|
NTV
Güncelleme: 14:57 TSİ 19 Şubat 2007 Pazartesi
LJUBLİANA - Kıbrıs Rum kesimi, petrol arama
kararına sert tepki gösteren Ankaraya eleştirilerini sürdürüyor.
Slovenyayı ziyaret eden Dışişleri Bakanı Yorgo
Lillikas, Türkiye, Avrupa ülkesi olabileceğini göstermek istiyorda, önce
komşularını tehdit etmeyi bırakmalı dedi.
Lillikas, Lübnan
ve Mısırla imzaladıkları petrol arama
anlaşmalarının uluslararası deniz hukukuna uygun
olduğunu savundu. Hiçbir ülkenin bu anlaşmalara müdahale
hakkının olmadığını vurgulayan Rum bakan, Hak
iddia eden Laheydeki uluslararası mahkemeye başvursun dedi.
Slovenya Dışişleri Bakanı Dimitri Rupel ise, ülkesinin Rum
kesiminin tutumunu desteklediğini ve Türkiyenin AB üyeliği konusunda
Rum kesimiyle hemfikir olduğunu açıkladı.
İslam ülkeleri izolasyonları kaldırma kararı
aldı
DİREKT SEFERLER, KÜLTÜREL VE SPORTİF FAALİYETLER...
İhsanoğlu, 2 gün önce Malezya'da tamamlanan İKT Parlamentolar
Arası Birlik Toplantısı'nda izolasyonlarla ilgili önemli
kararlar alındığını açıkladı. Ekmeleddin
İhsanoğlu, "İzolasyonların
kaldırılması, direkt seferlerin başlatılması,
Kıbrıs Türk halkı ile tüm İslam ülkeleri arasında
ekonomik, kültürel, sosyal ve sportif bağlantıların
başlatılması ve yoğunlaştırılması gibi
önemli kararlar alındı" dedi
"TEORİDEN UYGULAMAYA GEÇMEK İÇİN"...
İKT'nın geçmişte dışişleri bakanları seviyesinde
yapılan toplantılarda buna benzer kararlar aldığına da
işaret eden İhsanoğlu, şöyle devam etti: "Şimdi
gerek hükümetler, gerekse meclisler bu kararları almış
bulunuyor. Burada önemli olan, bu kararların fiiliyata
dönüştürülmesi, yani teorik halinden uygulanabilir hale getirilmesidir. Bu
da başta Kıbrıs Türk halkı ve hükümetinin yoğun
çabalarına ihtiyaç göstermektedir. Çünkü bu kararların
kendiliğinden gerçekleşmesi beklenemez"
İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel
Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, İKT Parlamentolar Arası
Birlik Toplantısı'nda, KKTC'ye uygulanan sosyal, ekonomik, kültürel
ve sportif ambargoların kaldırılması yönünde karar
alındığını belirterek, bu konuda Kıbrıs Türk
halkına ve hükümetine önemli görev düştüğünü söyledi.
İKT Genel Sekreteri İhsanoğlu bu açıklamayı,
dün Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun onuruna verdiği
Karaoğlanoğlu'ndaki Missina Restoran'daki öğle yemeğinde
yaptı.
İhsanoğlu daha sonra devlet ve hükümet yetkilileri
tarafından kabul edildi.
Yakın Doğu Üniversitesi'nde (YDÜ) bugün başlayacak çevre
konulu uluslararası konferansa katılmak amacıyla dün KKTC'ye
gelen İhsanoğlu'na, Danışmanı Ufuk Gökçen ve
İslam Konferansı Teşkilatı İslam Tarih, Sanat ve Kültür
Araştırmaları Direktörü Halit Eren eşlik ediyor.
İhsanoğlu'nu Ercan Havalimanı'nda Başbakan Ferdi
Sabit Soyer karşıladı.
Ekmeleddin İhsanoğlu burada basına
yaptığı açıklamada, KKTC'ye ilk kez İslam
Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri
sıfatıyla geldiğini belirtti. İhsanoğlu, daha önce
yüksek seviyeli bir heyetin KKTC'de temaslar yaptığını,
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın da İKT'ye
ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlattı.
İki yıldan bu yana "Kıbrıs Türk Devleti"
ve teşkilat arasında önemli gelişmeler kaydedildiğini
belirten İhsanoğlu, var olan siyasi, ekonomik ve kültürel
ilişkileri daha ileriye götürerek haksız ambargonun bir an önce
kalkmasını arzuladıklarını vurguladı.
Yapılan ziyaretle, İslam Konferansı'na üye ülkelerin
siyasi iradelerini belli ettiklerini kaydeden İhsanoğlu,
"Ümitli, arzulu bir şekilde geldim, inşallah
başarılı bir gezi yapacağız" şeklinde
konuştu.
Önemli açıklama öğle yemeğinde geldi
İhsanoğlu, dün Meclis Başkanı Ekenoğlu'nun
onuruna verdiği öğle yemeği öncesinde yaptığı
konuşmada, Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da Cuma günü
tamamlanan İKT Parlamentolar Arası Birlik Toplantısı'nda
önemli kararlar alındığını söyledi.
İKT'nin son iki yılda Kıbrıs Türk
halkının haklı davasını desteklediğini belirten
İhsanoğlu, şöyle konuştu:
"Malezya'da bir gün önce biten Parlamentolar Gurubu, önemli
kararlar almıştır. İzolasyonların
kaldırılması, direkt seferlerin başlatılması,
Kıbrıs Türk halkı ile tüm İslam ülkeleri arasında
ekonomik, kültürel, sosyal ve
sportif bağlantıların başlatılması ve
yoğunlaştırılması gibi önemli kararlar
aldı."
Türk halkı ve hükümetine büyük görev düşüyor
İKT'nın geçmişte dışişleri bakanları
seviyesinde yapılan toplantılarda buna benzer kararlar
aldığına da işaret eden İhsanoğlu, şöyle
devam etti:
"Bu daha önemli bir nokta. Şimdi gerek hükümetler, gerekse
meclisler bu kararları almış bulunuyor. Burada önemli olan bu
kararların fiiliyata dönüştürülmesi, yani teorik halinden
uygulanabilir hale getirilmesidir. Bu da başta Kıbrıs Türk
halkı ve hükümetinin yoğun çabalarına ihtiyaç göstermektedir.
Çünkü bu kararların kendiliğinden gerçekleşmesi
beklenemez."
Bazı ülkelerin hedef olarak alınması ve bu ülkelerle
yoğun temaslara geçilmesinin önemini de vurgulayan Ekmeleddin
İhsanoğlu, gerek parlamentolar arası ve hükümetler seviyesinde,
gerekse sivil toplum örgütleri arasında bu girişimlerin önemine
dikkat çekti.
Teşkilatın kurulduğu günden beri Kıbrıs Türk
halkının mücadelesine en büyük desteği veren en önemli
kuruluş olduğunu belirten İhsanoğlu, İKT'nın
BM'den sonra üye sayısı bakımından en büyük, dünyada önemi
ve sözü olan bir teşkilat olduğunu vurguladı.
İKT olarak izolasyonların kaldırılması yönünde
tam destek sözü veren İhsanoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Şemsiye teşkilat olarak bu kararların
uygulanması için elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya devam
edeceğiz. Çünkü bu Kıbrıs Türkünün yaşama hakkına bir
destek, elinden zorla alınan hakları, zorla uygulanan
izolasyonları kaldırmak bizim için bir şeref
mücadelesidir."
Ekenoğlu: İslam ülkeleri sıkı işbirliği
içerisine girmeli
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu da, İhsanoğlu ve
ekibini ağırlamaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek,
Malezya'nın başkentinde yapılan İKT
toplantısından sonra KKTC'yi ziyaret etmesinin önemini ifade etti.
Malezya'da, uçuşlar da dahil izolasyonların
kaldırılması yönünde alınan kararın sevindirici
olduğunu belirten Ekenoğlu, "İslam ülkeleri ile
sıkı işbirliği içerisine girerek, bunun takipçisi
olacağız. İzolasyonların kalkması ve direkt
uçuşların başlaması doğrultusunda çalışmalar
sürdüreceğiz, inşallah başarırız" dedi.
KIBRIS 19/02/07
İzolasyonların kaldırılması
kararlarını uygulayacağız
BU GÖREVİ YERİNE GETİRECEĞİZ"...
"2006 Aralık ayındaki AB Dışişleri Bakanları
Konseyinde, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ekonomik izolasyonun
kaldırılmasına yönelik doğrudan ticaret
başlatılması konusundaki düzenlemeyle ilgili müzakerelerin
Almanya dönem başkanlığı sırasında
başlatılması kararlaştırıldı. Dönem
başkanı olarak, ortaklarımızla yakın
işbirliği içerisinde bu görevi yerine getireceğiz"
Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Almanya'nın
Başbakanı Angela Merkel, ülkesinin Kuzey Kıbrıs'a uygulanan
ekonomik izolasyonların kaldırılması konusunda alınan
kararları uygulayacağını belirtti.
Merkel, Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesindeki demecinde,
Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs konusuna da değindi.
Merkel, "2006 yılının aralık ayındaki AB
Dışişleri Bakanları Konseyinde, Kuzey Kıbrıs'a
uygulanan ekonomik izolasyonun kaldırılmasına yönelik
doğrudan ticaret başlatılması konusundaki düzenlemeyle
ilgili müzakerelerin Almanya dönem başkanlığı
sırasında başlatılması
kararlaştırıldı. Dönem başkanı olarak,
ortaklarımızla yakın işbirliği içerisinde bu görevi
yerine getireceğiz" diye konuştu.
Türkiye'nin AB süreciyle ilgili olarak da değerlendirmede bulunan
Merkel, "AB ile Türkiye'nin yakın
bağlılığının herkesin çıkarına"
olduğunu söyledi.
"AB'nin, Türkiye'nin üyeliği konusunda daha önce varılan
anlaşmaları uyguladığını" ifade eden Merkel,
bu konuda ilerleme kaydedilmesi için, Türkiye'nin de yerine getirmesi gereken
koşullar bulunduğunu söyledi.
Merkel, "Türkiye ile üyelik müzakereleri, 2005 yılında
tüm üye ülkeler tarafından oybirliği ile alınan belirli bir
karar temelinde başlatıldı. Müzakereler ucu açık bir
şekilde sürüyor. Çünkü, AB'nin bünyesine yeni üye kabul etme konusundaki
kendi olanaklarının dışında, üye olacak devletin AB'ye
katılımıyla ilgili yeterliliği de açık bir
şekilde kanıtlanmalıdır" diye konuştu.
Merkel, demecinde, "Türkiye'nin üyelik süreci ile ilgili bazı
yükümlülüklerini getirmemesi nedeniyle geçen aralık ayında
müzakerelerin bir bölümünün durdurulduğunu" söyledi.
KIBRIS 19/02/07
Kıbrıs Türkünün haklı mücadelesine destek olan en
önemli örgüt
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İslam Konferansı
Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu
ve beraberindeki heyeti kabul etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İKT'yi
"Kıbrıs Türkünün haklı mücadelesine destek olan en önemli
örgüt" olarak nitelendirdi.
İKT'nin Kıbrıs Türk halkına büyük cesaret
verdiğini ifade eden Talat, "Kıbrıs Türk halkının
geleceğe daha büyük bir umutla bakmasını sağlayan, önemli
bir destektir. Kıbrıs Türk halkının önünü açacak
umuttur" dedi.
Kıbrıs Türkünün izolasyonların
kaldırılması ve dünya ile kucaklaşma yönünde verdiği
mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğini vurgulayan Talat, "Biz tabii ki
barış istiyoruz, adanın birleşmesini istiyoruz, bunun için
uğraştık, çaba ortaya koyduk" dedi.
Kıbrıs Türkünün bu yöndeki tutumunu sandıkta da
gösterdiğini anlatan Talat, "Belki dünyanın en doğrudan
demokrasi örneğidir... Biz self-determinasyon hakkımızı
kullanarak Kıbrıs sorununun çözümünü istedik.
Kıbrıs'ın Birleşik Kıbrıs çatısı altında
AB'ye katılmasını istedik" dedi.
Bunun gerçekleşmemesinin sorumlusunun Kıbrıs Türkleri
olmadığını söyleyen Talat, AB üyesi olan ve
Kıbrıs Türkleri ile güç paylaşımından kaçınan Rum
kesiminin karşı görüşlerinden dolayı Birleşik
Kıbrıs hedefinin gerçekleşemediğini anlattı.
Tecrit altında tutulmayı kabul edemiyoruz
İzolasyonların kaldırılması yönünde mücadele
verirken, Kıbrıs sorununa yönelik var olan politikadan
vazgeçmediklerini de vurgulayan Talat, "Kıbrıs sorununun
çözümünü beklerken de tecrit altında tutulmayı kabul edemiyoruz,
hazmedemiyoruz, benimseyemiyoruz. Çünkü bu büyük bir haksızlık"
dedi.
Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs Türklerine
karşı tavrını eleştiren Talat, "Nerede küçük bir
nefes borusu bulsa orayı kapatmak için Rum kesimi adeta
yarışıyor" dedi.
Rum kesiminin, İKT üye ülkelerinde sürekli faaliyet halinde
olduğunu da belirten Talat, Rum tarafının bu ülkelerin KKTC ile
olan ilişkilerini sürekli durdurma çabası içerisinde olduğunu
söyledi.
Talat, "Bunlar büyük haksızlıklardır, ben biliyorum
ve inanıyorum ki İKT ve üye devletleri, Kıbrıs Rum
kesiminin bu haksız davranışına hak vermemiştir,
vermeyecektir de" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, İhsanoğlu'nun KKTC
ziyaretinin, Kıbrıslı Türklere, Kıbrıs'ta ve dünyada
barışa güç verdiğini de söyledi.
İhsanoğlu: İKT elinden gelen desteği her zaman
verecek
İKT Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu da,
teşkilatın Genel Sekreteri seçilmesinden sonra KKTC'ye
gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu ve bundan mutluluk
duyduğunu ifade etti.
İKT'nin Kıbrıs Türklerinin haklı davasında her
zaman yanında olduğunu vurgulayan İhsanoğlu,
teşkilatın adadaki eşit siyasi hakların ve tarihi
hakların korunması, Kıbrıslı Türklerin insanlık
ailesi içerisinde kendilerine ait olan yeri almaları için elinden gelen
desteği her zaman vereceğini söyledi.
İhsanoğlu, İKT olarak hedeflerinin,
Kıbrıs'taki siyasi çözümün uluslararası camiada kabul görmesi,
Kıbrıslı Türklerin eşit ve uluslararası
anlaşmalardan doğan tüm haklarını elde etmesi, siyasi ve
ekonomik izolasyonunun kaldırılması olduğunu kaydetti.
Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da önceki gün tamamlanan
İKT Parlamentolar Arası Birlik Toplantısı'nda
izolasyonların kaldırılması yönünde alınan
kararın da bu yönde olduğunu vurgulayan Ekmeleddin
İhsanoğlu, geçmişte İKT Dışişleri Bakanları
toplantısında alınan karalara ek olarak KKTC'ye direk seferlerin
başlatılması yönünde de karar aldıklarını
kaydetti.
İhsanoğlu, KKTC'nin İKT üyeleri ile aktif bir münasebete
girerek izolasyonları kırma, ekonomik işbirliğini
geliştirme, sosyal-sportif ve kültürel alanda dünyayla kucaklaşma
mücadelesi vermesi gerektiğini vurguladı.
İhsanoğlu,"İslam dünyası, kamuoyu,
Kıbrıslı Türklerin meşru haklarını ve
barış mücadelelerini canı gönülden desteklemektedir" dedi.
Kıbrıs davasının sürüncemede
bırakılması anlaşılmaz
Uluslararası camianın büyük gayretler göstererek
Kıbrıs Türklerinden daha az haklara sahip toplumların
sorunlarını çözerken Kıbrıs davasının
çözümlenmediğine işaret eden İhsanoğlu,
"Kıbrıs davasının böyle sürüncemede
bırakılması anlaşılmazdır" diye
konuştu.
İhsanoğlu, şöyle devam etti:
"Asya'da Afrika'da, Avrupa'da son 20 sene içerisinde, az çok
benzer birçok problemin çözülmüş olması ve oradaki insanların
haklarının tanınmış olması, hatta
bağımsızlıklar kurulması gündeme gelmişken, bu
kadar hür, bu kadar milli iradeye saygılı, demokratik esaslara
saygılı olarak seçilmiş, kurulmuş bir iradenin,bu kadar
zalimane tavra maruz kalması da anlaşılmaz bir husustur."
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeden sonra
İhsanoğlu ve heyeti onuruna Cumhurbaşkanlığı'nda
bir de yemek verdi.
KIBRIS 19/02/07
Linden:
İzolasyonlar kalkmalı
Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene van der Linden,
Kıbrıslı Türklere izolasyonların kalkması
gerektiğini ve ABnin de bu konuda verdiği sözleri tutması
gerektiğini söyledi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:31 TSİ 20 Şubat 2007 Salı
LEFKOŞA - Türk ve Rum liderlerle görüşmek için 3
günlüğüne Kıbrısa giden Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
Başkanı Rene van der Linden, NTVnin sorularını
yanıtladı.
Kıbrısta
çözümün gerekli olduğunu ve bunun tüm tarafların çıkarına
hizmet edeceğini vurgulayan Hıristiyan Demokrat parlamenter,
öncelikle ABnin verdiği sözleri tutması gerektiğini söyledi.
Bu konuda Türkiyenin de yükümlülükleri bulunduğuna işaret eden Rene
van der Linden, sorunun BM çatısı altında çözüleceğini,
ABnin de bu sürece katkı sağlayacağını kaydetti.
Kıbrıslı türklere yönelik izolasyonların
kaldırılması gerektiğini belirten Meclis Başkanı,
ABnin izolasyonların kaldırılması konusunda artık
Kıbrıs Türklerini desteklemesi gerektiğini söyledi.
KKTCde yapılan son kamuoyu yoklamasında halkın yüzde 65inin
iki ayrı devlet istemesini de değerlendiren Linden, Kamuoyu ortak
bir geleceğin zorlaştığına inanıyorsa birlikte
hareket etmek daha da zorlaşacaktır. İki taraf da bölünmüş
bir Kıbrısın büyük bir yanlış
olacağının bilinciyle hareket etmelidir. Tarafların çözüm
yönünde çaba sarfetmesi, gelecek kuşakların yararına
olacaktır diye konuştu.
Hollandalı parlamenter Türkiyenin AB sürecine de değindi ve
Türkiye, bazı Avrupa ülkelerinin kendisini birliğin
dışında tutmak için bahane aradığı izlenimine
kapılabilir. Biz Türkiyenin bu izlenime kapılmasını
önlemeye çalışıyoruz. Ankaraya adil davranarak güven yaratmayı
hedefliyoruz dedi.
Van der Linden, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve diğer Rum
yetkililerle görüşecek. Linden, yarın da KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatı makamında ziyaret edecek.
Atina: "Türkiye'nin tavrı tahrik edici"
20 Şubat, 2007 14:53:00 (TSİ) CNN TURK
Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis, ''Yunan
hükümetinin ılımlı bir dış politika izlediğini,
ancak Türkiye'nin süregelen tahrik edici tavrını görmezden
gelmediğini'' söyledi.
Atina'da
yayımlanan Apoyevmatini gazetesine demeç veren Meymarakis, ''Casus Belli
(savaş nedeni) tehdidinin ve Yunan hava sahasıyla
karasularının Türkiye tarafından ihlal edilmesinin,
karşılıklı işbirliği ve anlayış
çabalarına yardımcı olmadığını'' belirtti.
Meymarakis, ''Türkiye'nin, Kıbrıs'ın (Rum) Doğu Akdeniz'de
petrol-doğalgaz arama niyetine yönelik tezleri, uluslararası hukuk
kurallarına aykırı olduğu kadar iyi komşuluk
ilişkileri ve barışçı işbirliği ile de
uyumsuzdur. Öte yandan ekonomik kalkınmayı da frenlemektedir'' dedi.
Atina'nın bu gelişmeleri yakından izlediğini kaydeden Yunan
Bakan, ''Türkiye'nin bölge istikrarını göz önünde bulundurarak iyi
niyet göstereceğinin umulduğunu da'' söyledi.
Bu arada Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene
van der Linden, Kıbrıs Rum kesimindeki temasları çerçevesinde
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Rum Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas ile ayrı ayrı görüştü.
Rum radyosunun haberine göre, Linden, Güney Kıbrıs'ta
yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ta iki toplum
arasında barışa katkı sağlamak amacıyla
geldiğini ifade ederek, karşılıklı temasların
yapılması yönünde çaba harcayacaklarını söyledi.
Linden, yarın KKTC'ye geçerek, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile makamında görüşecek.
Linden'in, KKTC Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer ve
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos ile ortak görüşme
yapması da bekleniyor.
İngiltere'den
Türkiye'ye 'sağlam' destek
İngiltere Avam Kamarası
Başkanı Jack Straw, İngiliz hükümeti ve parlamentosunun
Türkiyenin Avrupa Birliği üyeliğine destek konusunda son derece
sağlam bir duruş sergilemeyi sürdürdüğünü söyledi.
Straw, İşçi Partisinin Türklerin
yoğun olarak yaşadığı Kuzey Enfield bölgesinin
milletvekili olan göçten sorumlu İçişleri Bakan
Yardımcısı Joan Ryanın Türk toplumunun ileri gelenleriyle
bir araya gelmek üzere parlamentoda düzenlediği toplantıya
katıldı ve bir konuşma yaptı.
Kendisine Dışişleri
Bakanlığı yaptığı dönemdeki en büyük
başarısı olarak neyi gördüğüne dair sorular
yöneltildiğini anlatan Straw, bu soruya her zaman Türkiye ile AB
arasındaki müzakerelerin başlatılması kararının
alındığı AB zirvesinde oynadığı rol
olduğunu belirterek yanıt verdiğini ifade etti.
Türkiyenin AB üyeliğine ilk
başvurusunu 1960lı yıllarda yaptığını
hatırlatan ve Gümrük Birliği üyeliği sürecine dikkat çeken
Straw, Türkiyenin her zaman batının ve Avrupanın yakın
bir müttefiki durumunda bulunduğunu, NATOnun güçlü bir üyesi
olduğunu ve soğuk savaş yıllarında önemli bir cephe
görevi üstlendiğini söyledi.
Avrupa Birliğinin bir değerler bütünü
olduğunu ve Türkiyenin de özellikle Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın liderliğinde son 4-5 yılda önemli bir reform
sürecini başarıyla gerçekleştirerek bu değerler bütünüyle
entegrasyonda önemli mesafeler katettiğini belirten Straw, KKTCye
uygulanan izolasyonlar konusuna da değindi.
Straw, Dışişleri
Bakanlığı döneminde yaşadığı en büyük hayal
kırıklığının Annan planının adanın
kuzeyinde kabul edilmesine rağmen güneyinde edilmemesi olduğunu
belirtti. Straw, adanın iki kesiminde yapılan referandumların
ardından AB tarafından alınan izolasyonların
kaldırılması kararına dikkat çekerken, halihazırda
KKTCye yönelik izolasyonun kaldırılmasının mümkün
olamadığına işaret etti. Straw, bu konuda KKTC
halkının yaşadığı hayal
kırıklığını paylaştıklarını
belirtirken, İngiltere hükümetinin Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetine uygulanan izolasyonların kaldırılması için
elinden geleni yapmayı sürdüreceğini de vurguladı.
Straw, toplantıda yaptığı
konuşmanın ardından da salondakilerle tek tek tokalaşarak
tanıştı ve sohbet etti.
Jack Straw, bu sırada terör örgütü
PKKnın elebaşısı Abdullah Öcalanın
yazdığı kitabın tanıtımının bu
akşam Avam Kamarasında yapılacağını
hatırlatan ve "Sizce bu adil mi?" diye soran gazeteciye kaçamak
bir şekilde, "Bu konuda bilgi edinmem gerek. Sorunuzu ancak bundan
sonra yanıtlayabilirim" yanıtını verdi.
Bu arada, duruma müdahale eden Joan Ryan, Avam
Kamarası Başkanını ortamdan hızla
uzaklaştırdı.
Toplantıda konuşan Kuzey Enfield
milletvekili ve İçişleri Bakan Yardımcısı Joan Ryan,
Türk toplumunun İngilterede en hızlı büyüyen
azınlıklar arasında bulunduğuna dikkat çekti ve Türklerin
seçmen kütüklerine kayıt yaptırmakta isteksiz tutumuna
karşı çıktı. Oy kullanmadan demokratik sürece dahil
olmanın mümkün olmadığını vurgulayan Ryan, Türk
toplumundan mutlaka seçimlerde oy kullanmaları ve böylece demokratik süreç
içinde "seslerini duyurmalarını" istedi.
Ryan, İngilterede yaşayan Türklerin
eğitim entegrasyon gibi sorunlarına da dikkat çekti ve dil sorununun
aşılması ve entegrasyonun önündeki engellerin
kaldırılması için ellerinden geleni yapacaklarını
söyledi. Ryan, sorunların aşılmasında hafta sonlarında
eğitim yapan Türk okullarının son derece önemli
katkılarının sürmesi gerektiğini de ifade etti.
Toplantıya katılan Türk toplumunun
ileri gelenleri de gerek Straw gerekse Ryan ile yaptıkları
sohbetlerde sorunlarını dile getirdiler ve hükümetten beklentilerini
ortaya koydular.
MILLIYET
20/02/07
Kırgızistan Kültür Bakanı Sultan Raev, KKTC'ye geldi
Ercan Havaalanı'ndan KKTC'ye gelen Raev ve 3 milletvekilinden oluşan
heyet, 22 Şubat tarihlerine kadar, cumhurbaşkanı ve
başbakan da dahil olmak üzere devlet ve hükümet yetkililerine resmi
ziyaretlerde bulunacak.
Ziyaret, İki ülke arasındaki mevcut kültürel
işbirliğinin geliştirilmesi amacını taşıyor.
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, konuk bakan ile bu
çerçevede dün saat 14.00'te çalışma toplantısı yaptı.
Sultan Raev dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu'nu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i ve
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak'ı ziyaret etti.
Talat'a ziyaret
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC ile
Kırgızistan arasındaki yakın kardeşçe
bağların ve dayanışmanın bazı ülke ve
kuruluşlarca engellenmeye çalışılmasını yakından
izlediklerini ve buna karşı Kırgızistan'ın çok tutarlı,
kararlı ve onurlu duruş sergilemesinden büyük mutluluk
duyduklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kırgızistan Kültür Bakanı
Sultan Raev'i ve aralarında milletvekillerinin de bulunduğu
beraberindeki heyeti kabul etti.
Raev, ziyarette yaptığı konuşmada son iki yıl
içinde Kırgızistan bile Kuzey Kıbrıs arasında çok
güçlü, sağlam bir işbirliği köprüsü kurulduğunu söyledi.
Bu işbirliği köprüsüne karşı bazı yabancı
ülkelerden büyük tepkiyle karşılaşmalarına rağmen
işbirliğini sürdürdüklerini vurgulayan Kırgız Kültür
Bakanı Sultan Raev, Orta Asya'daki Türki cumhuriyetlerin düzenledikleri
konferansta, tüm ülkelerin de Kuzey Kıbrıs için aynı fikirleri
taşıdıklarını ortaya koyduklarını ve benzeri
konferansları sürdürme kararı aldıklarını belirtti.
Sultan Raev, Kırgızistan halkını Kuzey
Kıbrıs hakkında bilgilendirmek için medya yoluyla
çalışmalar yaptıklarını, geçtiğimiz yıl
Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden milletvekillerinin de ülke
hakkında bilgiler edindiğini; 2005 yılında
Cumhurbaşkanlığı'na seçilen Mehmet Ali Talat'ı
desteklediklerini anlattı.
Kırgızistan Kültür Bakanı Sultan Raev, iki ülke
arasında kurulan işbirliği köprüsünün daha da
geliştirilmesi, yıkılmaması için her zaman birlikte
çalışmaya hazır olduklarını vurgulayarak "Çünkü
aynı kandan insanlarız" dedi.
Onurlu duruş
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da konuşmasında,
Kırgızistan ile yakın, kardeşçe bağlar
kurduklarını, aynı köklerden gelen halklar olarak güzel bir
dayanışma başlattıklarını söyledi.
Kıbrıs Türk halkını dünyadan izole eden, baskı
altına alan birtakım ülke ve kuruluşların
Kırgızistan'ı engelleme girişimlerini yakından
izlediklerini, bu yönde yapılanları gözlemlediklerini belirten
Cumhurbaşkanı Talat, "Buna karşın Kırgızistan'ın
çok tutarlı, kararlı ve onurlu duruş sergilemesinden hem çok
büyük mutluluk duyuyoruz; hem de Kırgızistan'ın tüm
yöneticilerine ve halkına teşekkürü bir borç biliyoruz" diye
konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iki ülke arasındaki
kültürel ilişkilerin uzun yıllardır TÜRKSOY çerçevesinde devam
ettiğine işaret ederek, bunun, şu anda yürütülen kardeşlik
ilişkilerinin de temelini oluşturduğunu, bundan sonra da hem
kültürel hem diğer alanlarda çalışmaları devam
ettireceklerini vurguladı.
Talat, ziyaretinden dolayı Kırgızistan Kültür
Bakanı Sultan Raev'e teşekkür etti ve Kırgız halkına
sevgi ve selamlarını iletti.
Ekenoğlu'na ziyaret
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da
Kırgızistan Kültür Bakanı Sultan Raev'i kabul etti.
Kabulde, Kırgız bakana eşlik eden
Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Sadır Caparov,
milletvekilleri Kamçıbek Taşıyer ve Ahmetbek Keldebekov ile
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak da hazır bulundu.
Kırgızistan artık daha demokratik
Ziyarette konuşan Parlamentolararası Dostluk Grubu
Başkanı Milletvekili Sadır Caparov, iki yıl önce
Kırgızistan ve Kıbrıs arasında bir köprü
kurulduğunu, geçen yıl da bir Kırgız heyetin KKTC'ye
geldiğini hatırlattı.
Kırgızistan'da kabul edilen yeni yasayla artık meclisin
ülke yönetiminde yüzde 50 oranında yetkiye sahip olduğunu anlatan
Caparov, böylece Kırgızistan Cumhuriyeti'nin daha demokratik bir
yapıya kavuştuğunu ve mecliste bulunan 75 milletvekilinin gün
geçtikce KKTC'yle ilgili daha çok bilgi sahibi olduğunu belirtti.
Bağlantı kurmada engeller
KKTC ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerinin
geliştirilmesinde KKTC'nin Kırgızistan'daki Turizm Temsilcisi
Erhan Arıklı'nın büyük payı olduğunu kaydeden Caparov,
Kuzey Kıbrıs ile bağlantı kurmakta engellerle
karşılaştıklarını ancak engelleri aşarak
bağlantılarını sürekli kıldıklarını
ifade etti.
Caparov, KKTC'nin "bağımsızlığına
kavuşmasını" da diledi.
Tanınmamış olmanın zorlukları
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da,
Kırgızistan'la önceki yıllarda da temasları olduğunu
ve bu ülke hakkında daha çok bilgi sahibi olmaya
başladıklarını söyledi.
Kıbrıs Türk halkının sportif, kültürel ve sosyal
alanlarda dış dünyayla bağlantısını güçlendirmeye
çalıştıklarını anlatan Ekenoğlu,
tanınmamış olmanın zorluklarından dolayı bağlantı
kurmakta güçlük çektiklerini belirtti.
Kırgızistan ile sosyal kültürel ve sportif alanlarda
ilişkilerinin süreceğini dile getiren Ekenoğlu,
Kırgızıstan'ın daha demokratik bir sistemle yönetilmesini
temenni etti.
Konuşmaların ardından Caparov ve Ekenoğlu
birbirlerine hediye takdim ettiler.
Soyer'e ziyaret
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kültür Bakanı Sultan Raev
başkanlığındaki Kırgızistan heyetinin KKTC
ziyaretini, "Kuraklığı yaşarken yağmurla
karşılaşmak gibi..." sözleriyle yorumladı.
Başbakan Soyer, Kültür Bakanı Sultan Raev,
Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Sadır Caparov ve
milletvekilleri Kamçıbek Taşıyer ile Ahmetbek Keldebekov'dan
oluşan Kırgız heyeti kabul etti. Kabulde Milli Eğitim ve
Kültür Bakanı Canan Öztoprak da hazır bulundu.
Ziyarette konuşan Kırgız Milletvekili ve Parlamentolar
Arası Dostluk Grubu Başkanı Sadır Caparov, iki yıldan
bu yana KKTC ile Kırgızistan arasında bir köprü kurulduğunu
ifade ederek, bu konuda KKTC'nin Kırgızistan'daki Turizm Temsilcisi
Erhan Arıklı'nın katkısının büyük olduğunu
belirtti. Caparov, KKTC ile Kırgızistan arasındaki
kardeşlik köprüsünün sonsuza kadar
yıkılmayacağını düşündüğünü dile getirdi.
Egemenliklerini kazandıktan sonra dış işlerinin
geliştiğini vurgulayan Caparov, Türkiye'yle iyi ilişkileri
olduğunu ve KKTC ile de var olan ilişkilerinin gelişeceğini
ifade etti.
Caparov, Kırgızistan Boks Federasyonu
Başkanı'nın da yanlarında bulunduğunu ve
Kırgızistan'dan boksörler getirip KKTC'de müsabakalar yapmak
istediğini söyledi.
Soyer: Kalplerimiz ve duygularımız yakın
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de heyeti kabul etmekten duyduğu
memnuniyeti dile getirdi ve "Kırgızistan ile aramızda
mesafe olabilir ama kalplerimiz, kültürlerimiz ve duygularımız
yakındır" diye konuştu.
Soyer, Kırgız halkının demokratik gelişim için
verdiği mücadeleyi, ilgi ve sempatiyle
karşıladıklarını da ifade etti.
Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitlik temelinde bir
çözüm arzuladığını dile getiren Soyer, konuk heyete,
Kıbrıs Türkü'nün bunun için büyük mücadele verdiğini
anlattı. KKTC'ye izolasyonlar uygulandığına,
Kıbrıslı Türklerin dünyadan soyutlanmak istendiğine dikkat
çeken Başbakan Soyer, Kırgızistan'a yanlarında olduğu
için teşekkür etti.
Kırgızistan'dan siyasi temsilciler yanında
sporcuların, sanat ve kültürel işlerle uğraşan
kişilerin de KKTC'yi ziyaret ettiğini belirten Soyer, "Bu büyük
bir hadisedir, teşekkür ederim" dedi.
Soyer, iki ülke arasındaki ekonomik, kültürel ve spor
alanındaki ilişkilerin gelişmesinin her iki ülkeye de çıkar
sağlayacağını belirtti.
"Kırgızistan gibi var olan dostlarımızla
izolasyonları kıracağız" diyen Soyer, son zamanlarda
değişik ülkelerden konukların KKTC'yi ziyaret etmesinin önemine
işaret etti.
Soyer, "Bugün de Kırgız heyet aramızda, bunlar,
kuraklığı yaşarken yağmurla karşılaşmak
gibi... Hoş geldiniz" dedi.
Öztoprak'a ziyaret
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, dün resmi
konuğu olarak adaya gelen Kırgızistan Cumhuriyeti Kültür
Bakanı Sultan Raev ve beraberindeki heyetle görüştü.
Eğitim Bakanı Canan Öztoprak, kendisinin
Kırgızistan ziyareti esnasında imzalanan protokolün, Türkiye'nin
ardından imzalanan ilk protokol olduğuna işaret etti.
Bakan Raev'i KKTC'nin gerçeklerini iyi öğrenmiş bakanlardan
biri olarak tanımlayan Öztoprak, Kırgızistan Kültür
Bakanlığı ile imzalanan protokolle, Kırgızistan ve
KKTC'de kültürel faaliyetlerin yapılması konusunda hemfikir
kalındığını anlattı.
İşbirliğinin ürünü olarak geçmiş aylarda KKTC'de
"Kırgız Haftası" düzenlendiğini hatırlatan
Öztoprak, bu işbirliğinden duyduğu mutluluğu dile getirdi.
"Bundan sonraki aşamalarda kültürel boyutun yanına
eğitim boyutunu da katma peşindeyiz" şeklinde konuşan
Öztoprak, Kırgızistan ziyaretinde üniversiteler arasında
işbirliğine gidilmesi konusunda görüşme
yapıldığını anlattı.
Raev'e bu ziyaretinde KKTC'deki üniversitelerin de gezdirileceğini
kaydeden Öztoprak, "Belki böyle bir işbirliğinin ilk
adımını atmış olacağız" dedi.
Kırgızistan Cumhuriyeti Kültür Bakanı Sultan Raev ise
KKTC'de bulunmaktan duyduğu mutluluğu ifade etti.
KIBRIS 20/02/07
Türkiye ile KKTC arasında "Ortak Çalışma
Programı" protokolü imzalanacak
Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan yapılan
yazılı açıklamaya göre, Türkiye ile KKTC arasında 29
Mayıs 2004 tarihinde imzalanan Çevre Alanında İş
Birliği Anlaşması'nın 2007-2008 yıllarında
içeriğinin genişletilmesi için "Ortak Çalışma Programı"
protokolü, 21 Şubatta Lefkoşa'da düzenlenecek törenle imzalanacak.
Söz konusu protokole, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ile KKTC
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi imza atacak.
Osman Pepe, bu gece KKTC'ye geliyor
Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Çevre ve Doğal
Kaynaklar Bakanlığı ile işbirliği ve yardım
protokolü imzalamak üzere bu gece saat 23.00'de bir heyetle KKTC'ye gelecek.
TAK muhabirinin Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı'ndan aldığı bilgiye göre, iki
bakanlık arasında çarşamba günü saat 10.30'da Girne Mercure
Otel'de orman, çevre ve meteoroloji alanlarında işbirliği ve
yardım protokolü imzalanacak.
İki ülke arasında bu alanlarda işbirliğini
geliştirmek amacıyla hazırlanan protokole, Çevre ve Doğal
Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi ile Türkiye Çevre ve Orman Bakanı
Osman Pepe imza koyacak.
Osman Pepe, protokolü imzalamasının ardından aynı
gün saat 11.30'da Yakın Doğu Üniversitesi'ni ziyaret edecek.
Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Pepe, çarşamba günü
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma
Ekenoğlu ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından da kabul
edilecek. Konuk Bakan, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı
ile TC Lefkoşa Büyükelçiliği'ni de ziyaret edecek.
Osman Pepe, temaslarının ardından Ercan
Havalimanı'nda basın toplantısı düzenleyerek saat 19.00'da
KKTC'den ayrılacak.
Konuk Bakan Pepe'ye KKTC ziyaretinde Bakanlık Müsteşar
Yardımcısı Bünyamin Karaca, Devlet Meteoroloji İşleri
Genel Müdürü Adnan Ünal, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanı Önder
Kıraç, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı
Dr. Aydın Yıldırım, Orman Genel Müdürlüğü Genel Müdür
Yardımcısı Kemal Kara, Ağaçlandırma ve Erozyon
Kontrolü Genel Müdür Yardımcısı Necati Cengiz, Basın ve
Halkla İlişkiler Müşaviri Fatih Bayhan ile Dış
İlişkiler ve AB Dairesi Başkanlığı Protokol ve
Koordinasyon Şube Müdürü Kenan Şahin eşlik edecek.
KIBRIS 20/02/07
İhsanoğlu: Kıbrıs'ta siyasi bir çözümün
zamanı geldi
İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri
Ekmeleddin İhsanoğlu ve beraberindeki heyet KKTC'deki temasları
çerçevesinde, dün Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı ziyaret etti.
İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri
Ekmeleddin İhsanoğlu görüşmede yaptığı
konuşmada, KKTC'ye yaptığı ilk resmi ziyarette,
Kıbrıs meselesi hakkında geniş ve ayrıntılı
bilgi alma fırsatı bulduğunu söyledi.
Uygulanan ağır izolasyonlara rağmen, KKTC'de son
yıllarda ekonomi, eğitim, ticari ve sosyal alanlarda bir
gelişme, canlılık yaşandığını ifade
eden İhsanoğlu, Kıbrıs'ta siyasi bir çözümün
zamanının da geldiğini kaydetti.
Eşit ve siyasi iradenin esas olduğu bir çözüm şart
İhsanoğlu, dünya kamuoyunun, Kıbrıs Türklerinin
1960 yılından beri sürdürdüğü mücadeleyi artık görmesi
zamanının geldiğine işaret ederek, Kıbrıs
Türklerine artık tüm anayasal haklarının verilmesi, eşit ve
siyasi iradenin esas olduğu bir çözümün sağlanması
gerektiğini belirtti.
Kıbrıs Türk halkına uygulanan ambargo ve izolasyonlara
da işaret eden Ekmeleddin İhsanoğlu, Kıbrıs Türk
toplumun Annan Planı'na "evet" demekle, çözüm yanlısı
olduğunu gösterdiğini ifade ederek, İslam Örgütü'nün de
meşru zeminde bir çözümü desteklediğini kaydetti.
Avcı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı da, İhsanoğlu ve beraberindeki heyetin
ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, KKTC'nin içinde
bulunduğu süreçte, heyetin ziyaretinin kendilerine güç ve moral
verdiğini söyledi.
Bir süre önce Cidde'de çeşitli temaslarda bulunduğunu
anımsatan Avcı, heyetler arası görüşmelerde kendilerine
süreç hakkında bir yol haritası çıkardıklarını,
İKÖ'de alınan kararların takibi için de heyetlerle birlikte,
işbirliği içinde çalışma konusunda anlaştıklarını
belirtti.
Kıbrıs İslam Konferansı Örgütü Komitesi kuruldu
İşbirliğinin devamlı olabilmesi için
Kıbrıs İslam Konferansı Örgütü Komitesi
kurduklarını anlatan Avcı, bu komitenin başına Ahmet
Erdengiz'in getirildiğini ve verilen sözlerin takibinin yapılacağını
kaydetti. Avcı, sürecin işlemesi için önümüzdeki ay içinde
çalışmalara başlanacağını söyledi. Birkaç gün
önce İKÖ'de alınan bazı kararlar olduğunu kaydeden
Avcı, bunların da hayata geçirilmesi için takipçisi
olacaklarını sözlerine ekledi.
Avcı, heyette bulunan yabancı konuklara hitaben
yaptığı konuşmada ise, KKTC'yi ziyaretlerinden ötürü
teşekkür etti. Avcı, konuklara "Gerçekleri görebilmeniz için
buraya gelmeniz önemli" dedi.
Ziyaretin sonunda İhsanoğlu Avcı'ya plaket takdim
ederken, Avcı da İhsanoğlu'na ipekböceği kozasından
yapılmış bir el işi tablo hediye etti.
KIBRIS 20/02/07
|
NTV
Güncelleme: 22:37 TSİ 21 Şubat 2007 Çarşamba
ANKARA - NTVnin sorularını yanıtlayan Avcı, Rum
yönetiminin girişimlerini sürdürmesinin, bölgedeki iyi niyet
ortamını zedeleyeceği uyarısında bulundu. Avcı, KKTCnin
yıl sonuna kadar 10 ülkede yeni temsilcilik açacağını da
açıkladı.
Kıbrısla ilgili son gelişmeler Ankarada masaya
yatırılıyor. KKTC Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gülle görüşerek
ortak strateji belirleyecek.
Gündem maddelerinin başında, güney Kıbrıs Rum yönetiminin
doğu Akdenizde petrol ve doğalgaz aranmasına yönelik
girişimleri geliyor.
Avcı, Rum yönetiminin Türkiye ile AB, komşu ülkeler ve
uluslararası şirketler arasında kriz yaratmaya
çalıştığını söyleyerek, Böyle bir
davranış, bunu sürdürmek bölgede Akdenizde ve Kıbrısta
bizim uzun bir süredir ortaya koyduğumuz uzlaşıyı, iyi
niyet ortamını ve bir de kapsamlı bir çözüm
arayışını zedeleyecektir dedi.
Avcı, ABnin gündemindeki doğrudan ticaret tüzüğüyle ilgili
gelişmeleri değerlendirirken, Rum yönetiminin
Kıbrıslı Türkler ürünlerini güneydeki limanlardan ihraç etsin
önerisine tepki gösterdi. Avcı, Bu bizim tarafımızdan
kesinlikle kabul edilemez. En önemli çizgiler burada. Kuzeydeki limanların
doğrudan ticaret tüzüğü kapsamında olmasını kabul
edebiliriz görüşünü dile getirdi.
Gelecek hafta Brüksele gidecek KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın da bu mesajı vereceğini söyleyen Avcı, Ercan
Havaalanının da ihracat yapılırken kullanılması
için girişimlerde bulunduklarını belirtti.
Avcı, yıl sonuna kadar 10 ülkede yeni temsilcilik
açacaklarını da açıkladı.
Türk-Rum din adamları ilk kez bir arada
21 Şubat, 2007 22:52:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik diyalog ve
uzlaşı arayışları çerçevesinde Kıbrıs'ta
temaslarda bulunan AKPM Başkanı Rene van der Linden, KKTC Din
İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer ve Rum Ortodoks
Kilisesi Başpiskoposu 2'nci Hrisostomos'u bir araya getirdi.
Lefkoşa
ara bölgedeki Ledra Palas Oteli'nde yer alan görüşme öncesinde Linden ve
din adamları, basına açıklama yaptı.
AKMP Başkanı Linden, iki din adamını bir araya
getirdiği toplantıyı gerçekleştirmekten memnun
olduğunu söyledi.
Dinin insanların düşüncelerinde, kalplerinde ve ruhlarında çok
önemli bir yeri olduğunu ifade eden Linden, iki din arasındaki
saygının gelişmesine katkı koymak istediklerini
kaydetti.
KKTC Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer de, böyle bir
toplantıyı gerçekleştirdiği için Linden'e teşekkür
ederek, Kıbrıs'ın tarihinde ilk kez böyle bir
toplantının yapıldığına dikkati çekti.
Yönlüer, ''Özellikle semavi dinlerin mensupları olup aynı Allah'a
inanan bizler, bunun gereği olarak birbirimizi sevme ve aynı anda
Ada'da yaşayan insanlar arasında barışa katkı koyma
gibi bir misyonumuz var'' diye konuştu.
"Amaç Ada barışına katkı yapmak"
Toplantıya katılmaktaki amacının, Ada
barışına katkı koymak olduğuna işaret eden
Yönlüer, ''dünyanın dinlerarası diyaloğa ihtiyaç duyduğu
bir dönemde yakın komşuyla böyle bir diyalog gerçekleştirmenin
büyük önem taşıdığını'' vurguladı.
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2'nci Hrisostomos ise, ''ülkesi ve
insanları için birlikte çalışmanın önemine'' işaret
etti.
''Kıbrıs'taki iki tarafın hiçbir zaman dinsel sorunları
olmadığını ve gelecekte de olamayacağını"
dile getiren Rum Başpiskopos, ''Dinin her zaman pozitif bir etkisi
vardır. Din, insanları birarada tutar'' dedi.
2'nci Hrisostomos, ''dinin aynı zamanda iki halkın birbirleriyle hem
de anavatanlarıyla sevgi ve işbirliği içinde
olmalarını sağladığını'' kaydetti.
Ahmet Yönlüer ve 2'nci Hrisostomos arasında Güney Kıbrıs ve
KKTC'de ocak ayında karşılıklı görüşme
yapılması planlanmış, ancak Başpiskopos 2'nci
Hrisostomos'un, ''barışa ve dinlerarası diyaloğa zarar
verici açıklamaları'' nedeniyle görüşme Yönlüer tarafından
iptal edilmişti.
Atina'dan Rum lidere 'petrol' desteği
21 Şubat, 2007 18:56:00 (TSİ) CNN TURK
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Akdeniz'de
petrol arama gerginliğine yönelik konuştu ve Kıbrıs Rum
kesiminin ''uluslararası hukuk çerçevesinde egemenlik haklarını
kullanabileceğini'' söyledi.
Karamanlis,
Atina'ya çalışma ziyareti yapan Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos
ile bir araya geldi.
Karamanlis, görüşme sonrası basına yaptığı
açıklamada, görüşmelerinde Atina-Rum yönetimi ilişkileri,
Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmeler ve Rum kesiminin
Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama girişimi
konularını ele aldıklarını belirtti.
Karamanlis, Kıbrıs'ta geçen temmuz ayında
kararlaştırılan, iki toplum arasında BM gözetiminde eş
zamanlı görüşmeler yapılması yönündeki
anlaşmanın, "Türk tarafının sürekli erteleme
taktiği nedeniyle gerçekleştirilemediğini" öne sürdü.
Yunan Başbakanı, "Biz bu anlaşmanın hayata
geçirilmesinde ısrarlıyız. Kıbrıs'ta BM çerçevesinde
AB ilke ve değerleri temelinde adil, kalıcı ve işleyebilir
bir çözümden yanayız. Öyle ki, Avrupa'yı ayıran son duvar da
ortadan kalksın ve herkes AB'nin nimetlerinde faydalanabilsin.
Türkiye'nin, bu sürecin hızlı bir biçimde ilerlemesi için gerekli
arzuyu göstermesini ümit ediyoruz" diye konuştu.
"Türkiye'ye AB desteğimiz sürüyor"
"Atina'nın Türkiye'nin AB perspektifini desteklediğini" de
belirten Karamanlis, "Ancak ilerleme olmayan yerde ilerleme görüyoruz
diyemeyiz. Türkiye, AB içinde ilerlemek istiyorsa yükümlülüklerini yerine
getirmelidir" dedi.
AB'de görüşülmekte olan, KKTC'nin ekonomik izolasyonuna son verilmesini
öngören tüzüklere de değinen Karamanlis, "Gayet tabii ki
Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasını
desteklemekteyiz. Ancak bu, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ne saygı
çerçevesinde ve adanın bölünmesine yol açan nedenler yaratmaktan uzak
durarak olmalıdır. Söz konusu izolasyon, işgal sonucudur"
ifadesini kullandı.
Papadopulos: "Egemenlik haklarımızı
kullanıyoruz"
Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz araştırması
konusuna değinen Papadopulos ise, "Kıbrıs Rum kesimi,
uluslararası hukuk temelinde egemenlik haklarını
kullanmaktadır. Eğer petrol bulunursa bir sonraki adımlar
kararlaştırılacaktır" şeklinde
konuştu.
Papadopulos, Rum yönetiminin "Lübnan ile imzaladığı
ekonomik yetki bölgesi anlaşmasından niçin Atina'yı haberdar
etmediğine" ilişkin soruya ise, "Şahsen benim ve Rum
kesiminin sabit tezi hiçbir şekilde Yunanistan'a kendi
sorunlarımızla yük olmamaktır. Lübnan ile aramızdaki
gelişmeler çok hızlıydı. Anlaşmanın
imzalanmasından hemen sonra Atina'ya bilgi verdik" diye konuştu.
KKTC ile doğrudan ticarete ilişkin bir soruyu da yanıtlayan
Papadopulos, "Rum yönetiminin Türk toplumunun güçlenmesi çerçevesinde,
adanın birleşmesini de sağlayacak ekonomik bütünlüğe ulaşılması
için sistemli bir biçimde çalıştığını"
söyledi.
ÇÖZÜM GEREKLİ... AKPM Başkanı Rene van der
Linden, Kıbrıslı Türklere izolasyonların kalkması
gerektiğini ve AB'nin de bu konuda verdiği sözleri tutması
gerektiğini söyledi. Kıbrıs'ta çözümün gerekli olduğunu ve
bunun tüm tarafların çıkarına hizmet edeceğini vurgulayan
Linden, bu konuda Türkiye'nin de yükümlülükleri bulunduğuna işaret
etti. Linden, sorunun BM çatısı altında çözüleceğini,
AB'nin de bu sürece katkı sağlayacağını kaydetti
BUGÜN TALAT İLE GÖRÜŞECEK... AKPM
Başkanı Rene van der Linden, dün Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos ve Rum Meclis Başkanı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas ile görüştü. Linden, bugün de KKTC'ye geçerek, saat 12.00'de
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşecek
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)
Başkanı Rene van der Linden, Kıbrıslı Türklere
izolasyonların kalkması gerektiğini ve AB'nin de bu konuda
verdiği sözleri tutması gerektiğini söyledi.
Türk ve Rum liderlerle görüşmek için 3 günlüğüne
Kıbrıs'a gelen Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
Başkanı Rene van der Linden, NTV'nin sorularını
yanıtladı.
Kıbrıs'ta çözümün gerekli olduğunu ve bunun
tüm tarafların çıkarına hizmet edeceğini vurgulayan
Hıristiyan Demokrat parlamenter, öncelikle AB'nin verdiği sözleri
tutması gerektiğini söyledi.
Bu konuda Türkiye'nin de yükümlülükleri bulunduğuna
işaret eden Rene van der Linden, sorunun BM çatısı altında
çözüleceğini, AB'nin de bu sürece katkı
sağlayacağını kaydetti.
Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonların kaldırılması gerektiğini belirten
Meclis Başkanı, AB'nin izolasyonların
kaldırılması konusunda artık Kıbrıs Türklerini
desteklemesi gerektiğini söyledi.
KKTC'de yapılan son kamuoyu yoklamasında
halkın yüzde 65'inin iki ayrı devlet istemesini de değerlendiren
Linden, "Kamuoyu ortak bir geleceğin zorlaştığına
inanıyorsa birlikte hareket etmek daha da zorlaşacaktır.
İki taraf da bölünmüş bir Kıbrıs'ın büyük bir
yanlış olacağının bilinciyle hareket etmelidir.
Tarafların çözüm yönünde çaba sarf etmesi, gelecek kuşakların
yararına olacaktır" diye konuştu.
Hollandalı parlamenter Türkiye'nin AB sürecine de
değindi ve "Türkiye, bazı Avrupa ülkelerinin kendisini
birliğin dışında tutmak için bahane aradığı
izlenimine kapılabilir. Biz Türkiye'nin bu izlenime
kapılmasını önlemeye çalışıyoruz. Ankara'ya adil
davranarak güven yaratmayı hedefliyoruz" dedi.
Van Der Linden Papadopulos
ve Hristofyas ile görüştü
AKPM Başkanı Rene van der Linden, dün Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Rum Meclis Başkanı,
AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile görüştü.
Rene van der Linden, dün Güney Kıbrıs'ta
başladığı temasları çerçevesinde sırasıyla
Hristofyas ve Papadopulos ile bir araya geldi.
Papadopulos-Linden görüşmesine ilişkin
açıklama yapılmazken, Linden'in Hristofyas ile görüşmesi
sonrasında basına açıklamalarda bulunuldu.
Linden'in Talat ile görüşmesine tepki
Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, iki saati
aşkın görüşmenin ardından gazetecilerin
sorularını yanıtlarken, Linden'in bugün Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat tarafından kabul edileceğinin
anımsatılması ve buna karşılık kendisinin
gösterdiği tepkiye işaret edilmesi üzerine, Talat-Linden
görüşmesinde resmi sembollerin olmayacağı konusunda kendilerine
teminat verildiğini iddia etti.
Linden ise açıklamasında, Kıbrıs'a;
iki toplum arasında barışa katkı sağlamak
amacıyla geldiğini ifade ederek, karşılıklı
temasların yapılması yönünde çaba harcayacaklarını
söyledi.
Rum radyosu bu arada, Kıbrıs Türk ve
Kıbrıs Rum parti temsilcileriyle de görüşecek olan Linden'in,
Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer ve Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu II. Hrisostomos ile ortak bir görüşme
yapmasının beklendiğini duyurdu.
Linden, Talat ve siyasi
parti temsilcileriyle görüşüyor
Linden, bugün de KKTC'ye geçerek, saat 12.00'de
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşecek.
Linden, bugün, ayrıca Kıbrıslı Türk ve
Rum siyasi parti temsilcileriyle bir araya geliyor.
Slovak Büyükelçisi Jan Varso tarafından organize
edilen toplantı, ara bölgedeki Ledra Palas Otel'de yer alacak ve saat
15.00'te başlayacak. Slovak Büyükelçiliği tarafından
yapılan açıklamada, toplantının yaklaşık bir saat
süreceği bildirildi.
Bulutoğluları ve Mavru'yla görüşme
AKPM Başkanı Rene van der Linden, bugün,
Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Cemal
Bulutoğluları ve Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni
Mavru'yla da görüşecek.
LTB'den yapılan açıklamaya göre, ara bölgedeki
Ledra Palace Otel'de yer alacak olan görüşme, saat 17.30'da
başlayacak.
İki Belediye Başkanı'nın resmi olarak
ilk kez bir araya gelecek olmaları özelliğini taşıyan
toplantıya, Birleşmiş Milletler Kıbrıs Misyon
Şefi Michael Möller'in de katılması bekleniyor. Toplantıda,
iki belediyenin işbirliği olanakları
tartışılarak, çözüm önerileri geliştirilmeye
çalışılacak.
Bir saate yakın sürmesi planlanan toplantıda,
Bulutoğluları'na LTB Halkla İlişkiler ve Dış
İlişkiler Sorumlusu Deniz Birinci eşlik edecek.
KIBRIS 21/02/07
Uluslararası ilişkilerdeki gelişmeler heyecan verici
TALAT, BRÜKSEL'E GİDİYOR...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Talat'ın 27 Şubat Salı günü AB
gündemindeki Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin temaslarda
bulunmak üzere Brüksel'e gideceğini de açıkladı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Kıbrıs sorunun çözümü için BM çatısı
altında yaşanan süreçte bir durgunluk gözlenirken, Kıbrıs
Türk tarafının uluslararası ilişkilerindeki
gelişmelerin heyecan verici olduğunu belirtti. Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 27 Şubat Salı günü
AB gündemindeki Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin temaslarda
bulunmak üzere Brüksel'e gideceğini açıkladı.
Erçakıca haftalık basın brifinginde,
"YDÜ'nün büyük bir başarı örneği vererek düzenlediği
çevre konferansına" başta İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin
İhsanoğlu olmak üzere, çok sayıda bilim adamının
katılmasının, Kıbrıs Türk milletvekillerinin Kuala
Lumpur'daki İslam ülkeleri parlamentolarının
toplantısında yer almalarının, Dışişleri
Bakanlığı görevlilerinin Ekonomik İşbirliği
Teşkilatı toplantılarına katılmasının,
Kırgızistan Kültür Bakanı'nın ülkeyi ziyaretinin ve Avrupa
Konseyi Parlamenterler Asamblesi Başkanı'nın adaya ziyareti
sırasında Cumhurbaşkanı ve diğer
Kıbrıslı Türk siyasileri ile yapacağı temasların,
Kıbrıslı Türklerin uluslararası ilişkilerinin
geliştiğinin göstergesi olduğunu kaydetti.
Bu temasların, Kıbrıslı Türklerin
haklı davasını ve Kıbrıs sorununa görüşmeler
yoluyla iki tarafça kabul edilebilir bir çözüm bulunmasını
istediklerini dünyaya anlatmak için uygun ortamlar sunduğunu ifade eden
Erçakıca, bu temasların yoğunlaşmasının,
Kıbrıslı Türklerin barış ve çözüm yanlısı
siyasetlerinin bir sonucu ve bu siyasetin onaylanmasının göstergesi
olduğunu belirtti.
Talat, Brüksel'e
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın, 27 Şubat 2007'de, Kıbrıs sorunu ve AB'nin
gündeminde bulunan Doğrudan Ticaret Tüzüğü hakkında temaslarda
bulunmak üzere Brüksel'e gideceğini açıkladı.
Erçakıca, bu ziyarette, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nde hangi esasların yer alması gerektiği ve
Kıbrıs sorununa BM çatısı altında
gerçekleştirilecek görüşmeler yoluyla kapsamlı, erken ve adil
bir çözüm bulunmasının istenildiğini ve bunun için
çalışmaya hazır olunduğunun AB yetkililerine bir kez daha
anlatılacağını vurguladı.
Lillikas'ın yeni açıklamaları
Erçakıca, Rum Yönetimi Dışişleri
Bakanı Yorgos Lillikas'ın, yurtdışı gezilerinde
Kıbrıs sorunun çözümlenmesinden ve iki halk arasında ortak
çıkarların geliştirilmesinden söz ettiğini kaydederek
şöyle dedi:
"Lillikas, son olarak Slovenya'da
yaptığı temaslarda, 'Ortak çıkarlar oluşturmamız
demek, iki toplumun ortak çıkarlarını korumak için çabalarını
birleştirmeleri demektir. Bunun aksine, eğer iki toplum arasında
ayrı ayrı çıkarlar oluşturursak bu bizi kesinlikle
adanın taksimine götürür' şeklinde konuşmuş. Açıkça
söylemek gerekir ki, bu konuda Lillikas ile tam bir fikir birliği
içindeyiz. Ne var ki, Kıbrıslı Rum liderler,
Kıbrıs'ta, yurtdışında ifade ettikleri bu
görüşlerine uygun davranışlar sergilememektedirler."
Rumların Kıbrıs Türkü için "iyi"
olan her şeyi "kötü" gördüklerini belirten Erçakıca,
"Bizim için 'iyi' olan her şey, onlar için 'kötü' ise ortak
çıkarlar oluşturmak mümkün mü" dedi.
Zenginliklere tek taraflı sahip çıkma
çabası
Rumların hayatın her alanında,
Kıbrıslı Türkleri izole etmek, ekonomik ve sosyal yararlar elde
etmelerini engellemek için uğraş verdiklerini, Kıbrıs Rum
basınına yansıyan ruh hallerinin bunu yeterince
kanıtladığını kaydeden Erçakıca, ticarette,
turizmde, spor ve kültürde Kıbrıs Türkü'ne tahammül gösteremeyen
Rumların, Kıbrıs'ı çevreleyen denizlerde petrol
araştırması yaptırarak, Kıbrıs'ın
zenginliklerine tek başlarına sahip çıkmak
uğraşında olduklarını ifade etti.
Erçakıca, Rumların bunları yaparken,
KKTC'nin seviyesinin yükseltilmek istendiği gerekçesinin arkasına
sığınarak, Kıbrıslı Türklerin, Rum
egemenliğindeki devlete osmosis yoluyla katılmalarından
başka çözüm yolu olmadığı mesajını güçlendirmeye
çalıştıklarını kaydetti.
"Bütün bunlar olurken, Lillikas Kıbrıs Rum
tarafının Kıbrıslı Türkler ile ortak çıkarlar
oluşturmaya çalıştığını söyleyebilir
mi" diyen Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının,
Rumların olumsuz çabalarına karşın, Kıbrıs Rum
tarafıyla işbirliğine ve ortak çıkarlar oluşturarak
bunların ilerletilmesine hazır olduğunu vurguladı.
Erçakıca, Rum tarafıyla yapılabilecek en
önemli işbirliğinin Kıbrıs sorunun çözümlenmesi
olduğunu belirterek, ne var ki Kıbrıs Türk tarafı, sorunun
çözümlenmesine kadar geçecek süre içinde, iki halkın
yaşamını kolaylaştıracak sorunların, Şubat
2006'da BM tarafından önerildiği şekilde teknik komitelerde
görüşülmesi ve çözümlenmesi için de hazır olduğunu kaydetti.
Pertev- Conis görüşmeleri
Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev ve Rum
Cumhurbaşkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis
arasındaki görüşmelerin durumun sorulması üzerine, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel temsilcisi ve UNFICYP Misyon Şefi
Michael Möller'in ailevi nedenlerden dolayı yurt dışında
olması nedeniyle görüşmelere ara verildiğini kaydetti.
Görüşmelerin kesilmediğini ancak
tıkanıklık bulunduğunu ve bu
tıkanıklığın aşılması için Möller'in
katkısının gerektiğini söyleyen Erçakıca, başka
bir soru üzerine, BM Genel Sekreteri'nin siyasi işlerden sorumlu
yardımcısının değişmesinin
Kıbrıs'ı nasıl etkilediğinin zaman içinde
görüleceğini, kendilerinin 8 Temmuz esaslarının devamından
yana olduklarını, mart ayından itibaren ise öngörüldüğü
gibi kapsamlı müzakerelerin başlamasını arzu ettiklerini
söyledi. Erçakıca, ancak sürenin ilerlediğini ve şubat
ayının sonuna gelindiğini de anımsattı.
Yeni genel sekreter yardımcısının
konuya müdahil olma durumunu henüz bilmediklerini söyleyen Erçakıca, BM
kulislerinde, Genel Sekreter Eski Yardımcısı İbrahim
Gambari'nin "bir nevi Kıbrıs temsilcisi"
olabileceğinin konuşulduğunu kaydetti.
Erçakıca, Möller'in başka göreve
atanmasının da beklenmediğini ifade etti.
Erçakıca, bu hususlar netleşmeden
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yeni genel sekreter ile
buluşma planı olmadığını, bu yönde aceleleri ve
olağanüstü bir gayretleri bulunmadığını söyledi.
KIBRIS 21/02/07
Meclisin gündemi Kıbrıs'tı
TALAT: IŞIĞI ALDIM... Meclis Genel Kurulu'nun
Kıbrıs konusunda yaptığı birleşiminde parti başkanlarını
dinleyen ve milletvekillerinin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Talat, toplantıyı "Ben
ışığı aldım" şeklinde
değerlendirdi
ÖNEMLİ GELİŞMELER YAŞANIYOR...
Başbakan Soyer ile Başbakan Yardımcısı Avcı,
Kıbrıs konusunda önemli gelişme ve değişimler
yaşandığına dikkat çekerken, BDH Genel Başkanı
Akıncı, mücadelenin dört kulvarda sürdürülmesi gerektiğini
kaydetti
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla
Kıbrıs konusunda yaptığı olağanüstü
birleşimi dün yapıldı.
Saat 10.40'ta başlayan ve 15.15'te tamamlanan
toplantıda, Başbakan ve CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit
Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı ve Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı, BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı konuşma yaptı; bazı
milletvekilleri de sorular yöneltti.
Cumhurbaşkanı Talat ise, milletvekillerinin
sorularını yanıtlamak amacıyla bir konuşma yaptı.
Daha önce üç gün öngörülen olağanüstü
toplantıların dün tamamlandığı belirtildi.
Cumhurbaşkanı Talat, 12 Şubat Pazartesi günü yapılan ilk
olağanüstü birleşimde milletvekillerine Kıbrıs konusundaki
gelişmeleri anlatmıştı. Dün ise parti başkanları
ve milletvekilleri söz aldı.
Talat: İyi geçti, ışığı
aldım
Cumhurbaşkanı Talat, birleşimin
tamamlanmasının ardından Cumhuriyet Meclisi'nden
ayrılırken TAK ve BRTK muhabirlerinin sorusu üzerine
yaptığı değerlendirmede, toplantının iyi
geçtiğini, değerlendirmeleri aldığını ve
söylenenler üzerine yeniden bir değerlendirme yapmak için
konuştuğunu söyledi.
Meclisten bir karar alınması yönünde talebi olup
olmadığı sorusuna karşılık "Yok hayır
hayır... Zaten ben ışığı aldım" dedi.
Işığın ne olduğu sorusuna ise Talat,
"Işık tamamdır"
karşılığını vermekle yetindi.
Ekenoğlu: Sorular yanıt buldu
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu
da yaptığı açıklamada, toplantıda parti
başkanlarının konuştuğunu; milletvekillerinin ise soru
sorduğunu ancak kürsüden konuşma yapmadığını
bildirdi. Ekenoğlu, toplantıda Kıbrıs sorunu konusunda
genel değerlendirmeler yapıldığını,
soruların da yanıt bulduğunu belirterek, toplantının
tamamlandığını bildirdi.
Soyer: İhtiyaç vardı. Önemli gelişmeler var
CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, uzun,
çok yararlı, pek çok düşüncenin dile getirildiği, çok güzel bir
toplantı yaptıklarını söyledi.
Böyle bir toplantıya ihtiyaç olduğunu, çünkü
Kıbrıs konusunda önemli gelişme ve değişimler
yaşandığını belirten Başbakan Soyer,
Cumhurbaşkanı'yla bunları değerlendirdiklerini ifade etti.
Soyer, Avrupa Parlamentosu Temas Grubu'nun raporunun son
derece olumlu şekilde değişime uğradığına
işaret ederek, "Bu rapora ilk etapta tepki koyanlar, bu
değişim gerçekleştikten sonra bu konuda hemen hemen hiçbir
şey söylemiyorlar" dedi.
Başbakan Soyer, YDÜ'nün, hükümetin desteğiyle
düzenlediği çevre konferansına İslam Konferansı
Teşkilatı Genel Sekreteri'nin ve 100'den fazla ülkeden
katılımcının katılması; Rum tarafının
engellemelerine rağmen AKPM Başkanı'nın
Cumhurbaşkanı'yla makamında görüşecek olması;
uluslararası camiadaki gelişmeler ve Rum tarafının
engelleme girişimleri dikkate alındığında mecliste dünkü
tartışmanın yürünecek yolun daha güçlü yürünmesi için son derece
güzel sonuçlar ürettiğini açıkladı.
Tüm milletvekillerinin aydınlanması,
görüşlerini iletmeleri bakımından güzel bir toplantı
olduğunu vurguladı.
Avcı: Çok yararlı oldu
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı ve Özgür Parti Genel Başkanı
Turgay Avcı, Cumhurbaşkanı'nın geçen haftaki
bilgilendirmesinin ardından dün çok yararlı bir toplantı
yapıldığını söyledi.
Avcı, Cumhurbaşkanı'nın dün parti
başkanlarıyla milletvekillerinin görüşlerini dinleyip
sorularını cevapladığını kaydetti.
"Çok yararlı bir görüşme
olmuştur" diyen Turgay Avcı, Kıbrıs konusunda
gelişmelerin, açılımların önümüzdeki günlerde de
süreceğini; mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleriyle petrol
krizi konusunun, İKÖ'deki çalışmalar ve Avrupa Komisyonu'nda
izolasyonların kaldırılması konusundaki
arayışların devam edeceğini anlattı.
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı ve Özgür Parti Genel Başkanı
Turgay Avcı, Kıbrıs konusundaki çalışmaların
hiçbir zaman bitmeyeceğini, sürecin arkasının geleceğini
belirterek, "Sayın Cumhurbaşkanı'yla yapılan
görüşmeler, değerlendirmeler çok yararlı olmuştur.
Sürekliliği de yararlı olacaktır diye düşünüyorum. O
bakımdan katılmayanlar düşünsün" dedi.
Akıncı: Dört kulvarda paralel mücadele
BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı da,
Kıbrıs konusundaki mücadelenin dört kulvarda paralel götürülmesi
gerektiğini söyledi.
Durgun bir dönemden geçildiğini; geçmişte
Kıbrıs sorununun çözümü Kıbrıs'ın AB üyeliğine
endeksliyken artık Türkiye'nin üyelik sürecine endeksli hale
geldiğini, bu sürecin de ağır aksak yürüdüğünü kaydeden
Akıncı, kendisinin ve partisinin paralel kulvarlarda mücadeleyi,
çalışmayı, gayreti öngördüğünü vurguladı.
Akıncı, sadece izolasyonlar kalksın
söyleminin eksik bir çaba olduğunu öteden beri tespit ettiklerini
belirterek, özetle şöyle devam etti.
"Bir kulvarda çözüm istekliliği elbette devam
etmeli. Çözüm siyasetinden vazgeçme lüksümüz yoktur. İkinci kulvarda
izolasyonlar kalksın çalışmalarını kuşkusuz
sürdürmeliyiz. Ama bunu yaparken olmayacak şeyleri olabilecekmiş gibi
mesajlar verip halkımıza umut tacirliği de
yapmamalıyız. Gerek AB'de, gerek Avrupa Parlamentosu'nda, gerek
İslam Konferansı Örgütü'nde mutlaka çalışmalarımızı
sürdürmeliyiz.
Üçüncü kulvar 1960'tan kaynaklanan haklarımızdır.
Bunları da bıkmadan usanmadan gündemde tutmalıyız.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin sadece Rumlara ait bir cumhuriyet
olmadığı gerçeğini bıkmadan, usanmadan dünya kamuoyuna
anlatmalıyız. Muhataplarımıza bunları izah etmeli,
hukuksal ve siyasal platformlarda bunun mücadelesini yürütmeliyiz.
Dördüncü ve son kulvar ise ekonomi ve demokrasi
kulvarıdır. Kıbrıs Türkleri haklarını
kullanıp federatif çözüme ulaşma uğraşını
sürdürürken hayat devam ediyor. Hayatın gerçeğiyle de yüz yüze
olduğumuza göre, ekonomimizi ve demokrasimizi daha iyi bir noktaya
götürmek için çalışmalarımızı sürdürmemiz
lazım."
BDH Genel Başkanı Mustafa
Akıncı, mecliste tüm bunları içeren geniş bir konuşma
yaptığını; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
bunları dinleyip not ettiğini; görüşlerini de söylediğini;
diğer milletvekillerinin de konuştuğunu ve yararlı bir
toplantı yapıldığını söyledi.
KIBRIS 21/02/07
Kıbrıs'ta din adamları ilk kez bir arada
22 Şubat, 2007 13:50:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs'ta iki toplumun dini liderleri ilk kez bir
araya geldi. KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüler ile Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, Ada'daki ibadet yerlerine
saygının gelişmesini, özellikle söz konusu yerlerin
restorasyonunu teşvik edici pratik adımlar atma konusunda
anlaştı.
Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden'in ev
sahipliğinde dün akşam Ledra Palas Otel'de gerçekleşen
Yönlüer-II. Hrisostomos görüşmesinden sonra bugün ortak açıklama
yapıldı.
İki din adamı, ilk adım olarak, Larnaka'daki Hala Sultan Tekkesi'ndeki
cami ile Karpaz'daki Apostolos Andreas Manastırı'nın ibadete
açılabilmesi için çalışma yapmaya karar verdi.
Linden'in ofisinden yapılan açıklamaya göre, kendilerini bir araya
getirme girişimine oldukça ılımlı yaklaşan iki din
adamı, ilk kez gerçekleşen böyle bir görüşmeden büyük memnuniyet
duydu ve kısa sürede yeniden bir araya gelmeye karar verdi.
"Olumlu
ve samimi görüşme"
Açıklamada, ''Her iki tarafta da iyi niyet vardı. Görüşme
oldukça olumlu ve samimi bir ortamda gerçekleşti. İki din adamı,
bu görüşmenin, Kıbrıs'ta barışçı çözüme
katkı koyabilecek, karşılıklı güvene dayalı uzun
soluklu bir diyaloğun başlangıcı olmasını umut
ediyor" denildi.
Açıklamada, ''iki din adamının, Kıbrıs halkına ve
siyasilere örnek olabilecek, güven ve hoşgörü ortamı yaratmaya
katkı sağlamanın yollarını
tartıştığı'' kaydedildi.
Bu arada, açıklamaya göre, AKPM Başkanı Linden görüşme
sonrasında yaptığı açıklamada, ''iki din
adamının tarihi buluşmasının,
başkanlığının önceliği olan kültürler ve dinler
arası diyalog için mükemmel bir örnek olduğunu'' söyledi.
Strovolos'ta kayıplar için kazı
yapılıyor
KAYMAKLI'DA KAYBOLANLAR ARANIYOR... Lefkoşa'da
Strovolos bölgesinde iyi kuyuda yapılan kazıda Küçük Kaymaklı ve
yöresinde kaybolan 40 Kıbrıslı Türk'ün cesedinin gömülü
olduğu tahmin ediliyor. Dünkü çalışmada hiçbir bulguya
ulaşamayan ekiplerin bugün kuyuda olduğu tahmin edilen
kalıntılara ulaşması bekleniyor
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi dün güney
Lefkoşa'da Strovolos bölgesinde kesin olmamakla birlikte Küçük Kaymaklı
ve yöresinde kaybolan 40 Kıbrıslı Türk'ün cesedinin gömülü
olduğu sanılan iki kuyuda kazı çalışması
başlattı.
Dün sabah saat 08.00'de başlayan kazı
çalışmasında içerisinde cesetlerin bulunduğu sanılan
kuyuyu bulan ekip cesetlerin bulunduğu derinliğe ulaşamadı
ve bu nedenle kazı çalışmaları bugüne kaldı.
Kazılarla ilgili Rum yetkili, 1963'de ve 2003'de bölgenin uydudan
çekilmiş fotoğraflarını basına gösterdi ve
fotoğraflara göre kazılan yerin tespit edildiğini söyledi.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Kıbrıslı
Türk üye yardımcısı Ahmet Erdengiz'in KIBRIS'a verdiği
bilgiye göre, Strovolos bölgesindeki kazı
çalışmalarının daha önce başlayacağını
ancak, kazılacak bölgenin şehir trafiğine yakın olması
ve yeraltından telefon, su, elektrik hatlarının geçmesi nedeniyle
geç kalındığını söyledi.
Lojistik olarak bölgenin çok dikkatli ve yavaş bir
şekilde kazılması gerektiğini de kaydeden Erdengiz,
"Bu kazılar bölgedeki beş kuyuyla ilgilidir. Burada
yapılmakta olan kazı çalışması çalışmalarının
bölgede geçmişte de yapıldı ve üç kuyu açılmış
ancak bir şey bulunmamıştı. Şu anda kazılan kuyu
yaklaşık 10 metre derinliktedir. Ancak, kemiklerin bulunması
için birkaç metre daha inilmesi gerekebilir. Yol kenarında bulunan iki
kuyudan tahmini olarak toplam 40 kişinin cesedinin gömülü olduğu
iddiaları vardır. Kazılar önümüzdeki günlerde de devam
edecektir. Kalıntılara ulaşmayı ümit ederiz. Çünkü,
geçmişte kayıpların gömülü olduğu iddia edilen üç kuyudan
hiçbir şey çıkmamıştı. Ancak bu iki kuyudan çok
ümitliyiz. Kanıtlanmış olmamakla birlikte Küçük Kaymaklı ve
yöresinde kaybolan bazı Kıbrıslı Türklerin burada gömülü
olabileceği söylenmektedir" dedi.
KIBRIS 22/02/07
Linden: Çözüm için cesuradımlar attın
"TALAT'I VE KIBRIS TÜRK HALKINI
CESARETLENDİRDİM"... Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
(AKPM) Başkanı Linden, hem Cumhurbaşkanı Talat'ı hem
de Kıbrıs Türk halkını çözüme yönelik cesur adımlar
atması konusunda cesaretlendirdiğini bildirdi. Adanın
birleştirilmesine yönelik çalışmaların
hızlandırılacağı konusunda Talat'a garanti verdiğini
belirten Linden, Talat'ı bu sürece katkı koyma konusunda
cesaretlendirdiğini belirtti
LİNDEN'DEN İKİ TARAFA ÖNEMLİ MESAJ....
AKPM Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene van der Linden, bir
tarafın Avrupa Birliği üyesi olduğu, diğer tarafın da
Annan Planı lehine oy kullanmakla sempati topladığı için
daha güçlü bir pozisyonda olduğunu sanmasının yanlış
olduğunu vurguladı
TALAT: LOKMACI'NIN AÇILMASI KONUSUNDA AÇILIM OLURSA
MUTLULUK DUYARIZ... Cumhurbaşkanı Talat, Linden'in Lokmacı
Kapısı'nın açılması konusunda duyarlı
davrandığını belirterek, "Türk tarafının
oradaki sorunu çözdüğünü ve Rum tarafının duvarı
yıkmasını beklediğini Linden'e anlattıklarını"
söyledi. Linden'in bu konuda Kıbrıs Rum tarafıyla da
görüşeceğini kaydeden Talat, "Bu konuda bir açılım
olursa biz ancak mutluluk duyarız" dedi
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik diyalog ve
uzlaşı arayışları çerçevesinde adada
temaslarını sürdüren Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)
Başkanı Rene van der Linden, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ı ve Kıbrıs Türk halkını Kıbrıs
sorununa yönelik cesur adımlar atma konusunda cesaretlendirdiğini
söyledi.
Adanın birleştirilmesine yönelik
çalışmaların hızlandırılacağı konusunda
Cumhurbaşkanı Talat'a garanti verdiğini dile getiren Linden,
"Zaman kaybediyoruz, 8 Temmuz anlaşması nerdeyse yarım
yıl öncesinde kaldı, ancak çalışma grupları
gerektiği şekilde çalışmıyor" diye konuştu
ve Talat'ı bu sürece katkı koyma konusunda cesaretlendirdiğini
belirtti.
Linden ayrıca, bir tarafın Avrupa
Birliği'ne (AB) üye olduğu, diğer tarafın da Annan
Planı lehine oy kullanmakla sempati topladığı için daha
güçlü bir pozisyonda olduğunu sanmasının yanlış
olduğunu vurguladı.
Linden, hem Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ı hem de Kıbrıs Türk halkını çözüme yönelik
cesur adımlar atma konusunda cesaretlendirdiğini de bildirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, Linden'in
Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda
duyarlı davrandığını belirterek, "Türk
tarafının oradaki sorunu çözdüğünü ve Rum tarafının
duvarı yıkmasını beklediğini Linden'e
anlattıklarını" söyledi.
Linden'in bu konuda Kıbrıs Rum tarafıyla da
görüşeceğini kaydeden Talat, "Bu konuda bir açılım
olursa biz ancak mutluluk duyarız" dedi.
Adada temaslarını sürdüren Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden, dün
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iki toplumun siyasi parti lider ve
temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve dini liderleri bir araya geldi. Linden,
ayrıca BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi
Michael Möller'i ziyaret etti ve ara bölgeyi de gezdi.
AKPM Başkanı Linden'e,
Cumhurbaşkanlığı'na gelişinde ise, Ledra Caddesi'nin
karşılıklı geçişlere açılmasını isteyen
Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile Ledra Caddesi'ni
Açma Komitesi tarafından ortak bir metin de verildi.
Cumhurbaşkanlığı'nda saat 12:30'da
başlayan ve öğle yemeğinde de süren Linden-Talat görüşmesi
yaklaşık iki saat sürdü.Görüşme sonrasında basına
açıklamalarda bulundu.
Linden: Amacım iki toplum
arasında köprüler kurmak
AKPM Başkanı Rene van der Linden,
Kıbrıs'a yaptığı ziyaretin amacının iki
toplum arasında köprüler kurmak olduğunu kaydetti ve
Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmelerinde birçok konuyu ele aldıklarını
belirtti.
Bologna Süreci ve sınır kapılarıyla
ilgili konuştuklarını ifade eden Linden, özellikle
Kıbrıs Türk halkını Kıbrıs sorununa yönelik cesur
adımlar atma konusunda cesaretlendirdiğini kaydetti.
Talat'a garanti
Adanın birleştirilmesine yönelik
çalışmaların hızlandırılacağı konusunda
Cumhurbaşkanı Talat'a garanti verdiğini dile getiren Linden,
"Zaman kaybediyoruz, 8 Temmuz anlaşması nerdeyse yarım
yıl öncesinde kaldı, ancak çalışma grupları
gerektiği şekilde çalışmıyor" diye konuştu
ve Talat'ı bu sürece katkı koyma konusunda cesaretlendirdiğini
belirtti.
Sınır kapılarının
açılmasının vatandaşların günlük hayatında önemli
olduğunu görmekten mutluluk duyduğunu da dile getiren Linden,
AKPM'nin güven artırıcı önlemlere büyük önem verdiğini
vurguladı.
"Ortak görüşmelerden memnuniyet duydum"
Programındaki birçok görüşmenin ortak
görüşmeler olduğuna dikkat çeken Linden, bunu özellikle arzu
ettiğini kaydetti ve ortak görüşmelerin gerçekleştirilmesinden
duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Linden, AKPM'nin iki tarafı bir araya getirme
yönündeki taahhüdünü göstermek için ortak görüşmelere önem verdiğinin
de altını çizdi.
Bir tarafın AB'ye üye olduğu, diğer
tarafın da Annan Planı lehine oy kullanmakla sempati
topladığı için daha güçlü bir pozisyonda olduğunu
sanmasının yanlış olduğunu söyleyen Linden, 8 Temmuz
"anlaşmasının" yeni bir etki kazanmasının
önemli olduğunu belirtti ve bu "anlaşmayı" iki
toplumun bir araya gelmesi konusunda önemli bir ilerleme olarak addetti.
Talat: Çözüme taahhüdümüzü yineledik
Cumhurbaşkanı Talat ise, Kıbrıs'a
gelip bazı konuları öğrenmek ve önerilerde bulunmak için
adanın her iki tarafında temaslarda bulunan Rene van der Linden'e
teşekkür etti.
Talat, "Linden'in söylediği gibi bir çok konu
üzerinde tartıştık; adanın birleştirilmesi,
Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne yönelik kararlı
taahhüdümüz, 8 Temmuz süreci ve müzakere sürecine
başlayacağımız zemine ulaşma konusunda fikirlerimizi
ifade ettik" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat görüşmede,
Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların
kaldırılması konusundaki fikirlerini ortaya
koyduklarını da dile getirdi.
"Gözlemci statüsünde de olsa..."
AKPM'de, gözlemci statüsünde de olsa,
Kıbrıslı Türklerin temsiliyetinin bulunduğu
uluslararası organizasyonlardan biri olduğunu ifade eden Talat, AKPM
ve AKPM Başkanı'na Kıbrıslı Türklerin izolasyonların
kaldırılması çabalarına olumlu
yaklaşımlarından dolayı teşekkür etti.
Kıbrıslı Türklerin kapsamlı bir çözüme
hazır olduğunu, bu yönde taahhütleri bulunduğunu ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, nihai hedefin kapsamlı çözüm olması
gerektiğini vurguladı. Talat, diğerlerinin sadece ileriye
doğru ara adımlar olacağının altını çizdi ve
bunların da önemli olduğunu söyledi.
Linden'in ara adımlar konusunda kendilerini
cesaretlendirdiğinin doğru olduğunu belirten
Cumhurbaşkanı Talat, AKPM Başkanı Linden'in bu
yaklaşımına olumlu baktıklarını ve daha iyi bir
atmosfer yaratarak, Kıbrıs Rum tarafıyla daha iyi
ilişkilere sahip olmak konusunda ellerinden geleni yapacaklarını
dile getirdi.
Talat, "Bunu zaten yapmaya
çalışıyoruz, ama karşı taraftan da aynı şeyi
bekliyoruz, yakın gelecekte bu doğrultuda daha iyi gelişmeler
bekliyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat açıklamasında,
AKPM'nin bir bütün olarak Kıbrıs sorununa, özelde ise
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılması konusuna daha fazla ilgi göstermesini beklediklerini
de söyledi.
"Ledra Caddesi'nden geçip
geri gitmem hala daha..."
Talat'ın açıklamasından sonra tekrar söz
alan Linden, şöyle konuştu:
"Şimdi Ledra Caddesi'nden geçip geri gitmem hala
mümkün değil, ancak bunun en kısa zamanda mümkün olmasını
samimiyetle dilerim. Her iki tarafta da yeni kapıların
açılmasını ümit ediyorum, çünkü insanları bir araya
getirmek, yanlış anlamaları ortadan kaldırır ve
insanların bir birini daha iyi anlamasını getirir. Bu bağlamda,
her iki taraftaki kültürel mirasa saygı göstermenin ve korumanın önemli
olduğundan da eminim. Çünkü bunlar insanların ruhlarını ve
kalplerini temsil ediyor. Konseyin, dünyanın her yerindeki insanların
derin duygularına saygı göstermesi gerekir. Umarım bu yönde
katkı sağlayabiliriz".
Sorular, yanıtlar
Bu arada Cumhurbaşkanı Talat, AKPM
Başkanı Linden'in Cumhurbaşkanlığı'ndan
ayrılmasının ardından Türk ve Rum gazetecilerin
sorularını da yanıtladı.
Brüksel ziyaretiyle ilgili bir soru üzerine Talat,
Brüksel'de sadece doğrudan ticaret konusunun ele
alınmayacağını, AB ile ilişkilerin de
görüşüleceğini söyledi.
AB kurumları ve özel kurumlarla resmi ve süregelen
ilişkileri olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, bir kaç
gün Brüksel'de kalıp bu bağlantılarını
yenileyeceğini kaydetti.
AKPM Başkanı Linden'in önerilerinin
sorulması üzerine ise Talat, Avrupa Konseyi'nin insan hakları ve
demokrasi üzerine odaklanmış bir kurum olduğunu,
dolayısıyla kültürel ve tarihi mirasın korunması ve Bologna
Süreci ile ilgili hususların Linden'in ilgi alanında olduğunu
dile getirdi ve bunları konuştuklarını söyledi.
Linden'in geçişlerin bir an önce gerçekleşmesi,
özellikle de Lokmacı Kapısı'nın açılması
konusunda duyarlı davrandığını dile getiren
Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının oradaki sorunu
çözdüğünü ve Rum tarafının duvarı yıkmasını
beklediğini kendisine anlattıklarını kaydetti.
Rene van der Linden'in bu konuda Rum tarafıyla da
görüşeceğini söyleyen Talat, "Bu konuda bir açılım
olursa biz ancak mutluluk duyarız" dedi.
Linden'in ambargoların kaldırılması
gerektiğini söylediğinin hatırlatılması üzerine ise
Cumhurbaşkanı Talat, "Evet söylüyor, biz de kendilerine
izolasyonların nasıl yıkıcı bir etkisi olduğunu
anlattık. Kendisi de zaten bu bilinç içerisindedir. Bizim oradaki
temsilcilerimiz de Kıbrıslı Türklerin görüşlerini konseye
iletmektedirler. Bunu biz bir kez daha tekrarlamış olduk" dedi.
Talat, Avrupa Konseyi ile temas konusunda bir
sorunları olmadığına da işaret etti ve Avrupa Konseyi
ile insan hakları konusunda hem resmi hem de gayrı resmi temasta
olduklarını belirtti.
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile Ledra
Caddesi'ni Açma Komitesi'nden Linden'e mektup
AKPM Başkanı Linden'e,
Cumhurbaşkanlığı'na gelişinde, Ledra Caddesi'nin
karşılıklı geçişlere açılmasını isteyen
Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ile Ledra Caddesi'ni
Açma Komitesi tarafından ortak bir metin verildi.
Ledra Caddesi'ni Açma Komitesi Başkanı Valentina
Shokleus ile Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem
Tulga'nın imzasını taşıyan ortak metinde, Linden'in
ziyaretinin; iki toplum arasında ilişkilerin yeniden tesis edilmesinde
önemli olduğuna işaret edildi.
Ortak metinde, bugün, adanın herhangi bir yerinde
barikatları tutmaya devam etmenin, yalınızca bir anakronizm
değil, aynı zamanda bölünme, nefret ve iki toplumda geçmişteki
çatışmaları hatırlatan sembol olduğuna işaret edildi.
"Bizler, barışın önündeki bu
engellerin kalkmasını ve iki toplum arasındaki anlayış
ve karşılıklı güven için aracı olunmasını
istiyoruz" denilen ortak metinde, Ledra Caddesi'ndeki barikatın,
muhtemelen Kıbrıs'taki bölünme noktaları içinde en sembolik olanı
olduğu vurgulandı.
Başkent Lefkoşa'nın merkezinde yer alan ve
şehri 1963'den beri bölen Ledra barikatının süratle
kaldırılması ve caddenin geçişlere açılması talep
edilen metinde, "Ledra Caddesi'nin olası açılışı
iki toplum arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açacak ve
barışın gelmesi için önemli bir katkı
sağlayacaktır. Unutmamalıyız ki, iletişim ve ekonomik
ilişkiler, birleşik federal bir Kıbrıs'ın inşa
edilmesine yardımcı olacaktır" denildi.
Metinde, Linden'den politik liderlerle temas ederken, gündeme,
Kıbrıs'taki tüm barikatların kaldırılması ve
özellikle Ledra Caddesi'nin açılmasının dahil edilmesi istendi.
Nisan 2003'de kapıların açılmasından
sonra, kırk yıllık ayrılığa karşın iki
toplum arasında ciddi hiçbir şiddet olayı
yaşanmadığı vurgulanın metinde, "Lokmacı
Barikatı'nın kaldırılarak, Ledra Caddesi'nin
karşılıklı geçişlere açılmasının;
Kıbrıslıların büyük çoğunluğunun beraber
yaşama ve Kıbrıs sorununda kalıcı çözümün gelmesi
isteğini teyit edeceği" ileri sürüldü.
Varso: 8 Temmuz anlaşmasının etkili
şekilde uygulanmasına vurgu yapıldı
AKPM Başkanı Linden, Slovakya'nın Güney
Lefkoşa Büyükelçisi Jan Varso'nun girişimiyle bazı
Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi parti liderleriyle de ara bölgedeki
Ledra Palace Otel'de bir araya geldi.
Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçi Jan
Varso, AKPM Başkanı Linden'in dün, bazı Türk ve Rum siyasi parti
liderleriyle gerçekleştirdiği toplantıda, 8 Temmuz
"anlaşmasının" herhangi bir gecikme olmadan etkili
şekilde uygulanmasına vurgu yapıldığını
belirtti.
Görüşme sonrasında basına kısa bir
açıklama yapan Varso, Türk ve Rum siyasi parti lider ve temsilcilerinin,
AKPM Başkanı Linden'in katılımıyla "özel"
bir toplantı gerçekleştirdiğini ifade ederek, toplantıda
Kıbrıs sorununun farklı boyutları hakkında görüş
alış verişinde bulunulduğunu kaydetti.
Slovak Büyükelçi Varso, toplantıda ayrıca 8
Temmuz "anlaşmasının" gecikme olmadan etkili
şekilde başlamasına vurgu yapıldığını
belirtti.
Linden, siyasi parti liderlerinin ardından, Türk ve
Rum sivil toplum örgütleriyle bir toplantı gerçekleştirdi.
Linden, belediye başkanlarıyla görüştü
AKPM Başkanı Linden, ara bölgedeki Ledra Palace
Otel'de Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal
Bulutoğluları ve Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni
Mavru ile de ortak toplantı yaptı.
Linden toplantıdan sonra yaptığı
açıklamada, görüşmeden ve toplantıdaki ortamdan duyduğu
memnuniyeti dile getirerek, bu mükemmel adanın geleceğinin ortak bir
gelecek olmasının "şart" olduğunu söyledi.
Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı
Bulutoğluları da, temasların devam etmesini ve iki halk için
ortak projeleri hayata geçirebilmeyi dilediğini söyledi.
Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru
ise yaptığı konuşmada, iki taraf olarak AKPM'nin ortak
çabaları desteklemesi yönünde hem fikir olduklarını belirterek,
Lefkoşa'da işbirliği için istek olduğunu söyledi.
Yaklaşık bir saat süren toplantıdan sonra
Linden ve iki belediye başkanı, toplantıdan çıkarak AB
bayrağı önünde poz verdi ve basına İngilizce açıklama
yaptı.
Linden dini liderleri de bir araya getirdi
AKPM Başkanı Linden, Din İşleri
Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüler ile Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu II.Hrisostomos'u bugün biraraya getirdi.
Linden ve konukları, görüşmeye başlamadan
önce basına kısa birer açıklama yaptılar. Yönlüer ile
Hrisostomos, daha sonra el sıkışarak basına poz verdi.
AKPM Başkanı Linden açıklamasında, iki
din adamını bir araya getirdiği bu toplantıyı
gerçekleştirmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi
Dinin; insanların düşüncelerinde, kalplerinde ve
ruhlarında çok önemli bir yeri olduğuna inandığını
kaydeden Linden, iki din arasında saygının gelişmesine
katkı koymak istediklerini söyledi.
Din İşleri Dairesi Başkanı Yönlüer ise
konuşmasına, böylesi bir toplantıyı
gerçekleştirmesinden dolayı Linden'e teşekkür ederek
başladı.
Kıbrıs tarihinde böyle bir toplantının
ilk kez gerçekleştiğine işaret eden Yönlüer, Hrisostomos'un
dinin insan hayatındaki önemine ilişkin sözlerine aynen
katıldığını söyledi.
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos da
konuşmasında, "ülkesi ve insanları için birlikte çalışmanın
önemine" işaret etti.
"Kıbrıs'taki iki tarafın hiçbir zaman
dini sorunları olmadığını ve gelecekte de
olmayacağını" söyleyen Hrisostomos, "Dinin her zaman
pozitif bir etkisi vardır. Din insanları birarada tutar" dedi.
Rum yönetimi Linden'e tepkili
Öte yandan, Rum yönetimi, AKPM Başkanı Linden'in
adaya, KKTC'nin statüsünü yükseltmek için geldiğini ileri sürerek sert
tepki gösterdi.
Rum tarafı, Linden'ın temaslarında;
AKPM'nin, parlamentoda gözlemci statüsüyle temsil edilen iki
Kıbrıslı Türk milletvekilinin statüsünün yükseltilmesine olumlu
yaklaştığını söylemesinden büyük rahatsızlık
duydu.
Rum basınında yer alan haberlere göre AKPM
Başkanı Linden, önceki gün görüştüğü Kıbrıs Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Meclis Başkanı, AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'a, AKPM'nin; "KKTC'nin ekonomik
izolasyonlarının kaldırılması konusunda kısa süre
önce bütün uluslararası örgütlerin üstlendiği KKTC'nin statüsünün
yükseltilmesine katkı sağlama niyetini" dile getirdi.
Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Alithia'nın
konuyla ilgili haberinde, AKPM'nin, parlamentoda gözlemci statüsüyle temsil
edilen iki Kıbrıslı Türk milletvekilinin statüsünün
yükseltilmesine olumlu yaklaştığını söyleyen Linden'in
özellikle Papadopulos ile Hristofyas'ın tepkisini çektiği bildirildi.
Gazeteye göre van der Linden, Papadopulos ve Hristofyas'a
ayrıca, AKPM'nin; KKTC'deki üniversitelerin statüsünün yükseltilmesine
katkıda bulunma ve üniversite öğrencisi değişimine
ilişkin Avrupa programlarının ileri götürülmesi yönündeki
niyetini de aktardı.
Rum tarafının mülkiyet dayatması
Linden'in Kıbrıs sorununun çok uzun süre
askıda kalmasından duyduğu endişeyi ve
Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasındaki temasların daha
da ileri götürülmesine yardımcı olma niyetini ortaya koyması
üzerine, Rum yetkililer, Türk tarafını suçlayıcı
açıklamalarda bulunarak, "Kıbrıs sorununda ilerleme
olabilmesi için mülkiyet sorununun görüşülmesi gerektiği"
mesajı verdi.
Fileleftheros'un haberine göre, "Mülkiyet
görüşülmezse ilerleme olmaz" diyen Rum yetkililer, Türk tarafından
da, iki toplum arasındaki ilişkileri normalleştirme ve iyi
komşuluk şartları yaratma yöntemleri arayacağına,
Kıbrıs sorununun esasının özlü şekilde
görüşülmesine yönelmesini istedi.
Dimitris Hristofyas, van der Linden ile iki saatten fazla
süren görüşmesinde, Rum tarafının özellikle Kıbrıs
sorununun esasına ve Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonlara ilişkin tezlerini anlattı.
Habere göre Hristofyas, Türk tarafının
izolasyonlar konusunu, devletin statüsünü yükseltmek için
kullandığını savundu.
Dimitris Hristofyas ayrıca,
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılması yönünde alınacak her türlü önlemin,
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin egemenliğine,
uluslararası hukuka ve Avrupa hukukuna saygılı olması
iddiasında bulundu.
KIBRIS 22/02/07
Çevreyle ilgili TC-KKTC işbirliği
KKTC Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı ile Türkiye Çevre ve Orman Bakanlığı
arasında 2007-2008 dönemini kapsayan çalışma programı
imzalandı.
Çevre, orman ve meteoroloji konularını kapsayan
çalışma programı 1993, 1999 ve 2004 yıllarında
imzalanan çeşitli protokollere işlerlik
kazandırılmasını amaçlıyor.
Çalışma programına, KKTC'ye resmi ziyaret
için önceki gece gelen Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ile Çevre
ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi, Girne Mercure Otel'de düzenlenen
törenle imza koydu.
Pepe: Ekolojik dengeyi koruyacak yatırımlar
Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, KKTC'nin
son yıllarda büyük bir ekonomik performans ortaya koyduğunu
belirterek, milli geliri 20-25 bin dolara çıkmış, tüm sektörleri
gelişmiş bir KKTC'nin ekolojik dengeyle uyumu koruyacak
yatırımlar üzerinde önemle durması gerektiğini
vurguladı.
Çalışma programı imza töreninde
konuşan Pepe, bakanlığını en üst düzey yetkililerinin
de bulunduğu bir heyetle Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı
Asım Vehbi'nin davetlisi olarak KKTC'ye geldiğini belirterek,
"Onlarca dış gezimiz oldu ama en kalabalık heyetle,
bakanlığımızın tüm birimlerinden üst düzey
yöneticileriyle buraya geldik" dedi.
Heyetteki yetkililerin meteoroloji, orman ve çevreyle
ilgili pek çok konuda görüşme ve incelemeler yapacağını
kaydeden Pepe, küresel ısınma, su kaynaklarının
korunması, enerjinin verimli kullanılması, temiz ve
yenilenebilir enerji kaynaklarının harekete geçirilmesi gibi çevre
konularında dünyada ortak kaygılar bulunduğunu, bu
kaygıların ortak çıkış yolunu sağlayacak
çözümleri de ortaya koyabileceğini düşündüğünü söyledi.
Osman Pepe, YDÜ'deki çevre konferansına da
katılma imkânı bulacağını, ziyaretinin konferansa denk
gelmesinin hoş olduğunu belirterek, bakanlık olarak konferansın
sonuç bildirgesindeki görüşleri yakından takip edeceklerini,
izleyeceklerini vurguladı.
KKTC'ye ilk resmi ziyaretini 2004'te
yaptığını hatırlatan Pepe, o zamanlar çevreyle ilgili
bir bakanlık olmadığını, şimdi çevrenin ana konu
olduğu bir bakanlıkla birlikte çalışacaklarını
söyledi.
Türkiye'nin Balkanlar'dan Orta Asya'ya, Kafkasya'ya birçok
yerde ortak projeler yürüttüğünü bildiren Osman Pepe, KKTC'yle de bu
projelerin benzerlerini başarılı şekilde yürüttüklerini,
bundan sonra da yürütecek bir çalışma anlayışını
imzalayacakları işbirliği metniyle daha da güçlendireceklerini
anlattı.
Bazı AB üyelerinden
daha iyi durumdayız
Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe,
tecrübelerin paylaşılarak daha kalıcı hale geldiğini
ifade ederek, bakanlığının 150-160 yıllık
birimleri bulunduğunu ve bunların büyük tecrübe birikimi
olduğunu söyledi. Türkiye'nin çevreyle ilgili ilk
adımlarını 25 yıl önce attığını ve
ciddi bir altyapıya sahip olduğunu; AB çevre mevzuatını
uyumlaştırma çalışmalarında yüzde 50'yi geçtiğini
bildiren Pepe, "Bugün Türkiye AB'ye üye olmuş birçok ülkeden çevre
altyapısı bakımından daha iyi durumdadır" diye
konuştu.
Pepe, heyetinde yer alan üst düzey yetkililerin isimlerini
sıralayarak, heyetler halinde yapılacak çalışmaların
herkese ışık tutacağına inandığını
söyledi.
KKTC'nin müthiş bir ekonomik performans ortaya
koyduğunu belirten Türkiye Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe,
gelişmelerden fevkalade mutluluk duyduklarını vurguladı. En
kısa zamanda fert başına milli gelirin 20-25 bin dolara
çıkacağı, tüm sektörlerde gelişmiş, üniversiteleri,
çevre yatırımları, turizmi, ticaretiyle dünyaya tamamen entegre
olmuş bir KKTC'nin en çok üzerinde durması gereken işin,
ekolojik dengenin iç ahengini koruyacak yatırımlar olduğunu
kaydeden Pepe, şöyle devam etti:
Çevreyle birlikte gelişme
"Gelişmeyi çevreyle birlikte götürmeniz halinde
çok daha iyi neticeler elde edilir. Biz elimizdeki bütün imkânlarla bir ve
beraber olduğumuzu bu vesileyle bir kez daha ifade ediyorum. Bugünkü
çalışmaların başarılı geçmesini diliyorum."
Fidan desteği
Osman Pepe, soruları yanıtlarken,
bakanlığının tüm birimleriyle geldiğine işaret
ederek, KKTC'deki orman yangınlarına daha önce müdahale ettiklerini;
ağaçlandırma çalışmalarına da destek vereceklerini
söyledi. Hem fidan desteği, hem teknik destek vereceklerini kaydeden Pepe,
Türkiye'de bu yıl 400 milyon fidanın toprakla
buluşturulacağını, 40 milyon fidanı ücretsiz
dağıtacaklarını açıkladı.
"Sayın bakanla bugünkü görüşmelerde
milyonluk proje yapmak isteriz" diyen Pepe, Türkiye'deki başarıyı
KKTC'de de gerçekleştirmekten mutluluk duyacağını söyledi.
Pepe, araç, gereç, fidan, teknik danışmanlık desteğini
vermek için KKTC'de bulunduklarını vurguladı.
Vehbi: Birikmiş pek çok sorun var
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi,
imza töreninde yaptığı konuşmada, heyecan verici güzel bir
gün yaşadıklarını ifade ederek,
bakanlığının 4 ay önce işbaşına gelen
hükümetle ilk kez kurulduğunu hatırlattı ve çevrenin önemini
vurguladı.
Vehbi, dünyada küresel ısınma, altyapı ve
doğal kaynaklardaki sıkıntılar
tartışılırken KKTC'de çevre konusunda birikmiş pek çok
sorun bulunduğunu kaydederek, bunların aşılmasında
Anavatan Türkiye'nin insan kaynağı dâhil her konuda desteğini
gördüklerini söyledi.
Çevre, orman ve meteoroloji konuları
ağırlıklı bir işbirliği protokolü
imzalayacaklarını kaydeden Asım Vehbi, Türkiye Çevre ve Orman
Bakanı Osman Pepe'ye "hoş geldiniz" diyerek bugünden
başlayan çok daha iyi bir diyalog dileğinde bulundu.
Vehbi, soruları yanıtlarken, heyete CMC
bölgesindeki çevre sorununu da anlatıp görüşlerini
alacaklarını, heyetin bir kısmının da yerinde inceleme
yapacağını açıkladı.
İmzalanan çalışma programının
içeriğiyle ilgili soruya karşılık, KKTC'nin verimli orman
arazilerinin yetersizliğine işaret eden Asım Vehbi, her yıl
çıkan yangınlar yüzünden büyük miktarda orman kaybettiklerini
anlattı. Vehbi, işbirliğinin çevre, orman ve meteoroloji
konularında Türkiye'nin birikimlerinden yararlanıp bilgi
paylaşma imkânı sağlayacağını söyledi.
Bakan Vehbi, KKTC'deki en önemli 5 çevre sorununun ne olduğunu
soran gazeteciye "su yetersizliği ve kirlenmesi, ormanların
azlığı, CMC atıklarının yarattığı
ve sadece Kıbrıs'ı değil tüm Akdeniz'i tehdit eden tehlike,
katı atık ve sıvı atık sorunlarını"
sıraladı.
Vehbi, su sıkıntısı yaşanan
ülkede havuzlu villa inşaatlarının kısıtlanması
için bir düzenleme olup olmadığı sorusuna
karşılık ise, yasaklamanın ilk akla gelen çözüm
olmadığını ancak vergilendirmelerle önlem almaya çalıştıklarını
belirtti.
Geçtiğimiz günlerde su tasarruf kampanyası
başlattıklarını da hatırlatan Asım Vehbi,
kuyuların denetiminin Jeoloji ve Maden Dairesi'nde olduğunu belirtti.
Çalışma programı
KKTC Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı ile Türkiye Çevre ve Orman Bakanlığı
arasında 2007-2008 dönemini kapsayan çalışma programı
şöyle:
"KKTC mülga (varlığı
kaldırılan) Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye
Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı arasında 29 Mayıs
2004 tarihinde Lefkoşa'da imzalanan 'Çevre Alanında İkili
İşbirliği', Türkiye Cumhuriyeti mülga Orman
Bakanlığı ile KKTC mülga Tarım ve Orman
Bakanlığı arasında 3 Kasım 1999 tarihinde
Lefkoşa'da imzalanan ve geçerlilik süresi sona eren 'Yardım ve
İşbirliği Protokolü' ve 27 Ağustos 1993 tarihinde imzalanan
'Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ile KKTC Meteoroloji
Dairesi müdürlüğü Arasında Protokol' ve 4 Kasım 1999 tarihinde
imzalanan 'Türkiye Cumhuriyeti Devlet Meteoroloji İşleri Genel
Müdürlüğü ile KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı Meteoroloji Dairesi Müdürlüğü İşbirliğine
Dair Protokol'lerine işlerlik kazandırmasına matuf 2007-2008
dönemi için aşağıdaki çalışma programı
gerçekleştirilecektir.
1-2005 yılı sonu itibarıyla süresi sona
eren Ormancılık Master Planı'nın yenilenmesi ve orman
yollarının planlanması ve uygulanması;
2-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
sınırları içerisinde meydana gelebilecek orman
yangınlarının söndürülmesinde ihtiyaç olması halinde
işgücü, araç, gereç ve hava gücü de dâhil olmak üzere yangın
söndürmeyle ilgili destek sağlanması;
3-Çıkabilecek büyük ölçekli orman
yangınları sonrasında yanan alanlarda yapılacak işler
ve bunlara ilişkin esaslar taraflarca müştereken teknik düzeyde
yapılacak çalışmalarla belirlenmesi ve program
hazırlanması;
4-Orman yangınları ile mücadele faaliyetlerinin
eğitim faaliyetleri ile desteklenmesi ayrıca yangınların
söndürülmesine ilişkin eğitim çalışmalarının
gerçekleştirilmesi;
5-Türkiye'de başlatılan Orman Ekosistemlerinin
İzlenmesi I. Safha ve II. Safha Programlarının Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti orman ekosistemlerinde de
başlatılması amacıyla teknik işbirliği sağlanması;
6-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti orman
alanlarında, sürdürülebilir orman yönetiminin geliştirilmesini
sağlamak amacıyla fonksiyonel orman amenajman planlama
çalışmalarının başlatılmasına matuf teknik işbirliğinin
sağlanması;
7-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde orman rejimi
içerisine alınan yeni sahaların sınır aplikasyonunun
yapılmasına ilişkin başlatılan ve kesintiye
uğrayan çalışmaların tekrar değerlendirilmesi ve
sonuçlandırılmasına yönelik çalışmaların
başlatılması;
8-Kadastro çalışmalarında kullanılan
ve ileride gerekli olabilecek malzemelerin ve daha önce hibe edilen
araçların yedek parçalarının temin edilerek hibe edilmesi için
gerekli çalışmaların yürütülmesi;
9-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Ormancılık Master Planı'nda öngörülen projelerin ortaklaşa
hazırlanması;
10-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde erozyon
kontrolü, ağaçlandırma ve mera ıslahı
çalışmaları, inşası planlanan gölet ve
yağış havzalarının projelendirilmesi, fidanlıkların
geliştirilmesi, ihtiyaç olması halinde yetişme muhitine uygun
fidan ve tohumların ücretsiz olarak sağlanması;
11-Önceki protokolde yer alan Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nde Milli Park olarak ilan edilen ve projeleri hazırlanan
Özgürlük ve Zafer Milli Parklarının Master Planlarının
hazırlanmasındaki işbirliği çalışmalarına
devam edilmesi;
12-Taraflar eğitim alanında
karşılıklı işbirliğini
gerçekleştireceklerdir. Bu çerçevede; taraflarca Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nde müştereken hizmet içi eğitim programları ve
toplantıları düzenlenecektir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
uzmanlarının uluslararası ormancılık seminer veya
kongrelerine katılımlarına ilgili genel müdürlüklerce
yardımcı olunacak, karşılıklı heyet ve uzman
ziyaretleri ile bilgi ve deneyim aktarımı
artırılacaktır;
13-KKTC Çevre Master Planı'nın
hazırlanması için ortak çalışmaların yürütülmesi;
14-Türkiye Cumhuriyeti Devlet Meteoroloji
İşbirliği Genel Müdürlüğü ile Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Meteoroloji Dairesi arasında karşılıklı
teknik ziyaretlerde bulunulacaktır;
15-Ayrıca başta deniz çevresi olmak üzere çevre
kirliliğinin önlenmesine yönelik olarak kimyasallar yönetimi, gürültü, ÇED
uygulamaları ve Stratejik ÇED konularında
karşılıklı teknik faaliyetler yürütülecektir;
16-KKTC Kıyı Alanları Planlanması ve
Yönetimi Master Planı Projesi kapsamında ortak
çalışmaların yürütülmesi."
Programda ayrıca yapılacak işlerin
takvimlemesi de yer alıyor.
İlk olarak mart ayında ormancılık
Master Planı'nın yenilenmesi için Ankara'da çalışma
yapılacak.
KIBRIS 22/02/07
İşte,
diyaloğa hazırlandığınız Barzani'nin içyüzü
22/02/2007
RADIKAL
Bu yazımda
sizlere, Barzanî ve Talabanî hakkında artık her
araştırmacının kolayca ulaşabileceği bilgileri
aktaracak değilim. Ne Talabani'nin değme rakkaselere taş
çıkartacak kıvraklıkla soldan sağa, sağdan sola
dönüşleri; ne de Barzani'lerin ibret verici geçmişleri ve gün
geçtikçe Türkiye sayesinde semirişlerini anlatacağım.
Büyükanıt Paşa'nın söylediği ve artık Kürtçülerin
etkisindeki bazı dostlarımızın dışında
herkesin idrak ettiği, Barzani ve Talabani'nin PKK teröristlerini
destekledikleri gerçeğini de anlatmayacağım.
Türkiye'de, en etkili yerlerde bulunan danışmanları,
parlamentodaki bağlantıları ve menfaat
karşılığında Talabani-Barzani ikilisiyle ABD'nin
sözcülüğünü yapan medya bülbüllerini de anlatmayı, bir başka
bahara bırakıyorum.
* * *
Bütün bunlar üzerinde tartışmalar yapabilirsiniz. Ancak, şimdi
size açıklayacağım belge, diyalog kurulmaya hazırlanan
Bölgesel Kürt Yönetimi ile Barzani'yi suçüstü yakalamakta ve Kuzey Irak'taki
peşmergelerin içyüzünü göstermektedir.
Aşağıdaki metin, 'Irak Kürdistanı Bölgesi
Anayasası'nın 'Giriş' bölümünden alınmıştır:
'Daha önceden de uluslararası çıkarların kurbanı olarak,
Amerikan Başkanı Widrow Wilson'un 14 ilkesine dayanarak 1. Dünya
Savaşı'ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu'ndan
ayrılan halklara tanınan self determinasyon ve kendi irademizle
siyasî ve hukukî merkezimizi belirleme hakkından mahrum
bırakıldık. 62, 63 ve 64. maddelerinde Kürtlere self determinasyon
hakkını veren 1920 Sevr Antlaşması 1923 Lozan
Antlaşmasıyla iptal edildi. Milletler Cemiyeti İnceleme
Komisyonu(...) talep edenlerin gerekçelerini reddetti(...)'
22.8.2006 tarihinde hazırlanan bu Anayasa metni, Kuzey Irak'taki
peşmergelerin ve Talabani ile Barzani'nin gerçek emellerini açıkça
yansıtmaktadır. Şöyle ki:
1. Anayasa'nın
adı 'Irak Kürdistanı Bölgesi Anayasası'dır. Anayasa
metninde de bu tavsif yer almakta, bunun dışında 'Türkiye
Kürdistanı'nın da bulunduğu anlaşılmaktadır.
2. Anayasa, açıkça Sevr Antlaşması'na atıf
yapmaktadır. Sevr'in, metinde atıf yapılan 62. maddesine göre,
Kürdistan Fırat'ın doğusundaki Ermenistan'ın güneyi ile
Türkiye, Suriye ve Mezopotamya'nın kuzeyi arasındaki bölge olarak
çizilmiş olup, bugünkü Türkiye topraklarının önemli bir
kısmını içine almaktadır. 63. ve 64. maddeler de bu
istikamettedir.
3. Kısaca, bu Anayasa ile, Barzani ve hempaları, Türkiye'nin Güney
Doğu toprakları üzerinde hak iddia ettiklerini ve yayılmacı
emeller taşıdıklarını göstermektedirler.
Bu gerçeği, Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ'ın bir
röportajda belirtmesi ve benim de bir TV programında ifade etmem üzerine,
sözkonusu Anayasa metni, bütün bölücü-Kürtçü internet sitelerinden
kaldırılmıştır. Dışişleri
Bakanlığı'nda da bulunmayan metni, Kerkük'te Türkmenler ile
birlikte hareket eden Süryaniler İngilizceye çevirerek bir Alman sitesinde
yayınladılar. Bunun üzerine, Kuzey Irak'tan Arapça aslını
temin ederek Türkçeye çevirdik.
* * *
Kuzey Irak'ta da, Irak'ın tamamında da yaşayan insanlar, bizim
eski tebaamız, vatandaşımızdır. Onlarla her zaman
görüşürüz ve diyalog kurarız. Lâkin, Türkiye topraklarında gözü
olan ve bunu yazılı hukukî metinlerde ifade etmekten çekinmeyen,
kanlı terör çetesi PKK'yı destekleyen, Amerikalılardan cesaret
alarak şanlı ordumuza dil uzatan CIA kuklası yöneticilerle, tam
da kuyruklarını kapana sıkıştırmışken
görüşmeye kalkmak, en hafif tabiriyle politikasızlık ve
basiretsizlik olur.
Evvelâ, bu şımarık peşmerge bozuntularının
derslerini verirsiniz, sonra şartlar lehinize döndüğünde gerekirse
görüşme de yaparsınız, diyalog da kurarsınız.
Bizden söylemesi... Eğer Talabani ile Barzani'yi İstanbul'a davet
ederek görüşürseniz, siz bu seçimleri unutunuz. Belki DTP'nin
oylarını bölersiniz, kim bilir?..
|
Ercana
doğrudan uçuş reddedildi |
|||
|
NTV
Güncelleme: 12:06 TSI 23 Şubat 2007 Cuma
LONDRA - İngiliz Taşımacılık Otoritesi
başvuruya verdiği yanıtta, doğrudan uçuşun hukuki
açıdan mümkün olmadığını belirtti ve Kıbrıs
Türk Hava Yolları aracılığıyla yapılan
başvurunun değerlendirmeye alınamayacağını
bildirdi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ret kararının yargıya götürüleceğini
açıkladı. Talat, başlatılacak hukuk mücadelesinden umutlu
olduğunu, zira Türkiyeden de alınan görüş doğrultusunda
Kuzey Kıbrısa doğrudan uçuşun önünde herhangi bir engel
bulunmadığını savundu.
ABnin hazırladığı doğrudan ticaret tüzüğüne de
değinen Talat, uygulamanın amacına ulaşabilmesi için
doğrudan ticaretin Kuzey Kıbrıstaki limanlardan
yapılması gerektiğini vurguladı.
Kayıp
Türklere ait kemikler bulundu
Kıbrıs
Rum Kesiminde yapılan bir kazıda, 1964 yılından bu yana kayıp
olan Türklere ait olduğu düşünülen kemikler bulundu.
NTV
Güncelleme: 21:36 TSİ 23 Şubat 2007 Cuma
LEFKOŞA - Arjantin Adli Tıp Antropoloji Takımı
önderliğinde Güney Lefkoşada kazı çalışmaları
yapan Türk ve Rum uzmanlar geçen perşembe günü derin bir kuyuda Türklere
ait olduğu düşünülen kemiklere ulaştı.
Kemiklerin,
1964te kayboldukları düşünülen 10 Türke ait olduğu
sanılıyor.
Uzmanlar, kemiklerin kime ait olduğunun anlaşılması için
DNA testi yapılması gerektiğini belirtti.
Osmanlı dönemine ait kuyularda yapılan çalışmalar kuyu
suyla dolu olduğu için güçlükle yürütülüyor.
Adada 2006da başlayan kazılarda şu ana kadar 160 iskelet
bulundu.
1960lı yıllarda her iki taraftan 2000e yakın kişinin
kaybolduğu sanılıyor.
KKTC'ye doğrudan uçuşa ret
23 Şubat, 2007 14:26:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
İngiltere Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın
başvurusunu reddetti |
İngiltere, KKTC'nin doğrudan uçuş
başlatılması yönündeki talebini reddetti. KKTC kararı
tersine çevirmek için hukuk mücadelesi başlattı.
İngiliz
taşımacılık otoritesi hukuki olarak doğrudan
uçuşun mümkün olmadığını tespit ettiğini ifade
ederek, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başvurusunu
reddetti.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise karşı atağa geçerek,
İngiltere'nin önde gelen bir avukatlık bürosu
aracılığıyla hukuk süreci başlattı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, doğrudan uçuşun
önünde yasal engel bulunmadığını söyleyerek,
başlattıkları hukuk sürecinden umutlu olduğunu belirtti.
Blair'den
doğrudan uçuş iması
İngiltere Başbakanı Tony Blair, 16 Aralık 2006'da
İstanbul'da yaptığı bir açıklamada, ''Eğer hukuki
bir engel yoksa İngiltere olarak KKTC'ye doğrudan uçuşları
desteklemiz söz konusu olabilir. Ama şimdilik spesifik birşey
söyleyemem, çalışmalarımız sürüyor'' demişti.
Blair, "Ben direk uçuşların İngiltere'den
yapılmasını isterim. Ama burada önemli olan hukuki olarak bunu
yapıp yapamayacağımız. Havacılık kuralları
açısından sorun yoksa bunu yapmayı isterim" ifadesini
kullanmıştı.
İlk
doğrudan uçuş Bakü'den yapıldı
KKTC'ye ilk doğrudan uçuş 26 Temmuz 2005'te Azerbaycan'dan
gerçekleştirilmiş, Azerbaycan'da faaliyet gösteren Türk ve Azeri
işadamları, yurtdışındaki Azerilerle ilgili devlet
komitesi temsilcileri, sanatçılar ve gazetecilerden oluşan
yaklaşık 100 kişilik heyet KKTC'de halkın sevinç
gösterileriyle karşılanmıştı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan'ın KKTC'ye
yapacağı doğrudan uçak seferinin fiili tanıma anlamına
geleceğini söylemişti.
Ancak, Rum yönetiminin gösterdiği tepki üzerine Azerbaycan yönetimi
uçuşları askıya almıştı.
İngiltere'den doğrudan uçuşa ret
RET YANITINDAN SONRA HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILDI...
İngilizler, doğrudan uçuşun hukuki açıdan mümkün
olmadığını KTHY'ye bildirdi. Bu yönde hukuki bir engel
olmadığı yönünde görüşler alan KKTC ise karşı
atağa geçerek, İngiltere'nin önde gelen bir hukuk bürosu
aracılığıyla hukuk süreci başlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, başlatılan yeni süreçten umutlu
LİNDEN, İKİLİ TEMASLARIN ARTIRILMASI
ÜZERİNDE DURDU... AKPM Başkanı Linden'in ziyaretini KIBRIS'a
değerlendiren Talat, Hollandalı parlamenterin iki halk
arasındaki ilişkileri geliştirecek hususlara
ağırlık verdiğini kaydetti. Talat, Avrupa Konseyi'nin
konuları olan insan hakları, demokrasi ve iki toplum arasındaki
ilişkilerin nasıl iyileştirileceği üzerinde görüş
alışverişinde bulunulduğu ve temasların bu çerçevede
değerlendirildiğini kaydetti
Emin AKKOR
KKTC'nin doğrudan uçuş için İngiltere'ye
yaptığı başvuru reddedildi. İngiliz
Taşımacılık Otoritesi hukuki olarak doğrudan
uçuşun mümkün olmadığını tespit ettiğini ifade
ederek Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başvurusunu
reddetti.
Cumhurbaşkanı Talat, İngilizlerin bu
kararının ardından, yargıya başvurulması için
gerekli talimatın verildiğini açıkladı. Başvurudan
önce hem KKTC, hem de Türkiye'nin aldığı hukuki görüşlerin
ortak noktasının doğrudan uçuşun önünde yasal engel
bulunmadığını gösterdiğini kaydeden Talat,
İngiltere'nin önde gelen havacılıkta uzman bir hukuk bürosu
aracılığıyla başlatılan hukuk sürecinden umutlu
olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Linden'in Kıbrıs
ziyareti, kendisinin 27 Şubatta başlayacak Brüksel temasları ve
Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri KIBRIS'a değerlendirdi.
AKPM Başkanı Rene van der Linden'in
Kıbrıs temaslarında, iki halk arasındaki ilişkileri
geliştirecek hususlara ağırlık verdiğini kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı barikatının
açılması, daha fazla kapı açılması,
Lefkoşa'nın Türk ve Rum belediye başkanlarının bir
araya getirilmesi, kilisenin başı ile Din İşleri
Başkanı'nın bir araya getirilerek kültürel mirasın
karşılıklı olarak korunmasının ele
alınması gibi konuların üzerinde durulduğunu belirtti.
AKPM'nin misyonu gereği Kıbrıs sorununun
çözümünün özüne yönelik konuların gündeme gelmediğini açıklayan
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi'nin konuları olan insan
hakları, demokrasi ve iki toplum arasındaki ilişkilerin
nasıl iyileştirileceği üzerinde görüş
alışverişinde bulunulduğu ve temasların bu çerçevede değerlendirildiğini
kaydetti.
Linden'in "birleşmeye yönelik çalışmaların
hızlandırılacağı" yönündeki söyleminin bir
temenni olarak algılanması gerektiğinin altını çizen
Talat, AKPM'nin rolü ve işlevi açısında Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik bir insiyatif üstlenemeyeceğine vurgu
yaptı.
Linden, liderleri bir araya getiremedi
Kıbrıs'ta partileri, Lefkoşa belediye
başkanları ve din adamlarını bir araya getirmeyi
başaran Linden, iki toplum liderini buluşturamadı.
Linden'e iki toplum liderini bir araya getirecek
çağrıya olumlu yanıt vereceğini söylediğini kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un böyle bir buluşmaya
yanaşmayacağını da Hollandalı parlamentere
ilettiğini ve bu yönde bir çağrının da gelmediğini
belirtti.
Daha önce bir araya gelemeyen din adamlarının
Linden aracılığıyla buluşmasını 'olumlu'
olarak değerlendiren Talat, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu
II.Hrisostomos'un dini, siyasi amaç olarak değil de kültürel bir
değer olarak görebilmesi durumunda iki din arası ilişkilerin
geliştirilebileceğini dile getirdi.
İzolasyonlar için artık eylem var
Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonların kaldırılması yönündeki söylemlerin
artık eyleme dönüştüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı
Talat, AB Dönem Başkanı Almanya Başbakanı Merkel'in son
günlerdeki söylemleri ve AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
geçirilmesi için çalışma başlatmasını buna örnek
olarak gösterdi.
İzolasyonların kalkması yönünde en somut
beklentinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün amacına uygun olarak
geçirilmesi bulunduğunu ifade eden Talat, bunun dışında
somut bir projenin görülmediğini kaydetti.
Doğrudan uçuşlar konusundaki
çalışmaların da sürdüğünü ifade eden Talat, İngiliz
Taşımacılık Otoritesi'nin hukuki olarak doğrudan
uçuşun mümkün olmadığını tespit ettiğini ifade
ederek Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başvurusunu
reddettiğini açıkladı.
Talat, İngilizlerin bu kararının
ardından yargıya başvurulması için gerekli talimatın
verildiğini de ifade etti.
Brüksel temaslarında gündem doğrudan ticaret
Cumhurbaşkanı Talat, 27 Şubat'ta
başlayacak Brüksel temaslarında ana gündem konusunun Doğrudan
Ticaret Tüzüğü olacağı ve bu yöndeki ilgili resmi makamlarla bir
araya geleceğini kaydetti.
Ziyaretin kesin programının henüz belli
olmadığını belirten Talat, AB'nin başkenti konumundaki
Brüksel'in lobi merkezi de olduğuna dikkat çekerek düşünce
kuruluşlarında bir takım etkinliklere katılacaklarını
belirtti.
İKÖ üyeleriyle sıcak temas
İslam Konferansı Örgütü'nün
Kıbrıslı Türklere yönelik gerekli kararları
aldığı ama bunun uygulamasının önemli olduğunun
altını çizen Cumhurbaşkanı Talat, İslam Konferansı
Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Ekmenettin İhsanoğlu'nun, KKTC'de
bulunduğu günlerdeki mesajlarının bu yönde ele
alınması gerektiğini belirtti.
İhsanoğlu'nun Kıbrıslı Türklerin
İKÖ'nün verdiği kararların hayata geçirilmesi için
Kıbrıslı Türklerin daha aktif olması gerektiği
yönündeki uyarıya katıldığını kaydeden Talat, üye
devletlerle daha sıcak ilişkiler kurabilmek için temsilcilikler
açılması yönünde çalıştıklarını kaydetti.
Talat, bu yönde 4-5 İKÖ'ye üye devlette temsilcilik açılması
çalışmalarının sürdürüldüğünü açıkladı.
"Petrol krizi, gerginliği
tırmandıracak"
Yunanistan'ın Kıbrıs konusunda, ilkeler
doğrultusunda hareket etme yerine Rum tarafını hep koşulsuz
desteklediğini savunan Cumhurbaşkanı Talat, Karamanlis'in petrol
krizinde bile Rum yönetimine destek vermesini buna örnek gösterdi.
Talat, Rumlar'ın Akdeniz'de Kıbrıslı
Türkleri dışlayarak petrol arama
kararlılığının devam etmesinin gerginliği
tırmandıracağı endişesini dile getirdi.
Türkiye'nin kendi pozisyonunu korumaktaki
kararlılığına değinen Talat, Rumların,
Kıbrıs'ın tümünü temsil etme iddiasıyla hareket etmesinin
gerginliği artıracağı uyarısında bulundu.
Talat, Kıbrıs'ın birleşmesinden yana
tavır koyan Kıbrıslı Türklerin Ada'nın bütünü
üzerindeki doğal kaynaklarında hakkı olduğunu
vurguladı.
Papadopulos görüşmekten kaçıyor
Rum yönetiminin 8 Temmuz sürecinin ileri götürülmesi
yönünde hiçbir yapıcı adım atmadığına dikkat
çeken Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos ile süreç gereği Mart
ayında yapması gereken görüşmenin gerçekleşme
olasılığını görmüyor.
Papadopulos'un görüşme yapmak için hep koşullar
öne sürdüğünü, bunun için de ilerleme olması gerektiğini ifade
ettiğini ve kendisiyle bir araya gelmekten
kaçındığını ifade eden Talat, Gambari'nin mektubunda,
liderlerin zaman zaman da bir araya gelip ilerlemenin sağlanmasına
katkı koymalarının beklendiğini belirtti.
Papadopulos'un kendisiyle bir araya gelmekten
kaçındığının net olduğunu vurgulayan
Cumhurbaşkanı Talat, " Benden hoşlanmıyor mu?, Benimle
görüştüğünde bir seviye sorunu mu yaşıyor?,
Görüştüğümüzde, kendisi gibi fanatik olan taraftarına
yanlış bir mesaj mı vereceğini düşünüyor? Yoksa
benimle görüşme yaparken, çözüm sürecinde istemeden adım atmaktan
mı korkar?" yönünde tahmin yürüterek, Papadopulos'un görüşmekten
kaçınmasını değerlendiren Talat, "Biz her zaman
görüşmeye hazırız. O da görüşmek istemezse de
görüşmez. Dünya zaten görüşmekten kaçtığına tanık
oluyor" şeklinde konuştu.
KIBRIS 23/02/07
Türkiye Başbakanı Erdoğan:
Karşımızdakiler de sözlerinde dursaydı Kıbrıs
sorunu çözülecekti
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
"Karşımızdakiler de sözlerinde dursaydı şimdi
Kıbrıs diye bir sorun ortada kalmamış olacaktı ve
Kıbrıs'ın bütünü AB içerisinde yer alacak ve gündemden böyle bir
şey tamamıyla kalkarak, huzurla, adada barış hakim
olacaktı, ama hala fatura kesmeye gayret ediyorlar" dedi.
A.A.'nın haberine göre TC Başbakanı
Erdoğan, "Başarıya Giden Yolda Fırsatlar Ülkesi
Türkiye" konferansında yaptığı konuşmada, AB
üyeliğinin bu dönemde somut bir aşamaya geldiğini, AB içinden
kimi ülkelerin engellemelerine karşın reformları gerçekleştirme
konusunda birliği zorladıklarını söyledi.
35 başlıkta çalışmaların devam
ettiğini ve reform kararlılığından en ufak bir
şey eksilmeyeceğini, yollarına devam edeceklerini belirten
Erdoğan, "Avrupalı dostlarımıza bizi bu noktada
yalnız bırakmayın diyoruz. Kopenhag siyasi kriterleri... Uyum
yasalarıyla ilgili her şeyi bitirdik. Uygulamada eksiklerimiz var.
Şimdi onlar için çalışıyoruz. Ekonomik kriterlerle ilgili
kurumları kurumsallaştırmamız gerekiyor. Buna yönelik
olarak da (Kopenhag siyasi kriterlerinde bir aksilik olursa adını
Ankara siyasi kriterleri koyar, yolumuza devam ederiz) dedik. Ekonomide de yine
bir aksilik olursa adını İstanbul ekonomi kriterleri koyar,
burada da yolumuza devam ederiz. Asla çekilmek yok. Yola devam edeceğiz.
Avrupalı dostlarıma şunu söylüyorum.
(İyi, güzel de kardeşim, niye bunun ucunu açık
bırakıyorsun? Gel bize bir tarih ver). De ki (sizi 2015'de
alacağız) 2015'e kadar gel bana bir takvim ver. Nasıl tarama
süreci ile ilgili 2006 yılının Ekim ayı dedin. Ekim'e kadar
bu takvim içerisinde çalışmalarımızı yaptık,
bitirdik, müzakerelerde önümüze yine bazı engeller
çıkardınız. Bahane ne? Bahane Kıbrıs..."
Kıbrıs ile ilgili atılması gereken
birçok adımları yine attıklarını ve
yıllardır yapılmayan şeyleri bu dönemde
yaptıklarını anlatan Erdoğan, "Ama burada da yine
dürüst davranmadılar. Annan Planı bizim açımızdan çok zor
olmasına rağmen, birçok şeye rağmen mücadele verdik ve
KKTC'de yüzde 65 evet oyuyla Annan Planını çıkardık.
Avrupalı dostlarımız, (Biz Güney'i hallederiz) dediler. (Hallederseniz
ne olacak?), (Biz gereğini yapacağız) dediler. İtalya
Başbakanı Sayın Prodi'nin bana sözleridir bunlar..." diye
konuştu.
Bizi suçlamanın gayreti içerisine giriyorlar
Başbakan Erdoğan, AB Komisyonu Başkan
Yardımcısı Günther Verheugen'in de aynı şekilde
kendisine bunları söylediğini ifade ederek,
konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Şimdi çok açık, net, ağır
söylüyor zaten. (Bunlar siyasi ahlak yoksunudur) diye... Şu anda
Schröder'in yazmış olduğu eserinde bu ifadeler aynen yer
alıyor. Türkiye olarak biz üzerimize düşeni yaptık, ama
karşımızdakiler yapmadı. Buna rağmen hala bizi
suçlamanın gayreti içerisine giriyorlar. Biz sözümüzde durduk.
Karşımızdakiler de sözlerinde dursaydı
şimdi Kıbrıs diye bir sorun ortada kalmamış
olacaktı ve Kıbrıs'ın bütünü AB içerisinde yer alacak ve
gündemden böyle bir şey tamamıyla kalkarak, huzurla, adada
barış hakim olacaktı, ama hala fatura kesmeye gayret ediyorlar.
Kusura bakmasınlar. O kadar da değil."
Erdoğan, tarihte böyle örnekler bulunduğunu ve
bunlara alışık olduklarını,
alıştıklarını belirterek,
"Sabırlıyız. Sabırla bu konuların üzerine
gidiyoruz, gideceğiz" dedi.
KIBRIS 23/02/07
KKTC, tüm dünyada kabul
edilebilir hale geldi
Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC'nin tüm
dünyanın gözü önünde artık kabul edilebilir bir hale geldiğini
söyledi.
Türkiye'nin dış ve iç politika
gelişmelerini Kanal 7'ye değerlendiren Gül, "Sözün Özü"
programında Dışişleri Konutunda konuk ettiği
Nazlı Ilıcak'ın sorularını yanıtladı.
Türkiye'nin Kıbrıs politikasının
doğru olduğuna inandığını belirten Gül, bu konuda
olumlu neticelerin de alınmaya başladığını
belirtti.
"KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın Annan planını kabul etmeye niye ikna
edilemediğinin" sorulması üzerine Gül, adada barış
değil, ateşkes bulunduğuna işaret ederek,
planının iki kesimi, iki ayrı devlet üzerinde birleştiren
bir plan olduğunu ifade etti.
Denktaş'a planın reddedilmemesi gerektiği
mesajının verildiğini ifade eden Gül, "Çünkü Rum
tarafının bunu reddedeceğini zaten o zamandan biliyorduk, bu
konuda birçok anketimiz vardı" dedi.
O dönemde Türkiye'de her şeyin çok yeni olduğunu
ve Denktaş'ın plana "hayır" diyeceğini
açıkladığını hatırlatan Gül, "Kendisine de
bazı telkinler oldu anlaşılan. Ercan havalimanında 'Ben
hayır demeye gidiyorum' deyince, her şey açığa
çıkmış oldu" diye konuştu.
Referandum sonucunda 2004 yılında büyük bir
fırsatın kaçtığını ifade eden Gül, sonucun
Rumların aslında çözümden ve birleşmekten yana
olmadığının göstergesi olduğunu belirterek, adadaki
Türkler ve Rumlar arasında evlilik olmaması örneğinin bile tek
başına oradaki iki toplumun birbirinden ne kadar ayrı
yaşadığı gerçeğini ortaya koyduğuna dikkati
çekti.
Takip ettikleri Kıbrıs politikasının,
adanın gerçeğini tüm dünyaya göstermek olduğunu kaydeden Gül,
artık KKTC liderlerinin yabancı liderlerle görüşmeler
yapabildiğini, KKTC'nin bugün inanılmaz bir ekonomik ilerleme
kaydettiğini anlattı.
Bazılarının "Kıbrıs elden
gidiyor" dediğini belirten Gül, "Kıbrıs'tan bir asker
çekilmedi, Kıbrıs'tan bir metrekare yer verilmedi, ama tam tersine
KKTC tüm dünyanın gözü önünde artık kabul edilebilir hale geldi"
diye konuştu.
Türkiye'deki limanların Rumlara açılmaması
konusunda da Gül, "bazen karşılıklı inatlaşmak
gerektiğini, karşı tarafın verdiği sözü tutmaması
karşısında maliyeti ne olursa olsun 'Ben de bunu yaparım'
denilebileceğini" söyledi.
"Kıbrıs Rum kesiminin, AB'ye
girdiğinde Türkiye aleyhine ne kadar olumsuz davranacağını
Türkiye'yi yönetenlerin görmesi gerekirdi? diyen Gül, AB ülkelerinin
çoğunun aslında Rumların kendilerine ne büyük zarar
verdiğini gördüğünü, ancak bazılarının da bunu bir
"bahane" olarak kullandığını söyledi.
"Devlet ve hükümet politikası birbirinden
ayrı mı?"
Türkiye'de "devlet ve hükümet politikasının
birbirinden ayrı şeyler olup olmadığı" sorusu üzerine
Gül, siyasi iradenin silahlı kuvvetlere de, diğer kurumlara da siyasi
direktif verdiğini söyledi.
Gül, "Biz konuşuruz her şeyi. Bir hareket
başlayacaksa, dışarı asker gönderilecekse, bir operasyon
başlatılacaksa tabii ki siyasi talimat verilir" diye
konuştu.
"ABD'deki sözde Ermeni soykırımı
tasarısıyla ilgili olarak Lahey'deki mahkemeye gitme görüşünün
artık telaffuz edilmediğinin" belirtilmesi üzerine Gül, bunun
hemen karar verilemeyecek zor bir mesele olduğunu söyledi.
Konunun çok ciddi araştırma ve inceleme
gerektirdiğine işaret eden Gül, "Bugün insanlar sizi
alkışlar, ama yarın da 'Niye böyle yaptın' derler. Onun
için bu konuda uzun bir süredir çok ciddi hukuk çalışmaları
yapıyoruz" diye konuştu.
Ermenilerin bu çerçevede Türkiye'den toprak ve tazminat
almayı hayal edebileceğini de belirten Gül, bunların hiçbirinin
mümkün olmadığını kaydetti.
KIBRIS 23/02/07
Talat ve Linden, KKTC logosu altında
|
|
Linden'in cumhurbaşkanlığında
gerçekleşen görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Talat
ile yaptığı ortak açıklama, KKTC logosu altında oldu.
Yapılacak görüşmelerde KKTC ile ilgili
sembollerin bulundurulmaması yönünde girişimler başlatan Rum yönetimi
yetkilileri arasında yer alan Temsilciler Meclisi Başkanı ve
AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, görüşmelerde sembollerin
bulundurulamayacağı yönünde garanti aldığını
açıklamasının ardından, fotoğraflardaki görüntü
karşısında tepkisinin ne olacağı merakla bekleniyor.
KIBRIS 23/02/07
AB, sözünü tutmazsa Kıbrıslı Türklerin
referandumdaki olumlu tutumu yok olabilir
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)
Başkanı Rene van der Linden, Avrupa Birliği'nin (AB)
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda bir an önce kendi içinde
anlaşmaya varabilmesini ümit ettiğini vurgulayarak, "AB'nin
referandum sonrasında verdiği sözleri tutmaması,
Kıbrıslı Türklerin referandum sürecindeki olumlu tutumunun yok
olması riskini doğurur" dedi.
Kıbrıs açıklarında petrol
yatağı bulunduğunun tespit edilmesinin, adanın
birleştirilmesi için iyi bir vesile doğurmasını ümit
ettiğini söyleyen Linden, "Bu hedef akılda tutulursa, bir krizin
doğması için hiç bir neden göremiyorum. Uygun bir şekilde
kullanılması halinde bu faktör, dinamiklerin olumlu yönde
değişmesine yardımcı olabilir" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
"Kıbrıs Türk toplumunun lideri olarak Kıbrıs sorununa
çözüm bulmaya yönelik çabalarda anahtar oyuncu olduğunu" da
vurguladı.
Kıbrıs sorununun çözümü için diyalog ve uzlaşı
arayışlarını güçlendirmek amacıyla Kıbrıs'ta
bulunan Rene van der Linden, Türk Ajansı Kıbrıs (TAK)
muhabirinin sorularını yanıtladı.
İnsanlığın itibarını korumak
Linden, Avrupa Konseyi'nin; insani değerleri
güçlendirmek ve insanlığın itibarını korumak amacını
taşıyan değerler üzerine kurulmuş bir organizasyon
olduğunu kaydetti.
Her türlü kültürü ve dini temsil eden Avrupa'nın
çeşitli bölgelerindeki 46 ülkeden demokratik parlamenterleri bir araya
getiren Parlamenterler Asamblesi'nin bu prensipleri kucakladığını
ve yaptığı işlerle bunları hayata geçirmeye
çalıştığını anlatan Linden, "Benim
Kıbrıs ziyaretim de insanları bir araya getirmek, olumlu
deneyimleri pekiştirmek, ortak değerleri vurgulamak ve taraflar
arasındaki diyaloğa katkı koymak amacıyla gerçekleştirildi"
dedi.
İnsanların dürüstçe ve rahat konuşması
Kıbrıs'taki temaslarıyla ilgili
beklentisinin sorulması üzerine Linden, tek beklentisinin; özellikle
organize ettiği ortak toplantılarda, insanların hem kendisi hem
de birbiriyle dürüstçe ve rahat bir şekilde konuşması
olduğunu söyledi.
Linden, temasları canlandırmak ve ileriye dönük
olumlu bir atmosferde serbestçe görüş alışverişinde
bulunmak yoluyla, taraflar arasındaki diyaloğa ivme
kazandırılabileceğini ve bunun gelecekteki iki toplumlu
aktivitelerin çoğalmasını sağlayabileceğini ifade
etti.
AKPM Başkanı Rene van der Linden,
"Amacım; sorunun çözümüne geçit verecek atmosferin
yaratılmasına katkı sağlamaktır" diye
konuştu.
Kıbrıslı Türklere ait sandalyeler
"AKPM'de Kıbrıslı Türklere ait
sandalyelerin doldurulmaması Kıbrıslı Türkler arasında
huzursuzluk yaratıyor. Kıbrıslı Türklerin AKPM de gerçek
anlamda temsiliyetine yönelik bir çalışmanız var mı? Bu
statünün getirdiği olumlu ya da olumsuz sonuçlar nelerdir?"
şeklindeki soruyu yanıtlarken Linden, Kıbrıslı
Türklerin büyük bir çoğunluğunun, referandumda Annan Planı
lehine oy kullanmasından sonra, taraflar arasında diyalog
kurulmasını cesaretlendirmek ve Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması yönündeki taahhüdün devamını sağlamak
amacıyla ilk olumlu tepkiyi verenin AKPM olduğunu dile getirdi.
Linden, bunun olumlu sonuçlar getiren kendi içinde çok
olumlu bir hareket olduğunu da vurguladı.
Konuşma hakları var
AKPM'de gözlemci statüsünde bulunan
Kıbrıslı Türk milletvekillerinin hem genel kurulun hem de
komitelerin aktivitelerine katıldığını kaydeden
Linden, konuşma yapma hakları bulunduğunun da altını
çizdi.
Linden, "temsiliyetin"; Kıbrıslı
Türk temsilcileri, serbest düşünce ve serbest konuşmanın
cesaretlendirildiği tarafsız bir ortamda Kıbrıslı Rum
meslektaşlarıyla bir araya getirdiğini de ifade etti.
Van der Linden, "Kıbrıs Türk
temsilcilerinin genel kurulda yapıcı bir tutum sergilediklerini ve
uyumlu olmak için ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını
görmekten mutluluk duyduğunu" da belirtti.
Linden, Kıbrıs'taki temasları
sırasında AKPM'deki Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk
temsilcilerini çalışma yemeğinde bir araya getirdiğini
anımsatarak, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin bu etkinlikte
de, AKPM'de olduğu gibi, olumlu tavır içinde olduklarını
belirtti.
İzolasyonların kaldırılması
AKPM'nin izolasyonların kaldırılmasına
ne şekilde katkı koyabileceği sorusunu yanıtlarken ise
Linden, AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda bir an önce kendi
içinde anlaşmaya varabilmesini ümit ettiğini vurgulayarak,
"AB'nin referandum sonrasında verdiği sözleri tutmaması,
Kıbrıslı Türklerin referandum sürecindeki olumlu tutumunun yok
olması riskini doğurur" dedi.
Talat anahtar oyuncu
Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofiyas'ın,
kendisinin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesiyle
ilgili olabildiğince sert tepki göstermesi konusuyla ilgili fikrinin
sorulması üzerine de Linden şu ifadeleri kullandı:
"Papadopulos da dahil olmak üzere, siyasi liderlerle
yaptığım görüşmelerden memnun ve mutluyum. Talat ile de
Kıbrıs Türk toplum lideri olarak görüştüm. Talat,
Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden ve toplumun tutumunu
etkileyebilecek bir lider olarak Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya
yönelik çabalarda anahtar oyuncudur" dedi.
Dini liderlerin görüşmesi
Kıbrıs'ta dini liderleri biraraya getirmesiyle
ilgili olarak da Linden, "Ziyaretimin iki lideri bir araya getirmesinden
çok memnunum" dedi.
Linden, dinler ve kültürler arası diyaloğun
kendi önceliklerinden biri olduğunu söyledi ve resmi ziyaretlerinde dini
liderleri biraraya getirme fırsatı aradığını
ifade etti.
Linden, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri
Ekmeleddin İhsanoğlu ile İstanbul Piskoposu Bartholomeos'u da
AKPM'de konuşma yapmak için davet ettiğini ifade etti.
"Sorun dini değil"
Kıbrıs sorununun dini bir sorun
olmadığının altını çizen AKPM Başkanı
Rene van der Linden, ancak dini liderlerin yapıcı
tutumlarının ve ortak konulardaki işbirliklerinin,
halkların uzlaşmaya yönelik fikirlerinin şekillenmesi konusunda
etkili olacağını vurguladı.
Linden, "Türkiye, Kuzey ve Güney
Kıbrıs'ın taraf olduğu petrol krizinin, Doğu
Akdeniz'deki istikrarı nasıl etkileyeceğini
düşünüyorsunuz?" şeklindeki soruyu yanıtlarken ise; bu
durumun; adanın tekrar birleştirilmesi için iyi bir vesile
doğurmasını ümit ettiğini söyledi.
AKPM Başkanı Rene van der Linden, "Bu hedef
akılda tutulursa, bir krizin doğması için hiç bir neden
göremiyorum. Tam tersine uygun bir şekilde kullanılması halinde
bu faktör, dinamiklerin olumlu yönde değişmesine yardımcı
olabilir" dedi.
KIBRIS 23/02/07
İngiliz
Taşımacılık Otoritesi'ne dava açılıyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
Türk Hava Yolları'nın İngiltere'ye direkt uçuş
başvurusuna olumsuz yanıt aldığını, bunun üzerine
İngiliz taşımacılık otoritesine karşı dava
açılacağını açıkladı.
Bir kabulünde gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Talat, uluslararası hukuk ve Şikago Konvansiyonu
gereği direkt uçuşa olumsuz yanıt verildiğinin
bildirildiğini söyledi. Oysa iki uluslararası hukuk uzmanından
aldıkları görüşün bunun tersini içerdiğini, yani
uluslararası hukuk ve Şikago Konvansiyonu açısından bir
sakınca bulunmadığını vurgulayan Talat, bu
gelişme üzerine yasal yollara başvurmaya karar verdiklerini ve
hukukçulara talimatın verildiğini bildirdi. Talat, İngiliz
taşımacılık otoritesine karşı davanın
kısa sürede dosyalanmış olacağını ekledi.
KIBRIS 24/02/07
Başbakan Soyer, SPD
tarafından Almanya'nın Hessen eyaletine davet edildi
DAVET CEYHUN ELİYLE... Eski AP milletvekili ve SPD
Güney Hessen Teşkilatı Yönetim Kurulu üyesi Ozan Ceyhun, Rum
yönetiminin karşı çıkışına rağmen Soyer'in
Almanya'nın Hessen eyaletine Başbakan sıfatıyla davetin
kendi eliyle yapıldığını açıkladı
Eski AP milletvekili ve SPD Güney Hessen
Teşkilatı Yönetim Kurulu üyesi Ozan Ceyhun, Başbakan Soyer'in
SPD tarafından Almanya'nın Hessen eyaletine Başbakan
sıfatıyla davet edildiğini açıkladı.
Ceyhun, Rum kesiminde medyanın bazı kesimlerinin
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Hessen eyaletine davet edilmesi ile ilgili
gerçek dışı bilgilendirmeye yönlenmesi nedeniyle açıklama
yapma gereği duydu. Aşağıdaki açıklamayı
yaptı:
Rum kesimindeki milliyetçi ve çağa ayak uyduramayan
çevrelerin kabul etmek istememesine rağmen Başbakan Ferdi Sabit
Soyer'in, SPD tarafından Almanya´nın Hessen Eyaleti´ne davet
edildiğini kaydetti.
Ceyhun, "Hessen Eyalet Meclisi SPD Meclis Grubu
Başkan Yardımcısı ve SPD Hessen Eyalet Teskilatı
Başkan Yardımcısı Jürgen Walter tarafından kaleme
alınan 16 Şubat 2007 tarihli davetiyeyi ben şahsen 19 Şubat
2007 Pazartesi günü Lefkoşa´da Başbakanlık Özel Kalem Müdürü´ne
teslim ettim.
Davetiyenin içeriğinde Jürgen Walter, milletvekili
arkadaşı Lothar Klemm ile Kuzey Kıbrıs ziyaretlerinde çok
şey öğrendiklerini dile getirip Soyer´e bu nedenle teşekkür
ederken, aynı zamanda onu Wiesbaden´e davet etmenin kendileri için bir
onur olduğunu belirtti. Soyer, hem Başbakan hem de parti başkanı
olarak davet edildi. Önümüzdeki günlerde davetin kesin tarihi de belirlenecek.
Rum kesiminde bazı medya organlarının
kışkırtıcı çabaları bu ziyaretin çok daha
anlamlı olmasını da beraberinde getireceğinden hiç kimsenin
kuskusu olmasın." açıklamasında bulundu.
Ziyaret mayısta
Başbakanlık'tan yapılan yazılı
açıklamaya göre Başbakan Soyer'in Almanya'ya Başbakan olarak
resmen davet edildiğini doğruladı ve bu davetin mayıs
ayının ilk haftasında gerçekleşecek.
Başbakanlık açıklamasında Soyer'in
Almanya ziyaretinde Wiesbaden eyalet Meclisi'nde "Avrupa Çalışma
Grubu"nda bir tartışmaya katılacak.
Papadopulos, davete inanamıyor
Rum ve Yunan hükümetlerinin; AB dönem
başkanlığını yürütmekte olan Almanya'nın
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i Berlin'e, KKTC Başbakanı olarak
davet ettiğine inanmadıkları bildirildi.
Fileleftheros gazetesi haberinde, Yunanistan'daki
temaslarını tamamlayarak önceki gün Güney Kıbrıs'a dönen
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Larnaka Havaalanı'nda;
AB dönem başkanı Almanya'nın Başbakan Soyer'i, Berlin'e,
KKTC Başbakanı olarak davet ettiğini Rum yönetimine bildirip
bildirmediği sorusuna muhatap olduğunu yazdı.
Gazeteye göre, Papadopulos, "AB dönem
başkanı Almanya'nın Ferdi Sabit Soyer'i Berlin'e başbakan
olarak davet ettiğine Yunanistan da biz de inanmıyoruz" dedi.
Rum yönetiminin dönem başkanı Almanya'ya AB ile
KKTC arasında doğrudan ticaret tüzüğüne ilişkin tezler
sunup sunmadığının sorulmasına karşılık
Papadopulos şunları savundu:
"Bizim tutumumuz biliniyor. Olabilir ise, 26 Nisan
2004 kararının iki yönü tatmin edecek bir sonuca varılması
yönünde çaba harcıyoruz. Söz konusu karar bir yandan;
Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan güçlendirilmesini ve
sözde ambargolarının -ki biz öyle bir ambargo olduğunu kabul
etmiyoruz- kaldırılmasını öngörüyor. Bu kararın
diğer ve bir o kadar önemli yönü ise; ülkemizin birleşmesini ileri
götürecek ekonomik bütünleşmenin (integration)
başarılmasıdır. Her iki hedefin de
başarılacağı ve her türlü ayrılıkçı
eğilimi tersine çevirecek bir hal çaresi istiyoruz"
Haravgi gazetesi, "Kıbrıslı Türkler
Güçlendirilsin Ama Bütünleşme De Güçlendirilsin"
başlıklı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı'nın
önceki gün; Rum tarafının hedefinin; Kıbrıs Türk toplumunun
ekonomik açıdan güçlendirilmesi olduğunu, buna paralel hedefinin de
ülkenin bütünleşmesine yardımcı olacak ekonomik
bütünleşmeyi (entegrasyonu) başarmak olduğunu yinelediğini
bildirdi.
Gazeteye göre Papadopulos, Almanya'nın Başbakan
Soyer'i Berlin'e başbakan olarak çağırdığına
Yunanistan'ın da kendisinin de inanmadığını söyledi.
AKEL Talat'ın Brüksel ziyaretini değerlendirdi
Aynı gazete, "AB'nin Önlemleri
Birleştirsin, Aksi Olmasın - Bazıları
Kıbrıslı Türklere ve Rumlara Hizmet Etmeyen Öneriler
Düşünüyor" başlıklı haberinde de AKEL'in;
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Brüksel'e gidişine
ilişkin açıklamasına yer verdi.
Gazeteye göre, AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu,
"Bu Sayın Talat'ın; ticaret de dahil olmak üzere çeşitli
konuları görüşmek üzere Brüksel'e ilk gidişi olmayacak. AKEL'in
tutumu açıktır. Biz, Kıbrıs Türk toplumuna yardım
edilmesini istiyoruz. Ancak bu ilkelerin, özellikle de çözümün içeriğiyle
ilgili ilkelerin aleyhine olmamalı" ifadelerini kullandı.
Gazete, AKEL'in Kiprianu aracılığıyla;
"AB'nin alacağı önlemlerin; iki toplumun daha da
yakınlaşmasına katkı sağlayacak, Ada'nın ve
halkın yeniden birleşmesi çabalarını
kolaylaştıracak olması konusundaki ısrarını
yinelediğini yazdı.
Habere göre Kiprianu, Cumhurbaşkanı
Talat'ın Brüksel ziyaretini yorumlaması istendiğinde
"Herhangi bir önlem, yukarıda kaydedilenlere aykırı hareket
edemez" dedi.
Rum gazetecilerden; değerlendirme yapmadan önce
sabredip olguların gelişmesini beklemelerini isteyen Andros Kiprianu
devamla şunları söyledi:
"Yurtdışında
bazılarının akıllarında; Kıbrıslı
Türklerin ve Rumlarınkinden başka her türlü çıkara hizmet eden
çeşitli düşünce ve fikirler bulunduğundan şüphemiz yoktur.
Hükümet; çeşitli öneriler sunarak gelişmeleri etkilemeye
çalışıyor. Bunlar tamamlandığında yorum yapacak çok
zamanımız olacak."
KIBRIS 24/02/07
Gül: "Büyük bir provokasyon"
Gül, Mısır ile karşılıklı heyet
ziyaretleri yapılacağını doğruladı
25 Şubat, 2007 09:50:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de
petrol arama faaliyetlerinin 'şakası olmayan bir konu' olduğunu
belirterek, ''Eminim ki bütün Avrupa, NATO, Akdeniz'e kıyısı
olan herkes, bunun nasıl bir provokasyon olduğunu, kalıcı
bir çözüm ortaya çıkmadan bu işlerin ne kadar tehlikeli olduğunu
görmüşlerdir'' dedi.
Ortadoğu
konulu bir konferans için Pakistan'ın başkenti İslamabad'a
giderken gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını
yanıtlayan Gül, Rum yönetiminin ada etrafında petrol arama
faaliyetlerine ilişkin bir soru üzerine, "Eminim ki Avrupa,
NATO, durup dururken, dünyada daha büyük işbirliği ve
dayanışmaya ihtiyaç olduğu bir dönemde bütün bunları
zedeleyecek adımları Rumların nasıl
attığını görmüştür" dedi.
Gül, adayı Rumların temsil etmediğini vurgulayarak,
"Adayı temsil ediyorlarsa niye o zaman Girne'de, Karpaz'da polisi,
memuru yok" ifadesini kullandı.
Rum yönetiminin, tamamını temsil etmediği bir adanın
etrafını paylaşmaya kalkmasının çok büyük bir
provokasyon olduğunu vurgulayan Gül, "Eminim ki bu görülecektir,
görülmüştür" dedi.
Gül, bu açıklamaların ardından İslamabad'da,
Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt ile
Kıbrıs petrolleriyle ilgili görüştü. Gül, konuyla ilgili olarak
iki ülkenin oluşturacağı heyetlerin görüşmelerde
bulunacağını açıkladı.
Türkiye'nin İslamabad Büyükelçiliği'nde yapılan görüşmede,
Mısır'ın Kıbrıs Rum kesimi ile yaptığı
petrol arama anlaşmasının gündeme geldiği ve bu konuda iki
ülke arasında karşılıklı heyet ziyaretleri
düzenlenmesinin kararlaştırıldığı öğrenildi.
Ebul Geyt'in, görüşmede "Türkiye'nin çıkarlarını
zedeleyecek bir şey yapmayız" ifadesini
kullandığı kaydedildi. Dışişleri Bakanı Gül
de Türkiye'den Mısır'a, Mısır'dan da Türkiye'ye heyet
ziyaretleri düzenleneceğini doğruladı.
"Başka faaliyetlerimiz de var"
Gül, İslamabad'a giderken, Danimarka'daki bir yayın kuruluşunda
terör örgütü PKK ile ilgili röportajların yayınlanmasına
ilişkin bir soru sorulması üzerine ise bu konuyla ilgili hemen
girişimlerde bulunduklarını söyledi.
Bakan Gül, "Bütün bunları, dosyaları dokümanter haline
getiriyoruz, müracaatlarımızı yapıyoruz. Ama bu
yayınlarla ilgili başka faaliyetlerimiz de var" dedi.
Haremüşşerif'teki kazı çalışmaları
Gül, İsrail'in Haremüşşerif'te yaptığı kazı
çalışmalarıyla ilgili olarak Türkiye'den heyet gönderilmesi
planlarına ilişkin bir soru üzerine de bu konunun sadece
Filistinlileri değil, bütün Müslümanları ilgilendirdiğine
dikkati çekti.
Türkiye'nin görüşlerini beyan ettikten sonra, İsrail
Başbakanı Ehud Olmert'in de geldiğinde,
yaptıklarını anlattığını söyleyen Gül,
"Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da o zaman, 'İslam
Konferansı Teşkilatı'ndan heyet yollayalım da, bu
anlattıklarınızı onlara da gösterin' dedi. Olmert
de 'Yok, İKT'den istemeyiz, siz gelirseniz olur' dedi. Onun üzerine
böyle bir heyet işi ortaya çıktı" dedi.
Gül, sözlerine şöyle devam etti:
"Tabii ki Haremüşşerif Filistin topraklarıdır.
Ürdün'de eski anlaşmalar, orada bir vakıf vardır. Bütün bu
vakfın yöneticileri vardır. Oralardan şimdi heyetler gelecek
bize. Onlar da çok sevindiler. Bazı buna tepki gösterenler de olmuş
İsrail Parlamentosu'ndan.
Ama İslam dünyası çok memnunoldu. Ürdün'den, Filistin'den Türkiye'ye
bazı heyetler gelecek. Onlar da bu konuyla ilgili bizi bilgilendirecek.
Biz bu konunun aslının ne olduğunu onlara soracağız,
ona göre bakacağız duruma."
Parlamenterlerin Türkiye ziyareti
Gül, Avrupa'daki Türk kökenli parlamenterlerin Türkiye'yi ziyaretinin ve
konuyla ilgili bazı eleştirel haberlerin
hatırlatılması üzerine ise "Ben onlara bakmadım
doğrusu. Türk vatandaşı olarak gitmişler, Avrupa'ya
yerleşmişler, uğraşmışlar, milletvekili
olmuşlar, bakan olmuşlar, ilk defa bunları
hatırlamışız. Ben Türk'üm diyen, benim Türkiye ile
bağım var diyen insanları Türkiye'ye davet
etmişiz" dedi.
Parlamenterlerin bazılarının birbirlerini ilk kez
tanıdığını ve çok memnun olduğunu anlatan Gül,
"Bu, Türkiye'nin gücünü gösteriyor, ne kadar büyük bir aile
olduğumuzu gösteriyor. Türkiye, kabına sığmıyor...
'Türkiye ile bağlarınız var, sen Alman milletvekilisin,
Belçikalı bakansın, senatörsün, ama bu topraklara da bir borcun var'
demişiz. Onlar da bunun farkında" dedi.
|
Mısırla
petrol arama görüşülecek |
|||
|
NTV
Güncelleme: 12:34 TSİ 25 Şubat 2007 Pazar
ANKARA - Ortadoğudaki sorunlara çözüm bulmak için Pakistanda
yapılan toplantıya katılan Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, Mısır Dışişleri Bakanı Ahmet Ebul
Geyt ile görüştü.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimiyle Mısırın
Doğu Akdenizde ortak petrol ve doğal gaz arama girişimlerinin
de ele alındığı görüşmeden, iki ülkenin
karşılıklı olarak heyet göndermesi kararına
varıldı.
Geyt, görüşmede Güle Türkiyeden yükselen tepkinin farkına
vardıklarını söyledi.
Görüşmede, Irakla ilgili gelişmeler de ele alındı.
Mısır Dışişleri Bakanı, Iraka Komşu Ülkeler
Dışişleri Bakanları toplantısının
Bağdat yerine Kahirede yapılmasını istediklerini söyledi.
Gül, öneriye destek verdi.
Haremüşşerifte yaşanan gerilime de değinen
Dışişleri Bakanı, Türkiyenin buraya heyet göndermesini,
İsrail Başbakanı Ehud Olmertin istediğini belirtti. Gül,
Olmertin İslam Konferansı heyeti yerine Türk heyetini tercih
ettiğini, Başbakan Erdoğana Ankara ziyareti sırasında
aktardığını bildirdi.
Beyarmudlu Ahmet Mesut Kafkas kayıp
Beyarmudu'nda yaşayan Ahmet Mesut Kafkas dün sabah
saat 08.30'da İngiliz üstlerinin bulunduğu bölgedeki köpeklerini
yedirmek için evinden çıktı ve bir daha geri dönmedi.
EC 647 plakalı aracı ile evinden çıkan
Kafkas'tan bir daha haber alınamadı. Kafkas'ın hayatından
endişe eden ailesi, bulunması için polise başvurdu. Hem
Kıbrıs Türk polisi hem de Rum polisi, Ahmet Mesut Kafkas'ı
arıyor. Kafkas'ın Güney Kıbrıs'tan aldığı
cep telefonunun sinyalini talip eden Rum polisi, iki ayrı köyde
bulunduğunu tespit etmesine rağmen, Kafkas'ı bulamadı.
KIBRIS 24/02/07
Kıbrıs Rum yönetimi eski liderlerinden
Glafkos Klerides, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosun
Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman toplum olarak görmediğini,
onlara klasik azınlık haklarından başka hak
tanımayı asla kabul etmediğini belirterek, "Papdopulos,
Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak görüyor" dedi.
Rumların Kıbrıslı Türkleri
yok etme planlarını içeren Akritas Planının büyük bölümünü
Papadopulosun yazdığını kaydeden Klerides, Papadopulosun,
1964te ABD Büyükelçiliğine giderek meşhur, "Türkler adaya
çıkmaya kalkışırlarsa Kıbrıstan Türkleri
temizlemek için 1 saat 45 dakikamız var" sözlerini söylediğini
de doğruladı.
"Sonunda olacak olan, Kuzeydeki rejimin
doğrudan ayrı egemenlik olarak değil hukuki olarak
tanınmasıdır" diyen Klerides, "Kendisine birkaç
yıl verecekler ve ayrılış bugünkü bölücü hatlar temelinde
gerçekleşecek" ifadesini kullandı.
Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi,
Kıbrıs Rum Üniversitesinde öğretim görevlisi Niyazi
Kızılyürekin, Glafkos Kleridesin Kıbrıs sorunuyla ilgili
anlattıklarını aktardığı, "Glafkos Klerides:
Bir Ülkenin Süreci" isimli kitabından alıntı yaptı.
Gazete, Glafkos Kleridesin, dönemin bilinmeyen siyasi gerçeklerine
ışık tuttuğunu yazdı.
Klerides, 1960 Anayasasının
işlevsel olduğunu ve Türkiyenin arzusunun da anayasanın
işlemesi yönünde olduğunu ifade ederek, o dönemde, Kıbrıs
sorunununu, iki tarafının aşırılarının
görüştüğüne dikkati çekti.
Klerides, "Tasos Papadopulosun
Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman toplum olarak
tanımadığını, aksine, onların (Türklerin)
Kıbrıs Cumhuriyeti içerisinde azınlık olarak var
olduklarına inandığını" dile getirdi.
1960 ANAYASASI
Klerides, "Türkiyenin askeri hükümeti
Amerikan unsurundan çok etkileniyordu. Amerikan unsurunun Kıbrısta
sükunet istediğinden şüphe yoktur, bu nedenle Türk politikası da
değişti. Askerlerin politikası, 1960 Anayasasının
işlemesi şeklindeydi" dedi.
Aynı anayasayla ilgili olarak Klerides,
şunları söylüyor:
"Temel konulardan biri olan vergiler konusu
dışında hiçbir konu işleyemez değildi. Seçimler ve
yine belediye yasaları gibi diğer konularda ayrı çoğunluk
gerekiyordu. Bu engel yani vergiler meselesi aşılabilse devlet
işleyebilirdi.
Türk tarafı gelir vergilerinin
artırılmasına olumlu oy kullanmadı çünkü
Kıbrıslı Türklerin aleyhine bir vergi yükü getirecekti. Bu
sorunun; hükümetin Kıbrıslı Türklerin ve Rumların
eğitim harcamalarını üstlenmesiyle çözülmesi önerildi.
Kıbrıs Türk tarafıyla
yapılan müzakerelerde bu çözüm üzerinde uzlaşıldı,
Kıbrıs Türk tarafı protokol istedi. Protokole
Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Muavini, Meclis
Başkanı ve Cemaat Meclislerinin başkanları tarafından
imza atıldı ve Kıbrıs Rum tarafı Anayasal
değişiklik istedi. Kıbrıslı Rumların talebinin
dayanakları mantıktan çok duygusaldı ve Kıbrıs Rum
liderliği (Başpiskopos III.
Makarios, Polikarpos Yorgacis ve Tasos
Papadopulos) halka Anayasanın düzeltilmeye başlandığını
göstermek istiyordu. Kıbrıslı Rumların, protokolün geçerli
olup olamayacağına dair yurt dışından olumlu
görüş almalarına rağmen nihayetinde sorun çözülmedi ve bunu 1964te
olanlar izledi."
PAPADOPULOS FEDERASYONA KARŞI
ÇIKMIŞTI
Politise göre, kitabın ilgi çekici yönleri
arasında, 1975-1976 olaylarının anlatımı var.
Kıbrıs Rum tarafının müzakerecisi Glafkos Klerides iki
toplumlu iki kesimli federasyonu kabul etmişti. Aynı şeyi
Kostantin Karamanlis de yaptı.
Müzakerelerde Kleridese eşlik eden Tasos
Papadopulos ve Mihalakis Triantafillidis böyle bir çözümün aleyhinde tavır
aldılar ve Makarios bir ikilemle karşı karşıya
kaldı.
Kleridesin Rauf Denktaşa verme
inisiyatifini üstlendiği meşhur haritanın
yayınlanmasıyla birlikte Klerides müzakerecilikten istifa etti.
"1 SAAT 45 DAKİKADA TÜRKLERİ
ADADAN TEMİZLERİZ"
Kleridesin, şimdiki Rum lideri Tasos
Papadopulos hakkında söyledikleri de kitabın en ilgi çekici
bölümlerinden biri.
Klerides, Tasos Papadopulosun 1964te
harekatın gerçekleşmesi durumunda Kıbrıslı Türkleri
temizlemeleri konusunda çeşitli istikametlere telefon ederken
yakalandığını söyledi.
"Bunu Yorgacis ve Makarios da
onayladı. Kendisine Bizi, suç işlemekle
suçlanacağımız bir yöne sürüklüyorsunuz, durunuz dediler.
Ancak, böyle düşünceleri vardı" diyen Klerides, bu sözleriyle
Makarios Drusiotisin kitabında yer verdiği, Tasos Papdaoulosun
1964te Amarikan Büyükelçiliğini ziyaret ederek Türkiyenin Kıbrısa
müdahale etmesi etmesi durumunda "Türkleri Kıbrıstan temizlemek
için 1 saat 45 dakikamız var (we have 1 hour and 45 seconds to clean up
the Turks from Cyprus) sözlerini söylediğini doğruladı.
"AKRİTAS PLANININ BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ
PAPADOPULOS YAZDI"
Klerides, Akritas planının
yazılması konusunda yöneltilen sorulara verdiği yanıttaysa
şunları söylüyor:
"Söz konusu çalışmanın
yazım işinin büyük bölümünü Polikarpos Yorgacisten çok Tasos
Papadopulosun yaptığına inanıyorum. Yorgacis, o belgeyi
hazırlayacak hukuki olanağa ve eğitim düzeyine sahip
değildi. Ben, işin çoğunun Tasos Papadopulos tarafından
yapıldığını değerlendiriyorum." Politis
gazetesine göre, Kleridesin bu değerlendirmesi kitapta havada
bırakılmıyor ve Klerides ilk kez, EOKA mücadelesini 1960lı
yıllarda devam ettirmek isteyen "örgüte" bir miktar
katıldığını ilk kez itiraf ediyor.
Klerides dışında, ona oranla daha
az olmak üzere Spiros Kiprianu da katıldı, ancak başkanı
Polikarpos Yorgacis ve başkan yardımcısı da Tasos
Papadopulostu.
"TÜRKLERİN, HER TALEBİNİ
REDDEDİYORDU"
Klerides, 1974 öncesi dönemle ilgili olarak,
şunları anlattı:
"İki toplum arasında
işbirliği yöntemleri bulunmasına yönelik ne zaman çaba harcansa
Tasos her zaman; (Kıbrıslı Türlerin) bir azınlık
olduklarını anlamaları gerektiğini ve azınlık
haklarından fazlasını istediklerini söylüyordu. Tasos, Türk
tarafının isteyebileceği klasik azınlık
haklarını aşan her şeyi aşırı buluyor ve
karşı çıkıyordu. İki toplum düşüncesi
yoktu." Glafkos Kleridese göre, Tasos Papadopulosun Kofi Annanın
planını kabul etmekteki sorunlarından biri, planın iki
toplumun siyasi eşitlikten söz etmesiydi.
Kitabın yazarı Niyazi
Kızlıyürek, "Kıbrıs"ın Avrupa
Birliğine (AB) üye olmasıyla meydana gelen konjonktürle çözüm
momentumu yitirildiğini kaydetti.
Kızılyürek, kitabını,
Kleridesin şu sözleriyle sonlandırdı: "Sonunda olacak
olan, Kuzeydeki rejimin doğrudan ayrı egemenlik olarak değil
hukuki olarak tanınmasıdır. Kendisine birkaç yıl verecekler
ve ayrılış bugünkü bölücü hatlar temelinde
gerçekleşecek."
MILLIYET 25/02/07
|
||
|
|
||
|
İSLAMABAD (A.A) |
||
|
|
||
|
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama
faaliyetlerinin "şakası olmayan bir konu" olduğunu
belirterek, "Eminim ki bütün Avrupa, NATO, Akdeniz'e
kıyısı olan herkes, bunun nasıl bir provokasyon
olduğunu, kalıcı bir çözüm ortaya çıkmadan bu
işlerin ne kadar tehlikeli olduğunu görmüşlerdir" diye
konuştu. Ortadoğu konulu uluslararası toplantıya
katılmak üzere Pakistan'ın başkenti İslamabad'a giderken
gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Gül,
Rum yönetiminin ada etrafında petrol arama faaliyetlerine ilişkin
bir soru üzerine, "Eminim ki Avrupa, NATO, durup dururken, dünyada daha
büyük işbirliği ve dayanışmaya ihtiyaç olduğu bir
dönemde bütün bunları zedeleyecek adımları Rumların
nasıl attığını görmüştür" dedi. Gül, adayı Rumların temsil etmediğini
vurgulayarak, "Adayı temsil ediyorlarsa niye o zaman Girne'de,
Karpaz'da polisi, memuru yok" ifadesini kullandı. Rum yönetiminin,
tamamını temsil etmediği bir adanın böyle
etrafını paylaşmaya kalkmasının çok büyük bir
provokasyon olduğunu kaydeden Gül, "Eminim ki bu görülecektir,
görülmüştür" dedi. "Tabii ki Haremüşşerif Filistin
topraklarıdır. Ürdün'de eski anlaşmalar, orada bir vakıf
vardır. Bütün bu vakfın yöneticileri vardır. Oralardan
şimdi heyetler gelecek bize. Onlar da çok sevindiler. Bazı buna
tepki gösterenler de olmuş İsrail parlamentosundan. Ama İslam
dünyası çok memnun oldu. Ürdün'den, Filistin'den Türkiye'ye bazı
heyetler gelecek. Onlar da bu konuyla ilgili bizi bilgilendirecek. Biz bu
konunun aslının ne olduğunu onlara soracağız, ona
göre bakacağız duruma." Parlamenterlerin bazılarının birbirlerini
ilk kez tanıdığını ve çok memnun olduğunu
anlatan Gül, "Bu, Türkiye'nin gücünü gösteriyor, ne kadar büyük bir aile
olduğumuzu gösteriyor. Türkiye, kabına sığmıyor...
(Onlara) 'Türkiye ile bağlarınız var, sen Alman
milletvekilisin, Belçikalı bakansın, senatörsün, ama bu topraklara
da bir borcun var' demişiz. Onlar da bunun farkında" dedi. |
HURRIYET 25/02/07
Talat'la Papadopulos'u bir araya getirmeyi
başaramayanlar, bize karışmasınlar
ONLARIN" VAZİFESİ... "Onların
görevi, Talat'ın Kıbrıs Türk tarafının lideri olarak
birileriyle görüşmesini engellemek değildir. Onların görevi;
Sayın Hristofyas'ın, Anastasiadis'in, DİKO
başkanının, bütün siyasi parti başkanlarının
görevi, Tasos Papadopulos'u taraf olarak Talat'la görüşmeye
oturtmaktır, ikna etmektir. Vazifeleri budur..."
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Almanya'dan başbakan
sıfatıyla aldığı resmi davetin rutin ve doğal
olması gereken bir konu olduğunu belirterek, Rum tarafının
şamata çıkarmasından ötürü bu tür konuların önem kazanan
bir hadise haline geldiğini kaydetti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Gazimağusa Suriçi
esnafını ziyaretinde bir basın mensubunun sorusu üzerine,
Almanya'nın Hessen Eyaleti'nden başbakan sıfatıyla
aldığı ve mayıs ayında gerçekleşmesi beklenen
davete ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Başbakan Soyer, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Asamblesi (AKPA) Başkanı Linden'in KKTC'yi ve Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ı makamında ziyaret etmesinin Rum tarafında
"sahte devletin düzey yükseltilmesine yönelik" şeklinde
eleştirilere neden olduğunu hatırlatarak, "Üzülerek
gözlemledim ki, çözümden yana olduğunu, toplumlararası görüşmelerden
yana olduğunu söyleyen AKEL lideri Sayın Hristofyas dahil,
Kıbrıs Rum siyasi liderliğinin hemen hemen tümü aynı yönde
görüş beyan etti" dedi.
Başbakan Soyer konuşmasının
devamında şunları kaydetti:
"Onların görevi Talat'ın Kıbrıs
Türk tarafının lideri olarak birileriyle görüşmesini engellemek
değildir. Onların görevi; Sayın Hristofyas'ın,
Anastasiadis'in, DİKO başkanının, bütün siyasi parti
başkanlarının görevi, Tasos Papadopulos'u taraf olarak Talat'la
görüşmeye oturtmaktır, ikna etmektir. Vazifeleri budur...
Kendi vazifelerini yerine getiremeyenlerin, iki taraf
arasında kesilen görüşmeleri başlatma konusunda girişim
yapamayan insanların, Sayın Talat'la Sayın Papadopulos'un sosyal
bir buluşmada bile biraraya gelmelerini başaramayanların,
şimdi bizim bu çerçevede temaslarımızı kesmeye
çalışmaları, çok gariptir."
Rum siyasi parti liderlerinin görevinin iki tarafın
BM zemininde masaya oturmalarını sağlamak olduğunu
vurgulayan Soyer, "Kendi siyasi liderleridir oturmayan, bu işten
kaçan. Zamanında Sayın Denktaş, "gitmem" dediği
zaman Kıbrıs Türk tarafının bütün barış güçleri
"gitmen, görüşmen lazım" diyordu. Şimdi Papadopulos,
"gitmem, görüşmem, selamlaşmam" diyor ama Kıbrıs
Rum tarafında çözümden yana olduğunu iddia eden siyasi güçlerin hiç
biri ona "git, görüş, Sayın Talat'la sosyal buluşmada
buluş" diyemiyor. Kendi vazifelerini yapsınlar, bize
karışmasınlar" dedi.
Kıbrıs Türk tarafının bildiğini
yapmaya devam edeceğini ve görüşmelere hazır olduğunu
kaydeden Başbakan Soyer, "Biz görüşmeye hazırız, önce
kendi taraflarını hazır etsinler, Ondan sonra bu konularda
fikir, düşünce ve görüş üretmeye çalışsınlar"
dedi.
KIBRIS 25/02/07
Doğrudan uçuşu engelleyen bir madde yok
Demokrasi ve Kalkınma Platformu Derneği (DEKAP)
"Hava/Deniz Limanlarımıza Uygulanan Ambargolar ve Hukuki
Durum" konulu yuvarlak masa toplantısı düzenledi.
Toplantıda, devletler arasındaki sivil hava
ulaşımını düzenleyenin 1942 yılında imzalanan
"Chicago Anlaşması" olduğu ve bu anlaşmada
KKTC'ye doğrudan uçuşu engelleyen bir maddenin yer
almadığı vurgulandı. Anlaşmanın hava
ulaşımının güvenli yapılmasına yönelik teknik bir
anlaşma olduğunun altı çizildi.
Saat 09:30'da Demokrasi Evi'nde başlayan
toplantıya hukukçular, deniz ve hava ulaşımı
konularında deneyimli bürokratlar ve iş adamları,
akademisyenler; Barolar Birliği ,Dışişleri, Ekonomi ve Turizm,
Bayındırlık ve Ulaştırma bakanlıklarından
temsilciler katıldı.
Toplantıda, "KKTC'ye doğrudan
ulaşımda uygulanan ambargoların hukuki dayanağı var
mı" konusu tartışıldı.
Toplantının açılış
konuşmalarını DEKAP Başkanı Kamil B. Raif , DAÜ-SAM
Başkanı Hakkı Atun ve Yüksek Mahkeme Eski Başkanı
Taner Erginel yaptı.
Raif: Hangi hukuki gerekçelere dayanıyor?
DEKAP Başkanı Kamil B. Raif, ulaşım
ambargosunun KKTC'ye uygulanan ambargoların başında
geldiğini ifade ederek, Ercan'a doğrudan uçuşun
yapılamamasının hangi hukuki gerekçelere
dayandığını sordu.
Yüksek Mahkeme Eski Başkanı Taner Erginel'in
konuya yargıç gözüyle bakarak bir çalışma
yaptığını anlatan Raif, bu çalışmanın yerel
gazetelerin birinde yayımlandığını hatırlattı.
İngiliz Taşımacılık Otoritesi'nin,
Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın başvurusunu, hukuki
olarak doğrudan uçuşun mümkün olmadığı gerekçesiyle
reddettiğini belirten Raif, "Bu durumda yargıya
başvurulması kararı alındığı gerçeği bu
toplantıyı kaçınılmaz kılmıştır"
diye konuştu.
Atun: Hırsla engelleri aşmaya
çalışmamız lazım
DAÜ-SAM Başkanı Meclis Eski Başkanı
Hakkı Atun, sorunlara çözüm bulmak için bu tür toplantıların
arkası kesilmeden devam etmesi gerektiğini dile getirdi.
Atun, "Rum tarafı ne kadar insafsızsa, bize
göz açtırmıyorsa, bizim de aynı hırsla önümüze konulan
engelleri aşmaya çalışmamız lazım" dedi.
Erginel: Böyle bir madde yok
Yüksek Mahkeme Eski Başkanı Taner Erginel ise,
doğrudan hava ulaşım sorunu çözülünce Kıbrıs Türk
halkının hemen hemen tüm sorunlarının da giderilmiş
olacağını ifade etti.
"AB yetkilileri referandum sonrasında sözler
verdiler. Sonra sözlerini tutmayıp hukuki sorunları mazeret
gösterdiler. Gerçekten hukuki sorun var mı, bunun incelenmesi
lazım" dedi.
Doğrudan uçuşları mümkün kılmayan
yasal engelin ne olduğunu bulmak için bir çalışma
yaptığını anlatan Erginel, devletler arasındaki sivil
hava ulaşımını düzenleyen hukuk kurallarına
baktığını belirtti.
Devletler arasında sivil hava
ulaşımını düzenleyenin 1942 yılında
yapılmış "Chicago Sözleşmesi" olduğunu
belirten Erginel, bu sözleşmeye dayanarak "ICAO" adında bir
örgüt (Uluslar Arası Sivil havacılık Teşkilatı)
kurulduğunu ifade etti.
Erginel, "Sözleşmeye
bakıldığı zaman, Rum tarafının, Amerika'nın
söylediklerinden çok farklı... Hiç böyle bir şey (engel) yok. Bizim
aleyhimize en ufak belirti bile yok. Sözleşme, hava
ulaşımının güvenli yapılabilmesine yönelik tamamen
teknik bir sözleşmedir" dedi.
KIBRIS 25/02/07
Rum Meclis Başkanı Hristofyas: Petrol,
Kıbrıs'a ilave bir jeo-ekonomik önem kazandırdı
Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, AKEL Merkez
Komitesi, AKEL'in Avrupa Parlamentosu'ndaki grubu ve Avrupa Birliği Sol
grubu tarafından Rum tarafında düzenlenen; Avrupa'da ve Orta
Doğu'da Jeopolitik ve Enerji" konulu toplantıda yaptığı
konuşmada; Kıbrıs'ın deniz bölgesinde petrol bulunması
olasılığının Kıbrıs'a ilave bir jeo-ekonomik
önem kazandığını söyledi.
"Ancak var olduğu görülen rezervler ve iyimser
öngörüler, dengeyi Kıbrıs lehine değiştirmiyor. Çünkü
Türkiye'nin Birleşik Devletler için taşıdığı önem
çok boyutludur" diyen Hristofyas, "Güney Kıbrıs'ın
bağımsız bir ülke olduğunu ve doğal zenginliğini
değerlendirmenin egemenlik hakkı olduğu" şeklindeki
bilinen Rum tezini yineledi.
KIBRIS 25/02/07
Kumsal'daki Banyo Katliamı'nı ben
fotoğrafladım
"...Mesela, ben, İstanbul Üniversitesi'ne
gittiğimde, ilk sorduğum, lise arkadaşlarımın nerede
olduğuydu. Benim daha çok uyum içinde olduğum sınıf
arkadaşlarımın, diş hekimliğinde
toplandığını öğrendim ve ben de diş hekimi
olacağım dedim..."
"...Önümüzdeki yıl, meslekte 51'inci yıl da
bitmiş olacak. Geçen yıl, Tabibler Birliği, 50'inci
yılımı kutlayarak, bana bir onur plaketi verdi. Bu
yakınlarda, 14 Mart'ta, benden sonraki 50'inci yılını
yaşayan kişilere verilecek. Galiba bir kişi var, geçen sene de
ben tektim..."
"...O gece, sabaha karşı, saat 2 gibi, Dr
Necdet Ünel geldi, kapımızı, korkutacak şekilde sertçe
çaldı. Çıktım. Bana "Rumlar geldi, bizi basıyor. Sen
karının kucağında uyumaya, nasıl devam edersin?"
dedi. "Ne söylüyorsun sen", demeye kalmadan, "hemen üzerine
tıp gömleğini giy, yanına pasaportunu al, ateş bölgesine
gideceğiz" dedi. "Neden?" diye sorduğumda, "seni,
şu an, arı ilan ettim" dedi. "Arı", mücahit
demekti. TMT'ye üye olan arı olurdu. Ben de "tamam" dedim. Hemen
bir dakikada giyindim..."
"...O banyo fotoğrafları, benim
fotoğraflarımdır. Gene teşkilatın verdiği talimat
doğrultusunda, bir eve girildiği ve muhtemelen ölüm olabileceği
söylendi. Benim de sinekameram vardı, o zamanlar meraklıydım.
Aklım kesti, zaten yanımda taşıyordum, aldım
kamerayı ve gittim. O evi buldum..."
AYSU BASRİ AKTER
Dr. Erdoğan Mirata, Kıbrıs sorununun
simgesi haline gelmiş ve şu anda da Barbarlık müzesi olarak,
halen ziyarete açık olan Kumsal bölgesindeki banyo katliamının
yaşandığı eve ilk giren kişinin kendisi olduğunu
söyleyerek, evdeki fotoğrafları da kendisinin çektiğini
açıkladı. KIBRIS Gazetesi için Aysu Basri Akter'in
sorularını yanıtlayan Dr Erdoğan Mirata, iki toplum
arasında yaşanan sıcak olaylar sırasında, TMT
üyeliği de yaptığını, teşkilattaki görevinin de
ateş bölgelerine gidip, durum tesbiti yapmak olduğunu söyledi. Bu
görev kapsamında, teşkilattan gelen bir emir üzerine Kumsal
bölgesindeki eve girdiğini ve içeride yaşlı ve yaralı bir
adamın daha olduğunu farkettiğini söyleyen Mirata,
yaşlı adamın "Rumlar bizi taradı" dediğini kaydetti.
Kıbrıs'ın, ilk ortodenti uzmanı olan Dr Erdoğan
Mirata, 50 yılı aşkın meslek hayatında, artık
sona yaklaştığını vurgularken, bu süre içinde önemli
dönemeçlerde yaşadığı mesleki ve sosyal olayları
anlattı.
DR. Erdoğan Mirata'nın sorulara verdiği cevaplar
şöyle:
KIBRIS. Erdoğan Bey, Mesleğe ne zaman
başladınız?
E.MİRATA. 1956'da diş hekimi oldum. Ben liseden
1949 yılında yılında mezun oldum. Liseyi bitirdikten sonra,
hem İngilizcemi geliştirmek, hem de biraz da maddi katkı
sağlamak için, Larnaka'nın American Academy diye bir koleji
vardı, oraya Türkçe ve Matemetik öğretmeni olarak girdim ve 3
yıl öğretmenlik yaptım. Bu süreçten sonra da yüksek öğrenim
için İstanbul'a gittim. Ve bu süreç de anlatmaya değer
birşeydir, şimdiki neslin neler çektiğini ve bizim öğrenim
yılları açısından, nasıl avantajlar, hatta lüks içinde
olduğumuzu ortaya koyuyor çünkü. Mesela, ben, İstanbul
Üniversitesi'ne gittiğimde, ilk sorduğum, lise
arkadaşlarımın nerede olduğuydu. Benim daha çok uyum içinde
olduğum sınıf arkadaşlarımın, diş
hekimliğinde toplandığını öğrendim ve ben de
diş hekimi olacağım dedim.
KIBRIS. Sınava girmediniz, yani?
E.MİRATA. Yok hiç sınav falan yoktu. Sadece
diş hekimi olacağım dedim ve fakülteye girip, bu şekile
1956 yılında diş hekimi oldum.
KIBRIS. Kimlerdi sizi bu fakülteye çeken?
E.MİRATA. Özker Sertgil, Rauf Ünsal, rahmetli Münir
Ünsal, yakın dostum. Ve daha birkaç arkadaş da vardı. Sırf
onlar olduğu için bu kararı verdim, ama, biraz daha geriye
gittiğimde, ben aslında hukukçu olmak istiyordum. Ve Londra'ya bu
iş için de gittim. O süreçte, Londra'da "Barister at Law" olmak
için, "olgunluk" denen imtihanda başarılı olmamız
lazımdı. Bir de buradan giderken götüreceğiniz bir belge vardı.
Girne'deki bir İngiliz'den alıyordunuz, bu biraz Latince bildiğinizi
belgeleyen, bir yazıydı. Bununla gidip, kaydınızı
yaptırırdınız. Osman Örek'ler Ali Dana'lar gibi, o dönemin
birçok ünlü avukatları, ki, onlar benden birkaç yaş daha büyüktür,
onları emsal alarak, ben de bu şekilde, bu işe koyuldum. Belgemi
aldım, kaydımı yaptırdım, ama "gelin nihai
kayıt yapılacak" dedikleri için ben de tuttum yolu, Londra'ya
gittim. Ama gittiğimde, sekreter dedi ki "bu sene imtihana tabi
tutulacaksınız". Ben de tek kelime Latince bilmiyorum. Zaten,
diğerleri de bilmiyordu, bu böyle bir formaliteydi. Ama benim dönemimde,
böyle bir zorunluluk çıkınca, teşekkür edip ayrılmak
zorunda kaldım. Derhal, TC Büyükelçiliği'ne gittim.
"İstanbul'a en erken hangi vapurla gidebilirim" dedim.
"Marsilya'dan, falan gün kalkacak vapura yetişirseniz, İstanbul'a
falan gün varırsınız" dediler. Benim, artık bütün
hedefim, kayıtlar kapanmadan, İstanbul'da olup, oradaki bir fakülteye
kayıt yaptırmaktı. Artık hukuk okumaktan ümidimi
kesmiştim. İstanbul Hukuk'a kayıt yaptırmayı da hiç
düşünmedim, çünkü okulun, hayli zor ve uzun olduğunu biliyordum. Ben
nişanlıydım da ve bir an önce bitirip, evlenmeyi
planlıyordum. Londra'da, 2 yılda "Barister at Law"
olabilecektim. Hevesim de vardı diye, o çok cazip gelmişti. O dönemin
bir çocuğu olarak ağzım da laf yapıyordu. Ama,
İstanbul'a gittiğimde kayıtlar bir gün evvel
kapanmıştı.
KIBRIS. Ne yaptınız?
E.MİRATA. Kıbrıslı hocamız,
Rahmetli Prof. Derviş Manizade'ye gidip, durumu anlattım ve ona
yadettim. Böylelikle, hiç o güne kadar uygulanmayan birşey uygulandı
ve "Tamam. Senin kaydını yaptıracağız, yeter ki,
sen iyi bir talebe ol" dedi, Derviş Bey. Ben de söz verdim.
İşte o şartlarda, Rauf'u, Münir'i, Özker'i buldum ve
onların olduğu yere de kaydımı yaptırdım.
KIBRIS. Okul dönemi nasıl geçti?
E.MİRATA. Çok başarılı geçti. Hiçbir
kaybım olmadan, 4 senede tamamladım, okulu. Diğer
arkadaşlarım daha sonra tamamladılar. Mezun olduktan sonra da
doktora yapma hevesine kapıldım. Daha doğrusu, oradaki hocam,
beni teşvik etti. Ben de Kıbrıs'a bir yenilik getirmeyi
istiyordum. Bir ortodentist olarak dönmeyi de aklıma koymuştum.
KIBRIS. O dönem Kıbrıs'ta çok diş hekimi
var mıydı?
E.MİRATA. Ortodentist Rumlar'da bile yoktu. Diş
hekimi de çok azdı. 5 kişi falan vardı.
KIBRIS. Kimler vardı hatırlıyor musunuz?
E.MİRATA. O dönemde Saffet Tanul, Larnaka'da, Sadi
Bey vardı. Limasol'da Nazif Denizer vardı. Lefke'de Derviş
Kayımzade, Lefkoşa'da bir kişi daha vardı, ama,
adını hatırlayamıyorum. Amerika'da bulunmuş ve
gelmiş bir başka arkadaşımız daha vardı, Mahir
Adataş. O günlerin, en çağdaş kliniğini
açmıştı. Ben de geldim. Ben de iddialıydım. Salih
Saruhan vardı, malesef O da erken vefat etti. Neticede, mevcutlar
arasında, en çağdaş kliniği de o dönemde ben
açmış oldum.
KIBRIS. Bu arada evlenmiş miydiniz?
E.MİRATA. Evet 1956'da mezun oldukan sonra evlendim.
Ondan sonra da 1956'dan 1959'a doktora yaptım. Dönünce de ağustos
ayının ortalarında, bir Ermeni'nin evinde, o günlerin tabiriyle
"icra-i tababet"e başladık. Hekimliğin
uygulanmasına başladım, yani. Önümüzdeki yıl, meslekte
51'inci yıl da bitmiş olacak. Geçen yıl, Tabibler Birliği,
50'inci yılımı kutlayarak, bana bir onur plaketi verdi. Bu
yakınlarda, 14 Mart'ta, benden sonraki 50'inci yılını
yaşayan kişilere verilecek. Galiba bir kişi var, geçen sene de
ben tektim.
KIBRIS. Kliniğiniz nerdeydi?
E.MİRATA. Mahmut Paşa Sokağında,
sarı taşlı, eski, 3 katlı bir binaydı. Kooperatif
Merkez Bankası'ndan gelirken, Selen Otopark'a giden yolun, hemen
başında. Şimdi, bir dernek binası olarak
kullanılıyor, sanırım. Benim kliniğim de evim de
oradaydı. Üst katta ev sahibi Ermeni kadın kalıyordu. O dönem
annesi ile birlikte yaşıyordu. Sonradan evlendi, eşiyle
yaşamaya başladı. Ama daha sonraları öğrendiğime
göre, vefat etmiş. Ben de alt katta kalıyordum. Bir odayı klinik
yaptım, girişin yarısını, bekleme salonu yaptım.
Arka tarafın yarısı, eşimin, iki oda, yemek odası,
misafir odası, salon, yatak odası gibi bölüştürdük.
KIBRIS. Orada kaç yıl kaldınız?
E.MİRATA. 1972'ye kadar orada kaldım.
KIBRIS. Adadaki sayılı diş hekimlerinin
arasında tek ortodentisttiniz. Çok hastanız var mıydı?
E.MİRATA. Çok hastam vardı. 1963 olayları
gelip üzerimize vurdu.
KIBRIS. Etkilendiniz mi olayardan?
E.MİRATA. Ben olumlu etkilendim. BM bizim tarafa
büyük bir rağbet gösterdi. Çünkü bizim uyguladığımız
fiyat tarifeleri, Rumlar'a nazaran çok düşüktü. Ve benim yüzlerce Finli
İsveçli, Norveçli, Belçikalı hastam vardı. Bunlar, BM'in
askerleriydi ve sokaklara kadar bekleme kuyrukları taşardı, o
zamanlar. Kaldırımlarda, yollarda, döküm saçım sıra
beklerler, ben de onları görürdüm. Ama ondan sonra, Rumlar bunu
yasakladı. Ben bu nimetten yaklaşık 2 yıl kadar
yararlandım. Rumlar, askeri birliklerin komutanlarını çekip,
"o taraf isyankar bir zümredir. Orada yapılacak tedavilerde, sorunlar
olabilir, imkanları çok kısıtlıdır, pistirler,
doğru dürüst klinikleri yoktur" diye telkinde bulundu. Bu telkinle de
askeri birliklerin komutanları, bu tarafa geçip, askerlerin tedavi
olmasını yasakladı ve ondan sonra da bu tarafa tek bir vaka
gelmedi. O dönemde, teşkilatın verdiği emir doğrultusunda,
halkımıza bir süre tamamen parasız hizmet verdik ve bütün
malzemelerimiz tükenene kadar da bu böyle devam etti. Hiçkimseden tek
kuruş almadık. Sonra herşey normale döner gibi oldu ve biz de
malzemelerimizi alarak, tekrar çalışmaya başladık.
KIBRIS. Malzemeleri neren alıyordunuz?
E.MİRATA. Rum tarafından. Çünkü bizde ilaç
deposu diye birşey yoktu.
KIBRIS. 1963'e kadar olan sürede, radyoda da spikerlik
yaptınız. Bu nasıl oldu?
E.MİRATA. Ben 1963 olaylarının patlak
vereceği, 21 Aralık gecesine kadar, CBC'de gece saat 10 haberini
okuyordum. Kendi arabamla giderdim, haftada birkaç gece, haber okurdum.
Kıbrıs'a geldiğimde, halka hizmet olsun diye
hazırladığım, 20 kadar konuşmam vardı. Hâlâ da
yanımda duruyor bunlar. Dişhekimliğinin bir mevzuunu alıp,
sohbet şeklinde, çıkıp okumak istedim. O zaman, Suphi Bey
vardı. Türkçe yayın bölümünün müdürüydü. Randevu alıp, böyle bir
teklif sundum. Konuşma metinlerini görünce, çok beğendi. Sesimi de
dinlediler ve bunları benim okumamı istediler. Bitirdikten sonra,
birgün, Suphi Bey, bana telefon ederek, bize haber okur musun" diye sordu.
Böyle şeyler, benim de hoşuma gittiği için tamam dedim.
Yaklaşık, 3 sene de bu işi yaptım. O dönemde, yine benim
gibi haber okuyan, Tegi Münir vardı, mesela, Şimdi vefat etti. Hatta
30 KL da Rum hükümetinden alacağım vardır.
KIBRIS. Nasıl sona erdi spikerlik maceranız?
E.MİRATA. Son gece çok enteresandır, haberi
okuyup çıktığımda, anormal bir durum farkettim.
Kapıcı bildiğim adamın belinde tabanca, şöfor
bildiğim adamın elinde, başka silah vardı. Ama hiçbirşey
de anlamadık.
KIBRIS. Sormadınız mı, "ne
oluyor" diye?
E.MİRATA. Sormadım. Arabama bindim ve döndüm.
Ama bir kaynaşma olduğunu da zaten önceden sezinliyorduk. Bazı
korkular taşıyorduk. İşte, o gece de benim son
okuduğum haber oldu.
KIBRIS. TMT'de de görev yaptınız mı?
E.MİRATA. Evet.
KIBRIS. Nasıl girdiniz teşkilata?
E.MİRATA. Bu da çok enteresandır. Tahtakale
dedikleri bölgede, ilk kurşunların atıldığı gece,
birkaç kadn öldürülmüş, her yer, kan revan içinde kalmıştı.
Benim kliniğimin karşısında, Dr Necdet Ünel'in de
kliniği vardı. O Jinekologdu. İyi de bir münasebetimiz
vardı. O gece, sabaha karşı, saat 2 gibi, Dr Necdet Ünel geldi,
kapımızı korkutacak şekilde sertçe çaldı.
Çıktım. Bana "Rumlar geldi, bizi basıyor. Sen
karının kucağında uyumaya, nasıl devam edersin?"
dedi. "Ne söylüyorsun sen", demeye kalmadan, "hemen üzerine
tıp gömleğini giy, yanına pasaportunu al, ateş bölgesine
gideceğiz" dedi. "Neden?" diye sorduğumda, "seni,
şu an, arı ilan ettim" dedi. "Arı", mücahit
demekti. TMT'ye üye olan arı olurdu. Ben de "tamam" dedim. Hemen
bir dakikada giyindim.
KIBRIS. Eşiniz hiç sormadı mı nereye
gidiyorsun diye?
E.MİRATA. Sordu tabii. Anlattım. O da fazla
sorgulamadı. Ben de aslında hiç sorgulamadım ve
çıktık. Ben işin o kadar cahiliyim ki, Dr Necdet Ünel'in,
yanında daima taşıdığı bir dosya çantası
vardı. O arabasını kullanıyor, ben de yanında, sol
tarafta, oturuyorum. Çanta da ikimizin arasında duruyor. Biraz
ilerleyince, paltolu insanlar, sakalı uzamış, ellerinde
tüfekler, Arabahmet Camii'nin köşesinde duruyorlar. "Bunlar Rum
mu?" diye sordum. "Yok, bunlar Türktür" dedi. Ama onları
görünce, içime bir korku girdi. Sanki, mani olacak birşeymiş gibi,
çantayı alıp, sağımdan soluma geçirdim ve tuttum. Sanki,
çanta gelecek kurşuna karşı beni koruyacak birşeymiş
gibi.
KIBRIS. Hiç silahınız yok muydu?
E.MİRATA. Hayır. Hiçbirşeyimiz yoktu. O
bölgeye gittik. Baktık ki, bir araba, camları
kırılmış, yerler kan içinde. Necdet, baktı baktı,
"tamam ateş bölgesine geldik" dedi ve geri döndük. Şimdi,
tabii o olayı daha önceden biliyor. Zaten, TMT'de dal altının,
tıp sorumlusu. Her meslek dalından kişiler vardı,
onların da başında bir sorumlu vardı. Mesela, basından
vardı, ticari işlerle ilgili bölüm vardı, öğretmenler
vardı. Ona da askeri yüksek bir yerden, emir geldi, "gidip orayı
göreceksin, sen bir doktorsun, hakikaten ölüm var mı, kontrol
edeceksin" diye. O da yalnız gitmeye çekindi herhalde ki, beni de
yanına aldı. Ama ne geçti, o anda aklından, hiç de bilmiyorum. O
bölgeyi bir dolaştıktan sonra da beni getirip, evime
bıraktı. Döndükten bir süre sonra da ben, o zamanlar, Hekimler
Birliği'nin sekreterliğini yapıyordum ve 15 yıl da devam
ettim. Sekreter olduğum için beni dal altının başkan
yardımıcı yaptı, Necdet. Ve o 1963 olaylarının,
bütün o kötü yanlarını izleyen, birisi oldum.
KIBRIS. Ne yaşadınız o dönem?
E.MİRATA. O dönemde, ben çok kötü şeyler
yaşadım. Benim teşkilattaki vazifem, zaten, ölen, ya da
ağır yaralı olan insanların cebini
karıştırıp, orada bir not var mı, kurşun, para var
mı, parası varsa, onu sayarak, ismini alarak, teslim almaktı.
Neresinden vurulduğunu saptıyor, veya yaralı ise, tedavisinin
sağlanması için çalışıyordum. Böylece bu kötü
vakalarla burun buruna, yıllarca yaşamak zorunda kaldım.
KIBRIS. Hiç tanıdığınız
yakın birileri oldu mu?
E.MİRATA. Yakın birilerini hiç bulmadım.
Sadece Salahi diye bir çocuk vardı, onu tanıyordum. O bölgelerde
demirciydi. Onu görünce şok olmuştum. Fakat, o olayların içinde
en fazla duygusal yoğunluk yaşadığım olay, vurularak
ölmüş bir çocuğun cebini karıştırırken, bizim
pirili dediğimiz, misket dedikleri, bir avuç misket buldum, cebinde.
Çocuk, en çok olacağı, 8-9 yaşındaydı. Hiç kendimi
tutamadım ve hıçkıra hıçkıra ağladım.
(Gözleri doluyor) Bir de bu banyo olaylarını gördüm, ben.
KIBRIS. Siz Kumsal'daki eve girmiş miydiniz?
E.MİRATA. Girdim tabii. O banyo
fotoğrafları, benim fotoğraflarımdır. Gene
teşkilatın verdiği talimat doğrultusunda, bir eve
girildiği ve muhtemelen ölüm olabileceği söylendi. Benim de sinekameram
vardı, o zamanlar meraklıydım. Aklım kesti, zaten yanımda
taşıyordum, aldım kamerayı ve gittim. O evi buldum. Kumsal
olayları dedikleri gecenin sabahında, erken saatlerinde oluyor, bu
iş.
KIBRIS. Tanıyor muydunuz ev sahiplerini?
E.MİRATA. Hayır. Hiçbir şekilde
tanımıyordum. Ben, evi buldum, açtım kapıyı, girdiğimde
bir inilti duydum. Dedim ki, demek ki, canlıdırlar. Çıkan sese
doğru gittim ki, bir tuvalet. Kapısını açtım, orada
yaşlı bir adam, tuvaletin içinde çökmüş, bir ayağı
yaralı, kan revan içinde. Beni görünce, "Allah geldi" dedi. Bunu
hiç unutmuyorum. Çünkü, "Allah'ım, Allah'ım" diye
bağırıyordu, adamcağız. "Ne oldu amca?"
dedim. Tabii ben o zamanlar 32 yaşlarında genç adam, O da bana göre
yaşlı. "Rumlar bizi taradı" dedi.
KIBRIS. Kimdi o adam?
E.MİRATA. Hiç bilmiyorum. Sahibi miydi, oraya
sığınan birisi miydi, hiç bilmiyorum. Ben talimat verdim,
birileri gelip adamı aldı ve tedaviye götürdü.
KIBRIS. Yaşıyor mu?
E.MİRATA. Galiba yaşıyor. En azından
yaşamış olması lazım, çünkü yarası hayati
değildi. Ama nerede, ya da gerçekten yaşıyor mu bilmiyorum.
Yaşasa da çok çok yaşlı olması lazım şimdi. Biraz
daha içeriye doğru gittiğimde, olayı gördüm. Ana,
çocuklarını sarmalamış, neredeyse duvardan akan kanlar daha
donmamış, o vaziyette çektim fotoğrafları. O zaman Bayrak
Radyosu'na vermiştik fotoğrafları. Ondan sonra da şimdi
herkes kullanıyor, yayıldı. Hem resim, hem de bant olarak
vermiştim, çünkü radyoya.
KIBRIS. Biliyorsunuz, Kumsal'daki baskının,
bizzat TMT tarafından yapıldığını, amacın da
Türkiye'nin adaya ilgisini çekmek olduğunu söyleyenler de var?
E.MİRATA. Bu çok çirkin bir iftiradır. Söyledim,
oradaki adamcağız da "bizi Rumlar taradı" dedi.
Kaldı ki, 1963 olaylarının sonasında da Türkiye'nin adaya
bir müdahalesi olmadı. O gece, Rumların Kumsal bölgesine baskın
düzenleyip, onlarca kişiyi, derenin öbür tarafına götürdüğü
gecenin, hemen sonrasında yaşandı. Hatta aralarında Mahmut
Şevket isminde bir de polis şefi vardı. Ben de o eve giderken,
karşıda, Nicosia Golf Club'da, silahlı Rum askerlerinin, gidip
geldiğini görüyordum. Ne cesaretse, böyle bir ortamda, o eve girdim.
Rumların, kendi yaralılarını sürükleyip götürdüğünü,
yine o gece, yerdeki kan izlerinden takip ettim. Çünkü bizim tarafta da bir
mukavemet vardı.
KIBRIS. O dönem neden yaralı ve ölülerin ceplerini
karıştırıyordunuz?
E.MİRATA. Teşkilatın verdiği bir
talimattı, bu. Mesaj varsa alalım, kurşun, ya da para varsa,
toplayıp değerlendirelim diye yapıyorduk, bu işi. Benim
işimdi bu.
KIBRIS. Ne kadar kaldınız teşkilatta?
E.MİRATA. Sonuna kadar. Sonra terhis oldum. 3 buçuk
yıllık hizmetime karşılık, terhis belgesi verdiler. O
dönemde atış talimlerine gitmiştim. Silah kullanmayı, bozup
kurmayı öğrendim.
KIBRIS. Hiç silah kullandınız mı?
E.MİRATA. Birine karşı hiç
kullanmadım. Sadece talim terbiyede kullandım. İyi bir
nişancıydım da övünmek gibi olmasın.
KIBRIS. Şu andaki kliniğinize ne zaman
taşındınız?
E.MİRATA.1972'de. Benden 5 yıl sonra bir bayan
ortodentist de gelmişti. O da benim fakültemden mezun olan biriydi,
eşi de doktordu. Yıllarca, ikimiz yaptık bu mesleği. Ancak
son yıllarda, diş hekimleri ve ortodentistler çoğaldı.
KIBRIS. TMT sonrasında politikayla ilgilendiniz mi?
E.MİRATA. 1972'de "Denktaş'ın bir
şemsiyesi altında seçime gidilecek" denildi. Bende de bir
aykırılık var, herşeye boyun eğen bir insan
değilim. Ve bağımsız aday olmaya karar verdim. Bütün
Lefkoşa'nın köylerini dolaştım. Hoparlörler kuruldu,
propaganda yaptım. En son da Akıncılar'a gittim. Oradan da o
zamanlar çok hastam var. Neredeyse köyün tamamı hastam. Büyük bir
tazahüratla karşılandım. "Kordon sana oy
vereceğiz" dediler. Ama ben bir oyla kaybettim.
Akıncılar'dan da bana 1 oy çıktı. Ertesi gün de
Akıncılardan biri geldi, Akıncılarda aleyhime propaganda
yapıldığını anlattı. "O teşkilattan
değil, milli duyguları zayıfır, ona oy vermeyin"
demişler benim için ve "bu da teşkilatın emridir"
demişler. Oysa, teşkilatın böyle birşeyden haberi yok. Sonuçlar, tuhaf
karşılandığı için gazeteciler de geldi sordu. Ben de
"bu maceradan, tek birşey öğrendim; bu memlekette, siyasetle
uğraşmak, çirkefe girmekle eşdeğerdir" dedim,
gazetecilere. Benim maaşa da ihtiyacım yoktu. Sadece, dürüstçe
çalışıp, hizmet vermek istemiştim. Ama hayatta iki
şeyi yapmadığım için çok mutluyum, biri siyasettir.
Diğeri de hukuk. Birisini, yalan söylediğini bile bile, müdafa
edemezdim.
KIBRIS. Bunlar dışında sosyal yönünüz de
güçlüydü, nelerle ilgilendiniz?
E.MİRATA. Ben Tıp Encümeni üyesi de
seçilmiştim. Rum ve Türklerin birlikte faaliyet gösterdikleri, Dr Fikret
Atun, Niyazi Manyera'nın da bulunduğu bir gruptu, bu. Cumhuriyet
kurulana kadar da üyelik yaptım. Tenis ile ilgiliydim. Şehir
Kulübü'nü ben kurdum. O dönemlerde o bölge askeri idare altındaydı.
Oradaki kortları, işe yarar bir hale getirip, faaliyete geçirmeyi,
kendime misyon edindim. Şehir Kulübü adını da oraya ben verdim.
Başkanlğına da beni seçtiler. 15 yıl da
başkanlığını yaptım. Çok başarılı
bir kulüp oldu, halen de iyi gidiyor. Orada terkedilmiş sahaları
düzenleyip, gençliği oraya toplamak çok güzel birşeydi. Golf
sahası halen askeri bölgede ama tenis külübünün şimdi yüzlerce üyesi
var. Hala gidip ben de orada haftada birkaç gün tenis oynuyorum. Rotary
Kulübü'nün de başkanlığını yürüttüm. Kulüp,
yaklaşık 2 yıldan beridir, şimdi Girne Liman Rotary Club
adı altında uluslararası Rotary Club'a da üyedir. Ben de
başkanlığım döneminde kulübün üyeliği için diğer
arkadaşlarım gibi çok çaba gösterdim. Nihayet iki yıl önce, Rum
tarafının muhalefetini aşıp, kabul edildi. Ayrıca ben
1975'de de Federe Devlet kurulduktan sonra, Spor Şurası'nın
üyeliği yaptım.
KIBRIS. Politikacılardan da hastanız var
mı?
E.MİRATA. Mesela, benim hastam değil ama, bir
zamanlar, şimdiki Cumhurbaşkanımıza bir diş
çektiğimi hatırlarım. Şimdi de hiçbir zaman, ilgisini
eksiltmez. Nerede görse gelip, hatır sorar, yakınlık gösterir,
sağolsun
KIBRIS. Mesleğe ne kadar daha devam etmeyi
düşünüyorsunuz, Erdoğan Bey?
E.MİRATA. Yoruldum artık. Her sene, önümüzdeki
yıl, vazgeçeyim diyorum, ama beni bırakmıyorsunuz. Şimdi,
ben artık mesleği hobi gibi götürüyorum. Mesela, ortodentiyi
bıraktım. Ortodenti, çok daha ince çalışmayı
gerektiren bir dalıdır mesleğin. Bir ondan, bir de ortodentik
vakaları aldınız mı, onu sonuna kadar götürmek
zorundasınız. 3 sene 4 sene de sürebilir. Ben, ne kadar daha
götürebilirm ki, bu mesleği, o yüzden, bu vakaları almıyorum.
Herhalde ucuna geliyorum. Üstelik meslektaşlarıma haksızlık
edip, "bu adam, bu yaşa geldi, hala ekmeğimize ortak
çıkıyor" da dedirtmek istemiyorum. Ben kahve, kulüp
köşelerinde vakit öldüren bir insan değilim, o yüzde ne
yapacağım başka. Mesleğimi de seviyorum, beni seven
hastalarımı seviyorum, onlar da beni bırakmıyor.
İnanın ki, bazı günler hasta gelip, "doktor bey sakın
bu mesleği bırakmayın, sona biz ne yaparız" diyorlar.
Bunlar tabii, mutluluk verici şeyler.
KIBRIS. Erdoğan Bey, çok teşekkürler.
E.MİRATA. Ben çok teşekkür ederim.
KIBRIS 25/02/07
In which mailbox shall I leave this
letter?
By Teri Sforza and Leo
Leonidou
AN AMERICAN CYPRIOT and his father have travelled to
Famagusta to visit their property and attempt to negotiate for compensation,
only to find it full of deserted condominiums.
Andrew Theodorou was born in England in 1951. Thats where Joe, his Greek
Cypriot father, met Helga, his mother, a German whose Jewish father had
spirited the family abroad to escape the growing Nazi threat. But the islands
pull proved strong, and the whole family moved to Cyprus when Andrew was seven.
He remembers long sandy beaches, fashionable European tourists and Miami
beach-style hotel towers. He also remembers pedalling his bike past police
stations that had been attacked and trying to make sense of the bloodied bodies
in the street. It was a time of, terrorism, ethnic cleansing, obstructionism
and international intrigue, as one scholar put it.
In the 1960s Joe Theodorou bought 1.3 acres of land near Famagusta for about
$4,000. It was about a block from the Mediterranean and graced with a giant,
arching oak tree.
Someone with a good arm could throw a stone into the water. Joe was in the
hospitality business and dreamed of building a hotel there.
But not right away. Tensions on the island remained high. Young men were being
conscripted into mandatory military service. When Andrew was 15, his parents
sent him to Berlin to live with his grandmother. He finished high school and
college there, returned to Cyprus and followed in his fathers footsteps, working
in hotels in Famagusta. He went abroad again shortly before the invasion.
Andrews life progressed nicely. He went into hospitality-management school,
worked in London and Berlin and eventually settled down to raise a family in
America. He became a citizen and was made Vice-President of the Newport Dunes
Waterfront Resort and Marina in Newport Beach, California.
But Cyprus is never far from his thoughts. My heart goes out to that little
island, he sighed.
In November last year, as his parents were settling into a new home on the
island, Andrew went back to see how they were doing. Thats when he and his
father decided it was time to cross over to the north and see what had become
of their land.
It was surreal seeing the change over 30 years had wrought and it was like
another world, Andrew said.
Street names once in English were now in Turkish. The old tourist area of
Varosha, once full of thriving hotels, was surrounded by barbed wire. Buildings
were vacant and crumbling.
They drove up and down streets, unsure of where they were, until his father saw
it: the majestic oak tree, the crown jewel of his pristine 1.3 acres.
Pristine no more. The land sprouted condominiums. They looked toward the sea.
If this property were on the Greek side, Joe thought, it would be worth close
to a million dollars.
Andrew carried a letter. This is my father's property, it said. He bought it
in 1966. We have the deed. Surely we can work out something reasonable. Here is
our contact information. Please get in touch.
He had expected to find a house and a mailbox. He expected to leave the letter
in that mailbox. But there were so many mailboxes. Father and son climbed in
the car and went, very quietly, home. The letter stayed with them.
Andrew still hopes that someday the two communities will settle their
differences and people who lost property will be compensated. Perhaps not with
their original properties, but with something comparable.
I think both sides want to see an end to this, he said. They want the island
reunited. If this whole thing is solved, it will be a gem of a place to go.
Its so very beautiful.
Cyprus Mail 25/02/07
More Turkish flags for
Pentadaktylos?
By Simon Bahceli
THOSE OFFENDED
by the giant TRNC flag on the Pentadaktylos mountains could soon find insult
added to injury if a group of nationalist activists succeed in their plans to
erect two more giant flags at the peak of the range.
We would like to send a message to the whole world that these lands and region
belong to the Turkish nation, Cavlan Suerdim, a spokesman for a group calling
itself the Flag on the Zenith Association told the Cyprus Mail yesterday.
The group says it has applied to the breakaway states interior ministry for
permission to erect two new flags one Turkish, and one TRNC on the
highest peak of the Pentadaktylos mountain range. Each flag, the association
says, will be 92 metres square, illuminated at night and be mounted on flag
poles 36 metres high, making them clearly visible from the capital.
An existing TRNC flag painted onto the southern slopes of the range, and
equal in size to 11 football pitches, already causes ire to many, in particular
Greek Cypriots, on the island.
Suerdim, however, refused to acknowledge that Greek Cypriots might find the
flags provocative and said, This is Turkish land and we can erect flags
wherever we wish. He also hit out at Turkish Cypriots not taking an equally
nationalistic approach by saying, If anyone doesnt want to live in the shadow
of these sacred flags, they are free to move elsewhere in the world.
Suerdim, a former TRNC ambassador and advisor to ex-Turkish leader Rauf
Denktash, said the project came to life after he was approached by a number of
students wishing to express their patriotic feelings.
Yesterday, leader of the pro-solution Peace and Democracy Movement (BDH)
Mustafa Akinci hit out at what he described as fanatical nationalism and
warned that such sentiments could in time lead to terrorism. He added that
the flags were not just there to annoy Greek Cypriots, but also to send a
message to Turkish Cypriots.
This kind of nationalism needs both foreign and internal enemies to survive,
he said, adding that it was moderate people with empathy for those on the
other side who were regarded by such groups as the internal enemy.
Environmentalists in the north have also voiced opposition to the flag project,
with Green Action Group leader Dogan Sahir saying he will take legal action to
stop it.
If the flag project gets the go ahead from the norths authorities, it will do
so at a cost of around £25,000, which the association says it will collect from
public donations.
But whether the Flag at the Zenith Association will get the green light
remained in doubt after Turkish Cypriot prime minister Ferdi Sabit Soyer
branded the project unnecessary.
The interior ministry meanwhile said it was yet to receive the groups
application and warned the association against going ahead with fundraising
before gaining approval for the project.
CYPRUS MAIL 25/02/07
Arrest made in search for missing
man
By Nassos Stylianou
BASES POLICE
together with officers from the Famagusta Police Department have intensified
their search for the missing Turkish Cypriot businessman and have arrested one
of the two settlers that accompanied him on what would seem to be his final
outing.
Ahmed Mesut Mendesie, 58, was last seen at the Avgorou area at 1.30pm on
Thursday.
Mendesie was with two Turkish men and two Greek Cypriots before his
disappearance.
The Greek Cypriots were located and told police that they had been discussing a
purchase of potato seeds with Medesie. Medesie, who had a butchery in Pyla, was
the owner of a truck carrying Greek Cypriot potatoes, which overturned on
December 13, just outside Avgorou.
Yesterday, a team of ten experts assembled at the SBA Police Station to
co-ordinate and examine all the information they had gathered. Bases Police
also released a picture of the white Toyota that Mendesie was driving before he
went missing.
Police have combed the area from Dhekelia to Vrisoules with the help of a Bases
helicopter. The focus of their search yesterday was a number of open areas and
landfill sites in order to establish whether his car was taken there and
burned.
Medesies disappearance was reported by his wife to Dhekelia police. Using a
satellite tracking system, officers found the Turkish Cypriots mobile phone in
the area between Avgorou and Dasos Achnas.
According to sources, Medesie was connected to the family of Turkish Cypriot
Giz Gurek, who was murdered along with his wife and daughter in January, 2005.
He was also allegedly involved in transferring money illegally to and from the
occupied north.
Cyprus Mail
25/02/07
'Türkiye'den neden korkuyoruz?'
26 Şubat, 2007 14:10:00 (TSİ) CNN TURK
İngiliz The Daily Telegraph gazetesi, İslamiyet ile
ilgili olarak Batı'da yaşanan kaygıların,
Doğu-Batı ilişkilerinin düzeltilmesine yönelik çabaları
tehlikeye atmaması gerektiğini yazdı.
Makale, Cumhuriyet'in kuruluşu sırasında
ülkeden ayrılan, Osmanlı İmparatorluğu'nun son
İçişleri Bakanı Ali Kemal'in torunu olan Muhafazakar Parti
milletvekili Boris Johnson tarafından kaleme alındı.
'Türkiye'den neden bu kadar korkuyoruz?' başlıklı makalede,
"Hıristiyan dünyasında başta Papa ve diğer din
adamlarının yaşadığı önyargıların,
süreci olumsuz etkilediği" belirtildi.
Türkiye'nin AB üyeliğinin rayında tutulmaya devam edilmesi için en
önemli sebebin ülkenin geri gitmesinin engellenmesi olduğu' görüşü
dile getirilen yazıda, "Kuşkusuz batıda hala Papa'dan
rahiplere, politikacılara kadar etkisini gösteren kendini
beğenmişlik Türkleri uzaklaştırıyor" denildi.
"Bizim birbirimizden uzaklaşmaya değil barışmaya
ihtiyacımız var" ifadesine yer veren Johnson, 'Türkiye ile
Avrupa arasında karşılıklı iyi ilişkilere ihtiyaç
olduğunu, birbirini ret yerine, farklı değerler
şarkısı söyleyip, farklılıkları pekiştirmek
yerine, Türkiye ile tartışmalarda kritik bir noktaya gelindiğini
görmek gerektiğini' ifade etti.
'Batı dünyası olarak ya Atatürk'ün başarısını
görüp, Türkiye'nin Müslüman bir nüfusla laik bir demokrasi yaratma
başarısını desteklemeye ya da sırf dinleri yüzünden
Türklere burun kıvırmaya devam edeceklerini' belirten Johnson, 'bunun
bir kısmı İngiltere'de ve diğer Avrupa kentlerinde
yaşayan bütün dünyadaki ılımlı Müslümanlara da yanlış
bir mesaj olacağının' altını çizdi.
"Aramıza kültürel mesafe koymamalıyız"
"Süreç hızlı olmalı, Türkiye'den İngiltere'ye dev bir
göç dalgasına izin vermeliyiz demiyorum ama aramıza kültürel bir
mesafe koymakla ne kazanacağımızı sorguluyorum" diyen
Johnson, 'bir gün Türkiye ile ilişkilerin gerçekten olması gereken
noktaya getirilebilmesi halinde Akdeniz'in çevresinde tarihte sözü edilen
Cebelitarık'tan İstanbul Boğazına uzanan uyumlu bir
birliği yeniden oluşturmanın mümkün olacağını'
ifade etti.
Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili sorunların pek azının
ülkenin ekonomik durumuyla ilgili olduğu ifade edilen yazıda,
'Türkiye'de kişi başına düşen milli gelirin AB'ye
yakın zamanda üye olan bazı ülkelerdekinin üzerinde bulunduğu'
ifade edildi.
'Sorunun Kıbrıs konusu, nüfusun kalabalıklığı
veya fakirlikten kaynaklanmadığı, bütün sorunun değerler
olarak ortaya konulduğu' kaydedilen yazıda, 'Fransa'nın
Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkışına Ermeni
iddialarını gerekçe gösterdiğini, ancak bu ülkenin kendisinin de
bu konularda suçsuz olmadığı' bildirildi.
'Brüksel'in Türkiye'nin üyeliğine cinsiyet eşitliği temelinde
yaklaşmaya çalıştığı, ancak Türkiye'nin
Belçika'dan önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdiği'
belirtilen yazıda, 'Türkiye'nin insan hakları karnesinin mükemmel
olmaktan uzak olduğunu kabul ettiği, ancak Türkiye'yi bu konuda
suçlayan Yunanistan'ın insan hakları karnesinin de AB'ye kabul
edildiği sırada mükemmel olmadığı' kaydedildi.
Müzakereler sekiz başlıkta askıya alındı
Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakerelerin hızını
kesti. AB dışişleri bakanlarının 11
Aralık'ta AB Komisyonu'nun tavsiye kararını kabul etmesinin
ardından, 14-15 Aralık'ta yapılan AB Zirvesi'nde de 'Türkiye ile
müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınması'
kararı aynen benimsendi.
Buna göre, Türkiye ile müzakereler sekiz başlıkta (Malların
serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu
serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma,
balıkçılık, taşımacılık politikası,
gümrük birliği ve dış ilişkiler) askıya
alınacak. Açılacak diğer başlıklar ise, Türkiye
limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmadığı
sürece kapanmayacak.
AB, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılması konusunu
ise ocak ayında gündemine alacak. İzolasyonların
kaldırılması için atılacak adımlar konusunda,
ocak ayında dönem başkanı olacak Almanya inisiyatif alacak.
İbn-i Sina KKTC hastası almıyor
26 Şubat, 2007 14:07:00 (TSİ) CNN TURK
Dicle Eren / CNN TÜRK
Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi, KKTC'den sevkle gelen
hastaların kabulünü durdurdu. Çünkü KKTC'nin hastaneye ödenmemiş
borcu tam 2 trilyon lira. Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras, ''2 trilyonu
ne zaman öderlerse kapımızı o zaman açarız'' dedi.
Üniversite
hastaneleri bir süredir devletten alacakları için sesini yükseltiyor.
İlk radikal karar Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi'nden
geldi.
Geçen hafta cuma günü itibariyle hastane KKTC'den sevkle hasta
alımını durdurdu.
CNN TÜRK'e açıklama yapan Ankara Üniversetisi Rektörü Nusret Aras, Ankara
Büyükelçiliği'ne KKTC'nin hastaneye 2 trilyonu aşan borcu
olduğunu söyledi.
Aras, "Hastaların maliyetinin yüzde 70-80'ni malzeme
oluşturuyor. Ekonomik güçlük içinde malzeme alımını
sağlayamıyoruz. Darboğazdayken hasta kabulünü devam ettirmemiz
mümkün değildi" dedi.
KKTC'den kritik ameliyatlar için Ankara İbn-i Sina Hastanesi'ne sevk
edilen Kıbrıslıların tedavi yolu da böylece kapandı.
Rektör Aras, "2 trilyonu aşan borç ne zaman ödenirse KKTC'li
hastalara kapılarımızı o zaman açarız " dedi.
Yeşil kartlı hastalar da kabul edilmiyor
İbn-i Sina Hastanesi bir süredir yeşil kartlı hasta da kabul
etmiyor. Düzenli ödeme yapılmadığı için bu kararı alan
fakülte yönetimi konuyu Maliye ve Çalışma bakanlıklarıyla
da görüştü.
Nusret Aras, "Yeşil kartlı hastaların
borçlarının ödenmesiyle ilgili olumlu görüşmeler oldu. Bu
sıkıntı aşılacak gibi görünüyor" dedi. Hastane
yönetimi yeşil kartlı hastalar için 1 Mart'ta yeni bir durum
değerlendirmesi yapacak.
Rum basını: Ankara sinir
krizinde
Kıbrıs Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Akdenizde petrol arama
konusunda, "uluslararası hukuk ve egemenlik hakları çerçevesinde
faaliyette bulunduklarını" öne sürdü.
Lillikas, Fileleftheros gazetesine
açıklamasında, petrol arama konusunda, Avrupa Birliğindeki (AB)
ortaklarını, Avrupa Komisyonunu ve BMyi bilgilendirdiklerini ve
planlandığı gibi bu konuda ilerleyeceklerini söyledi.
Lillikas, dış müdahalelerle bölgede
gereksiz gerilimler yaratılmaması ve bölgede istikrarın
sağlanması için BM üyesi devletlerin egemenliğine ve
uluslararası hukuka saygı duyulması gerektiğini ifade etti.
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gülün Mısır
Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt ile görüşmesine
ilişkin soru üzerine ise Lillikas, Kahire hükümeti tarafından
bilgilendirildiklerini söyledi.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise petrol
konusundaki soruları yanıtlamayarak, "Petrol konusunda hiçbir
şey söylemiyorum" dedi.
RUM GAZETELERİ
Kıbrıs Rum basını,
Dışişleri Bakanı Gülün, Rumların petrol arama
faaliyetleri konusundaki açıklamasına ilişkin haberlere
geniş yer verdi.
Gülün açıklamalarını, Güney
Kıbrısa yönelik "tehdit" olarak nitelendiren Rum
gazeteleri, şu başlıkları kullandı:
Fileleftheros: "Ankara Sinir Krizinde.
Petrol Konusunda Tehditler Savuruyor, Kahire ve Beyruta Baskı
Yapıyor".
Haravgi: "Ankara Yeni Tehditler
Savuruyor".
Tharros: "Türkler Petrol Konusunda Tehdit
Ediyor ve Tahrik Ediyor".
Simerini: "Petrol İçin Çetin
Oyun".
Politis: "Gül, Petrolü Türkiye İçin
Büyük Tahrik Olarak Nitelendirdi".
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, önceki gün, Pakistana
giderken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada,
Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdenizde petrol arama
faaliyetlerinin "şakası olmayan bir konu" olduğunu
belirterek, "Eminim ki bütün Avrupa, NATO, Akdenize kıyısı
olan herkes, bunun nasıl bir provokasyon olduğunu, kalıcı
bir çözüm ortaya çıkmadan bu işlerin ne kadar tehlikeli olduğunu
görmüşlerdir" diye konuşmuştu.
MILLIYET 26/02/07
Papadopulos, Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak görüyor
"AKRİTAS PLANI'NIN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ PAPADOPULOS
YAZDI"... Rumların Kıbrıslı Türkleri yok etme
planlarını içeren Akritas Planı'nın büyük bölümünü
Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos'un
yazdığını kaydeden Kliridis, Papadopulos'un, 1964'te ABD
Büyükelçiliğine giderek meşhur, "Türkler adaya çıkmaya
kalkışırlarsa Kıbrıs'tan Türkleri temizlemek için 1
saat 45 dakikamız var" sözlerini söylediğini doğruladı
"AYRILIŞ BUGÜNKÜ BÖLÜCÜ HATLAR TEMELİNDE
GERÇEKLEŞECEK"... "Sonunda olacak olan, Kuzey'deki rejimin
doğrudan ayrı egemenlik olarak değil hukuki olarak
tanınmasıdır" diyen Glafkos Kliridis, "Kendisine
birkaç yıl verecekler ve ayrılış bugünkü bölücü hatlar
temelinde gerçekleşecek" ifadesini de kullandı
Kıbrıs Rum yönetimi eski liderlerinden Glafkos
Kliridis, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Akritas Planının
büyük bölümünü yazdığını, Papdopulos'un Kıbrıs
Türklerini "azınlık" olarak gördüğünü belirtti.
Rum Basın haberlerine göre, Kliridis,
Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman toplum olarak görmediğini,
onlara klasik azınlık haklarından başka hak
tanımayı asla kabul etmediğini belirterek, "Papdopulos,
Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak görüyor" dedi.
Rumların Kıbrıslı Türkleri yok etme
planlarını içeren Akritas Planı'nın büyük bölümünü
Papadopulos'un yazdığını kaydeden Kliridis, Papadopulos'un,
1964'te ABD Büyükelçiliğine giderek meşhur, ''Türkler adaya
çıkmaya kalkışırlarsa Kıbrıs'tan Türkleri
temizlemek için 1 saat 45 dakikamız var'' sözlerini söylediğini de
doğruladı.
"'Sonunda olacak olan, Kuzey'deki rejimin
doğrudan ayrı egemenlik olarak değil hukuki olarak
tanınmasıdır'' diyen Kliridis, ''Kendisine birkaç yıl
verecekler ve ayrılış bugünkü bölücü hatlar temelinde
gerçekleşecek'' ifadesini kullandı.
Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi,
Kıbrıs Rum Üniversitesinde öğretim görevlisi Niyazi
Kızılyürek'in, Glafkos Kliridis'in Kıbrıs sorunuyla ilgili
anlattıklarını aktardığı, "Glafkos Kliridis:
Bir Ülkenin Süreci" isimli kitabından alıntı yaptı.
Gazete, Glafkos Kliridis'in, dönemin bilinmeyen siyasi
gerçeklerine ışık tuttuğunu
yazdı.
Kliridis, 1960 Anayasası'nın işlevsel
olduğunu ve Türkiye'nin arzusunun da anayasanın işlemesi yönünde
olduğunu ifade ederek, o dönemde, Kıbrıs sorununu, iki
tarafının aşırılarının görüştüğüne
dikkati çekti.
Kliridis, "Tasos Papadopulos'un
Kıbrıslı Türkleri hiçbir zaman toplum olarak
tanımadığını, aksine, onların
(Kıbrıslı Türklerin) Kıbrıs Cumhuriyeti içerisinde
azınlık olarak var olduklarına
inandığını" dile getirdi.
1960 Anayasası
Kliridis, ''Türkiye'nin askeri hükümeti Amerikan
unsurundan çok etkileniyordu. Amerikan unsurunun Kıbrıs'ta sükunet
istediğinden şüphe yoktur, bu nedenle Türk politikası da
değişti. Askerlerin politikası, 1960 Anayasası'nın
işlemesi şeklindeydi'' dedi.
Aynı anayasayla ilgili olarak Kliridis,
şunları söylüyor:
''Temel konulardan biri olan vergiler konusu
dışında hiçbir konu işleyemez değildi. Seçimler ve
yine belediye yasaları gibi diğer konularda ayrı çoğunluk
gerekiyordu. Bu engel yani vergiler meselesi aşılabilse devlet
işleyebilirdi. Türk tarafı gelir vergilerinin
artırılmasına olumlu oy kullanmadı çünkü
Kıbrıslı Türklerin aleyhine bir vergi yükü getirecekti. Bu
sorunun; hükümetin Kıbrıslı Türklerin ve Rumların
eğitim harcamalarını üstlenmesiyle çözülmesi önerildi. Kıbrıs
Türk tarafıyla yapılan müzakerelerde bu çözüm üzerinde
uzlaşıldı, Kıbrıs Türk tarafı protokol istedi.
Protokole Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Muavini, Meclis
Başkanı ve Cemaat Meclislerinin başkanları tarafından
imza atıldı ve Kıbrıs Rum tarafı Anayasal
değişiklik istedi. Kıbrıslı Rumların talebinin
dayanakları mantıktan çok duygusaldı ve Kıbrıs Rum
liderliği (Başpiskopos III. Makarios, Polikarpos Yorgacis ve Tasos
Papadopulos) halka 'Anayasa'nın düzeltilmeye
başlandığını' göstermek istiyordu. Kıbrıslı
Rumların, protokolün geçerli olup olamayacağına dair yurt
dışından olumlu görüş almalarına rağmen
nihayetinde sorun çözülmedi ve bunu 1964'te olanlar izledi.''
Papadopulos federasyona karşı
çıkmıştı
Politis'e göre, kitabın ilgi çekici yönleri
arasında, 1975-1976 olaylarının anlatımı var.
Kıbrıs Rum tarafının müzakerecisi Glafkos Kliridis iki
toplumlu iki kesimli federasyonu kabul etmişti. Aynı şeyi
Kostantin Karamanlis de yaptı.
Müzakerelerde Kliridis'e eşlik eden Tasos Papadopulos
ve Mihalakis Triantafillidis böyle bir çözümün aleyhinde tavır
aldılar ve Makarios bir ikilemle karşı karşıya
kaldı.
Kliridis'in Rauf Denktaş'a verme inisiyatifini
üstlendiği meşhur haritanın yayınlanmasıyla birlikte
Kliridis müzakerecilikten istifa etti.
''1 saat 45 dakikada
Türkleri adadan temizleriz''
Kliridis'in, şimdiki Rum lideri Tasos Papadopulos
hakkında söyledikleri de kitabın en ilgi çekici bölümlerinden biri.
Kliridis, Tasos Papadopulos'un 1964'te harekatın gerçekleşmesi
durumunda
Kıbrıslı Türkleri temizlemeleri konusunda
çeşitli istikametlere telefon ederken yakalandığını
söyledi.
"Bunu Yorgacis ve Makarios da onayladı.
Kendisine 'Bizi, suç işlemekle suçlanacağımız bir yöne
sürüklüyorsunuz, durunuz' dediler. Ancak, böyle düşünceleri
vardı" diyen Kliridis, bu sözleriyle Makarios Drusiotis'in kitabında
yer verdiği, Tasos Papdaoulos'un 1964'te Amarikan Büyükelçiliğini
ziyaret ederek Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahale etmesi etmesi durumunda
''Türkleri Kıbrıs'tan temizlemek için 1 saat 45 dakikamız var'
(we have 1 hour and 45 seconds to clean up the Turks from Cyprus) sözlerini
söylediğini doğruladı.
"Akritas planının büyük
bölümünü Papadopulos yazdı"
Kliridis, Akritas planının yazılması
konusunda yöneltilen sorulara verdiği yanıttaysa şunları
söylüyor:
''Söz konusu çalışmanın yazım
işinin büyük bölümünü Polikarpos Yorgacis'ten çok Tasos Papadopulos'un
yaptığına inanıyorum. Yorgacis, o belgeyi hazırlayacak
hukuki olanağa ve eğitim düzeyine sahip değildi. Ben, işin
çoğunun Tasos Papadopulos tarafından
yapıldığını değerlendiriyorum.''
Politis gazetesine göre, Kliridis'in bu
değerlendirmesi kitapta havada bırakılmıyor ve Kliridis ilk
kez, EOKA mücadelesini 1960'lı yıllarda devam ettirmek isteyen
''örgüte'' bir miktar katıldığını ilk kez itiraf
ediyor. Kliridis dışında, ona oranla daha az olmak üzere Spiros
Kiprianu da katıldı, ancak başkanı Polikarpos Yorgacis ve
başkan yardımcısı da Tasos Papadopulos'tu.
"Türklerin, klasik azınlık
haklarını
aşan her talebini reddediyordu"
Kliridis, 1974 öncesi dönemle ilgili olarak,
şunları anlattı:
''İki toplum arasında işbirliği
yöntemleri bulunmasına yönelik ne zaman çaba harcansa Tasos her zaman;
(Kıbrıslı Türlerin) 'bir azınlık olduklarını
anlamaları gerektiğini ve azınlık haklarından
fazlasını istediklerini' söylüyordu. Tasos, Türk tarafının
isteyebileceği klasik azınlık haklarını aşan her
her şeyi aşırı buluyor ve karşı
çıkıyordu. İki toplum düşüncesi yoktu.''
Glafkos Kliridis'e göre, Tasos Papadopulos'un Kofi
Annan'ın planını kabul etmekteki sorunlarından biri,
planın iki toplumun siyasi eşitlikten söz etmesiydi.
Kitabın yazarı Niyazi Kızlıyürek,
''Kıbrıs''ın Avrupa Birliği'ne (AB) üye olmasıyla
meydana gelen konjonktürle çözüm momentumu yitirildiğini kaydetti.
Kızılyürek, kitabını, Kliridis'in
şu sözleriyle sonlandırdı: ''Sonunda olacak olan, Kuzey'deki
rejimin doğrudan ayrı egemenlik olarak değil hukuki olarak
tanınmasıdır. Kendisine birkaç yıl verecekler ve
ayrılış bugünkü bölücü hatlar temelinde gerçekleşecek.''
KIBRIS 26/02/07
Mısır, Türkiye'nin tepkisinden çekiniyor
HEYETLER GÖRÜŞECEK... Ortadoğu'daki sorunlara
çözüm bulmak için Pakistan'da yapılan toplantıya katılan Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul
Geyt ile Kıbrıs petrolleriyle ilgili görüştü. Abdullah Gül,
konuyla ilgili olarak iki ülkenin oluşturacağı heyetlerin
görüşmelerde bulunacağını açıkladı. Gül'ün
verdiği bilgiye göre, Türkiye'den Mısır'a, Mısır'dan
da Türkiye'ye heyet ziyaretleri düzenlenecek
GEYT: TÜRKİYE'NİN TEPKİSİNİN
FARKINDAYIZ... Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul
Geyt, Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül'e "Türkiye'den yükselen tepkinin
farkına vardıklarını" söyledi. Ebul Geyt'in,
ayrıca "Türkiye'nin çıkarlarını zedeleyecek bir
şey yapmayız" ifadesini kullandığı kaydedildi.
GÜL: BÜYÜK PROVOKASYON... Türkiye Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama
faaliyetlerinin "şakası olmayan bir konu" olduğunu
belirterek, "Eminim ki bütün Avrupa, NATO, Akdeniz'e kıyısı
olan herkes, bunun nasıl büyük bir provokasyon olduğunu,
kalıcı bir çözüm ortaya çıkmadan bu işlerin ne kadar
tehlikeli olduğunu görmüşlerdir" diye konuştu
Doğu Akdeniz'de Rum kesimi ile ortak petrol arama
anlaşması yapan Mısır, konuyu Türkiye ile müzakere edecek.
Ortadoğu'daki sorunlara çözüm bulmak için Pakistan'da
yapılan toplantıya katılan Türkiye Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt ile
Kıbrıs petrolleriyle ilgili görüştü.
Türkiye'nin İslamabad Büyükelçiliği'nde
yapılan görüşmede, Abdullah Gül, konuyla ilgili olarak iki ülkenin oluşturacağı
heyetlerin görüşmelerde bulunacağını açıkladı.
Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle
Mısır'ın Doğu Akdeniz'de ortak petrol ve doğal gaz
arama girişimlerinin ele alındığı görüşmeden, iki
ülkenin karşılıklı olarak heyet göndermesi kararına
varıldı.
Gül'ün verdiği bilgiye göre, Türkiye'den
Mısır'a, Mısır'dan da Türkiye'ye heyet ziyaretleri
düzenlenecek.
Ahmet Ebul Geyt, görüşmede Gül'e Türkiye'den yükselen
tepkinin farkına vardıklarını söyledi. Ebul Geyt'in,
arıca "Türkiye'nin çıkarlarını zedeleyecek bir
şey yapmayız" ifadesini kullandığı kaydedildi.
Görüşmede, Irak'la ilgili gelişmeler de ele
alındı. Mısır Dışişleri Bakanı, Irak'a
Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları
toplantısının Bağdat yerine Kahire'de yapılmasını
istediklerini söyledi. Gül, öneriye destek verdi.
Haremüşşerif'te yaşanan gerilime de
değinen Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin buraya heyet
göndermesini, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in istediğini
belirtti. Gül, Olmert'in İslam Konferansı heyeti yerine Türk heyetini
tercih ettiğini, Başbakan Erdoğan'a Ankara ziyareti
sırasında aktardığını bildirdi.
Gül: Büyük bir provokasyon
Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum
yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama faaliyetlerinin
"şakası olmayan bir konu" olduğunu belirterek,
"Eminim ki bütün Avrupa, NATO, Akdeniz'e kıyısı olan
herkes, bunun nasıl bir provokasyon olduğunu, kalıcı bir
çözüm ortaya çıkmadan bu işlerin ne kadar tehlikeli olduğunu
görmüşlerdir" diye konuştu.
Gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını
yanıtlayan Gül, Rum yönetiminin ada etrafında petrol arama
faaliyetlerine ilişkin bir soru üzerine, "Eminim ki Avrupa, NATO,
durup dururken, dünyada daha büyük işbirliği ve dayanışmaya
ihtiyaç olduğu bir dönemde bütün bunları zedeleyecek
adımları Rumların nasıl attığını görmüştür"
dedi.
Gül, adayı Rumların temsil etmediğini
vurgulayarak, "Adayı temsil ediyorlarsa niye o zaman Girne'de,
Karpaz'da polisi, memuru yok" ifadesini kullandı.
Rum yönetiminin, tamamını temsil etmediği
bir adanın böyle etrafını paylaşmaya kalkmasının
çok büyük bir provokasyon olduğunu kaydeden Gül, "Eminim ki bu
görülecektir, görülmüştür" dedi.
Gül, İslamabad'da bir araya geleceği
yetkililerle de bu konuyu gündeme getireceğini belirtti.
Danimarka yayın kuruluşunda PKK
röportajları
Gül, Danimarka'daki bir yayın kuruluşunda terör
örgütü PKK ile ilgili röportajların yayımlanmasına ilişkin
bir soru üzerine, bu konuyla ilgili hemen girişimlerde
bulunduklarını bildirdi.
Bakan Gül, "Bütün bunları, dosyaları
dokümanter haline getiriyoruz, müracaatlarımızı yapıyoruz.
Ama bu yayınlarla ilgili başka faaliyetlerimiz de var" diye
konuştu.
Haremüşşerif'e heyet gönderilmesi
Gül, İsrail'in Haremüşşerif'te
yaptığı kazı çalışmalarıyla ilgili olarak
Türkiye'den heyet gönderilmesi planlarına ilişkin bir soru üzerine,
bu konunun sadece Filistinlileri değil, bütün Müslümanları
ilgilendirdiğine dikkati çekti.
Türkiye'nin görüşlerini beyan ettikten sonra,
İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in de geldiğinde,
yaptıklarını anlattığını söyleyen Gül,
"Başbakan (Recep Tayyip Erdoğan) da o zaman, 'İslam
Konferansı Teşkilatı'ndan (İKT) heyet yollayalım da,
bu anlattıklarınızı onlara da gösterin' dedi. O (Olmert) da
'Yok, İKT'den istemeyiz, siz gelirseniz olur' dedi. Onun üzerine böyle bir
heyet işi ortaya çıktı" diye konuştu.
Gül, sözlerine şöyle devam etti:
"Tabii ki Haremüşşerif Filistin
topraklarıdır. Ürdün'de eski anlaşmalar, orada bir vakıf
vardır. Bütün bu vakfın yöneticileri vardır. Oralardan
şimdi heyetler gelecek bize. Onlar da çok sevindiler. Bazı buna tepki
gösterenler de olmuş İsrail parlamentosundan. Ama İslam
dünyası çok memnun oldu. Ürdün'den, Filistin'den Türkiye'ye bazı
heyetler gelecek. Onlar da bu konuyla ilgili bizi bilgilendirecek. Biz bu
konunun aslının ne olduğunu onlara soracağız, ona göre
bakacağız duruma."
Türk kökenli parlamenterlerin ziyareti
Gül, Avrupa'daki Türk kökenli parlamenterlerin Türkiye'yi
ziyaretinin ve konuyla ilgili bazı eleştirel haberlerin
hatırlatılması üzerine, "Ben onlara bakmadım
doğrusu. İlk defa bir şey yapıyoruz. Türk
vatandaşı olarak gitmişler, Avrupa'ya yerleşmişler,
uğraşmışlar, milletvekili olmuşlar, bakan
olmuşlar, ilk defa bunları hatırlamışız. Ben
Türk'üm diyen, benim Türkiye ile bağım var diyen insanları Türkiye'ye
davet etmişiz" diye konuştu.
Parlamenterlerin bazılarının birbirlerini
ilk kez tanıdığını ve çok memnun olduğunu anlatan
Gül, "Bu, Türkiye'nin gücünü gösteriyor, ne kadar büyük bir aile
olduğumuzu gösteriyor. Türkiye, kabına sığmıyor...
(Onlara) 'Türkiye ile bağlarınız var, sen Alman milletvekilisin,
Belçikalı bakansın, senatörsün, ama bu topraklara da bir borcun var'
demişiz. Onlar da bunun farkında" dedi.
KIBRIS 26/02/07
Mali yardımlar Kıbrıs'ın
birleşmesi için kullanılmalı
ÇÖZÜM HERKESİN ÇIKARINA... IMF, KKTC'ye
yardımların, adanın yeniden birleşmesini teşvik edici
yönde yapılması gerektiğini bildirdi. IMF raporunda,
"Kıbrıs'ta çözümün herkesin çıkarına
olduğu", "Türkiye'nin limanlarını
açmamasının Kıbrıs Cumhuriyeti ihracatında yüzde 15'lik
bölümü etkilediği", "Rum kesiminde yüzde 1 oranında Türk
işçisi bulunduğu", "Kıbrıs Rum hükümetinin
Kıbrıs Türk toplumuna yardım konusunu faal bir şekilde
gözettiği" belirtildi
IMF, KKTC'ye yardımların, adanın yeniden
birleşmesini teşvik edici yönde yapılması gerektiğini
bildirdi. IMF'nin "4'üncü Madde" uyarınca Kıbrıs'ta
gerçekleştirilen incelemeler ardından yayımladığı
raporda, çözümün herkesin çıkarına olduğu, Türkiye'nin
limanları açmamasının Kıbrıs ihracatında yüzde
15'lik bölümü etkilediği, Rum kesiminde yüzde 1 oranında Türk
işçisi bulunduğu, Kıbrıs Rum hükümetinin Kıbrıs
Türk toplumuna yardım konusunu faal bir şekilde gözettiği
belirtildi.
Raporda, "Yıllar boyunca önemli miktarda
yardım hükümet tarafından yöneltilmiş bulunmaktadır.
Geleceğe bakıldığında, bunun devam etmesi ve
doğru koşullar altında, AB fonlarını da içerme
olasılığı vardır. Elbette bu etkinlikler
Kıbrıs için yeniden birleşmenin teşvik edilmesi yolunda
cereyan etmelidir, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Kıbrıs
hükümetinin etkin kontrolü altında olmayan alanlarındaki işgal
rejimini koruma, tanıma ya da bu anlama gelebilecek bir şekilde
olmamalıdır" denildi.
Raporda KKTC adı kullanılmadan, IMF'nin
Kıbrıslı Türk yetkililerle teknik yardım konusunda diyalog
isteğinde bulunduğu, Rumların bu konudaki
tavırlarının da memnuniyet verici olduğu belirtildi.
IMF heyeti, 2006 yılında Kıbrıs
hakkında "4'üncü Madde" uyarınca gerçekleştirdiği
konsültasyon arkasından bir rapor hazırladı.
"Bölünme, kalkınmada boşluğa neden
oldu"
30 yıldan fazla süren "bölünmenin"
Kıbrıs'ta ekonomik kalkınma boşluğuna yol
açtığı, 2005'te, "Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin
etkin olarak kontrolü altında bulunmayan alanlardaki kişi
başına GSYİH'nın, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrolü
altındaki alanda ölçülenin yarısı olduğu" belirtilen
raporda, Kuzey'deki büyüme performansının Türk ekonomisinden,
ekonomik politika tercihlerinden ve politik kararlardan etkilendiği
bildirildi.
"Çözüm herkesin çıkarına"
"Tarafların çıkarına olmasına
karşın Kıbrıs sorununa bir çözümü yakalamak zor"
başlıklı bölümde ise bütünleşme için getirilen "Annan
Planı"nın başarısızlığından sonra
bölünmüş bir Kıbrıs'ın 2004 yılında AB'ye
girdiği hatırlatıldı.
Aralıklarla süren iki yıllık yüz yüze
görüşmeleri izleyen dönemde Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk
toplumlarının Temmuz 2006'da "teknik görüşmeler" yapma
kararı aldıkları kaydedilen raporda şöyle denildi:
"Görüşmeler şimdiye kadar meyve
vermedi"
"Bu görüşmeler, tüm
Kıbrıslıların günlük yaşamlarına
iyileştirmeler getirilmesini, karşılıklı güven
inşa edilmesini, Kıbrıs sorununa kapsamlı siyasi çözüm için
hazırlık yapılmasını amaçlıyordu, ancak bu
görüşmeler şimdiye kadar meyve vermedi. Bu zor durumda IMF heyeti,
bir önceki 4'üncü Madde çalışmalarında direktörlerin önerisi
doğrultusunda, T/C toplumuna (Kıbrıs Türk Toplumu) kurumun mali
olmayan nitelikteki yardımlarını verme durumunda
olmamıştır."
"Kıbrıs Rum kesimi Türklere yardım
yapıyor"
Kıbrıs Rum hükümetinin Kıbrıs Türk
toplumuna yardım konusunu faal bir şekilde gözettiği belirtilen
raporda, "Yıllar boyunca önemli miktarda yardım hükümet (Rumlar)
tarafından yöneltilmiş bulunmaktadır. Geleceğe
bakıldığında, bunun devam etmesi ve doğru
koşullar altında, AB fonlarını da içerme
olasılığı vardır. Elbette bu etkinlikler
Kıbrıs için yeniden birleşmenin teşvik edilmesi yolunda
cereyan etmelidir, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Kıbrıs
hükümetinin etkin kontrolü altında olmayan alanlarındaki işgal
rejimine tanıma, kabul ya da bu anlama gelebilecek bir şekilde
olmamalıdır" denildi.
KKTC'ye teknik yardım
IMF yetkililerinin Kıbrıs ziyaretlerinde KKTC
yetkilileriyle görüştüklerini belirten paragraf ise raporda şöyle yer
aldı:
"Yetkililer, daha önce de sözü edilen çerçevede, IMF
heyetinin, mali nitelikte olmayan bir yardım yolu bulunmasına yönelik
bakış açısıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin etkin kontrolü altında olmayan
alanlarındaki ekonomik gelişmeler hakkında bilgi toplama ve
Fon'dan eğitim almaları gibi etkinlikler yoluyla,
Kıbrıslı Türk teknokratlarla bağlantı kurma
çabalarında işbirliği içinde olmuşlardır. Bu gibi
yardımlar üzerinde şu ana değin bir uzlaşmaya
varılmamasına karşın yetkililer, IMF heyetinin,
Kıbrıs Türk toplumunun gereksinimlerini ve Kıbrıslı
yetkililerinin duyarlılıklarını tatmin edecek bir çözüm
bulma çabalarını desteklemeye devam edeceklerdir."
Raporda, "Direktörler, Fon teknik
yardımının Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hükümet kontrolü olmayan
alanlarındaki Kıbrıs Türk toplumuna sağlanabilecek teknik
yardım altında, bir uzlaşı çerçevesine varma yolunda
süregelen çabaları cesaretlendirmiştir. Direktörler
Kıbrıslı yetkililer tarafından kabul edilen pragmatik
yaklaşımı memnuniyetle karşılamışlardır"
ifadeleri yer aldı.
İki toplum için göstergeler
IMF Kıbrıs raporunda, iki kesim arasında
bazı ekonomik göstergeler şöyle kıyaslandı.
Kıyaslamada GCA (hükümet kontrolündeki alanlar) ve NGCA (Kıbrıs
hükümetinin etkin kontrolü altında olmayan alanlar) tanımları
kullanıldı:
GCA NGCA
-------- --------
Kişi başına GSYİH (dolar) 22,127
10,314
İşgücü verimliliği (dolar-2004) 46,073
16,464
Gelen turist (bin-2004) 2,349 599
Ticaret dengesi (GSYİH yzd.) -25.0 -52.0
Genel kamu harc. (GSYİH yzd.) 43.6 48.9
Tük. Fiy. Enflasyon (yıldan yıla)
Kasım 2006 1.1 19.5
Siyasi kararlar
IMF raporunda petrol fiyatlarındaki düşüşün
adanın ekonomisinde teşvik edici rol oynadığı
belirtilirken, limanların açılmaması hakkında şöyle
denildi:
"Şu anda belirsiz durumdaki, Türk
limanlarının Kıbrıs gemilerine açılması ihtimali,
toplam ihracatın yaklaşık yüzde 15'i için nakliyat hizmetlerinde
ileriye yönelik bir uyarıcı etken olacaktır.
(Tartışmalardan sonra AB, ülkenin liman ve
havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açması
konusunun başarısızlığa uğraması sonucunda
Türkiye'yle AB'ye katılım müzakerelerini kısmi olarak
ertelemiştir.)"
Limanların açılmaması Rum
denizciliğini olumsuz etkiler
Kıbrıs'ın deniz nakliyatında özellikle
güçlü bir ülke olduğu belirtilen raporda, "Bu anlamda Türkiye'nin bu
konudaki AB taahhütlerine karşın, bu gemilerin Türk
limanlarından yararlanmasına izin vermeyi reddetmeye devam etmesi, bu
son derece dinamik ihracat sektörünün gelişmesini engelleyeceği için
Kıbrıs üzerinde negatif ekonomik etki yapacaktır" denildi.
Raporun KKTC'yi de ilgilendiren bölümüne şöyle devam
edildi:
"Kıbrıs'ta ekonomi sadece büyüme değil
iş de üretmektedir. Kıbrıs'ın işgücü piyasası son
derece açık ve makul bir esnekliğe sahiptir. Bu özellikle özel sektör
ve küçük ve orta ölçekli işletmelerde söz konusudur. Yarı hükümet ya
da mali sektör organizasyonları ortaklığı bulunan,
işçilerin güçlü iş güvencesi ve ayrıcalıklarından
memnun olacakları işletmeler bulunmaktadır. İşgücü
piyasası o kadar güçlüydü ki, yıllar boyunca yabancı işgücü
ithaline gidilmişti. Yabancı işgücü şu anda toplam
işgücünün yüzde 16'sını oluşturmaktadır.
İşsizlik oranı da tanıma göre yüzde 3.5 ile 5 arasında
değişmektedir. Yeşil Hat'ın açılması, bu
şekilde çalışmaya ve hükümet kontrolüne açık bölgelerde sağlık,
sosyal sigorta ve diğer kolaylıklardan yararlanmak isteyen
Kıbrıslı Türklere olanak vermiştir: Kıbrıslı
Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkin kontrolü altındaki
alandaki işgücünün yüzde 1'ini oluşturmaktadırlar."
KIBRIS 26/02/07
Rumların nüfus artış planı ters tepti
27 Şubat, 2007 11:52:00 (TSİ) CNN TURK
CNN TÜRK
Kıbrıs Rum yönetimi, nüfusu artırmak için üçüncü çocuktan
itibaren doğacak her çocuk için ailelere 65 bin YTL para ödeme planı
üzerinde çalışıyor. Ancak plan şimdilik ters tepti. Hamile
olan, ancak uygulamayı bekleyip hükümetten para almayı hedefleyen Rum
kadınlar kürtaj yaptırmaya başladı.
Güney Kıbrıs
yüzde 1.4'lük doğum oranıyla Avrupa Birliği'nin en düşük
doğum oranına sahip üyesi. Rum kesiminin nüfusu 700 bin
civarında.
Rumların mevcut nüfuslarını korumak için en az yüzde 2.1'lik
doğum oranına sahip olmaları gerekiyor.
Bu nedenle yönetim nüfusu artırmak için kolları sıvadı.
Plan, ikiden fazla çocuk sahibi olmak isteyen aileleri fazlasıyla memnun
edecek nitelikte. Zira, yönetim üçüncü çocuktan itibaren doğacak her
çocuk için ailelere 65 bin YTL para ödenmesini öngören bir plan üzerinde
çalışıyor.
Güney Kıbrıs'ta tartışma yaratan planın
yasalaşması için önce Çalışma Bakanı'nın
çocuklara uygulanan teşvik paketini hazırlaması, ardından
parlamentoya tasarı olarak sunması ve onaylanması gerekiyor.
Bunun da en erken eylül ayını bulacağı belirtiliyor.
65 bin YTL'lik doğum parasından olmak istemeyen hamile Rum
kadınlar, sürenin uzamasının ardından birer birer kürtaj
yaptırmaya başladı. Amaçları, yasa çıktıktan
sonra tekrar hamile kalmak.
Muhalefet şimdi, Rum yönetimini nüfusu artırmak yerine azaltmakla
suçluyor.
Türkler
kapsam dışı bırakılacak
Bu arada Rum yönetiminin, yasanın çıkması halinde
"Kıbrıs Cumhuriyeti" kimliği almış
Kıbrıslı Türkler'in de para talebinde bulunmasını
engellemek amacıyla "Rum topraklarında ikamet"
şartı getireceği belirtiliyor.
|
||
|
|
||
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA |
||
|
|
||
|
|
HURRIYET 27/02/07
|
||
|
|
||
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA |
||
|
|
||
|
|
HURRIYET 27/02/07
Financial Times: Büyükanıt ve hükümet
karşı karşıya gelecek
Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıtın Washingtondan hükümete bir
uyarı yaptığı, bunun ardından hükümetin Iraklı
Kürt liderler ile temas kurmaktan vazgeçtiği öne sürüldü. Financial Times
gazetesi, Büyükanıtın seçimler öncesi yine hükümet ile
karşı karşıya geleceğini iddia etti.
Financial Times gazetesi, Ankara kaynaklı
Vincent Boland imzalı haberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Yaşar Büyükanıtın son dönemde yaptığı
çıkışları değerlendirdi.
Büyükanıtın Washington ziyaretini
Türkiyedeki politikacılara bir uyarı yapmak için
kullandığını öne süren gazete, Büyükanıtın
açıklamalarından kısa bir süre sonra Türk hükümetinin,
tartışmalı olmakla birlikte birçok ülkenin talep ettiği,
Iraklı Kürt liderliği ile temas kurma planından
vazgeçtiğini savundu. Gazete şöyle devam etti:
"Hükümetin, önemli bir dış
politika konusunda boyun eğmesi, askerlerin siyasi düşünce üzerindeki
kati bir zafer anlamına geliyor. Bu aynı zamanda, generallerin, bir
tek kurşun atmadan, post modern darbe olarak tanınan bir olayda
İslamcı bir hükümeti görevinden uzaklaştırmasından on
yıl sonra askerlerin devam eden etkinliğine vurgu yapıyor."
ASKERLER HÜKÜMET POLİTİKASINI
DEĞİŞTİREBİLİYOR
Financial Times, sivillerin ulusal güvenlik
konularında daha büyük bir söz sahibi olması ve silahlı
kuvvetlerin parlamentoya daha çok hasep vermesi sağlamak amacıyla son
dört yılda yapılan yasal ve anayasal değişikliklere
rağmen Türk Genelkurmay Başkanlığının, diğer
Avrupa ülkelerinde mümkün olmayacak bir biçimde hükümet politikasını
etkileyebildiğini ve değiştirebildiğini belirtti.
Türk tarihinde askerlerin siyasi işlere
karışmış olmasının Türkiyenin AB üyeliği
çabasını olumsuz etkileyen unsurlardan biri olduğunu kaydeden
gazete, Şubat 2007deki "darbe"nin yanısıra 1960
yılından bu yana üç darbe olduğunu yazdı.
Askeri müdahalelerin bazen, orduyu ülkenin en
güvenilir kurumu olarak gören Türkler tarafından olumlu
karşılandığını belirten gazete, 2002
yılından bu yana askerlerin konumuna ilişkin olarak yapılan
reformların, Genelkurmay tarafından AB ile müzakerelerin
açılması için gerekli olması nedeniyle kabul edildiğini öne
sürdü.
BÜYÜKANIT ANAYASA
DEĞİŞİKLİKLERİNİ TEST EDİYOR
İngiliz gazetesi, "Şimdi
bazı gözlemciler, General Büyükanıt, Türkiyede siyasetçiler ile
askerler arasındaki yeni sınırın nerede olduğunu
görmek için gözden geçirilen anayasa düzenlemeleri
sınadığını söylüyorlar" diye yazdı. Gazete
şöyle devam etti:
"Bazı gözlemciler, generallerin,
özellikle anayasa değişikliklerinin, bir zamanlar askerlerin hakim olduğu
ve şimdi bir sivil tarafından yönetilen Ulusal Güvenlik Konseyini,
siyasi veya sivil alternatifleri güçlendirmeden zayıflatmış
olmasından kaygı duyduklarını söylüyorlar. Bunun da
Türkiyenin, Irak, İran, Suriye, Gürcistan ve Ermenistan ile
paylaştığı bölgenin derin
karışıklıklardan geçtiği bir dönemde meydana
geldiğine inanıyorlar".
Financial Times, Büyükanıtın daha
önce de iç güvenlik ve Kıbrıs gibi konularda hükümet ile
karşı karşıya geldiğini belirterek "Bu
yıldaki cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler öncesi
aynı şey yapacak gibi. Askerler kamuoyunun hissiyatını
siyasetçilerden daha iyi değerlendirdilerine inandıkları
sürece" yorumunu yaptı. (ANKA)
MILLIYET 27/02/07
Cumhurbaşkanı Talat'ın Brüksel
temasları bugün başlıyor
Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'de AB Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüşecek.
Cumhurbaşkanlığı'ndan alınan
bilgiye göre, bugün Brüksel'de ilk olarak yabancı haber
ajanslarının temsilcileri ile buluşarak görüşme yapacak
olan Cumhurbaşkanı Talat, daha sonra KKTC Brüksel
Temsilciliği'nin onuruna vereceği resepsiyonda Brüksel'deki Türk
basın mensuplarıyla bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Talat, 28 Şubat Çarşamba
günü ise AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile
görüşecek. Görüşme saat 14.30'da gerçekleşecek.
Talat daha sonra Transatlantik Institute'un onuruna
vereceği akşam yemeğine katılacak. Basına kapalı
olarak gerçekleşecek yemekte Brüksel'deki büyükelçiler, AB Komisyonu'nun
üst düzey komiserleri ve basından bazı yöneticiler yer alacak.
Brüksel'de temaslarını tamamlamasının
ardından 1 Mart Perşembe sabahı İstanbul'a geçecek
Cumhurbaşkanı, akşam saat 22.05'de KKTC'ye dönecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Brüksel
ziyareti sırasında Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik
edecek.
KIBRIS 27/02/07
Rumlardan, üniversitelerimize yönelik karalama
kampanyası
Rum yönetiminin, Yakın Doğu Üniversitesi'nin
(YDÜ) 19-24 Şubat 2007 tarihleri arasında düzenlediği,
"Çevre: Yaşam ve Sürdürülebilirlik Kongresi"ne katılan
yabancı bilim adamlarını engellemeye
çalıştığı, birçok bilim adamına mektup göndererek
konferansa katılmama çağrısı yaptığı
öğrenildi.
ABHaber'in ele geçirdiği mektupta, "KKTC'deki
üniversitelerin hukuk dışı olarak nitelendirilmesi" dikkat
çekiyor.
Söz konusu mektupta Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin
yasadışı faaliyet gösterdikleri iddia ediliyor.
Yakın Doğu Üniversitesi, bir hafta boyunca 14
salonda, 21 farklı konuda 1413 bildiri ile dünyanın 108 ülkesinden
gelen bilim insanlarına ev sahipliği yaptı. 24 Şubat 2007
tarihinde yapılan kongre sonuç bildirgesinin hazırlanmasında
30'dan fazla, dünyanın en saygın profesörleri yer aldı.
ABHaber, mektubun öne çıkan bölümlerini
yayınladı:
"Bu mektubu size 'Çevre: Yaşam ve
Sürdürülebilirlik' konferansına ilişkin olarak yazıyorum. Bu
konferans 19 - 24 Şubat, 2007 tarihler arasında,
Kıbrıs'ın işgal altındaki bölgesinde bulunan
'Yakın Doğu Üniversitesi' tarafından düzenlenmektedir.
Konferansın internet portalına göre, isminiz bu konferansın
Bilim Komitesinde yer almaktadır. Bu çerçevede gerek Kıbrıs'taki
mevcut durum gerek 'Yakın Doğu Üniversitesi'nin durumu itibariyle bir
kaç önemli noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu noktaları konferansa
katılıp katılmayacağınıza karar verirken göz
önüne alabilirsiniz.
Kıbrıs Cumhuriyeti Yasaları uyarınca,
sadece Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası camia tarafından
adanın meşru temsilcisi olarak tanınmamaktadır.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ada üzerinde egemenlik hakkı
bulunmaktadır. 'Yakın Doğu Üniversitesi'nin de aralarında
bulunduğu üniversiteler Türk askerinin işgali altında bulunan
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin topraklarında faaliyet göstermektedirler.
Bunlar hukuk dışı bir eğitim kurumu olarak faaliyet
göstermektedirler. Ayrıca bu üniversiteler Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin yetkili otoritelerine de akredite değillerdir. Bu yüzden
bu üniversiteler Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti tarafından
tanınmamaktadırlar.
Bu 'yüksek eğitim kurumları' faaliyetlerini
uluslararası hukuka göre yasa dışı bir varlık olan
sözde 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti' devletinin 'kanunları'na
tabii olarak yürüttüklerini iddia etmektedirler. BM Güvenlik Konseyi'nin 541
(1983) ve 550 (1984) kararları sözde 'Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin kesinlikle yasal olarak geçersiz olduğunu açık bir
şekilde ifade etmiştir.
Yabancı temsilcilerin ve akademisyenlerin bu
organizasyona katılmaları yasa dışı işgal
rejiminin bu yasa dışılığının
sağlamlaşmasına ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
bölünmüşlüğünün devamına hizmet edecektir.
Ayrıca bir konuda daha dikkatinizi çekmek istiyorum.
Katılımcıların konferans sırasında
konaklayacakları otellerin büyük çoğunluğu 1974
yılında Türklerin saldırıları esnasında yine
Türkler tarafından zorla yerlerinden edilen Kıbrıslı
Rumlara aittir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında
Kıbrıs'taki mevcut durumun yerlerinden edilmiş mal sahiplerinin
mülkiyet haklarını etkilemediğini, yerlerinden edilmiş
Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkili
kontrolü altında olmayan bölgelerinde bu vatandaşların mülkiyet
haklarının yasal olarak devam ettiğini belirtmiştir. Bu
çerçevede, Türkiye, Kıbrıslı Rumların kendi
mallarını kullanmaktan mahrum bıraktığı için
suçlu bulunmuş ve Türk hükümeti tazminat ödemeye davet edilmiştir.
Ümit ediyorum ki biraz önce ifade ettiklerimi ciddi
biçimde dikkate alacaksınız."
KIBRIS 27/02/07
Business razed in vindictive attack
By Elias Hazou
POLICE have been
called upon after an Ayia Napa businessmans premises were razed to the ground
and his entire stock taken away while he was abroad in what he says is an
attack by a vindictive landlord.
The incident happened ten days ago when Milan Garaca, the owner and operator of
an off-licence and kiosk, was overseas. He received a phone call in the small
hours from a distressed friend telling him that bulldozers were busy tearing
down his establishment.
The premises are located on the busy Nissi Avenue in Ayia Napa.
Garaca asked his caller friend to rush to the scene to take some pictures of
the destruction. He says the friend was threatened by the demolition crew, but
managed to take the photos anyway.
In a state of panic, Garaca returned to Cyprus on the evening of the same day,
only to also learn that the contents of his store had disappeared.
The construction alone, owned entirely by Garaca, cost somewhere in the area of
£200,000. There is now only a pile of debris where it once stood.
Moreover, the shop contained some £80,000 worth of merchandise, which has also
gone.
Business had been good, with a turnover of around £1 million.
An eyewitness to the demolition has told him that the contents of the shop were
jammed into a container, which was then driven off to an unknown destination.
Now, Garaca says, he has been left with nothing but debt.
A naturalised Cypriot originally from Serbia, Garaca said he had a longstanding
dispute with the owner of the land on which the shop stood.
The landlord, a well-known figure in the coastal town, is claiming Garaca has
consistently failed to pay him rent.
But Garaca dismisses this as a pretext, saying he has the documents to prove he
was making the payments.
He was trying to get me evicted, and he grasped the opportunity to get rid of
me by demolishing the shop while I was away.
According to Garaca, the owner himself was at the site supervising the
demolition.
What is fishy, in his opinion, was how such an undertaking - which took hours
to complete - could have gone unnoticed.
My place is in a very visible location. If, say, someone causes a disturbance
or throws a rock at a house, the police will investigate. How was this allowed
to happen?
Garaca suspects the land owner might have tricked police into thinking his
actions were legitimate, by showing them a copy of a prior court decision
ordering Garaca to demolish part of the property.
The order had been issued because the land owner claimed Garaca did not possess
a certificate of final approval for the premises from town planning
authorities.
However, Garaca and his lawyer argue that the permission should be secured by
the owner of the real estate, and not the operator of the establishment.
Whats more, Garaca later appealed against that ruling at the Supreme Court,
which withheld judgment on the matter, so that in the meantime no action was
allowed against the premises.
He has filed a complaint with the local police, and has written to the Justice
Minister, the Attorney-general and the chief of police asking for an
investigation.
Garaca is accusing the land owner of theft, malicious damage to his property,
and illegal entry onto the premises.
Calling the demolition a premeditated act of terrorism under cover of
darkness, he said he hoped justice would be served.
I have faith in the authorities, but if this somehow does not end up in court,
it would give out the wrong message: that justice is only for the bigshots, not
for the little guy trying to make an honest living. I pray we dont discover
that some people looked the other way while this was happening.
Someone just decides to come and tear down your shop, and nothing happens.
What next?
Cyprus Mail 28/02/2007
Talat to meet Rehn over direct trade
today
TURKISH CYPRIOT leader Mehmet Ali Talat said yesterday he
hoped an EU regulation to end the economic isolation of northern Cyprus would
be agreed by mid-year but accused Greek Cypriots of seeking to undermine the
move.
Talat said the government was insisting all trade between the north and the
rest of the EU go through Greek Cypriot ports.
"This is not direct trade," he told a news briefing in Brussels,
where he is due to meet EU Enlargement Commissioner Olli Rehn today.
"We want the (European) Commission to be realistic," he said.
"The regulation should be workable. If they say you will use the southern
ports, it will not work."
Talat said the trade regulation should be adopted under an EU treaty article
allowing for approval by a qualified majority of the 27 states, not by a
unanimous vote that would allow it to be blocked by the Greek Cypriots.
Diplomats said the EU council's legal service had concluded in 2004 that
unanimity was required.
Talat said he believed Germany, in the EU chair until the end of June, favoured
a "workable and practical solution".
"We have an impression that the German presidency has the intention to
finalise this regulation. So the adoption, we expect, will take place towards
the end of the German presidency."
EU foreign ministers agreed last month to revive moves to end the de facto
embargo on Turkish-backed northern Cyprus, but diplomats said a fast opening of
trade was unlikely.
Yesterday German presidency officials began briefing member states
representatives on the subject and how the process would be carried out,
reports from Brussels said. However they remained tight-lipped on what had
transpired during the discussion citing the fact that publication of details
could prove counterproductive.
Nicosia opposed direct trade and has said it will fight it on legal and
political grounds.
Cyprus Mail 28/02/2007
Kayıp Kafkas'la ilgili zanlılara 2'şer gün
tutukluluk
|
Sevgi YALMAN Beyarmudulu Ahmet Mesut Kafkas'ın (58)
kaybolması ile ilgili olarak tutuklanan ve önceki gün tutukluluk istemiyle
Askeri Mahkeme huzuruna çıkarılan ancak mahkemece serbest
bırakılan Osman Bayır, Yusuf Teker ve Ferhat Dursun, dün bu
kez, 3 gün tutukluluk talebiyle Gazimağusa Kaza Mahkemesi'ne
çıkarıldı. Yapılan duruşma sonunda Gazimağusa
Kaza Mahkemesi ceza davaları yargıcı Bertan Özerdağ,
zanlıların 2 gün süreyle poliste tutuklu kalmalarını
emretti. Gazimağusa Kaza Mahkemesi'nde, dün
öğleden sonra saat 14.30'da yapılan tutukluluk
duruşmasında Savcı Pervin Sağlamer'in
sorularını yanıtlayan polis çavuşu Mehmet Deniz,
Beyarmudulu Ahmet Mesut Kafkas'ın 22 Şubat sabahı evinden
ayrıldığını, ertesi gün eşinin Dörtyol Polis
Karakolu'nu arayarak, Kafkas'ın kaybolduğunu ihbar ettiğini
söyledi. Olayla ilgili olarak tutuklanan 3
zanlının en son Mesut Kafkas'ın arabasında görüldüğünü
ifade eden tanık polis çavuşu, kayıp kişinin halen
bulunamadığını, olayla ilgili olarak başlatılan
soruşturmanın devam ettiğini ve serbest kalmaları halinde
emarelere müdahale edebileceklerini kaydetti. Polisin tutukluluk talebine itiraz eden zanlı
Osman Bayır ve Yusuf Teker'in avukatı İbrahim Özgür ile
zanlı Ferhat Dursun'un avukatı Öner Şerifoğlu,
müvekkillerinin, Kafkas'ın kaybolması ile bir ilgilerinin
bulunmadığını ifade ederek, mahkemeden
zanlıların serbest bırakılmasını istediler. Yapılan duruşmanın ardından
mahkemenin kararını açıklayan yargıç Bertan Özerdağ,
soruşturmanın halen sürdüğünü ve alınacak ifadeler
bulunduğunu belirterek, zanlıların 2 gün süreyle poliste tutuklu
kalmalarını emretti. |
|
|
KIBRIS 28/02/07