NTV
Güncelleme: 14:21 TSI 21 Eylül 2007 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Bakanlar Kurulunun aldığı ve resmi gazetede
yayımlanan karar uyarınca, İtalyan parlamenter Maurizio Turco
ile İtalyan uyruklu Perduca Marco, herhangi bir koşul
aranmaksızın KKTC vatandaşlığına kabul edildi.
Eski Avrupa Parlamentosu milletvekili Maurizio Turco ile Milletlerüstü
Radikal Parti Genel Konseyi üyesi Perduca Marco, Avrupa Birliğinin,
Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmamasına tepki
için bu kararı aldıklarını söyledi.
Her iki siyasetçi, KKTC vatandaşlığına geçmek için 21
Temmuzda müracaatta bulunmuştu.
KKTC ve Suriye arası feribot seferleri
21 Eylül, 2007 14:39:00 (TSİ) CNN TURK
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Suriye
arasında, yaklaşık 30 yıl sonra yeniden tarifeli feribot
seferleri başlıyor.
Gazimağusa ile Lazkiye arasında yarın
tanıtım seferi yapılacak ve Ramazan Bayramı'nda da
doğrudan tarifeli feribot seferlerine başlanacak.
KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, seferlerin yeniden başlamasıyla KKTC ve
Suriye arasında ekonomik, kültür ve turizm alanındaki
ilişkilerde büyük gelişmeler yaşanacağını
söyledi.
Ramazan Bayramı itibarıyla iki ülke arasında tarifeli feribot
seferleri yapılmasının karara
bağlandığını ifade eden Turgay Avcı,
"İki ülkenin ilgili seyahat acenteleri, haftada kaç sefer
gerçekleşeceğini önümüzdeki günlerde kamuoyuna
açıklayacaklar" dedi.
Suriye'den KKTC'ye daha fazla öğrenci beklediklerini de kaydeden
Avcı, Suriye ile sağlanan bu somut gelişmenin diğer
ülkelere yapmayı planladıklarını söyledi.
İki İtalyan siyasetçi KKTC vatandaşı oldu
Biri parlamenter iki
İtalyan siyasetçi KKTC vatandaşı oldu.
KKTC Bakanlar Kurulunun 22 Ağustos tarihli
toplantısında alınan ve Resmi Gazetede yayımlanan karar
uyarınca, İtalyan parlamenter Maurizio Turco ile İtalyan uyruklu
Perduca Marco, Yurttaşlık Yasası uyarınca herhangi bir
koşul aranmaksızın KKTC vatandaşlığına kabul
edildi.
Resmi davetli olarak 20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılan İtalya
Parlamentosu Radikal Parti üyesi ve eski Avrupa Parlamentosu milletvekili
Maurizio Turco ile Milletlerüstü Radikal Parti Genel Konseyi üyesi Perduca
Marco, KKTC vatandaşlığını almak için 21 Temmuzda
müracaatta bulunmuştu.
Avrupa Birliğinin, adadaki taraflardan
sadece birinin görüşlerini desteklediği için Kıbrıslı
Türklere verdiği sözleri tutmamasına tepki göstermek ve Radikal
Partinin sadece sözlerle dayanışma içine girmeye
alışkın olmadığını göstermek için KKTC
vatandaşlığına başvurma kararı
aldıklarını açıklayan Turco ile Marco, müracaat belgelerini
Dışişleri Bakanlığında imzalayarak Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcıya sunmuştu.
MILLIYET 21/09/07
Asla taviz yok
"AVRUPALI DOSTLAR İYİ BİLSİN"...
Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: Bunu özellikle
Avrupalı dostlarımızın bilmesini isteriz. Bu konuda bugüne
kadar verdiğimiz mücadeleyi bundan sonra da vereceğiz. Fakat herhangi
bir fasılla ilgili kalkıp da önümüze bir siyasi engel konulmaya
teşebbüs edilirse bu bizi üzer. Örneğin Güney Kıbrıs
önümüze çıkarılırsa bu bizi üzer. Güney Kıbrıs kendi
yapması gerekenleri yerine getirmeli, Türkiye kendinin yapması
gerekenleri yerine getirmeli
KARARLIYIZ... Erdoğan: ... Biz diyoruz ki eğer AB gerçekten
barışın adresi olacaksa, sevginin adresi olacaksa ve
medeniyetler ittifakının adresi olacaksa Türkiye'yi arasına
katmaya mecburdur. Ama yok medeniyetler çatışmasının adresi
olmak istiyorsa o kendi bileceği bir iştir. Ülkemizde işte bu
kararlılık vardır. Türkiye ile katılım
görüşmelerini başlatma kararı alan birliğin ortak
değerlere bağlı her Avrupa ülkesine açık olduğu
yönündeki stratejik bakış açısını zamanında
ortaya koyabilen AB çevrelerinde bugün de karşılık
bulmasını bekliyoruz
Türkiye'deki AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ın AB sürecinde Türkiye'nin önüne
konduğu takdirde Türkiye'nin mevcut pozisyonunda asla
vazgeçmeyeceğini söyledi.
Erdoğan, partisince büyükelçilere verilen iftar yemeğinin
ardından yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Avrupa
Birliği yolunda samimi olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
Mücadelemizi sürdüreceğiz
"Bunu özellikle Avrupalı dostlarımızın
bilmesini isteriz ve bu konuda bugüne kadar verdiğimiz mücadeleyi bundan
sonra da vereceğiz. Fakat herhangi bir fasılla ilgili kalkıp da
önümüze bir siyasi engel konulmaya teşebbüs edilirse bu bizi üzer.
Örneğin bir Güney Kıbrıs önümüze çıkarılırsa bu
bizi üzer. Güney Kıbrıs kendi yapması gerekenleri yerine
getirmeli, Türkiye kendinin yapması gerekenleri yerine getirmeli.
Güney Kıbrıs ile Türkiye'yi mukayese etmeye kalkarsanız,
herhalde ne Kopenhag siyasi kriterlerinde ne de Maastricht kriterlerinde
Türkiye'nin yakalamış olduğu noktayı Güney Kıbrıs
ile mukayese edemezsiniz. İşin coğrafi boyutuna da baksanız
buradan da mukayese edemezsiniz. Hangi kritere göre, nasıl
alınmış bu belli değil. Bunu söylediğimiz zaman da
Avrupalı dostlarımız üzülüyor. Üzülmenize gerek yok, gerçekler
ortada. Adını da 'Kıbrıs' diye koyuyorsun. Nasıl
'Kıbrıs' diye adını koyuyorsunuz? Kuzey Kıbrıs'ta
yaşayan insanlarla Güney Kıbrıs yönetiminin yakından
uzaktan hiçbir alakası var mı, olabilir mi? Mümkün değil.
Güney Kıbrıs'ın elde ettiklerinden Kuzey
Kıbrıs'ın istifadesi var mı? Hayır. Bütün bu gerçekler
ortadayken kalkıp Güney Kıbrıs'ı bizim önümüze sürekli
engel olarak koyduğunuz zaman Türkiye, mevcut duruşundan hiçbir zaman
taviz veremez.
Türkiye, istenenleri yerine getirdi
Çünkü Türkiye kendinden istenenleri yerine teker teker getirmiştir.
Kopenhag siyasi kriterleri aşılmıştır, şu anda
Maastricht kriterlerini teker teker yerine getiriyoruz. Bunlar yerine gelirken
de açalım mı, açmayalım mı? Artık kapamayı
konuşmuyoruz. Şimdi açmada kaldık. Bununla bir şey
kazanılmaz ki bununla bir şey kazanılmaz.
Onun için biz diyoruz ki eğer AB gerçekten barışın
adresi olacaksa, sevginin adresi olacaksa ve medeniyetler ittifakının
adresi olacaksa Türkiye'yi arasına katmaya mecburdur. Ama yok medeniyetler
çatışmasının adresi olmak istiyorsa o kendi bileceği
bir iştir. Ülkemizde işte bu kararlılık vardır.
Türkiye ile katılım görüşmelerini başlatma kararı alan
Birliğin ortak değerlere bağlı her Avrupa ülkesine
açık olduğu yönündeki stratejik bakış
açısını zamanında ortaya koyabilen AB çevrelerinde bugün de
karşılık bulmasını bekliyoruz.
Katılım sürecinin aksamadan ilerlemesi ve yapay sorunlarla
engellenmesine izin verilmemesinin Türkiye ve Birlik üyesi ülkelerin ortak
yararına olduğu kadar küresel barışa da katkıda
bulunacağına inanıyoruz."
KIBRIS 21/09/07
Talat, "çözüm için" New York yolcusu
TÜRK TARAFI ÇÖZÜM İÇİN ÇALIŞMAKTA KARARLI...
Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıca,Talat-Moon
görüşmesinde, özellikle Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu
durumun değerlendirileceğini belirtti ve Kıbrıs Türk
tarafının acil ve kapsamlı çözümün gerekliliğini ve bunun
için çalışma kararlılığını bir kez daha dile
getireceğini; bunun için de yapılması gerekenleri Genel
Sekretere aktaracağını bildirdi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 16 Ekim'de New York'ta
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile görüşecek.
Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıca, düzenlediği
haftalık basın brifinginde, Talat'ın 16 Ekim Salı günü New
York'ta BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile görüşeceğini
açıkladı.
Erçakıca, bir süre önce karşılıklı mektuplarla
ortaya konan görüşme arzusunun böylece gerçekleşmiş
olacağını kaydetti.
Görüşmede, özellikle Kıbrıs sorununun içinde
bulunduğu durumun değerlendirileceğini belirten Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafının acil ve kapsamlı çözümün
gerekliliğini ve bunun için çalışma
kararlılığını bir kez daha dile getireceğini ve
bunun için yapılması gerekenleri Sn. Genel Sekretere
aktaracağını bildirdi.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın Genel Sekreterle
görüşmesinin diğer ayrıntıları ve görüşmenin
içeriğiyle ilgili çalışmaların devam ettiğini ve
ileriki günlerde şeklinin netleşeceğini söyledi.
KIBRIS 21/09/07
2008'de çözüm olmazsa ada bölünmeye gider
ANNAN PLANI MASAYA GELEBİLİR... Rum Cumhurbaşkanı
adayı Themistokleus, Annan Planı'nın Rum kesiminde
reddedilmesine rağmen ortak bir zemin olarak masaya tekrar
gelebileceğini belirtti ve planın masada olmasının iki
tarafın da üzerinde değişiklik yapabileceği anlamına
geleceğini, aksi takdirde sorunun çok uzun bir süre daha çözümsüz
kalabileceğini söyledi
Rum Birleşik Demokratlar Hareketi (EDİ) üyesi ve 2008
Şubat ayında yapılacak başkanlık seçimlerinde
bağımsız aday olan Kostas Themistokleus, dün
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.
Talat'ın makamında saat 12.30'da gerçekleşen
görüşmenin basına açık bölümünde görüntü olanağı
sağlandı, ancak açıklama yapılmadı.
Görüşmenin ardından Türk ve Rum gazetecilere açıklama
yapan Kostas Themistokleus, Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesinde
Kıbrıs sorunundaki durağanlıktan duyduğu
kaygıları dile getirdiğini ve 2008 yılında bir çözüme
ulaşılamaması durumunda statükonun sabitleşip adanın
bölünmeye doğru gideceğini söylediğini kaydetti.
Annan Planı'nın Rum kesiminde reddedilmesine rağmen
ortak bir zemin olarak masaya tekrar gelebileceğini söyleyen
Themistokleus, planın masada olmasının iki tarafın da
üzerinde değişiklik yapabileceği anlamına geleceğini,
aksi takdirde sorunun çok uzun bir süre daha çözümsüz kalabileceğini
belirtti.
Themistokleus, her iki toplumun da iki bölgeli, iki toplumlu bir
federasyon çerçevesinde birleşme arzusunda olduğunu da savundu.
"Cumhurbaşkanı Talat'ın, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ile ekim ayında görüşeceğini
söyleyip söylemediği" konusundaki soruya Themistokleus, Talat'ın
bu konudan bahsettiğini, fakat kesin tarih
belirtmediğini söyleyerek, ilk önce Papadopulos-Ban
görüşmesinin yapılacağını daha sonra böyle bir tarihin
belirleneceğini söyledi.
Rum Cumhurbaşkanı adayı Themistokleus,
"Papadopulos'un Kıbrıs konusundaki tutumunu nasıl
değerlendiriyorsunuz?" sorusunu ise; "Rum halkının
2008 yılı içerisinde sorunu masaya götürebilecek bir
cumhurbaşkanına ihtiyacı var" şeklinde
yanıtladı.
Rum Yönetimi'nin, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün
ziyaretini "yasadışı" olarak nitelemesi ile ilgili
soruya da Themistokleus, "Beni bardağın dolu tarafı ilgilendiriyor.
Gül, Annan Planı zemininde bir çözüme destek belirtmiştir, o da
mevcut durumun sürmesini istememiştir" cevabını verdi.
Papadopulos'un "Tek düşmanımız adadaki Türkiye
askeridir" şeklindeki sözlerini de değerlendirmesi istenen
Themistokleus şöyle konuştu:
"Benim bildiğim Kıbrıs sorununun çözümü ile birçok
sorunun da kendiliğinden çözüleceğidir. Böylece hem Türk askeri hem
de buraya sonradan yerleşen Türkiye halkı da buradan
uzaklaşmış olur."
KIBRIS 21/09/07
Neophytou, miras paylaşımı için Kuzey'de
akrabalarını arıyor
Ergül ERNUR
Güney Lefkoşa'da ikamet eden Rum vatandaşı Alexandros
Neophytou, 2006 yılında vefat eden yeğeninin
akrabalarını Kuzey Kıbrıs'ta arıyor.
Neophytou, Zeynep Mehmet isimli yeğeninin Kuzey
Kıbrıs'ta akrabaları olduğunu belirterek, miras
paylaşım işlemleri için onlara ulaşmak istediğini
söyledi.
Zeynep Mehmet'in varislerinin bulunmaması durumunda Rum
hükümetinin yeğeninden kalan mallara el koyacağını anlatan
Neophytou, "Hükümet mallara el koymasın diye avukat tuttuk ama
işlemleri birinci derece akrabaları yapabiliyor. Zeynep Mehmet'le
benim akrabalığım uzak olduğu için beni kabul
etmiyorlar" dedi.
Alexandros Neophytou, malların Rum hükümetine kalmasını
istemediğini vurgulayarak, "Zeynep Mehmet'in akrabası
olduğunu söyleyen kişi bana belge de getirsin" dedi.
Birinci dereceden akrabaları gelmezse,
Rum hükümeti mallara el koyacak
1963 olaylarından sonra Güney Kıbrıs'a giden ve
Hıristiyanlığa geçebilmek için vaftiz olan Zeynep Mehmet, orada
ismini değiştirerek Kallıopi Haralambus oldu.
Alexandros Neophytou, annesinin birinci yeğeni olan Zeynep
Mehmet'in kardeşi Abdullah Hüsnü'yü aradıklarını ifade
ederek, "Zeynep'in akrabalarından biri beni mutlaka bulsun"
çağrısında bulundu.
13 Mayıs 2006 tarihinde Zeynep Mehmet'in vefat ettiğini
kaydeden Neophytou, bugüne kadar Zeynep'e ait malları kendinin idare
ettiğini ancak bir akrabasının bulunması halinde devretmeye
hazır olduğunu söyledi.
Zeynep Mehmet'in varislerinin bulunmaması durumunda Rum
hükümetinin mallara el koyacağını anlatan Alexandros Neophytou,
yeğeninin Güney Lefkoşa'da Attalia Sokak No: 4 adresinde
kaldığını da belirtti.
Alexandras Neophytou, Zeynep Mehmet'in akrabası olan
kişilerin kendisine '99641823' numaralı telefondan
ulaşmalarını istedi.
KIBRIS 21/09/07
Suriye ile çok yoğun temaslarda bulunduk, önümüzdeki
günlerde açılımlar olacak
Avcı, dün öğleden sonra İsveç'te görev yapan
dış basının temsilcilerine, Dışişleri
Bakanlığı konferans salonunda brifing verdi.
Neşeli oldukları gözden kaçmayan konuk basın grubu,
Avcı'nın ellerini tek tek sıkarak, ardından
konuşmasına İsveç dilinde başlamasıyla gülerek
alkışlamaya başladılar.
Dışişleri Bakanı Avcı, gülerek, "Eskiden
İsveç dilini İngilizce'den daha iyi konuşurdum" dedi.
Avcı, bunun 1965'den 70'lere kadar sürdüğünü ve bu dili BM Barış
Gücü'nde görev yapan İsveç askerlerinden öğrendiğini kaydetti.
Konuşmasına İngilizce devam eden Bakan Avcı,
İsveçlilerin Kıbrıs sorununa çok yakın
olduklarını, 15 yıl boyunca binlerce İsveç askerinin adada
BM Barış Gücü'nde görev yaptığını, ayrıca bu
ülkeden birçok turistin de Kıbrıs'ı ziyaret ettiğini
söyledi.
Avcı, İsveç'ten gelen gazetecilere Kıbrıs'ta gerek
geçmişteki gerekse bugünkü gelişmelerle ve gelecekte
planladıklarıyla ilgili bilgi aktaracağını ifade etti.
Temaslar sürecek, açılımlar önümüzdeki günlerde...
İngilizce konuşmasına kısa bir süre ara veren
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, Türk basın mensuplarına seslenerek, İsveç'ten
gelen konuklara neler anlatacağını aktardı.
Dışişleri Bakanı Avcı, bu sırada ikinci
kez gerçekleştirdiği Suriye gezisine ilişkin soruyu da
yanıtladı.
Avcı, Suriye ile çok yoğun temasların sürdüğünü,
önümüzdeki günlerde açılımlar olacağını,
ilişkilerin geliştirilmesi yönünde somut sonuçlar
alınacağını kaydetti.
Bakan Avcı, genel bir tavırları olduğunu, sonuç
alıncaya kadar "reklâm amaçlı" açıklama yapmak
istemediklerini belirterek, Suriye konusunda da olumlu sonuçların birlikte
yaşanacağını söyledi.
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı; siyasi, sosyal,
ticari ve üniversiteler arası ilişkilerde çalışmalar yapıldığını,
bunların önümüzdeki süreçte açıklanacağını kaydetti.
KIBRIS 21/09/07
Cilliers: Pratik çözümlerin ve iletişimin
uzlaşıya katkısı büyük
"ÖZEVERİLİ ÇALIŞMALARA İHTİYAÇ
VAR"... UNDP-ACT Program Yöneticisi Cilliers, "Pratik çözümler
üzerinde çalışmaya ve bir birimizden öğrenmeye ne kadar erken
başlarsak, bulunacak bir çözüm veya uzlaşı için o kadar iyi
olacak. Farklı mekanizmalar ve kanallar aracılığıyla
insanların birbirinden öğrenmesi için özverili çalışmalara
ihtiyaç var. Bu projelerin sayesinde bunun olmasını ümit
ediyoruz" diye konuştu
ÇOĞUNLUĞA GÖRE, İKİ TOPLUM ARASINDAKİ TEMASLAR
"OLUMLU"... UNDP-ACT tarafından yürütülen projelerin etkileri
hakkında yaptırılan anket sonuçlarına göre,
Kıbrıslı Rumların yüzde 82'sinin, Kıbrıslı
Türklerin ise yüzde 65'inin iki toplum arasındaki olumlu görüyor. Anket
sonuçlarında ayrıca, artan sayıda Kıbrıslı Türk
ve Kıbrıslı Rum'un karşı taraf ile ilişki kurmaya
çalıştığı belirlendi
Kıbrıs Türk ve Rum tarafları arasında
barış ve uzlaşı çalışmalarını
desteklemek amacıyla iki toplumlu projeler yürüten Birleşmiş
Milletler Kalkınma Programı Güven ve İşbirliği için
Hareket (UNDP-ACT), Dünya Barış Günü dolayısıyla, dün ara
bölgedeki Ledra Palace Otel'de faaliyetleri ile ilgili bir basın
toplantısı düzenledi.
Toplantıda, UNDP-ACT tarafından yürütülen projelerin etkileri
hakkında yaptırılan anketin sonuçları da
açıklandı.
Toplantıya projelerde yer alan örgüt ve kuruluşların
temsilcileri de katıldı.
Anket sonuçlarına göre, ankete katılan
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların büyük bir
çoğunluğu, diğer toplumla ilişkilerini olumlu bir deneyim
olarak değerlendirdi.
Toplantının açılış konuşmasını
yapan UNDP-ACT Program Yöneticisi Jaco Cilliers, adada iki toplum
arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini hedefleyen UNDP-ACT projelerine
Kıbrıs genelinde destek veren birçok insan bulunduğunu kaydetti.
Son 30-40 yıl içerisinde adada Uluslararası Barış
Günü'nü kutlamak için olumlu bir gelişme
yaşanmadığını ifade eden Jaco Cilliers, ancak bugün,
barış ve iki toplum arasındaki ilişkileri geliştirmek
için iki kesimden insanların ortaya koyduğu önemli
çalışmalar bulunduğunu belirtti.
Cilliers, "Adadaki tüm toplumlar arasında daha fazla
işbirliği ve güven için kendilerini adayan yüzlerce
Kıbrıslının muhteşem ve cesurca
çalışmaları hakkındaki düşüncelerimizi yansıtmak
için toplanmış bulunmaktayız" dedi.
Toplantı salonunu dolduran katılımcılara
atıfta bulunan Jaco Cilliers, bunun; adada işbirliği ve güveni
artırmak için gönüllerini veren birçok insanın bulunduğunun bir
göstergesi olduğunu ifade etti.
Barış için uğraş verenlerin genellikle bazı
sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını
kaydeden Cilliers, bu amaç doğrultusunda çalışan barış
mimarlarının karşı karşıya kaldığı
en ciddi sorunlardan bir tanesinin; "insanların ümitlerini hayatta
tutma çabası" olduğunu, diğer sorunun ise, barış
mimarlarına adanın diğer tarafında "casus" ve
"düşman", kendi yaşadığı tarafta ise
"vatan haini" gözüyle bakılması olduğunu belirtti.
UNDP-ACT'ın son iki yıl içerisinde vatandaşlar
tarafından yürütülen projeler aracılığıyla
barış ve uzlaşı çalışmalarını
desteklediğini ifade eden Jaco Cilliers, bu amaçla projelerin genellikle
iki tarafı da ilgilendiren konuları içerdiğini kaydetti.
Cilliers, projelerin başlamasından bu güne kadar geçen iki
yıl içerisinde toplam 14 bin Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum'un, adadaki iki toplumun yaşam
standardını yükseltecek projelerde yer aldığına
işaret etti.
UNDP-ACT'ın 100'den fazla proje üzerinde
çalıştığını belirten Jaco Cilliers, projelerin 4
ana başlık altında yürütüldüğünü, bunların önemine
göre eğitim, sivil toplum, çevre ve kültürel miras olarak
sıralandığını belirterek, bu projelerin
bazıları hakkında kısa bilgi verdi.
Toplantıda yer alan Management Center Yöneticisi Bülent Kanol,
Biyologlar Derneği üyesi Burak Ali Çiçek, Güney Kıbrıs'tan ise
AKTI Proje ve Araştırma Merkezi'nden Kyriaki Demetriou ile Çocuk ve
Gençlik Çalışmaları Merkezi'nden Spyros Spyrou'd, bazı
projeler hakkında bilgi verdi.
Gençlerle ilgili yaklaşık 40 proje yürütülmekte olduğunu
belirten Jaco Cilliers, gençlerin adanın geleceği açısından
önemli bir rol oynayacağı görüşünde olduklarını ifade
etti.
İki toplumlu gençlik programlarının
ayrılıkçılığın getirdiklerini
değiştirmeyi başardığını kaydeden Cilliers,
gençlerin projelerde yer aldıktan sonra ayrı yaşamakla pek çok
şey kaybettikleri kanısına vardıklarını öne
sürdü.
Jaco Cilliers, ayrıca eğitmenlerin oynadığı
rolün çok önemli olduğunu da vurguladı.
Sivil toplum alanında 35 projeyi desteklediklerini kaydeden
Cilliers, "Pratik çözümler üzerinde çalışmaya ve bir birimizden
öğrenmeye ne kadar erken başlarsak, bulunacak bir çözüm veya
uzlaşı için o kadar iyi olacak. Farklı mekanizmalar ve kanallar
aracılığıyla insanların birbirinden öğrenmesi
için özverili çalışmalara ihtiyaç var. Bu projelerin sayesinde bunun
olmasını ümit ediyoruz" diye konuştu.
Anket sonuçları
Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs'tan iki
bağımsız şirket tarafından, UNDP-ACT projelerinin
etkilerini görme amacıyla
yapılan anket sonuçları hakkında bilgi veren Jaco
Cilliers, ankette yer alan "Karşı toplum ile ilişkileri
nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna, ankette yer alan
Kıbrıslı Rumların yüzde 82'sinin, Kıbrıslı
Türklerin ise yüzde
65'inin bu yöndeki deneyimlerini olumlu buldukları
cevabını verdiklerini söyledi.
Anket sonuçlarında ayrıca, artan sayıda
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumun karşı
taraf ile ilişki kurmaya çalıştığının ortaya
çıktığını belirten Jaco Cilliers, ankette,
karşı taraf ile temasta bulunan Kıbrıslı Rumların
yüzde 73'ünün, Kıbrıslı Türklerin de yüzde 79'unun bu
ilişkileri olumlu bulduğunu kaydetti.
Gençlik kampına katılan iki taraftan gençlerin 10'da 9'unun
karşı toplumdaki gençlerle kamp sonrası temaslarını
halen sürdürdüklerine işaret eden Cilliers, bir yıl
içerisinde karşı toplumdaki insanlarla ortalama temas
sayısı ile ilgili bir soruya karşılık, ankete
katılanların yüzde 26'sının kişisel temas,
76'sının elektronik posta (e-mail), 15'inin telefon, 93'ünün de
Internet'te sohbet aracılığıyla görüşmeye devam
ettiği yönde cevap verdiğini kaydetti.
KIBRIS 21/09/07
NTV
Güncelleme: 12:03 TSI 22 Eylül 2007 Cumartesi
BRÜKSEL
- 26 Nisanda kabul edilen Yeşil Hat Tüzüğü, temelde kişilerin
ve malların yeşil hattan geçişinde uygulanacak Avrupa
Topluluğu müktesebatı kurallarını belirliyor. Avrupa
Komisyonu da, bu kuralların uygulanmasını denetlemek için
yıllık rapor hazırlıyor.
Bu yılki raporda, kuzeyden güneye ticareti yapılan
malların değerinin, 3 milyon 380 bin, güneyden kuzeye ticareti
yapılan malların değerinin ise 1 milyon 27 bin Euroya
ulaşarak, geçen yılın rakamlarını ikiye
katladığına dikkat çekildi.
Kıbrıs Türk tarafının verdiği ehliyet ve araç muayene
belgelerini tanımamasından dolayı Rum tarafı
eleştirildi.
Raporda, Rumların tarımsal ürünlerde sınır geçiş
noktalarında, Komisyonun verdiği sağlık
sertifikalarını yeterli bulmayarak ticaretin
gerçekleştirilmesinde görünmeyen engeller oluşturdukları
bildirildi.
Raporda, Kıbrıslı Türk işadamlarından menşe
belgesine ek olarak fatura istenmesinin yasal olmadığına da yer
verildi.
AA
Güncelleme: 10:50 TSİ 22 Eylül 2007 Cumartesi
LEFKOŞA
- Rum Haber Ajansına göre Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Vasilis
Palmas, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, yabancı
büyükelçilerin onuruna verilen akşam yemeğinde yaptığı
konuşmada, AB üyeliğinin gerektirdiği ödünler olsa bile
Kıbrısta başka ödün vermeyeceğine ilişkin sözlerini
değerlendirdi.
Palmas, Türkiyenin bu kabul edilemez ve
kışkırtıcı bir tavrı, Kıbrısta
birtakım ilerlemelerin sağlanması için önkoşulların
oluşturulmasına yardımcı değildir diye konuştu.
Palmas, Sayın Erdoğan ve Türkiyedeki iktidardaki diğer
kurumlar, kışkırtıcı ve kabul edilemez
açıklamalarını sürdürüyorlar. Türkiye, uluslararası
camiada, uluslararası örgütlere ve hatta katılmayı istediği
ABye saygı göstermeyen, hukuk dışı bir devlet gibi
faaliyet gösteriyor iddiasında bulundu.
KKTC ve Suriye arası feribot seferleri
22 Eylül, 2007 00:00:00 (TSİ) CNN TURK
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Suriye
arasında, yaklaşık 30 yıl sonra yeniden tarifeli feribot
seferleri başlıyor.
Gazimağusa ile Lazkiye arasında bugün
tanıtım seferi yapılacak ve Ramazan Bayramı'nda da
doğrudan tarifeli feribot seferlerine başlanacak.
KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, seferlerin yeniden başlamasıyla KKTC ve
Suriye arasında ekonomik, kültür ve turizm alanındaki
ilişkilerde büyük gelişmeler yaşanacağını
söyledi.
Ramazan Bayramı itibarıyla iki ülke arasında tarifeli feribot
seferleri yapılmasının karara
bağlandığını ifade eden Turgay Avcı,
"İki ülkenin ilgili seyahat acenteleri, haftada kaç sefer
gerçekleşeceğini önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklayacaklar"
dedi.
Suriye'den KKTC'ye daha fazla öğrenci beklediklerini de kaydeden
Avcı, Suriye ile sağlanan bu somut gelişmenin diğer
ülkelere yapmayı planladıklarını söyledi.
2 İtalyan, KKTC
yurttaşlığına alındı
Bakanlar Kurulu'nun 22 Ağustos tarihli toplantısında
alınan karar uyarınca, İtalyan parlamenter Maurizio Turco ile
İtalyan uyruklu Perduca Marco KKTC vatandaşı oldu.
Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, iki İtalyan
vatandaşı, 25/1993 sayılı Yurttaşlık Yasası
uyarınca herhangi bir koşul aranmaksızın
vatandaşlığa alındı.
Resmi davetli olarak 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı
kutlamalarına katılan İtalya Parlamentosu Radikal Parti üyesi ve
eski Avrupa Parlamentosu Milletvekili Maurizio Turco ile Milletlerüstü Radikal
Parti Genel Konseyi Üyesi Perduca Marco, KKTC vatandaşlığını
almak için 21 Temmuz'da müracaatta bulunmuştu.
Avrupa Birliği'nin, adadaki taraflardan sadece birinin
görüşlerini desteklediği için Kıbrıslı Türklere
verdiği sözleri tutmamasına tepki göstermek ve Radikal Parti'nin
sadece sözlerle dayanışma içine girmeye alışkın
olmadığını göstermek için KKTC
vatandaşlığına başvurma kararı
aldıklarını açıklayan Turco ile Marco, müracaat belgelerini
Dışişleri Bakanlığı'nda imzalayarak Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'ya sunmuşlardı.
KIBRIS
22/09/07
Takas korkusu
BİR RUM DAHA TAKAS İÇİN BAŞVURDU... Bir
Kıbrıslı Rum'un KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile
varmış olduğu anlaşmanın AİHM'de onaylanması
olasılığının hiç olmadığı kadar güçlü
olduğu ve bu anlaşmanın onaylanmasının
Kıbrıs Rum tarafının tezleri için "bumerang"
teşkil etmesi tehlikesinin bulunduğu bildiriliyor. Rum
basınına göre, bir başka Kıbrıslı Rum da, benzer
bir anlaşmaya imza atmaya hazırlanıyor
"MÜLKİYET SORUNUNA İLK MEZAR TAŞLARI"...
Anlaşmanın AİHM tarafından onaylanmasının,
Kıbrıs'taki mülkiyet sorununa "ilk mezar taşlarını
koyacağı" yorumunda bulunan "Politis" gazetesi, Güney
Kıbrıs'ta atılması gereken bir sonraki adımın ne
olacağı tartışılırken, Gazimağusa'da
taşınmaz malı bulunan bir başka Kıbrıslı
Rum'un da benzer bir anlaşmaya imza atmak üzere olduğunu
vurguladı
Rum basını, Kıbrıslı bir Rum ile KKTC
Taşınmaz Mal Komisyonu arasında taşınmaz mal
takasına dayanan bir anlaşmanın yapılması ve bu
anlaşmanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM)
onayını alma olasılığının
bulunmasının, Güney Kıbrıs'ta yarattığı
tepkilere ve konuya ilişkin yeni gelişmelere yer verdiler.
Politis gazetesi; "AİHM Bumerang - 'Komisyon'
Aracılığıyla Bir Başka Taşınmaz Mal
Takası Hazırlanıyor" başlıkları altında
verdiği haberinde; söz konusu Kıbrıslı Rum'un KKTC
Taşınmaz Mal Komisyonu ile varmış olduğu
anlaşmanın AİHM'de onaylanması
olasılığının hiç olmadığı kadar güçlü
olduğunu ve bu anlaşmanın onaylanmasının
Kıbrıs Rum tarafının tezleri için "bumerang"
teşkil etmesi tehlikesinin bulunduğunu yazdı.
Bu anlaşmanın AİHM tarafından
onaylanmasının, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununa "ilk
mezar taşlarını koyacağı" yorumunda bulunan
gazete, Güney Kıbrıs'ta atılması gereken bir sonraki
adımın ne olacağı tartışılırken, bir
başka Kıbrıslı Rum'un da benzer bir anlaşmaya imza
atmak üzere olduğunu vurguladı.
Bir başka Rum daha mal takası için başvurdu
Gazete; elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği
haberinde; bir başka Kıbrıslı Rum'un Gazimağusa'da
bulunan taşınmaz malını Limasol'un "Kandu"
(Çanakkale) köyünde bulunan bir Kıbrıslı Türk taşınmaz
malı ile takas etme yönünde gerçekleştirilen müzakerelerin ileri
aşamasında bulunduğunu ve söz konusu Kıbrıslı
Rum'un KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na da başvuruda
bulunduğunu yazdı.
Haberde; söz konusu Kıbrıslı Rum'un; Gazimağusa'da
taşınmazını kullanan ve Limasol'daki söz konusu
taşınmazın sahibi olan Kıbrıslı Türkler ile hemen
hemen anlaşmaya vardığı ve yakın zamanda
anlaşmanın AİHM'ye bildirilmesi için KKTC Taşınmaz Mal
Komisyonu'na başvuracağı iddia edildi.
Gazete; söz konusu Kıbrıslı Rum'un bu yöndeki
niyetlerini, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Rum Ekonomi
Bakanlığı'na göndereceği mektuplarla ifade edeceğini
ve Rum
hükümetine; KKTC'de bulunan taşınmaz malını
istimlak etmesini ya da hali arazi ile değiştirmesini
önereceğini de belirtti.
Başsavcı'dan AİHM'nin ret cevabına doğrulama
Öte yandan Rum Başsavcısı Petros Kliridis, önceki gün
yaptığı açıklamada; Rum hükümetinin söz konusu
anlaşmanın engellenmesi ve tezlerinin AİHM tarafından
dinlenmesi yönünde yapmış olduğu girişimleri AİHM'in
reddettiği yönünde önceki gün Rum basınında yer alan haberleri
doğruladı.
Gazete; Kliridis'in önceki gün yaptığı açıklamada,
Rum Hukuk Dairesi'nin gerekli girişimlerde bulunduğunu ve
davanın gidişatından Rum Hukuk Dairesi'nin sorumlu
olmadığını vurguladığını yazdı.
Habere göre Kliridis; Strazburg'taki tüm kurumlardaki havanın Rum
yönetimi için "oldukça kötü olduğunu" ifade etti.
Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas'ın, önceki gün Rum
tarafının AİHM'nin söz konusu anlaşmayı
onaylaması kararını kabul etmeyeceği şeklindeki
açıklamaları hakkında ise Kliridis; bunun zor bir konu
olduğunu, Rum hükümetinin kararı kabul etmeme hakkının
bulunduğunu, ancak böyle bir hareketin sonuçlarının ne
olacağının çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini
söyledi.
Habere göre Kliridis; Güney Kıbrıs'taki Kıbrıs Türk
mallarının idaresinden sorumlu olan Rum Kıbrıslı Türk
Malları Vasiliği'nin kuşku altında
kalacağını kabul ederken, "Bazı zorlukları
aştık, ancak bu her zaman böyle olacağı anlamına
gelmez" şeklinde konuştu.
Gazete; eksi Rum Başsavcısı Alekos Markidis'in de,
anlaşmanın AİHM tarafından onaylanmasının
"trajik bir gelişme" olacağını belirtirken, Rum
hükümetinin AİHM kararını kabul etmemesi halinde AİHM ile
karşı karşıya geleceğini
vurguladığını yazdı.
Öte yandan Titina Loizidu'nun avukatlığını
yapmış olan Ahilleas Dimitriadis ise, Rum hükümetinin söz konusu
anlaşmaya yönelik uygulayabileceği çözüm yolları önerdi.
Habere göre Dimitriadis; Rum hükümetinin söz konusu
Kıbrıslı Rum'un KKTC'deki taşınmaz malını
istimlak edebileceğini ya da taşınmazına
karşılık Kıbrıslı Rum'a hali arazi
verebileceğini vurguladı.
Mike Timvios: Onaydan sonra konuşacağım
Bu arada Fileleftheros gazetesi; "AİHM Tarafından
'Anlaşmanın' Onaylanması Gün Meselesi - Mike Timvios: Onaydan
Sonra Konuşacağım" başlıkları altında
verdiği haberinde; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile
taşınmaz mal takasına dayanan anlaşmayı yapan
Kıbrıslı Rum Mike Timvios'un gazeteye yapmış
olduğu açıklamaya yer verdi.
Habere göre Timvios; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile
yapmış olduğu anlaşmanın AİHM tarafından
onaylanmasının gün meselesi olduğunu vurguladı.
Gazete; Türkiye aleyhine AİHM'ye yapmış olduğu
başvurunun geri çekilmesi konusunda ise Timvios'un; başvurusunun
AİHM'den geri çekilmesinin ardından konuşacağını
söylemekle yetindiğini yazdı.
Habere göre Timvios; AİHM'nin başvurunun geri çekilmesini ne
zaman onaylamasını beklediği yönündeki soruya "çok
yakında" cevabını verdi.
Gazete; Strazburg'tan elde ettiği bilgilere dayandırarak
verdiği haberinde; söz konusu anlaşmanın AİHM
tarafından kabul edilmesinin, dilekçe sahibinin "dostane"
anlaşmaya vardığı için AİHM'ye başvurusunu geri
çekmek istediği yönünde bilgi verdiği diğer başvurularda
olduğu gibi, "tipik bir süreç" olduğunu iddia etti.
Haberde; AİHM'nin "dostane" anlaşamaya
varılması durumunda bu anlaşmaları reddetmediği, böyle
bir şeyin ancak dilekçe sahibinin baskıya maruz
kaldığına inanılması halinde
gerçekleşebileceği vurgulandı.
Öte yandan gazete; Rum hükümetinin olumsuz gelişmelerin
değişebileceği yönünde umutlu olduğunu beyan etmeye devam
ettiğini belirterek, Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku
Markulli'nin önceki gün yapmış olduğu açıklamaya yer verdi.
Gazete; Markulli'nin önceki günkü açıklamasında;
Kıbrıslı Rum'un davasını geri çekmekten vazgeçmesi
ihtimalinden söz ettiğini belirtirken, Kıbrıslı Rum
Timvios'un ise açıklamasında bunun aksini belirttiğini
vurguladı.
Alithia ise; "Avrupa'da Kimse Bizi Duymuyor -
Başsavcıdan Kıbrıs'ın Politikasının
Çöktüğünün Onayı Geldi" başlıkları altında
verdiği haberinde; Rum Başsavcı Kliridis'in
açıklamalarına yer verirken; Rum hükümet partilerinden konuya
ilişkin hiçbir açıklama gelmediğini yazdı.
Gazete; AKEL'in konunun çok ciddi olduğunu ve AİHM'ye
başvurular yapılmasının yolunun tamamen
kapanabileceğini açıklamasına karşın, Rum hükümeti ve
hükümeti destekleyen siyasi partiler DİKO ve EDEK'ten herhangi bir
açıklama gelmediğine dikkat çekti.
Gazete; yalnızca DİKO Parlamento Temsilcisi Andreas
Angelidis'in açıklamada bulunduğunu ve Kıbrıslı
Rumlara "Kürtleri örnek alarak AİHM'nin önünde pankartlarla gösteri
yapmaları" çağrısında bulunduğunu yazdı.
Haravgi de; "Mülkiyet Sorununda Yeni Oldu Bittiler Korkusu -
Yanlışlar, İhmaller ve Art Niyetler Sözde 'Tazmin Komisyonu'nun
Tanınması Tehlikesine Sürüklüyorlar" başlıkları
altında verdiği haberinde, AKEL ve diğer siyasi parti yetkililerinin
konuya ilişkin açıklamalarında endişelerini dile
getirdiklerini yazdı.
Habere göre AKEL'den yapılan açıklamada, söz konusu
anlaşmanın AİHM tarafından kabul edilmesinin KKTC
Taşınmaz Mal Komisyonu'nun kabulü yolunda atılmış bir
başka kararlı adım olacağı vurgulandı.
Gazete; Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas'ın ise açıklamasında; böyle bir tehlikenin mevcut
olduğunu belirterek, uluslararası mahkemelerin
"yargılanamaz olmadıklarını ve dünyada kontrolün kimde
olduğuna bağlı olmayan bir mahkemenin de
bulunmadığını" savundu.
Hristofyas; dünyadaki dengelerin değişmesinin, gücü elinde
bulunduranların mahkemeleri de etkilemesine yol açabileceğini, bu
yüzden de dikkatli olmaları gerektiğini iddia etti.
AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu ise önceki günkü
açıklamasında; AKEL'in uzun zaman önce; AİHM'nin her yeni
kararında KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun kabul edilmesi yönünde
yeni bir adım attığı uyarısında bulunduğunu
ve Kıbrıslı Rumlara "taşınmaz mallar konusunda
işgal gücüne başvuruda bulunmamaları yönünde öğüt
verdiğini" ifade etti.
Kiprianu; "AİHM'nin doğru kullanımı bizim için
ek bir silahtır, ancak Kıbrıs sorununun siyasi bir sorun
olduğu göz ardı edilemez ve bundan ötürü de mülkiyet konusu
yalnızca Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü çerçevesinde ele
alınabilir" şeklinde konuştu.
Habere göre DİSİ, EDİ ve Çevreciler Hareketi
tarafından yapılan açıklamalarda da gelişmelerden duyulan
endişe dile getirildi.
Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri şu
başlıklarla yansıttılar:
Simerini: "Endişeleniyorlar Ancak Öneride Bulunmuyorlar -
AİHM Konusunda Derin Endişeler İfade Ediliyor"
Mahi: "Suç İkizleri Tasos-Hristofyas - AİHM'nin Muhtemel
Kararı Kıbrıs Sorununun Temellerine Konulan Saatli Bomba".
KIBRIS
22/09/07
28 sene sonra Lazkiye
GÜNÜBİRLİK TANITIM TURU BUGÜN... 1978-1979 yılları
arasında yaklaşık bir yıl devam eden ve sonrasında
yapılamayan seferlerin yeniden başlayacak olmasından
dolayı, bugün saat 09.00'da, Gazimağusa Limanı'ndan hareket
edecek Akgünler Denizcilik Şirketi'ne ait feribotla, Suriye'nin Lazkiye
Limanı'na günübirlik bir tanıtım turu düzenlenecek
KKTC-Suriye arasında, karşılıklı feribot
seferleri yeniden başlıyor. Seferler, Akgünler Denizcilik
Şirketi tarafından gerçekleştirilecek.
1978-1979 yılları arasında yaklaşık bir
yıl devam eden ve sonrasında yapılamayan seferlerin yeniden
başlayacak olmasından dolayı, bugün saat 09.00'da,
Gazimağusa Limanı'ndan hareket edecek Akgünler Denizcilik
Şirketi'ne ait feribotla, Suriye'nin Lazkiye Limanı'na günübirlik bir
tanıtım turu düzenlenecek.
Tanıtım turuna katılacak basın mensupları ve
KKTC'deki ilgili mesleki kuruluşlarının temsilcileri, Lazkiye'ye
3-4 saatlik bir yolculukla gidecekler ve orada yaklaşık dört saatlik
bir geziden sonra KKTC'ye geri dönecekler.
Avcı
Seferlerin yeniden başlayacak olması dolayısıyla
bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, bir süreden beri Suriyeli turizmci, sanayici ve işadamlarıyla
yapılan temaslar sonucunda, iki ülke arasında tarifeli feribot
seferlerinin başlamasının
kararlaştırıldığını söyledi.
Avcı, seferlerin başta ekonomik, kültürel ve turizm
alanında olmak üzere her alanda ilişkileri güçlendireceğini
kaydederek, iki ülke işadamları, özel sektör ve sivil toplum
örgütlerinin var olan ilişkilerine de büyük ivme
kazandıracağını söyledi.
Avcı, ekonominin kalkınması ve işadamlarına
yeni ticari bağlantıların ve olanakların
yaratılması için, yurtdışındaki tüm temsilcilikleri
seferber ettiklerini söyleyerek, Katar, Kuveyt ve Umman'daki temsilciliklerin,
süratle devreye koyarak işadamı ve turizmcilerin hizmetine hazır
hale getirileceğini ifade etti.
Avcı, bölgedeki diğer ülkelerle, İslam Konferansı
Örgütü üyesi ülkelere yönelik açılımlarının da ileriki
günlerde açıklanacağını söyledi.
Seyahat şirketlerinin kendi Suriye seferlerini kendilerinin
düzenleyeceklerini belirten Avcı, feribot seferinin düzenlenmesine
katkı koyan Ünal Çağıner ve Akgünler Denizcilik Şirketi'ne
teşekkür ederek, seferlerin hayırlı olmasını diledi.
Avcı, bir soru üzerine "Temaslar olduğu sürece
açılımlar devam edecek. İzolasyon var deyip oturmak kimsenin
kabul edeceği bir şey değildir. Dış politikamız
Lefkoşa'dan değil dünyanın birçok ülkesiyle birlikte
yürütülecektir. İKÖ'nün adamıza gelen üst düzey yetkilileri
vardı. İlk kez düzenlenecek olan İKÖ Turizm Konferansı
önümüzdeki aylarda ülkemizde yapılacak. İlgili birlikleri,
sektörleri, iş adamlarını dışarıya açtıkça,
açılımlar devam edecektir, bizim hedefimiz budur" şeklinde
konuştu.
KIBRIS
22/09/07
NTV
Güncelleme: 13:55 TSI 22 Eylül 2007 Cumartesi
LEFKOŞA
- Gazimağusa ile Suriyenin Lazkiye limanı arasında yapılan
tanıtım amaçlı ilk feribot seferi bugün yapıldı.
İlk feribot seferine ilgili meslek odalarıyla basın
mensupları katıldı.
|
KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, iki ülke
arasında feribot seferlerinin yeniden başlamasını tarihi
bir olay olarak nitelendirdi. Rumların uzlaşmaz tutumu devam ettiği
sürece, açılımlarımız sürecek diyen Avcı, bu
seferlerin Türk kesimi ve Suriye arasında ticaret, turizm, eğitim
ve kültürel konularda ilişkilerin gelişmesine yardımcı
olacağını belirtti. |
|
|
||
|
|
||
|
ANKA |
||
|
|
||
|
İsrailin, 6
Eylülde Suriyedeki hedeflere karşı gerçekleştirdiği
hava operasyonuna ilişkin tartışmalar sürerken İsrail
uçaklarının Türkiye topraklarına düşürdükleri yakıt
tanklarının bir aldatmaca olabileceği öne sürüldü. |
HURRIYET
23/09/07
Lazkiye heyecanı
SURİYE'YE KKTC PASAPORTU İLE GİRDİLER...
Basına tanıtım amaçlı yapılan ilk Lazkiye seferine,
basın mensuplarının yanı sıra, işadamları,
turizm acenteleri temsilcileri, Sanayi Odası ve Ticaret Odası yetkili
ve temsilcileri, üniversite temsilcileri ve hükümet yetkilileri
katıldı. Lazkiye'ye giden heyet, KKTC pasaportlarıyla Suriye'ye
giriş yaptı ve KKTC pasaportlarına mühür vuruldu.
Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Kenan
Başaran'a göre, KKTC vatandaşları Lazkiye'de yaklaşık
15 Euro vize ücreti ödeyerek Suriye'ye giriş yapabilecek; ayrıca KKTC
pasaportu, seyahat belgesi olarak kabul edilecek
AVCI: TARİHİ GÜN... AÇILIMLARIMIZ SÜRECEK... Suriye'ye
yapılacak ilk sefer dolayısıyla Mağusa Limanı'na
gelerek yolcuları uğurlayan Dışişleri Bakanı
Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, bugünün tarihi ve önemli
bir gün olduğunu söyledi. Avcı, Kıbrıs Türklerinin
dünyadaki hak ettiği düzeye gelmesi için gerekli
açılımların yapılacağını da ifade ederek
"Rumların uzlaşmaz tutumu devam ettiği sürece
açılımlarımız sürecek" diye konuştu
1978-1979 yılları arasında yapılan ve bir yıl
süren KKTC-Suriye (Gazimağusa-Lazkiye) seferleri, 28 yıl aradan sonra
dün saat 10.00'da yeniden başladı.
Başbakan Yardımcısı Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Gazimağusa Lazkiye arasında
başlatılan feribot seferlerinin sadece KKTC-Suriye arasında
değil, bölgedeki ülkelerle de ticari ilişkilerin gelişmesine
katkıda bulunacağını söyledi. Avcı,
"Rumların uzlaşmaz tutumu devam ettiği sürece biz de
açılımlarımızı sürdüreceğiz" dedi.
Lazkiye'ye giden heyet, KKTC pasaportlarıyla Suriye'ye giriş
yaptı. Suriyeli yetkililer KKTC pasaportlarına giriş ve
çıkışlarda Suriye makamlarının resmi
damgalarını vurdu.
Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü
Kenan Başaran'ın verdiği bilgiye göre, KKTC
vatandaşları Lazkiye'de yaklaşık 15 Euro vize ücreti
ödeyerek Suriye'ye giriş yapabilecek.
Ayrıca KKTC pasaportu, seyahat belgesi olarak kabul edilecek.
İlk sefer tanıtım amaçlı
Mağusa Limanı'ndan Akgünler'e ait deniz otobüsüyle
başlayan seferlerin ilki, basına tanıtım amaçlı
yapıldı.
Sefere basın mensuplarının yanı sıra
işadamları, turizm acenteleri temsilcileri, Sanayi Odası ve
Ticaret Odası yetkili ve temsilcileri, üniversite temsilcileri ve hükümet
yetkilileri katıldı.
Tanıtım amaçlı olan dünkü ilk seferin ardından
düzenli seferlerin önümüzdeki bayramdan itibaren başlaması
bekleniyor.
Avcı: Tarihi Gün
Suriye'ye yapılacak ilk sefer dolayısıyla Mağusa
Limanı'na gelerek yolcuları uğurlayan Dışişleri
Bakanı Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, bugünün
tarihi ve önemli bir gün olduğunu belirterek, KKTC ile Suriye
arasında 28 yıl önce yapılan ve bir yıl süren seferlerin,
kesintiye uğramasından 28 yıl sonra tekrar
başladığını hatırlattı.
Mağusa'dan Lazkiye'ye başlayacak olan yeni seferlerin ticari,
turizm, kültürel ve eğitim alanlarındaki ilişkilerin
artırılması, ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve iki
halkın kaynaşması açısından önemli olduğunu da
vurguladı.
Bu seferlerin sadece KKTC ile Suriye arasındaki ilişkilerin
değil, bölgedeki ülkelerin ilişkilerinin de Ortadoğu ve tüm
bölge ülkeleriyle bağlantılı, ticari atılım ve turizmin
gelişmesine de öncü olacağını söyledi.
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs
Türklerinin dünyadaki hak ettiği düzeye gelmesi için gerekli
açılımların yapılacağını da ifade ederek
"Rumların uzlaşmaz tutumu devam ettiği sürece
açılımlarımız sürecek" diye konuştu.
Avcı, KKTC'den Suriye'ye olacak düzenli seferlerin bayramda
başlatılması için turizm acentelerinin yetkililerle yoğun
temaslarda bulunduğunu da ifade etti.
Yolculuk yaklaşık 4 saat sürdü.
Gazimağusa-Lazkiye seferi yaklaşık 4 saat sürdü.
KKTC heyetine başkanlık eden Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı Dışişleri Dairesi Genel Müdürü Ahmet
Erdengiz, Lazkiye'ye varışlarında, Suriye Denizcilik Odası
Başkanı Abdulkadir Sabıra, Lazkiye Limanı'nın
salonunda birlikte basına açıklama yaptılar.
Ahmet Erdengiz, kardeş ülke Suriye'de bulunmaktan dolayı
duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki ülke yetkililerinin uzun
uğraşların ardından 28 yıl sonra yine bu seferlerini
başlattığını söyledi.
Erdengiz, bu açılan yolu KKTC'deki turizm şirketleri ve
seyahat acentelerinin takip edeceğini umduğunu belirterek
"Gazimağusa- Lazkiye seferlerinin iki ülke arasındaki ekonomik,
kültürel ilişkilerin canlandırılmasına katkı
sağlayacağına inanıyorum" dedi.
Suriye Denizcilik Odası Başkanı Abdulkadir Sabıra
da KKTC heyetini Suriye'de görmekten mutlu olduğunu ifade ederek, bu
seferlerin iki ülke arasındaki ilişkilerin her yönden
gelişeceğine olan inancı vurguladı.
Sabıra, KKTC vatandaşlarına Suriye'ye girişlerinde
diğer ülke vatandaşlarına uygulanan prosedürün
uygulanacağını da ifade etti.
TAK muhabirinin Dışişleri Bakanlığı Özel
Kalem Müdürü Kenan Başaran'dan aldığı bilgiye göre, KKTC
vatandaşları Lazkiye'de yaklaşık 15 Euro vize ücreti
ödeyerek Suriye'ye giriş yapabilecek.
Ayrıca KKTC pasaportu, seyahat belgesi olarak kabul edilecek.
Pasaportlara İngiltere ve Amerika'daki gibi benzeri bir uygulama geçerli
olacak.
Suriyeli milli yüzücü
rekora çok yakın
Öte Yandan Başbakan Yardımcısı,
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Suriyeli milli yüzücünün
Zafer Burnu'ndan Lazkiye'ye başlattığı rekor denemesinde
sona çok yaklaştığını belirterek, milli yüzücünün
Lazkiye'ye 2 saatlik bir mesafede olduğunu, bunun da Kıbrıs
Türkü açısından önemli bir açılım olduğunu söyledi.
KIBRIS
23/09/07
Bologna süreci için önemli bir adım
RUMLARIN İTİRAZI BU KEZ SÖKMEDİ... Norveç'in
başkenti Oslo'da, 20-21 Eylül tarihlerinde toplanan ENQA Genel Kurulu'nda,
birliğe kabul edilen yeni üyelerle birlikte YÖDAK'ın ön
üyeliğinin onaylanması da gündeme geldi. Ancak Rum Yönetimi'nin temsilcileri,
KKTC'nin bir kuruluşu olan YÖDAK'ın tanınmaması
gerektiği iddiasıyla ön üyeliğinin onaylanmasına
yazılı olarak itiraz etti. Fakat önceki gün yapılan oturumda
ENQA Genel Kurulu, Rum tarafının itirazını benimsemeyerek,
YÖDAK'ın ön üyeliğini onayladı
Yüksek Öğretim Denetleme ve Akredatisyon Kurumu (YÖDAK), Güney
Kıbrıs Rum yönetiminin engelleme girişimlerine karşın,
Avrupa Yükseköğretim Kalite Güvence Ajansları Birligi'ne (ENQA) ön
üye oldu.
Norveç'in başkenti Oslo'da, 20-21 Eylül tarihlerinde toplanan ENQA
Genel Kurulu'nda, birliğe kabul edilen yeni üyelerle birlikte
YÖDAK'ın ön üyeliğinin onaylanması da gündeme geldi.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin temsilcileri, KKTC'nin bir
kuruluşu olan YÖDAK'ın da tanınmaması gerektiği
iddiasıyla YÖDAK'ın ön üyeliğinin onaylanmasına
yazılı olarak itiraz etti. Ancak, önceki gün yapılan oturumda
ENQA Genel Kurulu, Rum tarafının itirazını benimsemeyerek,
YÖDAK'ın ön üyeliğini onayladı.
Çelik: Bologna süreci için önemli bir adım
Toplantılara katılmak üzere Oslo'da bulunan YÖDAK
Başkanı Prof. Dr. Tahir Çelik, ENQA'ya ön üyeliğin, KKTC
üniversitelerinin Bologna sürecinde de yer almaları için önemli bir
adım olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Çelik, Oslo'dan TAK'a yaptığı açıklamada
şunları söyledi:
"YÖDAK'ın ön üyeliğinin ENQA Genel Kurulu
tarafından onaylanması Bologna Süreci Takip Grubu'nda (BSTG)
oluşan görüşler çerçevesinde gerçekleşmiştir.
Hatırlanacağı gibi bir süre önce Kuzey Kıbrıs olarak
Bologna sürecine girmek için tarafımızdan müracaat
yapılmıştı.
Müracaatımızın değerlendirilmesi
sırasında, gerek BSTG'nin çeşitli toplantılarında ve
gerekse Londra'da 17-18 Mayıs tarihlerinde yapılan Eğitim
Bakanları toplantısında başvurumuz gündeme gelmiş ve
tartışılmıştı.
Bologna süreci eğitim bakanları ve BSTG
toplantılarında ENQA danışman üye olarak yer almaktadır.
Bologna süreci ile ENQA arasında sıkı bir işbirliği
vardır. Bologna süreci Eğitim Bakanları
toplantılarında üye ülkelerin yüksek öğretimde kalite
güvencesinin sağlanması için ENQA'ya üye olmaları ve
ENQA'nın yaptığı Avrupa Yükseköğretim Kalite Güvencesi
Standart ve Kılavuzunu uygulamaları istenmektedir. Bu çerçevede
önümüzdeki akademik yıldan itibaren YÖDAK söz konusu Kalite Güvencesi
Standart ve Kılavuzun KKTC üniversiteleri tarafından uygulanması
için üzerine düşeni yapacaktır."
ENQA nedir?
Yükseköğretim kalite güvencesi konusunda Bologna Süreci'nin
danışman üyesi olan ENQA, üye ülkelerdeki kalite güvencesi
çalışmalarının eşgüdümünden sorumludur ve ENQA'ya
toplam 24 ülkeden 37 kalite ajansının tam üyeliği ve 10
ajansın aday üyeliği bulunuyor.
Avrupa ülkelerinin; Avrupa Yükseköğretim Alanı (EHEA)
içerisinde yükseköğretimde kalite güvence sistemleri oluşturma
çabaları, Bologna Deklarasyonu öncesinde 24 Ocak 1998 tarihinde, Avrupa
Birliği Konseyi'nin almış olduğu kararla başladı.
Bu karar, sonraki yıllarda ENQA (European Network for Quality Assurance,
sonraki adıyla European Association for Quality Assurance in Higher
Education) kuruluşu ile Lizbon ve Bologna süreçleri ile desteklenerek
geliştirildi, bu alanda büyük ivme kazandı.
Bologna süreci kapsamında EHEA'da yürütülen bu
çalışmaların en somut sonuçlarından biri,
1998 yılında ENQA'nın kuruluşu olmuştur. ENQA,
Avrupa'daki bu çalışmaların en önemli aktörüdür. Üye ülkelerdeki
Kalite Güvence sistemlerinden ve çalışmaların eşgüdümünden
ENQA sorumludur.
Bu çalışmalara, EUA, EURASHE ve ESIB gibi kuruluşlar da
destek veriyor.
Avrupa'da yapılan bu çalışma ve gelişmeler
ENQA'nın 2005 yılında yayınlamış olduğu
"Avrupa Yükseköğrenim Alanında Kalite Güvence İlke ve
Standartları" raporunda belirtilmiştir. Günümüzde bu alandaki
çalışmalar, anılan raporda belirtilen ilke ve standartlarda
yürütülüyor.
EHEA'ya bağlı bulunan 40 ülkedeki politik sistemler,
sosyo-kültürel ve dil farklılıkları, eğitim gelenekleri
arzu edilen "tek model" kalite standartlarının
oluşmasına engel oluyor. Oluşturulan bu rapor, dar çerçevede
formüle edilmiş olup, genel prensipleri kapsıyor. Amaç, önerilerin
herkes tarafından kabul edilmesidir. Özerkliği sağlamak ve
standartların detayları ilgili kurumlara
bırakılmıştır.
Ülkede, bu alanda yapılacak çalışmalarda ve
geliştirilecek stratejilerin belirlenmesinde, anılan raporun iyi
analiz edilmesi gerektiği belirtilirken raporun önemli noktaları ise
şöyle özetleniyor:
"Öğrencilerin, çalışanların ve toplumun
kaliteli yükseköğrenim konusundaki ilgilerinin sağlanması;
Sorumluluk üstlenmeyi gerektiren kurumsal özerkliğin önemi; Amaçlara uygun
dış kalite güvence gereksinimlerinin ortaya konulması ve tüm
bunları karşılayacak kurumlara sorumluluk verilmesi."
EHEA'da sistemin ana esasları
EHEA'da yükseköğretim için geliştirilen iç ve dış
kalite güvence sisteminin ana esasları ise şunlar:
"Yükseköğretimden sorumlu olanlar, verdikleri hizmetlerin
kalite güvencesinden de sorumludurlar. Toplumun, Yükseköğretimin kalite
güvence ve standartlarına olan ilgisi sağlanmalıdır.
EHEA bünyesindeki yükseköğretim kurumları ve öğrencileri
için akademik programların kalitesinin geliştirilmesi ve
iyileştirilmesi gerekmektedir. Söz konusu akademik programların
desteklenmesini ve sunulmasını sağlayan organizasyonlar etkin ve
verimli olmalıdır. Kalite güvence süreçlerinde yabancı
uzmanlardan yararlanılmalı, açıklık ilkelerine
uyulmalıdır. Yüksek öğretim kurumlarının hizmet
yatırımlarının gerekçeleri açık olmalıdır.
Geliştirilen hizmetlerin kalite güvenceleri ile amaçları uyumlu
olmalıdır. Kurumlar, kalitelerini ulusal ve uluslararası düzeyde
gösterebilmelidir. Süreçler, farklılıklara ve yeniliklere açık
olmalıdır."
KIBRIS
23/09/07
Mal takası için AİHM'nin kararı bekleniyor
Alithia: "Hepsi Şimdi Siyasi Sorumluluklar Görüyorlar -
Mülkiyet Konusunda AİHM'ye Kişisel Başvuru Hakları Kesin
Olarak Kaybediliyor - Annan Planı'nın Olumsuz Maddelerinin
Uygulanmasına Sürüklediler" başlıkları altında
verdiği haberinde; Rum siyasilerin Kıbrıslı Rum Timvios ile
KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu arasında varılan
anlaşmanın, AİHM tarafından onaylanması durumunda
ortaya çıkacak "olumsuz" gelişmelerin sorumluluğunu
üstlerinden atma yönünde açıklamalarda bulunduklarını, Rum
Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas'ın ise "olumsuz gelişmelerin
varlığını kabul ettiğini" yazdı.
Gazete; KS EDEK ve EURO.KO parti yetkililerinin önceki gün
yaptıkları açıklamalarda; Rum hükümetinin Rum göçmenler için çok
şeyler yaptığını ancak daha da fazlasını
yapabileceğini vurguladıklarını yazdı.
Habere göre KS EDEK Hukuk ve İnsan Hakları Komitesi Genel
Sekreteri Kostas Evstatiu önceki günkü açıklamasında AİHM'de
meydana gelen durumu "ciddi" olarak nitelendirirken konunun seçim
amaçlarından uzak ince stratejiler ile ele alınması
gerektiğini vurguladı.
EURO.KO Başkan Vekili Stratos Panayidis ise; "devletin"
Rum göçmenler için yapılması gereken her şeyi
yapmadığını ancak bu durumun milli çıkarlara ters
düşecek eylemlere dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı.
Panayidis; AİHM'nin kararının kendileri için olumlu
olmaması durumunda dahi Türkiye aleyhine alınmış 4'üncü
Devletlerarası Başvuru ve Titina Loizidu kararlarının
mevcut olduğunu hatırlattı.
Palmas: Olumsuz gelişmeler var
Öte yandan Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas önceki gün
yaptığı açıklamada; AİHM'de "olumsuz
gelişmelerin olduğunu" kabul ederken Rum hükümetinin gerekenleri
yerine getirdiğini ifade etti.
Palmas: "AİHM'de olumsuz bir gelişmenin olduğu
bilinmektedir. Ancak öte yandan, gerek bazı siyasiler gerek
basının, doğrudan ya da dolaylı bir şekilde
Kıbrıs halkında güvensizlik ve panik yaratma çabaları ile
aslında şu anda mümkünse Kıbrıs sorununu alelacele çözmek
gerektiği görüşünü sunmaları kabul edilemez" şeklinde
konuştu.
Rum hükümetinin, Rum göçmenlerin sorunlarını çözmek için
hangi eylemleri gerçekleştirmekte olduğu şeklindeki bir soruya
karşılık Palmas; 1974'ten beri sorunlar ve zorluklarla tüm
Kıbrıs Helenizm'inin, özellikle de Rum göçmenlerin karşı
karşıya olduklarını ve Rum hükümetinin her zaman
imkanları dahilinde göçmenleri desteklemek için elinden geleni
yaptığını savundu.
Gazete, AKEL Merkez Komite üyesi ve uluslararası ilişkiler
uzmanı Tumazos Çelepis'in konuya ilişkin açıklamasında;
AİHM'nin uzun zamandan beridir aldığı her kararda adım
adım KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun resmileştirilmesi
yönünde ilerlediğini vurguladığını yazdı.
Çelepis; Annan Planı'nın öngörülerinden birinin
Kıbrıs sorununun çözümü sonrasında AİHM'ye yapılacak
kişisel başvuruları yasaklamak olduğunu vurgularken;
şu andaki gelişmelerin de bu başvuruların yasaklanması
yönünde olduğunu ancak tek farkın Kıbrıs sorununun çözümü
olmaksızın bunun gerçekleşmesi
olasılığının bulunması olduğunu savundu.
"2003'ten beri bilgileri vardı"
Politis: "2003'ten Beri Bilgileri Vardı - Mike Timvios:
"Bir Titina'ya Daha Sahip Olacaklardı" başlıkları
altında verdiği haberinde; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile
anlaşmaya varan Kıbrıslı Rum Mike Timvios'un; Rum
hükümetine 2003 yılında göndermiş olduğu mektuplarla
içerisinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları ilettiğini
ancak cevap olarak "umursamazlık ve hakaretler"
aldığını söylediğini yazdı.
Gazete; Timvios'un "1990" yılında Türkiye aleyhine
AİHM'ye başvurduğunu ve 2003 yılında sonuçlanan
davasında Türkiye'nin tazminat ödemeye mahkum edildiğini, Timvios'un
ise ekonomik sıkıntılarına ilişkin o dönemde Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a göndermiş olduğu
mektuba ilgisizlikle karşılık verildiğini yazdı.
Gazete; Timvios'un Rum hükümetine göndermiş olduğu mektup ile
o dönemde Papadopulos'un müsteşarı olan Hristodulos Paşardis'in
kendisine gönderdiği yanıt mektubunun önceki akşam Rum Devlet
Radyo Televizyon Kurumu RİK'te gündeme getirilmesinin ardından konuya
ilişkin gazeteye yapmış olduğu açıklamaya yer verdi.
Timvios; "Yaşadığım zorluklardan ötürü gerek
bu zorluklar hakkında gerekse AİHM'nin dostane anlaşmaları
teşvik ettiğine dair Hükümeti bilgilendirdim. AİHM'den yüksek
miktarda bir tazminat beklediğim için ekonomik yardım istedim. Ancak
aldığım tek şey umursamazlık oldu ve hakaretlerle
karşılaştım. Eğer o zaman benim destekçim olsaydı
bugün elinde bir Titina Loizidu daha olurdu" şeklinde konuştu.
Rum hükümetine göndermiş olduğu söz konusu mektupların
RİK'in yayınında açıklanması konusunda ise Timvios;
mektuplarının belli bir kısmının seçilerek
yayınlandıklarını ve doğru olduğunu
düşündüğü bir anda mektupların tamamını
yayınlayacağını ifade etti.
Timvios ayrıca; mülkiyet haklarını
sattığını söyleyen Paşardis aleyhine iftira
davası açma hakkını da saklı bulundurduğunu
belirtirken "eğer bunu 2003'te yapmışsam, bugün nasıl
oldu da takasını gerçekleştirebiliyorum?" şeklinde
konuştu.
Larnaka'da evkaf malı verilecek
Fileleftheros: "Kararın Açıklanmasını Bekleme
Durumu - Anlaşmanın AİHM Tarafından Kabulü Önümüzdeki Hafta
İçerisinde" başlıkları altında verdiği
haberinde; Kıbrıslı Rum Timvios'un Türkiye aleyhine AİHM'de
açtığı davasını geri çekme talebinin, AİHM
tarafından kabul edilmesinin gelecek hafta içerisinde
açıklanmasının beklendiğini yazdı.
Gazete; bu gelişmelerin Güney Kıbrıs'ta endişeyle
beklendiğini ve Rum hükümetinin son günlerde AİHM'nin
kararının ne olacağına dair, en azından son anda
kararda kullanılacak terminolojiye müdahale edebilmek amacıyla, bilgi
almaya çalıştığını ifade etti.
Gazete; Timvios'un "1998" yılında Türkiye aleyhine
AİHM'ye başvurduğunu ve 2003 yılında AİHM'nin
Türkiye'yi tazminat ödemeye mahkum ettiğini ancak Türkiye'nin tazminat
kararına uymayı reddettiğini savundu.
Bunun üzerine Kıbrıslı Rum Timvios'un 2006
yılında KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruda
bulunarak "Timbu" (Kırklar) köyünde bulunan
taşınmazı için kendisine 5 milyon Euro tazminat ödenmesini talep
ettiğini belirten gazete, Timvios'un ayrıca Girne'nin
"Vasilia" (Karşıyaka)
köyünde de, birkaç yıl önce İsviçreli bir
yatırımcıya satmaya çalıştığı
başka bir taşınmaz malının daha bulunduğunu da
vurguladı.
Gazete; nihayetinde Timvios ile KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu
arasında takasa dayalı bir anlaşmaya
varıldığını ve Timvios'a verilmesi öngörülen
taşınmazın Larnaka'da EVKAF'a ait bir arazi olduğunu iddia
etti.
Timvios'un ayrıca tazminat da alacağını belirten
gazete, söz konusu davanın, bu kez anlaşmayı kabul etmeyeceğini
net bir şekilde ifade eden Rum hükümetini Timvios'un AİHM'de dava
etmesi ile devam etmesi olasılığının bulunduğunu
da vurguladı.
Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri şu
başlıklarla yansıttılar:
Haravgi: "Hükümet Olumsuz Gelişmeleri Kabul Etti".
Mahi: "AİHM'nin Kararı Gün Meselesi - Hükümet
Tonları Düşürüyor".
KIBRIS
23/09/07
Tassos set to meet Ban
at UN today
By
Jean Christou
PRESIDENT
Tassos Papadopoulos is due to meet UN Secretary-general Ban Ki-moon today in
New York on the sidelines of the General Assembly in New York.
According to the government, the meeting with Papadopoulos, and a separate
meeting between Ban and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on October 16,
will determine where the Cyprus issue is going next.
Deadlock was acknowledged on September 5 when the two leaders met for the first
time in over a year, leaving the next move in limbo.
Government spokesman Vassilis Palmas said on Friday that todays meeting would
determine whether preconditions existed to justify a more active role on
behalf of the UN on the Cyprus question.
He also spoke of a reserved approach to Cyprus by the UN at the moment.
This reflects the fact that the Cyprus problem is very, very low on the list
of the Secretary-generals priorities, a diplomatic source said yesterday.
The source said it was hard to see how much more the Secretary-general could do
in the circumstances, and given the lack of political will to move forward
towards substantive talks.
The Greek Cypriot side has been insisting on talks with no preconditions, and
timetables with minimum UN intervention. Yet, left to their own devices, the
two sides were unable to even form a committee in 14 months.
The diplomatic source said UN Special Representative Michael Moller has been
very active in supporting over 50 meetings between aides to the two leaders
over the 14 month period. So I cant see where the Secretary-general can be
more active, he said.
There are no grounds for the resumption of the Secretary-generals good offices
mission as yet. Not that the government has been suggesting that.
The diplomat said former Secretary-general Kofi Annan had made it clear that
until the gap between words and deeds narrowed, there would be no new Cyprus
initiative.
CYPRUS
MAIL 23/09/07
Ferry service from
Famagusta to Syria?
By
Jean Christou
DAILY FERRY
services between the occupied Famagusta port and Latakia in Syria are due to
recommence on October 12, Turkish press reported yesterday.
According to Zaman, Turkish Cypriot Prime Minister Turgay Avci announced the
start of the service on Friday.
He said the services were restarting after a series of meetings between Turkish
Cypriot and Syrian officials responsible for maritime, commerce, industry and
tourism.
It was part of efforts to lift the so-called "unfair" isolation of
the Turkish Cypriots by the Cyprus government.
"Regular relations established by the secretariat of the Organisation of
Islamic Conference have had a positive impact on our relations with the OIC
member states. Relations have begun with a lot of the countries which
previously avoided the TRNC," Avc? said.
Last month, Avci visited Syria as part of long-time efforts to urge Muslim
countries to play ball with the TRNC.
"With these tours being started after an almost 30-year-long interruption,
there will be great developments in our relations with Syria in every field,
particularly in economics, culture and tourism, Avci said.
Existing relations between businesspeople, the private sectors and non-governmental
organisations of the two countries will be greatly accelerated.
He said travel agencies involved with the boats would announce in the coming
days how many tours would be launched weekly.
It would also help tempt more Syrian students to study in the north.
"This concrete development maintained with Syria encourages us with
further initiatives that we will take in the coming days concerning other
regional countries," Avci said.
CYPRUS
MAIL 23/09/07
NTV
Güncelleme: 16:01 TSİ 24 Eylül 2007 Pazartesi
ZÜRİH
- FIFAdan bugün yapılan yazılı açıklamada,
Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla uluslararası
karşılaşmalara katılan Rum milli futbol takımında
Kıbrıslı Türk oyuncuların da yer alması konusunda
sürdürülen görüşmelerin olumlu bir havada geçtiği kaydedildi.
Tarafların görüşmelere 27 Ekimdeki toplantıda devam edecekleri
duyuruldu.
Açıklamada herkesin futbol oynamasından yana olunduğu;
ancak bunun örgütün kuralları çerçevesinde yapılması
gerektiği ve Kıbrıstan ikinci bir federasyonun
tanınmasının sözkonusu olmadığı da
vurgulandı.
Zürihteki toplantıya FIFA ve UEFA yetkililerinin yanı sıra Rum
Futbol Federasyonu ile Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu yetkilileri de
katılmıştı.
Rumlar feribot seferlerinden rahatsız
24 Eylül, 2007 16:23:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC ve Suriye arasında 30 yıl aradan sonra
feribot seferlerinin başlaması, Kıbrıs Rum kesimini
rahatsız etti. Rum yönetimi, ''Suriye yönetiminden açıklama
bekliyoruz'' dedi.
Rum yönetimi, Suriye'den Türkiye ile bu konuda görüşmelerin
yapılıp yapılmadığına dair bilgi istedi.
Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, daha önce Şam yönetimini kendilerine
deniz seferlerinin yapılmayacağı yönünde teminat verdiğini
söyledi.
Sözcü Palmas, "Bugüne kadar Suriye ile mükemmel bir ilişkimiz
vardı. Gelecekte de öyle olsun istiyoruz. Bu da Suriye'den gelecek
açıklamaya bağlı" diye konuştu.
Geçtiğimiz cumartesi günü KKTC'ye yönelik izolasyonların
kaldırılması yönünde bir adım atılmış,
KKTC'den Suriye'ye 30 yıl sonra ilk feribot seferi yapılmıştı.
İndependent: Azalan su Türkiye içi felaket tehditi
İngiliz The
İndependent gazetesi, Konya bölgesinde yaşanan kuraklığa
dikkat çekerek Bir çevre felaketi Türkiyenin ortasını tehdit
ediyor" ifadesini kullandı.
The İndependent Azalan su, Türkiye için
felaket tehdidi" başlıklı haberinde Konya bölgesinde
kuraklığa bağlı azalan suyun yarattığı
sorunlara dikkat çekti. Bölgede çok sayıda gölün çok olduğuna
işaret eden gazete, azalan suyun Konya ovası en büyük sorununu
oluşturduğunu kaydetti.
Jeoloji uzmanları ve çiftçilerin
görüşlerine yer verildiği haberde Tüm ovada son 25 yıldır
ortalama olarak 27 metre olan su düzeylerindeki düşüş, felaket
sonuçlarına yol açtı. Düzinelerce göl, yabani kuşları ile
birlikte yok oldu. Diğerleri ise, ovanın ortasında bulunan bin
500 kilometre karelik tuzlu göl dahil olmak üzere, hızlı bir biçimde
küçülüyor" denildi.
İŞLER BÖYLE GİDERSE BÜTÜN OVA
30 YILDA ÇÖL OLUR"
The independente konuşan Jeoloji
Mühendisler Odası Konya Şübesi Başkanı Tahir
Nalbantçılar da, Eğer işler böyle giderse, bütün ova 30
yıl içerisinde çöl olacak" uyarısını yaptı.
İngiliz gazetesi de, BM tarafından bir
süre önce yayınlanan bir raporda Konya bölgesinin küresel
ısınmaya çok hassas" olarak tanımlandığına
dikkat çekerken de suyun azalmasının reel nedeniönin bölgenin pancar
ve mısır üretimine yönelmesinin olduğunu yazdı.
HUBUBAT SÜBVANSİYONLARI ADETA KALKTI
ÇİFTÇİ PANCARA YÖNELDİ"
Konya ovasının eskiden Türkiyenin
ambarı" olarak bilindiğini kaydeden gazete, hububat için verilen
sübvansiyonların adeta yok olması ile çiftçilerin
hayatlarını kazanmak için çok daha su gerektiren ürünlere
yöneldiklerini belirterek pancarın hububat göre beş kat daha suya
ihtiyacı olduğunu vurguladı.
Birçok çiftçinin bunun sürdürülemez
olduğunu bildiğini ancak başka çarelerinin
olmadığına inandığını belirten gazete,
dünyanın korunması için çalışmalar yapan WWFnın
Ankaradaki uzmanı Çağrı Deniz Eryılmazın da
sürdürülebilir tarım konusunda iki yıldır hükümet
kuruluşları ve çiftçiler ile müzakereler yaptıklarını
anlattığını kaydetti.
Nalbantçılar da, en büyük sorunu
bürokrasinin oluşturduğunu savunarak su ile ilgilenen 15 farklı
kuruluşun bulunduğu ve hepsinin kendi yetkileri konusunda
aşırı titiz olduğunu da söyledi.
Buna karşın gazete, hem
Eryılmazın, hem de Nalcantçıların Konyanın çöl
dönüşmesinin önlenebileceği konusunda iyimser olduklarını
yazdı.
3-5 YIL İÇİNDE YAĞIŞLI PERİYODA
GİRERİZ
Devlet Su İşleri (DSİ) 4. Bölge
Müdür Yardımcısı Mevlüt Pınarkara, İngiltere merkezli
The Independent gazetesinde yayınlanan, Konya Ovasının 30
yıl içinde çöl olacağı öngörüsünün doğru
olmayacağını belirterek, "3-5 yıl içinde bölgemizin
yağışlı periyoda gireceğini tahmin ediyoruz"
dedi.
Mevlüt Pınarkara, The Independent
gazetesinin haberiyle ilgili olarak AA muhabirine yaptığı
açıklamada, bölgede etkili olan kuraklığı yakından takip
ettiklerini ifade etti.
Pınarkara, Konyada yaşanan
kuraklığın, bölgede kısa ve uzun periyotlar halinde etkili
olan yağış rejiminden kaynaklandığını
belirtti.
Bölgenin halen 40-50 yıl süren uzun
yağışsız periyodun son döneminde bulunduğunu ifade
eden Pınarkara, şöyle konuştu:
"Yer altı suları son
yıllarda önemli oranda çekildi. Zaten bu çekilme, yağış
azlığından çok, yer altından aşırı su
çekilmesinden kaynaklanıyor.
Tüm bu nedenlerle bölgenin 30 yıl içinde
çöl olacağı öngörüsünde bulunmak doğru olmaz. 3-5 yıl
içinde bölgemizin yağışlı periyoda gireceğini tahmin
ediyoruz. Böylece, bölgede yaşanan kuraklığın
hafifleyeceğini öngörüyoruz. Ayrıca inşaatına başlanan
Mavi Tünel Projesi tamamlandığında Konya Ovasına
yılda 400 milyon metreküp su verecek. Göksudan gelecek bu su da
Konyayı önemli oranda rahatlatacak." İngilterede
yayımlanan The Independent gazetesi, Konya ovasındaki
kuraklığa yarım sayfa ayırmış, haberde, Galler bölgesinin
iki katı büyüklüğündeki Konya Ovasında en büyük sorunun su
olduğuna dikkat çekilmiş, Konya Jeoloji Mühendisleri Odası
Başkanı Tahir Nalbantçıların görüşlerine de yer
verilmişti.
MILLIYET 24/09/07
Papadopulos: AİHM'deki gelişmelerden memnun
değilim
Rum yönetimi başkanı Papadopulos, Kıbrıslı bir
Rum ile KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu arasında taşınmaz
mal takasına dayanan bir anlaşmanın AİHM tarafından
onaylanması yönündeki gelişmelerin memnuniyet verici
olmadığını ifade etti.
Habere göre Papadopulos; bu konudaki gelişmelerin mülkiyet
sorununun sonuna işaret ettiği yönünde bazı çevreler
tarafından ifade edilen endişelerin "abartılı"
olduğunu da söyledi.
Hükümetinin konuyu iyi yönetemediği yönündeki eleştirileri de
reddeden Papadopulos; Rum hükümetinin bu gelişmeyi önlemek için elinden
gelen tüm hukuki imkânları kullandığını ve ilk önce
kesin sonucun ne olacağının beklenmesi gerektiğini ifade
etti.
Kıbrıslı Rum KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile
müzakere halinde
Thomas Kaullas adlı bir Rum göçmenin gazeteye göndermiş
olduğu açık mektupta Rum hükümetinin Rum göçmenlere yönelik tutumunu
sert bir dille eleştirerek KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'yla
müzakereler yapmakta olduğunu söyledi.
Alithia; "Başkaları Da Taşınmaz Mal
Anlaşmasına -Bir Diğer Göçmen Takasa Yöneliyor ve Uyarıyor
-Th. Kaullas: Ayıp Size Sayın İdareciler
-Saraylarınızdan Dışarı Çıkın Da Birlikte
Mücadele Edelim" başlıkları altında verdiği
haberinde; Kıbrıslı bir Rum'un KKTC Taşınmaz Mal
Komisyonu'yla anlaşmaya vararak KKTC'deki eski taşınmaz
malını Güney Kıbrıs'taki bir Türk
taşınmazıyla takas etmeyi kabul etmesi ve AİHM'de Türkiye
aleyhine bulunan başvurusunu geri çekme talebinde bulunmasının
ardından Rum hükümetinin bu durumu "kişiselleştiren"
tutumunun Rum göçmenleri tarafından büyük tepkiyle
karşılandığını yazdı.
Birçok kişinin Rum hükümetinin bu konudaki tutumuna gazeteyi
arayarak tepki gösterdiklerini belirten gazete, bir diğer
Kıbrıslı Rum Thomas Kaullis'in ise gazete
aracılığıyla Rum hükümetine açık mektup göndererek
KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'yla yine mal takasına dayanan bir
müzakere süreci içerisinde bulunduğunu belirttiğini yazdı.
Habere göre Kaullis mektubunda; Rum göçmenlerin 33 yıl önce her
şeylerini kaybettiklerini ve taşınmaz mallarına geri dönme
umutlarının da artık kaybolduğunu belirterek Rum hükümet
yetkililerinin 1974'ten beri hata yapmakta olduklarını ifade etti.
Kaullis mektubunda şunları belirtti:
"Ben kişisel olarak, 1974'ten bugüne kadar milyonlarca KL'lik
gelir kaybı sebebiyle Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine dava açma
yoluna gidiyorum. Ayrıca "Komisyona" başvuruda bulunarak Mağusa'da
milyonlarca KL değerindeki taşınmaz malımı bana iade
etmeleri talebinde bulundum.
Müzakere aşamasında Mağusa'daki 14 dönümlük
taşınmazım için Limasol'un Kandu köyünde bulunan
Kıbrıslı Türk taşınmazı vermeyi önerdiler.
Eğer hukuk devleti beni müzakereye çağırırsa işgal
bölgelerindeki komisyondan başvurumu geri çekeceğim. Sabır
artık tükendi. Geç olmadan devlet uyansın".
"Hükümet verebileceklerini verdiyse gitme zamanı
gelmiştir"
Öte yandan Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas'ın "hükümetinin
göçmenlere verebileceği her şeyi verdiği" şeklindeki
açıklamasına ana muhalefet partisi DİSİ'den de tepki geldi.
Gazete; DİSİ Başkan Yardımcısı İonas
Nikolau'nun Palmas'ın bu açıklaması üzerine; "madem hükümet
yetkilileri verebilecekleri her şeyi vermişlerdir artık
gitmelidirler ki yerlerine girişimleri olan başkaları
gelsin" şeklinde konuştuğunu yazdı.
Nikolau; Rum hükümet yetkililerinin Kıbrıs sorununa
ilişkin dış politikanın
başarısızlığını kabul etmek istemediği
için AİHM konusunda ihmalkâr davrandığını da söyledi.
Kasulidis: AİHM'nin anlaşmayı onaylamasının
sonuçları çok büyük olur
Rum Başkanlık seçimlerinde aday olan Yannakis Kasulidis ise;
AİHM'nin Kıbrıslı Rum ile KKTC Taşınmaz Mal
Komisyonu arasındaki anlaşmayı onaylaması durumunda bunun
sonuçlarının çok büyük boyutlarda olacağı ve Güney
Kıbrıs'taki "Kıbrıslı Türk Taşınmaz
Malları İdaresi'nin" ortadan kalkarak KKTC Taşınmaz
Mal Komisyonu'nun dolaylı da olsa tanınması anlamına
geleceğini belirtti.
Habere göre; "Türk Kontrolü Altında Bulunan Malların
Sahiplerinin İnsani Hakları Derneği" (SADİTOP)
yetkilileri ile önceki gün bir görüşme gerçekleştiren Kasulidis;
Kıbrıslı Rumların KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu
tarafından "cezp edilmemesi gerektiğini, çünkü Türkiye'nin
AİHM'deki başvurulardan kaçma politikası çerçevesinde ilk birkaç
göçmenin taleplerinin karşılanması ve sonrakilerin hayal
kırıklığına uğramaları ihtimalinin
bulunduğunu" da iddia etti.
Timvios'un Rum hükümeti ile mektuplaşması
Öte yandan Politis; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile mal
takasına dayanan bir anlaşmaya varan Kıbrıslı Rum Mike
Timvios'un 2003 yılında, henüz KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu
ile anlaşmaya varmadan önce Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'a gönderdiği ve ekonomik yardım talebinde bulunduğu
mektubu ile Papadopulos adına o dönemin Başkanlık
Müsteşarı Hristodulos Paşardis tarafından kedisine verilen
yanıt mektubunun küpürlerine yer verdi.
Gazete; Timvios'un o dönemde AİHM'den kazandığı
ancak henüz miktarı belli olmayan tazminat
karşılığında veya KKTC'deki
taşınmazını ipotek ederek kendisine ekonomik yardım
sağlanmasını Rum hükümetinden talep ettiğini, ancak
kendisine verilen yanıtta; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na
başvuruda bulunmak, mülkiyet hakkından vazgeçmek ve Serdar
Denktaş'la görüşmekle suçlandığını yazdı.
Habere göre Timvios gazeteye yaptığı açıklamada;
KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun 2005 yılında kendisine
ulaşarak anlaşma yapmayı önerdiğini ve komisyona kendisinin
başvurmadığını belirterek Serdar Denktaş ile
karşılaşmasının ise KKTC'de bir restoranda tamamen
tesadüf eseri olduğunu ifade etti.
Timvios; doktor olan babası Haralambos Timvios'un, Serdar
Denktaş'ın annesinin doktoru olduğunu, bunu öğrenen
Denktaş'ın da kendisiyle tanışmak istediğini
belirtirken, bu görüşmenin taşınmaz mallarıyla herhangi bir
ilgisi bulunmadığını anlattı.
KIBRIS 24/09/07
Papadopulos, Ban ile 8 Temmuz sürecini görüştü
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, dün akşam BM
Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la yaptığı görüşmede 8 Temmuz
anlaşması ve hayata geçirilmesi konularını ele
alındı.
Rum radyosunun haberine göre Papadopulos; Miami'den New York'a
varışında yaptığı açıklamada Genel Sekreter
Ban'la yapacağı görüşmede Kıbrıs sorununa ilişkin
son gelişmeler üzerinde durulduğunu ve Gambari sürecinin devam
etmesinin gerekliliğini vurguladığını ifade etti.
Türkiye'nin tutumuna ilişkin ise Papadopulos; 8 Temmuz sürecinin
devam etmesi için Ankara'ya baskı uygulanmakta olduğunu iddia etti ve
"bu baskıların olumlu sonuç vermesi" yönündeki
"temennisini" dile getirdi.
Yeni bir ara çözüm bulunması yönünde 3. ülkelerin çabaları
olup olmadığı yönündeki bir soruya karşılık
Papadopulos; BM Güvenlik Konseyi'nin Gambari sürecinin şu anda mevcut olan
tek süreç olduğu şeklindeki net tutumuna işaret etti ve bu kadar
net bir tutum mevcutken Kıbrıs Rum tarafından yeni bir sürece
ilişkin herhangi bir görüşün duyulmasının yanlış
olacağını söyledi.
Papadopulos gayrı resmi toplantıyı doğruladı
Papadopulos açıklamasında ayrıca; İsveç
tarafından Kıbrıs sorunuyla ilgili gayri resmi bir toplantı
gerçekleştirileceği yönündeki haberleri doğruladı.
Radyonun toplantıyla ilgili haberine göre söz konusu gayri resmi
toplantıda Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye'den temsilciler yer
almayacak. ABD ve Polonya'dan temsilcilerin toplantıya katılma
yönünde davet aldı. İspanya ise bu yöndeki daveti reddetti.
Radyoya göre toplantıyı doğrulayan Papadopulos ise
açıklamasında; BM şemsiyesi altında gerçekleştirilen
süreçten sapıldığı için bu tür gayrı resmi
toplantılardan kaçınılması gerektiğini söyledi.
İsveç Dışişleri Bakanı'nın bu
girişimini "tuhaf" olarak değerlendiren Papadopulos; bu
sürecin devam etmeyeceği görüşünü belirtti.
"BM 8 Temmuz'da ısrarlı"
Gazete yukarıdaki başlıkla verdiği bir başka
haberinde, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un niyetinin 8 Temmuz
anlaşmasının hayata geçirilmesi olduğunu yazdı.
Habere göre "diplomatik bir kaynak" yaptığı
açıklamada, "ABD ve BM yetkililerinin, bu yönde ilerlemesi için Türk
tarafını teşvik ettiğini söyledi ve söz konusu yetkililerin
Tasos Papadopulos ile Mehmet Ali Talat arasında 5 Eylül'de
gerçekleştirilen görüşmenin başarısızlıkla
sonuçlanmasına yol açan zorlukların aşılması için
altın kesitin bulunması amacıyla bir çeşit formül üzerinde
çalıştıklarını" da belirtti.
Gazete dünkü Papadopulos-Ban görüşmesi sırasında 8
Temmuz anlaşmasına yönelik desteğin dile getirilmesinin de
beklendiğini yazdı.
Habere göre "BM'deki diplomatik kaynaklar" ise
yaptıkları açıklamada, "Ban'ın; ciddi bir diyalog
konusunda her iki taraftan da güçlü belirtiler olmaması durumunda
Kıbrıs sorununda yeni bir hareketi ileriye götürmesinin söz konusu
olmadığını" ifade ettiler.
Aynı kaynaklar "BM ve ABD'nin hedefinin, iki liderin BM Genel
Sekreteri'yle yapacakları ayrı ayrı görüşmelerden sonra
tekrar Lefkoşa'da bir araya gelmelerini sağlamak" olduğunu
da belirttiler.
KIBRIS 24/09/07
Avcı, Roma'da temaslarda bulunuyor
Bakan Avcı Roma'da bulunacağı süre içerisinde, devlet
yetkilileri, İtalyan parlamenterler, basın-yayın
kuruluşları ve işadamlarıyla yoğun görüşmelerde
bulunacak. Bakan Avcı, temasları sırasında bir süre önce
ülkeyi ziyaret eden başta Radikal Parti üyeleri olmak üzere, çeşitli
siyasi parti üyeleriyle de bir araya gelecek.
KKTC vatandaşlığına kabul edilen İtalyanlara
kimlikleri verilecek
Temmuz ayında KKTC'yi ziyaret eden Radikal Parti üyeleri Maurizio
Turco ile Marco Perduca'ya, yaptıkları müracaat neticesinde, Bakanlar
Kurulunca verilen vatandaşlık belgeleri, KKTC kimlik kartı ile
pasaportları da Bakan Avcı tarafından takdim edilecek.
Bakan Avcı'nın, İtalya'nın önde gelen bazı
işadamları ile KKTC'deki yatırım olanaklarıyla ilgili
olarak bir araya gelmesi ve ayrıca çeşitli basın-yayın
organlarıyla da bir dizi röportaj yapması öngörülüyor.
Bakan Avcı'ya İtalya ziyaretinde, Özel Kalem Müdürü Kenan
Başaran, İkinci Sekreter İsmet Korukoğlu ile Basın
Danışmanı Burhan Canbaz eşlik edecek.
Bakan Avcı ile beraberindeki heyetin, 26 Eylül Çarşamba günü
Roma'dan ayrılması bekleniyor.
Avcı, AB Genel Müdürü Mirichian ile görüştü
Temas ve incelemelerde bulunmak amacıyla İtalya'nın
başkenti Roma'ya giden Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı temaslarına
başladı.
Bakanlık Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre Roma'ya
gidişinde Türkiye Cumhuriyeti Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal
tarafından karşılanan Turgay Avcı, İtalya
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Ülkeleri
Genel Müdürü Büyükelçi Laura Mirichian'la bir araya geldi.
Kıbrıs sorununda yaşanan son gelişmeler
ışığında Büyükelçi Mirichian'a bilgi veren Avcı,
özellikle yaşanan 5 Eylül sürecini ve Kıbrıs Türk
tarafının Rum kesimince reddedilen önerilerini anlattı.
Kıbrıs Türk halkı olarak kapsamlı çözüm çabaları
için uğraş vermeye hazır oldukları mesajını
Mirichian'a ileten Avcı, İtalya gibi Avrupa Birliği'ne üye
ülkelerin desteğini almak ve sorunun çözümü konusunda iyi niyetlerini
göstermek istediklerinin altını çizdi.
Bakan Avcı temasları çerçevesinde dün ayrıca Radio
Radicale ve İl Reformista gazetelerine mülakatlar vererek soruları
yanıtladı. Mülakatta özellikle 5 Eylül sürecinde yaşananlar ve
Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliğinden beklentileri
dile getirildi.
Bakan Avcı ve beraberindeki heyet bugün de Roma'da
temaslarını sürdürecek.
KIBRIS 24/09/07
Rum yönetiminden Suriye'ye nota
25 Eylül, 2007 17:04:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi, KKTC'nin Gazimağusa ile
Suriye'nin Lazkiye limanları arasında başlayacak olan ve
Cumartesi günü tanıtım turu yapılan feribot seferleri nedeniyle
Suriye'ye nota verdi.
Rum basın haberlerine göre, Rum yönetimi
Dışişleri Bakan Vekili Fotis Fotiu, Suriye'nin Güney
Lefkoşa'daki maslahatgüzarına, konuyla ilgili 3 soruyu yönelterek
bunlara yanıt istedi.
Rum basını, Suriye'nin bu sorulara "yanıt bile
vermediğini" yazdı.
Rum yönetimi, Suriyeli maslahatgüzara, özetle; KKTC'den Suriye'ye yönelik gemi
seferleriyle ilgili olarak,
· Suriye hükümet yetkilileriyle KKTC
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı arasında ne ölçüde görüşmeler ve temaslar
gerçekleştirildi;
· Bu konuyla ilgili olarak Suriye hükümetiyle
KKTC arasında bir anlaşma yapıldı mı,
· Seferler sürecek mi sorularını
yöneltti.
Cumartesi günü yapılan tanıtım turunda KKTC'li gazetecilerin
pasaportlarına Suriye'nin mühür vurması da birçok Rum
politikacıyı ve Rum hükümetini şaşırttı
"Nota'lara yetişemiyoruz"
Rum basını, Rum yönetiminin, Gazimağusa-Lazkiye limanları
arasında gemi seferleri başlamasıyla ilgili olarak
Kıbrıs Rum yönetimini Suriye'ye verdiği notaya
karşılık almadan, şimdi de İtalya'ya yönelik bir
protesto notasıv ermeye hazırlandığını duyurdu.
"Nota'lara yetişemiyoruz", "Suriye notamıza cevap
vermeden, İtalya'ya yönelik protestoya başladık" başlıklarını
kullanan Rum gazeteleri, Gazimağusa Limanından Suriye'nin Lazkiye
Limanına sefer yapılmasına ve KKTC Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'nın İtalya'daki temaslarına işaret etti.
Suriye'den sonra İtalya'ya yönelik bir protesto notası vermeye
hazırlanan Rum yönetimi, İtalya'nın Güney Kıbrıs
Büyükelçisinden Avcı'nın İtalya'daki temasları
hakkında açıklama istedi.
Suriyeye Rum ambargosu gündemde
"Şam'la diplomatik krizin eşiğinde olduğunu"
yazan Rum basını, Rum hükümetinin, Suriye'nin tavrına
karşı tepki olarak bu ülkeye ambargo uygulama üzerinde
çalıştığını duyurdu.
Suriye'ye karşı verilmesi olası tepki önlemlerinden birinin,
Suriye'ye ekonomik-ticari ambargo uygulanması olabileceği, bunun,
Güney Kıbrıs ile Suriye arasında gerçekleşen ve
yıllık olarak milyonlarca Kıbrıs Lirasına (KL) varan
ithalatın askıya alınmasıyla
yapılacağını kaydeden Rum basını, Suriye'ye
karşı alınacak önlemler arasında Güney Kıbrıs'tan
Suriye'ye yönelik turist akışının kesilmesinin de
bulunabileceğini kaydetti.
Geçtiğimiz cumartesi günü KKTC'ye yönelik izolasyonların
kaldırılması yönünde bir adım atılmış,
KKTC'den Suriye'ye 30 yıl sonra ilk feribot seferi yapılmıştı.
|
· "DÜŞMANCA
KOKUYOR" |
|
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının,
Gazimağusa-Lazkiye limanları arasındaki feribot
hattının yeniden açılmasına gösterdiği tepkinin ve
bu hattı kapattırma gayretlerinin "tümüyle düşmanlık
koktuğunu" söyledi. Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafı, bu hattı
kapattırmak için her şeyi yapacak ve Suriye ile olan
ilişkilerini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaktan
çekinmeyecektir dedi. |
CNN TURK 25/09/07
HYP Genel
Başkanı ve eski İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Yaşar Nuri
Öztürk, 22 Temmuz seçiminden sonra AKP döneminde Türkiyenin adım
adım ılımlı İslam devletine doğru
kaydığı yorumları yapılırken, yine kamuoyunu
şaşırtacak bir değerlendirme yaptı. Öztürk, Türkiyenin
dinsizliğe doğru gittiğini iddia etti.
Siyasi gelişmelerle ilgili sorularını
yanıtlayan Prof. Dr. Öztürk, Kuranın anladığı manada
bir dinden söz ediyorsak, Türkiye dinsizliğe doğru gidiyor dedi.
Öztürk, Türkiyeyi taşıdıkları yer şirktir, din
değil. Biz yıllarca buna karşı mücadele verdik. Ama
şimdi Türkiye doğrudan doğruya müşrik zihniyete, şirk
zihniyetine doğru gidiyor. Yelken açmış gidiyor hem de. Zaten
Kurandan ve Hz Muhammedden onay almayacak sahte bir dini, morfin gibi
kullanıp Türkiye üzerinde her istediklerini yapıyorlar, hurafe dinini
anestezi gibi kullanıyorlar diye konuştu.
TÜRBAN, ST PAULÜN İNCİLE
SOKTUĞU KIYAFETTİR
Prof. Dr. Öztürk, son yıllarda türban adı verilen ve
değişik tarzda bağlanan örtünün ise Müslümanlıkla ilgisinin
olmadığını söyledi.
Öztürk, bunun St Paulün İncile soktuğu rahibe kıyafeti
olduğunu belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:
Türkiyede iki büyük operasyon yapılıyor. Kuran dininin birinci
vasfı anti emperyalizmdir. Atatürk de tarih önünde bu konuda en
başarılı adamdır. Ama onun anti emperyalist
yanını kınıyorlar. Türkiye kullanılarak
İslamın, anti emperyalist ruhunu yok etmek istiyorlar. Her 50
metreye kurulan camilerde bu ruhu katlediyorlar. Bize, İslamın
diğer taraflarını bırakın, size bol cami yapmak,
hanımların başını örtmek kafidir diyorlar.
Hanımların başındaki örtü, rahibe kıyafetidir. Saint
Paulun İncile soktuğu kıyafettir. O bizim Müslüman
insanın örtüsü değildir. Cami ve bu örtü size din olarak yeter
deniyor. Müslümanlara din diye başka bir şey bırakmadılar.
DARBELER İÇİN DUA EDİLECEK
NOKTAYA GELİNEBİLİR
Önümüzdeki döneme ilişkin karamsar bir tablo çizen Öztürk, Türkiyenin
iyiye ve hayra gittiğini düşünemediğini söyledi. Öztürk,
türban, lokantada mescit, şehirlerarası otobüslerde namaz molası
konuları tartışılırken, Türkiyenin kaydettiği
tek gelişmenin borçlarını artırmak olduğunu belirtti.
Öztürk, şunları söyledi:
Türkiye örtülü bir şekilde sömürgeleştiriliyor. Hüzün duyarak
söylüyorum ki, Türkiyenin geleceğine ilişkin hiçbir irade Türkiyeyi
yönetenlerin elinde değil. Türkiye büyük bir rüzgarın elinde,
birilerinin istediği yöne doğru götürülüyor. Birileri en berbat
şekilde yorumlayabilirler ama şunu söyleyebilirim: Benim en çok
tedirgin olduğum şey, meselelerin siyasetle çözümlenemeyeceği
bir noktaya sürüklenilmesi. Bu nokta ya felaket ya da kanlı kavgadır.
Felaket nedir, Türkiye, dışardan istedikleri şekilde paramparça
edilir. İkincisi, Türkiye iç kavgaya gider. Darbe olur deniyor, ama bana
öyle geliyor ki, Türkiye darbeleri bile Allah tan niyaz edecek duruma
gelebilir. Şimdi darbe,darbe laflarıyla cambaza bak oyunu
oynanıyor. Türkiye, darbelere bile el açıp dua edilecek bir noktaya
sürükleniyor, Türkiye onu bile arayacak. Çok kaygılıyım bu
noktada ben.
İKİ MİLLETLİ PARLAMENTO
Öztürk, 22 Temmuzda seçim yapılmadığını belirterek,
Bu, bir tsunami, nevi şahsına münhasır, bir nevi yarı
işgal, bütün batılı güçlerin ortaklaşa belirledikleri
hedefe 2-3 milyar dolar para harcayarak Türkiyede halkın iradesinin bir
yöne sevkedilmesidir. O sebeple biz bunu bir seçim saymıyoruz. Bunun ne
menem bir şey olduğu, yıllar sonra anlaşılacak dedi.
Seçim sonra tablo konusunda da kaygıları bulunduğunu ifade eden
Öztürk, şöyle konuştu:
Türkiye, tarihinde ilk defa adeta iki milletli parlamentoya mecbur ve mahkum
bir hale getirildi. Böyle bir manzara var. Şu anda parlamentonun en aktif
unsuru, en azından göründüğü kadarıyla, bölücü temayüller
taşıyan unsur. Parlamentonun ilk gündem yaptığı konulardan
biri, parlamentoya yeni giren bu unsurun, terör başının
yaşam şartlarının iyileştirilmesidir. Buna dikkat
etmek lazım. Onun arkasından Türk ordusunu bölücülükle itham
demeçlerini dinledik. Arkasından PKKya terör örgütü demeyiz demecini
dinledik. Öbür tarafta henüz anayasayı değiştirme çalışmaları
dışında bir şey görmüyoruz.
DOKUNULMAZ ZIRHI KİRLENDİ
Öztürk, bu parlamentodan bir hayır gelecekse, bunun bir numaralı
göstergesinin milletvekili dokunulmazlığının
kaldırılması olacağını söyledi.
Öztürk, Eğer parlamento işe dokunulmazlıkları
kaldırarak başlarsa, buradan bir hayır
çıkacağını düşünebiliriz,aksi takdirde hiçbir
hayır çıkmaz. Dokunulmazlık zırhının içi
kirlendi, pislendi, bu zırhı kaldırıp atmak lazım
dedi.
HURRIYET 25/09/07
BM Güvenlik Konseyi ve uluslararası topluluğun hemfikir
olması önemli
Palmas, bunun Rum Hükümeti'ni memnun ettiğini de belirtti.
Rum radyosunun haberine göre Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un gerek BM Genel Sekreteri gerekse diğer yetkililerle
yaptığı görüşmelerin çok iyi bir havada
gerçekleştiğini belirten Palmas, "8 Temmuz Anlaşması
konusunda sahip olduğumuz yaklaşıma olumlu
karşılık bulduk" dedi.
Vasilis Palmas, Papadopulos'un çarşamba günü ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nicholas
Burns ile görüşeceğini, perşembe günü ise Güvenlik Konseyi'nin beş
daimi üye ülkesinin Güney Kıbrıs büyükelçileri ile akşam
yemeğinde bir araya geleceğini belirtti.
Burns'ün Kıbrıs'a gelip gelmeyeceği yönündeki soru
üzerine Palmas, bu konuda yeni bir gelişme olmadığını,
ziyaretin tarihinin Burns'ün programına bağlı olduğunu
söyledi.
Rum Başkanlık Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile KKTC
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev
arasında yeni bir görüşme gerçekleştirilip
gerçekleştirilmeyeceği sorusuna karşılık ise Vasilis
Palmas, "Böyle bir hazırlığın
bulunmadığını" söyledi.
İsveç'in; ABD ile Atina ve Güney Kıbrıs
dışındaki diğer AB ülkelerinin katılımıyla
Kıbrıs konusunda toplantı düzenlenmesini öngören girişimini
de yorumlayan Palmas, bunu "tuhaf bir girişim" olarak
nitelediklerini belirtti.
Palmas, toplantıya sadece ABD gibi belirli ülkelerin davet
edildiğini, geriye kalan Güvenlik Konseyi üyelerinin ise davet
edilmediğini söyleyerek, bunu; devamı olmayan bir görüşme olarak
düşündüklerini ifade etti.
KIBRIS
25/09/07
Tüzüğün başarısı, iki toplum arasındaki
işbirliğinin geliştirilmesine bağlı
Avrupa Komisyonu, Mali Yardım Tüzüğü'nün başarıyla
uygulanmasının iki toplum arasındaki işbirliğinin
geliştirilmesine ve BM çerçevesinde yapılan görüşmelerde
ilerleme sağlanmasına bağlı olduğunu
açıkladı.
Avrupa Komisyonu, Kuzey Kıbrıs'a yapılması
öngörülen 259 milyon Euro'luk mali yardımın en büyük
payının altyapının geliştirilmesi ve yeniden
yapılandırılmasına ayrılan Mali Yardım
Tüzüğü ile ilgili ilk raporunu yayınladı.
BRT'nin diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberine
göre raporda, mali yardım programının uygulanmasındaki
zorluklara dikkat çekilerek, Mart 2006-Ağustos 2007 dönemi mali
harcamalara ilişkin bir değerlendirme yapıldı.
Raporda, tüzüğün onaylanmasındaki gecikmeden dolayı
uğranan zaman kaybına, dolayısıyla uygulamada ortaya
çıkan birtakım aksaklıklara ve tüzük kabul edilmeden önce
mülkiyete ilişkin maddelerin eklenmesinin fiziki yatırım
projelerinin uygulanmasını geciktirme riskine dikkat çekildi.
Rum tarafının engellemeleri nedeniyle Mali Yardım
Tüzüğü'nün Avrupa Komisyonu'nun önerdiği tarihten ancak 18 ay sonra
kabul edilebildiğine işaret eden diplomatik çevreler, Rum
tarafının ısrarıyla tüzük kabul edilmeden önce eklenen
maddelerle mülkiyet sorununda karşılaşılabilecek
zorlukların aşılması için var olan esnekliklerin yitirildiğini
belirttiler.
Mali yardımla, Kuzey Kıbrıs'taki ekonomik ve sosyal
hayatın geliştirilmesi, altyapı eksikliklerinin giderilmesi, iki
toplum arasında yakınlaşmanın sağlanması,
Kıbrıs Türklerinin AB'a yakınlaştırılması ve
müktesebatın gerektirdiği yasal ve idari düzenlemelerin
oluşturulmasında teknik destek sunulması amaçlanıyor.
Avrupa Birliği tarafından tahsis edilen 259 milyon euroluk
mali yardımın yaklaşık 129 milyonluk dilimi
altyapının geliştirilmesi ve yeniden
yapılandırılması, 70 milyon euroluk bölümü sosyo-ekonomik
gelişmenin sağlanması ve 13 milyonu ise iki taraf arasında
barışın tesisine yardımcı olmak, güven
artırıcı önlemler ve sivil topluma destek için
kullanılacak.
Mali yardımın 9.5 milyon euroluk kısmı ise
Kıbrıs Türk toplumunu Avrupa Birliği'ne daha da
yakınlaştırmak için harcanacak.
KIBRIS
25/09/07
Rum yetkililerin haddini bilmez açıklamaları giderek
yoğunlaşıyor
|
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Türk
düşmanlığı üzerine seçim propagandası yürüten Rum
yetkililerin KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan haddini bilmez
açıklamalarının giderek
yoğunlaştığını söyledi. Turgay Avcı dün yaptığı açıklamayla, Rum
Hükümet Sözcüsü Palmas'ın açıklamalarını eleştirdi. Avcı, Palmas'ın, Rum tarafının gasp etmiş
olduğu "Kıbrıs Cumhuriyeti" unvanını
aldığı günden bugüne kadar yürütülen görüşmeler sürecinde
sürdürdüğü uzlaşmaz tutumu gizlemeye
çalıştığını söyledi. Dışişleri Bakanı Avcı, şöyle devam
etti: "Yıllardan beri BM gözetiminde yürütülen görüşmelerde
üzerinde uzlaşılarak ortaya çıkan başta siyasi
eşitliğimiz, iki bölgelilik ve yeni ortaklık gibi BM
parametrelerini, Rum tarafının değiştirmeye
çalıştığı bir gerçektir. Bunu, Türk
tarafının kabul etmesinin asla mümkün olmadığının,
vurgulanmasında bir kez daha yarar vardır." Avcı, Kıbrıs konusunu BM zemininden AB zeminine
taşımaya çalışan Rum tarafının, Anavatan
Türkiye'nin AB sürecini de suiistimal ederek taviz koparmaya
çalışmasının beyhude bir çaba olduğunu belirtti.
Avcı, "Türk tarafı haklarından asla taviz vermeyecektir.
Bu Türk tarafınca defaten tüm ilgililerin dikkatine
getirilmiştir" dedi. Turgay Avcı, açıklamasını şu sözlerle
tamamladı: "Türkiye'nin üyelik sürecini sabote etmek için her şeyi
yapacağını açıkça söylemektedir. Rum tarafı bu
politikasıyla Kıbrıs Türk ve Rum halkları arasındaki
güvensizliği derinleştirmekten ve Türkiye ile AB arasındaki
ilişkileri de zehirlemekten kaçınmamaktadır. Böyle bir
politikayı benimseyen bir yönetimin medeni olgunluğa
ulaşmadığı anlaşılmaktadır." |
|
|
|
|
KIBRIS
25/09/07
AB, madeni avroların üzerindeki haritadan Türkiye'yi
sildi
|
|
|
Yeni haritada Türkiye
yok, Kıbrıs ise batıda. |
26/09/2007
RADIKAL
BRÜKSEL - AB,
üyelik müzakereleri yürüttüğü Türkiye'yi, yeni basılan madeni
avroların üzerindeki Avrupa haritasından çıkardı. Avrupa
Komisyonu, 2004'te yeni üyelerin katılımı üzerine
değiştirilmesine karar verilen madeni avrolar için yapılan yeni
tasarımda, Türkiye'nin haritadan
çıkarıldığını kabul etti. Haziranda Liberation ve
dün Financial Times'ın (FT) gündeme getirdiği
değişikliği, ekonomi-para işlerinden sorumlu komisyon üyesi
Joaquin Almunia'nın sözcüsü Amelia Torres doğruladı.
Aslında komisyon, 2008'te piyasaya sürülecek yeni madeni avrolar için üye
devletlere Hazar Denizi'ne kadar uzanan ve Türkiye'nin de yer
aldığı bir tasarım önerdi. Ancak AB Ekonomi ve Maliye
Bakanları Konseyi'nin (ECOFIN) 7 Haziran 2005'teki
toplantısında, öneri reddedilip Türkiye'nin
bulunmadığı ve Kıbrıs'ın da Türkiye'nin
altındaki yerinden yüzlerce km batıya, Girit'in yanına yerleştirildiği
tasarım kabul edildi. Ama yeni tasarımda 27 üyenin yanı
sıra Beyaz Rusya, Ukrayna ve Rusya gibi AB adayı bile olmayan
ülkelerin bulunduğu belirtiliyor.
Dün Torre, ECOFIN toplantısında yeni madeni avrolar için komisyonun
sunduğu tasarımın değiştirildiğini kabul etti.
Türkiye'nin çıkarılması ve Kıbrıs'ın yerinin
değiştirilmesi konusunda yorum yapmayan Torres, sadece "Buradaki
temel fikir küçük bir madeni para üzerinde tüm Avrupa'nın temsil edilmesi
değil. Geçmişte nasıl olduysa, AB'ye yeni üyeler katıldığında
tasarım değişir" dedi. Sözcü, 2008 başında avroya
geçecek Kıbrıs ve Malta'da avroların yeni tasarımla
sürüleceğini ekledi.
'Sömürgeci tarzı'
Olay, Avrupa Parlamentosu'nun iki İtalyan vekili Marco Cappato ve Marco
Pannella'nın yeni tasarımı ele geçirmesiyle ortaya
çıkmıştı. Komisyona bu konuda soru önergesi veren Cappato
ve Pannella "Konsey Türkiye'yi avronun yeni yüzünden kasten ve gizlice
silmiş. Tasarımda, Beyaz Rusya gibi bir diktatörlük gösterilirken,
üyelik müzakerelerinin yürütüldüğü Türkiye gibi bir demokrasinin silinmesine
kızgınız" açıklaması yapmıştı.
FT de tasarımı 'sömürgeci tarzda' diye niteleyip şu yorumu
yaptı: 'Keşke Türkiye'nin ortadan kaybolmasını
sağlamak bu kadar kolay olsaydı. AB, pek çok üyesinin katılmaya
davet ettiği için pişmanlık duyduğu bu Müslüman ülkeyi,
yeni madeni avrodaki haritadan siliverdi.'
'Sarko'dan Türkiye için iki
farklı dil'
Öte yandan Türkiye'nin AB üyeliğine muhalif Fransa Cumhurbaşkanı
Nicolas Sarkozy'nin 'yeni üyeliklerin referanduma sunulmasına' dair 88.
anayasa maddesini değiştirme yoluna gitmesi Paris'i
karıştırdı. Liberation, 'Türkiye için iki farklı dil'
başlıklı haberinde şu yorumu yaptı: "Sarkozy
'Türkiye'nin AB'de yeri yok' derken, hükümeti referandum şartını
kaldırıyor. Türkiye'nin üyeliğini kolaylaştırma
amaçlı manevra yapılıyor. Bu, hesaplanmış bir
operasyon mu?' 88. maddenin değiştirilmesine karşı
çıkan partilerin başını çeken aşırı
sağcı Ulusal Cephe de Sarko'yu yalancılıkla suçlayıp
uzun burunlu bir cumhurbaşkanı karikatürü kullanarak Türkiye'ye
karşı imza kampanyası başlattı. (aa, FT)
Avcı, İtalya Meclisi'nde iki İtalyan
yetkiliye KTTC pasaportlarını teslim etti
Avcı, İtalya Meclisi'nde
iki İtalyan yetkiliye KTTC pasaportlarını teslim etti
AVCI: KIBRISLI RUMLARIN AB'Yİ TEHDİT ETMESİNE MÜSAADE
ETMEYİN... Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Avcı, İtalya Meclis'inde
düzenlenen basın toplantısında, Radikal Parti'den biri
milletvekili olan iki yetkiliye, bu kişilerin KKTC
vatandaşlığına kabul edilmelerinin göstergesi olan pasaport
ve nüfus cüzdanlarını da teslim etti. Avcı, "700 bin
kişi olan Kıbrıslı Rumların yarım milyarlık
Avrupa Birliği'ni tehdit etmesine müsaade etmeyin" dedi
TURCO: KKTC'NİN EN KISA SÜREDE AB'YE GİRMESİNİ
TEMENNİ EDİYORUZ... KKTC vatandaşlığına geçen
İtalyanlardan Radikal Parti Milletvekili Maurizio Turco, KTTC
vatandaşı olmak için yaptıkları başvurunun kabul
edilmesinden ve kendilerine verilen KKTC pasaportlarından dolayı
Turgay Avcı'ya teşekkür etti. Milletvekili Turco, Kıbrıs
sorununun çözümünün ancak her iki tarafın da eşit koşullarda
müzakere etmesiyle çözümlenebileceğini belirterek, "KKTC'nin en
kısa sürede AB'ye girmesini temenni ediyoruz" dedi
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Roma ziyaretinin ikinci gününde İtalya
Meclisindeydi.
Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Montecitorio
Meydanında İtalya'daki merkez sol hükümetin koalisyon
ortaklarından biri olan Radikal Parti milletvekillerince
karşılanan Avcı, Meclise ana kapıdan giriş yaptı.
Avcı, Mecliste düzenlenen basın toplantısında,
Radikal Partiden biri milletvekili olan iki yetkiliye, bu kişilerin KKTC
vatandaşlığına kabul edilmelerinin göstergesi olan pasaport
ve nüfus cüzdanlarını da teslim etti.
Basın toplantısı sırasında, KKTC
vatandaşlığına geçen İtalyanlardan Radikal Parti
Milletvekili Maurizio Turco Avcı'nın sol yanında, Radikal Parti
MKYK üyesi Marco Perduca'ysa sağ yanında yer aldı.
Avcı'nın aracına, Meclise geliş gidişi
sırasında İtalyan Jandarmasının iki motosikletle
eskortluk yapması da dikkati çekti.
Avcı, televizyon, gazete ve ajansların da yoğun ilgi
gösterdiği basın toplantısında yaptığı
konuşmada, Radikal Partiye ve İtalya'ya Kıbrıs sorununun
KKTC'ye yönelik haksızlıkların giderilerek adil biçimde
çözümlenmesi için gösterdikleri çabalardan dolayı teşekkür etti.
Avrupa Birliği'nin KKTC konusundaki taahhütlerini halen yerine
getirmediğine ve çoğu kez Kıbrıs Rum kesiminin
baskılarına boyun eğdiğine değinen Avcı,
İtalya Meclisindeki basın toplantısında
yaptığı çağrıda, "700 bin kişi olan Kıbrıslı
Rumların, yarım milyarlık Avrupa Birliği'ni tehdit etmesine
müsaade etmeyin" diye seslendi.
Kıbrıs sorunu tarihçesiyle birlikte ayrıntılı
biçimde anlatan Avcı, KKTC'nin 2004'te BM'nin Annan planına evet
demiş olmasına karşın, halen bedel ödeyen taraf olmaya
devam ettiğine dikkati çekti.
AB'nin bu konuda KKTC'ye verdiği taahhütleri yerine
getirmemiş olduğunu da anımsatan Avcı, "Bize verilen
sözler halen askıdadır. Bunun ana sebebi de Kıbrıslı
Rumların bu yöndeki çabalarından kaynaklanmaktadır. AB, 26 Nisan
2004'ten bu yana Kıbrıs Rum yönetiminin katı tutumunu
aşmayı başaramamıştır" dedi.
Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün Rum kesiminin
uzlaşmazlığından kaynaklandığını
belirten Avcı, şunları söyledi:
"Kıbrıslı Rumların bu art niyetli tavrı,
onların Kıbrıs'ta bir çözüme ulaşılmadan tek
taraflı olarak AB'ye üye olmalarının beklenildiği üzere
katalizör rol oynamadığının apaçık bir
kanıtıdır. Bu durum Rumların lehine olmuş,
Kıbrıs meselesini daha da karmaşık hale getirmiştir.
KKTC olarak, şu anda AB dönem başkanlığı
Portekiz'deyken Doğrudan Ticaret Tüzüğünün daha fazla gecikmeden
hayata geçirilerek Kıbrıslı Türklerin kendi limanlarından
AB ülkeleri ile ticaret yapmalarının sağlanması talebimizi
yinelemek istiyoruz."
Turco: KKTC'nin en kısa sürede AB'ye girmesini temenni
ediyoruz"
Avcı'nın basın toplantısında, KKTC
vatandaşlığına geçmiş olan iki İtalyan da
konuştu.
Turco ve Perduca, 30 Temmuz 2007'de KKTC'yi ziyaretleri
sırasında KTTC vatandaşı olmak için yaptıkları
başvurunun kabul edilmesinden ve kendilerine verilen KKTC
pasaportlarından dolayı Avcı'ya teşekkür etti.
Milletvekili Turco, Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye tam üye olarak
kabul edilmelerinin ardından, daha önce AB'ye verdikleri sözleri yerine
getirmeyerek Annan planına hayır demiş olduklarına
işaret etti. Kıbrıs'ta bugün itibarıyla fiilen iki toplum
ve iki devlet bulunduğunu hatırlatan Turco, sorunun çözümünün ancak her
iki tarafın da eşit koşullarda müzakere etmesiyle
çözümlenebileceğini belirterek, "KKTC'nin en kısa sürede AB'ye
girmesini temenni ediyoruz" dedi.
Radikal Parti MYK üyesi Perduca ise, KKTC'yi ziyareti
sırasında Rum kesiminin iddialarının aksine orada "işgal"
görüntüsüne rastlamadığını belirterek, şunları
söyledi: "Orada, hiç de işgal altında olmayan, tüm
kurumlarıyla demokratik bir devlet var. Kıbrıslı Türklerin
maruz kaldığı haksızlıkların giderilmesi için AB
verdiği sözleri tutmalıdır. KKTC vatandaşlığına
geçme eylemimiz de, Kıbrıslı Türklerin sesini duyurma arzumuzdan
kaynaklanmıştır."
TURCO'dan Yunan televizyonu ERT muhabirine tepki
Basın toplantısının soru bölümündeyse Yunanistan
Devlet Televizyonu ERT muhabirinin yönelttiği bir soru, salonda hafif bir
gerilim yaşanmasına neden oldu. KTTC
vatandaşlığına geçmiş olan İtalyan Milletvekili
Turco, ERT muhabirinin, Radikal Partinin KKTC Dışişleri
Bakanı Avcı'yı İtalya Meclisi çatısı
altısında konuşturmasını, Yeniden Komünist
Yapılanma Partisinin terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah
Öcalan'ı İtalya'ya getirmiş olmasına benzetmesine tepki
gösterdi. Turco, iki olay arasında hiçbir alaka
bulunmadığını belirterek, "Biz gizli kapaklı
hiçbir şey yapmadık. Sayın KKTC Dışişleri
Bakanı Avcı'nın buraya gelişinden, burada
yaptığı toplantıdan, Meclisin de Dışişleri
yetkililerimizin de haberi var" dedi.
Turco, Rum kesiminin, KKTC'yi tümüyle yok sayarak, Kıbrıs
konusunda kendini yegane söz sahibi olma iddiasını doğru
bulmadıklarını da belirterek, "Biz burada sadece gerçekleri
dile getirdik. KKTC'nin sesini de duyurma konusunda kararlıyız. Ben
de KKTC vatandaşlığına geçtiğime göre, bundan sonra
milletvekili olarak da bu iş için çalışacağım"
diye konuştu.
KKTC Dışişleri Bakanı Avcı ise,
Kıbrıslı Türkleri yok saymakla hiçbir yere
varılamayacağına belirterek, "Ben 1959'da
Kıbrıs'ta doğdum. Babam da Kıbrıs'ta
doğmuştu. Çocuklarım, torunlarım da Kıbrıs'ta
doğacaklar" demekle yetindi.
KIBRIS
26/09/07
Kıbrıs sorunu, referandumdan sonra yeni bir dönemece
girdi
İtalya Parlamentosu'nda konuşan Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, 24 Nisan 2004 referandumu sonrasında yeni bir dönemece giren
Kıbrıs sorununda yeni bir durum ortaya çıktığını
vurguladı.
Avcı, Kıbrıs Rum tarafı için kabul edilebilir bir
çözümün ancak "Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Rum
devleti içerisine asimilasyonuyla" olabileceği görüşünde
olduğuna da işaret etti.
İtalya'da temaslarda bulunan Turgay Avcı, dün İtalya
Cumhuriyeti Parlamentosu'nda bir konuşma yaptı.
Avcı, konuşma davetinde bulunan Radikal Parti'ye
teşekkür ederek başladığı konuşmasında,
Kıbrıs'ın yakın politik geçmişiyle ilgili bazı
ana konularda bilgi verdi.
Uluslararası anlaşmalar uyarınca 1960 yılında
kurulan ortaklık cumhuriyetinin, Kıbrıslı Rum
ortağı tarafından adayı Yunanistan'a bağlama niyetiyle
1963 yılında yıkıldığını anlatan
Avcı, "O tarihten bugüne Kıbrıs'ta ortak, merkezi bir idare
bulunmamaktadır. Kıbrıs Rum tarafı kendisinin
Kıbrıs'ın hükümeti olduğunu iddia etmeye devam ederken
aslında her iki taraf kendi kendini idare etmektedir" dedi.
Ortaklık Cumhuriyeti'nin 1963 yılında Rumlar
tarafından yıkılmasının Kıbrıs sorununun
başlamasına neden olduğunu söyleyen Avcı, 1963-1974
yılları arasında 11 yıl boyunca Kıbrıslı
Rumların silahlı saldırılarına maruz kalan
Kıbrıslı Türklerin, çektikleri ıstıraba ve verdikleri
kayıplara rağmen var olmaya devam ettiklerini kaydetti.
Avcı, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Türkleri, gettolara hapsedilerek, tekrar tekrar
mülteci haline gelmek de dahil her türlü insan hakları ihlallerine maruz
kaldılar. 11 yıl boyunca açık hava hapishanesi
şartlarında yaşadılar. 15 Temmuz 1974'te adayı
Yunanistan'a bağlamak amacıyla Yunan Cuntası Kıbrıs'a
bir askeri darbe gerçekleştirdi. Yunan tarafının yayılmacı
politikalarının direkt sonucu Türkiye'yi müdahale etmeye
yöneltmiş ve sadece Kıbrıslı Türklerin değil aynı
zamanda Kıbrıslı Rumların hayatlarını da
kurtarmıştır. Türkiye'nin müdahalesi 1960 garanti
antlaşmaları uyarınca gerçekleşmiştir."
Kıbrıs sorununda, yeni dönemeç
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs
sorunuyla ilgili müzakere çabaları hakkında bilgi verdiği
konuşmasında, 24 Nisan 2004 referandumu sonrasında yeni bir
dönemece giren Kıbrıs sorununda yeni bir durum ortaya
çıktığını söyledi.
Avcı, adada iki eşit halkın bulunduğu ve hiçbirinin
bir diğerini temsil edemeyeceği gerçeğini teyit eden
eşzamanlı ayrı referandumlarda güçlü bir "hayır"
diyen Rum tarafının, Türk tarafıyla güç
paylaşımına girişmeye hazır
olmadığının anlaşıldığını
kaydetti.
Avcı, "Kıbrıs Türk halkı üzerine düşeni
yapmış ve bütünlüklü bir çözüm için özgür iradesini
kullanmıştır. Artık, uluslararası topluluğun
Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız kısıtlamalar
ve sosyal, ekonomik ve siyasi alanlardaki engelleri kaldırma zamanı
gelmiştir" dedi.
İzolasyonlar ve tüzükler
Turgay Avcı, dönemin BM Genel Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004'de
Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda uluslararası topluluğa,
"Kıbrıslı Türklere uygulanan haksız
kısıtlama ve engellemelerin kaldırılması için
işbirliği" çağrısında bulunduğunu
hatırlattı. Avcı, yeni genel sekreterin de Kıbrıs ile
ilgili raporunda aynı yaklaşımı sergilediğine
işaret etti.
Avcı, AB'nin de Kıbrıslı Türklere yıllardan
beri uygulanan izolasyonun kaldırılması kararı
aldığını ve bu amaçla Mali Yardım ile Doğrudan
Ticaret tüzüklerinden oluşan bütünlüklü bir önlemler paketi hazırladığını
kaydetti.
Avcı, şöyle devam etti:
"Mali Yardım Tüzüğü, ana hedefinden
saptırılmak üzere birçok değişikliğe
uğradıktan sonra geçirilmiştir. Ancak Kıbrıslı
Türklerin AB üyesi ülkelerle ticaret yapmasını sağlayacak ve
izolasyonunu sona erdirecek Doğrudan Ticaret Tüzüğü, AB'deki
karşıtlarımızın sürekli söz vermesine rağmen hala
askıdadır. Bunun ana sebebi, Kıbrıslı Rumların bu
yöndeki çabalarıdır."
Kıbrıslı Rumların çözüme ulaşılmadan tek
taraflı olarak AB'ye üye olmalarının bir katalizör rol
oynamadığına işaret eden Avcı, "AB Dönem
Başkanı Portekiz'den Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü daha fazla
gecikmeden geçirmesini ve Kıbrıslı Türklerin kendi
limanlarından AB ülkeleriyle ticaret yapmalarının
sağlanması talebimizi yinelemek isteriz" dedi.
Avcı, İtalya Parlamentosu'ndan, İtalyan hükümetine bu
hususta destek vermesini istedi.
Çözüm yakın bir gelecekte yok
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı,
Kıbrıslı Türklerin kapsamlı bir çözümün yakın bir
gelecekte gerçekleşemeyeceği kanaatinde olduğunu da söyledi.
Çözümsüzlüğün bir istikrarsızlık riski
taşıdığını kaydeden Avcı,
Kıbrıslı Türkler'in bu nedenle görüşmelerde
yapıcı bir tutum izlediğini ve çözümün sağlanabilmesi için
birçok açılımlar yaptığını kaydetti.
Avcı, Kıbrıs Rum tarafının 8 Temmuz sürecini
hem kendilerine uygulanan baskılardan kurtulmak, hem de geciktirme
taktikleri uygulayarak kösteklemek için mükemmel bir fırsat olarak
değerlendirdiklerini söyledi.
Avcı, "Süreci açık tutmaktaki amaçları Türkiye'nin
AB üyelik sürecinde tavizler elde ederek üyeliğini engellemek,
dolayısıyla iyice yerleşmiş BM parametrelerini ve çözüme
yönelik çalışmaları tasfiye etmektir" dedi.
Rum'un uzlaşmazlığı
Turgay Avcı, Kıbrıs Rum tarafı için kabul
edilebilir bir çözümün ancak Kıbrıslı Türklerin bir
Kıbrıs Rum devleti içerisine asimilasyonuyla olabileceği
görüşünde olduğunu kaydetti. Avcı, Rum tarafının bu
stratejisinin Rum Lider Tasos Papadopulos tarafından da itiraf
edildiğini söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının inisiyatifiyle iki liderin 5
Eylül 2007'de BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde bir araya
geldiğini anlatan Avcı, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Türk tarafı, ivedi bir çözümün
gerekliliği inancıyla toplantıda BM parametreleri temelinde, 2.5
aylık bir hazırlık sürecinin ardından ve 2008
yılı sonunu aşmamayı hedef alarak liderler seviyesinde tam
teşekküllü görüşmelerin başlamasını önerdi. Eminim
takdir edersiniz ki, Kıbrıs Türk tarafının
yaptığı samimi ve cesur bir öneridir."
KKTC'nin ekonomik durumu
Dışişleri Bakanı Avcı, Kıbrıs Türk
halkına uygulanan izolasyonun kaldırılması girişimleri
devam ederken hükümetin ülkenin istikrarlı ekonomik
kalkınmasını sağlamak için gerekli her türlü çaba ve
çalışmayı yerine getirdiğini de kaydetti.
Avcı, "Kuzey Kıbrıs'ta liberal ekonomik sistem
uygulanmakta ve devletin asgari müdahalesi ile özel sektör desteklenmekte,
doğal kaynakların rasyonel kullanılmasına, yüksek katma
değer ve istihdam yaratan yatırımlara öncelik
tanınmaktadır" dedi.
Yabancı yatırımı özendirmenin kalkınma
politikasının öncelikli hedeflerinden olduğunu kaydeden
Avcı, şöyle devam etti:
"Dolayısıyla, KKTC'de yatırım yapmak
isteyenler hükümetin pozitif tutumundan emin olsunlar. Bu bağlamda, KKTC
dünyanın her yerinden gelecek yatırımcıları
memnuniyetle karşılamaya isteklidir. KKTC'de kapsamlı turizm ve
iş imkanları ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyen potansiyel
yatırımcılar ve iş adamlarına hizmet etmek için ilgili
makamlarımız mevcuttur."
Kuzey Kıbrıs'ın bölgede bir yüksek öğrenim merkezi
haline geldiğini, 60 ülkeden 40 binden fazla öğrenci geldiğini
kaydeden Avcı, yüksek öğrenimin turizmin yanında ülkeye ekonomik
olarak önemli ölçüde katkıda bulunan başlıca sektör
olduğunu belirtti.
Dışişleri Bakanı Avcı, KKTC'deki
üniversitelerin, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin
kışkırtmalarıyla uygulanan haksız
kısıtlamalara maruz kaldığına işaret ederek,
"Bu tür çabalar temel insan haklarının ihlal edilmesi
anlamına gelmekte ve öğrencilerin hayatları ve kariyerlerine ve
Kuzey Kıbrıs'taki yüksek öğrenimin geleceğine zarar
vermektedir" dedi.
Yüksek öğretime ek olarak, turizmin de Kuzey Kıbrıs'ta
önde gelen hizmet sektörlerinden olduğunu kaydeden Avcı, şöyle
devam etti:
"Misafirperver insanlarıyla, zengin kültürel mirası,
bozulmamış, kirlenmemiş doğal güzelliğiyle ve Akdeniz
ile uluslararası mutfaklarıyla hizmet veren lüks otelleriyle Kuzey
Kıbrıs, turistler için aranan bir ülkedir..."
KIBRIS
26/09/07
AA
Güncelleme: 11:01 ET 27 Eylül 2007 Perşembe
NEW
YORK - ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas
Burns, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile New Yorkta
görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Rum yönetimi
ile yeni bir başlangıç istediklerini ve bunun için uygun bir ortam
yaratacaklarını belirterek, adada gecikmeden barış sürecini
canlandırmak gerektiğini kaydetti.
Bu nedenle BM Genel Sekreterine, yeni bir girişim
başlatmasını ve barış görüşmelerini
yönlendirmekten sorumlu bir temsilci atamasını önerdiklerini belirten
Burns, ABDnin bu sürece aktif biçimde destek ve dahil olacağını
söyledi.
Rum yönetimi lideri Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Ban Ki-moonun Pazar
günü bir araya gelmeleri bekleniyor. Ban, 16 Ekimde de KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşecek.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve
Kıbrıstaki BM Barış Gücü Misyon Şefi olarak Michael
Möller görev yapıyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Talatın Ban ile
16 Ekimde yapacağı görüşmede, özellikle Kıbrıs
sorununun içinde bulunduğu durumun değerlendirileceğini
belirterek, Kıbrıs Türk tarafının acil ve kapsamlı
çözümün gerekliliğini ve bunun için çalışma
kararlılığını bir kez daha dile getireceğini ve
bunun için yapılması gerekenleri BM Genel Sekreterine
aktaracağını bildirmişti.
HURRIYET 27/09/07
Garantör ülke İngiltere'den daha aktif bir tutum
bekliyoruz
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, garantör ülke İngiltere'den Kıbrıs
meselesi konusunda daha aktif bir tutum beklediklerini, bunun
sağlanması için söz konusu ülkedeki temaslarını önümüzdeki
dönemde yoğunlaştıracaklarını söyledi.
İtalya'daki temaslarını tamamladıktan sonra New
York'a gitmeden önce bir günlüğüne Londra'ya giden Avcı, burada
düzenlediği basın toplantısında çeşitli konularda
değerlendirmelerde bulundu.
Londra'da bulunduğu süre içinde Kıbrıs
temsilciliğinin kuzey Londra'da bir ofis açması konusundaki
girişimleri takip edeceğini ve İngiltere'de daha yoğun
diplomatik temaslara olanak sağlayacak lobi faaliyetleri konusunda
girişimler başlatacağını belirten Avcı, son
günlerde KKTC ile Suriye ve İtalya arasındaki siyasi ilişkilerin
önem kazandığına işaret etti.
Suriye ile 4-5 aydır yoğun ilişkiler
yaşandığını, kendisinin iki kez söz konusu ülkeyi
ziyaret ettiğini, iki ülkenin iş adamları, üniversite çevreleri
ve ticaret odaları arasında da temaslar
sağlandığını hatırlatan Avcı, bu çerçevede
Lazkiye ile Gazimağusa arasında gemi seferlerinin
başlatıldığına dikkati çekti. KKTC'ye gelen Suriyeli
ve diğer ülkelere mensup yabancıların işgal altında
perişan bir ülke beklerken, gayet modern gelişmekte olan bir ülke
görüp şaşırdıklarını kaydeden Avcı, Suriye ile
kurulan ilişkilerin ardından Rum yönetiminin kendisinden bekleneni yapıp,
Suriye yönetimine nota verdiğini söyledi.
Aynı şekilde Karpaz'dan Lazkiye'ye yüzen Suriyeli rekortmen
yüzücünün de nota kapsamına alındığını
hatırlatan Bakan Avcı, "KKTC'den koşan, yürüyen,
şarkı söyleyen folklor oynayan kimseye tahammülleri yok. Bunun
yanlışlığını ortaya koyuyoruz. İkili
ilişkiler böyle yürütülemez"dedi.
Beklentilerinin Suriye'nin kararlı durması olduğunu da
vurgulayan Avcı, Rumların biri eski iki İtalyan milletvekilinin
KKTC vatandaşı olmalarıyla ilgili olarak da bu ülkeye nota vermeye
hazırlandıklarını ifade etti.
Avcı, iki İtalyan milletvekilinin bu tercihleriyle KKTC'ye
yapılan haksızlığın kabul edilemez olduğunu,
Kıbrıslı Türkler'in seslerinin duyulması gerektiğini
anlatmak bu sesi AB'ye duyurmak için çaba gösterdiklerini belirtirken, Avrupa
birliği içinde de bazı sıkıntılar bulunduğuna
işaret etti.
Bütün sıkıntının AB'de oy birliğiyle
kararların alınması gerekliliğinden doğduğunu,
Rumların AB'ye tek taraflı kabulünün en büyük hata olduğunu
belirten Avcı, bunun artık AB liderleri tarafından da görülüp
kabul edildiğini ifade etti.
Avcı, bütün bunların AB'de sistemin tıkanmasına yol
açtığını söyledi.
KKTC vatandaşı olan biri eski iki İtalyan
milletvekilinin artık KKTC'nin sesini AB'de de duyuracağını
bu sesin her geçen gün daha da yükseleceğini ifade eden Avcı,
İtalya'daki görüşmeleri sırasında doğrudan ticaret
tüzüğü başta olmak üzere bütün temel sorunları
anlattığını söyledi.
Dış politikada proaktif bir tutum
başlattıklarını, artık Lefkoşa'dan siyaset yapma
dönemini kapattıklarını da belirten Avcı, "çünkü
Rumlar bizim koyduğumuz her tuğlayı yıkmaya
çalışıyor ve bu güce de sahipler. Onun için durmayız,
duramayız" dedi.
Yurt dışına çıkıp dertlerini anlatmadıkça
kimsenin gelip Kıbrıs Türkünün sorunlarıyla ilgilenmesini
bekleyemeyeceklerini de belirten Avcı, önümüzdeki dönemde garantör ülke
İngiltere'de de üst düzey temaslar sağlamak için girişimler
başlattıklarına işaret etti.
Avcı, bir soru üzerine Suriye'nin Lazkiye-Gazimağusa gemi
seferleri konusunda geri adım atmasını beklemediklerini
belirtirken, bir başka soru üzerine de KKTC vatandaşı olan
İtalyan milletvekillerinin askerlik sorunları
olmayacağını, zira daha önce ülkelerinde askerlik görevlerini
ifa ettiklerini bildirdi.
Avcı ve beraberindeki heyet bugün BM çalışmaları
çerçevesinde görüşmelerde bulunmak üzere New York'a gidecek.
KIBRIS 27/09/07
Avcı, İKO toplantısı için
İtalya'dan ABD' ye gitti
Dışişleri Bakanı Avcı, Londra üzerinden New
York'a geçerek, İKÖ Dışişleri Bakanları
toplantısına katılacak.
Avcı ve beraberindeki heyetin 3 Ekim'de KKTC'ye dönmesi
bekleniyor.
Rom' da konsorsiyum başkanı Massimo Bugli ile görüştü
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan
açıklamaya göre Bakan Avcı; KKTC vatandaşlığına
kabul edilen parlamenterlere kimlik kartı ve pasaportlarını
vermek üzere gittiği İtalya'da geçtiğimiz gün de Roma vilayetine
bağlı 15 belediye, bölge bankaları ve çeşitli
kuruluşların oluşturduğu konsorsiyumun başkanı
Massimo Bugli ile görüştü.
Görüşmede bir açıklama yapan Bugli, Kıbrıs Türkleri
ile daha sıcak ilişkiler kurmak istediklerini söyledi.
Dışişleri Bakanı Avcı da
konuşmasında, "Kıbrıs Türkleri gibi Akdeniz'in
sıcak kanlı ve sevecen insanlarını Roma'da görmekten büyük
mutluluk duyduklarını" kaydetti.
Avcı, Kıbrıslı Türklerin, Avrupa'da yaşayan
tüm toplumlarla iyi bağlar kurmak istediğini de ifade etti.
Dışişleri Bakanı Avcı ve beraberindeki heyet
daha sonra yine Roma'ya bağlı Albano Laziale Belediye
Başkanı ve bölge politikacılarıyla bir araya geldi.
Avcı görüşmede yaptığı açıklamada,
Kıbrıs Türk insanının, Rumlara barış elini
uzattığının altını çizerek, İtalyan
halkının desteğini yanlarında görmek istediklerini ifade
etti.
Avcı, İtalya Dışişleri Bakan
Yardımcısı ile bir araya geldi
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Roma
temasları çerçevesinde İtalya Dışişleri Bakan
Yardımcısı Crucianelli ile de bir araya geldi.
Avcı, Kıbrıs konusunda yaşanan son gelişmeler
hakkında bilgi aktardığı görüşmede, özellikle son
dönemlerde AB üyeliğini arkasına alan Rum yönetiminin uzlaşmaz
tutumunu sürdürdüğü ve Kıbrıs sorununu çıkmaza doğru
sürüklediği mesajı verdi.
Turgay Avcı ayrıca Roma'daki Mustafa Kemal Atatürk Caddesi
üzerinde bulunan ve üzerinde İtalyanca "Yurtta Sulh Cihanda
Sulh" yazan özel mermerlerden oluşan anıtı ziyaret etti.
Yatırım yapmak amacıyla KKTC'ye gelen ünlü İtalyan
işadamı Anglelo Boscolo'nun onuruna verdiği yemeğe de
katılan Bakan Avcı, temaslarının son gecesinde İtalyan
devlet televizyonu RAİ'nin canlı olarak yayınlanan "Tempi
Dispari" isimli haber programına katıldı.
KIBRIS 27/09/07
NTV-MSNBC
Güncelleme: 05:27 ET 28 Eylül 2007 Cuma
NEW
YORK - ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matt Bryza NTV New York muhabiri Selim Atalayın
sorularını yanıtladı. Bryza, demokrasinin kökleşip
yerleşmesinde ABDnin tüm müttefikleri içinde Türkiyenin yerinin çok
önemli olduğunun altını çizdi. Bryza ayrıca Bush
yönetiminin Ermeni tasarısına muhalefeti konusunda kimsenin
kuşkusu olmaması gerektiğini vurguladı.
TÜRKİYEDE LAİK DEMOKRASİ SAĞLIKLI
Değerlendirmek benim haddime olmasa da Türk demokrasisi gayet iyi durumda.
Türkiye zorlu bir seçim sürecini geride bıraktı. Hepimize ve
Türkiyenin dünyadaki dostlarına Türkiyenin demokratik sisteminin gayet
güzel çalıştığını gösterdi. Türkiyede laik
demokrasi sağlıklıdır. Sık sık
sınanmıştır. Bütün demokrasiler her gün
sınanırlar. Kampanya dönemi gerginliklerle doluydu.
Anlaşılan şu ki, Türk seçmenleri ve Türk siyasi liderleri gergin
bir kampanya döneminden sonra adil ve serbest bir seçim gerçekleştirdiler.
Bu, Türkiyenin bölgesindeki ülkelerin gerçekleştiremeyeceği
birşey.
TÜRK
SEÇMENİ DEMOKRASİYİ SEVİYOR
Türk demokrasisinin sağlıklı olduğunu biliyoruz. Bu durum
bir kez daha kanıtlandı. Şimdi TBMMdeki dağılım
da partilerin oy durumlarını yansıtıyor ki bu durum gayet
sağlıklı. Bizce Türk seçmeni güçlü bir sinyal
yollamıştır. O da seçmen demokrasiyi sevmektedir. Ülkenin siyasi
geleceğini seçimle belirlemek istemektedir. Aynı zamanda seçmen biraz
daha dengeli bir meclis dağılımı istemektedir. Bu
sonuçları şöyle değerlendiriyoruz: Türk seçmeni laik demokrasi
istemektedir. Kimliğini, Müslüman çoğunluğu olan bir ülkede laik
demokrasi olarak sergilemektedir. Müslümanlık ve demokrasi, Türk
kültürünün önemli bir parçasıdır. Sonuçta Türk demokrasisi iyi
görünüyor.
MÜSLÜMANLIK
TÜRKİYENİN KİMLİĞİNİN PARÇASI
Müslümanlık Türkiyenin kimliğinin parçasıdır. Türkiye
Cumhuriyeti gözönüne alındığında, laiklik Türkiyenin
kimliğinin parçasıdır. Aynı zamanda
çağdaşlaşmaya yönelik reformlar da Türk kimliğinin
parçasıdır. Osmanlı Imparatorluğunun tarihine bakarsak
1840lar, 1850lerden başlamıştır bu süreç. Türkiyeyi
tanımayanlar bunu bilmeyebilir. Biz Türkiyeyi sevenler biliyoruz.
SEÇİMDEN SONRA HEDEF ALINDIM, BU KOMİKTİ
Seçimden sonra Washingtonın biraz gecikmeli davrandığı,
kampanya sırasında Türk demokrasisine ABD desteğinin biraz
zayıf kaldığı yolundaki tartışmaların içinde
biraz ben de vardım. Ben de eleştrilerin hedefi oldum. Bu iddialar
ahlak dışıdır ve haksızdır. ABD hükümeti içinde
değerli meslektaşlarınızın beni hedef alması ve
Türk demokrasisinden kuşku duyduğumu düşünmesi komik bir
iddiadır. Beyaz Saray da 4 yıl geçirdim. O zaman Türkiye ile de
birlikte çalışarak geniş anlamda Ortadoğuda demokrasinin
kökleşip yayılması için doktrin geliştiriyorduk. O süreçte
Türkiye çok önemli bir ülke olarak belirmişti. Çünkü Türkiye demokrasi ve
piyasa ekonomisine, özgürlüklere susamış uluslar için bir esin
kaynağıydı. Model olarak değil, ancak örnek bir ülke olarak
önümüzdeydi.
TÜRKİYEYİ
ÇOK SEVİYORUM
Türkiyeyi çok seven birisi olarak ve naçizane tarihini bilen birisi olarak
Osmanlının ne yaptığını biliyorum. Atatürkün
neler yaptığını, Özalın ne
yaptığını biliyorum. Bu hükümetin ne yapmaya çalıştığını
biliyorum. AK Parti hükümetinin reformları ilerletmek ve AB üyelik sürecinde
ilerlemek için yaptıkları bana da esin kaynağı oldu. Bu
müthiş bir başarı hikayesidir. Söylediklerimin
çarpıtılarak kullanılmasına şaşırdım ve
çok üzüldüm. İddialar benim inandıklarımı ve samimi
düşüncelerimi yansıtmıyor ve de geçmişte diplomat olarak
yaptıklarımla ters düşüyor. Bu eleştirilerin
farkındayım.
DIŞ
POLİTİKADA TEK BİR WASHINGTON VAR
Kaç tane bürokratik birim ve kaç tane bürokrat varsa o kadar da Washington
olduğu iddia edilebilir. Ancak dış politika sözkonusu
olduğunda bir tane görüş vardır. Onu da Başkan dile
getirir. Beyaz Sarayda 4 yıl Başkan için çalıştım.
Esas görevim, çok sayıda ülke için politika geliştirmekti ve
çoğunlukla Türkiye ile ilgiliydik. Başkanımızın
görüşlerini çok yakından biliyorum. O da şudur: Demokrasinin
kökleşip yayılması için bütün müttefiklerimiz içinde Türkiye,
ABD için çok önemlidir. Çünkü Türkiye, Müslüman çoğunluğa sahip
nüfusuyla laik demokrasiyi başarmıştır. Siyasetimiz budur.
ABD yönetimi içinde farklı kişilerin farklı görüşlere sahip
olması normaldir. Ancak asıl politika Başkan tarafından
çizilip uygulanır. Tabii ki diğer önemli yetkili de
Dışışleri Bakanı Ricedır. Ben de Bayan Rice için
çalışıyorum.
TÜRKİYENİN
BÖLGESEL HEDEFLERİ OLMASI BİZİM İÇİN DE İYİ
Yeni hükümet döneminde Türkiyenin bölgesine etkilerinin ne olacağı
bence asıl kilit soru. ABD ile Türkiyenin sürdürdükleri
ortaklığı daha da güçlendirerek ve hatta yeniden kurarak,
birlikte ortak hedeflerimize varma konusunda neler
yapacağımızı kararlaştırmamız gerekiyor.
Ortak hedefler de, söylediğim gibi, demokrasi, bölgesel ekonomik
kalkınma, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi,
Avrupa için ve Hazar bölgesindeki üreticiler için enerji güvenliği
konuları. AK Partinin büyük seçim zaferinin ardından hükümetin geçen
5 yılda gözlediğimiz siyasetinin devamını ve
genişlemiş halini bundan sonra görmemiz muhtemel. O da Stratejik
Derinlik politikasıdır. Bence bu anlaşılabilir. Bir anlamda
bir Neo Osmanlı dış politikasıdır. Yani Türkiyenin
bölgesinde çok etkin bir rol oynamasıdır. Bu da harika birşey.
Türkiye dostumuz, NATO müttefikimiz. Evet şu an kamuoyunun ABD
hakkındaki düşünceleri konusunda bazı güçlüklerimiz var ve
umarım bu durumu düzeltebiliriz. Ancak her durumda Türkiye her zaman
ABDnin yakın dostudur ve de ABD her zaman Türkiyenin yakın dostu
olacaktır. Dostumuz Türkiyenin bölgesel hedeflerinin olması bizim
için de çok iyi birşey.
İran, Irak ve Suriye konusunda stratejik uyuma sahibiz. Bazen küçük
gündelik taktik ayrılıklar oluyor. Ancak bu taktik
ayrılıkları aynı çizgiye getirmede ve aynı stratejik
yönde ilerlemede başarılı olduğumuzu düşünüyorum.
ABDYE
DESTEĞİN DÜŞÜK OLMASINA ÜZÜLÜYORUM
Türkiye ile çok yakın insani bağlara sahibim ve kendi ülkem ABD kadar
sevdiğim Türkiyede ABDnin kamuoyu desteğinin düşük olması
beni üzüyor. Umarım bunu değiştiririz. Gerçi anketlere
bakınca, Türkiyede şu aralar kimse çok popüler değil. AB
değil, İran değil, Rusya değil. Bu düşük rakamlar
Türkiyenin dünyadaki kendi yeri konusunda derin bir iç değerlendirmeden
geçtiğini gösteriyor. Seçimler o sürecin parçasıydı.
KİLİT
KONULARDA GÜNDEM PAYLAŞMAYA DEVAM ETMELİYİZ
Belki kulağa safça gelebilir ama ilerlemek için tek yol ilerlemektir.
Kilit stratejik konularda ortak gündem paylaşmaya devam etmeliyiz.
Stratejik konular zaten geçen yıl Gül - Rice arasında imzalanan ortak
stratejik vizyon belgesinde yazılı. Oradan devam edersek, ivme
kazanır. Tabii ki PKK konusunda olumlu sonuç yaratmak zorundayız.
Görevlerimden birisi de ABDnin Türkiyeye verdiği sözleri
tutmasını ve ortak işbirliği mekanizmalarının kurulup
işlemesini sağlamak; hem stratejik vizyon konularında hem de
uygulamalarda.
TÜRKİYENİN
ABYE GİRMESİ İÇİN ANKARA PROTOKOLÜ UYGULANMALI
Geçen yılın sonuna doğru Türkiyenin AB üyeliği süreci
biraz yavaşladı. Kıbrıs konusunda AB Komisyonu ile kriz noktasına
gelindi. Limanların açılması, sürecin birkaç yıl
ertelenmesi sözkonusu oldu. Bu sorun kendiliğinden yok olmayacak. Bir
kulübe girmek isteyen ülke o kulübün kurallarına tabii ki uymak zorunda.
Türkiye üyelik sürecine devam etmek istiyorsa Ankara Protokolü sonunda
uygulanmak zorunda. Biz bu sürecin dışındayız. ABnin
Türkiyenin üyeliği için uyguladığı kriterler bizim
işimiz değil. Ancak Türkiye ve ABnin dostu ve ortağı
olarak Türkiyenin AB üyelik sürecinde ilerlemesinde ve Türkiyenin üyelik
koşullarını yerine getirmeyi sürdürmesinde
çıkarlarımız var.
Çıkarımız Türkiyenin hayati olan ve zor olan reformları
uygulamayı sürdürmesidir. Bu konuyla ilgileniyoruz. Çünkü böyle bir
Türkiye bizim için daha güçlü ve daha güvenilir bir ortak olacaktır. Türkiye
bu adımları atınca geniş anlamda Ortadoğudaki
etkinliği artacak ve daha önemli roller oynayacaktır.
ERMENİSTANLA
İLİŞKİLER YUMUŞARSA SEVİNİRİZ
Bu reformların sürdüğünü görmek istiyoruz. Türkiyenin AB üyelik
sürecinde ilerlemesini görmek istiyoruz. Hükümet büyük seçim
başarısından sonra AB sürecini hızlandıracak
adımlar atabilir.
Ermenistanla ilişkilerin yumuşamasından büyük memnuniyet
duyarız. Birşey olsa da Türkiye ile Ermenistan ilişkilerini
kendi başlarına yoluna koysalar. Ermenistanla Türkiye arasında
normal ekonomik ve normal diplomatik ilişkiler olsa harika olur.
Karabağ konusundaki ABD arabulucusu olarak bu konunun ne kadar zor
olduğunu biliyorum. Mütevazi bir diplomat olarak enerjimin hepsini
harcayıp Karabağ sorununun çözümü ve Türkiye ile Ermenistan
ilişkilerinin normalleşmesi için harcamaya hazırım. O zaman
Türkiye-Azerbaycan ilişkileri de güçlenecektir. Bunlar bir çok zorlu
sorun. O süreç ilerlerse Türkiyenin AB yolunda ilerlemesi de
hızlanacaktır.
KIBRIS İÇİN DE YARDIMCI OLURUZ
Aynı zamanda Kıbrısta umuyoruz ki bir ilerleme olur.
Türkiyenin Ankara Protokolünü uygulama sorumluluğu var. Bu
sorumluluğu Türkiye kendisi üstlendi. Muhtemelen Türkiyenin bunu
yapması için kendisine yardımcı olabiliriz. Kıbrıs
Hükümeti ile birlikte çalışarak Lefkoşe ile Atina ile Ankara ile
çalışarak bunun sonra değil daha yakın zamanda
olmasını sağlayabiliriz.
Kıbrısta BMnin o zamanki genel sekreter yardımcısı
Gambarinin belirlediği 8 Temmuz sürecinin başlama zamanı çoktan
geçti.
Talat ile Papadapulos arasında daha fazla görüşme olmalı.
İki liderin birkaç hafta önce görüşmesi gayet güzel. O süreç
canlanmalı. Umarım bu canlanma hemen, Rum Kesimi seçimlerinden önce
olur. Yeşil Hattın iki yakasında insanlar sürecin
hızlanmasını istiyor.
BM Genel Sekreteri, tarafların ciddiyetinden tatmin olur olmaz biz de ona
yardımcı olmaya hazırız.
BUSH
YÖNETİMİ ERMENİ TASARISINA MUHALİF
Ermeni tasarısı çok talihsiz bir yasma girişimi.
ABDnin ve Bush yönetiminin Türkiyenin AB üyeliğine desteği
konusunda kimsenin kuşkusu olamaz. Aynı zamanda öyle bir
tasarıya yönetimin muhalefeti konusunda kimsenin kuşkusu
olmamalı.
Mümkün olan her düzeyde Kongre üyeleri ile konuşarak temas ederek bu
tasarının çok kötü bir fikir olduğuna kendilerini ikna etmek
için büyük çaba harcıyoruz.
Yaşanan insani trajediyi inkar etmiyoruz. Belki seyircilerinizden
çoğu Bir trajedi yaşandı dediğim için bana kızacak.
Çok korkunç bir şey yaşandığına gerçekten pek itiraz
edilemez. Yaşananların nasıl
adlanlandırılacağına, adlandırılırken hangi
kelimeler kullanılacağına itiraz edilebilir.
ERMENİ
TASARISI OYLAMASI GAYRICİDDİDİR
Yönetim olarak, ahlaki düzeyde, psikolojik düzeyde bu kadar önemli insani
konuda siyasi oylamayla karar verilmesinin uygun olmadığını
düsünüyoruz. Böyle bir oylama gayrıciddidir. Mantığı
yoktur. İnsanların bu konuda hangi kelimeleri kullanacağına
karar verebilmesi için tek yol, o insanlar arasında derin temastır.
Evet siyasetçiler de rol oynayabilir ancak toplumların geniş
kesimlerinin katılımı gereklidir; Türkiye, Ermenistan ve bu
konuyla ilgili herkesin daha geniş katılımı. El
kaldırıp, şu şudur bu budur diye oy vermek, bizce makul
değil.
KURBANLAR
ANILMALI, ETKİLENEN HALKLAR BARIŞMALI
Günün sonunda olmasını istediğimiz iki şey var:
Kurbanlar anılmalı. Onları anmalıyız. Başkan Bush
bunu yapmaya çalışıyor, her yıl 24 Nisanda bir
açıklamayla kurbanları anıyor.
Etkilenen halklar, Türkiyedekiler, Ermenistandakiler, dünyanın
diğer yerlerindekiler, kendi geçmişleriyle ve birbirleriyle
barışmalılar. Türklerle Ermenilerin geçmişleri
ortaktır. Ermeniler Anadoluluydular. Halen Anadolulular. Aynı ailenin
üyeleriler.
Osmanlı tarihinde olanlara bakalım: Ermeniler İstanbul
ekonomisinde kilit role sahipti. Silah imalatı, bankacılık ve
ticarette faaldiler. Herkes kadar Osmanlıydılar. Türkiye
Cumhuriyetinin bu modern sürecinde Osmanlı İmparatorluğu denen
o güzel ruhu yeniden canlandırmanın bir yolunu bulmalıyız.
ANKARADAKİ
SİYASİ İRADEDEN MEMNUNUZ
Ankarada hissetiğimiz siyasi iradeden çok memnunuz. Seçimin serbestçe ve
adil biçimde gerçekleşmesinden ve net ve dengeli sonuçtan Washingtonda
müthiş sevinç duyduk. Abdullah Gülün Cumhurbaşkanı seçilmesi
konusunda yönetimimizin duyduğu memnuniyetten hiç kimsenin kuşkusu
olmasın. Sayın Gül dünya çapında bir dışişleri
bakanı olduğunu zaten kanıtlamıştır. Kendisi
Türk-Amerikan ilişkilerinin ilerletilmesini isteyen herkesin dostudur.
Patronum Dışişleri Bakanı Riceın çok büyük bir
çalışma partneri olmuştur. Sayın Gül büyük
tutarlılığı ve stratejik vizyonu olan birisidir.
Sayın Gülün Cumhurbaşkanı seçilmesinden büyük mutluluk
duymadığımızı kimse söyleyemez. Kimse benim ya da bir
başkasının kişisel görüşlerinin bundan farklı
olduğunu söyleyemez. Benim sözlerim kimin umurunda? Hiç önemli değil.
Önemli olan Türk seçmeni iradesini beyan etmiştir ve o irade de gerçeklik
kazanmıştır. O iradenin Abdullah Gülü göstermesi daha da
iyidir. Sayın Gül muhteşem bir Cumhurbaşkanı olacak.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanın
ziyareti için planlama var. Doğaldır Başkanımızla
Cumhurbaşkanı Gül de yakın zamanda biraraya gelecektir. Tam
takvimi bilmiyorum ama Washingtonda Sayın Gülün ziyareti için çok büyük
bir arzu var. Tabii ki kendisi gelmek isterse.
Bu anket hepinizi şaşırtacak...
Doğrusunu söyleyeyim, ben çok şaşırdım.
Sizler de şaşıracaksınız.
Genel kanı nedir?
Türkiye'nin giderek muhafazakarlaştığı, giderek
dindarlaştığı, örtünenlerin (ister türban, ister
başörtü, ister çarşaf) sayılarının giderek
arttığı ve ülkenin bir süre sonra Ilımlı İslam
devletine dönüşeceği şeklinde, değil mi?
Kanal D Ana Haber ve 32.GÜN programı olarak bu genel algılamanın
ne kadar doğru olduğunu merak ettik.
Adil Gür'ün A&G Araştırma Şirketine sorduk.
A&G'yi tanıyorsunuz. 1999-2002 ve 2004 seçim sonuçlarını
hatasız bilen ve 2007 seçimlerinde de başarısını
tekrarlayan şirket.
A&G, 38 il, 128 ilçede 18 yaş üstü seçmen nüfusu temsil eden 924'ü
kadın, 1863 denekle, hem de yüz yüze görüşerek bu sonuçları
çıkardı. Hata payı da sadece yüzde 2.
Daha da ilginci, A&G aynı soruları sorduğu ve 2003
yılında Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan anketiyle, bugünkü yeni
verileri karşılaştırdı.
Bu dev anketin sonucunu Adil Gür şöyle özetledi:
"Türkiye'de başı kapalı kadınların oranında
azalma var. Gençler yüksek oranda başı açık. 2003
araştırmasında da belirttiğimiz gibi, önümüzdeki
yıllarda Türkiye'de örtünen kadınların oranında düzenli
olarak azalma devam edecek. Yaygın kanaatin aksine, toplumda örtünme veya
dindarlık artmıyor, aksine azalıyor. Sadece görünürlük
artıyor. Kapalı kadınlar daha fazla sosyal hayatta yer almaya
başladı. Eskiden otobüste, minibüste görmeye
alıştığımız kadınlar, bugün son model
arabalara binmeye, Nişantaşı'nda Bağdat Caddesi'nde
alışverişe çıkmaya başladılar. Bu nedenle
sayıda artış yok, algıda farklılık ve
artış var. "
Şaşırdınız değil mi?
Ben de şaşırdım. Bir yandan da memnun oldum. Yavaş
yavaş kaygılanmaya başlamıştım.
Galiba yorumlarımızı ve yargılarımızı buna
göre yeniden gözden geçirmemiz gerekecek.
|
BAŞINIZI
KAPATIYOR MUSUNUZ? (%) |
||
|
|
MAYIS 2003 |
|
|
|
EYLÜL 2007 |
|
|
Başı Kapalı |
64,2 |
61,4 |
|
Başı Açık |
35,8 |
38,6 |
|
Toplam |
100,0 |
100,0 |
|
|
|
|
Son 3,5 yılda örtünen kadın oranı yüzde 2.8 azalmış.
|
BAŞINI
KİMLER ÖRTÜYOR? |
||
|
|
BAŞI ÖRTÜLÜ |
BAŞI AÇIK |
|
Bekar |
31,8 |
68,2 |
|
Boşanmış / Dul |
65,7 |
34,3 |
|
Evli |
70,6 |
29,4 |
|
Türkiye Ortalaması |
61,4 |
38,6 |
|
|
|
|
(Türkiye'deki evli kadınların % 70,6'sı başını
kapatırken bu oran bekarlarda % 31,8'e düşüyor. Başımı
eşimin isteğiyle kapatıyorum demeseler de, evli
kadınların başını yüksek oranda kapatması eş
isteğini doğruluyor !)
|
EĞİTİME
GÖRE |
||
|
|
BAŞI ÖRTÜLÜ |
BAŞI AÇIK |
|
Diplomasız |
90,8 |
9,2 |
|
İlkokul |
79,7 |
20,3 |
|
Ortaokul |
56,1 |
43,9 |
|
Lise |
24,5 |
75,5 |
|
Üniversite |
11,3 |
88,7 |
|
Türkiye Ortalaması |
61,4 |
38,6 |
|
|
|
|
(Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi eğitim yükseldikçe kapanan
kadınların oranı hızla azalıyor.)
|
YERLEŞİME
GÖRE |
||
|
|
BAŞI ÖRTÜLÜ |
BAŞI AÇIK |
|
Büyükşehir |
44,5 |
55,5 |
|
Kent |
62,8 |
37,2 |
|
Kır |
74,1 |
25,9 |
|
Türkiye Ortalaması |
61,4 |
38,6 |
|
|
|
|
(Türkiye'nin nüfusu en büyük ilk 8 şehrinde örtünenlerin genel
ortalaması % 44,5 iken bu oran kırda -seçmen sayısı 10
binin altında olan yerlerde- % 74,1'e çıkıyor. )
|
BÖLGEYE
GÖRE |
||
|
|
BAŞI ÖRTÜLÜ |
BAŞI AÇIK |
|
Ege |
50,3 |
49,7 |
|
Marmara |
51,2 |
48,8 |
|
Akdeniz |
54,8 |
45,2 |
|
İç Anadolu |
67,4 |
32,6 |
|
Doğu Anadolu |
70,3 |
29,7 |
|
Karadeniz |
74,5 |
25,5 |
|
Güneydoğu |
84,6 |
15,4 |
|
Türkiye ortalaması |
61,4 |
38,6 |
|
|
|
|
(En az başörtülü Ege'de, en fazla ise Güneydoğu'da)
|
3,5
YILDA NE DEĞİŞTİ ? |
||
|
|
2003 BAŞINI KAPATAN KADINLAR |
2007 BAŞINI KAPATAN KADINLAR |
|
Başörtüsü / Eşarp |
77,6 |
77,8 |
|
Çarşaf |
1,9 |
2,3 |
|
Türban |
5,4 |
6,1 |
|
Yöresel örtü |
15,1 |
13,8 |
|
TOPLAM |
100,0 |
100,0 |
|
|
|
|
(İlk araştırmanın yapıldığı Mayıs
2003'den bu yana kadınların örtülerini nasıl tarif ettiklerine
baktığımızda araştırmanın hata payı
içerisinde kayda değer önemli bir değişikliğin
olmadığını görüyoruz.)
Örtüsünü kim nasıl tanımlıyor ?
Yaş ;
Yaş yükseldikçe türban diyenlerin oranı hızla azalıyor!
18-27 yaş grubunda başını kapatan kadınların %
9,3'ü kullandığım örtü türban derken, bu oran 44 yaş ve
üzerinde % 3,7'ye düşmektedir.
Eğitim ;
Eğitim yükseldikçe türban diyenlerin oranı yükseliyor! İlkokul
ve daha alt eğitim gruplarında türban diyenlerin oranı % 3,8
iken bu oran orta öğrenimde % 6,8'e, üniversite mezunlarında ise %
17,9'a çıkmaktadır.
Yerleşim Tipi ;
Büyükşehir ve kentlerde türban, kırda yöresel örtü cevapları
genel ortalamanın üzerinde verilmiştir.
|
ÜNİVERSİTELERDE
TÜRBAN YASAĞI (%) |
|
|
Üniversitelerde türban yasağı
kaldırılmalıdır |
73,7 |
|
Üniversitelerde türban yasağı olmalıdır |
26,3 |
|
TOPLAM |
100,0 |
|
|
|
AÇIKLAMA:
Kadınlar erkeklerden biraz daha yüksek oranda, üniversitelerde türban
yasağının kaldırılması gerektiğini
söylemiştir. (Erkekler; % 72, - Kadınlar; % 74,9)
18 27 yaş grubundaki gençler, orta ve üst yaş gruplarından
daha fazla üniversitelerde türban yasağının
kaldırılması gerektiğini söylemişlerdir.
Eğitim yükseldikçe türban yasağının olması
gerektiğini söyleyenlerin oranı hızla artmaktadır. Üniversite
mezunlarının % 47'si üniversitelerde türban yasağının
olması gerektiğini söylemiştir. Bu oran ilkokul ve daha alt
eğitim gruplarında %18,8'dir.
Eğitim ve hane halkı gelirine paralel olarak sosyal statü
yükseldikçe türban yasağını savunanların oranı
yükselmektedir.
Üniversite öğrencilerinin % 51,8'i türban yasağını
savunmaktadır.
Kentlerde ve kırda yaşayanlar, Karadeniz, İç Anadolu,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayanlar üniversitede
türban yasağının olmaması gerektiğini genel ortalamanın
üzerinde söylemiştir.
SP ve BBP'lilerin % 100'ü, AKP'lilerin % 91,4''ü, MHP'lilerin % 82'si
üniversitelerde türban yasağının kaldırılması
gerektiğini söylemiştir.
|
3,5
YILDA NE DEĞİŞTİ ? (%) |
||
|
|
MAYIS 2003 |
EYLÜL 2007 |
|
Üniversitelerde türban yasağı kaldırılmalıdır |
75,5 |
73,7 |
|
Üniversitelerde türban yasağı olmalıdır |
24,5 |
26,3 |
|
TOPLAM |
100,0 |
100,0 |
|
|
|
|
(Mayıs 2003'te aynı örneklemde yapılan araştırma
sonuçlarıyla bu sonuçları
karşılaştırdığımızda, üniversitelerde
türban yasağının kaldırılmasını
savunanların oranında yaklaşık 2 puanlık bir
azalmanın olduğu görülmektedir.)
CUMHURBAŞKANI'NIN EŞİ SORUN MU ?
SORU: Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşinin
başı kapalı. Bir süredir kamuoyunda tartışmalar
yapılıyor. Bazıları türbanın Çankaya'ya
çıktığını ve dolayısıyla bunun sorun
olduğunu, bazıları ise olmadığını söylüyor.
Sizin bu konudaki görüşünüz nedir? Sizce bu bir sorun mu, engel mi?
|
CUMHURBAŞKANININ
EŞİ? (%) |
|
|
Evet, sorun |
24,1 |
|
Hayır, sorun değil |
70,5 |
|
Cevap yok / fikri yok |
5,4 |
|
TOPLAM |
100,0 |
|
|
|
RESMİ TÖRENLERE EŞLERİNİ GÖTÜRMELİLER Mİ?
SORU: Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın başları
kapalı eşlerini resmi törenlere götürüp götürmemesi kamuoyunda
tartışılıyor. Sizin bu konuda ne düşünüyorsunuz, sizce
eşlerini resmi törenlere götürmeliler mi?
|
RESMİ
TÖRENLER (%) |
|
|
Evet, götürmeli |
51,3 |
|
Hayır, götürmemeli |
37,6 |
|
Cevap yok / fikri yok |
11,1 |
|
TOPLAM |
100,0 |
|
|
|
AÇIKLAMA:
Kadınlar bu soruya genel ortalamanın üzerinde cevap
verememiştir. (%18,3)
Yaş yükseldikçe götürmemeli cevabı genel ortalamanın üzerine
çıkmaktadır.
Eğitim yükseldikçe götürmemeli cevapları hızla yükselmektedir.
NAMAZ KILAR MISINIZ?
SORU: Dinin icaplarını ne kadar yerine getirebiliyorsunuz? Mesela
RAMAZAN AYI DIŞINDA namaz kılar mısınız?
Kılarsanız, ne sıklıkta namaz kılarsınız?
|
|
|
|
Düzenli kılarım |
29,3 |
|
Fırsat buldukça kılarım |
28,3 |
|
Cuma namazına giderim |
15,7 |
|
Bayram namazına giderim |
4,9 |
|
Hayır hiç namaz kılmam |
21,8 |
|
Toplam |
100,0 |
|
|
|
|
3,5
YILDA NE DEĞİŞTİ (%) |
||
|
|
MAYIS 2003 |
EYLÜL 2007 |
|
Düzenli kılarım |
31,6 |
29,3 |
|
Fırsat buldukça kılarım |
25,1 |
28,3 |
|
Cuma namazına giderim |
14,2 |
15,7 |
|
Bayram namazına giderim |
5,1 |
4,9 |
|
Hayır hiç namaz kılmam |
24,0 |
21,8 |
|
Toplam |
100,0 |
100,0 |
|
|
|
|
Kadınlar daha düzenli namaz kılıyor. (Kadın %38,3 Erkek
%20,1)
Yaş yükseldikçe düzenli namaz kılanların oranı hızla
artıyor. (18-27 %14,3 28-43 %25,4 44 yaş ve üzeri %49,8)
Eğitim yükseldikçe düzenli namaz kılanların oranı
hızla azalıyor. (-ilkokul %43,7 - Üniversite %13,4)
Büyükşehirlerden kentlere ve kıra doğru gittikçe düzenli namaz
kılanların oranı artıyor. )
ILIMLI İSLAM DEVLETİ Mİ OLUYORUZ?
SORU: Türkiye'nin laik devletten Ilımlı İslam devletine
doğru yol aldığını söyleyenler var. Siz bu görüşe
katılıyor musunuz?
|
|
|
|
ILIMLI İSLAM DEVLETİ |
% |
|
Evet,katılıyorum |
31,4 |
|
Hayır,katılmıyorum |
48,8 |
|
Cevap yok / fikri yok |
19,8 |
|
TOPLAM |
100,0 |
|
|
|
YENİ ANAYASA TÜRBAN'I SERBEST BIRAKMALI MI?
|
TÜRBAN
SERBESTİSİ ?(%) |
|
|
Evet |
61,6 |
|
Hayır |
26,9 |
|
Cevap yok / fikri yok |
11,5 |
|
TOPLAM |
100,0 |
|
|
|
REFERANDUMDA NE DİYECEKSİNİZ?
|
REFERANDUMDA
NE DİYECEK ? (%) |
|
|
Evet |
45,4 |
|
Hayır |
18,5 |
|
Cevap yok / fikri yok |
36,1 |
|
TOPLAM |
100,0 |
|
|
|
SONUÇ: TEK BİR ANKET SİYASETİ SAPTAMAZ
Bu anketi okuduktan sonra belki sizin içiniz rahatlamış,
korkularınız azalmış olabilir. Ancak, tek bir anket
siyaseti saptamaz. Yeterli değildir. Dikkate alınacak önemli bir
veridir, o kadar.
Siyaseti, toplumların bir oluşumu, bir gelişmeyi nasıl
algıladıkları şekillendirir.
"Gördünüz mü, toplumu korkutuyorlarmış, kaygıların
tümü yersizmiş" diyerek, yolunuza devam edemezsiniz.
Türk toplumunun küçümsenmeyecek bir bölümünün algılaması farklı.
Onlarda hala kuşku ve kaygı var.
Siyasetçi, bir kesimin farklı algılamalarını da dikkate
almak ve siyasetini buna göre düzenlemek zorundadır.
İktidar "bu anket bizi doğruladı" demek yerine,
farklı algılamaların önüne geçecek önlemleri düşünmelidir.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 28/09/07
Örtülü kadın azaldı Malezya olmuyoruz!
|
|
Türkiye'de
her 100 kadından 61'i başörtülü. Örtünen sayısı
artmıyor, ama örtülü kadınlar toplumsal hayata eskisinden daha fazla
katılıyor
28/09/2007
RADIKAL
İSTANBUL -
Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar'ın hazırladığı
32. Gün programı ve A&G şirketinin ortak bir
araştırması, 'türban sorununun' fotoğrafını
çekti. Araştırmaya göre, Türkiye'de başı kapalı
kadın sayısında son üç buçuk yılda yüzde 2.9'luk azalma
var, namaz kılanların oranı da düştü.
Araştırma, 21-23 Eylül 2007 tarihlerinde yedi bölgede, 38 il ve 128
ilçede 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 924'ü kadın toplam
1863 denekle yüz yüze gerçekleştirildi. Adana, Adıyaman, Ankara,
Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Çorum, Denizli, Diyarbakır,
Edirne, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Hatay,
İçel, İstanbul, İzmir, Karabük, Kastamonu, Kayseri,
Kırklareli, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Nevşehir,
Osmaniye, Rize, Sakarya, Samsun, Sivas, Trabzon, Uşak ve Van'da
yapılan araştırmada birçok ilginç sonuca
ulaşıldı.
· Türkiye'de her 100 kadından 61'i
başını kapatıyor. Ancak araştırmaya göre 2003'ten
bugüne kadar başını kapatanların oranı yüzde 2.9
azaldı.
· Araştırmaya katılanların
yüzde 73.7'si 'üniversitelerde türban yasağının
aldırılmasını' istedi. Türbanın siyasi bir simge
olduğunu düşünenlerin oranı sadece yüzde 19. Yüzde 70'i türbana
'siyasi simge' demiyor.
· Araştırmaya katılanların
yüzde 70.5'i Cumhurbaşkanı'nın eşinin türbanlı olmasını
sorun olarak görmüyor.
· 2003'ten beri düzenli namaz
kılanların sayısında yüzde 2.8'lik azalma var.
· Ankete katılanların yüzde 50.5'i
Anayasa'nın değişmesi gerektiği yönünde fikir bildirirken,
yeni Anayasa'da türbana özgürlük isteyenlerin oranı yüzde 62.
Nişantaşı'na,
'Cadde'ye çıktılar
A&G Araştırma Şirketi'nin başkanı Adil Gür,
sonuçları şöyle yorumluyor:
"Yaygın kanaatin aksine, toplumda örtünme oranı veya
dindarlık artmıyor, aksine azalıyor. Sadece görünürlük
artıyor. Kapalı kadınlar artık daha fazla sosyal hayatta
yer almaya başladı. Eskiden sadece otobüste, minübüste görmeye
alıştığımız kadınlar, bugün son model
arabalara binip, Nişantaşı'nda, Bağdat Caddesi'nde
alışverişe çıkmaya başladı. Bu nedenle sayıda
artış yok, algıda farklılık ve artış
var."
* * * * * * * * * *
Evde başı örtülü var mı?
Türkiye'deki hanelerin yüzde 74.3'ünde başını kapatan biri var.
Başı kapalı olan hane sayısı 3.5 yılda yüzde 2.9
azaldı.
Soru: Bu evde yaşayan çarşıya pazara
alışverişe giderken (Ramazan ayı dışında)
başını kapatan kimse var mı?

* * * * * * * * * *
Gençlerde kapanma az
Kadınların yaşı yükseldikçe başını
kapatanların da oranı yükseliyor.

* * * * * * * * * *
Başörtüsünü kim istiyor?
'Başımı eşimin isteğiyle kapatıyorum' demeseler
de evli kadınların başını yüksek oranda
kapatması, başını örtenlerde eşin etkisini
doğruluyor.

* * * * * * * * * *
Kırsal 'örtünüyor'
Metropolden kıra gittikçe başını örtenlerin oranı
artıyor. Türkiye'nin en büyük sekiz kentinde başını
örtenlerin oranı yüzde 44.5'ken bu oran kırda yüzde 74.1.

* * * * * * * * * *
Rekor Güneydoğu'da
Bölgeler arasındaki farklara bakıldığında
başı örtülülerin oranının en yüksek olduğu yerin
Güneydoğu, en düşük olduğu yerinse Ege Bölgesi olduğu
görülüyor.

* * * * * * * * * *
SP yüzde 100 kapalı AKP'de oran azalıyor
22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri'nde SP, AKP ve DTP'ye oy verdiğini söyleyen
kadınların büyük oranda başını örttüğü görülüyor.
Başı örtülü seçmen oranı en düşük olan partiyse CHP. CHP
seçmeni kadınların yüzde 80.7,sinin başı açık.
Öte yandan 3 Kasım 2002 seçimlerinde AKP'ye oy veren kadınların
yüzde 95'i başın, kapatırken 22 Temmuz 2007'de bunun yüzde 80'e
gerilemesi dikkat çekiyor. Başka bir deyişle AKP'lilerde
başı açık kadın sayısı yüzde 5'ten yüzde 20'ye
yükselmiş.

* * * * * * * * * *
Türban diyen çok az
Araştırmada başını örten kadınlara ve eşi,
annesi, kardeşi başını kapatanlara bu örtüyü nasıl
tanımladıkları soruldu. 'Türban' diyenlerin oranı sadece
yüzde 6.1. Yaş yükseldikçe türban diyen oranı daha azaldı.

* * * * * * * * * *
Başını kapatanların yüzde 64.1'i
'İnanç' diyor
Araştırmada başını örten kadınlara ve annesi,
eşi, kardeşi başını örtenlere bunun nedeni soruldu.
Başını kapatan kadınların yarısından
çoğu bu soruya 'Dinim, inancım gereği' yanıtını
verdi.
18-27 yaş grubundaki gençlerin yüzde 8.5'i eşinin veya aile
büyüğünün isteği nedeniyle başını örttüğünü
söylüyor.
Bekârların da yüzde 17.1'i aile büyüklerinin isteği
doğrultusunda örtünüyor.
Büyük kentlerden kırlara doğru gittikçe gelenek nedeniyle
başını örttüğünü söyleyenlerin oranı da yükseliyor.

* * * * * * * * * *
Türban siyasi simge mi? Yasak kalksın mı?
Araştırmaya katılanların yüzde 69.'3'üne göre türban
siyasal bir simge değil. Türbanı siyasal bir simge olarak
gördüğünü söyleyenların oranı yüzde 18.7'de kaldı.
Üniversitede türban yasağını savunanların oranıysa
yüzde 26.3. 'Kaldırılsın' diyenlerin oranı yüzde 73.7'yi
buluyor.
SP ve BBP'lilerin yüzde 100'ü, AKP'lilerin yüzde 91.4'ü, MHP'lilerinse yüzde
82'si üniversitede türban yasağı kalksın istiyor.
Araştırma sonuçları Mayıs 2003'le
karşılaştırıldığında türban
yasağı kalksın diyenlerin oranının yüzde 2
düştüğü görülüyor.

* * * * * * * * * *
Hayrünnisa Gül'ün Çankaya'ya çıkması
Araştırmaya katılanlara "Bildiğiniz gibi
Cumhurbaşkanı Gül'ün eşinin başı kapalı. Bir
süredir kamuoyunda tartışmalar yapılıyor.
Bazıları türbanın Çankaya'ya çıktığını
ve dolayısıyla bunun sorun olduğunu, bazılarıysa sorun
olmadığını söylüyor. Sizin bu konudaki görüşünüz
nedir" diye soruldu.
Katılanların çoğunluğu Hayrünnisa Gül'ün Çankaya'ya
çıkmasında bir sorun olmadığını söyledi. Ancak
eğitim düzeyi yükseldikçe sorun olarak nitelendirenlerin
oranının da yükseldiği gözlendi. CHP'lilerin yüzde 75.7'si
'sorun' olarak gördü.

* * * * * * * * * *
3.5 yılda ne değişti?
Araştırmaya katılanlara kendilerini mühafazakâr olarak görüp
görmedikleri de soruldu. Evet diyenlerin oranı yüzde 24.8, hayır
diyenlerin oranıysa yüzde 34.2 oldu. 2003 ve 2007 sonuçları
karşılaştırıldığında muhafazakarım
diyenlerin oranı arttı.

Dikmen'de mezar gizemi
YENİ KAYIPLAR EKİMDE AİLELERİNE TESLİM
EDİLECEK... Kıbrıs'taki Türk ve Rum kayıpların
bulunması için uzun süreden beri kazı ve kimlik tespit
çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi, kimlik tespiti tamamlanan yeni kayıpları ekim ayında
ailelere teslim etmeyi planlıyor
Kıbrıs'taki Türk ve Rum kayıpların bulunması
için uzun süreden beri kazı ve kimlik tespit
çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin Dikmen'de yaptığı kazılarda 5 kayıp
kalıntısının bulunduğu ve analiz için laboratuara
gönderildiği açıklandı. Kalıntıların kayıp
şahıs olup olmadıkları henüz bilinmiyor.
Bu arada Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, kimlik tespiti
tamamlanan yeni kayıpları ekim ayında ailelere teslim etmeyi
planlıyor.
Bugüne kadar 19'u Türk, 38'i de Rum olmak üzere toplam 57 kaybı
kimlik tespitlerinin ardından ailelere teslim eden komite, toplu veya
münferit kazılardan çıkarılan 320 kayba ait
kalıntıları antropoloji ve DNA testleriyle kimlik tespitinin
ardından ailelere teslim edecek. Kimlik tespitiyle ilgili
çalışmaların tamamlanmasıyla ekim ayı içinde bir grup
kaybın daha ailelere teslim edilmesi planlanıyor.
Her kayıp için yaklaşık 3 aylık teknik bir süreçle
kimlik tespiti yapılabiliyor.
Kazılardan çıkarılan kayıpların kimliklerinin
belirlenmesi için çalışmalar sürerken, kazılar da iki tarafta
planlı bir şekilde devam ediyor.
Kuzey Kıbrıs'ta Balıkesir, Güney Kıbrıs'ta ise
Taşkent kayıplarının bulunması için Yerasa
bölgesindeki kazıların sürdüğünü bildiren Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden P. Küçük, bir ihbar üzerine
Dikmen'de yapılan kazının ise sona erdiğini anlattı.
Balıkesir'deki kazılarda bugüne kadar 3 kişiye ait
kalıntılara ulaşıldığını, 42
Taşkent şehidinin arandığı Yerasa bölgesindeki
kazılardan ise bugüne kadar 20'yi aşkın kaybın
kalıntısının bulunduğunu bildiren Küçük, her iki toplu
mezardaki çalışmaların sürdüğünü bildirdi.
Dikmen'de kuyu açmaya çalışan bir vatandaşın
ihbarı üzerine program dışı yapılan kazıdan ise 5
kişiye ait kalıntıların bulunduğunu söyleyen Küçük,
kalıntıların analiz için laboratuara gönderildiğini
anlattı.
Dikmen'de bulunan kalıntıların kayıp
şahıslara ait olup olmadığı konusunda ellerinde veri
bulunmadığını söyleyen Küçük, kalıntılarda
yapılacak laboratuar analizleri ve eski haritalarla birlikte bölgeyle
ilgili araştırmanın ardından burada bulunan
kalıntıların kaynağının belirleneceğini
kaydetti.
Resmi kayıtlara göre 502'si Türk, 1468'i de Rum olmak üzere
Kıbrıs'ta kayıtlı 2 bin civarında kayıp
bulunuyor.
BM Genel Sekreteri'nin temsilcisi Christophe Girod
başkanlığındaki Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nde Kıbrıs Türk tarafını Gülden Plümer Küçük, Rum
tarafını ise Elias Georgiades temsil ediyor.
KIBRIS 28/09/07
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice:
Kıbrıs'a yardımcı olmaya hazırız
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice,
Kıbrıs konusunda her zaman yardımcı olmaya hazır
olduklarını söyledi.
TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan, New York'taki temasları kapsamında ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile
yaptığı görüşmede, Kıbrıs sorununa da
değinildi.
Kıbrıs konusunda Türk tarafının görüşlerini
aktaran ve Rum tarafının adeta "ayak sürüdüğünü" ifade
eden Babacan'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın dile
getirdiği önerileri vurguladığı bildirildi.
Bunun çok zor bir konu olduğunu bildiğini, Annan Planı
sürecini gayet iyi izlediğini ve kendisinin de yakın zamanda
Talat'tan bizzat bilgi aldığını anlatan Rice'ın, bu
sorunun çözümü konusunda her zaman için yardımcı olmaya hazır
olduklarını ifade ettiği öğrenildi.
KIBRIS 28/09/07
Londra'da 3 ayda 5 Türk genç intihar etti
Eylem ERAYDIN/ LONDRA
Londra'da geçtiğimiz ay içerisinde 5 gencin intihar ettiğine
dikkati çeken Kıbrıslı Türk Dr. Teoman Sırrı, bir
basın toplantısı düzenleyerek, ailelerin ve toplumsal
kuruluşların bu konuda harekete geçmesi gerektiğini bildirdi.
Son yıllarda gençler arasında intihar olaylarının
arttığına işaret eden Dr. Teoman Sırrı, durumun
çok ciddi olduğuna dikkat çekerek, ailelerin yanı sıra, sivil
toplum ve sosyal kuruluşlara çok önemli görev düştüğünü belirtti.
Göçmen toplumlarda intihar olaylarının yüksek olduğunu
hatırlatan Dr. Teoman Sırrı, "Son üç ay içerisinde 5
gencimizin intihar ederek hayatına son vermesi, Türk toplumunda ciddi bir
sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor"
dedi.
Kişiyi intihar etmeye yönelten birçok sebep bulunmakla birlikte
bunun bir çözüm olmadığını anlatan Sırrı, aile ve
sivil toplum kuruluşlarının konu üzerinde ciddiyetle
durması gerektiğini ifade etti.
Yaptığı araştırmada son üç ay içerisinde
intihar ederek hayatına son veren 5 gencin de Alevi ve Kürt kökenli
olduğuna dikkat çeken Sırrı, "Bu gençleri intihar etmeye
yönelten sebepler ciddi bir şekilde araştırılmalı ve
gereken tedbirlere başvurulmalı. Topluma yönelik hizmet veren
kuruluşlar herşeyi bir kenara bırakıp bu konu üzerinde
yoğunlaşmalı" diye çağrıda bulundu.
Bazı toplumlarda intiharın bir kültür olduğunu Japonya
örneğini vererek anlatan Sırrı, "Ancak bizim toplumda
intiharı teşvik eden bir kültürel yapılanma sözkonusu
değil. Tam aksine, İslamiyet intiharı yasaklıyor. O zaman
bu gençler niçin intihar ediyor. Aileler bunun üzerinde kafa yormalı"
diye konuştu.
İntihar etmeye teşebbüs edenler için Londra'da çeşitli
kuruluşların hizmet verdiğini hatırlatan Dr.
Sırrı, Samaritans, Mind ve Maytree gibi kuruluşlara 020 7263
7070 numaralı telefondan ulaşılabileceğini sözlerine
ekledi.
KIBRIS 28/09/07