NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:34 TSİ 24 Aralık 2007 Pazartesi
WASHINGTON
- ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs
krizini de içeren 1973-76 dönemine ait Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan
arşivlerini kamuoyunun bilgisine açtı. Arşivlerde yer alan en
ilginç belgelerden biri olan, ABD istihbaratı tarafından
hazırlanarak dönemin Merkezi Haberalma Dairesi CIA Başkanı
William Colbyye sunulan Ocak 1975 tarihli raporda, Kıbrıs krizi,
ABD istihbarat kuruluşlarının performansı
açısından değerlendiriliyor

Dönemin ABD
Dışişleri Bakanı Henry kissinger (solda) ve ABD
Başkanı Gerald Ford
ABD HAZIRLIKSIZ YAKALANDI
Raporda, Kıbrısta Yunan cuntası tarafından desteklenen
darbenin hazırlıklarının yapıldığı 3-15
Temmuz 1974 tarihleri arasında Amerikan istihbaratının, bu
darbenin geleceğini göremediği, dolayısıyla da
Kıbrısta o dönem Devlet Başkanı olan Başpiskopos
Makariosun devrilmesinin önlenemediği ve Washingtonın bu duruma
tamamen hazırlıksız yakalandığı
yazıldı.
|
Raporda, hazırlıkları 15-20 Temmuz arasında
yapılan Türkiyenin 1inci Barış Harekatınin ise ABD
istihbaratı tarafından günü bile belirlenerek
Dışişleri Bakanlığıa iletildiği, ancak bu
bilginin kendisine ulaşmadığını ileri süren
Dışişleri Bakanlığının önlem
almaması yüzünden Türkiyenin müdahalesinin engellenemediği
kaydedildi. |
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:26 TSİ 24 Aralık 2007 Pazartesi
WASHINGTON
- Arşivlerdeki belgelerde, Kıbrıs krizi döneminde tarihlerine
göre şu ilginç gelişmeler ve açıklamalar yer aldı:
15 Temmuz 1974: Kıbrıstaki Rum darbesinin hemen
ardından ABDnin Atina Büyükelçisi Joseph Tasca, Dışişleri
Bakanlığına gönderdiği telgrafta, Darbeyi (Yunan cuntası
lideri Dimitrios) Yoannidesin yaptırdığı açık
ifadesini kullandı.
RUM
DARBECİ SAMPSON: GORİL TİPLİ GANGSTER
16 Temmuz 1974: Yine ABDnin Atina büyükelçiliği tarafından
bakanlığa gönderilen telgrafa göre, Kissinger tarafından
Atinanın niyetini öğrenmesi için görevlendirilen Tasca, Yoannides
ile görüştüğünde cunta lideri küplere bindi, masayı yumrukladı,
yere bardaklar atıp kırdı, 15 Temmuzda Kıbrıs, komünistlerin
eline düşmekten kurtarıldı diye bağırdı ve bu
konuyu Türkiye ile hiç görüşmediğini söyledi.
17 Temmuz 1974: Tasca, bakanlığına gönderdiği
değerlendirmede, Rum darbesinin elebaşısı Nikos Sampsonu,
goril tipli bir gangster olarak nitelendirdi.
ABDnin Ankara Büyükelçisi William Macomber, bakanlığına
gönderdiği telgrafta, Adadaki Türklerin durumunun bariz şekilde
kötüleştiğini ve Ankaranın birkaç gün içinde müdahale
edebileceğini yazdı.
Kissinger, Başkan Nixon ile telefon görüşmesinde, aslında
komünistlere ve Doğu Blokuna dayanan Makariosun devrilmesinin pek
fena olmadığını belirterek, Kıbrısı ne
Makarios, ne de o adam (Sampson) yönetmeli dedi. Nixon da Kissingera, çözüm
yönünde ne uygunsa onu yapması talimatını verdi.
18 Temmuz 1974: ABD Dışişleri Bakanlığınca
yapılan değerlendirmede, birinci önceliğin, olası bir Türk
müdahalesini ve Kıbrısta iç savaşı engellemek olduğu
vurgulandı.
TÜRKLER
İYİ SAVAŞIR, GÜÇLÜDÜR
20 Temmuz 1974: Türkiyenin 1inci Barış Harekatını
başlatmasının hemen ardından Savunma Bakanı James
Schlesinger, telefonda görüştüği Kissingera, Türkler, artık
Adanın bir bölümünü ele geçirmeden durmaz dedi. Kissinger ise yanıt
olarak, Hayır. Türkler, Sampson olmadan statükoya dönmeyi kabul edeceklerini
söylüyor. Eğer Türkler Adanın bir parçasını isterse çifte
enosis için çalışmalıyız diye konuştu.
CIA başkanı Colby, Kissingera, Artık amaç, Yunanistanı
savaşa sokmamak olmalı dedi.
21 Temmuz 1974: Nixon, Kissingera, Rumlar galiba pek
savaşmıyor dedi. Kissinger da Türkler iyi savaşır,
güçlüdür diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı,
Yunanistanın savaşa girmemesi durumunda, sorunun fazla
büyümeyeceğini, savaş çıkması durumunda ise ABDnin iki
ülkeye de silah vermeyi durdurması gerektiğini ve böylece iki ülkenin
uzun süre çarpışamayacağını savundu.
Başbakan Bülent Ecevit, telefonla görüştüğü Kissingera,
Türkiyenin ateşkese hazır olduğunu söyledi. Kissinger da
ertesi gün Yunanistanda darbe olacağını ve Türk-Yunan
savaşı tehlikesinin hala sürdüğünü anlattı.
22 Temmuz 1974: Yunanistanda cunta devrildi ve yönetime, sürgünde
yaşayan deneyimli politikacı Konstantin Karamanlis geldi. 23
Temmuzda da ateşkes ilan edildi.
23 Temmuz 1974: Kissinger, kurmaylarına, Makariosun geri gelmesi
çıkarlarımıza uymaz. Türkleri çıkarmak için SSCBye
başvurabilir dedi.
Bu arada Watergate skandalından dolayı ABDde Nixon istifa etti,
yerine Ford başkan olarak göreve başladı.
İNGİLİZLERİN
TÜRKİYEYİ TEHDİDİ APTALCA
9 Ağustos 1974: Kissinger, yeni Başkan Forda, İngilizler,
Yunanistana tam destek veriyor ve Türklere karşı askeri eylem
tehdidinde bulunuyor. Bu hayatta duyduğum en aptalca şeylerden biri dedi.
15 Ağustos 1974: Türkiyenin 2nci Barış Harekatı
başladı. Kissinger, kurmaylarına, Türklerden
uzaklaşmamamız gerek. Türkler, bir sonraki Ortadoğu
savaşında sorun çıkarabilir dedi.
Ecevit, Kissingera, ertesi gün New York saatiye 12.00da ateşkes ilan
edileceğini bildirdi.
Yunanistanın yeni lideri Karamanlis, telefonla görüştüğü
Kissingerdan Türkleri Kıbrıstan çıkarmalarını
istedi.
Kissinger, kurmaylarına, Yunanlıların tarafına
kaymamalıyız. Amerikan karşıtı olan bu ülkeyi
(Yunanistanı) profesyonel şekilde desteklememeliyiz. Biz, askeri
gücümüzü bir NATO müttefikine karşı kullanmayız dedi.
19 Ağustos 1974: ABDnin Lefkoşa büyükelçiliği önündeki bir
Rum gösterisi sırasında ABD Büyükelçisi Rodger Davies,
dışarıdan açılan ateş sonucu öldürüldü.
TÜRKİYEYE
SİLAH AMBARGOSU ENGELLENEMEDİ
2 Ekim 1974: Kissinger, New Yorkta görüştüğü sürgündeki Rum
lideri Başpiskopos Makariosa, Başkan Ford yönetiminin, Türkiyeye
karşı silah ambargosu ilan edilmesine karşı olduğunu
bildirdi.
13 Kasım 1974: Makarios, Kissingera, Kıbrıstaki Türk
askerlerinin sayısının azaltılması aslında bizim
lehimize değil. Fazla asker, Türkiyenın ekonomik problemlerini daha
da artırdığı için daha iyi dedi. Kissinger, Bunu
televizyon kameraları önünde de söyler misiniz? diye sorunca Makarios,
Hayır dedi.
7 Ocak 1975: ABDnin Ankara Büyükelçisi William Macomber, Başkan
Fordun başkanlık ettiği bir toplantıda, ABD Kongresinin
Türkiyeye silah ambargosu ilan edilmesine yönelik adımlarından
dolayı Türklerin çok kızgın olduğunu iletti. Kissinger,
Bunun (ambargonun) bedelini yıllarca ödeyeceğiz diye konuştu.
1 Şubat 1975: Kissinger, silah ambargosu yanlısı ve Türkiye
karşıtı Kongre üyelerine hitaben, Bu adım, bir
dış politika felaketi olur dedi. Ancak Rum asıllı Kongre
üyesi John Sarbanes, ambargonun 5 Şubatta uygulamaya girmesinde
kararlı olduklarını anlattı.
5 Şubat 1975: Başkan Ford, Kongre kararı uyarınca
ambargoyu uygulamaya koydu, ancak dile getirdiği muhalefet şerhinde,
Türkiyenin ABDnin güvenliği için kilit önem
taşıdığını ve bu adımın
Ortadoğuda durumu olumsuz etkileyeceğini belirterek, Kongreden
kararı yeniden gözden geçirmesini istedi.
Yunanistan Türkiye'ye saldırmayı
düşünmüş
24 Aralık, 2007 16:32:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
Kıbrıs
krizi ABD Başkanı Gerald Ford'un dönemine denk gelmişti |
1973-1976 dönemine ait Kıbrıs, Türkiye ve
Yunanistan arşivlerini yayımlayan ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın belgelerinde, Yunanistan'ın Trakya
üzerinden Türkiye'ye saldırı hazırlığına
giriştiği ortaya çıktı.
ABD Dışişleri Bakanlığı,
Kıbrıs krizini de içeren 1973-76 dönemine ait Kıbrıs,
Türkiye ve Yunanistan arşivlerini kamuoyunun bilgisine açtı.
Arşivlerde yer alan resmi bir istihbarat raporunda, Türkiye'nin
Kıbrıs'taki 1'inci Barış Harekatı'nın
ardından Yunanistan'ın, Trakya üzerinden Türkiye'ye
saldırmayı düşündüğü belirtildi.
Raporda, ABD istihbaratının, 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'taki
Rum darbesini önceden belirleyemediği için darbenin engellenemediği,
Türkiye'nin 20 Temmuz'daki 1'inci Barış Harekatı'nın ise
istihbarat birimlerince günü dahil tespit edilmesine karşın,
Washington tarafından önlenemediği dile getirildi.
Toplam 873 sayfadan oluşan arşivlerde, en belirgin konu olarak
Kıbrıs krizi yer alırken, yayımlanan belgeler, dönemin ABD
Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in Türk, Yunan,
Kıbrıs ve İngiliz liderleriyle ve ABD başkanlarıyla
görüşmelerinin metinlerini kapsıyor.
Belgelerin bir kısmı hala sansürlü
Belgelerde ayrıca Kissinger'in bakanlığının ve
diğer Amerikan kurumlarının üst düzey yetkilileriyle
toplantılarının tutanakları, Ankara, Atina ve
Lefkoşa'daki büyükelçiliklerle yapılan yazışmalar ve
bazı değerlendirme raporları da yera ılyor.
Belgelerin büyük çoğunluğu kamuoyunun bilgisine sunulurken, bazı
belgelerde bazı cümle ve paragrafların, hala devam eden hassasiyetten
dolayı gizlilik derecelerinin kaldırılmadığı ve
sansürlendiği görüldü.
ABD istihbaratının Kıbrıs'taki darbeden haberi
yoktu
70'li yıllardan itibaren dünya siyasetinin gündemine oturan
Kıbrıs krizi, ABD'yi büyük ölçüde sarsan Watergate
skandalının sonucunda Başkan Richard Nixon'ın istifa
ettiği ve yerine yardımcısı Gerald Ford'un geçtiği çok
kritik bir döneme rastladı.
Arşivlerde yer alan en ilginç belgelerden biri olan, ABD istihbaratı
tarafından hazırlanarak dönemin Merkezi Haberalma Dairesi (CİA)
başkanı William Colby'ye sunulan "Ocak 1975" tarihli
raporda, Kıbrıs krizi, ABD istihbarat kuruluşlarının
performansı açısından değerlendirildi.
Türkiye'nin çıkarma harekatını ABD biliyordu
Raporda, Kıbrıs'ta Yunan cuntası tarafından desteklenen
darbenin hazırlıklarının yapıldığı 3-15
Temmuz 1974 tarihleri arasında Amerikan istihbaratının, bu
darbenin geleceğini göremediği, dolayısıyla da
Kıbrıs'ta o dönem Devlet Başkanı olan Başpiskopos
Makarios'un devrilmesinin önlenemediği ve Washington'ın bu duruma
tamamen hazırlıksız yakalandığı
yazıldı.
Raporda, hazırlıkları 15-20 Temmuz arasında yapılan
Türkiye'nin 1'inci Barış Harekatı'nin ise ABD istihbaratı
tarafından "günü bile belirlenerek" Dışişleri
Bakanlığı'a iletildiği, ancak bu bilginin kendisine
ulaşmadığını ileri süren Dışişleri
Bakanlığı'nın önlem almaması yüzünden Türkiye'nin
müdahalesinin engellenemediği kaydedildi.
Yunanistan Türkiye'ye saldırı hazırlığı
yapmış
Değerlendirme raporunda, 20-25 Temmuz arasında ise Atina'nın,
Kıbrıs'a mukabele olarak Türkiye'ye Trakya üzerinden
saldırmayı düşündüğü, ancak ABD istihbaratının,
bu gelişmeyi ayrıntılarıyla önceden belirlediği anlatıldı.
Bu bölümde, ABD'nin ne önlem aldığına ilişkin hane ise
"gizliliği hala kaldırılmadığı için"
sansürlendi.
Raporda, Türkiye'nin 1-15 Ağustos arasında sürdürdüğü 2'nci
Barış Harekatı'nın hazırlıklarının ise
ABD istihbaratı tarafından tespit edilemediği,
dolayısıyla bunun da önlenemediği ifade edildi.
Belgelerde Türkiye'nin Kıbrıs Barış
Harekatı'nı gerçekleştirmesinin hemen ardından ABD
Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile ABD Savunma
Bakanı James Schlesinger arasındaki diyalog bulunuyor.
Kayıtlarda 20 Temmuz'daki harekatın olduğu gün James
Schlesinger, telefonda görüştüği Kissinger'a, "Türkler,
artık adanın bir bölümünü ele geçirmeden durmaz" dediği
aktarılıyor.
Kissinger ise yanıt olarak, "Hayır. Türkler, Sampson olmadan
statükoya dönmeyi kabul edeceklerini söylüyor. Eğer Türkler adanın
bir parçasını isterse 'çifte enosis' için
çalışmalıyız" diye konuştuğu belirtiliyor.
Belgelerdeki bazı görüşmeler ise kayıtlara şu
diyaloglarla geçmiş
20 Temmuz 1974: CIA başkanı Colby, Kissinger'a,
"Artık amaç,Yunanistan'ı savaşa sokmamak olmalı"
dedi.
21 Temmuz 1974: Nixon, Kissinger'a, "Rumlar galiba pek
savaşmıyor" dedi.
Kissinger da "Türkler iyi savaşır, güçlüdür" diye
konuştu.
ABD Dışişleri Bakanı, Yunanistan'ın savaşa
girmemesi durumunda, sorunun fazla büyümeyeceğini, savaş
çıkması durumunda ise ABD'nin iki ülkeye de silah vermeyi
durdurması gerektiğini ve böylece iki ülkenin uzun süre
çarpışamayacağını savundu.
21 Temmuz 1974: Başbakan Bülent Ecevit, telefonla
görüştüğü Kissinger'a, Türkiye'nin ateşkese hazır
olduğunu söyledi.
Kissinger da "ertesi günYunanistan'da darbe olacağını ve
Türk-Yunan savaşı tehlikesinin hala sürdüğünü"
anlattı.
Dönemin ABD Başkanı Ford, Yunanistan'ı suçladı
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna
açıklanan, bakanlığın 1973-76 dönemine ait
arşivlerinde yeralan belgelerde, dönemin Başkanı Gerald Ford'un,
Kıbrıs krizinin patlak vermesinden tamamen Yunanistan'daki cunta
yönetimini sorumlu tuttuğu görüldü.
Belgelere göre Ford, 20 Ağustos 1974'te dönemin Dışişleri
Bakanı Henry Kissinger ile yaptığı görüşmede,
"Hatırla, bu duruma Yunan hükümeti sebebiyet verdi ve bu, ABD ve
dünya tarafından onaylanmadı. Yunanlılar, bunu
yaptığında avantajlarını kullanamadı. Türkler ise
bunu başardı" dedi.
Haşhaş tartışması da belgelere girmiş
Arşivlerin ait olduğu 1973-76 döneminde ayrıca
"haşhaş ekimi" konusu, Türk-Amerikan ilişkilerine
damgasını vurdu.
Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit hükümetinin göreve gelmesinin
ardından ABD'nin Ankara Büyükelçisi Macomber, 15 Şubat 1974'te
bakanlığına gönderdiği telgrafta, Türkiye'nin üç yıl
önce yasakladığı haşhaş ekimini yeniden serbest
bırakacağı konusunda uyarıda bulundu.
Ecevit de 2 Temmuz 1974'te haşhaş ekiminin, kontrollü olarak
altı ilde ve Konya'nın bir bölümünde yeniden
başlayacağını ABD tarafına bildirdi.
Bu durumdan rahatsız olan ABD yönetimi, Kıbrıs krizinden
dolayı tepkisini ölçülü tutarak, haşhaş ekiminin denetim
altında tutulmaması ve bunun sonucu Türkiye'den kaynaklanan
uyuşturucu kaçakçılığının artması durumunda
yaptırım uygulanabileceğini belirtmekle yetindi.
Türkiye'nin SSCB ile olan ilişkisi ABD'nin tepkisini çekmiş
Bu arada, 1973 sonlarında Ortadoğu'da çatışmaların
sürdüğü bir ortamda ABD, Türkiye'nin Sovyet askeri uçaklarına hava
sahasını fazla açtığını dile getirerek buna tepki
gösterdi.
3 Kasım 1973'te ABD'nin Ankara büyükelçisi Macomber,
bakanlığına gönderdiği mesajda, Türkiye üzerinden Sovyet
uçuşlarının olağanın çok üzerine
çıktığını kaydederek, bunun
şaşırtıcı olduğu yorumunu yaptı.
ABD Dışişleri Bakanlığı,
Kıbrıs krizini de içeren 1973-76 dönemine ait çok gizli
Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arşivlerini açtı.
Arşivlerde yer alan resmi bir istihbarat raporunda, Türkiye'nin
Kıbrıs'taki 1'inci Barış Harekatı'nın ardından
Yunanistan'ın, Trakya üzerinden Türkiye'ye saldırmayı düşündüğü
belirtildi. Dönemin ABD Başkanı Gerald Ford'un, Kıbrıs
krizinin patlak vermesinden tamamen Yunanistan'daki cunta yönetimini sorumlu
tuttuğu görüldü.
Raporda, ABD
istihbaratının, 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'taki Rum
darbesini önceden belirleyemediği için darbenin
engellenemediği, Türkiye'nin 20 Temmuz'daki 1'inci Barış
Harekatı'nın ise istihbarat birimlerince günü dahil tespit
edilmesine karşın, Washington tarafından önlenemediği
dile getirildi.
Toplam 873 sayfadan oluşan arşivlerde, en
belirgin konu olarak Kıbrıs krizi yer alırken, yayımlanan
belgeler, dönemin ABD
Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in Türk, Yunan,
Kıbrıs ve İngiliz liderleriyle ve ABD başkanlarıyla
görüşmelerinin metinlerini, Kissinger'in bakanlığının
ve diğer Amerikan kurumlarının üst düzey yetkilileriyle
toplantılarının tutanaklarını, Ankara, Atina ve
Lefkoşa'daki büyükelçiliklerle yapılan yazışmaları
ve bazı değerlendirme raporlarını kapsıyor.
KOMŞU, TRAKYA'DAN SALDIRMAYI DÜŞÜNMÜŞ
Arşivlerde yer alan en ilginç belgelerden biri olan, ABD istihbaratı tarafından
hazırlanarak dönemin Merkezi Haberalma Dairesi (CIA)
başkanı William Colby'ye sunulan "Ocak 1975" tarihli
raporda, Kıbrıs krizi, ABD istihbarat
kuruluşlarının performansı açısından
değerlendirildi.
Raporda, Kıbrıs'ta Yunan cuntası
tarafından desteklenen darbenin hazırlıklarının
yapıldığı 3-15 Temmuz 1974 tarihleri arasında
Amerikan istihbaratının, bu darbenin geleceğini
göremediği, dolayısıyla da Kıbrıs'ta o dönem
Devlet Başkanı olan Başpiskopos Makarios'un devrilmesinin
önlenemediği ve Washington'ın bu duruma tamamen
hazırlıksız yakalandığı yazıldı.
Raporda, hazırlıkları 15-20 Temmuz
arasında yapılan Türkiye'nin 1'inci Barış
Harekatı'nin ise ABD istihbaratı
tarafından "günü bile belirlenerek"
Dışişleri Bakanlığı'a iletildiği, ancak bu
bilginin kendisine ulaşmadığını ileri süren
Dışişleri Bakanlığının önlem
almaması yüzünden Türkiye'nin müdahalesinin engellenemediği
kaydedildi.
Değerlendirme raporunda, 20-25 Temmuz arasında
ise Atina'nın, Kıbrıs'a mukabele olarak Türkiye'ye
Trakya üzerinden saldırmayı düşündüğü,
ancak ABD istihbaratının, bu
gelişmeyi ayrıntılarıyla önceden belirlediği
anlatıldı. Bu bölümde, ABD'nin ne önlem
aldığına ilişkin hane ise "gizliliği
hala kaldırılmadığı için" sansürlendi.
HURRIYET 24/12/07
|
|
|||||||
|
|
|
|
|||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||
HURRIYET 24/12/2007
MILLIYET 24/12/2007
Kıbrıs harekâtına ABD göz yummuş
|
|
|
Kıbrıs
Barış Harekâtı'yla ilgili tartışmalar 34 yıl
sonra hâlâ sıcak. |
CIA 1.
Kıbrıs harekâtını önceden haber verdiği halde bir
şey yapılmamış. 2. Barış Harekâtı'na ise
CIA'in ruhu duymadan yapıldığı için engel
olunamamış
25/12/2007
RADIKAL
WASHINGTON -
ABD Dışişleri, 1973-76 dönemine ait Kıbrıs, Türkiye ve
Yunanistan arşivlerini kamuoyuna açtı. ABD'nin Watergate
skandalıyla sarsıldığı sırada Kıbrıs
krizinin damgasını vurduğu 873 sayfalık arşivde,
bazı belgeler hâlâ devam eden hassasiyetten dolayı bazı cümleler
üzerindeki gizlilik derecesi kaldırılmayarak sansürlendi. Belgelerde,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1. Başkanı Başpiskopos
Makaryos'un eşcinsel olduğu iddiası, 1. Barış
Harekâtı'na misilleme olarak Yunanistan'ın Trakya üzerinden
Türkiye'ye saldırma planı, Kıbrıs'taki Rum darbesinin ABD
istihbaratınca önceden öğrenilemediği için engellenemediği,
Türkiye'nin müdahalesinin ise günüyle bilinmesine karşın
önlenemediği yer alıyor.
15 Temmuz 1974: Atina'daki Yunan cuntası, kendileriyle köprüleri
atan Makaryos'a karşı darbe düzenletti. Nikos Sampson'un başa
geldiği darbe üzerine ABD'nin Atina Büyükelçisi Joseph Tasca
dışişlerine telgrafında, "Darbeyi Yunan cuntası
lideri Dimitrios İoannides'in yaptırdığı
açık" dedi.
Ioannides küplere bindi
16 Temmuz 1974: ABD Dışişleri Bakanı Henry
Kissinger'ın görevlendirdiği Tasca, 'Soğukkanlı ol' mesajını
iletmek üzere cunta lideriyle görüştü.
Ama İoannides, küplere bindi, masayı yumrukladı, bardaklar
fırlatıp kırdı ve "ABD bir gün
Kıbrıs'ın komünistlerden kurtulduğun anlayacak" diye
bağırdı. Darbe sırasında Atina'nın Ankara'yla
iletişimi olup olmadığı sorusuna "Hayır, ama
Türkler beni rahatsız etmiyor. Ortak petrol şirketi kurup karı
paylaşmaya hazırım" yanıtını veren
İoannides, Makaryos'tan "Şu yozlaşmış,
eşcinsel, sapık, işkenceci papaz" diye bahsetti.
'Samson goril tipi gangster'
17 Temmuz 1974: Tasca, Sampson'u, 'goril tipli gangster' diye niteledi.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, bakanlığını,
Türkiye'nin adaya müdahale edebileceğine dair uyardı. Kissinger, ABD
Başkanı Richard Nixon'a "Aslında komünistlere ve Doğu
Bloku'na dayanan Makarios'un devrilmesi fena olmadı.
Kıbrıs'ı ne Makaryos, ne de Sampson yönetmeli" dedi. Nixon,
Kissinger'a "Ne uygunsa yap" talimatı verdi.
20 Temmuz 1974: Türkiye'nin 1. Barış Harekâtı üzerine
Savunma Bakanı James Schlesinger Kissinger'a, "Türkler adanın
bir kısmını ele geçirmeden durmaz" dedi. Kissinger,
"Hayır. Türkler, Sampson olmadan statükoya döneceklerini söylüyor.
Türkler adanın bir parçasını isterse çifte enosis
(birleşme) için çalışmalıyız"
yanıtını verdi.
21 Temmuz 1974: Nixon, Kissinger'a, "Rumlar galiba pek
savaşmıyor" dedi. "Türkler iyi savaşır,
güçlüdür" yanıtını veren Kissinger, Yunanistan savaşa
girmezse sorunun büyümeyeceğini, savaş çıkarsa iki ülkeye silah
vermemeleri gerekeceğini söyledi. Kissinger Başbakan Bülent Ecevit'e
ertesi gün Atina'da darbe olacağını söyledi.
22 Temmuz 1974: Atina'da yönetime, sürgündeki Konstantin Karamanlis
geldi.
23 Temmuz 1974: Ateşkes ilan edildi. Kissinger, kurmaylarına,
"Makaryos'un dönmesi çıkarlarımıza uymaz. Türkleri
çıkarmak için SSCB'ye başvurabilir" dedi.
9 Ağustos 1974: Nixon istifa etti, yardımcısı Gerald
Ford başkanlığı üstlendi. Kissinger, Ford'a,
"İngilizler, Yunanistan'a tam destek verip Türklere karşı
askeri eylem tehdidinde bulunuyor. Bu hayatta duyduğum en aptalca
şeylerden biri" diye yakındı.
15 Ağustos 1974: 2. Barış Harekâtı
başladı. Kissinger, kurmaylarına, "Türklerden
uzaklaşmamamız gerek. Türkler, bir sonraki Ortadoğu
savaşında sorun çıkarabilir" dedi. Karamanlis,
Kissinger'dan Türkleri adadan çıkarmalarını istedi. Kissinger,
kurmaylarına, "Yunan tarafına kaymamalıyız. ABD
karşıtı Atina'yı desteklememeliyiz. Gücümüzü müttefikimize
karşı kullanmayız" dedi.
'Atina avantajını
kullanamadı'
20 Ağustos 1974: Ford Kissinger'la görüşmesinde
Kıbrıs krizinden Yunan cuntasını sorumlu tutup "Yunanlılar
avantajlarını kullanamadı. Türkler ise bunu
başardı" dedi.
2 Ekim 1974: Kissinger, New York'ta görüştüğü sürgündeki
Makaryos'a, Türkiye'ye silah ambargosuna karşı olduklarını
iletti.
13 Kasım 1974: Makaryos, Kissinger'a, "Kıbrıs'taki
Türk askeri sayısının azaltılması lehimize değil.
Fazla asker, Türkiye'nın ekonomik sorunlarını
artırdığı için daha iyi" dedi. Kissinger "Bunu
televizyonda söyler misiniz" diye sorunca, Makaryos "Hayır"
dedi.
'Bedelini yıllarca
öderiz'
Ocak 1975: ABD istihbaratı Kıbrıs krizindeki
performansını değerlendirip CIA Başkanı'na rapor
olarak sundu: 'Adada darbenin geleceğini göremedik. 1. Barış
Harekâtı'nı ise gününü bile belirleyip dışişlerine
ilettik, ama bilginin ulaşmadığını öne süren
bakanlık önlem almayınca engellenemedi. 20-25 Temmuz'da Atina
misilleme olarak Türkiye'ye Trakya üzerinden saldırmayı ele
aldı, ama bunu ayrıntılarıyla belirledik. (ABD'nin buna
karşı ne önlem aldığı gizliliği kaldırılmayıp
sansürlendi.) 2. Barış Harekâtı'nı saptayamadık.'
7 Ocak 1975: Kongre'nin Türkiye'ye silah ambargosu girişimine,
Kissinger "Bedelini yıllarca ödeyeceğiz" tepkisi verdi.
5 Şubat 1975: Ford, Kongre kararını yürürlüğe sokup
muhalefet şerhi koydu: 'Türkiye ABD'nin güvenliği için kilit önemde.
Ortadoğu'da durumu olumsuz etkiler. Ambargo gözden geçirilmeli.' (aa,
Radikal)
|
Avcı, papadopulosun önerilerini değerlendirdi
|
|
* Papadopulosun adadaki barış için son önerilerini
değerlendiren Avcı, Türkiyenin garantörlüğünün açık ve
kesin olduğuna vurgu yaparak Rum Yönetimi Başkanının
seçim öncesi dünya kamuoyuna şirin gözükmeye
çalıştığını söyledi
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun son
önerilerinin ana ekseninin, Türkiyenin uluslararası antlaşmalarla
saptanmış Kıbrıs üzerindeki etkin ve fiili garantisi ile
müdahale hakkının ortadan kaldırılması olduğunu
belirtti. Avcı
Kıbrısta barışın ve
yaşamımızın tek garantörü ile koruyucusu olan Türk
Barış Kuvvetlerinin adadan tamamen ayrılmasını
öngören bu sözde planın Kıbrıs Türkleri açısından
üzerinde yazıldığı kâğıt kadar bile değeri
olmadığının altını çizmek isteriz dedi. Avcı dün
yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos ile AKEL lideri Dimitris Hristofyasın seçim nedeniyle
yaptığı açıklamaları değerlendirdi. PAPADOPULOS
ŞİRİN GÖZÜKMEYE ÇALIŞIYOR Avcı, Annan
Planını dinamitleyerek yılların birikimiyle
oluşturulan çözüm planını yok eden, tutarsız ve katı
tavrıyla 8 Temmuz sürecini çıkmaza sokan Papadopulosun son olarak
da Kıbrıs Türk tarafının sunduğu takvime
bağlı çözüm sürecine karşı çıktığına
dikkat çekti. Papadopulosun,
şimdi de kendi halkına ve uluslararası kamuoyuna şirin
görünebilme gayretkeşliği içerisinde sözde bir çözüm planından
bahsettiğini vurgulayan Avcı, şunları kaydetti: Rum lideri, 8 Temmuz
sürecini kendisinin çıkmaza soktuğunun, adadaki görüşme
sürecini BM platforumundan AB platformuna kaydırmak suretiyle
Birleşmiş Milletleri etkisiz hale getirmeye
çabaladığının ve iki halk arasındaki güvensizlik ile
işbirliği yoksunluğunun ana nedenin halkımız
üzerinde uygulanan insanlık dışı izolasyonlar
olduğunun unutularak gözardı edileceğini zannederek büyük bir
hata yapmaktadır. TÜRKİYENİN
GARANTÖRLÜĞÜ KESİN VE AÇIKTIR Kıbrıs
Türkünün Rum liderlerin gerçek niyetlerini ortaya koyan bu
açıklamalarını ibretle izlemeye devam ettiğini kaydeden
Avcı, Kıbrıs ile yakından ilgilenen başta BM olmak
üzere tüm uluslararası kuruluş ve ülkenin de bu
açıklamaları yakından takip ettiğini ümit ettiğini
belirtti. Kıbrıs Türk
halkının yeni 1963ler yaşamak istemediğine işaret
eden Avcı, Aralarında Papadopoulosun da bulunduğu kanlı
EOKA sürülerinin yeni katliamlar yapmasına fırsat
vermeyeceğimizin ve geleceğimizi onun gibilerinin kanlı
ellerine emanet etmeyeceğimizin altını bir kez daha çizmekte
yarar görüyoruz dedi. Avcı, şöyle
devam etti: Kıbrıs
Türkü kalıcı, eşit, iki bölgeli ve iki halka dayalı bir
çözümden yana olduğunu her türlü tutum ve davranışı ile
göstermeye devam etmektedir. Ancak olası bir çözümün yaşayabilmesi
için Türkiyenin etkin ve fiili garantörlüğünün ve müdahale
hakkının bir olmazsa olmaz olduğu yeteri kadar kesin ve
açıktır. Kıbrıs Türk halkı özgürlüğünü,
Kıbrıs adası üzerindeki haklarını ve yaşam
hakkını kesinlikle tartışmaya açmayacaktır. |
|
|
STAR KIBRIS 25/12/07
|
Talat: Bu şartlarda Lokmacı açılmaz |
|
Cumhurbaşkanı
Talat, Lokmacı kapısının yılbaşı öncesinde
açılmasının, Türk tarafının hazır olmasına
rağmen mevcut şartlardan ötürü mümkün
olmadığını söyledi Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Lokmacı kapısının açılması
konusunda Kıbrıs Türk tarafından kaynaklanan hiçbir sorun
bulunmadığını, kapının açılması için
ara bölgede herhangi bir statü değişikliğine de gerek
olmadığını söyledi. Bir kabulünde
gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulosun kapının Türk
tarafının engellemeleri nedeniyle açılmadığına
ilişkin açıklamalarının tamamen gerçek
dışı olduğunu vurguladı. Talat, Bu
iddiaların hiçbir somut unsuru yoktur. Kıbrıs Türk tarafı
şunu yapmadı diye bir iddiada bulunmuyor. Sadece kendinin
birtakım talepleri var. Onları yerine getirmediğimizi iddia
edebilir. Biz onları yerine getirmek zorunda değiliz diye
konuştu. Talat, Lokmacı
kapısının yılbaşı öncesinde
açılmasının, Türk tarafının hazır olmasına
rağmen bu şartlarda mümkün olmadığını da
söyledi. 12 BAŞLIK
SORUSUNU YANITSIZ BIRAKTI Kıbrıs
sorununu çözdükten sonra kapıyı açma gibi bir hedefin söz konusu
olmadığını kaydeden Talat, Rum tarafının
açık bir şekilde ifade etmese de çözüm unsurlarını
kapı açmada gündeme getirmeye çalıştığı
izlenimi edindiğini belirtti. Talat, Eğer bunu
yaparsanız, kapının açılmasını imkansız
hale getirirsiniz dedi. Talat, Rum Lider
Papadopulosun 8 Temmuz sürecine yönelik önerileriyle ilgili soruyu
yanıtlarken de, Temel ilkelerini söyledi. Temel ilkeleri onlar ise
hayal aleminde yaşıyor. Onun için tek çözüm kuzeye de
egemenliğini yaymaktır ki bu mümkün değil. Böyle
düşünüyorsa Kıbrısta çözüm çok zor demektir ifadelerini
kullandı. Cumhurbaşkanı
Talat, ABnin Kıbrıs Türkleri ile 12 başlık altında
müzakerelere başlayacağı yönündeki açıklamalarla ilgili
soruyu ise, Kendi içimizde değerlendirdikten sonra açıklama yapmayı
tercih ediyorum diyerek yanıtsız bıraktı. |
|
|
STAR KIBRIS 25/12/07
|
Lazkiye bilmecesi |
|
Gazimağusa-Lazkiye
seferleri tam bir bilmeceye dönüştü. Şirket yetkilisi Rum
baskıları sonucu seferlerin durduğunu söylerken
Dışişleri Bakanlığı bunu kabul etmiyor. MİNE AVKIRAN Gazimağusa ile
Suriyenin Lazkiye arasında 28 yıl aradan sonra başlayan
düzenli deniz seferleri, Kıbrıs Rum Yönetiminin
baskıları sonucu iptal edildi. Lazkiye seferini
yapan gemiler Gürcistan bayrağıyla seferlerini
yapıyorlardı ancak Rum yönetiminin bu ülkeye baskı
yapması sonucu Gürcistan, gemilerden kendi bayrağının
çıkarılmasını istedi. Böylelikle büyük umutlarla
başlayan Lazkiye-Gazimağusa seferleri durdu. Konu ile ilgili star
kıbrısa açıklamada bulunan ve ismini vermek istemeyen bir
Akgünler Denizcilik Şirketi yetkilisi, Gürcistan bayraklı
gemilerce Mağusa Limanından Lazkiyeye gerçekleştirilen
seferlerin Rum Kesiminin baskıları sonucu bandıradan
çıkartıldığını söyledi. Yetkili, seferlerin iki
haftadan bu yana yapılmadığını kaydetti. İKİNCİ
BİR EMRE KADAR İPTAL ŞİMDİKİ
ADIM TÜRK BAYRAĞI Yetkili, olayın
Dışışleri Bakanlığının bilgisi
dahilinde olduğuna dikkat çekerek, süratle bayrağını geri
alarak seferlere başlanması için uğraştıklarına
işaret etti. Bu konuda Dışışleri
Bakanlığının her türlü desteği vereceğini
bildirdiklerini söyleyen Yetkili, bundan sonraki adımın gemi
seferlerinin Türk bayraklı olarak sürdürülmesini sağlamak üzere
çalıştıklarını kaydetti. Türk bandıralı
gemi seferlerinin bürokratik olarak pek de fazla tercih edilmediğine
işaret eden Yetkili, seferlerin devam etmesi için ellerinden gelen
çabayı sürdürdüklerini, en kısa zamanda seferlerin yeniden
gerçekleştirileceğine inandığını kaydetti. Lazkiye- Mağusa
seferlerinin ilk başta yeterli yolcusu bulunması nedeniyle ticari
anlamda herhangi bir zarara uğramadıklarını belirten
şirket yetkilisi, Genel olarak bakıldığında son
zamanlarda yaşanan yolcu azlığı nedeniyle, ticari
kaybımız oldu. Ancak devletin bu zararı
karşılayacağı gündeme gelince, bu konuda fazla karamsar
olmadık diye konuştu. RUMUN BASKISI VARDI DIŞİŞLERİ:
SEFERLERİN DURDUĞU HABERİ ASILSIZ Dün konuyla ilgili
olarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanlığından bir açıklama yapıldı.
Açıklamada seferlerin iptal edilmediği, bandıralarda düzenleme
yapılmasından dolayı seferlerin gerçekleşmediği
bildirildi. Seferlerin hafta içerisinde yeniden başlaması için
gerekli düzenlemelerin yapıldığı ifade edildi.
Dışişlerinden yapılan açıklama şöyle: Bir müddetten beri
gerek Rum basınında gerek ise Rum basınından yapılan
alıntılarla bazı yerel gazetelerimizde Gazimağusa
Lazkiye arasında bir süreden beri yapılmakta olan feribot
seferlerinin iptal edildiği yönünde bazı asılsız haberler
yayınlanmaktadır. Gerek olumsuz hava
koşulları, gerek ise önümüzdeki yaz sezonu için sefere konması
öngörülen feribotların bandralarında yeni düzenleme
yapılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu düzenlemeler halen
tamamlanmış olup feribot seferlerinin bu hafta içerisinde yeniden
başlaması için gerekli düzenlemeler yapılmaktadır. Her halükarda hava
şartlarının da elvermesi halinde Ocak ayının ilk
haftasından itibaren tarifeli seferlere yeniden
başlanacaktır. |
|
|
STAR KIBRIS 25/12/07
|
Kıbrıs'a Karşı Trakya Planı |
|
CIA'in resmi istihbarat raporu: Türkiye'nin müdahalesi günü bile tespit edilmesine karşı önlenemedi ABD Dışişleri Bakanlığı,
Kıbrıs krizini de içeren 1973-76 dönemine ait
Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arşivlerini kamuoyunun
bilgisine açtı. Arşivlerde yer alan resmi bir istihbarat raporunda,
Türkiye'nin Kıbrıs'taki 1'inci Barış
Harekatı'nın ardından Yunanistan'ın, Trakya üzerinden
Türkiye'ye saldırmayı düşündüğü belirtildi.
Raporda, ABD istihbaratının, 15 Temmuz 1974'te
Kıbrıs'taki Rum darbesini önceden belirleyemediği için
darbenin engellenemediği, Türkiye'nin 20 Temmuz'daki 1'inci Barış Harekatı'nın ise istihbarat
birimlerince günü dahil tespit edilmesine karşın, Washington
tarafından önlenemediği dile getirildi. 873 SAYFALIK TARİHİ BELGE Toplam 873 sayfadan oluşan arşivlerde, en
belirgin konu olarak Kıbrıs krizi yer alırken, yayımlanan
belgeler, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in
Türk, Yunan, Kıbrıs ve İngiliz liderleriyle ve ABD
başkanlarıyla görüşmelerinin metinlerini, Kissinger'in bakanlığının
ve diğer Amerikan kurumlarının üst düzey yetkilileriyle toplantılarının
tutanaklarını, Ankara, Atina ve Lefkoşa'daki büyükelçiliklerle yapılan yazışmaları
ve bazı değerlendirme raporlarını kapsıyor.
Belgelerin büyük çoğunluğu kamuoyunun bilgisine sunulurken,
bazı belgelerde bazı cümle ve paragrafların, hala devam eden
hassasiyetten dolayı gizlilik derecelerinin kaldırılmadığı
ve sansürlendiği görüldü. İSTİHBARAT SIKINTISI 70'li yıllardan itibaren dünya siyasetinin gündemine
oturan Kıbrıs krizi, ABD'yi büyük ölçüde sarsan Watergate
skandalının sonucunda Başkan Richard Nixon'ın istifa
ettiği ve yerine yardımcısı Gerald Ford'un geçtiği
çok kritik bir döneme rastladı. Arşivlerde yer alan en ilginç
belgelerden biri olan, ABD istihbaratı tarafından hazırlanarak
dönemin Merkezi Haberalma Dairesi (CIA) başkanı William Colby'ye
sunulan 'Ocak 1975' tarihli raporda, Kıbrıs krizi, ABD istihbarat
kuruluşlarının performansı açısından
değerlendirildi. RUM DARBESİ ÖNLENEMEDİ Raporda, Kıbrıs'ta Yunan cuntası
tarafından desteklenen darbenin hazırlıklarının
yapıldığı 3-15 Temmuz 1974 tarihleri arasında
Amerikan istihbaratının, bu darbenin geleceğini
göremediği, dolayısıyla da Kıbrıs'ta o dönem Devlet
Başkanı olan Başpiskopos Makarios'un devrilmesinin
önlenemediği ve Washington'ın bu duruma tamamen
hazırlıksız yakalandığı yazıldı.
Raporda, hazırlıkları 15-20 Temmuz arasında yapılan
Türkiye'nin 1'inci Barış Harekatı'nin ise ABD istihbaratı
tarafından 'günü bile belirlenerek' Dışişleri
Bakanlığı'a iletildiği, ancak bu bilginin kendisine
ulaşmadığını ileri süren Dışişleri
Bakanlığının önlem almaması yüzünden Türkiye'nin
müdahalesinin engellenemediği kaydedildi. KRİTİK BÖLÜME SANSÜR Değerlendirme raporunda, 20-25 Temmuz arasında
ise Atina'nın, Kıbrıs'a mukabele olarak Türkiye'ye Trakya
üzerinden saldırmayı düşündüğü, ancak ABD
istihbaratının, bu gelişmeyi ayrıntılarıyla
önceden belirlediği anlatıldı. Bu bölümde, ABD'nin ne önlem
aldığına ilişkin hane ise 'gizliliği hala
kaldırılmadığı için' sansürlendi. Raporda,
Türkiye'nin 1-15 Ağustos arasında sürdürdüğü 2'nci
Barış Harekatı'nın hazırlıklarının
ise ABD istihbaratı tarafından tespit edilemediği,
dolayısıyla bunun da önlenemediği ifade edildi. İŞTE GÜN GÜN TARİHİ NOTLAR Darbeci Sampson goril tipli gangster Arşivlerdeki belgelerde, Kıbrıs krizi
döneminde tarihlerine göre şu ilginç gelişmeler ve açıklamalar
yer aldı: 15 Temmuz 1974: Kıbrıs'taki Rum darbesinin hemen
ardından ABD'nin Atina Büyükelçisi Joseph Tasca,
Dışişleri Bakanlığına gönderdiği
telgrafta, 'Darbeyi (Yunan cuntası lideri Dimitrios) Yoannides'in
yaptırdığı açık' ifadesini kullandı. 16
Temmuz 1974: Yine ABD'nin Atina büyükelçiliği tarafından
bakanlığa gönderilen telgrafa göre, Kissinger tarafından
Atina'nın niyetini öğrenmesi için görevlendirilen Tasca, Yoannides
ile görüştüğünde cunta lideri 'küplere bindi', masayı
yumrukladı, yere bardaklar atıp kırdı, '15 Temmuz'da
Kıbrıs, komünistlerin eline düşmekten kurtarıldı'
diye bağırdı ve bu konuyu Türkiye ile hiç
görüşmediğini söyledi. 17 Temmuz 1974: Tasca,
bakanlığına gönderdiği değerlendirmede, Rum
darbesinin elebaşısı Nikos Sampson'u, 'goril tipli bir
gangster' olarak nitelendirdi. 17 Temmuz 1974: ABD'nin Ankara Büyükelçisi William Macomber,
bakanlığına gönderdiği telgrafta, adadaki Türklerin
durumunun bariz şekilde kötüleştiğini ve Ankara'nın
birkaç gün içinde müdahale edebileceğini yazdı. 17 Temmuz 1974: Kissinger, Başkan Nixon ile telefon
görüşmesinde, aslında 'komünistlere ve Doğu Bloku'na dayanan'
Makarios'un devrilmesinin 'pek fena olmadığını'
belirterek, 'Kıbrıs'ı ne Makarios, ne de o adam (Sampson)
yönetmeli' dedi. Nixon da Kissinger'a, çözüm yönünde 'ne uygunsa onu
yapması' talimatını verdi. 18 Temmuz 1974: ABD Dışişleri Bakanlığınca
yapılan değerlendirmede, birinci önceliğin, olası bir
Türk müdahalesini ve Kıbrıs'ta iç savaşı engellemek
olduğu vurgulandı. 20 Temmuz 1974: Türkiye'nin 1'inci Barış
Harekatı'nı başlatmasının hemen ardından
Savunma Bakanı James Schlesinger, telefonda görüştüği
Kissinger'a, 'Türkler, artık adanın bir bölümünü ele geçirmeden
durmaz' dedi. Kissinger ise yanıt olarak, 'Hayır. Türkler, Sampson
olmadan statükoya dönmeyi kabul edeceklerini söylüyor. Eğer Türkler adanın
bir parçasını isterse 'çifte enosis' için
çalışmalıyız' diye konuştu. Türkler çok iyi savaşır güçlüdür. 20 Temmuz 1974: CIA başkanı Colby, Kissinger'a,
'Artık amaç, Yunanistan'ı savaşa sokmamak olmalı' dedi. 21 Temmuz 1974: Nixon, Kissinger'a, 'Rumlar galiba pek
savaşmıyor' dedi. Kissinger da 'Türkler iyi savaşır,
güçlüdür' diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı,
Yunanistan'ın savaşa girmemesi durumunda, sorunun fazla
büyümeyeceğini, savaş çıkması durumunda ise ABD'nin iki
ülkeye de silah vermeyi durdurması gerektiğini ve böylece iki
ülkenin uzun süre çarpışamayacağını savundu. 21 Temmuz 1974: Başbakan Bülent Ecevit, telefonla
görüştüğü Kissinger'a, Türkiye'nin ateşkese hazır
olduğunu söyledi. Kissinger da 'ertesi gün Yunanistan'da darbe
olacağını ve Türk-Yunan savaşı tehlikesinin hala
sürdüğünü' anlattı. 22 Temmuz 1974: Yunanistan'da cunta devrildi ve yönetime,
sürgünde yaşayan deneyimli politikacı Konstantin Karamanlis geldi.
23 Temmuz'da da ateşkes ilan edildi. 23 Temmuz 1974: Kissinger, kurmaylarına,
'Makarios'un geri gelmesi çıkarlarımıza uymaz. Türkleri
çıkarmak için SSCB'ye başvurabilir' dedi. Bu arada Watergate
skandalından dolayı ABD'de Nixon istifa etti, yerine Ford
başkan olarak göreve başladı. İngilizlerin Türkiye'yi tehdidi çok aptalca. 9 Ağustos 1974: Kissinger, yeni Başkan Ford'a,
'İngilizler, Yunanistan'a tam destek veriyor ve Türklere karşı
askeri eylem tehdidinde bulunuyor. Bu hayatta duyduğum en aptalca
şeylerden biri' dedi. 15 Ağustos 1974: Türkiye'nin 2'nci Barış
Harekatı başladı. 15 Ağustos 1974: Kissinger, kurmaylarına,
'Türklerden uzaklaşmamamız gerek. Türkler, bir sonraki Orta
Doğu savaşında sorun çıkarabilir' dedi. 15 Ağustos 1974: Ecevit, Kissinger'a, ertesi gün New
York saatiye 12.00'da ateşkes ilan edileceğini bildirdi. 15 Ağustos 1974: Yunanistan'ın yeni lideri
Karamanlis, telefonla görüştüğü Kissinger'dan Türkleri
Kıbrıs'tan çıkarmalarını istedi. 15 Ağustos 1974: Kissinger, kurmaylarına,
'Yunanlıların tarafına kaymamalıyız. Amerikan
karşıtı olan bu ülkeyi (Yunanistan'ı) profesyonel
şekilde desteklememeliyiz. Biz, askeri gücümüzü bir NATO müttefikine
karşı kullanmayız' dedi. 19 Ağustos 1974: ABD'nin Lefkoşa
büyükelçiliği önündeki bir Rum gösterisi sırasında ABD
Büyükelçisi Rodger Davies, dışarıdan açılan ateş
sonucu öldürüldü. Kıbrıs krizineYunan hükümeti yol açtı 2 Ekim 1974: Kissinger, New York'ta görüştüğü
sürgündeki Rum lideri Başpiskopos Makarios'a, Başkan Ford
yönetiminin, Türkiye'ye karşı silah ambargosu ilan edilmesine
karşı olduğunu bildirdi. 13 Kasım 1974: Makarios, Kissinger'a,
'Kıbrıs'taki Türk askerlerinin sayısının
azaltılması aslında bizim lehimize değil. Fazla asker,
Türkiye'nın ekonomik problemlerini daha da artırdığı
için daha iyi' dedi. Kissinger, 'Bunu televizyon kameraları önünde de
söyler misiniz?' diye sorunca Makarios, 'Hayır' dedi. 7 Ocak 1975: ABD'nin Ankara Büyükelçisi William Macomber,
Başkan Ford'un başkanlık ettiği bir toplantıda, ABD
Kongresinin Türkiye'ye silah ambargosu ilan edilmesine yönelik
adımlarından dolayı Türklerin çok kızgın
olduğunu iletti. Kissinger, 'Bunun (ambargonun) bedelini yıllarca
ödeyeceğiz' diye konuştu. 1 Şubat 1975: Kissinger, silah ambargosu
yanlısı ve Türkiye karşıtı Kongre üyelerine hitaben,
'Bu adım, bir dış politika felaketi olur' dedi. Ancak Rum
asıllı Kongre üyesi John Sarbanes, ambargonun 5 Şubat'ta
uygulamaya girmesinde kararlı olduklarını anlattı. 5 Şubat 1975: Başkan Ford, Kongre kararı
uyarınca ambargoyu uygulamaya koydu, ancak dile getirdiği muhalefet
şerhinde, Türkiye'nin ABD'nin güvenliği için kilit önem
taşıdığını ve bu adımın Orta Doğu'da
durumu olumsuz etkileyeceğini belirterek, Kongre'den kararı yeniden
gözden geçirmesini istedi. |
|
|
STAR KIBRIS 25/12/07
|
Güneyde PFAA endişesi |
|
Kıbrıslı Türk idari yapısının
aşamalı olarak AB normlarına uyumunu öngören PFAA
programının Mart ayında başlayacak olması Güneyde
endişeyle karşılanıyor. Rum basını bu
adımı Gayrı remi uyum süreci olarak isimlendiriyor 5-6 Mart tarihleri
arasında Kuzeyde Kıbrıs Türk toplumu temsilcilerine
programın tanıtımını yapacaklarını ve
programın ilerletilmesi konusunda da Kıbrıslı Türk
yetkililerle temaslar gerçekleştireceklerini yazdı. Mart ayına kadar
gerek Brükselde gerek AB uzmanlarının Kuzey Kıbrısa
gerçekleştirecekleri ziyaretlerde söz konusu programın ön
hazırlık çalışmalarının yapılması
amacıyla çeşitli temasların da
planlandığını yazan gazete; bu temasların ilk olarak
gümrük, kara para aklamayla mücadele ve sermaye dolaşımı
başlıklarında gerçekleştirileceğini iddia etti. Gazete; Rum
hükümetinin; bu durumun gayrı resmi uyum süreci
olmadığını ifade etmesine karşın Ferdi Sabit
Soyerin AB Komisyonunun uyum müzakerelerinin başlamasını
önerdiği yönünde açıklamalar yapmayı sürdürdüğünü
belirtti. POLİTİS;
Uyum Adımları Gümrük Konuları ve Kara Para Aklama
Konularından Başlıyorlar başlıkları altında
verdiği haberinde; Kıbrıslı Türk idari
yapısının aşamalı olarak AB normlarına uyumunu
öngören PFAA programının 2008 yılının Mart
ayında işgal altındaki Lefkoşada resmen
başlayacağını yazdı. Gazete; AB
Komisyonunun ilgili programı uyarınca AB Genişleme
uzmanlarının 5-6 Mart tarihleri arasında Kuzeyde
Kıbrıs Türk toplumu temsilcilerine programın
tanıtımını yapacaklarını ve programın
ilerletilmesi konusunda da Kıbrıslı Türk yetkililerle temaslar
gerçekleştireceklerini yazdı. Mart ayına kadar
gerek Brükselde gerek AB uzmanlarının Kuzey Kıbrısa
gerçekleştirecekleri ziyaretlerde söz konusu programın ön
hazırlık çalışmalarının yapılması
amacıyla çeşitli temasların da
planlandığını yazan gazete; bu temasların ilk olarak
gümrük, kara para aklamayla mücadele ve sermaye dolaşımı
başlıklarında gerçekleştirileceğini iddia etti. Gazete; Rum
hükümetinin; bu durumun gayrı resmi uyum süreci
olmadığını ifade etmesine karşın Ferdi Sabit
Soyerin AB Komisyonunun uyum müzakerelerinin başlamasını
önerdiği yönünde açıklamalar yapmayı sürdürdüğünü
belirtti. TUHAF SEMİNER Gazete;
yukarıdaki alt başlık altında devam ettiği
haberinde; AB Komisyonunun 2008 yılında Kıbrıslı
Türklere yönelik faaliyetleri tablosunda toplumsal koruma reformları
konulu bir seminerin 26-27 Haziran 2008 tarihinde
gerçekleştirileceğinin belirtildiğini ancak söz konusu
faaliyetin Kıbrıslı Türklere yönelik planlanmış
olmasına karşın seminerin Ankarada gerçekleştirilecek
olmasının tuhaf olduğunu savundu. YANLIŞ BİLGİLENDİRME
İDDİASI Öte yandan
FİLELEFTHEROS haberi; Yanlış Bilgilendirme Oyunu
İşgal Rejimi Uyumla Aldatıyor Sahte Devletten Ayrılma
Uygulamaları Sözde Müzakereler Türk Tarafının
Görüşlerini Kanıtlıyor başlık ve alt
başlıklarıyla manşetten verirken Türk tarafı ve işgal
rejiminin Kıbrıslı Türklere yönelik ekonomik yardım
paketinin uygulamaya konmasını güya AB ile müzakereler
gerçekleştiriliyormuş gibi sunmaya
çalıştığını iddia etti. Gazete;
Kıbrıs Türk makamları ve özellikle Başbakan Soyerin
müzakereler olarak lanse ettikleri şeyin mali tüzüğün
uygulanmasından başka bir şey olmadığını
savundu. Sözü edilen 12
başlığın tümünün Kıbrıslı Türklere yönelik
mali yardım tüzüğünde yer alan başlıklar olduğunu
iddia eden gazete; AB müktesebatının uygulanmasının
Kıbrıs sorununun çözümüne kadarki süre zarfında Kuzeyde
ertelenmiş olduğunu kaydetti. Gazete; söz konusu 12
başlığın, bu ertelemenin son bulması, yani
Kıbrıs sorununun çözülmesi halinde, müktesebatın Kuzeyde
uygulanabilmesi için gerekli başlıklar olduğunu da savundu. Gazete; Türkiye ve
işgal rejiminin bu eylemleriyle sahte devletin düzeyinin
yükseltilmesinin gerçek öngörüleri olduğunu kanıtlamakta
olduklarını da iddia etti. |
|
|
STAR KIBRIS 25/12/07
Talattan manipülasyon
uyarısı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Rumların çok ciddi manipülatif haber atakları
yaptığını belirterek, başta BRT ve TAK olmak üzere
basının dikkatli olması, manipülasyonlarla gerçekleri birbirinden
ayıracak unsurları halka duyurması gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bayrak Radyo Televizyon
Kurumu (BRTK)nın 44üncü kuruluş yıldönümünü
dolayısıyla Kurum Müdürü Ahmet Okan
başkanlığındaki yönetim kurulunu kabul etti.
Cumhurbaşkanı Talat
Kabulde konuşan Cumhurbaşkanı Talat, haber ve enformasyonun
önemine işaret etti ve gerek Türk Ajansı-Kıbrıs
(TAK)ın, gerekse BRTKnın Kıbrıs Türk mücadelesinde çok
önemli yere sahip olduklarını, olmaya da devam ettiklerini
vurguladı.
1963 olaylarıyla yaşıt olan BRTnin en karanlık günlerde
Kıbrıs Türküne ışık ve ses olduğunu anlatan
Talat, kurumun karşı propaganda yaşanan, oldukça zor günlerde
Kıbrıs Türküne cesaret ve güven veren kurumlardan biri olduğunu
belirtti.
Talat, Bu nedenle BRTye gereken özeni göstermek gerekir. Tabii o
karanlık günlerden bugünlere çok şey değişti.
Kıbrıslı Türkler devlet yapılarını
geliştirdi, sosyal yapıyı yerine oturttu. Dünyayla manevi
açıdan da olsa bütünleşme süreci yaşandı. Bunda BRTnin ve
diğer kurumların büyük katkısı oldu dedi.
Gerçekle manipülasyonu ayıran unsurlar
Kıbrıs Türkünün izolasyonlara rağmen enformatik açıdan
dünyayla bütünleşmede bir sorun yaşamadığını
kaydeden Talat, devlet radyo ve televizyonu olan BRTnin çok sesliliğin
güvencesi olduğunu söyledi.
Doğru bilgi ve doğru haberin önemine işaret eden Talat,
özellikle manipülasyona dikkat etmek gerektiğini kaydetti. Rumların
çok ciddi manüpilatif haber atakları konusunda dikkatli olmak
gerektiğini söyleyen Talat, özellikle devlet kurumları BRT ve
TAKın manipülasyonlarla gerçekleri birbirinden ayıracak
unsurları mutlaka halka duyurması gerektiğini belirtti.
Talat, BRTnin teknik ve örgütsel yapısını da geliştirmesi
gereğine işaret ederek, bu çalışmalarında kuruma
başarılar diledi. BRTnin bugüne kadar başarılı bir
performans sergilediğini kaydeden Talat, bu performansın daha ileriye
götürüleceğinden emin olduğunu söyledi.
Ahmet Okan
BRTK Müdürü Ahmet Okan da, bu yıl 44. yıldönümünü kutlayan kurumun
yasa konusunun acil çözüm bekleyen bir sorun olduğunu söyledi.
BRTKnın yasa tasarısının mecliste beklediğine
işaret eden Okan, Cumhurbaşkanı Talattan bu konuda destek
istediğini belirtti.
|
25-12-2007 |
KIBRISL1 25/12/07
Bağnazların
çığlıklarına prim vermeyin
Başbakan Ferdi Sabit Kıbrıs Rum
halkına Annan Planı referandumunda hayır deme
çağrısı yapanların bugün Kıbrıs Türk
halkının AB standartlarına yükseltilmesini sağlayacak
sürece de karşı çıktığına işaret etti. Soyer
Bağnaz Güney Kıbrıs idarecilerinin çığlık
çığlığa bağırmalarına kimse prim
vermemelidir. Biz sözümüzün arkasındayız ve
çalışmalarımızı devam ettireceğiz dedi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer dünkü Bakanlar Kurulu
toplantısı öncesi Kıbrıs konusuyla ilgili açıklamalar
yaptı.
Başbakan Soyer, KKTCnin AByle, Mali Yardım Tüzüğüyle ilgili
12 başlıkta uyum çalışmaları başlatması
konusunda Güney Kıbrısta koparılan fırtınanın
yapay değil, Kıbrıs Türk halkının çözüme
hazırlanma sürecine ve çözüme Güneyde duyulan tepkinin ve
karşıtlığın açık ifade biçimi olduğunu
söyledi.
Kıbrıslı Türklerin gelişmesi
Kıbrısta çözüm olmadan Rum tarafının AB üyeliğine
işaret eden Soyer, ABnin; Protokol 10 ile BMnin ilgili kararlarına
ve Genel Sekreterin girişim gücü ile çözüme vurgu yaparak
desteklediğini kaydetti. BM Güvenlik Konseyinin 1475 sayılı
kararıyla Annan Planına destek beyan ettiğini, ABnin de bu
planı desteklediğini hatırlatan Başbakan Soyer,
Kıbrısta çözümün BM parametreleri temelinde olacağını
vurguladı.
Soyer, Kıbrısın ABye üye olurken Kıbrıs sorunu
çözülmediği için müktesebatın Kuzeyde uygulanmasının
askıya alındığına işaret etti ve Ama Protokol
10la bu yapılırken, 1. fıkra ile de Kuzeyin ve
Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine engel oluşturamayacağı
vurgulanmıştır. Bu da olayın bir başka gerçeği ve
hukuksal temelidir dedi.
Çözüm şartlarına hazırlanma
ABnin kuruluş anlaşmalarına dayanarak Kıbrıs
Türklerinin hem çözüme hazırlanması hem de çözümsüzlüğün
mağduru olmaktan çıkarılması için Mali Yardım ve
Direkt Ticaret Tüzüğünü onayladığını; Direkt Ticaret
Tüzüğünün şu ana dek hayata geçmediğini; Mali Yardım
Tüzüğünün ise Rumların engellemelerine karşın AB
tarafından karar altına alındığını ve
Rumların da buna oy vermek zorunda kaldığını anlatan
Soyer, bu tüzüğün Kuzey Kıbrısın çözüm
şartlarına hazırlanması için ABnin girişim
yapmasını öngördüğünü ve uyum sürecini girişim olarak
gündeme getirdiğini vurguladı.
Başbakan Soyer, Mali Yardım Tüzüğünün 3. ve 4. bendine
dayanarak Kıbrıs Türk tarafının çözüme
hazırlanması ve AB standartlarına yükseltilmesi için uyum
çalışmalarının gündeme geldiğini ifade ederek, Bunu
bize bir yazıyla bildirdiler. Biz bunu benimsedik. Brüksele
yaptığımız ziyarette de bu konuya hazır
olduğumuzu deklare ettik. Olayın gerçeği budur diye
konuştu.
Kıbrıs Rum tarafının bu hukuksallığı göz
ardı ederek, hâkimiyetçi anlayışını ortaya koyan
çığlık çığlığa bir tutum izlediğini
kaydeden Soyer, bunun kabul edilemeyeceğini ifade etti.
Papadopulos dâhil referandumda hayır diyen liderlerin Rum halkına
hayır çağrısı yaparken, Kıbrıs Türk ekonomisi
gelişmemiştir, ekonomik sıkıntılar vardır.
Eğer ABye üye olursak ve çözüm de Annan Planı çerçevesinde
gerçekleşirse Kıbrıslı Türklere büyük paralar
aktaracağız ve biz sıkıntıya düşeceğiz
dediklerini anlatan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum halkının
hayıra yönlendirilmesinin gerekçesinin de bu olduğunu belirtti.
Maksatları çözüm sürecini tıkamak
Soyer, Kıbrıs Türk halkının referandumdan sonra
hızlı ekonomik gelişmeyle dünden daha iyi konuma geldikten sonra
ekonomisini daha da ilerletmek, çözümü kolaylaştırıp çözümde
eşit taraf olmak için Kıbrıs Türk halkını AB
standartlarına uyumlaştırma girişimlerine de Rumların
hayır dediğine işaret etti ve Maksatları AB kültürünün
dışında çözüm sürecini tıkama ve Kıbrıs Türk
halkını sürekli hâkimiyet altına alma çabasıdır dedi.
Dün, ekonomik kaynaklarını tüketecek diye çözüme hayır
diyenlerin bugün Kıbrıs Türk halkının standardını
yükseltme çabalarına da karşı çıktığına
işaret eden Başbakan Soyer, bunda samimiyet
olmadığını vurguladı.
Prim vermeyin
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rumlara şu çağrıyı
yaptı:
AB üyesi olarak AB kültürüne gelsinler. Paylaşmaya ve eşitlik
temelinde varlıkların karşılıklı kabulü temelinde
bu konuda karşılıklı girişim yapma kültürüne
gelsinler. Bizi kimse AB ve çözüm yolumuzdan geri döndüremeyecektir. Bunda
ABnin de diğer kesimlerin de yükümlülükleri vardır. Bağnaz
Güney Kıbrıs idarecilerinin çığlık
çığlığa bağırmalarına kimse prim
vermemelidir. Biz sözümüzün arkasındayız ve
çalışmalarımızı devam ettireceğiz.
|
25-12-2007 |
KIBRISL1 25/12/07
Matsakis confirms
presidential candidacy
By
Stefanos Evripidou
MEP pledges
to bring real issues back into campaign
E.U. parliamentarian Marios Matsakis yesterday confirmed he will be running for
President of the Cyprus Republic in February 2008, which would make him the
fifth official contender.
In a clear statement of intent, he said he wanted to inject a breath of fresh
air to the pre-election period and provide a modern election campaign as an
alternative to the 1960s style of his fellow contenders.
Barring some shock development, I will be a candidate for the upcoming
presidential elections, Matsakis told the Cyprus Mail yesterday.
My objective is to upgrade the standard of the pre-election period, to bring
about transparency and let the truth come out.
Asked to clarify what might constitute a shock development, he said only a
change in his health or a dramatic change in the Cyprus problem would dissuade
him from announcing his candidacy.
Matsakis will be coming to Cyprus from London on December 27 for a few days
where he is likely to kick-start his election campaign by registering as a
candidate before returning to Brussels. The MEP was adamant that running for
president would not affect his duties at the European Parliament. Matsakis joins
DISY candidate Ioannis Kasoulides as the second MEP to ruin for president.
I dont intend to take any time off from my official duties not a single day
to run this campaign, and I am very much against those who do, he said,
taking a swipe at the other presidential hopefuls Tassos Papadopoulos and
Demetris Christofias. Right now we dont have a full-time President or House
President.
Invited to comment on other presidential candidate Ioannis Kasoulides who is
still officially working for the European Parliament, he said: Thats his
choice.
Matsakis promised to run a modern European campaign, not a 1960s campaign
mainly using traditional channels of communication like TV and radio. Getting
over the distance issue, the MEP said everything that needed to be said could
be said over the phone or on TV or radio.
I dont need to be on a balcony shouting abuse [at the other contenders], he
said.
I wont run a classic campaign. I wont be organising feasts, having teas and
coffees, shaking hands with people as if they dont know me. People know who I
am and can vote for me if they wish, he added.
Asked if he thought he stood a chance, he replied: Ive no idea.
Political observers note that Matsakis candidacy would likely take votes away
from DIKO candidate Papadopoulos, throwing the election wide open to anyone of
the three main candidates. Matsakis was a DIKO member himself until he was
kicked out the party in 2005.
Judging from the messages, reports and phone calls I have received, I will be
taking votes from all the candidates, not just Papadopoulos, maintained
Matsakis.
I will bring a breath of fresh air to the election campaign. I want to break
through the years of stagnation and this closed party establishment. Its not
about winning; its about breaking the party establishment. And if I manage
that, I will be pleased with myself.
The MEP said his campaign would champion transparency and truth. I want to
discuss the real issues.
I want them to tell us what they really think a solution to the Cyprus problem
would be, not just your bizonal/bicommunal stuff theyve been saying for 33
years, what do they really mean?
I want them to tell us about the National Health Scheme which they agreed on
10 years ago; about the state of school buildings; about those who lost all
their money on the stock exchange in 1999 and havent seen a penny back; and
why those involved in the 1974 coup are still going about their business
without any problem?
CYPRUS MAIL 25/12/07
BAŞBAKAN İnönü, 1935 yılının 21 Ağustos'unda
Cumhurbaşkanı Atatürk ve hükümete şöyle diyordu:
"Vaziyeti az zamanda toparlayacağımızı, düşünülen
tedbirleri tatbik edebileceğimize inanıyorum. Asırlık
eksiklikleri düzeltmeye çalışmakla müteselli olabiliriz."
Başbakan İsmet İnönü bunu ne münasebetle
yazmıştı?
Bu cümle, ileride çok meşhur olacak, açıklandığı için
değil, belki de açıklanmadığı için meşhur olacak
"gizli rapor"un son cümlesiydi.
İsmet Paşa, Atatürk'ün emriyle, 1935 yılında Doğu ve Güneydoğu
illerinde bir geziye çıkmış ve gördüklerini, izlenimlerini
Atatürk'e hükümete bir raporla aktarmıştı.
* * *
BU rapor, uzun süre devletin üst katlarında "çok gizli"
damgasıyla yatıp uyudu.
Uykudan uyanışı, ortaya çıkışı Saygı
Öztürk'ün gazetecilik başarısıdır. (x)
Raporun tümünü okursanız, İsmet Paşa'nın endişelerini
görür, burnunun ucunu göremeyen devlet adamları (!) yanında ismet
Paşa'nın geleceğe dönük tahminlerini "sanki birer
kehanetmiş" gibi değerlendirebilirsiniz.
* * *
İSMET Paşa Doğu'dan ve Güneydoğu'dan her zaman
endişelenmiştir, Metin Toker'e göre Celal Bayar ve
arkadaşları 1946'da Demokrat Parti'yi kurarken, onlara
"Doğu'da parti teşkilatı kurmayın" demeye gelen
tavsiyelerde de bulunmuştur.
İsmet Paşa'nın raporunda bulunan şu cümle dahi, onun
endişelerinin ne kadar yerinde olduğunu ve geleceği isabetle
değerlendirdiğini göstermeye yeter.
Peki, İsmet Paşa, o gün neleri görmekte ve ilerisi için neleri
öngörmektedir:
"Türkler ile Kürtler aynı okulda okumalıdır. Bu, Kürtleri
Türkleştirmek için etkili olacaktır.
Diyarbakır, kuvvetli Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi
kolaylıkla işletebileceğimiz bir olgunluktadır.
Düşman unsurlar içinde saldırgan olan teşkilat Kürt reisleri ve
adamlarıdır. Fransız istihbarat subayları bunları
çeteler halinde memleketimize saldırtmaya muktedirdirler.
Erzurum'un kalkınmasını az senelerde temin edebilirsek, kuzeyde
hududa karşı, içeride Kürtlere karşı sağlam bir Türk
merkezini kurmuş oluruz.
Erzincan'ın Kürt merkezi olmasıyla, Kürdistan'ın meydana
gelmesinden kaygılanmak yerindedir."
Bunlar İsmet Paşa'nın öngördüklerinden birkaçı, bir
kısmı umumi müfettiş Abidin Özmen'in yazdıkları...
İsmet Paşa'nın raporu siyasi önlemleri belirtmiyor, sosyal ve
ekonomik durum hakkında derin ve isabetli teşhisleri var.
* * *
HANİ "Devletin malı deniz, yemeyen domuz oğlu domuz"
tekerlemesi vardır ya, alın bir örnek, hem de 1930'lı
yıllardan.
Murgul bakır işletmesinin imtiyazını İngilizler
almış, işletmişler, savaş bitince İngilizler
gitmiş, işletme ortada kalmış. Hiç kimsenin aklı
burayı işletmeye yatmamış, lakin soymakta herkes
yarışmış.
İsmet Paşa şöyle der:
"Buranın hali bir trajedidir. Bugün hiçbir işe yaramayan enkaz
yığını halindedir. 22 milyonluk servetten kalan
tuğlalar, bacalar ve bazı duvarlardır."
Peki, bu tahribatı nasıl yapmışlardır?
Koskoca tesisi söküp hurda demir fiyatına satmışlardır.
İsmet Paşa anlatır:
"Mal müdürü müzayedeyle hurda demir satar, tahsildar 200 ton demir
alır. İstanbul pazarında 2000 ton makine enkazı, hurda
demir olarak satılmış. Nüfuzlu adamlar bu marifeti senelerce
yapmışlar. Bizim devrimizde bu şeylerin olabilmesi insanın
kanını dondurmaktadır."
İnsanın soracağı gelmez mi?
"Peki Paşam, siz bunları görüp yazdığınıza
göre, soygunlara ne yaptınız?"
İzmir suikastında salkım salkım adam asarken bu yağmaya
ne yaptınız?
Kanınızın donmuş olması yetmiyor ki!
* * *
İSMET Paşa'nın raporu iyi niyetle bitiyordu:
"Asırlık eksiklikler düzeltilmeye
çalışılacaktır."
Düzeltildi mi?
Eğer düzeltilseydi, önlemler alınsaydı 70 yıl sonra Kandil
Dağı'nın tepesine "Türk Hava Kuvvetleri'nin en büyük
taarruzu" yapılır mıydı?
(x) İsmet Paşa'nın Kürt Raporu, Doğan Kitap.
HASAN PULUR MILLIYET 26/12/2007
Kıbrıstaki mayınlı alanların temizlenmesi konusunda Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile Birleşmiş Milletler Barış Gücü arasında yeni bir anlaşma imzalandı.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz ile BM Kıbrıs Barış Gücü Komutanı Tümgeneral Rafael Jose Barni arasında 13 Aralıkta mektup teatisi yöntemiyle imzalanan mayın temizleme anlaşması yürürlüğe girdi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıcanın bugünkü haftalık basın brifinginde açıkladığı anlaşma, mayın temizleme anlaşmasının genişletilmesini amaçlıyor ve mayın temizlenmesinde iki kuvvetin işbirliğinin prensiplerini belirliyor.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, geçen hafta Rum basınında yer alan mayınsızlaştırma rafa kalktı konulu haberlerin asılsız olduğuna işaret ederek, Kıbrıs Türk tarafının ilgili anlaşmanın Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ile BM Barış Gücü arasında imzalanması talebi nedeniyle Rum basınının bu iddiada bulunduğunu söyledi.
Söz konusu anlaşmayla ilgili çalışmaların, BM Güvenlik Konseyi kararının anıldığı günlerde sonuçlandığını da belirten Erçakıca, BM Güvenlik Konseyi kararında bu konuya atıfta bulunulmasının gereksizliği de açıkça ortadadır diye konuştu.
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının ABnin mali yardımından bir miktarı mayın temizleme çalışmalarının finansmanına aktardığını da belirterek, mayın temizleme işlemlerinin daha önce olduğu gibi Arjantinli ekip tarafından yürütüleceğini bildirdi. (tak)
YENIDUZEN 26/12/2007
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Lefkoşanın Arasta bölgesindeki Lokmacı kapısının Kuzey ve Güney Kıbrıs arasında yeni bir geçiş kapısı yapılmasına Kıbrıs Türk tarafının her an hazır olduğunu, bu kapının sınır tartışmaları yapılmadan açılması gerektiğini, BMnin kapı açıldıktan sonra da iki tarafın askeri komutanlıklarıyla sınır belirleme çalışmalarını sürdürebileceğini söyledi.
Bölgenin statüsüyle ilgili tartışmalara girilmeden, Lokmacının mevcut statüsüyle açılabilmesi gerektiğini kaydeden Erçakıca, Eğer hedefimiz iki halkın işbirliğini, temasını geliştirmekse hiç bu tartışmalara girmeden bu kapıyı açmamız gerekiyor dedi.
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu kapıyı bugüne kadar uygulanan esaslarla açmaya hazır olduğunu kaydederek, Rum lider Tasos Papadopulosun bunun için toprak veremeyeceklerini söylediğini; sınır boyunca çeşitli noktalarda bazı arazilerin kimin kontrolünde olduğuna dair uzlaşmazlıklar bulunduğunu belirtti.
Rumların ara bölge, sınır, ateşkes kavramlarını da kabul etmediğini dile getiren Hasan Erçakıca, sınır belirlemede sorun bulunduğunu, ancak kapılar açılırken hiç bu tartışmalara girilmediğini; BM ile GKK veya BM ile RMMO arasında tartışmalar yapılabileceğini, BMnin sınır belirleme çalışmalarını sürdürmesinde sakınca bulunmadığını, ancak Lokmacı kapısının bu tartışmalardan bağımsız olarak açılması gerektiğini söyledi.
Hasan Erçakıca, Papadopulosun açıklamalarıyla koşullar öne sürdüğüne işaret ederek, Kıbrıs Türk tarafının tutumu ara bölge, sınır tartışması olmaksızın şu anda BM tarafından devriye maksadıyla kullanılan yerin Güney kısmının Kıbrıslı Rumlar; kuzeyinin de Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığınca denetlenecek şekilde açılmasıdır. Yani bölgedeki mevcut statüko neyse, o kapsamda açılması gerekiyor dedi.
Tartışmalar tehlikeli
Yaratılacak tartışmaların kapıların açılmasını geciktirdiğini belirten Erçakıca, eğer bu tür tartışmalara girilecekse şu anda kullanılan kapıların da tartışılacağını ve bunun tehlikeli olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Lokmacı kapısının açılmasının iki halkın işbirliği ve teması için gerekli olduğu konusunda anlayış ve konsensüs bulunduğunu belirterek, şunları ifade etti:
Eğer hedefimiz iki halkın işbirliğini, temasını geliştirmekse hiç bu tartışmalara girmeden bu kapıyı açmamız gerekiyor. Kıbrıs Türk tarafı gerekli tüm hazırlıkları yaptı. İki yıl önce, bölgedeki sorunların aşılmasını kolaylaştırmak için bir üst geçit inşa edilmişti, uzun süre bu üst geçidin kaldırılıp kaldırılmaması tartışıldı. Kıbrıs Türk tarafı bu konuda da iyi niyetini ortaya koydu ve bir yıl kadar önce üst geçit kaldırıldı. Muhaceret kontrolü için gerekli çalışmalar yapıldı ama bunlara rağmen Rum tarafı Lokmacıyı açmaya yanaşmıyor.
Bölgede başka tartışmalar yaratılmadan, Lokmacı mevcut statüsüyle açılabilmelidir. Bu çerçevede Kıbrıs Türk tarafı bu kapıyı her an için açmaya hazırdır. (tak)
YENIDUZEN 26/12/2007
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Güney Kıbrısta Şubat ayındaki başkanlık seçimi sonrasında yapılacak girişimin amacının, Kıbrıs sorununa acil ve kapsamlı bir çözüm olması gerektiğini söyledi.
Erçakıca, seçimin en güçlü iki adayı Tasos Papadopulos ile Dimitris Hristofyasın seçime yönelik açıklamalarının esasını Kıbrıs sorunu ve bu sorunu nasıl çözeceklerine ilişkin görüşlerin oluşturduğunu, ancak bu açıklamaların şubat sonrası için ümitlenmelerini sağlayacak unsurlar içermediğini de ifade etti.
Haftalık basın brifinginde Güney Kıbrıstaki seçim öncesi atmosfere yönelik değerlendirmeler yapan Erçakıca, özellikle 8 Temmuz anlaşmasına ve Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne ilişkin yaratılmaya çalışılan beklentilerin gerçeklerle bağdaşmadığını kaydetti.
Hristofyasın açıklamaları
Rum başkan adaylarından AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyasın seçim kampanyasında kullandığı ifadeler ve ortaya koyduğu tavırların da şubat sonrası girişimini şimdiden etkisiz bırakmaya yönelik olduğunu belirten Erçakıca, şunları kaydetti:
Hristofyasın Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak ortaya koyduğu hedefler, sınırlarının Girnede bittiğini söylemesi ve Kıbrıslı Türkleri Türkiyeye güçlü bir hayır demeye çağırması, bu sorunu hala daha anlayamadığını göstermekte ve şubat sonrası için umutlu olmamızı ne yazık ki engellemektedir.
Erçakıca, uluslararası toplumun bu gerçekleri bilerek girişim yapmasını da istedi.
AB Rumların aparatı omadığını tüzüklerle göstersin
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Avrupa Birliğinin Rum tarafının aparatı olmadığını göstermesinin yolunun, Mali Yardım Tüzüğünü etkili bir şekilde hayata geçirmek ve Doğrudan Ticaret Tüzüğünü kabul etmek olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca haftalık basın brifinginde, geçtiğimiz hafta AB çatısı altında yaşananların, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaya devam ettiğini bir kez daha ortaya koyduğuna işaret etti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyerin daha önceden planlanan Brüksel temaslarının Rum tarafının girişimleriyle etkisizleştirilmek istendiğini ve ABın Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehnle görüşmesinin Rum şantajlarıyla engellendiğini anımsatan Erçakıca, Rum tarafının bununla da kalmayarak Türkiyenin üyelik müzakereleriyle ilgili iki başlığın açılmasına onay karşılığında Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmelerin Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesinde kendi istedikleri şekilde yer almasını sağlamaya çalıştığını anlattı. (tak)
YENIDUZEN 26/12/2007
|
Lokum arsızı komşuya findıki ile
ince mesaj |
|
Antep baklavası,
lokum ve Hellim peyniri gibi Türk lezzetlerine marka tescili yoluyla sahip
çıkmaya kalkan Yunanistana cevap, fındıkçıdan geldi.
Fındık Tanıtım Grubunun yeni reklam filminde
Fındıki ve Aganigis sloganıyla marka
aşırması yapan Yunanlılara inceden dokundurmalara da yer
verildi |
|
|
STAR KIBRIS 27/12/07
Big drop in movement between two sides
MOVEMENT through
the crossing points that link the war-divided island was down 50 per cent, it
was reported yesterday.
Daily Simerini, reported a 50 per cent cut this year in Greek and Turkish
Cypriot traffic through the crossing points, compared to 2005.
Around 3.5 million crossings were recorded two years ago compared to some 1.6
million so far this year.
The majority of those who crossed in 2005 2.2 million were Turkish
Cypriots.
Simerini notes however that two of the five crossing points are inside the
territory of a British military base whose authorities have not disclosed
detailed figures since August 2006.
But conservative estimation, based on previous figures, still shows a
significant decrease of 39 per cent compared to two years ago, the daily said.
Simerini attributes the cut on the Cyprus problem deadlock, the decrease in the
number of Turkish Cypriots working in the government-controlled area and the
disappointment of Greek Cypriot refugees.
Two other reasons could be high inflation in the north 20 per cent in 2006
and measures taken by the Turkish Cypriots to discourage shopping in the south.
CYPRUS MAIL 28/12/2007
Spokesman denies claims of Turkish Cypriot de-mining agreement
THE GOVERNMENT
yesterday rubbished Turkish Cypriot claims that an agreement had been struck
between them and the United Nations to extend a demining programme in northern
Cyprus.
On Tuesday, Hasan Ercakica, a Turkish Cypriot official, reportedly said the
breakaway state had signed a new agreement with the UN to clear mines from the
buffer zone.
Government spokesman Vasilis Palmas said authorities had no such information,
nor did they consider there is such an issue.
Palmas suggested the Turkish Cypriot claims were an effort to upgrade the breakaway
state.
A Turkish Cypriot state does not exist nor does a Turkish Cypriot army, he
said. There is a Turkish occupying army of around 44,000 troops, Palmas told
state radio.
Palmas added that any such agreement should be signed by the Turkish army and
the UN.
A UN source said there had been an exchange of letters to renew the
understanding with the military in the north.
We hold the Turkish forces responsible for the implementation of the
agreement, the source told the Cyprus Mail.
It is understood that this is a-non signatory agreement.
The demining project in Cyprus, implemented in the buffer zone in 2004 by the
UNDP-Partnership for the Future, Mine Action Centre (PFF MAC), has already
cleared over 2,200,000 square metres of land, removing up to 2,810 mines in the
process.
The Nicosia region was declared completely mine-free on November 22, 2006.
CYPRUS MAIL 28/12/2007
|
Vasiliu: Erdoğan olsa çözülürdü |
|
Rum Yönetimi eski
başkanlarını Yorgos Vasiliu, 1993 ya da öncesinde Türkiyenin
başında Erdoğan olsaydı, Kıbrıs sorununun
çözüleceğini savundu Rum Yönetimi eski
başkanlarından ve EDİ Fahri Başkanı Yorgos Vasiliu,
ALİTHİA gazetesinde yer alan söyleşisinde, Kıbrıs
sorunu ve yazmış olduğu Pragmatizim ve Popülizm isimli
kitabıyla ilgili görüşlerini aktardı. Vasiliu, 1993 ya da
öncesinde Türkiyenin başında Erdoğan olsaydı,
Kıbrıs sorununun çözüleceğini savundu. Gazeteye göre,
Vasiliu, bir soru üzerine, Rum Yönetimi Başkanlığına
seçildiği zaman Kıbrıs ile ilgili havanın olumsuz
olduğunu, Kıbrıslı Rumların çözümle
ilgilenmediği ve çözüm istemediği görüşünün hakim
olduğunu söyledi. Başkanlığa
seçilir seçilmez İngiltereye gittiğini ve burada o dönemin
Başbakanı Margaret Thatcher ile görüştüğünü
anımsatan Vasiliu, iki yıl sonrasında Rum tarafının
çözüm istemediğini düşünen bir kimsenin
bulunmadığını savundu. Vasiliu kendilerinin çözüm
istediğini ve maalesef Türkiyenin tutumunun ve Kıbrıstaki
insanı Denktaşın, çözümsüzlüğe yol
açtığını herkesin gördüğünü iddia etti. ERDOĞAN OLSA
SÖZÜLÜRDÜ Vasiliu, sözlerinin
devamında, eğer o zaman Türkiye Başbakanı
Erdoğan olsaydı, 1993te veya daha erken, Kıbrıs sorunu
çözümlenecekti dedi. Kıbrıs
sorununa ilişkin müzakerelerde karşısında olan 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın nasıl
davrandığı sorusu üzerine Vasiliu, Denktaşın
dişini tırnağına takarak müzakereleri geciktirmeye çaba
gösterdiğini savundu ve bugün yaşadıkları durumun
aynı olduğunu ileri sürdü. Vasiliu,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın görüşme istemesinin ve
kendilerinin ne!, kahve için mi buluşalım demesinin, kendisi için
şaşırtıcı olduğunu belirtti. Vasiliu, ayrıca,
Denktaş, bir mücadeleyi kaybettiğini gördüğü zaman özellikle
kaygılanmaz ve bir başka mücadele yaratır ve zaman
kazanırdı şeklinde konuştu. |
|
|
STAR GAZETE KIBRIS
|
Soyer: 2008de seçim mümkün değil |
|
Son 3 yılda 5
seçim yapıldığını vurgulayan Başbakan Soyer,
bazılarının hırsları ve koltuk kavgaları
nedeniyle seçim istediğini ancak 2008de seçimin mümkün
olmadığını kaydetti BAŞBAKAN Ferdi
Sabit Soyer, 2008 yılında seçim yapılmasının mümkün
olmadığını belirtti. KKTCde son 3
yılda 5 seçim yapıldığını ve bu seçimlerin ülke
ekonomisini etkilediğini kaydeden Başbakan Soyer, ekonomik
sıkıntısı olan KKTCde bazılarının
hırsları ve koltuk kavgaları nedeniyle ekonomiyi daha da
çıkmaza koymak amacıyla seçim istediğini vurguladı. Başbakanlık
Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden yapılan
açıklamaya göre, Başbakan Soyer dün sabah bir televizyon
kanalına katılarak 2007 yılı ile iç ve dış
gelişmelerini değerlendirdi. 2007
yılında olumsuz gelişmeler, ekonomide bir çok devinimler
yaşandığını ancak bazı
sıkıntılar nedeniyle beklenen büyümenin
olamadığını belirten Başbakan Soyer, maaş ve
ücret ödemelerinde ülke kaynaklarının
kullanıldığını ve Türkiyeden gelen
katkının ise yatırımlara harcandığını
bunun da bir takım sıkıntılar getirdiğini kaydetti. Ülkede 30 yılda
yapılamayanların 3 sene de yapıldığına dikkati
çeken Soyer, yapılanların ve yeniliklerin göz ardı
edilmemesini istedi. Soyer, ihracatta
önemli artışlar yaşandığını ve 2007de 81
milyon dolarlık ihracat yapıldığını bunun da
rekor bir rakam olduğunu söyledi. PARTİZANLIK... CTP-BGnin partizanca
davrandığı yönündeki eleştirileri de hayretle
izlediğini dile getiren Soyer, CTP-BG hükümete geldikten sonra kamu
hizmetine yönelik sınav sisteminin değiştirildiğini ve
objektif kararların alınmasını sağlayacak optik
okuyucu ile sınav sonuçlarının
açıklandığını hatırlattı. Gerek polis gerekse
de hemşirelere yönelik sınav yapıldığını
ve bu sınav sonucunda kimsenin rozetine bakılmaksızın
işe alındığını ifade eden Soyer, polis veya
hemşire alımlarında torpil yapıldığı
yönünde bir duyum alındı mı?, Alınmadı, çünkü böyle
bir şey olmadı. Ama biz yıllarca CTPli olduğumuz için
kamu dışında bırakıldık biz bu uygulamaya
karşıyız ve herkese eşit davranmaya
çalışırız dedi. ASILSIZ SÖYLEMLER 13üncü
maaşların ödenmesi için, Türkiyenin 50 bin kişiye
vatandaşlık verilmesini şart koştuğu yönündeki iddiaların
da asılsız ve tamamen uydurma olduğunu dile getiren Soyer, bu
tür gerçek dışı söylemlerle siyaset yapanlardan
utandığını ve bu tür söylemlerin neden hala gündemde
tutulduğunu anlamadığını ifade etti. Alman parlamenterlere
Devlet eliyle rüşvet verildiği yönündeki açıklamayı da
hayretle izlediğini ifade eden Soyer, CTP-BGyi kıskanabilirsiniz
ama çamur atamazsınız. Bugüne kadar hiçbir partiye, bu kadar
aşırı suçlamalarda bulunulmadı. Yapılan iddialar ve
söylemler artık saygı sınırını da
aştı dedi. Brüksel ziyaretinde,
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Avrupa Parlamentosundan bir
heyeti yeni yılı geçirmeleri için oraya davet ettiğini
öğrendiğini belirten Soyer, ülke ekonomisinin iyi olması
halinde kendisinin de Avrupa Parlamentosu veya Fransız parlamentosu
milletvekillerini, Yeni Yılı Kuzey Kıbrısta geçirmesi
için davet edebileceğini ve bunların dünya ile buluşmak ve
dünyaya açılmak için yapılacak adımlar olduğunu söyledi. MUHALEFETİN GÖREVİ UBP-DPnin Cumhuriyet
Meclisi çalışmalarını katılmamalarını da
eleştiren Soyer, bütçenin sadece TDPnin muhalefeti ile geçtiğini
ve bu çalışmalara UBP ve DP milletvekillerinin
katılmadığına dikkat çekti. Soyer, bütçeyi
uygulamanın hükümetin görevi olduğunu, muhalefetin ise bu
uygulamanın doğru ve demokratik yapılıp
yapılmadığını denetlemesi gerektiğini ve
meclisteki evet kadar hayır oyunun da çok önemli olduğunu
kaydetti. 2007
yılında meclise girmeyen siyasi partilere karşı çok
sessiz durduklarını ancak bu sessizliğin 2008de
bozulacağını açıklayan Soyer, Ne ekmeye, ne biçmeye ne
de hasada katılamayacaksın ancak ürüne ortak olacaksın Böyle
şey olmaz. 2008 yılında bununla ilgili gerekli
değerlendirmeyi yapacağız dedi. VİZİLEMEYLE
BİŞEY OLMAZ UBP ve DPnin
hükümeti beğenmediğini ancak bu hükümetin belediyelerin bütçelerini
onayladığını ve tüzüklerini geçirdiğini ifade
ederek, UBP-DPnin iktidarda bulunduğu belediyelerden de neden Sine-i
Millete çekilmediğini sordu. Soyer, şantajla
bir şeyin kabul ettirilemeyeceğini ifade ederek, eğer bir
şey istersen çek kapıyı dışarı çık
belediyelerden de çık. Yapacaksan böyle yap. Vizil vizil vizilemeyle bir
şey olmaz. Yere yattın can çekişirsin ama ölmeyi de
beceremezsin. Biz nasıl ki zamanında çekip dışarı çıktık
siz de yapın dedi. |
|
|
STAR GAZETE KIBRIS
Nerdun HACIOĞLU
Başbakan Erdoğanın, "Komisyon
kuralım, arşivleri açalım" çağrısına
yanıt için toplanan Ermenistan Meclissi, uzlaşma bir yana, yeni
talepler geldi. Türkiyeye soykırım için 14.5 milyar dolar
soykırım faturasının çıkarıldığı
toplantıda, 301inci maddenin kaldırılması ve
sınırların Sevr anlaşmasıyla yeniden belirlenmesi
istendi.
|
|
|
|
ERMENİSTAN ve Türkiye
arasında ilişkilerin normalleşebilmesi için Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanın
15 Nisan 2005 tarihinde Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryana
gönderdiği "Soykırım iddiaları hakkında tarihi
komisyon kuralım. Arşivleri açalım"
çağrısına yanıt Ermenistan Ulusal Meclisinden geldi. Noyan
Topan, Arm İnfo, Mediamax, PanArmenia ajansları haberlerine göre
19-20 Aralık tarihleri arasında Ermenistan Meclisi "Türkiye ile
ilişkiler" özel oturumunda uzlaşma arayışı bir
yana, Türkiyeden yeni talepler anlamına gelen uzun vadeli hareket
planı gündemi doldurdu. Oturumda konuşan Dış
İlişkiler Komisyon Başkanı Armen Rustamyan şöyle dedi:
"Bizim özel oturuma Türkiyeden uzman ve gazeteci de davet ettik. Ancak
kimse gelmedi. Anlaşılan Ankara yönetimi gelmek isteyenleri önledi.
Halbuki biz gelecek konuklara güvenlikleri konusunda tüm güvenceleri
vermişti. Türkiye meclisinde benzer tartışma açılırsa
biz katılmaya hazır olduğumuzu bildirdik. Türkiyeye gidip
aramızdaki meseleleri tartışmak için tek bir
şartımız var. Ele alınacak konular Türkiye Anayasası
301. maddesi kapsamına girdiği için biz ancak bu madde
kaldırıldıktan sonra Ankarada görünebiliriz."
YENİDEN SINIR Oturumda aşırı uçlar da söz
almayı ihmal etmedi. Taşnak Partisi Erivan büro şefi Kiro
Manoyan, "Türkiye ile aramızdaki sınır çizgisi de yeniden
belirlenmeli. Kars anlaşması bağımsız Ermenistan
tarafından imzalanmadı. Sovyetler döneminden sonra
bağımsızlığını kazanan Ermenistan bu yüzden
temel olarak Sevr anlaşmasını görmekte. Bu anlaşmaya göre
ise sınırlar çok farklı bölgeleri kapsıyor" dedi.
SOYKIRIM FATURASI Oturuma bağımsız uzman
sıfatıyla katılan Ermenistanın eski Kanada Büyükelçisi Ara
Papyan ise Türkiyeye soykırım faturası çıkardı.
"Ermeni ulusunun soykırım yıllarında maddi
kayıpları" başlıklı rapor hazırlayan
Papyana göre 1914-1919 yılları arası belgeler incelenerek
hesaplar yapıldığında ortaya 19 milyar 130 milyon 982 bin
Fransız frangı tutarında fatura çıkıyor. Birinci Dünya
Savaşı yıllarındaki paranın değeri günümüzde
dolara çevrildiğinde Ermenistanın Türkiyeden alacağı 14
milyar 500 milyon dolar olarak gösterildi.
Türkiyenin 3 şartı kabul edilemez
Türkiye özel oturumuna Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan da
katıldı, normal ilişki fırsatının Ankara
tarafından SSBCnin parçalandığı 1991 ve Türkiyenin AB ile
üyelik görüşmeleri (2003) süreci başlangıcında
kaçırıldığını söyledi. "Türkiye bizden ne
istiyor" sorusuna ise Oskanyan, "Yerine getirilemeyecek üç şart
koşuyor. Birincisi sınırların şimdiki haliyle
tanınması, ikincisi Karabağ sorununun Azerbaycan lehinde
sonuçlandırılması, üçüncüsü de soykırım
iddiamızdan vazgeçmemiz. Bu üç konuda Türkiyenin bizden hukuki gerekçeler
bir yana, ahlak değerleri açısından da talep etme hakkı
yoktur" dedi.
HURRIYET 30/12/2007
Cyprus pound in its last
days
By
Stefanos Evripidou
AS THE year
draws to a close, so does Cyprus history with the pound. From January 1, 2008,
the Cyprus pound will be replaced by the euro as the legal tender of the
Republic of Cyprus.
Malta will join Cyprus in adopting the euro, taking the number of member states
in the euro-area to 15 out of 27, accounting for 318 million people out of a
total 493 million. From the remaining 12 member states, only the UK and Denmark
have a permanent opt-out of the single currency.
The euro was established in 1999 when 11 member states locked their bilateral
exchange rates to the euro. On January 1, 2002, 12 member states adopted euro
bank notes and coins as their legal tender.
On the first day of 2007, Slovenia became the first new member state from the
2004 big bang enlargement to join the euro. The two smallest economies in the
euro-area, Cyprus and Malta, will be the next in line, contributing 0.17 per
cent and 0.06 per cent respectively to the areas GDP and 0.24 per cent and
0.13 per cent to the European Monetary Unions population.
Cyprus pounds can be used by the public for payments in cash until the end of
January 2008 but all other transactions will be in euro. Cheques in pounds can
be cashed, in euros, until the end of June next year.
President Tassos Papadopoulos welcomed euro adoption, saying it would have a
positive outcome on efforts to reunite the country.
We are optimistic that the adoption of the euro will create more favourable
conditions leading to a solution that will actually reunite Cyprus, its
economy, territory, institutions and society at large. Any solution cannot but
provide for a unified economy, he said.
Finance Minister Michalis Sarris said yesterday he was satisfied with
preparations for euro adoption. He said the country was entering the euro-area
with very good omens, noting Cyprus would be moving from a good currency, the
Cyprus pound, to an even better one, the euro.
Sarris said the hard work in preparing the public and private sectors paid off
as most businesses are ready for the euro. And even if they werent, payments
could still be made using Cyprus pound until the end of January.
Presidential candidate Ioannis Kasoulides said January 1 would be a historic
moment for the country, noting that by then, Cyprus would have one of the two
strongest currencies in the world. He warned that euro adoption had to be met
with prudence and realism, adding there was no place for triumphalism.
Meanwhile, last Friday, Cypriots scrambled to obtain euro notes and coins from
commercial banks, with long queues of people creating long waiting times.
Shops, businesses and banks have been displaying their prices in pounds and
euro for the past three months to help consumers get used to the new scale of
values while the Ministries of Finance and Commerce are monitoring price
developments.
The Central Bank has said that after January 1, businesses must give change
exclusively in euro. Banks have supplied Cypriots with 40,000 pre-packed euro
coin starter-kits for business, worth 172 each, and 250,000 mini-kits for the
general public worth 17.09 each.
The exchange rate of the Cyprus pound to the euro is set at 0.585274. One
Cyprus pound corresponds to 1.71. In 2006, Cyprus GDP per capita was 92 per
cent of the EU average.
The common side of the eight euro coins, in circulation at present, depicts
maps of Europe, symbolising European unity.
In Cyprus there will be three national sides on the euro coins minted for the
Republic one for the small denominations (1, 2 and 5 cent), one for the
medium denominations (10, 20 and 50 cent) and one for the high denominations
(1 and 2). The themes for the three sides are drawn from nature, history and
civilisation.
On the 1, 2 and 5 cent coins, the national side will depict the moufflon, as
the most characteristic species of Cyprus wild life. On the 10, 20 and 50 cent
coins, the national side will depict the ancient ship of Kyrenia, representing
the islands relationship with trade, shipping and the sea, throughout Cyprus
history.
On the 1 and 2 coins, the national side will depict the idol from Pomos, a
cross-shaped idol from the chalcolithic period (3,000BC) which is a
characteristic example of Cypriot prehistoric art and represents the heritage
and civilisation of a country endowed with a history of over 10,000 years.
There are seven euro bank notes ranging from five to 500 euro. The notes are
exactly the same for all the countries of the euro-area.
The Central Bank released a statement warning consumers and businesses not to
mistake Turkish coins of 50 kurus and one lira, as they have the same colours
and size as the one and two euro coins.
The Turkish coins can be distinguished from euro coins as they have the
crescent and star symbol on one side and the face of Kemal Ataturk on the
other.
Meanwhile, the Co-operative Bank released a statement yesterday informing that
all central offices in the four main districts of Nicosia, Limassol, Larnaca
and Paphos will be open on New Years Day. According to the statement, the
central offices will be open on Tuesday from 11am to 2pm to serve customers who
wish to change their Cyprus pounds to euros.
CYPRUS MAIL 30/12/07
|
Suriye seferleri için gemilere bayrak aranıyor
iddiası |
|
SİMERİNİ, Bayrak Arıyorlar
Yasadışı Seferlerin Yeniden Başlamasını
İstiyorlar başlıkları altında verdiği
haberinde; KKTCden Suriyeye deniz seferleri gerçekleştiren 2 geminin
Gürcistan bandırasından silinmesinin ardından, Türkiyenin
bu gemileri kaydedecek yeni ülke arayışında olduğunu
iddia etti. Gazete; Türkiye ve
sahte devletin, Mağusa ile Lazkiye arasında başlayan
yasadışı gemi seferlerini canlı tutmak için yoğun
çaba sarf ettiklerini iddia etti ve söz konusu gemilerin Türkiyenin
bayrağı dışında başka bir ülkenin
bayrağını taşımaları yönünde girişimlerde
bulunulduğunu savundu. KKTC-Suriye
arasındaki seferlerin son dönemde durduğunu kaydeden gazete;
Türkiyenin söz konusu gemileri bandırasına kaydetme konusunda,
özellikle iyi işbirliği içerisinde olduğu İslam
Konferansı Örgütü üyesi ülkelere yoğunlaşan
girişimlerinin bulunduğunu iddia etti. Gazete ayrıca;
yaşanan gelişmelerden, KKTC-Suriye arasındaki deniz
seferlerinin son dönemde kesilmesinin sebebinin, Rum hükümetinin Suriyeye
yönelik girişimleri olmadığının da açıkça
görüldüğünü ifade etti. |
|
|
STAR KIBRIS 30/12/07
|
İngilizlerden çözüm projesi |
|
Simerini gazetesi İngilizlerin
başlıklarını yeniden düzenleyerek ve derme-çatma
değişiklikler yaparak Annan planını başka bir isimle
geri getirmeye hazırlandıklarını öne sürdü. Plana göre
2009 baharına kadar çözüm öngörülüyor SİMERİNİ,
Ekspres-Çözüm Adımları 2009 Baharına Kadarki İngiliz
Projesi Ne başlıklı haberinde, İngilizlerin
başlıklarını yeniden düzenleyerek ve derme-çatma
değişiklikler yaparak Annan planını başka bir isimle
geri getirmeye hazırlandıklarını öne sürdü. Gazete
İngilizlerin ekspres çözüm mantığındaki proje ve
adımlarını şöyle aktardı: 1- Mart
dolaylarında hareketlilik ve devamında İngiltereden, ABDden
ve BMden temsilci atanması. Lefkoşanın da bilgisinde olan
isimler bile konuşuldu. Kıbrıs Cumhuriyetinin Avrupa Konseyi
düzeyinde Türkiyeye karşı sahip olduğu kurumsal
avantajın erozyona uğratılması maksadıyla AB
temsilcisi atanmasından da söz ediliyor. Yani İngilizler,
Kıbrıs Cumhuriyetinin, İngilizlerin ve Türklerin
çıkarına olmayan tezleri, AB ilkeleriyle ilgili durumlar söz konusu
olduğunda ve özellikle serbest dolaşım, serbest yerleşim
ve mülkiyet hakları konusunda AByi kendi istedikleri gibi
bilgilendirmek amacıyla kendi denetimleri altında olacak bir
AB temsilcisi atanmasını talep edecekler. Halen, iki ay önce,
Avrupa Komisyonu, çözüm olması durumunda Avrupa müktesebatının
hayata geçirilmesi hedefiyle, çeşitli müdürlüklerinin ve BM
teknokratlarının da katıldığı, kapalı bir
toplantı gerçekleştirdi. Çıkan sonuç da, bu şartlar
altında Avrupa müktesebatının, takvim temelinde sapmalar
uygulanmaması durumunda, işgal bölgelerinde hayata
geçirilemeyeceğiydi. Dolayısıyla ekspres çözümle, yani
2009 baharına kadar, çözüm müktesebatla uyumlu olmayacak, dalgalanmalar
ve uzun muafiyet dönemleri olacak, sorunun çözümü de; Kıbrıslı
Rumlar tarafından asla benimsenmemesi tehlikesi açık kalacak
şekilde, farklı aşamalarda olacak. Bu da, Türklerin veya
İngilizlerin kendi çıkarlarına hizmet etmesini istemeleri
durumunda cereyan edecek. 2- Mart
sonrasındaki hareketlilik; teknik komitelerin görüşmeleri
şeklinde ve iki liderin de yazın, Temmuz veya en geç Eylül
ayına kadar müdahil olmaları ile bir inisiyatife dönüşürse;
İngilizler BM Genel Sekreteri aracılığıyla; yeni
çözüm planını, bugüne kadar görüşülenlerin listelenmesi
şeklinde ortaya koymayı ümit ediyorlar. Bunu da yeni müzakere
turu takip edecek ve 2008 sonundan önce iyileştirilmiş bir öneri
ortaya konulacağı değerlendiriliyor. Yeni müzakereler de,
tarafların 2009 Ocağından önce bir uzlaşı çözümüne
varmaları hedefiyle, bu öneriyle ilgili yapılacak. BRÜKSELDE ÜÇ CEPHE Güney
Kıbrısın, 2008de Brükselde, 3+1 büyük cepheyi
göğüslemesi gerekeceğini bildiren FİLELEFTHEROS ise,
bunları; Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılması; Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas
Grubu aracılığıyla Avrupa Parlamentosunda ileri
götürülmekte olan KKTCnin statüsünün yükseltilmesi ve kurumlarının
dolaylı yoldan tanınması; Türkiyenin üyelik süreci
düzenlemelerinin güçlendirilmesi ve Rum ekonomisinin Euro bölgesinde
tutulması olarak sıraladı. BİLDT
ENDİŞESİ Aynı gazete,
Kıbrıs Konusunda İsveç Yordamlarından Endişe
başlıklı haberinde, Rum tarafındaki diplomatik
kanyakların, İsveçin; Dışişleri Bakanı Carl
Bildtin şahsî faaliyetleri aracılığıyla,
Kıbrıs sorununda bir rol oynamaya çalışması
olasılığından endişe belirtmekte
olduklarını bildirdi, özetle şunları yazdı: Lefkoşaya
ulaşan bilgiler, Bildtin, Kıbrıs sorununda son zamanlarda
dile getirilen Türk taleplerinden hiç de farklı olmayan yeni bir
inisiyatif ileri götürme yönünde hareket etmekte olduğunu gösteriyor.
Yani; İsveçli diplomata göre, ön hazırlık yapılmadan,
somut takvimleri olan ve tamamlanmasından sonra, bir anlaşmaya
varılmasının başarılamaması durumunda her
şeyin açık olacağı bir şip-şak inisiyatif
üstlenilmesi yordamı. Sürekli tekrarlanan
nakarat; bu ekspres-prosedür bir anlaşma ile sonlanmazsa, o zaman
artık; sahte devlet resmî olarak tanınmasa bile; ya Tayvan tipi
veya en azından Kosova için Batıda hakim olan anlayışta
ayrı varlık haline yükseltilmesi gerektiğidir. |
|
|
STAR KIBRIS 31/12/07