Papadopulos: Türk tarafı çözüme engel

5 Eylül’de Talat’la bir araya gelecek olan Rum lider, iki toplumlu federal bir çözümden yana olduğu görüşüne bağlı kalacağını söyledi. Papadopulos, iyi bir çözümün zor olduğunu, çünkü Türk tarafının uyuşmazlık tavrının çözümü imkansız kıldığını savundu.

AA

Güncelleme: 13:36 TSİ 22 Ağustos 2007 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 5 Eylül’de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la bir yıl önce üzerinde anlaşma sağlanan 8 Temmuz mutabakatı görüşmesi öncesi açıklamalarda bulundu. Anlaşma sürecinin kendi inisiyatifleriyle gerçekleştiğini öne süren Rum lider, anlaşmanın uygulanmasının Ada’daki çıkmaz durumdan çıkış ve umut oluşturacağını kaydetti.

 

Rum haber ajansına göre Papadopulos, iki toplumlu federal bir çözümden yana olduğu görüşüne bağlı kalacağını ve bunun aksi bir çözümün Ada’yı maceraya ve çıkmaza sürükleyeceğini iddia etti.

Federal bir çözümün Ada için tek çözüm olduğunu savunan Papadopulos; ancak iyi bir çözümün çok zor olduğunu çünkü Türk tarafının uyuşmazlık tavrının çözümü imkansız kıldığını savundu.

Gelecek bir yılı Kıbrıs için kritik ve kararlı bir yıl olarak niteleyen Rum lider, “Bir yanlış hamle veya bir yanlış seçenek Kıbrıs ve Kıbrıs Helenizmi için öldürücü olur” diye konuştu.

TALAT: GÖRÜŞMEYE KOŞULSUZ BAŞLAYACAĞIZ
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ise, Papadopuos’la bir araya geldiğinde, kapsamlı çözüm müzakerlerini başlatmayı hedeflediklerini belirtti. Talat, Papadopulos’la bir yıl aradan sonra yapacağı görüşmeye, herhangi bir şart ya da koşul öne sürmeden katılacağını belirtti. Talat, Kıbrıs Türk tarafının amacının, kapsamlı çözüm müzakerlerini başlatmak olduğunu vurguladı.

Talat ve Papadopulos, 5 Eylül Çarşamba günü, öğleden sonra, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller’in rezidansında bir araya gelecek. KKTC, görüşmede, 8 Temmuz anlaşmasının uygulanması suretiyle Ada’da kapsamlı çözüm müzakerelerine ulaşılmasını bekliyor.

BM’nin eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari’nin aracılığıyla 8 Temmuz 2006’da Ada’da iki taraf arasında varılan ve ‘Gambari süreci’ olarak bilinen mutabakatla, Kıbrıs’ta insanların günlük hayatlarını etkileyen konuları görüşmek üzere teknik komiteler kurulması ve buna paralel olarak Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konularda çalışma grupları oluşturulması öngörülüyordu.

İki hava korsanı adliyeye sevkedildi


22 Ağustos, 2007 17:17:00 (TSİ) CNN TURK

Lefkoşa-İstanbul seferini yapan Atlasjet uçağını kaçıran hava korsanları Mommen Abdül Aziz Talikh ile Mehmet Şerat Özlü, 4 gündür süren sorgularının tamamlanmasının ardından adliyeye sevkedildi.

18 Ağustos Cumartesi sabahı kaçırılan ve Antalya Havalimanı'na indirilen Atlasjet uçağındaki eylemlerini 5 saat sonra teslim olarak sona erdiren Mısır asıllı Filistin uyruklu Talikh ile Şanlıurfa doğumlu Özlü'nün sorgulaması tamamlandı.
 
Adli Tıp Kurumu'nda sağlık kontrolünden geçirildikten sonra savcılığa getirilen hava korsanları Talikh ve Özlü'nün ifadelerinin alınmasına Cumhuriyet Savcısı Sabri Yılmaz tarafından başlandı.
 
El Kaide bağlantısı
 
Yetkililer, savcılığın ve emniyet görevlilerinin hava korsanlarıyla ilgili olarak 4 gündür sürdürdüğü geniş çaplı araştırmalarda, Mommen Abdül Aziz Talikh'in El Kaide terör örgütüyle bağlantılı olduğunu, araştırmanın Interpol ve diğer uluslararası güvenlik kuruluşlarıyla temas kurularak sürdürüldüğü bildirdi.
 
Talikh'in El Kaide terör örgütü bağlantıları kapsamında 2004 yılında örgütün Afganistan'daki kampında kısa süre eğitim aldığını söylediği, Mısır asıllı Filistin uyruklu hava korsanının Suudi Arabistan'daki cezaevinde 2 ay kaldığı anlaşıldı.
 
Talikh'in Yemen'de bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle FBI tarafından terör örgütü bağlantısı olduğu şüphesiyle gözaltına alındığı ve Suudi Arabistan'daki cezaevinde 2 ay süreyle bulunduğu da ortaya çıktı.
 
Talikh'in ifadeleri doğrultusunda, soruşturmanın, El Kaide ile bağlantıların hangi boyutta olduğunun öğrenilmesi amacıyla derinleştirildiği bildirildi.
 
Bu arada, Talikh'in cezaevinde kaldığı sırada ABD'de 11 Eylüldeki ikiz kule saldırılarını organize ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırılan "Ahmet" adlı teröristle bağlantısı olduğunun yanı sıra terör örgütünün bazı üyeleriyle de burada tanıştığı yönünde bilgi verdiği öğrenildi.
 
Hava korsanları, uçak kaçırma eylemini Afganistan'daki El Kaide terör örgütünün kampına katılabilmek amacıyla gerçekleştirdikleri, bu amaçla Atlasjet uçağını Lefkoşa'dan kalktıktan sonra Suriye'ye veya İran'a yönlendirmeye çalıştıklarını söyledikleri belirtilmişti.
 
Yolcu uçağında 5 saatlik eylem

Lefkoşa-İstanbul seferini yapan 5 mürettebat ve 140 yolcu taşıyan Atlas Jet'e ait uçak, iki hava korsanı tarafından 18 Ağustos'ta Tahran'a kaçırılmak istenmişti.
 
Uçak yakıt ikmali için Antalya Havaalanı'na inmiş, 5 saat süren eylem saat 13.00 gibi korsanların teslim olmasıyla sona ermişti.

 

 

Cumhurbaşkanı Talat: Birleşme hayali bitiyor

22/08/2007 RADIKAL

LONDRA/LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Kesimi'nde 2008'deki başkanlık seçimi öncesi çözüm çabaları donmuşken, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan uluslararası topluma önemli bir uyarı geldi: Adada bölünmüşlük iki devletli çözüme gidiyor.
Talat, dün Daily Telegraph'da yayımlanan özel demecinde, adadaki bölünmüşlüğün kalıcılaşabileceğini ilk kez bu kadar kesin bir dille ifade etti. KKTC lideri, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki çatışmalarda alınmış 'ölümcül yaranın' en kısa sürede sarılmaması halinde birleşmiş bir ada umudunun sonsuza dek öleceğini kaydetti. Adada çözüm ve birleşme yanlılarının iktidarda olduğunu, ancak güçten düşmeye başladıklarını söyleyen Talat, "Bölünme derinleşiyor. Kıbrıslı Türklerin çoğunun iki devletli seçenekten, yani bölünmüşlüğün kalıcılaşmasından yana olduğuna işaret eden kamuoyu araştırmaları ortaya çıkıyor. Bu Türklerin eski pozisyonlarına döndüğünü gösteriyor" vurgusu yaptı. Kıbrıslı Türklerin birleşmeye yüzde 65'lik bir oranda 'Evet' dediği 2004 referandumunun tam aksi yönde düşünmeye başladığını belirten Talat, "Çatışmanın çözümündeki başarısızlık insanlarda adanın birleşmeyeceği hissiyatını derinleştirdi. Bu büyük bir tehlike. Siyasilerin seçeneklerini daraltıyor. Siyasiler halklarının arzuları hilafına hareket edemez. Bugün kuzeydeki tüm güç çözüm yanlısı güçlerin elinde. Ama eğer bu değişirse artık daha neler olur bilemem" uyarısında bulundu. Talat, ilk etapta kuzeye tecridin kaldırılmasının önçözüm olarak müzakereler için zemin hazırlayabileceğini ekledi.

Papadopulos'la Talat 5 Eylül'de buluşuyor
Koalisyon ortağı AKEL'le yollarını ayıran Rum lideri Tasos Papadopulos'un Talat'la görüşme tarihi ise dün netleşti. Yeşil Hat'ta buluşan KKTC Cumhurbaşkanlığı müsteşarı Raşit Pertev ile Papadopulos'un diplomasi şefi Tasos Conis iki liderin 5 Eylül'de ara bölgedeki BM temsilciliğinde buluşacağını duyurdu. İki lider eski BM arabulucusu İbrahim Gambari aracılığıyla adada günlük hayatı etkileyen teknik konularda ilerlemeyi hedefleyen 8 Temmuz 2006 uzlaşmasıyla ilgili konuları ele alacak. KKTC bu suretle kapsamlı çözüm müzakerelerine ulaşmayı umut ediyor. (Daily Telegraph/afp)

Abramoviç, KKTC'de yatırıma soyundu; hedef Rus zenginler

13 milyar dolarlık servetiyle dünyanın sayılı zenginlerinden Rus işadamı Roman Abramoviç, yatırım portföyüne Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni de ekledi.

İşadamı, KKTC'nin yeni gelişmekte olan Arapköy bölgesinde bir yıl önce başlattığı 30 milyon dolarlık gayrimenkul yatırımı tamamlanmak üzere. 225 üniteden oluşan Chelsea Village'in müşterilerinin ise Ruslar olduğu belirtiliyor.

Geçtiğimiz hafta 112 metrelik Le Grand Blue adı verilen süper lüks yat ile Bodrum, Marmaris ve İstanbul'da tatil yapan Roman Abramoviç'in, Kuzey Kıbrıs'a ilgisi üç yıl önce başladı. Villa inşaatlarının yoğunlaştığı Arapköy bölgesinde aracılar vasıtasıyla arsayı 5 milyon dolara KKTC'li bir firmadan satın alan Abramoviç, bölgede kendi futbol kulübünün adından esinlenerek Chelsea Village adını verdiği projeyi geçen yıl başlattı.

Villa ve stüdyo dairelerden oluşan projenin Abramoviç'e ait olduğu, bölgede çok bilinmiyor. Abramoviç'in yaptığı villaların ağırlıklı olarak zengin Ruslara pazarlandığı belirtiliyor. Villaların yıl sonuna kadar tamamlanması beklenirken birçoğunun daha tamamlanmadan satıldığı da dile getiriliyor.

İki hafta önce ziyaret etti

Gelecekte turizm potansiyeli gördüğü KKTC ile yakından ilgilendiği belirtilen Abramoviç'in iki hafta önce KKTC'ye geldiği öğrenildi. Abramoviç'in yatırımlarını yakından izleyen bir işadamı, bir süre önce Girne merkezinde de 38 katlı bir otel yapmak için araştırma yapan işadamının bu yatırımdan şimdilik vazgeçtiğini söyledi.

Ünlü işadamının KKTC dışında Türkiye'de ciddi yatırım planları bulunuyor. 2005 yılında yatı ile ilk kez Türkiye'ye giden Abramoviç, Türkiye'deki ilk yatırımını Antalya'nın Kundu bölgesinde bulunan ve hâlâ inşaatı süren İstanbul Safisa Oteli satın alarak yaptı. Rus turistlerin Antalya'ya olan yoğun ilgisi nedeniyle aldığı bu otelin inşaatı sürüyor ve lüks otelin bu yıl içinde açılması planlanıyor.

100 dönümlük arazi üzerinde inşaatı süren İstanbul Safisa Oteli'nin inşaat alanı 50 bin metrekare büyüklüğünde. 572 odalı olarak planlanan otelin, yatak kapasitesi ise bin 258 olacak. Bölgenin en lüks otellerinden biri olacak İstanbul Safisa Oteli'nin, yüksek standartlı ve üst gelir grubu turistlere yönelik hizmet vereceği belirtiliyor.

Türkiye'nin güney sahillerini de sürekli olarak dolaşan ve birçok otel yatırımı ile ilgilenen Abramoviç'in, bu yıl içinde Marmaris'te 15 yıldır inşaat halinde duran Keyland Otel'i satın aldığı da basında yer aldı. Halis Toprak'ın Londra'daki malikanesini 93 milyon dolara satın alan Rus işadamı Abramoviç'in yine Toprak'ın Kuşadası'nda bulunan 83 dönümlük arazisi ile de yakından ilgilendiği biliniyor. Ünlü işadamının bu arazi için 350 milyon doları gözden çıkardığı konuşulan Abramoviç'in aynı zamanda İstanbul Boğazı'nda da kendisine bir yalı baktığı belirtiliyor.

41 yaşında 13 milyar dolar serveti var

Henüz 41 yaşında olmasına rağmen dünyanın en zengin işadamları arasında bulunan Rus işadamı Roman Abramoviç'in kişisel serveti bugün 13.3 milyar dolar olarak biliniyor. Rusya'da Yeltsin döneminde başlatılan özelleştirme dönemi sonrasında ticaret hayatına atılan ve o zamanlar "Kremlin'in yeni Rasputin'i" diye nitelenen Boris Berezovski ile tanışmasıyla hayatı değişen Abramoviç, 24 Ekim 1966'da Saratov'da dünyaya geldi.

Ticarete oyuncak üretimi ve satışıyla başlayan Abramoviç'in gözü ise petrol ticaretindeydi. Bu konuda da ilk adımı Batı Sibirya'daki Omsk rafinerisinin ürünlerini pazarlayarak attı. 1992'de Berezovski ile tanıştı. Milyarder işadamı Berezovski onu önce Sibneft'in Moskova temsilciliğine getirdi, ardından yönetim kuruluna soktu. Ortak yatırımları iki işadamını Rusya'nın ikinci büyük petrol grubu haline getirdi.

Rusya Devlet Başkanı Putin bir süre sonra Berezovski hakkında sahtekarlıktan, vergi kaçakçılığına, kamu malını yağmalamaktan, dolandırıcılığa kadar bir dizi iddiayla soruşturma açtırdı. Berezovski Londra'ya kaçtı. Hâlâ orada yaşıyor. Berevzovski ülkeyi terk etmeden önce Sibneft ve ORT'deki hisselerini güvenilir dostu ve ortağı Abramoviç'e devretti. O da ilk iş olarak ORT'yi devlete sattı.

Daha sonra Abramoviç'in ilgi alanına futbol girdi. İngiliz Futbol Kulübü Chelsea'yı 300 milyon dolar ödeyerek satın alan Abramoviç, takımı baştan aşağı yeniledi. Bugün Londra'da yaşayan Abramoviç'in servetini ve yaşamını yakından izleyen Forbes Dergisi onu dünyanın en çok para harcayan zengini ilan etti. Abramoviç, yılda 700 milyon dolar harcıyor. Şu anda 4 yatı olan Abramoviç, sadece bunların bakımı için yılda 23 milyon Euro harcıyor. Rus işadamının ayrıca Boeing-767 jeti, Boeing 737'si ve iki helikopteri var. İşadamının gayrimenkullerinin tam sayısını bilen yok.

KIBRIS 22/08/07

 

Nihayet görüşüyorlar

GÖRÜŞME 5 EYLÜL'DE... Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lider Papadopulos'un görüşme tarihini belirlemek amacıyla Papadopulos'un Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile dün yaklaşık bir saat süren bir görüşme yaptı. Pertev, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Talat-Papadopulos görüşmesinin 5 Eylül'de, öğleden sonra yapılacağını, görüşmenin ara bölgede BM gözetiminde gerçekleşeceğini söyledi

AMAÇ; KAPSAMLI ÇÖZÜM... Pertev, "Kıbrıs Türk tarafı olarak amacımız bir an önce kapsamlı müzakereleri başlatmak ve kapsamlı çözüme ulaşmaktır. Bu çerçevede 2 liderin bir araya gelmesini istiyoruz" dedi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca ise Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un gerçekleştireceği görüşmenin amacının, oyalama taktiklerini geçersiz bırakarak, 8 Temmuz sürecinin kapsamlı çözüm müzakerelerine ulaşmasının yolunu açmak olacağını söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lider Tasos Papadopulos 5 Eylül'de bir araya geliyor. Görüşme, BM gözetiminde ara bölgede gerçekleşecek.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, iki liderin görüşme tarihini belirlemek amacıyla Rum lider Tasos Papadopulos'un Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile dün yaklaşık 1 saat süren bir görüşme yaptı.

Pertev, görüşmeden sonra TAK'a yaptığı açıklamada, Talat-Papadopulos görüşmesinin 5 Eylül'de, öğleden sonra yapılacağını söyledi. Raşit Pertev, görüşmenin ara bölgede BM gözetiminde gerçekleşeceğini kaydetti.

Pertev, "Kıbrıs Türk tarafı olarak amacımız bir an önce kapsamlı müzakereleri başlatmak ve kapsamlı çözüme ulaşmaktır. Bu çerçevede 2 liderin bir araya gelmesini istiyoruz" dedi.

Erçakıca: Beklentimiz 8 Temmuz

sürecinin rayına oturtulması

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un gerçekleştireceği görüşmenin amacının, oyalama taktiklerini geçersiz bırakarak, 8 Temmuz sürecinin kapsamlı çözüm müzakerelerine ulaşmasının yolunu açmak olacağını söyledi.

Erçakıca, dün haftalık brifinginde yaptığı açıklamada, "Talat-Papadopulos görüşmesinden beklentimiz, 8 Temmuz sürecinin rayına oturtulması" dedi.

8 Temmuz anlaşmasının, tarafları, kapsamlı çözüm müzakerelerine taşımak için tasarlanmış prosedürel bir anlaşma olduğuna dikkat çeken Erçakıca, bu anlaşmanın, Rum tarafının "Kıbrıs sorununu zamana yayma" politikası ve oyalama taktikleri nedeniyle uygulanamadığını hatırlattı.

Erçakıca, bir soru üzerine, Pertev'in dünkü görüşmeye herhangi bir öneri ya da koşul götürmediğini söyledi. Pertev'in elinde Talat-Papadopulos görüşmesi için Cumhurbaşkanı Talat'ın programına göre bir kaç tarih alternatifinin bulunduğunu kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:

"Bizim Talat-Papadopulos görüşmesi için hiçbir ön koşulumuz yoktur. Olmasını da düşünmüyoruz. Karşı tarafın tutumuna göre politikamızda değişiklikler olabilir, ancak şu anda koşullu bir görüşme öngörmüyoruz."

KIBRIS 22/08/07

 

CFA under fire for blocking Turkish Cypriots
By John Leonidou

THE CYPRUS Football Association has come on the end of a scathing attack from an official of FARE (Football Against Racism in Europe).

The CFA is the only football association recognised by the world governing body for football FIFA, despite calls from the Turkish Cypriot football association also to be recognised.

Turkish Cypriot teams are demanding the right to play in official FIFA and UEFA games and claim they are being denied the right by the CFA, who continue to veto their calls to play international matches.

Speaking an interview with the London Turkish Gazette, FARE director Piara Power hit out against the CFA in particular after the incident in which objections were raised against a friendly set to take place in the north between English side Luton Town and Turkish Cypriot team ?etinkaya.

Power described the CFA’s vetoing of Turkish Cypriots as wrong, accusing the association of depriving Turkish Cypriots of the right to “nurture, develop and give people opportunities”.

“At the heart of the issue is an injustice and this reflects the situation in North Cyprus in general,” he told the paper.

“For instance, it reflects the fact that things have been lumbering along for so long and that political ramblings are preventing people from moving on with their lives.

“Football in particular is an interesting mirror as to what is going on in our societies and this particular situation highlights the way in which, certainly this football club [?etinkaya], and Turkish Cypriots in general are not being able to realise their full potential.”

Powers even went as far as to say that their should be two separate football associations on the island, despite the position of FIFA that it only recognises the official football association operating for the Republic of Cyprus.

“What can be said is that the Cypriot FA should not have the right of veto over TRNC teams playing nationally – that’s wrong,” he said.

“As a governing body you have rights and responsibilities to nurture, develop and give people opportunities. To prevent people from making contact is an absolute injustice.”

“Given the constitution of Cyprus, with borders in place, there should be a North Cyprus FA and a South Cyprus FA. They should have the status of a governing body and be taking positions within UEFA. They should have the right to veto within their own countries, not over each other. [The current situation] just doesn't make sense.”

CFA Chairman Costakis Koutsokoumnis was yesterday unavailable for comment.

Cyprus Mail 22/08/2007

 

 

Top Brussels think-tank slams Tassos
By Jean Christou

THE Brussels-based think tank the International Crisis Group (ICG), which caused a stir last year over its pro-Turkish stance on Cyprus, has slammed President Tassos Papadopoulos as an obstacle to a solution.

“An opportunity for change in Greek Cyprus may emerge if presidential elections in February 2008 produce a more pro-reunification president than the current hardliner, Tassos Papadopoulos,” the new report on Turkey-EU relations said.

“Some Greek Cypriot officials say they believe the same. For now, however, there are few signs of impatience in Greek Cypriot society for reunification with neighbours who are three times poorer and one fifth their number, yet demand political equality.”

The ICG is co chaired by the former European Commissioner for External Relations Christopher Patten and former US Ambassador Thomas Pickering.

Zbigniew Brzezinski, former US National Security Advisor to the President, Wesley Clark, former NATO Supreme Allied Commander, Europe, Pat Cox former President of the European Parliament and Joschka Fischer the former German Foreign Minister are members of the ICG executive committee.

The report suggests that the Greek Cypriot idea that “osmosis” can produce a unitary state is unlikely to work. “Turkish Cypriots are applying for Nicosia’s passports to take advantage of EU privileges, not to embrace the Greek Cypriot state,” it said.

It also cites Cyprus as the biggest and most obvious obstacle to any EU attempt to relaunch its Turkey relationship.

“There seems little chance in the short term that Greek Cyprus will genuinely discuss bicommunal, bizonal arrangements. As governments forget the initial shock of how the Greek Cypriot government broke its promise to accept the UN plan, the chance of real EU pressure on Nicosia to compromise is lessening,” the ICG said. “Cyprus remains a daily EU problem, with a potential for real conflict.”

The report recommends to the EU to keep Turkey engaged and asks EU governments to form a group of friends of north Cyprus “to reassure Turks there of their connection to Europe and consider new steps to intensify contacts in the framework of the EU-backed UN settlement process”

It suggests to Cyprus to set out realistic political goals “that acknowledge a compromise with the Turkish Cypriots will require sacrifice by the Greek Cypriots as well.

“Recognise that reunification of the island is only possible through the UN bicommunal, bizonal process and explain this to the Greek Cypriot population.

Welcome EU initiatives to bring Turkish Cypriots closer to the EU, so as to help close the gap between the people on the island and increase the room for political manoeuvre of pro-reform, pro-solution politicians in Turkish Cyprus and Turkey.”

The ICG also makes a suggestion to the US to continue to “reward the Turkish community and administration on Cyprus economically and politically for pro-reunification actions, so as to help allay a feeling in Turkey that the West is irrevocably prejudiced against it.”

The new ICG report was dismissed yesterday by ruling DIKO, which denounced the provocative intervention of “foreign factors” in the internal affairs of Cyprus aimed at removing Papadopoulos. The ICG, a statement said, continued to take up Turkey’s positions on the Cyprus issue.

 

“KKTC’ye yatırıma yalanlama”


23 Ağustos, 2007 16:28:00 (TSİ)  CNN TURK

Güney Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan gazeteler, İngiliz Chelsea futbol kulübünün sahibi Rus milyarder Roman Abramoviç'in KKTC'de yatırım yapacağına ilişkin haberleri Rum Dışişleri Bakanlığı’nın araştırdığını ve Abramoviç'in sözcüsünün de konuyu yalanladığını bildirdi.

Rum gazeteleri, Rum Dışişleri Bakanlığı’nın, Abramoviç'in, KKTC'nin Arapköy bölgesinde satın aldığı araziye turistik tesis inşa edeceğine ilişkin Türk basınında çıkan bilgilerin araştırılması ve düzenlenmesi amacıyla araştırma başlatılması emri verdiğini kaydetti.
 
Gazeteler, Roman Abramoviç'in, basın sözcüsü aracılığıyla KKTC'deyatırım yapacağını yalanladığı da belirtildi.
 
Abramoviç'in halka ilişkiler sorumlusu olan John Man, Rum haber ajansına yaptığı yazılı açıklamada, Abramoviç'in KKTC'de büyük yatırımlar yapacağına ilişkin olarak Türk basınında çıkan, daha sonra ise başka yerlerde yayımlanan bilgileri kati bir şekilde yalanladı.
 
Man açıklamasında, Abramoviç'in adanın Kuzey bölümünde "Chelsea Village" isimli bir tatil köyü inşa edeceği, ayrıca Türkiye'de inşaat yapacağı yada mülk edineceğiyle ilgili söz konusu bilgilerin "tamamıyla yalan" olduğunu savundu ve "Sayın Abramoviç, Chelsea Futbol Takımı ve bunlarla işbirliği içinde olan başka bir şirketin hiçbir şekilde 'Chelsea Village'le bağlantısı yoktur" ifadelerini kullandı.
 
Gazeteler ayrıca, Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin yaptığı açıklamaya yer verdi.
 
Markulli, konunun tam olarak araştırılması, düzenlenmesi ve yasal olarak hareket edebilmeleri için derhal birtakım direktifler verdiğini söyledi.

 

Kıbrıs'ta yeni çözüm arayışı


KIBRIS Türk ve Rum liderleri, Mehmet Ali Talat ile Tasos Papadopulos'un 5 Eylül'de bir yıldan beri ilk kez bir araya gelmeye karar vermeleri, olumlu bir gelişme. Ama bu yeni "zirve"den ne bekleyebiliriz? Bu, "özlü ve kapsamlı" bir müzakere sürecinin başlangıcı olabilir mi? Yoksa, bu da, 8 Temmuz 2006 doruğu gibi, arkası gelmeyen, "göstermelik" bir toplantıdan ibaret mi kalır?
İki tarafta da resmi ağızlar -her zamanki gibi "ihtiyatlı" olarak- yeni zirveden umutlu görünüyorlar.
Aslında 13 ay önceki toplantı da umut yaratmıştı. O zirvede meselenin özüyle ilgili ciddi müzakereler için bir ön çalışma yapılmasına karar verilmişti. Bu amaçla çalışma grupları kurulacak, ayrıca "günlük yaşam" ile ilgili konuları görüşmek için de teknik komiteler oluşturulacaktı.
Ancak bu kararlar bir türlü yaşama geçirilemedi. Görüşmeler tıkandı. Şimdi Talat ile Papadopulos arasında diyaloğun yeniden başlaması dahi, ileri bir adım sayılıyor.

Başka formül kaldı mı?
Açıkçası, BM gözetiminde yıllardan beri yapılan bu tür toplantılarda, her türlü formül denenmiştir. Geçmişte genel ilkeler ve parametreler üzerinde (örneğin iki kesimli federasyon gibi) mutabakat sağlandığı hallerde bile, ayrıntıya girildiğinde, derin görüş ayrılıkları yüzeye çıkmış ve anlaşma sağlanamamıştır.
Şimdi daha önce üretilmiş, tartışılmış ve hatta üzerinde genel bir mutabakat sağlanmış pek çok çözüm formülünün ve müzakere yönteminin dışında, ne gibi yeni bir fikir ortaya atılabileceğini çok merak ediyoruz...
İki tarafın temel pozisyonları belli: Türk tarafı, adadaki fiili durumu esas alan, birbirlerinden ayrılmış Türk ve Rum unsurların eşitliğine dayalı bir ortaklık istiyor. Rum tarafı ise, Türk kesimini güçlü bir merkezi federasyonun içine alacak, "üniter" bir Kıbrıs devletinden yana.
Annan Planı, iki tarafın pozisyonlarını şimdiye kadar en çok birbirleriyle uzlaştıran formüldü. Rumlar buna "hayır" deyince, BM'nin bu "master planı" da suya düştü. Papadopulos'un bu planın esasları ve parametrelerine dönüş yapması ihtimali yok. Türk tarafının da, Annan Planı'nın gerisine gitmesi ve Papadopulos'un "birleşme" anlayışına katılması mümkün değil...

Statüko tercihi
Yıllar boyunca Kıbrıs'ta çözüm arayışının bir sonuç vermemiş olmasının başlıca nedeni, iki taraf için de "güçlü bir motivasyon eksikliğidir".
Diğer bir deyişle, iki taraf da, statükonun avantajlarını, sakıncalarına tercih ediyor ve farklı bir statü için ödün vermeye razı olmuyor.
Aslında bu daha çok Rum tarafı için söz konusudur. Rumlar, bir devlet olarak tanınmanın, AB üyesi olmanın, refah içinde yaşamanın avantajını, her şeyin üstünde tutuyor. Onlar için artık (Türklerle eşitlik karşılığında) "adanın birleşmesi" dahi, o kadar cazip değil.
Türk tarafı ise, Annan Planı referandumu sırasında, birleşmeyi gerçekten istediğini gösterdi. O zaman onları motive eden, Rumlarla birlikte AB'ye girmek, izolasyondan kurtulmak ve hayat standardını yükseltmek idi. Papadopulos yönetiminin davranışları, bu motivasyonu da ortadan kaldırdı. Şimdi Kıbrıslı Türkler, giderek birleşme fikrinden soğuyor ve "iki devlet" (yani KKTC'nin bağımsız varlığını sürdürmesi) formülünü benimsiyor.
Son zamanlarda KKTC'nin ekonomik ve siyasal durumundaki gelişme, bu eğilimi güçlendiriyor. Cumhurbaşkanı Talat'ın "Daily Telgraph"a demecinde "kalıcı bölünme" uyarısında bulunması, KKTC'de artık çözümün bu yönde görüldüğünü ortaya koyuyor...

SAMI KOHEN MILLIYET 23/08/07

 

Türkiye: Temelsiz karar düzeltilsin

23/08/2007 RADIKAL

ANKARA/KUDÜS - Amerika'daki Yahudi lobisinin önde gelen kuruluşu Anti-Defemation League'in (ADL) 'Ermeni soykırımı'nı tanıma kararı Ankara'nın sert tepkisini yol açarken, İsrail ve Türk Yahudi cemaati de rahatsızlığını dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı dün ADL açıklamasını 'talihsiz' diye niteleyip düzeltilmesini istediği açıklamada şu ifadeleri kullandı: '1915 olaylarının soykırım olarak nitelenmesi, tarihi ve hukuki temelden yoksundur. Ayrıca bu konuda iddia edilenin aksine tarihçiler arasında mutabakat bulunmamaktadır. Kaldı ki, bir ortak komisyon kurularak tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılmasını Ermenistan'a teklif eden Türkiye'dir. Bu öneriye henüz olumlu yanıt alınmamıştır. ADL'nin aldığı kararla tarihi yeniden yazmaya girişmesi çelişkilidir ve gerekçesi anlaşılamamaktadır'.
Dışişleri'nin açıklamasında Türkiye'deki Yahudi cemaatinin, Türk toplumunun parçası olduğu ve son gelişmelerden kaygılanmasının hiçbir şekilde gerekli olmadığının altı çizildi.

Musevi cemaati de tepkili
Türk Musevi Cemaati de ADL kararını anlamakta güçlük çektiğini duyurdu. Kararı üzüntüyle karşılayan cemaat, açıklamasında, bunun Türkler ile Ermeniler arasında arzu edilen uzlaşmaya hizmet etmeyeceğini vurguladı. Açıklamada kararın sadece Amerika Yahudilerinin kuruluşlarının fikrini yansıttığının altı çizilerek, 'Türkiye'nin menfaat ve tezlerinin savunulması konusunda Türk Musevi Cemaati yönetimi ve üyelerinin gösterdiği çabalar sürecektir' denildi.

İsrail: Tavrımız aynı
Bu gelişme üzerine İsrail de 1915-16 olaylarını 'soykırım' olarak tanımama tavrının değişmediğini vurgulayan bir açıklama yayımladı. (Radikal, aa)

 

Azınlıkların çektiği çile

İsmet Berkan

23/08/2007 RADIKAL

Bir gün Türkiye gerçek demokrasi olduğunda, hiç kuşkunuz olmasın, demokrasinin gereği olan şeffaf devlet de gerçekleşecek.
İşte o gün geldiğinde, yıllarca bu ülkede derin devletin de derinine inerek gizlenmiş bazı önemli kuruluşların, mesela Azınlıklar Tali Komisyonu'nun geçmişte yaptıkları da ortaya çıkacak.
İşte gün geldiğinde, Türkiye kendi geçmişinin karanlık sayfalarıyla yüzleşebilecek, belki de kendi geçmişiyle barışacak.
Bilmeyenler için hatırlatmaya çalışayım: Yakın zamana kadar içinde Milli İstihbarat Teşkilatı, İçişleri Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Dışişleri Bakanlığı'ndan temsilcilerin bulunduğu bir komisyonun adıydı Azınlıklar Tali Komisyonu.
Bu komisyonun başlıca görevi de, Türkiye'de yaşayan gayrımüslim azınlıklara hayatı zehir etmek ve onların böylece bu ülkeden kaçıp gitmesini sağlamaktı.
'Yakın zamana kadar' diyorum, çünkü sadece birkaç yıl önce bu komisyonun varlığı resmen doğrulandıktan sonra komisyonun görevi ve adı değiştirildi. Belki komisyon hâlâ eski işlevini görmeye devam ediyor, bunu da bilmiyoruz aslında.
Ama komisyonun işinin artık geçmişe göre çok azaldığını söyleyebiliriz; çünkü komisyon varolduğu dönemde işini 'iyi' yaptı ve Türkiye'de gayrımüslim azınlık nüfusu çok ama çok azaldı.
Ancak belki de çok iyimserimdir; azınlık mensuplarının sayısı azalmakla birlikte, belki de devletimiz, 1915 ve izleyen yıllardaki tehcir ve diğer olaylar sırasında, sürülmekten ya da öldürülmekten kurtulmak için İslam'ı seçen Ermeni aileleri takip etmeye devam etmiştir.
Bakın, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, bir yandan 1936'da bu 'dönme'lerle ilgili devletin bir çalışma yaptığından ve bütün aileleri tek tek tespit ettiğinden söz ediyor, bir yandan da kendisinin de bu çalışmayı yakın zamanda güncellediğini söylüyor.
Acaba 1936'da yapılan bu çalışma neden yapılmıştır? Sadece meraktan mı? Eğer meraktansa, bu çalışmanın sonuçları neden açıklanmamış, hatta varlığı bile düne kadar neden gizli tutulmuştur?
Sakın bu liste, devlet memuriyetine girişte veya memuriyette yükselişte, silahlı kuvvetlere girişte veya yükselişte bir 'rehber' gibi kullanılmış olmasın?
Çünkü devlette 'hassas' görevler söz konusu olduğunda, insanların ailelerinin etnik geçmişine bakıldığı, 'güvenilir' ve 'güvenilmez' etnik kimliklerden söz edildiği Ankara'da çok bilinen 'sır'lardan biri.
Devletimiz bu çeşit ayrımcılıklar yapmış olabilir mi?
Aslında yaptığını biliyoruz: Doğrudan gayrımüslim azınlıklardan birine mensup olan tek bir kişinin bile devletimizde herhangi bir yüksek memuriyete (üniversitede profesörlük hariç) geldiğini bileniniz var mı? ('Bilmemiz şart mı' diyenler olacaktır, haklılar da. Ama bazı etnik veya dini kimliklere sahip olmayı engelleyici görenler varoldukça, insan ister istemez devlet kadrolarında yükselenleri gözlüyor.)
Ama konumuz doğrudan azınlıklar değil, bundan neredeyse 100 yıl önce can derdiyle veya başka sebeple İslam'a dönmüş olan ailelerin bugün yaşayan beşinci, altıncı kuşak üyeleri.
Unutmayın, daha yakın bir zaman önce İslamcı gazetelerimiz, bir üniversite rektörünün dini ve etnik kimliğini onun kanunları uygulama biçiminin sanki nedeniymiş gibi takdim etti, bu rektörü manşetten teşhir etti. Aynı şekilde Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın da, 'Kanında Ermeni kanı taşımak'la suçlanabildi ülkemizde. Bunlar sivillerin yaptıkları.
Türkiye'de siviller düzeyinde bu denli yaygın olan sıradan ırkçılığın devletimiz tarafından uygulanmamış olmasını ummak istiyor insan.
Ama diyorum ya, bunları bu ülke gerçek bir demokrasi olduğunda, devlet de hesap verir olduğunda öğrenebileceğiz ancak.

Korsanlar örgüt suçuyla tutuklu

23/08/2007 RADIKAL

DHA - ANTALYA - Ercan-İstanbul seferini yapan Atlasjet Havayolları uçağını kaçıran hava korsanları tutuklandı. Teslim olduktan sonra "İran'a gidip Kaide'ye katılacaktık" diyen Filistinli 33 yaşındaki Mommen Abdül Aziz Talikh ile 27 yaşındaki Mehmet Reşat Özlü dün adliyeye sev kedildi. Savcılıkta altı saat sorgulanan korsanlar 'hürriyeti tahdit', 'uçak kaçırma', 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçlarından tutuklanarak Antalya E Tipi Kapalı Cezaevi'ne gönderildi.

 

Masaya önkoşulsuz oturacağım

OLUMLU SONUÇ ALACAĞIMI UMMAK İSTİYORUM... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile 5 Eylül'de gerçekleştireceği görüşmeye, herhangi bir şart öne sürmeden gideceğine işaret ederek, görüşmeden "olumlu sonuç alacağını ummak istediğini" söyledi

BÜTÜNLÜKLÜ ÇÖZÜM İÇİN... Talat: Güney Kıbrıs'ta, yaklaşan seçimlere bağlı olarak, anlayışlarda da bazı değişiklikler yaşanmaya başlandı ve görüşme çağrımıza olumlu yanıt geldi. Bu olumlu cevaba memnun olduk. Kısa zamanda bir görüşmenin gerçekleşmesi ve 8 Temmuz'un hedefi olan bütünlüklü çözüm müzakerelerinin başlatılması amacıyla bu görüşmenin yapılması hedefiyle hazırlanıyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile 5 Eylül'de gerçekleştireceği görüşmeye, herhangi bir şart öne sürmeden gideceğine işaret ederek, görüşmeden "olumlu sonuç alacağını ummak istediğini" söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, dün Şehit Ertuğrul İlkokulu'nu ziyareti sırasında, gazetecilerin, 5 Eylül'de gerçekleşecek Talat-Papadopulos görüşmesiyle ilgili sorularını yanıtlarken, görüşme hakkında herhangi bir öngörüde bulunarak, bir çeşit ön koşul yaratmak istemediğini söyledi.

Kıbrıs sorununda, bütünlüklü çözüm konusunda bir hareket olmamasının en büyük eksiklik olduğunu kaydeden Talat, bütünlüklü çözüm için zemin hazırlama amaçlı 8 Temmuz 2006'da varılan anlaşmanın, Rum tarafının çözüm gibi bir ihtiyacı olmamasından dolayı gerçekleşmediğini belirtti.

Güney Kıbrıs'ta, yaklaşan seçimlere bağlı olarak, anlayışlarda da bazı değişiklikler yaşanmaya başlandığını ve görüşme çağrısına olumlu yanıt geldiğini söyleyen Talat, "Bu olumlu cevaba memnun olduk. Kısa zamanda bir görüşmenin gerçekleşmesi ve 8 Temmuz'un hedefi olan bütünlüklü çözüm müzakerelerinin başlatılması amacıyla bu görüşmenin yapılması hedefiyle hazırlanıyoruz" dedi.

Talat, 8 Temmuz anlaşmasının "bütünlüklü çözüm müzakerelerini başlatmak" hedefine aradan 1 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen ulaşılamadığına işaret ederek, "Şimdi görev; hızlandırılmış bir şekilde bu hedefe ulaşmak ve bir an önce bütünlüklü çözüm müzakerelerini başlatmaktır" şeklinde konuştu.

Gündem için görüşme

Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruya yanıtında, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in önceki günkü görüşmelerinde, 5 Eylül'deki görüşme öncesinde hazırlık amacıyla bir araya gelmeleri yönünde bir karar almadıklarını söyledi.

Talat, "Tabii ki taraflar hazırlıklarını yapacak. Belki bu arada yine bir hazırlık çalışması olabilir" dedi.

Rum tarafının, Talat-Papadopulos görüşmesi için Türk tarafından gündem istediği yönünde bir bilgi elde ettiklerini, ancak bu talebin Pertev'e iletilmediğini bildiren Cumhurbaşkanı Talat, "Eğer bir gündem istekleri varsa ve bunun için görüşme öngörülüyorsa, bu görüşmeden de kaçacak değiliz. Ama şu an planlanmış bir görüşme bilmiyorum" şeklinde konuştu.

KIBRIS 23/08/07

 

 

Papadopulos, görüşmeyi dört gözle bekliyor

Papadopulos, 5 Eylül'deki görüşmeyi "dört gözle beklediğini" de belirtti.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, bir toplantıda yaptığı konuşmada, 5 Eylül'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yapacağı görüşmeyle ilgili açıklamalarda bulundu.

"İki toplumlu federal bir çözümden yana olduğu görüşüne bağlı kalacağını ve bunun aksi bir çözümün adayı maceraya ve çıkmaza sürükleyeceğini" söyleyen Papadopulos," 8 Temmuz anlaşmasını ilerletmek için pratik yolların bulunması konusunda Talat'la yapacağım görüşmeyi dört gözle bekliyorum" dedi.

Papadopulos, Talat'la yapacağı görüşmenin sonuçlarını, politika ve Türk tarafının tutumu bakımından önceden değerlendirmesinin ve önceden hüküm vermesinin söz konusu olmadığını kaydetti.

Papadopulos, "Söylemek istediğim tek şey, bu toplantıya iyi niyetle ve 8 Temmuz anlaşmasının uygulanması konusundaki samimi istekle gideceğim. Barış konuşmaları dışında Kıbrıs sorununun çözümü için başka yol yoktur. Bu konuda deneye, saf yaklaşımlara, konuyu önemsiz gibi gösterme durumlarına ve kabul edilebilir limitleri aşan hamlelere mahal yoktur" diye konuştu.

8 Temmuz anlaşması sürecinin kendi inisiyatifleriyle gerçekleştiğini iddia ederek, anlaşmanın uygulanmasının adadaki çıkmaz durumdan çıkış ve umut oluşturacağını kaydeden Papadopulos, gelecek bir yılı Kıbrıs için "kritik ve kararlı bir yıl" olarak niteledi.

Rum lider, "Bir yanlış hamle veya bir yanlış seçenek Kıbrıs ve Kıbrıs Helenizmi için öldürücü olur" dedi.

"Federal bir çözümün ada için tek çözüm olduğunu" savunan Papadopulos, ancak iyi bir çözümün çok zor olduğunu çünkü "Türk tarafının uyuşmazlık tavrının çözümü imkansız kıldığını" iddia etti.

KIBRIS 23/08/07

 

ABD'den Rum'a petrol desteği

İZİNE GEREK YOK... ABD Dışişleri Bakanlığı, Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de başlattığı ve Türkiye'nin tepkisine yol açan petrol ve doğal gaz arama ihalesinde yer almak için herhangi bir Amerikan şirketinin ABD'den izin almasına gerek olmadığını ve Rumların böyle bir ihale açmaya hakkı olduğunu dile getirdi

ABD Dışişleri Bakanlığı, Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de başlattığı ve Türkiye'nin tepkisine yol açan petrol ve doğal gaz arama ihalesinde yer almak için herhangi bir Amerikan şirketinin ABD'den izin almasına gerek olmadığını ve Rumların böyle bir ihale açmaya hakkı olduğunu dile getirdi.

ABD'nin ihaleye ve Amerikan şirketlerinin katılımına nasıl baktığına ilişkin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Gonzalo Gallegos'a yöneltilen soruya cevap olarak hazırlanan açıklama, sözcülükçe yayımlandı.

Açıklamada, Rum yönetiminin, kendisinden petrol ve doğal gaz arama lisansı almak için başvuran yabancı şirketleri geçen hafta açıkladığı hatırlatılarak, bu firmalar arasında bir Amerikan şirketinin de bulunduğu kaydedildi.

Açıklamada, Rum yönetiminin, "egemen bir devlet olarak" kendi ekonomik bölgesinde petrol arama ihalesi açma hakkına sahip bulunduğu savunularak, "ABD şirketlerinin böyle bir yatırıma katılması, bir iş kararıdır" denildi.

Bakanlığın bir yetkilisi de AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD'nin, Türkiye ile Rum yönetimi arasındaki anlaşmazlığa taraf olmadığını söyledi.

Yetkili, "Ancak bu anlaşmazlık, adanın, iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyon olarak birleşmesine yönelik kapsamlı bir Kıbrıs çözümünün sağlanmasını amaçlayacak BM'nin iyi niyet misyonunun yeniden başlatılması için bütün ilgili tarafların çaba göstermesinin gereğini ortaya koyuyor. Nihai bir çözüm, bütün Kıbrıslıların adanın doğal kaynaklarından yararlanmasını sağlayacak" dedi.

KIBRIS 23/08/07

 

Talat: Markulli’nin sözleri yakışıksız

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 5 Eylül’de Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’la yapacağı görüşme öncesi Ada’daki son gelişmeleri NTV’ye değerlendirdi.

NTV

Güncelleme: 14:46 TSI 24 Ağustos 2007 Cuma

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli’nin Türk Silahlı Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’la ilgili sözlerinin etik dışı, çirkin ve yakışıksız olduğunu söyledi.

Talat, Türk askerlerinin çözüm olmadan Ada’dan çekilmesi halinde yeniden çatışma yaşanabileceğine dikkat çekti.

Rumların Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama ısrarının hem Kıbrıslı Türklerin hem de Rumların üzüleceği sonuçları olabileceğine işaret eden Talat, buna destek veren ABD ile diğer ülkelerin yaşanalardan sorumlu olacağını söyledi.

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’la, kapsamlı müzakereleri başlatmak amacıyla 5 Eylül’de biraraya geleceğini ifade eden Talat, Ada’daki iki toplum arasındaki güvensizliğe dikkat çekti.

Kıbrıslı Türklerin hayalkırıklığı yaşadığını ve iki devletli çözüme yöneldiğini söyleyen Talat, bunun bölünmeyi kalıcı hale getirebileceğini vurguladı.

 

ADL soykırım kararında geri adım attı

ABD’nin en önemli Yahudi kuruluşu ADL, İsrail Cumhurbaşkanı Peres’in devreye girmesi ve Türkiye’nin diplomatik baskısı üzerine Ermeni soykırımı tanıma kararında geri adım attı; “Konuyu tarihçilere bırakalım” dedi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 08:57 TSI 24 Ağustos 2007 Cuma

 

WASHINGTON - 1915’teki Ermeni olaylarının tanımına ilişkin tutumunu değiştirerek “soykırımı tanıma” kararı alan ABD’deki Yahudi Kuruluşu Anti-Defamation League (ADL / İftira-İnkarla Mücadele Birliği), tepkiler üzerine yeni bir açıklama yaparak, Türkiye’nin, Ermenistan ile ortak bir komisyon kurulması yönündeki önerisine destek verdiğini, uzlaşma amacıyla iki ülkeyi bir araya getirmeye çalışacağını duyurdu.

ABD’deki en önemli Yahudi kuruluşlarından ADL’nin 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendirmesi, İsrail-Türkiye ilişkilerini hareketlendirdi. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakan Erdoğan’ı telefonla aradı.

Görüşmede İsrail Cumhurbaşkanı Peres, Türkiye ile ilişkilerine büyük önem verdiklerini söyledi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Pinhas Avivi ile biraraya geldi.
Gül, kararın bedelinin ağır olacağını bildirdi.

Avivi’nin Ankara’nın rahatsızlığını Tel Aviv’e bildirmesi üzerine İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakan Erdoğan’ı telefonla aradı. Peres, Türkiye ile iyi ilişkilere büyük önem verdiklerini söyledi.

İsrail Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamada da, konunun Türkler ve Ermeniler arasında siyasi bir tartışmaya dönüştüğü, İsrail Hükümetinin 1915 olaylarına bir tanımlama getirilmemesi ya da taraf tutulmaması görüşünde olduğu belirtilmişti.

VE ADL’DEN YENİ AÇIKLAMA
Tepkiler üzerine ADL’den yeni bir açıklama yapıldı. ADL Ulusal Başkanı Glen Lewy ve Ulusal Direktörü Abraham Foxman’in imzalarıyla yayınlanan açıklamada, “iki ülke arasındaki geniş görüş ayrılıklarının çözülmesine katkı için, Türkiye’nın yakın zamanlarda çeşitli defalar önerdiği ortak komisyon kurulmasına, Ermenistan’ın olumlu cevap vermesini sağlayacak bir atmosferi oluşturacak adımları cesaretlendirmeliyiz” denildi.

Bu konunun, ABD Kongresi gibi bir foruma bırakılmasının uygun olmadığı belirtilen ADL’nin açıklamasında, birçok tanınmış tarihçi, insan hakları savunucusu ve dünya liderinin, bilgi, tecrübe ve yargı yeteneklerini böyle bir konuya ayırabileceğine inanıldığı, ADL’in de, böyle ortamın hazırlanmasına katkıya hazır olduğu kaydedildi.

ADL açıklamasında, Nobel ödüllü Yahudi profesör Elie Wiesel’in, geçen aylarda uzlaşma için Türkiye ve Ermenistan’a somut adımlar önerdiği ifade edilerek,şimdi de Wiesel’in, iki toplumun ortak tarihinin incelenmesi için Türk ve Ermeni uzmanların bir araya gelebileceği bir kurumun oluşturulmasını destekleyeceği dile getirildi.

Açıklamada, birçok tarihçinin 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelediği iddia edilerek, ancak bu konunun akademik olarak daha fazla araştırılabileceği kaydedildi.

ADL açıklamasının sonunda, “ADL ve Amerikan Yahudi toplumu, Türkiye ve Ermenistan’in bunu gerçekleştirmesi yönündeki çabaları desteklemeyedikkatini odaklamalı” denildi.

Foxman imzasıyla Salı günü yayımlanan açıklamada ADL’in, 1915 olaylarının “soykırım” olduğu kanısına vardığı dile getirilmiş, ancak bu konuda Kongre’dentasarılar geçirilmesi yönündeki çabalara ADL’in karşı çıkmaya devam edeceği kaydedilmişti.

AJC: SORUNU TARAFLAR ÇÖZMELİ
Öte yandan Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) adlı başka bir Yahudi kuruluşunun icra direktörü David Harris, teşkilatın internet sitesinde yayımlanan makalesinde, Yahudi toplumunun, “tarihi gerçekleri koruması gerektiğini” yazdı.

Harris, 1993’te “Yahudi Soykırımının İnkarı” adlı bir kitap yazan AJC uzmanlarından Kenneth Stern’in, “Ermeni soykırımının, tartışılabilir bir konu veya eski tarih olarak kabul edilmesi, Yahudi soykırımının inkarına karşı çıkanlar için iyi bir pozisyon değil” dediğine işaret ederek, Stern’in haklı olduğu görüşünü ileri sürdü.

Buna karşılık Harris, konu hakkında AJC adına bir hükümde bulunmadı.

AJC’nin iletişim direktörü Kenneth Bandler ise, Jerusalem Post gazetesine açıklamasında, “daha önce de söylediğimiz gibi bu konu, en iyi şekilde üçüncü taraflarca değil, ilgili taraflarca (Türkiye ve Ermenistan) çözülebilir. ABD devletinin bir kolunun (Kongre’nin), ‘soykırım’ ilan eden bir tasarıyla buna karışması yararlı olmaz” dedi.

Devlet o listeyi etnik ayrımda kullandı mı?

Başbakan'dan yanıt bekleniyor: TTK Başkanı'nın 'dönme Ermeni listesi'nin amacı ne? Kökeni sorgulananların görevleri değişti mi? Liste yok edilecek mi?

24/08/2007 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun, 'Alevi ve Kürtlerin bir bölümünün Ermeni dönmesi olduğu ve bunun listesinin de elinde bulunduğuna' ilişkin sözlerine tepkiler sürerken, konu Meclis gündemine de taşındı.
ÖDP'li Ufuk Uras ile CHP'li Durdu Özbolat, dün Meclis Başkanlığı'na soru önergesi vererek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bu çalışmadan haberdar olup olmadığını ve listeyi görüp görmediğini sordu. CHP'li Özbolat ayrıca devletin üst kademelerinde göreve talip olanlar hakkında yazılan kimi kitapların kaynağının bu çalışma olup olamayacağı sorusunu yöneltti.

Halaçoğlu'nun sözlerini hatırlattı
Ufuk Uras'ın, Erdoğan'ın yanıtlaması istemiyle verdiği önergenin tam metni şöyle:
"TTK Başkanı Sn. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, 18/8/2007 tarihinde Türk Tarihinde ve Kültüründe Avşarlar Sempozyumu açılış konuşmasındaki 'Kürt dediğimiz birçok insan da aslında Türkmen asıllıdır.. Bugün Kürt olarak bilinen bazı aşiretlerin, hatta ve hatta tehcirden kurtulmak için kendilerini Kürt-Alevi olarak gösteren Ermenilerin de bulunduğunu söylemem gerekir, PKK'nın ve TİKKO'nun içinde yer alan birçok insanın da' şeklindeki sözleriyle;
Daha sonra yaptığı basın toplantısındaki 'Ermenilik'ten Alevi-Kürtlüğe dönenlerin birçoğu da samimi değil. Kilise kurma çabaları içinde oldukları biliniyor. Mesela bazı PKK'lılar sünnetsiz çıkıyor. Terörün hangi bölgelerden çıktığına iyi bakmak lazım. 1936-1937'de devlet bu dönmeleri ev ev tespit etmiş' iddiaları medyada yer almıştır.

·  Bu sözlere dayanak olan çalışma devletin hangi kurumunun isteğiyle ve hangi amaçla yapılmıştır, hangi amaçla kullanılmıştır ya da halen kullanılmaktadır? Bu çalışma devletin resmi arşivlerinde bir belge olarak bulunmakta mıdır?

·  Bilimsel analizden çok kışkırtıcı bir anlayışın dile getirilmesi niteliği taşıyan cümlelerin sahibi olan, kimi bölgelerin terörist yetiştirdiğini öne sürerek bölge ayrımcılığı yapan, Hıristiyan, Kürt, Alevi vatandaşlarımızı aşağılayarak bir tehlike gibi sunan Halaçoğlu'nun nesnel bilimsel araştırmalar yapması gereken bir kamu kurumunu 14 yıldır yönetiyor olması sizce doğru mudur?

·  Koyu bir ırkçı-milliyetçi düşünce tarzının dışavurumu olan bu yaklaşımın sahibi Halaçoğlu'nu görevden alacak mısınız?

·  Başbakanlığa bağlı bir kurumun başkanının, vatandaşların bir bölümünü aşağılayan bu kışkırtıcı ifadelerinden dolayı, söz konusu vatandaşlardan özür dilemeyi düşünüyor musunuz?"
CHP Kahramanmaraş milletvekili Durdu Özbolat ise yine Başbakan Erdoğan'ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, 'halklar ve dinler arasında kin ve düşmanlığı tahrik eden ırkçı-kışkırtıcı çalışmanın kimin isteğiyle ve hangi amaçla yapıldığını ve ne zaman tamamlandığını' sordu. Özbolat, Başbakan'a şu soruları yöneltti:

·  "Çalışmanın sonuçlarını gördünüz mü? Sonuçlar hangi kurumlarla paylaşıldı?

·  Kökenleri sorgulanan ve fişlenen kişilerden görevlerinde ve konumlarında değişiklik yapılanlar var mıdır?

Sizi de araştırmışlar mı?

·  Sizin kökeninizin de sorgulanmış olabileceğini düşünüyor musunuz?

·  Bu çalışmayla Azınlıklar Tali Komisyonu arasında bir ilinti var mıdır?

·  Devletin üst kademelerinde göreve talip olanlar hakkında yazılan kimi kitapların kaynağı bu çalışma olabilir mi?

·  TTK Başkanı'nın, elinde olduğunu söylediği 'dönme listesi'ni edindiniz mi?

·  Listeyi imha etmeyi, aşağılanmak istenen Kürt, Alevi ve Ermeni yurttaşlarımızdan özür dilemeyi düşünüyor musunuz?

·  Konumunu yurttaşlarımızın kökenlerini araştırıp fişlemek ve bir bölgenin insanlarını karalayıp yaralamak için kullanan bir kişinin TTK başında kalması doğru mudur? Görev süresini uzatacak mısınız?"
CHP Ankara milletvekili Yılmaz Ateş de Erdoğan'a, 'bölücü zihniyette, toplumu etnik köken konusunda hor gören' Halaçoğlu'nun TTK'nın başında kalmasını doğru bulup bulmadığını sorarken, Adıyaman milletvekili Şevket Köse de önergesinde, "Halaçoğlu hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme ve aşağılama suçu kapsamında soruşturma açıldı mı?" diye sordu.

Üç suç duyurusu
Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Dernekleri Genel Merkezi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi ve Alevi Bektaşi Federasyonu, Kayseri'deki konuşmasıyla ilgili Halaçoğlu için suç duyurusunda bulundu. Ankara Başsavcılığı 'yetkisizlik' kararı vererek, dilekçeyi Kayseri Başsavcılığı'na gönderdi.

Papadopulos: Görüşme ön koşulsuz ve şartsız olacak

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, 5 Eylül'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yapacağı görüşmenin "ön koşulsuz ve şartsız" olacağını söyledi.

Rum radyosu ve gazetelerine göre Papadopulos, 5 Eylül görüşmesinin gerçekleşmesi için tek ön koşulun tarafların bu görüşmeye kayıtsız şartsız katılmaları olduğunu vurguladı ve 5 Eylül tarihine kadar Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in herhangi bir görüşme yapmasının beklenmediğini ifade etti.

Gazeteler, Talat ve Papadopulos'un 5 Eylül tarihindeki görüşmeye herhangi bir koşul sunmaksızın geleceklerinin her iki tarafça yapılan açıklamalarda vurgulandığını, Kıbrıs Rum tarafının bu görüşmede tek isteğinin 8 Temmuz anlaşmasının uygulanması olduğunu yazdı.

Bu arada, Rum kesimindeki siyasi partilerin Talat-Papadopulos görüşmesinden "memnuniyet duydukları" belirtiliyor.

Rum Politis gazetesine göre, ana muhalefet partisi DİSİ'nin lideri Nikos Anastasiadis, açıklamasında, "İki liderin sonunda görüşecek olmalarını memnuniyetle karşıladığını ve mümkün olan en iyi sonucun alınmasını dilediğini" söyledi.

AKEL partisi parlamento sözcüsü Nikos Katsuridis'in ise, "bunun çok önceden atılmış olması gereken bir adım olduğunu" belirterek, Kıbrıs Rum tarafının "gerek Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının sorumluluğunun ortaya çıkması, gerek hareketlilik yaşanması için daha etkin olması gerektiğini" ifade ettiği kaydedildi.

Talat ve Papadopulos, 5 Eylül Çarşamba günü öğleden sonra BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in rezidansında görüşecek.

KIBRIS 24/08/07

 

Eğitim Bakanı Öztoprak, Makedonya'da temaslar yapıyor

Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, aynı zamanda şair ve akademisyen olan Başbakan Danışmanı Kljusev, Makedonya Strateji Araştırma Enstitüsü Başkanı olarak birikimlerini KKTC halkı ve yetkilileri ile paylaşmak istediğini söyledi.

Kljusev, karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi için gerekeni yapacağını da kaydetti.

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ise, Nikola Kljusev'in Kıbrıs Türk halkına gösterdiği yakın ilginin kendisini duygulandırdığını ifade etti.

Öztoprak, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, Kljusev'i KKTC'ye davet ettiğini de belirtti ve Kljusev'in en kısa sürede Kuzey Kıbrıs'a geleceğini kaydetti.

Bakan Öztoprak, Makedonya-KKTC Kültür Derneği'nin çabaları sayesinde iki ülke arasındaki ilişkilerin giderek arttığını belirtti.

Makedonya Gençlik Kampları Müdürü ile de bir görüşme fırsatı elde ettiklerini belirten Öztoprak, gençler arasında kamp değişim programları yapılabileceğini söyledi.

Bakan Öztoprak ve beraberindekiler, dün Mustafa Kemal Atatürk'ün eğitim gördüğü manastırı ve Atatürk Müzesi'ni ziyaret etti. Dün akşam ise, Makedonya Kültür Bakanı'nın düzenlediği resepsiyona ve Struga Belediye Başkanı'nın verdiği akşam yemeğine katıldılar.

Makedonya Türk Demokrat Partisi milletvekilleriyle de bugün bir araya gelecek olan Bakan Öztoprak, Türk akademisyenler ve sivil toplum örgütü üyelerine yönelik olarak düzenlenecek bir konferansta KKTC'deki eğitim, kültür ve yüksek öğrenimle ilgili bilgiler verecek.

Bakan Öztoprak ve beraberindeki heyetin, salı akşamı KKTC'ye dönmesi bekleniyor.

KIBRIS 24/08/07

 

Talat: Takvim ve hakemlik istiyoruz

TAKVİMLER İÇİNDE OLMALI... Talat: Kıbrıs sorununun çözümünde, her şeyin belli zaman dilimleri içinde ve takvimler içinde yapılması gerektiğini söyledik ve söylemeye devam edeceğiz. Biz takvim istiyoruz ve biz bu takvimin sonunda muhakkak bir hakemliğe ihtiyacımız olacağına inanıyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünde, her şeyin belli zaman dilimleri içinde ve takvimler içinde yapılması gerektiğini söylediklerini ve söylemeye devam edeceklerini vurgulayarak, "Biz takvim istiyoruz ve biz bu takvimin sonunda muhakkak bir hakemliğe ihtiyacımız olacağına inanıyoruz" dedi.

Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la 5 Eylül'de yapacağı görüşme konusunda, "Bu görüşme bizi bütünlüklü çözüm hedefine yakınlaştırabilirse istediğimizi elde etmiş olacağız" dedi. Talat, olumlu bir görüşme olmasını ümit ettiğini, ancak Papadopulos'un, görüşmeyi Rum kesiminde yapılacak seçimler nedeniyle kabul ettiğini söyledi.

Talat, Papadopulos'la yapacağı görüşme, Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin son dönemde yaptığı açıklamalar ve Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama çalışmaları gibi konularda AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

"2004 referandumundan beri nihai hedef olarak kendimize seçtiğimiz hedef, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüdür" diyen Talat, dolayısıyla 5 Eylül toplantısı bu amaca ulaşmak için önemli bir adım haline dönüştürebilirse, kendilerini başarı elde etmiş sayacaklarını kaydetti.

Talat, "Bu görüşme bizi bütünlüklü çözüm hedefine yakınlaştırabilirse istediğimizi elde etmiş olacağız" diyerek, bir yılı aşkın bir süredir Papadopulos'la görüşmediklerini hatırlattı.

Talat şöyle konuştu:

"Bir yılı aşkın bir zamandır görüşmedik. Dolayısıyla kendimizi belli sınırlar içerisine hapsetmemize gerek yok. 5 Eylül görüşmesinde bütünlüklü çözüm görüşmelerini liderlerin katılmasıyla ileriye götürebilmek için gerekli düzenlemeleri yapmayı hedeflememiz gerekir diye düşünüyoruz."

Bu görüşmede Rum tarafının tutumunun da önemli olduğunu ve Rum tarafında Şubat 2008'de "başkanlık" seçimlerinin yapılacağını vurgulayan Talat, "Belki bugün bu görüşmenin olabilmesinin nedeni de zaten bu seçimdir. Çünkü 2004 yılından beri sürekli olarak ben yüz yüze görüşme daveti yaptım. Bunu yaptığım halde hep olumsuz cevap aldım. Ama şimdi olumlu bir cevap aldım. Bizim sürekli olarak yaptığımız çağrıya aldığımız bu olumlu cevaptan başarılı bir sonuç almayı istiyorum, arzuluyorum" diye konuştu.

Hiçbir şart öne sürmeden görüşmeye gideceğini yineleyen Talat, "belki görüşmede nihai hedefi tanımladıktan sonra, arasını nasıl dolduracaklarını konuşup kararlaştıracaklarını" belirtti. 8 Temmuz anlaşmasından bu yana 14 ay geçtiğini ve kaybedilen bu zamanın nasıl telafi edileceğine bakılması gerektiğini ifade eden Talat, "Benim hedefim 8 Temmuz'un nihai hedefine kısa yoldan nasıl ilerleyebiliriz, bunu bu görüşmede ele almak" dedi.

Uygun bir formül geliştirmemiz gerekir

Talat, "Rum lideri Tasos Papadopulos'un 5 Eylül görüşmesine ilişkin açıklamalarını ne kadar samimi buluyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Papadopulos'un samimiyetini sorgulamak gerekmez diye düşünüyorum. Zaten ne kadar samimi olduğu hemen ortaya çıkacak. Dolayısıyla onun takdirini Kıbrıs Rum halkı verecek, çünkü seçimleri var. Samimi olmasını temenni ediyorum."

Talat, daha önce tanımlanan nihai hedefin 8 Temmuz süreciyle ilerlemediğinin ortada olduğunu bildirerek, bu tıkanıklığın nasıl aşılacağının şimdi konuşulacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:

"8 Temmuz anlaşması 14 ay önceki haliyle mümkün mü, olur mu? Bana göre 8 Temmuz'un hedefi de bütünlüklü çözüm olduğuna göre, 14 aylık kaybımızı da dikkate alarak, ona uygun bir formül geliştirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Şu anda biz hazırlıklarımızı yapıyoruz, değerlendiriyoruz, tartışıyoruz. Hazırlıklarımızı yaptıktan sonra da nasıl bir strateji izleyeceğimize karar vereceğiz. Şu anda zaten ayrıntılı olarak ne yapacağımızı henüz değerlendirme aşamasındayız. Çok fikirler var. Bunları tartışacağız, değerlendireceğiz ve nihai hedefe varabilmek için bir formül oluşturacağız.

Tabii bu, diğer tarafın kabulüne de bağlıdır. Dolayısıyla biz şu anda o formülü kendimiz önersek bile, nihai kararı verecek olan biz değiliz. Birlikte karar vereceğiz sonunda.

Olumlu bir görüşme olacağını ümit ediyorum, çünkü biz iyi niyetle gidiyoruz. Eğer Rum tarafı da iyi niyetle gelirse anlaşmamak için bir neden görmüyorum."

Talat ve Papadopulos 5 Eylül Çarşamba günü öğleden sonra BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in konutunda görüşecek.

BM'nin eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari'nin aracılığıyla 8 Temmuz 2006'da adada iki taraf arasında varılan ve "Gambari süreci" olarak bilinen mutabakatla, Kıbrıs'ta insanların günlük hayatlarını etkileyen konuları görüşmek üzere teknik komiteler kurulması ve buna paralel olarak Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konularda çalışma grupları oluşturulması öngörülüyordu.

Takvim istiyoruz, hakeme

ihtiyacımız olacağına inanıyoruz

Cumhurbaşkanı Talat, son günlerde "Kıbrıs Rum kesiminde, KKTC'de yaptığı bir konuşmadan alıntılar yapılarak, Kıbrıs sorununa ilişkin Rum tarafının düşüncelerini paylaşmaya başladığına" ilişkin yayınlar yapıldığını bildirerek, bunların "tamamen gerçek dışı" olduğunu ifade etti.

Talat, "Ben sıkı takvimler istemiyormuşum, hakemlik istemiyormuşum. Hâlbuki sıkı takvimleri reddetme ve hakemliği reddetme pozisyonunu ilk kez Rumlar ortaya koymuşlar. Ben de bu yeni durumda onlarla aynı çizgiye gelmişim gibi bir yayın yapıldı" diyerek, bu haberleri yalanladı.

Kıbrıs sorununun çözümünde, her şeyin belli zaman dilimleri içinde ve takvimler içinde yapılması gerektiğini söylediklerini ve söylemeye devam edeceklerini vurgulayan Talat, "Biz takvim istiyoruz ve biz bu takvimin sonunda muhakkak bir hakemliğe ihtiyacımız olacağına inanıyoruz" dedi.

Rum Dışişleri Bakanı Markulli'nin açıklamaları

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin son dönemde yaptığı açıklamaları da değerlendirdi.

Markulli'nin görevine başladığında, "bir bayan olarak çok daha olumlu bir izlenim yaratacağını beklediklerini", ancak bu düşüncelerinin doğru çıkmadığını belirten Talat, Markulli'nin kendi üstüne vazife olmayan birçok konuda konuşmaya başladığını ifade etti.

Talat, "Sayın Markulli, etik olmayan, diplomatik olmayan, ülkelerin içişleriyle ilgili konuşmalar yaptı. Türkiye'nin iç işleyişine yönelik konularda, Türkiye-KKTC ilişkileri gibi konularda çoğu hayal ürünü birçok iddia ortaya attı" diyerek, bugüne kadar hiçbir Rum yetkilinin cesaret edip de böyle konuşmadığına dikkati çekti.

Markulli'nin adadaki Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) varlığına ilişkin, "Kıbrıs'ta anlaşmaya ihtiyaç yoktur. Türk ordusu çekilirse Kıbrıs sorunu çözülmüş olur" dediğini de hatırlatan Mehmet Ali Talat, konuyla ilgili KKTC Cumhurbaşkanlığının, Türkiye'nin ve TSK'nın birçok defa açıklama yaptığını belirtti.

Talat, "Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar, TSK'nın buradaki varlığı bir ihtiyaç olarak devam edecektir. Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar TSK'nın adadaki varlığı tartışma konusu yapılamaz" dedi.

Doğu Akdeniz'de

petrol arama çalışmaları

Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına ilişkin bir soruya ise Talat, "Kıbrıs Cumhuriyeti denen Kıbrıs Rum yönetimi, egemen ve normal bir devlet değildir" dedi ve o nedenle, Kıbrıslı Türklerin olmadığı bir yönetime sahip Kıbrıs Rum devletinin, adanın münhasır ekonomik bölgelerinde petrol veya doğal kaynak arama yetkisi bulunmadığını belirtti.

KKTC'nin adanın bütününde her iki halkın da hakları olduğuna inandığı için, Rumlar Güney Kıbrıs'ta doğal kaynak ararken, KKTC'nin de Kuzey'de doğal kaynak arama yoluna gitmediğini ifade eden Talat, "Çünkü biz Kıbrıs'ın bölünmesini değil, birleşmesini savunuyoruz" dedi.

Türkiye'nin de bölgede hakları olduğunu hatırlatan Talat, KKTC'nin ve Türkiye'nin Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki yaklaşımını kabul etmesinin mümkün olmadığını söyledi. Konunun bir krize dönüşme olasılığını sorulması üzerine ise Talat, "Bu konunun bir krize dönüşmesi mümkün tabii, çünkü bu konuda biz de, Türkiye de tam anlamıyla kararlıyız" diye konuştu.

KIBRIS 26/08/07

 

Schlicher: Görüşme, 8 Temmuz anlaşmasının yolunu açabilir

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Lefkoşa Büyükelçisi Ronald Schlicher, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 5 Eylül'de yapacağı görüşmenin 8 Temmuz Anlaşması'nın yolunu açacağı yönündeki umudunu dile getirdi.

Amerika Birleşik Devletleri'nin Lefkoşa Büyükelçisi Ronald Schlicher'in, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 5 Eylül'de görüşecek olmasından, "ülkesinin çok mutlu ve memnun olduğunu" söylediği belirtildi.

Rum haber ajansına göre, Büyükelçi Schlicher, Rum İçişleri Bakanı'yla görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, görüşmenin, adada insanların günlük hayatlarını etkileyen problemlerle ilgilenmek için teknik komitelerin oluşturulması gibi konuları sağlayacak olan ve Gambari Süreci olarak bilinen 8 Temmuz 2006 Anlaşması'nın uygulanması yolunu açacağı konusundaki umudunu ifade etti.

KIBRIS 26/08/07

 

"Dış Rumlar"dan Moon ve Bush'a iletilmek üzere bildiri

Alithia gazetesi, konuyla ilgili haberinde, Dış Rumların; başta BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Amerikan Başkanı George Bush, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Hu Zitao, İngiltere Başbakanı Gordon Brown, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso ayrıca Portekiz, Avustralya, Kanada ve Türkiye'nin başbakanlarına iletilmek üzere bir bildiri onayladıklarını yazdı.

Gazeteye göre bildiride, Dış Rumların Kıbrıs sorununa adil ve yaşayabilir çözüm bulunması yönünde çalışmaktaki kararlılıkları dile getirildi.

Bildiride ayrıca, 5 Eylül'de gerçekleştirilecek Papadopulos-Talat görüşmesinin, 8 Temmuz Anlaşması'nın uygulanmasını ve Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması için doğru ön hazırlık yapılmasını sağlaması ümidi dile getirildi.

"Kıbrıs'taki statükonun kabul edilemez olduğu" da kaydedilen bildiride ve Türkiye'ye, BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyması ve AB katılım müzakereleri sürecinde üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi için çağrı yapıldı.

Habere göre Dış Rumlar ayrıca Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'e iletilmek üzere de bildiriler onayladılar.

Gazete, Papadopulos ve Karamanlis'e yönelik onaylanan bildirilerde, Dış Rumların "Kıbrıs halkının mücadelesine", aynı zamanda Annan Planı'nın Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesine destek belirttiklerini kaydetti.

Onayladıkları bildiride Kıbrıslı Türklere de mesaj da yollayan Dış Rumlar "devam eden Türk işgaline rağmen karşılıklı anlayış olduğuna inandıklarını; bunun ise çözüm bulunmasında basamak teşkil edeceğini" belirttiler.

Fileleftheros gazetesi, toplantının Dış Rumlar Dünya Federasyonu (POMAK) ve "Kıbrıs Mücadelesi Dünya Koordinasyon Komitesi" (PSEKA) merkez kurullarının seçilmesiyle tamamlandığını bildirdi.

Gazete, POMAK başkanlığına Haris Sofoklidis, PSEKA başkanlığına Philip Christopher; PSEKA başkan vekilliğine de Tasos Zambas'ın getirildiğini kaydetti.

 KIBRIS 26/08/07

 

Aresti davasında "zamanla oyun"

Politis gazetesi haberinde; Türkiye'nin Aresti'ye, son tarih olarak 22 Ağustos şeklinde öngörülen mühlet içerisinde 850 bin Euro'luk miktarı ödememiş olmasının hukuki çevreler tarafından "zamanla oyun" olarak nitelendirildiğini yazdı.

Gazete; hukuki çevrelerin, Türkiye'nin AİHM'nin öngörmüş olduğu tazminatı; etki yaratmak amacıyla, AB Komisyonu'nun ilerleme raporunun tamamlanmasının ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin toplantısının kısa bir süre öncesinde ekim ayında ödeyeceği öngörüsünde bulunduklarını kaydetti.

Gazete; Arestis'in avukatı Ahilleas Dimitriadis'in görüşünün de bu değerlendirmeleri destekler nitelikte olduğunu ve Dimitriadis'in konuya ilişkin dün yaptığı açıklamada, AB Komisyonu'nun ilerleme raporu ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısının tazminatı ödemesi konusunda Türkiye'ye baskı unsuru olacağını söylediğini yazdı.

Habere göre Dimitriadis; AB'ye üye olma yolunda olan her ülke gibi Türkiye'nin, AİHM kararlarına uyma zorunluluğu olduğunu belirtti ve AİHM'nin Aresti için biçmiş olduğu yüksek tazminatla diğer Kıbrıslı Rumların davalarında çıtayı yükseltmiş olduğunu savundu. Dimitriadis ayrıca, Türkiye'nin söz konusu tazminatı ödemekte geciktiği her ay için 6 bin Euro fazladan ödeme yapmak durumunda olduğunu da savundu.

İki Kıbrıslı Rum'a tazminat ödendi iddiası

Öte yandan Politis gazetesi, önceki günkü sayısında yer verdiği bir haberde, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun yaklaşık iki hafta kadar önce iki Kıbrıslı Rum'a daha tazminat ödemesinde bulunduğunu iddia etti.

Gazete; elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruda bulunmuş iki Kıbrıslı Rum'un banka hesaplarına KKTC'deki eski mallarına ilişkin tazminat miktarlarının yatırılmış olduğunu belirtirken, söz konusu tazminatların yeni karara bağlanan iki davaya mı, yoksa daha önce karara bağlandığı halde ödemesi yapılmayan davalara mı ilişkin olup olmadığı bilgisinin bulunmadığını kaydetti.

Gazete; KKTC'deki çevrelerden edindiği bilgilere dayanarak, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Kıbrıslı Rumların başvurularına ilişkin yeni dosyaları önümüzdeki günlerde görüşmeye başlayacağını da savundu.

KIBRIS 26/08/07

Türk ve Rum halkının birbirine güveni dibe vurdu

ANNAN PLANI İDEAL BİR ÇÖZÜM DEĞİLDİ"... "Halen iki bölgeli, iki kesimli Annan Planı benzeri bir federal yapıyı destekleyenlerin oranı çoğunlukta mıdır ya da yüzde 65 evet diyenlerin oranı çoğunlukta mıdır?" sorusuna Cumhurbaşkanı Talat, şu yanıtı verdi: "Ulaşılabilecek seçenek olarak düşünüldüğünde öyle sanıyorum, çünkü Annan Planı bir uzlaşmaydı. Annan Planı ideal bir çözüm değildi ki. Yani bana denseydi, 'sen bir plan yap bize', ben Annan Planı'nı yapmazdım"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 24 Nisan 2004'te yapılan referandumda Güney Kıbrıs'ın Annan planına" "hayır" demesinin ardından iki halk arasında büyük güvensizlik doğduğu mesajını verdi; bu durumu "İki halkın birbirine güveni dibe vurdu" sözleriyle özetledi.

Talat, Annan planının da ideal bir çözüm değil, uzlaşı olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Türkiye'nin özel haber kanallarından birine verdiği özel röportajda Rum Dışişleri Bakanı Markulli'nin Türkiye ve TSK ile ilgili yaptığı açıklamaları, 5 Eylül'de Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile yapacağı görüşmeyi, petrol arama konusunda yapılan çalışmaları ve Kıbrıs sorunundaki son durumu değerlendirdi.

Markulli çok ayıp etti

Talat, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin, hem Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilgili olarak söylediklerinin, hem de Türkiye ve KKTC'nin içişlerine varıncaya kadar değerlendirmeler yapmasının "çok ayıp ve diplomatik etik dışı" olduğunu vurguladı.

Talat, "(Markulli'nin) hele kendisini muhatap kabul etmeyen Türkiye'ye, Türkiye'nin içişlerine karışmaya varıncaya kadar laf atması, dil uzatması çok çirkin, çok yakışıksız ve bir dışişleri bakanı açısından da son derece talihsiz açıklamalar" dedi.

Rumların petrol arama konusunda ısrar etmesi durumunda hem Kıbrıslı Türklerin hem de Kıbrıslı Rumların üzüleceğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı, Kıbrıslı Türklerin; en az Kıbrıslı Rumlar kadar adanın tüm kaynaklarından yararlanma hakkı olduğunu ifade etti ve "Biz, adanın bütün doğal kaynaklarında, Kıbrıslı Rumlar kadar eşit haklarımız olduğunu söylüyoruz ve bundan da vazgeçecek değiliz" dedi.

Açıklamaların nedeni ne olursa

olsun son derece yakışıksız

Talat, Rum Dışişleri Bakanı Markulli'nin TSK, Türkiye ve KKTC ile ilgili söylediklerini; "çok ayıp, diplomatik etik dışı, çirkin, çok yakışıksız ve talihsiz" olarak niteleyerek, Markulli'nin bu açıklamaları; belki Türkiye'yi kendileriyle muhatap yapabilmek ve Türkiye'nin kendilerine cevap vermesini sağlamak amacıyla yaptığını söyledi.

Markulli'nin bu yolla "bugüne kadar elde edemedikleri muhataplığı belki elde ederler" diye düşünüyor olabileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Belki diyorum, ama bu açıklamaların nedeni ne olursa olsun son derece yakışıksız ve tuhaf" dedi.

Rum Dışişleri Bakanı Markulli'nin, TSK'nın Kıbrıs'taki varlığı için söyledikleri arasında en önemli olanın "Kıbrıs'ta bir çözüme ihtiyaç yok, TSK'nın adadan gitmesine ihtiyaç var" ifadeleri olduğuna dikkat çeken Talat, şöyle dedi.

Tek sorun TSK!

"Türk Silahlı Kuvvetleri adadan çekilirse, bu sorun çözülmüş olur. Yani ona göre çözüm; Türk Ordusu'nun adadan çıkması. Yani ona göre çözüm; şu andaki Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin egemenliğini Kuzey'e yaymak. Yani demek ki şu andaki durumda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadan çıkmasıyla, Kıbrıs Rum yönetiminin Kuzey'de de egemen olmasını sağlamak sorunu çözüyor.

Bu çok tehlikeli ve bizi

uyarması gereken bir yaklaşım

Bu çok önemli, çok tehlikeli ve gerçek dışı ve aynı zamanda bizi uyarması gereken bir yaklaşım.

Markulli, 'çözüm yok' diyor. Bütün dünyanın çözüm aradığı, BM'nin Güvenlik Konseyi'nin daha geçen gün karar altına aldığı, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili bütün ilkeleri ortadan kaldırıyor ve Kıbrıs sorununu buradaki Türk Ordusu'nun varlığına indirgiyor.

Türk ordusu rasgele mi geldi?

Türk Ordusu niye burada, rasgele mi geldi? Ona göre öyle. Hâlbuki Türk ordusu hiç olmazsa 1963'den bugüne kadar devam eden Kıbrıs sorununun bir sonucu olarak burada ve Türk ordusu ile Türkiye Cumhuriyeti, 'Kıbrıs sorununu çözün, o zaman bu ordunun buradaki varlığına gerek kalmaz' diyor.

Eğer bugün Kıbrıs'ta kan akmıyorsa nedeni TSK

Eğer Kıbrıs'ta bugün, dünyanın birçok gergin ülkesinde olduğu gibi, kan akmıyorsa, kan dökülmüyorsa, bunun nedeni işte o caydırıcı güçtür.

Yabancı diplomatlara sorun bugün, onlar da bunu söyleyecekler. Yani bugün burada caydırıcı bir güç olmasa, 'şurası benimdir' diyen, 'Girne Kapısı'nda senin hakkın yoktur' diyen Kıbrıslı Türklere 'senin hakkın yoktur' diyen bir idare gelip orasının kontrolünü almak istemeyecek mi? Geldiği zaman da eski 1963'lerdeki çatışma çıkmayacak mı?

Varsayın ki Türk ordusu çekildi,

çok kötü şeyler olur

Varsayın ki bugün Türk ordusu çekildi, vallahi ben çok kötü şeyler olur diye düşünüyorum. Bir kere 7'den 70'e Kıbrıslı Türkler tekrar mücahit olmak zorundadır."

Rum tarafını kışkırtıyorlar

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının petrol arama çalışmalarına destek veren Amerika ve diğer ülkelerin yaptıklarının "kabul edilemez" olduğunu ifade ederek, bu ülkelerin Rum tarafını kışkırttıklarını, adada ve ada etrafındaki muhtemel gerginliği tırmandırdıklarını belirtti ve bir sorun çıkması halinde bunun sorumlusunun "Amerikalılar ve diğer destekleyenler" olacağını kaydetti.

Talat, Rum tarafının petrol arama konusundaki tutumunu sürdürmesi halinde her şeyin olabileceğine işaret ederek, "Dikkatli olmak lazım. Yazıktır, hepimize yazık olur. Bütün Kıbrıs'ta Türklere, Rumlara, çoluk çocuğa, herkese yazık olur, üzülürüz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı, "Ciddi sorunlu petrol ihalesi meselesi var. Türkiye'nin sert tepkileri var ve bölgede gerilimi tırmandırmaya aday bir olay olarak algılanıyor. Rumlar; 'biz yasalar içinde hareket ediyoruz' diyorlar, Amerika ve Avrupa Birliği'nde Rumlara açık destek var. Bu işin sonu nereye varacak? Nerede yanlış yapılıyor ve petrol konusunda yapılmak istenen nedir?" sorusu üzerine, "Bir parmaklarını ısıracaklar, on parmakları birden ağrıyacak" dedi.

"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin egemen bir devlet olmadığını, çünkü Kuzey'de egemenliğinin olmadığını ifade eden Talat, "Kıbrıs Cumhuriyeti" devletinin "defolu" bir devlet olduğunu, bu yüzden bu defolu devletin Kıbrıs'ın ekonomik bölgelerinde, hava sahasında ve kara sularında mutlak egemen olmasının da komik olduğunu söyledi.

Defolu devlet

Talat, "Topraklarında egemen olmayan bir devletin diğer alanlarda egemen olması nasıl olabilir? Üstelik bu devlet defolu" diyerek, bunun kabul edilebilecek bir durum olmadığını ve Kıbrıslı Türkler olarak da bunu kabul etmediklerini kaydetti.

Kıbrıs Türk tarafı olarak adanın bütün doğal kaynaklarında, Kıbrıslı Rumlar kadar eşit hakları olduğunu ve bundan da vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun bu şekilde çözülemeyeceğini, bu doğal kaynakların da Kıbrıs sorunu çözülmeden kullanılamayacağını belirterek, şöyle devam etti:

"Onun bir maliyeti olacak. Yani Kıbrıs sorununu çözmeyeceksin, ama zorla her şeye de egemen olacaksın, böyle bir lüks yok.

Amerika ve diğer ülkelerin yaptıkları ise tabii ki kabul edilebilir değil. İşte 'bugünkü uluslararası şartlara göre biz böyle diyoruz' diyorlar, hakları yok böyle demeye.

Rum tarafını kışkırtıyorlar, adada ve ada etrafındaki muhtemel gerginliği tırmandırıyorlar. Sorumlu onlar olacaklar. Amerikalılar olacak ve diğer onu destekleyenler olacak.

Rum tarafı bu tutumunu sürdürürse her şey olabilir, dikkatli olmak lazım. Yazıktır, hepimize yazık olur. Bütün Kıbrıs'ta Türklere, Rumlara, çoluk çocuğa, herkese yazık olur üzülürüz."

5 Eylül görüşmesinde seçimler etkili oldu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la 5 Eylül'de yapacağı görüşmenin "nasıl ortaya çıktığının" sorulması üzerine, bu görüşmenin yapılmasında Rum kesiminde 2008 Şubat'ında yapılacak seçimlerin etkili olduğunu söyledi.

Seçim nedeniyle Rum kamuoyunun hassasiyetinin artması ve özellikle diğer iki adayın hem AKEL hem de DİSİ adaylarının kendisiyle sürekli olarak görüşmelerinin büyük bir olasılıkla Papadopulos'u etkilediğini söyleyen Talat, Papadopulos'un görüşmeyi "iyi niyetle ve dört gözle beklediğini" söylediğini de anımsattı.

Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede hedefin; "Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü" olacağını da belirterek, 8 Temmuz sürecinin de hedefinin bu olduğunu, zaten kendilerinin de her aşamada ifade ettikleri hedefin de bütünlüklü çözüm olduğunu kaydetti.

Bütünlüklü çözüme ulaşmanın yolu

Bütünlüklü çözüme ulaşmanın; liderlerin ekipleriyle birlikte karşı karşıya oturması ve müzakere etmesinden geçtiğini söyleyen Talat, kendi tercihlerinin 5 Eylül'de yapılacak diyaloğun sürekli hale gelmesi olduğunu vurguladı.

Talat, görüşmede bir tarih saptayarak, o tarihe kadar belli konularda hazırlık yapıp, ama o tarihten itibaren de tam teşekküllü müzakerelere başlamayı istediklerini belirterek, bu tür görüşmelerde her zaman sürprizlerin mümkün olduğunu kaydetti.

Kıbrıs Türkü 2004'te büyük bir şaşkınlık yaşadı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıslı Türklerin federal çözümden hızla uzaklaşmakta olduğu ortaya konuyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine şöyle dedi:

"Bunu tabii daha geniş boyutlu değerlendirmek lazım. Sosyolojik açıdan, hatta sosyo - psikolojik açıdan değerlendirmek lazım.

Şöyle düşünelim; referandum gününe kadar bütün dünyaya ve size anlaşmayı çok arzuladığını, çok istediğini ifade eden, bunu ballandıra - ballandıra anlatan bir dostunuz, o gün geldiğinde ve o anlaşmaya onay verilmesi gerektiğinde birden bire yan çiziyor. O zaman ne hale gelirsiniz?

Kıbrıs Türkünün hali o işte. 2004'de büyük bir şaşkınlık yaşadı. Yani Kıbrıslı Türkler aslında 'birlikte yaşanılabilecek bir halk değilmiş' gibi muamele görüyor, reddedenler tarafından. O zaman insanlar kırıldı, insanlar bozuldu. Bu sürekli hale gelince ve bunu her alanda görünce, hatta Güney Kıbrıs'a ziyaret yapıldığında o muameleyle karşılaşınca, insanlarda artık yani aynaya yüzünüzü nasıl gösterirseniz, aynada size de öyle gösterir. 'Yeter artık' eğilimi başladı ve o öfkeyle de dediğiniz sonuçlar çıktı."

Güven dibe vurdu

Cumhurbaşkanı Talat, "Bu tabloyu siyasi açıdan değerlendirdiğiniz de ne görüyorsunuz?" sorusu üzerine ise, "siyasi açıdan iki halkın birbirine olan güveninin iyice dibe vurduğunu gördüğünü" kaydetti.

Bunun da bir çözümde üzerine basacakları zemini kaygan hale getirdiğine işaret eden Talat, "Bir tarafın sevindiği bir şeye diğer taraf eğer üzülüyorsa veya bir tarafın üzüldüğü bir şeye diğer taraf seviniyorsa burada bir problem vardır demektir. Zaman geçerse bugünkü durumun kronikleşmesi de söz konusu olur. Bu da bölünme demektir, bölünmenin kalıcılaşması demektir, bölünmenin derinleşmesi demektir" şeklinde konuştu.

"Halen iki bölgeli, iki kesimli Annan Planı benzeri bir federal yapıyı destekleyenlerin oranı çoğunlukta mıdır ya da yüzde 65 evet diyenlerin oranı çoğunlukta mıdır?" sorusu üzerine ise Cumhurbaşkanı Talat, şunları kaydetti:

"Ulaşılabilecek seçenek olarak düşünüldüğünde öyle sanıyorum, çünkü Annan Planı bir uzlaşmaydı. Annan Planı ideal bir çözüm değildi ki. Yani bana denseydi, 'sen bir plan yap bize', ben Annan Planı'nı yapmazdım.

Ama tabii ki bir ideal hedefiniz olabilir. Kıbrıs Türkü'nün hedefi; yapılan kamuoyu yoklamaları göstermiştir ki iki devletli bir çözümdür. Yani kendi devletini istiyor, kendi kendini yönetmek istiyor, bir başka egemen istemiyor bu kesin.

Ama 'peki' deniyor kendisine, 'iki ayrı devletli bir çözüme ulaşamadık, bir uzlaşmaya varmamız lazım, bu uzlaşmada iki kurucu devletin ağırlıklı olacağı ve eşit olacağı bir federal çözüm ne dersin?' 'Uzlaşırım' diyor.

Annan Planı böyle bir şeydi. O yüzden bugün Annan Planı'nı tekrar oya koymak mümkün olmadığına göre, 'Annan Planı'na bugün destek nedir bu toplumda? diye bir soru sormak biraz abes kaçar. Öyle düşünüyorum, anlamsız kaçar daha doğrusu."

KIBRIS 26/08/07

 

"Erdoğan'ın izinden gideceğim"


26 Ağustos, 2007 20:32:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC eski Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer yeni bir siyasi parti kurmaya hazırlanıyor. Yönlüer, Eylül 2006’da AK Parti adına girişimlerde bulunarak, Cumhuriyetçi Türk Partisi- Demokrat Parti koalisyonunun sona ermesinde rol oynamakla suçlanmıştı.

Eski Din İşleri Başkanı Yönlüer, Rum kesiminde yayımlanan Alithia gazetesine verdiği demeçte, Başbakan Erdoğan'ı örnek alacağını söyledi.
 
KKTC'deki siyasi partilere halkın güveninin kalmadığını savunan Yönlüer "Erdoğan'ın adımlarını takip etmeye karar verdim, etrafıma yeterli kişileri toplayarak halkın önüne çıkacağım" dedi.
 
Yönlüer, "Din İşleri Dairesi Başkanlığı’nı daha fazla yıpratmamak" gerekçesiyle 14 Ağustos'ta istifa etmişti.

Türk bakanın torunu Blair’lere gelin olacak

 

 

Faruk ZABCI

İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair’in büyük oğlu Euan’ın iki yıldır birlikte olduğu ve ailesiyle de tanıştırdığı Suzanne Ashman’ın anne tarafından Türk olduğu ortaya çıktı. Suzanne, eski Devlet Bakanı ve Ankara’nın eski Belediye Başkanı Mehmet Altınsoy’un torunu.

GEÇEN şubat ayında 83 yaşındayken hayatını kaybeden eski Devlet Bakanı Mehmet Altınsoy’un Londra’da yaşayan torunu Suzanne Ashman’ın (18) eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve eşi Cherie Blair’e gelin adayı olduğu ortaya çıktı.

Blair çiftinin büyük oğlu Euan’ın (22) iki yıldır birlikte olduğu Suzanne Ashman, Mehmet Altınsoy’un kızı Sedef hanımın (52), motor yarışçısı milyoner İngiliz işadamı Jonathan Ashman’dan olan kızı. Ashman çifti, yedi yıl önce boşanmış.

İZİNİ NASIL BULDUK

Euan ile Suzanne ilişkisindeki Türkiye bağlantısının ortaya çıkışı hayli ilginç. Bir önemli adanın havalimanını satın almayı planlayan Sedef Ashman adlı esrarengiz Türk işkadınının izini araştıran Hürriyet, Sedef Ashman’ın eski eşi Jonathan Ashman’dan olan kızı Suzanne aracılığıyla Tony Blair ile bağlantı kurmaya çalıştığını saptadı. Suzanne’ın Sedef Ashman’ın kızı olduğuna ilişkin hiçbir yerde bir kayıt yoktu. Seçim kütüklerinden Suzanne’ın Sedef Ashman ile aynı evde kaldıkları anlaşılınca, iki yıldır İngiliz basınının manşetlerinden inmeyen kızın Mehmet Altınsoy’un torunu olduğunu öğrendik.

Anne-kızı ev adreslerinde bulamayınca Sedef Ashman’a mektup yazıp satın alacağı havaalanı hakkında konuşmak istediğimizi bildirdik. Üç dört gün sonra mektubumuzu alan Sedef Ashman, Londra Hürriyet bürosunu telefonla aradı. Ertesi günü Londra dışına çıkacağından kendisiyle hemen görüşemeyeceğimizi söyledi. Önce 12 Eylül’de almayı planladığı havaalanı ile ilgili sorular sorduk.

Sedef Ashman şunları söyledi: "Bu havalimanıyla ilgili bir şey yazılmasını şimdilik istemiyoruz. Benim ortağım çok büyük bir İngiliz yatırımcı. Yanlış anlayabilir."

Daha önce Luton Havalimanı, Atatürk Havalimanı başta olmak üzere birçok havaalanı ihalesine giren Sedef Ashman, 12 Eylül’de söz konusu adadaki makamlarla masaya oturana kadar işi bozulmasın diye yer ismini yazmayacağımızı söyledik.

Ardından diğer konuyu açtık: "Kızınız Suzanne, Tony Blair’e gelin gidiyormuş. Ne güzel."

KIZIM İYİ BİR ÖĞRENCİ

Sedef Ashman, şaşkınlıktan dilini yutuyordu: "Bunu nasıl öğrendiniz. Ben Türkiye’de kimseye bu konuda tek kelime etmedim."

Genç kız çok iyi bir eğitim görmüştü. İngiltere’nin en iyi liselerinden olan yıllığı 12 bin sterlin olan Londra’daki St Paul’s Kız Okulu’nda liseyi bitirmişti.

Sedef Ashman kızının gazetelerde boy boy resimlerinin çıkmasına karşıydı: "Daha lisedeyken resimleri gazetelerde çıktı. Yaşı daha çok küçük. İyi bir öğrenci."

Suzanne ile uslandı

Haylaz büyük oğulları Euan’ın son iki yıldır Suzanne Ashman ile yakın arkadaşlığından önce sürekli sevgili değiştirmesi ve sarhoş vaziyette polis tarafından yakalanmasından tedirgin olan Tony Blair ve eşi, Oxford’daki ünlü üniversitelerden Trinity College’da felsefe ve politika okuyan Suzanne’ı bağırlarına bastılar ve tatile gittiklerinde bile yanlarından ayırmadılar.

HURRIYET 27/08/07

 

Ermeni iddiaları için önerilen hukuk yolu


ABD Kongresi'nde yeterince temsilcinin desteğini alan "Ermeni soykırımı tasarısı, Meclis Başkanı Nancy Pelosi tarafından gündeme alınırsa geçecektir. Pelosi'yi şu anda Irak ile ilgili gelişmelerin frenlediği söyleniyor.
ABD'nin Irak'tan çekilmesi halinde Türkiye'ye duyacağı ihtiyacın bunda belirleyici olduğu ifade ediliyor. Pelosi'nin tasarıyı Türkiye üzerinde bir baskı unsuru olarak elde tutabileceği de kaydediliyor.
Cuma günü CNN Türk'ün "Editör" programına katılan dışişleri kökenli MHP milletvekili Deniz Bölükbaşı konuyla ilgili olarak, "Savaş kaybedildi demiyorum, ama ciddi zemin kaybı oldu" ifadesini kullandı. Kanımca bu, "Savaş kaybedildi" demenin diplomatik yoluydu.
Dünyanın dikkatini çeken Orhan Pamuk ve Elif Şafak davaları, Boğaziçi Üniversitesi'ndeki Ermeni konferansının engellenmesi, Hrant Dink cinayeti gibi gelişmeler de zaten bunu garantiledi.
Özetle, hiçbir ülkeyi, "manevi boyutu" itibariyle, bu konuda yanımıza çekebilmiş değiliz. İsrail ve İngiltere gibi ülkeler de zaten Ermeni soykırımını, olduğuna inanmadıkları için değil, ulusal çıkarları uğruna tanımıyorlar.

Türkiye dava açamaz
Gerçekçi olmaya çalışan Bölükbaşı da, "riskleri göze alarak artık hukuk yolunu düşünmemiz gerektiğine" inanıyor. İşin manevi boyutu bir yana, hukuki boyutu da, kısmen de olsa, Türkiye'den yana görünüyor.
Özellikle aşırı milliyetçi Daşnakların etkisinde olan Ermenilerin Türkiye'den hem tazminat, hem de toprak istedikleri biliniyor. Ancak önlerinde, geriye doğru işletilemeyen, 1948 tarihli "Soykırım Konvansiyonu" duruyor.
Ermenistan'ın, konvansiyona dayanarak Türkiye'yi dava etmemesinin, bunun yerine ulusal meclislerde kabul edilen soykırım tasarılarına güvenmesinin nedeni de bu. Zira "soykırım"ı konvansiyon yoluyla tescil ettirse bile, Türkiye'ye karşı herhangi bir kolektif yaptırımın uygulanamayacağını da en yüksek mahkeme yoluyla "kodifiye ettirmiş" olacak.
Bölükbaşı'nın önerdiği hukuk yoluna gelince, burada Türkiye'nin, soykırımın olup olmadığını tespit etmek amacıyla bir dava açması söz konusu değil. En azından biz öyle anlıyoruz. Bu zaten Türkiye'nin işi değil.

En iyi yol, Ortak Komisyon
Söz konusu olan, Türkiye'nin soykırım tasarılarını kabul eden ülkeleri dava etmesidir. Argümanı da şu olacaktır: "'Soykırım' hukuki bir tabirdir. Hiçbir uluslararası mahkeme 'Ermeni soykırımı'nı tespit etmediğine göre, ulusal meclislerin aldıkları kararlar uluslararası hukuk açısından geçersizdir."
Bölükbaşı'nın sözünü ettiği "risk" ise, Türkiye'nin açacağı bir davanın aynı zamanda bir "Soykırım oldu mu, olmadı mı?" davasına dönüşmesidir. Bu davadan "Soykırım oldu" sonucunun çıkması da olasıdır.
Çıkarsa, dediğimiz gibi, bunun bir uluslararası yaptırımı yoktur. Fakat "Ermeni soykırımı" yine de bir uluslararası mahkeme tarafından tescil edilmiş olacaktır. Türkiye'yi bağlamasa da, Ermeniler bunu kuşkusuz ulusal düzeyde kullanmaya çalışacaklardır.
Bizce Türkiye'nin hukuk yoluna gitmesi aslında hatalı olur. En iyi yol Ankara'nın önerdiği "Ortak Tarih Komisyonu"dur. Bunun bize göre nedenlerini de bir sonraki yazımızda ele alacağız.

SEMIH IDIZ MILLIYET 27/08/07

 

İsrail'deki Türk Yahudileri de öfkeli

27/08/2007 RADIKAL

AA - KUDÜS - ABD'nin etkili Yahudi kuruluşu ADL'nin (Anti-Defemation Leageu-İnkâr ve İftira'yla Mücadele Birliği) 1915-1918 olaylarını 'mezalim' olarak gören tavrını değiştirip 'soykırım' olarak tanıması, İsrail'deki Türk Yahudilerini de kızdırdı. Türk Yahudilerinin çatı kuruluşu Türkiyeliler Birliği, ADL'nin kararını 'esefle' karşıladığını belirtip, Ermeni tezlerinin, 'İnsanlık tarihinde benzeri olmayan, Nazilerin Yahudilere yaptığı feci soykırımla eş tutulamayacağını' açıkladı.
Kuruluşun başkanı Momo Uzsinay imzasıyla yayımlanan açıklamada, Türkiye'nin 'gerçeklerin tarafsız tarihçilerce, tüm arşivlerin açılması yoluyla ortaya çıkarılması' önerisinin Yahudiler tarafından benimsendiği anımsatılarak, 'Anlaşılan şimdi Ermeni gayretleri ve siyasi hesaplarla fikir değiştiren bazı çevrelere uyma kaygısıyla böyle ters ve kesin olmayan bir karara imza atılmıştır' denildi. Amerikalı Yahudi örgütlerinin dünya Yahudilerinin tümünü ve İsrail'i temsil etmediğinin altı çizilen açıklamada, 'Bizim gerçeğimiz, Türklerin azınlıklara sistematik tahammülsüzlüğü olmadığıdır' denilerek şu soru soruldu: "1915-1918 yıllarında İstanbul ve İzmir'de yaşayan Ermenilere tehcir veya soykırım uygulanmaması, Doğu Anadolu'daki Ermenilerin İstanbul ve İzmir'e göç etmesinin yasaklanmamış olması ile Almanya'nın uygulamaları nasıl mukayese edilebilir?" Açıklamada ADL kararının değiştirilmesi beklentisi de dile getirildi.

Arap Turizm Bakanları Konseyi Başkanı Al Fahaid KKTC'de

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, ailesiyle birlikte adada bulunan Fehaid, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'ya makamında nezaket ziyaretinde bulundu.

Görüşmede, KKTC ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve özellikle turizm alanında temaslar yapılması konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.

Başbakan Yardımcısı Avcı, "genelde İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), özelde Arap ülkeleri ile kardeşçe ilişkilerin daha da geliştirilmesi için her türlü girişimin sürdürüleceğine ve bu çerçevede Al Fehaid gibi dostların ellerinden gelen her türlü katkıyı koyacaklarından emin olduğunu" söyledi.

KIBRIS 27/08/07

 

Markulli, 5 Eylül'den umutlu

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 5 Eylül'de yapacağı görüşmeyi, "çok olumlu bir gelişme" olarak niteledi.

Markulli, Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, Papadopulos'un bu görüşmeden 8 Temmuz sürecini başlatacak olumlu bir sonucun çıkmasını arzuladığını belirtti. Bu sürecin başarıya ulaşabilmesi için zeminin çok iyi hazırlanması gerektiğini belirten Markulli, görüşmenin bu yönde bir başlangıç olması dileğinde bulundu.

Papadopulos'un daha önce Talat ile görüşme talebinde bulunmadığı için eleştirildiği, bu eleştirilere Rum yönetiminin "Anahtarın Ankara'da olduğu" şeklinde yanıt verdiği hatırlatılarak, "görüşme yapılacağına göre, anahtarın Kıbrıs Türk tarafına geçip geçmediği" sorulan Markulli, "anahtarın her zaman Ankara'da, özellikle de Türk ordusunun elinde olduğunu" savundu.

"Birçok kez söylediğimiz gibi Türk ordusu, sürekli varlığıyla, Kıbrıs Türk toplumuna uyguladığı kontrolle, Kıbrıs'ta

var olduğuna inandığı temel çıkarlarıyla ve Doğu Akdeniz'e ilişkin açıklamalarıyla her türlü gelişmeyi kontrol edendir" diye konuşan Markulli, arzuladıkları şeyin ilk önce tüm Kıbrıslıların, Rumlar ve Türklerin çıkarlarına hizmet edecek bir "Kıbrıs çözümü" olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu yüzden bunları olumlu olarak görüyorum. Önemli olan Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin, Papadopulos'un da birçok kez söylediği gibi, belirli bir içeriğe sahip olan, yani AB üyesi bir ülkede insan haklarına saygı duyacak, devletin, halkın birliğini, ekonominin birleşmesini, devletin kurumlarının birleşmesini sağlayacak bir uzlaşı çözümüne ulaşmalarıdır. Elbette bu 1977'de kabul ettiğimiz ve çözümün temelini teşkil eden bir federasyon çerçevesinde olmalıdır."

Son dönemde Güney Kıbrıs'ın iç siyaset sahnesinde gündemde olan iki toplumlu, iki kesimli federasyon çözümü

konusunda görüşünün sorulması üzerine ise Markulli, 1980'lerden itibaren BM kararlarında ve BM Genel Sekreterinin raporlarında iki toplumlu, iki kesimli federasyon teriminin yer almakta olduğunu söyledi ve Kıbrıs Rum hükümetinin Başpiskopos Makarios'un yapmış olduğu "tarihi anlaşmaya" bağlı olduğunu savundu.

Markulli, "iki kesimlilik" konusunda ABD'yi örnek gösterdi ve Kıbrıs'ın durumunda biri Kıbrıslı Türkler, diğeri Kıbrıslı Rumlar tarafından yönetilecek olan "iki kurucu bölge" kastedilmekte olduğunu vurguladı.

İki kesimlilik teriminin tek yorumunun bu şekilde olduğunu savunan Markulli, "daha sonraları Türk tarafının yapmış olduğu, ırka dayanan ayrılma ve geriye dönüş ile mülkiyet haklarını yeniden kazanımının kısıtlanarak iki bölgede ırkın netleştirilmesi şeklindeki yorumun ne BM kararlarında, ne de Genel Sekreterin raporlarında yer aldığı" görüşünü savundu. Markulli ayrıca, "iki toplumluluk kavramının iki toplumun federal hükümete sayı bakımından eşit katılım değil, etkin katılımını öngördüğünü" söyledi.

Doğu Akdeniz'de petrol arama çalışmaları

Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına ilişkin ise Markulli, Türkiye'nin itirazları sonucunda konunun siyasi bir boyut kazandığını savundu ve Türk yetkililerden "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (Rum kesimi) egemenlik haklarından şüphe edilen açıklamalar gelirken, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tepki vermemesinin imkânsız olduğunu, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarından kuşku duyulamayacağını" ifade etti.

Güney Kıbrıs'ın Türkiye'nin yer almadığı "Deniz Hukuku Anlaşması" çerçevesinde hareket ettiğini savunan Markulli, Türkiye'nin söz konusu anlaşmayı imzalamamasının sebebinin, "Deniz Hukuku" anlaşmasının yalnızca açık denizlerde geçerli olabileceği şeklindeki görüşünün anlaşmada kabul görmemesi olduğunu iddia etti.

Markulli, Güney Kıbrıs'ın bu anlaşma çerçevesinde Mısır ve Lübnan ile münhasır ekonomik bölgelerin belirlenmesi konusunda anlaşmalar imzalamış olduğunu ifade etti ve benzer bir anlaşmanın İsrail ile de imzalanması yönünde çabaların bulunduğunu vurguladı.

İsrail'in Güney Kıbrıs ile bir anlaşma imzalamasının kendi bölgesindeki doğal kaynaklar için endişe duyuyor olmasından ötürü İsrail'in de çıkarına olacağını iddia eden Markulli, Lübnan ve Mısır ile imzaladıkları anlaşmalar sırasında da Türkiye'nin müdahaleleri olduğunu, ancak bu müdahalelerin bir sonuç getirmediğini savundu.

Türkiye'nin AB müzakere süreci

Türkiye'nin AB müzakere süreci ve müzakere başlıklarının açılması konusunda ise Markulli, Türkiye'nin müzakere başlıklarını yakından incelemekte olduklarını ve sorun gördükleri noktalarda tıpkı diğer AB üyesi ülkeler gibi görüşlerini sunduklarını belirtti ve Türkiye'nin davranışlarının enerji başlığının açılmasına onay vermelerine imkan sağlamadığını iddia etti.

Markulli, Türkiye'nin ilerleme raporuna ilişkin olarak da, "Türkiye'nin Ankara Protokolünü uygulamaması ve Rum bandıralı gemi ve uçaklara koyduğu kısıtlamalara ilişkin davranışlarının raporda yer alması yönünde gerekli faaliyetleri zamanında yapacaklarını" söyledi.

KIBRIS 27/08/07

 

AB, Kıbrıs sorununu çözemez

AB dönem başkanı Portekiz'in Dışişleri Bakanı Luis Amado, Kıbrıs sorununun çözümünün, Avrupa Birliği'nin elinde olmadığını söyledi.

Güney Kıbrıs'taki temaslarını tamamlayarak adadan ayrılan Portekiz Dışişleri Bakanı Luis Amado, Lizbon'da yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümünün, Avrupa Birliği'nin elinde olmadığını söyledi.

Portekiz resmi haber ajansı Lusa'nın verdiği habere göre Amado, Avrupa Birliğinin Kıbrıs'ta özellikle müzakere sürecinin gelişmesine yardımcı olabileceğini vurguladı.

Amado, "Kıbrıs sorununun çözümü ve adanın birleşmesi, eninde sonunda Avrupa Birliği'ne dayanacak bir konu. Ama gerçekçi olmak zorundayız. Birleşmiş Milletler'in güçlü bir katılımı olmadan ve doğal olarak Türkiye'yi bu çerçevenin içine almadan Avrupa Birliği tek başına bu sorunu çözemez." Dedi.

Portekiz Dışişleri Bakanı Amado, Türkiye-AB üyelik müzakerelerine ilişkin bir soruyu da, "Çok karışık bir süreç, ama bir şekilde ilerliyor. Biz sürecin, kriterlere, temel unsurlara, her iki tarafça da kabul edilmiş anlaşmalara uyum içinde ilerlemesini istiyoruz ve kararlılıkla da ilerleyecek" " diyerek yanıtladı.

KIBRIS 27/08/07

 

İslam Konferansı Gençlik Forumu KKTC toplantısını değerlendirdi

İslam Konferansı Gençlik Forumu açıklamasında, KKTC'ye uygulanan haksız izolasyonlardan dolayı ülkenin ve ülke gençliğinin entellektüel gelişiminin olumsuz yönde etkilendiği, dolayısıyla benzeri uluslararası toplantıların KKTC açısından öneminin büyük olduğu vurgulandı.

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı açıklamasına göre, forum sekreteryasının basın açıklamasında, KKTC'de gerçekleştirilen danışma kurulu toplantısında, Kasım 2007 tarihinde Bakü'de yapılacak "Gençlik İttifakı Kampı" ve "Kuşaklararası İttifak Konferansı" toplantılarına hazırlık mahiyetinde çalışmalar yapıldığı belirtildi.

İslam Konferansı Örgütü'ne bağlı 57 üye ülkeye dağıtılan basın bildirisinde katılımcıların yaptığı çalışmalar anlatılarak foruma katılan heyet üyelerinin sırasıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı ziyaretlerine ve Avcı'nın toplantının açılışında yaptığı konuşmaya geniş yer verildi.

İslam Konferansı Gençlik Forumu'nun, KKTC'de yapılan çalışmalara ilişkin önümüzdeki günlerde "Girne Deklarasyonu" adı altında bir bildiri de yayınlayacağı bildirildi.

KIBRIS 27/08/07

 

Abramoviç KKTC'yi tanımıyor

Nerdun HACIOĞLU/MOSKOVA

 

Abramoviç KKTC'yi tanımıyorGeçenlerde bizim medyada peş peşe çıkan haberlerde dev yatıyla Ege ve Akdeniz kıyılarını dolaşan Rus dolar milyarderi Roman Abramoviç'in Türkiye ve Kuzey Kıbrıs ile ilgili kurduğu müthiş planlar sıralanıyordu.

Abramoviç'in Kuşadası bölgesinde kendisi gibi zenginlere hizmet verecek lüks otel inşa etmek için büyük arsa almak istediği, Türkiye ile yetinmeyerek KKTC'ye geçerek burada 225 villadan oluşacak "Chelsea tatil köyü" kurma niyeti gibi.

Bizim son zamanlarda "Kendi kendimize gelin güvey" olma alışkanlığımıza yanıt Rusya'da yayınlanan "İtogi" dergisinde kısa bir yazıyla verilmiş oldu. Yazı "Abramoviç KKTC'yi tanımıyor" başlığını taşıyordu.

Makaleyi hazırlayan gazeteci Elena Petrova, dünyayı dolaşması yanı sıra Rusya'nın Çukotka bölgesi valisi de olan Roman Abramoviç ile bağlantı kurarak, Türkiye medyası tarafından duyurulan projelerin aslı olup olmadığını sormuş.

Aldığı yanıt bizde çıkan tüm haberlerin asparagas ötesine gitmediğini gösteriyor. Millhouse Capital üzerinden Abramoviç'in verdiği yanıt şöyle: "Benim adım kullanılarak dünyanın değişik bölgelerinde reklam kampanyaları organize edilmesine çoktan alıştım. Türkiye ve KKTC ile ilgili reklam girişimlerine bir diyeceğim yok, ancak İngiltere'de Kuzey Kıbrıs'ta herhangi bir mülk edinmek isteyen kişiye iyi gözle bakılmıyor. Bilindiği gibi adanın kuzeyi 1974 yılında Türkler tarafından işgal edildi. Burada yaşayan çok sayıda Rum evlerini terk ederek kaçtı. Mülkiyet sorunlarının günümüzde ele alındığı ortamda adanın kuzeyinde mülk alacak kişi bir delilik yaparak böyle bir adım atabilir. Ancak bu kişi kesinlikle Abramoviç olmayacaktır" satırları okunuyordu.

HURRIYET 28/08/07

 

Rumların engelleme girişimi sonuç vermedi

Polonya'nın Zakopane şehrinde 16- 26 Ağustos tarihleri arasında yapılan "39. Uluslararası Halk Dansları Yarışması"na (XXXIX. International Festival of Zakopane Folklore) ülkemizi temsilen ilk kez katılan Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları Topluluğu, büyük başarı elde etti.

Mağusa Rum Belediye Başkanı vekili Andreas Shiopahas'ın yapmaya çalıştığı engellemelere karşı ekip, "Jüri Özel Ödülü" ve 18 ülke arasında 4 ülkenin aday gösterildiği, yarışmanın en önemli ödüllerinden olan "Basın Ödülü"nü tüm oyları alarak kazandı.

Dünyadaki en kapsamlı ve en önemli yarışmalardan biri olarak kabul edilen "Uluslararası Zakopane Halk Dansları Yarışması"na 18 farklı ülke arasında, KKTC adına ülkemizi Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları Topluluğu temsil etti.

16 Ağustos'ta Polonya'ya ulaşan ekip, festivalin ilk günü kısa süreli bir problem yaşadı. Mağusa Rum Belediye Başkanı vekili, ekibin festivale alınmaması festival komitesine bir yazı yazarak başvuruda bulundu. Başvuruyu değerlendiren festival komitesi ise kültürlerin bu tür olaylara alet edilmemesi düşüncesiyle reddetti.

Yarışma süresince büyük bir performans gösteren Gazimağusa Belediyesi halk dansları ekibi halktan büyük destek ve ilgi gördü. Jüride bulunan İspanyol üye, ekibin yarışma performansını ayakta alkışladı ve sahne arkasına gelerek ülkesindeki dört farklı festivale davet etti. Yarışma sonrası ödüllerin dağıtılacağı gecedeki final performansında ise ekip dakikalarca ayakta alkışlandı ve tekrardan sahneye çağrılan tek ekip oldu.

Toplam 9 müzisyen, 28 dansçı, 1 eğitmen, 1 yönetmen ve 1 meclis üyesi olmak üzere toplam 40 kişiden oluşan ekibin eğitmenliğini Erkan İpekçioğlu, ekip yönetmenliğini Sertaç İpekçioğlu yaptı.

Sertaç İpekçioğlu, yapmış olduğu açıklamada almış oldukları ödüllerden ve Kuzey Kıbrıs'ı temsil ettiklerinden dolayı çok mutlu olduklarını söylerken, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp'a da halk danslarına göstermiş olduğu ilgiden dolayı teşekkür etti.

İpekçioğlu, Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları Topluluğu'nun 350 kişilik bir ekip olduğunu ve amaçlarının, ülkemizi uluslararası yarışma ve festivallerde başarıyla temsil edip tanıtmak ve Kıbrıs Türk gençliğine halk danslarını sevdirmek ve kültürümüzü yaşatmak olduğunu söyledi.

İpekçioğlu, ekibin bu yarışmada Kıbrıs Türk kültürünü müziğiyle, eleğiyle, orağıyla, testisiyle, yemeğiyle,

içkisiyle, kıyafetiyle ve dansıyla en iyi şekilde tanıtıp, temsil ettiklerini söylerken, Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları Topluluğu'nun, yurt içinde olduğu kadar en az yurt dışında da birçok başarıya imza attığını ve başarı için Zakopane şehrine gittiklerini ve bunu da başararak yurda döndükleri için çok mutlu olduklarını vurguladı.

Halk dansları ekibinin başarısından dolayı büyük bir mutluluk ve onur duyduğunu söyleyen Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, bu başarıda emeği bulunan herkese teşekkür etti. Kayalp, Mağusa Rum Belediye Başkanı Vekili'nin yapmaya çalıştığı engellemeleri büyük bir üzüntü ile izlediklerini söylerken, bunun Kıbrıs'ta barışa hizmet etmediğini vurguladı.

Gazimağusa Belediyesi Halkdansları ekibinin, bu kimliğiyle Güney Kıbrıs'ın birçok yöresinde onlarca kez gösteriye çıktığını söyleyen Kayalp, Mağusa Rum Belediyesi'nin bu girişimine uluslararası alanda anlam veremediğini belirtti. Kıbrıs Türk gençliğinin önüne bu tür engellemelerle geçilmeye çalışılmasının yanlış olduğunu söyleyen Kayalp, festival komitesinin de buna rağbet göstermemesinin önemli olduğunu vurguladı. Gençlerin uluslararası platformlarda yaptığı bu tür etkinliklere her zaman olduğu gibi destek vermeye devam edeceklerini söyleyen Oktay Kayalp ambargoların ancak bu şekilde aşılabileceğine inandığını belirtti.

HURRIYET 28/08/07

 

Rumların engelleme girişimi sonuç vermedi

 

Polonya'nın Zakopane şehrinde 16- 26 Ağustos tarihleri arasında yapılan "39. Uluslararası Halk Dansları Yarışması"na (XXXIX. International Festival of Zakopane Folklore) ülkemizi temsilen ilk kez katılan Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları Topluluğu, büyük başarı elde etti.

Mağusa Rum Belediye Başkanı vekili Andreas Shiopahas'ın yapmaya çalıştığı engellemelere karşı ekip, "Jüri Özel Ödülü" ve 18 ülke arasında 4 ülkenin aday gösterildiği, yarışmanın en önemli ödüllerinden olan "Basın Ödülü"nü tüm oyları alarak kazandı.

Dünyadaki en kapsamlı ve en önemli yarışmalardan biri olarak kabul edilen "Uluslararası Zakopane Halk Dansları Yarışması"na 18 farklı ülke arasında, KKTC adına ülkemizi Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları Topluluğu temsil etti.

16 Ağustos'ta Polonya'ya ulaşan ekip, festivalin ilk günü kısa süreli bir problem yaşadı. Mağusa Rum Belediye Başkanı vekili, ekibin festivale alınmaması festival komitesine bir yazı yazarak başvuruda bulundu. Başvuruyu değerlendiren festival komitesi ise kültürlerin bu tür olaylara alet edilmemesi düşüncesiyle reddetti.

Yarışma süresince büyük bir performans gösteren Gazimağusa Belediyesi halk dansları ekibi halktan büyük destek ve ilgi gördü. Jüride bulunan İspanyol üye, ekibin yarışma performansını ayakta alkışladı ve sahne arkasına gelerek ülkesindeki dört farklı festivale davet etti. Yarışma sonrası ödüllerin dağıtılacağı gecedeki final performansında ise ekip dakikalarca ayakta alkışlandı ve tekrardan sahneye çağrılan tek ekip oldu.

Toplam 9 müzisyen, 28 dansçı, 1 eğitmen, 1 yönetmen ve 1 meclis üyesi olmak üzere toplam 40 kişiden oluşan ekibin eğitmenliğini Erkan İpekçioğlu, ekip yönetmenliğini Sertaç İpekçioğlu yaptı.

Sertaç İpekçioğlu, yapmış olduğu açıklamada almış oldukları ödüllerden ve Kuzey Kıbrıs'ı temsil ettiklerinden dolayı çok mutlu olduklarını söylerken, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp'a da halk danslarına göstermiş olduğu ilgiden dolayı teşekkür etti.

İpekçioğlu, Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları Topluluğu'nun 350 kişilik bir ekip olduğunu ve amaçlarının, ülkemizi uluslararası yarışma ve festivallerde başarıyla temsil edip tanıtmak ve Kıbrıs Türk gençliğine halk danslarını sevdirmek ve kültürümüzü yaşatmak olduğunu söyledi.

İpekçioğlu, ekibin bu yarışmada Kıbrıs Türk kültürünü müziğiyle, eleğiyle, orağıyla, testisiyle, yemeğiyle,

içkisiyle, kıyafetiyle ve dansıyla en iyi şekilde tanıtıp, temsil ettiklerini söylerken, Gazimağusa Belediyesi Halk Dansları Topluluğu'nun, yurt içinde olduğu kadar en az yurt dışında da birçok başarıya imza attığını ve başarı için Zakopane şehrine gittiklerini ve bunu da başararak yurda döndükleri için çok mutlu olduklarını vurguladı.

Halk dansları ekibinin başarısından dolayı büyük bir mutluluk ve onur duyduğunu söyleyen Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, bu başarıda emeği bulunan herkese teşekkür etti. Kayalp, Mağusa Rum Belediye Başkanı Vekili'nin yapmaya çalıştığı engellemeleri büyük bir üzüntü ile izlediklerini söylerken, bunun Kıbrıs'ta barışa hizmet etmediğini vurguladı.

Gazimağusa Belediyesi Halkdansları ekibinin, bu kimliğiyle Güney Kıbrıs'ın birçok yöresinde onlarca kez gösteriye çıktığını söyleyen Kayalp, Mağusa Rum Belediyesi'nin bu girişimine uluslararası alanda anlam veremediğini belirtti. Kıbrıs Türk gençliğinin önüne bu tür engellemelerle geçilmeye çalışılmasının yanlış olduğunu söyleyen Kayalp, festival komitesinin de buna rağbet göstermemesinin önemli olduğunu vurguladı. Gençlerin uluslararası platformlarda yaptığı bu tür etkinliklere her zaman olduğu gibi destek vermeye devam edeceklerini söyleyen Oktay Kayalp ambargoların ancak bu şekilde aşılabileceğine inandığını belirtti.

KIBRIS 28/08/07

 

Gül 339 oyla 11. cumhurbaşkanı seçildi

11. cumhurbaşkanı seçiminin üçüncü tur oylaması tamamlandı. Gül, 339 oyla seçildi. Anamuhalefet partisi CHP’nin katılmadığı oylamaya AK Parti ve diğer muhalefet partileri tam kadro katılıyor.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 18:11 TSİ 28 Ağustos 2007 Salı

 

ANKARA - TBMM kampüsünde tarihi oylama nedeniyle heyecanlı bir koşuşturma yaşanıyor. Tarihi oturum için Gül’ün memleketi Kayseri’den de hemşehrileri otobüslerle TBMM’ye geldiler. Gül’ün oğlu Emre Gül ve hemşehrileri locadan Genel Kurul’u izliyor. Gül’ün eşi Hayrünnisa Hanım ise izlemeye gelmedi.

TV kanallarının canlı yayın araçlarıyla donattığı TBMM bahçesinden öğle saatlerinden itibaren canlı yayınlar başladı.

Havanın yağmurlu olması nedeniyle bahçeye yan yana kurulan beyaz çadırların altında, parti kurmayları, TV kanallarının sorularını yanıtladılar, oylama öncesi son değerlendirmelerini yaptılar.

Saat 15.00’te başlayan oturum, toplantı yeter sayısı olan 367’den fazla milletvekilinin bulunduğunun belirlenmesi üzerine başladı. Seçime cumhurbaşkanı adayı olarak Gül’le birlikte MHP adayı Sebahattin Çakmakoğlu ve DSP adayı Tayfun İçli girdi.

Anamuhalefet partisi CHP’nin protesto ederek katılmadığı tarihi oturuma, muhalefet partileri MHP, DTP ve DSP’li milletvekilleri ise katıldı. İlk iki turda olduğu gibi MHP grubu kendi adayına, DSP grubu kendi adayına oy verdi, DTP’liler ise “boş oy” kullandı. Yapılan sayım sonucu, Gül’ün 339 oyla cumhurbaşkanı seçildiği açıklandı. Sonuç, alkışlarla karşılandı.

Erdoğan, oylamadan sonra yaptığı konuşmada “Oylamaya katılan vekillere demokrasi adına teşekkür ediyorum” dedi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi, Kayseri’de sevinç ve coşkuyla karşılandı.

Oylama sonucunun açıklamasından sonra, Cumhuriyet Meydanı’na binlerce kişi geldi.

Meydanda Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi dolayısıyla 41 pare ses bombası atıldı. Kent merkezindeki caddelerde seyreden otomobiller ve diğer araçlar, kalkson çalarak kutlamalara katıldı.

Kutlamalar çerçevesinde Büyükşehir Belediyesi binasının önünde toplanacak katılımcılar, bando eşliğinde Cumhuriyet Meydanı’na kadar yürüyecek.

Burada havai fişek gösterisi yapılacak, bando “Gülüm Benim” şarkısını çalacak, konservatuvarın 400 kişiden oluşan gençlik korosu konser verecek.

Ayrıca, vatandaşlara gül ve gül kokulu lokum dağıtılacak.

Abdullah Gül’ün özgeçmişi

Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül, 16 yıllık milletvekilliği döneminde 58. Hükümette Başbakan, 59. Hükümette ise 4 yılı aşkın süredir Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı görevinde bulundu.

NTV

Güncelleme: 17:34 TSİ 28 Ağustos 2007 Salı

 

İSTANBUL - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhuriyetin ilanının 27. yıldönümü olan 29 Ekim 1950’de Hamdi Ahmet Bey ve Adeviye Gül’ün oğlu olarak Kayseri’de dünyaya geldi.

Orta öğrenimini Kayseri Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine giren Gül, aynı fakültede mezuniyet sonrası doktorasını aldı. Burslu olarak doktora çalışmaları için iki yıl Londra ve Exter’de kalan Gül, Türkiye’ye dönüşünde Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümünün kuruluşunda çalıştı ve burada iktisat dersleri verdi.

Cumhurbaşkanı Gül, 1983-1991 yılları arasında merkezi Cidde’de olan İslam Kalkınma Bankasında (IDB) İktisat Uzmanı olarak çalıştı. 1991 yılında Uluslararası İktisat dalında doçent olan Gül, 1991 yılında yapılan erken seçimle Refah Partisi’nin (RP) Kayseri Milletvekili olarak parlamentoya girdi ve IDB’den istifa etti.

PRO MERİTO” MADALYASI VE “ONURSAL ÜYE” UNVANI
1992 yılından itibaren, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyeliği yapan Abdullah Gül, konseyin Kültür, Tüzük, Siyasi ve Ekonomik Kalkınma komitelerinde çalıştı.

Avrupa Konseyi’ndeki başarılı çalışmalarından dolayı kendisine ‘Pro Merito’ madalyası ve konseyin sürekli ‘Onursal Üyesi’ unvanı verilen Gül, 1993’te RP’nin dış işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.

Bu süre içinde Avrupa ve Amerika’daki birçok kuruluşta yaptığı konuşmalarla, partisinin görüşlerini anlatan Gül, 1995’te yapılan genel seçimlerde, ikinci kez RP’den Kayseri Milletvekili seçildi.


Cumhurbaşkanı Gül, 1991-1995 tarihleri arasında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği yaptı. 1995 yılında TBMM Dışişleri Komisyonu üyeliğine seçilen Gül, Necmettin Erbakan’ın başkanlığında kurulan RP-DYP koalisyon hükümetinde (54. Hükümet), Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü görevinde bulundu. Gül, RP’nin kapatılmasının ardından girdiği Fazilet Partisi’nde (FP) Genel Başkan Yardımcısı olarak görev aldı.

18 Nisan 1999’da yapılan 21. Dönem milletvekilliği genel seçiminde FP Kayseri Milletvekili olarak 3. kez parlamentoya giren Abdullah Gül, seçimden yaklaşık 1 yıl 1 ay sonra yapılan FP kurultayında, Recep Tayyip Erdoğan’ın da desteğini alarak genel başkanlığa adaylığını koydu.

Abdullah Gül, 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan FP 1. Olağan Kongresi’nde 521 oy alarak Recai Kutan’ın (633 oy) gerisinde kaldı.

58. HÜKÜMETTE BAŞBAKANLIK YAPTI
Cumhurbaşkanı Gül, FP’nin Anayasa Mahkemesince kapatılması sonrasında 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AK Parti’nin önde gelen isimleri arasında yer aldı ve Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi.

3 Kasım 2002’de yapılan erken genel seçimlerde AK Parti’den Kayseri Milletvekili seçilen Abdullah Gül, 18 Kasım 2002’de Türkiye Cumhuriyeti’nin 58. Hükümetini kurdu. Abdullah Gül’ün başbakanlığı sırasında, Recep Tayyip Erdoğan AK Parti Genel Başkanlığını sürdürdü.

Anayasa ve yasalarda yapılan değişiklikle aday olmasının önündeki engeller kalkan AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, YSK tarafından iptal edilerek 9 Mart 2003’te yenilenen Siirt seçimlerinde milletvekili seçildi.

Abdullah Gül, Erdoğan’ın 11 Mart 2003’te, TBMM Genel Kurulunda ant içmesinin ardından 58. Hükümetin istifasını sundu. 14 Mart 2003’te Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında kurulan 59. hükümette Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı’na getirilen Gül, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde 5. kez Kayseri’den milletvekili seçildi.

Hayrünnisa Gül ile 21 Ağustos 1980’de evlenen ve Ahmet Münir, Kübra, Mehmet Emre adlarında üç çocuk babası olan Cumhurbaşkanı Gül, İngilizce ve Arapça biliyor.

"İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitlik" temelinde çözümü hâlâ benimsemediler

CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum egemen güçlerinin, Kıbrıs sorununun, 1977 yılında varılan anlaşma uyarınca 'iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasal eşitlik temelinde" çözümlenmesi ilkesini hala benimsemediklerini gösterdiğini vurguladı.

Başbakan Soyer, önceki akşam Karşıyaka'da halka hitaben yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında 5 Eylül'de gerçekleşecek görüşme öncesinde Güney Kıbrıs'ta yaşanan siyasi tartışmalara değinerek, konu ile ilgili Başpiskopos Hrisostomos'un yaptığı açıklamayı eleştirdi.

Kilise dominant rol oynuyor

Hrisostomos'un görüşme öncesinde yaptığı; "iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon kabul edilemez" açıklamasını AB üyesi bir ülkede bir din adamının siyasette dominant bir şekilde rol aldığının göstergesi olduğunu gösterdiğini ifade eden Başbakan Soyer, bunun demokrasi, laiklik ve AB'nin demokratik kurumsallaşmasına aykırı olduğunu vurguladı.

Başbakan Soyer sözlerini şöyle sürdürdü:

"Burada iki çelişki ortaya çıkıyor, birincisi Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin din adamı nasıl oluyor da siyasette dominant bir rol üstlenebiliyor. Bu demokrasiye, laikliğe ve AB'nin demokratik kurumsallaşmasına aykırıdır.

İkincisi ise Kıbrıs Rum egemen güçlerinin, Kıbrıs sorununa nasıl çözüm bulacağız tartışması yerine 1977'de tartışılmış ve sonuçlanmış iki bölgeli, iki toplumlu siyasal eşitliğe dayalı bir çözümü hâlâ benimseyememesidir."

Çözüme herkesin ihtiyacı var

Kıbrıs'ta varılacak çözüme sadece Kıbrıs Türk halkının değil, Kıbrıs Rum, Türkiye ve Yunanistan halklarının da ihtiyacı olduğunu belirten Ferdi Sabit Soyer, çözümün ancak BM şemsiyesi altında sağlanabileceğini yineledi.

Köy sorunları

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, CTP-BG Girne İlçe Başkanı Salih İzbul, Karşıyaka Muhtarı Ömer Bahadi ve bazı CTP-BG'li milletvekillerinin katıldığı toplantıda, Karşıyakalılar sorun ve dileklerini yetkililere ilettiler.

Toplantıda köylüler Başbakan Ferdi Sabit Soyer'den Karşıyaka'ya sağlık ocağı açılması, yol, su, elektrik, sanayi ve organize ağıl bölgesi gibi alt yapıya yönelik yatırımlar yapılması taleplerinde bulundu.

Toplantıda, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İçişleri Bakanı Özkan Murat ve CTP-BG Girne İlçe Başkanı Salih İzbul birer konuşma yaptı.

Çözüm şekli

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, konuşmasında, Güney Kıbrıs'ta yapılan tartışmaların, üzerinde konuşularak anlaşmaya varılmış olan 'iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasal eşitlik temeline dayalı' çözüm şeklini benimsemediklerini gösterdiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında 5 Eylül'de gerçekleşecek görüşme öncesinde Güney Kıbrıs'ta yaşanan siyasi tartışmaları eleştiren Başbakan, Hrisostomos'un görüşme öncesinde yaptığı; "iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon kabul edilemez" açıklamasına da dikkat çekti.

Başbakan Soyer, AB üyesi bir ülkede bir din adamının siyasette dominant bir şekilde rol almasının demokrasi, laiklik ve AB'nin demokratik kurumsallaşmasına aykırı olduğunu vurguladı.

Ekonomik kalkınma

Konuşmasında ekonomide meydana gelen büyüme ile ülkedeki iç siyasi gelişmelere de değinen Soyer, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununun siyasal eşitlik, güvenlik ve iki bölgeliliği içeren bir çözüm istediğini vurguladı.

Böyle bir çözüm sürecinde, Kıbrıs Türk halkının, istekli, girişimci ve yaratıcı olması, bunun yanı sıra ekonomik kalkınma ve devlet yapısının kurumsallaşmasının sağlanması gerektiğini vurgulayan Başbakan Soyer, bunun sağlanamaması durumunda sorunlar yaşanabileceğini ifade etti.

Kendi dinamiğimizi yaratmalıyız

"Bir ülke kendi geliri ile kendi dinamiğini yaratmak zorundadır" diyen Başbakan Soyer, KKTC'nin kendi kaynakları ile bütçesini karşılama oranının, 2002 yılına yüzde 50 iken bu oranın 2006 yılında yüzde 70'e ulaştığını dile getirerek, bunun yeterli olmasa da önemli bir ilerleme olduğunu söyledi.

Tek çatımız meclis

Başbakan Soyer, ülkede yaşanan iç siyasal gelişmelerin tek bir platformda ele alınabileceğini ve bu çatının da meclis olduğunu vurgulayarak, meclisi boykot eden siyasi partileri eleştirdi.

Kıbrıs Türk halkının demokratik olgunluğa ulaşmış bir halk olduğunu ancak son zamanlarda bazı siyasal söylemlerin gittikçe 'marjinalleştiği'ni ifade eden Başbakan Soyer, "Kıbrıs Türk halkının büyüyen gölgelere, kaosa ve kargaşaya ihtiyacı yok" dedi.

Su için yatırım

Yaptığı konuşmanın ardından soruları yanıtlayan Başbakan, ülkede yaşanan su sıkıntısın aşılması yönünde ciddi yatırımlar yapılmakta olduğuna değindi.

İskele bölgesinde deneme amaçlı deniz suyundan tatlı su elde edecek projenin hayata geçirildiği ve benzer bir projenin Gazimağusa ile Girne'de de hayata geçirileceğini kaydeden Başbakan, 2008 yılı içerisinde Yeşilırmak'a baraj yapılmasının gündeme geleceği ve su kullanımıyla ilgili yasal düzenlemelerin yapılacağını kaydetti.

Tazmin komisyonu

Bir süre önce Karşıyaka köyünde bir Rum'a verildiği gerekçesiyle yapılan eyleme konu olan Toprak Komisyonu'na ait binanın kimseye verilmediği ve başvuru da olmadığını kaydeden Başbakan Soyer, tazmin komisyonunun çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Murat: Ağıllar Geçitköy'e taşınacak

Vatandaşların ağıllar, su ve yol konularındaki sorularını yanıtlayan İçişleri Bakanı Özkan Murat, Girne bölgesinde yaşanan hızlı yapılaşma nedeniyle Girne bölgesinde organize ağıl bölgesi kurmanın imkansızlaştığını belirtti. Karşıyaka köyünde de benzer sorunlar yaşandığını söyleyen Murat, bu nedenle buradaki ağılların Geçitköy yakınlarında oluşturulacak ağıl bölgesine taşınacağını söyledi.

Tüm köyler belediye sınırlarında

Ülkedeki tüm köylerin daha iyi hizmet alabilmesi amacıyla belediyelere bağlanacağını dile getirerek bu yönde yapılan çalışmaları anlatan Özkan Murat, ülkede çok sayıda belediye bulunduğunu, hizmet kalitesinin artması için bazı küçük belediyelerin de tek bir belediye çatısı altında toplanacağını ifade etti.

Tüm bu çalışmalar yapılırken bakanlığın yatırımlarına devam edeceğini belirten Özkan Murat, Karşıyaka köy yollarının asfaltlanması için hazırlanan projenin 2008 yılı bütçesi içerisinde alındığını açıkladı.

İzbul: Tüm platformlarda zemin elde ettik

CTP Girne İlçe Başkanı Salih İzbul, Karşıyaka'daki toplantıyı iktidarda olan CTP-BG'nin bugüne kadar gerçekleştirdiği ve gerçekleştiremediği icraatları yanında iç ve dış politikada meydana gelen gelişmeleri ele alıp konuşup tartışmak için düzenlediklerini belirterek, CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i toplantıya bunun için davet ettiklerini söyledi.

İzbul, önemli günlerin yaşandığı bu süreçte dış politika konusunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 5 Eylül tarihinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadapulos ile bir görüşme gerçekleştireceğine dikkat çekti. İçte de hükümetin devrim niteliğinde reformlara imza attığını söyleyen İzbul, hükümete, muhalefet partilerinin hiç katkı yapmadıklarını savundu.

Halka seçim döneminde verilen sözlerin birer birer gerçekleştirmekte olduklarını ifade eden CTP-BG Girne İlçe Başkanı Salih İzbul, iktidarda bulundukları son 3,5 yılda Kıbrıs Türkü'nün iç ve dış politikada önemli mesafe katettiğini belirtti.

Kıbrıs Türkü'nün hayatının hiçbir döneminde dünya ile bu kadar temas ederek bütünleşmediğini belirten İzbul, haklı davanın anlatılacağı tüm platformlarda zemin elde ettiklerini kaydetti.

Salih İzbul, son dönemlerde iç politika konusunda gerek sosyal güvenlik gerekse belediye kamu görevlileri yasalarıyla devrim niteliğinde yasalar yaptıklarını yineleyerek, gerçekleştirmekte oldukları icraatların CTP-BG'nin seçim döneminde parti ile hükümet programında yer alan yasa tasarıları olduğunu söyledi.

KIBRIS 29/08/07

 

AB'nin çözümde pozitif bir rol oynayamayacağının göstergesi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, AB Dönem Başkanı Portekiz'in Dışişleri Bakanı Luis Filippe Marques Amado'nun sadece Güney Kıbrıs'ı ziyaretinin negatif anlamlı bir tavır olduğunu ve AB'nin çözümde pozitif bir rol oynayamayacağının da bir göstergesi olduğunu söyledi.

Erçakıca dün haftalık basın brifinginde Portekiz Dışişleri Bakanı Amado'nun Güney Kıbrıs'ı ziyaretiyle ilgili soruyu yanıtında, Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunma arayışında olan AB'nin dönem başkanının Kıbrıs Türkleriyle temastan kaçınmasının dikkat çekici olduğunu söyledi.

Hasan Erçakıca, bu durumun, Kıbrıs Rum tarafının bütün Kıbrıs adına AB üyesi olmasının olumsuz neticelerinden biri olduğuna belirtti. Rum tarafının tek yanlı olarak AB'ye üyeliğinin, diplomatik süreçleri dahi olumsuz etkilediğine işaret eden Erçakıca, "Çünkü Rum tarafı bir üye olarak baskı yapıyor ve daha kolay netice alma imkânına sahip oluyor" dedi.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Bizim kendimiz anlatmak gibi bir uğraşımız var. Her temas olanağını da değerlendirmek isteriz. Ama bunu kendi kendimize yapamayız. Muhakkak ki bu temaslar karşılıklı istekliliğe dayanır. Görüyoruz ki Rum tarafının baskısı altında sürekli bu temas olanakları daraltmakta... Ve bu gelişmeler de AB'nin Kıbrıs sorununun çözümlenmesinde pozitif bir rol oynamayacağının göstergesi olarak değerlendirilmelidir."

Erçakıca, Portekiz Dışişleri Bakanı Amado'nun tavrıyla ilgili rahatsızlığın, Portekiz Büyükelçiliği'ne dile getirildiğini belirtti.

KIBRIS 29/08/07

 

AB üyeliğine ilk Türkiye bekleniyor

AB vatandaşları arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, yakın gelecekte birliğe üye olması beklenen ülkeler sıralamasının başında Türkiye yer alıyor.

NTV

Güncelleme: 15:06 TSİ 30 Ağustos 2007 Perşembe

 

BRÜKSEL - 27 bin Avrupa Birliği vatandaşının katıldığı kamuoyu yoklamasında, birliğe yakın gelecekte hangi ülkenin üye olabileceği soruldu. Verilen cevapların başında Türkiye yer alırken, Hırvatistan ikinci sırada geldi.

Türkiye’nin yakın zamanda AB’ye katılmasını bekleyenler arasında Hollandalılar, İsveçliler ve Danimarkalılar başı çekti.

Birçok AB vatandaşının Romanya ve Bulgaristan’ın 1 Ocak 2007’de tam üye olduğundan haberdar olmadığı da ortaya çıktı. Araştırmaya katılanların yüzde 11’i, bu iki ülkenin yakın gelecekte üye olmasını beklediklerini kaydetti.

"Türkiye yakında AB'li olur"


30 Ağustos, 2007 15:40:00 (TSİ) CNN TURK

AB'nin kamuoyu yoklamaları kurumu Eurobarometre tarafından yapılan kapsamlı bir araştırmanın sonuçlarına göre, AB'liler, ''yakın gelecekte AB'ye üye olacak ülkeler'' sıralamasında Türkiye'yi başa çıkardı.

Eurobarometre'nin 27 bin kişinin görüşüne dayanan "AB'nin komşularıyla ilişkileri" konulu kamuoyu yoklamasında, AB'ye yakın gelecekte üye olabilecek 5 ülkenin hangileri olacağı da soruldu.
 
Bu sıralamada Türkiye (yüzde 34), Hırvatistan (yüzde 12), Romanya ve Bulgaristan (yüzde 11) ve Ukrayna (yüzde 10) ön plana çıktı.
 
Romanya ve Bulgaristan'ın AB üyesi olduğunu bilmeyenlerin varlığı dikkat çekerken, Polonya ve Kıbrıs Rum kesimi gibi AB üyelerinin de "yakın gelecekte katılabilecekler" arasında yer aldığı gözlemlendi.
 
Türkiye'nin AB'ye yakın vadede katılacağını düşünenlerin başında Hollandalılar (yüzde 66), İsveçliler (yüzde 59), Danimarkalılar (yüzde 55), Lüksemburglular (yüzde 52) Finler ve Yunanlar (yüzde 51) ve Almanlar (yüzde 50) geliyor.
 
Aynı kamuoyu yoklamasının sonuçlarına göre, AB vatandaşlarının yüzde 80'i, AB'nin komşularıyla ilişki politikasından habersiz gözüküyor.
 
Kamuoyu yoklamasına katılan AB'lilerin yüzde 89'u, komşularla yapılacak işbirliğinde terörizm ve suç örgütlerine karşı mücadele unsuruna öncelik verilmesini istiyor.
 
İşbirliğinde çevre ve enerji, ekonomik gelişme, demokrasi, eğitim ve göç dosyalarının ön plana çıkarılması da öneriliyor.

 

Talat, siyasi partilerle görüşmelerini sürdürüyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mecliste temsil edilen siyasi partilerin yetkililerini, Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la 5 Eylül'de yapacağı görüşmeyle ilgili bilgilendirmeyi sürdürüyor.

Önceki gün Demokrat Parti'yi bilgilendiren Talat dün de saat 17:00'de Ulusal Birlik Partisi'ni, ardından ise 18:30'da Toplumcu Demokrasi Partisi'ni kabul etti.

Genel Başkan Tahsin Ertuğruloğlu başkanlığındaki UBP heyetiyle saat 17:00'de başlayan görüşme yaklaşık 1.5 saat sürdü. Tahsin Ertuğruloğlu'nun heyetinde, Genel Sekreter Nazım Çavuşoğlu, Girne Milletvekili Hasan Bozer ve Gazimağusa Milletvekili Ahmet Kâşif yer aldı.

Görüşme sonrası basına açıklamada bulunan Ertuğruloğlu, görüşmeye Cumhurbaşkanının daveti üzerine katıldıklarını dile getirerek, Kıbrıs konusunda "Gambari süreciyle gelinen yanlış sürecin" 5 Eylül görüşmesinde de devam edeceğini belirtti.

Yıllardır başarı sağlanmamış görüşme yöntemleriyle Kıbrıs Türk halkının vakit kaybettiğini söyleyen Ertuğruloğlu, Kıbrıs konusunda netice alınacak bir görüşmenin olması halinde parti olarak ilk kendilerinin destek vereceğini, fakat yapılacak bu görüşmenin netice getireceğine inanmadıklarını kaydetti.

5 Eylül'de yapılacak görüşmenin Rum kesiminde gerçekleşecek seçimler nedeniyle hazırlanan "bir oyun" olduğu görüşünü ortaya koyan Tahsin Ertuğruloğlu 5 Eylül'de gerçekleşecek görüşme hakkında düşüncelerini Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a aktardıklarını belirtti. Ertuğruloğlu, "Göz göre göre bu oyuna taraf olmak, alet olmak Kıbrıs Türk halkına bir şey kazandıracak değildir. Bu yöndeki görüşlerimizi Cumhurbaşkanı Talat'a aktardık" şeklinde konuştu.

Çakıcı: Kıbrıs Türkleri buzdolabında

Talat dün Ulusal Birlik Partisi'nin ardından Toplumcu Demokrasi Partisi'ni kabul etti.

Genel Başkan Mehmet Çakıcı başkanlığındaki TDP heyetiyle saat 18.30'da başlayan görüşme yaklaşık 2 saat sürdü. Mehmet Çakıcı'nın heyetinde, Lefkoşa İlçe Başkanı Özgün Kutalmış, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri Mine Egemen, Hasan Samani ve Mustafa Emiroğulları yer aldı.

Görüşme sonrası basına açıklamada bulunan Genel Başkan Mehmet Çakıcı, görüşmede Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile fikir teatinde bulunduklarını söyleyerek, 8 Temmuz süreci sonrasında 14 ay kadar süren bir duraksama süreci yaşandığını, Türkiye'nin AB yolunda ilerleyeceğini, Kıbrıs Rumlarının da bu süreçte Kıbrıs Türklerinin haklarını gasp etmeye yönelik strateji izlediklerini kaydetti.

Bizler Kıbrıs Türkleri buzdolabındayız

"Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde acelesi yok, Kıbrıs Rum yönetiminin bu süreçte acelesi yok, bizler Kıbrıs Türkleri buzdolabındayız" diyen Mehmet Çakıcı, artık Kıbrıs Türkü olarak susmamak gerektiğini vurguladı.

Statükoyu değiştirecek şartları Kıbrıs Türklerinin ortaya koyması gerektiğini söyleyen Çakıcı, Kıbrıs Türklerinin 1960 yılından kaynaklanan toplumsal haklarının elde edilmesi ve bunun Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a söylenmesi gerektiğini, Papadopulos'un Kıbrıs Cumhuriyeti'nin sadece Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu düşündüğünü fakat bunun kabul edilemeyeceğini kaydetti.

Yeni bir strateji ve yeni

bir politikaya ihtiyaç var

"Biz 10-15 yıl daha buzdolabında kalmayı bekleyemeyiz" diyen Çakıcı, yeni bir strateji ve yeni bir politikaya ihtiyaç olunduğunu, Kıbrıs Türk liderliğinin bugüne kadar üstüne düşeni yapmadığını, fakat artık bugünden sonra yapması gerektiğini kaydetti.

Papadopulos'un çözümcü bir politika ortaya koyduğunu düşünmediklerini, ozmosis politikasını Kıbrıs Türküne uygulamaya çalıştığını gördüklerini söyleyen Çakıcı, Kıbrıs Türkleri ve TDP olarak azınlık olmayı kabul etmediklerini, 5 Eylül görüşmesinin de Rum tarafında yapılacak seçimler dolayısıyla gündeme geldiğini söyleyerek, bu görüşmelerden bir sonuç çıkacağına inanmadıklarını kaydetti.

KIBRIS 30/08/07

 

Bölünmeye gidiyoruz

YETKİLERİ OLSA, BİZİ BOĞACAKLAR"... Kıbrıs'taki mevcut olumsuz tabloyla Ada'da bölünmeye gidildiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, barışın sağlanmaması durumunda iki toplumun yakınlaşmasının zor olacağı ve bu yönde hiçbir şey yapılamayacağını uyarısında bulundu. Rum liderliğinin kafasındaki politikanın, bölünmeye yönelik olduğunu kaydeden Talat, "Kıbrıslı Türkleri yalnızlaştırma çalışmalarında ellerinde olsa bizi boğacaklar. Bölünme kafalarda, gönüllerde vicdanlarda yer ediyor" dedi

 "YAPILAŞMA OLURSA ÖNLERİNDE BENİ BULURLAR"... Çevre örgütlerini, zamanında bilgilendirme ve ikna etme yükümlülükleri olanların görevlerini yerine getirmediklerini belirterek hükümeti de eleştiren Talat, bölgeye elektrikle birlikte yapılaşmanın da gideceği yönündeki eleştirileri kabul etmediğini söyledi.. Talat, "Yarın eğer orada yapılacak olan gelişme planı ile Milli Park'a aykırı bir yapılaşma olacak olursa çevrecilerin başında ben yürürüm. Bütün gücümü kullanıp engellerim" diye konuştu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun bir an önce çözümlenmesini istediğini belirterek, çözümün sadece liderler başkanlığında yapılacak toplantılarla mümkün olabileceğini vurguladı.

Talat, 5 Eylül'de Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile yapacağı görüşmenin kapsamlı müzakerelere yol açması halinde başarılı sayılabileceğini söyledi. Talat görüşmede Rum politikası yüzünden adanın hızla bölünmeye götürüldüğü konusuna da dikkat çekeceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, önceki akşam BRTK TV'nin AKİS programında iç ve dış gelişmelerle ilgili soruları yanıtladı.

Talat, görüşmenin, Rum Yönetimi'ndeki seçimlerle ilgili olup olmadığı konusunda yorum yapmak istemediğini belirterek, bunun yakında anlaşılacağını söyledi.

Kıbrıs sorununun ancak görüşmeler yoluyla çözümlenebileceğine inanan Güney Kıbrıs seçmeninin görüşmelere ve diyaloga önem verdiğini kaydeden Talat, Rum halkının bir şekilde bu sorunun artık bitmesini istediğini anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, diğer adayların "Talat ile sürekli görüşeceğiz" demesi üzerine Papadopulos'un görüşme çağrısı yaptığına da dikkat çekti.

Talat, "Bu görüşme gerçekten seçim maksadıyla mı yoksa bir samimiyet var mı? Bir ilerleme kaydedilecek mi? Bu ilerleme bütünlüklü çözüme yol açacak bir ilerleme mi olacak? Bunu bu görüşmede göreceğiz" dedi.

Görüşmenin, sadece 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde komitelerin nasıl toplanacağı konusunda olmaması gerektiğini belirten Talat, bunun 14 ay önce düşünüldüğünü, ancak 14 aydır da zaman kaybedildiğini söyledi.

Ben bir an önce çözüm istiyorum

Cumhurbaşkanı Talat, "Ben bir an önce çözüm istiyorum. Bütünlüklü çözüm için müzakerelerin başlamasını istiyorum. Ön hazırlık gerekiyorsa da bu kısa sürede gerçekleşmeli ve liderler müzakerelere başlamalı" diye konuştu.

Çözümün sadece liderler başkanlığında yapılacak toplantılarla mümkün olabileceğini vurgulayan Talat, liderlerin bulunmadığı toplantıların bu güne kadar bir sonuç doğurmadığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Sonuca sadece liderlerin karşılıklı görüşmesiyle ulaşabiliriz. Bu çerçevede olayı yönlendirebilirsek başarıya gidebiliriz. İyi niyet varsa bir şeyler olur" dedi.

Görüşmenin, Kıbrıs sorununun çözümüne bir adım daha yaklaşılması, yani kapsamlı müzakerelere yol açması halinde başarılı sayılabileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı, tek arzusunun sorunun çözümü olduğunu vurguladı.

Doludizgin bölünmeye doğru gidiyoruz

Talat, şu andaki gerçek durumun ise olumlu görünmediğini belirterek, "gerçek bizim bölünmeye gittiğimizi gösterir. İki toplum arasındaki güven en düşük düzeyde. Bu benim arzum ve hedefim değil. Bu uzaklaşmak istediğim ortamdır. Güven düştükçe nasıl bir anlaşma olacak" dedi.

Barışın, yapılacak bir anlaşma üzerine temellenebileceğini kaydeden Talat, aksi halde iki toplumun yakınlaşmasının zor olacağını ve hiçbir şey yapılamayacağını söyledi.

Talat, Rum liderliğinin kafasındaki politikanın bölünmeye yönelik olduğunu da belirterek, "Bu politika bizi doludizgin bölünmeye götürüyor" dedi.

Yetkileri olsa bizi boğacaklar

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 2004'ten bu yana Rum tarafının barışa hazır olan Türkiye'ye hasmane tutumunu sürdürdüğünü, Kıbrıs Türk tarafına izolasyonları daha da yoğunlaştırdığına dikkat çekerek şunları söyledi:

"Bizi yalnızlaştırmaya çalışıyorlar. Yabancıların bizimle görüşmelerini engellemeye çalışıyorlar. Ne kadar saçmalık varsa onu yapıyorlar. Gittikçe çember daralıyor. Kültürel, sosyal, sportif faaliyetlerimizi engellemeye uğraşıyorlar. Yetkileri olsa bizi boğacaklar. Bunun için de güven ortadan kalkıyor. Bölünme kafalarda, gönüllerde vicdanlarda yer ediyor. Rum liderliğinin politikası bizi bölünmeye doğru götüren bir modeldir. Kesin olan bir şey var Rum liderliğinin politikası bizi doludizgin bölünmeye doğru götürüyor. 5 Eylül'deki görüşmede bu uyarıyı yapacağım."

Karpaz'a elektrik

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dipkarpaz köyünden Zafer Burnuna elektrik götürülmesi konusundaki sorulara verdiği yanıtta, bu konuda çok fazla manipülasyon yapıldığını belirterek, "Ben bu kadar fazla bir şeyin abartıldığını görmedim" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat iç konularda yaşananların moralini bozduğunu belirterek bunun nedenlerini şu sözlerle açıkladı:

"Toplumda çok büyük bir huzursuzluk var. Sanki her yer karanlık! İnanılmaz bir karanlık sevdası var bu halkta gibi görüyorum. Hiç kimse halinden memnun değil. Hiç kimse geleceği daha güzel göremiyor. Kendisi iyi durumda olduğu halde hiç kimse geleceğe güvenle bakamıyor. İnanılır gibi değil. Ülkede bakıyorum pahalılık bitti, zam yok, enflasyon nerdeyse yok, normal düzeylere geldi. Hatta fiyatlar ucuzladı birçok alanda. Yine de büyük bir huzursuzluk ve tedirginlik var. Hakikaten marazi bir toplum olduğumuzu biliyorum ama, biraz fazla abartılıyor gibi geliyor bana...".

Yapılaşma elektrikle ilgili değil

Cumhurbaşkanı Talat, Karpaz'a elektriğin götürülmesiyle yapılaşmanın yoğunlaşacağı, endemik bitki örtüsünün yol olacağı şeklindeki görüşlere de dikkat çekti,

Yapılaşmanın elektrikle ilgili olmadığını belirterek şunları söyledi:

"Girne'den Lefkoşa'ya giden elektrik, Geçitkale'ye giden elektrik, dağların üstünden geçmiyor mu? Demek ki yapılaşma, elektrikle ilgili değil. Yapılaşma, o bölgede yapılaşma imkanının verilmesiyle olabilir. Yapılaşma imkanını veren de hükümettir. Hükümetin, devletin birimleridir. Hükümet size 'bunu yapmayacağım' derse ve bununla ilgili yasa yaparsa daha fazla bunu abartmaya gerek yoktur."

"Elektrik çatı kurmaz, elektrik otel yapmaz. Yarın eğer orada yapılacak olan gelişme planı ile Milli Park'a aykırı bir yapılaşma olacak olursa çevrecilerin başında ben yürürüm. Bütün gücümü kullanıp engellerim" diyen Cumhurbaşkanı Talat, Karpaz Emirnamesi'nde öngörülen turistik bölgenin Milli Park alanı içinde olacakmış gibi gösterilerek bunun üzerinden politika yapıldığını sözlerine ekledi.

Yasa çıkacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis açıldığı zaman Karpaz ile ilgili yasanın da Meclis'ten geçeceğini açıkladı.

Bir soru üzerine AB'nin de devrede olduğunu belirterek AB'nin de bölgeye elektrik götürülmesine karşı olduğu yönünde yaratılmak istenilen havanın yanlış olduğunu belirtti ve "Öyle bir şey yok tabii. AB ile birlikte bölge ile ilgili çalışma planı yapılıyor. AB de bu konuya katıldı. Bir de o güvence var. Yasa geçtikten sonra o yasanın da bekçisi olacağız. Uyanık olacağız" dedi.

Çevre örgütleri zamanında bilgilendirilmedi

Çevre örgütlerini zamanında bilgilendirme ve ikna etme yükümlülükleri olanların görevlerini yerine getirmediklerini de belirten Talat, "Onlar da görevlerini yerine getiremediler. Ama ben meselenin bu kadar dramatize edilmesine karşı çıkıyorum. Olacak iş değil dediğim de budur" şeklinde konuştu.

Meclis-hükümet

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, meclisin mevcut durumundan rahatsızlığını dile getirdi ve bu durumun değişmesi ve normalleşmesi için herkesin sağduyulu davranması gereğinin altını çizdi.

Talat, Anayasal değişikliğin de gerekli olduğunu anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, bugünkü koşullarda tarafların pozisyonları değişmeden yeni bir hükümet modelinin gündeme gelmesini mümkün görmediğini de söyledi.

Talat Ankara'nın mevcut durumdan rahatsız olduğuna dair kendine bir bilgi gelmediğini ifade ederek, "Rahatsız olsa bana intikal ederdi diye düşünüyorum" dedi.

KIBRIS 30/08/07

 

KKTC - Malta Dostluk Konseri yarın

Başbakanlık, TC Büyükelçiliği, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı ile KKTCell, Kıbrıs İktisat ve Türk Bankası'nın katkılarıyla halka açık olarak gerçekleşecek konserle ilgili olarak dün Dome Hotel'de basın toplantısı düzenlendi.

KKTC Almanya Fahri Kültür Ataşesi, korno sanatçısı ve GMEM kurucularından Turgay Hilmi, Merkez eğitmenlerinden keman sanatçısı Gözlem Özdeğirmenci, Malta St. Johns Katedral Collegium Musicum Korosu Şefi Dr. Dion Buhagiar ile Maltalı sanatçıların hazır bulunduğu toplantıda gerçekleştirilecek konser hakkında basına açıklamada bulundular.

Hilmi: Çocukların unutamayacağı bir tecrübe olacak

KKTC Almanya Fahri Kültür Ataşesi, korno sanatçısı ve GMEM kurucularından Turgay Hilmi basın toplantısında yaptığı konuşmada, GMEM Çocuk Korosu'nun Malta St. Johns Katedrali Collegium Musicum Korosu ve Antalya Devlet Opera Bale ve Orkestrası ile birlikte verecekleri KKTC - Malta Dostluk Konseri'nin 31 Ağustos Cuma akşamı Bellapais Manastırı'nda gerçekleşeceğini belirterek, halka açık olacak konserde gospel ve spiritual (dini) şarkılar yanında birbirinden güzel çocuk şarkıları seslendireceklerini kaydetti.

Amaçlarının; sadece konser vermek olmadığını, kalıcı bir şeyler yaratmak olduğunu ifade eden Hilmi, bu düşünceden hareket eden GMEM Çocuk Korosu'nun da 8 Eylül'de Malta'ya giderek orada konser vereceğini söyledi.

Malta'nın milli günü olan 8 Eylül'de gerçekleştirecekleri konserin buradaki konserin tekrarı olacağını ifade eden Turgay Hilmi, bugüne dek yurtdışından para karşılığında sanatçı getirilen ülkede bu kez çocuk ve sanatçıları yurtdışına götürüp oralarda konser verdireceklerini kaydetti.

Bu tür sanatsal olaylara öncülük etmekten GMEM olarak iftihar ettiklerini dile getiren Turgay Hilmi, söz konusu Malta konserinin çocuklar için unutulmayacak bir tecrübe olacağını söyledi.

Basın toplantısının ardından KKTC hakkında yanlış bilgilendirilen Malta St. Johns Katedral Korosu ekibine Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami'nin Kuzey Kıbrıs'ın tarihi gerçekleri yanında ticari ve siyasi bilgi vereceğini de belirten Turgay Hilmi, ekibin bugün saat 14:30'da da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edileceğini kaydetti.

Turgay Hilmi, politikaların ulaşamayacağı yerlere müzik ve sanatla çok daha kolay ulaşılabilindiğini belirterek, sınır tanımayan müziğin her dilin ortak lisanı olduğunu sözlerine ekledi

Buhagiar: Organizasyonu

gerçekleştirmek mutluluk verici

Malta St. Johns Katedrali Collegium Musicum Korosu Şefi Dr. Dion Buhagiar da yaptığı kısa konuşmada, ilk kez bir pazar sabahı Malta'da St. Johns Katedrali'nde karşılaşıp tanıştığı Turgay Hilmi ile Kuzey Kıbrıs'ta böyle bir organizasyon gerçekleştirmekten duyduğu mutluluğu ifade ederek, yanlış bilgi sahibi oldukları ülkeyi daha yakından tanımak istediklerini söyledi.

Şef Dr. Dion Buhagiar, Malta St. Johns Katedrali Collegium Musicum Korosu'nun 1 Eylül'de Güney Kıbrıs'a geçerek Holy Cross Katolik Kilisesi'nde düzenlenecek ayinde dini şarkılar söyleyeceğini sözlerine ekledi.

KIBRIS 30/08/07

 

Economist: Gül ve asker arasında ufukta yeni bir sürtüşme var

      BBC TÜRKÇE

      Haftalık Economist dergine göre, Türkiye'de Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu ama, AKP ile generaller arasında yeni bir sürtüşme konusu var ufukta: Başbakan Erdoğan'ın önerdiği yeni sivil anayasa.
      Şu anki anayasanın 1980'deki darbe ardından askerler tarafından yazıldığını belirten Economist, AKP'nin gelecek yıl oylanmasını istediği yeni anayasa taslağının basına sızan maddelerini "bir devrimden eksik kalır yanı yok" diye niteliyor:
      "Üst düzey subaylar bundan böyle sivil mahkemelerde yargılanabilecek, askeri temyiz mahkemeleri kaldırılacak, Kürtçe ikinci bir dil olarak hükümet okullarında okutulabilecek, Türklüğün anlamı farklılıkları daha çok kucaklayacak biçimde genişletilecek." Ordunun elinden gücünün alındığını söyleyen Economist, "gözlemcilere göre Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt 'şer odaklarından' bahsederken bu yeni anayasaya atıfta bulunuyordu" diyor, ve generallerin şimdi bir ihtimal Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan'ın arasını açmaya çalışacağı yorumlarını aktarıyor.
      Economist, "Gül ile Erdoğan arasındaki siyasi ittifakın geri planında uzun zamandır bir rekabet de gizli" diyor: "Üstelik yeni anayasa cumhurbaşkanlığı yetkilerinin de önemli ölçü de kırpılmasını öngörüyor. Acaba Abdullah Gül, engel çıkarmaya ayartılabilir mi?" Ama Economist'e göre bu olasılık, boynu bükük generallerin hüsnükuruntusundan ibaret de olabilir.
      Sivil anayasa projesi, Economist'in attığı başlığa göre, Türkiye'nin "Sıradaki savaşı" olacak.

MILLIYET 31/08/07

 

"KKTC'ye bağlılık yemini"ne Rum yönetiminin itirazı var

Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türk yargıçların etmiş oldukları KKTC yasalarına inanç ve bağlılık yeminlerini, AİHM'deki bir yer için Türkiye tarafından önerilen iki Kıbrıslı Türk yargıca karşı ana argüman olarak kullanacağı bildirildi

Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türk yargıçların etmiş oldukları KKTC yasalarına inanç ve bağlılık yeminlerini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki (AİHM) bir yer için Türkiye tarafından önerilen iki Kıbrıslı Türk yargıca karşı ana argüman olarak kullanacağı bildirildi.

Fileleftheros gazetesi "Sahte Devlet İçin Ettikleri 'Yemin' Engeldir -Cumhuriyet'in Kıbrıslı Türk Yargıçlara Karşı Ana Argümanı" başlığıyla yansıttığı haberinde Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ile Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül Erönen'in seçilmesine şerh koyan Rum yönetiminin ilgili itirazına ilişkin kararın 6 Eylül'de Strasbourg'ta gerçekleştirilecek prosedürler sırasında inceleneceğini yazdı.

Gazete, Strasbourg'taki prosedürler sırasında Rum yönetiminin tezlerinin Başsavcılık temsilcisi tarafından ortaya konulacağını yazdı ve Başsavcılığın, AİHM'e başvuruda bulunan ve Türkiye'nin yeni temsilcilerinin atanmasıyla davaları etkilenecek olan Rum yargıçlara bilgi vermiş olmasına rağmen Rum yönetiminin Güney Kıbrıs Hukuk Dairesi temsilcisinden başka kişilerin katılımını kabul etmediğini kaydetti.

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak özetle şunları yazdı:

"Edindiğimiz bilgilere göre Başsavcılığın görüşündeki temel referans noktası, iki Kıbrıslı Türk yargıcın adil yargıda bulunamayacakları ve objektif de görülemeyecekleridir. İki Kıbrıslı Türk yargıcın, Türkiye'nin boyunduruğu altındaki bir yerel idarenin, yani, çok sayıdaki Kıbrıslı Rum'un Türkiye aleyhine başvurularının nedenini de teşkil eden işgal rejiminin 'anayasasına' saygı ve bağlılık 'yeminleri' Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından bu iki Kıbrıslı Türk yargıcın kabulüne engel olarak görülüyor. Cumhuriyet, itirazının, iki hukukçunun Kıbrıslı Türk olmasından kaynaklanmadığını da net şekilde ortaya koyuyor.

Metin Hakkı'nın atanmasından mülkiyetle ilgili 38 dava, Gönül Erönen'in atanmasından da kayıplar konusuyla alakalı konular etkilenecek. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Metin Hakkı ve Gönül Erönen'in atanmasını engelleme çabası özellikle zor görünüyor. AİHM, bir yargıçlar grubuna tek bir kişinin atanmasının mahkeme tarafından adalet dağıtılmasını engellemeyeceğine hükmedebilir.

Bu gelişme, AİHM'in önünde bulunan ve önemli olarak nitelendirilen, gelişmelerinin ve mahkemenin belirteceği görüşün sözde 'Mal Tazmin Komisyonu' konusunu netleştirecek olan bir dizi başka konuyu 'buzdolabına' koydu. 30 civarında Kıbrıslı Rum başvurusunun, AİHM'in 'Komisyon'a mı havale edeceğine, yoksa yargılamaya kendisinin mi devam edeceğine karar vermesi için pilot olarak belirleneceği tahmin ediliyor.

AİHM'in önünde bunlar dışında; halen kabul edilme aşamasına geçmiş ve mahkeme tarafından Türkiye'nin Kıbrıslı Rumlara ödeyeceği tazminat bedeline karar verilmesinin beklendiği başka davalar da var."

KIBRIS 31/08/07

 

Mehmetçik'te İtalyan turistlere eko turizm tanıtımı

İbrahim AKANÇAY

10 oda 20 yatak kapasitesiyle hizmete girme çalışmalarını sürdüren Nitovikla Garden Hotel'in yetkilileri, müzik yapımcısı Manfrini Maurizio ile KKTC'ye gelen dokuz kişilik İtalyan aileye önce Girne, sonrasında da Karpaz bölgesinin güneşini, sahilini, tarihini ve ören yerlerini tanıttı.

Aile daha sonra otantik mutfağından tadarak, Kıbrıs yaşamını tanıma fırsatı buldu.

Mehmetçik'te otantik gezi

Nitovikla Garden Hotel yetkilileri önderliğinde İtalyan aileye Mehmetçik'te uygulamalı sucuk, ekmek, zeytinli ve kafes yapımı gösterildi.

Mehmetçikli Sultan-Raşit Tolgan çiftinin evinde ve konukseverliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, İtalyan aile, iplere dizdiği bademleri üzüm suyuna batırarak sucuk elde etti. Daha sonra hamuru işleyerek kafes yaptı ve yakılan ekmek fırınına salarak pişirdi.

Ev sahibi de İtalyan aileye fırında ekmek ve zeytinli-hellimli pişirerek ikramda bulundu. Türk kahvesinin de içildiği etkinlikte, üzüm suyunun ağarmasında kullanılan beyaz toprak, İtalyan ailenin ülkelerinde sucuk yapabilmelerine olanak sağlamak maksadıyla, poşete konularak ev sahibesi tarafından kendilerine verildi.

Tunde'nin yemeni şovu

İtalyan turist Tunde'nin, etkinlikte ev sakinlerinden esinlenerek, çalışmaları esnasında başına yemeni takması oldukça keyifli anların yaşanmasına neden oldu. Kendi ailesi tarafından da bol bol görüntülenen Tunde ve ailesi, yeni yılda tekrar gelme sözü verdi.

İtalyan grubu ağırlayan Sultan-Raşit Tolgan ailesi, turistlere, KKTC ve Mehmetçik konukseverliği ile kültürünü tanıtmaktan dolayı son derece mutlu olduklarını ifade ettiler.

Nitovikla Garden Hotel Direktörü Kader Altan da yaptığı açıklamada, otel politikası olarak, özellikle Karpaz bölgesinin tarihi ve kültürel dokusunu tanıtmanın yanında, deniz ve güneşten faydalanacak olan turistlere, eko turizm yönünde hizmetler sunacak bir anlayış içerisinde olduklarını söyledi.

Altan sözlerinin sonunda, tesislerinde otantik Kıbrıs mutfağı yanında, Kıbrıs yaşamına uygun bir hizmet vereceklerini söyledi.

KIBRIS 31/08/07

 

 

Rum Sözcü Palmas: Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesinin Kıbrıs sorununa yansıması, uygulamada görülecek

Rum haber ajansına göre Palmas, Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesinin Türkiye'nin Kıbrıs sorununa yaklaşımına nasıl yansıyacağına ilişkin bir soru üzerine, "bunun, Abdullah Gül'ün Türkiye Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesinin ardından pratikte ispatlanacağını, ancak Türk liderliğinin de daha ılımlı bir yaklaşım sergileyip sergilemeyeceğinin önemli olduğunu" kaydetti.

Bu arada, Rum radyosunun haberine göre, Güney Kıbrıs'ta merkez sağdaki Demokrat Parti (DİKO), yaptığı açıklamada, "Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesinin Türkiye'nin Kıbrıs politikasında değişikliğe yol açacağı beklentilerinin gerçekçi olmadığını" söyledi.

KIBRIS 31/08/07