Guardian’dan AK Parti ve AB desteği

Avrupa’nın Türkiye’nin içeri girmesine izin vermesi gerektiğini yazan gazete, AK Parti’nin yeniden iktidara gelirse ekonomik açıdan daha başarılı olacağına dair güven vermeye yetecek kadar başarı ortaya koyduğu yorumunu yaptı.

AA

Güncelleme: 10:38 TSİ 21 Mayıs 2007 Pazartesi

 

LONDRA - İngiltere’de yayımlanan The Guardian gazetesinde Peter Preston imzasıyla yayımlanan makalede, AB’nin durağan bir dönem geçirdi belirtilerek, Ankara’yı hiç gelişmeyen AB kulübüne almaya bugün her dönemden daha çok ihtiyaç duyulduğu kaydedildi.

AK Parti’nin seçim zaferinin ardından yeniden iktidara gelmesinin muhtemel olduğunu da ifade eden Guardian yazarı, AK Parti’nin geçen dönemde, bu seçimde yeniden iktidara gelirse ekonomik açıdan daha başarılı olacağına dair güven vermeye yetecek kadar başarı ortaya koyduğunu belirtti.

Peter Preston, “Ancak Avrupa’sız bir Türkiye’de değişim için bir zorlama, bir yol haritası olmayacak. Türkiye kavşakta bulunan bir ülke. Üstelik Tahran’dan da Bağdat’tan da muhtemel kargaşadan da uzakta değil” dedi.

Guardian yazarı, giderek filizlenen milliyetçiliğin, ilişkilerin koparılmasının Türkiye’yi çok daha savunmasız hale getireceği uyarısında da bulunarak, “Türkiye Avrupa’ya yakınlaşamazsa nereye gidecek? Anadolu Paris’ten 2 bin mil uzakta olabilir, ancak Türkiye ile Avrupa arasındaki bağ göz ardı edilemez. Modern kimliği için mücadele eden sadece Türkiye var. Ama ne yazık ki diğer yanda sözünü tutmayan ve çıkarlarının gereğini yerine getirememenin altında ezilen iki yüzlü bir Avrupa var” yorumunda bulundu.

 

Kıbrıs'ta fırsat penceresi ancak 2008'de açılabilir

"2007'DE GELİŞME BEKLEMİYORUM" ....Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, 2007 yılında Kıbrıs konusunda herhangi bir önemli gelişme beklemediğini belirterek, çözüm fırsatının ancak 2008'de yakalanabileceğini iddia etti. Yunanistan Dışişleri Bakanı, "2007'de çözüm beklenmesi mümkün değil. Kritik fırsat penceresi, ancak 2008 yılında açılabilir" dedi

"ANNAN PLANI SON BULDU"... Bakoyanni: "Ben Annan Planı'ndan yana tavır sergiledim, Kıbrıslı Rumların dinamiğinin büyük olduğunu düşündüm. Dolayısıyla var olan sorunların - ki planda birçok sorun vardı- aşılabileceğini düşündüm. Bu benim görüşümdü. Sonucu net olan bir referandum oldu. Halk konuştu ve plan aleyhinde oy kullandı. Annan Planı tarih oldu, son buldu. Bu demokrasinin bir ilkesidir. Bir siyasetçi görüşünü dile getirmekle yükümlüdür. Bunun ötesinde halk konuştuğu zaman egemen olan halkın görüşüdür"

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Annan Planı'nın tarih olduğunu öne sürerek, Kıbrıs konusunda bir fırsat penceresinin ancak 2008'de açılabileceğini savundu.

Bakoyanni, Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Fileleftheros gazetesine yaptığı açıklamada, 2007 yılında Kıbrıs konusunda herhangi bir önemli gelişme beklemediğini belirterek, çözüm fırsatının ancak 2008'de yakalanabileceğini iddia etti.

Yunanistan Dışişleri Bakanı, "2007'de çözüm beklenmesi mümkün değil. Kritik fırsat penceresi, ancak 2008 yılında açılabilir" şeklinde konuştu.

Dora Bakoyanni, Kıbrıs sorununun çözüldüğü anda Kıbrıslı Türklerin Avrupa'nın tüm nimetlerinden eşit şekilde yararlanacağını ve bunun Kıbrıslı Türklerin yaşadığı ekonomik gelişmenin dışında büyük bir değişim olacağını da savundu.

Kendisinin uzun vadede herkesin beklentilerine cevap veren bir çözümden yana olduğunu belirten Bakoyanni, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların, Avrupai bir Kıbrıs'ta yaşayacağı, insan haklarına saygı duyulacağı ve istikrarın bulunacağı yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ı arzuladığını söyledi.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile kendisi arasında herhangi bir konunda anlaşmazlık olup olmadığı sorusuna Bakoyanni, şöyle yanıt verdi:

"Annan Planı tarih oldu"

"Zaman zaman inanılmaz şeyler duyuluyor. Oysa ki gerçek çok basittir. Ben Annan Planı'ndan yana tavır sergiledim, Kıbrıslı Rumların dinamiğinin büyük olduğunu düşündüm. Dolayısıyla var olan sorunların - ki planda birçok sorun vardı- aşılabileceğini düşündüm. Bu benim görüşümdü.

Sonucu net olan bir referandum oldu. Halk konuştu ve plan aleyhinde oy kullandı. Annan Planı tarih oldu, son buldu. Bu demokrasinin bir ilkesidir. Bir siyasetçi görüşünü dile getirmekle yükümlüdür. Bunun ötesinde halk konuştuğu zaman egemen olan halkın görüşüdür."

Bakoyanni bir başka soru üzerine, Kıbrıslı Türk ve Rumların tam olarak aynı çözümü istemesinin mümkün olmadığını, birinin başka, diğerinin başka şey düşündüğünü ifade ederek, uzun vadede herkesin arzularına yanıt veren bir sonucun olacağına inandığını kaydetti.

KIBRIS 21/05/07

 

Avcı: Dış politikada "atılım" ve "açılım" dönemini başlattık

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, "İKÖ sonuç bildirgesi; Kıbrıs'ta olası bir çözümün tarafların siyasi eşitliğine dayalı ve iki kurucu devletten oluşan, iki bölgeli, iki toplumlu bir yapıya dayandırılması gerektiğini vurgulamıştır. Sonuç bildirgesi, Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliğinin iki devlet bazında vurgulanması açısından çok önemli bir doküman ve referans noktasıdır " dedi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, başlattıkları diplomatik atılım ve açılımların yaratacağı başarıların ileriki günlerde görüleceğine işaret ederek, bakanlık olarak yorulmadan, disiplinli bir ekip çalışmasıyla Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını bütün platformlarda temsil etmeye devam edeceklerini bildirdi.

Avcı, dün, Dışişleri Bakanlığı Konferans Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında, son bir haftada gerçekleştirdikleri diplomatik girişimler konusunda açıklamalarda bulundu.

Kuveyt ziyareti

Bakan Avcı, temaslar çerçevesinde 10 Mayıs'ta Bakanlık Dışişleri Dairesi Genel Müdürü Ahmet Erdengiz başkanlığında Turan Beydağlı, Sadık Gürün, Hüseyin Diner, Gökhan Saraç ile Abdullah Aktolgalı'dan oluşan işadamlarının Kuveyt'i ziyaret ettiğini anlattı.

Avcı, ziyarette, KKTC heyetinin, Kuveyt Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileriyle görüştüğünü ve iki ülke arasında ticaret potansiyeli olduğu tespitini yaptığını ifade ederek, "Turizmin yanı sıra, KKTC'nin bu ülkeye hellim, zeytinyağı, narenciye gibi tarımsal ürünlerini ihraç edebileceği ve Kuveytli öğrencilerin ülkemizdeki üniversitelere kanalize edilebileceğini memnuniyetle gözlemlemiş bulunmaktayız" deri.

Kuveyt Yatırım Fonu yetkilileriyle de bir araya gelindiğine işaret eden Turgay Avcı, bu görüşmede de KKTC'deki yatırım imkânları hakkında görüş alışverişinde bulunulduğunu kaydetti. Kuveyt Yatırım Fonu'nun, Kuveyt dışındaki ülkelere yatırım yapan bir fon olduğunu belirten Avcı, bu yatırımlardan KKTC'nin yararlanmasının ülke ekonomisi için yararlı olacağına inandığını söyledi.

Avcı, "Kuveyt ziyareti, ülkemize haksız bizimde uygulanmakta olan izolasyonların ve ambargoların kırılması anlamında çok önemli bir adımdır" diyerek, geçen hafta boyunca gerçekleştirdikleri diplomatik atılımların, "bugüne kadar izolasyon ve ambargolardan rahatsız olduğunu açıklayan ancak, bu konuda kayda değer hiçbir adım atmayan bazı eski siyasilere, diplomasinin nasıl yapılması gerektiğini anlatması bakımından da önemli olduğunu" belirtti.

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kuveyt temaslarına katılan işadamlarının muhataplarıyla görüşme ve iş bağlantısı yapma olanağı bulduğunu ifade ederek, "İlerideki günlerde Kuveyt pazarında KKTC ürünleri görülmeye başladığında, bu diplomatik çabaların önemi daha iyi anlaşılacaktır" dedi.

Avcı, bu çalışmaları koordine etmek üzere, Kuveyt'te bir Ticaret ve Turizm Ofisi'nin süratle devreye konmasının kaçınılmaz olduğunu, bu konuda bakanlığının gerekli çalışmayı başlattığını da anlattı.

15-17 Mayıs İKO toplantısı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, geçen haftaki diplomatik atakların içinde 15-17 Mayıs tarihleri anasında Pakistan'ın başkenti İslamabad'da gerçekleştirilen İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)'nün 34'üncü Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın ayrı bir öneme sahip olduğunu kaydetti.

Avcı, bu toplantıya, kendi başkanlığında İKÖ üyesi ülkelerle yakın teması olan Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, Dışişleri Dairesi Genel Müdürü Ahmet Erdengiz, Siyasi Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan, Özel Kalem Müdürü Kenan Başaran, Bakanlık meslek memuru Kemal Köprülü ile Basın Danışmanı Burhan Canbaz'dan oluşan heyetin katıldığını söyledi.

KKTC heyetindeki herkese çalışmaları nedeniyle teşekkür ederek konuşmasına devam eden Avcı, İKÖ Dışişleri Bakanlığı Toplantısı süresince yararlı ikili temaslar yaptığını kaydetti.

Görüşülen dışişleri bakanları ve diğerleri

Toplantı sürecince, Malezya Dışişleri Bakanı Dato Suri Syed Hamid Ablak, Yemen Dışişleri Bakanı Ebubeker Al Girbi, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Emer Meymedov, Katar Dışişleri Bakanı Ahmet Abdulla Al-Mehmoud, Nijer Dışişleri Bakanı Aichatou Mındaoudou, Bosna Hersek Dışişleri Bakanı Sven Alkalaj, Cibuti Dışişleri Bakanı Bayan Havva, Tayland Dışişleri Bakanı Nitya, Ürdün Parlamento İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Tunaybat, Arnavutluk Dışişleri Bakanı Edith Harhi, Kuveyt Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Uluslararası Kuruluşlardan Sorumlu Özel Temsilcisi ile Kuveyt Heyet Başkanı Mansour Abdullah Al Awadi, Umman Sultanlığı Dışişleri Bakan Yardımcısı Badr Bin Hamad Bin Hamad Al-Busaidi, Sierra Leone Heyet Başkanı Al-Haji Amadu Deen Tejan, Jammu -Keşmir Cumhurbaşkanı Raja Khan ayrı ayrı görüşme olanağı bulduğunu anlatan Dışişleri Bakanı Avcı, bunlar dışında İKÖ'ye bağlı kurum ve kuruluşlardan birisi olan İslam Oyunları Dayanışma Federasyonu Genel Sekreteri Muhammed Gazdar; İslam Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürü Abdülaziz Osman ile de biraraya geldiğini kaydetti.

Pakistan Eğitim Bakanı Gazi

Avcı, yoğun görüşme trafiği içinde, bir süre önce KKTC'yi ziyaret edene Pakistan Eğitim Bakanı Gazi'yi bakanlıktaki çalışma odasında ziyaret ederek görüştüğünü, görüşmede KKTC üniversiteleri hakkında ayrıntılı bilgiler verdiğini söyledi.

İslamabad'daki Lok Virsa Kültür Sanat Müzesi'nde, Pakistan Kültür Bakanı G. G. Jamal ile KKTC El Sanatları Sergisi'nin açılışını 14 Mayıs'ta yaptıklarını belirten Avcı, yoğun ilgi gören sergide teşhir edilen Kıbrıs Türk el sanatları eserlerinin, daimi sergi olarak bu müzede KKTC adına ayrı bir bölümde sergilenmeye devam edeceğini belirtti.

Avcı, daimi olarak ziyarete açık kalacak KKTC El Sanatları Sergisi'nin, sanatçılardan elde edilecek başka eserlerle de zaman içinde zenginleştirileceğini kaydetti.

Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref; Başbakan Şevket Aziz; Dışişleri Bakanı Hurşid Kasuri ile, İKÖ toplantısına katılan heyet başkanları onuruna verilen akşam yemeğinde biraraya gelme olanağı bulduğunu ifade eden Turgay Avcı, yemekte, başta Müşerref olmak üzere çok sayıda konukla temas etme olanağı bulduğunu ifade etti.

"Gambari ile görüştüm"

Turgay Avcı, İKÖ toplantısında ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari ile de görüştüğünü anlatarak, "Sayın Gambari ile son gelişmelere ilişkin görüşlerimizi bir kez daha ifade etmek açısından çok yararlı bir görüşme gerçekleştirdim. Sayın Gambari ile görüşmemde, 8 Temmuz sürecinin mutabık alındığı şekilde çalışmaya başlamadığına dikkat çektim ve Kıbrıs Rum tarafının, teknik komitelerin çalışmasını engellemek için her şeyi yaptığını açık biçimde belirttim" diye konuştu.

Görüşmede, Kıbrıs'ta taraflar arasında eşit, adil bir çözüm bulunması amacıyla Türk tarafının tüm iyi niyetini ortaya koyduğunu anlattığını belirten Bakan Avcı, Kıbrıslı Türklerin temel haklarından ödün vermesinin söz konusu olmadığını yinelediğini kaydetti.

"Özel görüşmemizde sayın Gambari'ye, Kıbrıs Rum tarafının her şeye 'hayır' demesine karşılık uluslararası camiada gerekli baskıyı ve tepkiyi görmediğini de belirttim" diyen Avcı, referandumlar sonrasında BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan raporun ivedilikle Güvenlik Konseyi'nden geçmesini istediklerini aktardığını söyledi.

Turgay Avcı, Rumların; Kıbrıs Türklerinin dünyaya açılmasına engel olamayacağını ilettiğini aktararak devam ettiği basın toplantısındaki konuşmasında, Türk tarafının Kıbrıs sorunu konusundaki iyi niyetinin süreceğini ancak, AB ülkeleriyle ilişkiler yanında İKÖ üyesi ülkelerle de daha yakın ticari, kültürel ve eğitim açılımlarının devam edeceğini söylediğini belirtti.

Avcı, Gambari'nin de Kıbrıs Türk tarafının talepleri ve kendisine aktardığı görüşleri, BM Genel Sekreteri'ne ileteceğini beyan ettiğini anlattı.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, başta Pakistan devlet televizyondaki yarım saatlik mülakat olmak üzere Pakistan yazılı ve görsel medyasından gördüğü ilgiden memnun olduğunu da söyledi.

Avcı, bu ilginin, sadece medyayla sınırlı olmadığını, Başta Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref olmak üzere tüm Pakistan halkından kaynaklandığını söyleyerek, bu çerçevede herkese Kıbrıs Türk basını aracılığıyla teşekkürlerini iletti.

KKTC Pakistan Temsilciliği'nin başarısı

Konuşmasına, KKTC'nin Pakistan Temsilciliği'nin başarılarına işaret ederek devam eden Dışişleri Bakanı Avcı, "Pakistan KKTC Temsilciliğimizde, KKTC bayrağımız şanlı biçimde dalgalanmaktadır. Temsilciliğimizde bayrağımızla temsil edilmemiz, temsilciliğimize ait aracımızın KKTC flamasıyla seyahat etmesi, aracın plakasının KKTC olması, Pakistan'dan Kıbrıs Türkü olarak gururla ayrılmamızın önemli nedenlerinden birisi olmuştur" dedi.

Rum engeli

Turgay Avcı, İKÖ toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununda gelinen son aşama konusunu ele aldığını da anlatarak, görüşme sürecinin yeniden başlatılması için Kıbrıs Türk tarafının gösterdiği bütün uğraşa rağmen, Kıbrıs Rum tarafının çözüme katkıda bulunacak sürecin başlatılmasını engellediğini vurguladığını kaydetti.

Konuşmasında, İKÖ de Kıbrıs ile ilgili olarak alınan kararların, Kıbrıslı Türklere karşı maddi ve siyasal açıdan yardımcı olduğunu aktardığını ifade eden Avcı, ülkelerinde Kıbrıs Türk tcari ve turizm ofisleri açılmasını sağlayan Katar, Umman ve Kuveyt'e teşekkür ettiğini belirtti.

Avcı konuşmasında, KKTC'nin İKÖ'deki gözlemci statüsünün tam üyeliğe çıkartılmasına yönelik talebi yinelediğini de anlattı.

Dört belge

Dışişleri Bakanı Avcı, İKÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda ortaya çıkan "Kıbrıs'taki Durum" başlıklı karar, İKÖ Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'a ilişkin raporu, Konferans Sonuç Bildirgesi ve İslamabad Deklarasyonu'nun, Kıbrıs sorunu konusunda Kıbrıslı Türlere kazınım getiren 4 belge olduğunu söyledi.

Bunların birincisinde, "Kıbrıs Türk Devleti" ibaresinin yinelenmesi olduğunu anlatan Avcı, bu yıl içinde yapılması öngörülen "Müslüman Dünyasında Turizm" konulu sempozyumun, KKTC'de yapılması kararının da bunlar arasında olduğunu kaydetti.

"Müslüman Dünyasında Turizm konulu sempozyumun ülkemizde yapılması kararı, İKÖ üyesi ülkelerin temsilcilerinin ülkemizi yakından tanıması, ihracat ve turizm potansiyellerimizin tanıtılması ve haksız izolasyonların kırılması açısından büyük bir başarı olarak kabul edilmelidir" diye konuşan Avcı, İKÖ Genel Sekreteri'nin raporunda da olumlu ifadeler yer aldığını söyledi.

Sonuç bildirgesi ve referans noktası

Turgay Avcı, konferansa ilişkin yayınlanan sonuç bildirgesinde de Kıbrıs'a geniş yer verildiğini, Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan insanlık dışı izolasyonların kaldırılması konusunda açık çağrı yapıldığını aktardı. Bakan Avcı şöyle dedi:

"Sonuç bildirgesi; Kıbrıs'ta olası bir çözümün tarafların siyasi eşitliğine dayalı ve iki kurucu devletten oluşan, iki bölgeli, iki toplumlu bir yapıya dayandırılması gerektiğini vurgulamıştır. Sonuç bildirgesi, Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliğinin iki devlet bazında vurgulanması açısından çok önemli bir doküman ve referans noktasıdır."

"Rum girişimlerine geçit verilmedi"

Avcı, tüm bu olumlu gelişmelerin yaşandığı İslamabad'daki İKÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda, Rum yönetiminin boş durmayarak, Kıbrıslı Türkler için olumlu olacak kararlar üretilmesini engellemeye çalıştığını da söyledi.

Rum tarafının, bu amaçla yakın devletlerdeki büyükelçileriyle diplomatlarını konferansın yapıldığı yere yönlendirdiğini anlatan Avcı, buna rağmen sağladıkları başarının Rumları rahatsız ettiğini belirtti.

Turgay Avcı, bu rahatsızlığın Rum basınına da yansıdığını ifade ederek, "Rum gazetelerinin bu haberleri, Dışişleri Bakanlığı olarak yaptığımız yeni atılımların ve açılımların Rumları endişelendirdiğinin ve panik havasına soktuğunun açık göstergeleridir" diye konuştu.

"Rum yönetiminin yeni pro-aktif politikamızdan ürktüğünün en açık göstergesi, konferans süresince İslamabad'da 4 tane üst düzey görevlisini bulundurmasından da belli idi. Bu Rum görevlilerin, aylardan beri İKÖ üye ülkelerini gezdiklerini ve malum Rum propagandasını sürdürdüklerini biliyoruz, ancak bu konuda ne kadar başarılı olduklarını anlamak için Rum gazetelerine bakmak yeterli olacaktır sanırım" diyen Bakan Avcı, yapılan akılcı ve aktif politikalarla Rum girişimlerine geçit verilmediğini kaydetti.

KKTC dış politikasında diplomatik atılım dönemi

Turgay Avcı, KKTC dış politikasında diplomatik atılım ve açılım dönemi başladığını, bunun sonuçlarının halk tarafından ilerleyen günlerde görüleceğini söyleyerek, "Bundan sonra da yorulmadan ve disiplini bir ekip çalışması ile Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını bütün platformlarda en iyi biçimde temsil etmeye devam edeceğiz" dedi.

KIBRIS 21/05/07

 

Verimli enerji kullanımına ABD desteği

Enerji kaynaklarının azalması ve küresel ısınma felaketine karşı ülkesel bazda alınmakta olan tedbirlerin benzeri olan yarışma çerçevesinde REAP Halkla İlişkiler Uzmanı Selen Mesutoğlu ve Proje Ofis Sorumlusu Evrim Şeherlioğlu, saptanan okulları gezerek öğrencilere hem yarışma kurallarını hem de tasarruflu enerji kullanımının yararlarını anlattılar.

Kıbrıs Türk Elektrik Müteahitleri Birliği ( KTEMB), Toros Ticaret ve Deniz Plaza adlı kurumların sponsor olarak katkı koydukları yarışma kapsamına alınan okullar şunlar:

"Güzelyurt'da Kurtuluş ve Aydınköy, Girne'de 23 Nisan ve Esentepe, İskele'de İlker Kartel, Gazimağusa'da Karakol ve Lefkoşa'da 9 Eylül İlkokulu ".

Yarışma için son başvuru tarihi 25 Mayıs 2007 olarak belirlendi. Yarışmaya katılacak öğrencilere kumaş çanta içinde koşulları anlatan renkli broşür, mıknatıs, kalem, stiker, verimli enerji kullanımı ile ilgili bilgi veren broşür, M. Toros Ticaret'ten birer adet Philips marka elektriği verimli kullanan lambalardan verildi.

Sadece yarışma değil

Yarışmanın organizasyonundan sorumlu, REAP Halkla İlişkiler Uzmanı Selen Mesutoğlu, bunun sadece bir yarışmadan ibaret olmadığını, sınıflarda yapılan interaktif sunum, sunumda gösterilen verimli enerji kullanımı ile ilgili çizgi film ve dağıtılan malzemeler ile eğitici bir yanı olduğunu vurguladı. Çocukların farkındalığını artırmak ve eğitmek amacı ile yapılan yarışma, verilecek ödüller ile de çocuklara verimli enerji kullanımı deneyimini kazandırmayı hedefliyor.

Hediyeler

Haziran ayı ortalarında sonuçlanacak "Enerjiyi Verimli Kullanın " yarışmasına katılan 7 okuldan birer öğrenci KTEMB tarafından bilgisayar, REAP Projesinin yetiştirdiği sertifikalandırılmış enerji etüd uzmanları / ESCO'lar tarafından evlerine ücretsiz enerji etüdü, her okuldan ilk başvuran 5 öğrenciye de Deniz Plaza'dan birer hediye çeki verilecek. M. Toros Ticaret'in yarışmaya katılsın katılmasın her öğrenciye birer adet tasarruf lambası hediye ettiği yarışma için, Selen Mesutoğlu'na 22 82026 nolu telefondan veya selen@corecyprus.com email adresinden ulaşılabiliniyor.

Yarışma şartnamesinde öğrencilere katılım da sınır konmuyor. Öğrenci konuyla ilgili şiir veya hikaye de yazabileceği gibi, resim de yapabilip, fotoğraf ta çekebiliyor.

KIBRIS 21/05/07

 

Europe must let Turkey in



It is in everyone's interest to welcome Ankara into the stagnant club of the European Union

Peter Preston
Monday May 21, 2007
The Guardian

The prime minister of Turkey asks a rasping, scornful question: "How many Frances are there?" Which, simply interpreted, means that he's sick of Sarkozy, sick of Brussels' temporising, sick of 40 years of diplomatic effort fading away - and (less obviously) sick at heart for the future of his country.

It's the supposed spectre of the two Turkeys he's trying to deal with, of course. European Turkey and Asia Minor, just across the Bosphorus; secular Turkey, taking to the streets in demonstrations 1.5 million-strong, and Muslim Turkey, where the headscarf and the mosque dominate; cosmopolitan Istanbul, a metropolis of 17.5 million, growing by the day, and rural Anatolia, where those who remain store potatoes under the house to see them through another bitter winter; democratic Turkey, the one the elected politicians rule, and military Turkey, the one where a veiled threat from the chief of the general staff is only a telephone call away. So Recep Tayyip Erdogan, a Muslim premier struggling along an avowedly secular path, has to embrace attack as his best form of defence.

Even without the French presidential election, he was probably on a slow ride to nowhere very enticing. Entry by 2014 had become a drifting dream. Cyprus, with Nicosia playing a wrecking game, was lingering crisis rather than final solution. Iraq had turned American enthusiasm for Turkish membership into a minus, not a plus. Those who seemed warm enough in the beginning - including Britain - had slithered into genteel mutterings.

What, 75 million Turks joining all those Poles, Lithuanians, Estonians, Romanians, Bulgarians on the Daily Mail's immigration alert list? What, the biggest Islamic version of a Trojan horse you could imagine after 9/11? Old Europe might have given its word and entered negotiations in good faith; but even older Europe knew how to slide away. Thus, whatever the upheavals in Paris, there has not been some sudden change of tack here, merely a desultory trimming. Does it matter so much, then? Who can get too upset over what's been obvious for months - and what can still, in extremis, be formally denied at EU summits? Where is the penalty to leaving Turkey on the outside looking in? But let's not kid ourselves. The reasons for welcoming Ankara into our stagnating club are stronger than ever. Erdogan begins with the big one when he talks of an "alliance of civilisations", and adds that "freedom does not exclude, freedom is not divisive".

Introversion is a constant factor in Istanbul as journalists, professors and the rest debate every issue under the sun as though it were the special one. Should the president's wife wear a headscarf? Was Ataturk a 20th-century Thomas Jefferson? Who'll win a general election designed to break the impasse over Islamists or secularists on top? These are the preoccupations of a Turkish elite talking to itself.

Step back, though. Look at the map and Turkey's three southern neighbours: Syria, Iraq, Iran. This is a hub of a nation, seeking to define itself. The temptation is to plonk secularism and western enlightenment in the same neat tray - leaving the urban and rural poor to side with Erdogan's AKP. West versus east, educated versus ignorant: a pat, facile confrontation.

It is also rubbish. The secularist demonstrators in Yizmir last week weren't calling on Brussels to open its doors. On the contrary, their slogans were nationalistic, concerned with keeping their place in a Turkey spurned by Europe. It was Erdogan and his Muslim supporters who had led the campaign for entry, offered all the Cyprus compromises the generals would wear, instituted reform after reform to make Turkey fit for membership purpose. And it is they who have nowhere to go now.

Back into power after election victory? Probably. The AKP has delivered enough economic success to feel confident of delivering more. But without Europe there is no road map, no compulsion for further change. This is a country at the crossroads. Tehran and Baghdad and prospective chaos are not so far distant. Burgeoning nationalism, a severing of ties and aspirations, makes it more, not less, vulnerable.

Where does Turkey go if not closer to Europe? What is it to become if not de facto gatekeeper to our continent? It may be 2,000 miles from Montparnasse to Asia Minor, but the connections are harshly inescapable. There is only one Turkey, struggling for a modern identity. And, alas, there is only a two-faced Europe, in cringing denial of its word, duty and self-interest.

p.preston@guardian.co.uk

GUARDIAN 21/05/07

 

 

Rumlar, Türkler için hazırladığı paketi açıkladı

      Kıbrıs Rum yönetimi, geçen hafta bakanlar kurulunda kabul edilen, "Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasındaki ekonomik kalkınmayı ve işbirliğini daha fazla geliştirmeyi" amaçlayan "önlemler paketini" açıkladı.
      Rum yönetimi, Kıbrıslı Türkleri ekonomik yönden desteklemeyi amaçladığını iddia ettiği "ekonomik paketin", adanın yeniden birleşmesine yardımcı olacağı görüşünde.
      Rum haber ajansına göre, Rum bakanlar kurulu tarafından kabul edilen ilk proje, 2007-2013 dönemi için toplam 7 milyon avroluk bir yardımla Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türker arasında küçük teşebbüslerin kurulmasına yardımcı olmayı öngörüyor. Her seçilen küçük işletme için azami 200 bin avroluk bir tutar belirlendi.
      Yine aynı dönem için 27 milyon avro fon içeren ikinci proje, seçilmiş belirli bölgelerdeki işletmelere, iki toplum arasındaki teknolojik girişimlerin ve ticaretin geliştirilmesi ve tarım ürünlerinin üretimi için fon sağlıyor. Her belirlenen işletmeye, azami 500 bin avro verilmesi öngörülüyor.
      Rum yönetimi Maliye Bakanı Mihalis Sarris ve Rum yönetimi lideri Tassos Papadopoulos’un Diplomatik Büro Müdürü Tasos Conis, Maliye Bakanlığında düzenlediği basın toplantısında "önlemleri" açıkladı ve "Kıbrıslı Türklerin bu önlemlere olumlu yanıt vererek bunlardan faydalanacağı" ümidini dile getirdi.
      Conis, Kıbrıslı Türklerin izole edilmiş olduğunu reddederek, "iki toplum arasında bir ekonomik savaş bulunduğunu ve Kıbrıs Türk liderliğinin politikasından dolayı, Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerine izole olmuş duruma düştüğünü" iddia etti.
      "Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlarla işbirliğine ihtiyaç duyup duymadıklarına karar vermesi gerektiğini" belirten Conis, "Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıslı Rumlarla işbirliği yapmaya, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesine yardımcı olacak ekonomimizin birleşmesinden faydalanmaya çağırıyoruz" dedi.
      Rum yönetimi Maliye Bakanı Sarris de "hükümetin ilgi gösterileceği ümidiyle bu planları hazırladığını" ifade ederek, "Kıbrıslı Türklerin siyasi nedenlerle bunları kullanmasına izin verilmiyorsa o zaman bu başka konu" diye konuştu.
      Rum haber ajansına göre, "önlemi" uygulamak için Rum Maliye Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında bir program komitesi kurulacak. İlgili bakanlık başvuruları değerlendirirken, Planlama Komitesi tarafından atanacak, biri Kıbrıslı Rum, diğeri Kıbrıslı Türk olması tercih edilen iki üyeden oluşan danışma komitesi kurulacak. Başvurular, 30 Eylül 2008 tarihine kadar yapılacak ve 2008 sonunda incelenerek onaylanacak.
      Rum Maliye Bakanı Sarris, bakanlığının başvuruları hızlı bir şekilde ele alacağını ve esnek davranacağını belirtti.

MILLIYET 22/05/07

 

 

Doğrudan Ticaret Tüzüğü, bugün COREPER'de görüşülecek

Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'in alt komitesinde bugün ele alınacak.

Avrupa Birliği Dönem Başkanı Almanya, bugün yapılacak toplantıda Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili herhangi gizli bir kartı ortaya koymayacak.

Almanya'nın toplantıda bugüne kadar gelinen nokta hakkında üyeleri bilgilendirmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü üzerine yaptığı politikaları uzaktan izledikleri için bugün tüzükle ilgili nasıl bir sonuç ortaya çıkacağını bilmediklerini söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının tüzükle ilgili elinden geleni yaptığına dikkati çeken Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, bugünkü toplantıda olumlu bir sonuç çıkmaması halinde Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün öldürülmeyeceğini ancak bir sonraki Avrupa Birliği Dönem Başkanı Portekiz'e aktarılacağını belirtti...

Pertev, Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi konusunda önemli tarihi sorumluluğu bulunduğunu vurguladı...

Bir soru üzerine Pertev, Brüksel'de İsveç Daimi üye temsilcisinin, Doğrudan Ticaret Tüzüğüyle ilgili lobi çalışmalarında bulunmasını da olumlu olarak değerlendirdi.

COREPER'in alt komitesinde 15 Mayıs'ta ele alınması gereken Doğrudan Ticaret Tüzüğü bir hafta sonraya ertelenmişti.

KIBRIS 22/05/07

 

 

Su sorun olacak

BESLENME, BOŞALIM VE KİRLİLİK... Ülkemizdeki yeraltı su kaynaklarının, küresel ısınma tehdidi altında olduğu bildirildi. Küresel ısınmadan ötürü meydana gelen mevsim değişikliklerinin olumsuz etkisi ülkemizde de hissedilmeye başlandı. Bu yıl yeterli yağış olmamasından ötürü yeraltı su kaynaklarında oluşan beslenme- boşalım dengesizliği, su konusunda ciddi sorunlar ortaya çıkarıyor

UZMANLAR UYARIYOR... Uzmanlar, ülkemizde küresel ısınmanın olumsuz etkilerinin yoğun olarak yaşanmaya başlandığını, özellikle dünya genelinde yaşanan en sıcak kış mevsiminin kuraklığı da beraberinde getirdiğini vurguluyor. Bunun için bilinçli su tüketiminin çok önemli olduğunun altını çizen uzmanlar, "Mutlaka ama mutlaka suyu tasarruflu kullanmalıyız" diye uyarıyor

Fazile KÖLE

Ülkemizdeki yeraltı su kaynaklarının küresel ısınma tehdidi altında olduğu bildirildi. Küresel ısınmanın neden olduğu mevsim değişiklikleri, birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de olumsuz etkilerini göstermeye başladı.

Bu yıl yeterli yağış olmamasından ötürü yeraltı su kaynaklarında oluşan beslenme- boşalım dengesizliği, su konusunda ciddi sorunlar ortaya çıkarıyor.

Bunun ötesinde, kanalizasyon sisteminin olmaması ve çarpık yapılaşma da, sınırlı sayıdaki yeraltı su kaynaklarını olumsuz yönde etkiliyor.

Uzmanlar, ülkemizde küresel ısınmanın olumsuz etkilerinin yoğun olarak yaşanmaya başlandığını ifade ediyor.

Özellikle dünya genelinde yaşanan en sıcak kış mevsiminin kuraklığı da beraberinde getirdiğini vurgulayan uzmanlar, ülkemizde de bu yıl kuraklığın yaşandığını kaydetti.

Bunun için bilinçli su tüketiminin önemli olduğunu belirten uzamanlar, ülkemizde su konusunda ciddi sorunlar yaşandığını söylüyor.

Uzamanlar, ülkemizde yeraltı su kaynaklarında meydana gelen beslenme- boşalım dengesizliği ve kirliliğin, su konusundaki iki önemli sorun olduğunu belirtiyor.

Küresel ısınmanın etkisi

kendini hissettiriyor

Maden, Metalurji ve Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Ayşe Özhür, küresel ısınmanın neden olduğu olumsuzlukların ülkemizde de hissedildiğini söyledi.

Mevsim değişikliklerinden ötürü bu yıl ülkemizde yeterli yağışın olmadığını vurgulayan Özhür, bundan ötürü yeraltı su kaynaklarının yeterli beslenemediğini kaydetti.

Ada ülkesi olması nedeniyle yıllardır su sıkıntısının yaşandığını ifade eden Özhür, bu sıkıntıyla ilgili olarak küresel ısınmanın ortaya çıkmasıyla birlikte ciddi önlemlerin alınması gerektiğini vurguladı.

Özhür, ülkemizde yüzeysel su akışı ve kaynağının yeterli düzeyde olmamasından dolayı su ihtiyacının büyük bölümünün yeraltı su kaynaklarından karşılandığını anlattı.

Yeraltı su kaynaklarının coğrafik yapı nedeniyle sınırlı olduğunu anımsatan Özhür, ülkede yaşanan kuraklık nedeniyle su kullanımının bilinçli hale gelmesi gerektiğini söyledi.

Küresel ısınmadan ötürü bu yıl yeterli yağış olmadığını ifade eden Özhür, su sorununun büyük boyutlara ulaşmaması için vatandaşların kullanım konusunda dikkatli olmaları gerektiğini kaydetti.

Özhür, ülkemizde su ihtiyacının karşılandığı belli başlı aküferler olduğunu belirtti. En büyük yeraltı su kaynağının Güzelyurt aküferi olduğunu vurgulayan Özhür, yeraltı su kaynaklarında beslenme- boşalım dengesizliği ve kirlilik gibi sorunların yaşandığını söyledi.

Yeraltı su kaynaklarında

sorunlar yaşanıyor

Ayşe Özhür, genel olarak yeraltı su kaynaklarında kimyasal ve mikrobiyolojik olmak üzere iki tür kirliliğin yaşandığını belirtti.

Kimyasal kirliliğin kıyıya yakın olan ve aşırı su çekimi yapılan aküferlerde yaşanan tuzlu su girişimi neticesinde, yeraltı sularının niteliklerinin bozularak sertleşmesi ve tuzlanması olduğunu ifade eden Özhür, jeolojik katmanların yapısında bulunan farklı kimyasal maddelerin, su ile karşılaştığında çözülmesi neticesinde de oluşan kirliliğin kimyasal kirlilik olduğunu kaydetti.

Nüfusun artması ve yağışların yetersizliği gibi nedenlerden ötürü suya talebin arttığını belirten Özhür, talebin artması sonucunda kaynaklardan kapasite üzerinde çekime gidildiğini, bunun da kimyasal kirliliğe neden olduğunu söyledi.

Özhür, yeraltı su kaynaklarında ayrıca mikrobiyolojik kirliliğin de yaşandığını kaydetti. Mikrobiyolojik kirliliğin kanalizasyon sisteminin olmamasından kaynaklandığını ifade eden Özhür, septik kuyularda biriktirilen evsel atıkların, zaman içerisinde bölgede bulunan yeraltı suyu akışının yardımıyla daha derinlere inerek akiferlerde kirliliğe sebep olduğunu anlattı.

Yeraltı su kaynaklarında ayrıca beslenme- boşalım dengesizliği sorunlarının da yaşandığını vurgulayan Özhür şunları söyledi:

" Akiferde rezerv bir su vardır bunu besleyen tek şey yağıştır. Yağışlar yeterli olmadığı zaman kaynaklarda yeterli beslenme olmaz. Yeterli beslenme olmaması sonucunda da aşırı çekim yapılması aküferlerde ciddi anlamda su sorunlarının yaşanmasına neden oluyor. Ülkemizde özellikle inşaat sektöründeki patlama, yapılaşma nedeniyle sorunlar yaşanıyor. Özellikle bu sorun Girne bölgesinde bulunmaktadır."

Su arıtma sistemleri kurulmalı

Ayşe Özhür, yeraltı su kaynaklarında yaşanan sorunların giderilebilmesi için artıma sistemlerinin kurulması gerektiğini söyledi.

Sınırlı sayıda bulunan aküferlere katkı sağlanması açısından özellikle deniz suyu artıma sistemine geçilmesinin önemine değinen Özhür, ikincil derecede özellik gösteren Jips aküferleri gibi su kaynaklarındaki suların arıtılarak yeniden kullanıma olanak verilmesi gerektiğini belirtti.

Ülkedeki su sonunun giderilmesi için yapılacak en önemli şeyin bölgelere arıtma tesislerinin kurulması olduğunu yineleyen Özhür, "Mikrobiyolojik veya kimyasal kirlilik gösteren tüm aküferlerde arıtma sistemleri kurularak, çıkacak suyun yeniden uygun şekilde kullanıma açılması gerekir" dedi.

Aküferlerde yaşanan beslenme boşalım dengesizliğini gidermek için yeraltı su kaynaklarında yıllık beslenme oranları aşılmayacak şekilde pompaj yapılması gerektiğini ifade eden Özhür, mikrobiyolojik kirliliğin önüne geçmek için de tüm yerleşim birimlerine kanalizasyon sistemlerinin kurulması gerektiğini belirtti.

Özhür, ayrıca su sorununun giderilebilmesi için vatandaşların su kaynaklarını doğru kullanması gerektiğini ifade etti.

KIBRIS 22/05/07

 

Kıbrıs Rum yönetimi, kayıp Kıbrıslı Türkler konusunda üzerine düşeni yapmadı

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan, Rum hükümetinin, 1963 yılından beri kayıp olan Kıbrıslı Türkler konusunda etkili bir soruşturma yapmadığını, ölüm nedenlerini araştırmadığını, sorumlularının tespit edilmesi için çaba harcamadığını ve kayıp yakınlarına herhangi bir bilgi sunmadığını bildirdi.

Ersan, konuyla ilgili olarak AİHM ile İngiltere, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç ve İsviçre daimi temsilciliklerine bir yazı gönderdi.

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan basına da dağıttığı yazıda, AİHM'nin 1998 yılında Rum kayıp yakınlarının yaptığı "bireysel başvuruyu" birleştirerek kabul edilebilir bulmasına karşın, Kıbrıslı Türkler tarafından 2000 ve 2001 yıllarında yapılan 4 ayrı bireysel başvuruyu, "zaman aşımı" yaklaşımıyla kabul edilebilir bulmadığını anımsattı.

Dernek olarak huzursuz ve tedirginiz

Kıbrıslı Türklerin kayıp olduklarının ve Rum hükümetinin 1963-1974 yılından bu yana devam eden bir ihlali olduğunun değiştirilemeyecek bir gerçek olduğunu vurgulayan Ersan, AİHM'den Kıbrıslı Türklere eşit kriterler uygulamasını bekleyen dernek üyelerinin üzüntü ve endişe içinde olduğunu kaydetti. Ersan, eşit muamele yapılmadığı hissini uyandıracak davranışlar nedeniyle tedirginlik yaşadıklarını vurguladı.

84 kayıp yakını yanıt bekliyor

Ersan yazısında, 84 Türk kaybın yakınlarının Rum hükümetine resmi başvuruda bulunarak, etkili soruşturma ve gerekli bilgilerin ailelerle paylaşılmasını talep etmelerine karşın yanıt alamadıklarını, bunun üzerine Rum Cumhurbaşkanlığı ve hükümetin aleyhine İdare Mahkemesi'nde ihmal davası açıldığını da anımsattı.

AIHM 'e ve İngiltere, Danimarka, Fillandiya, Fransa, Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç ve İsviçre Daimi Temsilciliklerine Kayıpların Sorunları ile ilgili yazıyı Strasbourg 'a gönderildi.

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'nin yazısında şu ifadelere yer verildi:

"Bilindiği üzere Kıbrıs Rum hükümeti 1975 yılından başlayarak Kıbrıslı Rum Kayıp Yakınları adına Türkiye aleyhinde devlet başvuruları yapmış ve sonuç itibarı ile 2001 yılında Cyprus Turkey kararı AİHM'den çıkmıştır.

Bu kararda Türkiye'nin Kıbrıslı Rum kayıplar konusunda gerekli etkili soruşturmayı yapmadığı, ölmüşlerse ölüm nedenlerinin ne olduğunu incelemediği, sorumlu kimselerin belirlenmesi ve cezalandırılması için gerekli girişimleri yapmadığı ve Kayıp yakınlarına yeterli bilgi vermediği noktasından hareketle sözleşme hükümlerini ihlal ettiği saptaması yapılmıştır. Mahkemenin kararına esas teşkil eden yaklaşım (devam eden ihlal) ilkesidir. Fakat aynı tarihlerde ve öncesinde ( 1963) 500 civarında kayıp kişinin bulunduğu Kıbrıs Türk Toplumu, gerek devletin yasal hükümeti kabul edilen hükümette yer alamaması, gerekse tanınmış bir başka devlet aracılığıyla kendi sorunlarını Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine AİHM'e taşıma imkânına sahip olamamış olması nedeniyle mağdur olmuştur ve olmaktadır. Zira Kıbrıs Rum hükümeti, 1974 ve hatta 1963 yılından bu yana kayıp olan Kıbrıslı Türkler konusunda ne etkili bir soruşturma yapmış, ne ölüm nedenlerini araştırmış, ne sorumluları tespit etmek için çaba harcamış, ne de kayıp yakınlarına herhangi bir bilgi sunmuştur. AİHM içtihadı gereği bir Kamu otoritesi, doğrudan bireylerin talebi olmasa da bir kimsenin kendi sorumluluk alanı içerisinde kaybolmasını ya da öldürülmesini öğrenir öğrenmez kendiliğinden bir soruşturma başlatmak zorundadır. Oysa bu konuda Rum Hükümeti hiçbir şey yapmamıştır. Bu konularda Kıbrıslı Türklerin bir Devlet başvurusu sonucu AİHM'den herhangi bir karar çıkartamamış olması bu Kıbrıslı Türklerin kayıp oldukları ve Rum Hükümetinin de 1963-1974 yılından bu yana devam eden bir ihlali olduğu gerçeğini kesinlikle değiştirmemektedir.

AİHM 1998 yılında Kıbrıslı Rum Kayıp yakınlarının yapmış olduğu 9 'Bireysel başvuruyu' (Varnava vs Turkey 16064/90 v.d) birleştirerek kabul edilebilir bulmuştur. Oysa Kıbrıslı Türkler tarafından 2000 ve 2001 yıllarında yapılan 4 ayrı bireysel başvuruyu, esasen zaman aşımı yaklaşımıyla kabul edilebilir bulmamıştır. (Başvuru isimleri ve başvuru numaraları liste olarak sunulmuştur.) Mahkeme burada "devam eden ihlal" yaklaşımını uygulamamıştır. Bu durum, AİHM'den Kıbrıslı Türklere de eşit kriterleri uygulamasını bekleyen Dernek Üyelerimiz arasında büyük üzüntü ve endişe yaratmıştır. Bizler bu konuda rahatsız olduğumuzun altını çizmek istiyoruz. Bizlere eşit muamele yapılmadığı hissini uyandıracak davranışlar, Dernek Üyelerini tedirgin etmektedir.

Şimdi de son günlerde Kıbrıs'ta bu konularda yaşanmakta olan bir gelişmeye değinmek istiyorum. AİHM tarafından ortaya konulan tutumun bir uzantısı olarak 84 kayıp Kıbrıslı Türk yakınları resmi başvuruda bulunarak Rum hükümetinden bu kadar yıldır etkili soruşturma yapmaması ve gerekli bilgileri ailelere paylaşmamış olmasını nasıl açıkladığı sorulmuştur. Bu konuda yanıt vermeyen cumhurbaşkanlığı ve hükümetin ihmaline karşı idare mahkemesinde ihmal davası açılmıştır. Burada ilginç olan husus ise şudur: Rum hükümeti adına mahkemeye görüş sunan başsavcılık şikayete cevaben, konunu Kıbrıs sorunu ile yakından ilgili olduğunu belirterek Kayıp Şahıslar Komitesinin çalışmalarını işaret etmiştir. Oysa herkes çok iyi bilmektedir ki 2001 yılındaki Cyprus V.Turkey davası kararında AİHM. KSK' nın Mandate'inin sadece kişilerin ölü olup olmadığının tespitini içerdiğini ve normal şartlarda bir devletin sorumluluğuna giren etkili soruşturma olarak görülemeyeceğini açıkça vurgulamıştır. Bu nedenle biz bu hukuk sürecini sonuna kadar götürmeye ve eğer gerekirse AİHM'e başvurmaya kararlıyız. Bunu şimdiden sizlerin bilgisine getirmek istedik. Başsavcılığın bu izahatı bizlere, Rum hükümetinin Kıbrıslı Türkler konusunda çelişkili ve kendi kendine ters düşen yaklaşımını açıkça göstermiştir. Bizler Kayıp yakınları olarak, Kıbrıs Rum Hükümetinin 1963/1974 yılından buyana devam eden ihmalinin ve herhangi bir soruşturma yapmamış olmasının hesabının sorulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda bir Mahkeme kararı olmadan da bir şeyler yapılabileceği inancındayız. Bu konuları bilginize getirerek ve sizlerden mümkün olduğunca yardımcı olmanızı ve yol göstermenizi talep ediyoruz."

 

KIBRIS 22/05/07

 

Kıbrıslı Türkler için ekonomik paket hazırlamışlar

Rum Yönetimi Ekonomi Bakanı Mihalis Saris, Kıbrıslı Türkler için hazırladıkları ekonomik önlemlerin Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında ortak şirketlerin kurulmasını, ticarette ve tarım ürünlerinin işlenmesinde bu şirketlerin teknolojik ve diğer alanlarda güçlendirilmesini içerdiğini açıkladı.

Rum Bakan, Kıbrıslı Türklere yönelik olarak hazırladıkları ekonomik paketin 2007-2010 yılına kadar olan dönemi kapsayacağını ve maliyetinin 30 milyon Euro'ya ulaşacağını kaydetti.

Rum radyosunun haberine göre, Rum Ekonomi Bakanı Mihalis Saris ve Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis dün düzenledikleri basın toplantısında, "Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasındaki, ekonomik ilişkilerle, işbirliği şartlarının iyileştirilmesini amaçlayan" yeni önlemlerle ilgili açıklama yaptılar.

Rum Ekonomi Bakanı Saris, hazırlanan önlemlerin "Kıbrıs'ın ekonomisinin bütün Kıbrıslıların yararına olacak şekilde güçlendirilmesi" amacını taşıdığını söyledi.

Saris, hazırlanan planlardan birisinin Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasında ortak şirketler kurulmasını diğerinin ise ticaretin geliştirilmesi ve tarım ürünlerinin işlenmesi için bu şirketlerin ekonomik ve teknolojik olarak geliştirilmelerini içerdiğini belirtti.

Saris ve Conis, hazırlanan önerilerin, Kıbrıs'ın ekonomik ve coğrafik olarak yeniden birleşmesinde bir ön çalışma niteliğinde olduğunu ifade ettiler.

Conis: Fon kurulacak

Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis de, Kıbrıslı Türklere yönelik olarak hazırlanan yeni önlemlerin geniş önlemler paketinin büyük bir bölümünü oluşturduğunu ve sivil toplum örgütleriyle ilgili çalışmaların finanse edilmesi için bir fon kurulacağını da belirtti.

Yeşil Hat Tüzüğü'ne bal ve balığın eklendiğini hatırlatan Conis, bazı süt ürünlerinin de tüzük kapsamına alınması konusunun görüşüldüğünü sözlerine ekledi.

Haberde basın toplantısına Kıbrıslı Türk gazetecilerin de davet edildiği ancak Kıbrıslı Türklerin bu çağrıya yanıt vermedikleri öne sürüldü.

KIBRIS 22/05/07

 

Yunanistan’da Türk bayrağı yakana dava

Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu önünde 24 Nisan’da yapılan sözde Ermeni soykırımı gösterisi sırasında Türk bayrağını yakan göstericiler hakkında dava açıldığı bildirildi.

AA

Güncelleme: 17:00 TSİ 23 Mayıs 2007 Çarşamba

 

SELANİK - Selanik Asliye Ceza Mahkemesi Başsavcısı Vasilis Floridis’in, Türk bayrağını yakan kişiler hakkında gıyaplarında ceza davası açtığı açıklandı.

Floridis’in, gösteri sırasında çekilen fotoğraflar ve görüntülerden kimliklerinin belirlenmesi beklenen göstericileri, yabancı bir ülkenin milli sembolüne hakaretle suçladığı kaydedildi.

Yunan basın yayın organları, savcılığın, Türkiye’nin girişimi üzerine harekete geçtiğinin öğrenildiğini duyurdu.

Yunan ceza yasası uyarınca yabancı bir ülkenin milli sembolüne hakaret suçuna 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası verilebiliyor.

 

Yine sonuç yok

İKİLİ GÖRÜŞMELERE DEVAM KARARI... Yaklaşık 3 yıldan beri gündemde olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü, dün AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) alt komitesi olan AB Genişleme Çalışma Grubu toplantısında görüşüldü, ancak toplantıda AB üyesi devletler arasında bir görüş birliği sağlanamadı. Toplantıda, konuyla ilgili ikili görüşmelerin devamı yönünde karar alındı

"İLK KEZ BU KADAR KAPSAMLI GÖRÜŞÜLDÜ"... Kıbrıs Türk diplomatik kaynaklarından elde edilen bilgiye göre, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusu ilk kez bu kadar kapsamlı bir şekilde COREPER'in alt komitesinde ele alındı. Kaynaklar, Almanya'nın, toplantıda AB'nin 27 üye devletini kapsamlı bir şekilde yürüttüğü çalışmalar ve Kıbrıs Rum ve Türk tarafıyla yaptığı danışmalar hakkında kampsalı bilgi verdiğini vurguladı

"ALMANYA, KARARLI ÇALIŞMALARINA DEVAM ETMELİ"... Uzmanlar Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili değerlendirmelerin devam edeceği ve Almanya'nın dönem başkanlığının sona ermesiyle temmuz başından itibaren ilgili dosyanın yeni dönem başkanı Portekiz'e devredileceği görüşünde. Kıbrıs Türk tarafının ise Almanya'nın kararlı çalışmalarına devam etmesi ve konunun Almanya Başkanlığı döneminde yeniden görüşülmesi beklentisi içinde

Avrupa Birliği (AB) ile Kıbrıs Türk tarafı arasındaki ticaret koşullarını düzenleyen Doğrudan Ticaret Tüzüğü, dün AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) alt komitesi olan AB Genişleme Çalışma Grubu toplantısında görüşüldü, ancak toplantıda AB üyesi devletler arasında bir görüş birliği sağlanamadı.

Yaklaşık 3 yıldan beri gündemde olan tüzükle ilgili olarak dünkü toplantıdan da bir sonuç alınamadı ve konuyla ilgili ikili görüşmelerin devamı yönünde karar alındı.

Kıbrıs saatiyle 11:00'de başlayan toplantıda, AB Dönem Başkanı Almanya, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili olarak Kıbrıs Türk ve Rum tarafıyla yürüttüğü ikili görüşmeler konusunda AB üyesi ülkeleri bilgilendirdi.

Toplantıda tüzük ile ilgili yaşanan sorunu gündeme getiren Almanya, Kıbrıslı Rumların tüzüğün hayata geçmesi için Güney Kıbrıs'taki liman ve havaalanlarının kullanılması önerisi getirdiğine Kuzey Kıbrıs limanları üzerinden doğrudan ticaret yapılmasına ise karşı çıktığına dikkati çekti.

Almanya, söz konusu sorunu çözmek için çok çaba harcadığını, ancak bu konuda AB içinde bir görüş birliği sağlayamadığını bildirdi. Almanya, ayrıca tüzük ile ilgili diğer AB üyesi ülkelerin bir önerileri varsa bu önerilerini sunmalarını istedi. Toplantıda, tüzükle ilgili ikili görüşmelerin sürmesi kararı alındı.

Portekiz'e devredilme ihtimali yüksek

Uzmanlar, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili değerlendirmelerin devam edeceği ve Almanya'nın dönem başkanlığının sona ermesiyle temmuz başından itibaren ilgili dosyanın yeni dönem başkanı Portekiz'e devredileceği görüşünde.

Kıbrıs Türk tarafı, Almanya'nın kararlı

çalışmalarının devam etmesini ümit ediyor

KIBRIS'ın Kıbrıs Türk diplomatik kaynaklarından elde ettiği bilgiye göre, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün ilk kez COREPER'in alt komitesinde bu kadar kapsamlı bir şekilde görüşüldüğü toplantıda, Almanya dönem başkanlığının yürüttüğü çalışmalar, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk taraflarıyla yaptığı danışmalar hakkında 27 AB üye devletine bilgi verdi.

Almanya'nın doğrudan ticaret konusunu Kıbrıs sorunu ile ilgili bir unsura yer vermeden gündeme getirmesi Türk tarafınca olumlu bir unsur olarak nitelendirildi. Bilindiği üzere, daha önceki toplantılarda Kıbrıs Rum tarafının talebi doğrultusunda doğrudan ticaret tüzüğü Maraş konusu ile ilişkilendirilmişti.

Toplantıda Kıbrıs Türk tarafının lehine olan diğer bir unsur ise, Kıbrıs Rum tarafının, Limasol ve Larnaka limanlarının kullanılabileceği unsurunu içeren tek taraflı açılımlarının doğrudan ticaretle ilgilisi bulunmadığının ifade edilmesi oldu.

Aynı kaynaklar, bundan sonraki süreçte üye devletlerin önerilerinin bekleneceğini söyledi.

Bundan sonraki sürece ilişkin herhangi bir netliğin bulunmadığını söyleyen kaynaklar, Türk tarafının beklentisinin, Almanya'nın konuyla ilgili kararlılıkla sürdürdüğü çalışmalarının devam etmesi ve konunun yeniden ele alınması yönünde olduğu bildirildi.

3 yıldan beri gündemde

Referandum sonrasında 26 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması ve ekonomik kalkınmanın desteklenmesi yönünde karar alan Avrupa Komisyonu, 7 Temmuz 2004'te mali ardım ve doğrudan ticareti hedefleyen iki öneriyi konseye sunmuştu. Bu önerilerden ilki olan Mali Yardım Tüzüğü 27 Şubat 2006 tarihinde Avusturya Dönem Başkanlığı sırasında konsey tarafından onaylanırken, Doğrudan Ticaret Tüzüğü hala masada durmaya devam ediyor.

Tüzüğe göre menşe belgeleri

ve sağlık sertifikaları

TAK muhabirine konuyla ilgili bilgi veren Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün, Kıbrıs Türk ürünleri için menşe belgeleri ile sağlık sertifikalarının nasıl ve kim tarafından verileceğine yanıt verdiğini söyledi.

Tüzüğün, AB ülkelerine ihraç edilecek ürünlerin menşe belgelerinin, Güney Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs arasındaki ticareti düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü'ndeki gibi Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından verilmesini öngördüğünü belirten Candan, sağlık sertifikalarının ise yine Yeşil Hat Tüzüğü'ndeki gibi Avrupa Komisyonu tarafından gönderilecek uzmanlar tarafından verilmesinin tüzükle düzenlendiğini kaydetti.

Candan, "Böylelikle menşe belgesi ve eğer tarımsal bir ürün ise sağlık sertifikasıyla AB limanlarına giden Kıbrıs Türk mallarına yüzde 20'ye varan gümrük vergisi uygulanmayacak. Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler tarafından üretilen mallar AB ülkelerine girişte yeniden avantajlı bir pozisyona kavuşacak" dedi.

Mağusa ve Girne limanlarıyla

Ercan'dan AB'ye ihracat halen var

Mevcut koşullarda KKTC ile AB ülkeleri arasındaki ithalat ve ihracatın kısıtlı da olsa Mağusa ve Girne limanlarıyla Ercan Havaalanı'ndan gerçekleştirildiğine de dikkat çeken Armağan Candan, Teknecik'te kurulan yeni elektrik santralinin Finlandiya'dan doğrudan Mağusa Limanı'na getirilmesini örnek gösterdi.

Candan, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün önemini vurgularken ise "Bu tüzüğün onaylanmasıyla AB KKTC'ye uygulamış olduğu ticaret rejimini liberalleştirmiş olacak. İşin özü bu... KKTC zaten AB'a liberal ticaret rejimi uyguluyor" ifadelerini kullandı.

Tartışılmaz olgu

Kıbrıs Türk tarafı, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili politikasında, özellikle Kuzey'deki limanların kullanılmasını tartışılmaz bir olgu olarak görüyor.

Uzmanlar, tüzüğün sadece Kuzey Kıbrıs'ta üretilen malların değil, diğer ülkelerden Kuzey Kıbrıs'a gelen malların tekrar ihraç edilebilmesine de imkân sağlayacak şekilde düzenlenmesi durumunda Kıbrıs Türk ekonomisine ciddi bir katkı sağlayacağına da vurgu yapıyor.

1994 ABAD kararları

KKTC'nin AB ülkelerine ihracatı 1994 yılına kadar toplam ihracat rakamlarının yüzde 70'ini oluşturmasına karşın, Rumların başvurusu sonucunda Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), 1994'te Kuzey Kıbrıs'ta verilen menşe belgesi ile sağlık sertifikalarının geçersiz olduğuna karar verdi. Böylece Kıbrıs Türk ürünleri AB pazarına tercihli rejim koşullarıyla girme imkânını yitirirken, AB ülkelerine yapılan ihracat rakamı yüzde 20'lerin altına düştü.

KIBRIS 23/05/07

 

8 Temmuz sürecini öldürdüler

"ÖLDÜRÜCÜ DARBE"...Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum önerilerini "Sürece vurulmuş çok büyük, öldürücü bir darbe" diye nitelendirerek, "Bir yandan 8 Temmuz sürecini ilerletmeye dair görüş belirtirken, bir yandan da Kıbrıslı Türklere saldırı niteliğinde paketler açıklıyorlar. Bu paketi açıklamakla 8 Temmuz sürecini doğrudan kendi elleriyle öldürmüş oluyorlar" dedi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıslı Türklere yönelik olduğunu ileri sürdüğü ekonomik önlemlerin, siyasal saldırı olduğuna işaret ederek, Rumların tek taraflı girişimlerinin müzakere sürecini yok ettiğini söyledi.

Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafının bu yıkıcı faaliyetlerini görmezden gelmek, Kıbrıs'taki durumun kötüleşmesini ve iki halk arasında gerginliğin artmasını kabullenmek, hatta desteklemek anlamını taşıyacak" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Rum Ekonomi Bakanı Mihalis Saris ve Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis tarafından önceki gün açıklanan ve "Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasındaki ekonomik ilişkilerle işbirliği şartlarının iyileştirilmesinin amaçlandığı" iddia edilen önerileri değerlendirdi.

Sürece öldürücü darbe

Hasan Erçakıca, önlemleri "ekonomik bir savaş" olarak niteleyen Conis'in bu açıklamalarla 8 Temmuz sürecini öldürdüğünü belirtti.

Erçakıca, gazetecilerin "8 Temmuz süreci yine tıkandı mı" yönündeki sorusuna da, "Sürece vurulmuş çok büyük, öldürücü bir darbedir. Bu darbe altında ölür mü, ölmez mi bugün yarın göreceğiz" karşılığını verdi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın eşi Oya Talat'ın anneannesi Elmaziye Raif'in ölümü nedeniyle konuyu henüz Cumhurbaşkanı ile görüşemediğini de kaydeden Erçakıca, konunun muhakkak ciddi bir şekilde değerlendirileceğini söyledi.

Önlemler teknik komitelerde görüşülmeliydi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, ekonomik önlemler içerisinde öngörülen "Kıbrıslı Türk ve Rumların işbirliği ile ortak girişimlerin" görüşülmesi gereken yerin, teknik komiteler olduğuna işaret etti.

Erçakıca, "Bir yandan 8 Temmuz sürecini ilerletmeye dair görüş belirtirken, bir yandan da Kıbrıslı Türklere saldırı niteliğinde paketler açıklıyorlar. Ama bu paketi açıklamakla 8 Temmuz sürecini doğrudan kendi elleriyle öldürmüş oluyorlar" dedi.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Rum devletinin tebaası değildir. Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasındaki ilişkiler de Kıbrıs Rum devletinin açıklayacağı paketlerle geliştirilecek nitelikte değil. Bu konular, iki tarafın demokratik yollarla seçtiği temsilcilerin aracılığıyla yapılacak müzakerelerle ele alınabilecek konulardır."

Erçakıca, 8 Temmuz süreciyle yakından ilgilenen ABD, AB, BM ve İngilizler gibi diğer siyasi güçlerin Rumların tek taraflı girişimlerine karşı çıkmamasının da çözüm amaçlı müzakere sürecine büyük darbe vuracağını söyledi.

Erçakıca, "Bu şekilde sessiz kalmak, çözümsüzlüğe desteğin yanı sıra Kıbrıs'taki durumun kötüleşmesini ve iki halk arasındaki gerginliğin artmasını kabullenmek anlamına da gelecek" dedi.

Kıbrıs Türkü uluslararası ilişkilerde etkinlik kazandı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, KKTC'nin dış dünya ile kurduğu yoğun temaslara da değinerek, uluslararası ilişkilerin yaygınlaşıp etkinlik kazanmasının Kıbrıs Türk halkının barıştan yana tutumundan kaynaklandığını söyledi.

Erçakıca, "Kıbrıslı Türk temsilciler uluslararası platformlarda kabul görüyorlarsa, bunun başlıca nedeni Kıbrıs sorununa adil, erken ve kalıcı çözüm arayışlarını barışçı yöntemlerle sürdürmek konusundaki kararlılıklarıdır" dedi.

Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Avrupa Parlamentosu'nda, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın da İKÖ'deki temasları yanında, Alman Parlamentosu'na sunulan Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili öneri ve Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Almanya'ya gerçekleştirdiği ziyaretin önemine de işaret etti.

Erçakıca, Ticaret Odası'nın Brüksel'de gerçekleştirdiği eylem ve AP'daki panele de değinerek, şöyle dedi:

"Bütün bu çalışmalara çok sayıda Kıbrıslı Türk aktif olarak katılmış ve katılmaktadır. Bu çalışmalarda Kıbrıslı Türklerin hakları dile getirilirken, nasıl bir halk oldukları da çeşitli yollarla dünyaya duyurulmuştur. Bu çalışmalara katılan bütün sivil toplum aktivistlerine ve görevli arkadaşlarımıza Cumhurbaşkanımızın teşekkürlerini iletmek ister."

Erçakıca, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Talat'ın önümüzdeki günlerde İstanbul'da Kıbrıslıların düzenlediği bir toplantıya katılmayı planladığını, ancak özel sorunlardan dolayı bu ziyaretin ertelenebileceğini de söyledi

KIBRIS 23/05/07

 

 

Gelin ortak şirketler kuralım

30 MİYON EURO AYIRACAKLAR... Toplam 30 milyon euroluk bir kaynakla, iki plandan oluşan önlemler paketinin ilki, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında, 7 milyon Euro'luk tahsisatlarla, küçük, ortak şirketler yaratılmasının desteklenmesiyle ilgili. İkinci plan ise 23 milyon Euro'luk tahsisatlarla, ortak şirketlerin teknolojik olarak düzeylerinin yükseltilmesi, ticaretin geliştirilmesi ve tarım ürünlerinin işlenmesinin desteklenmesini içeriyor

Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik açıkladığı ekonomik önlemler paketi, dün Rum basınında geniş yer tuttu.

Yeni önlemlerin, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında ortak şirketler kurulmasını öngördüğü bildirildi.

Yeni önlemler, Rum Ekonomi Bakanı Mihalis Saris ve Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis tarafından, Ekonomi Bakanlığı'nda düzenlenen basın toplantısıyla duyuruldu.

Rum gazetelerinin geniş bir şekilde yer verdiği haberi, "Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler Arasında Ortak Şirketler Kurulması İçin Öngörülen 30 Milyon Euro'luk Planlar Dün Ekonomi Bakanı Tarafından Açıklandı; Önlemler İşgal Altındaki Bölgelerle Özgür Bölgeler Arasında Ortak Bir Ekonomik Çizgiyi Amaçlıyor" başlığıyla okuyucuya sunan Simerini gazetesi, önlemlerin, 30 milyon Euro'yla finanse edilecek olan ve Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında kurulacak ortak şirketlerle, ekonomik gelişme olmasını ve ekonomik alanda işbirliği yapılmasını amaçladığını belirtti.

Gazeteye göre, yeni önlemler, iki planı teşkil ediyor. Planlardan birincisi, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında, 7 milyon Euro'luk tahsisatlarla, küçük, ortak şirketler yaratılmasının desteklenmesiyle ilgili. İkinci plan ise, 23 milyon Euro'luk tahsisatlarla, ortak şirketlerin teknolojik olarak düzeylerinin yükseltilmesi, ticaretin geliştirilmesi ve tarım ürünlerinin işlenmesinin desteklenmesini içeriyor.

Önceki gün gerçekleştirilen basın toplantısında, Rum Ekonomi Bakanı Mihalis Saris ve Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis, Kıbrıslı Türklerin önlemlere yanıt vermesini ve bunlardan yararlanmalarını umut ettiklerini belirttiler.

İşte Rumların önlemler paketi

Rum Ekonomi Bakanı, konuyla ilgili açıklamasında, planların hayata geçirilmesi için başvuruları inceleyecek olan program komiteleri kurulacağını; bir danışma komitesinin de oluşturulacağını, bunun iki Kıbrıslı Rum ve iki Kıbrıslı Türk'ten oluşacağını belirtti.

Tahsisatlarla ilgili başvuruların 30 Eylül 2008'e kadar sunulması gerektiğini ifade eden Rum Bakan, geçici kapsamdaki bölgelerde yatırımlar yapılmasıyla ilgili kurulacak olan şirketler için başvuruların ise, 31 Aralık 2008'e kadar inceleneceğini, değerlendirileceğini ve onaylanacağını söyledi.

Saris, Rum Ekonomi Bakanlığı'nın başvuruları büyük bir hız ve esneklikle inceleyeceğini temin ettiği açıklamasında ayrıca, planların, Kıbrıs'ın ekonomik ve coğrafik olarak yeniden birleşmesinde bir ön çalışma niteliğini teşkil edebilecek ortak şirketler kurulmasını teşvik etmesini ümit ettiğini sözlerine ekledi.

Saris, "Eğer politik sebeplerden dolayı Kıbrıslı Türklerin bu planları değerlendirmelerine izin verilmezse; bu başka bir davadır" da diyerek, iki toplumun ekonomisinin ortak bir çizgide bulunmasını arzu ettiklerini; siyasi karakterin indirgeneceği bir yöntem bulmaya çabaladıklarını kaydetti.

Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler arasındaki mevcut ticaret konusundaki bir soru üzerine ise Rum Ekonomi Bakanı, "bu miktar ve kuvvet olarak daha büyük olabilirdi" şeklinde cevap verdi.

Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler arasındaki ticaretin "olabileceğinden az olduğunu" ifade eden Saris, ticaretin ayda 400 bin Euro'ya ulaştığını; bunun 300 bin Euro'sunun Kıbrıs Türk ürünlerinden, yaklaşık 100 bin Euro'sunun ise Kıbrıs Rum ürünlerinden ibaret olduğunu söyledi.

Rum Ekonomi Bakanı Saris, "işgal altındaki bölgelerin özgür bölgelerden sağladıkları ekonomik enjeksiyon yılda 100 milyon KL'ye ulaştı; bu ise, işgal altındaki bölgelerin gayri safi milli hasılasının yüzde 15'ine karşılık gelir" iddiasında da bulundu.

"Pertev öğrenmeden önce reddetti"

Gazete, yukarıdaki ara başlık altında ise, Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in, "Kıbrıs Türk yönetiminin 'Kıbrıslı Türklere karşı izolasyon uygulandığı ve ekonomik savaş yapıldığı' şeklindeki iddialarını reddettiğini; özgür bölgelerden işgal altındaki bölgelere ürün/mal nakledilmesi konusunda işgal rejiminin koyduğu bütün sınırlamaların kaldırılması gerektiğini" öne sürdüğünü aktardı.

"Malların iki taraflı bir şekilde naklinin yapılmasını istediklerini" ifade eden Tasos Conis, dün açıklanan önlemlerin, önlemler paketinin büyük bir kısmını oluşturduğunu belirtti ve 2 milyon Euro'luk bir meblağla Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk sivil toplum örgütleri arasındaki çalışmaların finanse edilmesi için bir fon kurulmasının önemli bir önlem teşkil ettiğini kaydetti.

Conis, fon kurulmasıyla ilgili planın Rum İçişleri Bakanı tarafından açıklanacağını da sözlerine ekledi.

Conis, ortak şirketlerle ilgili plan çerçevesinde Kıbrıs Türk ürünlerinin dağıtımıyla ilgili bir şirket kurulmasının öngörüldüğünü de belirtti.

Conis, "bu Kıbrıs Hükümeti'nin Yeşil Hat Tüzüğü'yle ilgilenmediği suçlamasına bir cevaptır" diyerek, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in kesin olmayan bir takım yayımlara dayanarak, önlemleri reddettiğini de kaydetti.

Gazete ayrıca, basın toplantısına Kıbrıslı Türk gazetecilerin de davet edildiğini; fakat Kıbrıslı Türk gazetecilerin basın toplantısına katılmadıklarını savundu.

"Program: Ödenekleri değerlendirecek hak sahipleri"

Fileleftheros gazetesi ise, konuyla ilgili olarak yukarıdaki alt başlıkla yayımladığı haberinde, açıklanan iki planın, Rum Devlet Destekleme Kontrol Mukayyitliği tarafından, onaylanmaları için Avrupa Komisyonu'na bildirilmesi gerektiğini; devamında ise, uygulanmaya başlanacağını kaydetti.

Gazeteye göre, Rum Ekonomi Bakanı Mihalis Saris, açıklamasında, ilk plan için hak sahiplerinin, küçük girişimler olacağını; ikinci plan için hak sahiplerinin ise yatırımcı girişimler olacağını ifade etti. Saris, 2007-2013 dönemi için, Kıbrıs'ın bölgesel olarak güçlendirilmesi haritası temelindeki seçilmiş bölgelerde kurulacak her küçük girişime 200 bin Euro, her yatırımcı girişime de 500 bin Euro tahsis edileceğini belirtti.

Saris, iki planla ilgili hak sahiplerinin gerçek kişiler olabileceği gibi, tüzel kişiler de olabileceğini; bunların, sorumluluğu sınırlı özel bir şirket kurmakla yükümlü olacaklarını; kurulacak şirketin hisse sermayesinin en az yüzde 30'unun Kıbrıslı Türk'e veya Kıbrıslı Rum'a ait olması gerektiğini; Avrupa Birliği'nde daimi olarak ikamet edenlerin de şirketlere dahil olabileceğini aktardı.

KIBRIS 23/05/07

 

 

10 İKÖ üyesinden KKTC pasaportunu tanıma sinyali

 

 

Uğur ERGAN

 

10 İKÖ üyesinden KKTC pasaportunu tanıma sinyaliİzolasyonları kaldırmada AB'den umudunu kesen KKTC'nin, İslam Konferansı Örgütü'nün(İKÖ) 57 üyesi tarafından resmen tanınmak için yoğun bir atak başlattı.

Edinilen bilgiye göre, KKTC bu yöndeki kapsamlı girişimini, 15-17 Mayıs tarihleri arasında Pakistan'ın başkenti İslamabad'ta düzenlenen 34. İKÖ Dışişleri Bakanları toplantısında yaptı. İslamabad toplantısına katılan KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, mesaisinin yoğun bir bölümünü KKTC pasaportunun İKÖ ülkeleri tarafından tanınması ve KKTC'nin İKÖ ülkeleri ile doğrudan ticaret yapmasına ayırdı.

Avcı'nın görüştüğü 10 İKÖ üyesi ülkeden, KKTC pasaportunun tanınması ve vatandaşlarının bu ülkelere sorunsuz şekilde seyahat edebilmeleri için, ciddi şekilde uğraşacakları sözü aldığı öğrenildi. Ankara ve KKTC, söz konusu çalışmanın Rumlar tarafından baltalanmaması için bu ülkeleri gizli tutmayı kararlaştırdı.

KKTC ile ticaret yapma konusunda Kuveyt ile yürütülen çalışmalardan da olumlu sonuç elde edildi. Kısa süre önce bu ülkeye giden KKTC'li işadamlarının Kuveyt'e hellim peyniri, narenciye, zeytin ve zeytinyağı satma konusunda sözleşmeler yaptığı belirtildi.

Avcı, İKÖ ülkelerini KKTC'nin turizm potansiyelinden de yararlanmaya davet etti. Bu çerçevede İKÖ üyesi ülkeler turizm bakanlarının bu yıl içinde KKTC'de biraraya gelerek, turizm alanında yapılabilecek yatırımlar ve turist gönderme konusunu görüşmeleri de gündeme geldi.

Hatırlanacağı gibi İKÖ, bir süre önce KKTC'yi Kıbrıs'taki Müslüman Türk Toplumu yerine, "Kıbrıs Türk Devleti" olarak isimlendirmeyi kabul etmişti.

 

HURRIYET 24/05/07

 

KKTC'nin kıyı şeridine dönük master planı çalışması yapılacak

AMAÇ, EKONOMİK GELİŞMEYİ SÜRDÜRMEK... Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Usar, sahil şeridi ile denizin içindeki flora ve faunanın yanı sıra deniz içindeki biyolojik çeşitliliğin korunup, ekonomik gelişimin sürdürülebilir olmasını sağlamak için nelerin yapılması gerektiği konusunda bir master planı çalışması yapılmasının amaçlandığını belirterek, böylece gerek balıkçılık, gerekse kıyıdaki ekonomik gelişmeler çerçevesinde hangi kuralların yapılıp, nasıl bir düzenleme getirileceğinin belirleneceğini kaydetti

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Kampusu'nda gerçekleştirilen dünkü Bakanlar Kurulu toplantısında, KKTC'nin 280 km.' lik sahil şeridini kapsayacak KKTC Kıyı Alanlar Planlaması ve Yönetimi Master Planı ile ilgili çalışmalar ele alındı.

Girne'nin kronik sorunu olan trafik konusunun da tartışıldığı toplantıda, Batı Çevre Yolu'nun yanı sıra Doğu Çevre Yolu'nun üzerinde de yoğunlaşılması kararlaştırıldı.

Kurul ayrıca Lapta, Alsancak ve Karşıyaka'daki ihtiyacı karşılamak üzere bölgede yeni bir sanayi bölgesi kurulması kararı aldı.

Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, yaklaşık 3 saat süren toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, Bakanlar Kurulu üyelerinin, bugün Girne'de gerçekleştirdiği gezi ve incelemeler hakkında bilgi verdi.

Usar, Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'nda, rutin konuların yanı sıra Girne'yle ilgili de çeşitli kararlar alındığını söyledi.

Salih Usar, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nın koordinasyonunda yürütülen KKTC Kıyı Alanlar Planlaması ve Yönetimi Master Planı ile ilgili çalışmaların da toplantıda ele alındığını kaydetti. Usar, toplantının başında İTÜ ve ODTÜ Deniz Bilimleri bölümlerinden Prof. Dr. Ertuğrul Doğan ile Prof. Dr. İlkay Salihoğlu'nun bugüne kadar yürütülen çalışmalar ve bundan sonra yapılacak çalışmalarla ilgili bir sunum yaptığını kaydetti.

Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Usar, "Amaç; sahil şeridi ile denizin içindeki flora ve faunanın yanı sıra deniz içindeki biyolojik çeşitliliğin korunup, ekonomik gelişimin sürdürülebilir olmasını sağlamak için nelerin yapılması gerektiği konusunda bir master planı çalışması yapmaktır" dedi.

KKTC'nin 280 km.' lik sahil şeridine dönük bir master planının planlandığını kaydeden Usar, böylece gerek balıkçılık, gerekse kıyıdaki ekonomik gelişmeler çerçevesinde hangi kuralların yapılıp, nasıl bir düzenleme getirileceğinin belirleneceğini belirtti.

Danışma Kurulu oluşturulacak

Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, master planının hayata geçirilmesi konusunda Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nın koordinasyonunda, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve diğer ilgili bakanların yanı sıra sivil toplum örgütleri temsilcilerinin yer alacağı bir Danışma Kurulu oluşturulacağını söyledi.

Usar, master planıyla ilgili çalışmaların 15 gün içinde başlatılması ve planın yıl sonuna kadar bitirilip, ortaya çıkmasının söz konusu olabileceğini de kaydetti.

Bölgedeki trafik sorunu

Bakanlar Kurulu'nda Girne'ye özgü çeşitli sorunların da ele alınıp, prensip kararı alındığını söyleyen Sözcü Usar, öncelikli olarak bölgedeki trafik konusunun tartışıldığını belirtti.

Batı Çevre Yolu'nun yanı sıra Doğu Çevre Yolu'nun üzerinde de yoğunlaşılması konusunda ilgili bakanlığın yeniden görevlendirildiğini kaydeden Usar, şehir içinde yaşanan otopark sorununun çözümü konusunda da bazı çalışmalar yürütülmesi konusunda karar üretildiğini söyledi.

Yeni sanayi bölgesi

Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Usar, Karaoğlanoğlu bölgesindeki Sanayi Bölgesi ve Teknecik Santrali karşısında çalışmaları başlatılan yeni sanayi bölgesine ek olarak Alsancak, Lapta ve Karşıyaka bölgesindeki benzer gereksinimleri karşılamak amacıyla söz konusu bölgede küçük bir sanayi bölgesi kurma kararı alındığını da belirtti.

Rutin konular

Bakanlar Kurulu'nda rutin konuların da ele alınıp, kararlar üretildiğini kaydeden Salih Usar, Paşaköy Belediyesi'nin Temizlik ve Aydınlanma Tüzük Değişikliği'nin de görüşülüp, onaylandığını söyledi.

Yeni Erenköy Belediyesi'nin 2 milyon 553 bin YTL'lik 2007 Mali Yılı Bütçesi'nin de onaylandığını kaydeden Usar, Girne Belediyesi'nin verdiği hizmetlerle ilgili çeşitli tüzüklerin de kabul edildiğini belirtti.

Usar, Bakanlar Kurulu'nun ayrıca, izolasyonlardan dolayı uluslararası etkinliklere katılamayan futbolcuların motivasyonunu sağlamak için, lig şampiyonu ile kupa şampiyonunun, geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da Londra'ya gönderilmesi ve oradaki futbol takımlarının da katılımıyla mini bir turnuva düzenlenmesi konusunda karar üretildiğini de söyledi.

Başbakan Soyer'in açıklamaları

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, Türkiye'nin başkenti Ankara'da dün meydana gelen saldırıda ölen ve yaralananlar için büyük üzüntü duyduklarını vurguladı.

Soyer, "Bu saldırı hepimizi yürekten yaralayan bir hadise olmuştur" dedi.

Saldırıyı, "Türkiye'nin gelişen, büyüyen ekonomisi ve istikrarına dönük olarak yapılmış bir tecavüz" olarak yorumladığını söyleyen Soyer, Türkiye'nin demokratik gelişmesini, ekonomik ilerlemesini, AB süreçlerini bu noktada kimsensin durdurmaya hakkı olmadığını kaydetti. Soyer, "Türk insanı, demokrasisi ve kurumları; bu hadiselerin faillerini ortaya çıkararak, onların murat ettikleri istikrasızlığa götürme çabalarına fırsat vermeyeceklerdir" dedi.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkı adına saldırıda hayatlarını kaybeden insanların ailelerine başsağlığı dileyerek, yaralılara acil şifalar diledi.

Soyer, Türkiye halkına; "Kıbrıs Türk halkının her zaman, Türk halkıyla birlikte bu tür hadiseleri maddi ve manevi bütün değerleriyle karşılayarak, kötü hadiseleri engellemeye hazır olduğu mesajını" da iletti

Ziyaretleriyle ilgili bilgi

Başbakan Soyer konuşmasında, Bakanlar Kurulu'nun bugünkü toplantısının Girne'de yapıldığına dikkat çekerek, bugün Girne bölgesinde kaymakamlık, hastane, belediye, devlet daireleri, esnaf ve okullara bir dizi ziyaret gerçekleştirdiklerini söyledi.

Toplantının Girne Amerikan Üniversitesi'nde yapılmasına olanak sağlayan yetkililere teşekkür eden Başbakan Soyer, KKTC'deki üniversitelerin, BM İnsan Hakları raporunda da belirtildiği gibi, dışlandığını, izolasyonlar altında tutulduğunu, insanlığın değerlerine aykırı bir pozisyonla yüz yüze bırakıldığını kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bu çerçevede, Bakanlar Kurulu toplantısının GAÜ'de yapılmasıyla, Kıbrıs Türk halkına her alanda uygulanan insanlık dışı izolasyonlara artık son verilmesi gerektiği mesajının bütün dünyaya iletilmiş olduğunu da belirtti.

Rum tarafının dayatmaları kabul edilemez

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum tarafının "ekonomik önlemler" adı altında sunduğu paketi, Kıbrıs Türk halkına kabul ettirmek için hiç kimsenin taraf olmaması gerektiğini söyleyerek, bu dayatmaların kabul edilemez olduğunu vurguladı.

"30-40 yıldır Kıbrıs Türk halkını izolasyonlar altında tutan bir idarenin, şimdi Direkt Ticaret Tüzüğü gündeme geldiği zaman, 'Kıbrıs Türklerine ekonomik paket hazırladım' demesi, son derece samimiyetsiz bir davranıştır" diyen Başbakan Soyer, "Bu, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün yaşama geçmesi sürecinde son derece bilinçsizce, hiç bir demokratik teamüle ve ilkeye uymayan samimiyetsizce yapılmış bir açıklamadır" dedi.

Başbakan Soyer, Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, Direkt Ticaret Tüzüğü ve Rumların sunduğu sözde "ekonomik önlemler paketi" konularına değindi.

Soyer, Kıbrıs sorununa bağlı olarak Direkt Ticaret Tüzüğü'nün dünya gündemine taşındığını ifade ederek, Avrupa Birliği'nin 26 Nisan 2004'te aldığı karar çerçevesinde, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesi ile bağlantılı olarak Mali Yardım Tüzüğü'nün gündeme geldiğini anımsattı.

Mali Yardım Tüzüğü'nün tartışmalardan sonra karara dönüştüğünü ifade eden Başbakan Soyer, şimdi, Direkt Ticaret Tüzüğü konusunda yoğun çalışmalar yapıldığını anlattı.

Rum tarafı, Direkt Ticaret Tüzüğü'nü

engellemek gayreti içinde

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Avrupa Birliği'ne (AB) tek yanlı üye olduktan sonra, Direkt Ticaret Tüzüğü'nü engellemek için elinden gelen gayreti gösterdiğini vurgulayan Başbakan Soyer, Rum yönetiminin, bu gayreti gösterirken, Avrupa'nın içinde Türkiye'nin AB üyelik sürecine karşı olan muhafazakar güçleri de yanında müttefik olarak bulduğunu kaydetti.

Avrupa kamuoyunun, Kıbrıs Rum tarafının bu tavrına tepki gösterdiğine dikkat çeken Başbakan Soyer, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün tartışıldığı bu günlerde, Rum yönetiminin, Kıbrıs Türk halkını engellemek için hazırlayıp açıkladığı sözde "ekonomik pakete" dikkat çekti.

"30-40 yıldır Kıbrıs Türk halkını izolasyonlar altında tutan bir idarenin, şimdi Direkt Ticaret Tüzüğü gündeme geldiği zaman, 'Kıbrıs Türklerine ekonomik paket hazırladım' demesi son derece samimiyetsiz bir davranıştır" diyen Başbakan Soyer, "Bu, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün yaşama geçmesi sürecinde son derece bilinçsizce, hiç bir demokratik teamüle ve ilkeye uymayan samimiyetsizce yapılmış bir açıklamadır" dedi.

Son derece yanlış bir iddia

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin iddiasına göre, Direkt Ticaret Tüzüğü yaşama geçerse, "kendine göre 'sahte' dediği devletimizin düzeyi yükselecek, böylece Kıbrıs Türkleri çözümden uzaklaşacak ve ayrılıkçılık gelişecek" diyen Başbakan Soyer, bunun son derece yanlış bir iddia olduğunu söyledi.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, iki toplumun, iki halkın, siyasi eşitliğine, ortak egemenliğine dayalı bir idare olduğunu, fakat bu egemenliği Güney Kıbrıs'ın hakimiyetçi anlayışının Enosis maksadıyla bozduğunu belirten Soyer, Rumların bunu tek bir toplumun kimliğine dayalı bir cumhuriyete dönüştürdüğünü kaydetti.

Kıbrıs Türk halkının gasp

edilen egemenliği

"Bu cumhuriyette egemenlik sorunu vardır, bu doğrudur, ama bu egemenlik, Kıbrıs Türk halkının gasp edilen egemenliği sorunudur. Esas mesele budur" şeklinde konuşan Başbakan Soyer, Direkt Ticaret Tüzüğü'nü "Kıbrıs Türk halkının düzeyini yükseltecek" diye engellemenin, gasp edilen ve iki toplumun ortak egemenliğine dayalı bir cumhuriyetin tek yanlı bir karaktere döndürülmüş egemenliğini Kıbrıs Türk halkına dayatmak anlamına geldiğini söyledi.

Soyer, Rum tarafının; "ekonomik önlemler" adı altında sunduğu paketi, Kıbrıs Türk halkına kabul ettirmek için hiç kimsenin taraf olmaması gerektiğini vurgulayarak, bu dayatmaların kabul edilemez olduğunun altını çizdi.

"Dünyayla buluşmaya hazırız"

"Kıbrıs Türk halkı olarak, Kıbrıs'ın bütünlüğünde ve ada ekonomisinin bütünlüğünde siyasi eşitlik temelinde, ortak bir ekonomiyle, dünyayla buluşmaya hazırız" şeklinde konuşan Başbakan Soyer, bunun için de gerekli girişimleri yapmaya çalıştıklarını belirtti.

Başbakan Soyer, "Kıbrıs Rum yönetiminden onun gasp ettiği egemenlikten, izin alacak değil, kendi ekonomimizi Kıbrıs'ın bütününde, Kıbrıs Rum ekonomisi ile eşit düzeyde şekillenecek bir ortamda dünyayla buluşturmaya, birleşik bir adada ortak bir ekonomi temelinde birleşmiş bir Avrupa'nın ekonomisi içinde kendi ulusal ve demokratik kimliğimizle eşit taraf olarak, egemenlikte Rum tarafı kadar hak sahibi olarak yer almak istiyoruz" şeklinde konuştu.

Kıbrıs Türk tarafının her türlü işbirliği, diyalog ve girişime açık olduğunu da vurgulayan Soyer, bu girişimin hiçbir zaman "gasp edilmiş bir egemenliği onaylayacaksın" yaklaşımıyla öne sürülemeyeceğini söyledi.

Soyer, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün yaşama geçmesi konusundaki ısrarlarının bir an önce BM görüşme sürecinin siyasal eşitlik temelinde başlamasıyla bağlantılı olduğunu da belirtti.

İstanbul Üniversitesi'nden iki profesör

Bu arada dünkü Bakanlar Kurulu toplantısına İstanbul Üniversitesi'nden iki profesörün de katıldığını söyleyen Başbakan Soyer, profesörlerin, kıyıların düzenlenmesi ve geliştirilmesi ile ilgili bilgi vereceklerini kaydetti.

Soyer, profesörlerin aktaracağı bilgilerlin, bir ada ülkesi olan Kıbrıs'ta gelişme ve ilerlemeyi sağlarken, çevre, kıyı, doğa ve ekonomiyle paralellik içinde çalışmayı da sağlayacağını kaydetti.

"Hükümet bazılarının arzuladığı şekilde

sıkıntılı bir noktada yürümüyor"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, gazetecilerin, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk'ün görevden alınacağına ilişkin spekülasyonları hatırlatması üzerine, CTP/BG-ÖRP Koalisyon Hükümeti'nin, bazılarının arzuladığı şekilde sıkıntılı bir noktada yürümediğini söyledi.

Soyer, "Hükümet, kendi içinde çalışmalarını güzellikler içinde sürdürecektir" dedi.

Başbakan Soyer, gazetecilerin, DAÜ' de örgütlü sendikaların bugün Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında GAÜ önünde yaptıkları eyleme ilişkin soruları üzerine de, eylem yapmanın herkesin hakkı olduğunu kaydetti.

DAÜ ile ilgili yasanın Bakanlar Kurulu'ndan meclise sevk edilerek, bu yıl geçeceğine dikkat çeken Başbakan Soyer, bu konuda hükümetten beklentilerin çok olduğunu, kendilerinin ise biraz zamana, inceleme, araştırma ve değerlendirmeye ihtiyaçları olduğunu söyledi.

"Bindiği dalı kesmek anlamına gelir"

Sendikaların, bazı gazetelerde "Eylülde üniversiteyi açtırmayız" şeklinde görüşleri bulunduğuna işaret eden Başbakan Soyer, "Hiç kimsenin, 'hiçbir okulu, hiçbir üniversiteyi açtırtmam' deme hakkı yoktur" dedi.

Özellikle KKTC üniversitelerine dönük olarak yaygın şekilde anti propaganda yapıldığı bir dönemde böylesi beyanatların verilmesinin "bindiği dalı kesmek" anlamına geldiğini ifade eden Başbakan Soyer, "üniversiteler özerk ve demokratik bir ortamda gelişecek, ama her halükarda kimsenin bunları kapatmaya hakkı yoktur. Hükümet olarak son derece kararlıyız" dedi.

"Hükümet dimdik ayakta"

Özgürlük ve Reform Partisi Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, hükümetin dimdik ayakta olduğunu söyledi.

Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in açıklamalarının ardından, gazetecilerin Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk'ün görevden alınacağına ilişkin sorusunu yanıtlayan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Avcı, hükümetin dimdik ayakta olduğunu, sorunları olmadığını ve yollarına devam ettiklerini belirtti.

İcraatlarının devam edeceğini ifade eden Avcı, Özgürlük ve Reform Partisi'nin yoluna, büyüyerek, devam ettiğini kaydederek, "demokratik partiler içinde zaman zaman tartışmaların olabileceğini" söyledi.

KIBRIS 24/05/07

 

Rum önlemlerine Güney'den de tepki: Papadopulos samimi değil

Themistokleus, Papadopulos'un bu konuda gerçek siyasi iradeye sahip olmadığını belirterek, "Deneyimlerim, bu konuda beni oldukça temkinli yapıyor. Çünkü Papadopulos hükümetinin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında ticaret konusunda gerçek siyasi iradeye sahip olmadığına inanıyorum." dedi

Rum başkanlık adaylarından Kostas Themistokleus, Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türklerle ilgili önlemler paketi açıklamasını olumsuz bir gelişme olarak gördüğünü açıkladı.

Themistokleus, Papadopulos'un bu konuda gerçek siyasi iradeye sahip olmadığını belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Deneyimlerim, bu konuda beni oldukça temkinli yapıyor. Çünkü Papadopulos hükümetinin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında ticaret konusunda gerçek siyasi iradeye sahip olmadığına inanıyorum.

Keşke yalancı çıksam ve bu önlem sonuç verse ama size söylüyorum, deneyimlerim bunu gösteriyor. Bütün bunların; hükümetin, AB'de olacağından emin olduğu şeyi (yani Kıbrıs'ın Kuzey kesimi ile AB arasında doğrudan ticaretin şu veya bu şekilde onaylanmasını) tersine çevirmek çabası çerçevesinde olduğunu kolaylıkla söyleyebilirim.

Bütün bunların doğrudan ticaret konusunda olanlara bir karşı-önlem olduğu söylenebilir."

Themistokleus; bundan üç yıl önce barikatlar açılır açılmaz böyle bir iş ortaklığı kurmaya çalışan ilk Kıbrıslı Rum idi. 'Şirketimiz, 1974 sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti Şirketler Mukayyitliği'ne kayıt yaptırmak suretiyle kurulan; benim ve iki Kıbrıslı Türkün oluşturduğu ilk ortaklıktı. Ben şirketin % 50, Kıbrıslı Türkler de % 25'er hissedarıydı. Bu şirket bundan üç yıl önce, barikatların açılmasından ve Yeşil Hat Tüzüğü'nün onaylanmasından sonra; o zamanlar Ankara Protokolü'nün genişletilmesi söz konusuyken ve Kıbrıs ve Türkiye arasında ticari işbirlikleri oluşturulması olanakları olacakken kuruldu.'

Themistokleus, Kıbrıslı Türklerle iş ortaklığı kurma çabasının altının, her iki taraftaki milliyetçi çevrelerce oyulduğuna inanıyor. Themistokleus 'Yeşil Hat Tüzüğü'nden kaynaklanan ekonomik zorlukların ötesinde, siyasi irade eksikliği de sorunlar yarattı. Maalesef her iki toplumdaki milliyetçi çevreler, şirketle ilgili bu çabayla savaştılar. Bana; hükümet böyle tüzüklerin altına imza atarken, aslında, imzasını taşıyan şeyin işlemesini istemediği izlenimi verildi' dedi."

Önlemleri Türkçeye tercüme ettiler

Haravgi gazetesi haberinde, Rum yönetiminin; Kıbrıslı Türk ve Rumların karma ortaklıkları konusunda geçen gün açıkladığı iki plana Kıbrıslı Türklerin göstereceği ilgiyle ilgili değerlendirme yapmak için henüz erken olduğunu açıkladığını yazdı.

Rum yönetiminin ayrıca; açıkladığı iki plan dâhilinde yapılacak harcamaların, tamamen ve yalnızca milli kaynaklardan geleceğini de açıkladığını kaydeden gazete devamla şunları yazdı:

"Planlar; iki toplumun ticaret ve sanayi odalarının görüşmelerinde değerlendirmeleri için halen Türkçeye tercüme edilmişken henüz Kıbrıs Türk toplumunun bilgisine getirilmedi. İki Oda'dan çevreler, akıllarında; 2007-2010 dönemini kapsayan 3 yıl için tamamen milli kaynaklardan gelen ve AB ödenekleriyle hiçbir alakası olmayan 30 milyon Avroluk ödeneği varken; karma ortaklıkların desteklenmesine yönelik paketi 'çok bonkör' olarak nitelendirdiler.

Maliye Bakanı Kıbrıslı Türk işadamlarının iki planla ilgili tam olarak nasıl bilgilendirileceği sorusuna karşılık; bilgilendirmedeki başlıca aracın Ticaret Odaları olduğunu ve bilgilendirme konusunda herkesin çaba harcayacağını söyledi. Önlemler paketinin halen Türkçeye tercüme edildiğini kaydeden Bakan, 'Var olan bilgiler değerlendirilir ise o zaman aynı oranda ilgi de olacak, çünkü teşvikler ve fırsatlar somuttur' dedi."

KKTC'den tepkiler

Rum gazeteleri, Rum Maliye Bakanı Mihalis Sarris tarafından geçen gün açıklanan, Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik yeni önlemler paketine, KKTC'den verilen tepkilerle ilgili haberler yayımladılar.

Alithia gazetesi haberinde, Rum yönetiminin, "ekonomik kalkınma şartlarının ve Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki işbirliğinin iyileştirilmesi" amacıyla açıkladığı yeni önlemler paketine Kıbrıslı Türklerin ilk aşamada kuşkuyla yaklaştıklarını yazdı.

Gazeteye göre, Kıbrıslı Türkler bilgilendirme yapılmadığını ve bunun; "Rum tarafının bir taktik hareketi" olduğunu söylediler ve iki toplum arasındaki bilgilendirme eksikliği nedeniyle, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında herhangi bir iş ortaklığının geleceği konusunda kötümserlik belirttiler.

Gazete, Kıbrıslı Türk gazetecilerin de önceden bilgilendirilmediklerini kaydederek; Rum Maliye Bakanı Mihalis Sarris'in, önlemler paketini açıklamak üzere geçen gün düzenlediği basın toplantısına katılmadıklarına dikkat çektiği haberini özetle şöyle sürdürdü:

"İncelemeden ret"

"Lefkoşa'nın işgal altındaki kesiminin sokaklarındaki sıradan vatandaşlar, önlemler hakkında hiçbir şey duymadıklarını söylüyorlar ve şaşkınlık belirtiyorlar.

Fileleftheros gazetesi de haberinde, Kıbrıs Türk tarafının incelemeden reddettiğini yazdığı; Rum yönetiminin önceki gün ilan ettiği "Kıbrıslı Türkleri destekleme önlemleri" ile ilgili olarak Rum yönetiminin; "paket işgal rejimine değil Kıbrıslı Türklere yöneliktir ve dolayısıyla açıklanması, planlamalarımızı etkilemez" açıklamasını yaptığını yazdı, şöyle devam etti:

"Edindiğimiz bilgilere göre hükümet; programların hayata geçirilmesi hedefiyle kullanılacak ödeneklerin değerlendirilmesi için Kıbrıslı Türkleri bilgilendirme kampanyası başlatacak. Bilgilendirme; diğer şeyler yanında, Kıbrıs Türk basını aracılığıyla da yapılacak. Merak edilen; Kıbrıslı Türkler tarafından yanıt gelip gelmeyeceğidir. Geçmişteki göstergeler olumludur. İşgal rejimi her türlü çabayı engellemezse ilgi gösterileceği değerlendiriliyor.

Paket, yabancı hükümetler ve AB dönem başkanı Almanya tarafından olumlu karşılandı. Var olan önerilerin ötesinde, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında işbirliği inşa edilmesi yönünde çok para harcanacağı da ortadadır. Talat'ın Sözcüsü Erçakıca önlemleri '8 Temmuz sürecine ölümcül beyin sarsıntısı' olarak niteledi."

Gazete devamla Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'nın dünkü açıklamasını özetledi.

KIBRIS 24/05/07

 

AB ve dünyayı yanıltmaktan başka bir şey değil

Ticaret Odası, Kuzey Kıbrıs ekonomisini asimile edecek herhangi bir önerinin asla kabul edilemeyeceğine dikkat çekerek, ek önerilerin, Kıbrıslı Türkleri ve iş insanlarını Rum ekonomisine daha bağımlı hale getirmeye, yavaş yavaş kendi otoritelerini Kıbrıslı Türklere kabul ettirmeye ve bunu yaparken de başta AB olmak üzere dünyayı yanıltmaya yönelik olduğunu bildirdi

Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıs Türk iş insanlarına yönelik olarak açıkladığı ek önlemlerin, başta Avrupa Birliği olmak üzere, dünyayı yanıltmaktan başka bir şey içermediğine işaret ederek, Kuzey Kıbrıs ekonomisini asimile edecek herhangi bir önerinin asla kabul edilemeyeceğini bildirdi.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası dün yaptığı açıklamayla, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ekonomik önerilerini değerlendirdi.

Açıklamada, ek önerilerin, Kıbrıslı Türkleri ve Kıbrıs Türk iş insanlarını Rum ekonomisine daha bağımlı hale getirmeye, yavaş yavaş kendi otoritelerini Kıbrıslı Türklere kabul ettirmeye ve bunu yaparken de başta AB olmak üzere dünyayı yanıltmaya yönelik olduğu belirtildi.

Ekonomik seviyedeki dengenin ve paritenin sağlanmasının, Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı çözümü için en önemli unsur olduğuna işaret edilen açıklamada, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türkler için söz verdiği tüzüklerin esas amacının; Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik kalkınmasını, teşvik ederek, ekonomik açıdan kendi kendine yetmesini sağlamak ve Rumlarla eşit bir seviyeye getirerek, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine yardımcı olmak olduğu kaydedildi.

Açıklamada, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Kıbrıslı Rumların engellemelerine maruz kaldığı, ekonominin kalkınmasına katkı sağlayacak eğitim ve turizm sektörlerindeki atılımların da Rumlar tarafından baltalandığı belirtildi. Açıklama, şöyle devam etti:

"Dolayısı ile Kıbrıslı Rumlar, bizim dünya ile entegrasyonumuzu sağlayacak, ekonomik gelişimimize ve adanın yeniden birleşmesine gerçek anlamda katkı sağlayacak enstrümanların ve girişimlerin hayata geçmesini engellerken ve Kıbrıslı Türkleri kısıtlamalar ve izolasyonlar altında tutma kararlılığını gösterirken, yapmış oldukları bu ek önerileri göstermelik, rüşvet ve zaman kazanmaya yönelik yeni bir oyun olarak görmekteyiz"

Ticaret Odası, Rum yönetiminin, iki toplum arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilebilmesi için öncelikli olarak mevcut ticari ve ekonomik ilişkilerdeki olumsuzlukların giderilmesi için somut adımlar atması gerektiğini belirtti.

Rum yönetiminin öncelikli olarak, Kıbrıslı Türk iş insanlarının kendi ürettiklerini kendi limanlarından Avrupa'ya ve dünya pazarlarına ulaştırmasını engellemekten vazgeçmesi gerektiği kaydedilen Ticaret Odası açıklamasında, şöyle denildi:

"Rum tarafının; öncelikle Kıbrıs Türk üniversitelerinin ve öğrencilerinin Bologna Sürecine dâhil olmalarını engellemekten vazgeçmesi, Kıbrıs Türk menşeli ürünlerin Güney Kıbrıs'a daha rahat satılabilmesi için reklam ve tanıtım dâhil gereken koşulları sağlaması, Rum tüketiciler üzerindeki olumsuz psikolojik etkiyi azaltması, Gümrük Birliği'nden ithal ettiğimiz ürünlerin Güney Kıbrıs'ta da pazarlanmasına ilişkin gerekli düzenlemeleri yapması, Yeşil Hat Tüzüğü'nde belirtilen 135 Euro'luk yolcu beraberi limitinin daha makul bir seviyeye yükseltilmesi ve bu kapsamda Kuzey'den alışveriş yapma hakkını kullanan Rum ve yabancı misafirlerimize geçiş noktalarında suçlu muamelesi yapmaması gerekmektedir."

Ticaret Odası, Bal ve Balık Tüzüğü'nde öngörülen uygulamanın da Kıbrıslı Türk balıkçı teknelerinin kayıtlarının Güney otoritelerinde bulunmasını öngördüğüne dikkat çekerek, bu uygulamanın; Yeşil Hat Tüzüğü'nün, uygulayıcı organı Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan başka bir Kıbrıs Rum otoritesine devredilmesini öngördüğü belirtildi.

Açıklamada, "Bu asla kabul edilemez ve bizler bu gibi yöntemlerle Güney Kıbrıs'ın otoritesini Kuzey Kıbrıs'a yayma faaliyetlerine karşı çıkmaktayız" denildi.

KIBRIS 24/05/07

 

Almanya Federal Meclisi'nde, Kıbrıs'la ilgili karar önerisi bugün onaylanacak

.A.K.-ÖZGÜL GÜRKUT MUTLUYAKALI

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki milletvekilleri heyeti, Almanya Federal Meclisi'nde bugün onaylanması beklenen Kıbrıs'la ilgili karar önerisi konusunda dün Berlin'de temaslar yaptı.

Milletvekilleri, Annan Planı'na "evet" diyen Kıbrıs Türk halkına referandum sonrasında verilen sözlerin tutulması ve haksız izolasyonların kaldırılması taleplerini, AB Dönem Başkanı da olan Almanya'nın politikacılarına iletti.

Heyet, komite toplantısı öncesi yaptığı temaslarda karar önerisiyle ilgili görüş alışverişinde bulundu.

Alman Federal Meclisi'nde (Bundestag) temsil edilen Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU), Sosyal Demokrat Parti (SPD), Birlik 90/Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Partili (FDP) milletvekilleri, Kıbrıs'ın birleşmesine katkı sağlamak ve adada yaşayan halklara eşit haklar verilmesi konusunda hazırladıkları karar önerisi, dün ilgili komitede onaylandı. Karar önerisinin bugün de Federal Meclis'te kabul edilmesi bekleniyor.

Rum-Yunan ikilisi komiteye

sert bir mektup yazdı ancak...

Kıbrıs Rum tarafının ve Yunanistan'ın öneriyi dün onaylayan komitenin üyelerine sert bir mektup yazarak bazı değişiklikler talep ettiği, ancak milletvekillerinin Rum-Yunan taraflarının tutumundan rahatsızlık duyarak, hazırlanan metinde değişiklik yapmadan onayladığı öğrenildi.

Karar önerisi

Almanya Federal Meclisi'nde bugün oylanacak Kıbrıs'la ilgili karar önerisinin tam metni şöyle:

"Kıbrıs için İlerlemeler -Almanya AB Dönem Başkanlığı için bir görev:

Almanya Federal Meclisi'nin karar vermesi talep edilir:

I-Almanya Federal Meclisi tespit eder;

1 Mayıs 2004'ten bu yana Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği üyesidir. Birliğe katılım ile bağlantılı, adanın bölünmesinin ortadan kalkacağına dair olan beklenti şimdiye kadar gerçekleşmedi. Buna rağmen Annan Planı olarak adlandırılan, adanın yeniden birleşmesini içeren plan üzerine 2004'te yapılan halk oylamasının Kıbrıs Rum tarafında reddedilmesinden sonra Kıbrıs konusunda yine bir hareketlenme olmuştur. Özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin adanın kuzeyine yapılacak AB mali yardımına onayını vermiş olması olumlu bir sinyaldir. Avrupa Birliği Genel Konular ve Dışişleri Konseyi de 22 Ocak 2007'de bu bağlamda 'özellikle, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini desteklemesi amaçlanan Mali Yardım Yönetmeliği'nde ilerleme sağlanmıştır' sonucuna varmış bulunmaktadır.

Bu gelişmeler ışığında Almanya'ya, 2007 yılının ilk yarısındaki AB Dönem Başkanlığı sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devlet birliği ve egemenliğinin tam olarak yeniden sağlanması doğrultusunda başka adımlar atma şeklinde önemli bir görev düşmektedir.

Bu bağlamda görüşmelerin AB Komisyonu'nun 2004 yılında hazırladığı, 'Dış Ticaret Düzenlemesi' diye adlandırılan taslak üzerinden tekrar başlatılması özel önemdedir. Bu taslak, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin fiilen kontrolünün olmadığı bölgeler ile ticaret için özel bir düzenlemeyi öngörmekteydi.

Tüm Kıbrıs'ta pek çok insan, AB'den Kıbrıs sorununda ve insanların birlikte yaşaması için günlük sorunların çözümlenmesinde daha çok çaba sarfetmesini bekliyor. Federal Almanya Cumhuriyeti'ne Yeşil Hat'tın her iki tarafında da yüksek bir güven duyulduğu için Almanya'yı yönetenler, çelişkilerin aşılması konusunda olası ihtimalleri aktif olarak desteklemelidirler.

II-Almanya Federal Meclisi, AB Dönem Başkanı olarak Federal Hükümet'ten talep eder:

1. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin; Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin fiilen kontrolünün olmadığı bölgeler ile ticaret için özel düzenlemeler getirilmesine dair bir Konsey kararnamesinin çıkartılmasını içeren AB Komisyon önerisinin kabulü yönündeki çalışmaların zaman geçirilmeden yeniden başlatılması konusunda çaba sarfetmesini;

2. Kıbrıs'ın her iki tarafı arasındaki ticaretin sonuçta siyasi bir çözümün bulunabilmesi için daha çok canlandırılmasına çaba sarfetmesini;

3. Kuzey Kıbrıs için sağlanan AB mali yardımı çerçevesinde altyapının geliştirilmesi ve yeniden yapılanması

4. için başta çevre, enerji, ulaşım ve telekomünikasyon alanlarında, sosyal ve ekonomik kalkınma için başta kırsal alanda, insan kaynaklarında ve küçük ve orta ölçekli işletmelerde ve de Kuzey Kıbrıs'taki nüfusun AB ile uyum sağlayabilmesi için değişim, burs programları ve yerinde bilgilendirme etkinliklerinin teşviki için çaba sarf etmesini;

5. Kuzey Kıbrıs'taki idarenin, AB hukuk sistemine uyum sağlanması doğrultusunda atılacak adımları desteklemeye hazır oluşundan faydalanılmasını;

6. Türkiye ile olan müzakerelerde Kuzey Kıbrıs'ta bulunan Türk birliklerinin kademe kademe geri çekilmesi ile birlikte Kıbrıs Rum tarafına kesin ve güven oluşturucu bir sinyal verilmesine çalışılmasını;

7. Türkiye ile olan müzakerelerde AB'nin, Ortaklık Anlaşması'na Uyum Protokolü'nün tam olarak uygulanmasını beklediğinin vurgulanmasını;

8. Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin; Kuzey Kıbrıs parlamentosu, idaresi, kamu kurum ve eğitim kuruluşları ile temas ambargosunun kalkması için çaba gösterilmesi. Federal Meclis. 9 Mart 2007'de Lefkoşa'da Ledra Caddesi'nde sınır duvarının yıkılmasını özellikle selamlıyor. Her iki taraftaki insanların sınırları herhangi bir engelle karşılaşmadan geçebilmeleri sağlanmalıdır.

9. Açıklık kazanmamış mülkiyet konularının çözümüne yönelik bir tasarımın BM düzeyinde hazırlanmasının desteklenmesini;

10. AB düzeyindeki girişimlerin yanı sıra Kıbrıs konusunda BM düzeyindeki çözüm arayışlarının desteklenmesi ve BM Genel Sekreteri'nin, 1974'den bu yana muhtemel nüfus değişikliklerini dikkate alan yeni girişiminde desteklenmesi. BM tarafından organize edilen bir nüfus sayımı Kıbrıs'ta ülkenin her iki tarafına olan göçün değerlendirilmesi için gerçekçi verilerin elde edilmesine ve göç konusundaki gerginliğin azalmasına yardımcı olabilir.

11. Kıbrıs'ın her iki tarafından insanların Kıbrıs iç sınırlarının ötesinde anlaşma ve düşman imajının kalkması için çalıştıkları ve pratikte işbirliği yaptıkları yurttaşlık girişimlerini ve birlikleri destekleyerek teşvik etmesini;

12. Taraflardan Kıbrıs'ta çözüm arayışlarına yoğun ve yapıcı katkıda bulunmalarını talep edilmesi."

KKTC Heyetine olumlu tepkiler

Cumhuriyet Meclisi heyeti, dün görüştüğü Alman siyasi parti temsilcilerinden olumlu tepkiler aldı. Kıbrıs Türk halkının görüşlerini ve beklentilerini Meclis Başkanı Ekenoğlu'nun ve milletvekillerinin ağzından dinleyenlerden biri olan Sol Parti Milletvekili Danışmanı Uwe Hiksch, Almanya Parlamentosu'ndaki tüm partilerin Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Rumların AB üyesi yapılmasının hata olduğunu inkar etmediğini söyledi.

Almanya Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning ise, Kıbrıs Türk tarafının hazırladıkları karar önergesiyle ilgili yaklaşımını yapıcı bulduğunu belirtti.

Görüşmeler

Yeşiller Partisi'nin davetlisi olarak önceki gün Berlin'e gelen Cumhuriyet Meclisi heyeti, dün önergenin hazırlanmasında en büyük rolü üstlenen Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock ve Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning; ardından da Federal Parlamento Sol Parti Milletvekili Hakkı Keskin ve parti asistan ve danışmanlarıyla bir araya geldi. Heyet, Federal Parlamento'yu da gezerek bilgi aldı ve izleyici locasından bir süre toplantıyı izledi. Meclis heyetine Alman Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Milletvekilleri Özcan Mutlu ve Bilkay Öney eşlik etti.

Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock, Kıbrıs sorununun siyasi boyutuyla ilgilendikleri bu dönemde heyetin Berlin'e gelmesinin isabet olduğunu belirterek, 4 partinin hazırladığı önergenin Türkçe'sini sundu.

Ekenoğlu: Mülkiyet sorunu

bütünlüklü çözümde...

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu burada yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun karmaşık bir sorun olduğunu, çocukluk ve gençlik yıllarının hep bu sorunla geçtiğini, ancak önümüzdeki süreçte neler yapılabileceğine baktıklarını belirtti.

Referandum sürecinde dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiğine raporunda yer verdiğini hatırlatan Ekenoğlu, buna rağmen Kıbrıslı Türklerin, ekonomik, kültürel ve eğitim alanlarında ambargolara maruz kaldığını vurguladı.

Önergedeki eksiklikler

Ekenoğlu, 4 partinin hazırladığı Kıbrıs konusundaki önergeyi olumlu bulduklarını, ancak eksik gördükleri konulara da dikkat çekmek istediklerini kaydederek, Rumların sürekli olarak adadaki Türk askerinin varlığını gündeme getirdiğini, oysa Annan Planı'nda güvenlik konusunun pürüzsüz anlaşılan tek konu olduğunu hatırlattı.

Önergede Kıbrıs'taki Rum ve Yunan askerlerinden hiç söz edilmediğini, Rum ordusunun ABD'den sonra en çok silahlanan ordu olduğunun göz ardı edildiğini belirten Fatma Ekenoğlu, Türkiye'nin, Ankara Protokolü'yle izolasyonların kalkmasıyla eş zamanlı olarak limanlarını Rum gemilerine açacağı taahhüdü verdiğini kaydetti.

Meclis Başkanı Ekenoğlu, Lokmacı kapısıyla ilgili gözden kaçırılan gerçeğin Kıbrıs Türk tarafının duvarı 2005'te yıktığı olduğunu ifade ederek, Rumlarınsa ancak bu yıl bu adımı attığını belirtti.

Mülkiyet sorununun bütünlüklü bir çözümde ele alınabileceğini, ancak Kıbrıs Türk tarafının AİHM kararlarını da göz önünde tutarak Mal Tazmin Komisyonu kurduğunu, 200 Rum müracaatının değerlendirildiğini, mal iadelerinin çözümden

sonra yapılacağını kaydeden Fatma Ekenoğlu, Kıbrıs Türk halkının adada çözüm isteğini, Kıbrıs tarih kitaplarındaki tüm şoven unsurları çıkararak bir kez daha gösterdiğini, Karpaz'da Rum okulu açıldığını, AB üyesi Rumların ise tarih kitapları konusunda adım atmamak yanında Limasol'da Türk okulu açılmasına izin vermediğini hatırlattı.

Fatma Ekenoğlu, Rumların Kıbrıs sorununu AB çatısı altına çekmeye çalışırken, kararda BM çatısı altında bir çözüme destek verilmesini olumlu bulduklarını kaydetti.

Ekenoğlu konuşmasında, iki milletvekilini Kıbrıs'a da davet etti.

Löhning: Sizin eleştirileriniz çok daha olumlu

Almanya Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning, karar önergesi konusunda Rum tarafı ve Yunanistan'dan da kendilerine eleştiriler geldiğini belirterek, "Siz de bizi eleştirdiğinize göre, yanlış bir önerge değil. Dengeli bir önerge. Ama şunu belirtmek isterim ki sizin eleştirileriniz çok daha olumlu" diye konuştu.

Löhning, önergeyi hazırlarken Kuzey Kıbrıs'ta atılan adımları göz ardı etmediklerini, Kıbrıslı Türklerin referandumdaki "evet"ini de sürekli göz önünde tuttuklarını belirterek, özetle şunları söyledi:

"Kıbrıs'ta çıkarlarını düşünen birçok taraf var, ama sorun yaratan taraf siz değilsiniz. Biz bunun bilincindeyiz. AB, Kuzey Kıbrıs'a izolasyonların kaldırılması kararını aldı. Maddi yardım da bunun içindi. Bu önergeyle, alınan kararların geçerliliğini ve hayata geçirilmesi gerektiğini belirtmek istedik.

Kıbrıs sorunu, Almanya-Türkiye ilişkilerini de olumsuz etkiliyor. Oysa Türkiye'yle ilişkilerimizi sıcak tutmak istiyoruz. Zarar görmesini istemiyoruz.

Soruna olumlu yaklaşmanız, söylediğiniz bazı şeyler ve eğitim müfredatındaki reformunuz beni sevindirdi. Bunun çok önemli olduğunu Fransa'yla yaşadığımız tecrübelerden dolayı biliyoruz."

Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning, mülkiyet sorununun geceden sabaha çözümlenemeyeceğine işaret ederek, Mal Tazmin Komisyonu'nu da olumlu karşıladığının ifade etti ve "Geçmişle uğraşmayıp geleceğe bakmanız çok olumlu" dedi.

Kendilerini AB'nin kararlarıyla bağlı hissettikleri için bu önergeyi hazırladıklarını belirten Löhning, Kıbrıs'ta müzakere sürecinin hızlanmasını ve Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı bitmeden sorunun hallolmasını istediklerini ifade etti.

Steenblock: Papadopulos

gerekenlerin çok azını yaptı

Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock da, Meclis Başkanı Ekenoğlu'nun açıklamalarını çok olumlu karşıladığını belirtti.

Kıbrıs'la ilgili önergeyi, hükümet hazırlamasa da desteklediğini, önergenin Kıbrıs'ta çözüm için iki tarafa da görev düştüğüne işaret ettiğini kaydeden Steenblock özetle şunları dile getirdi:

"Biz, tek bir tarafla dost olup ötekine sırt dönmek istemiyoruz. Sorunun samimi çözümüyle ilgileniyoruz. Şu anda AB içinde olmasına rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti'yle de tartışıyoruz. Papadopulos hükümetinin, adada bir uzlaşmaya varılabilmesi için yapması gerekenlerin çok azını yaptığını da biliyoruz.

Sol Parti'yle görüşme

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, CTP milletvekilleri Ahmet Barçın, Mustafa Yektaoğlu, Mehmet Ceylanlı, Teberrüken Uluçay ve UBP milletvekilleri Esat Ergün Serdaroğlu ve Hasan Bozer, daha sonra Sol Parti Milletvekili Hakkı

Keskin Sol Parti Meclis Grubu Avrupa Politikası Asistanları Kurt Neumann, Janeta Mileva ve Milletvekili Dr. Diether Dehm'in Danışmanı Uwe Hiksch'la da görüştü.

Fatma Ekenoğlu, Kıbrıs sorununu gelecek nesillere miras bırakmak istemediklerini vurgulayarak, sorunun Rumların iddia ettiği gibi 1974'te başlamadığını anlattı.

Kıbrıs Türk halkının çözüm istekliliğini referandumda ve attığı birçok adımda gösterdiğini kaydeden Ekenoğlu, Rumların ise tek yanlı AB üyesi olduğunu, Kıbrıs Lirası üzerinde Türkçe yazarken Türkçe'nin AB dili yapılmadığını, Kıbrıslı Türklerin birçok haktan mahrum bırakıldığını vurguladı.

Ekenoğlu, Sol Parti temsilcilerine üzerindeki Türkçe yazıları görmeleri için Kıbrıs Lirası da verdi.

Kıbrıs Türk halkının kendi ayakları üzerinde durabilmek için izolasyonların kaldırılmasının istediğini ifade eden Fatma Ekenoğlu, "Biz kendimizi Avrupalı görüyoruz. İzolasyonların kalkmasıyla daha güçlü olup Rumlarla masada sorunlarımızı çözebilmek için bu süreçte AB'den yardım istiyoruz" dedi.

Hiksch: Rumların çözümden

önce üyeliği hataydı

Danışman Uwe Hiksch, Almanya Parlamentosu'ndaki tüm partilerin Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Rumların AB üyesi yapılmasının hata olduğunu inkar etmediğini söyledi.

Hiksch, parlamentoda Kıbrıs sorunu tartışılırken bu hatanın tekrar gündeme geldiğini, Sol Parti'nin Güney Kıbrıs'taki AKEL'le iyi ve yoğun ilişkileri bulunduğunu, ama ne kadar dost olsalar da üç konuda farklı görüş taşıdıklarını belirtti.

Sol Parti'nin Kıbrıs'taki tüm yabancı askerlerin (İngiliz, Yunan, Türk) gitmesinden yana olduğunu, mülkiyet sorununda geçmişte yaşanan haksızlıklara yenilerinin eklenmesini ve yeni göçlere yol açılmasını istemediklerini, bu nedenle maddi tazminattan yana olduklarını, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik güçlenmesini desteklediklerini anlatan Uwe Hiksch, "Ama uluslararası hukuka dayanarak söylersek tek bir Kıbrıs var" dedi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da Hiksch'i yanıtlarken, AKEL'in gerici ve faşist bir Cumhurbaşkanı olan Tasos Papadopulos'u desteklemesini anlayamadıklarını söyledi.

Asistan Kurt Neumann'ın 8 Temmuz süreciyle ilgili bilgi istemesi üzerine Ekenoğlu ve milletvekilleri tarafından bu konuda da bilgiler verildi ve sürecin, Rumların toprak konusunun teknik komitelerin gündemine alınmasındaki ısrarı yüzünden ilerlemediği anlatıldı.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, Rum tarafının cinayetlerin aydınlatılması, insan kaçakçılığı, kuş gribi gibi insancıl konularda bile işbirliğinden kaçındığını örnekleriyle anlattı.

Keskin: Her şeye rağmen olumlu

Sol Parti Milletvekili Hakkı Keskin, partisinin Kıbrıs konusundaki önergeye çekimser oy kullanacağını söyledi. Almanya'nın dönem başkanlığı nedeniyle önergenin büyük önem taşıdığını vurgulayan Keskin, "Her şeye rağmen önergeyi olumlu değerlendiriyorum" dedi.

Mutlu: İlk kez Rum tarafının sorumluluğunun altı çiziliyor

Yeşiller Partisi Berlin Parlamentosu Milletvekili Özcan Mutlu da, önergenin dört dörtlük olmasa da ilk kez Almanya Parlamentosu'nda Rum tarafının da sorumluluğunun altının çizildiğini ve her iki tarafın göreve davet edildiğini söyledi.

Mutlu, ilk kez Rum tarafının çözüme yardıma çağrıldığını kaydederek, dönem başkanı Almanya'nın bunu yapmasının önemine işaret etti.

Almanya'nın dönem başkanlığının bitmesine az bir süre kaldığı ve bundan sonrası için ne beklenebileceği sorusu üzerine Mutlu, "Gönül isterdi ki Almanya dönem başkanı olur olmaz AB'nin önündeki büyük sorun Kıbrıs sorununu hemen ele alsın, ama diğer sorunlar ve anayasa çalışmaları maalesef Kıbrıs meselesini geciktirdi. Ben yine de iyimserim. Haziran sonuna kadar dört dörtlük çözüm üretmese de Papadopulos'a doğru yolu göstereceğinden şüphem yok" diye konuştu.

KIBRIS 24/05/07

 

KKTC turizminin gelişmesi Rum otelcileri endişelendiriyor

KKTC'yi rakip olarak gören Rum otelciler, KKTC'nin aşamalı olarak Güney Kıbrıs için gittikçe daha rekabetçi turistik bir yer haline geldiği görüşünde.

Fileleftheros gazetesine göre, Rum Otelciler Birliği (PASİKSE) Yönetim Kurulu, hazırladığı bir raporda, KKTC'deki turistik alt yapının sürekli geliştiğine dikkati çekerek, bu gelişmeyi, zenginleşmesine ve Türkiye'nin KKTC'ye turist aktarma çabasına dayandırdı.

Raporda, inşaat patlaması nedeniyle yüzlerce yazlık sayfiye konut inşa edildiğine işaret edilerek, gelecek 3 yılda 14 bin olan otel yatak kapasitesinin 30 bine ulaşmasının beklendiği, bunun KKTC turizminin rekabet yeteneğini daha da artıracağı kaydedildi.

KKTC'de hizmete yeni açılan golf sahası ve turizm yatırımlarının Rum tarafındaki turizm sektörünün geleceği için endişe yarattığı belirtilen raporda, Türkiye'ye son yıllarda rekor sayıda turistin akın etmesinin de, KKTC'deki gelişmelere etkili olduğu görüşüne yer verildi.

KIBRIS 24/05/07

 

Kıbrıs hava sahası acilen ele alınmalı

Rehn, Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Rum üyesi Marios Matsakis'in "Kıbrıs Cumhuriyeti ulusal hava sahası ve uluslararası hava trafik düzenlemelerinin ihlali" başlıklı yazılı soru önergesini yanıtladı.

Kıbrıslı Rum parlamenter Matsakis, önergesinde, Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin ulusal hava sahasını ve uluslararası hava trafik düzenlemelerini devamlı şekilde ihlal ettiğini öne sürdü. BM'deki Kıbrıs daimi misyonu tarafından BM Genel Sekreterine hitaben yazılan, 14 Şubat tarihini taşıyan bir mektupta 4 Aralık 2006 ve 31 Ocak 2007 tarihleri arasında yapıldığı öne sürülen ihlallerin yer aldığını kaydeden Matsakis, "Bu gibi ihlaller, bir AB üyesi olan Kıbrıs'a yönelen, Kıbrıs'tan yapılan ve Kıbrıs üzerindeki AB ve uluslararası uçuşları riske atmaktadır" dedi.

Matsakis, ayrıca "Komisyon, Türk hükümetinin, bu gibi ihlallerin yasadışı, tehlikeli ve Türkiye'nin AB'ye katılım beklentisiyle ilgili çıkarlarına karşı olduğunu anlamasını sağlamak için hangi etkin harekette bulunma niyetindedir? Ya da, Türkiye'nin AB vatandaşlarının hayatlarını riske atan böylesine büyük bir sorumsuzluğu ve yasadışı davranışı görmezlikten gelmeyi sürdürecek midir?" sorusunu yöneltti.

Rehn: acil çözüm şart

Olli Rehn ise komisyon adına verdiği yazılı yanıtta, "Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki hava kontrol merkezleri arasındaki iletişimsizlik havayolu güvenliğini tehlikeye düşürüyor, bu hususta, uygulamaya dönük bir çözüm bulunmalıdır" dedi. AB Komisyonu'nun konuyu Türk yetkililerle 22 Mart'ta Ortak Komite'de ele aldığını kaydeden Olli Rehn, şöyle dedi:

"Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkin kontrol gerçekleştirmediği yerlerde bulunan bölgelerde Ercan hava kontrol merkeziyle doğrudan bağlantı kurulması düşüncesinde. Komisyon Ercan'ın ilgili herhangi bir uluslararası kurum, özellikle de Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı tarafından tanınmadığını hatırlatmaktadır. Güvenlik en yüksek öncelik durumundadır, bu konu en etki biçimde ve uluslararası yasalara göre, acil biçimde ele alınmalıdır."

KIBRIS 24/05/07

 

Pertev: Tüzük masada, top yine AB'de

Pertev, Avrupa Birliği dönem Başkanı Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili toplantı hakkında Türk tarafını bilgilendirdiğini söyledi.

BRT'ye konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Pertev, toplantıdan bir metin çıkmaması nedeniyle ayrıntılı yorum yapmanın mümkün olmadığına dikkat çekti.

"Doğrudan ticaret Tüzüğü masada, top yine Avrupa Birliği'nde" diyen Pertev, Türk tarafının tavrının çalışmaların hızlandırılması, sonuçlandırılması ve sorumlulukların yerine getirilmesi yönünde olduğunu kaydetti.

Pertev, Avrupa Birliği dönem başkanı Almanya'nın konuyla ilgili 22 Ocak 2007 tarihinde Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi'nde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ticaret yönünde çalışmaların gecikmeksizin başlatılması kararı ile görevlendirildiğini anımsattı.

Bu çerçevede Pertev, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün temmuz başında yeni dönem başkanı Portekiz'e devredileceği görüşlerini de değerlendirerek, etkili bir başkanlık olan Almanya'nın sorunları sorumluluk alarak çözümlemesinin olası olduğunu söyledi.

Raşit Pertev bu nedenle görev süresinin sonuna kadar Almanya'nın önceliği, elinde olan dosyaları sonuçlandırmaya vereceğini ifade etti.

KIBRIS 24/05/07

 

Rumların Kıbrıs kararı tedirginliği

Almanya Meclisi’nden geçen Kıbrıs kararı, Rum kesiminde tedirginlik yarattı. Basın, kararın Rum yönetiminin güvenilirliğine gölge düşürdüğünü iddia etti.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:52 TSI 25 Mayıs 2007 Cuma

 

LEFKOŞA - Rum Politis gazetesi, “Almanya güvenilirliğimizden kuşku duyuyor” ifadesine yer verdiği haberinde, Rum yönetiminin yara aldığını savundu. Karar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin siyasi düzeyinin yükseltilmesi yönünde net bir tavır olarak değerlendirildi.

Filelefteros gazetesi de, kararın, Ada’nın kuzeyinin tanınmasına yardımcı olacağı yorumunu yaptı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise Almanya’nın girişiminden memnun. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, kararın içeriğinden çok Almanya’nın Kıbrıs sorununa gösterdiği ilginin önemli olduğu vurgulandı.

Kararda, tüm taraflara somut girişimlerde bulunmaları çağrısı yapılıyor. Rum kesiminden de Kuzey Kıbrıs’taki kurumlarla işbirliği yapması isteniyor.

 

Alman Meclisi’nde Kıbrıs tasarısı

Alman Federal Meclisi’nde temsil edilen 4 partinin sunduğu Kıbrıs tasarısı kabul edildi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 14:53 TSİ 25 Mayıs 2007 Cuma

 

BERLİN - Tasarıda, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesine katkı sağlanması amacıyla tüm taraflara somut girişimlerde bulunmaları çağrısı yapılıyor. Rum Kesimi’nden de Kuzey Kıbrıs’taki kurumlarla işbirliği yapması istendi.

Tasarı sahipleri, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Berlin Büyükelçisi’nin federal meclis yönetimine bir mektup göndererek, tasarıyı engelleme girişimini de eleştirdi.

Milletvekilleri, Türkiye’nin askerlerini adadan kademeli bir şekilde çekmesi, buna karşılık Rum Kesimi’nin sorunun çözümü için daha somut girişimlerde bulunması taleplerini dile getirdi.

Devlet Bakanı Günter Gloser da hükümet adına yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs’a ekonomik yardım yapılmasını desteklediklerini ve doğrudan ticaret tüzüğü konusundaki çabalarının süreceğini belirtti.

Almanya'dan Kıbrıs tasarısı

25/05/2007 RADIKAL

AA - BERLİN - AB dönem başkanı Almanya'da Federal Meclis, Kıbrıs'ta çözüm ve KKTC'ye yönelik açılımlar isteyen bir tasarıyı kabul etti. Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU), Sosyal Demokrat Parti (SPD), Birlik 90/Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti (FDP tarafından hazırlanan ve Sol Parti tarafından da desteklenen tasarıda, AB'nin doğrudan ticaret tüzüğünü yeniden canlandırması, Kıbrıs Rum Kesimi'nden KKTC'deki kurumlarla işbirliği yapması ve Türk askerlerinin adadan kademeli çekilmesi isteniyor. Tasarıda, Türkiye'nin limanlarını Rumlara açması beklentisi de belirtiliyor.

Alman Meclisi'nden tarihi Kıbrıs kararı

DIŞ TİCARET ÇOK ÖNEMLİ... Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU), Sosyal Demokrat Parti (SPD), Birlik 90/Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Partili (FDP) milletvekillerinin hazırlayıp Alman Federal Meclisi'nde kabul edilen karar tasarısı, Almanya'ya, AB'nin Kıbrıs konusundaki kararlarının hayata geçebilmesi için daha aktif görev üstlenmesi çağrısı yanında Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde de talepleri içeriyor. Karar tasarısında, Kıbrıs sorununa BM düzeyindeki çözüm arayışlarının desteklenmesi gerektiği hususu ve AB Komisyonu'nun 2004 yılında hazırladığı "Dış Ticaret Düzenlemesi"nin de özel önemi bulunduğuna dikkat çekiliyor

"ALMAN HÜKÜMETİNİ CESARETLENDİRMEK İSTİYORUZ"... Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Alman SDP milletvekilleriyle görüşmesinde, referandum sonrası BM Genel Sekreteri'nin raporuna rağmen Kıbrıs Türk halkına her alanda izolasyon uygulandığına işaret etti ve izolasyonların kalkması için AB'den yardım istediklerini, halkın; referandumda evet dediği için, cezalandırıldığını düşündüğünü kaydetti. SDP Milletvekili Rainer Fornahl da, "Bu önergeyle Alman hükümetini Kıbrıs'ta birleşmeye verdiğimiz öneme dikkat çekerek tekrar cesaretlendirmek istiyoruz" dedi ve "Kızgın olduğum taraf, Güney Kıbrıs'taki elitlerin, entelektüellerin çözüm çabası göstermemesidir" şeklinde konuştu

T.A.K.-Özgül Gürkut MUTLUYAKALI

Almanya Federal Meclisi, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması istemini de içeren Kıbrıs'la ilgili karar tasarısını oybirliğiyle onayladı.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki Cumhuriyet Meclisi heyetinin de izlediği Almanya Federal Meclisi'nin dünkü toplantısında ele alınan karar tasarısı, 16.00 sıralarında kabul edildi.

Karar tasarısının görüşülmesi sırasında, siyasi parti temsilcileri ve hükümet adına toplam 8 konuşma yapıldı.

Yapılan konuşmalarda, Kıbrıs sorununa acilen çözüm bulunması istemi dile getirilirken, izolasyonların kalkması için Almanya'nın görev üstlenmesi gerektiği ortaya kondu. Konuşmalarda, karar tasarısının geçmesinin engellenmesi için Rum Yönetimi'nden gelen mektup ise kınandı. Konuşmalar sırasında, Türkiye'ye yönelik eleştiriler de yönetildi.

Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU), Sosyal Demokrat Parti (SPD), Birlik 90/Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Partili (FDP) milletvekillerinin hazırladığı önergeye, Sol Parti çekimser oy kullandı.

Önergede, AB Dönem Başkanı Almanya'ya, AB'nin Kıbrıs konusundaki kararlarının hayata geçebilmesi için daha aktif görev üstlenmesi çağrısı yanında Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde de talepler bulunuyor.

Kıbrıs Türk tarafı, önergeyi birkaç maddesi dışında olumlu buluyor. Rum tarafı ise büyük rahatsızlık duyduğu önerge aleyhine Berlin'de günlerdir lobi çalışmaları sürdürüyordu.

Kararın tam metni

Almanya Federal Meclisi'nde kabul edilen Kıbrıs'la ilgili kararın tam metni şöyle:

"Kıbrıs İçin İlerlemeler -Almanya AB Dönem Başkanlığı için bir görev:

Almanya Federal Meclisi'nin karar vermesi talep edilir:

I-Almanya Federal Meclisi tespit eder;

1 Mayıs 2004'ten bu yana Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği üyesidir. Birliğe katılım ile bağlantılı, adanın bölünmesinin ortadan kalkacağına dair olan beklenti şimdiye kadar gerçekleşmedi. Buna rağmen Annan Planı olarak adlandırılan, adanın yeniden birleşmesini içeren plan üzerine 2004'te yapılan halk oylamasının Kıbrıs Rum tarafında reddedilmesinden sonra Kıbrıs konusunda yine bir hareketlenme olmuştur. Özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin adanın kuzeyine yapılacak AB mali yardımına onayını vermiş olması olumlu bir sinyaldir. Avrupa Birliği Genel Konular ve Dışişleri Konseyi de 22 Ocak 2007'de bu bağlamda 'özellikle, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini desteklemesi amaçlanan Mali Yardım Yönetmeliği'nde ilerleme sağlanmıştır' sonucuna varmış bulunmaktadır.

Bu gelişmeler ışığında Almanya'ya, 2007 yılının ilk yarısındaki AB Dönem Başkanlığı sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devlet birliği ve egemenliğinin tam olarak yeniden sağlanması doğrultusunda başka adımlar atma şeklinde önemli bir görev düşmektedir.

Bu bağlamda görüşmelerin AB Komisyonu'nun 2004 yılında hazırladığı, 'Dış Ticaret Düzenlemesi' diye adlandırılan taslak üzerinden tekrar başlatılması özel önemdedir. Bu taslak, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin fiilen kontrolünün olmadığı bölgeler ile ticaret için özel bir düzenlemeyi öngörmekteydi.

Tüm Kıbrıs'ta pek çok insan, AB'den Kıbrıs sorununda ve insanların birlikte yaşaması için günlük sorunların çözümlenmesinde daha çok çaba sarf etmesini bekliyor. Federal Almanya Cumhuriyeti'ne Yeşil Hat'tın her iki tarafında da yüksek bir güven duyulduğu için Almanya'yı yönetenler, çelişkilerin aşılması konusunda olası ihtimalleri aktif olarak desteklemelidirler.

II-Almanya Federal Meclisi, AB Dönem Başkanı olarak Federal Hükümet'ten talep eder:

1. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin; Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin fiilen kontrolünün olmadığı bölgeler ile ticaret için özel düzenlemeler getirilmesine dair bir Konsey kararnamesinin çıkartılmasını içeren AB Komisyon önerisinin kabulü yönündeki çalışmaların zaman geçirilmeden yeniden başlatılması konusunda çaba sarf etmesini;

2. Kıbrıs'ın her iki tarafı arasındaki ticaretin sonuçta siyasi bir çözümün bulunabilmesi için daha çok canlandırılmasına çaba sarf etmesini;

3. Kuzey Kıbrıs için sağlanan AB mali yardımı çerçevesinde altyapının geliştirilmesi ve yeniden yapılanması için başta çevre, enerji, ulaşım ve telekomünikasyon alanlarında, sosyal ve ekonomik kalkınma için başta kırsal alanda, insan kaynaklarında ve küçük ve orta ölçekli işletmelerde ve de Kuzey Kıbrıs'taki nüfusun AB ile uyum sağlayabilmesi için değişim, burs programları ve yerinde bilgilendirme etkinliklerinin teşviki için çaba sarf etmesini;

4. Kuzey Kıbrıs'taki idarenin, AB hukuk sistemine uyum sağlanması doğrultusunda atılacak adımları desteklemeye hazır oluşundan faydalanılmasını;

5. Türkiye ile olan müzakerelerde Kuzey Kıbrıs'ta bulunan Türk birliklerinin kademe kademe geri çekilmesi ile birlikte Kıbrıs Rum tarafına kesin ve güven oluşturucu bir sinyal verilmesine çalışılmasını;

6. Türkiye ile olan müzakerelerde AB'nin, Ortaklık Anlaşması'na Uyum Protokolü'nün tam olarak uygulanmasını beklediğinin vurgulanmasını;

7. Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin; Kuzey Kıbrıs parlamentosu, idaresi, kamu kurum ve eğitim kuruluşları ile temas ambargosunun kalkması için çaba gösterilmesi. Federal Meclis. 9 Mart 2007'de Lefkoşa'da Ledra Caddesi'nde sınır duvarının yıkılmasını özellikle selamlıyor. Her iki taraftaki insanların sınırları herhangi bir engelle karşılaşmadan geçebilmeleri sağlanmalıdır.

8. Açıklık kazanmamış mülkiyet konularının çözümüne yönelik bir tasarımın BM düzeyinde hazırlanmasının desteklenmesini;

9. AB düzeyindeki girişimlerin yanı sıra Kıbrıs konusunda BM düzeyindeki çözüm arayışlarının desteklenmesi ve BM Genel Sekreteri'nin, 1974'den bu yana muhtemel nüfus değişikliklerini dikkate alan yeni girişiminde desteklenmesi. BM tarafından organize edilen bir nüfus sayımı Kıbrıs'ta ülkenin her iki tarafına olan göçün değerlendirilmesi için gerçekçi verilerin elde edilmesine ve göç konusundaki gerginliğin azalmasına yardımcı olabilir.

10. Kıbrıs'ın her iki tarafından insanların Kıbrıs iç sınırlarının ötesinde anlaşma ve düşman imajının kalkması için çalıştıkları ve pratikte işbirliği yaptıkları yurttaşlık girişimlerini ve birlikleri destekleyerek teşvik etmesini;

11. Taraflardan Kıbrıs'ta çözüm arayışlarına yoğun ve yapıcı katkıda bulunmalarını talep edilmesi."

 

Sabahki temaslar

Karar tasarısının mecliste görüşülmesinden önce Berlin'de temaslar yapan Cumhuriyet Meclisi heyeti sabah saatlerinde Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) milletvekilleri Lale Akgün ve Rainer Fornahl'la görüştü.

Görüşmede Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununu çözüp artık ileriye bakmak istediğini kaydeden Ekenoğlu, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini anlattı.

Kıbrıs sorununun Rumların iddia ettiği gibi 1974'te başlamadığına işaret eden ve 1964'ten beri adada BM askeri bulunmasının bunu gösterdiğini kaydeden Ekenoğlu, iki halkın hassasiyetlerini içeren kapsamlı çözüm planının 2004'teki referandumda Rumlarca reddedildiğini hatırlattı.

Ekenoğlu, Annan Planı'nda Kıbrıs Türk tarafının da memnun olmadığı konular bulunduğunu, çünkü halkın bir kısmının yeniden göç etmek zorunda kalacağını belirterek, "Referandumda Kıbrıslı Türkler evet, Rumlar hayır dediği halde AB'ye giren Rumlar oldu" diye konuştu.

Meclis Başkanı Ekenoğlu, referandum sonrası BM Genel Sekreteri'nin raporuna rağmen Kıbrıs Türk halkına her alanda izolasyon uygulandığına işaret ederek, izolasyonların kalkması için AB'den yardım istediklerini, halkın; referandumda evet dediği için, cezalandırıldığını düşündüğünü kaydetti.

Fornahl: Yeşit Hat'tın iki tarafındakilere üzülüyorum

Alman SPD partisinin AB Komisyonu Almanya Kıbrıs İlişkilerinden Sorumlu Milletvekili Rainer Fornahl da konuşmasında, "Kıbrıs'ta Yeşil Hat'tın iki tarafındaki insanların durumuna üzülüyorum" dedi.

Doğu Almanya'dan geldiğini ifade eden Fornahl, Almanya'da 1961'de yapılan duvarın 1989'da halk tarafından yıkıldığını anlattı.

Rainer Fornahl, "27 yıl sonra bu duvarın yıkılmasının ne anlama geldiğini biliyorum. Bu duvarı insanlar yıktı" diye konuştu.

Fornahl, Kıbrıs Türk halkının referandumdaki eveti ile adada yeniden birleşmeye ne kadar pozitif yaklaştığını gösterdiğini vurgulayarak, Almanya'nın Kıbrıs konusuyla çok yakından ilgilendiğini, bu ilgisini de oylanacak karar önergesiyle ortaya koyduğunu vurguladı.

Almanya'nın Kıbrıs'ta birleşmeye verdiği önem

Rainer Fornahl, "Bu önergeyle Alman hükümetini, Kıbrıs'ta birleşmeye verdiğimiz öneme dikkat çekerek tekrar cesaretlendirmek istiyoruz. AB'nin de inisiyatif göstermesini istiyoruz" dedi.

Adada Rum veya Türklerden yana değil, birleşmeden yana olduklarını ifade eden Fornahl, "Kızgın olduğum taraf, Güney Kıbrıs'taki elitlerin, entelektüellerin çözüm çabası göstermemesidir. Bunu Kıbrıslılar hak etmiyor" diye konuştu.

Türkiye ve Yunanistan'ın da tartışmalarından uzaklaşıp Kıbrıs'ın birleşmesi için çaba göstermesi gerektiğini belirten Fornahl, yakında Türkiye ve Güney Kıbrıs'ta seçimler yapılacak olmasına rağmen AB'nin çözüm yönündeki baskısını artırmasını istediklerini vurguladı.

Fornahl, Almanya'nın, Avrupa Birliği'nin motoru olduğunu kaydederek, konuya ciddi yaklaştıklarını dile getirdi.

Fornahl'ın toplantıdan ayrılmasının ardından, Cumhuriyet Meclis Başkanı Ekenoğlu ve milletvekilleri SPD Milletvekili Lale Akgün'le Kıbrıs konusunda görüş alışverişini sürdürdü ve Akgün'ün çeşitli sorularını yanıtladı. Ekenoğlu, Akgün'ü Kıbrıs'a da davet etti.

KIBRIS 25/05/07

 

 

 

BM çatısı altında çözüme dikkat çekilmesi çok önemli

KARARIN OLUMLU YÖNLERİ VAR... Ekenoğlu: Karar metninin içeriğine tümüyle katılmayabilir, yüzde yüz onay vermeyebiliriz. Ancak bu kararın, Kıbrıs Türk parlamentosu dâhil, tüm devlet kurumlarının muhatap kabul edilmesi gerektiği yönünde çağrı yaptığını, aynı şekilde üniversitelerimizin önünün açılması ve Erasmus programları ile Bologna Süreci'ne dâhil edilmesi gerektiğine işaret ettiğini, yine benzer şekilde Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçmesi gerektiğine vurgu yaptığını dikkatlerden kaçıramayız ve tüm bu unsurlar Kıbrıslı Türklerin uğrunda mücadele ettiği taleplerle tamamen örtüşmektedir

Özgül Gürkut MUTLUYAKALI- T.A.K.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Almanya Federal Meclisi'nde önceki gün onaylanan Kıbrıs'la ilgili kararda, adada BM çatısı altında çözüme dikkat çekilmesinin kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.

Kararı olumlu bulduklarını ve kararın, Kıbrıs'ta yeni süreçlere ciddi katkılar yapacağı umudu taşıdıklarını belirten Ekenoğlu, başta Avrupa Birliği olmak üzere tüm dünya ülkelerinin Kıbrıslı Türkler üzerindeki her türlü izolasyonu kaldırarak, Kıbrıs Türkü'nün dünyayla bütünleşmesine olanak yaratmasını istedi.

Alman Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Milletvekili Özcan Mutlu'nun davetlisi olarak salı gününden beri Berlin'de temaslar yapan Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, dün düzenlediği basın toplantısıyla Almanya Federal Meclisi'nde önceki gün oybirliğiyle kabul edilen Kıbrıs'la ilgili kararı ve Berlin'deki temaslarını değerlendirdi.

Türk basınının Berlin muhabirlerinin katıldığı basın toplantısında, Alman Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Milletvekili Özcan Mutlu ve Ekenoğlu'na eşlik eden milletvekilleri de hazır bulundu.

Mutlu: İlk kez Rumlara da

sorumluluk çağrısı yapıldı

Basın toplantısında konuşan Alman Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Milletvekili Özcan Mutlu, Kıbrıs'a ilgisinin; ABD'de eğitim gördüğü sırada, "Kıbrıslı Türklerle Rumların futbol takımında gayet iyi anlaşmalarına karşın neden adada da öyle olmadıklarını" düşünmesiyle başladığını belirtti.

Kıbrıs Türk tarafının, Avrupa'nın ortasındaki duvarın (Lokmacı) yıkılması için gösterdiği çabayı yakından gördüğünü, bölünmüşlüğü yaşayan Almanya'nın da Kıbrıs'a ilgisiz kalamayacağını söyleyen Özcan Mutlu, Federal Meclis'ten önceki gün geçen kararla ilk kez bir Avrupa ülkesinden Rumlara da sorumluluk için çağrı yapıldığını kaydetti.

Mutlu, Rum ve Yunanlıların önergeyi engellemek için verdikleri uğraşların ters teptiğini, milletvekillerinin önergeye sahip çıktığını belirtti.

Eleştiriler yapıcı bulundu

KKTC Meclis heyetinin Berlin'de tüm partilerin Avrupa politikaları sözcüleriyle görüştüğünü, önergeyle ilgili görüş ve eleştirilerini ilettiğini ve bunların çok yapıcı bulunduğunu ifade eden Özcan Mutlu, AB ülkelerinde; "750 bin nüfuslu Güney Kıbrıs'ın, 350 milyonluk AB'nin önünü kesemez" görüşünün giderek yaygınlaştığını, bunun KKTC'nin lehine olduğunu vurguladı.

Ekenoğlu: Taleplerimiz örtüşüyor

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Kuzey Kıbrıs tanınmadığı için meclisin yurt dışına sınırlı davetler aldığını, buna rağmen Yeşiller Partisi'nin davetiyle geldikleri Berlin'de çok iyi ağırlandıklarını belirterek, Özcan Mutlu'ya ve partisine teşekkür etti.

"Almanya Federal Meclisi'nde önceki gün oybirliğiyle onaylanan Kıbrıs kararının Kıbrıslı Türkler için çok güzel açılımlar içerdiğini" kaydeden Ekenoğlu, Berlin'de görüştükleri tüm partilerin parlamenterlerine Kıbrıslı Türklerin durumunu detaylı anlattıklarını belirtti. Ekenoğlu, şöyle konuştu:

"Karar metninin içeriğine tümüyle katılmayabilir, yüzde yüz onay vermeyebiliriz. Ancak bu kararın, Kıbrıs Türk parlamentosu dâhil, tüm devlet kurumlarının muhatap kabul edilmesi gerektiği yönünde çağrı yaptığını, aynı şekilde üniversitelerimizin önünün açılması ve Erasmus programları ile Bologna Süreci'ne dâhil edilmesi gerektiğine işaret ettiğini, yine benzer şekilde Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçmesi gerektiğine vurgu yaptığını dikkatlerden kaçıramayız ve tüm bu unsurlar Kıbrıslı Türklerin uğrunda mücadele ettiği taleplerle tamamen örtüşmektedir."

Sorun 1974'te başlamadı

Ekenoğlu, Kıbrıs sorununun 1974'te başlamadığının en önemli göstergesinin, adada 1964'ten beri BM Barış Gücü askeri bulunması olduğunu ifade ederek, 1974'te Türk askerinin müdahalesinden sonra Kıbrıslı Türklerin kuzeyde, Rumların da güneyde yaşadığını, Kıbrıslı Türklerin kendi yönetim yapılarını oluşturduğunu söyledi.

1990'lardan itibaren Kıbrıslı Türklere her alanda ambargolar uygulandığını, nefes borularının tıkanmaya başladığını ve kapalı bir toplum şeklinde yaşadıklarını anlatan Meclis Başkanı Ekenoğlu, Annan Planı'nın; iki toplumun liderlerinin yıllarca süren görüşmelerinden çıkan sonuçlarla hazırlandığını ve halkların referandumuna sunulduğunu hatırlattı.

Meclis Başkanı Ekenoğlu, Kıbrıslı Türklerin çözüm isteklerini referandumda "evet" diyerek ilan ettiğini, Annan Planı'nın Kıbrıslı Türkler için de çok mükemmel olmadığını, çünkü toprak verileceğini, bunun da yeniden göç anlamına geldiğini kaydederek, şunları söyledi:

Kıbrıslı Türkler geleceği

belirli kılmak için 'Evet' dedi

"Kıbrıslı Türkler büyük bir fedakârlık yaparak, Kıbrıs'ın geleceğini belirli kılmak, kapalılıktan kurtulmak, dünyayla bağlar kurmak için Annan Planı'na 'evet' dedi"

Ekenoğlu, "Rumların temcit pilavı gibi her platformda öne sürdüğü Türk askerinin adadan çekilmesi konusunun da Annan Planı'nda yer aldığını" hatırlattı.

"Planda, Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitliğinin ve savunduğu federal çözümün de yer aldığını" ifade eden Meclis Başkanın Ekenoğlu, "Ama Rumlar, bu planı bir elleriyle ittiler; gerçek niyetlerini gösterdiler" dedi.

Kıbrıslı Türklerin referandumun yıldönümünü "evet günü" olarak kutlarken, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un 24 Nisan'daki açıklamasıyla Kıbrıslı Türkleri eşit görmediğini, dünyayla bağlarını koparıp eritmek istediğini açıkladığını kaydetti.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, Rum tarafının silahlanmasına ve asker sayısını artırmasına işaret ederek, bu verilerin adada kimin çözüm istediğinin en güzel örneğini oluşturduğunu belirtti.

BM Genel Sekreteri'nin referandum sonrasındaki Kıbrıs raporunda Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması gereğine işaret ettiğini hatırlatan Ekenoğlu, bunun ardından AB tarafından hazırlanan üç tüzükten Yeşil Hat Tüzüğü'nün ağır aksak uygulandığını, Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylandığını, ancak henüz hayat bulmadığını, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün ise Rumlar yüzünden bekletildiğini anlattı.

Direkt Ticaret ve uçuşlar

Ekenoğlu, direkt ticarete büyük önem verdiklerini, havalimanlarının direkt uçuşlara açılmasını istediklerini vurgulayarak, Kıbrıslı Türklerin ekonomik olarak güçlenmesiyle Rumların masaya daha kolay geleceğini söyledi.

KKTC'deki 6 üniversitede 40 bin civarında öğrencinin eğitim gördüğünü, Rumların bundan rahatsızlık duyduğunu ve diplomaların tanınmasını ve Avrupa programlarına girilmesini engellemeye çalıştığını anlatan Fatma Ekenoğlu, Almanya Federal Meclisi'nin Kıbrıs kararında tüm bu konuların da yer aldığını hatırlattı.

Meclis Başkanı Ekenoğlu, Rumların; Kıbrıs sorununu AB'ye çekmek için elinden geleni yaptığını, ama kararda Kıbrıs sorununun BM şemsiyesi altında çözümüne dikkat çekilmesinin kendileri için çok önem taşıdığını vurguladı.

Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, özellikle Avrupa Birliği üyesi olduktan sonra, Kıbrıs'ta herhangi bir çözüme yanaşmadığının açığa çıktığına dikkat çeken Ekenoğlu, "Kıbrıs Rum Yönetimi, AB üyeliği avantajına dayanarak ve Türkiye'nin AB üyelik süreci vesilesi ile şantaj ve veto tehditleri ile taviz elde etmeye uğraşmaktadır. Rum Yönetimi, Kıbrıs sorununu; çözüme ulaştırıp Kıbrıslı Türklerle siyasal eşit statüde devlet erkini paylaşma yönüne değil, Kıbrıslı Türklerin nefes bile alamayacakları bir duruma sürüklemek istiyor" dedi.

Rumları rahatsız eden maddeler

Rum ve Yunan taraflarının, Almanya'daki kararın 4., 7. ve 9. maddelerinden rahatsızlık duyduğunu kaydeden Ekenoğlu, bu maddelerin neler olduğunu şöyle hatırlattı:

4. madde "Kuzey Kıbrıs'taki idarenin, AB hukuk sistemine uyum sağlanması doğrultusunda atılacak adımları desteklemeye hazır oluşundan faydalanılması"; 7. madde "Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin; Kuzey Kıbrıs parlamentosu, idaresi, kamu, kurum ve eğitim kuruluşları ile temas ambargosunun kalkması için çaba gösterilmesi. Federal Meclis. 9 Mart 2007'de Lefkoşa'da Ledra Caddesi'nde sınır duvarının yıkılmasını özellikle selamlıyor. Her iki taraftaki insanların sınırları herhangi bir engelle karşılaşmadan geçebilmeleri sağlanmalıdır"; 9. madde "AB düzeyindeki girişimlerin yanı sıra Kıbrıs konusunda BM düzeyindeki çözüm arayışlarının desteklenmesi ve BM Genel Sekreteri'nin, 1974'den bu yana muhtemel nüfus değişikliklerini dikkate alan yeni girişiminde desteklenmesi. BM tarafından organize edilen bir nüfus sayımı; Kıbrıs'ta ülkenin her iki tarafına olan göçün değerlendirilmesi için gerçekçi verilerin elde edilmesine ve göç konusundaki gerginliğin azalmasına yardımcı olabilir."

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Berlin'deki basın toplantısında, kararın; Rumların nüfusunda da değişiklikler olduğuna parmak bastığını kaydederek, birçok yerden yardım alan Rumların hangi nüfusu göstererek bu paraları aldığının önem taşıdığını belirtti.

Önergeyi pozitif bulduklarını ifade eden Ekenoğlu, Almanya'nın bölünmüşlüğün acısını ve birleşmeden sonra da bazı sorunları yaşayan bir ülke olarak Kıbrıslıları iyi anlayacağını umduklarını, temaslarını bundan sonra da sürdüreceklerini söyledi.

Ekenoğlu, geçtiğimiz haftalarda Ticaret Odası önderliğinde sivil toplum örgütlerinin Brüksel'de bir eylem yaparak, Kıbrıslı Türklerin mesajını Avrupa'ya ilettiğini, Almanya'dan çıkan bu kararın da, Avrupa Parlamentosu'na bir mesaj olduğunu vurguladı.

Ekenoğlu, "Umarım Alman parlamenterler bu kararın arkasında durur ve Kıbrıslı Türklere açılımlar gelir, izolasyonlar kalkar" diye konuştu.

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, Annan Planı'nda nüfus konusunun şekillendiğini, hatta BM'ye listelerin bile verildiğini, Türkiye'nin garantörlüğünün de süreceğinin öngörüldüğünü kaydetti.

Türkiye'nin Rumlara limanlarını açmasının Kıbrıs Türk halkına izolasyonların kaldırılmasıyla eş zamanlı olacağını açıkladığını hatırlatan Fatma Ekenoğlu, çok yakın bir gelecekte çözüm görülmediğini, ekonomik yönden de güçlü olmaları gerektiğini söyledi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, basın toplantısının ardından TD-1 televizyonunda bir programa konuk oldu.

Ekenoğlu ve heyeti, Berlin'den pazar sabahı ayrılacak ve İstanbul üzerinden gece KKTC'ye dönecek.

KIBRIS 26/05/07

 

Annan Planı'nı canlı tutun, plan anayasanız gibi olsun

KOZUNUZ OLSUN... Demirbüken: Dünya kamuoyu, 1963-74 arasında Kıbrıs'ta neler yaşandığını bilmiyor, Annan Planı'nı çıkış noktası görüyor. Planı canlı tutun, en büyük kozunuz, anayasanız gibi olmalı. Sürekli olarak Türk tarafına sorumluluk yüklenmekten hafif de olsa uzaklaşma adımının atılması önemlidir

Hıristiyan Birlik Partisi Berlin Milletvekili Emine Demirbüken, dünya kamuoyunun, 1963-74 arasında Kıbrıs'ta neler yaşandığını bilmediğini, Annan Planı'nı çıkış noktası gördüğünü belirterek, "planı canlı tutun, en büyük kozunuz, anayasanız gibi olmalı" dedi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki milletvekili heyeti Berlin'de geçtiğimiz gün Federal Parlamento'da Kıbrıs konusundaki önergenin kabulünün ardından Hıristiyan Birlik Partisi Berlin Milletvekili Emine Demirbüken ve grup başkanı Flügel'le görüştü.

Ekenoğlu ve milletvekilleri Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorunuyla ilgili politikalarını dile getirdi.

Görüşmede konuşan Flügel, Almanya'da Kıbrıs konusunda çok ciddi çalışmalar yapıldığına işaret ederek, "Umarım birleşmiş bir Kıbrıs AB önünde engel değil, destek olur. Kıbrıs'a birkaç kez gittim, yine gitmek isterim" dedi.

Emine Demirbüken ise Kuzey Kıbrıs'ın AB'yle ilgili kaderinin Türkiye'yle çok eşdeğer olduğunu, Türkiye tartışılırken Kıbrıs'ın sürekli "sorun" diye gündeme getirildiğini belirtti.

4 partinin Kıbrıs kararlarında birleşmesini "başarı" diye niteleyen Emine Demirbüken, ekonomik izolasyonların Kuzey Kıbrıs'ın hareket alanını daralttığını kaydetti.

Rumların Annan Planı'na "hayır" demesinin "bir koz" olarak kullanılmasından yana olduğunu ifade eden Emine Demirbüken, BM şemsiyesi altında çözüme dikkat çekti.

Demirbüken, dünya kamuoyunun 1963-74 arasında Kıbrıs'ta neler yaşandığını bilmediğini, Annan Planı'nı çıkış noktası gördüğünü belirtti. Rumların aceleyle AB üyesi yapıldığını, Türkiye'yle ise ağır süreç izlenerek çifte standart kuşkusunu akla getirdiğini kaydeden Emine Demirbüken, destek verdikleri önergeyi "başlangıç" diye niteledi ve sürekli olarak tek tarafa (Türk tarafına) sorumluluk yüklenmekten hafif de olsa uzaklaşma adımının atıldığını söyledi.

Annan Planı'nın canlı tutulmasını öneren Hıristiyan Birlik Partisi Berlin Milletvekili Emine Demirbüken, "Bu en büyük kozunuz, anayasanız gibi olmalı" diye konuştu.

KIBRIS 26/05/07

 

İngiliz üslerinde eyleme gidildi

Ali CANSU

1.5 yıldan beridir devam eden görüşmelerden bir sonuç alamayan İngiliz üslerinde çalışanların eylemine Rum ve Türk sendikaların yanı sıra CTP Gazimağusa milletvekili Okan Dağlı ile Rum kesiminden bazı milletvekilleri de destek verdi.

İngiliz yetkililerin, ekonomik nedenlerden dolayı çalışanların isteklerini reddettiği belirtildi.

24 saat devam edecek olan grev nedeniyle tüm çalışanların görev yerlerinden ayrıldığı ve dün akşam gidilmesi gereken görev yerlerine de gitmeyecekleri kaydedildi. Grev nedeniyle İngiliz üstlerindeki giriş çıkış kontrolleri İngiliz askerleri tarafından yapılıyor.

Bu sabah saat 07.30'da tamamlanacak olan grevin ardından Rum ve Türk sendikaların tekrar toplanacağı ve grevin devam edip etmeyeceği yönünde bir durum değerlendirmesi yapacağı belirtildi.

İşveren iki hafta süre istedi

Kıbrıs Türk Askeri Müstahdemler Sendikası As-Sen Başkan Adnan Tancer, 1.5 yıldır işveren ile yaptıkları görüşmelerden bir sonuç alamadıkları için bir günlük bir grev düzenlediklerini söyledi.

Tancer, grev sona ermeden işverenin işçilerin isteklerini tekrar görüşmek için iki hafta süre istediği belirtti. Bugüne kadar olan hak ve kazanımların işveren tarafından hiçe sayıldığını kaydeden Tancer, işçilere toplu sözleşmelerden doğan hakların da daha gerisinde bir anlaşma imzalatıldığını kaydetti.

Taleplerinin 1.5 yıldır karşılanmaması nedeniyle grev kararı aldıklarını ifade eden Tancer, grevin yüzde 100 katılımla gerçekleştiğini ve grevi kıran olmadığını belirtti.

Grevin amacının İngiliz üslerinde tüm giriş çıkışları engellemek olduğunu ifade eden Tancer, "Biz kararlılığımızı işverene göstermek istedik ve gösterdik de. Başarılı olduğumuzu sanıyorum. Grev süresince bugüne kadar bize işverenden resmi bir toplantı çağrısı yapılması sadece işveren isteklerimizi görüşmek için iki hafta süre istedi. Biz de bu süreyi kendisine verdik. Ancak aradan iki hafta geçtikten sonra bir sonuç alamazsak, Sendikalar Koordinasyon Birliği, toplanıp bir karar alacaktır" dedi.

KIBRIS 26/05/07

 

 

AB bölünmüş bir ülkeye tahammül edemez

Alman Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Lale Akgün de Kıbrıs kararını değerlendirirken, "Sonuç çok güzel, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik güçlenmesi çözümü kolaylaştırır" dedi. Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Milletvekili Özcan Mutlu da "Uzun yıllar bölünmüşlüğün acısını çeken Almanya'nın Rum-Yunan baskılarına rağmen oybirliğiyle karar alması tarihsel sorumluluk" şeklinde konuştu

T.A.K.-Özgül Gürkut MUTLUYAKALI

Almanya Federal Meclisi'nde önceki gün oybirliğiyle alınan Kıbrıs'la ilgili karar, Berlin'de bulunan KKTC Meclisi heyeti ve Almanya'nın Türk kökenli milletvekillerince memnuniyetle karşılandı.

Karar önergesi Alman Federal Meclisi'nde görüşülürken bir konuşma yapan Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock, Kıbrıs'ta artık masaya oturup uzlaşma ve adayı birleştirme zamanının geldiğini söyledi ve AB, bölünmüş bir ülkeye tahammül edemez" dedi.

Ekenoğlu: Türkler için iyi sonuç

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da, kararı, "Kıbrıslı Türkler için iyi bir sonuç" diye niteledi. Ekenoğlu, kararda, sorunun BM şemsiyesi altında olabileceğine işaret edildiğini kaydetti.

Ekenoğlu, önergeye destek verenlere ve kendilerini Berlin'e davet eden Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Milletvekili Özcan Mutlu'ya teşekkür ederek, kararın oybirliğiyle alınmasından duydukları memnuniyeti ifade etti.

Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kalktığını görmek istediklerini kaydeden Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, "Çünkü biz inanıyoruz ki, izolasyonların kalkmasıyla ekonomik yönden güçlenecek Kıbrıslı Türkler, Rumları çözüm masasına getirecektir. Biz Kıbrıs'ın birleşmesinden yanayız. Biz, iki bölgeli iki toplumlu federal çözümden yanayız, arkasında duruyoruz, gereklerini yerine getiriyoruz, Rumların da getirmesini istiyoruz" dedi.

Akgün: Sonuç çok güzel

Alman Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Lale Akgün, çok önemli bir adım atıldığını, Almanya'nın, AB Dönem Başkanlığı sırasında, yıllardır donmuş duran Kıbrıs sorununda bir adım atmış olduğunu söyledi. Herkesin izolasyonların kalkması taraftarı olduğunu kaydeden, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik güçlenmesi ve eşit hakların tanınmasıyla adada anlaşmanın kolaylaşacağına inandıklarını ifade eden Lale Akgün, "Sonuç çok güzel" dedi.

Akgün, "Kuzey Kıbrıslıların", tüm baskılara rağmen birleşme politikasını sürdürdüğünü, adada uzlaşma ve barış istediğini kaydederek, bunu takdir ettiklerini söyledi; "Bunu gördüğümüz için onlara el uzatmayı politik bir görev olarak gördük" dedi.

Mutlu: Olumlu ve sevindirici

Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Meclisi Milletvekili Özcan Mutlu da, kararı, "olumlu ve sevindirici" olarak değerlendirdiklerini belirterek, yıllardır Kıbrıs sorununu gündeme getirmeye çalıştıklarını söyledi.

Uzun yıllar bölünmüşlüğün acısını çeken Almanya'nın, Rum-Yunan baskılarına rağmen oybirliğiyle karar almasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu ifade eden Mutlu, bu kararla Alman hükümetine, "seyirci kalma, adayı birleştirmek için görev üstlen" denildiğini vurguladı.

Mutlu, bazı kesimler eleştirse de, kararın Avrupa'da ilk olduğunu kaydederek, bunun diğer ülkelerde de devam etmesini istedi.

Özcan Mutlu, bu kararın ardından AB'nin lokomotifi diye nitelen Almanya'nın karar doğrultusunda çalışma yapacağını belirterek, dönem başkanlığında bir gelişme olmasa da sonrasında da Almanya'nın sorumluluklarının süreceğini, tüm partilerin bu sinyali verdiğini söyledi.

Mutlu, Rum-Yunan ikilisinin tepkilerinin de kararın doğruluğunu gösterdiğini kaydetti.

KKTC Heyeti Alman Meclisi'nde

Almanya Federal Meclisi'nin Kıbrıs'la ilgili karar önergesini görüştüğü toplantısını, Berlin'de bulunan Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki milletvekili heyeti de izledi.

Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU), Sosyal Demokrat Parti (SPD), Birlik 90/Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti (FDP) milletvekilleri tarafından hazırlanan önergeye, Sol Parti çekimser oy kullandı.

Karar önergesiyle ilgili saat 14.55'te başlayan görüşme, 15.47'de tamamlandı. Bu sürede 8 konuşma yapıldı.

Toplantıyı Yunanistan ve Güney Kıbrıs Büyükelçiliklerinin temsilcileri de izledi. Yunan diplomatın yanında, Almanya Dışişleri Bakanlığı'nda görevli iki bayanın bulunması dikkat çekti. Önergenin kabulünün ardından, Rum Büyükelçiliği Müsteşarı, Meclis heyetiyle bir süre sohbet etti.

Steenblock: Kıbrıs Cumhuriyeti'nin müdahalesi kabul edilemez

Toplantıda konuşma yapan ve karar önergesini hazırlayanlardan biri olan Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock, Kıbrıs'ta artık masaya oturup uzlaşma ve adayı birleştirme zamanının geldiğini ve geçtiğini belirterek, sorunun çözümünün bekletilemeyeceğini, AB'nin de bölünmüş bir ülkeye tahammül edemeyeceğini vurguladı.

Steenblock, 4 partinin önergeyi desteklemesinin, Almanya'nın Kıbrıs sorununun üzerine gitme kararlılığını gösterdiğine işaret ederek, çözüme yardımcı olmaları gerektiğini söyledi.

"Önergeyi tartıştıkları sıralarda, AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin müdahalesinin, kabul edilemez olduğunu" ifade eden Rainder Steenblock, "Bu eleştirileri, bize gösterdi ki doğru yoldayız" dedi.

Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock, Kıbrıs sorununun çözümünün BM çatısı altında olması gerektiğini kaydederek, uzlaşma için iki tarafın da istekliliğinin gerektiğine dikkat çekti. Steenblock, Rum tarafının çözüm için üzerine düşenleri yapmasını istedi.

Fornahl: Bizi eleştirenler önergeyi anlamadı

Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Rainer Fornahl da, önergenin bazı ülkelerde hoş karşılanmayabileceğini, ama bunun kendilerini etkilememesi gerektiğini belirterek, Rum Büyükelçiden aldıkları mektup hakkında bilgiler verdi.

Fornahl, "Bizi eleştirenler, önergeyi iyice anlamamıştır. Bu önergenin amacı, adadaki barış sürecine katkıda bulunmaktır" dedi.

Almanya'nın da yıllarca bölünmüş bir ülke olduğunu hatırlatan Rainer Fornahl, Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı'nın bitmesinden önce daha çok çaba göstermesi; Rum tarafının da masaya oturması gerektiğini vurguladı.

Fornahl, Kuzey Kıbrıs'ın AB sistemine yaklaştırılması, doğrudan ticaretin de başlatılması gerektiğini ifade ederek, Almanya'nın tecrübelerinden yararlanılabileceğini söyledi.

"Yeşil Hat doğanın korunduğu yer olmalı"

BM'den Kıbrıs'ta uzlaşma sürecini yeniden başlatmasını talep ettiklerini kaydeden Rainer Fornahl, Almanya'nın da yaklaşık 30 yıl duvarla bölündüğünü hatırlattı. Fornahl, "Bizim duvarımızın bulunduğu yer, yeşil hat olarak doğanın korunduğu bir yer oldu. Kıbrıs'taki Yeşilhat da böyle olmalı" diye konuştu.

Löhning Rum mektubuna kızdı

Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning de, seçim sürecine giren Türkiye'den bu dönemde Kıbrıs konusunda adım beklenemeyeceğini, ancak sözünü tutup Rum kesimine limanlarını açması gerektiğini belirtti.

AB'nin parçası olan Rumların da, AB'nin hedeflerini desteklemesinin şart olduğunu kaydeden Löhning, bir ülkenin AB'nin önünü kesemeyeceğini vurguladı ve Rumlardan gelen mektubu eleştirdi, "içişlerine karışma ve yanlış" diye niteledi.

Löhning, bu mektubun uzlaşmadan ve soruna çözümden yana olmadığını dile getirerek, Kıbrıs'ta çözüme yardım etmek istediklerini ifade etti.

KKTC delegasyonuyla görüştüğünü ve görüşmenin çok olumlu geçtiğini kaydeden Markus Löhning, "Çünkü çözümden yanadırlar, uzlaşma istiyorlar. Ben şaşırdım" dedi.

Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılmasının kaçınılmaz olduğunu, mali yardımın da Rum engellemelerinden kurtarılarak yapılması gerektiğini söyledi.

"AB güvenilirliğini kaybetmek istemiyorsa, verdiği sözleri yerine getirmelidir" diyen Löhning, Kıbrıs'ın çözümden önce AB üyesi yapılmasının hata olduğunu anlatı.

Rumların veto haklarını istismar etmemesini isteyen Markus Löhning, duvarların acısını iyi bildiklerini ve bu yüzden Kıbrıs'a karşı sorumluluklarının fazla olduğunu, detaylardaki sorunların konuşularak aşılabileceğini ifade etti.

Akgün: Küçük ama önemli adım

Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Lale Akgün, önergeyle, Kıbrıs sorununun çözümünde küçük ama önemli bir adım atıldığını vurguladı.

Akgün, Kıbrıs önergesi görüşülürken Almanya Federal Meclisi'nde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk tarafının Lokmacı'daki duvarı 2005 yılında yıktığını, Rum tarafının yıkımının ise bu yıl olduğunu hatırlattı.

Rumların mektuplar yazarak parlamentoyu baskı altına almasını kınayan Akgün, Ercan'ın direkt uçuşlara açılması ve Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiğini aktardı.

Almanya Federal Meclisi'nde kabul edilen Kıbrıs kararıyla ilgili konuşan Hıristiyan Birlik Partisi Milletvekili de, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılmasının çözüme önemli katkısı olacağına inandığını dile getirdi. Adadaki Türk askerinin uzun vadede ayrılmasının şart olduğunu ifade eden Hıristiyan Birlik Partisi Milletvekili, Türkiye'nin Ankara Uyum Protokolü'nün gereklerini yerine getirmesini de istedi.

Aynı partiden bir başka milletvekili de, AB'nin, BM'nin Kıbrıs'ta çözüm çabalarını desteklemesi gerektiğini belirtti. Türkiye'ye bazı eleştiriler yapan Milletvekili, her şeye rağmen Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'na evet dediğinin unutulmaması gereğini vurguladı.

Karar önergesine çekimser oy kullanan Sol Parti Milletvekili ise, ekonomik izolasyonların kaldırılmasının KKTC'nin kabulü anlamına gelmediğini ve izolasyonların kalkmasının şart olduğunu söyledi. Milletvekili, BM'nin çözüm çabalarına destek olmaları gerektiğini kaydederek, sorunu AB'ye indirgemenin yanlışlığına işaret etti. Sol Parti Milletvekili, "Kıbrıs'taki Türk askerleri çekilmeli" deniyorsa, İngiliz ve Yunan askerlerinin de adadan çıkması gerektiğini söyledi.

KIBRIS 26/05/07

 

İzolasyonların kalkması Rumları masaya gelmeye zorlar

Berlin temaslarını sürdüren Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, geçtiğimiz gece Türk Alman İşadamları Birliği'nin düzenlediği "Referandum Sonrasında Kıbrıs" konulu toplantıda konuştu. Ekenoğlu, izolasyonların kalkmasının Rumları çözüm masasına gelmeye zorlayacağını söyledi.

Toplantıya meclis heyeti yanında Alman Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Lale Akgün, Sol Parti Milletvekili Hakkı Keskin, Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği Elçi Müsteşarı Vakur Erkul, müsteşarlar ve diğer davetliler katıldı.

Birlik Başkanı Bahattin Kaya, referandum sonucunun adada adil çözüm için ilk kez kendilerini umutlandırdığını, ama Batı'nın sübjektif davranışları yüzünden çözümün geciktiğini, yine de yılmamak gerektiğini söyledi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu da konuşmasında Kıbrıs sorununun kaynağını ve geçmişini özetledi. Çocuklarının da aynı sıkıntıları yaşamaması için adada çözüm istediklerini vurgulayan Ekenoğlu, sorunun 1974'le başlamadığını, 1964'ten beri Barış Gücü askerinin bulunmasının da bunun kanıtı olduğunu kaydetti.

Kıbrıs Türk halkının görüşlerini anlatmak için Berlin'e geldiklerini belirten Ekenoğlu, Federal Meclis'ten geçen kararın önemini dile getirdi.

Türk askeri adada çözüme engel gösterilirken Yunan askerlerinin görülmemesini eleştiren Fatma Ekenoğlu, çözüm geciktikçe Kıbrıs sorununun karmaşıklaştığına işaret etti. Ekenoğlu, izolasyonların kalkmasının Rumları çözüm masasına gelmeye zorlayacağını da belirtti.

Ekenoğlu, Annan Planı'yla bir açılım yakaladıklarını kaydederek, ısrarla sürdürmek gerektiğini belirtti. Adada siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli, iki bölgeli federal çözümden yana olduklarını dile getiren Ekenoğlu, Annan Planı'na evet diyerek fedakârlık yaptıklarını söyledi.

KIBRIS 26/05/07

 

Karar memnuniyet verici ama ciddi olumsuz unsurlar var

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Almanya Federal Parlamentosu'nun Kıbrıs Türk tarafına uygulanan insanlık dışı izolasyonların kaldırılmasını da içeren kararı ve Kıbrıs sorununa gösterdiği ilginin memnuniyet verici olduğunu söyledi.

Avcı, buna karşın "hükümranlık", "mülkiyet", "güvenlik ve garantiler" gibi ancak kapsamlı bir çözümde ele alınabilecek özlü konulara değinilmesinin Almanya Federal Parlamentosu kararının içerdiği ciddi olumsuz unsurlar olduğunu kaydetti.

Avcı yaptığı yazılı açıklamada, uluslararası antlaşmalarla adada bulunan ve güvenliğin garantisi olan Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesine yönelik önerilerde bulunulmasının ise kabul edilebilecek bir yaklaşım olmadığını vurguladı.

Avcı yakın tarihte bilimsel bir nüfus sayımının yapılmış olmasının bilinmesine karşın anılan kararda yeni bir nüfus sayımının yapılmasının önerilmesinin de kabul edilebilir olmadığını söyledi.

İzolasyonun kaldırılmasının çözüm sürecine olumlu yansıyacağının da altını çizen Avcı, "Bu bağlamda, Almanya Federal Parlamentosu'nun aldığı kararın, uluslararası toplumun Kıbrıs konusuna olan ilgisinin sürdürülmesinde ve Kıbrıs Türk tarafının sesinin duyurulmasında emsal teşkil etmesini temenni etmekteyiz" şeklinde konuştu.

Dışişleri Bakanı Avcı, AB'den ve özellikle Dönem Başkanı Almanya'dan beklentinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün ivedilikle kabul edilerek KKTC limanlarının bir an önce direkt olarak dünya ticaret ve turizmine açılması olduğunu da sözlerine ekledi.

KIBRIS 26/05/07

 

 

Almanya, her iki tarafa dengeli çağrı yaptı

Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Başkanı Erdil Nami, Almanya Federal Meclisi'nin Kıbrıs konusunda oybirliğiyle aldığı kararla, gerek kendi hükümetine gerekse Avrupa Birliği'ne önemli mesaj verdiğine işaret ederek, bunun Rum yönetimi ve ilgili taraflarca doğru okunması gerektiğini ifade etti.

İzolasyonların kaldırılması istemini de içeren Kıbrıs'la ilgili kararın oybirliğiyle onaylanmasını, odanın "olumlu bir adım" olarak değerlendirdiğini belirten Nami, memnuniyetle karşıladıkları bu kararı, Almanya'nın bu konuda ciddi bazı adımlar atacağının ilk işareti olarak gördüğünü söyledi.

Nami, "Almanya, kendi liderliğine ve büyüklüğüne yakışır bir şekilde her iki tarafa da dengeli birer çağrı yapmıştır" dedi.

Kararı, Türk Ajansı Kıbrıs'a (TAK) değerlendiren KTTO Başkanı Nami, kararda; Türk tarafının adanın bütünleşmesine "evet" demiş olmasına rağmen, halen izolasyonlar altında olmasının kabul edilemeyeceğine işaret edilerek, bunun giderilebilmesi için Kıbrıs Türk tarafının ekonomisinin süratle Güney'in seviyesine getirilebilmesi ve bunun için de doğrudan ticaret mekanizmasının harekete geçirilmesinin istenildiğine dikkat çekti.

"Önemli mesaj... Doğru okunmalı"

Ortadan kaldırılması gereken "diğer izolasyonlar ve temassızlıklar" ifadesinden ise, her türlü ulaşım ve haberleşme ile eğitim ve Bologna Süreci'nden üniversitelerin uzak tutulmaması gerektiği anlamını çıkardıklarını kaydeden Nami, "Almanya, bu yönde kendi hükümetine ve bir yerde de AB'ye önemli bir mesaj vermiş oluyor. Ümit ve temenni ederim ki, muhataplarımız; hem Güney Kıbrıs, hem de Avrupa'da bu işi engellemeye çalışan diğer unsurlar, bu mesajı doğru okur" şeklinde konuştu.

Nami, yakın bir zamanda, "sorumluluk taşıyan" diğer bazı Avrupa ülkelerinin de benzer kararlar alacağı ve böylelikle Rum tarafına bazı mesajlar daha verileceği görüşünde olduğunu kaydetti.

"Ciddi adımların ilk işareti"

Nami şöyle konuştu:

"Almanya dönem başkanlığında doğrudan ticaret ve Bologna Süreci başlamamış olsa dahi, alınan bu kararı; bir sonraki dönem için, geçiş yollarının açılmasına ve Portekiz dönem başkanlığında, bu konuda daha rahat ilerlenilmesi için gereken altyapı ve zeminin oluşturulması yönünde ciddi bir adım olarak görüyorum.

Güney'in bundan hoşlanmamış olması, bir yerde alınan kararın doğruluğunu gösteriyor, çünkü Almanya gibi büyük bir devlet, filan ya da feşmekan hoşlansın diye karar almaz. Doğrular üzerinde çalışması lazımdır. Bunun üzerine yapılan bu çalışmayı ben, memnuniyetle karşılıyor ve Almanya'nın bu konuda ciddi bazı adımlar atacağının ilk işareti olarak değerlendiriyorum."

"Çalışmalarımızın yansıması"

KTTO Başkanı Erdil Nami, bu kararı, oda ve hükümetin başlatmış olduğu, gerek Almanya ve gerekse "sorumluluk hisseden diğer ülkelere" yönelik tanıtım çalışmaları kampanyasının bir yansıması olarak da değerlendirdi.

Odanın; birkaç ay önce Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk asıllı Avrupa parlamenterlerini Kıbrıs'ta konuk ederek sorun hakkında bilgiler aktardığını; 8 Mayıs Avrupa Birliği Günü dolayısıyla, yabancı büyükelçilerin de katılımıyla etkinlik gerçekleştirdiğini; 15 Mayıs'ta 200 Kıbrıslı Türk ile gittikleri Brüksel'de pankart açarak talepleri net şekilde ortaya koyduklarını ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da çağrıldığı Avrupa Parlamentosu'ndaki panelde de Kıbrıs Türk tarafının duruşunun ortaya konulduğunu anımsatan Nami, "Bu etkinliklerle, daha önce tabiri cayiz ise Sarayönü'nde yaptığımız etkinliği biz, Avrupa'ya kaliteli ve üst düzeyde taşıdık" şeklinde konuştu.

"Çabalar sürmeli"

KTTO Başkanı Erdil Nami, bu yöndeki çabaların süreceğini belirterek, "Bu çabalarımızın daha organize, daha etkili, daha geniş tabanlı ve sık devam etmesi lazım. Çünkü bu lobiciliğin önemli bir aşamasıdır. Lobicilik yanlış bir şey değildir; meramınızı karşı tarafın anladığı dilde anlatmaktır. Bu ve diğer temasların neticesi olarak Alman Parlamentosu bu kararı aldı" dedi.

KIBRIS 26/05/07

 

 

Royal: Sarkozy geri adım atmak zorunda

Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunu kaybeden sosyalist aday Segolene Royal, Nicolas Sarkozy’nin, Türkiye konusunda geri adım atmak zorunda olduğunu söyledi.

NTV

Güncelleme: 20:25 TSİ 27 Mayıs 2007 Pazar

 

PARİS - Haziran ayında yapılacak genel seçimleri için düzenlenen seçim kampanyasında konuşan Royal, cumhurbaşkanı Sarkozy’nin seçmenlerine söz verdiği gibi Türkiye ile yürütülen müzakereleri durduramayacağını belirtti.

Royal, “Avrupa düzeyinde Sarkozy geri adım atmak zorunda, çünkü daha önceki cumhurbaşkanı Chirac, bazı konularda taahhüt altına girdi” dedi.

Royal, Sarkozy’yi, Türkiye dışındaki konularda da seçmenleri kandırmakla suçladı.

Sarkozy, seçim kampanyası boyunca, Türkiye’nin Avrupa’ya ait olmadığını, bu yüzden AB’ye katılmak yerine, kurulacak bir Akdeniz Birliği’ne dahil olması gerektiğini söylemişti.

Sarkozy, geçen hafta cumhurbaşkanı olarak Brüksel’e yaptığı ilk ziyarette de bu görüşünü tekrarlamış, ancak gerek Belçika başbakanı, gerekse AB komisyonunun başkanı Türkiye ile müzakerelerin durdurulmasından yana olmadıklarını vurgulamıştı.

 

Yunanlıların gözü Türkiye'de

AB üyesi Yunanlıların yüzde 59'unun İstanbul, Batı Anadolu ve Karadeniz'i hâlâ 'kurtarılmamış vatan toprağı' saydıkları ortaya çıktı

28/05/2007 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - AB üyesi Yunanistan'da halkın önemli bir kısmı hâlâ İstanbul, Batı Anadolu ve Karadenizi 'kurtarılmamış vatan toprağı' sayıyor. Saygın araştırma şirketi Kapa'nın Siyasi Araştırmalar ve İletişim Merkezi'nin (KPEE) 22-31 Mart tarihlerinde 2 bin kişi ile yaptığı ve 'Yunanlıların 2020'de ülkelerini nasıl istediklerini' saptamayı hedefleyen anketine göre, 'Hâlâ kurtarılmamış vatanlar olduğuna inanıyor musunuz' sorusuna 'Hayır' cevabını verenlerin oranı yüzde 24.9 oldu. Buna karşı yüzde 59.9'luk kitle Kuzey Kıbrıs'ı, yüzde 37.9 İstanbul'u, yüzde 36.2 ise Batı Anadolu'yu (Yunanistan için Küçük Asya) yüzde 31.2 de Karadeniz'i (Pontus) 'kurtarılmamış vatanlar' saydı.

Katiller, bağımlılar...
Yine Arnavutluk sınırı (Epir) ve Makedon sınırını da 'kurtarılmamış vatanları' sayanların oranı yüzde 40 ve yüzde 21. Katılımcıların yüzde 31.2'si kendisini 'çok milliyetçi', yüzde 43.2'si 'hemen hiç milliyetçi' diye tanımladı. 'Kimi komşu istemezdiniz' sorusuna ise 'katiller', 'uyuşturucu bağımlıları ve 'Çingenelerden' sonra yüzde 27.1 ile 'Müslümanlar' yanıtı çıktı. Yunanlılar, eşcinsel, Yahudi veya ateist komşuları tercih ediyor.
'Türkiye ile Yunanistan arasındaki rekabet nereden teşvik ediliyor' sorusuna verilen cevaplar şöyle: Türkiye'nin saldırganlığı (yüzde 31.2), yabancı güçler (yüzde 30.5), iç politika için siyasi nedenler (yüzde 21.6). Ayrıca katılımcıların yüzde 66.9'u 'Yunanlı olmakla iftihar ettiklerini', yüzde 71.7'si 'Yunan kültürü olmasaydı AB'nin bugünkü halde olmayacağını', yüzde 39.3'ü ise 'bugünkü Yunanistan'ın eski Yunan'ın devamı olduğunu' görüşünü belirtti.

Alman meclisinin Kıbrıs kararı Rum yönetimini rahatsız etti

Almanya Federal Meclisi'nin, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması ve KKTC kurumları, üniversiteleriyle temaslarda bulunulmasını da içeren Kıbrıs kararı, Rum Yönetimi'nde rahatsızlık yarattı.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, kararın Alman hükümeti için bağlayıcı olmadığını söylerken, Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas kararı, önemsiz olarak nitelendirdi.

Papadopulos, Almanya Federal Meclisi'nin, Kıbrıs konusunda oybirliğiyle aldığı kararın Alman Hükümeti için bağlayıcı olmadığını söyledi.

Papadopulos, "'son bir haftadır Almanya Başbakanı Angela Merkel'le temas halinde olduklarını, ancak konunun Merkel'i ilgilendirmediğini'' savundu.

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas da, Almanya Meclisi'nin Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonun kaldırılmasıyla ilgili kararına ilişkin açıklamasında, "Kendi aramızda kavga edip hükümete sorumluluklar yüklemek yerine bir araya gelmemiz gerekirdi" dedi.

Kararı önemsiz olarak niteleyen Lillikas, Kıbrıs Meclisi'nin ya da Avrupa Konseyi'nin diğer uluslararası konularla ilgili aldıkları kararlar ne kadar sonuç alıcı ise, Almanya Parlamentosu'nun Kıbrıs sorunu ile ilgili aldığı kararın da o kadar sonuç alıcı olarak görüldüğünü söyledi.

Öte yandan KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru da önceki gün yaptığı açıklamada; Alman Federal Meclisinin onayladığı kararda; Türk askerinin aşamalı olarak geri çekilmesi gibi "olumlu" unsurların bulunmasına karşın, kararın taşınmaz mallar ve özellikle "sahte devletin yasadışı organlarıyla ilişkiler kurulmasına" ilişkin maddelerinin endişe verici olduğunu ifade etti.

Omiru, KS EDEK olarak söz konusu kararın ve de özellikle Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin hedeflerine hizmet eden ve "kabul edilemez" olan değinmelerin reddedilmesi için Alman Sosyal Demokrat Partisi'ne bir mektup göndererek ellerinden geleni yaptıklarını açıkladı. Omiru, kararın kabulünün, AB'ye yönelik daha güçlü bir "aydınlatma" girişiminin yapılması gerektiğini ortaya koyduğunu vurguladı.

Alithia ise haberi: "Kendilerini Haklı Göstermek İçin Güvenlik Konseyi ve Kıbrıs Meclisini Aynı Düzeye İndirdiler" başlığı altında verdi. Gazete, Alman Federal Meclisi'nin almış olduğu karardan ötürü büyük paniğe kapılan Rum hükümetinin, kararın değerini düşük göstermek için "Kıbrıs parlamento kurumu ve Avrupa'daki en eski devletler örgütünü küçük gösterici açıklamalarda bulunduğunu" yazdı.

Gazete, "başkanlık sisteminin mevcut olduğu Güney Kıbrıs'taki sistemin aksine parlamenter sistem uygulanan Almanya'da hükümetin parlamentoya tabi olduğu" yönündeki bir yorum soruya ise Lillikas'ın yanıt vermekten kaçındığını vurguladı.

KIBRIS 28/05/07

 

Belgesele konu olan 11 kayıp için anıt mezar

11 kaybın yakını, bu amaçla bir komite kurdu ve "Kayıp Otobüs Derneği"nin kuruluş çalışmalarını da başlattı.

"Kayıp Otobüs" belgeselinin sunumundan sonra bir araya gelen kayıp yakınlarının dernekleşme öncesinde kurduğu komitede Celal Dimililer, Mustafa Şehitoğlu, Mete Taşkan ve Mustafa Özgüm yer alıyor.

Konuyla ilgili olarak komite adına açıklama yapan Celal Dimililer, 13 Mayıs 1964 tarihinde kaybolan otobüste bulunan 11 kaybın yakınlarının İskele'de anıt mezar yapılması yönünde ortak karar aldıklarını söyledi.

Celal Dimililer, Kayıp Şahıslar Komitesi'nin naaşları verme kararı alır almaz cenazeleri toplu şekilde alarak, o tarihe kadar hazır hale getirilecek anıt mezara törenle defnetmeyi karara bağladıklarını belirtti

Anıt mezar yerinin tespit edilmesi çalışmalarının son aşamaya geldiğini kaydeden Dimililer, mimari çalışmaların da en kısa zamanda başlatılacağını söyledi. Dimililer, "Hedef anıt mezarın 13 Mayıs 2008'deki anma törenine yetiştirilmesi" dedi.

KIBRIS 28/05/07

 

Güney'deki devlet okullarında yüz Kıbrıslı Türk öğrenci okuyor

Güney Kıbrıs'ta işçi olarak çalışan bazı Kıbrıslı Türk ve Güney Kıbrıs'taki bir okulda öğrenim gören iki Kıbrıslı Türk öğrenciyle söyleşi yapıldı.

Simerini gazetesi, Güney Kıbrıs'ta işçi olarak çalışmakta olan Zeki Necip ile Ali Esgül ve "Nevroloji ve Genetik Enstitüsü'nde" görev yapmakta olan Cemal Gürkan'ın açıklamalarına yer verdi.

Gazete, Kıbrıslı Türk Zeki Necip'in PEO (Rum Solcu İşçi Sendikaları Federasyonu) üyesi olduğunu ve Güney Kıbrıs'ta çalışmakta olan yaklaşık 5 bin Kıbrıslı Türk'ün çalışma koşullarına yönelik PEO nezdinde faaliyetlerinin bulunduğunu belirtti. Gazete Necip'in; karşılıklı geçişlerin başlamasının ardından Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında önemli sayılabilecek herhangi bir olayın yaşanmadığını, bunun da "Kıbrıslı vatandaşların birlikte yaşama sorunu olmadığının bir göstergesi olduğunu" söylediğini yazdı.

Gazete, Kıbrıslı Türk Ali Esgül'ün ise, Lapta'da ikamet etmekte olduğu Kıbrıs Rum evinin kendisine ait olmadığını bildiğini ve Kıbrıs sorununun çözülerek Limasol'daki kendi evine dönmeyi tercih ettiğini söylediğini yazdı.

Esgül ayrıca, KKTC'deki sendikaların güçsüz olduklarını bu yüzden de KKTC'deki işçilerin işlerinden atılacakları korkusundan ötürü sendikalara üye olmadıklarını savundu.

Cemal Gürkan ise; iki toplumun insanlarının birlikte yaşamakla ilgili sorunları olmadığını, sorunun daha üst düzeyde bulunduğunu savundu.

Güney'deki devlet okullarında yüz öğrenci

Öte yandan gazete, Güney Kıbrıs'ta gerek devlet gerek özel okullarda öğrenim gören Kıbrıslı Türk öğrencilere ilişkin haberinde ise, Rum Eğitim Bakanlığı'nın verdiği rakama göre Güney Kıbrıs'taki devlet okullarında yaklaşık 100 kadar öğrencinin eğitim gördüğünü yazdı.

Gazete, bu Kıbrıslı Türk öğrencilerden yaklaşık 45'inin okul öncesi ve ilkokul, 40 kadarının orta eğitim ve 15 kadarının da Kıbrıs Üniversitesi'nde öğrenim gördüklerini belirtti. Gazete, Rum Eğitim Bakanlığı'nın Güney'deki özel okullarda eğitim gören öğrencilerin sayısı hakkında ise bilgi vermemesine karşın, başka kaynaklardan elde ettikleri bilgilere dayanarak bu sayıda büyük artış gözlemlendiğini savundu.

Gazete, "English School" (İngiliz Okulu) Müdürü Stuart Haggett'in gazeteye yaptığı açıklamada; Kıbrıslı Türklerin okullarında eğitim görmeye 2003 yılında 6 öğrenciyle başladıklarını, bugün ise 69 Kıbrıslı Türk öğrencinin eğitim görmekte olduğunu söylediğini yazdı.

Habere göre Haggett, Kıbrıslı Türk öğrencilerin gerek Kıbrıslı Rum öğrenciler gerek öğretmenleriyle ilişkilerinin iyi olduğunu, tek engel olan Yunanca bilmeme konusunun da öğrencilerin aldıkları derslerle aşıldığını ve Kıbrıslı Rum öğrencilerin de Eylül ayından itibaren Türkçe dersi görmeye başlayacaklarını ifade etti.

Gazete, Intercollege yönetici dekanı Nikos Peristianis'in açıklamalarına da yer verirken, şu anda Inercollege'de eğitim görmekte olan Kıbrıslı Türk öğrencilerin sayısının 50 civarında olduğunu vurguladığını yazdı. Habere göre Peristianis; ilk zamanlarda Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türk öğrencilerin ilişkilerinde bazı sorunlar yaşandığını, ancak bu sorunların aşıldığını belirterek, sorunların daha çok Kıbrıslı Rum öğrencilerden kaynaklandığını ifade etti.

Gazete ayrıca, söz konusu okulda öğrenim görmekte olan Kıbrıslı Türk öğrenciler Mustafa Tangül ve Monika Eringin'le gerçekleştirdiği kısa söyleşiye de yer verdi. Habere göre söz konusu öğrenciler; Güney Kıbrıs'ta eğitim görmelerine ailelerinin herhangi bir itirazda bulunmadığını, Kıbrıs Rum öğrencilerle de sorunlar yaşamadıklarını ve birçok Kıbrıslı Rum arkadaşları bulunduğunu ifade ettiler.

KIBRIS 28/05/07

 

Türkiye'nin üyeliğini frenlemeye karşılık Doğrudan Ticaret

Fileleftheros gazetesi "Kıbrıs Üzerinden 'Hediyeler' -'Doğrudan Ticaret' Karşılığında Türkiye'nin Üyelik Sürecinin Frenlenmesi" başlığıyla yansıttığı haberinde şunları yazdı:

"Türkiye'nin Avrupa perspektifinin muhtemel frenlenmesi hapının allanıp-pullanması için ileri götürülmekte olan karşılıklı çıkar; işgalci sahte devletin yükseltilmesine göndermede bulunan, 'Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son verilmesi' olacak. İyi bilgili kaynaklara göre Avrupa Birliği'nde Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin tezleri çerçevesinde hareket eden bu mantık temelindeki gelişmeler yoluna konuluyor.

Edinilen bilgiler; bu politikanın; 2008'in ilk yarısında uygulama yörüngesine oturtulacağı ve Brüksel ve Ankara arasındaki ilişkilerde gerginliğe neden olacağı yönündedir. Bundan kaçınılması için Avrupa tarafından; 'Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması' düzeyinde paralel hareketlerde bulunulacak.

Bu iki konunun -gayrı resmi olsa da- birbirine bağlanması; Türkiye'nin Avrupa ihtiraslarına karşı müşterek tavırları olan Fransız-Alman ekseni tarafından şekillendirilmeye başladı. Uzun lafın kısası; bir yandan Türkiye'yi tam üyeliğe götüren treni durdurmak istiyorlar, diğer yandan da hem imtiyazlı ortaklık düzeyinde hem de bedeli AB'ye değil yalnız Kıbrıs'a dokunan; 'Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son verilmesi' düzeyinde karşılıklar veriyorlar.

Fransız-Alman ekseni; Türkiye'nin toplam 35 müzakere başlığından yalnızca 8'inin dondurulması ve Lefkoşa'ya yönelik yükümlülüklerinin yeniden gözden geçirilmesine yönelik net bir takvim belirlenmeksizin Protokol'ü uygulamaktan kurtulmayı başardığı geçen yılın aralık ayında yer alan kritik Dışişleri Bakanları Konseyi'nde de Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ortada bırakmıştı. Diplomatik kaynakların işaret ettiğine göre bu aşamada Fransız-Alman ekseninin; Türkiye'nin Avrupa perspektifine son verilmesine göndermede bulunan kendi gündemi bulunuyor ve bu hedefini bedel ödemeksizin başarmakta kararlıdır. Aynı kaynağın söylediğine göre bu bedel; Berlin ve Paris'in çok da ilgi göstermediği, hatta bedel bile olmayan, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması olabileceğini vurguladı.

Türk Dışişleri Bakanlığının Kıbrıs'a Kosova Modeli Projesi

Bu arada edindiğimiz bilgiler Türk Dışişleri Bakanlığı'nın son dönemlerde; Kıbrıs için Kosova modelini detaylı olarak incelemekte olduğunu söylüyor. Taktik hareketleri çerçevesinde, eş zamanlı ve paralel olarak ileri götürdüğü iki hedefi var. Birinci, 'mümkün' ve 'acil' olarak gördükleri; işgal bölgelerinin Tayvanlaştırılması; ikinci ve ana hedef ise, sahte devletin Kosova gibi bir model temelinde tanınmasıdır.

Ankara ve işgal rejimi, bu projeler temelinde, Kıbrıs sorununda müzakerelere dönük prosedürlerin başlaması çabalarını etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar. 8 Temmuz sürecinde izledikleri taktik bu yöndeki niyetlerini doğruluyor. Hiçbir hareketlilik olmamasını, hiçbir sonuç çıkmamasını istedikleri kesindir. Karar; ister büyük, ister küçük meselelerde, ileri doğru hareket olamayacağıdır. Bu aşamada, gelişmeleri 'dondurmak' için kendilerine bahane yaratan Türkiye'deki seçim sürecine atıfta bulunuluyor.

Diplomatik bir kaynağın işaret ettiği üzere Türk tarafı; Kıbrıs sorununda üzerinde uzlaşılmış bir çözüm bulunmasının mümkün olmadığı ve müdahil tarafların; farklı başlangıç noktalarından başladığı ve görüşmeler yapılsa bile sonuca ulaşamayacağı tezini doğrulamaya çalışıyor.

Bu yaklaşım uluslar arası unsurda da egemen olur ise, Türkiye'nin talep ettiğini benimseyeceği açıktır: 2004'te olduğu gibi 1999'dan 2004'e kadar gerçekleştirilen görüşmelerin sonucu olarak sunulan çözüm planında; bu 5 yıllık süreç içerisinde metin üzerinde anlaşmaya hiç varılamadı. Dolayısıyla, haklı nedenlerden dolayı, Ankara'da uluslara arası unsur tarafından sunulacak bir çözüm planının ileri götürülmesi benimseniyor görünüyor.

Yabancılar tarafından geliştirilmekte olan mantık; işgal bölgelerinde az-çok 'tanınmamış bir devlet' işlemekte olduğu ve ticari ilişkiler geliştirilmesinin tanıma anlamına gelmediği şeklindedir ki bu da, bu planlara göndermede bulunuyor. Bu 'idare'nin dikkatli ve özlü güçlendirilmesi hareketleri uzun bir gayrı resmi prosedürdür ve maksatlı olarak henüz talep edilen noktaya gelmemiştir. Adımlar her zamanki 'şüpheliler' tarafından atılıyor.

Almanya Parlamentosu'nda alınan kararın (Almanya'nın) işgal rejimiyle çeşitli düzeylerde temaslarına atıfta bulunan noktaları ve 'kurumlara' ilişkin tarifler tamamen endişe verici unsurlardır. Diplomatik kaynakların işaret ettiğine göre daha da kötüsünü; Almanya'nın AB dönem başkanlığı süresinin bitmesinden sonra tadabiliriz. O zaman Berlin, dönem başkanlığının dengeleyicilik rolünden kurtulmuş olarak hareket edebilecek.

Kıbrıs sorununun Kosova meselesiyle ortak unsurlara sahip olmadığı ve bunların birbirinden farklı iki mesele olduğu ortadadır. Coğrafik olarak bile birbirlerine yakın olmamaları, bölgedeki gelişmeleri etkileme derecelerinde dikkate alınan bir unsurdur. Ancak bu durumda, önemli görünen; kabul edilmesi halinde, BM Genel Sekreteri'nin Temsilcisi Marti Ahtisaari'nin planının bir emsal teşkil edeceğidir.

Kosova'nın bağımsızlaşması çok ciddi bir emsal teşkil edecek. Uluslar arası camianın müsamahası ile meşru devletten ayrılan bölgeler (uluslar arası) hukuki koruma görebilecekler. Toprakların yabancı askeri kuvvetler tarafından ayrılmasına ve daha sonra uluslar arası örgütlerin ve hatta BM'nin de onayıyla bağımsızlaşmalarına emsal teşkil edecek.

Bu da, Türkler tarafından emsal olarak kullanılması halinde, yalnız Kıbrıs'ı etkilemeyecek. Etnik azınlıklar, devletler için öcü haline gelecek ve (devletler) ya sırtları duvara yapışık hareket edecekler ya da baskıcı önlemlerle etkisiz hale getirmeye çalışacaklar. Her iki durumda da iç savaş daimi karabasan olarak görünecek.

Lefkoşa, Kosova'da olup bitenleri ve Türk tarafının hareketlerini büyük bir endişeyle izliyor. Ankara'nın projelerinin başarısızlığa uğraması için, olabilecek bütün uluslar arası dayanaklarının etkisiz hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor. Diplomatik kaynakların işaret ettiği üzere argüman zordur ve sahte devletin yükseltilmesi (doğrudan ticaret, 'üniversiteler' v.b.) hareketleri; AB üyelik sürecinde Kıbrıs Cumhuriyeti veya Yunanistan yüzünden olmayacak ciddi ve aşılmaz engellerle karşı karşıya kalacak olan Türkiye'ye hediye olarak kullanılabilir."

KIBRIS 28/05/07

 

Rothe: Papadopulos beni aldattı

Kıbrıs sorununun çözümü için en çok çalışan Avrupalı parlamenter olarak bilinen Alman parlamenter Mathilde Rothe, “Papadopulos beni aldattı. Rumlara Papadopulos referansı verdiğim için özür dilerim” dedi


Rothe: Papadopulos beni aldattı

 

“Kıbrıslıların birlikte yaşamak istediklerini saptadım. Dahası; bugün AB’de, aramızda bir bölünmüş ülke daha olması mümkün değildir. Elbette, fırsatın kaçırılmasına üzülmemize rağmen Annan planının Kıbrıslı Rumlar tarafından reddine saygı gösteriyoruz”

 

“Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu kaldırmalıyız. Bu, Avrupa Parlamentosu’nun, Komisyonu’nun ve Konseyi’nin ortak tutumudur. İzolasyona kesin bir son verilmesinin ancak Kıbrıs sorununun çözülmesiyle mümkün olacağını bilmemize rağmen Avrupa’daki bizlerin; Avrupa hatırına Annan planına EVET diyen Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğuna sırtımızı dönmememiz ve yardım etmemiz önemlidir”

 

“Papadopulos, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’na seçildiğinde gazeteciler bana ‘Çok katı, bir çözüm için çalışabilir mi?’ diye sordular. Verdiğim yanıt ‘Evet, çok akıllı, korkunç siyasi bir deneyimi var ve başarılı. Ada’nın yeniden birleşmesi için çalışacak’ şeklindeydi.  Bugün, verdiğim o yanıtın doğruluğu konusunda kuşkularım var. Bunu söylemek zorunda olduğum için çok üzgünüm”

 

 

“Brüksel’in siyasi elitlerinden biri olan, Kıbrıs sorununun çözümü ve Güney Kıbrıs’ın AB üyeliğine en çok yardım eden yabancı” olarak nitelendirilen  Alman Avrupa Milletvekili Mathilde Rothe “Papadopulos’a referans” olduğunu ve şimdi kendini aldatılmış hissettiğini bildirdi.

Alithia’ya konuşan Rothe “Kıbrıslı Rumlarla Yanlış Yaptım –Tasos Papadopulos’un Çözüm İçin Çalışacağına İnandım –Kıbrıs Bugün Avrupa’nın Baş Ağrısı Oluyor” dedi.

 

“Referans olmakla hata ettim

Mathilde Rothe’nin kendisine; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un Kıbrıs sorununun çözümü için çalışıp çalışmayacağı sorulduğu 2003 yılında yanlış yanıt verdiğini söylemek zorunda kaldığını yazan gazeteye göre Rothe; “Kıbrıs’ın” Avrupa için zaman zaman bir baş ağrısı haline geldiğini vurguladı. Gazete Kıbrıslı Türklerin çok daha katı siyasete ve siyasetçilere geri dönmesi ihtimaliyle ilgili tehlike çanlarını çaldığını da belirttiği Rothe’yle söyleşisini okurlarına şöyle aktardı:

 

Soru: AB üyeliğinden yana tezleriniz ve Kıbrıs’a olan güçlü desteğiniz dolayısıyla Kıbrıs’ta çok eskiden beri sevilen birisisiniz, yorumunuz nedir?

Yanıt: Kıbrıs’ta insan hakları ve uluslar arası hukuk ihlallerine karşı mücadeleye devam edeceğim. Kıbrıslıların Ada’nın bölünmüşlüğünü aşmaları için de elimden geldiğince yardım etmeyi de sürdüreceğim. Deneyimlerime dayanarak; Kıbrıslıların birlikte yaşamak istediklerini saptadım. Dahası; bugün AB’de, aramızda bir bölünmüş ülke daha olması mümkün değildir. Elbette, fırsatın kaçırılmasına üzülmemize rağmen Annan planının Kıbrıslı Rumlar tarafından reddine saygı gösteriyoruz.

 

Soru: 15 Mayıs 2007’de Kıbrıs’taki çoğu yayında; Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat’la görüşmediği için Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu Başkanı Grosset’i eleştirdiğiniz ABHABER’deki söyleşinize atıfta bulunuldu.

Yanıt: İlk başta, söyleşi yetkisi vermediğimi söylemem gerek. ABHABER ile bir görüşme yaptım ancak görüşmeyi bana okutmadan yayınladılar. Fırsatım olsaydı, bazı ifadeleri değiştirecektim. Sözlerim, endişelerim ve eleştirim çok daha dengeli olacaktı. Sorunuza gelince: Temas Grubu, Kıbrıs Türk toplumuyla ilişkilerden sorumludur. Bu nedenle, elbette Kıbrıs Türk toplumunun lideriyle görüşmesi gerekir. Herkese, Kıbrıs sorununa müdahil olmuş herkese, bizimle görüşme fırsatı vermemiz gerekir. Yine; Kıbrıs Türk toplumuyla temasları artırmamız gerekir. Durumlarında halen bir değişiklik olmadığı için çoğu Kıbrıslı Türk’ün kibirli olduğunu biliyoruz. Belki Denktaş gibi çok daha katı siyasilere dönüş yapabilecekleri tehlikesini görüyorum.

 

Soru: Kıbrıs’taki mevcut durumla ilgili görüşünüz nedir?

Yanıt: Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün daha da derinleşmesinden endişe ediyorum. Bugün iki toplum arasında, birkaç yıl öncesine göre daha az temas var. Her iki toplum da şimdi birbirinden ayrı şekilde gelişiyor ve böylece gittikçe birbirlerinden daha da uzaklaşıyorlar. Yaşlı Kıbrıslıların çoğunluğunun halen çözüm istediği, oysa daha genç neslin mevcut durumu (status quo) daha artmış şekilde kabul ettiği izlenimine sahibim. Zaman, çözümün aleyhine işliyor.

 

Soru: Kıbrıs’ın yeniden birleşmeksizin AB’ne üyeliğinin yanlış olduğuna mı inanıyorsunuz?

Yanıt: Kıbrıs’ın, yeniden birleşmeden AB’ne girmesi yanlış değildi. Kıbrıs’ın AB üyeliğini her zaman savundum. Daha çok da AB’nin genişlemesinin Kıbrıs sorunuyla bağlantılı olmasının sağlanması yönünde sıkı çalıştım. Kıbrıs’ın AB üyeliğine ön şart olarak Kıbrıs sorununun çözümünü şart koşsaydık Kıbrıs’ın Türkiye’nin rehinesi olması durumunu uzatacaktık. Türkiye’nin de Kıbrıs’ın kendisinden önce üye olmaması için her şeyi yapacağı da netti. Tam da Türkiye’nin AB’ye üyeliğe olan ilgisinden dolayı; Kıbrıs’ın AB üyelik sürecinin Kıbrıs sorununun çözümünde katalizör olarak işlemesi umut ediliyordu. Bu ümit, 2004’te Kıbrıs sorunu Annan planıyla çözüme çok yaklaştığında neredeyse yerine geldi. Açıkçası, Annan planı tamamen dengeli değildi, ama diğer yandan biz Avrupa’da, planın; tek AB üyesi devlet için yeterli ve memnuniyet verici bir başlangıç noktası olduğuna inandık.

 

Soru: Kıbrıslı Türklerin izolasyonuyla ilgili görüşünüz nedir?

Yanıt: Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu kaldırmalıyız. Bu, Avrupa Parlamentosu’nun, Komisyonu’nun ve Konseyi’nin ortak tutumudur. İzolasyona kesin bir son verilmesinin ancak Kıbrıs sorununun çözülmesiyle mümkün olacağını bilmemize rağmen Avrupa’daki bizlerin; Avrupa hatırına Annan planına EVET diyen Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğuna sırtımızı dönmememiz ve yardım etmemiz önemlidir.

 

Soru: Kıbrıslı Türkler Doğrudan ticaret tüzüğünün Almanya dönem başkanlığı sona ermeden benimsenmesini arzu ediyor. Bunun mümkün olduğuna inanıyor musunuz? Bu tüzük hakkındaki görüşünüz nedir?

Yanıt: Mümkün olduğunca çabuk benimsenmesini umuyorum. Kıbrıs Türk toplumunun bu tüzüğe ihtiyacı var. Kıbrıs Türk toplumuyla ticaret konusunda özel tüzüklerle ilgili çalışmaların gecikmeksizin yeniden başlaması çağrısı yapılan Ocak 2007 tarihli Konsey kararları, doğru yönde atılmış bir adımdır. Mesela, Mağusa Limanı’nın AB’nin idaresi ve sorumluluğu altında işletilirse, Kuzey’le doğrudan ticaretin ‘KKTC’ tanınmadan başarılabileceğini her zaman söyledim.

 

Soru: Kıbrıslı Türklerin ekonomisinin geliştirilmesine katkı sağlamak için hangi önlemler alınmalı?

Yanıt: Kıbrıs Türk ekonomisinin canlandırılması için; AB üyelerinin Şubat 2006 tarihinde; Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon avroluk yardım verilmesini benimsemeleri önemlidir. Bu tüzüğün ana hedefi; ekonomik entegrasyon öne çıkarılarak Kıbrıs Türk toplumunun ekonomisinin geliştirilmesinin cesaretlendirilmesi, iki toplum ve AB arasındaki temasların iyileştirilmesi ve Avrupa hukuk çerçevesinin aşamalı olarak benimsenmesi ile Kıbrıs’ın yeniden birleşmesinin kolaylaştırılmasıdır. Barikatların açılması ve referandumda verilen EVET yanıtı Kıbrıs Türk ekonomisine kısmen olumlu ilerleme getirmiştir. Ancak diğer taraftan; şu anda gözlemlenmekte olan inşaat patlaması; inşaatların çoğu zaman Kıbrıs Rum malları üzerinde yapılması dolayısıyla sorunlu olmanın da ötesindedir.

 

Soru: Kıbrıs Türk üniversitelerinin tanınması konusundaki görüşünüz nedir?

Yanıt: Kıbrıs’taki durumdan dolayı genç insanların sıkıntı çekmeleri mümkün değildir. Her üniversite öğrencisi, değişim programlarına katılım hakkına sahip olmalıdır. Yine; üniversite diplomalarının başka ülkelerde tanınmasının sağlanması gerekir. Bu iki unsur -öğrenci değişimi hakkının ve diplomaların tanınması-  ‘KKTC’ tanınmadan başarılabilir.

 

Soru: Kıbrıs’ın, siyasi sorunu ile AB için baş ağrısı olduğuna mı inanıyorsunuz?

Yanıt: Sorumlusunun Kıbrıs olduğu bazı hastalıklar bulunduğuna inanıyorum. Referandum kampanyasından sonra, diyelim ki AB; basının kampanya sırasındaki çok olumsuz tavrından, komiser Günter Verheugen’in Annan planına evet lehinde konuşmasının engellenmesi, referandum sırasında ve sonrasında Evet destekçilerine yönelik suçlamalardan çok rahatsız oldu. Bugün de Brüksel’deki ve üye ülke başkentlerindeki çoğu siyasi, Kıbrıs’ta çözüm bulunmasına kafa yoruyor. Geçmişte; çözümün Türkiye ve Denktaş’ın uzlaşmaz tavrı nedeniyle mümkün olmadığı netti. Bugün, artan sayıdaki insan, ben de dâhil olmak üzere; sorunu KIBRISLILAR’IN çözmesi gerektiğine inanıyor. Geçmişte ben -biz- her zaman ‘anahtar Ankara’dadır’ derdim ve elbette anahtar halen oradadır. Uluslar arası hukuk çerçevesinde halen Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde Türkiye’nin yasadışı işgali söz konusudur ve Türkiye’nin oradaki askerlerini çekmesi gerektiği şüphesizdir. Ancak; ortak değerlerimizi savunan bir AB üyesi devletin hükümetinden uzlaşının gelmesi için mümkün olan her şeyi yapma taahhüdünde bulunmasını bekliyorum. AB’nin zaman zaman başının ağrımasının nedeni; bazen böyle bir taahhüt görmememizdir. Biliyorsunuz, Alman Sosyal Demokrat’ım. Bili Brand’ın eski doğu ülkelerine yönelik, ‘yeniden yakınlaşma aracılığıyla değişim’ politikası nedeniyle Sosyal Demokrat Parti’ye girdim.”

 

Soru: Tasos Papadopulos hükümetinin Kıbrıs sorununda izlemekte olduğu politika hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yanıt: Halen ilgili sorulara yanıt verdiğim için bu soruyu çok kısa yanıtlayacağım. Kıbrıs için, üyelik ve çözüm için 20 yıldan fazla Tasos’la birlikte çalıştım. Avrupa Parlamentosu ve Temsilciler Meclisi arasında özel komitelerimizdeki yoğun, sıkı ve dostane bir işbirliğimiz vardı. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’na seçildiğinde gazeteciler bana ‘Çok katı, bir çözüm için çalışabilir mi?’ diye sordular. Verdiğim yanıt ‘Evet, çok akıllı, korkunç siyasi bir deneyimi var ve başarılı. Ada’nın yeniden birleşmesi için çalışacak’ şeklindeydi.  Bugün, verdiğim o yanıtın doğruluğu konusunda kuşkularım var. Bunu söylemek zorunda olduğum için çok üzgünüm. Kıbrıslı dostlarımla birlikte Kıbrıs için çalışmak ve mücadele etmek; son 23 yıldır Avrupa Parlamentosu’ndaki siyasi kariyerimin en önemli unsuruydu.”    

YENIDUZEN 28/05/07

 

 

İngilteredeki Kıbrıslı Türkler KKTCye..

Rana SARRO

Yurtdışında özellikle de İngiltere`de uzun yıllardır yaşayan Kıbrıslı Türkler, KKTC`ye bir takım nedenlerden dolayı yatırım yapmaya cesaret edemediklerini belirtirken, ülkeye kesin dönüş yapmak istediklerini ancak daha önce yaşadıkları birtakım acı tecrübelerin bunu engelediğini dile getirdiler. KKTC`ye genellikle tatil yapmak amacıyla geldiklerin ifade eden ingiltere`deki Kıbrıslı Türkler, yatırım olarak da genellikle ölü yatırım yapmaktan yana olduklarını söyledi.

Ülkede bir takım bürokratik engellerle karşılaştıklarını, bürokrasinin hantal bir yapıya sahip olmasını, Ada`daki siyasi istikrarsızlığın ve devlet dairelerindeki ``ahbap çavuş`` ilişkilerinin işleri engellediğinden yakınan İngiltereli vatandaşlar,  bundan dolayı ülkeye yatırım ve kesin dönüş yapmaktan çekindiklerini kaydetti.

 KKTC`ye tatil amaçlı geldikleri zaman, hükümet ve soydaşları tarafından  sömürüldüklerini iddia eden İngiltere`deki Kıbrıslı Türkler, bundan duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. HALKIN SESİ olarak bir süre önce KKTC`de bir etkinliğe katılan İngiltereli yurttaşlarımızın ülkelerine bakışını ve geri KKTC`ye geri dönüp dönmeme yönündeki düşüncelerini aldık.

 

İngiltere`de yaşıyorum. Orada torpil yok. Bir daireye gittiğimiz zaman hem ilgileniliyor, hemde adil davranılıyor. Fakat bu memlekette herşeyin başı torpildir. Yurtdışından gelip de memleketimizde bu tür haksızlıkları görünce moralimiz çok bozuluyor ve gidip bir daha gelmemek istiyoruz. Haksızlık, adaletsizlik, adam kayırma veya partizanlık gütme KKTC`de hat safhaya ulaşmış durumda. Buraya yatırım yapmaya korkuyoruz. Adaletin olmadığı, düzenin olmadığı bir ülkeye nasıl yatırım yapılır.

 

`` Benim KKTC`ye çok yatırımım oldu. Fakat bunun için pişmanım En büyük yatırımım da bir Tatil köyüdür. Bu ülkede bana çok sıkıntı çektirdiler hala da çektiriyorlar. Kuzey Kıbrıs`ta hem Devlet hem de vatandaş, yurtdışından gelen Kıbrıslı`ların her yönden üzerine gidiyor. Bizim Londra`da paraları yerlerden topladığımızı sanıyorlar. Tatil köyü için çok büyük masrıf yaptım. Şimdi de hükümet, önüme birçok bürokratik engel çıkarıyor. Londra`ya gitmeden önce burada Karayolları Dairesi`nde muhasebe sorumlusuydum. Burada kalmış olsam bugün belki bir arabam bile olmayacaktır. İngiltere`deki Kıbrıslı Türklerin en çok % 25`i ülkeye geri dönmeyi düşünür. İnsanlar Kıbrıs`a gelipte ne yapacak. İngiltere`de insan tembel değilse durumu mutlaka iyidir. İngiltere`den Kıbrıs`a yatırım ise % 3 civarındadır. Çünkü kaç kişi yatırım yaptıysa hepsi pişman oldu ve geri döndü.

 

Lütfiye Gönlübol

25 yıldır Londra`da yaşıyorum. Kıbrıs`a ev yapmayı düşünüyordum. Fakat bu memleketteki düzensizlik, adaletsizlik, bürokratik engeller beni ülkemden soğuttu. Adalet olmayan bir ülkeye nasıl yatırım yapabilirim.

 

Sıdıka Lambasuyucu

13 yıldır İngiltere`de yaşıyorum. Yurtdışına gitme nedenim de partizanlıktı.

Ben ülkeme geri dönmek ve burada yaşamak isterim çünkü vatanımız gibisi yok. Fakat ülkemizdeki adaletsizlikler ve düzensizlikler bizi bu topraklardan soğutuyor. Bu hükümet ne isterse onu yapar, ne yasa ne kural dinler. Memlekette partizanlık aldı başını gidiyor.

Osman Onbaşı

40 yıldır İngiltere`de yaşıyorum. Bu ülkede demokrasi, dürüstlük, adalet yok. Bürokrasinin ve yasaların da çalışmadığına inanıyorum. O nedenle geri dönüş ve yatırım yapmayı doğru görmüyorum.

Hüseyin Gazioğlu

21 yıldır İngiltere`de yaşıyorum. Kıbrıs`a geri dönme düşüncesinde değilim. Fakat vatanıma yatırım yapmayı düşünebilirim. KKTC`de Deniz taşımacılığı yapıyorum, bir şirketim var fakat tam olarak işe başlamadım. Yaşanılacak bir yer olarak Kıbrıs daha iyi. Fakat devlet dairelerinde tanıdık yoksa işimiz olmuyor. Herşeyin başı torpildir. Bu memlekette torpil önlense, dairelerde herkesin işi sağlıklı yürüse ülkeye dönmeyi  düşünebiliriz.

Hasan Kasapoğlu

KKTC`ye kesin dönüş yapma veya yatırım yapma düşüncesinde değilim. Vatanıma geri dönmeyi çok istiyorum. Fakat ülkedeki şartlar buna elverişli değil. Gördüğüm ülkede adil davranılmıyor, herkesin hakkı yeniyor, partizanlık yapılıyor ve torpil en üst düzeyde. Hükümetin tutumunu beğenmediğim gibi, devlet dairelerinde çalışanların, esnafın, dükan sahipleri ve satıcıların yurtdışından gelen vatandaşa karşı davranış biçimi de hoş değil. Yurtdışından ülkeye seyahat amaçlı gelen Kıbrıslı Türkler devamlı surette sömürülüyor.

Sami Kasapoğlu

35 yıldır İngiltere`de ikamet ediyorum. 1974 Barış Harekatı sonrası İngiltere`ye göç ettim ve bugüne dek orada ikamet ediyorum. Kesin dönüş yapmayı düşünmüyorum. Sebebi de burada istikrarsız bir hükümetin yapısından kaynaklanıyor.

KKTC`ye dönüş yapıp yatırım yapmayı çok istiyorum. Büyük projelerim vardı. Bu projelerimin gerçekleşmesi için benim güven kazanmam lazım. Bu güveni bana sadece KKTC`de istikrarlı bir hükümete, tıkanmış yolların açılması ve düzenin daha sağlıklı faaliyet göstermesi halinde gerçekleşebilir.

 

İbrahim Enver

1977 yılından beri İngiltere`de yaşıyorum.  Kıbrıs`a geri dönüş yapmayı candan istiyorum. Fakat burada yaşanılacak bir durum göremiyorum. Şartlar düzelirse Kıbrıs`a dönüş yapıp, yatırım yapmayı düşünebilirim. Yatırım yapma durumum şuan da yok fakat imkanım olsa da bu hükümete güvenimiz yok. Gelen gideni aratır keşke eski dönem geri gelse diyoruz.

HALKIN SESI 28/05/07

 

Çözüm yönündeki çabalarımız sürüyor

HER İKİ TARAF DA BÜYÜK ACILAR YAŞADI... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum tarafının 1963'te ENOSİS amacıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki taraflı özelliğini ortadan kaldırmaya yönelik girişiminin iki tarafın da büyük acılar yaşamasına yol açtığını söyledi. Soyer, Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye'nin sorunun çözümüne yönelik çabalarının sürdüğünü de vurguladı

SON KARAR, ÖNEMLİ BİR ZEMİN... Soyer, Alman Sosyal Demokrat Partisi Hessen Eyaleti Başkan Yardımcısı Jurgen Walter'in daha önce Ercan Havalimanı'ndan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yapmış olduğu ziyaretin önemli gelişmelerin başlamasına yol açtığına işaret etti. Rum tarafının uzun yıllar Avrupa'da Kıbrıs sorununun özünü çarpıtan anlatımlar yaptığına dikkat çeken Soyer, Alman parlamentosunda alınan son kararın önemli bir zemin oluşturduğunu kaydetti

WALTER: ARTIK MİSAFİR DEĞİLİM... Jurgen Walter de gelişen ilişkiler sonucunda kendisini Kuzey Kıbrıs'ta artık misafir gibi görmediğini belirterek, bu durumdan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Walter, Almanya ile Kuzey Kıbrıs arasındaki sosyal ve kültürel işbirliklerinin geliştirilmesini hedeflediklerini kaydederek, Kuzey Kıbrıs'la ilişkilerin bu boyuta ulaşmasının çok önemli gelişmeler yaşanmasından dolayı doğru bir zamanda gündeme geldiğini söyledi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum tarafının 1963'te ENOSİS amacıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki taraflı özelliğini ortadan kaldırmaya yönelik girişiminin iki tarafın da büyük acılar yaşamasına yol açtığını söyledi.

Soyer, Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye'nin sorunun çözümüne yönelik çabalarının sürdüğünü de vurguladı.

Alman Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) Hessen Eyaleti Başkan Yardımcısı Jurgen Walter, temas ve incelemelerde bulunmak üzere KKTC'ye geldi.

SPD üyesi ve Avrupa Parlamentosu'nun eski milletvekili Ozan Ceyhun'un eşlik ettiği Walter, dün, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le görüştü.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Alman Federal Meclisi'nin kararlarının Kıbrıs sorununun anlaşılmasına yönelik önemli bir zemin oluşturduğunu belirtirken; Jurgen Walter ise, Alman Federal Meclisi'nde alınan kararın, Kıbrıs sorununun çözümünde bir yol haritası olabileceğini söyledi.

Jurgen Walter, Rum tarafının, Kıbrıs kararıyla ilgili olarak Alman parlamenterlere baskı yaptığını da kaydederek, "Tekstilde çok baskı altında tuttuğunuzda, belli baskı yöntemleri uyguladığınızda, daha da sertleşen kumaşlar vardır, bu açıdan bir milletvekiline baskı yapmak, aynı o kumaşlarda olduğu gibi sonuç verir, iyi bir fikir değil" dedi.

Başbakan Soyer ile Alman Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) Hessen Eyaleti Başkan Yardımcısı Jurgen Walter ve Ozan Ceyhun'un görüşmesi, dün saat 12:30'da Cumhuriyet Meclisi'nde yer aldı.

Walter : Artık misafir değilim

Görüşme öncesinde açıklamalarda bulunan Jurgen Walter, artık Kuzey Kıbrıs'ta misafir olmadığını belirterek, "Bunun ötesinde bir ilişkimiz var" diye konuştu.

Kuzey Kıbrıs'la aralarında kurulan sosyal ve kültürel işbirliğini geliştirmeyi hedeflediklerini vurgulayan Walter, Hessen'li sanayici ve işverenlerin Kuzey Kıbrıs bağlantılı yatırımlar yapmasının, iki tarafa da yarar sağlayacağını ifade etti.

Kuzey Kıbrıs ile ilişkilerinin gelişmesinin uygun zamana denk geldiğini de dile getiren Walter, "Uygun zaman, çünkü önemli gelişmeler oluyor" dedi.

"Alman Federal Meclisinin Kıbrıs kararı önemli"

Almanya Federal Meclisi'nde alınan Kıbrıs'la ilgili kararın önemli olduğuna işaret eden Walter, karar metninde yer alan "AB Dönem Başkanı Almanya'nın Kıbrıs sorunu konusunda ileriye doğru adımlar atması bekleniyor" cümlesinin altını çizdi. Walter, Alman Federal Meclisi'nde alınan kararın Kıbrıs sorununun çözümünde bir yol haritası olabileceğini söyledi. Walter söyle konuştu:

"Benim bakış açımla, iki nokta yeni. Birincisi Almanya Parlamentosu 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nden bir talepte bulunuyor. Kuzey'deki Meclisle olan ilişkilerde uygulamakta olduğun bürokratik ve diğer alanlardaki tüm irtibat yasaklarını ortadan kaldırmak ve ilişkilere yol açmak zorundasın diyor.

İkincisi, AB Dönem Başkanlığı yapan ülkede alınan kararla bundan böyle görüşmelerde Kuzey Kıbrıs'ın direkt taraf olarak muhatap olarak alınması talep ediliyor".

"Taraflardan birinin konuşamaması"

Walter, taraflardan birinin konuşamamasının, sorunun tartışılamamasına, dolayısıyla çözüm bulunamamasına yol açtığını ifade etti.

Alman Parlamentosu'nun bu kararının, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından doğru yorumlanması ve çözüm için Kuzey Kıbrıs ile diyaloga girmesi temennisinde bulunana Walter, Parlamentonun özellikle Kuzey Kıbrıs'la ticari gelişmelerin geliştirilmesi yönündeki kararının, izolasyonların kaldırılması yönünde bir adım olduğunu belirtti ve ambargolar olmadan yürütülecek bir ilişkinin, çözüme katkı koyacağını ifade etti.

Walter, Alman Federal Meclisi'nin Kıbrıs kararlarının kağıtta kalmaması ümidini dile getirerek, konuyla ilgili tüm tarafların ellerinden geleni yaparak, Kıbrıs sorununun çözümüne giden yolu açmasını dilediklerini belirtti.

"Kazanan pozisyon"

Walter, Alman Federal Meclisi'ne Kıbrıs kararı alınması sırasında yapılan Rum baskılarıyla ilgili olarak da konuştu ve "Tekstilde çok baskı altında tutarsanız, belli baskı yöntemleri uygularsanız, daha da sertleşen kumaşlar vardır; bu açıdan bir milletvekiline baskı yapmak, aynı o kumaşlarda olduğu gibi olur, iyi bir fikir değil" dedi.

Kuzey ve Güney Kıbrıs'a bakıldığında, adada kimin gerçek anlamda barış, huzur ve çözüm istediğini gördüklerini söyleyen Walter, "Bu kararla ilgili yorumlarda, kimlerin hala eski cephe deliklerinde savaş eşyalarıyla karara yaklaştığını da görmekteyiz; Kıbrıs'ın kuzeyindeki hükümet, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın, barış için cephe çukurlarından çıkıp barış elini uzatan taraf olduğunu görmekteyiz. Bunun kazanan pozisyon olacağını biliyorum" diye konuştu.

Ozan Ceyhun: Mektuplar faydalı oldu

Ozan Ceyhun da, Soyer'in, Almanya ziyareti sonrasında yazdığı mektupları, SPD yetkililerine ve milletvekillerine tek tek verdiklerini ve mektupların faydalı olduğunu söyledi.

Rum tarafının, Alman Federal Meclisi'nde alınan karardaki bazı cümlelerin değiştirilmesine yönelik baskılar yaptığını kaydeden Ceyhun, "Sizin mektuplarınız bu kararda daha olumsuz olabilecek her şeyin engellenmesini beraberinde getirdi; bu açıdan faydalı oldu" dedi.

Soyer: Kıbrıs sorununun özünü çarpıtan anlatım

Başbakan Soyer ise, Jurgen Walter'in KKTC'ye yaptığı ilk ziyarette, Ercan Havaalanı'nı kullandığını hatırlatarak; bunun önemli gelişmelerin başlamasına kapı açtığını söyledi.

KKTC ziyaretinden sonra Walter'in daveti üzerine Almanya'ya gittiklerini de anımsatan Soyer, orada sadece SPD'lilerle değil Hristiyan Demokratlar ve bazı diğer parti yetkilileriyle de görüşüp kendilerini anlatma fırsatı bulduklarını belirtti.

Orada geliştirdikleri sosyal ilişkileri güçlendirmek istediklerini kaydeden Soyer, Jurgen Walter'in gerçekleştirmekte olduğu KKTC ziyaretinin bu bağlamda faydalı olduğunu söyledi.

Walter'in önemli değerlendirmelerde bulunduğunu söyleyen Soyer, Kıbrıs Rum tarafının, yıllarca Avrupa'da, Kıbrıs sorununun özünü büyük ölçüde çarpıtan bir anlatımı bulunduğunu kaydetti.

Alman Federal Meclisi'nin kararlarının, Kıbrıs sorununun anlaşılmasına yönelik önemli bir zemin oluşturduğunu belirten Soyer, kararın parlamentoda temsil edilen değişik siyasi partilerin ve bakış açılarının bir senteze girmesini sağladığını söyledi.

"Büyük acılar"

1963 yılında, Kıbrıs Rum tarafının, Enosis amacıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki toplumlu karakterini orta yerden kaldıran bir girişim yaptığını anlatan Başbakan Soyer, bu adımın, Kıbrıslı Türkler, Rumlar, Türkiye ve Yunanistan'a büyük acılar yaşattığını belirtti.

1974'te, Rumlar'ın, bu sefer de Enosis amacıyla darbe yaptığını ifade eden Soyer, Türkiye'nin garanti ve ittifak anlaşmalarından doğan hak ile adanın toprak bütünlüğünü, anayasal düzenini ve Kıbrıs Türkü'nün emniyetini korumak için adaya müdahale ettiğini anlattı.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye'nin çözüm çabasını sürdürdüğünü belirtti. Soyer, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin, "Kıbrıs sorununun çözüm ile birlikte adanın askerden arındırılması" konusuyla ilgili düşüncelerini de tüm dünyaya deklere ettiğini dile getirdi.

Kıbrıs Rum tarafının, "Kıbrıs sorunu, 1974'de Türk askerinin adaya çıkmasıyla başladı"

propagandasıyla tüm dünyada bir yol aldığını ifade eden Soyer, bu etkiyi zaman içinde kendilerini anlatarak çözeceklerine inandığını söyledi.

Soyer, bu görüşlerini içeren bir mektubu, Ceyhun'un ifade ettiği gibi Alman parlamenterlere yolladıklarını da aktardı. Soyer, ancak mektupta, Rum tarafı gibi "bunu şöyle yapın" şeklinde bir buyurgan tavır sergilemediklerini belirtti.

Almanya'da yaptığı görüşmelerde, Rum tarafının, Alman parlamenterlere "yol dikte etmeye çalışır" bir girişim içinde olduğunu hissettiğini anlatan Soyer, bu çabanın boş olduğuna hep inandığını ifade etti.

KIBRIS 29/05/07

 

 

Kayıplar, haklarını arıyor

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği; BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'e, Almanya, İngiltere ve ABD'nin Güney Kıbrıs'taki elçilikleri ile AB Komisyonu'nun Güney Kıbrıs Temsilciliği'ne bir yazı göndererek, kayıplar konusundaki gerçekleri anlattı.

Dernek başkanı Ertan Ersan yazılı açıklamasında, Rum yönetiminin, kayıplar konusunu yıllarca politize ettiğini, gerçekleri saptırarak kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını belirtti.

1963 yılı sonrasında kaybolan Kıbrıslı Türklerin kayıtlara geçirilmediğini, bunun arkasındaki başlıca nedenin; Kıbrıslı Rumların, 1963 olaylarını uluslararası arenadan gizli tutmak ve 1960 ortaklık cumhuriyetinin tek sahibi olarak davranmak istemesi olduğunu kaydeden Ersan, "Kıbrıslı Türkler, hem Kıbrıs Cumhuriyeti'nden hem de köylerinden kovulmuşlardır. Bu gerçekler saklanamaz" dedi.

1974 olaylarında öldürülen Kıbrıslı Rumların kendi mezarlarına gömüldüklerini, ancak Rum yönetiminin onları kayıp olarak kayda geçirdiğini belirten Ertan Ersan, Rum yönetiminin, kayıp şahıslar konusunu kendi siyasi hedefleri uğruna çarpıttığını ve Kıbrıslı Türklerin insan haklarını ihlal ettiğini anlattı.

Kayıplar konusuyla ilgili gerçekleri sunmak amacıyla Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller, Kıbrıs Rum Kesimindeki Alman, İngiliz ve ABD Elçilikleri ile birlikte Kıbrıs Avrupa Birliği Komisyonu Temsilciliğine gönderilen yazının tam metni şöyle:

"Kayıp Yakınları 1956'dan yılından beri çok acılar çekmiştir. Kıbrıslı Türklerin adadaki varlığını yok etmeyi amaçlayan EOKA Planları ve Kıbrıslı Rumların tutumu nedeniyle Kıbrıslı Türkler büyük sıkıntılarla karşılaşmış ve hayatları da tehlikeye girmişti. Göç etmek zorunda kalarak yıllarca acılara maruz kaldılar. Bu dönemde Kıbrıslı Türk Kayıpların sayısı 272 olarak belirlenmişti. Kıbrıslı Türklerin kaybolmasında Kıbrıs Rum idaresinin rolü olmuştur. Kıbrıs Rum Yönetiminin bilgisi dahilinde olarak, Lefkoşa'nın Güney kesiminde hastanede kaybolan Türkler olmuştur. Kıbrıslı Türkler de bu dönemde kendilerini savunmak amacıyla silahla karşılık verirken bazı yerlerde de Kıbrıslı Rum Kayıplar olmuştur. Rum Kayıpların sayısı 42 olarak belirlenmişti.

1963 yılı sonrasında kaybolan Kıbrıslı Türkler kayıtlara geçirilmedi. Bunun arkasındaki başlıca neden Kıbrıslı Rumların 1963 olaylarını uluslararası arenadan gizli tutmak ve Kıbrıs Cumhuriyetinin tek sahibi olarak davranmak istemesidir. Kıbrıslı Türkler hem Kıbrıs Cumhuriyetinden hem de köylerinden kovulmuşlardır. Bu gerçekler saklanamaz.

Rumlar kendi kayıpları için 40 yıl sonra bir İnsan Hakları kuruluşu kurdular. Kıbrıs Rum Yönetimi kayıplar konusunu yıllarca politize etmiş ve gerçekleri saptırarak onları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır.

Peki 1963-1974 yılları arasında kaybolan Kıbrıslı Türklerin insan hakları nerede? 1974 olaylarında öldürülen Kıbrıslı Rumlar kendi mezarlarına gömüldüler fakat Rum Yönetimi onları kayıp olarak kayda geçirdi. Şimdi bu insanların aileleri isyan etmekte ve ilgili mercileri de dava etmiş bulunmaktadırlar.

Kıbrıs Rum Yönetimi kayıp şahıslar konusunu kendi siyasi hedefleri uğruna çarpıtmış ve Kıbrıslı Türklerin insan haklarını ihlal etmiştir.

26 Eylül 1984 yılında Avrupa Konseyi'nin bakan vekilleri komitesinin toplantısında Bayan Kastelli Kıbrıs Rum Yönetimini temsil ediyordu. Bu dönemde Bayan Kastelli Kıbrıs'ta 1963 ve 1974 yılları arasında belirlenen kayıp şahısları inkar etmişti. Bu bizim için bir sürpriz değildi. Kıbrıs Rum Yönetimi yetkilileri siyasi kazanımlar uğruna kendi insanlarının haklarını bile ihlal etmeyi göze almışlardı.

Bizler kayıp şahısların ailelerinin temsilcileri olarak Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarını destekliyoruz."

KIBRIS 29/05/07

 

AİHM’den Rumlara ve Ankara’ya ret

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki malının iadesi ve tazminat talebinde bulunan, Ksenides Arestis davasında, Rum yönetimi ile Türkiye’nin temyiz başvurularını reddetti.

Kayhan Karaca

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:35 TSİ 30 Mayıs 2007 Çarşamba

 

STRASBOURG - AİHM, KKTC’deki Mal Tazmin Komisyonu’yla ilgili davada, davacı Rum vatandaşı Myra Ksenides-Arestis ile Türk hükümetinin ayrı ayrı yaptıkları temyiz başvurularını reddetti. Temyiz başvurularının reddedilmesiyle, AİHM’nin Mal Tazmin Komisyonu’nu Rumlar için ilk defa iç hukuk yolu olarak kabul ettiği Ksenides-Arestis kararı kesinleşmiş oldu.

NTV’nin edindiği bilgiye göre, AİHM’nin ret kararı 23 Mayıs günü mahkemenin 5 kişilik bir yargıç paneli tarafından alındı. Karara gerekçe gösterilmedi. Mahkeme, Rum tarafı ve Türk hükümetine gönderdiği mektuplarda, temyiz başvurularının geri çevrildiğini bildirmekle yetindi.

Davacı Ksenides-Arestis, 1 Mart 2007 tarihinde AİHM’ye başvurarak, mahkemenin, davanın tazminata ilişkin hükümlerini kapsayan 7 Aralık 2006 tarihli kararını temyize taşımak istediğini bildirmişti. Davacı, bu talebine gerekçe olarak, AİHM tarafından varlığı dolaylı olarak kabul edilen Mal Tazmin Komisyonu’nun “yasadışı bir organ” olduğunu savunmuştu.

Davanın 2005 yılında açıklanan esasa ilişkin bölümünme itiraz etmeyen Türk hükümeti ise tazminat hükümlerine davacının hemen ardından itiraz etmiş ve AİHM’de şaşkınlık yaratmıştı. Mahkeme kaynakları, o dönem NTV’ye yaptıkları açıklamalarda, Mal Tazmin Komisyonu’nun AİHM tarafından tanınması için son birkaç yıldır diplomatik ve hukuksal mücadele veren Ankara’nın, mahkemenin bu yöndeki kararına itiraz gerekçesini anlayamadıklarını söylemişlerdi.

AİHM, davanın esasına ilişkin olarak Aralık 2005’te açıkladığı kararda, Kuzey Kıbrıs’ı egemenliği altında tuttuğunu belirttiği Türkiye’nin, davacının özel yaşam ve mülkiyet haklarını ihlal ettiğine hükmetmiş ve Ankara’yı davacıya 65 bin Euro mahkeme masrafı ödemekle cezalandırmıştı. Aynı kararda, Ankara’dan ‘egemenliği altındaki’ Kuzey Kıbrıs’ta Rumların mülkiyet sorunları için AİHM standartlarında fiili bir iç hukuk mekanizması oluşturması da istenmişti.

Mahkemenin, davanın tazminat bölümüne ilişkin 7 Aralık 2006 tarihli kararında ise KKTC’de Rumlar için oluşturulan Mal Tazmin Komisyonu’nun, AİHM standartlarında işlerlik kazandığı ve tatmin edici olduğu vurgulanmıştı. Söz konusu kararda, davacı Ksenides-Arestis’in Ankara’dan talep ettiği yaklaşık 2 milyon Euro’luk tazminat reddedilmiş, Mal Tazmin Komisyonu’nun davacıya önerdiği 850 bin Euro’luk miktar benimsenmişti. Mahkeme ayrıca Ankara’yı davacıya 35 bin Euro mahkeme masrafı ödemekle de cezalandırmıştı.

AİHM’in temyiz başvurularını reddetmesiyle birlikte, Ankara’ya karşı Rum vatandaşları tarafından yapılmış 1400’den fazla başvurunun nasıl bir işlem göreceği henüz bilinmiyor. Mahkemenin söz konusu başvuruların büyük çoğunluğunu, iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle Mal Tazmin Komisyonu’na yönlendirebileceği söyleniyor. Ancak AİHM’in bu konuda nasıl bir yol izleyeceği henüz kararlaştırılmış değil.

Öte yandan, Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu Sekreteryası’ndan yapılan açıklamaya göre, bir yıl içerisinde Rumlar tarafından yapılan 162 başvurunun 22’si sonuçlandırıldı ve bu başvuruların, biri Ziyamet, ikisi de Tatlısu’da malları bulunan 3 kişinin iadesi ve 19’una ise tazminat verilmesiyle karara bağlandı. Karara bağlanan tüm dosyaların, tarafların anlaşmasıyla duruşma aşamasına gelmeden sonuçlandığı da bildirildi. Mal iadesiyle ilgili tüm işlemler KKTC İçişleri Bakanlığı tarafından yapılıyor.

Vatikan’dan Türkiye’ye AB desteği

Türkiye’nin AB üyeliği konusunda genelde kuşkulu yaklaşımlarıyla dikkati çeken Vatikan, bu konuda ilk kez farklı bir tutum sergiledi.

Lütfullah Göktaş

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:54 TSİ 30 Mayıs 2007 Çarşamba

 

VATİKAN - Vatikan’ın Devlet Sekreteri Kardinal Tarcisio Bertone, Türkiye’nin Avrupa’ya alınması konusunda birbirinden çok farklı yaklaşımlar bulunmakla birlikte, Ankara’nın AB üyeliğinin mümkün olabileceğini söyledi.

Kardinal Bertone, bugün İtalya’daki günlük gazetelerden La Stampa’da yer alan demecinde, Türkiye’nin kendisini laik bir ülke olarak tanımladığını anımsatarak, “Türkiye, çok ilerleme kaydetti, ilerlemeye de devam ediyor” dedi.

La Stampa gazetesi, Kardinal Bertone ile yapılan özel söyleşiyi, “Türkiye Avrupa’da mı? Kilise, ‘evet’ diyor” başlığıyla sundu.

Avrupa’daki sekülerleşme sürecinden yakınan Kardinal Bertone, Roma Katolik Kilisesi’nin Avrupa’daki laik kesimlerle de diyalog içerisinde olmasının mümkün olduğunu belirttiği söyleşide, bir soru üzerine Türkiye’nin AB üyeliği meselesine de değindi.

Kardinal Bertone, “Biz sekülerleşmeden bahsederken, Türkiye gibi bir ülkenin Avrupa üyeliği tartışılıyor. Türkiye’de ise tam tersine kökten dincilik sorunu var. Ama buna rağmen Avrupa’ya girmek istiyor” şeklindeki ifadelerle yöneltilen soruyu şöyle yanıtladı: “Doğrudur. Ortada biraz çelişkili bir durum var. Türkiye, laik diye tanımlanan bir ülke. Avrupa’da ise sadece laiklik değil, laikçilik de göğe çıkarılıyor; bu laikçilik adına da Musevi-Hristiyan kökenlere dair hiçbir atıf istenmiyor. Ancak Türkiye de çok ilerleme kaydetti, ilerlemeye de devam ediyor. Demek istediğim şu: Evrim denilebilecek şeyler var.”

Kardinal Bertone, Türkiye konusunda farklı yaklaşımlar bulunduğuna da işaret ederek, “Elbette birbirinden çok farklı tutumlar söz konusu. Ama bu farklılıklara karşın, ortak yaşamın temel ilkelerine riayet eden halklar ve hükümetler arasında, hem Avrupa bağlamında hem de uluslararası camia bağlamında, diyalog yapılması ve ortak maslahatın oluşturulması da mümkündür” diye konuştu.

Kardinal Bertone, söz konusu sözlerinin ardından kendisine yöneltilen, “Avrupa üyeliğiyle de mi?” sorusunu da “Evet Avrupa üyeliğiyle de” diye yanıtladı.

Vatikan Başbakanı Kardinal Bertone, La Stampa’daki söyleşide, Avrupa’da laiklik anlayışının laikçilik biçiminde bir ideolojiye dönüştüren kesimler bulunduğuna da değindi. Roma Katolik Kilisesi’nin bu kesimlerle de diyalogdan yana olduğunu belirten Bertone, “Laikçilik anlayışıyla da diyalog mümkün. Laikçilik, ‘Tanrı’nın inkarı’na vurgu yapıyor. Tanrı’ya ilişkin bir atıf söz konusu olmadığı için bunu böyle tanımlıyoruz. Ama Kilise, adalet ve dayanışmaya dayalı bir dünya oluşturulması için tüm kesimlerle birlikte çalışmaktan yanadır” diye konuştu.

AİHM Rum başvurusunu reddetti


30 Mayıs, 2007 16:27:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kıbrıs Rum yönetiminin, Ksinedes Arestis davasını temyize götürme başvurusunu reddetti. Karar, KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonu'nun iç hukuk mekanizması olarak tanınması için içtihat oluşturacak ve bundan sonraki davalara da emsal teşkil edecek.

AİHM'nin 5 yargıçtan oluşan heyeti, taraf devletlerin, daha önce ilgili daireden çıkan kararları temyize götürme taleplerini inceleyip bir karar vermekle yükümlü.
 
Arestis davası, adadaki mülkiyet sorunu için kilit davalardan biri.
 
Rum kesiminin reddedilen temyiz başvurusu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 7 Aralık 2006'da aldığı kararla ilgiliydi. Kararda, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun etkin iç hukuk mekanizmalarında aranan koşulları karşıladığı belirtilmişti.
 
AİHM'nin, Loizidu davasının ardından Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun kilit davalarından Arestis davasına ilişkin ikinci kararında,TMK ile Arestis arasında dostane çözüm sağlanamaması nedeniyle tazminata hükmedilmişti.
 
Kararda, TMK'nin önerisi esas alınarak maddi tazminat miktarı 800 bin euro olarak belirlenmişti.TMK'nin önerdiği 446 bin Kıbrıs Lirası’na tekabül eden tazminatın 220 bini Arestis'in mülküne, 246 bini ise mülkünü 1974'ten bu yana kullanamayışından kaynaklanan zarara karşılık olduğu belirtilmişti.
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, önünde bekleyen bin 400'e yakın başvuruyu da, Taşınmaz Mal Komisyonu'na yönlendirmesi bekleniyor.

 

 

AİHM'den Rumlara ret

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs Rum yönetiminin, Ksinedes Arestis davasının, temyiz vazifesi gören büyük daireye gönderilmesine yönelik yaptığı başvuruyu reddetti. Ret kararının ardından AİHM'nin yaklaşık 1400 başvuruyu TMK'ye yönlendirmesi bekleniyor.

AİHM'nin 5 yargıçtan oluşan heyeti, taraf devletlerin, daha önce ilgili daireden çıkan kararları temyize götürme taleplerini inceleyip bir karar vermekle yükümlü.

Heyetin, Rumların başvurusunu temyize götürmeme kararı, KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonu'nun artık iç hukuk mekanizması olarak görülmesi için içtihat oluşturacak ve bundan sonraki davalara de emsal olacak.

AİHM'nin ilgili dairesi, 7 Aralık 2006 tarihinde, Rum Ksinedes Arestis davasıyla ilgili olarak, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun (TMK) etkin iç hukuk mekanizmalarında aradığı koşulları karşıladığını belirten bir karar almıştı. AİHM'nin, Loizidu davasının ardından Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun kilit davalarından Arestis davasına ilişkin ikinci kararında, TMK ile Arestis arasında dostane çözüm sağlanamaması nedeniyle tazminata hükmedilmişti. Kararda, TMK'nin önerisi esas alınarak maddi tazminat miktarı 800 bin avro olarak belirlenmişti.

TMK'nin önerdiği 446 bin Kıbrıs Lirasına tekabül eden tazminatın 220 bini Arestis'in mülküne, 246 bini ise mülkünü 1974'ten bu yana kullanamayışından kaynaklanan zarara karşılık olduğu belirtilmişti.

AİHM'nin son kararının ardından, bundan sonraki aşama olarak, AİHM'nin önünde bekleyen mülkiyete ilişkin yaklaşık 1400 başvuruyu TMK'ye yönlendirmesi bekleniyor

HURRIYET 30/05/07

 

Ortağımın bakanını görevden almam söz konusu değil

ERKEN SEÇİMİ İSTEYENLER ANAYASANIN DEĞİŞMESİNE KATKI SAĞLAMALI... Başbakan Soyer, "Anayasa'nın, Siyasi Partiler Yasası'nın, Seçim Yasası'nın değişmesi gerekir. Meclis çatısı altında bir araya gelelim ve bunları birlikte ele alalım. O zaman erken seçim gündeme gelir. Yani 2010'a gelmeden seçim isteyen varsa 1985 Anayasası'nın topyekun ele alınmasına katkı sağlamalı" diye konuştu


TAK-Nezire GÜRKAN

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk'ün görevden alınması veya istifası konusunda, "Sayın Öztürk'le ilgili bir sıkıntı gündeme getirildi, ortağımızın konuyla ilgili değerlendirmesini bekliyoruz" dedi.
   Konuyla ilgili "tehdit" iddialarını ise yalanlayan Soyer, "Ortağımızın bir bakanını görevden almak benim ve partimin anlayışına uymadığı gibi tehditlere de prim vermeyiz. Bu konudaki söylemler tamamen uydurma" diye konuştu.
   TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Başbakan Soyer, muhalefetin meclis çalışmalarına katılmamasından rahatsızlık duyduklarını, fakat meclisin çalışmaya devam ettiğini, erken seçimi ancak anayasanın tümüyle ele alınmasının kabul edilmesi halinde görüşebileceklerini, sağlık ve sosyal güvenlik reformunu öngören yasaların yılsonuna yasalaşmasını hedeflediklerini de anlattı.

Öztürk, konusunda partisi karar verecek, tehdit iddiaları yalan

   Son günlerde gündemde önemli yer tutan ÖRP'li Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk'ün görevden alınacağı veya istifa edeceğine ilişkin haberlere ilk kez net yanıt veren Başbakan Soyer, "Bir sıkıntı gündeme getirildi. Sayın Avcı ve diğer yetkililerle konuştuk. Şu an ortağımız kendi içinde değerlendirme yapıyor. Sanırım bu hafta değerlendirmelerini tamamlarlar. Bunu beklemek durumundayız. Hiç kimseyi zan altında bırakmayacak bir metotla hareket etmek gerekir" ifadelerini kullandı.
   Koalisyon ortağına ait bir bakanı görevden almasının söz konusu olmadığını, buna ancak ilgili partinin karar verebileceğini söyleyen Soyer, Öztürk'ün kendisini "tehdit" ettiğine ilişkin iddialara ise sert yanıt verdi. "Bunlar tamamen uydurma, yalan. Kesinlikle öyle bir şey yok. Ben ve partim böyle şeylere prim vermeyiz" diyen Soyer, özetle şunları söyledi:
   "Son günlerde bu konuyla ilgili birçok iddia var. Hepsi 'duydum' diyor, 'gördüm' veya 'okudum' diyen yok. Ben duyumlarla hareket etmem. Dün de etmedim, bugün de etmem. Görürüm, okurum, tespit yaparım ve ona göre hareket ederim."
   
Ortaklar arasında sorun yok

   Koalisyon ortağı ÖRP ile ilgili olarak da Soyer, "Farklı siyasi geleneklerden gelen partiler arasındaki koalisyonlarda zaman zaman sıkıntılar olabilir, bu normal. Bunları konuşarak, tartışarak aşarsınız. Önemli olan Hükümet Programı ve Koalisyon Protokolü'ne uyum ile karşılıklı saygıdır. Bu açıdan ortağımızla sorunumuz yok. Sağlıklı, iyi ilişkimiz var. Birbirimize açık ve net davranıyoruz, sorunları konuşarak aşıyoruz"  dedi.

Performans subjektif, yapacak çok iş var

   Yaklaşık 2 yıllık başbakanlık dönemi ve hükümetin performansıyla ilgili olarak da, "İnsan içinde yaşarken olumlu ve olumsuz yanları tam göremeyebilir. Bu konuda değerlendirme için süreç ve objektif yaklaşım gerekir" diyen Başbakan, gecikmeler olsa da Hükümet Programı çerçevesinde adım adım ilerlediklerini anlattı. Soyer, "Yürüyecek çok yolumuz, yapacak çok işimiz var, ama çok iş de yapıldı" diye konuştu.
   Ekonomik göstergelerdeki iyileşmenin ve sektörlerdeki gelişmenin kimsenin reddedemeyeceği şekilde göz önünde olduğunu, 30 yılda yapılmayan alt yapı yatırımlarının 2 yılda yapıldığını, elektrikte önemli yatırımların gündeme geldiğini anlatan Başbakan, bu yıl narenciye ve patates ile süt ve süt ürünleri ihracatında da kayda değer gelişme olduğunu vurguladı.

Sağlık ve sosyal güvenlik yıl sonuna

   Devlet gelirlerini artırma ve ekonomiyi kayıt altına alma uğraşlarında arzuladıkları gelişme sağlanamasa da önemli iyileşmeler olduğunu belirten Soyer, hükümetin önemli hedefleri arasında yer alan sağlık ve sosyal güvenlik reformuyla ilgili yasaları ise yıl sonuna çıkarmayı hedeflediklerini bildirdi.
   Meclisten geçen Leasing, Factoring gibi yasalarla Veraset Yasası'nın da "reform niteliğinde" olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, toplumda çok tartışılmamasına karşın Kooperatif Merkez Bankası'na bağlı işletmelerin ayrılmasına ve kooperatifçiliğin gelişmesine yönelik girişimlere de işaret etti.

Kamu reformu uygulama aşamasında

   Kamu reformunun da öncelikleri arasında yer aldığını yineleyen Başbakan Soyer, kamu reformunun alt yapısının hazırlanmasında önemli ilerleme sağlandığını ve uygulama aşamasına geçildiğini söyledi.
   Soyer, "Kamu reformu ve kamuda verimlilik konusunda henüz istediğim noktaya gelemedik. Handikaplarımız var. Ama adım ilerliyoruz. İşe giriş ve terfilerde sınav sisteminin ardından performans ölçümü konusunda ciddi bir çalışma yapıyoruz. Ardından ölçüm, ödül ve ceza sistemi gelecek" dedi.
   Kamuya ağır eleştiriler yapılırken, kamudaki potansiyelin de dikkate alınması gerektiğini söyleyen Soyer, "Kamuda atıl bekleyen, hantal yapı altında dumura uğratılmış fevkalade bir insan potansiyeli var. Bu potansiyelin önünü açmak gerekir" dedi.

Yeni tip sorunlar, zümresel çıkarlar ön plana çıktı

   Ekonomik gelişme ve yapılaşmanın artmasıyla "çevre" gibi yeni sorunların gündeme geldiğine de dikkat çeken Başbakan Soyer, yeni koşulların yarattığı yeni sorunlara çözümlerin de gündemlerinde önemli yer tuttuğunu kaydetti.
   Ekonomik gelişmeyle birlikte belirginleşen toplumsal sorunlara da dikkat çeken Soyer, "Reel büyümeyle birlikte toplumsal ihtiyaçlar önceliğini yitirdi, zümresel ihtiyaçlar ön plana çıktı. Belli kesimler pastadan daha fazla pay alma kaygısı taşıyor. Bu kaygı normal belki ama aslolan toplumsal dayanışma... Toplumsal dayanışma esas ve öncelik olmalı" diye konuştu.

Meclisin durumu

   Meclisin durumu ve muhalefetin boykotuyla ilgili soruları yanıtlarken de, meclisin büyük oranda muhalefetsiz çalışmasından memnun olmadıklarını, ancak yapacak bir şey de olmadığını söyleyen Başbakan, "Durumdan memnun değiliz. Ama dizimizi dövecek, ağlayacak halimiz de yok. Meclis çalışıyor, yasalar çıkıyor" dedi.
   Ülkenin erken seçim gibi bir gündemi olmadığını söyleyen Başbakan Soyer, bu konuda talepte bulunan muhalefet partilerine önerisini tekrarladı.
   Soyer, "Anayasa'nın, Siyasi Partiler Yasası'nın, Seçim Yasası'nın değişmesi gerekir. Meclis çatısı altında bir araya gelelim ve bunları birlikte ele alalım. O zaman erken seçim gündeme gelir. Yani 2010'a gelmeden seçim isteyen varsa 1985 Anayasası'nın topyekûn ele alınmasına katkı sağlamalı" diye konuştu.
   Soyer, "Yarın seçim olsa CTP yine birinci ve en güçlü parti olarak sandıktan çıkar" diye de ekledi.
  
Türkiye'deki seçimler nasıl etkiler

   Başbakan Soyer, Türkiye'de temmuz ayında yapılacak erken seçimin KKTC'de siyasi dengeleri değiştirebileceğine ilişkin yorumlara da, şu ifadelerle karşı çıktı:
   "Ülkedeki siyasi durumu Türkiye'deki gelişmelere bağlamak bu ülkeye darbe vurmaktır. Uluslararası arenada Türkiye'yle ilişkilerimizi bağımlılık temelinde gösteren Rum tezlerine destek vermek demektir. Seçim sonuçları buraya elbette yansır ama Kıbrıs Türk halkının iradesinin değişmesine gerekçe olmaz. Buradaki olguları kendi dinamiği içinde değerlendirmek gerekir."
    
Elektronik sigarayla

   Röportaj boyunca elinden ve ağzından düşürmediği kalemi andıran elektronik sigarayla tütün bağımlılığından kurtulmaya çalıştığını anlatan Başbakan Soyer, yoğun tempoya rağmen sağlığıyla ilgili bir sıkıntısı olmadığını da söyledi. Soyer, "Spor yapıyor musunuz" sorusuna da, "Beyin sporu yapıyorum" karşılığını verdi.

KIBRIS 30/05/07

 

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesini bekliyoruz

"İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI YÖNÜNDE OLUMLU UNSURLAR VAR"... Cumhurbaşkanı Talat: Böylesine bir karar ilk kez üretildi Almanya'da. Alman Parlamentosu'nun ve hatta Alman hükümetinin Kıbrıs sorununa yönelik ve Kıbrıslı Türklerin sıkıntılarına yönelik yakın ilgi görmesi ilk kez oluyor. Bu anlamda son derece önemli. Kararın içeriğinde elbette, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kaldırılması, kurumlarıyla temasların ilerletilmesi yönünde olumlu unsurlar var

"DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ ÇÖZÜME KATKI SAĞLAYACAK"... Cumhurbaşkanı Talat, Almanya Federal Meclisi'nde Kıbrıs tasarısının kabul edilmesinin ardından, şimdi beklentilerinin AB'nin 'Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü' bir an önce yaşama geçirmesi olduğunu söyledi. Talat, doğrudan ticaretin çözüme katkı sağlayacağını söyledi

TALAT'TAN ASKER ÇEKME ÖNERİSİNE ELEŞTİRİ... Talat, kararın asker çekme önerisini eleştirerek, bunun adada barış ortamına zarar verebileceği uyarısında bulundu: "Kıbrıs sorunu çözülmeden Türk askerinin adadan çekilmesi söz konusu değil. Böyle bir talepte kimsenin bulunmaması lazım. Çünkü böyle bir talep, Kıbrıs sorununu çözümsüzlüğe sürükler..."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Almanya Federal Meclisi'nde kabul edilen Kıbrıs kararını memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

Almanya Federal Meclisi'nde Kıbrıs tasarısının kabul edilmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Talat, şimdi beklentilerinin AB'nin 'doğrudan ticaret tüzüğünü' bir an önce yaşama geçirmesi olduğunu söyledi. Talat, doğrudan ticaretin çözüme katkı sağlayacağını söyledi.

ABHaber'e göre, DW'nin sorularını yanıtlayan Talat, kararın önemini şöyle anlattı: "Böylesine bir karar ilk kez üretildi Almanya'da. Alman Parlamentosu'nun ve hatta Alman hükümetinin Kıbrıs sorununa yönelik ve Kıbrıslı Türklerin sıkıntılarına yönelik yakın ilgi görmesi ilk kez oluyor. Bu anlamda son derece önemli. Kararın içeriğinde elbette, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kaldırılması, kurumlarıyla temasların ilerletilmesi yönünde olumlu unsurlar var."

Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son vermek için Avrupa Birliği ve Dönem Başkanı Almanya'nın Rum kesimi üzerinde etkisini kullanması gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti:

"Almanya Dönem Başkanlığı'nın çok daha aktif bir şekilde hareket edip, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü geçirmesini bekliyorduk. Ancak bu gerçekleşmedi. Rum tarafı, buna şiddetle karşı çıkıyor, çünkü onların esas amacı, baskılar altında tuttukları Kıbrıs Türklerini uzun vadede asimile etmek. Alman Büyükelçisi Kıbrıs'ta, biz diyalogla sorunu çözebiliriz. Kimsenin bileğini bükemeyiz demişti. Biz herhangi birinin bileğinin bükülmesini istemiyoruz. Bizim bükülmüş olan bileğimizin serbest bırakılmasını istiyoruz sadece."

Asker çekme çağrısını eleştirdi

Talat, kararın asker çekme önerisini de eleştirerek, bunun adada barış ortamına zarar verebileceği uyarısında bulundu: "Kıbrıs sorunu çözülmeden Türk askerinin adadan çekilmesi söz konusu değil. Böyle bir talepte kimsenin bulunmaması lazım. Çünkü böyle bir talep, Kıbrıs sorununu çözümsüzlüğe sürükler. Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs'ın kuzeyinde de kendi egemenliğinin olması gerektiğini, ancak Türk ordusu tarafından engellendiğini iddia etmektedir. Türk ordusu çekilirse, kendi egemenliğini kuzeye yaymak için harekete geçecektir. Sonuç ne olacaktır? Herhalde barışçı yollardan Kıbrıs Rum kesiminin egemenliğini kuzeye yayacağını kimse düşünemez. Yani bu demektir ki, eğer Türk ordusu çözümden önce adadan çekilirse Kıbrıs'ta gerginlik, hatta üzülerek söyleyebilirim, çatışma bile çıkabilir."

Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin kapsamlı bir çözüm için çaba göstermeye devam edeceğini vurgularken, yakın dönemde önemli bir ilerleme sağlanacağı konusunda iyimser olmadığını da kaydetti: "Gerçekten Kıbrıs sorununun çözümü zorlaşıyor. Türkiye'nin AB üyelik perspektifi Kıbrıs sorununun çözümünde önemli bir etmen. Doğrudan ilişkili olmasa bile bir çeşit karşılıklı bağımlılık ilişkisi içerisinde etkiliyor Kıbrıs sorununu. İşin bir yanı o. Ama bunun yanında elbette başka şeyler de var. O da biraz önce söylediğim gibi Kıbrıs Türk tarafına yönelik olarak Kıbrıs Rum yönetiminin düşmanca yaklaşımı, saldırgan yaklaşımı, hiç bir şekilde bizim nefes almamızı istememesi işi daha da zorlaştırıyor."

Karar, AB'nin Kuzey Kıbrıs'a yönelik doğrudan ticaret açılımına destek verirken, Türkiye'nin de Ada'dan kademeli olarak asker çekmesi çağrısında bulunmuştu.

KIBRIS 30/05/07

 

Möller: Barış gücünün adada barış için verdiği kayıplar ve yaptığı fedakarlıklar var

"Uluslararası Birleşmiş Milletler Barış Gücü Günü" dolayısıyla ara bölgede düzenlenen törende, BM Barış Gücü'nün adada bulunduğu 43 yılda, görevi başında yaşamını yitiren Barış Gücü görevlileri anıldı.

Lefkoşa'da ara bölgedeki bir kilisede gerçekleştirilen ve ölen 172 Barış Gücü görevlisinin isimlerinin yazılı bulunduğu bir plakanın açılışının da yapıldığı etkinliğe, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller, Barış Gücü Komutanı General Rafael Barni, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ve diğer bazı yetkililer katıldı.

BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly tarafından yapılan açıklamaya göre, dün öğleden sonra yapılan etkinlikte konuşan BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller, BM Barış Gücü'nün adada bulunduğu 43 yılda, görev yaparken çeşitli nedenlerle yaşamını yitiren 172 görevliyi saygıyla andı ve bu yıl bu kişilerin anısına ve gösterdikleri fedakarlıklara özel önem verdiklerini kaydetti.

Misyonunun çoğu zaman göz ardı edildiğini belirttiği BM Barış Gücü'nün de, adada barış için verdiği kayıpları ve barış adına yapılan fedakarlıkları bulunduğuna işaret eden Möller, 172 kişinin kimisinin çatışmalarda, kiminin kaza veya hastalık neticesinde; ancak her ne şekilde olursa olsun, evlerinden ve sevdiklerinden uzakta, barışa hizmet yolunda, yaşamlarını kaybettiklerini anlattı.

172 kişiye ve ülkelerine şükran...

Möller, açılışı yapılan plakanın, bu insanların gösterdikleri fedakarlıklar anısına onlara ve geldikleri ülkelere bir saygı ve şükran işareti olduğunu ifade etti.

Möller, "onları hatırlayıp şükranlarımızı sunmak ve onlar ile bizleri buraya getiren, adanın, tarafların üzerinde uzlaşacağı ve kapsamlı bir çözümle yeniden birleşmesi yönündeki görevimizi yerine getirme çabalarımızı yenilemenin daha iyi bir yolu olabilir miydi" şeklinde konuştu.

KIBRIS 30/05/07

 

Çözüme kadar bir şey vermeyiz

KARARDA ÇOK ÖNEMLİ YENİ UNSURLAR VAR... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Almanya Federal Meclisi'nin Kıbrıs ile ilgili kararında çok önemli ve yeni unsurların bulunduğunu belirterek, "KKTC'ye sahip çıkmakla birleşik Kıbrıs vizyonu çelişmiyor. Birleşik Kıbrıs KKTC'nin dönüşümüyle olacak" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Almanya Federal Meclisi'nin Kıbrıs ile ilgili aldığı kararın iş yapmaya yönelik bölümlerinde çok önemli ve yeni unsurların bulunduğunu ifade ederek, Alman Meclisi'nin hükümetine ilk kez çağrıda bulunduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kararın iş yapmaya dönük kısımları ile dilek ve temenniler kısımlarının birbirinden ayrılarak değerlendirilmesini istedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Almanya'nın Kıbrıs konusunda yeni bir politika belirlemekte olduğunu ifade ederek bunu "yeni ve önemli bir başlangıç" olarak niteledi. Talat, Almanya'nın, "İngiltere'nin 'tavşana kaç, tazıya tut' tarzı politik yaklaşımlarından" farklı bir şekilde olaya yaklaştığını anlattı.

Mülkiyet

Gambari sürecinde yaşananları da değerlendiren Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının mülkiyet konusunu teknik komitelere dâhil etmek istemesinin sıkıntı yarattığını belirterek, mülkiyetin bütünlüklü çözümün bir parçası olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat, "Mallar konusunda endişe varsa gelsinler oturalım ve Kıbrıs sorununu hemen çözelim" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat BRT-1'de yayınlanan AKİS programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Kıbrıs konusunda birçok şey yaşanmasına rağmen önemli ve olumlu bir gelişme yaşanmadığına işaret eden Talat, bunu "Rum tarafının büyük bir rahatlık içerisinde hareket ediyor olmasına" bağladı.

Rum liderliğinin Kıbrıs'ta çözümü ozmosis şeklinde gerçekleştirme hedefi bulunduğunu ve bu yönündeki politikasını zaten açıkladığını anımsatan Talat, "Amaçları, Kıbrıslı Türkleri daha da büyük bir baskı altına alıp, kendi istedikleri bir çözüme zorlamak. Doğrudan ticarete de bunun için karşı çıkıyorlar. Mümkün olsa izolasyonları daha da artıracaklar. Bizi bastırıp nefes alamaz hale getirip teslim alacaklarını sanıyorlar, bu mümkün değildir" dedi.

Kafalardaki bölünme

Rum tarafının Kıbrıs Türklerini izole etme çabalarıyla kafalardaki bölünmenin çok ileri boyutlara ulaştığını kaydeden Talat, bu durumun referandumun ardından da derinleştiğini belirtti.

Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türklerle güç paylaşımına gitme isteği olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı Talat "Kafalardaki bölünme gerçek anlamda yer etti, iki taraf arasında maalesef olumlu bir gelişme yok" diye konuştu.

Kıbrıs'ın iki tarafı arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat bunun, çözümü ve birleşmeyi şu an için mümkün kılmadığını söyledi. Talat referandum ve sonrasında yaşanan gelişmelerin Kıbrıs Türkü'nü çok ciddi bir hayal kırıklığına sürüklediğini de belirtti.

Klerides samimi

Rum Yönetimi eski Başkanı Glafkos Kleridis'in çözüm için gerçekten samimi olduğuna kişisel olarak inandığını belirten Talat, Kleridis'ten farklı düşündüğü için Papadopulos'un halk tarafından seçildiğini ve Papadopulos'un da reddedecek başka birisi kalmayınca Annan planını reddettiğini anımsattı.

Cumhurbaşkanı Talat, kamuoyu yoklamalarında ortaya çıkan Papadopulos'un yüzde 76 desteğinin gerçekten olması halinde durumun vahim olduğunun altını çizerek "Bu benim açımdan ciddi bir umutsuzluk ve hayal kırıklığıdır" dedi.

Kıbrıs konusunda izlenen politikanın devamının Kıbrıs Türkünün çıkarı açısından gerekli olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Talat, "Ya anlaşmaya, Birleşik bir Kıbrıs'a varırız, ya da bu politikayla dünyaya kimin anlaşma istemediğini gösteririz" diye konuştu.

Dünyanın uygun bulup çağdaş gördüğü ve desteklediği politikanın kendi izledikleri politika olduğunu belirten Talat, izlenen bu politikayla Rum tarafının elindeki kozu aldıklarını, uluslararası kamuoyundan gelecek destekle de Rumların elde ettiği pozisyonu değiştireceklerini söyledi.

"Bütünlüklü anlaşmaya kadar bir şey verecek değiliz"

Talat kimsenin endişe etmemesi gerektiğini de belirterek "Bütünlüklü bir anlaşma oluncaya kadar bir şey verecek değiliz" dedi.

KKTC'ye sahip çıkmadığı iddialarıyla ilgili olarak ise Talat şunları söyledi:

"KKTC'ye sahip çıkmamak olur mu? KKTC'ye sahip çıkmadığım iddiası mantıksız bir iddiadır. Benim uluslararası toplantılardaki varlığım bile KKTC'nin varlığı ve devam edeceğinin göstergesidir. KKTC'yi halkı, bütün kurumlarıyla, gerek devlet gerek sivil toplumuyla güçlendirmek ve kurumsallaştırmak için her türlü çalışmayı yapıyoruz."

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin kurumsal yapısını sağlamlaştırmak için elinden gelen her çabayı ortaya koyduğunun altını çizerek, bu konuda herhangi bir tereddüt göstermediğini de söyledi.

"Çelişmiyor"

"KKTC'ye sahip çıkmak" ile "birleşik Kıbrıs vizyonunun" çelişmediğini belirten Talat birleşik Kıbrıs'ın KKTC'nin dönüşümüyle oluşacağını anlattı.

Çözümsüzlük koşullarında da çözümde de KKTC'ye ihtiyaç olduğunu ifade eden Talat, Annan Planı'nda da KKTC'nin birleşik Kıbrıs'a dönüşmesinin öngörüldüğünü kaydetti.

"Bizim bugünkü şartlarda çözüme ihtiyacımız var mı yok mu buna karar vermemiz lazım. Çözümü reddetmek bence yanlış olur. Zaten Kıbrıs Türk tarafında da çözümü reddeden yoktur. Bu da bizim için ciddi bir avantajdır. Çözümü zorlamalıyız, buna ulaşamazsak en azından izolasyonların kaldırılmasını sağlamalıyız" diyen Talat, belli bir süre sonra uluslararası alandaki eğilimlerin Kıbrıs Türk tarafı lehine daha da değişmeye başlayacağını söyledi.

Almanya'da beklenmeyen gelişme

Alman Federal Meclisi kararıyla ilgili soruyu yanıtlarken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu kararın "beklenmeyen bir gelişme" olarak nitelenebileceğini kaydetti.

Talat kararda yer alan dilek ve temenniler ile iş yapmaya dönük kısımların birbirinden ayrılarak değerlendirilmesinin gereğine işaret ederek, kararda Türk askerinin çekilmesinin ya da Türk Limanlarının Rum gemilerine açılmasının istendiği maddelerin kararın dilek ve temenniler bölümünü oluşturduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, kararın iş yapmaya yönelik bölümlerinde çok önemli ve yeni unsurların bulunduğuna vurgu yaparak, Alman Meclisi'nin hükümetine yaptığı çağrıların ilk kez yaşandığını ve Kıbrıs Rum tarafını öfkelendirenin de bu durum olduğunu kaydetti.

Ancak TBMM bu şekilde yazardı

İzolasyonların kaldırılması, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi ve Kıbrıs Türk kurumlarıyla ilişki kurulması yönündeki çağrıların başka hangi kararda yer aldığını soran Talat, "Kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi alsaydı ancak bu şekilde yazardı" dedi.

Talat, diğer unsurların sadece dilek ve temenni kısmını oluşturduğunu ve hiçbir önemi bulunmadığını yineleyerek, kararın bu bölümün dışında kalan kısmının Rumların aleyhine, Kıbrıs Türk tarafının ise lehine olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat, "Bu bir yeni adım ve başlangıçtır, bunların arkası gelecektir. Almanya'nın bu desteğinin önemini bilelim, bunun artmasını sağlamak için elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyalım. Bundan kaybetmeyiz, kazanırız" dedi.

Talat, Almanya'nın İngiltere'nin "'Tavşana kaç, tazıya tut' tarzı politik yaklaşımlarından" farklı bir şekilde olaya yaklaştığını anlattı.

Marazi toplum

Toplumun "marazi" bir toplum olduğunu, herkesin bir şeylerden şikâyet ettiğini, bunun politikaya da bulaştığını anlatan Talat, "Adeta acılardan zevk alır bir hale geldik" dedi.

"Doğrudan ticaretin bir türlü hayata geçmemesinden mutlu olanların" ve kendisini eleştirenlerin tutumunu sorgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Dertleri zevk edinenler toplumu yanıltmış oluyorlar" diye konuştu.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda epeyce ilerleme kaydedildiğini anlatan Talat, bunun bir ihtiyaç olduğu bilincinin AB içinde geliştiğine dikkati çekti. Talat, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda, AB'yi bazen utandıra utandıra, bazen kavga ederek, ama ısrarla gerekliliğini anlatarak sonuç alınacağına inandığını belirtti.

'Tüzük hayata geçmiyor' diye kendisinin eleştirilmesine anlam veremediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Beni eleştireceklerine tüzükle ilgili engel çıkaranları eleştirsinler, daha faydalı olur" diye konuştu.

Talat Fransa'daki değişim ve Türkiye'deki seçimleri değerlendirirken ise, "Sarkozy ile Türkiye-AB ilişkilerinde umarım kötü şeyler olmaz" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin AB vizyonunun kararması halinde, bunun siyasal dengeler ve güvenlik açısından yeni değerlendirmeleri gerektireceğini söyledi.

Türkiye'deki seçim

Türkiye'deki seçim sonuçları her ne isterse olsun sandıktan çıkacak kararın sonrasında akılcı politikaların sürdürülmeye devam edeceğine inandığını belirten Talat, "Türkiye-AB ilişkilerinde bugünkü noktaya kolay gelinmedi ve hiçbir iktidar bunu heba etmez. Sandıktan çıkacak iktidarın AB vizyonunu çöpe atacağını sanmıyorum" diye konuştu.

Türkiye'deki mitingleri değerlendirirken ise Talat, "Sonuçta bir hedefi güderek organize edilmiş eylemlerde kitleleri harekete geçirme başarısı gösterildi. Ama nihai karar sandıktan çıkar" dedi.

Lokmacı

Programda Lokmacı Kapısı konusundaki son durumu da değerlendiren Talat, duvarı yıkmış olmasına rağmen Rum tarafının askeri nöbet kulübesini kaldırmadığını söyledi.

Kıbrıs Rum tarafının nöbet kulübesini kaldırdığı yönünde açıklamada bulunduğunu ve bu durumun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi açıklamasına da bu şekilde yansıdığını anlatan Cumhurbaşkanı Talat, "Rum tarafı dünyayı bir kez daha kandırdı. Genel Sekreter'in Güvenlik Konseyi'ne sunacağı raporda bu yer alacak mı merak ediyorum" diye konuştu.

Talat, Kıbrıs Türk tarafının diğer kapılardaki gibi Lokmacı'nın da geçişlere açılmasına hazır olduğunu Birleşmiş Milletler'e ilettiğini; ancak herhangi bir ön şartı da kabul etmeyeceklerini vurguladı.

Rum tarafının oluşturulacak bir teknik komitede AB'den gelecek 259 milyon Euro'nun nasıl harcanacağının ele alınmasını da gündeme getirdiğini açıklayan Talat, bunu reddettiklerini, konunun AB ile Kıbrıs Türkü arasında bir konu olduğunu söylediklerini ifade etti.

Kıbrıs Rum tarafının oyalama taktiği güttüğünü dile getiren Talat, Kıbrıs sorununu çözüm yoluna sokacak gelişmenin Rum tarafının iyi niyeti veya Kıbrıs Türk tarafını sevmeye başlaması olmadığını söyledi.

Talat, "Kıbrıs sorununu çözüm yoluna sokacak olan, uluslararası toplumun izolasyonları kaldırma gereğini duyması ve Alman Meclisi'nin işaret ettiği gibi adım adım izolasyonları kaldırmasıdır. Bu olursa sorun birkaç ay içerisinde çözülür" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat sorunun uluslararası bir sorun olduğu için dış dinamiklerin sorunun çözümündeki önemine işaret etti.

Öztürk, hükümetin performansı ve muhalefet

Cumhurbaşkanı Talat son günlerde gündeme gelen Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk ile ilgili tartışmalar konusunun sorulması üzerine bu konuda yorum yapmayacağını söyledi.

Talat, "Hükümetin performansını nasıl değerlendiriyorsunuz" şeklindeki soruya ise şu yanıtı verdi:

"Hükümetin performansının çok iyi olmasını istiyorum, ama 'çok kötüdür' de diyemem."

Talat, muhalefetin de meclise dönmesi gerektiğini kaydetti.

KIBRIS 31/05/07