ABD’nin Kıbrıs harekatı arşivinde şok bilgiler

Yunanistan’ın Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından,Trakya üzerinden Türkiye’ye saldırmayı planladığı ortaya çıktı. ABD’nin Kıbrıs arşivlerine göre, Washington da barış harekatını ve tarihi önceden biliyordu; ancak önleyemedi.

Ümit Enginsoy

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:34 TSİ 24 Aralık 2007 Pazartesi

 

WASHINGTON - ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs krizini de içeren 1973-76 dönemine ait Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arşivlerini kamuoyunun bilgisine açtı. Arşivlerde yer alan en ilginç belgelerden biri olan, ABD istihbaratı tarafından hazırlanarak dönemin Merkezi Haberalma Dairesi CIA Başkanı William Colby’ye sunulan “Ocak 1975” tarihli raporda, Kıbrıs krizi, ABD istihbarat kuruluşlarının performansı açısından değerlendiriliyor

 

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry kissinger (solda) ve ABD Başkanı Gerald Ford

 

ABD HAZIRLIKSIZ YAKALANDI
Raporda, Kıbrıs’ta Yunan cuntası tarafından desteklenen darbenin hazırlıklarının yapıldığı 3-15 Temmuz 1974 tarihleri arasında Amerikan istihbaratının, bu darbenin geleceğini göremediği, dolayısıyla da Kıbrıs’ta o dönem Devlet Başkanı olan Başpiskopos Makarios’un devrilmesinin önlenemediği ve Washington’ın bu duruma tamamen hazırlıksız yakalandığı yazıldı.

 

Raporda, hazırlıkları 15-20 Temmuz arasında yapılan Türkiye’nin 1’inci Barış Harekatı’nin ise ABD istihbaratı tarafından “günü bile belirlenerek” Dışişleri Bakanlığı’a iletildiği, ancak bu bilginin kendisine ulaşmadığını ileri süren Dışişleri Bakanlığı’nın önlem almaması yüzünden Türkiye’nin müdahalesinin engellenemediği kaydedildi.

ABD’NİN NASIL ÖNLENDİĞİ SANSÜRLENDİ
Değerlendirme raporunda, 20-25 Temmuz arasında ise Atina’nın, Kıbrıs’a mukabele olarak Türkiye’ye Trakya üzerinden saldırmayı düşündüğü, ancak ABD istihbaratının, bu gelişmeyi ayrıntılarıyla önceden belirlediği anlatıldı. Bu bölümde, ABD’nin ne önlem aldığına ilişkin bölüm ise “gizliliği hala kaldırılmadığı için” sansürlendi.

Raporda, Türkiye’nin 1-15 Ağustos arasında sürdürdüğü 2’nci Barış Harekatı’nın hazırlıklarının ise ABD istihbaratı tarafından tespit edilemediği, dolayısıyla bunun da önlenemediği ifade edildi.

FORD: KRİZİN SORUMLUSU YUNANİSTAN
Arşivlerdeki belgelerde de, dönemin Başkanı Gerald Ford’un, Kıbrıs krizinin patlak ermesinden tamamen Yunanistan’daki cunta yönetimini sorumlu tuttuğu da görüldü. Belgelere göre Ford, 20 Ağustos 1974’te dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile yaptığı görüşmede, “Hatırla, bu duruma Yunan hükümeti sebebiyet verdi ve bu, ABD ve dünya tarafından onaylanmadı. Yunanlılar, bunu yaptığında avantajlarını kullanamadı. Türkler ise bunu başardı” dedi.

BAZI BELGELERDE SANSÜR SÜRÜYOR
Toplam 873 sayfadan oluşan arşivlerde, en belirgin konu olarak Kıbrıs krizi yer alırken, yayımlanan belgeler, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in Türk, Yunan, Kıbrıs ve İngiliz liderleriyle ve ABD başkanlarıyla görüşmelerinin metinlerini, Kissinger’in bakanlığının ve diğer Amerikan kurumlarının üst düzey yetkilileriyle toplantılarının tutanaklarını, Ankara, Atina ve Lefkoşa’daki büyükelçiliklerle yapılan yazışmaları ve bazı değerlendirme raporlarını kapsıyor.

Belgelerin büyük çoğunluğu kamuoyunun bilgisine sunulurken, bazı belgelerde bazı cümle ve paragrafların, hala devam eden hassasiyetten dolayı gizlilik derecelerinin kaldırılmadığı ve sansürlendiği görüldü.

70’li yıllardan itibaren dünya siyasetinin gündemine oturan Kıbrıs krizi, ABD’yi büyük ölçüde sarsan Watergate skandalının sonucunda Başkan Richard Nixon’ın istifa ettiği ve yerine yardımcısı Gerald Ford’un geçtiği çok kritik bir döneme rastladı.

 

 

Tarihi açıklamalar gün gün arşivlerde

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:26 TSİ 24 Aralık 2007 Pazartesi

 

WASHINGTON - Arşivlerdeki belgelerde, Kıbrıs krizi döneminde tarihlerine göre şu ilginç gelişmeler ve açıklamalar yer aldı:

15 Temmuz 1974: Kıbrıs’taki Rum darbesinin hemen ardından ABD’nin Atina Büyükelçisi Joseph Tasca, Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği telgrafta, “Darbeyi (Yunan cuntası lideri Dimitrios) Yoannides’in yaptırdığı açık” ifadesini kullandı.

RUM DARBECİ SAMPSON: GORİL TİPLİ GANGSTER
16 Temmuz 1974: Yine ABD’nin Atina büyükelçiliği tarafından bakanlığa gönderilen telgrafa göre, Kissinger tarafından Atina’nın niyetini öğrenmesi için görevlendirilen Tasca, Yoannides ile görüştüğünde cunta lideri küplere bindi, masayı yumrukladı, yere bardaklar atıp kırdı, “15 Temmuz’da Kıbrıs, komünistlerin eline düşmekten kurtarıldı” diye bağırdı ve bu konuyu Türkiye ile hiç görüşmediğini söyledi.

17 Temmuz 1974: Tasca, bakanlığına gönderdiği değerlendirmede, Rum darbesinin elebaşısı Nikos Sampson’u, “goril tipli bir gangster” olarak nitelendirdi.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, bakanlığına gönderdiği telgrafta, Ada’daki Türklerin durumunun bariz şekilde kötüleştiğini ve Ankara’nın birkaç gün içinde müdahale edebileceğini yazdı.

Kissinger, Başkan Nixon ile telefon görüşmesinde, aslında “komünistlere ve Doğu Bloku’na dayanan” Makarios’un devrilmesinin “pek fena olmadığını” belirterek, “Kıbrıs’ı ne Makarios, ne de o adam (Sampson) yönetmeli” dedi. Nixon da Kissinger’a, çözüm yönünde “ne uygunsa onu yapması” talimatını verdi.

18 Temmuz 1974: ABD Dışişleri Bakanlığı’nca yapılan değerlendirmede, birinci önceliğin, olası bir Türk müdahalesini ve Kıbrıs’ta iç savaşı engellemek olduğu vurgulandı.

‘TÜRKLER İYİ SAVAŞIR, GÜÇLÜDÜR’
20 Temmuz 1974: Türkiye’nin 1’inci Barış Harekatı’nı başlatmasının hemen ardından Savunma Bakanı James Schlesinger, telefonda görüştüği Kissinger’a, “Türkler, artık Ada’nın bir bölümünü ele geçirmeden durmaz” dedi. Kissinger ise yanıt olarak, “Hayır. Türkler, Sampson olmadan statükoya dönmeyi kabul edeceklerini söylüyor. Eğer Türkler Ada’nın bir parçasını isterse ‘çifte enosis’ için çalışmalıyız” diye konuştu.

CIA başkanı Colby, Kissinger’a, “Artık amaç, Yunanistan’ı savaşa sokmamak olmalı” dedi.

21 Temmuz 1974: Nixon, Kissinger’a, “Rumlar galiba pek savaşmıyor” dedi. Kissinger da “Türkler iyi savaşır, güçlüdür” diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı, Yunanistan’ın savaşa girmemesi durumunda, sorunun fazla büyümeyeceğini, savaş çıkması durumunda ise ABD’nin iki ülkeye de silah vermeyi durdurması gerektiğini ve böylece iki ülkenin uzun süre çarpışamayacağını savundu.

Başbakan Bülent Ecevit, telefonla görüştüğü Kissinger’a, Türkiye’nin ateşkese hazır olduğunu söyledi. Kissinger da “ertesi gün Yunanistan’da darbe olacağını ve Türk-Yunan savaşı tehlikesinin hala sürdüğünü” anlattı.

22 Temmuz 1974: Yunanistan’da cunta devrildi ve yönetime, sürgünde yaşayan deneyimli politikacı Konstantin Karamanlis geldi. 23 Temmuz’da da ateşkes ilan edildi.

23 Temmuz 1974: Kissinger, kurmaylarına, “Makarios’un geri gelmesi çıkarlarımıza uymaz. Türkleri çıkarmak için SSCB’ye başvurabilir” dedi.

Bu arada Watergate skandalından dolayı ABD’de Nixon istifa etti, yerine Ford başkan olarak göreve başladı.

İNGİLİZLERİN TÜRKİYE’Yİ TEHDİDİ APTALCA
9 Ağustos 1974: Kissinger, yeni Başkan Ford’a, “İngilizler, Yunanistan’a tam destek veriyor ve Türklere karşı askeri eylem tehdidinde bulunuyor. Bu hayatta duyduğum en aptalca şeylerden biri” dedi.

15 Ağustos 1974: Türkiye’nin 2’nci Barış Harekatı başladı. Kissinger, kurmaylarına, “Türklerden uzaklaşmamamız gerek. Türkler, bir sonraki Ortadoğu savaşında sorun çıkarabilir” dedi.

Ecevit, Kissinger’a, ertesi gün New York saatiye 12.00’da ateşkes ilan edileceğini bildirdi.

Yunanistan’ın yeni lideri Karamanlis, telefonla görüştüğü Kissinger’dan Türkleri Kıbrıs’tan çıkarmalarını istedi.

Kissinger, kurmaylarına, “Yunanlıların tarafına kaymamalıyız. Amerikan karşıtı olan bu ülkeyi (Yunanistan’ı) profesyonel şekilde desteklememeliyiz. Biz, askeri gücümüzü bir NATO müttefikine karşı kullanmayız” dedi.

19 Ağustos 1974: ABD’nin Lefkoşa büyükelçiliği önündeki bir Rum gösterisi sırasında ABD Büyükelçisi Rodger Davies, dışarıdan açılan ateş sonucu öldürüldü.

TÜRKİYE’YE SİLAH AMBARGOSU ENGELLENEMEDİ
2 Ekim 1974: Kissinger, New York’ta görüştüğü sürgündeki Rum lideri Başpiskopos Makarios’a, Başkan Ford yönetiminin, Türkiye’ye karşı silah ambargosu ilan edilmesine karşı olduğunu bildirdi.

13 Kasım 1974: Makarios, Kissinger’a, “Kıbrıs’taki Türk askerlerinin sayısının azaltılması aslında bizim lehimize değil. Fazla asker, Türkiye’nın ekonomik problemlerini daha da artırdığı için daha iyi” dedi. Kissinger, “Bunu televizyon kameraları önünde de söyler misiniz?” diye sorunca Makarios, “Hayır” dedi.

7 Ocak 1975: ABD’nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, Başkan Ford’un başkanlık ettiği bir toplantıda, ABD Kongresi’nin Türkiye’ye silah ambargosu ilan edilmesine yönelik adımlarından dolayı Türklerin çok kızgın olduğunu iletti. Kissinger, “Bunun (ambargonun) bedelini yıllarca ödeyeceğiz” diye konuştu.

1 Şubat 1975: Kissinger, silah ambargosu yanlısı ve Türkiye karşıtı Kongre üyelerine hitaben, “Bu adım, bir dış politika felaketi olur” dedi. Ancak Rum asıllı Kongre üyesi John Sarbanes, ambargonun 5 Şubat’ta uygulamaya girmesinde kararlı olduklarını anlattı.

5 Şubat 1975: Başkan Ford, Kongre kararı uyarınca ambargoyu uygulamaya koydu, ancak dile getirdiği muhalefet şerhinde, Türkiye’nin ABD’nin güvenliği için kilit önem taşıdığını ve bu adımın Ortadoğu’da durumu olumsuz etkileyeceğini belirterek, Kongre’den kararı yeniden gözden geçirmesini istedi.

Yunanistan Türkiye'ye saldırmayı düşünmüş


24 Aralık, 2007 16:32:00 (TSİ) CNN TURK





Kıbrıs krizi ABD Başkanı Gerald Ford'un dönemine denk gelmişti

1973-1976 dönemine ait Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arşivlerini yayımlayan ABD Dışişleri Bakanlığı'nın belgelerinde, Yunanistan'ın Trakya üzerinden Türkiye'ye saldırı hazırlığına giriştiği ortaya çıktı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs krizini de içeren 1973-76 dönemine ait Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arşivlerini kamuoyunun bilgisine açtı.
 
Arşivlerde yer alan resmi bir istihbarat raporunda, Türkiye'nin Kıbrıs'taki 1'inci Barış Harekatı'nın ardından Yunanistan'ın, Trakya üzerinden Türkiye'ye saldırmayı düşündüğü belirtildi.
 
Raporda, ABD istihbaratının, 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'taki Rum darbesini önceden belirleyemediği için darbenin engellenemediği, Türkiye'nin 20 Temmuz'daki 1'inci Barış Harekatı'nın ise istihbarat birimlerince günü dahil tespit edilmesine karşın, Washington tarafından önlenemediği dile getirildi.
 
Toplam 873 sayfadan oluşan arşivlerde, en belirgin konu olarak Kıbrıs krizi yer alırken, yayımlanan belgeler, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in Türk, Yunan, Kıbrıs ve İngiliz liderleriyle ve ABD başkanlarıyla görüşmelerinin metinlerini kapsıyor.
 
Belgelerin bir kısmı hala sansürlü
 
Belgelerde ayrıca Kissinger'in bakanlığının ve diğer Amerikan kurumlarının üst düzey yetkilileriyle toplantılarının tutanakları, Ankara, Atina ve Lefkoşa'daki büyükelçiliklerle yapılan yazışmalar ve bazı değerlendirme raporları da yera ılyor.
 
Belgelerin büyük çoğunluğu kamuoyunun bilgisine sunulurken, bazı belgelerde bazı cümle ve paragrafların, hala devam eden hassasiyetten dolayı gizlilik derecelerinin kaldırılmadığı ve sansürlendiği görüldü.
 
ABD istihbaratının Kıbrıs'taki darbeden haberi yoktu

70'li yıllardan itibaren dünya siyasetinin gündemine oturan Kıbrıs krizi, ABD'yi büyük ölçüde sarsan Watergate skandalının sonucunda Başkan Richard Nixon'ın istifa ettiği ve yerine yardımcısı Gerald Ford'un geçtiği çok kritik bir döneme rastladı.
 
Arşivlerde yer alan en ilginç belgelerden biri olan, ABD istihbaratı tarafından hazırlanarak dönemin Merkezi Haberalma Dairesi (CİA) başkanı William Colby'ye sunulan "Ocak 1975" tarihli raporda, Kıbrıs krizi, ABD istihbarat kuruluşlarının performansı açısından değerlendirildi.
 
Türkiye'nin çıkarma harekatını ABD biliyordu

Raporda, Kıbrıs'ta Yunan cuntası tarafından desteklenen darbenin hazırlıklarının yapıldığı 3-15 Temmuz 1974 tarihleri arasında Amerikan istihbaratının, bu darbenin geleceğini göremediği, dolayısıyla da Kıbrıs'ta o dönem Devlet Başkanı olan Başpiskopos Makarios'un devrilmesinin önlenemediği ve Washington'ın bu duruma tamamen hazırlıksız yakalandığı yazıldı.
 
Raporda, hazırlıkları 15-20 Temmuz arasında yapılan Türkiye'nin 1'inci Barış Harekatı'nin ise ABD istihbaratı tarafından "günü bile belirlenerek" Dışişleri Bakanlığı'a iletildiği, ancak bu bilginin kendisine ulaşmadığını ileri süren Dışişleri Bakanlığı'nın önlem almaması yüzünden Türkiye'nin müdahalesinin engellenemediği kaydedildi.
 
Yunanistan Türkiye'ye saldırı hazırlığı yapmış
 
Değerlendirme raporunda, 20-25 Temmuz arasında ise Atina'nın, Kıbrıs'a mukabele olarak Türkiye'ye Trakya üzerinden saldırmayı düşündüğü, ancak ABD istihbaratının, bu gelişmeyi ayrıntılarıyla önceden belirlediği anlatıldı.
 
Bu bölümde, ABD'nin ne önlem aldığına ilişkin hane ise "gizliliği hala kaldırılmadığı için" sansürlendi.
 
Raporda, Türkiye'nin 1-15 Ağustos arasında sürdürdüğü 2'nci Barış Harekatı'nın hazırlıklarının ise ABD istihbaratı tarafından tespit edilemediği, dolayısıyla bunun da önlenemediği ifade edildi.
 
Belgelerde Türkiye'nin Kıbrıs Barış Harekatı'nı gerçekleştirmesinin hemen ardından ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile ABD Savunma Bakanı James Schlesinger arasındaki diyalog bulunuyor.
 
Kayıtlarda 20 Temmuz'daki harekatın olduğu gün James Schlesinger, telefonda görüştüği Kissinger'a, "Türkler, artık adanın bir bölümünü ele geçirmeden durmaz" dediği aktarılıyor.
 
Kissinger ise yanıt olarak, "Hayır. Türkler, Sampson olmadan statükoya dönmeyi kabul edeceklerini söylüyor. Eğer Türkler adanın bir parçasını isterse 'çifte enosis' için çalışmalıyız" diye konuştuğu belirtiliyor.
 
Belgelerdeki bazı görüşmeler ise kayıtlara şu diyaloglarla geçmiş

20 Temmuz 1974: CIA başkanı Colby, Kissinger'a, "Artık amaç,Yunanistan'ı savaşa sokmamak olmalı" dedi.
 
21 Temmuz 1974: Nixon, Kissinger'a, "Rumlar galiba pek savaşmıyor" dedi.
 
Kissinger da "Türkler iyi savaşır, güçlüdür" diye konuştu.
 
ABD Dışişleri Bakanı, Yunanistan'ın savaşa girmemesi durumunda, sorunun fazla büyümeyeceğini, savaş çıkması durumunda ise ABD'nin iki ülkeye de silah vermeyi durdurması gerektiğini ve böylece iki ülkenin uzun süre çarpışamayacağını savundu.
 
21 Temmuz 1974: Başbakan Bülent Ecevit, telefonla görüştüğü Kissinger'a, Türkiye'nin ateşkese hazır olduğunu söyledi.
 
Kissinger da "ertesi günYunanistan'da darbe olacağını ve Türk-Yunan savaşı tehlikesinin hala sürdüğünü" anlattı.
 
Dönemin ABD Başkanı Ford, Yunanistan'ı suçladı
 
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan, bakanlığın 1973-76 dönemine ait arşivlerinde yeralan belgelerde, dönemin Başkanı Gerald Ford'un, Kıbrıs krizinin patlak vermesinden tamamen Yunanistan'daki cunta yönetimini sorumlu tuttuğu görüldü.
 
Belgelere göre Ford, 20 Ağustos 1974'te dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile yaptığı görüşmede, "Hatırla, bu duruma Yunan hükümeti sebebiyet verdi ve bu, ABD ve dünya tarafından onaylanmadı. Yunanlılar, bunu yaptığında avantajlarını kullanamadı. Türkler ise bunu başardı" dedi.
 
Haşhaş tartışması da belgelere girmiş
 
Arşivlerin ait olduğu 1973-76 döneminde ayrıca "haşhaş ekimi" konusu, Türk-Amerikan ilişkilerine damgasını vurdu.
 
Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit hükümetinin göreve gelmesinin ardından ABD'nin Ankara Büyükelçisi Macomber, 15 Şubat 1974'te bakanlığına gönderdiği telgrafta, Türkiye'nin üç yıl önce yasakladığı haşhaş ekimini yeniden serbest bırakacağı konusunda uyarıda bulundu.
 
Ecevit de 2 Temmuz 1974'te haşhaş ekiminin, kontrollü olarak altı ilde ve Konya'nın bir bölümünde yeniden başlayacağını ABD tarafına bildirdi.
 
Bu durumdan rahatsız olan ABD yönetimi, Kıbrıs krizinden dolayı tepkisini ölçülü tutarak, haşhaş ekiminin denetim altında tutulmaması ve bunun sonucu Türkiye'den kaynaklanan uyuşturucu kaçakçılığının artması durumunda yaptırım uygulanabileceğini belirtmekle yetindi.
 
Türkiye'nin SSCB ile olan ilişkisi ABD'nin tepkisini çekmiş
 
Bu arada, 1973 sonlarında Ortadoğu'da çatışmaların sürdüğü bir ortamda ABD, Türkiye'nin Sovyet askeri uçaklarına hava sahasını fazla açtığını dile getirerek buna tepki gösterdi.
 
3 Kasım 1973'te ABD'nin Ankara büyükelçisi Macomber, bakanlığına gönderdiği mesajda, Türkiye üzerinden Sovyet uçuşlarının olağanın çok üzerine çıktığını kaydederek, bunun şaşırtıcı olduğu yorumunu yaptı.

 

Yunanistan 1974'te Türkiye'ye saldırmayı düşünmüş

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs krizini de içeren 1973-76 dönemine ait çok gizli Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arşivlerini açtı. Arşivlerde yer alan resmi bir istihbarat raporunda, Türkiye'nin Kıbrıs'taki 1'inci Barış Harekatı'nın ardından Yunanistan'ın, Trakya üzerinden Türkiye'ye saldırmayı düşündüğü belirtildi. Dönemin ABD Başkanı Gerald Ford'un, Kıbrıs krizinin patlak vermesinden tamamen Yunanistan'daki cunta yönetimini sorumlu tuttuğu görüldü.

Raporda, ABD istihbaratının, 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'taki Rum darbesini  önceden belirleyemediği için darbenin engellenemediği, Türkiye'nin 20  Temmuz'daki 1'inci Barış Harekatı'nın ise istihbarat birimlerince günü  dahil tespit edilmesine karşın, Washington tarafından önlenemediği dile  getirildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Toplam 873 sayfadan oluşan arşivlerde, en belirgin konu olarak Kıbrıs  krizi yer alırken, yayımlanan belgeler, dönemin ABD Dışişleri Bakanı  Henry Kissinger'in Türk, Yunan, Kıbrıs ve İngiliz liderleriyle ve ABD  başkanlarıyla görüşmelerinin metinlerini, Kissinger'in bakanlığının ve  diğer Amerikan kurumlarının üst düzey yetkilileriyle toplantılarının  tutanaklarını, Ankara, Atina ve Lefkoşa'daki büyükelçiliklerle yapılan  yazışmaları ve bazı değerlendirme raporlarını kapsıyor.
        
KOMŞU, TRAKYA'DAN SALDIRMAYI DÜŞÜNMÜŞ

Arşivlerde yer alan en ilginç belgelerden biri olan, ABD istihbaratı  tarafından hazırlanarak dönemin Merkezi Haberalma Dairesi (CIA) başkanı  William Colby'ye sunulan "Ocak 1975" tarihli raporda, Kıbrıs krizi, ABD  istihbarat kuruluşlarının performansı açısından değerlendirildi.

Raporda, Kıbrıs'ta Yunan cuntası tarafından desteklenen darbenin  hazırlıklarının yapıldığı 3-15 Temmuz 1974 tarihleri arasında Amerikan  istihbaratının, bu darbenin geleceğini göremediği, dolayısıyla da  Kıbrıs'ta o dönem Devlet Başkanı olan Başpiskopos Makarios'un  devrilmesinin önlenemediği ve Washington'ın bu duruma tamamen  hazırlıksız yakalandığı yazıldı.

Raporda, hazırlıkları 15-20 Temmuz arasında yapılan Türkiye'nin 1'inci  Barış Harekatı'nin ise ABD istihbaratı tarafından "günü bile  belirlenerek" Dışişleri Bakanlığı'a iletildiği, ancak bu bilginin  kendisine ulaşmadığını ileri süren Dışişleri Bakanlığının önlem almaması  yüzünden Türkiye'nin müdahalesinin engellenemediği kaydedildi.

Değerlendirme raporunda, 20-25 Temmuz arasında ise Atina'nın, Kıbrıs'a  mukabele olarak Türkiye'ye Trakya üzerinden saldırmayı düşündüğü, ancak  ABD istihbaratının, bu gelişmeyi ayrıntılarıyla önceden belirlediği  anlatıldı. Bu bölümde, ABD'nin ne önlem aldığına ilişkin hane ise  "gizliliği hala kaldırılmadığı için" sansürlendi.

HURRIYET 24/12/07

 

 

 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

15 Temmuz 1974: Kıbrıs'taki Rum darbesinin hemen ardından ABD'nin Atina Büyükelçisi Joseph Tasca, Dışişleri Bakanlığına gönderdiği telgrafta, "Darbeyi (Yunan cuntası lideri Dimitrios) Yoannides'in yaptırdığı açık" ifadesini kullandı.
16 Temmuz 1974: Yine ABD'nin Atina büyükelçiliği tarafından bakanlığa gönderilen telgrafa göre, Kissinger tarafından Atina'nın niyetini öğrenmesi için görevlendirilen Tasca, Yoannides ile görüştüğünde cunta lideri "küplere bindi", masayı yumrukladı, yere bardaklar atıp kırdı, "15 Temmuz'da Kıbrıs, komünistlerin eline düşmekten kurtarıldı" diye bağırdı ve bu konuyu Türkiye ile hiç görüşmediğini söyledi.

 

 

 



 

 

ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

17 Temmuz 1974: Tasca, bakanlığına gönderdiği değerlendirmede, Rum darbesinin elebaşısı Nikos Sampson'u, "goril tipli bir gangster" olarak nitelendirdi.

17 Temmuz 1974: ABD'nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, bakanlığına gönderdiği telgrafta, adadaki Türklerin durumunun bariz şekilde kötüleştiğini ve Ankara'nın birkaç gün içinde müdahale edebileceğini yazdı.

 

 

 

 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

17 Temmuz 1974: Kissinger, Başkan Nixon ile telefon görüşmesinde, aslında "komünistlere ve Doğu Bloku'na dayanan" Makarios'un devrilmesinin "pek fena olmadığını" belirterek, "Kıbrıs'ı ne Makarios, ne de o adam (Sampson) yönetmeli" dedi. Nixon da Kissinger'a, çözüm yönünde "ne uygunsa onu yapması" talimatını verdi.

18 Temmuz 1974: ABD Dışişleri Bakanlığınca yapılan değerlendirmede, birinci önceliğin, olası bir Türk müdahalesini ve Kıbrıs'ta iç savaşı engellemek olduğu vurgulandı

 

 

 



 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

20 Temmuz 1974: Türkiye'nin 1'inci Barış Harekatı'nı başlatmasının hemen ardından Savunma Bakanı James Schlesinger, telefonda görüştüği Kissinger'a, "Türkler, artık adanın bir bölümünü ele geçirmeden durmaz" dedi. Kissinger ise yanıt olarak, "Hayır. Türkler, Sampson olmadan statükoya dönmeyi kabul edeceklerini söylüyor. Eğer Türkler adanın bir parçasını isterse 'çifte enosis' için çalışmalıyız" diye konuştu.

20 Temmuz 1974: CIA başkanı Colby, Kissinger'a, "Artık amaç, Yunanistan'ı savaşa sokmamak olmalı" dedi.

 

 

 

 

 



 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

21 Temmuz 1974: Nixon, Kissinger'a, "Rumlar galiba pek savaşmıyor" dedi. Kissinger da "Türkler iyi savaşır, güçlüdür" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı, Yunanistan'ın savaşa girmemesi durumunda, sorunun fazla büyümeyeceğini, savaş çıkması durumunda ise ABD'nin iki ülkeye de silah vermeyi durdurması gerektiğini ve böylece iki ülkenin uzun süre çarpışamayacağını savundu.

21 Temmuz 1974: Başbakan Bülent Ecevit, telefonla görüştüğü Kissinger'a, Türkiye'nin ateşkese hazır olduğunu söyledi. Kissinger da "ertesi gün Yunanistan'da darbe olacağını ve Türk-Yunan savaşı tehlikesinin hala sürdüğünü" anlattı.

 

 

 

 

 

 

 

 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

22 Temmuz 1974: Yunanistan'da cunta devrildi ve yönetime, sürgünde yaşayan deneyimli politikacı Konstantin Karamanlis geldi. 23 Temmuz'da da ateşkes ilan edildi.

23 Temmuz 1974: Kissinger, kurmaylarına, "Makarios'un geri gelmesi çıkarlarımıza uymaz. Türkleri çıkarmak için SSCB'ye başvurabilir" dedi. Bu arada Watergate skandalından dolayı ABD'de Nixon istifa etti, yerine Ford başkan olarak göreve başladı.

 

 

 

 

 



 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

9 Ağustos 1974: Kissinger, yeni Başkan Ford'a, "İngilizler, Yunanistan'a tam destek veriyor ve Türklere karşı askeri eylem tehdidinde bulunuyor. Bu hayatta duyduğum en aptalca şeylerden biri" dedi.

15 Ağustos 1974: Türkiye'nin 2'nci Barış Harekatı başladı.

15 Ağustos 1947: Kissinger, kurmaylarına, "Türklerden uzaklaşmamamız gerek. Türkler, bir sonraki Orta Doğu savaşında sorun çıkarabilir" dedi.

 

 

 

 

 



 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

15 Ağustos 1974: Ecevit, Kissinger'a, ertesi gün New York saatiye 12.00'da ateşkes ilan edileceğini bildirdi. 15 Ağustos 1974: Yunanistan'ın yeni lideri Karamanlis, telefonla görüştüğü Kissinger'dan Türkleri Kıbrıs'tan çıkarmalarını istedi.

15 Ağustos 1974: Kissinger, kurmaylarına, "Yunanlıların tarafına kaymamalıyız. Amerikan karşıtı olan bu ülkeyi (Yunanistan'ı) profesyonel şekilde desteklememeliyiz. Biz, askeri gücümüzü bir NATO müttefikine karşı kullanmayız" dedi.

19 Ağustos 1974: ABD'nin Lefkoşa büyükelçiliği önündeki bir Rum gösterisi sırasında ABD Büyükelçisi Rodger Davies, dışarıdan açılan ateş sonucu öldürüldü.

 

 

 

 

 



 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

2 Ekim 1974: Kissinger, New York'ta görüştüğü sürgündeki Rum lideri Başpiskopos Makarios'a, Başkan Ford yönetiminin, Türkiye'ye karşı silah ambargosu ilan edilmesine karşı olduğunu bildirdi.

13 Kasım 1974: Makarios, Kissinger'a, "Kıbrıs'taki Türk askerlerinin sayısının azaltılması aslında bizim lehimize değil. Fazla asker, Türkiye'nın ekonomik problemlerini daha da artırdığı için daha iyi" dedi. Kissinger, "Bunu televizyon kameraları önünde de söyler misiniz?" diye sorunca Makarios, "Hayır" dedi.

 

 



 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

7 Ocak 1975: ABD'nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, Başkan Ford'un başkanlık ettiği bir toplantıda, ABD Kongresinin Türkiye'ye silah ambargosu ilan edilmesine yönelik adımlarından dolayı Türklerin çok kızgın olduğunu iletti. Kissinger, "Bunun (ambargonun) bedelini yıllarca ödeyeceğiz" diye konuştu.

Ocak 1975 tarihli, ABD istihbaratı tarafından hazırlanarak CIA Başkanı William Colby'ye sunulan raporda, ABD istihbaratının, Rum darbesini önceden kestiremediği, Türkiye'nin ilk müdahalesinin ise günüyle belirlenmesine karşın ABD'nin buna karşı önlem alamadığı kaydedildi.

 

 

 

 

 



 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

1 Şubat 1975: Kissinger, silah ambargosu yanlısı ve Türkiye karşıtı Kongre üyelerine hitaben, "Bu adım, bir dış politika felaketi olur" dedi. Ancak Rum asıllı Kongre üyesi John Sarbanes, ambargonun 5 Şubat'ta uygulamaya girmesinde kararlı olduklarını anlattı.

5 Şubat 1975: Başkan Ford, Kongre kararı uyarınca ambargoyu uygulamaya koydu, ancak dile getirdiği muhalefet şerhinde, Türkiye'nin ABD'nin güvenliği için kilit önem taşıdığını ve bu adımın Orta Doğu'da durumu olumsuz etkileyeceğini belirterek, Kongre'den kararı yeniden gözden geçirmesini istedi.

 

 



 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

3 Kasım 1973'te ABD'nin Ankara büyükelçisi Macomber, bakanlığına gönderdiği mesajda, Türkiye üzerinden Sovyet uçuşlarının olağanın çok üzerine çıktığını kaydederek, bunun şaşırtıcı olduğu yorumunu yaptı. ABD, Türkiye'nin Sovyet askeri uçaklarına hava sahasını fazla açtığını dile getirerek buna tepki gösterdi.



 



ABD ÇOK GİZLİ BELGELERİ AÇTI

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit hükümetinin göreve gelmesinin ardından ABD'nin Ankara Büyükelçisi Macomber, 15 Şubat 1974'te bakanlığına gönderdiği telgrafta, Türkiye'nin üç yıl önce yasakladığı haşhaş ekimini yeniden serbest bırakacağı konusunda uyarıda bulundu. Ecevit de 2 Temmuz 1974'te haşhaş ekiminin, kontrollü olarak altı ilde ve Konya'nın bir bölümünde yeniden başlayacağını ABD tarafına bildirdi.

Bu durumdan rahatsız olan ABD yönetimi, Kıbrıs krizinden dolayı tepkisini ölçülü tutarak, haşhaş ekiminin denetim altında tutulmaması ve bunun sonucu Türkiye'den kaynaklanan uyuşturucu kaçakçılığının artması durumunda yaptırım uygulanabileceğini belirtmekle yetindi.

HURRIYET 24/12/2007

 

Yunanistan, Trakya üzerinden Türkiye'ye saldıracaktı!"

      ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs krizini de içeren 1973-76 dönemine ait Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arşivlerini kamuoyunun bilgisine açtı. Arşivlerde yer alan resmi bir istihbarat raporunda, Türkiye’nin Kıbrıs’taki 1’inci Barış Harekatı’nın ardından Yunanistan’ın, Trakya üzerinden Türkiye’ye saldırmayı düşündüğü belirtildi.
      Raporda, ABD istihbaratının, 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’taki Rum darbesini önceden belirleyemediği için darbenin engellenemediği, Türkiye’nin 20 Temmuz’daki 1’inci Barış Harekatı’nın ise istihbarat birimlerince günü dahil tespit edilmesine karşın, Washington tarafından önlenemediği dile getirildi.
      Toplam 873 sayfadan oluşan arşivlerde, en belirgin konu olarak Kıbrıs krizi yer alırken, yayımlanan belgeler, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in Türk, Yunan, Kıbrıs ve İngiliz liderleriyle ve ABD başkanlarıyla görüşmelerinin metinlerini, Kissinger’in bakanlığının ve diğer Amerikan kurumlarının üst düzey yetkilileriyle toplantılarının tutanaklarını, Ankara, Atina ve Lefkoşa’daki büyükelçiliklerle yapılan yazışmaları ve bazı değerlendirme raporlarını kapsıyor.
      Belgelerin büyük çoğunluğu kamuoyunun bilgisine sunulurken, bazı belgelerde bazı cümle ve paragrafların, hala devam eden hassasiyetten dolayı gizlilik derecelerinin kaldırılmadığı ve sansürlendiği görüldü.
      70’li yıllardan itibaren dünya siyasetinin gündemine oturan Kıbrıs
      krizi, ABD’yi büyük ölçüde sarsan Watergate skandalının sonucunda Başkan Richard Nixon’ın istifa ettiği ve yerine yardımcısı Gerald Ford’un geçtiği çok kritik bir döneme rastladı.
     
     İSTİHBARAT SIKINTISI
      Arşivlerde yer alan en ilginç belgelerden biri olan, ABD istihbaratı tarafından hazırlanarak dönemin Merkezi Haberalma Dairesi (CİA) başkanı William Colby’ye sunulan "Ocak 1975" tarihli raporda, Kıbrıs krizi, ABD istihbarat kuruluşlarının performansı açısından değerlendirildi.
      Raporda, Kıbrıs’ta Yunan cuntası tarafından desteklenen darbenin hazırlıklarının yapıldığı 3-15 Temmuz 1974 tarihleri arasında Amerikan istihbaratının, bu darbenin geleceğini göremediği, dolayısıyla da Kıbrıs’ta o dönem Devlet Başkanı olan Başpiskopos Makarios’un devrilmesinin önlenemediği ve Washington’ın bu duruma tamamen hazırlıksız yakalandığı yazıldı.
      Raporda, hazırlıkları 15-20 Temmuz arasında yapılan Türkiye’nin 1’inci Barış Harekatı’nin ise ABD istihbaratı tarafından "günü bile belirlenerek" Dışişleri Bakanlığı’a iletildiği, ancak bu bilginin kendisine ulaşmadığını ileri süren Dışişleri Bakanlığının önlem almaması yüzünden Türkiye’nin müdahalesinin engellenemediği kaydedildi.
      Değerlendirme raporunda, 20-25 Temmuz arasında ise Atina’nın, Kıbrıs’a mukabele olarak Türkiye’ye Trakya üzerinden saldırmayı düşündüğü, ancak ABD istihbaratının, bu gelişmeyi ayrıntılarıyla önceden belirlediği anlatıldı. Bu bölümde, ABD’nin ne önlem aldığına ilişkin hane ise "gizliliği hala kaldırılmadığı için" sansürlendi.
      Raporda, Türkiye’nin 1-15 Ağustos arasında sürdürdüğü 2’nci Barış Harekatı’nın hazırlıklarının ise ABD istihbaratı tarafından tespit edilemediği, dolayısıyla bunun da önlenemediği ifade edildi.
     
     "DARBECİ SAMPSON, GORİL TİPLİ BİR GANGSTER"
      Arşivlerdeki belgelerde, Kıbrıs krizi döneminde tarihlerine göre şu ilginç gelişmeler ve açıklamalar yer aldı:
      15 Temmuz 1974: Kıbrıs’taki Rum darbesinin hemen ardından ABD’nin Atina
      Büyükelçisi Joseph Tasca, Dışişleri Bakanlığına gönderdiği telgrafta, "Darbeyi (Yunan cuntası lideri Dimitrios) Yoannides’in yaptırdığı açık" ifadesini kullandı.
      16 Temmuz 1974: Yine ABD’nin Atina büyükelçiliği tarafından bakanlığa
      gönderilen telgrafa göre, Kissinger tarafından Atina’nın niyetini öğrenmesi için görevlendirilen Tasca, Yoannides ile görüştüğünde cunta lideri "küplere bindi", masayı yumrukladı, yere bardaklar atıp kırdı, "15 Temmuz’da Kıbrıs, komünistlerin eline düşmekten kurtarıldı" diye bağırdı ve bu konuyu Türkiye ile hiç görüşmediğini söyledi. 17 Temmuz 1974: Tasca, bakanlığına gönderdiği değerlendirmede, Rum darbesinin elebaşısı Nikos Sampson’u, "goril tipli bir gangster" olarak nitelendirdi. 17 Temmuz 1974: ABD’nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, bakanlığına gönderdiği telgrafta, adadaki Türklerin durumunun bariz şekilde kötüleştiğini ve Ankara’nın birkaç gün içinde müdahale edebileceğini yazdı. 17 Temmuz 1974: Kissinger, Başkan Nixon ile telefon görüşmesinde, aslında "komünistlere ve Doğu Bloku’na dayanan" Makarios’un devrilmesinin "pek fena olmadığını" belirterek, "Kıbrıs’ı ne Makarios, ne de o adam (Sampson) yönetmeli" dedi. Nixon da Kissinger’a, çözüm yönünde "ne uygunsa onu yapması" talimatını verdi. 18 Temmuz 1974: ABD Dışişleri Bakanlığınca yapılan değerlendirmede, birinci önceliğin, olası bir Türk müdahalesini ve Kıbrıs’ta iç savaşı engellemek olduğu vurgulandı. 20 Temmuz 1974: Türkiye’nin 1’inci Barış Harekatı’nı başlatmasının hemen ardından Savunma Bakanı James Schlesinger, telefonda görüştüği Kissinger’a, "Türkler, artık adanın bir bölümünü ele geçirmeden durmaz" dedi. Kissinger ise yanıt olarak, "Hayır. Türkler, Sampson olmadan statükoya dönmeyi kabul edeceklerini söylüyor. Eğer Türkler adanın bir parçasını isterse ’çifte enosis’ için çalışmalıyız" diye konuştu.
     
     "TÜRKLER İYİ SAVAŞIR, GÜÇLÜDÜR"
      20 Temmuz 1974: CIA başkanı Colby, Kissinger’a, "Artık amaç,
      Yunanistan’ı savaşa sokmamak olmalı" dedi.
      21 Temmuz 1974: Nixon, Kissinger’a, "Rumlar galiba pek savaşmıyor" dedi.
      Kissinger da "Türkler iyi savaşır, güçlüdür" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı, Yunanistan’ın savaşa girmemesi durumunda, sorunun fazla büyümeyeceğini, savaş çıkması durumunda ise ABD’nin iki ülkeye de silah vermeyi durdurması gerektiğini ve böylece iki ülkenin uzun süre çarpışamayacağını savundu.
      21 Temmuz 1974: Başbakan Bülent Ecevit, telefonla görüştüğü Kissinger’a,
      Türkiye’nin ateşkese hazır olduğunu söyledi. Kissinger da "ertesi gün Yunanistan’da darbe olacağını ve Türk-Yunan savaşı tehlikesinin hala sürdüğünü" anlattı.
      22 Temmuz 1974: Yunanistan’da cunta devrildi ve yönetime, sürgünde
      yaşayan deneyimli politikacı Konstantin Karamanlis geldi. 23 Temmuz’da da ateşkes ilan edildi. 23 Temmuz 1974: Kissinger, kurmaylarına, "Makarios’un geri gelmesi çıkarlarımıza uymaz. Türkleri çıkarmak için SSCB’ye başvurabilir" dedi. Bu arada Watergate skandalından dolayı ABD’de Nixon istifa etti, yerine Ford başkan olarak göreve başladı. -’İNGİLİZLERİN TÜRKİYE’Yİ TEHDİDİ APTALCA"- 9 Ağustos 1974: Kissinger, yeni Başkan Ford’a, "İngilizler, Yunanistan’a tam destek veriyor ve Türklere karşı askeri eylem tehdidinde bulunuyor. Bu hayatta duyduğum en aptalca şeylerden biri" dedi. 15 Ağustos 1974: Türkiye’nin 2’nci Barış Harekatı başladı. 15 Ağustos 1947: Kissinger, kurmaylarına, "Türklerden uzaklaşmamamız gerek. Türkler, bir sonraki Orta Doğu savaşında sorun çıkarabilir" dedi. 15 Ağustos 1974: Ecevit, Kissinger’a, ertesi gün New York saatiye 12.00’da ateşkes ilan edileceğini bildirdi. 15 Ağustos 1974: Yunanistan’ın yeni lideri Karamanlis, telefonla görüştüğü Kissinger’dan Türkleri Kıbrıs’tan çıkarmalarını istedi. 15 Ağustos 1974: Kissinger, kurmaylarına, "Yunanlıların tarafına kaymamalıyız. Amerikan karşıtı olan bu ülkeyi (Yunanistan’ı) profesyonel şekilde desteklememeliyiz. Biz, askeri gücümüzü bir NATO müttefikine karşı kullanmayız" dedi. 19 Ağustos 1974: ABD’nin Lefkoşa büyükelçiliği önündeki bir Rum gösterisi sırasında ABD Büyükelçisi Rodger Davies, dışarıdan açılan ateş sonucu öldürüldü.
     
     "Kıbrıs krizinden Yunanistan sorumlu"
      ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan, bakanlığın 1973-76 dönemine ait arşivlerinde yer alan belgelerde, dönemin Başkanı Gerald Ford’un, Kıbrıs krizinin patlak vermesinden tamamen Yunanistan’daki cunta yönetimini sorumlu tuttuğu görüldü.
      Belgelere göre Ford, 20 Ağustos 1974’te dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile yaptığı görüşmede, "Hatırla, bu duruma Yunan hükümeti sebebiyet verdi ve bu, ABD ve dünya tarafından onaylanmadı. Yunanlılar, bunu yaptığında avantajlarını kullanamadı. Türkler ise bunu başardı" dedi.
      Kıbrıs krizinin sonrasındaki dönemlere ait ilgili belgelerde de şu bilgiler yer aldı:
      2 Ekim 1974: Kissinger, New York’ta görüştüğü sürgündeki Rum lideri
      Başpiskopos Makarios’a, Başkan Ford yönetiminin, Türkiye’ye karşı silah ambargosu ilan edilmesine karşı olduğunu bildirdi.
      13 Kasım 1974: Makarios, Kissinger’a, "Kıbrıs’taki Türk askerlerinin
      sayısının azaltılması aslında bizim lehimize değil. Fazla asker, Türkiye’nın ekonomik problemlerini daha da artırdığı için daha iyi" dedi. Kissinger, "Bunu televizyon kameraları önünde de söyler misiniz?" diye sorunca Makarios, "Hayır" dedi. 7 Ocak 1975: ABD’nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, Başkan Ford’un başkanlık ettiği bir toplantıda, ABD Kongresinin Türkiye’ye silah ambargosu ilan edilmesine yönelik adımlarından dolayı Türklerin çok kızgın olduğunu iletti. Kissinger, "Bunun (ambargonun) bedelini yıllarca ödeyeceğiz" diye konuştu. Ocak 1975 tarihli, ABD istihbaratı tarafından hazırlanarak CIA Başkanı William Colby’ye sunulan raporda, ABD istihbaratının, Rum darbesini önceden kestiremediği, Türkiye’nin ilk müdahalesinin ise günüyle belirlenmesine karşın ABD’nin buna karşı önlem alamadığı kaydedildi. Belgelerde şu bilgiler yer aldı: 1 Şubat 1975: Kissinger, silah ambargosu yanlısı ve Türkiye karşıtı Kongre üyelerine hitaben, "Bu adım, bir dış politika felaketi olur" dedi. Ancak Rum asıllı Kongre üyesi John Sarbanes, ambargonun 5 Şubat’ta uygulamaya girmesinde kararlı olduklarını anlattı. 5 Şubat 1975: Başkan Ford, Kongre kararı uyarınca ambargoyu uygulamaya koydu, ancak dile getirdiği muhalefet şerhinde, Türkiye’nin ABD’nin güvenliği için kilit önem taşıdığını ve bu adımın Orta Doğu’da durumu olumsuz etkileyeceğini belirterek, Kongre’den kararı yeniden gözden geçirmesini istedi.
     
     ABD-Türkiye ilişkilerinde "haşhaş" krizi
      Arşivlerin ait olduğu 1973-76 döneminde ayrıca "haşhaş ekimi" konusu, Türk-Amerikan ilişkilerine damgasını vurdu.
      Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit hükümetinin göreve gelmesinin ardından ABD’nin Ankara Büyükelçisi Macomber, 15 Şubat 1974’te bakanlığına gönderdiği telgrafta, Türkiye’nin üç yıl önce yasakladığı haşhaş ekimini yeniden serbest bırakacağı konusunda uyarıda bulundu.
      Ecevit de 2 Temmuz 1974’te haşhaş ekiminin, kontrollü olarak altı ilde ve Konya’nın bir bölümünde yeniden başlayacağını ABD tarafına bildirdi.
      Bu durumdan rahatsız olan ABD yönetimi, Kıbrıs krizinden dolayı tepkisini ölçülü tutarak, haşhaş ekiminin denetim altında tutulmaması ve bunun sonucu Türkiye’den kaynaklanan uyuşturucu kaçakçılığının artması durumunda yaptırım uygulanabileceğini belirtmekle yetindi.
      Bu arada, 1973 sonlarında Orta Doğu’da çatışmaların sürdüğü bir ortamda ABD, Türkiye’nin Sovyet askeri uçaklarına hava sahasını fazla açtığını dile getirerek buna tepki gösterdi.
      3 Kasım 1973’te ABD’nin Ankara büyükelçisi Macomber, bakanlığına
      gönderdiği mesajda, Türkiye üzerinden Sovyet uçuşlarının olağanın çok üzerine çıktığını kaydederek, bunun şaşırtıcı olduğu yorumunu yaptı.

MILLIYET 24/12/2007

 

Kıbrıs harekâtına ABD göz yummuş

Kıbrıs harekâtına ABD göz yummuş

Kıbrıs Barış Harekâtı'yla ilgili tartışmalar 34 yıl sonra hâlâ sıcak.

CIA 1. Kıbrıs harekâtını önceden haber verdiği halde bir şey yapılmamış. 2. Barış Harekâtı'na ise CIA'in ruhu duymadan yapıldığı için engel olunamamış

25/12/2007 RADIKAL

WASHINGTON - ABD Dışişleri, 1973-76 dönemine ait Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arşivlerini kamuoyuna açtı. ABD'nin Watergate skandalıyla sarsıldığı sırada Kıbrıs krizinin damgasını vurduğu 873 sayfalık arşivde, bazı belgeler hâlâ devam eden hassasiyetten dolayı bazı cümleler üzerindeki gizlilik derecesi kaldırılmayarak sansürlendi. Belgelerde, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1. Başkanı Başpiskopos Makaryos'un eşcinsel olduğu iddiası, 1. Barış Harekâtı'na misilleme olarak Yunanistan'ın Trakya üzerinden Türkiye'ye saldırma planı, Kıbrıs'taki Rum darbesinin ABD istihbaratınca önceden öğrenilemediği için engellenemediği, Türkiye'nin müdahalesinin ise günüyle bilinmesine karşın önlenemediği yer alıyor.
15 Temmuz 1974: Atina'daki Yunan cuntası, kendileriyle köprüleri atan Makaryos'a karşı darbe düzenletti. Nikos Sampson'un başa geldiği darbe üzerine ABD'nin Atina Büyükelçisi Joseph Tasca dışişlerine telgrafında, "Darbeyi Yunan cuntası lideri Dimitrios İoannides'in yaptırdığı açık" dedi.

Ioannides küplere bindi
16 Temmuz 1974: ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın görevlendirdiği Tasca, 'Soğukkanlı ol' mesajını iletmek üzere cunta lideriyle görüştü.
Ama İoannides, küplere bindi, masayı yumrukladı, bardaklar fırlatıp kırdı ve "ABD bir gün Kıbrıs'ın komünistlerden kurtulduğun anlayacak" diye bağırdı. Darbe sırasında Atina'nın Ankara'yla iletişimi olup olmadığı sorusuna "Hayır, ama Türkler beni rahatsız etmiyor. Ortak petrol şirketi kurup karı paylaşmaya hazırım" yanıtını veren İoannides, Makaryos'tan "Şu yozlaşmış, eşcinsel, sapık, işkenceci papaz" diye bahsetti.

'Samson goril tipi gangster'
17 Temmuz 1974: Tasca, Sampson'u, 'goril tipli gangster' diye niteledi. ABD'nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, bakanlığını, Türkiye'nin adaya müdahale edebileceğine dair uyardı. Kissinger, ABD Başkanı Richard Nixon'a "Aslında komünistlere ve Doğu Bloku'na dayanan Makarios'un devrilmesi fena olmadı. Kıbrıs'ı ne Makaryos, ne de Sampson yönetmeli" dedi. Nixon, Kissinger'a "Ne uygunsa yap" talimatı verdi.
20 Temmuz 1974: Türkiye'nin 1. Barış Harekâtı üzerine Savunma Bakanı James Schlesinger Kissinger'a, "Türkler adanın bir kısmını ele geçirmeden durmaz" dedi. Kissinger, "Hayır. Türkler, Sampson olmadan statükoya döneceklerini söylüyor. Türkler adanın bir parçasını isterse çifte enosis (birleşme) için çalışmalıyız" yanıtını verdi.
21 Temmuz 1974: Nixon, Kissinger'a, "Rumlar galiba pek savaşmıyor" dedi. "Türkler iyi savaşır, güçlüdür" yanıtını veren Kissinger, Yunanistan savaşa girmezse sorunun büyümeyeceğini, savaş çıkarsa iki ülkeye silah vermemeleri gerekeceğini söyledi. Kissinger Başbakan Bülent Ecevit'e ertesi gün Atina'da darbe olacağını söyledi.
22 Temmuz 1974: Atina'da yönetime, sürgündeki Konstantin Karamanlis geldi.
23 Temmuz 1974: Ateşkes ilan edildi. Kissinger, kurmaylarına, "Makaryos'un dönmesi çıkarlarımıza uymaz. Türkleri çıkarmak için SSCB'ye başvurabilir" dedi.
9 Ağustos 1974: Nixon istifa etti, yardımcısı Gerald Ford başkanlığı üstlendi. Kissinger, Ford'a, "İngilizler, Yunanistan'a tam destek verip Türklere karşı askeri eylem tehdidinde bulunuyor. Bu hayatta duyduğum en aptalca şeylerden biri" diye yakındı.
15 Ağustos 1974: 2. Barış Harekâtı başladı. Kissinger, kurmaylarına, "Türklerden uzaklaşmamamız gerek. Türkler, bir sonraki Ortadoğu savaşında sorun çıkarabilir" dedi. Karamanlis, Kissinger'dan Türkleri adadan çıkarmalarını istedi. Kissinger, kurmaylarına, "Yunan tarafına kaymamalıyız. ABD karşıtı Atina'yı desteklememeliyiz. Gücümüzü müttefikimize karşı kullanmayız" dedi.

'Atina avantajını kullanamadı'
20 Ağustos 1974: Ford Kissinger'la görüşmesinde Kıbrıs krizinden Yunan cuntasını sorumlu tutup "Yunanlılar avantajlarını kullanamadı. Türkler ise bunu başardı" dedi.
2 Ekim 1974: Kissinger, New York'ta görüştüğü sürgündeki Makaryos'a, Türkiye'ye silah ambargosuna karşı olduklarını iletti.
13 Kasım 1974: Makaryos, Kissinger'a, "Kıbrıs'taki Türk askeri sayısının azaltılması lehimize değil. Fazla asker, Türkiye'nın ekonomik sorunlarını artırdığı için daha iyi" dedi. Kissinger "Bunu televizyonda söyler misiniz" diye sorunca, Makaryos "Hayır" dedi.

'Bedelini yıllarca öderiz'
Ocak 1975: ABD istihbaratı Kıbrıs krizindeki performansını değerlendirip CIA Başkanı'na rapor olarak sundu: 'Adada darbenin geleceğini göremedik. 1. Barış Harekâtı'nı ise gününü bile belirleyip dışişlerine ilettik, ama bilginin ulaşmadığını öne süren bakanlık önlem almayınca engellenemedi. 20-25 Temmuz'da Atina misilleme olarak Türkiye'ye Trakya üzerinden saldırmayı ele aldı, ama bunu ayrıntılarıyla belirledik. (ABD'nin buna karşı ne önlem aldığı gizliliği kaldırılmayıp sansürlendi.) 2. Barış Harekâtı'nı saptayamadık.'
7 Ocak 1975: Kongre'nin Türkiye'ye silah ambargosu girişimine, Kissinger "Bedelini yıllarca ödeyeceğiz" tepkisi verdi.
5 Şubat 1975: Ford, Kongre kararını yürürlüğe sokup muhalefet şerhi koydu: 'Türkiye ABD'nin güvenliği için kilit önemde. Ortadoğu'da durumu olumsuz etkiler. Ambargo gözden geçirilmeli.' (aa, Radikal)

Avcı, papadopulos’un ‘önerileri’ni değerlendirdi

 

* Papadopulos’un adadaki barış için son önerilerini değerlendiren Avcı, Türkiye’nin garantörlüğünün açık ve kesin olduğuna vurgu yaparak Rum Yönetimi Başkanının seçim öncesi dünya kamuoyuna şirin gözükmeye çalıştığını söyledi

           

 

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un son önerilerinin ana ekseninin, Türkiye’nin uluslararası antlaşmalarla saptanmış Kıbrıs üzerindeki etkin ve fiili garantisi ile müdahale hakkının ortadan kaldırılması olduğunu belirtti.

Avcı “Kıbrıs’ta barışın ve yaşamımızın tek garantörü ile koruyucusu olan Türk Barış Kuvvetleri’nin adadan tamamen ayrılmasını öngören bu sözde planın Kıbrıs Türkleri açısından üzerinde yazıldığı kâğıt kadar bile değeri olmadığının altını çizmek isteriz” dedi.

Avcı dün yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile AKEL lideri Dimitris Hristofyas’ın seçim nedeniyle yaptığı açıklamaları değerlendirdi.

 

 

PAPADOPULOS ŞİRİN GÖZÜKMEYE ÇALIŞIYOR

Avcı, Annan Planı’nı dinamitleyerek yılların birikimiyle oluşturulan çözüm planını yok eden, tutarsız ve katı tavrıyla 8 Temmuz sürecini çıkmaza sokan Papadopulos’un son olarak da Kıbrıs Türk tarafının sunduğu takvime bağlı çözüm sürecine karşı çıktığına dikkat çekti.

Papadopulos’un, şimdi de kendi halkına ve uluslararası kamuoyuna şirin görünebilme gayretkeşliği içerisinde sözde bir çözüm planından bahsettiğini vurgulayan Avcı, şunları kaydetti:

“Rum lideri, 8 Temmuz sürecini kendisinin çıkmaza soktuğunun, adadaki görüşme sürecini BM platforumundan AB platformuna kaydırmak suretiyle Birleşmiş Milletleri etkisiz hale getirmeye çabaladığının ve iki halk arasındaki güvensizlik ile işbirliği yoksunluğunun ana nedenin halkımız üzerinde uygulanan insanlık dışı izolasyonlar olduğunun unutularak gözardı edileceğini zannederek büyük bir hata yapmaktadır.”

 

TÜRKİYE’NİN GARANTÖRLÜĞÜ KESİN VE AÇIKTIR

Kıbrıs Türkü’nün Rum liderlerin gerçek niyetlerini ortaya koyan bu açıklamalarını ibretle izlemeye devam ettiğini kaydeden Avcı, Kıbrıs ile yakından ilgilenen başta BM olmak üzere tüm uluslararası kuruluş ve ülkenin de bu açıklamaları yakından takip ettiğini ümit ettiğini belirtti.

Kıbrıs Türk halkının yeni 1963’ler yaşamak istemediğine işaret eden Avcı, “Aralarında Papadopoulos’un da bulunduğu kanlı EOKA sürülerinin yeni katliamlar yapmasına fırsat vermeyeceğimizin ve geleceğimizi onun gibilerinin kanlı ellerine emanet etmeyeceğimizin altını bir kez daha çizmekte yarar görüyoruz” dedi.

Avcı, şöyle devam etti:

“Kıbrıs Türkü kalıcı, eşit, iki bölgeli ve iki halka dayalı bir çözümden yana olduğunu her türlü tutum ve davranışı ile göstermeye devam etmektedir. Ancak olası bir çözümün yaşayabilmesi için Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün ve müdahale hakkının bir olmazsa olmaz olduğu yeteri kadar kesin ve açıktır. Kıbrıs Türk halkı özgürlüğünü, Kıbrıs adası üzerindeki haklarını ve yaşam hakkını kesinlikle tartışmaya açmayacaktır.”


25.12.2007

STAR KIBRIS 25/12/07

 

Talat: Bu şartlarda Lokmacı açılmaz

 

Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı kapısının yılbaşı öncesinde açılmasının, Türk tarafının hazır olmasına rağmen mevcut şartlardan ötürü mümkün olmadığını söyledi

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lokmacı kapısının açılması konusunda Kıbrıs Türk tarafından kaynaklanan hiçbir sorun bulunmadığını, kapının açılması için ara bölgede herhangi bir statü değişikliğine de gerek olmadığını söyledi.

Bir kabulünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un kapının Türk tarafının engellemeleri nedeniyle açılmadığına ilişkin açıklamalarının tamamen gerçek dışı olduğunu vurguladı.

Talat, “Bu iddiaların hiçbir somut unsuru yoktur. Kıbrıs Türk tarafı şunu yapmadı diye bir iddiada bulunmuyor. Sadece kendinin birtakım talepleri var. Onları yerine getirmediğimizi iddia edebilir. Biz onları yerine getirmek zorunda değiliz” diye konuştu.

Talat, Lokmacı kapısının yılbaşı öncesinde açılmasının, Türk tarafının hazır olmasına rağmen bu şartlarda mümkün olmadığını da söyledi.

 

12 BAŞLIK SORUSUNU YANITSIZ BIRAKTI

Kıbrıs sorununu çözdükten sonra kapıyı açma gibi bir hedefin söz konusu olmadığını kaydeden Talat, Rum tarafının açık bir şekilde ifade etmese de çözüm unsurlarını kapı açmada gündeme getirmeye çalıştığı izlenimi edindiğini belirtti. Talat,  “Eğer bunu yaparsanız, kapının açılmasını imkansız hale getirirsiniz” dedi.

Talat, Rum Lider Papadopulos’un 8 Temmuz sürecine yönelik önerileriyle ilgili soruyu yanıtlarken de, “Temel ilkelerini söyledi. Temel ilkeleri onlar ise hayal aleminde yaşıyor. Onun için tek çözüm kuzeye de egemenliğini yaymaktır ki bu mümkün değil. Böyle düşünüyorsa Kıbrıs’ta çözüm çok zor demektir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Talat, AB’nin Kıbrıs Türkleri ile 12 başlık altında müzakerelere başlayacağı yönündeki açıklamalarla ilgili soruyu ise, “Kendi içimizde değerlendirdikten sonra açıklama yapmayı tercih ediyorum” diyerek yanıtsız bıraktı.


25.12.2007

STAR KIBRIS 25/12/07

 

Lazkiye bilmecesi

 

Gazimağusa-Lazkiye seferleri tam bir bilmeceye dönüştü. Şirket yetkilisi Rum baskıları sonucu seferlerin durduğunu söylerken Dışişleri Bakanlığı bunu kabul etmiyor.

 

MİNE AVKIRAN

 

Gazimağusa ile Suriye’nin Lazkiye arasında 28 yıl aradan sonra başlayan düzenli deniz seferleri, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin baskıları sonucu iptal edildi.

Lazkiye seferini yapan gemiler Gürcistan bayrağıyla seferlerini yapıyorlardı ancak Rum yönetiminin bu ülkeye baskı yapması sonucu Gürcistan, gemilerden kendi bayrağının çıkarılmasını istedi. Böylelikle büyük umutlarla başlayan Lazkiye-Gazimağusa seferleri durdu.

Konu ile ilgili star kıbrıs’a açıklamada bulunan ve ismini vermek istemeyen bir Akgünler Denizcilik Şirketi yetkilisi,  Gürcistan bayraklı gemilerce Mağusa Limanı’ndan Lazkiye’ye gerçekleştirilen seferlerin Rum Kesimi’nin baskıları sonucu bandıradan çıkartıldığını söyledi. Yetkili, seferlerin iki haftadan bu yana yapılmadığını kaydetti.

 

İKİNCİ BİR EMRE KADAR İPTAL
Şirket yetkilisi, haftada iki kez düzenlenen Lazkiye seferlerinin iki haftadan bu yana yapılmadığı iddialarına yanıt vererek, “Artık bu iddia değil, gerçektir. Gürcistan, bizi bayraktan çıkardı. Sefer yapmıyoruz” diye konuştu. Yetkili, Lazkiye seferlerinin ikinci bir uyarıya kadar yapılmayacağını ve bunu tüm acentelere bildirdiklerine işaret ederek, Suriye’ye gidecek yolcular için rezerzasyon almadıklarını belirtti.

 

ŞİMDİKİ ADIM TÜRK BAYRAĞI

Yetkili, olayın Dışışleri Bakanlığı’nın bilgisi dahilinde olduğuna dikkat çekerek, süratle bayrağını geri alarak seferlere başlanması için uğraştıklarına işaret etti. Bu konuda Dışışleri Bakanlığı’nın her türlü desteği vereceğini bildirdiklerini söyleyen Yetkili, bundan sonraki adımın gemi seferlerinin Türk bayraklı olarak sürdürülmesini sağlamak üzere çalıştıklarını kaydetti. Türk bandıralı gemi seferlerinin bürokratik olarak pek de fazla tercih edilmediğine işaret eden Yetkili, seferlerin devam etmesi için ellerinden gelen çabayı sürdürdüklerini, en kısa zamanda seferlerin yeniden gerçekleştirileceğine inandığını kaydetti.

Lazkiye- Mağusa seferlerinin ilk başta yeterli yolcusu bulunması nedeniyle ticari anlamda herhangi bir zarara uğramadıklarını belirten şirket yetkilisi, “Genel olarak bakıldığında son zamanlarda yaşanan yolcu azlığı nedeniyle, ticari kaybımız oldu. Ancak devletin bu zararı karşılayacağı gündeme gelince, bu konuda fazla karamsar olmadık” diye konuştu.

 

RUM’UN BASKISI VARDI
Bilindiği gibi daha önce Rum yönetimi, Gürcistan bayraklı gemilerce gerçekleştirilen seferlerin iptali için Gürcistan nezdinde girişimlerde bulunmuştu. ‘Gürcistan’dan ‘gayri yasal limandan seyahat ederseniz sizi bayraktan çıkarırız’ uyarısı aldıklarını söyleyen Yetkili, Gürcistan’a Girne ve Mağusa limanlarının uluslararası ve yasal limanlar olduklarını bildirdiklerini, ‘gayri yasal’ iddiasının Rum tarafının tek yanlı iddiası olduğunu vurguladığını belirtmişti.

 

DIŞİŞLERİ: SEFERLERİN DURDUĞU HABERİ ASILSIZ

Dün konuyla ilgili olarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanlığından bir açıklama yapıldı. Açıklamada seferlerin iptal edilmediği, bandıralarda düzenleme yapılmasından dolayı seferlerin gerçekleşmediği bildirildi. Seferlerin hafta içerisinde yeniden başlaması için gerekli düzenlemelerin yapıldığı ifade edildi. Dışişlerinden yapılan açıklama şöyle:

“Bir müddetten beri gerek Rum basınında gerek ise Rum basınından yapılan alıntılarla bazı yerel gazetelerimizde Gazimağusa – Lazkiye arasında bir süreden beri yapılmakta olan feribot seferlerinin iptal edildiği yönünde bazı asılsız haberler yayınlanmaktadır.

Gerek olumsuz hava koşulları, gerek ise önümüzdeki yaz sezonu için sefere konması öngörülen feribotların bandralarında yeni düzenleme yapılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Bu düzenlemeler halen tamamlanmış olup feribot seferlerinin bu hafta içerisinde yeniden başlaması için gerekli düzenlemeler yapılmaktadır.

Her halükarda hava şartlarının da elvermesi halinde Ocak ayının ilk haftasından itibaren tarifeli seferlere yeniden başlanacaktır.”

 


25.12.2007

STAR KIBRIS 25/12/07

 

 

Kıbrıs'a Karşı Trakya Planı

CIA'in resmi istihbarat raporu:

 

Türkiye'nin müdahalesi günü bile

 

tespit edilmesine karşı önlenemedi

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs krizini de içeren 1973-76 dönemine ait Kıbrıs,  Türkiye ve Yunanistan arşivlerini kamuoyunun bilgisine açtı. Arşivlerde yer alan resmi bir istihbarat raporunda, Türkiye'nin Kıbrıs'taki 1'inci Barış Harekatı'nın ardından Yunanistan'ın, Trakya üzerinden Türkiye'ye saldırmayı düşündüğü belirtildi.  Raporda, ABD istihbaratının, 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'taki Rum darbesini önceden  belirleyemediği için darbenin engellenemediği, Türkiye'nin 20 Temmuz'daki 1'inci

Barış Harekatı'nın ise istihbarat birimlerince günü dahil tespit edilmesine karşın, Washington tarafından önlenemediği dile getirildi.

 

873 SAYFALIK TARİHİ BELGE

 

Toplam 873 sayfadan oluşan arşivlerde, en belirgin konu olarak Kıbrıs krizi yer alırken, yayımlanan belgeler, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in Türk, Yunan, Kıbrıs ve İngiliz liderleriyle ve ABD başkanlarıyla görüşmelerinin metinlerini, Kissinger'in bakanlığının ve diğer Amerikan kurumlarının üst düzey yetkilileriyle toplantılarının tutanaklarını, Ankara, Atina ve Lefkoşa'daki

büyükelçiliklerle yapılan yazışmaları ve bazı değerlendirme raporlarını kapsıyor. Belgelerin büyük çoğunluğu kamuoyunun bilgisine sunulurken, bazı belgelerde bazı cümle ve paragrafların, hala devam eden hassasiyetten dolayı gizlilik derecelerinin kaldırılmadığı ve sansürlendiği görüldü.

 

İSTİHBARAT SIKINTISI

 

70'li yıllardan itibaren dünya siyasetinin gündemine oturan Kıbrıs krizi, ABD'yi büyük ölçüde sarsan Watergate skandalının sonucunda Başkan Richard Nixon'ın istifa ettiği ve yerine yardımcısı Gerald Ford'un geçtiği çok kritik bir döneme rastladı. Arşivlerde yer alan en ilginç belgelerden biri olan, ABD istihbaratı tarafından hazırlanarak dönemin Merkezi Haberalma Dairesi (CIA) başkanı William Colby'ye sunulan 'Ocak 1975' tarihli raporda, Kıbrıs krizi, ABD istihbarat kuruluşlarının performansı açısından değerlendirildi.

 

RUM DARBESİ ÖNLENEMEDİ

Raporda, Kıbrıs'ta Yunan cuntası tarafından desteklenen darbenin hazırlıklarının yapıldığı 3-15 Temmuz 1974 tarihleri arasında Amerikan istihbaratının, bu darbenin geleceğini göremediği, dolayısıyla da Kıbrıs'ta o dönem Devlet Başkanı olan Başpiskopos Makarios'un devrilmesinin önlenemediği ve Washington'ın bu duruma tamamen hazırlıksız yakalandığı yazıldı. Raporda, hazırlıkları 15-20 Temmuz arasında yapılan Türkiye'nin 1'inci Barış Harekatı'nin ise ABD istihbaratı tarafından 'günü bile belirlenerek' Dışişleri Bakanlığı'a iletildiği, ancak bu bilginin kendisine ulaşmadığını ileri süren Dışişleri Bakanlığının önlem almaması yüzünden Türkiye'nin müdahalesinin engellenemediği kaydedildi.

 

KRİTİK BÖLÜME SANSÜR

Değerlendirme raporunda, 20-25 Temmuz arasında ise Atina'nın, Kıbrıs'a mukabele olarak Türkiye'ye Trakya üzerinden saldırmayı düşündüğü, ancak ABD istihbaratının, bu gelişmeyi ayrıntılarıyla önceden belirlediği anlatıldı. Bu bölümde, ABD'nin ne önlem aldığına ilişkin hane ise 'gizliliği hala kaldırılmadığı için' sansürlendi. Raporda, Türkiye'nin 1-15 Ağustos arasında sürdürdüğü 2'nci Barış Harekatı'nın hazırlıklarının ise  ABD istihbaratı tarafından tespit edilemediği, dolayısıyla bunun da önlenemediği ifade edildi.

 

İŞTE GÜN GÜN

 

TARİHİ NOTLAR

 

Darbeci Sampson

 

goril tipli gangster

 

 

Arşivlerdeki belgelerde, Kıbrıs krizi döneminde tarihlerine göre şu ilginç gelişmeler ve açıklamalar yer aldı: 15 Temmuz 1974: Kıbrıs'taki Rum darbesinin hemen ardından ABD'nin Atina Büyükelçisi Joseph Tasca, Dışişleri Bakanlığına gönderdiği telgrafta, 'Darbeyi (Yunan cuntası lideri Dimitrios) Yoannides'in yaptırdığı açık' ifadesini kullandı.  16 Temmuz 1974: Yine ABD'nin Atina büyükelçiliği tarafından bakanlığa gönderilen telgrafa göre, Kissinger tarafından Atina'nın niyetini öğrenmesi için görevlendirilen Tasca, Yoannides ile görüştüğünde cunta lideri 'küplere bindi', masayı yumrukladı, yere bardaklar atıp kırdı, '15 Temmuz'da Kıbrıs, komünistlerin eline düşmekten kurtarıldı' diye bağırdı ve bu konuyu Türkiye ile hiç görüşmediğini söyledi. 17 Temmuz 1974: Tasca, bakanlığına gönderdiği değerlendirmede, Rum darbesinin elebaşısı Nikos Sampson'u, 'goril tipli bir gangster' olarak nitelendirdi.

 

17 Temmuz 1974: ABD'nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, bakanlığına gönderdiği telgrafta, adadaki Türklerin durumunun bariz şekilde kötüleştiğini ve Ankara'nın birkaç gün içinde müdahale edebileceğini yazdı.

 

17 Temmuz 1974: Kissinger, Başkan Nixon ile telefon görüşmesinde, aslında 'komünistlere ve Doğu Bloku'na dayanan' Makarios'un devrilmesinin 'pek fena olmadığını' belirterek, 'Kıbrıs'ı ne Makarios, ne de o adam (Sampson) yönetmeli' dedi. Nixon da Kissinger'a, çözüm yönünde 'ne uygunsa onu yapması' talimatını verdi.

 

18 Temmuz 1974: ABD Dışişleri Bakanlığınca yapılan değerlendirmede, birinci önceliğin, olası bir Türk müdahalesini ve Kıbrıs'ta iç savaşı engellemek olduğu vurgulandı.

 

20 Temmuz 1974: Türkiye'nin 1'inci Barış Harekatı'nı başlatmasının hemen ardından Savunma Bakanı James Schlesinger, telefonda görüştüği Kissinger'a, 'Türkler, artık adanın bir bölümünü ele geçirmeden durmaz' dedi. Kissinger ise yanıt olarak, 'Hayır. Türkler, Sampson olmadan statükoya dönmeyi kabul edeceklerini söylüyor. Eğer Türkler adanın bir parçasını isterse 'çifte enosis' için çalışmalıyız' diye konuştu.

 

Türkler çok iyi  savaşır güçlüdür.

 

20 Temmuz 1974: CIA başkanı Colby, Kissinger'a, 'Artık amaç, Yunanistan'ı savaşa sokmamak olmalı' dedi.

 

21 Temmuz 1974: Nixon, Kissinger'a, 'Rumlar galiba pek savaşmıyor' dedi. Kissinger da 'Türkler iyi savaşır, güçlüdür' diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı, Yunanistan'ın savaşa girmemesi durumunda, sorunun fazla büyümeyeceğini, savaş çıkması durumunda ise ABD'nin iki ülkeye de silah vermeyi durdurması gerektiğini ve böylece iki ülkenin uzun süre çarpışamayacağını savundu.

 

21 Temmuz 1974: Başbakan Bülent Ecevit, telefonla görüştüğü Kissinger'a, Türkiye'nin ateşkese hazır olduğunu söyledi. Kissinger da 'ertesi gün Yunanistan'da darbe olacağını ve Türk-Yunan savaşı tehlikesinin hala sürdüğünü' anlattı.

 

22 Temmuz 1974: Yunanistan'da cunta devrildi ve yönetime, sürgünde yaşayan deneyimli politikacı Konstantin Karamanlis geldi. 23 Temmuz'da da ateşkes ilan edildi.

 

23 Temmuz 1974: Kissinger, kurmaylarına, 'Makarios'un geri gelmesi çıkarlarımıza uymaz. Türkleri çıkarmak için SSCB'ye başvurabilir' dedi. Bu arada Watergate skandalından dolayı ABD'de Nixon istifa etti, yerine Ford başkan olarak göreve başladı.

 

İngilizlerin Türkiye'yi tehdidi çok aptalca.

 

9 Ağustos 1974: Kissinger, yeni Başkan Ford'a, 'İngilizler, Yunanistan'a tam destek veriyor ve Türklere karşı askeri eylem tehdidinde bulunuyor. Bu hayatta duyduğum en aptalca şeylerden biri' dedi.

 

15 Ağustos 1974: Türkiye'nin 2'nci Barış Harekatı başladı.

 

15 Ağustos 1974: Kissinger, kurmaylarına, 'Türklerden uzaklaşmamamız gerek. Türkler, bir sonraki Orta Doğu savaşında sorun çıkarabilir' dedi.

 

15 Ağustos 1974: Ecevit, Kissinger'a, ertesi gün New York saatiye 12.00'da ateşkes ilan edileceğini bildirdi.

 

15 Ağustos 1974: Yunanistan'ın yeni lideri Karamanlis, telefonla görüştüğü Kissinger'dan Türkleri Kıbrıs'tan çıkarmalarını istedi.

 

15 Ağustos 1974: Kissinger, kurmaylarına, 'Yunanlıların tarafına kaymamalıyız. Amerikan karşıtı olan bu ülkeyi (Yunanistan'ı) profesyonel şekilde desteklememeliyiz. Biz, askeri gücümüzü bir NATO müttefikine karşı kullanmayız' dedi.

 

19 Ağustos 1974: ABD'nin Lefkoşa büyükelçiliği önündeki bir Rum gösterisi sırasında ABD Büyükelçisi Rodger Davies, dışarıdan açılan ateş sonucu öldürüldü.

 

Kıbrıs krizineYunan hükümeti yol açtı

 

2 Ekim 1974: Kissinger, New York'ta görüştüğü sürgündeki Rum lideri Başpiskopos Makarios'a, Başkan Ford yönetiminin, Türkiye'ye karşı silah ambargosu ilan edilmesine karşı olduğunu bildirdi.

 

13 Kasım 1974: Makarios, Kissinger'a, 'Kıbrıs'taki Türk askerlerinin sayısının azaltılması aslında bizim lehimize değil. Fazla asker, Türkiye'nın ekonomik problemlerini daha da artırdığı için daha iyi' dedi. Kissinger, 'Bunu televizyon kameraları önünde de söyler misiniz?' diye sorunca Makarios, 'Hayır' dedi.

 

7 Ocak 1975: ABD'nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, Başkan Ford'un başkanlık ettiği bir toplantıda, ABD Kongresinin Türkiye'ye silah ambargosu ilan edilmesine yönelik adımlarından dolayı Türklerin çok kızgın olduğunu iletti. Kissinger, 'Bunun (ambargonun) bedelini yıllarca ödeyeceğiz' diye konuştu.

 

1 Şubat 1975: Kissinger, silah ambargosu yanlısı ve Türkiye karşıtı Kongre üyelerine hitaben, 'Bu adım, bir dış politika felaketi olur' dedi. Ancak Rum asıllı Kongre üyesi John Sarbanes, ambargonun 5 Şubat'ta uygulamaya girmesinde kararlı olduklarını anlattı.

 

5 Şubat 1975: Başkan Ford, Kongre kararı uyarınca ambargoyu uygulamaya koydu, ancak dile getirdiği muhalefet şerhinde, Türkiye'nin ABD'nin güvenliği için kilit önem taşıdığını ve bu adımın Orta Doğu'da durumu olumsuz etkileyeceğini belirterek, Kongre'den kararı yeniden gözden geçirmesini istedi.


25.12.2007

STAR KIBRIS 25/12/07

 

 

Güney’de PFAA endişesi

 

Kıbrıslı Türk idari yapısının aşamalı olarak AB normlarına uyumunu öngören PFAA programının Mart ayında başlayacak olması Güney’de endişeyle karşılanıyor. Rum basını bu adımı “Gayrı remi uyum süreci” olarak isimlendiriyor

 

 

5-6 Mart tarihleri arasında Kuzeyde Kıbrıs Türk toplumu temsilcilerine programın tanıtımını yapacaklarını ve programın ilerletilmesi konusunda da Kıbrıslı Türk yetkililerle temaslar gerçekleştireceklerini yazdı.

Mart ayına kadar gerek Brüksel’de gerek AB uzmanlarının Kuzey Kıbrıs’a gerçekleştirecekleri ziyaretlerde söz konusu programın ön hazırlık çalışmalarının yapılması amacıyla çeşitli temasların da planlandığını yazan gazete; bu temasların ilk olarak gümrük, kara para aklamayla mücadele ve sermaye dolaşımı başlıklarında gerçekleştirileceğini iddia etti.

Gazete; Rum hükümetinin; bu durumun “gayrı resmi uyum süreci olmadığını” ifade etmesine karşın Ferdi Sabit Soyer’in “AB Komisyonu’nun uyum müzakerelerinin başlamasını önerdiği” yönünde açıklamalar yapmayı sürdürdüğünü belirtti.

 

POLİTİS; “Uyum Adımları – Gümrük Konuları ve Kara Para Aklama Konularından Başlıyorlar” başlıkları altında verdiği haberinde; “Kıbrıslı Türk idari yapısının aşamalı olarak AB normlarına uyumunu öngören PFAA programının 2008 yılının Mart ayında işgal altındaki Lefkoşa’da resmen başlayacağını” yazdı.

Gazete; AB Komisyonu’nun ilgili programı uyarınca AB Genişleme uzmanlarının 5-6 Mart tarihleri arasında Kuzeyde Kıbrıs Türk toplumu temsilcilerine programın tanıtımını yapacaklarını ve programın ilerletilmesi konusunda da Kıbrıslı Türk yetkililerle temaslar gerçekleştireceklerini yazdı.

Mart ayına kadar gerek Brüksel’de gerek AB uzmanlarının Kuzey Kıbrıs’a gerçekleştirecekleri ziyaretlerde söz konusu programın ön hazırlık çalışmalarının yapılması amacıyla çeşitli temasların da planlandığını yazan gazete; bu temasların ilk olarak gümrük, kara para aklamayla mücadele ve sermaye dolaşımı başlıklarında gerçekleştirileceğini iddia etti.

Gazete; Rum hükümetinin; bu durumun “gayrı resmi uyum süreci olmadığını” ifade etmesine karşın Ferdi Sabit Soyer’in “AB Komisyonu’nun uyum müzakerelerinin başlamasını önerdiği” yönünde açıklamalar yapmayı sürdürdüğünü belirtti.

 “TUHAF SEMİNER”

Gazete; yukarıdaki alt başlık altında devam ettiği haberinde; AB Komisyonu’nun 2008 yılında Kıbrıslı Türklere yönelik faaliyetleri tablosunda “toplumsal koruma reformları” konulu bir seminerin 26-27 Haziran 2008 tarihinde gerçekleştirileceğinin belirtildiğini ancak söz konusu faaliyetin Kıbrıslı Türklere yönelik planlanmış olmasına karşın seminerin “Ankara’da gerçekleştirilecek olmasının “tuhaf olduğunu” savundu.

 “YANLIŞ BİLGİLENDİRME” İDDİASI

Öte yandan FİLELEFTHEROS haberi; “Yanlış Bilgilendirme Oyunu – İşgal Rejimi “Uyumla” Aldatıyor – Sahte Devletten Ayrılma Uygulamaları – Sözde Müzakereler Türk Tarafının Görüşlerini Kanıtlıyor” başlık ve alt başlıklarıyla manşetten verirken “Türk tarafı ve işgal rejiminin Kıbrıslı Türklere yönelik ekonomik yardım paketinin uygulamaya konmasını güya AB ile müzakereler gerçekleştiriliyormuş gibi sunmaya çalıştığını” iddia etti.

Gazete; Kıbrıs Türk makamları ve özellikle Başbakan Soyer’in “müzakereler olarak lanse ettikleri şeyin mali tüzüğün uygulanmasından başka bir şey olmadığını” savundu.

Sözü edilen 12 başlığın tümünün Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım tüzüğünde yer alan başlıklar olduğunu iddia eden gazete; AB müktesebatının uygulanmasının Kıbrıs sorununun çözümüne kadarki süre zarfında Kuzeyde ertelenmiş olduğunu kaydetti.

Gazete; söz konusu 12 başlığın, bu ertelemenin son bulması, yani Kıbrıs sorununun çözülmesi halinde, müktesebatın Kuzey’de uygulanabilmesi için gerekli başlıklar olduğunu da savundu.

Gazete; Türkiye ve “işgal rejiminin bu eylemleriyle sahte devletin düzeyinin yükseltilmesinin gerçek öngörüleri olduğunu kanıtlamakta olduklarını” da iddia etti.


25.12.2007

STAR KIBRIS 25/12/07

 

 

Talat’tan manipülasyon uyarısı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rumların çok ciddi manipülatif haber atakları yaptığını belirterek, başta BRT ve TAK olmak üzere basının dikkatli olması, manipülasyonlarla gerçekleri birbirinden ayıracak unsurları halka duyurması gerektiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRTK)’nın 44’üncü kuruluş yıldönümünü dolayısıyla Kurum Müdürü Ahmet Okan başkanlığındaki yönetim kurulunu kabul etti.
Cumhurbaşkanı Talat
Kabulde konuşan Cumhurbaşkanı Talat, haber ve enformasyonun önemine işaret etti ve gerek Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK)’ın, gerekse BRTK’nın Kıbrıs Türk mücadelesinde çok önemli yere sahip olduklarını, olmaya da devam ettiklerini vurguladı.
1963 olaylarıyla yaşıt olan BRT’nin en karanlık günlerde Kıbrıs Türkü’ne ışık ve ses olduğunu anlatan Talat, kurumun karşı propaganda yaşanan, oldukça zor günlerde Kıbrıs Türkü’ne cesaret ve güven veren kurumlardan biri olduğunu belirtti.
Talat, “Bu nedenle BRT’ye gereken özeni göstermek gerekir. Tabii o karanlık günlerden bugünlere çok şey değişti. Kıbrıslı Türkler devlet yapılarını geliştirdi, sosyal yapıyı yerine oturttu. Dünyayla manevi açıdan da olsa bütünleşme süreci yaşandı. Bunda BRT’nin ve diğer kurumların büyük katkısı oldu” dedi.
“Gerçekle manipülasyonu ayıran unsurlar”
Kıbrıs Türkü’nün izolasyonlara rağmen enformatik açıdan dünyayla bütünleşmede bir sorun yaşamadığını kaydeden Talat, devlet radyo ve televizyonu olan BRT’nin çok sesliliğin güvencesi olduğunu söyledi.
Doğru bilgi ve doğru haberin önemine işaret eden Talat, özellikle manipülasyona dikkat etmek gerektiğini kaydetti. Rumlar’ın çok ciddi manüpilatif haber atakları konusunda dikkatli olmak gerektiğini söyleyen Talat, özellikle devlet kurumları BRT ve TAK’ın manipülasyonlarla gerçekleri birbirinden ayıracak unsurları mutlaka halka duyurması gerektiğini belirtti.
Talat, BRT’nin teknik ve örgütsel yapısını da geliştirmesi gereğine işaret ederek, bu çalışmalarında kuruma başarılar diledi. BRT’nin bugüne kadar başarılı bir performans sergilediğini kaydeden Talat, bu performansın daha ileriye götürüleceğinden emin olduğunu söyledi.
Ahmet Okan
BRTK Müdürü Ahmet Okan da, bu yıl 44. yıldönümünü kutlayan kurumun yasa konusunun acil çözüm bekleyen bir sorun olduğunu söyledi.
BRTK’nın yasa tasarısının mecliste beklediğine işaret eden Okan, Cumhurbaşkanı Talat’tan bu konuda destek istediğini belirtti.

25-12-2007

KIBRISL1 25/12/07

 

“Bağnazların çığlıklarına prim vermeyin”

Başbakan Ferdi Sabit Kıbrıs Rum halkına Annan Planı referandumunda “hayır” deme çağrısı yapanların bugün Kıbrıs Türk halkının AB standartlarına yükseltilmesini sağlayacak sürece de karşı çıktığına işaret etti. Soyer “Bağnaz Güney Kıbrıs idarecilerinin çığlık çığlığa bağırmalarına kimse prim vermemelidir. Biz sözümüzün arkasındayız ve çalışmalarımızı devam ettireceğiz” dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer dünkü Bakanlar Kurulu toplantısı öncesi Kıbrıs konusuyla ilgili açıklamalar yaptı.
Başbakan Soyer, KKTC’nin AB’yle, Mali Yardım Tüzüğü’yle ilgili 12 başlıkta uyum çalışmaları başlatması konusunda Güney Kıbrıs’ta koparılan fırtınanın yapay değil, Kıbrıs Türk halkının çözüme hazırlanma sürecine ve çözüme Güney’de duyulan tepkinin ve karşıtlığın açık ifade biçimi olduğunu söyledi.
Kıbrıslı Türklerin gelişmesi
Kıbrıs’ta çözüm olmadan Rum tarafının AB üyeliğine işaret eden Soyer, AB’nin; Protokol 10 ile BM’nin ilgili kararlarına ve Genel Sekreter’in girişim gücü ile çözüme vurgu yaparak desteklediğini kaydetti. BM Güvenlik Konseyi’nin 1475 sayılı kararıyla Annan Planı’na destek beyan ettiğini, AB’nin de bu planı desteklediğini hatırlatan Başbakan Soyer, Kıbrıs’ta çözümün BM parametreleri temelinde olacağını vurguladı.
Soyer, Kıbrıs’ın AB’ye üye olurken Kıbrıs sorunu çözülmediği için müktesebatın Kuzey’de uygulanmasının askıya alındığına işaret etti ve “Ama Protokol 10’la bu yapılırken, 1. fıkra ile de Kuzey’in ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine engel oluşturamayacağı vurgulanmıştır. Bu da olayın bir başka gerçeği ve hukuksal temelidir” dedi.
“Çözüm şartlarına hazırlanma”
AB’nin kuruluş anlaşmalarına dayanarak Kıbrıs Türklerinin hem çözüme hazırlanması hem de çözümsüzlüğün mağduru olmaktan çıkarılması için Mali Yardım ve Direkt Ticaret Tüzüğü’nü onayladığını; Direkt Ticaret Tüzüğü’nün şu ana dek hayata geçmediğini; Mali Yardım Tüzüğü’nün ise Rumların engellemelerine karşın AB tarafından karar altına alındığını ve Rumların da buna oy vermek zorunda kaldığını anlatan Soyer, bu tüzüğün Kuzey Kıbrıs’ın çözüm şartlarına hazırlanması için AB’nin girişim yapmasını öngördüğünü ve uyum sürecini girişim olarak gündeme getirdiğini vurguladı.
Başbakan Soyer, Mali Yardım Tüzüğü’nün 3. ve 4. bendine dayanarak Kıbrıs Türk tarafının çözüme hazırlanması ve AB standartlarına yükseltilmesi için uyum çalışmalarının gündeme geldiğini ifade ederek, “Bunu bize bir yazıyla bildirdiler. Biz bunu benimsedik. Brüksel’e yaptığımız ziyarette de bu konuya hazır olduğumuzu deklare ettik. Olayın gerçeği budur” diye konuştu.
Kıbrıs Rum tarafının bu hukuksallığı göz ardı ederek, hâkimiyetçi anlayışını ortaya koyan çığlık çığlığa bir tutum izlediğini kaydeden Soyer, bunun kabul edilemeyeceğini ifade etti.
Papadopulos dâhil referandumda “hayır” diyen liderlerin Rum halkına “hayır” çağrısı yaparken, “Kıbrıs Türk ekonomisi gelişmemiştir, ekonomik sıkıntılar vardır. Eğer AB’ye üye olursak ve çözüm de Annan Planı çerçevesinde gerçekleşirse Kıbrıslı Türklere büyük paralar aktaracağız ve biz sıkıntıya düşeceğiz” dediklerini anlatan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum halkının hayıra yönlendirilmesinin gerekçesinin de bu olduğunu belirtti.
“Maksatları çözüm sürecini tıkamak”
Soyer, Kıbrıs Türk halkının referandumdan sonra hızlı ekonomik gelişmeyle dünden daha iyi konuma geldikten sonra ekonomisini daha da ilerletmek, çözümü kolaylaştırıp çözümde eşit taraf olmak için Kıbrıs Türk halkını AB standartlarına uyumlaştırma girişimlerine de Rumların “hayır” dediğine işaret etti ve “Maksatları AB kültürünün dışında çözüm sürecini tıkama ve Kıbrıs Türk halkını sürekli hâkimiyet altına alma çabasıdır” dedi.
Dün, ekonomik kaynaklarını tüketecek diye çözüme hayır diyenlerin bugün Kıbrıs Türk halkının standardını yükseltme çabalarına da karşı çıktığına işaret eden Başbakan Soyer, bunda samimiyet olmadığını vurguladı.
“Prim vermeyin”
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rumlara şu çağrıyı yaptı:
“AB üyesi olarak AB kültürüne gelsinler. Paylaşmaya ve eşitlik temelinde varlıkların karşılıklı kabulü temelinde bu konuda karşılıklı girişim yapma kültürüne gelsinler. Bizi kimse AB ve çözüm yolumuzdan geri döndüremeyecektir. Bunda AB’nin de diğer kesimlerin de yükümlülükleri vardır. Bağnaz Güney Kıbrıs idarecilerinin çığlık çığlığa bağırmalarına kimse prim vermemelidir. Biz sözümüzün arkasındayız ve çalışmalarımızı devam ettireceğiz.”

25-12-2007

KIBRISL1 25/12/07

 

Matsakis confirms presidential candidacy
By Stefanos Evripidou

MEP pledges to bring real issues back into campaign

E.U. parliamentarian Marios Matsakis yesterday confirmed he will be running for President of the Cyprus Republic in February 2008, which would make him the fifth official contender.

In a clear statement of intent, he said he wanted to inject a breath of fresh air to the pre-election period and provide a modern election campaign as an alternative to the ‘1960s style’ of his fellow contenders.

“Barring some shock development, I will be a candidate for the upcoming presidential elections,” Matsakis told the Cyprus Mail yesterday.

“My objective is to upgrade the standard of the pre-election period, to bring about transparency and let the truth come out.”

Asked to clarify what might constitute a shock development, he said only a change in his health or a dramatic change in the Cyprus problem would dissuade him from announcing his candidacy.

Matsakis will be coming to Cyprus from London on December 27 for a few days where he is likely to kick-start his election campaign by registering as a candidate before returning to Brussels. The MEP was adamant that running for president would not affect his duties at the European Parliament. Matsakis joins DISY candidate Ioannis Kasoulides as the second MEP to ruin for president.

“I don’t intend to take any time off from my official duties – not a single day – to run this campaign, and I am very much against those who do,” he said, taking a swipe at the other presidential hopefuls Tassos Papadopoulos and Demetris Christofias. “Right now we don’t have a full-time President or House President.”

Invited to comment on other presidential candidate Ioannis Kasoulides who is still officially working for the European Parliament, he said: “That’s his choice.”

Matsakis promised to run a “modern European campaign, not a 1960s campaign” mainly using traditional channels of communication like TV and radio. Getting over the distance issue, the MEP said everything that needed to be said could be said over the phone or on TV or radio.

“I don’t need to be on a balcony shouting abuse [at the other contenders],” he said.
“I won’t run a classic campaign. I won’t be organising feasts, having teas and coffees, shaking hands with people as if they don’t know me. People know who I am and can vote for me if they wish,” he added.

Asked if he thought he stood a chance, he replied: “I’ve no idea.”

Political observers note that Matsakis’ candidacy would likely take votes away from DIKO candidate Papadopoulos, throwing the election wide open to anyone of the three main candidates. Matsakis was a DIKO member himself until he was kicked out the party in 2005.

“Judging from the messages, reports and phone calls I have received, I will be taking votes from all the candidates, not just Papadopoulos,” maintained Matsakis.

“I will bring a breath of fresh air to the election campaign. I want to break through the years of stagnation and this closed party establishment. It’s not about winning; it’s about breaking the party establishment. And if I manage that, I will be pleased with myself.”

The MEP said his campaign would champion transparency and truth. “I want to discuss the real issues.

“I want them to tell us what they really think a solution to the Cyprus problem would be, not just your bizonal/bicommunal stuff they’ve been saying for 33 years, what do they really mean?

“I want them to tell us about the National Health Scheme which they agreed on 10 years ago; about the state of school buildings; about those who lost all their money on the stock exchange in 1999 and haven’t seen a penny back; and why those involved in the 1974 coup are still going about their business without any problem?”

CYPRUS MAIL 25/12/07

 

İsmet Paşa'nın Kürt Raporu...


BAŞBAKAN İnönü, 1935 yılının 21 Ağustos'unda Cumhurbaşkanı Atatürk ve hükümete şöyle diyordu:
"Vaziyeti az zamanda toparlayacağımızı, düşünülen tedbirleri tatbik edebileceğimize inanıyorum. Asırlık eksiklikleri düzeltmeye çalışmakla müteselli olabiliriz."
Başbakan İsmet İnönü bunu ne münasebetle yazmıştı?
Bu cümle, ileride çok meşhur olacak, açıklandığı için değil, belki de açıklanmadığı için meşhur olacak "gizli rapor"un son cümlesiydi.
İsmet Paşa, Atatürk'ün emriyle, 1935 yılında Doğu ve Güneydoğu illerinde bir geziye çıkmış ve gördüklerini, izlenimlerini Atatürk'e hükümete bir raporla aktarmıştı.
* * *
BU rapor, uzun süre devletin üst katlarında "çok gizli" damgasıyla yatıp uyudu.
Uykudan uyanışı, ortaya çıkışı Saygı Öztürk'ün gazetecilik başarısıdır. (x)
Raporun tümünü okursanız, İsmet Paşa'nın endişelerini görür, burnunun ucunu göremeyen devlet adamları (!) yanında ismet Paşa'nın geleceğe dönük tahminlerini "sanki birer kehanetmiş" gibi değerlendirebilirsiniz.
* * *
İSMET Paşa Doğu'dan ve Güneydoğu'dan her zaman endişelenmiştir, Metin Toker'e göre Celal Bayar ve arkadaşları 1946'da Demokrat Parti'yi kurarken, onlara "Doğu'da parti teşkilatı kurmayın" demeye gelen tavsiyelerde de bulunmuştur.
İsmet Paşa'nın raporunda bulunan şu cümle dahi, onun endişelerinin ne kadar yerinde olduğunu ve geleceği isabetle değerlendirdiğini göstermeye yeter.
Peki, İsmet Paşa, o gün neleri görmekte ve ilerisi için neleri öngörmektedir:
"Türkler ile Kürtler aynı okulda okumalıdır. Bu, Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır.
Diyarbakır, kuvvetli Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz bir olgunluktadır.
Düşman unsurlar içinde saldırgan olan teşkilat Kürt reisleri ve adamlarıdır. Fransız istihbarat subayları bunları çeteler halinde memleketimize saldırtmaya muktedirdirler.
Erzurum'un kalkınmasını az senelerde temin edebilirsek, kuzeyde hududa karşı, içeride Kürtlere karşı sağlam bir Türk merkezini kurmuş oluruz.
Erzincan'ın Kürt merkezi olmasıyla, Kürdistan'ın meydana gelmesinden kaygılanmak yerindedir."
Bunlar İsmet Paşa'nın öngördüklerinden birkaçı, bir kısmı umumi müfettiş Abidin Özmen'in yazdıkları...
İsmet Paşa'nın raporu siyasi önlemleri belirtmiyor, sosyal ve ekonomik durum hakkında derin ve isabetli teşhisleri var.
* * *
HANİ "Devletin malı deniz, yemeyen domuz oğlu domuz" tekerlemesi vardır ya, alın bir örnek, hem de 1930'lı yıllardan.
Murgul bakır işletmesinin imtiyazını İngilizler almış, işletmişler, savaş bitince İngilizler gitmiş, işletme ortada kalmış. Hiç kimsenin aklı burayı işletmeye yatmamış, lakin soymakta herkes yarışmış.
İsmet Paşa şöyle der:
"Buranın hali bir trajedidir. Bugün hiçbir işe yaramayan enkaz yığını halindedir. 22 milyonluk servetten kalan tuğlalar, bacalar ve bazı duvarlardır."
Peki, bu tahribatı nasıl yapmışlardır?
Koskoca tesisi söküp hurda demir fiyatına satmışlardır.
İsmet Paşa anlatır:
"Mal müdürü müzayedeyle hurda demir satar, tahsildar 200 ton demir alır. İstanbul pazarında 2000 ton makine enkazı, hurda demir olarak satılmış. Nüfuzlu adamlar bu marifeti senelerce yapmışlar. Bizim devrimizde bu şeylerin olabilmesi insanın kanını dondurmaktadır."
İnsanın soracağı gelmez mi?
"Peki Paşam, siz bunları görüp yazdığınıza göre, soygunlara ne yaptınız?"
İzmir suikastında salkım salkım adam asarken bu yağmaya ne yaptınız?
Kanınızın donmuş olması yetmiyor ki!
* * *
İSMET Paşa'nın raporu iyi niyetle bitiyordu:
"Asırlık eksiklikler düzeltilmeye çalışılacaktır."
Düzeltildi mi?
Eğer düzeltilseydi, önlemler alınsaydı 70 yıl sonra Kandil Dağı'nın tepesine "Türk Hava Kuvvetleri'nin en büyük taarruzu" yapılır mıydı?

(x) İsmet Paşa'nın Kürt Raporu, Doğan Kitap.

HASAN PULUR MILLIYET 26/12/2007

 

Yeni Anlaşma

Kıbrıs’taki mayınlı alanların temizlenmesi konusunda Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile Birleşmiş Milletler Barış Gücü arasında yeni bir anlaşma imzalandı.

 

Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz ile BM Kıbrıs Barış Gücü Komutanı Tümgeneral Rafael Jose Barni arasında 13 Aralık’ta mektup teatisi yöntemiyle imzalanan mayın temizleme anlaşması yürürlüğe girdi.

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca’nın bugünkü haftalık basın brifinginde açıkladığı anlaşma, mayın temizleme anlaşmasının genişletilmesini amaçlıyor ve mayın temizlenmesinde iki kuvvetin işbirliğinin prensiplerini belirliyor.

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, geçen hafta Rum basınında yer alan “mayınsızlaştırma rafa kalktı” konulu haberlerin asılsız olduğuna işaret ederek, Kıbrıs Türk tarafının ilgili anlaşmanın Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile BM Barış Gücü arasında imzalanması talebi nedeniyle Rum basınının bu iddiada bulunduğunu söyledi.

 

Söz konusu anlaşmayla ilgili çalışmaların, BM Güvenlik Konseyi kararının anıldığı günlerde sonuçlandığını da belirten Erçakıca, “BM Güvenlik Konseyi kararında bu konuya atıfta bulunulmasının gereksizliği de açıkça ortadadır” diye konuştu.

           

Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının AB’nin mali yardımından bir miktarı mayın temizleme çalışmalarının finansmanına aktardığını da belirterek, mayın temizleme işlemlerinin daha önce olduğu gibi Arjantinli ekip tarafından yürütüleceğini bildirdi. (tak)

YENIDUZEN 26/12/2007

 

Lokmacı'yı her an açmaya hazırız

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Lefkoşa’nın Arasta bölgesindeki Lokmacı kapısının Kuzey ve Güney Kıbrıs arasında yeni bir geçiş kapısı yapılmasına Kıbrıs Türk tarafının her an hazır olduğunu, bu kapının sınır tartışmaları yapılmadan açılması gerektiğini, BM’nin kapı açıldıktan sonra da iki tarafın askeri komutanlıklarıyla sınır belirleme çalışmalarını sürdürebileceğini söyledi.

 

Bölgenin statüsüyle ilgili tartışmalara girilmeden, Lokmacı’nın mevcut statüsüyle açılabilmesi gerektiğini kaydeden Erçakıca, “Eğer hedefimiz iki halkın işbirliğini, temasını geliştirmekse hiç bu tartışmalara girmeden bu kapıyı açmamız gerekiyor” dedi.

 

Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu kapıyı bugüne kadar uygulanan esaslarla açmaya hazır olduğunu kaydederek, Rum lider Tasos Papadopulos’un bunun için toprak veremeyeceklerini söylediğini; sınır boyunca çeşitli noktalarda bazı arazilerin kimin kontrolünde olduğuna dair uzlaşmazlıklar bulunduğunu belirtti.

 

Rumların “ara bölge”, “sınır”, “ateşkes” kavramlarını da kabul etmediğini dile getiren Hasan Erçakıca, sınır belirlemede sorun bulunduğunu, ancak kapılar açılırken hiç bu tartışmalara girilmediğini; BM ile GKK veya BM ile RMMO arasında tartışmalar yapılabileceğini, BM’nin sınır belirleme çalışmalarını sürdürmesinde sakınca bulunmadığını, ancak Lokmacı kapısının bu tartışmalardan bağımsız olarak açılması gerektiğini söyledi.

 

Hasan Erçakıca, Papadopulos’un açıklamalarıyla koşullar öne sürdüğüne işaret ederek, “Kıbrıs Türk tarafının tutumu ara bölge, sınır tartışması olmaksızın şu anda BM tarafından devriye maksadıyla kullanılan yerin Güney kısmının Kıbrıslı Rumlar; kuzeyinin de Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nca denetlenecek şekilde açılmasıdır. Yani bölgedeki mevcut statüko neyse, o kapsamda açılması gerekiyor” dedi.

 

“Tartışmalar tehlikeli”

 

Yaratılacak tartışmaların kapıların açılmasını geciktirdiğini belirten Erçakıca, eğer bu tür tartışmalara girilecekse şu anda kullanılan kapıların da tartışılacağını ve bunun tehlikeli olduğunu kaydetti.

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Lokmacı kapısının açılmasının iki halkın işbirliği ve teması için gerekli olduğu konusunda anlayış ve konsensüs bulunduğunu belirterek, şunları ifade etti:

 

“Eğer hedefimiz iki halkın işbirliğini, temasını geliştirmekse hiç bu tartışmalara girmeden bu kapıyı açmamız gerekiyor. Kıbrıs Türk tarafı gerekli tüm hazırlıkları yaptı. İki yıl önce, bölgedeki sorunların aşılmasını kolaylaştırmak için bir üst geçit inşa edilmişti, uzun süre bu üst geçidin kaldırılıp kaldırılmaması tartışıldı. Kıbrıs Türk tarafı bu konuda da iyi niyetini ortaya koydu ve bir yıl kadar önce üst geçit kaldırıldı. Muhaceret kontrolü için gerekli çalışmalar yapıldı ama bunlara rağmen Rum tarafı Lokmacı’yı açmaya yanaşmıyor.

 

Bölgede başka tartışmalar yaratılmadan, Lokmacı mevcut statüsüyle açılabilmelidir. Bu çerçevede Kıbrıs Türk tarafı bu kapıyı her an için açmaya hazırdır.” (tak)

 

YENIDUZEN 26/12/2007

 

 

"Amaç acil çözüm olmalı"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs’ta Şubat ayındaki başkanlık seçimi sonrasında yapılacak girişimin amacının, Kıbrıs sorununa acil ve kapsamlı bir çözüm olması gerektiğini söyledi.

 

Erçakıca, seçimin en güçlü iki adayı Tasos Papadopulos ile Dimitris Hristofyas’ın seçime yönelik açıklamalarının esasını Kıbrıs sorunu ve bu sorunu nasıl çözeceklerine ilişkin görüşlerin oluşturduğunu, ancak bu açıklamaların şubat sonrası için ümitlenmelerini sağlayacak unsurlar içermediğini de ifade etti.

 

Haftalık basın brifinginde Güney Kıbrıs’taki seçim öncesi atmosfere yönelik değerlendirmeler yapan Erçakıca, özellikle 8 Temmuz anlaşmasına ve Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne ilişkin yaratılmaya çalışılan beklentilerin gerçeklerle bağdaşmadığını kaydetti.

 

Hristofyas’ın açıklamaları

 

Rum başkan adaylarından AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın seçim kampanyasında kullandığı ifadeler ve ortaya koyduğu tavırların da şubat sonrası girişimini şimdiden etkisiz bırakmaya yönelik olduğunu belirten Erçakıca, şunları kaydetti:

 

“Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak ortaya koyduğu hedefler, ‘sınırlarının Girne’de bittiğini’ söylemesi ve Kıbrıslı Türkleri ‘Türkiye’ye güçlü bir hayır’ demeye çağırması, bu sorunu hala daha anlayamadığını göstermekte ve şubat sonrası için umutlu olmamızı ne yazık ki engellemektedir.”

 

Erçakıca, uluslararası toplumun bu gerçekleri bilerek girişim yapmasını da istedi.

 

“AB Rumların aparatı omadığını tüzüklerle göstersin”

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Avrupa Birliği’nin Rum tarafının aparatı olmadığını göstermesinin yolunun, Mali Yardım Tüzüğü’nü etkili bir şekilde hayata geçirmek ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü kabul etmek olduğunu söyledi.

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca haftalık basın brifinginde, geçtiğimiz hafta AB çatısı altında yaşananların, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaya devam ettiğini bir kez daha ortaya koyduğuna işaret etti.

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in daha önceden planlanan Brüksel temaslarının Rum tarafının girişimleriyle etkisizleştirilmek istendiğini ve AB’ın Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn’le görüşmesinin Rum şantajlarıyla engellendiğini anımsatan Erçakıca, Rum tarafının bununla da kalmayarak  Türkiye’nin üyelik müzakereleriyle ilgili iki başlığın açılmasına onay karşılığında Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmelerin Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesi’nde kendi istedikleri şekilde yer almasını sağlamaya çalıştığını anlattı. (tak)

 

YENIDUZEN 26/12/2007

 

Lokum arsızı komşuya ‘findıki’ ile ince mesaj

Antep baklavası, lokum ve Hellim peyniri gibi Türk lezzetlerine marka tescili yoluyla sahip çıkmaya kalkan Yunanistan’a cevap, fındıkçıdan geldi. Fındık Tanıtım Grubu’nun yeni reklam filminde ‘Fındıki’ ve ‘Aganigis’ sloganıyla marka aşırması yapan Yunanlılar’a inceden dokundurmalara da yer verildi


HELLİM peyniri, Antep baklavası ve son olarak da Türk lokumuna sahip çıkan Rumlar’a cevap Fındık Tanıtım Grubu’ndan geldi. ‘Aganigi naganigi’den sonra hazırlanan kampanyada son günlerin güncel konusu tescil savaşları üzerine kuruldu. Bunun için Atina’da iki Yunanlı’nın Türk fındığı üzerine yaptığı mizansen konuşmalar kullanıldı. Filmde iki Yunanlı’nın sohbetlerinde geçen ‘Bu fındık denilen şeyi neden kendimize mal etmiyoruz. Fındıki deriz olur biter. Reklamını da aganigis, naganigis yaparız bitti gitti’ sözlerine yer verildi. Böylece Türk lokumunun ‘Rum lokumu’ olarak tescil ettirilmesi konusuna alaycı bir gönderme yapıldı.

REKLAMI ALİ TARAN ÇEKTİ

ELDE
kalan üretim fazlası fındıkları satmak amacıyla başlatılan ve beyinlere kazınan ‘aganigi-naganigi’ sloganlı tanıtım kampanyası fındık tüketimini yüzde 30 civarında artırmıştı. Bundan memnun kalan sektör, Fındık Tanıtım Grubu’nun önderliğinde tanıtımlara devam dedi ve yeni kampanyalar yaratılmaya başlandı. Son çalışmayla da tanıtımlar uluslararası boyut kazanmış oldu. Reklam filmi Ali Taran Creative Workshop tarafından hazırlandı. Bu Ali Taran’ın Fındık Tanıtım Grubu’yla yürüttüğü 4’üncü reklam kampanyası.

YUNANİSTAN’DA DA FINDIK VAR

BU
arada Türkiye’de 500 bin hektar fındık üretim alanı bulunurken, Yunanistan’da 3 bin 600 hektar fındık üretim alanı bulunuyor. Yani ekilebilir alan bakımından ele alındığında Yunanistan Türkiye’ye rakip bile olamıyor. Ancak verime bakıldığında Türkiye’de 1 dekar alandan 93.9 kilogram fındık alınırken, Yunanistan’da bu rakam159 kg’a kadar çıkıyor.


Güldüren fındık sohbeti


Kakaolu findık kreması sever misin?

Bayılırım, findık olsun da ne olursa olsun.

Kollestrolden tut kemiklere kadar herşeye faydası var. Hem de komşudan geliyor, Türkiye’den.

Biz niye kendimize maletmiyoruz bu findık denen şeyi. ‘Findıki’ deriz olur biter. Reklamını da ‘aganigis naganigis’ yaparız bitti gitti.


Fındık Tanıtım Grubu’nun yeni reklam filmi uluslararası boyutta. Filminin Atina’nın dışında Dubai, Tokyo ve Karadeniz’de çekilen versiyonları da bulunuyor.


27.12.2007

STAR KIBRIS 27/12/07

 

 

Big drop in movement between two sides

MOVEMENT through the crossing points that link the war-divided island was down 50 per cent, it was reported yesterday.

Daily Simerini, reported a 50 per cent cut this year in Greek and Turkish Cypriot traffic through the crossing points, compared to 2005.

Around 3.5 million crossings were recorded two years ago compared to some 1.6 million so far this year.

The majority of those who crossed in 2005 – 2.2 million – were Turkish Cypriots.

Simerini notes however that two of the five crossing points are inside the territory of a British military base whose authorities have not disclosed detailed figures since August 2006.

But conservative estimation, based on previous figures, still shows a significant decrease of 39 per cent compared to two years ago, the daily said.

Simerini attributes the cut on the Cyprus problem deadlock, the decrease in the number of Turkish Cypriots working in the government-controlled area and the disappointment of Greek Cypriot refugees.

Two other reasons could be high inflation in the north – 20 per cent in 2006 – and measures taken by the Turkish Cypriots to discourage shopping in the south.

CYPRUS MAIL 28/12/2007

 

Spokesman denies claims of Turkish Cypriot de-mining agreement

THE GOVERNMENT yesterday rubbished Turkish Cypriot claims that an agreement had been struck between them and the United Nations to extend a demining programme in northern Cyprus.

On Tuesday, Hasan Ercakica, a Turkish Cypriot official, reportedly said the breakaway state had signed a new agreement with the UN to clear mines from the buffer zone.

Government spokesman Vasilis Palmas said authorities had no such information, nor did they “consider there is such an issue”.

Palmas suggested the Turkish Cypriot claims were an effort to upgrade the breakaway state.
“A Turkish Cypriot state does not exist nor does a Turkish Cypriot army,” he said. There is a Turkish occupying army of around 44,000 troops, Palmas told state radio.

Palmas added that any such agreement should be signed by the Turkish army and the UN.
A UN source said there had been an exchange of letters to renew the understanding with the military in the north.

“We hold the Turkish forces responsible for the implementation of the agreement,” the source told the Cyprus Mail.

It is understood that this is a-non signatory agreement.

The demining project in Cyprus, implemented in the buffer zone in 2004 by the UNDP-Partnership for the Future, Mine Action Centre (PFF MAC), has already cleared over 2,200,000 square metres of land, removing up to 2,810 mines in the process.

The Nicosia region was declared completely mine-free on November 22, 2006.

CYPRUS MAIL 28/12/2007

 

Vasiliu: Erdoğan olsa çözülürdü

 

Rum Yönetimi eski başkanlarını Yorgos Vasiliu, 1993 ya da öncesinde Türkiye’nin başında Erdoğan olsaydı, Kıbrıs sorununun çözüleceğini savundu

 

 

Rum Yönetimi eski başkanlarından ve EDİ Fahri Başkanı Yorgos Vasiliu, ALİTHİA gazetesinde yer alan söyleşisinde, Kıbrıs sorunu ve yazmış olduğu “Pragmatizim ve Popülizm” isimli kitabıyla ilgili görüşlerini aktardı.

Vasiliu, 1993 ya da öncesinde Türkiye’nin başında Erdoğan olsaydı, Kıbrıs sorununun çözüleceğini savundu.

Gazeteye göre, Vasiliu, bir soru üzerine, Rum Yönetimi Başkanlığı’na seçildiği zaman “Kıbrıs” ile ilgili havanın olumsuz olduğunu, “Kıbrıslı Rumların çözümle ilgilenmediği ve çözüm istemediği” görüşünün hakim olduğunu söyledi.

Başkanlığa seçilir seçilmez İngiltere’ye gittiğini ve burada o dönemin Başbakanı Margaret Thatcher ile görüştüğünü anımsatan Vasiliu, iki yıl sonrasında Rum tarafının çözüm istemediğini düşünen bir kimsenin bulunmadığını savundu. Vasiliu kendilerinin çözüm istediğini ve “maalesef Türkiye’nin tutumunun ve Kıbrıs’taki insanı Denktaş’ın, çözümsüzlüğe yol açtığını herkesin gördüğünü” iddia etti.

 

ERDOĞAN OLSA SÖZÜLÜRDÜ

Vasiliu, sözlerinin devamında,  “eğer o zaman Türkiye Başbakanı Erdoğan olsaydı, 1993’te veya daha erken, Kıbrıs sorunu çözümlenecekti” dedi.

Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerde karşısında olan 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın nasıl davrandığı sorusu üzerine Vasiliu, Denktaş’ın dişini tırnağına takarak müzakereleri geciktirmeye çaba gösterdiğini savundu ve bugün yaşadıkları durumun aynı olduğunu ileri sürdü.

Vasiliu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın görüşme istemesinin ve kendilerinin “ne!, kahve için mi buluşalım” demesinin, kendisi için şaşırtıcı olduğunu belirtti.

Vasiliu, ayrıca, “Denktaş, bir mücadeleyi kaybettiğini gördüğü zaman özellikle kaygılanmaz ve bir başka mücadele yaratır ve zaman kazanırdı” şeklinde konuştu.

 


28.12.2007

STAR GAZETE KIBRIS

 

Soyer: “2008’de seçim mümkün değil”

 

Son 3 yılda 5 seçim yapıldığını vurgulayan Başbakan Soyer, bazılarının hırsları ve koltuk kavgaları nedeniyle seçim istediğini ancak 2008’de seçimin mümkün olmadığını kaydetti

 

 

BAŞBAKAN Ferdi Sabit Soyer, 2008 yılında seçim yapılmasının mümkün olmadığını belirtti.

KKTC’de son 3 yılda 5 seçim yapıldığını ve bu seçimlerin ülke ekonomisini etkilediğini kaydeden Başbakan Soyer, ekonomik sıkıntısı olan KKTC’de bazılarının hırsları ve koltuk kavgaları nedeniyle ekonomiyi daha da çıkmaza koymak amacıyla seçim istediğini vurguladı.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, Başbakan Soyer dün sabah bir televizyon kanalına katılarak 2007 yılı ile iç ve dış gelişmelerini değerlendirdi.

2007 yılında olumsuz gelişmeler, ekonomide bir çok devinimler yaşandığını ancak bazı sıkıntılar nedeniyle beklenen büyümenin olamadığını belirten Başbakan Soyer, maaş ve ücret ödemelerinde ülke kaynaklarının kullanıldığını ve Türkiye’den gelen katkının ise yatırımlara harcandığını bunun da bir takım sıkıntılar getirdiğini kaydetti.

Ülkede 30 yılda yapılamayanların 3 sene de yapıldığına dikkati çeken Soyer, yapılanların ve yeniliklerin göz ardı edilmemesini istedi.

Soyer, ihracatta önemli artışlar yaşandığını ve 2007’de 81 milyon dolarlık ihracat yapıldığını bunun da rekor bir rakam olduğunu söyledi.

PARTİZANLIK...

CTP-BG’nin partizanca davrandığı yönündeki eleştirileri de hayretle izlediğini dile getiren Soyer, CTP-BG hükümete geldikten sonra kamu hizmetine yönelik sınav sisteminin değiştirildiğini ve objektif kararların alınmasını sağlayacak optik okuyucu ile sınav sonuçlarının açıklandığını hatırlattı.

Gerek polis gerekse de hemşirelere yönelik sınav yapıldığını ve bu sınav sonucunda kimsenin rozetine bakılmaksızın işe alındığını ifade eden Soyer, “polis veya hemşire alımlarında torpil yapıldığı yönünde bir duyum alındı mı?, Alınmadı, çünkü böyle bir şey olmadı. Ama biz yıllarca CTP’li olduğumuz için kamu dışında bırakıldık biz bu uygulamaya karşıyız ve herkese eşit davranmaya çalışırız” dedi.

ASILSIZ SÖYLEMLER

13’üncü maaşların ödenmesi için,  Türkiye’nin 50 bin kişiye vatandaşlık verilmesini şart koştuğu yönündeki iddiaların da asılsız ve tamamen uydurma olduğunu dile getiren Soyer, bu tür gerçek dışı söylemlerle siyaset yapanlardan utandığını ve bu tür söylemlerin neden hala gündemde tutulduğunu anlamadığını ifade etti.

Alman parlamenterlere Devlet eliyle rüşvet verildiği yönündeki açıklamayı da hayretle izlediğini ifade eden Soyer, “CTP-BG’yi kıskanabilirsiniz ama çamur atamazsınız. Bugüne kadar hiçbir partiye, bu kadar aşırı suçlamalarda bulunulmadı. Yapılan iddialar ve söylemler artık saygı sınırını da aştı” dedi.

Brüksel ziyaretinde, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Avrupa  Parlamentosu’ndan bir heyeti yeni yılı geçirmeleri için oraya davet ettiğini öğrendiğini belirten Soyer, ülke ekonomisinin iyi olması halinde kendisinin de Avrupa Parlamentosu veya Fransız parlamentosu milletvekillerini, Yeni Yılı Kuzey Kıbrıs’ta geçirmesi için davet edebileceğini ve bunların dünya ile buluşmak ve dünyaya açılmak için yapılacak adımlar olduğunu söyledi.

MUHALEFETİN GÖREVİ

UBP-DP’nin Cumhuriyet Meclisi çalışmalarını katılmamalarını da eleştiren Soyer, bütçenin sadece TDP’nin muhalefeti ile geçtiğini ve bu çalışmalara  UBP ve DP milletvekillerinin katılmadığına dikkat çekti.

Soyer, bütçeyi uygulamanın hükümetin görevi olduğunu, muhalefetin ise bu uygulamanın doğru ve demokratik yapılıp yapılmadığını denetlemesi gerektiğini ve meclisteki evet kadar hayır oyu’nun da çok önemli olduğunu kaydetti.

2007 yılında meclise girmeyen siyasi partilere karşı çok sessiz durduklarını ancak bu sessizliğin 2008’de bozulacağını açıklayan Soyer, “Ne ekmeye, ne biçmeye ne de hasada katılamayacaksın ancak ürüne ortak olacaksın Böyle şey olmaz. 2008 yılında bununla ilgili gerekli değerlendirmeyi yapacağız” dedi.

 

VİZİLEMEYLE BİŞEY OLMAZ

UBP ve DP’nin  hükümeti beğenmediğini ancak bu hükümetin belediyelerin bütçelerini onayladığını ve tüzüklerini geçirdiğini ifade ederek, UBP-DP’nin iktidarda bulunduğu belediyelerden de neden Sine-i Millet’e çekilmediğini sordu.

Soyer, şantajla bir şeyin kabul ettirilemeyeceğini ifade ederek, “eğer bir şey istersen çek kapıyı dışarı çık belediyelerden de çık. Yapacaksan böyle yap. Vizil vizil vizilemeyle bir şey olmaz. Yere yattın can çekişirsin ama ölmeyi de beceremezsin. Biz nasıl ki zamanında çekip dışarı çıktık siz de yapın” dedi.

 


28.12.2007

STAR GAZETE KIBRIS

 

301’i at Sevr’i getir

Nerdun HACIOĞLU

Başbakan Erdoğan’ın, "Komisyon kuralım, arşivleri açalım" çağrısına yanıt için toplanan Ermenistan Meclis’si, uzlaşma bir yana, yeni ’talep’ler geldi. Türkiye’ye soykırım için 14.5 milyar dolar ’soykırım’ faturasının çıkarıldığı toplantıda, 301’inci maddenin kaldırılması ve sınırların Sevr anlaşmasıyla yeniden belirlenmesi istendi.

 

 

301’i at Sevr’i getir 

ERMENİSTAN ve Türkiye arasında ilişkilerin normalleşebilmesi için Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Nisan 2005 tarihinde Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan’a gönderdiği "Soykırım iddiaları hakkında tarihi komisyon kuralım. Arşivleri açalım" çağrısına yanıt Ermenistan Ulusal Meclisi’nden geldi. Noyan Topan, Arm İnfo, Mediamax, PanArmenia ajansları haberlerine göre 19-20 Aralık tarihleri arasında Ermenistan Meclisi "Türkiye ile ilişkiler" özel oturumunda uzlaşma arayışı bir yana, Türkiye’den yeni talepler anlamına gelen uzun vadeli hareket planı gündemi doldurdu. Oturumda konuşan Dış İlişkiler Komisyon Başkanı Armen Rustamyan şöyle dedi: "Bizim özel oturuma Türkiye’den uzman ve gazeteci de davet ettik. Ancak kimse gelmedi. Anlaşılan Ankara yönetimi gelmek isteyenleri önledi. Halbuki biz gelecek konuklara güvenlikleri konusunda tüm güvenceleri vermişti. Türkiye meclisinde benzer tartışma açılırsa biz katılmaya hazır olduğumuzu bildirdik. Türkiye’ye gidip aramızdaki meseleleri tartışmak için tek bir şartımız var. Ele alınacak konular Türkiye Anayasası 301. maddesi kapsamına girdiği için biz ancak bu madde kaldırıldıktan sonra Ankara’da görünebiliriz."

YENİDEN SINIR Oturumda aşırı uçlar da söz almayı ihmal etmedi. Taşnak Partisi Erivan büro şefi Kiro Manoyan, "Türkiye ile aramızdaki sınır çizgisi de yeniden belirlenmeli. Kars anlaşması bağımsız Ermenistan tarafından imzalanmadı. Sovyetler döneminden sonra bağımsızlığını kazanan Ermenistan bu yüzden temel olarak Sevr anlaşmasını görmekte. Bu anlaşmaya göre ise sınırlar çok farklı bölgeleri kapsıyor" dedi.

SOYKIRIM FATURASI Oturuma bağımsız uzman sıfatıyla katılan Ermenistan’ın eski Kanada Büyükelçisi Ara Papyan ise Türkiye’ye soykırım faturası çıkardı. "Ermeni ulusunun soykırım yıllarında maddi kayıpları" başlıklı rapor hazırlayan Papyan’a göre 1914-1919 yılları arası belgeler incelenerek hesaplar yapıldığında ortaya 19 milyar 130 milyon 982 bin Fransız frangı tutarında fatura çıkıyor. Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki paranın değeri günümüzde dolara çevrildiğinde Ermenistan’ın Türkiye’den alacağı 14 milyar 500 milyon dolar olarak gösterildi.

Türkiye’nin 3 şartı kabul edilemez

Türkiye özel oturumuna Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan da katıldı, normal ilişki fırsatının Ankara tarafından SSBC’nin parçalandığı 1991 ve Türkiye’nin AB ile üyelik görüşmeleri (2003) süreci başlangıcında kaçırıldığını söyledi. "Türkiye bizden ne istiyor" sorusuna ise Oskanyan, "Yerine getirilemeyecek üç şart koşuyor. Birincisi sınırların şimdiki haliyle tanınması, ikincisi Karabağ sorununun Azerbaycan lehinde sonuçlandırılması, üçüncüsü de soykırım iddiamızdan vazgeçmemiz. Bu üç konuda Türkiye’nin bizden hukuki gerekçeler bir yana, ahlak değerleri açısından da talep etme hakkı yoktur" dedi.

HURRIYET 30/12/2007

 

Cyprus pound in its last days
By Stefanos Evripidou

AS THE year draws to a close, so does Cyprus’ history with the pound. From January 1, 2008, the Cyprus pound will be replaced by the euro as the legal tender of the Republic of Cyprus.

Malta will join Cyprus in adopting the euro, taking the number of member states in the euro-area to 15 out of 27, accounting for 318 million people out of a total 493 million. From the remaining 12 member states, only the UK and Denmark have a permanent opt-out of the single currency.

The euro was established in 1999 when 11 member states locked their bilateral exchange rates to the euro. On January 1, 2002, 12 member states adopted euro bank notes and coins as their legal tender.

On the first day of 2007, Slovenia became the first new member state from the 2004 ‘big bang’ enlargement to join the euro. The two smallest economies in the euro-area, Cyprus and Malta, will be the next in line, contributing 0.17 per cent and 0.06 per cent respectively to the area’s GDP and 0.24 per cent and 0.13 per cent to the European Monetary Union’s population.

Cyprus pounds can be used by the public for payments in cash until the end of January 2008 but all other transactions will be in euro. Cheques in pounds can be cashed, in euros, until the end of June next year.

President Tassos Papadopoulos welcomed euro adoption, saying it would have a positive outcome on efforts to reunite the country.

“We are optimistic that the adoption of the euro will create more favourable conditions leading to a solution that will actually reunite Cyprus, its economy, territory, institutions and society at large. Any solution cannot but provide for a unified economy,” he said.

Finance Minister Michalis Sarris said yesterday he was satisfied with preparations for euro adoption. He said the country was entering the euro-area with very good omens, noting Cyprus would be moving from a good currency, the Cyprus pound, to an even better one, the euro.

Sarris said the hard work in preparing the public and private sectors paid off as most businesses are ready for the euro. And even if they weren’t, payments could still be made using Cyprus pound until the end of January.

Presidential candidate Ioannis Kasoulides said January 1 would be a historic moment for the country, noting that by then, Cyprus would have one of the two strongest currencies in the world. He warned that euro adoption had to be met with prudence and realism, adding there was no place for triumphalism.

Meanwhile, last Friday, Cypriots scrambled to obtain euro notes and coins from commercial banks, with long queues of people creating long waiting times.
Shops, businesses and banks have been displaying their prices in pounds and euro for the past three months to help consumers get used to the new scale of values while the Ministries of Finance and Commerce are monitoring price developments.

The Central Bank has said that after January 1, businesses must give change exclusively in euro. Banks have supplied Cypriots with 40,000 pre-packed euro coin starter-kits for business, worth €172 each, and 250,000 mini-kits for the general public worth €17.09 each.

The exchange rate of the Cyprus pound to the euro is set at 0.585274. One Cyprus pound corresponds to €1.71. In 2006, Cyprus’ GDP per capita was 92 per cent of the EU average.

The common side of the eight euro coins, in circulation at present, depicts maps of Europe, symbolising European unity.

In Cyprus there will be three national sides on the euro coins minted for the Republic – one for the small denominations (1, 2 and 5 cent), one for the medium denominations (10, 20 and 50 cent) and one for the high denominations (€1 and €2). The themes for the three sides are drawn from nature, history and civilisation.

On the 1, 2 and 5 cent coins, the national side will depict the moufflon, as the most characteristic species of Cyprus’ wild life. On the 10, 20 and 50 cent coins, the national side will depict the ancient ship of Kyrenia, representing the island’s relationship with trade, shipping and the sea, throughout Cyprus history.

On the €1 and €2 coins, the national side will depict the idol from Pomos, a cross-shaped idol from the chalcolithic period (3,000BC) which is a characteristic example of Cypriot prehistoric art and represents the heritage and civilisation of a country endowed with a history of over 10,000 years.

There are seven euro bank notes ranging from five to 500 euro. The notes are exactly the same for all the countries of the euro-area.

The Central Bank released a statement warning consumers and businesses not to mistake Turkish coins of 50 kurus and one lira, as they have the same colours and size as the one and two euro coins.

The Turkish coins can be distinguished from euro coins as they have the crescent and star symbol on one side and the face of Kemal Ataturk on the other.

Meanwhile, the Co-operative Bank released a statement yesterday informing that all central offices in the four main districts of Nicosia, Limassol, Larnaca and Paphos will be open on New Year’s Day. According to the statement, the central offices will be open on Tuesday from 11am to 2pm to serve customers who wish to change their Cyprus pounds to euros.

CYPRUS MAIL 30/12/07

 

Suriye seferleri için gemilere “bayrak aranıyor” iddiası

 

SİMERİNİ, “Bayrak Arıyorlar – Yasadışı Seferlerin Yeniden Başlamasını İstiyorlar” başlıkları altında verdiği haberinde; KKTC’den Suriye’ye deniz seferleri gerçekleştiren 2 geminin Gürcistan bandırasından “silinmesinin” ardından, Türkiye’nin bu gemileri kaydedecek yeni ülke arayışında olduğunu iddia etti.

Gazete; “Türkiye ve sahte devletin, Mağusa ile Lazkiye arasında başlayan yasadışı gemi seferlerini canlı tutmak için yoğun çaba sarf ettiklerini” iddia etti ve söz konusu gemilerin Türkiye’nin bayrağı dışında başka bir ülkenin bayrağını taşımaları yönünde girişimlerde bulunulduğunu savundu.

KKTC-Suriye arasındaki seferlerin son dönemde durduğunu kaydeden gazete; Türkiye’nin söz konusu gemileri bandırasına kaydetme konusunda, özellikle iyi işbirliği içerisinde olduğu İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelere yoğunlaşan girişimlerinin bulunduğunu iddia etti.

Gazete ayrıca; yaşanan gelişmelerden, KKTC-Suriye arasındaki deniz seferlerinin son dönemde kesilmesinin sebebinin, Rum hükümetinin Suriye’ye yönelik girişimleri olmadığının da açıkça görüldüğünü ifade etti.


31.12.2007

STAR KIBRIS 30/12/07

 

İngilizlerden çözüm projesi

 

Simerini gazetesi İngilizlerin başlıklarını yeniden düzenleyerek ve derme-çatma değişiklikler yaparak Annan planını başka bir isimle geri getirmeye hazırlandıklarını öne sürdü. Plana göre 2009 baharına kadar çözüm öngörülüyor

 

 

SİMERİNİ, “Ekspres-Çözüm Adımları – 2009 Baharı’na Kadarki İngiliz Projesi Ne” başlıklı haberinde, İngilizlerin başlıklarını yeniden düzenleyerek ve derme-çatma değişiklikler yaparak Annan planını başka bir isimle geri getirmeye hazırlandıklarını öne sürdü.

Gazete İngilizlerin ekspres çözüm mantığındaki proje ve adımlarını şöyle aktardı:

“1- Mart dolaylarında hareketlilik ve devamında İngiltere’den, ABD’den ve BM’den temsilci atanması. Lefkoşa’nın da bilgisinde olan isimler bile konuşuldu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Konseyi düzeyinde Türkiye’ye karşı sahip olduğu kurumsal avantajın erozyona uğratılması maksadıyla AB temsilcisi atanmasından da söz ediliyor.

Yani İngilizler,  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, İngilizlerin ve Türklerin çıkarına olmayan tezleri, AB ilkeleriyle ilgili durumlar söz konusu olduğunda ve özellikle serbest dolaşım, serbest yerleşim ve mülkiyet hakları konusunda AB’yi kendi istedikleri gibi bilgilendirmek amacıyla kendi  denetimleri altında olacak bir AB temsilcisi atanmasını talep edecekler.

Halen, iki ay önce, Avrupa Komisyonu, çözüm olması durumunda Avrupa müktesebatının hayata geçirilmesi hedefiyle, çeşitli müdürlüklerinin ve BM teknokratlarının da katıldığı, kapalı bir toplantı gerçekleştirdi. Çıkan sonuç da, bu şartlar altında Avrupa müktesebatının, takvim temelinde sapmalar uygulanmaması durumunda,  işgal bölgelerinde hayata geçirilemeyeceğiydi.  Dolayısıyla ekspres çözümle, yani 2009 baharına kadar, çözüm müktesebatla uyumlu olmayacak, dalgalanmalar ve uzun muafiyet dönemleri olacak, sorunun çözümü de; Kıbrıslı Rumlar tarafından asla benimsenmemesi tehlikesi açık kalacak şekilde, farklı aşamalarda olacak. Bu da, Türklerin veya İngilizlerin kendi çıkarlarına hizmet etmesini istemeleri durumunda cereyan edecek.

2- Mart sonrasındaki hareketlilik; teknik komitelerin görüşmeleri şeklinde ve iki liderin de yazın, Temmuz veya en geç Eylül ayına kadar müdahil olmaları ile bir inisiyatife dönüşürse; İngilizler BM Genel Sekreteri aracılığıyla; yeni çözüm planını, bugüne kadar görüşülenlerin listelenmesi şeklinde ortaya koymayı ümit ediyorlar.  Bunu da yeni müzakere turu takip edecek ve 2008 sonundan önce iyileştirilmiş bir öneri ortaya konulacağı değerlendiriliyor. Yeni müzakereler de, tarafların 2009 Ocağı’ndan önce bir uzlaşı çözümüne varmaları hedefiyle, bu öneriyle ilgili yapılacak.”

 

BRÜKSEL’DE ÜÇ CEPHE

Güney Kıbrıs’ın, 2008’de Brüksel’de, 3+1 büyük cepheyi göğüslemesi gerekeceğini bildiren FİLELEFTHEROS ise, bunları; Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması; Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu aracılığıyla Avrupa Parlamentosu’nda ileri götürülmekte olan KKTC’nin statüsünün yükseltilmesi ve kurumlarının dolaylı yoldan tanınması;  Türkiye’nin üyelik süreci düzenlemelerinin güçlendirilmesi ve Rum ekonomisinin Euro bölgesinde tutulması olarak sıraladı.

 

BİLDT ENDİŞESİ

Aynı gazete, “Kıbrıs Konusunda İsveç Yordamlarından Endişe” başlıklı haberinde, Rum tarafındaki diplomatik kanyakların, İsveç’in; Dışişleri Bakanı Carl Bildt’in şahsî faaliyetleri aracılığıyla, Kıbrıs sorununda bir rol oynamaya çalışması olasılığından endişe belirtmekte olduklarını bildirdi, özetle şunları yazdı:

“Lefkoşa’ya ulaşan bilgiler, Bildt’in, Kıbrıs sorununda son zamanlarda dile getirilen Türk taleplerinden hiç de farklı olmayan yeni bir inisiyatif ileri götürme yönünde hareket etmekte olduğunu gösteriyor. Yani; İsveçli diplomata göre, ön hazırlık yapılmadan, somut takvimleri olan ve tamamlanmasından sonra, bir anlaşmaya varılmasının başarılamaması durumunda ‘her şeyin açık olacağı’ bir ‘şip-şak’ inisiyatif üstlenilmesi yordamı.

Sürekli tekrarlanan nakarat;  bu ekspres-prosedür bir anlaşma ile sonlanmazsa, o zaman artık; sahte devlet resmî olarak tanınmasa bile; ya Tayvan tipi veya en azından Kosova için Batı’da hakim olan anlayışta ayrı varlık haline yükseltilmesi gerektiğidir.”

 


31.12.2007

STAR KIBRIS 31/12/07