoktur. 23-24 senedir
devletimiz vardır. Bu devlet, devlettir. Her seçilen insan, "bu
devlete sadakatle, devleti yaşatacağım" diyerek, yemin
ederek, göreve başlar. Maskaralık değildir. Devletten vazgeçmek
maskaralıktır. Ve tarih açısından bir ayıptır,
bir günahtır. Çünkü vazgeçersek, yapacağımız herhangi bir
anlaşma kağıt üzerinde kalır. Rum bunu da
yırttığında, bu sefer, Türk garantisi de yok, o zaman
hapı yutarız. O zaman Kıbrıs Girit olur.
KIBRIS: Sayın Gül Dışişleri Bakanıyken, Rum
tarafında yapılan anketlerin sonuçları belliydi.
"Hayır" sonucu çıkacağını biliyorduk.
Sayın Denkaş'a bunu anlatmaya çalıştık ama
anlamadı gibi açıklamaları vardı. O dönemde, siz belli
anketler görüşmüş müydünüz? Gerçekten böyle bir kesin yargı var
mıydı, Türk tarafında?
R.DENKTAŞ: Ben Rum tarafını biliyordum kızım.
Rum tarafının, buna evet demesi için hiçbir sebep yoktu. Ama dünyayı
daima yaptıkları gibi kandırdılar. Özellikle benim
hayır diyeceğimi bildikten sonra, biz evet diyeceğiz diye,
herkesi, Amerika'yı, İngiliz'i kandırdılar. Şimdi
hepsi bunu söylüyor. Efendim onlar da Türkiye'yi kandırdı Rumlar evet
diyecek, hayır derseniz, felaket olur diye. Dolayısı ile ben
şunu söylüyorum, eğer, Türk hükümeti, bana şunu demiş
olsaydı; Denkaş, anketlere baktık, Rum hayır diyecek biz
taktik icabı, evet diyelim ve dünyadan alkış alalım, takdir
toplayalım. Böylelikle Rumun, hiçbir zaman anlaşma istemediği
meydana çıkmış olsun, bu taktiği yapalım, demiş
olsa bana, teşekkür ederim, ama bu taktiği yaptıktan sonra ne
yapacaksınız? Bu taktiği yaptık, dünyaya Rumun anlaşma
istemediğini gösterdik, devletimizi tanı diyecek misiniz? Devletimizi
tanımadan, biz artık masaya oturmayız, işte gördünüz
adamları diyecek misiniz? diye sorardım. Ve böyle bir şey
olmadı.
KIBRIS: Rum tarafının hayır diyeceğini biliyordum
dediniz.
R.DENKTAŞ: Rumu bildiğim için evet diyemeyeceğini
biliyordum. Ve cemaatin da hayır demesini istedim. Çünkü, dünya bu sefer,
iki taraf da hayır diyor, bir biriyle birleşme istemiyor dedikten
sonra, ikinci formülü düşünmeye başlayacaktı. İki devlet
arasında, nasıl anlaştırırız bunları. O
zaman, AB, bizi insan yerine, devlet yerine koyup, bizimle ayrı
konuşma formülüne girebilirdi. Ama hem meşru hükümet olarak
hayır diyorlar, kalıyorlar, hem de bize birleş diye baskı
yapıyorlar. Böyle şey mi olur?
KIBRIS: Gidişatı nasıl görüyorsunuz? Sayın Serdar
Denktaş'ın, yine KIBRIS Gazetesi'ne bir açıklaması
vardı, gidişat çifte Ozmosisdir diye.
R.DENKTAŞ: Rum tarafının yaptığı bütün
manevralara rağmen, bütün milli hedefinin, Kıbrıs'ı
Yunanistan'a bağlamak olduğunu unutmazsak, ki, benim kafamı
kesseniz, onu unutmam. Budur mücadele, Kıbrıs'ı 13. ada olarak,
Yunanistan'a bağlamaktır. O zaman, bizim Türkiye ile birleşmemiz
kaçınılmazdır. Başka türlü kendimizi kurtaramayız.
Dolayısı ile oraya kadar, Serdar'ın söylediği
doğrudur. Onlar, Yunanistan'a biz, Türkiye'ye bağlanmak suretiyle bir
denge kurulabilir. Bunu hiç unutmamak lazım. Dünya konjenktürü nedeniyle,
Yunanistan'a bağlanmaksızın onlar devam edecekse, biz de
ayrı devlet olarak devam edeceğiz.
KIBRIS: Serdar Bey'in söylediği, aslında, bunu
olumsuzlamaydı. Sonuçta, kültürümüz, değerlerimiz uğruna
verdiğimiz mücadele, boşa çıkabilir diyor, her halükarda.
R.DENKTAŞ: Ben Türkiye ile birleşmeyi bir kayıp
addedmem. Tabii ve kalıcı bir sonucu elde etmek olarak görürüm. Ama
gençlerin, Rum tarafının, er geç ENOSİS'e gittiğini unutan,
veyahut bilmeyen gençlerin, bu argümanını da saygıyla
karşılarım. Devletimize sahip çıkalım konusu,
şimdiki konjenktürde geçerli bir konudur. Ama Türkiye ile birleşmek,
hiçbir zaman kapıyı ona kapatmamak lazımdır. Çünkü, Rum
hiçbir zaman, ENOSİS'i, birleşme kapısını
kapatmadı ve kapatmayacaktır.
KIBRIS: Bir müzakere süreci, yeni bir plan, yeni bir hareketlilik
bekliyor musunuz?
R.DENKTAŞ: Eğer şimdiki durumumuzla, şimdiki
baskılara boyun eğerek, masaya oturursak, kaybederiz. Veyahut da Rum,
bizimle yine oynar oynar, kedinin fareyle oynadığı gibi, bir
noktada, gene olmadı der ve yine biz, uzlaşmaz olarak, ortada
kalırız. Onlar hükümet olarak devam ederler. Bizim de bu durumumuz
devam eder. Onun için masaya otururken, pazarlık yapmak lazımdır.
Kıbrıs meselesi, dün başlamış bir mesele değildir.
43 yıllık bir meseledir. Masada görüşecekleri her ne varsa,
görüşülmüştür. Lehimize ne varsa, satır satır bunlar
ortadadır ve Annan Planı'nda da ortaya konmuştur. Bunları
geri alacaklarmış. Hiçbir şeyi geri alamazlar. Çünkü bu bizim
haklarımızın somut neticesi, KKTC'dir. Sen bunu vermezsen,
hiçbir şeyi geri alamazsın, bu sağlamlık içerisinde oturman
lazım. Ve Rum'a, sen kırmızı çizgini söyledin,
teşekkür ederim, şimdi benim de cevabım budur, kabul ediyor
musun, etmiyor musun, etmezsen görüşmenin hiçbir anlamı yok demek
lazım.
KIBRIS: Klerides ile görüşüyor musunuz?
R.DENKTAŞ: Hayır. Eşini kaybettiğinde kendisine
bir başsağlığı mektubu yazdım. O da güzel bir
cevap verdi. Gelip gidenler aracılığı ile
selamlaşıyoruz. Benim eski okul arkadaşlarım arada sırada
çıkarlar gelirler, onlarla dertleşiriz. Onlar da Rum
tarafının, artık birleşerek bir neticeye
varmasının, akıl işi olmadığını
görüyorlar.
KIBRIS: Ailenize zaman ayırabiliyor musunuz artık?
R.DENKTAŞ: Hayır. Aynı minvalde devam ediyoruz. Onlar
da alıştılar şikayet etmiyorlar.
KIBRIS: Destekler misiniz torunlarınızın da politikaya
girmelerini?
R.DENKTAŞ: Hayır. Politikaya giren insanın kendisini
davasına adaması ve diğer her şeyi ikinci sırada
bırakması lazım. Bu da kendi saadetinden, refahından, hatta
düşüncelerinden fedakarlık etmek demektir. Büyük bir
fedakarlıktır. İnsan olarak, kişi olarak gerek duymam. Yani
sevdiğime politikaya gir demem. Özellikle, Kıbrıs gibi bir yerde
demem. Ama gerekli olduğunu da bilirim. Onun için girme de demem.
KIBRIS: Siz hiç özellikle aile adına
yaptığınız fedakarlıklardan dolayı
pişmanlık duydunuz mu?
R.DENKTAŞ: Devamlı pişmanlık duyarım ama
elimde değil. Dört çocukla, genç bir kadını ameliyattan
alıp, hastaneden çıktığı gece, "ben yarın
gizlice Kıbrıs'a gidiyorum, çocuklara iyi bak" diyebilmek yürek
ister. Aydın Hanım bunlara katlandı. Katlandı ama kırk
ameliyattan da geçti maalesef. Kolay değil.
KIBRIS: Bir gününüz nasıl geçiyor?
R.DENKTAŞ: İşe sabahtan başlıyoruz. Saat
07.00'de köpeğim gelip beni uyandırıyor. Ona kapıyı
açarım. O çıkar, ben hazırlanırım. Öğleye kadar
randevularladır, günüm. Sonra gazeteleri, gelen yazıları
alırım, çantaya doldurur, giderim. Öğleden sonra evde
bunları çalışırım. Yazılarımı
yazarım. Fotoğraflar çekmişsem, onları tab ederim. Ondan
sonra, saat 07.00'den sonra bir iki habere bakarım televizyonda. Eşim
buradaysa, O'nun dizileri var. Ya beraber görürüz, ya da o yukarıya
çıkar, ben aşağıda otururum.
KIBRIS: Hangi dizileri izliyorsunuz?
R.DENKTAŞ: Doktorları izliyoruz mesela. Hatırla
Sevgili'yi izliyorum.
KIBRIS: O ilginç bir dönem.
R.DENKTAŞ: Tabii. Sürekli takip ediyorum. İlginç ve acı
bir dönem, Türkiye için. Hade bakalım bak buraya. Bak bakalım
beğenecek misin?
KIBRIS: Güzel teşekkür ederim. Sn Denktaş çok
teşekkürler, zaman ayırdığınız için.
R.DENKTAŞ: Rica ederim.
KIBRIS 28/10/07
NTV
Güncelleme: 14:11 TSİ 29 Ekim 2007 Pazartesi
LEFKOŞA - Rum
Dışişleri Bakanı Erato Markulli, 3 Kasımda iki
tarafın üst düzey yetkililerinin biraraya geleceği görüşmelerin
şu anda mümkün olmadığını açıkladı.
Markulli, geçen hafta İngiltereyi Adaya yönelik bölücü bir politika
gütmekle suçlamıştı.
İngilterenin
Lefkoşa yüksek temsilciliğinden yapılan açıklamada,
Toplantının ertelenmesi üzücü. İlişkilerimizi güçlendirme
fırsatlarını değerlendirmeye devam edeceğiz denildi.
Rum kesimi ve Atina, geçen hafta da, Türk-İngiliz stratejik
ortaklık belgesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ifadesinin
yer almasına tepki göstermişti. Rum lider Tasos Papadopulos,
İngilterenin adayı ikiye bölmeye çalıştığını
iddia etmişti.
Rumlardan İngiltere'ye KKTC tepkisi
29 Ekim, 2007 13:37:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs
Rum yönetimi, İngiltere ile Türkiye arasında imzalanan ve
Kıbrıs'taki Türk yönetimini tanıyan stratejik ortaklık
belgesine tepkili.
Güney Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri
Bakanlığı, İngiltere ile yapılacak forum
görüşmelerinin ertelendiğini açıkladı.
3 Kasım'da yapılması planlanan toplantının yakın
bir zamanda gerçekleşemeyeceğini belirten Rum yönetimi, daha önce de
İngiltere'yi Kıbrıs'ta ayrımcı bir politika
yürüttüğü konusunda eleştirmiş, Atina'daki İngiliz
Büyükelçiliği nezdinde protestoda bulunmuştu.
İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan arasında imzalanan belgede, İngiltere ile KKTC
arasında doğrudan ticari, politik ve ekonomik ilişkilerin
kurulması çağrısı yapılıyor.
Stratejik ortaklık belgesi
Türkiye-İngiltere stratejik ortaklık belgesi üzerinde de mutabakata varıldı.
Ortak bir vizyon çerçevesinde ilişkilerin bu dönem daha da büyüyerek devam
edeceğine inandığını söyleyen Başbakan
Erdoğan, bu belgenin ilişkilerin sonrası için sağlam bir
temel sunduğunu kaydetti.
Erdoğan, "Türk tarafı olarak belgede yer alan hususların
uygulanmasının sıkı takipçisi olacağız"
dedi.
İngiliz Başbakan da, belgenin imzalanmasının İngiltere
ile Türkiye arasında giderek artan ticaret hacminin bir göstergesi
olduğunu ifade etti.
Brown, Türkiye'de yerleşik 17 bin İngiliz vatandaşı
bulunduğunu, Türkiye'yi ziyaret eden İngiliz turist
sayısının da giderek arttığını belirtti.
Brown, gelecekte iki ülkede karşılıklı olarak
yapılacak yatırımlar konusunda Türk ve İngiliz hükümetleri
olarak daha aktif bir tutum izleyeceklerini ifade etti.
İngiltere Enerji Bakanlığı'nın Türkiye'nin bölgede
enerji alanında büyük bir merkez haline gelmesi için çaba
harcayacağını belirten Brown, iki ülkenin Irak'ın Basra
bölgesine kurulacak bir sanayi bölgesi üzerinde
çalışacaklarını da kaydetti.
"Maraş hariç Denktaş'ın stratejisi"
Politis; yukarıdaki başlık altında verdiği
haber yorumunda, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un seçim
propagandası çerçevesinde "Aya Napa'da" destekçilerine yönelik
yaptığı konuşmada; "bugüne kadar kapalı bölge
Maraş için ortaya çıkan hiçbir fırsatın
kaçırılmadığını, zaten Türkiye'nin hiçbir zaman
Maraş'ı iade etme niyeti göstermediğini" söylediğini
belirtirken, bunun aksine Denktaş'ın "Annan Planı'ndan
vazgeçilip yeni bir çözüm temeli bulunması
karşılığında Maraş'ın iadesini
önerdiğini" iddia etti.
Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Lahey sürecinin
başarısızlığa uğraması ve kendisinin
"uluslararası bir ambargo altına alınması"
sebebiyle Papadopulos'a Maraş'ın iadesinin de aralarında bulunduğu
bir dizi önlemler paketi önerisi sunduğunu, buna karşılık
olarak da Annan Planı'ndan vazgeçilmesini istediğini iddia eden
gazete; Papadopulos'un bu öneriyi reddetmesine karşın
Maraş'ı geri almaksınız Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın diğer önerilerini zaman içinde hayata
geçirdiğini savundu.
Gazete; 2003 yılında Denktaş tarafından sunulan 6
öneriden yalnızca birinin, Maraş'ın iadesinin Papadopulos
tarafından reddedildiğini belirtirken Kurucu Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın önerilerini şu şekilde sıraladı:
"1. Demokrasi Yolu'nun Güney'inden itibaren kapalı bölge
Maraş Kıbrıslı Rumların kontrolüne verilecek ve
yerleşime açılacak.
2. Kıbrıs'taki iki tarafça da; uluslararası ticaret,
taşımacılık, seyahat, kültürel ve spor
ambargolarının kaldırılması.
3. Prosedürler en alt düzeye indirilerek iki taraf arasında
serbest geçiş imkânının sağlanması.
4. Adadaki iki taraf arasında ürünlerin
dolaşımının normalleştirilmesi için aşamalı
önlemlerin alınması. Ayrıca; her iki taraftan kurumların
ortak işler bulma ve geliştirme konusunda cesaretlendirilmeleri.
5. Kıbrıs Türk tarafı, UNFICYP'e yönelik Temmuz 2000
tarihinden beridir uygulamakta olduğu önlemleri kaldıracaktır.
6. İki taraf arasında karşılıklı
anlayış ve işbirliğinin geliştirilmesini amaçlayan bir
Uzlaşma Komitesi kurulması".
Gazete; Papadopulos'un o dönemde Denktaş'a göndermiş
olduğu mektupta "çözüm için umudunun Annan Planı
olduğunu" vurguladığını belirtirken, Annan
Planı'nı desteklemesinin tek mantığının
Denktaş'ın bu planı reddetmesi olduğunu, ancak
Denktaş'ın "aradan çıkmasıyla" Annan
Planı'nı etkisizleştirme görevini bizzat kendisinin
üstlendiğini iddia etti.
Papadopulos'un bunu başarmak için de Denktaş'ın 2003
yılında yapmış olduğu önerileri adım adım
benimsediğini yazan gazete Papadopulos'un Denktaş'ın önerilerine
"evet" yanıtlarını şu şekilde
sıraladı:
"1 Maraş: Hala Türk işgali altındadır.
2. Ticaret, Taşımacılık, Seyahatler, Spor
Faaliyetleri: Sahte devletin havaalanlarından girişler
yasallaştı, AB kapalı limanları yasal olarak kabul ediyor.
Tek sürüncemede olan AB ile ticaret ve uçuşlar. Spor ambargosunun
kaldırılması konusunda neredeyse anlaşmaya
varıldı.
3. Dolaşım: 2003 yılından beridir uygulamada.
Diğer geçiş noktalarının da açılması hükümetin
açıklanmış politikasıdır.
4. Ticaret: Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde uygulanıyor.
Yakın geçmişte hükümet, Kıbrıslı Türkler ile
Kıbrıslı Rumların ortaklıklarını finanse
planı açıkladı.
5. UNFICYP: 2003'ten beri sınırlamalar tek taraflı
kaldırıldı.
6. Uzlaşma Grubu: Hükümetin BM Genel Sekreteri'ne ilettiği
önlemler paketinin içinde yer almaktadır.
Sonuç olarak; Papadopulos'un sözde talepkar politikasının
belkemiği Denktaş'ın 2003 yılındaki önerilerinin
hayata geçirilmesidir. Tek istisna Maraş'ı almamış
olmamızdır".
KIBRIS 29/10/07
2008'den önce çözüm istiyoruz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Simerini'ye demeç
verdi:2008'den önce çözüm istiyoruz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 8 Temmuz
anlaşmasına değinerek, bazı değişikliklerle bu
anlaşmanın hayata geçirilmesine hazır olduğunu belirtti.
Talat, 8 Temmuz anlaşmasının maalesef başarısız
olduğuna, 16 ay sonrasında ne bir teknik komite ne de bir
çalışma grubunun kurulabildiğine dikkati çekerek bu nedenden
dolayı düzenlemelere (değişikliklere) gereksinim olduğunu,
bu değişiklikleri 5 Eylül'de Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'a da sunduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Talat
hazırlık dönemi için zaman sınırı
koyduklarını, bu zaman diliminden sonra (bir diğer deyişle
2.5 ay sonra), 2008 yılı sonundan önce çözüme yol açacak yoğun
müzakerelere başlanmasını önerdiklerini belirtti.
"Bu değişikliklerle 8 Temmuz anlaşması
mı olacak yoksa yeni bir anlaşma mı" sorusuna
karşılık Cumhurbaşkanı Talat,
değişikliklerle 8 Temmuz anlaşması
olacağını, BM Genel Sekreteri ve de tüm diplomatların 8
Temmuz anlaşması çerçevesinde olunduğunu söylediğini de
belirtti.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile yaptığı görüşme
konusunda Cumhurbaşkanı Talat, Ban'a sunmuş olduğu
önerilerin basit öneriler olmadığını belirterek, ilk önce
Genel Sekreter'e Türk tarafının tezleri konusunda bilgi
verdiğini, 8 Temmuz anlaşmasına bağlı
olduklarını ve bu konuda bir sorunlarının
bulunmadığını anlattığını söyledi. 2008
yılından önce çözümü arzuladıklarını Ban'a
ilettiğini belirten Talat, ancak bütünlüklü çözüme kadar
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki güven
havasının yaratılması için bazı güven
yaratıcı önlemler de önerdiğini dile getirdi.
Kıbrıslı Rum politikacıların, kendisini;
sadece güven yaratıcı önlemler önermekle eleştirdiğini
söyleyen Talat, bunun böyle olmadığını, bütünlüklü çözümle
ilgili yöntemler de sunduğunu ifade etti.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un önerilerini
"laf kalabalığı" olarak nitelendirerek
eleştirmesinin sorulması üzerine Talat, o anda önerileri
görmediğini, mektubun Kıbrıs Türk tarafına
gönderilmediğini, bunları sadece Kıbrıs Rum
basınından okuduğunu belirtti. Söz konusu mektubu birkaç gün
önce aldığını dile getiren Talat, şimdi hâlâ daha
"şaşkınlık içerisinde" olduğunu söyledi.
Bunun nedeninin sorulması üzerine Talat şunları ekledi:
"Mektup çok belirsiz. Fikirler çok karışık. Bunu
bir, iki, üç kez okudum ancak ne demek istediğini anlamanız güçtür.
İki taraf arasında bir denge tutmaya çalışan Gambari'nin
mektubundan daha da belirsizdir. İlk olarak, iki lider arasındaki
müzakerelere herhangi bir değinmede bulunmuyor. Müzakereler, 8 Temmuz
anlaşması çerçevesinde, komiteler ve çalışma grupları
arasında sürdürülecek. İkinci olarak somut hedefler ortaya koymuyor,
takvim koymuyor ve de Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünden
bahsetmiyor. Sadece 8 Temmuz anlaşması, olduğu gibi çözümle
ilgili müzakereler olarak sunuluyor."
Bunun Rum Yönetimi Başkanı'yla ileriki günlerde veya
haftalarda bir araya gelmeyeceği anlamına gelip gelmediği sorusu
üzerine Talat, ne zaman isterse Papadopulos ile görüşebileceğini,
herhangi bir sorunun bulunmadığını belirterek şimdiye
kadar yeni bir görüşme için herhangi bir tarih belirlenmediğini de
söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir başka soru üzerine
müzakerelerin Rum başkanlık seçimlerinden sonra
başlamasını tercih ettiğini, şu anda görülenlerin
seçim amaçlı olarak yapıldığını söyledi. Talat,
bununla birlikte müzakerelerin şu anda başlamasının da
zarar verici olacağını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, hazırlıkların, kendi
önerilerinin ve Papadopulos'un fikirlerinin ele alınması için
Papadopulos'la şu anda görüşme yapmasının da mümkün
olduğunu söyledi.
İki toplumlu, iki bölgeli federasyonun, istedikleri bir çözüm
şekli olduğunu belirten Talat, bunun; iki taraf arasındaki
siyasi eşitliği kapsayacak olan bir çözüm olduğunu ve de BM
Güvenlik Konseyi kararlarında da tarif edildiğini dile getirdi.
Bir başka soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat,
şüphesiz olarak adanın yeniden birleşmesini istediklerini,
taksimi, bölünmüşlüğün sürmesini istemediklerini söyleyerek,
bölünmüşlüğün gittikçe derinleştiğini ve bunun bir tehlike
olduğunu belirtti. Talat, bu nedenden dolayı barışı
sevenlerin bir adım atması ve çaba göstermesi için herkesi
teşvik etmek istediğini de ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, statükonun hiçbir tarafa
yaramadığını, bu yüzden en kısa zamanda
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması gerektiğini söyledi.
"Lokmacı Barikatı olarak bilinen Ledra Caddesi'nin
(Uzun Yol) açılmasına ilişkin olarak somut bir tarih vermesinin
mümkün olup olmadığı" sorusuna yanıt veren
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu konuda bir tarih vermesinin mümkün
olmadığını söyleyerek "Eğer Papadopulos gerçekten
bunu açmak istiyorsa, yarın dahi bunu açarız" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat ayrıca kendilerinin bu konuda hazır
olduğunu, yapıların bile hazır olduğunu, tek sorunun
ise iki taraf arasındaki yol olduğunu, duvarların tamiratına
gereksinim olduğunu dile getirdi.
Kapının açılmamasındaki engelin Kıbrıs
Rum tarafından geldiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, kendilerinin herhangi bir koşul ortaya
koymadığını da anımsattı. Talat, Papadopulos'un
ara bölgenin belirlenmesini önerdiğini, bunun da Kıbrıs Türk ve
Rum taraflarının UNFICYP ile en azından 3-4 yıl müzakere
etmesi anlamına geldiğini de belirtti. Cumhurbaşkanı Talat,
Papadopulos'un bunda ısrarlı olduğunu, gerekli olan şeyin,
ara hattın belirlenmesi değil halkın geçeceği yol boyundaki
duvarların tamir edilmesi olduğunu söyledi.
"Kıbrıs'ın askersizleştirilmesini niye
reddettiniz? Yoksa Türkiye tarafından size yapılan baskıdan
mı?" sorusu üzerine Talat "Hayır. Türkiye'yle alâkası
yok. Türk ordusunun buradaki mevcudiyeti Kıbrıs sorununun sonucudur.
Kıbrıs sorunu çözümlenmezse Türk ordusu ayrılamaz. Neden var
olmaya devam ederken sonucun değişmesi mümkün değildir"
dedi.
"RMMO'dan korkuyor musunuz?" sorusuna
karşılık olarak Talat "Neden olmasın"
yanıtını verdi.
"Türk ordusu istediği an Kıbrıs'a geldiğine
göre ve savaş uçaklarının 8 dakikada burada bulunmaları
mümkünken neden korkuyorsunuz?" şeklinde bir soru yöneltilmesi
üzerine Talat şu yanıtı verdi:
"Sanırım siz akıllı bir insansınız.
Türk ordusu 11 yıldan sonra adaya bir kez geldi. 1963'ten sonra 1974'te
geldi. Sonuç olarak ordunun 8 dakikada geri dönmesinin o kadar kolay
olduğunu söylemeyiniz. RMMO'nun donanımlarıyla güvenli
hissetmiyoruz. Bu konuda konuşmaktan hoşlanmıyorum ancak çok
önemlidir. RMMO 1963'ten 1974'e kadar Kıbrıslı Türklere
karşı tüm sıkıntıların sorumlusudur. Sonuç olarak
Kıbrıslı Rumların ordusundan nasıl
korkmayalım!" dedi.
KIBRIS 29/10/07
Dilek Yavuz ve Ayfer Orhan'dan İkinci Bahar Derneği'ne
anlamlı ziyaret
Eylem ERAYDIN / LONDRA
KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yanık Yavuz ve İşçi
Partisi Hemel Hampsted milletvekili adayı, aynı zamanda Enfield
Belediye Meclisi üyesi Ayfer Orhan, Edmonton'da bulunan İkinci Bahar
Derneği'ni ziyaret ederek, dernek üyelerinin sorunlarını
dinledi.
Edmonton Shopping Center'de yaklaşık bir buçuk
yıldır faaliyet gösteren çoğunluğu yaşları
ilerlemiş Kıbrıslı Türklerden oluşan İkinci Bahar
Klübü üyeleri KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yanık Yavuz ve İşçi
Partisi Hemel Hampsted Milletvekili Adayı Ayfer Orhan ile biraraya gelerek
sorunlarını anlatma imkânı buldular.
Yıl boyunca çeşitli faaliyetler düzenleyen ve gezi
turları yapan kulübe yapılan ziyaret sırasında
Dernek Başkanı Fatoş Gülşan, bir buçuk yılda
128 üyeye ulaştıklarını, her hafta salı günü öğle
yemeğinde buluşmak, geziler düzenlemek ve üyelere
danışmanlık hizmeti vermek gibi çok çeşitli
çalışmalar yürüttüklerini fakat belediyeden hiç bir yardım
alamadıklarını dile getirdi.
Kendisini davet ettikleri için teşekkür eden KKTC Temsilcisi
Dilek Yanık Yavuz da çok sayıda insanı bir arada görmekten
dolayı mutlu olduğunu, geçmiş bayramlarını
kutladığını belirterek, diğer dernekleri de
sırası ile ziyaret edeceğini söyledi.
İkinci Bahar Derneği üyelerine konuşan Ayfer Orhan da
çok önemli bir boşluğu dolduran derneğin
çalışmalarını övdü. Muhafazakâr Parti yönetiminde bulunan
Enfield Belediyesi'nin, bölgede yaşayan ve sayıları elli bini
bulunan Kıbrıslı Türkleri ve Türkiyelileri yok
saydığını kaydeden Orhan, devletten gelen yardımların
belediye eliyle adil dağıtılmadığını
söyledi.
İşçi Partisi döneminde ETCA'ya verilen binanın da
ellerinden alınarak çürümeye bırakıldığını
belirten Orhan, tüm çaba ve uyarılarına rağmen bölgede faaliyet
gösteren Kuzey Kıbrıs ve Türkiye kökenli hiç bir derneğin
belediye yardımlarından yararlanamadığını ifade
etti.
Konuyu her düzlemde gündeme taşıdığını
ve taşımaya devam edeceğini belirten Orhan, "Bu ülkede elli
yıldır yaşayan, çalışan vergi ödemiş bir
toplumun, ihtiyacı olduğunda belediye yardımlarından
yararlanabilmesi için daha kaç yıl beklemesi gerekiyor?" diye konuştu.
KIBRIS 30/10/07
Lokmacı için hazırız
ÖNERİLERİMİZ 8 TEMUZ ANLAŞMASINA UYGUN...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, 8 Temmuz
anlaşmasında, kapsamlı çözümün Annan Planı temelinde
değil yeni bir temelde bulunacağına ilişkin bir ifadenin
kesinlikle bulunmadığını belirterek bu tür bir
açıklamanın Kıbrıs Rum halkını yanıltmaya
yönelik olduğunu söyledi. Erçakıca, Kıbrıs Türk
tarafındaki bazı siyasi çevrelerin iddiasının tersine
Cumhurbaşkanı Talat tarafından Rum tarafına ve BM Genel
Sekreteri'ne sunduğu Güven Artırıcı Önlemlere ilişkin
önerilerin de 8 Temmuz anlaşmasına tamamen uygun olduğunu
vurguladı
LOKMACI İÇİN RUM YÖNETİMİNİN ONAYINI
BEKLİYORUZ... Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Kıbrıs sorununa çözüm bulma müzakerelerinin, Güney
Kıbrıs'ta Şubat 2008'deki seçimler sonrasında
hareketleneceği yönünde bir izlenim edindiğini ve bu doğrultuda
yoğun işaretler bulunduğunu söyledi. Erçakıca, ayrıca
Lokmacı Kapısı'nın her an açılmaya hazır
olduğunu kaydederek Rum tarafının onayının
beklendiğini belirtti. Erçakıca, "Bizim açımızdan her
şey yapıldı. Her şey neticelendirildi. Sadece bariyerin
kaldırılıp görevlilerin yerine oturması var" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos arasında imzalanan 8 Temmuz anlaşmasında,
kapsamlı çözümün Annan Planı temelinde değil yeni bir temelde
bulunacağına ilişkin bir ifadenin kesinlikle
bulunmadığını söyledi.
Erçakıca, "Papadopulos'un, bu antlaşmanın,
kapsamlı çözümün yeni bir temelde bulunacağını
öngördüğü yönündeki iddiası tamamen gerçeklere aykırı ve
kamuoyunu ama özellikle Kıbrıs Rum halkını yanıltmaya
yöneliktir" dedi.
Hasan Erçakıca, ayrıca Lokmacı
Kapısı'nın her an açılmaya hazır olduğunu
kaydederek Rum tarafının onayının beklendiğini
belirtti. Erçakıca, "Bizim açımızdan her şey
yapıldı. Her şey neticelendirildi. Sadece bariyerin
kaldırılıp görevlilerin yerine oturması var" dedi.
Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde, Rum Lider Papadopulos'un 24 Ekim tarihli açıklamalarını
değerlendirdi.
8 Temmuz anlaşmasında iki kesimli, iki toplumlu ve siyasi
eşitliğe dayalı bir federasyon çerçevesinde çözüleceğine
dair bir mutabakat yer aldığına dikkat çeken Erçakıca, bu
hedefe gidecek görüşmelerde üzerinde çalışılacak zemin
konusunda hiçbir ifadenin yer almadığını belirtti.
"Müzakerelerde devamlılık anlayışı
bulunuyor"
Hasan Erçakıca, Rum liderin 8 Temmuz'da yapılan görüşme
esnasında Kıbrıs Türk tarafının istemesi halinde Annan
Planı'nı müzakere masasına getirebileceğini ve kendisinin
de bunu görüşeceğini söyleyerek antlaşmaya imza
attığına dikkat çekti.
BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde kırk
yıldır sürdürülen müzakerelerde devamlılık
anlayışı bulunduğunu ve her yeni girişimin bir önceki
sürecin kaldığı yerden başlayarak sürdürüldüğünü
kaydeden Erçakıca, "Bu yerleşik uygulama
ışığında yeni bir müzakere sürecinin
başlaması durumunda bunun hangi parametreler çerçevesinde
olacağı açıktır" dedi.
"Amaç çözüm çabalarını sonuçsuz bırakmak"
Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos'un son açıklamalarıyla Kıbrıs
Türk liderini "çözüm istemez" duruma düşürerek kapsamlı
çözüm çabalarını sonuçsuz bırakmayı
amaçladığına işaret etti.
Erçakıca, "Liderlerin gerçeklere karşı sorumlu
davranması lazım. Eğer bir müzakere yapacaksak, hem
Kıbrıslı Türk liderlerin hem de Kıbrıslı Rum
liderlerin halklarına ve gerçeklere karşı sorumlu
davranışlar geliştirmeleri gerekir. Yazılı
anlaşmaları çarpıtarak bu süreci götüreceksek, tabi ki netice
almak mümkün olamayacak" dedi.
Güven artırıcı önlemler paketi
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafındaki bazı siyasi
çevrelerin iddiasının tersine Cumhurbaşkanı Talat
tarafından Rum tarafına ve BM Genel Sekreteri'ne sunduğu Güven
Artırıcı Önlemlere ilişkin önerilerin 8 Temmuz
anlaşmasına tamamen uyduğunu da söyledi.
8 Temmuz anlaşmasının bir parçası olan ilkeler
dizisinin beşinci maddesinde Güven Artırıcı Önlemler'in
Kıbrıs Türk ve Rumların hayatlarının daha iyi
olması için elzem olduğunun açık bir şekilde
belirtildiğine işaret eden Erçakıca, sunulan önerinin 2-2.5
aylık bir hazırlık sürecinden sonra kapsamlı çözüm
müzakerelerinin başlamasını ve 2008 yılı sonundan önce
soruna çözüm bulunmasının hedeflenmesini öngördüğüne dikkat
çekti.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Siyasi grup veya siyasi parti liderlerinin, bu konuları
daha titizlikle izlemesi ve Kıbrıs Rum tarafının
manipülasyonlarına karşı bilinçli olmaları, çözüm sürecine
katkı koymaları bakımından gereklidir. Kıbrıs
Türk tarafından yükselen bu tür dayanaksız ama Kıbrıs Rum
tarafının tutumunu olumlayan demeçler Kıbrıs Rum
tarafının uzlaşmazlığını cesaretlendirmekten
başka bir işe yaramamakta ve sonuçta çözüm sürecine zarar
vermektedir."
Müzakere sürecinin hareketlenmesi
Hasan Erçakıca, konuyla ilgili bir soruyu yanıtlarken,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs sorununa
çözüm bulma müzakerelerinin, Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'deki
seçimler sonrasında hareketleneceği yönünde bir izlenim
edindiğini ve bu doğrultuda yoğun işaretler bulunduğunu
söyledi.
Erçakıca, bir başka soruyu yanıtlarken, Lokmacı Kapısı'nın
her an açılmaya hazır olduğunu kaydetti ve Rum
tarafının onayının beklendiğini belirtti.
Erçakıca, "Bizim açımızdan her şey yapıldı.
Her şey neticelendirildi. Sadece bariyerin kaldırılıp
görevlilerin yerine oturması var" dedi.
Önerilerin sızdırılması
Hasan Erçakıca, "Türk tarafının önerilerinin BM
Genel Sekreteri Ban'a sunulmadan önce Rum tarafına
sızdırıldığına" ilişkin bir başka
soruya karşılık da, teknik olarak bunun kolay
olmadığını, çünkü önerilere son şeklin
Cumhurbaşkanı Talat ve ekibi tarafından ABD'ye yolculukta ve New
York'ta görüşmeden hemen önce verildiğini söyledi.
Erçakıca, Talat-Ban görüşmesi sonrasında bazı
bilgilerin Kıbrıs'a ulaşmasında yaşanan
aksaklıkların Telekom'daki grevden
kaynaklandığını ve iletişim eksikliğini gidermek
için şahsen kendisinin gün boyu görüşme hakkında kendisine
ulaşan bilgileri basına aktarmaya
çalıştığını belirtti. Erçakıca, görüşme
notlarının daha sonra ilgili tüm mercilere dağıtıldığına
da işaret etti.
Türkiye ve İngiltere'nin stratejik ortaklık
anlaşması
Hasan Erçakıca, Türkiye ile İngiltere arasında
imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması'yla ilgili soruyu
yanıtlarken de, bu tür adımların çoktan atılması
gerektiğini kaydetti. Benzeri adımların diğer ülkeler
tarafından da atılması gereğine işaret eden Erçakıca,
Rum tarafının bu adımları "KKTC'nin
tanınmasına yönelik adımlar" olarak lanse etmesinin ise
abartılı olduğunu ekledi.
KIBRIS 31/10/07
Mavru ile Hristofyas, Lokmacı Kapısı'nın
açılmasını görüştü
Politis gazetesi, Hristofyas-Mavru görüşmesinde genel olarak
Güney Lefkoşa'nın, özel olarak ise Lefkoşa Rum Belediyesi'nin
karşılaştığı sorunların ele
alındığını yazdı.
Gazeteye göre Hristofyas, yakın zamanlarda Çek Cumhuriyeti'nin
başkenti Prag'a yaptığı ziyarete değinerek,
"Bizim burada neyimiz var? Esaslı olarak bütünüyle korunması
gerekli eski bir Lefkoşa" kıyaslamasında bulundu.
Lokmacı Kapısı
Gazeteye göre Dimitris Hristofyas, Mavru'yla
gerçekleştirdiği görüşme çerçevesinde Lokmacı
Kapısı'nın (Ledra Sokağı)
karşılıklı geçişlere açılması konusuna da
değindi.
Hristofyas, açıklamasında, Lokmacı
Kapısı'nın açılmasının, Kıbrıslı
Türklerle Rumların barışçıl ve dostane temaslarda
bulunmasında bir merkezi olması temennisinde bulundu.
Dimitris Hristofyas, Lokmacı Kapısı geçişlere
açıldığı takdirde, bu gelişmenin; hem bölgenin yeniden
canlanmasıyla hem de Kıbrıs sorununun çözüm çabalarıyla
ilgili olarak bir "umut nefesi" teşkil edeceğini sözlerine
ekledi.
Bu arada Lokmacı Kapısı'nın açılmasıyla
ilgili olarak diğer Rum siyasiler de açıklamalarda bulundu:
Alithia'ya göre Lokmacı Kapısı'nın geçişlere
açılması konusunu yorumlaması istenen ana muhalefet
DİSİ Partisi Başkanı Nikos Anastasiadis
yaptığı açıklamada, "sorumluluk oyunuyla ne kadar
oynarsak, ne yazık ki çıkmazlar da bu oranda devam edecek"
ifadelerini kullandı.
Anastasiadis, iki tarafı; "zamanın boşa geçmesinin
Kıbrıs Türk toplumunun da aleyhine sonuçlanacağı bilincine
varmaya" çağırdı.
Alman sosyalist gençler Lokmacı'yı ziyaret etti
Bu arada, Almanya'daki Hannover Üniversitesi'nde öğrenim gören
sosyalist gençlerden oluşan bir heyetin, öğretim görevlileriyle
birlikte "Ledra" (Lokmacı) barikatını ziyaret
ettiği bildirildi.
Mahi gazetesinde yer alan habere göre; Alman heyete eşlik eden
"Ledra Caddesi'nin Açılması İçin Vatandaşlar
Komitesi"nin Başkanı Valentina Sofokleus, son iki
yıldır barikatların açılmasıyla ilgili olarak
vatandaşların gerçekleştirdiği mücadele hakkında
öğrencileri bilgilendirdi.
Heyet de Sofokleus'a, "Alman sosyalist gençliğinin
mücadeleci selamlarını, ayrıca Berlin duvarının
yıkılmasıyla Almanya'nın birleştiği gibi
Lokmacı barikatının açılmasına yönelik mücadelenin de
adanın birleşmesine neden olacağı yönündeki
inancını" iletti.
KIBRIS
31/10/07
TC
Dışişleri Bakanı Ali Babacan: En öncelikli konu
Kıbrıs
AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen eğitim seminerinde
konuşan Babacan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM
Başkanı Köksal Toptan ve kendisinin göreve başladıktan
sonra ilk yurt dışı ziyaretlerini KKTC'ye
yaptıklarının altını çizdi.
"Biz şimdiye kadar Kıbrıs'tan ne tek bir
santimetre kare toprak verdik, ne tek bir askerimizi geri çektik" diyen
Babacan, KKTC'nin kişi başına düşen milli gelirinin 4 bin
dolardan 10 bin dolara çıktığını belirtti.
Eskiden KKTC Cumhurbaşkanı'nın uluslararası
etkinliklerde yer alamadığını, ancak bugün ülkelerden resmi
davetler aldığını belirten Babacan, KKTC'nin İslam
Konferansı Teşkilatı'na (İKT) Kıbrıs Türk Devleti
olarak gözlemci statüsünde katıldığını belirtti.
Türkiye'nin KKTC'nin desteklenmesi ve güçlendirilmesiyle ilgili
çabalarının önümüzdeki dönemde de yoğun bir şekilde devam
edeceğini ifade eden Babacan, Kıbrıs konusuna kapsamlı bir
çözüm bulmak için de çabalarını sürdüreceklerini söyledi.
KIBRIS
31/10/07
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 18:51 TSİ 01 Kasım 2007 Perşembe
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum Tarım Bakanlığı, AB ülkelerinde
onayları dışında lokum adı altında üretim
yapılamayacağını açıkladı. Lokum üretimi için Rum
izni gerekecek.
Rum Tarım Bakanı Fotis Fotiu, lokumun
isim tescilinin yapılması için aylar önce başvuruda
bulunduklarını ve itiraz süresinin 21 Ekimde sona erdiğini
belirterek, Bundan böyle AB toprakları içinde lokum Kıbrıs
Lokumu olarak bilinecek. Turkish Delight yerine Cyprus Delight olarak
anılacak dedi.
Avrupa Birliği, bu süre içinde itirazda bulunulmadığı için
tüm dünyada Türk lokumu olarak bilinen tatlıyı Lokumi adıyla
tescil etti.
Rum Yönetimi, 2 yıl önce de Avrupa günü dolayısıyla
hazırlanan bir tanıtım kitabında baklavayı Rum milli
tatlısı olarak tanıtmıştı. Rumların,
baklavayı kendi tatlıları olarak tescil ettirme girişimi,
Türkiyenin müdahalesi üzerine sonuçsuz kalmıştı..
Rum Yönetimi Tarım Bakanlığı Müsteşarı da, AB
içindeki ürünlere artık coğrafi standartlar getiriliyor. Lokumun isim
tescil hakkını almamız sayesinde
satışlarımızda büyük bir patlama yaşanacak. AB
ülkelerinde lokum adı altında ister Latin ister Yunan alfabesi üretim
yapılıp satılamayacak, Kıbrıs lokumu ismini
kullanabilmek için Rum Tarım Bakanlığından üretim
yeterlilik izni almaları gerekecek. İtiraz süresi geçtiği için
artık rahatlıkla lokum bizim diyebiliriz. Tescili önünde engel
kalmadı dedi.
Kıbrıs Rum Yönetiminin Giroskipu Belediyesi 3 yıl önce 2 bin
718 kiloluk dev bir lokum yaparak Guinnes Rekorlar Kitabına girmişti.
Rumların ürettiği lokumun rekorlar kitabına girebilmesi için 35
usta, 2.5 ton şeker, 350 kilo yağ ve 150 kilo badem kullanarak 40
saatte dev lokumu tamamlamıştı. Rumlar her yıl daha büyük
lokum yaparak rekorlar kitabındaki yerlerini muhafaza ediyor.
"Türk lokumu" oldu "Kıbrıs
lokumu"!
1 Kasım, 2007 15:42:00 (TSİ) CNN TURK
Baklavayı ''Rum tatlısı'' olarak
AB'ye sunan Kıbrıs Rum yönetimi, şimdi de tüm dünyanın
''Türk lokumu-Turkish delight'' olarak bildiği lokumu ''Kıbrıs
lokumu'' adıyla tescil ettirdi.
Rum Tarım Bakanlığı, AB ülkelerinde
onayları dışında "lokum" adı altında
üretim yapılamayacağını açıkladı. Buna göre,
lokum üretimi için Rumların izni gerekecek.
Rum Tarım Bakanı Fotis Fotiu, lokumun isim tescilinin
yapılması için aylar önce başvuruda bulunduklarını ve
itiraz süresinin 21 Ekim'de sona erdiğini belirterek, "Bundan böyle
AB toprakları içinde lokum Kıbrıs lokumu olarak bilinecek.
'Turkish delight' yerine 'Cyprus delight' olarak anılacak" dedi.
Tarım Bakanlığı Müsteşarı Takis Fotiu da,
"AB içindeki ürünlere artık coğrafi standartlar getiriliyor.
Lokumun isim tescil hakkını almamız sayesinde
satışlarımızda büyük bir patlama yaşanacak" diye
konuştu.
"AB ülkelerinde lokum adı altında ister Latin, ister Yunan
alfabesi üretim yapılıp satılamayacak" diyen Fotiu,
"Kıbrıs lokumu ismini kullanabilmek için Rum Tarım
Bakanlığı'ndan üretim yeterlilik izni almaları gerekecek.
İtiraz süresi geçtiği için artık rahatlıkla lokum bizim diyebiliriz.
Tescili önünde engel kalmadı" ifadesini kullandı.
Rum yönetimi Giroskipu Belediyesi 3 yıl önce 2 bin 718 kiloluk dev bir
lokum yaparak Guinness Rekorlar Kitabı'na girmişti.
Rumların ürettiği lokumun rekorlar kitabına girebilmesi için 35
usta, 2.5 ton şeker, 350 kilo yağ ve 150 kilo badem kullanarak 40
saatte dev lokumu tamamlamıştı.
Rumlar her yıl daha büyük lokum yaparak rekorlar kitabındaki
yerlerini muhafaza ediyor. Rum yönetimi 2 yıl önce Avrupa Günü
dolayısıyla hazırlanan üye ülkelerin milli tatlıları
kitabında baklavayı Rum milli tatlısı olarak tanıtmıştı.
Talat Paşa
Komitesi'nden KKTC'de etkinlik
Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın
başkanlığında yapılacağı belirtilen ve bugün
başlayacak olan etkinlikler 4 gün sürecek. Etkinlikler çerçevesinde
konferanslar gerçekleştirilecek, yürüyüş yapılacak.
Talat Paşa Komitesi ile "KKTC Ulusal Dava
Kuruluşları" tarafından, "yurtseverlere",
"Bayrağını Al Yürüyüşe Gel"
çağrısı yapıldı.
Eylemin, "Burada bir cumhuriyet var ve sahipsiz değil"
deme amacı taşıdığı ve "Kıbrıs
davasını" gündemden çıkaranlara hatırlatmalar yapılacağı
bildirildi.
Ön hazırlık amacıyla, Talat Paşa Komitesi'nden bir
heyet KKTC'ye geldi ve heyet adına, Kıbrıs gazisi Atilla
Çilingir, bir basın toplantısı düzenleyerek eylemle ilgili
bilgiler verdi.
Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği'nde yer alan ve "KKTC
Ulusal Dava Kuruluşları" temsilcilerinin de hazır
bulunduğu basın toplantısında konuşan Çilingir,
halkı, düzenleyecekleri etkinliklere katılmaya ve "AB ile ABD'ye
uyarı eylemine" güç vermeye davet etti.
Yarın yürüyüş
Yarın saat 12:00'de Küçük Kaymaklı Şehitler Abidesi'nde
toplanılarak Girne Kapısı'ndaki Atatürk Anıtı'na
doğru bir yürüyüş gerçekleştirileceğini söyleyen Çilingir,
"Burada bir KKTC devleti var" mesajı verilecek olan yürüyüşle,
"Kıbrıslı Rumlar'a, ABD ve AB'ye güçlerini
göstereceklerini" kaydetti.
Atilla Çilingir, Talat Paşa Komitesi Yürütme Kurulu'nun,
Komitenin 6. toplantısını, "KKTC Ulusal Dava
Kuruluşları"yla birlikte, KKTC'de yapmayı
kararlaştırdığını anlattı.
Türkiye'nin savunması Kıbrıs'tan başlar
"Başkanlığını KKTC Kurucu
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yaptığı Talat
Paşa Komitesi, ABD'nin ülkemiz üzerindeki baskı ve
dayatmalarını yoğunlaştırdığı
koşullarda, Kıbrıslı öncülerle birlikte toplanmanın
çok anlamlı bir eylem olacağını düşünmüştür"
diyen Çilingir, KKTC'nin Irak'ın kuzeyiyle birlikte Türkiye'nin ileri
mevzilerinden biri olduğunu ve Türkiye'nin savunmasının
Kıbrıs'tan başladığını ifade etti.
ABD'nin, Büyük Orta Doğu Projesi'ni gerçekleştirme
şansını, İran'a yönelik bir operasyonla yakalama
arayışında olduğunu söyleyen Çilingir, İran'a yönelik
askeri operasyonlarda Türkiye'yi piyon olarak kullanmak için tertip ve
dayatmalara girişildiğinin görüldüğünü kaydetti. Çilingir,
şöyle konuştu:
"İçeride terör ve irtica kışkırtılmakta,
dışarıda ise Kıbrıs ve Kuzey Irak'ın kuzeyinden
Türkiye'yi kuşatan çember daraltılmaktadır. Bu amaçla AB
öncülüğünde Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Rum gemilerine
açması ve Ada'dan Türk askerinin çekilmesi istenmektedir. 'Ermeni
Soykırımı' yalanları gündemin ilk sıralarına
taşınmaktadır. Bu yalanı destekleyen bir karar
tasarısı, önümüzdeki günlerde ABD Kongresi Temsilciler Meclisi'ne
getirilecektir."
ABD'nin planladığı görülen İran operasyonunun
Türkiye'nin parçalanması amacına hizmet edeceğinin açık
olduğunu savunan Çilingir, Türkiye'nin vatanseverlerinin böyle bir
operasyona karşı olduğunu kaydetti.
Bütün bu gelişmelere bağlı olarak Kıbrıs
üzerinde oynanan oyunların da yoğunlaştığını
belirten Çilingir, özellikle son aylarda "Kıbrıs
davasının" kamuoyunun gündeminden
çıkarıldığını ya da kapalı kapılar ardında
yapılan görüşmelerle yeni "ver kurtul" politikalarına
kurban edilme sürecine sokulduğunu ileri sürdü.
Rum Yönetimi liderlerinin bugüne kadar sergiledikleri tavırlarda
hiç bir değişiklik olmadığını belirten Çilingir,
"Türkiye ve KKTC'deki tavizkâr politikalar sonucunda yaratılan Annan
Planı zeminindeki Birleşik Kıbrıs hayalleri de toplum
nezdinde yıkılmaktadır" dedi.
Talat Paşa Komitesi'nin "Kıbrıslı
öncülerle" birlikte Türkiye ve KKTC'ye yönelik ağır
baskılara yanıt oluşturmak üzere Kıbrıs'ta toplanmaya
karar verdiğini belirten Çilingir, "Türkiye'den aydınlar, bilim
ve siyaset insanları, iş adamları, asker, basın
mensupları, Rauf Denktaş önderliğinde 1-4 Kasım tarihleri
arasında Kıbrıs'ta gerçekleştirecekleri etkinliklerde,
haklı taleplerini seslendireceklerini ve ABD ile onun destekçilerine 'dur'
diyeceklerini" ifade etti.
Etkinlikler
Talat Paşa Komitesi ile "KKTC Ulusal Dava
Kuruluşları, eylemleri çerçevesinde, anıtlar ve
şehitliklere, devlet ve hükümet yetkililerine ziyaretler
gerçekleştirecek; konferanslar düzenleyecek.
"ABD-AB Planları ve KKTC" başlıklı ilk
konferans bugün saat 14:30'da, Yakın Doğu Üniversitesi'nde;
"KKTC'de Uygulanması Gereken Politikalar"
başlıklı ikinci konferans, yarın saat 14:30'da Doğu
Akdeniz Üniversitesi Atatürk Araştırma Merkezi'nde yer alacak.
3 Kasım Cumartesi günü ise saat 10: 00'da Girne Vuni Palace
Otel'de "Ermeni Soykırımı Yalanı ABD Temsilciler
Meclisi'nde" başlıklı konferans verilecek.
KIBRIS
01/11/07
Başkanlık
sistemine geçmeliyiz
BAŞKANLIK SİSTEMİYLE İSTİKRAR GELİR...
KKTC'de nispi temsil sisteminin en demokratik sistem olarak konulduğunu
ancak bunun istikrarlı hükümetleri engellediğinden dolayı
başkanlık sisteminin gündeme geldiğine dikkat çeken Talat,
Başkanlık sisteminin istikrar sağlayacağını ifade
etti. Başkanlık sistemi ile popülizmden uzaklaşmanın söz
konusu olacağını da belirten Talat, Başkanlık
sisteminin diktatörlüğe kaymayacak şekilde dengelenmesi halinde
birçok avantajının bulunduğunu anlattı
TALAT, PAPADOPULOS'A MEKTUP GÖNDERDİ... Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon
aracılığıyla Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'a
mektup gönderdiğini açıkladı. Rum liderin BM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşmada ortaya koyduğu iddialara yanıt
niteliği taşıyan mektupta, Papadopulos'un 8 Temmuz süreciyle
ilgili söyledikleri, Türkiye'yi hedef alan sözleri, BM kararlarının
uluslararası hukukun süzgecinden geçmediğine ilişkin
görüşlerine yanıt verildi
KKTC için Başkanlık Sisteminin daha iyi bir sistem
olacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, sırf
Denktaş var diye geçmişte korktukları için Başkanlık
sistemine karşı çıktıklarını açıkladı.
Talat, polisin sivil otoriteye bağlanmasından yana
olduğunu ancak bunun bütün devlet kuruluşlarının
eşgüdümü ve anlaşması ile yapılmasının doğru
olacağını anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, 2004 yılından bu yana resmi
demografik yapının değişmediğini söyledi.
Tayvanlaşmaya karşı olduğunu belirten Talat,
"Şu anda Kıbrıs'ta iki kesim var. İki devlet var.
İki ayrı devlet kendi kendini yönetiyor" diyerek,
Kıbrıs Türkünün tanınma ve dünya ile bütünleşmek
istediğinin altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat BRT'deki Akis
Programı'na çıkarak Kıbrıs konusu ve ülke gündemindeki
gelişmeleri değerlendirdi.
Meclis'te grubu bulunan partilerin oluşturduğu ad-hoc
komitede değerlendirilen Başkanlık sistemiyle ilgili
görüşlerini açıklayan Cumhurbaşkanı Talat,
başkanlık sisteminin KKTC'ye istikrar getireceğine
inandığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'de nispi temsil sistemi en
demokratik sistem olarak konulduğunu ancak bunun istikrarlı hükümetleri
engellediğini anlatarak, Başkanlık sistemin bu nedenle gündeme
geldiğini söyledi.
Parlamentoda nispi temsil sistemi devam edecekse Başkanlık
sistemi istikrar sağlayıcı bir unsurdur.
Başkanlık sistemi ile popülizmden uzaklaşmanın söz
konusu olacağını da belirten Talat, Başkanlık
sisteminin diktatörlüğe kaymayacak şekilde dengelenmesi halinde
birçok avantajının bulunduğunu anlattı.
Talat bizim gibi küçük ülkelerde başkanlık sistemlerinin
daha iyi olacağını bildirdi.
Talat geçmişte sırf Denktaş'ın varlığı
nedeniyle acaba diktatörlüğe gider mi endişe
taşıdıkları ve korktukları için başkanlık
sistemine karşı çıktıklarını açıkladı.
Rum tarafında başkanlık sisteminin son derece
diktatöryal olduğuna işaret eden Talat, bunun nedeninin Türk unsurun
oradan atılması olduğunu söyledi.
Papadopulos'a mektup gönderdi
İç ve dış konularda önemli açıklamalarda bulunan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'a mektup gönderdiğini açıkladı.
Talat programda yaptığı konuşmaya göre mektubun
dün BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon aracılığıyla Tasos
Papadopulos'a ulaştırılması bekleniyordu.
Cumhurbaşkanı Talat, mektupta Papadopulos'un BM Genel
Kurulu'nda yaptığı konuşmada ortaya koyduğu iddialara
yanıt verildiğini anlattı.
Talat, özellikle Papadopulos'un 8 Temmuz süreciyle ilgili
söyledikleri, Türkiye'yi hedef alan sözleri, BM kararlarının
uluslararası hukukun süzgecinden geçmediğine ilişkin
görüşlerine yanıt verildiğini bildirdi.
Mektup BM Genel Kurulu'nda belge olarak da dağıtılacak.
İngiltere'nin tavrı önemli
İngiltere'nin tavrını da değerlendiren
Cumhurbaşkanı Talat, bu tavrı geç kalmış bir
tavır olarak niteledi ve "yine de teşekkür ederiz" dedi.
Bunun, ilk kez ve önemli bir karar olduğunun altını
çizen Talat, kısa bir süre önce de Alman parlamentosunda
Kıbrıslı Türklerle ilgili bir karar
alındığını ve bunun da önem
taşıdığını anımsattı.
Gelişmelerin yavaş da olsa olumlu olduğunu belirten
Talat, Rum tarafının artık aklını başına
almasını ve yedi düvele karşı savaşarak bir yere
varamayacağını anlamasını istedi.
Şubat 2008'den önce gelişme olmaz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'taki
seçimler nedeniyle her şeyin seçime endekslendiğine işaret
ederek bu nedenle seçime kadar bir gelişme beklemediğini söyledi.
Rum tarafındaki seçimler sonrasında Kıbrıs
konusunda bir hareketlilik olacağını anlatan Talat, ancak seçim
öncesi Papadopulos'la da bir görüşme olabileceğini anlattı.
Ban Ki Moon Kıbrıs sorununu bilmiyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat New York'ta
görüştüğü BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la ilgili ilk izleniminin
Kıbrıs sorununu bilmediği yönünde olduğunu söyledi.
Bunun da doğal olduğunun altını çizen Talat
görüşmede BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un kendilerini dinlediğini
anlattı.
Talat görüşmesinde kendisinin gündeme getirdiği konuları
şöyle sıraladı:
"Önce pozisyonumuzu, duruşumuzu anlattım.
Kıbrıs konusunda ne istediğimizi, beklentilerimizi söyledim.
Çözüm irademizin devam ettiğinin altını çizdim.
Kıbrıs Türk tarafının çözüme hazır
olduğunu ve yarın hemen müzakerelere başlayabileceğini
bildirdim.
Genel Sekretere 2008 sonuna kadar sorunu çözmeye hazır
olduğumuzun da altını çizdim.
Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulabilmesi için
uluslararası toplumun neler yapması gerektiği konusundaki
görüşlerimizi ortaya koydum.
Genel Sekreter'in de inisiyatif alması gerektiğini
vurguladım.
Güven yaratıcı önlemler konusunu gündeme getirdim.
5 Eylül görüşmesi, bu görüşmeye nasıl baktık,
nasıl götürdük ve ne netice alındı ve bütün bunların 8
Temmuz anlaşmasının neresinde olduğunu anlattım."
Genel sekreter raporun gereklerini yapsın
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un, bir önceki Genel Sekreter Annan
tarafından referandumlar sonrasında hazırlanan raporu
desteklediğini de belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
görüşme sırasında BM Genel Sekreteri'nden bu raporun gereklerini
yapmasını isteyen bir yaklaşım ortaya koyduğunu da
belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri'nin
görüşme sonrasında sözcüsü aracılığıyla
yaptığı açıklamada iki tarafın da çözüm iradesi ortaya
koyması yönündeki açıklamasının kendisine yönelik bir
açıklama olmadığını da ifade etti.
Talat, "Biz kendisine hemen müzakerelere başlamaya ve sorunu
2008 sonundan önce çözmeye hazır olduğumuzu bildirdik. Onun için bu
ifadeler bize dönük değil. Genel sekreter Kıbrıs'ta acele çözüme
ihtiyaç var dediğine göre, ben de hemen çözelim dediğime göre o halde
genel sekreterin mesajı Rum Lider Papadopulos'a dönüktür" dedi.
Talat: Tayvanlaşmaya hayır, tanınma istiyoruz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda
yaşanan gelişmelerin doludizgin bir şekilde bölünmeye doğru
gidildiğini gösterdiğini de tekrarladı.
Talat, KKTC'nin Tayvanlaşacağına ilişkin Güney
Kıbrıs'ta gündeme gelen tartışmaları yorumlarken ise
"Bizim böyle bir hedefimiz yok" dedi.
Talat Kıbrıs Türk tarafı olarak ne istediklerini ise
şöyle sıraladı:
"Rumlar ısrarla bizi Tayvanlaştıracaklarsa biz
bunu kabul etmiyoruz.
Biz siyasi haklarımızı istiyoruz.
Uluslararası alanda rol almak istiyoruz.
Dünyaca tanınma istiyoruz.
Tanınma derken bizim politikamız iki kesimli, siyasi
eşitliğe dayalı, bir federal çözümdür. Bu çerçeve içinde
duruyoruz şimdi. Hedefimiz budur.
Dünya ile bütünleşmekten de vazgeçmeyiz.
Sadece ticaret yapabileceksiniz derlerse de bize, 'Hayır bunu
kabul etmiyoruz' deriz.
Belki bir geçiş dönemi için izolasyonların kaldırılması
için bunu kabul edebiliriz. Ama, sonsuza kadar bize verilebileceğin bu
olduğunu söylerlerse buna 'Hayır' deriz.
1960 hakları 1960'taydı. 1960'ta bizim istediğimiz her
şey yok ki. Siyasi eşitlik nispeten var, her konuda siyasi
eşitlik yok 1960'ta.
Şu anda iki kesim var. İki devlet var. İki ayrı
devlet kendi kendini yönetiyor. Kuzeyden Rum devletinin en küçük bir söz
söyleme hakkı yok. 1960'ta böyle miydi? Neden 1960'a döneceğiz ki?
Oradaki haklarımızı kullanalım bu mücadelemizde. O
başka bir şey. Ama, 1960'a dönmek söz konusu olamaz.
Şimdi 1960'ın çok ötesindeyiz. 1960'tan 2007'e kadar bir
süreç neden geçti ki? 44 yıl öncesine dönme gibi bir şey
olamaz."
Geleceği ipotek altına almam
Şartların bu şekilde devam etmesi ve bütün zorlamalara
rağmen bir çözüme varılamaması halinde bu politikanın devam
edip etmeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlarken ise
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat şunları söyledi:
"Ben geleceğe ipotek koyamam. Ben bugünkü politikayı
ortaya koyarım. Gelecek hükümetler, liderler veya yine biz günün
koşullarına uygun değerlendirme yapmak durumunda kalırsak
değerlendirmeleri yaparız. Ama benim görüşüm
Kıbrıslı Türkler dünyayla bütünleşmek istiyor. Dünyada
tanınmak istiyor. Dünyada Kıbrıs'ı temsil etmek istiyor.
Kıbrıs'ın bir bölümünü... Örneğin bir çatı varsa, bir
federal çatı varsa bunu dünyada kendisi de temsil etmek istiyor.
Ayrıca, kendi kendisini yönettiği kendi devletinin de efendisi olmak
istiyor. Bundan doğal bir şey yok ki!1960'ta değiliz dediğim
gibi. O zaman iki kesimlilik yoktu, 1977-1979 doruk anlaşması da
yoktu. Perez De Cuellar Belgesi, Gali Fikirler Dizisi ya da Annan Planı da
yoktu."
Esas hedefimiz dünya ile bütünleşmektir
Talat şöyle devam etti:
"Bizim esas hedefimiz dünya ile bütünleşmektir. Bu hangi
koşullar altında olur? Bizim politikamız Kıbrıs'ı
birleştirmektir. Bunu Kıbrıs Türk tarafı tek
başına gerçekleştiremezse tabii ki başka çözüm yolları
kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bizim şimdiki
politikamız birleşme yönündedir. Birleşme derken de
Kıbrıslı Türklerin kendi kendini yönetecekleri, Türkiye'nin
garantörlüğünde, iki kesimli siyasi eşitliğe haiz bir çözüm
olacak."
Talat, iki devlete dayalı bir çözümü öngören politika
değişikliği olup olmadığının, ya da
söylemlerde bir değişime gidilip gidilmediğinin gündeme
getirildiğinin anımsatılması üzerine, "Yok mu şu
anda iki devlet? Şu anda tek bir devlet mi var? İki devlet var. Biri
tanınmıyor belki ama iki devlet var. Zaten çözüm de bu gerçeğe
dayanmıyor mu? Annan planı bu değil miydi? Burada iki otonom
idarenin var olduğu Cenevre'de 1974 yılında
kararlaştırıldı." dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun ne zaman
çözülebileceğiyle ilgili görüşünü açıklarken de bu sürenin dünya
dengelerine bağlı olarak Türkiye'nin AB süreciyle
belirleneceğini anlattı.
Talat, ancak bunun Türkiye'nin AB'ye giriş zamanı olarak
algılanmamasını istedi ve ilerlemelere bağlı
olacağını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ın bölünebilecek
kadar büyük bir ülke olmadığının altını çizerek
"Tabii ki her ülke kendi kaderini kendisi tayin eder ve çizer.
Kıbrıs Rum Yönetimi bu şekilde bir politikayı sürdürürse
bir 40 yıl daha Kıbrıslı Türkler aynı çizgide
kalır mı bilemem" dedi.
Talat, Kıbrıs Türk tarafı çözüm yönünde elinden geleni
yapma konusunda kararlı olduğunu da ifade ederek, bu konuda içinin
rahat olduğunu anlattı.
Serdar Denktaş'ın 'Çifte Ozmosis' endişesine
katıldığını da belirten Cumhurbaşkanı Talat,
kendisinin böyle bir seçeneği kabul etmesinin mümkün
olmadığını ancak gidişatın bunu da bir alternatif
olarak ortaya çıkardığını ifade etti.
Demografik yapı
Demografik yapıyla ilgili soruyu yanıtlarken de
Cumhurbaşkanı Talat, 2004 yılından bu yana resmi demografik
yapının değişmediğini, 2004'ten bu yana kimsenin
vatandaş yapılmadığını söyledi.
Talat, burada kayıtlı ve izinli çalışan işçi
ve ailelerinin vatandaş yapılması durumunda belki de nüfusun 500
bini bulabileceğini belirtti. Böyle bir yapının ise kesinlikle
hiçbir şekilde kabul göremeyeceğini anlattı.
Ekonominin ihtiyacı olan iş gücünün, ekonominin
kaldırdığı ölçüde ülkeye geleceğini belirten Talat, demografik
yapının değişmediğinin altını çizdi.
Talat ülkedeki siyasetin Türkiye tarafından yeniden tasarlanmakta
olduğu iddialarının anımsatılması üzerine ise
"Tanrısal gücü mü var Türkiye'nin. Olur mu öyle şey. Yok böyle
bir şey. Böyle bir iddia bir abartıdır sadece" dedi.
Medya terör aracı olarak kullanılmamalı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, medyada eleştirinin
normal olduğunu ancak medyada eleştiri yapılacak diye hakaret
yapılırsa bunun karşısında olduğunu belirtti.
Talat, medyada her türlü hakaretin karşısında
olduğunu ifade ederek, "Halkın tümünün Cumhurbaşkanı
olarak hakarete tahammül edemem" dedi.
Konuşmasında Mehmet Yaşın örneğine
atıfta bulunan Cumhurbaşkanı Talat, Yaşın'ın
mahkemeye gidip kazanmasına rağmen mahkemeyi kaybeden tarafın
yargıya meydan okuduğunu anlattı.
Talat, "Bir ülkenin yargısına meydan okursanız,
siz o devleti de tanımıyorsunuz demektir" dedi.
Talat, şöyle konuştu:
Aslında, KKTC'yi en çok savunuyor görünen, KKTC'yi
tanımıyor demektir. Yargıyı tanımaz.
Cumhurbaşkanını boş verin. Eleştiri yapabilirler.
Hepsi eleştiri olmalıdır. Kişilik haklarını ihlal
edecek yaklaşımlar olmamalıdır. Bizim de bu konuda
yanlışlarımız oldu. Bu ülkede kişilik haklarına yönelik
saldırıları ortadan kaldıracak ve kişileri koruyacak
yasalarımız yoktur. Basın özgürlüğü diye diye basın
özgürlüğü değil, tetikçilik yapılabilmektedir. Basın terörü
ortaya çıkmaktadır zaman zaman. Bu halk, dünya ile bütünleşmek
için yola çıkmıştır. Dedikodularla, hakaretlerle ve
küfürlerle bu ülkeyi basın özgürlüğü diyerek kimse ortaçağ
karanlığına taşıyamaz. Genel olarak maalesef bu,
basında var. İleri giderek şunu da söyleyeyim bu solda da var
sağda da var. Bu artık olmamalıdır. Siyasi eleştiri
başka bir şeydir onu yapsınlar. Herkesi eleştirsinler. Ama
hakaret yapmasınlar. Burası terör ülkesi mi? Terör sadece silahla
yapılmaz. Başka türlü de yapılır. Ben ona üzülüyorum.
Herkes terörize edildi. Mahkemeler bile terörize ediliyor. Ben
yargıçları dinlemem mahkeme kararlarına bakmam gibi. Olur mu
öyle şey. Sen o devletim mahkemelerini tanımıyorsan, o devleti
tanımıyorsun demektir. "
Polis sivil otoriteye bağlanmalı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ekonomide, siyasette
olduğu gibi suçta da küreselleşmenin yaşandığına
işaret ederek, bütün dünyada suç oranlarının artmakta
olduğuna dikkati çekti.
Talat, "Çağımızda yaşanan küreselleşme
sonucu dünyada ne suç varsa buraya da geliyor" dedi.
Bunun için bunlara karşı tedbir almak ve yenilmemek
gerektiğinin altını çizen Talat, asayişi normal, iyi bir
düzeyde tutabilmek için sadece polisiye değil eğitim
çalışmalarına da devam etmek gerektiğini vurguladı.
Talat, polisin sivil otoriteye bağlanması
tartışmalarına yaklaşımının sorulması
üzerine, kendisinin polisin sivil otoriteye bağlanması konusundaki
tutumunun açık olduğunu, doğru olanın bu olduğunu
belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, ancak bunun nasıl
yapılacağının konuşulması ve devletin bütün
kurumlarıyla eşgüdüm içerisinde anlaşarak yapılması
gerektiğini bildirdi.
Talat, bu aşamada kurumlar arasında görüş
ayrılığı bulunması nedeniyle polisin şu
aşamada sivil idareye bağlanamadığını söyledi.
KIBRIS
01/11/07
Denktaş: Rumlar,
geçmişten beri Türk düşmanlığı için ne gerekirse
yapıyor
Türkiye'de faaliyet gösteren Talat Paşa Komitesi ile "KKTC
Ulusal Dava Kuruluşları"nın; "ABD Destekçilerine
Kıbrıs'tan Uyarı Eylemi" adı altında KKTC'de
düzenlediği etkinlikler Yakın Doğu Üniversitesi'nde düzenlenen
konferansla başladı.
"ABD-AB Planları Türkiye ve KKTC" konulu konferans YDÜ
İletişim Fakültesi Turuncu Salon'da yer aldı.
Açılış konuşmalarını I.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile YDÜ Uluslararası
İlişkiler Bölümü Başkanı Doç Dr. Zeliha Keşman'ın
yaptığı konferansta; Doç. Dr. Haluk Dural, Doç. Dr. Yaşar
Hacısalihoğlu, Doç. Dr. Emin Gürses, Prof. Dr. Uçkun Geray ve
Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Başkanı Vural Türkmen
konuştu.
Konuşma aralarında konuklara da söz verilerek
görüşlerini belirtme olanağı sağlandı.
Konferansın açılışında konuşan 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş; bu etkinliğin KKTC'de
yapılmasının önemine işaret ederek, böylelikle "Ermeni
Soykırımı ile dünyayı ayağa kaldıranlara"
Türk dünyasının bütün olduğu mesajının verileceği
ve bu "iftiraya" cevap verileceğini söyledi. Denktaş,
"KKTC vardır ve buradan da bu haksızlığa, iftiraya ses
veriyoruz" şeklinde konuştu.
Rumların Türk düşmanlığı
Rumların, geçmişten beri Türk düşmanlığı
için ne gerekirse yapmakta oluğuna işaret eden Denktaş,
Rumların, geçmişten beri Ermenilere ve bugün de PKK'ya destek
verdiklerini kaydetti.
Türkiye üzerinde oynanan oyunların arkasında da ABD ve AB
olduğunu söyleyen Rauf Denktaş, "Oynanan oyun Sevr
Anlaşması'nı yavaş yavaş uygulamaya koymaktır.
Türkiye'yi bölerek ve dinimizi kullanarak bunu yapmaya
çalışıyorlar. Türkiye'yi federal bir şekle sokmak
istiyorlar" şeklinde konuştu.
I. Cumhurbaşkanı Denktaş, dünyada ittifaklar ve
uluslararası dostlukların bulunduğunu, ancak bunun
tarafların çıkarlarına bağlı olduğunu ve
taraflardan birinin çıkarına uymaması halinde bunun
olamayacağını belirterek, Rum tarafının tek yanlı
olarak AB'ye alınmasına yönelik tepkisini dile getirdi.
Rum tarafının, tüm Kıbrıs'ı alma oyununu
oynamakta olduğunu, dünyanın da buna destek olduğunu kaydeden
Denktaş, Kıbrıs Türk tarafına da siyasi eşitlik
olmaksızın "uzlaşın" denildiğini anlatarak
bunu eleştirdi.
"En büyük soykırım Kızılderili
soykırımı"
Sözde "Ermeni soykırımı" iddialarının;
Türkiye'yi baskı altında tutmak için silah olarak kullanılmakta
olduğuna işaret ederek, Türkiye'nin "Biz, arşivlerimizi
açtık. Siz de arşivlerinizi açın ve gelin gerçekleri ortaya çıkaralım"
demekle geç de olsa en büyük adımı attığını
söyleyen I. Cumhurbaşkanı Denktaş, "Ama gelmediler,
gelmeyecekler de" dedi.
Denktaş, en büyük soykırımın Kızılderili
soykırımı ve Yunan'ın Anadolu'ya yaptığı
soykırım olduğunu vurgulayarak, "Ermeni
soykırımı yapılmış olsaydı bir tane Ermeni
kalmazdı" dedi.
Denktaş, Türkiye'de yaşayan Ermenilerin de bu iddialardan
rahatsızlık duymakta olduğunu belirterek, onların da ses
vermesi "Gelin arşivlere bakalım" demesi gerektiğini
söyledi.
Doç. Keşman
YDÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı
Doç. Dr. Zeliha Keşman da açılışta yaptığı
konuşmada, üniversite hakkında bilgiler vererek, bu tür
etkinliklerin, üniversitenin akademik standardını yükseltme
gayretleri açısından yararlarına dikkat çekti.
Açılış konuşmalarının ardından
oturuma geçildi.
Doç. Dural
Konferansta ilk sözü alan Doç. Dr. Haluk Dural, büyük Ortadoğu
projesi hakkında bilgi vererek, bunun; ABD'nin Sovyetler Birliği'nin
dağılmasının ardından 21. yüzyılda Amerikan
emperyalizmini hayata geçirmek için uygulamaya koyduğu proje olduğunu
ve ABD'nin teknolojik, askeri ve kültürel açıdan dünyada liderliğini
sürdürdüğünü anlattı.
ABD ve AB'nin bölgeye yönelik emperyalist emellerinin, Türkiye'yi
bölmek, parçalamak, ilişkilerini bozmak ve güçlü ülkeler seviyesine
ulaşmasını engellemek olduğunu kaydeden Dural, Türkiye'nin
zaten yıllardır emperyalizme karşı mücadelesini
sürdürdüğünü ve bundan sonra da sürdüreceğini belirtti.
Haluk Dural, emperyalizme karşı direnç
noktalarının; Kıbrıs ve Irak olduğunu ve bu
savunmanın yapılmasının Türkiye'nin olmazsa olmazı
olduğunu söyledi.
Dural, "Emperyalizmi bu topraklara gömmek de hedefimizdir"
dedi.
Doç. Hacısalihoğlu
Doç. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu da konuşmasında,
Türkiye'nin dirliği ve birliğinin hedef
alındığını belirterek, değerlere sahip
çıkmak gerektiğini vurguladı.
Değer ayrıştırması yapıldığını
gözlemlediğini, kavramlarla oynanmakta olduğunu kaydeden
Hacısalihoğlu, bunların başında da "Ermeni
soykırımı yalanı" geldiğini anlattı.
Sahte bir aydın kitlesi oluşturulduğunu ve kavram
karmaşası yaratılarak var olanı değil, istenilenin
inandırılmaya çalışıldığını ifade
eden Hacısalihoğlu; aynı silah, aynı inanç ve aynı
alanda bunun püskürtülmesi gerektiğini söyledi. Hacısalihoğlu,
şöyle konuştu:
"Hedef alınan; Anadolu'nun dirliği, birliği,
kültür derinliğidir. Anadolu hiç mi ihanete uğramadı, ama
sonunda hep kazanan Anadolu olmuştur. Anadolu'ya sahip çıkmak
aydın olmanın temel unsurudur."
21. yüzyılın siyasal atlasıyla oynanmaya
çalışıldığını da ifade eden
Hacısalihoğlu, gelecekte emperyalizmin yok olacağı ve bunun
yerini gerçek ittifakların alacağına olan inancını
dile getirdi.
Hacısalihoğlu, Kıbrıs konusunda ise; "Ben,
'bir adadan iki halk çıkmaz' diye bir kural bilmiyorum" diyerek, her
şeyin denendiğini; adadaki iki halkın birlikte yaşamak
istemediğini ve buna rağmen halen
uğraşıldığını kaydederek, bunun emperyalist
oyunların bir parçası olduğunu savundu.
Hacısalihoğlu, "KKTC bağımsız,
başı dik, onurlu yaşayacaktır" dedi.
Doç. Gürses
Doç. Dr. Emin Gürses ise, tüm saldırıların milli
devlete yani Kemalizm'e yönelik olduğuna işaret ederek, Avrupa ve
Amerika'nın "demokratik emperyalizm" adı altında
faaliyetlerini sürdürdüğünü anlattı.
Doç. Gürses, esprili ve sık sık anlattığı
fıkralarla dinleyicileri güldüren konuşmasında, ABD ve AB
yanında Türkiye hükümetinin bu ülkelere yönelik tutumunu da eleştirdi.
Yüzlerce sayfalık Annan Planı'nın "aslında
çözüm olmaması için" yazıldığını savunan
Gürses, zaten İngiliz ve Amerikanların da çözüm istemediğini
söyledi.
Doç. Dr. Gürses, sözde "Ermeni soykırımı"
iddialarını da eleştirirken, Gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinde
Ermeni Diasporası'nın parmağı bulunduğu
iddiasında bulundu.
Prof. Geray
Aynı zamanda oturumu da yöneten Prof. Dr. Uçkun Geray ise
konuşmasında, kapitalist ideolojiden söz ederek, "Kapitalizm
ahlaksızlıktır" dedi.
Türkiye'de gençlerin kafalarının
karıştırıldığını ve değerlerden
uzaklaştırıldığını söyleyen Prof. Geray, en
akılcı şeyin devlet olduğunu ve devlete sahip çıkmak
gerektiğini vurguladı.
Amerika'nın ikiz kulelerin bombalanmasına ya göz
yumduğu da da kendinin bombalattığı iddiasında bulunan
Geray, Amerika'nın bunu yapma gerekçelerinin başında; Afganistan
ile Irak'ı işgal etmek olduğunu kaydetti ve "Kapitalistler,
emperyalist ve ahlaksız olmak zorundadır" dedi.
Türkmen
Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Başkanı Vural
Türkmen de yaptığı konuşmada, öncelikle derneğinin
Atatürk ilkelerine bağlılığını ve KKTC'yi
yaşatma kararlılığını ortaya koyarak, bu yönde
mücadelelerini sürdürdüklerini kaydetti.
Bağımsızlıktan ödün verilemeyeceğini ifade
eden Türkmen, Kıbrıs Türk halkının haklarından ödün verilerek
bir anlaşmaya varılamayacağını vurguladı.
Kıbrıs Türkü'ne uluslararası alanda uygulanan ambargo
ve kısıtlamalara da dikkat çeken Türkmen, ticari
kısıtlamalar yanında eğitim alanında da
sıkıntılar yaşandığını ve KKTC'deki
üniversitelerin Bologna Süreci'ne yönelik ilerlemelerinin engellendiğini
anlattı.
Türkmen, Türkiye'nin de desteğiyle KKTC'yi
yaşatacaklarını vurguladı.
KIBRIS
02/11/07
Papadopulos, BM
parametreleri ile çözüm müzakerelerini yok etmeye çalışıyor
PAPADOPULOS UYARILMALI... Cumhurbaşkanı Talat, mektubunda,
uluslararası çözüm çabalarının etnik kökenli anayasal
düzenlemeyi öngörmesine karşı olduğunu söyleyen Papadopulos'un,
çözüm müzakerelerinin siyasi eşitlik, eşit statü ve iki bölgelilik gibi
BM parametreleri esaslarına dayalı yeni bir ortaklık
kurulması amacıyla yürütüldüğü konusunda uyarılması
gerektiğini belirtti
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a mektup gönderen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu çözme
çabalarının uluslararası hukuk normları ve
değerlerinden geçmediğini söyleyen Rum Yönetimi Lideri Tasos
Papadopulos'un, BM parametreleri ile çözüm müzakerelerini yok etmeye ve
süreçten kaçmaya çalıştığı uyarısında
bulundu.
Talat, uluslararası çözüm çabalarının etnik kökenli
anayasal düzenlemeyi öngörmesine karşı olduğunu söyleyen
Papadopulos'un, çözüm müzakerelerinin siyasi eşitlik, eşit statü ve
iki bölgelilik gibi BM parametreleri esaslarına dayalı yeni bir
ortaklık kurulması amacıyla yürütüldüğü konusunda
uyarılması gerektiğini belirtti.
TAK'ın elde ettiği bilgilere göre, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşmaya cevaben BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a
önceki gün yolladığı mektupta, Kıbrıs sorununun
cumhuriyetin kurucu ortakları Kıbrıslı Türk ve Rum halkları
arasındaki siyasi bir sorun olduğuna işaret etti.
Kıbrıs Türkü'nün, amacı Enosis olan Akritas Planı
çerçevesinde düşmanlıklara maruz kaldığına ve
ortaklıktan atıldığına işaret eden Talat, Rum
liderin konuşmasında atıfta bulunduğu "enklav",
"kayıp kişiler", "mülteciler" ve "insan
hakları ihlalleri" gibi terimlerin, Kıbrıs Türkü'nün
1963-1974 döneminde maruz kaldığı durumu
açıkladığını belirtti.
Gerçeklerden uzaklaşıyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Lider Papadopulos'un BM
Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmaların her geçen
yıl Kıbrıs gerçeklerinden ve kapsamlı çözüme dönük
uluslararası çabalardan uzaklaştığına dikkat çekti.
Rum liderin, bu yılki konuşmasında da,
"Kıbrıs sorununu çözme çabalarının uluslararası
hukuk normları ve değerlerinden geçmediği" iddiasında
bulunduğunu hatırlatan Talat, bu söylemin, BM parametreleri ile çözüm
müzakerelerini yok etme ve süreçten kaçma anlamına geldiğini söyledi.
Talat, Papadopulos'un uluslararası camianın
sessizliğinden dolayı ifade edilmesi çok zor olan şeyleri rahatlıkla
söylediğini ve Rum liderin bu duruşunun gelecekteki olası çözüm
girişimlerinin umut verici olmamasına neden olduğunu belirtti.
Kıbrıs Türkü'ne atıf yok
Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'yi muhatap almaya
çalışan Rum liderin, Kıbrıs sorunu çözüm sürecinde
Kıbrıs Türk tarafına hiç bir atıfta
bulunmadığını kaydetti.
Rum Sözcü Vassilis Palmas'ın, "Talat ile Papadopulos'un
Kıbrıs sorununu çözeceğini hiç bir zaman iddia etmedik"
yönündeki sözlerini de hatırlatan Talat, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki iyi niyet misyonunun Kıbrıslı Türk ve
Rumlar arasında olduğunun, BM tarafından, Rum liderliğine
hatırlatılması gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, "Çözüm çabaları hiç bir zaman
Kıbrıslı Türklerin bir anayasal düzenleme çerçevesinde
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yamanmasını ve ozmosis yöntemiyle yok
edilmesini öngörmedi" dedi.
Annan Planı
Tasos Papadopulos'un Kıbrıs sorununun yıllardır
çözümlenmemesinin sorumlusu olarak Türkiye'yi gösterip, Rum tarafının
çözüm iradesine sahip olduğu yönündeki sözlerine de değinen Talat,
Rum liderin 2004'te Annan Planı'nın reddedilmesi
çağrısında bulunduğunu unutmuş gibi göründüğünü
belirtti. Talat, Rum liderin, çözümsüzlüğün esas sorumlusunun kendisinin
olduğunu örtbas etmeye çalıştığına dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un "Annan Planı,
Türk tarafının bütün arzularını
karşıladığı için kabul edildi" yönündeki
sözlerini, dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın "Kıbrıs
Türkleri, talep edilen bütün ödünlere rağmen plana evet dedi"
sözlerine atıfta bulunarak yanıtladı.
İzolasyonlar inkâr ediliyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların BM, AB, Avrupa
Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü gibi uluslararası
kuruluşların yanı sıra, bir çok ülkenin kabul ettiği
ve kaldırılması gerektiğini söylediği Kıbrıs
Türklerine yönelik izolasyon ve kısıtlamaların hâlâ inkâr
edildiğini belirtti.
Talat, Rum liderin bir yandan BM Genel Kurulu'ndaki
konuşmasında Kıbrıs Türk ekonomisinden rakamlar vererek
izolasyonların olmadığını ispatlamaya
çalışırken, diğer yandan da izolasyonların
kaldırılmasına dönük girişimleri engellemeye
çalışmasının Rum tarafının
samimiyetsizliğinin bir göstergesi olduğunu söyledi.
Ekonomideki gelişme, çözüm siyasetimizin sonucu
İzolasyonlar devam ederken, güven artırıcı
önlemlerden söz eden Rum tarafının ciddiye alınmasının
mümkün olmadığını kaydeden Talat, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Türk ekonomisindeki gelişme, dünya
tarafından kabul edilmiş çözüm siyasetinin sonucudur. Papadopulos
gelecek seneki BM Genel Kurul'daki konuşmasında iki tarafın
ekonomilerini karşılaştırmalı olarak verir ve bu kadar
küçük bir adadaki 2 ekonomi arasındaki büyük farkın nereden
kaynaklandığını açıklarsa çok daha bilgi verici
olacaktır."
Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların
kalkmasının bir amaç değil, iki ekonomi arasındaki
farkın kapatılması sonrasında olası bir çözüm
durumunda birleşmeyi kolaylaştıracak bir araç olabileceği
yönündeki görüşünü yineledi.
Petrol arama
Papadopulos'un, konuşmasında, Türkiye'yi, Rum Yönetimi'nin
petrol arama ve doğal kaynaklarını engellemeye
çalışmakla suçladığını hatırlatan Talat,
şunları söyledi:
"Bu adanın üzerindeki ve çevresindeki tüm doğal
kaynaklar, Kıbrıslı Türk ve Rum gözetmeksizin adanın tüm
sakinlerinindir. Rum tarafı ise, bizim haklarımızı
tamamıyla göz ardı ederek, tek taraflı girişimlerde
bulunuyor. Bu da, Rum tarafının erken bir çözüm
aramadığının bir göstergesidir. Çünkü eğer bir çözüm
amaçlasaydı böyle tek taraflı, çözümü
zorlaştırıcı adımlar atmazdı. Bu konular çözümden
sonra ele alınıp, çözümlenebilir."
8 Temmuz anlaşması
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 8 Temmuz
anlaşmasına bağlı olduğunu söyleyen Rum Yönetimi
Lideri Tasos Papadopulos'un, Türk tarafının 5 Ekim'de sunduğu
önerileri kabul etmesi gerektiğini dile getirdi. Talat, Papadopulos'un, BM
Genel Sekreteri'ne sunduğu güven artırıcı önlemleri de
dikkate almasının şart olduğunu kaydetti.
Papadopulos'un Türkiye'ye dönük "Bir çözümün işlevsel ve
kalıcı olabilmesi için, çözüm çabalarının iki
taraf arasındaki güç dengelerini yansıtan basit formüllerden
olmaması gerektiği" yönündeki sözlerine değinen Talat, "Aslında
böyle bir çözüm isteyen ve bu yönde politika güden Kıbrıs Cumhuriyeti
unvanı ile tek yanlı AB üyeliğini Kıbrıs Türkü'ne
karşı kullanmaya çalışan Rum tarafıdır"
dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, mektubunun sonunda, Türk
tarafının Annan Planı temelinde ve BM Genel Sekreteri iyi niyet
misyonu çerçevesinde kapsamlı çözüme hazır olduğunu yineledi.
KIBRIS
02/11/07