2 İtalyan siyasetçi KKTC vatandaşı oldu

Biri parlamenter iki İtalyan siyasetçi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı oldu.

NTV

Güncelleme: 14:21 TSI 21 Eylül 2007 Cuma

 

LEFKOŞA - KKTC Bakanlar Kurulu’nun aldığı ve resmi gazetede yayımlanan karar uyarınca, İtalyan parlamenter Maurizio Turco ile İtalyan uyruklu Perduca Marco, herhangi bir koşul aranmaksızın KKTC vatandaşlığına kabul edildi.

Eski Avrupa Parlamentosu milletvekili Maurizio Turco ile Milletlerüstü Radikal Parti Genel Konseyi üyesi Perduca Marco, Avrupa Birliği’nin, Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmamasına tepki için bu kararı aldıklarını söyledi.

Her iki siyasetçi, KKTC vatandaşlığına geçmek için 21 Temmuz’da müracaatta bulunmuştu.

KKTC ve Suriye arası feribot seferleri


21 Eylül, 2007 14:39:00 (TSİ) CNN TURK

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Suriye arasında, yaklaşık 30 yıl sonra yeniden tarifeli feribot seferleri başlıyor.

Gazimağusa ile Lazkiye arasında yarın tanıtım seferi yapılacak ve Ramazan Bayramı'nda da doğrudan tarifeli feribot seferlerine başlanacak.
 
KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, seferlerin yeniden başlamasıyla KKTC ve Suriye arasında ekonomik, kültür ve turizm alanındaki ilişkilerde büyük gelişmeler yaşanacağını söyledi.
 
Ramazan Bayramı itibarıyla iki ülke arasında tarifeli feribot seferleri yapılmasının karara bağlandığını ifade eden Turgay Avcı, "İki ülkenin ilgili seyahat acenteleri, haftada kaç sefer gerçekleşeceğini önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklayacaklar" dedi.
 
Suriye'den KKTC'ye daha fazla öğrenci beklediklerini de kaydeden Avcı, Suriye ile sağlanan bu somut gelişmenin diğer ülkelere yapmayı planladıklarını söyledi.

 

İki İtalyan siyasetçi KKTC vatandaşı oldu

      Biri parlamenter iki İtalyan siyasetçi KKTC vatandaşı oldu.
      KKTC Bakanlar Kurulunun 22 Ağustos tarihli toplantısında alınan ve Resmi Gazetede yayımlanan karar uyarınca, İtalyan parlamenter Maurizio Turco ile İtalyan uyruklu Perduca Marco, Yurttaşlık Yasası uyarınca herhangi bir koşul aranmaksızın KKTC vatandaşlığına kabul edildi.
      Resmi davetli olarak 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılan İtalya Parlamentosu Radikal Parti üyesi ve eski Avrupa Parlamentosu milletvekili Maurizio Turco ile Milletlerüstü Radikal Parti Genel Konseyi üyesi Perduca Marco, KKTC vatandaşlığını almak için 21 Temmuzda müracaatta bulunmuştu.
      Avrupa Birliğinin, adadaki taraflardan sadece birinin görüşlerini desteklediği için Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmamasına tepki göstermek ve Radikal Partinin sadece sözlerle dayanışma içine girmeye alışkın olmadığını göstermek için KKTC vatandaşlığına başvurma kararı aldıklarını açıklayan Turco ile Marco, müracaat belgelerini Dışişleri Bakanlığında imzalayarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’ya sunmuştu.

MILLIYET 21/09/07

 

Asla taviz yok

"AVRUPALI DOSTLAR İYİ BİLSİN"... Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: Bunu özellikle Avrupalı dostlarımızın bilmesini isteriz. Bu konuda bugüne kadar verdiğimiz mücadeleyi bundan sonra da vereceğiz. Fakat herhangi bir fasılla ilgili kalkıp da önümüze bir siyasi engel konulmaya teşebbüs edilirse bu bizi üzer. Örneğin Güney Kıbrıs önümüze çıkarılırsa bu bizi üzer. Güney Kıbrıs kendi yapması gerekenleri yerine getirmeli, Türkiye kendinin yapması gerekenleri yerine getirmeli

KARARLIYIZ... Erdoğan: ... Biz diyoruz ki eğer AB gerçekten barışın adresi olacaksa, sevginin adresi olacaksa ve medeniyetler ittifakının adresi olacaksa Türkiye'yi arasına katmaya mecburdur. Ama yok medeniyetler çatışmasının adresi olmak istiyorsa o kendi bileceği bir iştir. Ülkemizde işte bu kararlılık vardır. Türkiye ile katılım görüşmelerini başlatma kararı alan birliğin ortak değerlere bağlı her Avrupa ülkesine açık olduğu yönündeki stratejik bakış açısını zamanında ortaya koyabilen AB çevrelerinde bugün de karşılık bulmasını bekliyoruz

Türkiye'deki AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ın AB sürecinde Türkiye'nin önüne konduğu takdirde Türkiye'nin mevcut pozisyonunda asla vazgeçmeyeceğini söyledi.

Erdoğan, partisince büyükelçilere verilen iftar yemeğinin ardından yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunda samimi olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

Mücadelemizi sürdüreceğiz

"Bunu özellikle Avrupalı dostlarımızın bilmesini isteriz ve bu konuda bugüne kadar verdiğimiz mücadeleyi bundan sonra da vereceğiz. Fakat herhangi bir fasılla ilgili kalkıp da önümüze bir siyasi engel konulmaya teşebbüs edilirse bu bizi üzer. Örneğin bir Güney Kıbrıs önümüze çıkarılırsa bu bizi üzer. Güney Kıbrıs kendi yapması gerekenleri yerine getirmeli, Türkiye kendinin yapması gerekenleri yerine getirmeli.

Güney Kıbrıs ile Türkiye'yi mukayese etmeye kalkarsanız, herhalde ne Kopenhag siyasi kriterlerinde ne de Maastricht kriterlerinde Türkiye'nin yakalamış olduğu noktayı Güney Kıbrıs ile mukayese edemezsiniz. İşin coğrafi boyutuna da baksanız buradan da mukayese edemezsiniz. Hangi kritere göre, nasıl alınmış bu belli değil. Bunu söylediğimiz zaman da Avrupalı dostlarımız üzülüyor. Üzülmenize gerek yok, gerçekler ortada. Adını da 'Kıbrıs' diye koyuyorsun. Nasıl 'Kıbrıs' diye adını koyuyorsunuz? Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan insanlarla Güney Kıbrıs yönetiminin yakından uzaktan hiçbir alakası var mı, olabilir mi? Mümkün değil.

Güney Kıbrıs'ın elde ettiklerinden Kuzey Kıbrıs'ın istifadesi var mı? Hayır. Bütün bu gerçekler ortadayken kalkıp Güney Kıbrıs'ı bizim önümüze sürekli engel olarak koyduğunuz zaman Türkiye, mevcut duruşundan hiçbir zaman taviz veremez.

Türkiye, istenenleri yerine getirdi

Çünkü Türkiye kendinden istenenleri yerine teker teker getirmiştir. Kopenhag siyasi kriterleri aşılmıştır, şu anda Maastricht kriterlerini teker teker yerine getiriyoruz. Bunlar yerine gelirken de açalım mı, açmayalım mı? Artık kapamayı konuşmuyoruz. Şimdi açmada kaldık. Bununla bir şey kazanılmaz ki bununla bir şey kazanılmaz.

Onun için biz diyoruz ki eğer AB gerçekten barışın adresi olacaksa, sevginin adresi olacaksa ve medeniyetler ittifakının adresi olacaksa Türkiye'yi arasına katmaya mecburdur. Ama yok medeniyetler çatışmasının adresi olmak istiyorsa o kendi bileceği bir iştir. Ülkemizde işte bu kararlılık vardır. Türkiye ile katılım görüşmelerini başlatma kararı alan Birliğin ortak değerlere bağlı her Avrupa ülkesine açık olduğu yönündeki stratejik bakış açısını zamanında ortaya koyabilen AB çevrelerinde bugün de karşılık bulmasını bekliyoruz.

Katılım sürecinin aksamadan ilerlemesi ve yapay sorunlarla engellenmesine izin verilmemesinin Türkiye ve Birlik üyesi ülkelerin ortak yararına olduğu kadar küresel barışa da katkıda bulunacağına inanıyoruz."

KIBRIS 21/09/07

 

Talat, "çözüm için" New York yolcusu

TÜRK TARAFI ÇÖZÜM İÇİN ÇALIŞMAKTA KARARLI... Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıca,Talat-Moon görüşmesinde, özellikle Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumun değerlendirileceğini belirtti ve Kıbrıs Türk tarafının acil ve kapsamlı çözümün gerekliliğini ve bunun için çalışma kararlılığını bir kez daha dile getireceğini; bunun için de yapılması gerekenleri Genel Sekretere aktaracağını bildirdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 16 Ekim'de New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile görüşecek.

Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, Talat'ın 16 Ekim Salı günü New York'ta BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile görüşeceğini açıkladı.

Erçakıca, bir süre önce karşılıklı mektuplarla ortaya konan görüşme arzusunun böylece gerçekleşmiş olacağını kaydetti.

Görüşmede, özellikle Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumun değerlendirileceğini belirten Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının acil ve kapsamlı çözümün gerekliliğini ve bunun için çalışma kararlılığını bir kez daha dile getireceğini ve bunun için yapılması gerekenleri Sn. Genel Sekretere aktaracağını bildirdi.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın Genel Sekreterle görüşmesinin diğer ayrıntıları ve görüşmenin içeriğiyle ilgili çalışmaların devam ettiğini ve ileriki günlerde şeklinin netleşeceğini söyledi.

KIBRIS 21/09/07

 

2008'de çözüm olmazsa ada bölünmeye gider

ANNAN PLANI MASAYA GELEBİLİR... Rum Cumhurbaşkanı adayı Themistokleus, Annan Planı'nın Rum kesiminde reddedilmesine rağmen ortak bir zemin olarak masaya tekrar gelebileceğini belirtti ve planın masada olmasının iki tarafın da üzerinde değişiklik yapabileceği anlamına geleceğini, aksi takdirde sorunun çok uzun bir süre daha çözümsüz kalabileceğini söyledi

Rum Birleşik Demokratlar Hareketi (EDİ) üyesi ve 2008 Şubat ayında yapılacak başkanlık seçimlerinde bağımsız aday olan Kostas Themistokleus, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.

Talat'ın makamında saat 12.30'da gerçekleşen görüşmenin basına açık bölümünde görüntü olanağı sağlandı, ancak açıklama yapılmadı.

Görüşmenin ardından Türk ve Rum gazetecilere açıklama yapan Kostas Themistokleus, Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesinde Kıbrıs sorunundaki durağanlıktan duyduğu kaygıları dile getirdiğini ve 2008 yılında bir çözüme ulaşılamaması durumunda statükonun sabitleşip adanın bölünmeye doğru gideceğini söylediğini kaydetti.

Annan Planı'nın Rum kesiminde reddedilmesine rağmen ortak bir zemin olarak masaya tekrar gelebileceğini söyleyen Themistokleus, planın masada olmasının iki tarafın da üzerinde değişiklik yapabileceği anlamına geleceğini, aksi takdirde sorunun çok uzun bir süre daha çözümsüz kalabileceğini belirtti.

Themistokleus, her iki toplumun da iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon çerçevesinde birleşme arzusunda olduğunu da savundu.

"Cumhurbaşkanı Talat'ın, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile ekim ayında görüşeceğini söyleyip söylemediği" konusundaki soruya Themistokleus, Talat'ın bu konudan bahsettiğini, fakat kesin tarih

belirtmediğini söyleyerek, ilk önce Papadopulos-Ban görüşmesinin yapılacağını daha sonra böyle bir tarihin belirleneceğini söyledi.

Rum Cumhurbaşkanı adayı Themistokleus, "Papadopulos'un Kıbrıs konusundaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusunu ise; "Rum halkının 2008 yılı içerisinde sorunu masaya götürebilecek bir cumhurbaşkanına ihtiyacı var" şeklinde yanıtladı.

Rum Yönetimi'nin, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretini "yasadışı" olarak nitelemesi ile ilgili soruya da Themistokleus, "Beni bardağın dolu tarafı ilgilendiriyor. Gül, Annan Planı zemininde bir çözüme destek belirtmiştir, o da mevcut durumun sürmesini istememiştir" cevabını verdi.

Papadopulos'un "Tek düşmanımız adadaki Türkiye askeridir" şeklindeki sözlerini de değerlendirmesi istenen Themistokleus şöyle konuştu:

"Benim bildiğim Kıbrıs sorununun çözümü ile birçok sorunun da kendiliğinden çözüleceğidir. Böylece hem Türk askeri hem de buraya sonradan yerleşen Türkiye halkı da buradan uzaklaşmış olur."

KIBRIS 21/09/07

 

Neophytou, miras paylaşımı için Kuzey'de akrabalarını arıyor

Ergül ERNUR

Güney Lefkoşa'da ikamet eden Rum vatandaşı Alexandros Neophytou, 2006 yılında vefat eden yeğeninin akrabalarını Kuzey Kıbrıs'ta arıyor.

Neophytou, Zeynep Mehmet isimli yeğeninin Kuzey Kıbrıs'ta akrabaları olduğunu belirterek, miras paylaşım işlemleri için onlara ulaşmak istediğini söyledi.

Zeynep Mehmet'in varislerinin bulunmaması durumunda Rum hükümetinin yeğeninden kalan mallara el koyacağını anlatan Neophytou, "Hükümet mallara el koymasın diye avukat tuttuk ama işlemleri birinci derece akrabaları yapabiliyor. Zeynep Mehmet'le benim akrabalığım uzak olduğu için beni kabul etmiyorlar" dedi.

Alexandros Neophytou, malların Rum hükümetine kalmasını istemediğini vurgulayarak, "Zeynep Mehmet'in akrabası olduğunu söyleyen kişi bana belge de getirsin" dedi.

Birinci dereceden akrabaları gelmezse,

Rum hükümeti mallara el koyacak

1963 olaylarından sonra Güney Kıbrıs'a giden ve Hıristiyanlığa geçebilmek için vaftiz olan Zeynep Mehmet, orada ismini değiştirerek Kallıopi Haralambus oldu.

Alexandros Neophytou, annesinin birinci yeğeni olan Zeynep Mehmet'in kardeşi Abdullah Hüsnü'yü aradıklarını ifade ederek, "Zeynep'in akrabalarından biri beni mutlaka bulsun" çağrısında bulundu.

13 Mayıs 2006 tarihinde Zeynep Mehmet'in vefat ettiğini kaydeden Neophytou, bugüne kadar Zeynep'e ait malları kendinin idare ettiğini ancak bir akrabasının bulunması halinde devretmeye hazır olduğunu söyledi.

Zeynep Mehmet'in varislerinin bulunmaması durumunda Rum hükümetinin mallara el koyacağını anlatan Alexandros Neophytou, yeğeninin Güney Lefkoşa'da Attalia Sokak No: 4 adresinde kaldığını da belirtti.

Alexandras Neophytou, Zeynep Mehmet'in akrabası olan kişilerin kendisine '99641823' numaralı telefondan ulaşmalarını istedi.

KIBRIS 21/09/07

 

Suriye ile çok yoğun temaslarda bulunduk, önümüzdeki günlerde açılımlar olacak

Avcı, dün öğleden sonra İsveç'te görev yapan dış basının temsilcilerine, Dışişleri Bakanlığı konferans salonunda brifing verdi.

Neşeli oldukları gözden kaçmayan konuk basın grubu, Avcı'nın ellerini tek tek sıkarak, ardından konuşmasına İsveç dilinde başlamasıyla gülerek alkışlamaya başladılar.

Dışişleri Bakanı Avcı, gülerek, "Eskiden İsveç dilini İngilizce'den daha iyi konuşurdum" dedi. Avcı, bunun 1965'den 70'lere kadar sürdüğünü ve bu dili BM Barış Gücü'nde görev yapan İsveç askerlerinden öğrendiğini kaydetti.

Konuşmasına İngilizce devam eden Bakan Avcı, İsveçlilerin Kıbrıs sorununa çok yakın olduklarını, 15 yıl boyunca binlerce İsveç askerinin adada BM Barış Gücü'nde görev yaptığını, ayrıca bu ülkeden birçok turistin de Kıbrıs'ı ziyaret ettiğini söyledi.

Avcı, İsveç'ten gelen gazetecilere Kıbrıs'ta gerek geçmişteki gerekse bugünkü gelişmelerle ve gelecekte planladıklarıyla ilgili bilgi aktaracağını ifade etti.

Temaslar sürecek, açılımlar önümüzdeki günlerde...

İngilizce konuşmasına kısa bir süre ara veren Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Türk basın mensuplarına seslenerek, İsveç'ten gelen konuklara neler anlatacağını aktardı.

Dışişleri Bakanı Avcı, bu sırada ikinci kez gerçekleştirdiği Suriye gezisine ilişkin soruyu da yanıtladı.

Avcı, Suriye ile çok yoğun temasların sürdüğünü, önümüzdeki günlerde açılımlar olacağını, ilişkilerin geliştirilmesi yönünde somut sonuçlar alınacağını kaydetti.

Bakan Avcı, genel bir tavırları olduğunu, sonuç alıncaya kadar "reklâm amaçlı" açıklama yapmak istemediklerini belirterek, Suriye konusunda da olumlu sonuçların birlikte yaşanacağını söyledi.

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı; siyasi, sosyal, ticari ve üniversiteler arası ilişkilerde çalışmalar yapıldığını, bunların önümüzdeki süreçte açıklanacağını kaydetti.

KIBRIS 21/09/07

 

Cilliers: Pratik çözümlerin ve iletişimin uzlaşıya katkısı büyük

"ÖZEVERİLİ ÇALIŞMALARA İHTİYAÇ VAR"... UNDP-ACT Program Yöneticisi Cilliers, "Pratik çözümler üzerinde çalışmaya ve bir birimizden öğrenmeye ne kadar erken başlarsak, bulunacak bir çözüm veya uzlaşı için o kadar iyi olacak. Farklı mekanizmalar ve kanallar aracılığıyla insanların birbirinden öğrenmesi için özverili çalışmalara ihtiyaç var. Bu projelerin sayesinde bunun olmasını ümit ediyoruz" diye konuştu

ÇOĞUNLUĞA GÖRE, İKİ TOPLUM ARASINDAKİ TEMASLAR "OLUMLU"... UNDP-ACT tarafından yürütülen projelerin etkileri hakkında yaptırılan anket sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumların yüzde 82'sinin, Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 65'inin iki toplum arasındaki olumlu görüyor. Anket sonuçlarında ayrıca, artan sayıda Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum'un karşı taraf ile ilişki kurmaya çalıştığı belirlendi

Kıbrıs Türk ve Rum tarafları arasında barış ve uzlaşı çalışmalarını desteklemek amacıyla iki toplumlu projeler yürüten Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Güven ve İşbirliği için Hareket (UNDP-ACT), Dünya Barış Günü dolayısıyla, dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de faaliyetleri ile ilgili bir basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda, UNDP-ACT tarafından yürütülen projelerin etkileri hakkında yaptırılan anketin sonuçları da açıklandı.

Toplantıya projelerde yer alan örgüt ve kuruluşların temsilcileri de katıldı.

Anket sonuçlarına göre, ankete katılan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların büyük bir çoğunluğu, diğer toplumla ilişkilerini olumlu bir deneyim olarak değerlendirdi.

Toplantının açılış konuşmasını yapan UNDP-ACT Program Yöneticisi Jaco Cilliers, adada iki toplum arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini hedefleyen UNDP-ACT projelerine Kıbrıs genelinde destek veren birçok insan bulunduğunu kaydetti.

Son 30-40 yıl içerisinde adada Uluslararası Barış Günü'nü kutlamak için olumlu bir gelişme yaşanmadığını ifade eden Jaco Cilliers, ancak bugün, barış ve iki toplum arasındaki ilişkileri geliştirmek için iki kesimden insanların ortaya koyduğu önemli çalışmalar bulunduğunu belirtti.

Cilliers, "Adadaki tüm toplumlar arasında daha fazla işbirliği ve güven için kendilerini adayan yüzlerce Kıbrıslının muhteşem ve cesurca çalışmaları hakkındaki düşüncelerimizi yansıtmak için toplanmış bulunmaktayız" dedi.

Toplantı salonunu dolduran katılımcılara atıfta bulunan Jaco Cilliers, bunun; adada işbirliği ve güveni artırmak için gönüllerini veren birçok insanın bulunduğunun bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Barış için uğraş verenlerin genellikle bazı sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını kaydeden Cilliers, bu amaç doğrultusunda çalışan barış mimarlarının karşı karşıya kaldığı en ciddi sorunlardan bir tanesinin; "insanların ümitlerini hayatta tutma çabası" olduğunu, diğer sorunun ise, barış mimarlarına adanın diğer tarafında "casus" ve "düşman", kendi yaşadığı tarafta ise "vatan haini" gözüyle bakılması olduğunu belirtti.

UNDP-ACT'ın son iki yıl içerisinde vatandaşlar tarafından yürütülen projeler aracılığıyla barış ve uzlaşı çalışmalarını desteklediğini ifade eden Jaco Cilliers, bu amaçla projelerin genellikle iki tarafı da ilgilendiren konuları içerdiğini kaydetti.

Cilliers, projelerin başlamasından bu güne kadar geçen iki yıl içerisinde toplam 14 bin Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum'un, adadaki iki toplumun yaşam standardını yükseltecek projelerde yer aldığına işaret etti.

UNDP-ACT'ın 100'den fazla proje üzerinde çalıştığını belirten Jaco Cilliers, projelerin 4 ana başlık altında yürütüldüğünü, bunların önemine göre eğitim, sivil toplum, çevre ve kültürel miras olarak sıralandığını belirterek, bu projelerin bazıları hakkında kısa bilgi verdi.

Toplantıda yer alan Management Center Yöneticisi Bülent Kanol, Biyologlar Derneği üyesi Burak Ali Çiçek, Güney Kıbrıs'tan ise AKTI Proje ve Araştırma Merkezi'nden Kyriaki Demetriou ile Çocuk ve Gençlik Çalışmaları Merkezi'nden Spyros Spyrou'd, bazı projeler hakkında bilgi verdi.

Gençlerle ilgili yaklaşık 40 proje yürütülmekte olduğunu belirten Jaco Cilliers, gençlerin adanın geleceği açısından önemli bir rol oynayacağı görüşünde olduklarını ifade etti.

İki toplumlu gençlik programlarının ayrılıkçılığın getirdiklerini değiştirmeyi başardığını kaydeden Cilliers, gençlerin projelerde yer aldıktan sonra ayrı yaşamakla pek çok şey kaybettikleri kanısına vardıklarını öne sürdü.

Jaco Cilliers, ayrıca eğitmenlerin oynadığı rolün çok önemli olduğunu da vurguladı.

Sivil toplum alanında 35 projeyi desteklediklerini kaydeden Cilliers, "Pratik çözümler üzerinde çalışmaya ve bir birimizden öğrenmeye ne kadar erken başlarsak, bulunacak bir çözüm veya uzlaşı için o kadar iyi olacak. Farklı mekanizmalar ve kanallar aracılığıyla insanların birbirinden öğrenmesi için özverili çalışmalara ihtiyaç var. Bu projelerin sayesinde bunun olmasını ümit ediyoruz" diye konuştu.

Anket sonuçları

Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs'tan iki bağımsız şirket tarafından, UNDP-ACT projelerinin etkilerini görme amacıyla

yapılan anket sonuçları hakkında bilgi veren Jaco Cilliers, ankette yer alan "Karşı toplum ile ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna, ankette yer alan Kıbrıslı Rumların yüzde 82'sinin, Kıbrıslı Türklerin ise yüzde

65'inin bu yöndeki deneyimlerini olumlu buldukları cevabını verdiklerini söyledi.

Anket sonuçlarında ayrıca, artan sayıda Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumun karşı taraf ile ilişki kurmaya çalıştığının ortaya çıktığını belirten Jaco Cilliers, ankette, karşı taraf ile temasta bulunan Kıbrıslı Rumların yüzde 73'ünün, Kıbrıslı Türklerin de yüzde 79'unun bu ilişkileri olumlu bulduğunu kaydetti.

Gençlik kampına katılan iki taraftan gençlerin 10'da 9'unun karşı toplumdaki gençlerle kamp sonrası temaslarını

halen sürdürdüklerine işaret eden Cilliers, bir yıl içerisinde karşı toplumdaki insanlarla ortalama temas sayısı ile ilgili bir soruya karşılık, ankete katılanların yüzde 26'sının kişisel temas, 76'sının elektronik posta (e-mail), 15'inin telefon, 93'ünün de Internet'te sohbet aracılığıyla görüşmeye devam ettiği yönde cevap verdiğini kaydetti.

KIBRIS 21/09/07

 

AB Komisyonu KKTC’yi övdü

Avrupa Birliği Komisyonu, Yeşil Hat Tüzüğü Yıllık İzleme Raporu’nda, Kıbrıs Rum tarafını, yasadışı göçü önleyememekle eleştirdi, Kıbrıs Türk tarafını ise göç oranının düşmesine katkı sağladığı için övdü.

NTV

Güncelleme: 12:03 TSI 22 Eylül 2007 Cumartesi

 

BRÜKSEL - 26 Nisan’da kabul edilen Yeşil Hat Tüzüğü, temelde kişilerin ve malların yeşil hattan geçişinde uygulanacak Avrupa Topluluğu müktesebatı kurallarını belirliyor. Avrupa Komisyonu da, bu kuralların uygulanmasını denetlemek için yıllık rapor hazırlıyor.

Bu yılki raporda, kuzeyden güneye ticareti yapılan malların değerinin, 3 milyon 380 bin, güneyden kuzeye ticareti yapılan malların değerinin ise 1 milyon 27 bin Euro’ya ulaşarak, geçen yılın rakamlarını ikiye katladığına dikkat çekildi.

Kıbrıs Türk tarafının verdiği ehliyet ve araç muayene belgelerini tanımamasından dolayı Rum tarafı eleştirildi.

Raporda, Rumlar’ın tarımsal ürünlerde sınır geçiş noktalarında, Komisyon’un verdiği sağlık sertifikalarını yeterli bulmayarak ticaretin gerçekleştirilmesinde görünmeyen engeller oluşturdukları bildirildi.

Raporda, Kıbrıslı Türk işadamlarından menşe belgesine ek olarak fatura istenmesinin yasal olmadığına da yer verildi.

Rum sözcüden Erdoğan’a tepki

Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Vasilis Palmas, Başbakan Erdoğan’ın Kıbrıs ile ilgili açıklamalarının, “Kıbrıs sorununda bir ilerleme sağlanmasına yardımcı olmadığını” savundu.

AA

Güncelleme: 10:50 TSİ 22 Eylül 2007 Cumartesi

 

LEFKOŞA - Rum Haber Ajansı’na göre Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Vasilis Palmas, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, yabancı büyükelçilerin onuruna verilen akşam yemeğinde yaptığı konuşmada, “AB üyeliğinin gerektirdiği ödünler olsa bile Kıbrıs’ta başka ödün vermeyeceğine” ilişkin sözlerini değerlendirdi.

Palmas, “Türkiye’nin bu kabul edilemez ve kışkırtıcı bir tavrı, Kıbrıs’ta birtakım ilerlemelerin sağlanması için önkoşulların oluşturulmasına yardımcı değildir” diye konuştu.

Palmas, “Sayın Erdoğan ve Türkiye’deki iktidardaki diğer kurumlar, kışkırtıcı ve kabul edilemez açıklamalarını sürdürüyorlar. Türkiye, uluslararası camiada, uluslararası örgütlere ve hatta katılmayı istediği AB’ye saygı göstermeyen, hukuk dışı bir devlet gibi faaliyet gösteriyor” iddiasında bulundu.

 

KKTC ve Suriye arası feribot seferleri


22 Eylül, 2007 00:00:00 (TSİ) CNN TURK

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Suriye arasında, yaklaşık 30 yıl sonra yeniden tarifeli feribot seferleri başlıyor.

Gazimağusa ile Lazkiye arasında bugün tanıtım seferi yapılacak ve Ramazan Bayramı'nda da doğrudan tarifeli feribot seferlerine başlanacak.
 
KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, seferlerin yeniden başlamasıyla KKTC ve Suriye arasında ekonomik, kültür ve turizm alanındaki ilişkilerde büyük gelişmeler yaşanacağını söyledi.
 
Ramazan Bayramı itibarıyla iki ülke arasında tarifeli feribot seferleri yapılmasının karara bağlandığını ifade eden Turgay Avcı, "İki ülkenin ilgili seyahat acenteleri, haftada kaç sefer gerçekleşeceğini önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklayacaklar" dedi.
 
Suriye'den KKTC'ye daha fazla öğrenci beklediklerini de kaydeden Avcı, Suriye ile sağlanan bu somut gelişmenin diğer ülkelere yapmayı planladıklarını söyledi.

 

 

2 İtalyan, KKTC yurttaşlığına alındı

Bakanlar Kurulu'nun 22 Ağustos tarihli toplantısında alınan karar uyarınca, İtalyan parlamenter Maurizio Turco ile İtalyan uyruklu Perduca Marco KKTC vatandaşı oldu.

Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, iki İtalyan vatandaşı, 25/1993 sayılı Yurttaşlık Yasası uyarınca herhangi bir koşul aranmaksızın vatandaşlığa alındı.

Resmi davetli olarak 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılan İtalya Parlamentosu Radikal Parti üyesi ve eski Avrupa Parlamentosu Milletvekili Maurizio Turco ile Milletlerüstü Radikal Parti Genel Konseyi Üyesi Perduca Marco, KKTC vatandaşlığını almak için 21 Temmuz'da müracaatta bulunmuştu.

Avrupa Birliği'nin, adadaki taraflardan sadece birinin görüşlerini desteklediği için Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmamasına tepki göstermek ve Radikal Parti'nin sadece sözlerle dayanışma içine girmeye alışkın olmadığını göstermek için KKTC vatandaşlığına başvurma kararı aldıklarını açıklayan Turco ile Marco, müracaat belgelerini Dışişleri Bakanlığı'nda imzalayarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'ya sunmuşlardı.

KIBRIS 22/09/07

 

Takas korkusu

BİR RUM DAHA TAKAS İÇİN BAŞVURDU... Bir Kıbrıslı Rum'un KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile varmış olduğu anlaşmanın AİHM'de onaylanması olasılığının hiç olmadığı kadar güçlü olduğu ve bu anlaşmanın onaylanmasının Kıbrıs Rum tarafının tezleri için "bumerang" teşkil etmesi tehlikesinin bulunduğu bildiriliyor. Rum basınına göre, bir başka Kıbrıslı Rum da, benzer bir anlaşmaya imza atmaya hazırlanıyor

 "MÜLKİYET SORUNUNA İLK MEZAR TAŞLARI"... Anlaşmanın AİHM tarafından onaylanmasının, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununa "ilk mezar taşlarını koyacağı" yorumunda bulunan "Politis" gazetesi, Güney Kıbrıs'ta atılması gereken bir sonraki adımın ne olacağı tartışılırken, Gazimağusa'da taşınmaz malı bulunan bir başka Kıbrıslı Rum'un da benzer bir anlaşmaya imza atmak üzere olduğunu vurguladı

Rum basını, Kıbrıslı bir Rum ile KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu arasında taşınmaz mal takasına dayanan bir anlaşmanın yapılması ve bu anlaşmanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) onayını alma olasılığının bulunmasının, Güney Kıbrıs'ta yarattığı tepkilere ve konuya ilişkin yeni gelişmelere yer verdiler.

Politis gazetesi; "AİHM Bumerang - 'Komisyon' Aracılığıyla Bir Başka Taşınmaz Mal Takası Hazırlanıyor" başlıkları altında verdiği haberinde; söz konusu Kıbrıslı Rum'un KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile varmış olduğu anlaşmanın AİHM'de onaylanması olasılığının hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu ve bu anlaşmanın onaylanmasının Kıbrıs Rum tarafının tezleri için "bumerang" teşkil etmesi tehlikesinin bulunduğunu yazdı.

Bu anlaşmanın AİHM tarafından onaylanmasının, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununa "ilk mezar taşlarını koyacağı" yorumunda bulunan gazete, Güney Kıbrıs'ta atılması gereken bir sonraki adımın ne olacağı tartışılırken, bir başka Kıbrıslı Rum'un da benzer bir anlaşmaya imza atmak üzere olduğunu vurguladı.

Bir başka Rum daha mal takası için başvurdu

Gazete; elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde; bir başka Kıbrıslı Rum'un Gazimağusa'da bulunan taşınmaz malını Limasol'un "Kandu" (Çanakkale) köyünde bulunan bir Kıbrıslı Türk taşınmaz malı ile takas etme yönünde gerçekleştirilen müzakerelerin ileri aşamasında bulunduğunu ve söz konusu Kıbrıslı Rum'un KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na da başvuruda bulunduğunu yazdı.

Haberde; söz konusu Kıbrıslı Rum'un; Gazimağusa'da taşınmazını kullanan ve Limasol'daki söz konusu taşınmazın sahibi olan Kıbrıslı Türkler ile hemen hemen anlaşmaya vardığı ve yakın zamanda anlaşmanın AİHM'ye bildirilmesi için KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuracağı iddia edildi.

Gazete; söz konusu Kıbrıslı Rum'un bu yöndeki niyetlerini, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Rum Ekonomi Bakanlığı'na göndereceği mektuplarla ifade edeceğini ve Rum

hükümetine; KKTC'de bulunan taşınmaz malını istimlak etmesini ya da hali arazi ile değiştirmesini önereceğini de belirtti.

Başsavcı'dan AİHM'nin ret cevabına doğrulama

Öte yandan Rum Başsavcısı Petros Kliridis, önceki gün yaptığı açıklamada; Rum hükümetinin söz konusu anlaşmanın engellenmesi ve tezlerinin AİHM tarafından dinlenmesi yönünde yapmış olduğu girişimleri AİHM'in reddettiği yönünde önceki gün Rum basınında yer alan haberleri doğruladı.

Gazete; Kliridis'in önceki gün yaptığı açıklamada, Rum Hukuk Dairesi'nin gerekli girişimlerde bulunduğunu ve davanın gidişatından Rum Hukuk Dairesi'nin sorumlu olmadığını vurguladığını yazdı.

Habere göre Kliridis; Strazburg'taki tüm kurumlardaki havanın Rum yönetimi için "oldukça kötü olduğunu" ifade etti.

Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas'ın, önceki gün Rum tarafının AİHM'nin söz konusu anlaşmayı onaylaması kararını kabul etmeyeceği şeklindeki açıklamaları hakkında ise Kliridis; bunun zor bir konu olduğunu, Rum hükümetinin kararı kabul etmeme hakkının bulunduğunu, ancak böyle bir hareketin sonuçlarının ne olacağının çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Habere göre Kliridis; Güney Kıbrıs'taki Kıbrıs Türk mallarının idaresinden sorumlu olan Rum Kıbrıslı Türk Malları Vasiliği'nin kuşku altında kalacağını kabul ederken, "Bazı zorlukları aştık, ancak bu her zaman böyle olacağı anlamına gelmez" şeklinde konuştu.

Gazete; eksi Rum Başsavcısı Alekos Markidis'in de, anlaşmanın AİHM tarafından onaylanmasının "trajik bir gelişme" olacağını belirtirken, Rum hükümetinin AİHM kararını kabul etmemesi halinde AİHM ile karşı karşıya geleceğini vurguladığını yazdı.

Öte yandan Titina Loizidu'nun avukatlığını yapmış olan Ahilleas Dimitriadis ise, Rum hükümetinin söz konusu anlaşmaya yönelik uygulayabileceği çözüm yolları önerdi.

Habere göre Dimitriadis; Rum hükümetinin söz konusu Kıbrıslı Rum'un KKTC'deki taşınmaz malını istimlak edebileceğini ya da taşınmazına karşılık Kıbrıslı Rum'a hali arazi verebileceğini vurguladı.

Mike Timvios: Onaydan sonra konuşacağım

Bu arada Fileleftheros gazetesi; "AİHM Tarafından 'Anlaşmanın' Onaylanması Gün Meselesi - Mike Timvios: Onaydan Sonra Konuşacağım" başlıkları altında verdiği haberinde; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile taşınmaz mal takasına dayanan anlaşmayı yapan Kıbrıslı Rum Mike Timvios'un gazeteye yapmış olduğu açıklamaya yer verdi.

Habere göre Timvios; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile yapmış olduğu anlaşmanın AİHM tarafından onaylanmasının gün meselesi olduğunu vurguladı.

Gazete; Türkiye aleyhine AİHM'ye yapmış olduğu başvurunun geri çekilmesi konusunda ise Timvios'un; başvurusunun AİHM'den geri çekilmesinin ardından konuşacağını söylemekle yetindiğini yazdı.

Habere göre Timvios; AİHM'nin başvurunun geri çekilmesini ne zaman onaylamasını beklediği yönündeki soruya "çok yakında" cevabını verdi.

Gazete; Strazburg'tan elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde; söz konusu anlaşmanın AİHM tarafından kabul edilmesinin, dilekçe sahibinin "dostane" anlaşmaya vardığı için AİHM'ye başvurusunu geri çekmek istediği yönünde bilgi verdiği diğer başvurularda olduğu gibi, "tipik bir süreç" olduğunu iddia etti.

Haberde; AİHM'nin "dostane" anlaşamaya varılması durumunda bu anlaşmaları reddetmediği, böyle bir şeyin ancak dilekçe sahibinin baskıya maruz kaldığına inanılması halinde gerçekleşebileceği vurgulandı.

Öte yandan gazete; Rum hükümetinin olumsuz gelişmelerin değişebileceği yönünde umutlu olduğunu beyan etmeye devam ettiğini belirterek, Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin önceki gün yapmış olduğu açıklamaya yer verdi.

Gazete; Markulli'nin önceki günkü açıklamasında; Kıbrıslı Rum'un davasını geri çekmekten vazgeçmesi ihtimalinden söz ettiğini belirtirken, Kıbrıslı Rum Timvios'un ise açıklamasında bunun aksini belirttiğini vurguladı.

Alithia ise; "Avrupa'da Kimse Bizi Duymuyor - Başsavcıdan Kıbrıs'ın Politikasının Çöktüğünün Onayı Geldi" başlıkları altında verdiği haberinde; Rum Başsavcı Kliridis'in açıklamalarına yer verirken; Rum hükümet partilerinden konuya ilişkin hiçbir açıklama gelmediğini yazdı.

Gazete; AKEL'in konunun çok ciddi olduğunu ve AİHM'ye başvurular yapılmasının yolunun tamamen kapanabileceğini açıklamasına karşın, Rum hükümeti ve hükümeti destekleyen siyasi partiler DİKO ve EDEK'ten herhangi bir açıklama gelmediğine dikkat çekti.

Gazete; yalnızca DİKO Parlamento Temsilcisi Andreas Angelidis'in açıklamada bulunduğunu ve Kıbrıslı Rumlara "Kürtleri örnek alarak AİHM'nin önünde pankartlarla gösteri yapmaları" çağrısında bulunduğunu yazdı.

Haravgi de; "Mülkiyet Sorununda Yeni Oldu Bittiler Korkusu - Yanlışlar, İhmaller ve Art Niyetler Sözde 'Tazmin Komisyonu'nun Tanınması Tehlikesine Sürüklüyorlar" başlıkları altında verdiği haberinde, AKEL ve diğer siyasi parti yetkililerinin konuya ilişkin açıklamalarında endişelerini dile getirdiklerini yazdı.

Habere göre AKEL'den yapılan açıklamada, söz konusu anlaşmanın AİHM tarafından kabul edilmesinin KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun kabulü yolunda atılmış bir başka kararlı adım olacağı vurgulandı.

Gazete; Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın ise açıklamasında; böyle bir tehlikenin mevcut olduğunu belirterek, uluslararası mahkemelerin "yargılanamaz olmadıklarını ve dünyada kontrolün kimde olduğuna bağlı olmayan bir mahkemenin de bulunmadığını" savundu.

Hristofyas; dünyadaki dengelerin değişmesinin, gücü elinde bulunduranların mahkemeleri de etkilemesine yol açabileceğini, bu yüzden de dikkatli olmaları gerektiğini iddia etti.

AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu ise önceki günkü açıklamasında; AKEL'in uzun zaman önce; AİHM'nin her yeni kararında KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun kabul edilmesi yönünde yeni bir adım attığı uyarısında bulunduğunu ve Kıbrıslı Rumlara "taşınmaz mallar konusunda işgal gücüne başvuruda bulunmamaları yönünde öğüt verdiğini" ifade etti.

Kiprianu; "AİHM'nin doğru kullanımı bizim için ek bir silahtır, ancak Kıbrıs sorununun siyasi bir sorun olduğu göz ardı edilemez ve bundan ötürü de mülkiyet konusu yalnızca Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü çerçevesinde ele alınabilir" şeklinde konuştu.

Habere göre DİSİ, EDİ ve Çevreciler Hareketi tarafından yapılan açıklamalarda da gelişmelerden duyulan endişe dile getirildi.

Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri şu başlıklarla yansıttılar:

Simerini: "Endişeleniyorlar Ancak Öneride Bulunmuyorlar - AİHM Konusunda Derin Endişeler İfade Ediliyor"

Mahi: "Suç İkizleri Tasos-Hristofyas - AİHM'nin Muhtemel Kararı Kıbrıs Sorununun Temellerine Konulan Saatli Bomba".

KIBRIS 22/09/07

 

28 sene sonra Lazkiye

GÜNÜBİRLİK TANITIM TURU BUGÜN... 1978-1979 yılları arasında yaklaşık bir yıl devam eden ve sonrasında yapılamayan seferlerin yeniden başlayacak olmasından dolayı, bugün saat 09.00'da, Gazimağusa Limanı'ndan hareket edecek Akgünler Denizcilik Şirketi'ne ait feribotla, Suriye'nin Lazkiye Limanı'na günübirlik bir tanıtım turu düzenlenecek

KKTC-Suriye arasında, karşılıklı feribot seferleri yeniden başlıyor. Seferler, Akgünler Denizcilik Şirketi tarafından gerçekleştirilecek.

1978-1979 yılları arasında yaklaşık bir yıl devam eden ve sonrasında yapılamayan seferlerin yeniden başlayacak olmasından dolayı, bugün saat 09.00'da, Gazimağusa Limanı'ndan hareket edecek Akgünler Denizcilik Şirketi'ne ait feribotla, Suriye'nin Lazkiye Limanı'na günübirlik bir tanıtım turu düzenlenecek.

Tanıtım turuna katılacak basın mensupları ve KKTC'deki ilgili mesleki kuruluşlarının temsilcileri, Lazkiye'ye 3-4 saatlik bir yolculukla gidecekler ve orada yaklaşık dört saatlik bir geziden sonra KKTC'ye geri dönecekler.

Avcı

Seferlerin yeniden başlayacak olması dolayısıyla bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, bir süreden beri Suriyeli turizmci, sanayici ve işadamlarıyla yapılan temaslar sonucunda, iki ülke arasında tarifeli feribot seferlerinin başlamasının kararlaştırıldığını söyledi.

Avcı, seferlerin başta ekonomik, kültürel ve turizm alanında olmak üzere her alanda ilişkileri güçlendireceğini kaydederek, iki ülke işadamları, özel sektör ve sivil toplum örgütlerinin var olan ilişkilerine de büyük ivme kazandıracağını söyledi.

Avcı, ekonominin kalkınması ve işadamlarına yeni ticari bağlantıların ve olanakların yaratılması için, yurtdışındaki tüm temsilcilikleri seferber ettiklerini söyleyerek, Katar, Kuveyt ve Umman'daki temsilciliklerin, süratle devreye koyarak işadamı ve turizmcilerin hizmetine hazır hale getirileceğini ifade etti.

Avcı, bölgedeki diğer ülkelerle, İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelere yönelik açılımlarının da ileriki günlerde açıklanacağını söyledi.

Seyahat şirketlerinin kendi Suriye seferlerini kendilerinin düzenleyeceklerini belirten Avcı, feribot seferinin düzenlenmesine katkı koyan Ünal Çağıner ve Akgünler Denizcilik Şirketi'ne teşekkür ederek, seferlerin hayırlı olmasını diledi.

Avcı, bir soru üzerine "Temaslar olduğu sürece açılımlar devam edecek. İzolasyon var deyip oturmak kimsenin kabul edeceği bir şey değildir. Dış politikamız Lefkoşa'dan değil dünyanın birçok ülkesiyle birlikte yürütülecektir. İKÖ'nün adamıza gelen üst düzey yetkilileri vardı. İlk kez düzenlenecek olan İKÖ Turizm Konferansı önümüzdeki aylarda ülkemizde yapılacak. İlgili birlikleri, sektörleri, iş adamlarını dışarıya açtıkça, açılımlar devam edecektir, bizim hedefimiz budur" şeklinde konuştu.

KIBRIS 22/09/07

 

KKTC-Suriye arasında feribot seferi başladı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Suriye arasındaki feribot seferleri 28 yıl aradan sonra yeniden başladı.

NTV

Güncelleme: 13:55 TSI 22 Eylül 2007 Cumartesi

 

LEFKOŞA - Gazimağusa ile Suriye’nin Lazkiye limanı arasında yapılan tanıtım amaçlı ilk feribot seferi bugün yapıldı. İlk feribot seferine ilgili meslek odalarıyla basın mensupları katıldı.

 

KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, iki ülke arasında feribot seferlerinin yeniden başlamasını tarihi bir olay olarak nitelendirdi. “Rumların uzlaşmaz tutumu devam ettiği sürece, açılımlarımız sürecek” diyen Avcı, bu seferlerin Türk kesimi ve Suriye arasında ticaret, turizm, eğitim ve kültürel konularda ilişkilerin gelişmesine yardımcı olacağını belirtti.

KKTC ve Suriye arasındaki düzenli feribot seferleri Ramazan Bayramı’ndan itibaren başlayacak. Gazimağusa ile Lazkiye limanları arasında 1978 yılında başlatılan feribot seferlerine 1979 yılında son verilmişti.

 

 

Sunday Times: Yakıt tankları aldatmaca mı?

 

 

ANKA

 

İsrail’in, 6 Eylül’de Suriye’deki hedeflere karşı gerçekleştirdiği hava operasyonuna ilişkin tartışmalar sürerken İsrail uçaklarının Türkiye topraklarına düşürdükleri yakıt tanklarının bir aldatmaca olabileceği öne sürüldü.

The Sunday Times gazetesi, Amerika’daki bazı analistlerin, yakıt tanklarının fotoğraflarına şaştığını belirterek “Çok az zarara uğramış gibi görünüyor. İsrailli F-15 pilotlarınca izlenen rota konusunda şaşkınlık yaratmak için gizlice yerleştirilmiş olabilir mi?” sorusunu sordu.

Pazar günlerinde İngiltere’de yayınlanan The Sunday Times gazetesi, İsrail’in söz konusu operasyonunun, Suriye’nin Kuzey Kore’nin işbirliğiyle bir nükleer programı yürüttüğü bir tesisi hedef aldığını savunurken Türk topraklarında ele geçirildiği belirtilen yakıt tanklarına dikkat çekti.

İsrail’in Suriye’ye karşı geçen 6 eylül’de gerçekleştirdiği hava operasyonu öncesi İsrail’in elit komando birliği Sayeret Matkal’a bağlı komandoların Kuzey Suriye’de Dayr az-Zawr yakınlarındaki gizli askeri tesise yönelik bir operasyon düzenlediklerini iddia eden gazete, Suriye’nin bir nükleer programda Kuzey Kore ile işbirliğini yapıp yapmadığı kanıtlarını aradıklarını öne sürdü.

“WASHINGTON’U İKNA EDECEK KANIT”

Washington ve İsrail'deki kaynaklara dayanarak İsrail’in söz konusu tesisi aylarca izlediğini ve tesise karşı operasyon gerçekleştirmek istediğini ancak ABD’nin, onay vermek için kanıt talep ettiğini de yazan gazete, komandoların görevinin ise Washington’u ikna edecek kanıt elde etmek olduğunu yazdı.

Komandoların gizlice elde ettikleri nükleer materyel örneklerini inceleyen İsrailli bilim adamlarının, materiyelin Kuzey Koreli olduğunu bildirmesinin ardından ABD’nin saldırıya yeşil ışık yaktığını belirten gazete, saldırıyı bizzat İsrail’in yeni Savunma Bakanı, Sayeret Matkal eski komutanı ve prestijli eski askeri Ehud Barak’ın yönettiğini de öne sürdü.

Hava operasyonundan bu yana İsrail’in sessizliğini koruduğuna, ABD Başkanı George W. Bush’un da, operasyonu yorumlamayı reddettiğine dikkat çeken gazete, Kuzey Kore ve Çin’deki diplomatların operasyon sırasında birkaç Koreli’nin öldürüldüğüne inandıklarını da kaydetti.

YAKIT TANKLARI MESELESİ

The Sunday Times, operasyonun bazı unsurlarına da dikkat çektiği haberinde bu çerçevede operasyona katılan İsrail uçaklarının Türk toprakları üzerinde düşürdükleri belirtilen yakıt tankları meselesi üzerinde durdu. Gazete şunları yazdı:

“Amerika’daki bazı analistler, operasyonun ardından Türkiye üzerinden dönüş yapan İsrailli bir jet uçağınca düşürüldüğü öne sürülen yakıt tanklarının fotoğraflarına şaştı. Göreli olarak çok az zarara uğramış gibi görünüyor. İsrailli F-151 pilotlarınca izlenen rota konusunda şaşkınlık yaratmak için gizlice yerleştirilmiş olabilir mi?”

İngiliz gazetesi, çok daha önemlisi olanın İsrailli komandoların ele geçirdiği materiyelin tam niteliği ve Suriye’nin niyetleri olduğunu da vurgularken materyelin, ABD’nin eski BM nezdindeki Daimi Temsilcisi John Bolton’un öne sürdüğü gibi İran’a yönelik olup olmadığı sorusunu da gündeme getirdi.

HURRIYET 23/09/07

 

Lazkiye heyecanı

SURİYE'YE KKTC PASAPORTU İLE GİRDİLER... Basına tanıtım amaçlı yapılan ilk Lazkiye seferine, basın mensuplarının yanı sıra, işadamları, turizm acenteleri temsilcileri, Sanayi Odası ve Ticaret Odası yetkili ve temsilcileri, üniversite temsilcileri ve hükümet yetkilileri katıldı. Lazkiye'ye giden heyet, KKTC pasaportlarıyla Suriye'ye giriş yaptı ve KKTC pasaportlarına mühür vuruldu. Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Kenan Başaran'a göre, KKTC vatandaşları Lazkiye'de yaklaşık 15 Euro vize ücreti ödeyerek Suriye'ye giriş yapabilecek; ayrıca KKTC pasaportu, seyahat belgesi olarak kabul edilecek

AVCI: TARİHİ GÜN... AÇILIMLARIMIZ SÜRECEK... Suriye'ye yapılacak ilk sefer dolayısıyla Mağusa Limanı'na gelerek yolcuları uğurlayan Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, bugünün tarihi ve önemli bir gün olduğunu söyledi. Avcı, Kıbrıs Türklerinin dünyadaki hak ettiği düzeye gelmesi için gerekli açılımların yapılacağını da ifade ederek "Rumların uzlaşmaz tutumu devam ettiği sürece açılımlarımız sürecek" diye konuştu

1978-1979 yılları arasında yapılan ve bir yıl süren KKTC-Suriye (Gazimağusa-Lazkiye) seferleri, 28 yıl aradan sonra dün saat 10.00'da yeniden başladı.

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Gazimağusa Lazkiye arasında başlatılan feribot seferlerinin sadece KKTC-Suriye arasında değil, bölgedeki ülkelerle de ticari ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunacağını söyledi. Avcı, "Rumların uzlaşmaz tutumu devam ettiği sürece biz de açılımlarımızı sürdüreceğiz" dedi.

Lazkiye'ye giden heyet, KKTC pasaportlarıyla Suriye'ye giriş yaptı. Suriyeli yetkililer KKTC pasaportlarına giriş ve çıkışlarda Suriye makamlarının resmi damgalarını vurdu.

Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Kenan Başaran'ın verdiği bilgiye göre, KKTC vatandaşları Lazkiye'de yaklaşık 15 Euro vize ücreti ödeyerek Suriye'ye giriş yapabilecek.

Ayrıca KKTC pasaportu, seyahat belgesi olarak kabul edilecek.

İlk sefer tanıtım amaçlı

Mağusa Limanı'ndan Akgünler'e ait deniz otobüsüyle başlayan seferlerin ilki, basına tanıtım amaçlı yapıldı.

Sefere basın mensuplarının yanı sıra işadamları, turizm acenteleri temsilcileri, Sanayi Odası ve Ticaret Odası yetkili ve temsilcileri, üniversite temsilcileri ve hükümet yetkilileri katıldı.

Tanıtım amaçlı olan dünkü ilk seferin ardından düzenli seferlerin önümüzdeki bayramdan itibaren başlaması bekleniyor.

Avcı: Tarihi Gün

Suriye'ye yapılacak ilk sefer dolayısıyla Mağusa Limanı'na gelerek yolcuları uğurlayan Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, bugünün tarihi ve önemli bir gün olduğunu belirterek, KKTC ile Suriye arasında 28 yıl önce yapılan ve bir yıl süren seferlerin, kesintiye uğramasından 28 yıl sonra tekrar başladığını hatırlattı.

Mağusa'dan Lazkiye'ye başlayacak olan yeni seferlerin ticari, turizm, kültürel ve eğitim alanlarındaki ilişkilerin artırılması, ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve iki halkın kaynaşması açısından önemli olduğunu da vurguladı.

Bu seferlerin sadece KKTC ile Suriye arasındaki ilişkilerin değil, bölgedeki ülkelerin ilişkilerinin de Ortadoğu ve tüm bölge ülkeleriyle bağlantılı, ticari atılım ve turizmin gelişmesine de öncü olacağını söyledi.

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Türklerinin dünyadaki hak ettiği düzeye gelmesi için gerekli açılımların yapılacağını da ifade ederek "Rumların uzlaşmaz tutumu devam ettiği sürece açılımlarımız sürecek" diye konuştu.

Avcı, KKTC'den Suriye'ye olacak düzenli seferlerin bayramda başlatılması için turizm acentelerinin yetkililerle yoğun temaslarda bulunduğunu da ifade etti.

 

Yolculuk yaklaşık 4 saat sürdü.

Gazimağusa-Lazkiye seferi yaklaşık 4 saat sürdü.

KKTC heyetine başkanlık eden Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Dışişleri Dairesi Genel Müdürü Ahmet Erdengiz, Lazkiye'ye varışlarında, Suriye Denizcilik Odası Başkanı Abdulkadir Sabıra, Lazkiye Limanı'nın salonunda birlikte basına açıklama yaptılar.

Ahmet Erdengiz, kardeş ülke Suriye'de bulunmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki ülke yetkililerinin uzun uğraşların ardından 28 yıl sonra yine bu seferlerini başlattığını söyledi.

Erdengiz, bu açılan yolu KKTC'deki turizm şirketleri ve seyahat acentelerinin takip edeceğini umduğunu belirterek "Gazimağusa- Lazkiye seferlerinin iki ülke arasındaki ekonomik, kültürel ilişkilerin canlandırılmasına katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi.

Suriye Denizcilik Odası Başkanı Abdulkadir Sabıra da KKTC heyetini Suriye'de görmekten mutlu olduğunu ifade ederek, bu seferlerin iki ülke arasındaki ilişkilerin her yönden gelişeceğine olan inancı vurguladı.

Sabıra, KKTC vatandaşlarına Suriye'ye girişlerinde diğer ülke vatandaşlarına uygulanan prosedürün uygulanacağını da ifade etti.

TAK muhabirinin Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Kenan Başaran'dan aldığı bilgiye göre, KKTC vatandaşları Lazkiye'de yaklaşık 15 Euro vize ücreti ödeyerek Suriye'ye giriş yapabilecek.

Ayrıca KKTC pasaportu, seyahat belgesi olarak kabul edilecek. Pasaportlara İngiltere ve Amerika'daki gibi benzeri bir uygulama geçerli olacak.

Suriyeli milli yüzücü

rekora çok yakın

Öte Yandan Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Suriyeli milli yüzücünün Zafer Burnu'ndan Lazkiye'ye başlattığı rekor denemesinde sona çok yaklaştığını belirterek, milli yüzücünün Lazkiye'ye 2 saatlik bir mesafede olduğunu, bunun da Kıbrıs Türkü açısından önemli bir açılım olduğunu söyledi.

KIBRIS 23/09/07

 

Bologna süreci için önemli bir adım

RUMLARIN İTİRAZI BU KEZ SÖKMEDİ... Norveç'in başkenti Oslo'da, 20-21 Eylül tarihlerinde toplanan ENQA Genel Kurulu'nda, birliğe kabul edilen yeni üyelerle birlikte YÖDAK'ın ön üyeliğinin onaylanması da gündeme geldi. Ancak Rum Yönetimi'nin temsilcileri, KKTC'nin bir kuruluşu olan YÖDAK'ın tanınmaması gerektiği iddiasıyla ön üyeliğinin onaylanmasına yazılı olarak itiraz etti. Fakat önceki gün yapılan oturumda ENQA Genel Kurulu, Rum tarafının itirazını benimsemeyerek, YÖDAK'ın ön üyeliğini onayladı

Yüksek Öğretim Denetleme ve Akredatisyon Kurumu (YÖDAK), Güney Kıbrıs Rum yönetiminin engelleme girişimlerine karşın, Avrupa Yükseköğretim Kalite Güvence Ajansları Birligi'ne (ENQA) ön üye oldu.

Norveç'in başkenti Oslo'da, 20-21 Eylül tarihlerinde toplanan ENQA Genel Kurulu'nda, birliğe kabul edilen yeni üyelerle birlikte YÖDAK'ın ön üyeliğinin onaylanması da gündeme geldi.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin temsilcileri, KKTC'nin bir kuruluşu olan YÖDAK'ın da tanınmaması gerektiği iddiasıyla YÖDAK'ın ön üyeliğinin onaylanmasına yazılı olarak itiraz etti. Ancak, önceki gün yapılan oturumda ENQA Genel Kurulu, Rum tarafının itirazını benimsemeyerek, YÖDAK'ın ön üyeliğini onayladı.

Çelik: Bologna süreci için önemli bir adım

Toplantılara katılmak üzere Oslo'da bulunan YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Tahir Çelik, ENQA'ya ön üyeliğin, KKTC üniversitelerinin Bologna sürecinde de yer almaları için önemli bir adım olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Çelik, Oslo'dan TAK'a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"YÖDAK'ın ön üyeliğinin ENQA Genel Kurulu tarafından onaylanması Bologna Süreci Takip Grubu'nda (BSTG) oluşan görüşler çerçevesinde gerçekleşmiştir. Hatırlanacağı gibi bir süre önce Kuzey Kıbrıs olarak Bologna sürecine girmek için tarafımızdan müracaat yapılmıştı.

Müracaatımızın değerlendirilmesi sırasında, gerek BSTG'nin çeşitli toplantılarında ve gerekse Londra'da 17-18 Mayıs tarihlerinde yapılan Eğitim Bakanları toplantısında başvurumuz gündeme gelmiş ve tartışılmıştı.

Bologna süreci eğitim bakanları ve BSTG toplantılarında ENQA danışman üye olarak yer almaktadır. Bologna süreci ile ENQA arasında sıkı bir işbirliği vardır. Bologna süreci Eğitim Bakanları toplantılarında üye ülkelerin yüksek öğretimde kalite güvencesinin sağlanması için ENQA'ya üye olmaları ve ENQA'nın yaptığı Avrupa Yükseköğretim Kalite Güvencesi Standart ve Kılavuzunu uygulamaları istenmektedir. Bu çerçevede önümüzdeki akademik yıldan itibaren YÖDAK söz konusu Kalite Güvencesi Standart ve Kılavuzun KKTC üniversiteleri tarafından uygulanması için üzerine düşeni yapacaktır."

ENQA nedir?

Yükseköğretim kalite güvencesi konusunda Bologna Süreci'nin danışman üyesi olan ENQA, üye ülkelerdeki kalite güvencesi çalışmalarının eşgüdümünden sorumludur ve ENQA'ya toplam 24 ülkeden 37 kalite ajansının tam üyeliği ve 10 ajansın aday üyeliği bulunuyor.

Avrupa ülkelerinin; Avrupa Yükseköğretim Alanı (EHEA) içerisinde yükseköğretimde kalite güvence sistemleri oluşturma çabaları, Bologna Deklarasyonu öncesinde 24 Ocak 1998 tarihinde, Avrupa Birliği Konseyi'nin almış olduğu kararla başladı. Bu karar, sonraki yıllarda ENQA (European Network for Quality Assurance, sonraki adıyla European Association for Quality Assurance in Higher Education) kuruluşu ile Lizbon ve Bologna süreçleri ile desteklenerek geliştirildi, bu alanda büyük ivme kazandı.

Bologna süreci kapsamında EHEA'da yürütülen bu çalışmaların en somut sonuçlarından biri,

1998 yılında ENQA'nın kuruluşu olmuştur. ENQA, Avrupa'daki bu çalışmaların en önemli aktörüdür. Üye ülkelerdeki Kalite Güvence sistemlerinden ve çalışmaların eşgüdümünden ENQA sorumludur.

Bu çalışmalara, EUA, EURASHE ve ESIB gibi kuruluşlar da destek veriyor.

Avrupa'da yapılan bu çalışma ve gelişmeler ENQA'nın 2005 yılında yayınlamış olduğu "Avrupa Yükseköğrenim Alanında Kalite Güvence İlke ve Standartları" raporunda belirtilmiştir. Günümüzde bu alandaki çalışmalar, anılan raporda belirtilen ilke ve standartlarda yürütülüyor.

EHEA'ya bağlı bulunan 40 ülkedeki politik sistemler, sosyo-kültürel ve dil farklılıkları, eğitim gelenekleri arzu edilen "tek model" kalite standartlarının oluşmasına engel oluyor. Oluşturulan bu rapor, dar çerçevede formüle edilmiş olup, genel prensipleri kapsıyor. Amaç, önerilerin herkes tarafından kabul edilmesidir. Özerkliği sağlamak ve standartların detayları ilgili kurumlara bırakılmıştır.

Ülkede, bu alanda yapılacak çalışmalarda ve geliştirilecek stratejilerin belirlenmesinde, anılan raporun iyi analiz edilmesi gerektiği belirtilirken raporun önemli noktaları ise şöyle özetleniyor:

"Öğrencilerin, çalışanların ve toplumun kaliteli yükseköğrenim konusundaki ilgilerinin sağlanması; Sorumluluk üstlenmeyi gerektiren kurumsal özerkliğin önemi; Amaçlara uygun dış kalite güvence gereksinimlerinin ortaya konulması ve tüm bunları karşılayacak kurumlara sorumluluk verilmesi."

EHEA'da sistemin ana esasları

EHEA'da yükseköğretim için geliştirilen iç ve dış kalite güvence sisteminin ana esasları ise şunlar:

"Yükseköğretimden sorumlu olanlar, verdikleri hizmetlerin kalite güvencesinden de sorumludurlar. Toplumun, Yükseköğretimin kalite güvence ve standartlarına olan ilgisi sağlanmalıdır.

EHEA bünyesindeki yükseköğretim kurumları ve öğrencileri için akademik programların kalitesinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi gerekmektedir. Söz konusu akademik programların desteklenmesini ve sunulmasını sağlayan organizasyonlar etkin ve verimli olmalıdır. Kalite güvence süreçlerinde yabancı uzmanlardan yararlanılmalı, açıklık ilkelerine uyulmalıdır. Yüksek öğretim kurumlarının hizmet yatırımlarının gerekçeleri açık olmalıdır. Geliştirilen hizmetlerin kalite güvenceleri ile amaçları uyumlu olmalıdır. Kurumlar, kalitelerini ulusal ve uluslararası düzeyde gösterebilmelidir. Süreçler, farklılıklara ve yeniliklere açık olmalıdır."

KIBRIS 23/09/07

 

Mal takası için AİHM'nin kararı bekleniyor

Alithia: "Hepsi Şimdi Siyasi Sorumluluklar Görüyorlar - Mülkiyet Konusunda AİHM'ye Kişisel Başvuru Hakları Kesin Olarak Kaybediliyor - Annan Planı'nın Olumsuz Maddelerinin Uygulanmasına Sürüklediler" başlıkları altında verdiği haberinde; Rum siyasilerin Kıbrıslı Rum Timvios ile KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu arasında varılan anlaşmanın, AİHM tarafından onaylanması durumunda ortaya çıkacak "olumsuz" gelişmelerin sorumluluğunu üstlerinden atma yönünde açıklamalarda bulunduklarını, Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas'ın ise "olumsuz gelişmelerin varlığını kabul ettiğini" yazdı.

Gazete; KS EDEK ve EURO.KO parti yetkililerinin önceki gün yaptıkları açıklamalarda; Rum hükümetinin Rum göçmenler için çok şeyler yaptığını ancak daha da fazlasını yapabileceğini vurguladıklarını yazdı.

Habere göre KS EDEK Hukuk ve İnsan Hakları Komitesi Genel Sekreteri Kostas Evstatiu önceki günkü açıklamasında AİHM'de meydana gelen durumu "ciddi" olarak nitelendirirken konunun seçim amaçlarından uzak ince stratejiler ile ele alınması gerektiğini vurguladı.

EURO.KO Başkan Vekili Stratos Panayidis ise; "devletin" Rum göçmenler için yapılması gereken her şeyi yapmadığını ancak bu durumun milli çıkarlara ters düşecek eylemlere dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı.

Panayidis; AİHM'nin kararının kendileri için olumlu olmaması durumunda dahi Türkiye aleyhine alınmış 4'üncü Devletlerarası Başvuru ve Titina Loizidu kararlarının mevcut olduğunu hatırlattı.

Palmas: Olumsuz gelişmeler var

Öte yandan Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas önceki gün yaptığı açıklamada; AİHM'de "olumsuz gelişmelerin olduğunu" kabul ederken Rum hükümetinin gerekenleri yerine getirdiğini ifade etti.

Palmas: "AİHM'de olumsuz bir gelişmenin olduğu bilinmektedir. Ancak öte yandan, gerek bazı siyasiler gerek basının, doğrudan ya da dolaylı bir şekilde Kıbrıs halkında güvensizlik ve panik yaratma çabaları ile aslında şu anda mümkünse Kıbrıs sorununu alelacele çözmek gerektiği görüşünü sunmaları kabul edilemez" şeklinde konuştu.

Rum hükümetinin, Rum göçmenlerin sorunlarını çözmek için hangi eylemleri gerçekleştirmekte olduğu şeklindeki bir soruya karşılık Palmas; 1974'ten beri sorunlar ve zorluklarla tüm Kıbrıs Helenizm'inin, özellikle de Rum göçmenlerin karşı karşıya olduklarını ve Rum hükümetinin her zaman imkanları dahilinde göçmenleri desteklemek için elinden geleni yaptığını savundu.

Gazete, AKEL Merkez Komite üyesi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Tumazos Çelepis'in konuya ilişkin açıklamasında; AİHM'nin uzun zamandan beridir aldığı her kararda adım adım KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun resmileştirilmesi yönünde ilerlediğini vurguladığını yazdı.

Çelepis; Annan Planı'nın öngörülerinden birinin Kıbrıs sorununun çözümü sonrasında AİHM'ye yapılacak kişisel başvuruları yasaklamak olduğunu vurgularken; şu andaki gelişmelerin de bu başvuruların yasaklanması yönünde olduğunu ancak tek farkın Kıbrıs sorununun çözümü olmaksızın bunun gerçekleşmesi olasılığının bulunması olduğunu savundu.

"2003'ten beri bilgileri vardı"

Politis: "2003'ten Beri Bilgileri Vardı - Mike Timvios: "Bir Titina'ya Daha Sahip Olacaklardı" başlıkları altında verdiği haberinde; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile anlaşmaya varan Kıbrıslı Rum Mike Timvios'un; Rum hükümetine 2003 yılında göndermiş olduğu mektuplarla içerisinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları ilettiğini ancak cevap olarak "umursamazlık ve hakaretler" aldığını söylediğini yazdı.

Gazete; Timvios'un "1990" yılında Türkiye aleyhine AİHM'ye başvurduğunu ve 2003 yılında sonuçlanan davasında Türkiye'nin tazminat ödemeye mahkum edildiğini, Timvios'un ise ekonomik sıkıntılarına ilişkin o dönemde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a göndermiş olduğu mektuba ilgisizlikle karşılık verildiğini yazdı.

Gazete; Timvios'un Rum hükümetine göndermiş olduğu mektup ile o dönemde Papadopulos'un müsteşarı olan Hristodulos Paşardis'in kendisine gönderdiği yanıt mektubunun önceki akşam Rum Devlet Radyo Televizyon Kurumu RİK'te gündeme getirilmesinin ardından konuya ilişkin gazeteye yapmış olduğu açıklamaya yer verdi.

Timvios; "Yaşadığım zorluklardan ötürü gerek bu zorluklar hakkında gerekse AİHM'nin dostane anlaşmaları teşvik ettiğine dair Hükümeti bilgilendirdim. AİHM'den yüksek miktarda bir tazminat beklediğim için ekonomik yardım istedim. Ancak aldığım tek şey umursamazlık oldu ve hakaretlerle karşılaştım. Eğer o zaman benim destekçim olsaydı bugün elinde bir Titina Loizidu daha olurdu" şeklinde konuştu.

Rum hükümetine göndermiş olduğu söz konusu mektupların RİK'in yayınında açıklanması konusunda ise Timvios; mektuplarının belli bir kısmının seçilerek yayınlandıklarını ve doğru olduğunu düşündüğü bir anda mektupların tamamını yayınlayacağını ifade etti.

Timvios ayrıca; mülkiyet haklarını sattığını söyleyen Paşardis aleyhine iftira davası açma hakkını da saklı bulundurduğunu belirtirken "eğer bunu 2003'te yapmışsam, bugün nasıl oldu da takasını gerçekleştirebiliyorum?" şeklinde konuştu.

Larnaka'da evkaf malı verilecek

Fileleftheros: "Kararın Açıklanmasını Bekleme Durumu - Anlaşmanın AİHM Tarafından Kabulü Önümüzdeki Hafta İçerisinde" başlıkları altında verdiği haberinde; Kıbrıslı Rum Timvios'un Türkiye aleyhine AİHM'de açtığı davasını geri çekme talebinin, AİHM tarafından kabul edilmesinin gelecek hafta içerisinde açıklanmasının beklendiğini yazdı.

Gazete; bu gelişmelerin Güney Kıbrıs'ta endişeyle beklendiğini ve Rum hükümetinin son günlerde AİHM'nin kararının ne olacağına dair, en azından son anda kararda kullanılacak terminolojiye müdahale edebilmek amacıyla, bilgi almaya çalıştığını ifade etti.

Gazete; Timvios'un "1998" yılında Türkiye aleyhine AİHM'ye başvurduğunu ve 2003 yılında AİHM'nin Türkiye'yi tazminat ödemeye mahkum ettiğini ancak Türkiye'nin tazminat kararına uymayı reddettiğini savundu.

Bunun üzerine Kıbrıslı Rum Timvios'un 2006 yılında KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruda bulunarak "Timbu" (Kırklar) köyünde bulunan taşınmazı için kendisine 5 milyon Euro tazminat ödenmesini talep ettiğini belirten gazete, Timvios'un ayrıca Girne'nin "Vasilia" (Karşıyaka)

köyünde de, birkaç yıl önce İsviçreli bir yatırımcıya satmaya çalıştığı başka bir taşınmaz malının daha bulunduğunu da vurguladı.

Gazete; nihayetinde Timvios ile KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu arasında takasa dayalı bir anlaşmaya varıldığını ve Timvios'a verilmesi öngörülen taşınmazın Larnaka'da EVKAF'a ait bir arazi olduğunu iddia etti.

Timvios'un ayrıca tazminat da alacağını belirten gazete, söz konusu davanın, bu kez anlaşmayı kabul etmeyeceğini net bir şekilde ifade eden Rum hükümetini Timvios'un AİHM'de dava etmesi ile devam etmesi olasılığının bulunduğunu da vurguladı.

Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri şu başlıklarla yansıttılar:

Haravgi: "Hükümet Olumsuz Gelişmeleri Kabul Etti".

Mahi: "AİHM'nin Kararı Gün Meselesi - Hükümet Tonları Düşürüyor".

KIBRIS 23/09/07

 

Tassos set to meet Ban at UN today
By Jean Christou

PRESIDENT Tassos Papadopoulos is due to meet UN Secretary-general Ban Ki-moon today in New York on the sidelines of the General Assembly in New York.

According to the government, the meeting with Papadopoulos, and a separate meeting between Ban and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on October 16, will determine where the Cyprus issue is going next.

Deadlock was acknowledged on September 5 when the two leaders met for the first time in over a year, leaving the next move in limbo.

Government spokesman Vassilis Palmas said on Friday that today’s meeting would determine “whether preconditions existed to justify a more active role on behalf of the UN on the Cyprus question”.

He also spoke of a “reserved approach” to Cyprus by the UN at the moment.

“This reflects the fact that the Cyprus problem is very, very low on the list of the Secretary-general’s priorities,” a diplomatic source said yesterday.

The source said it was hard to see how much more the Secretary-general could do in the circumstances, and given the lack of political will to move forward towards substantive talks.
The Greek Cypriot side has been insisting on talks with no preconditions, and timetables with minimum UN intervention. Yet, left to their own devices, the two sides were unable to even form a committee in 14 months.

The diplomatic source said UN Special Representative Michael Moller has been very active in supporting over 50 meetings between aides to the two leaders over the 14 month period. “So I can’t see where the Secretary-general can be more active,” he said.

“There are no grounds for the resumption of the Secretary-general’s good offices mission as yet. Not that the government has been suggesting that.”

The diplomat said former Secretary-general Kofi Annan had made it clear that until the gap between words and deeds narrowed, there would be no new Cyprus initiative.

CYPRUS MAIL 23/09/07

 

Ferry service from Famagusta to Syria?
By Jean Christou

DAILY FERRY services between the occupied Famagusta port and Latakia in Syria are due to recommence on October 12, Turkish press reported yesterday.

According to Zaman, Turkish Cypriot ‘Prime Minister’ Turgay Avci announced the start of the service on Friday.

He said the services were restarting after a series of meetings between Turkish Cypriot and Syrian officials responsible for maritime, commerce, industry and tourism.

It was part of efforts to lift the so-called "unfair" isolation of the Turkish Cypriots by the Cyprus government.

"Regular relations established by the secretariat of the Organisation of Islamic Conference have had a positive impact on our relations with the OIC member states. Relations have begun with a lot of the countries which previously avoided the TRNC," Avc? said.

Last month, Avci visited Syria as part of long-time efforts to urge Muslim countries to play ball with the ‘TRNC’.

"With these tours being started after an almost 30-year-long interruption, there will be great developments in our relations with Syria in every field, particularly in economics, culture and tourism,” Avci said.

“Existing relations between businesspeople, the private sectors and non-governmental organisations of the two countries will be greatly accelerated.”

He said travel agencies involved with the boats would announce in the coming days how many tours would be launched weekly.

It would also help tempt more Syrian students to study in the north.

"This concrete development maintained with Syria encourages us with further initiatives that we will take in the coming days concerning other regional countries," Avci said.

CYPRUS MAIL 23/09/07

 

Kıbrıslı Türkler Rum milli takımına girebilir

Geçen hafta Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği FIFA’nın Zürih’teki merkezinde yapılan toplantıda, Kıbrıslı Türklerin, Rum milli futbol takımında Rumlarla birlikte yer alması konusunun konuşulduğu açıklandı.

NTV

Güncelleme: 16:01 TSİ 24 Eylül 2007 Pazartesi

 

ZÜRİH - FIFA’dan bugün yapılan yazılı açıklamada, Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla uluslararası karşılaşmalara katılan Rum milli futbol takımında Kıbrıslı Türk oyuncuların da yer alması konusunda sürdürülen görüşmelerin olumlu bir havada geçtiği kaydedildi. Tarafların görüşmelere 27 Ekim’deki toplantıda devam edecekleri duyuruldu.

Açıklamada herkesin futbol oynamasından yana olunduğu; ancak bunun örgütün kuralları çerçevesinde yapılması gerektiği ve Kıbrıs’tan ikinci bir federasyonun tanınmasının sözkonusu olmadığı da vurgulandı.

Zürih’teki toplantıya FIFA ve UEFA yetkililerinin yanı sıra Rum Futbol Federasyonu ile Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu yetkilileri de katılmıştı.

 

Rumlar feribot seferlerinden rahatsız


24 Eylül, 2007 16:23:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC ve Suriye arasında 30 yıl aradan sonra feribot seferlerinin başlaması, Kıbrıs Rum kesimini rahatsız etti. Rum yönetimi, ''Suriye yönetiminden açıklama bekliyoruz'' dedi.

Rum yönetimi, Suriye'den Türkiye ile bu konuda görüşmelerin yapılıp yapılmadığına dair bilgi istedi.
 
Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, daha önce Şam yönetimini kendilerine deniz seferlerinin yapılmayacağı yönünde teminat verdiğini söyledi.
 
Sözcü Palmas, "Bugüne kadar Suriye ile mükemmel bir ilişkimiz vardı. Gelecekte de öyle olsun istiyoruz. Bu da Suriye'den gelecek açıklamaya bağlı" diye konuştu.
 
Geçtiğimiz cumartesi günü KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması yönünde bir adım atılmış, KKTC'den Suriye'ye 30 yıl sonra ilk feribot seferi yapılmıştı.

 

İndependent: Azalan su Türkiye içi felaket tehditi

      İngiliz The İndependent gazetesi, Konya bölgesinde yaşanan kuraklığa dikkat çekerek “Bir çevre felaketi Türkiye’nin ortasını tehdit ediyor" ifadesini kullandı.
      The İndependent “Azalan su, Türkiye için felaket tehdidi" başlıklı haberinde Konya bölgesinde kuraklığa bağlı azalan suyun yarattığı sorunlara dikkat çekti. Bölgede çok sayıda gölün çok olduğuna işaret eden gazete, azalan suyun Konya ovası en büyük sorununu oluşturduğunu kaydetti.
      Jeoloji uzmanları ve çiftçilerin görüşlerine yer verildiği haberde “Tüm ovada son 25 yıldır ortalama olarak 27 metre olan su düzeylerindeki düşüş, felaket sonuçlarına yol açtı. Düzinelerce göl, yabani kuşları ile birlikte yok oldu. Diğerleri ise, ovanın ortasında bulunan bin 500 kilometre karelik tuzlu göl dahil olmak üzere, hızlı bir biçimde küçülüyor" denildi.
     
      “İŞLER BÖYLE GİDERSE BÜTÜN OVA 30 YILDA ÇÖL OLUR"

      The independent’e konuşan Jeoloji Mühendisler Odası Konya Şübesi Başkanı Tahir Nalbantçılar da, “Eğer işler böyle giderse, bütün ova 30 yıl içerisinde çöl olacak" uyarısını yaptı.
      İngiliz gazetesi de, BM tarafından bir süre önce yayınlanan bir raporda Konya bölgesinin küresel ısınmaya “çok hassas" olarak tanımlandığına dikkat çekerken de suyun azalmasının “reel nedeniönin bölgenin pancar ve mısır üretimine yönelmesinin olduğunu yazdı.
     
      “HUBUBAT SÜBVANSİYONLARI ADETA KALKTI ÇİFTÇİ PANCARA YÖNELDİ"

      Konya ovasının eskiden “Türkiye’nin ambarı" olarak bilindiğini kaydeden gazete, hububat için verilen sübvansiyonların adeta yok olması ile çiftçilerin hayatlarını kazanmak için çok daha su gerektiren ürünlere yöneldiklerini belirterek pancarın hububat göre beş kat daha suya ihtiyacı olduğunu vurguladı.
      Birçok çiftçinin bunun sürdürülemez olduğunu bildiğini ancak başka çarelerinin olmadığına inandığını belirten gazete, dünyanın korunması için çalışmalar yapan WWF’nın Ankara’daki uzmanı Çağrı Deniz Eryılmaz’ın da sürdürülebilir tarım konusunda iki yıldır hükümet kuruluşları ve çiftçiler ile müzakereler yaptıklarını anlattığını kaydetti.
      Nalbantçılar da, en büyük sorunu bürokrasinin oluşturduğunu savunarak su ile ilgilenen 15 farklı kuruluşun bulunduğu ve hepsinin kendi yetkileri konusunda aşırı titiz olduğunu da söyledi.
      Buna karşın gazete, hem Eryılmaz’ın, hem de Nalcantçılar’ın Konya’nın çöl dönüşmesinin önlenebileceği konusunda iyimser olduklarını yazdı.
     
3-5 YIL İÇİNDE YAĞIŞLI PERİYODA GİRERİZ
      Devlet Su İşleri (DSİ) 4. Bölge Müdür Yardımcısı Mevlüt Pınarkara, İngiltere merkezli The Independent gazetesinde yayınlanan, Konya Ovası’nın 30 yıl içinde çöl olacağı öngörüsünün doğru olmayacağını belirterek, "3-5 yıl içinde bölgemizin yağışlı periyoda gireceğini tahmin ediyoruz" dedi.
      Mevlüt Pınarkara, The Independent gazetesinin haberiyle ilgili olarak AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgede etkili olan kuraklığı yakından takip ettiklerini ifade etti.
      Pınarkara, Konya’da yaşanan kuraklığın, bölgede kısa ve uzun periyotlar halinde etkili olan yağış rejiminden kaynaklandığını belirtti.
      Bölgenin halen 40-50 yıl süren uzun yağışsız periyodun son döneminde bulunduğunu ifade eden Pınarkara, şöyle konuştu:
      "Yer altı suları son yıllarda önemli oranda çekildi. Zaten bu çekilme, yağış azlığından çok, yer altından aşırı su çekilmesinden kaynaklanıyor.
      Tüm bu nedenlerle bölgenin 30 yıl içinde çöl olacağı öngörüsünde bulunmak doğru olmaz. 3-5 yıl içinde bölgemizin yağışlı periyoda gireceğini tahmin ediyoruz. Böylece, bölgede yaşanan kuraklığın hafifleyeceğini öngörüyoruz. Ayrıca inşaatına başlanan Mavi Tünel Projesi tamamlandığında Konya Ovası’na yılda 400 milyon metreküp su verecek. Göksu’dan gelecek bu su da Konya’yı önemli oranda rahatlatacak." İngiltere’de yayımlanan The Independent gazetesi, Konya ovasındaki kuraklığa yarım sayfa ayırmış, haberde, Galler bölgesinin iki katı büyüklüğündeki Konya Ovası’nda en büyük sorunun su olduğuna dikkat çekilmiş, Konya Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Tahir Nalbantçılar’ın görüşlerine de yer verilmişti.
     

MILLIYET 24/09/07

 

Papadopulos: AİHM'deki gelişmelerden memnun değilim

Rum yönetimi başkanı Papadopulos, Kıbrıslı bir Rum ile KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu arasında taşınmaz mal takasına dayanan bir anlaşmanın AİHM tarafından onaylanması yönündeki gelişmelerin memnuniyet verici olmadığını ifade etti.

Habere göre Papadopulos; bu konudaki gelişmelerin mülkiyet sorununun sonuna işaret ettiği yönünde bazı çevreler tarafından ifade edilen endişelerin "abartılı" olduğunu da söyledi.

Hükümetinin konuyu iyi yönetemediği yönündeki eleştirileri de reddeden Papadopulos; Rum hükümetinin bu gelişmeyi önlemek için elinden gelen tüm hukuki imkânları kullandığını ve ilk önce kesin sonucun ne olacağının beklenmesi gerektiğini ifade etti.

Kıbrıslı Rum KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile müzakere halinde

Thomas Kaullas adlı bir Rum göçmenin gazeteye göndermiş olduğu açık mektupta Rum hükümetinin Rum göçmenlere yönelik tutumunu sert bir dille eleştirerek KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'yla müzakereler yapmakta olduğunu söyledi.

Alithia; "Başkaları Da Taşınmaz Mal Anlaşmasına -Bir Diğer Göçmen Takasa Yöneliyor ve Uyarıyor -Th. Kaullas: Ayıp Size Sayın İdareciler -Saraylarınızdan Dışarı Çıkın Da Birlikte Mücadele Edelim" başlıkları altında verdiği haberinde; Kıbrıslı bir Rum'un KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'yla anlaşmaya vararak KKTC'deki eski taşınmaz malını Güney Kıbrıs'taki bir Türk taşınmazıyla takas etmeyi kabul etmesi ve AİHM'de Türkiye aleyhine bulunan başvurusunu geri çekme talebinde bulunmasının ardından Rum hükümetinin bu durumu "kişiselleştiren" tutumunun Rum göçmenleri tarafından büyük tepkiyle karşılandığını yazdı.

Birçok kişinin Rum hükümetinin bu konudaki tutumuna gazeteyi arayarak tepki gösterdiklerini belirten gazete, bir diğer Kıbrıslı Rum Thomas Kaullis'in ise gazete aracılığıyla Rum hükümetine açık mektup göndererek KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'yla yine mal takasına dayanan bir müzakere süreci içerisinde bulunduğunu belirttiğini yazdı.

Habere göre Kaullis mektubunda; Rum göçmenlerin 33 yıl önce her şeylerini kaybettiklerini ve taşınmaz mallarına geri dönme umutlarının da artık kaybolduğunu belirterek Rum hükümet yetkililerinin 1974'ten beri hata yapmakta olduklarını ifade etti.

Kaullis mektubunda şunları belirtti:

"Ben kişisel olarak, 1974'ten bugüne kadar milyonlarca KL'lik gelir kaybı sebebiyle Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine dava açma yoluna gidiyorum. Ayrıca "Komisyona" başvuruda bulunarak Mağusa'da milyonlarca KL değerindeki taşınmaz malımı bana iade etmeleri talebinde bulundum.

Müzakere aşamasında Mağusa'daki 14 dönümlük taşınmazım için Limasol'un Kandu köyünde bulunan Kıbrıslı Türk taşınmazı vermeyi önerdiler. Eğer hukuk devleti beni müzakereye çağırırsa işgal bölgelerindeki komisyondan başvurumu geri çekeceğim. Sabır artık tükendi. Geç olmadan devlet uyansın".

"Hükümet verebileceklerini verdiyse gitme zamanı gelmiştir"

Öte yandan Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas'ın "hükümetinin göçmenlere verebileceği her şeyi verdiği" şeklindeki açıklamasına ana muhalefet partisi DİSİ'den de tepki geldi.

Gazete; DİSİ Başkan Yardımcısı İonas Nikolau'nun Palmas'ın bu açıklaması üzerine; "madem hükümet yetkilileri verebilecekleri her şeyi vermişlerdir artık gitmelidirler ki yerlerine girişimleri olan başkaları gelsin" şeklinde konuştuğunu yazdı.

Nikolau; Rum hükümet yetkililerinin Kıbrıs sorununa ilişkin dış politikanın başarısızlığını kabul etmek istemediği için AİHM konusunda ihmalkâr davrandığını da söyledi.

Kasulidis: AİHM'nin anlaşmayı onaylamasının sonuçları çok büyük olur

Rum Başkanlık seçimlerinde aday olan Yannakis Kasulidis ise; AİHM'nin Kıbrıslı Rum ile KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu arasındaki anlaşmayı onaylaması durumunda bunun sonuçlarının çok büyük boyutlarda olacağı ve Güney Kıbrıs'taki "Kıbrıslı Türk Taşınmaz Malları İdaresi'nin" ortadan kalkarak KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun dolaylı da olsa tanınması anlamına geleceğini belirtti.

Habere göre; "Türk Kontrolü Altında Bulunan Malların Sahiplerinin İnsani Hakları Derneği" (SADİTOP) yetkilileri ile önceki gün bir görüşme gerçekleştiren Kasulidis; Kıbrıslı Rumların KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu tarafından "cezp edilmemesi gerektiğini, çünkü Türkiye'nin AİHM'deki başvurulardan kaçma politikası çerçevesinde ilk birkaç göçmenin taleplerinin karşılanması ve sonrakilerin hayal kırıklığına uğramaları ihtimalinin bulunduğunu" da iddia etti.

Timvios'un Rum hükümeti ile mektuplaşması

Öte yandan Politis; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile mal takasına dayanan bir anlaşmaya varan Kıbrıslı Rum Mike Timvios'un 2003 yılında, henüz KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile anlaşmaya varmadan önce Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a gönderdiği ve ekonomik yardım talebinde bulunduğu mektubu ile Papadopulos adına o dönemin Başkanlık Müsteşarı Hristodulos Paşardis tarafından kedisine verilen yanıt mektubunun küpürlerine yer verdi.

Gazete; Timvios'un o dönemde AİHM'den kazandığı ancak henüz miktarı belli olmayan tazminat karşılığında veya KKTC'deki taşınmazını ipotek ederek kendisine ekonomik yardım sağlanmasını Rum hükümetinden talep ettiğini, ancak kendisine verilen yanıtta; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruda bulunmak, mülkiyet hakkından vazgeçmek ve Serdar Denktaş'la görüşmekle suçlandığını yazdı.

Habere göre Timvios gazeteye yaptığı açıklamada; KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun 2005 yılında kendisine ulaşarak anlaşma yapmayı önerdiğini ve komisyona kendisinin başvurmadığını belirterek Serdar Denktaş ile karşılaşmasının ise KKTC'de bir restoranda tamamen tesadüf eseri olduğunu ifade etti.

Timvios; doktor olan babası Haralambos Timvios'un, Serdar Denktaş'ın annesinin doktoru olduğunu, bunu öğrenen Denktaş'ın da kendisiyle tanışmak istediğini belirtirken, bu görüşmenin taşınmaz mallarıyla herhangi bir ilgisi bulunmadığını anlattı.

KIBRIS 24/09/07

 

Papadopulos, Ban ile 8 Temmuz sürecini görüştü

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, dün akşam BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la yaptığı görüşmede 8 Temmuz anlaşması ve hayata geçirilmesi konularını ele alındı.

Rum radyosunun haberine göre Papadopulos; Miami'den New York'a varışında yaptığı açıklamada Genel Sekreter Ban'la yapacağı görüşmede Kıbrıs sorununa ilişkin son gelişmeler üzerinde durulduğunu ve Gambari sürecinin devam etmesinin gerekliliğini vurguladığını ifade etti.

Türkiye'nin tutumuna ilişkin ise Papadopulos; 8 Temmuz sürecinin devam etmesi için Ankara'ya baskı uygulanmakta olduğunu iddia etti ve "bu baskıların olumlu sonuç vermesi" yönündeki "temennisini" dile getirdi.

Yeni bir ara çözüm bulunması yönünde 3. ülkelerin çabaları olup olmadığı yönündeki bir soruya karşılık Papadopulos; BM Güvenlik Konseyi'nin Gambari sürecinin şu anda mevcut olan tek süreç olduğu şeklindeki net tutumuna işaret etti ve bu kadar net bir tutum mevcutken Kıbrıs Rum tarafından yeni bir sürece ilişkin herhangi bir görüşün duyulmasının yanlış olacağını söyledi.

Papadopulos gayrı resmi toplantıyı doğruladı

Papadopulos açıklamasında ayrıca; İsveç tarafından Kıbrıs sorunuyla ilgili gayri resmi bir toplantı gerçekleştirileceği yönündeki haberleri doğruladı.

Radyonun toplantıyla ilgili haberine göre söz konusu gayri resmi toplantıda Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye'den temsilciler yer almayacak. ABD ve Polonya'dan temsilcilerin toplantıya katılma yönünde davet aldı. İspanya ise bu yöndeki daveti reddetti.

Radyoya göre toplantıyı doğrulayan Papadopulos ise açıklamasında; BM şemsiyesi altında gerçekleştirilen süreçten sapıldığı için bu tür gayrı resmi toplantılardan kaçınılması gerektiğini söyledi.

İsveç Dışişleri Bakanı'nın bu girişimini "tuhaf" olarak değerlendiren Papadopulos; bu sürecin devam etmeyeceği görüşünü belirtti.

"BM 8 Temmuz'da ısrarlı"

Gazete yukarıdaki başlıkla verdiği bir başka haberinde, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un niyetinin 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi olduğunu yazdı.

Habere göre "diplomatik bir kaynak" yaptığı açıklamada, "ABD ve BM yetkililerinin, bu yönde ilerlemesi için Türk tarafını teşvik ettiğini söyledi ve söz konusu yetkililerin Tasos Papadopulos ile Mehmet Ali Talat arasında 5 Eylül'de gerçekleştirilen görüşmenin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açan zorlukların aşılması için altın kesitin bulunması amacıyla bir çeşit formül üzerinde çalıştıklarını" da belirtti.

Gazete dünkü Papadopulos-Ban görüşmesi sırasında 8 Temmuz anlaşmasına yönelik desteğin dile getirilmesinin de beklendiğini yazdı.

Habere göre "BM'deki diplomatik kaynaklar" ise yaptıkları açıklamada, "Ban'ın; ciddi bir diyalog konusunda her iki taraftan da güçlü belirtiler olmaması durumunda Kıbrıs sorununda yeni bir hareketi ileriye götürmesinin söz konusu olmadığını" ifade ettiler.

Aynı kaynaklar "BM ve ABD'nin hedefinin, iki liderin BM Genel Sekreteri'yle yapacakları ayrı ayrı görüşmelerden sonra tekrar Lefkoşa'da bir araya gelmelerini sağlamak" olduğunu da belirttiler.

KIBRIS 24/09/07

 

Avcı, Roma'da temaslarda bulunuyor

Bakan Avcı Roma'da bulunacağı süre içerisinde, devlet yetkilileri, İtalyan parlamenterler, basın-yayın kuruluşları ve işadamlarıyla yoğun görüşmelerde bulunacak. Bakan Avcı, temasları sırasında bir süre önce ülkeyi ziyaret eden başta Radikal Parti üyeleri olmak üzere, çeşitli siyasi parti üyeleriyle de bir araya gelecek.

KKTC vatandaşlığına kabul edilen İtalyanlara kimlikleri verilecek

Temmuz ayında KKTC'yi ziyaret eden Radikal Parti üyeleri Maurizio Turco ile Marco Perduca'ya, yaptıkları müracaat neticesinde, Bakanlar Kurulunca verilen vatandaşlık belgeleri, KKTC kimlik kartı ile pasaportları da Bakan Avcı tarafından takdim edilecek.

Bakan Avcı'nın, İtalya'nın önde gelen bazı işadamları ile KKTC'deki yatırım olanaklarıyla ilgili olarak bir araya gelmesi ve ayrıca çeşitli basın-yayın organlarıyla da bir dizi röportaj yapması öngörülüyor.

Bakan Avcı'ya İtalya ziyaretinde, Özel Kalem Müdürü Kenan Başaran, İkinci Sekreter İsmet Korukoğlu ile Basın Danışmanı Burhan Canbaz eşlik edecek.

Bakan Avcı ile beraberindeki heyetin, 26 Eylül Çarşamba günü Roma'dan ayrılması bekleniyor.

Avcı, AB Genel Müdürü Mirichian ile görüştü

Temas ve incelemelerde bulunmak amacıyla İtalya'nın başkenti Roma'ya giden Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı temaslarına başladı.

Bakanlık Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre Roma'ya gidişinde Türkiye Cumhuriyeti Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal tarafından karşılanan Turgay Avcı, İtalya Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Ülkeleri Genel Müdürü Büyükelçi Laura Mirichian'la bir araya geldi.

Kıbrıs sorununda yaşanan son gelişmeler ışığında Büyükelçi Mirichian'a bilgi veren Avcı, özellikle yaşanan 5 Eylül sürecini ve Kıbrıs Türk tarafının Rum kesimince reddedilen önerilerini anlattı.

Kıbrıs Türk halkı olarak kapsamlı çözüm çabaları için uğraş vermeye hazır oldukları mesajını Mirichian'a ileten Avcı, İtalya gibi Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin desteğini almak ve sorunun çözümü konusunda iyi niyetlerini göstermek istediklerinin altını çizdi.

Bakan Avcı temasları çerçevesinde dün ayrıca Radio Radicale ve İl Reformista gazetelerine mülakatlar vererek soruları yanıtladı. Mülakatta özellikle 5 Eylül sürecinde yaşananlar ve Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliğinden beklentileri dile getirildi.

Bakan Avcı ve beraberindeki heyet bugün de Roma'da temaslarını sürdürecek.

KIBRIS 24/09/07

 

Rum yönetiminden Suriye'ye nota


25 Eylül, 2007 17:04:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi, KKTC'nin Gazimağusa ile Suriye'nin Lazkiye limanları arasında başlayacak olan ve Cumartesi günü tanıtım turu yapılan feribot seferleri nedeniyle Suriye'ye nota verdi.

Rum basın haberlerine göre, Rum yönetimi Dışişleri Bakan Vekili Fotis Fotiu, Suriye'nin Güney Lefkoşa'daki maslahatgüzarına, konuyla ilgili 3 soruyu yönelterek bunlara yanıt istedi.
 
Rum basını, Suriye'nin bu sorulara "yanıt bile vermediğini" yazdı.
 
Rum yönetimi, Suriyeli maslahatgüzara, özetle; KKTC'den Suriye'ye yönelik gemi seferleriyle ilgili olarak,
 

·  Suriye hükümet yetkilileriyle KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı arasında ne ölçüde görüşmeler ve temaslar gerçekleştirildi;

·  Bu konuyla ilgili olarak Suriye hükümetiyle KKTC arasında bir anlaşma yapıldı mı,

·  Seferler sürecek mi sorularını yöneltti.
 
Cumartesi günü yapılan tanıtım turunda KKTC'li gazetecilerin pasaportlarına Suriye'nin mühür vurması da birçok Rum politikacıyı ve Rum hükümetini şaşırttı
 "Nota'lara yetişemiyoruz"
 
Rum basını, Rum yönetiminin, Gazimağusa-Lazkiye limanları arasında gemi seferleri başlamasıyla ilgili olarak Kıbrıs Rum yönetimini Suriye'ye verdiği notaya karşılık almadan, şimdi de İtalya'ya yönelik bir protesto notasıv ermeye hazırlandığını duyurdu.
 
"Nota'lara yetişemiyoruz", "Suriye notamıza cevap vermeden, İtalya'ya yönelik protestoya başladık" başlıklarını kullanan Rum gazeteleri, Gazimağusa Limanından Suriye'nin Lazkiye Limanına sefer yapılmasına ve KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın İtalya'daki temaslarına işaret etti.
 
Suriye'den sonra İtalya'ya yönelik bir protesto notası vermeye hazırlanan Rum yönetimi, İtalya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisinden Avcı'nın İtalya'daki temasları hakkında açıklama istedi.
 
Suriye’ye Rum ambargosu gündemde
 
"Şam'la diplomatik krizin eşiğinde olduğunu" yazan Rum basını, Rum hükümetinin, Suriye'nin tavrına karşı tepki olarak bu ülkeye ambargo uygulama üzerinde çalıştığını duyurdu.
 
Suriye'ye karşı verilmesi olası tepki önlemlerinden birinin, Suriye'ye ekonomik-ticari ambargo uygulanması olabileceği, bunun, Güney Kıbrıs ile Suriye arasında gerçekleşen ve yıllık olarak milyonlarca Kıbrıs Lirasına (KL) varan ithalatın askıya alınmasıyla yapılacağını kaydeden Rum basını, Suriye'ye karşı alınacak önlemler arasında Güney Kıbrıs'tan Suriye'ye yönelik turist akışının kesilmesinin de bulunabileceğini kaydetti.  
 
Geçtiğimiz cumartesi günü KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması yönünde bir adım atılmış, KKTC'den Suriye'ye 30 yıl sonra ilk feribot seferi yapılmıştı.

 

·  "DÜŞMANCA KOKUYOR"

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının, Gazimağusa-Lazkiye limanları arasındaki feribot hattının yeniden açılmasına gösterdiği tepkinin ve bu hattı kapattırma gayretlerinin "tümüyle düşmanlık koktuğunu" söyledi.

 

Erçakıca, “Kıbrıs Rum tarafı, bu hattı kapattırmak için her şeyi yapacak ve Suriye ile olan ilişkilerini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaktan çekinmeyecektir” dedi.

CNN TURK 25/09/07

 

'Türban Müslüman örtüsü değildir'

HYP Genel Başkanı ve eski İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, 22 Temmuz seçiminden sonra AKP döneminde Türkiye’nin adım adım “ılımlı İslam” devletine doğru kaydığı yorumları yapılırken, yine kamuoyunu şaşırtacak bir değerlendirme yaptı. Öztürk, Türkiye’nin “dinsizliğe” doğru gittiğini iddia etti.

Siyasi gelişmelerle ilgili sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Öztürk, “Kuran’ın anladığı manada bir dinden söz ediyorsak, Türkiye dinsizliğe doğru gidiyor” dedi. Öztürk, “Türkiye’yi taşıdıkları yer şirktir, din değil. Biz yıllarca buna karşı mücadele verdik. Ama şimdi Türkiye doğrudan doğruya müşrik zihniyete, şirk zihniyetine doğru gidiyor. Yelken açmış gidiyor hem de. Zaten Kuran’dan ve Hz Muhammed’den onay almayacak sahte bir dini, morfin gibi kullanıp Türkiye üzerinde her istediklerini yapıyorlar, hurafe dinini anestezi gibi kullanıyorlar” diye konuştu.

“TÜRBAN, ST PAUL’ÜN İNCİL’E SOKTUĞU KIYAFETTİR”

Prof. Dr. Öztürk, son yıllarda “türban” adı verilen ve değişik tarzda bağlanan örtünün ise Müslümanlıkla ilgisinin olmadığını söyledi.

Öztürk, bunun St Paul’ün İncil’e soktuğu rahibe kıyafeti olduğunu belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye’de iki büyük operasyon yapılıyor. Kuran dininin birinci vasfı anti emperyalizmdir. Atatürk de tarih önünde bu konuda en başarılı adamdır. Ama onun anti emperyalist yanını kınıyorlar. Türkiye kullanılarak İslam’ın, anti emperyalist ruhunu yok etmek istiyorlar. Her 50 metreye kurulan camilerde bu ruhu katlediyorlar. Bize, ‘İslam’ın diğer taraflarını bırakın, size bol cami yapmak, hanımların başını örtmek kafidir’ diyorlar. Hanımların başındaki örtü, rahibe kıyafetidir. Saint Paul’un İncil’e soktuğu kıyafettir. O bizim Müslüman insanın örtüsü değildir. ‘Cami ve bu örtü size din olarak yeter’ deniyor. Müslümanlara din diye başka bir şey bırakmadılar.”

“DARBELER İÇİN DUA EDİLECEK NOKTAYA GELİNEBİLİR”

Önümüzdeki döneme ilişkin karamsar bir tablo çizen Öztürk, Türkiye’nin “iyiye ve hayra” gittiğini düşünemediğini söyledi. Öztürk, türban, lokantada mescit, şehirlerarası otobüslerde namaz molası konuları tartışılırken, Türkiye’nin kaydettiği tek gelişmenin borçlarını artırmak olduğunu belirtti.

Öztürk, şunları söyledi:

“Türkiye örtülü bir şekilde sömürgeleştiriliyor. Hüzün duyarak söylüyorum ki, Türkiye’nin geleceğine ilişkin hiçbir irade Türkiye’yi yönetenlerin elinde değil. Türkiye büyük bir rüzgarın elinde, birilerinin istediği yöne doğru götürülüyor. Birileri en berbat şekilde yorumlayabilirler ama şunu söyleyebilirim: Benim en çok tedirgin olduğum şey, meselelerin siyasetle çözümlenemeyeceği bir noktaya sürüklenilmesi. Bu nokta ya felaket ya da kanlı kavgadır. Felaket nedir, Türkiye, dışardan istedikleri şekilde paramparça edilir. İkincisi, Türkiye iç kavgaya gider. Darbe olur deniyor, ama bana öyle geliyor ki, Türkiye darbeleri bile Allah tan niyaz edecek duruma gelebilir. Şimdi ‘darbe,darbe’ laflarıyla cambaza bak oyunu oynanıyor. Türkiye, darbelere bile el açıp dua edilecek bir noktaya sürükleniyor, Türkiye onu bile arayacak. Çok kaygılıyım bu noktada ben.”

“İKİ MİLLETLİ PARLAMENTO”

Öztürk, 22 Temmuz’da seçim yapılmadığını belirterek, “Bu, bir tsunami, nevi şahsına münhasır, bir nevi yarı işgal, bütün batılı güçlerin ortaklaşa belirledikleri hedefe 2-3 milyar dolar para harcayarak Türkiye’de halkın iradesinin bir yöne sevkedilmesidir. O sebeple biz bunu bir seçim saymıyoruz. Bunun ne menem bir şey olduğu, yıllar sonra anlaşılacak” dedi.

Seçim sonra tablo konusunda da kaygıları bulunduğunu ifade eden Öztürk, şöyle konuştu:

“Türkiye, tarihinde ilk defa adeta iki milletli parlamentoya mecbur ve mahkum bir hale getirildi. Böyle bir manzara var. Şu anda parlamentonun en aktif unsuru, en azından göründüğü kadarıyla, bölücü temayüller taşıyan unsur. Parlamentonun ilk gündem yaptığı konulardan biri, parlamentoya yeni giren bu unsurun, terör başının yaşam şartlarının iyileştirilmesidir. Buna dikkat etmek lazım. Onun arkasından Türk ordusunu bölücülükle itham demeçlerini dinledik. Arkasından ‘PKK’ya terör örgütü demeyiz’ demecini dinledik. Öbür tarafta henüz anayasayı değiştirme çalışmaları dışında bir şey görmüyoruz.”

“DOKUNULMAZ ZIRHI KİRLENDİ”

Öztürk, bu parlamentodan bir “hayır” gelecekse, bunun bir numaralı göstergesinin milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması olacağını söyledi.

Öztürk, “Eğer parlamento işe dokunulmazlıkları kaldırarak başlarsa, buradan bir hayır çıkacağını düşünebiliriz,aksi takdirde hiçbir hayır çıkmaz. Dokunulmazlık zırhının içi kirlendi, pislendi, bu zırhı kaldırıp atmak lazım” dedi.

 HURRIYET 25/09/07

BM Güvenlik Konseyi ve uluslararası topluluğun hemfikir olması önemli

Palmas, bunun Rum Hükümeti'ni memnun ettiğini de belirtti.

Rum radyosunun haberine göre Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un gerek BM Genel Sekreteri gerekse diğer yetkililerle yaptığı görüşmelerin çok iyi bir havada gerçekleştiğini belirten Palmas, "8 Temmuz Anlaşması konusunda sahip olduğumuz yaklaşıma olumlu karşılık bulduk" dedi.

Vasilis Palmas, Papadopulos'un çarşamba günü ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nicholas Burns ile görüşeceğini, perşembe günü ise Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üye ülkesinin Güney Kıbrıs büyükelçileri ile akşam yemeğinde bir araya geleceğini belirtti.

Burns'ün Kıbrıs'a gelip gelmeyeceği yönündeki soru üzerine Palmas, bu konuda yeni bir gelişme olmadığını, ziyaretin tarihinin Burns'ün programına bağlı olduğunu söyledi.

Rum Başkanlık Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev arasında yeni bir görüşme gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği sorusuna karşılık ise Vasilis Palmas, "Böyle bir hazırlığın bulunmadığını" söyledi.

İsveç'in; ABD ile Atina ve Güney Kıbrıs dışındaki diğer AB ülkelerinin katılımıyla Kıbrıs konusunda toplantı düzenlenmesini öngören girişimini de yorumlayan Palmas, bunu "tuhaf bir girişim" olarak nitelediklerini belirtti.

Palmas, toplantıya sadece ABD gibi belirli ülkelerin davet edildiğini, geriye kalan Güvenlik Konseyi üyelerinin ise davet edilmediğini söyleyerek, bunu; devamı olmayan bir görüşme olarak düşündüklerini ifade etti.

KIBRIS 25/09/07

Tüzüğün başarısı, iki toplum arasındaki işbirliğinin geliştirilmesine bağlı

Avrupa Komisyonu, Mali Yardım Tüzüğü'nün başarıyla uygulanmasının iki toplum arasındaki işbirliğinin geliştirilmesine ve BM çerçevesinde yapılan görüşmelerde ilerleme sağlanmasına bağlı olduğunu açıkladı.

Avrupa Komisyonu, Kuzey Kıbrıs'a yapılması öngörülen 259 milyon Euro'luk mali yardımın en büyük payının altyapının geliştirilmesi ve yeniden yapılandırılmasına ayrılan Mali Yardım Tüzüğü ile ilgili ilk raporunu yayınladı.

BRT'nin diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberine göre raporda, mali yardım programının uygulanmasındaki zorluklara dikkat çekilerek, Mart 2006-Ağustos 2007 dönemi mali harcamalara ilişkin bir değerlendirme yapıldı.

Raporda, tüzüğün onaylanmasındaki gecikmeden dolayı uğranan zaman kaybına, dolayısıyla uygulamada ortaya çıkan birtakım aksaklıklara ve tüzük kabul edilmeden önce mülkiyete ilişkin maddelerin eklenmesinin fiziki yatırım projelerinin uygulanmasını geciktirme riskine dikkat çekildi.

Rum tarafının engellemeleri nedeniyle Mali Yardım Tüzüğü'nün Avrupa Komisyonu'nun önerdiği tarihten ancak 18 ay sonra kabul edilebildiğine işaret eden diplomatik çevreler, Rum tarafının ısrarıyla tüzük kabul edilmeden önce eklenen maddelerle mülkiyet sorununda karşılaşılabilecek zorlukların aşılması için var olan esnekliklerin yitirildiğini belirttiler.

Mali yardımla, Kuzey Kıbrıs'taki ekonomik ve sosyal hayatın geliştirilmesi, altyapı eksikliklerinin giderilmesi, iki toplum arasında yakınlaşmanın sağlanması, Kıbrıs Türklerinin AB'a yakınlaştırılması ve müktesebatın gerektirdiği yasal ve idari düzenlemelerin oluşturulmasında teknik destek sunulması amaçlanıyor.

Avrupa Birliği tarafından tahsis edilen 259 milyon euroluk mali yardımın yaklaşık 129 milyonluk dilimi altyapının geliştirilmesi ve yeniden yapılandırılması, 70 milyon euroluk bölümü sosyo-ekonomik gelişmenin sağlanması ve 13 milyonu ise iki taraf arasında barışın tesisine yardımcı olmak, güven artırıcı önlemler ve sivil topluma destek için kullanılacak.

Mali yardımın 9.5 milyon euroluk kısmı ise Kıbrıs Türk toplumunu Avrupa Birliği'ne daha da yakınlaştırmak için harcanacak.

KIBRIS 25/09/07

Rum yetkililerin haddini bilmez açıklamaları giderek yoğunlaşıyor

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Türk düşmanlığı üzerine seçim propagandası yürüten Rum yetkililerin KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan haddini bilmez açıklamalarının giderek yoğunlaştığını söyledi.

Turgay Avcı dün yaptığı açıklamayla, Rum Hükümet Sözcüsü Palmas'ın açıklamalarını eleştirdi.

Avcı, Palmas'ın, Rum tarafının gasp etmiş olduğu "Kıbrıs Cumhuriyeti" unvanını aldığı günden bugüne kadar yürütülen görüşmeler sürecinde sürdürdüğü uzlaşmaz tutumu gizlemeye çalıştığını söyledi.

Dışişleri Bakanı Avcı, şöyle devam etti:

"Yıllardan beri BM gözetiminde yürütülen görüşmelerde üzerinde uzlaşılarak ortaya çıkan başta siyasi eşitliğimiz, iki bölgelilik ve yeni ortaklık gibi BM parametrelerini, Rum tarafının değiştirmeye çalıştığı bir gerçektir. Bunu, Türk tarafının kabul etmesinin asla mümkün olmadığının, vurgulanmasında bir kez daha yarar vardır."

Avcı, Kıbrıs konusunu BM zemininden AB zeminine taşımaya çalışan Rum tarafının, Anavatan Türkiye'nin AB sürecini de suiistimal ederek taviz koparmaya çalışmasının beyhude bir çaba olduğunu belirtti. Avcı, "Türk tarafı haklarından asla taviz vermeyecektir. Bu Türk tarafınca defaten tüm ilgililerin dikkatine getirilmiştir" dedi.

Turgay Avcı, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

"Türkiye'nin üyelik sürecini sabote etmek için her şeyi yapacağını açıkça söylemektedir. Rum tarafı bu politikasıyla Kıbrıs Türk ve Rum halkları arasındaki güvensizliği derinleştirmekten ve Türkiye ile AB arasındaki ilişkileri de zehirlemekten kaçınmamaktadır. Böyle bir politikayı benimseyen bir yönetimin medeni olgunluğa ulaşmadığı anlaşılmaktadır."

 

 

 

KIBRIS 25/09/07

AB, madeni avroların üzerindeki haritadan Türkiye'yi sildi

AB, madeni avroların üzerindeki haritadan Türkiye'yi sildi

Yeni haritada Türkiye yok, Kıbrıs ise batıda.

26/09/2007 RADIKAL

BRÜKSEL - AB, üyelik müzakereleri yürüttüğü Türkiye'yi, yeni basılan madeni avroların üzerindeki Avrupa haritasından çıkardı. Avrupa Komisyonu, 2004'te yeni üyelerin katılımı üzerine değiştirilmesine karar verilen madeni avrolar için yapılan yeni tasarımda, Türkiye'nin haritadan çıkarıldığını kabul etti. Haziranda Liberation ve dün Financial Times'ın (FT) gündeme getirdiği değişikliği, ekonomi-para işlerinden sorumlu komisyon üyesi Joaquin Almunia'nın sözcüsü Amelia Torres doğruladı.
Aslında komisyon, 2008'te piyasaya sürülecek yeni madeni avrolar için üye devletlere Hazar Denizi'ne kadar uzanan ve Türkiye'nin de yer aldığı bir tasarım önerdi. Ancak AB Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi'nin (ECOFIN) 7 Haziran 2005'teki toplantısında, öneri reddedilip Türkiye'nin bulunmadığı ve Kıbrıs'ın da Türkiye'nin altındaki yerinden yüzlerce km batıya, Girit'in yanına yerleştirildiği tasarım kabul edildi. Ama yeni tasarımda 27 üyenin yanı sıra Beyaz Rusya, Ukrayna ve Rusya gibi AB adayı bile olmayan ülkelerin bulunduğu belirtiliyor.
Dün Torre, ECOFIN toplantısında yeni madeni avrolar için komisyonun sunduğu tasarımın değiştirildiğini kabul etti. Türkiye'nin çıkarılması ve Kıbrıs'ın yerinin değiştirilmesi konusunda yorum yapmayan Torres, sadece "Buradaki temel fikir küçük bir madeni para üzerinde tüm Avrupa'nın temsil edilmesi değil. Geçmişte nasıl olduysa, AB'ye yeni üyeler katıldığında tasarım değişir" dedi. Sözcü, 2008 başında avroya geçecek Kıbrıs ve Malta'da avroların yeni tasarımla sürüleceğini ekledi.

'Sömürgeci tarzı'
Olay, Avrupa Parlamentosu'nun iki İtalyan vekili Marco Cappato ve Marco Pannella'nın yeni tasarımı ele geçirmesiyle ortaya çıkmıştı. Komisyona bu konuda soru önergesi veren Cappato ve Pannella "Konsey Türkiye'yi avronun yeni yüzünden kasten ve gizlice silmiş. Tasarımda, Beyaz Rusya gibi bir diktatörlük gösterilirken, üyelik müzakerelerinin yürütüldüğü Türkiye gibi bir demokrasinin silinmesine kızgınız" açıklaması yapmıştı.
FT de tasarımı 'sömürgeci tarzda' diye niteleyip şu yorumu yaptı: 'Keşke Türkiye'nin ortadan kaybolmasını sağlamak bu kadar kolay olsaydı. AB, pek çok üyesinin katılmaya davet ettiği için pişmanlık duyduğu bu Müslüman ülkeyi, yeni madeni avrodaki haritadan siliverdi.'

'Sarko'dan Türkiye için iki farklı dil'
Öte yandan Türkiye'nin AB üyeliğine muhalif Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin 'yeni üyeliklerin referanduma sunulmasına' dair 88. anayasa maddesini değiştirme yoluna gitmesi Paris'i karıştırdı. Liberation, 'Türkiye için iki farklı dil' başlıklı haberinde şu yorumu yaptı: "Sarkozy 'Türkiye'nin AB'de yeri yok' derken, hükümeti referandum şartını kaldırıyor. Türkiye'nin üyeliğini kolaylaştırma amaçlı manevra yapılıyor. Bu, hesaplanmış bir operasyon mu?' 88. maddenin değiştirilmesine karşı çıkan partilerin başını çeken aşırı sağcı Ulusal Cephe de Sarko'yu yalancılıkla suçlayıp uzun burunlu bir cumhurbaşkanı karikatürü kullanarak Türkiye'ye karşı imza kampanyası başlattı. (aa, FT)

Avcı, İtalya Meclisi'nde iki İtalyan yetkiliye KTTC pasaportlarını teslim etti

Avcı, İtalya Meclisi'nde iki İtalyan yetkiliye KTTC pasaportlarını teslim etti

AVCI: KIBRISLI RUMLARIN AB'Yİ TEHDİT ETMESİNE MÜSAADE ETMEYİN... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı, İtalya Meclis'inde düzenlenen basın toplantısında, Radikal Parti'den biri milletvekili olan iki yetkiliye, bu kişilerin KKTC vatandaşlığına kabul edilmelerinin göstergesi olan pasaport ve nüfus cüzdanlarını da teslim etti. Avcı, "700 bin kişi olan Kıbrıslı Rumların yarım milyarlık Avrupa Birliği'ni tehdit etmesine müsaade etmeyin" dedi

TURCO: KKTC'NİN EN KISA SÜREDE AB'YE GİRMESİNİ TEMENNİ EDİYORUZ... KKTC vatandaşlığına geçen İtalyanlardan Radikal Parti Milletvekili Maurizio Turco, KTTC vatandaşı olmak için yaptıkları başvurunun kabul edilmesinden ve kendilerine verilen KKTC pasaportlarından dolayı Turgay Avcı'ya teşekkür etti. Milletvekili Turco, Kıbrıs sorununun çözümünün ancak her iki tarafın da eşit koşullarda müzakere etmesiyle çözümlenebileceğini belirterek, "KKTC'nin en kısa sürede AB'ye girmesini temenni ediyoruz" dedi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Roma ziyaretinin ikinci gününde İtalya Meclisindeydi.

Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Montecitorio Meydanında İtalya'daki merkez sol hükümetin koalisyon ortaklarından biri olan Radikal Parti milletvekillerince karşılanan Avcı, Meclise ana kapıdan giriş yaptı.

Avcı, Mecliste düzenlenen basın toplantısında, Radikal Partiden biri milletvekili olan iki yetkiliye, bu kişilerin KKTC vatandaşlığına kabul edilmelerinin göstergesi olan pasaport ve nüfus cüzdanlarını da teslim etti.

Basın toplantısı sırasında, KKTC vatandaşlığına geçen İtalyanlardan Radikal Parti Milletvekili Maurizio Turco Avcı'nın sol yanında, Radikal Parti MKYK üyesi Marco Perduca'ysa sağ yanında yer aldı.

Avcı'nın aracına, Meclise geliş gidişi sırasında İtalyan Jandarmasının iki motosikletle eskortluk yapması da dikkati çekti.

Avcı, televizyon, gazete ve ajansların da yoğun ilgi gösterdiği basın toplantısında yaptığı konuşmada, Radikal Partiye ve İtalya'ya Kıbrıs sorununun KKTC'ye yönelik haksızlıkların giderilerek adil biçimde çözümlenmesi için gösterdikleri çabalardan dolayı teşekkür etti.

Avrupa Birliği'nin KKTC konusundaki taahhütlerini halen yerine getirmediğine ve çoğu kez Kıbrıs Rum kesiminin baskılarına boyun eğdiğine değinen Avcı, İtalya Meclisindeki basın toplantısında yaptığı çağrıda, "700 bin kişi olan Kıbrıslı Rumların, yarım milyarlık Avrupa Birliği'ni tehdit etmesine müsaade etmeyin" diye seslendi.

Kıbrıs sorunu tarihçesiyle birlikte ayrıntılı biçimde anlatan Avcı, KKTC'nin 2004'te BM'nin Annan planına evet demiş olmasına karşın, halen bedel ödeyen taraf olmaya devam ettiğine dikkati çekti.

AB'nin bu konuda KKTC'ye verdiği taahhütleri yerine getirmemiş olduğunu da anımsatan Avcı, "Bize verilen sözler halen askıdadır. Bunun ana sebebi de Kıbrıslı Rumların bu yöndeki çabalarından kaynaklanmaktadır. AB, 26 Nisan 2004'ten bu yana Kıbrıs Rum yönetiminin katı tutumunu aşmayı başaramamıştır" dedi.

Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün Rum kesiminin uzlaşmazlığından kaynaklandığını belirten Avcı, şunları söyledi:

"Kıbrıslı Rumların bu art niyetli tavrı, onların Kıbrıs'ta bir çözüme ulaşılmadan tek taraflı olarak AB'ye üye olmalarının beklenildiği üzere katalizör rol oynamadığının apaçık bir kanıtıdır. Bu durum Rumların lehine olmuş, Kıbrıs meselesini daha da karmaşık hale getirmiştir. KKTC olarak, şu anda AB dönem başkanlığı Portekiz'deyken Doğrudan Ticaret Tüzüğünün daha fazla gecikmeden hayata geçirilerek Kıbrıslı Türklerin kendi limanlarından AB ülkeleri ile ticaret yapmalarının sağlanması talebimizi yinelemek istiyoruz."

Turco: KKTC'nin en kısa sürede AB'ye girmesini temenni ediyoruz"

Avcı'nın basın toplantısında, KKTC vatandaşlığına geçmiş olan iki İtalyan da konuştu.

Turco ve Perduca, 30 Temmuz 2007'de KKTC'yi ziyaretleri sırasında KTTC vatandaşı olmak için yaptıkları başvurunun kabul edilmesinden ve kendilerine verilen KKTC pasaportlarından dolayı Avcı'ya teşekkür etti.

Milletvekili Turco, Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye tam üye olarak kabul edilmelerinin ardından, daha önce AB'ye verdikleri sözleri yerine getirmeyerek Annan planına hayır demiş olduklarına işaret etti. Kıbrıs'ta bugün itibarıyla fiilen iki toplum ve iki devlet bulunduğunu hatırlatan Turco, sorunun çözümünün ancak her iki tarafın da eşit koşullarda müzakere etmesiyle çözümlenebileceğini belirterek, "KKTC'nin en kısa sürede AB'ye girmesini temenni ediyoruz" dedi.

Radikal Parti MYK üyesi Perduca ise, KKTC'yi ziyareti sırasında Rum kesiminin iddialarının aksine orada "işgal" görüntüsüne rastlamadığını belirterek, şunları söyledi: "Orada, hiç de işgal altında olmayan, tüm kurumlarıyla demokratik bir devlet var. Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı haksızlıkların giderilmesi için AB verdiği sözleri tutmalıdır. KKTC vatandaşlığına geçme eylemimiz de, Kıbrıslı Türklerin sesini duyurma arzumuzdan kaynaklanmıştır."

TURCO'dan Yunan televizyonu ERT muhabirine tepki

Basın toplantısının soru bölümündeyse Yunanistan Devlet Televizyonu ERT muhabirinin yönelttiği bir soru, salonda hafif bir gerilim yaşanmasına neden oldu. KTTC vatandaşlığına geçmiş olan İtalyan Milletvekili Turco, ERT muhabirinin, Radikal Partinin KKTC Dışişleri Bakanı Avcı'yı İtalya Meclisi çatısı altısında konuşturmasını, Yeniden Komünist Yapılanma Partisinin terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'ı İtalya'ya getirmiş olmasına benzetmesine tepki gösterdi. Turco, iki olay arasında hiçbir alaka bulunmadığını belirterek, "Biz gizli kapaklı hiçbir şey yapmadık. Sayın KKTC Dışişleri Bakanı Avcı'nın buraya gelişinden, burada yaptığı toplantıdan, Meclisin de Dışişleri yetkililerimizin de haberi var" dedi.

Turco, Rum kesiminin, KKTC'yi tümüyle yok sayarak, Kıbrıs konusunda kendini yegane söz sahibi olma iddiasını doğru bulmadıklarını da belirterek, "Biz burada sadece gerçekleri dile getirdik. KKTC'nin sesini de duyurma konusunda kararlıyız. Ben de KKTC vatandaşlığına geçtiğime göre, bundan sonra milletvekili olarak da bu iş için çalışacağım" diye konuştu.

KKTC Dışişleri Bakanı Avcı ise, Kıbrıslı Türkleri yok saymakla hiçbir yere varılamayacağına belirterek, "Ben 1959'da Kıbrıs'ta doğdum. Babam da Kıbrıs'ta doğmuştu. Çocuklarım, torunlarım da Kıbrıs'ta doğacaklar" demekle yetindi.

KIBRIS 26/09/07

 

Kıbrıs sorunu, referandumdan sonra yeni bir dönemece girdi

İtalya Parlamentosu'nda konuşan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, 24 Nisan 2004 referandumu sonrasında yeni bir dönemece giren Kıbrıs sorununda yeni bir durum ortaya çıktığını vurguladı.

Avcı, Kıbrıs Rum tarafı için kabul edilebilir bir çözümün ancak "Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Rum devleti içerisine asimilasyonuyla" olabileceği görüşünde olduğuna da işaret etti.

İtalya'da temaslarda bulunan Turgay Avcı, dün İtalya Cumhuriyeti Parlamentosu'nda bir konuşma yaptı.

Avcı, konuşma davetinde bulunan Radikal Parti'ye teşekkür ederek başladığı konuşmasında, Kıbrıs'ın yakın politik geçmişiyle ilgili bazı ana konularda bilgi verdi.

Uluslararası anlaşmalar uyarınca 1960 yılında kurulan ortaklık cumhuriyetinin, Kıbrıslı Rum ortağı tarafından adayı Yunanistan'a bağlama niyetiyle 1963 yılında yıkıldığını anlatan Avcı, "O tarihten bugüne Kıbrıs'ta ortak, merkezi bir idare bulunmamaktadır. Kıbrıs Rum tarafı kendisinin Kıbrıs'ın hükümeti olduğunu iddia etmeye devam ederken aslında her iki taraf kendi kendini idare etmektedir" dedi.

Ortaklık Cumhuriyeti'nin 1963 yılında Rumlar tarafından yıkılmasının Kıbrıs sorununun başlamasına neden olduğunu söyleyen Avcı, 1963-1974 yılları arasında 11 yıl boyunca Kıbrıslı Rumların silahlı saldırılarına maruz kalan Kıbrıslı Türklerin, çektikleri ıstıraba ve verdikleri kayıplara rağmen var olmaya devam ettiklerini kaydetti.

Avcı, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Türkleri, gettolara hapsedilerek, tekrar tekrar mülteci haline gelmek de dahil her türlü insan hakları ihlallerine maruz kaldılar. 11 yıl boyunca açık hava hapishanesi şartlarında yaşadılar. 15 Temmuz 1974'te adayı Yunanistan'a bağlamak amacıyla Yunan Cuntası Kıbrıs'a bir askeri darbe gerçekleştirdi. Yunan tarafının yayılmacı politikalarının direkt sonucu Türkiye'yi müdahale etmeye yöneltmiş ve sadece Kıbrıslı Türklerin değil aynı zamanda Kıbrıslı Rumların hayatlarını da kurtarmıştır. Türkiye'nin müdahalesi 1960 garanti antlaşmaları uyarınca gerçekleşmiştir."

Kıbrıs sorununda, yeni dönemeç

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere çabaları hakkında bilgi verdiği konuşmasında, 24 Nisan 2004 referandumu sonrasında yeni bir dönemece giren Kıbrıs sorununda yeni bir durum ortaya çıktığını söyledi.

Avcı, adada iki eşit halkın bulunduğu ve hiçbirinin bir diğerini temsil edemeyeceği gerçeğini teyit eden eşzamanlı ayrı referandumlarda güçlü bir "hayır" diyen Rum tarafının, Türk tarafıyla güç paylaşımına girişmeye hazır olmadığının anlaşıldığını kaydetti.

Avcı, "Kıbrıs Türk halkı üzerine düşeni yapmış ve bütünlüklü bir çözüm için özgür iradesini kullanmıştır. Artık, uluslararası topluluğun Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız kısıtlamalar ve sosyal, ekonomik ve siyasi alanlardaki engelleri kaldırma zamanı gelmiştir" dedi.

İzolasyonlar ve tüzükler

Turgay Avcı, dönemin BM Genel Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004'de Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda uluslararası topluluğa, "Kıbrıslı Türklere uygulanan haksız kısıtlama ve engellemelerin kaldırılması için işbirliği" çağrısında bulunduğunu hatırlattı. Avcı, yeni genel sekreterin de Kıbrıs ile ilgili raporunda aynı yaklaşımı sergilediğine işaret etti.

Avcı, AB'nin de Kıbrıslı Türklere yıllardan beri uygulanan izolasyonun kaldırılması kararı aldığını ve bu amaçla Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret tüzüklerinden oluşan bütünlüklü bir önlemler paketi hazırladığını kaydetti.

Avcı, şöyle devam etti:

"Mali Yardım Tüzüğü, ana hedefinden saptırılmak üzere birçok değişikliğe uğradıktan sonra geçirilmiştir. Ancak Kıbrıslı Türklerin AB üyesi ülkelerle ticaret yapmasını sağlayacak ve izolasyonunu sona erdirecek Doğrudan Ticaret Tüzüğü, AB'deki karşıtlarımızın sürekli söz vermesine rağmen hala askıdadır. Bunun ana sebebi, Kıbrıslı Rumların bu yöndeki çabalarıdır."

Kıbrıslı Rumların çözüme ulaşılmadan tek taraflı olarak AB'ye üye olmalarının bir katalizör rol oynamadığına işaret eden Avcı, "AB Dönem Başkanı Portekiz'den Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü daha fazla gecikmeden geçirmesini ve Kıbrıslı Türklerin kendi limanlarından AB ülkeleriyle ticaret yapmalarının sağlanması talebimizi yinelemek isteriz" dedi.

Avcı, İtalya Parlamentosu'ndan, İtalyan hükümetine bu hususta destek vermesini istedi.

Çözüm yakın bir gelecekte yok

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıslı Türklerin kapsamlı bir çözümün yakın bir gelecekte gerçekleşemeyeceği kanaatinde olduğunu da söyledi. Çözümsüzlüğün bir istikrarsızlık riski taşıdığını kaydeden Avcı, Kıbrıslı Türkler'in bu nedenle görüşmelerde yapıcı bir tutum izlediğini ve çözümün sağlanabilmesi için birçok açılımlar yaptığını kaydetti.

Avcı, Kıbrıs Rum tarafının 8 Temmuz sürecini hem kendilerine uygulanan baskılardan kurtulmak, hem de geciktirme taktikleri uygulayarak kösteklemek için mükemmel bir fırsat olarak değerlendirdiklerini söyledi.

Avcı, "Süreci açık tutmaktaki amaçları Türkiye'nin AB üyelik sürecinde tavizler elde ederek üyeliğini engellemek, dolayısıyla iyice yerleşmiş BM parametrelerini ve çözüme yönelik çalışmaları tasfiye etmektir" dedi.

Rum'un uzlaşmazlığı

Turgay Avcı, Kıbrıs Rum tarafı için kabul edilebilir bir çözümün ancak Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devleti içerisine asimilasyonuyla olabileceği görüşünde olduğunu kaydetti. Avcı, Rum tarafının bu stratejisinin Rum Lider Tasos Papadopulos tarafından da itiraf edildiğini söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının inisiyatifiyle iki liderin 5 Eylül 2007'de BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde bir araya geldiğini anlatan Avcı, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Türk tarafı, ivedi bir çözümün gerekliliği inancıyla toplantıda BM parametreleri temelinde, 2.5 aylık bir hazırlık sürecinin ardından ve 2008 yılı sonunu aşmamayı hedef alarak liderler seviyesinde tam teşekküllü görüşmelerin başlamasını önerdi. Eminim takdir edersiniz ki, Kıbrıs Türk tarafının yaptığı samimi ve cesur bir öneridir."

KKTC'nin ekonomik durumu

Dışişleri Bakanı Avcı, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonun kaldırılması girişimleri devam ederken hükümetin ülkenin istikrarlı ekonomik kalkınmasını sağlamak için gerekli her türlü çaba ve çalışmayı yerine getirdiğini de kaydetti.

Avcı, "Kuzey Kıbrıs'ta liberal ekonomik sistem uygulanmakta ve devletin asgari müdahalesi ile özel sektör desteklenmekte, doğal kaynakların rasyonel kullanılmasına, yüksek katma değer ve istihdam yaratan yatırımlara öncelik tanınmaktadır" dedi.

Yabancı yatırımı özendirmenin kalkınma politikasının öncelikli hedeflerinden olduğunu kaydeden Avcı, şöyle devam etti:

"Dolayısıyla, KKTC'de yatırım yapmak isteyenler hükümetin pozitif tutumundan emin olsunlar. Bu bağlamda, KKTC dünyanın her yerinden gelecek yatırımcıları memnuniyetle karşılamaya isteklidir. KKTC'de kapsamlı turizm ve iş imkanları ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyen potansiyel yatırımcılar ve iş adamlarına hizmet etmek için ilgili makamlarımız mevcuttur."

Kuzey Kıbrıs'ın bölgede bir yüksek öğrenim merkezi haline geldiğini, 60 ülkeden 40 binden fazla öğrenci geldiğini kaydeden Avcı, yüksek öğrenimin turizmin yanında ülkeye ekonomik olarak önemli ölçüde katkıda bulunan başlıca sektör olduğunu belirtti.

Dışişleri Bakanı Avcı, KKTC'deki üniversitelerin, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin kışkırtmalarıyla uygulanan haksız kısıtlamalara maruz kaldığına işaret ederek, "Bu tür çabalar temel insan haklarının ihlal edilmesi anlamına gelmekte ve öğrencilerin hayatları ve kariyerlerine ve Kuzey Kıbrıs'taki yüksek öğrenimin geleceğine zarar vermektedir" dedi.

Yüksek öğretime ek olarak, turizmin de Kuzey Kıbrıs'ta önde gelen hizmet sektörlerinden olduğunu kaydeden Avcı, şöyle devam etti:

"Misafirperver insanlarıyla, zengin kültürel mirası, bozulmamış, kirlenmemiş doğal güzelliğiyle ve Akdeniz ile uluslararası mutfaklarıyla hizmet veren lüks otelleriyle Kuzey Kıbrıs, turistler için aranan bir ülkedir..."

KIBRIS 26/09/07

ABD Kıbrıs’a yeni BM temsilcisi istedi

ABD, Kıbrıs’ta barış sürecinin canlandırılması için yeni bir BM özel temsilcisinin atanmasını istedi.

AA

Güncelleme: 11:01 ET 27 Eylül 2007 Perşembe

 

NEW YORK - ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile New York’ta görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Rum yönetimi ile yeni bir başlangıç istediklerini ve bunun için uygun bir ortam yaratacaklarını belirterek, adada gecikmeden barış sürecini canlandırmak gerektiğini kaydetti.

Bu nedenle BM Genel Sekreteri’ne, yeni bir girişim başlatmasını ve barış görüşmelerini yönlendirmekten sorumlu bir temsilci atamasını önerdiklerini belirten Burns, ABD’nin bu sürece aktif biçimde destek ve dahil olacağını söyledi.

Rum yönetimi lideri Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un Pazar günü bir araya gelmeleri bekleniyor. Ban, 16 Ekimde de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşecek.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs’taki BM Barış Gücü Misyon Şefi olarak Michael Möller görev yapıyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Talat’ın Ban ile 16 Ekim’de yapacağı görüşmede, özellikle Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumun değerlendirileceğini belirterek, Kıbrıs Türk tarafının acil ve kapsamlı çözümün gerekliliğini ve bunun için çalışma kararlılığını bir kez daha dile getireceğini ve bunun için yapılması gerekenleri BM Genel Sekreteri’ne aktaracağını bildirmişti.

FIFA'dan KKTC'ye izin gündemde

Fransız Le Monde gazetesi KKTC’li sporculara uygulanan ambargoyu haber yaptı. FİFA Başkanı Blatter'in özel danışmanının, “Kıbrıslı Türk futboluna izin vermek için çözümler bulmalıyız” dedğini yazdı.

Le Monde muhabiri Guillaume Perrier, KKTC’den yazdığı “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, dünyadan ulusal takımların tanınmasını talep ediyor” başlıklı haberinde KKTC’nin başta futbol olmak üzere uluslararası spor karşılamalarına katılmasının Güney Kıbrıs Rum Kesimince engellendiğini belirtti.

KKTC’nin futbolda bir dünya şampiyonasının bulunduğunu, bunun da 2006 yılında Almanya’da FİFA tarafından tanınmayan federasyonlarca düzenlenen “Fifi Wild Kupası” olduğunu belirten gazete, şunları yazdı:

“Kıbrıs sorununun esirleri olan, 1974 yılından beri Türk ordusunun işgali altındaki 200 bin nüfuslu bu toprakların sporcuları, benzersiz bir spor ambargosu durumunu yaşıyorlar. 20 Eylül’de Zurich’te bir masa etrafında adadaki iki toplumun federasyonlarının başkanlığını toplayan FİFA bir diyaloğu başlattı.”

Gazeteye konuşan FİFA Başkanı Joseph Blatter’in özel danışmanı Jerome Champagne de, Kıbrıslı Türk futbolunun “yasal bir varlığı”nın bulunmadığını belirterek “Kıbrıslı Türk futbolunun kendisini ifade etmesine izin vermek için çözümler bulmalıyız” dedi.

Le Monde’nin deyimi ile “Bu siyasi dosyayı mayınlardan arındırmakla görevli” Champagne, “Her iki tarafta semboller konusunda hiçbir taviz vermek istemeyen radikaller var ve işlerin ilerlemesini isteyen realistler var” şeklinde konuştu.

Rum Yönetiminin protestosu üzerine geçen Temmuz ayında yapılması planlanan Çetinkaya-Luton maçının iptal edildiğine dikkat çekilen haberde Uluslararası Olimpiyat Komitesince tanınmayan KKTC Ulusal Olimpiyat Komitesi Başkanı Hasan Ali Bıcak’ın “Annan Planı için oy kullandık. Planda iki federasyon ve ortak bir komite varlığını öngörüyordu” sözlerine de yer verirken Planın Rumlarca reddedildiği anımsatıldı.

Le Monde, KTTC’nin durumu nedeniyle bazı sporcuların Türkiye takımlarında oynadıklarının, bazılarının da Rum takımlarında yer aldıklarını ancak bunların “milliyetçi” KKTC basını için “vatan haini” durumuna geldiklerini kaydetti.

HURRIYET 27/09/07

 

Garantör ülke İngiltere'den daha aktif bir tutum bekliyoruz

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, garantör ülke İngiltere'den Kıbrıs meselesi konusunda daha aktif bir tutum beklediklerini, bunun sağlanması için söz konusu ülkedeki temaslarını önümüzdeki dönemde yoğunlaştıracaklarını söyledi.

İtalya'daki temaslarını tamamladıktan sonra New York'a gitmeden önce bir günlüğüne Londra'ya giden Avcı, burada düzenlediği basın toplantısında çeşitli konularda değerlendirmelerde bulundu.

Londra'da bulunduğu süre içinde Kıbrıs temsilciliğinin kuzey Londra'da bir ofis açması konusundaki girişimleri takip edeceğini ve İngiltere'de daha yoğun diplomatik temaslara olanak sağlayacak lobi faaliyetleri konusunda girişimler başlatacağını belirten Avcı, son günlerde KKTC ile Suriye ve İtalya arasındaki siyasi ilişkilerin önem kazandığına işaret etti.

Suriye ile 4-5 aydır yoğun ilişkiler yaşandığını, kendisinin iki kez söz konusu ülkeyi ziyaret ettiğini, iki ülkenin iş adamları, üniversite çevreleri ve ticaret odaları arasında da temaslar sağlandığını hatırlatan Avcı, bu çerçevede Lazkiye ile Gazimağusa arasında gemi seferlerinin başlatıldığına dikkati çekti. KKTC'ye gelen Suriyeli ve diğer ülkelere mensup yabancıların işgal altında perişan bir ülke beklerken, gayet modern gelişmekte olan bir ülke görüp şaşırdıklarını kaydeden Avcı, Suriye ile kurulan ilişkilerin ardından Rum yönetiminin kendisinden bekleneni yapıp, Suriye yönetimine nota verdiğini söyledi.

Aynı şekilde Karpaz'dan Lazkiye'ye yüzen Suriyeli rekortmen yüzücünün de nota kapsamına alındığını hatırlatan Bakan Avcı, "KKTC'den koşan, yürüyen, şarkı söyleyen folklor oynayan kimseye tahammülleri yok. Bunun yanlışlığını ortaya koyuyoruz. İkili ilişkiler böyle yürütülemez"dedi.

Beklentilerinin Suriye'nin kararlı durması olduğunu da vurgulayan Avcı, Rumların biri eski iki İtalyan milletvekilinin KKTC vatandaşı olmalarıyla ilgili olarak da bu ülkeye nota vermeye hazırlandıklarını ifade etti.

Avcı, iki İtalyan milletvekilinin bu tercihleriyle KKTC'ye yapılan haksızlığın kabul edilemez olduğunu, Kıbrıslı Türkler'in seslerinin duyulması gerektiğini anlatmak bu sesi AB'ye duyurmak için çaba gösterdiklerini belirtirken, Avrupa birliği içinde de bazı sıkıntılar bulunduğuna işaret etti.

Bütün sıkıntının AB'de oy birliğiyle kararların alınması gerekliliğinden doğduğunu, Rumların AB'ye tek taraflı kabulünün en büyük hata olduğunu belirten Avcı, bunun artık AB liderleri tarafından da görülüp kabul edildiğini ifade etti.

Avcı, bütün bunların AB'de sistemin tıkanmasına yol açtığını söyledi.

KKTC vatandaşı olan biri eski iki İtalyan milletvekilinin artık KKTC'nin sesini AB'de de duyuracağını bu sesin her geçen gün daha da yükseleceğini ifade eden Avcı, İtalya'daki görüşmeleri sırasında doğrudan ticaret tüzüğü başta olmak üzere bütün temel sorunları anlattığını söyledi.

Dış politikada proaktif bir tutum başlattıklarını, artık Lefkoşa'dan siyaset yapma dönemini kapattıklarını da belirten Avcı, "çünkü Rumlar bizim koyduğumuz her tuğlayı yıkmaya çalışıyor ve bu güce de sahipler. Onun için durmayız, duramayız" dedi.

Yurt dışına çıkıp dertlerini anlatmadıkça kimsenin gelip Kıbrıs Türkünün sorunlarıyla ilgilenmesini bekleyemeyeceklerini de belirten Avcı, önümüzdeki dönemde garantör ülke İngiltere'de de üst düzey temaslar sağlamak için girişimler başlattıklarına işaret etti.

Avcı, bir soru üzerine Suriye'nin Lazkiye-Gazimağusa gemi seferleri konusunda geri adım atmasını beklemediklerini belirtirken, bir başka soru üzerine de KKTC vatandaşı olan İtalyan milletvekillerinin askerlik sorunları olmayacağını, zira daha önce ülkelerinde askerlik görevlerini ifa ettiklerini bildirdi.

Avcı ve beraberindeki heyet bugün BM çalışmaları çerçevesinde görüşmelerde bulunmak üzere New York'a gidecek.

KIBRIS 27/09/07

 

Avcı, İKO toplantısı için İtalya'dan ABD' ye gitti

Dışişleri Bakanı Avcı, Londra üzerinden New York'a geçerek, İKÖ Dışişleri Bakanları toplantısına katılacak.

Avcı ve beraberindeki heyetin 3 Ekim'de KKTC'ye dönmesi bekleniyor.

Rom' da konsorsiyum başkanı Massimo Bugli ile görüştü

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Bakan Avcı; KKTC vatandaşlığına kabul edilen parlamenterlere kimlik kartı ve pasaportlarını vermek üzere gittiği İtalya'da geçtiğimiz gün de Roma vilayetine bağlı 15 belediye, bölge bankaları ve çeşitli kuruluşların oluşturduğu konsorsiyumun başkanı Massimo Bugli ile görüştü.

Görüşmede bir açıklama yapan Bugli, Kıbrıs Türkleri ile daha sıcak ilişkiler kurmak istediklerini söyledi.

Dışişleri Bakanı Avcı da konuşmasında, "Kıbrıs Türkleri gibi Akdeniz'in sıcak kanlı ve sevecen insanlarını Roma'da görmekten büyük mutluluk duyduklarını" kaydetti.

Avcı, Kıbrıslı Türklerin, Avrupa'da yaşayan tüm toplumlarla iyi bağlar kurmak istediğini de ifade etti.

Dışişleri Bakanı Avcı ve beraberindeki heyet daha sonra yine Roma'ya bağlı Albano Laziale Belediye Başkanı ve bölge politikacılarıyla bir araya geldi.

Avcı görüşmede yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk insanının, Rumlara barış elini uzattığının altını çizerek, İtalyan halkının desteğini yanlarında görmek istediklerini ifade etti.

Avcı, İtalya Dışişleri Bakan Yardımcısı ile bir araya geldi

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Roma temasları çerçevesinde İtalya Dışişleri Bakan Yardımcısı Crucianelli ile de bir araya geldi.

Avcı, Kıbrıs konusunda yaşanan son gelişmeler hakkında bilgi aktardığı görüşmede, özellikle son dönemlerde AB üyeliğini arkasına alan Rum yönetiminin uzlaşmaz tutumunu sürdürdüğü ve Kıbrıs sorununu çıkmaza doğru sürüklediği mesajı verdi.

Turgay Avcı ayrıca Roma'daki Mustafa Kemal Atatürk Caddesi üzerinde bulunan ve üzerinde İtalyanca "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" yazan özel mermerlerden oluşan anıtı ziyaret etti.

Yatırım yapmak amacıyla KKTC'ye gelen ünlü İtalyan işadamı Anglelo Boscolo'nun onuruna verdiği yemeğe de katılan Bakan Avcı, temaslarının son gecesinde İtalyan devlet televizyonu RAİ'nin canlı olarak yayınlanan "Tempi Dispari" isimli haber programına katıldı.

KIBRIS 27/09/07

Bryza: Osmanlı ruhu canlandırılmalı

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza NTV’ye konuştu. Bryza, Ermeni sorunu konusunda, “Türkiye Cumhuriyeti’nin bu modern sürecinde Osmanlı İmparatorluğu denen o güzel ruhu yeniden canlandırmanın bir yolunu bulmalıyız” dedi.

Selim Atalay

NTV-MSNBC

Güncelleme: 05:27 ET 28 Eylül 2007 Cuma

 

NEW YORK - ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza NTV New York muhabiri Selim Atalay’ın sorularını yanıtladı. Bryza, demokrasinin kökleşip yerleşmesinde ABD’nin tüm müttefikleri içinde Türkiye’nin yerinin çok önemli olduğunun altını çizdi. Bryza ayrıca Bush yönetiminin Ermeni tasarısına muhalefeti konusunda kimsenin kuşkusu olmaması gerektiğini vurguladı.

 

‘TÜRKİYE’DE LAİK DEMOKRASİ SAĞLIKLI’
Değerlendirmek benim haddime olmasa da Türk demokrasisi gayet iyi durumda. Türkiye zorlu bir seçim sürecini geride bıraktı. Hepimize ve Türkiye’nin dünyadaki dostlarına Türkiye’nin demokratik sisteminin gayet güzel çalıştığını gösterdi. Türkiye’de laik demokrasi sağlıklıdır. Sık sık sınanmıştır. Bütün demokrasiler her gün sınanırlar. Kampanya dönemi gerginliklerle doluydu. Anlaşılan şu ki, Türk seçmenleri ve Türk siyasi liderleri gergin bir kampanya döneminden sonra adil ve serbest bir seçim gerçekleştirdiler. Bu, Türkiye’nin bölgesindeki ülkelerin gerçekleştiremeyeceği birşey.

‘TÜRK SEÇMENİ DEMOKRASİYİ SEVİYOR’
Türk demokrasisinin sağlıklı olduğunu biliyoruz. Bu durum bir kez daha kanıtlandı. Şimdi TBMM’deki dağılım da partilerin oy durumlarını yansıtıyor ki bu durum gayet sağlıklı. Bizce Türk seçmeni güçlü bir sinyal yollamıştır. O da seçmen demokrasiyi sevmektedir. Ülkenin siyasi geleceğini seçimle belirlemek istemektedir. Aynı zamanda seçmen biraz daha dengeli bir meclis dağılımı istemektedir. Bu sonuçları şöyle değerlendiriyoruz: Türk seçmeni laik demokrasi istemektedir. Kimliğini, Müslüman çoğunluğu olan bir ülkede laik demokrasi olarak sergilemektedir. Müslümanlık ve demokrasi, Türk kültürünün önemli bir parçasıdır. Sonuçta Türk demokrasisi iyi görünüyor.

‘MÜSLÜMANLIK TÜRKİYE’NİN KİMLİĞİNİN PARÇASI’
Müslümanlık Türkiye’nin kimliğinin parçasıdır. Türkiye Cumhuriyeti gözönüne alındığında, laiklik Türkiye’nin kimliğinin parçasıdır. Aynı zamanda çağdaşlaşmaya yönelik reformlar da Türk kimliğinin parçasıdır. Osmanlı Imparatorluğu’nun tarihine bakarsak 1840’lar, 1850’lerden başlamıştır bu süreç. Türkiye’yi tanımayanlar bunu bilmeyebilir. Biz Türkiye’yi sevenler biliyoruz.

‘SEÇİMDEN SONRA HEDEF ALINDIM, BU KOMİKTİ’
Seçimden sonra Washington’ın biraz gecikmeli davrandığı, kampanya sırasında Türk demokrasisine ABD desteğinin biraz zayıf kaldığı yolundaki tartışmaların içinde biraz ben de vardım. Ben de eleştrilerin hedefi oldum. Bu iddialar ahlak dışıdır ve haksızdır. ABD hükümeti içinde değerli meslektaşlarınızın beni hedef alması ve Türk demokrasisinden kuşku duyduğumu düşünmesi komik bir iddiadır. Beyaz Saray da 4 yıl geçirdim. O zaman Türkiye ile de birlikte çalışarak geniş anlamda Ortadoğu’da demokrasinin kökleşip yayılması için doktrin geliştiriyorduk. O süreçte Türkiye çok önemli bir ülke olarak belirmişti. Çünkü Türkiye demokrasi ve piyasa ekonomisine, özgürlüklere susamış uluslar için bir esin kaynağıydı. Model olarak değil, ancak örnek bir ülke olarak önümüzdeydi.

‘TÜRKİYE’Yİ ÇOK SEVİYORUM’
Türkiye’yi çok seven birisi olarak ve naçizane tarihini bilen birisi olarak Osmanlı’nın ne yaptığını biliyorum. Atatürk’ün neler yaptığını, Özal’ın ne yaptığını biliyorum. Bu hükümetin ne yapmaya çalıştığını biliyorum. AK Parti hükümetinin reformları ilerletmek ve AB üyelik sürecinde ilerlemek için yaptıkları bana da esin kaynağı oldu. Bu müthiş bir başarı hikayesidir. Söylediklerimin çarpıtılarak kullanılmasına şaşırdım ve çok üzüldüm. İddialar benim inandıklarımı ve samimi düşüncelerimi yansıtmıyor ve de geçmişte diplomat olarak yaptıklarımla ters düşüyor. Bu eleştirilerin farkındayım.

‘DIŞ POLİTİKADA TEK BİR WASHINGTON VAR’
Kaç tane bürokratik birim ve kaç tane bürokrat varsa o kadar da Washington olduğu iddia edilebilir. Ancak dış politika sözkonusu olduğunda bir tane görüş vardır. Onu da Başkan dile getirir. Beyaz Saray’da 4 yıl Başkan için çalıştım. Esas görevim, çok sayıda ülke için politika geliştirmekti ve çoğunlukla Türkiye ile ilgiliydik. Başkanımızın görüşlerini çok yakından biliyorum. O da şudur: Demokrasinin kökleşip yayılması için bütün müttefiklerimiz içinde Türkiye, ABD için çok önemlidir. Çünkü Türkiye, Müslüman çoğunluğa sahip nüfusuyla laik demokrasiyi başarmıştır. Siyasetimiz budur. ABD yönetimi içinde farklı kişilerin farklı görüşlere sahip olması normaldir. Ancak asıl politika Başkan tarafından çizilip uygulanır. Tabii ki diğer önemli yetkili de Dışışleri Bakanı Rice’dır. Ben de Bayan Rice için çalışıyorum.

‘TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL HEDEFLERİ OLMASI BİZİM İÇİN DE İYİ’
Yeni hükümet döneminde Türkiye’nin bölgesine etkilerinin ne olacağı bence asıl kilit soru. ABD ile Türkiye’nin sürdürdükleri ortaklığı daha da güçlendirerek ve hatta yeniden kurarak, birlikte ortak hedeflerimize varma konusunda neler yapacağımızı kararlaştırmamız gerekiyor. Ortak hedefler de, söylediğim gibi, demokrasi, bölgesel ekonomik kalkınma, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi, Avrupa için ve Hazar bölgesindeki üreticiler için enerji güvenliği konuları. AK Parti’nin büyük seçim zaferinin ardından hükümetin geçen 5 yılda gözlediğimiz siyasetinin devamını ve genişlemiş halini bundan sonra görmemiz muhtemel. O da Stratejik Derinlik politikasıdır. Bence bu anlaşılabilir. Bir anlamda bir Neo Osmanlı dış politikasıdır. Yani Türkiye’nin bölgesinde çok etkin bir rol oynamasıdır. Bu da harika birşey. Türkiye dostumuz, NATO müttefikimiz. Evet şu an kamuoyunun ABD hakkındaki düşünceleri konusunda bazı güçlüklerimiz var ve umarım bu durumu düzeltebiliriz. Ancak her durumda Türkiye her zaman ABD’nin yakın dostudur ve de ABD her zaman Türkiye’nin yakın dostu olacaktır. Dostumuz Türkiye’nin bölgesel hedeflerinin olması bizim için de çok iyi birşey.

İran, Irak ve Suriye konusunda stratejik uyuma sahibiz. Bazen küçük gündelik taktik ayrılıklar oluyor. Ancak bu taktik ayrılıkları aynı çizgiye getirmede ve aynı stratejik yönde ilerlemede başarılı olduğumuzu düşünüyorum.

‘ABD’YE DESTEĞİN DÜŞÜK OLMASINA ÜZÜLÜYORUM’
Türkiye ile çok yakın insani bağlara sahibim ve kendi ülkem ABD kadar sevdiğim Türkiye’de ABD’nin kamuoyu desteğinin düşük olması beni üzüyor. Umarım bunu değiştiririz. Gerçi anketlere bakınca, Türkiye’de şu aralar kimse çok popüler değil. AB değil, İran değil, Rusya değil. Bu düşük rakamlar Türkiye’nin dünyadaki kendi yeri konusunda derin bir iç değerlendirmeden geçtiğini gösteriyor. Seçimler o sürecin parçasıydı.

‘KİLİT KONULARDA GÜNDEM PAYLAŞMAYA DEVAM ETMELİYİZ’
Belki kulağa safça gelebilir ama ilerlemek için tek yol ilerlemektir. Kilit stratejik konularda ortak gündem paylaşmaya devam etmeliyiz. Stratejik konular zaten geçen yıl Gül - Rice arasında imzalanan ortak stratejik vizyon belgesinde yazılı. Oradan devam edersek, ivme kazanır. Tabii ki PKK konusunda olumlu sonuç yaratmak zorundayız.

Görevlerimden birisi de ABD’nin Türkiye’ye verdiği sözleri tutmasını ve ortak işbirliği mekanizmalarının kurulup işlemesini sağlamak; hem stratejik vizyon konularında hem de uygulamalarda.

‘TÜRKİYE’NİN AB’YE GİRMESİ İÇİN ANKARA PROTOKOLÜ UYGULANMALI’
Geçen yılın sonuna doğru Türkiye’nin AB üyeliği süreci biraz yavaşladı. Kıbrıs konusunda AB Komisyonu ile kriz noktasına gelindi. Limanların açılması, sürecin birkaç yıl ertelenmesi sözkonusu oldu. Bu sorun kendiliğinden yok olmayacak. Bir kulübe girmek isteyen ülke o kulübün kurallarına tabii ki uymak zorunda.

Türkiye üyelik sürecine devam etmek istiyorsa Ankara Protokolü sonunda uygulanmak zorunda. Biz bu sürecin dışındayız. AB’nin Türkiye’nin üyeliği için uyguladığı kriterler bizim işimiz değil. Ancak Türkiye ve AB’nin dostu ve ortağı olarak Türkiye’nin AB üyelik sürecinde ilerlemesinde ve Türkiye’nin üyelik koşullarını yerine getirmeyi sürdürmesinde çıkarlarımız var.

Çıkarımız Türkiye’nin hayati olan ve zor olan reformları uygulamayı sürdürmesidir. Bu konuyla ilgileniyoruz. Çünkü böyle bir Türkiye bizim için daha güçlü ve daha güvenilir bir ortak olacaktır. Türkiye bu adımları atınca geniş anlamda Ortadoğu’daki etkinliği artacak ve daha önemli roller oynayacaktır.

‘ERMENİSTAN’LA İLİŞKİLER YUMUŞARSA SEVİNİRİZ’
Bu reformların sürdüğünü görmek istiyoruz. Türkiye’nin AB üyelik sürecinde ilerlemesini görmek istiyoruz. Hükümet büyük seçim başarısından sonra AB sürecini hızlandıracak adımlar atabilir.

Ermenistanla ilişkilerin yumuşamasından büyük memnuniyet duyarız. Birşey olsa da Türkiye ile Ermenistan ilişkilerini kendi başlarına yoluna koysalar. Ermenistan’la Türkiye arasında normal ekonomik ve normal diplomatik ilişkiler olsa harika olur.

Karabağ konusundaki ABD arabulucusu olarak bu konunun ne kadar zor olduğunu biliyorum. Mütevazi bir diplomat olarak enerjimin hepsini harcayıp Karabağ sorununun çözümü ve Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi için harcamaya hazırım. O zaman Türkiye-Azerbaycan ilişkileri de güçlenecektir. Bunlar bir çok zorlu sorun. O süreç ilerlerse Türkiye’nin AB yolunda ilerlemesi de hızlanacaktır.

‘KIBRIS İÇİN DE YARDIMCI OLURUZ’
Aynı zamanda Kıbrıs’ta umuyoruz ki bir ilerleme olur.

Türkiye’nin Ankara Protokolünü uygulama sorumluluğu var. Bu sorumluluğu Türkiye kendisi üstlendi. Muhtemelen Türkiye’nin bunu yapması için kendisine yardımcı olabiliriz. Kıbrıs Hükümeti ile birlikte çalışarak Lefkoşe ile Atina ile Ankara ile çalışarak bunun sonra değil daha yakın zamanda olmasını sağlayabiliriz.

Kıbrıs’ta BM’nin o zamanki genel sekreter yardımcısı Gambari’nin belirlediği 8 Temmuz sürecinin başlama zamanı çoktan geçti.

Talat ile Papadapulos arasında daha fazla görüşme olmalı. İki liderin birkaç hafta önce görüşmesi gayet güzel. O süreç canlanmalı. Umarım bu canlanma hemen, Rum Kesimi seçimlerinden önce olur. Yeşil Hattın iki yakasında insanlar sürecin hızlanmasını istiyor.

BM Genel Sekreteri, tarafların ciddiyetinden tatmin olur olmaz biz de ona yardımcı olmaya hazırız.

‘BUSH YÖNETİMİ ERMENİ TASARISINA MUHALİF’
Ermeni tasarısı çok talihsiz bir yasma girişimi.

ABD’nin ve Bush yönetiminin Türkiye’nin AB üyeliğine desteği konusunda kimsenin kuşkusu olamaz. Aynı zamanda öyle bir tasarıya yönetimin muhalefeti konusunda kimsenin kuşkusu olmamalı.

Mümkün olan her düzeyde Kongre üyeleri ile konuşarak temas ederek bu tasarının çok kötü bir fikir olduğuna kendilerini ikna etmek için büyük çaba harcıyoruz.

Yaşanan insani trajediyi inkar etmiyoruz. Belki seyircilerinizden çoğu “Bir trajedi yaşandı” dediğim için bana kızacak. Çok korkunç bir şey yaşandığına gerçekten pek itiraz edilemez. Yaşananların nasıl adlanlandırılacağına, adlandırılırken hangi kelimeler kullanılacağına itiraz edilebilir.

‘ERMENİ TASARISI OYLAMASI GAYRICİDDİDİR’
Yönetim olarak, ahlaki düzeyde, psikolojik düzeyde bu kadar önemli insani konuda siyasi oylamayla karar verilmesinin uygun olmadığını düsünüyoruz. Böyle bir oylama gayrıciddidir. Mantığı yoktur. İnsanların bu konuda hangi kelimeleri kullanacağına karar verebilmesi için tek yol, o insanlar arasında derin temastır. Evet siyasetçiler de rol oynayabilir ancak toplumların geniş kesimlerinin katılımı gereklidir; Türkiye, Ermenistan ve bu konuyla ilgili herkesin daha geniş katılımı. El kaldırıp, şu şudur bu budur diye oy vermek, bizce makul değil.

‘KURBANLAR ANILMALI, ETKİLENEN HALKLAR BARIŞMALI’
Günün sonunda olmasını istediğimiz iki şey var:

Kurbanlar anılmalı. Onları anmalıyız. Başkan Bush bunu yapmaya çalışıyor, her yıl 24 Nisan’da bir açıklamayla kurbanları anıyor.

Etkilenen halklar, Türkiye’dekiler, Ermenistan’dakiler, dünyanın diğer yerlerindekiler, kendi geçmişleriyle ve birbirleriyle barışmalılar. Türklerle Ermenilerin geçmişleri ortaktır. Ermeniler Anadoluluydular. Halen Anadolulular. Aynı ailenin üyeleriler.

Osmanlı tarihinde olanlara bakalım: Ermeniler İstanbul ekonomisinde kilit role sahipti. Silah imalatı, bankacılık ve ticarette faaldiler. Herkes kadar Osmanlıydılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu modern sürecinde Osmanlı İmparatorluğu denen o güzel ruhu yeniden canlandırmanın bir yolunu bulmalıyız.

‘ANKARA’DAKİ SİYASİ İRADEDEN MEMNUNUZ’
Ankara’da hissetiğimiz siyasi iradeden çok memnunuz. Seçimin serbestçe ve adil biçimde gerçekleşmesinden ve net ve dengeli sonuçtan Washington’da müthiş sevinç duyduk. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi konusunda yönetimimizin duyduğu memnuniyetten hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Sayın Gül dünya çapında bir dışişleri bakanı olduğunu zaten kanıtlamıştır. Kendisi Türk-Amerikan ilişkilerinin ilerletilmesini isteyen herkesin dostudur. Patronum Dışişleri Bakanı Rice’ın çok büyük bir çalışma partneri olmuştur. Sayın Gül büyük tutarlılığı ve stratejik vizyonu olan birisidir.

Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesinden büyük mutluluk duymadığımızı kimse söyleyemez. Kimse benim ya da bir başkasının kişisel görüşlerinin bundan farklı olduğunu söyleyemez. Benim sözlerim kimin umurunda? Hiç önemli değil. Önemli olan Türk seçmeni iradesini beyan etmiştir ve o irade de gerçeklik kazanmıştır. O iradenin Abdullah Gül’ü göstermesi daha da iyidir. Sayın Gül muhteşem bir Cumhurbaşkanı olacak.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti için planlama var. Doğaldır Başkanımızla Cumhurbaşkanı Gül de yakın zamanda biraraya gelecektir. Tam takvimi bilmiyorum ama Washington’da Sayın Gül’ün ziyareti için çok büyük bir arzu var. Tabii ki kendisi gelmek isterse.

Bu anket hepinizi şaşırtacak...


Doğrusunu söyleyeyim, ben çok şaşırdım.
Sizler de şaşıracaksınız.
Genel kanı nedir?
Türkiye'nin giderek muhafazakarlaştığı, giderek dindarlaştığı, örtünenlerin (ister türban, ister başörtü, ister çarşaf) sayılarının giderek arttığı ve ülkenin bir süre sonra Ilımlı İslam devletine dönüşeceği şeklinde, değil mi?
Kanal D Ana Haber ve 32.GÜN programı olarak bu genel algılamanın ne kadar doğru olduğunu merak ettik.
Adil Gür'ün A&G Araştırma Şirketine sorduk.
A&G'yi tanıyorsunuz. 1999-2002 ve 2004 seçim sonuçlarını hatasız bilen ve 2007 seçimlerinde de başarısını tekrarlayan şirket.
A&G, 38 il, 128 ilçede 18 yaş üstü seçmen nüfusu temsil eden 924'ü kadın, 1863 denekle, hem de yüz yüze görüşerek bu sonuçları çıkardı. Hata payı da sadece yüzde 2.
Daha da ilginci, A&G aynı soruları sorduğu ve 2003 yılında Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan anketiyle, bugünkü yeni verileri karşılaştırdı.
Bu dev anketin sonucunu Adil Gür şöyle özetledi:
"Türkiye'de başı kapalı kadınların oranında azalma var. Gençler yüksek oranda başı açık. 2003 araştırmasında da belirttiğimiz gibi, önümüzdeki yıllarda Türkiye'de örtünen kadınların oranında düzenli olarak azalma devam edecek. Yaygın kanaatin aksine, toplumda örtünme veya dindarlık artmıyor, aksine azalıyor. Sadece görünürlük artıyor. Kapalı kadınlar daha fazla sosyal hayatta yer almaya başladı. Eskiden otobüste, minibüste görmeye alıştığımız kadınlar, bugün son model arabalara binmeye, Nişantaşı'nda Bağdat Caddesi'nde alışverişe çıkmaya başladılar. Bu nedenle sayıda artış yok, algıda farklılık ve artış var. "
Şaşırdınız değil mi?
Ben de şaşırdım. Bir yandan da memnun oldum. Yavaş yavaş kaygılanmaya başlamıştım.
Galiba yorumlarımızı ve yargılarımızı buna göre yeniden gözden geçirmemiz gerekecek.

BAŞINIZI KAPATIYOR MUSUNUZ? (%)

 

MAYIS 2003

 

EYLÜL 2007

Başı Kapalı

64,2

61,4

Başı Açık

35,8

38,6

Toplam

100,0

100,0

 

 

 


Son 3,5 yılda örtünen kadın oranı yüzde 2.8 azalmış.

BAŞINI KİMLER ÖRTÜYOR?

 

BAŞI ÖRTÜLÜ

BAŞI AÇIK

Bekar

31,8

68,2

Boşanmış / Dul

65,7

34,3

Evli

70,6

29,4

Türkiye Ortalaması

61,4

38,6

 

 

 



(Türkiye'deki evli kadınların % 70,6'sı başını kapatırken bu oran bekarlarda % 31,8'e düşüyor. Başımı eşimin isteğiyle kapatıyorum demeseler de, evli kadınların başını yüksek oranda kapatması eş isteğini doğruluyor !)

EĞİTİME GÖRE

 

BAŞI ÖRTÜLÜ

BAŞI AÇIK

Diplomasız

90,8

9,2

İlkokul

79,7

20,3

Ortaokul

56,1

43,9

Lise

24,5

75,5

Üniversite

11,3

88,7

Türkiye Ortalaması

61,4

38,6

 

 

 


(Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi eğitim yükseldikçe kapanan kadınların oranı hızla azalıyor.)

YERLEŞİME GÖRE

 

BAŞI ÖRTÜLÜ

BAŞI AÇIK

Büyükşehir

44,5

55,5

Kent

62,8

37,2

Kır

74,1

25,9

Türkiye Ortalaması

61,4

38,6

 

 

 


(Türkiye'nin nüfusu en büyük ilk 8 şehrinde örtünenlerin genel ortalaması % 44,5 iken bu oran kırda -seçmen sayısı 10 binin altında olan yerlerde- % 74,1'e çıkıyor. )

BÖLGEYE GÖRE

 

BAŞI ÖRTÜLÜ

BAŞI AÇIK

Ege

50,3

49,7

Marmara

51,2

48,8

Akdeniz

54,8

45,2

İç Anadolu

67,4

32,6

Doğu Anadolu

70,3

29,7

Karadeniz

74,5

25,5

Güneydoğu

84,6

15,4

Türkiye ortalaması

61,4

38,6

 

 

 


(En az başörtülü Ege'de, en fazla ise Güneydoğu'da)

3,5 YILDA NE DEĞİŞTİ ?

 

2003 BAŞINI KAPATAN KADINLAR

2007 BAŞINI KAPATAN KADINLAR

Başörtüsü / Eşarp

77,6

77,8

Çarşaf

1,9

2,3

Türban

5,4

6,1

Yöresel örtü

15,1

13,8

TOPLAM

100,0

100,0

 

 

 


(İlk araştırmanın yapıldığı Mayıs 2003'den bu yana kadınların örtülerini nasıl tarif ettiklerine baktığımızda araştırmanın hata payı içerisinde kayda değer önemli bir değişikliğin olmadığını görüyoruz.)

Örtüsünü kim nasıl tanımlıyor ?
Yaş ;
• Yaş yükseldikçe türban diyenlerin oranı hızla azalıyor!
18-27 yaş grubunda başını kapatan kadınların % 9,3'ü kullandığım örtü türban derken, bu oran 44 yaş ve üzerinde % 3,7'ye düşmektedir.

Eğitim ;
• Eğitim yükseldikçe türban diyenlerin oranı yükseliyor! İlkokul ve daha alt eğitim gruplarında türban diyenlerin oranı % 3,8 iken bu oran orta öğrenimde % 6,8'e, üniversite mezunlarında ise % 17,9'a çıkmaktadır.

Yerleşim Tipi ;
• Büyükşehir ve kentlerde türban, kırda yöresel örtü cevapları genel ortalamanın üzerinde verilmiştir.

ÜNİVERSİTELERDE TÜRBAN YASAĞI (%)

Üniversitelerde türban yasağı kaldırılmalıdır

73,7

Üniversitelerde türban yasağı olmalıdır

26,3

TOPLAM

100,0

 

 


AÇIKLAMA:

• Kadınlar erkeklerden biraz daha yüksek oranda, üniversitelerde türban yasağının kaldırılması gerektiğini söylemiştir. (Erkekler; % 72, - Kadınlar; % 74,9)
• 18 – 27 yaş grubundaki gençler, orta ve üst yaş gruplarından daha fazla üniversitelerde türban yasağının kaldırılması gerektiğini söylemişlerdir.
• Eğitim yükseldikçe türban yasağının olması gerektiğini söyleyenlerin oranı hızla artmaktadır. Üniversite mezunlarının % 47'si üniversitelerde türban yasağının olması gerektiğini söylemiştir. Bu oran ilkokul ve daha alt eğitim gruplarında %18,8'dir.
• Eğitim ve hane halkı gelirine paralel olarak sosyal statü yükseldikçe türban yasağını savunanların oranı yükselmektedir.
• Üniversite öğrencilerinin % 51,8'i türban yasağını savunmaktadır.
• Kentlerde ve kırda yaşayanlar, Karadeniz, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayanlar üniversitede türban yasağının olmaması gerektiğini genel ortalamanın üzerinde söylemiştir.
• SP ve BBP'lilerin % 100'ü, AKP'lilerin % 91,4''ü, MHP'lilerin % 82'si üniversitelerde türban yasağının kaldırılması gerektiğini söylemiştir.

3,5 YILDA NE DEĞİŞTİ ? (%)

 

MAYIS 2003

EYLÜL 2007

Üniversitelerde türban yasağı kaldırılmalıdır

75,5

73,7

Üniversitelerde türban yasağı olmalıdır

24,5

26,3

TOPLAM

100,0

100,0

 

 

 


(Mayıs 2003'te aynı örneklemde yapılan araştırma sonuçlarıyla bu sonuçları karşılaştırdığımızda, üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasını savunanların oranında yaklaşık 2 puanlık bir azalmanın olduğu görülmektedir.)

CUMHURBAŞKANI'NIN EŞİ SORUN MU ?
SORU: Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşinin başı kapalı. Bir süredir kamuoyunda tartışmalar yapılıyor. Bazıları türbanın Çankaya'ya çıktığını ve dolayısıyla bunun sorun olduğunu, bazıları ise olmadığını söylüyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir? Sizce bu bir sorun mu, engel mi?

CUMHURBAŞKANININ EŞİ? (%)

Evet, sorun

24,1

Hayır, sorun değil

70,5

Cevap yok / fikri yok

5,4

TOPLAM

100,0

 

 



RESMİ TÖRENLERE EŞLERİNİ GÖTÜRMELİLER Mİ?
SORU: Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın başları kapalı eşlerini resmi törenlere götürüp götürmemesi kamuoyunda tartışılıyor. Sizin bu konuda ne düşünüyorsunuz, sizce eşlerini resmi törenlere götürmeliler mi?

RESMİ TÖRENLER (%)

Evet, götürmeli

51,3

Hayır, götürmemeli

37,6

Cevap yok / fikri yok

11,1

TOPLAM

100,0

 

 


AÇIKLAMA:

• Kadınlar bu soruya genel ortalamanın üzerinde cevap verememiştir. (%18,3)
• Yaş yükseldikçe götürmemeli cevabı genel ortalamanın üzerine çıkmaktadır.
• Eğitim yükseldikçe götürmemeli cevapları hızla yükselmektedir.

NAMAZ KILAR MISINIZ?
SORU: Dinin icaplarını ne kadar yerine getirebiliyorsunuz? Mesela RAMAZAN AYI DIŞINDA namaz kılar mısınız? Kılarsanız, ne sıklıkta namaz kılarsınız?

 

Düzenli kılarım

29,3

Fırsat buldukça kılarım

28,3

Cuma namazına giderim

15,7

Bayram namazına giderim

4,9

Hayır hiç namaz kılmam

21,8

Toplam

100,0

 

 

 

3,5 YILDA NE DEĞİŞTİ (%)

 

MAYIS 2003

EYLÜL 2007

Düzenli kılarım

31,6

29,3

Fırsat buldukça kılarım

25,1

28,3

Cuma namazına giderim

14,2

15,7

Bayram namazına giderim

5,1

4,9

Hayır hiç namaz kılmam

24,0

21,8

Toplam

100,0

100,0

 

 

 


• Kadınlar daha düzenli namaz kılıyor. (Kadın %38,3 – Erkek %20,1)
• Yaş yükseldikçe düzenli namaz kılanların oranı hızla artıyor. (18-27 %14,3 – 28-43 %25,4 – 44 yaş ve üzeri %49,8)
• Eğitim yükseldikçe düzenli namaz kılanların oranı hızla azalıyor. (-ilkokul %43,7 - Üniversite %13,4)
• Büyükşehirlerden kentlere ve kıra doğru gittikçe düzenli namaz kılanların oranı artıyor. )

ILIMLI İSLAM DEVLETİ Mİ OLUYORUZ?
SORU: Türkiye'nin laik devletten Ilımlı İslam devletine doğru yol aldığını söyleyenler var. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

 

ILIMLI İSLAM DEVLETİ

%

Evet,katılıyorum

31,4

Hayır,katılmıyorum

48,8

Cevap yok / fikri yok

19,8

TOPLAM

100,0

 

 



YENİ ANAYASA TÜRBAN'I SERBEST BIRAKMALI MI?

TÜRBAN SERBESTİSİ ?(%)

Evet

61,6

Hayır

26,9

Cevap yok / fikri yok

11,5

TOPLAM

100,0

 

 



REFERANDUMDA NE DİYECEKSİNİZ?

REFERANDUMDA NE DİYECEK ? (%)

Evet

45,4

Hayır

18,5

Cevap yok / fikri yok

36,1

TOPLAM

100,0

 

 



SONUÇ: TEK BİR ANKET SİYASETİ SAPTAMAZ
Bu anketi okuduktan sonra belki sizin içiniz rahatlamış, korkularınız azalmış olabilir. Ancak, tek bir anket siyaseti saptamaz. Yeterli değildir. Dikkate alınacak önemli bir veridir, o kadar.
Siyaseti, toplumların bir oluşumu, bir gelişmeyi nasıl algıladıkları şekillendirir.
"Gördünüz mü, toplumu korkutuyorlarmış, kaygıların tümü yersizmiş" diyerek, yolunuza devam edemezsiniz.
Türk toplumunun küçümsenmeyecek bir bölümünün algılaması farklı. Onlarda hala kuşku ve kaygı var.
Siyasetçi, bir kesimin farklı algılamalarını da dikkate almak ve siyasetini buna göre düzenlemek zorundadır.
İktidar "bu anket bizi doğruladı" demek yerine, farklı algılamaların önüne geçecek önlemleri düşünmelidir.

 

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 28/09/07

 

Örtülü kadın azaldı Malezya olmuyoruz!

Örtülü kadın azaldı Malezya olmuyoruz!

Türkiye'de her 100 kadından 61'i başörtülü. Örtünen sayısı artmıyor, ama örtülü kadınlar toplumsal hayata eskisinden daha fazla katılıyor

28/09/2007 RADIKAL

İSTANBUL - Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar'ın hazırladığı 32. Gün programı ve A&G şirketinin ortak bir araştırması, 'türban sorununun' fotoğrafını çekti. Araştırmaya göre, Türkiye'de başı kapalı kadın sayısında son üç buçuk yılda yüzde 2.9'luk azalma var, namaz kılanların oranı da düştü.
Araştırma, 21-23 Eylül 2007 tarihlerinde yedi bölgede, 38 il ve 128 ilçede 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 924'ü kadın toplam 1863 denekle yüz yüze gerçekleştirildi. Adana, Adıyaman, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Hatay, İçel, İstanbul, İzmir, Karabük, Kastamonu, Kayseri, Kırklareli, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Nevşehir, Osmaniye, Rize, Sakarya, Samsun, Sivas, Trabzon, Uşak ve Van'da yapılan araştırmada birçok ilginç sonuca ulaşıldı.

·  Türkiye'de her 100 kadından 61'i başını kapatıyor. Ancak araştırmaya göre 2003'ten bugüne kadar başını kapatanların oranı yüzde 2.9 azaldı.

·  Araştırmaya katılanların yüzde 73.7'si 'üniversitelerde türban yasağının aldırılmasını' istedi. Türbanın siyasi bir simge olduğunu düşünenlerin oranı sadece yüzde 19. Yüzde 70'i türbana 'siyasi simge' demiyor.

·  Araştırmaya katılanların yüzde 70.5'i Cumhurbaşkanı'nın eşinin türbanlı olmasını sorun olarak görmüyor.

·  2003'ten beri düzenli namaz kılanların sayısında yüzde 2.8'lik azalma var.

·  Ankete katılanların yüzde 50.5'i Anayasa'nın değişmesi gerektiği yönünde fikir bildirirken, yeni Anayasa'da türbana özgürlük isteyenlerin oranı yüzde 62.

Nişantaşı'na, 'Cadde'ye çıktılar


Büyütmek için tıklayınız


A&G Araştırma Şirketi'nin başkanı Adil Gür, sonuçları şöyle yorumluyor:
"Yaygın kanaatin aksine, toplumda örtünme oranı veya dindarlık artmıyor, aksine azalıyor. Sadece görünürlük artıyor. Kapalı kadınlar artık daha fazla sosyal hayatta yer almaya başladı. Eskiden sadece otobüste, minübüste görmeye alıştığımız kadınlar, bugün son model arabalara binip, Nişantaşı'nda, Bağdat Caddesi'nde alışverişe çıkmaya başladı. Bu nedenle sayıda artış yok, algıda farklılık ve artış var."
* * * * * * * * * *

Evde başı örtülü var mı?
Türkiye'deki hanelerin yüzde 74.3'ünde başını kapatan biri var. Başı kapalı olan hane sayısı 3.5 yılda yüzde 2.9 azaldı.
Soru: Bu evde yaşayan çarşıya pazara alışverişe giderken (Ramazan ayı dışında) başını kapatan kimse var mı?


* * * * * * * * * *

Gençlerde kapanma az
Kadınların yaşı yükseldikçe başını kapatanların da oranı yükseliyor.


* * * * * * * * * *

Başörtüsünü kim istiyor?
'Başımı eşimin isteğiyle kapatıyorum' demeseler de evli kadınların başını yüksek oranda kapatması, başını örtenlerde eşin etkisini doğruluyor.


* * * * * * * * * *

Kırsal 'örtünüyor'
Metropolden kıra gittikçe başını örtenlerin oranı artıyor. Türkiye'nin en büyük sekiz kentinde başını örtenlerin oranı yüzde 44.5'ken bu oran kırda yüzde 74.1.


* * * * * * * * * *

Rekor Güneydoğu'da
Bölgeler arasındaki farklara bakıldığında başı örtülülerin oranının en yüksek olduğu yerin Güneydoğu, en düşük olduğu yerinse Ege Bölgesi olduğu görülüyor.


* * * * * * * * * *

SP yüzde 100 kapalı AKP'de oran azalıyor
22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri'nde SP, AKP ve DTP'ye oy verdiğini söyleyen kadınların büyük oranda başını örttüğü görülüyor. Başı örtülü seçmen oranı en düşük olan partiyse CHP. CHP seçmeni kadınların yüzde 80.7,sinin başı açık.
Öte yandan 3 Kasım 2002 seçimlerinde AKP'ye oy veren kadınların yüzde 95'i başın, kapatırken 22 Temmuz 2007'de bunun yüzde 80'e gerilemesi dikkat çekiyor. Başka bir deyişle AKP'lilerde başı açık kadın sayısı yüzde 5'ten yüzde 20'ye yükselmiş.


* * * * * * * * * *

Türban diyen çok az
Araştırmada başını örten kadınlara ve eşi, annesi, kardeşi başını kapatanlara bu örtüyü nasıl tanımladıkları soruldu. 'Türban' diyenlerin oranı sadece yüzde 6.1. Yaş yükseldikçe türban diyen oranı daha azaldı.


* * * * * * * * * *

Başını kapatanların yüzde 64.1'i 'İnanç' diyor
Araştırmada başını örten kadınlara ve annesi, eşi, kardeşi başını örtenlere bunun nedeni soruldu. Başını kapatan kadınların yarısından çoğu bu soruya 'Dinim, inancım gereği' yanıtını verdi.
18-27 yaş grubundaki gençlerin yüzde 8.5'i eşinin veya aile büyüğünün isteği nedeniyle başını örttüğünü söylüyor.
Bekârların da yüzde 17.1'i aile büyüklerinin isteği doğrultusunda örtünüyor.
Büyük kentlerden kırlara doğru gittikçe gelenek nedeniyle başını örttüğünü söyleyenlerin oranı da yükseliyor.


* * * * * * * * * *

Türban siyasi simge mi? Yasak kalksın mı?
Araştırmaya katılanların yüzde 69.'3'üne göre türban siyasal bir simge değil. Türbanı siyasal bir simge olarak gördüğünü söyleyenların oranı yüzde 18.7'de kaldı.
Üniversitede türban yasağını savunanların oranıysa yüzde 26.3. 'Kaldırılsın' diyenlerin oranı yüzde 73.7'yi buluyor.
SP ve BBP'lilerin yüzde 100'ü, AKP'lilerin yüzde 91.4'ü, MHP'lilerinse yüzde 82'si üniversitede türban yasağı kalksın istiyor. Araştırma sonuçları Mayıs 2003'le karşılaştırıldığında türban yasağı kalksın diyenlerin oranının yüzde 2 düştüğü görülüyor.


* * * * * * * * * *

Hayrünnisa Gül'ün Çankaya'ya çıkması
Araştırmaya katılanlara "Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Gül'ün eşinin başı kapalı. Bir süredir kamuoyunda tartışmalar yapılıyor. Bazıları türbanın Çankaya'ya çıktığını ve dolayısıyla bunun sorun olduğunu, bazılarıysa sorun olmadığını söylüyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir" diye soruldu.
Katılanların çoğunluğu Hayrünnisa Gül'ün Çankaya'ya çıkmasında bir sorun olmadığını söyledi. Ancak eğitim düzeyi yükseldikçe sorun olarak nitelendirenlerin oranının da yükseldiği gözlendi. CHP'lilerin yüzde 75.7'si 'sorun' olarak gördü.


* * * * * * * * * *

3.5 yılda ne değişti?
Araştırmaya katılanlara kendilerini mühafazakâr olarak görüp görmedikleri de soruldu. Evet diyenlerin oranı yüzde 24.8, hayır diyenlerin oranıysa yüzde 34.2 oldu. 2003 ve 2007 sonuçları karşılaştırıldığında muhafazakarım diyenlerin oranı arttı.

 

 

Dikmen'de mezar gizemi

YENİ KAYIPLAR EKİMDE AİLELERİNE TESLİM EDİLECEK... Kıbrıs'taki Türk ve Rum kayıpların bulunması için uzun süreden beri kazı ve kimlik tespit çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, kimlik tespiti tamamlanan yeni kayıpları ekim ayında ailelere teslim etmeyi planlıyor

Kıbrıs'taki Türk ve Rum kayıpların bulunması için uzun süreden beri kazı ve kimlik tespit çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Dikmen'de yaptığı kazılarda 5 kayıp kalıntısının bulunduğu ve analiz için laboratuara gönderildiği açıklandı. Kalıntıların kayıp şahıs olup olmadıkları henüz bilinmiyor.

Bu arada Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, kimlik tespiti tamamlanan yeni kayıpları ekim ayında ailelere teslim etmeyi planlıyor.

Bugüne kadar 19'u Türk, 38'i de Rum olmak üzere toplam 57 kaybı kimlik tespitlerinin ardından ailelere teslim eden komite, toplu veya münferit kazılardan çıkarılan 320 kayba ait kalıntıları antropoloji ve DNA testleriyle kimlik tespitinin ardından ailelere teslim edecek. Kimlik tespitiyle ilgili çalışmaların tamamlanmasıyla ekim ayı içinde bir grup kaybın daha ailelere teslim edilmesi planlanıyor.

Her kayıp için yaklaşık 3 aylık teknik bir süreçle kimlik tespiti yapılabiliyor.

Kazılardan çıkarılan kayıpların kimliklerinin belirlenmesi için çalışmalar sürerken, kazılar da iki tarafta planlı bir şekilde devam ediyor.

Kuzey Kıbrıs'ta Balıkesir, Güney Kıbrıs'ta ise Taşkent kayıplarının bulunması için Yerasa bölgesindeki kazıların sürdüğünü bildiren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden P. Küçük, bir ihbar üzerine Dikmen'de yapılan kazının ise sona erdiğini anlattı.

Balıkesir'deki kazılarda bugüne kadar 3 kişiye ait kalıntılara ulaşıldığını, 42 Taşkent şehidinin arandığı Yerasa bölgesindeki kazılardan ise bugüne kadar 20'yi aşkın kaybın kalıntısının bulunduğunu bildiren Küçük, her iki toplu mezardaki çalışmaların sürdüğünü bildirdi.

Dikmen'de kuyu açmaya çalışan bir vatandaşın ihbarı üzerine program dışı yapılan kazıdan ise 5 kişiye ait kalıntıların bulunduğunu söyleyen Küçük, kalıntıların analiz için laboratuara gönderildiğini anlattı.

Dikmen'de bulunan kalıntıların kayıp şahıslara ait olup olmadığı konusunda ellerinde veri bulunmadığını söyleyen Küçük, kalıntılarda yapılacak laboratuar analizleri ve eski haritalarla birlikte bölgeyle ilgili araştırmanın ardından burada bulunan kalıntıların kaynağının belirleneceğini kaydetti.

Resmi kayıtlara göre 502'si Türk, 1468'i de Rum olmak üzere Kıbrıs'ta kayıtlı 2 bin civarında kayıp bulunuyor.

BM Genel Sekreteri'nin temsilcisi Christophe Girod başkanlığındaki Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nde Kıbrıs Türk tarafını Gülden Plümer Küçük, Rum tarafını ise Elias Georgiades temsil ediyor.

KIBRIS 28/09/07

 

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice: Kıbrıs'a yardımcı olmaya hazırız

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Kıbrıs konusunda her zaman yardımcı olmaya hazır olduklarını söyledi.

TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, New York'taki temasları kapsamında ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs sorununa da değinildi.

Kıbrıs konusunda Türk tarafının görüşlerini aktaran ve Rum tarafının adeta "ayak sürüdüğünü" ifade eden Babacan'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın dile getirdiği önerileri vurguladığı bildirildi.

Bunun çok zor bir konu olduğunu bildiğini, Annan Planı sürecini gayet iyi izlediğini ve kendisinin de yakın zamanda Talat'tan bizzat bilgi aldığını anlatan Rice'ın, bu sorunun çözümü konusunda her zaman için yardımcı olmaya hazır olduklarını ifade ettiği öğrenildi.

KIBRIS 28/09/07

 

Londra'da 3 ayda 5 Türk genç intihar etti

Eylem ERAYDIN/ LONDRA

Londra'da geçtiğimiz ay içerisinde 5 gencin intihar ettiğine dikkati çeken Kıbrıslı Türk Dr. Teoman Sırrı, bir basın toplantısı düzenleyerek, ailelerin ve toplumsal kuruluşların bu konuda harekete geçmesi gerektiğini bildirdi.

Son yıllarda gençler arasında intihar olaylarının arttığına işaret eden Dr. Teoman Sırrı, durumun çok ciddi olduğuna dikkat çekerek, ailelerin yanı sıra, sivil toplum ve sosyal kuruluşlara çok önemli görev düştüğünü belirtti.

Göçmen toplumlarda intihar olaylarının yüksek olduğunu hatırlatan Dr. Teoman Sırrı, "Son üç ay içerisinde 5 gencimizin intihar ederek hayatına son vermesi, Türk toplumunda ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor" dedi.

Kişiyi intihar etmeye yönelten birçok sebep bulunmakla birlikte bunun bir çözüm olmadığını anlatan Sırrı, aile ve sivil toplum kuruluşlarının konu üzerinde ciddiyetle durması gerektiğini ifade etti.

Yaptığı araştırmada son üç ay içerisinde intihar ederek hayatına son veren 5 gencin de Alevi ve Kürt kökenli olduğuna dikkat çeken Sırrı, "Bu gençleri intihar etmeye yönelten sebepler ciddi bir şekilde araştırılmalı ve gereken tedbirlere başvurulmalı. Topluma yönelik hizmet veren kuruluşlar herşeyi bir kenara bırakıp bu konu üzerinde yoğunlaşmalı" diye çağrıda bulundu.

Bazı toplumlarda intiharın bir kültür olduğunu Japonya örneğini vererek anlatan Sırrı, "Ancak bizim toplumda intiharı teşvik eden bir kültürel yapılanma sözkonusu değil. Tam aksine, İslamiyet intiharı yasaklıyor. O zaman bu gençler niçin intihar ediyor. Aileler bunun üzerinde kafa yormalı" diye konuştu.

İntihar etmeye teşebbüs edenler için Londra'da çeşitli kuruluşların hizmet verdiğini hatırlatan Dr. Sırrı, Samaritans, Mind ve Maytree gibi kuruluşlara 020 7263 7070 numaralı telefondan ulaşılabileceğini sözlerine ekledi.

KIBRIS 28/09/07