AA
Güncelleme: 10:38 TSİ 21 Mayıs 2007 Pazartesi
LONDRA
- İngilterede yayımlanan The Guardian gazetesinde Peter Preston
imzasıyla yayımlanan makalede, ABnin durağan bir dönem geçirdi
belirtilerek, Ankarayı hiç gelişmeyen AB kulübüne almaya bugün her
dönemden daha çok ihtiyaç duyulduğu kaydedildi.
AK Partinin seçim zaferinin ardından yeniden iktidara gelmesinin
muhtemel olduğunu da ifade eden Guardian yazarı, AK Partinin geçen
dönemde, bu seçimde yeniden iktidara gelirse ekonomik açıdan daha başarılı
olacağına dair güven vermeye yetecek kadar başarı ortaya
koyduğunu belirtti.
Peter Preston, Ancak Avrupasız bir Türkiyede değişim için bir
zorlama, bir yol haritası olmayacak. Türkiye kavşakta bulunan bir
ülke. Üstelik Tahrandan da Bağdattan da muhtemel kargaşadan da
uzakta değil dedi.
Guardian yazarı, giderek filizlenen milliyetçiliğin, ilişkilerin
koparılmasının Türkiyeyi çok daha savunmasız hale
getireceği uyarısında da bulunarak, Türkiye Avrupaya
yakınlaşamazsa nereye gidecek? Anadolu Paristen 2 bin mil uzakta
olabilir, ancak Türkiye ile Avrupa arasındaki bağ göz ardı
edilemez. Modern kimliği için mücadele eden sadece Türkiye var. Ama ne
yazık ki diğer yanda sözünü tutmayan ve çıkarlarının
gereğini yerine getirememenin altında ezilen iki yüzlü bir Avrupa
var yorumunda bulundu.
Kıbrıs'ta fırsat penceresi ancak 2008'de
açılabilir
"2007'DE GELİŞME BEKLEMİYORUM" ....Yunanistan
Dışişleri Bakanı Bakoyanni, 2007 yılında
Kıbrıs konusunda herhangi bir önemli gelişme beklemediğini
belirterek, çözüm fırsatının ancak 2008'de
yakalanabileceğini iddia etti. Yunanistan Dışişleri
Bakanı, "2007'de çözüm beklenmesi mümkün değil. Kritik
fırsat penceresi, ancak 2008 yılında açılabilir" dedi
"ANNAN PLANI SON BULDU"... Bakoyanni: "Ben Annan
Planı'ndan yana tavır sergiledim, Kıbrıslı
Rumların dinamiğinin büyük olduğunu düşündüm.
Dolayısıyla var olan sorunların - ki planda birçok sorun
vardı- aşılabileceğini düşündüm. Bu benim görüşümdü.
Sonucu net olan bir referandum oldu. Halk konuştu ve plan aleyhinde oy kullandı.
Annan Planı tarih oldu, son buldu. Bu demokrasinin bir ilkesidir. Bir
siyasetçi görüşünü dile getirmekle yükümlüdür. Bunun ötesinde halk
konuştuğu zaman egemen olan halkın görüşüdür"
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Annan
Planı'nın tarih olduğunu öne sürerek, Kıbrıs konusunda
bir fırsat penceresinin ancak 2008'de açılabileceğini savundu.
Bakoyanni, Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Fileleftheros
gazetesine yaptığı açıklamada, 2007 yılında
Kıbrıs konusunda herhangi bir önemli gelişme beklemediğini
belirterek, çözüm fırsatının ancak 2008'de
yakalanabileceğini iddia etti.
Yunanistan Dışişleri Bakanı, "2007'de çözüm
beklenmesi mümkün değil. Kritik fırsat penceresi, ancak 2008
yılında açılabilir" şeklinde konuştu.
Dora Bakoyanni, Kıbrıs sorununun çözüldüğü anda
Kıbrıslı Türklerin Avrupa'nın tüm nimetlerinden eşit
şekilde yararlanacağını ve bunun Kıbrıslı
Türklerin yaşadığı ekonomik gelişmenin dışında
büyük bir değişim olacağını da savundu.
Kendisinin uzun vadede herkesin beklentilerine cevap veren bir çözümden
yana olduğunu belirten Bakoyanni, Kıbrıslı Türklerin ve
Rumların, Avrupai bir Kıbrıs'ta yaşayacağı, insan
haklarına saygı duyulacağı ve istikrarın
bulunacağı yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ı
arzuladığını söyledi.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile kendisi
arasında herhangi bir konunda anlaşmazlık olup
olmadığı sorusuna Bakoyanni, şöyle yanıt verdi:
"Annan Planı tarih oldu"
"Zaman zaman inanılmaz şeyler duyuluyor. Oysa ki gerçek
çok basittir. Ben Annan Planı'ndan yana tavır sergiledim, Kıbrıslı
Rumların dinamiğinin büyük olduğunu düşündüm.
Dolayısıyla var olan sorunların - ki planda birçok sorun
vardı- aşılabileceğini düşündüm. Bu benim
görüşümdü.
Sonucu net olan bir referandum oldu. Halk konuştu ve plan
aleyhinde oy kullandı. Annan Planı tarih oldu, son buldu. Bu
demokrasinin bir ilkesidir. Bir siyasetçi görüşünü dile getirmekle
yükümlüdür. Bunun ötesinde halk konuştuğu zaman egemen olan
halkın görüşüdür."
Bakoyanni bir başka soru üzerine, Kıbrıslı Türk ve
Rumların tam olarak aynı çözümü istemesinin mümkün
olmadığını, birinin başka, diğerinin başka
şey düşündüğünü ifade ederek, uzun vadede herkesin
arzularına yanıt veren bir sonucun olacağına
inandığını kaydetti.
KIBRIS 21/05/07
Avcı: Dış politikada
"atılım" ve "açılım" dönemini
başlattık
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, "İKÖ
sonuç bildirgesi; Kıbrıs'ta olası bir çözümün tarafların
siyasi eşitliğine dayalı ve iki kurucu devletten oluşan,
iki bölgeli, iki toplumlu bir yapıya dayandırılması
gerektiğini vurgulamıştır. Sonuç bildirgesi,
Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliğinin iki devlet bazında
vurgulanması açısından çok önemli bir doküman ve referans
noktasıdır " dedi
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, başlattıkları diplomatik
atılım ve açılımların yaratacağı
başarıların ileriki günlerde görüleceğine işaret
ederek, bakanlık olarak yorulmadan, disiplinli bir ekip
çalışmasıyla Kıbrıs Türklerinin
çıkarlarını bütün platformlarda temsil etmeye devam edeceklerini
bildirdi.
Avcı, dün, Dışişleri Bakanlığı
Konferans Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında, son
bir haftada gerçekleştirdikleri diplomatik girişimler konusunda
açıklamalarda bulundu.
Kuveyt ziyareti
Bakan Avcı, temaslar çerçevesinde 10 Mayıs'ta Bakanlık
Dışişleri Dairesi Genel Müdürü Ahmet Erdengiz
başkanlığında Turan Beydağlı, Sadık Gürün,
Hüseyin Diner, Gökhan Saraç ile Abdullah Aktolgalı'dan oluşan
işadamlarının Kuveyt'i ziyaret ettiğini anlattı.
Avcı, ziyarette, KKTC heyetinin, Kuveyt Ticaret ve Sanayi
Odası yetkilileriyle görüştüğünü ve iki ülke arasında
ticaret potansiyeli olduğu tespitini yaptığını ifade
ederek, "Turizmin yanı sıra, KKTC'nin bu ülkeye hellim,
zeytinyağı, narenciye gibi tarımsal ürünlerini ihraç
edebileceği ve Kuveytli öğrencilerin ülkemizdeki üniversitelere
kanalize edilebileceğini memnuniyetle gözlemlemiş bulunmaktayız"
deri.
Kuveyt Yatırım Fonu yetkilileriyle de bir araya
gelindiğine işaret eden Turgay Avcı, bu görüşmede de
KKTC'deki yatırım imkânları hakkında görüş
alışverişinde bulunulduğunu kaydetti. Kuveyt
Yatırım Fonu'nun, Kuveyt dışındaki ülkelere yatırım
yapan bir fon olduğunu belirten Avcı, bu yatırımlardan
KKTC'nin yararlanmasının ülke ekonomisi için yararlı
olacağına inandığını söyledi.
Avcı, "Kuveyt ziyareti, ülkemize haksız bizimde
uygulanmakta olan izolasyonların ve ambargoların
kırılması anlamında çok önemli bir adımdır"
diyerek, geçen hafta boyunca gerçekleştirdikleri diplomatik
atılımların, "bugüne kadar izolasyon ve ambargolardan
rahatsız olduğunu açıklayan ancak, bu konuda kayda değer
hiçbir adım atmayan bazı eski siyasilere, diplomasinin nasıl
yapılması gerektiğini anlatması bakımından da
önemli olduğunu" belirtti.
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kuveyt
temaslarına katılan işadamlarının muhataplarıyla
görüşme ve iş bağlantısı yapma olanağı
bulduğunu ifade ederek, "İlerideki günlerde Kuveyt pazarında
KKTC ürünleri görülmeye başladığında, bu diplomatik
çabaların önemi daha iyi anlaşılacaktır" dedi.
Avcı, bu çalışmaları koordine etmek üzere,
Kuveyt'te bir Ticaret ve Turizm Ofisi'nin süratle devreye konmasının
kaçınılmaz olduğunu, bu konuda bakanlığının
gerekli çalışmayı başlattığını da
anlattı.
15-17 Mayıs İKO toplantısı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, geçen haftaki diplomatik atakların içinde
15-17 Mayıs tarihleri anasında Pakistan'ın başkenti
İslamabad'da gerçekleştirilen İslam Konferansı Örgütü
(İKÖ)'nün 34'üncü Dışişleri Bakanları
Toplantısı'nın ayrı bir öneme sahip olduğunu kaydetti.
Avcı, bu toplantıya, kendi başkanlığında
İKÖ üyesi ülkelerle yakın teması olan Din İşleri
Başkanı Ahmet Yönlüer, Dışişleri Dairesi Genel Müdürü
Ahmet Erdengiz, Siyasi Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan, Özel
Kalem Müdürü Kenan Başaran, Bakanlık meslek memuru Kemal Köprülü ile
Basın Danışmanı Burhan Canbaz'dan oluşan heyetin
katıldığını söyledi.
KKTC heyetindeki herkese çalışmaları nedeniyle teşekkür
ederek konuşmasına devam eden Avcı, İKÖ
Dışişleri Bakanlığı Toplantısı
süresince yararlı ikili temaslar yaptığını kaydetti.
Görüşülen dışişleri bakanları ve
diğerleri
Toplantı sürecince, Malezya Dışişleri Bakanı
Dato Suri Syed Hamid Ablak, Yemen Dışişleri Bakanı Ebubeker
Al Girbi, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Emer Meymedov, Katar
Dışişleri Bakanı Ahmet Abdulla Al-Mehmoud, Nijer
Dışişleri Bakanı Aichatou Mındaoudou, Bosna Hersek
Dışişleri Bakanı Sven Alkalaj, Cibuti
Dışişleri Bakanı Bayan Havva, Tayland
Dışişleri Bakanı Nitya, Ürdün Parlamento
İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Tunaybat, Arnavutluk
Dışişleri Bakanı Edith Harhi, Kuveyt Başbakan
Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve
Uluslararası Kuruluşlardan Sorumlu Özel Temsilcisi ile Kuveyt Heyet
Başkanı Mansour Abdullah Al Awadi, Umman Sultanlığı
Dışişleri Bakan Yardımcısı Badr Bin Hamad Bin
Hamad Al-Busaidi, Sierra Leone Heyet Başkanı Al-Haji Amadu Deen
Tejan, Jammu -Keşmir Cumhurbaşkanı Raja Khan ayrı ayrı
görüşme olanağı bulduğunu anlatan Dışişleri
Bakanı Avcı, bunlar dışında İKÖ'ye
bağlı kurum ve kuruluşlardan birisi olan İslam
Oyunları Dayanışma Federasyonu Genel Sekreteri Muhammed Gazdar;
İslam Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Müdürü Abdülaziz Osman ile
de biraraya geldiğini kaydetti.
Pakistan Eğitim Bakanı Gazi
Avcı, yoğun görüşme trafiği içinde, bir süre önce
KKTC'yi ziyaret edene Pakistan Eğitim Bakanı Gazi'yi
bakanlıktaki çalışma odasında ziyaret ederek
görüştüğünü, görüşmede KKTC üniversiteleri hakkında
ayrıntılı bilgiler verdiğini söyledi.
İslamabad'daki Lok Virsa Kültür Sanat Müzesi'nde, Pakistan Kültür
Bakanı G. G. Jamal ile KKTC El Sanatları Sergisi'nin
açılışını 14 Mayıs'ta yaptıklarını
belirten Avcı, yoğun ilgi gören sergide teşhir edilen
Kıbrıs Türk el sanatları eserlerinin, daimi sergi olarak bu
müzede KKTC adına ayrı bir bölümde sergilenmeye devam edeceğini
belirtti.
Avcı, daimi olarak ziyarete açık kalacak KKTC El
Sanatları Sergisi'nin, sanatçılardan elde edilecek başka
eserlerle de zaman içinde zenginleştirileceğini kaydetti.
Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref; Başbakan
Şevket Aziz; Dışişleri Bakanı Hurşid Kasuri ile,
İKÖ toplantısına katılan heyet başkanları onuruna
verilen akşam yemeğinde biraraya gelme olanağı
bulduğunu ifade eden Turgay Avcı, yemekte, başta Müşerref
olmak üzere çok sayıda konukla temas etme olanağı bulduğunu
ifade etti.
"Gambari ile görüştüm"
Turgay Avcı, İKÖ toplantısında ayrıca,
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari ile
de görüştüğünü anlatarak, "Sayın Gambari ile son
gelişmelere ilişkin görüşlerimizi bir kez daha ifade etmek
açısından çok yararlı bir görüşme gerçekleştirdim.
Sayın Gambari ile görüşmemde, 8 Temmuz sürecinin mutabık
alındığı şekilde çalışmaya
başlamadığına dikkat çektim ve Kıbrıs Rum
tarafının, teknik komitelerin çalışmasını
engellemek için her şeyi yaptığını açık biçimde
belirttim" diye konuştu.
Görüşmede, Kıbrıs'ta taraflar arasında eşit,
adil bir çözüm bulunması amacıyla Türk tarafının tüm iyi
niyetini ortaya koyduğunu anlattığını belirten Bakan
Avcı, Kıbrıslı Türklerin temel haklarından ödün
vermesinin söz konusu olmadığını yinelediğini
kaydetti.
"Özel görüşmemizde sayın Gambari'ye, Kıbrıs
Rum tarafının her şeye 'hayır' demesine
karşılık uluslararası camiada gerekli baskıyı ve
tepkiyi görmediğini de belirttim" diyen Avcı, referandumlar
sonrasında BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından
hazırlanan raporun ivedilikle Güvenlik Konseyi'nden geçmesini
istediklerini aktardığını söyledi.
Turgay Avcı, Rumların; Kıbrıs Türklerinin dünyaya
açılmasına engel olamayacağını ilettiğini
aktararak devam ettiği basın toplantısındaki
konuşmasında, Türk tarafının Kıbrıs sorunu
konusundaki iyi niyetinin süreceğini ancak, AB ülkeleriyle ilişkiler
yanında İKÖ üyesi ülkelerle de daha yakın ticari, kültürel ve
eğitim açılımlarının devam edeceğini
söylediğini belirtti.
Avcı, Gambari'nin de Kıbrıs Türk tarafının
talepleri ve kendisine aktardığı görüşleri, BM Genel
Sekreteri'ne ileteceğini beyan ettiğini anlattı.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, başta Pakistan devlet televizyondaki yarım saatlik
mülakat olmak üzere Pakistan yazılı ve görsel medyasından
gördüğü ilgiden memnun olduğunu da söyledi.
Avcı, bu ilginin, sadece medyayla sınırlı
olmadığını, Başta Cumhurbaşkanı Pervez
Müşerref olmak üzere tüm Pakistan halkından
kaynaklandığını söyleyerek, bu çerçevede herkese
Kıbrıs Türk basını aracılığıyla
teşekkürlerini iletti.
KKTC Pakistan Temsilciliği'nin başarısı
Konuşmasına, KKTC'nin Pakistan Temsilciliği'nin
başarılarına işaret ederek devam eden
Dışişleri Bakanı Avcı, "Pakistan KKTC
Temsilciliğimizde, KKTC bayrağımız şanlı biçimde
dalgalanmaktadır. Temsilciliğimizde bayrağımızla
temsil edilmemiz, temsilciliğimize ait aracımızın KKTC
flamasıyla seyahat etmesi, aracın plakasının KKTC olması,
Pakistan'dan Kıbrıs Türkü olarak gururla ayrılmamızın
önemli nedenlerinden birisi olmuştur" dedi.
Rum engeli
Turgay Avcı, İKÖ toplantısında
yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununda gelinen son
aşama konusunu ele aldığını da anlatarak, görüşme
sürecinin yeniden başlatılması için Kıbrıs Türk
tarafının gösterdiği bütün uğraşa rağmen,
Kıbrıs Rum tarafının çözüme katkıda bulunacak sürecin
başlatılmasını engellediğini
vurguladığını kaydetti.
Konuşmasında, İKÖ de Kıbrıs ile ilgili olarak
alınan kararların, Kıbrıslı Türklere karşı
maddi ve siyasal açıdan yardımcı olduğunu
aktardığını ifade eden Avcı, ülkelerinde
Kıbrıs Türk tcari ve turizm ofisleri açılmasını
sağlayan Katar, Umman ve Kuveyt'e teşekkür ettiğini belirtti.
Avcı konuşmasında, KKTC'nin İKÖ'deki gözlemci
statüsünün tam üyeliğe çıkartılmasına yönelik talebi
yinelediğini de anlattı.
Dört belge
Dışişleri Bakanı Avcı, İKÖ
Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda ortaya
çıkan "Kıbrıs'taki Durum" başlıklı
karar, İKÖ Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'a ilişkin raporu,
Konferans Sonuç Bildirgesi ve İslamabad Deklarasyonu'nun, Kıbrıs
sorunu konusunda Kıbrıslı Türlere kazınım getiren 4
belge olduğunu söyledi.
Bunların birincisinde, "Kıbrıs Türk Devleti"
ibaresinin yinelenmesi olduğunu anlatan Avcı, bu yıl içinde
yapılması öngörülen "Müslüman Dünyasında Turizm"
konulu sempozyumun, KKTC'de yapılması kararının da bunlar
arasında olduğunu kaydetti.
"Müslüman Dünyasında Turizm konulu sempozyumun ülkemizde
yapılması kararı, İKÖ üyesi ülkelerin temsilcilerinin
ülkemizi yakından tanıması, ihracat ve turizm
potansiyellerimizin tanıtılması ve haksız
izolasyonların kırılması açısından büyük bir
başarı olarak kabul edilmelidir" diye konuşan Avcı,
İKÖ Genel Sekreteri'nin raporunda da olumlu ifadeler yer
aldığını söyledi.
Sonuç bildirgesi ve referans noktası
Turgay Avcı, konferansa ilişkin yayınlanan sonuç
bildirgesinde de Kıbrıs'a geniş yer verildiğini,
Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan insanlık
dışı izolasyonların kaldırılması konusunda
açık çağrı yapıldığını aktardı.
Bakan Avcı şöyle dedi:
"Sonuç bildirgesi; Kıbrıs'ta olası bir çözümün
tarafların siyasi eşitliğine dayalı ve iki kurucu devletten
oluşan, iki bölgeli, iki toplumlu bir yapıya
dayandırılması gerektiğini vurgulamıştır.
Sonuç bildirgesi, Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliğinin iki
devlet bazında vurgulanması açısından çok önemli bir
doküman ve referans noktasıdır."
"Rum girişimlerine geçit verilmedi"
Avcı, tüm bu olumlu gelişmelerin
yaşandığı İslamabad'daki İKÖ
Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda, Rum
yönetiminin boş durmayarak, Kıbrıslı Türkler için olumlu
olacak kararlar üretilmesini engellemeye
çalıştığını da söyledi.
Rum tarafının, bu amaçla yakın devletlerdeki
büyükelçileriyle diplomatlarını konferansın
yapıldığı yere yönlendirdiğini anlatan Avcı, buna
rağmen sağladıkları başarının Rumları
rahatsız ettiğini belirtti.
Turgay Avcı, bu rahatsızlığın Rum
basınına da yansıdığını ifade ederek,
"Rum gazetelerinin bu haberleri, Dışişleri
Bakanlığı olarak yaptığımız yeni
atılımların ve açılımların Rumları
endişelendirdiğinin ve panik havasına soktuğunun açık
göstergeleridir" diye konuştu.
"Rum yönetiminin yeni pro-aktif politikamızdan
ürktüğünün en açık göstergesi, konferans süresince İslamabad'da
4 tane üst düzey görevlisini bulundurmasından da belli idi. Bu Rum
görevlilerin, aylardan beri İKÖ üye ülkelerini gezdiklerini ve malum Rum
propagandasını sürdürdüklerini biliyoruz, ancak bu konuda ne kadar
başarılı olduklarını anlamak için Rum gazetelerine
bakmak yeterli olacaktır sanırım" diyen Bakan Avcı,
yapılan akılcı ve aktif politikalarla Rum girişimlerine
geçit verilmediğini kaydetti.
KKTC dış politikasında diplomatik atılım
dönemi
Turgay Avcı, KKTC dış politikasında diplomatik
atılım ve açılım dönemi
başladığını, bunun sonuçlarının halk
tarafından ilerleyen günlerde görüleceğini söyleyerek, "Bundan
sonra da yorulmadan ve disiplini bir ekip çalışması ile
Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını bütün platformlarda en
iyi biçimde temsil etmeye devam edeceğiz" dedi.
KIBRIS 21/05/07
Verimli enerji kullanımına ABD desteği
Enerji kaynaklarının azalması ve küresel
ısınma felaketine karşı ülkesel bazda alınmakta olan
tedbirlerin benzeri olan yarışma çerçevesinde REAP Halkla
İlişkiler Uzmanı Selen Mesutoğlu ve Proje Ofis Sorumlusu
Evrim Şeherlioğlu, saptanan okulları gezerek öğrencilere
hem yarışma kurallarını hem de tasarruflu enerji
kullanımının yararlarını anlattılar.
Kıbrıs Türk Elektrik Müteahitleri Birliği ( KTEMB),
Toros Ticaret ve Deniz Plaza adlı kurumların sponsor olarak
katkı koydukları yarışma kapsamına alınan okullar
şunlar:
"Güzelyurt'da Kurtuluş ve Aydınköy, Girne'de 23 Nisan ve
Esentepe, İskele'de İlker Kartel, Gazimağusa'da Karakol ve
Lefkoşa'da 9 Eylül İlkokulu ".
Yarışma için son başvuru tarihi 25 Mayıs 2007
olarak belirlendi. Yarışmaya katılacak öğrencilere
kumaş çanta içinde koşulları anlatan renkli broşür,
mıknatıs, kalem, stiker, verimli enerji kullanımı ile
ilgili bilgi veren broşür, M. Toros Ticaret'ten birer adet Philips marka
elektriği verimli kullanan lambalardan verildi.
Sadece yarışma değil
Yarışmanın organizasyonundan sorumlu, REAP Halkla
İlişkiler Uzmanı Selen Mesutoğlu, bunun sadece bir
yarışmadan ibaret olmadığını,
sınıflarda yapılan interaktif sunum, sunumda gösterilen verimli
enerji kullanımı ile ilgili çizgi film ve dağıtılan
malzemeler ile eğitici bir yanı olduğunu vurguladı. Çocukların
farkındalığını artırmak ve eğitmek
amacı ile yapılan yarışma, verilecek ödüller ile de
çocuklara verimli enerji kullanımı deneyimini kazandırmayı
hedefliyor.
Hediyeler
Haziran ayı ortalarında sonuçlanacak "Enerjiyi Verimli
Kullanın " yarışmasına katılan 7 okuldan birer
öğrenci KTEMB tarafından bilgisayar, REAP Projesinin
yetiştirdiği sertifikalandırılmış enerji etüd
uzmanları / ESCO'lar tarafından evlerine ücretsiz enerji etüdü, her
okuldan ilk başvuran 5 öğrenciye de Deniz Plaza'dan birer hediye çeki
verilecek. M. Toros Ticaret'in yarışmaya katılsın
katılmasın her öğrenciye birer adet tasarruf lambası hediye
ettiği yarışma için, Selen Mesutoğlu'na 22 82026 nolu
telefondan veya selen@corecyprus.com email adresinden
ulaşılabiliniyor.
Yarışma şartnamesinde öğrencilere katılım
da sınır konmuyor. Öğrenci konuyla ilgili şiir veya hikaye
de yazabileceği gibi, resim de yapabilip, fotoğraf ta çekebiliyor.
KIBRIS 21/05/07
It is in
everyone's interest to welcome Ankara into the stagnant club of the European
Union
Peter Preston
Monday May 21, 2007
The Guardian
The prime minister of
Turkey asks a rasping, scornful question: "How many Frances are
there?" Which, simply interpreted, means that he's sick of Sarkozy, sick
of Brussels' temporising, sick of 40 years of diplomatic effort fading away -
and (less obviously) sick at heart for the future of his country.
It's the supposed
spectre of the two Turkeys he's trying to deal with, of course. European Turkey
and Asia Minor, just across the Bosphorus; secular Turkey, taking to the
streets in demonstrations 1.5 million-strong, and Muslim Turkey, where the
headscarf and the mosque dominate; cosmopolitan Istanbul, a metropolis of 17.5
million, growing by the day, and rural Anatolia, where those who remain store
potatoes under the house to see them through another bitter winter; democratic
Turkey, the one the elected politicians rule, and military Turkey, the one
where a veiled threat from the chief of the general staff is only a telephone
call away. So Recep Tayyip Erdogan, a Muslim premier struggling along an
avowedly secular path, has to embrace attack as his best form of defence.
Even without the
French presidential election, he was probably on a slow ride to nowhere very
enticing. Entry by 2014 had become a drifting dream. Cyprus, with Nicosia
playing a wrecking game, was lingering crisis rather than final solution. Iraq
had turned American enthusiasm for Turkish membership into a minus, not a plus.
Those who seemed warm enough in the beginning - including Britain - had
slithered into genteel mutterings.
What, 75 million
Turks joining all those Poles, Lithuanians, Estonians, Romanians, Bulgarians on
the Daily Mail's immigration alert list? What, the biggest Islamic version of a
Trojan horse you could imagine after 9/11? Old Europe might have given its word
and entered negotiations in good faith; but even older Europe knew how to slide
away. Thus, whatever the upheavals in Paris, there has not been some sudden
change of tack here, merely a desultory trimming. Does it matter so much, then?
Who can get too upset over what's been obvious for months - and what can still,
in extremis, be formally denied at EU summits? Where is the penalty to leaving
Turkey on the outside looking in? But let's not kid ourselves. The reasons for
welcoming Ankara into our stagnating club are stronger than ever. Erdogan
begins with the big one when he talks of an "alliance of
civilisations", and adds that "freedom does not exclude, freedom is
not divisive".
Introversion is a
constant factor in Istanbul as journalists, professors and the rest debate
every issue under the sun as though it were the special one. Should the
president's wife wear a headscarf? Was Ataturk a 20th-century Thomas Jefferson?
Who'll win a general election designed to break the impasse over Islamists or
secularists on top? These are the preoccupations of a Turkish elite talking to
itself.
Step back, though.
Look at the map and Turkey's three southern neighbours: Syria, Iraq, Iran. This
is a hub of a nation, seeking to define itself. The temptation is to plonk
secularism and western enlightenment in the same neat tray - leaving the urban
and rural poor to side with Erdogan's AKP. West versus east, educated versus
ignorant: a pat, facile confrontation.
It is also rubbish.
The secularist demonstrators in Yizmir last week weren't calling on Brussels to
open its doors. On the contrary, their slogans were nationalistic, concerned
with keeping their place in a Turkey spurned by Europe. It was Erdogan and his
Muslim supporters who had led the campaign for entry, offered all the Cyprus
compromises the generals would wear, instituted reform after reform to make
Turkey fit for membership purpose. And it is they who have nowhere to go now.
Back into power after
election victory? Probably. The AKP has delivered enough economic success to
feel confident of delivering more. But without Europe there is no road map, no
compulsion for further change. This is a country at the crossroads. Tehran and
Baghdad and prospective chaos are not so far distant. Burgeoning nationalism, a
severing of ties and aspirations, makes it more, not less, vulnerable.
Where does Turkey go
if not closer to Europe? What is it to become if not de facto gatekeeper to our
continent? It may be 2,000 miles from Montparnasse to Asia Minor, but the
connections are harshly inescapable. There is only one Turkey, struggling for a
modern identity. And, alas, there is only a two-faced Europe, in cringing
denial of its word, duty and self-interest.
GUARDIAN 21/05/07
Rumlar, Türkler için hazırladığı paketi
açıkladı
Kıbrıs Rum
yönetimi, geçen hafta bakanlar kurulunda kabul edilen, "Kıbrıslı
Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasındaki ekonomik
kalkınmayı ve işbirliğini daha fazla
geliştirmeyi" amaçlayan "önlemler paketini"
açıkladı.
Rum yönetimi, Kıbrıslı Türkleri
ekonomik yönden desteklemeyi amaçladığını iddia ettiği
"ekonomik paketin", adanın yeniden birleşmesine
yardımcı olacağı görüşünde.
Rum haber ajansına göre, Rum bakanlar
kurulu tarafından kabul edilen ilk proje, 2007-2013 dönemi için toplam 7
milyon avroluk bir yardımla Kıbrıslı Rumlar ve
Kıbrıslı Türker arasında küçük teşebbüslerin
kurulmasına yardımcı olmayı öngörüyor. Her seçilen küçük
işletme için azami 200 bin avroluk bir tutar belirlendi.
Yine aynı dönem için 27 milyon avro fon
içeren ikinci proje, seçilmiş belirli bölgelerdeki işletmelere, iki
toplum arasındaki teknolojik girişimlerin ve ticaretin
geliştirilmesi ve tarım ürünlerinin üretimi için fon
sağlıyor. Her belirlenen işletmeye, azami 500 bin avro verilmesi
öngörülüyor.
Rum yönetimi Maliye Bakanı Mihalis Sarris
ve Rum yönetimi lideri Tassos Papadopoulosun Diplomatik Büro Müdürü Tasos
Conis, Maliye Bakanlığında düzenlediği basın
toplantısında "önlemleri" açıkladı ve
"Kıbrıslı Türklerin bu önlemlere olumlu yanıt vererek
bunlardan faydalanacağı" ümidini dile getirdi.
Conis, Kıbrıslı Türklerin izole
edilmiş olduğunu reddederek, "iki toplum arasında bir
ekonomik savaş bulunduğunu ve Kıbrıs Türk liderliğinin
politikasından dolayı, Kıbrıslı Türklerin kendi
kendilerine izole olmuş duruma düştüğünü" iddia etti.
"Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıslı Rumlarla işbirliğine ihtiyaç duyup
duymadıklarına karar vermesi gerektiğini" belirten Conis,
"Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıslı Rumlarla
işbirliği yapmaya, Kıbrısın yeniden birleşmesine
yardımcı olacak ekonomimizin birleşmesinden faydalanmaya
çağırıyoruz" dedi.
Rum yönetimi Maliye Bakanı Sarris de
"hükümetin ilgi gösterileceği ümidiyle bu planları
hazırladığını" ifade ederek,
"Kıbrıslı Türklerin siyasi nedenlerle bunları
kullanmasına izin verilmiyorsa o zaman bu başka konu" diye
konuştu.
Rum haber ajansına göre, "önlemi"
uygulamak için Rum Maliye Bakanlığı Müsteşarının
başkanlığında bir program komitesi kurulacak. İlgili
bakanlık başvuruları değerlendirirken, Planlama Komitesi
tarafından atanacak, biri Kıbrıslı Rum, diğeri
Kıbrıslı Türk olması tercih edilen iki üyeden oluşan
danışma komitesi kurulacak. Başvurular, 30 Eylül 2008 tarihine
kadar yapılacak ve 2008 sonunda incelenerek onaylanacak.
Rum Maliye Bakanı Sarris,
bakanlığının başvuruları hızlı bir
şekilde ele alacağını ve esnek davranacağını
belirtti.
MILLIYET 22/05/07
Doğrudan Ticaret Tüzüğü, bugün COREPER'de
görüşülecek
Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Avrupa Birliği Daimi
Temsilciler Komitesi COREPER'in alt komitesinde bugün ele alınacak.
Avrupa Birliği Dönem Başkanı Almanya, bugün
yapılacak toplantıda Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili
herhangi gizli bir kartı ortaya koymayacak.
Almanya'nın toplantıda bugüne kadar gelinen nokta
hakkında üyeleri bilgilendirmesi bekleniyor.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü üzerine
yaptığı politikaları uzaktan izledikleri için bugün tüzükle
ilgili nasıl bir sonuç ortaya çıkacağını
bilmediklerini söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının tüzükle ilgili elinden geleni
yaptığına dikkati çeken Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Pertev, bugünkü toplantıda olumlu bir sonuç
çıkmaması halinde Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
öldürülmeyeceğini ancak bir sonraki Avrupa Birliği Dönem
Başkanı Portekiz'e aktarılacağını belirtti...
Pertev, Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata
geçirilmesi konusunda önemli tarihi sorumluluğu bulunduğunu
vurguladı...
Bir soru üzerine Pertev, Brüksel'de İsveç Daimi üye temsilcisinin,
Doğrudan Ticaret Tüzüğüyle ilgili lobi çalışmalarında
bulunmasını da olumlu olarak değerlendirdi.
COREPER'in alt komitesinde 15 Mayıs'ta ele alınması gereken
Doğrudan Ticaret Tüzüğü bir hafta sonraya ertelenmişti.
KIBRIS
22/05/07
Su sorun olacak
BESLENME, BOŞALIM VE KİRLİLİK... Ülkemizdeki
yeraltı su kaynaklarının, küresel ısınma tehdidi
altında olduğu bildirildi. Küresel ısınmadan ötürü meydana
gelen mevsim değişikliklerinin olumsuz etkisi ülkemizde de
hissedilmeye başlandı. Bu yıl yeterli yağış
olmamasından ötürü yeraltı su kaynaklarında oluşan
beslenme- boşalım dengesizliği, su konusunda ciddi sorunlar
ortaya çıkarıyor
UZMANLAR UYARIYOR... Uzmanlar, ülkemizde küresel
ısınmanın olumsuz etkilerinin yoğun olarak yaşanmaya
başlandığını, özellikle dünya genelinde yaşanan
en sıcak kış mevsiminin kuraklığı da beraberinde getirdiğini
vurguluyor. Bunun için bilinçli su tüketiminin çok önemli olduğunun
altını çizen uzmanlar, "Mutlaka ama mutlaka suyu tasarruflu
kullanmalıyız" diye uyarıyor
Fazile KÖLE
Ülkemizdeki yeraltı su kaynaklarının küresel
ısınma tehdidi altında olduğu bildirildi. Küresel
ısınmanın neden olduğu mevsim değişiklikleri,
birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de olumsuz etkilerini göstermeye
başladı.
Bu yıl yeterli yağış olmamasından ötürü
yeraltı su kaynaklarında oluşan beslenme- boşalım
dengesizliği, su konusunda ciddi sorunlar ortaya çıkarıyor.
Bunun ötesinde, kanalizasyon sisteminin olmaması ve çarpık
yapılaşma da, sınırlı sayıdaki yeraltı su
kaynaklarını olumsuz yönde etkiliyor.
Uzmanlar, ülkemizde küresel ısınmanın olumsuz
etkilerinin yoğun olarak yaşanmaya
başlandığını ifade ediyor.
Özellikle dünya genelinde yaşanan en sıcak kış
mevsiminin kuraklığı da beraberinde getirdiğini vurgulayan
uzmanlar, ülkemizde de bu yıl kuraklığın
yaşandığını kaydetti.
Bunun için bilinçli su tüketiminin önemli olduğunu belirten
uzamanlar, ülkemizde su konusunda ciddi sorunlar
yaşandığını söylüyor.
Uzamanlar, ülkemizde yeraltı su kaynaklarında meydana gelen
beslenme- boşalım dengesizliği ve kirliliğin, su
konusundaki iki önemli sorun olduğunu belirtiyor.
Küresel ısınmanın etkisi
kendini hissettiriyor
Maden, Metalurji ve Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Sekreteri
Ayşe Özhür, küresel ısınmanın neden olduğu
olumsuzlukların ülkemizde de hissedildiğini söyledi.
Mevsim değişikliklerinden ötürü bu yıl ülkemizde yeterli
yağışın olmadığını vurgulayan Özhür,
bundan ötürü yeraltı su kaynaklarının yeterli beslenemediğini
kaydetti.
Ada ülkesi olması nedeniyle yıllardır su
sıkıntısının yaşandığını
ifade eden Özhür, bu sıkıntıyla ilgili olarak küresel
ısınmanın ortaya çıkmasıyla birlikte ciddi önlemlerin
alınması gerektiğini vurguladı.
Özhür, ülkemizde yüzeysel su akışı ve
kaynağının yeterli düzeyde olmamasından dolayı su
ihtiyacının büyük bölümünün yeraltı su kaynaklarından
karşılandığını anlattı.
Yeraltı su kaynaklarının coğrafik yapı
nedeniyle sınırlı olduğunu anımsatan Özhür, ülkede
yaşanan kuraklık nedeniyle su kullanımının bilinçli
hale gelmesi gerektiğini söyledi.
Küresel ısınmadan ötürü bu yıl yeterli
yağış olmadığını ifade eden Özhür, su
sorununun büyük boyutlara ulaşmaması için vatandaşların
kullanım konusunda dikkatli olmaları gerektiğini kaydetti.
Özhür, ülkemizde su ihtiyacının
karşılandığı belli başlı aküferler
olduğunu belirtti. En büyük yeraltı su kaynağının
Güzelyurt aküferi olduğunu vurgulayan Özhür, yeraltı su kaynaklarında
beslenme- boşalım dengesizliği ve kirlilik gibi sorunların
yaşandığını söyledi.
Yeraltı su kaynaklarında
sorunlar yaşanıyor
Ayşe Özhür, genel olarak yeraltı su kaynaklarında
kimyasal ve mikrobiyolojik olmak üzere iki tür kirliliğin
yaşandığını belirtti.
Kimyasal kirliliğin kıyıya yakın olan ve
aşırı su çekimi yapılan aküferlerde yaşanan tuzlu su
girişimi neticesinde, yeraltı sularının niteliklerinin
bozularak sertleşmesi ve tuzlanması olduğunu ifade eden Özhür,
jeolojik katmanların yapısında bulunan farklı kimyasal maddelerin,
su ile karşılaştığında çözülmesi neticesinde de
oluşan kirliliğin kimyasal kirlilik olduğunu kaydetti.
Nüfusun artması ve yağışların
yetersizliği gibi nedenlerden ötürü suya talebin
arttığını belirten Özhür, talebin artması sonucunda
kaynaklardan kapasite üzerinde çekime gidildiğini, bunun da kimyasal
kirliliğe neden olduğunu söyledi.
Özhür, yeraltı su kaynaklarında ayrıca mikrobiyolojik
kirliliğin de yaşandığını kaydetti.
Mikrobiyolojik kirliliğin kanalizasyon sisteminin olmamasından
kaynaklandığını ifade eden Özhür, septik kuyularda
biriktirilen evsel atıkların, zaman içerisinde bölgede bulunan
yeraltı suyu akışının yardımıyla daha
derinlere inerek akiferlerde kirliliğe sebep olduğunu anlattı.
Yeraltı su kaynaklarında ayrıca beslenme-
boşalım dengesizliği sorunlarının da
yaşandığını vurgulayan Özhür şunları
söyledi:
" Akiferde rezerv bir su vardır bunu besleyen tek şey
yağıştır. Yağışlar yeterli
olmadığı zaman kaynaklarda yeterli beslenme olmaz. Yeterli
beslenme olmaması sonucunda da aşırı çekim
yapılması aküferlerde ciddi anlamda su sorunlarının
yaşanmasına neden oluyor. Ülkemizde özellikle inşaat
sektöründeki patlama, yapılaşma nedeniyle sorunlar
yaşanıyor. Özellikle bu sorun Girne bölgesinde
bulunmaktadır."
Su arıtma sistemleri kurulmalı
Ayşe Özhür, yeraltı su kaynaklarında yaşanan
sorunların giderilebilmesi için artıma sistemlerinin kurulması
gerektiğini söyledi.
Sınırlı sayıda bulunan aküferlere katkı
sağlanması açısından özellikle deniz suyu artıma
sistemine geçilmesinin önemine değinen Özhür, ikincil derecede özellik
gösteren Jips aküferleri gibi su kaynaklarındaki suların
arıtılarak yeniden kullanıma olanak verilmesi gerektiğini
belirtti.
Ülkedeki su sonunun giderilmesi için yapılacak en önemli
şeyin bölgelere arıtma tesislerinin kurulması olduğunu
yineleyen Özhür, "Mikrobiyolojik veya kimyasal kirlilik gösteren tüm
aküferlerde arıtma sistemleri kurularak, çıkacak suyun yeniden uygun
şekilde kullanıma açılması gerekir" dedi.
Aküferlerde yaşanan beslenme boşalım dengesizliğini
gidermek için yeraltı su kaynaklarında yıllık beslenme
oranları aşılmayacak şekilde pompaj yapılması
gerektiğini ifade eden Özhür, mikrobiyolojik kirliliğin önüne geçmek
için de tüm yerleşim birimlerine kanalizasyon sistemlerinin kurulması
gerektiğini belirtti.
Özhür, ayrıca su sorununun giderilebilmesi için
vatandaşların su kaynaklarını doğru kullanması
gerektiğini ifade etti.
KIBRIS
22/05/07
Kıbrıs Rum yönetimi, kayıp
Kıbrıslı Türkler konusunda üzerine düşeni yapmadı
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı
Ertan Ersan, Rum hükümetinin, 1963 yılından beri kayıp olan Kıbrıslı
Türkler konusunda etkili bir soruşturma yapmadığını,
ölüm nedenlerini araştırmadığını,
sorumlularının tespit edilmesi için çaba
harcamadığını ve kayıp yakınlarına herhangi
bir bilgi sunmadığını bildirdi.
Ersan, konuyla ilgili olarak AİHM ile İngiltere, Danimarka,
Finlandiya, Fransa, Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç ve İsviçre daimi
temsilciliklerine bir yazı gönderdi.
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı
Ertan Ersan basına da dağıttığı yazıda,
AİHM'nin 1998 yılında Rum kayıp yakınlarının
yaptığı "bireysel başvuruyu" birleştirerek
kabul edilebilir bulmasına karşın, Kıbrıslı
Türkler tarafından 2000 ve 2001 yıllarında yapılan 4
ayrı bireysel başvuruyu, "zaman aşımı"
yaklaşımıyla kabul edilebilir bulmadığını
anımsattı.
Dernek olarak huzursuz ve tedirginiz
Kıbrıslı Türklerin kayıp olduklarının ve
Rum hükümetinin 1963-1974 yılından bu yana devam eden bir ihlali
olduğunun değiştirilemeyecek bir gerçek olduğunu vurgulayan
Ersan, AİHM'den Kıbrıslı Türklere eşit kriterler
uygulamasını bekleyen dernek üyelerinin üzüntü ve endişe içinde
olduğunu kaydetti. Ersan, eşit muamele
yapılmadığı hissini uyandıracak davranışlar
nedeniyle tedirginlik yaşadıklarını vurguladı.
84 kayıp yakını yanıt bekliyor
Ersan yazısında, 84 Türk kaybın
yakınlarının Rum hükümetine resmi başvuruda bulunarak,
etkili soruşturma ve gerekli bilgilerin ailelerle
paylaşılmasını talep etmelerine karşın yanıt
alamadıklarını, bunun üzerine Rum
Cumhurbaşkanlığı ve hükümetin aleyhine İdare
Mahkemesi'nde ihmal davası açıldığını da
anımsattı.
AIHM 'e ve İngiltere, Danimarka, Fillandiya, Fransa, Almanya,
Hollanda, Norveç, İsveç ve İsviçre Daimi Temsilciliklerine
Kayıpların Sorunları ile ilgili yazıyı Strasbourg 'a
gönderildi.
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'nin
yazısında şu ifadelere yer verildi:
"Bilindiği üzere Kıbrıs Rum hükümeti 1975
yılından başlayarak Kıbrıslı Rum Kayıp
Yakınları adına Türkiye aleyhinde devlet başvuruları
yapmış ve sonuç itibarı ile 2001 yılında Cyprus Turkey
kararı AİHM'den çıkmıştır.
Bu kararda Türkiye'nin Kıbrıslı Rum kayıplar
konusunda gerekli etkili soruşturmayı yapmadığı,
ölmüşlerse ölüm nedenlerinin ne olduğunu incelemediği, sorumlu
kimselerin belirlenmesi ve cezalandırılması için gerekli girişimleri
yapmadığı ve Kayıp yakınlarına yeterli bilgi
vermediği noktasından hareketle sözleşme hükümlerini ihlal
ettiği saptaması yapılmıştır. Mahkemenin
kararına esas teşkil eden yaklaşım (devam eden ihlal)
ilkesidir. Fakat aynı tarihlerde ve öncesinde ( 1963) 500 civarında
kayıp kişinin bulunduğu Kıbrıs Türk Toplumu, gerek
devletin yasal hükümeti kabul edilen hükümette yer alamaması, gerekse
tanınmış bir başka devlet aracılığıyla
kendi sorunlarını Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine AİHM'e
taşıma imkânına sahip olamamış olması nedeniyle
mağdur olmuştur ve olmaktadır. Zira Kıbrıs Rum
hükümeti, 1974 ve hatta 1963 yılından bu yana kayıp olan
Kıbrıslı Türkler konusunda ne etkili bir soruşturma
yapmış, ne ölüm nedenlerini araştırmış, ne
sorumluları tespit etmek için çaba harcamış, ne de kayıp
yakınlarına herhangi bir bilgi sunmuştur. AİHM
içtihadı gereği bir Kamu otoritesi, doğrudan bireylerin talebi
olmasa da bir kimsenin kendi sorumluluk alanı içerisinde
kaybolmasını ya da öldürülmesini öğrenir öğrenmez
kendiliğinden bir soruşturma başlatmak zorundadır. Oysa bu
konuda Rum Hükümeti hiçbir şey yapmamıştır. Bu konularda
Kıbrıslı Türklerin bir Devlet başvurusu sonucu
AİHM'den herhangi bir karar çıkartamamış olması bu
Kıbrıslı Türklerin kayıp oldukları ve Rum Hükümetinin
de 1963-1974 yılından bu yana devam eden bir ihlali olduğu
gerçeğini kesinlikle değiştirmemektedir.
AİHM 1998 yılında Kıbrıslı Rum Kayıp
yakınlarının yapmış olduğu 9 'Bireysel
başvuruyu' (Varnava vs Turkey 16064/90 v.d) birleştirerek kabul
edilebilir bulmuştur. Oysa Kıbrıslı Türkler tarafından
2000 ve 2001 yıllarında yapılan 4 ayrı bireysel
başvuruyu, esasen zaman aşımı yaklaşımıyla
kabul edilebilir bulmamıştır. (Başvuru isimleri ve
başvuru numaraları liste olarak sunulmuştur.) Mahkeme burada "devam
eden ihlal" yaklaşımını uygulamamıştır.
Bu durum, AİHM'den Kıbrıslı Türklere de eşit
kriterleri uygulamasını bekleyen Dernek Üyelerimiz arasında
büyük üzüntü ve endişe yaratmıştır. Bizler bu konuda
rahatsız olduğumuzun altını çizmek istiyoruz. Bizlere
eşit muamele yapılmadığı hissini uyandıracak
davranışlar, Dernek Üyelerini tedirgin etmektedir.
Şimdi de son günlerde Kıbrıs'ta bu konularda
yaşanmakta olan bir gelişmeye değinmek istiyorum. AİHM
tarafından ortaya konulan tutumun bir uzantısı olarak 84
kayıp Kıbrıslı Türk yakınları resmi
başvuruda bulunarak Rum hükümetinden bu kadar yıldır etkili
soruşturma yapmaması ve gerekli bilgileri ailelere
paylaşmamış olmasını nasıl
açıkladığı sorulmuştur. Bu konuda yanıt vermeyen
cumhurbaşkanlığı ve hükümetin ihmaline karşı
idare mahkemesinde ihmal davası açılmıştır. Burada
ilginç olan husus ise şudur: Rum hükümeti adına mahkemeye görüş
sunan başsavcılık şikayete cevaben, konunu Kıbrıs
sorunu ile yakından ilgili olduğunu belirterek Kayıp
Şahıslar Komitesinin çalışmalarını işaret
etmiştir. Oysa herkes çok iyi bilmektedir ki 2001 yılındaki
Cyprus V.Turkey davası kararında AİHM. KSK' nın
Mandate'inin sadece kişilerin ölü olup olmadığının
tespitini içerdiğini ve normal şartlarda bir devletin
sorumluluğuna giren etkili soruşturma olarak görülemeyeceğini
açıkça vurgulamıştır. Bu nedenle biz bu hukuk sürecini
sonuna kadar götürmeye ve eğer gerekirse AİHM'e başvurmaya
kararlıyız. Bunu şimdiden sizlerin bilgisine getirmek istedik.
Başsavcılığın bu izahatı bizlere, Rum hükümetinin
Kıbrıslı Türkler konusunda çelişkili ve kendi kendine ters
düşen yaklaşımını açıkça göstermiştir.
Bizler Kayıp yakınları olarak, Kıbrıs Rum Hükümetinin
1963/1974 yılından buyana devam eden ihmalinin ve herhangi bir
soruşturma yapmamış olmasının hesabının
sorulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda bir Mahkeme
kararı olmadan da bir şeyler yapılabileceği
inancındayız. Bu konuları bilginize getirerek ve sizlerden
mümkün olduğunca yardımcı olmanızı ve yol göstermenizi
talep ediyoruz."
KIBRIS
22/05/07
Kıbrıslı Türkler için ekonomik paket
hazırlamışlar
Rum Yönetimi Ekonomi Bakanı Mihalis Saris, Kıbrıslı
Türkler için hazırladıkları ekonomik önlemlerin
Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında ortak şirketlerin
kurulmasını, ticarette ve tarım ürünlerinin işlenmesinde bu
şirketlerin teknolojik ve diğer alanlarda güçlendirilmesini
içerdiğini açıkladı.
Rum Bakan, Kıbrıslı Türklere yönelik olarak
hazırladıkları ekonomik paketin 2007-2010 yılına kadar
olan dönemi kapsayacağını ve maliyetinin 30 milyon Euro'ya
ulaşacağını kaydetti.
Rum radyosunun haberine göre, Rum Ekonomi Bakanı Mihalis Saris ve
Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis dün
düzenledikleri basın toplantısında,
"Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler
arasındaki, ekonomik ilişkilerle, işbirliği
şartlarının iyileştirilmesini amaçlayan" yeni
önlemlerle ilgili açıklama yaptılar.
Rum Ekonomi Bakanı Saris, hazırlanan önlemlerin
"Kıbrıs'ın ekonomisinin bütün
Kıbrıslıların yararına olacak şekilde
güçlendirilmesi" amacını
taşıdığını söyledi.
Saris, hazırlanan planlardan birisinin Kıbrıslı
Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasında ortak şirketler
kurulmasını diğerinin ise ticaretin geliştirilmesi ve
tarım ürünlerinin işlenmesi için bu şirketlerin ekonomik ve
teknolojik olarak geliştirilmelerini içerdiğini belirtti.
Saris ve Conis, hazırlanan önerilerin, Kıbrıs'ın
ekonomik ve coğrafik olarak yeniden birleşmesinde bir ön
çalışma niteliğinde olduğunu ifade ettiler.
Conis: Fon kurulacak
Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis de, Kıbrıslı Türklere yönelik olarak hazırlanan yeni
önlemlerin geniş önlemler paketinin büyük bir bölümünü oluşturduğunu
ve sivil toplum örgütleriyle ilgili çalışmaların finanse
edilmesi için bir fon kurulacağını da belirtti.
Yeşil Hat Tüzüğü'ne bal ve balığın
eklendiğini hatırlatan Conis, bazı süt ürünlerinin de tüzük
kapsamına alınması konusunun görüşüldüğünü sözlerine
ekledi.
Haberde basın toplantısına Kıbrıslı Türk gazetecilerin de davet edildiği ancak Kıbrıslı Türklerin bu çağrıya yanıt vermedikleri öne sürüldü.
KIBRIS
22/05/07
AA
Güncelleme: 17:00 TSİ 23 Mayıs 2007 Çarşamba
SELANİK
- Selanik Asliye Ceza Mahkemesi Başsavcısı Vasilis Floridisin,
Türk bayrağını yakan kişiler hakkında
gıyaplarında ceza davası açtığı
açıklandı.
Floridisin,
gösteri sırasında çekilen fotoğraflar ve görüntülerden
kimliklerinin belirlenmesi beklenen göstericileri, yabancı bir ülkenin
milli sembolüne hakaretle suçladığı kaydedildi.
Yunan basın yayın organları, savcılığın,
Türkiyenin girişimi üzerine harekete geçtiğinin
öğrenildiğini duyurdu.
Yunan ceza yasası uyarınca yabancı bir ülkenin milli sembolüne
hakaret suçuna 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası verilebiliyor.
Yine sonuç yok
İKİLİ GÖRÜŞMELERE DEVAM KARARI...
Yaklaşık 3 yıldan beri gündemde olan Doğrudan Ticaret
Tüzüğü, dün AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) alt komitesi olan
AB Genişleme Çalışma Grubu toplantısında
görüşüldü, ancak toplantıda AB üyesi devletler arasında bir
görüş birliği sağlanamadı. Toplantıda, konuyla ilgili
ikili görüşmelerin devamı yönünde karar alındı
"İLK KEZ BU KADAR KAPSAMLI GÖRÜŞÜLDÜ"...
Kıbrıs Türk diplomatik kaynaklarından elde edilen bilgiye göre,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusu ilk kez bu kadar kapsamlı bir
şekilde COREPER'in alt komitesinde ele alındı. Kaynaklar,
Almanya'nın, toplantıda AB'nin 27 üye devletini kapsamlı bir
şekilde yürüttüğü çalışmalar ve Kıbrıs Rum ve
Türk tarafıyla yaptığı danışmalar hakkında
kampsalı bilgi verdiğini vurguladı
"ALMANYA, KARARLI ÇALIŞMALARINA DEVAM ETMELİ"...
Uzmanlar Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili değerlendirmelerin
devam edeceği ve Almanya'nın dönem
başkanlığının sona ermesiyle temmuz başından
itibaren ilgili dosyanın yeni dönem başkanı Portekiz'e
devredileceği görüşünde. Kıbrıs Türk tarafının
ise Almanya'nın kararlı çalışmalarına devam etmesi ve
konunun Almanya Başkanlığı döneminde yeniden
görüşülmesi beklentisi içinde
Avrupa Birliği (AB) ile Kıbrıs Türk tarafı
arasındaki ticaret koşullarını düzenleyen Doğrudan
Ticaret Tüzüğü, dün AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) alt
komitesi olan AB Genişleme Çalışma Grubu toplantısında
görüşüldü, ancak toplantıda AB üyesi devletler arasında bir görüş
birliği sağlanamadı.
Yaklaşık 3 yıldan beri gündemde olan tüzükle ilgili
olarak dünkü toplantıdan da bir sonuç alınamadı ve konuyla
ilgili ikili görüşmelerin devamı yönünde karar alındı.
Kıbrıs saatiyle 11:00'de başlayan toplantıda, AB
Dönem Başkanı Almanya, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili
olarak Kıbrıs Türk ve Rum tarafıyla yürüttüğü ikili
görüşmeler konusunda AB üyesi ülkeleri bilgilendirdi.
Toplantıda tüzük ile ilgili yaşanan sorunu gündeme getiren
Almanya, Kıbrıslı Rumların tüzüğün hayata geçmesi için
Güney Kıbrıs'taki liman ve havaalanlarının kullanılması
önerisi getirdiğine Kuzey Kıbrıs limanları üzerinden
doğrudan ticaret yapılmasına ise karşı
çıktığına dikkati çekti.
Almanya, söz konusu sorunu çözmek için çok çaba
harcadığını, ancak bu konuda AB içinde bir görüş
birliği sağlayamadığını bildirdi. Almanya,
ayrıca tüzük ile ilgili diğer AB üyesi ülkelerin bir önerileri varsa
bu önerilerini sunmalarını istedi. Toplantıda, tüzükle ilgili
ikili görüşmelerin sürmesi kararı alındı.
Portekiz'e devredilme ihtimali yüksek
Uzmanlar, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili
değerlendirmelerin devam edeceği ve Almanya'nın dönem
başkanlığının sona ermesiyle temmuz başından
itibaren ilgili dosyanın yeni dönem başkanı Portekiz'e
devredileceği görüşünde.
Kıbrıs Türk tarafı, Almanya'nın kararlı
çalışmalarının devam etmesini ümit ediyor
KIBRIS'ın Kıbrıs Türk diplomatik kaynaklarından
elde ettiği bilgiye göre, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün ilk kez
COREPER'in alt komitesinde bu kadar kapsamlı bir şekilde
görüşüldüğü toplantıda, Almanya dönem
başkanlığının yürüttüğü çalışmalar,
Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk taraflarıyla
yaptığı danışmalar hakkında 27 AB üye devletine
bilgi verdi.
Almanya'nın doğrudan ticaret konusunu Kıbrıs sorunu
ile ilgili bir unsura yer vermeden gündeme getirmesi Türk tarafınca olumlu
bir unsur olarak nitelendirildi. Bilindiği üzere, daha önceki
toplantılarda Kıbrıs Rum tarafının talebi
doğrultusunda doğrudan ticaret tüzüğü Maraş konusu ile
ilişkilendirilmişti.
Toplantıda Kıbrıs Türk tarafının lehine olan
diğer bir unsur ise, Kıbrıs Rum tarafının, Limasol ve
Larnaka limanlarının kullanılabileceği unsurunu içeren tek
taraflı açılımlarının doğrudan ticaretle ilgilisi
bulunmadığının ifade edilmesi oldu.
Aynı kaynaklar, bundan sonraki süreçte üye devletlerin
önerilerinin bekleneceğini söyledi.
Bundan sonraki sürece ilişkin herhangi bir netliğin
bulunmadığını söyleyen kaynaklar, Türk tarafının
beklentisinin, Almanya'nın konuyla ilgili kararlılıkla
sürdürdüğü çalışmalarının devam etmesi ve konunun
yeniden ele alınması yönünde olduğu bildirildi.
3 yıldan beri gündemde
Referandum sonrasında 26 Nisan 2004 tarihinde
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılması ve ekonomik kalkınmanın desteklenmesi
yönünde karar alan Avrupa Komisyonu, 7 Temmuz 2004'te mali ardım ve
doğrudan ticareti hedefleyen iki öneriyi konseye sunmuştu. Bu
önerilerden ilki olan Mali Yardım Tüzüğü 27 Şubat 2006 tarihinde
Avusturya Dönem Başkanlığı sırasında konsey
tarafından onaylanırken, Doğrudan Ticaret Tüzüğü hala masada
durmaya devam ediyor.
Tüzüğe göre menşe belgeleri
ve sağlık sertifikaları
TAK muhabirine konuyla ilgili bilgi veren
Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan
Candan, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün, Kıbrıs Türk ürünleri
için menşe belgeleri ile sağlık sertifikalarının
nasıl ve kim tarafından verileceğine yanıt verdiğini söyledi.
Tüzüğün, AB ülkelerine ihraç edilecek ürünlerin menşe
belgelerinin, Güney Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs arasındaki
ticareti düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü'ndeki gibi Kıbrıs Türk
Ticaret Odası tarafından verilmesini öngördüğünü belirten
Candan, sağlık sertifikalarının ise yine Yeşil Hat
Tüzüğü'ndeki gibi Avrupa Komisyonu tarafından gönderilecek uzmanlar
tarafından verilmesinin tüzükle düzenlendiğini kaydetti.
Candan, "Böylelikle menşe belgesi ve eğer tarımsal
bir ürün ise sağlık sertifikasıyla AB limanlarına giden
Kıbrıs Türk mallarına yüzde 20'ye varan gümrük vergisi
uygulanmayacak. Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler
tarafından üretilen mallar AB ülkelerine girişte yeniden
avantajlı bir pozisyona kavuşacak" dedi.
Mağusa ve Girne limanlarıyla
Ercan'dan AB'ye ihracat halen var
Mevcut koşullarda KKTC ile AB ülkeleri arasındaki ithalat ve
ihracatın kısıtlı da olsa Mağusa ve Girne
limanlarıyla Ercan Havaalanı'ndan gerçekleştirildiğine de
dikkat çeken Armağan Candan, Teknecik'te kurulan yeni elektrik santralinin
Finlandiya'dan doğrudan Mağusa Limanı'na getirilmesini örnek
gösterdi.
Candan, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün önemini vurgularken ise
"Bu tüzüğün onaylanmasıyla AB KKTC'ye uygulamış
olduğu ticaret rejimini liberalleştirmiş olacak. İşin
özü bu... KKTC zaten AB'a liberal ticaret rejimi uyguluyor" ifadelerini
kullandı.
Tartışılmaz olgu
Kıbrıs Türk tarafı, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'yle ilgili politikasında, özellikle Kuzey'deki limanların
kullanılmasını tartışılmaz bir olgu olarak
görüyor.
Uzmanlar, tüzüğün sadece Kuzey Kıbrıs'ta üretilen
malların değil, diğer ülkelerden Kuzey Kıbrıs'a gelen
malların tekrar ihraç edilebilmesine de imkân sağlayacak şekilde
düzenlenmesi durumunda Kıbrıs Türk ekonomisine ciddi bir katkı
sağlayacağına da vurgu yapıyor.
1994 ABAD kararları
KKTC'nin AB ülkelerine ihracatı 1994 yılına kadar toplam
ihracat rakamlarının yüzde 70'ini oluşturmasına
karşın, Rumların başvurusu sonucunda Avrupa Birliği
Adalet Divanı (ABAD), 1994'te Kuzey Kıbrıs'ta verilen menşe
belgesi ile sağlık sertifikalarının geçersiz olduğuna
karar verdi. Böylece Kıbrıs Türk ürünleri AB pazarına tercihli
rejim koşullarıyla girme imkânını yitirirken, AB ülkelerine
yapılan ihracat rakamı yüzde 20'lerin altına düştü.
KIBRIS 23/05/07
8 Temmuz sürecini öldürdüler
"ÖLDÜRÜCÜ DARBE"...Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Erçakıca, Rum önerilerini "Sürece vurulmuş çok büyük,
öldürücü bir darbe" diye nitelendirerek, "Bir yandan 8 Temmuz
sürecini ilerletmeye dair görüş belirtirken, bir yandan da Kıbrıslı
Türklere saldırı niteliğinde paketler açıklıyorlar. Bu
paketi açıklamakla 8 Temmuz sürecini doğrudan kendi elleriyle
öldürmüş oluyorlar" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıslı Türklere yönelik
olduğunu ileri sürdüğü ekonomik önlemlerin, siyasal saldırı
olduğuna işaret ederek, Rumların tek taraflı
girişimlerinin müzakere sürecini yok ettiğini söyledi.
Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafının bu
yıkıcı faaliyetlerini görmezden gelmek, Kıbrıs'taki
durumun kötüleşmesini ve iki halk arasında gerginliğin
artmasını kabullenmek, hatta desteklemek anlamını
taşıyacak" dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün
düzenlediği haftalık basın brifinginde, Rum Ekonomi Bakanı
Mihalis Saris ve Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi
Tasos Conis tarafından önceki gün açıklanan ve
"Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler
arasındaki ekonomik ilişkilerle işbirliği
şartlarının iyileştirilmesinin
amaçlandığı" iddia edilen önerileri değerlendirdi.
Sürece öldürücü darbe
Hasan Erçakıca, önlemleri "ekonomik bir savaş"
olarak niteleyen Conis'in bu açıklamalarla 8 Temmuz sürecini
öldürdüğünü belirtti.
Erçakıca, gazetecilerin "8 Temmuz süreci yine
tıkandı mı" yönündeki sorusuna da, "Sürece
vurulmuş çok büyük, öldürücü bir darbedir. Bu darbe altında ölür mü,
ölmez mi bugün yarın göreceğiz" karşılığını
verdi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın eşi Oya Talat'ın
anneannesi Elmaziye Raif'in ölümü nedeniyle konuyu henüz
Cumhurbaşkanı ile görüşemediğini de kaydeden Erçakıca,
konunun muhakkak ciddi bir şekilde değerlendirileceğini söyledi.
Önlemler teknik komitelerde görüşülmeliydi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, ekonomik
önlemler içerisinde öngörülen "Kıbrıslı Türk ve
Rumların işbirliği ile ortak girişimlerin"
görüşülmesi gereken yerin, teknik komiteler olduğuna işaret
etti.
Erçakıca, "Bir yandan 8 Temmuz sürecini ilerletmeye dair
görüş belirtirken, bir yandan da Kıbrıslı Türklere
saldırı niteliğinde paketler açıklıyorlar. Ama bu
paketi açıklamakla 8 Temmuz sürecini doğrudan kendi elleriyle
öldürmüş oluyorlar" dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Rum devletinin
tebaası değildir. Kıbrıslı Türklerle Rumlar
arasındaki ilişkiler de Kıbrıs Rum devletinin
açıklayacağı paketlerle geliştirilecek nitelikte
değil. Bu konular, iki tarafın demokratik yollarla seçtiği
temsilcilerin aracılığıyla yapılacak müzakerelerle ele
alınabilecek konulardır."
Erçakıca, 8 Temmuz süreciyle yakından ilgilenen ABD, AB, BM
ve İngilizler gibi diğer siyasi güçlerin Rumların tek
taraflı girişimlerine karşı çıkmamasının da
çözüm amaçlı müzakere sürecine büyük darbe vuracağını söyledi.
Erçakıca, "Bu şekilde sessiz kalmak, çözümsüzlüğe
desteğin yanı sıra Kıbrıs'taki durumun
kötüleşmesini ve iki halk arasındaki gerginliğin
artmasını kabullenmek anlamına da gelecek" dedi.
Kıbrıs Türkü uluslararası ilişkilerde etkinlik
kazandı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, KKTC'nin
dış dünya ile kurduğu yoğun temaslara da değinerek,
uluslararası ilişkilerin yaygınlaşıp etkinlik
kazanmasının Kıbrıs Türk halkının
barıştan yana tutumundan kaynaklandığını söyledi.
Erçakıca, "Kıbrıslı Türk temsilciler
uluslararası platformlarda kabul görüyorlarsa, bunun başlıca
nedeni Kıbrıs sorununa adil, erken ve kalıcı çözüm
arayışlarını barışçı yöntemlerle sürdürmek
konusundaki kararlılıklarıdır" dedi.
Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
Avrupa Parlamentosu'nda, Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'nın da İKÖ'deki temasları yanında, Alman
Parlamentosu'na sunulan Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili öneri ve
Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Almanya'ya
gerçekleştirdiği ziyaretin önemine de işaret etti.
Erçakıca, Ticaret Odası'nın Brüksel'de
gerçekleştirdiği eylem ve AP'daki panele de değinerek,
şöyle dedi:
"Bütün bu çalışmalara çok sayıda
Kıbrıslı Türk aktif olarak katılmış ve
katılmaktadır. Bu çalışmalarda Kıbrıslı
Türklerin hakları dile getirilirken, nasıl bir halk oldukları da
çeşitli yollarla dünyaya duyurulmuştur. Bu çalışmalara
katılan bütün sivil toplum aktivistlerine ve görevli
arkadaşlarımıza Cumhurbaşkanımızın
teşekkürlerini iletmek ister."
Erçakıca, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Talat'ın
önümüzdeki günlerde İstanbul'da Kıbrıslıların
düzenlediği bir toplantıya katılmayı
planladığını, ancak özel sorunlardan dolayı bu
ziyaretin ertelenebileceğini de söyledi
KIBRIS 23/05/07
Gelin ortak şirketler kuralım
30 MİYON EURO AYIRACAKLAR... Toplam 30 milyon euroluk bir
kaynakla, iki plandan oluşan önlemler paketinin ilki,
Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında, 7 milyon Euro'luk
tahsisatlarla, küçük, ortak şirketler yaratılmasının
desteklenmesiyle ilgili. İkinci plan ise 23 milyon Euro'luk tahsisatlarla,
ortak şirketlerin teknolojik olarak düzeylerinin yükseltilmesi, ticaretin
geliştirilmesi ve tarım ürünlerinin işlenmesinin desteklenmesini
içeriyor
Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik
açıkladığı ekonomik önlemler paketi, dün Rum
basınında geniş yer tuttu.
Yeni önlemlerin, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar
arasında ortak şirketler kurulmasını öngördüğü
bildirildi.
Yeni önlemler, Rum Ekonomi Bakanı Mihalis Saris ve Rum
Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis
tarafından, Ekonomi Bakanlığı'nda düzenlenen basın
toplantısıyla duyuruldu.
Rum gazetelerinin geniş bir şekilde yer verdiği haberi,
"Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler
Arasında Ortak Şirketler Kurulması İçin Öngörülen 30 Milyon
Euro'luk Planlar Dün Ekonomi Bakanı Tarafından Açıklandı;
Önlemler İşgal Altındaki Bölgelerle Özgür Bölgeler Arasında
Ortak Bir Ekonomik Çizgiyi Amaçlıyor" başlığıyla
okuyucuya sunan Simerini gazetesi, önlemlerin, 30 milyon Euro'yla finanse
edilecek olan ve Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı
Rumlar arasında kurulacak ortak şirketlerle, ekonomik gelişme
olmasını ve ekonomik alanda işbirliği
yapılmasını amaçladığını belirtti.
Gazeteye göre, yeni önlemler, iki planı teşkil ediyor.
Planlardan birincisi, Kıbrıslı Türkler ile
Kıbrıslı Rumlar arasında, 7 milyon Euro'luk tahsisatlarla,
küçük, ortak şirketler yaratılmasının desteklenmesiyle
ilgili. İkinci plan ise, 23 milyon Euro'luk tahsisatlarla, ortak
şirketlerin teknolojik olarak düzeylerinin yükseltilmesi, ticaretin
geliştirilmesi ve tarım ürünlerinin işlenmesinin desteklenmesini
içeriyor.
Önceki gün gerçekleştirilen basın toplantısında,
Rum Ekonomi Bakanı Mihalis Saris ve Rum Başkanlık Sarayı
Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis, Kıbrıslı Türklerin
önlemlere yanıt vermesini ve bunlardan yararlanmalarını umut
ettiklerini belirttiler.
İşte Rumların önlemler paketi
Rum Ekonomi Bakanı, konuyla ilgili açıklamasında,
planların hayata geçirilmesi için başvuruları inceleyecek olan
program komiteleri kurulacağını; bir danışma
komitesinin de oluşturulacağını, bunun iki
Kıbrıslı Rum ve iki Kıbrıslı Türk'ten oluşacağını
belirtti.
Tahsisatlarla ilgili başvuruların 30 Eylül 2008'e kadar
sunulması gerektiğini ifade eden Rum Bakan, geçici kapsamdaki
bölgelerde yatırımlar yapılmasıyla ilgili kurulacak olan
şirketler için başvuruların ise, 31 Aralık 2008'e kadar
inceleneceğini, değerlendirileceğini ve
onaylanacağını söyledi.
Saris, Rum Ekonomi Bakanlığı'nın
başvuruları büyük bir hız ve esneklikle inceleyeceğini
temin ettiği açıklamasında ayrıca, planların,
Kıbrıs'ın ekonomik ve coğrafik olarak yeniden
birleşmesinde bir ön çalışma niteliğini teşkil
edebilecek ortak şirketler kurulmasını teşvik etmesini ümit
ettiğini sözlerine ekledi.
Saris, "Eğer politik sebeplerden dolayı
Kıbrıslı Türklerin bu planları değerlendirmelerine
izin verilmezse; bu başka bir davadır" da diyerek, iki toplumun
ekonomisinin ortak bir çizgide bulunmasını arzu ettiklerini; siyasi
karakterin indirgeneceği bir yöntem bulmaya çabaladıklarını
kaydetti.
Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler
arasındaki mevcut ticaret konusundaki bir soru üzerine ise Rum Ekonomi
Bakanı, "bu miktar ve kuvvet olarak daha büyük olabilirdi"
şeklinde cevap verdi.
Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler
arasındaki ticaretin "olabileceğinden az olduğunu"
ifade eden Saris, ticaretin ayda 400 bin Euro'ya
ulaştığını; bunun 300 bin Euro'sunun Kıbrıs
Türk ürünlerinden, yaklaşık 100 bin Euro'sunun ise Kıbrıs
Rum ürünlerinden ibaret olduğunu söyledi.
Rum Ekonomi Bakanı Saris, "işgal altındaki
bölgelerin özgür bölgelerden sağladıkları ekonomik enjeksiyon
yılda 100 milyon KL'ye ulaştı; bu ise, işgal altındaki
bölgelerin gayri safi milli hasılasının yüzde 15'ine
karşılık gelir" iddiasında da bulundu.
"Pertev öğrenmeden önce reddetti"
Gazete, yukarıdaki ara başlık altında ise, Rum
Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in,
"Kıbrıs Türk yönetiminin 'Kıbrıslı Türklere
karşı izolasyon uygulandığı ve ekonomik savaş
yapıldığı' şeklindeki iddialarını
reddettiğini; özgür bölgelerden işgal altındaki bölgelere
ürün/mal nakledilmesi konusunda işgal rejiminin koyduğu bütün
sınırlamaların kaldırılması
gerektiğini" öne sürdüğünü aktardı.
"Malların iki taraflı bir şekilde naklinin
yapılmasını istediklerini" ifade eden Tasos Conis, dün
açıklanan önlemlerin, önlemler paketinin büyük bir kısmını
oluşturduğunu belirtti ve 2 milyon Euro'luk bir meblağla
Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk sivil toplum örgütleri
arasındaki çalışmaların finanse edilmesi için bir fon
kurulmasının önemli bir önlem teşkil ettiğini kaydetti.
Conis, fon kurulmasıyla ilgili planın Rum İçişleri
Bakanı tarafından açıklanacağını da sözlerine ekledi.
Conis, ortak şirketlerle ilgili plan çerçevesinde Kıbrıs
Türk ürünlerinin dağıtımıyla ilgili bir şirket
kurulmasının öngörüldüğünü de belirtti.
Conis, "bu Kıbrıs Hükümeti'nin Yeşil Hat
Tüzüğü'yle ilgilenmediği suçlamasına bir cevaptır"
diyerek, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev'in kesin olmayan bir takım yayımlara dayanarak, önlemleri
reddettiğini de kaydetti.
Gazete ayrıca, basın toplantısına
Kıbrıslı Türk gazetecilerin de davet edildiğini; fakat
Kıbrıslı Türk gazetecilerin basın toplantısına katılmadıklarını
savundu.
"Program: Ödenekleri değerlendirecek hak sahipleri"
Fileleftheros gazetesi ise, konuyla ilgili olarak yukarıdaki alt
başlıkla yayımladığı haberinde, açıklanan
iki planın, Rum Devlet Destekleme Kontrol Mukayyitliği
tarafından, onaylanmaları için Avrupa Komisyonu'na bildirilmesi
gerektiğini; devamında ise, uygulanmaya
başlanacağını kaydetti.
Gazeteye göre, Rum Ekonomi Bakanı Mihalis Saris,
açıklamasında, ilk plan için hak sahiplerinin, küçük girişimler
olacağını; ikinci plan için hak sahiplerinin ise
yatırımcı girişimler olacağını ifade etti.
Saris, 2007-2013 dönemi için, Kıbrıs'ın bölgesel olarak
güçlendirilmesi haritası temelindeki seçilmiş bölgelerde kurulacak
her küçük girişime 200 bin Euro, her yatırımcı
girişime de 500 bin Euro tahsis edileceğini belirtti.
Saris, iki planla ilgili hak sahiplerinin gerçek kişiler
olabileceği gibi, tüzel kişiler de olabileceğini; bunların,
sorumluluğu sınırlı özel bir şirket kurmakla yükümlü
olacaklarını; kurulacak şirketin hisse sermayesinin en az yüzde
30'unun Kıbrıslı Türk'e veya Kıbrıslı Rum'a ait
olması gerektiğini; Avrupa Birliği'nde daimi olarak ikamet
edenlerin de şirketlere dahil olabileceğini aktardı.
KIBRIS 23/05/07
|
||
|
|
||
|
Uğur ERGAN |
||
|
|
||
|
Edinilen bilgiye göre, KKTC bu yöndeki
kapsamlı girişimini, 15-17 Mayıs tarihleri arasında
Pakistan'ın başkenti İslamabad'ta düzenlenen 34. İKÖ
Dışişleri Bakanları toplantısında yaptı.
İslamabad toplantısına katılan KKTC
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, mesaisinin yoğun
bir bölümünü KKTC pasaportunun İKÖ ülkeleri tarafından
tanınması ve KKTC'nin İKÖ ülkeleri ile doğrudan ticaret
yapmasına ayırdı. Avcı'nın görüştüğü 10
İKÖ üyesi ülkeden, KKTC pasaportunun tanınması ve
vatandaşlarının bu ülkelere sorunsuz şekilde seyahat
edebilmeleri için, ciddi şekilde uğraşacakları sözü aldığı
öğrenildi. Ankara ve KKTC, söz konusu çalışmanın Rumlar
tarafından baltalanmaması için bu ülkeleri gizli tutmayı
kararlaştırdı. KKTC ile ticaret yapma konusunda Kuveyt ile
yürütülen çalışmalardan da olumlu sonuç elde edildi. Kısa süre
önce bu ülkeye giden KKTC'li işadamlarının Kuveyt'e hellim
peyniri, narenciye, zeytin ve zeytinyağı satma konusunda
sözleşmeler yaptığı belirtildi. Avcı, İKÖ ülkelerini KKTC'nin
turizm potansiyelinden de yararlanmaya davet etti. Bu çerçevede İKÖ
üyesi ülkeler turizm bakanlarının bu yıl içinde KKTC'de
biraraya gelerek, turizm alanında yapılabilecek
yatırımlar ve turist gönderme konusunu görüşmeleri de gündeme
geldi. Hatırlanacağı gibi İKÖ,
bir süre önce KKTC'yi Kıbrıs'taki Müslüman Türk Toplumu yerine,
"Kıbrıs Türk Devleti" olarak isimlendirmeyi kabul
etmişti. |
HURRIYET 24/05/07
KKTC'nin kıyı şeridine dönük master
planı çalışması yapılacak
AMAÇ, EKONOMİK GELİŞMEYİ SÜRDÜRMEK... Bakanlar
Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı
Usar, sahil şeridi ile denizin içindeki flora ve faunanın yanı
sıra deniz içindeki biyolojik çeşitliliğin korunup, ekonomik
gelişimin sürdürülebilir olmasını sağlamak için nelerin
yapılması gerektiği konusunda bir master planı
çalışması yapılmasının amaçlandığını
belirterek, böylece gerek balıkçılık, gerekse kıyıdaki
ekonomik gelişmeler çerçevesinde hangi kuralların yapılıp,
nasıl bir düzenleme getirileceğinin belirleneceğini kaydetti
Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Kampusu'nda gerçekleştirilen
dünkü Bakanlar Kurulu toplantısında, KKTC'nin 280 km.' lik sahil
şeridini kapsayacak KKTC Kıyı Alanlar Planlaması ve
Yönetimi Master Planı ile ilgili çalışmalar ele
alındı.
Girne'nin kronik sorunu olan trafik konusunun da
tartışıldığı toplantıda, Batı Çevre
Yolu'nun yanı sıra Doğu Çevre Yolu'nun üzerinde de
yoğunlaşılması kararlaştırıldı.
Kurul ayrıca Lapta, Alsancak ve Karşıyaka'daki
ihtiyacı karşılamak üzere bölgede yeni bir sanayi bölgesi
kurulması kararı aldı.
Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar, yaklaşık 3 saat süren
toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, Bakanlar
Kurulu üyelerinin, bugün Girne'de gerçekleştirdiği gezi ve
incelemeler hakkında bilgi verdi.
Usar, Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında
toplanan Bakanlar Kurulu'nda, rutin konuların yanı sıra
Girne'yle ilgili de çeşitli kararlar alındığını
söyledi.
Salih Usar, Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı'nın koordinasyonunda yürütülen KKTC
Kıyı Alanlar Planlaması ve Yönetimi Master Planı ile ilgili
çalışmaların da toplantıda ele
alındığını kaydetti. Usar, toplantının
başında İTÜ ve ODTÜ Deniz Bilimleri bölümlerinden Prof. Dr.
Ertuğrul Doğan ile Prof. Dr. İlkay Salihoğlu'nun bugüne
kadar yürütülen çalışmalar ve bundan sonra yapılacak
çalışmalarla ilgili bir sunum yaptığını kaydetti.
Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Usar, "Amaç; sahil şeridi ile denizin
içindeki flora ve faunanın yanı sıra deniz içindeki biyolojik
çeşitliliğin korunup, ekonomik gelişimin sürdürülebilir
olmasını sağlamak için nelerin yapılması gerektiği
konusunda bir master planı çalışması yapmaktır"
dedi.
KKTC'nin 280 km.' lik sahil şeridine dönük bir master
planının planlandığını kaydeden Usar, böylece
gerek balıkçılık, gerekse kıyıdaki ekonomik
gelişmeler çerçevesinde hangi kuralların yapılıp,
nasıl bir düzenleme getirileceğinin belirleneceğini belirtti.
Danışma Kurulu oluşturulacak
Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar, master planının hayata
geçirilmesi konusunda Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı'nın koordinasyonunda, Çevre ve Doğal
Kaynaklar Bakanlığı, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı,
İçişleri Bakanlığı ve diğer ilgili
bakanların yanı sıra sivil toplum örgütleri temsilcilerinin yer
alacağı bir Danışma Kurulu
oluşturulacağını söyledi.
Usar, master planıyla ilgili çalışmaların 15 gün
içinde başlatılması ve planın yıl sonuna kadar
bitirilip, ortaya çıkmasının söz konusu olabileceğini de
kaydetti.
Bölgedeki trafik sorunu
Bakanlar Kurulu'nda Girne'ye özgü çeşitli sorunların da ele
alınıp, prensip kararı alındığını
söyleyen Sözcü Usar, öncelikli olarak bölgedeki trafik konusunun
tartışıldığını belirtti.
Batı Çevre Yolu'nun yanı sıra Doğu Çevre Yolu'nun
üzerinde de yoğunlaşılması konusunda ilgili
bakanlığın yeniden görevlendirildiğini kaydeden Usar,
şehir içinde yaşanan otopark sorununun çözümü konusunda da bazı
çalışmalar yürütülmesi konusunda karar üretildiğini söyledi.
Yeni sanayi bölgesi
Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Usar, Karaoğlanoğlu bölgesindeki
Sanayi Bölgesi ve Teknecik Santrali karşısında
çalışmaları başlatılan yeni sanayi bölgesine ek olarak
Alsancak, Lapta ve Karşıyaka bölgesindeki benzer gereksinimleri
karşılamak amacıyla söz konusu bölgede küçük bir sanayi bölgesi
kurma kararı alındığını da belirtti.
Rutin konular
Bakanlar Kurulu'nda rutin konuların da ele alınıp,
kararlar üretildiğini kaydeden Salih Usar, Paşaköy Belediyesi'nin
Temizlik ve Aydınlanma Tüzük Değişikliği'nin de
görüşülüp, onaylandığını söyledi.
Yeni Erenköy Belediyesi'nin 2 milyon 553 bin YTL'lik 2007 Mali
Yılı Bütçesi'nin de onaylandığını kaydeden Usar,
Girne Belediyesi'nin verdiği hizmetlerle ilgili çeşitli tüzüklerin de
kabul edildiğini belirtti.
Usar, Bakanlar Kurulu'nun ayrıca, izolasyonlardan dolayı
uluslararası etkinliklere katılamayan futbolcuların
motivasyonunu sağlamak için, lig şampiyonu ile kupa
şampiyonunun, geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da Londra'ya
gönderilmesi ve oradaki futbol takımlarının da
katılımıyla mini bir turnuva düzenlenmesi konusunda karar
üretildiğini de söyledi.
Başbakan Soyer'in açıklamaları
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Bakanlar Kurulu toplantısı
öncesinde yaptığı açıklamada, Türkiye'nin başkenti
Ankara'da dün meydana gelen saldırıda ölen ve yaralananlar için büyük
üzüntü duyduklarını vurguladı.
Soyer, "Bu saldırı hepimizi yürekten yaralayan bir
hadise olmuştur" dedi.
Saldırıyı, "Türkiye'nin gelişen, büyüyen ekonomisi
ve istikrarına dönük olarak yapılmış bir tecavüz"
olarak yorumladığını söyleyen Soyer, Türkiye'nin demokratik
gelişmesini, ekonomik ilerlemesini, AB süreçlerini bu noktada kimsensin
durdurmaya hakkı olmadığını kaydetti. Soyer,
"Türk insanı, demokrasisi ve kurumları; bu hadiselerin
faillerini ortaya çıkararak, onların murat ettikleri
istikrasızlığa götürme çabalarına fırsat
vermeyeceklerdir" dedi.
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkı adına
saldırıda hayatlarını kaybeden insanların ailelerine
başsağlığı dileyerek, yaralılara acil
şifalar diledi.
Soyer, Türkiye halkına; "Kıbrıs Türk
halkının her zaman, Türk halkıyla birlikte bu tür hadiseleri
maddi ve manevi bütün değerleriyle karşılayarak, kötü hadiseleri
engellemeye hazır olduğu mesajını" da iletti
Ziyaretleriyle ilgili bilgi
Başbakan Soyer konuşmasında, Bakanlar Kurulu'nun bugünkü
toplantısının Girne'de yapıldığına dikkat
çekerek, bugün Girne bölgesinde kaymakamlık, hastane, belediye, devlet
daireleri, esnaf ve okullara bir dizi ziyaret gerçekleştirdiklerini
söyledi.
Toplantının Girne Amerikan Üniversitesi'nde
yapılmasına olanak sağlayan yetkililere teşekkür eden
Başbakan Soyer, KKTC'deki üniversitelerin, BM İnsan Hakları
raporunda da belirtildiği gibi, dışlandığını,
izolasyonlar altında tutulduğunu, insanlığın
değerlerine aykırı bir pozisyonla yüz yüze
bırakıldığını kaydetti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bu çerçevede, Bakanlar Kurulu
toplantısının GAÜ'de yapılmasıyla, Kıbrıs
Türk halkına her alanda uygulanan insanlık dışı
izolasyonlara artık son verilmesi gerektiği mesajının bütün
dünyaya iletilmiş olduğunu da belirtti.
Rum tarafının dayatmaları kabul edilemez
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum tarafının "ekonomik
önlemler" adı altında sunduğu paketi, Kıbrıs Türk
halkına kabul ettirmek için hiç kimsenin taraf olmaması
gerektiğini söyleyerek, bu dayatmaların kabul edilemez olduğunu
vurguladı.
"30-40 yıldır Kıbrıs Türk halkını
izolasyonlar altında tutan bir idarenin, şimdi Direkt Ticaret
Tüzüğü gündeme geldiği zaman, 'Kıbrıs Türklerine ekonomik
paket hazırladım' demesi, son derece samimiyetsiz bir
davranıştır" diyen Başbakan Soyer, "Bu, Direkt
Ticaret Tüzüğü'nün yaşama geçmesi sürecinde son derece bilinçsizce,
hiç bir demokratik teamüle ve ilkeye uymayan samimiyetsizce yapılmış
bir açıklamadır" dedi.
Başbakan Soyer, Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde
yaptığı açıklamada, Direkt Ticaret Tüzüğü ve
Rumların sunduğu sözde "ekonomik önlemler paketi"
konularına değindi.
Soyer, Kıbrıs sorununa bağlı olarak Direkt Ticaret
Tüzüğü'nün dünya gündemine taşındığını ifade
ederek, Avrupa Birliği'nin 26 Nisan 2004'te aldığı karar
çerçevesinde, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesi ile
bağlantılı olarak Mali Yardım Tüzüğü'nün gündeme
geldiğini anımsattı.
Mali Yardım Tüzüğü'nün tartışmalardan sonra karara
dönüştüğünü ifade eden Başbakan Soyer, şimdi, Direkt
Ticaret Tüzüğü konusunda yoğun çalışmalar
yapıldığını anlattı.
Rum tarafı, Direkt Ticaret Tüzüğü'nü
engellemek gayreti içinde
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Avrupa Birliği'ne (AB)
tek yanlı üye olduktan sonra, Direkt Ticaret Tüzüğü'nü engellemek
için elinden gelen gayreti gösterdiğini vurgulayan Başbakan Soyer,
Rum yönetiminin, bu gayreti gösterirken, Avrupa'nın içinde Türkiye'nin AB
üyelik sürecine karşı olan muhafazakar güçleri de yanında müttefik
olarak bulduğunu kaydetti.
Avrupa kamuoyunun, Kıbrıs Rum tarafının bu
tavrına tepki gösterdiğine dikkat çeken Başbakan Soyer, Direkt
Ticaret Tüzüğü'nün tartışıldığı bu günlerde,
Rum yönetiminin, Kıbrıs Türk halkını engellemek için
hazırlayıp açıkladığı sözde "ekonomik
pakete" dikkat çekti.
"30-40 yıldır Kıbrıs Türk halkını
izolasyonlar altında tutan bir idarenin, şimdi Direkt Ticaret
Tüzüğü gündeme geldiği zaman, 'Kıbrıs Türklerine ekonomik
paket hazırladım' demesi son derece samimiyetsiz bir
davranıştır" diyen Başbakan Soyer, "Bu, Direkt
Ticaret Tüzüğü'nün yaşama geçmesi sürecinde son derece bilinçsizce,
hiç bir demokratik teamüle ve ilkeye uymayan samimiyetsizce
yapılmış bir açıklamadır" dedi.
Son derece yanlış bir iddia
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin iddiasına göre, Direkt
Ticaret Tüzüğü yaşama geçerse, "kendine göre 'sahte' dediği
devletimizin düzeyi yükselecek, böylece Kıbrıs Türkleri çözümden
uzaklaşacak ve ayrılıkçılık gelişecek" diyen
Başbakan Soyer, bunun son derece yanlış bir iddia olduğunu
söyledi.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, iki toplumun, iki halkın, siyasi
eşitliğine, ortak egemenliğine dayalı bir idare
olduğunu, fakat bu egemenliği Güney Kıbrıs'ın
hakimiyetçi anlayışının Enosis maksadıyla bozduğunu
belirten Soyer, Rumların bunu tek bir toplumun kimliğine dayalı
bir cumhuriyete dönüştürdüğünü kaydetti.
Kıbrıs Türk halkının gasp
edilen egemenliği
"Bu cumhuriyette egemenlik sorunu vardır, bu doğrudur,
ama bu egemenlik, Kıbrıs Türk halkının gasp edilen
egemenliği sorunudur. Esas mesele budur" şeklinde konuşan
Başbakan Soyer, Direkt Ticaret Tüzüğü'nü "Kıbrıs Türk
halkının düzeyini yükseltecek" diye engellemenin, gasp edilen ve
iki toplumun ortak egemenliğine dayalı bir cumhuriyetin tek
yanlı bir karaktere döndürülmüş egemenliğini Kıbrıs
Türk halkına dayatmak anlamına geldiğini söyledi.
Soyer, Rum tarafının; "ekonomik önlemler" adı
altında sunduğu paketi, Kıbrıs Türk halkına kabul
ettirmek için hiç kimsenin taraf olmaması gerektiğini vurgulayarak,
bu dayatmaların kabul edilemez olduğunun altını çizdi.
"Dünyayla buluşmaya hazırız"
"Kıbrıs Türk halkı olarak, Kıbrıs'ın
bütünlüğünde ve ada ekonomisinin bütünlüğünde siyasi eşitlik
temelinde, ortak bir ekonomiyle, dünyayla buluşmaya
hazırız" şeklinde konuşan Başbakan Soyer, bunun
için de gerekli girişimleri yapmaya
çalıştıklarını belirtti.
Başbakan Soyer, "Kıbrıs Rum yönetiminden onun gasp
ettiği egemenlikten, izin alacak değil, kendi ekonomimizi
Kıbrıs'ın bütününde, Kıbrıs Rum ekonomisi ile
eşit düzeyde şekillenecek bir ortamda dünyayla buluşturmaya,
birleşik bir adada ortak bir ekonomi temelinde birleşmiş bir
Avrupa'nın ekonomisi içinde kendi ulusal ve demokratik kimliğimizle
eşit taraf olarak, egemenlikte Rum tarafı kadar hak sahibi olarak yer
almak istiyoruz" şeklinde konuştu.
Kıbrıs Türk tarafının her türlü
işbirliği, diyalog ve girişime açık olduğunu da
vurgulayan Soyer, bu girişimin hiçbir zaman "gasp edilmiş bir
egemenliği onaylayacaksın" yaklaşımıyla öne
sürülemeyeceğini söyledi.
Soyer, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün yaşama geçmesi konusundaki
ısrarlarının bir an önce BM görüşme sürecinin siyasal
eşitlik temelinde başlamasıyla bağlantılı
olduğunu da belirtti.
İstanbul Üniversitesi'nden iki profesör
Bu arada dünkü Bakanlar Kurulu toplantısına İstanbul
Üniversitesi'nden iki profesörün de katıldığını
söyleyen Başbakan Soyer, profesörlerin, kıyıların
düzenlenmesi ve geliştirilmesi ile ilgili bilgi vereceklerini kaydetti.
Soyer, profesörlerin aktaracağı bilgilerlin, bir ada ülkesi
olan Kıbrıs'ta gelişme ve ilerlemeyi sağlarken, çevre,
kıyı, doğa ve ekonomiyle paralellik içinde
çalışmayı da sağlayacağını kaydetti.
"Hükümet bazılarının arzuladığı
şekilde
sıkıntılı bir noktada yürümüyor"
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, gazetecilerin, Ekonomi ve Turizm
Bakanı Enver Öztürk'ün görevden alınacağına ilişkin
spekülasyonları hatırlatması üzerine, CTP/BG-ÖRP Koalisyon
Hükümeti'nin, bazılarının arzuladığı şekilde
sıkıntılı bir noktada yürümediğini söyledi.
Soyer, "Hükümet, kendi içinde çalışmalarını
güzellikler içinde sürdürecektir" dedi.
Başbakan Soyer, gazetecilerin, DAÜ' de örgütlü sendikaların
bugün Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında GAÜ önünde
yaptıkları eyleme ilişkin soruları üzerine de, eylem
yapmanın herkesin hakkı olduğunu kaydetti.
DAÜ ile ilgili yasanın Bakanlar Kurulu'ndan meclise sevk edilerek,
bu yıl geçeceğine dikkat çeken Başbakan Soyer, bu konuda
hükümetten beklentilerin çok olduğunu, kendilerinin ise biraz zamana,
inceleme, araştırma ve değerlendirmeye ihtiyaçları
olduğunu söyledi.
"Bindiği dalı kesmek anlamına gelir"
Sendikaların, bazı gazetelerde "Eylülde üniversiteyi
açtırmayız" şeklinde görüşleri bulunduğuna
işaret eden Başbakan Soyer, "Hiç kimsenin, 'hiçbir okulu, hiçbir
üniversiteyi açtırtmam' deme hakkı yoktur" dedi.
Özellikle KKTC üniversitelerine dönük olarak yaygın şekilde
anti propaganda yapıldığı bir dönemde böylesi beyanatların
verilmesinin "bindiği dalı kesmek" anlamına
geldiğini ifade eden Başbakan Soyer, "üniversiteler özerk ve
demokratik bir ortamda gelişecek, ama her halükarda kimsenin bunları
kapatmaya hakkı yoktur. Hükümet olarak son derece
kararlıyız" dedi.
"Hükümet dimdik ayakta"
Özgürlük ve Reform Partisi Genel Başkanı,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Turgay Avcı, hükümetin dimdik ayakta olduğunu söyledi.
Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde Başbakan Ferdi
Sabit Soyer'in açıklamalarının ardından, gazetecilerin
Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk'ün görevden
alınacağına ilişkin sorusunu yanıtlayan
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Avcı, hükümetin dimdik ayakta olduğunu, sorunları
olmadığını ve yollarına devam ettiklerini belirtti.
İcraatlarının devam edeceğini ifade eden Avcı,
Özgürlük ve Reform Partisi'nin yoluna, büyüyerek, devam ettiğini
kaydederek, "demokratik partiler içinde zaman zaman
tartışmaların olabileceğini" söyledi.
KIBRIS 24/05/07
Rum önlemlerine Güney'den de tepki: Papadopulos samimi
değil
Themistokleus, Papadopulos'un bu konuda gerçek siyasi iradeye sahip
olmadığını belirterek, "Deneyimlerim, bu konuda beni
oldukça temkinli yapıyor. Çünkü Papadopulos hükümetinin
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında ticaret konusunda
gerçek siyasi iradeye sahip olmadığına inanıyorum."
dedi
Rum başkanlık adaylarından Kostas Themistokleus, Rum
Yönetimi'nin Kıbrıslı Türklerle ilgili önlemler paketi
açıklamasını olumsuz bir gelişme olarak gördüğünü
açıkladı.
Themistokleus, Papadopulos'un bu konuda gerçek siyasi iradeye sahip
olmadığını belirterek, şu değerlendirmeyi
yaptı:
"Deneyimlerim, bu konuda beni oldukça temkinli yapıyor. Çünkü
Papadopulos hükümetinin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında
ticaret konusunda gerçek siyasi iradeye sahip olmadığına inanıyorum.
Keşke yalancı çıksam ve bu önlem sonuç verse ama size
söylüyorum, deneyimlerim bunu gösteriyor. Bütün bunların; hükümetin, AB'de
olacağından emin olduğu şeyi (yani Kıbrıs'ın
Kuzey kesimi ile AB arasında doğrudan ticaretin şu veya bu
şekilde onaylanmasını) tersine çevirmek çabası çerçevesinde
olduğunu kolaylıkla söyleyebilirim.
Bütün bunların doğrudan ticaret konusunda olanlara bir
karşı-önlem olduğu söylenebilir."
Themistokleus; bundan üç yıl önce barikatlar açılır
açılmaz böyle bir iş ortaklığı kurmaya
çalışan ilk Kıbrıslı Rum idi. 'Şirketimiz, 1974
sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti Şirketler
Mukayyitliği'ne kayıt yaptırmak suretiyle kurulan; benim ve iki
Kıbrıslı Türkün oluşturduğu ilk ortaklıktı.
Ben şirketin % 50, Kıbrıslı Türkler de % 25'er hissedarıydı.
Bu şirket bundan üç yıl önce, barikatların
açılmasından ve Yeşil Hat Tüzüğü'nün onaylanmasından
sonra; o zamanlar Ankara Protokolü'nün genişletilmesi söz konusuyken ve
Kıbrıs ve Türkiye arasında ticari işbirlikleri
oluşturulması olanakları olacakken kuruldu.'
Themistokleus, Kıbrıslı Türklerle iş
ortaklığı kurma çabasının altının, her iki
taraftaki milliyetçi çevrelerce oyulduğuna inanıyor. Themistokleus
'Yeşil Hat Tüzüğü'nden kaynaklanan ekonomik zorlukların
ötesinde, siyasi irade eksikliği de sorunlar yarattı. Maalesef her
iki toplumdaki milliyetçi çevreler, şirketle ilgili bu çabayla
savaştılar. Bana; hükümet böyle tüzüklerin altına imza atarken,
aslında, imzasını taşıyan şeyin işlemesini
istemediği izlenimi verildi' dedi."
Önlemleri Türkçeye tercüme ettiler
Haravgi gazetesi haberinde, Rum yönetiminin; Kıbrıslı
Türk ve Rumların karma ortaklıkları konusunda geçen gün
açıkladığı iki plana Kıbrıslı Türklerin
göstereceği ilgiyle ilgili değerlendirme yapmak için henüz erken
olduğunu açıkladığını yazdı.
Rum yönetiminin ayrıca; açıkladığı iki plan
dâhilinde yapılacak harcamaların, tamamen ve yalnızca milli
kaynaklardan geleceğini de açıkladığını kaydeden
gazete devamla şunları yazdı:
"Planlar; iki toplumun ticaret ve sanayi odalarının
görüşmelerinde değerlendirmeleri için halen Türkçeye tercüme
edilmişken henüz Kıbrıs Türk toplumunun bilgisine getirilmedi.
İki Oda'dan çevreler, akıllarında; 2007-2010 dönemini kapsayan 3
yıl için tamamen milli kaynaklardan gelen ve AB ödenekleriyle hiçbir
alakası olmayan 30 milyon Avroluk ödeneği varken; karma
ortaklıkların desteklenmesine yönelik paketi 'çok bonkör' olarak
nitelendirdiler.
Maliye Bakanı Kıbrıslı Türk
işadamlarının iki planla ilgili tam olarak nasıl
bilgilendirileceği sorusuna karşılık; bilgilendirmedeki başlıca
aracın Ticaret Odaları olduğunu ve bilgilendirme konusunda
herkesin çaba harcayacağını söyledi. Önlemler paketinin halen
Türkçeye tercüme edildiğini kaydeden Bakan, 'Var olan bilgiler
değerlendirilir ise o zaman aynı oranda ilgi de olacak, çünkü
teşvikler ve fırsatlar somuttur' dedi."
KKTC'den tepkiler
Rum gazeteleri, Rum Maliye Bakanı Mihalis Sarris tarafından
geçen gün açıklanan, Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere
yönelik yeni önlemler paketine, KKTC'den verilen tepkilerle ilgili haberler
yayımladılar.
Alithia gazetesi haberinde, Rum yönetiminin, "ekonomik
kalkınma şartlarının ve Kıbrıslı Türkler ve
Rumlar arasındaki işbirliğinin iyileştirilmesi"
amacıyla açıkladığı yeni önlemler paketine
Kıbrıslı Türklerin ilk aşamada kuşkuyla
yaklaştıklarını yazdı.
Gazeteye göre, Kıbrıslı Türkler bilgilendirme
yapılmadığını ve bunun; "Rum tarafının
bir taktik hareketi" olduğunu söylediler ve iki toplum
arasındaki bilgilendirme eksikliği nedeniyle, Kıbrıslı
Türkler ve Rumlar arasında herhangi bir iş
ortaklığının geleceği konusunda kötümserlik
belirttiler.
Gazete, Kıbrıslı Türk gazetecilerin de önceden
bilgilendirilmediklerini kaydederek; Rum Maliye Bakanı Mihalis Sarris'in,
önlemler paketini açıklamak üzere geçen gün düzenlediği basın
toplantısına katılmadıklarına dikkat çektiği
haberini özetle şöyle sürdürdü:
"İncelemeden ret"
"Lefkoşa'nın işgal altındaki kesiminin
sokaklarındaki sıradan vatandaşlar, önlemler hakkında
hiçbir şey duymadıklarını söylüyorlar ve
şaşkınlık belirtiyorlar.
Fileleftheros gazetesi de haberinde, Kıbrıs Türk
tarafının incelemeden reddettiğini yazdığı; Rum
yönetiminin önceki gün ilan ettiği "Kıbrıslı Türkleri
destekleme önlemleri" ile ilgili olarak Rum yönetiminin; "paket
işgal rejimine değil Kıbrıslı Türklere yöneliktir ve
dolayısıyla açıklanması, planlamalarımızı
etkilemez" açıklamasını yaptığını
yazdı, şöyle devam etti:
"Edindiğimiz bilgilere göre hükümet; programların hayata
geçirilmesi hedefiyle kullanılacak ödeneklerin değerlendirilmesi için
Kıbrıslı Türkleri bilgilendirme kampanyası başlatacak.
Bilgilendirme; diğer şeyler yanında, Kıbrıs Türk
basını aracılığıyla da yapılacak. Merak
edilen; Kıbrıslı Türkler tarafından yanıt gelip
gelmeyeceğidir. Geçmişteki göstergeler olumludur. İşgal
rejimi her türlü çabayı engellemezse ilgi gösterileceği değerlendiriliyor.
Paket, yabancı hükümetler ve AB dönem başkanı Almanya
tarafından olumlu karşılandı. Var olan önerilerin ötesinde,
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında işbirliği
inşa edilmesi yönünde çok para harcanacağı da ortadadır.
Talat'ın Sözcüsü Erçakıca önlemleri '8 Temmuz sürecine ölümcül beyin
sarsıntısı' olarak niteledi."
Gazete devamla Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca'nın dünkü açıklamasını özetledi.
KIBRIS 24/05/07
AB ve dünyayı yanıltmaktan başka bir şey
değil
Ticaret Odası, Kuzey Kıbrıs ekonomisini asimile edecek
herhangi bir önerinin asla kabul edilemeyeceğine dikkat çekerek, ek
önerilerin, Kıbrıslı Türkleri ve iş insanlarını
Rum ekonomisine daha bağımlı hale getirmeye, yavaş
yavaş kendi otoritelerini Kıbrıslı Türklere kabul ettirmeye
ve bunu yaparken de başta AB olmak üzere dünyayı yanıltmaya
yönelik olduğunu bildirdi
Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Rum yönetiminin
Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıs Türk iş
insanlarına yönelik olarak açıkladığı ek önlemlerin,
başta Avrupa Birliği olmak üzere, dünyayı yanıltmaktan
başka bir şey içermediğine işaret ederek, Kuzey
Kıbrıs ekonomisini asimile edecek herhangi bir önerinin asla kabul
edilemeyeceğini bildirdi.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası dün yaptığı
açıklamayla, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ekonomik önerilerini
değerlendirdi.
Açıklamada, ek önerilerin, Kıbrıslı Türkleri ve
Kıbrıs Türk iş insanlarını Rum ekonomisine daha
bağımlı hale getirmeye, yavaş yavaş kendi
otoritelerini Kıbrıslı Türklere kabul ettirmeye ve bunu yaparken
de başta AB olmak üzere dünyayı yanıltmaya yönelik olduğu
belirtildi.
Ekonomik seviyedeki dengenin ve paritenin sağlanmasının,
Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı çözümü için en önemli unsur
olduğuna işaret edilen açıklamada, Avrupa Birliği'nin
Kıbrıslı Türkler için söz verdiği tüzüklerin esas
amacının; Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik
kalkınmasını, teşvik ederek, ekonomik açıdan kendi
kendine yetmesini sağlamak ve Rumlarla eşit bir seviyeye getirerek,
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine yardımcı olmak
olduğu kaydedildi.
Açıklamada, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
Kıbrıslı Rumların engellemelerine maruz
kaldığı, ekonominin kalkınmasına katkı
sağlayacak eğitim ve turizm sektörlerindeki
atılımların da Rumlar tarafından baltalandığı
belirtildi. Açıklama, şöyle devam etti:
"Dolayısı ile Kıbrıslı Rumlar, bizim dünya
ile entegrasyonumuzu sağlayacak, ekonomik gelişimimize ve adanın
yeniden birleşmesine gerçek anlamda katkı sağlayacak
enstrümanların ve girişimlerin hayata geçmesini engellerken ve
Kıbrıslı Türkleri kısıtlamalar ve izolasyonlar
altında tutma kararlılığını gösterirken,
yapmış oldukları bu ek önerileri göstermelik, rüşvet ve
zaman kazanmaya yönelik yeni bir oyun olarak görmekteyiz"
Ticaret Odası, Rum yönetiminin, iki toplum arasındaki
ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilebilmesi için öncelikli
olarak mevcut ticari ve ekonomik ilişkilerdeki olumsuzlukların
giderilmesi için somut adımlar atması gerektiğini belirtti.
Rum yönetiminin öncelikli olarak, Kıbrıslı Türk iş
insanlarının kendi ürettiklerini kendi limanlarından Avrupa'ya
ve dünya pazarlarına ulaştırmasını engellemekten
vazgeçmesi gerektiği kaydedilen Ticaret Odası
açıklamasında, şöyle denildi:
"Rum tarafının; öncelikle Kıbrıs Türk
üniversitelerinin ve öğrencilerinin Bologna Sürecine dâhil
olmalarını engellemekten vazgeçmesi, Kıbrıs Türk
menşeli ürünlerin Güney Kıbrıs'a daha rahat satılabilmesi
için reklam ve tanıtım dâhil gereken koşulları
sağlaması, Rum tüketiciler üzerindeki olumsuz psikolojik etkiyi
azaltması, Gümrük Birliği'nden ithal ettiğimiz ürünlerin Güney
Kıbrıs'ta da pazarlanmasına ilişkin gerekli düzenlemeleri
yapması, Yeşil Hat Tüzüğü'nde belirtilen 135 Euro'luk yolcu
beraberi limitinin daha makul bir seviyeye yükseltilmesi ve bu kapsamda
Kuzey'den alışveriş yapma hakkını kullanan Rum ve
yabancı misafirlerimize geçiş noktalarında suçlu muamelesi
yapmaması gerekmektedir."
Ticaret Odası, Bal ve Balık Tüzüğü'nde öngörülen
uygulamanın da Kıbrıslı Türk balıkçı teknelerinin
kayıtlarının Güney otoritelerinde bulunmasını
öngördüğüne dikkat çekerek, bu uygulamanın; Yeşil Hat
Tüzüğü'nün, uygulayıcı organı Kıbrıs Türk Ticaret
Odası'ndan başka bir Kıbrıs Rum otoritesine devredilmesini
öngördüğü belirtildi.
Açıklamada, "Bu asla kabul edilemez ve bizler bu gibi
yöntemlerle Güney Kıbrıs'ın otoritesini Kuzey Kıbrıs'a
yayma faaliyetlerine karşı çıkmaktayız" denildi.
KIBRIS 24/05/07
Almanya Federal Meclisi'nde, Kıbrıs'la ilgili
karar önerisi bugün onaylanacak
.A.K.-ÖZGÜL GÜRKUT MUTLUYAKALI
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu
başkanlığındaki milletvekilleri heyeti, Almanya Federal
Meclisi'nde bugün onaylanması beklenen Kıbrıs'la ilgili karar
önerisi konusunda dün Berlin'de temaslar yaptı.
Milletvekilleri, Annan Planı'na "evet" diyen
Kıbrıs Türk halkına referandum sonrasında verilen sözlerin
tutulması ve haksız izolasyonların kaldırılması
taleplerini, AB Dönem Başkanı da olan Almanya'nın
politikacılarına iletti.
Heyet, komite toplantısı öncesi yaptığı
temaslarda karar önerisiyle ilgili görüş alışverişinde
bulundu.
Alman Federal Meclisi'nde (Bundestag) temsil edilen Hıristiyan
Demokrat Birlik Partisi (CDU), Sosyal Demokrat Parti (SPD), Birlik
90/Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Partili (FDP) milletvekilleri,
Kıbrıs'ın birleşmesine katkı sağlamak ve adada
yaşayan halklara eşit haklar verilmesi konusunda hazırladıkları
karar önerisi, dün ilgili komitede onaylandı. Karar önerisinin bugün de
Federal Meclis'te kabul edilmesi bekleniyor.
Rum-Yunan ikilisi komiteye
sert bir mektup yazdı ancak...
Kıbrıs Rum tarafının ve Yunanistan'ın öneriyi
dün onaylayan komitenin üyelerine sert bir mektup yazarak bazı
değişiklikler talep ettiği, ancak milletvekillerinin Rum-Yunan
taraflarının tutumundan rahatsızlık duyarak,
hazırlanan metinde değişiklik yapmadan onayladığı
öğrenildi.
Karar önerisi
Almanya Federal Meclisi'nde bugün oylanacak Kıbrıs'la ilgili
karar önerisinin tam metni şöyle:
"Kıbrıs için İlerlemeler -Almanya AB Dönem
Başkanlığı için bir görev:
Almanya Federal Meclisi'nin karar vermesi talep edilir:
I-Almanya Federal Meclisi tespit eder;
1 Mayıs 2004'ten bu yana Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa
Birliği üyesidir. Birliğe katılım ile
bağlantılı, adanın bölünmesinin ortadan
kalkacağına dair olan beklenti şimdiye kadar gerçekleşmedi.
Buna rağmen Annan Planı olarak adlandırılan, adanın
yeniden birleşmesini içeren plan üzerine 2004'te yapılan halk
oylamasının Kıbrıs Rum tarafında reddedilmesinden
sonra Kıbrıs konusunda yine bir hareketlenme olmuştur. Özellikle
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin adanın kuzeyine yapılacak AB mali
yardımına onayını vermiş olması olumlu bir sinyaldir.
Avrupa Birliği Genel Konular ve Dışişleri Konseyi de 22
Ocak 2007'de bu bağlamda 'özellikle, Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesini desteklemesi amaçlanan Mali Yardım Yönetmeliği'nde
ilerleme sağlanmıştır' sonucuna varmış
bulunmaktadır.
Bu gelişmeler ışığında Almanya'ya, 2007
yılının ilk yarısındaki AB Dönem
Başkanlığı sırasında Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin devlet birliği ve egemenliğinin tam olarak yeniden
sağlanması doğrultusunda başka adımlar atma
şeklinde önemli bir görev düşmektedir.
Bu bağlamda görüşmelerin AB Komisyonu'nun 2004
yılında hazırladığı, 'Dış Ticaret
Düzenlemesi' diye adlandırılan taslak üzerinden tekrar
başlatılması özel önemdedir. Bu taslak, Kıbrıs
Cumhuriyeti Hükümeti'nin fiilen kontrolünün olmadığı bölgeler
ile ticaret için özel bir düzenlemeyi öngörmekteydi.
Tüm Kıbrıs'ta pek çok insan, AB'den Kıbrıs sorununda
ve insanların birlikte yaşaması için günlük sorunların
çözümlenmesinde daha çok çaba sarfetmesini bekliyor. Federal Almanya
Cumhuriyeti'ne Yeşil Hat'tın her iki tarafında da yüksek bir
güven duyulduğu için Almanya'yı yönetenler, çelişkilerin
aşılması konusunda olası ihtimalleri aktif olarak
desteklemelidirler.
II-Almanya Federal Meclisi, AB Dönem Başkanı olarak Federal
Hükümet'ten talep eder:
1. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin; Kıbrıs Cumhuriyeti
Hükümeti'nin fiilen kontrolünün olmadığı bölgeler ile ticaret
için özel düzenlemeler getirilmesine dair bir Konsey kararnamesinin
çıkartılmasını içeren AB Komisyon önerisinin kabulü
yönündeki çalışmaların zaman geçirilmeden yeniden
başlatılması konusunda çaba sarfetmesini;
2. Kıbrıs'ın her iki tarafı arasındaki
ticaretin sonuçta siyasi bir çözümün bulunabilmesi için daha çok
canlandırılmasına çaba sarfetmesini;
3. Kuzey Kıbrıs için sağlanan AB mali yardımı
çerçevesinde altyapının geliştirilmesi ve yeniden
yapılanması
4. için başta çevre, enerji, ulaşım ve telekomünikasyon alanlarında,
sosyal ve ekonomik kalkınma için başta kırsal alanda, insan
kaynaklarında ve küçük ve orta ölçekli işletmelerde ve de Kuzey
Kıbrıs'taki nüfusun AB ile uyum sağlayabilmesi için
değişim, burs programları ve yerinde bilgilendirme
etkinliklerinin teşviki için çaba sarf etmesini;
5. Kuzey Kıbrıs'taki idarenin, AB hukuk sistemine uyum
sağlanması doğrultusunda atılacak adımları
desteklemeye hazır oluşundan faydalanılmasını;
6. Türkiye ile olan müzakerelerde Kuzey Kıbrıs'ta bulunan
Türk birliklerinin kademe kademe geri çekilmesi ile birlikte Kıbrıs
Rum tarafına kesin ve güven oluşturucu bir sinyal verilmesine
çalışılmasını;
7. Türkiye ile olan müzakerelerde AB'nin, Ortaklık
Anlaşması'na Uyum Protokolü'nün tam olarak uygulanmasını
beklediğinin vurgulanmasını;
8. Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin; Kuzey Kıbrıs
parlamentosu, idaresi, kamu kurum ve eğitim kuruluşları ile
temas ambargosunun kalkması için çaba gösterilmesi. Federal Meclis. 9 Mart
2007'de Lefkoşa'da Ledra Caddesi'nde sınır duvarının
yıkılmasını özellikle selamlıyor. Her iki taraftaki
insanların sınırları herhangi bir engelle
karşılaşmadan geçebilmeleri sağlanmalıdır.
9. Açıklık kazanmamış mülkiyet
konularının çözümüne yönelik bir tasarımın BM düzeyinde
hazırlanmasının desteklenmesini;
10. AB düzeyindeki girişimlerin yanı sıra
Kıbrıs konusunda BM düzeyindeki çözüm
arayışlarının desteklenmesi ve BM Genel Sekreteri'nin,
1974'den bu yana muhtemel nüfus değişikliklerini dikkate alan yeni
girişiminde desteklenmesi. BM tarafından organize edilen bir nüfus
sayımı Kıbrıs'ta ülkenin her iki tarafına olan göçün
değerlendirilmesi için gerçekçi verilerin elde edilmesine ve göç
konusundaki gerginliğin azalmasına yardımcı olabilir.
11. Kıbrıs'ın her iki tarafından insanların
Kıbrıs iç sınırlarının ötesinde anlaşma ve
düşman imajının kalkması için
çalıştıkları ve pratikte işbirliği
yaptıkları yurttaşlık girişimlerini ve birlikleri
destekleyerek teşvik etmesini;
12. Taraflardan Kıbrıs'ta çözüm arayışlarına
yoğun ve yapıcı katkıda bulunmalarını talep
edilmesi."
KKTC Heyetine olumlu tepkiler
Cumhuriyet Meclisi heyeti, dün görüştüğü Alman siyasi parti
temsilcilerinden olumlu tepkiler aldı. Kıbrıs Türk
halkının görüşlerini ve beklentilerini Meclis Başkanı
Ekenoğlu'nun ve milletvekillerinin ağzından dinleyenlerden biri
olan Sol Parti Milletvekili Danışmanı Uwe Hiksch, Almanya
Parlamentosu'ndaki tüm partilerin Kıbrıs sorunu çözümlenmeden
Rumların AB üyesi yapılmasının hata olduğunu inkar
etmediğini söyledi.
Almanya Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning ise, Kıbrıs
Türk tarafının hazırladıkları karar önergesiyle ilgili
yaklaşımını yapıcı bulduğunu belirtti.
Görüşmeler
Yeşiller Partisi'nin davetlisi olarak önceki gün Berlin'e gelen
Cumhuriyet Meclisi heyeti, dün önergenin hazırlanmasında en büyük
rolü üstlenen Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock ve Liberal
Parti Milletvekili Markus Löhning; ardından da Federal Parlamento Sol
Parti Milletvekili Hakkı Keskin ve parti asistan ve
danışmanlarıyla bir araya geldi. Heyet, Federal Parlamento'yu da
gezerek bilgi aldı ve izleyici locasından bir süre
toplantıyı izledi. Meclis heyetine Alman Yeşiller Partisi Berlin
Eyalet Milletvekilleri Özcan Mutlu ve Bilkay Öney eşlik etti.
Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock, Kıbrıs
sorununun siyasi boyutuyla ilgilendikleri bu dönemde heyetin Berlin'e
gelmesinin isabet olduğunu belirterek, 4 partinin
hazırladığı önergenin Türkçe'sini sundu.
Ekenoğlu: Mülkiyet sorunu
bütünlüklü çözümde...
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu burada
yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun karmaşık
bir sorun olduğunu, çocukluk ve gençlik yıllarının hep bu
sorunla geçtiğini, ancak önümüzdeki süreçte neler
yapılabileceğine baktıklarını belirtti.
Referandum sürecinde dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılması gerektiğine raporunda yer verdiğini
hatırlatan Ekenoğlu, buna rağmen Kıbrıslı
Türklerin, ekonomik, kültürel ve eğitim alanlarında ambargolara maruz
kaldığını vurguladı.
Önergedeki eksiklikler
Ekenoğlu, 4 partinin hazırladığı
Kıbrıs konusundaki önergeyi olumlu bulduklarını, ancak
eksik gördükleri konulara da dikkat çekmek istediklerini kaydederek,
Rumların sürekli olarak adadaki Türk askerinin
varlığını gündeme getirdiğini, oysa Annan
Planı'nda güvenlik konusunun pürüzsüz anlaşılan tek konu olduğunu
hatırlattı.
Önergede Kıbrıs'taki Rum ve Yunan askerlerinden hiç söz
edilmediğini, Rum ordusunun ABD'den sonra en çok silahlanan ordu
olduğunun göz ardı edildiğini belirten Fatma Ekenoğlu,
Türkiye'nin, Ankara Protokolü'yle izolasyonların kalkmasıyla eş
zamanlı olarak limanlarını Rum gemilerine açacağı
taahhüdü verdiğini kaydetti.
Meclis Başkanı Ekenoğlu, Lokmacı
kapısıyla ilgili gözden kaçırılan gerçeğin
Kıbrıs Türk tarafının duvarı 2005'te
yıktığı olduğunu ifade ederek, Rumlarınsa ancak
bu yıl bu adımı attığını belirtti.
Mülkiyet sorununun bütünlüklü bir çözümde ele
alınabileceğini, ancak Kıbrıs Türk tarafının
AİHM kararlarını da göz önünde tutarak Mal Tazmin Komisyonu
kurduğunu, 200 Rum müracaatının değerlendirildiğini,
mal iadelerinin çözümden
sonra yapılacağını kaydeden Fatma Ekenoğlu,
Kıbrıs Türk halkının adada çözüm isteğini,
Kıbrıs tarih kitaplarındaki tüm şoven unsurları
çıkararak bir kez daha gösterdiğini, Karpaz'da Rum okulu
açıldığını, AB üyesi Rumların ise tarih
kitapları konusunda adım atmamak yanında Limasol'da Türk okulu
açılmasına izin vermediğini hatırlattı.
Fatma Ekenoğlu, Rumların Kıbrıs sorununu AB
çatısı altına çekmeye çalışırken, kararda BM
çatısı altında bir çözüme destek verilmesini olumlu
bulduklarını kaydetti.
Ekenoğlu konuşmasında, iki milletvekilini
Kıbrıs'a da davet etti.
Löhning: Sizin eleştirileriniz çok daha olumlu
Almanya Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning, karar önergesi
konusunda Rum tarafı ve Yunanistan'dan da kendilerine eleştiriler
geldiğini belirterek, "Siz de bizi eleştirdiğinize göre,
yanlış bir önerge değil. Dengeli bir önerge. Ama şunu
belirtmek isterim ki sizin eleştirileriniz çok daha olumlu" diye
konuştu.
Löhning, önergeyi hazırlarken Kuzey Kıbrıs'ta
atılan adımları göz ardı etmediklerini,
Kıbrıslı Türklerin referandumdaki "evet"ini de sürekli
göz önünde tuttuklarını belirterek, özetle şunları söyledi:
"Kıbrıs'ta çıkarlarını düşünen
birçok taraf var, ama sorun yaratan taraf siz değilsiniz. Biz bunun
bilincindeyiz. AB, Kuzey Kıbrıs'a izolasyonların kaldırılması
kararını aldı. Maddi yardım da bunun içindi. Bu önergeyle,
alınan kararların geçerliliğini ve hayata geçirilmesi
gerektiğini belirtmek istedik.
Kıbrıs sorunu, Almanya-Türkiye ilişkilerini de olumsuz
etkiliyor. Oysa Türkiye'yle ilişkilerimizi sıcak tutmak istiyoruz.
Zarar görmesini istemiyoruz.
Soruna olumlu yaklaşmanız, söylediğiniz bazı
şeyler ve eğitim müfredatındaki reformunuz beni sevindirdi.
Bunun çok önemli olduğunu Fransa'yla yaşadığımız
tecrübelerden dolayı biliyoruz."
Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning, mülkiyet sorununun geceden
sabaha çözümlenemeyeceğine işaret ederek, Mal Tazmin Komisyonu'nu da
olumlu karşıladığının ifade etti ve
"Geçmişle uğraşmayıp geleceğe bakmanız çok
olumlu" dedi.
Kendilerini AB'nin kararlarıyla bağlı hissettikleri için
bu önergeyi hazırladıklarını belirten Löhning,
Kıbrıs'ta müzakere sürecinin hızlanmasını ve
Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı bitmeden sorunun
hallolmasını istediklerini ifade etti.
Steenblock: Papadopulos
gerekenlerin çok azını yaptı
Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock da, Meclis
Başkanı Ekenoğlu'nun açıklamalarını çok olumlu
karşıladığını belirtti.
Kıbrıs'la ilgili önergeyi, hükümet hazırlamasa da
desteklediğini, önergenin Kıbrıs'ta çözüm için iki tarafa da
görev düştüğüne işaret ettiğini kaydeden Steenblock özetle
şunları dile getirdi:
"Biz, tek bir tarafla dost olup ötekine sırt dönmek
istemiyoruz. Sorunun samimi çözümüyle ilgileniyoruz. Şu anda AB içinde
olmasına rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti'yle de
tartışıyoruz. Papadopulos hükümetinin, adada bir uzlaşmaya
varılabilmesi için yapması gerekenlerin çok azını
yaptığını da biliyoruz.
Sol Parti'yle görüşme
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, CTP
milletvekilleri Ahmet Barçın, Mustafa Yektaoğlu, Mehmet
Ceylanlı, Teberrüken Uluçay ve UBP milletvekilleri Esat Ergün
Serdaroğlu ve Hasan Bozer, daha sonra Sol Parti Milletvekili Hakkı
Keskin Sol Parti Meclis Grubu Avrupa Politikası Asistanları
Kurt Neumann, Janeta Mileva ve Milletvekili Dr. Diether Dehm'in
Danışmanı Uwe Hiksch'la da görüştü.
Fatma Ekenoğlu, Kıbrıs sorununu gelecek nesillere miras
bırakmak istemediklerini vurgulayarak, sorunun Rumların iddia
ettiği gibi 1974'te başlamadığını anlattı.
Kıbrıs Türk halkının çözüm istekliliğini
referandumda ve attığı birçok adımda gösterdiğini
kaydeden Ekenoğlu, Rumların ise tek yanlı AB üyesi
olduğunu, Kıbrıs Lirası üzerinde Türkçe yazarken Türkçe'nin
AB dili yapılmadığını, Kıbrıslı
Türklerin birçok haktan mahrum bırakıldığını
vurguladı.
Ekenoğlu, Sol Parti temsilcilerine üzerindeki Türkçe yazıları
görmeleri için Kıbrıs Lirası da verdi.
Kıbrıs Türk halkının kendi ayakları üzerinde
durabilmek için izolasyonların kaldırılmasının
istediğini ifade eden Fatma Ekenoğlu, "Biz kendimizi
Avrupalı görüyoruz. İzolasyonların kalkmasıyla daha güçlü
olup Rumlarla masada sorunlarımızı çözebilmek için bu süreçte
AB'den yardım istiyoruz" dedi.
Hiksch: Rumların çözümden
önce üyeliği hataydı
Danışman Uwe Hiksch, Almanya Parlamentosu'ndaki tüm
partilerin Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Rumların AB üyesi
yapılmasının hata olduğunu inkar etmediğini söyledi.
Hiksch, parlamentoda Kıbrıs sorunu
tartışılırken bu hatanın tekrar gündeme
geldiğini, Sol Parti'nin Güney Kıbrıs'taki AKEL'le iyi ve
yoğun ilişkileri bulunduğunu, ama ne kadar dost olsalar da üç
konuda farklı görüş taşıdıklarını belirtti.
Sol Parti'nin Kıbrıs'taki tüm yabancı askerlerin
(İngiliz, Yunan, Türk) gitmesinden yana olduğunu, mülkiyet sorununda
geçmişte yaşanan haksızlıklara yenilerinin eklenmesini ve
yeni göçlere yol açılmasını istemediklerini, bu nedenle maddi
tazminattan yana olduklarını, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik
güçlenmesini desteklediklerini anlatan Uwe Hiksch, "Ama uluslararası
hukuka dayanarak söylersek tek bir Kıbrıs var" dedi.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da Hiksch'i
yanıtlarken, AKEL'in gerici ve faşist bir Cumhurbaşkanı
olan Tasos Papadopulos'u desteklemesini anlayamadıklarını
söyledi.
Asistan Kurt Neumann'ın 8 Temmuz süreciyle ilgili bilgi istemesi
üzerine Ekenoğlu ve milletvekilleri tarafından bu konuda da bilgiler
verildi ve sürecin, Rumların toprak konusunun teknik komitelerin gündemine
alınmasındaki ısrarı yüzünden ilerlemediği
anlatıldı.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, Rum
tarafının cinayetlerin aydınlatılması, insan
kaçakçılığı, kuş gribi gibi insancıl konularda
bile işbirliğinden kaçındığını örnekleriyle
anlattı.
Keskin: Her şeye rağmen olumlu
Sol Parti Milletvekili Hakkı Keskin, partisinin Kıbrıs
konusundaki önergeye çekimser oy kullanacağını söyledi.
Almanya'nın dönem başkanlığı nedeniyle önergenin büyük
önem taşıdığını vurgulayan Keskin, "Her
şeye rağmen önergeyi olumlu değerlendiriyorum" dedi.
Mutlu: İlk kez Rum tarafının sorumluluğunun
altı çiziliyor
Yeşiller Partisi Berlin Parlamentosu Milletvekili Özcan Mutlu da,
önergenin dört dörtlük olmasa da ilk kez Almanya Parlamentosu'nda Rum
tarafının da sorumluluğunun altının çizildiğini
ve her iki tarafın göreve davet edildiğini söyledi.
Mutlu, ilk kez Rum tarafının çözüme yardıma
çağrıldığını kaydederek, dönem başkanı
Almanya'nın bunu yapmasının önemine işaret etti.
Almanya'nın dönem başkanlığının bitmesine
az bir süre kaldığı ve bundan sonrası için ne
beklenebileceği sorusu üzerine Mutlu, "Gönül isterdi ki Almanya dönem
başkanı olur olmaz AB'nin önündeki büyük sorun Kıbrıs
sorununu hemen ele alsın, ama diğer sorunlar ve anayasa
çalışmaları maalesef Kıbrıs meselesini geciktirdi. Ben
yine de iyimserim. Haziran sonuna kadar dört dörtlük çözüm üretmese de
Papadopulos'a doğru yolu göstereceğinden şüphem yok" diye
konuştu.
KIBRIS 24/05/07
KKTC turizminin gelişmesi Rum otelcileri endişelendiriyor
KKTC'yi rakip olarak gören Rum otelciler, KKTC'nin aşamalı
olarak Güney Kıbrıs için gittikçe daha rekabetçi turistik bir yer
haline geldiği görüşünde.
Fileleftheros gazetesine göre, Rum Otelciler Birliği
(PASİKSE) Yönetim Kurulu, hazırladığı bir raporda,
KKTC'deki turistik alt yapının sürekli geliştiğine dikkati
çekerek, bu gelişmeyi, zenginleşmesine ve Türkiye'nin KKTC'ye turist
aktarma çabasına dayandırdı.
Raporda, inşaat patlaması nedeniyle yüzlerce yazlık
sayfiye konut inşa edildiğine işaret edilerek, gelecek 3
yılda 14 bin olan otel yatak kapasitesinin 30 bine
ulaşmasının beklendiği, bunun KKTC turizminin rekabet
yeteneğini daha da artıracağı kaydedildi.
KKTC'de hizmete yeni açılan golf sahası ve turizm
yatırımlarının Rum tarafındaki turizm sektörünün
geleceği için endişe yarattığı belirtilen raporda,
Türkiye'ye son yıllarda rekor sayıda turistin akın etmesinin de,
KKTC'deki gelişmelere etkili olduğu görüşüne yer verildi.
KIBRIS 24/05/07
Kıbrıs hava sahası acilen ele
alınmalı
Rehn, Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Rum üyesi Marios
Matsakis'in "Kıbrıs Cumhuriyeti ulusal hava sahası ve
uluslararası hava trafik düzenlemelerinin ihlali"
başlıklı yazılı soru önergesini yanıtladı.
Kıbrıslı Rum parlamenter Matsakis, önergesinde,
Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin ulusal hava
sahasını ve uluslararası hava trafik düzenlemelerini
devamlı şekilde ihlal ettiğini öne sürdü. BM'deki
Kıbrıs daimi misyonu tarafından BM Genel Sekreterine hitaben
yazılan, 14 Şubat tarihini taşıyan bir mektupta 4
Aralık 2006 ve 31 Ocak 2007 tarihleri arasında
yapıldığı öne sürülen ihlallerin yer
aldığını kaydeden Matsakis, "Bu gibi ihlaller, bir AB
üyesi olan Kıbrıs'a yönelen, Kıbrıs'tan yapılan ve
Kıbrıs üzerindeki AB ve uluslararası uçuşları riske
atmaktadır" dedi.
Matsakis, ayrıca "Komisyon, Türk hükümetinin, bu gibi
ihlallerin yasadışı, tehlikeli ve Türkiye'nin AB'ye
katılım beklentisiyle ilgili çıkarlarına karşı
olduğunu anlamasını sağlamak için hangi etkin harekette
bulunma niyetindedir? Ya da, Türkiye'nin AB vatandaşlarının
hayatlarını riske atan böylesine büyük bir sorumsuzluğu ve
yasadışı davranışı görmezlikten gelmeyi
sürdürecek midir?" sorusunu yöneltti.
Rehn: acil çözüm şart
Olli Rehn ise komisyon adına verdiği yazılı
yanıtta, "Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki hava kontrol
merkezleri arasındaki iletişimsizlik havayolu güvenliğini
tehlikeye düşürüyor, bu hususta, uygulamaya dönük bir çözüm
bulunmalıdır" dedi. AB Komisyonu'nun konuyu Türk yetkililerle 22
Mart'ta Ortak Komite'de ele aldığını kaydeden Olli Rehn,
şöyle dedi:
"Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkin kontrol
gerçekleştirmediği yerlerde bulunan bölgelerde Ercan hava kontrol
merkeziyle doğrudan bağlantı kurulması düşüncesinde.
Komisyon Ercan'ın ilgili herhangi bir uluslararası kurum, özellikle
de Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı
tarafından tanınmadığını
hatırlatmaktadır. Güvenlik en yüksek öncelik durumundadır, bu
konu en etki biçimde ve uluslararası yasalara göre, acil biçimde ele
alınmalıdır."
KIBRIS 24/05/07
Pertev: Tüzük masada, top yine AB'de
Pertev, Avrupa Birliği dönem Başkanı Almanya'nın
Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili toplantı hakkında Türk
tarafını bilgilendirdiğini söyledi.
BRT'ye konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Pertev,
toplantıdan bir metin çıkmaması nedeniyle
ayrıntılı yorum yapmanın mümkün olmadığına
dikkat çekti.
"Doğrudan ticaret Tüzüğü masada, top yine Avrupa
Birliği'nde" diyen Pertev, Türk tarafının
tavrının çalışmaların
hızlandırılması, sonuçlandırılması ve
sorumlulukların yerine getirilmesi yönünde olduğunu kaydetti.
Pertev, Avrupa Birliği dönem başkanı Almanya'nın
konuyla ilgili 22 Ocak 2007 tarihinde Avrupa Birliği Genel İşler
Konseyi'nde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ticaret yönünde
çalışmaların gecikmeksizin başlatılması
kararı ile görevlendirildiğini anımsattı.
Bu çerçevede Pertev, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün temmuz
başında yeni dönem başkanı Portekiz'e devredileceği
görüşlerini de değerlendirerek, etkili bir başkanlık olan
Almanya'nın sorunları sorumluluk alarak çözümlemesinin olası
olduğunu söyledi.
Raşit Pertev bu nedenle görev süresinin sonuna kadar
Almanya'nın önceliği, elinde olan dosyaları sonuçlandırmaya
vereceğini ifade etti.
KIBRIS 24/05/07
NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:52 TSI 25 Mayıs 2007 Cuma
LEFKOŞA
- Rum Politis gazetesi, Almanya güvenilirliğimizden kuşku duyuyor
ifadesine yer verdiği haberinde, Rum yönetiminin yara
aldığını savundu. Karar, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinin siyasi düzeyinin yükseltilmesi yönünde net bir tavır
olarak değerlendirildi.
Filelefteros gazetesi de, kararın, Adanın kuzeyinin tanınmasına
yardımcı olacağı yorumunu yaptı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise Almanyanın
girişiminden memnun. Cumhurbaşkanlığından
yapılan açıklamada, kararın içeriğinden çok
Almanyanın Kıbrıs sorununa gösterdiği ilginin önemli
olduğu vurgulandı.
Kararda, tüm taraflara somut girişimlerde bulunmaları
çağrısı yapılıyor. Rum kesiminden de Kuzey
Kıbrıstaki kurumlarla işbirliği yapması isteniyor.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 14:53 TSİ 25 Mayıs 2007 Cuma
BERLİN
- Tasarıda, Kıbrısın yeniden birleşmesine katkı
sağlanması amacıyla tüm taraflara somut girişimlerde
bulunmaları çağrısı yapılıyor. Rum Kesiminden de
Kuzey Kıbrıstaki kurumlarla işbirliği yapması
istendi.
Tasarı sahipleri, Kıbrıs Rum Kesiminin Berlin
Büyükelçisinin federal meclis yönetimine bir mektup göndererek,
tasarıyı engelleme girişimini de eleştirdi.
Milletvekilleri, Türkiyenin askerlerini adadan kademeli bir şekilde
çekmesi, buna karşılık Rum Kesiminin sorunun çözümü için daha
somut girişimlerde bulunması taleplerini dile getirdi.
Devlet Bakanı Günter Gloser da hükümet adına yaptığı
konuşmada, Kuzey Kıbrısa ekonomik yardım
yapılmasını desteklediklerini ve doğrudan ticaret
tüzüğü konusundaki çabalarının süreceğini belirtti.
Almanya'dan Kıbrıs tasarısı
25/05/2007
RADIKAL
AA -
BERLİN - AB dönem başkanı Almanya'da Federal Meclis,
Kıbrıs'ta çözüm ve KKTC'ye yönelik açılımlar isteyen bir
tasarıyı kabul etti. Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU),
Sosyal Demokrat Parti (SPD), Birlik 90/Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat
Parti (FDP tarafından hazırlanan ve Sol Parti tarafından da
desteklenen tasarıda, AB'nin doğrudan ticaret tüzüğünü yeniden
canlandırması, Kıbrıs Rum Kesimi'nden KKTC'deki kurumlarla
işbirliği yapması ve Türk askerlerinin adadan kademeli çekilmesi
isteniyor. Tasarıda, Türkiye'nin limanlarını Rumlara açması
beklentisi de belirtiliyor.
Alman Meclisi'nden tarihi Kıbrıs kararı
DIŞ TİCARET ÇOK ÖNEMLİ... Hıristiyan Demokrat
Birlik Partisi (CDU), Sosyal Demokrat Parti (SPD), Birlik 90/Yeşiller
Partisi ve Hür Demokrat Partili (FDP) milletvekillerinin hazırlayıp
Alman Federal Meclisi'nde kabul edilen karar tasarısı, Almanya'ya,
AB'nin Kıbrıs konusundaki kararlarının hayata geçebilmesi
için daha aktif görev üstlenmesi çağrısı yanında Kuzey
Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılması
yönünde de talepleri içeriyor. Karar tasarısında, Kıbrıs
sorununa BM düzeyindeki çözüm arayışlarının desteklenmesi
gerektiği hususu ve AB Komisyonu'nun 2004 yılında
hazırladığı "Dış Ticaret
Düzenlemesi"nin de özel önemi bulunduğuna dikkat çekiliyor
"ALMAN HÜKÜMETİNİ CESARETLENDİRMEK
İSTİYORUZ"... Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu,
Alman SDP milletvekilleriyle görüşmesinde, referandum sonrası BM
Genel Sekreteri'nin raporuna rağmen Kıbrıs Türk halkına her
alanda izolasyon uygulandığına işaret etti ve
izolasyonların kalkması için AB'den yardım istediklerini,
halkın; referandumda evet dediği için,
cezalandırıldığını düşündüğünü
kaydetti. SDP Milletvekili Rainer Fornahl da, "Bu önergeyle Alman
hükümetini Kıbrıs'ta birleşmeye verdiğimiz öneme dikkat
çekerek tekrar cesaretlendirmek istiyoruz" dedi ve "Kızgın
olduğum taraf, Güney Kıbrıs'taki elitlerin, entelektüellerin
çözüm çabası göstermemesidir" şeklinde konuştu
T.A.K.-Özgül Gürkut MUTLUYAKALI
Almanya Federal Meclisi, Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonların kaldırılması istemini de içeren
Kıbrıs'la ilgili karar tasarısını oybirliğiyle
onayladı.
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu
başkanlığındaki Cumhuriyet Meclisi heyetinin de
izlediği Almanya Federal Meclisi'nin dünkü toplantısında ele
alınan karar tasarısı, 16.00 sıralarında kabul edildi.
Karar tasarısının görüşülmesi sırasında,
siyasi parti temsilcileri ve hükümet adına toplam 8 konuşma
yapıldı.
Yapılan konuşmalarda, Kıbrıs sorununa acilen çözüm
bulunması istemi dile getirilirken, izolasyonların kalkması için
Almanya'nın görev üstlenmesi gerektiği ortaya kondu.
Konuşmalarda, karar tasarısının geçmesinin engellenmesi
için Rum Yönetimi'nden gelen mektup ise kınandı. Konuşmalar
sırasında, Türkiye'ye yönelik eleştiriler de yönetildi.
Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU), Sosyal Demokrat Parti
(SPD), Birlik 90/Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Partili (FDP)
milletvekillerinin hazırladığı önergeye, Sol Parti çekimser
oy kullandı.
Önergede, AB Dönem Başkanı Almanya'ya, AB'nin
Kıbrıs konusundaki kararlarının hayata geçebilmesi için
daha aktif görev üstlenmesi çağrısı yanında Kuzey
Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılması
yönünde de talepler bulunuyor.
Kıbrıs Türk tarafı, önergeyi birkaç maddesi
dışında olumlu buluyor. Rum tarafı ise büyük
rahatsızlık duyduğu önerge aleyhine Berlin'de günlerdir lobi
çalışmaları sürdürüyordu.
Kararın tam metni
Almanya Federal Meclisi'nde kabul edilen Kıbrıs'la ilgili kararın
tam metni şöyle:
"Kıbrıs İçin İlerlemeler -Almanya AB Dönem
Başkanlığı için bir görev:
Almanya Federal Meclisi'nin karar vermesi talep edilir:
I-Almanya Federal Meclisi tespit eder;
1 Mayıs 2004'ten bu yana Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa
Birliği üyesidir. Birliğe katılım ile
bağlantılı, adanın bölünmesinin ortadan
kalkacağına dair olan beklenti şimdiye kadar gerçekleşmedi.
Buna rağmen Annan Planı olarak adlandırılan, adanın yeniden
birleşmesini içeren plan üzerine 2004'te yapılan halk
oylamasının Kıbrıs Rum tarafında reddedilmesinden
sonra Kıbrıs konusunda yine bir hareketlenme olmuştur. Özellikle
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin adanın kuzeyine yapılacak AB mali
yardımına onayını vermiş olması olumlu bir
sinyaldir. Avrupa Birliği Genel Konular ve Dışişleri
Konseyi de 22 Ocak 2007'de bu bağlamda 'özellikle,
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini desteklemesi amaçlanan Mali
Yardım Yönetmeliği'nde ilerleme sağlanmıştır'
sonucuna varmış bulunmaktadır.
Bu gelişmeler ışığında Almanya'ya, 2007
yılının ilk yarısındaki AB Dönem Başkanlığı
sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devlet birliği ve
egemenliğinin tam olarak yeniden sağlanması doğrultusunda
başka adımlar atma şeklinde önemli bir görev düşmektedir.
Bu bağlamda görüşmelerin AB Komisyonu'nun 2004
yılında hazırladığı, 'Dış Ticaret Düzenlemesi'
diye adlandırılan taslak üzerinden tekrar başlatılması
özel önemdedir. Bu taslak, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin fiilen
kontrolünün olmadığı bölgeler ile ticaret için özel bir
düzenlemeyi öngörmekteydi.
Tüm Kıbrıs'ta pek çok insan, AB'den Kıbrıs
sorununda ve insanların birlikte yaşaması için günlük
sorunların çözümlenmesinde daha çok çaba sarf etmesini bekliyor. Federal
Almanya Cumhuriyeti'ne Yeşil Hat'tın her iki tarafında da yüksek
bir güven duyulduğu için Almanya'yı yönetenler, çelişkilerin aşılması
konusunda olası ihtimalleri aktif olarak desteklemelidirler.
II-Almanya Federal Meclisi, AB Dönem Başkanı olarak Federal
Hükümet'ten talep eder:
1. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin; Kıbrıs Cumhuriyeti
Hükümeti'nin fiilen kontrolünün olmadığı bölgeler ile ticaret
için özel düzenlemeler getirilmesine dair bir Konsey kararnamesinin
çıkartılmasını içeren AB Komisyon önerisinin kabulü
yönündeki çalışmaların zaman geçirilmeden yeniden
başlatılması konusunda çaba sarf etmesini;
2. Kıbrıs'ın her iki tarafı arasındaki
ticaretin sonuçta siyasi bir çözümün bulunabilmesi için daha çok
canlandırılmasına çaba sarf etmesini;
3. Kuzey Kıbrıs için sağlanan AB mali yardımı
çerçevesinde altyapının geliştirilmesi ve yeniden
yapılanması için başta çevre, enerji, ulaşım ve
telekomünikasyon alanlarında, sosyal ve ekonomik kalkınma için
başta kırsal alanda, insan kaynaklarında ve küçük ve orta
ölçekli işletmelerde ve de Kuzey Kıbrıs'taki nüfusun AB ile uyum
sağlayabilmesi için değişim, burs programları ve yerinde
bilgilendirme etkinliklerinin teşviki için çaba sarf etmesini;
4. Kuzey Kıbrıs'taki idarenin, AB hukuk sistemine uyum
sağlanması doğrultusunda atılacak adımları
desteklemeye hazır oluşundan faydalanılmasını;
5. Türkiye ile olan müzakerelerde Kuzey Kıbrıs'ta bulunan
Türk birliklerinin kademe kademe geri çekilmesi ile birlikte Kıbrıs
Rum tarafına kesin ve güven oluşturucu bir sinyal verilmesine
çalışılmasını;
6. Türkiye ile olan müzakerelerde AB'nin, Ortaklık
Anlaşması'na Uyum Protokolü'nün tam olarak uygulanmasını
beklediğinin vurgulanmasını;
7. Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin; Kuzey Kıbrıs
parlamentosu, idaresi, kamu kurum ve eğitim kuruluşları ile
temas ambargosunun kalkması için çaba gösterilmesi. Federal Meclis. 9 Mart
2007'de Lefkoşa'da Ledra Caddesi'nde sınır duvarının
yıkılmasını özellikle selamlıyor. Her iki taraftaki
insanların sınırları herhangi bir engelle
karşılaşmadan geçebilmeleri sağlanmalıdır.
8. Açıklık kazanmamış mülkiyet
konularının çözümüne yönelik bir tasarımın BM düzeyinde
hazırlanmasının desteklenmesini;
9. AB düzeyindeki girişimlerin yanı sıra
Kıbrıs konusunda BM düzeyindeki çözüm
arayışlarının desteklenmesi ve BM Genel Sekreteri'nin,
1974'den bu yana muhtemel nüfus değişikliklerini dikkate alan yeni girişiminde
desteklenmesi. BM tarafından organize edilen bir nüfus sayımı
Kıbrıs'ta ülkenin her iki tarafına olan göçün
değerlendirilmesi için gerçekçi verilerin elde edilmesine ve göç
konusundaki gerginliğin azalmasına yardımcı olabilir.
10. Kıbrıs'ın her iki tarafından insanların
Kıbrıs iç sınırlarının ötesinde anlaşma ve
düşman imajının kalkması için
çalıştıkları ve pratikte işbirliği
yaptıkları yurttaşlık girişimlerini ve birlikleri
destekleyerek teşvik etmesini;
11. Taraflardan Kıbrıs'ta çözüm arayışlarına
yoğun ve yapıcı katkıda bulunmalarını talep
edilmesi."
Sabahki temaslar
Karar tasarısının mecliste görüşülmesinden önce
Berlin'de temaslar yapan Cumhuriyet Meclisi heyeti sabah saatlerinde Alman
Sosyal Demokrat Parti (SPD) milletvekilleri Lale Akgün ve Rainer Fornahl'la
görüştü.
Görüşmede Kıbrıs Türk halkının
Kıbrıs sorununu çözüp artık ileriye bakmak istediğini
kaydeden Ekenoğlu, Kıbrıs Türk tarafının
görüşlerini anlattı.
Kıbrıs sorununun Rumların iddia ettiği gibi 1974'te
başlamadığına işaret eden ve 1964'ten beri adada BM
askeri bulunmasının bunu gösterdiğini kaydeden Ekenoğlu,
iki halkın hassasiyetlerini içeren kapsamlı çözüm planının
2004'teki referandumda Rumlarca reddedildiğini hatırlattı.
Ekenoğlu, Annan Planı'nda Kıbrıs Türk
tarafının da memnun olmadığı konular bulunduğunu,
çünkü halkın bir kısmının yeniden göç etmek zorunda
kalacağını belirterek, "Referandumda
Kıbrıslı Türkler evet, Rumlar hayır dediği halde AB'ye
giren Rumlar oldu" diye konuştu.
Meclis Başkanı Ekenoğlu, referandum sonrası BM
Genel Sekreteri'nin raporuna rağmen Kıbrıs Türk halkına her
alanda izolasyon uygulandığına işaret ederek,
izolasyonların kalkması için AB'den yardım istediklerini,
halkın; referandumda evet dediği için,
cezalandırıldığını düşündüğünü
kaydetti.
Fornahl: Yeşit Hat'tın iki tarafındakilere üzülüyorum
Alman SPD partisinin AB Komisyonu Almanya Kıbrıs
İlişkilerinden Sorumlu Milletvekili Rainer Fornahl da
konuşmasında, "Kıbrıs'ta Yeşil Hat'tın iki
tarafındaki insanların durumuna üzülüyorum" dedi.
Doğu Almanya'dan geldiğini ifade eden Fornahl, Almanya'da
1961'de yapılan duvarın 1989'da halk tarafından
yıkıldığını anlattı.
Rainer Fornahl, "27 yıl sonra bu duvarın
yıkılmasının ne anlama geldiğini biliyorum. Bu
duvarı insanlar yıktı" diye konuştu.
Fornahl, Kıbrıs Türk halkının referandumdaki eveti
ile adada yeniden birleşmeye ne kadar pozitif
yaklaştığını gösterdiğini vurgulayarak,
Almanya'nın Kıbrıs konusuyla çok yakından
ilgilendiğini, bu ilgisini de oylanacak karar önergesiyle ortaya
koyduğunu vurguladı.
Almanya'nın Kıbrıs'ta birleşmeye verdiği önem
Rainer Fornahl, "Bu önergeyle Alman hükümetini,
Kıbrıs'ta birleşmeye verdiğimiz öneme dikkat çekerek tekrar
cesaretlendirmek istiyoruz. AB'nin de inisiyatif göstermesini istiyoruz"
dedi.
Adada Rum veya Türklerden yana değil, birleşmeden yana
olduklarını ifade eden Fornahl, "Kızgın olduğum
taraf, Güney Kıbrıs'taki elitlerin, entelektüellerin çözüm
çabası göstermemesidir. Bunu Kıbrıslılar hak etmiyor"
diye konuştu.
Türkiye ve Yunanistan'ın da tartışmalarından
uzaklaşıp Kıbrıs'ın birleşmesi için çaba
göstermesi gerektiğini belirten Fornahl, yakında Türkiye ve Güney
Kıbrıs'ta seçimler yapılacak olmasına rağmen AB'nin
çözüm yönündeki baskısını artırmasını
istediklerini vurguladı.
Fornahl, Almanya'nın, Avrupa Birliği'nin motoru olduğunu
kaydederek, konuya ciddi yaklaştıklarını dile getirdi.
Fornahl'ın toplantıdan ayrılmasının
ardından, Cumhuriyet Meclis Başkanı Ekenoğlu ve
milletvekilleri SPD Milletvekili Lale Akgün'le Kıbrıs konusunda
görüş alışverişini sürdürdü ve Akgün'ün çeşitli
sorularını yanıtladı. Ekenoğlu, Akgün'ü
Kıbrıs'a da davet etti.
KIBRIS 25/05/07
BM çatısı altında çözüme dikkat çekilmesi çok önemli
KARARIN OLUMLU YÖNLERİ VAR... Ekenoğlu: Karar metninin
içeriğine tümüyle katılmayabilir, yüzde yüz onay vermeyebiliriz.
Ancak bu kararın, Kıbrıs Türk parlamentosu dâhil, tüm devlet
kurumlarının muhatap kabul edilmesi gerektiği yönünde
çağrı yaptığını, aynı şekilde
üniversitelerimizin önünün açılması ve Erasmus programları ile
Bologna Süreci'ne dâhil edilmesi gerektiğine işaret ettiğini,
yine benzer şekilde Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçmesi
gerektiğine vurgu yaptığını dikkatlerden
kaçıramayız ve tüm bu unsurlar Kıbrıslı Türklerin
uğrunda mücadele ettiği taleplerle tamamen örtüşmektedir
Özgül Gürkut MUTLUYAKALI- T.A.K.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Almanya
Federal Meclisi'nde önceki gün onaylanan Kıbrıs'la ilgili kararda,
adada BM çatısı altında çözüme dikkat çekilmesinin kendileri
için çok önemli olduğunu söyledi.
Kararı olumlu bulduklarını ve kararın,
Kıbrıs'ta yeni süreçlere ciddi katkılar yapacağı umudu
taşıdıklarını belirten Ekenoğlu, başta
Avrupa Birliği olmak üzere tüm dünya ülkelerinin Kıbrıslı
Türkler üzerindeki her türlü izolasyonu kaldırarak, Kıbrıs
Türkü'nün dünyayla bütünleşmesine olanak yaratmasını istedi.
Alman Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Milletvekili Özcan Mutlu'nun
davetlisi olarak salı gününden beri Berlin'de temaslar yapan Cumhuriyet
Meclisi Başkanı Ekenoğlu, dün düzenlediği basın
toplantısıyla Almanya Federal Meclisi'nde önceki gün oybirliğiyle
kabul edilen Kıbrıs'la ilgili kararı ve Berlin'deki
temaslarını değerlendirdi.
Türk basınının Berlin muhabirlerinin
katıldığı basın toplantısında, Alman
Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Milletvekili Özcan Mutlu ve
Ekenoğlu'na eşlik eden milletvekilleri de hazır bulundu.
Mutlu: İlk kez Rumlara da
sorumluluk çağrısı yapıldı
Basın toplantısında konuşan Alman Yeşiller
Partisi Berlin Eyalet Milletvekili Özcan Mutlu, Kıbrıs'a ilgisinin;
ABD'de eğitim gördüğü sırada, "Kıbrıslı
Türklerle Rumların futbol takımında gayet iyi
anlaşmalarına karşın neden adada da öyle
olmadıklarını" düşünmesiyle
başladığını belirtti.
Kıbrıs Türk tarafının, Avrupa'nın
ortasındaki duvarın (Lokmacı) yıkılması için
gösterdiği çabayı yakından gördüğünü,
bölünmüşlüğü yaşayan Almanya'nın da Kıbrıs'a
ilgisiz kalamayacağını söyleyen Özcan Mutlu, Federal Meclis'ten
önceki gün geçen kararla ilk kez bir Avrupa ülkesinden Rumlara da sorumluluk
için çağrı yapıldığını kaydetti.
Mutlu, Rum ve Yunanlıların önergeyi engellemek için
verdikleri uğraşların ters teptiğini, milletvekillerinin
önergeye sahip çıktığını belirtti.
Eleştiriler yapıcı bulundu
KKTC Meclis heyetinin Berlin'de tüm partilerin Avrupa
politikaları sözcüleriyle görüştüğünü, önergeyle ilgili
görüş ve eleştirilerini ilettiğini ve bunların çok
yapıcı bulunduğunu ifade eden Özcan Mutlu, AB ülkelerinde;
"750 bin nüfuslu Güney Kıbrıs'ın, 350 milyonluk AB'nin
önünü kesemez" görüşünün giderek
yaygınlaştığını, bunun KKTC'nin lehine
olduğunu vurguladı.
Ekenoğlu: Taleplerimiz örtüşüyor
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Kuzey
Kıbrıs tanınmadığı için meclisin yurt
dışına sınırlı davetler
aldığını, buna rağmen Yeşiller Partisi'nin
davetiyle geldikleri Berlin'de çok iyi
ağırlandıklarını belirterek, Özcan Mutlu'ya ve
partisine teşekkür etti.
"Almanya Federal Meclisi'nde önceki gün oybirliğiyle
onaylanan Kıbrıs kararının Kıbrıslı Türkler
için çok güzel açılımlar içerdiğini" kaydeden
Ekenoğlu, Berlin'de görüştükleri tüm partilerin parlamenterlerine
Kıbrıslı Türklerin durumunu detaylı
anlattıklarını belirtti. Ekenoğlu, şöyle konuştu:
"Karar metninin içeriğine tümüyle katılmayabilir, yüzde
yüz onay vermeyebiliriz. Ancak bu kararın, Kıbrıs Türk
parlamentosu dâhil, tüm devlet kurumlarının muhatap kabul edilmesi
gerektiği yönünde çağrı yaptığını, aynı
şekilde üniversitelerimizin önünün açılması ve Erasmus
programları ile Bologna Süreci'ne dâhil edilmesi gerektiğine
işaret ettiğini, yine benzer şekilde Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün hayata geçmesi gerektiğine vurgu
yaptığını dikkatlerden kaçıramayız ve tüm bu
unsurlar Kıbrıslı Türklerin uğrunda mücadele ettiği
taleplerle tamamen örtüşmektedir."
Sorun 1974'te başlamadı
Ekenoğlu, Kıbrıs sorununun 1974'te
başlamadığının en önemli göstergesinin, adada 1964'ten
beri BM Barış Gücü askeri bulunması olduğunu ifade ederek,
1974'te Türk askerinin müdahalesinden sonra Kıbrıslı Türklerin
kuzeyde, Rumların da güneyde yaşadığını,
Kıbrıslı Türklerin kendi yönetim yapılarını
oluşturduğunu söyledi.
1990'lardan itibaren Kıbrıslı Türklere her alanda
ambargolar uygulandığını, nefes borularının
tıkanmaya başladığını ve kapalı bir toplum
şeklinde yaşadıklarını anlatan Meclis
Başkanı Ekenoğlu, Annan Planı'nın; iki toplumun
liderlerinin yıllarca süren görüşmelerinden çıkan sonuçlarla
hazırlandığını ve halkların referandumuna
sunulduğunu hatırlattı.
Meclis Başkanı Ekenoğlu, Kıbrıslı
Türklerin çözüm isteklerini referandumda "evet" diyerek ilan
ettiğini, Annan Planı'nın Kıbrıslı Türkler için
de çok mükemmel olmadığını, çünkü toprak verileceğini,
bunun da yeniden göç anlamına geldiğini kaydederek, şunları
söyledi:
Kıbrıslı Türkler geleceği
belirli kılmak için 'Evet' dedi
"Kıbrıslı Türkler büyük bir fedakârlık
yaparak, Kıbrıs'ın geleceğini belirli kılmak,
kapalılıktan kurtulmak, dünyayla bağlar kurmak için Annan
Planı'na 'evet' dedi"
Ekenoğlu, "Rumların temcit pilavı gibi her
platformda öne sürdüğü Türk askerinin adadan çekilmesi konusunun da Annan
Planı'nda yer aldığını" hatırlattı.
"Planda, Kıbrıslı Türklerin siyasal
eşitliğinin ve savunduğu federal çözümün de yer
aldığını" ifade eden Meclis Başkanın
Ekenoğlu, "Ama Rumlar, bu planı bir elleriyle ittiler; gerçek
niyetlerini gösterdiler" dedi.
Kıbrıslı Türklerin referandumun yıldönümünü
"evet günü" olarak kutlarken, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un 24 Nisan'daki açıklamasıyla Kıbrıslı
Türkleri eşit görmediğini, dünyayla bağlarını
koparıp eritmek istediğini açıkladığını
kaydetti.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, Rum
tarafının silahlanmasına ve asker sayısını
artırmasına işaret ederek, bu verilerin adada kimin çözüm
istediğinin en güzel örneğini oluşturduğunu belirtti.
BM Genel Sekreteri'nin referandum sonrasındaki Kıbrıs
raporunda Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılması gereğine işaret ettiğini
hatırlatan Ekenoğlu, bunun ardından AB tarafından
hazırlanan üç tüzükten Yeşil Hat Tüzüğü'nün ağır aksak
uygulandığını, Mali Yardım Tüzüğü'nün
onaylandığını, ancak henüz hayat
bulmadığını, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün ise Rumlar
yüzünden bekletildiğini anlattı.
Direkt Ticaret ve uçuşlar
Ekenoğlu, direkt ticarete büyük önem verdiklerini,
havalimanlarının direkt uçuşlara açılmasını
istediklerini vurgulayarak, Kıbrıslı Türklerin ekonomik olarak
güçlenmesiyle Rumların masaya daha kolay geleceğini söyledi.
KKTC'deki 6 üniversitede 40 bin civarında öğrencinin
eğitim gördüğünü, Rumların bundan rahatsızlık
duyduğunu ve diplomaların tanınmasını ve Avrupa
programlarına girilmesini engellemeye
çalıştığını anlatan Fatma Ekenoğlu, Almanya
Federal Meclisi'nin Kıbrıs kararında tüm bu konuların da
yer aldığını hatırlattı.
Meclis Başkanı Ekenoğlu, Rumların;
Kıbrıs sorununu AB'ye çekmek için elinden geleni
yaptığını, ama kararda Kıbrıs sorununun BM
şemsiyesi altında çözümüne dikkat çekilmesinin kendileri için çok
önem taşıdığını vurguladı.
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, özellikle Avrupa Birliği üyesi
olduktan sonra, Kıbrıs'ta herhangi bir çözüme yanaşmadığının
açığa çıktığına dikkat çeken Ekenoğlu,
"Kıbrıs Rum Yönetimi, AB üyeliği avantajına dayanarak
ve Türkiye'nin AB üyelik süreci vesilesi ile şantaj ve veto tehditleri ile
taviz elde etmeye uğraşmaktadır. Rum Yönetimi, Kıbrıs
sorununu; çözüme ulaştırıp Kıbrıslı Türklerle
siyasal eşit statüde devlet erkini paylaşma yönüne değil,
Kıbrıslı Türklerin nefes bile alamayacakları bir duruma
sürüklemek istiyor" dedi.
Rumları rahatsız eden maddeler
Rum ve Yunan taraflarının, Almanya'daki kararın 4., 7.
ve 9. maddelerinden rahatsızlık duyduğunu kaydeden
Ekenoğlu, bu maddelerin neler olduğunu şöyle
hatırlattı:
4. madde "Kuzey Kıbrıs'taki idarenin, AB hukuk
sistemine uyum sağlanması doğrultusunda atılacak
adımları desteklemeye hazır oluşundan
faydalanılması"; 7. madde "Kıbrıs Cumhuriyeti
Hükümeti'nin; Kuzey Kıbrıs parlamentosu, idaresi, kamu, kurum ve
eğitim kuruluşları ile temas ambargosunun kalkması için
çaba gösterilmesi. Federal Meclis. 9 Mart 2007'de Lefkoşa'da Ledra
Caddesi'nde sınır duvarının yıkılmasını
özellikle selamlıyor. Her iki taraftaki insanların
sınırları herhangi bir engelle karşılaşmadan
geçebilmeleri sağlanmalıdır"; 9. madde "AB düzeyindeki
girişimlerin yanı sıra Kıbrıs konusunda BM düzeyindeki
çözüm arayışlarının desteklenmesi ve BM Genel Sekreteri'nin,
1974'den bu yana muhtemel nüfus değişikliklerini dikkate alan yeni
girişiminde desteklenmesi. BM tarafından organize edilen bir nüfus
sayımı; Kıbrıs'ta ülkenin her iki tarafına olan göçün
değerlendirilmesi için gerçekçi verilerin elde edilmesine ve göç
konusundaki gerginliğin azalmasına yardımcı olabilir."
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Berlin'deki
basın toplantısında, kararın; Rumların nüfusunda da
değişiklikler olduğuna parmak bastığını
kaydederek, birçok yerden yardım alan Rumların hangi nüfusu
göstererek bu paraları aldığının önem
taşıdığını belirtti.
Önergeyi pozitif bulduklarını ifade eden Ekenoğlu,
Almanya'nın bölünmüşlüğün acısını ve
birleşmeden sonra da bazı sorunları yaşayan bir ülke olarak
Kıbrıslıları iyi anlayacağını umduklarını,
temaslarını bundan sonra da sürdüreceklerini söyledi.
Ekenoğlu, geçtiğimiz haftalarda Ticaret Odası
önderliğinde sivil toplum örgütlerinin Brüksel'de bir eylem yaparak,
Kıbrıslı Türklerin mesajını Avrupa'ya ilettiğini,
Almanya'dan çıkan bu kararın da, Avrupa Parlamentosu'na bir mesaj
olduğunu vurguladı.
Ekenoğlu, "Umarım Alman parlamenterler bu kararın
arkasında durur ve Kıbrıslı Türklere açılımlar
gelir, izolasyonlar kalkar" diye konuştu.
Basın mensuplarının sorularını da
yanıtlayan Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, Annan
Planı'nda nüfus konusunun şekillendiğini, hatta BM'ye listelerin
bile verildiğini, Türkiye'nin garantörlüğünün de süreceğinin
öngörüldüğünü kaydetti.
Türkiye'nin Rumlara limanlarını açmasının
Kıbrıs Türk halkına izolasyonların kaldırılmasıyla
eş zamanlı olacağını
açıkladığını hatırlatan Fatma Ekenoğlu, çok
yakın bir gelecekte çözüm görülmediğini, ekonomik yönden de güçlü
olmaları gerektiğini söyledi.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, basın
toplantısının ardından TD-1 televizyonunda bir programa
konuk oldu.
Ekenoğlu ve heyeti, Berlin'den pazar sabahı ayrılacak
ve İstanbul üzerinden gece KKTC'ye dönecek.
KIBRIS 26/05/07
Annan Planı'nı canlı tutun, plan anayasanız gibi olsun
KOZUNUZ OLSUN... Demirbüken: Dünya kamuoyu, 1963-74 arasında
Kıbrıs'ta neler yaşandığını bilmiyor, Annan
Planı'nı çıkış noktası görüyor. Planı
canlı tutun, en büyük kozunuz, anayasanız gibi olmalı. Sürekli
olarak Türk tarafına sorumluluk yüklenmekten hafif de olsa uzaklaşma
adımının atılması önemlidir
Hıristiyan Birlik Partisi Berlin Milletvekili Emine Demirbüken,
dünya kamuoyunun, 1963-74 arasında Kıbrıs'ta neler
yaşandığını bilmediğini, Annan Planı'nı
çıkış noktası gördüğünü belirterek, "planı
canlı tutun, en büyük kozunuz, anayasanız gibi olmalı" dedi.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu
başkanlığındaki milletvekili heyeti Berlin'de
geçtiğimiz gün Federal Parlamento'da Kıbrıs konusundaki
önergenin kabulünün ardından Hıristiyan Birlik Partisi Berlin
Milletvekili Emine Demirbüken ve grup başkanı Flügel'le görüştü.
Ekenoğlu ve milletvekilleri Kıbrıs Türk
tarafının Kıbrıs sorunuyla ilgili politikalarını
dile getirdi.
Görüşmede konuşan Flügel, Almanya'da Kıbrıs
konusunda çok ciddi çalışmalar yapıldığına
işaret ederek, "Umarım birleşmiş bir Kıbrıs
AB önünde engel değil, destek olur. Kıbrıs'a birkaç kez gittim,
yine gitmek isterim" dedi.
Emine Demirbüken ise Kuzey Kıbrıs'ın AB'yle ilgili
kaderinin Türkiye'yle çok eşdeğer olduğunu, Türkiye
tartışılırken Kıbrıs'ın sürekli
"sorun" diye gündeme getirildiğini belirtti.
4 partinin Kıbrıs kararlarında birleşmesini
"başarı" diye niteleyen Emine Demirbüken, ekonomik
izolasyonların Kuzey Kıbrıs'ın hareket alanını
daralttığını kaydetti.
Rumların Annan Planı'na "hayır" demesinin
"bir koz" olarak kullanılmasından yana olduğunu ifade
eden Emine Demirbüken, BM şemsiyesi altında çözüme dikkat çekti.
Demirbüken, dünya kamuoyunun 1963-74 arasında Kıbrıs'ta
neler yaşandığını bilmediğini, Annan
Planı'nı çıkış noktası gördüğünü belirtti.
Rumların aceleyle AB üyesi yapıldığını,
Türkiye'yle ise ağır süreç izlenerek çifte standart kuşkusunu
akla getirdiğini kaydeden Emine Demirbüken, destek verdikleri önergeyi
"başlangıç" diye niteledi ve sürekli olarak tek tarafa
(Türk tarafına) sorumluluk yüklenmekten hafif de olsa uzaklaşma adımının
atıldığını söyledi.
Annan Planı'nın canlı tutulmasını öneren
Hıristiyan Birlik Partisi Berlin Milletvekili Emine Demirbüken, "Bu
en büyük kozunuz, anayasanız gibi olmalı" diye konuştu.
KIBRIS
26/05/07
İngiliz üslerinde
eyleme gidildi
Ali CANSU
1.5 yıldan beridir devam eden görüşmelerden bir sonuç
alamayan İngiliz üslerinde çalışanların eylemine Rum ve
Türk sendikaların yanı sıra CTP Gazimağusa milletvekili
Okan Dağlı ile Rum kesiminden bazı milletvekilleri de destek
verdi.
İngiliz yetkililerin, ekonomik nedenlerden dolayı
çalışanların isteklerini reddettiği belirtildi.
24 saat devam edecek olan grev nedeniyle tüm
çalışanların görev yerlerinden ayrıldığı ve
dün akşam gidilmesi gereken görev yerlerine de gitmeyecekleri kaydedildi.
Grev nedeniyle İngiliz üstlerindeki giriş çıkış
kontrolleri İngiliz askerleri tarafından yapılıyor.
Bu sabah saat 07.30'da tamamlanacak olan grevin ardından Rum ve
Türk sendikaların tekrar toplanacağı ve grevin devam edip
etmeyeceği yönünde bir durum değerlendirmesi yapacağı
belirtildi.
İşveren iki hafta süre istedi
Kıbrıs Türk Askeri Müstahdemler Sendikası As-Sen
Başkan Adnan Tancer, 1.5 yıldır işveren ile
yaptıkları görüşmelerden bir sonuç alamadıkları için
bir günlük bir grev düzenlediklerini söyledi.
Tancer, grev sona ermeden işverenin işçilerin isteklerini
tekrar görüşmek için iki hafta süre istediği belirtti. Bugüne kadar
olan hak ve kazanımların işveren tarafından hiçe
sayıldığını kaydeden Tancer, işçilere toplu
sözleşmelerden doğan hakların da daha gerisinde bir anlaşma
imzalatıldığını kaydetti.
Taleplerinin 1.5 yıldır karşılanmaması
nedeniyle grev kararı aldıklarını ifade eden Tancer, grevin
yüzde 100 katılımla gerçekleştiğini ve grevi kıran
olmadığını belirtti.
Grevin amacının İngiliz üslerinde tüm giriş
çıkışları engellemek olduğunu ifade eden Tancer,
"Biz kararlılığımızı işverene göstermek
istedik ve gösterdik de. Başarılı olduğumuzu
sanıyorum. Grev süresince bugüne kadar bize işverenden resmi bir
toplantı çağrısı yapılması sadece işveren
isteklerimizi görüşmek için iki hafta süre istedi. Biz de bu süreyi
kendisine verdik. Ancak aradan iki hafta geçtikten sonra bir sonuç alamazsak,
Sendikalar Koordinasyon Birliği, toplanıp bir karar
alacaktır" dedi.
KIBRIS
26/05/07
AB bölünmüş bir ülkeye tahammül edemez
Alman Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Lale Akgün de
Kıbrıs kararını değerlendirirken, "Sonuç çok
güzel, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik güçlenmesi çözümü
kolaylaştırır" dedi. Yeşiller Partisi Berlin Eyalet
Milletvekili Özcan Mutlu da "Uzun yıllar bölünmüşlüğün
acısını çeken Almanya'nın Rum-Yunan baskılarına
rağmen oybirliğiyle karar alması tarihsel sorumluluk"
şeklinde konuştu
T.A.K.-Özgül Gürkut MUTLUYAKALI
Almanya Federal Meclisi'nde önceki gün oybirliğiyle alınan
Kıbrıs'la ilgili karar, Berlin'de bulunan KKTC Meclisi heyeti ve
Almanya'nın Türk kökenli milletvekillerince memnuniyetle
karşılandı.
Karar önergesi Alman Federal Meclisi'nde görüşülürken bir
konuşma yapan Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock,
Kıbrıs'ta artık masaya oturup uzlaşma ve adayı birleştirme
zamanının geldiğini söyledi ve AB, bölünmüş bir ülkeye
tahammül edemez" dedi.
Ekenoğlu: Türkler için iyi sonuç
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da,
kararı, "Kıbrıslı Türkler için iyi bir sonuç"
diye niteledi. Ekenoğlu, kararda, sorunun BM şemsiyesi altında
olabileceğine işaret edildiğini kaydetti.
Ekenoğlu, önergeye destek verenlere ve kendilerini Berlin'e davet
eden Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Milletvekili Özcan Mutlu'ya
teşekkür ederek, kararın oybirliğiyle alınmasından
duydukları memnuniyeti ifade etti.
Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların
kalktığını görmek istediklerini kaydeden Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu, "Çünkü biz inanıyoruz ki,
izolasyonların kalkmasıyla ekonomik yönden güçlenecek
Kıbrıslı Türkler, Rumları çözüm masasına getirecektir.
Biz Kıbrıs'ın birleşmesinden yanayız. Biz, iki bölgeli
iki toplumlu federal çözümden yanayız, arkasında duruyoruz,
gereklerini yerine getiriyoruz, Rumların da getirmesini istiyoruz"
dedi.
Akgün: Sonuç çok güzel
Alman Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Lale Akgün, çok önemli bir
adım atıldığını, Almanya'nın, AB Dönem
Başkanlığı sırasında, yıllardır
donmuş duran Kıbrıs sorununda bir adım atmış
olduğunu söyledi. Herkesin izolasyonların kalkması
taraftarı olduğunu kaydeden, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik
güçlenmesi ve eşit hakların tanınmasıyla adada
anlaşmanın kolaylaşacağına
inandıklarını ifade eden Lale Akgün, "Sonuç çok güzel"
dedi.
Akgün, "Kuzey Kıbrıslıların", tüm
baskılara rağmen birleşme politikasını
sürdürdüğünü, adada uzlaşma ve barış istediğini
kaydederek, bunu takdir ettiklerini söyledi; "Bunu gördüğümüz için
onlara el uzatmayı politik bir görev olarak gördük" dedi.
Mutlu: Olumlu ve sevindirici
Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Meclisi Milletvekili Özcan Mutlu
da, kararı, "olumlu ve sevindirici" olarak
değerlendirdiklerini belirterek, yıllardır Kıbrıs
sorununu gündeme getirmeye çalıştıklarını söyledi.
Uzun yıllar bölünmüşlüğün acısını çeken
Almanya'nın, Rum-Yunan baskılarına rağmen oybirliğiyle
karar almasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu ifade eden
Mutlu, bu kararla Alman hükümetine, "seyirci kalma, adayı
birleştirmek için görev üstlen" denildiğini vurguladı.
Mutlu, bazı kesimler eleştirse de, kararın Avrupa'da
ilk olduğunu kaydederek, bunun diğer ülkelerde de devam etmesini
istedi.
Özcan Mutlu, bu kararın ardından AB'nin lokomotifi diye
nitelen Almanya'nın karar doğrultusunda çalışma
yapacağını belirterek, dönem başkanlığında
bir gelişme olmasa da sonrasında da Almanya'nın
sorumluluklarının süreceğini, tüm partilerin bu sinyali
verdiğini söyledi.
Mutlu, Rum-Yunan ikilisinin tepkilerinin de kararın
doğruluğunu gösterdiğini kaydetti.
KKTC Heyeti Alman Meclisi'nde
Almanya Federal Meclisi'nin Kıbrıs'la ilgili karar
önergesini görüştüğü toplantısını, Berlin'de bulunan
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu
başkanlığındaki milletvekili heyeti de izledi.
Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU), Sosyal Demokrat Parti (SPD),
Birlik 90/Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti (FDP) milletvekilleri
tarafından hazırlanan önergeye, Sol Parti çekimser oy kullandı.
Karar önergesiyle ilgili saat 14.55'te başlayan görüşme,
15.47'de tamamlandı. Bu sürede 8 konuşma yapıldı.
Toplantıyı Yunanistan ve Güney Kıbrıs
Büyükelçiliklerinin temsilcileri de izledi. Yunan diplomatın yanında,
Almanya Dışişleri Bakanlığı'nda görevli iki
bayanın bulunması dikkat çekti. Önergenin kabulünün ardından,
Rum Büyükelçiliği Müsteşarı, Meclis heyetiyle bir süre sohbet
etti.
Steenblock: Kıbrıs Cumhuriyeti'nin müdahalesi kabul edilemez
Toplantıda konuşma yapan ve karar önergesini hazırlayanlardan
biri olan Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock,
Kıbrıs'ta artık masaya oturup uzlaşma ve adayı
birleştirme zamanının geldiğini ve geçtiğini
belirterek, sorunun çözümünün bekletilemeyeceğini, AB'nin de bölünmüş
bir ülkeye tahammül edemeyeceğini vurguladı.
Steenblock, 4 partinin önergeyi desteklemesinin, Almanya'nın
Kıbrıs sorununun üzerine gitme kararlılığını
gösterdiğine işaret ederek, çözüme yardımcı olmaları
gerektiğini söyledi.
"Önergeyi tartıştıkları sıralarda, AB
üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin müdahalesinin, kabul edilemez
olduğunu" ifade eden Rainder Steenblock, "Bu eleştirileri,
bize gösterdi ki doğru yoldayız" dedi.
Yeşiller Partisi Milletvekili Rainder Steenblock,
Kıbrıs sorununun çözümünün BM çatısı altında
olması gerektiğini kaydederek, uzlaşma için iki tarafın da
istekliliğinin gerektiğine dikkat çekti. Steenblock, Rum
tarafının çözüm için üzerine düşenleri yapmasını
istedi.
Fornahl: Bizi eleştirenler önergeyi anlamadı
Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Rainer Fornahl da, önergenin
bazı ülkelerde hoş karşılanmayabileceğini, ama bunun
kendilerini etkilememesi gerektiğini belirterek, Rum Büyükelçiden
aldıkları mektup hakkında bilgiler verdi.
Fornahl, "Bizi eleştirenler, önergeyi iyice
anlamamıştır. Bu önergenin amacı, adadaki barış
sürecine katkıda bulunmaktır" dedi.
Almanya'nın da yıllarca bölünmüş bir ülke olduğunu
hatırlatan Rainer Fornahl, Almanya'nın AB Dönem
Başkanlığı'nın bitmesinden önce daha çok çaba
göstermesi; Rum tarafının da masaya oturması gerektiğini
vurguladı.
Fornahl, Kuzey Kıbrıs'ın AB sistemine
yaklaştırılması, doğrudan ticaretin de
başlatılması gerektiğini ifade ederek, Almanya'nın
tecrübelerinden yararlanılabileceğini söyledi.
"Yeşil Hat doğanın korunduğu yer
olmalı"
BM'den Kıbrıs'ta uzlaşma sürecini yeniden
başlatmasını talep ettiklerini kaydeden Rainer Fornahl,
Almanya'nın da yaklaşık 30 yıl duvarla bölündüğünü
hatırlattı. Fornahl, "Bizim duvarımızın
bulunduğu yer, yeşil hat olarak doğanın korunduğu bir
yer oldu. Kıbrıs'taki Yeşilhat da böyle olmalı" diye
konuştu.
Löhning Rum mektubuna kızdı
Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning de, seçim sürecine giren
Türkiye'den bu dönemde Kıbrıs konusunda adım
beklenemeyeceğini, ancak sözünü tutup Rum kesimine limanlarını
açması gerektiğini belirtti.
AB'nin parçası olan Rumların da, AB'nin hedeflerini
desteklemesinin şart olduğunu kaydeden Löhning, bir ülkenin AB'nin
önünü kesemeyeceğini vurguladı ve Rumlardan gelen mektubu
eleştirdi, "içişlerine karışma ve
yanlış" diye niteledi.
Löhning, bu mektubun uzlaşmadan ve soruna çözümden yana
olmadığını dile getirerek, Kıbrıs'ta çözüme
yardım etmek istediklerini ifade etti.
KKTC delegasyonuyla görüştüğünü ve görüşmenin çok
olumlu geçtiğini kaydeden Markus Löhning, "Çünkü çözümden
yanadırlar, uzlaşma istiyorlar. Ben şaşırdım"
dedi.
Liberal Parti Milletvekili Markus Löhning, Kuzey Kıbrıs'a
uygulanan izolasyonların kaldırılmasının
kaçınılmaz olduğunu, mali yardımın da Rum
engellemelerinden kurtarılarak yapılması gerektiğini
söyledi.
"AB güvenilirliğini kaybetmek istemiyorsa, verdiği
sözleri yerine getirmelidir" diyen Löhning, Kıbrıs'ın
çözümden önce AB üyesi yapılmasının hata olduğunu
anlatı.
Rumların veto haklarını istismar etmemesini isteyen
Markus Löhning, duvarların acısını iyi bildiklerini ve bu
yüzden Kıbrıs'a karşı sorumluluklarının fazla
olduğunu, detaylardaki sorunların konuşularak
aşılabileceğini ifade etti.
Akgün: Küçük ama önemli adım
Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Lale Akgün, önergeyle,
Kıbrıs sorununun çözümünde küçük ama önemli bir adım
atıldığını vurguladı.
Akgün, Kıbrıs önergesi görüşülürken Almanya Federal
Meclisi'nde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk
tarafının Lokmacı'daki duvarı 2005 yılında
yıktığını, Rum tarafının
yıkımının ise bu yıl olduğunu
hatırlattı.
Rumların mektuplar yazarak parlamentoyu baskı altına
almasını kınayan Akgün, Ercan'ın direkt uçuşlara
açılması ve Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonların kaldırılması gerektiğini aktardı.
Almanya Federal Meclisi'nde kabul edilen Kıbrıs
kararıyla ilgili konuşan Hıristiyan Birlik Partisi Milletvekili
de, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların
kaldırılmasının çözüme önemli katkısı
olacağına inandığını dile getirdi. Adadaki Türk
askerinin uzun vadede ayrılmasının şart olduğunu ifade
eden Hıristiyan Birlik Partisi Milletvekili, Türkiye'nin Ankara Uyum
Protokolü'nün gereklerini yerine getirmesini de istedi.
Aynı partiden bir başka milletvekili de, AB'nin, BM'nin
Kıbrıs'ta çözüm çabalarını desteklemesi gerektiğini
belirtti. Türkiye'ye bazı eleştiriler yapan Milletvekili, her
şeye rağmen Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'na
evet dediğinin unutulmaması gereğini vurguladı.
Karar önergesine çekimser oy kullanan Sol Parti Milletvekili ise,
ekonomik izolasyonların kaldırılmasının KKTC'nin
kabulü anlamına gelmediğini ve izolasyonların
kalkmasının şart olduğunu söyledi. Milletvekili, BM'nin
çözüm çabalarına destek olmaları gerektiğini kaydederek, sorunu
AB'ye indirgemenin yanlışlığına işaret etti. Sol
Parti Milletvekili, "Kıbrıs'taki Türk askerleri çekilmeli"
deniyorsa, İngiliz ve Yunan askerlerinin de adadan çıkması
gerektiğini söyledi.
KIBRIS
26/05/07
İzolasyonların
kalkması Rumları masaya gelmeye zorlar
Berlin temaslarını sürdüren Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu, geçtiğimiz gece Türk Alman
İşadamları Birliği'nin düzenlediği "Referandum
Sonrasında Kıbrıs" konulu toplantıda konuştu.
Ekenoğlu, izolasyonların kalkmasının Rumları çözüm
masasına gelmeye zorlayacağını söyledi.
Toplantıya meclis heyeti yanında Alman Sosyal Demokrat Parti
Milletvekili Lale Akgün, Sol Parti Milletvekili Hakkı Keskin, Türkiye'nin
Berlin Büyükelçiliği Elçi Müsteşarı Vakur Erkul,
müsteşarlar ve diğer davetliler katıldı.
Birlik Başkanı Bahattin Kaya, referandum sonucunun adada
adil çözüm için ilk kez kendilerini umutlandırdığını,
ama Batı'nın sübjektif davranışları yüzünden çözümün geciktiğini,
yine de yılmamak gerektiğini söyledi.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu da
konuşmasında Kıbrıs sorununun kaynağını ve
geçmişini özetledi. Çocuklarının da aynı
sıkıntıları yaşamaması için adada çözüm
istediklerini vurgulayan Ekenoğlu, sorunun 1974'le
başlamadığını, 1964'ten beri Barış Gücü
askerinin bulunmasının da bunun kanıtı olduğunu
kaydetti.
Kıbrıs Türk halkının görüşlerini anlatmak
için Berlin'e geldiklerini belirten Ekenoğlu, Federal Meclis'ten geçen
kararın önemini dile getirdi.
Türk askeri adada çözüme engel gösterilirken Yunan askerlerinin
görülmemesini eleştiren Fatma Ekenoğlu, çözüm geciktikçe
Kıbrıs sorununun karmaşıklaştığına
işaret etti. Ekenoğlu, izolasyonların kalkmasının
Rumları çözüm masasına gelmeye zorlayacağını da
belirtti.
Ekenoğlu, Annan Planı'yla bir açılım
yakaladıklarını kaydederek, ısrarla sürdürmek
gerektiğini belirtti. Adada siyasi eşitliğe dayalı iki
kesimli, iki bölgeli federal çözümden yana olduklarını dile getiren
Ekenoğlu, Annan Planı'na evet diyerek fedakârlık
yaptıklarını söyledi.
KIBRIS
26/05/07
Karar memnuniyet verici
ama ciddi olumsuz unsurlar var
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Almanya Federal Parlamentosu'nun Kıbrıs
Türk tarafına uygulanan insanlık dışı
izolasyonların kaldırılmasını da içeren kararı ve
Kıbrıs sorununa gösterdiği ilginin memnuniyet verici
olduğunu söyledi.
Avcı, buna karşın "hükümranlık",
"mülkiyet", "güvenlik ve garantiler" gibi ancak
kapsamlı bir çözümde ele alınabilecek özlü konulara
değinilmesinin Almanya Federal Parlamentosu kararının
içerdiği ciddi olumsuz unsurlar olduğunu kaydetti.
Avcı yaptığı yazılı açıklamada,
uluslararası antlaşmalarla adada bulunan ve güvenliğin garantisi
olan Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesine yönelik önerilerde
bulunulmasının ise kabul edilebilecek bir yaklaşım
olmadığını vurguladı.
Avcı yakın tarihte bilimsel bir nüfus
sayımının yapılmış olmasının
bilinmesine karşın anılan kararda yeni bir nüfus
sayımının yapılmasının önerilmesinin de kabul
edilebilir olmadığını söyledi.
İzolasyonun kaldırılmasının çözüm sürecine
olumlu yansıyacağının da altını çizen Avcı,
"Bu bağlamda, Almanya Federal Parlamentosu'nun aldığı
kararın, uluslararası toplumun Kıbrıs konusuna olan
ilgisinin sürdürülmesinde ve Kıbrıs Türk tarafının sesinin
duyurulmasında emsal teşkil etmesini temenni etmekteyiz"
şeklinde konuştu.
Dışişleri Bakanı Avcı, AB'den ve özellikle
Dönem Başkanı Almanya'dan beklentinin Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün ivedilikle kabul edilerek KKTC limanlarının bir an
önce direkt olarak dünya ticaret ve turizmine açılması olduğunu
da sözlerine ekledi.
KIBRIS
26/05/07
Almanya, her iki tarafa
dengeli çağrı yaptı
Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Başkanı
Erdil Nami, Almanya Federal Meclisi'nin Kıbrıs konusunda
oybirliğiyle aldığı kararla, gerek kendi hükümetine gerekse
Avrupa Birliği'ne önemli mesaj verdiğine işaret ederek, bunun
Rum yönetimi ve ilgili taraflarca doğru okunması gerektiğini
ifade etti.
İzolasyonların kaldırılması istemini de
içeren Kıbrıs'la ilgili kararın oybirliğiyle
onaylanmasını, odanın "olumlu bir adım" olarak
değerlendirdiğini belirten Nami, memnuniyetle
karşıladıkları bu kararı, Almanya'nın bu konuda
ciddi bazı adımlar atacağının ilk işareti olarak
gördüğünü söyledi.
Nami, "Almanya, kendi liderliğine ve büyüklüğüne
yakışır bir şekilde her iki tarafa da dengeli birer
çağrı yapmıştır" dedi.
Kararı, Türk Ajansı Kıbrıs'a (TAK)
değerlendiren KTTO Başkanı Nami, kararda; Türk
tarafının adanın bütünleşmesine "evet" demiş
olmasına rağmen, halen izolasyonlar altında olmasının
kabul edilemeyeceğine işaret edilerek, bunun giderilebilmesi için
Kıbrıs Türk tarafının ekonomisinin süratle Güney'in
seviyesine getirilebilmesi ve bunun için de doğrudan ticaret
mekanizmasının harekete geçirilmesinin istenildiğine dikkat
çekti.
"Önemli mesaj... Doğru okunmalı"
Ortadan kaldırılması gereken "diğer
izolasyonlar ve temassızlıklar" ifadesinden ise, her türlü
ulaşım ve haberleşme ile eğitim ve Bologna Süreci'nden
üniversitelerin uzak tutulmaması gerektiği anlamını
çıkardıklarını kaydeden Nami, "Almanya, bu yönde kendi
hükümetine ve bir yerde de AB'ye önemli bir mesaj vermiş oluyor. Ümit ve
temenni ederim ki, muhataplarımız; hem Güney Kıbrıs, hem de
Avrupa'da bu işi engellemeye çalışan diğer unsurlar, bu
mesajı doğru okur" şeklinde konuştu.
Nami, yakın bir zamanda, "sorumluluk taşıyan"
diğer bazı Avrupa ülkelerinin de benzer kararlar alacağı ve
böylelikle Rum tarafına bazı mesajlar daha verileceği
görüşünde olduğunu kaydetti.
"Ciddi adımların ilk işareti"
Nami şöyle konuştu:
"Almanya dönem başkanlığında doğrudan
ticaret ve Bologna Süreci başlamamış olsa dahi, alınan bu
kararı; bir sonraki dönem için, geçiş yollarının
açılmasına ve Portekiz dönem başkanlığında, bu
konuda daha rahat ilerlenilmesi için gereken altyapı ve zeminin
oluşturulması yönünde ciddi bir adım olarak görüyorum.
Güney'in bundan hoşlanmamış olması, bir yerde
alınan kararın doğruluğunu gösteriyor, çünkü Almanya gibi
büyük bir devlet, filan ya da feşmekan hoşlansın diye karar
almaz. Doğrular üzerinde çalışması lazımdır.
Bunun üzerine yapılan bu çalışmayı ben, memnuniyetle
karşılıyor ve Almanya'nın bu konuda ciddi bazı
adımlar atacağının ilk işareti olarak
değerlendiriyorum."
"Çalışmalarımızın
yansıması"
KTTO Başkanı Erdil Nami, bu kararı, oda ve hükümetin
başlatmış olduğu, gerek Almanya ve gerekse "sorumluluk
hisseden diğer ülkelere" yönelik tanıtım
çalışmaları kampanyasının bir yansıması
olarak da değerlendirdi.
Odanın; birkaç ay önce Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde
yaşayan Türk asıllı Avrupa parlamenterlerini Kıbrıs'ta
konuk ederek sorun hakkında bilgiler aktardığını; 8
Mayıs Avrupa Birliği Günü dolayısıyla, yabancı
büyükelçilerin de katılımıyla etkinlik
gerçekleştirdiğini; 15 Mayıs'ta 200 Kıbrıslı Türk
ile gittikleri Brüksel'de pankart açarak talepleri net şekilde ortaya
koyduklarını ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da
çağrıldığı Avrupa Parlamentosu'ndaki panelde de
Kıbrıs Türk tarafının duruşunun ortaya
konulduğunu anımsatan Nami, "Bu etkinliklerle, daha önce tabiri
cayiz ise Sarayönü'nde yaptığımız etkinliği biz,
Avrupa'ya kaliteli ve üst düzeyde taşıdık" şeklinde
konuştu.
"Çabalar sürmeli"
KTTO Başkanı Erdil Nami, bu yöndeki çabaların
süreceğini belirterek, "Bu çabalarımızın daha
organize, daha etkili, daha geniş tabanlı ve sık devam etmesi
lazım. Çünkü bu lobiciliğin önemli bir aşamasıdır. Lobicilik
yanlış bir şey değildir; meramınızı
karşı tarafın anladığı dilde anlatmaktır. Bu
ve diğer temasların neticesi olarak Alman Parlamentosu bu kararı
aldı" dedi.
KIBRIS
26/05/07
NTV
Güncelleme: 20:25 TSİ 27 Mayıs 2007 Pazar
Royal, Avrupa düzeyinde Sarkozy geri adım atmak zorunda, çünkü
daha önceki cumhurbaşkanı Chirac, bazı konularda taahhüt
altına girdi dedi.
Royal, Sarkozyyi, Türkiye dışındaki konularda da seçmenleri
kandırmakla suçladı.
Sarkozy, seçim kampanyası boyunca, Türkiyenin Avrupaya ait
olmadığını, bu yüzden ABye katılmak yerine, kurulacak
bir Akdeniz Birliğine dahil olması gerektiğini söylemişti.
Sarkozy, geçen hafta cumhurbaşkanı olarak Brüksele
yaptığı ilk ziyarette de bu görüşünü tekrarlamış,
ancak gerek Belçika başbakanı, gerekse AB komisyonunun
başkanı Türkiye ile müzakerelerin durdurulmasından yana olmadıklarını
vurgulamıştı.
Yunanlıların gözü Türkiye'de
AB üyesi
Yunanlıların yüzde 59'unun İstanbul, Batı Anadolu ve
Karadeniz'i hâlâ 'kurtarılmamış vatan toprağı'
saydıkları ortaya çıktı
28/05/2007
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- AB üyesi Yunanistan'da halkın önemli bir kısmı hâlâ
İstanbul, Batı Anadolu ve Karadenizi 'kurtarılmamış
vatan toprağı' sayıyor. Saygın araştırma
şirketi Kapa'nın Siyasi Araştırmalar ve İletişim
Merkezi'nin (KPEE) 22-31 Mart tarihlerinde 2 bin kişi ile
yaptığı ve 'Yunanlıların 2020'de ülkelerini nasıl
istediklerini' saptamayı hedefleyen anketine göre, 'Hâlâ
kurtarılmamış vatanlar olduğuna inanıyor musunuz'
sorusuna 'Hayır' cevabını verenlerin oranı yüzde 24.9 oldu.
Buna karşı yüzde 59.9'luk kitle Kuzey Kıbrıs'ı, yüzde
37.9 İstanbul'u, yüzde 36.2 ise Batı Anadolu'yu (Yunanistan için
Küçük Asya) yüzde 31.2 de Karadeniz'i (Pontus) 'kurtarılmamış
vatanlar' saydı.
Katiller,
bağımlılar...
Yine Arnavutluk sınırı (Epir) ve Makedon
sınırını da 'kurtarılmamış vatanları'
sayanların oranı yüzde 40 ve yüzde 21.
Katılımcıların yüzde 31.2'si kendisini 'çok milliyetçi',
yüzde 43.2'si 'hemen hiç milliyetçi' diye tanımladı. 'Kimi komşu
istemezdiniz' sorusuna ise 'katiller', 'uyuşturucu bağımlıları
ve 'Çingenelerden' sonra yüzde 27.1 ile 'Müslümanlar' yanıtı
çıktı. Yunanlılar, eşcinsel, Yahudi veya ateist
komşuları tercih ediyor.
'Türkiye ile Yunanistan arasındaki rekabet nereden teşvik ediliyor'
sorusuna verilen cevaplar şöyle: Türkiye'nin
saldırganlığı (yüzde 31.2), yabancı güçler (yüzde
30.5), iç politika için siyasi nedenler (yüzde 21.6). Ayrıca
katılımcıların yüzde 66.9'u 'Yunanlı olmakla iftihar
ettiklerini', yüzde 71.7'si 'Yunan kültürü olmasaydı AB'nin bugünkü halde
olmayacağını', yüzde 39.3'ü ise 'bugünkü Yunanistan'ın eski
Yunan'ın devamı olduğunu' görüşünü belirtti.
Alman meclisinin Kıbrıs kararı Rum yönetimini rahatsız etti
Almanya Federal
Meclisi'nin, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılması ve KKTC kurumları, üniversiteleriyle
temaslarda bulunulmasını da içeren Kıbrıs kararı, Rum
Yönetimi'nde rahatsızlık yarattı.
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, kararın Alman hükümeti için
bağlayıcı olmadığını söylerken,
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas kararı, önemsiz
olarak nitelendirdi.
Papadopulos, Almanya
Federal Meclisi'nin, Kıbrıs konusunda oybirliğiyle
aldığı kararın Alman Hükümeti için bağlayıcı
olmadığını söyledi.
Papadopulos, "'son
bir haftadır Almanya Başbakanı Angela Merkel'le temas halinde
olduklarını, ancak konunun Merkel'i ilgilendirmediğini''
savundu.
Rum Yönetimi Dışişleri
Bakanı Yorgos Lillikas da, Almanya Meclisi'nin Kıbrıslı
Türklere uygulanan izolasyonun kaldırılmasıyla ilgili
kararına ilişkin açıklamasında, "Kendi aramızda
kavga edip hükümete sorumluluklar yüklemek yerine bir araya gelmemiz
gerekirdi" dedi.
Kararı önemsiz olarak
niteleyen Lillikas, Kıbrıs Meclisi'nin ya da Avrupa Konseyi'nin
diğer uluslararası konularla ilgili aldıkları kararlar ne
kadar sonuç alıcı ise, Almanya Parlamentosu'nun Kıbrıs
sorunu ile ilgili aldığı kararın da o kadar sonuç
alıcı olarak görüldüğünü söyledi.
Öte yandan KS EDEK
Başkanı Yannakis Omiru da önceki gün yaptığı
açıklamada; Alman Federal Meclisinin onayladığı kararda;
Türk askerinin aşamalı olarak geri çekilmesi gibi "olumlu"
unsurların bulunmasına karşın, kararın
taşınmaz mallar ve özellikle "sahte devletin
yasadışı organlarıyla ilişkiler kurulmasına"
ilişkin maddelerinin endişe verici olduğunu ifade etti.
Omiru, KS EDEK olarak söz
konusu kararın ve de özellikle Türkiye ve Kıbrıslı
Türklerin hedeflerine hizmet eden ve "kabul edilemez" olan
değinmelerin reddedilmesi için Alman Sosyal Demokrat Partisi'ne bir mektup
göndererek ellerinden geleni yaptıklarını açıkladı.
Omiru, kararın kabulünün, AB'ye yönelik daha güçlü bir
"aydınlatma" girişiminin yapılması
gerektiğini ortaya koyduğunu vurguladı.
Alithia ise haberi:
"Kendilerini Haklı Göstermek İçin Güvenlik Konseyi ve
Kıbrıs Meclisini Aynı Düzeye İndirdiler"
başlığı altında verdi. Gazete, Alman Federal
Meclisi'nin almış olduğu karardan ötürü büyük paniğe
kapılan Rum hükümetinin, kararın değerini düşük göstermek
için "Kıbrıs parlamento kurumu ve Avrupa'daki en eski devletler
örgütünü küçük gösterici açıklamalarda bulunduğunu" yazdı.
Gazete,
"başkanlık sisteminin mevcut olduğu Güney
Kıbrıs'taki sistemin aksine parlamenter sistem uygulanan Almanya'da
hükümetin parlamentoya tabi olduğu" yönündeki bir yorum soruya ise
Lillikas'ın yanıt vermekten kaçındığını
vurguladı.
KIBRIS 28/05/07
Belgesele konu olan 11 kayıp için anıt mezar
11 kaybın
yakını, bu amaçla bir komite kurdu ve "Kayıp Otobüs Derneği"nin
kuruluş çalışmalarını da başlattı.
"Kayıp
Otobüs" belgeselinin sunumundan sonra bir araya gelen kayıp
yakınlarının dernekleşme öncesinde kurduğu komitede
Celal Dimililer, Mustafa Şehitoğlu, Mete Taşkan ve Mustafa Özgüm
yer alıyor.
Konuyla ilgili olarak
komite adına açıklama yapan Celal Dimililer, 13 Mayıs 1964
tarihinde kaybolan otobüste bulunan 11 kaybın yakınlarının
İskele'de anıt mezar yapılması yönünde ortak karar
aldıklarını söyledi.
Celal Dimililer,
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin naaşları verme kararı
alır almaz cenazeleri toplu şekilde alarak, o tarihe kadar hazır
hale getirilecek anıt mezara törenle defnetmeyi karara
bağladıklarını belirtti
Anıt mezar yerinin
tespit edilmesi çalışmalarının son aşamaya
geldiğini kaydeden Dimililer, mimari çalışmaların da en
kısa zamanda başlatılacağını söyledi. Dimililer,
"Hedef anıt mezarın 13 Mayıs 2008'deki anma törenine
yetiştirilmesi" dedi.
KIBRIS
28/05/07
Güney'deki devlet
okullarında yüz Kıbrıslı Türk öğrenci okuyor
Güney Kıbrıs'ta
işçi olarak çalışan bazı Kıbrıslı Türk ve
Güney Kıbrıs'taki bir okulda öğrenim gören iki
Kıbrıslı Türk öğrenciyle söyleşi yapıldı.
Simerini gazetesi, Güney
Kıbrıs'ta işçi olarak çalışmakta olan Zeki Necip ile
Ali Esgül ve "Nevroloji ve Genetik Enstitüsü'nde" görev yapmakta olan
Cemal Gürkan'ın açıklamalarına yer verdi.
Gazete,
Kıbrıslı Türk Zeki Necip'in PEO (Rum Solcu İşçi
Sendikaları Federasyonu) üyesi olduğunu ve Güney Kıbrıs'ta
çalışmakta olan yaklaşık 5 bin Kıbrıslı
Türk'ün çalışma koşullarına yönelik PEO nezdinde faaliyetlerinin
bulunduğunu belirtti. Gazete Necip'in; karşılıklı
geçişlerin başlamasının ardından
Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar
arasında önemli sayılabilecek herhangi bir olayın
yaşanmadığını, bunun da "Kıbrıslı
vatandaşların birlikte yaşama sorunu olmadığının
bir göstergesi olduğunu" söylediğini yazdı.
Gazete,
Kıbrıslı Türk Ali Esgül'ün ise, Lapta'da ikamet etmekte
olduğu Kıbrıs Rum evinin kendisine ait
olmadığını bildiğini ve Kıbrıs sorununun
çözülerek Limasol'daki kendi evine dönmeyi tercih ettiğini söylediğini
yazdı.
Esgül ayrıca,
KKTC'deki sendikaların güçsüz olduklarını bu yüzden de KKTC'deki
işçilerin işlerinden atılacakları korkusundan ötürü
sendikalara üye olmadıklarını savundu.
Cemal Gürkan ise; iki
toplumun insanlarının birlikte yaşamakla ilgili sorunları
olmadığını, sorunun daha üst düzeyde bulunduğunu
savundu.
Güney'deki devlet
okullarında yüz öğrenci
Öte yandan gazete, Güney
Kıbrıs'ta gerek devlet gerek özel okullarda öğrenim gören
Kıbrıslı Türk öğrencilere ilişkin haberinde ise, Rum
Eğitim Bakanlığı'nın verdiği rakama göre Güney
Kıbrıs'taki devlet okullarında yaklaşık 100 kadar
öğrencinin eğitim gördüğünü yazdı.
Gazete, bu
Kıbrıslı Türk öğrencilerden yaklaşık 45'inin okul
öncesi ve ilkokul, 40 kadarının orta eğitim ve 15
kadarının da Kıbrıs Üniversitesi'nde öğrenim
gördüklerini belirtti. Gazete, Rum Eğitim
Bakanlığı'nın Güney'deki özel okullarda eğitim gören
öğrencilerin sayısı hakkında ise bilgi vermemesine
karşın, başka kaynaklardan elde ettikleri bilgilere dayanarak bu
sayıda büyük artış gözlemlendiğini savundu.
Gazete, "English
School" (İngiliz Okulu) Müdürü Stuart Haggett'in gazeteye
yaptığı açıklamada; Kıbrıslı Türklerin
okullarında eğitim görmeye 2003 yılında 6 öğrenciyle
başladıklarını, bugün ise 69 Kıbrıslı Türk
öğrencinin eğitim görmekte olduğunu söylediğini yazdı.
Habere göre Haggett,
Kıbrıslı Türk öğrencilerin gerek Kıbrıslı
Rum öğrenciler gerek öğretmenleriyle ilişkilerinin iyi
olduğunu, tek engel olan Yunanca bilmeme konusunun da öğrencilerin
aldıkları derslerle aşıldığını ve
Kıbrıslı Rum öğrencilerin de Eylül ayından itibaren
Türkçe dersi görmeye başlayacaklarını ifade etti.
Gazete, Intercollege
yönetici dekanı Nikos Peristianis'in açıklamalarına da yer
verirken, şu anda Inercollege'de eğitim görmekte olan
Kıbrıslı Türk öğrencilerin sayısının 50
civarında olduğunu vurguladığını yazdı.
Habere göre Peristianis; ilk zamanlarda Kıbrıslı Rumlar ile
Kıbrıslı Türk öğrencilerin ilişkilerinde bazı
sorunlar yaşandığını, ancak bu sorunların
aşıldığını belirterek, sorunların daha çok
Kıbrıslı Rum öğrencilerden
kaynaklandığını ifade etti.
Gazete ayrıca, söz
konusu okulda öğrenim görmekte olan Kıbrıslı Türk
öğrenciler Mustafa Tangül ve Monika Eringin'le gerçekleştirdiği
kısa söyleşiye de yer verdi. Habere göre söz konusu öğrenciler;
Güney Kıbrıs'ta eğitim görmelerine ailelerinin herhangi bir
itirazda bulunmadığını, Kıbrıs Rum
öğrencilerle de sorunlar yaşamadıklarını ve birçok
Kıbrıslı Rum arkadaşları bulunduğunu ifade
ettiler.
KIBRIS
28/05/07
Türkiye'nin
üyeliğini frenlemeye karşılık Doğrudan Ticaret
Fileleftheros gazetesi
"Kıbrıs Üzerinden 'Hediyeler' -'Doğrudan Ticaret'
Karşılığında Türkiye'nin Üyelik Sürecinin
Frenlenmesi" başlığıyla yansıttığı
haberinde şunları yazdı:
"Türkiye'nin Avrupa
perspektifinin muhtemel frenlenmesi hapının allanıp-pullanması
için ileri götürülmekte olan karşılıklı çıkar;
işgalci sahte devletin yükseltilmesine göndermede bulunan,
'Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son verilmesi' olacak.
İyi bilgili kaynaklara göre Avrupa Birliği'nde Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin tezleri çerçevesinde hareket eden
bu mantık temelindeki gelişmeler yoluna konuluyor.
Edinilen bilgiler; bu
politikanın; 2008'in ilk yarısında uygulama yörüngesine
oturtulacağı ve Brüksel ve Ankara arasındaki ilişkilerde
gerginliğe neden olacağı yönündedir. Bundan
kaçınılması için Avrupa tarafından;
'Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılması' düzeyinde paralel hareketlerde bulunulacak.
Bu iki konunun -gayrı
resmi olsa da- birbirine bağlanması; Türkiye'nin Avrupa
ihtiraslarına karşı müşterek tavırları olan
Fransız-Alman ekseni tarafından şekillendirilmeye
başladı. Uzun lafın kısası; bir yandan Türkiye'yi tam
üyeliğe götüren treni durdurmak istiyorlar, diğer yandan da hem
imtiyazlı ortaklık düzeyinde hem de bedeli AB'ye değil
yalnız Kıbrıs'a dokunan; 'Kıbrıslı Türklerin
izolasyonlarına son verilmesi' düzeyinde karşılıklar
veriyorlar.
Fransız-Alman ekseni;
Türkiye'nin toplam 35 müzakere başlığından yalnızca
8'inin dondurulması ve Lefkoşa'ya yönelik yükümlülüklerinin yeniden
gözden geçirilmesine yönelik net bir takvim belirlenmeksizin Protokol'ü
uygulamaktan kurtulmayı başardığı geçen
yılın aralık ayında yer alan kritik
Dışişleri Bakanları Konseyi'nde de Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni ortada bırakmıştı. Diplomatik
kaynakların işaret ettiğine göre bu aşamada Fransız-Alman
ekseninin; Türkiye'nin Avrupa perspektifine son verilmesine göndermede bulunan
kendi gündemi bulunuyor ve bu hedefini bedel ödemeksizin başarmakta
kararlıdır. Aynı kaynağın söylediğine göre bu
bedel; Berlin ve Paris'in çok da ilgi göstermediği, hatta bedel bile
olmayan, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılması olabileceğini vurguladı.
Türk
Dışişleri Bakanlığının Kıbrıs'a
Kosova Modeli Projesi
Bu arada edindiğimiz
bilgiler Türk Dışişleri Bakanlığı'nın son
dönemlerde; Kıbrıs için Kosova modelini detaylı olarak
incelemekte olduğunu söylüyor. Taktik hareketleri çerçevesinde, eş
zamanlı ve paralel olarak ileri götürdüğü iki hedefi var. Birinci,
'mümkün' ve 'acil' olarak gördükleri; işgal bölgelerinin Tayvanlaştırılması;
ikinci ve ana hedef ise, sahte devletin Kosova gibi bir model temelinde
tanınmasıdır.
Ankara ve işgal
rejimi, bu projeler temelinde, Kıbrıs sorununda müzakerelere dönük
prosedürlerin başlaması çabalarını etkisiz hale getirmeye
çalışıyorlar. 8 Temmuz sürecinde izledikleri taktik bu yöndeki
niyetlerini doğruluyor. Hiçbir hareketlilik olmamasını, hiçbir
sonuç çıkmamasını istedikleri kesindir. Karar; ister büyük,
ister küçük meselelerde, ileri doğru hareket
olamayacağıdır. Bu aşamada, gelişmeleri 'dondurmak'
için kendilerine bahane yaratan Türkiye'deki seçim sürecine atıfta
bulunuluyor.
Diplomatik bir
kaynağın işaret ettiği üzere Türk tarafı;
Kıbrıs sorununda üzerinde uzlaşılmış bir çözüm
bulunmasının mümkün olmadığı ve müdahil
tarafların; farklı başlangıç noktalarından
başladığı ve görüşmeler yapılsa bile sonuca
ulaşamayacağı tezini doğrulamaya çalışıyor.
Bu yaklaşım
uluslar arası unsurda da egemen olur ise, Türkiye'nin talep ettiğini
benimseyeceği açıktır: 2004'te olduğu gibi 1999'dan 2004'e
kadar gerçekleştirilen görüşmelerin sonucu olarak sunulan çözüm
planında; bu 5 yıllık süreç içerisinde metin üzerinde
anlaşmaya hiç varılamadı. Dolayısıyla, haklı
nedenlerden dolayı, Ankara'da uluslara arası unsur tarafından
sunulacak bir çözüm planının ileri götürülmesi benimseniyor
görünüyor.
Yabancılar
tarafından geliştirilmekte olan mantık; işgal bölgelerinde
az-çok 'tanınmamış bir devlet' işlemekte olduğu ve
ticari ilişkiler geliştirilmesinin tanıma anlamına gelmediği
şeklindedir ki bu da, bu planlara göndermede bulunuyor. Bu 'idare'nin dikkatli
ve özlü güçlendirilmesi hareketleri uzun bir gayrı resmi prosedürdür ve
maksatlı olarak henüz talep edilen noktaya gelmemiştir. Adımlar
her zamanki 'şüpheliler' tarafından atılıyor.
Almanya Parlamentosu'nda
alınan kararın (Almanya'nın) işgal rejimiyle çeşitli
düzeylerde temaslarına atıfta bulunan noktaları ve 'kurumlara'
ilişkin tarifler tamamen endişe verici unsurlardır. Diplomatik
kaynakların işaret ettiğine göre daha da kötüsünü;
Almanya'nın AB dönem başkanlığı süresinin bitmesinden
sonra tadabiliriz. O zaman Berlin, dönem başkanlığının
dengeleyicilik rolünden kurtulmuş olarak hareket edebilecek.
Kıbrıs sorununun
Kosova meselesiyle ortak unsurlara sahip olmadığı ve
bunların birbirinden farklı iki mesele olduğu ortadadır.
Coğrafik olarak bile birbirlerine yakın olmamaları, bölgedeki
gelişmeleri etkileme derecelerinde dikkate alınan bir unsurdur. Ancak
bu durumda, önemli görünen; kabul edilmesi halinde, BM Genel Sekreteri'nin
Temsilcisi Marti Ahtisaari'nin planının bir emsal teşkil
edeceğidir.
Kosova'nın
bağımsızlaşması çok ciddi bir emsal teşkil
edecek. Uluslar arası camianın müsamahası ile meşru
devletten ayrılan bölgeler (uluslar arası) hukuki koruma
görebilecekler. Toprakların yabancı askeri kuvvetler tarafından
ayrılmasına ve daha sonra uluslar arası örgütlerin ve hatta
BM'nin de onayıyla bağımsızlaşmalarına emsal
teşkil edecek.
Bu da, Türkler
tarafından emsal olarak kullanılması halinde, yalnız
Kıbrıs'ı etkilemeyecek. Etnik azınlıklar, devletler
için öcü haline gelecek ve (devletler) ya sırtları duvara
yapışık hareket edecekler ya da baskıcı önlemlerle
etkisiz hale getirmeye çalışacaklar. Her iki durumda da iç savaş
daimi karabasan olarak görünecek.
Lefkoşa, Kosova'da
olup bitenleri ve Türk tarafının hareketlerini büyük bir
endişeyle izliyor. Ankara'nın projelerinin
başarısızlığa uğraması için, olabilecek
bütün uluslar arası dayanaklarının etkisiz hale getirilmesi
gerektiğini düşünüyor. Diplomatik kaynakların işaret ettiği
üzere argüman zordur ve sahte devletin yükseltilmesi (doğrudan ticaret,
'üniversiteler' v.b.) hareketleri; AB üyelik sürecinde Kıbrıs
Cumhuriyeti veya Yunanistan yüzünden olmayacak ciddi ve aşılmaz
engellerle karşı karşıya kalacak olan Türkiye'ye hediye
olarak kullanılabilir."
KIBRIS
28/05/07
Rothe: Papadopulos beni aldattı
Kıbrıs sorununun çözümü için en çok çalışan Avrupalı parlamenter olarak bilinen Alman parlamenter Mathilde Rothe, Papadopulos beni aldattı. Rumlara Papadopulos referansı verdiğim için özür dilerim dedi
Rothe: Papadopulos beni aldattı
Kıbrıslıların birlikte yaşamak istediklerini saptadım. Dahası; bugün ABde, aramızda bir bölünmüş ülke daha olması mümkün değildir. Elbette, fırsatın kaçırılmasına üzülmemize rağmen Annan planının Kıbrıslı Rumlar tarafından reddine saygı gösteriyoruz
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu kaldırmalıyız. Bu, Avrupa Parlamentosunun, Komisyonunun ve Konseyinin ortak tutumudur. İzolasyona kesin bir son verilmesinin ancak Kıbrıs sorununun çözülmesiyle mümkün olacağını bilmemize rağmen Avrupadaki bizlerin; Avrupa hatırına Annan planına EVET diyen Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğuna sırtımızı dönmememiz ve yardım etmemiz önemlidir
Papadopulos, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına seçildiğinde gazeteciler bana Çok katı, bir çözüm için çalışabilir mi? diye sordular. Verdiğim yanıt Evet, çok akıllı, korkunç siyasi bir deneyimi var ve başarılı. Adanın yeniden birleşmesi için çalışacak şeklindeydi. Bugün, verdiğim o yanıtın doğruluğu konusunda kuşkularım var. Bunu söylemek zorunda olduğum için çok üzgünüm
Brükselin siyasi elitlerinden biri olan, Kıbrıs sorununun çözümü ve Güney Kıbrısın AB üyeliğine en çok yardım eden yabancı olarak nitelendirilen Alman Avrupa Milletvekili Mathilde Rothe Papadopulosa referans olduğunu ve şimdi kendini aldatılmış hissettiğini bildirdi.
Alithiaya konuşan Rothe Kıbrıslı Rumlarla Yanlış Yaptım Tasos Papadopulosun Çözüm İçin Çalışacağına İnandım Kıbrıs Bugün Avrupanın Baş Ağrısı Oluyor dedi.
Referans olmakla hata ettim
Mathilde Rothenin kendisine; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun Kıbrıs sorununun çözümü için çalışıp çalışmayacağı sorulduğu 2003 yılında yanlış yanıt verdiğini söylemek zorunda kaldığını yazan gazeteye göre Rothe; Kıbrısın Avrupa için zaman zaman bir baş ağrısı haline geldiğini vurguladı. Gazete Kıbrıslı Türklerin çok daha katı siyasete ve siyasetçilere geri dönmesi ihtimaliyle ilgili tehlike çanlarını çaldığını da belirttiği Rotheyle söyleşisini okurlarına şöyle aktardı:
Soru: AB üyeliğinden yana tezleriniz ve Kıbrısa olan güçlü desteğiniz dolayısıyla Kıbrısta çok eskiden beri sevilen birisisiniz, yorumunuz nedir?
Yanıt: Kıbrısta insan hakları ve uluslar arası hukuk ihlallerine karşı mücadeleye devam edeceğim. Kıbrıslıların Adanın bölünmüşlüğünü aşmaları için de elimden geldiğince yardım etmeyi de sürdüreceğim. Deneyimlerime dayanarak; Kıbrıslıların birlikte yaşamak istediklerini saptadım. Dahası; bugün ABde, aramızda bir bölünmüş ülke daha olması mümkün değildir. Elbette, fırsatın kaçırılmasına üzülmemize rağmen Annan planının Kıbrıslı Rumlar tarafından reddine saygı gösteriyoruz.
Soru: 15 Mayıs 2007de Kıbrıstaki çoğu yayında; Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talatla görüşmediği için Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu Başkanı Grosseti eleştirdiğiniz ABHABERdeki söyleşinize atıfta bulunuldu.
Yanıt: İlk başta, söyleşi yetkisi vermediğimi söylemem gerek. ABHABER ile bir görüşme yaptım ancak görüşmeyi bana okutmadan yayınladılar. Fırsatım olsaydı, bazı ifadeleri değiştirecektim. Sözlerim, endişelerim ve eleştirim çok daha dengeli olacaktı. Sorunuza gelince: Temas Grubu, Kıbrıs Türk toplumuyla ilişkilerden sorumludur. Bu nedenle, elbette Kıbrıs Türk toplumunun lideriyle görüşmesi gerekir. Herkese, Kıbrıs sorununa müdahil olmuş herkese, bizimle görüşme fırsatı vermemiz gerekir. Yine; Kıbrıs Türk toplumuyla temasları artırmamız gerekir. Durumlarında halen bir değişiklik olmadığı için çoğu Kıbrıslı Türkün kibirli olduğunu biliyoruz. Belki Denktaş gibi çok daha katı siyasilere dönüş yapabilecekleri tehlikesini görüyorum.
Soru: Kıbrıstaki mevcut durumla ilgili görüşünüz nedir?
Yanıt: Kıbrıstaki bölünmüşlüğün daha da derinleşmesinden endişe ediyorum. Bugün iki toplum arasında, birkaç yıl öncesine göre daha az temas var. Her iki toplum da şimdi birbirinden ayrı şekilde gelişiyor ve böylece gittikçe birbirlerinden daha da uzaklaşıyorlar. Yaşlı Kıbrıslıların çoğunluğunun halen çözüm istediği, oysa daha genç neslin mevcut durumu (status quo) daha artmış şekilde kabul ettiği izlenimine sahibim. Zaman, çözümün aleyhine işliyor.
Soru: Kıbrısın yeniden birleşmeksizin ABne üyeliğinin yanlış olduğuna mı inanıyorsunuz?
Yanıt: Kıbrısın, yeniden birleşmeden ABne girmesi yanlış değildi. Kıbrısın AB üyeliğini her zaman savundum. Daha çok da ABnin genişlemesinin Kıbrıs sorunuyla bağlantılı olmasının sağlanması yönünde sıkı çalıştım. Kıbrısın AB üyeliğine ön şart olarak Kıbrıs sorununun çözümünü şart koşsaydık Kıbrısın Türkiyenin rehinesi olması durumunu uzatacaktık. Türkiyenin de Kıbrısın kendisinden önce üye olmaması için her şeyi yapacağı da netti. Tam da Türkiyenin ABye üyeliğe olan ilgisinden dolayı; Kıbrısın AB üyelik sürecinin Kıbrıs sorununun çözümünde katalizör olarak işlemesi umut ediliyordu. Bu ümit, 2004te Kıbrıs sorunu Annan planıyla çözüme çok yaklaştığında neredeyse yerine geldi. Açıkçası, Annan planı tamamen dengeli değildi, ama diğer yandan biz Avrupada, planın; tek AB üyesi devlet için yeterli ve memnuniyet verici bir başlangıç noktası olduğuna inandık.
Soru: Kıbrıslı Türklerin izolasyonuyla ilgili görüşünüz nedir?
Yanıt: Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu kaldırmalıyız. Bu, Avrupa Parlamentosunun, Komisyonunun ve Konseyinin ortak tutumudur. İzolasyona kesin bir son verilmesinin ancak Kıbrıs sorununun çözülmesiyle mümkün olacağını bilmemize rağmen Avrupadaki bizlerin; Avrupa hatırına Annan planına EVET diyen Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğuna sırtımızı dönmememiz ve yardım etmemiz önemlidir.
Soru: Kıbrıslı Türkler Doğrudan ticaret tüzüğünün Almanya dönem başkanlığı sona ermeden benimsenmesini arzu ediyor. Bunun mümkün olduğuna inanıyor musunuz? Bu tüzük hakkındaki görüşünüz nedir?
Yanıt: Mümkün olduğunca çabuk benimsenmesini umuyorum. Kıbrıs Türk toplumunun bu tüzüğe ihtiyacı var. Kıbrıs Türk toplumuyla ticaret konusunda özel tüzüklerle ilgili çalışmaların gecikmeksizin yeniden başlaması çağrısı yapılan Ocak 2007 tarihli Konsey kararları, doğru yönde atılmış bir adımdır. Mesela, Mağusa Limanının ABnin idaresi ve sorumluluğu altında işletilirse, Kuzeyle doğrudan ticaretin KKTC tanınmadan başarılabileceğini her zaman söyledim.
Soru: Kıbrıslı Türklerin ekonomisinin geliştirilmesine katkı sağlamak için hangi önlemler alınmalı?
Yanıt: Kıbrıs Türk ekonomisinin canlandırılması için; AB üyelerinin Şubat 2006 tarihinde; Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon avroluk yardım verilmesini benimsemeleri önemlidir. Bu tüzüğün ana hedefi; ekonomik entegrasyon öne çıkarılarak Kıbrıs Türk toplumunun ekonomisinin geliştirilmesinin cesaretlendirilmesi, iki toplum ve AB arasındaki temasların iyileştirilmesi ve Avrupa hukuk çerçevesinin aşamalı olarak benimsenmesi ile Kıbrısın yeniden birleşmesinin kolaylaştırılmasıdır. Barikatların açılması ve referandumda verilen EVET yanıtı Kıbrıs Türk ekonomisine kısmen olumlu ilerleme getirmiştir. Ancak diğer taraftan; şu anda gözlemlenmekte olan inşaat patlaması; inşaatların çoğu zaman Kıbrıs Rum malları üzerinde yapılması dolayısıyla sorunlu olmanın da ötesindedir.
Soru: Kıbrıs Türk üniversitelerinin tanınması konusundaki görüşünüz nedir?
Yanıt: Kıbrıstaki durumdan dolayı genç insanların sıkıntı çekmeleri mümkün değildir. Her üniversite öğrencisi, değişim programlarına katılım hakkına sahip olmalıdır. Yine; üniversite diplomalarının başka ülkelerde tanınmasının sağlanması gerekir. Bu iki unsur -öğrenci değişimi hakkının ve diplomaların tanınması- KKTC tanınmadan başarılabilir.
Soru: Kıbrısın, siyasi sorunu ile AB için baş ağrısı olduğuna mı inanıyorsunuz?
Yanıt: Sorumlusunun Kıbrıs olduğu bazı hastalıklar bulunduğuna inanıyorum. Referandum kampanyasından sonra, diyelim ki AB; basının kampanya sırasındaki çok olumsuz tavrından, komiser Günter Verheugenin Annan planına evet lehinde konuşmasının engellenmesi, referandum sırasında ve sonrasında Evet destekçilerine yönelik suçlamalardan çok rahatsız oldu. Bugün de Brükseldeki ve üye ülke başkentlerindeki çoğu siyasi, Kıbrısta çözüm bulunmasına kafa yoruyor. Geçmişte; çözümün Türkiye ve Denktaşın uzlaşmaz tavrı nedeniyle mümkün olmadığı netti. Bugün, artan sayıdaki insan, ben de dâhil olmak üzere; sorunu KIBRISLILARIN çözmesi gerektiğine inanıyor. Geçmişte ben -biz- her zaman anahtar Ankaradadır derdim ve elbette anahtar halen oradadır. Uluslar arası hukuk çerçevesinde halen Kıbrısın Kuzeyinde Türkiyenin yasadışı işgali söz konusudur ve Türkiyenin oradaki askerlerini çekmesi gerektiği şüphesizdir. Ancak; ortak değerlerimizi savunan bir AB üyesi devletin hükümetinden uzlaşının gelmesi için mümkün olan her şeyi yapma taahhüdünde bulunmasını bekliyorum. ABnin zaman zaman başının ağrımasının nedeni; bazen böyle bir taahhüt görmememizdir. Biliyorsunuz, Alman Sosyal Demokratım. Bili Brandın eski doğu ülkelerine yönelik, yeniden yakınlaşma aracılığıyla değişim politikası nedeniyle Sosyal Demokrat Partiye girdim.
Soru:
Tasos Papadopulos hükümetinin Kıbrıs sorununda izlemekte olduğu
politika hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yanıt: Halen ilgili sorulara yanıt verdiğim
için bu soruyu çok kısa yanıtlayacağım. Kıbrıs
için, üyelik ve çözüm için 20 yıldan fazla Tasosla birlikte
çalıştım. Avrupa Parlamentosu ve Temsilciler Meclisi
arasında özel komitelerimizdeki yoğun, sıkı ve dostane bir
işbirliğimiz vardı. Kıbrıs Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanlığına seçildiğinde gazeteciler bana Çok
katı, bir çözüm için çalışabilir mi? diye sordular. Verdiğim
yanıt Evet, çok akıllı, korkunç siyasi bir deneyimi var ve
başarılı. Adanın yeniden birleşmesi için
çalışacak şeklindeydi. Bugün, verdiğim o
yanıtın doğruluğu konusunda kuşkularım var. Bunu
söylemek zorunda olduğum için çok üzgünüm. Kıbrıslı
dostlarımla birlikte Kıbrıs için çalışmak ve mücadele
etmek; son 23 yıldır Avrupa Parlamentosundaki siyasi kariyerimin en
önemli unsuruydu.
YENIDUZEN 28/05/07
İngilteredeki
Kıbrıslı Türkler KKTCye..
Rana SARRO
Yurtdışında
özellikle de İngiltere`de uzun yıllardır yaşayan
Kıbrıslı Türkler, KKTC`ye bir takım nedenlerden dolayı
yatırım yapmaya cesaret edemediklerini belirtirken, ülkeye kesin
dönüş yapmak istediklerini ancak daha önce yaşadıkları
birtakım acı tecrübelerin bunu engelediğini dile getirdiler.
KKTC`ye genellikle tatil yapmak amacıyla geldiklerin ifade eden
ingiltere`deki Kıbrıslı Türkler, yatırım olarak da
genellikle ölü yatırım yapmaktan yana olduklarını söyledi.
Ülkede bir takım
bürokratik engellerle karşılaştıklarını,
bürokrasinin hantal bir yapıya sahip olmasını, Ada`daki siyasi
istikrarsızlığın ve devlet dairelerindeki ``ahbap
çavuş`` ilişkilerinin işleri engellediğinden yakınan
İngiltereli vatandaşlar, bundan dolayı ülkeye
yatırım ve kesin dönüş yapmaktan çekindiklerini kaydetti.
KKTC`ye tatil
amaçlı geldikleri zaman, hükümet ve soydaşları
tarafından sömürüldüklerini iddia eden İngiltere`deki
Kıbrıslı Türkler, bundan duydukları
rahatsızlığı dile getirdiler. HALKIN SESİ olarak bir
süre önce KKTC`de bir etkinliğe katılan İngiltereli
yurttaşlarımızın ülkelerine bakışını ve
geri KKTC`ye geri dönüp dönmeme yönündeki düşüncelerini aldık.
İngiltere`de
yaşıyorum. Orada torpil yok. Bir daireye gittiğimiz zaman hem
ilgileniliyor, hemde adil davranılıyor. Fakat bu memlekette
herşeyin başı torpildir. Yurtdışından gelip de
memleketimizde bu tür haksızlıkları görünce moralimiz çok
bozuluyor ve gidip bir daha gelmemek istiyoruz. Haksızlık,
adaletsizlik, adam kayırma veya partizanlık gütme KKTC`de hat safhaya
ulaşmış durumda. Buraya yatırım yapmaya korkuyoruz.
Adaletin olmadığı, düzenin olmadığı bir ülkeye
nasıl yatırım yapılır.
`` Benim KKTC`ye çok
yatırımım oldu. Fakat bunun için pişmanım En büyük
yatırımım da bir Tatil köyüdür. Bu ülkede bana çok
sıkıntı çektirdiler hala da çektiriyorlar. Kuzey
Kıbrıs`ta hem Devlet hem de vatandaş,
yurtdışından gelen Kıbrıslı`ların her yönden
üzerine gidiyor. Bizim Londra`da paraları yerlerden
topladığımızı sanıyorlar. Tatil köyü için çok
büyük masrıf yaptım. Şimdi de hükümet, önüme birçok bürokratik
engel çıkarıyor. Londra`ya gitmeden önce burada Karayolları
Dairesi`nde muhasebe sorumlusuydum. Burada kalmış olsam bugün belki
bir arabam bile olmayacaktır. İngiltere`deki Kıbrıslı
Türklerin en çok % 25`i ülkeye geri dönmeyi düşünür. İnsanlar
Kıbrıs`a gelipte ne yapacak. İngiltere`de insan tembel
değilse durumu mutlaka iyidir. İngiltere`den Kıbrıs`a yatırım
ise % 3 civarındadır. Çünkü kaç kişi yatırım
yaptıysa hepsi pişman oldu ve geri döndü.
Lütfiye Gönlübol
25 yıldır Londra`da
yaşıyorum. Kıbrıs`a ev yapmayı düşünüyordum.
Fakat bu memleketteki düzensizlik, adaletsizlik, bürokratik engeller beni ülkemden
soğuttu. Adalet olmayan bir ülkeye nasıl yatırım
yapabilirim.
Sıdıka Lambasuyucu
13 yıldır
İngiltere`de yaşıyorum. Yurtdışına gitme nedenim
de partizanlıktı.
Ben ülkeme geri dönmek ve burada yaşamak isterim
çünkü vatanımız gibisi yok. Fakat ülkemizdeki adaletsizlikler ve
düzensizlikler bizi bu topraklardan soğutuyor. Bu hükümet ne isterse onu
yapar, ne yasa ne kural dinler. Memlekette partizanlık aldı
başını gidiyor.
Osman Onbaşı
40 yıldır
İngiltere`de yaşıyorum. Bu ülkede demokrasi, dürüstlük, adalet
yok. Bürokrasinin ve yasaların da çalışmadığına
inanıyorum. O nedenle geri dönüş ve yatırım yapmayı
doğru görmüyorum.
Hüseyin Gazioğlu
21 yıldır
İngiltere`de yaşıyorum. Kıbrıs`a geri dönme
düşüncesinde değilim. Fakat vatanıma yatırım
yapmayı düşünebilirim. KKTC`de Deniz
taşımacılığı yapıyorum, bir şirketim
var fakat tam olarak işe başlamadım. Yaşanılacak bir
yer olarak Kıbrıs daha iyi. Fakat devlet dairelerinde tanıdık
yoksa işimiz olmuyor. Herşeyin başı torpildir. Bu
memlekette torpil önlense, dairelerde herkesin işi sağlıklı
yürüse ülkeye dönmeyi düşünebiliriz.
Hasan Kasapoğlu
KKTC`ye kesin dönüş yapma
veya yatırım yapma düşüncesinde değilim. Vatanıma geri
dönmeyi çok istiyorum. Fakat ülkedeki şartlar buna elverişli
değil. Gördüğüm ülkede adil davranılmıyor, herkesin
hakkı yeniyor, partizanlık yapılıyor ve torpil en üst
düzeyde. Hükümetin tutumunu beğenmediğim gibi, devlet dairelerinde
çalışanların, esnafın, dükan sahipleri ve satıcıların
yurtdışından gelen vatandaşa karşı
davranış biçimi de hoş değil. Yurtdışından
ülkeye seyahat amaçlı gelen Kıbrıslı Türkler devamlı
surette sömürülüyor.
Sami Kasapoğlu
35 yıldır
İngiltere`de ikamet ediyorum. 1974 Barış Harekatı
sonrası İngiltere`ye göç ettim ve bugüne dek orada ikamet ediyorum.
Kesin dönüş yapmayı düşünmüyorum. Sebebi de burada
istikrarsız bir hükümetin yapısından kaynaklanıyor.
KKTC`ye dönüş yapıp
yatırım yapmayı çok istiyorum. Büyük projelerim vardı. Bu
projelerimin gerçekleşmesi için benim güven kazanmam lazım. Bu güveni
bana sadece KKTC`de istikrarlı bir hükümete, tıkanmış
yolların açılması ve düzenin daha sağlıklı
faaliyet göstermesi halinde gerçekleşebilir.
İbrahim Enver
1977 yılından beri
İngiltere`de yaşıyorum. Kıbrıs`a geri dönüş
yapmayı candan istiyorum. Fakat burada yaşanılacak bir durum göremiyorum.
Şartlar düzelirse Kıbrıs`a dönüş yapıp,
yatırım yapmayı düşünebilirim. Yatırım yapma
durumum şuan da yok fakat imkanım olsa da bu hükümete güvenimiz yok.
Gelen gideni aratır keşke eski dönem geri gelse diyoruz.
HALKIN SESI 28/05/07
Çözüm yönündeki çabalarımız sürüyor
HER İKİ TARAF DA BÜYÜK ACILAR YAŞADI... Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Rum tarafının 1963'te ENOSİS amacıyla
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki taraflı özelliğini ortadan
kaldırmaya yönelik girişiminin iki tarafın da büyük acılar
yaşamasına yol açtığını söyledi. Soyer,
Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye'nin sorunun çözümüne yönelik
çabalarının sürdüğünü de vurguladı
SON KARAR, ÖNEMLİ BİR ZEMİN... Soyer, Alman Sosyal
Demokrat Partisi Hessen Eyaleti Başkan Yardımcısı Jurgen
Walter'in daha önce Ercan Havalimanı'ndan Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne yapmış olduğu ziyaretin önemli gelişmelerin
başlamasına yol açtığına işaret etti. Rum
tarafının uzun yıllar Avrupa'da Kıbrıs sorununun özünü
çarpıtan anlatımlar yaptığına dikkat çeken Soyer,
Alman parlamentosunda alınan son kararın önemli bir zemin
oluşturduğunu kaydetti
WALTER: ARTIK MİSAFİR DEĞİLİM... Jurgen Walter
de gelişen ilişkiler sonucunda kendisini Kuzey Kıbrıs'ta
artık misafir gibi görmediğini belirterek, bu durumdan duyduğu
memnuniyeti dile getirdi. Walter, Almanya ile Kuzey Kıbrıs
arasındaki sosyal ve kültürel işbirliklerinin geliştirilmesini
hedeflediklerini kaydederek, Kuzey Kıbrıs'la ilişkilerin bu
boyuta ulaşmasının çok önemli gelişmeler
yaşanmasından dolayı doğru bir zamanda gündeme
geldiğini söyledi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum tarafının 1963'te
ENOSİS amacıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki taraflı
özelliğini ortadan kaldırmaya yönelik girişiminin iki
tarafın da büyük acılar yaşamasına yol
açtığını söyledi.
Soyer, Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye'nin sorunun
çözümüne yönelik çabalarının sürdüğünü de vurguladı.
Alman Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) Hessen Eyaleti Başkan
Yardımcısı Jurgen Walter, temas ve incelemelerde bulunmak üzere
KKTC'ye geldi.
SPD üyesi ve Avrupa Parlamentosu'nun eski milletvekili Ozan Ceyhun'un
eşlik ettiği Walter, dün, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le
görüştü.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Alman Federal Meclisi'nin
kararlarının Kıbrıs sorununun anlaşılmasına
yönelik önemli bir zemin oluşturduğunu belirtirken; Jurgen Walter
ise, Alman Federal Meclisi'nde alınan kararın, Kıbrıs
sorununun çözümünde bir yol haritası olabileceğini söyledi.
Jurgen Walter, Rum tarafının, Kıbrıs kararıyla
ilgili olarak Alman parlamenterlere baskı yaptığını da
kaydederek, "Tekstilde çok baskı altında tuttuğunuzda,
belli baskı yöntemleri uyguladığınızda, daha da
sertleşen kumaşlar vardır, bu açıdan bir milletvekiline
baskı yapmak, aynı o kumaşlarda olduğu gibi sonuç verir,
iyi bir fikir değil" dedi.
Başbakan Soyer ile Alman Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) Hessen
Eyaleti Başkan Yardımcısı Jurgen Walter ve Ozan Ceyhun'un
görüşmesi, dün saat 12:30'da Cumhuriyet Meclisi'nde yer aldı.
Walter : Artık misafir değilim
Görüşme öncesinde açıklamalarda bulunan Jurgen Walter,
artık Kuzey Kıbrıs'ta misafir olmadığını belirterek,
"Bunun ötesinde bir ilişkimiz var" diye konuştu.
Kuzey Kıbrıs'la aralarında kurulan sosyal ve kültürel
işbirliğini geliştirmeyi hedeflediklerini vurgulayan Walter,
Hessen'li sanayici ve işverenlerin Kuzey Kıbrıs
bağlantılı yatırımlar yapmasının, iki tarafa
da yarar sağlayacağını ifade etti.
Kuzey Kıbrıs ile ilişkilerinin gelişmesinin uygun
zamana denk geldiğini de dile getiren Walter, "Uygun zaman, çünkü
önemli gelişmeler oluyor" dedi.
"Alman Federal Meclisinin Kıbrıs kararı
önemli"
Almanya Federal Meclisi'nde alınan Kıbrıs'la ilgili
kararın önemli olduğuna işaret eden Walter, karar metninde yer
alan "AB Dönem Başkanı Almanya'nın Kıbrıs sorunu
konusunda ileriye doğru adımlar atması bekleniyor"
cümlesinin altını çizdi. Walter, Alman Federal Meclisi'nde
alınan kararın Kıbrıs sorununun çözümünde bir yol
haritası olabileceğini söyledi. Walter söyle konuştu:
"Benim bakış açımla, iki nokta yeni. Birincisi
Almanya Parlamentosu 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nden bir talepte bulunuyor.
Kuzey'deki Meclisle olan ilişkilerde uygulamakta olduğun bürokratik
ve diğer alanlardaki tüm irtibat yasaklarını ortadan
kaldırmak ve ilişkilere yol açmak zorundasın diyor.
İkincisi, AB Dönem Başkanlığı yapan ülkede
alınan kararla bundan böyle görüşmelerde Kuzey
Kıbrıs'ın direkt taraf olarak muhatap olarak alınması
talep ediliyor".
"Taraflardan birinin konuşamaması"
Walter, taraflardan birinin konuşamamasının, sorunun
tartışılamamasına, dolayısıyla çözüm
bulunamamasına yol açtığını ifade etti.
Alman Parlamentosu'nun bu kararının, Güney Kıbrıs
Rum Yönetimi tarafından doğru yorumlanması ve çözüm için Kuzey
Kıbrıs ile diyaloga girmesi temennisinde bulunana Walter,
Parlamentonun özellikle Kuzey Kıbrıs'la ticari gelişmelerin
geliştirilmesi yönündeki kararının, izolasyonların
kaldırılması yönünde bir adım olduğunu belirtti ve
ambargolar olmadan yürütülecek bir ilişkinin, çözüme katkı
koyacağını ifade etti.
Walter, Alman Federal Meclisi'nin Kıbrıs
kararlarının kağıtta kalmaması ümidini dile getirerek,
konuyla ilgili tüm tarafların ellerinden geleni yaparak, Kıbrıs
sorununun çözümüne giden yolu açmasını dilediklerini belirtti.
"Kazanan pozisyon"
Walter, Alman Federal Meclisi'ne Kıbrıs kararı
alınması sırasında yapılan Rum baskılarıyla
ilgili olarak da konuştu ve "Tekstilde çok baskı altında
tutarsanız, belli baskı yöntemleri uygularsanız, daha da
sertleşen kumaşlar vardır; bu açıdan bir milletvekiline
baskı yapmak, aynı o kumaşlarda olduğu gibi olur, iyi bir
fikir değil" dedi.
Kuzey ve Güney Kıbrıs'a bakıldığında,
adada kimin gerçek anlamda barış, huzur ve çözüm istediğini
gördüklerini söyleyen Walter, "Bu kararla ilgili yorumlarda, kimlerin hala
eski cephe deliklerinde savaş eşyalarıyla karara
yaklaştığını da görmekteyiz; Kıbrıs'ın kuzeyindeki
hükümet, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın, barış
için cephe çukurlarından çıkıp barış elini uzatan
taraf olduğunu görmekteyiz. Bunun kazanan pozisyon
olacağını biliyorum" diye konuştu.
Ozan Ceyhun: Mektuplar faydalı oldu
Ozan Ceyhun da, Soyer'in, Almanya ziyareti sonrasında
yazdığı mektupları, SPD yetkililerine ve milletvekillerine
tek tek verdiklerini ve mektupların faydalı olduğunu söyledi.
Rum tarafının, Alman Federal Meclisi'nde alınan
karardaki bazı cümlelerin değiştirilmesine yönelik baskılar
yaptığını kaydeden Ceyhun, "Sizin
mektuplarınız bu kararda daha olumsuz olabilecek her şeyin
engellenmesini beraberinde getirdi; bu açıdan faydalı oldu"
dedi.
Soyer: Kıbrıs sorununun özünü çarpıtan anlatım
Başbakan Soyer ise, Jurgen Walter'in KKTC'ye
yaptığı ilk ziyarette, Ercan Havaalanı'nı
kullandığını hatırlatarak; bunun önemli
gelişmelerin başlamasına kapı açtığını
söyledi.
KKTC ziyaretinden sonra Walter'in daveti üzerine Almanya'ya
gittiklerini de anımsatan Soyer, orada sadece SPD'lilerle değil
Hristiyan Demokratlar ve bazı diğer parti yetkilileriyle de
görüşüp kendilerini anlatma fırsatı bulduklarını
belirtti.
Orada geliştirdikleri sosyal ilişkileri güçlendirmek
istediklerini kaydeden Soyer, Jurgen Walter'in gerçekleştirmekte
olduğu KKTC ziyaretinin bu bağlamda faydalı olduğunu
söyledi.
Walter'in önemli değerlendirmelerde bulunduğunu söyleyen
Soyer, Kıbrıs Rum tarafının, yıllarca Avrupa'da,
Kıbrıs sorununun özünü büyük ölçüde çarpıtan bir
anlatımı bulunduğunu kaydetti.
Alman Federal Meclisi'nin kararlarının, Kıbrıs
sorununun anlaşılmasına yönelik önemli bir zemin oluşturduğunu
belirten Soyer, kararın parlamentoda temsil edilen değişik
siyasi partilerin ve bakış açılarının bir senteze
girmesini sağladığını söyledi.
"Büyük acılar"
1963 yılında, Kıbrıs Rum tarafının,
Enosis amacıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki toplumlu karakterini
orta yerden kaldıran bir girişim yaptığını
anlatan Başbakan Soyer, bu adımın, Kıbrıslı
Türkler, Rumlar, Türkiye ve Yunanistan'a büyük acılar
yaşattığını belirtti.
1974'te, Rumlar'ın, bu sefer de Enosis amacıyla darbe
yaptığını ifade eden Soyer, Türkiye'nin garanti ve ittifak
anlaşmalarından doğan hak ile adanın toprak
bütünlüğünü, anayasal düzenini ve Kıbrıs Türkü'nün emniyetini
korumak için adaya müdahale ettiğini anlattı.
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye'nin
çözüm çabasını sürdürdüğünü belirtti. Soyer, Kıbrıs
Türk tarafı ve Türkiye'nin, "Kıbrıs sorununun çözüm ile
birlikte adanın askerden arındırılması" konusuyla
ilgili düşüncelerini de tüm dünyaya deklere ettiğini dile getirdi.
Kıbrıs Rum tarafının, "Kıbrıs
sorunu, 1974'de Türk askerinin adaya çıkmasıyla
başladı"
propagandasıyla tüm dünyada bir yol aldığını
ifade eden Soyer, bu etkiyi zaman içinde kendilerini anlatarak çözeceklerine
inandığını söyledi.
Soyer, bu görüşlerini içeren bir mektubu, Ceyhun'un ifade
ettiği gibi Alman parlamenterlere yolladıklarını da
aktardı. Soyer, ancak mektupta, Rum tarafı gibi "bunu şöyle
yapın" şeklinde bir buyurgan tavır sergilemediklerini
belirtti.
Almanya'da yaptığı görüşmelerde, Rum
tarafının, Alman parlamenterlere "yol dikte etmeye
çalışır" bir girişim içinde olduğunu
hissettiğini anlatan Soyer, bu çabanın boş olduğuna hep
inandığını ifade etti.
KIBRIS
29/05/07
Kayıplar, haklarını arıyor
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği; BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'e, Almanya,
İngiltere ve ABD'nin Güney Kıbrıs'taki elçilikleri ile AB
Komisyonu'nun Güney Kıbrıs Temsilciliği'ne bir yazı
göndererek, kayıplar konusundaki gerçekleri anlattı.
Dernek başkanı Ertan Ersan yazılı
açıklamasında, Rum yönetiminin, kayıplar konusunu yıllarca
politize ettiğini, gerçekleri saptırarak kendi çıkarları
doğrultusunda kullandığını belirtti.
1963 yılı sonrasında kaybolan Kıbrıslı
Türklerin kayıtlara geçirilmediğini, bunun arkasındaki
başlıca nedenin; Kıbrıslı Rumların, 1963
olaylarını uluslararası arenadan gizli tutmak ve 1960
ortaklık cumhuriyetinin tek sahibi olarak davranmak istemesi olduğunu
kaydeden Ersan, "Kıbrıslı Türkler, hem Kıbrıs
Cumhuriyeti'nden hem de köylerinden kovulmuşlardır. Bu gerçekler
saklanamaz" dedi.
1974 olaylarında öldürülen Kıbrıslı Rumların
kendi mezarlarına gömüldüklerini, ancak Rum yönetiminin onları
kayıp olarak kayda geçirdiğini belirten Ertan Ersan, Rum yönetiminin,
kayıp şahıslar konusunu kendi siyasi hedefleri uğruna
çarpıttığını ve Kıbrıslı Türklerin insan
haklarını ihlal ettiğini anlattı.
Kayıplar konusuyla ilgili gerçekleri sunmak amacıyla
Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller,
Kıbrıs Rum Kesimindeki Alman, İngiliz ve ABD Elçilikleri ile
birlikte Kıbrıs Avrupa Birliği Komisyonu Temsilciliğine
gönderilen yazının tam metni şöyle:
"Kayıp Yakınları 1956'dan yılından beri
çok acılar çekmiştir. Kıbrıslı Türklerin adadaki
varlığını yok etmeyi amaçlayan EOKA Planları ve
Kıbrıslı Rumların tutumu nedeniyle Kıbrıslı
Türkler büyük sıkıntılarla karşılaşmış
ve hayatları da tehlikeye girmişti. Göç etmek zorunda kalarak
yıllarca acılara maruz kaldılar. Bu dönemde
Kıbrıslı Türk Kayıpların sayısı 272 olarak
belirlenmişti. Kıbrıslı Türklerin kaybolmasında
Kıbrıs Rum idaresinin rolü olmuştur. Kıbrıs Rum
Yönetiminin bilgisi dahilinde olarak, Lefkoşa'nın Güney kesiminde
hastanede kaybolan Türkler olmuştur. Kıbrıslı Türkler de bu
dönemde kendilerini savunmak amacıyla silahla karşılık
verirken bazı yerlerde de Kıbrıslı Rum Kayıplar
olmuştur. Rum Kayıpların sayısı 42 olarak
belirlenmişti.
1963 yılı sonrasında kaybolan Kıbrıslı
Türkler kayıtlara geçirilmedi. Bunun arkasındaki başlıca
neden Kıbrıslı Rumların 1963 olaylarını
uluslararası arenadan gizli tutmak ve Kıbrıs Cumhuriyetinin tek
sahibi olarak davranmak istemesidir. Kıbrıslı Türkler hem
Kıbrıs Cumhuriyetinden hem de köylerinden kovulmuşlardır.
Bu gerçekler saklanamaz.
Rumlar kendi kayıpları için 40 yıl sonra bir İnsan
Hakları kuruluşu kurdular. Kıbrıs Rum Yönetimi
kayıplar konusunu yıllarca politize etmiş ve gerçekleri
saptırarak onları kendi çıkarları doğrultusunda
kullanmıştır.
Peki 1963-1974 yılları arasında kaybolan
Kıbrıslı Türklerin insan hakları nerede? 1974
olaylarında öldürülen Kıbrıslı Rumlar kendi
mezarlarına gömüldüler fakat Rum Yönetimi onları kayıp olarak
kayda geçirdi. Şimdi bu insanların aileleri isyan etmekte ve ilgili
mercileri de dava etmiş bulunmaktadırlar.
Kıbrıs Rum Yönetimi kayıp şahıslar konusunu
kendi siyasi hedefleri uğruna çarpıtmış ve
Kıbrıslı Türklerin insan haklarını ihlal etmiştir.
26 Eylül 1984 yılında Avrupa Konseyi'nin bakan vekilleri
komitesinin toplantısında Bayan Kastelli Kıbrıs Rum
Yönetimini temsil ediyordu. Bu dönemde Bayan Kastelli Kıbrıs'ta 1963
ve 1974 yılları arasında belirlenen kayıp
şahısları inkar etmişti. Bu bizim için bir sürpriz
değildi. Kıbrıs Rum Yönetimi yetkilileri siyasi kazanımlar
uğruna kendi insanlarının haklarını bile ihlal etmeyi
göze almışlardı.
Bizler kayıp şahısların ailelerinin temsilcileri
olarak Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
çalışmalarını destekliyoruz."
KIBRIS
29/05/07
NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:35 TSİ 30 Mayıs 2007 Çarşamba
STRASBOURG
- AİHM, KKTCdeki Mal Tazmin Komisyonuyla ilgili davada, davacı Rum
vatandaşı Myra Ksenides-Arestis ile Türk hükümetinin ayrı
ayrı yaptıkları temyiz başvurularını reddetti.
Temyiz başvurularının reddedilmesiyle, AİHMnin Mal Tazmin
Komisyonunu Rumlar için ilk defa iç hukuk yolu olarak kabul ettiği
Ksenides-Arestis kararı kesinleşmiş oldu.
NTVnin edindiği bilgiye göre, AİHMnin ret kararı 23
Mayıs günü mahkemenin 5 kişilik bir yargıç paneli
tarafından alındı. Karara gerekçe gösterilmedi. Mahkeme, Rum
tarafı ve Türk hükümetine gönderdiği mektuplarda, temyiz
başvurularının geri çevrildiğini bildirmekle yetindi.
Davacı Ksenides-Arestis, 1 Mart 2007 tarihinde AİHMye
başvurarak, mahkemenin, davanın tazminata ilişkin hükümlerini
kapsayan 7 Aralık 2006 tarihli kararını temyize
taşımak istediğini bildirmişti. Davacı, bu talebine
gerekçe olarak, AİHM tarafından varlığı dolaylı olarak
kabul edilen Mal Tazmin Komisyonunun yasadışı bir organ
olduğunu savunmuştu.
Davanın 2005 yılında açıklanan esasa ilişkin bölümünme
itiraz etmeyen Türk hükümeti ise tazminat hükümlerine davacının hemen
ardından itiraz etmiş ve AİHMde şaşkınlık yaratmıştı.
Mahkeme kaynakları, o dönem NTVye yaptıkları
açıklamalarda, Mal Tazmin Komisyonunun AİHM tarafından
tanınması için son birkaç yıldır diplomatik ve hukuksal
mücadele veren Ankaranın, mahkemenin bu yöndeki kararına itiraz
gerekçesini anlayamadıklarını söylemişlerdi.
AİHM, davanın esasına ilişkin olarak Aralık 2005te
açıkladığı kararda, Kuzey Kıbrısı
egemenliği altında tuttuğunu belirttiği Türkiyenin,
davacının özel yaşam ve mülkiyet haklarını ihlal
ettiğine hükmetmiş ve Ankarayı davacıya 65 bin Euro
mahkeme masrafı ödemekle cezalandırmıştı. Aynı
kararda, Ankaradan egemenliği altındaki Kuzey Kıbrısta
Rumların mülkiyet sorunları için AİHM standartlarında fiili
bir iç hukuk mekanizması oluşturması da istenmişti.
Mahkemenin, davanın tazminat bölümüne ilişkin 7 Aralık 2006
tarihli kararında ise KKTCde Rumlar için oluşturulan Mal Tazmin
Komisyonunun, AİHM standartlarında işlerlik
kazandığı ve tatmin edici olduğu vurgulanmıştı.
Söz konusu kararda, davacı Ksenides-Arestisin Ankaradan talep ettiği
yaklaşık 2 milyon Euroluk tazminat reddedilmiş, Mal Tazmin
Komisyonunun davacıya önerdiği 850 bin Euroluk miktar
benimsenmişti. Mahkeme ayrıca Ankarayı davacıya 35 bin
Euro mahkeme masrafı ödemekle de cezalandırmıştı.
AİHMin temyiz başvurularını reddetmesiyle birlikte,
Ankaraya karşı Rum vatandaşları tarafından
yapılmış 1400den fazla başvurunun nasıl bir
işlem göreceği henüz bilinmiyor. Mahkemenin söz konusu
başvuruların büyük çoğunluğunu, iç hukuk
yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle Mal Tazmin Komisyonuna
yönlendirebileceği söyleniyor. Ancak AİHMin bu konuda nasıl bir
yol izleyeceği henüz kararlaştırılmış değil.
Öte yandan, Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu Sekreteryasından
yapılan açıklamaya göre, bir yıl içerisinde Rumlar
tarafından yapılan 162 başvurunun 22si
sonuçlandırıldı ve bu başvuruların, biri Ziyamet,
ikisi de Tatlısuda malları bulunan 3 kişinin iadesi ve 19una
ise tazminat verilmesiyle karara bağlandı. Karara bağlanan tüm
dosyaların, tarafların anlaşmasıyla duruşma
aşamasına gelmeden sonuçlandığı da bildirildi. Mal
iadesiyle ilgili tüm işlemler KKTC İçişleri
Bakanlığı tarafından yapılıyor.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:54 TSİ 30 Mayıs 2007 Çarşamba
VATİKAN
- Vatikanın Devlet Sekreteri Kardinal Tarcisio Bertone, Türkiyenin
Avrupaya alınması konusunda birbirinden çok farklı
yaklaşımlar bulunmakla birlikte, Ankaranın AB üyeliğinin
mümkün olabileceğini söyledi.
Kardinal Bertone, bugün İtalyadaki günlük gazetelerden La
Stampada yer alan demecinde, Türkiyenin kendisini laik bir ülke olarak
tanımladığını anımsatarak, Türkiye, çok ilerleme
kaydetti, ilerlemeye de devam ediyor dedi.
La Stampa gazetesi, Kardinal Bertone ile yapılan özel söyleşiyi,
Türkiye Avrupada mı? Kilise, evet diyor
başlığıyla sundu.
Avrupadaki sekülerleşme sürecinden yakınan Kardinal Bertone, Roma
Katolik Kilisesinin Avrupadaki laik kesimlerle de diyalog içerisinde
olmasının mümkün olduğunu belirttiği söyleşide, bir
soru üzerine Türkiyenin AB üyeliği meselesine de değindi.
Kardinal Bertone, Biz sekülerleşmeden bahsederken, Türkiye gibi bir
ülkenin Avrupa üyeliği tartışılıyor. Türkiyede ise
tam tersine kökten dincilik sorunu var. Ama buna rağmen Avrupaya girmek
istiyor şeklindeki ifadelerle yöneltilen soruyu şöyle
yanıtladı: Doğrudur. Ortada biraz çelişkili bir durum var.
Türkiye, laik diye tanımlanan bir ülke. Avrupada ise sadece laiklik
değil, laikçilik de göğe çıkarılıyor; bu laikçilik
adına da Musevi-Hristiyan kökenlere dair hiçbir atıf istenmiyor.
Ancak Türkiye de çok ilerleme kaydetti, ilerlemeye de devam ediyor. Demek
istediğim şu: Evrim denilebilecek şeyler var.
Kardinal Bertone, Türkiye konusunda farklı yaklaşımlar
bulunduğuna da işaret ederek, Elbette birbirinden çok farklı
tutumlar söz konusu. Ama bu farklılıklara karşın, ortak
yaşamın temel ilkelerine riayet eden halklar ve hükümetler
arasında, hem Avrupa bağlamında hem de uluslararası camia
bağlamında, diyalog yapılması ve ortak maslahatın
oluşturulması da mümkündür diye konuştu.
Kardinal Bertone, söz konusu sözlerinin ardından kendisine yöneltilen,
Avrupa üyeliğiyle de mi? sorusunu da Evet Avrupa üyeliğiyle de
diye yanıtladı.
Vatikan Başbakanı Kardinal Bertone, La Stampadaki söyleşide,
Avrupada laiklik anlayışının laikçilik biçiminde bir
ideolojiye dönüştüren kesimler bulunduğuna da değindi. Roma
Katolik Kilisesinin bu kesimlerle de diyalogdan yana olduğunu belirten
Bertone, Laikçilik anlayışıyla da diyalog mümkün. Laikçilik,
Tanrının inkarına vurgu yapıyor. Tanrıya
ilişkin bir atıf söz konusu olmadığı için bunu böyle
tanımlıyoruz. Ama Kilise, adalet ve dayanışmaya dayalı
bir dünya oluşturulması için tüm kesimlerle birlikte
çalışmaktan yanadır diye konuştu.
AİHM Rum başvurusunu reddetti
30 Mayıs, 2007 16:27:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kıbrıs
Rum yönetiminin, Ksinedes Arestis davasını temyize götürme
başvurusunu reddetti. Karar, KKTC'deki Taşınmaz Mal
Komisyonu'nun iç hukuk mekanizması olarak tanınması için içtihat
oluşturacak ve bundan sonraki davalara da emsal teşkil edecek.
AİHM'nin 5 yargıçtan oluşan heyeti, taraf
devletlerin, daha önce ilgili daireden çıkan kararları temyize
götürme taleplerini inceleyip bir karar vermekle yükümlü.
Arestis davası, adadaki mülkiyet sorunu için kilit davalardan biri.
Rum kesiminin reddedilen temyiz başvurusu, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin 7 Aralık 2006'da aldığı kararla ilgiliydi.
Kararda, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun etkin iç hukuk
mekanizmalarında aranan koşulları
karşıladığı belirtilmişti.
AİHM'nin, Loizidu davasının ardından Kıbrıs'taki
mülkiyet sorununun kilit davalarından Arestis davasına ilişkin
ikinci kararında,TMK ile Arestis arasında dostane çözüm
sağlanamaması nedeniyle tazminata hükmedilmişti.
Kararda, TMK'nin önerisi esas alınarak maddi tazminat miktarı 800 bin
euro olarak belirlenmişti.TMK'nin önerdiği 446 bin Kıbrıs
Lirasına tekabül eden tazminatın 220 bini Arestis'in mülküne, 246
bini ise mülkünü 1974'ten bu yana kullanamayışından kaynaklanan
zarara karşılık olduğu belirtilmişti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, önünde bekleyen bin 400'e
yakın başvuruyu da, Taşınmaz Mal Komisyonu'na yönlendirmesi
bekleniyor.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs Rum
yönetiminin, Ksinedes Arestis davasının, temyiz vazifesi gören büyük
daireye gönderilmesine yönelik yaptığı başvuruyu reddetti.
Ret kararının ardından AİHM'nin yaklaşık 1400
başvuruyu TMK'ye yönlendirmesi bekleniyor.
AİHM'nin 5 yargıçtan oluşan
heyeti, taraf devletlerin, daha önce ilgili daireden çıkan kararları
temyize götürme taleplerini inceleyip bir karar vermekle yükümlü.
Heyetin, Rumların başvurusunu
temyize götürmeme kararı, KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonu'nun
artık iç hukuk mekanizması olarak görülmesi için içtihat
oluşturacak ve bundan sonraki davalara de emsal olacak.
AİHM'nin ilgili dairesi, 7 Aralık
2006 tarihinde, Rum Ksinedes Arestis davasıyla ilgili olarak, KKTC
Taşınmaz Mal Komisyonu'nun (TMK) etkin iç hukuk mekanizmalarında
aradığı koşulları
karşıladığını belirten bir karar
almıştı. AİHM'nin, Loizidu davasının
ardından Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun kilit davalarından
Arestis davasına ilişkin ikinci kararında, TMK ile Arestis
arasında dostane çözüm sağlanamaması nedeniyle tazminata
hükmedilmişti. Kararda, TMK'nin önerisi esas alınarak maddi tazminat
miktarı 800 bin avro olarak belirlenmişti.
TMK'nin önerdiği 446 bin Kıbrıs
Lirasına tekabül eden tazminatın 220 bini Arestis'in mülküne, 246
bini ise mülkünü 1974'ten bu yana kullanamayışından kaynaklanan
zarara karşılık olduğu belirtilmişti.
AİHM'nin son kararının
ardından, bundan sonraki aşama olarak, AİHM'nin önünde bekleyen
mülkiyete ilişkin yaklaşık 1400 başvuruyu TMK'ye
yönlendirmesi bekleniyor
HURRIYET 30/05/07
Ortağımın bakanını görevden almam
söz konusu değil
ERKEN SEÇİMİ İSTEYENLER ANAYASANIN
DEĞİŞMESİNE KATKI SAĞLAMALI... Başbakan Soyer,
"Anayasa'nın, Siyasi Partiler Yasası'nın, Seçim
Yasası'nın değişmesi gerekir. Meclis çatısı
altında bir araya gelelim ve bunları birlikte ele alalım. O
zaman erken seçim gündeme gelir. Yani 2010'a gelmeden seçim isteyen varsa 1985
Anayasası'nın topyekun ele alınmasına katkı
sağlamalı" diye konuştu
TAK-Nezire GÜRKAN
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Ekonomi ve Turizm
Bakanı Enver Öztürk'ün görevden alınması veya istifası
konusunda, "Sayın Öztürk'le ilgili bir sıkıntı gündeme
getirildi, ortağımızın konuyla ilgili
değerlendirmesini bekliyoruz" dedi.
Konuyla ilgili "tehdit" iddialarını ise
yalanlayan Soyer, "Ortağımızın bir bakanını
görevden almak benim ve partimin anlayışına
uymadığı gibi tehditlere de prim vermeyiz. Bu konudaki söylemler
tamamen uydurma" diye konuştu.
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Başbakan
Soyer, muhalefetin meclis çalışmalarına
katılmamasından rahatsızlık duyduklarını, fakat
meclisin çalışmaya devam ettiğini, erken seçimi ancak anayasanın
tümüyle ele alınmasının kabul edilmesi halinde
görüşebileceklerini, sağlık ve sosyal güvenlik reformunu öngören
yasaların yılsonuna yasalaşmasını hedeflediklerini de
anlattı.
Öztürk, konusunda partisi karar verecek, tehdit iddiaları yalan
Son günlerde gündemde önemli yer tutan ÖRP'li Ekonomi ve
Turizm Bakanı Enver Öztürk'ün görevden alınacağı veya
istifa edeceğine ilişkin haberlere ilk kez net yanıt veren
Başbakan Soyer, "Bir sıkıntı gündeme getirildi.
Sayın Avcı ve diğer yetkililerle konuştuk. Şu an
ortağımız kendi içinde değerlendirme yapıyor.
Sanırım bu hafta değerlendirmelerini tamamlarlar. Bunu beklemek
durumundayız. Hiç kimseyi zan altında bırakmayacak bir metotla
hareket etmek gerekir" ifadelerini kullandı.
Koalisyon ortağına ait bir bakanı görevden
almasının söz konusu olmadığını, buna ancak
ilgili partinin karar verebileceğini söyleyen Soyer, Öztürk'ün kendisini
"tehdit" ettiğine ilişkin iddialara ise sert yanıt
verdi. "Bunlar tamamen uydurma, yalan. Kesinlikle öyle bir şey yok.
Ben ve partim böyle şeylere prim vermeyiz" diyen Soyer, özetle
şunları söyledi:
"Son günlerde bu konuyla ilgili birçok iddia var. Hepsi
'duydum' diyor, 'gördüm' veya 'okudum' diyen yok. Ben duyumlarla hareket etmem.
Dün de etmedim, bugün de etmem. Görürüm, okurum, tespit yaparım ve ona
göre hareket ederim."
Ortaklar arasında sorun yok
Koalisyon ortağı ÖRP ile ilgili olarak da Soyer,
"Farklı siyasi geleneklerden gelen partiler arasındaki
koalisyonlarda zaman zaman sıkıntılar olabilir, bu normal.
Bunları konuşarak, tartışarak aşarsınız.
Önemli olan Hükümet Programı ve Koalisyon Protokolü'ne uyum ile
karşılıklı saygıdır. Bu açıdan
ortağımızla sorunumuz yok. Sağlıklı, iyi
ilişkimiz var. Birbirimize açık ve net davranıyoruz,
sorunları konuşarak aşıyoruz" dedi.
Performans subjektif, yapacak çok iş var
Yaklaşık 2 yıllık
başbakanlık dönemi ve hükümetin performansıyla ilgili olarak da,
"İnsan içinde yaşarken olumlu ve olumsuz yanları tam
göremeyebilir. Bu konuda değerlendirme için süreç ve objektif
yaklaşım gerekir" diyen Başbakan, gecikmeler olsa da
Hükümet Programı çerçevesinde adım adım ilerlediklerini
anlattı. Soyer, "Yürüyecek çok yolumuz, yapacak çok işimiz var,
ama çok iş de yapıldı" diye konuştu.
Ekonomik göstergelerdeki iyileşmenin ve sektörlerdeki
gelişmenin kimsenin reddedemeyeceği şekilde göz önünde
olduğunu, 30 yılda yapılmayan alt yapı
yatırımlarının 2 yılda
yapıldığını, elektrikte önemli
yatırımların gündeme geldiğini anlatan Başbakan, bu
yıl narenciye ve patates ile süt ve süt ürünleri ihracatında da kayda
değer gelişme olduğunu vurguladı.
Sağlık ve sosyal güvenlik yıl sonuna
Devlet gelirlerini artırma ve ekonomiyi kayıt
altına alma uğraşlarında arzuladıkları
gelişme sağlanamasa da önemli iyileşmeler olduğunu belirten
Soyer, hükümetin önemli hedefleri arasında yer alan sağlık ve
sosyal güvenlik reformuyla ilgili yasaları ise yıl sonuna
çıkarmayı hedeflediklerini bildirdi.
Meclisten geçen Leasing, Factoring gibi yasalarla Veraset
Yasası'nın da "reform niteliğinde" olduğunu
kaydeden Başbakan Soyer, toplumda çok tartışılmamasına
karşın Kooperatif Merkez Bankası'na bağlı işletmelerin
ayrılmasına ve kooperatifçiliğin gelişmesine yönelik
girişimlere de işaret etti.
Kamu reformu uygulama aşamasında
Kamu reformunun da öncelikleri arasında yer
aldığını yineleyen Başbakan Soyer, kamu reformunun alt
yapısının hazırlanmasında önemli ilerleme
sağlandığını ve uygulama aşamasına
geçildiğini söyledi.
Soyer, "Kamu reformu ve kamuda verimlilik konusunda henüz
istediğim noktaya gelemedik. Handikaplarımız var. Ama adım
ilerliyoruz. İşe giriş ve terfilerde sınav sisteminin
ardından performans ölçümü konusunda ciddi bir çalışma
yapıyoruz. Ardından ölçüm, ödül ve ceza sistemi gelecek" dedi.
Kamuya ağır eleştiriler yapılırken,
kamudaki potansiyelin de dikkate alınması gerektiğini söyleyen
Soyer, "Kamuda atıl bekleyen, hantal yapı altında dumura
uğratılmış fevkalade bir insan potansiyeli var. Bu
potansiyelin önünü açmak gerekir" dedi.
Yeni tip sorunlar, zümresel çıkarlar ön plana çıktı
Ekonomik gelişme ve yapılaşmanın
artmasıyla "çevre" gibi yeni sorunların gündeme
geldiğine de dikkat çeken Başbakan Soyer, yeni koşulların
yarattığı yeni sorunlara çözümlerin de gündemlerinde önemli yer
tuttuğunu kaydetti.
Ekonomik gelişmeyle birlikte belirginleşen toplumsal
sorunlara da dikkat çeken Soyer, "Reel büyümeyle birlikte toplumsal
ihtiyaçlar önceliğini yitirdi, zümresel ihtiyaçlar ön plana
çıktı. Belli kesimler pastadan daha fazla pay alma kaygısı
taşıyor. Bu kaygı normal belki ama aslolan toplumsal
dayanışma... Toplumsal dayanışma esas ve öncelik
olmalı" diye konuştu.
Meclisin durumu
Meclisin durumu ve muhalefetin boykotuyla ilgili
soruları yanıtlarken de, meclisin büyük oranda muhalefetsiz
çalışmasından memnun olmadıklarını, ancak yapacak
bir şey de olmadığını söyleyen Başbakan,
"Durumdan memnun değiliz. Ama dizimizi dövecek, ağlayacak halimiz
de yok. Meclis çalışıyor, yasalar çıkıyor" dedi.
Ülkenin erken seçim gibi bir gündemi
olmadığını söyleyen Başbakan Soyer, bu konuda talepte
bulunan muhalefet partilerine önerisini tekrarladı.
Soyer, "Anayasa'nın, Siyasi Partiler
Yasası'nın, Seçim Yasası'nın değişmesi gerekir.
Meclis çatısı altında bir araya gelelim ve bunları birlikte
ele alalım. O zaman erken seçim gündeme gelir. Yani 2010'a gelmeden seçim
isteyen varsa 1985 Anayasası'nın topyekûn ele alınmasına
katkı sağlamalı" diye konuştu.
Soyer, "Yarın seçim olsa CTP yine birinci ve en güçlü
parti olarak sandıktan çıkar" diye de ekledi.
Türkiye'deki seçimler nasıl etkiler
Başbakan Soyer, Türkiye'de temmuz ayında
yapılacak erken seçimin KKTC'de siyasi dengeleri
değiştirebileceğine ilişkin yorumlara da, şu
ifadelerle karşı çıktı:
"Ülkedeki siyasi durumu Türkiye'deki gelişmelere
bağlamak bu ülkeye darbe vurmaktır. Uluslararası arenada
Türkiye'yle ilişkilerimizi bağımlılık temelinde
gösteren Rum tezlerine destek vermek demektir. Seçim sonuçları buraya
elbette yansır ama Kıbrıs Türk halkının iradesinin
değişmesine gerekçe olmaz. Buradaki olguları kendi dinamiği
içinde değerlendirmek gerekir."
Elektronik sigarayla
Röportaj boyunca elinden ve ağzından
düşürmediği kalemi andıran elektronik sigarayla tütün
bağımlılığından kurtulmaya
çalıştığını anlatan Başbakan Soyer,
yoğun tempoya rağmen sağlığıyla ilgili bir
sıkıntısı olmadığını da söyledi. Soyer,
"Spor yapıyor musunuz" sorusuna da, "Beyin sporu
yapıyorum" karşılığını verdi.
KIBRIS 30/05/07
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesini
bekliyoruz
"İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI YÖNÜNDE OLUMLU UNSURLAR
VAR"... Cumhurbaşkanı Talat: Böylesine bir karar ilk kez
üretildi Almanya'da. Alman Parlamentosu'nun ve hatta Alman hükümetinin
Kıbrıs sorununa yönelik ve Kıbrıslı Türklerin
sıkıntılarına yönelik yakın ilgi görmesi ilk kez
oluyor. Bu anlamda son derece önemli. Kararın içeriğinde elbette,
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun
kaldırılması, kurumlarıyla temasların ilerletilmesi
yönünde olumlu unsurlar var
"DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ ÇÖZÜME KATKI
SAĞLAYACAK"... Cumhurbaşkanı Talat, Almanya Federal
Meclisi'nde Kıbrıs tasarısının kabul edilmesinin
ardından, şimdi beklentilerinin AB'nin 'Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nü' bir an önce yaşama geçirmesi olduğunu söyledi. Talat,
doğrudan ticaretin çözüme katkı sağlayacağını
söyledi
TALAT'TAN ASKER ÇEKME ÖNERİSİNE ELEŞTİRİ...
Talat, kararın asker çekme önerisini eleştirerek, bunun adada
barış ortamına zarar verebileceği uyarısında
bulundu: "Kıbrıs sorunu çözülmeden Türk askerinin adadan
çekilmesi söz konusu değil. Böyle bir talepte kimsenin bulunmaması
lazım. Çünkü böyle bir talep, Kıbrıs sorununu çözümsüzlüğe
sürükler..."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Almanya Federal Meclisi'nde
kabul edilen Kıbrıs kararını memnuniyetle
karşıladıklarını söyledi.
Almanya Federal Meclisi'nde Kıbrıs tasarısının
kabul edilmesinin ardından, Cumhurbaşkanı Talat, şimdi
beklentilerinin AB'nin 'doğrudan ticaret tüzüğünü' bir an önce
yaşama geçirmesi olduğunu söyledi. Talat, doğrudan ticaretin
çözüme katkı sağlayacağını söyledi.
ABHaber'e göre, DW'nin sorularını yanıtlayan Talat,
kararın önemini şöyle anlattı: "Böylesine bir karar ilk kez
üretildi Almanya'da. Alman Parlamentosu'nun ve hatta Alman hükümetinin
Kıbrıs sorununa yönelik ve Kıbrıslı Türklerin
sıkıntılarına yönelik yakın ilgi görmesi ilk kez
oluyor. Bu anlamda son derece önemli. Kararın içeriğinde elbette,
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kaldırılması,
kurumlarıyla temasların ilerletilmesi yönünde olumlu unsurlar
var."
Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son
vermek için Avrupa Birliği ve Dönem Başkanı Almanya'nın Rum
kesimi üzerinde etkisini kullanması gerektiğini söyleyerek şöyle
devam etti:
"Almanya Dönem Başkanlığı'nın çok daha
aktif bir şekilde hareket edip, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü
geçirmesini bekliyorduk. Ancak bu gerçekleşmedi. Rum tarafı, buna
şiddetle karşı çıkıyor, çünkü onların esas
amacı, baskılar altında tuttukları Kıbrıs
Türklerini uzun vadede asimile etmek. Alman Büyükelçisi Kıbrıs'ta,
biz diyalogla sorunu çözebiliriz. Kimsenin bileğini bükemeyiz
demişti. Biz herhangi birinin bileğinin bükülmesini istemiyoruz.
Bizim bükülmüş olan bileğimizin serbest
bırakılmasını istiyoruz sadece."
Asker çekme çağrısını eleştirdi
Talat, kararın asker çekme önerisini de eleştirerek, bunun
adada barış ortamına zarar verebileceği
uyarısında bulundu: "Kıbrıs sorunu çözülmeden Türk
askerinin adadan çekilmesi söz konusu değil. Böyle bir talepte kimsenin
bulunmaması lazım. Çünkü böyle bir talep, Kıbrıs sorununu
çözümsüzlüğe sürükler. Kıbrıs Rum tarafı,
Kıbrıs'ın kuzeyinde de kendi egemenliğinin olması
gerektiğini, ancak Türk ordusu tarafından engellendiğini iddia
etmektedir. Türk ordusu çekilirse, kendi egemenliğini kuzeye yaymak için
harekete geçecektir. Sonuç ne olacaktır? Herhalde barışçı
yollardan Kıbrıs Rum kesiminin egemenliğini kuzeye
yayacağını kimse düşünemez. Yani bu demektir ki, eğer
Türk ordusu çözümden önce adadan çekilirse Kıbrıs'ta gerginlik, hatta
üzülerek söyleyebilirim, çatışma bile çıkabilir."
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin kapsamlı bir çözüm
için çaba göstermeye devam edeceğini vurgularken, yakın dönemde
önemli bir ilerleme sağlanacağı konusunda iyimser
olmadığını da kaydetti: "Gerçekten Kıbrıs
sorununun çözümü zorlaşıyor. Türkiye'nin AB üyelik perspektifi
Kıbrıs sorununun çözümünde önemli bir etmen. Doğrudan
ilişkili olmasa bile bir çeşit karşılıklı
bağımlılık ilişkisi içerisinde etkiliyor
Kıbrıs sorununu. İşin bir yanı o. Ama bunun
yanında elbette başka şeyler de var. O da biraz önce
söylediğim gibi Kıbrıs Türk tarafına yönelik olarak
Kıbrıs Rum yönetiminin düşmanca yaklaşımı,
saldırgan yaklaşımı, hiç bir şekilde bizim nefes
almamızı istememesi işi daha da zorlaştırıyor."
Karar, AB'nin Kuzey Kıbrıs'a yönelik doğrudan ticaret
açılımına destek verirken, Türkiye'nin de Ada'dan kademeli
olarak asker çekmesi çağrısında bulunmuştu.
KIBRIS 30/05/07
Möller: Barış gücünün adada barış için
verdiği kayıplar ve yaptığı fedakarlıklar var
"Uluslararası Birleşmiş Milletler Barış
Gücü Günü" dolayısıyla ara bölgede düzenlenen törende, BM
Barış Gücü'nün adada bulunduğu 43 yılda, görevi
başında yaşamını yitiren Barış Gücü
görevlileri anıldı.
Lefkoşa'da ara bölgedeki bir kilisede gerçekleştirilen ve
ölen 172 Barış Gücü görevlisinin isimlerinin yazılı
bulunduğu bir plakanın açılışının da
yapıldığı etkinliğe, BM Genel Sekreteri
Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi
Michael Möller, Barış Gücü Komutanı General Rafael Barni,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis ve diğer bazı yetkililer katıldı.
BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly tarafından
yapılan açıklamaya göre, dün öğleden sonra yapılan
etkinlikte konuşan BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve
BM Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller, BM Barış
Gücü'nün adada bulunduğu 43 yılda, görev yaparken çeşitli
nedenlerle yaşamını yitiren 172 görevliyi saygıyla
andı ve bu yıl bu kişilerin anısına ve gösterdikleri
fedakarlıklara özel önem verdiklerini kaydetti.
Misyonunun çoğu zaman göz ardı edildiğini
belirttiği BM Barış Gücü'nün de, adada barış için
verdiği kayıpları ve barış adına yapılan
fedakarlıkları bulunduğuna işaret eden Möller, 172
kişinin kimisinin çatışmalarda, kiminin kaza veya hastalık
neticesinde; ancak her ne şekilde olursa olsun, evlerinden ve
sevdiklerinden uzakta, barışa hizmet yolunda,
yaşamlarını kaybettiklerini anlattı.
172 kişiye ve ülkelerine şükran...
Möller, açılışı yapılan plakanın, bu
insanların gösterdikleri fedakarlıklar anısına onlara ve
geldikleri ülkelere bir saygı ve şükran işareti olduğunu
ifade etti.
Möller, "onları hatırlayıp
şükranlarımızı sunmak ve onlar ile bizleri buraya getiren,
adanın, tarafların üzerinde uzlaşacağı ve
kapsamlı bir çözümle yeniden birleşmesi yönündeki görevimizi yerine
getirme çabalarımızı yenilemenin daha iyi bir yolu olabilir
miydi" şeklinde konuştu.
KIBRIS 30/05/07
Çözüme kadar bir
şey vermeyiz
KARARDA ÇOK ÖNEMLİ YENİ UNSURLAR VAR...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Almanya Federal Meclisi'nin
Kıbrıs ile ilgili kararında çok önemli ve yeni unsurların
bulunduğunu belirterek, "KKTC'ye sahip çıkmakla birleşik
Kıbrıs vizyonu çelişmiyor. Birleşik Kıbrıs
KKTC'nin dönüşümüyle olacak" dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Almanya Federal Meclisi'nin
Kıbrıs ile ilgili aldığı kararın iş yapmaya
yönelik bölümlerinde çok önemli ve yeni unsurların bulunduğunu ifade
ederek, Alman Meclisi'nin hükümetine ilk kez çağrıda bulunduğunu
söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kararın iş yapmaya
dönük kısımları ile dilek ve temenniler
kısımlarının birbirinden ayrılarak
değerlendirilmesini istedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Almanya'nın Kıbrıs
konusunda yeni bir politika belirlemekte olduğunu ifade ederek bunu
"yeni ve önemli bir başlangıç" olarak niteledi. Talat,
Almanya'nın, "İngiltere'nin 'tavşana kaç, tazıya tut'
tarzı politik yaklaşımlarından" farklı bir
şekilde olaya yaklaştığını anlattı.
Mülkiyet
Gambari sürecinde yaşananları da değerlendiren
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının mülkiyet konusunu teknik
komitelere dâhil etmek istemesinin sıkıntı
yarattığını belirterek, mülkiyetin bütünlüklü çözümün bir
parçası olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat,
"Mallar konusunda endişe varsa gelsinler oturalım ve
Kıbrıs sorununu hemen çözelim" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat BRT-1'de yayınlanan
AKİS programında gündeme ilişkin soruları
yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.
Kıbrıs konusunda birçok şey yaşanmasına
rağmen önemli ve olumlu bir gelişme yaşanmadığına
işaret eden Talat, bunu "Rum tarafının büyük bir
rahatlık içerisinde hareket ediyor olmasına" bağladı.
Rum liderliğinin Kıbrıs'ta çözümü ozmosis şeklinde
gerçekleştirme hedefi bulunduğunu ve bu yönündeki
politikasını zaten açıkladığını
anımsatan Talat, "Amaçları, Kıbrıslı Türkleri
daha da büyük bir baskı altına alıp, kendi istedikleri bir
çözüme zorlamak. Doğrudan ticarete de bunun için karşı
çıkıyorlar. Mümkün olsa izolasyonları daha da artıracaklar.
Bizi bastırıp nefes alamaz hale getirip teslim alacaklarını
sanıyorlar, bu mümkün değildir" dedi.
Kafalardaki bölünme
Rum tarafının Kıbrıs Türklerini izole etme
çabalarıyla kafalardaki bölünmenin çok ileri boyutlara
ulaştığını kaydeden Talat, bu durumun referandumun
ardından da derinleştiğini belirtti.
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı
Türklerle güç paylaşımına gitme isteği
olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı
Talat "Kafalardaki bölünme gerçek anlamda yer etti, iki taraf
arasında maalesef olumlu bir gelişme yok" diye konuştu.
Kıbrıs'ın iki tarafı arasında ciddi
farklılıklar bulunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat
bunun, çözümü ve birleşmeyi şu an için mümkün
kılmadığını söyledi. Talat referandum ve
sonrasında yaşanan gelişmelerin Kıbrıs Türkü'nü çok
ciddi bir hayal kırıklığına sürüklediğini de
belirtti.
Klerides samimi
Rum Yönetimi eski Başkanı Glafkos Kleridis'in çözüm için
gerçekten samimi olduğuna kişisel olarak
inandığını belirten Talat, Kleridis'ten farklı
düşündüğü için Papadopulos'un halk tarafından seçildiğini
ve Papadopulos'un da reddedecek başka birisi kalmayınca Annan
planını reddettiğini anımsattı.
Cumhurbaşkanı Talat, kamuoyu yoklamalarında ortaya
çıkan Papadopulos'un yüzde 76 desteğinin gerçekten olması
halinde durumun vahim olduğunun altını çizerek "Bu benim
açımdan ciddi bir umutsuzluk ve hayal
kırıklığıdır" dedi.
Kıbrıs konusunda izlenen politikanın devamının
Kıbrıs Türkünün çıkarı açısından gerekli
olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Talat, "Ya anlaşmaya,
Birleşik bir Kıbrıs'a varırız, ya da bu politikayla
dünyaya kimin anlaşma istemediğini gösteririz" diye
konuştu.
Dünyanın uygun bulup çağdaş gördüğü ve
desteklediği politikanın kendi izledikleri politika olduğunu
belirten Talat, izlenen bu politikayla Rum tarafının elindeki kozu
aldıklarını, uluslararası kamuoyundan gelecek destekle de
Rumların elde ettiği pozisyonu değiştireceklerini söyledi.
"Bütünlüklü anlaşmaya kadar bir şey verecek
değiliz"
Talat kimsenin endişe etmemesi gerektiğini de belirterek
"Bütünlüklü bir anlaşma oluncaya kadar bir şey verecek
değiliz" dedi.
KKTC'ye sahip çıkmadığı iddialarıyla ilgili
olarak ise Talat şunları söyledi:
"KKTC'ye sahip çıkmamak olur mu? KKTC'ye sahip
çıkmadığım iddiası mantıksız bir
iddiadır. Benim uluslararası toplantılardaki
varlığım bile KKTC'nin varlığı ve devam
edeceğinin göstergesidir. KKTC'yi halkı, bütün kurumlarıyla,
gerek devlet gerek sivil toplumuyla güçlendirmek ve kurumsallaştırmak
için her türlü çalışmayı yapıyoruz."
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin kurumsal
yapısını sağlamlaştırmak için elinden gelen her
çabayı ortaya koyduğunun altını çizerek, bu konuda herhangi
bir tereddüt göstermediğini de söyledi.
"Çelişmiyor"
"KKTC'ye sahip çıkmak" ile "birleşik
Kıbrıs vizyonunun" çelişmediğini belirten Talat
birleşik Kıbrıs'ın KKTC'nin dönüşümüyle
oluşacağını anlattı.
Çözümsüzlük koşullarında da çözümde de KKTC'ye ihtiyaç
olduğunu ifade eden Talat, Annan Planı'nda da KKTC'nin birleşik
Kıbrıs'a dönüşmesinin öngörüldüğünü kaydetti.
"Bizim bugünkü şartlarda çözüme ihtiyacımız var
mı yok mu buna karar vermemiz lazım. Çözümü reddetmek bence
yanlış olur. Zaten Kıbrıs Türk tarafında da çözümü
reddeden yoktur. Bu da bizim için ciddi bir avantajdır. Çözümü
zorlamalıyız, buna ulaşamazsak en azından
izolasyonların kaldırılmasını
sağlamalıyız" diyen Talat, belli bir süre sonra
uluslararası alandaki eğilimlerin Kıbrıs Türk tarafı
lehine daha da değişmeye başlayacağını söyledi.
Almanya'da beklenmeyen gelişme
Alman Federal Meclisi kararıyla ilgili soruyu yanıtlarken
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu kararın "beklenmeyen bir
gelişme" olarak nitelenebileceğini kaydetti.
Talat kararda yer alan dilek ve temenniler ile iş yapmaya dönük
kısımların birbirinden ayrılarak değerlendirilmesinin gereğine
işaret ederek, kararda Türk askerinin çekilmesinin ya da Türk
Limanlarının Rum gemilerine açılmasının istendiği
maddelerin kararın dilek ve temenniler bölümünü oluşturduğunu
belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, kararın iş yapmaya yönelik
bölümlerinde çok önemli ve yeni unsurların bulunduğuna vurgu yaparak,
Alman Meclisi'nin hükümetine yaptığı çağrıların
ilk kez yaşandığını ve Kıbrıs Rum
tarafını öfkelendirenin de bu durum olduğunu kaydetti.
Ancak TBMM bu şekilde yazardı
İzolasyonların kaldırılması, Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi ve Kıbrıs Türk kurumlarıyla
ilişki kurulması yönündeki çağrıların başka hangi
kararda yer aldığını soran Talat, "Kararı Türkiye
Büyük Millet Meclisi alsaydı ancak bu şekilde yazardı"
dedi.
Talat, diğer unsurların sadece dilek ve temenni
kısmını oluşturduğunu ve hiçbir önemi
bulunmadığını yineleyerek, kararın bu bölümün
dışında kalan kısmının Rumların aleyhine,
Kıbrıs Türk tarafının ise lehine olduğunu
vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat, "Bu bir yeni adım ve
başlangıçtır, bunların arkası gelecektir.
Almanya'nın bu desteğinin önemini bilelim, bunun artmasını
sağlamak için elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyalım.
Bundan kaybetmeyiz, kazanırız" dedi.
Talat, Almanya'nın İngiltere'nin "'Tavşana kaç,
tazıya tut' tarzı politik yaklaşımlarından"
farklı bir şekilde olaya yaklaştığını
anlattı.
Marazi toplum
Toplumun "marazi" bir toplum olduğunu, herkesin bir
şeylerden şikâyet ettiğini, bunun politikaya da
bulaştığını anlatan Talat, "Adeta acılardan
zevk alır bir hale geldik" dedi.
"Doğrudan ticaretin bir türlü hayata geçmemesinden mutlu
olanların" ve kendisini eleştirenlerin tutumunu sorgulayan
Cumhurbaşkanı Talat, "Dertleri zevk edinenler toplumu
yanıltmış oluyorlar" diye konuştu.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda epeyce ilerleme kaydedildiğini
anlatan Talat, bunun bir ihtiyaç olduğu bilincinin AB içinde
geliştiğine dikkati çekti. Talat, Doğrudan Ticaret Tüzüğü
konusunda, AB'yi bazen utandıra utandıra, bazen kavga ederek, ama
ısrarla gerekliliğini anlatarak sonuç alınacağına
inandığını belirtti.
'Tüzük hayata geçmiyor' diye kendisinin eleştirilmesine anlam
veremediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Beni
eleştireceklerine tüzükle ilgili engel çıkaranları
eleştirsinler, daha faydalı olur" diye konuştu.
Talat Fransa'daki değişim ve Türkiye'deki seçimleri
değerlendirirken ise, "Sarkozy ile Türkiye-AB ilişkilerinde
umarım kötü şeyler olmaz" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin AB vizyonunun kararması
halinde, bunun siyasal dengeler ve güvenlik açısından yeni
değerlendirmeleri gerektireceğini söyledi.
Türkiye'deki seçim
Türkiye'deki seçim sonuçları her ne isterse olsun sandıktan
çıkacak kararın sonrasında akılcı politikaların
sürdürülmeye devam edeceğine inandığını belirten
Talat, "Türkiye-AB ilişkilerinde bugünkü noktaya kolay gelinmedi ve
hiçbir iktidar bunu heba etmez. Sandıktan çıkacak iktidarın AB
vizyonunu çöpe atacağını sanmıyorum" diye
konuştu.
Türkiye'deki mitingleri değerlendirirken ise Talat, "Sonuçta
bir hedefi güderek organize edilmiş eylemlerde kitleleri harekete geçirme
başarısı gösterildi. Ama nihai karar sandıktan
çıkar" dedi.
Lokmacı
Programda Lokmacı Kapısı konusundaki son durumu da
değerlendiren Talat, duvarı yıkmış olmasına
rağmen Rum tarafının askeri nöbet kulübesini
kaldırmadığını söyledi.
Kıbrıs Rum tarafının nöbet kulübesini
kaldırdığı yönünde açıklamada bulunduğunu ve bu
durumun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi açıklamasına
da bu şekilde yansıdığını anlatan
Cumhurbaşkanı Talat, "Rum tarafı dünyayı bir kez daha
kandırdı. Genel Sekreter'in Güvenlik Konseyi'ne sunacağı
raporda bu yer alacak mı merak ediyorum" diye konuştu.
Talat, Kıbrıs Türk tarafının diğer
kapılardaki gibi Lokmacı'nın da geçişlere
açılmasına hazır olduğunu Birleşmiş Milletler'e
ilettiğini; ancak herhangi bir ön şartı da kabul etmeyeceklerini
vurguladı.
Rum tarafının oluşturulacak bir teknik komitede AB'den
gelecek 259 milyon Euro'nun nasıl harcanacağının ele
alınmasını da gündeme getirdiğini açıklayan Talat,
bunu reddettiklerini, konunun AB ile Kıbrıs Türkü arasında bir
konu olduğunu söylediklerini ifade etti.
Kıbrıs Rum tarafının oyalama taktiği
güttüğünü dile getiren Talat, Kıbrıs sorununu çözüm yoluna
sokacak gelişmenin Rum tarafının iyi niyeti veya
Kıbrıs Türk tarafını sevmeye başlaması
olmadığını söyledi.
Talat, "Kıbrıs sorununu çözüm yoluna sokacak olan,
uluslararası toplumun izolasyonları kaldırma gereğini
duyması ve Alman Meclisi'nin işaret ettiği gibi adım
adım izolasyonları kaldırmasıdır. Bu olursa sorun
birkaç ay içerisinde çözülür" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat sorunun uluslararası bir sorun olduğu
için dış dinamiklerin sorunun çözümündeki önemine işaret etti.
Öztürk, hükümetin performansı ve muhalefet
Cumhurbaşkanı Talat son günlerde gündeme gelen Ekonomi ve
Turizm Bakanı Enver Öztürk ile ilgili tartışmalar konusunun
sorulması üzerine bu konuda yorum yapmayacağını söyledi.
Talat, "Hükümetin performansını nasıl
değerlendiriyorsunuz" şeklindeki soruya ise şu
yanıtı verdi:
"Hükümetin performansının çok iyi olmasını
istiyorum, ama 'çok kötüdür' de diyemem."
Talat, muhalefetin de meclise dönmesi gerektiğini kaydetti.
KIBRIS 31/05/07