NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:45 TSİ 16 Temmuz 2007 Pazartesi
İSTANBUL - İngiliz
Times gazetesi, bugünkü başyazısını Türkiyedeki seçimlere
ayırdı. Başyazıda, seçimin Türkiyenin hem kimliği,
hem de Batı ve İslam dünyasıyla ilişkileri
açısından belirleyici olacağı belirtilen yazıda
Muhalefetin bölünmüşlüğü ve ABDnin ihmal ettiği,
Avrupanın sırt çevirdiği bir Türkiyenin Batı
Asyalılık kaderine boyun eğmekten başka seçeneği
olmadığı yolunda giderek yaygınlaşan kanaat, AKPye bu
seçimleri de kazandıracak deniyor ve Batı sonuçların
bilincinde olmalı uyarısı da yapılıyor.
Timesın başyazısı şöyle:
Seçimler öncesinde, bir kargaşa havası hakim. Bu kargaşa henüz
krize dönüşmüş değil. Ordunun Nisan sonundaki bildirisine
karşın tanklar sokağa çıkmadı. Aynı şekilde
şeriat düzenine geçilmesi için kitlesel gösteriler de
yapılmıyor.
Koyu Müslümanlar dahil, Türklerin büyük bir çoğunluğu dinin
ayrı bir alanı olduğuna inanıyor. İslamcı
eğilimlerine rağmen AKP de bu görüşü paylaşıyor.
Bu nedenle seçimlerin Atatürk devrimlerinin savunucusu güçlü Türk ordusuyla,
din ve siyaset ayrılığına son vermeyi amaçlayan
İslamcılar arasında bir mücadele olacağını
söylemek yanıltıcı olur.
Kampanyanın en önemli, ancak en az öne çıkan teması bu seçimlerin,
Türkiyenin kimliğini etkileyecek olmasıdır. Seçimler,
Türkiyenin Batı ve İslam dünyasıyla ilişkilerini
tanımlayacak.
AK
PARTİ, BATIYI ALARMA GEÇİRECEK BİR ŞEY YAPMADI
Times başyazısında, AK Partinin iktidara geldikten sonra
batılı müttefiklerini, İslami eğilimlerinin bir tehdit
oluşturmadığına ikna etmek için çok çaba
harcadığına dikkat çekiyor:
Erdoğanın 2004te zinayı suç sayma girişimi
dışında bu konuda Batıyı alarma geçirecek fazla bir
şey olmadı. Aksine Erdoğanın reformları övgü
topladı. Ekonomik anlamda Türkiye gelişti, enflasyon hızla
düştü, milli gelir iki katından fazla arttı, Türkiyeye
yabancı sermaye akmaya başladı.
Fakat AKPnin gerçek gündemi konusundaki şüpheler hiçbir zaman
kalkmadı.
Muhalefetin bölünmüşlüğü ve ABDnin ihmal ettiği,
Avrupanın sırt çevirdiği bir Türkiyenin Batı
Asyalılık kaderine boyun eğmekten başka seçeneği
olmadığı yolunda giderek yaygınlaşan kanaat, AKPye bu
seçimleri de kazandıracak. Fakat hala Türkiyenin en güvenilen kurumu olan
orduya duyulan saygı, AKPyi parlamentoda üçte iki çoğunluktan mahrum
bırakabilir.
Sonuç ne olursa olsun Erdoğan cumhurbaşkanlığı
konusunda uzlaşma aramalı. Avrupalılar da, Türkiyenin ihanete
uğramışlık hissinin olası sonuçlarının
bilincinde olmalı.
FT:
ERDOĞAN ZAFERDEN EMİN
Financial Times gazetesinde Erdoğan seçim zaferinden emin
başlıklı Ankara çıkışlı haberde ise
şöyle deniyor:
Başbakan Erdoğan partisinin seçimlerde yüzde 40tan fazla oy alarak,
550 üyeli sandalyeli Meclise 310-315 milletvekili göndereceklerini tahmin
ediyor. Bu kez Meclise en az üç partinin gireceği, bu nedenle AKPnin
oyları artsa bile çıkaracağı milletvekili
sayısının şimdikinin altında kalacağı
söyleniyor.
Meclisteki tabloyu değiştirecek başka bir unsur da parlamentoya
çoğu Kürt kökenli 40 kadar bağımsız adayın seçilmesi
olasılığı.
Sonuç, İslami temelli AKPnin tek başına hükümet kurmasına
yetecek.
Ekonomi uzmanları bunun yatırımcıların da tercih
edeceği bir sonuç olacağını söylüyor. Seçim
kararının alındığı çalkantılı ortama
karşın, iş çevrelerine yakın, yeni bir merkez sağ
hükümetin geleceği beklentisi nedeniyle piyasalar sarsılmadı.
Erdoğan kampanyasını ekonomik reformlara
yoğunlaştırırken, ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi
laiklik ve terör tehdidine odaklandı.
Milliyetçiler idam cezasının geri getirilmesini ve yabancılara
satışların durdurulmasını istiyorlar. Bu
çağrının özellikle taşrada yankı bulduğu
söyleniyor.
MILLIYET 16/07/07
Bizim piyasaların ipi "Londra'daki bankerlerin elinde". Küresel
sermaye hareketinin bir bölümüne yön veren Londra bankerleri Türk
piyasalarında at koşturarak, "paradan para
kazanıyorlar". Uzun süredir Türk piyasaları küresel sermayeye en
yüksek getiriyi sağladığı için de Türk piyasasına pek
fazla ilgi duyuyorlar.
Londra bankerlerinin Türk piyasasındaki spekülasyonlarını da
manipülasyonlarını da (sevinelim mi, üzülelim mi bilemiyorum) o
kuruluşlarda çalışan çok iyi yetişmiş Türk gençleri
yürütüyor.
O gençlerden biriyle sohbet ettim... Sohbeti yorumsuz aktaracağım...
· Seçim öncesi, piyasalar neden bu kadar
canlı. Ne oluyor da yabancılar Türkiye'ye hücum ediyor? Borsa
tırmanışta, faiz düşüyor.
· Piyasacılar için Türkiye riski
siyasetteki gerilimdi. Bunun da arkasında R. T. Erdoğan'ın
uzlaşmaz tutumu vardı. Bu seçim kampanyası R. T.
Erdoğan'ı uzlaşmacı yaptı. Koalisyon ihtimali ve
uzlaşma eğilimi siyasi gerilim riskini ortadan kaldıracak. R. T.
Erdoğan cumhurbaşkanı seçiminde de uzlaşacak.
· Uzlaşma denilen şey bu kadar
önemli mi?
'Uzlaşıcı' görünüm vermesi önemli
· Önemlinin ötesinde "anahtar
kelime"dir.
· Londra bankerlerinin eski bir Türk
çalışanının AKP'den aday olması da
uzlaşmanın bir parçası mı?
· O arkadaşımız Londra
bankerleriyle, daha doğrusu, küresel piyasalar ile AKP arasında köprü
olacak. Türk ekonomisinin gelişmesi, iktidarda kim olur ise olsun
uluslararası piyasalarla iyi ilişki içinde olmasına
bağlıdır. İşte bu nedenle, o çevrelerin söylediklerini
AKP iktidarına "iyi tercüme edecek", o çevrelerden gelen bir
gencin yararı küçümsenemez.
· İyi de seçim öncesi
yabancıların Türkiye'ye akın etmelerinin ardında ne var?
· Yabancılar inanıyor ki seçim
sonunda Türkiye'de piyasalar "patlayacak"... Piyasalar patlamadan
şimdiden pozisyon almaya çalışıyorlar.
· Türkiye nasıl "patlayacak"?
· Türkiye piyasalarını AKP
patlatıyor. Patlatacak. Bunun için yabancılar bu seçimde AKP'nin
başarılı olması için çaba gösteriyor. (Yazarın notu:
Dikkat buyurunuz. AKP'nin "ekonomiyi" değil,
"piyasaları" patlatmasından söz ediliyor!)
· Nasıl bir çaba bu?
· Görüyorsunuz... Piyasalar AKP'yi
destekliyor. Sadece piyasalar mı? AB ülkeleri bile eleştiriyi kesti.
ABD yönetimi AKP'ye açıkça destek veriyor. Değişik nedenlerle
Türkiye'de her hafta bir uluslararası toplantı yapılıyor.
Türkiye'nin başarıları övülüyor.
Batılılar 'sorunlu Türkiye' istemiyor
· Bu anlatımlara göre, Londra bankerleri
ve de küresel finans çevreleri sırf yüksek getiri devam etsin diyerek
AKP'yi iktidarda tutmaya çalışıyor. Herkes para peşinde.
· O kadar da basit değil... Para önemli
ama paradan başka şeyler de var. Batı dünyası Türkiye'nin
demokratik bir ülke olmasını Kemalizmin, ulusalcılığın
ve de ordunun önlediğine inanmış durumda. Alınmayalım,
gücenmeyelim, kızmayalım ama gerçeği bilelim.
Yabancılar için ulusalcılık Türklerin kurtulması gereken
bir hastalık. Ve de yabancılar inanıyor ki Türkleri
ulusalcılık hastalığından kurtaracak ilaç AKP'dir.
Eğer AKP gücünü kaybederse, Türkiye'de milliyetçilik,
ulusalcılık, hatta faşizm güçlenecek. Ordu her konuda öne
çıkacak Türkiye bölgesinde sorunlu bir ülke olacak. Yabancılar bunu
istemiyor.
· Anlar gibi oluyorum... Bu anlatıma
göre, Türkiye'yi ulusalcılıktan kurtaracak olan AKP'dir de AKP'yi
kurtaracak nedir?
·
AKP'yi kurtaracak olan, yabancı sermayedir.
Dışarıdan döviz gelince dolar ucuzlar, borsa şahlanır,
faiz düşer. Piyasaların coşması AKP'nin oyunu
artırır.
Sayın okuyucularım... Bu tür söylemler çok kişinin
kulağına geliyor. Çok kişi bunları dinliyor, biliyor. Benim
anlayamadığım şu: Acaba bunları söyleyenler
"komplocu" mu, yoksa "gerçeği" mi ifade ediyor?
GUNGOR
URAS MILLIYET 16/07/07
Hristofyas'ın
tercihi Erdoğan'lı barış
Rum başkanlık
seçiminde Papadopulos'un rakibi AKEL lideri Hristofyas, Türkiye'deki seçimin
Kıbrıs sorununu etkileyeceğini belirtip, tercihinin AKP
olduğunu söyledi
16/07/2007
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'tan desteğini
çekerek 2008 Şubatı'ndaki başkanlık seçimlerine
adaylığını koyan komünist AKEL'in Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas, Türkiye'de seçim sonucunun Kıbrıs sorununu
etkileyeceğini belirterek tercihini AKP'den yana koydu. Rum Temsilciler
Meclisi (parlamento) Başkanı da olan Hristofyas, Yunanistan'ın
Kathimerini gazetesine demecinde, "Türkiye'deki seçimleri Tayyip
Erdoğan kazanırsa bazı girişimler üstlenebilir. Buna
karşı Erdoğan başaramazsa, Kıbrıs meselesinde
gerileme olur" dedi. Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın kararını yeniden gözden geçirip Papadopulos'un
görüşme davetine olumlu yanıt vermesi dileğinde de bulundu.
Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümü konusunda daha esnek
bir politika izlemesinden yana olduğunun altını çizen AKEL
lideri, Papadopulos ile yolarını ayırmalarını
nedenlerini şöyle sıraladı:
· Kıbrıs
konusunda duraklama yaşanıyor. Annan Planı için 2004'teki
referandumdan sonra AB ve uluslararası alandan gelen tepkileri
bastırmayı başardık. Ancak olumsuz ortamın etkileri
hâlâ sürüyor, sürekli savunma pozisyonundayız. AB çevrelerinde bize
şüpheyle yaklaşıyorlar. Üstelik Kıbrıs konusundaki
duraklama halkımız için büyük tehlike.
· Daha esnek politika
izlemeliyiz. Çözüm için siyasi irademiz olduğuna dair mesajlar vermeliyiz.
· Papadopulos'un
Annan Planı'nın Kıbrıs'taki bölünmeyi daha
derinleştirdiği fikrine katılmıyoruz. Annan Planı o
şekliyle ya da küçük düzeltmeler yapılarak geri gelemez. Buna
karşı Kıbrıs konusu sıfırdan müzakere de
edilemez.
· Papadopulos
referandum ya da öncesinde 'olmazsa olmazlarımızı'
zamanında masaya koymadı.
Başkanlığı kazanırsa Kıbrıs sorununu
öncelikli ele alacağını ve iki toplumun da kabul
edebileceği bir çözüm için çalışacağını belirten
Hristofyas, Rumların yanı sıra Kıbrıslı Türkler
arasında da saygı ve takdir gördüğünü belirtti.
Planı reddetmenin olumsuz etkileri sürüyor, daha esnek politika izlenmeli
İNANDIRICI MESAJLAR
VERİLMELİ... Hristofyas: Annan planının reddedilmesinden
sonra Rum tarafı için oluşan olumsuz ortamın etkileri hâlâ
sürüyor. Bu konuda uluslararası alanda ve AB çevrelerinde bizlere
şüpheyle yaklaşıyorlar, bize sorumluluklar yüklüyorlar. Bu
konuda, çözüm ilkelerini ve Kıbrıs'ın haklarını
müzakere etmeden çözümle ilgili inandırıcı mesajlar veren daha
esnek bir politika uygulanmalı
Rum Meclis
Başkanı ve AKEL'in Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Rum Yönetimi
lideri Papadopulos ile başta Kıbrıs sorunu olmak üzere, birçok
konuda görüş ayrılıkları bulunduğunu yineleyerek,
"Rum tarafının Kıbrıs sorunun çözümü konusunda daha
esnek bir politika izlemesinden yana olduğunu" söyledi.
Rum kesiminde Şubat
2008'de yapılacak başkanlık seçimlerinde Tasos Papadopulos'a
karşı adaylığını açıklayan Hristofyas,
Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs
konusu ile Türkiye'deki genel seçimlere de değindi.
Hristofyas, "Annan
planının reddedilmesinden sonra Rum tarafı için oluşan
olumsuz ortamın etkileri hâlâ sürüyor. Bu konuda uluslararası alanda
ve AB çevrelerinde bizlere şüpheyle yaklaşıyorlar, bize sorumluluklar
yüklüyorlar. Bu konuda, çözüm ilkelerini ve Kıbrıs'ın
haklarını müzakere etmeden çözümle ilgili inandırıcı
mesajlar veren daha esnek bir politika uygulanmalı" diye
konuştu.
Papadopulos'un,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a görüşme talebiyle mektup
göndermesi ve Talat'ın da bunu kabul etmesini olumlu bir gelişme
olarak değerlendiren Hristofyas, "AKEL'in uzun süreden beri böyle bir
görüşmeyi desteklediğini ve bu konuda futbol maçı yüzünden
çıkan anlaşmazlığın aşılarak, bir an önce
görüşmelerin başlamasını ümit ettiğini" belirtti.
Hristofyas,
başkanlık seçimlerini kazanması durumunda, Kıbrıs
sorununu öncelikli konu olarak ele alacağını ve Ada'daki iki
toplumun da kabul edebileceği bir çözüm bulunması için çaba
göstereceğini söyledi.
Kıbrıs konusunda
kesin bir çözüme varılması için, Türk tarafının
tavırlarında değişiklikler yapması gerektiğini
savunan Hristofyas, "Türk tarafını ilkeler temelinde iki
toplumun da kabul edeceği bir çözüm arzu ettiğimiz konusunda ikna etmek
için çaba göstereceğimize söz verebilirim.
Ancak çözüm sadece bize
bağlı değil. Bu konuda sonuç alınabilmesi için, Türk
tarafının da tavırlarında köklü değişiklikler
yapması lazım" diye konuştu.
"Türkiye'deki seçim
sonuçları
Kıbrıs sorununu
da etkileyecek"
Dimitris Hristofyas,
Türkiye'deki seçim sonuçlarının Kıbrıs konusunu da
etkileyeceğini söyledi.
Hristofyas,
"Türkiye'deki seçim sonuçları, şüphesiz Kıbrıs
konusunu da etkileyecek. Erdoğan seçimleri kazanırsa, göstermelik de
olsa, Kıbrıs konusunda girişim yapması olasıdır.
Bizler bu konuda hazırlıklı olmazsak, Türk tarafı mesafe
alıp öne geçer. Bu nedenle bizim önde olacağımız
girişimlerde bulunmalıyız. Ancak Erdoğan seçimleri
kaybederse Kıbrıs konusunda gerileme olur" dedi.
KIBRIS 16/07/07
Güney Kıbrıs'taki başkanlık seçimi anketlerine göre Papadopulos önde
Fileleftheros gazetesi
"İkinci Tura Altın Bilet İçin Sıkı Derbi"
başlığını kullandığı haberinde;
"RAI Consultants" şirketi tarafından 1010 kişi ile
10-13 Temmuz tarihleri arasında yapılan ankete dayanarak
Papadopulos'un diğer adaylar olan Rum Meclisi Başkanı ve AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile DİSİ'nin desteklediği
bağımsız aday Yannakis Kasulidis'in önünde olduğunu
yazdı.
Hristofyas Nisan'a göre
yükselişte
Gazete, aynı
şirketin Nisan ayında yaptığı anketle
kıyaslandığında bu anketin Papadopulos ve Kasulidis'in
oylarında düşüş, Hristofyas'ın oylarında ise
artış gözlemlendiğini ortaya koyduğunu kaydetti.
Anket ilk tur oylamada
çıkacak sonuç tahminlerini şu şekilde verdi:
Papadopulos: %30.8,
Kasulidis; %29.6, Hristofyas: %26.3, Kostas Themistokleus %0,7, Bilmiyorum:
%9.4, Oy Kullanmayacağım: %1.1 ve Boş Oy: %2,1.
Gazete, ikinci tur
senaryolarında ise şu oranlara yer verdi:
Kasulidis-Papadopulos
ikilisinin ikinci tura geçmesi durumunda:
Papadopulos: %47.2,
Kasulidis: %36.6, Bilmiyorum: %6.3, Boş: %8.3, Oy Vermeyeceğim: %1.6.
Hristofyas-Papadopulos
ikinci tura kalırsa:
Hristofyas: %41.1,
Papadopulos: %39.5, Bilmiyorum: %7.7, Boş: %10.1, Oy Vermeyeceğim:
%1.6.
Hristofyas-Kasulidis
ikinci tura kalırsa:
Kasulidis: %39.4,
Hristofyas: %38.5, Bilmiyorum: %8.2, Boş: %11.8 ve Oy Vermeyeceğim:
%2.1.
KIBRIS
16/07/07
Uzan'ın Kıbrıs Rum kesiminde kurduğu sanal şirket Türkiye aleyhinde dava açtı
AK Parti Genel
Başkanı ve TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Genç
Parti Genel Başkanı Cem Uzan'ın, Kıbrıs Rum kesiminde
kurduğu bir şirketle Türkiye aleyhinde dava
açtığını söyledi.
Erdoğan, Samanyolu
Televizyonu'ndan canlı yayınlanan "Özel Gündem"
programında soruları yanıtladı.
Erdoğan,
Kıbrıs Rum kesiminde kurulan bir sanal şirketle Türkiye
Cumhuriyeti aleyhine dava açıldığını savundu.
Erdoğan, partisince
Sakarya Gar Meydanı'nda düzenlenen mitingde de Genç Parti Genel
Başkanı Cem Uzan'ı eleştirerek şöyle konuştu:
"Güney
Kıbrıs'ta sanal şirket kurmuş. Biliyorsunuz biz Güney
Kıbrıs'ı devlet olarak tanımıyoruz. Bizim devlet olarak
tanımadığımız bir yerde sen gidiyorsun sanal bir
şirket kuruyorsun, oradan da Türkiye Cumhuriyeti'ni uluslararası
mahkemeye taşıyorsun. Ne alacakmış biliyor musunuz?
Kendinden de çok emin. 'En az bu mahkemeden 40-50 milyar dolar
alırım' diyor. Ben de diyorum ki 'Tayyip Erdoğan bu ülkenin
Başbakanı olduğu sürece, bu can bu tende kaldığı
sürece avucunu yalarsın'. Kusura bakma. İsteyen mahkeme istediği
kararı versin, avucunu yalarsın. Türkiye böyle bir parayı
ödemez. Bunu bilesin."
KIBRIS
16/07/07
Hentbolcularımıza ambargo!
KKTC Hentbol Federasyonu
Asbaşkanı Cengiz Karaca, Türkiye Hentbol Federasyonu'nun ambargosu
ile karşılaştıklarını kaydederek,
Köyceğiz'de 27 üniversite takımının katılımı
ile gerçekleşen uluslararası turnuvaya klasman dışı
katıldıklarını ve organizasyonu ise faal olmayan hakemlerin
yönettiğini belirtti
Türkiye 10. Köyceğiz
Üniversitelerarası Plaj Hentbol Turnuvası'nda KKTC Bayan Milli
Takımımıza ambargo kondu.
Türkiye Hentbol
Federasyonu'nun davetlisi olarak Köyceğiz'e giden KKTC Bayan
takımız, esas turnuvaya alınmadı.
Konu ile ilgili
açıklamada bulunan KKTC Hentbol Federasyonu Asbaşkanı Cengiz
Karaca, Türkiye Hentbol Federasyonu'nun ambargosu ile
karşılaştıklarını dile getirdi. Köyceğiz'de
27 üniversite takımının katılımı ile gerçekleşen
uluslararası turnuvaya klasman dışı
katıldıklarını söyleyen Karaca, bu organizasyonu ise faal
olmayan hakemlerin yönettiğini belirtti.
Klasmanda ilk
sırayı almalarına rağmen oldukça üzgün
olduklarını belirten Karaca, "konu Türkiye basınında
yer bulmuştur. Hürriyet Gazetesi'nin Ege sayısında Türkiye
Hentbol Federasyonu'nun bizlere ambargo uyguladığı açıkça
yazılmıştır" dedi.
KKTC Hentbol kafilesinin
bu akşam yurda dönmesi bekleniyor.
KIBRIS
16/07/07
Mr
Chairman, distinguished guests, my lords, ladies & gentlemen
The
Biblical advice about having
the good wine at the beginning has been well learned by Dominic. Hence, I find
myself somewhat over-awed by the distinguished company with which I have the
privilege to debate this evening.
Yet
Im flattered that other work Dominic and I do together has provoked him into
asking me here and inflicting me on this audience.
I
suppose Ive always taken our British American relationship for granted to
the extent that I would seldom analyse it in terms of the days passing
political mood, nor would I assess it according to some transient journalistic
interest. I am, in many ways, an
adherent to the words of an Irish-American, the late Senator Tip ONeill, with
whom to be frank, this Ulster Unionist didnt have a lot in common but he
once said, All politics are local and that is the basis on which I think we
are not living a relationship
that is quite as meaningful as some folk may think.
Bluntly,
we are so comfortable in our mutual self-interest that the U.S. and the U.K
remind me, in their relationship of the 80 year old billionaire with the pretty
25 year old bride. They both know what theyve got but its not anything like
what we, standing outside the bedroom door, may think it is.
Our
British/American relationship take us all too often into a world of assumptions
and generalisations rather than specifics.
Our collective taken for granted relationship encourages us to
concentrate too much on power and resources and on how we balance our commercial and security
interests on the world stage. And, of
course, the UK & US have been secured in that corporate position, almost to
the point of smugness, by the demise of the Warsaw Pact?
But
let me take an example that I think might just illustrate my point. Its an issue very close to my heart, as
some here will know.
For
85 years Turkey a nation of 70 million with one of the biggest and best
armies in the world has been our friend from the days of Ataturk, through the
39 45 war and then playing its vital role in NATO during the Cold War.
But
our corporate responsibility has never allowed us to truly partner Turkey on
the world stage were almost condescending in our approach. They may be
associate members of our comfortable club but they certainly cant be full
members - we patronise them but we certainly dont know them.
Does
it take a Pearl Harbour, a Dunkirk or a 9/11to jolt us to the reality that the
world stage is, by and large, inhabited by people who in general terms have
little reason to love us because were neither part of them nor are they able
to regard us as other than the decadent privileged.
It
may, therefore, be useful to consider that in the context of whether we are at
a stage where British diplomacy has become so ineffective and American
diplomacy has yet to mature. If youll forgive the cliché both of us seem to
be unable to see the wood for the trees.
Let
me go to Turkey again for a moment.
Despite our collective power and influence the US/UK sits around,
apparently unconcerned, while the European Union exploits 220,000 Turkish
Cypriots to blackmail the Turkish people over entry to the EU. Entry to the EU? if we were honest wed
admit that is not going to happen we are living and propounding a lie. At the same time we acquiesce in the denial
of Human Rights to those 220,000 Turkish Cypriots that Turkey rescued in 1974
from the pogram of Nicos Sampson and company, backed up by the Greek Colonels
regime.
Thus
we happily condemn the Turkish Cypriots to no direct flights; no direct trade;
and were willing to allow the Bologna Process destroy a 45,000-student third
level education system.
Northern
Cyprus, a pluralist society that has created a educational melting pot within a
peaceful society for students from all over the middle-east where, otherwise,
we fear the influence of extreme Imams and Mullahs is corrupting an entire
generation. We display an attitude with
suggests - what do a mere 220,000 souls mean to the largest most comfortable
club in the world? We join in that
particular denial of Human Rights where we could put it right at the stroke of
a pen.
There
are many examples that is just one the US/UK club can sleep while disaster
creeps up on us, or we can waken to the realities of this sad world and play a more
meaningful role. We can look up and
out, or we can continue to naval gaze.
So,
what then of the Blair to Brown transition and what effect will it have on
UK/US relationships. I love the people
of both our nations as I love my Turkish brethern; I believe we still have
(albeit deep down) some real values and worthwhile principles left and I
believe our relationship is too strong to break.
But,
ladies and gentlemen, are we happy that that relationship stagnates in a slough
of carelessness, self-satisfaction and inaction or do we want it to be a force
for all it could achieve. Does it not
need to be ladies and gentlemen, more than a POWER for good rather an
INFLUENCE for Good
In
1944, at the official liberation of France Eisenhower received this cryptic
remark from Gen. de Gaulle, General, you will be overwhelmed by our
ingratitude. It was prophetic.
Now
that the world largely looks at our US/UK club without affection could we
perhaps encourage some to reverse that sentiment? All politics are local but not, we should seek to remember,
merely local to you and me!
Lord Maginnis as one of the
panelists at a recent
debate organised by the American European Institute last Wednesday (11/07/07)
'Ayşe
tatile çıktı'dan önce 'Aleksandros hastaneye yatmış'
Eski savunma
bakanı vea EDEK lideri Omiru önceki gün gizli bir belgeyi Papadopulos'a
teslim etti. Bir telgraf olan bu belge Yunan darbesinin parolasını
içeriyor: Aleksandros hastaneye yattı
17/07/2007
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Kıbrıs Rum Yönetimi'ndeki Sosyalist EDEK Partisi'nin lideri ve eski
Savunma Bakanı Yianakis Omiru, pazar günü Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'u ziyaret ederek, kendisine Kıbrıs tarihi için
önemli bir belgeyi teslim etti. Herkesi müthiş bir meraka sevk eden bu
belge, adadaki Yunan darbesinin bugüne kadar bilinmeyen parolasının
yazdığı bir telgraftı: Aleksandros hastaneye yattı.
Omiru, bu telgrafın kendisinin eline nasıl olup da
ulaştığını soran Rum gazetecilere cevap vermemeyi
tercih etti. Sadece "Kıbrıs tarihi arşivlerine eklensin
diye verdim" demekle yetindi.
Rum politikacının Papadopulos'a sunduğu belgenin önemini
anlatmak için 30 yıl öncesine dönmek gerekiyor. 17 Ağustos 1974'te
Türk askeri Kıbrıs'taydı. Dışişleri Bakanı
Turan Güneş, Cenevre'de. Güneş, Yunanlı meslektaşı
Yorgo Mavros'la kıran kırana pazarlık yapıyordu.
Görüşme kilitlenmişti. İşte o anda Güneş,
Ankara'yı arayıp Başbakan Bülent Ecevit'e daha önce
kararlaştırdıkları harekâta devam şifresini verdi: 'Ayşe
tatile çıksın'. Bu parolayla ikinci harekât başladı. Bir
diğer deyişle 'Ayşe tatile çıksın' parolası
Kıbrıs tarihi ile bağlandı. Türkiye'nin müdahalesinden önce
15 Temmuz'da Yunan Albaylar Cuntası Kıbrıs'ta darbe
yapmıştı. Peki Yunan darbesinin bugüne kadar bilinmeyen
parolası neydi? İşte Omiru, Rum lideri Papadopulos'a bu
parolayı içeren tarihi önem taşıyan telgrafı verdi. Telgraf
üç kelimeden ibaretti: 'Aleksandros hastaneye yattı'.
Tarih 15 Temmuz 1974. Saat 8.17. Telgrafı Lefkoşa'dan Atina'daki Yunan
Genelkurmay Başkanlığı'na gönderen Rum Mili Muhafız
Ordusu Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Yeorgitsis. O günlerde
Rum muhafız ordusunun komutanı olan Orgeneral Denisis Atina'ya
çağrılmıştı. 15 Temmuz 1974. Saat 8.20'de
Kıbrıs'ta Yunan darbesi için tanklar yola
çıkmıştı.
Büyükanıt:
Adanın stratejik önemi, her geçen gün daha da artıyor
20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı'nın 33'üncü yıldönümü münasebetiyle, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçisi Dr. Tamer
Gazioğlu ve beraberindeki heyet, dün TC Genelkurmay Başkanı Org.
Yaşar Büyükanıt'ı ve Genelkurmay II. Başkanı Org.
Ergin Saygun'u ziyaret etti.
Büyükelçi Dr. Tamer
Gazioğlu'na Büyükelçilik Askeri Ataşe Kurmay Albay Mehmet
Soğancı, II. Sekreteri Zalihe Erden ve Vural Türkmen
başkanlığındaki Kıbrıs Türk Muharip Dernekleri
heyeti eşlik etti.
Genel Kurmay
Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt,
"Kıbrıs'ta yaşayan soydaşlarımızın
huzurlu, barış ve güvenlik içindeki geleceği ve ayrıca
Türkiye'nin güvenliği açısından Kıbrıs her zaman çok
önemlidir" dedi.
Büyükanıt,
adanın stratejik öneminin her geçen gün daha da
arttığını ifade etti.
Büyükanıt,
Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm tanımının
çok kişi tarafından telaffuz edildiğini, ancak hem adil hem
kalıcı bir anlaşmanın nasıl bir anlaşma
olduğunun, bu kavramların içeriğinin ne olması
gerektiğinin dikkatle düşünülmesi ve belirlenmesi gerektiğinin
altını çizdi.
Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin her zaman Kıbrıslı Türklerin yanında
olduğunu belirterek, sevgi ve selamlarını ileten Orgeneral
Büyükanıt, halkımızın 20 Temmuz Barış ve Özgürlük
Bayramı'nı kutladı.
Genel Kurmay II.
Başkanı Orgeneral Ergin Saygun da Kıbrıs Türk Barıs
Harekatı'nın yapıldığı günlerde genç bir subay
olarak Kıbrıs'ta görev yaptığını ve
Kıbrıslı Türklerin uğradığı zulümden
dolayı o günlerin çok sıkıntılı günler olduğunu
hep hatırladığını ifade etti.
İnsanların hangi
şartlarda Güney'den kaçıp geldiğinin çok iyi bilindiğini
belirten Saygun, bütün bu zulümlere rağmen Kıbrıslı
Türklerin din, dil ve kültürlerini çok iyi koruduğunu söyledi.
"Futbol oynaması
dahi yasaklanan bir toplumun hâlâ yaşamakta olduğu zulmün
büyüklüğüne" dikkat çeken Orgeneral Saygun, 20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı'nı kutladı ve Kıbrıslı
Türklere sevgi ve selamlarını iletti.
Tamer Gazioğlu ise
ziyaretlerde şu konuşmayı yaptı:
"Öncelikle,
Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nın 33. yıldönümü
kutlama etkinlikleri çerçevesinde KKTC'nden gelen Muharip Gazi Dernekleri
Heyeti ile birlikte bizlere, çok yoğun programınıza rağmen,
zaman ayırdığınız için kendim ve beraberimdeki heyet
adına en içten teşekkürlerimizi sunarım.
Malumlarınız
olduğu üzere, 1960 yılında kurulmuş olan Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin eşit ortağı olan biz Kıbrıslı
Türkler, Enosis hayalleri peşinde koşan Kıbrıslı Rumlar
tarafından Aralık 1963'te silah zoru ile devletten atıldık
ve 11 yıl, toplamı adanın sadece %3'ünü oluşturan bir
alanda, tüm dünyanın gözleri önünde, insanlık dışı
koşullarda yaşam mücadelesi vermeye zorlandık.
Bu uzun süre
zarfındaki direniş mücadelemizde evimizden barkımızdan,
yerimizden yurdumuzdan olduk, yüzlerce şehit ve kayıp verdik, aç ve
susuz kaldık, her türlü tacize uğradık ancak, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti ve Anadolu halkının maddi ve manevi
desteğini kendi mücadele azmimizle birleştirerek, teslim olmadık,
Kıbrıs Adasını Ruma teslim etmedik. Gasp edilen
haklarımızı geri alabilmek için, aydınlık bir gelecek
kurmak için direndik. Umudumuz zaman zaman azaldı ancak hiçbir zaman yok
olmadı.
Amaçları, tüm adaya
sahip olmak ve sonuçta adayı Yunanistan'a bağlamak olan
Kıbrıs Rumlar, zaman içerisinde, bu amaçlarını
gerçekleştirme yolunda iki farklı gruba ayrıldılar.
Bunların birinci
grubu, Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye'yi dikkate almadan ve hiç
vakit kaybetmeden adayı, o dönemde Cunta yönetimindeki Yunanistan'a
bağlamak isteyenlerden oluşuyordu. Bunlar, planlarına
karşı koyacak olan Kıbrıslı Türkleri çok kısa bir
zamanda ve rahat bir şekilde sindirebileceklerini ve Türkiye'nin muhtemel
bir müdahalesini önleyebileceklerini düşünüyorlardı.
Makarios'un
başını çektiği ikinci grup ise, bağlantısız
ülkeleri ve o dönemdeki Sovyetler Birliği'ni arkasına alan,
Yunanistan'daki Cunta ile arası iyi olmayan, Kıbrıslı
Türklerin nüfusunu, mal varlığını, toplumsal
etkinliğini, hak ve hukukunu zaman içerisinde eriterek, yok ederek, yeni
tabiri ile 'osmosis' yolunu kullanarak adaya tek başlarına hakim
olmak isteyenlerden oluşuyordu.
Birinci gruptakiler bundan
tam otuz üç yıl önce 15 Temmuz 1974'te Yunanistan'daki Cunta Yönetimi'nin
de desteği ve adadaki Yunan askeri varlığının gücü ile
iktidardaki ikinci gruptakilere karşı bir darbe gerçekleştirerek
yönetimi ele geçirdiler ve 'enosis' için ilk adımı attılar.
Üç garantör ülkeden birisi
olan Yunanistan'ın 'enosis' girişimi, diğer garantör ülke olan
İngiltere'nin bu girişime kayıtsız kalması sonucu
üçüncü garantör ülke olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, 1960 Garanti ve
İttifak Anlaşmaları'ndaki garantörlük hakkının
kendisine verdiği yetkiyi kullanarak 20 Temmuz 1974'te tek
başına adaya askeri bir çıkarma yaparak duruma tek
başına müdahale etmek mecburiyetinde kalmış, Rumların
Kıbrıs adasını Yunanistan'a ilhak etmelerini, 'enosis'i
önlemiş ve Kıbrıslı Türklerin toplu kıyımına
fırsat vermemiştir.
1975 nüfus mübadelesi
anlaşması ile Kıbrıslı Türkler adanın Kuzeyinde,
Kıbrıslı Rumlar ise adanın Güneyinde toplandılar. 1977
ve 1979 Doruk anlaşmaları ile pekiştirilen iki kesimli
coğrafya içerisinde kendi bölgemizde kendi kendimizi yönetecek
mekanizmaları oluşturduk ve 15 Kasım 1983'te Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kurduk.
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından, yıllarca sürdürülmüş
olan görüşmelerde, tarafların sunduğu görüşler, BM Güvenlik
Konseyi kararları ve AB müktesebatı dikkate alınarak
hazırlanan ve 24 Nisan 2004'te her iki tarafın eşzamanlı
referandumuna sunulan ve Annan Planı olarak da bilinen kapsamlı
anlaşma planı Kıbrıslı Türkler tarafından kabul
edilirken Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmiştir.
Kıbrıslı
Rumların, tüm adaya sahip olma konusundaki değişmeyen
amaçları ve anlaşmaz tavırları nedeni ile BM Genel
Sekreterlerinin, iyi niyet misyonu çerçevesinde yıllarca sürdürmüş
oldukları müzakereler olumlu bir sonuca ulaşamamış ve
Kıbrıs sorununa kırk dört yıldır hala daha bir çözüm
bulunamamıştır.
Atatürk'ün 'Yurtta sulh
cihanda sulh' özdeyişini rehber edinmiş olan biz
Kıbrıslı Türkler çatışmadan ve sürtüşmeden yana değil
anlaşma ve barıştan yana olduğumuzu tüm dünyaya
göstermiş bulunmaktayız. Kendi hakkımız olandan fazla bir
şey istemiyoruz. Ancak haklarımızı sonuna kadar korumakta
ve hakkımız olanı da talep etmekte kararlı ve
ısrarlıyız.
Kıbrıs sorununa
Birleşmiş Milletler çatısı altında iki kesimli, siyasi
eşit iki ortaklı, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm
bulunmasına yönelik olumlu yaklaşımımız sürmektedir.
Bu konuda her zaman bizlere destek olmuş ve gelecekte de
olacağından kuşku duymadığımız Anavatan
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile iş, güç ve gönül birliğimizin devam
etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti
Devleti'nin asker ve sivil tüm kurumlarına; yemesinden içmesinden keserek
Kıbrıs'taki haklı mücadelemize maddi ve manevi destek veren,
gerek görüldüğünde kanını dahi dökmekten çekinmeyen Anadolu
halkına ne kadar teşekkür etsek azdır. Birlikte sürdürmekte
olduğumuz bu haklı mücadele, Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıs adasındaki ilelebet var oluş ve yaşam
mücadelesi mutlaka başarıya ulaşacak ve Devletimiz,
Kıbrıslı Rumlarla bir anlaşma olsun veya olmasın
ilelebet yaşayacaktır.
Bu vesile ile
şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anar, Kıbrıs
Türkü'nün var oluş mücadelesine vermiş olduğu
sınırsız destek için şükranlarımızın
kabulünü arz ederim."
KIBRIS
17/07/07
Soyer:
Kararlılıkla izolasyonların üzerine gideceğiz,
yılmayacağız
Soyer, dün öğleden
sonra KKTC'de sportif faaliyetlerde bulunan Türkiye Sualtı Sporları
Federasyonu Başkan Yardımcısı S. Yılmaz Akyunus ve
Türkiye Sualtı Milli Takımı sporcularını kabul etti.
Heyete Avcılık Federasyonu Başkanı Harper Orhon ve
federasyona bağlı milli sporcular eşlik etti.
Akyunus, kabulde
yaptığı konuşmada, KKTC'de bulunmaktan duyduğu
mutluluğu dile getirerek, KKTC'li sporcularla yaptıkları
müsabakalarda KKTC'nin birincilikleri, kendi takımlarının ise
ikincilik ve üçüncülükleri aldığını belirtti.
Başbakana KKTC'de
Sualtı Sporları Federasyonu kurulmasını da öneren Akyunus,
bu konuda her türlü desteği vermeye hazır olduklarını
söyledi.
Harper Orhon ise, ülkenin
spor ambargolarının etkisini her geçen gün daha çok hissettiğini
kaydederek, futbolda meydana gelen olaydan sonra Türkiye'nin Sualtı
Sporları'ndaki milli sporcularını burada
ağırlamanın çok anlamlı olduğunu söyledi.
Eylül ayında
uluslararası bir yarışma yapmayı da
planladıklarını söyleyen Orhon, bu müsabakanın da
uluslararası yarışmaya prova niteliğinde olduğunu
kaydetti.
Orhon,
başbakanın kendilerine verdiği desteğe de teşekkür
etti.
Soyer:
İzolasyonların üzerine gideceğiz
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ise konuşmasında, Türkiye Sualtı Sporları
Federasyonu'na teşekkür etti, bu ziyaretin hem sporcu
kaynaşmasını sağlaması hem de uluslararası
yarışmalara hazırlık açısından güzel
olduğunu belirtti.
Soyer, ziyaretin ve son
günlerdeki müsabakaların "sporda devam eden anlamsız ve
vicdansız spor izolasyonlarına yönelik bir dayanışma
göstergesi" olduğunu kaydederek, izolasyonlar nedeniyle anlamsız
olaylarla karşı karşıya kalındığına
işaret etti.
Nea Salamina ve olimpiyat
ateşi
Kendilerinin de iyi
niyetli desteğiyle Güney Kıbrıs'ta Yenicami ve Neo Salamina
takımları arasında bir maç gerçekleştirildiğini, ancak
rövanşının Kuzey'de oynanmadığına dikkat çekti.
Başbakan, Olimpiyat
ateşinin de Güney'e kadar geldiğini ancak Rum tarafındaki
bağnaz idare yüzünden Ledra Palace'tan Kuzey'e geçemediğini
hatırlattı.
Luton Town ile Çetinkaya
arasında oynanacak futbol maçının da inanılmaz
baskıyla engellendiğini söyleyen Soyer, kararlılıkla
izolasyonların üzerine gideceklerini ve yılmayacaklarını
vurguladı.
Soyer, sporu da hep
birlikte ileriye taşıyacaklarını söyledi.
Bu arada Akyunus
başbakana federasyon rozetini takıp anı armağanları
sunarken başbakan da Akyunus'a anı armağanı verdi.
KIBRIS
17/07/07
Papadopulos caymazsa,
görüşme yapılacak
ERÇAKICA:
PAZİSYONUMUZDA DEĞİŞİKLİK YOK...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Lider Tasos Papadopulos'un,
Rumların "caymaması" halinde önümüzdeki günlerde bir araya
geleceğini söyledi. Kıbrıs Türk tarafının 3
yıldan beridir etkin müzakere yöntemi olarak 2 lider arasında etkin
müzakere önerdiğine dikkat çeken Erçakıca, Türk tarafının
bu pozisyonunda bir değişiklik olmadığını
kaydetti
MAÇ, ORTAMI BÜYÜK ÖLÇÜDE
ZEHİRLEDİ... Erçakıca: Rumların bir spor
karşılaşması için sergilediği tutum, ortamı büyük
ölçüde zehirledi. Oynanması planlanan futbol karşılaşmasını
engellemek için Rum tarafının sergilediği kabul edilemez tutum,
Kıbrıs Türkü içinde infial yaratmıştır.
Cumhurbaşkanımız da bu tepkiye katılmaktadır.
Dolayısıyla bir tepki gösterilmesi zorunluydu
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Lider Tasos Papadopulos'un, Rumların "caymaması" halinde
önümüzdeki günlerde bir araya geleceğini söyledi.
Erçakıca,
"Rumların bir spor karşılaşması için
sergilediği tutum, ortamı büyük ölçüde zehirlemiştir.
Görüşme için ortamın biraz daha iyileşmesi lazım. Rumlar
caymazsa, bu görüşme gerçekleşecek" dedi.
Hasan Erçakıca dün
rutin haftalık basın brifinginde yaptığı
konuşmada, acil, adil ve kapsamlı bir çözüm isteyen Kıbrıs
Türkü'nün iki halkın siyasi eşitliğine dayanan iki kesimli bir
ortaklık devleti için çalışmaya her an için hazır
olduğunu söyledi.
Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Talat'ın, Papadopulos ile gerçekleştirmeyi
planladığı görüşmenin tarih saptamasını,
Çetinkaya-Luton maçının oynanamaması üzerine kabul etmemesinin
hatırlatılması üzerine, "Oynanması planlanan futbol
karşılaşmasını engellemek için Rum tarafının
sergilediği kabul edilemez tutum Kıbrıs Türkü içinde infial
yaratmıştır. Cumhurbaşkanımız da bu tepkiye
katılmaktadır. Dolayısıyla bir tepki gösterilmesi
zorunluydu" dedi.
Türk tarafının
pozisyonunda değişiklik yok
Hasan Erçakıca,
"8 Temmuz süreci ne oldu? Dondu mu?" yönündeki soruya
yanıtında, Türk tarafının görüşmeyi değil, bu
aşamada görüşme tarihini belirlemeyi kabul etmediğini ve Türk
tarafının bu aşamada olduğunu söyledi.
Kıbrıs Türk
tarafının 3 yıldan beridir etkin müzakere yöntemi olarak 2 lider
arasında etkin müzakere önerdiğine dikkat çeken Erçakıca, Türk
tarafının bu pozisyonunda bir değişiklik olmadığını
kaydetti.
Erçakıca,
Papadopulos'un bu görüşmeye razı olmasının temelinde, Rum
tarafındaki siyasi gelişmelerin yattığına işaret
ederek, Kıbrıs Türk tarafının bu değişikliği
bir fırsata dönüştürme amaç ve gayretinde olacağını
belirtti.
Rum tarafının
duruşunda bir değişiklik beklenilip, beklenilmediğinin
sorulması üzerine, Erçakıca, "Bu görüşme kesin olacak
diyemem çünkü görüşme iki taraf arasında olur. Şu andaki
tutumları bu görüşmeyi istiyor şeklindedir" dedi.
Pertev-Conis
görüşmesi
Erçakıca,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
Rum Yönetimi Lideri Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in görüşmelerine
ilişkin bir soruya yanıtta, bu hafta için planlanmış bir
görüşme bulunmadığını söyledi.
Hasan Erçakıca,
"Taraflar arasında bazı görüşmeler olmaktadır. Rum
basınında yazıldığı şekilde Türk
tarafına büyük bir baskı geldi diye bir şey yok ancak biz bunu
da karşılamaya ve bunu Rum tarafının tutumuna dikkat çekmek
için değerlendirmek durumundayız" dedi.
Rum tarafının
hasmane tutumu devam ettiği sürece, görüşmelerden sonuç almanın
çok kolay olmayacağının üçüncü taraflarca da bilinmesi
gerektiğini kaydeden Erçakıca, "Ortamın iyileşmesine
onların da katkı koyması gerekiyor" şeklinde
konuştu.
Kıbrıs sorununun
temel yönleri
Hasan Erçakıca,
Kıbrıs sorununun, Kıbrıslı Rum liderler
tarafından ileri sürüldüğü gibi "bir istila ve işgal
sorunu" olmadığını ve 1974'te başlamış
bir sorun olmadığını söyledi. Erçakıca,
"Kıbrıs sorunu bir "işgal ve istila sorunu"
değil, tam tersine Kıbrıslı Türklerin haklarının
gasp edilmek istenmesi sorunudur" dedi.
20 Temmuz Barış
Harekâtı'nın Kıbrıs Türk halkı tarafından bir
kurtuluş, Kıbrıs Rum halkı ise felaket olarak
algılandığına işaret eden Erçakıca,
"Açıkça bellidir ki, iki halk arasında daha önceden var olan sorunlar,
bu dönemdeki gelişmeleri de birbirinin tam zıttı olan duygu ve
düşüncelerle karşılamalarına neden olmuştur"
şeklinde konuştu.
Erçakıca, şöyle
devam etti:
"Kıbrıslı
Rum liderler, 20 Temmuz Harekâtı'nı "istila ve işgal"
olarak nitelerken, 15 Temmuz 1974'te olanları izah etme yeteneğini de
kaybetmektedirler. Oysa bütün dünya biliyor ki, 15 Temmuz darbesi ile birlikte
Kıbrıs'ın bir "Elen Cumhuriyeti" olduğu ilan
edilmiş ve Kıbrıslı Türkler ile Türkiye'nin
uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan bütün hakları gasp edilmek
istenmişti."
Askeri üstünlüğe
rağmen müzakere
Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye'nin, 20 Temmuz Harekâtı ile
elde ettiği askeri üstünlüğe karşın, Kıbrıs Rum
tarafı ile müzakere etmek ve Kıbrıs sorununa
karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm bulmak
arayışından hiç vazgeçmediğini söyledi.
Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafının "Kıbrıs
Cumhuriyeti" olarak tanınma avantajını
Kıbrıslı Türkler ve Türkiye aleyhine kullanmaya devam etme
isteğinin, çözüm çabalarını sonuçsuz bıraktığını
kaydetti.
Erçakıca, "1974
olaylarının üzerinden 33 yıl geçmiş olmasına
karşın, hâlâ Kıbrıs'taki haklarımızı gasp
etme peşinde koşmaktadırlar. Bunun günümüzdeki somut ifadesi
OSMOSİS arayışıdır" dedi.
Hasan Erçakıca,
Kıbrıslı Rum liderlerin, Kıbrıslı Türkleri
artık tam anlamıyla bir Kıbrıs Rum devletine
dönüşmüş olan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne entegre etme gayretinde
olduklarını açıkça ifade ettiğine dikkat çekti.
KIBRIS
18/07/07
Kıbrıs'ta
sorunu üreten, yaşatan ve geliştirmeye çalışan Rum
tarafıdır
Türkiye Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener,
"Kıbrıs'ta bir sorun varsa ve bu sorunu üreten, yaşatan,
geliştirmeye çalışan sürekli Rum tarafı olmuştur"
dedi.
Başbakan
Yardımcısı Şener, Kıbrıs Barış
Harekâtı'nın 33. yıldönümü nedeniyle Türkiye'de çeşitli
ziyaret ve temaslarda bulunan Kıbrıs gazisi derneklerinin
yöneticilerinin de aralarında bulunduğu KKTC'nin Ankara Büyükelçisi
Tamer Gazioğlu başkanlığındaki heyeti kabul ederek bir
süre görüştü.
Görüşmenin
basına açık bölümünde konuşan Bakan Şener,
Kıbrıs'ta sorunu üreten, yaşatan, geliştirmeye
çalışan Rum tarafının, bu haksız ve tek taraflı
yapıya rağmen AB üyesi olduğunu söyledi. Şener, bu nedenle
de Kıbrıs'ın batı ülkeleri ve AB ülkeleri nezdinde objektif
ve sağlıklı bir değerlendirmeyle ortaya konulmasına
ihtiyaç bulunduğunu, bunu da Türkiye'nin yapmakta olduğunu kaydetti.
Bakan Şener, "Kıbrıs'ta
iki ayrı halk iki ayrı yönetim vardır, bunun kabul
edilmediği bir zeminde Kıbrıs sorununun sağlıklı
bir şekilde ele alınması mümkün değildir" diye
konuştu.
KKTC'ye uygulanan
haksız ambargoyu eleştiren Şener, hiçbir ülkenin KKTC'den daha
ağır bir izolasyon yaşamadığını, böyle
katı bir ambargonun hangi ülkeye uygulansa ekonomik ve siyasi
hayatının biteceğini anlattı.
Bakan Şener,
şöyle devam etti:
"Burada asıl
sorulması gereken hadise şudur, Kıbrıs Türkü Rumların
tek yanlı propagandalarıyla baskı altında tutulmaya,
hakları elinden alınmaya çalışılırken,
uluslararası camiada haksız ve böylesine katı bir ambargonun
sürdürüldüğü gerçekten bir vakıa iken, KKTC'deki bu olumlu
gelişmeler nasıl ortaya çıkıyor, nasıl devam ediyor?
Her Kıbrıs Türkü'nün bu soruyu sorması lazım. Böyle
katı bir ambargo altında insanlar yaşayabilir mi? Ülke
yaşayabilir mi?
KKTC'de bugün kurumlar
vardır. Yüksek bir refah düzeyi vardır ve güçlü bir demokrasi
vardır. Bu nasıl olabilir. Bunun gerçekleşmesinin tek nedeni,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve anavatandaki kardeşlerinin vermiş
olduğu destektir, yapmış olduğu fedakârlıktır,
Kıbrıs Türkü'nü sahiplenmesidir, ekmeğini aşını
bölüşme fedakârlığıdır.
Bu yüzden iki ülke
arasındaki ilişkileri iki ayrı ülke arasındaki ilişki
gibi görmek meseleyi kavrayamamaktır."
Şener, 20 Temmuz'daki
törenlerde Kıbrıs'ta bulunacağını ve Türkiye
Cumhuriyeti ve hükümeti temsil edeceğini de sözlerine ekledi.
Öte yandan Mersin
Limanı'nın KKTC'nin Türkiye üzerinden gerçekleştirdiği
ticareti olumsuz etkileyeceğine ilişkin beklentilerin yersiz
olduğunu ifade eden Bakan Şener, "Demokrasilerde çare
tükenmez" dedi.
Şener, adaya deniz
altından döşenecek boruyla su taşınmasına ilişkin
projede etüt çalışmalarının yapılmakta olduğunu,
çalışmaların tamamlanmasının ardından projenin
hayata geçirileceğini, yakın zamanda projeye
başlanacağını sözlerine ekledi.
Gazioğlu
Ankara Büyükelçisi Tamer
Gazioğlu da uzun yıllar aç, susuz, evsiz, dul, yetim, öksüz
kaldıklarını, anavatanın maddi manevi desteği ile
yürütülen mücadele ve Barış Harekâtı'yla bu
sıkıntılardan kurtulduklarını, barışa
kavuştuklarını anlattı.
En son adada çözüm
konusunda düzenlenen referanduma olumsuz taraflarına rağmen
kendilerinin Annan Planı'na "evet" dediğini hatırlatan
Gazioğlu, buna karşın hayır diyen Rum kesiminin ise
ödüllendirilerek AB'ye üye kabul edilmesini de eleştirdi.
Gazioğlu,
Başbakan Yardımcısı Şener'e bir plaket sunarken,
Şener de Büyükelçi Gazioğlu'na Kütahya çinisi tabak hediye etti.
KIBRIS
18/07/07
Talat, Papadopulos ile
görüşmesini Türkiye'deki seçim nedeniyle erteledi
Korkmazhan
yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'de
yaşanan seçim sürecinin çok sancılı geçtiğini kaydederek,
Ankara'nın, seçimlerden önce görüşme sürecinin başlamasına
onay vermediği için, Talat'ın, Papadopulos'la görüşmeyi ertelediğini
savundu.
Ankara'nın
onayına gerek duyulmadan, görüşme sürecinin en erken zamanda
başlaması için gereken girişimi yapması yönünde
Cumhurbaşkanı Talat'a çağrıda bulunan Abdullah Korkmazhan,
"Sayın Talat, Ankara'nın değil, Kıbrıs Türk
toplumunun iradesi doğrultusunda hareket etmelidir" dedi.
Çıkış
yolunun, BM gözetiminde, 8 Temmuz sürecinin ve görüşmelerin
başlaması ve köklü çözümün alt yapısını
hazırlayarak, çözümü sağlamak olduğunu belirten Korkmazhan,
tarafları acilen görüşme masasına oturmaya çağırdı.
KIBRIS
18/07/07
İzolasyonların kaldırılması ana
siyaset
İZOLASYONLARIN
KALDIRILMASI ÇÖZÜMÜ DE HIZLANDIRIR... Soyer, izolasyonların
kaldırılmasının hem çözümü
hızlandıracağını hem de Kıbrıs Türk
halkının haklı olan evrensel talebine cevap verecek ana siyaset
olduğunu belirtti. Soyer, son günlerde gündeme gelen spor izolasyonuna da
değinerek, daha önce Beşiktaş ve Trabzon'un güneye gidip maç
yaptığını, bunun sorun olmadığını ve
Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni maç yapmalarından
dolayı tanımış pozisyonuna düşmediğini
vurguladı
CTP-BG Genel
Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, izolasyonların
kaldırılmasının ana siyasetleri olduğunu söyledi.
Soyer, izolasyonların kaldırılmasının hem çözümü
hızlandıracağını hem de Kıbrıs Türk
halkının haklı olan evrensel talebine cevap verecek ana siyaset
olduğunu belirterek, son günlerde gündeme gelen spor izolasyonuna da
değindi ve daha önce Beşiktaş ve Trabzon'un güneye gidip maç
yaptığını, bunun sorun olmadığını ve
Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni maç yapmalarından
dolayı tanımış pozisyonuna düşmediğini
vurguladı.
Soyer, top oynamakla
devletin yükselmeyeceğini kaydetti.
Başbakan Soyer
ayrıca, uzun yıllar, alın teri akıtmadan var olan bazı
kaynaklara dayanarak ayakta kalınmaya
çalışıldığını ifade ederek, artık üreterek
ve kaynakları iyi kullanarak hareket edilmesi gerektiğini belirtti.
"Bu memleketi 'bizim'
yapmak için alın teri ile üretim yapılması gerekir" diyen
Soyer, herkesin kendi çabasıyla, memleketin gelişimine katkı
koyması gerektiğini kaydetti.
CTP-BG Genel
Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, geçen akşam, CTP-BG
Lefkoşa İlçe Örgütü'nün organizasyonuyla Gaziköy'ü ziyaret etti ve
vatandaşlarla bir araya geldi. Soyer, köy halkıyla
buluşmasında, sorunları dinledi; açıklamalarda bulundu.
Gaziköy Spor Kulübü'nde
gerçekleşen kitle toplantısına, Soyer'le birlikte CTP-BG'li
bakanlar ve bazı milletvekilleri de katıldı.
Toplantı, CTP-BG
Lefkoşa İlçe Başkanı Kadri Fellahoğlu'nun
açılış konuşmasıyla başladı.
Fellahoğlu
CTP-BG Lefkoşa
İlçe Başkanı Kadri Fellahoğlu, konuşmasında,
hükümet uygulamalarını, memleket meselelerini değerlendirmek
için toplantıyı düzenlediklerini anlatarak, halkın var olan
sorunlarını dinleyerek çözüm bulmaya
çalıştıklarını kaydetti.
Barış ateşi
yakarak, çözümü gerçekleştirmek için yollara düştüklerini, fakat
Kıbrıs Rum tarafının olumsuz tavrı nedeniyle çözümün
henüz gerçekleşmediğini söyleyen Fellahoğlu, temel
yaklaşımlarının Kıbrıs sorununu çözmek
olduğunu, er veya geç bu sorunun çözüleceğini ve çözülmesi için de
mücadele edeceklerini belirtti.
Başbakan Soyer
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ise yaptığı konuşmada, siyasette tek bir rengin, tek
bir çizginin mümkün olamadığını, siyasal yaşamda
farklı düşüncelerin her zaman var olduğunu ve ülkeye, halka hizmet
etmenin öngörülerini, finansman dahil kaynaklarını söylerken,
farklı bakış açısı olanların, düşüncelerini
yarıştırması gerektiğini kaydetti.
"Ülkemizde görüyoruz
ki, bir yandan azınlığın azgınlığı,
öbür tarafta çoğunluğun düşünceyi boğmaya çalışan
mentalitesiyle hareket edilmeye çalışılmaktadır" diyen
Başbakan Soyer, bir fikir, bir düşünce, bir icraat ortaya
konulduğunda, en ağır hakaretlere, küfürlere,
dışlamalara dönük üslup ve yaklaşımlarla, insanları
kamplaştırmaya çalışarak sonuç elde etmeye
çalışıldığını belirtti.
Kıbrıs Türk
halkı içerisinde bu yaklaşım biçiminin hiç fayda
getiremediğini ifade eden CTP-BG Genel Başkanı Soyer,
"Hainsin, satılıksın, bu düşünce şuna, buna
hizmet eder gibi bir düşünce korkusu yaratarak, arayış büyük
ölçüde engellenmeye, bir disiplin doğrultusunda insanlar bir yöne
yönlendirilmeye çalışıldı. Bunun çok acısını
yaşadık" dedi.
Çok şeyler
kaybedildi... Tuzağa düşmeyeceğiz
Yaşanan bu
düşüncelerden dolayı sadece içte değil uluslararası arenada
da çok şeyler kaybedildiğine dikkat çeken Soyer, birçok olumsuz
yaklaşımlarla, düşüncenin derinliğini ve alternatif üretme
noktasını ve sorunlara çözüm üretme kabiliyetini öldürmeye
çalışarak siyaset yapıldığını zannedenlerin
tuzağına düşmeyeceklerini kaydetti.
"Ne kadar farklı
düşünceler içerisinde olursak olalım, aramızdaki sevgiyi ve
birbirimizdeki saygıyı asla kaybetmememiz lazım" diyen
Soyer, düşüncenin derinliğini, zenginliğini ve demokratik
olgunluğu asla yere vurmadan ilerleyerek, geliştirmenin, memleket
meselelerini çözmeye dönük olarak hareket etmenin kesin yolunu bulacaklarını
belirtti.
Çok tecrübe edindik,
tahriklere kapılmak niyetinde değiliz
Yaşanan süreçte çok
tecrübe edindiklerini, bu tecrübeleri boşa harcamak ve tahriklere
kapılmak niyetinde olmadıklarını, soğukkanlı,
kararlılıkla, fakat hiç bir zaman da kimseye boyun eğmeden,
akıl dolu yaklaşımla kaos yaratmak isteyenlere fırsat
vermeyeceklerini söyleyen Soyer, tartışmaları usulüne göre,
akıl ve mantık dolu olguyla yapmaya devam edeceklerini kaydetti.
CTP-BG Genel
Başkanı ve Başbakan Soyer, Annan Planı'na "Evet"
demek için İnönü Meydanı'nda on binlerce insanın toplanıp
miting yaptığını, aynı gün meydanın 5 yüz metre
ilerisinde, binlerin "Hayır" mitingi düzenlendiğini
anımsatarak, düşünceler, öfkeler ve beklentilerin çok farklı
olmasına rağmen bir cam kırılmadığını,
insanların bir birine yumruk atmadığını, tüm
dünyanın büyük bir şaşkınlık içerisinde
Kıbrıs Türk halkının demokratik düzeyini, olgunluğunu,
sevgisini ve kendisiyle ilgili karar verme yeteneğini gördüğünü, o
güne kadar "nesne" gibi duran Kıbrıs Türk
halkının "özne" olduğunu ve dünyanın gündemine
girdiğini belirtti.
Gelişmek için,
demokratik olgunlaşma için, hayatın ihtiyaçlarına cevaplar
bulmak için ve yarını kurmak için siyaset yapmaya ve bununla ilgili
düşünce üretmeye devam edeceklerini vurgulayan Soyer, "Nerdeyiz,
nerden nere geldik ve nereye gideceğiz sorusunu tartışmamız
gerek. Ne oldum deme, ne olacağım de..." şeklinde
konuştu ve Kıbrıs sorununun nereden nereye geldiğini
aktardı.
Hrisostomos ortaklık
devletinden kaçıyor
Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu Hrisostomos'un, Rum tarafındaki başkanlık
seçimleri nedeniyle yaptığı açıklamada, "1955'ten beri
Kıbrıs sorununda sunulan bütün çözüm önerileri
yanlıştır. Yapmamız gereken şudur: Mevcut durumu, yani
bugünkü durumu koruyup geliştirmek" dediğine işaret eden Ferdi
Sabit Soyer, ortaklık devletinden kaçarak, BM çözüm planından
uzaklaşmanın, Hrisostomos'un hedefi olduğunu kaydetti.
Buna sebep olanlar
kendileri sorgulasın
"Buna sebep olanlar,
inceleme ve özeleştiri yapmalı" diyen Soyer, "Bugünkü
durumu, temel korunması gereken durum olarak gören Rum egemen güçlerinin
en hakimiyetçi anlayışa sahip sözcüsünün yalnızca bu ifadesi,
Kophenag'ı, Lahey'i bize kaybettirerek, tek başına Güney'in
AB'ye üye olmasına sebebiyet verenlerin, elli defa kendilerini
sorgulamasının nedeni olmalıdır" şeklinde
konuştu.
İzolasyonların
kaldırılması ana siyaset
Soyer, izolasyonların
kaldırılmasının hem çözümü
hızlandıracağını hem de Kıbrıs Türk
halkının haklı olan evrensel talebine cevap verecek ana siyaset
olduğunu dile getirerek, son günlerde gündeme gelen spor izolasyonuna
değindi ve daha önce Beşiktaş ve Trabzon'un güneye gidip maç
yaptığını, bunun sorun olmadığını ve
Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni maç yapmalarından
dolayı tanımış pozisyonuna düşmediğini
vurguladı. Soyer, top oynamakla devletin yükselmeyeceğini kaydetti.
24 Nisan referandumundan
sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, raporunda,
"İzolasyonları sürdürmenin mantığı ve
vicdanı yoktur" diye yazdığını, yeni Genel
Sekreter Ban Ki-Moon'un da Güvenlik Konseyi'ne sunulan raporunda Kofi
Annan'ın izolasyonlar konusundaki görüşünün ve raporunun
arkasında olduğunu söylediğini dile getiren Soyer, "Denizin
kenarındaki taşı yuvarlaklaştıran, derenin ya da
nehrin içerisindeki taşı düzleştiren, karadaki taştan
farklılaştıran, suyun gücü değildir. Dalganın
denizdeki kayaya vuruşu değildir. Kayaları eriten ve delen suyun
sürekli ve devamlı akışkanlığıdır"
ifadelerini kullandı ve bu nedenle izolasyonların kaldırılması
konusunda ısrarcı olacaklarını belirtti.
Ülke ekonomisindeki
gelişmeler
Ülke ekonomisinde
yaşanan gelişmelere ve Sosyal Güvenlik Yasası'na da değinen
Başbakan Soyer, CTP'nin hükümette görev aldıktan sonra sigorta
emeklilerinin maaşlarında gerçekleşen artışı
anlattı.
KKTC'nin sosyal sigorta
sisteminden emekli olan bir kişinin maaşı ile aynı gün ve
aynı basamakta Güney Kıbrıs'tan emekli olan bir sosyal
sigortalının maaşı arasında, Kıbrıs Türk
emekçisinin lehine çok önemli bir fark olduğunu; temel hedeflerinin ise,
2007'nin sonunda, sigortaya 25 yıl prim yatıran bir insan ile devlet
emeklisi arasındaki farkı kapatmak olduğunu kaydeden Soyer, kamu
görevlileri açısından da önemli gelişmeler
yaşandığını kaydetti.
Geçmiş dönemdeki
alışkanlıklar
Bazı konularda
sıkışmalar yaşadıklarını söyleyen Ferdi
Sabit Soyer, bu sıkışmaların sebebinin geçmiş
dönemdeki alışkanlıklar olduğunu belirtti ve şöyle
devam etti:
"Adamın birinin
evine misafir gelmiş, misafirlerle sofraya oturmuş ve demiş ki,
kesikten kesmeyin, bütüne dokunmayın, yeyin da utanmayın.
Dolayısıyla şimdi bizim memlekette geçmişin bazı
alışkanlıkları aynen böyle.
Türkiye'den aktarılan
kaynaklara dayalı, kendi kaynağını, kendi alın terini,
ülke ekonomisinin dinamiğine katmayan bir halkın gelişmesinin
mümkün olamayacağını dile getiren Soyer, Türkiye'nin verdiği
desteğin son derece önemli olduğunu ve kaynağın reel
sektörlere aktarılması gerektiğini, ülkenin
kaynaklarının da geliştirilerek idame ettirilmesi ve bu
memleketin ayakları üstünde duran ve kendi kendine yeten noktaya getirilmesi
gerektiğini vurguladı.
Bu memleket bizim... Bizimdir
tabii
"Çağırır
adam: bu memleket bizim. Bizimdir tabii. Kimindir? Peki bu memleketi bizim
yapmak için ne yapmak lazım, alın terini dökecen üretimi
geliştirecen, mıh üstüne mıh çakacan, tuğla üstüne
tuğla koyacan, bunu yaparsan bu memleket bizim olur. Eğer bu
memlekette sen bizimdir dersen maaşın dışardan gelen
kaynakla ödenirse, sen bu memlekette istediğin kadar sahibim de, ruhen
misafirsin" ifadelerini kullanan CTP-BG Genel Başkanı ve
Başbakan Soyer, "bu memleketi bizim yapmak için kendi
kaynaklarımızla hareket edilmesi ve bugünden her şeyin
tükenmemesi gerekir" dedi.
30 yılda yapılan
yolun 1.5 katını 3 senede yaptık
Ferdi Sabit Soyer,
CTP-BG'nin hükümete gelmesinin ardından yapılan icraatları
anlatarak, 30 yılda yapılan yolun bir buçuk katını 3 senede
yaptıklarını ifade etti.
Kıbrıs Türk
halkının 1963-74 arasında hem Türkiye'den hem dünyadan
aldığı kaynaklarla Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu
Hastanesi'ni yaptığını, fakat o günden sonra başka
hastane yapılmadığını anlatan Soyer, şimdi tam
teşekküllü bir hastaneyi Mağusa'da kuracaklarını ve tam
teşekküllü bir mahkeme binasının temelini de İskele
bölgesinde attıklarını söyledi.
Alın teri
akıtmadan var olan kaynakları kullandık
Uzun yıllar,
alın teri akıtmadan var olan bazı kaynaklara dayanarak ayakta
kalınmaya çalışıldığını vurgulayan
Soyer, artık bu kültürü sürdürebilmenin olanaklı
olmadığını, üreterek, kaynakları doğru kullanarak
ilerlemek ve gelişmek gerektiğin belirtti.
"Önce ülkemiz ve
halkımız. Ülkemiz ve halkımız geliştiği sürece,
zümresel çıkarın, bireysel çıkarın, sendikal
çıkarın, parti, çıkarı, şirketin karı artarak
gelişir" diyen Soyer, bu kültürün yaratılması halinde
ileriye gidileceğini kaydetti.
KIBRIS 18/07/07
MILLIYET 19/07/07
LTB,
Aleminyo Şehitleri'ni sokak adlarında yaşatacak
Lefkoşa Türk
Belediyesi (LTB), isimsiz sokaklara Aleminyolu 13 şehidin ismini veriyor.
LTB'den yapılan
açıklamaya göre, isimlerin verilmesi kararı, Teknik İşler
Komisyonu'nun tavsiyesi üzerine Belediye Meclisi tarafından
alındı.
Belediye Meclisi
tarafından alınan karar uyarınca, Lefkoşa'daki isimsiz
sokaklara şu isimler verildi:
"Şht. Hüseyin
Dildar Sokak, Şht. Hasan Dildar Sokak, Şht. Ahmet Halil Sokak,
Şht. Mustafa Ali Sokak, Şht. Ömer Ali Sokak, Şht. Zafer Hasan
Sokak, Şht. Tahir Osman Sokak, Şht. Hasan Ali Sokak, Şht. Güney
Hüseyin Sokak, Şht. Ali Hasan Sokak, Şht. Ali Bodo Sokak, Şht.
Mehmet Ali Bodo Sokak, Şht. Osman Mehmet Sokak"
LTB Başkanı
Cemal Bulutoğluları, konuyla ilgili açıklamasında,
şehitlik mertebesinin çok kutsal bir mertebe olduğunu belirterek,
aziz şehitlerin adının her zaman yaşatılması
gerektiğini kaydetti. Bulutoğluları, Aleminyo şehitlerinin
milli mücadele tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu da vurguladı.
KIBRIS 19/07/07
Aldığımız
her nefeste izolasyonla karşılaşıyoruz
Barış ve
Özgürlük Bayramı kutlamalarında Türkiye
Cumhurbaşkanlığı'nı temsil edecek Alpaslan
Nazlıoğlu, dün KKTC'ye geldi.
Türkiye
Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Nazlıoğlu, KKTC'ye
gelişinin ardından devlet ve hükümet yetkililerine nezaket
ziyaretlerinde bulundu.
Nazlıoğlu, ilk
ziyaretini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yaptı.
Nazlıoğlu'na TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin
eşlik etti. Kabulde, Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev de hazır bulundu.
Talat'ın kabulü
Talat, kabulde
yaptığı konuşmada, 50 yıldır sert bir mücadele
veren Kıbrıs Türkü'nün en rahat olduğu dönemde dahi teslim
olmayacağını, kararlılıkla haklarını
koruyacağını ve çözüm için çalışmaya devam
edeceğini söyledi
Talat, Türkiye
Cumhuriyeti'nin kayıtsız şartsız desteğinin sadece 20
Temmuz 1974'de değil, öncesinde ve sonrasında da Kıbrıs
Türkü'nün yanında olmasının bir yandan gurur ve sevinç vesilesi,
diğer yandan da güvence anlamı taşıdığını
kaydetti.
Kıbrıs
Türkü'nün, BM çerçevesinde, nihai olarak, kabul edilebilir bir anlaşmayla
bütünlüklü çözüm sağlanabilmesi için elinden geleni fazlasıyla
yaptığına işaret eden Talat, Kıbrıs Türkü'nün,
bir çok özveriyi göğüsleyerek referandum gibi tarihi bir dönemeçte çözüm
yönünde bir tavır ortaya konduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, yeni bir ortaklık devleti kurulabilmesi ve Kıbrıs'ı
birleştirmek için çaba ortaya koyan, sürekli olarak barış elini
uzatan Kıbrıs Türkü'nün bugün de çözüm arayışlarını
ve müzakerelerin başlatılması politikasını
sürdürdüğünü söyledi.
İzolasyonların
kaldırılması yönünde yürütülen politikanın nihai hedefinin
bütünlüklü çözüm olduğuna işaret eden Talat, şöyle devam etti:
"Biz
izolasyonların acısını her gün, her alanda
yaşıyoruz. Sorunumuz sadece ticaret yapamama, malımızı
satamama değil. Bizim sorunumuz sadece uluslararası
yatırımları çekememe değil. Hayatın her alanında,
adeta aldığım her nefeste izolasyonla
karşılaşıyoruz. Kültür ve spor alanında da
insanlık dışı ambargolarla karşı
karşıya kalıyoruz."
Talat, "Basit bir
futbol maçı yüzünden görüşmeyi iptal ettiğimiz söyleniyor. Bu
konu bu kadar basitse, niye bu ambargoyu uyguladınız? Bu konu bu
kadar basitse, Kıbrıs Türkü'ne niye bunu reva görüyorsun? Bu kadar
basitse hemen çözsene. Niçin çözemiyorsunuz?" dedi.
BM'nin eski genel
sekreteri Kofi Annan'ın "Kıbrıs Türkü üzerindeki gereksiz
kısıtlamaların anlam ve mantığı
kalmadı" yönündeki açıklamasını hatırlatan Talat,
izolasyonların kaldırılması yönünde Avrupa Konseyi'nin dahi
karar aldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, gazetecilerin bir sorusu üzerine, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile
gerçekleştireceği görüşmeyle ilgili herhangi bir tarih
öngörülmediğini belirtti. Talat, ayrıca Rum Lider Tasos Papadopulos
ile de uygun bir zamanda görüşeceğini kaydetti.
Nazlıoğlu:
Çözümün gerçek zemini BM olmalı
Alpaslan
Nazlıoğlu da, konuşmasında, Kıbrıs Türk
halkının Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarında
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i temsil etmek amacıyla
geldiği KKTC'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
görüşmekten büyük mutluluk duyduğunu söyledi.
Nazlıoğlu,
Türkiye Cumhuriyeti'nin insani ve tarihi hak ve yükümlülüklerine dayalı
olarak gerçekleştirdiği Barış Harekatı'nın
Kıbrıs Türkü için bir dönüm noktası olduğunu kaydetti.
Rum'a esir olmaktan kurtulan Kıbrıs Türkü'nün barış, refah
ve huzur içinde yaşama olanağı bulduğuna işaret eden
Nazlıoğlu, Türkiye'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
Kıbrıslı Türk kardeşlerinin hep yanında
olacağını belirtti.
Türkiye'nin
Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonların
kaldırılması için gereken her türlü girişimde
bulunacağını kaydeden Nazlıoğlu, Kıbrıs Türk
halkının refahını yükseltmek ve dünyayla
bütünleşmesini sağlama yönündeki uluslararası girişimlerin
sürdürüleceğini söyledi.
Nazlıoğlu,
Kıbrıs Türkü'nün üstüne düşeni fazlasıyla yapmasına
rağmen çözüme ulaşılamadığına işaret ederek,
Rum tarafının sorunu AB zemininde halletme gibi bir çaba içine
girdiğini, ancak Kıbrıs'ta iki halka ve iki devlete dayalı
kapsamlı çözümün gerçek zemininin, BM olması gerektiğini
belirtti.
KIBRIS 19/07/07
Türk
Yıldızları Karpaz'da da uçacak
Türk Hava Kuvvetleri'nin
Türk Yıldızları Akrotim Filosu, 20 Temmuz Barış ve
Özgürlük Bayramı kutlama törenlerine katılacak.
Her yıl olduğu
gibi, kutlamalar çerçevesinde Lefkoşa'daki törene katılacak ve
Girne'de gösteriler yapacak Türk Yıldızları, bu yıl
Karpaz'da da tören geçişi gerçekleştirecek.
Karpaz bölgesinde
yaşayan vatandaşların, geçen yılki Barış ve
Özgürlük Bayramı törenlerinden sonra gündeme getirdikleri taleplerini,
memnuniyetle kabul eden Türk Hava Kuvvetleri
Komutanlığı'nın, bu yılki uçuş planlarına
Karpaz bölgesini de koyması üzerine, Türk Yıldızları, 20
Temmuz Cuma günü, Lefkoşa'da icra edecekleri tören geçişini müteakip
10.50-11.30 saatleri arasında, Karpaz bölgesinde tören geçişi
yapacak.
KKTC halkının
Barış ve Özgürlük Bayramı coşkusuna iştirak edecek
Türk Yıldızları, her yıl olduğu gibi, bu 20 Temmuz
günü de, Lefkoşa'da sabah saatlerinde törene katılacak; akşam
üzeri Girne'de akrotim gösterisi yapacak.
KIBRIS 19/07/07
NTV
Güncelleme: 18:56 TSI 20 Temmuz 2007 Cuma
LEFKOŞA -
Lefkoşadaki Barış ve Özgürlük Bayramı törenlerine askeri
ve siyasi yetkililerin yanı sıra Türkiyeden giden heyet de
katıldı. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif
Şener, iki devlet esasına dayanan çözüme yönelik çabaların
devam edeceğini söyledi. Şener sıkıntıların
geçici, KKTCnin ise kalıcı olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ise, Rumların Kıbrıslı Türkleri eritme
politikası izlediğini belirti. Talat, Rumlar ev
yapmamamızı, çocuk sahibi olmamamızı, okul diploması
vermememizi, fabrikalarda çalışmamamızı, dünyayla
ilişki kurmamamızı, ticaret yapmamamızı, adeta ölü
taklidi yapmamızı istiyor dedi.
15 Temmuz 1974te Adadaki Yunan destekli darbenin ardından, Türk
askerleri 20 Temmuzda barış harekatı düzenlemişti. 14
Ağustostaki ikinci harekatla da, bugünkü sınırlar
belirlenmişti.
AA
Güncelleme: 18:55 TSI 20 Temmuz 2007 Cuma
LEFKOŞA - Bu kapsamda,
Lefkoşanın Rum kesimindeki Faneromeni Kilisesinde düzenlenen ayine
katılan Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 20 Temmuzu lanetli gün
ilan etti.
Rum
radyosunun haberine, Papadopulos, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2.
Hrisostomos tarafından yönetilen ayinin ardından
yaptığı konuşmada, Bugün lanetli bir gündür.
Düşüncelerimizin ve kalbimizin hayatlarını feda edenlerle ve
fedakarlıklarıyla en azından milli itibarı ve insanlık
onurunu kurtaranlarla birlikte olması gerektiğini düşünüyorum
dedi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı, görüşmeleri Gambari
prosedürünün dışına çıkarmaya çalışmakla suçlayan
Papadopulos, Görüşmeyi Gambari prosedürünün dışına
çıkarmayı başarana kadar görüşmelerden kaçınma
taktiğine devam ediyor. İstediği budur iddiasında bulundu.
Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da, Günün mesajı,
Kıbrısa adalet mücadelesinde topyekün seferberliktir. Yeni oldu
bittileri bertaraf etmek, ülkenin nihai hayrı görmesi için işgalden,
yerleşiklerden (Türkiyeden adaya yerleşen nüfus) kurtulma mücadelesi
yine ortak olmalıdır dedi.
Lefkoşanın Rum kesimindeki Faneromeni Kilisesinde düzenlenen ayine,
Papadopulos ve Hristofyas dışında Rum bakanlar, siyasi parti
liderleri, milletvekilleri, askeri yetkililer, Yunan meclisinden Güney
Kıbrısa gelen ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan heyet
katıldı. Etkinlikte Yunan hükümetini, Yunanistan Milli Eğitim
Bakanı Marietta Yannaku Kutsiku temsil etti.
20 Temmuz lanetli gün
20 Temmuz, 2007 17:38:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC'de 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış
Harekatının 33üncü yıldönümü coşkuyla kutlanırken,
Kıbrıs Rum kesiminde''kınama'' etkinleri düzenleniyor.
Bu kapsamda,
Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Faneromeni Kilisesi'nde düzenlenen ayine
katılan Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 20 Temmuzu "lanetli
gün" ilan etti.
Rum radyosunun haberine, Papadopulos, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu
2nci Hrisostomos tarafından yönetilen ayinin ardından
yaptığı konuşmada, "Bugün lanetli bir gündür.
Düşüncelerimizin ve kalbimizin hayatlarını feda edenlerle ve
fedakarlıklarıyla en azından milli itibarı ve insanlık
onurunu kurtaranlarla birlikte olması gerektiğini
düşünüyorum" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı "görüşmeleri
Gambari prosedürünün dışına çıkarmaya
çalışmakla" suçlayan Papadopulos, "Görüşmeyi Gambari
prosedürünün dışına çıkarmayı başarana kadar
görüşmelerden kaçınma taktiğine devam ediyor. İstediği
budur" iddiasında bulundu.
"Yerleşiklerden
kurtulmalıyız"
Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da, "Günün mesajı,
Kıbrıs'a adalet mücadelesinde topyekün seferberliktir. Yeni oldu
bittileri bertaraf etmek, ülkenin nihai hayrı görmesi için işgalden,
yerleşiklerden (Türkiye'den adaya yerleşen nüfus) kurtulma mücadelesi
yine ortak olmalıdır" dedi.
Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Faneromeni Kilisesinde düzenlenen ayine,
Papadopulos ve Hristofyas dışında Rum bakanlar, siyasi parti
liderleri, milletvekilleri, askeri yetkililer, Yunan Meclisinden Güney
Kıbrıs'a gelen ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan heyet
katıldı.
EtkinlikteYunan hükümetini, Yunanistan Milli Eğitim Bakanı Marietta
Yannaku Kutsiku temsil etti.
MILLIYET 20/07/07
Türkiye ile KKTC
arasında özel ve özgün bir ilişki var
HERHANGİ
İKİ ÜLKE İLİŞKİSİ DEĞİL...
Cumhurbaşkanı Talat, Meclis Başkanı Ekenoğlu ve Başbakan
Soyer tarafından kabul edilen Kıbrıs İşleri'nden de
Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener, KKTC İle Türkiye arasındaki ilişkinin
herhangi iki ülke arasındaki ilişkiden öte olduğunu
vurgulayarak, "Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasındaki ilişki
tamamen özel ve özgün bir niteliğe sahiptir" dedi
YAPILMASI GEREKEN HER
ŞEYİ YAPIYORUZ... Şener: Türkiye Cumhuriyeti olarak
Kıbrıs Türk halkının refah düzeyinin
artırılması ve KKTC üzerindeki izolasyonların
kaldırılması için yapılması gereken her şeyi
yapıyoruz. Anavatan Türkiye olarak Kıbrıs Türkü'nün
barış ve özgürlük ortamında varlığını
sürdürmesini, refah düzeyinin artmasını istiyoruz. Uluslararası
ilişkilerde güçlü bir ülke olan TC, bu konumunu ve
varlığını her zaman Kıbrıs Türkünün
çıkarlarının gözetilmesinde kullanmıştı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, TC ile KKTC arasındaki ilişkilerin son derece
farklı olduğunu vurgulayarak, "Türkiye Cumhuriyeti, KKTC'yi
koşulsuz olarak destekleyen ve tanıyan tek ülke" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı'nın 33. yıldönümü
kutlamalarına katılmak üzere TC hükümetini temsilen KKTC'ye gelen
Kıbrıs İşleri'nden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile beraberindeki
heyeti kabul etti.
Şener'e beraberinde
TC Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı,
Büyükelçi Ertuğrul Apakan, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin
ile bazı bürokratlar eşlik etti.
Kıbrıs
İşleri'nden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener, kabulde yaptığı
konuşmada, KKTC İle Türkiye arasındaki ilişkinin herhangi
iki ülke arasındaki ilişkiden öte olduğunu vurgulayarak,
"Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasındaki ilişki tamamen özel ve
özgün bir niteliğe sahiptir" dedi.
TC olarak Kıbrıs
Türk halkının refah düzeyinin artırılması ve KKTC
üzerindeki izolasyonların kaldırılması için
yapılması gereken her şeyi yaptıklarını belirten
Bakan Şener, Anavatan Türkiye olarak Kıbrıs Türkü'nün
barış ve özgürlük ortamında varlığını
sürdürmesini, refah düzeyinin artmasını istediklerini belirtti.
TC'nin uluslararası
ilişkilerde güçlü bir ülke olduğunu belirten Şener, "TC, bu
konumunu ve varlığını her zaman Kıbrıs Türkünün
çıkarlarının gözetilmesinde kullanmıştır"
dedi.
Talat: Verdiğiniz
desteği her
zaman için
hatırlayacağız
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat da kabulde yaptığı konuşmada, TC ile KKTC
arasındaki ilişkilerin çok özgün ve son derece farklı
olduğunu vurgulayarak, "Türkiye Cumhuriyeti, KKTC'yi koşulsuz
olarak destekleyen ve tanıyan tek ülke" dedi.
Türkiye'nin
Kıbrıs Türkü'ne her alanda destek verdiğini, böyle bir ülke ile
ilişkilerin özel olduğunu kaydeden Talat, Kıbrıs sorununun
çözüm çabalarında ve Kıbrıs Rum tarafında çözüm için
hazır olunduğu mesajı bildirildiği ve Kıbrıs Türk
tarafından tepki konduğu tüm zamanlarda Türkiye'nin desteğinin
görüldüğünü belirtti.
KKTC'nin ekonomisinde
kısa zaman içinde çok önemli gelişmeler
yaşandığına işaret eden Cumhurbaşkanı Talat,
bunun bir kısmının TC'nin Kıbrıs'a yönelik
desteğinden, bir bölümün de çözüm çalışmalarında dünya ile
uyumlu bir çizgi takip edilmesinden kaynaklandığını
belirtti. Talat, "Kıbrıs Türk halkı, bugünkü refah düzeyini
daha ileri götürebilmek için yine Türkiye'nin desteğine güveniyor"
dedi.
Konuşmasında,
Abdüllatif Şener'in Türkiye'de 22 Temmuz'da yer alacak genel seçimlerde
aday olmadığına da değinen Cumhurbaşkanı Talat,
KKTC'ye verilen desteğin en iyi örneğini Şener döneminde
gördüklerini belirterek, "Verdiğiniz desteği her zaman için
hatırlayacağız" dedi.
Ekenoğlu'na ziyaret
Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu da KKTC'ye gelen Türkiye'nin
Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı,
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile beraberindeki
heyeti kabul etti.
Bakan Şener ile
heyetine, ziyaretleri sırasında Türkiye Cumhuriyeti'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Türkekul Kurttekin eşlik etti.
Görüşmede ilk sözü
alan Türkiye Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, 20 Temmuz
Barış ve Özgürlük Bayramı'nı Kıbrıslı
Türkler ile birlikte kutlamak amacıyla heyeti ile birlikte KKTC'ye
geldiğini ifade ederek, görevinin sona ereceği bu günlerde KKTC'de
olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Şener, tüm
Kıbrıs Türk halkının bayramını kutlayarak, her
şeyin Kıbrıs Türkü'nün refahı, mutluluğu ve
özgürlüğü için olmasını diledi.
Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu da Şener ile heyetine 20 Temmuz
Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarında kendilerini
yalnız bırakmadıklarından dolayı teşekkür ederek,
Türkiye Cumhuriyeti'nin sadece bu yıl için değil, her zaman
Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu
vurguladı.
Ekenoğlu,
Kıbrıslı Türkler olarak Türkiye'yi her zaman yanlarında
görmenin kendilerine güç kattığını, ayrıca direnme
azmini de geliştirdiğini ifade ederek, amaçlarının;
Kıbrıs Türk halkının geleceğini daha etkin kılmak
ve adada barışı yakalamak olduğunu söyledi.
Ancak Rumların adada
barışı yakalamak yönünde adım atmadığına
vurgu yapan Fatma Ekenoğlu, her şeye rağmen KKTC'nin
kurumlarını, devlet yapısını ve ekonomisini
güçlendirmenin görevleri olduğunu vurguladı.
Soyer'e ziyaret
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener ile TBMM Başkan Yardımcısı
İsmail Alptekin başkanlığındaki heyetleri ayrı
ayrı kabul etti.
Başbakanlık
Şeref Salonu'nda gerçekleşen kabullerde Başbakanlık
Müsteşarı Doğan Şahali de hazır bulundu. Soyer,
Şener'e kabulde Kıbrıs Türk halkına yaptığı
katkılardan dolayı bir de anı plaketi verdi.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkı ile
dayanışmasının sadece iki ülkenin siyasi ilişkileri
çerçevesinde yorumlanamayacak bir derinliğe sahip olduğunu
belirterek, "Bunun tarihi, kültürel, siyasi ve manevi bağları,
hiç kimsenin göz ardı edemeyeceği bir değeri
taşımaktadır" dedi.
Kıbrıs
İşlerinden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener, "Kıbrıs
Türkü'nün refahı için birlikte çabalıyoruz" diyerek,
Kıbrıs Türkü'nün özgür ve güven içinde varlığını
sürdürebilmesi için el ele ve gönül gönüle gayret sarf ettiklerini ifade etti.
TBMM Başkan
Yardımcısı İsmail Alptekin ise, KKTC'nin ekonomik, sosyal,
kültürel, altyapı ve siyasal bakımdan güçlenmesinin geleceği
açısından çok önemli olduğunu ve bunun TBMM tarafından
yakından takip edildiğini belirtti.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer kabullerde yaptığı konuşmalarda, ziyaretlerin her
yıl rutin olarak tasarlanmasına rağmen, ilkbahardan yaza, yazdan
sonbahara, sonbahardan kışa geçiş gibi tekrarlanan törenlere
katılımın; Kıbrıs Türk halkının
kurumsallaşmasına, çözüm sürecine ve TC ile ilişkilerin daha da
gelişmesine dönük olarak verimli katkısını
sürdürdüğünü belirtti.
Türkiye'nin,
Kıbrıs Türk halkı ile dayanışmasının sadece
iki ülkenin siyasi ilişkileri çerçevesinde yorumlanmayacak bir
derinliğe sahip olduğunu kaydeden Soyer, "Bunun tarihi,
kültürel, siyasi ve manevi bağları, hiç kimsenin göz ardı
edemeyeceği bir değeri taşımaktadır" dedi.
Konuşmalarında,
1960 ile 1974 arasındaki tarihi süreç hakkında
ayrıntılı bilgi veren Başbakan Soyer, bu süreçte TC'nin
direniş gösteren Kıbrıs Türk halkının hep yanında
olduğunu söyledi.
1974'de garantörlük
haklarını kullanan Türkiye'nin adaya barış için askeri
müdahale yaptığını ifade eden Soyer, "Bu
Kıbrıs'ın kaderini değiştiren bir nokta oldu"
şeklinde konuştu.
Türkiye'nin o günden
itibaren Kıbrıs Türk halkı ile birlikte Kıbrıs'ta
kalıcı barış ve eşitlik temelinde bir çözüm için
gayretlerini sürdürdüğünü vurgulayan Başbakan Soyer, bundan sonra da
birlikte gayretlerin sürdürüleceğini söyledi.
Yalnız siyasal
düzlemde değil ekonomik düzlemde de Türkiye'nin Kıbrıs Türk
halkına desteği bulunduğunu belirten Soyer, bu desteği
doğru temelde, doğru zeminde geliştirmenin en temel görevleri
olduğunu kaydetti.
Gayrı Safi Milli
Hasıla'nın 2002'de 914 milyon Dolar'dan 2006'da 2 milyar 625 milyon
Dolar'a çıkmasında Türkiye'nin yaptığı desteklerin
yanı sıra doğru politikaların önemli rolü olduğunu
vurgulayan Başbakan Soyer, "Bunda TC'de Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Abdüllatif
Şener'in zengin deneyimleri ve bizimle oluşturduğu yararlı
işbirliği ve Kıbrıs Türk halkının ekonomik akla
dayalı gelişmesine yönelik geliştirdiği programların
da rolü var. Kendisine, TC hükümetinin katkılarına teşekkür
ediyorum" dedi.
2002'de yerel gelirlerin
bütçeyi karşılama oranı yüzde 46 olduğu bir aşamadan
günümüzde yüzde 68'lere çıkılmış olmasında KKTC
hükümeti ve Abdüllatif Şener'in büyük katkıları olduğunu belirten
Soyer, bu performansı daha da ilerletmek için birlikte çalışmaya
devam edeceklerini söyledi.
Başbakan Soyer, gün
nedeniyle tüm dünyaya Kıbrıs Türk tarafının siyasi
eşitlik temelinde barış ve çözümün tarafı olduğunu,
Türkiye ile birlikte bu amaç için çalışmaya devam edeceklerini
duyurmak istediğini kaydetti.
Kıbrıs
İşlerinden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener de konuşmasında,
Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 33'üncü yıldönümü
törenleri nedeniyle adada olduklarını belirterek, TC Hükümeti ve Türk
halkı adına Kıbrıs Türkü'nün Barış ve Özgürlük
Bayramı'nı kutladı.
TC ile KKTC
arasındaki ilişkilerin çok özel olduğunu kaydeden Şener, bu
özellik nedeniyle sorunların aşılmasında birlikte mücadele
verildiğini söyledi.
"Kıbrıs
Türkü'nün refahı için birlikte çabalıyoruz" diyen Şener,
Kıbrıs Türkü'nün özgür ve güvencede varlığını
sürdürebilmesi için el ele ve gönül gönüle gayret sarf ettiklerini ifade etti.
Şener, bayram
nedeniyle her şeyin daha güzel olmasını da diledi.
TBMM Başkan
Yardımcısı İsmail Alptekin de kabulde
yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkına
barış, özgürlük ve güven sağlayan Barış
Harekâtı'nın 33. yıldönümünde TBMM Başkanı adına
Başkanlık Divanı olarak KKTC'de olmaktan mutlu
olduklarını söyledi.
"Mutluyuz, çünkü
Kıbrıs Türk halkı ile kucaklaşıyoruz" diyen
Alptekin, KKTC'deki gelişmeleri görmekten de mutlu olduklarını
kaydetti.
Barış
Harekâtı'nın, TC'nin uluslararası anlaşmalara dayanarak
gerçekleştirdiğini ifade eden Alptekin, bu harekâtla
Kıbrıs'ta huzur, güven ve istikrarın
sağlandığını, geçen zaman içinde de modern KKTC'nin
doğduğunu söyledi.
Uluslararası arena ne
derse desin, Kıbrıs adasında iki devlet ve iki halk
bulunduğunu kaydeden İsmail Alptekin, TBMM'nin ve TC
halkının haklı Kıbrıs davasında Kıbrıs
Türk halkının hep yanında olduğunu ve bunu
kararlılıkla devam ettireceğini vurguladı.
Alptekin, pazar günü
Türkiye'de yapılacak seçimler sonrasında oluşacak yeni
parlamentonun da aynı heyecanla KKTC'ye destek olmayı
sürdüreceğini söyledi.
İsmail Alptekin,
KKTC'nin ekonomik, sosyal, kültürel, altyapı ve siyasal bakımdan
güçlenmesinin geleceği açısından çok önemli olduğunu ve
bunun TBMM tarafından yakından takip edildiğini belirtti.
KIBRIS 20/07/07
20 Temmuz'u coşkuyla
kutluyoruz
GÖRKEMLİ TÖRENLER
YAPILACAK... Kıbrıs'ta dönüm noktası olan, Kıbrıs Türk
halkını katliamlardan kurtaran, barış ve özgürlüğe
kavuşturan 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı'nın 33.
yıldönümü bugün törenler ve etkinliklerle kutlanıyor. Devlet
törenlerinin ilki saat 08.30'da Boğaz Şehitliği'nde, ikincisi
09.00'da Lefkoşa Atatürk Anıtı ve üçüncüsü de 09.30'da Dr. Fazıl
Küçük'ün Anıttepe'deki kabri başında yapılacak.
Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki resmi geçit töreni ise
saat 10.00'da başlayacak
Kıbrıs'ta dönüm
noktası olan, Kıbrıs Türk halkını katliamlardan
kurtaran, barış ve özgürlüğe kavuşturan 20 Temmuz 1974
Barış Harekâtı'nın 33. yıldönümü bugün törenler ve
etkinliklerle kutlanıyor.
1963'ten itibaren
yoğunlaşan Rum saldırılarına karşı 11
yıl boyunca direnen Kıbrıs Türk halkının
imdadına, Garanti ve İttifak Anlaşması'ndan kaynaklanan
yetkiyle 20 Temmuz 1974 sabahı yetişen Türk ordusunun
başlattığı Barış Harekâtı'nın
yıldönümü nedeniyle KKTC genelinde törenler ve kutlama etkinlikleri
düzenlenecek.
Harekât
sırasında Kıbrıs Türk halkının özgürlüğe
kavuşması uğruna şehit düşenler de, şehitliklerde
düzenlenecek törenlerle anılacak, camilerde ve kendi evlerinde
ruhlarına mevlidi şerifler okutulacak.
Türkiye'den dün gelen ve
bugün gelecek devlet ve hükümet yetkililerinin ve çeşitli
kuruluşların temsilcilerinin de katılacağı 20 Temmuz
törenlerine her yılki gibi bugün de Türk Hava Kuvvetleri'ne
bağlı Türk Yıldızları akrotim gösteriler sunacak,
konserler verilecek, resepsiyonlar düzenlenecek.
Türk
Yıldızları, bu sabah Lefkoşa'da tören sırasında
icra edecekleri tören geçişinin ardından 10.50-11.30 saatleri
arasında, Karpaz bölgesinde tören geçişi yapacak. Jetler daha sonra
saat 18.00'de Girne Atatürk Anıtı önündeki kutlama
sırasında gökyüzünü süsleyecek.
Türkiye'nin
tanınmış sanatçılarından Nilüfer de saat 21.00'de
Girne Kalesi'nde konser verecek.
Barış ve
Özgürlük Bayramı resmi kutlamaları, dün saat 12.00'de 21 pare top
atığı ve Cumhurbaşkanı Talat'ın BRTK radyo ve
televizyonundan yapacağı konuşmayla başladı.
Öte yandan dün saat
12.00'den itibaren resmi ve özel binalar bayraklarla donatıldı.
TC'den üst düzeyde
katılım
20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı etkinlikleri için Türkiye Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer'i temsilen katılacak Devlet Denetleme Kurulu
Başkanı Alpaslan Nazlıoğlu ve eşi önceki gün KKTC'ye
gelirken, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilcisi Orgeneral İsmail
Koçman ve eşi, dün sabah 10.00'da, TBMM Başkan
Yardımcısı İsmail Alptekin ve eşi ile hükümeti
temsilen TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener ve heyeti de saat 15.00'de KKTC'ye geldi.
Etkinlikler çerçevesinde
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı dün sabah yabancı gazetecilere Saray Otel'de
kahvaltı, 13.00'de de Maçka Restoran'da yabancı parlamenterlere yemek
verdi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, AKM'de yabancı gazetecilere brifing verdi.
Gece de Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu saat 19.30'da Mercure Otel'de misafirlere
resepsiyon düzenlendi.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, dün saat 13.30'da Merit Crystal Cove Hotel'de konuk heyetlere öğle
yemeği verdi. 19.30'da ise Dome Hotel'de Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ın resepsiyonu yer aldı.
Resmi Törenler
20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı nedeniyle bugün KKTC'nin dört bir yanında resmi
törenler düzenlenecek, anıtlara çelenkler konulacak, kutlamalar
yapılacak.
Devlet törenlerinin ilki
saat 08.30'da Boğaz Şehitliği'nde, ikincisi 09.00'da
Lefkoşa Atatürk Anıtı ve üçüncüsü de 09.30'da Dr. Fazıl
Küçük'ün Anıttepe'deki kabri başında yapılacak.
Cumhurbaşkanı ve
diğer üst düzey yetkililerin katılımıyla yapılacak
törenler, çelenklerin konmasıyla başlayacak, saygı
marşı, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı
eşliğinde bayrakların göndere çekilmesinin ardından
anıt özel defterlerinin imzalanmasıyla tamamlanacak.
Resmi geçit töreni
Lefkoşa'da Dr.
Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki resmi geçit töreni ise saat 10.00'da
başlayacak.
Tören birliklerinin denetlenmesi
ve bayramlarının kutlanmasını, mesaj teatisi izleyecek.
Konuşmaların ardından tören resmi geçitle sona erecek.
Yerel törenler
20 Temmuz'da yerel
törenler kapsamında saat 08.30'da Lefkoşa Şehitler
Anıtı'nda tören yapılacak. Törende çelenklerin anıta
konulmasının ardından saygı duruşu, saygı
atışı ve İstiklâl Marşı okunacak ve özel defter
imzalanacak.
Gazimağusa
20 Temmuz
dolayısıyla Gazimağusa'da iki tören düzenlenecek.
İlk tören Zafer
Anıtı'nda saat 09.30'da yapılacak.
Polat Paşa
Bulvarı'nda yapılacak ikinci tören ise, saat 10.00'da yerel
yöneticilerin halkın bayramını kutlamasıyla
başlayacak. Konuşma ve şiirlerin okunmasının
ardından tören resmi geçitle sona erecek.
Girne
Girne'de ilk tören
Alsancak'ta Yavuz Çıkarma Plajı'nda saat 08.30'da başlayacak.
Çelenklerin denize bırakılmasının ardından 21 pare top
atışı, saygı marşı ve saygı duruşu yer
alacak.
Girne Atatürk
Anıtı önünde yer alacak ikinci tören ise, saat 16.10'da
başlayacak. Törende çelenklerin konulması, saygı duruşu ve
İstiklâl Marşı'nın okunmasının ardından
konuşma ve şiirler yer alacak. Tören, resmi geçitle sona erecek.
Girne'de saat 17.45'de de
Türk Yıldızları Akrotim gösterisi ve 19.00'da da Bando Konseri
yer alacak.
İskele
İskele'deki tören
Ecevit Meydanı'nda saat 18.00'de başlayacak. Çelenklerin
konulması, saygı duruşu ve İstiklâl
Marşı'nın okunmasının ardından tören,
konuşmalar ve şiirlerin okunması ile devam edecek ve resmi
geçitle sona erecek.
Güzelyurt
Gün dolayısıyla
Güzelyurt'ta Atatürk Heykeli önünde ve müze karşısında düzenlenecek
tören ise saat 18.00'da başlayacak. Atatürk Anıtı'na çelenklerin
konmasıyla başlayacak törende, saygı duruşu ve
İstiklâl Marşı'nın okunmasının ardından
tören birlikleri denetlenecek. Günün anlam ve önemini belirten konuşma,
şiir ve folklor gösterisinin de yer alacağı tören, merasim
birliklerinin geçidiyle sona erecek.
Lefke
Gün dolayısıyla
Lefke'de de törenler düzenlenecek. Lefke Şehitliği'nde saat 09.30'da
başlayacak törende, çelenkler konulacak, şehitlik özel defteri
imzalanacak ve dua okunacak.
Atatürk Anıtı
önünde saat 10.00'da başlayacak ikinci törende ise, çelenkler konulacak,
saygı duruşu ve İstiklâl Marşı'nın
okunmasının ardından konuşma ve şiirler okunacak,
resmi geçit yapılacak.
KIBRIS 20/07/07
Talat: Hedefimiz, kalıcı bir barış ve
ortaklık devleti oluşturmak
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı'nın 33.
yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere Türk Silahlı
Kuvvetleri'ni temsilen KKTC'ye gelen Orgeneral İsmail Koçman'ı kabul
etti.
Orgeneral Koçman'a
ziyaretinde, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı
Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile Türk Deniz Kuvvetleri'ne
bağlı Güney Görev Grup Komutanı Tuğamiral Mücahit
Şişlioğlu eşlik etti.
Orgeneral Koçman ziyarette
yaptığı konuşmada, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, bu
güne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Kıbrıs Türk
halkının haklı mücadelesinin her zaman yanında olmaya devam
edeceğini söyledi. Koçman, "Kalıcı bir çözüm, BM
şemsiyesi altında sağlanıncaya kadar desteğimiz devam
edecektir" dedi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ise, 20 Temmuz Barış Harekâtı'nın;
Kıbrıs Türkü için en önemli dönüm noktası
sayıldığını, harekâtın Kıbrıs Türkü'nün
kaderini değiştirdiğini, Kıbrıs'ı Yunanistan'a
bağlama düşüncesi olan Enosis ihtimalini ortadan
kaldırdığını ve Kıbrıs Türkü'ne özgürce
yaşama şansı verdiğini söyledi.
1974 Barış
Harekâtı'nın sadece Kıbrıslı Türkler için değil,
tüm Kıbrıs ve bölge için bir dönüm noktası olduğunu
belirten Talat, Barış Harekâtı ile Kıbrıs sorununun şeklinin
değiştiğini söyledi. Talat, 20 Temmuz Barış
Harekâtı'nın; Kıbrıs Türkünün, daha güvenli koşullarda
dünya ile bütünleşme ve ekonomik kalkınma çabaları vermesine
olanak sağladığını kaydetti.
2004 yılında
referanduma sunulan Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü için
hazırlanan BM çözüm planının, Kıbrıs Türkü için bir diğer
dönüm noktası olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs Türkü'nün barış isteğini referandum için
sandığa giderek gösterdiğini kaydetti.
Kıbrıs Türkü'nün
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sağladığı güvenliğe
ihtiyacı olduğunu belirten Talat, "Kıbrıs'ta kalıcı
bir barış sağlama hedefimiz olarak devam ediyor,
kalıcı bir barış ve ortaklık devleti oluşturmak,
hedefimiz olmaya devam ediyor" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, izolasyonların kaldırılması için dünyaya
Kıbrıs Türk halkının haklılığını
duyurmak gerektiğini ifade ederek, "İnanıyoruz ki bunu
başaracağız, başarmak zorundayız. Haklıyız,
taleplerimiz meşrudur" dedi.
Görüşmenin
başında Orgeneral İsmail Koçman, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'a, TC Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt'ın mesajını yazılı olarak iletti.
Orgeneral Koçman, Cumhurbaşkanı Talat'a bir de anı
tabağı takdim etti.
Cumhurbaşkanı
Talat da, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a
iletilmek üzere Orgeneral Koçman'a bir mektup ve bir anı tabağı
verdi.
KIBRIS 20/07/07
Erkmen: 3 Rum'a evleri
değil, arazileri iade edildi
Taşınmaz Mal
Komisyonu Başkanı Sümer Erkmen, komisyona başvuran 3
Kıbrıslı Rum'a, evlerinin değil, arazilerinin iade
edildiğini bildirdi.
Sümer Erkmen, TAK
muhabirine yaptığı açıklamada, önceki gün Cyprus Mail gazetesinde
çıkan haberde bazı açıklamalarının yanlış
yansıtıldığını kaydederek, bugüne kadar
Komisyon'a; mülk iadesi, tazminat ve takas talebi içeren 220 başvuru
yapıldığını ifade etti.
Bunlardan 20 tanesinin
sonuçlandırıldığını belirten Erkmen, 15'inin tazminat
aldığını, 3'ünün malının iade edildiğini ve
2'sinin de takas için anlaştığını kaydetti.
Cyprus Mail gazetesinde, 3
iade çerçevesinde 3 Kıbrıslı Rum'un "evlerine geri
döndüğü" şeklinde ifadeler yer aldığına dikkat
çeken Erkmen, iade edilenlerin ev değil, arazi olduğunu söyledi.
Komisyon'a hem Türkler hem de Rumlar tarafından başvuru yapıldığına işaret eden Sümer Erkmen, gazetede "müracaatlarda Rumlara öncelik tanındığı" şeklindeki ifadenin yanlış olduğunu vurguladı. Erkmen, Komisyon'un başvuruları değerlendirirken, taşınmaz malın müracaat tarihindeki durumunu dikkate aldığının altını çizdi.
KIBRIS
20/07/07
ABD,
BM'nin çözüm hamlesine destek verecek
BURNS UMUTLU... Nicholas
Burns, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un, Kıbrıs'ta çözüm yönünde
yeni bir girişim başlatacağını umduklarını
ve Washington'un böyle bir girişimi destekleyeceğini söyledi. Burns,
eylül ayında adayı ziyaret etmeyi planladığını da
belirtti
ABD
Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns, BM
Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un, Kıbrıs'ta çözüm yönünde yeni bir
girişim başlatacağını umduklarını ve
Washington'un böyle bir girişimi destekleyeceğini söyledi.
ABD
Dışişleri Bakanlığında, ABD ile Kıbrıs
Rum yönetimi arasında, Kıbrıs'taki arkeolojik eserlerin
korunmasına yönelik imzalanan bir anlaşmayla ilgili olarak Burns ve
Kıbrıs Rum yönetiminin Washington'daki temsilcisi Andreas Kakuris'in
katılımıyla tören düzenlendi.
Dışişleri
Bakanlığının üç numaralı ismi Burns,
konuşmasında, Ban Ki Moon'un Kıbrıs'ta çözüm için yeni bir
girişim başlatmasını ABD'nin destekleyeceğini söyledi.
Burns, gazetecilerle
sohbet ederken de ''Genel Sekreter'in yeni bir çaba başlatmasını
umuyoruz. Biz bunu destekleyeceğiz'' dedi. Burns, eylül ayında
adayı ziyaret etmeyi planladığını da belirtti.
Burns, KKTC'yi de ziyaret
edip etmeyeceğinin sorulması üzerine, seyahatinin
ayrıntılarının henüz belirlenmediğini ifade etti.
KIBRIS 20/07/07
Rum'a
yalvarmayacağız
TALAT: BARIŞA
ULAŞMAK İÇİN YALVARMA PROJEMİZ YOK...
Cumhurbaşkanı Talat, "Bizim amacımız, Kıbrıs
sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak, adanın AB içinde ve
halkımızın eşitliği temelinde birleşmesini
sağlamaktır. Bunun için onlara yalvarmayacağız.
Barışa ulaşmak için yalvarma projemiz yoktur. Barış
için, özgürlük için kararlı bir şekilde savaşacağız;
mücadele edeceğiz" dedi
ŞENER: ZORLUKLAR
GEÇİCİ, KKTC KALICIDIR...TC'nin Kıbrıs İşlerinden
Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener de Kıbrıs Türk halkının adada
kalıcı çözüm ve barış iradesini referandumda
gösterdiğini, bugün de aynı iradeye sahip olduğunu, ancak bunun
haklarından fedakârlık yapacağı anlamına asla
gelmediğini söyledi. Şener, koşullar ne olursa olsun,
Türkiye'nin her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında
olacağından kuşku duyulmamasını istedi ve
"Zorluklar geçici, KKTC kalıcıdır" diye konuştu
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın
33. yıldönümü nedeniyle Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen
törende yaptığı konuşmada, amaçlarının
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak olduğunu yineleyerek,
bu yöndeki mücadelelerinin süreceğini vurguladı ancak bunun için de
Rum yönetimine yalvarmayacaklarını söyledi.
Talat, "Bizim
amacımız, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak,
adanın AB içinde ve halkımızın eşitliği temelinde
birleşmesini sağlamaktır. Bunun için onlara yalvarmayacağız.
Barışa ulaşmak için yalvarma projemiz yoktur. Barış
için, özgürlük için kararlı bir şekilde savaşacağız;
mücadele edeceğiz" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat "Bütün samimiyetimle, Kıbrıs Rum tarafını
barış ve çözüme ulaşmak için iyi niyetli, sonuç alıcı
görüşmelere çağırıyorum. Emin olabilirsiniz ki, Rum
tarafının atacağı en ufak bir iyi niyet adımı,
bizim tarafımızdan atılacak çok daha büyük iyi niyet
adımlarıyla karşılık görecektir" şeklinde
konuştu.
Törende konuşan
Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de
Kıbrıs Türk halkının adada kalıcı çözüm ve
barış iradesini referandumda gösterdiğini, bugün de aynı
iradeye sahip olduğunu, ancak bunun haklarından fedakârlık
yapacağı anlamına asla gelmediğini söyledi.
Şener, koşullar
ne olursa olsun, Türkiye'nin her zaman Kıbrıs Türk halkının
yanından olacağından kuşku duyulmamasını istedi
ve "Zorluklar geçici, KKTC kalıcıdır" diye konuştu.
20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı'nın 33. yıldönümü, Lefkoşa'da Dr.
Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki düzenlenen resmi törenle kutlandı.
Cumhurbaşkanı
Talat ve eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, tören alanına
gelişlerinde alkışlarla karşılandı.
Devlet ve hükümet
yetkililerinin, komutanların, siyasi parti başkan ve temsilcilerinin,
sivil toplum örgütü temsilcilerinin, bazıları KKTC ve Türkiye
bayrakları taşıyan vatandaşların
katıldığı törende Türkiye Cumhuriyeti temsilcileri de
vardı. Töreni, KKTC, Türkiye ve Güney Kıbrıs medyası
yanında uluslararası yayın yapan basın
kuruluşları da izledi, bazı televizyon ve radyolar töreni
canlı yayınladı.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın tören alanına gelmesinin ardından İstiklal
Marşı'yla başlayan törende, Cumhurbaşkanı Talat ve
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, tören birliklerini
denetleyerek bayramlarını kutladı.
Ardından Türkiye
Cumhurbaşkanı'nı temsilen törene katılan Devlet Denetleme
Kurulu Başkanı Alpaslan Nazlıoğlu, Türkiye
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in mesajını
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a iletti. Talat da
Nazlıoğlu'na Sezer'e iletilmek üzere cevabi mesajını verdi.
Türkiye'nin
Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın konuşmalarının
ardından paraşütçülerin bayraklarla tören alanına inişleri
coşkuyla alkışlandı.
Öğrencilerin,
askerlerin ve sivil toplum örgütlerinin tören geçişleri
sırasında Türk Hava Kuvvetleri'ne bağlı Türk
Yıldızları'nın geçişi, törenin en heyecanlı
anlarını oluşturdu. Resmi geçit sırasında gökyüzüne
kırmızı beyaz balonlar da bırakıldı.
Talat'tan Rum
tarafına çağrı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, törende yaptığı konuşmada,
amaçlarının, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm
bulmak, adanın AB içinde ve Kıbrıs Türk halkının
eşitliği temelinde birleşmesini sağlamak olduğunu
belirterek, "Bunun için onlara (Rumlara) yalvarmayacağız.
Barışa ulaşmak için yalvarma projemiz yoktur. Barış
için, özgürlük için kararlı bir şekilde savaşacağız;
mücadele edeceğiz" dedi.
Talat, 20 Temmuz 1974'ün
hedeflerini, BM'nin hazırlayıp AB'nin de desteklediği Çözüm
Planı'nı barış hedefiyle aynı doğrultuda
gördüklerini ifade ederek, "20 Temmuz'u, çözümü engelleyen,
düşmanlığı, ayrılık ve
ayrımcılığı kışkırtan bir gün olarak değil,
bunların tam tersine çözüm yolunu açan, dostluk, eşitlik ve kader
ortaklığını hazırlayan tarihi bir dönemeç olarak
değerlendirdiklerini, bu değerlendirmeyi Türkiye'nin de
yaptığını" belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, hayatın sunduğu fırsatların
kaçırılmaması gerektiğini vurgulayarak, Kıbrıs
Rum tarafını barış ve çözüme ulaşmak için iyi niyetli,
sonuç alıcı görüşmelere çağırdı. Talat, Rum
tarafının atacağı en ufak bir iyi niyet
adımının, çok daha büyük iyi niyet adımlarıyla
karşılık göreceğini söyledi.
Halkın referandumdaki
'evet' oylarıyla hem kendi yönetimini hem de Kıbrıs sorununun
gidişatını değiştirdiğine işaret eden
Cumhurbaşkanı Talat, çözüm çerçevesinin BM'nin bütünlüklü çözüm
planı şeklinde belirlendiğini, Cumhurbaşkanı olarak
görevinin halkın barıştan, çözümden, Avrupa'dan yana bu iradesi
doğrultusunda çalışmak olduğunu kaydetti.
"20 Temmuz'a kaynaklık
eden olaylar hayatın gerçeği"
Cumhurbaşkanı
Talat, hayatın devam ettiğini, kararsızlıkları,
hataları bağışlamadığını, gerekleri
anlaşılmazsa yanılgıya düşüldüğünü belirterek, "Hayatın
gereklerini anlayamazsak yanılgıya düşeriz. İnsanların
kendi hayatları içinde yaşadığı gerçekleri inkâr
edersek, yanılgımıza yeni yanılgılar ekleriz.
Yanlış sonuçlara varırız.
Bugün
kutladığımız 20 Temmuz Barış ve Özgürlük
Bayramı'na kaynaklık eden olaylar da hayatımızın bir
gerçeği olarak yaşanmıştır. Bu olayları gerçekçi
bir şekilde kavramaz, onlardan sonuçlar çıkarmasını
beceremezsek, geleceğimize yön veremeyiz; yanılgılara
düşeriz; hayatın gerçekleri ile çatışmalar
yaşarız" dedi.
Kıbrıslı
Rum liderlerin "Kıbrıs sorunu Türkiye'nin adayı işgali
meselesidir" diye tekrar ettiklerine işaret eden Talat, bunun
hayatın gerçeklerine ters olduğunu kaydetti ve sadece
Kıbrıslıların değil dünyanın da bunu
bildiğini söyledi.
"Ortada fol yok
yumurta yokken mi?.."
Talat, Türkiye'nin bir
sabah ortada fol yok yumurta yokken Kıbrıs'a operasyona karar
vermediğini anlatarak, Kıbrıs sorununun nasıl ortaya
çıktığının inkar edilemeyeceğini vurguladı
ve 1950'lerden itibaren Kanlı Noel'le devam eden süreçte
Kıbrıslı Türklerin neler yaşadığının
herkesçe bilindiğini belirtti.
Toplumsal bellekte
tedirgin günlerin hala tazeliğini koruduğunu ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:
"Ve
kulaklarımızda hala daha Lefkoşa sokaklarının
derinliklerine sinir bozmak amacı ile yönlendirilmiş 'Bekledim de
gelmedin!' şarkısının nağmeleri var. Ve tabii ki buna
verilen cevap: 'Bir gece ansızın gelebilirim'.
Geleceği belirsiz,
bir gün sonra ne olacağını bilemeden yaşamaya
çalışmanın dayanılmaz zorluğunu bizzat
yaşamış birisi olarak ben ve benim kuşağım, o
günlerin çocukları ve sonradan gençleri, Kıbrıs sorununun
barışçıl ve eşitlik içinde çözümlenmesine yönelik
çalışmalarımızı yurtseverlik duygularımızla
birleştirerek sürdürürken inancımız tekti: Kıbrıs,
savaşın değil barışın yurdu olmalıydı.
Ancak barış için gerekli olan en önemli şey iki tarafın da
önyargıdan uzak samimi arzularıydı."
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz'un 33. yılında hatırlamakta, Rumlara
ve Kıbrıs sorununda taraf olmaya çalışan ama
tarafsızlıklarını bir türlü koruyamayan dünyanın irili
ufaklı tüm devletlerine de hatırlatmakta yarar olduğunu
belirterek, "15 Temmuz 1974'de EOKA lideri Nikos Sampson'un Yunanistan
askeri cuntasının desteğiyle yaptığı darbe,
Makarios'u devirmekle kalmayıp 'Kıbrıs Elen Devleti'ni de ilan
etmişti. O 'Kıbrıs Elen Devleti'nde Kıbrıslı
Türklere yer yoktu" dedi.
Talat, Kıbrıs
sorununun kaynağının da zaten hayatın gerçekleri ile
bağdaşmayan bu anlayış olduğunu ifade ederek, soruna
gerçekçi bir çözüm bulmaktaki zorluğun Rumların, Kıbrıs Türk
halkının varlığını ve haklarını
kabullenmemesinden kaynaklandığını belirtti.
"Kapsamlı bir
çözüme ulaşmak bir yana, bu şekilde 'Türk işgali' söylevleriyle,
Kıbrıslı Türklerin yıllarca çektikleri acıları
anlamadıklarını veya umursamadıklarını tekrar
tekrar dile getirerek, iki halk arasında yeniden yakınlaşma,
anlayış ve işbirliği nasıl tesis edilebilir?"
diye soran Talat, bunun tehlikeli bir yorum olduğunu ve 20 Temmuz'un
nedenlerini de basitleştirdiğini anlattı.
"Hayır
oyları Kıbrıslı Türklere hayır anlamına
geliyor"
Cumhurbaşkanı
Talat, yaşananların, Rum tarafının adayı Elen yurdu
gördüğünü, Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs'ın
gerçek sahiplerinden biri saymadığını, tersine yabancı
ve aşağı bir ikincil unsur, bir düşman
saydığını gösterdiğini kaydederek, "Annan
Planı'na verilen 'hayır' oyları da aslında
'Kıbrıslı Türklere Hayır' anlamına geliyor. Bu
politikayı referandumdan bu yana daha da tırmandırıyorlar.
Kıbrıslı Türkleri, Elenleşmiş Kıbrıs
Cumhuriyeti içinde eritmek istiyorlar. Bunun adına da ozmosis
diyorlar" dedi.
"Ozmosise geçit
vermemiz beklenemez"
Kıbrıs Rum
tarafının, bu kemikleşmiş, çağdışı ve
hayatın gerçeklerine aykırı politikasını ilerletmeye
çalışırken, tüm Kıbrıs adına AB üyeliğinden
de yararlandığına işaret ederek,
"Kıbrıslı Türkler ile ticaret yapmak yerine
Kıbrıslı Türklerin güney limanları üstünden ticaret
yapması savunulursa, AB bu politikanın aracı durumuna
düşer. Kıbrıs Türk takımlarının başka ülke
takımları ile futbol karşılaşmaları yapması
engellenirse, ozmosise destek verilmiş olunur. Bizim, Kıbrıs Rum
politikasına, ozmosise geçit vermemiz, hoşgörü göstermemiz elbette
beklenemez. Bu konuda hassasiyet göstermek, önce bizim, daha sonra ise Avrupa
Birliği'nin, Birleşmiş Milletler'in ve uluslararası
kamuoyunun görevidir" diye konuştu.
Adadaki soruna
kapsamlı çözüm bulunmak isteniyorsa, Rum tarafının bugünkü
durumu devam ettiremeyeceğine ikna edilmesi gerektiğini kaydeden
Talat, yalnızca sözlü ikazlardan öteye geçilmediğini ve Rum
liderliğinin de bunları dikkate almadığını
söyledi.
Net mesaj verilmeli
Talat, Kıbrıs
Rum tarafının ikna edilebilmesi için Kıbrıslı
Türklerin daha uzun süre izolasyon altında tutulamayacağı
mesajının net bir şekilde bazı uygulamalarla desteklenerek
verilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.
"Bu nedenle,
izolasyonların kaldırılması mücadelesi
ayrılıkçılık değil, tam tersine bir barış ve
çözüm mücadelesidir. Hayatın dayattığı barış yolu
budur" diyen Cumhurbaşkanı Talat, Rum liderliğinin hayat
sanki adanın kuzeyinde de devam etmiyormuş gibi
davrandığını belirterek örnekler verdi.
Talat,
"Kıbrıslı Türkler sanki gerçekte bu ada üzerinde
yaşamıyormuş, gündelik hayatlarını sürdürme
ihtiyaçları bulunmuyormuş gibi, kendi demode Elenizm projeleri
gerçekleşmediği sürece bizim ölü taklidi yapmamızı talep
ediyorlar. Tıpkı 44 yıl öncesinde olduğu gibi" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıslı Türk olan her şeye "sözde, sahte"
diyerek halkın hayatını böyle sayan Rumlara rağmen,
Kıbrıslı Türklerin hayatının da,
varlığının da gerçek olmaya devam ettiğini
vurguladı. Talat, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Yalvarmayacağız"
"Hayatın
gereklerini yerine getirmek için attığımız her
adımı, 'Türk tarafı siyasi yükselme arayışında,
bölünmüşlüğü pekiştirme çabasında!' diyerek engellemeye
çalışıyorlar.
Oysa bizim
amacımız, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak,
adanın AB içinde ve halkımızın eşitliği temelinde
birleşmesini sağlamaktır.
Bunun için onlara
yalvarmayacağız. Barışa ulaşmak için yalvarma projemiz
yoktur. Barış için, özgürlük için kararlı bir şekilde
savaşacağız; mücadele edeceğiz.
Yeni uluslararası
ilişkileri de dikkate alarak dünyayla ekonomik, kültürel, siyasi, sosyal
bağlar kurmak için çalışacağız. Bunun için
Kıbrıs Rum liderliğinin onayını bekleyemeyiz.
Dünyanın çeşitli ülkelerindeki dostlarımız
aracılığı ile bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.
Çünkü hayat bunu gerektiriyor. Dünyadaki ilişkilerimizi geliştirme çabalarımızı
artırarak sürdüreceğiz. Kıbrıs Türk halkı, hayatta
olan bir halktır ve dünyanın hayatına katılmak da elbette
hakkıdır."
Halktan alınan
güçle...
Talat, mücadelede
başlıca güç kaynağının halk olduğunu
vurguladı ve çözüm, barış ve demokrasi için yola devam
edeceklerini söyledi.
Halkın referandumdaki
'evet' oylarıyla hem kendi yönetimini hem de Kıbrıs sorununun
gidişatını değiştirdiğine işaret eden
Cumhurbaşkanı Talat, çözüm çerçevesinin BM'nin bütünlüklü çözüm planı
şeklinde belirlendiğini, Cumhurbaşkanı olarak görevinin
halkın barıştan, çözümden, Avrupa'dan yana bu iradesi
doğrultusunda çalışmak olduğunu kaydetti.
"20 Temmuz'un
hedefleri BM Çözüm Planı'yla aynı doğrultuda"
Cumhurbaşkanı
Talat, şöyle devam etti:
"Kıbrıs
Türk tarafı olarak 20 Temmuz 1974'ün hedeflerini, Birleşmiş
Milletler'in hazırlayıp Avrupa Birliği'nin de desteklediği
Çözüm Planı'nın barış hedefiyle aynı doğrultuda
görüyoruz. 20 Temmuz'u, çözümü engelleyen, düşmanlığı,
ayrılık ve ayrımcılığı
kışkırtan bir gün olarak değil, bunların tam tersine
çözüm yolunu açan, dostluk, eşitlik ve kader
ortaklığını hazırlayan tarihi bir dönemeç olarak
değerlendiriyoruz. Bu değerlendirmemizde yalnız değiliz ve
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs sorununa gösterdiği
barışçı, uzlaşmacı, olumlu yaklaşımıyla
birlik içindeyiz.
Kıbrıslı
Türklerin hayat kalitesinin, refahının
artırılmasını da 20 Temmuz'un hedeflerinden birisi olarak
değerlendiriyoruz. Bu hedef geçerliliğini halen koruyor.
Kıbrıslı Türklerin refahı için çalışmayı,
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için çalışmakla
karşı karşıya koymak, hayatın gerçeklerine ters bir
başka yanlış tutumdur. Halkımızın yaşam
düzeyini yükseltmek, ekonomik, sosyal ve kültürel kazanımlarını
artırmak, sosyal adaleti sağlamak ve insanlarımızı
gelecek endişesinden kurtarmak, Kıbrıs sorununa adil bir çözüm
bulmanın başlıca unsurlarıdır. Bu bilinçle, hangi
kesimden, hangi görüşten, hangi kökenden olursa olsun tüm Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşları elbirliğiyle
çalışıyor."
Talat, Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözümün herkes için bir ihtiyaç olduğuna dikkat
çekerek, 8 Temmuz sürecinin sonuç alıcı şekilde ilerletilmesi,
bunun oyalama sürecine dönüşmesine izin verilmemesi gerektiğini,
kendilerinin buna izin vermeyeceğini söyledi.
Bütün samimiyetimle...
Görüşme çağrısı
Hayatın sunduğu
fırsatların kaçırılmaması gerektiğini
vurgulayarak, Kıbrıslı Rumların da barışın
gerekli ve hayatın kendisi olduğunu görerek, liderlerini
barış yapmaya zorlaması umudunu ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, "Bütün samimiyetimle, Kıbrıs Rum
tarafını barış ve çözüme ulaşmak için iyi niyetli,
sonuç alıcı görüşmelere çağırıyorum. Emin
olabilirsiniz ki, Rum tarafının atacağı en ufak bir iyi
niyet adımı, bizim tarafımızdan atılacak çok daha
büyük iyi niyet adımlarıyla karşılık görecektir"
dedi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, tüm bölgeyi barışla, sevgiyle kucaklamak için
çıktıkları yola devam edeceklerini, çözüm ve refaha ulaşma
çabalarında Türkiye'deki kardeşlerinin
dayanışmasının barış adımlarının
başlıca güvencesi olduğunu dile getirdi.
"20 Temmuzun bu 33.
yılında, bizlerin yaşaması için kendi kişisel
hayatlarını hiçe sayıp yurtsever bir sorumlulukla mücadele
etmiş, emek vermiş her bir bireyi saygı ve sevgi ile anmak
isterim" diyen Talat, gazilere nice uzun yıllar diledi;
şehitlerin önünde saygıyla eğildiğini ifade etti.
Şener: Zorluklar
geçici, KKTC kalıcıdır
Türkiye'nin
Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ise
Kıbrıs Türk halkının adada kalıcı çözüm ve
barış iradesini referandumda gösterdiğini, bugün de aynı
iradeye sahip olduğunu, ancak bunun haklarından fedakârlık
yapacağı anlamına asla gelmediğini söyledi.
Kıbrıs Türk
halkına uygulanan tecride son verecek adımların derhal
atılmasını isteyen Şener, Türkiye'nin haklarını
korumaya muktedir olduğunu, kararlılığını
sınamaya kalkışılmasını tavsiye etmediğini
belirtti.
Abdüllatif Şener,
koşullar ne olursa olsun, Türkiye'nin her zaman Kıbrıs Türk
halkının yanından olacağından kuşku
duyulmamasını istedi ve "Zorluklar geçici, KKTC
kalıcıdır" diye konuştu.
"KKTC'nin
kalkınması öncelikli hedefimiz"
Bakan Şener, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kalkınması ve hak ettiği
refah düzeyine ulaşmasının öncelikli hedefleri olduğunu ve
bundan sonra da bu hedef için çalışacaklarını vurguladı.
Koşullar ne olursa
olsun Türkiye'nin her zaman Kıbrıs Türk halkının
yanında olacağını ifade eden Şener, "Bütün
zorluklar geçici, KKTC kalıcıdır" dedi.
Kıbrıs Türk'ünün
barış istencini 2004 yılındaki referandumda tüm dünyaya
gösterdiğini ve bugün de aynı iradeye sahip olduğunu belirten
Şener, "Ancak bu Kıbrıs Türkü'nün vazgeçilmez
haklarından fedakârlık yapılacağı anlamına asla
gelemez" şeklinde konuştu.
Şener, öncelikle
geçen hafta kemikleri ailelerine teslim edilerek gömülen 13 şehit ve tüm
şehitleri rahmetle anarak "Kıbrıs Türkü'nün maruz
kaldığı katliamları ve acıları
unutmayacağız. Tekerrürüne izin vermeyeceğiz" dedi.
Şener,
"Atılan her temel, çakılan her çivi, bu ata
toprağındaki Türk mevcudiyetini güçlendirmekte, KKTC'nin ufkunu
genişletmektedir" şeklinde konuştu.
Barış
Harekatı bir dönüm noktası...
Barış
Harekâtı'nın Kıbrıs'ın tarihinde bir dönüm
noktası olduğunu ve kendilerinin bunu, Kıbrıs Türkü'nün
barış ve istikrar özlemi, özgür yaşama ideali doğrultusunda
hakkının, hukukunun ve eşit statüsünün korunması ve
kullanmasının sembolü olarak gördüklerini vurgulayan Şener,
halka şöyle seslendi:
"Kıbrıs
Türkü'nün varlığı tehlikedeyken Türkiye'nin tarihsel ve ahdi
sorumluluklarına, insani hak ve yükümlülüklerine dayanarak
gerçekleştirdiği Barış Harekâtı'nın
yıldönümü olan bu mutlu bayramınızı içtenlikle kutluyorum.
20 Temmuz hepimiz için ulusal bir gün ve ulusal bir bayramdır. Bunun
haklı gururunu duymaktayız."
20 Temmuz 1974'te Girne
kıyılarında yakılan meşalenin Kıbrıs
Türkünün yolunu aydınlattığı ve geleceğe güvenle
bakmasını sağladığını ifade eden Şener,
bugünkü barış ve güvenlik ortamına ulaşılmasında
en büyük payın Kahraman Türk ordusu ve Kıbrıslı
mücahitlerin olduğunu vurguladı. "Bundan 33 yıl önce elde
edilen bu başarıda Kahraman Kıbrıs Türk halkının
Anavatanla olan inanç ve gönül birliği müstesna bir değere
sahiptir" diyen Şener, bu birlik ve beraberliğin
Kıbrıs Türk halkının geleceğinin teminatı
olduğunu kaydetti.
Tarihi sorumluluk
Şener, bu bilinçle
Kıbrıs Türkü'nün huzur ve refahı için üzerlerine düşen
tarihi sorumluluğu bundan sonra da yerine getirmeye devem edeceklerini
vurguladı. Şener, Türkiye Cumhuriyetinin baştan beri
kalıcı çözümü amaçlayan bir siyaset izlediğine ve
Kıbrıs Türkü'nün bu yöndeki çabalarına destek sağlamakta
olduğuna dikkat çekti.
Kıbrıs Türk'ünün
barış istencini 2004 yılındaki referandumda tüm dünyaya
gösterdiğini ve bugün de aynı iradeye sahip olduğunu belirten
Şener, "Ancak bu Kıbrıs Türkü'nün vazgeçilmez
haklarından fedakârlık yapılacağı anlamına asla
gelemez" şeklinde konuştu. Şener, Kıbrıs sorunun
halen devem ettiğine ve Rum tarafının tüm uzlaşmaz
siyasetinin bedelinin Türk tarafına ödetilmekte olduğuna işaret
ettiği konuşmasında, Kıbrıs Türk halkına
uygulanan tecride son verecek adımların vakit geçirilmeden
atılmasının gerekliğini vurguladı ve "Bu tecridin
meşruiyeti yoktur" dedi.
En hafif tabiriyle
gaflet...
Geçen hafta bir
İngiliz takımıyla yapılması planlanan futbol
maçının engellenmesinin, bunun son örneği olduğunu
belirterek sergileneni "bir ayıp" olarak değerlendiren
Şener, dünyanın da Kıbrıs Türkü'nün uğradığı
haksızlıkların giderileceği yönündeki sözlerine rağmen
hiçbir şey yapmadığına dikkat çekti. Şener, "Bu
en hafif tabiriyle gaflettir" ifadesini kullandı.
"Kıbrıs
Türkü'nün dünyayla bütünleşmek için uzattığı el
tutulmalıdır" diyen Şener, bu çerçevede Kıbrıs
Türklerinin tüm dünyayla doğrudan ticaret yapabilmesi ve doğrudan
uçuşlarla seyahat özgürlüğünü kullanabilmesinin gerekliliği
üzerinde durdu be Kıbrıs Türkü'nün bunu fazlasıyla hak
ettiğini vurguladı.
Şener, çözüm yerinin
Birleşmiş Milletler olduğu ancak bunun belli ilkeler
doğrultusunda olabileceğini belirtirken, siyasi eşitlik ve iki
devlet esasına dayalı çözüm çabalarını artırarak
sürdüreceklerini vurguladı ve KKTC'nin aydınlık yarınlara güvenle
ilerleyeceğine olan inancını dile getirdi.
Türkiye'nin bölgesinde
izlediği barışçıl politikalara işaret ederek
istikrarın sağlanması yönünde aktif rol almakta olduğunu
kaydeden Şener, Rum tarafının son dönemde
başlattığı ve Doğu Akdeniz'in istikrarını
tehdit eden girişimlerini yakından takip etmekte olduklarını
vurguladı.
Oldubittiler kabul
edilemez
Şener
şunları kaydetti:
"Adanın tümünü
temsil etmeyen Rum tarafının, uluslar arası hukuka ve
anlaşmalara aykırı olarak tüm Kıbrıs'ı
bağlayacak şekilde yaratmaya çalıştığı
oldubittileri Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin kabul etmesi mümkün
değildir. Türkiye, Doğru Akdeniz'deki meşru hak ve
çıkarlarını korumaya muktedirdir. Türkiye'nin
kararlılığını sınamaya
kalkışmasını kimseye tavsiye etmiyoruz."
Çözümün de
barışın da temeli...
"Kıbrıs'ta
çözümün de barışın da istikrarın da temelinde Kuzey
Kıbrıs'ın ekonomik ve sosyal bakımdan güçlenmesi,
Kıbrıs Türk halkının refah seviyesinin yükselmesi
yatmaktadır" diyen Şener, bu hedefe ulaşmada
kurumsallaşmanın kökleştirilerek geliştirilmesinin ana
itici güç olacağını kaydetti.
Şener,
verimliliğin gözetilmesi, kaynakların etkin kullanımı ve
toplumun tüm kesimlerinin özveride bulunmasının gelecek nesillerin
mutluluğu ve refahın artırılmasıyla doğrudan
bağlantılı olduğunu da hatırlattığı
konuşmasında, tüm baskı, kısıtlama ve ambargolara
rağmen üretici ve mücadeleci kimliğiyle KKTC ekonomisini bugünkü
düzeyine getiren Kıbrıs Türk halkının, aynı özgüven
içerisinde daha müreffeh yarınlara ulaşacağına inanç
belirtti.
Rekabet edebilir, dünyayla
bütünleşmiş yapı
TC ve KKTC arasındaki
ilişkilerin geliştirilmesi, derinleştirilmesi suretiyle KKTC
ekonomisinin uluslararası alanda rekabet edebilir, dünyayla
bütünleşmiş bir yapıya kavuşturulmasına
çalıştıklarını vurgulayan Şener, KKTC'yi cazip
bir yatırım alanı haline getirebilmek için geliştiren özel
teşvik modeli içerisinde büyük projeleri yaşama geçirdiklerini
söyledi.
Şener, turizm,
enerji, ulaşım, liman, yüksek öğretim ve ormancılık
projelerinde memnuniyet verici gelişmeler kaydedildiğini belirtirken
tamamlanan projelere yenilerinin eklenmekte olduğunu ifade etti
Atılan her temel
çakılan her çivi...
Şener,
"Atılan her temel, çakılan her çivi, bu ata
toprağındaki Türk mevcudiyetini güçlendirmekte, KKTC'nin ufkunu
genişletmektedir" şeklinde konuştu.
Konuşmasında
şehitleri rahmetle, gazileri şükranla anan Şener,
Kıbrıs Türk halkına şöyle seslendi:
"Koşullar ne
olursa olsun Türkiye'nin her zaman yanınızda olacağından,
zorlukların paylaşılacağından kuşkunuz
olmasın. Bütün zorluklar geçici, KKTC kalıcıdır. Zorluklara
beraberce göğüs gerilecek. Sorunlar el birliğiyle
aşılacaktır. Mehmetçikler, mücahitler bu topraklarda
Kıbrıs Türk halkının geleceği için şehit oldular.
Onların bıraktığı kutsal emaneti koruma sorumluluğu
hepimize düşmektedir. Bu Cumhuriyet, bu güzel ülke yeni nesillerle daha da
güçlenecek, Doğu Akdeniz'de barışın sembolü olmaya devam
edecektir."
KIBRIS
20/07/07
Güney
Kıbrıs'ta üç TC vatandaşı ve bir Kıbrıslı
Türk'e 45'er gün hapislik
Fileleftheros gazetesi
"Türkler Avrupa Tutukevleriyle Tanıştı - Klima Sistemine
Hayran Kaldılar" başlıklı haberinde, geçiş
sırasında üç Türk vatandaşının kendilerine ait olmayan
KKTC kimliklerini gösterdiklerini ve bu durumun anlaşılması
üzerine, şoförlüklerini yapan Kıbrıslı Türk'le birlikte
tutuklandıklarını yazdı.
Türk
vatandaşlarına, başkalarına ait KKTC kimlik
kartlarını veren Kıbrıslı Türkün Rum polislere,
"Türkleri, Avrupa'yı görsünler diye özgür bölgelere götürmeye
çalışıyordum" dediğini belirten gazeteye göre,
adları belirtilmeyen dört kişi, önceki gün Lefkoşa Rum Kaza
Mahkemesi'ne çıkartıldı. Türk vatandaşları sözde
"Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına gayrı meşru
limandan giriş yaptıklarını", "kaçak göçmenlere
yardım etmekle" suçlanan Kıbrıslı Türk, üç Türk
vatandaşına yardım ettiğini kabul etti.
Gazete, Avukat Menteş
Aziz'in savunduğu dört Türkün, Rum yargıç Lemonia Kavcani
tarafından 45'er gün hapis cezasına
çarptırıldığını yazdı. Gazeteye göre Rum
yargıç, "Suçlananlar, iddia ettikleri gibi Avrupa'yı görmek
istiyorlar ise, bunu Cumhuriyet'in meşru limanlarından giriş
yaparak gerçekleştirebilirler" dedi.
Cezanın
açıklanmasının ardından Avukat Menteş Aziz,
"müvekkillerinin, tutuklanmalarının ardından götürüldükleri
tutukevlerinde klima olmasına hayran kaldıklarını, böyle
bir klima sisteminin ne Türkiye'deki ne de (gazetenin ifadesiyle) 'işgal
bölgelerinde' bulunduğunu" söyledi.
Alithia gazetesi haberi,
"AB Devletinde Olduklarını Anladılar - Türkler Klimalı
Tutukevlerinde" başlığıyla aktardı.
KIBRIS 20/07/07
Aresti
kararı hukuki silah
Mahi gazetesi haberinde,
Avukat Ahilleas Dimitriadis'in; "Kıbrıs haftası"
çerçevesinde, "Lobby For Cyprus" tarafından önceki akşam
Londra'da düzenlenen, "işgal bölgelerindeki Rum malı
gaspları" konusunda AİHM kararları konulu seminerde
yaptığı konuşmaya yer verdi.
Gazeteye göre Ahilleas
Dimitriadis; AİHM'in Maraş'ın iadesi konusunda Miras Ksenidi
Aresti lehine verdiği kararın; sözde "Maraş
Belediyesi"nin; uluslar arası alanda kapalı Maraş'ın
iadesi talebi propagandasında kullanmak üzere
başlattığı imza kampanyasındaki önemli bir hukuki
silah olacağını söyledi.
Titina Loizidu'ya ve Miras
Ksenidi Aresti'ye; tazminatlarını ödemesinin ardından
Türkiye'nin, bu başvuruların ikinci aşaması olan; iadeyi
uygulamakla karşı karşıya kalacağını
söyleyen Dimitriadis Loizidu'nun Aralık 2003 itibarıyla
"malını kullanamamaktan dolayı uğradığı
zararın" tazminatı olarak 640 bin KL
aldığını, Aresti'nin de 22 Ağustos'a kadar 885 bin
Avro alması gerektiğini söyledi.
Ahilleas Dimitriadis
AİHM kararının ikinci aşaması olan iadenin
uygulanmasının, başvuru sahibinin değil; Avrupa Konseyi
Bakanlar Komitesi'nin topyekün sorumluluğu konusu olduğunu savundu.
Türkiye'nin; Titina
Loizidu'nun malına geri dönmesine neden izin vermediğini şu ana
kadar izah etmediğini kaydeden Dimitriadis Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi'nin gelecek Ekim ayında Türkiye'den Loizidu konusunda izahat
isteyeceğini, o zamana kadar Aresti'ye de tazminat parasının
ödenmesi halinde; Aresti davasındaki geri dönüş/iade konusunun
gündeme geleceğin anlattı.
Ahilleas Dimitriadis,
sözde "Maraş Belediyesi"nin başlattığı imza
kampanyasında bugüne kadar kullandığı argümanın
"insan hakları ihlali" siyasi ilkesi olduğunu
hatırlattı ve şunları söyledi:
"Elimizde ilk kez;
Türkiye'den eski Maraş sakini Aresti'ye ve aynı durumdaki herhangi
birine kapalı Maraş'a geri dönüş izini vermesini isteyen bir
mahkeme kararı var. Bu kararın, belediyenin
çalışmalarına yardımcı olacağına
inanıyorum. Geri dönüş konusu yalnız siyasi bir konu değil,
aynı zamanda hukuki bir yükümlülüktür. Geri dönüş talebi, AİHM
kararının uygulanması talebiyle de oluyor. Bugüne kadar Türkiye
aleyhine toplam bin 500 başvuruda bulunuldu."
KIBRIS 20/07/07
Polonyalılar
Baf'ı değil, Bafra'yı tercih ettiler
Politis gazetesi,
"Baf Yerine, Vokolida (Bafra)" başlığıyla
verdiği haberinde, yakın zamanlarda, merkezi Güney
Kıbrıs'ta bulunan ve Kıbrıs Rum Seyahat Acentelerinin de
üyesi olan bir seyahat acentesinin konuya karışmasıyla Baf'ta
yapılacak olan bir konferansın iptal edildiğini ve
konferansın Vokolida'da (Bafra) yapılacağını belirtti.
Gazete konuyla ilgili
olarak edindiği bilgilere dayandırdığı haberinde,
Polonyalı büyük bir ilaç firmasının 27-30 Ağustos
tarihlerinde 500 delegenin katılacağı bir konferans
düzenleyeceğini; ilk başlarda Güney Kıbrıs'taki 3 acentenin
ilaç firmasıyla ilgili konferansın Baf'ta düzenlenmesiyle
ilgilendiklerini, ancak konferansı düzenleyecek olan acentenin,
Polonyalıların isteği üzerine, Baf'taki bir otelde
yapılacak toplantıyı iptal ettiğini kaydetti.
Gazeteye göre konferans,
Polonyalıların isteği üzerine, Bafra'daki Kaya Artemis Otel'de
gerçekleştirilecek.
Rum Seyahat
Acentaları Birliği (ACTA) üyesi bir Rum seyahat acentasının
organize ettiği konferansın Kuzey Kıbrıs'a
aktarıldığının, Rum Turizm Örgütü (KOT)'un
yurtdışındaki bir toplantısında ortaya
çıktığını belirten gazete, Rum
Dışişleri Bakanlığının bu konuda
araştırma başlattığını haber verdi. Habere
göre, ACTA başkanı Akis Kelepesis de konunun
araştırıldığını belirtti.
Kelepesis
açıklamasında, ACTA'nın söz konusu seyahat acentesine mektup
yolladığını ve konuyla ilgili gerekli bilgilendirmeleri
istediğini ifade etti.
ACTA'nın KKTC'yle
ilgili olarak, üyelerine gerekli talimatları verdiğini ifade eden
Kelepesis, talimatların özellikle KKTC'ye günü birlik turlar
düzenlenmesiyle ilgili olduğunu belirtti. Kelepesis yabancı tur
operatörlerinden KKTC'de geceleme yapılmasıyla ilgili
"baskı" gelmesi durumunda ise ACTA'nın üyelerine sadece
Kıbrıslı Türklerin sahibi olduğu otellerde geceleme
yapmayı önerdiği belirtildi.
KIBRIS 20/07/07
Tasos Papadopulos: 20
Temmuz, lanetli bir gündür
Lefkoşa'nın Rum
kesimindeki Faneromeni Kilisesi'nde bu sabah düzenlenen ayine katılan Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos 20 Temmuz'u "lanetli"
ilan ederken, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas günün
mesajının "Kıbrıs'a adalet mücadelesinde topyekün
seferberlik" olduğunu savundu.
Rum radyosunun haberine
göre Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos tarafından
yönetilen ayin sonrasında konuşan Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos "Bugün lanetli bir gündür. Düşüncelerimizin ve
kalbimizin hayatlarını feda edenlerle ve fedakarlıklarıyla
en azından millî itibarı ve insanlık onurunu kurtaranlarla
birlikte olması gerektiğini düşünüyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ı; "görüşmeleri, Gambari prosedüründen
uzaklaşana kadar kendisiyle görüşmekten kaçınma taktiğini
sürdürmekle" suçlayan Papadopulos "Görüşmeyi, Gambari
prosedürünün dışına çıkarmayı başarana kadar
görüşmelerden kaçınma taktiğine devam ediyor. İstediği
budur" dedi.
Hjristofyas, günün
mesajı; Kıbrıs'a adalet mücadelesinde topyekün seferberliktir
Rum Meclis Başkanı
Dimitris Hristofyas; "Günün mesajı; Kıbrıs'a adalet
mücadelesinde topyekün seferberliktir. Yeni oldu-bittileri bertaraf etmek,
ülkenin nihai hayrı görmesi için işgalden, yerleşiklerden
kurtulma mücadelesi de yine ortak olmalıdır" dedi.
Lefkoşa'nın Rum kesimindeki
Faneromeni Kilisesi'nde düzenlenen ayine Papadopulos ve Hristofyas
dışında; Rum Bakanlar Kurulu üyeleri, siyasi parti
başkanları, milletvekilleri, RMMO ve Rum polisi liderlikleri ile
Yunan Meclisi'nden Güney'e giden ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan
heyet katıldı. Yunan hükümetini, Yunanistan Millî Eğitim
Bakanı Marietta Yannaku Kutsiku'nun temsil ettiği ayinde Rum yönetimi
adına konuşmayı Savunma Bakanı Hristodulos Paşardis
yaptı.
KIBRIS 20/07/07
KKTC halkının
geleceği için mücadelemiz devam edecek
YANLIŞLARINI ANLAMAYA
ÇALIŞTILAR... Erdoğan: AB'ye üyeliğe ilişkin
görüşmelerde önümüze hep Kıbrıs getiriliyor. Ancak
Kıbrıs konusunda kararlılığımızdan taviz
vermeyiz. Kazanılmış haklar var, KKTC
vatandaşlarının haklarını vermeyiz. Sayın Merkel,
Güney Kıbrıs'ın AB'ye alınmasıyla hata ettiklerini
kabul ediyor. Yeni mi anladınız? Hangi kıstasa vurursanız
vurun, Güney Kıbrıs alınamazdı. Hangi hakla
'Kıbrıs' diyorsunuz? Yanlış burada. 'Kıbrıs' diye
bir devlet yok. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi var. Bunları
devamlı gerekçe olarak önümüze getiriyorlar. Ama biz mücadelemizi
diplomatik olarak ortaya koyuyoruz
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AB'ye üyeliğe ilişkin
görüşmelerde önlerine hep Kıbrıs'ın getirildiğini
belirterek, KKTC halkının geleceği için mücadelenin devam
edeceğini söyledi.
Erdoğan önceki gün
akşam ATV'de katıldığı canlı yayında
soruları yanıtladı.
Başbakan
Erdoğan, AB'ye üyeliğe ilişkin çalışmaların
gidişatına ilişkin bir soruyu da "AB üyesi olalım
yaklaşımı yüzde 50'nin üzerinde 55 civarında. 'AB'ye bizi
alırlar mı?' sorusunda sıkıntı var. İki sorunun
cevabı ayrı. Bizim şu anda AB'ye üyelik noktasına bir
sıkıntımız yok. Almanya dönem başkanlığında
3 fasıl açıldı. Portekiz Başbakanı, devralırken
yapığı konuşmayla olumlu mesajlar verdi. Bu süreçte de
Almanya dönemindeki performansı yakalayacağız"
şeklinde konuştu.
"AB'ye üyeliğe
ilişkin görüşmelerde önümüze hep Kıbrıs getiriliyor"
diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu noktada
kararlılığımızdan taviz vermeyiz.
Kazanılmış haklar var. KKTC vatandaşlarının
haklarını vermeyiz. Sayın Merkel'in son yaptığı
açıklamada, bizim sürekli üzerinde durduğumuz konuydu. 'Güneyin AB'ye
alınmasıyla hata ettik' dedi. Yeni mi anladın? Hangi
kıstasa vurursanız vurun, Güney Kıbrıs alınamaz. En
önemli kriter, kendi içinde sıkıntıları olmayacak.
Kıbrıs olarak alıyorsun, bir Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi, bir de KKTC var. KKTC'yi, Türkiye Cumhuriyeti tanıyor.
Diğer taraftan bakıyorsun, İslam Konferansı Örgütü,
Kıbrıs Türk Devleti olarak kendisini kabul ediyor. Gözlemci
sıfatıyla çağırıyor. Pakistan Devlet
Başkanı, Sayın Talat'ı resmi davetli olarak davet ediyor.
Kıbrıs kendi içinde bir bütün değil ki, sen 'Kıbrıs'
diye alıyorsun. Kuzeyi ne yapacaksın o zaman? Hangi hakla
'Kıbrıs' diyorsun? Yanlış burada. 'Kıbrıs' diye
bir devlet yok. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi var. Bunları
devamlı gerekçe olarak önümüze getiriyorlar. Ama biz mücadelemizi
diplomatik olarak ortaya koyuyoruz."
Erdoğan, aynı
konuya ilişkin bir başka soru üzerine de ''Bakıyorsunuz, dün
farklı düşünen liderler bugün farklı düşünebiliyor. Böyle
çok enteresan şeylerle karşılaşıyoruz.
Bakıyorsunuz, yönetime gelen liderler tavır değiştirip
Türkiye'ye karşı olumlu yaklaşabiliyorlar'' dedi.
KIBRIS 20/07/07
AKP'nin oyunun son anketlerde yüzde 40'ları aşmasına
şaşanlar var. Oysa şaşacak bir şey yok; çünkü bu seçim
herkes sözleşmişçesine AKP'ye çalıştı.
Sadece varoşlara kömür taşıyan kamyonları kastetmiyorum.
Ya da kafa karıştıran kamuoyu araştırma
şirketlerini...
Medya da bir bölümüyle AKP'ye çalıştı; borsa da, piyasalar da,
küresel ve yerel sermaye de, işveren örgütleri de...
Bitmedi.
"Onlara verilen oy Yahudiye gider" teranesini sürdüren Erbakan da
"Demek bunlar farklı" dedirterek AKP'ye çalıştı.
"Bodrum'da 18'lik kızlarla fink atacağıma size geldim"
diye naçiz vücudunu halka bahşetmiş cakası satan İbrahim
Tatlıses de partisini gömerken AKP'ye çalıştı.
Durduk yerde miting meydanına yağlı urgan atarak bugüne kadarki
temkinliliğini terk eden ve idamı geri getirme sözü veren Bahçeli de
"Başa mı dönüyoruz?" kaygısı yaratarak AKP'ye
çalıştı.
Tam bu aşamada MHP'yi, CHP'nin muhtemel koalisyon ortağı olarak
gösteren Cumhuriyetçi köşe yazarları da "CHP'ye verdiğimiz
oy MHP'yi iktidar yapacak" tereddüdüne yol açarak AKP'ye
çalıştı.
CHP de vatandaşın işsizlikten, geçim derdinden canı
yanarken son haftaya kadar ideolojik bir kampanyada ısrar ederek AKP'ye
çalıştı.
Nihayet asker de bir gece yarısı muhtırasıyla sürece
müdahale ederek ve mağduriyet görüntüsünü besleyerek AKP'ye
çalıştı.
Gül: "Müdahale oyumuzu artırdı"
Son 1 haftada 6 kent gezdim, mitingler izleyip hem liderlerle, hem seçmenlerle
sohbet ettim.
Ulaştığım sonuç, bu sohbetlerin hülasasıdır.
Dün de Kayseri'de seçim kampanyasını noktalayan
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le beraberdim.
AKP'nin oyunu yüzde 48 gösteren KONDA'nın seçim anketini sorduğumda
"Ben de yüzde 40'ın üzerinde olduğumuzu tahmin ediyorum"
dedi.
3 ay önce kendi anketlerinde oylarının yüzde 30'larda
göründüğünü hatırlatıp "Bu artışta askerin
e-muhtırasının rolü var mı?" diye sordum.
"Bence var" dedi Gül, "Cumhurbaşkanlığı
sürecine yapılan müdahale, Türk halkını derinden rencide etti.
Ve o süreç, meydanların heyecanının en büyük sebebi haline
geldi. Diğer partilerin de vicdanını rahatsız etti. Halk,
tepkisini işte böyle gösteriyor."
"Bağdat Caddesi de bize verecek"
Bünyan'da, Pınarbaşı'nda, Sarız'da hemşerilerince
büyük coşkuyla karşılanıyor Gül... Özellikle türbanlı
kadınların onunla fotoğraf çektirebilmek için
yarışmaları dikkat çekici... En muhafazakâr yörelerde bile eski
çekingenliğinden sıyrılmış, sosyalleşmiş
kadın kitleleriyle karşılaşmak mümkün.
Ama anketleri bugünkü rakamlara taşıyan onların oyları
değil...
"Ciddi gizli oyumuz var" diyor Gül...
Güneri Cıvaoğlu'nun geçen günkü yazısında,
varlıklı çevrelerin AKP'ye oy vereceğinden söz ettiğini
hatırlatıyorum:
"Evet" diyor, "O beni hiç şaşırtmadı.
Biliyoruz zaten, modern çevrelerde de bize oy verecek olup bunu ifade
edemeyenler var. Eskiden 'Bağdat Caddesi bize oy vermez, gecekondular
verir' gibi bir ön kabul vardı. Oysa Bağdat Caddesi'ndekiler iş
güç sahibi insanlar... Değişimi görebiliyorlar. Ve
değişimden en büyük faydayı elde ediyorlar. Çoğunun borcu
sabit kaldı, varlıkları 10 misli değer kazandı.
2002'de Bağdat Caddesi'ndeki bütün dükkânların toplam değeri ne
kadarsa şimdi en az 5 mislidir. Dolayısıyla o insanlar da kendi
çevrelerinde açıkça ifade edemese de istikrar için bize oy verecek."
Müstahak mı?
AKP, akıllı dostlarıyla akılsız
düşmanlarından oluşan geniş bir koalisyonun
gönüllü-gönülsüz desteğiyle artırdı oyunu...
Bu garip ittifak, yarın çalışmalarının semeresini
alırsa kimse halkı suçlayıp "Size müstahak" demeye
kalkmasın.
Askerinden medyasına, çetecisinden türkücüsüne herkes için "Nerde
yanlış yaptık?" diye düşünme ve ders çıkarma
vaktidir.
CAN DUNDAR MILLIYET 21/07/07
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile dün İstanbul'da uzunca bir
öğle yemeği yedik. Sabah da KKTC'deki üniversite rektörleri ile
basın toplantısı düzenlemiş. Amaç, tam da ÖSS tercihleri
aşamasında biz de varız demek.
Başbakan Soyer farklı bir politikacı. Her ne kadar kendisini
samimi bulmayanlar olsa da, o yaşamını, politikaya ve KKTC'ye
adamış biri.
İstanbul Tıp'tan mezun olmuş. Yaşıtları,
üniversite yerine iş hayatına atılıp, kırk defa
köşe dönüp, 3-4 defa emekli olsalar da o hâlâ kirada oturuyor. Ne,
neredeyse her KKTC'li gibi 3-4 emekli maaşı var ne de bir evi.
Üstelik son gerçekleştirdiği reformlar yüzünden, kendisini
destekleyen sendikalarla da yüzgöz olmuş.
Denktaş ve Talat gibi, konuşurken ince hesaplar yapmıyor,
kafasında kırk tilki dolaşıyor izlenimi de vermiyor. Ne
sorsanız cevap veriyor. Ambargo koymuyor. Ama bazı konularda,
ülkelerimize zarar verir, ben anlatayım gerisi size kalmış diye
topu bize atıyor.
Çeşitli gazete ve televizyonlardan gelen meslektaşlarımızın
yoğun soru bombardımanı altında yemeklerine dokunamayan,
hatta çok sevdiği sigarasını bile tüttüremeyen Soyer, ilginç
anekdotlar anlattı. Onlardan satırbaşları da vereceğim,
ama önce üniversitelere yönelik olanlar.
Hepsi benim evladım
Soyer, KKTC'ye yurtdışından gelen, özellikle de Türkiye'den
gelen öğrencilere kendi evladı gibi ilgi ve ihtimam
göstereceğini belirterek, sakın anne babaların gözü arkada
kalmasın dedi.
Soyer, ODTÜ'den sonra İTÜ'nün de KKTC'de kampus kurarak öğrenci
alımına başlayacağını belirterek,
öğrencilere sundukları olanakları şöyle sıraladı:
· Her şeyden önce sımsıcak bir
ilgi
· İsteyen her öğrenciye konforlu bir
yurt
· Kayıt oldukları gün, KKTC
vatandaşlarına sağlanan sağlık sigortası
· Dört yıllık oturma izni
· 5 bin doları aşmayacak ücretler
· Ulaşım ve beslenmeye destek
· Tüm üniversite ve fakültelere YÖK'ten
denklik
Peki ya kumarhaneler? Soyer bu konuda da velilerin yüreğine su serpecek
şu açıklamada bulundu: Öğrencilerin girmesine göz yuman
kumarhaneler anında kapatılacak....
KKTC iyi yolda
Başbakan Soyer, KKTC'nin düne göre çok daha iyi bir yolda olduğunu
belirterek, geleceğe güvenle baktıklarını söyledi.
İşte, konuşmasından bazı satırbaşları:
· Şu anda üniversitelerimizde 40 bin
öğrenci var. 60 bine çıkaracağız. Hedef 100 bin. Pek çok
ülkeden 8 bin yabancı öğrenci bulunuyor. Rumlar bu konuda bizi çok
kıskanıyor.
· Kişi başına gelir, üç
yılda 5 bin dolardan 11 bin 500 dolara yükseldi. Üniversiteler, turizm
yatırımları ve Rum kapısının açılması
ekonomiyi canlandırdı.
· Askerle aramızda bir sorun yok.
Amaçlarımız aynı.
· Yabancılara kamu arazilerinin
satışı yasak. Özel mülkiyetin ise ancak binde 3'ü
satılabiliyor.
· 13 bin çalışanımız, 24
bin emeklimiz var. Erken ve çok emekliliğe son verdik. Denktaş bile
üç kez emekli oldu.
· Türkiye her yıl bize 500-600 milyon YTL
veriyor. Bu parayı artık yatırımlara yönlendirdik.
· Yerel gelirler yüzde 43'ten yüzde 70'e
çıktı.
· 57 bin büyükbaş hayvan var. Rum
inekleri 30 kilo süt veriyor, bizimkiler 14 kilo. Süt ve peynircilikte modern
uygulamaya geçtik.
· İthalat 600 milyon dolardan 1.5 milyar
dolara çıktı. İhracat ise 50 milyon dolardan 70 milyon dolara
yükseldi. Cari açığı üniversiteler, turizm ve tasarrufla
kapatıyoruz.
· Rus ve İngiliz turistlerden büyük talep
var. Biri 500, diğeri 400 yatlık iki büyük marina
yapılıyor.
·
KKTC'de laiklik hiçbir zaman tartışma konusu olmaz.
Özetin özeti: KKTC önemli bir değişim sürecinde. Öğrencinin bile
artık macera arayanı değil, gerçekten okumak isteyeni gidiyor. Ekonomik
kıpırtılar ise heyecan verici. Umarız devamı gelir.
Yeni hayal kırıklıkları yaşanmaz...
ABBAS
GUCLU MILLIYET 22/07/07
İtalyan
siyasetçiler KKTC'li oluyor
22/07/2007
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - İki
İtalyan siyasi, AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri
tutmamasını protesto etmek için KKTC
vatandaşlığına başvurdu. KKTC'nin davetlisi olarak 20
Temmuz kutlamalarına katılan İtalyan milletvekili ve eski Avrupa
Parlamentosu milletvekili Maurizio Turko ile Transnational Radikal Parti Genel
Konseyi üyesi Marko Pedruka, başvuru belgelerini KKTC
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın makamında
imzaladı.
Ortak açıklamada kararlarını "Taraflar üstü bir oyuncu
olması gereken AB'nin adadaki taraflardan sadece birinin görüşlerini
destekleme suretiyle Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri
tutmamasına tepki ve Radikal Parti'nin dayanışmayı sözde
bırakmaması" diye gerekçelendiren ikili, "Görünen o ki,
Avrupa kurumları siyasi çözüm yönünde çalışmak yerine, Kıbrıslı
Türklerin ekonomik yönden çökertilmelerini beklemektedir" dedi. Ziyaretleri
sırasında Kıbrıslı Türklerin her gün
karşılaşmakta oldukları başlıca sorunları
görüp, dinleme ve anlama fırsatı bulduklarını belirten
İtalyan siyasiler Avcı'ya AB bayrağı sundu. Avcı da
İtalyanlara KKTC bayrağı verirken, "KKTC
açısından önemli bir gün" yorumunu yaptı.
BRT
Müdürü istifa etti
22/07/2007
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Rum-Türk ortak
yapımı 'Duvarımız' belgeselini gösterdiği için ordunun
tepkisini çeken KKTC Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRT) Müdürü Hüseyin
Gürşan istifa etti. Gürşan, cumhurbaşkanlığında
yeni göreve atanması nedeniyle BRT'deki 41 aylık görevinden
ayrıldığını açıkladı. Gürşan,
istifanın belgeselle bağı sorusuna "Yeni görevimden dolayı
bıraktım" yanıtını verirken, yeni
makamını açıklamadı. Ordunun Türk askerini 'işgalci,
tecavüzcü' göstermekle suçladığı belgesel yüzünden BRT'ye
haziranda TSK'nın Gönyeli tatbikatını izleme yasağı
gelmişti.
İtalyan milletvekillleri, KKTC
vatandaşlığı için müracaat etti
SORUNLARI YERİNDE
GÖRDÜK... Perduca, bunun bir provokasyon veya bir şeyi ispatlamaya yönelik
bir eylem olmayıp, adanın bu tarafında da kapsamlı bir
siyasi çözüm istemekte olduğu gerçeğinin Avrupalılar
tarafından öğrenilmesine yönelik somut bir hareket olduğunu
kaydetti. Bakan Avcı ise, başvuruların Kıbrıs
Türkü'nün yaşadığı izolasyonların bir an önce
kaldırılması ve dünya ile bütünleşmesi açısından
önemli bir atılım olduğunu kaydetti
KKTC'nin davetlisi olarak
İtalya'dan 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı
kutlamalarına katılmak amacıyla adaya gelen İtalya
Parlamentosu üyesi (Radicals) ve eski Avrupa Parlamentosu Milletvekili Maurizio
Turco ile Transnational Radical Parti Genel Konseyi Üyesi Marco Pedruca KKTC
vatandaşlığını almak için müracaatta bulundu.
Avrupa Birliği'nin
(Brüksel), adadaki taraflardan sadece birinin görüşlerini desteklediği
için Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmamasına
tepki göstermek ve Radikal Parti'nin sadece sözlerle dayanışma içine
girmeye alışkın olmadığını göstermek için
KKTC vatandaşlığına başvurma kararı alan Turco
ile Pedruca, müracaat belgelerini dün Dışişleri
Bakanlığı'nda imzalayarak Bakan Turgay Avcı'ya sundular.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'nın makam masasında imzalanan KKTC
vatandaşlığına müracaat belgelerinin sunulmasının
ardından, İtalyan siyasetçiler Bakan Avcı'ya Avrupa Birliği
bayrağı takdim ederken, Avcı'da İtalyanlara KKTC
bayrağını verdi.
Pedruca
İmza töreninin
ardından ortak hazırladıkları açıklamayı okuyan
Transnational Radical Parti Genel Konseyi üyesi Marco Pedruca, 20 Temmuz'da
Kıbrıs'taki mevcut durumu kendi gözleriyle ve yerinde görmek için
yerel otoritenin daveti üzerine Kuzey Kıbrıs'a geldiklerini, bu
ziyaret sırasında da Kıbrıslı Türklerin her gün
karşılaşmakta oldukları başlıca sorunları
görüp, dinleme ve anlama fırsatı bulduklarını söyledi.
Avrupa çözüm yönünde
çalışmak yerine ekonomik çökme bekliyor
Pedruca, AB'nin bu
sıkıntılı konuda taraflar üstü bir oyuncu
olmamasının ve taraflardan sadece birinin görüşlerini
desteklediği için verdiği sözleri tutmamış
olmasının kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, "Görünen
odur ki; Avrupa kurumları siyasi bir çözüm yönünde çalışmak
yerine, Kıbrıslı Türklerin ekonomik yönden çökertilmelerini
beklemektedir" diye konuştu.
Radikal Parti sadece
sözlerle dayanışmaya girmez
Radikal Parti'nin sadece
sözlerle dayanışma içine girmeye alışkın
olmadığını, bu yüzden de KKTC
vatandaşlığına başvurma kararı
aldıklarını da dile getiren Petruca, konuşmasına
şöyle devam etti:
Bu bir provokasyon
değil
"Bu bir provokasyon
veya bir şeyi ispatlamaya yönelik bir eylem olmayıp, 2004 BM referandumunun
Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra
demokrasinin hüküm sürdüğü adanın bu tarafında da kapsamlı
bir siyasi çözüm istemekte olduğu gerçeğinin Avrupalılar
tarafından öğrenilmesine yönelik somut bir harekettir."
Burada olma sebebimiz
çözüm arayışının tekrardan başlaması
Transnational Radical
Parti Genel Konseyi üyesi Marco Pedruca, burada olmalarının sebebinin
taraflardan birini veya diğerini desteklemek değil, adanın
kuzeyinde uygulanan izolasyonlara bir an önce son verilmesi ve üst düzey siyasi
diyalog yoluyla federal bir çözüm arayışının tekrardan
başlaması yönünde çağrıda bulunmak olduğuna da vurgu
yaparak, "Dil ve din yönünden farklı olan iki toplumun laik,
demokratik ve federal bir çerçeve kapsamında yetki
paylaşımına dayalı bir çözüm bulmaları tüm
Ortadoğu ve Akdeniz bölgesine güçlü bir siyasi mesaj gönderebilir"
görüşünü kaydetti.
Avcı
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı da, bugünü "KKTC açısından önemli bir gün" olarak
niteleyerek, İtalyan siyasetçilerin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük
Bayramı kutlamalarına davet edilen misafirler olduklarını
söyledi.
Avcı, İtalyan
siyasetçilerle görüşmeleri boyunca Kıbrıs'taki son durumu, son
gelişmeleri ve Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar altında
yaşama durumunda bırakıldıklarını görüştüklerini
ve bu kısa süre içerisinde yapılan görüşmelerde İtalyan
siyasetçilerin bu duruma tepki göstermek amacıyla KKTC
vatandaşlığına başvurma kararı
aldıklarını kaydetti.
Müracaatlar bizim için çok
önemli
İtalyan
siyasetçilerin KKTC vatandaşlığı müracaatlarını
bugün aldıklarını ve bu müracaatların prosedüre göre KKTC
makamları tarafından yürütüleceğini ifade eden Avcı,
"Biz dünyayla açılım çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Kıbrıs Türkünün yaşadığı izolasyonların bir
an önce kaldırılması ve dünya ile bütünleşmesi
açısından yaptıkları bu atılım için de Sayın
Turco ve Sayın Pedruca'ya teşekkür ediyoruz. KKTC
vatandaşlığına müracaatları bizler için çok önemli.
Biz Dışişleri Bakanlığı ve KKTC yetkilileri
olarak halkımızı dünyaya açacağız" diye
konuştu.
KIBRIS 22/07/07
İzolasyonlar, eğitim ve üniversitelerle
aşılacak
ÜNİVERSİTELERİN
GELİŞMESİ ÇÖZÜME KATKI SAĞLAR... KKTC üniversitelerinin Rum
tarafına göre müthiş bir avantaj olduğunu kaydeden Başbakan
Soyer, üniversitelerdeki bu gelişmenin, Kıbrıs sorununun çözüm
sürecinin müthiş bir devinim ve hız kazanmasını
sağlayacağını belirtti. Soyer, KKTC'nin izolasyonlar ve
dışlanma çalışmalarını aşabilmek için
dayandığı en büyük temelin eğitim ve üniversiteler
olduğunu vurguladı
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, KKTC'deki üniversitelerin Güney Kıbrıs Rum kesimine göre büyük
avantaj olduğunu ifade ederek, eğitim ve ekonomik gelişme
sürecinde sağladığı gelişmelerin Güney
Kıbrıs'ı son derece rahatsız ettiğini söyledi.
Maslak Sheraton Otel'de
düzenlenen "Eğitim Adası KKTC" konulu basın
toplantısında konuşan Soyer, Kıbrıs sorunu ile
mücadele sürecinin bir ayağının siyasal, diğer
ayağının da ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeler
olduğunu anlattı.
Soyer, Kuzey
Kıbrıs Türk halkının karşı karşıya
kaldığı izolasyonlar ve dışlanma çalışmalarını
aşabilmek için dayandığı en büyük temelin ekonomisinin
büyük bölümünü oluşturan eğitim ve üniversiteler olduğunu
vurgulayarak, "En son BM Sekretaryası ve ona bağlı UNESCO'nun
yayınladığı raporlarda vurguladığı gibi,
Kıbrıs Türk halkı üzerindeki bu izolasyonların en önemli,
en vicdansız bölümü eğitim üzerine uygulanan
izolasyonlardır" dedi.
Ferdi Sabit Soyer,
"eğitim adası" olan KKTC'de üniversitelerin
geliştiğini, serpildiğini ve tüm dünyaya bilim üretmeye devam
ettiğini belirterek, eğitim üzerine izolasyon
olamayacağını, bilimin her yerde bilim olduğunu dile
getirdi.
İTÜ de gelecek
KKTC'de Girne Amerikan,
Ortadoğu Teknik, Doğu Akdeniz, Yakın Doğu,
Uluslararası Kıbrıs ve Lefke Avrupa olmak üzere 6 üniversite
bulunduğunu ifade eden Soyer, her birinin bilim ve teknoloji üretmede
altyapı ve teknolojik yatırımlar açısından
birbirleriyle yarıştığını anlattı.
Soyer, üniversitelerin
ortak temellerinin bilimselliğe katkı ve KKTC Türk halkının
varlığına destek olduğuna işaret ederek, İstanbul
Teknik Üniversitesi'nin (İTÜ) de KKTC'de eğitim hayatına
katılacağını, böylece KKTC'nin eğitim adası olma
özelliğine yeni bir kilometre taşı ilave edileceğini
müjdeledi. Başbakan Soyer, bununla ilgili protokolün
imzalandığını, yer tespitinin ardından gelecek
yıl temelin atılacağını bildirdi. KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, sözlerine şöyle devam etti:
"9 milyon Dolar olan
GSMH'yı 2 milyar 600 milyon Dolara yükselten, kişi başına
milli geliri 5 bin Dolardan 10 bin Dolara çıkaran KKTC, ekonomide güçlü
bir devinimle dünyada kendi ulusal kimliğimiz ile yer alma süresinde
önemli mesafeler kat etmiştir. Bunda öncü sektörümüz eğitim
sektörünün, büyük bir katkısı vardır.
Üniversitelerimiz, bizim
Kıbrıs Rum tarafına göre müthiş bir
avantajımızdır. Bu avantajımızı destekleyen turizm
sektöründeki gelişmelerdir. Bu nedenle KKTC'nin ve Türk halkının
ekonomik gelişme sürecinde sağladığı süreçler, Güney
tarafını son derece rahatsız etmektedir. Bu
rahatsızlığı daha da artırmak gibi bir temel görevimiz
vardır. Bu nedenle üniversitelerimizin bu gelişme trendinde daha da
ilerlemesi ve KKTC ekonomisinin gelişmesi, sonuç olarak Kıbrıs
sorununun karşılıklı kabul edilebilir çözüm sürecinde
müthiş bir devinim ve hız kazanmamızı sağlayacaktır."
KKTC'nin 2 milyar 635
milyon Dolar olan GSMH'nın 1 milyar 400 milyon Doları'nın hizmet
sektöründen geldiğini belirten Soyer, bu sektörlerin de üniversite ve
turizm olduklarını, üniversitelerin payının yüzde 40
civarında bulunduğunu sözlerine ekledi.
YÖDAK Başkanı
Yüksek Öğretim
Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu (YÖDAK)
Başkanı Tahir Çelik de, örgün eğitim yapmakta olan 6
üniversitede 40 binin üzerinde öğrenci ve 2 binin üzerinde öğretim
elemanı bulunduğunu söyledi.
Bu öğrencilerin
yaklaşık yüzde 25'inin KKTC vatandaşı, yüzde 65'inin Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı ve geriye kalan yaklaşık yüzde
10'unun 60 değişik ülkeden gelen öğrenciler olduğunu ifade
eden Çelik, KKTC'de nüfusun dörtte birini öğrencilerin
oluşturduğunu kaydetti. Çelik, "Bölgede üniversiteye girmek
isteyip de giremeyen en fazla öğrenci, Türkiye'dedir. Eğitim
adası KKTC'de ise bu öğrencilerin ihtiyaçlarını
karşılayacak üniversiteler vardır. Biz bu öğrencileri
Kıbrıs'a davet ediyoruz" dedi.
Tahir Çelik, KKTC'de
üniversitede okuyan bir öğrencinin yıllık masrafının
10 bin Dolar civarında olduğunu vurguladı.
Toplantıya Girne
Amerikan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hıfsı Doğan,
Ortadoğu Teknik Üniversitesi KKTC Kampusu Rektörü Prof. Dr. Turgut Tümer,
Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, Yakın
Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şenol
Bektaş, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.
Mehmet Ali Yükselen ve Lefke Avrupa Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali
Rıza Büyükuslu da katıldı.
KIBRIS 22/07/07
Sahte pasaportlu Türkler Larnaka Havaalanı'nda
yakalandı
Gazete, söz konusu
kişilerden birinin sahte Bulgaristan pasaportuna, diğerinin ise
başka bir kişiye ait İngiliz pasaportuna sahip olduğunu
kaydetti.
Olayın geçen
perşembe günü gerçekleştiğini belirten gazete, Larnaka Kaza
Mahkemesi önüne çıkarılan bu kişiler aleyhinde dört günlük
tutuklama kararı verdiliğini yazdı.
Mısırla
işbirliği memorandumu
Politis gazetesi,
"Avrupa-Arap Forumu... Mısırla Memorandum"
başlığıyla verdiği haberinde, "Avrupa-Arap
Diyalog Forumu (Kıbrıs)" ile Mısır
Dışişleri Bakanlığı Diplomatik
Araştırmalar Enstitüsü arasında bir işbirliği
memorandumu imzalandığını yazdı.
Gazete 3 yıl süreli
memorandumun Forum Başkanı Sotos Zakheos ile Enstitü Müdürü,
Büyükelçi Walid Abdelnasser tarafından imzalandığını
kaydetti.
"Kıbrıs
Havayolları" pilotları grevde
Politis ve diğer
gazeteler, "Kıbrıs Havayolları"
pilotlarının, dün saat 10.00-15:00 saatleri arasında beş
saatlik grev yapacağını yazdı.
Gazete, PASİPİ
(PanKıbrıs Pilotlar Sendikası) üyesi olan pilotların
sözleşmeleriyle ilgili olarak iş bırakma eylemine gittiklerini;
gerçekleştirecekleri toplantıda bir sonraki eylemlerinin ne
olacağına karar vereceklerini belirtti.
Gazete, pilotların
grevinden dün 12 uçuşun, dolayısıyla yaklaşık 2 bin
yolcunun etkileneceğini kaydetti.
KIBRIS 22/07/07
"Kıbrıs sorununda yeni kapsamlı
inisiyatif"
Politis gazetesi, ABD ile
Güney Kıbrıs arasında, kültür mirasının
korunmasına ilişkin memorandumun ABD Dışişleri
Bakanlığı'nda gerçekleştirilen imza töreninin
ardından, Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Nicolas Burns'ün, Rum Haber Ajansı'na
yaptığı açıklamada, eylül ayında Ada'yı ziyaret
edeceğini belirterek şunları söylediğini yazdı:
"Kıbrıs'ta
barış, kesin barış olmasının ne kadar gerekli
olduğunu unutmadığımızı anlaması
Kıbrıs halkı için önemlidir. Bunun gerçekleştiğini
görmeyi arzu ediyoruz. Bu nedenle BM Genel Sekreteri'nin; BM'nin müzakerelerin
başlaması yönündeki yenilenmiş bir çabasına destek
vereceğini umuyoruz. Bunun gerçekleşeceğini umuyoruz."
Gazeteye göre, bu
ifadesiyle "8 Temmuz anlaşmasını mı
kastettiği" sorulan Burns şu yanıtı verdi:
"Hayır, tam
olarak ne söylediysem onu kastediyorum. BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki anlaşmazlığın barışçıl
şekilde halledilmesi için yenilenmiş bir çaba üstleneceğini
umuyoruz. ABD böyle bir çabayı destekleyecek. Kıbrıs hükümetiyle
yakın dostuz ve böyle bir çabayı desteklemek için Kıbrıs
hükümetiyle çok yakın çalışacağız."
Nicolas Burns,
"çaba" ifadesiyle ilgili olarak; "Buna Birleşmiş
Milletler, Kıbrıs hükümeti ve Kıbrıs Türk liderliği
karar verecek" dedi. ABD'nin çabadan vazgeçmediğini yineleyerek,
herkesin buna destek vermesi gerektiğini söyleyen Burns şöyle devam
etti:
"İki ay
içerisinde Kıbrıs'a gittiğimde, elbette bunu çok daha somut
şekilde destekleyeceğim."
Ada'yı ziyareti
sırasında KKTC'ye de gelip gelmeyeceğinin sorulmasına
karşılık Nicolas Burns "Ziyaretin detaylı
programını düşünmeye henüz başlamadım. Bunu
Kıbrıs hükümeti ve Kıbrıs Büyükelçisi'yle görüşmeyi ve
bazı öğütler almayı arzu ediyorum. Elbette,
Kıbrıs'taki Büyükelçimizin bu konuda Kıbrıs hükümetiyle görüşmesi
söz konusudur."
Gazete Rum yönetiminin
Burns'ün bu açıklamalarını temkinli
karşıladığına dikkat çekti ve Rum Yönetimi Sözcüsü
Vasilis Palmas'ın "Burns hoş karşılanır"
dediğini, ancak söylediklerine mesafeli durduğunu belirtti.
Gazeteye göre Burns'ün;
BM'nin Kıbrıs sorununda yenilenmiş bir çabasından söz
ederken kast ettiğinin 8 Temmuz anlaşması
olmadığı açıklamasının sorulduğu Palmas
"Sayın Burns'ün yaptığı bazı açıklamalar
konusunda şu anda yorum yapmaya başlamamız benim açımdan
faydasız olur. En doğrusu ve en tercih edileni; (Burns'ün) ziyaretin
detayları kesinleştiğinde hükümetin görüş
belirtmesidir" dedi.
Palmas, başka bir
soruyu yanıtlarken; "Sayın Burns'ün; 8 Temmuz'u kast
etmediği açıklamasını neden yorumlayalım, mesela Annan
planını da kastetmiyor olabilir" dedi. Rum yönetiminin Burns'ün
ziyaretinden haberdar olup olmadığı sorusuna olumlu yanıt
veren Palmas "Amerikalı yetkili Kıbrıs'ı ziyaret
arzusunu çok önceden belirtmişti. Ziyaretin Mayıs ayında
gerçekleştirilmesi düşünülmüştü, sonunda bu ziyaret ertelendi ve
büyük olasılıkla eylülde gerçekleşecek" dedi.
Fileleftheros gazetesi
haberi "Burns Eylülde Fikirlerle Gelecek -Lefkoşa Niyeti Bilmiyor Ama
Ziyareti Öngörüyor -Kıbrıs Sorununa Seçim Propagandası
Şeklinde Müdahale" başlığıyla yansıttı.
ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın siyasi konulardan
sorumlu müsteşarı Nicolas Burns'ün bölgeyi ziyaret etme ve
Kıbrıs sorununa ilişkin çabaların yeniden
başlaması perspektifini görüşme niyetinde olduğunu kaydeden
gazete edindiği bilgilere dayanarak Burns'ün; ziyaretini Eylül
ayının ilk 10 gününe, yani; Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un BM merkezine gidişi öncesi olarak belirlediğini
yazdı.
Rum yönetiminin, Burns'ün
Ada'yı ziyaret edeceğinin ötesinde; ne ziyaret programına ne de
niyetine ilişkin bilgiye sahip olduğunu belirten gazete özetle
şöyle devam etti:
"Güvenilir bilgilere
göre Washington, Lefkoşa'nın seçim propagandası döneminde
olacağından bağımsız olarak, Kıbrıs
sorununda yeni bir hareketlilik olabileceğini düşünüyor. Dahası;
böyle bir gelişmenin Türk-Avrupa ilişkilerine de yeterli ölçüde
yardımcı olacağına inanıyor. Birleşik
Devletler'in Türkiye'yle ilişkilerinin zor bir dönemden geçiyor
olmasına rağmen Amerikalılar, Türkiye'nin Avrupa sürecinin
savunucuları olmaya devam ediyor ve kendisine bu yönde yardımcı
oluyorlar.
KIBRIS 22/07/07