Kurdish fighters defy the world from mountain fortress as bombing begins

By Patrick Cockburn in the Qandil mountains, Iraq

THE INDEPENDENT 25 October 2007

Turkey used its helicopters and artillery to attack Kurdish guerrillas inside northern Iraq yesterday as the Turkish army massed just north of the border. The helicopter gunships penetrated three miles into Iraqi territory and warplanes targeted mountain paths used by rebels entering Turkey.

Guerrilla commanders of the Kurdistan Workers' Party (PKK) were defiant in the face of an impending invasion. In an interview high in the Qandil mountains, Bozan Tekin, a PKK leader, said: "Even Alexander the Great couldn't bring this region under his rule." The PKK has its headquarters in the Qandil mountains, one of the world's great natural fortresses in the east of Iraqi Kurdistan, stretching south from the south-east tip of Turkey along the Iranian border. If Turkey, or anybody else, is to try to drive the PKK out of northern Iraq they would have to capture this bastion and it is unlikely they will succeed.

Despite threats of action by the Iraqi Prime Minister, Nouri al-Maliki, the PKK leaders give no sense of feeling that their enemies were closing in.

For a guerrilla movement awaiting assault, the PKK's leaders are surprisingly easy to find. We drove east from Arbil for two-and-a-half hours and hired a four-wheel drive car in the village of Sangassar. Iraqi police wearing camouflage uniform were at work building a new outpost out of cement blocks beside the road leading into the mountains but only took our names.

In fact the four-wheel drive was hardly necessary because there is a military road constructed by Saddam Hussein's army in the 1980s which zig-zags along the side of a steep valley until it reaches the first PKK checkpoint. The PKK soldiers with Kalashnikovs and two grenades pinned to the front of their uniform were relaxed and efficient. In case anybody should have any doubt about who was in control there was an enormous picture of the imprisoned PKK leader Abdullah Ocalan picked out in yellow, black, white and red painted stones on a hill half a mile away and visible over a wide area.

There were no sign that threats from Mr Maliki in Baghdad or from the Iraqi President, Jalal Talabani, were having an effect. The PKK soldiers at a small guest house had not been expecting us but promptly got in touch with their local headquarters.

For all its nonchalance the PKK is facing a formidable array of enemies. The Iraqi government in Baghdad has no direct influence over the Kurdistan Regional Government, led by President Massoud Barzani whose administration is made up of his own Kurdistan Democratic Party and President Talabani's Patriotic Union of Kurdistan. This is the only force capable of trying to eject the 3,000 PKK fighters.

So far the KRG shows no sign of doing so. One reason is that, paradoxically, the Turkish government will not talk to the KRG although it is the only Iraqi institution that might help it – Ankara is fearful of the growing strength of the KRG as a quasi-independent state on its borders.

So far the PKK is benefiting substantially from the crisis which started this summer when it began to make more attacks within Turkey. Instead of being politically marginalised in its hidden valleys, it is suddenly at the centre of international attention. This will help it try to rebuild its battered political base within Turkey where it suffered defeat in the 1990s and where its leader Abdullah Ocalan has been imprisoned since 1999.

Asked if the Turkish forces could inflict damage on the PKK, one of its fighters, called Intikam, said: "Three out of five of our fighters are hiding in the mountains in Turkey and, if the Turkish army cannot find them there, it will hardly find them in Iraq."

Bozan Tekin and Mizgin Amed, a woman who is also a member of the leadership, hotly deny they are "terrorists" and ask plaintively why there is not more attention given to Kurds who have been killed by the Turkish army. They add that they have been observing a ceasefire since since 1 October 2006 and fight in retaliation for Turkish attacks.

"Since then the Turks have launched 485 attacks on us," says Bozan Tekin. "Even an animal – any living thing – will fight when it feels it is in a dangerous situation," said Mizgin Amed. Both the PKK leaders were chary of giving details of last Sunday's ambush in which at least 16 Turkish soldiers were killed and eight captured. This is because the ambush is a little difficult to square with their defensive posture. But Bozan Tekin said that in reality "35 Turkish soldiers were killed and only three PKK fighters were lightly wounded. We did not lose anyone dead." He claimed that an attack on a minibus, which Turkey blamed on the PKK, was in fact carried out by Turkish soldiers on a Kurdish wedding party.

Overall, although it does not say so openly, the PKK would welcome a Turkish military invasion of northern Iraq because it would embroil Turkey with the Iraqi Kurds and the Iraqi army. It would also pose almost no threat to the PKK.

 

Londra'dan, KKTC'yi tanıma adımı

İNGİLTERE DOĞRUDAN İLİŞKİ KURACAK... İngiltere'nin KKTC ile doğrudan ilişkiler kuracağı, bu çerçevede eğitim, ticari ve diğer alanlarda üst düzeyde temaslar yapılacağı belirtilen belgede, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılmasını, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'ndaki temsiliyet haklarının desteklenmesini ve Birleşik Krallık ile Kıbrıslı Türkler arasında doğrudan ilişkilerin kurulmasının öngörülmesi Londra'nın KKTC'yi tanıma yönünde attığı bir adım olarak değerlendirildi

Kıbrıs Rum medyası, Türkiye ile İngiltere arasında önceki gün imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşmasını, "Londra'nın KKTC'yi tanımak için attığı bir adım" olarak değerlendirdi.

Rum gazetelerinin dün yayımladıkları haberlerde, Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile İngiltere Başbakanı Gordon Brown arasında önceki gün imzalanan anlaşmanın Kıbrıs'la ilgili bölümüne dikkat çekerek, İngiltere'nin KKTC ile doğrudan ilişkiler kuracağı, bu çerçevede eğitim, ticari ve diğer alanlarda üst düzeyde temaslar yapılacağı belirtildi.

Rum medyası, AB üyeliği sürecinde Türkiye'ye yardımcı olmayı hedefleyen Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılmasını, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'ndaki temsiliyet haklarının desteklenmesini ve Birleşik Krallık ile Kıbrıslı Türkler arasında doğrudan ilişkilerin kurulmasını öngördüğüne dikkat çekti.

İngiltere'nin KKTC'yi tanıma adımları attığını yazan Fileleftheros, atılan bu adımlarla, "İngiltere'nin garantörlük sıfatının ihlal edildiği" iddiasında bulundu.

Gazetenin haberinde, İngiltere ile Türkiye'nin KKTC'nin statüsünü yükseltme konusunda anlaşmaya vardıkları, Londra'nın KKTC'yi tanıma mantığında hareket ettiği belirtilerek, bu ülkenin Kıbrıs Türk makamlarıyla doğrudan ilişkiler başlatacağına dikkat çekildi. Haberde, "Bu olgu, gerek 8 Temmuz prosedürünün, gerekse güven yaratıcı önlemlerin görüşülmesine yeniden başlanması yönünde BM tarafından çabalar üstlenilmekte olan bir dönemde, İngiltere'nin Lefkoşa'ya karşı tahriki olarak değerlendiriliyor" ifadelerine yer verildi.

Ortaklık Anlaşması metninde yer alan "KKTC" ifadesinde tırnak işaretlerinin de kaldırıldığına işaret eden Rum gazeteleri, bu işaretlerin bizzat Ortaklık Anlaşmasına imza atan İngiltere Başbakanı Brown tarafından kaldırıldığına dikkat çektiler.

Rum gazeteleri haberlerinde İngilizlerin bu tutumuna Rum yönetiminin sert tepki gösterme hazırlığı içinde olduğunu belirttiler.

Rum yönetimi rahatsız

Rum hükümeti, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile İngiltere Başbakanı Gordon Brown arasında önceki gün imzalanan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile İngiltere arasında doğrudan ilişkiler kurulması, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması gibi unsurlar içeren belgenin içeriğinden duyduğu rahatsızlığı İngiliz hükümetine iletti.

Rum radyosunun haberine göre; Rum Dışişleri Bakanı Erato Kazaku-Markulli, İngiltere'nin Güney Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millett'i dün makamına çağırarak, Rum hükümetinin söz konusu anlaşma belgesinin içeriğinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Bu arada, Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas da, söz konusu anlaşma belgesinden duyduğu memnuniyetsizliği ifade etti.

Hristofyas; Rum tarafının bir an önce girişimlerde bulunması ve Rum tarafını, Kıbrıslı Türklerle yakınlaştıracak girişimlerin BM tarafından üstlenilmesi için imkânların zorlanması gerektiğini söyledi.

Rum ana muhalefet partisi DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise açıklamasında, İngiltere'nin tutumunu "kabul edilemez" olarak nitelendirdi.

Habere göre Anastasiadis; bunun "sahte devletin düzeyinin yükseltilmesi yönünde olumsuz bir gelişme olduğunu" iddia etti.

Atina: Sahte devletten KKTC olarak

söz etmek kabul edilemez

Atına, Türkiye ile İngiltere arasında önceki gün imzalanan stratejik ortaklık belgesinde KKTC ifadesinin kullanılmasına tepki gösterdi.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, gazetecilerin soruları üzerine yapıldığı belirtilen yazılı açıklamada, ''Uluslararası hukuk ve kurallarca açıkça belirlenmiş, uluslararası toplumla AB tarafından saygı gösterilen böylesine önemli bir konuda, İngiltere Dışişleri Bakanlığının, sahte devletten KKTC olarak söz etmesi gibi bir ihmalin kabul edilemeyeceğini'' söyledi.

Bakoyanni, Kıbrıs sorununun çözümü çabalarının tekrar başlaması gibi kritik bir aşamada, gerekli açıklamalar ve düzenlemelere gidileceğine inandığını da kaydetti.

KIBRIS 25/10/07

 

Möller: Kıbrıslıca' bir çözüm için, zaman, olgundan da öte

Birleşmiş Milletler (BM) Günü Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palas otelinde düzenlenen resepsiyonla kutlandı. Resepsiyonda konuşan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller, Kıbrıs'ta "Kıbrıslıca" bir çözümü iki toplumun kendi başlarına elde edebileceğini kaydetti ve "Şu an zaman, bunun için olgundan da öte" yorumunu yaptı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katıldığı ve saat 19.30'da başlayan etkinliğe, Türk ve Rum kesimlerinden davetliler katılırken, resepsiyona basın alınmadı.

BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly'nin yaptığı açıklamaya göre, gecede Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller de bir konuşma yaptı.

Özel Temsilci Möller konuşmasında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, BM'ye üye ülkeler ve sivil toplumla beraberce çalışarak BM'nin anlaşmazlıkları önlemede, barışı sağlama, barışı koruma ve barış inşa etmedeki rolünü en son noktasına kadar oynamasını sağlamak için BM'yi güçlendirmek gerektiğini söylediğine işaret etti.

Önce kuşkunun üstesinden gelinmeli

Möller bu yılın başında Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen iki toplumlu bir anketin, Kıbrıs sorununa erken bir çözüm bulunmasında, adanın geleceğiyle ilgili konularda iki toplumun diyaloguna ve tartışmasına ihtiyaç bulunduğunu gözler önüne serdiğini kaydetti. Möller ankette her iki toplumun çoğunluğunun federal bir çözüme hazır olduğunu, fakat aynı zamanda her toplumun diğer toplumun tercihleri ve amaçları hakkında kuşku ve yanlış algılamaya sahip olduğunu gösterdiğini de söyledi. Möller, bir federal anlaşmaya ulaşma yönünde herhangi bir çabanın ilk önce bu güvensizlik ve kuşkunun üstesinden gelmesi gerektiğini de ifade etti.

Ban liderleri teşvik etti

Yakın zamanda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un BM çatısı altında bir araya gelip çözüm yönünde diyalogu ilerletme kararı almalarının ardından BM Genel Sekreteri Ban'la ayrı ayrı görüştüklerini de hatırlatan Möller, bu görüşmelerde Ban'ın iki lideri, uzlaşma için gerekli irade ve gücü göstermesi yönünde teşvik ettiğini anlattı.

Möller "Biz 8 Temmuz sürecinin; iki toplumun endişelerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek düzeyde esnek ve yaşayabilir, aynı zamanda da çoktan beridir beklenen ve yakalanması zor olan adanın yeniden birleşmesi olayını gerçekleştirebileceğine inanıyoruz" şeklinde konuştu.

Empoze çözümler uzun ömürlü olmaz

Möller ayrıca birbirlerini iyi bilen tarafların anlayış ve barışının, uzlaşmanın en iyi yolu olduğunu kaydederek, dıştan gelen empoze bir çözümün uzun ömürlü ve sürdürülebilir olmasının seyrek görüldüğünü kaydetti.

Kıbrıs'ta "Kıbrıslıca" bir çözümü iki toplumun kendi başlarına elde edebileceğini de kaydeden Michael Möller, "Şu an zaman bunun için olgundan da öte" yorumunu yaptı.

Möller, BM ve uluslararası toplumun Kıbrıs'ın ilerlemesi yönünde azimli ve kararlı olduklarını da sözlerine ekledi.

KIBRIS 25/10/07

 

25 10 07 Cyprus mail

Cyprus-British relations reach new low
By Jean Christou

CYPRUS ISSUED a veiled threat against the presence of the British bases yesterday in response to London’s perceived intent to effectively upgrade the status of the ‘TRNC’.

Relations between Nicosia and London, which had been on the mend following the Annan plan’s rejection in 2004 took a complete nosedive in the wake of the protocol agreement between Turkey and Britain signed on Tuesday in the UK.

The protocol signed between Turkish Prime Minster Tayyip Erdogan and his British counterpart Gordon Brown contains a number of proposals to end the so-called isolation of the Turkish Cypriots.

Included is a provision to work within the UN, the EU and bilaterally “to promote direct commercial, economic, political and cultural contacts between the UK, the EU and the Turkish Cypriots”.

It also proposes that Britain maintains “high-level contacts with the Turkish Cypriot authorities”, and continues to help the ‘TRNC’ authorities and universities in their attempts to engage with the Bologna process.

The protocol also upholds “the right to representation of the Turkish Cypriots in the European Parliament”.

The agreement has outraged not only the political parties, as would be expected, but prompted the government to issue one of its strongest statements to date against the actions of the UK.

“The main objective of this is the systematic promotion of separate relations of the secessionist Turkish Cypriot entity with the remainder of the world,” said government spokesman Vassilis Palmas.

Palmas said it was unacceptable that Britain, as a signatory to the Treaty of Guarantee of the Cyprus Republic had not fulfilled its obligations as a guarantor power “with the result that while it maintained bases and facilities in Cyprus”, at the same time the Cypriot people were suffering invasion and occupation at the hands of another guarantor power.

“It should be remembered that the military bases and facilities the United Kingdom in Cyprus are covered by the Treaty of Guarantee and are conditional on the rule of reciprocity,” said Palmas.

He also said that as a partner of Cyprus in the EU, Britain had not informed Nicosia of its intention to sign a protocol agreement with Turkey, “which concerned the vital interests of Cyprus”.

Palmas said this was contrary to the Structured Dialogue cooperation agreement Cyprus had signed with Britain in 2005.

He also said that as a permanent member of the UN Security Council, Britain had subscribed to UN resolutions outlawing any assistance to the breakaway ‘TRNC’.

“With yesterday's agreement Britain has shown its solidarity with the policies of Turkey on the Cyprus issue, which was officially and with abundant clarity, spelled out by the President of Turkey on his recent visit to the occupied areas,” said Palmas.

“With these actions the prospect of solution of to the Cyprus problem on the basis of UN resolutions is becoming ominous.”

Palmas said the government would act decisively to protect the national interests of Cyprus.

“The conviction is that once more Cyprus is being sacrificed to the interests of foreigners with total disregard for the country and its population,” he added.

In a written statement issued after a meeting with Foreign Minister Erato Marcoullis yesterday British High Commissioner Peter Millet denied that any change had taken place in British policy on Cyprus. “There is nothing new in the Cyprus related elements of the UK/Turkey Strategic Partnership that was signed yesterday in London,” he said.

“Our policy on the non-recognition of the so-called "TRNC" is unchanged. We do not and will not recognise a separate entity in the northern part of Cyprus. Nor does anything in the document reflect an attempt to upgrade the status of the north or promote partition.”

Millet said Britain was fully committed to the reunification of the island and supported the UN's efforts to implement the 8 July process.

He referred to Brown’s statements on Tuesday making it clear how important it was to seize the opportunity for progress towards a settlement in 2008.

“It is only by engaging with Turkey in a constructive and strategic way that this goal can be realised,” Millet said.

Political parties all condemned the Turkey-Britain agreement calling it unacceptable and provocative.

25 10 07  Cyprus Mail 2007

 

Tassos lashes out over EOKA B claims

 

AN ANGRY President Tassos Papadopoulos has lashed out at allegations that he consorted with leading cadres of EOKA B, a 1970s right-wing paramilitary organisation linked to the coup that precipitated the Turkish invasion.

The accusations were made by AKEL, until not long ago partners in the coalition under Papadopoulos.

The government camp has rallied to the President’s support, calling on the communists to back up their claims with evidence.

After initial hesitation, AKEL cryptically referred newsmen to a meeting that took place at the Presidential Palace in April 2005 between Papadopoulos and two members of EOKA B.

At the time, an EOKA B member had told Ant1 television that he was indeed “co-operating” with Papadopoulos – but also with a section of AKEL – in preventing the return of the Annan plan.

Pressed for more details, Stephanos Stephanou, spokesman for presidential candidate Demetris Christofias, asserted he had additional information but would release it only when he thought the time was right.

Christofias himself has sought to distance himself from the row, telling journalists to seek answers from his election staffers.

The President meanwhile, who had kept quiet since the debate ignited last weekend, finally let loose against his accusers.

Speaking at a gathering in Larnaca late on Monday night, a visibly irate Papadopoulos went on the offensive.

“I have never met with people from EOKA B,” he declared.

“I challenge them now, in public, to say where and when these meetings were held. And if they do not, they shall be exposed as cheap slanderers,” he added.

Papadopoulos went on to say that in the past he had personally tried to make inquiries about the organisation widely considered treacherous, only to discover that no records were kept.

Asked how he felt about the fact the allegations were coming from a former ally, Papadopoulos said he was “bitter about these unfounded claims”.

Rightwing DISY, accused by its rivals of harboring EOKA B members, chose to play the role of observer in the spat.

“We apologise for having nothing to say about EOKA B. We want this election campaign to be about the future, not about the past,” said Prodromos Prodromou, spokesman for presidential candidate Ioannis Kasoulides.

 

 

 

 

 

Commission legally endorses Famagusta-Latakia route

19.10.2007

The European Commission has sent a letter to the Greek Cypriot government stating its endorsement for the Famagusta-Latakia route that was recently set off between northern Cyprus and Syria. In the letter the EU institution declared the route legal, saying that “there is no prohibition under general international law to enter and leave seaports in the northern part of Cyprus.”
After two previous voyages to Latakia on the occasions of Ramadan on September 22 and Bayram on October 14 respectively, the scheduled trips were set to start on Wednesday. However, they were cancelled along with the regular ferry trips to Tasucu Port of Turkey due to bad weather condition.
The Commission declared, in the controversial letter, that the institution is aware of the fact that the Greek Cypriot government “has declared the sea ports in the northern part of Cyprus (Famagusta, Kyrenia, Karavostassi) prohibited and closed for all vessels.” But the Commission also pointed out that “this was a unilateral decision with consequences under domestic [Greek] Cypriot law, but with no apparent consequences under international law.”

Direct trade cited
The letter also endorsed the so-called Direct Trade Regulation, and pointed out: “Neither the UN Security Council nor the European Community has ever imposed a trade embargo with respect to those areas.”
“Against this background, the Commission is not in a position to intervene with the authorities of the Syrian Arab Republic in this matter,” the letter concluded.
The ferry trips between Latakia and Famagusta have been harshly opposed by the Greek Cypriot government that also took the issue to the European Commission and received an unexpected reply through this letter.
Greek Cypriot press reported that the Honorary President of the Social Democratic Movement (EDEK), Vassos Lyssarides, will be flying to Damascus on October 20 as an envoy of Greek Cypriot President Tassos Papadopoulos, for talks regarding the issue. Greek Cypriot Minister of Foreign Affairs is also reportedly scheduled for a visit to Syria in order to convince Syria to cancel the service.
The Famagusta-Latakia ferry last plied the waters regularly between northern Cyprus and Syria in 1978-1979, before it set sail once again in September. Turkish Republic of Northern Cyprus passports are valid on the route.

 UN Secretary-General cautious

19.10.2007


“It is very hard for me to make a certain attempt now, unless a definite commitment comes from both sides,” Ban-Ki Moon says.
 
UN Secretary-General Ban Ki Moon said, about starting negotiations, that “it was very hard for him to make a certain attempt unless a definite commitment comes from both sides.”
Asked about his meeting with Turkish Cypriot President Mehmet Ali Talat, Ban said that his recent meeting with Talat and the previous one with Greek Cypriot President Tassos Papadopoulos on September 23 had been very useful for him and his team to understand the present situation on the island and allowed him to explain aspect of the UN to both sides.
Ban emphasised that he discussed the same message with both leaders for them to absorb plus his expectation that they execute the agreement completely following the fact that they both signed it on July 8 2006. Ban recorded that he was encouraged by their meeting in the beginning of September but he was disappointed again when he saw that there was no progress.
Ban pointed out that he invited Talat “to continue to make a dialogue, an opportunity window by showing sense of flexibility and taking the initiative” and said that he invited Talat to take the necessary precautions to increase security in the meeting and to collaborate completely in opening the Lokmaci (Ledra) crossing.
As an answer to a question about whether he would make an announcement to the countries of the world for the removal of the limitations and isolations which were enforced on Turkish Cypriots and whether he would make an attempt to start the negotiations again, he said “Negotiations are locked and I am seriously thinking about what kind of an attempt I should make. But there is one thing that I have learned and that is: it is very hard for me now to make a certain attempt unless a definite commitment comes from both sides. But I will keep on emphasising this subject.”


 


(Hellenic Resources Network)-24 10 07

[A] NEWS ITEMS

 

[01] Turkey signed Strategic Partnership Agreement with the UK

Ankara Anatolia news agency (23.10.07) reported the following from London:

The Strategic Partnership Document signed between Turkey and the UK deals with Turkey's membership process to the EU, joint cooperation against terrorist organizations PKK and Al Qaida, development of regional stability, defence, commerce and energy.

Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and his British counterpart James Gordon Brown signed the document following their tête-à-tête meeting in London on Tuesday.

The document stressed that relations between Turkey and the UK are progressing rapidly.

It also noted that Turkey and Britain share the same vision on many international issues and global threats. According to the document, Turkey and Britain will hold meetings every six months to discuss issues listed on the document.

The Strategic Partnership Document listed the following:

Support for Turkeys EU membership:

-Supporting Turkish entry negotiations with the European Union (EU).

-Advising Turkey on entry negotiations.

-Helping Turkey by promoting it in Europe.

-Helping end the international isolations imposed on Turkish Cypriots.

-Helping to dismantle problems encountered in negotiations (with the EU) on certain topics. Restarting dialogue on human rights.

-Underlining that Turkey's membership is strategically important as far as governments, public opinion and media in Europe are concerned. Showing that Turkey is bold enough to conduct further reforms.

-Developing more bilateral projects with the EU so that Turkey can meet its priority targets under accession rules.

-Working in the United Nations and EU to promote direct trade between Britain, EU and Turkish Cypriots.

-Continuing to hold high level meetings with government executives of Turkish Cypriots.

-Deepening relations between Turkey and the United Kingdom on security matters, including NATO and European Security & Defence Policy.

Terrorism and fight against organized crime:

-Preventing proliferation of weapons. Boosting cooperation on issues such as air transport security, illicit drugs, illegal migration and organized crimes.

-Being more active in the fight against terror. Sharing intelligence. Developing cooperation against PKK/Kongra-Gel, as directed by the UN Security Council resolutions 1373, 1624, 1566 and cutting off financial assistance stemming from EU countries. Developing cooperation against Al Qaida and related organizations.

-Developing mutual understanding between Turkey and Britain on the damages inflicted by crime and terror to both countries. To review on a frequent basis threats emanating from terror, illicit drugs and organized crime. Developing methods to deal with radical elements. Developing better strategy against illicit drug trafficking and money laundering. Cooperation in protecting the identities of personnel dealing with secret missions and protecting eye witnesses.

-Implementing the Memorandum of Understanding on cooperation against organized crimes.

Iraq and Middle East:

-Conducting joint dialogue to protect Iraq's territorial integrity and political union and to help Iraq to become more stable, wealthy and democratic.

-Encouraging reforms in the Middle East by holding talks between foreign ministries and cooperating in international fora.

-Supporting the UN Security Council stance on Iran. Pursuing efforts to convince Iran to end its regional expansion.

-Continuing high level dialogue between Turkey and Britain on defence related matters.

-Developing mutual understanding on crisis management and strategic problems. Developing cooperation between the armed forces of Turkey and Britain. Conducting joint military exercises. Training Turkish military personnel with English skills.

-Supporting Turkey's participation in activities related to European Security and Defence Policy.

-Providing support to Turkey's centre for excellence in the fight against Terror.

British University in Turkey:

-Establishing strong economic ties at the 2007 Turkish- British Businessmen Council. Making more investments in Turkey and Britain.

-Cooperating in energy, education, environment, financial and legal matters.

-Establishing a British university in Turkey. Encouraging cooperation among Turkish and British universities.

-Supporting Istanbul as EU Cultural City of 2010.

-Increasing mutual investments. Supporting Turkey's growing economy.

-Supporting economic reforms and cooperating in research and development.

-Making joint efforts to make Turkey a global energy centre.

Energy:

-Sharing knowledge to liberalize energy markets. Facilitating Britain's participation in regional bodies in the Middle East, Black Sea and Caspian Sea.

-Working jointly in energy and environment chapters.

-Conducting cooperation with British firms in energy and climate change projects.

The document also included articles on the development of cooperation in the fields of education, culture, science, health and agriculture.

Ankara Anatolia news agency (23.10.07) reported also from London that the Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and British Prime Minister Gordon Brown held a joint news conference in London on Tuesday.

On Turkey EU relations Mr Erdogan said: Turkey has given priority to maintain its negotiation process with the EU without any restriction and obstruction. Turkey is determined in this process and will continue to act resolutely till the end. Britain has always extended clear and sound support to Turkey's EU bid. We are thankful to Britain to this end.

On the Cyprus issue the Turkish Prime Minister said: Turkey expended great efforts to find a comprehensive and lasting solution to the Cyprus issue. We consider the Cyprus issue under the UN parameters. No one should expect us to launch an initiative. Now, it is the UN Security Council's turn to launch the necessary initiative.

On his part the British Prime Minister said he absolutely and unequivocally condemned the actions of the PKK on Sunday that left 12 soldiers dead.

Brown said he could appreciate the anger in Turkey over the latest killings and that Britain would do it all it could to help investigate and root out terrorist elements operating in the border region between Turkey and Iraq.

He added Turkey and Britain have agreed to build closer ties on security issues to deal with both the PKK and wider terrorist threats.

Brown revealed that the PKK had now been proscribed by Britain as a terrorist organization.

Referring to Turkey's EU bid, Prime Minister Brown said he hoped talks on Turkey joining the EU would move forward at the next EU Council summit scheduled for December.

Prime Minister Brown said Turkey-Britain strategic partnership will boost trade, security, economic and cultural cooperation between the two countries.

He added that the partnership would include closer security ties aimed at combating the threat of terrorism and other measures include the building of a British university in Turkey and the joint construction of industrial zones in the southern Iraqi port of Basra.

The Turkish Cypriot press today (24.10.07) covers as follows the meeting between the Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan and his British counterpart Gordon Brown:

In a front page report Kibris writes that in the Strategic Partnership Document between Turkey and Great Britain which was signed by the two Prime Ministers, there are articles regarding the Cyprus problem. In addition, the issue of the lifting of the isolation is stressed. The paper writes that the paragraphs on Cyprus are as follows: To help towards the lifting of the isolation, to work within the EU and the UN and at bilateral level for encouraging the direct trade between the UK, the EU and the Turkish Cypriots, to continue the contacts with high ranking Turkish Cypriot officials.

Vatan also refers to the Strategic Partnership Document between Turkey and Great Britain signed between Turkey and the UK and notes that the TRNC is referred to the documents as Turkish Republic of Northern Cyprus.

Referring to the same issue Star Kibris reports that Erdogan and Brown called on the UN to take an initiative for the solution of the Cyprus problem. The paper writes that the Turkish Prime Minister stated that Turkey will not take a new initiative for the problem.

Yeni Duzen refers to issue in its first page quoting Erdogans statements that an initiative regarding Cyprus must come from the UN Security Council.

Ortam reports that at the press conference held after the meeting, Mr Erdogan stated that they are in favour of a comprehensive and just solution for the Cyprus problem.

[02] Letter from the Turkish Cypriot Association in England to the British Prime Minister

Turkish Cypriot daily Kibris newspaper (24.10.07) writes that the Turkish Cypriot Association in England has sent a letter to the British Prime Minister Gordon Brown, asking UKs help to alleviate the unjust isolation of the Turkish Cypriots.

The President of the Executive Council Mustafa Gencsoy and the honorary President Prof. Dr. Salahi R. Sonyel, who signed the letter dated 22nd October, noted that because of the fact that the Turkish Cypriots are not treated equally as the Greek Cypriots in Cyprus, the around 300 thousand Turkish Cypriots living in England find it more difficult everyday to maintain relations with their relatives in Cyprus.

In their letter they argue that this situation is a result of the wrong and unwise policies of the previous British administrations against the Turkish Cypriots.

They alleged in the letter that the Turkish Cypriots are not responsible for the situation on the island and that they were obliged to fight against the Greek Cypriots desire of cleansing the island from the Turks and as a result the TRNC was created.

In the letter it is also stated that Britain did not recognise the TRNC so that the Greek Cypriots are not offended and a problem be created with the British bases it preserves in the South Cyprus.

In the letter they pointed out to the fact that the Turkish Cypriots of the island are not treated as one of the two equal peoples and reiterated the allegation that the Turkish Cypriots are isolated in the fields of trade, social, travel, education and health.

(EA)

[03] Ercakica: The letter sent to SG Ban Ki-moon has been forwarded to the Turkish Cypriots

Illegal Bayrak television (23.10.07) broadcast the following:

The Presidential Spokesperson, Hasan Ercakica, has announced that the letter sent to the UN Secretary-General Ban Ki-moon by the Greek Cypriot Leader Tassos Papadopoulos, has been forwarded to the Turkish Cypriot side.

Mr. Ercakica said that a rough evaluation of the 8-point proposal showed that Mr. Papadopoulos had done his best to further complicate the 8th July process and work on introducing confidence building measures.

Speaking at his weekly press briefing, the Presidential Spokesperson said the letter sent to the UN Chief by the Greek Cypriot Leader Papadopoulos was roughly evaluated and that it contains complicated proposals, which would raise difficulties in the 8th July process.

But, he added that a thorough evaluation of the letter would be made in the coming days to see whether it contains any positive elements that could help restart the comprehensive negotiations on the Cyprus issue.

If so, we will examine the ways of making use of them, he added.

Mr. Ercakica also noted that President Mehmet Ali Talat will brief coalition partners, the Republican Turkish Party-United Forces and the Freedom and Reform Party today, and the National Unity Party, Democrat Party and Communal Democracy Party tomorrow about the details of the meeting he held with Mr. Ban and the Greek Cypriot proposals.

[04] A delegation of Russian businessmen and journalists are visiting occupied Cyprus upon an invitation of the foreign minister Turgay Avci

Turkish Cypriot daily Kibris newspaper (24.10.07) writes that a delegation of Russian businessmen and journalists who went to the TRNC the previous day, upon an invitation of the self-styled minister of foreign affairs Turgay Avci, met with the deputy speaker of the assembly Gulboy Baydagli. No statements were made after the meeting.

KIBRIS also writes that the Russian delegation also met with the self-styled minister of tourism and economy Erdogan Sanlidag.

(CS)

[05] German MPs are visiting occupied Cyprus

Turkish Cypriot daily Kibris newspaper (24.10.07) reports that the mayor of occupied Kioneli, Ahmet Benli, met with German MPs who came to the island for a short period. The German MPs are Lothan Klem, parliamentarian in the province of Heesen of the German Social Democrat Party (SDP), and former Minister of Public Works and Transportation and Ozan Ceyhun, former MP of the European Parliament and member of SDP.

The German MPs along with businessmen accompanying them, had lunch with Mr Benli. In the lunch, in which also participated the self-styled Lefkosia MP Mustafa Yektaoglu, issues regarding Kionelis problems, issues of cooperation and future plans were taken up.

Mr Klem stated after the meeting that he has meetings with persons holding various duties in Cyprus and that the future plans regarding Kioneli, are exciting. He also stated that the concept of twinned municipalities can be developed between Kioneli, and the Heesen province.

(CS)

[06] CTP to participate in the German Social Democrats congress in Hamburg

Turkish Cypriot daily Kibris newspaper (24.10.07) writes that a delegation of the Republican Turkish Party (CTP), which is member of the Socialist International, will participate in the German Social Democrats congress which will take place between 26-28 of October in Hamburg, Germany.

During its visit to Germany, the CTP delegation will also participate in the Compass 2020: Germany at the International Relations seminar, which will take place on the 25th of October.

(CS)

 [08] Excavations continue throughout Cyprus for missing persons

Illegal Bayrak television (23.10.07) broadcast the following:

The Turkish Cypriot member of the Committee on Missing Persons, Gulden Plumer Kucuk, has announced that almost half of the remains of 42 Turkish Cypriot martyrs from the village of Taskent (occupied Vouno) have been found.

Mrs. Kucuk said the remains of the martyrs were found in the Yerasa region in the South. There has been ongoing work in the area to find 42 Turkish Cypriots who fell during the Taskent resistance.

The Committee on Missing Persons is uninterruptedly continuing its work on both sides of the island to find, excavate and identify the remains of the missing persons.

Earlier, remains of 6 missing persons were found in a well in the Strovolos region in the South. The Committee is currently continuing excavation work in another well in the same area.

In the northern part of the island, the excavation work is being carried out in several points in Guzelyurt (occupied Morfou) and the Yenisehir (occupied Neapoli) area in the capital Lefkosia.

Remains of 3 missing persons have also been taken out from a well detected in the St. Hillarion area.

The Committee on Missing Persons has so far unearthed the remains of 350 missing persons in total. Fifty seven of those found (19 belonging to Turkish Cypriots) have been identified and returned to their relatives.

The remains of the remaining 293 missing persons will be handed over to their families following an identification process at the anthropology laboratory.

[09] The High Level Contact Group of the European Parliament will pay a visit to the TRNC between 7-9 November

Turkish Cypriot daily Kibris newspaper (24.10.07) writes that while the excavations for remains of missing persons in both sides of the island continue, the High Level Contact Group of the European Parliament will pay a visit to the TRNC between 7-9 November in order to have official contacts.

The Group will meet with the Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, with various civil society organisations and with the Committee on the Missing Persons.

Kibris also writes that Rene van der Linden, the President of the Parliamentary Assembly of the Council of Europe, will have a meeting on 25th of October with the members of the Cyprus contact group of the European Parliament.

(CS)

-20 October 2007- Cyprus Mail

 

 

From the sublime to the ridiculous
By a scribe called Haji Mike

HARMONY RESOUNDS FOR HUMANITY: I wanna testify! Occasionally a live concert is like a spiritual experience. And even if you are not religious, by the end of the ‘sermon’ you stand converted.

Martha Lewis and Eve Adam accompanied on the ‘blouzouki’ and tzoura by master player Pavlos Doukanaris and Steve. D Fletcher on keys literally raised the roof off the American Centre at the tribute concert in memory of Daniel Pearl.
Their appearance on SIGMA TV the same morning also wrote a small part in CY TV history as every one along the chain of communication from the camera ops to thousands of viewers were just gob smacked when Martha and Eve sang live on the breakfast show.

Events like these are a rarity in Cyprus not only for the tolerance and multidimensionality which they exude but more crucially for the sparkle which they add to our collective cultural lives. Special mountain-moving moments are sparse on the plantation but believe me this was certainly one of them.
‘Oh Mamma’, as Zeki Ali declared in a poem before the main performance! And oh how true he was! Look out for media clips – audio and visual from the night on the web!

BLAME PROFESSIONALS: Dinos Michaelides, former minister of the interior for half my life has a bewildering presence in front of TV cameras.

Aside from what kind of backhanded deal he made with Tassos Papadopoulos, which we will never know, he just looks lost – an ageing ex-minister without a ministry to meddle in. May be his diminished political career is also a consequence of being used time and again by both larger and smaller parties.
Just look how an alliance with Koutsou and Co. cost him a potential seat in parliament last year. So now, despite his allegiance in the 2003 Prez election with Clerides, he backs Papadopoulos, who he then opposed.

Clearly back then Tassos, the master of a wolf in sheep’s clothing, posed as a born-again compromiser in line with AKEL and a reluctant EDEK. Dinos Michaelides however is more of a political burden than a bonus because his so tactless and undiplomatic.
According to him, the July 8 agreement was initiated to shift the ‘blame’ back to Turkey from our side after our ‘resounding No’. Clearly unaware of this being a show of tacit support for ‘our’ side, UN Secretary-general Ban Ki-moon went along with our petty, head-in-the-sand tactic.

And I thought July 8 had a little bit more vision to it – like may be paving the way, even in ‘Tassian’ terms (i.e. solution in about five decades) to solving the island’s division.

A WEEK OF CONTRADICTIONS: the Ethnarch/Emperor is really talking the talk but not walking the walk. Surrounded by rejectionists, he walks a fine line between narrow-mindedness and trying to create a good impression by finally agreeing to confidence building measures, such as the opening Ledra Street.
There is a hint of the PR inconsistencies of people like Lillikas somewhere behind the scenes. His communications expert Panagopoulos must also be anxious as somehow the last minute hand-outs and sloganeering ideology – ‘I want a clean election with high standard ethics’ – just doesn’t seem to be working.
At the root of Tassos problems is also his alleged triumph and the fact that both he and supporters won’t let go of their newly found, essentialist, patriotism.

By constantly reminding people he saved Cyprus from the evils of ‘Annan’s Plan’, Tassos feels it’s a home-run to victory and re-election. On the other hand, Annan-speak and the poison of ‘pseudo-yes-no divisions’ is being questioned more and more each week as the election campaign progresses.
It’s a bit like a stuck record: the more you hear it the more you want to lift the needle off and change the tune. On Monday DIKO’s central committee stressed the A-Plan would be at the centre of their election campaign.

This unleashed a Pandora’s box of reactions from the realistic to the banal, covering the widest political spectrum imaginable – from Prodromou to Themistocleous.
By mid-week they started back peddling slightly. Realising they couldn’t take all this, it was like asymmetric political warfare. Then by Friday, various people in government were declaring ‘why bring up the referendum all the time?’ to the opposition.
Funny business politics, especially when week by week you are losing control. I thought I would never agree with Prodromos Prodromou on anything but his insight at the peak of all this contradiction on a CyBC (of all places) panel debate was so accurate that it warrants a quote.

‘If,’ he said, ‘the President’s handling of the resounding ‘No’ vote was so effective, then why has he only got 30 per cent in the opinion polls – surely he should have at least 76 per cent’.
Wise words, Prodrom, very wise indeed!


Cyprus Mail 2007

 

Education Ministry is depressingly out of touch

LAST year, the October 28 pupils’ parade was “a complete shambles”, with students stepping out of line, walking over to greet friends in the crowd, girls wearing skirts so short they “kept trying to pull them down so their underpants wouldn’t show”, and marching pupils shouting across to one another.

The description is not ours, but from the Education Ministry’s inspector of physical education, responsible for the parade. So this year, a memo has gone round to all schools, insisting that “the selection process must be strict and the main criterion must be the faultless appearance in every respect”.

This, according to one teacher, was followed up by visits to schools particularly emphasising that participants had to be well-built, resulting in those left out feeling they had not been chosen because they were too short, fat or ugly.
“The message the Education Ministry is putting across is that if you’re fat or don’t have a nice body, you’re not allowed to be in the parade,” she said.
If this is indeed the case, it is a disgrace, especially at a time when teachers are – quite rightly – being told to place emphasis on values of diversity and inclusiveness, to encourage each child as an individual and to battle discrimination of every kind.
It is disturbing at a time when body image is already so obsessive – especially among teenagers – and when the Health Minister only recently warned about the sharp rise in eating disorders among school children.

But beyond that, the underlying question is whether in the 21st century we should be putting our children through their paces in quasi-military parades that place such stock on martial values. Apart from Greece and Cyprus, the rest of Europe left such displays behind in the age of ideologies, when Communism and Fascism mobilised their youth in such soldierly displays of patriotism.

Of course it is important to commemorate national days, but the best way to honour them is to use the occasion to teach some understanding of the historical lessons that they carry, not to frogmarch our children across the parade ground bearing flags.

That last year’s parade was such a fiasco is a sign of how little store our children place on such historical commemorations. It is also a symptom of how threadbare is the slightest notion of discipline in our schools and our society at large.

As usual, the Education Ministry is ignoring the root problems of respect, discipline and quality of education, focussing instead on the superficial and the anachronistic, ensuring that this year schools will turn out the best physical specimens to impress our generals with their marching skills.
20 10 07 Cyprus Weekly

 

 

 

 

 

 Former Greek PMs in Cyprus call

 

 

 

 

Former Greek PMs call for fresh initiatives

By Andreas Hadjipapas

Two former Greek Prime Ministers urged new initiatives to break the Cyprus stalemate, saying that the passage of time worked against Greek Cypriot interests and the prolonged division was fraught with dangers.

And although they had backed the Annan Plan, they stressed that this now belonged to the past. The outcome of the 2004 referendum should be respected and a new effort should aim at unifying European Cyprus – not lead to the island’s permanent partition, they said.

Veteran politician Constantinos Mitsotakis, honorary president of the conservative New Democracy party, and former socialist Pasok leader Costas Simitis, were speaking in Athens at the presentation of Glafcos Clerides’ latest book "Documents of an Era".

Clerides, now nearing 89, flew to Athens for the occasion, accompanied by Disy leader Nicos Anastassiades and his former Foreign Minister Ioannis Kasoulides, now a presidential candidate.

In brief remarks, the former President said he had written the book depicting his involvement in Cyprus’ recent history, in order to underline one specific point - that Greek Cypriot leaders had through the years pursued their "just" goals, without taking into consideration whether the international conditions were helpful or not, ending up with painful compromises.

Mitsotakis, father of the current Foreign Minister Dora Bakoyanni, said the most important achievement of Clerides’ presidency, was Cyprus’s accession to the European Union, without any strings attached.

United

He also hinted that if Clerides had stayed on as President for some more time to pursue the negotiations on the Annan Plan in 2003, things would have been different, since in his view Clerides was "prepared to play this historic role".

Referring to the present, Mitsotakis said the time had come for the two communities on the island to decide whether they wished to live together or go their separate ways.

"Personally, I will never reconcile with the idea of partition, and I hope I will never live to see it happen.

“On the contrary, I look forward to a united Cyprus, through a just and viable solution, which will function in the interest of both communities, which must resolve to live again together, peacefully, as they did for centuries in the past".

He recalled that he and Clerides lived through World War II and saw the end of the Berlin Wall and the reunification of Europe.

"But Cyprus’ division persists and the wall dividing Nicosia is still there ... I hope and pray we shall both live to see this wall also fall and Cyprus getting reunited".

Simitis said that following the rejection of the Annan Plan in the 2004 referendum, "developments are not favourable for the Greek Cypriot side" and there was a constant effort to upgrade the status of the breakaway regime and change the demographic character of the Turkish held north.

He said Cyprus’ accession of the EU and Turkey’s bid to joint the bloc should be utilised in order to promote a solution reuniting the island.

"We need to create the necessary alliances and convergences with our European partners for this purpose."

Simitis also stressed that a Cyprus settlement should be sought by political means, not judicial and legal. He urged new initiatives aimed at bringing about negotiations for a comprehensive settlement within reasonable timeframes.

Any delay and the logic of seeking a solution in the depth of time would only serve the Turkish occupation, he added.

There should also be efforts to restore trust between Greek and Turkish Cypriots.

Proposals

The Greek Cypriot side should initiate new moves and submit concrete proposals for this purpose.

Simitis waned that prolongation of the present status quo in the island created "conditions of insecurity, destabilisation and a strong feeling of uncertainty"

Simitis, who had worked closely with President Clerides to secure Cyprus’ admission to the EU, said "We managed to get the whole of Cyprus into Europe.

It would be tragic and unfair for all Cypriots if we are led not to a united European Cyprus but to a Taiwan-type status of the occupied north and to the island’s permanent partition".

 

 

 

Associated Press 19 10 07

INTERVIEW

THE ASSOCIATED PRESS

The Turkish Cypriot leader said there will be no progress toward reuniting the divided Mediterranean island unless the isolation of northern Cyprus ends, and he warned that time is running out.

"We need an urgent, a comprehensive solution under the auspices of the United Nations to get rid of the Cyprus problem, to unify our country," Mehmet Ali Talat, who leads Turkish-controlled northern Cyprus, said in an interview.

Cyprus has been divided between a Greek Cypriot south and a Turkish-occupied north since 1974, when Turkey invaded after an abortive Athens-backed coup by supporters of union with Greece.

A U.N. peace blueprint was approved by Turkish Cypriots, but rejected by Greek Cypriots in 2004, which meant Cyprus joined the European Union as a divided nation — with only the Greek Cypriot south enjoying EU benefits. In a U.N.-brokered agreement in July 2006, Talat and Cypriot President Tassos Papadopoulos, the Greek Cypriot leader, agreed to start immediately on two-tier negotiations — but the deal was never implemented.

A joint statement issued after the two leaders met in early September for the first time in over a year said they "agreed on the need for the earliest start of the process." But they announced no concrete steps.

Talat said he proposed expediting the stalled reunification process during a meeting in early September with Papadopoulos — their first in over a year — but was rebuffed.

"Unfortunately ... he was just in favor of delaying the process," Talat said Tuesday in an interview after a meeting with U.N. Secretary-General Ban Ki-moon.

Talat said he proposed that five committees work on preparations for full-fledged negotiations which would start after 2 1/2 months, and that the end of 2008 be set as a target to solve the Cyprus problem.

But he claimed the Greek Cypriots want to delay reunification efforts because they believe that Turkey will make concessions to Cyprus in its pursuit of European Union membership.

Talat said he believes this stalling is a waste of time because "I think it is not possible for Turkey to make concessions on the rights of Turkish Cypriots."

Besides, he said, Turkey is committed to lifting the isolation of Turkish Cypriots, and it is committed to a federal solution for Cyprus "based on the political equality of the two peoples and their states."

Turkey's newly elected president, Abdullah Gul, reiterated during a visit to northern Cyprus last month that Turkey will not implement a 2005 agreement with the EU to open Turkish ports and airports to Cyprus until the EU lives up to its commitment to lift a trade embargo on the Turkish Cypriot community.

"It is (a) necessity to get rid of the isolation of Turkish Cypriots, to lift the isolation of Turkish Cypriots," Talat said. "If that happens, then the process for a solution will start."

He said he was "hopeful" because not only the United Nations but the international community, the EU and other countries are starting to understand "the importance ... of this need."

Turkey has proposed the simultaneous lifting of the EU embargo and an opening of its ports and airports. Cyprus, however, has opposed any simultaneous action, saying Turkey must comply with the 2005 EU obligation first.

"The time is running out," Talat said. "I warned the secretary-general, and actually the world (that) ... Greek Cypriots and Turkish Cypriots — they're becoming every day negative for living together. So this is a very dangerous development."

"We need a settlement which will constitute the basis of peace," he said.

"Now, if we ask cooperation on human trafficking, human smuggling, criminal acts, drug trafficking, we get a reply from Greek Cypriot side saying 'Hey, who are you? You are not a state. You are not an authority. We don't recognize you. You are illegal," Talat said. "So how can we build trust between the two peoples. ... It is impossible."

Ban told reporters late Tuesday that he urged Talat, as he recently urged Papadopolous, to engage in dialogue, fully implement the July 2006 agreement, and show flexibility.

"While I was encouraged by their recent meeting in early September, I was again disappointed by the lack of progress," he said.

Asked whether he planned a new initiative, Ban noted that negotiations have been deadlocked.

"Recently I learned ... that unless there are firm commitments from both sides, it is very difficult for me at this time to take certain initiatives. But we will continue to discuss this matter," he said.

EA

 

 


 

=====21 10 2007 Cyprus Mail====

 

‘We don’t like Pontians and we’re not racist’
By Jean Christou

THE MAJORITY of Greek Cypriots think Pontians are not real Greeks, are unreliable, shoddy workers, violent, unassimilated and unfriendly, according to a first-ever poll on attitudes towards them.

By contrast, the vast majority of Pontians had a very positive image of Greek Cypriots and said they would not hesitate to recommend to others to come and live in Cyprus.

The poll, by Focus Consultants, surveyed 600 Greek Cypriots and 400 Pontians, and was presented on Friday night in Paphos by Ombudswoman Iliana Nicolaou.

Overall, some 55 per cent of Greek Cypriots – mostly the 15-44 age group – had a negative image of Pontians. The biggest percentage of those came from Paphos and Larnaca, where there are large Pontian communities and where 65.9 per cent and 69.9 per cent respectively saw Pontians in a negative light. The majority of those polled in the two towns also denied being racist in another part of the survey.

The overwhelming majority of Pontians, 92.7 per cent, had a positive view of Greek Cypriots, although some older Pontians expressed some negativity.

Pontians for the most part believe they have contributed a lot to the economic growth of Cyprus at a low cost. They said they did not notice a lot of obvious discrimination against them in public life, had a high representation in trade unions, and faced little discrimination from public service officials.

They said they felt they were given equal rights when it came to social insurance, the courts, health care, and setting up a business.

Most characterised Greek Cypriots as hospitable and friendly, though around one quarter did feel Greek Cypriots were racist, biased and xenophobic.

The only area in which Pontians said they felt discriminated against was by the police, but the figure was around one third, not the majority.

Over 96 per cent of Pontians don't mind their children going to school with Greek Cypriots, 95 per cent said they live in the same block of flats with Greek Cypriots, and 95.7 work with Greek Cypriots. Nearly 90 per cent said they had Greek Cypriot friends.

A small percentage, around 15 per cent, said it would bother them if their child married a Greek Cypriot.

This compares to just over 50 per cent of Greek Cypriots who say it would bother them if their child married a Pontian. More than half were not bothered that their children were at school with Pontian children.

Around the same number have no problem working with Pontians although one third of those polled thought Pontians were unreliable.

However, over one third said they didn't consider Pontians as Greek and another 45 per cent said they were only “a little” Greek.

Nearly the same numbers said Pontians were not friendly or just a little friendly, while nearly two thirds believe Pontians are violent and over 50 per cent believe Pontians are racist.

Pontian were also blamed by significant numbers of Greek Cypriots for taking jobs, being involved in drugs and for road accidents.

Greek Cypriots were split on whether Pontians were discriminated against, but 55 per cent think they shouldn't be granted citizenship.

At the same time, nearly 60 per cent of Greek Cypriots said they were not racist. The biggest number who said they were not racist were Greek Cypriots in Paphos, where 84.7 denied any such allegation. Over three quarters of Limassolians considered themselves not racist. The figure was 49.5 per cent in Larnaca and 41.7 per cent in Nicosia.

Sunday Mail-Internet Edition 21 10 07--------------------------------------------------------

 

Cyprus simply has the president it deserves
By Loucas Charalambous

I HAVE WRITTEN on countless occasions about the irrationality that dominates this country at all levels. This irrationality stems from a general lack of education and explains the desperately low level of political culture. A brief glance at the opinion polls carried out recently confirms this depressing view.

In a poll published a few days ago, Cypriots were asked “whether the pseudo-state’s status has been upgraded in the last year” and 63 per cent answered ‘yes’. On the next question – who will you vote for in the presidential elections – half of these people answer Tassos Papadopoulos, the man who had been the president in the last year. In other words, the man under whose presidency the upgrading took place and under whose presidency the ‘TRNC’ is moving slowly but steadily towards its recognition as a separate state. What should one conclude? That people are idiots or that they are pleased with the upgrading?

Respondents were asked which candidate would best secure the unity of the Greek Cypriots and most (36 per cent) said Papadopoulos. Can you believe it? This is the man for whom a day rarely goes by without him hurling abuse at those who disagree with him, accusing them of being traitors, of taking bribes from foreigners (this is the man who took a £50,000 donation from Watford Petroleum), of promoting Turkish positions in the Greek language and of “undermining our struggle”. This man, people think, will ensure our unity! You need to have a few screws loose to think this.

The lunacy reaches its apogee on the issue of corruption. Respondents were asked which candidate would most effectively combat corruption and most chose Papadopoulos. Well, it may sound harsh but these people must be living in cloud cuckoo land. Is it possible for a man effectively to fight corruption, given that under his presidency Cyprus has slid down the corruption and transparency league table, compiled by an independent international agency?

And this outrageous response was given in the wake of revelations about his law office’s involvement with arms dealers (when he was still a party leader) and with the company vying for the biggest ever state contract – for the importation of Liquid Natural Gas – worth a billion pounds. His son, who was dealing directly with the LNG company, and his former partners at the law office have been caught telling lies about the office’s links with this company and neither the president nor the son bother answering the host of questions raised by this blatant conflict of interest.

They were asked who was behind the company, with a capital of £1,000, that was preparing to swallow up millions from the LNG supply contract, and their response was that the DISY leader would bring back the Annan plan. They were asked why the law office was writing letters on behalf of an arms agent to the Chinese company Norinco, threatening to report it to the Defence Minister if it did not make commission payments owed, and their response is that such questions downgraded our political level. Greek Cypriots hear and read these things all the time, but insist that they would vote for Papadopoulos.

Could such a phenomenon have taken place in any other country? But in the end, our problem is not the president. The problem is the political level of the people. In fairness, Cyprus has the president it deserves. For such a people, the president might even be too good for us. We deserve someone worse.

Sunday Mail Internet Edition- 21 10 07--------------------------------------------------

 

A shameless ploy to win votes

WITH the support of all the Greek Cypriots who are opposed to the idea of re-unification in the bag, President Papadopoulos has now decided to turn his attention to the voters who are in favour of a settlement of the Cyprus problem. Posing as the courageous leader who will protect Cyprus from evil foreign conspiracies aimed at imposing an unfair settlement will secure him a sizeable number of votes, but not enough to win him the elections. Neither will the constant harking back to the referendum and his role in securing the overwhelming rejection of the Annan plan, which he and his supporters have been bringing up endlessly in the campaign.

His advisors must have done their homework – listened to the focus groups, analysed the many opinion polls, studied voting patterns – and realised that selling Papadopoulos as the bulwark against the unfair settlement could not get him re-elected. To win in February he needs to attract votes from the pro-settlement camp. It may sound cynical, but this is the main explanation for his political transformation and sudden interest in setting up meetings with Mehmet Ali Talat, opening the Ledra Street crossing and proposing confidence-building measures.

The truth is that he underwent a similar transformation before the presidential elections of 2003, when he temporarily discarded his hard-liner persona and presented himself as man committed to delivering a settlement. As late as Novemer 2002, he had been calling for the outright rejection of the Annan plan, but a couple of months before the February elections he started promising that “I will work for a settlement of the Cyprus problem based on the Annan plan”. We were bombarded with this pledge in television advertisements, which were broadcast 10 times a night before the elections, even though he had no intention of honouring it.

Could anyone with a basic memory and a modicum of intelligence believe that he is being sincere this time? Certainly not, given that since the referendum his actions showed a president who was not only content to maintain the status quo, but went out of his way to poison the climate between the two communities. As one politician argued on television a few days ago, Papdopoulos not only rejected the Annan plan, but encouraged general public opposition to any settlement. In fact, since the referendum, he has shown no interest in pursuing negotiations, his only concession to the peace process being the July 8 agreement – a preparatory process that never got off the ground because of disagreements over the procedure to be followed.

For a whole year, he had no problem with the fact that the procedure went nowhere – his submission of 90-plus chapters for discussion contributed to this failure – but six months before the elections decided that something should be done and invited Talat to a meeting. He had publicly refused to meet Talat for three years on the grounds that he was Ankara’s puppet and that he was only prepared to talk to the Turkish government. Six months before the elections, he not only decided he wanted to talk to the puppet but he wanted to have more than one meeting, even though there had been no progress on the July 8 agreement, which he had previously set as a condition for such a meeting. It was the same with the Ledra Street crossing – he refused to open it because he disagreed with the demarcation line drawn by UNFICYP, but five months before the elections he has forgotten his “point of principle”, which he had declared non-negotiable.

But if there is one thing that exposes Papadopoulos’ transformation as a complete sham, it is the suggestion, included in his proposals to the UN Secretary-General, for the establishment of a forum, in which citizens from the two communities would be discussing issues relating to a settlement. This proposal comes from the man who spearheaded the nasty hate-campaign against all bi-communal NGOs in 2004, which accused the Greek Cypriot participants of being paid agents of the Americans; the same man who never took a stand when the media was branding Greek Cypriots who had contacts with the other side as traitors.

Some newspaper analysts have suggested that Papadopoulos’ initiatives were forced on him by the realisation that his sterile hard-line policy was leading to partition. Others have argued that he was trying to score a diplomatic victory over the Turkish side by exposing its intransigence. Neither theory is correct. His only concern is to win votes from pro-settlement supporters. He fooled them once in 2003 and believes he can do it again in 2008. Only this time, he realises that oral promises will not be enough and his commitment to a settlement must be backed by some practical steps.

Cyprus Mail- 23 10 07

 

Death chamber: will the telephone ring?
By Nicos A Rolandis

IN MY letter of resignation from the post of Minister of Foreign Affairs dated September 21, 1983 and addressed to then President Spyros Kyprianou in the wake of the rejection by our side of the “Indicators” Initiative of UN Secretary-General Perez de Cuelliar, I wrote inter alia:
“We have encouraged the UN Secretary-General to proceed with his initiative and try to resolve the intractable and dangerous deadlock we are facing. The Secretary-General on August 8 [1983] came up with some ideas on certain aspects of the Cyprus problem…

Immediately after, we started wavering. There was a lot of talk about a trap, about partitionist tendencies, about national hazards – which in reality did not exist. The Secretary-General, who was until then our good friend, became our enemy – that was the fate of all those who were implicated with our problem in the past. However, how shall we ever manage to find a solution? Through prayers? Through requests for help addressed to God? Through resolutions? Or shall we most probably be faced one day with the final partition of our country (if not with something worse)… The President of the Republic of Greece Mr Constantinos Karamanlis in his official speech, during your state visit to Greece last April, said a few things which may have brought about some unpleasant memories or conclusions. What he spoke however, was the truth. If we listen to what he said, there will be probably those who will mediate with Ankara [for a solution]. Otherwise we shall be left alone with our slogans, our rhetoric, our patriotic oration and with the Turkish occupation.”

I resigned from my ministerial post… Twenty-four years have elapsed since then, but if I had to write that letter today, I would have written exactly the same things. Fifty-five days after my letter of resignation, we had the Unilateral Declaration of Independence of the Turkish Cypriot “state” (November 15, 1983). Mr Kyprianou would not believe me when I warned him that I had information about the spinoff of the “state” if we rejected the “Indicators”. He had his own information from Romanian President Ceausescu that such a thing could not happen. In exactly the same way Makarios would not believe back in 1963, that his attempt to amend the Constitution would be doomed and that it would cause the disaster which ensued. Makarios also would never believe or accept, despite the so many warnings that he had, that a Greek coup was imminent in 1974 and he failed to take the necessary precautions. Similarly Tassos Papadopoulos does not believe today that his policy of the past four and a half years on Cyprus has led to partition. He will realise it when we tumble deep into the abyss.

During all these years, in parallel to our “storied” political judgment, we had a number of politicians who proved to be champions in the field of leading the people into a lethargic state, through a series of monotonous, senseless, lukewarm, faded, “patriotic” phrases about resistance, bastions, strongholds and struggle. And the people also proved to be champions in swallowing the above preaching as long as favouritism, graft and benefits from power were on their side. Of course, when things turned sour, the politicians ran for cover in foreign embassies to save their skin, while the people paid the bitter price… and God help Cyprus…
It gets really tragic when one considers carefully where we ended up, by rejecting over the years seven initiatives on Cyprus: The Anglo-American-Canadian Plan and six UN Plans, all of them unanimously endorsed by the Security Council. All the above Plans were characterised by us as “monstrosities”, “cursed” and “leading to a breakup of the Republic of Cyprus”. It appears that all of them out there in the international community have been trying to destroy us. So, through blunders, omissions and sins of both communities, we reached the “Chamber of Death”. We reached partition, a punishment we assigned to our country.

What we lost and what we suffered have occurred almost in their totality during the past four to five years: we lost, probably irreversibly, Famagusta, after we rejected seven initiatives for its return. It appears Morphou is gone definitively (recent statements of Talat exclude now the possibility of return). We have lost the 50-odd villages and the nine per cent of the territory, where 90,000 refugees would have gone back (other refugees could return under Turkish Cypriot administration). We lost Karpasia. We are left with a 40,000 strong Turkish army of occupation, which would have departed and been replaced by a Greek and a Turkish contingent of 950 and 650 men respectively. The Turkish settlers have stayed in Cyprus and their number increased from 130,000 in 2004 to 200,000 in 2007. The unity of Cyprus, the one sovereignty, one citizenship and one international personality are also gone. We have lost the properties of the refugees, on which thousands of buildings have been erected and sold to foreign citizens (truly, how, when and by whom will these properties be ever recovered?). The European Court of Human Rights (ECHR) is about to legalise the Properties Compensation Committee in the north. A contact group between the European Parliament and the “Turkish state” has been created. Elected Turkish Cypriot parliamentarians have been officially admitted as observers by the Council of Europe. The Tymbou (Ercan) Airport is since 2004 a legal port of entry for all Cypriot, European and foreign passengers. A ferry link has started between Syria and the occupied port of Famagusta. “Direct trade” with the Turkish Cypriots is in the wings, it is supported by everybody in the European Union. There are huge investments in the north in the field of tourism. Papadopoulos is the only President of the Republic since 1960, who has never been admitted at a meeting with the President or the Secretary of State of the US – the only superpower in the world. Turkish Cypriot leader Talat had many high level meetings in Washington DC (with Condoleezza Rice), Brussels, London, Pakistan, Azerbaijan and elsewhere. It is the first time that a Turkish Cypriot “Foreign Minister” has meetings with high officials in many countries. Italian parliamentarians acquire Turkish Cypriot citizenship.

Judges of the Turkish Cypriot “state” are appointed as judges of the ECHR, despite our objections. European Commission Vice-President Verheugen said in 2004 that we had cheated him. In December 2006 we were humiliated in Brussels (the pro-government Cypriot press described it as the Waterloo of Cyprus). Since 2004 Kofi Annan has ignored and shunned us.

Ban Ki-moon has just found out where Cyprus is on the map. The Islamic Conference has upgraded the Turkish Cypriot community to “Turkish Cypriot state”. The notion of partition has been solidified in recent years, but the average Cypriot does not realise the inherent dangers which it entails. Member of European Parliament Matsakis, elected by DIKO, speaks officially about partition. At the European Council in June 2004, the Cyprus Government, along with all other EU governments, paid tribute to Turkey for her constructive stance on Cyprus. The Swedish government summons a conference on Cyprus ignoring us, which causes embarrassment. The German Parliament gets closer to the north with some signals of preliminary recognition. Former Foreign Minister of the Netherlands Van den Broek became Van den Turk for us. Enlargement Commissioner Olli Rehn became our “enemy”. Influential European leaders like Borrell, Martens and Mrs Rothe, who used to be our good friends, became “enemies” as well. “Enemy” too is Matyas Eorsi the Council of Europe Rapporteur on Cyprus. Even Cypriot Commissioner Marcos Kyprianou has distanced himself from our policy on Cyprus. There have been statements in recent years by European leaders that we should not have acceded to the EU without a prior solution of the Cyprus problem. There have been initiatives for the recognition by international athletic organisations of the Turkish Cypriot Football Federation. Tenor Jose Carreras sings in occupied Salamis despite our protests. Our refugees, fed up with our incoherent policy, have started the process of exchange of properties between Greek and Turkish Cypriots through the “Committee” in the north.

But most importantly, confidence between many Greek and Turkish Cypriots has evaporated since 2004. So with whom will Greek Cypriots dance the tango of reunification?

As stated above, it has been proved that our political assessments have been perennially wrong, hence our present predicament. In exactly the same way, our assessments at the present time are wrong as well. We do not realise that we stand before the “Chamber of Death”, before partition.

In the USA there are Death Chambers in almost every State. A telephone lies next to the Chamber. If it rings, it may convey the message of reprieve. Is there anybody who may cause the telephone to ring in our case? Anybody to save Cyprus?

I believe the telephone in our case may be activated only by the people of Cyprus in the elections of next February. The people are the ones who may dump partition. Who may restore life and hope. And as hope is the last to perish, it may still be alive.


NICOS A. ROLANDIS
POLITICAL BUREAU

Tel:+357 22 353811/2, Fax:+357 22 353100, P.O. Box 21700 – 1508 Nicosia. Email: nicos@rolandis.com

21/10/07 Cyprus Mail 2007

 

Ermeniler büyük hayal kırıklığı yaşıyor

      ABD’de 1915 olaylarınailişkin Ermeni iddialarını içeren tasarının baş hazırlayıcılarının, tasarının Temsilciler Meclisi genel kurulunda oylanmasının ertelenmesini istemesiyle birlikte, Ermeni lobisinin Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kaybettiğinin ortaya çıkması, tasarı yanlıları arasında hayal kırıklığına yol açtı.
      Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) kuruluşununaçıklamasına göre, ANCA’nin icra direktörü Aram Hamparian, tasarıya karşı çıkan Başkan George Bush yönetimini ağır dille eleştirerek, "Amerika’nin çıkarlarını, değerlerimizden taviz vererek ilerletmeye çalışmak, dış politikada hızlı bir düşüşün formülüdür" dedi.
      Amerikan Ermeni Siyasi Eylem Komitesi adlı kuruluşun icra direktörü Jason Capizzi de, "Türkiye’nin umutsuzca tehditlerinin sürdüğü bir ortamda" tasarının geçmesinin zor olduğu yönünde tasarının hazırlayıcıları tarafından yapılan gerçekçi değerlendirmeyi anladıklarını kaydetti.
      Tasarının baş hazırlayıcısı konumundaki Demokrat milletvekili Adam Schiff de AP ajansına açıklamasında, Türkiye için çalışan lobi şirketini kastederek, "maalesef Türk lobisi parasını hak etti" dedi.
      Sanırım baskı yoluyla gerçekleştirdikleri bu kampanyada başarılı oldular. Maalesef bizim kendi dışişleri bakanlığımız da, buna yardım etti ve bunu destekledi" dedi.
      Schiff, Temsilciler Meclisinde çoğunluğu yitirdiklerini kabul ederek, şu sıralarda genel kurulda yapılacak bir oylamada kaybetmektense tasarının geçmesine yetecek oy sayısına ulaştıklarında oylamanın gerçekleştirilmesini tercih edeceklerini belirtti.
      Aralarında Schiff’in de bulunduğu tasarının baş destekçisi dört Demokrat milletvekili, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’ye gönderdikleri mektupta, genel kurul oylamasının daha sonra "daha uygun" bir zamanda yapılmasını istemişti.


      Pelosi’nin bürosundan yapılan açıklamada, Temsilciler Meclisi başkanının, dört milletvekilinin bu kararını saygıyla karşıladığı belirtildi.

MILLIYET 26/10/07

 

Girne'de yaşayan 100 yaşındaki İngiliz kadından rekor denemesi

Gözde SÜREÇ

Karaman köyünde yaşayan Margaret McKenzie McAlpine (Peggy) 100'üncü yaşına girişini kutlamak üzere 30 Ekim Salı günü Girne'de yamaç paraşütüyle (paragliding) bir atlayış gerçekleştirecek ve başarılı olması halinde yamaç paraşütüyle atlayan en yaşlı kadın olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek.

McAlpine, yamaç paraşütüyle atlayacağı günü büyük bir heyecanla bekliyor.

McAlpine'ın doğum günü dolayısıyla düzenlenecek etkinlikler çerçevesinde yarın Karaman Kilise'sinde saat 19.30'da bir konser düzenlenecek. Konserde Girne Oda Korosu 100 yıl öncesine ait şarkıları seslendirecek. Maggie Aspey-Kent de koroya katılarak piyanosuyla geleneksel caz şarkıları çalacak. Konserde, ayrıca Fikri Toros tarafından klasik piyano dinletisi sunulacak.

Güney Kıbrıs'tan etkinliğe katılacak olan "Worshipful Master Of Cyprus" unvanlı mason tarafından, McAlpine'a merhum eşinin Master Mason (Yönetici Mason) olarak görev yaptığı Cheshire Mason Locası'ından gönderilen bir saat ve çiçek buketi doğum günü hediyesi olarak verilecek.

McAlpine, 30 Ekim Salı günü ise Girne'de yamaç paraşütüyle bir atlayış gerçekleştirecek ve başarılı olması halinde yamaç paraşütüyle atlayan en yaşlı kadın olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek.

Aynı gün Pia Bella Oteli'nde British Residents Society tarafından bir öğle yemeği verilecek. İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet'in de katılacağı yemekte, McAlpine'a İngiliz Kraliçesi'nin doğum günü hediyesi takdim edilecek. Pia Bela Otel'deki doğum günü yemeğine katılacak olan eski Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'a da British Residents Society onur üyesi ödülü takdim edilecek.

2004 yılında kızı Elizabeth ile birlikte Kuzey Kıbrıs'a yerleşerek burada yaşamaya başlayan McAlpine'ın daha önce de bungee jumping yaptığı belirtiliyor.

KIBRIS 26/10/07

 

"Ditet E Naimi" uluslararası şiir festivalinde KKTC'den bir şair

İbrahim AKANÇAY

Makedonya'nın Tettova şehrinde, 18-21 Ekim tarihleri arasında, en önemli Arnavut Şairlerinden Naimi Fresheri anısına bu yıl 11'ncisi düzenlenen "Ditet E.Naimit" uluslararası şiir festivalinde, KKTC'yi genç şairlerimizden Beste Sakallı temsil etti.

Danimarka, İtalya, İrlanda, Romanya, Almanya, Bulgaristan, Türkiye, Macaristan, Kosova, Uruguay, Bosna-Hersek, Lituanya, Makedonya ve KKTC'den olmak üzere toplam 41 şairin katılımı ile gerçekleşen şiir festivalinde 3 gün boyunca şiir söyleşileri, sunumlar ve kitap tanıtımları gerçekleştirildi.

Kolombiya ve İrlanda'da düzenlenen şiir festivalleriyle de bağlantılı olan festival süresince etkinlikler canlı olarak devlet televizyonundan yayımlandı.

Şiir festivaline katılan şairlerin kendi lisanında okudukları şiirleri ve konuşmaları İngilizce ve Arnavutçaya çevrildi. Ayrıca tüm katılımcı şairlerin Arnavutçaya çevrisi yapılan şiirleri, festivalin 11'nci antolojisinde yayımlandı.

Beste Sakallı, Kıbrıs Türk şiiriyle ilgili sunum yaptı

Program çerçevesinde, Kıbrıs Türk şiiriyle ilgili olarak kısa bir sunum yapan genç şairimiz Beste Sakallı daha sonra Üsküp'de Köprü Kültür Sanat Derneği Başkanı ile bazı temaslarda bulundu.

Makedonya devlet televizyonu yetkilileri ile de görüşen Sakallı'nın gerçekleştirdiği söyleşi akşam haberlerinde yayımlandı.

Güzel izlenimler ve kazanımlarla döndüğünü söyleyen Sakallı, şiir sanatı konusunda ülkesini en iyi şekilde temsil ettiğine inandığını söyledi.

KIBRIS 26/10/07

 

 

Yali: Lokmacı ve Yeşilırmak kapılarının açılması çözüme katkı sağlayacak

Çin Halk Cumhuriyeti'nin Lefkoşa Büyükelçisi Zhao Yali, Lefkoşa Türk Belediyesi'ni ziyaret ederek, Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları'yla görüştü.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin Lefkoşa Büyükelçisi Zhao Yali, Lokmacı ve Yeşilırmak kapılarının açılmasının Kıbrıslı Türkler ile Rumların hem ekonomik hem de politik açıdan yakınlaşmasına ve çözüme katkı sağlayacağını vurguladı.

LTB'den yapılan açıklamaya göre, bir Çin Büyükelçisi ilk kez LTB'yi ziyaret etti.

Görüşmede Bulutoğluları Yali'ye LTB'nin çalışmalarını anlattı ve Kıbrıs konusuyla ilgili görüş alış verişinde bulundu.

Belediyecilikte yeni bir anlayışla yoğun bir çalışma başlattıklarını ifade eden Bulutoğluları, yeni projeleri teker teker hayata geçirmeye başladıklarını belirtti.

Bulutoğluları Belediye Sarayı'nın tamamlandığını ve çok yakında hizmete gireceğini de dile getirdi.

Büyükelçi Yali'nin ziyaretiyle başlayan ilişkilerinin daha sağlam bir zeminde devam etmesini dilediğini söyleyen Bulutoğluları, belediyenin yasal ve tanınmış konumunu da kullanarak bu ilişkileri ileriye götürebileceklerini belirtti.

Kıbrıslı Türkler üzerindeki ambargoların kaldırılması gerektiğini belirten Bulutoğluları, direkt uçuşların başlatılması gerektiğini de vurguladı.

Çözüm konusunda Türk tarafının üzerine düşen görevi yerine getirdiğini söyleyen Bulutoğluları, Rum tarafının da çözüme yönelik adımlar atması gerektiğini kaydetti.

Bulutoğluları, Lokmacı Kapısı'nın da açılması gerektiğini belirterek, bu kapının açılmasının Kıbrıs sorununun çözümüne önemli bir katkı yapacağını dile getirdi.

Büyükelçi Yali

LTB Basın Bürosu, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Lefkoşa Büyükelçisi Zhao Yali'nin de Lokmacı ve Yeşilırmak kapılarının açılmasının Kıbrıslı Türkler ile Rumların hem ekonomik hem de politik açıdan yakınlaşmasına ve çözüme katkı sağlayacağını dile getirdiğini, Güvenlik Konseyi üyesi bir ülke olarak BM şemsiyesinde bir çözümü desteklediklerini ifade ettiğini bildirdi.

Yali'nin hükümetinin bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirdiğini de söylediği belirtildi.

KIBRIS 26/10/07

 

AP İkinci Başkanı: Türkiye haklı

Avrupa Parlamentosu İkinci Başkanı ve AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Gurubu Başkanı Mechtild Rothe, Türkiye’nin PKK terörünü önlemeye yönelik sınırötesi harekatını desteklediğini söyledi.

AA

Güncelleme: 20:02 TSİ 27 Ekim 2007 Cumartesi

 

HAMBURG - Alman Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Hamburg kentindeki parti kurultayına katılan Mechtild Rothe, “Her ne kadar savaşa karşı bireyler olsak da Türkiye, kendisini korumak ve savunmak zorundadır. AB, Türkiye’nin kendisini savunma amaçlı, Irak’ı işgal etmeye yönelik olmayan ve sadece PKK terörünü engellemeye yönelik sınır ötesi harekatını desteklemektedir” dedi.

Kurultaya katılan KKTC Cumhuriyetçi Türkiye Partisi (CTP) Lefkoşe Milletvekili Dr. Mustafa Yektaoğlu da toplantı sonrasında terör örgütü PKK’nın AB ülkeleri tarafından da terörist ilan edildiğine dikkati çekerek, şunları söyledi:

“Kuzey Kıbrıslılar olarak terörizme karşı olduğumuzu tekrarlamak istiyoruz. Bu konuda Türkiye’nin arkasındayız. AB tarafından da PKK terörist grup olarak ilan edilmiştir ve böyle de kalmaldır. Bu nedenle AB, Türkiye’nin teröre karşı haklı savunmasına göz yummalıdır.”

AB’nin Kıbrıs konusuna ilişkin politikalarını da eleştiren Yektaoğlu, KKTC’ye uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiğini vurguladı.

KKTC’ye uygulanan izolasyonun kaldırılmasıyla ilgili verilen sözlerin tutulması gerektiğini, birleşik bir Kıbrıs istediklerini ve bunun için müzakerelere başlayabileceklerini ifade eden Yektaoğulu, “Kıbrıs, çözülmesi çok zor bir siyasi sorun halindedir. Yıllardır bu zorluklarla yaşıyoruz, ancak buna bir çözüm bulacağımıza inanıyoruz” dedi.

SPD kurultayına, CHP davet edilmedi. Kurultaya DTP Avrupa temsilcisi Fayik Yağızay ise davet edildi.

Bir daha baharda av yapmayacağız

İlkbaharda üveyik avına bu yıl iki gün "kaçamak" izin veren Rum Yönetimi, Avrupa Birliği adaletinden kaçamadı... AB Komisyonu'nun yazılı uyarısından korkan Papadopulos hükümeti, "Bir daha baharda av yapmayacağız" diye tövbe ederek, AB Adalet Divanı'nda yargılanmaktan kurtuldu. AB Komisyonu, hukuki süreci durdurdu, "Ancak gözüm üzerinizde olacak" dedi...

Mustafa GÜRSEL

15 yıl aradan sonra bu yıl seçime yönelik popülist bir kararla ilkbaharda üveyik avına iki gün "kaçamak" izin veren Papadopulos hükümeti, Avrupa Birliği adaletinden kaçamadı... AB Komisyonu Kuş Koruma Emirnamesi'ne aykırı hareket ederek suç işleyen Rum Yönetimi, AB Komisyonu'nun gazabına uğradı. Komisyon, 6 ve 9 Mayıs'ta üveyik "avlatan" Rum Yönetimi aleyhine anında yasal işlem başlattı. Yazılı olarak uyarılan Rum Yönetimi, "bir daha baharda av yaptırmayacağı" ve emirnameye tamamen uyacağı yönünde tövbe edip söz verdi... AB Komisyonu bunun üzerine ikinci uyarıyı göndermedi ve hukuki süreci durdurdu. Ancak kararında, "emirnameye harfiyen uymasını sağlamak üzere gözünün Rum yönetiminin üzerinde olacağını" vurguladı.

AB Komisyonu, birliğin en küçük üyesi ve en "acımasız" avcısı olan Malta'yı ise AB Adalet Divanı'na veriyor. Komisyon Malta'ya ikinci uyarısını da gönderdi. Malta, AB Kuş Koruma Emirnamesi'ne uyacağı ve baharda av yapılmasına bir daha izin vermeyeceği yönünde söz vermezse, yargılanıp cezalandırılacak. Göçmen kuşların Afrika-Avrupa arasındaki en önemli göç yolu üzerinde bulunan Malta, ilkbaharda bıldırcın ve üveyik "avlatmıştı." AB Komisyonu, Malta ve (Güney) Kıbrıs'ı, kuşların üremelerine ve nesillerini sürdürmelerine fırsat tanımamakla suçladı. Bıldırcınlar Kıbrıs üzerinden göç etmiyor. Ancak üveyikler Kıbrıs'a geliyor ve yavrulayıp geri Afrika'ya dönüyor. Üveyik sayısında dramatik düşüş var...

AB Komisyonu Çevre Komiseri Stavros Dinos, yabani kuşların sürdürülebilir avlanmasının ciddi şartların yerine getirilmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı. Dinos, AB Komisyonu'nun biyolojik çeşitliliğin yok olmaması için tüm AB üyelerinden yabani kuşları korumalarını ve AB kurallarına uymalarını istediğini kaydetti. Stavros Dinos bu yöndeki çabalarını sürdüreceklerini söyledi.

AB yasaları, ilkbahar döneminde av yapılmasını, av hayvanlarının nesillerini sürdürebilmelerine olanak verilmesi ve sürdürülebilir avcılık yapılması amacıyla yasaklıyor. Bu kurala aykırı hareket eden ülkeler AB mahkemesinde yargılanıyor ve cezalandırılıyor. AB Anlaşması'nın 226 ve 228. maddeleri, AB yasalarına ve AB Adalet Divanı kararlarına uymayan ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen üyeler hakkında AB Komisyonu'na yaptırım ve ceza uygulama yetkisi tanıyor. Malta ilkbaharda bıldırcın ve üveyik, Rum Yönetimi ise üveyik "avlattığı" için daha önce yazılı olarak uyarılmıştı. Papadopulos hükümeti AB'ın uyarısını dikkate aldı ve yazılı olarak, bir daha baharda av yaptırmayacağı yönünde söz verdi. Böylece, yargılanıp cezalandırılmaktan kurtuldu. Malta'yı ise ceza bekliyor... İkinci uyarının süresi önümüzdeki ay dolacak. Bu sürede Malta ilkbaharda av yapmayacağı yönünde AB Komisyonu'na söz vermezse, AB Adalet Divanı'nda yargılanacak. AB üyelerinin, komisyonun uyarılarına iki ay içinde olumlu yanıt vermeleri gerekiyor. İkinci uyarı süresinin sonunda ilgili ülke mahkemeye veriliyor.

Sayıları azalan türler arasında bulunan üveyikler, Avrupa Komisyonu Kuş Koruma Emirnamesi ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı Koruma İzleme Merkezi'nin koruma listelerinde bulunuyor. Üveyikler, Nesli Tehlikede Olan Bitki ve Hayvanların Ticaretini Yasaklayan Uluslararası Konvansiyon ve Göçmen Türlerin Korunması Konvansiyonu çerçevesinde de korunuyor.

FOTOĞRAFLI/ALI (RUM YONETIMI UVEYIK TOVBESI)

Fotoğraf altı: Üveyiklerin ömürleri, Afrika ile Avrupa-Asya arasında geçiyor. Yaşayabilmek ve nesillerini sürdürebilmek için, yılda iki kez, Büyük Sahra Çölü'nü geçiyorlar... Üveyikler çevre sorunları, bilinçsiz avcılık, kötü hava şartları ve açlık-susuzluk nedeniyle göç yollarında önemli oranda telef oluyorlar... Ve AB'ın iki üyesi, üremelerine dahi fırsat vermeden, yol yorgunu üveyikleri, "av" diye yok edebiliyor... Ancak AB düzeninde yapanın yanına kalmıyor... KKTC'de 2000 yılından beridir ilkbaharda av yapılmıyor...

KIBRIS 27/10/07

 

Rum, teröre kucak açıyor

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, "terörizme kucak açmakla" suçladığı Avrupa Birliği üyesi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni şiddetle kınayarak "uluslararası camiaya Rum tarafının teröre yataklık etmesine izin verilmemesi gerektiğini hatırlatırız" dedi.

Avcı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin terörizmle mücadelede uluslararası toplumla tam bir dayanışma ve güç birliği içinde hareket etmekte olduğunu vurguladı.

Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Avcı, terör örgütü PKK'nın Türkiye'ye yönelik saldırıları sürerken Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin kucak açtığı PKK militanlarının önceki gün, Güney Kıbrıs'ta Türkiye ve KKTC'yi hedef alan çirkin sloganların atıldığı bir miting düzenlediğine dikkat çekerek "Ülkemizin ve Türkiye'nin seçilmiş liderlerine hakarette bulunmalarını ve bulunmalarına izin verilmesini şiddetle kınıyoruz" dedi.

"Güney Kıbrıs'ta büro açan ve faaliyet gösteren, otuz binden fazla Türk vatandaşını katleden bölücü terör örgütü PKK'nın yıkıcı faaliyetlerine GKRY'nin destek vermekten kaçınmadığının bir kez daha gün ışığına çıktığını" ifade eden Avcı, PKK'nın Güney Kıbrıs'ta artan faaliyetlerini engellemek bir yana, Rum Yönetimi'nin terör örgütüne verdiği siyasi, maddi ve lojistik desteğin Kıbrıs Türk tarafınca ilgili tüm taraflara defalarca duyurulduğunu anımsattı.

Avcı, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'nın 2007 yılında yayınladığı "2006 Terörizm Raporu"nun da, PKK'nın Güney Kıbrıs'taki terörizmi destekleyen faaliyetlerini teyit ettiğini hatırlatarak "Bunun yanında, terörist başı Abdullah Öcalan'ın Kenya'da Kıbrıslı Rum istihbarat görevlisi Lazaros Mavros'a ait Kıbrıs Rum diplomatik pasaportuyla Yunan Büyükelçiliği'nde yakalandığı hala hafızalardadır" dedi.

Uluslararası toplumla dayanışma

Avcı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin terörizme kucak açtığını vurgulayarak şunları kaydetti:

"1955-1974 yılları arasında insanlığa karşı suç işleyen EOKA terörüne bizzat maruz kalan ve 1960 Ortaklık Cumhuriyeti'nden silah zoruyla dışlanan Kıbrıs Türk halkı terörizmi, kaynağı ne isterse olsun, her zaman lanetlemektedir. Kıbrıs Türk halkının temsilcisi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin terörizmle mücadelede uluslararası toplumla tam bir dayanışma ve güç birliği içinde hareket etmekte olduğunu bir kez daha duyururuz.

Uluslararası toplumun dünya barış ve güvenliğini tehdit eden terörizme karşı ortak mücadele çabalarının aksine, terörizme kucak açan AB üyesi GKRY'ni şiddetle kınar, uluslararası camiaya Rum tarafının teröre yataklık etmesine izin verilmemesi gerektiğini hatırlatırız."

KIBRIS 27/10/07

 

Papadopulos’a destek artıyor

Kıbrıs Rum kesiminde gelecek Şubat ayında yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde Rum lider Tasos Papadopulos, rakipleriyle arasındaki farkı giderek açıyor.

NTV

Güncelleme: 17:35 TSİ 28 Ekim 2007 Pazar

 

LEFKOŞA - Yapılan son anketlere göre Papadopulos, alacağı oy oranını yüzde 3 oranında artırarak yüzde 33’e çıkardı. Papapopulos’un en yakın rakibi iktidardaki AKEL partisi genel sekreteri Dimitris Hristofyas’ın oy oranıysa yüzde 28. Bağımsız aday Ioannis Kasulidis’in oy oranı da yüzde 25 olarak belirlendi. Bu sonuçlar, Papadopulos’un 17 Şubat’taki seçimleri kazanarak ikinci kez iktidara geleceğini gösteriyor.

 

Sunday Times: Kandil'de PKK'lılarla beraber İngilizler var

      PKK’nın yanında çeşitli uluslardan vatandaşların da "savaştığı" bildirildi. The Sunday Times gazetesi, PKK’nın yanında "İngilizler, Ruslar, Almanlar, Yunanlılar, İranlılar ve Arapların da savaştığı"nı yazdı. Kandil’e çıkan gazete muhabiri, "Dağa giderken Irak ordusunun kontrol noktalarında gerilla mevzilerine giden yolu bize neşe içinde tarif ettiler" diye yazdı.
      İngiliz The Sunday Times gazetesi, Kandil’e çıkan muhabiri Hala Jaber’in izlenimlerini yansıttığı uzun haberinde "The Sunday Times, Kuzey Irak’ta Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile birlikte Türk kuvvetleri ile savaşan yabancıların arasında Britanyalıların da bulunduğunu açıklayabilir" dedi.
      Kandil Dağı’ndaki PKK’lılara dayanarak bazı Avrupalıların PKK ile güç birliğini yaptığını belirten gazete, "3 bin" kişiden oluşan PKK gücünde en az üç Britanyalı olduğuönu belirterek şöyle devam etti:
      "Diğerleri arasında Ruslar, Almanlar, Yunanlılar, İranlılar ve Araplar da var. PKK, hem Avrupa, hem de Amerika tarafından terörist bir örgüt olarak nitelendiriliyor.ö
     
     'PKK’YA KARŞI EYLEMİN İŞARETİ YOK'

      Jeep ile Kandil Dağı’na çıkan The Sunday Times muhabiri Jaber, "Turkey’nin, Kuzey Irak’taki Kürt bölgesel hükümetinin PKK’yı kıskaç içine almasın talebine karşın onlara yönelik herhangi bir eylemin işareti yoktu" diye yazdı.
      Hala Jaber "Dağa giderken Irak ordusunun her kontrol noktasında geçmemiz yönünde işaret yaptılar ve bize gerilla mevzilerine giden yolu neşe içinde tarif ettiler" sözlerini de kullandı.
      PKK’lılara yönelik ikmal yollarının da kesilmediğine dikkat çeken Jaber, Kandil’e çıkarken yolda gıda malzeme ile dolu birkaç aracı gördüklerini de anlattı.
     
     'REHİN ASKERLERE SAYGI İLE DAVRANIYORUZ'

      The Sunday Times muhabiri, görüştükleri İshanaz adlı bir PKK’lının "Saldırılarımız Türk kuvvetlerine odaklandı ve rehin askerlere saygı ile davranıyoruz" dediğini de aktardı. İshanaz, ayrıca rehin alınan askerlerin "talepleri yerine getirilinceye kadar tutulacağıönı söyledi.
      Gazete, aynı PKK’lının, "Bağımsız bir Kürdistan, Türkiye, İran ve Suriye’den kurtarılmış toprakları içermeli" de dediğini de aktardı.(ANKA)
     

MILLIYET 28/10/07

 

Talat: Kıbrıs sorunu 2008'e kadar çözülebilir

Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu (TÜRK-SEN) Genel Başkanlığı'na yeniden Arslan Bıçaklı getirildi.

Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS) Genel Merkezi'nde düzenlenen 21. Olağan Genel Kurul'da, Genel Sekreterliğe Erkan Birer, Mali Sekreterliğe Zübeyir Boransel, Eğitim ve Teşkilatlandırma Sekreterliği'ne Adnan Tancer'i seçti.

Genel Kurul, Genel Başkan, Genel Sekreter, Mali Sekreter ile Eğitim ve Teşkilatlandırma Sekreterliği dışında Yönetim Kurulu üyeliklerine ise şu isimleri getirdi:

"Altunay Fahri, Koray Davulcuoğlu, Serhan Tekkan, Çağlayan Cesurer, Ercan Köseoğlu, Bayram Kaman, Osman Cepheoğlu, Mehmet Bullici, Aygen Enin, Kemal Oktar, Lale Biçim, Hidayet Gürpınar, Nihad Elmas, Mehmet Bürüncük, Asım Ebeoğlu."

Genel kurulda konuşan Cumhurbaşkanı Talat, adada en temel sorunun Kıbrıs sorunu olduğunu ve bunun 2008 yılına kadar çözülebileceğine samimiyetle inandığını belirtti.

Karar tasarıları

Dört yıllık dönemin mali ve faaliyet raporunu görüşüp onaylayan TÜRK-SEN 21. Olağan Genel Kurulu, ikisi Kıbrıs sorunu hakkında olmak üzeri üç karar tasarısını kabul etti.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği'nin girişimiyle Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla 5 Eylül'de iki liderin bir araya gelmesine destek verilen Kıbrıs sorunuyla ilgili her iki karar tasarısında soruna çözüm bulunması çalışmaları desteklendi.

Genel Kurul tarafından kabul edilen Kıbrıs sorunu dışındaki diğer karar tasarısında ise; özelleştirmenin engellenmesi, kaçak işçi sorununa köklü çözüm bulunması, sendikasız örgütlenmenin önlenmesi, çalışanların maaş ve ücretlerinden kesilerek oluşturulan fonların yanlış yönetim biçimlerinin değiştirilmesi, temsilcilerin işçi ağırlıklı olmasının sağlanması, yürürlüğe konulan Sosyal Güvenlik Yasası'nın yakından takip edilerek kazanılmış hakların geriletilmesinde tüm çalışanlara eşit menfaat sağlayacak düzeye getirilmesinin sağlanması yer aldı.

Bıçaklı: Ülkede sendikasız çalıştırma yasaklanmalıdır

Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu (TÜRK-SEN)'in Genel Kurula, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Türkiye YOL-İŞ Genel Başkanı Fikret Barın, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) Genel Mali Sekreteri Ergün Atalay, Güney Kıbrıs'tan SEK Genel Sekreteri Nikos Mesos, Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) temsilcileri, sendikalar, bazı sivil toplum örgütleri temsilcileriyle delegeler katıldı.

TÜRK-SEN'in dört yılda bir yapılan Olağan Genel Kurulu, Genel Başkan Arslan Bıçaklı'nın konuşmasıyla başladı.

Açılış konuşması öncesi bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.

Bıçaklı: Siyaset sendikalarda

sendikacalar tarafından da yapılacak

Genel Başkanı Arslan Bıçaklı, 27 yıllık sendikacılık yaşamında hiçbir zaman yazılı metinden konuşmadığını, bugün için bir metin hazırladığını, ancak yine metine bağlı kalmayacağını söyledi.

Bıçaklı, bir önceki genel kurulun ardından dört yıl geçtiğini, bu sürenin sonunda çalışanların sorunlarının asgariye indiğini; tüm sorunların temelini oluşturan Kıbrıs sorununun çözüldüğünü söylemek istediğini, ancak söyleyemediğini kaydetti.

Arslan Bıçaklı, son günlerde, sendikacıların çok konuştuğu, her şeye karıştığı, siyaset yaptığı yönünde sözler söylendiğini anlatarak, "Elbette politika yapacaklar, herkes düşündüğünü söyleyecek, siyaset sendikalarda sendikacalar tarafından da yapılacak" dedi.

Kamu görevlilerine siyaset yasağı olduğunu, işçilerin politikayla ilgilenemeyecek kadar yoğun ve uzun çalıştırıldığını kaydeden Bıçaklı, kimsenin politika yapmasının önene engeller konulmaması gerektiğini belirtti.

Arslan Bıçaklı, verilen mücadeleye bağlı olarak ülkede pek çok değişimin yaşandığını, bu değişimin işçiler, emekçiler ve sendikalar tarafından yapıldığını vurgulayarak, TÜRK-SEN'in çalışma yaşamının ve Kıbrıs sorununun takipçisi olduğunu; bundan sonra da olmaya devam edeceğini söyledi.

Bıçaklı, ülkede özel sektördeki 10 binlerce işçinin örgütsüz olduğunu, kazanılmış hakların neo-liberal politikalarla bir bir geri alınmakta olduğunu ifade ederek, buna karşı örgütlü mücadele çağrısı yaptı.

Arslan Bıçaklı; ülkenin işsizlik, sefalet sonucu yaratılan özelleştirme tehlikesi altında olduğunu öne sürerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde özelleştirmeyle ilgili bir yasa olmadığını; hiçbir siyasi partinin "özelleştirme yapacağım" diyerek, seçimlerde yetki almadığını, bu nedenle özelleştirme yapamayacağını savundu.

Kıbrıs Türk işçisinin tembel olduğunun söylenmesini eleştirerek, Güney'de çalışan 6-7 bin tembel olmazken Kuzey'de çalışanların neden tembel olduğunun söylendiğini soran Bıçaklı, "Kıbrıs Türk işçisi tembel değil, ama enayi de değil. Emeğinin karşılığını ister" diye konuştu.

Bıçaklı, Güney Kıbrıs'ta örgütlenmenin yüzde 87; KKTC'de ise yüzde 15 olduğu, bunun da tümüne yakınının kamuda olduğu gerçeğine dikkat çekerek, bunun bir anlamı olduğunu vurguladı.

Arslan Bıçaklı, ülke genelinde sendikasız işçi çalıştırılmasının yasaklanması gerekliliği üzerinde de durarak, KKTC'de "özel sektörde işçileri örgütlediler" diye üzerlerine polis tarafından ateş dahi açıldığını öne sürerek, buna Batı yolları inşaatını örnek gösterdi.

Arslan Bıçaklı, ülkede yasalara göre örgütlenmenin önünde engel bulunmadığını, ancak "örgütlendiler" diye Telsim ve Levent şirketlerinde insanların işlerine son verildiğini ve kimsenin bir şey yapamadığını, bunlara karşı önlem alınmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Bıçaklı, KKTC'de sosyal sigortalıların üçüncü sınıf vatandaş konumunda olduğunu da kaydederek, bu durumu protesto etti.

Arslan Bıçaklı, konuşmasında, Kıbrıs sorununa da değinerek, ambargoların derhal kaldırılması, soruna çözüm bulunması amacıyla görüşme masasına oturulması çağrısı yaptı.

Talat, iyimser konuştu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TÜRK-SEN Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, TÜRK-SEN'in Kıbrıs Türk hatta Kıbrıs işçi hareketinin en eski duayen örgütü olduğunu bildirdi

Talat, TÜRK-SEN Genel Başkanı Arslan Bıçaklı'nın konuşmasında birçok gerçeğe parmak bastığını, ama en önemlisinin sorunların çözümü amacıyla gerekli katkıyı yapmaya hazır olduklarını açıkladığını anlatarak, bunun çok iyi algılanması gerektiğini söyledi.

Talat, izolasyon/ambargoların kaldırılmasının her şeyi düzeltmeyeceğini, her şeyi düzeltme perspektifinin bir bakış açısı, bir kültür olduğunu anlatarak, kendisi için hedefin ülkeyi daha güzel günlere götürmek olduğunu, bunun da hep birlikte yapılması gerektiğini kaydetti.

Siyaseti sadece siyasilerin yapmaması gerektiği görüşüne katılan Cumhurbaşkanı Talat, adada en temel sorunun Kıbrıs sorunu olduğunu ve bunun 2008 yılına kadar çözülebileceğine samimiyetle inandığını belirtti.

Talat, Güney Kıbrıs'taki seçimlerden sonra Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişim başlatılacağı sinyallerinin Birleşmiş Milletler dâhil her yerden gelmekte olduğunu belirterek, herkesin kendi hazırlığını yaptığını söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının tutumunun, geçmiş anlaşma ve barış istemi fikrinin devamı olduğuna dikkat çeken Mehmet Ali Talat, acil çözüm istediklerini, bunun mümkün olduğunu, çünkü Kıbrıs sorununun bilinmeyen yönünün olmadığını belirtti.

Talat, uzun boylu hazırlığa, özellikle de ne zaman biterse bitsin türünde ucu açık bir görüşme sürecine bu nedenle gerek olmadığını ifade ederek, yine de bazı konularla ilgili makul süre talebinin anlaşılır olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünün birçok açıdan önemli olduğunu, ancak Kıbrıs sorununun çözümünün tek başına barış anlamına gelmediğini, bu nedenle peşinde olduğu şeyin anlaşma olduğunu da vurguladı.

Talat; barış, barış kuruculuğu ve uzlaşmasının ancak sorunu bitiren böyle bir anlaşmanın üzerine kurulacağını; bunun da belirli bir kültür ve birikim anlamına geldiğini söyledi.

Kıbrıs sorununun; Türkiye ile Yunanistan arasındaki en önemli sorun olduğunu kaydedeni Cumhurbaşkanı Talat, sorunun çözülmesinin, Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan ve dünya için önemli olduğunu, bunu yapmaya çalıştıklarını ifade etti.

Seyis: Emekten, barıştan

yana birlikte kavga veriyoruz

Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) adına DEV-İŞ Genel Başkanı Mehmet Seyis ise konuşmasında, emekten, barıştan yana birlikte kavga verdikleri, omuz omuza saf tuttukları dost sendikanın genel kurulunu selamladı.

Seyis, dünyanın en eski safları olan emek-sermaye saflaşmasında emekten yana saf aldıklarını belirterek, dünyada emek sömürüsünün engellenmesi, asgariye inmesi için çok kan döküldüğünü, dökülmeye de devam ettiğini söyledi.

Dünya genelinde emek cephesinde belirli bir gerileme yaşandığını, ancak ezilenlerin mutlaka ayağa kalkarak, küreselleşme adıyla sermayenin saldırısına karşı koyacağını belirten Seyis, dünya genelinde emek güçlerinde bir toparlanma başladığını, emek örgütleri olarak bu toparlanmanın içinde yer alacaklarını söyledi.

Seyis, ülkede 8 saatlik çalışma zorunluluğunun yasal güvence altında olmasına karşın işçilerin 12 saat çalıştırıldığını, bunun karşılığında ek mesai bir yana, eksik maaş aldıklarını anlatarak, tüm bunlara hızlı çözüm bulacak iş mahkemelerinin kurulması gerektiğini söyledi.

Yeni dönemde iş mahkemelerinin kurulmasının sendikaların talepleri arasında olması gerekliliği üzerinde duran Seyis, tüm kardeş örgütlerle Kıbrıs sorununun çözümü için birlikte kavga verdiklerini hatırlattı.

Mehmet Seyis, iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı, 77-79 Doruk Anlaşmaları'na uygun birleşik federal bir Kıbrıs'ın talepleri arasında olduğunu vurgulayarak, son dönemde yeniden nükseden ve siyaset yapma şekli haline gelmekte olan suçlu-haklı ayrımına karşı da siyasileri uyarmak gerektiğini söyledi.

Mesos: Uzun yıllardan

beri işbirliğimiz var

Güney Kıbrıs'tan SEK Genel Sekreteri Nikos Mesos ise konuşmasında, SEK ile TÜRK-SEN'in barış ve emekçilerin daha rahat bir çalışma ortamına kavuşması konusunda uzun yıllardan beri bir işbirlikleri olduğunu vurguladı.

Mesos, birlikte verilen mücadeleyle bulunacak çözümde, her çalışanın eşit çalışma koşullarına sahip olmasının sağlanması gerektiğini, SEK'in; Güney Kıbrıs'ta bugün de aynı anlayışla çalışan herkese sahip çıktığını söyledi.

Barın: Sorunlar

dünyanın genel sorunu

Türkiye YOL-İŞ Genel Başkanı Fikret Barın ise yaptığı konuşmada, genel kurulda anlatılan sorunların dünyanın genel sorunu olduğunu, soruna çözümün ancak birlikte bulunacağını kaydetti.

Barın, örgütlenmenin dünyada da bir sorun olduğunu belirterek, kötülüklerin anasının kayıt dışılık olduğunu, bu nedenle kayıt dışılığa karşı verilen her mücadelenin desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Fikret Barın, YOL-İŞ'in burada bina inşaatına giriştiğini, bina inşaatının bitirilmesinden sonra binanın TÜRK-SEN'in inisiyatifine bırakılacağını da kaydetti.

Atalay: Birlikte

mücadele edilmeli

TÜRK-İŞ Genel Mali Sekreteri Ergün Atalay ise konuşmasında, kardeş örgüt TÜRK-SEN'in genel kuruluna başarı diledi.

Atalay, burada, Türkiye'de ve dünyada yaşanan pek çok sorunun aynı ve benzer olduğunu kaydederek, bu nedenle birlikte mücadelenin verilmesi gerekliliği üzerinde durdu. Ergün Atalay, Sosyal Güvenlik Yasası'nın mutlaka en geniş şekilde toplumda tartışılması gerektiğini de kaydetti.

Adem: Çalışanlardan yanayım

Genel Kurul'da son olarak konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, TÜRK-SEN Genel Kurulu'na başarılar diledi

Adem, genel kurulda yapılan eleştirileri üstüne almadığını, çünkü kendisinin çalışanlardan yana olduğunu söyledi.

Sonay Adem, uluslararası sermayenin küreselleşme eğilimi, buna bağlı emek sömürüsündeki değişim nedeniyle önümüzdeki döneme yönelik yapılması gereken en önemli şeyin; nasıl bir örgütlenme ve nasıl bir işbirliği sorularına yanıt bulmak olduğunu anlattı.

Bakan Adem, çalışanlar arasında var olan ayrımın daha da artmasına yönelik talepler olduğunu, ancak buna sıcak bakmadığını ifade ederek, bu konuya işçi sendikalarının da kafa yorması gerektiğini belirtti.

Hükümete geldikleri günden itibaren kaçak işçi sorunuyla mücadele ettikleri için, işçi maliyetlerini artırdığı gerekçesiyle bazı işverenler tarafından kişisel olarak dava edilmek istendiğine dikkat çeken Sonay Adem, emekçilerin çıkarına olan her şeyi yaşama geçirmekte kararlı olduğunu söyledi.

Adem, 1 Ocak 2008 tarihinde yürürlüğü girecek Sosyal Güvenlik Yasası ile Türkiye'deki Sosyal Güvenlik taslağı arasında farklar olduğunu belirterek, bugün ülkede gündemindeki en önemli şeyin sağlık reformu olduğunu ifade etti.

Sonay Adem, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak çalışanlar arasında ayrımcılık yapmaya yönelik hükümler içeren hiçbir yasaya parlamentoda onay vermelerinin söz konusu olmadığını da kaydetti.

"Tam bir eşitlik istiyoruz ve bunu yapmak için ne gerekirse onun arkasında olacağız" diyen Adem, farklı görüşler de olsa, hatta 180 derece farklı zıtlıklar da yaşansa, bu noktada tüm örgütlerden destek beklediğini söyledi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem; Sendikalar, Grev ve Referandum Yasalarının demokratikleştirileceğini, İş Sağlığı ve İş Güvencesi Yasası Tasarısı'nın da AB normlarına uygun şekilde yasalaştırılacağını vurgulayarak, "En çok ezilen çalışandır. Çalışanlara hizmet etmek önemlidir" dedi.

KIBRIS 28/10/07

 

 

Onlar Yunanistan'a biz Türkiye'ye...

TÜRKİYE İLE BİRLEŞMEK KAYIP DEĞİL... KIBRIS'a konuşan 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum tarafının ENOSİS ve Yunanistan ile birleşme hayalinden vazgeçmediğini, böyle bir durumda Kuzey Kıbrıs'ın da Türkiye ile birleşmesi sonucu dengenin kurulabileceğini söyledi. Denktaş, "Dünya konjenktürü gereği böyle bir birleşmenin gerçekleşememesi durumunda çözüm; devlete sahip çıkmakla olur, devlete devam edeceğiz. Ben Türkiye ile birleşmeyi kayıp addetmem. Ama gençlerin, Rum tarafının, er geç ENOSİS'e gittiğini unutan, veyahut bilmeyen gençlerin, bu argümanını da saygıyla karşılarım" dedi

GÜL'ÜN AÇIKLAMASI BİZİ FERAHLATTI... "Sayın Abdullah Gül'ün iki devletlilik temelindeki açıklaması bizi ferahlatmıştır. Çünkü, bu beyanatı, Annan Planı'ndan önce, Türkiye'nin kırmızı çizgilerini teşkil ediyordu. TBMM'de kabul edilmiş konu budur ve hâlâ da budur. Değişmiş bir şey yok. Onun için hakikaten bizi çok rahatlattı. Türk hükümetinden de bunları duymak istiyoruz..."

TALAT'IN GELDİĞİ ÇİZGİDEN MEMNUNUM... "Cumhurbaşkanı Talat ile gayet medeni temaslarımız vardır. Annan Planı'ndan önceki durumlarına baktığımızda ve bugün geldikleri çizgiye değerlendirdiğimizde, Sayın Talat'tan gayet memnunuz. Ama henüz ağzından, 'Kıbrıs meselesi, iki devletin ortaklığı formülünde bağlı olarak halledilecektir' sözünü işitmedik. İşitmeyi bekliyoruz. Büyük bir hasretle..."

TÜRKİYE HÜKÜMETİ İLE KAVGA LÜKSÜMÜZ YOK... "Biz, Kıbrıs'ta Türk hükümetleri ile kavga etmek, onları eleştirmek lüksüne sahip değiliz. Türk hükümetleri ile işbirliği yapmak mecburiyetindeyiz. Görevimiz; gördüğümüz tehlikeleri söylemek ama son sözde, Türkiye'nin kaldıracağı kadar adım atmak mecburiyetindeyiz..."

AYSU BASRİ AKTER

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum tarafının ENOSİS ve Yunanistan ile birleşme hayalinden vazgeçmediğini, böyle bir durumda Kuzey Kıbrıs'ın da Türkiye ile birleşmesi sonucu dengenin kurulabileceğini söyledi. "Dünya konjenktürü gereği böyle bir birleşmenin gerçekleşememesi durumunda çözüm devlete sahip çıkmakla olur" diyen Denktaş, Serdar Denktaş'ın çifte ozmosis sözlerine de atıfta bulunarak, "Ben Türkiye ile birleşmeyi kayıp addetmem. Ama gençlerin, Rum tarafının, er geç ENOSIS'e gittiğini unutan, veyahut bilmeyen gençlerin, bu argümanını da saygıyla karşılarım" dedi.

KIBRIS Gazetesi için Aysu Basri Akter'in sorularını yanıtlayan, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat'ı anlatırken de "Talat akıllı bir kişidir. Kendini yetiştiren bir kişidir. Yenileyen bir kişidir. Gerçekleri görmüştür" ifadelerini kullandı.

Talat için Denktaş çizgisine geldi diyerek kendisini rencide etmeye çalışanlar olduğunu ve bu tanımın yanlışlığına işaret eden Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat'tan da iki devlet temeline dayanan çözüm formülünü duymayı hasretle beklediğine vurgu yaptı. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, iki devletliliğe yaptığı vurguyu önemsediği söyleyen Denktaş, "Gül'ün açıklaması bizi ferahlattı" dedi ve aynı sözlerin, Türk hükümeti tarafından da seslendirilmesinin gerekliliğine işaret etti.

 

KIBRIS: Sağlığınız nasıl Sn Denktaş?

R.DENKTAŞ: Sağlığım iyidir. En son dizlerimden ameliyat oldum, protez taktılar. İşte, onların adaptasyonu için zaman lazım. Fizik tedavi lazım. Onlara devam ediyorum. Sağlığım iyidir. Yani, günde 12 saat çalışacak kadar iyidir.

KIBRIS: Günde 12 saat çalışmaya devam ediyorsunuz.

R.DENKTAŞ: Maalesef. Etmek zorundayım. Çünkü inandığımız dava devam ediyor. Bıçak sırtında gibi bir gidişi var. Türk hükümetinden beklediğimiz kati açıklamayı henüz duymadık. O da şu; Kıbrıs meselesinin halli, iki devlet arasında bir anlaşmayla mümkündür. KKTC'den vazgeçilmez, vazgeçilmeyecektir. Türkiye, Kıbrıs üzerindeki haklarından vazgeçmeyecektir. Bu, açık bir şekilde, kırmızı çizgimiz olarak dünyaya duyurulmazsa, efendim oturun, görüşün, birleşin, anlaşın baskısı, üzerimizde devam edecek. Kiminle oturalım, kiminle anlaşalım? Dünyanın meşru Kıbrıs Hükümeti olarak kabul ettiği, Rumla. Rum ne diyor? Rum kırmızı çizgisini ortaya koymuştur. Türk askeri çıkacak, garanti anlaşması olmayacak, bütün göçmenler, geri yerlerine gidecek. O şekilde anlaşırım diyor. Bunun Türkçesi, Kıbrıs'a sahip olacağım, Kıbrıs Türklerine de bireyler olarak, yasalar altında eşit haklar tanıyabiliriz, demektir. Onun için bu devam ettiği sürece, biz rahat oturamayız.

KIBRIS: Son zamanlarda, "bir politika değişikliği var mı?" sorgulaması yapıldı. Özellikle Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'ün adaya yaptığı ziyarette söyledikleri de sorgulandı, iki devletlilik temelinde. Siz de görüştünüz Sayın Gül ile. Size göre böyle bir değişim var mı?

R. DENKTAŞ: Sayın Gül'ün açıklaması bizi ferahlatmıştır. Çünkü, bu beyanatı, Annan Planı'ndan önce, Türkiye'nin kırmızı çizgilerini teşkil ediyordu. TBMM'de kabul edilmiş konu budur. Ve hâlâ da budur. Değişmiş bir şey yok. Onun için hakikaten bizi çok rahatlattı. Ancak Türk hükümetinden biz bunu duymak istiyoruz bir, ikincisi, bizim hükümetimizin, ikinci Soyer hükümetinin programında, iki toplumlu, iki bölgeli federasyon formülü vardır. Onu istiyormuşuz. Bunu istiyorum demek, Kıbrıs'ta tek halk vardır, bu halk, %80 Rum %20 Türkten oluşur formülünü, ki, Rum'un formülüdür, kabul etmek, yani, azınlık statüsünü benimsemek, ama, özel haklar istemek anlamına gelir. Benim, 1977'de Mmakarios'la yapmış olduğum anlaşmada, hiç olmazsa, "garantiler de devam edecek" şartı vardı, ilk anlaşmanın temelinde. Dolayısı ile şimdi burada bizim istediğimiz, tek halk içinde, %20 bir Türk toplumu olarak bir federasyon ise, hapı yuttuk demektir. Dolayısı ile ben, kaç defadır çağrı yapıyorum. Şimdiki hükümetle, Türk hükümeti bir araya gelip, Sayın Gül'ün vurguladığı, milli çizgiyi tüm dünyaya duyurmaları gerekir. Aksi takdirde, baskılardan hiçbir zaman kurtulamayacağız.

KIBRIS: Siz Sayın Gül ile ne konuştunuz?

R.DENKTAŞ: Kıbrıs meselesini konuştuk. Bu çizgiye gelmiş olmaları, bizi tabiatıyla memnun etti. Kendisine teşekkür ettim. Kendisine gördüğüm tehlikeleri söyledim. Ama sadece Cumhurbaşkanlığı'ndan bir beyanat kafi değildir. Çünkü, Sayın Sezer de aynı beyanatı yaptığı günlerde ve zamanlarda, TBMM'deki iki halk, iki devlet garantilerin devamı formülü varken, Annan Planı'na hükümet evet demiş ve evet dedirtmiştir. Dolayısı ile hükümetten de biz, milli çizginin çıkarılmasını bekliyoruz ve beklemek de hakkımızdır.

KIBRIS: Cumhurbaşkanı Talat, bunu bir politika değişikliği olarak yorumlamadı. "Annan Planı da iki devlet temeli üzerinden bir çözümdür, Gül'ün söyledikleri de bir durum tespitidir ama bunlarla çözüm olacak anlamına gelmiyor" dedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

R.DENKTAŞ: Sayın Cumhurbaşkanımız bu yorumuyla bizi biraz hayal kırıklığına uğratmıştır. Biz, hiçbir zaman Türkiye Kıbrıs'tan vazgeçecektir diye bir düşünceye sahip olmadığımız için bu tür beyanatları, bir durum tespiti olarak kabullenmedik. Ama aynı zamanda, Annan Planı'nda yapılmış olan, o geri adım atma nedeniyle, durum tespitinin ötesinde, hal çaresinin bir temeli olarak kabul edilmezse çok zor durumda kalırız. Niye? Çünkü, Annan Planı'nı, Amerikalılar, De Soto, AB yorumlamıştır. Ve demişlerdir ki, madem ki bunlar, Annan Planı'na evet dediler, bundan sonra, ayrı egemenlik, ayrı devlet isteyemezler ve Türkiye bunları bu çizginin altında tutacak. Ortada bu var. Buna itiraz eden olmadı. Ne buradan, ne Türkiye'den. Dolayısı ile ortada bunlar varken, Sayın Gül'ün beyanatı ile tatmin olmayız. Hükümetin de hatta TBMM'nin de TBMM'de var olan bu kırmızı çizgiyi, iki eşit halk, iki demokrasi, iki devlet ve Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarının devamı formülünün devamını vurgulamaları lazımdır. Rum, açıkça bütün Kıbrıs'ın meşru hükümeti benim ve ben olacağım diyor. Bunun karşısında hâlâ dünya bizi şirin görsün diye oyun oynayamayız.

KIBRIS: Cumhurbaşkanı Talat ile görüş alışverişinde bulunuyor musunuz?

R.DENKTAŞ: Tabii. Gayet medeni temaslarımız vardır. Annan Planı'ndan önceki durumlarına baktığımızda ve bugün geldikleri çizgiye baktığımızda, gayet memnunuz. Ama tekrar ediyorum, henüz ağzından, "Kıbrıs meselesi, iki devletin ortaklığı formülünde bağlı olarak halledilecektir" sözünü işitmedik. İşitmeyi bekliyoruz. Büyük bir hasretle.

KIBRIS: "Talat, Denktaşlaştı" şeklide çok yorumlar yapılıyor. Siz de az önce memnun olduğunuz bir değişim gösterdiğini söylediniz. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Sizce Talat nasıl bir Cumhurbaşkanı?

R.DENKTAŞ: Talat akıllı bir kişidir. Kendini yetiştiren bir kişidir. Yenileyen bir kişidir. Gerçekleri görmüştür. Hristofyas ve AKEL tarafından, ne kadar kandırıldıklarını, aldatıldıklarını görmüştür. Kendisi de bunu açıklamıştır. Rumları anlamıştır. Rumların siyasetini anlamıştır. Türklere hak vermek istemediklerini anlamıştır. Bütün bunları anladıktan sonra, atması gereken bir adım vardır. Onu tekrar ediyorum, Annan Planı'na evet demek suretiyle kazandıklarını zannettikleri bir yüceltilmiş durumdan aşağıya inmemek istiyor ve o son sözü söyleyemiyor. Söylemesi şarttır yemini budur. Yemin etmiştir, devleti koruyacak diye. Onun için benim Talat'tan bir endişem yok. Gerçekleri gören, akıllı bir adamdan endişem yok. Ama Soyer, hükümetinin programı, beni çok rencide ediyor. Ve tekrar ediyorum, Türk hükümetinin, Kıbrıs meselesi, iki devlet esası üzerinden halledilecektir formülünü, henüz söylememiş olması da beni rahatsız etmeye devam ediyor.

KIBRIS: Aslında CTP de değişti. Kendi özgün çizgisinden ayrıldı şekilde yorumlar yapılıyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

R.DENKTAŞ: Bence devletimizin cumhurbaşkanını, geçmişte şöyleydi, böyleydi diye yıpratacağımıza, şimdiki konumunda yaptıklarıyla değerlendirmek lazımdır. Şimdiki durumda, ben yabancılarla yapmış olduğu görüşmelere de bakıyorum, devleti savunuyor halkın eşitliğini ve egemenliğini savunuyor. "KKTC, Güney'deki hükümetten daha meşrudur, Türk askeri, Güneydeki konumdan daha meşrudur", sözleri, bugünkü Cumhurbaşkanımızın sözleridir. Dolayısı ile bunlar üzerinde durmamız lazım.

KIBRIS: Yani çizginize geri döndü yorumları...

R.DENKTAŞ: Hayır hayır. Benim çizgim yok. Benim çizgim çok yanlış. Bu kendisini rencide etmek için söylenen bir şeydir. Benim çizgim diye bir çizgi yoktur. Milli davanın Türkiye ile kararlaştırılmış, büyük fedakarlıklardan sonra gelinmiş çizgidir. TBMM'nin de kayda geçmiş olan Kıbrıs meselesi, iki halk, iki devlet arasında halledilecek bir meseledir formülü, Sayın Sezer'in devamlı beyanları, şimdi, Sayın Gül'ün beyanatı, Denktaş çizgisi değildir. Türkiye ile Kıbrıs Türklerinin müşterek mücadelesinin getirmiş olduğu çizgidir. Sen, "devlet kurdum" deyip, 23 sene yaşattıktan sonra, bu devlet hiç olmamış gibi bir anlaşma yapılamaz. Türkiye'nin garantilerini içermeyen bir anlaşma yapamazsın.

KIBRIS: Ne düşünüyorsunuz AKP hükümeti ile ilgili? Annan Planı döneminde çok ayrı düştünüz. Karşılıklı sert açıklamalar yapıldı.

R.DENKTAŞ: Türk halkının tercihidir. Güçlü bir hükümet vardır. Bu güçlü hükümet, şimdi en sonunda, Amerika'nın oynadığı oyunlar karşısında, sesini gerektiği ölçüde yükseltecek kadar güçlü olduğunu göstermiştir. Sayın Gül, Kıbrıs konusunda, tekrar ediyorum, milli çizgiyi tekrarlamıştır. Dolayısı ile biz, Kıbrıs'ta Türk hükümetleri ile kavga etmek, onları eleştirmek lüksüne sahip bir kuruluş değiliz. Bunlarla işbirliği yapmak mecburiyetindeyiz, gördüğümüz tehlikeleri söylemek ama son sözde, Türkiye'nin kaldıracağı kadar adım atmak mecburiyetindeyiz.

KIBRIS: İlişkileriniz nasıl? Bir diyalog var mı hükümet yetkilileriyle aranızda?

R.DENKTAŞ: Evladım, ben Annan Planı'na hayır dedikten sonra, tabiatıyla ilişkilerimiz o noktada bozulmuştur. O şekilde ben göreve devam edemezdim. Onun için ben seçime girmedim. Yenidüzen'de bile, girersem kazanırım diye yazısı vardı. Girip, Türk hükümetine meydan okumanın anlamı yoktu. Türk hükümetinin, er geç yaptığı yanlışı anlayacağına emindim. Nasıl ki, anlamaya başlamışlardır. Aldatıldık diyorlar, biz aldatılmadık.

KIBRIS: Şimdi nasıl aranız?

R.DENKTAŞ: Zayıf. Saygımız devam ediyor. Gereken şekilde temaslar devam ediyor. Bir şey düşünüyorsam, yazıyorum, Türk hükümetine de. Veyahut ilgili makamlara yazıyorum. Yazışıyoruz.

KIBRIS: Hâlâ çok aktifsiniz, çalışıyorsunuz. Ama geçmişe göre kıyasladığınızda bu durum bir boşluk yaratmıyor mu? Mesela basın da eskisi gibi geniş vermiyor demeçlerinizi, rahatsız etmiyor mu bunlar sizi?

R.DENKTAŞ: Hayır hayır. Hiç rahatsız ettiği yoktur beni. Ben günlerimi yazılarımla dolduruyorum. Genel tüm Kıbrıs ile ilgili ne gelirse, ne yazılırsa Türk gazetelerinde, bunları günlük değilse, iki günde bir alabiliyorum. Onlara cevap vermem gerekirse, cevap veriyorum. ART'de konuşmalarım var, onlara devam ediyorum. Türkiye'den devamlı aldığım bütün davetlere gitsem, Kıbrıs'ta çok az kalmam lazım. Onları mümkün olduğunca ayıklayıp, az sayıya indirmeye çalışıyorum. Dolayısı ile eskisinden çok daha meşgulüm. Benim beyanatım şeyde çıkmış çıkmamış, o önemli değil. Benim zaten beyanat yaptığım çok yok. Her gün, Sayın Dışişleri Bakanımız Avcı boy boy beyanatlar yapıyor. Bizim ona ihtiyacımız yok.

KIBRIS: Dönüp baktığınız zaman geçmişe, şunu şöyle yapmalıydım dediğiniz konular var mı?

R.DENKTAŞ: Kıbrıs meselesinde ben bir şey yapmadım. Ben halkımla birlikte, veyahut halkın temsilcileriyle birlikte, Türkiye ile birlikte yaptım, ne yaptımsa. Ama ne yaptım? Düşüncelerimi ortaya koydum. "Böyle olması gerekir" dedim, her zaman olmadı. Niye olmadı? Türkiye, ben bunu bu raddede taşıyamam dedi, mesela. Bir misal; 1975'de, bizim devlet ilan etmemiz lazımdı. Makarios geri geliyor, dünya onu hâlâ meşru ilan ediyor. Bunun cevabı, bizim ayrı devlet kurmamızdır dediğimde, Türk hükümeti, o zamanki, Irmak hükümeti, Dışişleri Bakanı, Melih Esenbel, "o kadarını kaldırmayız, federe devlet kurunuz" dedi. Biz de bunu yaptık. Orda ben ısrar edip, "hayır ben şimdi devleti kurdum" desem, Türkiye de devleti kurduğumuzda tanıdığı gibi, derhal tanımasa, işte fiyasko ve felaket olurdu. Onun için Türkiye ile beraber yürüdük. Geriye baktığınızda şöyle olsaydı, böyle olsaydı çok şey söylenebilir. Ama hiç onların önemli yoktur. 23-24 senedir devletimiz vardır. Bu devlet, devlettir. Her seçilen insan, "bu devlete sadakatle, devleti yaşatacağım" diyerek, yemin ederek, göreve başlar. Maskaralık değildir. Devletten vazgeçmek maskaralıktır. Ve tarih açısından bir ayıptır, bir günahtır. Çünkü vazgeçersek, yapacağımız herhangi bir anlaşma kağıt üzerinde kalır. Rum bunu da yırttığında, bu sefer, Türk garantisi de yok, o zaman hapı yutarız. O zaman Kıbrıs Girit olur.

KIBRIS: Sayın Gül Dışişleri Bakanıyken, Rum tarafında yapılan anketlerin sonuçları belliydi. "Hayır" sonucu çıkacağını biliyorduk. Sayın Denkaş'a bunu anlatmaya çalıştık ama anlamadı gibi açıklamaları vardı. O dönemde, siz belli anketler görüşmüş müydünüz? Gerçekten böyle bir kesin yargı var mıydı, Türk tarafında?

R.DENKTAŞ: Ben Rum tarafını biliyordum kızım. Rum tarafının, buna evet demesi için hiçbir sebep yoktu. Ama dünyayı daima yaptıkları gibi kandırdılar. Özellikle benim hayır diyeceğimi bildikten sonra, biz evet diyeceğiz diye, herkesi, Amerika'yı, İngiliz'i kandırdılar. Şimdi hepsi bunu söylüyor. Efendim onlar da Türkiye'yi kandırdı Rumlar evet diyecek, hayır derseniz, felaket olur diye. Dolayısı ile ben şunu söylüyorum, eğer, Türk hükümeti, bana şunu demiş olsaydı; Denkaş, anketlere baktık, Rum hayır diyecek biz taktik icabı, evet diyelim ve dünyadan alkış alalım, takdir toplayalım. Böylelikle Rumun, hiçbir zaman anlaşma istemediği meydana çıkmış olsun, bu taktiği yapalım, demiş olsa bana, teşekkür ederim, ama bu taktiği yaptıktan sonra ne yapacaksınız? Bu taktiği yaptık, dünyaya Rumun anlaşma istemediğini gösterdik, devletimizi tanı diyecek misiniz? Devletimizi tanımadan, biz artık masaya oturmayız, işte gördünüz adamları diyecek misiniz? diye sorardım. Ve böyle bir şey olmadı.

KIBRIS: Rum tarafının hayır diyeceğini biliyordum dediniz.

R.DENKTAŞ: Rumu bildiğim için evet diyemeyeceğini biliyordum. Ve cemaatin da hayır demesini istedim. Çünkü, dünya bu sefer, iki taraf da hayır diyor, bir biriyle birleşme istemiyor dedikten sonra, ikinci formülü düşünmeye başlayacaktı. İki devlet arasında, nasıl anlaştırırız bunları. O zaman, AB, bizi insan yerine, devlet yerine koyup, bizimle ayrı konuşma formülüne girebilirdi. Ama hem meşru hükümet olarak hayır diyorlar, kalıyorlar, hem de bize birleş diye baskı yapıyorlar. Böyle şey mi olur?

KIBRIS: Gidişatı nasıl görüyorsunuz? Sayın Serdar Denktaş'ın, yine KIBRIS Gazetesi'ne bir açıklaması vardı, gidişat çifte Ozmosisdir diye.

R.DENKTAŞ: Rum tarafının yaptığı bütün manevralara rağmen, bütün milli hedefinin, Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak olduğunu unutmazsak, ki, benim kafamı kesseniz, onu unutmam. Budur mücadele, Kıbrıs'ı 13. ada olarak, Yunanistan'a bağlamaktır. O zaman, bizim Türkiye ile birleşmemiz kaçınılmazdır. Başka türlü kendimizi kurtaramayız. Dolayısı ile oraya kadar, Serdar'ın söylediği doğrudur. Onlar, Yunanistan'a biz, Türkiye'ye bağlanmak suretiyle bir denge kurulabilir. Bunu hiç unutmamak lazım. Dünya konjenktürü nedeniyle, Yunanistan'a bağlanmaksızın onlar devam edecekse, biz de ayrı devlet olarak devam edeceğiz.

KIBRIS: Serdar Bey'in söylediği, aslında, bunu olumsuzlamaydı. Sonuçta, kültürümüz, değerlerimiz uğruna verdiğimiz mücadele, boşa çıkabilir diyor, her halükarda.

R.DENKTAŞ: Ben Türkiye ile birleşmeyi bir kayıp addedmem. Tabii ve kalıcı bir sonucu elde etmek olarak görürüm. Ama gençlerin, Rum tarafının, er geç ENOSİS'e gittiğini unutan, veyahut bilmeyen gençlerin, bu argümanını da saygıyla karşılarım. Devletimize sahip çıkalım konusu, şimdiki konjenktürde geçerli bir konudur. Ama Türkiye ile birleşmek, hiçbir zaman kapıyı ona kapatmamak lazımdır. Çünkü, Rum hiçbir zaman, ENOSİS'i, birleşme kapısını kapatmadı ve kapatmayacaktır.

KIBRIS: Bir müzakere süreci, yeni bir plan, yeni bir hareketlilik bekliyor musunuz?

R.DENKTAŞ: Eğer şimdiki durumumuzla, şimdiki baskılara boyun eğerek, masaya oturursak, kaybederiz. Veyahut da Rum, bizimle yine oynar oynar, kedinin fareyle oynadığı gibi, bir noktada, gene olmadı der ve yine biz, uzlaşmaz olarak, ortada kalırız. Onlar hükümet olarak devam ederler. Bizim de bu durumumuz devam eder. Onun için masaya otururken, pazarlık yapmak lazımdır. Kıbrıs meselesi, dün başlamış bir mesele değildir. 43 yıllık bir meseledir. Masada görüşecekleri her ne varsa, görüşülmüştür. Lehimize ne varsa, satır satır bunlar ortadadır ve Annan Planı'nda da ortaya konmuştur. Bunları geri alacaklarmış. Hiçbir şeyi geri alamazlar. Çünkü bu bizim haklarımızın somut neticesi, KKTC'dir. Sen bunu vermezsen, hiçbir şeyi geri alamazsın, bu sağlamlık içerisinde oturman lazım. Ve Rum'a, sen kırmızı çizgini söyledin, teşekkür ederim, şimdi benim de cevabım budur, kabul ediyor musun, etmiyor musun, etmezsen görüşmenin hiçbir anlamı yok demek lazım.

KIBRIS: Klerides ile görüşüyor musunuz?

R.DENKTAŞ: Hayır. Eşini kaybettiğinde kendisine bir başsağlığı mektubu yazdım. O da güzel bir cevap verdi. Gelip gidenler aracılığı ile selamlaşıyoruz. Benim eski okul arkadaşlarım arada sırada çıkarlar gelirler, onlarla dertleşiriz. Onlar da Rum tarafının, artık birleşerek bir neticeye varmasının, akıl işi olmadığını görüyorlar.

KIBRIS: Ailenize zaman ayırabiliyor musunuz artık?

R.DENKTAŞ: Hayır. Aynı minvalde devam ediyoruz. Onlar da alıştılar şikayet etmiyorlar.

KIBRIS: Destekler misiniz torunlarınızın da politikaya girmelerini?

R.DENKTAŞ: Hayır. Politikaya giren insanın kendisini davasına adaması ve diğer her şeyi ikinci sırada bırakması lazım. Bu da kendi saadetinden, refahından, hatta düşüncelerinden fedakarlık etmek demektir. Büyük bir fedakarlıktır. İnsan olarak, kişi olarak gerek duymam. Yani sevdiğime politikaya gir demem. Özellikle, Kıbrıs gibi bir yerde demem. Ama gerekli olduğunu da bilirim. Onun için girme de demem.

KIBRIS: Siz hiç özellikle aile adına yaptığınız fedakarlıklardan dolayı pişmanlık duydunuz mu?

R.DENKTAŞ: Devamlı pişmanlık duyarım ama elimde değil. Dört çocukla, genç bir kadını ameliyattan alıp, hastaneden çıktığı gece, "ben yarın gizlice Kıbrıs'a gidiyorum, çocuklara iyi bak" diyebilmek yürek ister. Aydın Hanım bunlara katlandı. Katlandı ama kırk ameliyattan da geçti maalesef. Kolay değil.

KIBRIS: Bir gününüz nasıl geçiyor?

R.DENKTAŞ: İşe sabahtan başlıyoruz. Saat 07.00'de köpeğim gelip beni uyandırıyor. Ona kapıyı açarım. O çıkar, ben hazırlanırım. Öğleye kadar randevularladır, günüm. Sonra gazeteleri, gelen yazıları alırım, çantaya doldurur, giderim. Öğleden sonra evde bunları çalışırım. Yazılarımı yazarım. Fotoğraflar çekmişsem, onları tab ederim. Ondan sonra, saat 07.00'den sonra bir iki habere bakarım televizyonda. Eşim buradaysa, O'nun dizileri var. Ya beraber görürüz, ya da o yukarıya çıkar, ben aşağıda otururum.

KIBRIS: Hangi dizileri izliyorsunuz?

R.DENKTAŞ: Doktorları izliyoruz mesela. Hatırla Sevgili'yi izliyorum.

KIBRIS: O ilginç bir dönem.

R.DENKTAŞ: Tabii. Sürekli takip ediyorum. İlginç ve acı bir dönem, Türkiye için. Hade bakalım bak buraya. Bak bakalım beğenecek misin?

KIBRIS: Güzel teşekkür ederim. Sn Denktaş çok teşekkürler, zaman ayırdığınız için.

R.DENKTAŞ: Rica ederim.

KIBRIS 28/10/07

 

Rum kesimi İngitere’ye hala tepkili

Rum kesiminin, İngiltere’yle Türkiye arasında imzalanan stratejik ortaklık belgesine tepkisi sürüyor. Rum yönetimi, İngiltere’yle ikili ilişkilere dair görüşmelerin ertelendiğini duyurdu.

NTV

Güncelleme: 14:11 TSİ 29 Ekim 2007 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Rum Dışişleri Bakanı Erato Markulli, 3 Kasım’da iki tarafın üst düzey yetkililerinin biraraya geleceği görüşmelerin “şu anda mümkün olmadığını” açıkladı. Markulli, geçen hafta İngiltere’yi Ada’ya yönelik “bölücü” bir politika gütmekle suçlamıştı.

İngiltere’nin Lefkoşa yüksek temsilciliğinden yapılan açıklamada, “Toplantının ertelenmesi üzücü. İlişkilerimizi güçlendirme fırsatlarını değerlendirmeye devam edeceğiz” denildi.

Rum kesimi ve Atina, geçen hafta da, “Türk-İngiliz stratejik ortaklık” belgesinde “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” ifadesinin yer almasına tepki göstermişti. Rum lider Tasos Papadopulos, İngiltere’nin adayı ikiye bölmeye çalıştığını iddia etmişti.

Rumlardan İngiltere'ye KKTC tepkisi


29 Ekim, 2007 13:37:00 (TSİ) CNN TURK

Güney Kıbrıs Rum yönetimi, İngiltere ile Türkiye arasında imzalanan ve Kıbrıs'taki Türk yönetimini tanıyan stratejik ortaklık belgesine tepkili.

Güney Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanlığı, İngiltere ile yapılacak forum görüşmelerinin ertelendiğini açıkladı.
 
3 Kasım'da yapılması planlanan toplantının yakın bir zamanda gerçekleşemeyeceğini belirten Rum yönetimi, daha önce de İngiltere'yi Kıbrıs'ta ayrımcı bir politika yürüttüğü konusunda eleştirmiş, Atina'daki İngiliz Büyükelçiliği nezdinde protestoda bulunmuştu.
 
İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında imzalanan belgede, İngiltere ile KKTC arasında doğrudan ticari, politik ve ekonomik ilişkilerin kurulması çağrısı yapılıyor.
 
Stratejik ortaklık belgesi
 
Türkiye-İngiltere stratejik ortaklık belgesi üzerinde de mutabakata varıldı.
 
Ortak bir vizyon çerçevesinde ilişkilerin bu dönem daha da büyüyerek devam edeceğine inandığını söyleyen Başbakan Erdoğan, bu belgenin ilişkilerin sonrası için sağlam bir temel sunduğunu kaydetti.
 
Erdoğan, "Türk tarafı olarak belgede yer alan hususların uygulanmasının sıkı takipçisi olacağız" dedi.
 
İngiliz Başbakan da, belgenin imzalanmasının İngiltere ile Türkiye arasında giderek artan ticaret hacminin bir göstergesi olduğunu ifade etti.
 
Brown, Türkiye'de yerleşik 17 bin İngiliz vatandaşı bulunduğunu, Türkiye'yi ziyaret eden İngiliz turist sayısının da giderek arttığını belirtti.
 
Brown, gelecekte iki ülkede karşılıklı olarak yapılacak yatırımlar konusunda Türk ve İngiliz hükümetleri olarak daha aktif bir tutum izleyeceklerini ifade etti.
 
İngiltere Enerji Bakanlığı'nın Türkiye'nin bölgede enerji alanında büyük bir merkez haline gelmesi için çaba harcayacağını belirten Brown, iki ülkenin Irak'ın Basra bölgesine kurulacak bir sanayi bölgesi üzerinde çalışacaklarını da kaydetti.

"Maraş hariç Denktaş'ın stratejisi"

Politis; yukarıdaki başlık altında verdiği haber yorumunda, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un seçim propagandası çerçevesinde "Aya Napa'da" destekçilerine yönelik yaptığı konuşmada; "bugüne kadar kapalı bölge Maraş için ortaya çıkan hiçbir fırsatın kaçırılmadığını, zaten Türkiye'nin hiçbir zaman Maraş'ı iade etme niyeti göstermediğini" söylediğini belirtirken, bunun aksine Denktaş'ın "Annan Planı'ndan vazgeçilip yeni bir çözüm temeli bulunması karşılığında Maraş'ın iadesini önerdiğini" iddia etti.

Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Lahey sürecinin başarısızlığa uğraması ve kendisinin "uluslararası bir ambargo altına alınması" sebebiyle Papadopulos'a Maraş'ın iadesinin de aralarında bulunduğu bir dizi önlemler paketi önerisi sunduğunu, buna karşılık olarak da Annan Planı'ndan vazgeçilmesini istediğini iddia eden gazete; Papadopulos'un bu öneriyi reddetmesine karşın Maraş'ı geri almaksınız Cumhurbaşkanı Denktaş'ın diğer önerilerini zaman içinde hayata geçirdiğini savundu.

Gazete; 2003 yılında Denktaş tarafından sunulan 6 öneriden yalnızca birinin, Maraş'ın iadesinin Papadopulos tarafından reddedildiğini belirtirken Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ın önerilerini şu şekilde sıraladı:

"1. Demokrasi Yolu'nun Güney'inden itibaren kapalı bölge Maraş Kıbrıslı Rumların kontrolüne verilecek ve yerleşime açılacak.

2. Kıbrıs'taki iki tarafça da; uluslararası ticaret, taşımacılık, seyahat, kültürel ve spor ambargolarının kaldırılması.

3. Prosedürler en alt düzeye indirilerek iki taraf arasında serbest geçiş imkânının sağlanması.

4. Adadaki iki taraf arasında ürünlerin dolaşımının normalleştirilmesi için aşamalı önlemlerin alınması. Ayrıca; her iki taraftan kurumların ortak işler bulma ve geliştirme konusunda cesaretlendirilmeleri.

5. Kıbrıs Türk tarafı, UNFICYP'e yönelik Temmuz 2000 tarihinden beridir uygulamakta olduğu önlemleri kaldıracaktır.

6. İki taraf arasında karşılıklı anlayış ve işbirliğinin geliştirilmesini amaçlayan bir Uzlaşma Komitesi kurulması".

Gazete; Papadopulos'un o dönemde Denktaş'a göndermiş olduğu mektupta "çözüm için umudunun Annan Planı olduğunu" vurguladığını belirtirken, Annan Planı'nı desteklemesinin tek mantığının Denktaş'ın bu planı reddetmesi olduğunu, ancak Denktaş'ın "aradan çıkmasıyla" Annan Planı'nı etkisizleştirme görevini bizzat kendisinin üstlendiğini iddia etti.

Papadopulos'un bunu başarmak için de Denktaş'ın 2003 yılında yapmış olduğu önerileri adım adım benimsediğini yazan gazete Papadopulos'un Denktaş'ın önerilerine "evet" yanıtlarını şu şekilde sıraladı:

"1 Maraş: Hala Türk işgali altındadır.

2. Ticaret, Taşımacılık, Seyahatler, Spor Faaliyetleri: Sahte devletin havaalanlarından girişler yasallaştı, AB kapalı limanları yasal olarak kabul ediyor. Tek sürüncemede olan AB ile ticaret ve uçuşlar. Spor ambargosunun kaldırılması konusunda neredeyse anlaşmaya varıldı.

3. Dolaşım: 2003 yılından beridir uygulamada. Diğer geçiş noktalarının da açılması hükümetin açıklanmış politikasıdır.

4. Ticaret: Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde uygulanıyor. Yakın geçmişte hükümet, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların ortaklıklarını finanse planı açıkladı.

5. UNFICYP: 2003'ten beri sınırlamalar tek taraflı kaldırıldı.

6. Uzlaşma Grubu: Hükümetin BM Genel Sekreteri'ne ilettiği önlemler paketinin içinde yer almaktadır.

Sonuç olarak; Papadopulos'un sözde talepkar politikasının belkemiği Denktaş'ın 2003 yılındaki önerilerinin hayata geçirilmesidir. Tek istisna Maraş'ı almamış olmamızdır".

KIBRIS 29/10/07

2008'den önce çözüm istiyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Simerini'ye demeç verdi:2008'den önce çözüm istiyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 8 Temmuz anlaşmasına değinerek, bazı değişikliklerle bu anlaşmanın hayata geçirilmesine hazır olduğunu belirtti. Talat, 8 Temmuz anlaşmasının maalesef başarısız olduğuna, 16 ay sonrasında ne bir teknik komite ne de bir çalışma grubunun kurulabildiğine dikkati çekerek bu nedenden dolayı düzenlemelere (değişikliklere) gereksinim olduğunu, bu değişiklikleri 5 Eylül'de Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a da sunduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Talat hazırlık dönemi için zaman sınırı koyduklarını, bu zaman diliminden sonra (bir diğer deyişle 2.5 ay sonra), 2008 yılı sonundan önce çözüme yol açacak yoğun müzakerelere başlanmasını önerdiklerini belirtti.

"Bu değişikliklerle 8 Temmuz anlaşması mı olacak yoksa yeni bir anlaşma mı" sorusuna karşılık Cumhurbaşkanı Talat, değişikliklerle 8 Temmuz anlaşması olacağını, BM Genel Sekreteri ve de tüm diplomatların 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde olunduğunu söylediğini de belirtti.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile yaptığı görüşme konusunda Cumhurbaşkanı Talat, Ban'a sunmuş olduğu önerilerin basit öneriler olmadığını belirterek, ilk önce Genel Sekreter'e Türk tarafının tezleri konusunda bilgi verdiğini, 8 Temmuz anlaşmasına bağlı olduklarını ve bu konuda bir sorunlarının bulunmadığını anlattığını söyledi. 2008 yılından önce çözümü arzuladıklarını Ban'a ilettiğini belirten Talat, ancak bütünlüklü çözüme kadar Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki güven havasının yaratılması için bazı güven yaratıcı önlemler de önerdiğini dile getirdi.

Kıbrıslı Rum politikacıların, kendisini; sadece güven yaratıcı önlemler önermekle eleştirdiğini söyleyen Talat, bunun böyle olmadığını, bütünlüklü çözümle ilgili yöntemler de sunduğunu ifade etti.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un önerilerini "laf kalabalığı" olarak nitelendirerek eleştirmesinin sorulması üzerine Talat, o anda önerileri görmediğini, mektubun Kıbrıs Türk tarafına gönderilmediğini, bunları sadece Kıbrıs Rum basınından okuduğunu belirtti. Söz konusu mektubu birkaç gün önce aldığını dile getiren Talat, şimdi hâlâ daha "şaşkınlık içerisinde" olduğunu söyledi.

Bunun nedeninin sorulması üzerine Talat şunları ekledi:

"Mektup çok belirsiz. Fikirler çok karışık. Bunu bir, iki, üç kez okudum ancak ne demek istediğini anlamanız güçtür. İki taraf arasında bir denge tutmaya çalışan Gambari'nin mektubundan daha da belirsizdir. İlk olarak, iki lider arasındaki müzakerelere herhangi bir değinmede bulunmuyor. Müzakereler, 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde, komiteler ve çalışma grupları arasında sürdürülecek. İkinci olarak somut hedefler ortaya koymuyor, takvim koymuyor ve de Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünden bahsetmiyor. Sadece 8 Temmuz anlaşması, olduğu gibi çözümle ilgili müzakereler olarak sunuluyor."

Bunun Rum Yönetimi Başkanı'yla ileriki günlerde veya haftalarda bir araya gelmeyeceği anlamına gelip gelmediği sorusu üzerine Talat, ne zaman isterse Papadopulos ile görüşebileceğini, herhangi bir sorunun bulunmadığını belirterek şimdiye kadar yeni bir görüşme için herhangi bir tarih belirlenmediğini de söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir başka soru üzerine müzakerelerin Rum başkanlık seçimlerinden sonra başlamasını tercih ettiğini, şu anda görülenlerin seçim amaçlı olarak yapıldığını söyledi. Talat, bununla birlikte müzakerelerin şu anda başlamasının da zarar verici olacağını dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, hazırlıkların, kendi önerilerinin ve Papadopulos'un fikirlerinin ele alınması için Papadopulos'la şu anda görüşme yapmasının da mümkün olduğunu söyledi.

İki toplumlu, iki bölgeli federasyonun, istedikleri bir çözüm şekli olduğunu belirten Talat, bunun; iki taraf arasındaki siyasi eşitliği kapsayacak olan bir çözüm olduğunu ve de BM Güvenlik Konseyi kararlarında da tarif edildiğini dile getirdi.

Bir başka soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat, şüphesiz olarak adanın yeniden birleşmesini istediklerini, taksimi, bölünmüşlüğün sürmesini istemediklerini söyleyerek, bölünmüşlüğün gittikçe derinleştiğini ve bunun bir tehlike olduğunu belirtti. Talat, bu nedenden dolayı barışı sevenlerin bir adım atması ve çaba göstermesi için herkesi teşvik etmek istediğini de ifade etti.

Cumhurbaşkanı Talat, statükonun hiçbir tarafa yaramadığını, bu yüzden en kısa zamanda Kıbrıs sorununa çözüm bulunması gerektiğini söyledi.

"Lokmacı Barikatı olarak bilinen Ledra Caddesi'nin (Uzun Yol) açılmasına ilişkin olarak somut bir tarih vermesinin mümkün olup olmadığı" sorusuna yanıt veren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu konuda bir tarih vermesinin mümkün olmadığını söyleyerek "Eğer Papadopulos gerçekten bunu açmak istiyorsa, yarın dahi bunu açarız" dedi. Cumhurbaşkanı Talat ayrıca kendilerinin bu konuda hazır olduğunu, yapıların bile hazır olduğunu, tek sorunun ise iki taraf arasındaki yol olduğunu, duvarların tamiratına gereksinim olduğunu dile getirdi.

Kapının açılmamasındaki engelin Kıbrıs Rum tarafından geldiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kendilerinin herhangi bir koşul ortaya koymadığını da anımsattı. Talat, Papadopulos'un ara bölgenin belirlenmesini önerdiğini, bunun da Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının UNFICYP ile en azından 3-4 yıl müzakere etmesi anlamına geldiğini de belirtti. Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un bunda ısrarlı olduğunu, gerekli olan şeyin, ara hattın belirlenmesi değil halkın geçeceği yol boyundaki duvarların tamir edilmesi olduğunu söyledi.

"Kıbrıs'ın askersizleştirilmesini niye reddettiniz? Yoksa Türkiye tarafından size yapılan baskıdan mı?" sorusu üzerine Talat "Hayır. Türkiye'yle alâkası yok. Türk ordusunun buradaki mevcudiyeti Kıbrıs sorununun sonucudur. Kıbrıs sorunu çözümlenmezse Türk ordusu ayrılamaz. Neden var olmaya devam ederken sonucun değişmesi mümkün değildir" dedi.

"RMMO'dan korkuyor musunuz?" sorusuna karşılık olarak Talat "Neden olmasın" yanıtını verdi.

"Türk ordusu istediği an Kıbrıs'a geldiğine göre ve savaş uçaklarının 8 dakikada burada bulunmaları mümkünken neden korkuyorsunuz?" şeklinde bir soru yöneltilmesi üzerine Talat şu yanıtı verdi:

"Sanırım siz akıllı bir insansınız. Türk ordusu 11 yıldan sonra adaya bir kez geldi. 1963'ten sonra 1974'te geldi. Sonuç olarak ordunun 8 dakikada geri dönmesinin o kadar kolay olduğunu söylemeyiniz. RMMO'nun donanımlarıyla güvenli hissetmiyoruz. Bu konuda konuşmaktan hoşlanmıyorum ancak çok önemlidir. RMMO 1963'ten 1974'e kadar Kıbrıslı Türklere karşı tüm sıkıntıların sorumlusudur. Sonuç olarak Kıbrıslı Rumların ordusundan nasıl korkmayalım!" dedi.

KIBRIS 29/10/07

 

Dilek Yavuz ve Ayfer Orhan'dan İkinci Bahar Derneği'ne anlamlı ziyaret

Eylem ERAYDIN / LONDRA

KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yanık Yavuz ve İşçi Partisi Hemel Hampsted milletvekili adayı, aynı zamanda Enfield Belediye Meclisi üyesi Ayfer Orhan, Edmonton'da bulunan İkinci Bahar Derneği'ni ziyaret ederek, dernek üyelerinin sorunlarını dinledi.

Edmonton Shopping Center'de yaklaşık bir buçuk yıldır faaliyet gösteren çoğunluğu yaşları ilerlemiş Kıbrıslı Türklerden oluşan İkinci Bahar Klübü üyeleri KKTC Londra Temsilcisi Dilek Yanık Yavuz ve İşçi Partisi Hemel Hampsted Milletvekili Adayı Ayfer Orhan ile biraraya gelerek sorunlarını anlatma imkânı buldular.

Yıl boyunca çeşitli faaliyetler düzenleyen ve gezi turları yapan kulübe yapılan ziyaret sırasında

Dernek Başkanı Fatoş Gülşan, bir buçuk yılda 128 üyeye ulaştıklarını, her hafta salı günü öğle yemeğinde buluşmak, geziler düzenlemek ve üyelere danışmanlık hizmeti vermek gibi çok çeşitli çalışmalar yürüttüklerini fakat belediyeden hiç bir yardım alamadıklarını dile getirdi.

Kendisini davet ettikleri için teşekkür eden KKTC Temsilcisi Dilek Yanık Yavuz da çok sayıda insanı bir arada görmekten dolayı mutlu olduğunu, geçmiş bayramlarını kutladığını belirterek, diğer dernekleri de sırası ile ziyaret edeceğini söyledi.

İkinci Bahar Derneği üyelerine konuşan Ayfer Orhan da çok önemli bir boşluğu dolduran derneğin çalışmalarını övdü. Muhafazakâr Parti yönetiminde bulunan Enfield Belediyesi'nin, bölgede yaşayan ve sayıları elli bini bulunan Kıbrıslı Türkleri ve Türkiyelileri yok saydığını kaydeden Orhan, devletten gelen yardımların belediye eliyle adil dağıtılmadığını söyledi.

İşçi Partisi döneminde ETCA'ya verilen binanın da ellerinden alınarak çürümeye bırakıldığını belirten Orhan, tüm çaba ve uyarılarına rağmen bölgede faaliyet gösteren Kuzey Kıbrıs ve Türkiye kökenli hiç bir derneğin belediye yardımlarından yararlanamadığını ifade etti.

Konuyu her düzlemde gündeme taşıdığını ve taşımaya devam edeceğini belirten Orhan, "Bu ülkede elli yıldır yaşayan, çalışan vergi ödemiş bir toplumun, ihtiyacı olduğunda belediye yardımlarından yararlanabilmesi için daha kaç yıl beklemesi gerekiyor?" diye konuştu.

KIBRIS 30/10/07

Lokmacı için hazırız

ÖNERİLERİMİZ 8 TEMUZ ANLAŞMASINA UYGUN... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, 8 Temmuz anlaşmasında, kapsamlı çözümün Annan Planı temelinde değil yeni bir temelde bulunacağına ilişkin bir ifadenin kesinlikle bulunmadığını belirterek bu tür bir açıklamanın Kıbrıs Rum halkını yanıltmaya yönelik olduğunu söyledi. Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafındaki bazı siyasi çevrelerin iddiasının tersine Cumhurbaşkanı Talat tarafından Rum tarafına ve BM Genel Sekreteri'ne sunduğu Güven Artırıcı Önlemlere ilişkin önerilerin de 8 Temmuz anlaşmasına tamamen uygun olduğunu vurguladı

LOKMACI İÇİN RUM YÖNETİMİNİN ONAYINI BEKLİYORUZ... Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs sorununa çözüm bulma müzakerelerinin, Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'deki seçimler sonrasında hareketleneceği yönünde bir izlenim edindiğini ve bu doğrultuda yoğun işaretler bulunduğunu söyledi. Erçakıca, ayrıca Lokmacı Kapısı'nın her an açılmaya hazır olduğunu kaydederek Rum tarafının onayının beklendiğini belirtti. Erçakıca, "Bizim açımızdan her şey yapıldı. Her şey neticelendirildi. Sadece bariyerin kaldırılıp görevlilerin yerine oturması var" dedi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında imzalanan 8 Temmuz anlaşmasında, kapsamlı çözümün Annan Planı temelinde değil yeni bir temelde bulunacağına ilişkin bir ifadenin kesinlikle bulunmadığını söyledi.

Erçakıca, "Papadopulos'un, bu antlaşmanın, kapsamlı çözümün yeni bir temelde bulunacağını öngördüğü yönündeki iddiası tamamen gerçeklere aykırı ve kamuoyunu ama özellikle Kıbrıs Rum halkını yanıltmaya yöneliktir" dedi.

Hasan Erçakıca, ayrıca Lokmacı Kapısı'nın her an açılmaya hazır olduğunu kaydederek Rum tarafının onayının beklendiğini belirtti. Erçakıca, "Bizim açımızdan her şey yapıldı. Her şey neticelendirildi. Sadece bariyerin kaldırılıp görevlilerin yerine oturması var" dedi.

Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Rum Lider Papadopulos'un 24 Ekim tarihli açıklamalarını değerlendirdi.

8 Temmuz anlaşmasında iki kesimli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon çerçevesinde çözüleceğine dair bir mutabakat yer aldığına dikkat çeken Erçakıca, bu hedefe gidecek görüşmelerde üzerinde çalışılacak zemin konusunda hiçbir ifadenin yer almadığını belirtti.

"Müzakerelerde devamlılık anlayışı bulunuyor"

Hasan Erçakıca, Rum liderin 8 Temmuz'da yapılan görüşme esnasında Kıbrıs Türk tarafının istemesi halinde Annan Planı'nı müzakere masasına getirebileceğini ve kendisinin de bunu görüşeceğini söyleyerek antlaşmaya imza attığına dikkat çekti.

BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde kırk yıldır sürdürülen müzakerelerde devamlılık anlayışı bulunduğunu ve her yeni girişimin bir önceki sürecin kaldığı yerden başlayarak sürdürüldüğünü kaydeden Erçakıca, "Bu yerleşik uygulama ışığında yeni bir müzakere sürecinin başlaması durumunda bunun hangi parametreler çerçevesinde olacağı açıktır" dedi.

"Amaç çözüm çabalarını sonuçsuz bırakmak"

Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un son açıklamalarıyla Kıbrıs Türk liderini "çözüm istemez" duruma düşürerek kapsamlı çözüm çabalarını sonuçsuz bırakmayı amaçladığına işaret etti.

Erçakıca, "Liderlerin gerçeklere karşı sorumlu davranması lazım. Eğer bir müzakere yapacaksak, hem Kıbrıslı Türk liderlerin hem de Kıbrıslı Rum liderlerin halklarına ve gerçeklere karşı sorumlu davranışlar geliştirmeleri gerekir. Yazılı anlaşmaları çarpıtarak bu süreci götüreceksek, tabi ki netice almak mümkün olamayacak" dedi.

Güven artırıcı önlemler paketi

Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafındaki bazı siyasi çevrelerin iddiasının tersine Cumhurbaşkanı Talat tarafından Rum tarafına ve BM Genel Sekreteri'ne sunduğu Güven Artırıcı Önlemlere ilişkin önerilerin 8 Temmuz anlaşmasına tamamen uyduğunu da söyledi.

8 Temmuz anlaşmasının bir parçası olan ilkeler dizisinin beşinci maddesinde Güven Artırıcı Önlemler'in Kıbrıs Türk ve Rumların hayatlarının daha iyi olması için elzem olduğunun açık bir şekilde belirtildiğine işaret eden Erçakıca, sunulan önerinin 2-2.5 aylık bir hazırlık sürecinden sonra kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlamasını ve 2008 yılı sonundan önce soruna çözüm bulunmasının hedeflenmesini öngördüğüne dikkat çekti.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Siyasi grup veya siyasi parti liderlerinin, bu konuları daha titizlikle izlemesi ve Kıbrıs Rum tarafının manipülasyonlarına karşı bilinçli olmaları, çözüm sürecine katkı koymaları bakımından gereklidir. Kıbrıs Türk tarafından yükselen bu tür dayanaksız ama Kıbrıs Rum tarafının tutumunu olumlayan demeçler Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmazlığını cesaretlendirmekten başka bir işe yaramamakta ve sonuçta çözüm sürecine zarar vermektedir."

Müzakere sürecinin hareketlenmesi

Hasan Erçakıca, konuyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs sorununa çözüm bulma müzakerelerinin, Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'deki seçimler sonrasında hareketleneceği yönünde bir izlenim edindiğini ve bu doğrultuda yoğun işaretler bulunduğunu söyledi.

Erçakıca, bir başka soruyu yanıtlarken, Lokmacı Kapısı'nın her an açılmaya hazır olduğunu kaydetti ve Rum tarafının onayının beklendiğini belirtti. Erçakıca, "Bizim açımızdan her şey yapıldı. Her şey neticelendirildi. Sadece bariyerin kaldırılıp görevlilerin yerine oturması var" dedi.

Önerilerin sızdırılması

Hasan Erçakıca, "Türk tarafının önerilerinin BM Genel Sekreteri Ban'a sunulmadan önce Rum tarafına sızdırıldığına" ilişkin bir başka soruya karşılık da, teknik olarak bunun kolay olmadığını, çünkü önerilere son şeklin Cumhurbaşkanı Talat ve ekibi tarafından ABD'ye yolculukta ve New York'ta görüşmeden hemen önce verildiğini söyledi.

Erçakıca, Talat-Ban görüşmesi sonrasında bazı bilgilerin Kıbrıs'a ulaşmasında yaşanan aksaklıkların Telekom'daki grevden kaynaklandığını ve iletişim eksikliğini gidermek için şahsen kendisinin gün boyu görüşme hakkında kendisine ulaşan bilgileri basına aktarmaya çalıştığını belirtti. Erçakıca, görüşme notlarının daha sonra ilgili tüm mercilere dağıtıldığına da işaret etti.

Türkiye ve İngiltere'nin stratejik ortaklık anlaşması

Hasan Erçakıca, Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması'yla ilgili soruyu yanıtlarken de, bu tür adımların çoktan atılması gerektiğini kaydetti. Benzeri adımların diğer ülkeler tarafından da atılması gereğine işaret eden Erçakıca, Rum tarafının bu adımları "KKTC'nin tanınmasına yönelik adımlar" olarak lanse etmesinin ise abartılı olduğunu ekledi.

KIBRIS 31/10/07

Mavru ile Hristofyas, Lokmacı Kapısı'nın açılmasını görüştü

Politis gazetesi, Hristofyas-Mavru görüşmesinde genel olarak Güney Lefkoşa'nın, özel olarak ise Lefkoşa Rum Belediyesi'nin karşılaştığı sorunların ele alındığını yazdı.

Gazeteye göre Hristofyas, yakın zamanlarda Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'a yaptığı ziyarete değinerek, "Bizim burada neyimiz var? Esaslı olarak bütünüyle korunması gerekli eski bir Lefkoşa" kıyaslamasında bulundu.

Lokmacı Kapısı

Gazeteye göre Dimitris Hristofyas, Mavru'yla gerçekleştirdiği görüşme çerçevesinde Lokmacı Kapısı'nın (Ledra Sokağı) karşılıklı geçişlere açılması konusuna da değindi.

Hristofyas, açıklamasında, Lokmacı Kapısı'nın açılmasının, Kıbrıslı Türklerle Rumların barışçıl ve dostane temaslarda bulunmasında bir merkezi olması temennisinde bulundu.

Dimitris Hristofyas, Lokmacı Kapısı geçişlere açıldığı takdirde, bu gelişmenin; hem bölgenin yeniden canlanmasıyla hem de Kıbrıs sorununun çözüm çabalarıyla ilgili olarak bir "umut nefesi" teşkil edeceğini sözlerine ekledi.

Bu arada Lokmacı Kapısı'nın açılmasıyla ilgili olarak diğer Rum siyasiler de açıklamalarda bulundu:

Alithia'ya göre Lokmacı Kapısı'nın geçişlere açılması konusunu yorumlaması istenen ana muhalefet DİSİ Partisi Başkanı Nikos Anastasiadis yaptığı açıklamada, "sorumluluk oyunuyla ne kadar oynarsak, ne yazık ki çıkmazlar da bu oranda devam edecek" ifadelerini kullandı.

Anastasiadis, iki tarafı; "zamanın boşa geçmesinin Kıbrıs Türk toplumunun da aleyhine sonuçlanacağı bilincine varmaya" çağırdı.

Alman sosyalist gençler Lokmacı'yı ziyaret etti

Bu arada, Almanya'daki Hannover Üniversitesi'nde öğrenim gören sosyalist gençlerden oluşan bir heyetin, öğretim görevlileriyle birlikte "Ledra" (Lokmacı) barikatını ziyaret ettiği bildirildi.

Mahi gazetesinde yer alan habere göre; Alman heyete eşlik eden "Ledra Caddesi'nin Açılması İçin Vatandaşlar Komitesi"nin Başkanı Valentina Sofokleus, son iki yıldır barikatların açılmasıyla ilgili olarak vatandaşların gerçekleştirdiği mücadele hakkında öğrencileri bilgilendirdi.

Heyet de Sofokleus'a, "Alman sosyalist gençliğinin mücadeleci selamlarını, ayrıca Berlin duvarının yıkılmasıyla Almanya'nın birleştiği gibi Lokmacı barikatının açılmasına yönelik mücadelenin de adanın birleşmesine neden olacağı yönündeki inancını" iletti.

KIBRIS 31/10/07

 

TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan: En öncelikli konu Kıbrıs

AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen eğitim seminerinde konuşan Babacan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan ve kendisinin göreve başladıktan sonra ilk yurt dışı ziyaretlerini KKTC'ye yaptıklarının altını çizdi.

"Biz şimdiye kadar Kıbrıs'tan ne tek bir santimetre kare toprak verdik, ne tek bir askerimizi geri çektik" diyen Babacan, KKTC'nin kişi başına düşen milli gelirinin 4 bin dolardan 10 bin dolara çıktığını belirtti.

Eskiden KKTC Cumhurbaşkanı'nın uluslararası etkinliklerde yer alamadığını, ancak bugün ülkelerden resmi davetler aldığını belirten Babacan, KKTC'nin İslam Konferansı Teşkilatı'na (İKT) Kıbrıs Türk Devleti olarak gözlemci statüsünde katıldığını belirtti.

Türkiye'nin KKTC'nin desteklenmesi ve güçlendirilmesiyle ilgili çabalarının önümüzdeki dönemde de yoğun bir şekilde devam edeceğini ifade eden Babacan, Kıbrıs konusuna kapsamlı bir çözüm bulmak için de çabalarını sürdüreceklerini söyledi.

KIBRIS 31/10/07

 

Türk lokumu Rumların oldu

Rumlar, Türk lokumunu kendi adlarına Avrupa Birliği’ne tescil ettirdi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 18:51 TSİ 01 Kasım 2007 Perşembe

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Tarım Bakanlığı, AB ülkelerinde onayları dışında ‘lokum’ adı altında üretim yapılamayacağını açıkladı. Lokum üretimi için Rum izni gerekecek.

Rum Tarım Bakanı Fotis Fotiu, lokumun isim tescilinin yapılması için aylar önce başvuruda bulunduklarını ve itiraz süresinin 21 Ekim’de sona erdiğini belirterek, “Bundan böyle AB toprakları içinde lokum Kıbrıs Lokumu olarak bilinecek. Turkish Delight yerine Cyprus Delight olarak anılacak” dedi.

Avrupa Birliği, bu süre içinde itirazda bulunulmadığı için tüm dünyada Türk lokumu olarak bilinen tatlıyı “Lokumi” adıyla tescil etti.

Rum Yönetimi, 2 yıl önce de Avrupa günü dolayısıyla hazırlanan bir tanıtım kitabında baklavayı Rum milli tatlısı olarak tanıtmıştı. Rumların, baklavayı kendi tatlıları olarak tescil ettirme girişimi, Türkiye’nin müdahalesi üzerine sonuçsuz kalmıştı..

Rum Yönetimi Tarım Bakanlığı Müsteşarı da, ‘AB içindeki ürünlere artık coğrafi standartlar getiriliyor. Lokumun isim tescil hakkını almamız sayesinde satışlarımızda büyük bir patlama yaşanacak. AB ülkelerinde lokum adı altında ister Latin ister Yunan alfabesi üretim yapılıp satılamayacak, Kıbrıs lokumu ismini kullanabilmek için Rum Tarım Bakanlığı’ndan üretim yeterlilik izni almaları gerekecek. İtiraz süresi geçtiği için artık rahatlıkla lokum bizim diyebiliriz. Tescili önünde engel kalmadı’ dedi.

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Giroskipu Belediyesi 3 yıl önce 2 bin 718 kiloluk dev bir lokum yaparak Guinnes Rekorlar Kitabı’na girmişti. Rumların ürettiği lokumun rekorlar kitabına girebilmesi için 35 usta, 2.5 ton şeker, 350 kilo yağ ve 150 kilo badem kullanarak 40 saatte dev lokumu tamamlamıştı. Rumlar her yıl daha büyük lokum yaparak rekorlar kitabındaki yerlerini muhafaza ediyor.

 

"Türk lokumu" oldu "Kıbrıs lokumu"!


1 Kasım, 2007 15:42:00 (TSİ) CNN TURK

Baklavayı ''Rum tatlısı'' olarak AB'ye sunan Kıbrıs Rum yönetimi, şimdi de tüm dünyanın ''Türk lokumu-Turkish delight'' olarak bildiği lokumu ''Kıbrıs lokumu'' adıyla tescil ettirdi.

Rum Tarım Bakanlığı, AB ülkelerinde onayları dışında "lokum" adı altında üretim yapılamayacağını açıkladı. Buna göre, lokum üretimi için Rumların izni gerekecek.
 
Rum Tarım Bakanı Fotis Fotiu, lokumun isim tescilinin yapılması için aylar önce başvuruda bulunduklarını ve itiraz süresinin 21 Ekim'de sona erdiğini belirterek, "Bundan böyle AB toprakları içinde lokum Kıbrıs lokumu olarak bilinecek. 'Turkish delight' yerine 'Cyprus delight' olarak anılacak" dedi.
 
Tarım Bakanlığı Müsteşarı Takis Fotiu da, "AB içindeki ürünlere artık coğrafi standartlar getiriliyor. Lokumun isim tescil hakkını almamız sayesinde satışlarımızda büyük bir patlama yaşanacak" diye konuştu.
 
"AB ülkelerinde lokum adı altında ister Latin, ister Yunan alfabesi üretim yapılıp satılamayacak" diyen Fotiu, "Kıbrıs lokumu ismini kullanabilmek için Rum Tarım Bakanlığı'ndan üretim yeterlilik izni almaları gerekecek. İtiraz süresi geçtiği için artık rahatlıkla lokum bizim diyebiliriz. Tescili önünde engel kalmadı" ifadesini kullandı.
 
Rum yönetimi Giroskipu Belediyesi 3 yıl önce 2 bin 718 kiloluk dev bir lokum yaparak Guinness Rekorlar Kitabı'na girmişti.
 
Rumların ürettiği lokumun rekorlar kitabına girebilmesi için 35 usta, 2.5 ton şeker, 350 kilo yağ ve 150 kilo badem kullanarak 40 saatte dev lokumu tamamlamıştı.
 
Rumlar her yıl daha büyük lokum yaparak rekorlar kitabındaki yerlerini muhafaza ediyor. Rum yönetimi 2 yıl önce Avrupa Günü dolayısıyla hazırlanan üye ülkelerin milli tatlıları kitabında baklavayı Rum milli tatlısı olarak tanıtmıştı.

Talat Paşa Komitesi'nden KKTC'de etkinlik

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın başkanlığında yapılacağı belirtilen ve bugün başlayacak olan etkinlikler 4 gün sürecek. Etkinlikler çerçevesinde konferanslar gerçekleştirilecek, yürüyüş yapılacak.

Talat Paşa Komitesi ile "KKTC Ulusal Dava Kuruluşları" tarafından, "yurtseverlere", "Bayrağını Al Yürüyüşe Gel" çağrısı yapıldı.

Eylemin, "Burada bir cumhuriyet var ve sahipsiz değil" deme amacı taşıdığı ve "Kıbrıs davasını" gündemden çıkaranlara hatırlatmalar yapılacağı bildirildi.

Ön hazırlık amacıyla, Talat Paşa Komitesi'nden bir heyet KKTC'ye geldi ve heyet adına, Kıbrıs gazisi Atilla Çilingir, bir basın toplantısı düzenleyerek eylemle ilgili bilgiler verdi.

Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği'nde yer alan ve "KKTC Ulusal Dava Kuruluşları" temsilcilerinin de hazır bulunduğu basın toplantısında konuşan Çilingir, halkı, düzenleyecekleri etkinliklere katılmaya ve "AB ile ABD'ye uyarı eylemine" güç vermeye davet etti.

Yarın yürüyüş

Yarın saat 12:00'de Küçük Kaymaklı Şehitler Abidesi'nde toplanılarak Girne Kapısı'ndaki Atatürk Anıtı'na doğru bir yürüyüş gerçekleştirileceğini söyleyen Çilingir, "Burada bir KKTC devleti var" mesajı verilecek olan yürüyüşle, "Kıbrıslı Rumlar'a, ABD ve AB'ye güçlerini göstereceklerini" kaydetti.

Atilla Çilingir, Talat Paşa Komitesi Yürütme Kurulu'nun, Komitenin 6. toplantısını, "KKTC Ulusal Dava Kuruluşları"yla birlikte, KKTC'de yapmayı kararlaştırdığını anlattı.

Türkiye'nin savunması Kıbrıs'tan başlar

"Başkanlığını KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yaptığı Talat Paşa Komitesi, ABD'nin ülkemiz üzerindeki baskı ve dayatmalarını yoğunlaştırdığı koşullarda, Kıbrıslı öncülerle birlikte toplanmanın çok anlamlı bir eylem olacağını düşünmüştür" diyen Çilingir, KKTC'nin Irak'ın kuzeyiyle birlikte Türkiye'nin ileri mevzilerinden biri olduğunu ve Türkiye'nin savunmasının Kıbrıs'tan başladığını ifade etti.

ABD'nin, Büyük Orta Doğu Projesi'ni gerçekleştirme şansını, İran'a yönelik bir operasyonla yakalama arayışında olduğunu söyleyen Çilingir, İran'a yönelik askeri operasyonlarda Türkiye'yi piyon olarak kullanmak için tertip ve dayatmalara girişildiğinin görüldüğünü kaydetti. Çilingir, şöyle konuştu:

"İçeride terör ve irtica kışkırtılmakta, dışarıda ise Kıbrıs ve Kuzey Irak'ın kuzeyinden Türkiye'yi kuşatan çember daraltılmaktadır. Bu amaçla AB öncülüğünde Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Rum gemilerine açması ve Ada'dan Türk askerinin çekilmesi istenmektedir. 'Ermeni Soykırımı' yalanları gündemin ilk sıralarına taşınmaktadır. Bu yalanı destekleyen bir karar tasarısı, önümüzdeki günlerde ABD Kongresi Temsilciler Meclisi'ne getirilecektir."

ABD'nin planladığı görülen İran operasyonunun Türkiye'nin parçalanması amacına hizmet edeceğinin açık olduğunu savunan Çilingir, Türkiye'nin vatanseverlerinin böyle bir operasyona karşı olduğunu kaydetti.

Bütün bu gelişmelere bağlı olarak Kıbrıs üzerinde oynanan oyunların da yoğunlaştığını belirten Çilingir, özellikle son aylarda "Kıbrıs davasının" kamuoyunun gündeminden çıkarıldığını ya da kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerle yeni "ver kurtul" politikalarına kurban edilme sürecine sokulduğunu ileri sürdü.

Rum Yönetimi liderlerinin bugüne kadar sergiledikleri tavırlarda hiç bir değişiklik olmadığını belirten Çilingir, "Türkiye ve KKTC'deki tavizkâr politikalar sonucunda yaratılan Annan Planı zeminindeki Birleşik Kıbrıs hayalleri de toplum nezdinde yıkılmaktadır" dedi.

Talat Paşa Komitesi'nin "Kıbrıslı öncülerle" birlikte Türkiye ve KKTC'ye yönelik ağır baskılara yanıt oluşturmak üzere Kıbrıs'ta toplanmaya karar verdiğini belirten Çilingir, "Türkiye'den aydınlar, bilim ve siyaset insanları, iş adamları, asker, basın mensupları, Rauf Denktaş önderliğinde 1-4 Kasım tarihleri arasında Kıbrıs'ta gerçekleştirecekleri etkinliklerde, haklı taleplerini seslendireceklerini ve ABD ile onun destekçilerine 'dur' diyeceklerini" ifade etti.

Etkinlikler

Talat Paşa Komitesi ile "KKTC Ulusal Dava Kuruluşları, eylemleri çerçevesinde, anıtlar ve şehitliklere, devlet ve hükümet yetkililerine ziyaretler gerçekleştirecek; konferanslar düzenleyecek.

"ABD-AB Planları ve KKTC" başlıklı ilk konferans bugün saat 14:30'da, Yakın Doğu Üniversitesi'nde; "KKTC'de Uygulanması Gereken Politikalar" başlıklı ikinci konferans, yarın saat 14:30'da Doğu Akdeniz Üniversitesi Atatürk Araştırma Merkezi'nde yer alacak.

3 Kasım Cumartesi günü ise saat 10: 00'da Girne Vuni Palace Otel'de "Ermeni Soykırımı Yalanı ABD Temsilciler Meclisi'nde" başlıklı konferans verilecek.

KIBRIS 01/11/07

Başkanlık sistemine geçmeliyiz

BAŞKANLIK SİSTEMİYLE İSTİKRAR GELİR... KKTC'de nispi temsil sisteminin en demokratik sistem olarak konulduğunu ancak bunun istikrarlı hükümetleri engellediğinden dolayı başkanlık sisteminin gündeme geldiğine dikkat çeken Talat, Başkanlık sisteminin istikrar sağlayacağını ifade etti. Başkanlık sistemi ile popülizmden uzaklaşmanın söz konusu olacağını da belirten Talat, Başkanlık sisteminin diktatörlüğe kaymayacak şekilde dengelenmesi halinde birçok avantajının bulunduğunu anlattı

TALAT, PAPADOPULOS'A MEKTUP GÖNDERDİ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon aracılığıyla Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'a mektup gönderdiğini açıkladı. Rum liderin BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ortaya koyduğu iddialara yanıt niteliği taşıyan mektupta, Papadopulos'un 8 Temmuz süreciyle ilgili söyledikleri, Türkiye'yi hedef alan sözleri, BM kararlarının uluslararası hukukun süzgecinden geçmediğine ilişkin görüşlerine yanıt verildi

KKTC için Başkanlık Sisteminin daha iyi bir sistem olacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, sırf Denktaş var diye geçmişte korktukları için Başkanlık sistemine karşı çıktıklarını açıkladı.

Talat, polisin sivil otoriteye bağlanmasından yana olduğunu ancak bunun bütün devlet kuruluşlarının eşgüdümü ve anlaşması ile yapılmasının doğru olacağını anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, 2004 yılından bu yana resmi demografik yapının değişmediğini söyledi.

Tayvanlaşmaya karşı olduğunu belirten Talat, "Şu anda Kıbrıs'ta iki kesim var. İki devlet var. İki ayrı devlet kendi kendini yönetiyor" diyerek, Kıbrıs Türkünün tanınma ve dünya ile bütünleşmek istediğinin altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat BRT'deki Akis Programı'na çıkarak Kıbrıs konusu ve ülke gündemindeki gelişmeleri değerlendirdi.

Meclis'te grubu bulunan partilerin oluşturduğu ad-hoc komitede değerlendirilen Başkanlık sistemiyle ilgili görüşlerini açıklayan Cumhurbaşkanı Talat, başkanlık sisteminin KKTC'ye istikrar getireceğine inandığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'de nispi temsil sistemi en demokratik sistem olarak konulduğunu ancak bunun istikrarlı hükümetleri engellediğini anlatarak, Başkanlık sistemin bu nedenle gündeme geldiğini söyledi.

Parlamentoda nispi temsil sistemi devam edecekse Başkanlık sistemi istikrar sağlayıcı bir unsurdur.

Başkanlık sistemi ile popülizmden uzaklaşmanın söz konusu olacağını da belirten Talat, Başkanlık sisteminin diktatörlüğe kaymayacak şekilde dengelenmesi halinde birçok avantajının bulunduğunu anlattı.

Talat bizim gibi küçük ülkelerde başkanlık sistemlerinin daha iyi olacağını bildirdi.

Talat geçmişte sırf Denktaş'ın varlığı nedeniyle acaba diktatörlüğe gider mi endişe taşıdıkları ve korktukları için başkanlık sistemine karşı çıktıklarını açıkladı.

Rum tarafında başkanlık sisteminin son derece diktatöryal olduğuna işaret eden Talat, bunun nedeninin Türk unsurun oradan atılması olduğunu söyledi.

Papadopulos'a mektup gönderdi

İç ve dış konularda önemli açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a mektup gönderdiğini açıkladı.

Talat programda yaptığı konuşmaya göre mektubun dün BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon aracılığıyla Tasos Papadopulos'a ulaştırılması bekleniyordu.

Cumhurbaşkanı Talat, mektupta Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ortaya koyduğu iddialara yanıt verildiğini anlattı.

Talat, özellikle Papadopulos'un 8 Temmuz süreciyle ilgili söyledikleri, Türkiye'yi hedef alan sözleri, BM kararlarının uluslararası hukukun süzgecinden geçmediğine ilişkin görüşlerine yanıt verildiğini bildirdi.

Mektup BM Genel Kurulu'nda belge olarak da dağıtılacak.

İngiltere'nin tavrı önemli

İngiltere'nin tavrını da değerlendiren Cumhurbaşkanı Talat, bu tavrı geç kalmış bir tavır olarak niteledi ve "yine de teşekkür ederiz" dedi.

Bunun, ilk kez ve önemli bir karar olduğunun altını çizen Talat, kısa bir süre önce de Alman parlamentosunda Kıbrıslı Türklerle ilgili bir karar alındığını ve bunun da önem taşıdığını anımsattı.

Gelişmelerin yavaş da olsa olumlu olduğunu belirten Talat, Rum tarafının artık aklını başına almasını ve yedi düvele karşı savaşarak bir yere varamayacağını anlamasını istedi.

Şubat 2008'den önce gelişme olmaz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'taki seçimler nedeniyle her şeyin seçime endekslendiğine işaret ederek bu nedenle seçime kadar bir gelişme beklemediğini söyledi.

Rum tarafındaki seçimler sonrasında Kıbrıs konusunda bir hareketlilik olacağını anlatan Talat, ancak seçim öncesi Papadopulos'la da bir görüşme olabileceğini anlattı.

Ban Ki Moon Kıbrıs sorununu bilmiyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat New York'ta görüştüğü BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la ilgili ilk izleniminin Kıbrıs sorununu bilmediği yönünde olduğunu söyledi.

Bunun da doğal olduğunun altını çizen Talat görüşmede BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un kendilerini dinlediğini anlattı.

Talat görüşmesinde kendisinin gündeme getirdiği konuları şöyle sıraladı:

"Önce pozisyonumuzu, duruşumuzu anlattım. Kıbrıs konusunda ne istediğimizi, beklentilerimizi söyledim. Çözüm irademizin devam ettiğinin altını çizdim.

Kıbrıs Türk tarafının çözüme hazır olduğunu ve yarın hemen müzakerelere başlayabileceğini bildirdim.

Genel Sekretere 2008 sonuna kadar sorunu çözmeye hazır olduğumuzun da altını çizdim.

Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulabilmesi için uluslararası toplumun neler yapması gerektiği konusundaki görüşlerimizi ortaya koydum.

Genel Sekreter'in de inisiyatif alması gerektiğini vurguladım.

Güven yaratıcı önlemler konusunu gündeme getirdim.

5 Eylül görüşmesi, bu görüşmeye nasıl baktık, nasıl götürdük ve ne netice alındı ve bütün bunların 8 Temmuz anlaşmasının neresinde olduğunu anlattım."

Genel sekreter raporun gereklerini yapsın

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un, bir önceki Genel Sekreter Annan tarafından referandumlar sonrasında hazırlanan raporu desteklediğini de belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşme sırasında BM Genel Sekreteri'nden bu raporun gereklerini yapmasını isteyen bir yaklaşım ortaya koyduğunu da belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri'nin görüşme sonrasında sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada iki tarafın da çözüm iradesi ortaya koyması yönündeki açıklamasının kendisine yönelik bir açıklama olmadığını da ifade etti.

Talat, "Biz kendisine hemen müzakerelere başlamaya ve sorunu 2008 sonundan önce çözmeye hazır olduğumuzu bildirdik. Onun için bu ifadeler bize dönük değil. Genel sekreter Kıbrıs'ta acele çözüme ihtiyaç var dediğine göre, ben de hemen çözelim dediğime göre o halde genel sekreterin mesajı Rum Lider Papadopulos'a dönüktür" dedi.

Talat: Tayvanlaşmaya hayır, tanınma istiyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmelerin doludizgin bir şekilde bölünmeye doğru gidildiğini gösterdiğini de tekrarladı.

Talat, KKTC'nin Tayvanlaşacağına ilişkin Güney Kıbrıs'ta gündeme gelen tartışmaları yorumlarken ise "Bizim böyle bir hedefimiz yok" dedi.

Talat Kıbrıs Türk tarafı olarak ne istediklerini ise şöyle sıraladı:

"Rumlar ısrarla bizi Tayvanlaştıracaklarsa biz bunu kabul etmiyoruz.

Biz siyasi haklarımızı istiyoruz.

Uluslararası alanda rol almak istiyoruz.

Dünyaca tanınma istiyoruz.

Tanınma derken bizim politikamız iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı, bir federal çözümdür. Bu çerçeve içinde duruyoruz şimdi. Hedefimiz budur.

Dünya ile bütünleşmekten de vazgeçmeyiz.

Sadece ticaret yapabileceksiniz derlerse de bize, 'Hayır bunu kabul etmiyoruz' deriz.

Belki bir geçiş dönemi için izolasyonların kaldırılması için bunu kabul edebiliriz. Ama, sonsuza kadar bize verilebileceğin bu olduğunu söylerlerse buna 'Hayır' deriz.

1960 hakları 1960'taydı. 1960'ta bizim istediğimiz her şey yok ki. Siyasi eşitlik nispeten var, her konuda siyasi eşitlik yok 1960'ta.

Şu anda iki kesim var. İki devlet var. İki ayrı devlet kendi kendini yönetiyor. Kuzeyden Rum devletinin en küçük bir söz söyleme hakkı yok. 1960'ta böyle miydi? Neden 1960'a döneceğiz ki? Oradaki haklarımızı kullanalım bu mücadelemizde. O başka bir şey. Ama, 1960'a dönmek söz konusu olamaz.

Şimdi 1960'ın çok ötesindeyiz. 1960'tan 2007'e kadar bir süreç neden geçti ki? 44 yıl öncesine dönme gibi bir şey olamaz."

Geleceği ipotek altına almam

Şartların bu şekilde devam etmesi ve bütün zorlamalara rağmen bir çözüme varılamaması halinde bu politikanın devam edip etmeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlarken ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat şunları söyledi:

"Ben geleceğe ipotek koyamam. Ben bugünkü politikayı ortaya koyarım. Gelecek hükümetler, liderler veya yine biz günün koşullarına uygun değerlendirme yapmak durumunda kalırsak değerlendirmeleri yaparız. Ama benim görüşüm Kıbrıslı Türkler dünyayla bütünleşmek istiyor. Dünyada tanınmak istiyor. Dünyada Kıbrıs'ı temsil etmek istiyor. Kıbrıs'ın bir bölümünü... Örneğin bir çatı varsa, bir federal çatı varsa bunu dünyada kendisi de temsil etmek istiyor. Ayrıca, kendi kendisini yönettiği kendi devletinin de efendisi olmak istiyor. Bundan doğal bir şey yok ki!1960'ta değiliz dediğim gibi. O zaman iki kesimlilik yoktu, 1977-1979 doruk anlaşması da yoktu. Perez De Cuellar Belgesi, Gali Fikirler Dizisi ya da Annan Planı da yoktu."

Esas hedefimiz dünya ile bütünleşmektir

Talat şöyle devam etti:

"Bizim esas hedefimiz dünya ile bütünleşmektir. Bu hangi koşullar altında olur? Bizim politikamız Kıbrıs'ı birleştirmektir. Bunu Kıbrıs Türk tarafı tek başına gerçekleştiremezse tabii ki başka çözüm yolları kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bizim şimdiki politikamız birleşme yönündedir. Birleşme derken de Kıbrıslı Türklerin kendi kendini yönetecekleri, Türkiye'nin garantörlüğünde, iki kesimli siyasi eşitliğe haiz bir çözüm olacak."

Talat, iki devlete dayalı bir çözümü öngören politika değişikliği olup olmadığının, ya da söylemlerde bir değişime gidilip gidilmediğinin gündeme getirildiğinin anımsatılması üzerine, "Yok mu şu anda iki devlet? Şu anda tek bir devlet mi var? İki devlet var. Biri tanınmıyor belki ama iki devlet var. Zaten çözüm de bu gerçeğe dayanmıyor mu? Annan planı bu değil miydi? Burada iki otonom idarenin var olduğu Cenevre'de 1974 yılında kararlaştırıldı." dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun ne zaman çözülebileceğiyle ilgili görüşünü açıklarken de bu sürenin dünya dengelerine bağlı olarak Türkiye'nin AB süreciyle belirleneceğini anlattı.

Talat, ancak bunun Türkiye'nin AB'ye giriş zamanı olarak algılanmamasını istedi ve ilerlemelere bağlı olacağını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ın bölünebilecek kadar büyük bir ülke olmadığının altını çizerek "Tabii ki her ülke kendi kaderini kendisi tayin eder ve çizer. Kıbrıs Rum Yönetimi bu şekilde bir politikayı sürdürürse bir 40 yıl daha Kıbrıslı Türkler aynı çizgide kalır mı bilemem" dedi.

Talat, Kıbrıs Türk tarafı çözüm yönünde elinden geleni yapma konusunda kararlı olduğunu da ifade ederek, bu konuda içinin rahat olduğunu anlattı.

Serdar Denktaş'ın 'Çifte Ozmosis' endişesine katıldığını da belirten Cumhurbaşkanı Talat, kendisinin böyle bir seçeneği kabul etmesinin mümkün olmadığını ancak gidişatın bunu da bir alternatif olarak ortaya çıkardığını ifade etti.

Demografik yapı

Demografik yapıyla ilgili soruyu yanıtlarken de Cumhurbaşkanı Talat, 2004 yılından bu yana resmi demografik yapının değişmediğini, 2004'ten bu yana kimsenin vatandaş yapılmadığını söyledi.

Talat, burada kayıtlı ve izinli çalışan işçi ve ailelerinin vatandaş yapılması durumunda belki de nüfusun 500 bini bulabileceğini belirtti. Böyle bir yapının ise kesinlikle hiçbir şekilde kabul göremeyeceğini anlattı.

Ekonominin ihtiyacı olan iş gücünün, ekonominin kaldırdığı ölçüde ülkeye geleceğini belirten Talat, demografik yapının değişmediğinin altını çizdi.

Talat ülkedeki siyasetin Türkiye tarafından yeniden tasarlanmakta olduğu iddialarının anımsatılması üzerine ise "Tanrısal gücü mü var Türkiye'nin. Olur mu öyle şey. Yok böyle bir şey. Böyle bir iddia bir abartıdır sadece" dedi.

Medya terör aracı olarak kullanılmamalı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, medyada eleştirinin normal olduğunu ancak medyada eleştiri yapılacak diye hakaret yapılırsa bunun karşısında olduğunu belirtti.

Talat, medyada her türlü hakaretin karşısında olduğunu ifade ederek, "Halkın tümünün Cumhurbaşkanı olarak hakarete tahammül edemem" dedi.

Konuşmasında Mehmet Yaşın örneğine atıfta bulunan Cumhurbaşkanı Talat, Yaşın'ın mahkemeye gidip kazanmasına rağmen mahkemeyi kaybeden tarafın yargıya meydan okuduğunu anlattı.

Talat, "Bir ülkenin yargısına meydan okursanız, siz o devleti de tanımıyorsunuz demektir" dedi.

Talat, şöyle konuştu:

Aslında, KKTC'yi en çok savunuyor görünen, KKTC'yi tanımıyor demektir. Yargıyı tanımaz. Cumhurbaşkanını boş verin. Eleştiri yapabilirler. Hepsi eleştiri olmalıdır. Kişilik haklarını ihlal edecek yaklaşımlar olmamalıdır. Bizim de bu konuda yanlışlarımız oldu. Bu ülkede kişilik haklarına yönelik saldırıları ortadan kaldıracak ve kişileri koruyacak yasalarımız yoktur. Basın özgürlüğü diye diye basın özgürlüğü değil, tetikçilik yapılabilmektedir. Basın terörü ortaya çıkmaktadır zaman zaman. Bu halk, dünya ile bütünleşmek için yola çıkmıştır. Dedikodularla, hakaretlerle ve küfürlerle bu ülkeyi basın özgürlüğü diyerek kimse ortaçağ karanlığına taşıyamaz. Genel olarak maalesef bu, basında var. İleri giderek şunu da söyleyeyim bu solda da var sağda da var. Bu artık olmamalıdır. Siyasi eleştiri başka bir şeydir onu yapsınlar. Herkesi eleştirsinler. Ama hakaret yapmasınlar. Burası terör ülkesi mi? Terör sadece silahla yapılmaz. Başka türlü de yapılır. Ben ona üzülüyorum. Herkes terörize edildi. Mahkemeler bile terörize ediliyor. Ben yargıçları dinlemem mahkeme kararlarına bakmam gibi. Olur mu öyle şey. Sen o devletim mahkemelerini tanımıyorsan, o devleti tanımıyorsun demektir. "

Polis sivil otoriteye bağlanmalı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ekonomide, siyasette olduğu gibi suçta da küreselleşmenin yaşandığına işaret ederek, bütün dünyada suç oranlarının artmakta olduğuna dikkati çekti.

Talat, "Çağımızda yaşanan küreselleşme sonucu dünyada ne suç varsa buraya da geliyor" dedi.

Bunun için bunlara karşı tedbir almak ve yenilmemek gerektiğinin altını çizen Talat, asayişi normal, iyi bir düzeyde tutabilmek için sadece polisiye değil eğitim çalışmalarına da devam etmek gerektiğini vurguladı.

Talat, polisin sivil otoriteye bağlanması tartışmalarına yaklaşımının sorulması üzerine, kendisinin polisin sivil otoriteye bağlanması konusundaki tutumunun açık olduğunu, doğru olanın bu olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, ancak bunun nasıl yapılacağının konuşulması ve devletin bütün kurumlarıyla eşgüdüm içerisinde anlaşarak yapılması gerektiğini bildirdi.

Talat, bu aşamada kurumlar arasında görüş ayrılığı bulunması nedeniyle polisin şu aşamada sivil idareye bağlanamadığını söyledi.

KIBRIS 01/11/07

 

Denktaş: Rumlar, geçmişten beri Türk düşmanlığı için ne gerekirse yapıyor

Türkiye'de faaliyet gösteren Talat Paşa Komitesi ile "KKTC Ulusal Dava Kuruluşları"nın; "ABD Destekçilerine Kıbrıs'tan Uyarı Eylemi" adı altında KKTC'de düzenlediği etkinlikler Yakın Doğu Üniversitesi'nde düzenlenen konferansla başladı.

"ABD-AB Planları Türkiye ve KKTC" konulu konferans YDÜ İletişim Fakültesi Turuncu Salon'da yer aldı.

Açılış konuşmalarını I. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile YDÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç Dr. Zeliha Keşman'ın yaptığı konferansta; Doç. Dr. Haluk Dural, Doç. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, Doç. Dr. Emin Gürses, Prof. Dr. Uçkun Geray ve Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Başkanı Vural Türkmen konuştu.

Konuşma aralarında konuklara da söz verilerek görüşlerini belirtme olanağı sağlandı.

Konferansın açılışında konuşan 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş; bu etkinliğin KKTC'de yapılmasının önemine işaret ederek, böylelikle "Ermeni Soykırımı ile dünyayı ayağa kaldıranlara" Türk dünyasının bütün olduğu mesajının verileceği ve bu "iftiraya" cevap verileceğini söyledi. Denktaş, "KKTC vardır ve buradan da bu haksızlığa, iftiraya ses veriyoruz" şeklinde konuştu.

Rumların Türk düşmanlığı

Rumların, geçmişten beri Türk düşmanlığı için ne gerekirse yapmakta oluğuna işaret eden Denktaş, Rumların, geçmişten beri Ermenilere ve bugün de PKK'ya destek verdiklerini kaydetti.

Türkiye üzerinde oynanan oyunların arkasında da ABD ve AB olduğunu söyleyen Rauf Denktaş, "Oynanan oyun Sevr Anlaşması'nı yavaş yavaş uygulamaya koymaktır. Türkiye'yi bölerek ve dinimizi kullanarak bunu yapmaya çalışıyorlar. Türkiye'yi federal bir şekle sokmak istiyorlar" şeklinde konuştu.

I. Cumhurbaşkanı Denktaş, dünyada ittifaklar ve uluslararası dostlukların bulunduğunu, ancak bunun tarafların çıkarlarına bağlı olduğunu ve taraflardan birinin çıkarına uymaması halinde bunun olamayacağını belirterek, Rum tarafının tek yanlı olarak AB'ye alınmasına yönelik tepkisini dile getirdi.

Rum tarafının, tüm Kıbrıs'ı alma oyununu oynamakta olduğunu, dünyanın da buna destek olduğunu kaydeden Denktaş, Kıbrıs Türk tarafına da siyasi eşitlik olmaksızın "uzlaşın" denildiğini anlatarak bunu eleştirdi.

"En büyük soykırım Kızılderili soykırımı"

Sözde "Ermeni soykırımı" iddialarının; Türkiye'yi baskı altında tutmak için silah olarak kullanılmakta olduğuna işaret ederek, Türkiye'nin "Biz, arşivlerimizi açtık. Siz de arşivlerinizi açın ve gelin gerçekleri ortaya çıkaralım" demekle geç de olsa en büyük adımı attığını söyleyen I. Cumhurbaşkanı Denktaş, "Ama gelmediler, gelmeyecekler de" dedi.

Denktaş, en büyük soykırımın Kızılderili soykırımı ve Yunan'ın Anadolu'ya yaptığı soykırım olduğunu vurgulayarak, "Ermeni soykırımı yapılmış olsaydı bir tane Ermeni kalmazdı" dedi.

Denktaş, Türkiye'de yaşayan Ermenilerin de bu iddialardan rahatsızlık duymakta olduğunu belirterek, onların da ses vermesi "Gelin arşivlere bakalım" demesi gerektiğini söyledi.

Doç. Keşman

YDÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Zeliha Keşman da açılışta yaptığı konuşmada, üniversite hakkında bilgiler vererek, bu tür etkinliklerin, üniversitenin akademik standardını yükseltme gayretleri açısından yararlarına dikkat çekti.

Açılış konuşmalarının ardından oturuma geçildi.

Doç. Dural

Konferansta ilk sözü alan Doç. Dr. Haluk Dural, büyük Ortadoğu projesi hakkında bilgi vererek, bunun; ABD'nin Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından 21. yüzyılda Amerikan emperyalizmini hayata geçirmek için uygulamaya koyduğu proje olduğunu ve ABD'nin teknolojik, askeri ve kültürel açıdan dünyada liderliğini sürdürdüğünü anlattı.

ABD ve AB'nin bölgeye yönelik emperyalist emellerinin, Türkiye'yi bölmek, parçalamak, ilişkilerini bozmak ve güçlü ülkeler seviyesine ulaşmasını engellemek olduğunu kaydeden Dural, Türkiye'nin zaten yıllardır emperyalizme karşı mücadelesini sürdürdüğünü ve bundan sonra da sürdüreceğini belirtti.

Haluk Dural, emperyalizme karşı direnç noktalarının; Kıbrıs ve Irak olduğunu ve bu savunmanın yapılmasının Türkiye'nin olmazsa olmazı olduğunu söyledi.

Dural, "Emperyalizmi bu topraklara gömmek de hedefimizdir" dedi.

Doç. Hacısalihoğlu

Doç. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu da konuşmasında, Türkiye'nin dirliği ve birliğinin hedef alındığını belirterek, değerlere sahip çıkmak gerektiğini vurguladı.

Değer ayrıştırması yapıldığını gözlemlediğini, kavramlarla oynanmakta olduğunu kaydeden Hacısalihoğlu, bunların başında da "Ermeni soykırımı yalanı" geldiğini anlattı.

Sahte bir aydın kitlesi oluşturulduğunu ve kavram karmaşası yaratılarak var olanı değil, istenilenin inandırılmaya çalışıldığını ifade eden Hacısalihoğlu; aynı silah, aynı inanç ve aynı alanda bunun püskürtülmesi gerektiğini söyledi. Hacısalihoğlu, şöyle konuştu:

"Hedef alınan; Anadolu'nun dirliği, birliği, kültür derinliğidir. Anadolu hiç mi ihanete uğramadı, ama sonunda hep kazanan Anadolu olmuştur. Anadolu'ya sahip çıkmak aydın olmanın temel unsurudur."

21. yüzyılın siyasal atlasıyla oynanmaya çalışıldığını da ifade eden Hacısalihoğlu, gelecekte emperyalizmin yok olacağı ve bunun yerini gerçek ittifakların alacağına olan inancını dile getirdi.

Hacısalihoğlu, Kıbrıs konusunda ise; "Ben, 'bir adadan iki halk çıkmaz' diye bir kural bilmiyorum" diyerek, her şeyin denendiğini; adadaki iki halkın birlikte yaşamak istemediğini ve buna rağmen halen uğraşıldığını kaydederek, bunun emperyalist oyunların bir parçası olduğunu savundu.

Hacısalihoğlu, "KKTC bağımsız, başı dik, onurlu yaşayacaktır" dedi.

Doç. Gürses

Doç. Dr. Emin Gürses ise, tüm saldırıların milli devlete yani Kemalizm'e yönelik olduğuna işaret ederek, Avrupa ve Amerika'nın "demokratik emperyalizm" adı altında faaliyetlerini sürdürdüğünü anlattı.

Doç. Gürses, esprili ve sık sık anlattığı fıkralarla dinleyicileri güldüren konuşmasında, ABD ve AB yanında Türkiye hükümetinin bu ülkelere yönelik tutumunu da eleştirdi.

Yüzlerce sayfalık Annan Planı'nın "aslında çözüm olmaması için" yazıldığını savunan Gürses, zaten İngiliz ve Amerikanların da çözüm istemediğini söyledi.

Doç. Dr. Gürses, sözde "Ermeni soykırımı" iddialarını da eleştirirken, Gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinde Ermeni Diasporası'nın parmağı bulunduğu iddiasında bulundu.

Prof. Geray

Aynı zamanda oturumu da yöneten Prof. Dr. Uçkun Geray ise konuşmasında, kapitalist ideolojiden söz ederek, "Kapitalizm ahlaksızlıktır" dedi.

Türkiye'de gençlerin kafalarının karıştırıldığını ve değerlerden uzaklaştırıldığını söyleyen Prof. Geray, en akılcı şeyin devlet olduğunu ve devlete sahip çıkmak gerektiğini vurguladı.

Amerika'nın ikiz kulelerin bombalanmasına ya göz yumduğu da da kendinin bombalattığı iddiasında bulunan Geray, Amerika'nın bunu yapma gerekçelerinin başında; Afganistan ile Irak'ı işgal etmek olduğunu kaydetti ve "Kapitalistler, emperyalist ve ahlaksız olmak zorundadır" dedi.

Türkmen

Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Başkanı Vural Türkmen de yaptığı konuşmada, öncelikle derneğinin Atatürk ilkelerine bağlılığını ve KKTC'yi yaşatma kararlılığını ortaya koyarak, bu yönde mücadelelerini sürdürdüklerini kaydetti.

Bağımsızlıktan ödün verilemeyeceğini ifade eden Türkmen, Kıbrıs Türk halkının haklarından ödün verilerek bir anlaşmaya varılamayacağını vurguladı.

Kıbrıs Türkü'ne uluslararası alanda uygulanan ambargo ve kısıtlamalara da dikkat çeken Türkmen, ticari kısıtlamalar yanında eğitim alanında da sıkıntılar yaşandığını ve KKTC'deki üniversitelerin Bologna Süreci'ne yönelik ilerlemelerinin engellendiğini anlattı.

Türkmen, Türkiye'nin de desteğiyle KKTC'yi yaşatacaklarını vurguladı.

KIBRIS 02/11/07

 

Papadopulos, BM parametreleri ile çözüm müzakerelerini yok etmeye çalışıyor

PAPADOPULOS UYARILMALI... Cumhurbaşkanı Talat, mektubunda, uluslararası çözüm çabalarının etnik kökenli anayasal düzenlemeyi öngörmesine karşı olduğunu söyleyen Papadopulos'un, çözüm müzakerelerinin siyasi eşitlik, eşit statü ve iki bölgelilik gibi BM parametreleri esaslarına dayalı yeni bir ortaklık kurulması amacıyla yürütüldüğü konusunda uyarılması gerektiğini belirtti

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a mektup gönderen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu çözme çabalarının uluslararası hukuk normları ve değerlerinden geçmediğini söyleyen Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un, BM parametreleri ile çözüm müzakerelerini yok etmeye ve süreçten kaçmaya çalıştığı uyarısında bulundu.

Talat, uluslararası çözüm çabalarının etnik kökenli anayasal düzenlemeyi öngörmesine karşı olduğunu söyleyen Papadopulos'un, çözüm müzakerelerinin siyasi eşitlik, eşit statü ve iki bölgelilik gibi BM parametreleri esaslarına dayalı yeni bir ortaklık kurulması amacıyla yürütüldüğü konusunda uyarılması gerektiğini belirtti.

TAK'ın elde ettiği bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmaya cevaben BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a önceki gün yolladığı mektupta, Kıbrıs sorununun cumhuriyetin kurucu ortakları Kıbrıslı Türk ve Rum halkları arasındaki siyasi bir sorun olduğuna işaret etti.

Kıbrıs Türkü'nün, amacı Enosis olan Akritas Planı çerçevesinde düşmanlıklara maruz kaldığına ve ortaklıktan atıldığına işaret eden Talat, Rum liderin konuşmasında atıfta bulunduğu "enklav", "kayıp kişiler", "mülteciler" ve "insan hakları ihlalleri" gibi terimlerin, Kıbrıs Türkü'nün 1963-1974 döneminde maruz kaldığı durumu açıkladığını belirtti.

Gerçeklerden uzaklaşıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Lider Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmaların her geçen yıl Kıbrıs gerçeklerinden ve kapsamlı çözüme dönük uluslararası çabalardan uzaklaştığına dikkat çekti.

Rum liderin, bu yılki konuşmasında da, "Kıbrıs sorununu çözme çabalarının uluslararası hukuk normları ve değerlerinden geçmediği" iddiasında bulunduğunu hatırlatan Talat, bu söylemin, BM parametreleri ile çözüm müzakerelerini yok etme ve süreçten kaçma anlamına geldiğini söyledi.

Talat, Papadopulos'un uluslararası camianın sessizliğinden dolayı ifade edilmesi çok zor olan şeyleri rahatlıkla söylediğini ve Rum liderin bu duruşunun gelecekteki olası çözüm girişimlerinin umut verici olmamasına neden olduğunu belirtti.

Kıbrıs Türkü'ne atıf yok

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'yi muhatap almaya çalışan Rum liderin, Kıbrıs sorunu çözüm sürecinde Kıbrıs Türk tarafına hiç bir atıfta bulunmadığını kaydetti.

Rum Sözcü Vassilis Palmas'ın, "Talat ile Papadopulos'un Kıbrıs sorununu çözeceğini hiç bir zaman iddia etmedik" yönündeki sözlerini de hatırlatan Talat, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki iyi niyet misyonunun Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında olduğunun, BM tarafından, Rum liderliğine hatırlatılması gerektiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, "Çözüm çabaları hiç bir zaman Kıbrıslı Türklerin bir anayasal düzenleme çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yamanmasını ve ozmosis yöntemiyle yok edilmesini öngörmedi" dedi.

Annan Planı

Tasos Papadopulos'un Kıbrıs sorununun yıllardır çözümlenmemesinin sorumlusu olarak Türkiye'yi gösterip, Rum tarafının çözüm iradesine sahip olduğu yönündeki sözlerine de değinen Talat, Rum liderin 2004'te Annan Planı'nın reddedilmesi çağrısında bulunduğunu unutmuş gibi göründüğünü belirtti. Talat, Rum liderin, çözümsüzlüğün esas sorumlusunun kendisinin olduğunu örtbas etmeye çalıştığına dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un "Annan Planı, Türk tarafının bütün arzularını karşıladığı için kabul edildi" yönündeki sözlerini, dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın "Kıbrıs Türkleri, talep edilen bütün ödünlere rağmen plana evet dedi" sözlerine atıfta bulunarak yanıtladı.

İzolasyonlar inkâr ediliyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların BM, AB, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü gibi uluslararası kuruluşların yanı sıra, bir çok ülkenin kabul ettiği ve kaldırılması gerektiğini söylediği Kıbrıs Türklerine yönelik izolasyon ve kısıtlamaların hâlâ inkâr edildiğini belirtti.

Talat, Rum liderin bir yandan BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında Kıbrıs Türk ekonomisinden rakamlar vererek izolasyonların olmadığını ispatlamaya çalışırken, diğer yandan da izolasyonların kaldırılmasına dönük girişimleri engellemeye çalışmasının Rum tarafının samimiyetsizliğinin bir göstergesi olduğunu söyledi.

Ekonomideki gelişme, çözüm siyasetimizin sonucu

İzolasyonlar devam ederken, güven artırıcı önlemlerden söz eden Rum tarafının ciddiye alınmasının mümkün olmadığını kaydeden Talat, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Türk ekonomisindeki gelişme, dünya tarafından kabul edilmiş çözüm siyasetinin sonucudur. Papadopulos gelecek seneki BM Genel Kurul'daki konuşmasında iki tarafın ekonomilerini karşılaştırmalı olarak verir ve bu kadar küçük bir adadaki 2 ekonomi arasındaki büyük farkın nereden kaynaklandığını açıklarsa çok daha bilgi verici olacaktır."

Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların kalkmasının bir amaç değil, iki ekonomi arasındaki farkın kapatılması sonrasında olası bir çözüm durumunda birleşmeyi kolaylaştıracak bir araç olabileceği yönündeki görüşünü yineledi.

Petrol arama

Papadopulos'un, konuşmasında, Türkiye'yi, Rum Yönetimi'nin petrol arama ve doğal kaynaklarını engellemeye çalışmakla suçladığını hatırlatan Talat, şunları söyledi:

"Bu adanın üzerindeki ve çevresindeki tüm doğal kaynaklar, Kıbrıslı Türk ve Rum gözetmeksizin adanın tüm sakinlerinindir. Rum tarafı ise, bizim haklarımızı tamamıyla göz ardı ederek, tek taraflı girişimlerde bulunuyor. Bu da, Rum tarafının erken bir çözüm aramadığının bir göstergesidir. Çünkü eğer bir çözüm amaçlasaydı böyle tek taraflı, çözümü zorlaştırıcı adımlar atmazdı. Bu konular çözümden sonra ele alınıp, çözümlenebilir."

8 Temmuz anlaşması

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 8 Temmuz anlaşmasına bağlı olduğunu söyleyen Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un, Türk tarafının 5 Ekim'de sunduğu önerileri kabul etmesi gerektiğini dile getirdi. Talat, Papadopulos'un, BM Genel Sekreteri'ne sunduğu güven artırıcı önlemleri de dikkate almasının şart olduğunu kaydetti.

Papadopulos'un Türkiye'ye dönük "Bir çözümün işlevsel ve kalıcı olabilmesi için, çözüm çabalarının iki

taraf arasındaki güç dengelerini yansıtan basit formüllerden olmaması gerektiği" yönündeki sözlerine değinen Talat, "Aslında böyle bir çözüm isteyen ve bu yönde politika güden Kıbrıs Cumhuriyeti unvanı ile tek yanlı AB üyeliğini Kıbrıs Türkü'ne karşı kullanmaya çalışan Rum tarafıdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, mektubunun sonunda, Türk tarafının Annan Planı temelinde ve BM Genel Sekreteri iyi niyet misyonu çerçevesinde kapsamlı çözüme hazır olduğunu yineledi.

KIBRIS 02/11/07