Rumlar seçim sonuçlarına karşı temkinli

Türkiye’deki seçim sonuçlarını değerlendiren Rum lider Papadopulos, Türkiye’nin iyi niyeti ve isteği olmadan Kıbrıslı Rumların Kıbrıs sorununu çözemeyeceğini söyledi. Rum yönetimi sözcüsü ise “MHP’nin Meclis’e girmesi tehlikeli” dedi.

AA

Güncelleme: 18:36 TSİ 23 Temmuz 2007 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Rum radyosunun haberine göre, Türkiye’deki seçim sonuçlarını değerlendiren Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rum ve Yunan hükümetlerinin sadece şimdi değil, seçimlerden önce de Türkiye’deki çeşitli olanakları ve gelişmeleri takip ettiğini belirtti. Papadopulos, Rum ve Yunan hükümetlerinin, seçim sonuçlarıyla ilgili olarak değerlendirmeler yaptığını ve görüş alışverişinde bulunduğunu söyledi. Papadopulos, “Türkiye’nin iyi niyeti ve isteği olmaksızın Rumlar Kıbrıs sorununu çözemez” dedi.

Rum tarafının tezlerinin istikrarlı olduğunu savunan Papadopulos, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinin yoluna girmesinin, Ankara’nın Kıbrıs sorunuyla ilgili tezlerinde daha olumlu gelişmeler yaşanmasına neden olması ümidini dile getirdi.

Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas ise, Milliyetçi Hareket Partisi’nin TBMM’ye girmesinin tehlikeli olduğunu öne sürdü. Palmas, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, bu gelişmenin ardından TBMM’de milli konularda daha sert bir tutumla karşılaşabileceğini kaydetti.

Seçimlerde Başbakan Erdoğan’ın genel başkanı olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oylarını artırmasına karşın, siyasi sahnedeki belirsizliğin sürdüğünü savunan Palmas, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunun hala ortada olduğunu, bu durumda Başbakan Erdoğan’ın süratle hükümeti kurması ve cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda diğer partilerle uzlaşmaya gitmesi gerektiğini söyledi.

Bunun olmaması halinde TBMM’nin yeniden dağılacağını ve seçim ilan edileceğini öne süren Palmas, Türkiye’deki siyasi belirsizliğin ve kesin olmayan durumun Kıbrıs sorununu da etkilediğini savundu. Palmas, bu durumun; Ankara’nın Kıbrıs ve Kürt sorunu üzerinde odaklanmasına izin vermediğini iddia etti.

Palmas açıklamasında ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Türkiye’de esaslı bir rol oynadığı ve Kıbrıs sorunu üzerinde sert tezleri olduğu görüşünü dile getirdi.

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli de, Erdoğan’ın, ordunun rolünün azaltılması için gerekli siyasi direnişi göstermesi gerektiğini savundu.

 

AKP yeniden tek başına iktidar


23 Temmuz, 2007 06:00:00 (TSİ) CNN TURK

 

cnnturk.com

Milletvekili genel seçimlerinden iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), güçlenerek çıktı. Seçim sandıklarının tümü sayıldı. Resmi olmayan sonuçlara göre, ülke genelinde oyların yüzde 46.6'sını alan AK Parti, Meclis'te 340 milletvekili ile temsil edilecek.

AK Parti, 340 milletvekiliyle Meclis'te birinci parti oldu. CHP ikinci, MHP üçüncü sırayı aldı. 23'ü DTP'nin desteklediği 27 bağımsız milletvekili Meclis'e girmeyi başardı. Yeni Meclis'in 4 partiden oluşması bekleniyor.
 
AKP:
AK Parti Genel Merkezi kutlamalara sahne oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Genel Merkez'e gelerek partililere hitap etti.
 
Resmi olmayan sonuçlara göre, AK Parti, 2002'deki oylarını yüzde 12 artışla yüzde 46.6'ya çıkardı. 10 milyon 808 bin 229 olan seçmen sayısını 16 milyona 230 bine çıkarmayı başardı. Ancak 363 olan milletvekili sayısı 340'a düştü.
 
Barroso Erdoğan'ı kutladı
 
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'deki genel seçimlerden "etkileyici zaferle çıkan" Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı kutladı.
 
Barroso, AK Parti'nin seçim zaferinin "gerçekleştirilen ekonomik ve siyasi reformlar nedeniyle Türk halkı için önemli bir ana denk geldiğini" ifade etti.
 
Başbakan Erdoğan'ın AB yolunda ilerleme konusunda taahhütte bulunduğunu hatırlatan Barroso, "Yeni görevinde kendisine tüm kalbimle başarılar diliyorum" ifadesini kullandı.
 
CHP:
Katılım oranının yüksek olduğu seçimde ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise, umduğunu bulamadı.
 
Seçimlere DSP ile ittifak yaparak giren CHP, 2002'ye göre oylarını yüzde 1.5 artırarak yüzde 20.8 oy aldı. Ancak, bu artış CHP ve DSP'nin 2002'de aldığı oyların toplamı kadar oldu. 2002'de 6 milyon 113 bin seçmenden oy alan CHP, 2007'de seçmen sayısını 1 milyon 100 bin artırdı.
 
CHP'nin 2002'ye göre çıkardığı milletvekili sayısı 178'den 112'ye düştü.
 MHP:
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), 2002 seçimlerine göre oyunu yüzde 5.9 artırarak yüzde 14.3'le Meclis'e girmeyi başardı.
 
MHP, 2002'de 2 milyon 635 bin 787 olan oyunu, 2007'de 4 milyon 973 bine çıkarmayı başardı. 71 milletvekili MHP listesinden Meclis'e girdi.
 
Bağımsızlar:
2002'de yüzde 6.2 oy alan DEHAP'ın devamı olan DTP'nin desteklediği bağımsız adaylar toplam yüzde 3.8 oy alabildi.
 
DTP'nin desteklediği 23 bağımsız milletvekili Meclis'e girmeye hak kazandı ve parti Meclis'te grup kuracak güce ulaştı.
 
Diyarbakır'da DTP'nin desteklediği 4 bağımsız adayın Meclis girmesi kentte büyük sevinç yarattı.
 
Parti binası önünde toplanan çok sayıda kişi Abdullah Öcalan lehine slogan attı. Milletvekili seçilen adayların seçmenleri selamlamasının ardından halaylar çekildi.
 
Mardin'de DTP'nin destekleği 2 bağımsız aday Meclis'e girdi. DTP il binası önünde toplanan yaklaşık 200 kişi şenlik yaptı. Partileler seçilen milletvekillerini kutladı.
 
Diğer partiler:
Demokrat Parti de, 2002'ye göre oylarının yarıya yakınını kaybetti. DP'nin oyları yüzde 9.5'ten yüzde 5.4'e düştü. Demokrat Parti lideri Mehmet Ağar, seçim yenilgisinin ardından partisinden istifa etti.
 
Genç Parti, 2007 seçimlerinin en çok oy kaybedeni oldu. Genç Parti, 2002'de yüzde 7.2 olan oyunu yüzde 3'e düşürdü.
 
Saadet Partisi, yüzde 2.3 oy alabildi. 2002'deki oy oranı yüzde 2.4'tü.
 
Bağımsız Türkiye Partisi, Halkın Yükselişi Partisi, İşçi Partisi, Aydınlık Türkiye Partisi, Türkiye Komunist Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Liberal Demokrat Parti ve Emeğin Partisi yüzde 1'in altında oy alabildi.
 
Mesut Yılmaz Meclis'te

Eski başbakanlardan Mesut Yılmaz Rize'den, Muhsin Yazıcıoğlu Sivas'tan, Ufuk Uras da İstanbul 1'inci bölgeden bağımsız milletvekili oldu.

 

 

İki bölgeli federal

çözüm taahhüdü terk edilemez

Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas:

TAKSİM KALICILAŞIYOR... Hristofyas: Halkın; geleceğini ve gelecek nesillerin geleceğini teminat altına alabilmesi için, Kıbrıs'ı yeniden birleştirecek olan çözüme gereksinim var. Çözüm en kısa zamanda sağlanmalıdır, çünkü zaman akıp geçiyor, taksimi sabitleşiyor. Şu veya bu şekilde federal çözümü reddeden ve gelecekte iyi koşullar yaratılmasını belirsizliğe havale ederek Avrupai çözümden bahseden kişiler, özde, tüm tehlikeleriyle taksimin kabul edilmesine atıfta bulunuyor

Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi amacıyla, "işgal" koşullarından tek reel çıkış olan iki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm taahhüdünün terk edilmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Haravgi ve diğer gazetelere göre, Baf'a bağlı Salamyu köyünde, kayıp Periklis Perikleus için düzenlenen cenaze töreninde konuşan Hristofyas, Kıbrıs sorunun çözüm kalitesinin, zamana kurban edilmemesi, 1977-79 Doruk Anlaşmaları'nda, BM kararlarının içeriğinde olan temel ilkelerin terk edilmemesi gerektiğini söyledi.

Hristofyas, halkın; geleceğini ve gelecek nesillerin geleceğini teminat altına alabilmesi için, "işgali" kaldıracak ve Kıbrıs'ı yeniden birleştirecek olan çözüme gereksinimi olduğunu savundu. Çözümün en kısa zamanda sağlanması gerektiğini yineleyen Hristofyas zamanın akıp geçmesiyle, taksimin sabitleştiğini de belirtti. Türkiye'nin bunu çok iyi bilmesi nedeniyle, Kıbrıs sorununa çözüm sağlanması için işbirliğinde bulunmadığını iddia eden Hristofyas, Kıbrıs sorununda gözlemlenen durgunluğun nedenini de "Türkiye'nin işbirliği yapmamasına" bağladı.

Hristofyas, bu çerçevede bazı soruların gündeme geldiğini belirterek, Türkiye'nin uzun yıllar yaşayabilir ve adil bir çözüm için işbirliğinde bulunmadığını ileri sürdü ve Türkiye'nin çabalarını, "sahte" devletin yükseltilmesine yoğunlaştırdığını savundu. Türkiye'nin tutumunun değişmesi perspektifinin, Türkiye'nin AB katılım sürecinde ve AB karşısında üstlendiği Kıbrıs ve Kıbrıs sorunuyla ilgili yükümlülüklerde bulunduğunu dile getiren Hristofyas, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümüne rıza göstermesi amacıyla baskı altında olabilmesi için, belirli ve koşullar altında uygun konjonktürün yaratılabileceğini söyledi.

Bu perspektifin geçerli olabilmesi için ayrıca Türkiye'de yer alan siyasi krizin çözümlenmesi gerektiğini belirten Hristofyas, dün yapılan seçimin sonuçlarının bu nedenden dolayı belirleyici öneme sahip olacağını da ifade etti.

Hristofyas, Türkiye'nin tutumundan kaynaklanan Kıbrıs sorununa ilişkin durgunluğun aşılabilmesi için bir diğer parametrenin, Kıbrıs Rum tarafının rolü olduğunu belirterek talepkâr siyasetlerinin oluşturucu unsurunu, Rum tarafının sürekli yapacağı ve çözüm isteklerini kanıtlayacak olan faaliyetlerin oluşturduğunu da söyledi.

Hristofyas "işgal taksim olgularıyla" birlikte bir uzlaşmanın, Türkiye'nin, Kıbrıs'taki "yasa dışılığının" yasallaştırılması, halkın haklarının ve özgürlüklerinden ödün verilmesi anlamına geldiğini de savundu. Hristofyas bu tür bir uzlaşmanın, Türk "işgal ordusunun" varlığından, Türkiye'nin adanın demografik yapısını değiştirmek amacıyla Kuzey Kıbrıs'a taşıdığı ve taşımakta olduğu "yerleşiklerin" mevcudiyetinden dolayı pusuya yatan tehlikeler anlamına geldiğini de iddia etti.

Hristofyas ayrıca konuşmasında, şu veya bu şekilde federal çözümü reddeden ve gelecekte iyi koşullar yaratılmasını belirsizliğe havale ederek Avrupai çözümden bahseden kişilerin, özde, tüm tehlikeleriyle taksimin kabul edilmesine atıfta bulunduklarını da söyledi.

Omiru

KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru yaptığı yazılı açıklamada, son günlerde Annan Planı hakkındaki tartışmaların yeniden canlandırıldığını belirterek bununla birlikte bu planın Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmelerin perde gerisinde bulunup bulunmadığı ile planın tekrarlanma tehlikesinin var olup olmadığı sorusunu sordu.

Omiru ayrıca 24 Nisan 2004'te halk tarafından ifade edilen karara saygı duyulup duyulmadığını düşünmeleri amacıyla herkese çağrıda da bulundu.

KIBRIS 23/07/07

 

Dr. Stavros Stavru: RMMO, eski önemini yitirdi

Fileleftheros Dr. Stavros Stavru'ya dayanarak onun değerlendirmelerini "Milli Muhafız Ordusu'nda Kriz - Vatanseverlik Dürtüsü Eksildiğinde Sorun Başlar" başlığı altında özetle şöyle aktardı:

"Patlayıcı ve güvensiz toplumsal şartlar altında 1964'te kurulan Milli Muhafız Ordusu o zamanlar gençleri vatanı korumaya çağırıyordu. O zamanki vatanseverlik ve kahramanlık değerleri bütün gençleri topyekün çeken güçlü güdülerdi. O zamanlar kişisel değerler, kariyer, rekabet ve tüketim olgunlaşmamıştı.

Bugün bu değerler kalmadı ve gençler Orduyu; 'ortak çıkar için kendinden verme fırsatı' olarak görmek yerine 'kişisel hiçbir çıkar olmayan zorlayıcı bir hizmet' olarak görüyorlar. Gençlerin çoğu ordudaki görevi özlü bir teşvik olmaksızın yalnızca manevi bir yükümlülük olarak görürken, bazıları da bunu toplumsal yükümlülük olarak görüyor çünkü toplum içerisinde askerliğini yapmayanlar daha az erkek olarak görülüyor.

Temel güdü olan vatanseverlik dürtüsü eksildiği andan itibaren yalnızca sıradan er değil, askeri hiyerarşinin tamamı sorun yaşıyor. Subayların temel güdülerinin; vatanseverlik değil alacakları maaş olduğu söylenebilir. Yani; para teşvikini ortadan kaldırırsak, ordu dağılır."

KIBRIS 23/07/07

 

Rumlar Erdoğan’dan destek istedi

Kıbrıs Rum Yönetimi, Başbakan Erdoğan’ın Kıbrıs politikasını gözden geçirmesini ve çözüm sürecine katkıda bulunmasını istedi.

NTV

Güncelleme: 18:45 TSİ 25 Temmuz 2007 Çarşamba

 

ATİNA - Göreve gelmesinden sonra ilk Atina ziyaretini gerçekleştiren Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markoullis, Kıbrıs’ta çözüm sürecini yeniden başlatmanın Başbakan Erdoğan’ın elinde olduğunu savundu.

Rum Bakan, Annan Planı’nı reddeden taraf kendileri olmasına rağmen Türkiye’nin pozisyonunu bir kez daha gözden geçirmesini istedi.

Markoullis, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile yaptığı görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Milliyetçi Hareket Partisi’nin meclise girmesinden endişe duyduklarını belirtti. Rum Bakan, “MHP özellikle Kıbrıs gibi milli konularda olumsuz bir tutum izliyor” dedi.

Papadopulos'un bir ağlamadığı kaldı

25/07/2007 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 2008 Şubatı'nda düzenlenecek başkanlık seçimlerine adaylığını ilan ederken, 2004'te Rumları Annan Planı için 'Hayır' demeye davet ettiği konuşmasını hatırlattı. Dram filmlerindeki aktristleri hatırlatan mimikler yapan Rum liderin bir tek ağlamadığı kaldı.
Papadopulos, televizyonlarda yayımlanan 'halka sesleniş'inde, "Kıbrıs konusu kapansın diye bir çözümü kabul etmeyeceğim. Göçmenlerin servetleri ve topraklarına dönme hakkından feragâtte bulunmayacağım" dedi. Annan Planı'na değinirken "Hayır kararımızla gurur duyuyoruz. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurtardık" diyen Papadopulos, referandum sonrası da uluslararası alandaki olumsuz havayı değiştirmeyi başardığını, Türkiye'yi ise AB yolunda ilişkilerini normalleştirme' yükümlülüğü altına soktuğunu söyledi. 'Normalleşme Papadopulos için Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni' tanıması ve askeri varlığını sona erdirmesi. Rum liderin 20 dakikalık konuşmasında, hedefi 47 yıllık tarihinde ilk kez kendi adayını (Dimitris Hristofyas) desteklemeyi kararlaştıran komünist AKEL taraftarlarını iknaydı. Papadopulos "Beni onca yıl destekleyen AKEL taraftarı seçmenlerle daha çok mücadaleden galip çıkacağız" vurgusu yaptı.

AKEL'le cunta benzetmeli kapışma
İlk kez seçilme şansı neredeyse eşit üç aday yarışa girdiğinden çetin geçeceği görünen Rum seçimine yedi ay olsa da Papadopulos ile AKEL arasında bıçaklar çekildi. Rum Yönetimi'nin yeni sözcüsü Vasilis Palmas'ın, AKEL yönetimini Papadopulos'u uzaklaştırmak istemekle suçlayıp Rum lideri Makarios'a, AKEL'i de Yunan albaylar cuntasına benzetti. AKEL buna 'Biz Papadopulos'u desteklerken iyi idik, şimdi kötü' tepkisi gösterdi.

Güney'deki malınızı satmayın, satan da alan da kaybedecek

KULLANILMAYAN EŞDEĞER PUANLARI İÇİN ÇALIŞMA VAR... Başbakan Soyer, "Satan da, alan da kaybedecek" diyerek halkı, Güney Kıbrıs'taki mallarını satmamaları konusunda uyardı. Eşdeğer malına karşılık KKTC'de mülk alamayanların sorunları hakkında açıklama yapan Soyer, karşılığı alınamayan 5 milyar puana karşın devletin elinde sadece 562 milyon puan değerinde mülk bulunduğuna dikkat çekti. Soyer, "Bu konuda tedbir üretmeye çalışıyoruz" dedi

 

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Satan da, alan da kaybedecek" diyerek halkı, Güney Kıbrıs'taki mallarını satmamaları konusunda uyardı.

Eşdeğercinin elindeki 5 milyar puana çözüm için çalışmaların sürdüğünü söyleyen Soyer, kuraklıkla ilgili açıklamanın ağustos başında yapılacağını da bildirdi.

Başbakan Soyer bakanlardan oluşan bir heyetle önceki akşam Alaniçi köyünü ziyaret ederek halka iç konular ve Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeler hakkında bilgi verdi. 850 nüfuslu Alaniçi'ndeki toplantıda civar köylerden vatandaşlar da hazır bulundu.

Güney Kıbrıs'taki taşınmaz malını satmak isteyen bir köylünün sorusu üzerine, "Malınızı satmayınız. Satan da alan da kaybedecek" diyen Soyer, mülkiyet sorununa iç hukuk oluşturma hedefiyle KKTC'de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun çalışmaları hakkında da bilgi verdi.

Komisyon'un Avrupa'da hukukta en üst merci olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bir değer olarak kabul gördüğünü ifade eden Soyer, bu güne kadar komisyona 202 başvuru yapıldığını da anımsattı.

"Bu konu Kıbrıs meselesini çözüme kavuşturacak bir konu" diyen Soyer, Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopulos'un görüşme teklifinin bir nedenin de bu olduğunu kaydetti.

Eşdeğer mal düzenlemesinde feragatname verildiğini ve bu feragatnamenin uluslararası hukukta geçerliliği olduğunu belirten Soyer, halka Güney'deki malını satmaması tavsiyesinde bulundu.

Soyer, geçmişte izlenen yanlış politikalardan dolayı Türkiye aleyhine mülkiyet konusunda davalar açıldığını da kaydetti.

Eşdeğercinin elinde 5 milyar puan...

Eşdeğer malına karşılık KKTC'de mülk alamayanların sorunları hakkında da açıklama yapan Soyer, karşılığı alınamayan 5 milyar puana karşın devletin elinde sadece 562 milyon puan değerinde mülk bulunduğuna dikkat çekti.

Soyer, "Bu konuda tedbir üretmeye çalışıyoruz. Bu konuya gözümüzü kapamadık... Çalışmamız bitince açıklayacağız. Önce hiç almayandan başlayarak çözüm üreteceğiz" dedi.

Demokratik sürecin gelişmesi için yurttaşın iç ve dış meseleler hakkında bilgilendirilmesi ve görüşlerinin alınması gerektiğini söyleyen Soyer, "Demokratik süreç gelişmediği sürece, ekonomi, günlük yaşam, ulusal konular ve benzeri konuların çözümü olmaz" dedi.

Ülkenin ekonomik ve sosyal gelişme süreci içerisinde olmasına rağmen hala sorunlar bulunduğunu söyleyen Soyer, bu yanlışlıkları da ortaya konup çözümler üretilmesi gerektiğini vurguladı

Bütçenin yüzde 70'i devlet gelirlerinden

Bütçe ve gelir-gider dengesi hakkında da bilgi veren Soyer, 2002 yılında devletin elde ettiği gelirlerin bütçenin sadece yüzde 45'ini karşıladığını, 2006 yılında ise bu oranın yüzde 70'e ulaştığını ifade etti. Ancak bunun da yeterli olmadığını söyleyen Soyer, "21'inci yüzyılda kendi giderlerini karşılayamayan bir ülkenin ayakta kalma ihtimali son derece zayıftır" dedi.

Hükümetin yerel gelirlerle denk bütçe hedefini yineleyen Soyer, "Kendi geliri ile bütçesini döndüren bir ülke durumuna gelmeyi hedefliyoruz. O zaman ülkeyi ekonomik bakımdan planlamak, insanı bulunduğu noktadan daha mutlu ve müreffeh bir noktaya taşıyabilmek, çözümde dik olarak durup bu topraklara eşitlik temelinde ve federal ilke doğrultusunda çözüm getirilmesi için daha cesaretli hareket etmek mümkün olabilir" dedi.

İşçi ve memura ödenen maaşların 2003 yılında 285 milyon YTL iken 2006 yılında bu rakamın 698 milyon YTL'ye yükseldiğini ve bu nedenle hükümetin "israflıkla" eleştirildiğini belirten Soyer, bunun ekonomik gelişmeye bağlı bir siyaset olduğunu belirtti.

"Bütçe gelirleri artarken ve ekonomi büyürken insanların yaşam kalitesini geliştirebilmek için maaş ve ücretleri da artırma yoluna gittik" diyen Soyer, 2003 yılında ortalama 500 Dolar olan işçi ve memur maaşının 2006 yılında 1500 Dolar'a yükseldiğini anlattı.

Soyer, "Ekonomi büyüdüğü nispette ve büyüdüğü oranda bu gelişmenin bir payı maaş ve ücretler yansımalıdır. Ekonomi büyümeden maş ve ücretleri büyütmek, enflasyon yaratmak, verdiğiniz artışı zam ve fiyat artışı olarak fazlası ile geri almak demektir..." diye konuştu.

Türkiye yardımları doğru kanalize edilmeli

Sosyal Güvenlik Yasası hakkında da ayrıntılı bilgi veren Soyer, KKTC'deki sigorta emeklilerinin aynı şartlardaki Rumlardan bir kat fazla maaş aldığına işaret etti.

Türkiye'den yapılan yardımlara da atıfta bulunan Soyer, eskiden Türkiye'den gelen maddi desteğin personel giderleri için kullanıldığını, ancak devlet gelirlerinin bütçe giderlerinin yüzde 70'ini karşılamasıyla Türkiye yardımlarının altyapı ve üretime yönlendirildiğini kaydetti.

"Türkiye'den gelen desteği doğru yere kanalize etmemiz gerekir" diyen Soyer, CTP hükümetinin 3.5 yılda, 30 yılda yapılan yolun 1.5 mislini yaptığını kaydetti.

Soyer, "Daha fazlasını yapacağız, çünkü altyapısını geliştiremeyen bir halk ekonomisini geliştiremez" dedi.

Alaniçi-Girne arası 40 dakikaya inecek

Master plan uyarınca kuzey sahil yolu ile Tatlısu-Geçitkale yolunun tamamlanacağını da bildiren Soyer, bu yolun tamamlanmasıyla Alaniçi-Girne arası yolculuğun 40 dakikanın altına ineceğine dikkat çekti. Soyer, bu yolla Mağusa-Mesarya ile Girne'nin hızlı bir kara yolu ile bağlanacağını söyledi.

Türkiye'deki seçimler...

Türkiye'deki seçim sonuçlarına da değinen Soyer, Türk halkının iradesini kullandığını, KKTC'de de halkın kendi iradesi dışına çıkmaması gerektiğini söyledi.

Soyer, Türkiye'deki seçimlerden çıkarılması gereken dersin, "ülke meselelerine çözümün mecliste aranması" olduğunu vurgulayarak, "Meclisten kaçma, meclisin dışında çözüm arama sadece sıkıntı getirir" dedi.

Kuraklıkla ilgili açıklama...

Başbakan Soyer, Tarım Bakanlığı'nın kuraklık ile ilgili açıklamasının ağustos ayının ilk döneminde yapılacağını ve çiftçiye destek verileceğini de bildirdi.

Soyer, Güney Kıbrıs'la kıyaslama yaparak hayvancılıkta verim ve kalitenin önemini de vurguladı. Soyer, "Verime, kaliteye yönelmemiz lazım... Bu konuyu öncelikli olarak ele alıp çözmemiz gerek" dedi.

Soyer, hayvancılıkta standartların 2008 yılı sonuna doğru şekillendirilmemesi halinde süt ürünlerinin Türkiye'ye dahi satılamayacağı uyarısında da bulundu.

Kıbrıs konusu

Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşme talebinin gelecek yıl yapılacak seçimler nedeniyle Rum halkı ve dünyadan gelen baskılardan kaynaklandığını da belirten Soyer, "Bu görüşme gerçekleşecek. Çözüm planını bir an evvel sonuçlandıracak görüşme sürecini hızlandırmak gerek" dedi.

Soyer, 2 İtalyan siyasetçinin KKTC vatandaşlığına geçme talebinin de referandumda Kıbrıslı Türklerin ortaya koyduğu iradeden kaynaklandığını ekledi.

Elimizde tüm gençlere yetecek hali arazi var

Alaniçi ziyaretinde İçişleri Bakanı Murat da sosyal konut arsaları hakkında bilgi verdi. Sosyal konut arsaları için alınan paranın, bu arsaların altyapı çalışmaları ve eşdeğer mal karşılığını alamayanlara kaynak yaratmak için kullanılacağını söyleyen Murat, "Elimizde tüm gençlere yetecek hali arazi var" dedi.

Alaniçi halkı, köye verilen suyun kalitesinde düşüş olduğunu belirterek ilgili bakanlardan çözüm taleplerini de dile getirdiler.

KIBRIS 25/07/07

 

Papadopulos'un bir ağlamadığı kaldı

      YORGO KIRBAKİ

      Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 2008 Şubatı'nda düzenlenecek başkanlık seçimlerine adaylığını ilan ederken, 2004'te Rumları Annan Planı için 'Hayır' demeye davet ettiği konuşmasını hatırlattı. Dram filmlerindeki aktristleri hatırlatan mimikler yapan Rum liderin bir tek ağlamadığı kaldı.
      Papadopulos, televizyonlarda yayımlanan 'halka sesleniş'inde, "Kıbrıs konusu kapansın diye bir çözümü kabul etmeyeceğim. Göçmenlerin servetleri ve topraklarına dönme hakkından feragâtte bulunmayacağım" dedi. Annan Planı'na değinirken "Hayır kararımızla gurur duyuyoruz. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurtardık" diyen Papadopulos, referandum sonrası da uluslararası alandaki olumsuz havayı değiştirmeyi başardığını, Türkiye'yi ise AB yolunda ilişkilerini normalleştirme' yükümlülüğü altına soktuğunu söyledi. 'Normalleşme Papadopulos için Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni' tanıması ve askeri varlığını sona erdirmesi. Rum liderin 20 dakikalık konuşmasında, hedefi 47 yıllık tarihinde ilk kez kendi adayını (Dimitris Hristofyas) desteklemeyi kararlaştıran komünist AKEL taraftarlarını iknaydı. Papadopulos "Beni onca yıl destekleyen AKEL taraftarı seçmenlerle daha çok mücadaleden galip çıkacağız" vurgusu yaptı.
     
     AKEL'le cunta benzetmeli kapışma
      İlk kez seçilme şansı neredeyse eşit üç aday yarışa girdiğinden çetin geçeceği görünen Rum seçimine yedi ay olsa da Papadopulos ile AKEL arasında bıçaklar çekildi. Rum Yönetimi'nin yeni sözcüsü Vasilis Palmas'ın, AKEL yönetimini Papadopulos'u uzaklaştırmak istemekle suçlayıp Rum lideri Makarios'a, AKEL'i de Yunan albaylar cuntasına benzetti. AKEL buna 'Biz Papadopulos'u desteklerken iyi idik, şimdi kötü' tepkisi gösterdi.

 

MILLIYET 25/07/07

 

Avrupalılar, er ya da geç Kıbrıs ile ilgilenecekler

III. Makarios'un 33. ölüm yıldönümü dolayısıyla Rum yönetimi tarafından düzenlenen etkinliklere katılmak üzere geçtiğimiz gün Güney Kıbrıs'a giden Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Güney Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Kıbrıs sorununa ilişkin dinamiği değiştirdiğini söyleyerek, "Avrupalı ortaklarımız er ya da geç Kıbrıs sorunuyla ilgilenmek zorundadırlar. Avrupa toprağının bir bölümünde işgal vardır, bunu hatırlatmamız gerekir" dedi.

Fileleftheros; "Baskısız Çözüm - Papulyas Fileleftheros'a: Avrupa Toprağındaki İşgali Hatırlatalım" başlığıyla manşete çektiği haberinde, Karolos Papulyas'ın yukarıdaki görüşlerini, Yunanistan'da ve Güney Kıbrıs'ta ilk kez bu gazeteye verdiği mülakatta ortaya koyduğuna dikkat çekti.

Gazete, Yunanistan Cumhurbaşkanı Papulyas'ın Fileleftheros'a verdiği mülakatta, Kıbrıs sorunu, Türkiye-Avrupa ilişkileri ve Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili çok muhataplı mesajlar verdiğine ve Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün içeriğine ilişkin görüşünü ortaya koyduğuna işaret etti.

Gazeteye göre Papulyas, "Korku, adil ve yaşayabilir bir çözüm bulmaya kötü bir danışmandır. Kıbrıs Helenizmi; geleceğine, baskıcı şekilde karar vermeme hakkına sahiptir. İşgal askerinin varlığı ve müdahale hakkı uluslararası meşruiyete ve Avrupa ortak mantığına uygun değildir" dedi.

Karolos Papulyas'ın; Yunanistan hükümetinin, Türkiye'de gerçekleştirilen seçimlerden çıkan sonuca ilişkin değerlendirmesini paylaşmıyor göründüğünü kaydeden gazete, (Papulyas'ın) ortaya koyduğu görüşlerden; Erdoğan Hükümeti'ne o kadar da yatırım yapmadığının ortaya çıktığı ve "Türkiye'nin dış politikasının büyük ölçüde askeri kurulu-düzenden etkilendiği" iddiasında bulunarak, Türkiye örneğinde öngörülerin güvensiz olduğu görüşünü ortaya koyduğunu yazdı.

Kıbrıs sorunu çözülmeden, Türk-Yunan ilişkilerinin tam bir normalleşmeye gitmesinin söz konusu olmadığını söyleyen Papulyas'ın, "Kıbrıs'ın bu travması, Atina ve Lefkoşa'nın ayrılmaz şekilde birlikte gitmesi konusunda belirleyicidir" dediğini belirten gazete, söyleşiyi şöyle aktardı:

"Soru: Bu, Yunanistan Cumhurbaşkanı kimliğinizle Kıbrıs'a gerçekleştirdiğiniz ikinci ziyaretiniz olacak.

Yanıt: Ada'ya yeniden gelmem için bahaneler olmasını diliyorum. Cumhurbaşkanlığı görevimi devraldıktan sonra Kıbrıs, sınırların ötesindeki birinci gidiş yerim oldu ve bu tercih tesadüf değildi. Politika ve diplomasiye katkısının değerinin ne kadar olduğunu bilmiyorum, ancak Kıbrıs Helenizmi'nin trajedisini unutmadığını her fırsatta hatırlatmanın Yunan politikasının ve siyasi liderliğinin borcu olduğunu düşünüyorum.

Kıbrıs sorununun çözülmesi için Türkiye ağır baskı görmeli

Soru: İşgalle birlikte devam eden bir trajedi. Türkiye'deki yeni hükümet oluşumuyla birlikte Kıbrıs sorununun çözümü yönünde ciddi bir olasılık olacağı konusunda iyimser misiniz?

Yanıt: Kıbrıs sorununun çözülmesi için Türkiye'nin, uluslararası hukuka ve Avrupa gerçeğine saygı göstermeyi kabul etmesi gerekir. İşgal ordusunun varlığı ve müdahale hakkı uluslararası meşruiyete ve Avrupa ortak mantığına uygun değildir. Türkiye'nin, dış politikasının temel ilkelerini gözden geçirmeyi kabul etmesi için ağır baskı görmesi, yani; taksim felsefesinde bir çözüm dayatma çabasında yalnız kalması gerekir.

Soru: Açıkça Annan Planı'ndan söz ediyorsunuz...

Yanıt: Annan Planı'na atıfta bulunmamızın bir manası yok. Kıbrıslı Rumların ezici çoğunluğu tarafından reddedildi. Bundan sonra bulunacak çözüm; uluslararası hukuk kurallarına ve Güvenlik Konseyi kararlarına dayanan bir çözümden başkası olamaz. Kıbrıs'ın AB üyeliği; Avrupalı ortaklarımızın er veya geç ilgilenmek mecburiyetinde oldukları Kıbrıs sorunuyla ilgili dinamiği değiştirdi. Avrupa toprağının bir bölümünde işgal vardır ve bunu hatırlatmalıyız.

Soru: Çok yakında çözüm bulunmaması halinde taksimin kesinleşebileceği, yani sahte devletin tanınabileceği endişesi pek çok çevreden dile getiriliyor. Bu korkuları paylaşıyor musunuz?

Yanıt: İşgal rejiminin statüsünün yükseltilmesi, Türkiye'nin 1983'ten beri istikrarla istediği bir şeydir. Korku, Kıbrıs sorununa adil ve yaşayabilir çözüm bulunmasına kötü danışmandır. Kıbrıs Helenizm'i işgale 33 yıl dayandı; geleceğine, baskıcı şekilde karar vermeme hakkına sahiptir.

Soru: Şubat 2008'de yapılacak başkanlık seçimlerinden çıkacak sonucun milli davanın sürecini etkileyeceğine inanıyor musunuz?

Yanıt: Kıbrıs'ın davası milli risk almadır. Ben, burada siyasi düzenin; kişisel veya partisel istek ve stratejilerden tamamen bağımsız olarak Ada'nın derin yarasını göğüsleyecek kadar olgunlaştığına inanıyorum. Bu, Kıbrıs Helenizmi'nin topyekün talebidir de, siz öyle görmüyor musunuz?

Milliyetçiliğin yükselişi iyiye alamet değil

Soru: Yunan hükümeti, Erdoğan Hükümeti'ne çok yatırım yapıyor görünüyor, ya siz?

Yanıt: 12 yıl Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yaptım ve Türkiye'nin 12 Dışişleri Bakanı ile tanışma ve görüşme fırsatı buldum. Deneyimim; Türkiye'nin dış politikasının büyük ölçüde askeri kurulu-düzenden etkilendiğidir ve bu nedenle etkileyici sürekliliği var, ancak bu talihsiz yanlışlar anlamına gelmez. Erdoğan Hükümeti, 'derin devletin' rehineliğinden kurtulma cazibesiyle uğraşıyor ve seçim sonuçları Türk Başbakan'a; bu yolda ilerlemesi için ihtiyaç duyduğu halk meşruiyetini veriyor. Milliyetçi Hareket Partisi'nin meclise dönmesi ile cereyan ettiği üzere milliyetçiliğin yükselmesi iyiye alamet değildir. Öte yandan Kürt milletvekillerinin mevcudiyetinin özellikle önemi vardır, çünkü Kürt meselesi patlama boyutlarına geldi. Dolayısıyla; Türkiye'de bir iç devrim/ihtilal zamanının gelip gelmediğini zaman gösterecek.

Soru: Size göre, bu devrim/ihtilalin gerçekleşmesi olanakları var mı?

Yanıt: Türkiye'de cereyan eden uzun seçim propagandası sırasında da görüldüğü üzere, Ege'nin karşı tarafındaki kadar kendine özgü bir gerçek ve bir kompozisyon söz konusu olduğunda öngörüler yanlış olur. Türkiye ayrım noktasında bulunuyor: Avrupa yolunda yürümek istiyor, ancak bunu yapabilmesi için çelişkilerini çözmesi lazım. Bir Avrupa ülkesinde darbe tehlikesi veya tehdidi olamaz. Bir Avrupa ülkesinde halkın seçtikleri hükümet eder. Türkiye'nin Avrupalılaşması yolu çok uzundur. Kendisini ilgiyle izliyoruz ve (bu yola) devam etmesini umuyoruz.

Soru: Kıbrıs'ın AB üyeliğine rağmen, gümrük birliği halen genişletilmedi ve tanınmanın sözü bile edilmiyor. Acaba Yunan ve Kıbrıs diplomasileri yeterince talepkar olmadı mı?

Yanıt: İcraatlar ve taktiklerle ilgili eleştiri yaptığımızda, Atina ve Lefkoşa'nın karşılarında yalnız Ankara olmadığını, kendisini destekleyen güçlü müttefikleri de olduğunu unutmamalıyız. Kıbrıs'ın haklarının ileri götürülmesi konusunda hiçbir şey asla kolay olmadı. Yunanistan ve Kıbrıs'ın ruh birliği ve kararlılık içerisinde sürekli savaş vermesi gerekiyor.

Kıbrıs sorunu çözülmeden Türk Yunan ilişkileri normalleşmez

Soru: Ruh birliği her zaman var mı? Zaman zaman, Yunan siyasi liderliğinin Kıbrıs'ın tavrından; özellikle de ipleri gerdiğinde, rahatsızlık duyduğu izlenimine kapılıyoruz.

Yanıt: Kesin şekilde bilerek size söyleyebileceğim; Kıbrıs sorunu çözülmeden Türk-Yunan ilişkilerinin tam normalleşmeye yönelmesi söz konusu değildir.

Dolayısıyla Kıbrıs sorunu travması, Yunan dış politikasına da özel bir ağırlık veriyor. Bu olgu, Atina-Lefkoşa kesintisiz birlikte gidişinde belirleyici oldu ve olmaya devam ediyor. Ne başka yol ne de başka yöntem var."

Kibris 30/07/07

 

 

Başpiskopos kayıplarla ilgili insiyatif üstlenme niyetinde

Fileleftheros gazetesinin haberine göre Başpiskopos Hrisostomos, kayıpların akıbeti konusunda verilere sahip olan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara çağrıda bulunarak, bu verileri Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne sunmalarını istedi.

Kayıp yakınlarının dramına son verilmesine katkı koymak amacıyla Rum Kilisesi'nin girişim üstleneceğini söyleyen Başpiskopos II. Hrisostomos, Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer'in de insani olan bu konuda aynı hassasiyete sahip olduğunu belirtti. Hrisostomos ayrıca, Yönlüer'in aynı çağrıyı Kıbrıslı Türklere yapmasını da istedi.

Başpiskopos, uzun olan kayıplar listesinden az sayıda kişinin kimliğinin tespit edilmesinin ardından diğer kayıp yakınlarının üzüntü ve tedirginliğinin arttığını ifade etti ve Kilise'nin bu acı ve tedirginlik karşısında duyarsız kalmasının mümkün olmadığını söyledi.

Üstlenecekleri girişim çerçevesinde, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları hakkında bilgi almak amacıyla Komite'nin Üçüncü Üyesi Christophe Girod'tan görüşme talep edeceklerini belirten Hrisostomos, ayrıca Antropoloji Merkezi'ni de ziyaret edeceklerini ifade etti.

Başpiskopos II. Hrisostomos, bu arada, "Türk ordusunun arşivlerindeki veriler dâhilinde olan kayıpların" akıbetinin araştırılmasının, muhtemelen "bireyler tarafından öldürülen" kayıpların durumlarından daha kolay olduğunu savundu.

"Türk ordusunun arşivlerinde bulunan veriler için BM ve Avrupa Birliği aracılığıyla baskı yapılabileceğini" savunan Hrisostomos, "Çoğu Türk bireyler tarafından öldürülmüş olmalıdır ve bunlar; öldürenlerin dışında hiç kimsenin bilmediği alanlara gömülmüş olmalıdırlar" iddiasında bulundu.

Hrisostomos, yakın temas halinde olduğunu söylediği BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'e, iddia ettiği verileri araştırması konusunda çağrıda bulunacağını da söyledi.

KIBRIS 30/07/07

 

ABD, Kıbrıs için devreye giriyor

ABD DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI MÜSTEŞARI GELİYOR... ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nicolas Burns'ün ziyareti; Amerikan diplomatik kaynaklarına göre; eylülün ikinci haftasına ve Başkan Papadopulos'un BM Genel Kurul toplantısına katılmak üzere New York'a gidişi öncesine tarihleniyor

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un; gerek 8 Temmuz prosedürüyle, gerekse Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la hemen görüşme önerisiyle ilgili inisiyatiflerine rağmen, önümüzdeki kısa dönemde Kıbrıs sorununda gelişme olarak hiçbir şey beklenmemesi gerektiğini belirtti.

Fileleftheros gazetesi, "Kıbrıs Sorunu Yaz Tatilinde - Nicolas Burns'ün Açıklamalarına Rağmen ABD'den 8 Temmuz Teyidi - Bundan Sonraki Hareketler En Erken Eylül Ayına Tarihlenmeli" başlık ve spotlarıyla aktardığı haberinde, yabancı diplomatik kaynaklara dayanarak şunları yazdı:

"Kıbrıs Türk tarafının, Başkan Tasos Papadopulos'un davetini kabule olumlu yanıt verme konusunda şimdilik hiçbir işaret bulunmuyor. Bundan sonraki hareketler, en erken eylül ayı içine tarihlenmeli. O zaman bazı adımlar olacak. Bunların ileri doğru mu yoksa yerinde sayma adımları mı olacağı da kesin değil.

Beklenmekte olan bir hareket; Başkan Tasos Papadopulos'un eylül ayı içinde BM Genel Kurulu'na gidecek olmasıdır. Bütün liderler gibi o da; Genel Kurul'a hitap edecek, bunun öncesinde de BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la görüşecek. Bu görüşme BM'nin prosedürlerinin rutin bir parçası olmasına rağmen, Kıbrıs sorununa ilişkin hareketliliği canlandırma çabası ve Lefkoşa'nın öneri ve tekliflerinin Genel Sekreterlik önünde yinelenmesi için bir fırsat olabilir. Her zaman olduğu gibi, soru işareti; herhangi bir hareketlilik yaratabilecek her türlü hareketi şu anda reddeden Kıbrıs Türk tarafının nasıl bir tavır sergileyeceğidir.

Türkiye'deki iç siyasi krizin; bir miktar aşılacağı mı, yoksa Ankara'daki yeni Cumhurbaşkanı seçim prosedürü dolayısıyla yeniden mi canlanacağı Eylül ayına ve Ekim başlarına kadar ortaya çıkacak. Recep Tayyip Erdoğan'ın generallere karşı bir zafer kazandığı kesindir, ancak bu zafer kendisine sayısal olarak, Türk Millet Meclisi'nde cumhurbaşkanını seçme garantisi vermiyor. Erdoğan'ın demokratik bir zafer kazandığı doğrudur, ancak generaller; iradelerini dayatmak için milletvekillerinin ötesinde başka yollar da biliyorlar. Öte yandan emekli Türk generalin, seçimlerin hemen sonrasında yaptığı -askeri düzenin ve Kemalistler'in onaylamayacağı bir cumhurbaşkanı seçilmeye çalışılır ise- ordunun gerekeni yapacağı uyarısı dikkatlerden kaçmamalıdır. Mehmet Ali Talat'ın tavrı da bunlara bağlı olacak. Sonbaharda aktifleşmesi beklenen diğer bir unsur ise Amerikan unsurudur.

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nicolas Burns'ün ziyareti; Amerikan diplomatik kaynaklarına göre; eylülün ikinci haftasına ve Başkan Papadopulos'un BM Genel Kurul toplantısına katılmak üzere New York'a gidişi öncesine tarihleniyor. Ancak aynı kaynaklar, şimdilik resmi hiçbir şey olmadığının da altını çizdiler. Burns'ün Kıbrıs'ı ziyaret etme arzusu kesindir ve somut tarihlerin muhtemelen önümüzdeki günlerde belirlenmesi bekleniyor.

Ancak daha çok; Burns'ün nasıl hareket edeceği bilinmezliğini koruyor. 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi gereği üzerinde ısrardan başka her anlama giden son açıklaması soru işaretleri yaratıyor. Bu soru işaretleri; Başkan Papadopulos'un, Türk tarafının, Talat'la görüşmesinin 8 Temmuz prosedürü çerçevesinde değil, başka bir çerçevede gerçekleşmesi yönünde çalıştığı şeklindeki değerlendirmesi ile daha da ciddi şekilde kesinleşiyor.

Lefkoşa'nın; Gambari prosedürünün yoluna konulması ile çözüm arayışları konusunda Annan Planı değil, yeni bir zemin bulunması çalışmalarının yoluna konulduğu değerlendirmesi aşırı görünse de, Türk tarafının Annan Planı'nda ısrar etmesi ve 8 Temmuz prosedüründen rahatsız olması ile durum farklı bir hal alıyor. Şunu da belirtmek gerekir ki Amerikan diplomatik kaynakları, Burns'ün açıklamalarının, 8 Temmuz prosedürünün altını oyma veya kabul etmeme olarak algılanmaması gerektiğini, bu prosedürün masada bulunan tek prosedür olduğunu ve çabanın da bu prosedür üzerinden yapılması gerektiğini teyit ediyorlar.

Burns'ün Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'la olası görüşme arzusuyla ilgili olarak; görüşmenin hangi sıfatla ve nasıl olacağı şeklindeki sorumuza karşılık Amerikan diplomatik kaynakları; Straw'un ziyaretiyle olanların tekrarlandığını görmek istemediklerini söylediler."

KIBRIS 30/07/07

 

Bakoyanni: Türkiye'nin AB sürecine bağlılığı Kıbrıs konusunda da etkili olur

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Türkiye'deki genel seçimler sonrası seçilen hükümetin AB sürecine bağlı demokratik bir hükümet olmasının Türk-Yunan ilişkilerinin yanı sıra Kıbrıs konusuna da yapıcı katkıda bulunabileceğine inandığını söyledi.

Bakoyanni, Atina'da yayımlanan To Vima gazetesindeki demecinde, Türkiye'nin AB süreci ve genel seçimlerin sonucuyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Türkiye'nin AB üyeliği konusunda AB içerisindeki bazı olumsuz görüşlere karşın Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB sürecini desteklemeyi sürdürdüğünü belirten Bakoyanni, "İkili ilişkilerin iyileştirilmesinin bu konuya yardımcı olacağını" kaydetti.

Bakoyanni, "Hükümetimiz bu konuda, gerçekleşmesi durumunda Türkiye'nin AB üyeliğine ek argüman oluşturacak olan ikili ilişkilerin ilerletilmesini önererek, açıkça ve sorumluluk içerisinde tavrını ortaya koyuyor. Yunanistan elini uzatıyor, Türkiye'nin de karşılık verme zamanı geldiğine inanıyoruz" dedi.

Onayımız olmadan karar alınamaz

Türkiye'nin AB üyeliği konusunda Avrupa kamuoyunun önemli bir bölümünde olumsuz bir ortam oluşmaya başlamasına karşın Atina'nın bu konudaki politikasının "tam uyum, tam üyelik" şeklinde sürdüğünü ifade eden Bakoyanni, bu konuda Yunanistan'ın da onayı olmadan farklı bir karar alınamayacağını söyledi.

Bakoyanni, "Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili siyasi karar 2004'ün Aralık ayında belirlendi. Bizler politikamızı sürdürüyoruz. Bugünkü sürecin, özel bir ilişkiye dönüştürülmesinin, getireceği tüm tehlikelerle birlikte önemli bir siyasi ön çalışmayı zayıflatacağını düşünüyoruz. Bu konuda oy birliği şart olmasından dolayı bizim onayımız olmadan hiçbir karar alınamaz" diye konuştu.

Kıbrıs'a da yapıcı katkıları bulunabilir

Türkiye'deki genel seçim sonuçlarına değinen Bakoyanni, "Yeni hükümetin Türkiye'nin AB sürecine bağlı demokratik bir hükümet olmasının Türk-Yunan ilişkilerinin yanı sıra Kıbrıs konusuna yapıcı katkılarda bulunabileceğine inandığını" söyledi.

Bakoyanni, "Bir ülkenin dış politikasının bir gecede değişebileceğine inanmamakla birlikte, bu konuda kesin bir karara varabilmek için, yeni hükümetin politikasıyla ilgili açık örnekler bekliyoruz" diye konuştu.

KIBRIS 30/07/07

 

 

 

There is no separate justice to a shared tragedy
By Alkan Chaglar

IN A SPEECH made last week on July 20, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat thanked the Turkish Army for its ‘peace operation’, urging Turkish Cypriots to fight for “Turkish Cypriot Human Rights” and to continue the “Turkish Cypriot struggle”.

As if their struggle or fight for human rights was different to that of all Cypriots, Mr Talat erroneously elevated Turkish Cypriots as the sole victims of the Cyprus problem, insensitively and recklessly ignoring the enormous suffering and decades of pain brought about by the invasion for those Cypriots of Greek, Armenian and Maronite origin.

What is sad is that Mr Talat’s speech was made just as the United Nations were still exhuming the bodies of Cypriot civilians taken from their families and murdered in 1974. Steering dangerously towards ethnocentric bias, Mr Talat exposed a familiar yet extremely contradictory and dangerous trend of thinking among the Turkish Cypriot community – Exceptionalism.

As a Cypriot but above all a human being, I felt disturbed by Mr Talat’s rhetoric. Precisely what are “Turkish Cypriot Human Rights”? Does the term “human” not sufficiently cover Turkish Cypriots as far as Mr Talat is concerned? According to the preamble of the UN General Assembly resolution 217 A (III) of 10 December 1948, human rights is the “recognition of the inherent dignity and of the equal and inalienable rights of all members of the human family.” And my perception is that Turkish Cypriots, like Greek, Maronite, Armenian and Latin Cypriots are an integral part of that human family. So why would anybody with any degree of good will attempt intentionally to set up their community above this universal rule?
Perhaps while preaching selective human rights, Mr Talat was oblivious to the suffering of Greek, Maronite and Armenian Cypriots? But if this is the case, should he not refrain from dismissing suffering he has not personally witnessed himself? To take you back in time, the invasion was no ‘peace operation’. Over 200,000 Cypriots (a third of the population) were displaced and had to seek shelter in makeshift tents, thousands of innocent civilians were killed, thousands more injured and nearly 2,000 are still missing even to this day, while those who perpetrated these killings – whether Greek or Turkish Cypriots – are still free today. Since then, Christian places of worship have been desecrated, cemeteries destroyed, homes looted, land stolen and built over, while the island remains heavily militarised. Is this the ‘peace operation’ Mr Talat is so grateful for?

For a leader who led the Turkish Cypriots to vote for peace and reunification in 2003, and for a politician who prided himself on his dialogue with Greek Cypriot leaders, Mr Talat’s justification of the invasion is totally insensitive to the common suffering during this period and more importantly, a contradiction to the claim that he seeks dialogue and peace.

Claiming that “the aims of the July 20, 1974 operation are completely in line with the peace oriented Settlement Plan of the United Nations”, and treating the past inter-communal conflict as a pretext to a brutal invasion and a collective punishment of Christian Cypriots, Mr Talat attempted in his speech to maximise the suffering of his community while dismissing and ignoring that of other Cypriots communities. But such a game of blame, politics is fruitless. Mr Talat should realise that for every Turkish Cypriot story of injustice, there is a Greek Cypriot one. So what purpose is served other than division and distortion by the singling out and attempt to create the impression that one group of people, sui generic, are the sole victims of the Cyprus problem? Unquestionably in my mind, the main issue ought to be not how we best present ourselves as victim and convince the world of it to seek their pity, but how can we now come to terms with what has happened and reconcile with the aim of a lasting peace.

Regrettably, Mr Talat is not alone in this exceptionalist way of thinking. Many Turkish Cypriots, among them self-styled human rights defenders, unashamedly and illegitimately assert the historical necessity the 1974 invasion and war crimes in the wake of attacks against Turkish Cypriots. Contradicting their own struggle for human rights, they subscribe to the extra-judicial view that one crime can be cancelled out by another, and thus they direct their compassion selectively. With more interest in blaming the Greek Cypriots, while desperately turning the tables around in a bid to reassure themselves of their righteousness, they snap: “What about our suffering!” “Why don’t you write about our atrocities committed by the Greeks?”

But Turkish Cypriot refugees like my family know only too well their own suffering at the hands of a few Greek Cypriot militiamen, they do not need to be reminded of it, nor do they need to reconfirm it. No amount of repetition by Turkish Cypriots will address any of the injustices, but we can learn from our own errors and hope that Greek Cypriots will learn from theirs by openly and frankly admitting and talking about them. And yes, these include crimes committed by our ‘saviours’ and by our own irregulars against those we blame.

As a community, we talk of “embargoes” on our community, but how about our embargoes on Greek, Maronite and Armenian Cypriots from returning to their homes? In the Republic, the custodian of Turkish Cypriot properties pending a solution protects Turkish Cypriot properties, yet our ethnocentric bias has led us to sell Greek Cypriot properties to tourists. While mosques are generally kept in good condition in the Republic, we desecrate churches, remove and sell their crosses and artifacts and use them as barns.

Still there are Turkish Cypriot human rights activists who will argue, ‘but Turkish Cypriots were refugees in 1964!’ So was this crime justification for another crime? Can they try and explain this extra-judicial way of thinking to the entire world?
Mr Talat demands the lifting of ‘embargoes against the right of Turkish Cypriots to trade and fly directly into Ercan’, but refuses to return Varosha to its 30,000 owners. Is the right to sell items such as potatoes in his view more important or more urgent than lifting the embargo we impose on Greek, Armenian and Maronite Cypriots from the right to return to their homes, the right to a school for the enclaved Maronites in their language, the right for information on the missing? Mr Talat obviously believes these issues can wait another 33 years. It is great to see where his priorities lie in terms of human rights.

Echoing a distorted history of events, fighting for selective human rights together with an unashamed ethnocentric bias to one’s own community amounts to moral corruption and is not a solution to the Cyprus problem, nor is it a road map to peace. Above all, it demonstrates our inability to acknowledge the suffering of others caused by our own ‘saviours’ or irregulars, and exposes just how much Cypriots under-value the suffering of those with whom they seek dialogue for peace.

Turkish Cypriot human rights and their struggle for justice is no different from those of other Cypriot communities. Calls for restoring these rights are just, but must be achieved within a wider solution that will benefit all Cypriots. Seeking a separate justice to a shared tragedy by focusing solely on Turkish Cypriot human rights is highly contradictory and will only entrench division.

n Alkan Chaglar is English section Editor for London's Toplum Postasi (Community Post), a newspaper for the Turkish Cypriot community

Cyprus Mail 31/072007

Şehit askerin cenazesi defnedildi


31 Temmuz, 2007 16:42:00 (TSİ) CNN TURK

Vatani görevini yaptığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, geçirdiği kalp krizi sonucu şehit olan Tankçı Onbaşı Hakan Esmer'in cenazesi, Bursa'da toprağa verildi.

Hakan Esmer için Ulucami'de düzenlenen törene, ailesi, yakınları, Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Osman Baykurt ve çok sayıda vatandaş katıldı.
 
Törende, şehit onbaşının babası Emin ve annesi Nurdan ile kardeşleri fenalık geçirdi.
 
Hakan Esmer, öğle namazının ardından kılınan cenaze namazından sonra Pınarbaşı Şehitliği'nde toprağa verildi.

 

NBK, Turkish Bank'ın yüzde 40'ını alacak

A.A

National Bank of Kuwait (NBK), Turkish Bank'ın yüzde 40'ını satın almak için anlaşma imzaladı.

Turkish Bank'tan yapılan yazılı açıklamada, NBK'nın, Turkish Bank'ın yüzde 40'ını satın almasına ilişkin anlaşmanın, bugün 2 bankanın üst düzey yetkililerinin katıldığı bir törenle imzalandığı bildirildi.

BANKAYA DEĞER KATTIK

Açıklamada, NBK Üst Yöneticisi (CEO) İbrahim Dabdoub, bunun, NBK'nın bölgesel genişleme stratejisinde önemli bir kilometre taşı olduğunu ve NBK'nın büyüyen Türk bankacılık sektörüne olan yükselen ilgisini yansıttığını belirterek, şunları kaydetti:
“NBK, Türk ekonomisinin güçlü büyümesine, süregelen ekonomik reformlar, siyasi istikrar ve olumlu demografik eğilimler çerçevesinde uzun dönemde devam edeceğine inanıyor. Bu, önümüzdeki yıllarda bankacılık sektöründe olumlu bir etkiye sahip olacak.”

Dabdoub, NBK'nın gelecekteki genişlemesinde, Turkish Bank'ın sağlam bir platform sağlayacağına inandığını belirtti.
Turkish Bank Grup Yönetim Kurulu Başkanı Tanju Özyol da, NBK'nın bölgesel ve uluslararası pazardaki tecrübesi göz önünde bulundurulduğunda, bu devralmanın Turkish Bank'a önemli katma değer sağladığını söyledi.
Turkish Bank'ın, NBK ile yakın çalışarak, hem franchising ile Türkiye'deki perakende bankacılıkta büyüyeceğini hem de gelişen şube ağıyla pazar payını artıracağını belirtti.
Açıklamada, yapılan işlemin Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile Kuveyt Merkez Bankası'nın son onayına bağlı olduğu belirtildi.

HURRIYET 31/07/07

 

Yunanistan'da Türkçe radyo yayınına darbe

      YORGO KIRBAKİ

      Atina'da 'öncelikle Yunanca şartı koşulan' yeni lisans yasası, Batı Trakya'daki azınlığa Türkçe yayın yapan radyoları vuracak.
      1981'den beri AB üyesi Yunanistan'da özel radyoların faaliyetlerine düzenleme getiren yeni lisans yasası, Batı Trakya'da Türkçe yayın yapan radyo istasyonlarını endişeye sevk etti. 20 bin radyo istasyonuna çekidüzen vermek amacıyla çıkarılan ve 19 Temmuz'da resmi gazetede yayımlanan 3592 sayılı yasa yüzünden Türkçe yayın yapan yeni radyo istasyonlarının açılması güçleşecek, var olan altı radyodan bazıları ise kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Zira en az 60-100 bin avro kuruluş sermaye ve en az beş personel çalıştırılmasının yanı sıra 24 saat yayın zorunluluğu getirilen yasayla, radyolarda 'konuşmaların olduğu programlarda öncelikli (ya da ağırlıklı) dilin Yunanca olması' zorunlu koşuluyor.
      Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Güneydoğu Avrupa Medya Örgütü (SEEMO) Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas ile Parlamento Başkanı Anna Benaki'ye mektup yollayarak kaygılarını dile getirdi. IPI yasanın 'azınlıkların bilgilenmeden yararlanamaması için dikkatlice düşünülerek hazırlandığını' belirtip uluslararası yükümlülükleri anımsattı. Türk azınlığının parlamentodaki tek temsilcisi, iktidar partisi Yeni Demokrasi'nin vekili İlhan Ahmet de isim okunarak yapılan oylamaya katılmadı. Ahmet daha sonra, "Hükümet yetkilileri bana yasa maddelerinin uygulanması için ayrıca bakanlar kurulu kararı çıkarılacağını, ruhsatı olan radyoların kapsam dışı bırakılacağını söyledi. Yetkililer, Türkiye'de resmi dil Türkçe veya Fransa'da Fransız olmasına rağmen radyoların başka dillerde yayın yapması uygulamasının Yunanistan için de geçerli olacağını iletti" açıklamasında bulundu.
     
     'Yeni yasaya uymamız mümkün değil'
      Ama Batı Trakyalı radyo sahibi Türkler kaygılı. Radyo City'nin sahibi Halit Halilibrahim "Anadili Türkçe olan belirli bir kitleye hitap ediyoruz. Başka dil kullanmak zorunda bırakılırsak yayınlarımızın hiç anlamı kalmaz" derken, Joy FM'in sahibi Cengiz Bodur, "Kısıtlı imkânlarıyla yayın yapan azınlık radyolarının yeni yasaya uyması mümkün değil. Bu yasa yüzünden yayınlarımıza son verme tehlikesiyle karşı karşıyayız" tepkisi gösterdi.

MILLIYET 31/07/07

 

 

Ara bölgenin mayın temizliği için AB Mali Yardımı'ndan 4 milyon Euro

Ara bölgedeki mayın temizleme sürecinin tamamlanmasını sağlayacak kontrat, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik kalkınması için ayrılan 259 milyon Euro'luk AB Mali Yardım Programı'nın "Uzlaşma" başlığından finanse edilecek.

Avrupa Komisyonu'ndan yapılan açıklamaya göre, ara bölgedeki mayın temizleme çalışmaları bugüne kadar 5 milyon Euro değerindeki AB destekli programlarla yürütüldü.

UNDP'nin idare ettiği mayın temizleme çalışmalarını, Teknik Standartlar ve Kıbrıs için Yönergeler ile Uluslararası Maden Operasyon Standartları ile uyumlu olarak Mayın Operasyon Merkezi (Mine Action Centre) yürütüyordu.

Ara bölgenin mayından arındırılmasının toplam 9 milyon Euro'ya mal olması bekleniyor.

Rehn: Proje bütün AB üye devletleri tarafından destekleniyor

AB Komisyonu Üyesi Olli Rehn, kontratın imzalanması sonrasında yaptığı açıklamada, mayınların arındırılmasıyla ilgili projenin bütün AB üye devletleri tarafından desteklendiğini söyledi.

Projenin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından da kabul edildiğini kaydeden Rehn, "Bu adım adadaki iki toplum arasındaki uzlaşma ve güven artırıcı önlemler açısından önemlidir. Bu nedenle desteklenmelidir" dedi.

KIBRIS 31/07/07

 

Papulyas: Kıbrıs'ın işgalinin devam ettiği sürece Türkiye'ye AB'de yer yok

Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Türkiye'nin, Kıbrıs'ın bir bölümünün sözde işgali sürdürdüğü sürece Avrupa Birliği'ne katılmayı ümit edemeyeceğini söyledi. Papulyas, AB ortaklarına bu tür bir davranışa hoşgörü göstermeme çağrısında bulundu.

Papulyas, ayrıca Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafının, Türkiye'ye AB yolunda yardım elini uzattığını ancak, bunu Ankara'nın şartlarıyla değil, uluslararası topluluğun ve AB'nin belirlediği koşullarda gerçekleşebileceğini kaydetti.

Makarios'un vefatının 30. yıldönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada Papulyas, "Türkiye'nin AB'ye katılım arzusu ve bizim üyeliğimiz, Kıbrıs sorunun, tüm Kıbrıslıların insan haklarına saygı göstererek, BM ve AB prensipleri zemininde çözümlenmesi için önemli bir olanak sağlıyor" dedi.

Papulyas, bunun "tek yönlü" bir yol olduğunu ve Kıbrıs ile Yunanistan'ın bu yolu takip edeceklerini söyledi.

KIBRIS 31/07/07

 

Kayıp 6 Kıbrıslı Türk'ün daha kimliği tespit edildi

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, son kazılarda Girne Bölgesi'nde 23 Rum, Protaras'ta da 6 Türk'ün kimliklerinin tespit edildiğini söyledi.

Kimliği tespit edilenlerin aileleri ile görüşmelere başladıklarını belirten Küçük, bu kişilerin kalıntılarının ailelerin isteğine göre defnedileceğini ifade etti.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, kayıplar için yapılan kazılarla ilgili BRT muhabirinin sorularını yanıtladı.

Son yapılan kazılarda, 23'ü Kıbrıslı Rum, 6'sı ise Kıbrıslı Türk olmak üzere 29 kişinin kimliklerinin tespit edildiğini açıklayan Küçük, bu kişilerin kalıntılarının ailelere verilmesi için aile görüşmelerine başlandığını ifade etti.

Gülden Plümer Küçük, 23 Kıbrıslı Rum'un kalıntılarının Girne Bölgesi'nde, 6 Kıbrıslı Türkün de Protaras'ta 2006'ta bir kuyuda başlayan kazılarda ortaya çıkarıldığını kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin kalıntılarının, ailelerin isteği doğrultusunda bir yere defnedileceğini belirten Küçük, şehit olan bu kişiler için defin sırasında askeri tören düzenleneceğini dile getirdi.

Gülden Plümer Küçük, arzu eden ailelerin defin işleminden önce kayıplarının kalıntılarını ziyaret edebileceklerini de kaydetti.

Kayıpların kimlik tespitini yaparken izlenen yolla ilgili bilgi de veren Küçük, kayıpların kimlik tespitinde CİNG (SİNG) Laboratuarı'nın iki toplumlu ünitesinde, kayıpların kemiklerinden ve ailelerden alınan DNA'ların uyumlaştırıldığını ve kesin sonuca ulaşıldığını anlattı.

Küçük, ailelere kalıntı teslimi yapılırken, DNA ve Antropoloji raporlarının da verildiğini vurguladı.

Gülden Plümer Küçük, halen Güney Kıbrıs'ta Taşkent'te, Kuzey Kıbrıs'ta da Mesarya Bölgesi'nde kayıp kazılarının devam ettiğini sözlerine ekledi.

KIBRIS 31/07/07