Lillikas: Ankara tehditleri bırakmalı

Rum Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi olabileceğini göstermek için önce komşularını tehdit etmeyi bırakması gerektiğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 14:57 TSİ 19 Şubat 2007 Pazartesi

LJUBLİANA - Kıbrıs Rum kesimi, petrol arama kararına sert tepki gösteren Ankara’ya eleştirilerini sürdürüyor. Slovenya’yı ziyaret eden Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas, “Türkiye, Avrupa ülkesi olabileceğini göstermek istiyorda, önce komşularını tehdit etmeyi bırakmalı” dedi.

Lillikas, Lübnan ve Mısır’la imzaladıkları petrol arama anlaşmalarının uluslararası deniz hukukuna uygun olduğunu savundu. Hiçbir ülkenin bu anlaşmalara müdahale hakkının olmadığını vurgulayan Rum bakan, “Hak iddia eden Lahey’deki uluslararası mahkemeye başvursun” dedi.

Slovenya Dışişleri Bakanı Dimitri Rupel ise, ülkesinin Rum kesiminin tutumunu desteklediğini ve Türkiye’nin AB üyeliği konusunda Rum kesimiyle hemfikir olduğunu açıkladı.

 

İslam ülkeleri izolasyonları kaldırma kararı aldı

DİREKT SEFERLER, KÜLTÜREL VE SPORTİF FAALİYETLER... İhsanoğlu, 2 gün önce Malezya'da tamamlanan İKT Parlamentolar Arası Birlik Toplantısı'nda izolasyonlarla ilgili önemli kararlar alındığını açıkladı. Ekmeleddin İhsanoğlu, "İzolasyonların kaldırılması, direkt seferlerin başlatılması, Kıbrıs Türk halkı ile tüm İslam ülkeleri arasında ekonomik, kültürel, sosyal ve sportif bağlantıların başlatılması ve yoğunlaştırılması gibi önemli kararlar alındı" dedi

"TEORİDEN UYGULAMAYA GEÇMEK İÇİN"... İKT'nın geçmişte dışişleri bakanları seviyesinde yapılan toplantılarda buna benzer kararlar aldığına da işaret eden İhsanoğlu, şöyle devam etti: "Şimdi gerek hükümetler, gerekse meclisler bu kararları almış bulunuyor. Burada önemli olan, bu kararların fiiliyata dönüştürülmesi, yani teorik halinden uygulanabilir hale getirilmesidir. Bu da başta Kıbrıs Türk halkı ve hükümetinin yoğun çabalarına ihtiyaç göstermektedir. Çünkü bu kararların kendiliğinden gerçekleşmesi beklenemez"

İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, İKT Parlamentolar Arası Birlik Toplantısı'nda, KKTC'ye uygulanan sosyal, ekonomik, kültürel ve sportif ambargoların kaldırılması yönünde karar alındığını belirterek, bu konuda Kıbrıs Türk halkına ve hükümetine önemli görev düştüğünü söyledi.

İKT Genel Sekreteri İhsanoğlu bu açıklamayı, dün Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun onuruna verdiği Karaoğlanoğlu'ndaki Missina Restoran'daki öğle yemeğinde yaptı.

İhsanoğlu daha sonra devlet ve hükümet yetkilileri tarafından kabul edildi.

Yakın Doğu Üniversitesi'nde (YDÜ) bugün başlayacak çevre konulu uluslararası konferansa katılmak amacıyla dün KKTC'ye gelen İhsanoğlu'na, Danışmanı Ufuk Gökçen ve İslam Konferansı Teşkilatı İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırmaları Direktörü Halit Eren eşlik ediyor.

İhsanoğlu'nu Ercan Havalimanı'nda Başbakan Ferdi Sabit Soyer karşıladı.

Ekmeleddin İhsanoğlu burada basına yaptığı açıklamada, KKTC'ye ilk kez İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri sıfatıyla geldiğini belirtti. İhsanoğlu, daha önce yüksek seviyeli bir heyetin KKTC'de temaslar yaptığını, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın da İKT'ye ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlattı.

İki yıldan bu yana "Kıbrıs Türk Devleti" ve teşkilat arasında önemli gelişmeler kaydedildiğini belirten İhsanoğlu, var olan siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkileri daha ileriye götürerek haksız ambargonun bir an önce kalkmasını arzuladıklarını vurguladı.

Yapılan ziyaretle, İslam Konferansı'na üye ülkelerin siyasi iradelerini belli ettiklerini kaydeden İhsanoğlu, "Ümitli, arzulu bir şekilde geldim, inşallah başarılı bir gezi yapacağız" şeklinde konuştu.

Önemli açıklama öğle yemeğinde geldi

İhsanoğlu, dün Meclis Başkanı Ekenoğlu'nun onuruna verdiği öğle yemeği öncesinde yaptığı konuşmada, Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da Cuma günü tamamlanan İKT Parlamentolar Arası Birlik Toplantısı'nda önemli kararlar alındığını söyledi.

İKT'nin son iki yılda Kıbrıs Türk halkının haklı davasını desteklediğini belirten İhsanoğlu, şöyle konuştu:

"Malezya'da bir gün önce biten Parlamentolar Gurubu, önemli kararlar almıştır. İzolasyonların kaldırılması, direkt seferlerin başlatılması, Kıbrıs Türk halkı ile tüm İslam ülkeleri arasında ekonomik, kültürel, sosyal ve

sportif bağlantıların başlatılması ve yoğunlaştırılması gibi önemli kararlar aldı."

Türk halkı ve hükümetine büyük görev düşüyor

İKT'nın geçmişte dışişleri bakanları seviyesinde yapılan toplantılarda buna benzer kararlar aldığına da işaret eden İhsanoğlu, şöyle devam etti:

"Bu daha önemli bir nokta. Şimdi gerek hükümetler, gerekse meclisler bu kararları almış bulunuyor. Burada önemli olan bu kararların fiiliyata dönüştürülmesi, yani teorik halinden uygulanabilir hale getirilmesidir. Bu da başta Kıbrıs Türk halkı ve hükümetinin yoğun çabalarına ihtiyaç göstermektedir. Çünkü bu kararların kendiliğinden gerçekleşmesi beklenemez."

Bazı ülkelerin hedef olarak alınması ve bu ülkelerle yoğun temaslara geçilmesinin önemini de vurgulayan Ekmeleddin İhsanoğlu, gerek parlamentolar arası ve hükümetler seviyesinde, gerekse sivil toplum örgütleri arasında bu girişimlerin önemine dikkat çekti.

Teşkilatın kurulduğu günden beri Kıbrıs Türk halkının mücadelesine en büyük desteği veren en önemli kuruluş olduğunu belirten İhsanoğlu, İKT'nın BM'den sonra üye sayısı bakımından en büyük, dünyada önemi ve sözü olan bir teşkilat olduğunu vurguladı.

İKT olarak izolasyonların kaldırılması yönünde tam destek sözü veren İhsanoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Şemsiye teşkilat olarak bu kararların uygulanması için elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Çünkü bu Kıbrıs Türkünün yaşama hakkına bir destek, elinden zorla alınan hakları, zorla uygulanan izolasyonları kaldırmak bizim için bir şeref mücadelesidir."

Ekenoğlu: İslam ülkeleri sıkı işbirliği içerisine girmeli

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu da, İhsanoğlu ve ekibini ağırlamaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, Malezya'nın başkentinde yapılan İKT toplantısından sonra KKTC'yi ziyaret etmesinin önemini ifade etti.

Malezya'da, uçuşlar da dahil izolasyonların kaldırılması yönünde alınan kararın sevindirici olduğunu belirten Ekenoğlu, "İslam ülkeleri ile sıkı işbirliği içerisine girerek, bunun takipçisi olacağız. İzolasyonların kalkması ve direkt uçuşların başlaması doğrultusunda çalışmalar sürdüreceğiz, inşallah başarırız" dedi.

KIBRIS 19/02/07

 

İzolasyonların kaldırılması kararlarını uygulayacağız

BU GÖREVİ YERİNE GETİRECEĞİZ"... "2006 Aralık ayındaki AB Dışişleri Bakanları Konseyinde, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ekonomik izolasyonun kaldırılmasına yönelik doğrudan ticaret başlatılması konusundaki düzenlemeyle ilgili müzakerelerin Almanya dönem başkanlığı sırasında başlatılması kararlaştırıldı. Dönem başkanı olarak, ortaklarımızla yakın işbirliği içerisinde bu görevi yerine getireceğiz"

Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Almanya'nın Başbakanı Angela Merkel, ülkesinin Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ekonomik izolasyonların kaldırılması konusunda alınan kararları uygulayacağını belirtti.

Merkel, Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesindeki demecinde, Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs konusuna da değindi.

Merkel, "2006 yılının aralık ayındaki AB Dışişleri Bakanları Konseyinde, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ekonomik izolasyonun kaldırılmasına yönelik doğrudan ticaret başlatılması konusundaki düzenlemeyle ilgili müzakerelerin Almanya dönem başkanlığı sırasında başlatılması kararlaştırıldı. Dönem başkanı olarak, ortaklarımızla yakın işbirliği içerisinde bu görevi yerine getireceğiz" diye konuştu.

Türkiye'nin AB süreciyle ilgili olarak da değerlendirmede bulunan Merkel, "AB ile Türkiye'nin yakın bağlılığının herkesin çıkarına" olduğunu söyledi.

"AB'nin, Türkiye'nin üyeliği konusunda daha önce varılan anlaşmaları uyguladığını" ifade eden Merkel, bu konuda ilerleme kaydedilmesi için, Türkiye'nin de yerine getirmesi gereken koşullar bulunduğunu söyledi.

Merkel, "Türkiye ile üyelik müzakereleri, 2005 yılında tüm üye ülkeler tarafından oybirliği ile alınan belirli bir karar temelinde başlatıldı. Müzakereler ucu açık bir şekilde sürüyor. Çünkü, AB'nin bünyesine yeni üye kabul etme konusundaki kendi olanaklarının dışında, üye olacak devletin AB'ye katılımıyla ilgili yeterliliği de açık bir şekilde kanıtlanmalıdır" diye konuştu.

Merkel, demecinde, "Türkiye'nin üyelik süreci ile ilgili bazı yükümlülüklerini getirmemesi nedeniyle geçen aralık ayında müzakerelerin bir bölümünün durdurulduğunu" söyledi.

KIBRIS 19/02/07

 

 

Kıbrıs Türkünün haklı mücadelesine destek olan en önemli örgüt

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ve beraberindeki heyeti kabul etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İKT'yi "Kıbrıs Türkünün haklı mücadelesine destek olan en önemli örgüt" olarak nitelendirdi.

İKT'nin Kıbrıs Türk halkına büyük cesaret verdiğini ifade eden Talat, "Kıbrıs Türk halkının geleceğe daha büyük bir umutla bakmasını sağlayan, önemli bir destektir. Kıbrıs Türk halkının önünü açacak umuttur" dedi.

Kıbrıs Türkünün izolasyonların kaldırılması ve dünya ile kucaklaşma yönünde verdiği mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğini vurgulayan Talat, "Biz tabii ki barış istiyoruz, adanın birleşmesini istiyoruz, bunun için uğraştık, çaba ortaya koyduk" dedi.

Kıbrıs Türkünün bu yöndeki tutumunu sandıkta da gösterdiğini anlatan Talat, "Belki dünyanın en doğrudan demokrasi örneğidir... Biz self-determinasyon hakkımızı kullanarak Kıbrıs sorununun çözümünü istedik. Kıbrıs'ın Birleşik Kıbrıs çatısı altında AB'ye katılmasını istedik" dedi.

Bunun gerçekleşmemesinin sorumlusunun Kıbrıs Türkleri olmadığını söyleyen Talat, AB üyesi olan ve Kıbrıs Türkleri ile güç paylaşımından kaçınan Rum kesiminin karşı görüşlerinden dolayı Birleşik Kıbrıs hedefinin gerçekleşemediğini anlattı.

Tecrit altında tutulmayı kabul edemiyoruz

İzolasyonların kaldırılması yönünde mücadele verirken, Kıbrıs sorununa yönelik var olan politikadan vazgeçmediklerini de vurgulayan Talat, "Kıbrıs sorununun çözümünü beklerken de tecrit altında tutulmayı kabul edemiyoruz, hazmedemiyoruz, benimseyemiyoruz. Çünkü bu büyük bir haksızlık" dedi.

Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs Türklerine karşı tavrını eleştiren Talat, "Nerede küçük bir nefes borusu bulsa orayı kapatmak için Rum kesimi adeta yarışıyor" dedi.

Rum kesiminin, İKT üye ülkelerinde sürekli faaliyet halinde olduğunu da belirten Talat, Rum tarafının bu ülkelerin KKTC ile olan ilişkilerini sürekli durdurma çabası içerisinde olduğunu söyledi.

Talat, "Bunlar büyük haksızlıklardır, ben biliyorum ve inanıyorum ki İKT ve üye devletleri, Kıbrıs Rum kesiminin bu haksız davranışına hak vermemiştir, vermeyecektir de" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, İhsanoğlu'nun KKTC ziyaretinin, Kıbrıslı Türklere, Kıbrıs'ta ve dünyada barışa güç verdiğini de söyledi.

İhsanoğlu: İKT elinden gelen desteği her zaman verecek

İKT Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu da, teşkilatın Genel Sekreteri seçilmesinden sonra KKTC'ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu ve bundan mutluluk duyduğunu ifade etti.

İKT'nin Kıbrıs Türklerinin haklı davasında her zaman yanında olduğunu vurgulayan İhsanoğlu, teşkilatın adadaki eşit siyasi hakların ve tarihi hakların korunması, Kıbrıslı Türklerin insanlık ailesi içerisinde kendilerine ait olan yeri almaları için elinden gelen desteği her zaman vereceğini söyledi.

İhsanoğlu, İKT olarak hedeflerinin, Kıbrıs'taki siyasi çözümün uluslararası camiada kabul görmesi, Kıbrıslı Türklerin eşit ve uluslararası anlaşmalardan doğan tüm haklarını elde etmesi, siyasi ve ekonomik izolasyonunun kaldırılması olduğunu kaydetti.

Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da önceki gün tamamlanan İKT Parlamentolar Arası Birlik Toplantısı'nda izolasyonların kaldırılması yönünde alınan kararın da bu yönde olduğunu vurgulayan Ekmeleddin İhsanoğlu, geçmişte İKT Dışişleri Bakanları toplantısında alınan karalara ek olarak KKTC'ye direk seferlerin başlatılması yönünde de karar aldıklarını kaydetti.

İhsanoğlu, KKTC'nin İKT üyeleri ile aktif bir münasebete girerek izolasyonları kırma, ekonomik işbirliğini geliştirme, sosyal-sportif ve kültürel alanda dünyayla kucaklaşma mücadelesi vermesi gerektiğini vurguladı. İhsanoğlu,"İslam dünyası, kamuoyu, Kıbrıslı Türklerin meşru haklarını ve barış mücadelelerini canı gönülden desteklemektedir" dedi.

Kıbrıs davasının sürüncemede bırakılması anlaşılmaz

Uluslararası camianın büyük gayretler göstererek Kıbrıs Türklerinden daha az haklara sahip toplumların sorunlarını çözerken Kıbrıs davasının çözümlenmediğine işaret eden İhsanoğlu, "Kıbrıs davasının böyle sürüncemede bırakılması anlaşılmazdır" diye konuştu.

İhsanoğlu, şöyle devam etti:

"Asya'da Afrika'da, Avrupa'da son 20 sene içerisinde, az çok benzer birçok problemin çözülmüş olması ve oradaki insanların haklarının tanınmış olması, hatta bağımsızlıklar kurulması gündeme gelmişken, bu kadar hür, bu kadar milli iradeye saygılı, demokratik esaslara saygılı olarak seçilmiş, kurulmuş bir iradenin,bu kadar zalimane tavra maruz kalması da anlaşılmaz bir husustur."

Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeden sonra İhsanoğlu ve heyeti onuruna Cumhurbaşkanlığı'nda bir de yemek verdi.

KIBRIS 19/02/07

 

Linden: İzolasyonlar kalkmalı

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene van der Linden, Kıbrıslı Türklere izolasyonların kalkması gerektiğini ve AB’nin de bu konuda verdiği sözleri tutması gerektiğini söyledi.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 11:31 TSİ 20 Şubat 2007 Salı

LEFKOŞA - Türk ve Rum liderlerle görüşmek için 3 günlüğüne Kıbrıs’a giden Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene van der Linden, NTV’nin sorularını yanıtladı.

Kıbrıs’ta çözümün gerekli olduğunu ve bunun tüm tarafların çıkarına hizmet edeceğini vurgulayan Hıristiyan Demokrat parlamenter, öncelikle AB’nin verdiği sözleri tutması gerektiğini söyledi.

Bu konuda Türkiye’nin de yükümlülükleri bulunduğuna işaret eden Rene van der Linden, sorunun BM çatısı altında çözüleceğini, AB’nin de bu sürece katkı sağlayacağını kaydetti.

Kıbrıslı türklere yönelik izolasyonların kaldırılması gerektiğini belirten Meclis Başkanı, AB’nin izolasyonların kaldırılması konusunda artık Kıbrıs Türklerini desteklemesi gerektiğini söyledi.

KKTC’de yapılan son kamuoyu yoklamasında halkın yüzde 65’inin iki ayrı devlet istemesini de değerlendiren Linden, “Kamuoyu ortak bir geleceğin zorlaştığına inanıyorsa birlikte hareket etmek daha da zorlaşacaktır. İki taraf da bölünmüş bir Kıbrıs’ın büyük bir yanlış olacağının bilinciyle hareket etmelidir. Tarafların çözüm yönünde çaba sarfetmesi, gelecek kuşakların yararına olacaktır” diye konuştu.

Hollandalı parlamenter Türkiye’nin AB sürecine de değindi ve “Türkiye, bazı Avrupa ülkelerinin kendisini birliğin dışında tutmak için bahane aradığı izlenimine kapılabilir. Biz Türkiye’nin bu izlenime kapılmasını önlemeye çalışıyoruz. Ankara’ya adil davranarak güven yaratmayı hedefliyoruz” dedi.

Van der Linden, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve diğer Rum yetkililerle görüşecek. Linden, yarın da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı makamında ziyaret edecek.

Atina: "Türkiye'nin tavrı tahrik edici"


20 Şubat, 2007 14:53:00 (TSİ) CNN TURK

Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis, ''Yunan hükümetinin ılımlı bir dış politika izlediğini, ancak Türkiye'nin süregelen tahrik edici tavrını görmezden gelmediğini'' söyledi.

Atina'da yayımlanan Apoyevmatini gazetesine demeç veren Meymarakis, ''Casus Belli (savaş nedeni) tehdidinin ve Yunan hava sahasıyla karasularının Türkiye tarafından ihlal edilmesinin, karşılıklı işbirliği ve anlayış çabalarına yardımcı olmadığını'' belirtti.
 
Meymarakis, ''Türkiye'nin, Kıbrıs'ın (Rum) Doğu Akdeniz'de petrol-doğalgaz arama niyetine yönelik tezleri, uluslararası hukuk kurallarına aykırı olduğu kadar iyi komşuluk ilişkileri ve barışçı işbirliği ile de uyumsuzdur. Öte yandan ekonomik kalkınmayı da frenlemektedir'' dedi.
 
Atina'nın bu gelişmeleri yakından izlediğini kaydeden Yunan Bakan, ''Türkiye'nin bölge istikrarını göz önünde bulundurarak iyi niyet göstereceğinin umulduğunu da'' söyledi.
 
Bu arada Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden, Kıbrıs Rum kesimindeki temasları çerçevesinde Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ile ayrı ayrı görüştü.
 
Rum radyosunun haberine göre, Linden, Güney Kıbrıs'ta yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ta iki toplum arasında barışa katkı sağlamak amacıyla geldiğini ifade ederek, karşılıklı temasların yapılması yönünde çaba harcayacaklarını söyledi.
 
Linden, yarın KKTC'ye geçerek, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşecek.
 
Linden'in, KKTC Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer ve Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos ile ortak görüşme yapması da bekleniyor.

 

 

İngiltere'den Türkiye'ye 'sağlam' destek


      İngiltere Avam Kamarası Başkanı Jack Straw, İngiliz hükümeti ve parlamentosunun Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine destek konusunda son derece sağlam bir duruş sergilemeyi sürdürdüğünü söyledi.
      Straw, İşçi Partisi’nin Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kuzey Enfield bölgesinin milletvekili olan göçten sorumlu İçişleri Bakan Yardımcısı Joan Ryan’ın Türk toplumunun ileri gelenleriyle bir araya gelmek üzere parlamentoda düzenlediği toplantıya katıldı ve bir konuşma yaptı.
      Kendisine Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemdeki en büyük başarısı olarak neyi gördüğüne dair sorular yöneltildiğini anlatan Straw, bu soruya her zaman Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin başlatılması kararının alındığı AB zirvesinde oynadığı rol olduğunu belirterek yanıt verdiğini ifade etti.
      Türkiye’nin AB üyeliğine ilk başvurusunu 1960’lı yıllarda yaptığını hatırlatan ve Gümrük Birliği üyeliği sürecine dikkat çeken Straw, Türkiye’nin her zaman batının ve Avrupa’nın yakın bir müttefiki durumunda bulunduğunu, NATO’nun güçlü bir üyesi olduğunu ve soğuk savaş yıllarında önemli bir cephe görevi üstlendiğini söyledi.
      Avrupa Birliği’nin bir değerler bütünü olduğunu ve Türkiye’nin de özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 4-5 yılda önemli bir reform sürecini başarıyla gerçekleştirerek bu değerler bütünüyle entegrasyonda önemli mesafeler katettiğini belirten Straw, KKTC’ye uygulanan izolasyonlar konusuna da değindi.
      Straw, Dışişleri Bakanlığı döneminde yaşadığı en büyük hayal kırıklığının Annan planının adanın kuzeyinde kabul edilmesine rağmen güneyinde edilmemesi olduğunu belirtti. Straw, adanın iki kesiminde yapılan referandumların ardından AB tarafından alınan izolasyonların kaldırılması kararına dikkat çekerken, halihazırda KKTC’ye yönelik izolasyonun kaldırılmasının mümkün olamadığına işaret etti. Straw, bu konuda KKTC halkının yaşadığı hayal kırıklığını paylaştıklarını belirtirken, İngiltere hükümetinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uygulanan izolasyonların kaldırılması için elinden geleni yapmayı sürdüreceğini de vurguladı.
      Straw, toplantıda yaptığı konuşmanın ardından da salondakilerle tek tek tokalaşarak tanıştı ve sohbet etti.
      Jack Straw, bu sırada terör örgütü PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan’ın yazdığı kitabın tanıtımının bu akşam Avam Kamarası’nda yapılacağını hatırlatan ve "Sizce bu adil mi?" diye soran gazeteciye kaçamak bir şekilde, "Bu konuda bilgi edinmem gerek. Sorunuzu ancak bundan sonra yanıtlayabilirim" yanıtını verdi.
      Bu arada, duruma müdahale eden Joan Ryan, Avam Kamarası Başkanını ortamdan hızla uzaklaştırdı.
      Toplantıda konuşan Kuzey Enfield milletvekili ve İçişleri Bakan Yardımcısı Joan Ryan, Türk toplumunun İngiltere’de en hızlı büyüyen azınlıklar arasında bulunduğuna dikkat çekti ve Türklerin seçmen kütüklerine kayıt yaptırmakta isteksiz tutumuna karşı çıktı. Oy kullanmadan demokratik sürece dahil olmanın mümkün olmadığını vurgulayan Ryan, Türk toplumundan mutlaka seçimlerde oy kullanmaları ve böylece demokratik süreç içinde "seslerini duyurmalarını" istedi.
      Ryan, İngiltere’de yaşayan Türklerin eğitim entegrasyon gibi sorunlarına da dikkat çekti ve dil sorununun aşılması ve entegrasyonun önündeki engellerin kaldırılması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Ryan, sorunların aşılmasında hafta sonlarında eğitim yapan Türk okullarının son derece önemli katkılarının sürmesi gerektiğini de ifade etti.
      Toplantıya katılan Türk toplumunun ileri gelenleri de gerek Straw gerekse Ryan ile yaptıkları sohbetlerde sorunlarını dile getirdiler ve hükümetten beklentilerini ortaya koydular.

MILLIYET 20/02/07

 

Kırgızistan Kültür Bakanı Sultan Raev, KKTC'ye geldi

Ercan Havaalanı'ndan KKTC'ye gelen Raev ve 3 milletvekilinden oluşan heyet, 22 Şubat tarihlerine kadar, cumhurbaşkanı ve başbakan da dahil olmak üzere devlet ve hükümet yetkililerine resmi ziyaretlerde bulunacak.

Ziyaret, İki ülke arasındaki mevcut kültürel işbirliğinin geliştirilmesi amacını taşıyor. Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, konuk bakan ile bu çerçevede dün saat 14.00'te çalışma toplantısı yaptı.

Sultan Raev dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'nu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i ve Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak'ı ziyaret etti.

Talat'a ziyaret

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC ile Kırgızistan arasındaki yakın kardeşçe bağların ve dayanışmanın bazı ülke ve kuruluşlarca engellenmeye çalışılmasını yakından izlediklerini ve buna karşı Kırgızistan'ın çok tutarlı, kararlı ve onurlu duruş sergilemesinden büyük mutluluk duyduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kırgızistan Kültür Bakanı Sultan Raev'i ve aralarında milletvekillerinin de bulunduğu beraberindeki heyeti kabul etti.

Raev, ziyarette yaptığı konuşmada son iki yıl içinde Kırgızistan bile Kuzey Kıbrıs arasında çok güçlü, sağlam bir işbirliği köprüsü kurulduğunu söyledi.

Bu işbirliği köprüsüne karşı bazı yabancı ülkelerden büyük tepkiyle karşılaşmalarına rağmen işbirliğini sürdürdüklerini vurgulayan Kırgız Kültür Bakanı Sultan Raev, Orta Asya'daki Türki cumhuriyetlerin düzenledikleri konferansta, tüm ülkelerin de Kuzey Kıbrıs için aynı fikirleri taşıdıklarını ortaya koyduklarını ve benzeri konferansları sürdürme kararı aldıklarını belirtti.

Sultan Raev, Kırgızistan halkını Kuzey Kıbrıs hakkında bilgilendirmek için medya yoluyla çalışmalar yaptıklarını, geçtiğimiz yıl Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden milletvekillerinin de ülke hakkında bilgiler edindiğini; 2005 yılında Cumhurbaşkanlığı'na seçilen Mehmet Ali Talat'ı desteklediklerini anlattı.

Kırgızistan Kültür Bakanı Sultan Raev, iki ülke arasında kurulan işbirliği köprüsünün daha da geliştirilmesi, yıkılmaması için her zaman birlikte çalışmaya hazır olduklarını vurgulayarak "Çünkü aynı kandan insanlarız" dedi.

Onurlu duruş

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da konuşmasında, Kırgızistan ile yakın, kardeşçe bağlar kurduklarını, aynı köklerden gelen halklar olarak güzel bir dayanışma başlattıklarını söyledi.

Kıbrıs Türk halkını dünyadan izole eden, baskı altına alan birtakım ülke ve kuruluşların Kırgızistan'ı engelleme girişimlerini yakından izlediklerini, bu yönde yapılanları gözlemlediklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, "Buna karşın Kırgızistan'ın çok tutarlı, kararlı ve onurlu duruş sergilemesinden hem çok büyük mutluluk duyuyoruz; hem de Kırgızistan'ın tüm yöneticilerine ve halkına teşekkürü bir borç biliyoruz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iki ülke arasındaki kültürel ilişkilerin uzun yıllardır TÜRKSOY çerçevesinde devam ettiğine işaret ederek, bunun, şu anda yürütülen kardeşlik ilişkilerinin de temelini oluşturduğunu, bundan sonra da hem kültürel hem diğer alanlarda çalışmaları devam ettireceklerini vurguladı.

Talat, ziyaretinden dolayı Kırgızistan Kültür Bakanı Sultan Raev'e teşekkür etti ve Kırgız halkına sevgi ve selamlarını iletti.

Ekenoğlu'na ziyaret

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da Kırgızistan Kültür Bakanı Sultan Raev'i kabul etti.

Kabulde, Kırgız bakana eşlik eden Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Sadır Caparov, milletvekilleri Kamçıbek Taşıyer ve Ahmetbek Keldebekov ile Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak da hazır bulundu.

Kırgızistan artık daha demokratik

Ziyarette konuşan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Milletvekili Sadır Caparov, iki yıl önce Kırgızistan ve Kıbrıs arasında bir köprü kurulduğunu, geçen yıl da bir Kırgız heyetin KKTC'ye geldiğini hatırlattı.

Kırgızistan'da kabul edilen yeni yasayla artık meclisin ülke yönetiminde yüzde 50 oranında yetkiye sahip olduğunu anlatan Caparov, böylece Kırgızistan Cumhuriyeti'nin daha demokratik bir yapıya kavuştuğunu ve mecliste bulunan 75 milletvekilinin gün geçtikce KKTC'yle ilgili daha çok bilgi sahibi olduğunu belirtti.

Bağlantı kurmada engeller

KKTC ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerinin geliştirilmesinde KKTC'nin Kırgızistan'daki Turizm Temsilcisi Erhan Arıklı'nın büyük payı olduğunu kaydeden Caparov, Kuzey Kıbrıs ile bağlantı kurmakta engellerle karşılaştıklarını ancak engelleri aşarak bağlantılarını sürekli kıldıklarını ifade etti.

Caparov, KKTC'nin "bağımsızlığına kavuşmasını" da diledi.

Tanınmamış olmanın zorlukları

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da, Kırgızistan'la önceki yıllarda da temasları olduğunu ve bu ülke hakkında daha çok bilgi sahibi olmaya başladıklarını söyledi.

Kıbrıs Türk halkının sportif, kültürel ve sosyal alanlarda dış dünyayla bağlantısını güçlendirmeye çalıştıklarını anlatan Ekenoğlu, tanınmamış olmanın zorluklarından dolayı bağlantı kurmakta güçlük çektiklerini belirtti.

Kırgızistan ile sosyal kültürel ve sportif alanlarda ilişkilerinin süreceğini dile getiren Ekenoğlu, Kırgızıstan'ın daha demokratik bir sistemle yönetilmesini temenni etti.

Konuşmaların ardından Caparov ve Ekenoğlu birbirlerine hediye takdim ettiler.

Soyer'e ziyaret

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kültür Bakanı Sultan Raev başkanlığındaki Kırgızistan heyetinin KKTC ziyaretini, "Kuraklığı yaşarken yağmurla karşılaşmak gibi..." sözleriyle yorumladı.

Başbakan Soyer, Kültür Bakanı Sultan Raev, Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Sadır Caparov ve milletvekilleri Kamçıbek Taşıyer ile Ahmetbek Keldebekov'dan oluşan Kırgız heyeti kabul etti. Kabulde Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak da hazır bulundu.

Ziyarette konuşan Kırgız Milletvekili ve Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Sadır Caparov, iki yıldan bu yana KKTC ile Kırgızistan arasında bir köprü kurulduğunu ifade ederek, bu konuda KKTC'nin Kırgızistan'daki Turizm Temsilcisi Erhan Arıklı'nın katkısının büyük olduğunu belirtti. Caparov, KKTC ile Kırgızistan arasındaki kardeşlik köprüsünün sonsuza kadar yıkılmayacağını düşündüğünü dile getirdi.

Egemenliklerini kazandıktan sonra dış işlerinin geliştiğini vurgulayan Caparov, Türkiye'yle iyi ilişkileri olduğunu ve KKTC ile de var olan ilişkilerinin gelişeceğini ifade etti.

Caparov, Kırgızistan Boks Federasyonu Başkanı'nın da yanlarında bulunduğunu ve Kırgızistan'dan boksörler getirip KKTC'de müsabakalar yapmak istediğini söyledi.

Soyer: Kalplerimiz ve duygularımız yakın

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de heyeti kabul etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve "Kırgızistan ile aramızda mesafe olabilir ama kalplerimiz, kültürlerimiz ve duygularımız yakındır" diye konuştu.

Soyer, Kırgız halkının demokratik gelişim için verdiği mücadeleyi, ilgi ve sempatiyle karşıladıklarını da ifade etti.

Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitlik temelinde bir çözüm arzuladığını dile getiren Soyer, konuk heyete, Kıbrıs Türkü'nün bunun için büyük mücadele verdiğini anlattı. KKTC'ye izolasyonlar uygulandığına, Kıbrıslı Türklerin dünyadan soyutlanmak istendiğine dikkat çeken Başbakan Soyer, Kırgızistan'a yanlarında olduğu için teşekkür etti.

Kırgızistan'dan siyasi temsilciler yanında sporcuların, sanat ve kültürel işlerle uğraşan kişilerin de KKTC'yi ziyaret ettiğini belirten Soyer, "Bu büyük bir hadisedir, teşekkür ederim" dedi.

Soyer, iki ülke arasındaki ekonomik, kültürel ve spor alanındaki ilişkilerin gelişmesinin her iki ülkeye de çıkar sağlayacağını belirtti.

"Kırgızistan gibi var olan dostlarımızla izolasyonları kıracağız" diyen Soyer, son zamanlarda değişik ülkelerden konukların KKTC'yi ziyaret etmesinin önemine işaret etti.

Soyer, "Bugün de Kırgız heyet aramızda, bunlar, kuraklığı yaşarken yağmurla karşılaşmak gibi... Hoş geldiniz" dedi.

Öztoprak'a ziyaret

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, dün resmi konuğu olarak adaya gelen Kırgızistan Cumhuriyeti Kültür Bakanı Sultan Raev ve beraberindeki heyetle görüştü.

Eğitim Bakanı Canan Öztoprak, kendisinin Kırgızistan ziyareti esnasında imzalanan protokolün, Türkiye'nin ardından imzalanan ilk protokol olduğuna işaret etti.

Bakan Raev'i KKTC'nin gerçeklerini iyi öğrenmiş bakanlardan biri olarak tanımlayan Öztoprak, Kırgızistan Kültür Bakanlığı ile imzalanan protokolle, Kırgızistan ve KKTC'de kültürel faaliyetlerin yapılması konusunda hemfikir kalındığını anlattı.

İşbirliğinin ürünü olarak geçmiş aylarda KKTC'de "Kırgız Haftası" düzenlendiğini hatırlatan Öztoprak, bu işbirliğinden duyduğu mutluluğu dile getirdi.

"Bundan sonraki aşamalarda kültürel boyutun yanına eğitim boyutunu da katma peşindeyiz" şeklinde konuşan Öztoprak, Kırgızistan ziyaretinde üniversiteler arasında işbirliğine gidilmesi konusunda görüşme yapıldığını anlattı.

Raev'e bu ziyaretinde KKTC'deki üniversitelerin de gezdirileceğini kaydeden Öztoprak, "Belki böyle bir işbirliğinin ilk adımını atmış olacağız" dedi.

Kırgızistan Cumhuriyeti Kültür Bakanı Sultan Raev ise KKTC'de bulunmaktan duyduğu mutluluğu ifade etti.

KIBRIS 20/02/07

 

 

Türkiye ile KKTC arasında "Ortak Çalışma Programı" protokolü imzalanacak

Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, Türkiye ile KKTC arasında 29 Mayıs 2004 tarihinde imzalanan Çevre Alanında İş Birliği Anlaşması'nın 2007-2008 yıllarında içeriğinin genişletilmesi için "Ortak Çalışma Programı" protokolü, 21 Şubatta Lefkoşa'da düzenlenecek törenle imzalanacak.

Söz konusu protokole, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ile KKTC Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi imza atacak.

Osman Pepe, bu gece KKTC'ye geliyor

Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı ile işbirliği ve yardım protokolü imzalamak üzere bu gece saat 23.00'de bir heyetle KKTC'ye gelecek.

TAK muhabirinin Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı'ndan aldığı bilgiye göre, iki bakanlık arasında çarşamba günü saat 10.30'da Girne Mercure Otel'de orman, çevre ve meteoroloji alanlarında işbirliği ve yardım protokolü imzalanacak.

İki ülke arasında bu alanlarda işbirliğini geliştirmek amacıyla hazırlanan protokole, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi ile Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe imza koyacak.

Osman Pepe, protokolü imzalamasının ardından aynı gün saat 11.30'da Yakın Doğu Üniversitesi'ni ziyaret edecek.

Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Pepe, çarşamba günü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından da kabul edilecek. Konuk Bakan, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı ile TC Lefkoşa Büyükelçiliği'ni de ziyaret edecek.

Osman Pepe, temaslarının ardından Ercan Havalimanı'nda basın toplantısı düzenleyerek saat 19.00'da KKTC'den ayrılacak.

Konuk Bakan Pepe'ye KKTC ziyaretinde Bakanlık Müsteşar Yardımcısı Bünyamin Karaca, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Adnan Ünal, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanı Önder Kıraç, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Dr. Aydın Yıldırım, Orman Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Kemal Kara, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdür Yardımcısı Necati Cengiz, Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Fatih Bayhan ile Dış İlişkiler ve AB Dairesi Başkanlığı Protokol ve Koordinasyon Şube Müdürü Kenan Şahin eşlik edecek.

KIBRIS 20/02/07

 

İhsanoğlu: Kıbrıs'ta siyasi bir çözümün zamanı geldi

İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ve beraberindeki heyet KKTC'deki temasları çerçevesinde, dün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı ziyaret etti.

İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu görüşmede yaptığı konuşmada, KKTC'ye yaptığı ilk resmi ziyarette, Kıbrıs meselesi hakkında geniş ve ayrıntılı bilgi alma fırsatı bulduğunu söyledi.

Uygulanan ağır izolasyonlara rağmen, KKTC'de son yıllarda ekonomi, eğitim, ticari ve sosyal alanlarda bir gelişme, canlılık yaşandığını ifade eden İhsanoğlu, Kıbrıs'ta siyasi bir çözümün zamanının da geldiğini kaydetti.

Eşit ve siyasi iradenin esas olduğu bir çözüm şart

İhsanoğlu, dünya kamuoyunun, Kıbrıs Türklerinin 1960 yılından beri sürdürdüğü mücadeleyi artık görmesi zamanının geldiğine işaret ederek, Kıbrıs Türklerine artık tüm anayasal haklarının verilmesi, eşit ve siyasi iradenin esas olduğu bir çözümün sağlanması gerektiğini belirtti.

Kıbrıs Türk halkına uygulanan ambargo ve izolasyonlara da işaret eden Ekmeleddin İhsanoğlu, Kıbrıs Türk toplumun Annan Planı'na "evet" demekle, çözüm yanlısı olduğunu gösterdiğini ifade ederek, İslam Örgütü'nün de meşru zeminde bir çözümü desteklediğini kaydetti.

Avcı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, İhsanoğlu ve beraberindeki heyetin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, KKTC'nin içinde bulunduğu süreçte, heyetin ziyaretinin kendilerine güç ve moral verdiğini söyledi.

Bir süre önce Cidde'de çeşitli temaslarda bulunduğunu anımsatan Avcı, heyetler arası görüşmelerde kendilerine süreç hakkında bir yol haritası çıkardıklarını, İKÖ'de alınan kararların takibi için de heyetlerle birlikte, işbirliği içinde çalışma konusunda anlaştıklarını belirtti.

Kıbrıs İslam Konferansı Örgütü Komitesi kuruldu

İşbirliğinin devamlı olabilmesi için Kıbrıs İslam Konferansı Örgütü Komitesi kurduklarını anlatan Avcı, bu komitenin başına Ahmet Erdengiz'in getirildiğini ve verilen sözlerin takibinin yapılacağını kaydetti. Avcı, sürecin işlemesi için önümüzdeki ay içinde çalışmalara başlanacağını söyledi. Birkaç gün önce İKÖ'de alınan bazı kararlar olduğunu kaydeden Avcı, bunların da hayata geçirilmesi için takipçisi olacaklarını sözlerine ekledi.

Avcı, heyette bulunan yabancı konuklara hitaben yaptığı konuşmada ise, KKTC'yi ziyaretlerinden ötürü teşekkür etti. Avcı, konuklara "Gerçekleri görebilmeniz için buraya gelmeniz önemli" dedi.

Ziyaretin sonunda İhsanoğlu Avcı'ya plaket takdim ederken, Avcı da İhsanoğlu'na ipekböceği kozasından yapılmış bir el işi tablo hediye etti.

KIBRIS 20/02/07

 

KKTC 10 ülkede temsilcilik açacak

Güney Kıbrıs Rum yönetimi’nin Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aranmasına yönelik girişimlerinin yarattığı gerginlik sürerken, KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı Ankara’ya geldi.

 

NTV

Güncelleme: 22:37 TSİ 21 Şubat 2007 Çarşamba

ANKARA - NTV’nin sorularını yanıtlayan Avcı, Rum yönetiminin girişimlerini sürdürmesinin, bölgedeki iyi niyet ortamını zedeleyeceği uyarısında bulundu. Avcı, KKTC’nin yıl sonuna kadar 10 ülkede yeni temsilcilik açacağını da açıkladı.

Kıbrıs’la ilgili son gelişmeler Ankara’da masaya yatırılıyor. KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’le görüşerek ortak strateji belirleyecek.

Gündem maddelerinin başında, güney Kıbrıs Rum yönetimi’nin doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aranmasına yönelik girişimleri geliyor.

Avcı, Rum yönetiminin Türkiye ile AB, komşu ülkeler ve uluslararası şirketler arasında kriz yaratmaya çalıştığını söyleyerek, “Böyle bir davranış, bunu sürdürmek bölgede Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta bizim uzun bir süredir ortaya koyduğumuz uzlaşıyı, iyi niyet ortamını ve bir de kapsamlı bir çözüm arayışını zedeleyecektir” dedi.

Avcı, AB’nin gündemindeki doğrudan ticaret tüzüğüyle ilgili gelişmeleri değerlendirirken, Rum yönetiminin “Kıbrıslı Türkler ürünlerini güneydeki limanlardan ihraç etsin” önerisine tepki gösterdi. Avcı, “Bu bizim tarafımızdan kesinlikle kabul edilemez. En önemli çizgiler burada. Kuzeydeki limanların doğrudan ticaret tüzüğü kapsamında olmasını kabul edebiliriz” görüşünü dile getirdi.

Gelecek hafta Brüksel’e gidecek KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın da bu mesajı vereceğini söyleyen Avcı, Ercan Havaalanı’nın da ihracat yapılırken kullanılması için girişimlerde bulunduklarını belirtti.
Avcı, yıl sonuna kadar 10 ülkede yeni temsilcilik açacaklarını da açıkladı.

Türk-Rum din adamları ilk kez bir arada


21 Şubat, 2007 22:52:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik diyalog ve uzlaşı arayışları çerçevesinde Kıbrıs'ta temaslarda bulunan AKPM Başkanı Rene van der Linden, KKTC Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer ve Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2'nci Hrisostomos'u bir araya getirdi.

Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palas Oteli'nde yer alan görüşme öncesinde Linden ve din adamları, basına açıklama yaptı.
 
AKMP Başkanı Linden, iki din adamını bir araya getirdiği toplantıyı gerçekleştirmekten memnun olduğunu söyledi. 
 
Dinin insanların düşüncelerinde, kalplerinde ve ruhlarında çok önemli bir yeri olduğunu ifade eden Linden, iki din arasındaki saygının gelişmesine katkı koymak istediklerini kaydetti. 
 
KKTC Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer de, böyle bir toplantıyı gerçekleştirdiği için Linden'e teşekkür ederek, Kıbrıs'ın tarihinde ilk kez böyle bir toplantının yapıldığına dikkati çekti. 
 
Yönlüer, ''Özellikle semavi dinlerin mensupları olup aynı Allah'a inanan bizler, bunun gereği olarak birbirimizi sevme ve aynı anda Ada'da yaşayan insanlar arasında barışa katkı koyma gibi bir misyonumuz var'' diye konuştu. 
 
"Amaç Ada barışına katkı yapmak"
 
Toplantıya katılmaktaki amacının, Ada barışına katkı koymak olduğuna işaret eden Yönlüer, ''dünyanın dinlerarası diyaloğa ihtiyaç duyduğu bir dönemde yakın komşuyla böyle bir diyalog gerçekleştirmenin büyük önem taşıdığını'' vurguladı. 
 
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2'nci Hrisostomos ise, ''ülkesi ve insanları için birlikte çalışmanın önemine'' işaret etti. 
 
''Kıbrıs'taki iki tarafın hiçbir zaman dinsel sorunları olmadığını ve gelecekte de olamayacağını" dile getiren Rum Başpiskopos, ''Dinin her zaman pozitif bir etkisi vardır. Din, insanları birarada tutar'' dedi.
 
2'nci Hrisostomos, ''dinin aynı zamanda iki halkın birbirleriyle hem de anavatanlarıyla sevgi ve işbirliği içinde olmalarını sağladığını'' kaydetti. 
 
Ahmet Yönlüer ve 2'nci Hrisostomos arasında Güney Kıbrıs ve KKTC'de ocak ayında karşılıklı görüşme yapılması planlanmış, ancak Başpiskopos 2'nci Hrisostomos'un, ''barışa ve dinlerarası diyaloğa zarar verici açıklamaları'' nedeniyle görüşme Yönlüer tarafından iptal edilmişti.

 

 

Atina'dan Rum lidere 'petrol' desteği


21 Şubat, 2007 18:56:00 (TSİ) CNN TURK

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Akdeniz'de petrol arama gerginliğine yönelik konuştu ve Kıbrıs Rum kesiminin ''uluslararası hukuk çerçevesinde egemenlik haklarını kullanabileceğini'' söyledi.

Karamanlis, Atina'ya çalışma ziyareti yapan Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos ile bir araya geldi. 
 
Karamanlis, görüşme sonrası basına yaptığı açıklamada, görüşmelerinde Atina-Rum yönetimi ilişkileri, Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmeler ve Rum kesiminin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama girişimi konularını ele aldıklarını belirtti.
 
Karamanlis, Kıbrıs'ta geçen temmuz ayında kararlaştırılan, iki toplum arasında BM gözetiminde eş zamanlı görüşmeler yapılması yönündeki anlaşmanın, "Türk tarafının sürekli erteleme taktiği nedeniyle gerçekleştirilemediğini" öne sürdü.
 
Yunan Başbakanı, "Biz bu anlaşmanın hayata geçirilmesinde ısrarlıyız. Kıbrıs'ta BM çerçevesinde AB ilke ve değerleri temelinde adil, kalıcı ve işleyebilir bir çözümden yanayız. Öyle ki, Avrupa'yı ayıran son duvar da ortadan kalksın ve herkes AB'nin nimetlerinde faydalanabilsin. Türkiye'nin, bu sürecin hızlı bir biçimde ilerlemesi için gerekli arzuyu göstermesini ümit ediyoruz" diye konuştu.
 
"Türkiye'ye AB desteğimiz sürüyor"
 
"Atina'nın Türkiye'nin AB perspektifini desteklediğini" de belirten Karamanlis, "Ancak ilerleme olmayan yerde ilerleme görüyoruz diyemeyiz. Türkiye, AB içinde ilerlemek istiyorsa yükümlülüklerini yerine getirmelidir" dedi.
 
AB'de görüşülmekte olan, KKTC'nin ekonomik izolasyonuna son verilmesini öngören tüzüklere de değinen Karamanlis, "Gayet tabii ki Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasını desteklemekteyiz. Ancak bu, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ne saygı çerçevesinde ve adanın bölünmesine yol açan nedenler yaratmaktan uzak durarak olmalıdır. Söz konusu izolasyon, işgal sonucudur" ifadesini kullandı. 
 
Papadopulos: "Egemenlik haklarımızı kullanıyoruz"
 
Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz araştırması konusuna değinen Papadopulos ise, "Kıbrıs Rum kesimi, uluslararası hukuk temelinde egemenlik haklarını kullanmaktadır. Eğer petrol bulunursa bir sonraki adımlar kararlaştırılacaktır" şeklinde konuştu. 
 
Papadopulos, Rum yönetiminin "Lübnan ile imzaladığı ekonomik yetki bölgesi anlaşmasından niçin Atina'yı haberdar etmediğine" ilişkin soruya ise, "Şahsen benim ve Rum kesiminin sabit tezi hiçbir şekilde Yunanistan'a kendi sorunlarımızla yük olmamaktır. Lübnan ile aramızdaki gelişmeler çok hızlıydı. Anlaşmanın imzalanmasından hemen sonra Atina'ya bilgi verdik" diye konuştu.
 
KKTC ile doğrudan ticarete ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Papadopulos, "Rum yönetiminin Türk toplumunun güçlenmesi çerçevesinde, adanın birleşmesini de sağlayacak ekonomik bütünlüğe ulaşılması için sistemli bir biçimde çalıştığını" söyledi.

 

İzolasyonlar kalkmalı

ÇÖZÜM GEREKLİ... AKPM Başkanı Rene van der Linden, Kıbrıslı Türklere izolasyonların kalkması gerektiğini ve AB'nin de bu konuda verdiği sözleri tutması gerektiğini söyledi. Kıbrıs'ta çözümün gerekli olduğunu ve bunun tüm tarafların çıkarına hizmet edeceğini vurgulayan Linden, bu konuda Türkiye'nin de yükümlülükleri bulunduğuna işaret etti. Linden, sorunun BM çatısı altında çözüleceğini, AB'nin de bu sürece katkı sağlayacağını kaydetti

BUGÜN TALAT İLE GÖRÜŞECEK... AKPM Başkanı Rene van der Linden, dün Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Rum Meclis Başkanı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile görüştü. Linden, bugün de KKTC'ye geçerek, saat 12.00'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşecek

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden, Kıbrıslı Türklere izolasyonların kalkması gerektiğini ve AB'nin de bu konuda verdiği sözleri tutması gerektiğini söyledi.

Türk ve Rum liderlerle görüşmek için 3 günlüğüne Kıbrıs'a gelen Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene van der Linden, NTV'nin sorularını yanıtladı.

Kıbrıs'ta çözümün gerekli olduğunu ve bunun tüm tarafların çıkarına hizmet edeceğini vurgulayan Hıristiyan Demokrat parlamenter, öncelikle AB'nin verdiği sözleri tutması gerektiğini söyledi.

Bu konuda Türkiye'nin de yükümlülükleri bulunduğuna işaret eden Rene van der Linden, sorunun BM çatısı altında çözüleceğini, AB'nin de bu sürece katkı sağlayacağını kaydetti.

Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması gerektiğini belirten Meclis Başkanı, AB'nin izolasyonların kaldırılması konusunda artık Kıbrıs Türklerini desteklemesi gerektiğini söyledi.

KKTC'de yapılan son kamuoyu yoklamasında halkın yüzde 65'inin iki ayrı devlet istemesini de değerlendiren Linden, "Kamuoyu ortak bir geleceğin zorlaştığına inanıyorsa birlikte hareket etmek daha da zorlaşacaktır. İki taraf da bölünmüş bir Kıbrıs'ın büyük bir yanlış olacağının bilinciyle hareket etmelidir. Tarafların çözüm yönünde çaba sarf etmesi, gelecek kuşakların yararına olacaktır" diye konuştu.

Hollandalı parlamenter Türkiye'nin AB sürecine de değindi ve "Türkiye, bazı Avrupa ülkelerinin kendisini birliğin dışında tutmak için bahane aradığı izlenimine kapılabilir. Biz Türkiye'nin bu izlenime kapılmasını önlemeye çalışıyoruz. Ankara'ya adil davranarak güven yaratmayı hedefliyoruz" dedi.

Van Der Linden Papadopulos

ve Hristofyas ile görüştü

AKPM Başkanı Rene van der Linden, dün Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Rum Meclis Başkanı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile görüştü.

Rene van der Linden, dün Güney Kıbrıs'ta başladığı temasları çerçevesinde sırasıyla Hristofyas ve Papadopulos ile bir araya geldi.

Papadopulos-Linden görüşmesine ilişkin açıklama yapılmazken, Linden'in Hristofyas ile görüşmesi sonrasında basına açıklamalarda bulunuldu.

Linden'in Talat ile görüşmesine tepki

Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, iki saati aşkın görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Linden'in bugün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edileceğinin anımsatılması ve buna karşılık kendisinin gösterdiği tepkiye işaret edilmesi üzerine, Talat-Linden görüşmesinde resmi sembollerin olmayacağı konusunda kendilerine teminat verildiğini iddia etti.

Linden ise açıklamasında, Kıbrıs'a; iki toplum arasında barışa katkı sağlamak amacıyla geldiğini ifade ederek, karşılıklı temasların yapılması yönünde çaba harcayacaklarını söyledi.

Rum radyosu bu arada, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum parti temsilcileriyle de görüşecek olan Linden'in, Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer ve Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos ile ortak bir görüşme yapmasının beklendiğini duyurdu.

Linden, Talat ve siyasi

parti temsilcileriyle görüşüyor

Linden, bugün de KKTC'ye geçerek, saat 12.00'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşecek.

Linden, bugün, ayrıca Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti temsilcileriyle bir araya geliyor.

Slovak Büyükelçisi Jan Varso tarafından organize edilen toplantı, ara bölgedeki Ledra Palas Otel'de yer alacak ve saat 15.00'te başlayacak. Slovak Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, toplantının yaklaşık bir saat süreceği bildirildi.

Bulutoğluları ve Mavru'yla görüşme

AKPM Başkanı Rene van der Linden, bugün, Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Cemal Bulutoğluları ve Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru'yla da görüşecek.

LTB'den yapılan açıklamaya göre, ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de yer alacak olan görüşme, saat 17.30'da başlayacak.

İki Belediye Başkanı'nın resmi olarak ilk kez bir araya gelecek olmaları özelliğini taşıyan toplantıya, Birleşmiş Milletler Kıbrıs Misyon Şefi Michael Möller'in de katılması bekleniyor. Toplantıda, iki belediyenin işbirliği olanakları tartışılarak, çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılacak.

Bir saate yakın sürmesi planlanan toplantıda, Bulutoğluları'na LTB Halkla İlişkiler ve Dış İlişkiler Sorumlusu Deniz Birinci eşlik edecek.

KIBRIS 21/02/07

 

 

Uluslararası ilişkilerdeki gelişmeler heyecan verici

TALAT, BRÜKSEL'E GİDİYOR... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın 27 Şubat Salı günü AB gündemindeki Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin temaslarda bulunmak üzere Brüksel'e gideceğini de açıkladı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorunun çözümü için BM çatısı altında yaşanan süreçte bir durgunluk gözlenirken, Kıbrıs Türk tarafının uluslararası ilişkilerindeki gelişmelerin heyecan verici olduğunu belirtti. Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 27 Şubat Salı günü AB gündemindeki Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin temaslarda bulunmak üzere Brüksel'e gideceğini açıkladı.

Erçakıca haftalık basın brifinginde, "YDÜ'nün büyük bir başarı örneği vererek düzenlediği çevre konferansına" başta İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu olmak üzere, çok sayıda bilim adamının katılmasının, Kıbrıs Türk milletvekillerinin Kuala Lumpur'daki İslam ülkeleri parlamentolarının toplantısında yer almalarının, Dışişleri Bakanlığı görevlilerinin Ekonomik İşbirliği Teşkilatı toplantılarına katılmasının, Kırgızistan Kültür Bakanı'nın ülkeyi ziyaretinin ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Başkanı'nın adaya ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı ve diğer Kıbrıslı Türk siyasileri ile yapacağı temasların, Kıbrıslı Türklerin uluslararası ilişkilerinin geliştiğinin göstergesi olduğunu kaydetti.

Bu temasların, Kıbrıslı Türklerin haklı davasını ve Kıbrıs sorununa görüşmeler yoluyla iki tarafça kabul edilebilir bir çözüm bulunmasını istediklerini dünyaya anlatmak için uygun ortamlar sunduğunu ifade eden Erçakıca, bu temasların yoğunlaşmasının, Kıbrıslı Türklerin barış ve çözüm yanlısı siyasetlerinin bir sonucu ve bu siyasetin onaylanmasının göstergesi olduğunu belirtti.

Talat, Brüksel'e

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, 27 Şubat 2007'de, Kıbrıs sorunu ve AB'nin gündeminde bulunan Doğrudan Ticaret Tüzüğü hakkında temaslarda bulunmak üzere Brüksel'e gideceğini açıkladı.

Erçakıca, bu ziyarette, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nde hangi esasların yer alması gerektiği ve Kıbrıs sorununa BM çatısı altında gerçekleştirilecek görüşmeler yoluyla kapsamlı, erken ve adil bir çözüm bulunmasının istenildiğini ve bunun için çalışmaya hazır olunduğunun AB yetkililerine bir kez daha anlatılacağını vurguladı.

Lillikas'ın yeni açıklamaları

Erçakıca, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın, yurtdışı gezilerinde Kıbrıs sorunun çözümlenmesinden ve iki halk arasında ortak çıkarların geliştirilmesinden söz ettiğini kaydederek şöyle dedi:

"Lillikas, son olarak Slovenya'da yaptığı temaslarda, 'Ortak çıkarlar oluşturmamız demek, iki toplumun ortak çıkarlarını korumak için çabalarını birleştirmeleri demektir. Bunun aksine, eğer iki toplum arasında ayrı ayrı çıkarlar oluşturursak bu bizi kesinlikle adanın taksimine götürür' şeklinde konuşmuş. Açıkça söylemek gerekir ki, bu konuda Lillikas ile tam bir fikir birliği içindeyiz. Ne var ki, Kıbrıslı Rum liderler, Kıbrıs'ta, yurtdışında ifade ettikleri bu görüşlerine uygun davranışlar sergilememektedirler."

Rumların Kıbrıs Türkü için "iyi" olan her şeyi "kötü" gördüklerini belirten Erçakıca, "Bizim için 'iyi' olan her şey, onlar için 'kötü' ise ortak çıkarlar oluşturmak mümkün mü" dedi.

Zenginliklere tek taraflı sahip çıkma çabası

Rumların hayatın her alanında, Kıbrıslı Türkleri izole etmek, ekonomik ve sosyal yararlar elde etmelerini engellemek için uğraş verdiklerini, Kıbrıs Rum basınına yansıyan ruh hallerinin bunu yeterince kanıtladığını kaydeden Erçakıca, ticarette, turizmde, spor ve kültürde Kıbrıs Türkü'ne tahammül gösteremeyen Rumların, Kıbrıs'ı çevreleyen denizlerde petrol araştırması yaptırarak, Kıbrıs'ın zenginliklerine tek başlarına sahip çıkmak uğraşında olduklarını ifade etti.

Erçakıca, Rumların bunları yaparken, KKTC'nin seviyesinin yükseltilmek istendiği gerekçesinin arkasına sığınarak, Kıbrıslı Türklerin, Rum egemenliğindeki devlete osmosis yoluyla katılmalarından başka çözüm yolu olmadığı mesajını güçlendirmeye çalıştıklarını kaydetti.

"Bütün bunlar olurken, Lillikas Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türkler ile ortak çıkarlar oluşturmaya çalıştığını söyleyebilir mi" diyen Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, Rumların olumsuz çabalarına karşın, Kıbrıs Rum tarafıyla işbirliğine ve ortak çıkarlar oluşturarak bunların ilerletilmesine hazır olduğunu vurguladı.

Erçakıca, Rum tarafıyla yapılabilecek en önemli işbirliğinin Kıbrıs sorunun çözümlenmesi olduğunu belirterek, ne var ki Kıbrıs Türk tarafı, sorunun çözümlenmesine kadar geçecek süre içinde, iki halkın yaşamını kolaylaştıracak sorunların, Şubat 2006'da BM tarafından önerildiği şekilde teknik komitelerde görüşülmesi ve çözümlenmesi için de hazır olduğunu kaydetti.

Pertev- Conis görüşmeleri

Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ve Rum Cumhurbaşkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis arasındaki görüşmelerin durumun sorulması üzerine, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel temsilcisi ve UNFICYP Misyon Şefi Michael Möller'in ailevi nedenlerden dolayı yurt dışında olması nedeniyle görüşmelere ara verildiğini kaydetti.

Görüşmelerin kesilmediğini ancak tıkanıklık bulunduğunu ve bu tıkanıklığın aşılması için Möller'in katkısının gerektiğini söyleyen Erçakıca, başka bir soru üzerine, BM Genel Sekreteri'nin siyasi işlerden sorumlu yardımcısının değişmesinin Kıbrıs'ı nasıl etkilediğinin zaman içinde görüleceğini, kendilerinin 8 Temmuz esaslarının devamından yana olduklarını, mart ayından itibaren ise öngörüldüğü gibi kapsamlı müzakerelerin başlamasını arzu ettiklerini söyledi. Erçakıca, ancak sürenin ilerlediğini ve şubat ayının sonuna gelindiğini de anımsattı.

Yeni genel sekreter yardımcısının konuya müdahil olma durumunu henüz bilmediklerini söyleyen Erçakıca, BM kulislerinde, Genel Sekreter Eski Yardımcısı İbrahim Gambari'nin "bir nevi Kıbrıs temsilcisi" olabileceğinin konuşulduğunu kaydetti.

Erçakıca, Möller'in başka göreve atanmasının da beklenmediğini ifade etti.

Erçakıca, bu hususlar netleşmeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yeni genel sekreter ile buluşma planı olmadığını, bu yönde aceleleri ve olağanüstü bir gayretleri bulunmadığını söyledi.

KIBRIS 21/02/07

 

Meclisin gündemi Kıbrıs'tı

TALAT: IŞIĞI ALDIM... Meclis Genel Kurulu'nun Kıbrıs konusunda yaptığı birleşiminde parti başkanlarını dinleyen ve milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, toplantıyı "Ben ışığı aldım" şeklinde değerlendirdi

ÖNEMLİ GELİŞMELER YAŞANIYOR... Başbakan Soyer ile Başbakan Yardımcısı Avcı, Kıbrıs konusunda önemli gelişme ve değişimler yaşandığına dikkat çekerken, BDH Genel Başkanı Akıncı, mücadelenin dört kulvarda sürdürülmesi gerektiğini kaydetti

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla Kıbrıs konusunda yaptığı olağanüstü birleşimi dün yapıldı.

Saat 10.40'ta başlayan ve 15.15'te tamamlanan toplantıda, Başbakan ve CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ve Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı konuşma yaptı; bazı milletvekilleri de sorular yöneltti.

Cumhurbaşkanı Talat ise, milletvekillerinin sorularını yanıtlamak amacıyla bir konuşma yaptı.

Daha önce üç gün öngörülen olağanüstü toplantıların dün tamamlandığı belirtildi. Cumhurbaşkanı Talat, 12 Şubat Pazartesi günü yapılan ilk olağanüstü birleşimde milletvekillerine Kıbrıs konusundaki gelişmeleri anlatmıştı. Dün ise parti başkanları ve milletvekilleri söz aldı.

Talat: İyi geçti, ışığı aldım

Cumhurbaşkanı Talat, birleşimin tamamlanmasının ardından Cumhuriyet Meclisi'nden ayrılırken TAK ve BRTK muhabirlerinin sorusu üzerine yaptığı değerlendirmede, toplantının iyi geçtiğini, değerlendirmeleri aldığını ve söylenenler üzerine yeniden bir değerlendirme yapmak için konuştuğunu söyledi.

Meclisten bir karar alınması yönünde talebi olup olmadığı sorusuna karşılık "Yok hayır hayır... Zaten ben ışığı aldım" dedi. Işığın ne olduğu sorusuna ise Talat, "Işık tamamdır" karşılığını vermekle yetindi.

Ekenoğlu: Sorular yanıt buldu

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da yaptığı açıklamada, toplantıda parti başkanlarının konuştuğunu; milletvekillerinin ise soru sorduğunu ancak kürsüden konuşma yapmadığını bildirdi. Ekenoğlu, toplantıda Kıbrıs sorunu konusunda genel değerlendirmeler yapıldığını, soruların da yanıt bulduğunu belirterek, toplantının tamamlandığını bildirdi.

Soyer: İhtiyaç vardı. Önemli gelişmeler var

CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, uzun, çok yararlı, pek çok düşüncenin dile getirildiği, çok güzel bir toplantı yaptıklarını söyledi.

Böyle bir toplantıya ihtiyaç olduğunu, çünkü Kıbrıs konusunda önemli gelişme ve değişimler yaşandığını belirten Başbakan Soyer, Cumhurbaşkanı'yla bunları değerlendirdiklerini ifade etti.

Soyer, Avrupa Parlamentosu Temas Grubu'nun raporunun son derece olumlu şekilde değişime uğradığına işaret ederek, "Bu rapora ilk etapta tepki koyanlar, bu değişim gerçekleştikten sonra bu konuda hemen hemen hiçbir şey söylemiyorlar" dedi.

Başbakan Soyer, YDÜ'nün, hükümetin desteğiyle düzenlediği çevre konferansına İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri'nin ve 100'den fazla ülkeden katılımcının katılması; Rum tarafının engellemelerine rağmen AKPM Başkanı'nın Cumhurbaşkanı'yla makamında görüşecek olması; uluslararası camiadaki gelişmeler ve Rum tarafının engelleme girişimleri dikkate alındığında mecliste dünkü tartışmanın yürünecek yolun daha güçlü yürünmesi için son derece güzel sonuçlar ürettiğini açıkladı.

Tüm milletvekillerinin aydınlanması, görüşlerini iletmeleri bakımından güzel bir toplantı olduğunu vurguladı.

Avcı: Çok yararlı oldu

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ve Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı, Cumhurbaşkanı'nın geçen haftaki bilgilendirmesinin ardından dün çok yararlı bir toplantı yapıldığını söyledi.

Avcı, Cumhurbaşkanı'nın dün parti başkanlarıyla milletvekillerinin görüşlerini dinleyip sorularını cevapladığını kaydetti.

"Çok yararlı bir görüşme olmuştur" diyen Turgay Avcı, Kıbrıs konusunda gelişmelerin, açılımların önümüzdeki günlerde de süreceğini; mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleriyle petrol krizi konusunun, İKÖ'deki çalışmalar ve Avrupa Komisyonu'nda izolasyonların kaldırılması konusundaki arayışların devam edeceğini anlattı.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ve Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı, Kıbrıs konusundaki çalışmaların hiçbir zaman bitmeyeceğini, sürecin arkasının geleceğini belirterek, "Sayın Cumhurbaşkanı'yla yapılan görüşmeler, değerlendirmeler çok yararlı olmuştur. Sürekliliği de yararlı olacaktır diye düşünüyorum. O bakımdan katılmayanlar düşünsün" dedi.

Akıncı: Dört kulvarda paralel mücadele

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı da, Kıbrıs konusundaki mücadelenin dört kulvarda paralel götürülmesi gerektiğini söyledi.

Durgun bir dönemden geçildiğini; geçmişte Kıbrıs sorununun çözümü Kıbrıs'ın AB üyeliğine endeksliyken artık Türkiye'nin üyelik sürecine endeksli hale geldiğini, bu sürecin de ağır aksak yürüdüğünü kaydeden Akıncı, kendisinin ve partisinin paralel kulvarlarda mücadeleyi, çalışmayı, gayreti öngördüğünü vurguladı.

Akıncı, sadece izolasyonlar kalksın söyleminin eksik bir çaba olduğunu öteden beri tespit ettiklerini belirterek, özetle şöyle devam etti.

"Bir kulvarda çözüm istekliliği elbette devam etmeli. Çözüm siyasetinden vazgeçme lüksümüz yoktur. İkinci kulvarda izolasyonlar kalksın çalışmalarını kuşkusuz sürdürmeliyiz. Ama bunu yaparken olmayacak şeyleri olabilecekmiş gibi mesajlar verip halkımıza umut tacirliği de yapmamalıyız. Gerek AB'de, gerek Avrupa Parlamentosu'nda, gerek İslam Konferansı Örgütü'nde mutlaka çalışmalarımızı sürdürmeliyiz.

Üçüncü kulvar 1960'tan kaynaklanan haklarımızdır. Bunları da bıkmadan usanmadan gündemde tutmalıyız. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin sadece Rumlara ait bir cumhuriyet olmadığı gerçeğini bıkmadan, usanmadan dünya kamuoyuna anlatmalıyız. Muhataplarımıza bunları izah etmeli, hukuksal ve siyasal platformlarda bunun mücadelesini yürütmeliyiz.

Dördüncü ve son kulvar ise ekonomi ve demokrasi kulvarıdır. Kıbrıs Türkleri haklarını kullanıp federatif çözüme ulaşma uğraşını sürdürürken hayat devam ediyor. Hayatın gerçeğiyle de yüz yüze olduğumuza göre, ekonomimizi ve demokrasimizi daha iyi bir noktaya götürmek için çalışmalarımızı sürdürmemiz lazım."

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, mecliste tüm bunları içeren geniş bir konuşma yaptığını; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bunları dinleyip not ettiğini; görüşlerini de söylediğini; diğer milletvekillerinin de konuştuğunu ve yararlı bir toplantı yapıldığını söyledi.

KIBRIS 21/02/07

 

Kıbrıs'ta din adamları ilk kez bir arada


22 Şubat, 2007 13:50:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs'ta iki toplumun dini liderleri ilk kez bir araya geldi. KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüler ile Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, Ada'daki ibadet yerlerine saygının gelişmesini, özellikle söz konusu yerlerin restorasyonunu teşvik edici pratik adımlar atma konusunda anlaştı.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden'in ev sahipliğinde dün akşam Ledra Palas Otel'de gerçekleşen Yönlüer-II. Hrisostomos görüşmesinden sonra bugün ortak açıklama yapıldı.
 
İki din adamı, ilk adım olarak, Larnaka'daki Hala Sultan Tekkesi'ndeki cami ile Karpaz'daki Apostolos Andreas Manastırı'nın ibadete açılabilmesi için çalışma yapmaya karar verdi.
 
Linden'in ofisinden yapılan açıklamaya göre, kendilerini bir araya getirme girişimine oldukça ılımlı yaklaşan iki din adamı, ilk kez gerçekleşen böyle bir görüşmeden büyük memnuniyet duydu ve kısa sürede yeniden bir araya gelmeye karar verdi. 
 
"Olumlu ve samimi görüşme"
 
Açıklamada, ''Her iki tarafta da iyi niyet vardı. Görüşme oldukça olumlu ve samimi bir ortamda gerçekleşti. İki din adamı, bu görüşmenin, Kıbrıs'ta barışçı çözüme katkı koyabilecek, karşılıklı güvene dayalı uzun soluklu bir diyaloğun başlangıcı olmasını umut ediyor" denildi.
 
Açıklamada, ''iki din adamının, Kıbrıs halkına ve siyasilere örnek olabilecek, güven ve hoşgörü ortamı yaratmaya katkı sağlamanın yollarını tartıştığı'' kaydedildi.
 
Bu arada, açıklamaya göre, AKPM Başkanı Linden görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, ''iki din adamının tarihi buluşmasının, başkanlığının önceliği olan kültürler ve dinler arası diyalog için mükemmel bir örnek olduğunu'' söyledi.

 

Strovolos'ta kayıplar için kazı yapılıyor

KAYMAKLI'DA KAYBOLANLAR ARANIYOR... Lefkoşa'da Strovolos bölgesinde iyi kuyuda yapılan kazıda Küçük Kaymaklı ve yöresinde kaybolan 40 Kıbrıslı Türk'ün cesedinin gömülü olduğu tahmin ediliyor. Dünkü çalışmada hiçbir bulguya ulaşamayan ekiplerin bugün kuyuda olduğu tahmin edilen kalıntılara ulaşması bekleniyor

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi dün güney Lefkoşa'da Strovolos bölgesinde kesin olmamakla birlikte Küçük Kaymaklı ve yöresinde kaybolan 40 Kıbrıslı Türk'ün cesedinin gömülü olduğu sanılan iki kuyuda kazı çalışması başlattı.

Dün sabah saat 08.00'de başlayan kazı çalışmasında içerisinde cesetlerin bulunduğu sanılan kuyuyu bulan ekip cesetlerin bulunduğu derinliğe ulaşamadı ve bu nedenle kazı çalışmaları bugüne kaldı. Kazılarla ilgili Rum yetkili, 1963'de ve 2003'de bölgenin uydudan çekilmiş fotoğraflarını basına gösterdi ve fotoğraflara göre kazılan yerin tespit edildiğini söyledi.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Kıbrıslı Türk üye yardımcısı Ahmet Erdengiz'in KIBRIS'a verdiği bilgiye göre, Strovolos bölgesindeki kazı çalışmalarının daha önce başlayacağını ancak, kazılacak bölgenin şehir trafiğine yakın olması ve yeraltından telefon, su, elektrik hatlarının geçmesi nedeniyle geç kalındığını söyledi.

Lojistik olarak bölgenin çok dikkatli ve yavaş bir şekilde kazılması gerektiğini de kaydeden Erdengiz, "Bu kazılar bölgedeki beş kuyuyla ilgilidir. Burada yapılmakta olan kazı çalışması çalışmalarının bölgede geçmişte de yapıldı ve üç kuyu açılmış ancak bir şey bulunmamıştı. Şu anda kazılan kuyu yaklaşık 10 metre derinliktedir. Ancak, kemiklerin bulunması için birkaç metre daha inilmesi gerekebilir. Yol kenarında bulunan iki kuyudan tahmini olarak toplam 40 kişinin cesedinin gömülü olduğu iddiaları vardır. Kazılar önümüzdeki günlerde de devam edecektir. Kalıntılara ulaşmayı ümit ederiz. Çünkü, geçmişte kayıpların gömülü olduğu iddia edilen üç kuyudan hiçbir şey çıkmamıştı. Ancak bu iki kuyudan çok ümitliyiz. Kanıtlanmış olmamakla birlikte Küçük Kaymaklı ve yöresinde kaybolan bazı Kıbrıslı Türklerin burada gömülü olabileceği söylenmektedir" dedi.

KIBRIS 22/02/07

 

Linden: Çözüm için cesuradımlar attın

"TALAT'I VE KIBRIS TÜRK HALKINI CESARETLENDİRDİM"... Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Linden, hem Cumhurbaşkanı Talat'ı hem de Kıbrıs Türk halkını çözüme yönelik cesur adımlar atması konusunda cesaretlendirdiğini bildirdi. Adanın birleştirilmesine yönelik çalışmaların hızlandırılacağı konusunda Talat'a garanti verdiğini belirten Linden, Talat'ı bu sürece katkı koyma konusunda cesaretlendirdiğini belirtti

LİNDEN'DEN İKİ TARAFA ÖNEMLİ MESAJ.... AKPM Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene van der Linden, bir tarafın Avrupa Birliği üyesi olduğu, diğer tarafın da Annan Planı lehine oy kullanmakla sempati topladığı için daha güçlü bir pozisyonda olduğunu sanmasının yanlış olduğunu vurguladı

TALAT: LOKMACI'NIN AÇILMASI KONUSUNDA AÇILIM OLURSA MUTLULUK DUYARIZ... Cumhurbaşkanı Talat, Linden'in Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda duyarlı davrandığını belirterek, "Türk tarafının oradaki sorunu çözdüğünü ve Rum tarafının duvarı yıkmasını beklediğini Linden'e anlattıklarını" söyledi. Linden'in bu konuda Kıbrıs Rum tarafıyla da görüşeceğini kaydeden Talat, "Bu konuda bir açılım olursa biz ancak mutluluk duyarız" dedi

Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik diyalog ve uzlaşı arayışları çerçevesinde adada temaslarını sürdüren Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı ve Kıbrıs Türk halkını Kıbrıs sorununa yönelik cesur adımlar atma konusunda cesaretlendirdiğini söyledi.

Adanın birleştirilmesine yönelik çalışmaların hızlandırılacağı konusunda Cumhurbaşkanı Talat'a garanti verdiğini dile getiren Linden, "Zaman kaybediyoruz, 8 Temmuz anlaşması nerdeyse yarım yıl öncesinde kaldı, ancak çalışma grupları gerektiği şekilde çalışmıyor" diye konuştu ve Talat'ı bu sürece katkı koyma konusunda cesaretlendirdiğini belirtti.

Linden ayrıca, bir tarafın Avrupa Birliği'ne (AB) üye olduğu, diğer tarafın da Annan Planı lehine oy kullanmakla sempati topladığı için daha güçlü bir pozisyonda olduğunu sanmasının yanlış olduğunu vurguladı.

Linden, hem Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı hem de Kıbrıs Türk halkını çözüme yönelik cesur adımlar atma konusunda cesaretlendirdiğini de bildirdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, Linden'in Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda duyarlı davrandığını belirterek, "Türk tarafının oradaki sorunu çözdüğünü ve Rum tarafının duvarı yıkmasını beklediğini Linden'e anlattıklarını" söyledi.

Linden'in bu konuda Kıbrıs Rum tarafıyla da görüşeceğini kaydeden Talat, "Bu konuda bir açılım olursa biz ancak mutluluk duyarız" dedi.

Adada temaslarını sürdüren Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iki toplumun siyasi parti lider ve temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve dini liderleri bir araya geldi. Linden, ayrıca BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Michael Möller'i ziyaret etti ve ara bölgeyi de gezdi.

AKPM Başkanı Linden'e, Cumhurbaşkanlığı'na gelişinde ise, Ledra Caddesi'nin karşılıklı geçişlere açılmasını isteyen Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile Ledra Caddesi'ni Açma Komitesi tarafından ortak bir metin de verildi.

Cumhurbaşkanlığı'nda saat 12:30'da başlayan ve öğle yemeğinde de süren Linden-Talat görüşmesi yaklaşık iki saat sürdü.Görüşme sonrasında basına açıklamalarda bulundu.

Linden: Amacım iki toplum

arasında köprüler kurmak

AKPM Başkanı Rene van der Linden, Kıbrıs'a yaptığı ziyaretin amacının iki toplum arasında köprüler kurmak olduğunu kaydetti ve Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmelerinde birçok konuyu ele aldıklarını belirtti.

Bologna Süreci ve sınır kapılarıyla ilgili konuştuklarını ifade eden Linden, özellikle Kıbrıs Türk halkını Kıbrıs sorununa yönelik cesur adımlar atma konusunda cesaretlendirdiğini kaydetti.

Talat'a garanti

Adanın birleştirilmesine yönelik çalışmaların hızlandırılacağı konusunda Cumhurbaşkanı Talat'a garanti verdiğini dile getiren Linden, "Zaman kaybediyoruz, 8 Temmuz anlaşması nerdeyse yarım yıl öncesinde kaldı, ancak çalışma grupları gerektiği şekilde çalışmıyor" diye konuştu ve Talat'ı bu sürece katkı koyma konusunda cesaretlendirdiğini belirtti.

Sınır kapılarının açılmasının vatandaşların günlük hayatında önemli olduğunu görmekten mutluluk duyduğunu da dile getiren Linden, AKPM'nin güven artırıcı önlemlere büyük önem verdiğini vurguladı.

"Ortak görüşmelerden memnuniyet duydum"

Programındaki birçok görüşmenin ortak görüşmeler olduğuna dikkat çeken Linden, bunu özellikle arzu ettiğini kaydetti ve ortak görüşmelerin gerçekleştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Linden, AKPM'nin iki tarafı bir araya getirme yönündeki taahhüdünü göstermek için ortak görüşmelere önem verdiğinin de altını çizdi.

Bir tarafın AB'ye üye olduğu, diğer tarafın da Annan Planı lehine oy kullanmakla sempati topladığı için daha güçlü bir pozisyonda olduğunu sanmasının yanlış olduğunu söyleyen Linden, 8 Temmuz "anlaşmasının" yeni bir etki kazanmasının önemli olduğunu belirtti ve bu "anlaşmayı" iki toplumun bir araya gelmesi konusunda önemli bir ilerleme olarak addetti.

Talat: Çözüme taahhüdümüzü yineledik

Cumhurbaşkanı Talat ise, Kıbrıs'a gelip bazı konuları öğrenmek ve önerilerde bulunmak için adanın her iki tarafında temaslarda bulunan Rene van der Linden'e teşekkür etti.

Talat, "Linden'in söylediği gibi bir çok konu üzerinde tartıştık; adanın birleştirilmesi, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne yönelik kararlı taahhüdümüz, 8 Temmuz süreci ve müzakere sürecine başlayacağımız zemine ulaşma konusunda fikirlerimizi ifade ettik" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat görüşmede, Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların kaldırılması konusundaki fikirlerini ortaya koyduklarını da dile getirdi.

"Gözlemci statüsünde de olsa..."

AKPM'de, gözlemci statüsünde de olsa, Kıbrıslı Türklerin temsiliyetinin bulunduğu uluslararası organizasyonlardan biri olduğunu ifade eden Talat, AKPM ve AKPM Başkanı'na Kıbrıslı Türklerin izolasyonların kaldırılması çabalarına olumlu yaklaşımlarından dolayı teşekkür etti.

Kıbrıslı Türklerin kapsamlı bir çözüme hazır olduğunu, bu yönde taahhütleri bulunduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, nihai hedefin kapsamlı çözüm olması gerektiğini vurguladı. Talat, diğerlerinin sadece ileriye doğru ara adımlar olacağının altını çizdi ve bunların da önemli olduğunu söyledi.

Linden'in ara adımlar konusunda kendilerini cesaretlendirdiğinin doğru olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, AKPM Başkanı Linden'in bu yaklaşımına olumlu baktıklarını ve daha iyi bir atmosfer yaratarak, Kıbrıs Rum tarafıyla daha iyi ilişkilere sahip olmak konusunda ellerinden geleni yapacaklarını dile getirdi.

Talat, "Bunu zaten yapmaya çalışıyoruz, ama karşı taraftan da aynı şeyi bekliyoruz, yakın gelecekte bu doğrultuda daha iyi gelişmeler bekliyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat açıklamasında, AKPM'nin bir bütün olarak Kıbrıs sorununa, özelde ise Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması konusuna daha fazla ilgi göstermesini beklediklerini de söyledi.

"Ledra Caddesi'nden geçip

geri gitmem hala daha..."

Talat'ın açıklamasından sonra tekrar söz alan Linden, şöyle konuştu:

"Şimdi Ledra Caddesi'nden geçip geri gitmem hala mümkün değil, ancak bunun en kısa zamanda mümkün olmasını samimiyetle dilerim. Her iki tarafta da yeni kapıların açılmasını ümit ediyorum, çünkü insanları bir araya getirmek, yanlış anlamaları ortadan kaldırır ve insanların bir birini daha iyi anlamasını getirir. Bu bağlamda, her iki taraftaki kültürel mirasa saygı göstermenin ve korumanın önemli olduğundan da eminim. Çünkü bunlar insanların ruhlarını ve kalplerini temsil ediyor. Konseyin, dünyanın her yerindeki insanların derin duygularına saygı göstermesi gerekir. Umarım bu yönde katkı sağlayabiliriz".

Sorular, yanıtlar

Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, AKPM Başkanı Linden'in Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılmasının ardından Türk ve Rum gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Brüksel ziyaretiyle ilgili bir soru üzerine Talat, Brüksel'de sadece doğrudan ticaret konusunun ele alınmayacağını, AB ile ilişkilerin de görüşüleceğini söyledi.

AB kurumları ve özel kurumlarla resmi ve süregelen ilişkileri olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, bir kaç gün Brüksel'de kalıp bu bağlantılarını yenileyeceğini kaydetti.

AKPM Başkanı Linden'in önerilerinin sorulması üzerine ise Talat, Avrupa Konseyi'nin insan hakları ve demokrasi üzerine odaklanmış bir kurum olduğunu, dolayısıyla kültürel ve tarihi mirasın korunması ve Bologna Süreci ile ilgili hususların Linden'in ilgi alanında olduğunu dile getirdi ve bunları konuştuklarını söyledi.

Linden'in geçişlerin bir an önce gerçekleşmesi, özellikle de Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda duyarlı davrandığını dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının oradaki sorunu çözdüğünü ve Rum tarafının duvarı yıkmasını beklediğini kendisine anlattıklarını kaydetti.

Rene van der Linden'in bu konuda Rum tarafıyla da görüşeceğini söyleyen Talat, "Bu konuda bir açılım olursa biz ancak mutluluk duyarız" dedi.

Linden'in ambargoların kaldırılması gerektiğini söylediğinin hatırlatılması üzerine ise Cumhurbaşkanı Talat, "Evet söylüyor, biz de kendilerine izolasyonların nasıl yıkıcı bir etkisi olduğunu anlattık. Kendisi de zaten bu bilinç içerisindedir. Bizim oradaki temsilcilerimiz de Kıbrıslı Türklerin görüşlerini konseye iletmektedirler. Bunu biz bir kez daha tekrarlamış olduk" dedi.

Talat, Avrupa Konseyi ile temas konusunda bir sorunları olmadığına da işaret etti ve Avrupa Konseyi ile insan hakları konusunda hem resmi hem de gayrı resmi temasta olduklarını belirtti.

Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile Ledra

Caddesi'ni Açma Komitesi'nden Linden'e mektup

AKPM Başkanı Linden'e, Cumhurbaşkanlığı'na gelişinde, Ledra Caddesi'nin karşılıklı geçişlere açılmasını isteyen Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile Ledra Caddesi'ni Açma Komitesi tarafından ortak bir metin verildi.

Ledra Caddesi'ni Açma Komitesi Başkanı Valentina Shokleus ile Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga'nın imzasını taşıyan ortak metinde, Linden'in ziyaretinin; iki toplum arasında ilişkilerin yeniden tesis edilmesinde önemli olduğuna işaret edildi.

Ortak metinde, bugün, adanın herhangi bir yerinde barikatları tutmaya devam etmenin, yalınızca bir anakronizm değil, aynı zamanda bölünme, nefret ve iki toplumda geçmişteki çatışmaları hatırlatan sembol olduğuna işaret edildi.

"Bizler, barışın önündeki bu engellerin kalkmasını ve iki toplum arasındaki anlayış ve karşılıklı güven için aracı olunmasını istiyoruz" denilen ortak metinde, Ledra Caddesi'ndeki barikatın, muhtemelen Kıbrıs'taki bölünme noktaları içinde en sembolik olanı olduğu vurgulandı.

Başkent Lefkoşa'nın merkezinde yer alan ve şehri 1963'den beri bölen Ledra barikatının süratle kaldırılması ve caddenin geçişlere açılması talep edilen metinde, "Ledra Caddesi'nin olası açılışı iki toplum arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açacak ve barışın gelmesi için önemli bir katkı sağlayacaktır. Unutmamalıyız ki, iletişim ve ekonomik ilişkiler, birleşik federal bir Kıbrıs'ın inşa edilmesine yardımcı olacaktır" denildi.

Metinde, Linden'den politik liderlerle temas ederken, gündeme, Kıbrıs'taki tüm barikatların kaldırılması ve özellikle Ledra Caddesi'nin açılmasının dahil edilmesi istendi.

Nisan 2003'de kapıların açılmasından sonra, kırk yıllık ayrılığa karşın iki toplum arasında ciddi hiçbir şiddet olayı yaşanmadığı vurgulanın metinde, "Lokmacı Barikatı'nın kaldırılarak, Ledra Caddesi'nin karşılıklı geçişlere açılmasının; Kıbrıslıların büyük çoğunluğunun beraber yaşama ve Kıbrıs sorununda kalıcı çözümün gelmesi isteğini teyit edeceği" ileri sürüldü.

Varso: 8 Temmuz anlaşmasının etkili

şekilde uygulanmasına vurgu yapıldı

AKPM Başkanı Linden, Slovakya'nın Güney Lefkoşa Büyükelçisi Jan Varso'nun girişimiyle bazı Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti liderleriyle de ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de bir araya geldi.

Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçi Jan Varso, AKPM Başkanı Linden'in dün, bazı Türk ve Rum siyasi parti liderleriyle gerçekleştirdiği toplantıda, 8 Temmuz "anlaşmasının" herhangi bir gecikme olmadan etkili şekilde uygulanmasına vurgu yapıldığını belirtti.

Görüşme sonrasında basına kısa bir açıklama yapan Varso, Türk ve Rum siyasi parti lider ve temsilcilerinin, AKPM Başkanı Linden'in katılımıyla "özel" bir toplantı gerçekleştirdiğini ifade ederek, toplantıda Kıbrıs sorununun farklı boyutları hakkında görüş alış verişinde bulunulduğunu kaydetti.

Slovak Büyükelçi Varso, toplantıda ayrıca 8 Temmuz "anlaşmasının" gecikme olmadan etkili şekilde başlamasına vurgu yapıldığını belirtti.

Linden, siyasi parti liderlerinin ardından, Türk ve Rum sivil toplum örgütleriyle bir toplantı gerçekleştirdi.

Linden, belediye başkanlarıyla görüştü

AKPM Başkanı Linden, ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları ve Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru ile de ortak toplantı yaptı.

Linden toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, görüşmeden ve toplantıdaki ortamdan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bu mükemmel adanın geleceğinin ortak bir gelecek olmasının "şart" olduğunu söyledi.

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Bulutoğluları da, temasların devam etmesini ve iki halk için ortak projeleri hayata geçirebilmeyi dilediğini söyledi.

Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru ise yaptığı konuşmada, iki taraf olarak AKPM'nin ortak çabaları desteklemesi yönünde hem fikir olduklarını belirterek, Lefkoşa'da işbirliği için istek olduğunu söyledi.

Yaklaşık bir saat süren toplantıdan sonra Linden ve iki belediye başkanı, toplantıdan çıkarak AB bayrağı önünde poz verdi ve basına İngilizce açıklama yaptı.

Linden dini liderleri de bir araya getirdi

AKPM Başkanı Linden, Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüler ile Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II.Hrisostomos'u bugün biraraya getirdi.

Linden ve konukları, görüşmeye başlamadan önce basına kısa birer açıklama yaptılar. Yönlüer ile Hrisostomos, daha sonra el sıkışarak basına poz verdi.

AKPM Başkanı Linden açıklamasında, iki din adamını bir araya getirdiği bu toplantıyı gerçekleştirmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi

Dinin; insanların düşüncelerinde, kalplerinde ve ruhlarında çok önemli bir yeri olduğuna inandığını kaydeden Linden, iki din arasında saygının gelişmesine katkı koymak istediklerini söyledi.

Din İşleri Dairesi Başkanı Yönlüer ise konuşmasına, böylesi bir toplantıyı gerçekleştirmesinden dolayı Linden'e teşekkür ederek başladı.

Kıbrıs tarihinde böyle bir toplantının ilk kez gerçekleştiğine işaret eden Yönlüer, Hrisostomos'un dinin insan hayatındaki önemine ilişkin sözlerine aynen katıldığını söyledi.

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos da konuşmasında, "ülkesi ve insanları için birlikte çalışmanın önemine" işaret etti.

"Kıbrıs'taki iki tarafın hiçbir zaman dini sorunları olmadığını ve gelecekte de olmayacağını" söyleyen Hrisostomos, "Dinin her zaman pozitif bir etkisi vardır. Din insanları birarada tutar" dedi.

Rum yönetimi Linden'e tepkili

Öte yandan, Rum yönetimi, AKPM Başkanı Linden'in adaya, KKTC'nin statüsünü yükseltmek için geldiğini ileri sürerek sert tepki gösterdi.

Rum tarafı, Linden'ın temaslarında; AKPM'nin, parlamentoda gözlemci statüsüyle temsil edilen iki Kıbrıslı Türk milletvekilinin statüsünün yükseltilmesine olumlu yaklaştığını söylemesinden büyük rahatsızlık duydu.

Rum basınında yer alan haberlere göre AKPM Başkanı Linden, önceki gün görüştüğü Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Meclis Başkanı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'a, AKPM'nin; "KKTC'nin ekonomik izolasyonlarının kaldırılması konusunda kısa süre önce bütün uluslararası örgütlerin üstlendiği KKTC'nin statüsünün yükseltilmesine katkı sağlama niyetini" dile getirdi.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Alithia'nın konuyla ilgili haberinde, AKPM'nin, parlamentoda gözlemci statüsüyle temsil edilen iki Kıbrıslı Türk milletvekilinin statüsünün yükseltilmesine olumlu yaklaştığını söyleyen Linden'in özellikle Papadopulos ile Hristofyas'ın tepkisini çektiği bildirildi.

Gazeteye göre van der Linden, Papadopulos ve Hristofyas'a ayrıca, AKPM'nin; KKTC'deki üniversitelerin statüsünün yükseltilmesine katkıda bulunma ve üniversite öğrencisi değişimine ilişkin Avrupa programlarının ileri götürülmesi yönündeki niyetini de aktardı.

Rum tarafının mülkiyet dayatması

Linden'in Kıbrıs sorununun çok uzun süre askıda kalmasından duyduğu endişeyi ve Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasındaki temasların daha da ileri götürülmesine yardımcı olma niyetini ortaya koyması üzerine, Rum yetkililer, Türk tarafını suçlayıcı açıklamalarda bulunarak, "Kıbrıs sorununda ilerleme olabilmesi için mülkiyet sorununun görüşülmesi gerektiği" mesajı verdi.

Fileleftheros'un haberine göre, "Mülkiyet görüşülmezse ilerleme olmaz" diyen Rum yetkililer, Türk tarafından da, iki toplum arasındaki ilişkileri normalleştirme ve iyi komşuluk şartları yaratma yöntemleri arayacağına, Kıbrıs sorununun esasının özlü şekilde görüşülmesine yönelmesini istedi.

Dimitris Hristofyas, van der Linden ile iki saatten fazla süren görüşmesinde, Rum tarafının özellikle Kıbrıs sorununun esasına ve Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlara ilişkin tezlerini anlattı.

Habere göre Hristofyas, Türk tarafının izolasyonlar konusunu, devletin statüsünü yükseltmek için kullandığını savundu.

Dimitris Hristofyas ayrıca, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde alınacak her türlü önlemin, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin egemenliğine, uluslararası hukuka ve Avrupa hukukuna saygılı olması iddiasında bulundu.

KIBRIS 22/02/07

 

Çevreyle ilgili TC-KKTC işbirliği

KKTC Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı ile Türkiye Çevre ve Orman Bakanlığı arasında 2007-2008 dönemini kapsayan çalışma programı imzalandı.

Çevre, orman ve meteoroloji konularını kapsayan çalışma programı 1993, 1999 ve 2004 yıllarında imzalanan çeşitli protokollere işlerlik kazandırılmasını amaçlıyor.

Çalışma programına, KKTC'ye resmi ziyaret için önceki gece gelen Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ile Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi, Girne Mercure Otel'de düzenlenen törenle imza koydu.

Pepe: Ekolojik dengeyi koruyacak yatırımlar

Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, KKTC'nin son yıllarda büyük bir ekonomik performans ortaya koyduğunu belirterek, milli geliri 20-25 bin dolara çıkmış, tüm sektörleri gelişmiş bir KKTC'nin ekolojik dengeyle uyumu koruyacak yatırımlar üzerinde önemle durması gerektiğini vurguladı.

Çalışma programı imza töreninde konuşan Pepe, bakanlığını en üst düzey yetkililerinin de bulunduğu bir heyetle Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi'nin davetlisi olarak KKTC'ye geldiğini belirterek, "Onlarca dış gezimiz oldu ama en kalabalık heyetle, bakanlığımızın tüm birimlerinden üst düzey yöneticileriyle buraya geldik" dedi.

Heyetteki yetkililerin meteoroloji, orman ve çevreyle ilgili pek çok konuda görüşme ve incelemeler yapacağını kaydeden Pepe, küresel ısınma, su kaynaklarının korunması, enerjinin verimli kullanılması, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının harekete geçirilmesi gibi çevre konularında dünyada ortak kaygılar bulunduğunu, bu kaygıların ortak çıkış yolunu sağlayacak çözümleri de ortaya koyabileceğini düşündüğünü söyledi.

Osman Pepe, YDÜ'deki çevre konferansına da katılma imkânı bulacağını, ziyaretinin konferansa denk gelmesinin hoş olduğunu belirterek, bakanlık olarak konferansın sonuç bildirgesindeki görüşleri yakından takip edeceklerini, izleyeceklerini vurguladı.

KKTC'ye ilk resmi ziyaretini 2004'te yaptığını hatırlatan Pepe, o zamanlar çevreyle ilgili bir bakanlık olmadığını, şimdi çevrenin ana konu olduğu bir bakanlıkla birlikte çalışacaklarını söyledi.

Türkiye'nin Balkanlar'dan Orta Asya'ya, Kafkasya'ya birçok yerde ortak projeler yürüttüğünü bildiren Osman Pepe, KKTC'yle de bu projelerin benzerlerini başarılı şekilde yürüttüklerini, bundan sonra da yürütecek bir çalışma anlayışını imzalayacakları işbirliği metniyle daha da güçlendireceklerini anlattı.

Bazı AB üyelerinden

daha iyi durumdayız

Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, tecrübelerin paylaşılarak daha kalıcı hale geldiğini ifade ederek, bakanlığının 150-160 yıllık birimleri bulunduğunu ve bunların büyük tecrübe birikimi olduğunu söyledi. Türkiye'nin çevreyle ilgili ilk adımlarını 25 yıl önce attığını ve ciddi bir altyapıya sahip olduğunu; AB çevre mevzuatını uyumlaştırma çalışmalarında yüzde 50'yi geçtiğini bildiren Pepe, "Bugün Türkiye AB'ye üye olmuş birçok ülkeden çevre altyapısı bakımından daha iyi durumdadır" diye konuştu.

Pepe, heyetinde yer alan üst düzey yetkililerin isimlerini sıralayarak, heyetler halinde yapılacak çalışmaların herkese ışık tutacağına inandığını söyledi.

KKTC'nin müthiş bir ekonomik performans ortaya koyduğunu belirten Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, gelişmelerden fevkalade mutluluk duyduklarını vurguladı. En kısa zamanda fert başına milli gelirin 20-25 bin dolara çıkacağı, tüm sektörlerde gelişmiş, üniversiteleri, çevre yatırımları, turizmi, ticaretiyle dünyaya tamamen entegre olmuş bir KKTC'nin en çok üzerinde durması gereken işin, ekolojik dengenin iç ahengini koruyacak yatırımlar olduğunu kaydeden Pepe, şöyle devam etti:

Çevreyle birlikte gelişme

"Gelişmeyi çevreyle birlikte götürmeniz halinde çok daha iyi neticeler elde edilir. Biz elimizdeki bütün imkânlarla bir ve beraber olduğumuzu bu vesileyle bir kez daha ifade ediyorum. Bugünkü çalışmaların başarılı geçmesini diliyorum."

Fidan desteği

Osman Pepe, soruları yanıtlarken, bakanlığının tüm birimleriyle geldiğine işaret ederek, KKTC'deki orman yangınlarına daha önce müdahale ettiklerini; ağaçlandırma çalışmalarına da destek vereceklerini söyledi. Hem fidan desteği, hem teknik destek vereceklerini kaydeden Pepe, Türkiye'de bu yıl 400 milyon fidanın toprakla buluşturulacağını, 40 milyon fidanı ücretsiz dağıtacaklarını açıkladı.

"Sayın bakanla bugünkü görüşmelerde milyonluk proje yapmak isteriz" diyen Pepe, Türkiye'deki başarıyı KKTC'de de gerçekleştirmekten mutluluk duyacağını söyledi. Pepe, araç, gereç, fidan, teknik danışmanlık desteğini vermek için KKTC'de bulunduklarını vurguladı.

Vehbi: Birikmiş pek çok sorun var

Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi, imza töreninde yaptığı konuşmada, heyecan verici güzel bir gün yaşadıklarını ifade ederek, bakanlığının 4 ay önce işbaşına gelen hükümetle ilk kez kurulduğunu hatırlattı ve çevrenin önemini vurguladı.

Vehbi, dünyada küresel ısınma, altyapı ve doğal kaynaklardaki sıkıntılar tartışılırken KKTC'de çevre konusunda birikmiş pek çok sorun bulunduğunu kaydederek, bunların aşılmasında Anavatan Türkiye'nin insan kaynağı dâhil her konuda desteğini gördüklerini söyledi.

Çevre, orman ve meteoroloji konuları ağırlıklı bir işbirliği protokolü imzalayacaklarını kaydeden Asım Vehbi, Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'ye "hoş geldiniz" diyerek bugünden başlayan çok daha iyi bir diyalog dileğinde bulundu.

Vehbi, soruları yanıtlarken, heyete CMC bölgesindeki çevre sorununu da anlatıp görüşlerini alacaklarını, heyetin bir kısmının da yerinde inceleme yapacağını açıkladı.

İmzalanan çalışma programının içeriğiyle ilgili soruya karşılık, KKTC'nin verimli orman arazilerinin yetersizliğine işaret eden Asım Vehbi, her yıl çıkan yangınlar yüzünden büyük miktarda orman kaybettiklerini anlattı. Vehbi, işbirliğinin çevre, orman ve meteoroloji konularında Türkiye'nin birikimlerinden yararlanıp bilgi paylaşma imkânı sağlayacağını söyledi.

Bakan Vehbi, KKTC'deki en önemli 5 çevre sorununun ne olduğunu soran gazeteciye "su yetersizliği ve kirlenmesi, ormanların azlığı, CMC atıklarının yarattığı ve sadece Kıbrıs'ı değil tüm Akdeniz'i tehdit eden tehlike, katı atık ve sıvı atık sorunlarını" sıraladı.

Vehbi, su sıkıntısı yaşanan ülkede havuzlu villa inşaatlarının kısıtlanması için bir düzenleme olup olmadığı sorusuna karşılık ise, yasaklamanın ilk akla gelen çözüm olmadığını ancak vergilendirmelerle önlem almaya çalıştıklarını belirtti.

Geçtiğimiz günlerde su tasarruf kampanyası başlattıklarını da hatırlatan Asım Vehbi, kuyuların denetiminin Jeoloji ve Maden Dairesi'nde olduğunu belirtti.

Çalışma programı

KKTC Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı ile Türkiye Çevre ve Orman Bakanlığı arasında 2007-2008 dönemini kapsayan çalışma programı şöyle:

"KKTC mülga (varlığı kaldırılan) Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı arasında 29 Mayıs 2004 tarihinde Lefkoşa'da imzalanan 'Çevre Alanında İkili İşbirliği', Türkiye Cumhuriyeti mülga Orman Bakanlığı ile KKTC mülga Tarım ve Orman Bakanlığı arasında 3 Kasım 1999 tarihinde Lefkoşa'da imzalanan ve geçerlilik süresi sona eren 'Yardım ve İşbirliği Protokolü' ve 27 Ağustos 1993 tarihinde imzalanan 'Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ile KKTC Meteoroloji Dairesi müdürlüğü Arasında Protokol' ve 4 Kasım 1999 tarihinde imzalanan 'Türkiye Cumhuriyeti Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ile KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı Meteoroloji Dairesi Müdürlüğü İşbirliğine Dair Protokol'lerine işlerlik kazandırmasına matuf 2007-2008 dönemi için aşağıdaki çalışma programı gerçekleştirilecektir.

1-2005 yılı sonu itibarıyla süresi sona eren Ormancılık Master Planı'nın yenilenmesi ve orman yollarının planlanması ve uygulanması;

2-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içerisinde meydana gelebilecek orman yangınlarının söndürülmesinde ihtiyaç olması halinde işgücü, araç, gereç ve hava gücü de dâhil olmak üzere yangın söndürmeyle ilgili destek sağlanması;

3-Çıkabilecek büyük ölçekli orman yangınları sonrasında yanan alanlarda yapılacak işler ve bunlara ilişkin esaslar taraflarca müştereken teknik düzeyde yapılacak çalışmalarla belirlenmesi ve program hazırlanması;

4-Orman yangınları ile mücadele faaliyetlerinin eğitim faaliyetleri ile desteklenmesi ayrıca yangınların söndürülmesine ilişkin eğitim çalışmalarının gerçekleştirilmesi;

5-Türkiye'de başlatılan Orman Ekosistemlerinin İzlenmesi I. Safha ve II. Safha Programlarının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti orman ekosistemlerinde de başlatılması amacıyla teknik işbirliği sağlanması;

6-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti orman alanlarında, sürdürülebilir orman yönetiminin geliştirilmesini sağlamak amacıyla fonksiyonel orman amenajman planlama çalışmalarının başlatılmasına matuf teknik işbirliğinin sağlanması;

7-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde orman rejimi içerisine alınan yeni sahaların sınır aplikasyonunun yapılmasına ilişkin başlatılan ve kesintiye uğrayan çalışmaların tekrar değerlendirilmesi ve sonuçlandırılmasına yönelik çalışmaların başlatılması;

8-Kadastro çalışmalarında kullanılan ve ileride gerekli olabilecek malzemelerin ve daha önce hibe edilen araçların yedek parçalarının temin edilerek hibe edilmesi için gerekli çalışmaların yürütülmesi;

9-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ormancılık Master Planı'nda öngörülen projelerin ortaklaşa hazırlanması;

10-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve mera ıslahı çalışmaları, inşası planlanan gölet ve yağış havzalarının projelendirilmesi, fidanlıkların geliştirilmesi, ihtiyaç olması halinde yetişme muhitine uygun fidan ve tohumların ücretsiz olarak sağlanması;

11-Önceki protokolde yer alan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Milli Park olarak ilan edilen ve projeleri hazırlanan Özgürlük ve Zafer Milli Parklarının Master Planlarının hazırlanmasındaki işbirliği çalışmalarına devam edilmesi;

12-Taraflar eğitim alanında karşılıklı işbirliğini gerçekleştireceklerdir. Bu çerçevede; taraflarca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde müştereken hizmet içi eğitim programları ve toplantıları düzenlenecektir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti uzmanlarının uluslararası ormancılık seminer veya kongrelerine katılımlarına ilgili genel müdürlüklerce yardımcı olunacak, karşılıklı heyet ve uzman ziyaretleri ile bilgi ve deneyim aktarımı artırılacaktır;

13-KKTC Çevre Master Planı'nın hazırlanması için ortak çalışmaların yürütülmesi;

14-Türkiye Cumhuriyeti Devlet Meteoroloji İşbirliği Genel Müdürlüğü ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meteoroloji Dairesi arasında karşılıklı teknik ziyaretlerde bulunulacaktır;

15-Ayrıca başta deniz çevresi olmak üzere çevre kirliliğinin önlenmesine yönelik olarak kimyasallar yönetimi, gürültü, ÇED uygulamaları ve Stratejik ÇED konularında karşılıklı teknik faaliyetler yürütülecektir;

16-KKTC Kıyı Alanları Planlanması ve Yönetimi Master Planı Projesi kapsamında ortak çalışmaların yürütülmesi."

Programda ayrıca yapılacak işlerin takvimlemesi de yer alıyor.

İlk olarak mart ayında ormancılık Master Planı'nın yenilenmesi için Ankara'da çalışma yapılacak.

KIBRIS 22/02/07

 

İşte, diyaloğa hazırlandığınız Barzani'nin içyüzü

Hasan Celal Güzel

22/02/2007 RADIKAL

Bu yazımda sizlere, Barzanî ve Talabanî hakkında artık her araştırmacının kolayca ulaşabileceği bilgileri aktaracak değilim. Ne Talabani'nin değme rakkaselere taş çıkartacak kıvraklıkla soldan sağa, sağdan sola dönüşleri; ne de Barzani'lerin ibret verici geçmişleri ve gün geçtikçe Türkiye sayesinde semirişlerini anlatacağım. Büyükanıt Paşa'nın söylediği ve artık Kürtçülerin etkisindeki bazı dostlarımızın dışında herkesin idrak ettiği, Barzani ve Talabani'nin PKK teröristlerini destekledikleri gerçeğini de anlatmayacağım.
Türkiye'de, en etkili yerlerde bulunan danışmanları, parlamentodaki bağlantıları ve menfaat karşılığında Talabani-Barzani ikilisiyle ABD'nin sözcülüğünü yapan medya bülbüllerini de anlatmayı, bir başka bahara bırakıyorum.
* * *
Bütün bunlar üzerinde tartışmalar yapabilirsiniz. Ancak, şimdi size açıklayacağım belge, diyalog kurulmaya hazırlanan Bölgesel Kürt Yönetimi ile Barzani'yi suçüstü yakalamakta ve Kuzey Irak'taki peşmergelerin içyüzünü göstermektedir.
Aşağıdaki metin, 'Irak Kürdistanı Bölgesi Anayasası'nın 'Giriş' bölümünden alınmıştır:
'Daha önceden de uluslararası çıkarların kurbanı olarak, Amerikan Başkanı Widrow Wilson'un 14 ilkesine dayanarak 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılan halklara tanınan self determinasyon ve kendi irademizle siyasî ve hukukî merkezimizi belirleme hakkından mahrum bırakıldık. 62, 63 ve 64. maddelerinde Kürtlere self determinasyon hakkını veren 1920 Sevr Antlaşması 1923 Lozan Antlaşmasıyla iptal edildi. Milletler Cemiyeti İnceleme Komisyonu(...) talep edenlerin gerekçelerini reddetti(...)'
22.8.2006 tarihinde hazırlanan bu Anayasa metni, Kuzey Irak'taki peşmergelerin ve Talabani ile Barzani'nin gerçek emellerini açıkça yansıtmaktadır. Şöyle ki:

1.       Anayasa'nın adı 'Irak Kürdistanı Bölgesi Anayasası'dır. Anayasa metninde de bu tavsif yer almakta, bunun dışında 'Türkiye Kürdistanı'nın da bulunduğu anlaşılmaktadır.
2. Anayasa, açıkça Sevr Antlaşması'na atıf yapmaktadır. Sevr'in, metinde atıf yapılan 62. maddesine göre, Kürdistan Fırat'ın doğusundaki Ermenistan'ın güneyi ile Türkiye, Suriye ve Mezopotamya'nın kuzeyi arasındaki bölge olarak çizilmiş olup, bugünkü Türkiye topraklarının önemli bir kısmını içine almaktadır. 63. ve 64. maddeler de bu istikamettedir.
3. Kısaca, bu Anayasa ile, Barzani ve hempaları, Türkiye'nin Güney Doğu toprakları üzerinde hak iddia ettiklerini ve yayılmacı emeller taşıdıklarını göstermektedirler.
Bu gerçeği, Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ'ın bir röportajda belirtmesi ve benim de bir TV programında ifade etmem üzerine, sözkonusu Anayasa metni, bütün bölücü-Kürtçü internet sitelerinden kaldırılmıştır. Dışişleri Bakanlığı'nda da bulunmayan metni, Kerkük'te Türkmenler ile birlikte hareket eden Süryaniler İngilizceye çevirerek bir Alman sitesinde yayınladılar. Bunun üzerine, Kuzey Irak'tan Arapça aslını temin ederek Türkçeye çevirdik.
* * *
Kuzey Irak'ta da, Irak'ın tamamında da yaşayan insanlar, bizim eski tebaamız, vatandaşımızdır. Onlarla her zaman görüşürüz ve diyalog kurarız. Lâkin, Türkiye topraklarında gözü olan ve bunu yazılı hukukî metinlerde ifade etmekten çekinmeyen, kanlı terör çetesi PKK'yı destekleyen, Amerikalılardan cesaret alarak şanlı ordumuza dil uzatan CIA kuklası yöneticilerle, tam da kuyruklarını kapana sıkıştırmışken görüşmeye kalkmak, en hafif tabiriyle politikasızlık ve basiretsizlik olur.
Evvelâ, bu şımarık peşmerge bozuntularının derslerini verirsiniz, sonra şartlar lehinize döndüğünde gerekirse görüşme de yaparsınız, diyalog da kurarsınız.
Bizden söylemesi... Eğer Talabani ile Barzani'yi İstanbul'a davet ederek görüşürseniz, siz bu seçimleri unutunuz. Belki DTP'nin oylarını bölersiniz, kim bilir?..

 

 

Ercan’a doğrudan uçuş reddedildi

İngiltere, KKTC’nin Ercan Havalimanı’na doğrudan uçuşlar için yaptığı başvuruyu reddetti. Kıbrıslı Türk yetkililer kararı yargıya götürmeye hazırlanıyor.

 

 

NTV

Güncelleme: 12:06 TSI 23 Şubat 2007 Cuma

LONDRA - İngiliz Taşımacılık Otoritesi başvuruya verdiği yanıtta, doğrudan uçuşun hukuki açıdan mümkün olmadığını belirtti ve Kıbrıs Türk Hava Yolları aracılığıyla yapılan başvurunun değerlendirmeye alınamayacağını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ret kararının yargıya götürüleceğini açıkladı. Talat, başlatılacak hukuk mücadelesinden umutlu olduğunu, zira Türkiye’den de alınan görüş doğrultusunda Kuzey Kıbrıs’a doğrudan uçuşun önünde herhangi bir engel bulunmadığını savundu.

AB’nin hazırladığı doğrudan ticaret tüzüğüne de değinen Talat, uygulamanın amacına ulaşabilmesi için doğrudan ticaretin Kuzey Kıbrıs’taki limanlardan yapılması gerektiğini vurguladı.

 

 

Kayıp Türklere ait kemikler bulundu

Kıbrıs Rum Kesimi’nde yapılan bir kazıda, 1964 yılından bu yana kayıp olan Türklere ait olduğu düşünülen kemikler bulundu.

 

NTV

Güncelleme: 21:36 TSİ 23 Şubat 2007 Cuma

LEFKOŞA - Arjantin Adli Tıp Antropoloji Takımı önderliğinde Güney Lefkoşa’da kazı çalışmaları yapan Türk ve Rum uzmanlar geçen perşembe günü derin bir kuyuda Türklere ait olduğu düşünülen kemiklere ulaştı.

Kemiklerin, 1964’te kayboldukları düşünülen 10 Türk’e ait olduğu sanılıyor.

Uzmanlar, kemiklerin kime ait olduğunun anlaşılması için DNA testi yapılması gerektiğini belirtti.

Osmanlı dönemine ait kuyularda yapılan çalışmalar kuyu suyla dolu olduğu için güçlükle yürütülüyor.

Adada 2006’da başlayan kazılarda şu ana kadar 160 iskelet bulundu.

1960’lı yıllarda her iki taraftan 2000’e yakın kişinin kaybolduğu sanılıyor.

 

KKTC'ye doğrudan uçuşa ret


23 Şubat, 2007 14:26:00 (TSİ) CNN TURK

İngiltere Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başvurusunu reddetti

İngiltere, KKTC'nin doğrudan uçuş başlatılması yönündeki talebini reddetti. KKTC kararı tersine çevirmek için hukuk mücadelesi başlattı.

İngiliz taşımacılık otoritesi hukuki olarak doğrudan uçuşun mümkün olmadığını tespit ettiğini ifade ederek, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başvurusunu reddetti.
 
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise karşı atağa geçerek, İngiltere'nin önde gelen bir avukatlık bürosu aracılığıyla hukuk süreci başlattı.
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  doğrudan uçuşun önünde yasal engel bulunmadığını söyleyerek, başlattıkları hukuk sürecinden umutlu olduğunu belirtti.
 
Blair'den doğrudan uçuş iması
 
İngiltere Başbakanı Tony Blair, 16 Aralık 2006'da İstanbul'da yaptığı bir açıklamada, ''Eğer hukuki bir engel yoksa İngiltere olarak KKTC'ye doğrudan uçuşları desteklemiz söz konusu olabilir. Ama şimdilik spesifik birşey söyleyemem, çalışmalarımız sürüyor'' demişti.
 
Blair, "Ben direk uçuşların İngiltere'den yapılmasını isterim. Ama burada önemli olan hukuki olarak bunu yapıp yapamayacağımız. Havacılık kuralları açısından sorun yoksa bunu yapmayı isterim" ifadesini kullanmıştı.
 
İlk doğrudan uçuş Bakü'den yapıldı
 
KKTC'ye ilk doğrudan uçuş 26 Temmuz 2005'te Azerbaycan'dan gerçekleştirilmiş, Azerbaycan'da faaliyet gösteren Türk ve Azeri işadamları, yurtdışındaki Azerilerle ilgili devlet komitesi temsilcileri, sanatçılar ve gazetecilerden oluşan yaklaşık 100 kişilik heyet KKTC'de halkın sevinç gösterileriyle karşılanmıştı.
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan'ın KKTC'ye yapacağı doğrudan uçak seferinin fiili tanıma anlamına geleceğini söylemişti.
 
Ancak, Rum yönetiminin gösterdiği tepki üzerine Azerbaycan yönetimi uçuşları askıya almıştı.

 

 

İngiltere'den doğrudan uçuşa ret

RET YANITINDAN SONRA HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILDI... İngilizler, doğrudan uçuşun hukuki açıdan mümkün olmadığını KTHY'ye bildirdi. Bu yönde hukuki bir engel olmadığı yönünde görüşler alan KKTC ise karşı atağa geçerek, İngiltere'nin önde gelen bir hukuk bürosu aracılığıyla hukuk süreci başlattı. Cumhurbaşkanı Talat, başlatılan yeni süreçten umutlu

LİNDEN, İKİLİ TEMASLARIN ARTIRILMASI ÜZERİNDE DURDU... AKPM Başkanı Linden'in ziyaretini KIBRIS'a değerlendiren Talat, Hollandalı parlamenterin iki halk arasındaki ilişkileri geliştirecek hususlara ağırlık verdiğini kaydetti. Talat, Avrupa Konseyi'nin konuları olan insan hakları, demokrasi ve iki toplum arasındaki ilişkilerin nasıl iyileştirileceği üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu ve temasların bu çerçevede değerlendirildiğini kaydetti

Emin AKKOR

KKTC'nin doğrudan uçuş için İngiltere'ye yaptığı başvuru reddedildi. İngiliz Taşımacılık Otoritesi hukuki olarak doğrudan uçuşun mümkün olmadığını tespit ettiğini ifade ederek Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başvurusunu reddetti.

Cumhurbaşkanı Talat, İngilizlerin bu kararının ardından, yargıya başvurulması için gerekli talimatın verildiğini açıkladı. Başvurudan önce hem KKTC, hem de Türkiye'nin aldığı hukuki görüşlerin ortak noktasının doğrudan uçuşun önünde yasal engel bulunmadığını gösterdiğini kaydeden Talat, İngiltere'nin önde gelen havacılıkta uzman bir hukuk bürosu aracılığıyla başlatılan hukuk sürecinden umutlu olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Linden'in Kıbrıs ziyareti, kendisinin 27 Şubatta başlayacak Brüksel temasları ve Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri KIBRIS'a değerlendirdi.

AKPM Başkanı Rene van der Linden'in Kıbrıs temaslarında, iki halk arasındaki ilişkileri geliştirecek hususlara ağırlık verdiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı barikatının açılması, daha fazla kapı açılması, Lefkoşa'nın Türk ve Rum belediye başkanlarının bir araya getirilmesi, kilisenin başı ile Din İşleri Başkanı'nın bir araya getirilerek kültürel mirasın karşılıklı olarak korunmasının ele alınması gibi konuların üzerinde durulduğunu belirtti.

AKPM'nin misyonu gereği Kıbrıs sorununun çözümünün özüne yönelik konuların gündeme gelmediğini açıklayan Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi'nin konuları olan insan hakları, demokrasi ve iki toplum arasındaki ilişkilerin nasıl iyileştirileceği üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu ve temasların bu çerçevede değerlendirildiğini kaydetti.

Linden'in "birleşmeye yönelik çalışmaların hızlandırılacağı" yönündeki söyleminin bir temenni olarak algılanması gerektiğinin altını çizen Talat, AKPM'nin rolü ve işlevi açısında Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir insiyatif üstlenemeyeceğine vurgu yaptı.

Linden, liderleri bir araya getiremedi

Kıbrıs'ta partileri, Lefkoşa belediye başkanları ve din adamlarını bir araya getirmeyi başaran Linden, iki toplum liderini buluşturamadı.

Linden'e iki toplum liderini bir araya getirecek çağrıya olumlu yanıt vereceğini söylediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un böyle bir buluşmaya yanaşmayacağını da Hollandalı parlamentere ilettiğini ve bu yönde bir çağrının da gelmediğini belirtti.

Daha önce bir araya gelemeyen din adamlarının Linden aracılığıyla buluşmasını 'olumlu' olarak değerlendiren Talat, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II.Hrisostomos'un dini, siyasi amaç olarak değil de kültürel bir değer olarak görebilmesi durumunda iki din arası ilişkilerin geliştirilebileceğini dile getirdi.

İzolasyonlar için artık eylem var

Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması yönündeki söylemlerin artık eyleme dönüştüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, AB Dönem Başkanı Almanya Başbakanı Merkel'in son günlerdeki söylemleri ve AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi için çalışma başlatmasını buna örnek olarak gösterdi.

İzolasyonların kalkması yönünde en somut beklentinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün amacına uygun olarak geçirilmesi bulunduğunu ifade eden Talat, bunun dışında somut bir projenin görülmediğini kaydetti.

Doğrudan uçuşlar konusundaki çalışmaların da sürdüğünü ifade eden Talat, İngiliz Taşımacılık Otoritesi'nin hukuki olarak doğrudan uçuşun mümkün olmadığını tespit ettiğini ifade ederek Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başvurusunu reddettiğini açıkladı.

Talat, İngilizlerin bu kararının ardından yargıya başvurulması için gerekli talimatın verildiğini de ifade etti.

Brüksel temaslarında gündem doğrudan ticaret

Cumhurbaşkanı Talat, 27 Şubat'ta başlayacak Brüksel temaslarında ana gündem konusunun Doğrudan Ticaret Tüzüğü olacağı ve bu yöndeki ilgili resmi makamlarla bir araya geleceğini kaydetti.

Ziyaretin kesin programının henüz belli olmadığını belirten Talat, AB'nin başkenti konumundaki Brüksel'in lobi merkezi de olduğuna dikkat çekerek düşünce kuruluşlarında bir takım etkinliklere katılacaklarını belirtti.

İKÖ üyeleriyle sıcak temas

İslam Konferansı Örgütü'nün Kıbrıslı Türklere yönelik gerekli kararları aldığı ama bunun uygulamasının önemli olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Talat, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Ekmenettin İhsanoğlu'nun, KKTC'de bulunduğu günlerdeki mesajlarının bu yönde ele alınması gerektiğini belirtti.

İhsanoğlu'nun Kıbrıslı Türklerin İKÖ'nün verdiği kararların hayata geçirilmesi için Kıbrıslı Türklerin daha aktif olması gerektiği yönündeki uyarıya katıldığını kaydeden Talat, üye devletlerle daha sıcak ilişkiler kurabilmek için temsilcilikler açılması yönünde çalıştıklarını kaydetti. Talat, bu yönde 4-5 İKÖ'ye üye devlette temsilcilik açılması çalışmalarının sürdürüldüğünü açıkladı.

"Petrol krizi, gerginliği tırmandıracak"

Yunanistan'ın Kıbrıs konusunda, ilkeler doğrultusunda hareket etme yerine Rum tarafını hep koşulsuz desteklediğini savunan Cumhurbaşkanı Talat, Karamanlis'in petrol krizinde bile Rum yönetimine destek vermesini buna örnek gösterdi.

Talat, Rumlar'ın Akdeniz'de Kıbrıslı Türkleri dışlayarak petrol arama kararlılığının devam etmesinin gerginliği tırmandıracağı endişesini dile getirdi.

Türkiye'nin kendi pozisyonunu korumaktaki kararlılığına değinen Talat, Rumların, Kıbrıs'ın tümünü temsil etme iddiasıyla hareket etmesinin gerginliği artıracağı uyarısında bulundu.

Talat, Kıbrıs'ın birleşmesinden yana tavır koyan Kıbrıslı Türklerin Ada'nın bütünü üzerindeki doğal kaynaklarında hakkı olduğunu vurguladı.

Papadopulos görüşmekten kaçıyor

Rum yönetiminin 8 Temmuz sürecinin ileri götürülmesi yönünde hiçbir yapıcı adım atmadığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos ile süreç gereği Mart ayında yapması gereken görüşmenin gerçekleşme olasılığını görmüyor.

Papadopulos'un görüşme yapmak için hep koşullar öne sürdüğünü, bunun için de ilerleme olması gerektiğini ifade ettiğini ve kendisiyle bir araya gelmekten kaçındığını ifade eden Talat, Gambari'nin mektubunda, liderlerin zaman zaman da bir araya gelip ilerlemenin sağlanmasına katkı koymalarının beklendiğini belirtti.

Papadopulos'un kendisiyle bir araya gelmekten kaçındığının net olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, " Benden hoşlanmıyor mu?, Benimle görüştüğünde bir seviye sorunu mu yaşıyor?, Görüştüğümüzde, kendisi gibi fanatik olan taraftarına yanlış bir mesaj mı vereceğini düşünüyor? Yoksa benimle görüşme yaparken, çözüm sürecinde istemeden adım atmaktan mı korkar?" yönünde tahmin yürüterek, Papadopulos'un görüşmekten kaçınmasını değerlendiren Talat, "Biz her zaman görüşmeye hazırız. O da görüşmek istemezse de görüşmez. Dünya zaten görüşmekten kaçtığına tanık oluyor" şeklinde konuştu.

KIBRIS 23/02/07

 

 

Türkiye Başbakanı Erdoğan: Karşımızdakiler de sözlerinde dursaydı Kıbrıs sorunu çözülecekti

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, "Karşımızdakiler de sözlerinde dursaydı şimdi Kıbrıs diye bir sorun ortada kalmamış olacaktı ve Kıbrıs'ın bütünü AB içerisinde yer alacak ve gündemden böyle bir şey tamamıyla kalkarak, huzurla, adada barış hakim olacaktı, ama hala fatura kesmeye gayret ediyorlar" dedi.

A.A.'nın haberine göre TC Başbakanı Erdoğan, "Başarıya Giden Yolda Fırsatlar Ülkesi Türkiye" konferansında yaptığı konuşmada, AB üyeliğinin bu dönemde somut bir aşamaya geldiğini, AB içinden kimi ülkelerin engellemelerine karşın reformları gerçekleştirme konusunda birliği zorladıklarını söyledi.

35 başlıkta çalışmaların devam ettiğini ve reform kararlılığından en ufak bir şey eksilmeyeceğini, yollarına devam edeceklerini belirten Erdoğan, "Avrupalı dostlarımıza bizi bu noktada yalnız bırakmayın diyoruz. Kopenhag siyasi kriterleri... Uyum yasalarıyla ilgili her şeyi bitirdik. Uygulamada eksiklerimiz var. Şimdi onlar için çalışıyoruz. Ekonomik kriterlerle ilgili kurumları kurumsallaştırmamız gerekiyor. Buna yönelik olarak da (Kopenhag siyasi kriterlerinde bir aksilik olursa adını Ankara siyasi kriterleri koyar, yolumuza devam ederiz) dedik. Ekonomide de yine bir aksilik olursa adını İstanbul ekonomi kriterleri koyar, burada da yolumuza devam ederiz. Asla çekilmek yok. Yola devam edeceğiz.

Avrupalı dostlarıma şunu söylüyorum. (İyi, güzel de kardeşim, niye bunun ucunu açık bırakıyorsun? Gel bize bir tarih ver). De ki (sizi 2015'de alacağız) 2015'e kadar gel bana bir takvim ver. Nasıl tarama süreci ile ilgili 2006 yılının Ekim ayı dedin. Ekim'e kadar bu takvim içerisinde çalışmalarımızı yaptık, bitirdik, müzakerelerde önümüze yine bazı engeller çıkardınız. Bahane ne? Bahane Kıbrıs..."

Kıbrıs ile ilgili atılması gereken birçok adımları yine attıklarını ve yıllardır yapılmayan şeyleri bu dönemde yaptıklarını anlatan Erdoğan, "Ama burada da yine dürüst davranmadılar. Annan Planı bizim açımızdan çok zor olmasına rağmen, birçok şeye rağmen mücadele verdik ve KKTC'de yüzde 65 evet oyuyla Annan Planını çıkardık. Avrupalı dostlarımız, (Biz Güney'i hallederiz) dediler. (Hallederseniz ne olacak?), (Biz gereğini yapacağız) dediler. İtalya Başbakanı Sayın Prodi'nin bana sözleridir bunlar..." diye konuştu.

Bizi suçlamanın gayreti içerisine giriyorlar

Başbakan Erdoğan, AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günther Verheugen'in de aynı şekilde kendisine bunları söylediğini ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Şimdi çok açık, net, ağır söylüyor zaten. (Bunlar siyasi ahlak yoksunudur) diye... Şu anda Schröder'in yazmış olduğu eserinde bu ifadeler aynen yer alıyor. Türkiye olarak biz üzerimize düşeni yaptık, ama karşımızdakiler yapmadı. Buna rağmen hala bizi suçlamanın gayreti içerisine giriyorlar. Biz sözümüzde durduk.

Karşımızdakiler de sözlerinde dursaydı şimdi Kıbrıs diye bir sorun ortada kalmamış olacaktı ve Kıbrıs'ın bütünü AB içerisinde yer alacak ve gündemden böyle bir şey tamamıyla kalkarak, huzurla, adada barış hakim olacaktı, ama hala fatura kesmeye gayret ediyorlar. Kusura bakmasınlar. O kadar da değil."

Erdoğan, tarihte böyle örnekler bulunduğunu ve bunlara alışık olduklarını, alıştıklarını belirterek, "Sabırlıyız. Sabırla bu konuların üzerine gidiyoruz, gideceğiz" dedi.

KIBRIS 23/02/07

 

KKTC, tüm dünyada kabul edilebilir hale geldi

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC'nin tüm dünyanın gözü önünde artık kabul edilebilir bir hale geldiğini söyledi.

Türkiye'nin dış ve iç politika gelişmelerini Kanal 7'ye değerlendiren Gül, "Sözün Özü" programında Dışişleri Konutunda konuk ettiği Nazlı Ilıcak'ın sorularını yanıtladı.

Türkiye'nin Kıbrıs politikasının doğru olduğuna inandığını belirten Gül, bu konuda olumlu neticelerin de alınmaya başladığını belirtti.

"KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Annan planını kabul etmeye niye ikna edilemediğinin" sorulması üzerine Gül, adada barış değil, ateşkes bulunduğuna işaret ederek, planının iki kesimi, iki ayrı devlet üzerinde birleştiren bir plan olduğunu ifade etti.

Denktaş'a planın reddedilmemesi gerektiği mesajının verildiğini ifade eden Gül, "Çünkü Rum tarafının bunu reddedeceğini zaten o zamandan biliyorduk, bu konuda birçok anketimiz vardı" dedi.

O dönemde Türkiye'de her şeyin çok yeni olduğunu ve Denktaş'ın plana "hayır" diyeceğini açıkladığını hatırlatan Gül, "Kendisine de bazı telkinler oldu anlaşılan. Ercan havalimanında 'Ben hayır demeye gidiyorum' deyince, her şey açığa çıkmış oldu" diye konuştu.

Referandum sonucunda 2004 yılında büyük bir fırsatın kaçtığını ifade eden Gül, sonucun Rumların aslında çözümden ve birleşmekten yana olmadığının göstergesi olduğunu belirterek, adadaki Türkler ve Rumlar arasında evlilik olmaması örneğinin bile tek başına oradaki iki toplumun birbirinden ne kadar ayrı yaşadığı gerçeğini ortaya koyduğuna dikkati çekti.

Takip ettikleri Kıbrıs politikasının, adanın gerçeğini tüm dünyaya göstermek olduğunu kaydeden Gül, artık KKTC liderlerinin yabancı liderlerle görüşmeler yapabildiğini, KKTC'nin bugün inanılmaz bir ekonomik ilerleme kaydettiğini anlattı.

Bazılarının "Kıbrıs elden gidiyor" dediğini belirten Gül, "Kıbrıs'tan bir asker çekilmedi, Kıbrıs'tan bir metrekare yer verilmedi, ama tam tersine KKTC tüm dünyanın gözü önünde artık kabul edilebilir hale geldi" diye konuştu.

Türkiye'deki limanların Rumlara açılmaması konusunda da Gül, "bazen karşılıklı inatlaşmak gerektiğini, karşı tarafın verdiği sözü tutmaması karşısında maliyeti ne olursa olsun 'Ben de bunu yaparım' denilebileceğini" söyledi.

"Kıbrıs Rum kesiminin, AB'ye girdiğinde Türkiye aleyhine ne kadar olumsuz davranacağını Türkiye'yi yönetenlerin görmesi gerekirdi? diyen Gül, AB ülkelerinin çoğunun aslında Rumların kendilerine ne büyük zarar verdiğini gördüğünü, ancak bazılarının da bunu bir "bahane" olarak kullandığını söyledi.

"Devlet ve hükümet politikası birbirinden ayrı mı?"

Türkiye'de "devlet ve hükümet politikasının birbirinden ayrı şeyler olup olmadığı" sorusu üzerine Gül, siyasi iradenin silahlı kuvvetlere de, diğer kurumlara da siyasi direktif verdiğini söyledi.

Gül, "Biz konuşuruz her şeyi. Bir hareket başlayacaksa, dışarı asker gönderilecekse, bir operasyon başlatılacaksa tabii ki siyasi talimat verilir" diye konuştu.

"ABD'deki sözde Ermeni soykırımı tasarısıyla ilgili olarak Lahey'deki mahkemeye gitme görüşünün artık telaffuz edilmediğinin" belirtilmesi üzerine Gül, bunun hemen karar verilemeyecek zor bir mesele olduğunu söyledi.

Konunun çok ciddi araştırma ve inceleme gerektirdiğine işaret eden Gül, "Bugün insanlar sizi alkışlar, ama yarın da 'Niye böyle yaptın' derler. Onun için bu konuda uzun bir süredir çok ciddi hukuk çalışmaları yapıyoruz" diye konuştu.

Ermenilerin bu çerçevede Türkiye'den toprak ve tazminat almayı hayal edebileceğini de belirten Gül, bunların hiçbirinin mümkün olmadığını kaydetti.

KIBRIS 23/02/07

 

Talat ve Linden, KKTC logosu altında

 

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene van der Linden'in Ada'ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Rumların

Linden'in cumhurbaşkanlığında gerçekleşen görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Talat ile yaptığı ortak açıklama, KKTC logosu altında oldu.

Yapılacak görüşmelerde KKTC ile ilgili sembollerin bulundurulmaması yönünde girişimler başlatan Rum yönetimi yetkilileri arasında yer alan Temsilciler Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, görüşmelerde sembollerin bulundurulamayacağı yönünde garanti aldığını açıklamasının ardından, fotoğraflardaki görüntü karşısında tepkisinin ne olacağı merakla bekleniyor.

KIBRIS 23/02/07

 

AB, sözünü tutmazsa Kıbrıslı Türklerin referandumdaki olumlu tutumu yok olabilir

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden, Avrupa Birliği'nin (AB) Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda bir an önce kendi içinde anlaşmaya varabilmesini ümit ettiğini vurgulayarak, "AB'nin referandum sonrasında verdiği sözleri tutmaması, Kıbrıslı Türklerin referandum sürecindeki olumlu tutumunun yok olması riskini doğurur" dedi.

Kıbrıs açıklarında petrol yatağı bulunduğunun tespit edilmesinin, adanın birleştirilmesi için iyi bir vesile doğurmasını ümit ettiğini söyleyen Linden, "Bu hedef akılda tutulursa, bir krizin doğması için hiç bir neden göremiyorum. Uygun bir şekilde kullanılması halinde bu faktör, dinamiklerin olumlu yönde değişmesine yardımcı olabilir" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, "Kıbrıs Türk toplumunun lideri olarak Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik çabalarda anahtar oyuncu olduğunu" da vurguladı.

Kıbrıs sorununun çözümü için diyalog ve uzlaşı arayışlarını güçlendirmek amacıyla Kıbrıs'ta bulunan Rene van der Linden, Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) muhabirinin sorularını yanıtladı.

İnsanlığın itibarını korumak

Linden, Avrupa Konseyi'nin; insani değerleri güçlendirmek ve insanlığın itibarını korumak amacını taşıyan değerler üzerine kurulmuş bir organizasyon olduğunu kaydetti.

Her türlü kültürü ve dini temsil eden Avrupa'nın çeşitli bölgelerindeki 46 ülkeden demokratik parlamenterleri bir araya getiren Parlamenterler Asamblesi'nin bu prensipleri kucakladığını ve yaptığı işlerle bunları hayata geçirmeye çalıştığını anlatan Linden, "Benim Kıbrıs ziyaretim de insanları bir araya getirmek, olumlu deneyimleri pekiştirmek, ortak değerleri vurgulamak ve taraflar arasındaki diyaloğa katkı koymak amacıyla gerçekleştirildi" dedi.

İnsanların dürüstçe ve rahat konuşması

Kıbrıs'taki temaslarıyla ilgili beklentisinin sorulması üzerine Linden, tek beklentisinin; özellikle organize ettiği ortak toplantılarda, insanların hem kendisi hem de birbiriyle dürüstçe ve rahat bir şekilde konuşması olduğunu söyledi.

Linden, temasları canlandırmak ve ileriye dönük olumlu bir atmosferde serbestçe görüş alışverişinde bulunmak yoluyla, taraflar arasındaki diyaloğa ivme kazandırılabileceğini ve bunun gelecekteki iki toplumlu aktivitelerin çoğalmasını sağlayabileceğini ifade etti.

AKPM Başkanı Rene van der Linden, "Amacım; sorunun çözümüne geçit verecek atmosferin yaratılmasına katkı sağlamaktır" diye konuştu.

Kıbrıslı Türklere ait sandalyeler

"AKPM'de Kıbrıslı Türklere ait sandalyelerin doldurulmaması Kıbrıslı Türkler arasında huzursuzluk yaratıyor. Kıbrıslı Türklerin AKPM de gerçek anlamda temsiliyetine yönelik bir çalışmanız var mı? Bu statünün getirdiği olumlu ya da olumsuz sonuçlar nelerdir?" şeklindeki soruyu yanıtlarken Linden, Kıbrıslı Türklerin büyük bir çoğunluğunun, referandumda Annan Planı lehine oy kullanmasından sonra, taraflar arasında diyalog kurulmasını cesaretlendirmek ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yönündeki taahhüdün devamını sağlamak amacıyla ilk olumlu tepkiyi verenin AKPM olduğunu dile getirdi.

Linden, bunun olumlu sonuçlar getiren kendi içinde çok olumlu bir hareket olduğunu da vurguladı.

Konuşma hakları var

AKPM'de gözlemci statüsünde bulunan Kıbrıslı Türk milletvekillerinin hem genel kurulun hem de komitelerin aktivitelerine katıldığını kaydeden Linden, konuşma yapma hakları bulunduğunun da altını çizdi.

Linden, "temsiliyetin"; Kıbrıslı Türk temsilcileri, serbest düşünce ve serbest konuşmanın cesaretlendirildiği tarafsız bir ortamda Kıbrıslı Rum meslektaşlarıyla bir araya getirdiğini de ifade etti.

Van der Linden, "Kıbrıs Türk temsilcilerinin genel kurulda yapıcı bir tutum sergilediklerini ve uyumlu olmak için ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını görmekten mutluluk duyduğunu" da belirtti.

Linden, Kıbrıs'taki temasları sırasında AKPM'deki Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk temsilcilerini çalışma yemeğinde bir araya getirdiğini anımsatarak, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin bu etkinlikte de, AKPM'de olduğu gibi, olumlu tavır içinde olduklarını belirtti.

İzolasyonların kaldırılması

AKPM'nin izolasyonların kaldırılmasına ne şekilde katkı koyabileceği sorusunu yanıtlarken ise Linden, AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda bir an önce kendi içinde anlaşmaya varabilmesini ümit ettiğini vurgulayarak, "AB'nin referandum sonrasında verdiği sözleri tutmaması, Kıbrıslı Türklerin referandum sürecindeki olumlu tutumunun yok olması riskini doğurur" dedi.

Talat anahtar oyuncu

Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofiyas'ın, kendisinin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesiyle ilgili olabildiğince sert tepki göstermesi konusuyla ilgili fikrinin sorulması üzerine de Linden şu ifadeleri kullandı:

"Papadopulos da dahil olmak üzere, siyasi liderlerle yaptığım görüşmelerden memnun ve mutluyum. Talat ile de Kıbrıs Türk toplum lideri olarak görüştüm. Talat, Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden ve toplumun tutumunu etkileyebilecek bir lider olarak Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik çabalarda anahtar oyuncudur" dedi.

Dini liderlerin görüşmesi

Kıbrıs'ta dini liderleri biraraya getirmesiyle ilgili olarak da Linden, "Ziyaretimin iki lideri bir araya getirmesinden çok memnunum" dedi.

Linden, dinler ve kültürler arası diyaloğun kendi önceliklerinden biri olduğunu söyledi ve resmi ziyaretlerinde dini liderleri biraraya getirme fırsatı aradığını ifade etti.

Linden, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ile İstanbul Piskoposu Bartholomeos'u da AKPM'de konuşma yapmak için davet ettiğini ifade etti.

"Sorun dini değil"

Kıbrıs sorununun dini bir sorun olmadığının altını çizen AKPM Başkanı Rene van der Linden, ancak dini liderlerin yapıcı tutumlarının ve ortak konulardaki işbirliklerinin, halkların uzlaşmaya yönelik fikirlerinin şekillenmesi konusunda etkili olacağını vurguladı.

Linden, "Türkiye, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın taraf olduğu petrol krizinin, Doğu Akdeniz'deki istikrarı nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?" şeklindeki soruyu yanıtlarken ise; bu durumun; adanın tekrar birleştirilmesi için iyi bir vesile doğurmasını ümit ettiğini söyledi.

AKPM Başkanı Rene van der Linden, "Bu hedef akılda tutulursa, bir krizin doğması için hiç bir neden göremiyorum. Tam tersine uygun bir şekilde kullanılması halinde bu faktör, dinamiklerin olumlu yönde değişmesine yardımcı olabilir" dedi.

KIBRIS 23/02/07

 

İngiliz Taşımacılık Otoritesi'ne dava açılıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın İngiltere'ye direkt uçuş başvurusuna olumsuz yanıt aldığını, bunun üzerine İngiliz taşımacılık otoritesine karşı dava açılacağını açıkladı.

Bir kabulünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, uluslararası hukuk ve Şikago Konvansiyonu gereği direkt uçuşa olumsuz yanıt verildiğinin bildirildiğini söyledi. Oysa iki uluslararası hukuk uzmanından aldıkları görüşün bunun tersini içerdiğini, yani uluslararası hukuk ve Şikago Konvansiyonu açısından bir sakınca bulunmadığını vurgulayan Talat, bu gelişme üzerine yasal yollara başvurmaya karar verdiklerini ve hukukçulara talimatın verildiğini bildirdi. Talat, İngiliz taşımacılık otoritesine karşı davanın kısa sürede dosyalanmış olacağını ekledi.

KIBRIS 24/02/07

 

Başbakan Soyer, SPD tarafından Almanya'nın Hessen eyaletine davet edildi

DAVET CEYHUN ELİYLE... Eski AP milletvekili ve SPD Güney Hessen Teşkilatı Yönetim Kurulu üyesi Ozan Ceyhun, Rum yönetiminin karşı çıkışına rağmen Soyer'in Almanya'nın Hessen eyaletine Başbakan sıfatıyla davetin kendi eliyle yapıldığını açıkladı

Eski AP milletvekili ve SPD Güney Hessen Teşkilatı Yönetim Kurulu üyesi Ozan Ceyhun, Başbakan Soyer'in SPD tarafından Almanya'nın Hessen eyaletine Başbakan sıfatıyla davet edildiğini açıkladı.

Ceyhun, Rum kesiminde medyanın bazı kesimlerinin Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Hessen eyaletine davet edilmesi ile ilgili gerçek dışı bilgilendirmeye yönlenmesi nedeniyle açıklama yapma gereği duydu. Aşağıdaki açıklamayı yaptı:

Rum kesimindeki milliyetçi ve çağa ayak uyduramayan çevrelerin kabul etmek istememesine rağmen Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, SPD tarafından Almanya´nın Hessen Eyaleti´ne davet edildiğini kaydetti.

Ceyhun, "Hessen Eyalet Meclisi SPD Meclis Grubu Başkan Yardımcısı ve SPD Hessen Eyalet Teskilatı Başkan Yardımcısı Jürgen Walter tarafından kaleme alınan 16 Şubat 2007 tarihli davetiyeyi ben şahsen 19 Şubat 2007 Pazartesi günü Lefkoşa´da Başbakanlık Özel Kalem Müdürü´ne teslim ettim.

Davetiyenin içeriğinde Jürgen Walter, milletvekili arkadaşı Lothar Klemm ile Kuzey Kıbrıs ziyaretlerinde çok şey öğrendiklerini dile getirip Soyer´e bu nedenle teşekkür ederken, aynı zamanda onu Wiesbaden´e davet etmenin kendileri için bir onur olduğunu belirtti. Soyer, hem Başbakan hem de parti başkanı olarak davet edildi. Önümüzdeki günlerde davetin kesin tarihi de belirlenecek.

Rum kesiminde bazı medya organlarının kışkırtıcı çabaları bu ziyaretin çok daha anlamlı olmasını da beraberinde getireceğinden hiç kimsenin kuskusu olmasın." açıklamasında bulundu.

Ziyaret mayısta

Başbakanlık'tan yapılan yazılı açıklamaya göre Başbakan Soyer'in Almanya'ya Başbakan olarak resmen davet edildiğini doğruladı ve bu davetin mayıs ayının ilk haftasında gerçekleşecek.

Başbakanlık açıklamasında Soyer'in Almanya ziyaretinde Wiesbaden eyalet Meclisi'nde "Avrupa Çalışma Grubu"nda bir tartışmaya katılacak.

Papadopulos, davete inanamıyor

Rum ve Yunan hükümetlerinin; AB dönem başkanlığını yürütmekte olan Almanya'nın Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i Berlin'e, KKTC Başbakanı olarak davet ettiğine inanmadıkları bildirildi.

Fileleftheros gazetesi haberinde, Yunanistan'daki temaslarını tamamlayarak önceki gün Güney Kıbrıs'a dönen Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Larnaka Havaalanı'nda; AB dönem başkanı Almanya'nın Başbakan Soyer'i, Berlin'e, KKTC Başbakanı olarak davet ettiğini Rum yönetimine bildirip bildirmediği sorusuna muhatap olduğunu yazdı.

Gazeteye göre, Papadopulos, "AB dönem başkanı Almanya'nın Ferdi Sabit Soyer'i Berlin'e başbakan olarak davet ettiğine Yunanistan da biz de inanmıyoruz" dedi.

Rum yönetiminin dönem başkanı Almanya'ya AB ile KKTC arasında doğrudan ticaret tüzüğüne ilişkin tezler sunup sunmadığının sorulmasına karşılık Papadopulos şunları savundu:

"Bizim tutumumuz biliniyor. Olabilir ise, 26 Nisan 2004 kararının iki yönü tatmin edecek bir sonuca varılması yönünde çaba harcıyoruz. Söz konusu karar bir yandan; Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan güçlendirilmesini ve sözde ambargolarının -ki biz öyle bir ambargo olduğunu kabul etmiyoruz- kaldırılmasını öngörüyor. Bu kararın diğer ve bir o kadar önemli yönü ise; ülkemizin birleşmesini ileri götürecek ekonomik bütünleşmenin (integration) başarılmasıdır. Her iki hedefin de başarılacağı ve her türlü ayrılıkçı eğilimi tersine çevirecek bir hal çaresi istiyoruz"

Haravgi gazetesi, "Kıbrıslı Türkler Güçlendirilsin Ama Bütünleşme De Güçlendirilsin" başlıklı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı'nın önceki gün; Rum tarafının hedefinin; Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik açıdan güçlendirilmesi olduğunu, buna paralel hedefinin de ülkenin bütünleşmesine yardımcı olacak ekonomik bütünleşmeyi (entegrasyonu) başarmak olduğunu yinelediğini bildirdi.

Gazeteye göre Papadopulos, Almanya'nın Başbakan Soyer'i Berlin'e başbakan olarak çağırdığına Yunanistan'ın da kendisinin de inanmadığını söyledi.

AKEL Talat'ın Brüksel ziyaretini değerlendirdi

Aynı gazete, "AB'nin Önlemleri Birleştirsin, Aksi Olmasın - Bazıları Kıbrıslı Türklere ve Rumlara Hizmet Etmeyen Öneriler Düşünüyor" başlıklı haberinde de AKEL'in; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Brüksel'e gidişine ilişkin açıklamasına yer verdi.

Gazeteye göre, AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu, "Bu Sayın Talat'ın; ticaret de dahil olmak üzere çeşitli konuları görüşmek üzere Brüksel'e ilk gidişi olmayacak. AKEL'in tutumu açıktır. Biz, Kıbrıs Türk toplumuna yardım edilmesini istiyoruz. Ancak bu ilkelerin, özellikle de çözümün içeriğiyle ilgili ilkelerin aleyhine olmamalı" ifadelerini kullandı.

Gazete, AKEL'in Kiprianu aracılığıyla; "AB'nin alacağı önlemlerin; iki toplumun daha da yakınlaşmasına katkı sağlayacak, Ada'nın ve halkın yeniden birleşmesi çabalarını kolaylaştıracak olması konusundaki ısrarını yinelediğini yazdı.

Habere göre Kiprianu, Cumhurbaşkanı Talat'ın Brüksel ziyaretini yorumlaması istendiğinde "Herhangi bir önlem, yukarıda kaydedilenlere aykırı hareket edemez" dedi.

Rum gazetecilerden; değerlendirme yapmadan önce sabredip olguların gelişmesini beklemelerini isteyen Andros Kiprianu devamla şunları söyledi:

"Yurtdışında bazılarının akıllarında; Kıbrıslı Türklerin ve Rumlarınkinden başka her türlü çıkara hizmet eden çeşitli düşünce ve fikirler bulunduğundan şüphemiz yoktur. Hükümet; çeşitli öneriler sunarak gelişmeleri etkilemeye çalışıyor. Bunlar tamamlandığında yorum yapacak çok zamanımız olacak."

KIBRIS 24/02/07

 

Gül: "Büyük bir provokasyon"

 

Gül, Mısır ile karşılıklı heyet ziyaretleri yapılacağını doğruladı



25 Şubat, 2007 09:50:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama faaliyetlerinin 'şakası olmayan bir konu' olduğunu belirterek, ''Eminim ki bütün Avrupa, NATO, Akdeniz'e kıyısı olan herkes, bunun nasıl bir provokasyon olduğunu, kalıcı bir çözüm ortaya çıkmadan bu işlerin ne kadar tehlikeli olduğunu görmüşlerdir'' dedi.

Ortadoğu konulu bir konferans için Pakistan'ın başkenti İslamabad'a giderken gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Gül, Rum yönetiminin ada etrafında petrol arama faaliyetlerine ilişkin bir soru üzerine, "Eminim ki Avrupa, NATO, durup dururken, dünyada daha büyük işbirliği ve dayanışmaya ihtiyaç olduğu bir dönemde bütün bunları zedeleyecek adımları Rumların nasıl attığını görmüştür" dedi.
    
Gül, adayı Rumların temsil etmediğini vurgulayarak, "Adayı temsil ediyorlarsa niye o zaman Girne'de, Karpaz'da polisi, memuru yok" ifadesini kullandı.
    
Rum yönetiminin, tamamını temsil etmediği bir adanın etrafını paylaşmaya kalkmasının çok büyük bir provokasyon olduğunu vurgulayan Gül, "Eminim ki bu görülecektir, görülmüştür" dedi.
    
Gül, bu açıklamaların ardından İslamabad'da, Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt ile Kıbrıs petrolleriyle ilgili görüştü. Gül, konuyla ilgili olarak iki ülkenin oluşturacağı heyetlerin görüşmelerde bulunacağını açıkladı. 
    
Türkiye'nin İslamabad Büyükelçiliği'nde yapılan görüşmede, Mısır'ın Kıbrıs Rum kesimi ile yaptığı petrol arama anlaşmasının gündeme geldiği ve bu konuda iki ülke arasında karşılıklı heyet ziyaretleri düzenlenmesinin kararlaştırıldığı öğrenildi.
    
Ebul Geyt'in, görüşmede "Türkiye'nin çıkarlarını zedeleyecek bir şey yapmayız" ifadesini kullandığı kaydedildi. Dışişleri Bakanı Gül de Türkiye'den Mısır'a, Mısır'dan da Türkiye'ye heyet ziyaretleri düzenleneceğini doğruladı.
    
"Başka faaliyetlerimiz de var"

Gül, İslamabad'a giderken, Danimarka'daki bir yayın kuruluşunda terör örgütü PKK ile ilgili röportajların yayınlanmasına ilişkin bir soru sorulması üzerine ise bu konuyla ilgili hemen girişimlerde bulunduklarını söyledi.
    
Bakan Gül, "Bütün bunları, dosyaları dokümanter haline getiriyoruz, müracaatlarımızı yapıyoruz. Ama bu yayınlarla ilgili başka faaliyetlerimiz de var" dedi.
    
Haremüşşerif'teki kazı çalışmaları

Gül, İsrail'in Haremüşşerif'te yaptığı kazı çalışmalarıyla ilgili olarak Türkiye'den heyet gönderilmesi planlarına ilişkin bir soru üzerine de bu konunun sadece Filistinlileri değil, bütün Müslümanları ilgilendirdiğine dikkati çekti.
    
Türkiye'nin görüşlerini beyan ettikten sonra, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in de geldiğinde, yaptıklarını anlattığını söyleyen Gül, "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da o zaman, 'İslam Konferansı Teşkilatı'ndan heyet yollayalım da, bu anlattıklarınızı onlara da gösterin' dedi. Olmert de 'Yok, İKT'den istemeyiz, siz gelirseniz olur' dedi. Onun üzerine böyle bir heyet işi ortaya çıktı" dedi.
    
Gül, sözlerine şöyle devam etti:
 
"Tabii ki Haremüşşerif Filistin topraklarıdır. Ürdün'de eski anlaşmalar, orada bir vakıf vardır. Bütün bu vakfın yöneticileri vardır. Oralardan şimdi heyetler gelecek bize. Onlar da çok sevindiler. Bazı buna tepki gösterenler de olmuş İsrail Parlamentosu'ndan.
 
Ama İslam dünyası çok memnunoldu. Ürdün'den, Filistin'den Türkiye'ye bazı heyetler gelecek. Onlar da bu konuyla ilgili bizi bilgilendirecek. Biz bu konunun aslının ne olduğunu onlara soracağız, ona göre bakacağız duruma."
 
Parlamenterlerin Türkiye ziyareti

Gül, Avrupa'daki Türk kökenli parlamenterlerin Türkiye'yi ziyaretinin ve konuyla ilgili bazı eleştirel haberlerin hatırlatılması üzerine ise "Ben onlara bakmadım doğrusu. Türk vatandaşı olarak gitmişler, Avrupa'ya yerleşmişler, uğraşmışlar, milletvekili olmuşlar, bakan olmuşlar, ilk defa bunları hatırlamışız. Ben Türk'üm diyen, benim Türkiye ile bağım var diyen insanları Türkiye'ye davet etmişiz" dedi.
    
Parlamenterlerin bazılarının birbirlerini ilk kez tanıdığını ve çok memnun olduğunu anlatan Gül, "Bu, Türkiye'nin gücünü gösteriyor, ne kadar büyük bir aile olduğumuzu gösteriyor. Türkiye, kabına sığmıyor... 'Türkiye ile bağlarınız var, sen Alman milletvekilisin, Belçikalı bakansın, senatörsün, ama bu topraklara da bir borcun var' demişiz. Onlar da bunun farkında" dedi.

 

Mısır’la ‘petrol arama’ görüşülecek

Doğu Akdeniz’de Rum Kesimi ile ortak petrol arama anlaşması yapan Mısır, konuyu Türkiye ile müzakere edecek.

 

 

NTV

Güncelleme: 12:34 TSİ 25 Şubat 2007 Pazar

ANKARA - Ortadoğu’daki sorunlara çözüm bulmak için Pakistan’da yapılan toplantıya katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Mısır Dışişleri Bakanı Ahmet Ebul Geyt ile görüştü.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle Mısır’ın Doğu Akdeniz’de ortak petrol ve doğal gaz arama girişimlerinin de ele alındığı görüşmeden, iki ülkenin karşılıklı olarak heyet göndermesi kararına varıldı.

Geyt, görüşmede Gül’e Türkiye’den yükselen tepkinin farkına vardıklarını söyledi.

Görüşmede, Irak’la ilgili gelişmeler de ele alındı. Mısır Dışişleri Bakanı, Irak’a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları toplantısının Bağdat yerine Kahire’de yapılmasını istediklerini söyledi. Gül, öneriye destek verdi.

Haremüşşerif’te yaşanan gerilime de değinen Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin buraya heyet göndermesini, İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in istediğini belirtti. Gül, Olmert’in İslam Konferansı heyeti yerine Türk heyetini tercih ettiğini, Başbakan Erdoğan’a Ankara ziyareti sırasında aktardığını bildirdi.

Beyarmud’lu Ahmet Mesut Kafkas kayıp

Beyarmudu'nda yaşayan Ahmet Mesut Kafkas dün sabah saat 08.30'da İngiliz üstlerinin bulunduğu bölgedeki köpeklerini yedirmek için evinden çıktı ve bir daha geri dönmedi.

EC 647 plakalı aracı ile evinden çıkan Kafkas'tan bir daha haber alınamadı. Kafkas'ın hayatından endişe eden ailesi, bulunması için polise başvurdu. Hem Kıbrıs Türk polisi hem de Rum polisi, Ahmet Mesut Kafkas'ı arıyor. Kafkas'ın Güney Kıbrıs'tan aldığı cep telefonunun sinyalini talip eden Rum polisi, iki ayrı köyde bulunduğunu tespit etmesine rağmen, Kafkas'ı bulamadı.

KIBRIS 24/02/07

Eski Rum lider Klerides'ten itiraflar


      Kıbrıs Rum yönetimi eski liderlerinden Glafkos Klerides, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman toplum olarak görmediğini, onlara klasik azınlık haklarından başka hak tanımayı asla kabul etmediğini belirterek, "Papdopulos, Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak görüyor" dedi.
      Rumların Kıbrıslı Türkleri yok etme planlarını içeren Akritas Planının büyük bölümünü Papadopulos’un yazdığını kaydeden Klerides, Papadopulos’un, 1964’te ABD Büyükelçiliğine giderek meşhur, "Türkler adaya çıkmaya kalkışırlarsa Kıbrıs’tan Türkleri temizlemek için 1 saat 45 dakikamız var" sözlerini söylediğini de doğruladı.
      "Sonunda olacak olan, Kuzey’deki rejimin doğrudan ayrı egemenlik olarak değil hukuki olarak tanınmasıdır" diyen Klerides, "Kendisine birkaç yıl verecekler ve ayrılış bugünkü bölücü hatlar temelinde gerçekleşecek" ifadesini kullandı.
      Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, Kıbrıs Rum Üniversitesinde öğretim görevlisi Niyazi Kızılyürek’in, Glafkos Klerides’in Kıbrıs sorunuyla ilgili anlattıklarını aktardığı, "Glafkos Klerides: Bir Ülkenin Süreci" isimli kitabından alıntı yaptı. Gazete, Glafkos Klerides’in, dönemin bilinmeyen siyasi gerçeklerine ışık tuttuğunu yazdı.
      Klerides, 1960 Anayasasının işlevsel olduğunu ve Türkiye’nin arzusunun da anayasanın işlemesi yönünde olduğunu ifade ederek, o dönemde, Kıbrıs sorunununu, iki tarafının aşırılarının görüştüğüne dikkati çekti.
      Klerides, "Tasos Papadopulos’un Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman toplum olarak tanımadığını, aksine, onların (Türklerin) Kıbrıs Cumhuriyeti içerisinde azınlık olarak var olduklarına inandığını" dile getirdi.
     
     1960 ANAYASASI
      Klerides, "Türkiye’nin askeri hükümeti Amerikan unsurundan çok etkileniyordu. Amerikan unsurunun Kıbrıs’ta sükunet istediğinden şüphe yoktur, bu nedenle Türk politikası da değişti. Askerlerin politikası, 1960 Anayasasının işlemesi şeklindeydi" dedi.
      Aynı anayasayla ilgili olarak Klerides, şunları söylüyor:
      "Temel konulardan biri olan vergiler konusu dışında hiçbir konu işleyemez değildi. Seçimler ve yine belediye yasaları gibi diğer konularda ayrı çoğunluk gerekiyordu. Bu engel yani vergiler meselesi aşılabilse devlet işleyebilirdi.
      Türk tarafı gelir vergilerinin artırılmasına olumlu oy kullanmadı çünkü Kıbrıslı Türklerin aleyhine bir vergi yükü getirecekti. Bu sorunun; hükümetin Kıbrıslı Türklerin ve Rumların eğitim harcamalarını üstlenmesiyle çözülmesi önerildi.
      Kıbrıs Türk tarafıyla yapılan müzakerelerde bu çözüm üzerinde uzlaşıldı, Kıbrıs Türk tarafı protokol istedi. Protokole Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Muavini, Meclis Başkanı ve Cemaat Meclislerinin başkanları tarafından imza atıldı ve Kıbrıs Rum tarafı Anayasal değişiklik istedi. Kıbrıslı Rumların talebinin dayanakları mantıktan çok duygusaldı ve Kıbrıs Rum liderliği (Başpiskopos III.
      Makarios, Polikarpos Yorgacis ve Tasos Papadopulos) halka ’Anayasa’nın düzeltilmeye başlandığını’ göstermek istiyordu. Kıbrıslı Rumların, protokolün geçerli olup olamayacağına dair yurt dışından olumlu görüş almalarına rağmen nihayetinde sorun çözülmedi ve bunu 1964’te olanlar izledi."
     
     PAPADOPULOS FEDERASYONA KARŞI ÇIKMIŞTI
      Politis’e göre, kitabın ilgi çekici yönleri arasında, 1975-1976 olaylarının anlatımı var. Kıbrıs Rum tarafının müzakerecisi Glafkos Klerides iki toplumlu iki kesimli federasyonu kabul etmişti. Aynı şeyi Kostantin Karamanlis de yaptı.
      Müzakerelerde Klerides’e eşlik eden Tasos Papadopulos ve Mihalakis Triantafillidis böyle bir çözümün aleyhinde tavır aldılar ve Makarios bir ikilemle karşı karşıya kaldı.
      Klerides’in Rauf Denktaş’a verme inisiyatifini üstlendiği meşhur haritanın yayınlanmasıyla birlikte Klerides müzakerecilikten istifa etti.
     
     "1 SAAT 45 DAKİKADA TÜRKLERİ ADADAN TEMİZLERİZ"
      Klerides’in, şimdiki Rum lideri Tasos Papadopulos hakkında söyledikleri de kitabın en ilgi çekici bölümlerinden biri.
      Klerides, Tasos Papadopulos’un 1964’te harekatın gerçekleşmesi durumunda Kıbrıslı Türkleri temizlemeleri konusunda çeşitli istikametlere telefon ederken yakalandığını söyledi.
      "Bunu Yorgacis ve Makarios da onayladı. Kendisine ’Bizi, suç işlemekle suçlanacağımız bir yöne sürüklüyorsunuz, durunuz’ dediler. Ancak, böyle düşünceleri vardı" diyen Klerides, bu sözleriyle Makarios Drusiotis’in kitabında yer verdiği, Tasos Papdaoulos’un 1964’te Amarikan Büyükelçiliğini ziyaret ederek Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale etmesi etmesi durumunda "Türkleri Kıbrıs’tan temizlemek için 1 saat 45 dakikamız var’ (we have 1 hour and 45 seconds to clean up the Turks from Cyprus) sözlerini söylediğini doğruladı.
     
     "AKRİTAS PLANININ BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ PAPADOPULOS YAZDI"
      Klerides, Akritas planının yazılması konusunda yöneltilen sorulara verdiği yanıttaysa şunları söylüyor:
      "Söz konusu çalışmanın yazım işinin büyük bölümünü Polikarpos Yorgacis’ten çok Tasos Papadopulos’un yaptığına inanıyorum. Yorgacis, o belgeyi hazırlayacak hukuki olanağa ve eğitim düzeyine sahip değildi. Ben, işin çoğunun Tasos Papadopulos tarafından yapıldığını değerlendiriyorum." Politis gazetesine göre, Klerides’in bu değerlendirmesi kitapta havada bırakılmıyor ve Klerides ilk kez, EOKA mücadelesini 1960’lı yıllarda devam ettirmek isteyen "örgüte" bir miktar katıldığını ilk kez itiraf ediyor.
      Klerides dışında, ona oranla daha az olmak üzere Spiros Kiprianu da katıldı, ancak başkanı Polikarpos Yorgacis ve başkan yardımcısı da Tasos Papadopulos’tu.
     
     "TÜRKLERİN, HER TALEBİNİ REDDEDİYORDU"
      Klerides, 1974 öncesi dönemle ilgili olarak, şunları anlattı:
      "İki toplum arasında işbirliği yöntemleri bulunmasına yönelik ne zaman çaba harcansa Tasos her zaman; (Kıbrıslı Türlerin) ’bir azınlık olduklarını anlamaları gerektiğini ve azınlık haklarından fazlasını istediklerini’ söylüyordu. Tasos, Türk tarafının isteyebileceği klasik azınlık haklarını aşan her şeyi aşırı buluyor ve karşı çıkıyordu. İki toplum düşüncesi yoktu." Glafkos Klerides’e göre, Tasos Papadopulos’un Kofi Annan’ın planını kabul etmekteki sorunlarından biri, planın iki toplumun siyasi eşitlikten söz etmesiydi.
      Kitabın yazarı Niyazi Kızlıyürek, "Kıbrıs"ın Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmasıyla meydana gelen konjonktürle çözüm momentumu yitirildiğini kaydetti.
      Kızılyürek, kitabını, Klerides’in şu sözleriyle sonlandırdı: "Sonunda olacak olan, Kuzey’deki rejimin doğrudan ayrı egemenlik olarak değil hukuki olarak tanınmasıdır. Kendisine birkaç yıl verecekler ve ayrılış bugünkü bölücü hatlar temelinde gerçekleşecek."

MILLIYET 25/02/07

 

Gül'den Rumlara petrol uyarısı

25 Şubat 2007

 

İSLAMABAD (A.A)

 

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama faaliyetlerinin "şakası olmayan bir konu" olduğunu belirterek, "Eminim ki bütün Avrupa, NATO, Akdeniz'e kıyısı olan herkes, bunun nasıl bir provokasyon olduğunu, kalıcı bir çözüm ortaya çıkmadan bu işlerin ne kadar tehlikeli olduğunu görmüşlerdir" diye konuştu.

Ortadoğu konulu uluslararası toplantıya katılmak üzere Pakistan'ın başkenti İslamabad'a giderken gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Gül, Rum yönetiminin ada etrafında petrol arama faaliyetlerine ilişkin bir soru üzerine, "Eminim ki Avrupa, NATO, durup dururken, dünyada daha büyük işbirliği ve dayanışmaya ihtiyaç olduğu bir dönemde bütün bunları zedeleyecek adımları Rumların nasıl attığını görmüştür" dedi.

Gül, adayı Rumların temsil etmediğini vurgulayarak, "Adayı temsil ediyorlarsa niye o zaman Girne'de, Karpaz'da polisi, memuru yok" ifadesini kullandı. Rum yönetiminin, tamamını temsil etmediği bir adanın böyle etrafını paylaşmaya kalkmasının çok büyük bir provokasyon olduğunu kaydeden Gül, "Eminim ki bu görülecektir, görülmüştür" dedi.
Gül, İslamabad'da bir araya geleceği yetkililerle de bu konuyu gündeme getireceğini belirtti.

DANİMARKA YAYIN KURULUŞUNDA PKK RÖPORTAJLARI

Gül, Danimarka'daki bir yayın kuruluşunda terör örgütü PKK ile ilgili röportajların yayımlanmasına ilişkin bir soru üzerine, bu konuyla ilgili hemen girişimlerde bulunduklarını bildirdi. Bakan Gül, "Bütün bunları, dosyaları dokümanter haline getiriyoruz, müracaatlarımızı yapıyoruz. Ama bu yayınlarla ilgili başka faaliyetlerimiz de var" diye konuştu.

HAREMÜŞŞERİF'E HEYET GÖNDERİLMESİ

Gül, İsrail'in Haremüşşerif'te yaptığı kazı çalışmalarıyla ilgili olarak Türkiye'den heyet gönderilmesi planlarına ilişkin bir soru üzerine, bu konunun sadece Filistinlileri değil, bütün Müslümanları ilgilendirdiğine dikkati çekti. Türkiye'nin görüşlerini beyan ettikten sonra, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in de geldiğinde, yaptıklarını anlattığını söyleyen Gül, "Başbakan (Recep Tayyip Erdoğan) da o zaman, 'İslam Konferansı Teşkilatı'ndan (İKT) heyet yollayalım da, bu anlattıklarınızı onlara da gösterin' dedi. O (Olmert) da 'Yok, İKT'den istemeyiz, siz gelirseniz olur' dedi. Onun üzerine böyle bir heyet işi ortaya çıktı" diye konuştu. Gül, sözlerine şöyle devam etti:

"Tabii ki Haremüşşerif Filistin topraklarıdır. Ürdün'de eski anlaşmalar, orada bir vakıf vardır. Bütün bu vakfın yöneticileri vardır. Oralardan şimdi heyetler gelecek bize. Onlar da çok sevindiler. Bazı buna tepki gösterenler de olmuş İsrail parlamentosundan. Ama İslam dünyası çok memnun oldu. Ürdün'den, Filistin'den Türkiye'ye bazı heyetler gelecek. Onlar da bu konuyla ilgili bizi bilgilendirecek. Biz bu konunun aslının ne olduğunu onlara soracağız, ona göre bakacağız duruma."

TÜRK KÖKENLİ PARLAMENTERLERİN ZİYARETİ

Gül, Avrupa'daki Türk kökenli parlamenterlerin Türkiye'yi ziyaretinin ve konuyla ilgili bazı eleştirel haberlerin hatırlatılması üzerine, "Ben onlara bakmadım doğrusu. İlk defa bir şey yapıyoruz. Türk vatandaşı olarak gitmişler, Avrupa'ya yerleşmişler, uğraşmışlar, milletvekili olmuşlar, bakan olmuşlar, ilk defa bunları hatırlamışız. Ben Türk'üm diyen, benim Türkiye ile bağım var diyen insanları Türkiye'ye davet etmişiz" diye konuştu.

Parlamenterlerin bazılarının birbirlerini ilk kez tanıdığını ve çok memnun olduğunu anlatan Gül, "Bu, Türkiye'nin gücünü gösteriyor, ne kadar büyük bir aile olduğumuzu gösteriyor. Türkiye, kabına sığmıyor... (Onlara) 'Türkiye ile bağlarınız var, sen Alman milletvekilisin, Belçikalı bakansın, senatörsün, ama bu topraklara da bir borcun var' demişiz. Onlar da bunun farkında" dedi.

HURRIYET 25/02/07

 

Talat'la Papadopulos'u bir araya getirmeyi başaramayanlar, bize karışmasınlar

ONLARIN" VAZİFESİ... "Onların görevi, Talat'ın Kıbrıs Türk tarafının lideri olarak birileriyle görüşmesini engellemek değildir. Onların görevi; Sayın Hristofyas'ın, Anastasiadis'in, DİKO başkanının, bütün siyasi parti başkanlarının görevi, Tasos Papadopulos'u taraf olarak Talat'la görüşmeye oturtmaktır, ikna etmektir. Vazifeleri budur..."

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Almanya'dan başbakan sıfatıyla aldığı resmi davetin rutin ve doğal olması gereken bir konu olduğunu belirterek, Rum tarafının şamata çıkarmasından ötürü bu tür konuların önem kazanan bir hadise haline geldiğini kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Gazimağusa Suriçi esnafını ziyaretinde bir basın mensubunun sorusu üzerine, Almanya'nın Hessen Eyaleti'nden başbakan sıfatıyla aldığı ve mayıs ayında gerçekleşmesi beklenen davete ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Başbakan Soyer, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi (AKPA) Başkanı Linden'in KKTC'yi ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı makamında ziyaret etmesinin Rum tarafında "sahte devletin düzey yükseltilmesine yönelik" şeklinde eleştirilere neden olduğunu hatırlatarak, "Üzülerek gözlemledim ki, çözümden yana olduğunu, toplumlararası görüşmelerden yana olduğunu söyleyen AKEL lideri Sayın Hristofyas dahil, Kıbrıs Rum siyasi liderliğinin hemen hemen tümü aynı yönde görüş beyan etti" dedi.

Başbakan Soyer konuşmasının devamında şunları kaydetti:

"Onların görevi Talat'ın Kıbrıs Türk tarafının lideri olarak birileriyle görüşmesini engellemek değildir. Onların görevi; Sayın Hristofyas'ın, Anastasiadis'in, DİKO başkanının, bütün siyasi parti başkanlarının görevi, Tasos Papadopulos'u taraf olarak Talat'la görüşmeye oturtmaktır, ikna etmektir. Vazifeleri budur...

Kendi vazifelerini yerine getiremeyenlerin, iki taraf arasında kesilen görüşmeleri başlatma konusunda girişim yapamayan insanların, Sayın Talat'la Sayın Papadopulos'un sosyal bir buluşmada bile biraraya gelmelerini başaramayanların, şimdi bizim bu çerçevede temaslarımızı kesmeye çalışmaları, çok gariptir."

Rum siyasi parti liderlerinin görevinin iki tarafın BM zemininde masaya oturmalarını sağlamak olduğunu vurgulayan Soyer, "Kendi siyasi liderleridir oturmayan, bu işten kaçan. Zamanında Sayın Denktaş, "gitmem" dediği zaman Kıbrıs Türk tarafının bütün barış güçleri "gitmen, görüşmen lazım" diyordu. Şimdi Papadopulos, "gitmem, görüşmem, selamlaşmam" diyor ama Kıbrıs Rum tarafında çözümden yana olduğunu iddia eden siyasi güçlerin hiç biri ona "git, görüş, Sayın Talat'la sosyal buluşmada buluş" diyemiyor. Kendi vazifelerini yapsınlar, bize karışmasınlar" dedi.

Kıbrıs Türk tarafının bildiğini yapmaya devam edeceğini ve görüşmelere hazır olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, "Biz görüşmeye hazırız, önce kendi taraflarını hazır etsinler, Ondan sonra bu konularda fikir, düşünce ve görüş üretmeye çalışsınlar" dedi.

KIBRIS 25/02/07

 

Doğrudan uçuşu engelleyen bir madde yok

Demokrasi ve Kalkınma Platformu Derneği (DEKAP) "Hava/Deniz Limanlarımıza Uygulanan Ambargolar ve Hukuki Durum" konulu yuvarlak masa toplantısı düzenledi.

Toplantıda, devletler arasındaki sivil hava ulaşımını düzenleyenin 1942 yılında imzalanan "Chicago Anlaşması" olduğu ve bu anlaşmada KKTC'ye doğrudan uçuşu engelleyen bir maddenin yer almadığı vurgulandı. Anlaşmanın hava ulaşımının güvenli yapılmasına yönelik teknik bir anlaşma olduğunun altı çizildi.

Saat 09:30'da Demokrasi Evi'nde başlayan toplantıya hukukçular, deniz ve hava ulaşımı konularında deneyimli bürokratlar ve iş adamları, akademisyenler; Barolar Birliği ,Dışişleri, Ekonomi ve Turizm, Bayındırlık ve Ulaştırma bakanlıklarından temsilciler katıldı.

Toplantıda, "KKTC'ye doğrudan ulaşımda uygulanan ambargoların hukuki dayanağı var mı" konusu tartışıldı.

Toplantının açılış konuşmalarını DEKAP Başkanı Kamil B. Raif , DAÜ-SAM Başkanı Hakkı Atun ve Yüksek Mahkeme Eski Başkanı Taner Erginel yaptı.

Raif: Hangi hukuki gerekçelere dayanıyor?

DEKAP Başkanı Kamil B. Raif, ulaşım ambargosunun KKTC'ye uygulanan ambargoların başında geldiğini ifade ederek, Ercan'a doğrudan uçuşun yapılamamasının hangi hukuki gerekçelere dayandığını sordu.

Yüksek Mahkeme Eski Başkanı Taner Erginel'in konuya yargıç gözüyle bakarak bir çalışma yaptığını anlatan Raif, bu çalışmanın yerel gazetelerin birinde yayımlandığını hatırlattı.

İngiliz Taşımacılık Otoritesi'nin, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başvurusunu, hukuki olarak doğrudan uçuşun mümkün olmadığı gerekçesiyle reddettiğini belirten Raif, "Bu durumda yargıya başvurulması kararı alındığı gerçeği bu toplantıyı kaçınılmaz kılmıştır" diye konuştu.

Atun: Hırsla engelleri aşmaya çalışmamız lazım

DAÜ-SAM Başkanı Meclis Eski Başkanı Hakkı Atun, sorunlara çözüm bulmak için bu tür toplantıların arkası kesilmeden devam etmesi gerektiğini dile getirdi.

Atun, "Rum tarafı ne kadar insafsızsa, bize göz açtırmıyorsa, bizim de aynı hırsla önümüze konulan engelleri aşmaya çalışmamız lazım" dedi.

Erginel: Böyle bir madde yok

Yüksek Mahkeme Eski Başkanı Taner Erginel ise, doğrudan hava ulaşım sorunu çözülünce Kıbrıs Türk halkının hemen hemen tüm sorunlarının da giderilmiş olacağını ifade etti.

"AB yetkilileri referandum sonrasında sözler verdiler. Sonra sözlerini tutmayıp hukuki sorunları mazeret gösterdiler. Gerçekten hukuki sorun var mı, bunun incelenmesi lazım" dedi.

Doğrudan uçuşları mümkün kılmayan yasal engelin ne olduğunu bulmak için bir çalışma yaptığını anlatan Erginel, devletler arasındaki sivil hava ulaşımını düzenleyen hukuk kurallarına baktığını belirtti.

Devletler arasında sivil hava ulaşımını düzenleyenin 1942 yılında yapılmış "Chicago Sözleşmesi" olduğunu belirten Erginel, bu sözleşmeye dayanarak "ICAO" adında bir örgüt (Uluslar Arası Sivil havacılık Teşkilatı) kurulduğunu ifade etti.

Erginel, "Sözleşmeye bakıldığı zaman, Rum tarafının, Amerika'nın söylediklerinden çok farklı... Hiç böyle bir şey (engel) yok. Bizim aleyhimize en ufak belirti bile yok. Sözleşme, hava ulaşımının güvenli yapılabilmesine yönelik tamamen teknik bir sözleşmedir" dedi.

KIBRIS 25/02/07

 

Rum Meclis Başkanı Hristofyas: Petrol, Kıbrıs'a ilave bir jeo-ekonomik önem kazandırdı

Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, AKEL Merkez Komitesi, AKEL'in Avrupa Parlamentosu'ndaki grubu ve Avrupa Birliği Sol grubu tarafından Rum tarafında düzenlenen; Avrupa'da ve Orta Doğu'da Jeopolitik ve Enerji" konulu toplantıda yaptığı konuşmada; Kıbrıs'ın deniz bölgesinde petrol bulunması olasılığının Kıbrıs'a ilave bir jeo-ekonomik önem kazandığını söyledi.

"Ancak var olduğu görülen rezervler ve iyimser öngörüler, dengeyi Kıbrıs lehine değiştirmiyor. Çünkü Türkiye'nin Birleşik Devletler için taşıdığı önem çok boyutludur" diyen Hristofyas, "Güney Kıbrıs'ın bağımsız bir ülke olduğunu ve doğal zenginliğini değerlendirmenin egemenlik hakkı olduğu" şeklindeki bilinen Rum tezini yineledi.

KIBRIS 25/02/07

 

Kumsal'daki Banyo Katliamı'nı ben fotoğrafladım

"...Mesela, ben, İstanbul Üniversitesi'ne gittiğimde, ilk sorduğum, lise arkadaşlarımın nerede olduğuydu. Benim daha çok uyum içinde olduğum sınıf arkadaşlarımın, diş hekimliğinde toplandığını öğrendim ve ben de diş hekimi olacağım dedim..."

"...Önümüzdeki yıl, meslekte 51'inci yıl da bitmiş olacak. Geçen yıl, Tabibler Birliği, 50'inci yılımı kutlayarak, bana bir onur plaketi verdi. Bu yakınlarda, 14 Mart'ta, benden sonraki 50'inci yılını yaşayan kişilere verilecek. Galiba bir kişi var, geçen sene de ben tektim..."

"...O gece, sabaha karşı, saat 2 gibi, Dr Necdet Ünel geldi, kapımızı, korkutacak şekilde sertçe çaldı. Çıktım. Bana "Rumlar geldi, bizi basıyor. Sen karının kucağında uyumaya, nasıl devam edersin?" dedi. "Ne söylüyorsun sen", demeye kalmadan, "hemen üzerine tıp gömleğini giy, yanına pasaportunu al, ateş bölgesine gideceğiz" dedi. "Neden?" diye sorduğumda, "seni, şu an, arı ilan ettim" dedi. "Arı", mücahit demekti. TMT'ye üye olan arı olurdu. Ben de "tamam" dedim. Hemen bir dakikada giyindim..."

"...O banyo fotoğrafları, benim fotoğraflarımdır. Gene teşkilatın verdiği talimat doğrultusunda, bir eve girildiği ve muhtemelen ölüm olabileceği söylendi. Benim de sinekameram vardı, o zamanlar meraklıydım. Aklım kesti, zaten yanımda taşıyordum, aldım kamerayı ve gittim. O evi buldum..."

AYSU BASRİ AKTER

Dr. Erdoğan Mirata, Kıbrıs sorununun simgesi haline gelmiş ve şu anda da Barbarlık müzesi olarak, halen ziyarete açık olan Kumsal bölgesindeki banyo katliamının yaşandığı eve ilk giren kişinin kendisi olduğunu söyleyerek, evdeki fotoğrafları da kendisinin çektiğini açıkladı. KIBRIS Gazetesi için Aysu Basri Akter'in sorularını yanıtlayan Dr Erdoğan Mirata, iki toplum arasında yaşanan sıcak olaylar sırasında, TMT üyeliği de yaptığını, teşkilattaki görevinin de ateş bölgelerine gidip, durum tesbiti yapmak olduğunu söyledi. Bu görev kapsamında, teşkilattan gelen bir emir üzerine Kumsal bölgesindeki eve girdiğini ve içeride yaşlı ve yaralı bir adamın daha olduğunu farkettiğini söyleyen Mirata, yaşlı adamın "Rumlar bizi taradı" dediğini kaydetti. Kıbrıs'ın, ilk ortodenti uzmanı olan Dr Erdoğan Mirata, 50 yılı aşkın meslek hayatında, artık sona yaklaştığını vurgularken, bu süre içinde önemli dönemeçlerde yaşadığı mesleki ve sosyal olayları anlattı.

DR. Erdoğan Mirata'nın sorulara verdiği cevaplar şöyle:

 

KIBRIS. Erdoğan Bey, Mesleğe ne zaman başladınız?

E.MİRATA. 1956'da diş hekimi oldum. Ben liseden 1949 yılında yılında mezun oldum. Liseyi bitirdikten sonra, hem İngilizcemi geliştirmek, hem de biraz da maddi katkı sağlamak için, Larnaka'nın American Academy diye bir koleji vardı, oraya Türkçe ve Matemetik öğretmeni olarak girdim ve 3 yıl öğretmenlik yaptım. Bu süreçten sonra da yüksek öğrenim için İstanbul'a gittim. Ve bu süreç de anlatmaya değer birşeydir, şimdiki neslin neler çektiğini ve bizim öğrenim yılları açısından, nasıl avantajlar, hatta lüks içinde olduğumuzu ortaya koyuyor çünkü. Mesela, ben, İstanbul Üniversitesi'ne gittiğimde, ilk sorduğum, lise arkadaşlarımın nerede olduğuydu. Benim daha çok uyum içinde olduğum sınıf arkadaşlarımın, diş hekimliğinde toplandığını öğrendim ve ben de diş hekimi olacağım dedim.

KIBRIS. Sınava girmediniz, yani?

E.MİRATA. Yok hiç sınav falan yoktu. Sadece diş hekimi olacağım dedim ve fakülteye girip, bu şekile 1956 yılında diş hekimi oldum.

KIBRIS. Kimlerdi sizi bu fakülteye çeken?

E.MİRATA. Özker Sertgil, Rauf Ünsal, rahmetli Münir Ünsal, yakın dostum. Ve daha birkaç arkadaş da vardı. Sırf onlar olduğu için bu kararı verdim, ama, biraz daha geriye gittiğimde, ben aslında hukukçu olmak istiyordum. Ve Londra'ya bu iş için de gittim. O süreçte, Londra'da "Barister at Law" olmak için, "olgunluk" denen imtihanda başarılı olmamız lazımdı. Bir de buradan giderken götüreceğiniz bir belge vardı. Girne'deki bir İngiliz'den alıyordunuz, bu biraz Latince bildiğinizi belgeleyen, bir yazıydı. Bununla gidip, kaydınızı yaptırırdınız. Osman Örek'ler Ali Dana'lar gibi, o dönemin birçok ünlü avukatları, ki, onlar benden birkaç yaş daha büyüktür, onları emsal alarak, ben de bu şekilde, bu işe koyuldum. Belgemi aldım, kaydımı yaptırdım, ama "gelin nihai kayıt yapılacak" dedikleri için ben de tuttum yolu, Londra'ya gittim. Ama gittiğimde, sekreter dedi ki "bu sene imtihana tabi tutulacaksınız". Ben de tek kelime Latince bilmiyorum. Zaten, diğerleri de bilmiyordu, bu böyle bir formaliteydi. Ama benim dönemimde, böyle bir zorunluluk çıkınca, teşekkür edip ayrılmak zorunda kaldım. Derhal, TC Büyükelçiliği'ne gittim. "İstanbul'a en erken hangi vapurla gidebilirim" dedim. "Marsilya'dan, falan gün kalkacak vapura yetişirseniz, İstanbul'a falan gün varırsınız" dediler. Benim, artık bütün hedefim, kayıtlar kapanmadan, İstanbul'da olup, oradaki bir fakülteye kayıt yaptırmaktı. Artık hukuk okumaktan ümidimi kesmiştim. İstanbul Hukuk'a kayıt yaptırmayı da hiç düşünmedim, çünkü okulun, hayli zor ve uzun olduğunu biliyordum. Ben nişanlıydım da ve bir an önce bitirip, evlenmeyi planlıyordum. Londra'da, 2 yılda "Barister at Law" olabilecektim. Hevesim de vardı diye, o çok cazip gelmişti. O dönemin bir çocuğu olarak ağzım da laf yapıyordu. Ama, İstanbul'a gittiğimde kayıtlar bir gün evvel kapanmıştı.

KIBRIS. Ne yaptınız?

E.MİRATA. Kıbrıslı hocamız, Rahmetli Prof. Derviş Manizade'ye gidip, durumu anlattım ve ona yadettim. Böylelikle, hiç o güne kadar uygulanmayan birşey uygulandı ve "Tamam. Senin kaydını yaptıracağız, yeter ki, sen iyi bir talebe ol" dedi, Derviş Bey. Ben de söz verdim. İşte o şartlarda, Rauf'u, Münir'i, Özker'i buldum ve onların olduğu yere de kaydımı yaptırdım.

KIBRIS. Okul dönemi nasıl geçti?

E.MİRATA. Çok başarılı geçti. Hiçbir kaybım olmadan, 4 senede tamamladım, okulu. Diğer arkadaşlarım daha sonra tamamladılar. Mezun olduktan sonra da doktora yapma hevesine kapıldım. Daha doğrusu, oradaki hocam, beni teşvik etti. Ben de Kıbrıs'a bir yenilik getirmeyi istiyordum. Bir ortodentist olarak dönmeyi de aklıma koymuştum.

KIBRIS. O dönem Kıbrıs'ta çok diş hekimi var mıydı?

E.MİRATA. Ortodentist Rumlar'da bile yoktu. Diş hekimi de çok azdı. 5 kişi falan vardı.

KIBRIS. Kimler vardı hatırlıyor musunuz?

E.MİRATA. O dönemde Saffet Tanul, Larnaka'da, Sadi Bey vardı. Limasol'da Nazif Denizer vardı. Lefke'de Derviş Kayımzade, Lefkoşa'da bir kişi daha vardı, ama, adını hatırlayamıyorum. Amerika'da bulunmuş ve gelmiş bir başka arkadaşımız daha vardı, Mahir Adataş. O günlerin, en çağdaş kliniğini açmıştı. Ben de geldim. Ben de iddialıydım. Salih Saruhan vardı, malesef O da erken vefat etti. Neticede, mevcutlar arasında, en çağdaş kliniği de o dönemde ben açmış oldum.

KIBRIS. Bu arada evlenmiş miydiniz?

E.MİRATA. Evet 1956'da mezun oldukan sonra evlendim. Ondan sonra da 1956'dan 1959'a doktora yaptım. Dönünce de ağustos ayının ortalarında, bir Ermeni'nin evinde, o günlerin tabiriyle "icra-i tababet"e başladık. Hekimliğin uygulanmasına başladım, yani. Önümüzdeki yıl, meslekte 51'inci yıl da bitmiş olacak. Geçen yıl, Tabibler Birliği, 50'inci yılımı kutlayarak, bana bir onur plaketi verdi. Bu yakınlarda, 14 Mart'ta, benden sonraki 50'inci yılını yaşayan kişilere verilecek. Galiba bir kişi var, geçen sene de ben tektim.

KIBRIS. Kliniğiniz nerdeydi?

E.MİRATA. Mahmut Paşa Sokağında, sarı taşlı, eski, 3 katlı bir binaydı. Kooperatif Merkez Bankası'ndan gelirken, Selen Otopark'a giden yolun, hemen başında. Şimdi, bir dernek binası olarak kullanılıyor, sanırım. Benim kliniğim de evim de oradaydı. Üst katta ev sahibi Ermeni kadın kalıyordu. O dönem annesi ile birlikte yaşıyordu. Sonradan evlendi, eşiyle yaşamaya başladı. Ama daha sonraları öğrendiğime göre, vefat etmiş. Ben de alt katta kalıyordum. Bir odayı klinik yaptım, girişin yarısını, bekleme salonu yaptım. Arka tarafın yarısı, eşimin, iki oda, yemek odası, misafir odası, salon, yatak odası gibi bölüştürdük.

KIBRIS. Orada kaç yıl kaldınız?

E.MİRATA. 1972'ye kadar orada kaldım.

KIBRIS. Adadaki sayılı diş hekimlerinin arasında tek ortodentisttiniz. Çok hastanız var mıydı?

E.MİRATA. Çok hastam vardı. 1963 olayları gelip üzerimize vurdu.

KIBRIS. Etkilendiniz mi olayardan?

E.MİRATA. Ben olumlu etkilendim. BM bizim tarafa büyük bir rağbet gösterdi. Çünkü bizim uyguladığımız fiyat tarifeleri, Rumlar'a nazaran çok düşüktü. Ve benim yüzlerce Finli İsveçli, Norveçli, Belçikalı hastam vardı. Bunlar, BM'in askerleriydi ve sokaklara kadar bekleme kuyrukları taşardı, o zamanlar. Kaldırımlarda, yollarda, döküm saçım sıra beklerler, ben de onları görürdüm. Ama ondan sonra, Rumlar bunu yasakladı. Ben bu nimetten yaklaşık 2 yıl kadar yararlandım. Rumlar, askeri birliklerin komutanlarını çekip, "o taraf isyankar bir zümredir. Orada yapılacak tedavilerde, sorunlar olabilir, imkanları çok kısıtlıdır, pistirler, doğru dürüst klinikleri yoktur" diye telkinde bulundu. Bu telkinle de askeri birliklerin komutanları, bu tarafa geçip, askerlerin tedavi olmasını yasakladı ve ondan sonra da bu tarafa tek bir vaka gelmedi. O dönemde, teşkilatın verdiği emir doğrultusunda, halkımıza bir süre tamamen parasız hizmet verdik ve bütün malzemelerimiz tükenene kadar da bu böyle devam etti. Hiçkimseden tek kuruş almadık. Sonra herşey normale döner gibi oldu ve biz de malzemelerimizi alarak, tekrar çalışmaya başladık.

KIBRIS. Malzemeleri neren alıyordunuz?

E.MİRATA. Rum tarafından. Çünkü bizde ilaç deposu diye birşey yoktu.

KIBRIS. 1963'e kadar olan sürede, radyoda da spikerlik yaptınız. Bu nasıl oldu?

E.MİRATA. Ben 1963 olaylarının patlak vereceği, 21 Aralık gecesine kadar, CBC'de gece saat 10 haberini okuyordum. Kendi arabamla giderdim, haftada birkaç gece, haber okurdum. Kıbrıs'a geldiğimde, halka hizmet olsun diye hazırladığım, 20 kadar konuşmam vardı. Hâlâ da yanımda duruyor bunlar. Dişhekimliğinin bir mevzuunu alıp, sohbet şeklinde, çıkıp okumak istedim. O zaman, Suphi Bey vardı. Türkçe yayın bölümünün müdürüydü. Randevu alıp, böyle bir teklif sundum. Konuşma metinlerini görünce, çok beğendi. Sesimi de dinlediler ve bunları benim okumamı istediler. Bitirdikten sonra, birgün, Suphi Bey, bana telefon ederek, bize haber okur musun" diye sordu. Böyle şeyler, benim de hoşuma gittiği için tamam dedim. Yaklaşık, 3 sene de bu işi yaptım. O dönemde, yine benim gibi haber okuyan, Tegi Münir vardı, mesela, Şimdi vefat etti. Hatta 30 KL da Rum hükümetinden alacağım vardır.

KIBRIS. Nasıl sona erdi spikerlik maceranız?

E.MİRATA. Son gece çok enteresandır, haberi okuyup çıktığımda, anormal bir durum farkettim. Kapıcı bildiğim adamın belinde tabanca, şöfor bildiğim adamın elinde, başka silah vardı. Ama hiçbirşey de anlamadık.

KIBRIS. Sormadınız mı, "ne oluyor" diye?

E.MİRATA. Sormadım. Arabama bindim ve döndüm. Ama bir kaynaşma olduğunu da zaten önceden sezinliyorduk. Bazı korkular taşıyorduk. İşte, o gece de benim son okuduğum haber oldu.

KIBRIS. TMT'de de görev yaptınız mı?

E.MİRATA. Evet.

KIBRIS. Nasıl girdiniz teşkilata?

E.MİRATA. Bu da çok enteresandır. Tahtakale dedikleri bölgede, ilk kurşunların atıldığı gece, birkaç kadn öldürülmüş, her yer, kan revan içinde kalmıştı. Benim kliniğimin karşısında, Dr Necdet Ünel'in de kliniği vardı. O Jinekologdu. İyi de bir münasebetimiz vardı. O gece, sabaha karşı, saat 2 gibi, Dr Necdet Ünel geldi, kapımızı korkutacak şekilde sertçe çaldı. Çıktım. Bana "Rumlar geldi, bizi basıyor. Sen karının kucağında uyumaya, nasıl devam edersin?" dedi. "Ne söylüyorsun sen", demeye kalmadan, "hemen üzerine tıp gömleğini giy, yanına pasaportunu al, ateş bölgesine gideceğiz" dedi. "Neden?" diye sorduğumda, "seni, şu an, arı ilan ettim" dedi. "Arı", mücahit demekti. TMT'ye üye olan arı olurdu. Ben de "tamam" dedim. Hemen bir dakikada giyindim.

KIBRIS. Eşiniz hiç sormadı mı nereye gidiyorsun diye?

E.MİRATA. Sordu tabii. Anlattım. O da fazla sorgulamadı. Ben de aslında hiç sorgulamadım ve çıktık. Ben işin o kadar cahiliyim ki, Dr Necdet Ünel'in, yanında daima taşıdığı bir dosya çantası vardı. O arabasını kullanıyor, ben de yanında, sol tarafta, oturuyorum. Çanta da ikimizin arasında duruyor. Biraz ilerleyince, paltolu insanlar, sakalı uzamış, ellerinde tüfekler, Arabahmet Camii'nin köşesinde duruyorlar. "Bunlar Rum mu?" diye sordum. "Yok, bunlar Türktür" dedi. Ama onları görünce, içime bir korku girdi. Sanki, mani olacak birşeymiş gibi, çantayı alıp, sağımdan soluma geçirdim ve tuttum. Sanki, çanta gelecek kurşuna karşı beni koruyacak birşeymiş gibi.

KIBRIS. Hiç silahınız yok muydu?

E.MİRATA. Hayır. Hiçbirşeyimiz yoktu. O bölgeye gittik. Baktık ki, bir araba, camları kırılmış, yerler kan içinde. Necdet, baktı baktı, "tamam ateş bölgesine geldik" dedi ve geri döndük. Şimdi, tabii o olayı daha önceden biliyor. Zaten, TMT'de dal altının, tıp sorumlusu. Her meslek dalından kişiler vardı, onların da başında bir sorumlu vardı. Mesela, basından vardı, ticari işlerle ilgili bölüm vardı, öğretmenler vardı. Ona da askeri yüksek bir yerden, emir geldi, "gidip orayı göreceksin, sen bir doktorsun, hakikaten ölüm var mı, kontrol edeceksin" diye. O da yalnız gitmeye çekindi herhalde ki, beni de yanına aldı. Ama ne geçti, o anda aklından, hiç de bilmiyorum. O bölgeyi bir dolaştıktan sonra da beni getirip, evime bıraktı. Döndükten bir süre sonra da ben, o zamanlar, Hekimler Birliği'nin sekreterliğini yapıyordum ve 15 yıl da devam ettim. Sekreter olduğum için beni dal altının başkan yardımıcı yaptı, Necdet. Ve o 1963 olaylarının, bütün o kötü yanlarını izleyen, birisi oldum.

KIBRIS. Ne yaşadınız o dönem?

E.MİRATA. O dönemde, ben çok kötü şeyler yaşadım. Benim teşkilattaki vazifem, zaten, ölen, ya da ağır yaralı olan insanların cebini karıştırıp, orada bir not var mı, kurşun, para var mı, parası varsa, onu sayarak, ismini alarak, teslim almaktı. Neresinden vurulduğunu saptıyor, veya yaralı ise, tedavisinin sağlanması için çalışıyordum. Böylece bu kötü vakalarla burun buruna, yıllarca yaşamak zorunda kaldım.

KIBRIS. Hiç tanıdığınız yakın birileri oldu mu?

E.MİRATA. Yakın birilerini hiç bulmadım. Sadece Salahi diye bir çocuk vardı, onu tanıyordum. O bölgelerde demirciydi. Onu görünce şok olmuştum. Fakat, o olayların içinde en fazla duygusal yoğunluk yaşadığım olay, vurularak ölmüş bir çocuğun cebini karıştırırken, bizim pirili dediğimiz, misket dedikleri, bir avuç misket buldum, cebinde. Çocuk, en çok olacağı, 8-9 yaşındaydı. Hiç kendimi tutamadım ve hıçkıra hıçkıra ağladım. (Gözleri doluyor) Bir de bu banyo olaylarını gördüm, ben.

KIBRIS. Siz Kumsal'daki eve girmiş miydiniz?

E.MİRATA. Girdim tabii. O banyo fotoğrafları, benim fotoğraflarımdır. Gene teşkilatın verdiği talimat doğrultusunda, bir eve girildiği ve muhtemelen ölüm olabileceği söylendi. Benim de sinekameram vardı, o zamanlar meraklıydım. Aklım kesti, zaten yanımda taşıyordum, aldım kamerayı ve gittim. O evi buldum. Kumsal olayları dedikleri gecenin sabahında, erken saatlerinde oluyor, bu iş.

KIBRIS. Tanıyor muydunuz ev sahiplerini?

E.MİRATA. Hayır. Hiçbir şekilde tanımıyordum. Ben, evi buldum, açtım kapıyı, girdiğimde bir inilti duydum. Dedim ki, demek ki, canlıdırlar. Çıkan sese doğru gittim ki, bir tuvalet. Kapısını açtım, orada yaşlı bir adam, tuvaletin içinde çökmüş, bir ayağı yaralı, kan revan içinde. Beni görünce, "Allah geldi" dedi. Bunu hiç unutmuyorum. Çünkü, "Allah'ım, Allah'ım" diye bağırıyordu, adamcağız. "Ne oldu amca?" dedim. Tabii ben o zamanlar 32 yaşlarında genç adam, O da bana göre yaşlı. "Rumlar bizi taradı" dedi.

KIBRIS. Kimdi o adam?

E.MİRATA. Hiç bilmiyorum. Sahibi miydi, oraya sığınan birisi miydi, hiç bilmiyorum. Ben talimat verdim, birileri gelip adamı aldı ve tedaviye götürdü.

KIBRIS. Yaşıyor mu?

E.MİRATA. Galiba yaşıyor. En azından yaşamış olması lazım, çünkü yarası hayati değildi. Ama nerede, ya da gerçekten yaşıyor mu bilmiyorum. Yaşasa da çok çok yaşlı olması lazım şimdi. Biraz daha içeriye doğru gittiğimde, olayı gördüm. Ana, çocuklarını sarmalamış, neredeyse duvardan akan kanlar daha donmamış, o vaziyette çektim fotoğrafları. O zaman Bayrak Radyosu'na vermiştik fotoğrafları. Ondan sonra da şimdi herkes kullanıyor, yayıldı. Hem resim, hem de bant olarak vermiştim, çünkü radyoya.

KIBRIS. Biliyorsunuz, Kumsal'daki baskının, bizzat TMT tarafından yapıldığını, amacın da Türkiye'nin adaya ilgisini çekmek olduğunu söyleyenler de var?

E.MİRATA. Bu çok çirkin bir iftiradır. Söyledim, oradaki adamcağız da "bizi Rumlar taradı" dedi. Kaldı ki, 1963 olaylarının sonasında da Türkiye'nin adaya bir müdahalesi olmadı. O gece, Rumların Kumsal bölgesine baskın düzenleyip, onlarca kişiyi, derenin öbür tarafına götürdüğü gecenin, hemen sonrasında yaşandı. Hatta aralarında Mahmut Şevket isminde bir de polis şefi vardı. Ben de o eve giderken, karşıda, Nicosia Golf Club'da, silahlı Rum askerlerinin, gidip geldiğini görüyordum. Ne cesaretse, böyle bir ortamda, o eve girdim. Rumların, kendi yaralılarını sürükleyip götürdüğünü, yine o gece, yerdeki kan izlerinden takip ettim. Çünkü bizim tarafta da bir mukavemet vardı.

KIBRIS. O dönem neden yaralı ve ölülerin ceplerini karıştırıyordunuz?

E.MİRATA. Teşkilatın verdiği bir talimattı, bu. Mesaj varsa alalım, kurşun, ya da para varsa, toplayıp değerlendirelim diye yapıyorduk, bu işi. Benim işimdi bu.

KIBRIS. Ne kadar kaldınız teşkilatta?

E.MİRATA. Sonuna kadar. Sonra terhis oldum. 3 buçuk yıllık hizmetime karşılık, terhis belgesi verdiler. O dönemde atış talimlerine gitmiştim. Silah kullanmayı, bozup kurmayı öğrendim.

KIBRIS. Hiç silah kullandınız mı?

E.MİRATA. Birine karşı hiç kullanmadım. Sadece talim terbiyede kullandım. İyi bir nişancıydım da övünmek gibi olmasın.

KIBRIS. Şu andaki kliniğinize ne zaman taşındınız?

E.MİRATA.1972'de. Benden 5 yıl sonra bir bayan ortodentist de gelmişti. O da benim fakültemden mezun olan biriydi, eşi de doktordu. Yıllarca, ikimiz yaptık bu mesleği. Ancak son yıllarda, diş hekimleri ve ortodentistler çoğaldı.

KIBRIS. TMT sonrasında politikayla ilgilendiniz mi?

E.MİRATA. 1972'de "Denktaş'ın bir şemsiyesi altında seçime gidilecek" denildi. Bende de bir aykırılık var, herşeye boyun eğen bir insan değilim. Ve bağımsız aday olmaya karar verdim. Bütün Lefkoşa'nın köylerini dolaştım. Hoparlörler kuruldu, propaganda yaptım. En son da Akıncılar'a gittim. Oradan da o zamanlar çok hastam var. Neredeyse köyün tamamı hastam. Büyük bir tazahüratla karşılandım. "Kordon sana oy vereceğiz" dediler. Ama ben bir oyla kaybettim. Akıncılar'dan da bana 1 oy çıktı. Ertesi gün de Akıncılardan biri geldi, Akıncılarda aleyhime propaganda yapıldığını anlattı. "O teşkilattan değil, milli duyguları zayıfır, ona oy vermeyin" demişler benim için ve "bu da teşkilatın emridir" demişler. Oysa, teşkilatın böyle birşeyden haberi yok. Sonuçlar, tuhaf karşılandığı için gazeteciler de geldi sordu. Ben de "bu maceradan, tek birşey öğrendim; bu memlekette, siyasetle uğraşmak, çirkefe girmekle eşdeğerdir" dedim, gazetecilere. Benim maaşa da ihtiyacım yoktu. Sadece, dürüstçe çalışıp, hizmet vermek istemiştim. Ama hayatta iki şeyi yapmadığım için çok mutluyum, biri siyasettir. Diğeri de hukuk. Birisini, yalan söylediğini bile bile, müdafa edemezdim.

KIBRIS. Bunlar dışında sosyal yönünüz de güçlüydü, nelerle ilgilendiniz?

E.MİRATA. Ben Tıp Encümeni üyesi de seçilmiştim. Rum ve Türklerin birlikte faaliyet gösterdikleri, Dr Fikret Atun, Niyazi Manyera'nın da bulunduğu bir gruptu, bu. Cumhuriyet kurulana kadar da üyelik yaptım. Tenis ile ilgiliydim. Şehir Kulübü'nü ben kurdum. O dönemlerde o bölge askeri idare altındaydı. Oradaki kortları, işe yarar bir hale getirip, faaliyete geçirmeyi, kendime misyon edindim. Şehir Kulübü adını da oraya ben verdim. Başkanlğına da beni seçtiler. 15 yıl da başkanlığını yaptım. Çok başarılı bir kulüp oldu, halen de iyi gidiyor. Orada terkedilmiş sahaları düzenleyip, gençliği oraya toplamak çok güzel birşeydi. Golf sahası halen askeri bölgede ama tenis külübünün şimdi yüzlerce üyesi var. Hala gidip ben de orada haftada birkaç gün tenis oynuyorum. Rotary Kulübü'nün de başkanlığını yürüttüm. Kulüp, yaklaşık 2 yıldan beridir, şimdi Girne Liman Rotary Club adı altında uluslararası Rotary Club'a da üyedir. Ben de başkanlığım döneminde kulübün üyeliği için diğer arkadaşlarım gibi çok çaba gösterdim. Nihayet iki yıl önce, Rum tarafının muhalefetini aşıp, kabul edildi. Ayrıca ben 1975'de de Federe Devlet kurulduktan sonra, Spor Şurası'nın üyeliği yaptım.

KIBRIS. Politikacılardan da hastanız var mı?

E.MİRATA. Mesela, benim hastam değil ama, bir zamanlar, şimdiki Cumhurbaşkanımıza bir diş çektiğimi hatırlarım. Şimdi de hiçbir zaman, ilgisini eksiltmez. Nerede görse gelip, hatır sorar, yakınlık gösterir, sağolsun

KIBRIS. Mesleğe ne kadar daha devam etmeyi düşünüyorsunuz, Erdoğan Bey?

E.MİRATA. Yoruldum artık. Her sene, önümüzdeki yıl, vazgeçeyim diyorum, ama beni bırakmıyorsunuz. Şimdi, ben artık mesleği hobi gibi götürüyorum. Mesela, ortodentiyi bıraktım. Ortodenti, çok daha ince çalışmayı gerektiren bir dalıdır mesleğin. Bir ondan, bir de ortodentik vakaları aldınız mı, onu sonuna kadar götürmek zorundasınız. 3 sene 4 sene de sürebilir. Ben, ne kadar daha götürebilirm ki, bu mesleği, o yüzden, bu vakaları almıyorum. Herhalde ucuna geliyorum. Üstelik meslektaşlarıma haksızlık edip, "bu adam, bu yaşa geldi, hala ekmeğimize ortak çıkıyor" da dedirtmek istemiyorum. Ben kahve, kulüp köşelerinde vakit öldüren bir insan değilim, o yüzde ne yapacağım başka. Mesleğimi de seviyorum, beni seven hastalarımı seviyorum, onlar da beni bırakmıyor. İnanın ki, bazı günler hasta gelip, "doktor bey sakın bu mesleği bırakmayın, sona biz ne yaparız" diyorlar. Bunlar tabii, mutluluk verici şeyler.

KIBRIS. Erdoğan Bey, çok teşekkürler.

E.MİRATA. Ben çok teşekkür ederim.

KIBRIS 25/02/07

 

In which mailbox shall I leave this letter?
By Teri Sforza and Leo Leonidou

AN AMERICAN CYPRIOT and his father have travelled to Famagusta to visit their property and attempt to negotiate for compensation, only to find it full of deserted condominiums.

Andrew Theodorou was born in England in 1951. That’s where Joe, his Greek Cypriot father, met Helga, his mother, a German whose Jewish father had spirited the family abroad to escape the growing Nazi threat. But the island’s pull proved strong, and the whole family moved to Cyprus when Andrew was seven.

He remembers long sandy beaches, fashionable European tourists and Miami beach-style hotel towers. He also remembers pedalling his bike past police stations that had been attacked and trying to make sense of the bloodied bodies in the street. It was a time of, “terrorism, ethnic cleansing, obstructionism and international intrigue,” as one scholar put it.
In the 1960s Joe Theodorou bought 1.3 acres of land near Famagusta for about $4,000. It was about a block from the Mediterranean and graced with a giant, arching oak tree.

Someone with a good arm could throw a stone into the water. Joe was in the hospitality business and dreamed of building a hotel there.

But not right away. Tensions on the island remained high. Young men were being conscripted into mandatory military service. When Andrew was 15, his parents sent him to Berlin to live with his grandmother. He finished high school and college there, returned to Cyprus and followed in his father’s footsteps, working in hotels in Famagusta. He went abroad again shortly before the invasion.

Andrew’s life progressed nicely. He went into hospitality-management school, worked in London and Berlin and eventually settled down to raise a family in America. He became a citizen and was made Vice-President of the Newport Dunes Waterfront Resort and Marina in Newport Beach, California.

But Cyprus is never far from his thoughts. “My heart goes out to that little island,” he sighed.
In November last year, as his parents were settling into a new home on the island, Andrew went back to see how they were doing. That’s when he and his father decided it was time to cross over to the north and see what had become of their land.

“It was surreal seeing the change over 30 years had wrought and it was like another world,” Andrew said.

Street names once in English were now in Turkish. The old tourist area of Varosha, once full of thriving hotels, was surrounded by barbed wire. Buildings were vacant and crumbling.
They drove up and down streets, unsure of where they were, until his father saw it: the majestic oak tree, the crown jewel of his pristine 1.3 acres.

Pristine no more. The land sprouted condominiums. They looked toward the sea. If this property were on the Greek side, Joe thought, it would be worth close to a million dollars.
Andrew carried a letter. ‘This is my father's property,’ it said. ‘He bought it in 1966. We have the deed. Surely we can work out something reasonable. Here is our contact information. Please get in touch.’

He had expected to find a house and a mailbox. He expected to leave the letter in that mailbox. But there were so many mailboxes. Father and son climbed in the car and went, very quietly, home. The letter stayed with them.

Andrew still hopes that someday the two communities will settle their differences and people who lost property will be compensated. Perhaps not with their original properties, but with something comparable.

“I think both sides want to see an end to this,” he said. “They want the island reunited. If this whole thing is solved, it will be a gem of a place to go. It’s so very beautiful.”

 Cyprus Mail 25/02/07

 

More Turkish flags for Pentadaktylos?
By Simon Bahceli

THOSE OFFENDED by the giant ‘TRNC’ flag on the Pentadaktylos mountains could soon find insult added to injury if a group of nationalist activists succeed in their plans to erect two more giant flags at the peak of the range.

“We would like to send a message to the whole world that these lands and region belong to the Turkish nation,” Cavlan Suerdim, a spokesman for a group calling itself the Flag on the Zenith Association told the Cyprus Mail yesterday.

The group says it has applied to the breakaway state’s ‘interior ministry’ for permission to erect two new flags – one Turkish, and one ‘TRNC’ – on the highest peak of the Pentadaktylos mountain range. Each flag, the association says, will be 92 metres square, illuminated at night and be mounted on flag poles 36 metres high, making them clearly visible from the capital.

An existing ‘TRNC’ flag painted onto the southern slopes of the range, and equal in size to 11 football pitches, already causes ire to many, in particular Greek Cypriots, on the island.

Suerdim, however, refused to acknowledge that Greek Cypriots might find the flags provocative and said, “This is Turkish land and we can erect flags wherever we wish”. He also hit out at Turkish Cypriots not taking an equally nationalistic approach by saying, “If anyone doesn’t want to live in the shadow of these sacred flags, they are free to move elsewhere in the world”.

Suerdim, a former ‘TRNC ambassador’ and advisor to ex-Turkish leader Rauf Denktash, said the project came to life after he was approached by a number of students wishing to express their patriotic feelings.

Yesterday, leader of the pro-solution Peace and Democracy Movement (BDH) Mustafa Akinci hit out at what he described as “fanatical nationalism” and warned that such sentiments could in time “lead to terrorism”. He added that the flags were not just there to annoy Greek Cypriots, but also to send a message to Turkish Cypriots.

“This kind of nationalism needs both foreign and internal enemies to survive,” he said, adding that it was “moderate people with empathy for those on the other side” who were regarded by such groups as the internal enemy.

Environmentalists in the north have also voiced opposition to the flag project, with Green Action Group leader Dogan Sahir saying he will take legal action to stop it.

If the flag project gets the go ahead from the north’s authorities, it will do so at a cost of around £25,000, which the association says it will collect from public donations.

But whether the Flag at the Zenith Association will get the green light remained in doubt after Turkish Cypriot ‘prime minister’ Ferdi Sabit Soyer branded the project “unnecessary”.

The ‘interior ministry’ meanwhile said it was yet to receive the group’s application and warned the association against going ahead with fundraising before gaining approval for the project.

CYPRUS MAIL 25/02/07

 

Arrest made in search for missing man
By Nassos Stylianou

BASES POLICE together with officers from the Famagusta Police Department have intensified their search for the missing Turkish Cypriot businessman and have arrested one of the two settlers that accompanied him on what would seem to be his final outing.

Ahmed Mesut Mendesie, 58, was last seen at the Avgorou area at 1.30pm on Thursday.

Mendesie was with two Turkish men and two Greek Cypriots before his disappearance.

The Greek Cypriots were located and told police that they had been discussing a purchase of potato seeds with Medesie. Medesie, who had a butchery in Pyla, was the owner of a truck carrying Greek Cypriot potatoes, which overturned on December 13, just outside Avgorou.

Yesterday, a team of ten experts assembled at the SBA Police Station to co-ordinate and examine all the information they had gathered. Bases Police also released a picture of the white Toyota that Mendesie was driving before he went missing.

Police have combed the area from Dhekelia to Vrisoules with the help of a Bases helicopter. The focus of their search yesterday was a number of open areas and landfill sites in order to establish whether his car was taken there and burned.

Medesie’s disappearance was reported by his wife to Dhekelia police. Using a satellite tracking system, officers found the Turkish Cypriot’s mobile phone in the area between Avgorou and Dasos Achnas.

According to sources, Medesie was connected to the family of Turkish Cypriot Giz Gurek, who was murdered along with his wife and daughter in January, 2005. He was also allegedly involved in transferring money illegally to and from the occupied north.

Cyprus Mail 25/02/07

 

 

'Türkiye'den neden korkuyoruz?'


26 Şubat, 2007 14:10:00 (TSİ) CNN TURK

İngiliz The Daily Telegraph gazetesi, İslamiyet ile ilgili olarak Batı'da yaşanan kaygıların, Doğu-Batı ilişkilerinin düzeltilmesine yönelik çabaları tehlikeye atmaması gerektiğini yazdı.

Makale, Cumhuriyet'in kuruluşu sırasında ülkeden ayrılan, Osmanlı İmparatorluğu'nun son İçişleri Bakanı Ali Kemal'in torunu olan Muhafazakar Parti milletvekili Boris Johnson tarafından kaleme alındı.
 
'Türkiye'den neden bu kadar korkuyoruz?' başlıklı makalede, "Hıristiyan dünyasında başta Papa ve diğer din adamlarının yaşadığı önyargıların, süreci olumsuz etkilediği" belirtildi.
 
Türkiye'nin AB üyeliğinin rayında tutulmaya devam edilmesi için en önemli sebebin ülkenin geri gitmesinin engellenmesi olduğu' görüşü dile getirilen yazıda, "Kuşkusuz batıda hala Papa'dan rahiplere, politikacılara kadar etkisini gösteren kendini beğenmişlik Türkleri uzaklaştırıyor" denildi.
 
"Bizim birbirimizden uzaklaşmaya değil barışmaya ihtiyacımız var" ifadesine yer veren Johnson, 'Türkiye ile Avrupa arasında karşılıklı iyi ilişkilere ihtiyaç olduğunu, birbirini ret yerine, farklı değerler şarkısı söyleyip, farklılıkları pekiştirmek yerine, Türkiye ile tartışmalarda kritik bir noktaya gelindiğini görmek gerektiğini' ifade etti.
 
'Batı dünyası olarak ya Atatürk'ün başarısını görüp, Türkiye'nin Müslüman bir nüfusla laik bir demokrasi yaratma başarısını desteklemeye ya da sırf dinleri yüzünden Türklere burun kıvırmaya devam edeceklerini' belirten Johnson, 'bunun bir kısmı İngiltere'de ve diğer Avrupa kentlerinde yaşayan bütün dünyadaki ılımlı Müslümanlara da yanlış bir mesaj olacağının' altını çizdi.
 
"Aramıza kültürel mesafe koymamalıyız"
 
"Süreç hızlı olmalı, Türkiye'den İngiltere'ye dev bir göç dalgasına izin vermeliyiz demiyorum ama aramıza kültürel bir mesafe koymakla ne kazanacağımızı sorguluyorum" diyen Johnson, 'bir gün Türkiye ile ilişkilerin gerçekten olması gereken noktaya getirilebilmesi halinde Akdeniz'in çevresinde tarihte sözü edilen Cebelitarık'tan İstanbul Boğazına uzanan uyumlu bir birliği yeniden oluşturmanın mümkün olacağını' ifade etti.
 
Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili sorunların pek azının ülkenin ekonomik durumuyla ilgili olduğu ifade edilen yazıda, 'Türkiye'de kişi başına düşen milli gelirin AB'ye yakın zamanda üye olan bazı ülkelerdekinin üzerinde bulunduğu' ifade edildi.
 
'Sorunun Kıbrıs konusu, nüfusun kalabalıklığı veya fakirlikten kaynaklanmadığı, bütün sorunun değerler olarak ortaya konulduğu' kaydedilen yazıda, 'Fransa'nın Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkışına Ermeni iddialarını gerekçe gösterdiğini, ancak bu ülkenin kendisinin de bu konularda suçsuz olmadığı' bildirildi.
 
'Brüksel'in Türkiye'nin üyeliğine cinsiyet eşitliği temelinde yaklaşmaya çalıştığı, ancak Türkiye'nin Belçika'dan önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdiği' belirtilen yazıda, 'Türkiye'nin insan hakları karnesinin mükemmel olmaktan uzak olduğunu kabul ettiği, ancak Türkiye'yi bu konuda suçlayan Yunanistan'ın insan hakları karnesinin de AB'ye kabul edildiği sırada mükemmel olmadığı' kaydedildi.
 
Müzakereler sekiz başlıkta askıya alındı
 
Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakerelerin hızını kesti. AB dışişleri bakanlarının 11 Aralık'ta AB Komisyonu'nun tavsiye kararını kabul etmesinin ardından, 14-15 Aralık'ta yapılan AB Zirvesi'nde de 'Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınması' kararı aynen benimsendi.
 
Buna göre, Türkiye ile müzakereler sekiz başlıkta (Malların serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma, balıkçılık, taşımacılık politikası, gümrük birliği ve dış ilişkiler) askıya alınacak. Açılacak diğer başlıklar ise, Türkiye limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmadığı sürece kapanmayacak.
 
AB, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılması konusunu ise ocak ayında gündemine alacak. İzolasyonların kaldırılması için atılacak adımlar konusunda, ocak ayında dönem başkanı olacak Almanya inisiyatif alacak.

 

İbn-i Sina KKTC hastası almıyor


26 Şubat, 2007 14:07:00 (TSİ) CNN TURK

Dicle Eren / CNN TÜRK

Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi, KKTC'den sevkle gelen hastaların kabulünü durdurdu. Çünkü KKTC'nin hastaneye ödenmemiş borcu tam 2 trilyon lira. Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras, ''2 trilyonu ne zaman öderlerse kapımızı o zaman açarız'' dedi.

Üniversite hastaneleri bir süredir devletten alacakları için sesini yükseltiyor. İlk radikal karar Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi'nden geldi.
 
Geçen hafta cuma günü itibariyle hastane KKTC'den sevkle hasta alımını durdurdu.
 
CNN TÜRK'e açıklama yapan Ankara Üniversetisi Rektörü Nusret Aras, Ankara Büyükelçiliği'ne KKTC'nin hastaneye 2 trilyonu aşan borcu olduğunu söyledi.
 
Aras, "Hastaların maliyetinin yüzde 70-80'ni malzeme oluşturuyor. Ekonomik güçlük içinde malzeme alımını sağlayamıyoruz. Darboğazdayken hasta kabulünü devam ettirmemiz mümkün değildi" dedi.
 
KKTC'den kritik ameliyatlar için Ankara İbn-i Sina Hastanesi'ne sevk edilen Kıbrıslıların tedavi yolu da böylece kapandı. Rektör Aras, "2 trilyonu aşan borç ne zaman ödenirse KKTC'li hastalara kapılarımızı o zaman açarız " dedi.
 
Yeşil kartlı hastalar da kabul edilmiyor
 
İbn-i Sina Hastanesi bir süredir yeşil kartlı hasta da kabul etmiyor. Düzenli ödeme yapılmadığı için bu kararı alan fakülte yönetimi konuyu Maliye ve Çalışma bakanlıklarıyla da görüştü.
 
Nusret Aras, "Yeşil kartlı hastaların borçlarının ödenmesiyle ilgili olumlu görüşmeler oldu. Bu sıkıntı aşılacak gibi görünüyor" dedi. Hastane yönetimi yeşil kartlı hastalar için 1 Mart'ta yeni bir durum değerlendirmesi yapacak.

 

Rum basını: Ankara sinir krizinde


      Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Akdeniz’de petrol arama konusunda, "uluslararası hukuk ve egemenlik hakları çerçevesinde faaliyette bulunduklarını" öne sürdü.
      Lillikas, Fileleftheros gazetesine açıklamasında, petrol arama konusunda, Avrupa Birliği’ndeki (AB) ortaklarını, Avrupa Komisyonu’nu ve BM’yi bilgilendirdiklerini ve planlandığı gibi bu konuda ilerleyeceklerini söyledi.
      Lillikas, dış müdahalelerle bölgede gereksiz gerilimler yaratılmaması ve bölgede istikrarın sağlanması için BM üyesi devletlerin egemenliğine ve uluslararası hukuka saygı duyulması gerektiğini ifade etti.
      Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt ile görüşmesine ilişkin soru üzerine ise Lillikas, Kahire hükümeti tarafından bilgilendirildiklerini söyledi.
      Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise petrol konusundaki soruları yanıtlamayarak, "Petrol konusunda hiçbir şey söylemiyorum" dedi.
     
     RUM GAZETELERİ
      Kıbrıs Rum basını, Dışişleri Bakanı Gül’ün, Rumların petrol arama faaliyetleri konusundaki açıklamasına ilişkin haberlere geniş yer verdi.
      Gül’ün açıklamalarını, Güney Kıbrıs’a yönelik "tehdit" olarak nitelendiren Rum gazeteleri, şu başlıkları kullandı:
      Fileleftheros: "Ankara Sinir Krizinde. Petrol Konusunda Tehditler Savuruyor, Kahire ve Beyrut’a Baskı Yapıyor".
      Haravgi: "Ankara Yeni Tehditler Savuruyor".
      Tharros: "Türkler Petrol Konusunda Tehdit Ediyor ve Tahrik Ediyor".
      Simerini: "Petrol İçin Çetin Oyun".
      Politis: "Gül, Petrolü Türkiye İçin Büyük Tahrik Olarak Nitelendirdi".
      Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, önceki gün, Pakistan’a giderken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz’de petrol arama faaliyetlerinin "şakası olmayan bir konu" olduğunu belirterek, "Eminim ki bütün Avrupa, NATO, Akdeniz’e kıyısı olan herkes, bunun nasıl bir provokasyon olduğunu, kalıcı bir çözüm ortaya çıkmadan bu işlerin ne kadar tehlikeli olduğunu görmüşlerdir" diye konuşmuştu.

MILLIYET 26/02/07

 

Papadopulos, Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak görüyor

"AKRİTAS PLANI'NIN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ PAPADOPULOS YAZDI"... Rumların Kıbrıslı Türkleri yok etme planlarını içeren Akritas Planı'nın büyük bölümünü Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos'un yazdığını kaydeden Kliridis, Papadopulos'un, 1964'te ABD Büyükelçiliğine giderek meşhur, "Türkler adaya çıkmaya kalkışırlarsa Kıbrıs'tan Türkleri temizlemek için 1 saat 45 dakikamız var" sözlerini söylediğini doğruladı

"AYRILIŞ BUGÜNKÜ BÖLÜCÜ HATLAR TEMELİNDE GERÇEKLEŞECEK"... "Sonunda olacak olan, Kuzey'deki rejimin doğrudan ayrı egemenlik olarak değil hukuki olarak tanınmasıdır" diyen Glafkos Kliridis, "Kendisine birkaç yıl verecekler ve ayrılış bugünkü bölücü hatlar temelinde gerçekleşecek" ifadesini de kullandı

Kıbrıs Rum yönetimi eski liderlerinden Glafkos Kliridis, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Akritas Planının büyük bölümünü yazdığını, Papdopulos'un Kıbrıs Türklerini "azınlık" olarak gördüğünü belirtti.

Rum Basın haberlerine göre, Kliridis, Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman toplum olarak görmediğini, onlara klasik azınlık haklarından başka hak tanımayı asla kabul etmediğini belirterek, "Papdopulos, Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak görüyor" dedi.

Rumların Kıbrıslı Türkleri yok etme planlarını içeren Akritas Planı'nın büyük bölümünü Papadopulos'un yazdığını kaydeden Kliridis, Papadopulos'un, 1964'te ABD Büyükelçiliğine giderek meşhur, ''Türkler adaya çıkmaya kalkışırlarsa Kıbrıs'tan Türkleri temizlemek için 1 saat 45 dakikamız var'' sözlerini söylediğini de doğruladı.

"'Sonunda olacak olan, Kuzey'deki rejimin doğrudan ayrı egemenlik olarak değil hukuki olarak tanınmasıdır'' diyen Kliridis, ''Kendisine birkaç yıl verecekler ve ayrılış bugünkü bölücü hatlar temelinde gerçekleşecek'' ifadesini kullandı.

Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, Kıbrıs Rum Üniversitesinde öğretim görevlisi Niyazi Kızılyürek'in, Glafkos Kliridis'in Kıbrıs sorunuyla ilgili anlattıklarını aktardığı, "Glafkos Kliridis: Bir Ülkenin Süreci" isimli kitabından alıntı yaptı. Gazete, Glafkos Kliridis'in, dönemin bilinmeyen siyasi

gerçeklerine ışık tuttuğunu yazdı.

Kliridis, 1960 Anayasası'nın işlevsel olduğunu ve Türkiye'nin arzusunun da anayasanın işlemesi yönünde olduğunu ifade ederek, o dönemde, Kıbrıs sorununu, iki tarafının aşırılarının görüştüğüne dikkati çekti.

Kliridis, "Tasos Papadopulos'un Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman toplum olarak tanımadığını, aksine, onların (Kıbrıslı Türklerin) Kıbrıs Cumhuriyeti içerisinde azınlık olarak var olduklarına inandığını" dile getirdi.

1960 Anayasası

Kliridis, ''Türkiye'nin askeri hükümeti Amerikan unsurundan çok etkileniyordu. Amerikan unsurunun Kıbrıs'ta sükunet istediğinden şüphe yoktur, bu nedenle Türk politikası da değişti. Askerlerin politikası, 1960 Anayasası'nın işlemesi şeklindeydi'' dedi.

Aynı anayasayla ilgili olarak Kliridis, şunları söylüyor:

''Temel konulardan biri olan vergiler konusu dışında hiçbir konu işleyemez değildi. Seçimler ve yine belediye yasaları gibi diğer konularda ayrı çoğunluk gerekiyordu. Bu engel yani vergiler meselesi aşılabilse devlet işleyebilirdi. Türk tarafı gelir vergilerinin artırılmasına olumlu oy kullanmadı çünkü Kıbrıslı Türklerin aleyhine bir vergi yükü getirecekti. Bu sorunun; hükümetin Kıbrıslı Türklerin ve Rumların eğitim harcamalarını üstlenmesiyle çözülmesi önerildi. Kıbrıs Türk tarafıyla yapılan müzakerelerde bu çözüm üzerinde uzlaşıldı, Kıbrıs Türk tarafı protokol istedi. Protokole Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Muavini, Meclis Başkanı ve Cemaat Meclislerinin başkanları tarafından imza atıldı ve Kıbrıs Rum tarafı Anayasal değişiklik istedi. Kıbrıslı Rumların talebinin dayanakları mantıktan çok duygusaldı ve Kıbrıs Rum liderliği (Başpiskopos III. Makarios, Polikarpos Yorgacis ve Tasos Papadopulos) halka 'Anayasa'nın düzeltilmeye başlandığını' göstermek istiyordu. Kıbrıslı Rumların, protokolün geçerli olup olamayacağına dair yurt dışından olumlu görüş almalarına rağmen nihayetinde sorun çözülmedi ve bunu 1964'te olanlar izledi.''

Papadopulos federasyona karşı çıkmıştı

Politis'e göre, kitabın ilgi çekici yönleri arasında, 1975-1976 olaylarının anlatımı var. Kıbrıs Rum tarafının müzakerecisi Glafkos Kliridis iki toplumlu iki kesimli federasyonu kabul etmişti. Aynı şeyi Kostantin Karamanlis de yaptı.

Müzakerelerde Kliridis'e eşlik eden Tasos Papadopulos ve Mihalakis Triantafillidis böyle bir çözümün aleyhinde tavır aldılar ve Makarios bir ikilemle karşı karşıya kaldı.

Kliridis'in Rauf Denktaş'a verme inisiyatifini üstlendiği meşhur haritanın yayınlanmasıyla birlikte Kliridis müzakerecilikten istifa etti.

''1 saat 45 dakikada

Türkleri adadan temizleriz''

Kliridis'in, şimdiki Rum lideri Tasos Papadopulos hakkında söyledikleri de kitabın en ilgi çekici bölümlerinden biri. Kliridis, Tasos Papadopulos'un 1964'te harekatın gerçekleşmesi durumunda

Kıbrıslı Türkleri temizlemeleri konusunda çeşitli istikametlere telefon ederken yakalandığını söyledi.

"Bunu Yorgacis ve Makarios da onayladı. Kendisine 'Bizi, suç işlemekle suçlanacağımız bir yöne sürüklüyorsunuz, durunuz' dediler. Ancak, böyle düşünceleri vardı" diyen Kliridis, bu sözleriyle Makarios Drusiotis'in kitabında yer verdiği, Tasos Papdaoulos'un 1964'te Amarikan Büyükelçiliğini ziyaret ederek Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahale etmesi etmesi durumunda ''Türkleri Kıbrıs'tan temizlemek için 1 saat 45 dakikamız var' (we have 1 hour and 45 seconds to clean up the Turks from Cyprus) sözlerini söylediğini doğruladı.

"Akritas planının büyük

bölümünü Papadopulos yazdı"

Kliridis, Akritas planının yazılması konusunda yöneltilen sorulara verdiği yanıttaysa şunları söylüyor:

''Söz konusu çalışmanın yazım işinin büyük bölümünü Polikarpos Yorgacis'ten çok Tasos Papadopulos'un yaptığına inanıyorum. Yorgacis, o belgeyi hazırlayacak hukuki olanağa ve eğitim düzeyine sahip değildi. Ben, işin çoğunun Tasos Papadopulos tarafından yapıldığını değerlendiriyorum.''

Politis gazetesine göre, Kliridis'in bu değerlendirmesi kitapta havada bırakılmıyor ve Kliridis ilk kez, EOKA mücadelesini 1960'lı yıllarda devam ettirmek isteyen ''örgüte'' bir miktar katıldığını ilk kez itiraf ediyor. Kliridis dışında, ona oranla daha az olmak üzere Spiros Kiprianu da katıldı, ancak başkanı Polikarpos Yorgacis ve başkan yardımcısı da Tasos Papadopulos'tu.

"Türklerin, klasik azınlık haklarını

aşan her talebini reddediyordu"

Kliridis, 1974 öncesi dönemle ilgili olarak, şunları anlattı:

''İki toplum arasında işbirliği yöntemleri bulunmasına yönelik ne zaman çaba harcansa Tasos her zaman; (Kıbrıslı Türlerin) 'bir azınlık olduklarını anlamaları gerektiğini ve azınlık haklarından fazlasını istediklerini' söylüyordu. Tasos, Türk tarafının isteyebileceği klasik azınlık haklarını aşan her her şeyi aşırı buluyor ve karşı çıkıyordu. İki toplum düşüncesi yoktu.''

Glafkos Kliridis'e göre, Tasos Papadopulos'un Kofi Annan'ın planını kabul etmekteki sorunlarından biri, planın iki toplumun siyasi eşitlikten söz etmesiydi.

Kitabın yazarı Niyazi Kızlıyürek, ''Kıbrıs''ın Avrupa Birliği'ne (AB) üye olmasıyla meydana gelen konjonktürle çözüm momentumu yitirildiğini kaydetti.

Kızılyürek, kitabını, Kliridis'in şu sözleriyle sonlandırdı: ''Sonunda olacak olan, Kuzey'deki rejimin doğrudan ayrı egemenlik olarak değil hukuki olarak tanınmasıdır. Kendisine birkaç yıl verecekler ve ayrılış bugünkü bölücü hatlar temelinde gerçekleşecek.''

KIBRIS 26/02/07

 

 

Mısır, Türkiye'nin tepkisinden çekiniyor

HEYETLER GÖRÜŞECEK... Ortadoğu'daki sorunlara çözüm bulmak için Pakistan'da yapılan toplantıya katılan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt ile Kıbrıs petrolleriyle ilgili görüştü. Abdullah Gül, konuyla ilgili olarak iki ülkenin oluşturacağı heyetlerin görüşmelerde bulunacağını açıkladı. Gül'ün verdiği bilgiye göre, Türkiye'den Mısır'a, Mısır'dan da Türkiye'ye heyet ziyaretleri düzenlenecek

GEYT: TÜRKİYE'NİN TEPKİSİNİN FARKINDAYIZ... Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt, Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'e "Türkiye'den yükselen tepkinin farkına vardıklarını" söyledi. Ebul Geyt'in, ayrıca "Türkiye'nin çıkarlarını zedeleyecek bir şey yapmayız" ifadesini kullandığı kaydedildi.

GÜL: BÜYÜK PROVOKASYON... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama faaliyetlerinin "şakası olmayan bir konu" olduğunu belirterek, "Eminim ki bütün Avrupa, NATO, Akdeniz'e kıyısı olan herkes, bunun nasıl büyük bir provokasyon olduğunu, kalıcı bir çözüm ortaya çıkmadan bu işlerin ne kadar tehlikeli olduğunu görmüşlerdir" diye konuştu

Doğu Akdeniz'de Rum kesimi ile ortak petrol arama anlaşması yapan Mısır, konuyu Türkiye ile müzakere edecek.

Ortadoğu'daki sorunlara çözüm bulmak için Pakistan'da yapılan toplantıya katılan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt ile Kıbrıs petrolleriyle ilgili görüştü.

Türkiye'nin İslamabad Büyükelçiliği'nde yapılan görüşmede, Abdullah Gül, konuyla ilgili olarak iki ülkenin oluşturacağı heyetlerin görüşmelerde bulunacağını açıkladı.

Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle Mısır'ın Doğu Akdeniz'de ortak petrol ve doğal gaz arama girişimlerinin ele alındığı görüşmeden, iki ülkenin karşılıklı olarak heyet göndermesi kararına varıldı.

Gül'ün verdiği bilgiye göre, Türkiye'den Mısır'a, Mısır'dan da Türkiye'ye heyet ziyaretleri düzenlenecek.

Ahmet Ebul Geyt, görüşmede Gül'e Türkiye'den yükselen tepkinin farkına vardıklarını söyledi. Ebul Geyt'in, arıca "Türkiye'nin çıkarlarını zedeleyecek bir şey yapmayız" ifadesini kullandığı kaydedildi.

Görüşmede, Irak'la ilgili gelişmeler de ele alındı. Mısır Dışişleri Bakanı, Irak'a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları toplantısının Bağdat yerine Kahire'de yapılmasını istediklerini söyledi. Gül, öneriye destek verdi.

Haremüşşerif'te yaşanan gerilime de değinen Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin buraya heyet göndermesini, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in istediğini belirtti. Gül, Olmert'in İslam Konferansı heyeti yerine Türk heyetini tercih ettiğini, Başbakan Erdoğan'a Ankara ziyareti sırasında aktardığını bildirdi.

Gül: Büyük bir provokasyon

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama faaliyetlerinin "şakası olmayan bir konu" olduğunu belirterek, "Eminim ki bütün Avrupa, NATO, Akdeniz'e kıyısı olan herkes, bunun nasıl bir provokasyon olduğunu, kalıcı bir çözüm ortaya çıkmadan bu işlerin ne kadar tehlikeli olduğunu görmüşlerdir" diye konuştu.

Gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Gül, Rum yönetiminin ada etrafında petrol arama faaliyetlerine ilişkin bir soru üzerine, "Eminim ki Avrupa, NATO, durup dururken, dünyada daha büyük işbirliği ve dayanışmaya ihtiyaç olduğu bir dönemde bütün bunları zedeleyecek adımları Rumların nasıl attığını görmüştür" dedi.

Gül, adayı Rumların temsil etmediğini vurgulayarak, "Adayı temsil ediyorlarsa niye o zaman Girne'de, Karpaz'da polisi, memuru yok" ifadesini kullandı.

Rum yönetiminin, tamamını temsil etmediği bir adanın böyle etrafını paylaşmaya kalkmasının çok büyük bir provokasyon olduğunu kaydeden Gül, "Eminim ki bu görülecektir, görülmüştür" dedi.

Gül, İslamabad'da bir araya geleceği yetkililerle de bu konuyu gündeme getireceğini belirtti.

Danimarka yayın kuruluşunda PKK röportajları

Gül, Danimarka'daki bir yayın kuruluşunda terör örgütü PKK ile ilgili röportajların yayımlanmasına ilişkin bir soru üzerine, bu konuyla ilgili hemen girişimlerde bulunduklarını bildirdi.

Bakan Gül, "Bütün bunları, dosyaları dokümanter haline getiriyoruz, müracaatlarımızı yapıyoruz. Ama bu yayınlarla ilgili başka faaliyetlerimiz de var" diye konuştu.

Haremüşşerif'e heyet gönderilmesi

Gül, İsrail'in Haremüşşerif'te yaptığı kazı çalışmalarıyla ilgili olarak Türkiye'den heyet gönderilmesi planlarına ilişkin bir soru üzerine, bu konunun sadece Filistinlileri değil, bütün Müslümanları ilgilendirdiğine dikkati çekti.

Türkiye'nin görüşlerini beyan ettikten sonra, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in de geldiğinde, yaptıklarını anlattığını söyleyen Gül, "Başbakan (Recep Tayyip Erdoğan) da o zaman, 'İslam Konferansı Teşkilatı'ndan (İKT) heyet yollayalım da, bu anlattıklarınızı onlara da gösterin' dedi. O (Olmert) da 'Yok, İKT'den istemeyiz, siz gelirseniz olur' dedi. Onun üzerine böyle bir heyet işi ortaya çıktı" diye konuştu.

Gül, sözlerine şöyle devam etti:

"Tabii ki Haremüşşerif Filistin topraklarıdır. Ürdün'de eski anlaşmalar, orada bir vakıf vardır. Bütün bu vakfın yöneticileri vardır. Oralardan şimdi heyetler gelecek bize. Onlar da çok sevindiler. Bazı buna tepki gösterenler de olmuş İsrail parlamentosundan. Ama İslam dünyası çok memnun oldu. Ürdün'den, Filistin'den Türkiye'ye bazı heyetler gelecek. Onlar da bu konuyla ilgili bizi bilgilendirecek. Biz bu konunun aslının ne olduğunu onlara soracağız, ona göre bakacağız duruma."

Türk kökenli parlamenterlerin ziyareti

Gül, Avrupa'daki Türk kökenli parlamenterlerin Türkiye'yi ziyaretinin ve konuyla ilgili bazı eleştirel haberlerin hatırlatılması üzerine, "Ben onlara bakmadım doğrusu. İlk defa bir şey yapıyoruz. Türk vatandaşı olarak gitmişler, Avrupa'ya yerleşmişler, uğraşmışlar, milletvekili olmuşlar, bakan olmuşlar, ilk defa bunları hatırlamışız. Ben Türk'üm diyen, benim Türkiye ile bağım var diyen insanları Türkiye'ye davet etmişiz" diye konuştu.

Parlamenterlerin bazılarının birbirlerini ilk kez tanıdığını ve çok memnun olduğunu anlatan Gül, "Bu, Türkiye'nin gücünü gösteriyor, ne kadar büyük bir aile olduğumuzu gösteriyor. Türkiye, kabına sığmıyor... (Onlara) 'Türkiye ile bağlarınız var, sen Alman milletvekilisin, Belçikalı bakansın, senatörsün, ama bu topraklara da bir borcun var' demişiz. Onlar da bunun farkında" dedi.

KIBRIS 26/02/07

 

Mali yardımlar Kıbrıs'ın birleşmesi için kullanılmalı

ÇÖZÜM HERKESİN ÇIKARINA... IMF, KKTC'ye yardımların, adanın yeniden birleşmesini teşvik edici yönde yapılması gerektiğini bildirdi. IMF raporunda, "Kıbrıs'ta çözümün herkesin çıkarına olduğu", "Türkiye'nin limanlarını açmamasının Kıbrıs Cumhuriyeti ihracatında yüzde 15'lik bölümü etkilediği", "Rum kesiminde yüzde 1 oranında Türk işçisi bulunduğu", "Kıbrıs Rum hükümetinin Kıbrıs Türk toplumuna yardım konusunu faal bir şekilde gözettiği" belirtildi

IMF, KKTC'ye yardımların, adanın yeniden birleşmesini teşvik edici yönde yapılması gerektiğini bildirdi. IMF'nin "4'üncü Madde" uyarınca Kıbrıs'ta gerçekleştirilen incelemeler ardından yayımladığı raporda, çözümün herkesin çıkarına olduğu, Türkiye'nin limanları açmamasının Kıbrıs ihracatında yüzde 15'lik bölümü etkilediği, Rum kesiminde yüzde 1 oranında Türk işçisi bulunduğu, Kıbrıs Rum hükümetinin Kıbrıs Türk toplumuna yardım konusunu faal bir şekilde gözettiği belirtildi.

Raporda, "Yıllar boyunca önemli miktarda yardım hükümet tarafından yöneltilmiş bulunmaktadır. Geleceğe bakıldığında, bunun devam etmesi ve doğru koşullar altında, AB fonlarını da içerme olasılığı vardır. Elbette bu etkinlikler Kıbrıs için yeniden birleşmenin teşvik edilmesi yolunda cereyan etmelidir, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Kıbrıs hükümetinin etkin kontrolü altında olmayan alanlarındaki işgal rejimini koruma, tanıma ya da bu anlama gelebilecek bir şekilde olmamalıdır" denildi.

Raporda KKTC adı kullanılmadan, IMF'nin Kıbrıslı Türk yetkililerle teknik yardım konusunda diyalog isteğinde bulunduğu, Rumların bu konudaki tavırlarının da memnuniyet verici olduğu belirtildi.

IMF heyeti, 2006 yılında Kıbrıs hakkında "4'üncü Madde" uyarınca gerçekleştirdiği konsültasyon arkasından bir rapor hazırladı.

"Bölünme, kalkınmada boşluğa neden oldu"

30 yıldan fazla süren "bölünmenin" Kıbrıs'ta ekonomik kalkınma boşluğuna yol açtığı, 2005'te, "Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin etkin olarak kontrolü altında bulunmayan alanlardaki kişi başına GSYİH'nın, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrolü altındaki alanda ölçülenin yarısı olduğu" belirtilen raporda, Kuzey'deki büyüme performansının Türk ekonomisinden, ekonomik politika tercihlerinden ve politik kararlardan etkilendiği bildirildi.

"Çözüm herkesin çıkarına"

"Tarafların çıkarına olmasına karşın Kıbrıs sorununa bir çözümü yakalamak zor" başlıklı bölümde ise bütünleşme için getirilen "Annan Planı"nın başarısızlığından sonra bölünmüş bir Kıbrıs'ın 2004 yılında AB'ye girdiği hatırlatıldı.

Aralıklarla süren iki yıllık yüz yüze görüşmeleri izleyen dönemde Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarının Temmuz 2006'da "teknik görüşmeler" yapma kararı aldıkları kaydedilen raporda şöyle denildi:

"Görüşmeler şimdiye kadar meyve vermedi"

"Bu görüşmeler, tüm Kıbrıslıların günlük yaşamlarına iyileştirmeler getirilmesini, karşılıklı güven inşa edilmesini, Kıbrıs sorununa kapsamlı siyasi çözüm için hazırlık yapılmasını amaçlıyordu, ancak bu görüşmeler şimdiye kadar meyve vermedi. Bu zor durumda IMF heyeti, bir önceki 4'üncü Madde çalışmalarında direktörlerin önerisi doğrultusunda, T/C toplumuna (Kıbrıs Türk Toplumu) kurumun mali olmayan nitelikteki yardımlarını verme durumunda olmamıştır."

"Kıbrıs Rum kesimi Türklere yardım yapıyor"

Kıbrıs Rum hükümetinin Kıbrıs Türk toplumuna yardım konusunu faal bir şekilde gözettiği belirtilen raporda, "Yıllar boyunca önemli miktarda yardım hükümet (Rumlar) tarafından yöneltilmiş bulunmaktadır. Geleceğe bakıldığında, bunun devam etmesi ve doğru koşullar altında, AB fonlarını da içerme olasılığı vardır. Elbette bu etkinlikler Kıbrıs için yeniden birleşmenin teşvik edilmesi yolunda cereyan etmelidir, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Kıbrıs hükümetinin etkin kontrolü altında olmayan alanlarındaki işgal rejimine tanıma, kabul ya da bu anlama gelebilecek bir şekilde olmamalıdır" denildi.

KKTC'ye teknik yardım

IMF yetkililerinin Kıbrıs ziyaretlerinde KKTC yetkilileriyle görüştüklerini belirten paragraf ise raporda şöyle yer aldı:

"Yetkililer, daha önce de sözü edilen çerçevede, IMF heyetinin, mali nitelikte olmayan bir yardım yolu bulunmasına yönelik bakış açısıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin etkin kontrolü altında olmayan alanlarındaki ekonomik gelişmeler hakkında bilgi toplama ve Fon'dan eğitim almaları gibi etkinlikler yoluyla, Kıbrıslı Türk teknokratlarla bağlantı kurma çabalarında işbirliği içinde olmuşlardır. Bu gibi yardımlar üzerinde şu ana değin bir uzlaşmaya varılmamasına karşın yetkililer, IMF heyetinin, Kıbrıs Türk toplumunun gereksinimlerini ve Kıbrıslı yetkililerinin duyarlılıklarını tatmin edecek bir çözüm bulma çabalarını desteklemeye devam edeceklerdir."

Raporda, "Direktörler, Fon teknik yardımının Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hükümet kontrolü olmayan alanlarındaki Kıbrıs Türk toplumuna sağlanabilecek teknik yardım altında, bir uzlaşı çerçevesine varma yolunda süregelen çabaları cesaretlendirmiştir. Direktörler Kıbrıslı yetkililer tarafından kabul edilen pragmatik yaklaşımı memnuniyetle karşılamışlardır" ifadeleri yer aldı.

İki toplum için göstergeler

IMF Kıbrıs raporunda, iki kesim arasında bazı ekonomik göstergeler şöyle kıyaslandı. Kıyaslamada GCA (hükümet kontrolündeki alanlar) ve NGCA (Kıbrıs hükümetinin etkin kontrolü altında olmayan alanlar) tanımları kullanıldı:

GCA NGCA

-------- --------

Kişi başına GSYİH (dolar) 22,127 10,314

İşgücü verimliliği (dolar-2004) 46,073 16,464

Gelen turist (bin-2004) 2,349 599

Ticaret dengesi (GSYİH yzd.) -25.0 -52.0

Genel kamu harc. (GSYİH yzd.) 43.6 48.9

Tük. Fiy. Enflasyon (yıldan yıla)

Kasım 2006 1.1 19.5

Siyasi kararlar

IMF raporunda petrol fiyatlarındaki düşüşün adanın ekonomisinde teşvik edici rol oynadığı belirtilirken, limanların açılmaması hakkında şöyle denildi:

"Şu anda belirsiz durumdaki, Türk limanlarının Kıbrıs gemilerine açılması ihtimali, toplam ihracatın yaklaşık yüzde 15'i için nakliyat hizmetlerinde ileriye yönelik bir uyarıcı etken olacaktır.

(Tartışmalardan sonra AB, ülkenin liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açması konusunun başarısızlığa uğraması sonucunda Türkiye'yle AB'ye katılım müzakerelerini kısmi olarak ertelemiştir.)"

Limanların açılmaması Rum denizciliğini olumsuz etkiler

Kıbrıs'ın deniz nakliyatında özellikle güçlü bir ülke olduğu belirtilen raporda, "Bu anlamda Türkiye'nin bu konudaki AB taahhütlerine karşın, bu gemilerin Türk limanlarından yararlanmasına izin vermeyi reddetmeye devam etmesi, bu son derece dinamik ihracat sektörünün gelişmesini engelleyeceği için Kıbrıs üzerinde negatif ekonomik etki yapacaktır" denildi.

Raporun KKTC'yi de ilgilendiren bölümüne şöyle devam edildi:

"Kıbrıs'ta ekonomi sadece büyüme değil iş de üretmektedir. Kıbrıs'ın işgücü piyasası son derece açık ve makul bir esnekliğe sahiptir. Bu özellikle özel sektör ve küçük ve orta ölçekli işletmelerde söz konusudur. Yarı hükümet ya da mali sektör organizasyonları ortaklığı bulunan, işçilerin güçlü iş güvencesi ve ayrıcalıklarından memnun olacakları işletmeler bulunmaktadır. İşgücü piyasası o kadar güçlüydü ki, yıllar boyunca yabancı işgücü ithaline gidilmişti. Yabancı işgücü şu anda toplam işgücünün yüzde 16'sını oluşturmaktadır. İşsizlik oranı da tanıma göre yüzde 3.5 ile 5 arasında değişmektedir. Yeşil Hat'ın açılması, bu şekilde çalışmaya ve hükümet kontrolüne açık bölgelerde sağlık, sosyal sigorta ve diğer kolaylıklardan yararlanmak isteyen Kıbrıslı Türklere olanak vermiştir: Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkin kontrolü altındaki alandaki işgücünün yüzde 1'ini oluşturmaktadırlar."

KIBRIS 26/02/07

 

Rumların nüfus artış planı ters tepti


27 Şubat, 2007 11:52:00 (TSİ) CNN TURK

CNN TÜRK

Kıbrıs Rum yönetimi, nüfusu artırmak için üçüncü çocuktan itibaren doğacak her çocuk için ailelere 65 bin YTL para ödeme planı üzerinde çalışıyor. Ancak plan şimdilik ters tepti. Hamile olan, ancak uygulamayı bekleyip hükümetten para almayı hedefleyen Rum kadınlar kürtaj yaptırmaya başladı.

Güney Kıbrıs yüzde 1.4'lük doğum oranıyla Avrupa Birliği'nin en düşük doğum oranına sahip üyesi. Rum kesiminin nüfusu 700 bin civarında.
 
Rumların mevcut nüfuslarını korumak için en az yüzde 2.1'lik doğum oranına sahip olmaları gerekiyor.
 
Bu nedenle yönetim nüfusu artırmak için kolları sıvadı. Plan, ikiden fazla çocuk sahibi olmak isteyen aileleri fazlasıyla memnun edecek nitelikte. Zira, yönetim üçüncü çocuktan itibaren doğacak her çocuk için ailelere 65 bin YTL para ödenmesini öngören bir plan üzerinde çalışıyor.
 
Güney Kıbrıs'ta tartışma yaratan planın yasalaşması için önce Çalışma Bakanı'nın çocuklara uygulanan teşvik paketini hazırlaması, ardından parlamentoya tasarı olarak sunması ve onaylanması gerekiyor.
 
Bunun da en erken eylül ayını bulacağı belirtiliyor.

65 bin YTL'lik doğum parasından olmak istemeyen hamile Rum kadınlar, sürenin uzamasının ardından birer birer kürtaj yaptırmaya başladı. Amaçları, yasa çıktıktan sonra tekrar hamile kalmak.

Muhalefet şimdi, Rum yönetimini nüfusu artırmak yerine azaltmakla suçluyor.

Türkler kapsam dışı bırakılacak
 
Bu arada Rum yönetiminin, yasanın çıkması halinde "Kıbrıs Cumhuriyeti" kimliği almış Kıbrıslı Türkler'in de para talebinde bulunmasını engellemek amacıyla "Rum topraklarında ikamet" şartı getireceği belirtiliyor.

 

Rumların kürtaj kuyruğu

27 Şubat 2007

 

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

 

Rumların kürtaj kuyruğuRum Yönetimi’nin nüfusu artırmak için üçüncü çocuktan itibaren aileleri ödüllendirme planı yüzünden Rum kadınları kürtaj yaptırmaya başladı. Çünkü kadınlar, uygulama başladıktan sonra doğum yapmak istiyor.

KIBRIS Rum Yönetimi’nin yaşlanan ve azalan Rum nüfusunu artırmak için 2’nci çocuktan sonraki doğacak her çocuğa 65 bin YTL bonus ödeme kararı ters tepti. Yeni sübvansiyonunun ne zaman uygulanacağını bilmeyen Rum hamileler, karar yürürlüğe girdikten sonra doğum yapmak amacıyla kürtaj sırasına girdi. Muhalefet ise, "Papadopulos Türklerle anlaşma istemiyor bu nedenle gündem değiştiriyor" eleştirisinde bulundu.

Rum Çalışma Bakanı Antonis Valisiu’nun geçen hafta Avrupa’nın en az doğum oranına sahip ülkede nüfusu artırmak için yeni prim paketi hazırlanacağını ve 2 çocuğun üstündeki her doğuma 20 bin Kıbrıs Lirası (65 bin YTL) bonus verileceğini açıklaması Rum kesimini karıştırdı.

RUMLARIN AKLI KARIŞTI

Ardından hükümetin Ekonomi Bakanı Michalis Sarris, önerinin devlete her yıl 55 milyon Kıbrıs Lirası (160 milyon YTL) ek yük getireceğini belirterek karşı çıktı. Haber Rum halkı arasında büyük yankı buldu. Ancak Çalışma Bakanı’nın önce çocuklara uygulanan teşvik paketini hazırlaması, ardından parlamentoya tasarı olarak sunması ve son olarak da uygulama için yasalaşması gerekiyor. Bu nedenle 3’üncü ve daha fazla çocuğa bonusun, eğer kabul edilirse, en erken Eylül ayında ödenmesi bekleniyor. Rum kesiminde hamile kadınlar arasında da sürecin ne zaman sona ereceği konusundaki belirsizlik nedeniyle kürtaj sayısı arttı.

Rum anamuhalefet partisi DİSİ Lefkoşa milletvekili Maria Kyriacou, Papadopulos hükümetinin bebek teşviği kararının ters teptiğini belirterek, "Milletvekillerine her gün yüzlerce hamile kadın başvurarak yasanın ne zaman yürürlüğe gireceğini soruyor. Ve aldığımız bilgilere göre halen hamileliklerinin başında bulunan çok sayıda kadın da kürtaj olmak için kliniklere akın etmiş durumda. Çocuk isteyen çiftler, para yardımından yararlanmak için planlarını erteledi. Nüfusumuzu artırmak isterken, daha da düşmesine neden olacağız" diye konuştu.

HURRIYET 27/02/07

 

Soykırım savunucusu Deveciyan’a Rum madalyası

27 Şubat 2007

 

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

 

Soykırım savunucusu Deveciyan’a Rum madalyasıKıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Fransız-Rum dostluk grubu başkanı ve soykırım tasarısının mimarı Ermeni asıllı Fransız milletvekili Patrick Deveciyan’a madalya taktı.

Papadopulos, Rum kesimine ziyarette bulunan dostluk grubu Fransız milletvekillerini geçen cuma kabul ederek, grubun başkanı Patrick Deveciyan’a Rum devlet nişanı Makarios III Büyük Haçı madalyasını taktı. Rum lider madalya töreninde Deveciyan’ın Rumlarla Fransa arasında işbirliğinin gelişmesi için yoğun çaba harcadığını Rum dostu Fransız vekile madalya vermekten büyük memnuniyet duyduğunu söyledi. Deveciyan, Fransız Cumhurbaşkanlığı’nın favori adaylarından İçişleri Bakanı Sarkozy’nin siyasi danışmanı ve Fransız Parlamentosu’nda kabul edilen sözde Ermeni soykırımını inkár edenlere ceza verilmesini öngören tasarının da mimarı.

HURRIYET 27/02/07

 

Financial Times: Büyükanıt ve hükümet karşı karşıya gelecek


     
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Washington’dan hükümete bir uyarı yaptığı, bunun ardından hükümetin Iraklı Kürt liderler ile temas kurmaktan vazgeçtiği öne sürüldü. Financial Times gazetesi, Büyükanıt’ın seçimler öncesi yine hükümet ile karşı karşıya geleceğini iddia etti.
      Financial Times gazetesi, Ankara kaynaklı Vincent Boland imzalı haberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın son dönemde yaptığı çıkışları değerlendirdi.
      Büyükanıt’ın Washington ziyaretini Türkiye’deki politikacılara bir uyarı yapmak için kullandığını öne süren gazete, Büyükanıt’ın açıklamalarından kısa bir süre sonra Türk hükümetinin, tartışmalı olmakla birlikte birçok ülkenin talep ettiği, Iraklı Kürt liderliği ile temas kurma planından vazgeçtiğini savundu. Gazete şöyle devam etti:
      "Hükümetin, önemli bir dış politika konusunda boyun eğmesi, askerlerin siyasi düşünce üzerindeki kati bir zafer anlamına geliyor. Bu aynı zamanda, generallerin, bir tek kurşun atmadan, ‘post modern darbe’ olarak tanınan bir olayda İslamcı bir hükümeti görevinden uzaklaştırmasından on yıl sonra askerlerin devam eden etkinliğine vurgu yapıyor."
     
     ASKERLER HÜKÜMET POLİTİKASINI DEĞİŞTİREBİLİYOR

      Financial Times, sivillerin ulusal güvenlik konularında daha büyük bir söz sahibi olması ve silahlı kuvvetlerin parlamentoya daha çok hasep vermesi sağlamak amacıyla son dört yılda yapılan yasal ve anayasal değişikliklere rağmen Türk Genelkurmay Başkanlığının, diğer Avrupa ülkelerinde mümkün olmayacak bir biçimde hükümet politikasını etkileyebildiğini ve değiştirebildiğini belirtti.
      Türk tarihinde askerlerin siyasi işlere karışmış olmasının Türkiye’nin AB üyeliği çabasını olumsuz etkileyen unsurlardan biri olduğunu kaydeden gazete, Şubat 2007’deki "darbe"nin yanısıra 1960 yılından bu yana üç darbe olduğunu yazdı.
      Askeri müdahalelerin bazen, orduyu ülkenin en güvenilir kurumu olarak gören Türkler tarafından olumlu karşılandığını belirten gazete, 2002 yılından bu yana askerlerin konumuna ilişkin olarak yapılan reformların, Genelkurmay tarafından AB ile müzakerelerin açılması için gerekli olması nedeniyle kabul edildiğini öne sürdü.
     
     BÜYÜKANIT ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİ TEST EDİYOR

      İngiliz gazetesi, "Şimdi bazı gözlemciler, General Büyükanıt, Türkiye’de siyasetçiler ile askerler arasındaki yeni sınırın nerede olduğunu görmek için gözden geçirilen anayasa düzenlemeleri sınadığını söylüyorlar" diye yazdı. Gazete şöyle devam etti:
      "Bazı gözlemciler, generallerin, özellikle anayasa değişikliklerinin, bir zamanlar askerlerin hakim olduğu ve şimdi bir sivil tarafından yönetilen Ulusal Güvenlik Konseyi’ni, siyasi veya sivil alternatifleri güçlendirmeden zayıflatmış olmasından kaygı duyduklarını söylüyorlar. Bunun da Türkiye’nin, Irak, İran, Suriye, Gürcistan ve Ermenistan ile paylaştığı bölgenin derin karışıklıklardan geçtiği bir dönemde meydana geldiğine inanıyorlar".
      Financial Times, Büyükanıt’ın daha önce de iç güvenlik ve Kıbrıs gibi konularda hükümet ile karşı karşıya geldiğini belirterek "Bu yıldaki cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler öncesi aynı şey yapacak gibi. Askerler kamuoyunun hissiyatını siyasetçilerden daha iyi değerlendirdilerine inandıkları sürece" yorumunu yaptı.
(ANKA)

MILLIYET 27/02/07

 

Cumhurbaşkanı Talat'ın Brüksel temasları bugün başlıyor

Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'de AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüşecek.

Cumhurbaşkanlığı'ndan alınan bilgiye göre, bugün Brüksel'de ilk olarak yabancı haber ajanslarının temsilcileri ile buluşarak görüşme yapacak olan Cumhurbaşkanı Talat, daha sonra KKTC Brüksel Temsilciliği'nin onuruna vereceği resepsiyonda Brüksel'deki Türk basın mensuplarıyla bir araya gelecek.

Cumhurbaşkanı Talat, 28 Şubat Çarşamba günü ise AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüşecek. Görüşme saat 14.30'da gerçekleşecek.

Talat daha sonra Transatlantik Institute'un onuruna vereceği akşam yemeğine katılacak. Basına kapalı olarak gerçekleşecek yemekte Brüksel'deki büyükelçiler, AB Komisyonu'nun üst düzey komiserleri ve basından bazı yöneticiler yer alacak.

Brüksel'de temaslarını tamamlamasının ardından 1 Mart Perşembe sabahı İstanbul'a geçecek Cumhurbaşkanı, akşam saat 22.05'de KKTC'ye dönecek.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Brüksel ziyareti sırasında Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.

 

KIBRIS 27/02/07

 

Rumlardan, üniversitelerimize yönelik karalama kampanyası

Rum yönetiminin, Yakın Doğu Üniversitesi'nin (YDÜ) 19-24 Şubat 2007 tarihleri arasında düzenlediği, "Çevre: Yaşam ve Sürdürülebilirlik Kongresi"ne katılan yabancı bilim adamlarını engellemeye çalıştığı, birçok bilim adamına mektup göndererek konferansa katılmama çağrısı yaptığı öğrenildi.

ABHaber'in ele geçirdiği mektupta, "KKTC'deki üniversitelerin hukuk dışı olarak nitelendirilmesi" dikkat çekiyor.

Söz konusu mektupta Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin yasadışı faaliyet gösterdikleri iddia ediliyor.

Yakın Doğu Üniversitesi, bir hafta boyunca 14 salonda, 21 farklı konuda 1413 bildiri ile dünyanın 108 ülkesinden gelen bilim insanlarına ev sahipliği yaptı. 24 Şubat 2007 tarihinde yapılan kongre sonuç bildirgesinin hazırlanmasında 30'dan fazla, dünyanın en saygın profesörleri yer aldı.

ABHaber, mektubun öne çıkan bölümlerini yayınladı:

"Bu mektubu size 'Çevre: Yaşam ve Sürdürülebilirlik' konferansına ilişkin olarak yazıyorum. Bu konferans 19 - 24 Şubat, 2007 tarihler arasında, Kıbrıs'ın işgal altındaki bölgesinde bulunan 'Yakın Doğu Üniversitesi' tarafından düzenlenmektedir. Konferansın internet portalına göre, isminiz bu konferansın Bilim Komitesinde yer almaktadır. Bu çerçevede gerek Kıbrıs'taki mevcut durum gerek 'Yakın Doğu Üniversitesi'nin durumu itibariyle bir kaç önemli noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu noktaları konferansa katılıp katılmayacağınıza karar verirken göz önüne alabilirsiniz.

Kıbrıs Cumhuriyeti Yasaları uyarınca, sadece Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası camia tarafından adanın meşru temsilcisi olarak tanınmamaktadır. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ada üzerinde egemenlik hakkı bulunmaktadır. 'Yakın Doğu Üniversitesi'nin de aralarında bulunduğu üniversiteler Türk askerinin işgali altında bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin topraklarında faaliyet göstermektedirler. Bunlar hukuk dışı bir eğitim kurumu olarak faaliyet göstermektedirler. Ayrıca bu üniversiteler Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yetkili otoritelerine de akredite değillerdir. Bu yüzden bu üniversiteler Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti tarafından tanınmamaktadırlar.

Bu 'yüksek eğitim kurumları' faaliyetlerini uluslararası hukuka göre yasa dışı bir varlık olan sözde 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti' devletinin 'kanunları'na tabii olarak yürüttüklerini iddia etmektedirler. BM Güvenlik Konseyi'nin 541 (1983) ve 550 (1984) kararları sözde 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kesinlikle yasal olarak geçersiz olduğunu açık bir şekilde ifade etmiştir.

Yabancı temsilcilerin ve akademisyenlerin bu organizasyona katılmaları yasa dışı işgal rejiminin bu yasa dışılığının sağlamlaşmasına ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bölünmüşlüğünün devamına hizmet edecektir.

Ayrıca bir konuda daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Katılımcıların konferans sırasında konaklayacakları otellerin büyük çoğunluğu 1974 yılında Türklerin saldırıları esnasında yine Türkler tarafından zorla yerlerinden edilen Kıbrıslı Rumlara aittir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında Kıbrıs'taki mevcut durumun yerlerinden edilmiş mal sahiplerinin mülkiyet haklarını etkilemediğini, yerlerinden edilmiş Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkili kontrolü altında olmayan bölgelerinde bu vatandaşların mülkiyet haklarının yasal olarak devam ettiğini belirtmiştir. Bu çerçevede, Türkiye, Kıbrıslı Rumların kendi mallarını kullanmaktan mahrum bıraktığı için suçlu bulunmuş ve Türk hükümeti tazminat ödemeye davet edilmiştir.

Ümit ediyorum ki biraz önce ifade ettiklerimi ciddi biçimde dikkate alacaksınız."

 

KIBRIS 27/02/07

 

Business razed in ‘vindictive attack’
By Elias Hazou

POLICE have been called upon after an Ayia Napa businessman’s premises were razed to the ground and his entire stock taken away while he was abroad in what he says is an attack by a vindictive landlord.

The incident happened ten days ago when Milan Garaca, the owner and operator of an off-licence and kiosk, was overseas. He received a phone call in the small hours from a distressed friend telling him that bulldozers were busy tearing down his establishment.

The premises are located on the busy Nissi Avenue in Ayia Napa.

Garaca asked his caller friend to rush to the scene to take some pictures of the destruction. He says the friend was threatened by the demolition crew, but managed to take the photos anyway.

In a state of panic, Garaca returned to Cyprus on the evening of the same day, only to also learn that the contents of his store had disappeared.

The construction alone, owned entirely by Garaca, cost somewhere in the area of £200,000. There is now only a pile of debris where it once stood.

Moreover, the shop contained some £80,000 worth of merchandise, which has also gone.

Business had been good, with a turnover of around £1 million.

An eyewitness to the demolition has told him that the contents of the shop were jammed into a container, which was then driven off to an unknown destination.

Now, Garaca says, he has been left with nothing but debt.

A naturalised Cypriot originally from Serbia, Garaca said he had a longstanding dispute with the owner of the land on which the shop stood.

The landlord, a well-known figure in the coastal town, is claiming Garaca has consistently failed to pay him rent.

But Garaca dismisses this as a pretext, saying he has the documents to prove he was making the payments.

“He was trying to get me evicted, and he grasped the opportunity to get rid of me by demolishing the shop while I was away.”

According to Garaca, the owner himself was at the site supervising the demolition.
What is fishy, in his opinion, was how such an undertaking - which took hours to complete - could have gone unnoticed.
“My place is in a very visible location. If, say, someone causes a disturbance or throws a rock at a house, the police will investigate. How was this allowed to happen?”

Garaca suspects the land owner might have tricked police into thinking his actions were legitimate, by showing them a copy of a prior court decision ordering Garaca to demolish part of the property.

The order had been issued because the land owner claimed Garaca did not possess a certificate of final approval for the premises from town planning authorities.

However, Garaca and his lawyer argue that the permission should be secured by the owner of the real estate, and not the operator of the establishment.

What’s more, Garaca later appealed against that ruling at the Supreme Court, which withheld judgment on the matter, so that in the meantime no action was allowed against the premises.

He has filed a complaint with the local police, and has written to the Justice Minister, the Attorney-general and the chief of police asking for an investigation.

Garaca is accusing the land owner of theft, malicious damage to his property, and illegal entry onto the premises.

Calling the demolition “a premeditated act of terrorism under cover of darkness,” he said he hoped justice would be served.

“I have faith in the authorities, but if this somehow does not end up in court, it would give out the wrong message: that justice is only for the bigshots, not for the little guy trying to make an honest living. I pray we don’t discover that some people looked the other way while this was happening.

“Someone just decides to come and tear down your shop, and nothing happens. What next?”

Cyprus Mail 28/02/2007

Talat to meet Rehn over direct trade today

TURKISH CYPRIOT leader Mehmet Ali Talat said yesterday he hoped an EU regulation to end the economic isolation of northern Cyprus would be agreed by mid-year but accused Greek Cypriots of seeking to undermine the move.

Talat said the government was insisting all trade between the north and the rest of the EU go through Greek Cypriot ports.

"This is not direct trade," he told a news briefing in Brussels, where he is due to meet EU Enlargement Commissioner Olli Rehn today.

"We want the (European) Commission to be realistic," he said. "The regulation should be workable. If they say you will use the southern ports, it will not work."

Talat said the trade regulation should be adopted under an EU treaty article allowing for approval by a qualified majority of the 27 states, not by a unanimous vote that would allow it to be blocked by the Greek Cypriots.

Diplomats said the EU council's legal service had concluded in 2004 that unanimity was required.

Talat said he believed Germany, in the EU chair until the end of June, favoured a "workable and practical solution".

"We have an impression that the German presidency has the intention to finalise this regulation. So the adoption, we expect, will take place towards the end of the German presidency."

EU foreign ministers agreed last month to revive moves to end the de facto embargo on Turkish-backed northern Cyprus, but diplomats said a fast opening of trade was unlikely.

Yesterday German presidency officials began briefing member states’ representatives on the subject and how the process would be carried out, reports from Brussels said. However they remained tight-lipped on what had transpired during the discussion citing the fact that publication of details could prove counterproductive.

Nicosia opposed direct trade and has said it will fight it on legal and political grounds.

Cyprus Mail 28/02/2007

 

Kayıp Kafkas'la ilgili zanlılara 2'şer gün tutukluluk

Sevgi YALMAN

Beyarmudulu Ahmet Mesut Kafkas'ın (58) kaybolması ile ilgili olarak tutuklanan ve önceki gün tutukluluk istemiyle Askeri Mahkeme huzuruna çıkarılan ancak mahkemece serbest bırakılan Osman Bayır, Yusuf Teker ve Ferhat Dursun, dün bu kez, 3 gün tutukluluk talebiyle Gazimağusa Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı.

Yapılan duruşma sonunda Gazimağusa Kaza Mahkemesi ceza davaları yargıcı Bertan Özerdağ, zanlıların 2 gün süreyle poliste tutuklu kalmalarını emretti.

Gazimağusa Kaza Mahkemesi'nde, dün öğleden sonra saat 14.30'da yapılan tutukluluk duruşmasında Savcı Pervin Sağlamer'in sorularını yanıtlayan polis çavuşu Mehmet Deniz, Beyarmudulu Ahmet Mesut Kafkas'ın 22 Şubat sabahı evinden ayrıldığını, ertesi gün eşinin Dörtyol Polis Karakolu'nu arayarak, Kafkas'ın kaybolduğunu ihbar ettiğini söyledi.

Olayla ilgili olarak tutuklanan 3 zanlının en son Mesut Kafkas'ın arabasında görüldüğünü ifade eden tanık polis çavuşu, kayıp kişinin halen bulunamadığını, olayla ilgili olarak başlatılan soruşturmanın devam ettiğini ve serbest kalmaları halinde emarelere müdahale edebileceklerini kaydetti.

Polisin tutukluluk talebine itiraz eden zanlı Osman Bayır ve Yusuf Teker'in avukatı İbrahim Özgür ile zanlı Ferhat Dursun'un avukatı Öner Şerifoğlu, müvekkillerinin, Kafkas'ın kaybolması ile bir ilgilerinin bulunmadığını ifade ederek, mahkemeden zanlıların serbest bırakılmasını istediler.

Yapılan duruşmanın ardından mahkemenin kararını açıklayan yargıç Bertan Özerdağ, soruşturmanın halen sürdüğünü ve alınacak ifadeler bulunduğunu belirterek, zanlıların 2 gün süreyle poliste tutuklu kalmalarını emretti.

 

 

KIBRIS 28/02/07