Kaulos: Komisyona başvurdum, utanmıyorum

BEN DEĞİL, ONLAR UTANSIN... KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurduğu için Güney Kıbrıs'ta "istenmeyen kişi" ilan edilerek "utanç" listesine giren Kıbrıslı Rum Thomas Kaulos, haklarını aramak için komisyona başvurduğunu ve utanmadığını belirterek "Bu utanç, haklarını talep eden göçmenlere kapıyı kapatanlarındır" dedi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuran Rumlar, Güney'de istenmeyen kişi ilan edilirken, komisyona başvuruda bulunan Thomas Kaulos isimli Rum, hiçbir utanç duymadan böyle bir girişimde bulunduğunu açıkladı.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Politis gazetesi, Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruda bulunan Thomas Kaulos'un açıklamalarına yer verdi.

Habere göre Kaulos; gerek kendisinin, gerekse "göçmen" olarak nitelendirdiği Rumların içinde bulunduğu ekonomik zorluklara değinerek, bu konuyu defalarca Rum yönetimi ve Kilise yetkililerine ilettiğini, ancak yanıt alamadığını söyledi.

Rum yönetiminden umudunu yitiren Kaulos, bir kaç kez Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile biraraya geldiğini belirterek, en sonunda da evinin geri verilmesi ve kullanım kaybıyla ilgili tazminat talebiyle Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurduğunu söyledi.

Kaulos, komisyona başvurması nedeniyle "utanç" listesinde olduğunu, ancak kendisinin bu durumdan utanmadığını, kendi hakkını aramak için komisyona başvurduğunu ifade etti.

Thomas Kaulos, "Bu utanç, haklarını talep eden göçmenlere kapıyı kapatanlarındır" dedi.

Kaulos "Kıbrıs Cumhuriyeti hukuk devletinin, göçmenlere yönelik yaptığı yardımdan utanç duyup duymadığını" da sordu.

KIBRIS 18/06/07

 

Mal Tazmin Komisyonu’na başvuru artıyor

Kıbrıs’ta Papadopulos yönetiminin KKTC’deki Mal Tazmin Komisyonu’na başvuruları engellemek için başlattığı kampanya başarısız oldu. Komisyona başvuran Rumların sayısı 198’e yükseldi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 16:29 TSİ 18 Haziran 2007 Pazartesi

 

LEFKOŞA - KKTC’deki Mal Tazmin Komisyonu’na başvuruda bulunan Rumların listesinin, gizlilik koşullarına rağmen Rum basınına ‘sızdırılmasıyla’ ilgili araştırmalar sürerken, bu yayınlara rağmen Komisyon’a başvuran Rumların sayısında artış olduğu öğrenildi.

182 olan başvuru sayısı, 10 gün içinde yaklaşık yüzde 9 artış göstererek 198’e yükseldi. Rumların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye aleyhine açtığı davaların önüne geçilmesi amacıyla kurulan Komisyon, bugüne kadar 22 dosyayı karara bağladı.

Son olarak AİHM’in gündeminde dosyası bulunan bir Rum’un başvurusu sonuçlandırıldı. Böylece Komisyon kararının, AİHM gündemindeki diğer davalar için emsal oluşturma olasılığı doğdu. Bu süreçte Rumlara ait 1400 dosyanın Mal Tazmin Komisyonu’na gönderilmesi bekleniyor.

 

Türkiye’de 500 yıl yetecek bor var

Enerji Bakanı Güler, Türkiye’nin, şu andaki tüketim dikkate alındığında, tek başına dünya bor madeni ihtiyacını 500 yıl karşılayabilecek rezerve sahip olduğunu kaydetti.

AA

Güncelleme: 17:49 TSİ 18 Haziran 2007 Pazartesi

 

ANKARA - Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Bakanlar Kurulunun bugünkü toplantısında, Bor Enstitüsü’nün faaliyetleri, Türkiye’deki bor rezervi ve ihracatı konusunda brifing verdi.

Güler’in verdiği bilgiye göre, toplam 1 milyar 176 milyon ton olan dünya bor madeni rezervinin 851 milyon tonu Türkiye’de bulunuyor. Türkiye, şu andaki tüketim dikkate alındığında, tek başına dünya bor madeni ihtiyacını 500 yıl karşılayabilecek rezerve sahip.

2006 yılında 367 milyon dolarlık bor madeni ihracatı yapan Türkiye, ihracatının yüzde 41’ini Uzakdoğu ülkelerine, yüzde 30’unu Batı Avrupa ülkelerine, yüzde 20’sini Amerika’ya, yüzde 6’sını İskandinav ülkelerine, yüzde 2’sini de Ortadoğu ülkelerine yapıyor.

Bor madeni, çimento, seramik, boren, yanmaz boya, izolasyon malzemesi, çinko, tavuk yemi ve ahşap emperenyesi gibi alan ve ürünlerde kullanılıyor.

Rumlar inadına komisyona başvuruyor

182 İDİ 198 OLDU... Komisyona başvuruda bulunan Rumlara ait listelerin yayınlandığı 7 Haziran itibarıyla başvuru sayısının 182 olduğunu belirten komisyon yetkilileri, Rum basınının yayınlarına rağmen istikrarlı bir şekilde başvurularda artış olduğunu, dün itibarıyla bu sayının 198'e ulaştığını belirtiyor

Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruda bulunan Rumların listesinin gizlilik koşullarına rağmen Rum basınına "sızdırılmasıyla" ilgili araştırmalar sürerken, söz konusu yayınlara rağmen komisyona başvuruda bulunan Rumların sayısında azalma değil artış olduğu öğrenildi.

TAK muhabirinin Taşınmaz Mal Komisyonu'ndan aldığı bilgiye göre dün itibarıyla Komisyon'a başvuruda bulunan Rumların sayısı 198'e ulaştı.

Komisyona başvuruda bulunan Rumlara ait listelerin yayınlandığı 7 Haziran itibarıyla başvuru sayısının 182 olduğunu belirten komisyon yetkilileri, Rum basınının yayınlarına rağmen istikrarlı bir şekilde başvurularda artış olduğunu, hatta bazı günler yoğunlaştığını belirttiler.

Nasıl sızdırıldı... AİHM'e isimler verilmiyor

Komisyona başvuruda bulunan Rumların isimlerinin açıklanmasının, komisyonun kuruluş yasası altında yapılan tüzükle yasaklandığını belirten komisyon yetkilileri, söz konusu listelerin Rum basınına nasıl ve kimler tarafından sızdırıldığına ilişkin araştırmaların çok yönlü devam ettiğini belirttiler.

Bir soruya karşılık, "komisyonda alınan kararlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidiyor. Ama isim olarak değil sayı olarak" diyen yetkililer, başvurular ve kararlarla ilgili nasıl bir prosedür izlendiği konusunda da, "Komisyon mahkeme gibi çalışıyor. Başvuru olunca 21 iş günü içerisinde Savcılık, İçişleri Bakanlığı gibi dosyaların gönderilmesi gereken zorunlu bir prosedür var" ifadelerini kullandılar.

Konuyla ilgili araştırmalardan bugüne kadar herhangi bir ipucuna ulaşılamadığını da belirten komisyon yetkilileri, "deşifre yoluyla caydırma" amaçlı söz konusu yayınlara karşın Rumların başvurularının devam etmesini dikkat çekici olarak nitelediler.

22 dosya sonuçlanmıştı

Mülkiyet konusuna "iç hukuk" oluşturma amacıyla mahkeme statüsüyle çalışmalarını sürdüren Taşınmaz Mal Komisyonu bugüne kadar Rumlardan toplam 198 başvuru alırken, bunlardan 22'sini sonuçlandırmıştı. Sonuçlandırılan dosyalardan 3'ü için iade, 2'si için takas, geri kalanlar için de tazminat kararı alan komisyon, diğer başvurularla ilgili çalışmalarını sürdürüyor.

Komisyon, takas formülüyle karara bağlanan dosyalardan birinin AİHM gündeminde başvurusu bulunan bir Rum'a ait olmasıyla bir ilke imza atmıştı.

Örnek niteliğindeki söz konusu başvurunun "takas" formülüyle sonuçlandırılmasıyla, komisyonun "iç hukuk" olarak kabul edilme sürecinin güçleneceği ve AİHM gündemindeki diğer davalara da emsal oluşturabileceği belirtilmişti.

Gündemde 1400 dava var

Mülkiyet sorununun Rumlar tarafından yoğun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınmasıyla, bu süreci KKTC'de ödeme yaparak durdurma hedefiyle Taşınmaz Mal Komisyonu yasayla kurulmuştu. Taşınmaz Mal Komisyonu'nun "iç hukuk" olarak kabul edilmesiyle, AİHM önünde bekleyen Rumlara ait 1400 dosyanın komisyona yönlendirilmesi bekleniyor.

Tazminatla mülkiyet hakkı ortadan kalkıyor

Mülkiyet Yasası uyarınca mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında.

Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar alınması halinde ise, iade yasayla çözüm sonrasına erteleniyor. Eşdeğer karşılığı mallar ise iade kapsamı dışında.

Aynı yasaya göre tazminata karar verilmesi halinde, bu miktar devlet adına İçişleri Bakanlığı tarafından ödeniyor. Tazminat alan Rum'un mülkiyet hakkı da ortadan kalkıyor.

Taşınmaz Mal Komisyonu, uzun tartışmaların ardından 19 Aralık 2005'te yasalaşarak uygulamaya giren mülkiyet yasası uyarınca oluşturulmuştu.

Anayasa'nın 159'uncu maddesine göre hazırlanan "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adlı yasayla oluşturulan komisyon, Kuzey'de kalan eski Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi öngören yasayı uygulamakla yükümlü bulunuyor.

KIBRIS 19/06/07

 

Papadopulos: Kıbrıs sorununun çözüm anahtarı Ankara'dadır

BM eski Genel Sekreteri ve Avusturya eski Cumhurbaşkanı Kurt Waldheim'in ölümü dolayısıyla Lefkoşa'daki Avusturya Büyükelçiliği'nde taziye defterini imzaladıktan sonra açıklamalarda bulunan Papadopulos, "Kıbrıs'ta, Ankara'nın Kıbrıs sorununun çözümü için anahtar olduğunu kabul etmeyen fazla insan olduğuna inanmadığını" söyledi.

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Papadopulos, "Somut örnek isteyenler, bunu saptamak için konuyla ciddi olarak ilgilenmelidirler" şeklinde konuştu.

Ankara çözümde anahtar ise bu sürecin nasıl kırılabileceğine ilişkin soruyla ilgili olarak Papadopulos, "Biz Kıbrıslı Türklerin olması gerektiği gibi Ankara'nın da Kıbrıs sorununu çözmeye ilgili göstereceğine inanıyoruz. Kıbrıslı Türklerin Ankara'nın onayını almadan önce hiçbir konuda karar alamayacağı biliniyor. Daha geçenlerde bunun bir örneğini yaşadık, geçmişte de yaşadık" dedi.

KIBRIS 19/06/07

 

Orams davasıyla ilgili temyiz davası görüşülmeye başlandı

Dava, İngiliz Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Lord Philips'in huzurunda görüşülüyor.

Lord Philips, iki tarafın, bundan sonraki süre için karar vermesini isteyerek, anlaşmaları durumunda bahsedilen noktalar konusunda dikkatli olmalarının gerekeceğini, anlaşamamaları durumunda, mahkemeyi caydırmak için bir zaman sürecinin harcanacağını belirtti.

Philips, iki tarafın avukatlarına bahsedilecek noktaları tasarlamak ve anlaşmaya fırsat vermek için oturumu, günün daha ileri saatlerine aldı. Ancak taraflar mahkemenin verdiği sürede görüşmelerini tamamlayamadılar ve oturum bugüne bırakıldı.

Bahsedilecek konular üzerinde anlaşma sağlanamaması durumunda mahkeme her iki tarafın iddialarını dinleyecek.

Mülkiyet davası İngiliz çift David ve Linda Orams'la, Meletis Apostolides'i kapsıyor.

2004 yılında Güney Lefkoşa Mahkemesi, Linda ve David Orams'tan Kıbrıslı Rum Apostolides'in Lapta'daki malı üzerine yaptıkları evi yıkmaları ve Apostolides'e tazminat ödemeleri kararını almıştı. Mahkemenin hükmü, Oramsların temyize başvurmaları üzerine uygulanamamıştı. 2005 yılında Güney Lefkoşa Kaza Mahkemesi önceki kararını onaylamıştı. 2006 yılında Britanya Yüksek Mahkemesi'nin, Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nin Kasım 2004'te aldığı kararın yerine getirilemeyeceğini açıklaması üzerine Apostolides karara karşı çıkmıştı.

KIBRIS 19/06/07

 

Talat, Avrupa'ya uçuyor

BILDT VE KANERVA İLE GÖRÜŞECEK... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'nın basın brifinginde verdiği bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat, İsveç'te Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile görüşecek ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir toplantıya katılacak. Cumhurbaşkanı Talat, 28 Haziran'da da Finlandiya Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva ile bir araya gelecek

MÜLKİYET SORUNU ANLAŞMAYLA ÇÖZÜMLENİR... Türk tarafının, çözüm için elinden geleni yaptığını kaydeden Erçakıca, buna karşın Rum tarafının mülkiyet sorununu istismar ettiğine dikkat çekti ve "Kıbrıs'ta iki halkın da çıkarına hizmet edecek tek yol; kapsamlı bir anlaşmayla mülkiyet sorununu da çözmektir. Kıbrıs Türk tarafı bu görüştedir ve bunun için çalışmaya devam edecektir" DEDİ

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 26 Haziran'da Avrupa'ya uçuyor. Cumhurbaşkanı Talat, İsveç ve Finlandiya dışişleri bakanlarıyla görüşmeler yapmak üzere bu ülkeleri ziyaret edecek.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'nın dünkü basın brifinginde verdiği bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat, 26 Haziran'da adadan ayrılacak.

Talat, İsveç'te Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile görüşecek ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir toplantıya katılacak.

Ardından Finlandiya'nın başkenti Helsinki'ye geçecek olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 28 Haziran'da Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva ile bir araya gelecek.

Hrisostomos'un temasları zarar veriyor

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, dün düzenlediği basın brifinginde 2. Hrisostomos'un yurtdışı temaslarını da değerlendirdi.

Erçakıca, Rum yönetiminin, Kıbrıs sorunu çözülmeden önce Kıbrıslı Rumların mülkiyet sorununu çözmeye çalışırken, Kıbrıslı Türklerin haklarını çözüm sonrasına ertelemekte bir sakınca görmediğine işaret etti ve Kıbrıs'ta iki halkın da çıkarına hizmet edecek tek yolun; kapsamlı bir anlaşmayla mülkiyet sorununu da çözmek olduğunu vurguladı.

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos'un, Kıbrıs sorununu bir din savaşına dönüştürmek için çalışmayı sürdürdüğünü belirten Erçakıca, dinler arası diyaloğa önem verilmesi gereken bugünlerde Kıbrıs sorununu dini temellerle tanımlamayı çok tehlikeli bulduğunu açıkladı.

Hasan Erçakıca, Hrisostomos'un geçtiğimiz hafta Avrupa'da yaptığı temaslara atıfta bulunarak, Kıbrıslı Türkleri aşağılama ve Hristiyan dünyasının liderlerine şikâyet etme çabalarını sürdüren Başpiskopos'un, açmaya çalıştığı yeni cephenin, Kıbrıs'taki iki halkın ilişkilerini olumsuz etkileyeceğini ve sorunun çözümünü zorlaştıracağını vurguladı.

Erçakıca, Hrisostomos'un dini duyguları kullanarak, Ortodoks Hristiyan Kıbrıslı Rumları, Kıbrıslı Türklere karşı kışkırttığını örnekleriyle anlattı.

Roma ziyaretinde Kıbrıs Rum tutumunu anlatmak için büyük çaba gösteren Başpiskopos 2. Hrisostomos'un, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın övgülerine mahzar olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Kuzey Kıbrıs'taki dini eserlerin yağmalanmasından söz eden Hrisostomos'un Vatikan'a yaptığı ziyarette, 17. yüzyıla ait ikonu izinsiz ada dışına çıkarıp Papa'ya hediye etmesinin kendi toplumunda da eleştirildiğini kaydetti.

Hasan Erçakıca, dinler arası diyaloğa önem verilmesi gereken bugünlerde Kıbrıs sorununu dini temellerle tanımlamanın çok tehlikeli olduğuna işaret ederek, "Bu, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmaz, gerilimi artırır" diye konuştu.

Mülkiyette çifte standart

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum yönetiminin, Kıbrıs sorununun tüm parametrelerinde olduğu gibi, mülkiyet konusunda da çifte standartlı bir politika izlediğini belirterek, şöyle konuştu:

"Kıbrıslı Rumların Kuzey'de kalan mülklerinin hemen iade edilmesi gerektiğini savunan Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıslı Türklerin Güney'de kalan malları için ise her gün yeni oldu-bittiler yaratmaktadır.

Kıbrıs Rum Yüksek Mahkemesi'nin; Kıbrıslı Türklerin, Güney'deki mallarını kullanma haklarının bulunmadığı ve Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunana kadar bu hakkı kullanmaktan men edilmiş olduklarına ilişkin kararı, bütün dünya tarafından mutlaka dikkate alınması gereken ibret verici bir karardır."

Devretme ve ipotek yetkisi de verildi

Erçakıca, Rum tarafının, Güney'deki Kıbrıs Türk mallarını tasarruflarında bulunduran Rumlara, bu mülkleri daha etkili kullanma ve devretme yetkisi verme kararı aldığını da duyurduğuna dikkat çekerek, "Bu hakların içinde devretme ve ipotek verme yetkisi de bulunmaktadır. Bütün bu gelişmeler; mülkiyet sorununun, Kıbrıs sorununun temel unsurlarından biri olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır. Mülkiyet sorununa kalıcı çözümler bulmak, iki taraf arasında varılacak nihai bir anlaşmayla mümkündür" dedi.

Kıbrıs Türk tarafının, çözüm için elinden geleni yaptığını kaydeden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, buna karşın Rum tarafının mülkiyet sorununu istismar ettiğine; Kıbrıslı Rumların sorunlarını, Kıbrıs sorununa nihai çözüm bulmadan çözme yolları ararken, Kıbrıslı Türklerin haklarını çözüm sonrasına ertelemekte sakınca göremediğine işaret etti.

Erçakıca, "Kıbrıs'ta iki halkın da çıkarına hizmet edecek tek yol; kapsamlı bir anlaşmayla mülkiyet sorununu da çözmektir. Kıbrıs Türk tarafı bu görüştedir ve bunun için çalışmaya devam edecektir" diye konuştu.

Lefkoşa, Gazimağusa ve Girne'nin aktif üyeliği olumlu gelişme

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, İslam Başkentleri ve Kentleri Teşkilatı 11. Genel Konferansı'nda Lefkoşa, Gazimağusa ve Girne Belediyelerinin gözlemci üyeliğinin aktif üyelik statüsüne çıkarılmasını "olumlu bir gelişme" diye niteledi ve bunu, izolasyonları kaldırma çabalarında önemli bir adım olarak gördüklerini söyledi.

Hasan Erçakıca, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin bu yöndeki isteminin değerlendirildiği konferansta, 3 Kıbrıs Türk belediyesine aktif üyelik verilmesinin çok olumlu olduğunu kaydederek, "Bunu, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları kaldırma çabamızda önemli bir adım olarak görüyor ve büyük memnuniyetle karşılıyoruz" dedi.

Hasan Erçakıca, gelişen bu uluslararası ilişkileri Kıbrıs sorununa çözüm bulmada kullanacaklarını da ifade etti.

Cumhurbaşkanı gerekli girişimleri yaptı, yapıyor

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, basın ile askeri makamlar arasında geçtiğimiz hafta yaşanan sorun konusunda Cumhurbaşkanı'nın gerekli girişimleri yaptığını ve yapmaya da devam ettiğini söyledi.

Erçakıca, gelişmeyi çok yanlış bulduklarını kaydederek, Cumhurbaşkanı'nın makamının sorumluluğuyla davranması gerektiğini vurguladı ve gereğini militan bir havada yapmasının beklenmemesini istedi.

Erçakıca, basın-asker gerginliğiyle ilgili soruya karşılık, bu tür gelişmeleri çok yanlış bulduklarını söyledi. Erçakıca, yaşananları; hem basın özgürlüğüne aykırı, hem Kıbrıslı Türklerle Türkiye arasındaki ilişkilere ve dış dünyaya dönük imaja zarar verici diye niteledi. Erçakıca şöyle konuştu:

Soğukkanlılık... Sorumluluk

"Ama Sayın Cumhurbaşkanı, bu gibi davranışların yarattığı sorunların üzerine soğukkanlılıkla ve Cumhurbaşkanlığı'nın kendisine yüklediği sorumlulukla gitmek durumundadır. Gereğini bu çerçevede yapıyor. Ama bunu militan bir havada sürdürmesi, sorunu çözmek yerine derinleştirecek davranışlarda bulunması Sayın Cumhurbaşkanı'ndan beklenmemelidir. Önemli olan sorunu çözmektir. Gerekli girişimleri yaptı, yapmaya da devam ediyor."

Üst koordinasyon kurulu toplantısı

Erçakıca, bir soru üzerine bugün Cumhurbaşkanlığı'nda üst koordinasyon kurulu toplantısı yapıldığını söyledi. Erçakıca, bu toplantıda rutin olarak özellikle güvenlikle ilgili konuların gözden geçirildiğini bildirdi.

"Barışa götürecekse sadece görevi değil..."

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası'nın (KTÖS) yazılı açıklamasında, şahsına yönelik "iki halkın ilişkilerini bozma" suçlaması ve istifa etmesi çağrısıyla ilgili görüşü sorulan Erçakıca, "Eğer iki halkın ilişkileri benim görevden ayrılmamla düzelecekse, hele bizi barışa götürecekse, ben sadece bu görevi değil, çok daha başka şeyleri de bırakırım, feda edebilirim.

Eğer benim ayrılmam, iki halkın ilişkilerinin olumlu gelişmesine yardımcı olacaksa, benim yapacak işim var. İşsiz kaldığımdan dolayı sözcülük yapıyor değilim. Hiçbir problem yoktur, ama bunun kararını Şener Elcil değil, Sayın Cumhurbaşkanı verir" dedi.

-

"Çözüm için çok şey feda ettim"

Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için şimdiye kadar kişisel olarak çok şey feda ettiğini kaydederek, "Bunu bir eleştiri ve argüman olarak kabul etmem. Tabi ki bu benim severek, isteyerek yaptığım bir görevdir, ama bu görevde ne kadar ve nasıl devam edeceğim Sayın Cumhurbaşkanı'nın takdiridir" diye konuştu.

KTÖS'ün Kıbrıs'ta çözüm için önerilerini "kafaları kuma sokma" olarak gördüğünü, bu önerilerin Kıbrıs Türk tarafınca tek taraflı olarak yapılabilecek şeyler olmadığını ve birçok öneri konusunda da çeşitli deneyimler yaşandığını anlatan Erçakıca, 1960 haklarının talebini örnek gösterdi.

Bu hakları talep edenlerin Rum tarafından gerekli cevabı aldığını belirten Hasan Erçakıca, bunları tekrar tekrar ve sihirli değnekmiş gibi gündeme getirmenin, aslında Kıbrıs sorununu bilmemek anlamına geldiğini savundu.

KIBRIS 20/06/07

 

Meclis heyeti, Kıbrıslı Türk örgütlerle bir araya geldi

Özlem Kaya YALGIN- LONDRA (TAK)

İngiltere'ye önceki gün giden Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki Cumhuriyet Meclisi heyeti, Londra'daki temaslarına başladı.

Heyet, temasları çerçevesinde, dün ilk olarak Ambargolular Grubu üyesi Fisun Nadiri ile bir araya geldi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Londra Temsilciliği'nde yer alan görüşmenin ardından heyet, aynı yerde İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi yetkilileriyle de bir toplantı gerçekleştirdi.

Ağırlıklı olarak, İngiltere'deki Kıbrıslı Türk örgütlerin nasıl daha etkin çalışabileceğinin ele alındığı görüşmelerde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Londra Temsilciliği Basın Ataşesi Hüseyin Özel de hazır bulundu.

Ekenoğlu: Kişisel ilişkiler önemli

Görüşmeler sırasında konuşan Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, siyasette kişisel ilişkileri geliştirerek adım atmanın önemini vurgulayarak, böylelikle Kıbrıslı Türklerin kendini dünyaya çok daha iyi anlatabileceğini söyledi. Rum yönetiminin bunu çok iyi kullandığına işaret eden Ekenoğlu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 30 yıl boyunca çok farklı politikalar yürütüldüğünü ve bu politikaların ses bulmadığını kaydetti.

Referandumdaki "evet"in ardından dünyanın Kıbrıslı Türklere bakış açısının değiştiğini belirten Ekenoğlu, Avrupa Konseyi'yle kurulan ilk temaslarda temsiliyet istendiğini, bu çevrede birçok temaslar gerçekleştirildiğini anlattı.

Ekenoğlu, bu temsiliyetin referandumdaki "evet"ten sonra şekillendiğini ve Kıbrıslı Türklerin oy hakkı olmasa da bir asil ve bir yedek üyeyle sesini duyurabildiğini kaydetti.

Kişisel ilişkiler geliştirilip ağlar örülünce ciddi gelişmeler yaşanabildiğini belirten Fatma Ekenoğlu, Alman milletvekilleriyle sağlanan temaslar ve karşılıklı ziyaretlerin ardından Alman Federal Parlamentosu'nda Kıbrıslı Türklerin lehine önemli karalar alındığını anımsattı.

İngiltere'de de çok sayıda Kıbrıslı Türkün bulunduğunu ve güçlerini birleştirmeleri halinde Kıbrıslı Türklerin sesini dünyaya daha etkin duyurabileceğini ifade eden Ekenoğlu, bu anlamda burada faaliyet gösteren Kıbrıslı Türk örgütlere de önemli görev düştüğünü vurguladı.

Ekonomik güç

Ekonomik gücün önemine de işaret eden Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu, Rumların ekonomik güçlerini kullanarak etkin lobicilik yaptığını, Kıbrıslı Türklerin de, neler yapılabileceğinin; örgütler olarak nasıl daha etkin olunabileceğinin yollarını araması gerektiğini söyledi.

Ekenoğlu, Kıbrıslı Türklere uygulanan haksız izolasyonların kalkmasının çok önemli olduğunu, bunun olması haline Rum yönetiminin masaya geleceğine inandıklarını kaydetti.

Nadiri

Ambargolular Grubu üyesi Fisun Nadiri de, amaçları hakkında heyete bilgi verdi.

Ambargolular Grubu'nun 300'e yakın üyesi bulunduğuna işaret eden Nadiri, Kıbrıs konusundaki gerçekleri anlatmak için birçok çabaları bulunduğunu ifade etti.

Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlıkların ve izolasyonların ortadan kalkması için çeşitli faaliyetlerde bulunduklarını ifade eden Nadiri, "Yapılacak çok iş var... Ancak lobicilik faaliyetlerine daha fazla çaba harcanmalı" dedi.

Sıtkı

İngiltere Kıbrıslı Türk Dernekleri Konseyi Başkanı Akmen Sıtkı da, heyetle görüşmesinde çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.

Konseyin gerekli desteği bulamadığını işaret eden Sıtkı, daha fazla destek ve katkı görmeleri halinde daha etkin faaliyet gösterebileceklerini anlattı.

Sıtkı, Türk okullarının sayısının azalmakta olduğunu ve bu konuda bazı sıkıntılar yaşandığını da kaydetti.

Meclis heyeti, temasları çerçevesinde bugün, Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütü temsilcileri ve belediye meclis üyeleri ile de görüşmeler gerçekleştirecek.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki heyette, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler milletvekilleri Ali Seylani ile Ali Gulle, Özgürlük ve Reform Partisi Milletvekili Mustafa Gökmen ile Toplumcu Demokrasi Partisi Milletvekili Mustafa Akıncı bulunuyor.

Heyet, İngiltere parlamentosunda

düzenlenen resepsiyona katıldı

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki heyet, dün Ambargolular grubu yetkilileriyle bir araya geldi.. KKTC Londra Temsilciliği'nde yer alan bu görüşmenin ardından heyet, aynı yerde, İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi yetkilileriyle de toplantı gerçekleştirdi.

Meclis heyeti dün öğleden sonra da, İngiltere Parlamentosu'nda, lordlar ve milletvekillerinin girişimiyle düzenlenen resepsiyona katıldı. Parlamentoda yer alan resepsiyona birçok lord ve milletvekili de katıldı.

Meclis heyeti, İngiltere'deki sivil toplum örgütlerinde görev alan Kıbrıslı Türk bayanlarla da bir araya geldi.

Heyet, temasları çerçevesinde bugün, Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütü temsilcileri ve belediye meclis üyeleri ile de görüşmeler gerçekleştirecek.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki heyette, CTP-BG Lefkoşa Milletvekili Ali Seylani ve Gazimağusa Milletvekili Ali Gulle, ÖRP İskele Milletvekili Mustafa Gökmen ile TDP Lefkoşa Milletvekili Mustafa Akıncı bulunuyor.

KIBRIS 20/06/07

 

Rumlara petrol aramada aynı yolla tepki


21 Haziran, 2007 14:09:00 (TSİ) CNN TURK

Dün yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Kıbrıslı Rumların petrol arama faaliyetlerine tepki gösterildi. Ankara, Kıbrıslı Rumların petrol arama faaliyetlerine aynı yöntemle karşılık veriyor. Türkiye Petrolleri'nin başlattığı ihale süreci temmuz ayında bitecek. Belirlenen 7 arama bölgesinden biri Rumların belirlediği alanla çakışıyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, "Uluslararası alanda ilgili firmalar ihaleye davet ediliyor. Değerlendirmeler yapılacak, o şartlara uyan firmalarla beraber Akdeniz'de çalışmalar yapılacak" dedi.
 
Ankara Rumların Akdeniz'de petrol arama faaliyetlerine aynı yöntemle karşılık veriyor. Arama faaliyetleri için ihale açıldı, temmuzda sonuçlanacak.
 
Bölgede sismik veri toplamak yani yeraltı haritası çıkarmak için yapılan ihaleye iki uluslararası firmadan teklif geldi.
 
İhaleyi kazanan şirket Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'na (TPAO) verilen 7 ruhsat alanında çalışma yapacak.
 
Çalışmalar başladığında Kıbrıs Rum kesimi ile yaşanan petrol arama krizi farklı bir boyuta ulaşacak. Çünkü arama yapılacak alanlardan biri Güney Kıbrıs'ın da arama yapacağı sahayla kesişiyor.
 
Son Milli Güvenlik Kurulu toplantısında da Rumların petrol arama faaliyetlerine yayımlanan bildiri ile tepki gösterilmiş, Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'deki faaliyetleri nedeniyle istikrarsızlık unsuru olmayı sürdürdüğü ve Ada'nın tümünü ilgilendiren konulardaki girişimlerinin geçerliliği olmadığı belirtilmişti.
 
Türkiye sadece Akdeniz'de değil Karadeniz'de de yoğun olarak petrol arayacak. 
 
TPAO 2011 yılına kadar Karadeniz için 1 milyar dolar kaynak ayırdı.
 
Bölgede Türkiye'nin yeni umudu Sinop açıkları. Amerikan Atwood Southern Cross şirketi haziran sonunda sondaj çalışmalarına başlayacak. Aynı şirket birkaç ay sonra da yine Sinop Cide açıklarında arama faaliyetleri yapacak.
 
YUNANİSTAN'DAN RESMİ AÇIKLAMA
 
Gelişmeleri izleyen Yunanistan'ın Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos da, Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) dünkü bildirisinde yer alan, "Rum kesiminin bölgede istikrarsızlık unsuru teşkil ettiğine" ilişkin ifadeye yanıt verdi.
 
Kumuçakos, "Bölgedeki istikrar unsuru AB'dir. Rum kesimi AB üyesidir ve uluslararası hukuka tam saygı göstererek egemenliğini ve egemenlik haklarını kullanmaktadır" dedi.
 
MGK Kıbrıs'taki gelişmeleri ele aldı
 
Dün gerçekleştirilen MGK toplantısın ardından yayımlanan bildiride, Kıbrıs ile ilgili gelişmelerin gözden geçirildiği, bu bağlamda çözüm yönündeki iradesini göstermesine rağmen Kıbrıslı Türkler üzerindeki haksız kısıtlamaların sürdürülmesinin kabul edilemeyeceğinin altı çizildi.
 
Bildiride, "Doğu Akdeniz'de giriştiği eylemlerle bölgede bir istikrarsızlık unsuru olmayı sürdüren Rum yönetiminin adanın tümünü ilgilendiren konulardaki girişimlerinin geçerliliği olmadığı vurgulanmış, ülkemizin Doğu Akdeniz'deki hak ve çıkarlarının korunması konusunda yürütülen çabaların devam edeceği, Türkiye'nin, Kıbrıs konusuna siyasi eşitlik ve iki kesimlilik temelinde yeni bir ortaklık devleti kurulması, BM çerçevesinde adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik olumlu yaklaşımını sürdüreceği, KKTC'ye her türlü desteğin sağlanması konusunda kararlı olduğu vurgulanmıştır" ifadesi yer aldı.

 

Kandil Dağı’na giden FT muhabiri: PKK, barış içinde yakın gelecekte dağdan inmez

     
     İhsan DÖRTKARDEŞ/ (DHA)
     
TERÖR örgütü PKK'nın elebaşlarının üstlendiği Kuzey Irak’taki Kandil Dağı'ndaki karargahına giden Financial Times muhabiri, “PKK militanları muhtemelen dağdaki kamplarından askeri bir harekatla püskürtülmeyecek, ama barış içinde inecekleri de yakın bir gelecekte olası görünmüyor'' diye yazdı.
      Gazete, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sınır ötesi operasyon yapacağı iddialarının artması üzerine dünyanın dikkatini PKK'nın Kuzey Irak'ta Türkiye sınırı yakınında bulunan iki kampı ve Kandil Dağı’ndaki üssüne çektiğini yazdı. İngiliz gazetesi Kandil Dağı'nın Irak yakasında PKK'nın bulunduğunu, karşıda uzanan İran topraklarında ise terör örgütü ile bağlantıları olan İran’daki kolu PJAK kamplarının yer aldığını belirtti. Financial Times, İran’daki PJAK'ın örgütünün, Tahran hükümetine baskı uygulamak isteyen Amerika’dan destek gördüğünün yaygın kanı olduğunu aktarırken, gazete muhabiri Kandil Dağı’ndaki örgüt karargahında güvenlik gerekçesiyle sınırlı alanı görebilmesine izin verildiğini bildirdi. BBC'de de yayınlanan haberde PKK’nın sözde yürütme konseyi üyesi Suriyeli Rüstem Cudi ile yapılan röportaja da yer verildi. Cudi, sınırı geçip Türkiye’de saldırı düzenlemediklerini öne sürdü. Gazete, Kuzey Irak'taki Kürtlerin özel sohbetleri sırasında Marksizmi savunduğu dönemde kendilerini hainlikle suçladığı için PKK’ya sempati beslemediklerini dile getirdiklerini yazdı.
      Kuzey Irak'taki Kürt grupların PKK’lı teröristlere af çıkarılmasını istediği, Recep Tayyip Erdoğan hükümeti döneminde Kürt sorununun çözümü yönünde kayda değer adımların atıldığını söyledikleri belirtildi.
      Terör örgütünün yürütme konseyi üyesi Rüstem Cudi, silahlarını bırakmaları için aftan daha fazlasının gerekeceğini anlatırken, “Biz sadece affedilelim diye dağa çıkmadık'' dediği bildirildi.
      PKK’nın bölücübaşı Abdullah Öcalan'ın yakalanışından sonra imajını değiştirmeye çalıştığını ve ayrılıkçı örgüt olmadığını ileri sürdüğünü vurgulayan Financial Times muhabiri, örgüt yöneticilerinin ‘Bağımsız Kürdistan' hedefinden vazgeçtiklerini söylemelerine rağmen ayrılıkçı köklerine dönmeyeceğinin de garanti olmadığını aktardı. Terörist yöneticilerinden Rüstem Cudi, “Eğer Kürt sorunu şiddet yoluyla çözmeye çalışmaya devam ederlerse, bizim de Kürt etniğine dayalı bir devlet kurma ihtimalimiz ve kudretimiz vardır'' dediği kaydedildi.
     

MILLIYET 21/06/07

 

Orams Davası'nda AB Adalet Divanı'na danışılacak

"KONU AB'Yİ DE İLGİLENDİRİYOR"... Orams Davası'nın İngiliz çiftin lehine sonuçlanmasının ardından Kıbrıslı Rum Meletis Apostolodes'in kararın değiştirilmesi için İngiliz temyiz mahkemesinde açtığı dava dün sona erdi. İki gündür süren dava sonunda temyiz mahkemesi konunun AB'yi de ilgilendirmesinden dolayı son kararını vermeden önce, bazı soruların AB Adalet Divanı'na sorulması gerektiğine karar verdi.

Eylem ERAYDIN/ LONDRA

Orams Davası'nın İngiliz çiftin lehine sonuçlanmasının ardından Kıbrıslı Rum Meletis Apostolodes'in kararın değiştirilmesi için İngiliz temyiz mahkemesinde açtığı dava dün sona erdi. İki gündür süren dava sonunda temyiz mahkemesi konunun AB'yi de ilgilendirmesinden dolayı son kararını vermeden önce, bazı soruların AB Adalet Divanı'na sorulması gerektiğine karar verdi.

Rum basını bu durumun Kuzey Kıbrıs ve Orams çifti için olumsuz olduğu imajını yaratmaya çalışırken, İngiliz çiftin avukatlığını Tony Blair'in eşi Cherie Blair ile birlikte yapan Hasan Vahip, "Bu durum AB Adalet Divanı'nın kararının da bizim aleyhimize olacağı anlamına kesinlikle gelmiyor. Şu an bizim lehimize verilen karar hala geçerli. Biz hiç kuşkusuz temyiz mahkemesi sonucunda da bu kararın devam edeceğine eminiz' dedi.

Temyiz Mahkemesi'nin konuyu AB Adalet Divanı'na taşımasının çok normal bir durum olduğunun altını ısrarla çizen Vahip, şöyle devam etti:

"Biz davayı kazandıktan sonar karşı taraf temyize gitti. Temyiz Mahkemesi'nin alacağı karar da en son noktadır. Artık bundan sonrası da yoktur. Temyiz mahkemesi de isterse konuyu daha iyi aydınlatmak için AB Adalet Divanı'na bazı sorular sorarak daha ayrıntılı bir bilgiye sahip olmak isteyebilir. Bu son derece normal bir süreçtir. Adalet Divanı da sorularını cevaplarını Temyiz Mahkemesine gönderir. Temyiz mahkemesi de son kararını bu cevapları değerlendirerek alır. Ama sanki son kararı Adalet Divanı verecekmiş havası yansıtılıyor bu son derece yanlıştır. Bu dava ile ilgili son karar yine İngiltere Temyiz Mahkemesi'nde verilecektir'.

Davanın Adalet Divanı'na danışılmasının aslında Kıbrıs'taki mülkiyet konusu ve Orams Çifti için de çok olumlu sonuçlar doğuracağının altını çizen ve Rumların şu ana kadar tüm taleplerinin reddedildiğini hatırlatan avukat Hasan Vahip sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aslında davanın AB ye gitmesi ve orada da değerlendirilmesi bizim için çok daha önemli bir sonuç doğuracak. Çünkü biz kararın temyizde de bizim lehimize sonuçlanacağını düşünüyoruz. Şimdiye kadar da tüm gelişmeler bu yönde. Rumlar bu temyiz davasını da kaybedecek. Ancak bu lehimize çıkacak karar bu kez AB Adalet Divanı'nda da görüşülerek alındığı için sadece İngiliz yasalarını değil tüm Avrupa'yı bağlayan bir karar olacaktır. Bunun da anlamı Orams Davası'nda kazandığımız tüm haklarımız sadece İngiltere'yi değil tüm Avrupa'yı bağlayacaktır."

Adalet Divanı'na bu şekilde giden davalar 18 ay ile 24 ay arasında sonuçlandırılıyor. Bu durumda ise bu zamana kadar İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin Orams çifti lehine verdiği karar geçerli olacaktır.

KIBRIS 21/06/07

 

 

KKTC'ye her türlü destek sağlanacak

Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Türkiye'nin, Kıbrıs konusuna siyasi eşitlik ve iki kesimlilik temelinde yeni bir ortaklık devleti kurulması, BM çerçevesinde adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik olumlu yaklaşımını sürdüreceği, KKTC'ye her türlü desteğin sağlanması konusunda kararlı olduğu vurgulandı

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Sezer başkanlığında toplandı. Toplantıda son günlerde artan terör olayları ve Kuzey Irak'taki PKK varlığına karşı alınacak önlemler, seçim güvenliği ve Kıbrıs konuları ele alındı.

Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında yayınlanan bildiride, Kıbrıs ile ilgili gelişmelerin gözden geçirildiğini, bu bağlamda çözüm yönündeki iradesini göstermesine rağmen Kıbrıslı Türkler üzerindeki haksız kısıtlamaların sürdürülmesinin kabul edilemeyeceği vurgulandı.

KKTC'nin uluslararası alanda yalıtılmışlığının giderilmesi amacıyla alınacak önlemler üzerinde durulduğu ifade edilen bildiride, şunlar kaydedildi:

"Doğu Akdeniz'de giriştiği eylemlerle bölgede bir istikrarsızlık unsuru olmayı sürdüren Rum yönetiminin adanın tümünü ilgilendiren konulardaki girişimlerinin geçerliliği olmadığı vurgulanmış, ülkemizin Doğu Akdeniz'deki hak ve çıkarlarının korunması konusunda yürütülen çabaların devam edeceği, Türkiye'nin, Kıbrıs konusuna siyasi eşitlik ve iki kesimlilik temelinde yeni bir ortaklık devleti kurulması, Birleşmiş Milletler (BM) çerçevesinde adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik olumlu yaklaşımını sürdüreceği, KKTC'ye her türlü desteğin sağlanması konusunda kararlı olduğu vurgulanmıştır."

Terörizmle mücadele

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, terörizmle mücadelenin gerektirdiği tüm önlemlerin koşullar ne olursa olsun alınmaya devam edileceği vurgulandı.

MGK toplantısından sonra yayımlanan bildiride, toplantıda, Türkiye Cumhuriyeti'nin birliğine, bölünmez bütünlüğüne, Ulusun güvenliğine ve yaşama hakkına kasteden bölücü terörün ortadan kaldırılması için alınan ve alınması gereken önlemlerin kapsamlı bir değerlendirmesinin yapıldığı belirtildi.

Açıklamada, şöyle denildi:

"Bu mücadelenin gerektirdiği adımların halkımızla birlikte atılmaya devam edileceği, tehdidin demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde ve kararlılıkla üstesinden gelineceği inancı teyit edilmiş, bu bağlamda terörizmle mücadelenin gerektirdiği tüm önlemlerin koşullar ne olursa olsun alınmaya devam edileceği vurgulanmıştır."

KIBRIS 21/06/07

 

Okulda Kuran kursu, KKTC’yi karıştırdı

KKTC Milli Eğitim Bakanlığı, camilerde verilen Kuran kurslarını, ‘yaz kursu’ ve ‘din eğitimi’ adıyla okullara kaydırdı. Öğretmenler “laiklik” adına karşı çıkarken, uygulama yürürlüğe kondu. Türkiye’den 10 din öğretmeni görevli olarak KKTC’de kurs verecek.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:06 TSİ 22 Haziran 2007 Cuma

 

LEFKOŞA - KKTC, din eğitiminin camilerden okullara alınması uygulamasıyla karıştı. Uygulamaya muhalefet eden Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği yaz okullarında Türkiye’den gelecek din öğretmenlerinin ders vermesi fikrinin AK Parti iktidarı tarafından ortaya atıldığını öne sürerek “AKP, KKTC’deki laik düzeni tehdit ediyor. Eğitimde hurafelere yer yok” açıklaması yaptı.

Başbakan Tayyip Erdoğan’a yakın olduğu belirtilen, KKTC Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer ise, “Yasadışı Kuran kursları, Milli Eğitim Bakanlığı kararıyla kılıfına uyduruluyor” iddiasına karşı çıktı.

YÖNLÜER: KURSLAR YASAL STATÜYE KAVUŞTU
Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri ise, yaz okullarının müfredatında yer alan din eğitimini Türkiye’den gelecek 10 meslek öğretmeninin vereceğini belirtiyor. Bakanlık yetkilileri, imamların okullarda Kuran kursu vereceği yönündeki iddiaların doğru olmadığını savunuyor.

Yönlüer, aksine daha önce camilerde verilen ve tepki gören Kuran kurslarının, yasal statüye kavuşturulduğunu söyledi. Kararın tamamen Milli Eğitim Bakanlığı’na ait olduğunu, kendilerinin taraf olmadığını belirten Yönlüer, “Camilerde ya da okullarda din eğitimi verilmesine karşı olanlar bunu açıkça ortaya koysun. Görüşlere saygı duyarız. Ancak çocuklarının din eğitimi almasını isteyen ailelere de saygı duyulması gerek” diye konuştu.

TÜRKİYE’DEN 10 ÖĞRETMEN GÖREV YAPACAK
Kursların bir bölümünü KKTC’de görevli imamların vereceği, bazı imamların bölgelerindeki okullara giderek kursa katılacak öğrenci sayısının belirlenmesini istediği kaydediliyor.

Ayrıca Türkiye’den de 10 din öğretmeninin ay sonunda KKTC’de göreve başlayacak. Türkiye’den gönderilen din öğretmenleri, yaz süresi boyunca Kuran kursu verecekler.

AİHM’e Rum yargıç aranıyor

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Kıbrıs Rum yönetiminin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunduğu yargıç adaylarının hiçbirini kabul etmedi.

Kayhan Karaca

NTV-MSNBC

Güncelleme: 17:12 TSI 22 Haziran 2007 Cuma

 

STRASBOURG - AİHM yargıçlarının ilk aşamada seçimini gerçekleştiren AKPM hukuk işleri alt komisyonu, Rumlar tarafından sunulan 3 adayın AİHM yargıçlığı için ehil olmadıkları sonucuna vardı. Kararın gerekçeleri hakkında henüz ayrıntılı bilgi verilmiyor.

Alt komisyonun kararının AKPM’nin gelecek hafta Strasbourg’da düzenlenecek başkanlık divanı toplantısında onaylanması ve AKPM’nin Kıbrıs Rum Yönetimi’nden yeni bir aday listesi istemesi bekleniyor.

Rumlar, şu anda Kıbrıs Rum yönetimi adına AİHM’de yargıçlık yapan Lukis Lukaides’in yerine, Yorgo Nikolau, Elena Efrem ve Konstantinos Efstathiu’yu aday göstermişlerdi. Yargıç Lukaides’in görev süresi normal şartlarda 31 Ekim 2007’de sona eriyor.

AİHM yargıçlarının seçimi konusunda buna benzer bir vaka daha önce sadece bir kere yaşanmış, kadın aday göstermeyen Malta’nın sunduğu adaylar AKPM tarafından geri çevrilmişti.

AİHM’de görev yapan yargıçlar teoride kendi ülkelerinin yargıcı olarak tanımlanmıyor olsalar da ülkeleri tarafından aday gösteriliyorlar. Yargıçların, ilk etapta AKPM hukuk işleri alt komisyonunun, ardından da AKPM genel kurulunun onayını almaları gerekiyor.

Rumlar tek taraflı kapı açtı

Ali CANSU

"Pirgo Kapıları Açma İnisiyatifi" yetkilileri dün Yukarı Pirgo köyünde Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin karşılıklı geçişlerine olanak tanıyacak yeni bir geçiş noktasını tek taraflı olarak açtı.

Açılış törenine, "Pirgo Kapıları Açın İnisiyatifi" Başkanı Adreas Garos, 150'ye yakın köylü yanında, KKTC'den gelen "Yeşilırmak Kapıları Açın İnisiyatifi" Başkanı Musa Seral, Lefkoşa-Ledra yolu kapıları açın inisiyatifi Başkanı Aziz Ener katıldı. Rum hükümetinden bir yetkilinin bile kapının açılış törenine katılmaması ise dikkat çekti.

Ellerinde pankartlar ile saat 19.30'da yukarı Pirgo sınır kapısına yürüyen köylüler burada "Kapıların açılması için ortak mücadele" yazılı Rumca ve Türkçe pankartlar taşıdı.

Rum Milli Muhafız ordusunun askeri kulübesi ile askerinin kapı açıldıktan sonra da bölgede nöbet beklemeye devam edeceği öğrenildi.

"Pirgo insiyatifi Başkanı Adreas Garos yaptığı konuşmada, 40 yıldan beridir ola gelen durum dolayısıyla kapının açılmasını isteyen katılımcılara açılışa geldikleri için teşekkür etti.

Kapının açılması için tüm hazırlıkların tamamlandığını ve bu yöndeki çabaların süreceğini kaydeden Garos, Türk tarafındaki kapının da açılması için her zaman Kıbrıslı Türklere yardımcı olmaya hazır olduklarını belirtti. Geçtiğimiz nisan ayından beridir psikolojik yönden kendilerini hazırladıklarını ifade eden Adreas Garos, "Gururla belirtmeliyim ki; ilk temas grubunu oluşturan bizler, Kıbrıslı Türk ve Rumlar olarak kalben ruhumuzu açmış bulunmaktayız. Her şeyden önce bunların aşılması zor olan konulardır. Bu mücadelenin sona ermesini belirtmek için yolların açılmış olması gerekir. Kıbrıslı Türkler ile yapmış olduğumuz mücadelenin ilkini şu an aşmış durumdayız.

Kıbrıslı Rum ve Türklerin, hükümetlerinden Yeşilırmak ve Pirgo sınır kapısındaki sorunun aşılması yönünde talepte bulunması gerekiyor. Tüm zorluklara rağmen bu yöndeki çabalara destek olmaya devam edeceğiz" dedi.

"Yeşilırmak Kapıları Açın İnisiyatifi" Başkanı Musa Seral ise yaptığı konuşmada, Yeşilırmak'daki kapının açılması için mücadelelerinin süreceğini belirtti.

"Yarı zaferi elde ettik"

Lefkoşa-Ledra Yolu Kapıları Açın İnisiyatifi" Başkanı Aziz Ener, kapıların açılması konusunda geçtiğimiz yıl mart ayında bir toplantı yapıklarını anımsatarak, mücadelelerinin sonucunda Pirgo kapısının açılmasıyla yarı zaferi elde ettiklerini söyledi.

Ener, Pirgo kapısı açıldıktan sonra ise Yeşilırmak kapısının da açılması için çabalarını sürdüreceklerini belirterek, "Daha kaç yıl bekleyeceğiz?" şeklinde yetkililere mesaj gönderdi ve kendilerinin laf eden hükümet değil, iş yapan hükümetler görmek istediklerini kaydetti.

Diğer konuşmacılar ise, Yukarı Pirgo bölgesini Yeşilırmak köyü ile bağlayacak yeni bir geçiş noktasının açılabilmesi için Kıbrıs Türk tarafına da aynı şeyi yapmaları çağrısında bulundu.

Daha sonra ise Pirgo'nun eski muhtarı şimdi ise lise öğretmeni olan Andreas Yuannu, BM yetkililerine Yeşilırmak kapısının açılması konusunda destek vermelerini içEner bir metin verdi.

Bilindiği üzere 3 Mayıs 2007'de Rum yönetimi, Yukarı Pirgo'da Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin iki taraf arasındaki geçişlerine olanak tanıyacak yeni bir geçiş noktası açmak amacıyla bölgedeki askeri kulübeyi yıkmıştı.

KIBRIS 22/06/07

 

Kıbrıs Cumhuriyeti egemenlik haklarını kullanmaktadır

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos, Kıbrıs Rum kesiminin "uluslararası hukuka tam saygı göstererek egemenlik haklarını kullanmakta olduğunu" savundu.

Kumuçakos, soru üzerine yaptığı yazılı açıklamada, Milli Güvenlik Kurulunun (MGK) önceki günkü bildirisinde yer alan, "Rum kesiminin bölgede istikrarsızlık unsuru teşkil ettiğine" ilişkin ifadeye yanıt verdi.

Sözcü, açıklamasında, "Bölgedeki istikrar unsuru AB'dir. Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti AB üyesidir ve uluslararası hukuka tam saygı göstererek egemenliğini ve egemenlik haklarını kullanmaktadır" dedi.

KIBRIS 22/06/07

 

Rusya ve Fransa, Rum militanı gibi

"PAPADOPULOS'UN KAYBETMESİ OLUMLU OLUR"... Güney Kıbrıs'ta şubat ayında yapılacak başkanlık seçimlerini de değerlendiren Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un kaybetmesinin Kıbrıs sorununun çözümü açısından olumlu olacağını söyledi. Talat, "Hristofyas'ın seçilmesi bir fark yaratır. AKEL'in kendi adayını göstermesi boynunun borcudur" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rusya ve Fransa'nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde her zaman Rumlar lehine tavır takındıklarını söyledi ve bu iki ülkenin tutumunu eleştirdi. Talat, "Rusya ve Fransa, Güvenlik Konseyi'nde Rum militanı gibi çalışıyor" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre Cumhurbaşkanı Talat, önceki gün sabah Sim Radyo'da yayınlanan Radyo Gazetesi programına katıldı, gündeme ve Kıbrıs sorununa ilişkin soruları yanıtladı.

Rum militanı gibi

Cumhurbaşkanı Talat, Rusya'nın son olarak, BM Barış Gücü'nün Kıbrıs'taki görev süresinin uzatılmasıyla ilgili Güvenlik Konseyi kararına Yeşilırmak kapısının açılmasını katmaya çalıştığını söyledi. Fransa'nın da Rusya'nın bu tutumuna destek verdiğini anlatan Talat, "Rusya militanca, Rum tarafının militanı gibi çalışıyor ve Yeşilırmak kapısının açılması talebini Güvenlik Konseyi kararına katmaya çalışıyor. Fransa da buna destek veriyor. Rusya ve Fransa Güvenlik Konseyi'nde Rum militanı gibi çalışıyor" dedi.

Talat, Türk tarafının girişimleriyle Rusya'nın bu talebinin reddedildiğini belirtti.

Güvenlik Konseyi kararı lehimize değil

Talat, BM Barış Gücü'nün görev süresinin uzatılmasıyla ilgili geçtiğimiz günlerde alınmış olan Güvenlik Konseyi kararını da eleştirdi ve kararın, Kıbrıslı Türklerin lehine olmadığını söyledi. Talat, "Güvenlik Konseyi kararında hiç kabul edemeyeceğimiz, doğrudan doğruya konsey kararını reddetmemize yetecek olan birçok unsur var" diye ekledi.

Cumhurbaşkanı Talat, kararda, BM Barış Gücü'nün, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin izniyle Kıbrıs'ta faaliyet yürüttüğünü" yazan bölümün Kıbrıs Türk tarafınca asla kabul edilemeyecek bir şey olduğunu vurguladı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıslı Türkleri temsil etmediğini, dolayısıyla sadece onun izniyle BM Barış Gücü'nün adada olmasının imkânsız olduğunu belirtti. Talat, Barış Gücü'nün Kıbrıs Türk tarafının izni olmaksızın Kıbrıs'ta faaliyet gösteremeyeceğinin altını çizdi. "Bu ifade, bütün kararı benimsemememize yol açıyor," diyen Talat, "Barış Gücü'nün, bizim kuzeyde otorite olduğumuzu herhangi bir şekilde kaale almayan davranışlarına tepki gösteriyoruz" dedi.

"Hristofyas'ın seçilmesi bir fark yaratır"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs'ta şubat ayında yapılacak başkanlık seçimleriyle ilgili bir soruyu yanıtlarken, Papadopulos'un kaybetmesinin Kıbrıs sorununun çözümü açısından olumlu olacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'ın seçilmesinin mutlaka bir fark yaratacağını kaydetti.

Zaman zaman, Papadopulos'u desteklediği ve savunduğu için AKEL'e kızdığını ve yadırgadığını belirten Talat şunları söyledi:

"İkide birde Papadopulos'u savunmak AKEL'e düşmez... Papadopulos'un kendi mekanizmaları kendisini savunamazken bunu AKEL yapıyor. Bu da yadırgadığımız bir şey. Çünkü AKEL ile bir geçmişimiz var. Tanıyoruz birbirimizi ve bunu AKEL ile bağdaştıramıyoruz."

Talat şöyle devam etti:

"AKEL'in kendi adayını göstermesi bana göre boynunun borcudur. Çünkü aksi halde, Papadopulos'la yüzde yüz örtüşüyor, Papadopulos'u destekliyor demektir ki bu korkunç bir şeydir. Nitekim zaten AKEL tabanı yüzde 90'larda Hristofyas'ın aday olmasını istiyor. Demek ki kendi tabanı da Papadopulos'a güven duymuyor. Papadopulos kaybederse Kıbrıs sorununda daha önemli gelişmeler yaşanabilir. Ancak çok büyük bir değişiklik mi olur onu bilemem. Bu biraz da Rum toplumundaki dengelere bağlı, uluslararası konjonktüre bağlı, Avrupa Birliği'nin empoze etmeye çalıştığı koşullara bağlı, Birleşmiş Milletler'deki duruma bağlı ve büyük güçlerin, başta ABD olmak üzere tutumuna bağlı."

"Moon'un raporu olumlu"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün görev süresinin uzatılması hakkındaki raporunun, Genel Sekreterin ilk raporu olması ve Kıbrıs sorununa bakışı konusunda ipuçları vermesi bakımından çok önemli olduğunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Talat, Moon'un raporunun, BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 28 Mayıs 2004 raporunun arkasında durduğunu ve bunun da çok önemli bir unsur olduğunu vurguladı. Talat, "Annan'ın raporu çok önemli bir rapordu. Sadece izolasyonların kaldırılması çağrısı bakımından değil, aynı zamanda Kıbrıs sorununun temelinin de bir anlamda değiştiğini işaret etmesi bakımından önemliydi. Yani o raporun, izolasyonların kaldırılmasının, 541 ve 550 sayılı Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olmadığına işaret etmesi önemliydi. Bunlar Kıbrıs sorununun geleceği açısından önemli hususlar," dedi.

İnşaatlaşma çözüme yardımcı

Raporun, inşaatlaşma faaliyetlerinin Kıbrıs sorununun çözümünde engel olabileceği endişelerinin var olduğuna işaret etmesini "olumsuz" bulduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, inşaatlaşma faaliyetlerinin, tam tersine çözüme yardımcı olabileceğini vurguladı şunları ekledi:

"Bu herkesi sağduyulu düşünmeye sevk eder ve Kıbrıs sorununun bir an önce çözümüyle mülkiyet sorununun da çözümünü sağlar. Bu yüzden Kıbrıs sorununun çözümünü engellemez, tersine teşvik eder."

Tazmin komisyonu iç hukuk yolu

Cumhurbaşkanı Talat, Ksenides Arestis davasındaki istinaf başvurusunun reddedilmesi konusuna da değindi.

5 yargıçlı panelin istinaf başvurusunu reddetmesinin, Ksenides Arestis'le ilgili mahkemenin aldığı kararın kesinleştiği anlamına geldiğini vurgulayan Talat, ancak o mahkemenin aldığı kararın, bütün davaları Taşınmaz Mal Komisyonu'na götürülmesi işareti vermediğinin de altını çizdi.

Talat bu konuda şunları söyledi:

"Karar, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun bir iç hukuk yolu olduğuna işaret ediyor. Ancak Taşınmaz Mal Komisyonu'nun bundan sonraki bir başvuruda ne kadar etkin ve iç hukuk bakımından yasal olduğunu mahkemenin değerlendirmesi söz konusudur. Bundan sonra yapılacak bir duruşmada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun ne kadar hukuki bir iç hukuk yolu oluşturabildiğini ve ne kadar etkin olduğunu değerlendirecek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 'bütün o davaları dönün orada görün' diyeceği nokta odur. Henüz o noktaya gelmedik."

Talat, "Ancak göstergeler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu komisyonu iç hukuk yolu olarak işaret edeceği ve bütün Rum başvurularını oraya yönelteceği yönündedir" dedi.

"Rum yönetiminin tutumu çelişkili"

Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetiminin mülkiyet konusunda çelişkili davrandığını, bir yandan mülkiyet hakkının "bir insan hakkı" olduğunu söylerken, diğer yandan da Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruları engellemeye çalıştığını vurguladı.

"Rum Yönetimi, bir yandan 'mülkiyet hakkı bireysel haktır, aranmalıdır' derken, vatandaşına, 'sen hakkını aramak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine git. Kuzey'de oluşturulan komisyona gitme' diyor" şeklinde konuşan Mehmet Ali Talat, Rumların bu tutumuyla, aslında vatandaşlarının insan haklarının peşinde değil, Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye'yi sıkıştırmanın peşinde olduğunu gösterdiğini vurguladı.

Rum Yönetimi'nin bir başka çelişkisinin ise mülkiyet hakkının insan hakkı olduğunu savunan Rum tarafının, Kıbrıslı Türklerin Güney'deki mallarını da Kıbrıslı Türklerin kullanımına vermemesi olduğunun altını çizen Talat, Rum Yönetimi'nin bu kendi içindeki çelişkilerinin açıkça sırıttığını belirtti, şunları söyledi:

"Mülkiyet yasasının bireysel insan hakkı olduğunu savunan bir idarenin Güney'de de Kıbrıslı Türklere de 'gelin mallarınızı alın' demesi lazım. Rum tarafı çok ciddi çelişkiler ve ikilemler içindedir. Rum tarafının bu uygulamasının insan haklarına aykırı olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yakında ortaya çıkarılacaktır. O zaman Rum tarafının sistemi çökecektir."

"Çözüm çok uzak değil"

Kıbrıslı Türklerin, 24 Nisan 2004 referandumunda Annan Planı lehine oy kullanmasının ardından, bugün her açıdan çok daha iyi bir durumda olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, çözümün de çok uzak olmadığını belirtti.

"Bugün eğer ekonomimiz geçmişe göre daha iyi durumdaysa, geçmişe göre dünyada daha fazla kabul görüyorsak, yabancı yatırım bu ülkeye geliyorsa, bütün bunların nedeni o yüzde 65 evet'tir," şeklinde konuşan Talat, "Eğer bizim taraftan da 'hayır' oyu çıksaydı, izolasyonlar çok yoğun bir hale getirilirdi, nefes alamazdık. Türkiye'nin AB süreci de büyük zarar görürdü, hatta belki de tamamen sona ererdi" diye ekledi.

Kıbrıs sorununun şu aşamada hem AB hem de BM bakımından önemsizleştiğini ve bunun da bir tıkanıklık yarattığını söyleyen Talat, yakın zamanda Türkiye'nin AB sürecinde ciddi tartışmalar yaşanacağını belirtti ve o zaman Kıbrıs sorununun kaçınılmaz olarak ön plana çıkacağını söyledi.

Türkiye'nin gidebileceği tek yer Avrupa'dır

Türkiye'nin AB süreci devam ettikçe Kıbrıs sorununun çözümünün de kaçınılmaz olduğunu belirten Talat, bunun çok uzun bir süre almayacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, çözümün parametrelerinin aynı kalacağını, ancak içeriğinin zaman içinde değişikliğe uğrayabileceğini de vurguladı.

"Türkiye'deki seçimlerin Kıbrıs sorununu nasıl etkileyeceği" yönündeki bir soruya cevaben ise Talat, iktidara hangi parti gelirse gelsin, Türkiye'nin AB politikasında bir değişiklik beklemediğini söyledi. Talat, "Türkiye'nin gidebileceği tek yer Avrupa'dır ve hiçbir Türk partisi bunun dışında davranmayacaktır" dedi.

"Yeni bina modern ve fonksiyonel olacak"

Yeni Cumhurbaşkanlığı binası projesine de değinen Talat, şu an hisar üzerinde bulunan Cumhurbaşkanlığı dairelerinin aynı bölgede istimlâk edilen bir alana taşınacağını söyledi. Talat, henüz mimari yarışma aşamasında olan projede, mekânın en geniş ve verimli şekilde kullanılmasının ve binanın modern ve fonksiyonel olmasının amaçlandığını belirtti.

 

KIBRIS 22/06/07

 

 

Sarpten: Gerekirse konuyu Avrupa'ya taşıyacağız

Yaklaşık 30 sivil toplum örgütünden oluşan Genişletilmiş Sürdürülebilir Çevre Platformu, Dipkarpaz'dan Zafer Burnu'na kadar enerji nakil hattı çekilmesi projesine engel olmak için başlattığı mücadele çerçevesinde Toplumcu Demokrasi Partisi'nden (TDP) destek istedi. Platformu adına konuşan Hasan Sarpten, gerekirse konuyla ilgili şikayetlerini Avrupa makamlarına kadar taşımaya kararlı olduklarını söyledi.

Platform yetkilileri, dün saat 09.00'da TDP'yi ziyaret ederek genel başkan Mehmet Çakıcı'yla görüştü ve enerji nakil hattı çekilmesine karşı çıkmalarının nedenlerini anlattı.

Genişletilmiş Sürdürülebilir Çevre Platformu adına konuşan Hasan Sarpten, uzun zamandır gündemde olan Dipkarpaz'dan Zafer Burnu'na 11 bin voltluk enerji nakil hattı çekilmesini öngören projenin durdurulması için destek istedi.

Sarpten, bölgeye elektrik götürülmesinin gereksiz olduğunu, ancak buna karşın siyasi makamların ısrarlı bir direniş sergilediğini ifade etti.

Çalışmalarını hem yasal platformda hem de halkı bilgilendirerek sürdürdüklerini anlatan Sarpten, gerekirse bu konudaki şikayetlerini Avrupa makamlarına kadar taşımaya kararlı olduklarını kaydetti.

Sarpten, "Bu proje uygulamaya girerse bölgenin sonu olur, Kıbrıs Türk halkının yarınlara yaşanılabilir bir Kıbrıs bırakma mücadelesine en büyük yara açılır" dedi.

Alternatif kaynaklar var

TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı da, Karpaz bölgesinde alternatif enerji seçenekleri olduğunu belirterek, bölgeye enerji nakil hattı çekilmesine karşı olduklarını yineledi.

Başbakan Soyer'i, "AK Parti destekli yatırımların önünü açabilmek için inandırıcı olmayan komik ifadelerle halkı kandırmaya çalışmakla" suçlayan Çakıcı, "Elektrik projesinin Apostolos Andreas Manastırı'nın tadilatı için hazırlandığı yönündeki açıklamalarına kargalar bile güldü" ifadelerini kullandı. Çakıcı, "Kendine sol diyen bir iktidar, hem çevreyi katlediyor, hem de halkın yanında durmuyor" dedi.

Yatırımlara karşı olmadıklarını, ancak Güzelyurt bölgesi ve benzeri yerlerde yatırımlar bekletilirken "milli park" olarak ayrılan bir yere yatırım yaparak doğanın katledilmesinin kabul edilemez olduğunu söyleyen Çakıcı, tüm halkı bu konuda mücadeleye çağırdı.

Çakıcı, "Allah aşkına aranızdan bu konuda tek laf söyleyecek kimse yok mu?... Kimse tavır koymayacak mı?..." diyerek CTP'li milletvekillerini de duyarlı olmaya çağırdı.

KIBRIS 22/06/07

 

AİHM’den mülk takasına yeşil ışık

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kıbrıs’ta mülkiyet sorununda takas yöntemine “yeşil ışık” yaktığı bildirildi.

AA

Güncelleme: 16:16 TSİ 23 Haziran 2007 Cumartesi

 

LEFKOŞA - Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Politis gazetesi, AİHM’nin, Türkiye’ye, bir Kıbrıslı Rum’a ve Kıbrıs Rum yönetimine bilgilendirme mektubu göndererek; KKTC’deki Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu aracılığıyla söz konusu Rum ve Türkiye arasında varılan “dostane çözümlemeyi” onaylamadan önceki son adımı attığını yazdı.

Gazete, “AİHM’den Mülk Takaslarına Yeşil Işık” başlığıyla verdiği haberde, Kıbrıslı Rumun, KKTC’deki eski mülkünü, Larnaka’daki bir Kıbrıslı Türkün mülküyle takas ettiğini duyurdu.

AİHM’nin benzeri görülmemiş bir süratle hareket ettiğine belirten gazete, takası kabul eden Rum’un AİHM’deki başvurusunu da ‘herhalde çekeceğini’ yazdı.

Habere göre, AİHM’in önünde bulunan davanın dostane uzlaşıyla halli; başvuru sahibi Rum’un KKTC’deki eski mülkünün, Larnaka’daki bir Kıbrıs Türk mülküyle takas edilmesiyle sağlandı.

AİHM’in ilgili tarafları bilgilendirme hareketinin; Strasbourg’un aslında KKTC’deki Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu’nun faaliyetini kabul ettiğini gösterdiğine işaret eden gazete, bunun da söz konusu davanın AİHM’de bekleyen davalar listesinden çekilmesi anlamına da geleceğini kaydetti.

Gazeteye göre, gelecek günlerde gerçekleşmesi beklenen resmi onayın; mülk takasının tatmin edici çare modeli olmasına pencere açacağı için, mülkiyet konusunda, Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu’nun meşruiyetinde ve AİHM’deki Rum başvurularında yeni olgular yaratacağı değerlendiriliyor.

Rum yönetiminin AİHM’in onayına saygı göstermesi ve Rum başvuru sahibine Larnaka’daki Kıbrıs Türk mülkünü vermesi gerekeceğini yazan gazete, başvuru sahibi Rum’a verilmesi gerekecek Larnaka’daki Türk mülkünde, Rum göçmenlerin oturuyor olabileceğine veya özel binalar veya devlet binaları bulunuyor olabileceğine dikkati çekti.

 

"AİHM'den mülk takasına yeşil ışık"


23 Haziran, 2007 16:50:00 (TSİ) CNN TURK

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Politis gazetesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), Kıbrıs'ta mülkiyet sorununda takas yöntemine ''yeşil ışık'' yaktığını yazdı.

Gazete, AİHM'in Türkiye'ye, bir Kıbrıslı Ruma ve Kıbrıs Rum yönetimine bilgilendirme mektubu göndererek; KKTC'deki Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu aracılığıyla söz konusu Rum ve Türkiye arasında varılan "dostane çözümlemeyi" onaylamadan önceki son adımı attığını belirtti.
 
"AİHM'den Mülk Takaslarına Yeşil Işık" başlığıyla verilen haberde, Kıbrıslı Rumun, KKTC'deki eski mülkünü, Larnaka'daki bir Kıbrıslı Türkün mülküyle takas ettiğini duyurdu.
 
"AİHM'in benzeri görülmemiş bir süratle hareket ettiğini" belirten gazete, takası kabul eden Rumun AİHM'deki başvurusunu da "herhalde çekeceğini" yazdı.
 
Habere göre, AİHM'in önünde bulunan davanın dostane uzlaşıyla halli; başvuru sahibi Rumun KKTC'deki eski mülkünün, Larnaka'daki bir Kıbrıs Türk mülküyle takas edilmesiyle sağlandı.
 
AİHM'in ilgili tarafları bilgilendirme hareketinin, Strasbourg'un aslında KKTC'deki Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nun faaliyetini kabul ettiğini gösterdiğine işaret eden gazete, bunun da söz konusu davanın AİHM'de bekleyen davalar listesinden çekilmesi anlamına da geleceğini yazdı.
 
Gazeteye göre, gelecek günlerde gerçekleşmesi beklenen resmi onayın; mülk takasının tatmin edici çare modeli olmasına pencere açacağı için, mülkiyet konusunda, Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nun meşruiyetinde ve AİHM'deki Rum başvurularında yeni olgular yaratacağı değerlendiriliyor.
 
Rum yönetiminin AİHM'in onayına saygı göstermesi ve Rum başvuru sahibine Larnaka'daki Kıbrıs Türk mülkünü vermesi gerekeceğini yazan gazete, başvuru sahibi Ruma verilmesi gerekecek Larnaka'daki Türk mülkünde, Rum göçmenlerin oturuyor olabileceğine veya özel binalar veya devlet binaları bulunuyor olabileceğine dikkati çekti.
 
22 dava sonuçlandı
 
Kıbrıs'taki mülkiyet konusuna "iç hukuk" oluşturma amacıyla mahkeme statüsüyle çalışmalarını sürdüren KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonu, Rum yönetiminin engelleme girişimlerine ve rağmen toplam 198 başvuru aldı. Bunlardan 22'si sonuçlandırıldı.
 
Sonuçlandırılan dosyalardan 3'ü için iade, 2'si için takas, geri kalanlar için de tazminat kararı alan Komisyon, diğer başvurularla ilgili çalışmalarını sürdürüyor.
 
Komisyon, takas formülüyle karara bağlanan dosyalardan birinin AİHM gündeminde başvurusu bulunan bir Ruma ait olmasıyla bir ilke imza atmıştı.

 

Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Türktür, Kıbrıslı Türk kalacaktır


Kıbrıslı Türklerin kendilerini beğendirmeleri kolay değil. Askerlere göre yeterince Türk değiller. AKP'ye göre yeterince Müslüman değiller. Adayı paylaştıkları Rumlara göre yeterince Kıbrıslı değiller. Avrupa Birliği'ne göre yeterince Avrupalı değiller.
Bu garibanlar sayıları 150 bini hiçbir zaman geçmemiş olduğu halde Osmanlıların adayı fethettiği 1571'den bu yana 436 koca yıl Türk, Müslüman ve adalı kalmayı becerdiler.
Ne paşalardan milliyetçilik dersleri almaları gerekti, ne de AKP'den Kuran kursu. Kıbrıs Türk toplumu dışında eski Osmanlı ellerindeki Türklerin hepsi şu veya bu şekilde eridi, Kıbrıslı Türkler ayakta kaldı.
Bir şeyleri doğru yapmış olmaları lazım, ne diyorsunuz?
Ama, mümkün değil. Kendilerini bir türlü beğendiremiyorlar. Bir türlü yeterince milliyetçi ve Müslüman olamıyorlar, Türkiye'de yeterince milliyetçi ve Müslüman olan ve bu yüzden birbirlerini yemekten başka iş yapmaya vakit bulamayan abileri gibi.

Dolu bardağa su
Eksikliklerinden birini kapatmak için Ankara'dan gelen paralarla birçok yere cami inşa edildi. Kimsenin gitmediği camilere imamlar yollandı. Şimdi bu program Kuran kurslarıyla takviye ediliyor. Bu yaz okullarda ilk defa devlet tarafından finanse edilen Kuran kursları açılacak.
Eğer hedef Kıbrıslı Türklerse zahmet etmemelerini öneririm: Dolu bardağa su doldurulamaz.
Kıbrıslı Türkler tam anlamıyla laiktir. Dünyadaki Müslümanlar arasında en az fanatik, en çok hoşgörülü olanlardırlar. Çocuklarını Kuran kurslarına yollayıp kafalarının hurafelerle doldurulmasına izin vermezler.
Bu kurslara Türkiye'den gelen göçmenlerin çocukları gidecek. Onların anlamını bilmedikleri Arapça sureleri ezberlemeleri Kıbrıs'ı daha fazla Müslüman yapmayacak. Kıbrıslılarla Türkiye'den gelenler arasında var olan sosyal ve kültürel farklılıkları daha da belirgin hale getirecek, sosyal tansiyonu artıracak. Göçmenlerle yerlilerin kaynaşma yeri olması gereken okulları "biz ve onlar" yerleri yapacak.

Bırakın laik olsunlar
Kuran kursu girİşiminin ardından türbanlı öğrenci konusunun gündeme geleceğine emin olabilirsiniz.
Aynen Türkiye'de olduğu gibi.
Kuran kurslarının arkasında olduğu kesin olan AKP ve adadaki kuklası haline gelen Cumhuriyetçi Türk Partisi adada müstakbel kavgaların kazanının altına odun istiflemeye çalışıyorlar.
Kıbrıs'taki gözlemlerimden ve konuşmalarımdan biliyorum. Göçmenlerin çoğu Kıbrıslı Türkler gibi olmak, onlar gibi yaşamak istiyorlar. Hoşgörülü olmanın fanatik olmaktan, esprili olmanın asık suratlı olmaktan, serbest olmanın zapturapt altında olmaktan keyifli olduğunu öğrendiler. Bırakın laik olmasını, inancın Tanrı ile kul arasında olduğunu da öğrensinler.

Düzeltme: Dünkü yazımda "PKK terörü" yerine yanlışlıkla "Kürt terörü" ibaresini kullandım. Düzeltir özür dilerim.

METIN MUNIR 23/06/07

 

Avrupa Birliği'nin "Europe Direct" servisi hizmete girdi

Ulus HÜR

Kıbrıs Avrupa Enstitüsü bünyesinde hizmet verecek olan "Europe Direct" servisinin temel amacı, Avrupa Birliği vatandaşlarını, Avrupa Birliği prosedürleri, kuralları ve fırsatları hakkında bilgilendirmek olduğu kaydedildi.

"Europe Direct" servisinin verdiği hizmetler arasında, Avrupa Birliği'nden burs, finansman ve hibe yardımı almanın rehberliği de var.

Serviste, ziyaretçiler için bedava internet, kütüphane ve AB ile ilgili konularda çeşitli bilgiler veren onlarca broşür bulunuyor.

Avrupa Birliği'nin vatandaşları için neler yapabileceğini öğrenmek isteyenlerin, 80001112 numaralı ücretsiz telefonu arayabileceği, www.eicy.eu/europedirect internet adresini ziyaret edebileceği, europedirect@eicy.eu adresine mail atabileceği veya daha detaylı bilgi ve yüz yüze görüşme için Kıbrıs Avrupa Enstitüsü'nü ziyaret edebileceği bildirildi.

KIBRIS 23/06/07

 

KKTC'de ilk kez by-pass ameliyatı yapıldı

Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, KKTC'de ilk kez By-Pass ameliyatı yapıldığını vurguladı.

Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'nde son 3 günde yapılan 30 anjiyo ameliyatının başarılı geçtiğini bildiren Vaiz, bu kişiler arasında ülkede turist olarak bulunan iki yabancının da yer aldığını kaydetti.

30 anjiyo ameliyatından 19'unun stent (6 normal, 13 ilaçlı stent) olduğunu ve bu ameliyatların başarıyla gerçekleştirildiğini anlatan Bakan Vaiz, ülke turist olarak bulunan biri İngiliz, diğeri Yeni Zelandalı iki kişiye de akut enfarktüs teşhisi konularak anında balon uygulaması yapıldığını kaydetti.

Vaiz, hastanede düzenlediği basın toplantısında, hastaların artık, anjiyo veya By-Pass ameliyatları için Türkiye ve diğer yabancı ülkelere gitmesine gerek kalmadığını söyledi.

Vaiz: KKTC'de ilk kez by-pass ameliyatı yapıldı... Mutluyuz, gururluyuz

2 hastaya da KKTC'de ilk defa By-Pass ameliyatı yapıldığını vurgulayan Vaiz, ameliyatları gerçekleştiren Türkiye Siyami Ersek Hastanesi Başhekimi İbrahim Ekeler ve ekibine, Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı, Kalp Cerrahı Ramadan Kâmiloğlu ile ekibi ve İbni-Sina Hastanesi ekiplerine teşekkür etti.

Bakan Vaiz, bu ameliyatların uzun zamandan beri yapılan çalışmaların bir sonucu olduğunu kaydederek, mutlu ve gururlu olduklarını sözlerine ekledi.

Ekeler

Siyami Ersek Hastanesi Başhekimi İbrahim Ekeler de, 2-3 yıl hazırlıktan sonra yapılan ameliyatların başarıyla gerçekleştiğini söyleyerek, "KKTC'de yaşayan yaklaşık 300 bin soydaşımızın kardiyoloji alanında hissettiği bir eksikliği gidermiş olduk" şeklinde konuştu.

Ekeler, İstanbul'da Siyami Ersek Hastanesi'nde bulunan teknik donanımların aynılarının ve daha iyilerinin KKTC'de bulunduğunun da altını çizerek, belli bir süre desteğe devam ettikten sonra görevi buradaki kardiyoloji uzmanlarına devredeceklerini kaydetti.

Kâmiloğlu

Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı, Kalp Cerrahı Ramadan Kâmiloğlu da konuşmasında, "Bize güvenen, inanan ve her türlü riskli durumda yanımızda bulunan Sağlık Bakanlığı'na ve Siyami Ersek Hastanesi ekibine teşekkür ederiz" dedi.

KIBRIS 23/06/07

 

Londra'da Ekenoğlu onuruna resepsiyon

Ekenoğlu onuruna düzenlenen Papageno Restaurant'taki resepsiyona, KKTC Londra Temsilciliği Konsolosu Cem Topçu, Basın Ataşesi Hüseyin Özel, Eğitim Ataşesi Mehmet Erenler, TC Londra Büyükelçiliği Elçi Müsteşarı Atılay Ersan, Hava ve Savunma Ataşesi Muhittin Ergin ve diğer elçilik mensupları, sivil toplum örgütleri temsilcileri, medya yöneticileri ve işadamları katıldı.

Resepsiyonda kısa bir konuşma yapan Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Londra'da yoğun bir Kıbrıslı Türk nüfus bulunduğuna işaret ederek onların ihtiyaçlarına cevap vermek ve İngiltere ile KKTC arasında köprü kurmanın görevleri olduğunu belirtti. Bunu sivil toplum örgütleriyle birlikte organize şekilde gerçekleştireceklerine inandığını söyleyen Ekenoğlu, "Burada ekonomik gücümüzü, nüfusumuzu gösterirsek; hissettirirsek o zaman kaale alınacağız" dedi.

Meclis Başkanı, izolasyonların kaldırılması ve direkt uçuşların gerçekleşmesi durumunda Rumların çözüm masasına getirilebileceğine inandığını da dile getirdi.

Ekenoğlu, Cumhurbaşkanı, Hükümet ve Meclis olarak siyasi eşitlik temelinde bir çözümden yana olduklarını da sözlerine ekledi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında Cumhuriyetçi Türk

Partisi-Birleşik Güçler Lefkoşa Milletvekili Ali Seylânî, Gazimağusa Milletvekili Ali Gulle, Özgürlük ve Reform Partisi İskele Milletvekili Mustafa Gökmen ile Toplumcu Demokrasi Partisi Lefkoşa Milletvekili Mustafa Akıncı'dan oluşan heyet, Londra'da temaslarını sürdürmeye devam ediyor.

Meclis heyeti, İngiliz

parlamenterlerle görüştü

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ve beraberindeki heyet, İngiliz Parlamenterlerle görüştü.

Heyet, dün, İşçi Partisi Avrupa Parlamentosu Milletvekili Mary Hanibal ve İşçi Partisi Edmonton Milletvekili Andy Love ile ayrı ayrı bir araya geldi.

Basına kapalı gerçekleşen her iki görüşmede, KKTC Londra Temsilciliği Basın Ataşesi Hüseyin Özel de hazır bulundu.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki heyette, CTP-BG Milletvekilleri Ali Seylani, Ali Gulle, ÖRP Milletvekili Mustafa Gökmen ve TDP Milletvekili Mustafa Akıncı yer alıyor.

KIBRIS 23/06/07

 

RAHATSIZIM

İDDİALAR ARAŞTIRILIYOR... Hükümetin küçük ortağı ÖRP'ye bağlı bakanlarla ilgili ortaya atılan iddialardan rahatsız olan Başbakan Soyer, harekete geçti. İddiaları tek tek incelemeye aldıklarını ve araştırma sonuçlandıktan sonra hükümet içinde değerlendirme yapacaklarını kaydeden Başbakan Soyer, iddiaların doğruluğunun ortaya çıkması durumunda hükümetin de bundan etkileneceğini ve artık yargının devreye gireceğini ifade etti

MUHALEFET, ELİNDE MENDİL AĞLAYANIN PEŞİNDE... Başbakan Soyer, hükümet aleyhinde yapılan her açıklama ve eylemi destekleyen muhalefetin, elinde mendille ağlayan herkesin peşinden koştuğunu söyledi. Eylem yapan örgütleri de eleştiren Soyer, "vermeden alma" kültürünün var olduğunu ifade ederek, herkesin alabildiğine artış, ekstra menfaatler, buna karşı kendinden bir şey vermeme duruşunda olduğunu iddia etti

KARPAZ'A ELEKTRİK GÖTÜRÜLECEK... Karpaz'a elektrik götürülmesi çalışmalarının kendi rutin süreci içinde işlediğini açıklayan Soyer, kararnamelerle hem doğayı, hem de ekonomik gelişmeyi kontrollü bir biçimde yürüttüklerini kaydetti. Soyer, bölgeye elektrik götürüldüğünde de Karpaz'ın doğal düzeninin bozulmasını engelleyecek yasal düzenlemenin hazırlandığını ifade etti

Emin AKKOR

Hükümetin küçük ortağı Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP)'ne bağlı bakanlarla ilgili ortaya atılan iddialar Başbakan Soyer'i rahatsız etti.

Eski Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk'ün görevden alınmasını gerektiren iddialarla başlayan tartışmalar güncelliğini korurken, Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı Asım Vehbi aleyhinde ortaya atılan iddialar Başbakan Soyer'i harekete geçirdi.

İddiaları tek tek incelemeye aldıklarını açıklayan Başbakan Soyer, başlatılan araştırma sonuçlandıktan sonra hükümet içinde değerlendirme yapacaklarını kaydetti. Başbakan soyer, iddiaların doğruluğunun ortaya çıkması durumunda hükümetin de bundan etkileneceği ve artık yargının devreye gireceğini ifade etti.

Yaşanan süreçle ilgili olarak Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı ile diyaloga girdiklerin ancak heyetler şeklinde tartışılan konular değerlendirilmeden yorum yapmak istemediğini belirten Başbakan Soyer, "Herkesin üzerinde konuştuğu bir konuda bazen konuşmayıp beklemek daha iyi. Bu, 'Başbakan açıklama yapmıyor' denilerek benim için bir dezavantaja dönüşüyor. Bir açıklama, ciddi bir araştırma ve kapsamlı görüşmenin ardından yapılırsa anlamlı olur" diyerek, Asım Vehbi ile ilgili tartışmalarda temkinli olacağı mesajını verdi.

İddiaların kendisini çok rahatsız ettiği için araştırmaya koyulduklarını vurgulayan Soyer, iddialarda adı geçen şirket sahipleriyle görüşmelerin yapıldığını, hatta rüşvet iddialarında adı geçen Variant LTD'in haklarından feragat ederek sözleşmesinin feshedildiğini açıkladı.

Soyer, "Sanayi bölgeleri ve turizm yatırım yerlerinde; hatta, bugün Bafra'da yaşanan hadiseler o dönemde verilen tahsislerin konusu vardır Tartışılan konularda UBP döneminin izleri var. Hükümetin tahsislerin devredilmeyeceği ve çivi çakmayanların sözleşmelerinin iptal edileceğini açıklamasıyla farklı ilişki biçimleri ortaya çıktı." diyerek bugün yaşananların UBP döneminin mirası olduğunu iddia etti

Başbakan Soyer, koalisyon ortağına bağlı bakanlıklarda yaşanan iddialar yanında, UBP ve DP ile yürüttükleri Anayasa değişikliği görüşmeleri, sivil toplum örgütlerinin yaptığı eylemler, Karpaz'a elektrik götürülmesi tartışmaları, Rumların tek taraflı Pirga kapısını açması ve din ve ahlak kurslarıyla ilgili KIBRIS'a değerlendirmede bulundu.

Kamu kaynakları tek elden tahsis edilecek

Ortaya atılan rüşvet iddialarının yarattığı sıkıntıya bağlı olarak doğru gelişmeler de yaşandığını savunan Başbakan Soyer, KKTC'nin yaşadığı ekonomik gelişmeyle birlikte düne kadar ekonomik olarak düşük olan değerlerin yatırımlarla birlikte büyük değer kazandığını belirtti.

Yaşanan ekonomik devinimin birçok kamu kaynağının dünden farklı değere dönüştürdüğüne dikkat çeken Başbakan Soyer, bu şekilde oluşan ilişki biçimini sağlıklı bir hale dönüştürüp, bürokratik süreci keyfilikten kurtarmanın gerekli olduğunu söyledi. Ülkemizde, geçmiş dönemde kamu kaynaklarını dağıtarak belli bir menfaat elde etmenin bir metot olduğunu iddia eden Başbakan Soyer, "Sanayi bölgelerindeki arsalar dağıtıldı. Bu arsalara çivi çakılmadan devir işlemleri yapıldı. Birçok yatırımcıya devlet arazisi verildi. Çivi çakılmayan bu yerler ekonomik gelişmeyle birlikte devredilerek rant sağlandı" diyerek bu anlayışın ekonomik değerler arttıkça insanı, bürokrasiyi ve siyaseti bozmaya başladığına dikkat çekti.

Bugün yaşanan tartışmaların temelini bu anlayışa bağlayan Soyer, "Bugün ortaya atılan iddialar ve tartışmalar bugüne kadar soyutlanmayan bir yapının şekillenmesini gündeme getirdi. Son aldığımız bir kararla sanayi bölgelerinde yer dağıtımı Sanayi Odası ile Esnaf ve Zanaatkarlar Odası'nın ilgili bakanlıkla birlikte tespitleri ile iş kriterlere göre sonuçlandıracak. Bu şekilde spekülasyonları ortadan kaldıracak bir yapı kurulacak." diyerek hükümetin kamu kaynaklarının dağıtımında izleyeceği politikayı ortaya koydu.

Bakanlıkların sorumluluğu altına bulunan kamu kaynaklarıyla ilgili oluşan taleplerde tahsis edilen yerlerde süresi geldiğinde inşaat tamamlanmaması durumunda sözleşmenin iptal edileceğini vurgulayan Başbakan Soyer, "Bu şekilde spekülasyonlara fırsat verilmeyecek. Bu uygulamayla bugüne kadar yaşadığımız hoş olmayan ilişki biçimlerini sekteye uğrayacak. Bu şekilde bugün yaşanan tartışma ve iddiaların önü kesilecek" dedi.

Bakanlar Kurulu'nun kararıyla bünyesinde kamu kaynakları bulunan birimlerin Başbakanlığa bağlı bir kurul altında toplanması kararının yürürlüğe girdiğini açıklayan Başbakan Soyer, tüm yatırım kaynaklarının tahsis işlemlerinin bu kurulun belirleyeceği ve denetleyeceği kriterlere göre yapılacağını söyledi.

Bu yapının kurumsallaşması için bir Başbakanlık müsteşarının başkanlığında "yatırım ajansı" kurulacağını ifade eden Soyer, bu şekilde hem spekülasyonların önleneceği hem de bürokratik engellerin ortadan kalkacağını belirtti.

Muhalefet Meclis'e dönsün, Anayasa Komisyonu kurulsun

Anayasanın değiştirilmesiyle ilgili CTP, UBP ve DP arasında devam eden görüşmelerde sonuca ulaşmak için muhalefetin Meclis'e dönüp oluşturulacak Anayasa Komisyonu'nda çalışmaların başlatılması gerektiği belirten Başbakan Soyer, anayasanın değiştirilmesi çalışmalarında sonuca ulaşılması konusunda ümitsiz olmadığını kaydetti.

UBP ve DP'nin anayasa değişikliğiyle ilgili sundukları önerilerin "değerlendirildiğini" belirten Soyer, önerilerle ilgili yorum yapmaktan kaçındı.

Anayasa değişikliği konusunda diyaloğun kurulmasını önemli bulan Soyer, anayasa değişikliği konusunda UBP ve DP'nin samimiyetinin ancak meclis çatısı altında gösterebileceklerini belirtti.

Başbakan Soyer, hukuk kurumları ve sivil toplum örgütlerinin de görüşleri alındıktan sonra anayasada nasıl bir değişikliğe gidilebileceğinin tartışılacağını belirtti.

Erken seçim kapıda değil

Türkiye'nin erken seçim sürecine girmesi ve ülkemizde de olası bir anayasa değişikliğinin ardından erken seçime gidileceğiyle ilgili söylemleri benimsemeyen Soyer, erken seçimin kapıda olmadığını vurguladı.

Erken seçimden çok, esas olanın anayasal kurumsallaşma olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, yılsonuna kadar çıkartılması gereken sayısız yasa ve düzenleme bulunduğunu belirterek, anayasa değişikliği şekillendikten sonra seçim tarihinin görüşüleceğini belirtti.

Vermeden alma anlayışı yıkılmalı

Ekonomik örgütlerin eylemini değerlendiren Başbakan Soyer, kendisi için taleplerin ve buna bağlı olarak ortak değerlerin üretilmesinin önemli olduğunu belirterek, "Ülkemizde yaşanan ciddi ekonomik gelişmenin ardından, çeşitli kesimler bu büyümenin bütünlüklü bir tarzda ileriye gitmesi devinimi yerine kendilerini ilgilendiren konulara kilitleniyorlar. Halbuki her kesim için, öncelik ülke, sonra zümresel çıkarlar ön planda olmalı" diyerek sivil toplum örgütlerinden beklediği duruşu ortaya koydu.

Gayri Safi Milli Hasıla, turizm gelirleri, maaşlar, ithalattaki artışların ekonomideki gelişmeyi gösterdiğine işaret eden Soyer, ekonomik rakamlarda yüzde 300'e varan artışlar olurken, devlet gelirlerinde yüzde 20 artış yaşadığını kaydetti. Ekonomideki ciddi büyümeye karşılık devlet gelirlerindeki artışta ciddi bir çelişki yaşadığını söyleyen Soyer, "Kamu kaynakları, ekonomik büyümeye bağlı bir katkı alamadı. Bu da son derece büyük bir açığı sağlıyor. Bunu yurttaşın boğazını sıkmadan dengelemek zorundayız" dedi

İnsanlarda, vermeden alma kültürünün var olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, "Katkı koymadan, Türkiye'den gelenlerle ihtiyacı karşılama" anlayışını 'kabul edilemez' bulduğunu belirterek, açığı kapatmak için KKTC'nin kendi gelir kaynaklarını artırması gerektiğini kaydetti.

Sivil toplum örgütlerinin taleplerini bu anlayışa bağlayan Soyer, herkesin alabildiğine artış, ekstra menfaatler buna karşı kendinden bir şey vermeme duruşunda olduğunu belirterek bunun aşılması gerektiğini söyledi.

Ülkemizdeki kesimlerin birbirleriyle çatışma içinde olduğuna dikkat çeken Soyer, "Ondan kes bana ver, ona verdiğin lüzumsuzdur" mantığının hakim olduğunu iddia etti.

Muhalefet elinde mendil, ağlayanın peşinde

Bazı siyasileri hayretler içinde izlediğini belirten Başbakan Ferdi Sabit Soyer, muhalefetin elinde mendil ağlayan herkesin peşinden koştuğunu iddia etti.

Soyer, "Muhalefet partileri, Sanayi Odası'nın taleplerine destek verdi, iş dünyasının eylemini destekledi ve sendikaların açıklamalarına destek oldu. Yani arabesk türküde olduğu gibi, 'sen de haklısın, sen de haklısın' diyerek herkesin peşinde ellerinde mendille koşuyorlar" diyerek muhalefetin yürüttüğü politikayı "popülist" olarak nitelendirdi.

Muhalefet partilerinin sorunların nasıl aşılacağıyla ilgili hiçbir öneride bulunmadıklarını ifade eden Başbakan Soyer, "Nasıl olursa olsun, nerden bulursan bul, bana dokunma" anlayışıyla ileri gitmenin mümkün olmadığını belirtti.

Soyer, muhalefet partiler ile sivil toplum örgütleriyle ilgili çizdiği profili "geçiş dönemi sendromu" olarak değerlendirdi.

Lokmacı açılmadan Pirgo gündeme gelmez

Rum yönetimin geçtiğimiz gün Pirgo geçiş kapısını tek taraflı olarak açması girişimiyle Lokmacı'yı unutturmaya çalıştığını savunan Başbakan Soyer, Lokmacı'da geçişler başlamadan başka bir kapının açılmasının gündemlerinde olmadığını anımsattı.

Lokmacı kapısının açılmasıyla ilgili bugüne kadar hiçbir devinim üretmeyen Rum liderliğinin, Pirgo kapısının açılması için spekülasyon yarattığını belirterek, bu anlayışın kabul edilemez olduğunu söyledi.

Pirgo kapısının geçişlere açılması için "çok iş" istediğini belirten Soyer, Türk tarafında 4-5 kilometrelik yolun düzeltilmesi gereğinin bile Pirgo'nun açılışının Lokmacı'dan öncelikli olmadığının göstergesi olduğunu belirtti.

Din dersi kursları için AKP'den talep gelmedi

Yaz aylarında okullarda verilecek eğitimin Kuran kursu değil, din ve ahlak dersi olduğunu belirten Başbakan Soyer, kursun, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'nın kendi disiplini ve müfredatı nezdinde din adamlarından alacağı bilgi ve değerlendirme doğrultusunda yaz döneminde okullarda gönüllü öğrencilere din ve ahlak eğitiminin verileceği bir yaz programının uygulanacağını söyledi.

Bu programın bakanlığın kontrolünde olacağını kaydeden Soyer, okullarda yaz aylarında din üzerine eğitim verilmesiyle ilgili olarak Türkiye hükümetinden kendilerine hiçbir talep gelmediğini belirtti.

Karpaz'a elektrik götürülmesi süreci işliyor

Karpaz Milli Park alanının yapılaşmaya açılmamasının önemli olduğunu belirten Başbakan Soyer, bölgeye elektrik götürüldüğünde de Karpaz'ın doğal düzeninin bozulmasını engelleyecek yasal düzenlemenin hazırlandığını kaydetti.

Kararnamelerle hem doğayı, hem de ekonomik gelişmeyi kontrollü bir biçimde yürüttüklerini söyleyen Soyer, Karpaz'a elektrik götürülmesi çalışmalarının kendi rutin süreci içinde işlediğini de belirtti.

KIBRIS 23/06/07

 

 

Mübadele çocukları karşı kıyıda bir aradaydı...

Mübadele çocukları karşı kıyıda bir aradaydı...

Bursa'dan Kastorya'ya göç ettirilen Rum mübadiller, ikinci, üçüncü ve dördüncü kuşak Yunanistan mübadili Türkleri ağırladı. FOTOĞRAF: HAKKI YAZICI

Anne-babalarının, öküz arabalarıyla yola çıkıp geride bıraktığı topraklarda bu sene de merak, bol gözyaşı ve birbirine karışan Rumca-Türkçe sözcükler vardı... Yunanistan'dan göç etmiş mübadillerin 84 yıllık hasreti dört güne sığdırıldı...

25/06/2007 RADIKAL

BAHAR ÇUHADAR

DRAMA/GIANNITSA - Gece yarısı, İstanbul'dan hareket etmeye hazırlanan iki otobüs dolusu insan 'Selanik yolcuları!' diye seslenen Lozan Mübadilleri Vakfı Genel Sekreteri Sefer Güvenç'in sesiyle, yerlerini alıyor. Yaş ortalaması hayli yüksek olan 70 civarında mübadil, anne-baba yadigârı toprakları görmek üzere yola koyuluyor. Selanik'i, Vodina'yı, Karaferya'yı, Yenice'yi, Serez'i, dedelerinden, anneannelerinden masal tadında dinledikleri köyleri, evleri görmek için... Çantalarında, eski zamanlarda yaşanan evleri gösteren fotoğraflar, akıllarında 'derenin arkasına, tarlanın önüne düşen' bahçe tarifleri, içlerinde müthiş bir heyecanla...
84 yıl önce, ortalığın toza dumana bürünmesinin ardından devlet adamlarının anlaşmalar imzaladıkları yıllardan kalma bir hüzün onlarınki. Sözleşme kesin: Oradakiler gelecek, buradakiler gidecek! Bir de isimleri olacak: 'mübadil!'
1923'ün ocak ayında Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan'ın 'Batı Trakya dışında yerleşik Müslüman Türkler ile İstanbul dışında yerleşik Rum Ortodokslar zorunlu göçe tabi tutulacaktır' kararını alan mübadele sözleşmesi, 2 milyona yakın insanı bir kıyıdan ötekine atmıştı. Kâğıt üstünde basit bir değiş tokuştan ibaret olan sözleşme, Yunanistan'a göç eden 1 milyon 200 bin Rum, Türkiye'ye göç eden 600 bin Türk için yepyeni yaşamlar anlamına geliyordu. Ne yaşananlar unutuldu, ne karşı kıyıda konuşulan dil, ne türküler, ne yemekler...

84 yıl sonra anne evinde...
"Siz hepisi Türksünüz?" Pazarlar ya da yeni adıyla Agora Köyü'nde, grupla karşılaşan Maria ve Sofia, karşılarında köyden göç eden mübadillerin çocukları olduğunu anlayınca, başlıyorlar anlatmaya: "Anam-babam Bursa'dan geldi. Geldiklerinde Rumca bilmiyorlarmış. Şimdi çocuklarımın hepsi Türkçe konuşabiliyor..." Israrlar üzerine, babasından öğrendiği türküye başlıyor Maria, 'Pencereden kar geliyor...' diye, sonra 'Söyledikçe babamı hatırlıyorum' diyor, susuyor...
Annesinin, 12'sindeyken ailesiyle yola çıkıp geride bıraktığı Pazarlar'a, oğlu ve yeğeniyle gelen 74 yaşındaki Feruze Sayın, annesinin tarifleri ve köylülerin rehberliğinde, köyde kalan tek tük Türk evinden biri olan evini buluyor.
"Yukarı mahallede, önünde kayrak taşları, bulgur sokusu olan iki katlı ev... İşte burası!" Feruze Hanım 'Ah annem sağ olsaydı da görseydi buraları' derken anlatmaya başlıyor: "Gelip, falanca gün gidiyorsunuz demişler. Rumlar gelmiş, altı ay birlikte yaşamışlar. Sonra az bir eşyayla öküz arabalarına binip Samsun'a doğru yola çıkmışlar."
Evin önünden küçük bir hatıra alınıyor, bir parçacık toprak...
Her mübadele öyküsü biraz daha hüzün ama bir o kadar da mutluluk yayıyor gruba... Bursa'nın Gölyazı ilçesinden gelen Rumların yerleştiği Kastorya'da, pırıl pırıl bir gölün kenarında buluyoruz kendimizi ikinci gün... Kastorya Küçük Asyalılar Derneği üyeleri kucaklayarak karşılıyor misafirlerini.
Samsun'dan göç etmiş bir ailenin kızı olan Afrodit, Veria'lı babaanne ile Edessa'lı dedenin torunu Nurdan Yazıcı'yı "Kızımsın sen benim, oğlun da torunum" diyerek çekiyor yamacına... İlk geldiklerinde kasabadakilerin anne-babalarına nasıl da yabancı davrandığını, bölgedekilerin hâlâ kızınca onlarla 'Türk' diye alay ettiklerini anlatıyor.
Gölde süzülen teknenin her köşesinde başka bir çift Rum ve Türk mübadil, geçmişi deşiyor. 60'ını, 70'ini çoktan aşmış, anne babalarından öğrendikleri Türkçeyi konuşturan Rum mübadillerin mırıldandığı türkülere eşlik ediliyor... 'Çanakkale içinde vurdular beni'yi mırıldanan 60'ı devirmiş Evdoksia Kerizoğlu'nun babası, Yunanistan'a göç ettiğinde 12 yaşındaymış: "Babamın ana-babası yolda ölmüş. Babam ölmeden bir saat önce kendi kendine Türkçe gazel okudu. 'Babam var idi babam yok, anam var idi anam yok, kardeşim var idi kardeşim yok. Kim alacak beni...' diye."

'Alın, bütün toprağı alın!'
Türkiye'den gelen grubu ağırlayan Küçük Asyalılar Derneği Başkanı Angeliki Papamantzatis, 1924'te bölgeye Bursa'nın Gölyazı (Apolyont) ilçesinden, aynı köyden 1000 Rum'un geldiğini anlatıyor: "İlk kuşak çok sıkıntı yaşamış. Sonra gidip, Apolyont'u gördük ve derneği kurduk. Kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz."
"Oy Durutlar Durutlar, gezdim sokaklarını, inkâr etme sevgilim, öptüm yanaklarını..." 94 yaşındaki Adil Turgut'un adına besteler yaptığı Durutlar (Proastio) köyündeyiz. Köy meydanının yukarısındaki evlerden birinin avlusunda, Yunanca-Türkçe birbirine karışmış, ev sahibesi Kleriki Papadapulos gelenleri kucaklıyor. Adil Turgut bu sefer yok ama kızları, torunları, hediyeleriyle avluda hazır durumdalar.
Turgut ailesinden genç, yaşlı 12 kişi, babalarının, dedelerinin yaşadığı evin avlusunda, Adil beyin küçük bir çocukken altı ay boyunca beraber yaşadığı Anadolu'dan gelen Rum ailenin kızı Kleriki'den ortak anılar dinliyor: "Bizimkilerle Adil beyin ailesi altı ay aynı evi paylaşmış. Hiç tartışma yaşamışlar. Bir gün, Türk ailenin kızlarından biri ikonanın önündeki kandili söndürmüş. İki ailenin büyükleri onu azarlamış, âdet olduğunu anlatmışlar, bir daha yapmamış. Düşünün, yaşanan en olumsuz anı bu."
Ve ayrılık vakti. Adil beyin torunları, evlerinin bahçesinden, bir avuç toprak almak için iznini alıyor, Kleriki'nin. "Alın! Bütün toprağı alın, evi de alın..." diye sesleniyor ev sahibi, 'Yine gelin, hep gelin' diyerek uğurluyor Turgut ailesini.

'Kültür mirası korunacak'
"Bütün göç öyküleri hüzünlüdür. İnsan köklerinden, sevdiği topraklardan, komşularından kopmak istemez. Babaannem bize hep Karacaova'yı, dedemin kendisi binmek için yetiştirdiği tayına binemeden bir gece yarısı gelen Yunan askerleri tarafından alınıp götürülmesini anlatırdı. Babaannem, dedem sevdalı oldukları toprakları bir daha hiç göremedi." Sözlerin sahibi Hakkı Yazıcı'nın, dedesinin atlarının koşturduğu Edessa'ya (Vodina) ikinci ziyareti. Mübadeleden önce, Balkan Savaşı sırasında çetelerden kaçarak İstanbul'a ardından da Manisa'ya yerleşen babaanne ve dedenin Edessa öyküleri kuşaktan kuşağa yayılmış. Edessa'nın bereketli topraklarında akan şelalelerin karşısında, şimdi 10 kişi olarak gelen aile, geçmişi anıyor...
Yenice (Giannitsa) ziyaretinin ev sahipliği belediye başkanına düşüyor: "Bazı şeylerin zor görünse de pratikte kolay olduğunu görüyoruz. Bu etkinlikler için açık zihniyetli, geriye değil, geleceğe bakan insanlar olmalı. Yenice, Türkler için de bizler için de çok önemli. Kültür mirasını koruyacağız. Yenice, Bursa'nın Nilüfer ilçesiyle kardeş şehir olacak." Bu müjdeye karşılık bir söz de Lozan Mübadilleri Vakfı Başkanı Ümit İşler ve Genel Sekreteri Sefer Güvenç'ten geliyor:
"Geçen yıl bize restorasyonun başlayacağını söylediler, bu sene gördük ki çalışmalar başlamış. Biz de Türkiye'de kiliselerin, manastırların restorasyonu için çalışacağız. Mübadeleden kalan mirası yaşatmak için, her iki hükümeti harekete geçireceğiz. 80 yıldır hükümetler uyudu ama biz uyandık. Kültür mirasımızı ayağa kaldıracağız."
Gece yarısı sınırı bu sefer ters yönden geçerken, 'sınırların anlamsızlığını' sorgulayan ifadeler var, yüzlerde. Akıllarında, Butkova'lı köylülerin Adana'ya, Kastorya'lıların Bursa'ya, Işıklarlıların Fulacık'a gönderdiği selam...
Lozan Mübadilleri Vakfı'na 212 2456155 No'lu telefondan ve lozanmubadilleri@ttnet.net.tr adresinden ulaşılabilir.

Yenice'nin 'sahibi' geri döndü!
Gezinin son günü, Giannitsa'nın, eski adı ile Yenice-i Vardar'ın 'asıl sahipleri' ile gezmek gibi bir lükse sahip oluyor grubumuz. Şaka değil, geziye oğlu ve eşiyle katılan emekli deniz subayı Ersin Evranos, Yenice'yi fetheden, şehri kuran Gazi Evranos'un büyük torunu. Şehirde Gazi Evranos'un izine her yerde rastlamak mümkün. Gruptan arada 'Kenti geri almaya geldik' esprileri yükseliyor.
Kalabalığa kenti tanıtan Yenice Belediye Başkanı, Osmanlı döneminden kalan, Gazi Evranos'un yaptırdığı eserlerin restore edildiğini anlatıyor. Yenice'deki Küçük Asyalılar Derneği Başkanı Eleni Mavrokefalidis ve belediye başkanı eşliğinde gezilen türbe Gazi Evranos'a ait. 1370 ile 1380 arasında şehri kuran Evranos'un kemikleri de türbede bulunmuş. Kemikler, DNA analizinin ardından türbede sergilenecek. Kentte Osmanlı döneminden kalma bir saat kulesi, hamam, İskender Camisi isimli bir camii ve bir Ahmet Evranos türbesi var.

Rumlar: İki başlığın açılması Türkiye'ye bir mesaj

      Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik müzakereleri çerçevesinde iki başlığın açılmasının, Türkiye’ye yönelik net bir siyasi mesaj olduğunu öne sürdü.
      Rum basınına göre Lillikas, "Üyelik başlıklarından ikisinin açılması, Türkiye’ye yönelik, ’AB ile Türkiye arasındaki diyaloğa ve perspektife kapıyı kapatmadığımız, ancak prosedürün de Türkiye’nin bütün davranışı ve siyasi tezleri dikkate alınmadan ve bunlardan bağımsız olamayacağı’ şeklinde net bir siyasi mesajdır" dedi.
      Türkiye’nin üyelik sürecini desteklediklerini, çünkü Türkiye’nin yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülüklerinin tam da bu süreçte bulunduğunu kaydeden Lillikas, "Türkiye’nin yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülükler arasında Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi stratejik hedefinin de yer aldığını" savundu.

MILLIYET 27/06/07

 

Zamanı harcamayın Gambari sürecini ilerletin

BILDT: TEKNİK SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELİNMELİ... İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesinden sonra, kendisine ilerleme sağlanabilmesi için tavsiyelerde bulup bulunmadığı yönündeki soruya verdiği yanıtta, " "Hayır, tavsiyede bulunmadım ancak zaman kaybetmemeyi, bütün imkânları kullanmayı ve bütün süreçlerde hareket yaratmasını tavsiye edebilirim. Şu an devam eden Gambari sürecinde karşılaşılan teknik zorlukların üstesinden gelinmeli. Şu an önemli görünebilir ancak uzun vadede o kadar da önemli olmayabilir."dedi

TALAT: BİLMEDİKLERİ ÇOK ŞEY DUYDULAR... Cumhurbaşkanı Talat ise görüşmeyle ilgili olarak, "Kıbrıslı Türklere oldukça yakın duran ve sıkıntılarını anlayan bir politikası bulunan İsveç'in bir kez daha Kıbrıs Rum tarafının sürekli olarak yer aldığı kurumlarda ortaya koyduğu görüşlerini bizim açımızdan açıklama fırsatı bulduk" dedi. Rum tarafının her şeyi kendine göre yorumlayıp değerlendirirken Türk tarafının ender durumlarda böyle bir imkân bulduğuna işaret eden Talat, "Bilmedikleri çok şey duydular."dedi

İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos'a zamanı boşa harcamamaları ve Gambari sürecini ilerletmeleri yönünde tavsiyede bulundu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, oldukça yararlı bir görüşme gerçekleştirdiğini ifade ettiği İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt'e izolasyonların Kıbrıs Türkleri üzerindeki etkisini en ince ayrıntısına kadar anlattıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in resmi davetlisi olarak dün İsveç'e gitti.

Dün sabah saat 05.00'te KKTC'den ayrılan Talat, ilk olarak İstanbul'a gitti. Talat, saat 10.30 sıralarında İstanbul'dan ayrılıp İsveç'e gitti.

Cumhurbaşkanı Talat, dün saat 15.00'te (KKTC saatiyle 16.00) İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir konuşma yaptı. Ardından saat 18.00'de (KKTC saatiyle 19.00) İsveç Dışişleri Bakanı Bildt'le çalışma yemeğinde bir araya geldi.

Talat: Görüşmemiz oldukça iyi geçti

Talat, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile bu akşam yaklaşık 3 saat süren bir çalışma yemeğinde bir araya geldi. Sahildeki özel bir restoranda gerçekleşen yemeğe Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan ve Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Esra Aygın katıldı. Yemekte İsveç Dışişleri Bakanlığı yetkilileri de hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat ile Bildt yemekten çıkarken basına kısa açıklamalarda bulundu. Talat açıklamasında oldukça iyi geçen görüşmede izolasyonların kaldırılması gibi konularda AB'den beklentiler de dahil olmak üzere her konunun en ince ayrıntısına kadar konuşulup değerlendirildiğini söyledi.

Talat, "Kıbrıslı Türklere oldukça yakın duran ve sıkıntılarını anlayan bir politikası bulunan İsveç'in bir kez daha Kıbrıs Rum tarafının sürekli olarak yer aldığı kurumlarda ortaya koyduğu görüşlerini bizim açımızdan açıklama fırsatı bulduk" dedi. Rum tarafının her şeyi kendine göre yorumlayıp değerlendirirken Türk tarafının ender durumlarda böyle bir imkân bulduğuna işaret eden Talat, "Bilmedikleri çok şey duydular bu akşam. İzolasyonun bizim üzerimizdeki etkisini en ince ayrıntısına kadar ortaya koyduk. Anlatmakla bitecek değil" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de gündeme geldiğini ve Bildt'in tüzüğe destek belirttiğini söyledi. Talat, tüzüğün geçip geçmeyeceği yönünde umut verici mesaj alıp almadığıyla ilgili soruya yanıtında "Bilemiyorum. O AB'nin kendi içindeki sorunlardır" dedi.

Bildt: Zaman kaybetmeyin

Carl Bildt de görüşmeyle ilgili sorulara verdiği yanıtta, iyi bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.

Kıbrıs sorunuyla ilgili konuları ele aldıklarını kaydeden Bildt, konunun AB'nin de sorunu olduğuna işaret ederek, görüşmede Gambari süreci, Türkiye'nin AB üyeliği ve atılacak diğer değişik adımları konuştuklarını belirtti.

Bildt, bir soru üzerine Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili tartışmaların uzun süreli tartışmalar olduğunu, konunun sene başında AB içinde de tartışıldığını ve ilerletilmesi konusunda görüş birliğine varıldığını kaydetti. Bildt, "Bu daha gerçekleşmedi ancak bu konuda da gelişme sağlayacağımızı umuyorum" dedi.

Carl Bildt, Talat'a ilerleme sağlanabilmesi için tavsiyelerde bulup bulunmadığı yönündeki soruya şu yanıtı verdi:

"Hayır, tavsiyede bulunmadım ancak zaman kaybetmemeyi, bütün imkânları kullanmayı ve bütün süreçlerde hareket yaratmasını tavsiye edebilirim. Şu an devam eden Gambari sürecinde karşılaşılan teknik zorlukların üstesinden gelinmeli. Şu an önemli görünebilir ancak uzun vadede o kadar da önemli olmayabilir." FOTOĞRAFLI

Yarın Finlandiya'ya geçecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün, bazı parlamenter ve basın mensuplarıyla görüşecek. Talat, bu akşam ise TC İsveç Büyükelçisi'nin vereceği yemeğe katılacak.

Talat, yarın İsveç'ten Finlandiya'ya geçecek ve burada Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva'yla görüşecek.

Talat, Finlandiya'da, eski Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, bazı Finli parlamenterler ve basın mensuplarıyla da bir araya gelecek. Cumhurbaşkanı Talat, yarın akşam TC Finlandiya Büyükelçisi'nin vereceği yemeğe katılacak.

Cumhurbaşkanı Talat, temaslarının ardından Cuma gecesi KKTC'ye dönecek. Talat'a, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan ile Basın ve Halkla İlişkiler Memuru Esra Aygın eşlik ediyor.

KIBRIS 27/06/07

Kıbrıs Türkü, devletten vazgeçerse tarihe 'en şerefsiz halk' olarak geçer

Azerbaycanlı genç politikacılardan oluşan heyet eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret etti.

Heyete Bakü Temsilcisi Zeki Gazioğlu da eşlik etti.

Genç milletvekilleri, vali yardımcıları, bürokratlar ve diplomatların da bulunduğu heyetin koordinatörlüğünü yapan iktidardaki Devlet Bakanlığı Genel Müdürü ve Yeni Azerbaycan Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Ramiz Hasanov, hedeflerinin KKTC'yle daha yakın temas kurmak olduğunu belirtti.

KKTC'nin de kendileri için Türkiye gibi kardeş bir ülke olduğunu söyleyen Hasanov, heyettekileri Denktaş'a tanıttı.

1 millet 3 devlet

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş ise konuşmasında Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in Türkiye'nin o dönemdeki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'le birlikte bulunduğu bir sırada "Biz bir millet iki devletiz" dediğini, kendisinin de "KKTC'yi unutmayın burada 1 millet 3 devlet var" hatırlatmasını yaptığını anlattı.

Türkiye'nin, Azerbaycan'ın problemlerini kendi problemi saydığını anlatan Denktaş, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunları hatırlatarak, Ermenistan Başbakanı'nın Türkiye'ye "Biz herşeye hazırız siz yeter ki kapılarınızı açın" dediğini anımsattı. Eski Cumhurbaşkanı, Ermenistan'ın Azerbaycan toprağını işgal ederek milyonlarca insanın göç etmesine neden olduğunu belirterek, "Kapı açmakla bu sorun halledilmez" dedi.

AB'den Rum'a destek

24 yaşına ulaşan KKTC'nin kendi kendini idare ettiğini, Rumların "Kıbrıs'ta tek halk, tek hükümet var" iddiasıyla durduğunu, AB'yi de kullandığını söyleyen Denktaş, AB'nin de ne uluslararası hukuka ne de toplu mezarlara bakmadan Rum'a destek verdiğini kaydetti. AB'nin Türkiye'ye de "Rum'u tanı" diyerek baskı yaptığını belirten Denktaş, Türkiye olmasa Kıbrıs Türkü'nün şimdi adadan göç etmiş veya toplu mezarlarda yatıyor olacağını kaydetti.

Kalıcı bir anlaşma isteniyorsa bunun 1960 anlaşmaları veya Annan Planı gibi "kâğıt üstünde olmaması" gerektiğini ifade eden Rauf Denktaş, ortada iki halk gerçeği bulunduğunu, Kıbrıs Türkü'nün futbol oynamasına bile izin verilmediğini söyledi.

AB'nin Azerbaycan'a baskısı direkt uçuşları engelledi

Azerbaycan'dan yapılan uçuşla "direkt uçuşlar başladı" diye sevindiklerini kaydeden Denktaş, ancak AB'nin Azerbaycan'a baskıları sonucu devamının gelemediğini belirtti.

Eski Cumhurbaşkanı, Batı'nın Irak'ta yaptığının aksine Türkiye'nin Kıbrıs'a barışı ve demokrasiyi getirdiğini kaydederek, "Kendi çıkarları için bunu bozmak istiyorlar" dedi.

Tanımıyorsunuz ama KKTC vardır

Devlet kurmanın "bir kadının çocuk doğurması gibi zor" bir olay olduğunu, KKTC'nin 20 yıllık çok zor bir süreçten sonra kurulabildiğini ifade eden Denktaş, devletin 24 yaşına geldiğini, ancak Batı'nın hala "tanımıyoruz" dediğini kaydetti. Eski Cumhurbaşkanı, "Tanımıyorsunuz ama devlet vardır" diyerek KKTC'nin tanınana kadar kardeş ülkelerle ilişkilerini sürdüreceğini, temaslar kuracağını kaydetti.

Anlaşma için Rum'un yıkamayacağı bir "bina" gerektiğini ifade eden Denktaş, kâğıt üstünde değil gerçekten yaşayabilecek bir barış gerektiğini söyledi.

Hugo Gobi'nin kitabında yazdıkları

Bir dönemin üst düzey BM yetkililerinden Hugo Gobi'nin yazdığı kitapta Türkler ile Rumların 400 yılda kaynaşamadıklarını anlattığını kaydeden Denktaş, Gobi'nin "İki tarafın birlikte yaşaması idealdi ama gerçekçi değildi" dediğine işaret etti.

Denktaş, birçok bakan ve yabancı diplomatın da Kıbrıs'ta "federasyon" değil "konfederasyon" uygulanabileceğini itiraf ettiklerini belirtti.

AB Türkiye'den bir şeyler yolmak için

Denktaş, çarenin baskılara boyun eğmemek ve milli kararlılıkla devam etmek olduğunu ifade ederek, Kıbrıs Türkü'nün, "`Türkiye böyle istedi' diye devletten vazgeçmesi halinde" tarihe "en şerefsiz halk" olarak geçeceğini söyledi. Denktaş, Türkiye'nin de buna müsaade de etmeyeceğini kaydetti.

Denktaş, AB'nin de Türkiye'den "bir şeyler yolmak için" müzakerelere devam ettiğini sözlerine ekledi.

KIBRIS 27/06/07

Talat, İsveç'te Kıbrıs gerçeklerini anlattı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in davetlisi olarak gittiği İsveç'in başkenti Stockholm'da İsveç Uluslar arası İlişkiler Enstitüsü'nde Kıbrıs sorunu ve süreçteki son gelişmelerle ilgili bir konuşma yaptı.

Talat'ın konuşmasını Türkiye Büyükelçisi Necip Egüz'ün yanı sıra İngiltere, Danimarka, Slovenya büyükelçileri, AB üyesi ülkelerin diplomat ve temsilcileri ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Büyükelçisi Pavlos Anastasiades dinledi. Cumhurbaşkanı Talat'a soru sormak için söz alan Anastasiades, soruyu konuşmaya dönüştürdü ve bilinen "işgal edebiyatını" tekrarladı. Anastasiades'in sözlerini yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, toplantıdan çıkışta Rum elçiyle bir süre ayakta sohbet etti.

Bu arada Cumhurbaşkanı Talat'ı, enstitüye gelişinde İsveç'te yaşayan Azeri bir vatandaş karşıladı ve çiçek takdim etti.

Talat: Rumlar sadece Annan Planı'nı değil, çözümü de reddetti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat konuşmasında, Kıbrıs Türkü'nün hala daha Kıbrıs sorununu çözme, adayı birleştirme ve AB'a girme noktasında olduğuna dikkat çekerek, Kıbrıs Türkü'nün tüm dünyayı şoka uğratan bu noktaya bir mücadele sonunda ulaştığını kaydetti.

Talat, Kıbrıs Türkü'nün 2000'den başlayıp, 2005'e kadar siyasal yapılarını ve figürlerini değiştirdiğini söyledi. Sürecin dönüm noktası olan Annan Planı'nın zamanlama ve içerik açısından çok iyi organize edilmiş, "diplomasi şaheseri" olduğunu belirten Talat, planın 2002'den 2004'e kadar müzakere edildiğini söyledi. Talat, "Benim başkanı olduğum hükümet, Annan Planı zemininde bir çözüme hazır olduğunu deklare etti. Annan Planı'na kimsenin itiraz etmeyeceğini anlayınca, Papadopulos kendi itiraz etme kararı aldı" dedi.

Çözüm ve AB'a birleşik Kıbrıs'ın girmesi konusunda büyük bir fırsat kaçırıldığını kaydeden Talat, Rumların sadece planı değil, çözümü de reddettiğine dikkat çekti. Talat, referandumun üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen çözüm yönünde hiç adım atılmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, referandum sonrasında Kıbrıs Türkü'nün yaşadığı hayal kırıklığının, güvensizliğe dönüştüğünü ve bunu aşmanın, Kıbrıs sorununu çözmekten de zor olacağını söyledi.

İzolasyonlar kaldırılmalı

Konuşmasında izolasyonların kaldırılması gereğine vurgu yapan Talat, şöyle devam etti:

"İzolasyonların kaldırılması, çözümün yerini alamaz. Çözüm adayı eşit koşullarda paylaşmaktır. Kıbrıs Türkü hiçbir zaman Tayvan modelini istemedi. Çünkü bizler Kıbrıs'ta eşit taraflardan biriyiz. İzolasyonların kaldırılmasını, çözüm olana kadar daha iyi bir yaşam için istiyoruz."

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü'nün maruz kaldığı izolasyonlardan örnekler de verdiği konuşmasında, "KKTC Cumhurbaşkanı olarak kendi seyahat belgelerimle buraya gelemedim. ABD, İngiltere, Pakistan, Fransa ve Türkiye bu belgeyi kabul ediyor. Diğer ülkeler, örneğin İsveç'e gelmek için Türkiye pasaportu almak zorundayız" dedi.

AB tüzükleri

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, referandum sonrasında Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde söz veren AB'nin Mali Yardım Tüzüğü ile birlikte hazırladığı Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün aradan 2 yıl geçmesine rağmen Rumların engellemelerinden dolayı geçmediğini hatırlattı.

Rumların AB üyeliğini suiistimal ettiğini kaydeden Talat, AB'yi, Güney Kıbrıs'ın tek başına AB'a girişinden doğacak problemler konusunda defalarca uyardıklarını belirtti.

Talat, Güney Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB üyeliğinin önünde de bir blok olarak durmaya devam ettiğini kaydetti.

8 Temmuz süreci

Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz sürecine de değinerek, Kıbrıs Türkü ile en düşük seviyede dahi işbirliği yapmaktan kaçınan Rum Yönetimi'nin uzlaşmaz tutumunun bu süreci de etkilediğini ve sürecin tıkandığını, ancak Türk tarafının ilerleme sağlanabilmesi için elinden geleni yaptığını belirtti.

Teknik komitelerin oluşumuyla ilgili tartışmalarda "işbirliği" kelimesini dahi kullanamadıklarını söyleyen Talat, "İşbirliği olmadan günlük, en basit konuları nasıl çözeceğiz?" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine, Kıbrıs sorununda müzakere zemininin BM olduğunu söyledi. Rumların tek başına üye olduğu AB'nin Kıbrıs sorununu çözmeye yeteneği olmadığını ifade eden Talat, "Kıbrıs Türkü AB'nin dışında olduğu için çözümde rol alması mümkün değil. Tek zemin BM'dir" dedi.

Anastasiades'in sözleri

Cumhurbaşkanı Talat'a soru sormak üzere söz alan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Büyükelçisi Pavlos Anastasiades uzun bir konuşma yaptı ve Kıbrıs sorununun bir "işgal sorunu" olduğunu, izolasyonlar ile kısıtlamaların da bunun bir sonucu olduğunu iddia etti. Kıbrıs Türkü'nü destekleyici ekonomik karar aldıklarını, Kıbrıslı Türklerin istemeleri halinde "Kıbrıs Cumhuriyeti" seyahat belgelerini kullanabileceğini ve kullandığını söyleyen Anastasiades, isteyen sporcuların Güney Kıbrıs takımlarında oynayabildiğini de ileri sürdü.

Anastasiades'in sözleri üzerine yeniden söz alan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'taki sorunun işgal sorunu olmadığını, Kıbrıs Türkü'nün isteği üzerine adaya müdahale eden Türkiye'nin Garanti Anlaşmaları'ndan doğan hakkını kullandığını söyledi. Talat, çözüm olması halinde Türk ordusunun adadan çekileceğine dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların kaldırılmasını isterken, KKTC'nin tanınmasını talep etmediğini de belirterek, "Kıbrıs Türkü, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşıdır diyorsunuz ama siz Kıbrıs Türkü'ne ayrımcılık yapıyorsunuz. Biz Rumlardan pasaport istemiyoruz. Biz eşit hakkımızı istiyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklere ekonomik destek verildiği yönündeki açıklamaların ise sadece sözde kaldığına işaret etti.

KIBRIS 27/06/07

 

Financial Times Papadopulos ile mahkemelik oldu

      Saygın İngiliz gazetesi Financial Times, Güney Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tassos Papadopulos ile mahkemelik oldu. Papadopulos, eski hukuk bürosunun 1990 yıllarında BM ambargosunu ihlal ederek milyarlarca doların Belgrad’tan Güney Kıbrıs’a transferine karıştığını iddia eden haberlerinden dolayı Financial Times gazetesine hakaret davası açtı.
      Financial Times, Papadopulos’nin cumhurbaşkanı seçildiğinde ayrıldığı eski hukuk bürosu Tassos Papadopulos ve Ortaklarının, 1990 yıllarında BM’nin Yugoslavya’ya ilan ettiği ambargoya aykırı olarak ve yasa dışı bir biçimde milyarlarca doların Belgrad’tan Güney Kıbrıs’a transferine karıştığını iddia eden haberleri yayınlamıştı. Papadopulos’un adının, Yugoslavya’a karşı önlem almak yerine söz konusu transferleri kolaylaştıran bir “elit" üyesi olarak geçtiği haberlerinde, ayrıca Papadopulos’un hukuk bürosunun, adada Yugoslav off-shore şirketlerinin kaydını yaptığı, bu şirketlerin daha sonra BM Savaş Suçları Mahkemesi raporunda Miloşeviç rejimi tarafından para aklama operasyonları için paravan şirketleri olarak kullandığı belirtildiği ifade edilmişti.
      Söz konusu iddiaları reddeden Papadopulos, eski hukuk bürosu ve şirketin diğer bir ortağı da, gazete hakkında hakaret davası açtı.
      Financial Times son gelişmelere ilişkin haberinde ise, gazetenin avukatının talebi üzerine Papadopulos’un davada tanık olarak ifade vermeye çağırılabileceğini de belirtti.(ANKA)
     

MILLIYET 28/06/07

 

Cumhurbaşkanı Talat bugün İsveç'ten Finlandiya'ya geçiyor

Talat, Finlandiya'da eski Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, bazı Finli parlamenterler ve basın mensuplarıyla da bir araya gelecek.

Cumhurbaşkanı Talat bu akşam Türkiye'nin Finlandiya Büyükelçisi'nin vereceği yemeğe katılacak.

Talat, İsveçli parlamenterlerle görüştü

İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in davetlisi olarak gittiği İsveç'te dün İsveçli parlamenterlerle görüştü.

Cumhurbaşkanı Talat ilk olarak koalisyon hükümetinin en büyük ortağı, Muhafazakar Parti parlamenteri Bjorn Hamilton ile bir araya geldi. Talat daha sonra Sosyal Demokrat Parlamenter Urban Ahln ile bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Talat'a görüşmelerde Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan eşlik etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat önceki gün sabah İsveç basın mensuplarıyla görüşmelerde bulunmuştu.

Palme'nin mezarına ziyaret

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İsveç'te, uğradığı saldırı sonucunda hayatını kaybeden eski İsveç Başbakanı Olof Palme'nin mezarını da ziyaret etti.

Cumhurbaşkanı Talat ziyarette yaptığı açıklamada, Palme'nin sadece İskandinav ülkelerinin değil, dünya siyasetinin çok önemli bir kişisi olduğunu söyledi.

Palme'nin özellikle sosyal demokrasinin dünyadaki en önemli sembol isimlerinden birisi olduğuna işaret eden Talat, "İsveç'e gelmişken, İsveçlilerin çok değer verdiği birinin mezarını ziyaret etmek, KKTC ve Kıbrıs Türk halkı adına ünlü sosyal demokrata gerekli saygıyı göstermeyi amaçladık" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, temaslarının ardından yarın gece KKTC'ye dönecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in davetlisi olarak geldiği İsveç'te bugün bazı parlamenterler ve basın mensuplarıyla görüşecek.

Cumhurbaşkanı Talat sabah saatlerinde İsveç'in suikast sonucu hayatını kaybeden başbakanı Olof Palme'nin mezarını ziyaret edecek.

Talat öğleden sonra da Liberal Parlamenter Bjorn Hamilton ile Sosyal Demokrat Parlamenter Urban Ahln ile ayrı ayrı görüşmeler yapacak.

Cumhurbaşkanı Talat akşam da Türkiye'nin İsveç Büyükelçisi'nin onuruna vereceği yemeğe katılacak.

KIBRIS 28/06/07

 

Avcı: Rüşvet verdiğini söyleyen kişi bir an önce tutuklanmalı

Turgay Avcı Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, partisine karşı "çamur at izi kalsın" mantığıyla bir gazete ve bir televizyon tarafından yayınların sürdürüldüğünü belirtti.

Yüzü kapalı bir kişinin bir televizyona çıkıp "2 milyon dolar rüşvet verdim, 2 milyon dolar da arazi tahsisi imzalanınca vereceğim" diye açıklama yaptığını kaydeden Avcı, bunun üzerine geçtiğimiz cuma günü Polis Genel Müdürlüğü'ne suç duyurusunda bulunduklarını hatırlattı.

"Bu şirket bu kadar parayı nereden buldu..."

Turgay Avcı, aradan 5 gün geçtiğini, halen bu şahsın yakalanmadığını, yurt dışında olduğunun söylendiğini kaydederek, "Bizim çağrımız şudur. Gerekirse bugün PGM'ye tekrar gideceğiz. Bir an önce yüzü peçeli bu şahsın bu ülkeye getirilip 2 milyon dolar rüşveti kime, nasıl verdiğini ve yine bu şirketin bu parayı nereden bulduğunun, nereden kazandığının, nerede sakladığının, nasıl verdiğinin bir an önce sonuçlanması gerekiyor" dedi.

Bu konuda yayın yapan gazetede dün söz konusu kişinin "2 milyon dolar rüşvet değildi, ben partinin kuruluşunda borç olarak vermiştim" dediğini belirten Turgay Avcı, bu kadar büyük yalan, iftira ve çirkinlik olamayacağını söyledi.

Turgay Avcı, rüşvet verenin de alanın da suçlu olduğuna işaret ederek, yüzü kapalı konuşan kişinin rüşvet söylemini "borç vermiştim" şekline çevirmesini eleştirdi. Halkın ÖRP üzerinde oynanan oyunları gördüğünü belirten Avcı, bir an önce bu kişinin ülkeye getirilmesi talebini yineledi.

Avcı, rüşvet verdiği iddiasını yapan kişiyi tanıyıp tanımadığı sorusuna karşılık, bu kişiyle muhatap olmadığını ama 8 ay önce bir grupla bir yemekte birlikte olduklarını söyledi. "Ama o kişiyle bir yerde, mekanda bulunmadım ve bundan mutluluk duyuyorum. Çünkü böyle yalancı ve iftiracı biriyle kimsenin bulunmamasını da tercih ederdim" diyen Avcı, bu kişinin geçmiş hükümetler döneminde, DP'nin iktidarları döneminde arazi alıp almadığını araştırdıklarını ve sonuçları yakında basınla paylaşacaklarını bildirdi.

DP'ye eleştiriler... "Reform sözcüğünü ağızlarına almasınlar"

Bir süre önce meclise erken seçim önergesi veren DP'nin Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın dünkü açıklamasını da yanıtlayan Avcı, Denktaş'ın "reform yapmak için hükümette yer almaya hazır olduklarını söylemesini" sert dille eleştirdi.

DP'nin 13 yıl hükümette yer aldığını, "reform" sözcüğünü ağzına almaması gerektiğini belirten Avcı, DP'nin gelinen aşamada çaresiz kaldığını ve hükümete girme çağrısı yaptığını söyledi.

Avcı, DP'nin "kirlilikten" bahsettiğini ama bunun "yüzü peçeli bir kişinin önce rüşvet, sonra haraç, sonra da borç vermiştim yalanlarından" kaynaklandığını belirterek, "Artık bunlara son verilecektir. Bir an önce o şahsın tutuklanıp sorgulanması ve halkın aydınlanması gerekir" dedi.

Hükümetleri döneminde hangi yatırım arazilerinin kimlere verildiğinin açıklanacağını, bunun aynı şekilde geçmiş hükümetlerin döneminde yapılanların da açıklanacağını belirten Turgay Avcı, Kalkınma Bankası'nın geçmiş dönem başkanının kendi şirketi adına kredi aldığını, Fahri Arabacıoğlu'nun da kredi alanlar arasında bulunduğunu bildirdi.

Partinin yıpratılmasına izin vermeyeceklerini vurgulayan Avcı, geçmişi de kapsayan bir araştırma komitesi kurulması için Bakanlar Kurulu toplantısında öneri sunacağını açıkladı. Avcı, bankaların verdiği kredilerin ve dağıtılan arazilerin temiz toplum adına açıklanması gerektiğini söyledi.

Avcı, ÖRP'nin 23 Nisan'da çekilişi yapılması gereken piyangosunun 20 Temmuz'a ertelenmesinin nedenini ve ikramiyenin ne olduğunu soran bir gazeteciyi yanıtlarken de, ikramiyenin bir araba olduğunu, ertelemenin yeterince satış yapamamalarından kaynaklandığını bildirdi.

KIBRIS 28/06/07

 

 

Büyükanıt'a 'diktatör' diyen Yunan gazeteciye ABD'den uyarı

      ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Tom Casey, günlük basın toplantısında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan sürekli olarak "müstakbel diktatör" diye bahseden Yunanlı gazeteciye, "başka ülkelerin üst düzey hükümet görevlilerine gerekli saygı ve nezaketin gösterilmesi" uyarısında bulundu.
      Yunanistan’da yayımlanan Eleftheros Typos gazetesinin Washington muhabiri Lambros Papantoniou’nun, daha önce de birkaç kez yaptığı gibi, Türkiye hakkında soru sorarken, Büyükanıt ile ilgili kullandığı "müstakbel diktatör" ifadesi üzerine Casey, "Her şeyden önce Bay Lambros, Amerikan hükümetinin görüşü, diğer ülkelerin üst düzey hükümet yetkililerinden bahsedenlerin uygun saygı ve nezaketi göstermesi gerektiği yönündedir" dedi.
      Casey, Lambros’un, sürekli olarak Orgeneral Büyükanıt için aynı ifadeyi kullandığına işaret etti ve "Kendisi (Büyükanıt) ülkesinin askeri lideridir. Hükümetiyle işbirliği içinde çalışmaktadır. Ülkesindeki kurumlar arası ilişkilere ilişkin görüşlerini ifade etmeyi, Başbakan dahil olmak üzere Türk yetkililerine bırakıyorum" diye konuştu.
      Orgeneral Büyükanıt’ın, terör örgütü PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonun gerekliliği yönündeki sözlerine ilişkin soru üzerine Casey, "PKK’nın Irak’ın kuzeyinde ve başka yerlerdeki faaliyetlerinden endişeliyiz. PKK terörist bir grup. Biz de öyle görüyoruz. Türkiye’ye, Irak’a ve ABD’ye tehdit oluşturuyor. Türkiye ve Irak’ın bu problem üzerine beraber çalıştığını görmek istiyoruz. Bu konuya en iyi çözümün, ülkeler arası işbirliğiyle ilerlemek olacağına inanıyoruz. Herhangi bir tek taraflı askeri harekatın çözüme yardımcı olacağını düşünmüyoruz" ifadesini kullandı.
     
     "BRYZA GÖLGE YAZARLIK YAPMIYOR"
      Yunanlı gazeteci, Genelkurmay Başkanlığının 27 Nisandaki basın açıklamasının "ABD Dışişleri Bakanlığının görevlilerinden Matt Bryza tarafından kaleme alındığı" yönünde bir iddianın, bir Türk köşe yazarı tarafından gündeme getirildiğini de ileri sürdü. Casey, bunun üzerine, "Matt Bryza benim iyi bir arkadaşımdır ve çok seçkin bir Amerikan diplomatıdır. Pek çok yeteneğinin arasında, Türk hükümet yetkililerinin gölge yazarlığı olduğundan haberim yok. Bu çok saçma bir haber ve böyle bir şeyi burada söylemenize bile şaşırdım" dedi.
      Yunanlı gazetecinin Orgeneral Büyükanıt’tan yine "müstakbel diktatör" diye bahsetmesi üzerine Casey, "Başka ülkelerin üst düzey hükümet yetkilileri hakkında konuşurken, sizin uygun gördüğünüz biçimde değil, resmi sıfatlarını kullanırsanız memnun olacağım" diye konuştu.
      Yunanlı gazetecinin ısrarla, "bu iddiayı ortaya atan gazetecinin saygın biri olduğunu" söylemesi üzerine Casey, "Ben bu gazeteciyi de, yazdığı gazeteyi de bilmiyorum. Ama sizi temin ederim ki Matt Bryza, yabancı hükümet yetkililerine gölge yazarlık yapmıyor" ifadesini kullandı.

MILLIYET 29/06/07

 

Temaslar devam etmeli

YARARLI BİR GÖRÜŞME OLDU... Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesinin ardından KIBRIS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü'nün sorularını yanıtlayan Finlandiya Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva, AB ve BM üyesi olan Finlandiya'nın, Kıbrıs konusunda ayrıntılı ve sağlıklı bilgiye sahip olması gerektiğini söyleyerek, bu tür temasların devam etmesi gerektiğini vurguladı. Kanerva, Talat ile görüşmesinin çok yararlı geçtiğini söyledi

ÖNCELİKLİ HEDEFİMİZ; DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ'NÜN GEÇİRİLMESİ... Cumhurbaşkanı Talat, hedefi Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü olan Kıbrıs Türkü'nün, öncelikli hedefinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi olduğunu söyledi. Talat, "İzolasyonlar kalkması bizim için bir temel hedef değil, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda çözümü kolaylaştıracak ve tabii ki Kıbrıs Türk halkının yaşamını da kolaylaştıracak bir gelişmeler bütünüdür" dedi

Finlandiya Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Miletler (BM) üyesi olan Finlandiya'nın, Kıbrıs konusunda ayrıntılı ve sağlıklı bilgiye sahip olması gerektiğini söyledi.

Kanerva, dün öğleden sonra, Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüştü. Bir saati aşkın bir süre devam eden görüşmeye, Finlandiya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Pipponen de katıldı.

Finlandiya Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva görüşmeden sonra, KIBRIS gazetesinin sorularını yanıtladı. Kanerva şöyle konuştu: "Çok yararlı bir görüşme oldu. Bu tür görüşmeler, Kıbrıs'taki durumla ilgili değerli bilgiler almak için çok yararlı. Çok dostça ve samimi bir görüşme yaptık ve Kıbrıs konusunda yeni bir yaklaşımı öğrendik. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler üyesi olan Finlandiya için bu değerli bilgileri almak çok önemli ve bu tür yararlı temasların devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kıbrıs konusunda iyi ve sağlıklı bilgiye sahip olmamız gerekiyor ve neler olacağını izleyeceğiz."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"İyi bir toplantı oldu. Uzun uzun Kıbrıs sorununu anlatma imkanı bulduk. Daha önce de bildiğiniz gibi Finlandiya Dışişleri eski Bakanı Erkki Tuomioja ile görüştüm. Ona da anlatmıştık. Kıbrıs sorunu yanında, Avrupa Birliği'nin yapması gerekenler, yaptıkları ve yapamadıkları ile ilgili düşüncelerimizi ve izlenimlerimizi ortaya koyduk. Finlandiya Dönem Başkanlığı yaptı, kısa bir süre önce görevi devrettikleri için zaten bir birikimleri var. Yine Finlandiya'nın 1963 dönemi ile ilgili deneyimleri var. Hatta 2005 yılına kadar Kıbrıs'ta asker bulundurdu Finlandiya. Dolayısıyla Kıbrıs'la ilgili bir ülke ama Avrupa Birliği üyesi. Avrupa Birliği olarak neler yapabilirler, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün önemi, Mali Yardım Tüzüğü'nün uygulanmasındaki problemler. Bunları anlattık kendilerine. Bu konularda epeyce soruları oldu. Bunları açıkladık. Çok yararlı bir toplantı oldu. Bir de sürekli temas halinde olmamız gerektiğini vurguladı. Soruları görüşleri olabileceğini ve bunları paylaşmak istediğini vurguladı. Biz de zaten bunun bizim arzumuz olduğunu ifade ettik. Kısaca çok iyi, yararlı bir görüşme oldu."

"Öncelikli hedefimiz Doğrudan

Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hedefi Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü olan Kıbrıs Türkü'nün, öncelikli hedefinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi olduğunu söyledi.

Talat, "İzolasyonlar kalkması bizim için bir temel hedef değil, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda çözümü kolaylaştıracak ve tabii ki Kıbrıs Türk halkının yaşamını da kolaylaştıracak bir gelişmeler bütünüdür" dedi.

Finlandiya'nın AB Dönem Başkanlığı döneminde Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü hayata geçirme konusunda ortaya koyduğu çabayı hatırlatan Talat, artık dönem başkanı olmayan Finlandiya'nın Kıbrıs konusuna çok daha geniş bakabilecek pozisyonda bulunduğunu belirtti.

Kanerva'nın görüşmeyi çok bilgilendirici bulduğunu kaydeden Talat, 1964'den 2005'e kadar BM Kıbrıs Barış Gücü'nde asker bulunduran Finlandiya'nın Kıbrıs'a ilgisinin çok eskilere dayandığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede öğrenme isteğini ortaya koyan Kanerva'ya Kıbrıs konusuyla ilgili görüşlerini aktardıklarını ve Kıbrıs Rum tarafının AB ile ilişkilerin çeşitli aşamalarında takındığı tavrı yorumlayarak değerlendirdiklerini söyledi.

Kanerva'yı 8 Temmuz süreci konusunda da bilgilendirdiklerini kaydeden Talat, bakanın Kıbrıs sorununun çözümü konusunda atılması gereken adımlarla ilgili sorusunu yanıtında, Kıbrıs Türkü açısından neler olabileceğini ortaya koyduklarını belirtti.

Talat, izolasyonların kaldırılmasının önemini bir kez daha yineledikleri söyledi. Talat, şöyle devam etti:

"İzolasyonların kaldırılması bizim için bir temel hedef değil, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda çözümü kolaylaştıracak ve tabi ki Kıbrıs Türk halkının yaşamını da kolaylaştıracak bir gelişmeler bütünü olarak gördüğümüzü aktardık."

Talat, "Kıbrıs sorununun en karanlık günlerinde ve Kıbrıs Türkleri'nin en zor günlerinde, tarafsızlıklarıyla da göz dolduran faaliyet yürüttü Finlandiya. İsveç de öyle. Dolayısıyla Finlandiya'nın yakın dönemdeki ilgisi çok yeni, birdenbire ortaya çıkmış bir ilgi değil. Onun bir devamı niteliğindedir" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşmede karşılıklı olarak ortaya konan taleplerle ilgili bir soruyu yanıtında, öncelikli taleplerinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi olduğunu söyledi. Tüzüğün hayata geçirilmesinde Rum tarafından onay almanın mümkün olmadığına dikkat çektiğini kaydeden Talat, "Komisyonun da tavsiye ettiği gibi, tüzüğü, ağırlıklı oy çokluğuyla geçirmeyi denemeleri gerektiğini anlattık" dedi.

Bologna süreciyle ilgili taleplerini de dile getirdiklerini kaydeden Talat, Kanerva'nın, 'olumlu sonuç çıkmamasının, Kıbrıs Türkü'nü hayal kırıklığına uğratmaması gerektiğini, üniversitelerin Avrupa'nın önde gelen üniversiteleriyle yapacağı ikili anlaşmalarla sorunun çözümlenebileceği' yönünde görüş belirttiğini söyledi.

Talat, "Üniversitelerimiz zaten bunu yapıyor. Bizim arzumuz Bologna sürecine katılarak, bir defada bütün Avrupa üniversiteleriyle birlikte denkliğimizi sağlamaktı" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Görünen o ki, Finlandiya Kıbrıs Türkleri'nin yaşadığı sıkıntıları çözmek istiyor. Ama AB çerçevesinde bu konudaki gücü ve yetkisi de sınırlıdır" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, Kanerva'nın 8 Temmuz süreciyle ilgili mesaj verip vermediği yönündeki soruyu yanıtında, "8 Temmuz sürecinin ilerlememesini isteyen yok. Herkes istiyor. O da mutlaka istiyordur" dedi.

Rum tarafının 8 Temmuz sürecini, Kıbrıs Türkü gibi kısa bir hazırlık aşaması olarak görmediğine dikkat çeken Talat, "Kıbrıs sorununu törpüleme süreci olarak görürseniz, bu sürecin ilerlemesini hem istemezsiniz, hem de sağlamazsınız. Bugün yaşadığımız sıkıntı bu" şeklinde konuştu.

Kıbrıslı Türkler ile Rumlar'ın hedeflerinin farklı olduğunu kaydeden Talat, şöyle devam etti:

"Bizim hedefimiz Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü. Onların çabası ise kendisine yöneltilen 'sorunu çöz' baskısından kurtularak, sorunu AB zeminine kaydırmak ve bunu başaramazsa da Türkiye'nin AB üyeliğini Kıbrıs sorununun çözümüne endekslemek."

Cumhurbaşkanı Talat, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Portekiz dönem başkanlığında geçirilip, geçirilmeyeceği konusunda umutlu olup, olmadığının sorulması üzerine, "Umut bitmez. Umudun bittiği yerde, başka umut başlar" dedi.

Güçlü olmasından dolayı Almanya'nın dönem başkanlığında hayata geçirilmesi daha muhtemel tüzüğün Portekiz'in başkanlığı sırasında kabul edilmeyeceği anlamına gelmediğini kaydeden Talat, şöyle devam etti:

"Portekiz yapamaz diye bir şey yok ama Almanya daha kolay yapabilirdi. Top şimdi Portekiz'de. Bunun için çalışır mı, çalışmaz mı bilemem. Henüz önceliklerini ortaya koymadı. AB, gündemde olduğu sürece Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü hayata geçireceğine inanıyorum"

Talat'ın diğer temasları

Cumhurbaşkanı Talat, dün sabah gittiği Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de, ilk olarak Finlandiya Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi ve Büyük Komite Üyesi Kimmo Kiljunen ile parlamentoda öğle yemeğinde bir araya geldi.

Talat daha sonra Finlandiya Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı, eski Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ile görüştü.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün öğleden sonra çeşitli basın kuruluşlarıyla bir araya geldi. Talat, MTV 3'den Kalle Ville Lahtinen ile Helsingin Sanomat isimli günlük gazeteden Jukka Huusko'ya röportaj verdi.

Cumhurbaşkanı Talat, dün akşam Türkiye'nin Helsinki Büyükelçisi Reha Keskintepe'nin verdiği yemeğe katıldı. Talat'ın bu akşam Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne dönmesi bekleniyor.

KIBRIS 29/06/07

AP Yeşiller Grubu, Kıbrıs'a geliyor

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde de temaslarda bulunacak olan heyet, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek.

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu 4-5 Temmuz'da Kıbrıslı Türkler ile temaslarda bulunmak üzere Ada'ya gelecek.

Avrupa Parlamentosu Yeşiller grubu temaslarının ilk gününde, Alman, Portekiz ve İtalyan Büyükelçilerinden brifing alacak.

Heyet aynı gün Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Kıbrıslı Yeşillerle bir araya gelecek.

Heyet, ikinci günkü temaslarına ise Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller ile gerçekleştireceği görüşme ile başlayacak.

Heyet daha sonra Ada'daki dini liderler ile buluşacak.

Avrupa parlamentosu Yeşiller grubu aynı gün, saat 11.00'de ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek. Görüşme bir buçuk saat olarak planlandı.

Öğle yemeğinde milletvekilleri Özdil Nami ve Hasan Taçoy ile bir araya gelecek olan heyet, daha sonra Kuzey Kıbrıs'taki Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi'ni ziyaret edecek.

Heyetin iki taraftaki gazeteciler ile buluşması da programda yer alıyor.

Heyette Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eş Başkan Yardımcısı Monica Frassoni, Yeşilller Grubu üyesi Cem Özdemi, Yeşiller Grubu Genel Sekreteri Vula Tsetsi ile grubun dış ilişkilerinden sorumlu yetkililerinden Paolo Bergamaschi bulunuyor.

Heyette ayrıca Almanya'dan bir bölge Yeşiller partisi başkanının da yer alacağı belirtiliyor.

KIBRIS 29/06/07

 

Kıbrıs Türkü'nün AB'ye güveni gittikçe düşüyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının AB'ye güveninin gittikçe düştüğünü söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva ile görüşmek ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere dün Finlandiya'nın başkenti Helsinki'ye gitti.

İsveç'in başkenti Stockholm'deki temaslarını tamamlayarak Helsinki'ye geçen Cumhurbaşkanı Talat, temaslarına saat 14.30'da Sosyal Demokrat Parlamenter Kimmo Kiljunen'le öğle yemeğinde bir araya gelerek başladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat saat 15.30'da da Finlandiya Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva ile görüştü.

Talat dün ayrıca Finlandiya'nın eski Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja'yla bir araya geldi.

Finlandiyalı basın mensuplarıyla görüşmeler yapan Talat, akşam da Türkiye'nin Finlandiya Büyükelçisi'nin verdiği yemeğe katıldı.

Cumhurbaşkanı Talat önceki akşam da Türkiye'nin İsveç Büyükelçisi'nin verdiği yemeğe katılmış ve Stockholm'de görev yapan yabancı misyon şefleri, diplomatlar ve basın mensuplarıyla bir araya gelmişti.

Talat, bu akşam KKTC'ye dönecek.

AB, Rumlardan bıkmak üzere

Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in davetlisi olarak İsveç'in başkenti Stockholm'de iki günlük temaslarını AA'ya değerlendiren Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliği ülkelerinin Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tutumundan bıkmak üzere olduğunu söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının öncelikli gündeminin, "Kıbrıs sorununun çözümü, Kıbrıs sorununun çözümünü zorlamak için ise izolasyonların kaldırılması" olduğunu belirten Talat, "Bunu birinci hedef olarak görüyorum. İzolasyonların kaldırılması tabii ki Kıbrıs sorununun çözümü yanında bugüne kadar Kıbrıs Türk halkının yaşamını da kolaylaştırma özelliği vardır. Bu bakımdan temel hedef olarak Kıbrıs sorununun çözümünü almakla birlikte, izolasyonların kaldırılması konusunda AB'nin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Bu konudaki taleplerimizi görüşmemiz sırasında Bildt ile konuştuk" dedi.

Kıbrıs Türk halkının AB'ye güveni gittikçe düşüyor

Talat, "AB ülkeleri çeşitli vesilelerle bu konuda söz vermiştir. Ve AB'nin elinde çeşitli zamanlarda birçok fırsat vardı ve halen vardır. İzolasyonların kaldırılması konusunda Rum tarafını olumlu davranmaya sevk edecek birçok imkân vardır. Bunların kullanılmasını talep ettik. Kıbrıs Türk halkının AB'ye güveninin gittikçe düşmekte olduğunu anlattık" diye konuştu.

Talat, 8 Temmuz süreciyle ilgili olarak da bu sürecin Rum tarafının elinde "oyalama sürecine dönüştüğünü" söyledi.

Çözüm yeri BM

Kıbrıs sorununun çözüm yerinin BM olduğunu yineleyen Talat, "Zaten AB'nin Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili yapabileceği bir şey yok. Ne öyle bir kabiliyeti var AB'nin ne de öyle bir niyeti. AB, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması için çok şey yapabilir. Nitekim bunun sözünü de vermiştir. Dolayısıyla bizim AB'den beklentimiz; Kıbrıs sorununun çözümü için yapacağı katkının en başta izolasyonları kaldırmak olacağını kavraması gerekiyor. İkincisi AB, Rum tarafını çözüm konusunda teşvik edebilir. Ama çözüm arenası dediğim gibi BM'dir" dedi.

AB, Rum tarafının gerçek niyetini biliyor

AB kurumlarıyla birlikte bütün AB ülkelerin, Kıbrıs Rum tarafının, AB üyeliğini, Kıbrıslı Türklere ve Türkiye'ye karşı kullanma eğiliminde olduğunun farkında olduğunu belirten Talat, şunları söyledi:

"AB ülkeleri gün geçtikçe bundan bıkmakta ve usanmaktadır. Hiçbir AB yetkilisi yoktur ki 'Hayır Rum tarafı iyi niyetlidir, siz hatalısınız' desin. Tersine, 'Rum tarafının niyetini biliyoruz, görüyoruz, anlıyoruz, ancak bu konuda lütfen yardımcı olun. Yani aşamıyoruz Rum tarafının engellemelerini' diyorlar. Bununla karşılaşıyoruz."

AB buna ne kadar tahammül edecek

Kıbrıs Rum tarafının Avrupa ülkesi gibi davranmadığını kaydeden Talat, bütün her şeyi kendi çıkarlarına göre biçimlendirmeye çalıştıklarını, AB'nin çıkarlarını ve AB'nin kuruluş amaçlarını çarpıtmaya çalıştıklarını belirterek, "Avrupa ülkeleri buna ne kadar süre tahammül edecek? Bence uzun süre tahammül edemezler. Kıbrıs AB'ye gireli daha üç yıl oldu. AB 33 yılda karşılaştığı problemleri bu 3 yılda yaşadı. Her gün yaşıyor, her olayda yaşıyor" dedi.

İsveç ziyareti sırasında devlet başkanlarına uygulanan protokolle ağırlanan Talat, buna ilişkin olarak da şunları kaydetti:

"Çünkü biz, çözüm, barış istiyoruz. Barış istediğimize göre bize yönelik davranışında da barış isteyen bir politikacıya nasıl davranılıyorsa öyle olması gerekiyor. Ve ben bunu KKTC halkının barışçı ve Kıbrıs sorununu çözmek isteyen tutumuna onay olarak görüyorum, yani olduğundan başka anlamlar yüklemek istemiyorum. Ama bunu Kıbrıs Türk halkının politik duruşuna bir onay, destek, belki bir teşekkür olarak görüyorum."

Üniversiteler

KKTC'deki bütün üniversitelerin, Avrupa Yüksek Öğretim Alanına (Bologna süreci) katılmak için girişimde bulunduğunu belirten Talat, şöyle devam etti:

"Fakat Bologna sürecinin eğitim bakanları, 'bu devletlerarası bir meseledir' deyip KKTC üniversitelerinin bu sürece kurumsal olarak katılımlarına şimdilik yeşil ışık yakmadı. Fakat dedi ki, 'Doğu Akdeniz Üniversitesi ve diğer üniversiteler Avrupa üniversiteleri ile ikili anlaşmalar yaparak, bu Bologna sürecinin getirilerini elde edebilir. Ve tavsiye etti ki, KKTC üniversiteleri, Avrupa ile ikili anlaşmalar yapsın. Bu konuda bir zorluk yok aslında. Tek zorluk Avrupa'da 700 küsur üniversitenin bulunuşudur. Yoksa KKTC üniversitelerini reddeden bir durum yoktur. Bu karamsar bir karar değildir. Bu nihai karar da değil, değişme ihtimali var. Bizim üniversitelerimiz bütün Avrupa ülkelerinde kabul görüyor. Bir sorunumuz yok. Bizim üniversitelerimizin diplomaları Avrupa ülkelerinde geçerli kabul ediliyor."

KIBRIS 29/06/07

 

 

Rumlar yangını söndürmek için yardım istedi

Kıbrıs Rum kesimine bağlı Limasol’da önceki gün başlayan orman yangını kontrol altına alınamayınca, Rum hükümeti diğer ülkelerden yardım istedi.

AA

Güncelleme: 11:05 TSİ 30 Haziran 2007 Cumartesi

 

LEFKOŞE - Tarım Bakanı Fotis Fotiu, yaptığı açıklamada, “Durum çok korkunç, diğer ülkelerden yardım almaya çalışıyoruz” dedi. Fotiu, yardım taleplerine İtalya’nın olumlu yanıt verdiğini kaydetti.

 

 

Adadaki BM güçlerinin de yangın söndürme çalışmalarına katkıda bulunduğu, ayrıca İngiliz üslerinin hava desteği sağladığı kaydedildi.

 

Mevsim ortalamalarının üzerindeki hava sıcaklıkları ve rüzgarın da etkisiyle yayılan yangından ötürü bazı köyler boşaltıldı.

Trodos'lar alev alev

DIŞ ÜLKELERDEN YARDIM İSTENDİ... Güney Kıbrıs'ta Trodos Dağları'nın Saida bölgesinde dün, 1995 yılında Beşparmaklar'daki felaketi andıran büyük bir yangın çıktı. Kısa zamanda büyüyerek çok geniş bir alana yayılan yangının kontrol altına alınamaması yüzünden Rum yönetimi dış ülkelerden yardım istedi... Rum haber kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Rum yönetimi İtalya'dan yangın söndürme helikopteri istedi. Çevreciler, Moni devlet ormanı yanında çamlık bölgede çıkan ve kontrol altına alınamayan büyük yangının ekolojik felakete neden olduğunu bildirdi

Güney Kıbrıs'ta Trodos Dağları'nın Saida bölgesinde dün, 1995 yılında Beşparmaklar'daki felaketi andıran büyük bir yangın çıktı. Kısa zamanda büyüyerek çok geniş bir alana yayılan yangının kontrol altına alınamaması yüzünden Rum yönetimi dış ülkelerden yardım istedi...

Rum haber kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Rum yönetimi İtalya'dan yangın söndürme helikopteri istedi. Çevreciler, Moni devlet ormanı yanında çamlık bölgede çıkan ve kontrol altına alınamayan büyük yangının ekolojik felakete neden olduğunu bildirdi..

Rum tarım bakanı Fotis Fotiu, durumu çok korkunç" olarak tanımladı.

Mevsim normalleri üzerindeki sıcaklık Güney Kıbrıs'ta peş peşe yangınlara neden oluyor. Limasol yakınlarında meydana gelen ve zorlukla söndürülen yangının ardından dün de Trodos'ta büyük bir yangın çıktı. Her geçen saat büyüyen yangın kontrol altına alınamıyor.

"Moni devlet ormanı"nın çamlık bölgesinde çıkan yangın, köyleri de tehdit etmeye başladı.

Rum devlet radyosu, yangının Pelendri köyüne sıçradığını duyurdu. Rum yetkililer köyün tahliye edilmesini istedi. Radyo, yangının Amiyantos ve Monyadi köylerine yöneldiğini belirtti.

Filagra bölgesinin alevlere teslim olduğu ifade edilirken, yangının Maşera ormanına yayıldığı kaydedildi.

Bölgede esen şiddetli rüzgar nedeniyle yangın söndürme çalışmalarının güçleştiği ve İtalya'dan yangın söndürme helikopteri istendiği haber veriliyor.

Korkunç yangının yüksek gerilim hatlarında meydana gelen kısa devreden çıktığı sanılıyor.

Başbakan Soyer'den yardım teklifi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs'taki Trodos dağlarında devam eden yangın için Rum Yönetimi'ne yardım teklifinde bulundu.

Başbakan Soyer, yangın için Birleşmiş Milletler Barış Gücü nezdinde yardım amacıyla gerekli girişimleri başlattıklarını açıkladı.

Limasol'un Arakapa ve Sikopetra köyleri arasında önceki gün çıkan ve dün sabah kontrol altına alındıktan sonra güçlü rüzgârın etkisiyle öğleden sonra yüksek kesimlerde tekrar alevlenen yangından üzüntü duyduklarını belirten Başbakan Soyer, "Ortak yurdumuzun güzelliklerini korumak için hiçbir politik çıkar gözetmeksizin yardım elimizi uzatmaya hazırız" dedi.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Birimi'nden yapılan açıklamaya göre, Başbakan Soyer açıklamasında, yardım ellerinin havada kalmayacağını umduklarını söyledi

KIBRIS 30/06/07

 

Talat, İsveç ve Finlandiya ziyaretinden memnun

Talat, BM sürecinde yaşanan tıkanıklıktan rahatsız olan ve Kıbrıslı Türklerin yaşadığı izolasyonu onaylamayan İsveç'in bunu Rum tarafına anlatacağına inandığını da söyledi.

Talat, İsveç ve Finlandiya ziyaretini izleyen TAK ve BRT muhabirlerine yaptığı açıklamada, iki ülkenin kendisini davet ederken Türk tarafının ne istediğini doğrudan öğrenmeyi ve Rum tarafına "Kıbrıs sorununu sürüncemede tutmayınız, çözüm için elinizden geleni yapınız" mesajı vermeyi amaçladıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Bizim için ne önemli? Neye ağırlık veriyoruz? Sorunlar ve sıkıntılar ne? BM süreci niye ilerlemiyor? Niye Doğrudan Ticaret Tüzüğü geçmiyor? AN'dan ne istiyoruz? Nedir bu izolasyonlar? Bütün bunları sorgulamak istediler diye düşünüyorum" dedi.

Derinlemesine görüştük

Talat, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ve Finlandiya Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva ile uzun uzun ve derinlemesine konuştuğunu belirterek, temaslarının çok faydalı geçtiğini söyledi.

Kıbrıs sorununun başlangıcından beri Barış Gücü'nde asker bulunduran iki ülkenin Kıbrıs'a ilgisinin yeni olmadığına işaret eden Talat, AB'ın sorunlarından birisi haline gelen Kıbrıs sorunuyla ilgilenmelerinin de doğal olduğunu belirtti.

Tıkanıklıktan memnun değiller

Cumhurbaşkanı Talat, BM sürecinde yaşanan tıkanıklıktan rahatsız olup Kıbrıslı Türklerin yaşadığı sıkıntı ve izolasyonu onaylamayan İsveç'in, son zamanlarda Kıbrıs'a ayrı bir ilgi gösterdiğini de söyledi.

Talat, şöyle dedi:

"İsveç ve Finlandiya'nın, diğer AB ülkelerinden de fazla konuyla ilgileneceklerini ve Kıbrıs sorununun çözümünün AB içinde bir gereklilik olduğunu hem AB üyesi ülkelere, hem de Rum tarafına anlatacaklarına inanıyorum. Bu, kısa vadede belki sonuç getirmez. Ancak orta vadede, hele Türkiye'nin AB sürecinin belli bir noktadan hareketleneceğini düşünecek olursak, oldukça önemli hale gelecektir."

Doğrudan ticaret tüzüğü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iki ülkenin Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda da Kıbrıs'ı desteklediğini, desteklemeye de devam edeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, İsveç ile Finlandiya'nın AB sürecinde Türkiye'nin en büyük destekçilerinden olduğuna da işaret etti. Talat, özellikle İsveç'in hem Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, hem de bunun ayrılmaz bir parçası haline gelen Kıbrıs sorununun çözümünü ve izolasyonların kaldırılmasını savunduğunu ekledi.

KIBRIS 30/06/07

 

"AB de Kıbrıs konusunda aktif olarak katkıda bulunmalı"

Finlandiya'nın Ankara Büyükelçisi Maria Serenius, Avrupa Birliği'nin de Kıbrıs konusunda aktif olarak katkıda bulunması gerektiğini söyledi.

Serenius, Türkiye'nin AB'ye üyelik süreciyle ilgili çıkan olumsuz haberlerin, Türkiye-AB ilişkilerine olumlu katkı sağlamadığını da belirtti.

Büyükelçi Serenius, gündemdeki konular, Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye-Finlandiya ilişkileri ve Ankara'daki hayatıyla ilgili AA'nın sorularını yanıtladı.

Türkiye'de, AB'ye üyelik süreciyle ilgili son 1,5 yıldır olumlu haberler çıkmadığını belirten Büyükelçi Serenius, "Bazen bu süreçle ilgili olumsuz haberler duyunca şaşırıyorum, çünkü aynı zamanda bir çok olumlu şey de oluyor. Bu olumlu şeyler, olumsuz şeylerin altında gömülü kalıyor. Bence bu olumsuz haberler sarmalı, ilişkilerimizin geleceğine olumlu katkı sağlamıyor. Bununla ilgili daha fazla şey yapılması lazım" dedi.

Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinin devam ettiğine dikkati çeken Büyükelçi Serenius, bu sürecin şu an bile, Türkiye'nin istikrarına ve refahına olumlu etki yaptığını kaydetti.

Kıbrıs konusunun AB sürecindeki en önemli konulardan biri olduğunun hatırlatılarak, konunun Türkiye'nin AB üyeliğine etkisinin sorulması üzerine Büyükelçi Serenius, "Dönem başkanlığımızda Kıbrıs konusunda ufak da olsa bir hareketlilik olmasına çalıştık. Ancak bu mümkün olmadı, çünkü her iki taraf da bu konuda hareket etmeye hazır değildi. Şu an konu elbette BM'de, ancak yine de çok da iyi ilerliyor görünmüyor" dedi.

Türkiye AB'ye üye olmadan önce Kıbrıs konusunda ilerleme olması gerektiğinin açık olduğunu belirten Büyükelçi, "Türkiye, Ankara Protokolünü imzaladığında tüm yeni AB üyesi ülkelerle ilişkilerini normalleştirmeyi kabul etti. Bu (normalleşme) Türkiye üye olmadan gerçekleştirilmeli" dedi.

Kıbrıs konusunun çözümünde BM'nin doğru forum olduğunu kaydeden Serenius, "Ancak AB de aktif olarak bu sürece katkıda bulunmalı" diye konuştu.

Büyükelçi Serenius, Kıbrıs konusu çözülmeden Rum kesiminin birliğe dahil olmasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de, "Şu an Kıbrıs bir AB ülkesi. Hepimiz bu gerçeği kabul etmek ve buna göre ilerlemek zorundayız" dedi.

KIBRIS 30/06/07