NTV
Güncelleme: 13:57 TSİ 19 Kasım 2007 Pazartesi
LONDRA
- İngilterede yaşayan Türk ve Kıbrıslı Türkleri
temsil eden dernekler tarafından düzenlenen gösteriye yaklaşık
500 kişi katıldı. Gösteride başta İngiltere olmak
üzere, tüm demokratik ülkeler, PKKya karşı etkin tutum almaya
çağırıldı.
Miting
sırasında, Tralgar Meydanına gelerek mitinge
katılanları kışkırtmak isteyen bir grup PKKlı
tepki gördü.
Polisin uyarılarına karşın alandan ayrılmak istemeyen
5-6 kişilik PKKlı grubu, polis minibüsüne bildirilirken, mitinge
katılan bir kişi, elindeki bir bardağı PKKlılara
fırlatınca kısa süreli bir itiş kakış
yaşandı.
Polis bu kişiyi gözaltına aldı. Mitingin ardından Türk
dernek temsilcileri, başbakanlık konutuna giderek, PKK terörünün,
Ermeni soykırım iddialarının ve KKTCye uygulanan
ambargoların kınandığı 3 dilekçe sundu
YÖK KKTC üniversitelerinde inceleme yapıyor
19 Kasım, 2007 15:08:00 (TSİ) CNN TURK
Yükseköğretim Kurulu'ndan (YÖK) 3 kişilik heyet,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) üniversitelerde akademik
inceleme ve değerlendirmeler yapıyor.
Yükseköğretim Denetleme Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Z. Sacit
Önen, Mersin Üniversitesi öğretim üyelerinden Yükseköğretim Akademik
Değerlendirme ve Geliştirme Komisyonu üyesi Prof. Dr. Tamer Gök ve
Sakarya Üniversitesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Zafer Demir, 26 Kasım'a
kadar KKTC'deki 5 üniversitede çalışmalar yapacak.
Heyet, YÖK ile KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı
arasında 26 Mayıs 1998'de imzalanan protokol gereği, ÖSYS sonucu
KKTC'deki Doğu Akdeniz Üniversitesi, Yakın Doğu Üniversitesi,
Lefke Avrupa Üniversitesi, Girne Amerikan Üniversitesi ve Uluslararası
Kıbrıs Üniversitesi'ne kayıt yaptıran Türkiye Cumhuriyeti
uyruklu öğrencilerin eğitim durumları ile sorunlarını
yerinde inceleyip değerlendirecek.
2007 bitmeden Talat ile Papadopulos görüşebilir
ÇÖZÜM İSTERLERSE ÖZEL TEMSİLCİ ATARIM...
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, 2007 yılı
bitmeden Kıbrıs'ta iki lider arasında bir görüşme
olabileceğini açıkladı. Ban, liderlerin çözümü istemesi halinde
Kıbrıs'a Özel bir temsilci atayabileceğini de söyledi
SORUMLULUK KIBRISLILARA AİT... Ban raporda, Kıbrıs'a
çözüm bulma sorumluluğunun öncelikle Kıbrıslılara ait
olduğunu ve 8 Temmuz anlaşması aracılığı ile
yapılacak ilerlemeye göre atılacak adımlara karar
verileceğini vurguladı. Ban, bu yıl Talat-Papadopulos
arasında bir görüşme daha olabileceğini, 2008 yılında
ise bu görüşmelerin 6'ya çıkmasının öngörüldüğünü
ifade etti
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki -Moon, 2007
Yılı bitmeden Kıbrıs'ta iki lider arasında bir
görüşme olabileceğini açıkladı.
Ban, liderlerin çözümü istemesi halinde Kıbrıs'a Özel bir
temsilci atayabileceğini de söyledi...
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban ki-Moon,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na sunduğu 2008 bütçe raporunda
Kıbrıs Konusuna da değindi...
Rum Devlet Radyosu'nun haberine göre Moon raporunda,
Kıbrıs'taki gelişmelere rağmen bir bütünlüklü çözüm
hedefinde istenmesi halinde kendisinin iyi niyet hizmetlerini aktarmayı
görev olarak üstleneceğini ve Kıbrıs'a özel temsilci tayin
etmeye karar verebileceğini ifade etti...
Moon raporda, Kıbrıs'a çözüm bulma sorumluluğunun
öncelikle Kıbrıslılara ait olduğunu ve 8 Temmuz
anlaşması aracılığı ile yapılacak ilerlemeye
göre atılacak adımlara karar verileceğini vurguladı.
Ban Ki- Moon, bu yıl Talat-Papadopulos arasında bir
görüşmenin daha olabileceğini, 2008 yılında ise bu
görüşmelerin 6'ya çıkmasının öngörüldüğünü ifade
etti...
KIBRIS 19/11/2007
Talat, referandumların ertelenmesini reddetti
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un referandumların ertelenmesi için
çabaladığını, Papadopulos'un, Dimitris Hristofyas'ın,
kendisinin ve o dönemde Cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş'ın
referandumların ertelenmesi fikrine katıldıklarını,
ancak hemfikir olmayan tek kişinin Mehmet Ali Talat olduğunu söyledi.
Serdar Denktaş, "Çünkü Talat, Kıbrıs Rum tarafında
referandumun sonucunun olumlu olacağına gerçekten
inanıyordu" dedi.
Simerini gazetesi, DP Başkanı Serdar Denktaş ile 2004
yılında Annan Planına ilişkin referandumların
gerçekleştirilmesinden önce Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos, Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın temsilcisinin de
katıldığı ve Papadopulos'un "Strakka'daki"
ikametgâhında gerçekleşen görüşmeye ilişkin
gerçekleştirilen bir söyleşiye yer verdi.
Serdar Denktaş söyleşisinde; iki taraf arasındaki
görüşmelerin Bürgenstock'ta başladığını ve burada
zaman zaman ne olacağına karar vermek için görüşmeler
yaptıklarını belirtirken, görüşmelerin devam etmesi
gerektiğine karar verilmesi üzerine Kıbrıs'a döndüklerinde de
görüşmeyi sürdürdüklerini ifade etti.
Kıbrıs'ta 2 ya da 3 görüşme gerçekleştiğini
ifade eden Denktaş; görüşmelerin sayısını tam
hatırlamadığını, ancak ilk görüşmenin kendisi ile
Papadopulos, ikinci görüşmenin ise kendisi, Papadopulos, Hristofyas ve
Ömer Kalyoncu'nun katılımlarıyla
yapıldığını söyledi. Denktaş; bu
görüşmelerin konusunun Annan Planı'na ilişkin
referandumların ertelenmesi, Annan Planına ilişkin müzakerelerin
devam etmesi olduğunu belirtirken, Kıbrıslı Rumlara çözüm
olmasa dahi AB'ye katılımın gerçekleşeceği sözünün
verilmiş olmasından ötürü mantığın referandumların
ertelenmesini gerektirdiğini ve bu konunun da görüşmelerin gündeminde
olduğunu ifade etti.
Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un referandumların
ertelenmesi için çabaladığını tüm Rum siyasi liderlerinin
bildiğini belirten Denktaş; Papadopulos'un, Hristofyas'ın,
kendisinin ve o dönemde Cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş'ın
referandumların ertelenmesi fikrine katıldıklarını
söyledi. Denktaş; "Hemfikir olmayan tek kişi Talat'tı,
çünkü Kıbrıs Rum tarafında referandumun sonucunun olumlu
olacağına gerçekten inanıyordu" şeklinde konuştu.
Dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da
referandumların ertelenmesine onay verdiğini kaydeden Serdar
Denktaş sözlerini şöyle sürdürdü;
"Öneriyi sadece Talat reddetti. Çünkü AKEL'in referandumda 'Evet'
yanıtından yana tavır alacağını ve
Kıbrıs Rum tarafında sonucun olumlu olacağına
inanıyordu. Bunun olmayacağına onu ikna etmeye
çalıştım. Çünkü Kıbrıslı Rumların
'Hayır' diyecekleri aşikârdı. Bürgenstock'tayken bile bu
açıktı. Ancak Hristofyas'a ve Kıbrıs Rum
tarafının yanıtının olumlu olacağına inanan
Amerikalılara ve İngilizlere inandı."
Bürgenstock'ta Rum yetkililerle yapılan görüşmelere
değinirken; Rum yetkililer ve BM yetkileri ile gerek yemeklerde gerek
diğer zamanlarda dostça görüşmelerin gerçekleştiğini, ancak
tek ciddi görüşmenin kendisi ile Papadopulos arasında olduğunu
ifade eden Serdar Denktaş, Kıbrıslı Türklerin Annan
Planı'na uluslararası toplumun bir parçası olabilmek için
"evet" dediklerini, ancak gerek kendisinin gerek Papadopulos'un,
bunun böyle olmayacağını bildiklerini belirtti. Denktaş;
"Günlük temelde sorunlar başlayacaktı ve uluslararası toplum
tarafından verilen sözlerin birçoğu tutulmayacaktı. Kendi
aramızda bunu bir yıl daha görüşmeye devam edip sonrasında
referanduma gitseydik her şey çok daha iyi olurdu. Belki bunun
ardından çözüme ulaşırdık. Ancak bir fırsatı
kaçırmışız gibi görünüyor" şeklinde konuştu.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Bürgenstock'ta
müzakere etmemekle suçlandığı hatırlatılarak bu konuda
ne düşündüğü sorulan Denktaş; Bürgenstock'taki sürecin müzakere
süreci olmadığını, Kıbrıs'taki ilk tur
görüşmelerde de müzakere yapılmadığını,
yalnızca BM'ye haritalar sunulduğunu ifade etti. Denktaş;
Bürgenstock'a BM ile ayrı ayrı görüşmeye gittiklerini ve BM'nin
de Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafının
sunduğu malzemelerle "bir 'yemek' hazırlayıp ortaya
sunduğunu" anlattı.
Referandumların üzerinden geçen 3 yılın ardından
şu anki durum için ne düşündüğünün sorulması üzerine ise
Serdar Denktaş; Annan Planının çok büyük bir
çalışmanın ve çabaların sonucu olan bütünlüklü bir plan
olduğunu, ancak şu anda uygulamada işleyip
işlemeyeceğinin büyük bir soru işareti oluşturduğunu
belirtti.
Denktaş sözlerini şöyle sürdürdü:
"Temel gerçek, iki toplumun birbiriyle yaşamak
istemediğidir. Yönetimi Kıbrıslı Rumlarla
paylaşmayı denedik ancak olmadı. Sanırım artık
tek bir noktaya vardık. Toprak ve mülkiyet konularını çözebilmek
için birlikte masaya oturmak. Ayrıca belki, uluslararası alanda tek
bir devlet olarak temsil edilip edilemeyeceğimizi de görüşebiliriz.
Eğer bu başarısız olursa o zaman tek çıkış
yolu taksimde uzlaşmak ve yönetimi diğer devletlerle
paylaşacağımız AB içerisinde birlikte
yaşamaktır."
8 Temmuz anlaşması konusunda ise Serdar Denktaş; bu
sürecin "Annan Planı'nın gömülmesi" ve 40 yıldır
devam eden iki toplumlu-iki kesimli federasyon tartışmalarına
geri dönülmesi olduğunu belirtti, Çekler ve Slovakların
yaptıkları gibi iki ayrı devlet modelinin artık
düşünülmesi gerektiğini vurguladı.
KIBRIS 19/11/2007
Görüşmeye her zaman varım
SEÇİM MALZEMESİ OLMAK İSTEMİYORUM...
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'la
görüşmeye her zaman hazır olduğunu söyledi. Papadopulos'un
"sosyal olmayan içerikte bir araya gelmek istiyorum"
açıklamasını ise "tuhaf" olarak niteleyen Talat,
"İnsan ilişkilerinin temeli zaten sosyal ilişkidir"
dedi. Talat, Papadopulos'un tavrında güneyde şubat ayında yapılacak
başkanlık seçiminin etkisi bulunduğuna işaret ederek, seçim
malzemesi olmamak için bu dönemde görüşme girişimi
yapmadığın söyledi
YIL SONUNDAN ÖNCE GÖRÜŞÜRÜM... Cumhurbaşkanı Talat, BM
Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un "Kıbrıs'ta tarafların 2007
sonuna kadar bir kez daha görüşebileceğine" ilişkin
ifadelerini değerlendirirken de yıl sonundan önce Papadopulos'la
görüşmesinde bir sakınca görmediğini söyledi. Talat, "Benim
açımdan sakınca yok, görüşürüz" ifadelerini kullandı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'la görüşmeye her zaman hazır
olduğunu, görüşmede herhangi bir sakınca görmediğini
söyledi.
Papadopulos'un "sosyal olmayan içerikte bir araya gelmek
istiyorum" açıklamasını ise "tuhaf" olarak
niteleyen Talat, "İnsan ilişkilerinin temeli zaten sosyal
ilişkidir" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un tavrında Güney
Kıbrıs'ta şubat ayında yapılacak başkanlık
seçiminin etkisi bulunduğuna işaret ederek, seçim malzemesi olmamak
için bu dönemde görüşme girişimi yapmadığını da
vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, muharip derneklerle görüşmesinde
gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Sakıncası yok, görüşürüz
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un genel kurula önceki gün sunduğu
raporda "Kıbrıs'ta tarafların 2007 sonuna kadar bir kez daha
görüşebileceğine" ilişkin ifadelerini ve Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos'un "sosyal olmayan içerikte görüşme
olabileceğine" ilişkin sözlerini yorumlayan Talat, BM Genel
Sekreteri Ban'ın raporunu henüz incelemediğini ancak yıl
sonundan önce Papadopulos'la görüşmesinde bir sakınca
görmediğini söyledi. Talat, "Benim açımdan sakınca yok,
görüşürüz" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un "sosyal olmayan bir
görüşme" ifadesini ise, tuhaf bulduğunu kaydetti ve şöyle
konuştu:
"İnsan ilişkilerinin temeli zaten sosyal ilişkidir.
Bundan kaçınmak ve iki lider olarak temasımızı sosyal bir
ilişkinin tamamen dışında resmi düşünmek
sanıyorum Sayın Papadopulos'un genel dünya görüşünün ve
yaklaşımının bir tezahürüdür. Ona söyleyecek bir şeyim
yok. Benimle sosyal ilişki kurmak istemeyen bir kişiyle ille da
ilişki kurmak hevesinde olamam. Dolayısıyla görevimizi
yapacağız. Bir araya gelme konusunda benim hiçbir zaman sorunum
olmadı. Sorun onlardan kaynaklandığı için çözümü de onlar
öneriyorlar anlaşılan."
Seçime malzeme olmamak için
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Papadopulos'un görüşme
isteme tavrının seçim nedeniyle olduğuna da dikkat çekerek, Rum
tarafındaki seçimlerin malzemesi olmak istemedikleri için bu dönemde
görüşme için bir girişim yapmadıklarını da belirtti.
Talat, Papadopulos'tan kendisine resmen iletilmiş bir görüşme
daveti olmadığını da ekledi.
KIBRIS 20/11/07
İzolasyonlar için güç birliği yapılacak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da
katılımıyla Azerbaycan'ın Başkenti Bakü'de
yapılan 11. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve
İşbirliği Kurultayı'nda, "Kuzey
Kıbrıs'ın tecritten çıkarılması için, Türk dili
kullanan devletlerin diplomatik çabalarının birleştirilmesi"
kararı alındı.
11. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği
Kurultayı dün tamamlandı.
Kurultayın dün onayladığı Uluslararası
İlişkiler ve İletişim Komitesi kararının
Kıbrıs ile ilgili paragrafında, Kuzey Kıbrıs'ın
tecritten çıkarılması için Türk dili kullanan devletlerin
diplomatik çabalarının birleştirilmesi hükmü yer aldı.
Kararda ayrıca, Kuzey Kıbrıs ile ekonomik, kültürel ve
siyasi ilişkiler kurulması ve uluslararası örgütler çerçevesinde
Kıbrıslı Türkler'in haklarının müdafaa edilmesinde
Türkiye Cumhuriyeti'ne desteğin artırılması
çağrısında bulunuluyor.
11. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve
İşbirliği Kurultayı'nda alınan kararın Kuzey
Kıbrıs ile ilgili paragrafı aynen şöyle:
"Kuzey Kıbrıs'ın tecritten
çıkarılması için Türk dili kullanan devletlerin diplomatik
çabalarının birleştirilmesi; Kuzey Kıbrıs ile
ekonomik, kültürel ve siyasi ilişkilerin kurulması; uluslararası
teşkilatlar çerçevesinde Kıbrıslı Türklerin
haklarının müdafaa edilmesi yolunda Türkiye Cumhuriyeti'ne desteğin
artırılması."
Erçakıca
Konuyla ilgili olarak TAK'a açıklama yapan KKTC Delegasyonu
Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, kararı, Kıbrıs Türkü'nün izolasyonlara
karşı verdiği mücadelede önemli bir destek olarak niteledi.
Erçakıca, "Bir paragraflık bir karar ama, oldukça anlamlı.
Komisyon çalışmalarında da bu yönde anlamlı
açıklamalar yapılmıştı. Bu anlamda olumlu bir
karar" dedi.
Kıbrıs Türkü'nün izolasyonların
kaldırılması yönündeki çabalarının sürekli olarak
Kıbrıslı Rumlar'ın engellemeleriyle
karşılaştığına işaret eden Erçakıca,
özellikle Türk dünyasıyla ilişkiler sürdürülürken bu kurultay
kararının ellerinde olacağını söyledi.
Erçakıca, "Bunun yasal bir gücü yok ancak manevi gücü var.
Dolayısıyle diğer Türki Cumhuriyetleriyle ilişki kurmaya
çalışırken Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
mensupları, işadamları ve diplomatlar, bu karardan destek
almış olacak" şeklinde konuştu.
Bu ülkelerin BM, İKÖ ve benzeri örgütlerin üyesi olduğuna da
işaret eden Erçakıca, sözkonusu platformlarda Kıbrıslı
Türkler'in hakları savunulurken, bu devletlerden destek
alınabileceğini belirtti.
Azerbaycan'ın Başkenti Bakü'de yapılan 11. Türk Devlet
ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği
Kurultayı'nda KKTC, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca başkanlığında aralarında BRTK Müdürü
Ahmet Okan, Cumhurbaşkanlığı danışmanları Mehmet
Ali Serak ve Mehmet Başel, Araştırmacı-Yazar Mahmut
İslamoğlu'nun da bulunduğu 13 kişilik bir delegasyonla
temsil edildi.
Kurultayın açılışına Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da
katılmıştı.
KIBRIS 20/11/07
Financial Times'tan 10 önemli Türk listesi
21 Kasım, 2007 16:26:00 (TSİ) CNN TURK
İngiliz Financial Times gazetesinin internet sitesinde
yayınlanan araştırmada, Türkiye'deki 10 önemli ismin yer
aldığı bir listeye yer verildi.
Listede Şu isismler yer alıyor:
* İstanbul Modern Sanat Müzesi Başkanı Oya
Eczacıbaşı,
* Boydak Holding Başkanı Mustafa Boydak,
* Koç Holding Üst Yöneticisi Bülent Bulgurlu,
* Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök,
* Garanti Yatırım Menkul Kıymetler İcra Kurulu
Başkanı Metin Ar,
* YÖK Başkanı Erdoğan Teziç,
* Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt,
* Akbank Murahhas Üyesi Suzan Sabancı,
* TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu,
* Devlet Bakanı Nazım Ekren.
Gazetede yer alan Türkiye ile ilgili analizde de, 'Avrupa'nın Türkiye'de sivil toplumun
güçlenmesinde bir katalizör işlevi gördüğü' belirtildi.
Türkiye'nin AB üyeliğine adaylığının 1999 yılında
ilan edilmesinden bu yana, "dünyanın Türkiye'de yapılan pek çok
reform gibi eksikliklere de tanık olduğu" belirtildi.
"Üstün başarılar ve yetersiz performans görüntüsünün bir arada
ortaya çıkmasının, AB süreci ve Türkiye'deki sivil toplumun
güçlenmesi dinamiğinin ortaya çıkmasıyla ilgili
olduğu" görüşünün dile getirildiği yazıda, Türkiye'de
AB süreci gereklerinin yerine getirilmesiyle ilgili
kararlılığın ilk göstergesinin idam cezasının
kaldırılması olduğu vurgulandı.
Yazıda, Avrupa'daki sivil toplum unsurlarının Türkiye'ye büyük
ilgi duydukları anlatıldı, "Avrupa Türkiye'de sivil
toplumun güçlenmesinde bir katalizör işlevi görüyor" denildi.
Parti kapatmak Kıbrıs'ı unutmak...
POLİTİKACILARIN ve yazarların çoğu "DTP"nin
kapatılmasına karşı...
Kimi "Türkiye Parti mezarlığı olmamalıdır"
fantezisi yaparken kimi, geçmişten örnekler verip soruyor:
"Daha önce kapatıldı da ne oldu?"
HEP'ti, HADEP oldu, DEHAP'tı, DTP oldu...
Bu da kapatılsın, yedeği hazır, hemen yenisini açarlar.
Milli Nizam Partisi'nin Milli Selamet; Refah'ın Fazilet Partisi
olduğu gibi, AKP'nin kökü Milli Nizam değil mi?
Kim bilir hatırlayamadığımız partiler de vardır,
onlar da kapatılmıştır.
* * *
BİR parti niçin kurulur?
Parti kuranların düşünceleri vardır, ideolojileri vardır,
toplumda bunlar için mücadele edeceklerdir; bunlar da işportada
satılan mallar değildir, bir ihtiyacın gereğidir.
Sen bunu dikkate almayacaksın, partinin ihtiyaçtan olduğunu
düşünmeyeceksin, sıkıyönetim paşası gibi
"Kapattık!" deyip partiyi kapatacaksın...
* * *
KISIR DÖNGÜ sürecek, kapatılan partinin benzeri kurulacak.
Onun için parti kapatmanın gereksiz olduğu deneyimlerle
ortadadır.
O halde ne yapmalı?
Bir parti Anayasa'ya, yasalara aykırı davranıyorsa ne
yapmalı?
Parti iki ayaklı, iki gözlü, iki kulaklı, canlı bir yaratık
değil ki; yasalara aykırı davrananlar insan, yani parti
yetkilileri...
O halde tüzel kişilerle uğraşacağına, partinin suç
işleyenini cezalandır, tabii yargı yoluyla...
* * *
HAAA, bu kadar ince eleyip sık dokumaya da gerek yok, ne diyor
Başbakan:
"DTP'yi kapatırsanız dağa çıkarlar!" diyor.
O halde yapılacak iş basit, Anayasa'dan ve yasalardan "parti
kapatma cezası"nı çıkarmak...
Çıkarırsınız o maddeyi yasadan, "parti kapatmak"
da ceza olmaktan çıkar.
* * *
İKTİDAR elinizde, yapsanıza...
Hayır, güçleri buna yetmez, ama atıp tutmak kolay:
"Türkiye parti mezarlığı olmasın!"
Olmasın, olmaması için yeterli güç sende...
Hangi savcı elinde yasa olmadan dava açabilir ki!
Ucuz kahramanlığa, yalancı pehlivanlığa gerek yok,
parti kapatmak cezasını kaldır, bitsin!
* * *
BU arada, gizli bir plandan söz ediliyor.
Önce PKK'lıları da kapsayan genel af çıkacak, arkadan
federasyona giden yol açılacakmış...
Olur mu?
Niye olmasın, alışıla alışıla nelere
alışılmıyor ki!
Gün gelir Abdullah Öcalan'ın siyasi rütbesine de
alışırsınız, mesela başbakan
yardımcılığı gibi...
Diyeceksiniz:
"O kadarı da fazla!"
Yaşayan görür!
Bugün yaşananlar unutulur gider!
* * *
BİR zamanlar da Kıbrıs'la yatar, Kıbrıs'la
kalkardık, Jak Kamhi'nin KKTC vatandaşlığını
silmeselerdi Kıbrıs lafını çoktan unutmuştuk.
Bu yaşadıklarımızı da unuturuz.
Ölen ölür, kalan sağlar bizim değil midir?
Elde ne kalmışsa...
HASAN PULUR MILLIYET 21/11/2007
ODTÜ'den 'plastik devrimi'
|
|
|
Günbaş ve Durmuş'un Prof.
Toppare (soldan sağa) başkanlığındaki
çalışması Chemical Communications'a kapak oldu.
FOTOĞRAFLAR: SELMA
KASAP / AA |
ODTÜ'lü
araştırmacıların geliştirdiği iletken ve renk
değiştirebilen özel plastik madde bugüne kadar yapılamayanı
gerçekleştirecek: Cep telefonu, televizyon, saat gibi cihazların
ekranları bu özel plastikle daha ucuza üretilebilecek
21/11/2007
RADIKAL
ANKARA - ODTÜ'de
geliştirilen yeni maddeyle cep telefonu, televizyon, elektronik gazete
gibi görüntü cihazlarının ekranları, plastik malzemeyle ve daha
ucuza üretilebilecek. Yeşil renk oluşturulamadığı için
bugüne kadar kullanılmayan plastik malzeme, devrim niteliğindeki son
gelişme sayesinde kullanılabilecek.
ODTÜ Kimya Bölümü'nden Prof. Dr. Levent Toppare'nin
başkanlığındaki
'Polimer tabanlı görüntü cihazları ve eksik renk yeşil'
adlı çalışma, önemli bilim yayınlarından Chemical
Communications'ın ağustos sayısına kapak konusu oldu.
Toppare'nin araştırma görevlileri Görkem Günbaş ve Asuman
Durmuş'la yürüttüğü çalışma iki ay önce tamamlandı,
ekip patent başvurusu hazırlığında.
İnorganik yapıya sahip elektrokromik malzemelerle, bugüne kadar
görüntü cihazları yapılamıyordu. Bunun nedenleri, bu
malzemelerin renk çeşitliliğinin kısıtlı olması,
renk dönüşümünün uzun sürmesi ve maliyetinin yüksekliğiydi. Toppare,
çalışmalarının temelini oluşturan 'polimerik
elektrokromik' (iletken ve renk değiştirebilen bir çeşit
plastik) malzemelerinse, inorganik malzemelere göre pek çok üstünlüğü
olduğunu söylüyor:
"Polimerik elektrokromik malzemelerde, renk çeşitliliği
sağlanabiliyor ve renk dönüşümleri bir saniyeden kısa sürede
gerçekleşebiliyor. Polimerik madde, inorganik eşdeğerlerine göre
çok daha ucuza elde ediliyor. İletken ve şeffaf plastik malzemelerin
üzerine de uygulanabildiğinden, polimerik malzemeyle elastik elektrokromik
cihazlar yapmak mümkün."
Görkem
Günbaş, ürettikleri organik plastiğin daha ucuz oluşunu
"Elektrokromik özellik, daha önce inorganik malzemelerle
yapılıyordu, hammaddesi ve işleme süreci pahalıya mal
oluyordu. Yaptığımız organik malzemeler,
kaplandığında diğerinden çok daha ince bir kat
oluşturuyor, çok az malzemeyle çok büyük alanlar kaplanabilecek" diye
açıklıyor.
Görüntülü
cihazlar için...
Toppare "Bilime katkımız, ilk defa indirgenmiş halde
yeşil, yükseltgenmiş halde şeffaf polimeri sentezleyebilmemiz.
Üstün özellikli bu malzemeyi, çözülebilir hale getirdik, artık her boyutta
elektrokromik cihaz yapılabilecek."
Bugüne kadar üretilen elektrokromik malzemeler, genellikle mavi ve
kırmızı renk veriyor, yeşil renk alabilen polimer
üretilemediğinden tüm renkler elde edilemiyordu. Son gelişmeyle
yapılabilecek elektrokromik tabanlı görüntü cihazları doğadaki
tüm renkleri verebilecek; esneklik, şeffaflık gibi özelliklere sahip
olacak.
Malzeme, cep telefonu, televizyon ve saat ekranı, gözlük camı, reklam
panoları, elektronik gazete gibi görüntülü cihazın
yapımında kullanılabilecek. (Yaşam Servisi)
NTV
Güncelleme: 15:04 TSİ 21 Kasım 2007 Çarşamba
ANKARA - Tamamen yerli olanaklarla
geliştirilen madde, aynı zamanda yanmamazlık özelliğine de
sahip. ODTÜ Kimya Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Levent Toppare ve
ekibinin diğer önemli buluşu da plastiğin görüntü teknolojisinde
kullanılmasına imkan tanıyor.
ODTÜNÜN 2 BULUŞU
Toppare,
çığır açacak iki buluşu bir basın
toplantısıyla açıkladı.
1)
GÖRÜNMEZLİK ZIRHI
Toppare
ve ekibinin ilk buluşu özellikle savunma sanayii açısından büyük
önem taşıyor. Buluş, radar dalgalarını emme
özelliğine sahip plastik bir kaplama malzemesi. Bu maddeyle
kaplanmış 100 metrekarelik bir gemi radarlarda 10 santimetrekare, bir
F-16 uçağı ise serçe büyüklüğünde görünüyor. Maddenin
yanmamazlık özelliği de bulunduğu için araba ve uçakların
iç döşemelerinde de kullanılabilecek. Benzer bir malzeme sadece ABDde
hayalet uçaklarda kullanılıyor.
Toppare Buluş için silahlı kuvvetlerle görüşüyoruz. Onlar da
birtakım denemeler yapıyorlar Bu çeşitli platformlarda
kullanılabilir mi bakacaklar kullunmak istedikleri takdirde de
silahlı kuvvetlerimize bu teknolojiyi transfer edeceğiz dedi.
2)
SIVILAŞTIRILMIŞ PLASTİKTEN EKRAN
Ekibin
ikinci buluşu ise ekran teknolojisinde çığır açacak
nitelikte. Plastiğin ekranlarda kullanımını mümkün
kılan buluşla, özel bileşime sahip
sıvılaştırılmış plastik, sürüldüğü
yüzeyi sadece 1,5 voltluk bir akımla ekrana dönüştürebiliyor.
Toppare bu buluşla ilgili olarak da, Kullanım alanı son derece
geniş en basiti günlük hayatta televizyon ekranı, telefon ekranı
yapabilirsiniz. LCDlerden çok daha yeni bir teknoloji bunu böyle katlayıp
çantanıza koyup çok büyük ekran yapabilirsiniz sadece
bağladığınızda bu ekranda görebileceksiniz dedi.
Zonguldak'ta Türkiye'ye 20 yıl yetecek zenginlikte
kömür gazı rezervi bulundu
Zonguldak
taşkömürü havzasında bulunan kömür gazı rezervinin
çıkarılması için çalışmalar başladı.
TÜBİTAK yetkilisi Doç Dr. İnan linyit kömüründen de gaz üretmek için
çalıştıklarını söyledi
21/11/2007
RADIKAL
DHA -
KOCAELİ- Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurulu (TÜBiTAK)
Marmara Araştırma Merkezi Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü
Doç. Dr. Sedat İnan, Zonguldak taşkömürü havzasında, Türkiye'nin
20 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek kömür
gazı rezervi bulunduğunu söyledi. Doç. Dr. İnan, kömür
gazının çıkarılması için çalışmaların
başladığını, ayrıca Soma'da da rezervler olabileceğini
belirtti.
Enstitünün son çalışmalarıyla ilgili olarak TÜBİTAK'ın
Gebze kampusunda basın toplantısı düzenleyen Doç. Dr. Sedat
İnan, "Petrol zengini olmayan ülkemizde petrol, doğalgaz ve
kömür gazı araştırmalarının itinayla yürütülmesi
gerekiyor" dedi. Doç. Dr. Sedat İnan şunları söyledi:
"Enstitü olarak Güneydoğu Anadolu petrol bölgesi, Trakya petrol ve
doğalgaz bölgesi ile Zonguldak taşkömür havzasında detaylı
araştırmalar yaptık. Zonguldak taşkömürü havzasında
kömür varlığına bağlı olarak 300-600 milyar metreküp
kömür içinde bir gaz potansiyelinin varlığını tespit ettik.
Bu rezerv, ülkemizin 10- 20 yıllık tüm doğalgaz
ihtiyacını karşılayabilecek büyüklükte."
'10 milyar ton linyit
rezervi var'
Doç. Dr. İnan, verilerin ardından Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun
kömür gazı üretimi için ihale gerçekleştirdiğini ve
ardından kömür gazının kullanılması için üretim
sondajlarının başladığını kaydetti. Doç. Dr.
İnan, Türkiye'de sadece Zonguldak'ta bulunan taşkömürünün içindeki
kömür gazı üretimi projesinin ardından linyit kömüründen de gaz
üretmek amacıyla çalışma yürüttüklerini anlattı. Doç. Dr.
Sedat İnan şöyle devam etti: 'Son yıllarda linyit kömüründe de
gaz olabileceğini değerlendirerek ülkemizde yaklaşık 10
milyar ton rezerv bulunduğunu ortaya çıkardık. İlk
çalışma da, Soma havzasındaki yaklaşık 1 milyar tonluk
linyit kömüründen gaz çıkarabilmek için o bölgede yapılacak. Proje
TÜBİTAK'a sunuldu. Desteklenmesi halinde TPAO, İstanbul Üniversitesi,
Sabancı Üniversitesi, ODTÜ ve Amerika'dan Pennsylvania State Üniversitesi
ile işbirliği halinde, ancak enstitümüzün yürütücülüğünde önemli
bir proje başlatılmış olacak."
'ABD 30 yıldır
yapıyor'
Kömürden gaz üretiminin ABD'de 30 yıldır devam ettiğini kaydeden
Doç. Dr. Sedat İnan, "Jeolojik nedenlerden dolayı petrol zengini
değiliz. Ancak kömür kaynaklarımızdan elde edeceğimiz kömür
gazı ile bu eksikliğimizi giderebiliriz. Kömür gazı, kömür
yataklarının içinden sondajla çekildiği için 'kömür gazı'
olarak adlandırılıyor. Ancak bildiğimiz
doğalgazın kalitesi ile aynı" dedi.
Doç. Dr. Sedat İnan, Türkiye'nin radyasyon haritasının
çıkarılması
için de enstitü olarak çalışma başlattıklarını
kaydetti. Çalışmanın proje aşamasında olduğunu
aktaran Doç. Dr. İnan, onay alması durumunda projenin,
üniversitelerin desteği ile sekiz yılda tamamlanabileceğini
sözlerine ekledi.
AB'den
küçükbaş hayvan üreticilerine mali destek
Avrupa Birliği (AB), Kıbrıs Türk halkına yönelik
yardım programı çerçevesinde, küçük baş hayvan
üreticiliğinin hijyen koşullarının iyileştirilmesi
mali destek sağlayacak. AB'nin desteği, seçilecek projelerin
maliyetinin yüzde 65'ine kadar olacak.
Güney Kıbrıs'taki Avrupa Komisyonu Temsilciliği'nden
yapılan açıklamaya göre, AB Kırsal Gelişim Hibe Pilot
Programı, gelecekte küçükbaş süt sektöründe hellim ve peynir
yapımında kullanılacak olan sütün kalitesinden emin olmak için
gerekli olan soğuk zincir teknolojisine yönelik süt sağma makinesi,
toptan saklama tankları gibi ekipmanı sağlamak amacıyla
5000 ve 25,000 Euro arası hibe desteğinde bulunacak.
Hibe, Kıbrıs Türk halkına yönelik 259 Milyon Euro'luk AB
yardım programı tarafından finanse edilecek.
Sadece 50'den fazla koyun ve keçi sahibi olan üreticilerden
başvuru kabul edileceği belirtilen açıklamada, önceliğin 40
yaşın altında olan genç üreticilere, bu sektöre olan
bağlılığını ispatlamış olanlara ve
çiftliğinde hijyen koşullarını geliştirmeye istekli
olanlara verileceği kaydedildi.
Açıklamaya göre, başvuru yapmak isteyenlerin,
Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği ofislerinden veya
"EuropeAid" web sitesinden http://ec.europa.eu/europeaid/cgi/frame12.pl
"EuropeAid/126260/C/ACT/CY referansını girerek
ulaşabilecekleri başvuru formlarını kullanarak, Türkçe veya
İngilizce olarak başvuru yapabilecekler.
Başvuru formları Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği
(Tel: 0392 2270020, e-mail: ctfu@kibris.net); Kıbrıs Türk Hayvan
Yetiştiricileri Birliği (Tel: 0392 2292987) veya Madison Süt Üretimi
Danışma Grubu Eğitim Programı'ndan (MADAG,
http://www.madag.info, e-mail:more@madag.info, Tel: 0392 60147 78 veya 79)
temin edilebilecek. Bu kuruluşlardan başvuru hazırlanması
aşamasında yardım da alınabilecek.
Bugün üreticilere yönelik bilgilendirme toplantısı
Hibe programı ve başvuru koşullarıyla ilgili daha
fazla bilgi almak için tüm üreticilere yönelik olarak bugün saat 18.00'de Saray
Otel'de bir bilgilendirme toplantısı düzenlenecek.
Başvuru yapacak olanlar 7 Ocak 2008 Pazartesi gününe kadar
elarg-rd-grant@ec.europa.eu adresinden programla ilgili yazılı bilgi
talebinde bulunabilecek.
Avrupa Komisyonu, bilgi taleplerine 17 Ocak 2008'e kadar yanıt
verecek. Hibe başvurularının 28 Ocak 2008 Pazartesi gününe kadar
Brüksel'e gönderilmiş olması gerekiyor, ancak başvuru yapacak
olanların hazırlıklarını teslim tarihinden çok önce
bitirmiş olmaları tavsiye ediliyor.
Açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun 21 Aralık-2 Ocak tarihleri
arasında kapalı olacağı da belirtildi.
Program
Avrupa Birliği'nin Kırsal Gelişim Sektör
Programı'yla (KGSP) ilgili ilk girişimi olan Kırsal Gelişim
Hibe Pilot Programı, 2008 yılı ve sonrasında kademeli
olarak uygulanacak.
Kırsal kesimin kalkınması ve gelişimi için daha
fazla hibe olanağı öngören program, süt üretimindeki hijyenle
sınırlı kalmayıp kırsal ekonomideki tüm aktivite
sahalarını da kapsayacak. Finansman yaklaşık 17 milyon Euro
tutarındaki bütçeden karşılanacak.
KIBRIS 21/11/07
Kıbrıs
konusunda AB ile görüş ayrılığımız var
TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin AB
ile Kıbrıs konusunda olduğu gibi Irak'ın kuzeyindeki
bölgesel yönetim konusunda da görüş ayrılığı
yaşadığını söyledi.
Türkiye-AB Troykası'na katılmak için Brüksel'e gelen Bakan
Babacan, Türk basın mensuplarıyla sohbet toplantısı
düzenledi.
Türkiye'deki genel ve cumhurbaşkanı seçimlerinin AB
tarafından da yakından izlendiğini ve AB Komisyonu'nun
İlerleme Raporu'nda bu konudan övgüyle söz edildiğini hatırlatan
Babacan, bu süreçte "Türk demokrasisinin güçlendiğini ve halkın
nasıl bir Türkiye istediğinin
berraklaştığını" kaydetti.
Babacan, seçimlere katılım oranının
yüksekliğinin AB'deki birçok ülke tarafından gıptayla
izlendiğini ve TBMM'deki muhalefet partisi sayısının
artmasının Türk demokrasisi açısından önemli
görüldüğünü kaydetti.
Bakan Babacan, Türkiye'de son 4-5 yılda çok önemli
reformların gerçekleştirildiğini belirterek, "Türkiye'nin
her bölgesinden reformlara destek var. Beklenenden daha kısa sürede
beklenenden daha çok siyasi reformu Türkiye gerçekleştirecektir" diye
konuştu.
Türkiye-AB Troykası toplantısı hakkında da bilgi
veren Babacan, müzakere sürecini ilgilendiren konular dışında
Türkiye'nin Orta Doğu'daki sorunların çözümüne yaptığı
katkının gündeme geleceğini anlatarak, bölge ülkeleriyle
Türkiye'nin iyi diyaloğunun AB tarafından fark edildiğini ve
İlerleme Raporu'nda buna yer verildiğini ifade etti.
AB dışişleri bakanlarının Irak konusunda
önceki gün aldığı kararı da değerlendiren Babacan,
"AB'nin dengeli bir açıklama yaptığını ve
Türkiye'nin PKK terör örgütüyle karşı karşıya olduğu
durumunun hem AB'de hem Orta Doğu'da gayet iyi
anlaşıldığını" belirtti.
Babacan, "Türkiye bir yandan Irak'ın istikrarına ve
toprak bütünlüğüne katkı yaparken diğer yandan PKK'yla
mücadelesinde kararlılığını gösteriyor" dedi.
Fransa'nın müzakerelere açılacak fasılları
engellemesi
Fransa'nın müzakerelere açılmaya hazır iki faslı,
akil adamlar komitesi önerisinin hayata geçirilmesi beklentisiyle
engellemesinin Türkiye'yi rahatsız ettiğini ve ülkelerin altında
imzası bulunan Müzakere Çerçeve Belgesi'yle
bağdaşmadığını anlatan Babacan, akil adamlar
komitesinin Türkiye'yi ve AB'nin sınırlarını tartışmaya
açmaması konusunda yoğun diplomatik girişimlerde
bulunduklarını söyledi.
Bakan Babacan, "AB (akil adamlar komitesiyle) illa bir
çalışma yapacaksa, bu AB'nin en çok ihtiyaç duyduğu vizyon
çalışması şeklinde yapılsın. Stratejik
bakış açısıyla yapılırsa faydalı olur. Bu
komitede kimlerin yer alacağı önemlidir" diye konuştu.
Babacan, "Bazı fasıllarımızın
açılması varsın birkaç ay geciksin, ama komite (akil adamlar)
doğru kişilerle doğru şekilde çalışsın"
dedi.
Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetim
TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan, AB'nin bazı belgelerinde Irak'ın kuzeyindeki bölgesel
yönetim için "Kürdistan bölge hükümeti" gibi ifadeler
kullanılmasıyla ilgili bir soru üzerine, "Nasıl
Kıbrıs konusunda AB ile görüş
ayrılığımız varsa Irak'ın kuzeyindeki bölgesel
yönetim konusunda da var. AB'nin tercihi farklı olabilir. ABD'nin tercihi
de farklı olabilir. Türkiye'nin kendi tercihi vardır. Biz Irak
anayasasının bu (kuzeydeki bölgesel yönetimle ilgili)
kısmını tanımayacağımızı
belirttik" diye konuştu.
Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin "PKK'yı bir terör
örgütü olarak kabul ederek uygun bir cevap vermesinin" önemine dikkat
çeken Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Açıkçası kuzey Irak'taki oluşumun niyetinden pek
emin değiliz. Son zamanlarda bazı ülkelerin baskısıyla
biraz daha kabul edilebilir açıklamalar geldiyse de sadece sözle bu
iş olmuyor.'
KIBRIS 21/11/07
Kıbrıs'ta
BM öncülüğünde ciddi ve kapsamlı müzakereler
başlatılmalı
TÜRKİYE, YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE
GETİRMELİ... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Rehn,
Türkiye'nin Ek Protokol'den kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmesi
gerektiğini kaydederek, "Kıbrıs'ta BM öncülüğünde
ciddi ve kapsamlı müzakerelerin başlatılması"
çağrısında bulundu. Rehn, "Aralık ayında teknik
açıdan hazır olan en az iki faslın Müzakere Çerçeve Belgesi'ne
uygun şekilde müzakerelere açılması gerektiğini" de
vurguladı
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
Kıbrıs'ta BM öncülüğünde ciddi ve kapsamlı müzakerelerin
başlatılması çağrısında bulundu.
Türkiye-AB Troykası dışişleri bakanları
toplantısının ardından AB Komisyonu'nun genişlemeden
sorumlu üyesi Olli Rehn, TC Dışişleri Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan ve AB Dönem Başkanı Portekiz'in
Dışişleri Bakanı Luis Amada ortak basın
toplantısı düzenledi.
Rehn, toplantıda özellikle reform süreci ve Türkiye'nin bölgesindeki
barış ve istikrarı ilgilendiren konularda kapsamlı bir
görüşme yaptıklarını anlattı.
Rehn, Türkiye'nin Ek Protokol'den kaynaklanan yükümlülüğünü yerine
getirmesini gerektiğini kaydederek "Kıbrıs'ta BM
öncülüğünde ciddi ve kapsamlı müzakerelerin başlatılması"
çağrısında bulundu.
Türkiye ile müzakere sürecinin ilerletilmesi ihtiyacına da
değinen Rehn, "Aralık ayında teknik açıdan hazır
olan en az iki faslın Müzakere Çerçeve Belgesi'ne uygun şekilde
müzakerelere açılması gerektiğini" vurguladı.
Olli Rehn, DTP'ye kapatma davası açılmasıyla ilgili bir
soru üzerine, "dava hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaç
duyduklarını ve süreci yakından izlediklerini"anlatarak
şunları kaydetti:
"Demokrasi ve çoğulculuğa taraf olduğumuz gibi
(siyasi partiler tarafından) terör örgütüyle doğrudan veya
dolaylı her türlü bağlantı kurulmasına
karşıyız".
Babacan destek taleplerini iletti
Babacan, toplantıda Kıbrıs sorununu da
konuştuklarını aktararak, "BM sürecine destek beklentimizi
AB'li dostlarımıza ilettim. AB sürecini kullanarak Türkiye'den taviz
koparılamayacağını anlattım. AB'nin, bu sorunun ancak
BM sürecinde çözülebileceğini ifade ettiğini görmekten memnun
oldum" dedi.
Portekiz Dışişleri Bakanı Amada
AB Dönem Başkanı Portekiz'in Dışişleri
Bakanı Luis Amada ise Türkiye ile bu yıl içinde iki faslın
müzakerelere açılmasını mümkün gördüklerini ve
gerçekleştirmeye çalıştıklarını anlatarak
"Çok çalışıyoruz, bunun siyasi şartlarını
yaratmak istiyoruz" dedi.
Amada, siyasi engellerin ortadan kaldırılması durumunda
müzakerelerin açılacağı hükümetler arası konferansın
18 Aralık'ta düzenlenebileceğini ifade etti.
KIBRIS 21/11/07
|
||
|
|
||
|
Özgür
EKŞİ |
||
|
|
||
|
Yarın
toplanacak Savunma Sanayi İcra Komitesi'nde denizaltı, denizüstü ve
hava savunmasına yönelik modernizasyon önlemleri görüşülecek. Başbakan Tayyip
Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt
ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün yer alacağı 23
Kasım Savunma Sanayi İcra Komitesi (SSİK)
toplantısında resmi gündemde yer almayan bir konunun ele
alınacağı öğrenildi. SSİK'da Türkiye'nin en güçlü deniz filosunun yer
aldığı Marmaris Aksaz Deniz Üssü'nün koruma
kalkanının güçlendirilmesi özel bir gündemle karara
bağlanacak. Üssün elektronik imkanlarla koruma amaçlı gözetleme
programına alınması görüşülecek. ÖNLEMLER KAPIDA Koruma kalkanın kuvvetlendirilmesi için ASELSAN ve
HAVELSAN öncülüğünde denizaltı, denizüstü ve hava savunmasına
yönelik elektronik algılayıcılar üssün kritik noktalarına
yerleştirilecek. Alınacak önlemlerle üsse deniz altı, üstü ve
havadan yaklaşan en küçük nesne dahi kilometrelerce öteden tespit
edilecek. SATLAR GÖREV BAŞINA Üssün askeri savunmasını arttırmak üzere
Sualtı Taaruz Timleri de (SAT) göreve başladı. SAT'lar gece ve
gündüz üs çevresinde dalış yapıyor ve üsse tehdit
oluşturabilecek hedefleri araştırıyor. KORUMA NEDEN ARTTI Teknolojik gelişmeye paralel olarak Üssün güvenlik
önlemlerinin arttırılmasına ihtiyaç duyulurken Üssün görev
alanının genişlemesi ikinci neden olarak gösterildi. Foça ve
Göçek'ten kaydırılan donanma unsurlarıyla güçlendirilen Üs Akdeniz
Kalkanı Planı çerçevesinde yasadışı göç,
uyuşturucu madde, silah kaçakçılığı başta olmak
üzere pek çok konuda görev yapıyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi,
Kıbrıs açıklarında petrol aramaya karar verdiği
zaman üsse bağlı kuvvetler Türkiye'nin
kararlılığını ortaya koymuştu. |
HURRIYET 22/11/07
İtalya Dışişleri Bakanı D'alema:
Kıbrıs sorunu karşılıklı çaba ve uzlaşmayla
çözülmeli
D'alema, Türkiye Dışişleri Bakanlığı
Stratejik Araştırmalar Merkezi, İtalya Jeopolitik Düşünce
Dergisi ve İtalyan Unicredit Bankasının işbirliğiyle
Conrad Otelinde düzenlenen 4. Türk-İtalyan Forumu'nun
açılışında konuştu.
Kıbrıs konusuna da değinen D'alema, bu konuda hala
zorluklar bulunduğunu ifade ederek, sorunun karşılıklı
çabayla ve uzlaşmayla çözülmesi gerektiğini belirtti. Rum kesiminde
önümüzdeki yıl seçimler yapılacağını kaydeden D'alema,
İtalya'nın BM himayesi ve AB desteğiyle bir uzlaşmaya
varılması düşüncesinde olduğunu bildirdi. D'alema,
"İtalya, iki tarafın da sürtüşmeleri değil, karşılıklı
tavizleri ön plana koymasını bekliyor. AB yolunda Türkiye için,
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıs (Rum kesimi) için bu
şart" dedi.
İtalya Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Massimo D'alema, uygarlıkların
zarar görme riski altında bulunduğu bir bölgede Türkiye'nin kilit bir
ülke olduğunu vurgulayarak, "AB'nin Türkiye'yi de kapsayacak
şekilde genişlemesi temel bir ihtiyaçtır. Bu sayede Avrupa,
güvenlik ve dünyanın bu kısmında istikrar
kazanacaktır" diye konuştu.
D'Alema, Türkiye'nin ekonomik alanda kazandığı
başarılara ve istikrara da işaret ederek, Türkiye'nin dünya
rekabetinden geri kalmamak yolunda gerçek reformlar yapma konusunda irade
gösterdiğini belirtti.
Massimo D'Alema, iki ülkenin her alanda daha çok birlikte
çalışmak için çaba gösterdiğini ve rekabet dünyasında
birlikte daha ileri gitmeyi umduklarını belirtti.
"Avrupa, türkiye'yi mutlaka içine almalı"
Massimo D'alema, açık ve evrensel değerlere dayalı bir
Avrupa fikrinin ifade edilmesi gerektiğini belirterek, "Bu,
kapalı bir vizyon değil, sadece kendi kimliği içerisine
kapanmayı kabul etmemeli. Açılan bir Avrupa ve Türkiye'yi mutlaka
içine almalı. Çünkü ortak amaçlarımız var. Aynı refaha
doğru yürüyoruz. Aynı uygarlığın içindeyiz" diye
konuştu.
Türkiye'nin son aylarda geçirdiği yoğun siyasi dönemde ne
kadar sağlam bir ülke olduğunu, reformlar konusunda ne kadar
kararlı olduğunu gösterdiğini ve çağdaşlaşma
yolunda özgün bir şekilde ilerlediğini ifade eden D'alema, "Bu
bir denge yolu, hem İslami, dini boyutla, hem de Mustafa Kemal Atatürk'ün
kurduğu laik devlet arasında denge yolu. Burada hükümetin çok önemli
bir sorumluluğu var" dedi.
Hükümetin ikinci yasama döneminde "ciddi bir güvenilirlik"
kazanmış durumda olduğunu kaydeden D'Alema, "Burada Türkiye
artık küresel bir oyuncu olma yolunda ve AB'ye tam üyelik amacı da
buna katkı sağlayan unsurlardan bir tanesi. AB, hariç tutmak kavramlarını
kafasından atmalı, dahil etmek prensibini taşımalı.
İtalyan görüşü tamamıyla bunu yansıtmaktadır"
diye konuştu.
KIBRIS 23/11/07
Ban, 2008'de 6 görüşme planlıyor
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri
Ban Ki- Moon'un; 2008'de Kıbrıs sorunuyla ilgili yeni bir
girişimin başlaması gerektiğini düşündüğünü ve
iki toplum lideri arasında altı görüşme tayin ettiğini
söyledi.
Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos, Commonwealth Devlet
Başkanları zirvesine katılmak için Uganda'ya hareket etmeden
önce, önceki akşam yaptığı açıklamada, 8 Temmuz
anlaşmasının somut bir girişim ve öneriyi teşkil
ettiğini, bu nedenle 8 Temmuz anlaşmasına canla başla
bağlı olduğunu savundu.
BM Genel Sekreteri'nin girişim üstlenmesi konusuna değinen
Papadopulos, Ban'ın, yeni bir girişimin başlayıp
başlamayacağı konusuna karar vermesi için, Kıbrıs'taki
iki tarafın siyasi iradesini dile getirmesi arzusunda olduğunu
kaydetti.
Avrupa Komisyonu'nun, KKTC liman ve havalimanlarını
meşru addedeceği şeklindeki bir soru üzerine Papadopulos, böyle
bir konunun bulunmadığını, başka herhangi bir yorumun
yanlış, yasa dışı ve uluslararası hukuka
aykırı olduğunu ileri sürdü ve böyle bir konunun gündeme gelmesi
durumunda o zaman uluslararası hukukun yanlış
yorumlanmasının söz konusu olacağını ifade etti.
KIBRIS 23/11/07
Eski Cumhurbaşkanı Denktaş:
Vatandaşlıklar konusunda büyük hata yapıldı ama art niyet
yok
Denktaş, Mersin Genç İşadamları Derneğinin
(MEGİAD) konuğu olarak geldiği Mersin'de, Büyükşehir
Belediye Başkanı Macit Özcan ve MEGİAD Başkanı
Kasım Tanrıöver'i kabul etti. Denktaş, bir süre sohbet
ettiği Özcan ve konuklarının fotoğrafını da
çekti.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Denktaş,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın açtığı dava
sonucu, başta Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan
Aygün ve Jak Kamhi olmak üzere, 155 kişinin KKTC
vatandaşlığından çıkarılmasıyla ilgili soru
üzerine "Büyük bir yanlış yapılmıştır"
dedi.
Ortaya çıkan gelişmenin üzücü olduğunu; bir art niyet
olmadığını düşündüğünü belirten Denktaş,
şunları kaydetti:
"O dönemdeki seçimlerden hemen önce o günkü iktidar partisince bir
liste hazırlanarak, yıllarca vatandaş olmayı bekleyen
insanları bir çırpıda vatandaş yapma yoluna gidildi.
Seçimler arifesinde yapıldığı için muhalefet partisi bunu
mahkemeye taşıdı. Mahkeme de aradan 4 yıl geçtikten sonra
birden bire bunu incelemeye karar verdi. Ve bu tatsız gelişme ortaya
çıktı.
Halbuki bu listenin içinde bizim hizmetleri nedeniyle
şereflendirmek, teşekkür etmek istediğimiz isimler de
vardı. Bunları da meğer aynı listeye koymuşlar. Kimse
inceleyip bunları çıkartmadı. Usulsüz olarak, yasaya uygun
olmadan yapılan vatandaşlıkların yanında bunlar da
iptal edilmiş oldu. Hepimiz bu duruma üzüldük. Burada bir art niyet
yoktur, olamaz da."
Denktaş, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile bu konuyu
görüştüğünü ve sorunun çözüleceği yönünde söz
aldığını kaydetti.
Türk askeri çekilirse
Türk askerinin adadan çekilmesi durumunda "karşı
tarafın, 24 saatte 100 bin askeri silahaltına
çağırabileceğinin unutulmaması" gerektiğini de
söyleyen Denktaş, şöyle devam etti:
"Kıbrıs meselesinin gelmiş olduğu noktada
bütün uğraş Türk askerini adadan çektirmektir. Halbuki Türk askerinin
adadan çekilmesi, Kıbrıs Türk'ünü Rum'a teslim etmek anlamına
gelir.
Güya bu, uzlaşmaya yardımcı olacakmış. Bence
uzlaşma imkânı yoktur. Rum, garanti antlaşmasının
kalkmasını, Türk askerinin adadan çıkmasını, Rum
göçmenlerinin eski yerlerine girmesini istiyor ve azınlık
çoğunluk esası üzerinden Kıbrıs'a sahip çıkmak
istiyor. Bunlara biz evet diyemeyeceğimize göre, bu insanlarla masaya
oturmanın hiç bir anlamı yoktur."
KKTC' nin kırmızı çizgileri bulunduğunu belirten
Denktaş, "Bizim kırmızı çizgimiz 10.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in zamanında canlı
tuttuğu gibi, şimdi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, TBMM Başkanı
Köksal Toptan'ın ve Dışişleri Bakanı Ali
Babacan'ın da Kıbrıs'a gelerek vurguladıkları gibi,
iki eşit egemen halkın varlığı, iki ayrı
demokrasinin ve iki ayrı devletin varlığı esasına
dayanmaktadır" dedi.
Bu gerçek dikkate alınmadan masaya oturmakla hiç bir yere
varılamayacağını ifade eden Denktaş, şunları
kaydetti:
"Masaya bu şartlar tahakkuk etmeden oturursak pazarlık,
baskı altında Rum'u memnun etme pazarlığı olacak. Yani
önerilerimizi Rum'un kabul edebileceği bir şekle sokmamız
beklenecek. Bunu da yapamayacağımıza göre, masaya oturmak için
ne istediğimizi açıkça dünyaya duyurmamız lazım.
İstediğimiz, eşitliğimizin kabul edilmesidir.
Eşitliğimiz de devlet esasında eşitliktir.''
Türkiye'nin Kıbrıs üzerinde hakları olduğunu ve bu
hakları da kimsenin ortadan kaldıramayacağını ifade
eden Denktaş, tehlikenin devam ettiğini, hiç kimsenin
"işler iyi gidiyor" diye avunmadan, sağlam durarak devlete
sahip çıkılması gerektiğini vurguladı.
KIBRIS 23/11/07
Marketçilere göre Kuzey daha ucuz
Elmas TOKAY
Son günlerde ülkemiz kamuoyunu meşgul eden konular arasında
yer alan "Güney Kıbrıs'taki marketler daha ucuz"
düşüncesine, Kuzey Kıbrıs'taki bazı büyük market
yöneticileri katılmıyor. Kuzey'in, Güney'e göre düşünüldüğü
gibi pahalı olmadığını savunan marketçilere göre,
Kıbrıs Türk halkı zaman zaman yanlış
bilinçlendiriliyor.
Mustafa Ersoy: Kuzey ve Güney Arasında aşırı fiyat
farkı yok
Metropol Süpermarket sahibi Mustafa Ersoy, yaptıkları
araştırmalar sonucu Güney ve Kuzey'deki marketlerde satılan
ürünler arasında çok aşırı fiyat farkı
olmadığını, ancak bu olayın halkımıza tam
ters bir imaj olarak aktarıldığından dolayı öyle
göründüğünü iddia etti.
Ersoy, yapılan araştırma sonuçlarına göre Kuzey ve
Güney'in yarı yarıya ürünlerde fiyat değişikliklerinin
olduğunu sapladıklarını, yarı ürünlerde Güney'in,
yarı ürünlerde de Kuzey'in daha ucuz olduğunu söyledi.
Ersoy, sepet alışverişi
yapıldığında,bu ürünlerin yarısının veya en
azından % 40'ının bizim taraftaki marketlerde daha ucuz
olduğunu tespit ettiklerini, bu nedenle Güney' in bizden ucuz
olduğunun söylenemeyeceğini halkın bilmesi gerektiğini
kaydetti.
"Kendi ülkemizde bulunan marketler arasında dahi fiyat
farkları var"
"Güney Kıbrıs'la aynı fiyatlarda olmamız da
zaten mümkün değil, çünkü ülkemizde serbest piyasa koşullarında
fiyatların belirlenmesinden dolayı Kuzey'de de marketler
arasında fiyat farkları var" diye konuşan Mustafa Ersoy,
Süpermarket sektöründe uğraşan kişiler olarak birlikte
çalışmalar yapmaya başladıklarını ve Güney' den
daha pahalı olan malların fiyatlarını düşürmek için
ellerlinden geleni yapacaklarını belirtti.
Ersoy'a göre, Kuzey'in daha pahalı algılanma nedenleri
Araştırmalar sonucunda Kuzey'in daha pahalı olarak
algılanması nedenlerinden biri olarak, son bir iki ayda dövizde bir
düşüş yaşanmasını, bir Kıbrıs Lirası'
nın 3.300 YTL iken şu anda 2.900 YTL ye düşmesini gösteren
Ersoy, halkın Güney'den alacak olduğu malın % 10 daha ucuza
alacağı düşüncesini ortaya çıkardığını
belirtti. Ersoy, ikinci neden olarak son iki üç ay içerisinde artan fon ve KDV
artışı olduğunu belirtti. Bu artışın da % 5
olduğunu ve toplam % 15 gibi bir farkın doğmasının
pahalılığın nedeni olduğunu kaydetti.
"Ürünün üretim yerinin farklı olması da fiyat
farkını meydana çıkarıyor"
Metropol Süpermarket sahibi Mustafa Ersoy, Kuzey'in daha pahalı
olma algısı yaratan bir diğer neden olarak üretim yeri
farkını halkımızın tam olarak bilmemesi olduğunu
söyledi.
Rum tarafında satılan bir çok ürünün üretim yerinin
Yunanistan' da üretim yapan fabrikalar olduğunu ancak ülkemizde
satılan ve yurt dışından gelen bir çok ürünün üretim
yerinin orijinal fabrikasından olması nedeniyle fiyat
farkının olduğunu vurgulayan Ersoy, halkın iki ürünü
karşılaştırırken hem aynı gramajda hem de
aynı üretim yerinden olan ürünler arasında
karşılaştırma yapması gerektiğini belirtti.
Ersoy, özellikle Güney'de satılan 'Nescafe' ve' Cornflakes' in
Yunanistan'da üretildiğini ancak bizim ülkemizde satılanların
İngiltere'deki orijinal üretim yerinden geldiğini belirtti ve bu
nedenle bu ürünlerdeki fiyat karşılaştırmalarının
bilimsel olarak mümkün olmadığını söyledi.
Açılan dev alışveriş merkezleri
hem Güney hem Kuzey esnafını etkiledi
Uluslararası dev boyutlu alışveriş merkezlerinin
Güney'de açılmasının o taraftaki esnafı, hem de Kuzey'deki
esnafı otomatik olarak etkilediğini de vurgulayan Ersoy, bu gibi
büyük marketlerin ve alışveriş merkezlerinin
yaptığı kampanyaların önüne dünyadaki bir çok yerin
geçemeyeceği gibi, kuzeydeki marketlerin de geçebileceğini düşünmenin
komik olduğunu sözlerine ekledi.
Hüseyin Ekrem: Güney'den çok da pahalı değiliz
Lemar Marketler Müdürü Hüseyin Ekrem Ergil, Güney'dedki marketlerden
çok da pahalı olmadığımızı hatta sepet
alışverişi yapıldığı zaman alınan ayni
ürünlerde bizim taraftaki marketler ile ayni fiyatın ortaya
çıktığını belirtti.
Ergil, ilk olarak halkın diğer tarafa neden geçtiğinin
araştırılması gerektiğini söyledi.
Akaryakıtın Güney'de ucuz olmasının halkın
diğer tarafa gitmesinin bir nedeni olduğuna işaret eden Ergil,
halkın Güney'e geçtiği zaman kendini Avrupa da hissetmesinin, bir
günlük tatil gibi düşünmesinin ve bizim tarafta olmayan, Starbucks, Gloria
Jeans, Mc Donalds gibi eğlence yerlerine giderek bir şeyler içip
yemek yemesi, halka cazip gelen nedenlerden bazıları olduğunu
vurguladı.
Yeni açılan ve açılacak olan büyük alışveriş
merkezleri...
Ergil, Güney'de yeni açılan büyük alışveriş
merkezlerine şu anda hem Rum hem de Türk halkının büyük bir
rağbet gösterdiğine dikkat çekti. Ergil, yeni açılan bu büyük
alışveriş merkezine giden halkımızın orada
gezerken 'Carrefour' gibi dünyaca ünlü bir süpermarketi görerek girdiğini
ve burada ister istemez alışveriş yaptığını
belirtti. Ergil, Carrefour' un günümüzde dünyada isim yapmış ve
yıllık gelirinin dünyadaki bir çok ülkenin yıllık
gelirinden fazla olduğunu unutmam gerektiğini ve onunla rekabet
etmeye çalışmanın boşa harcanacak bir zaman olduğunu
da sözlerine ekledi.
Tansel Nizam: Halkımızda psikolojik bir saplantı var
Devpa Süpermarket sahibi Tansel Nizam, Türk tarafının
pahalı olmadığını sadece halkta psikolojik bir
saplantı olduğunu iddia etti.
Tansel Nizam, bu karşılaştırma
olaylarının domatesten çıktığını belirtti ve
domatesin Kuzey'de 3 YTL ye çıktığı dönemde Güney'de 1 YTL
olmasının olayların başlangıcı olduğunu
savundu.
"Güney tarafının coğrafya bakımından
bizim taraftan farkı vardır bizim de onlardan farklı bir
coğrafyamız vardır" diyen Nizam, yaz dönemindeki kavurucu
sıcaklar nedeniyle bizim tarafta üretilen domatesin,
salatalığın ve fasulyenin bir çok yerde kuruduğunu ve çok
az üretildiğini, ancak Güney'de Trodos Dağlarında iklimin daha
serin olması nedeniyle oradaki yetişen bu ürünlerin daha iyi
olduğunu, bu nedenle fiyat konusunda bir fark meydana geldiğini
kaydetti..
"Türkiye'den ithal ürünlerde çok daha ucuzuz"
Tansel Nizam, Kuzey'in Türkiye'den ithal edilen ürünlerde avantajlı
olduğunu söyledi. Nizam, mukayeseler tam yapılmadığı
zaman yanlış sonuçların ortaya
çıktığını ve tamamen aynı ölçüde ve aynı
kalitedeki ürünlerin karşılaştırılması
gerektiğini vurguladı.
Bizdeki bir çok ithal ürünün orijinal üretim yapan fabrikalardan ithal
edildiğini ancak Güney'de birçok ürünün Yunanistan' da üretilen
fabrikalardan geldiğini belirtti. Nizam, eğer fiyatlar
karşılaştırılacaksa Türkiye'de üretilen ürünlerle
Yunanistan'da üretilen ürünlerin arasındaki fiyatların
karşılaştırılması gerektiğini belirti. O
zaman Türkiye'de üretilen ürünlerin daha ucuz olduğunu herkesin
göreceğini kaydetti.
Fikret Unutmaz: Güney'in daha ucuz olduğunu düşünmek biraz
göreceli, biraz da yanılgı
Reis Süpermarket Müdürü Fikret Unutmaz, Güney'in Kuzey'e göre ucuz
olduğunu düşünmek biraz göreceli biraz da yanılgı gibi
düşündüğünü kaydetti.
Unutmaz, kuzey ve güney tarafındaki marketlerdeki ürünler
arasında mutlaka fark olduğunu, zaten ülkemizde ve dünyada bulunan
marketlerdeki ürünler arasında bile fiyat farklılıkları
olduğuna dikkat çekti.
Farklı farkı marketlere gidildiğinde burada bulunan
ürünlerin bazılarının diğer marketlere göre daha uygun
fiyata olduğunu, bu markette bulunan pahalı ürünlerin ise bir
başka markette daha ucuz olmasının mümkün olduğunu belirtti
ve Rum tarafının, halkımız tarafından söylendiği
gibi 'çok ucuz, sudan ucuz' denmesine katılmadığını
söyledi.
Gramaj çok önemli
Halkımızın güneydeki marketten aldığı bir
ürünü kuzeydeki marketlerle karşılaştırma
yapacağı zaman ayni gramajda olmasına dikkat etmesi
gerektiğini belirtti. Unutmaz, örneğin güneyde 340 gram yoğurdun
mevcut olduğunu ancak bizim tarafta bu gramajda yoğurt
olmadığını belirtti. Bizim tarafımızda 250, 500
ve 650 gram yoğurtlarının bulunduğunu söyledi.
Halkımızın, güneyle kuzey tarafında yoğurt
fiyatlarını karşılaştırırken bu gibi gramaj
hatalarına düştüklerini ve farklı gramajlardaki ürünleri fiyat
olarak karşılaştırdıklarını kaydeden Unutmaz,
halkın bu gibi hatalara düşmemeleri gerektiğini belirtti.
Ülkemizde orijinal menşeli ürünler satılıyor
Fikret Unutmaz, halkımızın birde iki taraf arası
karşılaştırma yaparken ürünlerin menşeine dikkat
etmeleri gerektiğini çünkü bize yurt dışından gelen
ürünlerin hemen hemen hepsinin orijinal menşeli olduğunu söyledi.
Unutmaz, ancak güney tarafında, yurt dışından gelen ve
satılan ürünlerin bir çoğunun Yunanistan menşei olduğunu bu
nedenle fiyat farkının da farklı olduğuna dikkat çekti.
Tulin Alçıcıoğlu: Bazı ürünlerde
kuzey daha ucuz, ancak...
Astro Hipermarket Müdürü Tulin Alçıcıoğlu, Güney'de bazı
ürünlerin Kuzey'e göre daha ucuz olduğunu ancak halkımızda
diğer tarafa gitme gibi bir özenti bulunduğunu belirtti.
Alçıcıoğlu, peynir, süt ve temizlik ürünlerinin bir
kısmında ve bakliyatta güneyin bizden daha ucuz olduğunu
söyledi.
Çocuk ürünlerinde KDV
sıfırlanmış durumda
Alçıcıoğlu, Güney'deki tüm çocuk ürünlerinde KDV' nin
sıfırlanması sonucunda bu ürünlerde bizden çok daha ucuz
olduğunu belirtti ve devletin de bizim taraftaki ürünlerde belli
başlı değişiklikler yapması gerektiğini söyledi.
Kendi ürünümüzü yeteri kadar tanıtamıyoruz
Kendi ürünümüzü yeteri kadar tanıtamadığımıza
dikkat çeken Alçıcıoğlu, yerli üretimde de yeteri kadar
başarılı olmadığımızı, güney
tarafının ise hem ürünlerini tanıtıcı bir çok kampanya
yaptığını, bizden daha çok yerli üretim yapmalarından
dolayı bizim taraftan diğer tarafa bir kayma olduğunu belirtti.
Fuat Nesip Nalcıoğlu:
Mesarya Süpermarket Sahibi Fuat Nesip Nalcıoğlu,
Kıbrıs Türk halkının Güney'deki ürünlerin daha ucuz
olduğuna inandığını, bu yüzden diğer tarafa geçip
alışveriş yaptığının gözlemlendiğini
belirtti.
Perakende fiyatların oluşmasında üç farklı ayak
olduğunu belirten Nalcıoğlu, bunların ilkinin hükümet
olduğunu, hükümetin fon ve KDV' si ile oluşacak fiyata bir katkı
koyduğunu, ikincisinin, tüccarın aldığı fiyat ve
koyduğu kar marjı olduğunu, üçüncü ve son olarak ise
perakendecinin tavrı olduğunu belirtti.
Bu üç maddede de sorun olmasından dolayı kuzeydeki
fiyatların daha pahalı olduğunu kaydeden Nalcıoğlu,
sonuçta iki tarafta da hemen hemen ayni ürünlerin
satıldığını ülkemiz üzerinde olan ambargoların
çok fazla da etkili olmadığını iddia etti.
Nalcıoğlu, eğer Güney'deki marketlerle rekabet edilecekse bu üç
sorunu ilk olarak çözmemiz ve perakende fiyatlarda bir düzenleme
yapılması gerektiğini kaydetti.
KIBRIS 23/11/07
NTV
Güncelleme: 13:38 TSİ 25 Kasım 2007 Pazar
ATİNA
- Papadopulos, Atinada yayımlanan Elefteros Tipos gazetesine verdiği
demeçte Kıbrıs sorununa da değindi. Rum Yönetiminin,
İngilterenin Türkiye ile imzaladığı ortaklık
belgesinden büyük rahatsızlık duyduğunu belirten Papadopulos,
İngiltere ile siyasi, ekonomik ve hukuki ilişkilerini yeniden gözden
geçireceklerini söyledi.
Papadopulos, İngiltere ile Türkiye arasındaki stratejik
anlaşma, İngilterenin Kıbrısa karşı olan
yükümlülüklerini ayaklar altına almaktadır. Bu yüzden yasa
dışıdır ve İngilterenin uluslararası
yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelmektedir dedi.
Papadopulos, Rum Yönetiminin, Türkiye ile İngiltere arasındaki
anlaşmaya tepki olarak adadaki İngiliz üslerini kapatmayı
düşünüp düşünmediği sorusu üzerine, Bu konu, bizleri
İngiltere ile olan tüm ilişkiler ağını yeniden gözden
geçirmeye yönlendirmektedir. Ancak üslerin kalması ya da gitmesi, bununla
bağlantılı tüm koşulları ve parametreleri dikkatle ele
almamız gereken ciddi bir konudur diye konuştu.
Kıbrısta, Türk tarafına karşı uygulanan
izolasyonların kaldırılmasının adanın bölünmesine
yol açacağını iddia eden Papadopulos, Gerçekte,
Kıbrıslı Türklere karşı herhangi bir izolasyon
uygulaması yapılmadığını öne sürdü. Papadopulos,
şu iddialarda bulundu:
Kıbrıslı Türklere uygulandığı söylenen izolasyon
yoktur. Nerede izolasyon varsa bunun nedeni, işgal ordusu ve Türk
tarafının sahte devletin tanınması için uluslararası
nitelikler kazanma arzusudur. Sahte devletin egemen devletlerin
katıldığı uluslararası kurumlara katılmaması
bir izolasyon değil, uluslararası hukukun uygulanmasıdır.
Bunun kaldırılması bölünmüşlüğün başka
şekildeki ifadesidir.
Papadopulos, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlisin olası
Ankara ziyaretiyle ilgili soru üzerine de Kıbrıs sorununun çözümünün
Türkiyenin siyasi iradesine bağlı olduğunu kabul edecek
derecede gerçekçiyiz. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerinin
iyileştirilmesine yönelik her hareketin Kıbrıs konusuna olumlu
etkisi olacaktır dedi.
|
||
|
|
||
|
A.A. |
||
|
|
||
|
Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos, İngiltere ile Türkiye arasında
imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın yasa
dışı olduğunu iddia etti. |
HURRIYET 25/11/2007
Rumlar, AB'nin KKTC'deki hastalıkları izlemesini istedi
Fotiu, Güney Kıbrıs'ın da olumsuz etkilenmemesi için bu
kontrolün yapılmasını istediklerini; hayvansal
hastalıklarla ilgili olarak KKTC'de hüküm süren durumun ne olduğu
hakkında BM ve AB'den bilgi beklediklerini kaydetti.
Fileleftheros gazetesi Fotiu'nun, KKTC'de sağlığa
aykırı olduğu belirtilerek, büyük miktarda sığır
etine el konulmasıyla ilgili olarak resmi olarak
bilgilendirilmediğini söylediğini yazdı.
Öte yandan gazete, Şap hastalığıyla ilgili olarak
yaşanan gelişmelerle ilgili haberlere de yer verdi. Gazete, Şap
hastalığıyla ilgili olarak alınan önlemlerin kısmen
kaldırılmasıyla, bölgelerdeki hayvanların süt ve etinin
kullanılmaya başlandığını belirtti.
Hastalıkla ilgili kısıtlayıcı önlemler çerçevesinde,
canlı hayvan, et ve et ürünleri ihracatıyla ilgili sorunlar ise hala
mevcut.
Gazete, bu mevcut durumun, uzun bir süre daha devam etmeyeceğini;
Rum Tarım Bakanı Fotis Fotiu'nun konuyu AB Komisyonu'nun
Sağlık ve Tüketicinin Korunmasından Sorumlu
Kıbrıslı Rum Komiseri Markos Kiprianu'ya önümüzdeki Pazartesi
günü Brüksel'de açacağını bildirdi.
Gazete, Rum Hükümetinin Şap Hastalığı
dolayısıyla genel olarak hayvancılık ve hayvancılarla
ilgili yeni bir plan hazırladığını da yazdı.
Habere göre, söz konusu planın Rum Tarım Bakanı Fotis
Fotiu tarafından 5 Aralık'ta gerçekleştirilecek olan Rum
Bakanlar Kuruluna sunulması bekleniyor.
Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas ise açıklamasında, söz
konusu planın ekonomik ve başka önlemler içerdiğini kaydetti.
Gazete, Dromolakça'daki (Mormenekşe) hayvancılık
bölgesi yakınına özel bir hastane inşa edilmesinin
planlandığını da belirttiği haberinde, hastane
inşaatını gerçekleştirecek olan "Atineon
Idıotıko Nosokomio LTD'nin" dün yaptığı
açıklamada, hastaneyi inşa edeceklerini; hayvan çiftliklerinin
kendileri için engel teşkil etmediğini belirttiğini yazdı.
Gazete konunun karmaşaya sebep olduğunu; bölgedeki
hayvancıların öfkeli olduklarını belirtti.
Gazete söz konusu şirket yetkililerinin dün bir basın
toplantısı düzenleyerek konuya açıklık getirmeye
çalıştıklarını da kaydetti.
Şirket yetkilileri açıklamalarında, Dromolakça bölgesi
yakınında büyük bir arazi satın adlıklarını,
hastane yapılması çabalarının ise 2004 yılında
başladığını ve bugünlere kadar sürdüğünü
belirttiler.
Şirket yetkilileri satın aldıkları
toprakların Kıbrıs Türk toprağı olduğunu
yalanladılar.
KIBRIS 25/11/2007
Türkiye düşmanlığıyla tanınan Rum parlamenter
Matsakis bir Türk kızına aşık oldu. Bu aşk sayesinde
hafta içinde yapılan AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu'nda Matsakis AB
yerine, Türkiye lehine görüş açıkladı.
KKTC sınırında iki yıl önce Türk
bayrağını indiren, Türk askerine hakaret eden, geçen yıl
geldiği Meclis çatısı altında da
karışıklık yaratan Rum parlamenter Marios Matsakis'in bir
Türk kızına âşık olduğu ortaya çıktı.
İddiaya göre bu aşk sayesinde de Matsakis, hafta içinde yapılan
AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu (KPK) toplantılarında,
Türkiye'yi eleştirmek yerine AB'yi eleştirdi.
Türkiye gazetesi SABAH, bu iddiaları 53 yaşındaki
Matsakis'e sordu. Matsakis, önce kaçamak yanıt verip, "Ben Türk
kadınlarına aşığım ama sorun şu ki onlar
bana âşık değil. Türk kadınları çok hoş, çok
güzel. Sadece dış görünüş olarak değil aynı zamanda iç
dünyası da güzel" dedi.
Ardından "özel biri var mı" sorusuna ise,
"Belki... Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.
İlişki hakkında konuşmak için daha çok erken. Bu benim özel
hayatım..." karşılığını verdi.
Matsakis, "Yani âşıksınız" sorusunu,
başıyla gülümseyerek onaylarken, "Belki size daha sonra
söylerim" dedi. Kıbrıs Türklerinden de 1974'te yaşanan
olaylar için özür dileyen Matsakis'e işte bu sırada, "Yoksa
aşkınız Kıbrıs Türkü mü?" sorusunu yöneltti ama
bu soruyu da "Özel hayatımı konuşmak istemiyorum"
diyerek yanıtladı.
Telefon kartı aldı
Geçen yıl katıldığı KPK
toplantıları sırasında, "Burası ne biçim bir
ülke, cep telefonum bile çekmiyor" sözleriyle olay çıkaran Matsakis,
bu kez kontörlü kart aldı. "Ne yapalım, uyum sağlamak
zorundayız. Hayat da böyle" diye konuşan Matsakis'in
mesajları ise şöyle:
"Kesinlikle Türkiye'nin AB üyeliğinden yanayım. Biz
Kıbrıslılar Türkiye'yi, düşman olarak karşımıza
almak yerine bir dost ve müttefik olarak yanımıza
almalıyız. Türkiye büyük tarihi geçmişi olan, saygın bir
ülke. Gururlu insanları var ve çok güçlü.
Türk bayrağını almamın nedeni Türkiye'ye bir
hakaret değildi. Dikkatleri AB toprakları içerisinde Türk
askerlerinin bulunduğuna dikkat çekmek istedim. Bayrağa
saygısızlık yapmadım. Ben onu AB'nin en saygın
kuruluşuna Avrupa Parlamentosu'na götürdüm ve başkana verdim. Biz
politikacılar şov yaparız.
Şimdi mantık zamanı, siyaset zamanı değil.
Ben Papadopulos'un değil, kendi görüşlerimi söylüyorum. Federal çözüm
en iyisi, tıpkı Almanya, ABD ve Kanada'da olduğu gibi.
Kıbrıs'ta, Türk ve Rumlar çok kötü şeyler
yaşadı. Kıbrıs Rumları Türklere çok gaddarca
davrandı. Olaylar için, o dönemde çocuk olmama karşın, ben
Kıbrıs Türklerinden özür dilerim.
Şimdi 21. yüzyıldayız AB çatısı
altındayız. Gelecek Türk ve Rumlar için daha güzel olmalı."
Artık AB'yi eleştireceğim
"AB Türkiye'ye eşit davranmıyor. Bu ahlaken
yanlış. Bazı AB üyeleri Türkiye'yi istemiyor ama çoğunluk
Türkiye'den yana. Ben de Sarkozy'yi popüler açıklamaları nedeniyle
şiddetle eleştiriyorum. Çünkü AB'nin birliğine zarar veriyor.
Bence Türkiye AB'ye üye olacak güçte. Bundan sonra Türkiye'yi değil, AB'yi
eleştireceğim. Biz Türkiye'de ifade özgürlüğü istiyoruz ama bu
AB'de yok. Fransa'da soykırımın inkarını yok saymak
bir suç. Avusturya'da bir profesör soykırım iddialarını
inkar ettiği için ceza aldı. Avrupa'da çok fazla
ayrımcılık var. Mesela Romenlere karşı İtalya'da
yaşananlar. Ben AP'ye Türkçenin de resmi dil olması için
başvurdum. Bizim Türkiye'ye ihtiyacımız var ve Türkiye'yi AB'ye
almak için elimizden geleni yapmalıyız."
Matsakis ne demişti
KKTC sınırında bir nöbetçi kulübesinden Türk
bayrağını çalan ve İngiliz üslerine kaçak girdiği için
tutuklanan Matsakis, "Türk bayrağını indirmek Nazi
bayrağını indirmeye eşdeğer. Kıbrıs'taki tek
terörist TSK'dır" demişti.
KIBRIS 25/11/2007
Soyer, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi Hükümet Liderlik
Okulu'nda kurs almakta olan kamu üst düzey yöneticilerine konferans verecek.
KKTC'den KTHY uçağı ile dün sabah saat 07.00'de ayrılan
Başbakan Soyer, bugün saat 11.00'de yurda dönecek.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e İstanbul ziyaretinde,
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ahmet Muratoğlu
eşlik ediyor.
KIBRIS 25/11/2007
AA
Güncelleme: 17:25 TSİ 26 Kasım 2007 Pazartesi
KONYA -
İngiltere Veliaht Prensi Charles, eşi Cornwall Düşesi Camilla
ile birlikte Konyaya geldi. Konya havaalanında Vali Osman Aydın,
Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, İngilterenin
Ankara Büyükelçisi Nick Baird, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman
Okudan tarafından karşılanan Charles ve Camilla daha sonra bu
heyet eşliğinde Mevlana turuna çıktı.
Müzeyi gezen Prens Charles ve eşi Camilla, yetkililerden bilgi
aldılar; Mevlananın kabrinin bulunduğu bölümde incelemelerde
bulundular; daha sonra arka kapıdan çıkıp sema programı
izlemek için Mevlana Kültür Merkezine geçtiler.
Burada mehter takımının mini konseriyle karşılanan
Prens Charles, sema gösterisine geçerken, izlemeye gelen vatandaşlar da
titizlikle arandı. Kadınların çantalarında bulunan törpü,
krem, tırnak makasına bile el kondu.
SEVGİLİ
EŞİMLE GELMEKTEN SEVİNÇLİYİM
Prens gösteriyi izledikten sonra, Doğu ve Batı: Maneviyat
Kıssaları başlıklı bir konuşma yaptı.
Türkiyeyi son ziyaretinden bu yana 3 yıl bile geçmediğini ifade eden
Charles, Bu kez ziyaretime ülkenizin kültürel ve tarihi mirasını bir
parça da olsa görebilmesi için sevgili eşimi de beraberimde
getirebilmiş olmaktan büyük sevinç duymaktayım dedi.
Prens konuşmasının başında, Türkiyenin
uluslararası sahnede her geçen gün daha çok yer
aldığını vurgulayıp; uzun başarı
listesinden bahsetmeyeceğini, ancak Ortadoğu barış
sürecindeki rolünü, Afganistana katkısını saymadan
geçemeyeceğini kaydettikten sonra, Mevlana Celaleddin Ruminin son
dünyevi mekanı olan Konyada ölümünün 800. yılında rahmetle
anıldığına geçti ve özetle şunları söyledi:
FANİ
BEDENE MİRAS İKİLİĞİN ÖTESİNİ GÖRÜRSÜN
Mevlana
Hazretlerinin eserlerine batı dünyasında büyük ilgi duyan çok
sayıda kişinin olduğunu görmek beni son derece etkiliyor.
Kendimi, bu kimselerin bir şekilde kendi hayatlarında
eksikliğini hissedip Mevlananın şiirsel maneviyatında
buldukları şeyin ne olduğunu sorgulamaktan
alıkoyamıyorum. Belki de bu hepimizin hissettiği ancak
Mevlananın son derece iyi bir şekilde anlayıp
aktardığı yüreklerimizdeki o özlem olabilir mi? Ya da
varlıkların dışa dönük ifadesiyle dolup
taşmış bir dünyada, eserlerinin kendimizle çelişen bir
şekilde hepimizin halen önemli olduğunu hissettiği ruh yolumuzu
aydınlatmak için iç dünyamıza parlak bir ışık
yansıtması mıdır bizleri çeken? Ya da hem yüreklerimizi hem
de zihnimizi kendisine sürükleyen öngörüsünün evrenselliği, mukaddes
olanı algılayışı mıdır? Bizlere
hatırlattığı gibi; Kandiller farklı olsa da
ışık aynı ışıktır,
ışığa odaklanırsan bu fani bedene miras ikiliğin
ötesini de görürsün...
YÜREK
ZEKAMIZI TERK ETTİĞİMİZ HİSSİ
İnsanları
Mevlanaya çeken her ne olursa olsun, hayata batılı yaklaşımın,
bunun aksine parçalayıcı ve yanlı, hatta çoğu zaman
bütünden çok parçayla, içselden çok dışsal olarak tamamlanabilecek
bir gerçeklikle ilgilenir hale geldiğini dile getiren Charles, şöyle
devam etti:
Gerçekten de zaman zaman batıda bizlerin her tür amaç ve niyetimizde,
gerçekliğin görünen kadar görünmeyen de bir boyutu olduğunu
kavrayabilen yürek zekamızı yani içgüdüsel niteliklerimizi terk
ettiğimiz hissine kapılıyorum. Belki de bunu, olmasaydı yok
olmaya karşı çok daha savunmasız hale geleceğimiz,
Tanrının bize verdiği duyulardan biri olan altıncı
his olarak da adlandırabiliriz. Tabii ki bu parçamızı tekrar
bütünleştirebilmemiz, böylece bize meydan okuyan sınamalarla
yüzleşebilmek için ihtiyaç duyacak olduğumuz bütünlük hissini yeniden
oluşturabilmemiz gerekmektedir.
Dünyanın dört bir yanındaki tüm halklar için batıda
gerçekleştirebildikleri bütün güzel şeylerin içerisinde
yüzyıllar boyunca doğunun kendileri için bir ilham kaynağı
olduğunu ve kendilerine evrensel gerçekleri öğrettiğini kabul etmeleri
gerektiğini dile getiren Charles, Örneğin büyük şairimiz
Tennyson, kendisinden kısa bir süre sonra gelen ve Kuran-ı Kerimi
14 farklı şekilde ezberlemiş olan Attarın öğrencisi
Fars şair Şirazlı Hafızdan çok etkilenmişti dedi.
Charles, 19. yüzyılın batılı şairlerinin
birçoğunda da benzer etkiler görüldüğünü vurgulayarak, büyük Alman
Şairi Goethenin Hafız-ı Ruhani Usta olarak
adlandırıldığını kaydetti.
KOMŞUNUN
İNANCI DA BİZİMKİ GİBİ KIYMETLİ
Yürek aklının insanlara birbirlerini daha iyi tanıyabilmenin
yollarını gösterdiğini söyleyen Charles, herkesin aynı
olmadığını, ancak ebedi ve evrensel bilgelikten bahseden
ortak değerlerin bulunduğunu, bu bilgeliğin insanın yaradılış
içindeki yerini düşünmesini sağladığını,
insanları birbirine yakınlaştırdığını
ve köprüler kurmasına imkan verdiğini kaydetti.
İnsanların kendi inancına sadık olsa da bu bilgelik ve
anlayış sayesinde diğerlerinin inançlarına daha
saygılı davranabildiğini ifade eden Charlesın
konuşması şöyle devam ediyor: Bizim için kendi
inandığımız şeyler ne kadar kıymetliyse,
komşularımız için kendi inandıkları şeylerin de
en az o kadar kıymetli olduğunu daha iyi kavrayabilmekteyiz.
Aslında bu saygıyı göstererek kendi inancımızın
olgunluğunu göstermiş oluruz ki bu da ulusların medeniyetinin
bir işaretidir. 20. yüzyılın önde gelen Britanyalı
şairlerinden birisi merhum Kathleen Raine, ruha inanmayan bir dünyada
asıl kurbanın inanç olduğuna işaret etmişti. 20.
yüzyılın neredeyse tamamını yaşamış olan
şair, batıda inancın düşüşüne tanıklık
etmiştir.
Bu şairin tüm çabalarının merkezinde kendisinin hayal gücünün
öğrenimi olarak adlandırdığı çalışma yer
almıştır. Bir şiirinde de belirttiği gibi gözün
baktığı yerde gizem çözülmeye başlar ve her mevsim açan gül
aşkın büyüyen kertesi o noktadır. Hayal gücüne
bakışı oldukça spesifikti. Hayal gücü kalbin gözüydü. Bu,
Mevlananın basiret olarak adlandırdığı ve iç görü
anlamına gelen hayal gücü ile aynı niteliğe sahiptir. Tüm varlıkların
dış görünümlerinin ötesine geçerek iç gerçekliklerini görmemizi
sağlayan şey, yüzyıllar boyunca birçok şairin
yansıttığı kalbin gözüdür. Britanyanın diğer
büyük şairlerinden birisi William Wordsworth de bu kavramı iyi
anlamış ve şöyle tanımlamıştı, uyumun gücü
ve neşenin daha da derin gücüyle susturulan göz, cisimlerin hayat
ışığını gösterir bize.
İNSANOĞLUNUN
BENCİLLİĞİ VE KİBRİYLE DONATILMIŞ
Varlıkların bir şekilde gözardı edilmiş olan bu
görünümünün yeniden hak ettiği öneme kavuşturulması
gerektiğini vurgulayan Charles, farklılıklara rağmen üç
ilahi dinin her birine ait vahiylerde ortak bir mesaj bulunduğunu, bunun
da birbirimize önem vermemiz gerektiği olduğunu ifade etti.
Ve buna rağmen insanoğlunun bencilliğinin ve birbirine ve
etrafındaki dünyaya karşı kibrinin her geçen gün daha da artan
örnekleriyle donatılmış bir çağda yaşıyoruz
diyen Charles, şunları kaydetti:
Böylesine dalgalı denizlerde, sağlam bir çapaya ihtiyaç vardır
ve o da zayıflığımızı kabul etmemizi
sağlayacak bir yöntemdir. Ve bazen merak ediyorum, aramızdaki farklar
ilahi öğretinin kendisinden çok bu öğretiyi
yorumlayışımızdan kaynaklanmıyor mu? Artık
açıkça görülmektedir ki doğal yaşama verdiğimiz
zararın etkilerini kendi üzerimizde de görmekteyiz. Mesela iklim değişikliği,
eko sistemlerin ve canlı türlerinin yok edilmesi, artan sel ve
fırtına felaketleri ve belki de artık bu korkunç olaylar ile
sanayileşen dünyada insanoğlunun kutsal olan olgusunu kaybetmesi
arasında doğrudan bir bağlantı olup
olmadığını sorgulamamızın zamanı
gelmiştir. Eğer günahlarımız ile yürekten gelen içgüdümüz
arasında karşılıklı bir bağlantı varsa o
zaman bu kibrimizin üstesinden gelebilmek ve olayları daha net görebilmek
için içsel zekamızı kullanmamız gerekmektedir. Bu da hayatta
kalabilmemiz için hayati bir önem taşımaktadır.
YÜREĞİN
GÖZÜNÜ DİNLEMEYEN BİR DÜNYA GÖRÜŞÜ
Prens Charles, insanlığın artık yeni ve çok yakın bir
geçmişe kadar da göz önüne çıkmamış tehlikelerle
karşı karşıya olduğunu ve yüreğin gözünü
dinlemeyen bir dünya görüşüne sahip olmanın da insanları bu
tehlikelere karşı tamamen hazırlıksız
kıldığını ifade etti.
Teknolojinin ve insanoğlunun
yaratıcılığının, şüphesiz bu tehlikelerle
yüzleşirken insanlara önemli yardımı dokunacağını
anlatan Charles, konuşmasını şöyle tamamladı:
Ancak bunlar söz konusu tehlikeleri tek başlarına aşamazlar.
Çünkü zararın büyük kısmına teknolojiyi kullanma
tarzımız neden olmuş olsa da teknolojiden kaynaklanmayan bir
kriz ile karşı karşıyayız. Çünkü bugün karşı
karşıya olduğumuz kriz algımızdaki bu kusurdan
kaynaklanmaktadır. Tüm dünyadaki hayatın sanayileşmesi bizi
korkutucu bir şekilde hem geleneksel dinlerimizden hem de doğal
dünyadan uzaklaştırdı.
Vahdettin, Kurtuluş Savaşında Mustafa
Kemale destek oldu mu?
Profesör Metin Hülagü, Londradaki Foreign Officete (Yabancılar Ofisi)
yıllar sonra gün ışığına çıkan belgeleri
inceledi. İngiliz kayıtlarına dayanarak son Osmanlı
Padişahı Vahdettin ile Atatürkün ilişkisini kaleme aldı.
Vatan Gazetesi'nde Bülent Günal
imzası ile yeralan habere göre Vahdettin Atatürk'e gönderdiği
mektuplarda ağır hakaretler etmiş...
* İngiliz belgelerini incelediniz. Tüm bu
çalışmaların ışığı altında en çok
tartışılan soruyla başlamak istiyorum. Vahdettin bir hain
miydi?
İngiltere, Kurtuluş Savaşı
ile Osmanlı Hanedanının ve Vahdettinin
kaçışında baş aktörlerden biriydi. O yüzden İngiliz
belgelerinde yazılanlar çok önemli. Şunu söyleyerek
başlayalım. II. Abdülhamitten sonra tüm şehzadelere yönelik bir
siyaset yasağı var. Bir bakıma şehzadeler apolitik yetiştiriliyor.
Vahdettin de böyle. Çengelköyde yaşıyor, besteler yapıyor,
İslam hukuku üzerine kafa yoruyordu. Dünya nereye gidiyor, Avrupa nereye
koşuyor, Osmanlının geleceği ne olacak gibi sorular
Vahdettinin gündeminde büyük yer kaplamıyordu.
Vatan haini değildi ama siyaseten
bilgisizdi, yeteneksiz ve başarısızdı
* Böyle bir adam 1918 yılında,
ağır şartların yaşandığı bir dönemde
tahta çıktı.
Evet... Ve Vahdettinden çok şey
bekleniyor. Vahdettin hain değildi ama siyaset, özellikle dünya siyasetini
bilmeyen bir adamdı zaten. Ama Vahdettinin tecrübesizliği kadar
Osmanlının da zaafları var. Siyaset bilmeyen birinin tahta
çıkması onun vatan haini olduğunu göstermez. Çünkü
padişahlara Osmanlı tebaası, toprakları bir mirastır.
İnsan mirasına ihanet eder mi? Çiftlik sahibi kendi çiftliğinin
yok olmasını bile bile ister mi?
* İstemez herhalde...
O da istemiyor. Ama yeteneksiz,
başarısız. Çevresindeki sözde siyaset bilenlerin
oyuncağı oluyor. Oyuna getiriyorlar onu. Ve şartlar geliyor,
geliyor... Vahdettin 17 Kasım 1922de, yani bundan 85 yıl önce
İngiliz Malaya gemisiyle Maltaya kaçıyor. Ama Mustafa Kemal günler
öncesinden Vahdettinin kaçacağını biliyor.
Atatürk, Vahdettinin kaçacağını
biliyordu, sarayda casusları vardı * Nasıl biliyor?
Çünkü sarayda bir casusu var! Vahdettinin en
yakınındaki kişilerden biri bu. Ama kim olduğunu
bilmiyoruz. Bildiğimiz Atatürkün o dönemde gazetelere yansıyan
açıklamalarında söylediği, Vahdettinin
kaçacağını günler öncesinden biliyordum''
açıklaması... Atatürk Saraydaki gelişmelerden gün be gün
haberdar. Neler oluyor, biliyor. İngiliz belgelerine de bu durum aynen
yansımış.
Padişah iddia edildiği gibi
kaçarken yanında bir servet götürmüyor
* Vahdettin söylendiği gibi sürgüne bir
servet mi gitti?
Hayır. Vahdettinin İstanbuldan
ayrılırken yanına oğlu Ertuğrulu, hizmetlilerinin bir
kısmını ve sultan aylığı olan 50 bin Osmanlı
Lirayı alıyor. Bu da o günün parasıyla 20 bin İngiliz
Sterlini ediyor. Paranın bugünkü değeri ise yaklaşık 215
bin YTL. Ayrıca bu paranın tümü nakit de değil. Aralarında
Fransız ve İngiliz bonoları var.
* Bu para bonolarla mı birlikte 20 bin lira
ediyor?
Evet. Zaten para da İstanbul Merkez
Bankasında yatıyor. Ancak mevduat Londradaki BTC Banka havale
ediliyor. Belgelerde paranın nereden nereye
aktarıldığı, hangi tarihlerde ne kadarı çekildiği
belli. Bu para 1924 yılına kadar idare ediyor. İngilizler
Vahdettini Maltaya bıraktıktan sonra bizden bu kadar diyor,
gerisine karışmıyorlar. Vahdettin sonraki tüm yolculuklarının
parasını, harcamalarını kendi cebinden yapıyor. Ve
istediği zaman da parasını çekemiyor. İngiliz yetkililerden
izin aldıktan sonra parça parça parasını çekebiliyor. Bonoları
bozduruyor ve beş parasız kalıyor, sefil düşüyor. Zaten
beş parasız kaldıktan sonra da gerek Vahdettin gerekse
Osmanlı hanedanı için son çırpınışlar
başlıyor.
Atatürk, arkasından Sarayda sayım
yaptırdı, arası iyi olsa yapar mıydı?
* Atatürkün Vahdettin için, Namuslu
adamdı, isteseydi giderken Topkapı Sarayını götürürdü
diye bir açıklama yaptığı iddia ediliyor.
Gerek Atatürkün bu
açıklamalarını gerekse Vahdettinin Atatürk için, O bir
Osmanlı Paşasıydı. Kimse onun hakkında kötü bir söz
söyleyemeztüründe yaptığı iddia edilen açıklamaları
gerçekçi bulmuyorum. Bunların tümü Atatürk ile Vahdettinin
arasını bulma çabaları. Gerçeği yansıtmıyor.
Vahdettin kaçar kaçmaz Ankara hükümeti ne yapıyor?
Ne yapıyor?
Topkapı Sarayındaki değerli
hazinelere ve Kutsal Emanetlere baktırıyor, sayımları yapılıyor.
Acaba kaçırmış mı diye? Özellikle kutsal emanetlere Ankara
Hükümeti büyük önem veriyor. Çünkü onlar bir bakıma halifeliğin
simgesi.
Padişahın kullandığı
ifadeleri yazsam başım hakaretten belaya girer * Yani siz son
günlerin hakim görüşünün aksine Atatürk ile Vahdettinin
arasının kesinlikle iyi olmadığını söylüyorsunuz.
Bakın, öyle belgeler var ki, ben kitaba
koyamadım. Niçin biliyor musunuz? Vahdettinin İngiliz yetkililerine
yazdığı kimi mektuplarda Atatürk için küfre varacak kadar sözleri
var. Ben bu belgeleri yazsam hakaretten mahkemeler yakama
yapışır. Sadece Vahdettinin bu tür mektupları
olduğunu belirttim ama belgeleri kelimesi kelimesine yazmadım.
Vahdettin Atatürke bir bakıma düşman. Çünkü onu tahtından
indirdi, saltanatına son verdi. Zaten Atatürk de Nutukta Vahdettin için,
sefil, aciz, anlayıştan yoksun, yaratık gibi kelimeleri
kullanmış. Atatürk ile Vahdettin arasında en büyük
çatışma birinin gelenekçi diğerinin yenilikçi olmasından
kaynaklanıyor.
MILLIYET 26/11/07
AB'den hayvancılığa 25 bin Euro hibe
TEKNİK EĞİTİM AMAÇLI 112 EĞİTİM
VERİLDİ... Lefkoşa'da AB Destek Ofisi'nin açılmasından
sonra, AB'den gelen uzmanlarla bugüne kadar; tarım, çevre, tek pazar,
finans, gümrük gibi konularda teknik eğitim verildi ve bu amaçla 112
etkinlik düzenlendi. Hayvan üreticilerine, süt üretiminde hijyen
koşulları sağlamaları için 5-25 bin Euro hibe
yardımı yapılacak
L ATIKLAR YAŞAMI TEHDİT EDİYOR... Andrew Rasbash,
"Hastane atıkları, sanayi atıkları, süt, yağ gibi
atıklar toplum sağlığını ciddi biçimde tehdit
ediyor. Bu alandaki çalışmalar sadece bir belediyenin altından
kalkacağı işler değildir. Sizlerin, etkin bir katı
atık yönetimi kurmanız gerekiyor. Buna siz karar vereceksiniz. Biz sadece
size parasal ve teknik yardımda bulunacağız, ancak işi siz
yapacaksınız" şeklinde konuştu
AB'nin Kıbrıs Türk toplumuna yönelik 259 milyon Euro'luk
"Mali Yarım"ı ile gerçekleştirilecek projeler giderek
netlik kazanıyor.
AB Kıbrıs Türk Toplumu Masası şefi Andrew Rasbash,
AB yardımının 5-6 yıllık bir süreci
kapsadığını ve harcanacak paranın yüzde 80'ine
yakınının alt yapı harcamaları için
kullanılacağını açıkladı.
Rasbash, Kuzey Kıbrıs'ta katı atıkların
yönetimi, ayrıştırılması ve değerlendirilmesine
büyük öncelik verdiklerini ve bu çerçevede Dikmen'deki çöplüğün bir
başka yere nakledilmesini önerdiklerini de söyledi.
Radyo Mayıs'ta katıldığı iki dilli
"Adamızın Sesi" programına, Brüksel'den telefonla
katılarak Hasan Kahvecioğlu'nun sorularını yanıtlayan
Rasbash, Kıbrıs Türk toplumu için ayrılan paranın beş
ana alanda değerlendirileceğini belirtti.
Rasbash, AB standartlarını yakalamak için öncelikle
Kıbrıs'ın kuzeyindeki altyapının güçlendirilmesini
hedeflediklerini ve katı atıklar, su, çevre, enerji, telekom gibi
alanlarda projeler geliştirdiklerini söyledi.
Rasbash, ikinci başlık olarak "sosyal ve ekonomik
gelişme"yi ele aldıklarını ve sürdürülebilir çevrenin
korunması, kırsal alanlardaki standartların yükseltilmesi, özel
sektördeki orta ve küçük ölçekli işletmelerin desteklenmesi
programlarını geliştirdiklerini anlattı.
AB'nin ayırdığı mali yardımla sivil toplumun
desteklenmesi, güven artırıcı önlemler ve uzlaşma
konularına da katkı yapacaklarını anlatan Rasbash,
Kıbrıslı Türklerin AB'ye yakınlaştırılması
için öğretmen ve öğrencilere yönelik burs programları
düzenlediklerini, bu amaçla 30 öğrencinin AB ülkelerindeki üniversitelerde
halen eğitim gördüğünü söyledi. 2008-2009 öğretim
yılında da Kıbrıslı Türk öğrencilere burs
verilmesini sürdüreceklerini anlatan Rasbash, AB muktesebatının
öğrenilmesi ve uygulanması, böylece olası bir çözümde AB'ye
uyumun sağlanması için de programlar geliştirdiklerini ve bütçe
ayırdıklarını belirtti.
Uygulamaya başlanan projelerle ilgili bilgiler de aktaran Rasbash,
UNDP (Birleşmiş Milletler Program Ofisi) üzerinden kayıp
şahıslarla ilgili çalışmalara, mayınların
temizlenmesine ve bazı köylerle kasabalardaki altyapı
çalışmalarına kaynak aktardıklarını, Bedesten'in
restorasyonuna da katkı yaptıklarını söyledi.
Lefkoşa'da AB Destek Ofisi'nin açılmasından sonra,
AB'den gelen uzmanlarla bugüne kadar; tarım, çevre, tek pazar, finans,
gümrük gibi konularda teknik eğitim verdiklerini ve bu amaçla 112 etkinlik
düzenlediklerini de anlatan Rasbash, geçen bir yılı daha çok
hazırlık dönemi saydıklarını, gelecek yıllarda
daha yoğun biçimde çalışacaklarını anlattı.
Rasbash, Lefkoşa'da, çürüyen su borularının
değiştirilmesi için 4 milyon Euro harcayacaklarını,
Gazimağusa ve Güzelyurt'un da mali yardımlardan pay
alacağını anlattı ve Haspolat'taki arıtma tesisinin
kapasite artırımı, standardının yükseltilmesi
konuları ile de ilgili olduklarını ve bu iş için de bir
miktar bütçe ayıracaklarını söyledi.
Hayvan üreticileri için; sütün sağılması,
saklanması ve taşınmasına ilişkin olarak hijyen
koşulları geliştirmek amacı ile 500 bin Euro'luk bir hibe programı
için halen müracaat kabul ettiklerini de belirten Rasbash, ocak ayına
kadar müracaatları alacaklarını ve ilkbaharda hayvan üreticisi
başına soğuk zincir kurmalarına katkı için 5-25 bin
Euro katkı yapmayı planladıklarını da söyledi.
Dikmen Çöplüğü kapatılmalı
Rasbash, radyo söyleşisinde özellikle Dikmen çöplüğüne dikkat
çekti ve buranın kapatılmasını önerdiklerini, bu alandaki
çalışmalar için 30 milyon Euro ayırdıklarını
anlattı.
Rasbash, katı atıklar konusunda yoğun biçimde
çalıştıklarını, adaya uzmanlar getirdiklerini,
hazırladıkları önerilerini Kıbrıslı Türk
makamlara aktardıklarını da belirterek şunları
söyledi:
"Hastane atıkları, sanayi atıkları, süt,
yağ gibi atıklar toplum sağlığını ciddi
biçimde tehdit ediyor. Bu alandaki çalışmalar sadece bir belediyenin
altından kalkacağı işler değildir. Sizlerin, etkin bir
katı atık yönetimi kurmanız gerekiyor. Buna siz karar
vereceksiniz. Biz sadece size parasal ve teknik yardımda
bulunacağız, ancak işi siz yapacaksınız"
KIBRIS 26/11/07
Glorıa Jean's Coffees KKTC'de
Dünyanın en kaliteli, yüksek standartlardaki en çok sevilen ve
aranan "Kahve Üstadı" Gloria Jean's Coffees (GJC), ülkemizin
tanınmış şirketlerinden Kaner Grubu ile anlaşma
yaparak GJC zincirlerinin yeni halkasını KKTC'de açacak.
Dünyada 28 ülkede toplam 780'e aşkın lokasyonda bulunan GJC,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde aralıkayının ilk
haftası Kıbrıslı Türklere dünyadaki en iyi kahve
çekirdeklerinden meydana gelmiş yüze yakın kahve içecek çeşidini
dünyadaki örneklerini aratmayacak şekilde, fark yaratan bir hizmet
kalitesi içerisinde Lefkoşa'nın kalbi Dereboyu Caddesi'nde kahve
misafirleri ile buluşmaya hazırlanıyor.
GJC Lefkoşa'dan sonra Girne, Gazimağusa ve Güzelyurt
lokasyonlarında kahve sever müşteri kitlesini genişleterek
ülkemizin diğer şehirlerinde de büyümesini devam ettirecektir.
Dereboyu'nda GJC francise spesiyal kahve konsepti çerçevesinde dizayn edilen
287 metrekare alanlık lokasyonunda aynı anda 100 kahve severi misafir
olarak ağırlayabilecek bir alana sahip. GJC şirket eğitmeni
Lefkoşa'daki lokasyonunda hizmet verecek personelin eğitimi için
çalışmalara başladılar.
Gloria Jeans Coffees dünya standartlarını KKTC halkına
sunuyor
Tüm dünyada haklı bir üne sahip olan Gloria Jean's Coffees'in en
önemli misyonu; dünya standartlarını en kaliteli bir biçimde üretmek
ve misafirlerine bu kaliteyi aile ortamı ve canlı bir atmosfer
içerisinde sunmaktır. Gloria Jean's Coffees'in vizyonu ise dünya
çapında en sevilen ve saygı duyulan kahve şirketi olmak. Gloria
Jean's Coffees'in üretmekte olduğu kafeinsiz kahve, tamamen doğal
ortamda dağ suları ile kafeinlerden arındırılarak
%99.9 kafeinsizlik oranı ile en yüksek standartlarla hiçbir kimyasal madde
kullanılmadan üretilmektedir.
KIBRIS 26/11/07
|
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 14:22 TSİ 26 Kasım 2007 Pazartesi
LONDRA - Belgravia
Meydanı adı verilen bölgede bulunan Türkiye Cumhuriyeti Londra
Büyükelçiliği binası önünde toplanan Türkler, şehitlerin
anısına saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal
Marşının okunmasının ardından yürüyüşe
geçti. Türkler Teröre Karşı Platformu ve Türk Dernekleri
Federasyonu organizasyonunda düzenlenen gösterinin başlamasından önce
bölgede bildiri dağıtan 30a yakın terör örgütü
yandaşı, polis tarafından gözaltına alındı.
Türk bayrakları
ile Hepimiz Mehmetiz, PKKya yeteriz, Kahrolsun PKK, Şehitler ölmez,
vatan bölünmez yazılı pankartlar taşıyan kalabalık,
Hyde Park Meydanı, Picadilly Caddesi boyunca yürüyerek Picadilly
Meydanına ulaştı.
Bu sırada, çevrede biriken kalabalık ve trafikte kalan araç
sürücülerine, PKK terörünü ve Türkiyeye verdiği büyük zararı anlatan
bildiriler dağıtıldı.
10. Yıl Marşı ve Mehter marşlarının
çalındığı yürüyüş boyunca kalabalık, zaman zaman
tekbir getirdi.
Geniş güvenlik önlemleri alan polis, yolun kıyısında
kalabalığa karışıp
kışkırtıcılık yapmaya çalışan bazı
terör örgütü yandaşlarını gözaltına aldı.
Bir ara kalabalığın arasına da terör örgütü
yandaşlarının sızdığı kuşkusu kısa
süreli bir arbede yaşanmasına yol açtı. Arbedede bir gazeteci
başından hafif biçimde yaralandı ve fotoğraf makinası
hasar gördü.
Kalabalık daha sonra Trafalgar Meydanı üzerinden İngiltere
Başbakanı Gordon Brownın konutunun bulunduğu Downing
Sokağına yürüdü. Türk Dernekleri Federasyonu Başkanı
Şener Sağlam ve 4 kişiden oluşan bir heyet,
İngilterede yaşayan Türkler adına hazırlanan ve terörün
durdurulması talebini içeren bir bildiriyi Downing Sokağı 10
numaradaki Başbakanlık Konutuna teslim etti.
Bildiride, terörün her türlüsü lanetlenirken, terör örgütünün kanlı
saldırıları sonucu Türk Ordusunun, Kuzey Iraka operasyon yapma
noktasına geldiğine dikkat çekildi.
Terörizmin ırkı, dini, dili ve toprağı
bulunmadığına dikkat çekilen bildiride, bütün dünya
milletlerinin bu ortak düşmana karşı birleşmesi
gerektiği vurgulandı.
Downing Sokağının önünde toplanan ve sayıları 5 bini
bulan Türk daha sonra sessizce dağıldı.
NTV
Güncelleme: 18:00 TSİ 27 Kasım 2007 Salı
BRÜKSEL
- Malta ve Kıbrıs Rum Kesiminin Euroya geçmesiyle ortak para birimi
Euroyu kullanan ülke sayısı 15e çıkacak. Euro kullanmayan
Avrupa Birliği üyelerinin sayısı ise 12ye düşecek.
Yapılan
son değerlendirmede her iki ülkenin de Euro banknotları ve madeni
para dağıtımını tamamladığı
belirtiliyor.
Euro kullanan ülkelerin toplam kamu borcunun, gayri safi yurtiçi
hasılanın yüzde 60ının altında olması
koşulu bulunuyor.
Öte yandan Avrupa Birliği, kendi onayı olmadan Euroya geçmemesi için
KKTCyi uyardı. KKTCdeki bazı çevreler, Euroya geçilmesi
gerektiğini savunuyor.
Ticarette Güney'e göre dezavantajlıyız
DEVLET, DURUMU LEYHE ÇEVİRME İRADESİNİ ORTAYA
KOYMALI... Kıbrıs Ekonomi Politikaları Araştırma
Merkezi (KEPAM), Kıbrıs'ta iki ekonomi arasında belirli bir
entegrasyon süreci yaşanmaya devam ettiğini belirterek, sürece
yapılacak müdahalelerin kısıtlama ve engelleme değil,
serbest rekabet kurallarının oluşturulması yönünde
olmasını önerdi. Uygulanan yanlış ve yetersiz makroekonomik
politikalar, siyasi ve ekonomik konjonktür nedeniyle Kuzey Kıbrıs
ekonomisinin ticarette dezavantajlı durumda olduğunu kaydeden KEPAM,
devletin hizmet ve emek akımlarının yönlerini Kuzey
Kıbrıs ekonomisi lehine çevirme iradesi ortaya koymasını
istedi
MÜDAHALELER, KISITLAYICI VE ENGELLEYİCİ OLMAMALI... İki
ekonomi arasında belirli bir entegrasyon sürecinin yaşanmaya devam
ettiğini kaydeden KEPAM, raporunda özetle şu görüşlere yer
verdi: "Bu süreç Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmadan
disiplinsiz ve kendiliğinden gerçekleşme eğilimindedir. Bu nedenle
bu sürece yapılacak müdahalelerin, kısıtlama veya engellemeye
yönelik korumacı politikalar yerine genel olarak serbest piyasa
kuralları yani rekabet kurallarının oluşturulması
şeklinde yapılması önerilmektedir. Bu anlamda haksız
rekabetin önlenmesi ve fırsat eşitliği yaratılması
önemlidir."
Kıbrıs Ekonomi Politikaları Araştırma Merkezi
(KEPAM), Kıbrıs'ta iki ekonomi arasında belirli bir entegrasyon
süreci yaşanmaya devam ettiğini belirterek, sürece yapılacak
müdahalelerin kısıtlama ve engelleme değil, serbest rekabet
kurallarının oluşturulması yönünde olmasını
önerdi.
Uygulanan yanlış ve yetersiz makroekonomik politikalar,
siyasi ve ekonomik konjonktür nedeniyle Kuzey Kıbrıs ekonomisinin
ticarette dezavantajlı durumda olduğunu kaydeden KEPAM, devletin
hizmet ve emek akımlarının yönlerini Kuzey Kıbrıs ekonomisi
lehine çevirme iradesi ortaya koymasını istedi.
KEPAM "Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs'ın
Ekonomik Entegrasyonu Durum Tespiti ve Politika Önerileri" konulu bir
rapor hazırladı.
Raporu Başbakanlık ve siyasi parti liderlerine de sunacak
olan KEPAM, son dönemlerde belirli bir tüketimin Güney'e kayma
gösterdiğine işaret ederek, bunun oranının belirlenmesinin
eldeki verilerle çok da mümkün olmadığını belirtti.
"Haksız rekabet önlenmeli, fırsat eşitliği
yaratılmalı"
İki ekonomi arasında belirli bir entegrasyon sürecinin
yaşanmaya devam ettiğini kaydeden KEPAM, raporunda şu
görüşlere yer verdi:
"Bu süreç Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmadan
disiplinsiz ve kendiliğinden gerçekleşme eğilimindedir. Bu
nedenle bu sürece yapılacak müdahalelerin, kısıtlama veya engellemeye
yönelik korumacı politikalar yerine genel olarak serbest piyasa
kuralları yani rekabet kurallarının oluşturulması
şeklinde yapılması önerilmektedir. Bu anlamda haksız
rekabetin önlenmesi ve fırsat eşitliği yaratılması
önemlidir.
Ayrıca tedbirlerin, sadece hükümet tarafından değil,
özel sektör tarafından da alınması önemlidir. Zaten
sağlanacak rekabet ortamında piyasanın bu durumu
zorlayacağı çok açıktır. Korumacı ve yasaklayıcı
tedbirlerin varlığı kaçak ve denetimsiz ticareti
artıracağından hem kamu gelirlerini hem de kamu
sağlığını tehlike altına sokabilecektir.
Mevzuatın olabildiğince AB mevzuatı ile
uyumlaştırılması söz konusu entegrasyonu
hızlandırıcı etki yaparken ticari ve mali
kazancımızı da artıracaktır."
Raporda, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın ekonomik
ilişkilerinin kapsamlı bir yaklaşımla
değerlendirilerek yapılan tespitler ışığında
önerilerde bulunuldu.
Öneriler
KEPAM'ın önerileri şöyle:
"Mevcut entegrasyonda durumu Kuzey ekonomisi lehine çevirebilmek
için mal ve hizmetlerdeki fiyat ve diğer rekabet unsurları
açısından dezavantajlar tespit edilerek, var olan haksız rekabet
ve fırsat eşitsizlikleri hükümet ve özel sektör kabiliyetleri
ölçüsünde müdahale edilerek asgari düzeye indirilmelidir.
Güney Kıbrıs ekonomisi, Kuzey ekonomisine göre ticarette
ölçek ve taşımacılıkta navlun avantajlarına sahiptir.
Bu avantajlar yanında, tüketicileri direkt etkileyen marka, acente ve
büyük alışveriş merkezlerinin varlığı da
çekicilik yaratmaktadır.
KEPAM, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin rekabet etme kapasitesini
artırmak için hükümetin bir taraftan Maliye ve Dış ticaret
politikalarını etkin bir şekilde kullanması, diğer
taraftan ise özellikle kamunun yarattığı maliyetlerin minimize
edilmesi ve piyasada rekabet koşullarını sağlamak
amacıyla mevzuat değişikliklerine gitmesi gerektiğini
savunmaktadır.
"Maliye gelir vergisi performansını iyileştirmeyi
hedeflesin"
Maliye politikasının en önemli aracı olan vergi
politikaları, ülkedeki fiyat oluşumunu etkileyen önemli faktörler
arasındadır. Son dönemde ithalata getirilen stopaj büyük ölçüde
fiyatlara yansımıştır. Bilinmesi gereken, dolaylı
vergilerdeki (KDV, fon, stopaj vb) uygulamaların bire bir fiyatlara
yansıyan vergiler olduğu ve piyasadaki rekabet gücünü olumsuz
etkilediğidir. Burada özellikle Maliye Bakanlığı'nın
kolayı seçmek yerine (stopaj ve KDV'yi artırma gibi), rasyonel ve
uzun vadeli olanı seçerek, gelir vergisi ile ilgili
performansını iyileştirmeyi hedeflemesi gereklidir.
Bunun için başta gelir vergi oranlarının kabul
edilebilir, %20 - %30 aralığına ve sistemin de kolay
yönetilebilir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Buna
eşzamanlı olarak ise, verginin tabana yayılması ve çok
kazanandan çok, az kazanandan az vergi almayı başarmak için
denetimlerin artırılması ve cezaların
caydırıcı hale getirilmesi gerekmektedir.
KEPAM'a göre, piyasaların rekabet gücünü artırmaya yönelik
kullanılabilecek güçlü, esnek bir cari bütçe yapısına ihtiyaç
vardır. Bunun için kronik personel harcamalarına ve mali transferlere
(sübvansiye, sosyal güvenlik ödemeleri ve bütçe dışı idarelere
aktarılan gibi) radikal müdahaleler yapılması gerekmektedir. Bu
sayede bütçenin esnekliği sağlanarak rekabet etme amaçlı
kullanılabilecektir.
İthal maliyetlerin minimize edilmesi için Gazimağusa
Limanı'nda belli düzenlemelere gidilmesi gerekmektedir. Gazimağusa
Limanı'nda yer alan gümrük ve işlemlerin, ithal edilen malların
birim maliyetini % 4 artırdığı (vergi, fon vb hariç)
akademik çalışmalarla da tespit edilmiştir. Gazimağusa
limanında sistemi rehabilite edecek ve şeffaf hale getirecek
düzenlemeler ile birlikte eşanlı olarak "belirlenmiş,
süresi olan, iyi tanımlanmış" bir navlun ve
ulaşım desteği verilmesi ve ithalatçıların Güney
ithalatçısı ile aynı koşullara getirilmesi
amaçlanmalıdır. Ancak bunun için mutlak surette bütçedeki etkin
olmayan diğer sübvansiyonların azaltılması veya
kaldırılması ile dengelenmesi önkoşul olmalıdır.
Son bir yılda Yeni Türk Lirası, Kıbrıs Lirası
karşısında % 10 düzeyinde değer kazanmıştır.
Bunun yanında Kuzey Kıbrıs ekonomisinde 2007 yılı 10
aylık fiyat artış ortalaması %9.1 olarak
gerçekleşirken Güney Kıbrıs'ta ayni dönemde fiyat
artışı %2.1 oranında kalmıştır. Bu fark ise
son 10 aylık dönemde fiyat artışı ile kur etkisinin toplam
%17 düzeyinde Kuzey aleyhinde dezavantajlı bir durum
yaratmıştır.
KEPAM, fiyatlardaki istikrarsızlık yanında YTL'nin
yarattığı risk unsurlarının da minimize edilebilmesi
ve ekonomik entegrasyon sürecine katkı koyması için Euro para
birimine geçilmesi yönünde gerekli çalışmaların
yapılmasını önermektedir.
"Rekabeti koruma yasası bir an önce..."
KEPAM, hükümetin serbest piyasa sisteminin tesisi ve elverişli
iş ve yatırım iklimi için ihtiyaç duyulan düzenlemelerin
hazırlaması gerekliliğine inanmaktadır. Kuzey
Kıbrıs ekonomisinde göreli olarak fiyat artışına neden
olan korumacılık yerine daha kurumsal politika araçları ve
düzenlemeler yoluyla özlenen fiyat istikrarı ve rekabetçi bir piyasa
yapısına ulaşılabilir. Bu amaçla başta Mecliste
bulunan Rekabeti Koruma Yasası'nın bir an önce yasallaşarak uygulamaya
konularak piyasadaki aksak oluşumların önünün alınması
gerekmektedir. Ayrıca, Tüketici Koruma Yasası ve Anti-Damping için
gerekli tüzük ve kararların çıkartılması ve etkin bir
şekilde uygulanmalarının sağlanması gerekmektedir. Bu
mevzuat düzenlemelerinin AB müktesebatına uygun olması
şarttır.
Devletin, üretici ve işletmeci pozisyonundan arınması
için kamu kurumlarının yeniden yapılanması
(özelleştirme, özerkleştirme, tasfiye) ve bütçe dışına
çıkartılarak hesaplarının ayrı tutulması
gerekmektedir.
Sektörel asgari ücret uygulamasına geçilmeli
KEPAM mevcut asgari ücret uygulamasına son verilmesi veya
yetkinlik-beceriye dayalı objektif sektörel asgari ücret uygulamasına
geçilmesi gerektiğini savunmaktadır. Mevcut uygulama ile emek
piyasasına müdahale edilmekte, piyasa koşullarına (emek
arzı ve talebi) göre belirlenmesi gereken ücretler belirlenememektedir.
Özellikle mukayeseli avantajımızın olması beklenen
hizmetler (Otel, restoran vb.) dikkate alındığında,
sektörel asgari ücret uygulamasının hizmetler sektörüne pozitif yönde
katkı koyacağı açıktır.
Hizmet sektöründe avantajımızı iyi
kullanamadığımız çok açıktır. Hizmet
sektörlerindeki mukayeseli üstünlüğümüzün neden ortadan
kalktığının tam olarak irdelenmesi ve önlem alınması
uygun olacaktır. Gelişmekte olan küçük ülkelerin en önemli
avantajı hizmet sektöründe olduğu gerçeği
unutulmamalıdır."
Kuzey Kıbrıs ekonomisi dezavantajlı durumda
KEPAM'ın raporunda Sonuç olarak Kuzey Kıbrıs ekonomisi,
gerek kendi içerisinde uygulanan yanlış ve yetersiz makroekonomik
politikalar, gerekse siyasi ve ekonomik konjonktür nedeniyle, ticarette
dezavantajlı durumdadır. Devlet, çözümsüzlük
şartlarının getirdiği bütün olumsuzluklara rağmen,
kendi kapasitesindeki makroekonomik politika ve araçları etkin kullanarak
mal, hizmet ve emek akımlarının yönlerini Kuzey Kıbrıs
ekonomisi lehine çevirme iradesini ortaya koymalıdır.
Raporda, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın ekonomik
entegrasyonuyla ilgili durum tespiti de yapılarak, ekonomik ilişki
şekilleri "Kişilerin kontrollü serbest dolaşımına
bağlı ortaya çıkan iki taraflı mal akışı;
dış ticaret (ithalat, ihracat ve geçici ithalat); yolcu beraberi
alış veriş; kişilerin her iki tarafta da
yaptıkları hizmet tüketimi (turizm ve diğer); iki taraf
arasındaki sermaye akımı (Güney'de iş kuran, Kuzey'de ev
alan yabancılar gibi); Güney'de çalışan Türklerin Kuzey'e
getirdikleri işçi gelirleri; miktarı bilinmeyen, ancak birçok alanda
devam ettiği bilinen kaçak mal ve insan ticareti" olarak
sıralandı.
Mal akımları güney lehine, hizmet ticaretinde kuzey
avantajlı
Sadece bugün yaşanan mal akımlarına bakarak endişe
ve panikle kısa vadeli ve günü kurtarıcı tedbirler
geliştirmek yerine, Yeşil Hat boyunca gerçekleşen veya
gerçekleşebilecek her türlü ticari akımın hizmet ve sermaye
akımları da dahil kapsamlı değerlendirmeler yapılarak
kısa ve orta vadeye yönelik politikalar geliştirilmesi gerektiği
ifade edilen raporda, mal akımlarının Güney Kıbrıs
lehine olacağı kaçınılmaz bir gerçek diye nitelendi.
KEPAM raporunda hizmet ticaretinde ise Kuzey'in göreceli avantajlı
olduğu, iş gücü, hizmet ve sermaye faktörlerinin net
akımlarının Kuzey ekonomisi lehine olduğu, bunun sürmesi
için düzenlemeler yapılması gerektiği kaydedildi.
Hem hükümet hem özel sektör adım atmalı
Raporda hükümet yanında özel sektörden de rekabet
kurallarının oluşması için adım beklendiği
vurgulanarak, "Burada, hükümetten beklenen Kuzey ekonomisinde haksız
rekabet yaratan unsurların giderilmesi ve fırsat eşitliği
yaratılmasıdır ki bu hem iç piyasayı canlandıracak hem
de dışa karşı rekabet edebilirliğini
artıracaktır. Piyasa düzenlemelerinin olmaması nedeniyle ortaya
çıkan aksak piyasa düzeni de sağlıklı bir yapıya
kavuşacaktır. Kuzeyin rekabet edebilirliğinin
artırması hem faktör akımlarından ticaret fazlası elde
edebilmesine fırsat yaratabilecek, hem de ekonomideki kaynak
dağılımının ekonomik akla uygun yürütülmesine imkan
vererek etkinlik yaratacaktır" denildi.
Maliye, para, dış politika, yapısal düzenlemeler
KEPAM tespit ve önerilerini şu 4 başlık altında
topladı:
1-Maliye Politikası: Bir taraftan rekabetçi vergi, tarife, gümrük
vergisi ve fon düzenlemeleriyle ve diğer taraftan da rasyonel harcama
politika araçlarını kabiliyeti ölçüsünde kullanarak müdahale
etmelidir;
2-Para Politikası: Fiyat istikrarsızlığı ve
yarattığı risk unsurlarının minimize edilmesi
bağlamında ve entegrasyon sürecine katkı koymak için
istikrarlı (Euro) bir para birimine geçişi gündeme
alınmalıdır;
3-Dış Ticaret Politikası: Güney Kıbrıs'ın
dış ticaret politikasını AB'ye devretmiş
olmasının yarattığı katılıktan avantaj
sağlamak amacıyla dış ticaret politika
enstrümanlarımızı şekillendirecek politikaların
belirlemesine çalışılmalıdır.
4-Yapısal düzenlemeler: Kuzey'de tüm kurum ve kuralları ile
serbest piyasa ekonomisini tesis edilebilmesi için gerekli tüm hukuki ve
kurumsal alt yapıların oluşturulması. Kamu yönetimi
reformunun da bu kapsamda ele alınması gerekmektedir."
Sonuç
Raporda, bu başlıklar detaylı incelenerek şu sonuca
yer verildi:
"Sonuç olarak son dönemlerde belirli bir tüketimin Güney'e
doğru kayma gösterdiği ancak bunun oranını belirlemenin
eldeki verilerle çokta mümkün olmadığı söylenebilir. Fakat
yukarıda değerlendirilen konular ışığında
iki ekonomi arasında belirli bir entegrasyon sürecinin yaşanmaya
devam ettiği yönündedir. Bu süreç Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunmadan disiplinsiz ve kendiliğinden gerçekleşme eğilimindedir.
Bu nedenle bu sürece yapılacak müdahalelerin, kısıtlama veya
engellemeye yönelik korumacı politikalar yerine genel olarak serbest
piyasa kuralları yani rekabet kurallarının
oluşturulması şeklinde yapılması önerilmektedir. Bu
anlamda haksız rekabetin önlenmesi ve fırsat eşitliği
yaratılması önemlidir. Ayrıca tedbirlerin; sadece hükümet
tarafından değil, özel sektör tarafından da alınması
önemlidir. Zaten sağlanacak rekabet ortamında piyasanın bu
durumu zorlayacağı çok açıktır. Korumacı ve
yasaklayıcı tedbirlerin varlığı kaçak ve denetimsiz
ticareti artıracağından hem kamu gelirlerini hem de kamu
sağlığını tehlike altına sokabilecektir.
Mevzuatın olabildiğince AB mevzuatı ile uyumlaştırılması
söz konusu entegrasyonu hızlandırıcı etki yaparken ticari
ve mali kazancımızı da artıracaktır."
KIBRIS 27/11/07
Kuzeyde kadına karşı şiddet
yaşamın parçası
BİLGİ VERİP, ÖNERİLERİNİ SUNDULAR... ABD
Kıbrıs Büyükelçiliği'nin "Uluslararası Kadına
Karşı Şiddet Günü" dolayısıyla Güney
Lefkoşa'da Kıbrıslı Türk ve Rum sivil toplum örgütlerinin
katılımıyla düzenlediği panelde örgütler, kendi
taraflarındaki kadına yönelik şiddeti konusunda bilgi vererek,
önerilerini dile getirdi. KAYAD Başkanı Meral Akıncı,
kadına karşı şiddetin Kuzey Kıbrıs'ta
"yaşamın bir parçası" olduğunu söyledi
ABD Kıbrıs Büyükelçiliği, "Uluslararası
Kadına Karşı Şiddet Günü" dolayısıyla Güney
Lefkoşa'da Kıbrıslı Türk ve Rum sivil toplum örgütlerinin
katılımıyla panel düzenledi.
Örgütler panelde, kendi taraflarındaki kadına yönelik
şiddeti konusunda bilgi vererek, önerilerini dile getirdiler.
Panele Kuzey Kıbrıs'tan Prologue Danışmanlık,
Kadından Yaşama Destek Derneği (KAYAD) ve Üniversiteli
Kadınlar Derneği, Güney Kıbrıs'tan ise Kıbrıs
Aile Planlaması Birliği ile Aile içi Şiddeti Önleme ve
Yardım Birliği katıldı.
Panelde, kadına karşı şiddetin Kuzey
Kıbrıs'ta "yaşamın bir parçası" olduğu
bildirildi.
Güneyde 30 bin kadın
Panelin açılış konuşmasını yapan ABD
Kıbrıs Büyükelçiliği İki Toplum Koordinatörü Juliette
Dickstein, günün, kadına karşı şiddet konusunda verilen
mücadeleyi ortaya koymak için önemli bir fırsat oluşturduğunu
kaydetti.
Kadına karşı şiddetin çok yaygın olmaya devam
ettiğini vurgulayan Dickstein, bu şiddetin aile içi, seks ticareti,
zarar verici kültürel faaliyetler şeklinde veya savaş ve çatışma
ortamlarında görülebileceğini anlattı.
Dickstein kadına karşı uygulanan şiddetin
kadınlarda kişisel, sağlık, aile ve toplumda tahrip edici
etkilerinin olduğunu vurguladı.
Dickstein, gazetelerde yayınlanan konuyla ilgili istatistiklere
atıf yaparak, Güney Kıbrıs'ta çocukların yüzde 50'sinin
fiziksel veya psikolojik olarak suiistimal edildiğini, yüzde 10'unun
cinsel tacize uğradığını, 30 bin kadının da
şiddete maruz kaldığını söyledi.
ABD'nin kadına karşı şiddeti ortadan kaldırmak
için uzun zamandır mücadele verdiğini belirten Dickstein, bu konuda
yasal, eğitim, sağlık ve altyapısal olmak üzere çok yönlü
reformlar gerektiğini vurguladı.
Bilinçlendirme kampanyası çerçevesinde ABD'nin
başlattığı etkinlikler hakkında da bilgi veren
Dickstein, insan ticareti üzerine film gösterimleri sunulacağını
ve gösterimler sonrasında da film üzerinde tartışmalar
yapılacağını belirtti.
Dickstein, kadına yönelik şiddetin ortadan
kaldırılması için yürütülen çalışmalar çerçevesinde,
kadınların ekonomik kalkınmada yer almaları,
kadını şiddete karşı koruyan yasaların uygulamaya
konması ve toplum liderlerinin kadına karşı şiddeti
açıkça kınamalarının teşvik edilmesini örnek olarak
verdi.
Kuzeyde yaşamın parçası
KAYAD Başkanı Meral Akıncı da, kadına
karşı şiddetin Kuzey Kıbrıs'ta "yaşamın
bir parçası" olduğunu söyledi.
Kuzey Kıbrıs'ta kadınların eskiden kalma yaşam
biçiminden dolayı şu anki rolünü kabul ettiğini belirten Meral,
kadınların eğitilmesi, nasıl daha güçlü olabileceklerinin
öğretilmesi gerektiğini vurguladı. Meral, "Düşünce
değişikliğine ihtiyacımız var" dedi.
Derneğin özelde kadın hakları ve genelde insan
hakları ile ilgili çalışmalar yürüttüğünü belirterek, bu
bağlamda kadınların güçlendirilmesi ve toplumda
anlayışın gelişmesi için çeşitli eğitim
seminerleri ve danışma hizmetleri sunduklarını kaydetti.
Meral Akıncı, "Kuzey Kıbrıs'ta geleneksel
yaşam tarzından dolayı aile içi şiddetin bir yaşam
şekli olduğunu" söyledi.
Dernek tarafından kadına şiddet konusunda birçok
araştırma yaptıklarını belirten Akıncı,
Lefkoşa'nın surlar içi bölgesinde 200 kadına yapılan
anketin sonuçlarına atıfta bulunarak, şiddete maruz kalma
açısından çalışan ve çalışmayan kadınlar
arasında fark bulunmadığını kaydetti.
Kadınların psikolojik, fiziksel ve duygusal baskıya
maruz kaldığını belirten Akıncı, ankette
eğitim gören kadınların daha fazla duygusal olarak baskı
altına alındığının, eğitimsiz
kadınların ise ağırlıkla fiziksel şiddete maruz
kaldığının ortaya çıktığına işaret
etti.
Anketin ayrıca aile içi şiddetin sadece kadına yönelik
değil ayrıca çocuğa yönelik de
yapıldığını tespit ettiğini belirten
Akıncı, derneğin aile içi şiddetin normal ve doğal bir
sosyal davranış olarak görülmemesi doğrultusunda toplumu
bilinçlendirmeye çalıştıklarını söyledi.
Şiddet tabu, rakamlar yanıltıcı
Prologue Danışmanlık Direktörü Mine Yücel de,
kadına karşı şiddetin Kuzey Kıbrıs'ta
hayatın bir parçası olduğunu söyledi. Kuzey Kıbrıs'ta
şiddetin ne denli ciddi bir sorun olduğunu görmek için çok
kapsamlı bir çalışma gerektiğini belirten Yücel, 2006
yılında Prologue Danışmanlık tarafından
kadın ticareti hakkında yapılan çalışma hakkında
bilgi verdi.
Kadına karşı şiddetin tabu olduğunu
belirterek, kaydedilen şiddet olaylarının gerçeği
yansıtmadığını belirten Yücel, sorunun
boyutlarını öğrenmek için derinlemesine mülakatların daha
verimli olacağını vurguladı.
"Maalesef şiddet hayatlarımızın büyük bir
parçası oldu" diyen Yücel, danışmanlık merkezi olarak
hayatın gerçeklerini ortaya çıkarmak ve insanları bu konuda
bilgilendirmek ve ayrıca buna karşı harekete geçmelerini
sağlamak için araştırma yapmaya devam edeceklerini söyledi.
Amaç kadına destek
Üniversiteli Kadınlar Derneği temsilcisi Didem Erel ise,
derneğin amacının kadınların güçlenmesini ve toplumun
her alanında yer almalarını sağlamak olduğunu
belirtti.
Kadına yönelik şiddete karşı mücadele konusunda da
derneğin çeşitli bilgilendirme çalışmaları
yürüttüğünü belirten Erel, "kadına şiddet konusunda
kadınlara yardımcı olma, onları bu konu hakkında
bilgilendirme ve yalnız olmadıklarını bilmeleri yönünde
çalışmalar yapıyoruz" dedi.
Güneyde artış var
Rum Aile içi Şiddeti Önleme ve Yardım Birliği temsilcisi
Stalo Youtani de, Güney Kıbrıs'ta aile içi şiddette
artış yaşandığına dikkat çekti.
Youtani, birliğin esas amacının insanları
kadına yönelik şiddet konusunda eğitmek olduğunu ifade
ederek, bu amaç doğrultusunda kadına karşı şiddetin
eğitimle önlenmesi, aile içi şiddet mağdurlar için barınak
sağlama, ilgili birimleri kadına yönelik şiddet konusunda bilgilendirme
gibi faaliyetlerde bulunduklarını belirtti.
Youtani, ayrıca kadına yönelik şiddete karşı
mücadele konusunda, ücretsiz yardım hattı, kişisel eğitim
ve Kıbrıs'ta tek olan mağdur için barınak olmak üzere üç
farklı program da yürüttüklerini kaydetti.
Stalo Youtani, biriliğin elindeki istatistik verilere göre özellikle
kadına yönelik aile içi şiddette bir artış olduğunu
belirterek, hedeflerinin kadınlara yardım etmek ve bu sorun
hakkında farkındalık yaratma olduğunu belirtti.
Youtani, kadınların, maruz kaldıkları şiddet
hakkında bir şeyler yapmalarının normal olduğu ve
kendilerinin bir suçu olmadığı konusunda
inandırılmaları gerektiğini vurguladı.
Güney Kıbrıs'ta sırasıyla psikolojik, fiziksel ve
cinsel tacizin en çok yaşandığına işaret eden Youtani,
psikolojik baskının ispatının çok güç olduğunu, cinsel
tacizlerin ise çoğu kez açıklanmadığını belirtti.
Çocuklar eğitilmeli
Güney Kıbrıs Aile Planlaması Birliği
Başkanı Despo Hadjiloizou da, Güney Kıbrıs'ta aile içinde
kadına ve çocuklara yönelik şiddetteki artışa dikkat çekti.
Aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için en
etkin yöntemin çocukların bu konuda çok küçük yaştan itibaren
eğitilmeleri olduğunu vurgulayan Hadjiloizou, çocukları koruyan
yasaların güçlendirilmesi ve daha çok kadının karar alma
mekanizmalarında yer almaları gerektiğine ekledi.
Hadjiloizou, 1971'den beri faaliyet göstermekte olan birliğin, tüm
insanların temel insan haklarını özgürce kullanarak kendi
tercihlerini yapabileceği bir toplum yaratmayı hedeflediğini
belirterek, bu konuda herkesin katılabileceği bilgi, eğitim ve
klinik hizmetleri de sunduklarını kaydetti.
"İnsan ticaretinin, kadınların mal olarak
kullanıldığı modern kölelik olduğunu" belirten
Hadjiloizou, insan ticaretinin her türlü insan haklarının ihlali
olduğunu ifade etti. Hadjiloizou, çocukların ve gençlerin cinsel
istismarı, evlilik içi cinsel istismar, iş yerlerinde cinsel istismar
da çağın gerçeği olduğunu kaydetti.
"Mağdurlar çoğu zaman yanımızdadırlar.
Susmak sadece bunun devamını sağlayacaktır" diyen
Hadjiloizou, insan hakları alanında cinsiyet eşitliğini
savunarak, kadın ve erkeğin bu hakları eşit olarak
kullanabilmesine olanak tanınabileceğini ifade etti.
Kadına yönelik şiddete karşı siyasi, yasal ve
toplumsal alanlarda mücadele verilmesinin önemine işaret eden Hadjiloizou,
bu konuda medyaya önemli sorumluluklar da düştüğünü kaydetti.
KIBRIS 27/11/07
Önümüzdeki yıl, Kıbrıs'ta çözüme yönelik
yeni bir gelişme muhtemeldir
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununa çözüm
bulunmasına yönelik girişimlerin, Güney Kıbrıs'taki
seçimlerden sonra hız kazanacağını söyledi.
Soyer, önümüzdeki yıl içerisinde Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik yeni bir gelişmenin muhtemel olduğunu vurguladı
ve Kıbrıs Türk tarafının çözüm çabalarına katkı
koymaya hazır olduğunu kaydetti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, geçtiğimiz cumartesi günü
İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi'nde verdiği konferansta,
Kıbrıs sorununun sadece Kıbrıslı Türklerin
eşitlik ve varlık meselesi olmadığını, aynı
zamanda manevi ve kültürel bağlarla bağlı bulunan Türkiye'nin de
sorunu olduğunu söyledi.
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler
Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, Kıbrıs sorununun,
Kıbrıslı Türkler ile Türkiye'nin bölgesel ve dünya
ölçeğinde stratejik çıkarlarının da, Kıbrıs
adası ve çevresiyle bütünleştiğine dikkati çeken Soyer,
Kıbrıs'ın Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'de çok önemli bir
coğrafyada bulunması nedeniyle stratejik öneme sahip olduğunu
belirtti.
"Kıbrıs'ın sahipleri olan Kıbrıslı
Türkler olarak bizler, ekonomik ve siyasi boyutu yanı sıra, stratejik
önemi çerçevesinde de Kıbrıs sorununa yönelik ilgimizi de
yitirmemeliyiz" diyen Başbakan Soyer, şu anda Türkiye'de
yaşanan terör olayları nedeniyle Kıbrıs sorununun gündemde
olmadığının düşünülmemesi gerektiğini dile
getirerek, Kıbrıs sorununun her zaman için güncelliğinin ve
öneminin devam ettiğini söyledi.
Irak krizinin gündemde olduğu bu aşamada da Kıbrıs
sorununda yaşanan gelişmelerin her zaman takip edilmesi
gerektiğini ifade eden Soyer, konuşmasında Kıbrıs'ta
yaşanan tarihi olayları anlattı.
Kıbrıs'ta yaşananların iyi değerlendirilmesi
halinde doğru kararlar üretmenin mümkün olduğunu ifade eden
Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununun hâlâ çözümlenmemesinin, olumsuz
koşullar yarattığına dikkati çekti.
2008'de "liderler buluşması"
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un
Kıbrıs'taki iki liderin, sorunun çözümüne yönelik 2008'de
"liderler buluşması" olarak 6 kez bir araya gelmesi yönünde
görüş belirttiğini anımsatan Soyer, önümüzdeki yıl
içerisinde Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir gelişmenin
muhtemel olduğunu vurguladı.
Dünyanın birçok merkezinde, Güney Kıbrıs'taki başkanlık
seçiminden sonra, iki taraf arasındaki siyasi görüşmelerin
başlaması yönünde görüşler beyan edilmekte olduğunu ifade
eden Başbakan Soyer, bu nedenle gerek Türkiye'nin gerekse
Kıbrıslı Türklerin bu temel soruna yönelik dikkatlerini asla
kaçırmaması gerektiğini dile getirdi.
Kıbrıs sorununun hangi noktada bulunulduğunun
belirlenmesinin önemli olduğunu anlatan Soyer, Kıbrıs sorununun
çözümlenmediğini, ancak buna rağmen Rumların Avrupa Birliği
içerisinde yer aldığına dikkati çekti.
Eşit haklar
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 24 Nisan'da yapılan
referandumlarda "evet" diyen Kıbrıslı Türklerin Rumlar
kadar Kıbrıs'ta eşit haklara sahip olduğunu, ancak
Kıbrıs'ın bütününden, dünyadan ve Avrupa Birliği'nden
soyutlandığını vurguladı.
Başbakan Soyer, Rumların Kıbrıs sorunu
çözümlenmeden Avrupa Birliği'ne girdiğini ve bunu kullanarak
Kıbrıs'ın bütününü temsil ettiği noktasıyla
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik tüm parametreleri yok ettiğini
söyledi.
Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler zemininde
çözümlenmesi gerektiğini, ancak Rumların bu sorunu kendisinin üye
olduğu Avrupa Birliği'ne taşımak istediğini
anımsatan Soyer, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin buna
karşı olduğunu dile getirerek, Kıbrıs Türk
tarafının ve Türkiye'nin temsil edilmediği Avrupa
Birliği'nde Kıbrıs sorununu çözmenin eşitlik ilkesiyle
uyuşmadığını ve demokratik
olmadığını vurguladı.
Başbakan Soyer, Rumların Kıbrıs sorununun çözümünde
Türk tarafını tanımadığını ve Türkiye'yi
taraf olarak almak istediğini, bununla amacının;
Kıbrıs Türk halkını Ada'da azınlık olarak
göstermek olduğunu söyledi
Kıbrıs sorununun çözümü için Rum tarafının zamana
oynadığını ve görüşme sürecini yok etmeye
çalıştığını ifade eden Soyer, ancak
Kıbrıs Türk tarafının çözüme yönelik bugüne kadar
gösterdiği çabayı bundan sonra da sürdüreceğini kaydetti.
Kıbrıs sorununun en önemli unsurlarından bir tanesinin
mülkiyet sorunu olduğunu belirten Soyer, mülkiyet sorununa, siyasal
noktada bir çözüm bulunabileceğini ifade etti.
"Güney'de Kıbrıslı Türlerin mal
varlığı var, Kuzey'de Rumların bıraktığı
mallar var. Biz, kimsenin malını gasp etmek istemiyoruz. İnsan
haklarının temel değerleri içerisinde mülkiyet sorununa çözüm
bulmak istiyoruz" diyen Soyer, demokratik değerlere bağlı
olarak mülkiyet sorununun çözümlenebileceğini ve bu amaçla Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi tarafından kabul edilen
Taşınmaz Mal Komisyonu'nun kurulduğunu söyledi.
Rumların, sürekli Kıbrıslı Türklerin
gelişmesini engellemeye ve Kıbrıslı Türkleri dünyadan izole
etmeye çalıştığını belirten Soyer,
Gazimağusa ile Lazkiye arasında gemi seferleri
başlatıldığını, ancak Rum Yönetimi'nin bunu
engellemek için girişimler başlattığını
anımsattı.
Soyer, ilk kez uluslararası bir organdan Kuzey
Kıbrıs'taki limanların kapalı olmadığı
yönünde bir deklarasyon çıktığını belirterek, Rumlar'ın
girişimlerinin sonuçsuz kalacağına inanç belirtti.
Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununun Birleşmiş
Milletler zeminini devreden çıkarmadan, siyasi eşitlik, iki
bölgelilik, Türkiye'nin garantörlüğü çerçevesinde, iki kurucu devlet
temelinde federal bir modelle çözümlenmesi gerektiğini belirtti ve bu
amaca ulaşana kadar Türk tarafı ve Türkiye'nin mücadelesinin
süreceğini vurguladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, konuşmasının
ardından soruları cevapladı.
Bir soru üzerine Soyer, Güney Kıbrıs'ın son zamanlarda
Kapalı Maraş'ı sürekli gündeme getirdiğini, ancak
Kapalı Maraş'ın Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü
içerisinde yer aldığını söyledi.
KIBRIS 27/11/07
Beyaz Rusya'dan işadamları KKTC'ye geldi
Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ,
Beyaz Rusya heyetini kabul etti.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre 27 farklı
ülkeden şirketle işbirliği halinde olan, bu şirketlere
danışmanlık hizmeti de vererek yatırımcıları
yönlendirip aracılık yapan bir kooperatif temsilcisinin de
aralarında bulunduğu Beyaz Rusya heyetinde, gıda sektöründe
faaliyet gösteren işadamları bulunuyor.
TC Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret
Müsteşarlığı'nın 2007 yılı Beyaz Rusya
Alım Heyeti programı kapsamında KKTC'yi de ziyaret eden heyetin,
Ekonomi ve turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ ile
görüşmesinde, Bakanlık Özel Kalem Müdürü Savaş Uğurlu,
Bakanlık Ekonomi Müşaviri Yusuf Gülçür, Sanayi Odası
Asbaşkanı Musa Sönmezler, Sanayi Odası Genel Sekreteri Mustafa
Gündüz, TC Lefkoşa Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Nilüfer
Sandallı ile İhracatı Geliştirme Merkezi Temsilcisi Halit
Akbay da hazır bulundu.
Heyet temsilcisi ziyarette yaptığı konuşmada,
Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ'a
kendilerini kabul ettiği için teşekkür etti.
Yapacakları temaslarda alacakları bilgiler
ışığında KKTC'den eli boş dönmeyeceklerini
hissettiğini vurguladı.
Türkiye Cumhuriyeti'ndeki birçok şirketle de işbirliği
içinde bulunduklarını belirten temsilci, KKTC'deki
işadamları ile tanışmak için
sabırsızlandıklarını ifade etti.
Şanlıdağ
Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Bakan
Şanlıdağ da kabulde yaptığı konuşmada,
heyeti KKTC'de görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
KKTC'nin yıllardır ambargolar altında yaşam
mücadelesi veren bir ülke olduğunu vurgulayan Bakan
Şanlıdağ, uzun yıllardır bu şartlar altında
üretimlerini en iyi şekilde yapan Kıbrıs Türk sanayicisi ile
işadamlarına teşekkür etti.
Bakan Şanlıdağ, heyetin KKTC'deki
programlarının yoğun olduğunu ifade ederek, heyetin
KKTC'deki üretici ve ihracatçılar ile görüşmelerinin verimli
geçeceğine inandığını belirtti.
Bakan Şanlıdağ, Beyaz Rusya ile KKTC'deki
işadamları arasında yararlı işbirliği
kurulması ve bu işbirliğinin gelişerek süreklilik arzetmesi
için Bakanlık olarak ellerinden geleni yapacaklarının da
kaydetti.
KIBRIS 27/11/07
"Kuzey Irak, ikinci bir Kıbrıs
olmamalı"
Ankara'da Kuzey Irak ile ilgili politikaları oluşturan sivil-askeri
ekibin en büyük titizliği, yeni bir Kıbrıs tuzağına
düşülmemesidir.
Kim ile konuşsam aynı cümleyi duydum: "Kuzey Irak ikinci bir
Kıbrıs olmamalı".
Bundan ne anladıklarını çok iyi biliyorum.
Kıbrıs müdahalesinde haklıydık.
Uluslararası konjonktür lehimizeydi.
Ancak, askeri ve diplomatik hatalar yaptık ve sonunda, haklı
olmamıza rağmen Kıbrıs tuzağına düştük.
Küçücük, masum bir adayı işgal eden, haksız bir devlet görünümü
ve boynumuza asılan bir "barbarlık" yaftasıyla
dolaşır olduk.
Uluslararası ilişkilerde elimiz ayağımız
bağlandı. Kıbrıs bir süre sonra,
sırtımızdaki bir kambura dönüştü. Türkiye'nin
atılımlarını engelleyen bir unsur durumuna girdi.
Hala bugün, Kıbrıs tuzağından kendimizi kurtaramadık.
Maddi ve manevi açılardan hala kan kaybediyoruz.
Bu noktaya gelmemizin nedeni, haklılığımızı
anlatamamamız, uluslararası ortam hazırlayamamamız ve
askeri gücümüzü hesapsız kullanmamızdı. İki harekat yerine,
kısa süreli ve tek bir harekatla işi bitirsek, eleştiriler çok
daha az olurdu. Bir diğer ağırlıklı neden, askeri
harekatı uluslararası hukuka dayandırıp siyasi çözüm
bulamamamızdı.
1974'teki İngiliz dışişleri bakanı Callaghan'ın
bana söylediği gibi, "Başlangıçta Kıbrıs, Türk
Ordusu'nun tutsağı idi. Ancak şimdi Türkiye,
Kıbrıs'ın tutsağı olma noktasına geldi".
İşte Ankara'daki sivil-asker politika yapıcıların en
büyük korkusu bu: İkinci bir Kıbrıs olayı yaşamak.
Kuzey Irak'ın tutsağı olmak ve Irak bataklığına
batmak. Unutmayalım ki, asker sokmak bir oranda kolaydır da, sonra
geri çekmek çok zordur.
Aynı tuzağa düşmemek için, politika yapanlar, kamuoyunun ve
muhalefetin tüm baskılarına direndiler, sabırlı
davrandılar ve etraflarında bir ittifak cephesi oluşturdular.
Eylül- Kasım ayları arasında neler
yaşandığına kısaca bakalım:
1. Her şeyin başında en önemli, en kritik aşama ABD'nin
ikna edilmesi ve harekete geçirilmesiydi. 5 Kasım Washington
görüşmesinde, Bush "Bu sorun Türkiye'nin içinde kaynaklanıyor.
Siz önce Kürt sorununu hafifletmek için adım atın, ben de sonra Kuzey
Irak'taki PKK'lıları temizlerim" dese, Türkiye kaybederdi. Oysa
Washington, PKK'yı ortak düşman ilan ederek tartışmayı
bitirdi. Hemen ardından da çarklar dönmeye başladı.
2. Avrupa Birliği'ne durum iyi anlatıldı. AB, yine ilk defa,
Türkiye'nin Kuzey Irak'a sınırlı ve kısa süreli
müdahalesine yeşil ışık yaktı. PKK'yı, yine ilk
defa terör örgütü olarak niteledi. DTP'yi uyardı ve PKK terörü ile
arasına mesafe koymasını istedi.
3. Arap ülkelerine yönelik şimdiye kadar eşine rastlanmamış
bir bilgilendirme kampanyası gerçekleştirildi. Ankara'da ardı
ardına üst düzey ziyaretçiler ağırlandı. Suriye Devlet
Başkanı, Suudi Arabistan Kralı, 17 ülkenin
Dışişleri bakanlarının ayrı ziyareti ve
Babacan'ın bölge ülkelerine gidişi, bu büyük kampanyanın temel
taşlarını oluşturdu. Müthiş bir trafik
yaşandı.
4. Irak merkezi hükümetiyle defalarca görüşme yapıldı.
Başbakan Maliki ve Dışişleri Bakanı Zebari'ye durum
çok açık anlatıldı.
5. Kuzey Irak yönetiminin üst düzey yetkilileri, siyasi parti temsilcileri ve
Cumhurbaşkanı Talabani dahil olmak üzere, Irak Kürtleri'ne de hedefin
kendileri değil, PKK olduğu anlatıldı.
İşte bu siyasi kampanya Türkiye'nin önünü açtı.
Haklılığının anlaşılmasını
sağladı. İlerde olacaksa, hem Araplar'ın, hem de Batı
dünyasının tepkileri büyük oranda engellendi.
Türkiye etrafında bir ittifak cephesi oluşturdu. Kendini güvenceye
aldı.
Kıbrıs tuzağına düşmekten kurtuldu.
Bu noktaya gelinirken de, askeri önlemler (asker ve silah sevkıyatı,
komutanların demeçleri, sınırlı bombardıman) kadar,
yukarda saydığım diplomatik girişimler sonuç verdi.
Türkiye ilk defa "oyunu iyi oynadı".
Askeri operasyon olsun, PKK'nın Kuzey Irak'tan sökülüp atılması
olsun, uluslararası alanda gayet iyi bir zemin oluşturdu.
Eski tuzaklara düşülmedi.
İlk defa,
asker-sivil uyumu kuruldu
Kuzey Irak krizi, uzun süredir özlediğimiz sivil-asker
uyuşmasının da önüne geçti.
Askeri harekat için gereken tezkere konusunda başlayan
tartışmaları hatırlayın.
Genelkurmay Başkanı ile Başbakan arasında, kamuoyu önündeki
atışma yine kamuoyunu olumsuz etkiliyordu.
- "Tezkere versinler, hazırlık yapalım"
- "İhtiyaç varsa asker istekte bulunsun"
Bu kısır döngü çok uzun sürdü.
Bugünkü duruma bakarsanız, asker-sivil veya asker ile iktidar
arasında artık eskisi gibi bir tartışma ortamı yok.
Daha da önemlisi, bir eşgüdüm var. Ortak bir hedef var.
Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay
Başkanlığı ve Başbakanlık arasında, kamuoyu
önünde tartışma yerine, kapalı kapılar arkasında ortak
politikalar oluşturuluyor.
Bu durum da, kamuoyunu memnun ediyor.
Daha da ötesinde, Türkiye'nin Irak ve ABD üzerindeki
inandırıcılığını arttırıyor.
Ülkenin caydırıcı gücünü yoğunlaştırıyor.
Böyle bir ilişkiye çok ihtiyacımız varmış...
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 28/11/07
Kayalp: Maraş bütünlüklü çözümün parçası
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, temas ve
incelemede bulunmak amacıyla Kıbrıs'ta bulunan Avrupa
Parlamentosu Dilekçeler Komitesi heyetiyle görüştü.
Marcin Libicki başkanlığındaki AP Dilekçeler
Komitesi'yle Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp ve
belediye yetkilileri arasında Gazimağusa'da gerçekleşen
görüşmede, Güney Kıbrıs'ta faaliyet gösteren "Mağusa
Göçmen Hareketi" üyeleri de hazır bulundu.
Gaziağusa Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre,
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, görüşmede,
heyetin, yazılı davetine uyarak Gazimağusa'yı ziyaretinden
duyduğu mutluluğu dile getirdi, ancak "Mağusa Göçmen
Hareketi" mensuplarının da görüşmeye
katılmalarından hoşnut olmadığını belirtti.
Gazimağusa'nın tarihi değeri, bugünkü konumu ve
yürüttükleri çalışmalar hakkında konuk heyete bilgi veren
Kayalp, heyetin Kıbrıs'ta bulunma nedeninin Maraş'ın eki
sakinlerinin başvurusu olduğuna dikkat çekti.
Komite üyeleri ile konu hakkındaki görüşlerini
paylaşmaktan mutluluk duyacağını belirten Gazimağusa
Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Maraş'ı bütünlüklü bir
çözümün unsurları arasında değerlendirdiklerine dikkat çekti.
Kayalp, Maraş'ın Kıbrıs sorunundan ayrı olarak
ele alınmasının belki bölgenin eski sakinlerini mutlu
edebileceğini, ancak Kıbrıslı Türkleri ve Kıbrıslı
Rumları bir bütün olarak çözümün daha da uzağına
taşıyabileceğini vurguladı.
Kıbrıs sorununa parça parça çözüm fikrini benimsemesine
olanak bulunmadığını söyleyen Kayalp, Maraş konusunu
da bu kapsamda ele almak gerektiğini belirtti.
Kayalp, 2004 yılında gerçekleşen ve AB tarafından
da çok güçlü bir şekilde desteklenen Annan Planı'na referandumda
Kıbrıs Türkü'nün büyük çoğunlukla onay vermesine
karşın, Kıbrıslı Rumlar'ın liderliklerinin de
yönlendirmesiyle yüzde 75 oranında 'hayır' dediğine işaret
ederek, "Eğer Maraş bugün hala yerleşime kapalıysa,
bunun sorumlusu ne benim, ne de Kıbrıs Türk tarafıdır"
dedi.
"Referandumda iki evete ulaşılmış
olsaydı, bugün Maraş'ta yerleşim tamamlanmış, ekonomik
aktivite de çoktan başlamış olurdu" diyen Kayalp, bütünlüklü
bir çözümle birlikte, Maraş'ın eski sahiplerine iadesi fikrine
desteğini bir çok kez kamuoyu ile paylaştığına dikkat
çekti ve bu görüşünü bir kez de Avrupa Parlamentosu Dilekçeler Komitesi
başkan ve üyelerine bildirmekte hiç bir çekince görmediğini dile
getirdi.
Oktay Kayalp, yazılı davetinin dikkate
alınmasını ve buna uygun olarak kentinin ziyaret edilmesini de
ayrıca önemsediğini belirterek, komitenin
hazırlayacağı raporun kendi görüşlerini de içerecek biçimde
dengeli ve adil olmasını diledi.
KIBRIS 28/11/07
Karamanlis: Kıbrıs'ta tek çözüm yolu BM
kararları ve AB temelinde olabilir
Rum radyosunun haberinde göre, Papadopulos-Karamanlis
görüşmesinde, Kıbrıs sorunu da ele alındı.
Yunanistan Başbakanı Karamanlis, görüşmenin
ardından yaptığı açıklamada; Güney
Kıbrıs'ın Kıbrıs sorununun çözümü yönünde
kararlılığını kanıtladığını
ve aynı iyi niyeti karşı tarafın da göstermesi
gerektiğini iddia etti.
Papadopulos ile Kıbrıs sorununun şu anki durumunun ve
çözüm yönündeki çabaların koordinasyonun ele
alındığını ifade eden Karamanlis; Kıbrıs
sorununun tek çözüm yolunun BM kararları ve AB temelinde
olabileceğini ve herhangi bir çözüm sürecinin ilerleyebilmesi için 8
Temmuz anlaşmasının uygulamaya konması gerektiğini savundu.
Karamanlis ayrıca; Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un
açıklamış olduğu "güven arttırıcı
önlemler ile sunmuş olduğu önerileri" desteklediğini de
vurguladı.
Papadopulos, ise açıklamasında, Güney
Kıbrıs'ın görüşlerinin bir kez daha Yunanistan'ın
görüşleri ile denk düştüğünün görüldüğünü ifade etti.
Karamanlis, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm
sürecinin canlanmasına yardımcı olmasını
istedi
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis,
"Kıbrıs'ta çözüm sürecinin canlanması isteniyorsa
Türkiye'nin işbirliği yapma iradesini göstermesi
gerektiğini" söyledi.
Karamanlis, Atina'da bulunan Rum kesimi lideri Tasos Papadapulos ile
görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, KKTC ve Rum
kesiminin, 2006'da imzalanan 8 Temmuz mutabakatını kapsamlı
müzakerelere doğru ilk adım olarak uygulaması gerektiğini
de belirterek, "Temmuz 2006 anlaşmasının ve
Kıbrıs hükümetinin önerdiği güven artırıcı
önlemlerin derhal uygulanmasını destekliyoruz" dedi.
Başbakan Karamanlis, Türkiye'nin de 8 Temmuz
mutabakatının uygulanmasında işbirliği için benzer
istekliliği göstermesi gerektiğini söyledi.
KKTC ve Kıbrıs Rum yönetimi, iki toplum arasındaki
günlük konuların ele alınmasına ve Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik özlü konuların görüşülmesine zemin
hazırlanması amacıyla teknik komiteler ve çalışma
gruplarının oluşturulması için, BM gözetiminde 8 Temmuz
2006 tarihinde bir süreç başlatmışlardı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos
Papaopulos, eski BM Genel Sekreteri Yardımcısı İbrahim
Gambari'nin de katılımıyla Lefkoşa'da ara bölgede 8 Temmuz
mutabakatını imzalamışlardı.
KIBRIS 28/11/07
Özdil Nami, BM ve AB ilişkilerinde
Cumhurbaşkanı temsilcisi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun
ele alındığı Birleşmiş Milletler (BM) sürecinde
ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde kendisini temsil etmesi için
CTP-BG Lefkoşa Milletvekili Özdil Nami'yi görevlendirdi.
Nami, Cumhurbaşkanı Talat'ı temsilen önümüzdeki hafta
Brüksel'de Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili temaslarda bulunacak.
Özdil Nami'ye ziyarette AB Koordinasyon Merkezi Direktörü Erhan Erçin ile
Cumhurbaşkanlığı AB Danışmanı Armağan
Candan eşlik edecek.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün
düzenlediği haftalık basın brifinginde Kıbrıs
sorununun ele alındığı Birleşmiş Milletler
sürecinde ve Avrupa Birliği ile ilişkilerde Cumhurbaşkanı
Talat'ı temsil etmesi için görevlendirilen Nami'nin Brüksek ziyaretini AB
Dönem Başkanı Portekiz'in daveti üzerine
gerçekleştireceğini belirtti.
Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı'nın verimini
ve konsantrasyonunu artırmak için özellikle yurt dışı
temsil görevlerinde bu görevlendirmeleri yapmayı uygun gördüğünü
söyledi. Erçakıca, "Kapasitemizi artırması
bakımından düşünülmüş bir önlemdir. Kıbrıs Türk
halkının çıkarlarını koruma sürecinde daha
faydalı olacağına inanıyoruz" dedi.
Erçakıca, bir soru üzerine, çalışma ekibini
genişleten ve kurumsal bir kararla Nami'yi görevlendiren
Cumhurbaşkanı Talat'ın, Kutlay Erk'i de özel görevlerle zaman
zaman kendisini temsil etmek üzere görevlendirme kararı bulunduğunu
söyledi.
Hasan Erçakıca, Nami'nin üstlendiği görevlerin geçmişte
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı tarafından
yapıldığının hatırlatılması üzerine,
"Bu bir görev bölümü. Müsteşar tabii ki diplomatik süreçlerin bir
parçası olacak. Ama Cumhurbaşkanlığı'ndaki faaliyetlerin
koordinasyonu ve sürdürülmesi, yeni müsteşarın daha
ağırlıklı görev alanı olacaktır" dedi.
KIBRIS 28/11/07
LTB, EUROMED Şehirleri'ne üye oldu
LTB Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, Akdenizli
ülkelerin yasa ve standartlarının hızlı bir biçimde
AB'ınkilerle yakınlaşmasına şehirlerarası
işbirliği yoluyla katkı koymayı amaçlayan EUROMED
Şehirler Ağı, geçtiğimiz hafta Fransa'nın Marsilya
kentinde gerçekleştirdiği genel kurulunda Lefkoşa Türk
Belediyesi'ni tam üyeliğe kabul etti.
LTB'yi temsilen Dış İlişkiler Sorumlusu Deniz
Birinci'nin asil üye olarak katıldığı toplantıda,
EUROMED Şehirleri arasında gerçekleştirilecek ortak projeler ve
Akdeniz bölgesinde huzur ve istikrarın sağlanmasına katkı
koymak amacıyla yapılacak şehir diplomasisi
tartışıldı.
Açıklamada, EUROMED Şehirleri arasında
Lefkoşa'nın yanı sıra Bordeaux, Toulouse, Nice, Toulon,
Lille, Marakeş, İskenderiye, Ramallah, Barselona, Fez, Marsilya,
Kasablanka, Paris ve Roma gibi Akdeniz'in önde gelen şehirlerinin de yer
aldığı belirtildi.
KIBRIS 28/11/07
Kıbrıs Türk halkını temsil etmek
yetkisi sadece KKTC hükümetindedir
Dışişleri Bakanı Başbakan
Yardımcısı Turgay Avcı, Uganda'nın başkenti
Kampala'da 23-25 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen
İngiliz Milletler Topluluğu Liderler Zirvesi Sonuç Bildirisi'nde yer
alan Kıbrıs'a ilişkin bölümün, örgütün
taraflılığını bir kez daha gözler önüne serdiğini
belirtti.
Yazılı açıklamasında, Kıbrıs Türk
halkının temsil edilmediği bir ortamda Kıbrıs'ın
tamamını ilgilendiren bir konuda görüş bildirilmiş
olmasının siyasi ahlak anlayışıyla
bağdaşmadığını vurgulayan Avcı,
Kıbrıs sorununun çözümüyle hiçbir bağlantısı olmayan
bir örgütün kendinde bu konuda değerlendirme yapma hakkını
görmesinin yanlışlığının da altını
çizdi.
Avcı, Kıbrıs'ta iki ayrı halk olduğunun ve
Kıbrıs Türk halkını temsil etme yetkisinin sadece KKTC
hükümetinde bulunduğunun bilinmesine rağmen, Rum Yönetimi'nin silah
zoru ile ele geçirdiği "Kıbrıs Cumhuriyeti"
unvanı adı altında Kıbrıs Türk tarafının
temsilcilerinin bulunmadığı platformlarda tüm Ada'yı temsil
ettiği iddiasını sürdürmeye
çalıştığını, İngiliz Milletler Topluluğu'nun
da böyle bir aldatmacaya alet olduğunu kaydetti.
Avcı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"İngiliz Milletler Topluluğu, bir yandan BM Genel
Sekreteri'nin çözüm çabalarına destek belirtirken, diğer yandan BM
Güvenlik Konseyi'nin içinde bulunduğumuz dönemi yansıtmayan
kararlarına Rum Yönetimi'nin baskısı ile seçici bir şekilde
atıfta bulunarak, Ada'daki gerçeklerden ve Kıbrıs sorunuyla
ilgili gelişmelerden ne denli kopuk olduğunu gözler önüne sermiştir.
Bildiride ayrıca, 8 Temmuz sürecine ilişkin yanlı ve
gerçeklerden tamamen uzak tespitlere yer verilmesi ve yaklaşık iki
yıldır süreçte bir ilerleme sağlanamamasının esas
sebebinin Rum tarafının sürekli olarak önşartlar ortaya
atması olduğunu gizleyerek dünyayı kandırmaya
çalışılması kabul edilemezdir. Bu bağlamda,
Kıbrıs Türk tarafının süreç içerisindeki yapıcı
tutumu ve ilerleme kaydedilmesi yönündeki gayretli çabaları çerçevesinde
yaptığı önerilerini bir kez daha hatırlatırız.
Uluslararası toplumun Kıbrıs Türk halkı üzerinde
kırk yıldır sürdürülen haksız izolasyonu ortadan
kaldırmak yönünde somut adımlar atması gerektiği bir
zamanda, İngiliz Milletler Topluluğu'nun bunu görmezden gelerek,
çözümsüzlüğün esas sorumlusu olan Rum tarafının tezlerine arka
çıkarak Rum uzlaşmazlığının daha da
katılaşmasına katkıda bulunması kesinlikle kabul
edilebilir bir tutum ve davranış değildir."
KIBRIS 28/11/07
Matsakis denied entry to
the north
By
Jean Christou
M.E.P. Marios Matsakis was yesterday refused entry to the north
after he tried to cross for a visit with a group of other European MPs.
The group of MEPs crossed over on a fact-finding mission to see the fenced-off
city of Varosha but Matsakis was refused entry because of a 2005 incident in
which he stole a Turkish flag.
In November 2005 Matsakis ventured into the buffer zone and snatched the
Turkish flag from an observation post near Louroujina.
The Turkish Cypriot authorities later issued a warrant for his arrest, which
was executed when Matsakis tried to cross north take seasonal gifts to Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat on New Years Eve the same year.
He was held for three days in custody in the north before being released on
bail.
In March last year the charges were dropped in the public interest after the
Turkish Cypriot side realised he would not be returning to the north to answer
them.
Yesterday he told reporters that he had been denied entry with his MEP
colleagues because of the flag incident.
I tried to pass but they didn't let me, he said.
When I asked why, me they said it was because of the flag.
Matsakis said he didn't make an issue out of it so that the Euro delegation did
not have a problem in carrying out their fact-finding mission.
It's more important that the mission be carried out, he said.
However he did say that the incident had created an ugly and negative
impression for the MEPs.
That was a mistake they (Turkish Cypriot authorities) made, he added.
The other four members of the delegation did cross to the north but were
prevented from entering the fenced-off area of Famagusta. Two of the delegates
later met Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
The delegation from the European Parliaments Petitions Committee will issue a
report on Varosha after their visit to the island.
Cyprus Mail 28/112007
Remand after Turkish
Cypriot land fraud
POLICE
YESTERDAY remanded a 40-year-old Limassol man suspected of issuing fake deeds
to sell Turkish Cypriot properties worth £6.5 million.
A warrant had been issued for the 40-year-olds arrest last week, after
Limassol CID received information that someone had prepared fake documents
claiming to be signed by the Guardian of Turkish Cypriot properties in the
south, attempting to lure businessmen.
The Greek Cypriot man used forged documents to sell six donums (0.8 hectares)
of land in the Tzamouda area of Limassol.
The suspect, who has a long police record, allegedly forged the Turkish Cypriot
owners signature in a Power of Attorney document, as well as documents bearing
the stamp and signature of the Guardian of Turkish Cypriot properties.
The 40-year-old now faces charges of forgery, extracting money with false
pretences and fraud.
Cyprus Mail 28/112007
AB, Euro'ya geçmemize karşı
ALMUNİA: FİİLİ BİR DURUMU KABUL ETMEMİZ
SÖZ KONUSU DEĞİL... Avrupa Komisyonu'nun Ekonomi ve Para
Konularından Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia, KKTC'nin tek taraflı
olarak Euro'ya geçmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. "Fiili bir
durumu kabul etmemiz söz konusu değildir" diyen Almunia, böyle bir
hareketin getireceği ekonomik etkilerin ötesinde, Euro'nun tek
taraflı olarak kullanılması anlaşmasının
ilkelerine de aykırı olduğunu ifade etti
"AB'NİN BUNA KARŞI DURMAK İÇİN NE
SORUMLULUĞU, NE YETKİSİ VAR"... KKTC'nin tek
başına Euro'ya geçmesinin AB tarafından kabul edilemez
olduğunun açıklanmasının ardından KKTC AB Derneği
Başkanı Ali Erel ile KEPAM Asbaşkanı ve Ekonomist Necdet
Ergün, KKTC'de para birimi olarak Euro'nun kullanılmasının
mümkün olduğu görüşünde birleşirken, Ergün "mevcut durumda,
AB, ne buna karışabilir, ne de sorumluluğu ve yetkisi var"
dedi
Güney Kıbrıs'ın, 1 Ocak 2008 tarihi itibarıyla
Kıbrıs Lirası'nı bırakarak Euro'ya geçecek olması
ve son dönemlerde de KKTC'de de Euro'ya geçilmesi
tartışılırken, Avrupa Komisyonu Ekonomi ve Para
Konularından Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia, KKTC'nin tek taraflı
olarak kendi başına Euro para birimini kullanmaya
başlamasının, Avrupa Komisyonu tarafından kabul
edilemeyeceğini söyledi.
Almunia, Avrupa Komisyonu'nun KKTC'nin kendi başına Euro'ya
geçmesine kesinlikle karşı olduğunu söyledi.
Rum radyosunun haberine göre KKTC'nin kendi başına Euro'ya
geçmesi ihtimalinden endişe duyup duymadığı sorusuna
muhatap olan Almunia; Avrupa Komisyonu'nun böyle bir harekete tamamen
karşı olduğunu belirterek, "Fiili bir durumu kabul etmemiz
söz konusu değildir" dedi.
Joaquin Almunia, fiili bir durumu kabul etmeme nedenlerini ise şu
sözlerle ifade etti:
"Çünkü; sorumsuz bir şekilde Euro'ya geçilmesinin
getireceği ekonomik etkilerin ötesinde, Euro'nun tek taraflı olarak
kullanılması anlaşmamızın ilkelerine aykırıdır."
Erel: KKTC EURO-ZONE'a giremez
ancak Euro'yu kullanabilir
KKTC AB Derneği Başkanı Ali Erel,
tanınmamış ve AB üyesi olmayan bir ülke olan KKTC'nin Avrupa
Ekonomik ve Para Birliği'ne (EURO-ZONE) girmesinin mümkün
olmadığını ancak para birimi olarak Euro'yu
kullanabileceğini söyledi.
Almunia'nin "KKTC'nin tek başına Euro'ya geçmesine
kesinlikle karşıyız" açıklamasını
detayları ile bilmediğini, bu nedenle sadece tahminde
bulunabileceğini ifade eden Erel, "tahminimce ciddi bir
karışıklık olmuştur. Almunia'ya soru yöneltilirken
EURO-ZONE ile Euro karıştırılmış olabilir.
KKTC tanınmamış bir ülke olduğu ve AB üyesi
olmadığı için EURO-ZONE'a giremez ancak tek taraflı olarak
Euro'yu kullanmaya başlayabilir. KKTC'de aynen ABD doları gibi Euro
para biriminin kullanılması mümkündür" dedi.
Ergün: Bal gibi, EURO-ZONE dışında Euro'yu
kullanabiliriz. Tıpkı TL'yi kullandığımız gibi
Kıbrıs Ekonomi Politikaları Araştırma Merkezi
(KEPAM) Asbaşkanı ve Ekonomist Necdet Ergün, EURO-ZONE
dışında KKTC'nin Euro kullanımına geçmesine Avrupa
Birliği'nin hiçbir şekilde taraf olmasının mümkün
olmadığını belirtti.
Ergün, "Elbette, biz Euro'yu, AB üyeliğinin, ekonomik ve
parasal birliği entegrasyonun bir sonucu, EURO-ZONE'a dahil olarak ve
Maastricht kriterlerine tabii bir rejimle kullanmayacağız,
tıpkı Türk Lirası'nı (TL) da tek taraflı defacto
kullandığımız gibi Euro kullanacağız.
KKTC Merkez Bankası, TC Merkez Bankası'nın bir
şubesi değildir, son kredi merci değildir. Çünkü biz TL'yi, TC
ile ortak bir parasal birlik entegrasyonu (mevzuatı) sonucunda
kullanmıyoruz. Aynı durum, Euro kullanmamız halinde, AB Merkez
Bankası için de geçerlidir. AB'nin buna bir tavrı olamaz" diye
konuştu.
Joaquin Almunia'nın KKTC'nin Euro kullanımına geçmesi
konusundaki sözlerini değerlendiren Necdet Ergün, "sanırım,
ortada yanlış bir soruya verilen cevap var. Çünkü, Komiser,
aramızdaki anlaşmadan bahsediyor, ki bu Kıbrıs Cumhuriyeti
ile yapılan Katılım Anlaşması'nın eki olan 10. Protokol'dür.
Bu protokole göre müktesabat Kuzeyde askıdadır, haliyle para birliği
müktesabatına uyum da askıdadır. Bu doğrudur.
Fakat biz tek taraflı, tıpkı Kosova'nın Euro
kullandığı gibi veya bizim TL'yi
kullandığımız gibi Euro'yu kullanmaktan bahsediyoruz. Ve
buna da AB karışamaz, ötesinde parasını EURO-ZONE
dışında kullanmamızdan da onur duyar. Tabi gerçek durum
anlatılırsa, niye parasını kullanmamızı istemesin
ki?
Zaten, 1 Ocak 2008'den sonra -kapılar açıkken- Kuzey'in
Euro'ya geçmesi artık bize coğrafyanın bir diktesidir. Buna
karşı kimse duramaz. Yakın ve iç içe coğrafyadayız ve
aramızda tamamlayıcı ve rekabetçi sektörler var. Piyasa
yavaş yavaş Euro'ya geçecek ama bu arada devlet TL ile devam ederse,
piyasa ile devlet arasındaki bu uyumsuzluğun ekonomimize ve devlete
maliyetleri olacak" dedi.
KIBRIS 29/11/07
Alışverişlerde uygulanan 135 Euro
sınırını hükümetimiz değil AB koydu
"GÜNEY'DE ŞAP HASTALIĞI SÜRDÜKÇE ARAÇLAR TEK TEK
YOKLANACAK"...Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'tan
alışverişlerde uygulanan 135 Euro'luk sınırın
hükümetin değil, AB'nin kararı olduğunu belirterek, Şap
hastalığı devam ettikçe araçların tek tek
yoklanmasının süreceğini; KKTC'nin dezavantajları sürdükçe
de bazı düzenleme ve önlemler gerektiğini söyledi
"AYNI MALLARI SÜREKLİ ALANLAR HAKKINDA İŞLEM
YAPILACAK"... Başbakan Soyer, vatandaşların Güney'den 135
Euro'luk şahsi eşya alma hakkı olduğunu, bir günde birden
çok geçişle her defasında alışveriş yapma
istismarına fırsat vermeyeceklerini; aynı malları sürekli
alanlar hakkında da işlem yapılacağını
açıkladı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs'tan
alışverişlerde uygulanan 135 Euro'luk sınırın
hükümetin değil, Avrupa Birliği'nin kararı olduğunu
belirterek, Şap hastalığı devam ettikçe araçların tek
tek yoklanmasının süreceğini; KKTC'nin dezavantajları
sürdükçe de bazı düzenleme ve önlemler gerektiğini söyledi.
Başbakan Soyer, vatandaşların Güney'den 135 Euro'luk
şahsi eşya alma hakkı olduğunu, bir günde birden çok
geçişle her defasında alışveriş yapma istismarına
fırsat vermeyeceklerini; aynı malları sürekli alanlar
hakkında da işlem yapılacağını
açıkladı.
Vatandaşlardan anlayışlı olmalarını
isteyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Bizim yurttaşlardan
başka, onların bilincinden, sağduyusundan başka
güveneceğimiz bir tedbir düşünülemez. Esas tedbir
yurttaşların bilincidir" diye konuştu.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında saat
16.15'de başlayan Bakanlar Kurulu toplantısı 17.30'da
tamamlandı.
Toplantıda Bakanlar Kurulu'nun rutin konuları ele alarak
gerekli değerlendirme ve kararları ürettiği bildirildi.
Toplantı girişinde gazetecilere açıklama yapan Soyer,
Güney Kıbrıs'a geçişler ve alışveriş konusunda
değerlendirme ve tespitlerini paylaştı.
2003 yılında sınır kapılarının
açılmasıyla Kıbrıs Türk halkının yeni bir durumla
karşılaştığını, bunun önemli ve ciddi
açılımlar getirdiğini; ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmeye
ciddi olgular sağladığını belirten Başbakan
Soyer, bunların zaman zaman dezavantajlar da getirdiğini söyledi.
En büyük dezavantaj
Başbakan Soyer, Avrupa ve dünya ekonomileriyle yıllardır
çok yönlü entegrasyon süreci içinde olan Güney Kıbrıs ekonomisiyle yeterince
hazırlanmadan rekabete girmenin en büyük dezavantaj olduğunu
belirterek, şöyle konuştu:
"Fakat bu dezavantajı, ekonomimizin bir yandan
halkımızın dinamizmi ve hükümetimizin arka arkaya
aldığı tedbirlerle uyguladığı politikalar
yanı sıra, Türkiye hükümetinin verdiği destek ve Türk
ekonomisinde meydana gelen pozitif gelişmelerin
sağladığı avantajla gidermek yolunda önemli bir
adımlar geliştirebildik."
Başbakan Soyer, yabancı yatırımların düne göre
kıyaslanmayacak şekilde KKTC'ye ilgisiyle dünya ekonomisine
girmelerinin de bunu pekiştirdiğini, iyileşmeleri ileriye
taşıyacak kabiliyetin Kıbrıs Türk halkında
olduğunu kaydetti.
"Güney'e kayan ticaret tanımı yanlış"
"Dezavantajların yol açtığı
sıkıntı ve sorunları belirleyici yapmadan onları
asgariye indirerek avantajlarımızın önünü açmak temel
motivasyonumuz olmalıdır. Bu yüzden hareket noktamız,
sıkıntıları el ve gönül birliğiyle aşmak
olmalıdır" diyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney
Kıbrıs'la eşit olmayan koşullarda girilen rekabetteki
sıkıntıları abartarak olayı "Güneye kayan
ticaret" diye tanımlamanın son derece yanlış
olduğunu söyledi.
Başbakan Soyer, Güney'le ilişkide belli alanlarda eşit
olmayan durumları aşma kabiliyetinin halkta bulunduğunu ifade
ederek, "limanlardaki izolasyonlar, direkt uçuş kısıtlamaları
ve AB'yle ilişkilerden yoksunluk içinden
çıkıldığı zaman her türlü serbest ticaret
uygulamasından korkuları olmadığını ve asla
ürkmediklerini" vurguladı.
Dezavantajlar sürdükçe tedbirlere ihtiyaç var
Bu alanlardaki dezavantajlar sürdükçe belli düzenleme ve tedbirlere
ihtiyaç duyulduğuna işaret eden Başbakan Soyer, özellikle ABD
Doları'nın değer kaybetmesinin yol açtığı yeni
durumun yapısal kaynaklarla birleşmesinden kaynaklanan bazı
fiyat farkları oluşturabileceğini, ancak bunun
genelleştirilmesinin son derece yanlış olduğunu dile
getirdi.
Soyer, "Belli mal ve hizmetlerde oluşan kısmi fiyat
farklarını yeni koşullarda düzenleme kabiliyetimiz vardır
ve bu da toplumsal gönül ve elbirliğiyle başarılacak önemli bir
görev olarak önümüzde durmaktadır" dedi.
Süpermarket sahipleri, gıda ithalatçıları ve iş
dünyasıyla arka arkaya toplantılar yaparak önemli sonuçlar elde
ettiklerini kaydeden Başbakan Soyer, iş çevreleri önemli
düzenlemelere giderken, hükümetin de ilk etapta üçüncü ülkelere dönük gümrük ve
fon uygulamalarını aşağıya çeken tedbirler
ürettiklerini; bunların devam edeceğini açıkladı.
Güney'den alışverişin kuralları
Yeşil Hat Tüzüğü'nün istismarına fırsat
tanımamak için bazı düzenlemeleri geliştirmeleri
gerektiğini belirten Başbakan Soyer, bunlarla ilgili detaylı
bilgileri ve alınan tedbirleri şöyle sıraladı.
"1. Güney'de Şap hastalığı devam ettiği
sürece, tüm geçişlerde arabalarda tek tek yoklama işlemlerine devam
edilecek. Güney'deki Şap hastalığı geçtikten sonra bu
tedbirleri büyük ölçüde rutine döndüreceğiz. Şap
hastalığı süresince insanlarımızın bu tedbirleri
anlayışla kabul etmesi gerekir, çünkü bu hastalığı
KKTC'den uzak tutmak mecburiyetindeyiz.
Bugün Güney Kıbrıs Şap'a dönük aldığı tüm
önlemleri AB fonları ve kaynaklarından karşılamaktadır.
İtlaf ettiği her hayvan için AB'den yüzde 60 katkı
almaktadır. Biz bütün tedbirleri KKTC bütçesinden ve TC'nin bize
sağladığı destekten faydalanarak almaya
çalışıyoruz. Bunu dikkate alınca, Şap
hastalığına karşı tedbirlere olağanüstü titizlik
göstermek zorundayız.
2. Yeşil Hat Tüzüğü'ne bağlı olarak her bireyin
tercih etmesi halinde 135 Euro'luk kendi bagajı veya el çantasında
Güney'den şahsi eşya alma hakkı vardır.
3. 135 Euro'luk mal kendi şahsi ihtiyaçları için
olmalıdır.
4. Aynı günde birden çok geçişle her defasında 135
Euro'luk rakamı gündeme getirmek, olayı istismar etmektir. Buna
fırsat vermeyeceğiz.
5. Aynı malı veya bir iki mal çeşidini sürekli 135
Euro'luk hakkı kullanarak almak kabul edilmezdir, görevlilerimiz bunun
için işlem yapacaktır.
6. Şap hastalığı nedeniyle Güney'den alınan
süt, süt ürünleri, et ve et ürünlerinin geçişine kesinlikle izin
verilmeyecektir. Bu arada karşılıklılık ilkesini
uygulamaya da büyük bir titizlik göstereceğiz."
Bilinçli ve yürekten
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, her yurttaşın bilinçli ve
yürekten davranmasının esas olduğunu vurgulayarak, "Bizim
yurttaşlardan başka, onların bilincinden, sağduyusundan
başka güveneceğimiz bir tedbir düşünülemez. Esas tedbir
yurttaşların bilincidir" diye konuştu.
135 Euro sınırlamasını
hükümet değil AB koydu
Soyer, Güney'den alışverişlerde 135 Euro'luk
sınırlamayı KKTC Hükümeti'nin koymadığını
vurgulayarak, hem Kuzey hem Güney Kıbrıs'ta uygulanmasını
önerenin AB olduğunu kaydetti.
Başbakan Soyer, "Dolayısıyla bu düzenlemeye dönük
titiz tavrımıza 'muhatabımız AB'dir, KKTC Hükümeti'ni
tanımayız' diye yaklaşım gösterenlerle meydana gelen
sıkıntıyı 'silahsız ve kansız Enosis' diye
yorumlayıp, AB'nin koyduğu bu kuralı dikkate almamaya
çalışanların tavrı anlamsızdır. Bu,
Kıbrıs Türk halkının varlık, çözüm ve siyasi
eşitlik mücadelesine sıkıntı taşımaktan
başka hiçbir şeye fayda getirmez.
KKTC olarak tek bir şeye inanıyoruz, bu da Kıbrıs
Türk halkının kendi bilinci, sağduyusu ve
kararlılığıdır" dedi.
KIBRIS 29/11/07
Building accounts for 30
per cent of north economy
By
Jean Christou
Media reports
say 900 contractors operating in occupied areas
CONSTRUCTION now accounts for over 30 per cent of the economy in the north
compared to five per cent in most other countries.
Some 900 contracting firms now operate in the north, up from 65 four years ago,
according to a special report in the English-language weekly Cyprus Today.
Quoting Hasan Sungur the head of the estate agents association, the paper,
published in the north, said that the over-reliance on the building sector
could result in chaos for the economy.
The construction sector is the driving force behind 62 other sectors, Sungur
warned.
He said the number of contractors jumped from 65 in 2003 to 312 in 2004, to 586
in 2005 and 854 in 2006.
The number of new estate agents has also risen, from 22 in 2001 to over 300
today, and so far this year 11,000 new homes were completed.
Where in 2004 apartments consisted of 19.7 per cent of all homes constructed,
they now comprise 34.2 per cent.
Taking the example of 12 villages in one part of Kyrenia alone, since 2004 the
area has seen 4,700 new homes, 2,812 still in the construction stage, 1,263
completed and occupied, and 625 completed but unoccupied.
Carried out by the estate agents association and the research group KADEM, the
survey said the 12-villlage area was targeted because it had the largest number
of homes built in the Kyrenia area since 2004.
Of the 12 villages Ayios Epiktitos has seen the biggest amount of development,
while Trapeza had the least.
In the last four years, some 1,063 homes have been built in Ayios Epiktitos,
983 close to Ayios Amvrosios, 874 in Ayios Amvrosios, 548 in Kalogrea, 300 in
Klepini, 206 between Akanthou and Ayios Amvrosios], 202 in Akanthou, 120 in
Chartzia, 102 in Alagadi, 73 in Karakoumi and 59 in Trapeza.
Construction in the Kyrenia-Akanthou areas peaked in 2006, when 1,919
home-building projects were begun, compared to just 450 in 2004.
Said Sungur: Our anticipation for the future is high-quality, wealthy
customers coming here from abroad, and for the contractors to adjust to their
needs, said Sungur. But he said a master plan for development should be put
into operation.
Cyprus Mail 29/11/2007
Mayor slams media
coverage of MEP visit
By
Alexia Saoulli
FAMAGUSTA
mayor Alexis Galanos yesterday expressed his disappointment in the medias
coverage of the abortive visit by the European parliaments Committee of
Petition to the north.
Instead of the committees visit, the networks preferred to focus their attention
on gossipy stories that had no newsworthy merit, he said.
Instead of focusing on the committees visit to Famagustas temporary town
hall in Limassol, they gave significance to [MEP Marios] Matsakis comments
about why he wasnt invited to breakfast with the Foreign Minister, he said.
On Monday, Matsakis accused Foreign Minister Erato Kazakou-Markoulli of not
inviting him to a working breakfast with the committee. The same day the
Foreign Minister issued a statement denying Matsakis accusations and said the
committee had requested the meeting be limited to its members. The incident
received wide media coverage.
Galanos said much air time had also been expended on whether or not Matsakis
had a Turkish girlfriend following his complete turnaround regarding the Cyprus
problem.
Vociferously outspoken regarding the occupation forces in the past, the MEP has
since toned down his statements.
All these news stories buried the significance of this committee. What does
the Cyprus problem not even sell in Cyprus? Is this the message we want to give
to the European committee? That all we deal with is gossip? Is this what we
want? Galanos said.
The committee was sent to the island on a four-day, factfinding mission
following efforts by the Famagusta Refugees Movement to allow the return of
refugees to their homes.
The issue gained more attention after a visit to Brussels by a Famagusta
representation in July during which the MEPs were briefed on the petition
signed by 26,000 people demanding a return to their hometown.
Galanos said the Committees visit had been of monumental importance and yet
little attention had been given to it.
I believe their visit has been very important. For the first time members of
an EP Committee visit Cyprus especially for Famagusta and raise the issue of
the Turkish occupation of a European town, like Famagusta, he said.
The delegation was made up of Committee chairman Marcin Libicki, Lidia Geringer
de Oedenberg, Carlos Iturgaiz Angulo and Willy Meyer Pleite. The two Poles and
two Spaniards arrived in Cyprus on Sunday and left yesterday.
The MEPs had wanted to visit the ghost town of Varosha on Tuesday but were
denied entry by Turkish troops.
Speaking to reporters at a news conference Galanos said he had expected more
from the media than reporting news worthy of Hello magazine.
He added that the EU parliamentary committee would be drafting a report on the
visit and hoped that it would work towards the refugees favour and discussed at
the European parliament plenary session.
I believe that now the MEPs have a very clear view about the issue. They will
draft a report on the return of the people of Famagusta to their hometown, at
least a return to the Turkish occupied fenced-off area of Varosha. This report
will be ready in January, he said.
He said the Committee would be unable to ignore that a war crime was being
committed in Famagusta, a European city, by keeping it closed by Turkish
troops.
He added: Famagusta is being destroyed and it will take a miracle to
reconstruct the city
It is a European town and this cannot be ignored.
Already, some members of the EP Committee expressed the view that the
situation there is inhuman and that there is an unacceptable situation caused
by Turkey, a country which wants to be called European and knocks on Europes
door.
Cyprus Mail 29/11/2007
"Kayıp Otobüs", Financial
Times'da
Filmin yönetmeni Fevzi Tanpınar'ın verdiği bilgiye göre,
İngiliz Üsleri'ne göreve giden 11 polisin içerisinde bulunduğu
otobüsün kayboluşunu anlatan belgesel Financial Times'dan Kerin Hope'un
makalesinde yer aldı.
Belgeselin Kuzey Kıbrıs'ta büyük yankı
uyandırdığı kaydedilen makalede, Avrupa Parlamentosu'nda da
özel gösterimle gösterilen filmin henüz Güney Kıbrıs'ta beyaz perdeye
yansıtılmadığı ifade edildi.
15 bin Euro'luk bütçeyle hazırlanan filmin kaynaklarının
Pertev'in arkadaşları ve "bir avuç" sponsor tarafından
karşılandığını belirten Kerin Hope, Pertev'in
"Proje ticari değildi, kendi yazılarım gibi o da büromdan
epeyce uzakta yapıldı" dediğini kaydetti.
Pertev'in, yaptığı belgesel ile, Kıbrıs'ta
kayıp şahısların akıbetlerinin belirlenmesi için
çalışan Kayıp Şahıslar Komitesi'ne katkı
sağlamasını umduğunu da söyleyen Hope makalesinde,
Pertev'in, "Halktan eşi görülmemiş bir olumlu tepki gördük.
İnsanlar sinemalara koştu, ağladılar. Sadece
yolcuların ailelerinin değil, o yıllarda
yakınlarını kaybetmiş daha birçok insanın
kafasında bir sonuç oluşmasını sağladı"
ifadelerine yer verdi.
"Reformlarda gelişme olmaması ve Kuzey
Kıbrıs'taki yozlaşmadan usanıp, baş müzakereci
görevinden de ayrılan Pertev'in kendi partisini kurarak 2010
yılındaki seçimlere hazırlandığı" da
belirtilen makalede, Pertev'in; "Kuzey'i AB yoluna sokmalı, Kıbrıs
Türklerinin sesinin duyulabilmesi için iyi bir yönetimle güçlü bir ekonomiye
sahip olmalıyız" sözlerine yer verildi.
KIBRIS 30/11/07
Türkiye-Güney Kıbrıs gerginliği AB'nin
Kosova görevini tehdit ediyor
Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn,
Türkiye ve Güney Kıbrıs arasındaki gerginliğin AB ve NATO
işbirliğini engelleyerek Kosova'daki Avrupa güvenlik güçlerinin
görevini tehlikeye atabileceğini söyledi.
Reuters haber ajansı, Olli Rehn'in Belgrat ve Priştina
arasındaki görüşmelerin başarısızlığa
uğramasının ardından taraflara uyarıda
bulunduğunu bildirdi.
Türkiye daha önce Güney Kıbrıs'ın Türkiye-AB
arasında savunma konusunda daha sıkı işbirliğine
yönelik kararları veto etmesi üzerine, AB-BM ve NATO güçlerinin Kosova'ya
yönelik planlarını NATO üyesi olarak bloke etmişti.
Rehn, sorunun, Avrupa'nın sorunu olduğunu ve çözülmesi için
her iki tarafın da üzerine düşeni yapması gerektiğini
belirtti.
NATO ve AB güçleri Kosova'da her an ortaya çıkabilecek
çatışmalar için işbirliği konusunda
anlaşmıştı. Türkiye'nin pozisyonu, NATO'nun Afganistan'daki
40.000 kişilik barış gücü ile 150 kişilik AB güçlerini de
etkiliyor.
Bir AB yetkilisinin açıklamasına göre, Türkiye, Güney
Kıbrıs'ın, Ankara'nın, Avrupa Savunma Ajansı'na ortak
üyeliğine yönelik vetosunun kaldırılmasını ve zaten
var olan görevlere katıldığı için-Kosova gibi-AB güvenlik
politikasına daha çok dâhil olmayı istiyor.
KIBRIS 30/11/07
Avcı: Asya ülkeleri de barış istemeyen
tarafın Rum tarafı olduğunu anlamaya başladı
Turgay Avcı, yaptığı açıklamada, geçen hafta
İran'ın başkenti Tahran'da yapılan Asya Parlamenterler
Asamblesi 2. Genel Kurul Toplantısı'nın Politik Sorunlar
Komisyonu'nda kabul edilen kararda yer alan Kıbrıs'la ilgili
paragrafa atıfta bulundu.
Paragrafın, Rum girişimine rağmen kararda yer
aldığına işaret eden Avcı, paragrafı
"oldukça dengeli" olarak değerlendirdi.
Komisyon kararında Kıbrıs'la ilgili paragrafta
"adada BM himayesinde adil, kapsamlı ve kabul edilebilir bir çözüm
bulunması" çağrısı yapıldığına
işaret eden Avcı, toplantıya katılan Rum Yönetimi
temsilcilerinin de Türkiye ve KKTC'yi sözde "işgal" ve
"çözüm çabalarını engellemekle" suçlayan bir paragrafı
karara eklemeye çalıştıklarını, ancak bu
çabaların başarısızlıkla sonuçlandığını
belirtti.
Turgay Avcı, İslam dünyasından sonra Asya ülkelerinin de
Kıbrıs'ta barış istemeyen tarafın Rum tarafı
olduğunu anlamaya başladıklarını, dünyanın bu çok
önemli bölgesinde de Dışişleri Bakanlığı'nın
yoğun temas ve girişimler gerçekleştirilmekte ve Kıbrıs
gerçeklerinin anlatılmakta olduğunu ifade etti.
Avcı, Rum Yönetimi'nin gerçek yüzünün gün geçtikçe
anlaşılmakta olduğunu memnuniyetle gözlemlendiğini de dile
getirdi.
KIBRIS 30/11/07
Turkish Cypriots say
consumer rights are being violated
By
Simon Bahceli
GROWING complaints from businesses in the north have led to the
implementation of tighter checkpoint controls by Turkish Cypriot police and
customs officials something that is causing irritation among Turkish
Cypriots, who believe they should be entitled to shop wherever they like.
This is preposterous and against my rights. I will continue to shop on the
Greek side and if necessary will go to court to defend my rights, Yeliz Shukru
told the Cyprus Mail.
Shukru lives in the north and often shops in the south because she finds
certain products are cheaper and of better quality.
A British woman residing in the north but who regularly shops in the south,
told the Mail, When I crossed this morning, I asked the chief customs man at
the crossing what exactly I would be allowed to bring back to the north and he
said nothing.
When I complained that I was a vegetarian and that certain products I needed
could only be brought in the south, he said he would turn a blind eye for a few
things, just for me.
Growing anger among shoppers has been further fanned by recent reports in a
newspaper telling of how customs officials confiscated chocolates from a child
and flowers from an old woman.
Authorities in the north have sought to justify the action, saying the
confiscations of chocolate were because of temporary measures aimed at
preventing the spread of foot-and-mouth disease.
But at the Ayios Dhometios crossings in Nicosia yesterday, Turkish Cypriot
customs officials told the Mail they had received instructions on Wednesday
last week to confiscate all supermarket shopping from people travelling from
the south to the north, regardless of whether the products contained dairy or
meat derivatives.
You can buy a shirt or a jacket and bring them across, but no more food, the
official said.
When asked what had become of a previous law that allows people to bring 135
worth of shopping across the official said, Yes, you can bring 135 worth of
shopping, but no food.
Shopkeepers in the north were naturally pleased with the new measures.
The Greeks dont even let a banana across from our side, so why should we let
their products pour into here? said north Nicosia shopkeeper Fetin Korman.
He added, however, that the ban on shopping was more to do with worries about
falling tax revenues than the interests of shopkeepers.
If people shop on the Greek side, then they [the government] will collect less
tax, and therefore wont be able to pay the civil servants, he said.
A spokesman for the Turkish Cypriot leadership yesterday expressed surprise
that customs officials were confiscating all edible goods at the crossing.
The law is that you can bring 135 of shopping over, as long as you do not
bring any meat or dairy products. The customs men are implementing the law
incorrectly, the spokesman said, adding that he would look into the matter
with the view to correcting the error.
Former head of the Turkish Cypriot Chamber of Commerce, and a strong supporter
of Green Line trade, Ali Erel said, however, that the authorities on both the
Greek and Turkish Cypriot sides were intent on reducing already limited
economic links between the two sides of the island.
They [customs police] are overdoing it on both sides and are creating problems
for people crossing, he told the Mail, adding that the action was definitely
political and aimed at reducing economic interdependence between the two
sides.
Cyprus Mail 30/11/072007
Turkey-Cyprus row
threatens Kosovo mission
THE FREEZE in
relations between Turkey and Cyprus could endanger European security forces in
Kosovo by preventing closer cooperation between the EU and NATO missions there,
a top EU official said yesterday.
Enlargement Commissioner Olli Rehn sounded the warning a day after the failure
of internationally mediated talks between Belgrade and Pristina on the future
of the breakaway Serbian province, whose ethnic Albanian leaders want
independence.
The EU is gearing up to take over responsibility for policing in Kosovo from
the United Nations and had sought tighter cooperation between its 1,600-strong
mission and the 16,000 NATO peacekeepers who will remain there.
NATO-member Turkey blocked those plans in protest against a longstanding
Cypriot veto of closer defence ties between it and the 27-member bloc, with
which Ankara began entry talks in 2005.
"Let's finally move on that issue. It's a real European problem. It's
hurting the European Union, its citizens and potentially our soldiers and
policemen," Rehn said.
"If there are representatives here from Turkey and the Republic of Cyprus,
please take my point and pass it to your capitals," he said at an event in
Helsinki.
NATO and EU officials are braced for possible violence in Kosovo between the
ethnic Albanian majority and minority Serbs. The two sides have sought to
overcome the Turkish blockade with informal agreements on the ground governing
how the two missions should interact in situations such as riots.
Turkey's stance has also affected cooperation between NATO's 40,000-strong
peace force in Afghanistan and a much smaller EU police mission of around 150
staff.
Turkey wants Brussels to persuade EU member Cyprus to drop its veto over
Ankara's bid to become an associate member of the European Defence Agency
(EDA), the body set up to nurture EU-wide defence industry policy, diplomats
said.
It also wants to be consulted more on EU security policy, arguing it is already
a major participant in EU-led missions including Kosovo, with troops in the
south of the province.
Turkey's accession talks have been complicated by their continued occupation of
the northern third of Cyprus. (R)
Cyprus Mail 30/11/072007