AA
Güncelleme: 13:36 TSİ 22 Ağustos 2007 Çarşamba
LEFKOŞA
- Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 5 Eylülde KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla bir yıl önce üzerinde
anlaşma sağlanan 8 Temmuz mutabakatı görüşmesi öncesi
açıklamalarda bulundu. Anlaşma sürecinin kendi inisiyatifleriyle
gerçekleştiğini öne süren Rum lider, anlaşmanın
uygulanmasının Adadaki çıkmaz durumdan çıkış ve
umut oluşturacağını kaydetti.
Rum haber ajansına göre Papadopulos, iki toplumlu federal bir
çözümden yana olduğu görüşüne bağlı
kalacağını ve bunun aksi bir çözümün Adayı maceraya ve
çıkmaza sürükleyeceğini iddia etti.
Federal bir çözümün Ada için tek çözüm olduğunu savunan Papadopulos; ancak
iyi bir çözümün çok zor olduğunu çünkü Türk tarafının
uyuşmazlık tavrının çözümü imkansız
kıldığını savundu.
Gelecek bir yılı Kıbrıs için kritik ve kararlı bir
yıl olarak niteleyen Rum lider, Bir yanlış hamle veya bir
yanlış seçenek Kıbrıs ve Kıbrıs Helenizmi için
öldürücü olur diye konuştu.
TALAT:
GÖRÜŞMEYE KOŞULSUZ BAŞLAYACAĞIZ
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ise, Papadopuosla bir araya
geldiğinde, kapsamlı çözüm müzakerlerini başlatmayı
hedeflediklerini belirtti. Talat, Papadopulosla bir yıl aradan sonra
yapacağı görüşmeye, herhangi bir şart ya da koşul öne
sürmeden katılacağını belirtti. Talat, Kıbrıs
Türk tarafının amacının, kapsamlı çözüm müzakerlerini
başlatmak olduğunu vurguladı.
Talat ve Papadopulos, 5 Eylül Çarşamba günü, öğleden sonra, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möllerin
rezidansında bir araya gelecek. KKTC, görüşmede, 8 Temmuz
anlaşmasının uygulanması suretiyle Adada kapsamlı
çözüm müzakerelerine ulaşılmasını bekliyor.
BMnin eski Genel Sekreteri Kofi Annanın siyasi işlerden sorumlu
yardımcısı İbrahim Gambarinin
aracılığıyla 8 Temmuz 2006da Adada iki taraf
arasında varılan ve Gambari süreci olarak bilinen mutabakatla,
Kıbrısta insanların günlük hayatlarını etkileyen
konuları görüşmek üzere teknik komiteler kurulması ve buna
paralel olarak Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konularda
çalışma grupları oluşturulması öngörülüyordu.
İki hava korsanı adliyeye sevkedildi
22 Ağustos, 2007 17:17:00 (TSİ) CNN
TURK
Lefkoşa-İstanbul seferini yapan Atlasjet
uçağını kaçıran hava korsanları Mommen Abdül Aziz
Talikh ile Mehmet Şerat Özlü, 4 gündür süren sorgularının
tamamlanmasının ardından adliyeye sevkedildi.
18 Ağustos Cumartesi sabahı kaçırılan ve
Antalya Havalimanı'na indirilen Atlasjet uçağındaki eylemlerini
5 saat sonra teslim olarak sona erdiren Mısır asıllı
Filistin uyruklu Talikh ile Şanlıurfa doğumlu Özlü'nün
sorgulaması tamamlandı.
Adli Tıp Kurumu'nda sağlık kontrolünden geçirildikten sonra
savcılığa getirilen hava korsanları Talikh ve Özlü'nün
ifadelerinin alınmasına Cumhuriyet Savcısı Sabri
Yılmaz tarafından başlandı.
El Kaide bağlantısı
Yetkililer, savcılığın ve emniyet görevlilerinin hava
korsanlarıyla ilgili olarak 4 gündür sürdürdüğü geniş çaplı
araştırmalarda, Mommen Abdül Aziz Talikh'in El Kaide terör örgütüyle
bağlantılı olduğunu, araştırmanın Interpol
ve diğer uluslararası güvenlik kuruluşlarıyla temas
kurularak sürdürüldüğü bildirdi.
Talikh'in El Kaide terör örgütü bağlantıları kapsamında
2004 yılında örgütün Afganistan'daki kampında kısa süre
eğitim aldığını söylediği, Mısır
asıllı Filistin uyruklu hava korsanının Suudi
Arabistan'daki cezaevinde 2 ay kaldığı anlaşıldı.
Talikh'in Yemen'de bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle FBI
tarafından terör örgütü bağlantısı olduğu
şüphesiyle gözaltına alındığı ve Suudi
Arabistan'daki cezaevinde 2 ay süreyle bulunduğu da ortaya
çıktı.
Talikh'in ifadeleri doğrultusunda, soruşturmanın, El Kaide ile
bağlantıların hangi boyutta olduğunun öğrenilmesi
amacıyla derinleştirildiği bildirildi.
Bu arada, Talikh'in cezaevinde kaldığı sırada ABD'de 11
Eylüldeki ikiz kule saldırılarını organize ettiği
gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırılan
"Ahmet" adlı teröristle bağlantısı olduğunun
yanı sıra terör örgütünün bazı üyeleriyle de burada
tanıştığı yönünde bilgi verdiği öğrenildi.
Hava korsanları, uçak kaçırma eylemini Afganistan'daki El Kaide terör
örgütünün kampına katılabilmek amacıyla
gerçekleştirdikleri, bu amaçla Atlasjet uçağını
Lefkoşa'dan kalktıktan sonra Suriye'ye veya İran'a yönlendirmeye
çalıştıklarını söyledikleri belirtilmişti.
Yolcu uçağında 5 saatlik eylem
Lefkoşa-İstanbul seferini yapan 5 mürettebat ve 140 yolcu
taşıyan Atlas Jet'e ait uçak, iki hava korsanı tarafından
18 Ağustos'ta Tahran'a kaçırılmak istenmişti.
Uçak yakıt ikmali için Antalya Havaalanı'na inmiş, 5 saat süren
eylem saat 13.00 gibi korsanların teslim olmasıyla sona ermişti.
Cumhurbaşkanı Talat: Birleşme hayali bitiyor
22/08/2007
RADIKAL
LONDRA/LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum Kesimi'nde 2008'deki başkanlık seçimi öncesi
çözüm çabaları donmuşken, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'tan uluslararası topluma önemli bir uyarı geldi: Adada
bölünmüşlük iki devletli çözüme gidiyor.
Talat, dün Daily Telegraph'da yayımlanan özel demecinde, adadaki
bölünmüşlüğün kalıcılaşabileceğini ilk kez bu
kadar kesin bir dille ifade etti. KKTC lideri, Kıbrıslı Türkler
ve Rumlar arasındaki çatışmalarda alınmış 'ölümcül
yaranın' en kısa sürede sarılmaması halinde
birleşmiş bir ada umudunun sonsuza dek öleceğini kaydetti. Adada
çözüm ve birleşme yanlılarının iktidarda olduğunu,
ancak güçten düşmeye başladıklarını söyleyen Talat,
"Bölünme derinleşiyor. Kıbrıslı Türklerin çoğunun
iki devletli seçenekten, yani bölünmüşlüğün
kalıcılaşmasından yana olduğuna işaret eden
kamuoyu araştırmaları ortaya çıkıyor. Bu Türklerin
eski pozisyonlarına döndüğünü gösteriyor" vurgusu yaptı.
Kıbrıslı Türklerin birleşmeye yüzde 65'lik bir oranda
'Evet' dediği 2004 referandumunun tam aksi yönde düşünmeye
başladığını belirten Talat,
"Çatışmanın çözümündeki başarısızlık
insanlarda adanın birleşmeyeceği hissiyatını
derinleştirdi. Bu büyük bir tehlike. Siyasilerin seçeneklerini
daraltıyor. Siyasiler halklarının arzuları hilafına
hareket edemez. Bugün kuzeydeki tüm güç çözüm yanlısı güçlerin
elinde. Ama eğer bu değişirse artık daha neler olur
bilemem" uyarısında bulundu. Talat, ilk etapta kuzeye tecridin
kaldırılmasının önçözüm olarak müzakereler için zemin hazırlayabileceğini
ekledi.
Papadopulos'la
Talat 5 Eylül'de buluşuyor
Koalisyon ortağı AKEL'le yollarını ayıran Rum lideri
Tasos Papadopulos'un Talat'la görüşme tarihi ise dün netleşti.
Yeşil Hat'ta buluşan KKTC Cumhurbaşkanlığı
müsteşarı Raşit Pertev ile Papadopulos'un diplomasi şefi
Tasos Conis iki liderin 5 Eylül'de ara bölgedeki BM temsilciliğinde
buluşacağını duyurdu. İki lider eski BM arabulucusu
İbrahim Gambari aracılığıyla adada günlük hayatı
etkileyen teknik konularda ilerlemeyi hedefleyen 8 Temmuz 2006
uzlaşmasıyla ilgili konuları ele alacak. KKTC bu suretle kapsamlı
çözüm müzakerelerine ulaşmayı umut ediyor. (Daily Telegraph/afp)
Abramoviç, KKTC'de yatırıma soyundu; hedef Rus
zenginler
13 milyar dolarlık servetiyle dünyanın sayılı
zenginlerinden Rus işadamı Roman Abramoviç, yatırım
portföyüne Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni de ekledi.
İşadamı, KKTC'nin yeni gelişmekte olan Arapköy
bölgesinde bir yıl önce başlattığı 30 milyon
dolarlık gayrimenkul yatırımı tamamlanmak üzere. 225
üniteden oluşan Chelsea Village'in müşterilerinin ise Ruslar
olduğu belirtiliyor.
Geçtiğimiz hafta 112 metrelik Le Grand Blue adı verilen süper
lüks yat ile Bodrum, Marmaris ve İstanbul'da tatil yapan Roman
Abramoviç'in, Kuzey Kıbrıs'a ilgisi üç yıl önce
başladı. Villa inşaatlarının
yoğunlaştığı Arapköy bölgesinde aracılar
vasıtasıyla arsayı 5 milyon dolara KKTC'li bir firmadan
satın alan Abramoviç, bölgede kendi futbol kulübünün adından
esinlenerek Chelsea Village adını verdiği projeyi geçen yıl
başlattı.
Villa ve stüdyo dairelerden oluşan projenin Abramoviç'e ait
olduğu, bölgede çok bilinmiyor. Abramoviç'in yaptığı
villaların ağırlıklı olarak zengin Ruslara
pazarlandığı belirtiliyor. Villaların yıl sonuna kadar
tamamlanması beklenirken birçoğunun daha tamamlanmadan
satıldığı da dile getiriliyor.
İki hafta önce ziyaret etti
Gelecekte turizm potansiyeli gördüğü KKTC ile yakından
ilgilendiği belirtilen Abramoviç'in iki hafta önce KKTC'ye geldiği
öğrenildi. Abramoviç'in yatırımlarını yakından
izleyen bir işadamı, bir süre önce Girne merkezinde de 38 katlı
bir otel yapmak için araştırma yapan işadamının bu
yatırımdan şimdilik vazgeçtiğini söyledi.
Ünlü işadamının KKTC dışında Türkiye'de
ciddi yatırım planları bulunuyor. 2005 yılında
yatı ile ilk kez Türkiye'ye giden Abramoviç, Türkiye'deki ilk
yatırımını Antalya'nın Kundu bölgesinde bulunan ve
hâlâ inşaatı süren İstanbul Safisa Oteli satın alarak
yaptı. Rus turistlerin Antalya'ya olan yoğun ilgisi nedeniyle
aldığı bu otelin inşaatı sürüyor ve lüks otelin bu
yıl içinde açılması planlanıyor.
100 dönümlük arazi üzerinde inşaatı süren İstanbul Safisa
Oteli'nin inşaat alanı 50 bin metrekare büyüklüğünde. 572
odalı olarak planlanan otelin, yatak kapasitesi ise bin 258 olacak.
Bölgenin en lüks otellerinden biri olacak İstanbul Safisa Oteli'nin,
yüksek standartlı ve üst gelir grubu turistlere yönelik hizmet
vereceği belirtiliyor.
Türkiye'nin güney sahillerini de sürekli olarak dolaşan ve birçok
otel yatırımı ile ilgilenen Abramoviç'in, bu yıl içinde
Marmaris'te 15 yıldır inşaat halinde duran Keyland Otel'i
satın aldığı da basında yer aldı. Halis Toprak'ın
Londra'daki malikanesini 93 milyon dolara satın alan Rus işadamı
Abramoviç'in yine Toprak'ın Kuşadası'nda bulunan 83 dönümlük
arazisi ile de yakından ilgilendiği biliniyor. Ünlü
işadamının bu arazi için 350 milyon doları gözden
çıkardığı konuşulan Abramoviç'in aynı zamanda
İstanbul Boğazı'nda da kendisine bir yalı
baktığı belirtiliyor.
41 yaşında 13 milyar dolar serveti var
Henüz 41 yaşında olmasına rağmen dünyanın en
zengin işadamları arasında bulunan Rus işadamı Roman
Abramoviç'in kişisel serveti bugün 13.3 milyar dolar olarak biliniyor.
Rusya'da Yeltsin döneminde başlatılan özelleştirme dönemi
sonrasında ticaret hayatına atılan ve o zamanlar
"Kremlin'in yeni Rasputin'i" diye nitelenen Boris Berezovski ile tanışmasıyla
hayatı değişen Abramoviç, 24 Ekim 1966'da Saratov'da dünyaya
geldi.
Ticarete oyuncak üretimi ve satışıyla başlayan
Abramoviç'in gözü ise petrol ticaretindeydi. Bu konuda da ilk adımı
Batı Sibirya'daki Omsk rafinerisinin ürünlerini pazarlayarak attı.
1992'de Berezovski ile tanıştı. Milyarder işadamı
Berezovski onu önce Sibneft'in Moskova temsilciliğine getirdi,
ardından yönetim kuruluna soktu. Ortak yatırımları iki
işadamını Rusya'nın ikinci büyük petrol grubu haline
getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Putin bir süre sonra Berezovski
hakkında sahtekarlıktan, vergi kaçakçılığına,
kamu malını yağmalamaktan,
dolandırıcılığa kadar bir dizi iddiayla
soruşturma açtırdı. Berezovski Londra'ya kaçtı. Hâlâ orada
yaşıyor. Berevzovski ülkeyi terk etmeden önce Sibneft ve ORT'deki
hisselerini güvenilir dostu ve ortağı Abramoviç'e devretti. O da ilk
iş olarak ORT'yi devlete sattı.
Daha sonra Abramoviç'in ilgi alanına futbol girdi. İngiliz
Futbol Kulübü Chelsea'yı 300 milyon dolar ödeyerek satın alan
Abramoviç, takımı baştan aşağı yeniledi. Bugün
Londra'da yaşayan Abramoviç'in servetini ve yaşamını
yakından izleyen Forbes Dergisi onu dünyanın en çok para harcayan
zengini ilan etti. Abramoviç, yılda 700 milyon dolar harcıyor.
Şu anda 4 yatı olan Abramoviç, sadece bunların bakımı
için yılda 23 milyon Euro harcıyor. Rus işadamının
ayrıca Boeing-767 jeti, Boeing 737'si ve iki helikopteri var.
İşadamının gayrimenkullerinin tam sayısını
bilen yok.
KIBRIS 22/08/07
Nihayet görüşüyorlar
GÖRÜŞME 5 EYLÜL'DE... Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
lider Papadopulos'un görüşme tarihini belirlemek amacıyla
Papadopulos'un Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile dün yaklaşık
bir saat süren bir görüşme yaptı. Pertev, görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada, Talat-Papadopulos görüşmesinin 5
Eylül'de, öğleden sonra yapılacağını, görüşmenin
ara bölgede BM gözetiminde gerçekleşeceğini söyledi
AMAÇ; KAPSAMLI ÇÖZÜM... Pertev, "Kıbrıs Türk tarafı
olarak amacımız bir an önce kapsamlı müzakereleri başlatmak
ve kapsamlı çözüme ulaşmaktır. Bu çerçevede 2 liderin bir araya
gelmesini istiyoruz" dedi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Erçakıca ise Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos'un gerçekleştireceği görüşmenin
amacının, oyalama taktiklerini geçersiz bırakarak, 8 Temmuz
sürecinin kapsamlı çözüm müzakerelerine ulaşmasının yolunu
açmak olacağını söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lider Tasos
Papadopulos 5 Eylül'de bir araya geliyor. Görüşme, BM gözetiminde ara
bölgede gerçekleşecek.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, iki liderin görüşme tarihini belirlemek amacıyla Rum lider
Tasos Papadopulos'un Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile dün
yaklaşık 1 saat süren bir görüşme yaptı.
Pertev, görüşmeden sonra TAK'a yaptığı
açıklamada, Talat-Papadopulos görüşmesinin 5 Eylül'de, öğleden
sonra yapılacağını söyledi. Raşit Pertev,
görüşmenin ara bölgede BM gözetiminde gerçekleşeceğini kaydetti.
Pertev, "Kıbrıs Türk tarafı olarak
amacımız bir an önce kapsamlı müzakereleri başlatmak ve
kapsamlı çözüme ulaşmaktır. Bu çerçevede 2 liderin bir araya
gelmesini istiyoruz" dedi.
Erçakıca: Beklentimiz 8 Temmuz
sürecinin rayına oturtulması
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un gerçekleştireceği görüşmenin
amacının, oyalama taktiklerini geçersiz bırakarak, 8 Temmuz
sürecinin kapsamlı çözüm müzakerelerine ulaşmasının yolunu
açmak olacağını söyledi.
Erçakıca, dün haftalık brifinginde yaptığı
açıklamada, "Talat-Papadopulos görüşmesinden beklentimiz, 8
Temmuz sürecinin rayına oturtulması" dedi.
8 Temmuz anlaşmasının, tarafları, kapsamlı
çözüm müzakerelerine taşımak için tasarlanmış prosedürel
bir anlaşma olduğuna dikkat çeken Erçakıca, bu
anlaşmanın, Rum tarafının "Kıbrıs sorununu
zamana yayma" politikası ve oyalama taktikleri nedeniyle uygulanamadığını
hatırlattı.
Erçakıca, bir soru üzerine, Pertev'in dünkü görüşmeye
herhangi bir öneri ya da koşul götürmediğini söyledi. Pertev'in
elinde Talat-Papadopulos görüşmesi için Cumhurbaşkanı
Talat'ın programına göre bir kaç tarih alternatifinin bulunduğunu
kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:
"Bizim Talat-Papadopulos görüşmesi için hiçbir ön
koşulumuz yoktur. Olmasını da düşünmüyoruz. Karşı
tarafın tutumuna göre politikamızda değişiklikler olabilir,
ancak şu anda koşullu bir görüşme öngörmüyoruz."
KIBRIS 22/08/07
CFA under fire for
blocking Turkish Cypriots
By
John Leonidou
THE CYPRUS Football
Association has come on the end of a scathing attack from an official of FARE
(Football Against Racism in Europe).
The CFA is the only football association recognised by the world governing body
for football FIFA, despite calls from the Turkish Cypriot football association
also to be recognised.
Turkish Cypriot teams are demanding the right to play in official FIFA and UEFA
games and claim they are being denied the right by the CFA, who continue to
veto their calls to play international matches.
Speaking an interview with the London Turkish Gazette, FARE director Piara
Power hit out against the CFA in particular after the incident in which
objections were raised against a friendly set to take place in the north
between English side Luton Town and Turkish Cypriot team ?etinkaya.
Power described the CFAs vetoing of Turkish Cypriots as wrong, accusing the
association of depriving Turkish Cypriots of the right to nurture, develop and
give people opportunities.
At the heart of the issue is an injustice and this reflects the situation in
North Cyprus in general, he told the paper.
For instance, it reflects the fact that things have been lumbering along for
so long and that political ramblings are preventing people from moving on with
their lives.
Football in particular is an interesting mirror as to what is going on in our
societies and this particular situation highlights the way in which, certainly
this football club [?etinkaya], and Turkish Cypriots in general are not being
able to realise their full potential.
Powers even went as far as to say that their should be two separate football
associations on the island, despite the position of FIFA that it only
recognises the official football association operating for the Republic of
Cyprus.
What can be said is that the Cypriot FA should not have the right of veto over
TRNC teams playing nationally thats wrong, he said.
As a governing body you have rights and responsibilities to nurture, develop
and give people opportunities. To prevent people from making contact is an
absolute injustice.
Given the constitution of Cyprus, with borders in place, there should be a
North Cyprus FA and a South Cyprus FA. They should have the status of a
governing body and be taking positions within UEFA. They should have the right
to veto within their own countries, not over each other. [The current
situation] just doesn't make sense.
CFA Chairman Costakis Koutsokoumnis was yesterday unavailable for comment.
Cyprus Mail 22/08/2007
Top Brussels think-tank
slams Tassos
By
Jean Christou
THE Brussels-based think tank the International Crisis Group
(ICG), which caused a stir last year over its pro-Turkish stance on Cyprus, has
slammed President Tassos Papadopoulos as an obstacle to a solution.
An opportunity for change in Greek Cyprus may emerge if presidential elections
in February 2008 produce a more pro-reunification president than the current
hardliner, Tassos Papadopoulos, the new report on Turkey-EU relations said.
Some Greek Cypriot officials say they believe the same. For now, however,
there are few signs of impatience in Greek Cypriot society for reunification
with neighbours who are three times poorer and one fifth their number, yet
demand political equality.
The ICG is co chaired by the former European Commissioner for External
Relations Christopher Patten and former US Ambassador Thomas Pickering.
Zbigniew Brzezinski, former US National Security Advisor to the President,
Wesley Clark, former NATO Supreme Allied Commander, Europe, Pat Cox former
President of the European Parliament and Joschka Fischer the former German
Foreign Minister are members of the ICG executive committee.
The report suggests that the Greek Cypriot idea that osmosis can produce a
unitary state is unlikely to work. Turkish Cypriots are applying for Nicosias
passports to take advantage of EU privileges, not to embrace the Greek Cypriot
state, it said.
It also cites Cyprus as the biggest and most obvious obstacle to any EU attempt
to relaunch its Turkey relationship.
There seems little chance in the short term that Greek Cyprus will genuinely
discuss bicommunal, bizonal arrangements. As governments forget the initial
shock of how the Greek Cypriot government broke its promise to accept the UN
plan, the chance of real EU pressure on Nicosia to compromise is lessening,
the ICG said. Cyprus remains a daily EU problem, with a potential for real
conflict.
The report recommends to the EU to keep Turkey engaged and asks EU governments
to form a group of friends of north Cyprus to reassure Turks there of their
connection to Europe and consider new steps to intensify contacts in the
framework of the EU-backed UN settlement process
It suggests to Cyprus to set out realistic political goals that acknowledge a
compromise with the Turkish Cypriots will require sacrifice by the Greek
Cypriots as well.
Recognise that reunification of the island is only possible through the UN
bicommunal, bizonal process and explain this to the Greek Cypriot population.
Welcome EU initiatives to bring Turkish Cypriots closer to the EU, so as to
help close the gap between the people on the island and increase the room for
political manoeuvre of pro-reform, pro-solution politicians in Turkish Cyprus
and Turkey.
The ICG also makes a suggestion to the US to continue to reward the Turkish
community and administration on Cyprus economically and politically for
pro-reunification actions, so as to help allay a feeling in Turkey that the
West is irrevocably prejudiced against it.
The new ICG report was dismissed yesterday by ruling DIKO, which denounced the
provocative intervention of foreign factors in the internal affairs of Cyprus
aimed at removing Papadopoulos. The ICG, a statement said, continued to take up
Turkeys positions on the Cyprus issue.
KKTCye yatırıma yalanlama
23 Ağustos, 2007 16:28:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan
gazeteler, İngiliz Chelsea futbol kulübünün sahibi Rus milyarder Roman
Abramoviç'in KKTC'de yatırım yapacağına ilişkin
haberleri Rum Dışişleri Bakanlığının
araştırdığını ve Abramoviç'in sözcüsünün de
konuyu yalanladığını bildirdi.
Rum gazeteleri, Rum Dışişleri
Bakanlığının, Abramoviç'in, KKTC'nin Arapköy bölgesinde
satın aldığı araziye turistik tesis inşa
edeceğine ilişkin Türk basınında çıkan bilgilerin
araştırılması ve düzenlenmesi amacıyla
araştırma başlatılması emri verdiğini kaydetti.
Gazeteler, Roman Abramoviç'in, basın sözcüsü
aracılığıyla KKTC'deyatırım
yapacağını yalanladığı da belirtildi.
Abramoviç'in halka ilişkiler sorumlusu olan John Man, Rum haber
ajansına yaptığı yazılı açıklamada,
Abramoviç'in KKTC'de büyük yatırımlar yapacağına
ilişkin olarak Türk basınında çıkan, daha sonra ise
başka yerlerde yayımlanan bilgileri kati bir şekilde
yalanladı.
Man açıklamasında, Abramoviç'in adanın Kuzey bölümünde
"Chelsea Village" isimli bir tatil köyü inşa edeceği,
ayrıca Türkiye'de inşaat yapacağı yada mülk
edineceğiyle ilgili söz konusu bilgilerin "tamamıyla yalan"
olduğunu savundu ve "Sayın Abramoviç, Chelsea Futbol
Takımı ve bunlarla işbirliği içinde olan başka bir
şirketin hiçbir şekilde 'Chelsea Village'le bağlantısı
yoktur" ifadelerini kullandı.
Gazeteler ayrıca, Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku
Markulli'nin yaptığı açıklamaya yer verdi.
Markulli, konunun tam olarak araştırılması, düzenlenmesi ve
yasal olarak hareket edebilmeleri için derhal birtakım direktifler
verdiğini söyledi.
Kıbrıs'ta yeni çözüm arayışı
KIBRIS Türk ve Rum liderleri, Mehmet Ali Talat ile Tasos Papadopulos'un 5
Eylül'de bir yıldan beri ilk kez bir araya gelmeye karar vermeleri, olumlu
bir gelişme. Ama bu yeni "zirve"den ne bekleyebiliriz? Bu,
"özlü ve kapsamlı" bir müzakere sürecinin
başlangıcı olabilir mi? Yoksa, bu da, 8 Temmuz 2006 doruğu
gibi, arkası gelmeyen, "göstermelik" bir toplantıdan ibaret
mi kalır?
İki tarafta da resmi ağızlar -her zamanki gibi
"ihtiyatlı" olarak- yeni zirveden umutlu görünüyorlar.
Aslında 13 ay önceki toplantı da umut yaratmıştı. O
zirvede meselenin özüyle ilgili ciddi müzakereler için bir ön çalışma
yapılmasına karar verilmişti. Bu amaçla çalışma
grupları kurulacak, ayrıca "günlük yaşam" ile ilgili
konuları görüşmek için de teknik komiteler oluşturulacaktı.
Ancak bu kararlar bir türlü yaşama geçirilemedi. Görüşmeler
tıkandı. Şimdi Talat ile Papadopulos arasında
diyaloğun yeniden başlaması dahi, ileri bir adım
sayılıyor.
Başka formül kaldı mı?
Açıkçası, BM gözetiminde yıllardan beri yapılan bu tür
toplantılarda, her türlü formül denenmiştir. Geçmişte genel
ilkeler ve parametreler üzerinde (örneğin iki kesimli federasyon gibi)
mutabakat sağlandığı hallerde bile, ayrıntıya
girildiğinde, derin görüş ayrılıkları yüzeye
çıkmış ve anlaşma sağlanamamıştır.
Şimdi daha önce üretilmiş, tartışılmış ve
hatta üzerinde genel bir mutabakat sağlanmış pek çok çözüm
formülünün ve müzakere yönteminin dışında, ne gibi yeni bir
fikir ortaya atılabileceğini çok merak ediyoruz...
İki tarafın temel pozisyonları belli: Türk tarafı, adadaki
fiili durumu esas alan, birbirlerinden ayrılmış Türk ve Rum
unsurların eşitliğine dayalı bir ortaklık istiyor. Rum
tarafı ise, Türk kesimini güçlü bir merkezi federasyonun içine alacak,
"üniter" bir Kıbrıs devletinden yana.
Annan Planı, iki tarafın pozisyonlarını şimdiye kadar
en çok birbirleriyle uzlaştıran formüldü. Rumlar buna
"hayır" deyince, BM'nin bu "master planı" da suya
düştü. Papadopulos'un bu planın esasları ve parametrelerine
dönüş yapması ihtimali yok. Türk tarafının da, Annan
Planı'nın gerisine gitmesi ve Papadopulos'un
"birleşme" anlayışına katılması mümkün
değil...
Statüko tercihi
Yıllar boyunca Kıbrıs'ta çözüm arayışının
bir sonuç vermemiş olmasının başlıca nedeni, iki taraf
için de "güçlü bir motivasyon eksikliğidir".
Diğer bir deyişle, iki taraf da, statükonun avantajlarını,
sakıncalarına tercih ediyor ve farklı bir statü için ödün
vermeye razı olmuyor.
Aslında bu daha çok Rum tarafı için söz konusudur. Rumlar, bir devlet
olarak tanınmanın, AB üyesi olmanın, refah içinde
yaşamanın avantajını, her şeyin üstünde tutuyor. Onlar
için artık (Türklerle eşitlik karşılığında)
"adanın birleşmesi" dahi, o kadar cazip değil.
Türk tarafı ise, Annan Planı referandumu sırasında,
birleşmeyi gerçekten istediğini gösterdi. O zaman onları motive
eden, Rumlarla birlikte AB'ye girmek, izolasyondan kurtulmak ve hayat
standardını yükseltmek idi. Papadopulos yönetiminin
davranışları, bu motivasyonu da ortadan kaldırdı.
Şimdi Kıbrıslı Türkler, giderek birleşme fikrinden
soğuyor ve "iki devlet" (yani KKTC'nin bağımsız
varlığını sürdürmesi) formülünü benimsiyor.
Son zamanlarda KKTC'nin ekonomik ve siyasal durumundaki gelişme, bu
eğilimi güçlendiriyor. Cumhurbaşkanı Talat'ın "Daily
Telgraph"a demecinde "kalıcı bölünme"
uyarısında bulunması, KKTC'de artık çözümün bu yönde
görüldüğünü ortaya koyuyor...
SAMI KOHEN MILLIYET 23/08/07
Türkiye: Temelsiz karar düzeltilsin
23/08/2007 RADIKAL
ANKARA/KUDÜS
- Amerika'daki Yahudi lobisinin önde gelen kuruluşu Anti-Defemation
League'in (ADL) 'Ermeni soykırımı'nı tanıma
kararı Ankara'nın sert tepkisini yol açarken, İsrail ve Türk
Yahudi cemaati de rahatsızlığını dile getirdi.
Dışişleri Bakanlığı dün ADL
açıklamasını 'talihsiz' diye niteleyip düzeltilmesini
istediği açıklamada şu ifadeleri kullandı: '1915
olaylarının soykırım olarak nitelenmesi, tarihi ve hukuki
temelden yoksundur. Ayrıca bu konuda iddia edilenin aksine tarihçiler
arasında mutabakat bulunmamaktadır. Kaldı ki, bir ortak komisyon
kurularak tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılmasını
Ermenistan'a teklif eden Türkiye'dir. Bu öneriye henüz olumlu yanıt
alınmamıştır. ADL'nin aldığı kararla tarihi
yeniden yazmaya girişmesi çelişkilidir ve gerekçesi anlaşılamamaktadır'.
Dışişleri'nin açıklamasında Türkiye'deki Yahudi
cemaatinin, Türk toplumunun parçası olduğu ve son gelişmelerden
kaygılanmasının hiçbir şekilde gerekli
olmadığının altı çizildi.
Musevi cemaati de tepkili
Türk Musevi Cemaati de ADL kararını anlamakta güçlük çektiğini
duyurdu. Kararı üzüntüyle karşılayan cemaat,
açıklamasında, bunun Türkler ile Ermeniler arasında arzu edilen
uzlaşmaya hizmet etmeyeceğini vurguladı. Açıklamada
kararın sadece Amerika Yahudilerinin kuruluşlarının fikrini
yansıttığının altı çizilerek, 'Türkiye'nin
menfaat ve tezlerinin savunulması konusunda Türk Musevi Cemaati yönetimi
ve üyelerinin gösterdiği çabalar sürecektir' denildi.
İsrail:
Tavrımız aynı
Bu gelişme üzerine İsrail de 1915-16 olaylarını
'soykırım' olarak tanımama tavrının
değişmediğini vurgulayan bir açıklama yayımladı.
(Radikal, aa)
Azınlıkların çektiği çile
23/08/2007 RADIKAL
Bir gün
Türkiye gerçek demokrasi olduğunda, hiç kuşkunuz olmasın,
demokrasinin gereği olan şeffaf devlet de gerçekleşecek.
İşte o gün geldiğinde, yıllarca bu ülkede derin devletin de
derinine inerek gizlenmiş bazı önemli kuruluşların, mesela
Azınlıklar Tali Komisyonu'nun geçmişte yaptıkları da
ortaya çıkacak.
İşte gün geldiğinde, Türkiye kendi geçmişinin karanlık
sayfalarıyla yüzleşebilecek, belki de kendi geçmişiyle
barışacak.
Bilmeyenler için hatırlatmaya çalışayım: Yakın zamana
kadar içinde Milli İstihbarat Teşkilatı, İçişleri
Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve
Dışişleri Bakanlığı'ndan temsilcilerin
bulunduğu bir komisyonun adıydı Azınlıklar Tali
Komisyonu.
Bu komisyonun başlıca görevi de, Türkiye'de yaşayan
gayrımüslim azınlıklara hayatı zehir etmek ve onların
böylece bu ülkeden kaçıp gitmesini sağlamaktı.
'Yakın zamana kadar' diyorum, çünkü sadece birkaç yıl önce bu
komisyonun varlığı resmen doğrulandıktan sonra
komisyonun görevi ve adı değiştirildi. Belki komisyon hâlâ eski
işlevini görmeye devam ediyor, bunu da bilmiyoruz aslında.
Ama komisyonun işinin artık geçmişe göre çok
azaldığını söyleyebiliriz; çünkü komisyon varolduğu
dönemde işini 'iyi' yaptı ve Türkiye'de gayrımüslim
azınlık nüfusu çok ama çok azaldı.
Ancak belki de çok iyimserimdir; azınlık mensuplarının
sayısı azalmakla birlikte, belki de devletimiz, 1915 ve izleyen
yıllardaki tehcir ve diğer olaylar sırasında, sürülmekten
ya da öldürülmekten kurtulmak için İslam'ı seçen Ermeni aileleri
takip etmeye devam etmiştir.
Bakın, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu,
bir yandan 1936'da bu 'dönme'lerle ilgili devletin bir çalışma
yaptığından ve bütün aileleri tek tek tespit ettiğinden söz
ediyor, bir yandan da kendisinin de bu çalışmayı yakın
zamanda güncellediğini söylüyor.
Acaba 1936'da yapılan bu çalışma neden
yapılmıştır? Sadece meraktan mı? Eğer meraktansa,
bu çalışmanın sonuçları neden açıklanmamış,
hatta varlığı bile düne kadar neden gizli tutulmuştur?
Sakın bu liste, devlet memuriyetine girişte veya memuriyette
yükselişte, silahlı kuvvetlere girişte veya yükselişte bir
'rehber' gibi kullanılmış olmasın?
Çünkü devlette 'hassas' görevler söz konusu olduğunda, insanların
ailelerinin etnik geçmişine bakıldığı, 'güvenilir' ve
'güvenilmez' etnik kimliklerden söz edildiği Ankara'da çok bilinen
'sır'lardan biri.
Devletimiz bu çeşit ayrımcılıklar yapmış olabilir
mi?
Aslında yaptığını biliyoruz: Doğrudan
gayrımüslim azınlıklardan birine mensup olan tek bir
kişinin bile devletimizde herhangi bir yüksek memuriyete (üniversitede
profesörlük hariç) geldiğini bileniniz var mı? ('Bilmemiz şart
mı' diyenler olacaktır, haklılar da. Ama bazı etnik veya
dini kimliklere sahip olmayı engelleyici görenler varoldukça, insan ister
istemez devlet kadrolarında yükselenleri gözlüyor.)
Ama konumuz doğrudan azınlıklar değil, bundan neredeyse 100
yıl önce can derdiyle veya başka sebeple İslam'a dönmüş
olan ailelerin bugün yaşayan beşinci, altıncı kuşak
üyeleri.
Unutmayın, daha yakın bir zaman önce İslamcı gazetelerimiz,
bir üniversite rektörünün dini ve etnik kimliğini onun kanunları
uygulama biçiminin sanki nedeniymiş gibi takdim etti, bu rektörü
manşetten teşhir etti. Aynı şekilde Van 100. Yıl
Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın da, 'Kanında Ermeni
kanı taşımak'la suçlanabildi ülkemizde. Bunlar sivillerin
yaptıkları.
Türkiye'de siviller düzeyinde bu denli yaygın olan sıradan
ırkçılığın devletimiz tarafından
uygulanmamış olmasını ummak istiyor insan.
Ama diyorum ya, bunları bu ülke gerçek bir demokrasi olduğunda,
devlet de hesap verir olduğunda öğrenebileceğiz ancak.
Korsanlar örgüt suçuyla tutuklu
23/08/2007 RADIKAL
DHA - ANTALYA -
Ercan-İstanbul seferini yapan Atlasjet Havayolları
uçağını kaçıran hava korsanları tutuklandı.
Teslim olduktan sonra "İran'a gidip Kaide'ye
katılacaktık" diyen Filistinli 33 yaşındaki Mommen
Abdül Aziz Talikh ile 27 yaşındaki Mehmet Reşat Özlü dün
adliyeye sev kedildi. Savcılıkta altı saat sorgulanan korsanlar
'hürriyeti tahdit', 'uçak kaçırma', 'silahlı terör örgütüne üye
olmak' suçlarından tutuklanarak Antalya E Tipi Kapalı Cezaevi'ne
gönderildi.
Masaya önkoşulsuz oturacağım
OLUMLU SONUÇ ALACAĞIMI UMMAK İSTİYORUM...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos ile 5 Eylül'de gerçekleştireceği görüşmeye, herhangi
bir şart öne sürmeden gideceğine işaret ederek, görüşmeden
"olumlu sonuç alacağını ummak istediğini" söyledi
BÜTÜNLÜKLÜ ÇÖZÜM İÇİN... Talat: Güney Kıbrıs'ta,
yaklaşan seçimlere bağlı olarak, anlayışlarda da
bazı değişiklikler yaşanmaya başlandı ve
görüşme çağrımıza olumlu yanıt geldi. Bu olumlu cevaba
memnun olduk. Kısa zamanda bir görüşmenin gerçekleşmesi ve 8
Temmuz'un hedefi olan bütünlüklü çözüm müzakerelerinin
başlatılması amacıyla bu görüşmenin
yapılması hedefiyle hazırlanıyoruz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ile 5 Eylül'de gerçekleştireceği
görüşmeye, herhangi bir şart öne sürmeden gideceğine işaret
ederek, görüşmeden "olumlu sonuç alacağını ummak
istediğini" söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün Şehit Ertuğrul
İlkokulu'nu ziyareti sırasında, gazetecilerin, 5 Eylül'de
gerçekleşecek Talat-Papadopulos görüşmesiyle ilgili
sorularını yanıtlarken, görüşme hakkında herhangi bir
öngörüde bulunarak, bir çeşit ön koşul yaratmak istemediğini
söyledi.
Kıbrıs sorununda, bütünlüklü çözüm konusunda bir hareket
olmamasının en büyük eksiklik olduğunu kaydeden Talat,
bütünlüklü çözüm için zemin hazırlama amaçlı 8 Temmuz 2006'da
varılan anlaşmanın, Rum tarafının çözüm gibi bir
ihtiyacı olmamasından dolayı gerçekleşmediğini
belirtti.
Güney Kıbrıs'ta, yaklaşan seçimlere bağlı
olarak, anlayışlarda da bazı değişiklikler
yaşanmaya başlandığını ve görüşme
çağrısına olumlu yanıt geldiğini söyleyen Talat,
"Bu olumlu cevaba memnun olduk. Kısa zamanda bir görüşmenin
gerçekleşmesi ve 8 Temmuz'un hedefi olan bütünlüklü çözüm müzakerelerinin
başlatılması amacıyla bu görüşmenin yapılması
hedefiyle hazırlanıyoruz" dedi.
Talat, 8 Temmuz anlaşmasının "bütünlüklü çözüm
müzakerelerini başlatmak" hedefine aradan 1 yıldan fazla bir
zaman geçmesine rağmen ulaşılamadığına
işaret ederek, "Şimdi görev;
hızlandırılmış bir şekilde bu hedefe ulaşmak
ve bir an önce bütünlüklü çözüm müzakerelerini başlatmaktır"
şeklinde konuştu.
Gündem için görüşme
Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruya
yanıtında, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik
Büro Şefi Tasos Conis'in önceki günkü görüşmelerinde, 5 Eylül'deki
görüşme öncesinde hazırlık amacıyla bir araya gelmeleri
yönünde bir karar almadıklarını söyledi.
Talat, "Tabii ki taraflar hazırlıklarını
yapacak. Belki bu arada yine bir hazırlık çalışması
olabilir" dedi.
Rum tarafının, Talat-Papadopulos görüşmesi için Türk
tarafından gündem istediği yönünde bir bilgi elde ettiklerini, ancak
bu talebin Pertev'e iletilmediğini bildiren Cumhurbaşkanı Talat,
"Eğer bir gündem istekleri varsa ve bunun için görüşme
öngörülüyorsa, bu görüşmeden de kaçacak değiliz. Ama şu an
planlanmış bir görüşme bilmiyorum" şeklinde
konuştu.
KIBRIS 23/08/07
Papadopulos, görüşmeyi dört gözle bekliyor
Papadopulos, 5 Eylül'deki görüşmeyi "dört gözle
beklediğini" de belirtti.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos, bir toplantıda yaptığı konuşmada, 5
Eylül'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yapacağı
görüşmeyle ilgili açıklamalarda bulundu.
"İki toplumlu federal bir çözümden yana olduğu
görüşüne bağlı kalacağını ve bunun aksi bir
çözümün adayı maceraya ve çıkmaza sürükleyeceğini" söyleyen
Papadopulos," 8 Temmuz anlaşmasını ilerletmek için pratik
yolların bulunması konusunda Talat'la yapacağım
görüşmeyi dört gözle bekliyorum" dedi.
Papadopulos, Talat'la yapacağı görüşmenin
sonuçlarını, politika ve Türk tarafının tutumu
bakımından önceden değerlendirmesinin ve önceden hüküm
vermesinin söz konusu olmadığını kaydetti.
Papadopulos, "Söylemek istediğim tek şey, bu
toplantıya iyi niyetle ve 8 Temmuz anlaşmasının
uygulanması konusundaki samimi istekle gideceğim. Barış
konuşmaları dışında Kıbrıs sorununun çözümü
için başka yol yoktur. Bu konuda deneye, saf yaklaşımlara,
konuyu önemsiz gibi gösterme durumlarına ve kabul edilebilir limitleri
aşan hamlelere mahal yoktur" diye konuştu.
8 Temmuz anlaşması sürecinin kendi inisiyatifleriyle
gerçekleştiğini iddia ederek, anlaşmanın
uygulanmasının adadaki çıkmaz durumdan çıkış ve
umut oluşturacağını kaydeden Papadopulos, gelecek bir
yılı Kıbrıs için "kritik ve kararlı bir
yıl" olarak niteledi.
Rum lider, "Bir yanlış hamle veya bir yanlış
seçenek Kıbrıs ve Kıbrıs Helenizmi için öldürücü olur"
dedi.
"Federal bir çözümün ada için tek çözüm olduğunu"
savunan Papadopulos, ancak iyi bir çözümün çok zor olduğunu çünkü
"Türk tarafının uyuşmazlık tavrının çözümü
imkansız kıldığını" iddia etti.
KIBRIS 23/08/07
ABD'den Rum'a petrol desteği
İZİNE GEREK YOK... ABD Dışişleri
Bakanlığı, Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de
başlattığı ve Türkiye'nin tepkisine yol açan petrol ve
doğal gaz arama ihalesinde yer almak için herhangi bir Amerikan
şirketinin ABD'den izin almasına gerek olmadığını
ve Rumların böyle bir ihale açmaya hakkı olduğunu dile getirdi
ABD Dışişleri Bakanlığı, Rum yönetiminin
Doğu Akdeniz'de başlattığı ve Türkiye'nin tepkisine
yol açan petrol ve doğal gaz arama ihalesinde yer almak için herhangi bir
Amerikan şirketinin ABD'den izin almasına gerek
olmadığını ve Rumların böyle bir ihale açmaya
hakkı olduğunu dile getirdi.
ABD'nin ihaleye ve Amerikan şirketlerinin
katılımına nasıl baktığına ilişkin
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Gonzalo Gallegos'a
yöneltilen soruya cevap olarak hazırlanan açıklama, sözcülükçe
yayımlandı.
Açıklamada, Rum yönetiminin, kendisinden petrol ve doğal gaz
arama lisansı almak için başvuran yabancı şirketleri geçen
hafta açıkladığı hatırlatılarak, bu firmalar
arasında bir Amerikan şirketinin de bulunduğu kaydedildi.
Açıklamada, Rum yönetiminin, "egemen bir devlet olarak"
kendi ekonomik bölgesinde petrol arama ihalesi açma hakkına sahip
bulunduğu savunularak, "ABD şirketlerinin böyle bir
yatırıma katılması, bir iş kararıdır"
denildi.
Bakanlığın bir yetkilisi de AA muhabirine
yaptığı açıklamada, ABD'nin, Türkiye ile Rum yönetimi
arasındaki anlaşmazlığa taraf
olmadığını söyledi.
Yetkili, "Ancak bu anlaşmazlık, adanın, iki bölgeli
ve iki toplumlu bir federasyon olarak birleşmesine yönelik kapsamlı
bir Kıbrıs çözümünün sağlanmasını amaçlayacak BM'nin
iyi niyet misyonunun yeniden başlatılması için bütün ilgili
tarafların çaba göstermesinin gereğini ortaya koyuyor. Nihai bir
çözüm, bütün Kıbrıslıların adanın doğal kaynaklarından
yararlanmasını sağlayacak" dedi.
KIBRIS 23/08/07
NTV
Güncelleme: 14:46 TSI 24 Ağustos 2007 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markullinin Türk
Silahlı Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıtla
ilgili sözlerinin etik dışı, çirkin ve
yakışıksız olduğunu söyledi.
Talat, Türk askerlerinin çözüm olmadan Adadan çekilmesi halinde
yeniden çatışma yaşanabileceğine dikkat çekti.
Rumların Doğu Akdenizde petrol ve doğalgaz arama
ısrarının hem Kıbrıslı Türklerin hem de
Rumların üzüleceği sonuçları olabileceğine işaret eden
Talat, buna destek veren ABD ile diğer ülkelerin yaşanalardan sorumlu
olacağını söyledi.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosla, kapsamlı müzakereleri
başlatmak amacıyla 5 Eylülde biraraya geleceğini ifade eden
Talat, Adadaki iki toplum arasındaki güvensizliğe dikkat çekti.
Kıbrıslı Türklerin hayalkırıklığı
yaşadığını ve iki devletli çözüme yöneldiğini
söyleyen Talat, bunun bölünmeyi kalıcı hale getirebileceğini
vurguladı.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 08:57 TSI 24 Ağustos 2007 Cuma
WASHINGTON
- 1915teki Ermeni olaylarının tanımına ilişkin
tutumunu değiştirerek soykırımı tanıma
kararı alan ABDdeki Yahudi Kuruluşu Anti-Defamation League (ADL /
İftira-İnkarla Mücadele Birliği), tepkiler üzerine yeni bir
açıklama yaparak, Türkiyenin, Ermenistan ile ortak bir komisyon
kurulması yönündeki önerisine destek verdiğini, uzlaşma
amacıyla iki ülkeyi bir araya getirmeye
çalışacağını duyurdu.
ABDdeki en önemli Yahudi kuruluşlarından ADLnin 1915
olaylarını soykırım olarak nitelendirmesi,
İsrail-Türkiye ilişkilerini hareketlendirdi. İsrail
Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakan Erdoğanı
telefonla aradı.
Görüşmede İsrail Cumhurbaşkanı Peres, Türkiye ile
ilişkilerine büyük önem verdiklerini söyledi. Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül de, İsrailin Ankara Büyükelçisi Pinhas Avivi ile
biraraya geldi.
Gül, kararın bedelinin ağır olacağını bildirdi.
Avivinin Ankaranın rahatsızlığını Tel Avive
bildirmesi üzerine İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres,
Başbakan Erdoğanı telefonla aradı. Peres, Türkiye ile iyi
ilişkilere büyük önem verdiklerini söyledi.
İsrail Büyükelçiliğinden yapılan açıklamada da, konunun
Türkler ve Ermeniler arasında siyasi bir tartışmaya
dönüştüğü, İsrail Hükümetinin 1915 olaylarına bir
tanımlama getirilmemesi ya da taraf tutulmaması görüşünde
olduğu belirtilmişti.
VE
ADLDEN YENİ AÇIKLAMA
Tepkiler üzerine ADLden yeni bir açıklama yapıldı. ADL Ulusal
Başkanı Glen Lewy ve Ulusal Direktörü Abraham Foxmanin
imzalarıyla yayınlanan açıklamada, iki ülke arasındaki
geniş görüş ayrılıklarının çözülmesine katkı
için, Türkiyenın yakın zamanlarda çeşitli defalar önerdiği
ortak komisyon kurulmasına, Ermenistanın olumlu cevap vermesini
sağlayacak bir atmosferi oluşturacak adımları
cesaretlendirmeliyiz denildi.
Bu konunun, ABD Kongresi gibi bir foruma bırakılmasının
uygun olmadığı belirtilen ADLnin açıklamasında,
birçok tanınmış tarihçi, insan hakları savunucusu ve dünya
liderinin, bilgi, tecrübe ve yargı yeteneklerini böyle bir konuya
ayırabileceğine inanıldığı, ADLin de, böyle
ortamın hazırlanmasına katkıya hazır olduğu
kaydedildi.
ADL açıklamasında, Nobel ödüllü Yahudi profesör Elie Wieselin, geçen
aylarda uzlaşma için Türkiye ve Ermenistana somut adımlar
önerdiği ifade edilerek,şimdi de Wieselin, iki toplumun ortak tarihinin
incelenmesi için Türk ve Ermeni uzmanların bir araya gelebileceği bir
kurumun oluşturulmasını destekleyeceği dile getirildi.
Açıklamada, birçok tarihçinin 1915 olaylarını
soykırım olarak nitelediği iddia edilerek, ancak bu konunun
akademik olarak daha fazla araştırılabileceği kaydedildi.
ADL açıklamasının sonunda, ADL ve Amerikan Yahudi toplumu,
Türkiye ve Ermenistanin bunu gerçekleştirmesi yönündeki çabaları
desteklemeyedikkatini odaklamalı denildi.
Foxman imzasıyla Salı günü yayımlanan açıklamada ADLin,
1915 olaylarının soykırım olduğu kanısına
vardığı dile getirilmiş, ancak bu konuda
Kongredentasarılar geçirilmesi yönündeki çabalara ADLin karşı
çıkmaya devam edeceği kaydedilmişti.
AJC:
SORUNU TARAFLAR ÇÖZMELİ
Öte yandan Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) adlı başka bir Yahudi
kuruluşunun icra direktörü David Harris, teşkilatın internet
sitesinde yayımlanan makalesinde, Yahudi toplumunun, tarihi gerçekleri
koruması gerektiğini yazdı.
Harris, 1993te Yahudi Soykırımının İnkarı
adlı bir kitap yazan AJC uzmanlarından Kenneth Sternin, Ermeni
soykırımının, tartışılabilir bir konu veya
eski tarih olarak kabul edilmesi, Yahudi soykırımının
inkarına karşı çıkanlar için iyi bir pozisyon değil
dediğine işaret ederek, Sternin haklı olduğu görüşünü
ileri sürdü.
Buna karşılık Harris, konu hakkında AJC adına bir
hükümde bulunmadı.
AJCnin iletişim direktörü Kenneth Bandler ise, Jerusalem Post gazetesine
açıklamasında, daha önce de söylediğimiz gibi bu konu, en iyi
şekilde üçüncü taraflarca değil, ilgili taraflarca (Türkiye ve
Ermenistan) çözülebilir. ABD devletinin bir kolunun (Kongrenin),
soykırım ilan eden bir tasarıyla buna karışması
yararlı olmaz dedi.
Devlet o listeyi etnik ayrımda kullandı mı?
Başbakan'dan
yanıt bekleniyor: TTK Başkanı'nın 'dönme Ermeni listesi'nin
amacı ne? Kökeni sorgulananların görevleri değişti mi?
Liste yok edilecek mi?
24/08/2007 RADIKAL
RADİKAL - ANKARA -
Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun, 'Alevi ve
Kürtlerin bir bölümünün Ermeni dönmesi olduğu ve bunun listesinin de
elinde bulunduğuna' ilişkin sözlerine tepkiler sürerken, konu Meclis
gündemine de taşındı.
ÖDP'li Ufuk Uras ile CHP'li Durdu Özbolat, dün Meclis
Başkanlığı'na soru önergesi vererek Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'a bu çalışmadan haberdar olup
olmadığını ve listeyi görüp görmediğini sordu. CHP'li
Özbolat ayrıca devletin üst kademelerinde göreve talip olanlar
hakkında yazılan kimi kitapların kaynağının bu
çalışma olup olamayacağı sorusunu yöneltti.
Halaçoğlu'nun sözlerini
hatırlattı
Ufuk Uras'ın, Erdoğan'ın yanıtlaması istemiyle
verdiği önergenin tam metni şöyle:
"TTK Başkanı Sn. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, 18/8/2007
tarihinde Türk Tarihinde ve Kültüründe Avşarlar Sempozyumu
açılış konuşmasındaki 'Kürt dediğimiz birçok
insan da aslında Türkmen asıllıdır.. Bugün Kürt olarak
bilinen bazı aşiretlerin, hatta ve hatta tehcirden kurtulmak için
kendilerini Kürt-Alevi olarak gösteren Ermenilerin de bulunduğunu söylemem
gerekir, PKK'nın ve TİKKO'nun içinde yer alan birçok insanın da'
şeklindeki sözleriyle;
Daha sonra yaptığı basın toplantısındaki
'Ermenilik'ten Alevi-Kürtlüğe dönenlerin birçoğu da samimi
değil. Kilise kurma çabaları içinde oldukları biliniyor. Mesela
bazı PKK'lılar sünnetsiz çıkıyor. Terörün hangi bölgelerden
çıktığına iyi bakmak lazım. 1936-1937'de devlet bu
dönmeleri ev ev tespit etmiş' iddiaları medyada yer
almıştır.
· Bu sözlere dayanak olan çalışma
devletin hangi kurumunun isteğiyle ve hangi amaçla
yapılmıştır, hangi amaçla
kullanılmıştır ya da halen kullanılmaktadır? Bu çalışma
devletin resmi arşivlerinde bir belge olarak bulunmakta mıdır?
· Bilimsel analizden çok
kışkırtıcı bir anlayışın dile
getirilmesi niteliği taşıyan cümlelerin sahibi olan, kimi
bölgelerin terörist yetiştirdiğini öne sürerek bölge
ayrımcılığı yapan, Hıristiyan, Kürt, Alevi
vatandaşlarımızı aşağılayarak bir tehlike
gibi sunan Halaçoğlu'nun nesnel bilimsel araştırmalar
yapması gereken bir kamu kurumunu 14 yıldır yönetiyor olması
sizce doğru mudur?
· Koyu bir ırkçı-milliyetçi
düşünce tarzının dışavurumu olan bu
yaklaşımın sahibi Halaçoğlu'nu görevden alacak
mısınız?
· Başbakanlığa bağlı
bir kurumun başkanının, vatandaşların bir bölümünü
aşağılayan bu kışkırtıcı ifadelerinden
dolayı, söz konusu vatandaşlardan özür dilemeyi düşünüyor
musunuz?"
CHP Kahramanmaraş milletvekili Durdu Özbolat ise yine Başbakan
Erdoğan'ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru
önergesinde, 'halklar ve dinler arasında kin ve
düşmanlığı tahrik eden ırkçı-kışkırtıcı
çalışmanın kimin isteğiyle ve hangi amaçla
yapıldığını ve ne zaman
tamamlandığını' sordu. Özbolat, Başbakan'a şu
soruları yöneltti:
· "Çalışmanın
sonuçlarını gördünüz mü? Sonuçlar hangi kurumlarla
paylaşıldı?
· Kökenleri sorgulanan ve fişlenen
kişilerden görevlerinde ve konumlarında değişiklik
yapılanlar var mıdır?
Sizi de
araştırmışlar mı?
· Sizin kökeninizin de sorgulanmış
olabileceğini düşünüyor musunuz?
· Bu çalışmayla Azınlıklar
Tali Komisyonu arasında bir ilinti var mıdır?
· Devletin üst kademelerinde göreve talip
olanlar hakkında yazılan kimi kitapların kaynağı bu
çalışma olabilir mi?
· TTK Başkanı'nın, elinde
olduğunu söylediği 'dönme listesi'ni edindiniz mi?
· Listeyi imha etmeyi,
aşağılanmak istenen Kürt, Alevi ve Ermeni
yurttaşlarımızdan özür dilemeyi düşünüyor musunuz?
· Konumunu yurttaşlarımızın
kökenlerini araştırıp fişlemek ve bir bölgenin
insanlarını karalayıp yaralamak için kullanan bir kişinin
TTK başında kalması doğru mudur? Görev süresini uzatacak
mısınız?"
CHP Ankara milletvekili Yılmaz Ateş de Erdoğan'a, 'bölücü
zihniyette, toplumu etnik köken konusunda hor gören' Halaçoğlu'nun
TTK'nın başında kalmasını doğru bulup
bulmadığını sorarken, Adıyaman milletvekili
Şevket Köse de önergesinde, "Halaçoğlu hakkında halkı
kin ve düşmanlığa tahrik etme ve aşağılama suçu
kapsamında soruşturma açıldı mı?" diye sordu.
Üç suç duyurusu
Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Dernekleri Genel Merkezi,
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi ve Alevi
Bektaşi Federasyonu, Kayseri'deki konuşmasıyla ilgili
Halaçoğlu için suç duyurusunda bulundu. Ankara
Başsavcılığı 'yetkisizlik' kararı vererek,
dilekçeyi Kayseri Başsavcılığı'na gönderdi.
Papadopulos: Görüşme ön koşulsuz ve
şartsız olacak
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, 5 Eylül'de
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yapacağı görüşmenin
"ön koşulsuz ve şartsız" olacağını
söyledi.
Rum radyosu ve gazetelerine göre Papadopulos, 5 Eylül görüşmesinin
gerçekleşmesi için tek ön koşulun tarafların bu görüşmeye
kayıtsız şartsız katılmaları olduğunu
vurguladı ve 5 Eylül tarihine kadar Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in
herhangi bir görüşme yapmasının beklenmediğini ifade etti.
Gazeteler, Talat ve Papadopulos'un 5 Eylül tarihindeki görüşmeye
herhangi bir koşul sunmaksızın geleceklerinin her iki tarafça
yapılan açıklamalarda vurgulandığını,
Kıbrıs Rum tarafının bu görüşmede tek isteğinin 8
Temmuz anlaşmasının uygulanması olduğunu yazdı.
Bu arada, Rum kesimindeki siyasi partilerin Talat-Papadopulos
görüşmesinden "memnuniyet duydukları" belirtiliyor.
Rum Politis gazetesine göre, ana muhalefet partisi DİSİ'nin
lideri Nikos Anastasiadis, açıklamasında, "İki liderin
sonunda görüşecek olmalarını memnuniyetle
karşıladığını ve mümkün olan en iyi sonucun
alınmasını dilediğini" söyledi.
AKEL partisi parlamento sözcüsü Nikos Katsuridis'in ise, "bunun
çok önceden atılmış olması gereken bir adım
olduğunu" belirterek, Kıbrıs Rum tarafının
"gerek Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının
sorumluluğunun ortaya çıkması, gerek hareketlilik
yaşanması için daha etkin olması gerektiğini" ifade
ettiği kaydedildi.
Talat ve Papadopulos, 5 Eylül Çarşamba günü öğleden sonra BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in
rezidansında görüşecek.
KIBRIS 24/08/07
Eğitim Bakanı Öztoprak, Makedonya'da temaslar yapıyor
Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'ndan yapılan
açıklamaya göre, aynı zamanda şair ve akademisyen olan
Başbakan Danışmanı Kljusev, Makedonya Strateji
Araştırma Enstitüsü Başkanı olarak birikimlerini KKTC
halkı ve yetkilileri ile paylaşmak istediğini söyledi.
Kljusev, karşılıklı ilişkilerin
geliştirilmesi için gerekeni yapacağını da kaydetti.
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ise, Nikola
Kljusev'in Kıbrıs Türk halkına gösterdiği yakın
ilginin kendisini duygulandırdığını ifade etti.
Öztoprak, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, Kljusev'i KKTC'ye davet
ettiğini de belirtti ve Kljusev'in en kısa sürede Kuzey
Kıbrıs'a geleceğini kaydetti.
Bakan Öztoprak, Makedonya-KKTC Kültür Derneği'nin çabaları
sayesinde iki ülke arasındaki ilişkilerin giderek arttığını
belirtti.
Makedonya Gençlik Kampları Müdürü ile de bir görüşme
fırsatı elde ettiklerini belirten Öztoprak, gençler arasında
kamp değişim programları yapılabileceğini söyledi.
Bakan Öztoprak ve beraberindekiler, dün Mustafa Kemal Atatürk'ün
eğitim gördüğü manastırı ve Atatürk Müzesi'ni ziyaret etti.
Dün akşam ise, Makedonya Kültür Bakanı'nın düzenlediği
resepsiyona ve Struga Belediye Başkanı'nın verdiği
akşam yemeğine katıldılar.
Makedonya Türk Demokrat Partisi milletvekilleriyle de bugün bir araya
gelecek olan Bakan Öztoprak, Türk akademisyenler ve sivil toplum örgütü
üyelerine yönelik olarak düzenlenecek bir konferansta KKTC'deki eğitim,
kültür ve yüksek öğrenimle ilgili bilgiler verecek.
Bakan Öztoprak ve beraberindeki heyetin, salı akşamı
KKTC'ye dönmesi bekleniyor.
KIBRIS 24/08/07
TAKVİMLER İÇİNDE OLMALI... Talat: Kıbrıs
sorununun çözümünde, her şeyin belli zaman dilimleri içinde ve takvimler
içinde yapılması gerektiğini söyledik ve söylemeye devam
edeceğiz. Biz takvim istiyoruz ve biz bu takvimin sonunda muhakkak bir
hakemliğe ihtiyacımız olacağına inanıyoruz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun
çözümünde, her şeyin belli zaman dilimleri içinde ve takvimler içinde
yapılması gerektiğini söylediklerini ve söylemeye devam
edeceklerini vurgulayarak, "Biz takvim istiyoruz ve biz bu takvimin
sonunda muhakkak bir hakemliğe ihtiyacımız olacağına
inanıyoruz" dedi.
Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la 5
Eylül'de yapacağı görüşme konusunda, "Bu görüşme bizi
bütünlüklü çözüm hedefine yakınlaştırabilirse istediğimizi
elde etmiş olacağız" dedi. Talat, olumlu bir görüşme
olmasını ümit ettiğini, ancak Papadopulos'un, görüşmeyi Rum
kesiminde yapılacak seçimler nedeniyle kabul ettiğini söyledi.
Talat, Papadopulos'la yapacağı görüşme, Rum
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin son dönemde
yaptığı açıklamalar ve Doğu Akdeniz'de petrol ve
doğal gaz arama çalışmaları gibi konularda AA muhabirinin
sorularını yanıtladı.
"2004 referandumundan beri nihai hedef olarak kendimize
seçtiğimiz hedef, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüdür"
diyen Talat, dolayısıyla 5 Eylül toplantısı bu amaca
ulaşmak için önemli bir adım haline dönüştürebilirse,
kendilerini başarı elde etmiş sayacaklarını kaydetti.
Talat, "Bu görüşme bizi bütünlüklü çözüm hedefine
yakınlaştırabilirse istediğimizi elde etmiş
olacağız" diyerek, bir yılı aşkın bir
süredir Papadopulos'la görüşmediklerini hatırlattı.
Talat şöyle konuştu:
"Bir yılı aşkın bir zamandır
görüşmedik. Dolayısıyla kendimizi belli sınırlar
içerisine hapsetmemize gerek yok. 5 Eylül görüşmesinde bütünlüklü çözüm
görüşmelerini liderlerin katılmasıyla ileriye götürebilmek için
gerekli düzenlemeleri yapmayı hedeflememiz gerekir diye düşünüyoruz."
Bu görüşmede Rum tarafının tutumunun da önemli
olduğunu ve Rum tarafında Şubat 2008'de
"başkanlık" seçimlerinin yapılacağını
vurgulayan Talat, "Belki bugün bu görüşmenin olabilmesinin nedeni de
zaten bu seçimdir. Çünkü 2004 yılından beri sürekli olarak ben yüz
yüze görüşme daveti yaptım. Bunu yaptığım halde hep
olumsuz cevap aldım. Ama şimdi olumlu bir cevap aldım. Bizim
sürekli olarak yaptığımız çağrıya
aldığımız bu olumlu cevaptan başarılı bir
sonuç almayı istiyorum, arzuluyorum" diye konuştu.
Hiçbir şart öne sürmeden görüşmeye gideceğini yineleyen
Talat, "belki görüşmede nihai hedefi tanımladıktan sonra,
arasını nasıl dolduracaklarını konuşup
kararlaştıracaklarını" belirtti. 8 Temmuz
anlaşmasından bu yana 14 ay geçtiğini ve kaybedilen bu
zamanın nasıl telafi edileceğine bakılması
gerektiğini ifade eden Talat, "Benim hedefim 8 Temmuz'un nihai
hedefine kısa yoldan nasıl ilerleyebiliriz, bunu bu görüşmede
ele almak" dedi.
Uygun bir formül geliştirmemiz gerekir
Talat, "Rum lideri Tasos Papadopulos'un 5 Eylül görüşmesine
ilişkin açıklamalarını ne kadar samimi buluyorsunuz?"
sorusuna şu yanıtı verdi:
"Papadopulos'un samimiyetini sorgulamak gerekmez diye
düşünüyorum. Zaten ne kadar samimi olduğu hemen ortaya çıkacak.
Dolayısıyla onun takdirini Kıbrıs Rum halkı verecek,
çünkü seçimleri var. Samimi olmasını temenni ediyorum."
Talat, daha önce tanımlanan nihai hedefin 8 Temmuz süreciyle
ilerlemediğinin ortada olduğunu bildirerek, bu
tıkanıklığın nasıl
aşılacağının şimdi konuşulacağını
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:
"8 Temmuz anlaşması 14 ay önceki haliyle mümkün mü,
olur mu? Bana göre 8 Temmuz'un hedefi de bütünlüklü çözüm olduğuna göre,
14 aylık kaybımızı da dikkate alarak, ona uygun bir formül
geliştirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Şu anda biz hazırlıklarımızı
yapıyoruz, değerlendiriyoruz, tartışıyoruz.
Hazırlıklarımızı yaptıktan sonra da nasıl
bir strateji izleyeceğimize karar vereceğiz. Şu anda zaten
ayrıntılı olarak ne yapacağımızı henüz değerlendirme
aşamasındayız. Çok fikirler var. Bunları
tartışacağız, değerlendireceğiz ve nihai hedefe
varabilmek için bir formül oluşturacağız.
Tabii bu, diğer tarafın kabulüne de bağlıdır.
Dolayısıyla biz şu anda o formülü kendimiz önersek bile, nihai
kararı verecek olan biz değiliz. Birlikte karar vereceğiz
sonunda.
Olumlu bir görüşme olacağını ümit ediyorum, çünkü
biz iyi niyetle gidiyoruz. Eğer Rum tarafı da iyi niyetle gelirse
anlaşmamak için bir neden görmüyorum."
Talat ve Papadopulos 5 Eylül Çarşamba günü öğleden sonra BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in
konutunda görüşecek.
BM'nin eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın siyasi işlerden
sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari'nin
aracılığıyla 8 Temmuz 2006'da adada iki taraf arasında
varılan ve "Gambari süreci" olarak bilinen mutabakatla,
Kıbrıs'ta insanların günlük hayatlarını etkileyen
konuları görüşmek üzere teknik komiteler kurulması ve buna
paralel olarak Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konularda
çalışma grupları oluşturulması öngörülüyordu.
Takvim istiyoruz, hakeme
ihtiyacımız olacağına inanıyoruz
Cumhurbaşkanı Talat, son günlerde "Kıbrıs Rum
kesiminde, KKTC'de yaptığı bir konuşmadan
alıntılar yapılarak, Kıbrıs sorununa ilişkin Rum
tarafının düşüncelerini paylaşmaya başladığına"
ilişkin yayınlar yapıldığını bildirerek,
bunların "tamamen gerçek dışı" olduğunu
ifade etti.
Talat, "Ben sıkı takvimler istemiyormuşum,
hakemlik istemiyormuşum. Hâlbuki sıkı takvimleri reddetme ve
hakemliği reddetme pozisyonunu ilk kez Rumlar ortaya koymuşlar. Ben
de bu yeni durumda onlarla aynı çizgiye gelmişim gibi bir yayın
yapıldı" diyerek, bu haberleri yalanladı.
Kıbrıs sorununun çözümünde, her şeyin belli zaman
dilimleri içinde ve takvimler içinde yapılması gerektiğini
söylediklerini ve söylemeye devam edeceklerini vurgulayan Talat, "Biz
takvim istiyoruz ve biz bu takvimin sonunda muhakkak bir hakemliğe
ihtiyacımız olacağına inanıyoruz" dedi.
Rum Dışişleri Bakanı Markulli'nin
açıklamaları
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin son dönemde
yaptığı açıklamaları da değerlendirdi.
Markulli'nin görevine başladığında, "bir
bayan olarak çok daha olumlu bir izlenim yaratacağını
beklediklerini", ancak bu düşüncelerinin doğru
çıkmadığını belirten Talat, Markulli'nin kendi üstüne
vazife olmayan birçok konuda konuşmaya
başladığını ifade etti.
Talat, "Sayın Markulli, etik olmayan, diplomatik olmayan,
ülkelerin içişleriyle ilgili konuşmalar yaptı. Türkiye'nin iç
işleyişine yönelik konularda, Türkiye-KKTC ilişkileri gibi
konularda çoğu hayal ürünü birçok iddia ortaya attı" diyerek,
bugüne kadar hiçbir Rum yetkilinin cesaret edip de böyle
konuşmadığına dikkati çekti.
Markulli'nin adadaki Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)
varlığına ilişkin, "Kıbrıs'ta anlaşmaya
ihtiyaç yoktur. Türk ordusu çekilirse Kıbrıs sorunu çözülmüş
olur" dediğini de hatırlatan Mehmet Ali Talat, konuyla ilgili
KKTC Cumhurbaşkanlığının, Türkiye'nin ve TSK'nın
birçok defa açıklama yaptığını belirtti.
Talat, "Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar, TSK'nın
buradaki varlığı bir ihtiyaç olarak devam edecektir.
Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar TSK'nın adadaki
varlığı tartışma konusu yapılamaz" dedi.
Doğu Akdeniz'de
petrol arama çalışmaları
Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama
çalışmalarına ilişkin bir soruya ise Talat,
"Kıbrıs Cumhuriyeti denen Kıbrıs Rum yönetimi, egemen
ve normal bir devlet değildir" dedi ve o nedenle,
Kıbrıslı Türklerin olmadığı bir yönetime sahip
Kıbrıs Rum devletinin, adanın münhasır ekonomik
bölgelerinde petrol veya doğal kaynak arama yetkisi
bulunmadığını belirtti.
KKTC'nin adanın bütününde her iki halkın da hakları
olduğuna inandığı için, Rumlar Güney Kıbrıs'ta
doğal kaynak ararken, KKTC'nin de Kuzey'de doğal kaynak arama yoluna
gitmediğini ifade eden Talat, "Çünkü biz Kıbrıs'ın
bölünmesini değil, birleşmesini savunuyoruz" dedi.
Türkiye'nin de bölgede hakları olduğunu hatırlatan
Talat, KKTC'nin ve Türkiye'nin Kıbrıs Rum tarafının bu
konudaki yaklaşımını kabul etmesinin mümkün
olmadığını söyledi. Konunun bir krize dönüşme
olasılığını sorulması üzerine ise Talat, "Bu
konunun bir krize dönüşmesi mümkün tabii, çünkü bu konuda biz de, Türkiye
de tam anlamıyla kararlıyız" diye konuştu.
KIBRIS 26/08/07
Schlicher: Görüşme, 8 Temmuz anlaşmasının yolunu açabilir
Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Lefkoşa Büyükelçisi
Ronald Schlicher, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 5 Eylül'de
yapacağı görüşmenin 8 Temmuz Anlaşması'nın yolunu
açacağı yönündeki umudunu dile getirdi.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Lefkoşa Büyükelçisi Ronald
Schlicher'in, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 5 Eylül'de
görüşecek olmasından, "ülkesinin çok mutlu ve memnun
olduğunu" söylediği belirtildi.
Rum haber ajansına göre, Büyükelçi Schlicher, Rum
İçişleri Bakanı'yla görüşmesinden sonra
yaptığı açıklamada, görüşmenin, adada insanların
günlük hayatlarını etkileyen problemlerle ilgilenmek için teknik
komitelerin oluşturulması gibi konuları sağlayacak olan ve
Gambari Süreci olarak bilinen 8 Temmuz 2006 Anlaşması'nın
uygulanması yolunu açacağı konusundaki umudunu ifade etti.
KIBRIS
26/08/07
"Dış Rumlar"dan Moon ve Bush'a
iletilmek üzere bildiri
Alithia gazetesi, konuyla ilgili haberinde,
Dış Rumların; başta BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon,
Amerikan Başkanı George Bush, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas
Sarkozy, Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, Çin Halk
Cumhuriyeti Başkanı Hu Zitao, İngiltere Başbakanı
Gordon Brown, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso ayrıca
Portekiz, Avustralya, Kanada ve Türkiye'nin başbakanlarına iletilmek
üzere bir bildiri onayladıklarını yazdı.
Gazeteye göre bildiride, Dış Rumların
Kıbrıs sorununa adil ve yaşayabilir çözüm bulunması yönünde
çalışmaktaki kararlılıkları dile getirildi.
Bildiride ayrıca, 5 Eylül'de
gerçekleştirilecek Papadopulos-Talat görüşmesinin, 8 Temmuz
Anlaşması'nın uygulanmasını ve Kıbrıs sorununa
bir çözüm bulunması için doğru ön hazırlık
yapılmasını sağlaması ümidi dile getirildi.
"Kıbrıs'taki statükonun kabul
edilemez olduğu" da kaydedilen bildiride ve Türkiye'ye, BM Güvenlik
Konseyi kararlarına uyması ve AB katılım müzakereleri
sürecinde üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi için çağrı
yapıldı.
Habere göre Dış Rumlar ayrıca Rum
Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis'e iletilmek üzere de bildiriler onayladılar.
Gazete, Papadopulos ve Karamanlis'e yönelik
onaylanan bildirilerde, Dış Rumların "Kıbrıs
halkının mücadelesine", aynı zamanda Annan
Planı'nın Kıbrıslı Rumlar tarafından
reddedilmesine destek belirttiklerini kaydetti.
Onayladıkları bildiride
Kıbrıslı Türklere de mesaj da yollayan Dış Rumlar
"devam eden Türk işgaline rağmen karşılıklı
anlayış olduğuna inandıklarını; bunun ise çözüm
bulunmasında basamak teşkil edeceğini" belirttiler.
Fileleftheros gazetesi, toplantının
Dış Rumlar Dünya Federasyonu (POMAK) ve "Kıbrıs
Mücadelesi Dünya Koordinasyon Komitesi" (PSEKA) merkez
kurullarının seçilmesiyle tamamlandığını
bildirdi.
Gazete, POMAK başkanlığına Haris
Sofoklidis, PSEKA başkanlığına Philip Christopher; PSEKA
başkan vekilliğine de Tasos Zambas'ın getirildiğini
kaydetti.
KIBRIS 26/08/07
Aresti davasında "zamanla
oyun"
Politis gazetesi haberinde; Türkiye'nin Aresti'ye, son tarih olarak 22
Ağustos şeklinde öngörülen mühlet içerisinde 850 bin Euro'luk
miktarı ödememiş olmasının hukuki çevreler tarafından
"zamanla oyun" olarak nitelendirildiğini yazdı.
Gazete; hukuki çevrelerin, Türkiye'nin AİHM'nin öngörmüş
olduğu tazminatı; etki yaratmak amacıyla, AB Komisyonu'nun
ilerleme raporunun tamamlanmasının ve Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi'nin toplantısının kısa bir süre öncesinde ekim
ayında ödeyeceği öngörüsünde bulunduklarını kaydetti.
Gazete; Arestis'in avukatı Ahilleas Dimitriadis'in görüşünün
de bu değerlendirmeleri destekler nitelikte olduğunu ve
Dimitriadis'in konuya ilişkin dün yaptığı açıklamada,
AB Komisyonu'nun ilerleme raporu ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi
toplantısının tazminatı ödemesi konusunda Türkiye'ye
baskı unsuru olacağını söylediğini yazdı.
Habere göre Dimitriadis; AB'ye üye olma yolunda olan her ülke gibi
Türkiye'nin, AİHM kararlarına uyma zorunluluğu olduğunu
belirtti ve AİHM'nin Aresti için biçmiş olduğu yüksek tazminatla
diğer Kıbrıslı Rumların davalarında
çıtayı yükseltmiş olduğunu savundu. Dimitriadis
ayrıca, Türkiye'nin söz konusu tazminatı ödemekte geciktiği her
ay için 6 bin Euro fazladan ödeme yapmak durumunda olduğunu da savundu.
İki Kıbrıslı Rum'a tazminat ödendi iddiası
Öte yandan Politis gazetesi, önceki günkü sayısında yer
verdiği bir haberde, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun
yaklaşık iki hafta kadar önce iki Kıbrıslı Rum'a daha
tazminat ödemesinde bulunduğunu iddia etti.
Gazete; elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği
haberinde; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruda
bulunmuş iki Kıbrıslı Rum'un banka hesaplarına
KKTC'deki eski mallarına ilişkin tazminat miktarlarının
yatırılmış olduğunu belirtirken, söz konusu
tazminatların yeni karara bağlanan iki davaya mı, yoksa daha
önce karara bağlandığı halde ödemesi yapılmayan
davalara mı ilişkin olup olmadığı bilgisinin
bulunmadığını kaydetti.
Gazete; KKTC'deki çevrelerden edindiği bilgilere dayanarak, KKTC
Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Kıbrıslı Rumların
başvurularına ilişkin yeni dosyaları önümüzdeki günlerde
görüşmeye başlayacağını da savundu.
KIBRIS 26/08/07
Türk ve Rum halkının birbirine
güveni dibe vurdu
ANNAN PLANI İDEAL BİR ÇÖZÜM DEĞİLDİ"...
"Halen iki bölgeli, iki kesimli Annan Planı benzeri bir federal
yapıyı destekleyenlerin oranı çoğunlukta mıdır ya
da yüzde 65 evet diyenlerin oranı çoğunlukta mıdır?"
sorusuna Cumhurbaşkanı Talat, şu yanıtı verdi:
"Ulaşılabilecek seçenek olarak düşünüldüğünde öyle
sanıyorum, çünkü Annan Planı bir uzlaşmaydı. Annan
Planı ideal bir çözüm değildi ki. Yani bana denseydi, 'sen bir plan
yap bize', ben Annan Planı'nı yapmazdım"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 24 Nisan 2004'te
yapılan referandumda Güney Kıbrıs'ın Annan
planına" "hayır" demesinin ardından iki halk
arasında büyük güvensizlik doğduğu mesajını verdi; bu
durumu "İki halkın birbirine güveni dibe vurdu" sözleriyle
özetledi.
Talat, Annan planının da ideal bir çözüm değil,
uzlaşı olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Türkiye'nin özel haber
kanallarından birine verdiği özel röportajda Rum
Dışişleri Bakanı Markulli'nin Türkiye ve TSK ile ilgili
yaptığı açıklamaları, 5 Eylül'de Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ile yapacağı görüşmeyi,
petrol arama konusunda yapılan çalışmaları ve
Kıbrıs sorunundaki son durumu değerlendirdi.
Markulli çok ayıp etti
Talat, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku
Markulli'nin, hem Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilgili olarak
söylediklerinin, hem de Türkiye ve KKTC'nin içişlerine varıncaya
kadar değerlendirmeler yapmasının "çok ayıp ve
diplomatik etik dışı" olduğunu vurguladı.
Talat, "(Markulli'nin) hele kendisini muhatap kabul etmeyen
Türkiye'ye, Türkiye'nin içişlerine karışmaya varıncaya
kadar laf atması, dil uzatması çok çirkin, çok
yakışıksız ve bir dışişleri bakanı
açısından da son derece talihsiz açıklamalar" dedi.
Rumların petrol arama konusunda ısrar etmesi durumunda hem
Kıbrıslı Türklerin hem de Kıbrıslı Rumların
üzüleceğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı, Kıbrıslı
Türklerin; en az Kıbrıslı Rumlar kadar adanın tüm
kaynaklarından yararlanma hakkı olduğunu ifade etti ve
"Biz, adanın bütün doğal kaynaklarında,
Kıbrıslı Rumlar kadar eşit haklarımız
olduğunu söylüyoruz ve bundan da vazgeçecek değiliz" dedi.
Açıklamaların nedeni ne olursa
olsun son derece yakışıksız
Talat, Rum Dışişleri Bakanı Markulli'nin TSK,
Türkiye ve KKTC ile ilgili söylediklerini; "çok ayıp, diplomatik etik
dışı, çirkin, çok yakışıksız ve
talihsiz" olarak niteleyerek, Markulli'nin bu açıklamaları;
belki Türkiye'yi kendileriyle muhatap yapabilmek ve Türkiye'nin kendilerine
cevap vermesini sağlamak amacıyla yaptığını
söyledi.
Markulli'nin bu yolla "bugüne kadar elde edemedikleri
muhataplığı belki elde ederler" diye düşünüyor
olabileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Belki
diyorum, ama bu açıklamaların nedeni ne olursa olsun son derece
yakışıksız ve tuhaf" dedi.
Rum Dışişleri Bakanı Markulli'nin, TSK'nın
Kıbrıs'taki varlığı için söyledikleri arasında en
önemli olanın "Kıbrıs'ta bir çözüme ihtiyaç yok,
TSK'nın adadan gitmesine ihtiyaç var" ifadeleri olduğuna dikkat
çeken Talat, şöyle dedi.
Tek sorun TSK!
"Türk Silahlı Kuvvetleri adadan çekilirse, bu sorun
çözülmüş olur. Yani ona göre çözüm; Türk Ordusu'nun adadan
çıkması. Yani ona göre çözüm; şu andaki Kıbrıs Cumhuriyeti
Hükümeti'nin egemenliğini Kuzey'e yaymak. Yani demek ki şu andaki
durumda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadan çıkmasıyla,
Kıbrıs Rum yönetiminin Kuzey'de de egemen olmasını
sağlamak sorunu çözüyor.
Bu çok tehlikeli ve bizi
uyarması gereken bir yaklaşım
Bu çok önemli, çok tehlikeli ve gerçek dışı ve
aynı zamanda bizi uyarması gereken bir yaklaşım.
Markulli, 'çözüm yok' diyor. Bütün dünyanın çözüm
aradığı, BM'nin Güvenlik Konseyi'nin daha geçen gün karar
altına aldığı, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili
bütün ilkeleri ortadan kaldırıyor ve Kıbrıs sorununu
buradaki Türk Ordusu'nun varlığına indirgiyor.
Türk ordusu rasgele mi geldi?
Türk Ordusu niye burada, rasgele mi geldi? Ona göre öyle. Hâlbuki Türk
ordusu hiç olmazsa 1963'den bugüne kadar devam eden Kıbrıs sorununun
bir sonucu olarak burada ve Türk ordusu ile Türkiye Cumhuriyeti,
'Kıbrıs sorununu çözün, o zaman bu ordunun buradaki
varlığına gerek kalmaz' diyor.
Eğer bugün Kıbrıs'ta kan akmıyorsa nedeni TSK
Eğer Kıbrıs'ta bugün, dünyanın birçok gergin
ülkesinde olduğu gibi, kan akmıyorsa, kan dökülmüyorsa, bunun nedeni
işte o caydırıcı güçtür.
Yabancı diplomatlara sorun bugün, onlar da bunu söyleyecekler.
Yani bugün burada caydırıcı bir güç olmasa, 'şurası
benimdir' diyen, 'Girne Kapısı'nda senin hakkın yoktur' diyen
Kıbrıslı Türklere 'senin hakkın yoktur' diyen bir idare
gelip orasının kontrolünü almak istemeyecek mi? Geldiği zaman da
eski 1963'lerdeki çatışma çıkmayacak mı?
Varsayın ki Türk ordusu çekildi,
çok kötü şeyler olur
Varsayın ki bugün Türk ordusu çekildi, vallahi ben çok kötü
şeyler olur diye düşünüyorum. Bir kere 7'den 70'e
Kıbrıslı Türkler tekrar mücahit olmak zorundadır."
Rum tarafını kışkırtıyorlar
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının
petrol arama çalışmalarına destek veren Amerika ve diğer
ülkelerin yaptıklarının "kabul edilemez" olduğunu
ifade ederek, bu ülkelerin Rum tarafını
kışkırttıklarını, adada ve ada etrafındaki
muhtemel gerginliği tırmandırdıklarını belirtti
ve bir sorun çıkması halinde bunun sorumlusunun "Amerikalılar
ve diğer destekleyenler" olacağını kaydetti.
Talat, Rum tarafının petrol arama konusundaki tutumunu
sürdürmesi halinde her şeyin olabileceğine işaret ederek,
"Dikkatli olmak lazım. Yazıktır, hepimize yazık olur.
Bütün Kıbrıs'ta Türklere, Rumlara, çoluk çocuğa, herkese
yazık olur, üzülürüz" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı, "Ciddi sorunlu petrol ihalesi meselesi
var. Türkiye'nin sert tepkileri var ve bölgede gerilimi tırmandırmaya
aday bir olay olarak algılanıyor. Rumlar; 'biz yasalar içinde hareket
ediyoruz' diyorlar, Amerika ve Avrupa Birliği'nde Rumlara açık destek
var. Bu işin sonu nereye varacak? Nerede yanlış
yapılıyor ve petrol konusunda yapılmak istenen nedir?"
sorusu üzerine, "Bir parmaklarını ısıracaklar, on
parmakları birden ağrıyacak" dedi.
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin egemen bir devlet
olmadığını, çünkü Kuzey'de egemenliğinin
olmadığını ifade eden Talat, "Kıbrıs
Cumhuriyeti" devletinin "defolu" bir devlet olduğunu, bu
yüzden bu defolu devletin Kıbrıs'ın ekonomik bölgelerinde, hava
sahasında ve kara sularında mutlak egemen olmasının da
komik olduğunu söyledi.
Defolu devlet
Talat, "Topraklarında egemen olmayan bir devletin diğer
alanlarda egemen olması nasıl olabilir? Üstelik bu devlet
defolu" diyerek, bunun kabul edilebilecek bir durum
olmadığını ve Kıbrıslı Türkler olarak da
bunu kabul etmediklerini kaydetti.
Kıbrıs Türk tarafı olarak adanın bütün doğal
kaynaklarında, Kıbrıslı Rumlar kadar eşit hakları
olduğunu ve bundan da vazgeçmeyeceklerini vurgulayan
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun bu şekilde
çözülemeyeceğini, bu doğal kaynakların da Kıbrıs
sorunu çözülmeden kullanılamayacağını belirterek,
şöyle devam etti:
"Onun bir maliyeti olacak. Yani Kıbrıs sorununu
çözmeyeceksin, ama zorla her şeye de egemen olacaksın, böyle bir lüks
yok.
Amerika ve diğer ülkelerin yaptıkları ise tabii ki
kabul edilebilir değil. İşte 'bugünkü uluslararası
şartlara göre biz böyle diyoruz' diyorlar, hakları yok böyle demeye.
Rum tarafını kışkırtıyorlar, adada ve
ada etrafındaki muhtemel gerginliği tırmandırıyorlar. Sorumlu
onlar olacaklar. Amerikalılar olacak ve diğer onu destekleyenler
olacak.
Rum tarafı bu tutumunu sürdürürse her şey olabilir, dikkatli
olmak lazım. Yazıktır, hepimize yazık olur. Bütün
Kıbrıs'ta Türklere, Rumlara, çoluk çocuğa, herkese yazık
olur üzülürüz."
5 Eylül görüşmesinde seçimler etkili oldu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'la 5 Eylül'de yapacağı
görüşmenin "nasıl ortaya
çıktığının" sorulması üzerine, bu
görüşmenin yapılmasında Rum kesiminde 2008 Şubat'ında
yapılacak seçimlerin etkili olduğunu söyledi.
Seçim nedeniyle Rum kamuoyunun hassasiyetinin artması ve
özellikle diğer iki adayın hem AKEL hem de DİSİ
adaylarının kendisiyle sürekli olarak görüşmelerinin büyük bir
olasılıkla Papadopulos'u etkilediğini söyleyen Talat,
Papadopulos'un görüşmeyi "iyi niyetle ve dört gözle
beklediğini" söylediğini de anımsattı.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede hedefin;
"Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü"
olacağını da belirterek, 8 Temmuz sürecinin de hedefinin bu
olduğunu, zaten kendilerinin de her aşamada ifade ettikleri hedefin
de bütünlüklü çözüm olduğunu kaydetti.
Bütünlüklü çözüme ulaşmanın yolu
Bütünlüklü çözüme ulaşmanın; liderlerin ekipleriyle birlikte
karşı karşıya oturması ve müzakere etmesinden
geçtiğini söyleyen Talat, kendi tercihlerinin 5 Eylül'de yapılacak
diyaloğun sürekli hale gelmesi olduğunu vurguladı.
Talat, görüşmede bir tarih saptayarak, o tarihe kadar belli
konularda hazırlık yapıp, ama o tarihten itibaren de tam
teşekküllü müzakerelere başlamayı istediklerini belirterek, bu
tür görüşmelerde her zaman sürprizlerin mümkün olduğunu kaydetti.
Kıbrıs Türkü 2004'te büyük bir şaşkınlık
yaşadı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
"Kıbrıslı Türklerin federal çözümden hızla
uzaklaşmakta olduğu ortaya konuyor. Siz bu durumu nasıl
değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine şöyle dedi:
"Bunu tabii daha geniş boyutlu değerlendirmek
lazım. Sosyolojik açıdan, hatta sosyo - psikolojik açıdan
değerlendirmek lazım.
Şöyle düşünelim; referandum gününe kadar bütün dünyaya ve
size anlaşmayı çok arzuladığını, çok
istediğini ifade eden, bunu ballandıra - ballandıra anlatan bir
dostunuz, o gün geldiğinde ve o anlaşmaya onay verilmesi
gerektiğinde birden bire yan çiziyor. O zaman ne hale gelirsiniz?
Kıbrıs Türkünün hali o işte. 2004'de büyük bir
şaşkınlık yaşadı. Yani Kıbrıslı
Türkler aslında 'birlikte yaşanılabilecek bir halk
değilmiş' gibi muamele görüyor, reddedenler tarafından. O zaman
insanlar kırıldı, insanlar bozuldu. Bu sürekli hale gelince ve
bunu her alanda görünce, hatta Güney Kıbrıs'a ziyaret
yapıldığında o muameleyle karşılaşınca,
insanlarda artık yani aynaya yüzünüzü nasıl gösterirseniz, aynada
size de öyle gösterir. 'Yeter artık' eğilimi başladı ve o
öfkeyle de dediğiniz sonuçlar çıktı."
Güven dibe vurdu
Cumhurbaşkanı Talat, "Bu tabloyu siyasi açıdan
değerlendirdiğiniz de ne görüyorsunuz?" sorusu üzerine ise,
"siyasi açıdan iki halkın birbirine olan güveninin iyice dibe
vurduğunu gördüğünü" kaydetti.
Bunun da bir çözümde üzerine basacakları zemini kaygan hale
getirdiğine işaret eden Talat, "Bir tarafın sevindiği
bir şeye diğer taraf eğer üzülüyorsa veya bir tarafın
üzüldüğü bir şeye diğer taraf seviniyorsa burada bir problem
vardır demektir. Zaman geçerse bugünkü durumun kronikleşmesi de söz
konusu olur. Bu da bölünme demektir, bölünmenin
kalıcılaşması demektir, bölünmenin derinleşmesi
demektir" şeklinde konuştu.
"Halen iki bölgeli, iki kesimli Annan Planı benzeri bir
federal yapıyı destekleyenlerin oranı çoğunlukta
mıdır ya da yüzde 65 evet diyenlerin oranı çoğunlukta
mıdır?" sorusu üzerine ise Cumhurbaşkanı Talat,
şunları kaydetti:
"Ulaşılabilecek seçenek olarak düşünüldüğünde
öyle sanıyorum, çünkü Annan Planı bir uzlaşmaydı. Annan
Planı ideal bir çözüm değildi ki. Yani bana denseydi, 'sen bir plan
yap bize', ben Annan Planı'nı yapmazdım.
Ama tabii ki bir ideal hedefiniz olabilir. Kıbrıs Türkü'nün
hedefi; yapılan kamuoyu yoklamaları göstermiştir ki iki devletli
bir çözümdür. Yani kendi devletini istiyor, kendi kendini yönetmek istiyor, bir
başka egemen istemiyor bu kesin.
Ama 'peki' deniyor kendisine, 'iki ayrı devletli bir çözüme
ulaşamadık, bir uzlaşmaya varmamız lazım, bu
uzlaşmada iki kurucu devletin ağırlıklı
olacağı ve eşit olacağı bir federal çözüm ne dersin?'
'Uzlaşırım' diyor.
Annan Planı böyle bir şeydi. O yüzden bugün Annan
Planı'nı tekrar oya koymak mümkün olmadığına göre,
'Annan Planı'na bugün destek nedir bu toplumda? diye bir soru sormak biraz
abes kaçar. Öyle düşünüyorum, anlamsız kaçar daha doğrusu."
KIBRIS 26/08/07
"Erdoğan'ın izinden gideceğim"
26 Ağustos, 2007 20:32:00 (TSİ) CNN
TURK
KKTC eski Din İşleri Başkanı Ahmet
Yönlüer yeni bir siyasi parti kurmaya hazırlanıyor. Yönlüer, Eylül
2006da AK Parti adına girişimlerde bulunarak, Cumhuriyetçi Türk
Partisi- Demokrat Parti koalisyonunun sona ermesinde rol oynamakla
suçlanmıştı.
Eski Din
İşleri Başkanı Yönlüer, Rum kesiminde yayımlanan
Alithia gazetesine verdiği demeçte, Başbakan Erdoğan'ı
örnek alacağını söyledi.
KKTC'deki siyasi partilere halkın güveninin
kalmadığını savunan Yönlüer "Erdoğan'ın
adımlarını takip etmeye karar verdim, etrafıma yeterli
kişileri toplayarak halkın önüne çıkacağım" dedi.
Yönlüer, "Din İşleri Dairesi
Başkanlığını daha fazla yıpratmamak"
gerekçesiyle 14 Ağustos'ta istifa etmişti.
|
||
|
|
||
|
Faruk ZABCI |
İngilterenin eski Başbakanı Tony Blairin
büyük oğlu Euanın iki yıldır birlikte olduğu ve
ailesiyle de tanıştırdığı Suzanne Ashmanın
anne tarafından Türk olduğu ortaya çıktı. Suzanne, eski
Devlet Bakanı ve Ankaranın eski Belediye Başkanı Mehmet
Altınsoyun torunu.
GEÇEN şubat ayında 83 yaşındayken hayatını
kaybeden eski Devlet Bakanı Mehmet Altınsoyun Londrada yaşayan
torunu Suzanne Ashmanın (18) eski İngiltere Başbakanı Tony
Blair ve eşi Cherie Blaire gelin adayı olduğu ortaya çıktı.
Blair çiftinin büyük oğlu Euanın (22) iki yıldır birlikte
olduğu Suzanne Ashman, Mehmet Altınsoyun kızı Sedef
hanımın (52), motor yarışçısı milyoner
İngiliz işadamı Jonathan Ashmandan olan kızı. Ashman
çifti, yedi yıl önce boşanmış.
İZİNİ NASIL BULDUK
Euan ile Suzanne ilişkisindeki Türkiye bağlantısının
ortaya çıkışı hayli ilginç. Bir önemli adanın
havalimanını satın almayı planlayan Sedef Ashman adlı
esrarengiz Türk işkadınının izini araştıran
Hürriyet, Sedef Ashmanın eski eşi Jonathan Ashmandan olan
kızı Suzanne aracılığıyla Tony Blair ile
bağlantı kurmaya çalıştığını
saptadı. Suzanneın Sedef Ashmanın kızı olduğuna
ilişkin hiçbir yerde bir kayıt yoktu. Seçim kütüklerinden
Suzanneın Sedef Ashman ile aynı evde kaldıkları
anlaşılınca, iki yıldır İngiliz
basınının manşetlerinden inmeyen kızın Mehmet
Altınsoyun torunu olduğunu öğrendik.
Anne-kızı ev adreslerinde bulamayınca Sedef Ashmana mektup
yazıp satın alacağı havaalanı hakkında
konuşmak istediğimizi bildirdik. Üç dört gün sonra mektubumuzu alan
Sedef Ashman, Londra Hürriyet bürosunu telefonla aradı. Ertesi günü Londra
dışına çıkacağından kendisiyle hemen
görüşemeyeceğimizi söyledi. Önce 12 Eylülde almayı
planladığı havaalanı ile ilgili sorular sorduk.
Sedef Ashman şunları söyledi: "Bu havalimanıyla ilgili bir
şey yazılmasını şimdilik istemiyoruz. Benim
ortağım çok büyük bir İngiliz yatırımcı.
Yanlış anlayabilir."
Daha önce Luton Havalimanı, Atatürk Havalimanı başta olmak üzere
birçok havaalanı ihalesine giren Sedef Ashman, 12 Eylülde söz konusu
adadaki makamlarla masaya oturana kadar işi bozulmasın diye yer
ismini yazmayacağımızı söyledik.
Ardından diğer konuyu açtık: "Kızınız
Suzanne, Tony Blaire gelin gidiyormuş. Ne güzel."
KIZIM İYİ BİR ÖĞRENCİ
Sedef Ashman, şaşkınlıktan dilini yutuyordu: "Bunu
nasıl öğrendiniz. Ben Türkiyede kimseye bu konuda tek kelime
etmedim."
Genç kız çok iyi bir eğitim görmüştü. İngilterenin en iyi
liselerinden olan yıllığı 12 bin sterlin olan Londradaki
St Pauls Kız Okulunda liseyi bitirmişti.
Sedef Ashman kızının gazetelerde boy boy resimlerinin
çıkmasına karşıydı: "Daha lisedeyken resimleri
gazetelerde çıktı. Yaşı daha çok küçük. İyi bir
öğrenci."
Suzanne ile uslandı
Haylaz büyük oğulları Euanın son iki yıldır Suzanne
Ashman ile yakın arkadaşlığından önce sürekli sevgili
değiştirmesi ve sarhoş vaziyette polis tarafından
yakalanmasından tedirgin olan Tony Blair ve eşi, Oxforddaki ünlü
üniversitelerden Trinity Collegeda felsefe ve politika okuyan Suzanneı
bağırlarına bastılar ve tatile gittiklerinde bile
yanlarından ayırmadılar.
HURRIYET 27/08/07
ABD Kongresi'nde yeterince temsilcinin desteğini alan "Ermeni
soykırımı tasarısı, Meclis Başkanı Nancy
Pelosi tarafından gündeme alınırsa geçecektir. Pelosi'yi şu
anda Irak ile ilgili gelişmelerin frenlediği söyleniyor.
ABD'nin Irak'tan çekilmesi halinde Türkiye'ye duyacağı ihtiyacın
bunda belirleyici olduğu ifade ediliyor. Pelosi'nin tasarıyı
Türkiye üzerinde bir baskı unsuru olarak elde tutabileceği de kaydediliyor.
Cuma günü CNN Türk'ün "Editör" programına katılan
dışişleri kökenli MHP milletvekili Deniz Bölükbaşı
konuyla ilgili olarak, "Savaş kaybedildi demiyorum, ama ciddi zemin
kaybı oldu" ifadesini kullandı. Kanımca bu,
"Savaş kaybedildi" demenin diplomatik yoluydu.
Dünyanın dikkatini çeken Orhan Pamuk ve Elif Şafak davaları,
Boğaziçi Üniversitesi'ndeki Ermeni konferansının engellenmesi,
Hrant Dink cinayeti gibi gelişmeler de zaten bunu garantiledi.
Özetle, hiçbir ülkeyi, "manevi boyutu" itibariyle, bu konuda
yanımıza çekebilmiş değiliz. İsrail ve İngiltere
gibi ülkeler de zaten Ermeni soykırımını, olduğuna
inanmadıkları için değil, ulusal çıkarları uğruna
tanımıyorlar.
Türkiye dava açamaz
Gerçekçi olmaya çalışan Bölükbaşı da, "riskleri göze
alarak artık hukuk yolunu düşünmemiz gerektiğine"
inanıyor. İşin manevi boyutu bir yana, hukuki boyutu da,
kısmen de olsa, Türkiye'den yana görünüyor.
Özellikle aşırı milliyetçi Daşnakların etkisinde olan
Ermenilerin Türkiye'den hem tazminat, hem de toprak istedikleri biliniyor.
Ancak önlerinde, geriye doğru işletilemeyen, 1948 tarihli
"Soykırım Konvansiyonu" duruyor.
Ermenistan'ın, konvansiyona dayanarak Türkiye'yi dava etmemesinin, bunun
yerine ulusal meclislerde kabul edilen soykırım
tasarılarına güvenmesinin nedeni de bu. Zira
"soykırım"ı konvansiyon yoluyla tescil ettirse bile,
Türkiye'ye karşı herhangi bir kolektif yaptırımın
uygulanamayacağını da en yüksek mahkeme yoluyla "kodifiye
ettirmiş" olacak.
Bölükbaşı'nın önerdiği hukuk yoluna gelince, burada Türkiye'nin,
soykırımın olup olmadığını tespit etmek
amacıyla bir dava açması söz konusu değil. En azından biz
öyle anlıyoruz. Bu zaten Türkiye'nin işi değil.
En iyi yol, Ortak Komisyon
Söz konusu olan, Türkiye'nin soykırım tasarılarını
kabul eden ülkeleri dava etmesidir. Argümanı da şu olacaktır:
"'Soykırım' hukuki bir tabirdir. Hiçbir uluslararası
mahkeme 'Ermeni soykırımı'nı tespit etmediğine göre,
ulusal meclislerin aldıkları kararlar uluslararası hukuk
açısından geçersizdir."
Bölükbaşı'nın sözünü ettiği "risk" ise,
Türkiye'nin açacağı bir davanın aynı zamanda bir
"Soykırım oldu mu, olmadı mı?" davasına
dönüşmesidir. Bu davadan "Soykırım oldu" sonucunun
çıkması da olasıdır.
Çıkarsa, dediğimiz gibi, bunun bir uluslararası
yaptırımı yoktur. Fakat "Ermeni soykırımı"
yine de bir uluslararası mahkeme tarafından tescil edilmiş
olacaktır. Türkiye'yi bağlamasa da, Ermeniler bunu kuşkusuz
ulusal düzeyde kullanmaya çalışacaklardır.
Bizce Türkiye'nin hukuk yoluna gitmesi aslında hatalı olur. En iyi
yol Ankara'nın önerdiği "Ortak Tarih Komisyonu"dur. Bunun
bize göre nedenlerini de bir sonraki yazımızda ele
alacağız.
SEMIH IDIZ MILLIYET 27/08/07
İsrail'deki Türk Yahudileri de öfkeli
27/08/2007
RADIKAL
AA - KUDÜS - ABD'nin etkili
Yahudi kuruluşu ADL'nin (Anti-Defemation Leageu-İnkâr ve
İftira'yla Mücadele Birliği) 1915-1918 olaylarını 'mezalim'
olarak gören tavrını değiştirip 'soykırım' olarak
tanıması, İsrail'deki Türk Yahudilerini de kızdırdı.
Türk Yahudilerinin çatı kuruluşu Türkiyeliler Birliği, ADL'nin
kararını 'esefle' karşıladığını
belirtip, Ermeni tezlerinin, 'İnsanlık tarihinde benzeri olmayan,
Nazilerin Yahudilere yaptığı feci soykırımla eş
tutulamayacağını' açıkladı.
Kuruluşun başkanı Momo Uzsinay imzasıyla yayımlanan
açıklamada, Türkiye'nin 'gerçeklerin tarafsız tarihçilerce, tüm
arşivlerin açılması yoluyla ortaya çıkarılması'
önerisinin Yahudiler tarafından benimsendiği anımsatılarak,
'Anlaşılan şimdi Ermeni gayretleri ve siyasi hesaplarla fikir
değiştiren bazı çevrelere uyma kaygısıyla böyle ters
ve kesin olmayan bir karara imza atılmıştır' denildi.
Amerikalı Yahudi örgütlerinin dünya Yahudilerinin tümünü ve İsrail'i
temsil etmediğinin altı çizilen açıklamada, 'Bizim
gerçeğimiz, Türklerin azınlıklara sistematik
tahammülsüzlüğü olmadığıdır' denilerek şu soru soruldu:
"1915-1918 yıllarında İstanbul ve İzmir'de
yaşayan Ermenilere tehcir veya soykırım uygulanmaması,
Doğu Anadolu'daki Ermenilerin İstanbul ve İzmir'e göç etmesinin
yasaklanmamış olması ile Almanya'nın uygulamaları
nasıl mukayese edilebilir?" Açıklamada ADL kararının
değiştirilmesi beklentisi de dile getirildi.
Arap Turizm Bakanları Konseyi Başkanı Al Fahaid KKTC'de
Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan
açıklamaya göre, ailesiyle birlikte adada bulunan Fehaid, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'ya makamında nezaket ziyaretinde bulundu.
Görüşmede, KKTC ile Arap ülkeleri arasındaki
ilişkilerin geliştirilmesi ve özellikle turizm alanında temaslar
yapılması konusunda görüş alışverişinde
bulunuldu.
Başbakan Yardımcısı Avcı, "genelde
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), özelde Arap ülkeleri ile
kardeşçe ilişkilerin daha da geliştirilmesi için her türlü
girişimin sürdürüleceğine ve bu çerçevede Al Fehaid gibi
dostların ellerinden gelen her türlü katkıyı
koyacaklarından emin olduğunu" söyledi.
KIBRIS 27/08/07
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri
Bakanı Erato Kozaku Markulli, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 5 Eylül'de
yapacağı görüşmeyi, "çok olumlu bir gelişme"
olarak niteledi.
Markulli, Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesine
verdiği demeçte, Papadopulos'un bu görüşmeden 8 Temmuz sürecini
başlatacak olumlu bir sonucun çıkmasını
arzuladığını belirtti. Bu sürecin başarıya
ulaşabilmesi için zeminin çok iyi hazırlanması gerektiğini
belirten Markulli, görüşmenin bu yönde bir başlangıç olması
dileğinde bulundu.
Papadopulos'un daha önce Talat ile görüşme talebinde
bulunmadığı için eleştirildiği, bu eleştirilere
Rum yönetiminin "Anahtarın Ankara'da olduğu" şeklinde
yanıt verdiği hatırlatılarak, "görüşme
yapılacağına göre, anahtarın Kıbrıs Türk
tarafına geçip geçmediği" sorulan Markulli, "anahtarın
her zaman Ankara'da, özellikle de Türk ordusunun elinde olduğunu"
savundu.
"Birçok kez söylediğimiz gibi Türk ordusu, sürekli
varlığıyla, Kıbrıs Türk toplumuna
uyguladığı kontrolle, Kıbrıs'ta
var olduğuna inandığı temel çıkarlarıyla
ve Doğu Akdeniz'e ilişkin açıklamalarıyla her türlü
gelişmeyi kontrol edendir" diye konuşan Markulli,
arzuladıkları şeyin ilk önce tüm
Kıbrıslıların, Rumlar ve Türklerin çıkarlarına
hizmet edecek bir "Kıbrıs çözümü" olduğunu belirterek,
sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu yüzden bunları olumlu olarak görüyorum. Önemli olan
Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin,
Papadopulos'un da birçok kez söylediği gibi, belirli bir içeriğe
sahip olan, yani AB üyesi bir ülkede insan haklarına saygı duyacak,
devletin, halkın birliğini, ekonominin birleşmesini, devletin
kurumlarının birleşmesini sağlayacak bir uzlaşı
çözümüne ulaşmalarıdır. Elbette bu 1977'de kabul ettiğimiz
ve çözümün temelini teşkil eden bir federasyon çerçevesinde
olmalıdır."
Son dönemde Güney Kıbrıs'ın iç siyaset sahnesinde
gündemde olan iki toplumlu, iki kesimli federasyon çözümü
konusunda görüşünün sorulması üzerine ise Markulli, 1980'lerden
itibaren BM kararlarında ve BM Genel Sekreterinin raporlarında iki
toplumlu, iki kesimli federasyon teriminin yer almakta olduğunu söyledi ve
Kıbrıs Rum hükümetinin Başpiskopos Makarios'un yapmış
olduğu "tarihi anlaşmaya" bağlı olduğunu
savundu.
Markulli, "iki kesimlilik" konusunda ABD'yi örnek gösterdi
ve Kıbrıs'ın durumunda biri Kıbrıslı Türkler,
diğeri Kıbrıslı Rumlar tarafından yönetilecek olan
"iki kurucu bölge" kastedilmekte olduğunu vurguladı.
İki kesimlilik teriminin tek yorumunun bu şekilde olduğunu
savunan Markulli, "daha sonraları Türk tarafının
yapmış olduğu, ırka dayanan ayrılma ve geriye
dönüş ile mülkiyet haklarını yeniden kazanımının
kısıtlanarak iki bölgede ırkın netleştirilmesi
şeklindeki yorumun ne BM kararlarında, ne de Genel Sekreterin
raporlarında yer aldığı" görüşünü savundu.
Markulli ayrıca, "iki toplumluluk kavramının iki toplumun
federal hükümete sayı bakımından eşit katılım
değil, etkin katılımını öngördüğünü"
söyledi.
Doğu Akdeniz'de petrol arama çalışmaları
Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama
çalışmalarına ilişkin ise Markulli, Türkiye'nin
itirazları sonucunda konunun siyasi bir boyut
kazandığını savundu ve Türk yetkililerden
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (Rum kesimi) egemenlik haklarından
şüphe edilen açıklamalar gelirken, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tepki vermemesinin imkânsız olduğunu, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarından kuşku
duyulamayacağını" ifade etti.
Güney Kıbrıs'ın Türkiye'nin yer almadığı
"Deniz Hukuku Anlaşması" çerçevesinde hareket ettiğini
savunan Markulli, Türkiye'nin söz konusu anlaşmayı
imzalamamasının sebebinin, "Deniz Hukuku"
anlaşmasının yalnızca açık denizlerde geçerli
olabileceği şeklindeki görüşünün anlaşmada kabul görmemesi
olduğunu iddia etti.
Markulli, Güney Kıbrıs'ın bu anlaşma çerçevesinde
Mısır ve Lübnan ile münhasır ekonomik bölgelerin belirlenmesi
konusunda anlaşmalar imzalamış olduğunu ifade etti ve
benzer bir anlaşmanın İsrail ile de imzalanması yönünde
çabaların bulunduğunu vurguladı.
İsrail'in Güney Kıbrıs ile bir anlaşma
imzalamasının kendi bölgesindeki doğal kaynaklar için
endişe duyuyor olmasından ötürü İsrail'in de çıkarına
olacağını iddia eden Markulli, Lübnan ve Mısır ile
imzaladıkları anlaşmalar sırasında da Türkiye'nin
müdahaleleri olduğunu, ancak bu müdahalelerin bir sonuç getirmediğini
savundu.
Türkiye'nin AB müzakere süreci
Türkiye'nin AB müzakere süreci ve müzakere
başlıklarının açılması konusunda ise Markulli,
Türkiye'nin müzakere başlıklarını yakından incelemekte
olduklarını ve sorun gördükleri noktalarda tıpkı diğer
AB üyesi ülkeler gibi görüşlerini sunduklarını belirtti ve
Türkiye'nin davranışlarının enerji
başlığının açılmasına onay vermelerine imkan
sağlamadığını iddia etti.
Markulli, Türkiye'nin ilerleme raporuna ilişkin olarak da,
"Türkiye'nin Ankara Protokolünü uygulamaması ve Rum
bandıralı gemi ve uçaklara koyduğu kısıtlamalara
ilişkin davranışlarının raporda yer alması
yönünde gerekli faaliyetleri zamanında yapacaklarını"
söyledi.
KIBRIS 27/08/07
AB dönem başkanı Portekiz'in Dışişleri
Bakanı Luis Amado, Kıbrıs sorununun çözümünün, Avrupa
Birliği'nin elinde olmadığını söyledi.
Güney Kıbrıs'taki temaslarını tamamlayarak adadan
ayrılan Portekiz Dışişleri Bakanı Luis Amado,
Lizbon'da yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun
çözümünün, Avrupa Birliği'nin elinde olmadığını
söyledi.
Portekiz resmi haber ajansı Lusa'nın verdiği habere
göre Amado, Avrupa Birliğinin Kıbrıs'ta özellikle müzakere
sürecinin gelişmesine yardımcı olabileceğini
vurguladı.
Amado, "Kıbrıs sorununun çözümü ve adanın
birleşmesi, eninde sonunda Avrupa Birliği'ne dayanacak bir konu. Ama
gerçekçi olmak zorundayız. Birleşmiş Milletler'in güçlü bir
katılımı olmadan ve doğal olarak Türkiye'yi bu çerçevenin
içine almadan Avrupa Birliği tek başına bu sorunu çözemez."
Dedi.
Portekiz Dışişleri Bakanı Amado, Türkiye-AB üyelik
müzakerelerine ilişkin bir soruyu da, "Çok karışık bir
süreç, ama bir şekilde ilerliyor. Biz sürecin, kriterlere, temel
unsurlara, her iki tarafça da kabul edilmiş anlaşmalara uyum içinde
ilerlemesini istiyoruz ve kararlılıkla da ilerleyecek" "
diyerek yanıtladı.
KIBRIS 27/08/07
İslam Konferansı Gençlik Forumu KKTC toplantısını değerlendirdi
İslam Konferansı Gençlik Forumu açıklamasında,
KKTC'ye uygulanan haksız izolasyonlardan dolayı ülkenin ve ülke
gençliğinin entellektüel gelişiminin olumsuz yönde etkilendiği,
dolayısıyla benzeri uluslararası toplantıların KKTC
açısından öneminin büyük olduğu vurgulandı.
Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı açıklamasına göre,
forum sekreteryasının basın açıklamasında, KKTC'de
gerçekleştirilen danışma kurulu toplantısında,
Kasım 2007 tarihinde Bakü'de yapılacak "Gençlik
İttifakı Kampı" ve "Kuşaklararası
İttifak Konferansı" toplantılarına hazırlık
mahiyetinde çalışmalar yapıldığı belirtildi.
İslam Konferansı Örgütü'ne bağlı 57 üye ülkeye
dağıtılan basın bildirisinde
katılımcıların yaptığı çalışmalar
anlatılarak foruma katılan heyet üyelerinin sırasıyla
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı'yı ziyaretlerine ve Avcı'nın
toplantının açılışında yaptığı
konuşmaya geniş yer verildi.
İslam Konferansı Gençlik Forumu'nun, KKTC'de yapılan
çalışmalara ilişkin önümüzdeki günlerde "Girne
Deklarasyonu" adı altında bir bildiri de
yayınlayacağı bildirildi.
KIBRIS
27/08/07
|
Nerdun
HACIOĞLU/MOSKOVA |
|
|
|
Abramoviç'in Kuşadası bölgesinde kendisi gibi
zenginlere hizmet verecek lüks otel inşa etmek için büyük arsa almak
istediği, Türkiye ile yetinmeyerek KKTC'ye geçerek burada 225 villadan
oluşacak "Chelsea tatil köyü" kurma niyeti gibi. Bizim son zamanlarda "Kendi kendimize gelin güvey"
olma alışkanlığımıza yanıt Rusya'da
yayınlanan "İtogi" dergisinde kısa bir yazıyla
verilmiş oldu. Yazı "Abramoviç KKTC'yi tanımıyor"
başlığını taşıyordu. Makaleyi hazırlayan gazeteci Elena Petrova, dünyayı
dolaşması yanı sıra Rusya'nın Çukotka bölgesi valisi
de olan Roman Abramoviç ile bağlantı kurarak, Türkiye medyası
tarafından duyurulan projelerin aslı olup
olmadığını sormuş. Aldığı yanıt bizde çıkan tüm haberlerin
asparagas ötesine gitmediğini gösteriyor. Millhouse Capital üzerinden
Abramoviç'in verdiği yanıt şöyle: "Benim adım
kullanılarak dünyanın değişik bölgelerinde reklam
kampanyaları organize edilmesine çoktan alıştım. Türkiye
ve KKTC ile ilgili reklam girişimlerine bir diyeceğim yok, ancak
İngiltere'de Kuzey Kıbrıs'ta herhangi bir mülk edinmek isteyen
kişiye iyi gözle bakılmıyor. Bilindiği gibi adanın
kuzeyi 1974 yılında Türkler tarafından işgal edildi.
Burada yaşayan çok sayıda Rum evlerini terk ederek kaçtı.
Mülkiyet sorunlarının günümüzde ele alındığı
ortamda adanın kuzeyinde mülk alacak kişi bir delilik yaparak böyle
bir adım atabilir. Ancak bu kişi kesinlikle Abramoviç
olmayacaktır" satırları okunuyordu. |
HURRIYET 28/08/07
Rumların engelleme girişimi sonuç vermedi
Polonya'nın Zakopane şehrinde 16- 26 Ağustos tarihleri
arasında yapılan "39. Uluslararası Halk Dansları
Yarışması"na (XXXIX. International Festival of Zakopane
Folklore) ülkemizi temsilen ilk kez katılan Gazimağusa Belediyesi
Halk Dansları Topluluğu, büyük başarı elde etti.
Mağusa Rum Belediye Başkanı vekili Andreas
Shiopahas'ın yapmaya çalıştığı engellemelere
karşı ekip, "Jüri Özel Ödülü" ve 18 ülke arasında 4
ülkenin aday gösterildiği, yarışmanın en önemli
ödüllerinden olan "Basın Ödülü"nü tüm oyları alarak
kazandı.
Dünyadaki en kapsamlı ve en önemli yarışmalardan biri
olarak kabul edilen "Uluslararası Zakopane Halk Dansları
Yarışması"na 18 farklı ülke arasında, KKTC
adına ülkemizi Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları
Topluluğu temsil etti.
16 Ağustos'ta Polonya'ya ulaşan ekip, festivalin ilk günü
kısa süreli bir problem yaşadı. Mağusa Rum Belediye
Başkanı vekili, ekibin festivale alınmaması festival
komitesine bir yazı yazarak başvuruda bulundu. Başvuruyu
değerlendiren festival komitesi ise kültürlerin bu tür olaylara alet
edilmemesi düşüncesiyle reddetti.
Yarışma süresince büyük bir performans gösteren
Gazimağusa Belediyesi halk dansları ekibi halktan büyük destek ve
ilgi gördü. Jüride bulunan İspanyol üye, ekibin yarışma
performansını ayakta alkışladı ve sahne arkasına
gelerek ülkesindeki dört farklı festivale davet etti. Yarışma
sonrası ödüllerin dağıtılacağı gecedeki final
performansında ise ekip dakikalarca ayakta alkışlandı ve
tekrardan sahneye çağrılan tek ekip oldu.
Toplam 9 müzisyen, 28 dansçı, 1 eğitmen, 1 yönetmen ve 1
meclis üyesi olmak üzere toplam 40 kişiden oluşan ekibin
eğitmenliğini Erkan İpekçioğlu, ekip yönetmenliğini
Sertaç İpekçioğlu yaptı.
Sertaç İpekçioğlu, yapmış olduğu
açıklamada almış oldukları ödüllerden ve Kuzey
Kıbrıs'ı temsil ettiklerinden dolayı çok mutlu
olduklarını söylerken, Gazimağusa Belediye Başkanı
Oktay Kayalp'a da halk danslarına göstermiş olduğu ilgiden
dolayı teşekkür etti.
İpekçioğlu, Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları
Topluluğu'nun 350 kişilik bir ekip olduğunu ve
amaçlarının, ülkemizi uluslararası yarışma ve
festivallerde başarıyla temsil edip tanıtmak ve Kıbrıs
Türk gençliğine halk danslarını sevdirmek ve kültürümüzü
yaşatmak olduğunu söyledi.
İpekçioğlu, ekibin bu yarışmada Kıbrıs
Türk kültürünü müziğiyle, eleğiyle, orağıyla, testisiyle,
yemeğiyle,
içkisiyle, kıyafetiyle ve dansıyla en iyi şekilde
tanıtıp, temsil ettiklerini söylerken, Gazimağusa Belediyesi
Halk Dansları Topluluğu'nun, yurt içinde olduğu kadar en az yurt
dışında da birçok başarıya imza
attığını ve başarı için Zakopane şehrine
gittiklerini ve bunu da başararak yurda döndükleri için çok mutlu
olduklarını vurguladı.
Halk dansları ekibinin başarısından dolayı
büyük bir mutluluk ve onur duyduğunu söyleyen Gazimağusa Belediye
Başkanı Oktay Kayalp, bu başarıda emeği bulunan
herkese teşekkür etti. Kayalp, Mağusa Rum Belediye Başkanı
Vekili'nin yapmaya çalıştığı engellemeleri büyük bir
üzüntü ile izlediklerini söylerken, bunun Kıbrıs'ta barışa
hizmet etmediğini vurguladı.
Gazimağusa Belediyesi Halkdansları ekibinin, bu
kimliğiyle Güney Kıbrıs'ın birçok yöresinde onlarca kez
gösteriye çıktığını söyleyen Kayalp, Mağusa Rum
Belediyesi'nin bu girişimine uluslararası alanda anlam
veremediğini belirtti. Kıbrıs Türk gençliğinin önüne bu tür
engellemelerle geçilmeye çalışılmasının
yanlış olduğunu söyleyen Kayalp, festival komitesinin de buna
rağbet göstermemesinin önemli olduğunu vurguladı. Gençlerin
uluslararası platformlarda yaptığı bu tür etkinliklere her
zaman olduğu gibi destek vermeye devam edeceklerini söyleyen Oktay Kayalp
ambargoların ancak bu şekilde aşılabileceğine
inandığını belirtti.
HURRIYET 28/08/07
Rumların engelleme girişimi sonuç vermedi
Polonya'nın Zakopane şehrinde 16- 26 Ağustos tarihleri
arasında yapılan "39. Uluslararası Halk Dansları
Yarışması"na (XXXIX. International Festival of Zakopane
Folklore) ülkemizi temsilen ilk kez katılan Gazimağusa Belediyesi
Halk Dansları Topluluğu, büyük başarı elde etti.
Mağusa Rum Belediye Başkanı vekili Andreas
Shiopahas'ın yapmaya çalıştığı engellemelere
karşı ekip, "Jüri Özel Ödülü" ve 18 ülke arasında 4
ülkenin aday gösterildiği, yarışmanın en önemli
ödüllerinden olan "Basın Ödülü"nü tüm oyları alarak
kazandı.
Dünyadaki en kapsamlı ve en önemli yarışmalardan biri
olarak kabul edilen "Uluslararası Zakopane Halk Dansları
Yarışması"na 18 farklı ülke arasında, KKTC
adına ülkemizi Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları
Topluluğu temsil etti.
16 Ağustos'ta Polonya'ya ulaşan ekip, festivalin ilk günü
kısa süreli bir problem yaşadı. Mağusa Rum Belediye
Başkanı vekili, ekibin festivale alınmaması festival
komitesine bir yazı yazarak başvuruda bulundu. Başvuruyu
değerlendiren festival komitesi ise kültürlerin bu tür olaylara alet
edilmemesi düşüncesiyle reddetti.
Yarışma süresince büyük bir performans gösteren
Gazimağusa Belediyesi halk dansları ekibi halktan büyük destek ve
ilgi gördü. Jüride bulunan İspanyol üye, ekibin yarışma
performansını ayakta alkışladı ve sahne arkasına
gelerek ülkesindeki dört farklı festivale davet etti. Yarışma
sonrası ödüllerin dağıtılacağı gecedeki final
performansında ise ekip dakikalarca ayakta alkışlandı ve
tekrardan sahneye çağrılan tek ekip oldu.
Toplam 9 müzisyen, 28 dansçı, 1 eğitmen, 1 yönetmen ve 1
meclis üyesi olmak üzere toplam 40 kişiden oluşan ekibin
eğitmenliğini Erkan İpekçioğlu, ekip yönetmenliğini
Sertaç İpekçioğlu yaptı.
Sertaç İpekçioğlu, yapmış olduğu
açıklamada almış oldukları ödüllerden ve Kuzey
Kıbrıs'ı temsil ettiklerinden dolayı çok mutlu
olduklarını söylerken, Gazimağusa Belediye Başkanı
Oktay Kayalp'a da halk danslarına göstermiş olduğu ilgiden
dolayı teşekkür etti.
İpekçioğlu, Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları
Topluluğu'nun 350 kişilik bir ekip olduğunu ve
amaçlarının, ülkemizi uluslararası yarışma ve
festivallerde başarıyla temsil edip tanıtmak ve Kıbrıs
Türk gençliğine halk danslarını sevdirmek ve kültürümüzü
yaşatmak olduğunu söyledi.
İpekçioğlu, ekibin bu yarışmada Kıbrıs
Türk kültürünü müziğiyle, eleğiyle, orağıyla, testisiyle,
yemeğiyle,
içkisiyle, kıyafetiyle ve dansıyla en iyi şekilde
tanıtıp, temsil ettiklerini söylerken, Gazimağusa Belediyesi
Halk Dansları Topluluğu'nun, yurt içinde olduğu kadar en az yurt
dışında da birçok başarıya imza
attığını ve başarı için Zakopane şehrine
gittiklerini ve bunu da başararak yurda döndükleri için çok mutlu
olduklarını vurguladı.
Halk dansları ekibinin başarısından dolayı
büyük bir mutluluk ve onur duyduğunu söyleyen Gazimağusa Belediye
Başkanı Oktay Kayalp, bu başarıda emeği bulunan
herkese teşekkür etti. Kayalp, Mağusa Rum Belediye Başkanı
Vekili'nin yapmaya çalıştığı engellemeleri büyük bir
üzüntü ile izlediklerini söylerken, bunun Kıbrıs'ta barışa
hizmet etmediğini vurguladı.
Gazimağusa Belediyesi Halkdansları ekibinin, bu
kimliğiyle Güney Kıbrıs'ın birçok yöresinde onlarca kez
gösteriye çıktığını söyleyen Kayalp, Mağusa Rum
Belediyesi'nin bu girişimine uluslararası alanda anlam
veremediğini belirtti. Kıbrıs Türk gençliğinin önüne bu tür
engellemelerle geçilmeye çalışılmasının
yanlış olduğunu söyleyen Kayalp, festival komitesinin de buna rağbet
göstermemesinin önemli olduğunu vurguladı. Gençlerin
uluslararası platformlarda yaptığı bu tür etkinliklere her
zaman olduğu gibi destek vermeye devam edeceklerini söyleyen Oktay Kayalp
ambargoların ancak bu şekilde aşılabileceğine
inandığını belirtti.
KIBRIS 28/08/07
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 18:11 TSİ 28 Ağustos 2007 Salı
ANKARA
- TBMM kampüsünde tarihi oylama nedeniyle heyecanlı bir
koşuşturma yaşanıyor. Tarihi oturum için Gülün memleketi
Kayseriden de hemşehrileri otobüslerle TBMMye geldiler. Gülün oğlu
Emre Gül ve hemşehrileri locadan Genel Kurulu izliyor. Gülün eşi
Hayrünnisa Hanım ise izlemeye gelmedi.
TV kanallarının
canlı yayın araçlarıyla donattığı TBMM
bahçesinden öğle saatlerinden itibaren canlı yayınlar
başladı.
Havanın yağmurlu
olması nedeniyle bahçeye yan yana kurulan beyaz çadırların
altında, parti kurmayları, TV kanallarının
sorularını yanıtladılar, oylama öncesi son
değerlendirmelerini yaptılar.
Saat 15.00te
başlayan oturum, toplantı yeter sayısı olan 367den fazla
milletvekilinin bulunduğunun belirlenmesi üzerine başladı.
Seçime cumhurbaşkanı adayı olarak Gülle birlikte MHP adayı
Sebahattin Çakmakoğlu ve DSP adayı Tayfun İçli girdi.
Anamuhalefet partisi
CHPnin protesto ederek katılmadığı tarihi oturuma,
muhalefet partileri MHP, DTP ve DSPli milletvekilleri ise katıldı.
İlk iki turda olduğu gibi MHP grubu kendi adayına, DSP grubu
kendi adayına oy verdi, DTPliler ise boş oy kullandı.
Yapılan sayım sonucu, Gülün 339 oyla cumhurbaşkanı
seçildiği açıklandı. Sonuç, alkışlarla
karşılandı.
Erdoğan, oylamadan sonra yaptığı konuşmada Oylamaya
katılan vekillere demokrasi adına teşekkür ediyorum dedi.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gülün cumhurbaşkanı seçilmesi, Kayseride sevinç ve
coşkuyla karşılandı.
Oylama sonucunun açıklamasından sonra, Cumhuriyet Meydanına
binlerce kişi geldi.
Meydanda Gülün Cumhurbaşkanı seçilmesi dolayısıyla 41 pare
ses bombası atıldı. Kent merkezindeki caddelerde seyreden
otomobiller ve diğer araçlar, kalkson çalarak kutlamalara
katıldı.
Kutlamalar çerçevesinde Büyükşehir Belediyesi binasının önünde
toplanacak katılımcılar, bando eşliğinde Cumhuriyet
Meydanına kadar yürüyecek.
Burada havai fişek gösterisi yapılacak, bando Gülüm Benim
şarkısını çalacak, konservatuvarın 400 kişiden
oluşan gençlik korosu konser verecek.
Ayrıca, vatandaşlara gül ve gül kokulu lokum
dağıtılacak.
NTV
Güncelleme: 17:34 TSİ 28 Ağustos 2007 Salı
İSTANBUL
- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhuriyetin ilanının 27.
yıldönümü olan 29 Ekim 1950de Hamdi Ahmet Bey ve Adeviye Gülün oğlu
olarak Kayseride dünyaya geldi.
Orta öğrenimini Kayseri Lisesinde tamamladıktan sonra
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine giren Gül, aynı
fakültede mezuniyet sonrası doktorasını aldı. Burslu olarak
doktora çalışmaları için iki yıl Londra ve Exterde kalan
Gül, Türkiyeye dönüşünde Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği
Bölümünün kuruluşunda çalıştı ve burada iktisat dersleri
verdi.
Cumhurbaşkanı Gül, 1983-1991 yılları arasında merkezi
Ciddede olan İslam Kalkınma Bankasında (IDB) İktisat
Uzmanı olarak çalıştı. 1991 yılında
Uluslararası İktisat dalında doçent olan Gül, 1991
yılında yapılan erken seçimle Refah Partisinin (RP) Kayseri
Milletvekili olarak parlamentoya girdi ve IDBden istifa etti.
PRO
MERİTO MADALYASI VE ONURSAL ÜYE UNVANI
1992 yılından itibaren, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyeliği
yapan Abdullah Gül, konseyin Kültür, Tüzük, Siyasi ve Ekonomik Kalkınma
komitelerinde çalıştı.
Avrupa Konseyindeki başarılı çalışmalarından
dolayı kendisine Pro Merito madalyası ve konseyin sürekli Onursal
Üyesi unvanı verilen Gül, 1993te RPnin dış işlerinden
sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine
getirildi.
Bu süre içinde Avrupa ve Amerikadaki birçok kuruluşta
yaptığı konuşmalarla, partisinin görüşlerini anlatan
Gül, 1995te yapılan genel seçimlerde, ikinci kez RPden Kayseri Milletvekili
seçildi.
Cumhurbaşkanı Gül, 1991-1995 tarihleri arasında TBMM Plan ve
Bütçe Komisyonu üyeliği yaptı. 1995 yılında TBMM
Dışişleri Komisyonu üyeliğine seçilen Gül, Necmettin
Erbakanın başkanlığında kurulan RP-DYP koalisyon
hükümetinde (54. Hükümet), Devlet Bakanlığı ve Hükümet
Sözcülüğü görevinde bulundu. Gül, RPnin kapatılmasının
ardından girdiği Fazilet Partisinde (FP) Genel Başkan
Yardımcısı olarak görev aldı.
18 Nisan 1999da yapılan 21. Dönem milletvekilliği genel seçiminde FP
Kayseri Milletvekili olarak 3. kez parlamentoya giren Abdullah Gül, seçimden
yaklaşık 1 yıl 1 ay sonra yapılan FP kurultayında,
Recep Tayyip Erdoğanın da desteğini alarak genel
başkanlığa adaylığını koydu.
Abdullah Gül, 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan FP 1. Olağan Kongresinde
521 oy alarak Recai Kutanın (633 oy) gerisinde kaldı.
58.
HÜKÜMETTE BAŞBAKANLIK YAPTI
Cumhurbaşkanı Gül, FPnin Anayasa Mahkemesince kapatılması
sonrasında 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AK Partinin önde gelen
isimleri arasında yer aldı ve Genel Başkan
Yardımcılığı görevini üstlendi.
3 Kasım 2002de yapılan erken genel seçimlerde AK Partiden Kayseri
Milletvekili seçilen Abdullah Gül, 18 Kasım 2002de Türkiye
Cumhuriyetinin 58. Hükümetini kurdu. Abdullah Gülün
başbakanlığı sırasında, Recep Tayyip Erdoğan
AK Parti Genel Başkanlığını sürdürdü.
Anayasa ve yasalarda yapılan değişiklikle aday
olmasının önündeki engeller kalkan AK Parti Genel Başkanı
Erdoğan, YSK tarafından iptal edilerek 9 Mart 2003te yenilenen Siirt
seçimlerinde milletvekili seçildi.
Abdullah Gül, Erdoğanın 11 Mart 2003te, TBMM Genel Kurulunda ant
içmesinin ardından 58. Hükümetin istifasını sundu. 14 Mart
2003te Recep Tayyip Erdoğanın başkanlığında
kurulan 59. hükümette Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcılığına getirilen Gül, 22 Temmuz 2007
seçimlerinde 5. kez Kayseriden milletvekili seçildi.
Hayrünnisa Gül ile 21 Ağustos 1980de evlenen ve Ahmet Münir, Kübra,
Mehmet Emre adlarında üç çocuk babası olan Cumhurbaşkanı
Gül, İngilizce ve Arapça biliyor.
"İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi
eşitlik" temelinde çözümü hâlâ benimsemediler
CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum
egemen güçlerinin, Kıbrıs sorununun, 1977 yılında
varılan anlaşma uyarınca 'iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasal
eşitlik temelinde" çözümlenmesi ilkesini hala benimsemediklerini
gösterdiğini vurguladı.
Başbakan Soyer, önceki akşam Karşıyaka'da halka
hitaben yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos arasında 5 Eylül'de gerçekleşecek görüşme öncesinde
Güney Kıbrıs'ta yaşanan siyasi tartışmalara
değinerek, konu ile ilgili Başpiskopos Hrisostomos'un
yaptığı açıklamayı eleştirdi.
Kilise dominant rol oynuyor
Hrisostomos'un görüşme öncesinde yaptığı; "iki
bölgeli, iki toplumlu bir federasyon kabul edilemez"
açıklamasını AB üyesi bir ülkede bir din adamının
siyasette dominant bir şekilde rol aldığının
göstergesi olduğunu gösterdiğini ifade eden Başbakan Soyer, bunun
demokrasi, laiklik ve AB'nin demokratik kurumsallaşmasına
aykırı olduğunu vurguladı.
Başbakan Soyer sözlerini şöyle sürdürdü:
"Burada iki çelişki ortaya çıkıyor, birincisi
Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin din adamı nasıl oluyor da
siyasette dominant bir rol üstlenebiliyor. Bu demokrasiye, laikliğe ve
AB'nin demokratik kurumsallaşmasına aykırıdır.
İkincisi ise Kıbrıs Rum egemen güçlerinin,
Kıbrıs sorununa nasıl çözüm bulacağız
tartışması yerine 1977'de tartışılmış
ve sonuçlanmış iki bölgeli, iki toplumlu siyasal eşitliğe
dayalı bir çözümü hâlâ benimseyememesidir."
Çözüme herkesin ihtiyacı var
Kıbrıs'ta varılacak çözüme sadece Kıbrıs Türk
halkının değil, Kıbrıs Rum, Türkiye ve Yunanistan
halklarının da ihtiyacı olduğunu belirten Ferdi Sabit
Soyer, çözümün ancak BM şemsiyesi altında sağlanabileceğini
yineledi.
Köy sorunları
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İçişleri Bakanı Özkan
Murat, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, Girne Belediye
Başkanı Sümer Aygın, CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu,
CTP-BG Girne İlçe Başkanı Salih İzbul, Karşıyaka
Muhtarı Ömer Bahadi ve bazı CTP-BG'li milletvekillerinin
katıldığı toplantıda, Karşıyakalılar
sorun ve dileklerini yetkililere ilettiler.
Toplantıda köylüler Başbakan Ferdi Sabit Soyer'den
Karşıyaka'ya sağlık ocağı açılması,
yol, su, elektrik, sanayi ve organize ağıl bölgesi gibi alt
yapıya yönelik yatırımlar yapılması taleplerinde
bulundu.
Toplantıda, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İçişleri
Bakanı Özkan Murat ve CTP-BG Girne İlçe Başkanı Salih
İzbul birer konuşma yaptı.
Çözüm şekli
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, konuşmasında, Güney
Kıbrıs'ta yapılan tartışmaların, üzerinde
konuşularak anlaşmaya varılmış olan 'iki bölgeli, iki
toplumlu ve siyasal eşitlik temeline dayalı' çözüm şeklini
benimsemediklerini gösterdiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında 5 Eylül'de
gerçekleşecek görüşme öncesinde Güney Kıbrıs'ta
yaşanan siyasi tartışmaları eleştiren Başbakan,
Hrisostomos'un görüşme öncesinde yaptığı; "iki
bölgeli, iki toplumlu bir federasyon kabul edilemez"
açıklamasına da dikkat çekti.
Başbakan Soyer, AB üyesi bir ülkede bir din adamının
siyasette dominant bir şekilde rol almasının demokrasi, laiklik
ve AB'nin demokratik kurumsallaşmasına aykırı olduğunu
vurguladı.
Ekonomik kalkınma
Konuşmasında ekonomide meydana gelen büyüme ile ülkedeki iç
siyasi gelişmelere de değinen Soyer, Kıbrıs Türk
halkının Kıbrıs sorununun siyasal eşitlik, güvenlik ve
iki bölgeliliği içeren bir çözüm istediğini vurguladı.
Böyle bir çözüm sürecinde, Kıbrıs Türk halkının, istekli,
girişimci ve yaratıcı olması, bunun yanı sıra
ekonomik kalkınma ve devlet yapısının
kurumsallaşmasının sağlanması gerektiğini
vurgulayan Başbakan Soyer, bunun sağlanamaması durumunda
sorunlar yaşanabileceğini ifade etti.
Kendi dinamiğimizi yaratmalıyız
"Bir ülke kendi geliri ile kendi dinamiğini yaratmak
zorundadır" diyen Başbakan Soyer, KKTC'nin kendi kaynakları
ile bütçesini karşılama oranının, 2002 yılına
yüzde 50 iken bu oranın 2006 yılında yüzde 70'e
ulaştığını dile getirerek, bunun yeterli olmasa da
önemli bir ilerleme olduğunu söyledi.
Tek çatımız meclis
Başbakan Soyer, ülkede yaşanan iç siyasal gelişmelerin
tek bir platformda ele alınabileceğini ve bu çatının da
meclis olduğunu vurgulayarak, meclisi boykot eden siyasi partileri
eleştirdi.
Kıbrıs Türk halkının demokratik olgunluğa
ulaşmış bir halk olduğunu ancak son zamanlarda bazı
siyasal söylemlerin gittikçe 'marjinalleştiği'ni ifade eden
Başbakan Soyer, "Kıbrıs Türk halkının büyüyen
gölgelere, kaosa ve kargaşaya ihtiyacı yok" dedi.
Su için yatırım
Yaptığı konuşmanın ardından soruları
yanıtlayan Başbakan, ülkede yaşanan su
sıkıntısın aşılması yönünde ciddi
yatırımlar yapılmakta olduğuna değindi.
İskele bölgesinde deneme amaçlı deniz suyundan tatlı su
elde edecek projenin hayata geçirildiği ve benzer bir projenin
Gazimağusa ile Girne'de de hayata geçirileceğini kaydeden
Başbakan, 2008 yılı içerisinde Yeşilırmak'a baraj
yapılmasının gündeme geleceği ve su kullanımıyla
ilgili yasal düzenlemelerin yapılacağını kaydetti.
Tazmin komisyonu
Bir süre önce Karşıyaka köyünde bir Rum'a verildiği
gerekçesiyle yapılan eyleme konu olan Toprak Komisyonu'na ait binanın
kimseye verilmediği ve başvuru da olmadığını
kaydeden Başbakan Soyer, tazmin komisyonunun çalışmaları
hakkında bilgi verdi.
Murat: Ağıllar Geçitköy'e taşınacak
Vatandaşların ağıllar, su ve yol konularındaki
sorularını yanıtlayan İçişleri Bakanı Özkan
Murat, Girne bölgesinde yaşanan hızlı yapılaşma
nedeniyle Girne bölgesinde organize ağıl bölgesi kurmanın
imkansızlaştığını belirtti. Karşıyaka
köyünde de benzer sorunlar yaşandığını söyleyen Murat,
bu nedenle buradaki ağılların Geçitköy yakınlarında
oluşturulacak ağıl bölgesine
taşınacağını söyledi.
Tüm köyler belediye sınırlarında
Ülkedeki tüm köylerin daha iyi hizmet alabilmesi amacıyla
belediyelere bağlanacağını dile getirerek bu yönde
yapılan çalışmaları anlatan Özkan Murat, ülkede çok
sayıda belediye bulunduğunu, hizmet kalitesinin artması için
bazı küçük belediyelerin de tek bir belediye çatısı altında
toplanacağını ifade etti.
Tüm bu çalışmalar yapılırken
bakanlığın yatırımlarına devam edeceğini
belirten Özkan Murat, Karşıyaka köy yollarının
asfaltlanması için hazırlanan projenin 2008 yılı bütçesi
içerisinde alındığını açıkladı.
İzbul: Tüm platformlarda zemin elde ettik
CTP Girne İlçe Başkanı Salih İzbul,
Karşıyaka'daki toplantıyı iktidarda olan CTP-BG'nin bugüne
kadar gerçekleştirdiği ve gerçekleştiremediği
icraatları yanında iç ve dış politikada meydana gelen
gelişmeleri ele alıp konuşup tartışmak için
düzenlediklerini belirterek, CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan
Ferdi Sabit Soyer'i toplantıya bunun için davet ettiklerini söyledi.
İzbul, önemli günlerin yaşandığı bu süreçte
dış politika konusunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın 5 Eylül tarihinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri
Tasos Papadapulos ile bir görüşme gerçekleştireceğine dikkat
çekti. İçte de hükümetin devrim niteliğinde reformlara imza
attığını söyleyen İzbul, hükümete, muhalefet
partilerinin hiç katkı yapmadıklarını savundu.
Halka seçim döneminde verilen sözlerin birer birer gerçekleştirmekte
olduklarını ifade eden CTP-BG Girne İlçe Başkanı Salih
İzbul, iktidarda bulundukları son 3,5 yılda Kıbrıs
Türkü'nün iç ve dış politikada önemli mesafe katettiğini
belirtti.
Kıbrıs Türkü'nün hayatının hiçbir döneminde dünya
ile bu kadar temas ederek bütünleşmediğini belirten İzbul,
haklı davanın anlatılacağı tüm platformlarda zemin
elde ettiklerini kaydetti.
Salih İzbul, son dönemlerde iç politika konusunda gerek sosyal
güvenlik gerekse belediye kamu görevlileri yasalarıyla devrim
niteliğinde yasalar yaptıklarını yineleyerek,
gerçekleştirmekte oldukları icraatların CTP-BG'nin seçim
döneminde parti ile hükümet programında yer alan yasa tasarıları
olduğunu söyledi.
KIBRIS 29/08/07
AB'nin çözümde pozitif bir rol
oynayamayacağının göstergesi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, AB
Dönem Başkanı Portekiz'in Dışişleri Bakanı Luis
Filippe Marques Amado'nun sadece Güney Kıbrıs'ı ziyaretinin
negatif anlamlı bir tavır olduğunu ve AB'nin çözümde pozitif bir
rol oynayamayacağının da bir göstergesi olduğunu söyledi.
Erçakıca dün haftalık basın brifinginde Portekiz
Dışişleri Bakanı Amado'nun Güney Kıbrıs'ı
ziyaretiyle ilgili soruyu yanıtında, Kıbrıs sorununun
çözümüne katkıda bulunma arayışında olan AB'nin dönem
başkanının Kıbrıs Türkleriyle temastan kaçınmasının
dikkat çekici olduğunu söyledi.
Hasan Erçakıca, bu durumun, Kıbrıs Rum
tarafının bütün Kıbrıs adına AB üyesi
olmasının olumsuz neticelerinden biri olduğuna belirtti. Rum
tarafının tek yanlı olarak AB'ye üyeliğinin, diplomatik
süreçleri dahi olumsuz etkilediğine işaret eden Erçakıca,
"Çünkü Rum tarafı bir üye olarak baskı yapıyor ve daha
kolay netice alma imkânına sahip oluyor" dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Bizim kendimiz anlatmak gibi bir uğraşımız
var. Her temas olanağını da değerlendirmek isteriz. Ama
bunu kendi kendimize yapamayız. Muhakkak ki bu temaslar
karşılıklı istekliliğe dayanır. Görüyoruz ki Rum
tarafının baskısı altında sürekli bu temas
olanakları daraltmakta... Ve bu gelişmeler de AB'nin Kıbrıs
sorununun çözümlenmesinde pozitif bir rol oynamayacağının
göstergesi olarak değerlendirilmelidir."
Erçakıca, Portekiz Dışişleri Bakanı Amado'nun
tavrıyla ilgili rahatsızlığın, Portekiz
Büyükelçiliği'ne dile getirildiğini belirtti.
KIBRIS 29/08/07
NTV
Güncelleme: 15:06 TSİ 30 Ağustos 2007 Perşembe
BRÜKSEL
- 27 bin Avrupa Birliği vatandaşının
katıldığı kamuoyu yoklamasında, birliğe
yakın gelecekte hangi ülkenin üye olabileceği soruldu. Verilen
cevapların başında Türkiye yer alırken, Hırvatistan
ikinci sırada geldi.
Türkiyenin yakın zamanda ABye katılmasını
bekleyenler arasında Hollandalılar, İsveçliler ve
Danimarkalılar başı çekti.
Birçok AB vatandaşının Romanya ve Bulgaristanın 1 Ocak
2007de tam üye olduğundan haberdar olmadığı da ortaya
çıktı. Araştırmaya katılanların yüzde 11i, bu
iki ülkenin yakın gelecekte üye olmasını beklediklerini
kaydetti.
"Türkiye yakında AB'li olur"
30 Ağustos, 2007 15:40:00 (TSİ) CNN
TURK
AB'nin kamuoyu yoklamaları kurumu Eurobarometre
tarafından yapılan kapsamlı bir araştırmanın
sonuçlarına göre, AB'liler, ''yakın gelecekte AB'ye üye olacak
ülkeler'' sıralamasında Türkiye'yi başa çıkardı.
Eurobarometre'nin 27 bin kişinin görüşüne dayanan
"AB'nin komşularıyla ilişkileri" konulu kamuoyu
yoklamasında, AB'ye yakın gelecekte üye olabilecek 5 ülkenin
hangileri olacağı da soruldu.
Bu sıralamada Türkiye (yüzde 34), Hırvatistan (yüzde 12), Romanya ve
Bulgaristan (yüzde 11) ve Ukrayna (yüzde 10) ön plana çıktı.
Romanya ve Bulgaristan'ın AB üyesi olduğunu bilmeyenlerin
varlığı dikkat çekerken, Polonya ve Kıbrıs Rum kesimi
gibi AB üyelerinin de "yakın gelecekte katılabilecekler"
arasında yer aldığı gözlemlendi.
Türkiye'nin AB'ye yakın vadede katılacağını
düşünenlerin başında Hollandalılar (yüzde 66),
İsveçliler (yüzde 59), Danimarkalılar (yüzde 55), Lüksemburglular
(yüzde 52) Finler ve Yunanlar (yüzde 51) ve Almanlar (yüzde 50) geliyor.
Aynı kamuoyu yoklamasının sonuçlarına göre, AB
vatandaşlarının yüzde 80'i, AB'nin komşularıyla
ilişki politikasından habersiz gözüküyor.
Kamuoyu yoklamasına katılan AB'lilerin yüzde 89'u, komşularla
yapılacak işbirliğinde terörizm ve suç örgütlerine
karşı mücadele unsuruna öncelik verilmesini istiyor.
İşbirliğinde çevre ve enerji, ekonomik gelişme, demokrasi,
eğitim ve göç dosyalarının ön plana çıkarılması
da öneriliyor.
Talat, siyasi partilerle görüşmelerini sürdürüyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mecliste temsil edilen siyasi
partilerin yetkililerini, Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la 5 Eylül'de
yapacağı görüşmeyle ilgili bilgilendirmeyi sürdürüyor.
Önceki gün Demokrat Parti'yi bilgilendiren Talat dün de saat 17:00'de
Ulusal Birlik Partisi'ni, ardından ise 18:30'da Toplumcu Demokrasi
Partisi'ni kabul etti.
Genel Başkan Tahsin Ertuğruloğlu
başkanlığındaki UBP heyetiyle saat 17:00'de başlayan
görüşme yaklaşık 1.5 saat sürdü. Tahsin Ertuğruloğlu'nun
heyetinde, Genel Sekreter Nazım Çavuşoğlu, Girne Milletvekili
Hasan Bozer ve Gazimağusa Milletvekili Ahmet Kâşif yer aldı.
Görüşme sonrası basına açıklamada bulunan
Ertuğruloğlu, görüşmeye Cumhurbaşkanının daveti
üzerine katıldıklarını dile getirerek, Kıbrıs
konusunda "Gambari süreciyle gelinen yanlış sürecin" 5
Eylül görüşmesinde de devam edeceğini belirtti.
Yıllardır başarı sağlanmamış
görüşme yöntemleriyle Kıbrıs Türk halkının vakit
kaybettiğini söyleyen Ertuğruloğlu, Kıbrıs konusunda
netice alınacak bir görüşmenin olması halinde parti olarak ilk
kendilerinin destek vereceğini, fakat yapılacak bu görüşmenin
netice getireceğine inanmadıklarını kaydetti.
5 Eylül'de yapılacak görüşmenin Rum kesiminde
gerçekleşecek seçimler nedeniyle hazırlanan "bir oyun"
olduğu görüşünü ortaya koyan Tahsin Ertuğruloğlu 5 Eylül'de
gerçekleşecek görüşme hakkında düşüncelerini
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a aktardıklarını
belirtti. Ertuğruloğlu, "Göz göre göre bu oyuna taraf olmak,
alet olmak Kıbrıs Türk halkına bir şey kazandıracak
değildir. Bu yöndeki görüşlerimizi Cumhurbaşkanı Talat'a
aktardık" şeklinde konuştu.
Çakıcı: Kıbrıs Türkleri buzdolabında
Talat dün Ulusal Birlik Partisi'nin ardından Toplumcu Demokrasi
Partisi'ni kabul etti.
Genel Başkan Mehmet Çakıcı başkanlığındaki
TDP heyetiyle saat 18.30'da başlayan görüşme yaklaşık 2
saat sürdü. Mehmet Çakıcı'nın heyetinde, Lefkoşa İlçe
Başkanı Özgün Kutalmış, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri Mine
Egemen, Hasan Samani ve Mustafa Emiroğulları yer aldı.
Görüşme sonrası basına açıklamada bulunan Genel
Başkan Mehmet Çakıcı, görüşmede Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile fikir teatinde bulunduklarını söyleyerek, 8
Temmuz süreci sonrasında 14 ay kadar süren bir duraksama süreci
yaşandığını, Türkiye'nin AB yolunda
ilerleyeceğini, Kıbrıs Rumlarının da bu süreçte
Kıbrıs Türklerinin haklarını gasp etmeye yönelik strateji
izlediklerini kaydetti.
Bizler Kıbrıs Türkleri buzdolabındayız
"Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde acelesi yok,
Kıbrıs Rum yönetiminin bu süreçte acelesi yok, bizler
Kıbrıs Türkleri buzdolabındayız" diyen Mehmet
Çakıcı, artık Kıbrıs Türkü olarak susmamak
gerektiğini vurguladı.
Statükoyu değiştirecek şartları Kıbrıs
Türklerinin ortaya koyması gerektiğini söyleyen Çakıcı,
Kıbrıs Türklerinin 1960 yılından kaynaklanan toplumsal
haklarının elde edilmesi ve bunun Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'a söylenmesi gerektiğini, Papadopulos'un
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin sadece Kıbrıslı Rumlara ait
olduğunu düşündüğünü fakat bunun kabul edilemeyeceğini
kaydetti.
Yeni bir strateji ve yeni
bir politikaya ihtiyaç var
"Biz 10-15 yıl daha buzdolabında kalmayı
bekleyemeyiz" diyen Çakıcı, yeni bir strateji ve yeni bir
politikaya ihtiyaç olunduğunu, Kıbrıs Türk liderliğinin
bugüne kadar üstüne düşeni yapmadığını, fakat
artık bugünden sonra yapması gerektiğini kaydetti.
Papadopulos'un çözümcü bir politika ortaya koyduğunu
düşünmediklerini, ozmosis politikasını Kıbrıs Türküne
uygulamaya çalıştığını gördüklerini söyleyen
Çakıcı, Kıbrıs Türkleri ve TDP olarak azınlık
olmayı kabul etmediklerini, 5 Eylül görüşmesinin de Rum
tarafında yapılacak seçimler dolayısıyla gündeme
geldiğini söyleyerek, bu görüşmelerden bir sonuç
çıkacağına inanmadıklarını kaydetti.
KIBRIS 30/08/07
Bölünmeye gidiyoruz
YETKİLERİ OLSA, BİZİ BOĞACAKLAR"...
Kıbrıs'taki mevcut olumsuz tabloyla Ada'da bölünmeye gidildiğini
belirten Cumhurbaşkanı Talat, barışın
sağlanmaması durumunda iki toplumun
yakınlaşmasının zor olacağı ve bu yönde hiçbir
şey yapılamayacağını uyarısında bulundu. Rum
liderliğinin kafasındaki politikanın, bölünmeye yönelik
olduğunu kaydeden Talat, "Kıbrıslı Türkleri
yalnızlaştırma çalışmalarında ellerinde olsa bizi
boğacaklar. Bölünme kafalarda, gönüllerde vicdanlarda yer ediyor"
dedi
"YAPILAŞMA OLURSA ÖNLERİNDE BENİ
BULURLAR"... Çevre örgütlerini, zamanında bilgilendirme ve ikna etme
yükümlülükleri olanların görevlerini yerine getirmediklerini belirterek
hükümeti de eleştiren Talat, bölgeye elektrikle birlikte
yapılaşmanın da gideceği yönündeki eleştirileri kabul
etmediğini söyledi.. Talat, "Yarın eğer orada
yapılacak olan gelişme planı ile Milli Park'a aykırı
bir yapılaşma olacak olursa çevrecilerin başında ben
yürürüm. Bütün gücümü kullanıp engellerim" diye konuştu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun
bir an önce çözümlenmesini istediğini belirterek, çözümün sadece liderler
başkanlığında yapılacak toplantılarla mümkün
olabileceğini vurguladı.
Talat, 5 Eylül'de Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile
yapacağı görüşmenin kapsamlı müzakerelere yol açması
halinde başarılı sayılabileceğini söyledi. Talat
görüşmede Rum politikası yüzünden adanın hızla bölünmeye
götürüldüğü konusuna da dikkat çekeceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, önceki akşam BRTK TV'nin
AKİS programında iç ve dış gelişmelerle ilgili
soruları yanıtladı.
Talat, görüşmenin, Rum Yönetimi'ndeki seçimlerle ilgili olup
olmadığı konusunda yorum yapmak istemediğini belirterek,
bunun yakında anlaşılacağını söyledi.
Kıbrıs sorununun ancak görüşmeler yoluyla
çözümlenebileceğine inanan Güney Kıbrıs seçmeninin
görüşmelere ve diyaloga önem verdiğini kaydeden Talat, Rum
halkının bir şekilde bu sorunun artık bitmesini
istediğini anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, diğer adayların "Talat
ile sürekli görüşeceğiz" demesi üzerine Papadopulos'un
görüşme çağrısı yaptığına da dikkat çekti.
Talat, "Bu görüşme gerçekten seçim maksadıyla mı
yoksa bir samimiyet var mı? Bir ilerleme kaydedilecek mi? Bu ilerleme
bütünlüklü çözüme yol açacak bir ilerleme mi olacak? Bunu bu görüşmede
göreceğiz" dedi.
Görüşmenin, sadece 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde
komitelerin nasıl toplanacağı konusunda olmaması
gerektiğini belirten Talat, bunun 14 ay önce düşünüldüğünü,
ancak 14 aydır da zaman kaybedildiğini söyledi.
Ben bir an önce çözüm istiyorum
Cumhurbaşkanı Talat, "Ben bir an önce çözüm istiyorum.
Bütünlüklü çözüm için müzakerelerin başlamasını istiyorum. Ön
hazırlık gerekiyorsa da bu kısa sürede gerçekleşmeli ve
liderler müzakerelere başlamalı" diye konuştu.
Çözümün sadece liderler başkanlığında
yapılacak toplantılarla mümkün olabileceğini vurgulayan Talat,
liderlerin bulunmadığı toplantıların bu güne kadar bir
sonuç doğurmadığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Sonuca sadece
liderlerin karşılıklı görüşmesiyle ulaşabiliriz.
Bu çerçevede olayı yönlendirebilirsek başarıya gidebiliriz.
İyi niyet varsa bir şeyler olur" dedi.
Görüşmenin, Kıbrıs sorununun çözümüne bir adım daha
yaklaşılması, yani kapsamlı müzakerelere yol açması
halinde başarılı sayılabileceğini ifade eden
Cumhurbaşkanı, tek arzusunun sorunun çözümü olduğunu
vurguladı.
Doludizgin bölünmeye doğru gidiyoruz
Talat, şu andaki gerçek durumun ise olumlu görünmediğini
belirterek, "gerçek bizim bölünmeye gittiğimizi gösterir. İki
toplum arasındaki güven en düşük düzeyde. Bu benim arzum ve hedefim
değil. Bu uzaklaşmak istediğim ortamdır. Güven
düştükçe nasıl bir anlaşma olacak" dedi.
Barışın, yapılacak bir anlaşma üzerine
temellenebileceğini kaydeden Talat, aksi halde iki toplumun
yakınlaşmasının zor olacağını ve hiçbir
şey yapılamayacağını söyledi.
Talat, Rum liderliğinin kafasındaki politikanın
bölünmeye yönelik olduğunu da belirterek, "Bu politika bizi
doludizgin bölünmeye götürüyor" dedi.
Yetkileri olsa bizi boğacaklar
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 2004'ten bu yana Rum
tarafının barışa hazır olan Türkiye'ye hasmane
tutumunu sürdürdüğünü, Kıbrıs Türk tarafına
izolasyonları daha da yoğunlaştırdığına
dikkat çekerek şunları söyledi:
"Bizi yalnızlaştırmaya çalışıyorlar.
Yabancıların bizimle görüşmelerini engellemeye
çalışıyorlar. Ne kadar saçmalık varsa onu yapıyorlar.
Gittikçe çember daralıyor. Kültürel, sosyal, sportif faaliyetlerimizi
engellemeye uğraşıyorlar. Yetkileri olsa bizi boğacaklar.
Bunun için de güven ortadan kalkıyor. Bölünme kafalarda, gönüllerde
vicdanlarda yer ediyor. Rum liderliğinin politikası bizi bölünmeye
doğru götüren bir modeldir. Kesin olan bir şey var Rum
liderliğinin politikası bizi doludizgin bölünmeye doğru
götürüyor. 5 Eylül'deki görüşmede bu uyarıyı
yapacağım."
Karpaz'a elektrik
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dipkarpaz köyünden Zafer
Burnuna elektrik götürülmesi konusundaki sorulara verdiği yanıtta, bu
konuda çok fazla manipülasyon yapıldığını belirterek,
"Ben bu kadar fazla bir şeyin abartıldığını
görmedim" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat iç konularda yaşananların
moralini bozduğunu belirterek bunun nedenlerini şu sözlerle
açıkladı:
"Toplumda çok büyük bir huzursuzluk var. Sanki her yer
karanlık! İnanılmaz bir karanlık sevdası var bu halkta
gibi görüyorum. Hiç kimse halinden memnun değil. Hiç kimse geleceği
daha güzel göremiyor. Kendisi iyi durumda olduğu halde hiç kimse
geleceğe güvenle bakamıyor. İnanılır gibi değil.
Ülkede bakıyorum pahalılık bitti, zam yok, enflasyon nerdeyse
yok, normal düzeylere geldi. Hatta fiyatlar ucuzladı birçok alanda. Yine
de büyük bir huzursuzluk ve tedirginlik var. Hakikaten marazi bir toplum
olduğumuzu biliyorum ama, biraz fazla abartılıyor gibi geliyor
bana...".
Yapılaşma elektrikle ilgili değil
Cumhurbaşkanı Talat, Karpaz'a elektriğin götürülmesiyle
yapılaşmanın yoğunlaşacağı, endemik bitki
örtüsünün yol olacağı şeklindeki görüşlere de dikkat çekti,
Yapılaşmanın elektrikle ilgili
olmadığını belirterek şunları söyledi:
"Girne'den Lefkoşa'ya giden elektrik, Geçitkale'ye giden
elektrik, dağların üstünden geçmiyor mu? Demek ki
yapılaşma, elektrikle ilgili değil. Yapılaşma, o
bölgede yapılaşma imkanının verilmesiyle olabilir.
Yapılaşma imkanını veren de hükümettir. Hükümetin, devletin
birimleridir. Hükümet size 'bunu yapmayacağım' derse ve bununla
ilgili yasa yaparsa daha fazla bunu abartmaya gerek yoktur."
"Elektrik çatı kurmaz, elektrik otel yapmaz. Yarın
eğer orada yapılacak olan gelişme planı ile Milli Park'a
aykırı bir yapılaşma olacak olursa çevrecilerin
başında ben yürürüm. Bütün gücümü kullanıp engellerim"
diyen Cumhurbaşkanı Talat, Karpaz Emirnamesi'nde öngörülen turistik
bölgenin Milli Park alanı içinde olacakmış gibi gösterilerek
bunun üzerinden politika yapıldığını sözlerine ekledi.
Yasa çıkacak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis
açıldığı zaman Karpaz ile ilgili yasanın da Meclis'ten
geçeceğini açıkladı.
Bir soru üzerine AB'nin de devrede olduğunu belirterek AB'nin de
bölgeye elektrik götürülmesine karşı olduğu yönünde
yaratılmak istenilen havanın yanlış olduğunu belirtti
ve "Öyle bir şey yok tabii. AB ile birlikte bölge ile ilgili
çalışma planı yapılıyor. AB de bu konuya
katıldı. Bir de o güvence var. Yasa geçtikten sonra o yasanın da
bekçisi olacağız. Uyanık olacağız" dedi.
Çevre örgütleri zamanında bilgilendirilmedi
Çevre örgütlerini zamanında bilgilendirme ve ikna etme
yükümlülükleri olanların görevlerini yerine getirmediklerini de belirten
Talat, "Onlar da görevlerini yerine getiremediler. Ama ben meselenin bu
kadar dramatize edilmesine karşı çıkıyorum. Olacak iş
değil dediğim de budur" şeklinde konuştu.
Meclis-hükümet
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, meclisin mevcut durumundan
rahatsızlığını dile getirdi ve bu durumun
değişmesi ve normalleşmesi için herkesin sağduyulu
davranması gereğinin altını çizdi.
Talat, Anayasal değişikliğin de gerekli olduğunu
anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, bugünkü koşullarda tarafların
pozisyonları değişmeden yeni bir hükümet modelinin gündeme
gelmesini mümkün görmediğini de söyledi.
Talat Ankara'nın mevcut durumdan rahatsız olduğuna dair
kendine bir bilgi gelmediğini ifade ederek, "Rahatsız olsa bana
intikal ederdi diye düşünüyorum" dedi.
KIBRIS 30/08/07
KKTC - Malta Dostluk Konseri yarın
Başbakanlık, TC Büyükelçiliği, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı
ile KKTCell, Kıbrıs İktisat ve Türk Bankası'nın
katkılarıyla halka açık olarak gerçekleşecek konserle
ilgili olarak dün Dome Hotel'de basın toplantısı düzenlendi.
KKTC Almanya Fahri Kültür Ataşesi, korno sanatçısı ve
GMEM kurucularından Turgay Hilmi, Merkez eğitmenlerinden keman
sanatçısı Gözlem Özdeğirmenci, Malta St. Johns Katedral
Collegium Musicum Korosu Şefi Dr. Dion Buhagiar ile Maltalı sanatçıların
hazır bulunduğu toplantıda gerçekleştirilecek konser
hakkında basına açıklamada bulundular.
Hilmi: Çocukların unutamayacağı bir tecrübe olacak
KKTC Almanya Fahri Kültür Ataşesi, korno sanatçısı ve
GMEM kurucularından Turgay Hilmi basın toplantısında
yaptığı konuşmada, GMEM Çocuk Korosu'nun Malta St. Johns
Katedrali Collegium Musicum Korosu ve Antalya Devlet Opera Bale ve
Orkestrası ile birlikte verecekleri KKTC - Malta Dostluk Konseri'nin 31
Ağustos Cuma akşamı Bellapais Manastırı'nda
gerçekleşeceğini belirterek, halka açık olacak konserde gospel
ve spiritual (dini) şarkılar yanında birbirinden güzel çocuk
şarkıları seslendireceklerini kaydetti.
Amaçlarının; sadece konser vermek
olmadığını, kalıcı bir şeyler yaratmak
olduğunu ifade eden Hilmi, bu düşünceden hareket eden GMEM Çocuk
Korosu'nun da 8 Eylül'de Malta'ya giderek orada konser vereceğini söyledi.
Malta'nın milli günü olan 8 Eylül'de gerçekleştirecekleri
konserin buradaki konserin tekrarı olacağını ifade eden
Turgay Hilmi, bugüne dek yurtdışından para
karşılığında sanatçı getirilen ülkede bu kez
çocuk ve sanatçıları yurtdışına götürüp oralarda
konser verdireceklerini kaydetti.
Bu tür sanatsal olaylara öncülük etmekten GMEM olarak iftihar
ettiklerini dile getiren Turgay Hilmi, söz konusu Malta konserinin çocuklar
için unutulmayacak bir tecrübe olacağını söyledi.
Basın toplantısının ardından KKTC
hakkında yanlış bilgilendirilen Malta St. Johns Katedral Korosu
ekibine Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil
Nami'nin Kuzey Kıbrıs'ın tarihi gerçekleri yanında ticari
ve siyasi bilgi vereceğini de belirten Turgay Hilmi, ekibin bugün saat
14:30'da da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul
edileceğini kaydetti.
Turgay Hilmi, politikaların ulaşamayacağı yerlere
müzik ve sanatla çok daha kolay ulaşılabilindiğini belirterek,
sınır tanımayan müziğin her dilin ortak lisanı
olduğunu sözlerine ekledi
Buhagiar: Organizasyonu
gerçekleştirmek mutluluk verici
Malta St. Johns Katedrali Collegium Musicum Korosu Şefi Dr. Dion
Buhagiar da yaptığı kısa konuşmada, ilk kez bir pazar
sabahı Malta'da St. Johns Katedrali'nde karşılaşıp
tanıştığı Turgay Hilmi ile Kuzey Kıbrıs'ta
böyle bir organizasyon gerçekleştirmekten duyduğu mutluluğu
ifade ederek, yanlış bilgi sahibi oldukları ülkeyi daha
yakından tanımak istediklerini söyledi.
Şef Dr. Dion Buhagiar, Malta St. Johns Katedrali Collegium Musicum
Korosu'nun 1 Eylül'de Güney Kıbrıs'a geçerek Holy Cross Katolik
Kilisesi'nde düzenlenecek ayinde dini şarkılar söyleyeceğini
sözlerine ekledi.
KIBRIS 30/08/07
Economist: Gül ve asker arasında ufukta yeni bir sürtüşme var
BBC TÜRKÇE
Haftalık Economist dergine göre,
Türkiye'de Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu ama, AKP ile generaller
arasında yeni bir sürtüşme konusu var ufukta: Başbakan
Erdoğan'ın önerdiği yeni sivil anayasa.
Şu anki anayasanın 1980'deki darbe
ardından askerler tarafından yazıldığını
belirten Economist, AKP'nin gelecek yıl oylanmasını
istediği yeni anayasa taslağının basına sızan
maddelerini "bir devrimden eksik kalır yanı yok" diye
niteliyor:
"Üst düzey subaylar bundan böyle sivil
mahkemelerde yargılanabilecek, askeri temyiz mahkemeleri
kaldırılacak, Kürtçe ikinci bir dil olarak hükümet okullarında
okutulabilecek, Türklüğün anlamı farklılıkları daha
çok kucaklayacak biçimde genişletilecek." Ordunun elinden gücünün
alındığını söyleyen Economist, "gözlemcilere göre
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt 'şer
odaklarından' bahsederken bu yeni anayasaya atıfta bulunuyordu"
diyor, ve generallerin şimdi bir ihtimal Cumhurbaşkanı Gül ile
Başbakan Erdoğan'ın arasını açmaya
çalışacağı yorumlarını aktarıyor.
Economist, "Gül ile Erdoğan
arasındaki siyasi ittifakın geri planında uzun zamandır bir
rekabet de gizli" diyor: "Üstelik yeni anayasa
cumhurbaşkanlığı yetkilerinin de önemli ölçü de
kırpılmasını öngörüyor. Acaba Abdullah Gül, engel
çıkarmaya ayartılabilir mi?" Ama Economist'e göre bu
olasılık, boynu bükük generallerin hüsnükuruntusundan ibaret de
olabilir.
Sivil anayasa projesi, Economist'in
attığı başlığa göre, Türkiye'nin
"Sıradaki savaşı" olacak.
MILLIYET 31/08/07
"KKTC'ye bağlılık
yemini"ne Rum yönetiminin itirazı var
Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türk yargıçların
etmiş oldukları KKTC yasalarına inanç ve bağlılık
yeminlerini, AİHM'deki bir yer için Türkiye tarafından önerilen iki
Kıbrıslı Türk yargıca karşı ana argüman olarak
kullanacağı bildirildi
Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türk yargıçların
etmiş oldukları KKTC yasalarına inanç ve bağlılık
yeminlerini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki (AİHM) bir yer
için Türkiye tarafından önerilen iki Kıbrıslı Türk
yargıca karşı ana argüman olarak kullanacağı
bildirildi.
Fileleftheros gazetesi "Sahte Devlet İçin Ettikleri 'Yemin'
Engeldir -Cumhuriyet'in Kıbrıslı Türk Yargıçlara
Karşı Ana Argümanı" başlığıyla
yansıttığı haberinde Yüksek Mahkeme Başkanı Metin
Hakkı ile Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül Erönen'in seçilmesine
şerh koyan Rum yönetiminin ilgili itirazına ilişkin kararın
6 Eylül'de Strasbourg'ta gerçekleştirilecek prosedürler
sırasında inceleneceğini yazdı.
Gazete, Strasbourg'taki prosedürler sırasında Rum yönetiminin
tezlerinin Başsavcılık temsilcisi tarafından ortaya
konulacağını yazdı ve
Başsavcılığın, AİHM'e başvuruda bulunan ve
Türkiye'nin yeni temsilcilerinin atanmasıyla davaları etkilenecek
olan Rum yargıçlara bilgi vermiş olmasına rağmen Rum
yönetiminin Güney Kıbrıs Hukuk Dairesi temsilcisinden başka
kişilerin katılımını kabul etmediğini kaydetti.
Gazete, edindiği bilgilere dayanarak özetle şunları
yazdı:
"Edindiğimiz bilgilere göre
Başsavcılığın görüşündeki temel referans
noktası, iki Kıbrıslı Türk yargıcın adil
yargıda bulunamayacakları ve objektif de görülemeyecekleridir.
İki Kıbrıslı Türk yargıcın, Türkiye'nin
boyunduruğu altındaki bir yerel idarenin, yani, çok sayıdaki
Kıbrıslı Rum'un Türkiye aleyhine başvurularının
nedenini de teşkil eden işgal rejiminin 'anayasasına' saygı
ve bağlılık 'yeminleri' Kıbrıs Cumhuriyeti
tarafından bu iki Kıbrıslı Türk yargıcın kabulüne
engel olarak görülüyor. Cumhuriyet, itirazının, iki hukukçunun
Kıbrıslı Türk olmasından
kaynaklanmadığını da net şekilde ortaya koyuyor.
Metin Hakkı'nın atanmasından mülkiyetle ilgili 38 dava,
Gönül Erönen'in atanmasından da kayıplar konusuyla alakalı
konular etkilenecek. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Metin Hakkı ve
Gönül Erönen'in atanmasını engelleme çabası özellikle zor görünüyor.
AİHM, bir yargıçlar grubuna tek bir kişinin
atanmasının mahkeme tarafından adalet
dağıtılmasını engellemeyeceğine hükmedebilir.
Bu gelişme, AİHM'in önünde bulunan ve önemli olarak
nitelendirilen, gelişmelerinin ve mahkemenin belirteceği görüşün
sözde 'Mal Tazmin Komisyonu' konusunu netleştirecek olan bir dizi
başka konuyu 'buzdolabına' koydu. 30 civarında
Kıbrıslı Rum başvurusunun, AİHM'in 'Komisyon'a mı
havale edeceğine, yoksa yargılamaya kendisinin mi devam
edeceğine karar vermesi için pilot olarak belirleneceği tahmin
ediliyor.
AİHM'in önünde bunlar dışında; halen kabul edilme
aşamasına geçmiş ve mahkeme tarafından Türkiye'nin
Kıbrıslı Rumlara ödeyeceği tazminat bedeline karar
verilmesinin beklendiği başka davalar da var."
KIBRIS
31/08/07
Mehmetçik'te İtalyan turistlere eko turizm
tanıtımı
İbrahim AKANÇAY
10 oda 20 yatak kapasitesiyle hizmete girme
çalışmalarını sürdüren Nitovikla Garden Hotel'in
yetkilileri, müzik yapımcısı Manfrini Maurizio ile KKTC'ye gelen
dokuz kişilik İtalyan aileye önce Girne, sonrasında da Karpaz
bölgesinin güneşini, sahilini, tarihini ve ören yerlerini
tanıttı.
Aile daha sonra otantik mutfağından tadarak, Kıbrıs
yaşamını tanıma fırsatı buldu.
Mehmetçik'te otantik gezi
Nitovikla Garden Hotel yetkilileri önderliğinde İtalyan
aileye Mehmetçik'te uygulamalı sucuk, ekmek, zeytinli ve kafes
yapımı gösterildi.
Mehmetçikli Sultan-Raşit Tolgan çiftinin evinde ve
konukseverliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, İtalyan aile,
iplere dizdiği bademleri üzüm suyuna batırarak sucuk elde etti. Daha
sonra hamuru işleyerek kafes yaptı ve yakılan ekmek
fırınına salarak pişirdi.
Ev sahibi de İtalyan aileye fırında ekmek ve
zeytinli-hellimli pişirerek ikramda bulundu. Türk kahvesinin de
içildiği etkinlikte, üzüm suyunun ağarmasında kullanılan
beyaz toprak, İtalyan ailenin ülkelerinde sucuk yapabilmelerine olanak
sağlamak maksadıyla, poşete konularak ev sahibesi
tarafından kendilerine verildi.
Tunde'nin yemeni şovu
İtalyan turist Tunde'nin, etkinlikte ev sakinlerinden esinlenerek,
çalışmaları esnasında başına yemeni takması
oldukça keyifli anların yaşanmasına neden oldu. Kendi ailesi
tarafından da bol bol görüntülenen Tunde ve ailesi, yeni yılda tekrar
gelme sözü verdi.
İtalyan grubu ağırlayan Sultan-Raşit Tolgan ailesi,
turistlere, KKTC ve Mehmetçik konukseverliği ile kültürünü
tanıtmaktan dolayı son derece mutlu olduklarını ifade
ettiler.
Nitovikla Garden Hotel Direktörü Kader Altan da yaptığı
açıklamada, otel politikası olarak, özellikle Karpaz bölgesinin
tarihi ve kültürel dokusunu tanıtmanın yanında, deniz ve
güneşten faydalanacak olan turistlere, eko turizm yönünde hizmetler
sunacak bir anlayış içerisinde olduklarını söyledi.
Altan sözlerinin sonunda, tesislerinde otantik Kıbrıs
mutfağı yanında, Kıbrıs yaşamına uygun bir
hizmet vereceklerini söyledi.
KIBRIS
31/08/07
Rum Sözcü Palmas: Gül'ün cumhurbaşkanı
seçilmesinin Kıbrıs sorununa yansıması, uygulamada
görülecek
Rum haber ajansına göre Palmas, Gül'ün Cumhurbaşkanı
seçilmesinin Türkiye'nin Kıbrıs sorununa yaklaşımına
nasıl yansıyacağına ilişkin bir soru üzerine,
"bunun, Abdullah Gül'ün Türkiye Cumhurbaşkanlığı
görevini üstlenmesinin ardından pratikte ispatlanacağını,
ancak Türk liderliğinin de daha ılımlı bir yaklaşım
sergileyip sergilemeyeceğinin önemli olduğunu" kaydetti.
Bu arada, Rum radyosunun haberine göre, Güney Kıbrıs'ta
merkez sağdaki Demokrat Parti (DİKO), yaptığı
açıklamada, "Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesinin
Türkiye'nin Kıbrıs politikasında değişikliğe yol
açacağı beklentilerinin gerçekçi olmadığını"
söyledi.
KIBRIS
31/08/07