İngiltere’de Türkler PKK terörünü kınadı

İngiltere’de yaşayan Türkler, Londra’nın merkezindeki Trafalgar Meydanı’nda düzenledikleri mitingle, PKK terör örgütünü kınadı. Polis, bir grup PKK yandaşının miting alanına gelerek kışkırtıcılık yapma girişimini önlendi.

NTV

Güncelleme: 13:57 TSİ 19 Kasım 2007 Pazartesi

 

LONDRA - İngiltere’de yaşayan Türk ve Kıbrıslı Türkleri temsil eden dernekler tarafından düzenlenen gösteriye yaklaşık 500 kişi katıldı. Gösteride başta İngiltere olmak üzere, tüm demokratik ülkeler, PKK’ya karşı etkin tutum almaya çağırıldı.

Miting sırasında, Tralgar Meydanı’na gelerek mitinge katılanları kışkırtmak isteyen bir grup PKK’lı tepki gördü.

Polisin uyarılarına karşın alandan ayrılmak istemeyen 5-6 kişilik PKK’lı grubu, polis minibüsüne bildirilirken, mitinge katılan bir kişi, elindeki bir bardağı PKK’lılara fırlatınca kısa süreli bir itiş kakış yaşandı.

Polis bu kişiyi gözaltına aldı. Mitingin ardından Türk dernek temsilcileri, başbakanlık konutuna giderek, PKK terörünün, Ermeni soykırım iddialarının ve KKTC’ye uygulanan ambargoların kınandığı 3 dilekçe sundu

 

YÖK KKTC üniversitelerinde inceleme yapıyor


19 Kasım, 2007 15:08:00 (TSİ) CNN TURK

 

Yükseköğretim Kurulu'ndan (YÖK) 3 kişilik heyet, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) üniversitelerde akademik inceleme ve değerlendirmeler yapıyor.

Yükseköğretim Denetleme Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Z. Sacit Önen, Mersin Üniversitesi öğretim üyelerinden Yükseköğretim Akademik Değerlendirme ve Geliştirme Komisyonu üyesi Prof. Dr. Tamer Gök ve Sakarya Üniversitesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Zafer Demir, 26 Kasım'a kadar KKTC'deki 5 üniversitede çalışmalar yapacak.
 
Heyet, YÖK ile KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı arasında 26 Mayıs 1998'de imzalanan protokol gereği, ÖSYS sonucu KKTC'deki Doğu Akdeniz Üniversitesi, Yakın Doğu Üniversitesi, Lefke Avrupa Üniversitesi, Girne Amerikan Üniversitesi ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi'ne kayıt yaptıran Türkiye Cumhuriyeti uyruklu öğrencilerin eğitim durumları ile sorunlarını yerinde inceleyip değerlendirecek.

 

 

2007 bitmeden Talat ile Papadopulos görüşebilir

ÇÖZÜM İSTERLERSE ÖZEL TEMSİLCİ ATARIM... Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, 2007 yılı bitmeden Kıbrıs'ta iki lider arasında bir görüşme olabileceğini açıkladı. Ban, liderlerin çözümü istemesi halinde Kıbrıs'a Özel bir temsilci atayabileceğini de söyledi

SORUMLULUK KIBRISLILARA AİT... Ban raporda, Kıbrıs'a çözüm bulma sorumluluğunun öncelikle Kıbrıslılara ait olduğunu ve 8 Temmuz anlaşması aracılığı ile yapılacak ilerlemeye göre atılacak adımlara karar verileceğini vurguladı. Ban, bu yıl Talat-Papadopulos arasında bir görüşme daha olabileceğini, 2008 yılında ise bu görüşmelerin 6'ya çıkmasının öngörüldüğünü ifade etti

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki -Moon, 2007 Yılı bitmeden Kıbrıs'ta iki lider arasında bir görüşme olabileceğini açıkladı.

Ban, liderlerin çözümü istemesi halinde Kıbrıs'a Özel bir temsilci atayabileceğini de söyledi...

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban ki-Moon, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na sunduğu 2008 bütçe raporunda Kıbrıs Konusuna da değindi...

Rum Devlet Radyosu'nun haberine göre Moon raporunda, Kıbrıs'taki gelişmelere rağmen bir bütünlüklü çözüm hedefinde istenmesi halinde kendisinin iyi niyet hizmetlerini aktarmayı görev olarak üstleneceğini ve Kıbrıs'a özel temsilci tayin etmeye karar verebileceğini ifade etti...

Moon raporda, Kıbrıs'a çözüm bulma sorumluluğunun öncelikle Kıbrıslılara ait olduğunu ve 8 Temmuz anlaşması aracılığı ile yapılacak ilerlemeye göre atılacak adımlara karar verileceğini vurguladı.

Ban Ki- Moon, bu yıl Talat-Papadopulos arasında bir görüşmenin daha olabileceğini, 2008 yılında ise bu görüşmelerin 6'ya çıkmasının öngörüldüğünü ifade etti...

KIBRIS 19/11/2007

 

 

Talat, referandumların ertelenmesini reddetti

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un referandumların ertelenmesi için çabaladığını, Papadopulos'un, Dimitris Hristofyas'ın, kendisinin ve o dönemde Cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş'ın referandumların ertelenmesi fikrine katıldıklarını, ancak hemfikir olmayan tek kişinin Mehmet Ali Talat olduğunu söyledi. Serdar Denktaş, "Çünkü Talat, Kıbrıs Rum tarafında referandumun sonucunun olumlu olacağına gerçekten inanıyordu" dedi.

Simerini gazetesi, DP Başkanı Serdar Denktaş ile 2004 yılında Annan Planına ilişkin referandumların gerçekleştirilmesinden önce Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın temsilcisinin de katıldığı ve Papadopulos'un "Strakka'daki" ikametgâhında gerçekleşen görüşmeye ilişkin gerçekleştirilen bir söyleşiye yer verdi.

Serdar Denktaş söyleşisinde; iki taraf arasındaki görüşmelerin Bürgenstock'ta başladığını ve burada zaman zaman ne olacağına karar vermek için görüşmeler yaptıklarını belirtirken, görüşmelerin devam etmesi gerektiğine karar verilmesi üzerine Kıbrıs'a döndüklerinde de görüşmeyi sürdürdüklerini ifade etti.

Kıbrıs'ta 2 ya da 3 görüşme gerçekleştiğini ifade eden Denktaş; görüşmelerin sayısını tam hatırlamadığını, ancak ilk görüşmenin kendisi ile Papadopulos, ikinci görüşmenin ise kendisi, Papadopulos, Hristofyas ve Ömer Kalyoncu'nun katılımlarıyla yapıldığını söyledi. Denktaş; bu görüşmelerin konusunun Annan Planı'na ilişkin referandumların ertelenmesi, Annan Planına ilişkin müzakerelerin devam etmesi olduğunu belirtirken, Kıbrıslı Rumlara çözüm olmasa dahi AB'ye katılımın gerçekleşeceği sözünün verilmiş olmasından ötürü mantığın referandumların ertelenmesini gerektirdiğini ve bu konunun da görüşmelerin gündeminde olduğunu ifade etti.

Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un referandumların ertelenmesi için çabaladığını tüm Rum siyasi liderlerinin bildiğini belirten Denktaş; Papadopulos'un, Hristofyas'ın, kendisinin ve o dönemde Cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş'ın referandumların ertelenmesi fikrine katıldıklarını söyledi. Denktaş; "Hemfikir olmayan tek kişi Talat'tı, çünkü Kıbrıs Rum tarafında referandumun sonucunun olumlu olacağına gerçekten inanıyordu" şeklinde konuştu.

Dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da referandumların ertelenmesine onay verdiğini kaydeden Serdar Denktaş sözlerini şöyle sürdürdü;

"Öneriyi sadece Talat reddetti. Çünkü AKEL'in referandumda 'Evet' yanıtından yana tavır alacağını ve Kıbrıs Rum tarafında sonucun olumlu olacağına inanıyordu. Bunun olmayacağına onu ikna etmeye çalıştım. Çünkü Kıbrıslı Rumların 'Hayır' diyecekleri aşikârdı. Bürgenstock'tayken bile bu açıktı. Ancak Hristofyas'a ve Kıbrıs Rum tarafının yanıtının olumlu olacağına inanan Amerikalılara ve İngilizlere inandı."

Bürgenstock'ta Rum yetkililerle yapılan görüşmelere değinirken; Rum yetkililer ve BM yetkileri ile gerek yemeklerde gerek diğer zamanlarda dostça görüşmelerin gerçekleştiğini, ancak tek ciddi görüşmenin kendisi ile Papadopulos arasında olduğunu ifade eden Serdar Denktaş, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'na uluslararası toplumun bir parçası olabilmek için "evet" dediklerini, ancak gerek kendisinin gerek Papadopulos'un, bunun böyle olmayacağını bildiklerini belirtti. Denktaş; "Günlük temelde sorunlar başlayacaktı ve uluslararası toplum tarafından verilen sözlerin birçoğu tutulmayacaktı. Kendi aramızda bunu bir yıl daha görüşmeye devam edip sonrasında referanduma gitseydik her şey çok daha iyi olurdu. Belki bunun ardından çözüme ulaşırdık. Ancak bir fırsatı kaçırmışız gibi görünüyor" şeklinde konuştu.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Bürgenstock'ta müzakere etmemekle suçlandığı hatırlatılarak bu konuda ne düşündüğü sorulan Denktaş; Bürgenstock'taki sürecin müzakere süreci olmadığını, Kıbrıs'taki ilk tur görüşmelerde de müzakere yapılmadığını, yalnızca BM'ye haritalar sunulduğunu ifade etti. Denktaş; Bürgenstock'a BM ile ayrı ayrı görüşmeye gittiklerini ve BM'nin de Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafının sunduğu malzemelerle "bir 'yemek' hazırlayıp ortaya sunduğunu" anlattı.

Referandumların üzerinden geçen 3 yılın ardından şu anki durum için ne düşündüğünün sorulması üzerine ise Serdar Denktaş; Annan Planının çok büyük bir çalışmanın ve çabaların sonucu olan bütünlüklü bir plan olduğunu, ancak şu anda uygulamada işleyip işlemeyeceğinin büyük bir soru işareti oluşturduğunu belirtti.

Denktaş sözlerini şöyle sürdürdü:

"Temel gerçek, iki toplumun birbiriyle yaşamak istemediğidir. Yönetimi Kıbrıslı Rumlarla paylaşmayı denedik ancak olmadı. Sanırım artık tek bir noktaya vardık. Toprak ve mülkiyet konularını çözebilmek için birlikte masaya oturmak. Ayrıca belki, uluslararası alanda tek bir devlet olarak temsil edilip edilemeyeceğimizi de görüşebiliriz. Eğer bu başarısız olursa o zaman tek çıkış yolu taksimde uzlaşmak ve yönetimi diğer devletlerle paylaşacağımız AB içerisinde birlikte yaşamaktır."

8 Temmuz anlaşması konusunda ise Serdar Denktaş; bu sürecin "Annan Planı'nın gömülmesi" ve 40 yıldır devam eden iki toplumlu-iki kesimli federasyon tartışmalarına geri dönülmesi olduğunu belirtti, Çekler ve Slovakların yaptıkları gibi iki ayrı devlet modelinin artık düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

KIBRIS 19/11/2007

 

Görüşmeye her zaman varım

SEÇİM MALZEMESİ OLMAK İSTEMİYORUM... Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'la görüşmeye her zaman hazır olduğunu söyledi. Papadopulos'un "sosyal olmayan içerikte bir araya gelmek istiyorum" açıklamasını ise "tuhaf" olarak niteleyen Talat, "İnsan ilişkilerinin temeli zaten sosyal ilişkidir" dedi. Talat, Papadopulos'un tavrında güneyde şubat ayında yapılacak başkanlık seçiminin etkisi bulunduğuna işaret ederek, seçim malzemesi olmamak için bu dönemde görüşme girişimi yapmadığın söyledi

YIL SONUNDAN ÖNCE GÖRÜŞÜRÜM... Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un "Kıbrıs'ta tarafların 2007 sonuna kadar bir kez daha görüşebileceğine" ilişkin ifadelerini değerlendirirken de yıl sonundan önce Papadopulos'la görüşmesinde bir sakınca görmediğini söyledi. Talat, "Benim açımdan sakınca yok, görüşürüz" ifadelerini kullandı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la görüşmeye her zaman hazır olduğunu, görüşmede herhangi bir sakınca görmediğini söyledi.

Papadopulos'un "sosyal olmayan içerikte bir araya gelmek istiyorum" açıklamasını ise "tuhaf" olarak niteleyen Talat, "İnsan ilişkilerinin temeli zaten sosyal ilişkidir" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un tavrında Güney Kıbrıs'ta şubat ayında yapılacak başkanlık seçiminin etkisi bulunduğuna işaret ederek, seçim malzemesi olmamak için bu dönemde görüşme girişimi yapmadığını da vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, muharip derneklerle görüşmesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Sakıncası yok, görüşürüz

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un genel kurula önceki gün sunduğu raporda "Kıbrıs'ta tarafların 2007 sonuna kadar bir kez daha görüşebileceğine" ilişkin ifadelerini ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un "sosyal olmayan içerikte görüşme olabileceğine" ilişkin sözlerini yorumlayan Talat, BM Genel Sekreteri Ban'ın raporunu henüz incelemediğini ancak yıl sonundan önce Papadopulos'la görüşmesinde bir sakınca görmediğini söyledi. Talat, "Benim açımdan sakınca yok, görüşürüz" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un "sosyal olmayan bir görüşme" ifadesini ise, tuhaf bulduğunu kaydetti ve şöyle konuştu:

"İnsan ilişkilerinin temeli zaten sosyal ilişkidir. Bundan kaçınmak ve iki lider olarak temasımızı sosyal bir ilişkinin tamamen dışında resmi düşünmek sanıyorum Sayın Papadopulos'un genel dünya görüşünün ve yaklaşımının bir tezahürüdür. Ona söyleyecek bir şeyim yok. Benimle sosyal ilişki kurmak istemeyen bir kişiyle ille da ilişki kurmak hevesinde olamam. Dolayısıyla görevimizi yapacağız. Bir araya gelme konusunda benim hiçbir zaman sorunum olmadı. Sorun onlardan kaynaklandığı için çözümü de onlar öneriyorlar anlaşılan."

Seçime malzeme olmamak için

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Papadopulos'un görüşme isteme tavrının seçim nedeniyle olduğuna da dikkat çekerek, Rum tarafındaki seçimlerin malzemesi olmak istemedikleri için bu dönemde görüşme için bir girişim yapmadıklarını da belirtti.

Talat, Papadopulos'tan kendisine resmen iletilmiş bir görüşme daveti olmadığını da ekledi.

KIBRIS 20/11/07

 

İzolasyonlar için güç birliği yapılacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla Azerbaycan'ın Başkenti Bakü'de yapılan 11. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı'nda, "Kuzey Kıbrıs'ın tecritten çıkarılması için, Türk dili kullanan devletlerin diplomatik çabalarının birleştirilmesi" kararı alındı.

11. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı dün tamamlandı.

Kurultayın dün onayladığı Uluslararası İlişkiler ve İletişim Komitesi kararının Kıbrıs ile ilgili paragrafında, Kuzey Kıbrıs'ın tecritten çıkarılması için Türk dili kullanan devletlerin diplomatik çabalarının birleştirilmesi hükmü yer aldı.

Kararda ayrıca, Kuzey Kıbrıs ile ekonomik, kültürel ve siyasi ilişkiler kurulması ve uluslararası örgütler çerçevesinde Kıbrıslı Türkler'in haklarının müdafaa edilmesinde Türkiye Cumhuriyeti'ne desteğin artırılması çağrısında bulunuluyor.

11. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı'nda alınan kararın Kuzey Kıbrıs ile ilgili paragrafı aynen şöyle:

"Kuzey Kıbrıs'ın tecritten çıkarılması için Türk dili kullanan devletlerin diplomatik çabalarının birleştirilmesi; Kuzey Kıbrıs ile ekonomik, kültürel ve siyasi ilişkilerin kurulması; uluslararası teşkilatlar çerçevesinde Kıbrıslı Türklerin haklarının müdafaa edilmesi yolunda Türkiye Cumhuriyeti'ne desteğin artırılması."

Erçakıca

Konuyla ilgili olarak TAK'a açıklama yapan KKTC Delegasyonu Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, kararı, Kıbrıs Türkü'nün izolasyonlara karşı verdiği mücadelede önemli bir destek olarak niteledi. Erçakıca, "Bir paragraflık bir karar ama, oldukça anlamlı. Komisyon çalışmalarında da bu yönde anlamlı açıklamalar yapılmıştı. Bu anlamda olumlu bir karar" dedi.

Kıbrıs Türkü'nün izolasyonların kaldırılması yönündeki çabalarının sürekli olarak Kıbrıslı Rumlar'ın engellemeleriyle karşılaştığına işaret eden Erçakıca, özellikle Türk dünyasıyla ilişkiler sürdürülürken bu kurultay kararının ellerinde olacağını söyledi.

Erçakıca, "Bunun yasal bir gücü yok ancak manevi gücü var. Dolayısıyle diğer Türki Cumhuriyetleriyle ilişki kurmaya çalışırken Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mensupları, işadamları ve diplomatlar, bu karardan destek almış olacak" şeklinde konuştu.

Bu ülkelerin BM, İKÖ ve benzeri örgütlerin üyesi olduğuna da işaret eden Erçakıca, sözkonusu platformlarda Kıbrıslı Türkler'in hakları savunulurken, bu devletlerden destek alınabileceğini belirtti.

Azerbaycan'ın Başkenti Bakü'de yapılan 11. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı'nda KKTC, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca başkanlığında aralarında BRTK Müdürü Ahmet Okan, Cumhurbaşkanlığı danışmanları Mehmet Ali Serak ve Mehmet Başel, Araştırmacı-Yazar Mahmut İslamoğlu'nun da bulunduğu 13 kişilik bir delegasyonla temsil edildi.

Kurultayın açılışına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da katılmıştı.

KIBRIS 20/11/07

 

Financial Times'tan 10 önemli Türk listesi


21 Kasım, 2007 16:26:00 (TSİ) CNN TURK

İngiliz Financial Times gazetesinin internet sitesinde yayınlanan araştırmada, Türkiye'deki 10 önemli ismin yer aldığı bir listeye yer verildi.

Listede Şu isismler yer alıyor:
 
* İstanbul Modern Sanat Müzesi Başkanı Oya Eczacıbaşı,
* Boydak Holding Başkanı Mustafa Boydak,
* Koç Holding Üst Yöneticisi Bülent Bulgurlu,
* Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök,
* Garanti Yatırım Menkul Kıymetler İcra Kurulu Başkanı Metin Ar,
* YÖK Başkanı Erdoğan Teziç,
* Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt,
* Akbank Murahhas Üyesi Suzan Sabancı,
* TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu,
* Devlet Bakanı Nazım Ekren.
 
Gazetede yer alan Türkiye ile ilgili analizde de, 'Avrupa'nın Türkiye'de sivil toplumun güçlenmesinde bir katalizör işlevi gördüğü' belirtildi.
 
Türkiye'nin AB üyeliğine adaylığının 1999 yılında ilan edilmesinden bu yana, "dünyanın Türkiye'de yapılan pek çok reform gibi eksikliklere de tanık olduğu" belirtildi.
 
"Üstün başarılar ve yetersiz performans görüntüsünün bir arada ortaya çıkmasının, AB süreci ve Türkiye'deki sivil toplumun güçlenmesi dinamiğinin ortaya çıkmasıyla ilgili olduğu" görüşünün dile getirildiği yazıda, Türkiye'de AB süreci gereklerinin yerine getirilmesiyle ilgili kararlılığın ilk göstergesinin idam cezasının kaldırılması olduğu vurgulandı.
 
Yazıda, Avrupa'daki sivil toplum unsurlarının Türkiye'ye büyük ilgi duydukları anlatıldı, "Avrupa Türkiye'de sivil toplumun güçlenmesinde bir katalizör işlevi görüyor" denildi.

 

 

Parti kapatmak Kıbrıs'ı unutmak...


POLİTİKACILARIN ve yazarların çoğu "DTP"nin kapatılmasına karşı...
Kimi "Türkiye Parti mezarlığı olmamalıdır" fantezisi yaparken kimi, geçmişten örnekler verip soruyor:
"Daha önce kapatıldı da ne oldu?"
HEP'ti, HADEP oldu, DEHAP'tı, DTP oldu...
Bu da kapatılsın, yedeği hazır, hemen yenisini açarlar.
Milli Nizam Partisi'nin Milli Selamet; Refah'ın Fazilet Partisi olduğu gibi, AKP'nin kökü Milli Nizam değil mi?
Kim bilir hatırlayamadığımız partiler de vardır, onlar da kapatılmıştır.
* * *
BİR parti niçin kurulur?
Parti kuranların düşünceleri vardır, ideolojileri vardır, toplumda bunlar için mücadele edeceklerdir; bunlar da işportada satılan mallar değildir, bir ihtiyacın gereğidir.
Sen bunu dikkate almayacaksın, partinin ihtiyaçtan olduğunu düşünmeyeceksin, sıkıyönetim paşası gibi "Kapattık!" deyip partiyi kapatacaksın...
* * *
KISIR DÖNGÜ sürecek, kapatılan partinin benzeri kurulacak.
Onun için parti kapatmanın gereksiz olduğu deneyimlerle ortadadır.
O halde ne yapmalı?
Bir parti Anayasa'ya, yasalara aykırı davranıyorsa ne yapmalı?
Parti iki ayaklı, iki gözlü, iki kulaklı, canlı bir yaratık değil ki; yasalara aykırı davrananlar insan, yani parti yetkilileri...
O halde tüzel kişilerle uğraşacağına, partinin suç işleyenini cezalandır, tabii yargı yoluyla...
* * *
HAAA, bu kadar ince eleyip sık dokumaya da gerek yok, ne diyor Başbakan:
"DTP'yi kapatırsanız dağa çıkarlar!" diyor.
O halde yapılacak iş basit, Anayasa'dan ve yasalardan "parti kapatma cezası"nı çıkarmak...
Çıkarırsınız o maddeyi yasadan, "parti kapatmak" da ceza olmaktan çıkar.
* * *
İKTİDAR elinizde, yapsanıza...
Hayır, güçleri buna yetmez, ama atıp tutmak kolay:
"Türkiye parti mezarlığı olmasın!"
Olmasın, olmaması için yeterli güç sende...
Hangi savcı elinde yasa olmadan dava açabilir ki!
Ucuz kahramanlığa, yalancı pehlivanlığa gerek yok, parti kapatmak cezasını kaldır, bitsin!
* * *
BU arada, gizli bir plandan söz ediliyor.
Önce PKK'lıları da kapsayan genel af çıkacak, arkadan federasyona giden yol açılacakmış...
Olur mu?
Niye olmasın, alışıla alışıla nelere alışılmıyor ki!
Gün gelir Abdullah Öcalan'ın siyasi rütbesine de alışırsınız, mesela başbakan yardımcılığı gibi...
Diyeceksiniz:
"O kadarı da fazla!"
Yaşayan görür!
Bugün yaşananlar unutulur gider!
* * *
BİR zamanlar da Kıbrıs'la yatar, Kıbrıs'la kalkardık, Jak Kamhi'nin KKTC vatandaşlığını silmeselerdi Kıbrıs lafını çoktan unutmuştuk.
Bu yaşadıklarımızı da unuturuz.
Ölen ölür, kalan sağlar bizim değil midir?
Elde ne kalmışsa...

HASAN PULUR MILLIYET 21/11/2007

 

ODTÜ'den 'plastik devrimi'

ODTÜ'den 'plastik devrimi'

Günbaş ve Durmuş'un Prof. Toppare (soldan sağa) başkanlığındaki çalışması Chemical Communications'a kapak oldu. FOTOĞRAFLAR: SELMA KASAP / AA

ODTÜ'lü araştırmacıların geliştirdiği iletken ve renk değiştirebilen özel plastik madde bugüne kadar yapılamayanı gerçekleştirecek: Cep telefonu, televizyon, saat gibi cihazların ekranları bu özel plastikle daha ucuza üretilebilecek

21/11/2007 RADIKAL

ANKARA - ODTÜ'de geliştirilen yeni maddeyle cep telefonu, televizyon, elektronik gazete gibi görüntü cihazlarının ekranları, plastik malzemeyle ve daha ucuza üretilebilecek. Yeşil renk oluşturulamadığı için bugüne kadar kullanılmayan plastik malzeme, devrim niteliğindeki son gelişme sayesinde kullanılabilecek.
ODTÜ Kimya Bölümü'nden Prof. Dr. Levent Toppare'nin başkanlığındaki
'Polimer tabanlı görüntü cihazları ve eksik renk yeşil' adlı çalışma, önemli bilim yayınlarından Chemical Communications'ın ağustos sayısına kapak konusu oldu. Toppare'nin araştırma görevlileri Görkem Günbaş ve Asuman Durmuş'la yürüttüğü çalışma iki ay önce tamamlandı, ekip patent başvurusu hazırlığında.
İnorganik yapıya sahip elektrokromik malzemelerle, bugüne kadar görüntü cihazları yapılamıyordu. Bunun nedenleri, bu malzemelerin renk çeşitliliğinin kısıtlı olması, renk dönüşümünün uzun sürmesi ve maliyetinin yüksekliğiydi. Toppare, çalışmalarının temelini oluşturan 'polimerik elektrokromik' (iletken ve renk değiştirebilen bir çeşit plastik) malzemelerinse, inorganik malzemelere göre pek çok üstünlüğü olduğunu söylüyor:
"Polimerik elektrokromik malzemelerde, renk çeşitliliği sağlanabiliyor ve renk dönüşümleri bir saniyeden kısa sürede gerçekleşebiliyor. Polimerik madde, inorganik eşdeğerlerine göre çok daha ucuza elde ediliyor. İletken ve şeffaf plastik malzemelerin üzerine de uygulanabildiğinden, polimerik malzemeyle elastik elektrokromik cihazlar yapmak mümkün."

Görkem Günbaş, ürettikleri organik plastiğin daha ucuz oluşunu "Elektrokromik özellik, daha önce inorganik malzemelerle yapılıyordu, hammaddesi ve işleme süreci pahalıya mal oluyordu. Yaptığımız organik malzemeler, kaplandığında diğerinden çok daha ince bir kat oluşturuyor, çok az malzemeyle çok büyük alanlar kaplanabilecek" diye açıklıyor.

Görüntülü cihazlar için...
Toppare "Bilime katkımız, ilk defa indirgenmiş halde yeşil, yükseltgenmiş halde şeffaf polimeri sentezleyebilmemiz. Üstün özellikli bu malzemeyi, çözülebilir hale getirdik, artık her boyutta elektrokromik cihaz yapılabilecek."
Bugüne kadar üretilen elektrokromik malzemeler, genellikle mavi ve kırmızı renk veriyor, yeşil renk alabilen polimer üretilemediğinden tüm renkler elde edilemiyordu. Son gelişmeyle yapılabilecek elektrokromik tabanlı görüntü cihazları doğadaki tüm renkleri verebilecek; esneklik, şeffaflık gibi özelliklere sahip olacak.
Malzeme, cep telefonu, televizyon ve saat ekranı, gözlük camı, reklam panoları, elektronik gazete gibi görüntülü cihazın yapımında kullanılabilecek. (Yaşam Servisi)

 

ODTܒden dev buluş: Görünmezlik zırhı

ODTܒlü bilim adamları, radar dalgalarını emerek görünmezlik özelliği sağlayan önemli bir buluşa imza attı. Örneği sadece ABD’de bulunan benzer bir madde, hayalet uçakların kaplamasında kullanılıyor.

NTV

Güncelleme: 15:04 TSİ 21 Kasım 2007 Çarşamba

 

ANKARA - Tamamen yerli olanaklarla geliştirilen madde, aynı zamanda yanmamazlık özelliğine de sahip. ODTÜ Kimya Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Levent Toppare ve ekibinin diğer önemli buluşu da plastiğin görüntü teknolojisinde kullanılmasına imkan tanıyor.

ODTܒNÜN 2 BULUŞU
Toppare, çığır açacak iki buluşu bir basın toplantısıyla açıkladı.

1) GÖRÜNMEZLİK ZIRHI
Toppare ve ekibinin ilk buluşu özellikle savunma sanayii açısından büyük önem taşıyor. Buluş, radar dalgalarını emme özelliğine sahip plastik bir kaplama malzemesi. Bu maddeyle kaplanmış 100 metrekarelik bir gemi radarlarda 10 santimetrekare, bir F-16 uçağı ise serçe büyüklüğünde görünüyor. Maddenin yanmamazlık özelliği de bulunduğu için araba ve uçakların iç döşemelerinde de kullanılabilecek. Benzer bir malzeme sadece ABD’de hayalet uçaklarda kullanılıyor.

Toppare “Buluş için silahlı kuvvetlerle görüşüyoruz. Onlar da birtakım denemeler yapıyorlar Bu çeşitli platformlarda kullanılabilir mi bakacaklar kullunmak istedikleri takdirde de silahlı kuvvetlerimize bu teknolojiyi transfer edeceğiz” dedi.

2) SIVILAŞTIRILMIŞ PLASTİKTEN EKRAN
Ekibin ikinci buluşu ise ekran teknolojisinde çığır açacak nitelikte. Plastiğin ekranlarda kullanımını mümkün kılan buluşla, özel bileşime sahip sıvılaştırılmış plastik, sürüldüğü yüzeyi sadece 1,5 voltluk bir akımla ekrana dönüştürebiliyor.

Toppare bu buluşla ilgili olarak da, “Kullanım alanı son derece geniş en basiti günlük hayatta televizyon ekranı, telefon ekranı yapabilirsiniz. LCD’lerden çok daha yeni bir teknoloji bunu böyle katlayıp çantanıza koyup çok büyük ekran yapabilirsiniz sadece bağladığınızda bu ekranda görebileceksiniz” dedi.

 

Zonguldak'ta Türkiye'ye 20 yıl yetecek zenginlikte kömür gazı rezervi bulundu

Zonguldak taşkömürü havzasında bulunan kömür gazı rezervinin çıkarılması için çalışmalar başladı. TÜBİTAK yetkilisi Doç Dr. İnan linyit kömüründen de gaz üretmek için çalıştıklarını söyledi

21/11/2007 RADIKAL

DHA - KOCAELİ- Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurulu (TÜBiTAK) Marmara Araştırma Merkezi Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Sedat İnan, Zonguldak taşkömürü havzasında, Türkiye'nin 20 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek kömür gazı rezervi bulunduğunu söyledi. Doç. Dr. İnan, kömür gazının çıkarılması için çalışmaların başladığını, ayrıca Soma'da da rezervler olabileceğini belirtti.
Enstitünün son çalışmalarıyla ilgili olarak TÜBİTAK'ın Gebze kampusunda basın toplantısı düzenleyen Doç. Dr. Sedat İnan, "Petrol zengini olmayan ülkemizde petrol, doğalgaz ve kömür gazı araştırmalarının itinayla yürütülmesi gerekiyor" dedi. Doç. Dr. Sedat İnan şunları söyledi:
"Enstitü olarak Güneydoğu Anadolu petrol bölgesi, Trakya petrol ve doğalgaz bölgesi ile Zonguldak taşkömür havzasında detaylı araştırmalar yaptık. Zonguldak taşkömürü havzasında kömür varlığına bağlı olarak 300-600 milyar metreküp kömür içinde bir gaz potansiyelinin varlığını tespit ettik. Bu rezerv, ülkemizin 10- 20 yıllık tüm doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek büyüklükte."

'10 milyar ton linyit rezervi var'
Doç. Dr. İnan, verilerin ardından Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun kömür gazı üretimi için ihale gerçekleştirdiğini ve ardından kömür gazının kullanılması için üretim sondajlarının başladığını kaydetti. Doç. Dr. İnan, Türkiye'de sadece Zonguldak'ta bulunan taşkömürünün içindeki kömür gazı üretimi projesinin ardından linyit kömüründen de gaz üretmek amacıyla çalışma yürüttüklerini anlattı. Doç. Dr. Sedat İnan şöyle devam etti: 'Son yıllarda linyit kömüründe de gaz olabileceğini değerlendirerek ülkemizde yaklaşık 10 milyar ton rezerv bulunduğunu ortaya çıkardık. İlk çalışma da, Soma havzasındaki yaklaşık 1 milyar tonluk linyit kömüründen gaz çıkarabilmek için o bölgede yapılacak. Proje TÜBİTAK'a sunuldu. Desteklenmesi halinde TPAO, İstanbul Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, ODTÜ ve Amerika'dan Pennsylvania State Üniversitesi ile işbirliği halinde, ancak enstitümüzün yürütücülüğünde önemli bir proje başlatılmış olacak."

'ABD 30 yıldır yapıyor'
Kömürden gaz üretiminin ABD'de 30 yıldır devam ettiğini kaydeden Doç. Dr. Sedat İnan, "Jeolojik nedenlerden dolayı petrol zengini değiliz. Ancak kömür kaynaklarımızdan elde edeceğimiz kömür gazı ile bu eksikliğimizi giderebiliriz. Kömür gazı, kömür yataklarının içinden sondajla çekildiği için 'kömür gazı' olarak adlandırılıyor. Ancak bildiğimiz doğalgazın kalitesi ile aynı" dedi.
Doç. Dr. Sedat İnan, Türkiye'nin radyasyon haritasının çıkarılması
için de enstitü olarak çalışma başlattıklarını kaydetti. Çalışmanın proje aşamasında olduğunu aktaran Doç. Dr. İnan, onay alması durumunda projenin, üniversitelerin desteği ile sekiz yılda tamamlanabileceğini sözlerine ekledi.

AB'den küçükbaş hayvan üreticilerine mali destek

Avrupa Birliği (AB), Kıbrıs Türk halkına yönelik yardım programı çerçevesinde, küçük baş hayvan üreticiliğinin hijyen koşullarının iyileştirilmesi mali destek sağlayacak. AB'nin desteği, seçilecek projelerin maliyetinin yüzde 65'ine kadar olacak.

Güney Kıbrıs'taki Avrupa Komisyonu Temsilciliği'nden yapılan açıklamaya göre, AB Kırsal Gelişim Hibe Pilot Programı, gelecekte küçükbaş süt sektöründe hellim ve peynir yapımında kullanılacak olan sütün kalitesinden emin olmak için gerekli olan soğuk zincir teknolojisine yönelik süt sağma makinesi, toptan saklama tankları gibi ekipmanı sağlamak amacıyla 5000 ve 25,000 Euro arası hibe desteğinde bulunacak.

Hibe, Kıbrıs Türk halkına yönelik 259 Milyon Euro'luk AB yardım programı tarafından finanse edilecek.

Sadece 50'den fazla koyun ve keçi sahibi olan üreticilerden başvuru kabul edileceği belirtilen açıklamada, önceliğin 40 yaşın altında olan genç üreticilere, bu sektöre olan bağlılığını ispatlamış olanlara ve çiftliğinde hijyen koşullarını geliştirmeye istekli olanlara verileceği kaydedildi.

Açıklamaya göre, başvuru yapmak isteyenlerin, Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği ofislerinden veya "EuropeAid" web sitesinden http://ec.europa.eu/europeaid/cgi/frame12.pl "EuropeAid/126260/C/ACT/CY referansını girerek ulaşabilecekleri başvuru formlarını kullanarak, Türkçe veya İngilizce olarak başvuru yapabilecekler.

Başvuru formları Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği (Tel: 0392 2270020, e-mail: ctfu@kibris.net); Kıbrıs Türk Hayvan Yetiştiricileri Birliği (Tel: 0392 2292987) veya Madison Süt Üretimi Danışma Grubu Eğitim Programı'ndan (MADAG, http://www.madag.info, e-mail:more@madag.info, Tel: 0392 60147 78 veya 79) temin edilebilecek. Bu kuruluşlardan başvuru hazırlanması aşamasında yardım da alınabilecek.

Bugün üreticilere yönelik bilgilendirme toplantısı

Hibe programı ve başvuru koşullarıyla ilgili daha fazla bilgi almak için tüm üreticilere yönelik olarak bugün saat 18.00'de Saray Otel'de bir bilgilendirme toplantısı düzenlenecek.

Başvuru yapacak olanlar 7 Ocak 2008 Pazartesi gününe kadar elarg-rd-grant@ec.europa.eu adresinden programla ilgili yazılı bilgi talebinde bulunabilecek.

Avrupa Komisyonu, bilgi taleplerine 17 Ocak 2008'e kadar yanıt verecek. Hibe başvurularının 28 Ocak 2008 Pazartesi gününe kadar Brüksel'e gönderilmiş olması gerekiyor, ancak başvuru yapacak olanların hazırlıklarını teslim tarihinden çok önce bitirmiş olmaları tavsiye ediliyor.

Açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun 21 Aralık-2 Ocak tarihleri arasında kapalı olacağı da belirtildi.

Program

Avrupa Birliği'nin Kırsal Gelişim Sektör Programı'yla (KGSP) ilgili ilk girişimi olan Kırsal Gelişim Hibe Pilot Programı, 2008 yılı ve sonrasında kademeli olarak uygulanacak.

Kırsal kesimin kalkınması ve gelişimi için daha fazla hibe olanağı öngören program, süt üretimindeki hijyenle sınırlı kalmayıp kırsal ekonomideki tüm aktivite sahalarını da kapsayacak. Finansman yaklaşık 17 milyon Euro tutarındaki bütçeden karşılanacak.

KIBRIS 21/11/07

Kıbrıs konusunda AB ile görüş ayrılığımız var

TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin AB ile Kıbrıs konusunda olduğu gibi Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetim konusunda da görüş ayrılığı yaşadığını söyledi.

Türkiye-AB Troykası'na katılmak için Brüksel'e gelen Bakan Babacan, Türk basın mensuplarıyla sohbet toplantısı düzenledi.

Türkiye'deki genel ve cumhurbaşkanı seçimlerinin AB tarafından da yakından izlendiğini ve AB Komisyonu'nun İlerleme Raporu'nda bu konudan övgüyle söz edildiğini hatırlatan Babacan, bu süreçte "Türk demokrasisinin güçlendiğini ve halkın nasıl bir Türkiye istediğinin berraklaştığını" kaydetti.

Babacan, seçimlere katılım oranının yüksekliğinin AB'deki birçok ülke tarafından gıptayla izlendiğini ve TBMM'deki muhalefet partisi sayısının artmasının Türk demokrasisi açısından önemli görüldüğünü kaydetti.

Bakan Babacan, Türkiye'de son 4-5 yılda çok önemli reformların gerçekleştirildiğini belirterek, "Türkiye'nin her bölgesinden reformlara destek var. Beklenenden daha kısa sürede beklenenden daha çok siyasi reformu Türkiye gerçekleştirecektir" diye konuştu.

Türkiye-AB Troykası toplantısı hakkında da bilgi veren Babacan, müzakere sürecini ilgilendiren konular dışında Türkiye'nin Orta Doğu'daki sorunların çözümüne yaptığı katkının gündeme geleceğini anlatarak, bölge ülkeleriyle Türkiye'nin iyi diyaloğunun AB tarafından fark edildiğini ve İlerleme Raporu'nda buna yer verildiğini ifade etti.

AB dışişleri bakanlarının Irak konusunda önceki gün aldığı kararı da değerlendiren Babacan, "AB'nin dengeli bir açıklama yaptığını ve Türkiye'nin PKK terör örgütüyle karşı karşıya olduğu durumunun hem AB'de hem Orta Doğu'da gayet iyi anlaşıldığını" belirtti.

Babacan, "Türkiye bir yandan Irak'ın istikrarına ve toprak bütünlüğüne katkı yaparken diğer yandan PKK'yla mücadelesinde kararlılığını gösteriyor" dedi.

Fransa'nın müzakerelere açılacak fasılları engellemesi

Fransa'nın müzakerelere açılmaya hazır iki faslı, akil adamlar komitesi önerisinin hayata geçirilmesi beklentisiyle engellemesinin Türkiye'yi rahatsız ettiğini ve ülkelerin altında imzası bulunan Müzakere Çerçeve Belgesi'yle bağdaşmadığını anlatan Babacan, akil adamlar komitesinin Türkiye'yi ve AB'nin sınırlarını tartışmaya açmaması konusunda yoğun diplomatik girişimlerde bulunduklarını söyledi.

Bakan Babacan, "AB (akil adamlar komitesiyle) illa bir çalışma yapacaksa, bu AB'nin en çok ihtiyaç duyduğu vizyon çalışması şeklinde yapılsın. Stratejik bakış açısıyla yapılırsa faydalı olur. Bu komitede kimlerin yer alacağı önemlidir" diye konuştu.

Babacan, "Bazı fasıllarımızın açılması varsın birkaç ay geciksin, ama komite (akil adamlar) doğru kişilerle doğru şekilde çalışsın" dedi.

Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetim

TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, AB'nin bazı belgelerinde Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetim için "Kürdistan bölge hükümeti" gibi ifadeler kullanılmasıyla ilgili bir soru üzerine, "Nasıl Kıbrıs konusunda AB ile görüş ayrılığımız varsa Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetim konusunda da var. AB'nin tercihi farklı olabilir. ABD'nin tercihi de farklı olabilir. Türkiye'nin kendi tercihi vardır. Biz Irak anayasasının bu (kuzeydeki bölgesel yönetimle ilgili) kısmını tanımayacağımızı belirttik" diye konuştu.

Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin "PKK'yı bir terör örgütü olarak kabul ederek uygun bir cevap vermesinin" önemine dikkat çeken Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Açıkçası kuzey Irak'taki oluşumun niyetinden pek emin değiliz. Son zamanlarda bazı ülkelerin baskısıyla biraz daha kabul edilebilir açıklamalar geldiyse de sadece sözle bu iş olmuyor.'

KIBRIS 21/11/07

Kıbrıs'ta BM öncülüğünde ciddi ve kapsamlı müzakereler başlatılmalı

TÜRKİYE, YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMELİ... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Rehn, Türkiye'nin Ek Protokol'den kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini kaydederek, "Kıbrıs'ta BM öncülüğünde ciddi ve kapsamlı müzakerelerin başlatılması" çağrısında bulundu. Rehn, "Aralık ayında teknik açıdan hazır olan en az iki faslın Müzakere Çerçeve Belgesi'ne uygun şekilde müzakerelere açılması gerektiğini" de vurguladı

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs'ta BM öncülüğünde ciddi ve kapsamlı müzakerelerin başlatılması çağrısında bulundu.

Türkiye-AB Troykası dışişleri bakanları toplantısının ardından AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ve AB Dönem Başkanı Portekiz'in Dışişleri Bakanı Luis Amada ortak basın toplantısı düzenledi.

Rehn, toplantıda özellikle reform süreci ve Türkiye'nin bölgesindeki barış ve istikrarı ilgilendiren konularda kapsamlı bir görüşme yaptıklarını anlattı.

Rehn, Türkiye'nin Ek Protokol'den kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmesini gerektiğini kaydederek "Kıbrıs'ta BM öncülüğünde ciddi ve kapsamlı müzakerelerin başlatılması" çağrısında bulundu.

Türkiye ile müzakere sürecinin ilerletilmesi ihtiyacına da değinen Rehn, "Aralık ayında teknik açıdan hazır olan en az iki faslın Müzakere Çerçeve Belgesi'ne uygun şekilde müzakerelere açılması gerektiğini" vurguladı.

Olli Rehn, DTP'ye kapatma davası açılmasıyla ilgili bir soru üzerine, "dava hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduklarını ve süreci yakından izlediklerini"anlatarak şunları kaydetti:

"Demokrasi ve çoğulculuğa taraf olduğumuz gibi (siyasi partiler tarafından) terör örgütüyle doğrudan veya dolaylı her türlü bağlantı kurulmasına karşıyız".

Babacan destek taleplerini iletti

Babacan, toplantıda Kıbrıs sorununu da konuştuklarını aktararak, "BM sürecine destek beklentimizi AB'li dostlarımıza ilettim. AB sürecini kullanarak Türkiye'den taviz koparılamayacağını anlattım. AB'nin, bu sorunun ancak BM sürecinde çözülebileceğini ifade ettiğini görmekten memnun oldum" dedi.

Portekiz Dışişleri Bakanı Amada

AB Dönem Başkanı Portekiz'in Dışişleri Bakanı Luis Amada ise Türkiye ile bu yıl içinde iki faslın müzakerelere açılmasını mümkün gördüklerini ve gerçekleştirmeye çalıştıklarını anlatarak "Çok çalışıyoruz, bunun siyasi şartlarını yaratmak istiyoruz" dedi.

Amada, siyasi engellerin ortadan kaldırılması durumunda müzakerelerin açılacağı hükümetler arası konferansın 18 Aralık'ta düzenlenebileceğini ifade etti.

KIBRIS 21/11/07

Rumlara gözdağı veren filoya teknoloji devrimi

22 Kasım 2007

 

Özgür EKŞİ

 

Yarın toplanacak Savunma Sanayi İcra Komitesi'nde denizaltı, denizüstü ve hava savunmasına yönelik modernizasyon önlemleri görüşülecek.

Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün yer alacağı 23 Kasım Savunma Sanayi İcra Komitesi (SSİK) toplantısında resmi gündemde yer almayan bir konunun ele alınacağı öğrenildi.

SSİK'da Türkiye'nin en güçlü deniz filosunun yer aldığı Marmaris Aksaz Deniz Üssü'nün koruma kalkanının güçlendirilmesi özel bir gündemle karara bağlanacak. Üssün elektronik imkanlarla koruma amaçlı gözetleme programına alınması görüşülecek.

ÖNLEMLER KAPIDA

Koruma kalkanın kuvvetlendirilmesi için ASELSAN ve HAVELSAN öncülüğünde denizaltı, denizüstü ve hava savunmasına yönelik elektronik algılayıcılar üssün kritik noktalarına yerleştirilecek. Alınacak önlemlerle üsse deniz altı, üstü ve havadan yaklaşan en küçük nesne dahi kilometrelerce öteden tespit edilecek.

SATLAR GÖREV BAŞINA

Üssün askeri savunmasını arttırmak üzere Sualtı Taaruz Timleri de (SAT) göreve başladı. SAT'lar gece ve gündüz üs çevresinde dalış yapıyor ve üsse tehdit oluşturabilecek hedefleri araştırıyor.

KORUMA NEDEN ARTTI

Teknolojik gelişmeye paralel olarak Üssün güvenlik önlemlerinin arttırılmasına ihtiyaç duyulurken Üssün görev alanının genişlemesi ikinci neden olarak gösterildi. Foça ve Göçek'ten kaydırılan donanma unsurlarıyla güçlendirilen Üs Akdeniz Kalkanı Planı çerçevesinde yasadışı göç, uyuşturucu madde, silah kaçakçılığı başta olmak üzere pek çok konuda görev yapıyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs açıklarında petrol aramaya karar verdiği zaman üsse bağlı kuvvetler Türkiye'nin kararlılığını ortaya koymuştu.

HURRIYET 22/11/07

 

İtalya Dışişleri Bakanı D'alema: Kıbrıs sorunu karşılıklı çaba ve uzlaşmayla çözülmeli

D'alema, Türkiye Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi, İtalya Jeopolitik Düşünce Dergisi ve İtalyan Unicredit Bankasının işbirliğiyle Conrad Otelinde düzenlenen 4. Türk-İtalyan Forumu'nun açılışında konuştu.

Kıbrıs konusuna da değinen D'alema, bu konuda hala zorluklar bulunduğunu ifade ederek, sorunun karşılıklı çabayla ve uzlaşmayla çözülmesi gerektiğini belirtti. Rum kesiminde önümüzdeki yıl seçimler yapılacağını kaydeden D'alema, İtalya'nın BM himayesi ve AB desteğiyle bir uzlaşmaya varılması düşüncesinde olduğunu bildirdi. D'alema, "İtalya, iki tarafın da sürtüşmeleri değil, karşılıklı tavizleri ön plana koymasını bekliyor. AB yolunda Türkiye için, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıs (Rum kesimi) için bu şart" dedi.

İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Massimo D'alema, uygarlıkların zarar görme riski altında bulunduğu bir bölgede Türkiye'nin kilit bir ülke olduğunu vurgulayarak, "AB'nin Türkiye'yi de kapsayacak şekilde genişlemesi temel bir ihtiyaçtır. Bu sayede Avrupa, güvenlik ve dünyanın bu kısmında istikrar kazanacaktır" diye konuştu.

D'Alema, Türkiye'nin ekonomik alanda kazandığı başarılara ve istikrara da işaret ederek, Türkiye'nin dünya rekabetinden geri kalmamak yolunda gerçek reformlar yapma konusunda irade gösterdiğini belirtti.

Massimo D'Alema, iki ülkenin her alanda daha çok birlikte çalışmak için çaba gösterdiğini ve rekabet dünyasında birlikte daha ileri gitmeyi umduklarını belirtti.

"Avrupa, türkiye'yi mutlaka içine almalı"

Massimo D'alema, açık ve evrensel değerlere dayalı bir Avrupa fikrinin ifade edilmesi gerektiğini belirterek, "Bu, kapalı bir vizyon değil, sadece kendi kimliği içerisine kapanmayı kabul etmemeli. Açılan bir Avrupa ve Türkiye'yi mutlaka içine almalı. Çünkü ortak amaçlarımız var. Aynı refaha doğru yürüyoruz. Aynı uygarlığın içindeyiz" diye konuştu.

Türkiye'nin son aylarda geçirdiği yoğun siyasi dönemde ne kadar sağlam bir ülke olduğunu, reformlar konusunda ne kadar kararlı olduğunu gösterdiğini ve çağdaşlaşma yolunda özgün bir şekilde ilerlediğini ifade eden D'alema, "Bu bir denge yolu, hem İslami, dini boyutla, hem de Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu laik devlet arasında denge yolu. Burada hükümetin çok önemli bir sorumluluğu var" dedi.

Hükümetin ikinci yasama döneminde "ciddi bir güvenilirlik" kazanmış durumda olduğunu kaydeden D'Alema, "Burada Türkiye artık küresel bir oyuncu olma yolunda ve AB'ye tam üyelik amacı da buna katkı sağlayan unsurlardan bir tanesi. AB, hariç tutmak kavramlarını kafasından atmalı, dahil etmek prensibini taşımalı. İtalyan görüşü tamamıyla bunu yansıtmaktadır" diye konuştu.

KIBRIS 23/11/07

 

Ban, 2008'de 6 görüşme planlıyor

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Ban Ki- Moon'un; 2008'de Kıbrıs sorunuyla ilgili yeni bir girişimin başlaması gerektiğini düşündüğünü ve iki toplum lideri arasında altı görüşme tayin ettiğini söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos, Commonwealth Devlet Başkanları zirvesine katılmak için Uganda'ya hareket etmeden önce, önceki akşam yaptığı açıklamada, 8 Temmuz anlaşmasının somut bir girişim ve öneriyi teşkil ettiğini, bu nedenle 8 Temmuz anlaşmasına canla başla bağlı olduğunu savundu.

BM Genel Sekreteri'nin girişim üstlenmesi konusuna değinen Papadopulos, Ban'ın, yeni bir girişimin başlayıp başlamayacağı konusuna karar vermesi için, Kıbrıs'taki iki tarafın siyasi iradesini dile getirmesi arzusunda olduğunu kaydetti.

Avrupa Komisyonu'nun, KKTC liman ve havalimanlarını meşru addedeceği şeklindeki bir soru üzerine Papadopulos, böyle bir konunun bulunmadığını, başka herhangi bir yorumun yanlış, yasa dışı ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu ileri sürdü ve böyle bir konunun gündeme gelmesi durumunda o zaman uluslararası hukukun yanlış yorumlanmasının söz konusu olacağını ifade etti.

KIBRIS 23/11/07

 

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş: Vatandaşlıklar konusunda büyük hata yapıldı ama art niyet yok

Denktaş, Mersin Genç İşadamları Derneğinin (MEGİAD) konuğu olarak geldiği Mersin'de, Büyükşehir Belediye Başkanı Macit Özcan ve MEGİAD Başkanı Kasım Tanrıöver'i kabul etti. Denktaş, bir süre sohbet ettiği Özcan ve konuklarının fotoğrafını da çekti.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Denktaş, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın açtığı dava sonucu, başta Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün ve Jak Kamhi olmak üzere, 155 kişinin KKTC vatandaşlığından çıkarılmasıyla ilgili soru üzerine "Büyük bir yanlış yapılmıştır" dedi.

Ortaya çıkan gelişmenin üzücü olduğunu; bir art niyet olmadığını düşündüğünü belirten Denktaş, şunları kaydetti:

"O dönemdeki seçimlerden hemen önce o günkü iktidar partisince bir liste hazırlanarak, yıllarca vatandaş olmayı bekleyen insanları bir çırpıda vatandaş yapma yoluna gidildi. Seçimler arifesinde yapıldığı için muhalefet partisi bunu mahkemeye taşıdı. Mahkeme de aradan 4 yıl geçtikten sonra birden bire bunu incelemeye karar verdi. Ve bu tatsız gelişme ortaya çıktı.

Halbuki bu listenin içinde bizim hizmetleri nedeniyle şereflendirmek, teşekkür etmek istediğimiz isimler de vardı. Bunları da meğer aynı listeye koymuşlar. Kimse inceleyip bunları çıkartmadı. Usulsüz olarak, yasaya uygun olmadan yapılan vatandaşlıkların yanında bunlar da iptal edilmiş oldu. Hepimiz bu duruma üzüldük. Burada bir art niyet yoktur, olamaz da."

Denktaş, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile bu konuyu görüştüğünü ve sorunun çözüleceği yönünde söz aldığını kaydetti.

Türk askeri çekilirse

Türk askerinin adadan çekilmesi durumunda "karşı tarafın, 24 saatte 100 bin askeri silahaltına çağırabileceğinin unutulmaması" gerektiğini de söyleyen Denktaş, şöyle devam etti:

"Kıbrıs meselesinin gelmiş olduğu noktada bütün uğraş Türk askerini adadan çektirmektir. Halbuki Türk askerinin adadan çekilmesi, Kıbrıs Türk'ünü Rum'a teslim etmek anlamına gelir.

Güya bu, uzlaşmaya yardımcı olacakmış. Bence uzlaşma imkânı yoktur. Rum, garanti antlaşmasının kalkmasını, Türk askerinin adadan çıkmasını, Rum göçmenlerinin eski yerlerine girmesini istiyor ve azınlık çoğunluk esası üzerinden Kıbrıs'a sahip çıkmak istiyor. Bunlara biz evet diyemeyeceğimize göre, bu insanlarla masaya oturmanın hiç bir anlamı yoktur."

KKTC' nin kırmızı çizgileri bulunduğunu belirten Denktaş, "Bizim kırmızı çizgimiz 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in zamanında canlı tuttuğu gibi, şimdi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın da Kıbrıs'a gelerek vurguladıkları gibi, iki eşit egemen halkın varlığı, iki ayrı demokrasinin ve iki ayrı devletin varlığı esasına dayanmaktadır" dedi.

Bu gerçek dikkate alınmadan masaya oturmakla hiç bir yere varılamayacağını ifade eden Denktaş, şunları kaydetti:

"Masaya bu şartlar tahakkuk etmeden oturursak pazarlık, baskı altında Rum'u memnun etme pazarlığı olacak. Yani önerilerimizi Rum'un kabul edebileceği bir şekle sokmamız beklenecek. Bunu da yapamayacağımıza göre, masaya oturmak için ne istediğimizi açıkça dünyaya duyurmamız lazım. İstediğimiz, eşitliğimizin kabul edilmesidir. Eşitliğimiz de devlet esasında eşitliktir.''

Türkiye'nin Kıbrıs üzerinde hakları olduğunu ve bu hakları da kimsenin ortadan kaldıramayacağını ifade eden Denktaş, tehlikenin devam ettiğini, hiç kimsenin "işler iyi gidiyor" diye avunmadan, sağlam durarak devlete sahip çıkılması gerektiğini vurguladı.

KIBRIS 23/11/07

 

Marketçilere göre Kuzey daha ucuz

Elmas TOKAY

Son günlerde ülkemiz kamuoyunu meşgul eden konular arasında yer alan "Güney Kıbrıs'taki marketler daha ucuz" düşüncesine, Kuzey Kıbrıs'taki bazı büyük market yöneticileri katılmıyor. Kuzey'in, Güney'e göre düşünüldüğü gibi pahalı olmadığını savunan marketçilere göre, Kıbrıs Türk halkı zaman zaman yanlış bilinçlendiriliyor.

Mustafa Ersoy: Kuzey ve Güney Arasında aşırı fiyat farkı yok

Metropol Süpermarket sahibi Mustafa Ersoy, yaptıkları araştırmalar sonucu Güney ve Kuzey'deki marketlerde satılan ürünler arasında çok aşırı fiyat farkı olmadığını, ancak bu olayın halkımıza tam ters bir imaj olarak aktarıldığından dolayı öyle göründüğünü iddia etti.

Ersoy, yapılan araştırma sonuçlarına göre Kuzey ve Güney'in yarı yarıya ürünlerde fiyat değişikliklerinin olduğunu sapladıklarını, yarı ürünlerde Güney'in, yarı ürünlerde de Kuzey'in daha ucuz olduğunu söyledi.

Ersoy, sepet alışverişi yapıldığında,bu ürünlerin yarısının veya en azından % 40'ının bizim taraftaki marketlerde daha ucuz olduğunu tespit ettiklerini, bu nedenle Güney' in bizden ucuz olduğunun söylenemeyeceğini halkın bilmesi gerektiğini kaydetti.

"Kendi ülkemizde bulunan marketler arasında dahi fiyat farkları var"

"Güney Kıbrıs'la aynı fiyatlarda olmamız da zaten mümkün değil, çünkü ülkemizde serbest piyasa koşullarında fiyatların belirlenmesinden dolayı Kuzey'de de marketler arasında fiyat farkları var" diye konuşan Mustafa Ersoy, Süpermarket sektöründe uğraşan kişiler olarak birlikte çalışmalar yapmaya başladıklarını ve Güney' den daha pahalı olan malların fiyatlarını düşürmek için ellerlinden geleni yapacaklarını belirtti.

Ersoy'a göre, Kuzey'in daha pahalı algılanma nedenleri

Araştırmalar sonucunda Kuzey'in daha pahalı olarak algılanması nedenlerinden biri olarak, son bir iki ayda dövizde bir düşüş yaşanmasını, bir Kıbrıs Lirası' nın 3.300 YTL iken şu anda 2.900 YTL ye düşmesini gösteren Ersoy, halkın Güney'den alacak olduğu malın % 10 daha ucuza alacağı düşüncesini ortaya çıkardığını belirtti. Ersoy, ikinci neden olarak son iki üç ay içerisinde artan fon ve KDV artışı olduğunu belirtti. Bu artışın da % 5 olduğunu ve toplam % 15 gibi bir farkın doğmasının pahalılığın nedeni olduğunu kaydetti.

"Ürünün üretim yerinin farklı olması da fiyat farkını meydana çıkarıyor"

Metropol Süpermarket sahibi Mustafa Ersoy, Kuzey'in daha pahalı olma algısı yaratan bir diğer neden olarak üretim yeri farkını halkımızın tam olarak bilmemesi olduğunu söyledi.

Rum tarafında satılan bir çok ürünün üretim yerinin Yunanistan' da üretim yapan fabrikalar olduğunu ancak ülkemizde satılan ve yurt dışından gelen bir çok ürünün üretim yerinin orijinal fabrikasından olması nedeniyle fiyat farkının olduğunu vurgulayan Ersoy, halkın iki ürünü karşılaştırırken hem aynı gramajda hem de aynı üretim yerinden olan ürünler arasında karşılaştırma yapması gerektiğini belirtti.

Ersoy, özellikle Güney'de satılan 'Nescafe' ve' Cornflakes' in Yunanistan'da üretildiğini ancak bizim ülkemizde satılanların İngiltere'deki orijinal üretim yerinden geldiğini belirtti ve bu nedenle bu ürünlerdeki fiyat karşılaştırmalarının bilimsel olarak mümkün olmadığını söyledi.

Açılan dev alışveriş merkezleri

hem Güney hem Kuzey esnafını etkiledi

Uluslararası dev boyutlu alışveriş merkezlerinin Güney'de açılmasının o taraftaki esnafı, hem de Kuzey'deki esnafı otomatik olarak etkilediğini de vurgulayan Ersoy, bu gibi büyük marketlerin ve alışveriş merkezlerinin yaptığı kampanyaların önüne dünyadaki bir çok yerin geçemeyeceği gibi, kuzeydeki marketlerin de geçebileceğini düşünmenin komik olduğunu sözlerine ekledi.

Hüseyin Ekrem: Güney'den çok da pahalı değiliz

Lemar Marketler Müdürü Hüseyin Ekrem Ergil, Güney'dedki marketlerden çok da pahalı olmadığımızı hatta sepet alışverişi yapıldığı zaman alınan ayni ürünlerde bizim taraftaki marketler ile ayni fiyatın ortaya çıktığını belirtti.

Ergil, ilk olarak halkın diğer tarafa neden geçtiğinin araştırılması gerektiğini söyledi.

Akaryakıtın Güney'de ucuz olmasının halkın diğer tarafa gitmesinin bir nedeni olduğuna işaret eden Ergil, halkın Güney'e geçtiği zaman kendini Avrupa da hissetmesinin, bir günlük tatil gibi düşünmesinin ve bizim tarafta olmayan, Starbucks, Gloria Jeans, Mc Donalds gibi eğlence yerlerine giderek bir şeyler içip yemek yemesi, halka cazip gelen nedenlerden bazıları olduğunu vurguladı.

Yeni açılan ve açılacak olan büyük alışveriş merkezleri...

Ergil, Güney'de yeni açılan büyük alışveriş merkezlerine şu anda hem Rum hem de Türk halkının büyük bir rağbet gösterdiğine dikkat çekti. Ergil, yeni açılan bu büyük alışveriş merkezine giden halkımızın orada gezerken 'Carrefour' gibi dünyaca ünlü bir süpermarketi görerek girdiğini ve burada ister istemez alışveriş yaptığını belirtti. Ergil, Carrefour' un günümüzde dünyada isim yapmış ve yıllık gelirinin dünyadaki bir çok ülkenin yıllık gelirinden fazla olduğunu unutmam gerektiğini ve onunla rekabet etmeye çalışmanın boşa harcanacak bir zaman olduğunu da sözlerine ekledi.

Tansel Nizam: Halkımızda psikolojik bir saplantı var

Devpa Süpermarket sahibi Tansel Nizam, Türk tarafının pahalı olmadığını sadece halkta psikolojik bir saplantı olduğunu iddia etti.

Tansel Nizam, bu karşılaştırma olaylarının domatesten çıktığını belirtti ve domatesin Kuzey'de 3 YTL ye çıktığı dönemde Güney'de 1 YTL olmasının olayların başlangıcı olduğunu savundu.

"Güney tarafının coğrafya bakımından bizim taraftan farkı vardır bizim de onlardan farklı bir coğrafyamız vardır" diyen Nizam, yaz dönemindeki kavurucu sıcaklar nedeniyle bizim tarafta üretilen domatesin, salatalığın ve fasulyenin bir çok yerde kuruduğunu ve çok az üretildiğini, ancak Güney'de Trodos Dağlarında iklimin daha serin olması nedeniyle oradaki yetişen bu ürünlerin daha iyi olduğunu, bu nedenle fiyat konusunda bir fark meydana geldiğini kaydetti..

"Türkiye'den ithal ürünlerde çok daha ucuzuz"

Tansel Nizam, Kuzey'in Türkiye'den ithal edilen ürünlerde avantajlı olduğunu söyledi. Nizam, mukayeseler tam yapılmadığı zaman yanlış sonuçların ortaya çıktığını ve tamamen aynı ölçüde ve aynı kalitedeki ürünlerin karşılaştırılması gerektiğini vurguladı.

Bizdeki bir çok ithal ürünün orijinal üretim yapan fabrikalardan ithal edildiğini ancak Güney'de birçok ürünün Yunanistan' da üretilen fabrikalardan geldiğini belirtti. Nizam, eğer fiyatlar karşılaştırılacaksa Türkiye'de üretilen ürünlerle Yunanistan'da üretilen ürünlerin arasındaki fiyatların karşılaştırılması gerektiğini belirti. O zaman Türkiye'de üretilen ürünlerin daha ucuz olduğunu herkesin göreceğini kaydetti.

Fikret Unutmaz: Güney'in daha ucuz olduğunu düşünmek biraz

göreceli, biraz da yanılgı

Reis Süpermarket Müdürü Fikret Unutmaz, Güney'in Kuzey'e göre ucuz olduğunu düşünmek biraz göreceli biraz da yanılgı gibi düşündüğünü kaydetti.

Unutmaz, kuzey ve güney tarafındaki marketlerdeki ürünler arasında mutlaka fark olduğunu, zaten ülkemizde ve dünyada bulunan marketlerdeki ürünler arasında bile fiyat farklılıkları olduğuna dikkat çekti.

Farklı farkı marketlere gidildiğinde burada bulunan ürünlerin bazılarının diğer marketlere göre daha uygun fiyata olduğunu, bu markette bulunan pahalı ürünlerin ise bir başka markette daha ucuz olmasının mümkün olduğunu belirtti ve Rum tarafının, halkımız tarafından söylendiği gibi 'çok ucuz, sudan ucuz' denmesine katılmadığını söyledi.

Gramaj çok önemli

Halkımızın güneydeki marketten aldığı bir ürünü kuzeydeki marketlerle karşılaştırma yapacağı zaman ayni gramajda olmasına dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Unutmaz, örneğin güneyde 340 gram yoğurdun mevcut olduğunu ancak bizim tarafta bu gramajda yoğurt olmadığını belirtti. Bizim tarafımızda 250, 500 ve 650 gram yoğurtlarının bulunduğunu söyledi. Halkımızın, güneyle kuzey tarafında yoğurt fiyatlarını karşılaştırırken bu gibi gramaj hatalarına düştüklerini ve farklı gramajlardaki ürünleri fiyat olarak karşılaştırdıklarını kaydeden Unutmaz, halkın bu gibi hatalara düşmemeleri gerektiğini belirtti.

Ülkemizde orijinal menşeli ürünler satılıyor

Fikret Unutmaz, halkımızın birde iki taraf arası karşılaştırma yaparken ürünlerin menşeine dikkat etmeleri gerektiğini çünkü bize yurt dışından gelen ürünlerin hemen hemen hepsinin orijinal menşeli olduğunu söyledi. Unutmaz, ancak güney tarafında, yurt dışından gelen ve satılan ürünlerin bir çoğunun Yunanistan menşei olduğunu bu nedenle fiyat farkının da farklı olduğuna dikkat çekti.

Tulin Alçıcıoğlu: Bazı ürünlerde

kuzey daha ucuz, ancak...

Astro Hipermarket Müdürü Tulin Alçıcıoğlu, Güney'de bazı ürünlerin Kuzey'e göre daha ucuz olduğunu ancak halkımızda diğer tarafa gitme gibi bir özenti bulunduğunu belirtti.

Alçıcıoğlu, peynir, süt ve temizlik ürünlerinin bir kısmında ve bakliyatta güneyin bizden daha ucuz olduğunu söyledi.

Çocuk ürünlerinde KDV

sıfırlanmış durumda

Alçıcıoğlu, Güney'deki tüm çocuk ürünlerinde KDV' nin sıfırlanması sonucunda bu ürünlerde bizden çok daha ucuz olduğunu belirtti ve devletin de bizim taraftaki ürünlerde belli başlı değişiklikler yapması gerektiğini söyledi.

Kendi ürünümüzü yeteri kadar tanıtamıyoruz

Kendi ürünümüzü yeteri kadar tanıtamadığımıza dikkat çeken Alçıcıoğlu, yerli üretimde de yeteri kadar başarılı olmadığımızı, güney tarafının ise hem ürünlerini tanıtıcı bir çok kampanya yaptığını, bizden daha çok yerli üretim yapmalarından dolayı bizim taraftan diğer tarafa bir kayma olduğunu belirtti.

Fuat Nesip Nalcıoğlu:

Mesarya Süpermarket Sahibi Fuat Nesip Nalcıoğlu, Kıbrıs Türk halkının Güney'deki ürünlerin daha ucuz olduğuna inandığını, bu yüzden diğer tarafa geçip alışveriş yaptığının gözlemlendiğini belirtti.

Perakende fiyatların oluşmasında üç farklı ayak olduğunu belirten Nalcıoğlu, bunların ilkinin hükümet olduğunu, hükümetin fon ve KDV' si ile oluşacak fiyata bir katkı koyduğunu, ikincisinin, tüccarın aldığı fiyat ve koyduğu kar marjı olduğunu, üçüncü ve son olarak ise perakendecinin tavrı olduğunu belirtti.

Bu üç maddede de sorun olmasından dolayı kuzeydeki fiyatların daha pahalı olduğunu kaydeden Nalcıoğlu, sonuçta iki tarafta da hemen hemen ayni ürünlerin satıldığını ülkemiz üzerinde olan ambargoların çok fazla da etkili olmadığını iddia etti. Nalcıoğlu, eğer Güney'deki marketlerle rekabet edilecekse bu üç sorunu ilk olarak çözmemiz ve perakende fiyatlarda bir düzenleme yapılması gerektiğini kaydetti.

KIBRIS 23/11/07

 

Papadopulos: Türk-İngiliz anlaşması yasadışı

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, İngiltere ile Türkiye arasında imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması’nın yasa dışı olduğunu iddia etti.

NTV

Güncelleme: 13:38 TSİ 25 Kasım 2007 Pazar

 

ATİNA - Papadopulos, Atina’da yayımlanan Elefteros Tipos gazetesine verdiği demeçte Kıbrıs sorununa da değindi. Rum Yönetiminin, İngiltere’nin Türkiye ile imzaladığı ortaklık belgesinden büyük rahatsızlık duyduğunu belirten Papadopulos, “İngiltere ile siyasi, ekonomik ve hukuki ilişkilerini yeniden gözden geçireceklerini” söyledi.

Papadopulos, “İngiltere ile Türkiye arasındaki stratejik anlaşma, İngiltere’nin Kıbrıs’a karşı olan yükümlülüklerini ayaklar altına almaktadır. Bu yüzden yasa dışıdır ve İngiltere’nin uluslararası yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelmektedir” dedi.

Papadopulos, Rum Yönetiminin, Türkiye ile İngiltere arasındaki anlaşmaya tepki olarak adadaki İngiliz üslerini kapatmayı düşünüp düşünmediği sorusu üzerine, “Bu konu, bizleri İngiltere ile olan tüm ilişkiler ağını yeniden gözden geçirmeye yönlendirmektedir. Ancak üslerin kalması ya da gitmesi, bununla bağlantılı tüm koşulları ve parametreleri dikkatle ele almamız gereken ciddi bir konudur” diye konuştu.

Kıbrıs’ta, Türk tarafına karşı uygulanan izolasyonların kaldırılmasının adanın bölünmesine yol açacağını iddia eden Papadopulos, “Gerçekte, Kıbrıslı Türklere karşı herhangi bir izolasyon uygulaması yapılmadığını” öne sürdü. Papadopulos, şu iddialarda bulundu:

“Kıbrıslı Türklere uygulandığı söylenen izolasyon yoktur. Nerede izolasyon varsa bunun nedeni, işgal ordusu ve Türk tarafının sahte devletin tanınması için uluslararası nitelikler kazanma arzusudur. Sahte devletin egemen devletlerin katıldığı uluslararası kurumlara katılmaması bir izolasyon değil, uluslararası hukukun uygulanmasıdır. Bunun kaldırılması bölünmüşlüğün başka şekildeki ifadesidir.”

Papadopulos, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in olası Ankara ziyaretiyle ilgili soru üzerine de “Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye’nin siyasi iradesine bağlı olduğunu kabul edecek derecede gerçekçiyiz. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerinin iyileştirilmesine yönelik her hareketin Kıbrıs konusuna olumlu etkisi olacaktır” dedi.

İngiltere-Türkiye Stratejik Ortaklık Anlaşması yasa dışı

 

 

A.A.

 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, İngiltere ile Türkiye arasında imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın yasa dışı olduğunu iddia etti.

Papadopulos, Atina'da yayımlanan Elefteros Tipos gazetesine verdiği demeçte Kıbrıs sorununa da değindi.
Rum Yönetiminin, İngiltere'nin Türkiye ile imzaladığı ortaklık belgesinden büyük rahatsızlık duyduğunu belirten Papadopulos, "İngiltere ile siyasi, ekonomik ve hukuki ilişkilerini yeniden gözden geçireceklerini" söyledi.
Papadopulos, "İngiltere ile Türkiye arasındaki stratejik anlaşma, İngiltere'nin Kıbrıs'a karşı olan yükümlülüklerini ayaklar altına almaktadır. Bu yüzden yasa dışıdır ve İngiltere'nin uluslararası yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelmektedir" dedi.

Papadopulos, Rum Yönetiminin, Türkiye ile İngiltere arasındaki anlaşmaya tepki olarak adadaki İngiliz üslerini kapatmayı düşünüp düşünmediği sorusu üzerine, "Bu konu, bizleri İngiltere ile olan tüm ilişkiler ağını yeniden gözden geçirmeye yönlendirmektedir. Ancak üslerin kalması ya da gitmesi, bununla bağlantılı tüm koşulları ve parametreleri dikkatle ele almamız gereken ciddi bir konudur" diye konuştu.

Kıbrıs'ta, Türk tarafına karşı uygulanan izolasyonların kaldırılmasının adanın bölünmesine yol açacağını iddia eden Papadopulos, "Gerçekte, Kıbrıslı Türklere karşı herhangi bir izolasyon uygulaması yapılmadığını" öne sürdü. Papadopulos, şu iddialarda bulundu: "Kıbrıslı Türklere uygulandığı söylenen izolasyon yoktur. Nerede izolasyon varsa bunun nedeni, işgal ordusu ve Türk tarafının sahte devletin tanınması için uluslararası nitelikler kazanma arzusudur. Sahte devletin egemen devletlerin katıldığı uluslararası kurumlara katılmaması bir izolasyon değil, uluslararası hukukun uygulanmasıdır. Bunun kaldırılması bölünmüşlüğün başka şekildeki ifadesidir."

Papadopulos, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in olası Ankara ziyaretiyle ilgili soru üzerine de "Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin siyasi iradesine bağlı olduğunu kabul edecek derecede gerçekçiyiz. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerinin iyileştirilmesine yönelik her hareketin Kıbrıs konusuna olumlu etkisi olacaktır" dedi.

HURRIYET 25/11/2007

 

Rumlar, AB'nin KKTC'deki hastalıkları izlemesini istedi

Fotiu, Güney Kıbrıs'ın da olumsuz etkilenmemesi için bu kontrolün yapılmasını istediklerini; hayvansal hastalıklarla ilgili olarak KKTC'de hüküm süren durumun ne olduğu hakkında BM ve AB'den bilgi beklediklerini kaydetti.

Fileleftheros gazetesi Fotiu'nun, KKTC'de sağlığa aykırı olduğu belirtilerek, büyük miktarda sığır etine el konulmasıyla ilgili olarak resmi olarak bilgilendirilmediğini söylediğini yazdı.

Öte yandan gazete, Şap hastalığıyla ilgili olarak yaşanan gelişmelerle ilgili haberlere de yer verdi. Gazete, Şap hastalığıyla ilgili olarak alınan önlemlerin kısmen kaldırılmasıyla, bölgelerdeki hayvanların süt ve etinin kullanılmaya başlandığını belirtti. Hastalıkla ilgili kısıtlayıcı önlemler çerçevesinde, canlı hayvan, et ve et ürünleri ihracatıyla ilgili sorunlar ise hala mevcut.

Gazete, bu mevcut durumun, uzun bir süre daha devam etmeyeceğini; Rum Tarım Bakanı Fotis Fotiu'nun konuyu AB Komisyonu'nun Sağlık ve Tüketicinin Korunmasından Sorumlu Kıbrıslı Rum Komiseri Markos Kiprianu'ya önümüzdeki Pazartesi günü Brüksel'de açacağını bildirdi.

Gazete, Rum Hükümetinin Şap Hastalığı dolayısıyla genel olarak hayvancılık ve hayvancılarla ilgili yeni bir plan hazırladığını da yazdı.

Habere göre, söz konusu planın Rum Tarım Bakanı Fotis Fotiu tarafından 5 Aralık'ta gerçekleştirilecek olan Rum Bakanlar Kuruluna sunulması bekleniyor.

Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas ise açıklamasında, söz konusu planın ekonomik ve başka önlemler içerdiğini kaydetti.

Gazete, Dromolakça'daki (Mormenekşe) hayvancılık bölgesi yakınına özel bir hastane inşa edilmesinin planlandığını da belirttiği haberinde, hastane inşaatını gerçekleştirecek olan "Atineon Idıotıko Nosokomio LTD'nin" dün yaptığı açıklamada, hastaneyi inşa edeceklerini; hayvan çiftliklerinin kendileri için engel teşkil etmediğini belirttiğini yazdı.

Gazete konunun karmaşaya sebep olduğunu; bölgedeki hayvancıların öfkeli olduklarını belirtti.

Gazete söz konusu şirket yetkililerinin dün bir basın toplantısı düzenleyerek konuya açıklık getirmeye çalıştıklarını da kaydetti.

Şirket yetkilileri açıklamalarında, Dromolakça bölgesi yakınında büyük bir arazi satın adlıklarını, hastane yapılması çabalarının ise 2004 yılında başladığını ve bugünlere kadar sürdüğünü belirttiler.

Şirket yetkilileri satın aldıkları toprakların Kıbrıs Türk toprağı olduğunu yalanladılar.

KIBRIS 25/11/2007

 

Matsakis'i aşk uslandırdı

Türkiye düşmanlığıyla tanınan Rum parlamenter Matsakis bir Türk kızına aşık oldu. Bu aşk sayesinde hafta içinde yapılan AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu'nda Matsakis AB yerine, Türkiye lehine görüş açıkladı.

KKTC sınırında iki yıl önce Türk bayrağını indiren, Türk askerine hakaret eden, geçen yıl geldiği Meclis çatısı altında da karışıklık yaratan Rum parlamenter Marios Matsakis'in bir Türk kızına âşık olduğu ortaya çıktı.

İddiaya göre bu aşk sayesinde de Matsakis, hafta içinde yapılan AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) toplantılarında, Türkiye'yi eleştirmek yerine AB'yi eleştirdi.

Türkiye gazetesi SABAH, bu iddiaları 53 yaşındaki Matsakis'e sordu. Matsakis, önce kaçamak yanıt verip, "Ben Türk kadınlarına aşığım ama sorun şu ki onlar bana âşık değil. Türk kadınları çok hoş, çok güzel. Sadece dış görünüş olarak değil aynı zamanda iç dünyası da güzel" dedi.

Ardından "özel biri var mı" sorusuna ise, "Belki... Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. İlişki hakkında konuşmak için daha çok erken. Bu benim özel hayatım..." karşılığını verdi.

Matsakis, "Yani âşıksınız" sorusunu, başıyla gülümseyerek onaylarken, "Belki size daha sonra söylerim" dedi. Kıbrıs Türklerinden de 1974'te yaşanan olaylar için özür dileyen Matsakis'e işte bu sırada, "Yoksa aşkınız Kıbrıs Türkü mü?" sorusunu yöneltti ama bu soruyu da "Özel hayatımı konuşmak istemiyorum" diyerek yanıtladı.

Telefon kartı aldı

Geçen yıl katıldığı KPK toplantıları sırasında, "Burası ne biçim bir ülke, cep telefonum bile çekmiyor" sözleriyle olay çıkaran Matsakis, bu kez kontörlü kart aldı. "Ne yapalım, uyum sağlamak zorundayız. Hayat da böyle" diye konuşan Matsakis'in mesajları ise şöyle:

"Kesinlikle Türkiye'nin AB üyeliğinden yanayım. Biz Kıbrıslılar Türkiye'yi, düşman olarak karşımıza almak yerine bir dost ve müttefik olarak yanımıza almalıyız. Türkiye büyük tarihi geçmişi olan, saygın bir ülke. Gururlu insanları var ve çok güçlü.

Türk bayrağını almamın nedeni Türkiye'ye bir hakaret değildi. Dikkatleri AB toprakları içerisinde Türk askerlerinin bulunduğuna dikkat çekmek istedim. Bayrağa saygısızlık yapmadım. Ben onu AB'nin en saygın kuruluşuna Avrupa Parlamentosu'na götürdüm ve başkana verdim. Biz politikacılar şov yaparız.

Şimdi mantık zamanı, siyaset zamanı değil. Ben Papadopulos'un değil, kendi görüşlerimi söylüyorum. Federal çözüm en iyisi, tıpkı Almanya, ABD ve Kanada'da olduğu gibi.

Kıbrıs'ta, Türk ve Rumlar çok kötü şeyler yaşadı. Kıbrıs Rumları Türklere çok gaddarca davrandı. Olaylar için, o dönemde çocuk olmama karşın, ben Kıbrıs Türklerinden özür dilerim.

Şimdi 21. yüzyıldayız AB çatısı altındayız. Gelecek Türk ve Rumlar için daha güzel olmalı."

Artık AB'yi eleştireceğim

"AB Türkiye'ye eşit davranmıyor. Bu ahlaken yanlış. Bazı AB üyeleri Türkiye'yi istemiyor ama çoğunluk Türkiye'den yana. Ben de Sarkozy'yi popüler açıklamaları nedeniyle şiddetle eleştiriyorum. Çünkü AB'nin birliğine zarar veriyor. Bence Türkiye AB'ye üye olacak güçte. Bundan sonra Türkiye'yi değil, AB'yi eleştireceğim. Biz Türkiye'de ifade özgürlüğü istiyoruz ama bu AB'de yok. Fransa'da soykırımın inkarını yok saymak bir suç. Avusturya'da bir profesör soykırım iddialarını inkar ettiği için ceza aldı. Avrupa'da çok fazla ayrımcılık var. Mesela Romenlere karşı İtalya'da yaşananlar. Ben AP'ye Türkçenin de resmi dil olması için başvurdum. Bizim Türkiye'ye ihtiyacımız var ve Türkiye'yi AB'ye almak için elimizden geleni yapmalıyız."

Matsakis ne demişti

KKTC sınırında bir nöbetçi kulübesinden Türk bayrağını çalan ve İngiliz üslerine kaçak girdiği için tutuklanan Matsakis, "Türk bayrağını indirmek Nazi bayrağını indirmeye eşdeğer. Kıbrıs'taki tek terörist TSK'dır" demişti.

KIBRIS 25/11/2007

 

Başbakan Soyer, İstanbul'a gitti

Soyer, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi Hükümet Liderlik Okulu'nda kurs almakta olan kamu üst düzey yöneticilerine konferans verecek.

KKTC'den KTHY uçağı ile dün sabah saat 07.00'de ayrılan Başbakan Soyer, bugün saat 11.00'de yurda dönecek.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e İstanbul ziyaretinde, Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ahmet Muratoğlu eşlik ediyor.

KIBRIS 25/11/2007

 

Prens Charles, Konya’da yürekten konuştu

İngiltere Prensi Charles, eşi Camilla ile geldiği Konya’da Mevlana Müzesi’ni gezdi, sema gösterisini izledi ve sonra Mevlana felsefesini destekleyen uzun bir konuşma yaptı; ilahi güç karşısında fani bedenin zayıflığına vurgu yaptı.

AA

Güncelleme: 17:25 TSİ 26 Kasım 2007 Pazartesi

 

KONYA - İngiltere Veliaht Prensi Charles, eşi Cornwall Düşesi Camilla ile birlikte Konya’ya geldi. Konya havaalanında Vali Osman Aydın, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Nick Baird, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan tarafından karşılanan Charles ve Camilla daha sonra bu heyet eşliğinde Mevlana turuna çıktı.

 

Müzeyi gezen Prens Charles ve eşi Camilla, yetkililerden bilgi aldılar; Mevlana’nın kabrinin bulunduğu bölümde incelemelerde bulundular; daha sonra arka kapıdan çıkıp sema programı izlemek için Mevlana Kültür Merkezi’ne geçtiler.

Burada mehter takımının mini konseriyle karşılanan Prens Charles, sema gösterisine geçerken, izlemeye gelen vatandaşlar da titizlikle arandı. Kadınların çantalarında bulunan törpü, krem, tırnak makasına bile el kondu.

“SEVGİLİ EŞİMLE GELMEKTEN SEVİNÇLİYİM”
Prens gösteriyi izledikten sonra, “Doğu ve Batı: Maneviyat Kıssaları” başlıklı bir konuşma yaptı. Türkiye’yi son ziyaretinden bu yana 3 yıl bile geçmediğini ifade eden Charles, “Bu kez ziyaretime ülkenizin kültürel ve tarihi mirasını bir parça da olsa görebilmesi için sevgili eşimi de beraberimde getirebilmiş olmaktan büyük sevinç duymaktayım” dedi.

Prens konuşmasının başında, Türkiye’nin uluslararası sahnede her geçen gün daha çok yer aldığını vurgulayıp; “uzun başarı listesinden” bahsetmeyeceğini, ancak Ortadoğu barış sürecindeki rolünü, Afganistan’a katkısını saymadan geçemeyeceğini kaydettikten sonra, “Mevlana Celaleddin Rumi’nin son dünyevi mekanı olan Konya’da ölümünün 800. yılında rahmetle anıldığına” geçti ve özetle şunları söyledi:

“FANİ BEDENE MİRAS İKİLİĞİN ÖTESİNİ GÖRÜRSÜN”
“Mevlana Hazretleri’nin eserlerine batı dünyasında büyük ilgi duyan çok sayıda kişinin olduğunu görmek beni son derece etkiliyor. Kendimi, bu kimselerin bir şekilde kendi hayatlarında eksikliğini hissedip Mevlana’nın şiirsel maneviyatında buldukları şeyin ne olduğunu sorgulamaktan alıkoyamıyorum. Belki de bu hepimizin hissettiği ancak Mevlana’nın son derece iyi bir şekilde anlayıp aktardığı yüreklerimizdeki o özlem olabilir mi? Ya da varlıkların dışa dönük ifadesiyle dolup taşmış bir dünyada, eserlerinin kendimizle çelişen bir şekilde hepimizin halen önemli olduğunu hissettiği ruh yolumuzu aydınlatmak için iç dünyamıza parlak bir ışık yansıtması mıdır bizleri çeken? Ya da hem yüreklerimizi hem de zihnimizi kendisine sürükleyen öngörüsünün evrenselliği, mukaddes olanı algılayışı mıdır? Bizlere hatırlattığı gibi; Kandiller farklı olsa da ışık aynı ışıktır, ışığa odaklanırsan bu fani bedene miras ikiliğin ötesini de görürsün...”

“YÜREK ZEKAMIZI TERK ETTİĞİMİZ HİSSİ”
“İnsanları Mevlana’ya çeken her ne olursa olsun, hayata batılı yaklaşımın, bunun aksine parçalayıcı ve yanlı, hatta çoğu zaman bütünden çok parçayla, içselden çok dışsal olarak tamamlanabilecek bir gerçeklikle ilgilenir hale geldiğini” dile getiren Charles, şöyle devam etti:

“Gerçekten de zaman zaman batıda bizlerin her tür amaç ve niyetimizde, gerçekliğin görünen kadar görünmeyen de bir boyutu olduğunu kavrayabilen yürek zekamızı yani içgüdüsel niteliklerimizi terk ettiğimiz hissine kapılıyorum. Belki de bunu, olmasaydı yok olmaya karşı çok daha savunmasız hale geleceğimiz, Tanrı’nın bize verdiği duyulardan biri olan altıncı his olarak da adlandırabiliriz. Tabii ki bu parçamızı tekrar bütünleştirebilmemiz, böylece bize meydan okuyan sınamalarla yüzleşebilmek için ihtiyaç duyacak olduğumuz bütünlük hissini yeniden oluşturabilmemiz gerekmektedir.”

Dünyanın dört bir yanındaki tüm halklar için batıda gerçekleştirebildikleri bütün güzel şeylerin içerisinde yüzyıllar boyunca doğunun kendileri için bir ilham kaynağı olduğunu ve kendilerine evrensel gerçekleri öğrettiğini kabul etmeleri gerektiğini dile getiren Charles, “Örneğin büyük şairimiz Tennyson, kendisinden kısa bir süre sonra gelen ve Kur’an-ı Kerim’i 14 farklı şekilde ezberlemiş olan Attar’ın öğrencisi Fars şair Şirazlı Hafız’dan çok etkilenmişti” dedi.

Charles, 19. yüzyılın batılı şairlerinin birçoğunda da benzer etkiler görüldüğünü vurgulayarak, büyük Alman Şairi Goethe’nin Hafız-ı “Ruhani Usta” olarak adlandırıldığını kaydetti.

“KOMŞUNUN İNANCI DA BİZİMKİ GİBİ KIYMETLİ”
Yürek aklının insanlara birbirlerini daha iyi tanıyabilmenin yollarını gösterdiğini söyleyen Charles, “herkesin aynı olmadığını, ancak ebedi ve evrensel bilgelikten bahseden ortak değerlerin bulunduğunu, bu bilgeliğin insanın yaradılış içindeki yerini düşünmesini sağladığını, insanları birbirine yakınlaştırdığını ve köprüler kurmasına imkan verdiğini” kaydetti.

“İnsanların kendi inancına sadık olsa da bu bilgelik ve anlayış sayesinde diğerlerinin inançlarına daha saygılı davranabildiğini” ifade eden Charles’ın konuşması şöyle devam ediyor: “Bizim için kendi inandığımız şeyler ne kadar kıymetliyse, komşularımız için kendi inandıkları şeylerin de en az o kadar kıymetli olduğunu daha iyi kavrayabilmekteyiz. Aslında bu saygıyı göstererek kendi inancımızın olgunluğunu göstermiş oluruz ki bu da ulusların medeniyetinin bir işaretidir. 20. yüzyılın önde gelen Britanyalı şairlerinden birisi merhum Kathleen Raine, ‘ruha inanmayan bir dünyada asıl kurbanın inanç olduğuna’ işaret etmişti. 20. yüzyılın neredeyse tamamını yaşamış olan şair, batıda inancın düşüşüne tanıklık etmiştir.

“Bu şairin tüm çabalarının merkezinde kendisinin ‘hayal gücünün öğrenimi’ olarak adlandırdığı çalışma yer almıştır. Bir şiirinde de belirttiği gibi ‘gözün baktığı yerde gizem çözülmeye başlar ve her mevsim açan gül aşkın büyüyen kertesi o noktadır.’ Hayal gücüne bakışı oldukça spesifikti. Hayal gücü kalbin gözüydü. Bu, Mevlana’nın basiret olarak adlandırdığı ve iç görü anlamına gelen hayal gücü ile aynı niteliğe sahiptir. Tüm varlıkların dış görünümlerinin ötesine geçerek iç gerçekliklerini görmemizi sağlayan şey, yüzyıllar boyunca birçok şairin yansıttığı kalbin gözüdür. Britanya’nın diğer büyük şairlerinden birisi William Wordsworth de bu kavramı iyi anlamış ve şöyle tanımlamıştı, ‘uyumun gücü ve neşenin daha da derin gücüyle susturulan göz, cisimlerin hayat ışığını gösterir bize.”

”İNSANOĞLUNUN BENCİLLİĞİ VE KİBRİYLE DONATILMIŞ”
Varlıkların bir şekilde gözardı edilmiş olan bu görünümünün yeniden hak ettiği öneme kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Charles, farklılıklara rağmen üç ilahi dinin her birine ait vahiylerde ortak bir mesaj bulunduğunu, bunun da “birbirimize önem vermemiz gerektiği” olduğunu ifade etti.

“Ve buna rağmen insanoğlunun bencilliğinin ve birbirine ve etrafındaki dünyaya karşı kibrinin her geçen gün daha da artan örnekleriyle donatılmış bir çağda yaşıyoruz” diyen Charles, şunları kaydetti:

“Böylesine dalgalı denizlerde, sağlam bir çapaya ihtiyaç vardır ve o da zayıflığımızı kabul etmemizi sağlayacak bir yöntemdir. Ve bazen merak ediyorum, aramızdaki farklar ilahi öğretinin kendisinden çok bu öğretiyi yorumlayışımızdan kaynaklanmıyor mu? Artık açıkça görülmektedir ki doğal yaşama verdiğimiz zararın etkilerini kendi üzerimizde de görmekteyiz. Mesela iklim değişikliği, eko sistemlerin ve canlı türlerinin yok edilmesi, artan sel ve fırtına felaketleri ve belki de artık bu korkunç olaylar ile sanayileşen dünyada insanoğlunun kutsal olan olgusunu kaybetmesi arasında doğrudan bir bağlantı olup olmadığını sorgulamamızın zamanı gelmiştir. Eğer günahlarımız ile yürekten gelen içgüdümüz arasında karşılıklı bir bağlantı varsa o zaman bu kibrimizin üstesinden gelebilmek ve olayları daha net görebilmek için içsel zekamızı kullanmamız gerekmektedir. Bu da hayatta kalabilmemiz için hayati bir önem taşımaktadır.”

“YÜREĞİN GÖZÜNÜ DİNLEMEYEN BİR DÜNYA GÖRܪܔ
Prens Charles, insanlığın artık yeni ve çok yakın bir geçmişe kadar da göz önüne çıkmamış tehlikelerle karşı karşıya olduğunu ve yüreğin gözünü dinlemeyen bir dünya görüşüne sahip olmanın da insanları bu tehlikelere karşı tamamen hazırlıksız kıldığını ifade etti.

Teknolojinin ve insanoğlunun yaratıcılığının, şüphesiz bu tehlikelerle yüzleşirken insanlara önemli yardımı dokunacağını anlatan Charles, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Ancak bunlar söz konusu tehlikeleri tek başlarına aşamazlar. Çünkü zararın büyük kısmına teknolojiyi kullanma tarzımız neden olmuş olsa da teknolojiden kaynaklanmayan bir kriz ile karşı karşıyayız. Çünkü bugün karşı karşıya olduğumuz kriz algımızdaki bu kusurdan kaynaklanmaktadır. Tüm dünyadaki hayatın sanayileşmesi bizi korkutucu bir şekilde hem geleneksel dinlerimizden hem de doğal dünyadan uzaklaştırdı.”

Vahdettin, Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’e destek oldu mu?

      Profesör Metin Hülagü, Londra’daki Foreign Office’te (Yabancılar Ofisi) yıllar sonra gün ışığına çıkan belgeleri inceledi. İngiliz kayıtlarına dayanarak son Osmanlı Padişah’ı Vahdettin ile Atatürk’ün ilişkisini kaleme aldı.
      Vatan Gazetesi'nde Bülent Günal imzası ile yeralan habere göre Vahdettin Atatürk'e gönderdiği mektuplarda ağır hakaretler etmiş...
      * İngiliz belgelerini incelediniz. Tüm bu çalışmaların ışığı altında en çok tartışılan soruyla başlamak istiyorum. Vahdettin bir hain miydi?
      İngiltere, Kurtuluş Savaşı ile Osmanlı Hanedanı’nın ve Vahdettin’in kaçışında baş aktörlerden biriydi. O yüzden İngiliz belgelerinde yazılanlar çok önemli. Şunu söyleyerek başlayalım. II. Abdülhamit’ten sonra tüm şehzadelere yönelik bir siyaset yasağı var. Bir bakıma şehzadeler apolitik yetiştiriliyor. Vahdettin de böyle. Çengelköy’de yaşıyor, besteler yapıyor, İslam hukuku üzerine kafa yoruyordu. Dünya nereye gidiyor, Avrupa nereye koşuyor, Osmanlı’nın geleceği ne olacak gibi sorular Vahdettin’in gündeminde büyük yer kaplamıyordu.
     
      Vatan haini değildi ama siyaseten bilgisizdi, yeteneksiz ve başarısızdı
      * Böyle bir adam 1918 yılında, ağır şartların yaşandığı bir dönemde tahta çıktı.
      Evet... Ve Vahdettin’den çok şey bekleniyor. Vahdettin hain değildi ama siyaset, özellikle dünya siyasetini bilmeyen bir adamdı zaten. Ama Vahdettin’in tecrübesizliği kadar Osmanlı’nın da zaafları var. Siyaset bilmeyen birinin tahta çıkması onun vatan haini olduğunu göstermez. Çünkü padişahlara Osmanlı tebaası, toprakları bir mirastır. İnsan mirasına ihanet eder mi? Çiftlik sahibi kendi çiftliğinin yok olmasını bile bile ister mi?
      * İstemez herhalde...
      O da istemiyor. Ama yeteneksiz, başarısız. Çevresindeki sözde siyaset bilenlerin oyuncağı oluyor. Oyuna getiriyorlar onu. Ve şartlar geliyor, geliyor... Vahdettin 17 Kasım 1922’de, yani bundan 85 yıl önce İngiliz Malaya gemisiyle Malta’ya kaçıyor. Ama Mustafa Kemal günler öncesinden Vahdettin’in kaçacağını biliyor.
      Atatürk, Vahdettin’in kaçacağını biliyordu, sarayda casusları vardı * Nasıl biliyor?
      Çünkü sarayda bir casusu var! Vahdettin’in en yakınındaki kişilerden biri bu. Ama kim olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz Atatürk’ün o dönemde gazetelere yansıyan açıklamalarında söylediği, “Vahdettin’in kaçacağını günler öncesinden biliyordum'' açıklaması... Atatürk Saray’daki gelişmelerden gün be gün haberdar. Neler oluyor, biliyor. İngiliz belgelerine de bu durum aynen yansımış.
     
      Padişah iddia edildiği gibi kaçarken yanında bir servet götürmüyor
      * Vahdettin söylendiği gibi sürgüne bir servet mi gitti?
      Hayır. Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılırken yanına oğlu Ertuğrul’u, hizmetlilerinin bir kısmını ve sultan aylığı olan 50 bin Osmanlı Lira’yı alıyor. Bu da o günün parasıyla 20 bin İngiliz Sterlini ediyor. Paranın bugünkü değeri ise yaklaşık 215 bin YTL. Ayrıca bu paranın tümü nakit de değil. Aralarında Fransız ve İngiliz bonoları var.
      * Bu para bonolarla mı birlikte 20 bin lira ediyor?
      Evet. Zaten para da İstanbul Merkez Bankası’nda yatıyor. Ancak mevduat Londra’daki BTC Bank’a havale ediliyor. Belgelerde paranın nereden nereye aktarıldığı, hangi tarihlerde ne kadarı çekildiği belli. Bu para 1924 yılına kadar idare ediyor. İngilizler Vahdettin’i Malta’ya bıraktıktan sonra ’bizden bu kadar’ diyor, gerisine karışmıyorlar. Vahdettin sonraki tüm yolculuklarının parasını, harcamalarını kendi cebinden yapıyor. Ve istediği zaman da parasını çekemiyor. İngiliz yetkililerden izin aldıktan sonra parça parça parasını çekebiliyor. Bonoları bozduruyor ve beş parasız kalıyor, sefil düşüyor. Zaten beş parasız kaldıktan sonra da gerek Vahdettin gerekse Osmanlı hanedanı için son çırpınışlar başlıyor.
      Atatürk, arkasından Saray’da sayım yaptırdı, arası iyi olsa yapar mıydı?
      * Atatürk’ün Vahdettin için, ’Namuslu adamdı, isteseydi giderken Topkapı Sarayı’nı götürürdü’ diye bir açıklama yaptığı iddia ediliyor.
      Gerek Atatürk’ün bu açıklamalarını gerekse Vahdettin’in Atatürk için, “O bir Osmanlı Paşası’ydı. Kimse onun hakkında kötü bir söz söyleyemez’türünde yaptığı iddia edilen açıklamaları gerçekçi bulmuyorum. Bunların tümü Atatürk ile Vahdettin’in arasını bulma çabaları. Gerçeği yansıtmıyor. Vahdettin kaçar kaçmaz Ankara hükümeti ne yapıyor?
     
      Ne yapıyor?
      Topkapı Sarayı’ndaki değerli hazinelere ve Kutsal Emanetler’e baktırıyor, sayımları yapılıyor. Acaba kaçırmış mı diye? Özellikle kutsal emanetlere Ankara Hükümeti büyük önem veriyor. Çünkü onlar bir bakıma halifeliğin simgesi.
      Padişah’ın kullandığı ifadeleri yazsam başım hakaretten belaya girer * Yani siz son günlerin hakim görüşünün aksine Atatürk ile Vahdettin’in arasının kesinlikle iyi olmadığını söylüyorsunuz.
      Bakın, öyle belgeler var ki, ben kitaba koyamadım. Niçin biliyor musunuz? Vahdettin’in İngiliz yetkililerine yazdığı kimi mektuplarda Atatürk için küfre varacak kadar sözleri var. Ben bu belgeleri yazsam hakaretten mahkemeler yakama yapışır. Sadece Vahdettin’in bu tür mektupları olduğunu belirttim ama belgeleri kelimesi kelimesine yazmadım. Vahdettin Atatürk’e bir bakıma düşman. Çünkü onu tahtından indirdi, saltanatına son verdi. Zaten Atatürk de Nutuk’ta Vahdettin için, ’sefil, aciz, anlayıştan yoksun, yaratık’ gibi kelimeleri kullanmış. Atatürk ile Vahdettin arasında en büyük çatışma birinin gelenekçi diğerinin yenilikçi olmasından kaynaklanıyor.

MILLIYET 26/11/07

 

AB'den hayvancılığa 25 bin Euro hibe

TEKNİK EĞİTİM AMAÇLI 112 EĞİTİM VERİLDİ... Lefkoşa'da AB Destek Ofisi'nin açılmasından sonra, AB'den gelen uzmanlarla bugüne kadar; tarım, çevre, tek pazar, finans, gümrük gibi konularda teknik eğitim verildi ve bu amaçla 112 etkinlik düzenlendi. Hayvan üreticilerine, süt üretiminde hijyen koşulları sağlamaları için 5-25 bin Euro hibe yardımı yapılacak

L ATIKLAR YAŞAMI TEHDİT EDİYOR... Andrew Rasbash, "Hastane atıkları, sanayi atıkları, süt, yağ gibi atıklar toplum sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor. Bu alandaki çalışmalar sadece bir belediyenin altından kalkacağı işler değildir. Sizlerin, etkin bir katı atık yönetimi kurmanız gerekiyor. Buna siz karar vereceksiniz. Biz sadece size parasal ve teknik yardımda bulunacağız, ancak işi siz yapacaksınız" şeklinde konuştu

AB'nin Kıbrıs Türk toplumuna yönelik 259 milyon Euro'luk "Mali Yarım"ı ile gerçekleştirilecek projeler giderek netlik kazanıyor.

AB Kıbrıs Türk Toplumu Masası şefi Andrew Rasbash, AB yardımının 5-6 yıllık bir süreci kapsadığını ve harcanacak paranın yüzde 80'ine yakınının alt yapı harcamaları için kullanılacağını açıkladı.

Rasbash, Kuzey Kıbrıs'ta katı atıkların yönetimi, ayrıştırılması ve değerlendirilmesine büyük öncelik verdiklerini ve bu çerçevede Dikmen'deki çöplüğün bir başka yere nakledilmesini önerdiklerini de söyledi.

Radyo Mayıs'ta katıldığı iki dilli "Adamızın Sesi" programına, Brüksel'den telefonla katılarak Hasan Kahvecioğlu'nun sorularını yanıtlayan Rasbash, Kıbrıs Türk toplumu için ayrılan paranın beş ana alanda değerlendirileceğini belirtti.

Rasbash, AB standartlarını yakalamak için öncelikle Kıbrıs'ın kuzeyindeki altyapının güçlendirilmesini hedeflediklerini ve katı atıklar, su, çevre, enerji, telekom gibi alanlarda projeler geliştirdiklerini söyledi.

Rasbash, ikinci başlık olarak "sosyal ve ekonomik gelişme"yi ele aldıklarını ve sürdürülebilir çevrenin korunması, kırsal alanlardaki standartların yükseltilmesi, özel sektördeki orta ve küçük ölçekli işletmelerin desteklenmesi programlarını geliştirdiklerini anlattı.

AB'nin ayırdığı mali yardımla sivil toplumun desteklenmesi, güven artırıcı önlemler ve uzlaşma konularına da katkı yapacaklarını anlatan Rasbash, Kıbrıslı Türklerin AB'ye yakınlaştırılması için öğretmen ve öğrencilere yönelik burs programları düzenlediklerini, bu amaçla 30 öğrencinin AB ülkelerindeki üniversitelerde halen eğitim gördüğünü söyledi. 2008-2009 öğretim yılında da Kıbrıslı Türk öğrencilere burs verilmesini sürdüreceklerini anlatan Rasbash, AB muktesebatının öğrenilmesi ve uygulanması, böylece olası bir çözümde AB'ye uyumun sağlanması için de programlar geliştirdiklerini ve bütçe ayırdıklarını belirtti.

Uygulamaya başlanan projelerle ilgili bilgiler de aktaran Rasbash, UNDP (Birleşmiş Milletler Program Ofisi) üzerinden kayıp şahıslarla ilgili çalışmalara, mayınların temizlenmesine ve bazı köylerle kasabalardaki altyapı çalışmalarına kaynak aktardıklarını, Bedesten'in restorasyonuna da katkı yaptıklarını söyledi.

Lefkoşa'da AB Destek Ofisi'nin açılmasından sonra, AB'den gelen uzmanlarla bugüne kadar; tarım, çevre, tek pazar, finans, gümrük gibi konularda teknik eğitim verdiklerini ve bu amaçla 112 etkinlik düzenlediklerini de anlatan Rasbash, geçen bir yılı daha çok hazırlık dönemi saydıklarını, gelecek yıllarda daha yoğun biçimde çalışacaklarını anlattı.

Rasbash, Lefkoşa'da, çürüyen su borularının değiştirilmesi için 4 milyon Euro harcayacaklarını, Gazimağusa ve Güzelyurt'un da mali yardımlardan pay alacağını anlattı ve Haspolat'taki arıtma tesisinin kapasite artırımı, standardının yükseltilmesi konuları ile de ilgili olduklarını ve bu iş için de bir miktar bütçe ayıracaklarını söyledi.

Hayvan üreticileri için; sütün sağılması, saklanması ve taşınmasına ilişkin olarak hijyen koşulları geliştirmek amacı ile 500 bin Euro'luk bir hibe programı için halen müracaat kabul ettiklerini de belirten Rasbash, ocak ayına kadar müracaatları alacaklarını ve ilkbaharda hayvan üreticisi başına soğuk zincir kurmalarına katkı için 5-25 bin Euro katkı yapmayı planladıklarını da söyledi.

Dikmen Çöplüğü kapatılmalı

Rasbash, radyo söyleşisinde özellikle Dikmen çöplüğüne dikkat çekti ve buranın kapatılmasını önerdiklerini, bu alandaki çalışmalar için 30 milyon Euro ayırdıklarını anlattı.

Rasbash, katı atıklar konusunda yoğun biçimde çalıştıklarını, adaya uzmanlar getirdiklerini, hazırladıkları önerilerini Kıbrıslı Türk makamlara aktardıklarını da belirterek şunları söyledi:

"Hastane atıkları, sanayi atıkları, süt, yağ gibi atıklar toplum sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor. Bu alandaki çalışmalar sadece bir belediyenin altından kalkacağı işler değildir. Sizlerin, etkin bir katı atık yönetimi kurmanız gerekiyor. Buna siz karar vereceksiniz. Biz sadece size parasal ve teknik yardımda bulunacağız, ancak işi siz yapacaksınız"

KIBRIS 26/11/07

 

Glorıa Jean's Coffees KKTC'de

Dünyanın en kaliteli, yüksek standartlardaki en çok sevilen ve aranan "Kahve Üstadı" Gloria Jean's Coffees (GJC), ülkemizin tanınmış şirketlerinden Kaner Grubu ile anlaşma yaparak GJC zincirlerinin yeni halkasını KKTC'de açacak.

Dünyada 28 ülkede toplam 780'e aşkın lokasyonda bulunan GJC, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde aralıkayının ilk haftası Kıbrıslı Türklere dünyadaki en iyi kahve çekirdeklerinden meydana gelmiş yüze yakın kahve içecek çeşidini dünyadaki örneklerini aratmayacak şekilde, fark yaratan bir hizmet kalitesi içerisinde Lefkoşa'nın kalbi Dereboyu Caddesi'nde kahve misafirleri ile buluşmaya hazırlanıyor.

GJC Lefkoşa'dan sonra Girne, Gazimağusa ve Güzelyurt lokasyonlarında kahve sever müşteri kitlesini genişleterek ülkemizin diğer şehirlerinde de büyümesini devam ettirecektir. Dereboyu'nda GJC francise spesiyal kahve konsepti çerçevesinde dizayn edilen 287 metrekare alanlık lokasyonunda aynı anda 100 kahve severi misafir olarak ağırlayabilecek bir alana sahip. GJC şirket eğitmeni Lefkoşa'daki lokasyonunda hizmet verecek personelin eğitimi için çalışmalara başladılar.

Gloria Jeans Coffees dünya standartlarını KKTC halkına sunuyor

Tüm dünyada haklı bir üne sahip olan Gloria Jean's Coffees'in en önemli misyonu; dünya standartlarını en kaliteli bir biçimde üretmek ve misafirlerine bu kaliteyi aile ortamı ve canlı bir atmosfer içerisinde sunmaktır. Gloria Jean's Coffees'in vizyonu ise dünya çapında en sevilen ve saygı duyulan kahve şirketi olmak. Gloria Jean's Coffees'in üretmekte olduğu kafeinsiz kahve, tamamen doğal ortamda dağ suları ile kafeinlerden arındırılarak %99.9 kafeinsizlik oranı ile en yüksek standartlarla hiçbir kimyasal madde kullanılmadan üretilmektedir.

KIBRIS 26/11/07

 

Londralı Türkler ‘teröre karşı’ yürüdü

Londra’da yaşayan 5 bini aşkın Türk, kent merkezinde 3 saat süren bir yürüyüş gerçekleştirerek, İngiliz Hükümeti’ne “PKK’yı ve terörü durdurun” çağrısında bulundu.



 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 14:22 TSİ 26 Kasım 2007 Pazartesi

 

LONDRA - Belgravia Meydanı adı verilen bölgede bulunan Türkiye Cumhuriyeti Londra Büyükelçiliği binası önünde toplanan Türkler, şehitlerin anısına saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından yürüyüşe geçti. “Türkler Teröre Karşı Platformu” ve Türk Dernekleri Federasyonu organizasyonunda düzenlenen gösterinin başlamasından önce bölgede bildiri dağıtan 30’a yakın terör örgütü yandaşı, polis tarafından gözaltına alındı.

Türk bayrakları ile “Hepimiz Mehmetiz, PKK’ya yeteriz”, “Kahrolsun PKK”, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” yazılı pankartlar taşıyan kalabalık, Hyde Park Meydanı, Picadilly Caddesi boyunca yürüyerek Picadilly Meydanı’na ulaştı.

Bu sırada, çevrede biriken kalabalık ve trafikte kalan araç sürücülerine, PKK terörünü ve Türkiye’ye verdiği büyük zararı anlatan bildiriler dağıtıldı.

10. Yıl Marşı ve Mehter marşlarının çalındığı yürüyüş boyunca kalabalık, zaman zaman tekbir getirdi.

Geniş güvenlik önlemleri alan polis, yolun kıyısında kalabalığa karışıp kışkırtıcılık yapmaya çalışan bazı terör örgütü yandaşlarını gözaltına aldı.

Bir ara kalabalığın arasına da terör örgütü yandaşlarının sızdığı kuşkusu kısa süreli bir arbede yaşanmasına yol açtı. Arbedede bir gazeteci başından hafif biçimde yaralandı ve fotoğraf makinası hasar gördü.

Kalabalık daha sonra Trafalgar Meydanı üzerinden İngiltere Başbakanı Gordon Brown’ın konutunun bulunduğu Downing Sokağı’na yürüdü. Türk Dernekleri Federasyonu Başkanı Şener Sağlam ve 4 kişiden oluşan bir heyet, İngiltere’de yaşayan Türkler adına hazırlanan ve terörün durdurulması talebini içeren bir bildiriyi Downing Sokağı 10 numaradaki Başbakanlık Konutu’na teslim etti.

Bildiride, terörün her türlüsü lanetlenirken, terör örgütünün kanlı saldırıları sonucu Türk Ordusu’nun, Kuzey Irak’a operasyon yapma noktasına geldiğine dikkat çekildi.

Terörizmin ırkı, dini, dili ve toprağı bulunmadığına dikkat çekilen bildiride, bütün dünya milletlerinin bu ortak düşmana karşı birleşmesi gerektiği vurgulandı.

Downing Sokağı’nın önünde toplanan ve sayıları 5 bini bulan Türk daha sonra sessizce dağıldı.

AB’den KKTC’ye Euro uyarısı

Avrupa Birliği, Malta ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 1 Ocak 2008’de Euro’ya geçeceğini duyurdu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne de Avrupa Birliği’nin onayını almadan Euro’ya geçmemesi uyarısı yapıldı.

NTV

Güncelleme: 18:00 TSİ 27 Kasım 2007 Salı

 

BRÜKSEL - Malta ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin Euro’ya geçmesiyle ortak para birimi Euro’yu kullanan ülke sayısı 15’e çıkacak. Euro kullanmayan Avrupa Birliği üyelerinin sayısı ise 12’ye düşecek.

Yapılan son değerlendirmede her iki ülkenin de Euro banknotları ve madeni para dağıtımını tamamladığı belirtiliyor.

Euro kullanan ülkelerin toplam kamu borcunun, gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 60’ının altında olması koşulu bulunuyor.

Öte yandan Avrupa Birliği, kendi onayı olmadan Euro’ya geçmemesi için KKTC’yi uyardı. KKTC’deki bazı çevreler, Euro’ya geçilmesi gerektiğini savunuyor.

 

Ticarette Güney'e göre dezavantajlıyız

DEVLET, DURUMU LEYHE ÇEVİRME İRADESİNİ ORTAYA KOYMALI... Kıbrıs Ekonomi Politikaları Araştırma Merkezi (KEPAM), Kıbrıs'ta iki ekonomi arasında belirli bir entegrasyon süreci yaşanmaya devam ettiğini belirterek, sürece yapılacak müdahalelerin kısıtlama ve engelleme değil, serbest rekabet kurallarının oluşturulması yönünde olmasını önerdi. Uygulanan yanlış ve yetersiz makroekonomik politikalar, siyasi ve ekonomik konjonktür nedeniyle Kuzey Kıbrıs ekonomisinin ticarette dezavantajlı durumda olduğunu kaydeden KEPAM, devletin hizmet ve emek akımlarının yönlerini Kuzey Kıbrıs ekonomisi lehine çevirme iradesi ortaya koymasını istedi

MÜDAHALELER, KISITLAYICI VE ENGELLEYİCİ OLMAMALI... İki ekonomi arasında belirli bir entegrasyon sürecinin yaşanmaya devam ettiğini kaydeden KEPAM, raporunda özetle şu görüşlere yer verdi: "Bu süreç Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmadan disiplinsiz ve kendiliğinden gerçekleşme eğilimindedir. Bu nedenle bu sürece yapılacak müdahalelerin, kısıtlama veya engellemeye yönelik korumacı politikalar yerine genel olarak serbest piyasa kuralları yani rekabet kurallarının oluşturulması şeklinde yapılması önerilmektedir. Bu anlamda haksız rekabetin önlenmesi ve fırsat eşitliği yaratılması önemlidir."

Kıbrıs Ekonomi Politikaları Araştırma Merkezi (KEPAM), Kıbrıs'ta iki ekonomi arasında belirli bir entegrasyon süreci yaşanmaya devam ettiğini belirterek, sürece yapılacak müdahalelerin kısıtlama ve engelleme değil, serbest rekabet kurallarının oluşturulması yönünde olmasını önerdi.

Uygulanan yanlış ve yetersiz makroekonomik politikalar, siyasi ve ekonomik konjonktür nedeniyle Kuzey Kıbrıs ekonomisinin ticarette dezavantajlı durumda olduğunu kaydeden KEPAM, devletin hizmet ve emek akımlarının yönlerini Kuzey Kıbrıs ekonomisi lehine çevirme iradesi ortaya koymasını istedi.

KEPAM "Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs'ın Ekonomik Entegrasyonu Durum Tespiti ve Politika Önerileri" konulu bir rapor hazırladı.

Raporu Başbakanlık ve siyasi parti liderlerine de sunacak olan KEPAM, son dönemlerde belirli bir tüketimin Güney'e kayma gösterdiğine işaret ederek, bunun oranının belirlenmesinin eldeki verilerle çok da mümkün olmadığını belirtti.

"Haksız rekabet önlenmeli, fırsat eşitliği yaratılmalı"

İki ekonomi arasında belirli bir entegrasyon sürecinin yaşanmaya devam ettiğini kaydeden KEPAM, raporunda şu görüşlere yer verdi:

"Bu süreç Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmadan disiplinsiz ve kendiliğinden gerçekleşme eğilimindedir. Bu nedenle bu sürece yapılacak müdahalelerin, kısıtlama veya engellemeye yönelik korumacı politikalar yerine genel olarak serbest piyasa kuralları yani rekabet kurallarının oluşturulması şeklinde yapılması önerilmektedir. Bu anlamda haksız rekabetin önlenmesi ve fırsat eşitliği yaratılması önemlidir.

Ayrıca tedbirlerin, sadece hükümet tarafından değil, özel sektör tarafından da alınması önemlidir. Zaten sağlanacak rekabet ortamında piyasanın bu durumu zorlayacağı çok açıktır. Korumacı ve yasaklayıcı tedbirlerin varlığı kaçak ve denetimsiz ticareti artıracağından hem kamu gelirlerini hem de kamu sağlığını tehlike altına sokabilecektir. Mevzuatın olabildiğince AB mevzuatı ile uyumlaştırılması söz konusu entegrasyonu hızlandırıcı etki yaparken ticari ve mali kazancımızı da artıracaktır."

Raporda, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın ekonomik ilişkilerinin kapsamlı bir yaklaşımla değerlendirilerek yapılan tespitler ışığında önerilerde bulunuldu.

Öneriler

KEPAM'ın önerileri şöyle:

"Mevcut entegrasyonda durumu Kuzey ekonomisi lehine çevirebilmek için mal ve hizmetlerdeki fiyat ve diğer rekabet unsurları açısından dezavantajlar tespit edilerek, var olan haksız rekabet ve fırsat eşitsizlikleri hükümet ve özel sektör kabiliyetleri ölçüsünde müdahale edilerek asgari düzeye indirilmelidir.

Güney Kıbrıs ekonomisi, Kuzey ekonomisine göre ticarette ölçek ve taşımacılıkta navlun avantajlarına sahiptir. Bu avantajlar yanında, tüketicileri direkt etkileyen marka, acente ve büyük alışveriş merkezlerinin varlığı da çekicilik yaratmaktadır.

KEPAM, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin rekabet etme kapasitesini artırmak için hükümetin bir taraftan Maliye ve Dış ticaret politikalarını etkin bir şekilde kullanması, diğer taraftan ise özellikle kamunun yarattığı maliyetlerin minimize edilmesi ve piyasada rekabet koşullarını sağlamak amacıyla mevzuat değişikliklerine gitmesi gerektiğini savunmaktadır.

"Maliye gelir vergisi performansını iyileştirmeyi hedeflesin"

Maliye politikasının en önemli aracı olan vergi politikaları, ülkedeki fiyat oluşumunu etkileyen önemli faktörler arasındadır. Son dönemde ithalata getirilen stopaj büyük ölçüde fiyatlara yansımıştır. Bilinmesi gereken, dolaylı vergilerdeki (KDV, fon, stopaj vb) uygulamaların bire bir fiyatlara yansıyan vergiler olduğu ve piyasadaki rekabet gücünü olumsuz etkilediğidir. Burada özellikle Maliye Bakanlığı'nın kolayı seçmek yerine (stopaj ve KDV'yi artırma gibi), rasyonel ve uzun vadeli olanı seçerek, gelir vergisi ile ilgili performansını iyileştirmeyi hedeflemesi gereklidir.

Bunun için başta gelir vergi oranlarının kabul edilebilir, %20 - %30 aralığına ve sistemin de kolay yönetilebilir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Buna eşzamanlı olarak ise, verginin tabana yayılması ve çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi almayı başarmak için denetimlerin artırılması ve cezaların caydırıcı hale getirilmesi gerekmektedir.

KEPAM'a göre, piyasaların rekabet gücünü artırmaya yönelik kullanılabilecek güçlü, esnek bir cari bütçe yapısına ihtiyaç vardır. Bunun için kronik personel harcamalarına ve mali transferlere (sübvansiye, sosyal güvenlik ödemeleri ve bütçe dışı idarelere aktarılan gibi) radikal müdahaleler yapılması gerekmektedir. Bu sayede bütçenin esnekliği sağlanarak rekabet etme amaçlı kullanılabilecektir.

İthal maliyetlerin minimize edilmesi için Gazimağusa Limanı'nda belli düzenlemelere gidilmesi gerekmektedir. Gazimağusa Limanı'nda yer alan gümrük ve işlemlerin, ithal edilen malların birim maliyetini % 4 artırdığı (vergi, fon vb hariç) akademik çalışmalarla da tespit edilmiştir. Gazimağusa limanında sistemi rehabilite edecek ve şeffaf hale getirecek düzenlemeler ile birlikte eşanlı olarak "belirlenmiş, süresi olan, iyi tanımlanmış" bir navlun ve ulaşım desteği verilmesi ve ithalatçıların Güney ithalatçısı ile aynı koşullara getirilmesi amaçlanmalıdır. Ancak bunun için mutlak surette bütçedeki etkin olmayan diğer sübvansiyonların azaltılması veya kaldırılması ile dengelenmesi önkoşul olmalıdır.

Son bir yılda Yeni Türk Lirası, Kıbrıs Lirası karşısında % 10 düzeyinde değer kazanmıştır. Bunun yanında Kuzey Kıbrıs ekonomisinde 2007 yılı 10 aylık fiyat artış ortalaması %9.1 olarak gerçekleşirken Güney Kıbrıs'ta ayni dönemde fiyat artışı %2.1 oranında kalmıştır. Bu fark ise son 10 aylık dönemde fiyat artışı ile kur etkisinin toplam %17 düzeyinde Kuzey aleyhinde dezavantajlı bir durum yaratmıştır.

KEPAM, fiyatlardaki istikrarsızlık yanında YTL'nin yarattığı risk unsurlarının da minimize edilebilmesi ve ekonomik entegrasyon sürecine katkı koyması için Euro para birimine geçilmesi yönünde gerekli çalışmaların yapılmasını önermektedir.

"Rekabeti koruma yasası bir an önce..."

KEPAM, hükümetin serbest piyasa sisteminin tesisi ve elverişli iş ve yatırım iklimi için ihtiyaç duyulan düzenlemelerin hazırlaması gerekliliğine inanmaktadır. Kuzey Kıbrıs ekonomisinde göreli olarak fiyat artışına neden olan korumacılık yerine daha kurumsal politika araçları ve düzenlemeler yoluyla özlenen fiyat istikrarı ve rekabetçi bir piyasa yapısına ulaşılabilir. Bu amaçla başta Mecliste bulunan Rekabeti Koruma Yasası'nın bir an önce yasallaşarak uygulamaya konularak piyasadaki aksak oluşumların önünün alınması gerekmektedir. Ayrıca, Tüketici Koruma Yasası ve Anti-Damping için gerekli tüzük ve kararların çıkartılması ve etkin bir şekilde uygulanmalarının sağlanması gerekmektedir. Bu mevzuat düzenlemelerinin AB müktesebatına uygun olması şarttır.

Devletin, üretici ve işletmeci pozisyonundan arınması için kamu kurumlarının yeniden yapılanması (özelleştirme, özerkleştirme, tasfiye) ve bütçe dışına çıkartılarak hesaplarının ayrı tutulması gerekmektedir.

Sektörel asgari ücret uygulamasına geçilmeli

KEPAM mevcut asgari ücret uygulamasına son verilmesi veya yetkinlik-beceriye dayalı objektif sektörel asgari ücret uygulamasına geçilmesi gerektiğini savunmaktadır. Mevcut uygulama ile emek piyasasına müdahale edilmekte, piyasa koşullarına (emek arzı ve talebi) göre belirlenmesi gereken ücretler belirlenememektedir. Özellikle mukayeseli avantajımızın olması beklenen hizmetler (Otel, restoran vb.) dikkate alındığında, sektörel asgari ücret uygulamasının hizmetler sektörüne pozitif yönde katkı koyacağı açıktır.

Hizmet sektöründe avantajımızı iyi kullanamadığımız çok açıktır. Hizmet sektörlerindeki mukayeseli üstünlüğümüzün neden ortadan kalktığının tam olarak irdelenmesi ve önlem alınması uygun olacaktır. Gelişmekte olan küçük ülkelerin en önemli avantajı hizmet sektöründe olduğu gerçeği unutulmamalıdır."

Kuzey Kıbrıs ekonomisi dezavantajlı durumda

KEPAM'ın raporunda Sonuç olarak Kuzey Kıbrıs ekonomisi, gerek kendi içerisinde uygulanan yanlış ve yetersiz makroekonomik politikalar, gerekse siyasi ve ekonomik konjonktür nedeniyle, ticarette dezavantajlı durumdadır. Devlet, çözümsüzlük şartlarının getirdiği bütün olumsuzluklara rağmen, kendi kapasitesindeki makroekonomik politika ve araçları etkin kullanarak mal, hizmet ve emek akımlarının yönlerini Kuzey Kıbrıs ekonomisi lehine çevirme iradesini ortaya koymalıdır.

Raporda, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın ekonomik entegrasyonuyla ilgili durum tespiti de yapılarak, ekonomik ilişki şekilleri "Kişilerin kontrollü serbest dolaşımına bağlı ortaya çıkan iki taraflı mal akışı; dış ticaret (ithalat, ihracat ve geçici ithalat); yolcu beraberi alış veriş; kişilerin her iki tarafta da yaptıkları hizmet tüketimi (turizm ve diğer); iki taraf arasındaki sermaye akımı (Güney'de iş kuran, Kuzey'de ev alan yabancılar gibi); Güney'de çalışan Türklerin Kuzey'e getirdikleri işçi gelirleri; miktarı bilinmeyen, ancak birçok alanda devam ettiği bilinen kaçak mal ve insan ticareti" olarak sıralandı.

 

Mal akımları güney lehine, hizmet ticaretinde kuzey avantajlı

Sadece bugün yaşanan mal akımlarına bakarak endişe ve panikle kısa vadeli ve günü kurtarıcı tedbirler geliştirmek yerine, Yeşil Hat boyunca gerçekleşen veya gerçekleşebilecek her türlü ticari akımın hizmet ve sermaye akımları da dahil kapsamlı değerlendirmeler yapılarak kısa ve orta vadeye yönelik politikalar geliştirilmesi gerektiği ifade edilen raporda, mal akımlarının Güney Kıbrıs lehine olacağı kaçınılmaz bir gerçek diye nitelendi.

KEPAM raporunda hizmet ticaretinde ise Kuzey'in göreceli avantajlı olduğu, iş gücü, hizmet ve sermaye faktörlerinin net akımlarının Kuzey ekonomisi lehine olduğu, bunun sürmesi için düzenlemeler yapılması gerektiği kaydedildi.

Hem hükümet hem özel sektör adım atmalı

Raporda hükümet yanında özel sektörden de rekabet kurallarının oluşması için adım beklendiği vurgulanarak, "Burada, hükümetten beklenen Kuzey ekonomisinde haksız rekabet yaratan unsurların giderilmesi ve fırsat eşitliği yaratılmasıdır ki bu hem iç piyasayı canlandıracak hem de dışa karşı rekabet edebilirliğini artıracaktır. Piyasa düzenlemelerinin olmaması nedeniyle ortaya çıkan aksak piyasa düzeni de sağlıklı bir yapıya kavuşacaktır. Kuzeyin rekabet edebilirliğinin artırması hem faktör akımlarından ticaret fazlası elde edebilmesine fırsat yaratabilecek, hem de ekonomideki kaynak dağılımının ekonomik akla uygun yürütülmesine imkan vererek etkinlik yaratacaktır" denildi.

Maliye, para, dış politika, yapısal düzenlemeler

KEPAM tespit ve önerilerini şu 4 başlık altında topladı:

1-Maliye Politikası: Bir taraftan rekabetçi vergi, tarife, gümrük vergisi ve fon düzenlemeleriyle ve diğer taraftan da rasyonel harcama politika araçlarını kabiliyeti ölçüsünde kullanarak müdahale etmelidir;

2-Para Politikası: Fiyat istikrarsızlığı ve yarattığı risk unsurlarının minimize edilmesi bağlamında ve entegrasyon sürecine katkı koymak için istikrarlı (Euro) bir para birimine geçişi gündeme alınmalıdır;

3-Dış Ticaret Politikası: Güney Kıbrıs'ın dış ticaret politikasını AB'ye devretmiş olmasının yarattığı katılıktan avantaj sağlamak amacıyla dış ticaret politika enstrümanlarımızı şekillendirecek politikaların belirlemesine çalışılmalıdır.

4-Yapısal düzenlemeler: Kuzey'de tüm kurum ve kuralları ile serbest piyasa ekonomisini tesis edilebilmesi için gerekli tüm hukuki ve kurumsal alt yapıların oluşturulması. Kamu yönetimi reformunun da bu kapsamda ele alınması gerekmektedir."

Sonuç

Raporda, bu başlıklar detaylı incelenerek şu sonuca yer verildi:

"Sonuç olarak son dönemlerde belirli bir tüketimin Güney'e doğru kayma gösterdiği ancak bunun oranını belirlemenin eldeki verilerle çokta mümkün olmadığı söylenebilir. Fakat yukarıda değerlendirilen konular ışığında iki ekonomi arasında belirli bir entegrasyon sürecinin yaşanmaya devam ettiği yönündedir. Bu süreç Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmadan disiplinsiz ve kendiliğinden gerçekleşme eğilimindedir. Bu nedenle bu sürece yapılacak müdahalelerin, kısıtlama veya engellemeye yönelik korumacı politikalar yerine genel olarak serbest piyasa kuralları yani rekabet kurallarının oluşturulması şeklinde yapılması önerilmektedir. Bu anlamda haksız rekabetin önlenmesi ve fırsat eşitliği yaratılması önemlidir. Ayrıca tedbirlerin; sadece hükümet tarafından değil, özel sektör tarafından da alınması önemlidir. Zaten sağlanacak rekabet ortamında piyasanın bu durumu zorlayacağı çok açıktır. Korumacı ve yasaklayıcı tedbirlerin varlığı kaçak ve denetimsiz ticareti artıracağından hem kamu gelirlerini hem de kamu sağlığını tehlike altına sokabilecektir. Mevzuatın olabildiğince AB mevzuatı ile uyumlaştırılması söz konusu entegrasyonu hızlandırıcı etki yaparken ticari ve mali kazancımızı da artıracaktır."

KIBRIS 27/11/07

 

Kuzeyde kadına karşı şiddet yaşamın parçası

BİLGİ VERİP, ÖNERİLERİNİ SUNDULAR... ABD Kıbrıs Büyükelçiliği'nin "Uluslararası Kadına Karşı Şiddet Günü" dolayısıyla Güney Lefkoşa'da Kıbrıslı Türk ve Rum sivil toplum örgütlerinin katılımıyla düzenlediği panelde örgütler, kendi taraflarındaki kadına yönelik şiddeti konusunda bilgi vererek, önerilerini dile getirdi. KAYAD Başkanı Meral Akıncı, kadına karşı şiddetin Kuzey Kıbrıs'ta "yaşamın bir parçası" olduğunu söyledi

ABD Kıbrıs Büyükelçiliği, "Uluslararası Kadına Karşı Şiddet Günü" dolayısıyla Güney Lefkoşa'da Kıbrıslı Türk ve Rum sivil toplum örgütlerinin katılımıyla panel düzenledi.

Örgütler panelde, kendi taraflarındaki kadına yönelik şiddeti konusunda bilgi vererek, önerilerini dile getirdiler.

Panele Kuzey Kıbrıs'tan Prologue Danışmanlık, Kadından Yaşama Destek Derneği (KAYAD) ve Üniversiteli Kadınlar Derneği, Güney Kıbrıs'tan ise Kıbrıs Aile Planlaması Birliği ile Aile içi Şiddeti Önleme ve Yardım Birliği katıldı.

Panelde, kadına karşı şiddetin Kuzey Kıbrıs'ta "yaşamın bir parçası" olduğu bildirildi.

Güneyde 30 bin kadın

Panelin açılış konuşmasını yapan ABD Kıbrıs Büyükelçiliği İki Toplum Koordinatörü Juliette Dickstein, günün, kadına karşı şiddet konusunda verilen mücadeleyi ortaya koymak için önemli bir fırsat oluşturduğunu kaydetti.

Kadına karşı şiddetin çok yaygın olmaya devam ettiğini vurgulayan Dickstein, bu şiddetin aile içi, seks ticareti, zarar verici kültürel faaliyetler şeklinde veya savaş ve çatışma ortamlarında görülebileceğini anlattı.

Dickstein kadına karşı uygulanan şiddetin kadınlarda kişisel, sağlık, aile ve toplumda tahrip edici etkilerinin olduğunu vurguladı.

Dickstein, gazetelerde yayınlanan konuyla ilgili istatistiklere atıf yaparak, Güney Kıbrıs'ta çocukların yüzde 50'sinin fiziksel veya psikolojik olarak suiistimal edildiğini, yüzde 10'unun cinsel tacize uğradığını, 30 bin kadının da şiddete maruz kaldığını söyledi.

ABD'nin kadına karşı şiddeti ortadan kaldırmak için uzun zamandır mücadele verdiğini belirten Dickstein, bu konuda yasal, eğitim, sağlık ve altyapısal olmak üzere çok yönlü reformlar gerektiğini vurguladı.

Bilinçlendirme kampanyası çerçevesinde ABD'nin başlattığı etkinlikler hakkında da bilgi veren Dickstein, insan ticareti üzerine film gösterimleri sunulacağını ve gösterimler sonrasında da film üzerinde tartışmalar yapılacağını belirtti.

Dickstein, kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için yürütülen çalışmalar çerçevesinde, kadınların ekonomik kalkınmada yer almaları, kadını şiddete karşı koruyan yasaların uygulamaya konması ve toplum liderlerinin kadına karşı şiddeti açıkça kınamalarının teşvik edilmesini örnek olarak verdi.

Kuzeyde yaşamın parçası

KAYAD Başkanı Meral Akıncı da, kadına karşı şiddetin Kuzey Kıbrıs'ta "yaşamın bir parçası" olduğunu söyledi.

Kuzey Kıbrıs'ta kadınların eskiden kalma yaşam biçiminden dolayı şu anki rolünü kabul ettiğini belirten Meral, kadınların eğitilmesi, nasıl daha güçlü olabileceklerinin öğretilmesi gerektiğini vurguladı. Meral, "Düşünce değişikliğine ihtiyacımız var" dedi.

Derneğin özelde kadın hakları ve genelde insan hakları ile ilgili çalışmalar yürüttüğünü belirterek, bu bağlamda kadınların güçlendirilmesi ve toplumda anlayışın gelişmesi için çeşitli eğitim seminerleri ve danışma hizmetleri sunduklarını kaydetti.

Meral Akıncı, "Kuzey Kıbrıs'ta geleneksel yaşam tarzından dolayı aile içi şiddetin bir yaşam şekli olduğunu" söyledi.

Dernek tarafından kadına şiddet konusunda birçok araştırma yaptıklarını belirten Akıncı, Lefkoşa'nın surlar içi bölgesinde 200 kadına yapılan anketin sonuçlarına atıfta bulunarak, şiddete maruz kalma açısından çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında fark bulunmadığını kaydetti.

Kadınların psikolojik, fiziksel ve duygusal baskıya maruz kaldığını belirten Akıncı, ankette eğitim gören kadınların daha fazla duygusal olarak baskı altına alındığının, eğitimsiz kadınların ise ağırlıkla fiziksel şiddete maruz kaldığının ortaya çıktığına işaret etti.

Anketin ayrıca aile içi şiddetin sadece kadına yönelik değil ayrıca çocuğa yönelik de yapıldığını tespit ettiğini belirten Akıncı, derneğin aile içi şiddetin normal ve doğal bir sosyal davranış olarak görülmemesi doğrultusunda toplumu bilinçlendirmeye çalıştıklarını söyledi.

Şiddet tabu, rakamlar yanıltıcı

Prologue Danışmanlık Direktörü Mine Yücel de, kadına karşı şiddetin Kuzey Kıbrıs'ta hayatın bir parçası olduğunu söyledi. Kuzey Kıbrıs'ta şiddetin ne denli ciddi bir sorun olduğunu görmek için çok kapsamlı bir çalışma gerektiğini belirten Yücel, 2006 yılında Prologue Danışmanlık tarafından kadın ticareti hakkında yapılan çalışma hakkında bilgi verdi.

Kadına karşı şiddetin tabu olduğunu belirterek, kaydedilen şiddet olaylarının gerçeği yansıtmadığını belirten Yücel, sorunun boyutlarını öğrenmek için derinlemesine mülakatların daha verimli olacağını vurguladı.

"Maalesef şiddet hayatlarımızın büyük bir parçası oldu" diyen Yücel, danışmanlık merkezi olarak hayatın gerçeklerini ortaya çıkarmak ve insanları bu konuda bilgilendirmek ve ayrıca buna karşı harekete geçmelerini sağlamak için araştırma yapmaya devam edeceklerini söyledi.

Amaç kadına destek

Üniversiteli Kadınlar Derneği temsilcisi Didem Erel ise, derneğin amacının kadınların güçlenmesini ve toplumun her alanında yer almalarını sağlamak olduğunu belirtti.

Kadına yönelik şiddete karşı mücadele konusunda da derneğin çeşitli bilgilendirme çalışmaları yürüttüğünü belirten Erel, "kadına şiddet konusunda kadınlara yardımcı olma, onları bu konu hakkında bilgilendirme ve yalnız olmadıklarını bilmeleri yönünde çalışmalar yapıyoruz" dedi.

Güneyde artış var

Rum Aile içi Şiddeti Önleme ve Yardım Birliği temsilcisi Stalo Youtani de, Güney Kıbrıs'ta aile içi şiddette artış yaşandığına dikkat çekti.

Youtani, birliğin esas amacının insanları kadına yönelik şiddet konusunda eğitmek olduğunu ifade ederek, bu amaç doğrultusunda kadına karşı şiddetin eğitimle önlenmesi, aile içi şiddet mağdurlar için barınak sağlama, ilgili birimleri kadına yönelik şiddet konusunda bilgilendirme gibi faaliyetlerde bulunduklarını belirtti.

Youtani, ayrıca kadına yönelik şiddete karşı mücadele konusunda, ücretsiz yardım hattı, kişisel eğitim ve Kıbrıs'ta tek olan mağdur için barınak olmak üzere üç farklı program da yürüttüklerini kaydetti.

Stalo Youtani, biriliğin elindeki istatistik verilere göre özellikle kadına yönelik aile içi şiddette bir artış olduğunu belirterek, hedeflerinin kadınlara yardım etmek ve bu sorun hakkında farkındalık yaratma olduğunu belirtti.

Youtani, kadınların, maruz kaldıkları şiddet hakkında bir şeyler yapmalarının normal olduğu ve kendilerinin bir suçu olmadığı konusunda inandırılmaları gerektiğini vurguladı.

Güney Kıbrıs'ta sırasıyla psikolojik, fiziksel ve cinsel tacizin en çok yaşandığına işaret eden Youtani, psikolojik baskının ispatının çok güç olduğunu, cinsel tacizlerin ise çoğu kez açıklanmadığını belirtti.

Çocuklar eğitilmeli

Güney Kıbrıs Aile Planlaması Birliği Başkanı Despo Hadjiloizou da, Güney Kıbrıs'ta aile içinde kadına ve çocuklara yönelik şiddetteki artışa dikkat çekti.

Aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için en etkin yöntemin çocukların bu konuda çok küçük yaştan itibaren eğitilmeleri olduğunu vurgulayan Hadjiloizou, çocukları koruyan yasaların güçlendirilmesi ve daha çok kadının karar alma mekanizmalarında yer almaları gerektiğine ekledi.

Hadjiloizou, 1971'den beri faaliyet göstermekte olan birliğin, tüm insanların temel insan haklarını özgürce kullanarak kendi tercihlerini yapabileceği bir toplum yaratmayı hedeflediğini belirterek, bu konuda herkesin katılabileceği bilgi, eğitim ve klinik hizmetleri de sunduklarını kaydetti.

"İnsan ticaretinin, kadınların mal olarak kullanıldığı modern kölelik olduğunu" belirten Hadjiloizou, insan ticaretinin her türlü insan haklarının ihlali olduğunu ifade etti. Hadjiloizou, çocukların ve gençlerin cinsel istismarı, evlilik içi cinsel istismar, iş yerlerinde cinsel istismar da çağın gerçeği olduğunu kaydetti.

"Mağdurlar çoğu zaman yanımızdadırlar. Susmak sadece bunun devamını sağlayacaktır" diyen Hadjiloizou, insan hakları alanında cinsiyet eşitliğini savunarak, kadın ve erkeğin bu hakları eşit olarak kullanabilmesine olanak tanınabileceğini ifade etti.

Kadına yönelik şiddete karşı siyasi, yasal ve toplumsal alanlarda mücadele verilmesinin önemine işaret eden Hadjiloizou, bu konuda medyaya önemli sorumluluklar da düştüğünü kaydetti.

KIBRIS 27/11/07

 

Önümüzdeki yıl, Kıbrıs'ta çözüme yönelik yeni bir gelişme muhtemeldir

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik girişimlerin, Güney Kıbrıs'taki seçimlerden sonra hız kazanacağını söyledi.

Soyer, önümüzdeki yıl içerisinde Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir gelişmenin muhtemel olduğunu vurguladı ve Kıbrıs Türk tarafının çözüm çabalarına katkı koymaya hazır olduğunu kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, geçtiğimiz cumartesi günü İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi'nde verdiği konferansta, Kıbrıs sorununun sadece Kıbrıslı Türklerin eşitlik ve varlık meselesi olmadığını, aynı zamanda manevi ve kültürel bağlarla bağlı bulunan Türkiye'nin de sorunu olduğunu söyledi.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, Kıbrıs sorununun, Kıbrıslı Türkler ile Türkiye'nin bölgesel ve dünya ölçeğinde stratejik çıkarlarının da, Kıbrıs adası ve çevresiyle bütünleştiğine dikkati çeken Soyer, Kıbrıs'ın Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'de çok önemli bir coğrafyada bulunması nedeniyle stratejik öneme sahip olduğunu belirtti.

"Kıbrıs'ın sahipleri olan Kıbrıslı Türkler olarak bizler, ekonomik ve siyasi boyutu yanı sıra, stratejik önemi çerçevesinde de Kıbrıs sorununa yönelik ilgimizi de yitirmemeliyiz" diyen Başbakan Soyer, şu anda Türkiye'de yaşanan terör olayları nedeniyle Kıbrıs sorununun gündemde olmadığının düşünülmemesi gerektiğini dile getirerek, Kıbrıs sorununun her zaman için güncelliğinin ve öneminin devam ettiğini söyledi.

Irak krizinin gündemde olduğu bu aşamada da Kıbrıs sorununda yaşanan gelişmelerin her zaman takip edilmesi gerektiğini ifade eden Soyer, konuşmasında Kıbrıs'ta yaşanan tarihi olayları anlattı.

Kıbrıs'ta yaşananların iyi değerlendirilmesi halinde doğru kararlar üretmenin mümkün olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununun hâlâ çözümlenmemesinin, olumsuz koşullar yarattığına dikkati çekti.

2008'de "liderler buluşması"

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Kıbrıs'taki iki liderin, sorunun çözümüne yönelik 2008'de "liderler buluşması" olarak 6 kez bir araya gelmesi yönünde görüş belirttiğini anımsatan Soyer, önümüzdeki yıl içerisinde Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir gelişmenin muhtemel olduğunu vurguladı.

Dünyanın birçok merkezinde, Güney Kıbrıs'taki başkanlık seçiminden sonra, iki taraf arasındaki siyasi görüşmelerin başlaması yönünde görüşler beyan edilmekte olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, bu nedenle gerek Türkiye'nin gerekse Kıbrıslı Türklerin bu temel soruna yönelik dikkatlerini asla kaçırmaması gerektiğini dile getirdi.

Kıbrıs sorununun hangi noktada bulunulduğunun belirlenmesinin önemli olduğunu anlatan Soyer, Kıbrıs sorununun çözümlenmediğini, ancak buna rağmen Rumların Avrupa Birliği içerisinde yer aldığına dikkati çekti.

Eşit haklar

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 24 Nisan'da yapılan referandumlarda "evet" diyen Kıbrıslı Türklerin Rumlar kadar Kıbrıs'ta eşit haklara sahip olduğunu, ancak Kıbrıs'ın bütününden, dünyadan ve Avrupa Birliği'nden soyutlandığını vurguladı.

Başbakan Soyer, Rumların Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Avrupa Birliği'ne girdiğini ve bunu kullanarak Kıbrıs'ın bütününü temsil ettiği noktasıyla Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik tüm parametreleri yok ettiğini söyledi.

Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler zemininde çözümlenmesi gerektiğini, ancak Rumların bu sorunu kendisinin üye olduğu Avrupa Birliği'ne taşımak istediğini anımsatan Soyer, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin buna karşı olduğunu dile getirerek, Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin temsil edilmediği Avrupa Birliği'nde Kıbrıs sorununu çözmenin eşitlik ilkesiyle uyuşmadığını ve demokratik olmadığını vurguladı.

Başbakan Soyer, Rumların Kıbrıs sorununun çözümünde Türk tarafını tanımadığını ve Türkiye'yi taraf olarak almak istediğini, bununla amacının; Kıbrıs Türk halkını Ada'da azınlık olarak göstermek olduğunu söyledi

Kıbrıs sorununun çözümü için Rum tarafının zamana oynadığını ve görüşme sürecini yok etmeye çalıştığını ifade eden Soyer, ancak Kıbrıs Türk tarafının çözüme yönelik bugüne kadar gösterdiği çabayı bundan sonra da sürdüreceğini kaydetti.

Kıbrıs sorununun en önemli unsurlarından bir tanesinin mülkiyet sorunu olduğunu belirten Soyer, mülkiyet sorununa, siyasal noktada bir çözüm bulunabileceğini ifade etti.

"Güney'de Kıbrıslı Türlerin mal varlığı var, Kuzey'de Rumların bıraktığı mallar var. Biz, kimsenin malını gasp etmek istemiyoruz. İnsan haklarının temel değerleri içerisinde mülkiyet sorununa çözüm bulmak istiyoruz" diyen Soyer, demokratik değerlere bağlı olarak mülkiyet sorununun çözümlenebileceğini ve bu amaçla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından kabul edilen Taşınmaz Mal Komisyonu'nun kurulduğunu söyledi.

Rumların, sürekli Kıbrıslı Türklerin gelişmesini engellemeye ve Kıbrıslı Türkleri dünyadan izole etmeye çalıştığını belirten Soyer, Gazimağusa ile Lazkiye arasında gemi seferleri başlatıldığını, ancak Rum Yönetimi'nin bunu engellemek için girişimler başlattığını anımsattı.

Soyer, ilk kez uluslararası bir organdan Kuzey Kıbrıs'taki limanların kapalı olmadığı yönünde bir deklarasyon çıktığını belirterek, Rumlar'ın girişimlerinin sonuçsuz kalacağına inanç belirtti.

Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler zeminini devreden çıkarmadan, siyasi eşitlik, iki bölgelilik, Türkiye'nin garantörlüğü çerçevesinde, iki kurucu devlet temelinde federal bir modelle çözümlenmesi gerektiğini belirtti ve bu amaca ulaşana kadar Türk tarafı ve Türkiye'nin mücadelesinin süreceğini vurguladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, konuşmasının ardından soruları cevapladı.

Bir soru üzerine Soyer, Güney Kıbrıs'ın son zamanlarda Kapalı Maraş'ı sürekli gündeme getirdiğini, ancak Kapalı Maraş'ın Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü içerisinde yer aldığını söyledi.

KIBRIS 27/11/07

 

Beyaz Rusya'dan işadamları KKTC'ye geldi

Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, Beyaz Rusya heyetini kabul etti.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre 27 farklı ülkeden şirketle işbirliği halinde olan, bu şirketlere danışmanlık hizmeti de vererek yatırımcıları yönlendirip aracılık yapan bir kooperatif temsilcisinin de aralarında bulunduğu Beyaz Rusya heyetinde, gıda sektöründe faaliyet gösteren işadamları bulunuyor.

TC Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın 2007 yılı Beyaz Rusya Alım Heyeti programı kapsamında KKTC'yi de ziyaret eden heyetin, Ekonomi ve turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ ile görüşmesinde, Bakanlık Özel Kalem Müdürü Savaş Uğurlu, Bakanlık Ekonomi Müşaviri Yusuf Gülçür, Sanayi Odası Asbaşkanı Musa Sönmezler, Sanayi Odası Genel Sekreteri Mustafa Gündüz, TC Lefkoşa Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Nilüfer Sandallı ile İhracatı Geliştirme Merkezi Temsilcisi Halit Akbay da hazır bulundu.

Heyet temsilcisi ziyarette yaptığı konuşmada, Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ'a kendilerini kabul ettiği için teşekkür etti.

Yapacakları temaslarda alacakları bilgiler ışığında KKTC'den eli boş dönmeyeceklerini hissettiğini vurguladı.

Türkiye Cumhuriyeti'ndeki birçok şirketle de işbirliği içinde bulunduklarını belirten temsilci, KKTC'deki işadamları ile tanışmak için sabırsızlandıklarını ifade etti.

Şanlıdağ

Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Bakan Şanlıdağ da kabulde yaptığı konuşmada, heyeti KKTC'de görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

KKTC'nin yıllardır ambargolar altında yaşam mücadelesi veren bir ülke olduğunu vurgulayan Bakan Şanlıdağ, uzun yıllardır bu şartlar altında üretimlerini en iyi şekilde yapan Kıbrıs Türk sanayicisi ile işadamlarına teşekkür etti.

Bakan Şanlıdağ, heyetin KKTC'deki programlarının yoğun olduğunu ifade ederek, heyetin KKTC'deki üretici ve ihracatçılar ile görüşmelerinin verimli geçeceğine inandığını belirtti.

Bakan Şanlıdağ, Beyaz Rusya ile KKTC'deki işadamları arasında yararlı işbirliği kurulması ve bu işbirliğinin gelişerek süreklilik arzetmesi için Bakanlık olarak ellerinden geleni yapacaklarının da kaydetti.

 

KIBRIS 27/11/07

 

"Kuzey Irak, ikinci bir Kıbrıs olmamalı"


Ankara'da Kuzey Irak ile ilgili politikaları oluşturan sivil-askeri ekibin en büyük titizliği, yeni bir Kıbrıs tuzağına düşülmemesidir.
Kim ile konuşsam aynı cümleyi duydum: "Kuzey Irak ikinci bir Kıbrıs olmamalı".
Bundan ne anladıklarını çok iyi biliyorum.
Kıbrıs müdahalesinde haklıydık.
Uluslararası konjonktür lehimizeydi.
Ancak, askeri ve diplomatik hatalar yaptık ve sonunda, haklı olmamıza rağmen Kıbrıs tuzağına düştük.
Küçücük, masum bir adayı işgal eden, haksız bir devlet görünümü ve boynumuza asılan bir "barbarlık" yaftasıyla dolaşır olduk.
Uluslararası ilişkilerde elimiz ayağımız bağlandı. Kıbrıs bir süre sonra, sırtımızdaki bir kambura dönüştü. Türkiye'nin atılımlarını engelleyen bir unsur durumuna girdi.
Hala bugün, Kıbrıs tuzağından kendimizi kurtaramadık. Maddi ve manevi açılardan hala kan kaybediyoruz.
Bu noktaya gelmemizin nedeni, haklılığımızı anlatamamamız, uluslararası ortam hazırlayamamamız ve askeri gücümüzü hesapsız kullanmamızdı. İki harekat yerine, kısa süreli ve tek bir harekatla işi bitirsek, eleştiriler çok daha az olurdu. Bir diğer ağırlıklı neden, askeri harekatı uluslararası hukuka dayandırıp siyasi çözüm bulamamamızdı.
1974'teki İngiliz dışişleri bakanı Callaghan'ın bana söylediği gibi, "Başlangıçta Kıbrıs, Türk Ordusu'nun tutsağı idi. Ancak şimdi Türkiye, Kıbrıs'ın tutsağı olma noktasına geldi".
İşte Ankara'daki sivil-asker politika yapıcıların en büyük korkusu bu: İkinci bir Kıbrıs olayı yaşamak. Kuzey Irak'ın tutsağı olmak ve Irak bataklığına batmak. Unutmayalım ki, asker sokmak bir oranda kolaydır da, sonra geri çekmek çok zordur.
Aynı tuzağa düşmemek için, politika yapanlar, kamuoyunun ve muhalefetin tüm baskılarına direndiler, sabırlı davrandılar ve etraflarında bir ittifak cephesi oluşturdular.
Eylül- Kasım ayları arasında neler yaşandığına kısaca bakalım:

1. Her şeyin başında en önemli, en kritik aşama ABD'nin ikna edilmesi ve harekete geçirilmesiydi. 5 Kasım Washington görüşmesinde, Bush "Bu sorun Türkiye'nin içinde kaynaklanıyor. Siz önce Kürt sorununu hafifletmek için adım atın, ben de sonra Kuzey Irak'taki PKK'lıları temizlerim" dese, Türkiye kaybederdi. Oysa Washington, PKK'yı ortak düşman ilan ederek tartışmayı bitirdi. Hemen ardından da çarklar dönmeye başladı.
2. Avrupa Birliği'ne durum iyi anlatıldı. AB, yine ilk defa, Türkiye'nin Kuzey Irak'a sınırlı ve kısa süreli müdahalesine yeşil ışık yaktı. PKK'yı, yine ilk defa terör örgütü olarak niteledi. DTP'yi uyardı ve PKK terörü ile arasına mesafe koymasını istedi.
3. Arap ülkelerine yönelik şimdiye kadar eşine rastlanmamış bir bilgilendirme kampanyası gerçekleştirildi. Ankara'da ardı ardına üst düzey ziyaretçiler ağırlandı. Suriye Devlet Başkanı, Suudi Arabistan Kralı, 17 ülkenin Dışişleri bakanlarının ayrı ziyareti ve Babacan'ın bölge ülkelerine gidişi, bu büyük kampanyanın temel taşlarını oluşturdu. Müthiş bir trafik yaşandı.
4. Irak merkezi hükümetiyle defalarca görüşme yapıldı. Başbakan Maliki ve Dışişleri Bakanı Zebari'ye durum çok açık anlatıldı.
5. Kuzey Irak yönetiminin üst düzey yetkilileri, siyasi parti temsilcileri ve Cumhurbaşkanı Talabani dahil olmak üzere, Irak Kürtleri'ne de hedefin kendileri değil, PKK olduğu anlatıldı.

İşte bu siyasi kampanya Türkiye'nin önünü açtı. Haklılığının anlaşılmasını sağladı. İlerde olacaksa, hem Araplar'ın, hem de Batı dünyasının tepkileri büyük oranda engellendi.
Türkiye etrafında bir ittifak cephesi oluşturdu. Kendini güvenceye aldı.
Kıbrıs tuzağına düşmekten kurtuldu.
Bu noktaya gelinirken de, askeri önlemler (asker ve silah sevkıyatı, komutanların demeçleri, sınırlı bombardıman) kadar, yukarda saydığım diplomatik girişimler sonuç verdi.
Türkiye ilk defa "oyunu iyi oynadı".
Askeri operasyon olsun, PKK'nın Kuzey Irak'tan sökülüp atılması olsun, uluslararası alanda gayet iyi bir zemin oluşturdu.
Eski tuzaklara düşülmedi.


İlk defa, asker-sivil uyumu kuruldu

Kuzey Irak krizi, uzun süredir özlediğimiz sivil-asker uyuşmasının da önüne geçti.
Askeri harekat için gereken tezkere konusunda başlayan tartışmaları hatırlayın.
Genelkurmay Başkanı ile Başbakan arasında, kamuoyu önündeki atışma yine kamuoyunu olumsuz etkiliyordu.
- "Tezkere versinler, hazırlık yapalım"
- "İhtiyaç varsa asker istekte bulunsun"
Bu kısır döngü çok uzun sürdü.
Bugünkü duruma bakarsanız, asker-sivil veya asker ile iktidar arasında artık eskisi gibi bir tartışma ortamı yok. Daha da önemlisi, bir eşgüdüm var. Ortak bir hedef var.
Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Başbakanlık arasında, kamuoyu önünde tartışma yerine, kapalı kapılar arkasında ortak politikalar oluşturuluyor.
Bu durum da, kamuoyunu memnun ediyor.
Daha da ötesinde, Türkiye'nin Irak ve ABD üzerindeki inandırıcılığını arttırıyor. Ülkenin caydırıcı gücünü yoğunlaştırıyor.
Böyle bir ilişkiye çok ihtiyacımız varmış...

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 28/11/07

 

Kayalp: Maraş bütünlüklü çözümün parçası

Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, temas ve incelemede bulunmak amacıyla Kıbrıs'ta bulunan Avrupa Parlamentosu Dilekçeler Komitesi heyetiyle görüştü.

Marcin Libicki başkanlığındaki AP Dilekçeler Komitesi'yle Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp ve belediye yetkilileri arasında Gazimağusa'da gerçekleşen görüşmede, Güney Kıbrıs'ta faaliyet gösteren "Mağusa Göçmen Hareketi" üyeleri de hazır bulundu.

Gaziağusa Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, görüşmede, heyetin, yazılı davetine uyarak Gazimağusa'yı ziyaretinden duyduğu mutluluğu dile getirdi, ancak "Mağusa Göçmen Hareketi" mensuplarının da görüşmeye katılmalarından hoşnut olmadığını belirtti.

Gazimağusa'nın tarihi değeri, bugünkü konumu ve yürüttükleri çalışmalar hakkında konuk heyete bilgi veren Kayalp, heyetin Kıbrıs'ta bulunma nedeninin Maraş'ın eki sakinlerinin başvurusu olduğuna dikkat çekti.

Komite üyeleri ile konu hakkındaki görüşlerini paylaşmaktan mutluluk duyacağını belirten Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Maraş'ı bütünlüklü bir çözümün unsurları arasında değerlendirdiklerine dikkat çekti.

Kayalp, Maraş'ın Kıbrıs sorunundan ayrı olarak ele alınmasının belki bölgenin eski sakinlerini mutlu edebileceğini, ancak Kıbrıslı Türkleri ve Kıbrıslı Rumları bir bütün olarak çözümün daha da uzağına taşıyabileceğini vurguladı.

Kıbrıs sorununa parça parça çözüm fikrini benimsemesine olanak bulunmadığını söyleyen Kayalp, Maraş konusunu da bu kapsamda ele almak gerektiğini belirtti.

Kayalp, 2004 yılında gerçekleşen ve AB tarafından da çok güçlü bir şekilde desteklenen Annan Planı'na referandumda Kıbrıs Türkü'nün büyük çoğunlukla onay vermesine karşın, Kıbrıslı Rumlar'ın liderliklerinin de yönlendirmesiyle yüzde 75 oranında 'hayır' dediğine işaret ederek, "Eğer Maraş bugün hala yerleşime kapalıysa, bunun sorumlusu ne benim, ne de Kıbrıs Türk tarafıdır" dedi.

"Referandumda iki evete ulaşılmış olsaydı, bugün Maraş'ta yerleşim tamamlanmış, ekonomik aktivite de çoktan başlamış olurdu" diyen Kayalp, bütünlüklü bir çözümle birlikte, Maraş'ın eski sahiplerine iadesi fikrine desteğini bir çok kez kamuoyu ile paylaştığına dikkat çekti ve bu görüşünü bir kez de Avrupa Parlamentosu Dilekçeler Komitesi başkan ve üyelerine bildirmekte hiç bir çekince görmediğini dile getirdi.

Oktay Kayalp, yazılı davetinin dikkate alınmasını ve buna uygun olarak kentinin ziyaret edilmesini de ayrıca önemsediğini belirterek, komitenin hazırlayacağı raporun kendi görüşlerini de içerecek biçimde dengeli ve adil olmasını diledi.

KIBRIS 28/11/07

 

Karamanlis: Kıbrıs'ta tek çözüm yolu BM kararları ve AB temelinde olabilir

Rum radyosunun haberinde göre, Papadopulos-Karamanlis görüşmesinde, Kıbrıs sorunu da ele alındı.

Yunanistan Başbakanı Karamanlis, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada; Güney Kıbrıs'ın Kıbrıs sorununun çözümü yönünde kararlılığını kanıtladığını ve aynı iyi niyeti karşı tarafın da göstermesi gerektiğini iddia etti.

Papadopulos ile Kıbrıs sorununun şu anki durumunun ve çözüm yönündeki çabaların koordinasyonun ele alındığını ifade eden Karamanlis; Kıbrıs sorununun tek çözüm yolunun BM kararları ve AB temelinde olabileceğini ve herhangi bir çözüm sürecinin ilerleyebilmesi için 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya konması gerektiğini savundu.

Karamanlis ayrıca; Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un açıklamış olduğu "güven arttırıcı önlemler ile sunmuş olduğu önerileri" desteklediğini de vurguladı.

Papadopulos, ise açıklamasında, Güney Kıbrıs'ın görüşlerinin bir kez daha Yunanistan'ın görüşleri ile denk düştüğünün görüldüğünü ifade etti.

Karamanlis, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm

sürecinin canlanmasına yardımcı olmasını istedi

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, "Kıbrıs'ta çözüm sürecinin canlanması isteniyorsa Türkiye'nin işbirliği yapma iradesini göstermesi gerektiğini" söyledi.

Karamanlis, Atina'da bulunan Rum kesimi lideri Tasos Papadapulos ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, KKTC ve Rum kesiminin, 2006'da imzalanan 8 Temmuz mutabakatını kapsamlı müzakerelere doğru ilk adım olarak uygulaması gerektiğini de belirterek, "Temmuz 2006 anlaşmasının ve Kıbrıs hükümetinin önerdiği güven artırıcı önlemlerin derhal uygulanmasını destekliyoruz" dedi.

Başbakan Karamanlis, Türkiye'nin de 8 Temmuz mutabakatının uygulanmasında işbirliği için benzer istekliliği göstermesi gerektiğini söyledi.

KKTC ve Kıbrıs Rum yönetimi, iki toplum arasındaki günlük konuların ele alınmasına ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik özlü konuların görüşülmesine zemin hazırlanması amacıyla teknik komiteler ve çalışma gruplarının oluşturulması için, BM gözetiminde 8 Temmuz 2006 tarihinde bir süreç başlatmışlardı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos Papaopulos, eski BM Genel Sekreteri Yardımcısı İbrahim Gambari'nin de katılımıyla Lefkoşa'da ara bölgede 8 Temmuz mutabakatını imzalamışlardı.

KIBRIS 28/11/07

 

Özdil Nami, BM ve AB ilişkilerinde Cumhurbaşkanı temsilcisi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun ele alındığı Birleşmiş Milletler (BM) sürecinde ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde kendisini temsil etmesi için CTP-BG Lefkoşa Milletvekili Özdil Nami'yi görevlendirdi.

Nami, Cumhurbaşkanı Talat'ı temsilen önümüzdeki hafta Brüksel'de Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili temaslarda bulunacak. Özdil Nami'ye ziyarette AB Koordinasyon Merkezi Direktörü Erhan Erçin ile Cumhurbaşkanlığı AB Danışmanı Armağan Candan eşlik edecek.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde Kıbrıs sorununun ele alındığı Birleşmiş Milletler sürecinde ve Avrupa Birliği ile ilişkilerde Cumhurbaşkanı Talat'ı temsil etmesi için görevlendirilen Nami'nin Brüksek ziyaretini AB Dönem Başkanı Portekiz'in daveti üzerine gerçekleştireceğini belirtti.

Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı'nın verimini ve konsantrasyonunu artırmak için özellikle yurt dışı temsil görevlerinde bu görevlendirmeleri yapmayı uygun gördüğünü söyledi. Erçakıca, "Kapasitemizi artırması bakımından düşünülmüş bir önlemdir. Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruma sürecinde daha faydalı olacağına inanıyoruz" dedi.

Erçakıca, bir soru üzerine, çalışma ekibini genişleten ve kurumsal bir kararla Nami'yi görevlendiren Cumhurbaşkanı Talat'ın, Kutlay Erk'i de özel görevlerle zaman zaman kendisini temsil etmek üzere görevlendirme kararı bulunduğunu söyledi.

Hasan Erçakıca, Nami'nin üstlendiği görevlerin geçmişte Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı tarafından yapıldığının hatırlatılması üzerine, "Bu bir görev bölümü. Müsteşar tabii ki diplomatik süreçlerin bir parçası olacak. Ama Cumhurbaşkanlığı'ndaki faaliyetlerin koordinasyonu ve sürdürülmesi, yeni müsteşarın daha ağırlıklı görev alanı olacaktır" dedi.

KIBRIS 28/11/07

 

LTB, EUROMED Şehirleri'ne üye oldu

LTB Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, Akdenizli ülkelerin yasa ve standartlarının hızlı bir biçimde AB'ınkilerle yakınlaşmasına şehirlerarası işbirliği yoluyla katkı koymayı amaçlayan EUROMED Şehirler Ağı, geçtiğimiz hafta Fransa'nın Marsilya kentinde gerçekleştirdiği genel kurulunda Lefkoşa Türk Belediyesi'ni tam üyeliğe kabul etti.

LTB'yi temsilen Dış İlişkiler Sorumlusu Deniz Birinci'nin asil üye olarak katıldığı toplantıda, EUROMED Şehirleri arasında gerçekleştirilecek ortak projeler ve Akdeniz bölgesinde huzur ve istikrarın sağlanmasına katkı koymak amacıyla yapılacak şehir diplomasisi tartışıldı.

Açıklamada, EUROMED Şehirleri arasında Lefkoşa'nın yanı sıra Bordeaux, Toulouse, Nice, Toulon, Lille, Marakeş, İskenderiye, Ramallah, Barselona, Fez, Marsilya, Kasablanka, Paris ve Roma gibi Akdeniz'in önde gelen şehirlerinin de yer aldığı belirtildi.

KIBRIS 28/11/07

 

Kıbrıs Türk halkını temsil etmek yetkisi sadece KKTC hükümetindedir

Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, Uganda'nın başkenti Kampala'da 23-25 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen İngiliz Milletler Topluluğu Liderler Zirvesi Sonuç Bildirisi'nde yer alan Kıbrıs'a ilişkin bölümün, örgütün taraflılığını bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti.

Yazılı açıklamasında, Kıbrıs Türk halkının temsil edilmediği bir ortamda Kıbrıs'ın tamamını ilgilendiren bir konuda görüş bildirilmiş olmasının siyasi ahlak anlayışıyla bağdaşmadığını vurgulayan Avcı, Kıbrıs sorununun çözümüyle hiçbir bağlantısı olmayan bir örgütün kendinde bu konuda değerlendirme yapma hakkını görmesinin yanlışlığının da altını çizdi.

Avcı, Kıbrıs'ta iki ayrı halk olduğunun ve Kıbrıs Türk halkını temsil etme yetkisinin sadece KKTC hükümetinde bulunduğunun bilinmesine rağmen, Rum Yönetimi'nin silah zoru ile ele geçirdiği "Kıbrıs Cumhuriyeti" unvanı adı altında Kıbrıs Türk tarafının temsilcilerinin bulunmadığı platformlarda tüm Ada'yı temsil ettiği iddiasını sürdürmeye çalıştığını, İngiliz Milletler Topluluğu'nun da böyle bir aldatmacaya alet olduğunu kaydetti.

Avcı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"İngiliz Milletler Topluluğu, bir yandan BM Genel Sekreteri'nin çözüm çabalarına destek belirtirken, diğer yandan BM Güvenlik Konseyi'nin içinde bulunduğumuz dönemi yansıtmayan kararlarına Rum Yönetimi'nin baskısı ile seçici bir şekilde atıfta bulunarak, Ada'daki gerçeklerden ve Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmelerden ne denli kopuk olduğunu gözler önüne sermiştir.

Bildiride ayrıca, 8 Temmuz sürecine ilişkin yanlı ve gerçeklerden tamamen uzak tespitlere yer verilmesi ve yaklaşık iki yıldır süreçte bir ilerleme sağlanamamasının esas sebebinin Rum tarafının sürekli olarak önşartlar ortaya atması olduğunu gizleyerek dünyayı kandırmaya çalışılması kabul edilemezdir. Bu bağlamda, Kıbrıs Türk tarafının süreç içerisindeki yapıcı tutumu ve ilerleme kaydedilmesi yönündeki gayretli çabaları çerçevesinde yaptığı önerilerini bir kez daha hatırlatırız.

Uluslararası toplumun Kıbrıs Türk halkı üzerinde kırk yıldır sürdürülen haksız izolasyonu ortadan kaldırmak yönünde somut adımlar atması gerektiği bir zamanda, İngiliz Milletler Topluluğu'nun bunu görmezden gelerek, çözümsüzlüğün esas sorumlusu olan Rum tarafının tezlerine arka çıkarak Rum uzlaşmazlığının daha da katılaşmasına katkıda bulunması kesinlikle kabul edilebilir bir tutum ve davranış değildir."

KIBRIS 28/11/07

 

Matsakis denied entry to the north
By Jean Christou

M.E.P. Marios Matsakis was yesterday refused entry to the north after he tried to cross for a visit with a group of other European MPs.

The group of MEPs crossed over on a fact-finding mission to see the fenced-off city of Varosha but Matsakis was refused entry because of a 2005 incident in which he stole a Turkish flag.

In November 2005 Matsakis ventured into the buffer zone and snatched the Turkish flag from an observation post near Louroujina.

The Turkish Cypriot authorities later issued a warrant for his arrest, which was executed when Matsakis tried to cross north take seasonal gifts to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on New Year’s Eve the same year.

He was held for three days in custody in the north before being released on bail.

In March last year the charges were dropped in the public interest after the Turkish Cypriot side realised he would not be returning to the north to answer them.

Yesterday he told reporters that he had been denied entry with his MEP colleagues because of the flag incident.

“I tried to pass but they didn't let me,” he said.

“When I asked why, me they said it was because of the flag.”

Matsakis said he didn't make an issue out of it so that the Euro delegation did not have a problem in carrying out their fact-finding mission.

“It's more important that the mission be carried out,” he said.

However he did say that the incident had created an ugly and negative impression for the MEPs.

“That was a mistake they (Turkish Cypriot authorities) made,” he added.

The other four members of the delegation did cross to the north but were prevented from entering the fenced-off area of Famagusta. Two of the delegates later met Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The delegation from the European Parliament’s Petitions Committee will issue a report on Varosha after their visit to the island.


Cyprus Mail 28/112007

 

Remand after Turkish Cypriot land fraud

POLICE YESTERDAY remanded a 40-year-old Limassol man suspected of issuing fake deeds to sell Turkish Cypriot properties worth £6.5 million.

A warrant had been issued for the 40-year-old’s arrest last week, after Limassol CID received information that someone had prepared fake documents claiming to be signed by the Guardian of Turkish Cypriot properties in the south, attempting to lure businessmen.

The Greek Cypriot man used forged documents to sell six donums (0.8 hectares) of land in the Tzamouda area of Limassol.

The suspect, who has a long police record, allegedly forged the Turkish Cypriot owner’s signature in a Power of Attorney document, as well as documents bearing the stamp and signature of the Guardian of Turkish Cypriot properties.

The 40-year-old now faces charges of forgery, extracting money with false pretences and fraud.

Cyprus Mail 28/112007

 

 

AB, Euro'ya geçmemize karşı

ALMUNİA: FİİLİ BİR DURUMU KABUL ETMEMİZ SÖZ KONUSU DEĞİL... Avrupa Komisyonu'nun Ekonomi ve Para Konularından Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia, KKTC'nin tek taraflı olarak Euro'ya geçmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. "Fiili bir durumu kabul etmemiz söz konusu değildir" diyen Almunia, böyle bir hareketin getireceği ekonomik etkilerin ötesinde, Euro'nun tek taraflı olarak kullanılması anlaşmasının ilkelerine de aykırı olduğunu ifade etti

"AB'NİN BUNA KARŞI DURMAK İÇİN NE SORUMLULUĞU, NE YETKİSİ VAR"... KKTC'nin tek başına Euro'ya geçmesinin AB tarafından kabul edilemez olduğunun açıklanmasının ardından KKTC AB Derneği Başkanı Ali Erel ile KEPAM Asbaşkanı ve Ekonomist Necdet Ergün, KKTC'de para birimi olarak Euro'nun kullanılmasının mümkün olduğu görüşünde birleşirken, Ergün "mevcut durumda, AB, ne buna karışabilir, ne de sorumluluğu ve yetkisi var" dedi

Güney Kıbrıs'ın, 1 Ocak 2008 tarihi itibarıyla Kıbrıs Lirası'nı bırakarak Euro'ya geçecek olması ve son dönemlerde de KKTC'de de Euro'ya geçilmesi tartışılırken, Avrupa Komisyonu Ekonomi ve Para Konularından Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia, KKTC'nin tek taraflı olarak kendi başına Euro para birimini kullanmaya başlamasının, Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilemeyeceğini söyledi.

Almunia, Avrupa Komisyonu'nun KKTC'nin kendi başına Euro'ya geçmesine kesinlikle karşı olduğunu söyledi.

Rum radyosunun haberine göre KKTC'nin kendi başına Euro'ya geçmesi ihtimalinden endişe duyup duymadığı sorusuna muhatap olan Almunia; Avrupa Komisyonu'nun böyle bir harekete tamamen karşı olduğunu belirterek, "Fiili bir durumu kabul etmemiz söz konusu değildir" dedi.

Joaquin Almunia, fiili bir durumu kabul etmeme nedenlerini ise şu sözlerle ifade etti:

"Çünkü; sorumsuz bir şekilde Euro'ya geçilmesinin getireceği ekonomik etkilerin ötesinde, Euro'nun tek taraflı olarak kullanılması anlaşmamızın ilkelerine aykırıdır."

Erel: KKTC EURO-ZONE'a giremez

ancak Euro'yu kullanabilir

KKTC AB Derneği Başkanı Ali Erel, tanınmamış ve AB üyesi olmayan bir ülke olan KKTC'nin Avrupa Ekonomik ve Para Birliği'ne (EURO-ZONE) girmesinin mümkün olmadığını ancak para birimi olarak Euro'yu kullanabileceğini söyledi.

Almunia'nin "KKTC'nin tek başına Euro'ya geçmesine kesinlikle karşıyız" açıklamasını detayları ile bilmediğini, bu nedenle sadece tahminde bulunabileceğini ifade eden Erel, "tahminimce ciddi bir karışıklık olmuştur. Almunia'ya soru yöneltilirken EURO-ZONE ile Euro karıştırılmış olabilir.

KKTC tanınmamış bir ülke olduğu ve AB üyesi olmadığı için EURO-ZONE'a giremez ancak tek taraflı olarak Euro'yu kullanmaya başlayabilir. KKTC'de aynen ABD doları gibi Euro para biriminin kullanılması mümkündür" dedi.

Ergün: Bal gibi, EURO-ZONE dışında Euro'yu kullanabiliriz. Tıpkı TL'yi kullandığımız gibi

Kıbrıs Ekonomi Politikaları Araştırma Merkezi (KEPAM) Asbaşkanı ve Ekonomist Necdet Ergün, EURO-ZONE dışında KKTC'nin Euro kullanımına geçmesine Avrupa Birliği'nin hiçbir şekilde taraf olmasının mümkün olmadığını belirtti.

Ergün, "Elbette, biz Euro'yu, AB üyeliğinin, ekonomik ve parasal birliği entegrasyonun bir sonucu, EURO-ZONE'a dahil olarak ve Maastricht kriterlerine tabii bir rejimle kullanmayacağız, tıpkı Türk Lirası'nı (TL) da tek taraflı defacto kullandığımız gibi Euro kullanacağız.

KKTC Merkez Bankası, TC Merkez Bankası'nın bir şubesi değildir, son kredi merci değildir. Çünkü biz TL'yi, TC ile ortak bir parasal birlik entegrasyonu (mevzuatı) sonucunda kullanmıyoruz. Aynı durum, Euro kullanmamız halinde, AB Merkez Bankası için de geçerlidir. AB'nin buna bir tavrı olamaz" diye konuştu.

Joaquin Almunia'nın KKTC'nin Euro kullanımına geçmesi konusundaki sözlerini değerlendiren Necdet Ergün, "sanırım, ortada yanlış bir soruya verilen cevap var. Çünkü, Komiser, aramızdaki anlaşmadan bahsediyor, ki bu Kıbrıs Cumhuriyeti ile yapılan Katılım Anlaşması'nın eki olan 10. Protokol'dür. Bu protokole göre müktesabat Kuzeyde askıdadır, haliyle para birliği müktesabatına uyum da askıdadır. Bu doğrudur.

Fakat biz tek taraflı, tıpkı Kosova'nın Euro kullandığı gibi veya bizim TL'yi kullandığımız gibi Euro'yu kullanmaktan bahsediyoruz. Ve buna da AB karışamaz, ötesinde parasını EURO-ZONE dışında kullanmamızdan da onur duyar. Tabi gerçek durum anlatılırsa, niye parasını kullanmamızı istemesin ki?

Zaten, 1 Ocak 2008'den sonra -kapılar açıkken- Kuzey'in Euro'ya geçmesi artık bize coğrafyanın bir diktesidir. Buna karşı kimse duramaz. Yakın ve iç içe coğrafyadayız ve aramızda tamamlayıcı ve rekabetçi sektörler var. Piyasa yavaş yavaş Euro'ya geçecek ama bu arada devlet TL ile devam ederse, piyasa ile devlet arasındaki bu uyumsuzluğun ekonomimize ve devlete maliyetleri olacak" dedi.

KIBRIS 29/11/07

 

Alışverişlerde uygulanan 135 Euro sınırını hükümetimiz değil AB koydu

"GÜNEY'DE ŞAP HASTALIĞI SÜRDÜKÇE ARAÇLAR TEK TEK YOKLANACAK"...Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'tan alışverişlerde uygulanan 135 Euro'luk sınırın hükümetin değil, AB'nin kararı olduğunu belirterek, Şap hastalığı devam ettikçe araçların tek tek yoklanmasının süreceğini; KKTC'nin dezavantajları sürdükçe de bazı düzenleme ve önlemler gerektiğini söyledi

 "AYNI MALLARI SÜREKLİ ALANLAR HAKKINDA İŞLEM YAPILACAK"... Başbakan Soyer, vatandaşların Güney'den 135 Euro'luk şahsi eşya alma hakkı olduğunu, bir günde birden çok geçişle her defasında alışveriş yapma istismarına fırsat vermeyeceklerini; aynı malları sürekli alanlar hakkında da işlem yapılacağını açıkladı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs'tan alışverişlerde uygulanan 135 Euro'luk sınırın hükümetin değil, Avrupa Birliği'nin kararı olduğunu belirterek, Şap hastalığı devam ettikçe araçların tek tek yoklanmasının süreceğini; KKTC'nin dezavantajları sürdükçe de bazı düzenleme ve önlemler gerektiğini söyledi.

Başbakan Soyer, vatandaşların Güney'den 135 Euro'luk şahsi eşya alma hakkı olduğunu, bir günde birden çok geçişle her defasında alışveriş yapma istismarına fırsat vermeyeceklerini; aynı malları sürekli alanlar hakkında da işlem yapılacağını açıkladı.

Vatandaşlardan anlayışlı olmalarını isteyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Bizim yurttaşlardan başka, onların bilincinden, sağduyusundan başka güveneceğimiz bir tedbir düşünülemez. Esas tedbir yurttaşların bilincidir" diye konuştu.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında saat 16.15'de başlayan Bakanlar Kurulu toplantısı 17.30'da tamamlandı.

Toplantıda Bakanlar Kurulu'nun rutin konuları ele alarak gerekli değerlendirme ve kararları ürettiği bildirildi.

Toplantı girişinde gazetecilere açıklama yapan Soyer, Güney Kıbrıs'a geçişler ve alışveriş konusunda değerlendirme ve tespitlerini paylaştı.

2003 yılında sınır kapılarının açılmasıyla Kıbrıs Türk halkının yeni bir durumla karşılaştığını, bunun önemli ve ciddi açılımlar getirdiğini; ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmeye ciddi olgular sağladığını belirten Başbakan Soyer, bunların zaman zaman dezavantajlar da getirdiğini söyledi.

En büyük dezavantaj

Başbakan Soyer, Avrupa ve dünya ekonomileriyle yıllardır çok yönlü entegrasyon süreci içinde olan Güney Kıbrıs ekonomisiyle yeterince hazırlanmadan rekabete girmenin en büyük dezavantaj olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Fakat bu dezavantajı, ekonomimizin bir yandan halkımızın dinamizmi ve hükümetimizin arka arkaya aldığı tedbirlerle uyguladığı politikalar yanı sıra, Türkiye hükümetinin verdiği destek ve Türk ekonomisinde meydana gelen pozitif gelişmelerin sağladığı avantajla gidermek yolunda önemli bir adımlar geliştirebildik."

Başbakan Soyer, yabancı yatırımların düne göre kıyaslanmayacak şekilde KKTC'ye ilgisiyle dünya ekonomisine girmelerinin de bunu pekiştirdiğini, iyileşmeleri ileriye taşıyacak kabiliyetin Kıbrıs Türk halkında olduğunu kaydetti.

"Güney'e kayan ticaret tanımı yanlış"

"Dezavantajların yol açtığı sıkıntı ve sorunları belirleyici yapmadan onları asgariye indirerek avantajlarımızın önünü açmak temel motivasyonumuz olmalıdır. Bu yüzden hareket noktamız, sıkıntıları el ve gönül birliğiyle aşmak olmalıdır" diyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs'la eşit olmayan koşullarda girilen rekabetteki sıkıntıları abartarak olayı "Güneye kayan ticaret" diye tanımlamanın son derece yanlış olduğunu söyledi.

Başbakan Soyer, Güney'le ilişkide belli alanlarda eşit olmayan durumları aşma kabiliyetinin halkta bulunduğunu ifade ederek, "limanlardaki izolasyonlar, direkt uçuş kısıtlamaları ve AB'yle ilişkilerden yoksunluk içinden çıkıldığı zaman her türlü serbest ticaret uygulamasından korkuları olmadığını ve asla ürkmediklerini" vurguladı.

Dezavantajlar sürdükçe tedbirlere ihtiyaç var

Bu alanlardaki dezavantajlar sürdükçe belli düzenleme ve tedbirlere ihtiyaç duyulduğuna işaret eden Başbakan Soyer, özellikle ABD Doları'nın değer kaybetmesinin yol açtığı yeni durumun yapısal kaynaklarla birleşmesinden kaynaklanan bazı fiyat farkları oluşturabileceğini, ancak bunun genelleştirilmesinin son derece yanlış olduğunu dile getirdi.

Soyer, "Belli mal ve hizmetlerde oluşan kısmi fiyat farklarını yeni koşullarda düzenleme kabiliyetimiz vardır ve bu da toplumsal gönül ve elbirliğiyle başarılacak önemli bir görev olarak önümüzde durmaktadır" dedi.

Süpermarket sahipleri, gıda ithalatçıları ve iş dünyasıyla arka arkaya toplantılar yaparak önemli sonuçlar elde ettiklerini kaydeden Başbakan Soyer, iş çevreleri önemli düzenlemelere giderken, hükümetin de ilk etapta üçüncü ülkelere dönük gümrük ve fon uygulamalarını aşağıya çeken tedbirler ürettiklerini; bunların devam edeceğini açıkladı.

Güney'den alışverişin kuralları

Yeşil Hat Tüzüğü'nün istismarına fırsat tanımamak için bazı düzenlemeleri geliştirmeleri gerektiğini belirten Başbakan Soyer, bunlarla ilgili detaylı bilgileri ve alınan tedbirleri şöyle sıraladı.

"1. Güney'de Şap hastalığı devam ettiği sürece, tüm geçişlerde arabalarda tek tek yoklama işlemlerine devam edilecek. Güney'deki Şap hastalığı geçtikten sonra bu tedbirleri büyük ölçüde rutine döndüreceğiz. Şap hastalığı süresince insanlarımızın bu tedbirleri anlayışla kabul etmesi gerekir, çünkü bu hastalığı KKTC'den uzak tutmak mecburiyetindeyiz.

Bugün Güney Kıbrıs Şap'a dönük aldığı tüm önlemleri AB fonları ve kaynaklarından karşılamaktadır. İtlaf ettiği her hayvan için AB'den yüzde 60 katkı almaktadır. Biz bütün tedbirleri KKTC bütçesinden ve TC'nin bize sağladığı destekten faydalanarak almaya çalışıyoruz. Bunu dikkate alınca, Şap hastalığına karşı tedbirlere olağanüstü titizlik göstermek zorundayız.

2. Yeşil Hat Tüzüğü'ne bağlı olarak her bireyin tercih etmesi halinde 135 Euro'luk kendi bagajı veya el çantasında Güney'den şahsi eşya alma hakkı vardır.

3. 135 Euro'luk mal kendi şahsi ihtiyaçları için olmalıdır.

4. Aynı günde birden çok geçişle her defasında 135 Euro'luk rakamı gündeme getirmek, olayı istismar etmektir. Buna fırsat vermeyeceğiz.

5. Aynı malı veya bir iki mal çeşidini sürekli 135 Euro'luk hakkı kullanarak almak kabul edilmezdir, görevlilerimiz bunun için işlem yapacaktır.

6. Şap hastalığı nedeniyle Güney'den alınan süt, süt ürünleri, et ve et ürünlerinin geçişine kesinlikle izin verilmeyecektir. Bu arada karşılıklılık ilkesini uygulamaya da büyük bir titizlik göstereceğiz."

Bilinçli ve yürekten

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, her yurttaşın bilinçli ve yürekten davranmasının esas olduğunu vurgulayarak, "Bizim yurttaşlardan başka, onların bilincinden, sağduyusundan başka güveneceğimiz bir tedbir düşünülemez. Esas tedbir yurttaşların bilincidir" diye konuştu.

135 Euro sınırlamasını

hükümet değil AB koydu

Soyer, Güney'den alışverişlerde 135 Euro'luk sınırlamayı KKTC Hükümeti'nin koymadığını vurgulayarak, hem Kuzey hem Güney Kıbrıs'ta uygulanmasını önerenin AB olduğunu kaydetti.

Başbakan Soyer, "Dolayısıyla bu düzenlemeye dönük titiz tavrımıza 'muhatabımız AB'dir, KKTC Hükümeti'ni tanımayız' diye yaklaşım gösterenlerle meydana gelen sıkıntıyı 'silahsız ve kansız Enosis' diye yorumlayıp, AB'nin koyduğu bu kuralı dikkate almamaya çalışanların tavrı anlamsızdır. Bu, Kıbrıs Türk halkının varlık, çözüm ve siyasi eşitlik mücadelesine sıkıntı taşımaktan başka hiçbir şeye fayda getirmez.

KKTC olarak tek bir şeye inanıyoruz, bu da Kıbrıs Türk halkının kendi bilinci, sağduyusu ve kararlılığıdır" dedi.

KIBRIS 29/11/07

 

Building accounts for 30 per cent of north economy
By Jean Christou

Media reports say 900 contractors operating in occupied areas

CONSTRUCTION now accounts for over 30 per cent of the economy in the north compared to five per cent in most other countries.

Some 900 contracting firms now operate in the north, up from 65 four years ago, according to a special report in the English-language weekly Cyprus Today.

Quoting Hasan Sungur the head of the estate agents association, the paper, published in the north, said that the over-reliance on the building sector could result in chaos for the economy.

“The construction sector is the driving force behind 62 other sectors,” Sungur warned.

He said the number of contractors jumped from 65 in 2003 to 312 in 2004, to 586 in 2005 and 854 in 2006.

The number of new estate agents has also risen, from 22 in 2001 to over 300 today, and so far this year 11,000 new homes were completed.

Where in 2004 apartments consisted of 19.7 per cent of all homes constructed, they now comprise 34.2 per cent.

Taking the example of 12 villages in one part of Kyrenia alone, since 2004 the area has seen 4,700 new homes, 2,812 still in the construction stage, 1,263 completed and occupied, and 625 completed but unoccupied.

Carried out by the estate agents association and the research group KADEM, the survey said the 12-villlage area was targeted because it had the largest number of homes built in the Kyrenia area since 2004.

Of the 12 villages Ayios Epiktitos has seen the biggest amount of development, while Trapeza had the least.

In the last four years, some 1,063 homes have been built in Ayios Epiktitos, 983 close to Ayios Amvrosios, 874 in Ayios Amvrosios, 548 in Kalogrea, 300 in Klepini, 206 between Akanthou and Ayios Amvrosios], 202 in Akanthou, 120 in Chartzia, 102 in Alagadi, 73 in Karakoumi and 59 in Trapeza.

Construction in the Kyrenia-Akanthou areas peaked in 2006, when 1,919 home-building projects were begun, compared to just 450 in 2004.

Said Sungur: “Our anticipation for the future is high-quality, wealthy customers coming here from abroad, and for the contractors to adjust to their needs,” said Sungur. But he said a master plan for development should be put into operation.

Cyprus Mail 29/11/2007

 

Mayor slams media coverage of MEP visit
By Alexia Saoulli

FAMAGUSTA mayor Alexis Galanos yesterday expressed his disappointment in the media’s coverage of the abortive visit by the European parliament’s Committee of Petition to the north.
Instead of the committee’s visit, the networks preferred to focus their attention on gossipy stories that had no newsworthy merit, he said.

“Instead of focusing on the committee’s visit to Famagusta’s temporary town hall in Limassol, they gave significance to [MEP Marios] Matsakis’ comments about why he wasn’t invited to breakfast with the Foreign Minister,” he said.

On Monday, Matsakis accused Foreign Minister Erato Kazakou-Markoulli of not inviting him to a working breakfast with the committee. The same day the Foreign Minister issued a statement denying Matsakis’ accusations and said the committee had requested the meeting be limited to its members. The incident received wide media coverage.

Galanos said much air time had also been expended on whether or not Matsakis had a Turkish girlfriend following his complete turnaround regarding the Cyprus problem.

Vociferously outspoken regarding the occupation forces in the past, the MEP has since toned down his statements.

“All these news stories buried the significance of this committee. What does the Cyprus problem not even sell in Cyprus? Is this the message we want to give to the European committee? That all we deal with is gossip? Is this what we want?” Galanos said.

The committee was sent to the island on a four-day, factfinding mission following efforts by the Famagusta Refugees Movement to allow the return of refugees to their homes.

The issue gained more attention after a visit to Brussels by a Famagusta representation in July during which the MEPs were briefed on the petition signed by 26,000 people demanding a return to their hometown.

Galanos said the Committee’s visit had been of monumental importance and yet little attention had been given to it.

“I believe their visit has been very important. For the first time members of an EP Committee visit Cyprus especially for Famagusta and raise the issue of the Turkish occupation of a European town, like Famagusta,” he said.

The delegation was made up of Committee chairman Marcin Libicki, Lidia Geringer de Oedenberg, Carlos Iturgaiz Angulo and Willy Meyer Pleite. The two Poles and two Spaniards arrived in Cyprus on Sunday and left yesterday.

The MEPs had wanted to visit the ghost town of Varosha on Tuesday but were denied entry by Turkish troops.

Speaking to reporters at a news conference Galanos said he had expected more from the media than reporting news worthy of Hello magazine.

He added that the EU parliamentary committee would be drafting a report on the visit and hoped that it would work towards the refugees favour and discussed at the European parliament plenary session.

“I believe that now the MEPs have a very clear view about the issue. They will draft a report on the return of the people of Famagusta to their hometown, at least a return to the Turkish occupied fenced-off area of Varosha. This report will be ready in January,” he said.

He said the Committee would be unable to ignore that a “war crime” was being committed in Famagusta, a European city, by keeping it closed by Turkish troops.

He added: “Famagusta is being destroyed and it will take a miracle to reconstruct the city… It is a European town and this cannot be ignored.

“Already, some members of the EP Committee expressed the view that the situation there is inhuman and that there is an unacceptable situation caused by Turkey, a country which wants to be called European and knocks on Europe’s door.”

Cyprus Mail 29/11/2007

 

 

"Kayıp Otobüs", Financial Times'da

Filmin yönetmeni Fevzi Tanpınar'ın verdiği bilgiye göre, İngiliz Üsleri'ne göreve giden 11 polisin içerisinde bulunduğu otobüsün kayboluşunu anlatan belgesel Financial Times'dan Kerin Hope'un makalesinde yer aldı.

Belgeselin Kuzey Kıbrıs'ta büyük yankı uyandırdığı kaydedilen makalede, Avrupa Parlamentosu'nda da özel gösterimle gösterilen filmin henüz Güney Kıbrıs'ta beyaz perdeye yansıtılmadığı ifade edildi.

15 bin Euro'luk bütçeyle hazırlanan filmin kaynaklarının Pertev'in arkadaşları ve "bir avuç" sponsor tarafından karşılandığını belirten Kerin Hope, Pertev'in "Proje ticari değildi, kendi yazılarım gibi o da büromdan epeyce uzakta yapıldı" dediğini kaydetti.

Pertev'in, yaptığı belgesel ile, Kıbrıs'ta kayıp şahısların akıbetlerinin belirlenmesi için çalışan Kayıp Şahıslar Komitesi'ne katkı sağlamasını umduğunu da söyleyen Hope makalesinde, Pertev'in, "Halktan eşi görülmemiş bir olumlu tepki gördük. İnsanlar sinemalara koştu, ağladılar. Sadece yolcuların ailelerinin değil, o yıllarda yakınlarını kaybetmiş daha birçok insanın kafasında bir sonuç oluşmasını sağladı" ifadelerine yer verdi.

"Reformlarda gelişme olmaması ve Kuzey Kıbrıs'taki yozlaşmadan usanıp, baş müzakereci görevinden de ayrılan Pertev'in kendi partisini kurarak 2010 yılındaki seçimlere hazırlandığı" da belirtilen makalede, Pertev'in; "Kuzey'i AB yoluna sokmalı, Kıbrıs Türklerinin sesinin duyulabilmesi için iyi bir yönetimle güçlü bir ekonomiye sahip olmalıyız" sözlerine yer verildi.

KIBRIS 30/11/07

 

Türkiye-Güney Kıbrıs gerginliği AB'nin Kosova görevini tehdit ediyor

Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Türkiye ve Güney Kıbrıs arasındaki gerginliğin AB ve NATO işbirliğini engelleyerek Kosova'daki Avrupa güvenlik güçlerinin görevini tehlikeye atabileceğini söyledi.

Reuters haber ajansı, Olli Rehn'in Belgrat ve Priştina arasındaki görüşmelerin başarısızlığa uğramasının ardından taraflara uyarıda bulunduğunu bildirdi.

Türkiye daha önce Güney Kıbrıs'ın Türkiye-AB arasında savunma konusunda daha sıkı işbirliğine yönelik kararları veto etmesi üzerine, AB-BM ve NATO güçlerinin Kosova'ya yönelik planlarını NATO üyesi olarak bloke etmişti.

Rehn, sorunun, Avrupa'nın sorunu olduğunu ve çözülmesi için her iki tarafın da üzerine düşeni yapması gerektiğini belirtti.

NATO ve AB güçleri Kosova'da her an ortaya çıkabilecek çatışmalar için işbirliği konusunda anlaşmıştı. Türkiye'nin pozisyonu, NATO'nun Afganistan'daki 40.000 kişilik barış gücü ile 150 kişilik AB güçlerini de etkiliyor.

Bir AB yetkilisinin açıklamasına göre, Türkiye, Güney Kıbrıs'ın, Ankara'nın, Avrupa Savunma Ajansı'na ortak üyeliğine yönelik vetosunun kaldırılmasını ve zaten var olan görevlere katıldığı için-Kosova gibi-AB güvenlik politikasına daha çok dâhil olmayı istiyor.

KIBRIS 30/11/07

 

Avcı: Asya ülkeleri de barış istemeyen tarafın Rum tarafı olduğunu anlamaya başladı

Turgay Avcı, yaptığı açıklamada, geçen hafta İran'ın başkenti Tahran'da yapılan Asya Parlamenterler Asamblesi 2. Genel Kurul Toplantısı'nın Politik Sorunlar Komisyonu'nda kabul edilen kararda yer alan Kıbrıs'la ilgili paragrafa atıfta bulundu.

Paragrafın, Rum girişimine rağmen kararda yer aldığına işaret eden Avcı, paragrafı "oldukça dengeli" olarak değerlendirdi.

Komisyon kararında Kıbrıs'la ilgili paragrafta "adada BM himayesinde adil, kapsamlı ve kabul edilebilir bir çözüm bulunması" çağrısı yapıldığına işaret eden Avcı, toplantıya katılan Rum Yönetimi temsilcilerinin de Türkiye ve KKTC'yi sözde "işgal" ve "çözüm çabalarını engellemekle" suçlayan bir paragrafı karara eklemeye çalıştıklarını, ancak bu çabaların başarısızlıkla sonuçlandığını belirtti.

Turgay Avcı, İslam dünyasından sonra Asya ülkelerinin de Kıbrıs'ta barış istemeyen tarafın Rum tarafı olduğunu anlamaya başladıklarını, dünyanın bu çok önemli bölgesinde de Dışişleri Bakanlığı'nın yoğun temas ve girişimler gerçekleştirilmekte ve Kıbrıs gerçeklerinin anlatılmakta olduğunu ifade etti.

Avcı, Rum Yönetimi'nin gerçek yüzünün gün geçtikçe anlaşılmakta olduğunu memnuniyetle gözlemlendiğini de dile getirdi.

KIBRIS 30/11/07

 

Turkish Cypriots say consumer rights are being violated
By Simon Bahceli

GROWING complaints from businesses in the north have led to the implementation of tighter checkpoint controls by Turkish Cypriot police and customs officials – something that is causing irritation among Turkish Cypriots, who believe they should be entitled to shop wherever they like.

“This is preposterous and against my rights. I will continue to shop on the Greek side and if necessary will go to court to defend my rights,” Yeliz Shukru told the Cyprus Mail.

Shukru lives in the north and often shops in the south because she finds certain products are cheaper and of better quality.

A British woman residing in the north but who regularly shops in the south, told the Mail, “When I crossed this morning, I asked the chief customs man at the crossing what exactly I would be allowed to bring back to the north and he said ‘nothing’.

“When I complained that I was a vegetarian and that certain products I needed could only be brought in the south, he said he would turn a blind eye for a few things, just for me.”

Growing anger among shoppers has been further fanned by recent reports in a newspaper telling of how customs officials confiscated chocolates from a child and flowers from an old woman.

Authorities in the north have sought to justify the action, saying the confiscations of chocolate were because of temporary measures aimed at preventing the spread of foot-and-mouth disease.

But at the Ayios Dhometios crossings in Nicosia yesterday, Turkish Cypriot customs officials told the Mail they had received instructions “on Wednesday last week” to confiscate all supermarket shopping from people travelling from the south to the north, regardless of whether the products contained dairy or meat derivatives.

“You can buy a shirt or a jacket and bring them across, but no more food,” the official said.

When asked what had become of a previous law that allows people to bring €135 worth of shopping across the official said, “Yes, you can bring €135 worth of shopping, but no food”.

Shopkeepers in the north were naturally pleased with the new measures.

“The Greeks don’t even let a banana across from our side, so why should we let their products pour into here?” said north Nicosia shopkeeper Fetin Korman.

He added, however, that the ban on shopping was more to do with worries about falling tax revenues than the interests of shopkeepers.

“If people shop on the Greek side, then they [the government] will collect less tax, and therefore won’t be able to pay the civil servants,” he said.

A spokesman for the Turkish Cypriot leadership yesterday expressed surprise that customs officials were confiscating all edible goods at the crossing.

“The law is that you can bring €135 of shopping over, as long as you do not bring any meat or dairy products. The customs men are implementing the law incorrectly,” the spokesman said, adding that he would look into the matter with the view to correcting the error.

Former head of the Turkish Cypriot Chamber of Commerce, and a strong supporter of Green Line trade, Ali Erel said, however, that the authorities on both the Greek and Turkish Cypriot sides were intent on reducing already limited economic links between the two sides of the island.

“They [customs police] are overdoing it on both sides and are creating problems for people crossing,” he told the Mail, adding that the action was “definitely political” and aimed at reducing economic interdependence between the two sides.
Cyprus Mail 30/11/072007

 

‘Turkey-Cyprus row threatens Kosovo mission’

THE FREEZE in relations between Turkey and Cyprus could endanger European security forces in Kosovo by preventing closer cooperation between the EU and NATO missions there, a top EU official said yesterday.

Enlargement Commissioner Olli Rehn sounded the warning a day after the failure of internationally mediated talks between Belgrade and Pristina on the future of the breakaway Serbian province, whose ethnic Albanian leaders want independence.

The EU is gearing up to take over responsibility for policing in Kosovo from the United Nations and had sought tighter cooperation between its 1,600-strong mission and the 16,000 NATO peacekeepers who will remain there.

NATO-member Turkey blocked those plans in protest against a longstanding Cypriot veto of closer defence ties between it and the 27-member bloc, with which Ankara began entry talks in 2005.

"Let's finally move on that issue. It's a real European problem. It's hurting the European Union, its citizens and potentially our soldiers and policemen," Rehn said.

"If there are representatives here from Turkey and the Republic of Cyprus, please take my point and pass it to your capitals," he said at an event in Helsinki.

NATO and EU officials are braced for possible violence in Kosovo between the ethnic Albanian majority and minority Serbs. The two sides have sought to overcome the Turkish blockade with informal agreements on the ground governing how the two missions should interact in situations such as riots.

Turkey's stance has also affected cooperation between NATO's 40,000-strong peace force in Afghanistan and a much smaller EU police mission of around 150 staff.

Turkey wants Brussels to persuade EU member Cyprus to drop its veto over Ankara's bid to become an associate member of the European Defence Agency (EDA), the body set up to nurture EU-wide defence industry policy, diplomats said.

It also wants to be consulted more on EU security policy, arguing it is already a major participant in EU-led missions – including Kosovo, with troops in the south of the province.

Turkey's accession talks have been complicated by their continued occupation of the northern third of Cyprus. (R)

Cyprus Mail 30/11/072007