Times: Seçim Türkiye kimliğini tanımlayacak

Times başyazısında, sanılanın aksine tankların sokağa çıkmadığını, şeriat gösterileri yapılmadığını belirterek, “En önemlisi, seçim Türkiye’nin kimliğini etkileyecek, Türkiye’nin Batı ve İslam dünyasıyla ilişkilerini tanımlayacak” diye yazdı.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:45 TSİ 16 Temmuz 2007 Pazartesi

 

İSTANBUL - İngiliz Times gazetesi, bugünkü başyazısını Türkiye’deki seçimlere ayırdı. Başyazıda, seçimin Türkiye’nin hem kimliği, hem de Batı ve İslam dünyasıyla ilişkileri açısından belirleyici olacağı belirtilen yazıda “Muhalefetin bölünmüşlüğü ve ABD’nin ihmal ettiği, Avrupa’nın sırt çevirdiği bir Türkiye’nin Batı Asyalılık kaderine boyun eğmekten başka seçeneği olmadığı yolunda giderek yaygınlaşan kanaat, AKP’ye bu seçimleri de kazandıracak” deniyor ve “Batı sonuçların bilincinde olmalı” uyarısı da yapılıyor.

Times’ın başyazısı şöyle:
“Seçimler öncesinde, bir kargaşa havası hakim. Bu kargaşa henüz krize dönüşmüş değil. Ordunun Nisan sonundaki bildirisine karşın tanklar sokağa çıkmadı. Aynı şekilde şeriat düzenine geçilmesi için kitlesel gösteriler de yapılmıyor.

“Koyu Müslümanlar dahil, Türklerin büyük bir çoğunluğu dinin ayrı bir alanı olduğuna inanıyor. İslamcı eğilimlerine rağmen AKP de bu görüşü paylaşıyor.

“Bu nedenle seçimlerin Atatürk devrimlerinin savunucusu güçlü Türk ordusuyla, din ve siyaset ayrılığına son vermeyi amaçlayan İslamcılar arasında bir mücadele olacağını söylemek yanıltıcı olur.

“Kampanyanın en önemli, ancak en az öne çıkan teması bu seçimlerin, Türkiye’nin kimliğini etkileyecek olmasıdır. Seçimler, Türkiye’nin Batı ve İslam dünyasıyla ilişkilerini tanımlayacak.”

AK PARTİ, BATI’YI ALARMA GEÇİRECEK BİR ŞEY YAPMADI
Times başyazısında, AK Parti’nin iktidara geldikten sonra batılı müttefiklerini, İslami eğilimlerinin bir tehdit oluşturmadığına ikna etmek için çok çaba harcadığına dikkat çekiyor:

“Erdoğan’ın 2004’te zinayı suç sayma girişimi dışında bu konuda Batı’yı alarma geçirecek fazla bir şey olmadı. Aksine Erdoğan’ın reformları övgü topladı. Ekonomik anlamda Türkiye gelişti, enflasyon hızla düştü, milli gelir iki katından fazla arttı, Türkiye’ye yabancı sermaye akmaya başladı.
Fakat AKP’nin ‘gerçek’ gündemi konusundaki şüpheler hiçbir zaman kalkmadı.

“Muhalefetin bölünmüşlüğü ve ABD’nin ihmal ettiği, Avrupa’nın sırt çevirdiği bir Türkiye’nin Batı Asyalılık kaderine boyun eğmekten başka seçeneği olmadığı yolunda giderek yaygınlaşan kanaat, AKP’ye bu seçimleri de kazandıracak. Fakat hala Türkiye’nin en güvenilen kurumu olan orduya duyulan saygı, AKP’yi parlamentoda üçte iki çoğunluktan mahrum bırakabilir.

“Sonuç ne olursa olsun Erdoğan cumhurbaşkanlığı konusunda uzlaşma aramalı. Avrupalılar da, Türkiye’nin ihanete uğramışlık hissinin olası sonuçlarının bilincinde olmalı.”

FT: ERDOĞAN ZAFERDEN EMİN
Financial Times gazetesinde “Erdoğan seçim zaferinden emin” başlıklı Ankara çıkışlı haberde ise şöyle deniyor:

“Başbakan Erdoğan partisinin seçimlerde yüzde 40’tan fazla oy alarak, 550 üyeli sandalyeli Meclis’e 310-315 milletvekili göndereceklerini tahmin ediyor. Bu kez Meclis’e en az üç partinin gireceği, bu nedenle AKP’nin oyları artsa bile çıkaracağı milletvekili sayısının şimdikinin altında kalacağı söyleniyor.
Meclisteki tabloyu değiştirecek başka bir unsur da parlamentoya çoğu Kürt kökenli 40 kadar bağımsız adayın seçilmesi olasılığı.

“Sonuç, İslami temelli AKP’nin tek başına hükümet kurmasına yetecek.
Ekonomi uzmanları bunun yatırımcıların da tercih edeceği bir sonuç olacağını söylüyor. Seçim kararının alındığı çalkantılı ortama karşın, iş çevrelerine yakın, yeni bir merkez sağ hükümetin geleceği beklentisi nedeniyle piyasalar sarsılmadı.

“Erdoğan kampanyasını ekonomik reformlara yoğunlaştırırken, ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi laiklik ve terör tehdidine odaklandı.
Milliyetçiler idam cezasının geri getirilmesini ve yabancılara satışların durdurulmasını istiyorlar. Bu çağrının özellikle taşrada yankı bulduğu söyleniyor.
”

 

İşte PKK'ya silah satan o ülkeler!

      Genelkurmay, PKK'ya silah satan ülkeleri tespit etmek için harekete geçti. İşte bölücü örgüte silah sattığı tespit edilen ülkeler.

Kuzey Irak’ta PKK’nın Kandil Dağı’ndaki kampına ABD askerlerince silah taşındığı iddialarının ardından Genelkurmay Başkanlığı ele geçirilen teröristlerin silah kaynaklarını belirlemek için çalışmalarını sürdürüyor.
      Vatan Gazetesi'ninhaberine göre, askeri yetkililer, ele geçirilen silahların bir kısmına ait bilgilerin ya silah üreticileri ya da kaçakçılar tarafından özellikle silindiğini söylediler. Yakalanan silahlardan menşei tam olarak belirlenenlerin önceki yıllarda elde edilen sonuçlarla da benzerlik gösterdiğini kaydeden askeri yetkililer şunları söyledi: "Hafif silahların çoğunluğunun başta Rusya olmak üzere eski doğu bloğu ülkeleri ve Çin menşeli olduğu belirlendi. Bir kısım silahlar ise Almanya, İtalya, İngiltere, İspanya, ABD gibi ülkeler tarafından üretildikten sonra, doğrudan veya dolaylı yollarla terör örgütlerine aktarılıyor. Arazide yeri tespit edilen ve emniyet gerekçesiyle yerinde imha edilen mayınlardan büyük çoğunluğununun ise İtalyan menşeili olduğu anlaşılıyor."

MILLIYET 16/07/07

 

Yabancılar AKP'yi istiyor (komplo teorisi)


Bizim piyasaların ipi "Londra'daki bankerlerin elinde". Küresel sermaye hareketinin bir bölümüne yön veren Londra bankerleri Türk piyasalarında at koşturarak, "paradan para kazanıyorlar". Uzun süredir Türk piyasaları küresel sermayeye en yüksek getiriyi sağladığı için de Türk piyasasına pek fazla ilgi duyuyorlar.
Londra bankerlerinin Türk piyasasındaki spekülasyonlarını da manipülasyonlarını da (sevinelim mi, üzülelim mi bilemiyorum) o kuruluşlarda çalışan çok iyi yetişmiş Türk gençleri yürütüyor.
O gençlerden biriyle sohbet ettim... Sohbeti yorumsuz aktaracağım...

·  Seçim öncesi, piyasalar neden bu kadar canlı. Ne oluyor da yabancılar Türkiye'ye hücum ediyor? Borsa tırmanışta, faiz düşüyor.

·  Piyasacılar için Türkiye riski siyasetteki gerilimdi. Bunun da arkasında R. T. Erdoğan'ın uzlaşmaz tutumu vardı. Bu seçim kampanyası R. T. Erdoğan'ı uzlaşmacı yaptı. Koalisyon ihtimali ve uzlaşma eğilimi siyasi gerilim riskini ortadan kaldıracak. R. T. Erdoğan cumhurbaşkanı seçiminde de uzlaşacak.

·  Uzlaşma denilen şey bu kadar önemli mi?

'Uzlaşıcı' görünüm vermesi önemli

·  Önemlinin ötesinde "anahtar kelime"dir.

·  Londra bankerlerinin eski bir Türk çalışanının AKP'den aday olması da uzlaşmanın bir parçası mı?

·  O arkadaşımız Londra bankerleriyle, daha doğrusu, küresel piyasalar ile AKP arasında köprü olacak. Türk ekonomisinin gelişmesi, iktidarda kim olur ise olsun uluslararası piyasalarla iyi ilişki içinde olmasına bağlıdır. İşte bu nedenle, o çevrelerin söylediklerini AKP iktidarına "iyi tercüme edecek", o çevrelerden gelen bir gencin yararı küçümsenemez.

·  İyi de seçim öncesi yabancıların Türkiye'ye akın etmelerinin ardında ne var?

·  Yabancılar inanıyor ki seçim sonunda Türkiye'de piyasalar "patlayacak"... Piyasalar patlamadan şimdiden pozisyon almaya çalışıyorlar.

·  Türkiye nasıl "patlayacak"?

·  Türkiye piyasalarını AKP patlatıyor. Patlatacak. Bunun için yabancılar bu seçimde AKP'nin başarılı olması için çaba gösteriyor. (Yazarın notu: Dikkat buyurunuz. AKP'nin "ekonomiyi" değil, "piyasaları" patlatmasından söz ediliyor!)

·  Nasıl bir çaba bu?

·  Görüyorsunuz... Piyasalar AKP'yi destekliyor. Sadece piyasalar mı? AB ülkeleri bile eleştiriyi kesti. ABD yönetimi AKP'ye açıkça destek veriyor. Değişik nedenlerle Türkiye'de her hafta bir uluslararası toplantı yapılıyor. Türkiye'nin başarıları övülüyor.

Batılılar 'sorunlu Türkiye' istemiyor

·  Bu anlatımlara göre, Londra bankerleri ve de küresel finans çevreleri sırf yüksek getiri devam etsin diyerek AKP'yi iktidarda tutmaya çalışıyor. Herkes para peşinde.

·  O kadar da basit değil... Para önemli ama paradan başka şeyler de var. Batı dünyası Türkiye'nin demokratik bir ülke olmasını Kemalizmin, ulusalcılığın ve de ordunun önlediğine inanmış durumda. Alınmayalım, gücenmeyelim, kızmayalım ama gerçeği bilelim.
Yabancılar için ulusalcılık Türklerin kurtulması gereken bir hastalık. Ve de yabancılar inanıyor ki Türkleri ulusalcılık hastalığından kurtaracak ilaç AKP'dir. Eğer AKP gücünü kaybederse, Türkiye'de milliyetçilik, ulusalcılık, hatta faşizm güçlenecek. Ordu her konuda öne çıkacak Türkiye bölgesinde sorunlu bir ülke olacak. Yabancılar bunu istemiyor.

·  Anlar gibi oluyorum... Bu anlatıma göre, Türkiye'yi ulusalcılıktan kurtaracak olan AKP'dir de AKP'yi kurtaracak nedir?

·  AKP'yi kurtaracak olan, yabancı sermayedir. Dışarıdan döviz gelince dolar ucuzlar, borsa şahlanır, faiz düşer. Piyasaların coşması AKP'nin oyunu artırır.
Sayın okuyucularım... Bu tür söylemler çok kişinin kulağına geliyor. Çok kişi bunları dinliyor, biliyor. Benim anlayamadığım şu: Acaba bunları söyleyenler "komplocu" mu, yoksa "gerçeği" mi ifade ediyor?

GUNGOR URAS MILLIYET 16/07/07

 

Hristofyas'ın tercihi Erdoğan'lı barış

Rum başkanlık seçiminde Papadopulos'un rakibi AKEL lideri Hristofyas, Türkiye'deki seçimin Kıbrıs sorununu etkileyeceğini belirtip, tercihinin AKP olduğunu söyledi

16/07/2007 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'tan desteğini çekerek 2008 Şubatı'ndaki başkanlık seçimlerine adaylığını koyan komünist AKEL'in Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Türkiye'de seçim sonucunun Kıbrıs sorununu etkileyeceğini belirterek tercihini AKP'den yana koydu. Rum Temsilciler Meclisi (parlamento) Başkanı da olan Hristofyas, Yunanistan'ın Kathimerini gazetesine demecinde, "Türkiye'deki seçimleri Tayyip Erdoğan kazanırsa bazı girişimler üstlenebilir. Buna karşı Erdoğan başaramazsa, Kıbrıs meselesinde gerileme olur" dedi. Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın kararını yeniden gözden geçirip Papadopulos'un görüşme davetine olumlu yanıt vermesi dileğinde de bulundu.
Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümü konusunda daha esnek bir politika izlemesinden yana olduğunun altını çizen AKEL lideri, Papadopulos ile yolarını ayırmalarını nedenlerini şöyle sıraladı:

·  Kıbrıs konusunda duraklama yaşanıyor. Annan Planı için 2004'teki referandumdan sonra AB ve uluslararası alandan gelen tepkileri bastırmayı başardık. Ancak olumsuz ortamın etkileri hâlâ sürüyor, sürekli savunma pozisyonundayız. AB çevrelerinde bize şüpheyle yaklaşıyorlar. Üstelik Kıbrıs konusundaki duraklama halkımız için büyük tehlike.

·  Daha esnek politika izlemeliyiz. Çözüm için siyasi irademiz olduğuna dair mesajlar vermeliyiz.

·  Papadopulos'un Annan Planı'nın Kıbrıs'taki bölünmeyi daha derinleştirdiği fikrine katılmıyoruz. Annan Planı o şekliyle ya da küçük düzeltmeler yapılarak geri gelemez. Buna karşı Kıbrıs konusu sıfırdan müzakere de edilemez.

·  Papadopulos referandum ya da öncesinde 'olmazsa olmazlarımızı' zamanında masaya koymadı.
Başkanlığı kazanırsa Kıbrıs sorununu öncelikli ele alacağını ve iki toplumun da kabul edebileceği bir çözüm için çalışacağını belirten Hristofyas, Rumların yanı sıra Kıbrıslı Türkler arasında da saygı ve takdir gördüğünü belirtti.

 

 

Planı reddetmenin olumsuz etkileri sürüyor, daha esnek politika izlenmeli

İNANDIRICI MESAJLAR VERİLMELİ... Hristofyas: Annan planının reddedilmesinden sonra Rum tarafı için oluşan olumsuz ortamın etkileri hâlâ sürüyor. Bu konuda uluslararası alanda ve AB çevrelerinde bizlere şüpheyle yaklaşıyorlar, bize sorumluluklar yüklüyorlar. Bu konuda, çözüm ilkelerini ve Kıbrıs'ın haklarını müzakere etmeden çözümle ilgili inandırıcı mesajlar veren daha esnek bir politika uygulanmalı

Rum Meclis Başkanı ve AKEL'in Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Rum Yönetimi lideri Papadopulos ile başta Kıbrıs sorunu olmak üzere, birçok konuda görüş ayrılıkları bulunduğunu yineleyerek, "Rum tarafının Kıbrıs sorunun çözümü konusunda daha esnek bir politika izlemesinden yana olduğunu" söyledi.

Rum kesiminde Şubat 2008'de yapılacak başkanlık seçimlerinde Tasos Papadopulos'a karşı adaylığını açıklayan Hristofyas, Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs konusu ile Türkiye'deki genel seçimlere de değindi.

Hristofyas, "Annan planının reddedilmesinden sonra Rum tarafı için oluşan olumsuz ortamın etkileri hâlâ sürüyor. Bu konuda uluslararası alanda ve AB çevrelerinde bizlere şüpheyle yaklaşıyorlar, bize sorumluluklar yüklüyorlar. Bu konuda, çözüm ilkelerini ve Kıbrıs'ın haklarını müzakere etmeden çözümle ilgili inandırıcı mesajlar veren daha esnek bir politika uygulanmalı" diye konuştu.

Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a görüşme talebiyle mektup göndermesi ve Talat'ın da bunu kabul etmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendiren Hristofyas, "AKEL'in uzun süreden beri böyle bir görüşmeyi desteklediğini ve bu konuda futbol maçı yüzünden çıkan anlaşmazlığın aşılarak, bir an önce görüşmelerin başlamasını ümit ettiğini" belirtti.

Hristofyas, başkanlık seçimlerini kazanması durumunda, Kıbrıs sorununu öncelikli konu olarak ele alacağını ve Ada'daki iki toplumun da kabul edebileceği bir çözüm bulunması için çaba göstereceğini söyledi.

Kıbrıs konusunda kesin bir çözüme varılması için, Türk tarafının tavırlarında değişiklikler yapması gerektiğini savunan Hristofyas, "Türk tarafını ilkeler temelinde iki toplumun da kabul edeceği bir çözüm arzu ettiğimiz konusunda ikna etmek için çaba göstereceğimize söz verebilirim.

Ancak çözüm sadece bize bağlı değil. Bu konuda sonuç alınabilmesi için, Türk tarafının da tavırlarında köklü değişiklikler yapması lazım" diye konuştu.

"Türkiye'deki seçim sonuçları

Kıbrıs sorununu da etkileyecek"

Dimitris Hristofyas, Türkiye'deki seçim sonuçlarının Kıbrıs konusunu da etkileyeceğini söyledi.

Hristofyas, "Türkiye'deki seçim sonuçları, şüphesiz Kıbrıs konusunu da etkileyecek. Erdoğan seçimleri kazanırsa, göstermelik de olsa, Kıbrıs konusunda girişim yapması olasıdır. Bizler bu konuda hazırlıklı olmazsak, Türk tarafı mesafe alıp öne geçer. Bu nedenle bizim önde olacağımız girişimlerde bulunmalıyız. Ancak Erdoğan seçimleri kaybederse Kıbrıs konusunda gerileme olur" dedi.

KIBRIS 16/07/07

 

Güney Kıbrıs'taki başkanlık seçimi anketlerine göre Papadopulos önde

Fileleftheros gazetesi "İkinci Tura Altın Bilet İçin Sıkı Derbi" başlığını kullandığı haberinde; "RAI Consultants" şirketi tarafından 1010 kişi ile 10-13 Temmuz tarihleri arasında yapılan ankete dayanarak Papadopulos'un diğer adaylar olan Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile DİSİ'nin desteklediği bağımsız aday Yannakis Kasulidis'in önünde olduğunu yazdı.

Hristofyas Nisan'a göre yükselişte

Gazete, aynı şirketin Nisan ayında yaptığı anketle kıyaslandığında bu anketin Papadopulos ve Kasulidis'in oylarında düşüş, Hristofyas'ın oylarında ise artış gözlemlendiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

Anket ilk tur oylamada çıkacak sonuç tahminlerini şu şekilde verdi:

Papadopulos: %30.8, Kasulidis; %29.6, Hristofyas: %26.3, Kostas Themistokleus %0,7, Bilmiyorum: %9.4, Oy Kullanmayacağım: %1.1 ve Boş Oy: %2,1.

Gazete, ikinci tur senaryolarında ise şu oranlara yer verdi:

Kasulidis-Papadopulos ikilisinin ikinci tura geçmesi durumunda:

Papadopulos: %47.2, Kasulidis: %36.6, Bilmiyorum: %6.3, Boş: %8.3, Oy Vermeyeceğim: %1.6.

Hristofyas-Papadopulos ikinci tura kalırsa:

Hristofyas: %41.1, Papadopulos: %39.5, Bilmiyorum: %7.7, Boş: %10.1, Oy Vermeyeceğim: %1.6.

Hristofyas-Kasulidis ikinci tura kalırsa:

Kasulidis: %39.4, Hristofyas: %38.5, Bilmiyorum: %8.2, Boş: %11.8 ve Oy Vermeyeceğim: %2.1.

KIBRIS 16/07/07

 

Uzan'ın Kıbrıs Rum kesiminde kurduğu sanal şirket Türkiye aleyhinde dava açtı

AK Parti Genel Başkanı ve TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan'ın, Kıbrıs Rum kesiminde kurduğu bir şirketle Türkiye aleyhinde dava açtığını söyledi.

Erdoğan, Samanyolu Televizyonu'ndan canlı yayınlanan "Özel Gündem" programında soruları yanıtladı.

Erdoğan, Kıbrıs Rum kesiminde kurulan bir sanal şirketle Türkiye Cumhuriyeti aleyhine dava açıldığını savundu.

Erdoğan, partisince Sakarya Gar Meydanı'nda düzenlenen mitingde de Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan'ı eleştirerek şöyle konuştu:

"Güney Kıbrıs'ta sanal şirket kurmuş. Biliyorsunuz biz Güney Kıbrıs'ı devlet olarak tanımıyoruz. Bizim devlet olarak tanımadığımız bir yerde sen gidiyorsun sanal bir şirket kuruyorsun, oradan da Türkiye Cumhuriyeti'ni uluslararası mahkemeye taşıyorsun. Ne alacakmış biliyor musunuz? Kendinden de çok emin. 'En az bu mahkemeden 40-50 milyar dolar alırım' diyor. Ben de diyorum ki 'Tayyip Erdoğan bu ülkenin Başbakanı olduğu sürece, bu can bu tende kaldığı sürece avucunu yalarsın'. Kusura bakma. İsteyen mahkeme istediği kararı versin, avucunu yalarsın. Türkiye böyle bir parayı ödemez. Bunu bilesin."

KIBRIS 16/07/07

 

 

Hentbolcularımıza ambargo!

KKTC Hentbol Federasyonu Asbaşkanı Cengiz Karaca, Türkiye Hentbol Federasyonu'nun ambargosu ile karşılaştıklarını kaydederek, Köyceğiz'de 27 üniversite takımının katılımı ile gerçekleşen uluslararası turnuvaya klasman dışı katıldıklarını ve organizasyonu ise faal olmayan hakemlerin yönettiğini belirtti

Türkiye 10. Köyceğiz Üniversitelerarası Plaj Hentbol Turnuvası'nda KKTC Bayan Milli Takımımıza ambargo kondu.

Türkiye Hentbol Federasyonu'nun davetlisi olarak Köyceğiz'e giden KKTC Bayan takımız, esas turnuvaya alınmadı.

Konu ile ilgili açıklamada bulunan KKTC Hentbol Federasyonu Asbaşkanı Cengiz Karaca, Türkiye Hentbol Federasyonu'nun ambargosu ile karşılaştıklarını dile getirdi. Köyceğiz'de 27 üniversite takımının katılımı ile gerçekleşen uluslararası turnuvaya klasman dışı katıldıklarını söyleyen Karaca, bu organizasyonu ise faal olmayan hakemlerin yönettiğini belirtti.

Klasmanda ilk sırayı almalarına rağmen oldukça üzgün olduklarını belirten Karaca, "konu Türkiye basınında yer bulmuştur. Hürriyet Gazetesi'nin Ege sayısında Türkiye Hentbol Federasyonu'nun bizlere ambargo uyguladığı açıkça yazılmıştır" dedi.

KKTC Hentbol kafilesinin bu akşam yurda dönmesi bekleniyor.

KIBRIS 16/07/07

 

Mr Chairman, distinguished guests, my lords, ladies & gentlemen…

 

The Biblical advice about having the good wine at the beginning has been well learned by Dominic. Hence, I find myself somewhat over-awed by the distinguished company with which I have the privilege to debate this evening.

 

Yet I’m flattered that other work Dominic and I do together has provoked him into asking me here and inflicting me on this audience.

 

I suppose I’ve always taken our British – American relationship for granted to the extent that I would seldom analyse it in terms of the day’s passing political mood, nor would I assess it according to some transient journalistic interest.  I am, in many ways, an adherent to the words of an Irish-American, the late Senator Tip O’Neill, with whom to be frank, this Ulster Unionist didn’t have a lot in common – but he once said, “All politics are local” and that is the basis on which I think we are not living a relationship that is quite as meaningful as some folk may think.

 

Bluntly, we are so comfortable in our mutual self-interest that the U.S. and the U.K remind me, in their relationship of the 80 year old billionaire with the pretty 25 year old bride. They both know what they’ve got but it’s not anything like what we, standing outside the bedroom door, may think it is.

 

Our British/American relationship take us all too often into a world of assumptions and generalisations rather than specifics.   Our collective “taken for granted” relationship encourages us to concentrate too much on power and resources and on how we balance our commercial and security interests on the world stage.   And, of course, the UK & US have been secured in that corporate position, almost to the point of smugness, by the demise of the Warsaw Pact?

 

But let me take an example that I think might just illustrate my point.  It’s an issue very close to my heart, as some here will know.

 

For 85 years Turkey – a nation of 70 million with one of the biggest and best armies in the world has been our friend – from the days of Ataturk, through the 39 – 45 war and then playing its vital role in NATO during the Cold War.

 

But our corporate responsibility has never allowed us to truly partner Turkey on the world stage – we’re almost condescending in our approach. They may be associate members of our comfortable club but they certainly can’t be full members - we patronise them but we certainly don’t know them.

 

Does it take a Pearl Harbour, a Dunkirk or a 9/11to jolt us to the reality that the world stage is, by and large, inhabited by people who in general terms have little reason to love us – because we’re neither part of them nor are they able to regard us as other than the decadent privileged.

 

It may, therefore, be useful to consider that in the context of whether we are at a stage where British diplomacy has become so ineffective and American diplomacy has yet to mature. If you’ll forgive the cliché – both of us seem to be unable “to see the wood for the trees”.

 

Let me go to Turkey again for a moment.  Despite our collective power and influence the US/UK sits around, apparently unconcerned, while the European Union exploits 220,000 Turkish Cypriots to blackmail the Turkish people over entry to the EU.  Entry to the EU? –if we were honest we’d admit that is not going to happen – we are living and propounding a lie.  At the same time we acquiesce in the denial of Human Rights to those 220,000 Turkish Cypriots that Turkey rescued in 1974 from the pogram of Nicos Sampson and company, backed up by the Greek Colonels regime.

 

Thus we happily condemn the Turkish Cypriots to no direct flights; no direct trade; and we’re willing to allow the Bologna Process destroy a 45,000-student third level education system.

 

Northern Cyprus, a pluralist society that has created a educational melting pot within a peaceful society for students from all over the middle-east where, otherwise, we fear the influence of extreme Imams and Mullahs is corrupting an entire generation.  We display an attitude with suggests - what do a mere 220,000 souls mean to the largest most comfortable club in the world?  We join in that particular denial of Human Rights where we could put it right at the stroke of a pen.

 

There are many examples – that is just one – the US/UK club can sleep while disaster creeps up on us, or we can waken to the realities of this sad world and play a more meaningful role.  We can look up and out, or we can continue to ‘naval gaze’.

 

So, what then of the Blair to Brown transition and what effect will it have on UK/US relationships.   I love the people of both our nations as I love my Turkish brethern; I believe we still have (albeit deep down) some real values and worthwhile principles left and I believe our relationship is too strong to break. 

 

But, ladies and gentlemen, are we happy that that relationship stagnates in a slough of carelessness, self-satisfaction and inaction or do we want it to be a force for all it could achieve.  Does it not need to be ladies and gentlemen, more than a POWER for good – rather an INFLUENCE for Good

 

In 1944, at the official liberation of France Eisenhower received this cryptic remark from Gen. de Gaulle, “ General, you will be overwhelmed by our ingratitude”.   It was prophetic. 

 

Now that the world largely looks at our US/UK club without affection could we perhaps encourage some to reverse that sentiment?   “All politics are local” but not, we should seek to remember, merely “local” to you and me!

 

Lord Maginnis as one of the panelists at a recent
debate organised by the American European Institute last Wednesday (11/07/07)

 

 

'Ayşe tatile çıktı'dan önce 'Aleksandros hastaneye yatmış'

Eski savunma bakanı vea EDEK lideri Omiru önceki gün gizli bir belgeyi Papadopulos'a teslim etti. Bir telgraf olan bu belge Yunan darbesinin parolasını içeriyor: Aleksandros hastaneye yattı

17/07/2007 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi'ndeki Sosyalist EDEK Partisi'nin lideri ve eski Savunma Bakanı Yianakis Omiru, pazar günü Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u ziyaret ederek, kendisine Kıbrıs tarihi için önemli bir belgeyi teslim etti. Herkesi müthiş bir meraka sevk eden bu belge, adadaki Yunan darbesinin bugüne kadar bilinmeyen parolasının yazdığı bir telgraftı: Aleksandros hastaneye yattı. Omiru, bu telgrafın kendisinin eline nasıl olup da ulaştığını soran Rum gazetecilere cevap vermemeyi tercih etti. Sadece "Kıbrıs tarihi arşivlerine eklensin diye verdim" demekle yetindi.
Rum politikacının Papadopulos'a sunduğu belgenin önemini anlatmak için 30 yıl öncesine dönmek gerekiyor. 17 Ağustos 1974'te Türk askeri Kıbrıs'taydı. Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Cenevre'de. Güneş, Yunanlı meslektaşı Yorgo Mavros'la kıran kırana pazarlık yapıyordu. Görüşme kilitlenmişti. İşte o anda Güneş, Ankara'yı arayıp Başbakan Bülent Ecevit'e daha önce kararlaştırdıkları harekâta devam şifresini verdi: 'Ayşe tatile çıksın'. Bu parolayla ikinci harekât başladı. Bir diğer deyişle 'Ayşe tatile çıksın' parolası Kıbrıs tarihi ile bağlandı. Türkiye'nin müdahalesinden önce 15 Temmuz'da Yunan Albaylar Cuntası Kıbrıs'ta darbe yapmıştı. Peki Yunan darbesinin bugüne kadar bilinmeyen parolası neydi? İşte Omiru, Rum lideri Papadopulos'a bu parolayı içeren tarihi önem taşıyan telgrafı verdi. Telgraf üç kelimeden ibaretti: 'Aleksandros hastaneye yattı'.
Tarih 15 Temmuz 1974. Saat 8.17. Telgrafı Lefkoşa'dan Atina'daki Yunan Genelkurmay Başkanlığı'na gönderen Rum Mili Muhafız Ordusu Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Yeorgitsis. O günlerde Rum muhafız ordusunun komutanı olan Orgeneral Denisis Atina'ya çağrılmıştı. 15 Temmuz 1974. Saat 8.20'de Kıbrıs'ta Yunan darbesi için tanklar yola çıkmıştı.

 

 

Büyükanıt: Adanın stratejik önemi, her geçen gün daha da artıyor

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 33'üncü yıldönümü münasebetiyle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçisi Dr. Tamer Gazioğlu ve beraberindeki heyet, dün TC Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ı ve Genelkurmay II. Başkanı Org. Ergin Saygun'u ziyaret etti.

Büyükelçi Dr. Tamer Gazioğlu'na Büyükelçilik Askeri Ataşe Kurmay Albay Mehmet Soğancı, II. Sekreteri Zalihe Erden ve Vural Türkmen başkanlığındaki Kıbrıs Türk Muharip Dernekleri heyeti eşlik etti.

Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, "Kıbrıs'ta yaşayan soydaşlarımızın huzurlu, barış ve güvenlik içindeki geleceği ve ayrıca Türkiye'nin güvenliği açısından Kıbrıs her zaman çok önemlidir" dedi.

Büyükanıt, adanın stratejik öneminin her geçen gün daha da arttığını ifade etti.

Büyükanıt, Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm tanımının çok kişi tarafından telaffuz edildiğini, ancak hem adil hem kalıcı bir anlaşmanın nasıl bir anlaşma olduğunun, bu kavramların içeriğinin ne olması gerektiğinin dikkatle düşünülmesi ve belirlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin her zaman Kıbrıslı Türklerin yanında olduğunu belirterek, sevgi ve selamlarını ileten Orgeneral Büyükanıt, halkımızın 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nı kutladı.

Genel Kurmay II. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun da Kıbrıs Türk Barıs Harekatı'nın yapıldığı günlerde genç bir subay olarak Kıbrıs'ta görev yaptığını ve Kıbrıslı Türklerin uğradığı zulümden dolayı o günlerin çok sıkıntılı günler olduğunu hep hatırladığını ifade etti.

İnsanların hangi şartlarda Güney'den kaçıp geldiğinin çok iyi bilindiğini belirten Saygun, bütün bu zulümlere rağmen Kıbrıslı Türklerin din, dil ve kültürlerini çok iyi koruduğunu söyledi.

"Futbol oynaması dahi yasaklanan bir toplumun hâlâ yaşamakta olduğu zulmün büyüklüğüne" dikkat çeken Orgeneral Saygun, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nı kutladı ve Kıbrıslı Türklere sevgi ve selamlarını iletti.

Tamer Gazioğlu ise ziyaretlerde şu konuşmayı yaptı:

"Öncelikle, Kıbrıs Türk Barış Harekâtı'nın 33. yıldönümü kutlama etkinlikleri çerçevesinde KKTC'nden gelen Muharip Gazi Dernekleri Heyeti ile birlikte bizlere, çok yoğun programınıza rağmen, zaman ayırdığınız için kendim ve beraberimdeki heyet adına en içten teşekkürlerimizi sunarım.

Malumlarınız olduğu üzere, 1960 yılında kurulmuş olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit ortağı olan biz Kıbrıslı Türkler, Enosis hayalleri peşinde koşan Kıbrıslı Rumlar tarafından Aralık 1963'te silah zoru ile devletten atıldık ve 11 yıl, toplamı adanın sadece %3'ünü oluşturan bir alanda, tüm dünyanın gözleri önünde, insanlık dışı koşullarda yaşam mücadelesi vermeye zorlandık.

Bu uzun süre zarfındaki direniş mücadelemizde evimizden barkımızdan, yerimizden yurdumuzdan olduk, yüzlerce şehit ve kayıp verdik, aç ve susuz kaldık, her türlü tacize uğradık ancak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Anadolu halkının maddi ve manevi desteğini kendi mücadele azmimizle birleştirerek, teslim olmadık, Kıbrıs Adasını Ruma teslim etmedik. Gasp edilen haklarımızı geri alabilmek için, aydınlık bir gelecek kurmak için direndik. Umudumuz zaman zaman azaldı ancak hiçbir zaman yok olmadı.

Amaçları, tüm adaya sahip olmak ve sonuçta adayı Yunanistan'a bağlamak olan Kıbrıs Rumlar, zaman içerisinde, bu amaçlarını gerçekleştirme yolunda iki farklı gruba ayrıldılar.

Bunların birinci grubu, Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye'yi dikkate almadan ve hiç vakit kaybetmeden adayı, o dönemde Cunta yönetimindeki Yunanistan'a bağlamak isteyenlerden oluşuyordu. Bunlar, planlarına karşı koyacak olan Kıbrıslı Türkleri çok kısa bir zamanda ve rahat bir şekilde sindirebileceklerini ve Türkiye'nin muhtemel bir müdahalesini önleyebileceklerini düşünüyorlardı.

Makarios'un başını çektiği ikinci grup ise, bağlantısız ülkeleri ve o dönemdeki Sovyetler Birliği'ni arkasına alan, Yunanistan'daki Cunta ile arası iyi olmayan, Kıbrıslı Türklerin nüfusunu, mal varlığını, toplumsal etkinliğini, hak ve hukukunu zaman içerisinde eriterek, yok ederek, yeni tabiri ile 'osmosis' yolunu kullanarak adaya tek başlarına hakim olmak isteyenlerden oluşuyordu.

Birinci gruptakiler bundan tam otuz üç yıl önce 15 Temmuz 1974'te Yunanistan'daki Cunta Yönetimi'nin de desteği ve adadaki Yunan askeri varlığının gücü ile iktidardaki ikinci gruptakilere karşı bir darbe gerçekleştirerek yönetimi ele geçirdiler ve 'enosis' için ilk adımı attılar.

Üç garantör ülkeden birisi olan Yunanistan'ın 'enosis' girişimi, diğer garantör ülke olan İngiltere'nin bu girişime kayıtsız kalması sonucu üçüncü garantör ülke olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları'ndaki garantörlük hakkının kendisine verdiği yetkiyi kullanarak 20 Temmuz 1974'te tek başına adaya askeri bir çıkarma yaparak duruma tek başına müdahale etmek mecburiyetinde kalmış, Rumların Kıbrıs adasını Yunanistan'a ilhak etmelerini, 'enosis'i önlemiş ve Kıbrıslı Türklerin toplu kıyımına fırsat vermemiştir.

1975 nüfus mübadelesi anlaşması ile Kıbrıslı Türkler adanın Kuzeyinde, Kıbrıslı Rumlar ise adanın Güneyinde toplandılar. 1977 ve 1979 Doruk anlaşmaları ile pekiştirilen iki kesimli coğrafya içerisinde kendi bölgemizde kendi kendimizi yönetecek mekanizmaları oluşturduk ve 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kurduk.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından, yıllarca sürdürülmüş olan görüşmelerde, tarafların sunduğu görüşler, BM Güvenlik Konseyi kararları ve AB müktesebatı dikkate alınarak hazırlanan ve 24 Nisan 2004'te her iki tarafın eşzamanlı referandumuna sunulan ve Annan Planı olarak da bilinen kapsamlı anlaşma planı Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilirken Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmiştir.

Kıbrıslı Rumların, tüm adaya sahip olma konusundaki değişmeyen amaçları ve anlaşmaz tavırları nedeni ile BM Genel Sekreterlerinin, iyi niyet misyonu çerçevesinde yıllarca sürdürmüş oldukları müzakereler olumlu bir sonuca ulaşamamış ve Kıbrıs sorununa kırk dört yıldır hala daha bir çözüm bulunamamıştır.

Atatürk'ün 'Yurtta sulh cihanda sulh' özdeyişini rehber edinmiş olan biz Kıbrıslı Türkler çatışmadan ve sürtüşmeden yana değil anlaşma ve barıştan yana olduğumuzu tüm dünyaya göstermiş bulunmaktayız. Kendi hakkımız olandan fazla bir şey istemiyoruz. Ancak haklarımızı sonuna kadar korumakta ve hakkımız olanı da talep etmekte kararlı ve ısrarlıyız.

Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler çatısı altında iki kesimli, siyasi eşit iki ortaklı, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik olumlu yaklaşımımız sürmektedir. Bu konuda her zaman bizlere destek olmuş ve gelecekte de olacağından kuşku duymadığımız Anavatan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile iş, güç ve gönül birliğimizin devam etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin asker ve sivil tüm kurumlarına; yemesinden içmesinden keserek Kıbrıs'taki haklı mücadelemize maddi ve manevi destek veren, gerek görüldüğünde kanını dahi dökmekten çekinmeyen Anadolu halkına ne kadar teşekkür etsek azdır. Birlikte sürdürmekte olduğumuz bu haklı mücadele, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs adasındaki ilelebet var oluş ve yaşam mücadelesi mutlaka başarıya ulaşacak ve Devletimiz, Kıbrıslı Rumlarla bir anlaşma olsun veya olmasın ilelebet yaşayacaktır.

Bu vesile ile şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anar, Kıbrıs Türkü'nün var oluş mücadelesine vermiş olduğu sınırsız destek için şükranlarımızın kabulünü arz ederim."

KIBRIS 17/07/07

 

Soyer: Kararlılıkla izolasyonların üzerine gideceğiz, yılmayacağız

Soyer, dün öğleden sonra KKTC'de sportif faaliyetlerde bulunan Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu Başkan Yardımcısı S. Yılmaz Akyunus ve Türkiye Sualtı Milli Takımı sporcularını kabul etti. Heyete Avcılık Federasyonu Başkanı Harper Orhon ve federasyona bağlı milli sporcular eşlik etti.

Akyunus, kabulde yaptığı konuşmada, KKTC'de bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, KKTC'li sporcularla yaptıkları müsabakalarda KKTC'nin birincilikleri, kendi takımlarının ise ikincilik ve üçüncülükleri aldığını belirtti.

Başbakana KKTC'de Sualtı Sporları Federasyonu kurulmasını da öneren Akyunus, bu konuda her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi.

Harper Orhon ise, ülkenin spor ambargolarının etkisini her geçen gün daha çok hissettiğini kaydederek, futbolda meydana gelen olaydan sonra Türkiye'nin Sualtı Sporları'ndaki milli sporcularını burada ağırlamanın çok anlamlı olduğunu söyledi.

Eylül ayında uluslararası bir yarışma yapmayı da planladıklarını söyleyen Orhon, bu müsabakanın da uluslararası yarışmaya prova niteliğinde olduğunu kaydetti.

Orhon, başbakanın kendilerine verdiği desteğe de teşekkür etti.

Soyer: İzolasyonların üzerine gideceğiz

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise konuşmasında, Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu'na teşekkür etti, bu ziyaretin hem sporcu kaynaşmasını sağlaması hem de uluslararası yarışmalara hazırlık açısından güzel olduğunu belirtti.

Soyer, ziyaretin ve son günlerdeki müsabakaların "sporda devam eden anlamsız ve vicdansız spor izolasyonlarına yönelik bir dayanışma göstergesi" olduğunu kaydederek, izolasyonlar nedeniyle anlamsız olaylarla karşı karşıya kalındığına işaret etti.

Nea Salamina ve olimpiyat ateşi

Kendilerinin de iyi niyetli desteğiyle Güney Kıbrıs'ta Yenicami ve Neo Salamina takımları arasında bir maç gerçekleştirildiğini, ancak rövanşının Kuzey'de oynanmadığına dikkat çekti.

Başbakan, Olimpiyat ateşinin de Güney'e kadar geldiğini ancak Rum tarafındaki bağnaz idare yüzünden Ledra Palace'tan Kuzey'e geçemediğini hatırlattı.

Luton Town ile Çetinkaya arasında oynanacak futbol maçının da inanılmaz baskıyla engellendiğini söyleyen Soyer, kararlılıkla izolasyonların üzerine gideceklerini ve yılmayacaklarını vurguladı.

Soyer, sporu da hep birlikte ileriye taşıyacaklarını söyledi.

Bu arada Akyunus başbakana federasyon rozetini takıp anı armağanları sunarken başbakan da Akyunus'a anı armağanı verdi.

KIBRIS 17/07/07

 

Papadopulos caymazsa, görüşme yapılacak

ERÇAKICA: PAZİSYONUMUZDA DEĞİŞİKLİK YOK... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Lider Tasos Papadopulos'un, Rumların "caymaması" halinde önümüzdeki günlerde bir araya geleceğini söyledi. Kıbrıs Türk tarafının 3 yıldan beridir etkin müzakere yöntemi olarak 2 lider arasında etkin müzakere önerdiğine dikkat çeken Erçakıca, Türk tarafının bu pozisyonunda bir değişiklik olmadığını kaydetti

MAÇ, ORTAMI BÜYÜK ÖLÇÜDE ZEHİRLEDİ... Erçakıca: Rumların bir spor karşılaşması için sergilediği tutum, ortamı büyük ölçüde zehirledi. Oynanması planlanan futbol karşılaşmasını engellemek için Rum tarafının sergilediği kabul edilemez tutum, Kıbrıs Türkü içinde infial yaratmıştır. Cumhurbaşkanımız da bu tepkiye katılmaktadır. Dolayısıyla bir tepki gösterilmesi zorunluydu

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Lider Tasos Papadopulos'un, Rumların "caymaması" halinde önümüzdeki günlerde bir araya geleceğini söyledi.

Erçakıca, "Rumların bir spor karşılaşması için sergilediği tutum, ortamı büyük ölçüde zehirlemiştir. Görüşme için ortamın biraz daha iyileşmesi lazım. Rumlar caymazsa, bu görüşme gerçekleşecek" dedi.

Hasan Erçakıca dün rutin haftalık basın brifinginde yaptığı konuşmada, acil, adil ve kapsamlı bir çözüm isteyen Kıbrıs Türkü'nün iki halkın siyasi eşitliğine dayanan iki kesimli bir ortaklık devleti için çalışmaya her an için hazır olduğunu söyledi.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, Papadopulos ile gerçekleştirmeyi planladığı görüşmenin tarih saptamasını, Çetinkaya-Luton maçının oynanamaması üzerine kabul etmemesinin hatırlatılması üzerine, "Oynanması planlanan futbol karşılaşmasını engellemek için Rum tarafının sergilediği kabul edilemez tutum Kıbrıs Türkü içinde infial yaratmıştır. Cumhurbaşkanımız da bu tepkiye katılmaktadır. Dolayısıyla bir tepki gösterilmesi zorunluydu" dedi.

Türk tarafının pozisyonunda değişiklik yok

Hasan Erçakıca, "8 Temmuz süreci ne oldu? Dondu mu?" yönündeki soruya yanıtında, Türk tarafının görüşmeyi değil, bu aşamada görüşme tarihini belirlemeyi kabul etmediğini ve Türk tarafının bu aşamada olduğunu söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının 3 yıldan beridir etkin müzakere yöntemi olarak 2 lider arasında etkin müzakere önerdiğine dikkat çeken Erçakıca, Türk tarafının bu pozisyonunda bir değişiklik olmadığını kaydetti.

Erçakıca, Papadopulos'un bu görüşmeye razı olmasının temelinde, Rum tarafındaki siyasi gelişmelerin yattığına işaret ederek, Kıbrıs Türk tarafının bu değişikliği bir fırsata dönüştürme amaç ve gayretinde olacağını belirtti.

Rum tarafının duruşunda bir değişiklik beklenilip, beklenilmediğinin sorulması üzerine, Erçakıca, "Bu görüşme kesin olacak diyemem çünkü görüşme iki taraf arasında olur. Şu andaki tutumları bu görüşmeyi istiyor şeklindedir" dedi.

Pertev-Conis görüşmesi

Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Lideri Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in görüşmelerine ilişkin bir soruya yanıtta, bu hafta için planlanmış bir görüşme bulunmadığını söyledi.

Hasan Erçakıca, "Taraflar arasında bazı görüşmeler olmaktadır. Rum basınında yazıldığı şekilde Türk tarafına büyük bir baskı geldi diye bir şey yok ancak biz bunu da karşılamaya ve bunu Rum tarafının tutumuna dikkat çekmek için değerlendirmek durumundayız" dedi.

Rum tarafının hasmane tutumu devam ettiği sürece, görüşmelerden sonuç almanın çok kolay olmayacağının üçüncü taraflarca da bilinmesi gerektiğini kaydeden Erçakıca, "Ortamın iyileşmesine onların da katkı koyması gerekiyor" şeklinde konuştu.

Kıbrıs sorununun temel yönleri

Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun, Kıbrıslı Rum liderler tarafından ileri sürüldüğü gibi "bir istila ve işgal sorunu" olmadığını ve 1974'te başlamış bir sorun olmadığını söyledi. Erçakıca, "Kıbrıs sorunu bir "işgal ve istila sorunu" değil, tam tersine Kıbrıslı Türklerin haklarının gasp edilmek istenmesi sorunudur" dedi.

20 Temmuz Barış Harekâtı'nın Kıbrıs Türk halkı tarafından bir kurtuluş, Kıbrıs Rum halkı ise felaket olarak algılandığına işaret eden Erçakıca, "Açıkça bellidir ki, iki halk arasında daha önceden var olan sorunlar, bu dönemdeki gelişmeleri de birbirinin tam zıttı olan duygu ve düşüncelerle karşılamalarına neden olmuştur" şeklinde konuştu.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Kıbrıslı Rum liderler, 20 Temmuz Harekâtı'nı "istila ve işgal" olarak nitelerken, 15 Temmuz 1974'te olanları izah etme yeteneğini de kaybetmektedirler. Oysa bütün dünya biliyor ki, 15 Temmuz darbesi ile birlikte Kıbrıs'ın bir "Elen Cumhuriyeti" olduğu ilan edilmiş ve Kıbrıslı Türkler ile Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan bütün hakları gasp edilmek istenmişti."

Askeri üstünlüğe rağmen müzakere

Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye'nin, 20 Temmuz Harekâtı ile elde ettiği askeri üstünlüğe karşın, Kıbrıs Rum tarafı ile müzakere etmek ve Kıbrıs sorununa karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm bulmak arayışından hiç vazgeçmediğini söyledi.

Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tanınma avantajını Kıbrıslı Türkler ve Türkiye aleyhine kullanmaya devam etme isteğinin, çözüm çabalarını sonuçsuz bıraktığını kaydetti.

Erçakıca, "1974 olaylarının üzerinden 33 yıl geçmiş olmasına karşın, hâlâ Kıbrıs'taki haklarımızı gasp etme peşinde koşmaktadırlar. Bunun günümüzdeki somut ifadesi OSMOSİS arayışıdır" dedi.

Hasan Erçakıca, Kıbrıslı Rum liderlerin, Kıbrıslı Türkleri artık tam anlamıyla bir Kıbrıs Rum devletine dönüşmüş olan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne entegre etme gayretinde olduklarını açıkça ifade ettiğine dikkat çekti.

KIBRIS 18/07/07

 

 

Kıbrıs'ta sorunu üreten, yaşatan ve geliştirmeye çalışan Rum tarafıdır

Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, "Kıbrıs'ta bir sorun varsa ve bu sorunu üreten, yaşatan, geliştirmeye çalışan sürekli Rum tarafı olmuştur" dedi.

Başbakan Yardımcısı Şener, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 33. yıldönümü nedeniyle Türkiye'de çeşitli ziyaret ve temaslarda bulunan Kıbrıs gazisi derneklerinin yöneticilerinin de aralarında bulunduğu KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu başkanlığındaki heyeti kabul ederek bir süre görüştü.

Görüşmenin basına açık bölümünde konuşan Bakan Şener, Kıbrıs'ta sorunu üreten, yaşatan, geliştirmeye çalışan Rum tarafının, bu haksız ve tek taraflı yapıya rağmen AB üyesi olduğunu söyledi. Şener, bu nedenle de Kıbrıs'ın batı ülkeleri ve AB ülkeleri nezdinde objektif ve sağlıklı bir değerlendirmeyle ortaya konulmasına ihtiyaç bulunduğunu, bunu da Türkiye'nin yapmakta olduğunu kaydetti.

Bakan Şener, "Kıbrıs'ta iki ayrı halk iki ayrı yönetim vardır, bunun kabul edilmediği bir zeminde Kıbrıs sorununun sağlıklı bir şekilde ele alınması mümkün değildir" diye konuştu.

KKTC'ye uygulanan haksız ambargoyu eleştiren Şener, hiçbir ülkenin KKTC'den daha ağır bir izolasyon yaşamadığını, böyle katı bir ambargonun hangi ülkeye uygulansa ekonomik ve siyasi hayatının biteceğini anlattı.

Bakan Şener, şöyle devam etti:

"Burada asıl sorulması gereken hadise şudur, Kıbrıs Türkü Rumların tek yanlı propagandalarıyla baskı altında tutulmaya, hakları elinden alınmaya çalışılırken, uluslararası camiada haksız ve böylesine katı bir ambargonun sürdürüldüğü gerçekten bir vakıa iken, KKTC'deki bu olumlu gelişmeler nasıl ortaya çıkıyor, nasıl devam ediyor? Her Kıbrıs Türkü'nün bu soruyu sorması lazım. Böyle katı bir ambargo altında insanlar yaşayabilir mi? Ülke yaşayabilir mi?

KKTC'de bugün kurumlar vardır. Yüksek bir refah düzeyi vardır ve güçlü bir demokrasi vardır. Bu nasıl olabilir. Bunun gerçekleşmesinin tek nedeni, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve anavatandaki kardeşlerinin vermiş olduğu destektir, yapmış olduğu fedakârlıktır, Kıbrıs Türkü'nü sahiplenmesidir, ekmeğini aşını bölüşme fedakârlığıdır.

Bu yüzden iki ülke arasındaki ilişkileri iki ayrı ülke arasındaki ilişki gibi görmek meseleyi kavrayamamaktır."

Şener, 20 Temmuz'daki törenlerde Kıbrıs'ta bulunacağını ve Türkiye Cumhuriyeti ve hükümeti temsil edeceğini de sözlerine ekledi.

Öte yandan Mersin Limanı'nın KKTC'nin Türkiye üzerinden gerçekleştirdiği ticareti olumsuz etkileyeceğine ilişkin beklentilerin yersiz olduğunu ifade eden Bakan Şener, "Demokrasilerde çare tükenmez" dedi.

Şener, adaya deniz altından döşenecek boruyla su taşınmasına ilişkin projede etüt çalışmalarının yapılmakta olduğunu, çalışmaların tamamlanmasının ardından projenin hayata geçirileceğini, yakın zamanda projeye başlanacağını sözlerine ekledi.

Gazioğlu

Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu da uzun yıllar aç, susuz, evsiz, dul, yetim, öksüz kaldıklarını, anavatanın maddi manevi desteği ile yürütülen mücadele ve Barış Harekâtı'yla bu sıkıntılardan kurtulduklarını, barışa kavuştuklarını anlattı.

En son adada çözüm konusunda düzenlenen referanduma olumsuz taraflarına rağmen kendilerinin Annan Planı'na "evet" dediğini hatırlatan Gazioğlu, buna karşın hayır diyen Rum kesiminin ise ödüllendirilerek AB'ye üye kabul edilmesini de eleştirdi.

Gazioğlu, Başbakan Yardımcısı Şener'e bir plaket sunarken, Şener de Büyükelçi Gazioğlu'na Kütahya çinisi tabak hediye etti.

KIBRIS 18/07/07

 

Talat, Papadopulos ile görüşmesini Türkiye'deki seçim nedeniyle erteledi

Korkmazhan yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'de yaşanan seçim sürecinin çok sancılı geçtiğini kaydederek, Ankara'nın, seçimlerden önce görüşme sürecinin başlamasına onay vermediği için, Talat'ın, Papadopulos'la görüşmeyi ertelediğini savundu.

Ankara'nın onayına gerek duyulmadan, görüşme sürecinin en erken zamanda başlaması için gereken girişimi yapması yönünde Cumhurbaşkanı Talat'a çağrıda bulunan Abdullah Korkmazhan, "Sayın Talat, Ankara'nın değil, Kıbrıs Türk toplumunun iradesi doğrultusunda hareket etmelidir" dedi.

Çıkış yolunun, BM gözetiminde, 8 Temmuz sürecinin ve görüşmelerin başlaması ve köklü çözümün alt yapısını hazırlayarak, çözümü sağlamak olduğunu belirten Korkmazhan, tarafları acilen görüşme masasına oturmaya çağırdı.

KIBRIS 18/07/07

 

İzolasyonların kaldırılması ana siyaset

İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI ÇÖZÜMÜ DE HIZLANDIRIR... Soyer, izolasyonların kaldırılmasının hem çözümü hızlandıracağını hem de Kıbrıs Türk halkının haklı olan evrensel talebine cevap verecek ana siyaset olduğunu belirtti. Soyer, son günlerde gündeme gelen spor izolasyonuna da değinerek, daha önce Beşiktaş ve Trabzon'un güneye gidip maç yaptığını, bunun sorun olmadığını ve Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni maç yapmalarından dolayı tanımış pozisyonuna düşmediğini vurguladı

CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, izolasyonların kaldırılmasının ana siyasetleri olduğunu söyledi. Soyer, izolasyonların kaldırılmasının hem çözümü hızlandıracağını hem de Kıbrıs Türk halkının haklı olan evrensel talebine cevap verecek ana siyaset olduğunu belirterek, son günlerde gündeme gelen spor izolasyonuna da değindi ve daha önce Beşiktaş ve Trabzon'un güneye gidip maç yaptığını, bunun sorun olmadığını ve Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni maç yapmalarından dolayı tanımış pozisyonuna düşmediğini vurguladı.

Soyer, top oynamakla devletin yükselmeyeceğini kaydetti.

Başbakan Soyer ayrıca, uzun yıllar, alın teri akıtmadan var olan bazı kaynaklara dayanarak ayakta kalınmaya çalışıldığını ifade ederek, artık üreterek ve kaynakları iyi kullanarak hareket edilmesi gerektiğini belirtti.

"Bu memleketi 'bizim' yapmak için alın teri ile üretim yapılması gerekir" diyen Soyer, herkesin kendi çabasıyla, memleketin gelişimine katkı koyması gerektiğini kaydetti.

CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, geçen akşam, CTP-BG Lefkoşa İlçe Örgütü'nün organizasyonuyla Gaziköy'ü ziyaret etti ve vatandaşlarla bir araya geldi. Soyer, köy halkıyla buluşmasında, sorunları dinledi; açıklamalarda bulundu.

Gaziköy Spor Kulübü'nde gerçekleşen kitle toplantısına, Soyer'le birlikte CTP-BG'li bakanlar ve bazı milletvekilleri de katıldı.

Toplantı, CTP-BG Lefkoşa İlçe Başkanı Kadri Fellahoğlu'nun açılış konuşmasıyla başladı.

Fellahoğlu

CTP-BG Lefkoşa İlçe Başkanı Kadri Fellahoğlu, konuşmasında, hükümet uygulamalarını, memleket meselelerini değerlendirmek için toplantıyı düzenlediklerini anlatarak, halkın var olan sorunlarını dinleyerek çözüm bulmaya çalıştıklarını kaydetti.

Barış ateşi yakarak, çözümü gerçekleştirmek için yollara düştüklerini, fakat Kıbrıs Rum tarafının olumsuz tavrı nedeniyle çözümün henüz gerçekleşmediğini söyleyen Fellahoğlu, temel yaklaşımlarının Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu, er veya geç bu sorunun çözüleceğini ve çözülmesi için de mücadele edeceklerini belirtti.

Başbakan Soyer

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise yaptığı konuşmada, siyasette tek bir rengin, tek bir çizginin mümkün olamadığını, siyasal yaşamda farklı düşüncelerin her zaman var olduğunu ve ülkeye, halka hizmet etmenin öngörülerini, finansman dahil kaynaklarını söylerken, farklı bakış açısı olanların, düşüncelerini yarıştırması gerektiğini kaydetti.

"Ülkemizde görüyoruz ki, bir yandan azınlığın azgınlığı, öbür tarafta çoğunluğun düşünceyi boğmaya çalışan mentalitesiyle hareket edilmeye çalışılmaktadır" diyen Başbakan Soyer, bir fikir, bir düşünce, bir icraat ortaya konulduğunda, en ağır hakaretlere, küfürlere, dışlamalara dönük üslup ve yaklaşımlarla, insanları kamplaştırmaya çalışarak sonuç elde etmeye çalışıldığını belirtti.

Kıbrıs Türk halkı içerisinde bu yaklaşım biçiminin hiç fayda getiremediğini ifade eden CTP-BG Genel Başkanı Soyer, "Hainsin, satılıksın, bu düşünce şuna, buna hizmet eder gibi bir düşünce korkusu yaratarak, arayış büyük ölçüde engellenmeye, bir disiplin doğrultusunda insanlar bir yöne yönlendirilmeye çalışıldı. Bunun çok acısını yaşadık" dedi.

Çok şeyler kaybedildi... Tuzağa düşmeyeceğiz

Yaşanan bu düşüncelerden dolayı sadece içte değil uluslararası arenada da çok şeyler kaybedildiğine dikkat çeken Soyer, birçok olumsuz yaklaşımlarla, düşüncenin derinliğini ve alternatif üretme noktasını ve sorunlara çözüm üretme kabiliyetini öldürmeye çalışarak siyaset yapıldığını zannedenlerin tuzağına düşmeyeceklerini kaydetti.

"Ne kadar farklı düşünceler içerisinde olursak olalım, aramızdaki sevgiyi ve birbirimizdeki saygıyı asla kaybetmememiz lazım" diyen Soyer, düşüncenin derinliğini, zenginliğini ve demokratik olgunluğu asla yere vurmadan ilerleyerek, geliştirmenin, memleket meselelerini çözmeye dönük olarak hareket etmenin kesin yolunu bulacaklarını belirtti.

Çok tecrübe edindik, tahriklere kapılmak niyetinde değiliz

Yaşanan süreçte çok tecrübe edindiklerini, bu tecrübeleri boşa harcamak ve tahriklere kapılmak niyetinde olmadıklarını, soğukkanlı, kararlılıkla, fakat hiç bir zaman da kimseye boyun eğmeden, akıl dolu yaklaşımla kaos yaratmak isteyenlere fırsat vermeyeceklerini söyleyen Soyer, tartışmaları usulüne göre, akıl ve mantık dolu olguyla yapmaya devam edeceklerini kaydetti.

CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Soyer, Annan Planı'na "Evet" demek için İnönü Meydanı'nda on binlerce insanın toplanıp miting yaptığını, aynı gün meydanın 5 yüz metre ilerisinde, binlerin "Hayır" mitingi düzenlendiğini anımsatarak, düşünceler, öfkeler ve beklentilerin çok farklı olmasına rağmen bir cam kırılmadığını, insanların bir birine yumruk atmadığını, tüm dünyanın büyük bir şaşkınlık içerisinde Kıbrıs Türk halkının demokratik düzeyini, olgunluğunu, sevgisini ve kendisiyle ilgili karar verme yeteneğini gördüğünü, o güne kadar "nesne" gibi duran Kıbrıs Türk halkının "özne" olduğunu ve dünyanın gündemine girdiğini belirtti.

Gelişmek için, demokratik olgunlaşma için, hayatın ihtiyaçlarına cevaplar bulmak için ve yarını kurmak için siyaset yapmaya ve bununla ilgili düşünce üretmeye devam edeceklerini vurgulayan Soyer, "Nerdeyiz, nerden nere geldik ve nereye gideceğiz sorusunu tartışmamız gerek. Ne oldum deme, ne olacağım de..." şeklinde konuştu ve Kıbrıs sorununun nereden nereye geldiğini aktardı.

Hrisostomos ortaklık devletinden kaçıyor

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos'un, Rum tarafındaki başkanlık seçimleri nedeniyle yaptığı açıklamada, "1955'ten beri Kıbrıs sorununda sunulan bütün çözüm önerileri yanlıştır. Yapmamız gereken şudur: Mevcut durumu, yani bugünkü durumu koruyup geliştirmek" dediğine işaret eden Ferdi Sabit Soyer, ortaklık devletinden kaçarak, BM çözüm planından uzaklaşmanın, Hrisostomos'un hedefi olduğunu kaydetti.

Buna sebep olanlar kendileri sorgulasın

"Buna sebep olanlar, inceleme ve özeleştiri yapmalı" diyen Soyer, "Bugünkü durumu, temel korunması gereken durum olarak gören Rum egemen güçlerinin en hakimiyetçi anlayışa sahip sözcüsünün yalnızca bu ifadesi, Kophenag'ı, Lahey'i bize kaybettirerek, tek başına Güney'in AB'ye üye olmasına sebebiyet verenlerin, elli defa kendilerini sorgulamasının nedeni olmalıdır" şeklinde konuştu.

İzolasyonların kaldırılması ana siyaset

Soyer, izolasyonların kaldırılmasının hem çözümü hızlandıracağını hem de Kıbrıs Türk halkının haklı olan evrensel talebine cevap verecek ana siyaset olduğunu dile getirerek, son günlerde gündeme gelen spor izolasyonuna değindi ve daha önce Beşiktaş ve Trabzon'un güneye gidip maç yaptığını, bunun sorun olmadığını ve Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni maç yapmalarından dolayı tanımış pozisyonuna düşmediğini vurguladı. Soyer, top oynamakla devletin yükselmeyeceğini kaydetti.

24 Nisan referandumundan sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, raporunda, "İzolasyonları sürdürmenin mantığı ve vicdanı yoktur" diye yazdığını, yeni Genel Sekreter Ban Ki-Moon'un da Güvenlik Konseyi'ne sunulan raporunda Kofi Annan'ın izolasyonlar konusundaki görüşünün ve raporunun arkasında olduğunu söylediğini dile getiren Soyer, "Denizin kenarındaki taşı yuvarlaklaştıran, derenin ya da nehrin içerisindeki taşı düzleştiren, karadaki taştan farklılaştıran, suyun gücü değildir. Dalganın denizdeki kayaya vuruşu değildir. Kayaları eriten ve delen suyun sürekli ve devamlı akışkanlığıdır" ifadelerini kullandı ve bu nedenle izolasyonların kaldırılması konusunda ısrarcı olacaklarını belirtti.

Ülke ekonomisindeki gelişmeler

Ülke ekonomisinde yaşanan gelişmelere ve Sosyal Güvenlik Yasası'na da değinen Başbakan Soyer, CTP'nin hükümette görev aldıktan sonra sigorta emeklilerinin maaşlarında gerçekleşen artışı anlattı.

KKTC'nin sosyal sigorta sisteminden emekli olan bir kişinin maaşı ile aynı gün ve aynı basamakta Güney Kıbrıs'tan emekli olan bir sosyal sigortalının maaşı arasında, Kıbrıs Türk emekçisinin lehine çok önemli bir fark olduğunu; temel hedeflerinin ise, 2007'nin sonunda, sigortaya 25 yıl prim yatıran bir insan ile devlet emeklisi arasındaki farkı kapatmak olduğunu kaydeden Soyer, kamu görevlileri açısından da önemli gelişmeler yaşandığını kaydetti.

Geçmiş dönemdeki alışkanlıklar

Bazı konularda sıkışmalar yaşadıklarını söyleyen Ferdi Sabit Soyer, bu sıkışmaların sebebinin geçmiş dönemdeki alışkanlıklar olduğunu belirtti ve şöyle devam etti:

"Adamın birinin evine misafir gelmiş, misafirlerle sofraya oturmuş ve demiş ki, kesikten kesmeyin, bütüne dokunmayın, yeyin da utanmayın. Dolayısıyla şimdi bizim memlekette geçmişin bazı alışkanlıkları aynen böyle.

Türkiye'den aktarılan kaynaklara dayalı, kendi kaynağını, kendi alın terini, ülke ekonomisinin dinamiğine katmayan bir halkın gelişmesinin mümkün olamayacağını dile getiren Soyer, Türkiye'nin verdiği desteğin son derece önemli olduğunu ve kaynağın reel sektörlere aktarılması gerektiğini, ülkenin kaynaklarının da geliştirilerek idame ettirilmesi ve bu memleketin ayakları üstünde duran ve kendi kendine yeten noktaya getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Bu memleket bizim... Bizimdir tabii

"Çağırır adam: bu memleket bizim. Bizimdir tabii. Kimindir? Peki bu memleketi bizim yapmak için ne yapmak lazım, alın terini dökecen üretimi geliştirecen, mıh üstüne mıh çakacan, tuğla üstüne tuğla koyacan, bunu yaparsan bu memleket bizim olur. Eğer bu memlekette sen bizimdir dersen maaşın dışardan gelen kaynakla ödenirse, sen bu memlekette istediğin kadar sahibim de, ruhen misafirsin" ifadelerini kullanan CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Soyer, "bu memleketi bizim yapmak için kendi kaynaklarımızla hareket edilmesi ve bugünden her şeyin tükenmemesi gerekir" dedi.

30 yılda yapılan yolun 1.5 katını 3 senede yaptık

Ferdi Sabit Soyer, CTP-BG'nin hükümete gelmesinin ardından yapılan icraatları anlatarak, 30 yılda yapılan yolun bir buçuk katını 3 senede yaptıklarını ifade etti.

Kıbrıs Türk halkının 1963-74 arasında hem Türkiye'den hem dünyadan aldığı kaynaklarla Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi'ni yaptığını, fakat o günden sonra başka hastane yapılmadığını anlatan Soyer, şimdi tam teşekküllü bir hastaneyi Mağusa'da kuracaklarını ve tam teşekküllü bir mahkeme binasının temelini de İskele bölgesinde attıklarını söyledi.

Alın teri akıtmadan var olan kaynakları kullandık

Uzun yıllar, alın teri akıtmadan var olan bazı kaynaklara dayanarak ayakta kalınmaya çalışıldığını vurgulayan Soyer, artık bu kültürü sürdürebilmenin olanaklı olmadığını, üreterek, kaynakları doğru kullanarak ilerlemek ve gelişmek gerektiğin belirtti.

"Önce ülkemiz ve halkımız. Ülkemiz ve halkımız geliştiği sürece, zümresel çıkarın, bireysel çıkarın, sendikal çıkarın, parti, çıkarı, şirketin karı artarak gelişir" diyen Soyer, bu kültürün yaratılması halinde ileriye gidileceğini kaydetti.

KIBRIS 18/07/07

Financial Times: Türkiye'de tarihi seçim

      Türkiye’nin Pazar günü yapılacak seçimde geleceğini belirleyeceği öne sürüldü. Financial Times gazetesi, "Türkiye’nin geleceğini belirleyecek seçim" başlıklı başyazısında Türkiye’de Pazar günü yapılacak genel seçimin "tarihi" olduğunu vurguladı.
      İngiliz gazetesi Financial Times, başyazısında Pazar günü yapılacak seçimin, "tarihi" bir seçim olduğunu, Türkiye’nin geleceğinin belirleneceği yorumunu yaptı.
      Seçimin, yeni cumhurbaşkanı konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın "neo İslamcı" hükümet ile "ordunun liderliğindeki laikler" arasındaki çekişmeyi çözmek için düzenlendiğini kaydeden gazete, "Bu yarışın, anayasal krizi nasıl çözeceği belli olmaktan uzak" yorumunu yaptı.
      Ancak bu krizin seçim kampanyası sırasında fazla bir yankı bulmadığını belirten gazete, "Belki bu, seçimin gerçek öneminin, Türk cumhuriyetinin geleceği ve niteliğine ilişkin olmasından kaynaklanıyor" görüşünü dile getirdi.
      AKP’yi "Anadolu’nun sosyal olarak muhafazakar, dindar kalbinin modernite yolu" olarak nitelendiren gazete, AKP’nin iktidara geldiğinde, her iki tarafın ortak çıkarı olan AB projesi konusunda "taktik bir konsensüs" oluşturulduğunu ancak bu konsensüsün artık bozulduğunu kaydetti.
      'AB VE NATO TOKSİK KURUMLAR OLDU' Gazete, AB’nin olumsuz tavrının Türkiye’de sert milliyetçi tepkilerine yol açtığını, Türkiye ile ABD arasındaki ittifakın, da Irak ve Kuzey Irak nedeniyle paslandığını belirterek "Bu seçim hiç kimse, AB veya NATO’dan söz etmiyor. Toksik kurumlar oldular" değerlendirmesini yaptı.
      Bu seçimin her şeyden önce Türkiye’nin kurumlarının inandırıcılığı ile ilgili bir seçim olduğunu savunan gazete, AKP’nin "başarılı" bir hükümet olduğunu da vurguladı.
      'LAİKLEK GEÇMİŞTE SAPLANDI' "Ancak (AKP) laik orta sınıfı liberal yaşam tarzını sona erdirerek gizlice teokrasiyi kurmayı amaçlamadığı konusunda henüz ikna edemedi" diyen gazete, şöyle devam etti:
      "Ancak geçmişte saplanmış olanlar, laiklerdir. Onlar, kırsal kesimden kentlere göçün güç dengesini bozmuş olmasını nefretle karşılar. Seçilebilecek partileri oluşturamadıkları için sandıkta kaybettikleri oyları sokaklarda yeniden kazanmaya çalışıyor ve kendilerine yardımcı olmaları için generallere güveniyorlar.ö Financial Times, ancak Türklerin, liderlerin laiklik veya cumhurbaşkanlığı gibi kurumlarla oynamalarından hoşlanmadıkları yorumunu yaparak, seçmenlerin büyük olasılıkla AKP’ye "hak ettiği çoğunluğu verecekleriöni kaydetti. Aynı zamanda seçmenin parlamentodaki cumhuriyetçi ve milliyetçi sandalyeleri artıracakları umudunu da dile getirildi. Gazete, başyazısına son verirken şu noktaları da vurguladı:
      "2002 yılında AKP, oyların üçte biri ile sandalyelerin üçte ikisini elde etti. Daha orantılı bir sonuç çok daha sağlıklı olur: Cumhurbaşkanı olarak üzerinde uzlaşılan bir adayın belirlenmesi için, tüm tarafların açık bir biçimde korkularını ve umutlarını dile getirecekleri demokratik bir dengenin kurulabilmesi için ve Türklerin kendilerine İslam’ın demokrasi ile tamamen bağdaştığını dünyaya gösterdiklerini hatırlatabilmeleri için."(ANKA)

MILLIYET 19/07/07

LTB, Aleminyo Şehitleri'ni sokak adlarında yaşatacak

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB), isimsiz sokaklara Aleminyolu 13 şehidin ismini veriyor.

LTB'den yapılan açıklamaya göre, isimlerin verilmesi kararı, Teknik İşler Komisyonu'nun tavsiyesi üzerine Belediye Meclisi tarafından alındı.

Belediye Meclisi tarafından alınan karar uyarınca, Lefkoşa'daki isimsiz sokaklara şu isimler verildi:

"Şht. Hüseyin Dildar Sokak, Şht. Hasan Dildar Sokak, Şht. Ahmet Halil Sokak, Şht. Mustafa Ali Sokak, Şht. Ömer Ali Sokak, Şht. Zafer Hasan Sokak, Şht. Tahir Osman Sokak, Şht. Hasan Ali Sokak, Şht. Güney Hüseyin Sokak, Şht. Ali Hasan Sokak, Şht. Ali Bodo Sokak, Şht. Mehmet Ali Bodo Sokak, Şht. Osman Mehmet Sokak"

LTB Başkanı Cemal Bulutoğluları, konuyla ilgili açıklamasında, şehitlik mertebesinin çok kutsal bir mertebe olduğunu belirterek, aziz şehitlerin adının her zaman yaşatılması gerektiğini kaydetti. Bulutoğluları, Aleminyo şehitlerinin milli mücadele tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu da vurguladı.

KIBRIS 19/07/07

 

 

Aldığımız her nefeste izolasyonla karşılaşıyoruz

Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarında Türkiye Cumhurbaşkanlığı'nı temsil edecek Alpaslan Nazlıoğlu, dün KKTC'ye geldi.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Nazlıoğlu, KKTC'ye gelişinin ardından devlet ve hükümet yetkililerine nezaket ziyaretlerinde bulundu.

Nazlıoğlu, ilk ziyaretini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yaptı. Nazlıoğlu'na TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin eşlik etti. Kabulde, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev de hazır bulundu.

Talat'ın kabulü

Talat, kabulde yaptığı konuşmada, 50 yıldır sert bir mücadele veren Kıbrıs Türkü'nün en rahat olduğu dönemde dahi teslim olmayacağını, kararlılıkla haklarını koruyacağını ve çözüm için çalışmaya devam edeceğini söyledi

Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin kayıtsız şartsız desteğinin sadece 20 Temmuz 1974'de değil, öncesinde ve sonrasında da Kıbrıs Türkü'nün yanında olmasının bir yandan gurur ve sevinç vesilesi, diğer yandan da güvence anlamı taşıdığını kaydetti.

Kıbrıs Türkü'nün, BM çerçevesinde, nihai olarak, kabul edilebilir bir anlaşmayla bütünlüklü çözüm sağlanabilmesi için elinden geleni fazlasıyla yaptığına işaret eden Talat, Kıbrıs Türkü'nün, bir çok özveriyi göğüsleyerek referandum gibi tarihi bir dönemeçte çözüm yönünde bir tavır ortaya konduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, yeni bir ortaklık devleti kurulabilmesi ve Kıbrıs'ı birleştirmek için çaba ortaya koyan, sürekli olarak barış elini uzatan Kıbrıs Türkü'nün bugün de çözüm arayışlarını ve müzakerelerin başlatılması politikasını sürdürdüğünü söyledi.

İzolasyonların kaldırılması yönünde yürütülen politikanın nihai hedefinin bütünlüklü çözüm olduğuna işaret eden Talat, şöyle devam etti:

"Biz izolasyonların acısını her gün, her alanda yaşıyoruz. Sorunumuz sadece ticaret yapamama, malımızı satamama değil. Bizim sorunumuz sadece uluslararası yatırımları çekememe değil. Hayatın her alanında, adeta aldığım her nefeste izolasyonla karşılaşıyoruz. Kültür ve spor alanında da insanlık dışı ambargolarla karşı karşıya kalıyoruz."

Talat, "Basit bir futbol maçı yüzünden görüşmeyi iptal ettiğimiz söyleniyor. Bu konu bu kadar basitse, niye bu ambargoyu uyguladınız? Bu konu bu kadar basitse, Kıbrıs Türkü'ne niye bunu reva görüyorsun? Bu kadar basitse hemen çözsene. Niçin çözemiyorsunuz?" dedi.

BM'nin eski genel sekreteri Kofi Annan'ın "Kıbrıs Türkü üzerindeki gereksiz kısıtlamaların anlam ve mantığı kalmadı" yönündeki açıklamasını hatırlatan Talat, izolasyonların kaldırılması yönünde Avrupa Konseyi'nin dahi karar aldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, gazetecilerin bir sorusu üzerine, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile gerçekleştireceği görüşmeyle ilgili herhangi bir tarih öngörülmediğini belirtti. Talat, ayrıca Rum Lider Tasos Papadopulos ile de uygun bir zamanda görüşeceğini kaydetti.

Nazlıoğlu: Çözümün gerçek zemini BM olmalı

Alpaslan Nazlıoğlu da, konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i temsil etmek amacıyla geldiği KKTC'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmekten büyük mutluluk duyduğunu söyledi.

Nazlıoğlu, Türkiye Cumhuriyeti'nin insani ve tarihi hak ve yükümlülüklerine dayalı olarak gerçekleştirdiği Barış Harekatı'nın Kıbrıs Türkü için bir dönüm noktası olduğunu kaydetti. Rum'a esir olmaktan kurtulan Kıbrıs Türkü'nün barış, refah ve huzur içinde yaşama olanağı bulduğuna işaret eden Nazlıoğlu, Türkiye'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıslı Türk kardeşlerinin hep yanında olacağını belirtti.

Türkiye'nin Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonların kaldırılması için gereken her türlü girişimde bulunacağını kaydeden Nazlıoğlu, Kıbrıs Türk halkının refahını yükseltmek ve dünyayla bütünleşmesini sağlama yönündeki uluslararası girişimlerin sürdürüleceğini söyledi.

Nazlıoğlu, Kıbrıs Türkü'nün üstüne düşeni fazlasıyla yapmasına rağmen çözüme ulaşılamadığına işaret ederek, Rum tarafının sorunu AB zemininde halletme gibi bir çaba içine girdiğini, ancak Kıbrıs'ta iki halka ve iki devlete dayalı kapsamlı çözümün gerçek zemininin, BM olması gerektiğini belirtti.

KIBRIS 19/07/07

 

 

Türk Yıldızları Karpaz'da da uçacak

Türk Hava Kuvvetleri'nin Türk Yıldızları Akrotim Filosu, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlama törenlerine katılacak.

Her yıl olduğu gibi, kutlamalar çerçevesinde Lefkoşa'daki törene katılacak ve Girne'de gösteriler yapacak Türk Yıldızları, bu yıl Karpaz'da da tören geçişi gerçekleştirecek.

Karpaz bölgesinde yaşayan vatandaşların, geçen yılki Barış ve Özgürlük Bayramı törenlerinden sonra gündeme getirdikleri taleplerini, memnuniyetle kabul eden Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın, bu yılki uçuş planlarına Karpaz bölgesini de koyması üzerine, Türk Yıldızları, 20 Temmuz Cuma günü, Lefkoşa'da icra edecekleri tören geçişini müteakip 10.50-11.30 saatleri arasında, Karpaz bölgesinde tören geçişi yapacak.

KKTC halkının Barış ve Özgürlük Bayramı coşkusuna iştirak edecek Türk Yıldızları, her yıl olduğu gibi, bu 20 Temmuz günü de, Lefkoşa'da sabah saatlerinde törene katılacak; akşam üzeri Girne'de akrotim gösterisi yapacak.

KIBRIS 19/07/07

 

KKTC’de 33’üncü barış yılı kutlanıyor

KKTC’de, 20 Temmuz Barış Harekatı’nın 33’üncü yıldönümü kutlanıyor.

NTV

Güncelleme: 18:56 TSI 20 Temmuz 2007 Cuma

 

LEFKOŞA - Lefkoşa’daki Barış ve Özgürlük Bayramı törenlerine askeri ve siyasi yetkililerin yanı sıra Türkiye’den giden heyet de katıldı. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, “iki devlet esasına” dayanan çözüme yönelik çabaların devam edeceğini söyledi. Şener sıkıntıların geçici, KKTC’nin ise kalıcı olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, Rumların Kıbrıslı Türkleri eritme politikası izlediğini belirti. Talat, “Rumlar ev yapmamamızı, çocuk sahibi olmamamızı, okul diploması vermememizi, fabrikalarda çalışmamamızı, dünyayla ilişki kurmamamızı, ticaret yapmamamızı, adeta ölü taklidi yapmamızı istiyor” dedi.
 
15 Temmuz 1974’te Ada’daki Yunan destekli darbenin ardından, Türk askerleri 20 Temmuz’da barış harekatı düzenlemişti. 14 Ağustos’taki ikinci harekatla da, bugünkü sınırlar belirlenmişti.

KKTC kutluyor, Rum kesimi kınıyor

KKTC’de 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın 33. yıldönümü coşkuyla kutlanırken, Kıbrıs Rum kesiminde “kınama” etkinleri düzenleniyor.

AA

Güncelleme: 18:55 TSI 20 Temmuz 2007 Cuma

 

LEFKOŞA - Bu kapsamda, Lefkoşa’nın Rum kesimindeki Faneromeni Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 20 Temmuz’u “lanetli gün” ilan etti.

 

Rum radyosunun haberine, Papadopulos, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos tarafından yönetilen ayinin ardından yaptığı konuşmada, “Bugün lanetli bir gündür. Düşüncelerimizin ve kalbimizin hayatlarını feda edenlerle ve fedakarlıklarıyla en azından milli itibarı ve insanlık onurunu kurtaranlarla birlikte olması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı, görüşmeleri Gambari prosedürünün dışına çıkarmaya çalışmakla suçlayan Papadopulos, “Görüşmeyi Gambari prosedürünün dışına çıkarmayı başarana kadar görüşmelerden kaçınma taktiğine devam ediyor. İstediği budur” iddiasında bulundu.

Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da, “Günün mesajı, Kıbrıs’a adalet mücadelesinde topyekün seferberliktir. Yeni oldu bittileri bertaraf etmek, ülkenin nihai hayrı görmesi için işgalden, yerleşiklerden (Türkiye’den adaya yerleşen nüfus) kurtulma mücadelesi yine ortak olmalıdır” dedi.

Lefkoşa’nın Rum kesimindeki Faneromeni Kilisesi’nde düzenlenen ayine, Papadopulos ve Hristofyas dışında Rum bakanlar, siyasi parti liderleri, milletvekilleri, askeri yetkililer, Yunan meclisinden Güney Kıbrıs’a gelen ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan heyet katıldı. Etkinlikte Yunan hükümetini, Yunanistan Milli Eğitim Bakanı Marietta Yannaku Kutsiku temsil etti.

“20 Temmuz lanetli gün”


20 Temmuz, 2007 17:38:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC'de 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın 33’üncü yıldönümü coşkuyla kutlanırken, Kıbrıs Rum kesiminde''kınama'' etkinleri düzenleniyor.

Bu kapsamda, Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Faneromeni Kilisesi'nde düzenlenen ayine katılan Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 20 Temmuz’u "lanetli gün" ilan etti.
 
Rum radyosunun haberine, Papadopulos, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2’nci Hrisostomos tarafından yönetilen ayinin ardından yaptığı konuşmada, "Bugün lanetli bir gündür. Düşüncelerimizin ve kalbimizin hayatlarını feda edenlerle ve fedakarlıklarıyla en azından milli itibarı ve insanlık onurunu kurtaranlarla birlikte olması gerektiğini düşünüyorum" dedi.
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı "görüşmeleri Gambari prosedürünün dışına çıkarmaya çalışmakla" suçlayan Papadopulos, "Görüşmeyi Gambari prosedürünün dışına çıkarmayı başarana kadar görüşmelerden kaçınma taktiğine devam ediyor. İstediği budur" iddiasında bulundu.
 
"Yerleşiklerden kurtulmalıyız"
 
Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da, "Günün mesajı, Kıbrıs'a adalet mücadelesinde topyekün seferberliktir. Yeni oldu bittileri bertaraf etmek, ülkenin nihai hayrı görmesi için işgalden, yerleşiklerden (Türkiye'den adaya yerleşen nüfus) kurtulma mücadelesi yine ortak olmalıdır" dedi.
 
Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Faneromeni Kilisesi’nde düzenlenen ayine, Papadopulos ve Hristofyas dışında Rum bakanlar, siyasi parti liderleri, milletvekilleri, askeri yetkililer, Yunan Meclisi’nden Güney Kıbrıs'a gelen ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan heyet katıldı.
 
EtkinlikteYunan hükümetini, Yunanistan Milli Eğitim Bakanı Marietta Yannaku Kutsiku temsil etti.

 

Rumların eurosu 'haç' sembollü

      Avrupa Birliği’ne 2004 yılına giren Kıbrıs Rum Kesimi, yılbaşından itibaren para birimi olarak euro kullanmaya başlayacak. Ancak Kıbrıs Rum Kesimi eurolarından birinin arka yüzünde yeralan "İsa’dan Önce 3000 yılına ait Pomos heykelciğinin" haç biçiminde olması tartışma başlattı. Euro gelecekte Kuzey Kıbrıs’ta da uygulanırsa bu 1-2 centlik madeni euronun Türklerce benimsenip benimsenmeyeceği tartışma konusu oldu.
     
     HAÇ, MUFLON KEÇİSİ VE YELKENLİ GEMİ
      Yılbaşında euroya geçecek olan Kıbrıs Rum Kesimi madeni paralarının bir yüzü ortak euro sembollerini, diğer yüzü ise ulusal sembolleri taşıyacak.
      1 ve 2 euroluk madeni paranın "ulusal sembolü" olarak "haç" biçiminde, ancak İsa’dan Önce 3 bin yılından kaynaklanan Kıbrıs tarihöncesi sanatının karakteristik örneklerinden biri olduğu bildirilen "Pomos" heykelciği seçildi. Heykel’in Paphos bölgesindeki Pamos köyünde bulunduğu kaydedildi. Heykelin haç biçimli olması, Kıbrıs’ta tartışmaları gündeme getirdi. Euro’nun ulusal yüzlerinde Rum ve Türk alfabeleriyle "Kıbrıs" kelimeleri yer alıyor. Türkçe’ye Kıbrıs’ın ikinci resmi dili olduğu gerekçesiyle yer verildiği de belirtildi.
      Para çizimleri 50 tasarımcının çalışmaları arasından seçildi. Hristiyanlıkla ilgisinin olmadığı belirtilse bile, şimdilik sadece Kıbrıs Rum Kesimini ilgilendiren, bir olasılıkla gelecekte Kuzey Kıbrıs’ın da benimseyebileceği bir "euroönun arka yüzünde "haç" işaretinin olması Türkleri de şaşırtıyor.
     
     PAÇA ÇORBASIYLA ÜNLÜ
      Kıbrıs Rum Kesimi’nde tedavüle girecek 1, 2 ve 5 sentlik madeni paraların arka yüzünde ise Kıbrıs’ın "paça çorbasıyla" da ünlü sevilen muflon keçileri yer alacak. Ürünleriyle Kıbrıs kültürünün vazgeçilmezleri olan adaya özgü keçiler bölgedeki doğal yaşamın da karakteristik temsilcisi sayılıyor.
      Kıbrıs Rum Kesimi 10, 20 ve 50 sentlik madeni paralarının arka yüzünde ise ada toplumunun denizle ilişkisini, ticaret ve denizcilik etkinliklerine verdiği önemi simgeleyen Kyrenia yelkenli gemisi yer alacak. 1970’lerin başında adını aldığı bölgede denizden çıkarılan gemi İsa’dan Önce 4’üncü yüzyıla tarihleniyor.
      Kıbrıs Merkez Bankası üç sembolün adanın "doğasını, tarihini ve uygarlığını" temsil etmesi açısından seçildiğini belirtti. Paraların "ulusal" yüzlerindeki semboller Kıbrıs Rum Kesimi hükümeti tarafından da onaylanmıştı. Paralar Finlandiya’da basılacak.
      Bu arada AB Komisyonu’nun AB organlarına gönderdiği raporda Kıbrıs Rum Kesimi’nin euroya geçme hazırlıklarını hızlandırması gerektiği bildirildi. Türkiye’ne YTL’ye geçişte yaşanmasından kaygı duyulan tüketici aleyhine fiyat yuvarlaması örneğinde olduğu gibi bir durum yaşanmaması için Güney Kıbrıs’ın euroya geçişinde dikkatli çalışma yapılması da istendi.
     
     EURO’YA GEÇECEK DİĞER ÜLKELER
      AB Komisyonu Malta’da euroya geçiş çalışmalarının çok iyi yürüdüğüne değindi. Malta eurolarının ulusal yüzlerinde, sekiz köşeli malta haçı, ülke amblemi ve tarihöncesi İmnajdra Sunağı yer alıyor.
      Slovakya’nın da euroya geçişte hızlı ve ayrıntılı hazırlıklar yapması istendi. Bu ülkenin kullanacağı paralardaki ulusal yüzde ise ikili haç, Bratislava Kalesi ve Krivan tepesi bulunuyor.

MILLIYET 20/07/07

 

 

Türkiye ile KKTC arasında özel ve özgün bir ilişki var

HERHANGİ İKİ ÜLKE İLİŞKİSİ DEĞİL... Cumhurbaşkanı Talat, Meclis Başkanı Ekenoğlu ve Başbakan Soyer tarafından kabul edilen Kıbrıs İşleri'nden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, KKTC İle Türkiye arasındaki ilişkinin herhangi iki ülke arasındaki ilişkiden öte olduğunu vurgulayarak, "Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasındaki ilişki tamamen özel ve özgün bir niteliğe sahiptir" dedi

YAPILMASI GEREKEN HER ŞEYİ YAPIYORUZ... Şener: Türkiye Cumhuriyeti olarak Kıbrıs Türk halkının refah düzeyinin artırılması ve KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması için yapılması gereken her şeyi yapıyoruz. Anavatan Türkiye olarak Kıbrıs Türkü'nün barış ve özgürlük ortamında varlığını sürdürmesini, refah düzeyinin artmasını istiyoruz. Uluslararası ilişkilerde güçlü bir ülke olan TC, bu konumunu ve varlığını her zaman Kıbrıs Türkünün çıkarlarının gözetilmesinde kullanmıştı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TC ile KKTC arasındaki ilişkilerin son derece farklı olduğunu vurgulayarak, "Türkiye Cumhuriyeti, KKTC'yi koşulsuz olarak destekleyen ve tanıyan tek ülke" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı'nın 33. yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere TC hükümetini temsilen KKTC'ye gelen Kıbrıs İşleri'nden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile beraberindeki heyeti kabul etti.

Şener'e beraberinde TC Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, Büyükelçi Ertuğrul Apakan, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ile bazı bürokratlar eşlik etti.

Kıbrıs İşleri'nden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, kabulde yaptığı konuşmada, KKTC İle Türkiye arasındaki ilişkinin herhangi iki ülke arasındaki ilişkiden öte olduğunu vurgulayarak, "Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasındaki ilişki tamamen özel ve özgün bir niteliğe sahiptir" dedi.

TC olarak Kıbrıs Türk halkının refah düzeyinin artırılması ve KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması için yapılması gereken her şeyi yaptıklarını belirten Bakan Şener, Anavatan Türkiye olarak Kıbrıs Türkü'nün barış ve özgürlük ortamında varlığını sürdürmesini, refah düzeyinin artmasını istediklerini belirtti.

TC'nin uluslararası ilişkilerde güçlü bir ülke olduğunu belirten Şener, "TC, bu konumunu ve varlığını her zaman Kıbrıs Türkünün çıkarlarının gözetilmesinde kullanmıştır" dedi.

Talat: Verdiğiniz desteği her

zaman için hatırlayacağız

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da kabulde yaptığı konuşmada, TC ile KKTC arasındaki ilişkilerin çok özgün ve son derece farklı olduğunu vurgulayarak, "Türkiye Cumhuriyeti, KKTC'yi koşulsuz olarak destekleyen ve tanıyan tek ülke" dedi.

Türkiye'nin Kıbrıs Türkü'ne her alanda destek verdiğini, böyle bir ülke ile ilişkilerin özel olduğunu kaydeden Talat, Kıbrıs sorununun çözüm çabalarında ve Kıbrıs Rum tarafında çözüm için hazır olunduğu mesajı bildirildiği ve Kıbrıs Türk tarafından tepki konduğu tüm zamanlarda Türkiye'nin desteğinin görüldüğünü belirtti.

KKTC'nin ekonomisinde kısa zaman içinde çok önemli gelişmeler yaşandığına işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, bunun bir kısmının TC'nin Kıbrıs'a yönelik desteğinden, bir bölümün de çözüm çalışmalarında dünya ile uyumlu bir çizgi takip edilmesinden kaynaklandığını belirtti. Talat, "Kıbrıs Türk halkı, bugünkü refah düzeyini daha ileri götürebilmek için yine Türkiye'nin desteğine güveniyor" dedi.

Konuşmasında, Abdüllatif Şener'in Türkiye'de 22 Temmuz'da yer alacak genel seçimlerde aday olmadığına da değinen Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'ye verilen desteğin en iyi örneğini Şener döneminde gördüklerini belirterek, "Verdiğiniz desteği her zaman için hatırlayacağız" dedi.

Ekenoğlu'na ziyaret

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da KKTC'ye gelen Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile beraberindeki heyeti kabul etti.

Bakan Şener ile heyetine, ziyaretleri sırasında Türkiye Cumhuriyeti'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin eşlik etti.

Görüşmede ilk sözü alan Türkiye Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nı Kıbrıslı Türkler ile birlikte kutlamak amacıyla heyeti ile birlikte KKTC'ye geldiğini ifade ederek, görevinin sona ereceği bu günlerde KKTC'de olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Şener, tüm Kıbrıs Türk halkının bayramını kutlayarak, her şeyin Kıbrıs Türkü'nün refahı, mutluluğu ve özgürlüğü için olmasını diledi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da Şener ile heyetine 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarında kendilerini yalnız bırakmadıklarından dolayı teşekkür ederek, Türkiye Cumhuriyeti'nin sadece bu yıl için değil, her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu vurguladı.

Ekenoğlu, Kıbrıslı Türkler olarak Türkiye'yi her zaman yanlarında görmenin kendilerine güç kattığını, ayrıca direnme azmini de geliştirdiğini ifade ederek, amaçlarının; Kıbrıs Türk halkının geleceğini daha etkin kılmak ve adada barışı yakalamak olduğunu söyledi.

Ancak Rumların adada barışı yakalamak yönünde adım atmadığına vurgu yapan Fatma Ekenoğlu, her şeye rağmen KKTC'nin kurumlarını, devlet yapısını ve ekonomisini güçlendirmenin görevleri olduğunu vurguladı.

Soyer'e ziyaret

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile TBMM Başkan Yardımcısı İsmail Alptekin başkanlığındaki heyetleri ayrı ayrı kabul etti.

Başbakanlık Şeref Salonu'nda gerçekleşen kabullerde Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali de hazır bulundu. Soyer, Şener'e kabulde Kıbrıs Türk halkına yaptığı katkılardan dolayı bir de anı plaketi verdi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkı ile dayanışmasının sadece iki ülkenin siyasi ilişkileri çerçevesinde yorumlanamayacak bir derinliğe sahip olduğunu belirterek, "Bunun tarihi, kültürel, siyasi ve manevi bağları, hiç kimsenin göz ardı edemeyeceği bir değeri taşımaktadır" dedi.

Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, "Kıbrıs Türkü'nün refahı için birlikte çabalıyoruz" diyerek, Kıbrıs Türkü'nün özgür ve güven içinde varlığını sürdürebilmesi için el ele ve gönül gönüle gayret sarf ettiklerini ifade etti.

TBMM Başkan Yardımcısı İsmail Alptekin ise, KKTC'nin ekonomik, sosyal, kültürel, altyapı ve siyasal bakımdan güçlenmesinin geleceği açısından çok önemli olduğunu ve bunun TBMM tarafından yakından takip edildiğini belirtti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer kabullerde yaptığı konuşmalarda, ziyaretlerin her yıl rutin olarak tasarlanmasına rağmen, ilkbahardan yaza, yazdan sonbahara, sonbahardan kışa geçiş gibi tekrarlanan törenlere katılımın; Kıbrıs Türk halkının kurumsallaşmasına, çözüm sürecine ve TC ile ilişkilerin daha da gelişmesine dönük olarak verimli katkısını sürdürdüğünü belirtti.

Türkiye'nin, Kıbrıs Türk halkı ile dayanışmasının sadece iki ülkenin siyasi ilişkileri çerçevesinde yorumlanmayacak bir derinliğe sahip olduğunu kaydeden Soyer, "Bunun tarihi, kültürel, siyasi ve manevi bağları, hiç kimsenin göz ardı edemeyeceği bir değeri taşımaktadır" dedi.

Konuşmalarında, 1960 ile 1974 arasındaki tarihi süreç hakkında ayrıntılı bilgi veren Başbakan Soyer, bu süreçte TC'nin direniş gösteren Kıbrıs Türk halkının hep yanında olduğunu söyledi.

1974'de garantörlük haklarını kullanan Türkiye'nin adaya barış için askeri müdahale yaptığını ifade eden Soyer, "Bu Kıbrıs'ın kaderini değiştiren bir nokta oldu" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin o günden itibaren Kıbrıs Türk halkı ile birlikte Kıbrıs'ta kalıcı barış ve eşitlik temelinde bir çözüm için gayretlerini sürdürdüğünü vurgulayan Başbakan Soyer, bundan sonra da birlikte gayretlerin sürdürüleceğini söyledi.

Yalnız siyasal düzlemde değil ekonomik düzlemde de Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkına desteği bulunduğunu belirten Soyer, bu desteği doğru temelde, doğru zeminde geliştirmenin en temel görevleri olduğunu kaydetti.

Gayrı Safi Milli Hasıla'nın 2002'de 914 milyon Dolar'dan 2006'da 2 milyar 625 milyon Dolar'a çıkmasında Türkiye'nin yaptığı desteklerin yanı sıra doğru politikaların önemli rolü olduğunu vurgulayan Başbakan Soyer, "Bunda TC'de Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Abdüllatif Şener'in zengin deneyimleri ve bizimle oluşturduğu yararlı işbirliği ve Kıbrıs Türk halkının ekonomik akla dayalı gelişmesine yönelik geliştirdiği programların da rolü var. Kendisine, TC hükümetinin katkılarına teşekkür ediyorum" dedi.

2002'de yerel gelirlerin bütçeyi karşılama oranı yüzde 46 olduğu bir aşamadan günümüzde yüzde 68'lere çıkılmış olmasında KKTC hükümeti ve Abdüllatif Şener'in büyük katkıları olduğunu belirten Soyer, bu performansı daha da ilerletmek için birlikte çalışmaya devam edeceklerini söyledi.

Başbakan Soyer, gün nedeniyle tüm dünyaya Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitlik temelinde barış ve çözümün tarafı olduğunu, Türkiye ile birlikte bu amaç için çalışmaya devam edeceklerini duyurmak istediğini kaydetti.

Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de konuşmasında, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 33'üncü yıldönümü törenleri nedeniyle adada olduklarını belirterek, TC Hükümeti ve Türk halkı adına Kıbrıs Türkü'nün Barış ve Özgürlük Bayramı'nı kutladı.

TC ile KKTC arasındaki ilişkilerin çok özel olduğunu kaydeden Şener, bu özellik nedeniyle sorunların aşılmasında birlikte mücadele verildiğini söyledi.

"Kıbrıs Türkü'nün refahı için birlikte çabalıyoruz" diyen Şener, Kıbrıs Türkü'nün özgür ve güvencede varlığını sürdürebilmesi için el ele ve gönül gönüle gayret sarf ettiklerini ifade etti.

Şener, bayram nedeniyle her şeyin daha güzel olmasını da diledi.

TBMM Başkan Yardımcısı İsmail Alptekin de kabulde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkına barış, özgürlük ve güven sağlayan Barış Harekâtı'nın 33. yıldönümünde TBMM Başkanı adına Başkanlık Divanı olarak KKTC'de olmaktan mutlu olduklarını söyledi.

"Mutluyuz, çünkü Kıbrıs Türk halkı ile kucaklaşıyoruz" diyen Alptekin, KKTC'deki gelişmeleri görmekten de mutlu olduklarını kaydetti.

Barış Harekâtı'nın, TC'nin uluslararası anlaşmalara dayanarak gerçekleştirdiğini ifade eden Alptekin, bu harekâtla Kıbrıs'ta huzur, güven ve istikrarın sağlandığını, geçen zaman içinde de modern KKTC'nin doğduğunu söyledi.

Uluslararası arena ne derse desin, Kıbrıs adasında iki devlet ve iki halk bulunduğunu kaydeden İsmail Alptekin, TBMM'nin ve TC halkının haklı Kıbrıs davasında Kıbrıs Türk halkının hep yanında olduğunu ve bunu kararlılıkla devam ettireceğini vurguladı.

Alptekin, pazar günü Türkiye'de yapılacak seçimler sonrasında oluşacak yeni parlamentonun da aynı heyecanla KKTC'ye destek olmayı sürdüreceğini söyledi.

İsmail Alptekin, KKTC'nin ekonomik, sosyal, kültürel, altyapı ve siyasal bakımdan güçlenmesinin geleceği açısından çok önemli olduğunu ve bunun TBMM tarafından yakından takip edildiğini belirtti.

KIBRIS 20/07/07

 

 

20 Temmuz'u coşkuyla kutluyoruz

GÖRKEMLİ TÖRENLER YAPILACAK... Kıbrıs'ta dönüm noktası olan, Kıbrıs Türk halkını katliamlardan kurtaran, barış ve özgürlüğe kavuşturan 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı'nın 33. yıldönümü bugün törenler ve etkinliklerle kutlanıyor. Devlet törenlerinin ilki saat 08.30'da Boğaz Şehitliği'nde, ikincisi 09.00'da Lefkoşa Atatürk Anıtı ve üçüncüsü de 09.30'da Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabri başında yapılacak. Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki resmi geçit töreni ise saat 10.00'da başlayacak

Kıbrıs'ta dönüm noktası olan, Kıbrıs Türk halkını katliamlardan kurtaran, barış ve özgürlüğe kavuşturan 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı'nın 33. yıldönümü bugün törenler ve etkinliklerle kutlanıyor.

1963'ten itibaren yoğunlaşan Rum saldırılarına karşı 11 yıl boyunca direnen Kıbrıs Türk halkının imdadına, Garanti ve İttifak Anlaşması'ndan kaynaklanan yetkiyle 20 Temmuz 1974 sabahı yetişen Türk ordusunun başlattığı Barış Harekâtı'nın yıldönümü nedeniyle KKTC genelinde törenler ve kutlama etkinlikleri düzenlenecek.

Harekât sırasında Kıbrıs Türk halkının özgürlüğe kavuşması uğruna şehit düşenler de, şehitliklerde düzenlenecek törenlerle anılacak, camilerde ve kendi evlerinde ruhlarına mevlidi şerifler okutulacak.

Türkiye'den dün gelen ve bugün gelecek devlet ve hükümet yetkililerinin ve çeşitli kuruluşların temsilcilerinin de katılacağı 20 Temmuz törenlerine her yılki gibi bugün de Türk Hava Kuvvetleri'ne bağlı Türk Yıldızları akrotim gösteriler sunacak, konserler verilecek, resepsiyonlar düzenlenecek.

Türk Yıldızları, bu sabah Lefkoşa'da tören sırasında icra edecekleri tören geçişinin ardından 10.50-11.30 saatleri arasında, Karpaz bölgesinde tören geçişi yapacak. Jetler daha sonra saat 18.00'de Girne Atatürk Anıtı önündeki kutlama sırasında gökyüzünü süsleyecek.

Türkiye'nin tanınmış sanatçılarından Nilüfer de saat 21.00'de Girne Kalesi'nde konser verecek.

Barış ve Özgürlük Bayramı resmi kutlamaları, dün saat 12.00'de 21 pare top atığı ve Cumhurbaşkanı Talat'ın BRTK radyo ve televizyonundan yapacağı konuşmayla başladı.

Öte yandan dün saat 12.00'den itibaren resmi ve özel binalar bayraklarla donatıldı.

TC'den üst düzeyde katılım

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı etkinlikleri için Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i temsilen katılacak Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Alpaslan Nazlıoğlu ve eşi önceki gün KKTC'ye gelirken, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilcisi Orgeneral İsmail Koçman ve eşi, dün sabah 10.00'da, TBMM Başkan Yardımcısı İsmail Alptekin ve eşi ile hükümeti temsilen TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ve heyeti de saat 15.00'de KKTC'ye geldi.

Etkinlikler çerçevesinde Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı dün sabah yabancı gazetecilere Saray Otel'de kahvaltı, 13.00'de de Maçka Restoran'da yabancı parlamenterlere yemek verdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AKM'de yabancı gazetecilere brifing verdi.

Gece de Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu saat 19.30'da Mercure Otel'de misafirlere resepsiyon düzenlendi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün saat 13.30'da Merit Crystal Cove Hotel'de konuk heyetlere öğle yemeği verdi. 19.30'da ise Dome Hotel'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın resepsiyonu yer aldı.

Resmi Törenler

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle bugün KKTC'nin dört bir yanında resmi törenler düzenlenecek, anıtlara çelenkler konulacak, kutlamalar yapılacak.

Devlet törenlerinin ilki saat 08.30'da Boğaz Şehitliği'nde, ikincisi 09.00'da Lefkoşa Atatürk Anıtı ve üçüncüsü de 09.30'da Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabri başında yapılacak.

Cumhurbaşkanı ve diğer üst düzey yetkililerin katılımıyla yapılacak törenler, çelenklerin konmasıyla başlayacak, saygı marşı, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesinin ardından anıt özel defterlerinin imzalanmasıyla tamamlanacak.

Resmi geçit töreni

Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki resmi geçit töreni ise saat 10.00'da başlayacak.

Tören birliklerinin denetlenmesi ve bayramlarının kutlanmasını, mesaj teatisi izleyecek. Konuşmaların ardından tören resmi geçitle sona erecek.

Yerel törenler

20 Temmuz'da yerel törenler kapsamında saat 08.30'da Lefkoşa Şehitler Anıtı'nda tören yapılacak. Törende çelenklerin anıta konulmasının ardından saygı duruşu, saygı atışı ve İstiklâl Marşı okunacak ve özel defter imzalanacak.

Gazimağusa

20 Temmuz dolayısıyla Gazimağusa'da iki tören düzenlenecek.

İlk tören Zafer Anıtı'nda saat 09.30'da yapılacak.

Polat Paşa Bulvarı'nda yapılacak ikinci tören ise, saat 10.00'da yerel yöneticilerin halkın bayramını kutlamasıyla başlayacak. Konuşma ve şiirlerin okunmasının ardından tören resmi geçitle sona erecek.

Girne

Girne'de ilk tören Alsancak'ta Yavuz Çıkarma Plajı'nda saat 08.30'da başlayacak. Çelenklerin denize bırakılmasının ardından 21 pare top atışı, saygı marşı ve saygı duruşu yer alacak.

Girne Atatürk Anıtı önünde yer alacak ikinci tören ise, saat 16.10'da başlayacak. Törende çelenklerin konulması, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı'nın okunmasının ardından konuşma ve şiirler yer alacak. Tören, resmi geçitle sona erecek.

Girne'de saat 17.45'de de Türk Yıldızları Akrotim gösterisi ve 19.00'da da Bando Konseri yer alacak.

İskele

İskele'deki tören Ecevit Meydanı'nda saat 18.00'de başlayacak. Çelenklerin konulması, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı'nın okunmasının ardından tören, konuşmalar ve şiirlerin okunması ile devam edecek ve resmi geçitle sona erecek.

Güzelyurt

Gün dolayısıyla Güzelyurt'ta Atatürk Heykeli önünde ve müze karşısında düzenlenecek tören ise saat 18.00'da başlayacak. Atatürk Anıtı'na çelenklerin konmasıyla başlayacak törende, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı'nın okunmasının ardından tören birlikleri denetlenecek. Günün anlam ve önemini belirten konuşma, şiir ve folklor gösterisinin de yer alacağı tören, merasim birliklerinin geçidiyle sona erecek.

Lefke

Gün dolayısıyla Lefke'de de törenler düzenlenecek. Lefke Şehitliği'nde saat 09.30'da başlayacak törende, çelenkler konulacak, şehitlik özel defteri imzalanacak ve dua okunacak.

Atatürk Anıtı önünde saat 10.00'da başlayacak ikinci törende ise, çelenkler konulacak, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı'nın okunmasının ardından konuşma ve şiirler okunacak, resmi geçit yapılacak.

KIBRIS 20/07/07

 

Talat: Hedefimiz, kalıcı bir barış ve ortaklık devleti oluşturmak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı'nın 33. yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen KKTC'ye gelen Orgeneral İsmail Koçman'ı kabul etti.

Orgeneral Koçman'a ziyaretinde, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile Türk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı Güney Görev Grup Komutanı Tuğamiral Mücahit Şişlioğlu eşlik etti.

Orgeneral Koçman ziyarette yaptığı konuşmada, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, bu güne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Kıbrıs Türk halkının haklı mücadelesinin her zaman yanında olmaya devam edeceğini söyledi. Koçman, "Kalıcı bir çözüm, BM şemsiyesi altında sağlanıncaya kadar desteğimiz devam edecektir" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, 20 Temmuz Barış Harekâtı'nın; Kıbrıs Türkü için en önemli dönüm noktası sayıldığını, harekâtın Kıbrıs Türkü'nün kaderini değiştirdiğini, Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlama düşüncesi olan Enosis ihtimalini ortadan kaldırdığını ve Kıbrıs Türkü'ne özgürce yaşama şansı verdiğini söyledi.

1974 Barış Harekâtı'nın sadece Kıbrıslı Türkler için değil, tüm Kıbrıs ve bölge için bir dönüm noktası olduğunu belirten Talat, Barış Harekâtı ile Kıbrıs sorununun şeklinin değiştiğini söyledi. Talat, 20 Temmuz Barış Harekâtı'nın; Kıbrıs Türkünün, daha güvenli koşullarda dünya ile bütünleşme ve ekonomik kalkınma çabaları vermesine olanak sağladığını kaydetti.

2004 yılında referanduma sunulan Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü için hazırlanan BM çözüm planının, Kıbrıs Türkü için bir diğer dönüm noktası olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü'nün barış isteğini referandum için sandığa giderek gösterdiğini kaydetti.

Kıbrıs Türkü'nün Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sağladığı güvenliğe ihtiyacı olduğunu belirten Talat, "Kıbrıs'ta kalıcı bir barış sağlama hedefimiz olarak devam ediyor, kalıcı bir barış ve ortaklık devleti oluşturmak, hedefimiz olmaya devam ediyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların kaldırılması için dünyaya Kıbrıs Türk halkının haklılığını duyurmak gerektiğini ifade ederek, "İnanıyoruz ki bunu başaracağız, başarmak zorundayız. Haklıyız, taleplerimiz meşrudur" dedi.

Görüşmenin başında Orgeneral İsmail Koçman, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, TC Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın mesajını yazılı olarak iletti. Orgeneral Koçman, Cumhurbaşkanı Talat'a bir de anı tabağı takdim etti.

Cumhurbaşkanı Talat da, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a iletilmek üzere Orgeneral Koçman'a bir mektup ve bir anı tabağı verdi.

KIBRIS 20/07/07

 

Erkmen: 3 Rum'a evleri değil, arazileri iade edildi

Taşınmaz Mal Komisyonu Başkanı Sümer Erkmen, komisyona başvuran 3 Kıbrıslı Rum'a, evlerinin değil, arazilerinin iade edildiğini bildirdi.

Sümer Erkmen, TAK muhabirine yaptığı açıklamada, önceki gün Cyprus Mail gazetesinde çıkan haberde bazı açıklamalarının yanlış yansıtıldığını kaydederek, bugüne kadar Komisyon'a; mülk iadesi, tazminat ve takas talebi içeren 220 başvuru yapıldığını ifade etti.

Bunlardan 20 tanesinin sonuçlandırıldığını belirten Erkmen, 15'inin tazminat aldığını, 3'ünün malının iade edildiğini ve 2'sinin de takas için anlaştığını kaydetti.

Cyprus Mail gazetesinde, 3 iade çerçevesinde 3 Kıbrıslı Rum'un "evlerine geri döndüğü" şeklinde ifadeler yer aldığına dikkat çeken Erkmen, iade edilenlerin ev değil, arazi olduğunu söyledi.

Komisyon'a hem Türkler hem de Rumlar tarafından başvuru yapıldığına işaret eden Sümer Erkmen, gazetede "müracaatlarda Rumlara öncelik tanındığı" şeklindeki ifadenin yanlış olduğunu vurguladı. Erkmen, Komisyon'un başvuruları değerlendirirken, taşınmaz malın müracaat tarihindeki durumunu dikkate aldığının altını çizdi.

KIBRIS 20/07/07

ABD, BM'nin çözüm hamlesine destek verecek

BURNS UMUTLU... Nicholas Burns, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un, Kıbrıs'ta çözüm yönünde yeni bir girişim başlatacağını umduklarını ve Washington'un böyle bir girişimi destekleyeceğini söyledi. Burns, eylül ayında adayı ziyaret etmeyi planladığını da belirtti

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un, Kıbrıs'ta çözüm yönünde yeni bir girişim başlatacağını umduklarını ve Washington'un böyle bir girişimi destekleyeceğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığında, ABD ile Kıbrıs Rum yönetimi arasında, Kıbrıs'taki arkeolojik eserlerin korunmasına yönelik imzalanan bir anlaşmayla ilgili olarak Burns ve Kıbrıs Rum yönetiminin Washington'daki temsilcisi Andreas Kakuris'in katılımıyla tören düzenlendi.

Dışişleri Bakanlığının üç numaralı ismi Burns, konuşmasında, Ban Ki Moon'un Kıbrıs'ta çözüm için yeni bir girişim başlatmasını ABD'nin destekleyeceğini söyledi.

Burns, gazetecilerle sohbet ederken de ''Genel Sekreter'in yeni bir çaba başlatmasını umuyoruz. Biz bunu destekleyeceğiz'' dedi. Burns, eylül ayında adayı ziyaret etmeyi planladığını da belirtti.

Burns, KKTC'yi de ziyaret edip etmeyeceğinin sorulması üzerine, seyahatinin ayrıntılarının henüz belirlenmediğini ifade etti.

KIBRIS 20/07/07

Rum'a yalvarmayacağız

TALAT: BARIŞA ULAŞMAK İÇİN YALVARMA PROJEMİZ YOK... Cumhurbaşkanı Talat, "Bizim amacımız, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak, adanın AB içinde ve halkımızın eşitliği temelinde birleşmesini sağlamaktır. Bunun için onlara yalvarmayacağız. Barışa ulaşmak için yalvarma projemiz yoktur. Barış için, özgürlük için kararlı bir şekilde savaşacağız; mücadele edeceğiz" dedi

ŞENER: ZORLUKLAR GEÇİCİ, KKTC KALICIDIR...TC'nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de Kıbrıs Türk halkının adada kalıcı çözüm ve barış iradesini referandumda gösterdiğini, bugün de aynı iradeye sahip olduğunu, ancak bunun haklarından fedakârlık yapacağı anlamına asla gelmediğini söyledi. Şener, koşullar ne olursa olsun, Türkiye'nin her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında olacağından kuşku duyulmamasını istedi ve "Zorluklar geçici, KKTC kalıcıdır" diye konuştu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 33. yıldönümü nedeniyle Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, amaçlarının Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak olduğunu yineleyerek, bu yöndeki mücadelelerinin süreceğini vurguladı ancak bunun için de Rum yönetimine yalvarmayacaklarını söyledi.

Talat, "Bizim amacımız, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak, adanın AB içinde ve halkımızın eşitliği temelinde birleşmesini sağlamaktır. Bunun için onlara yalvarmayacağız. Barışa ulaşmak için yalvarma projemiz yoktur. Barış için, özgürlük için kararlı bir şekilde savaşacağız; mücadele edeceğiz" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat "Bütün samimiyetimle, Kıbrıs Rum tarafını barış ve çözüme ulaşmak için iyi niyetli, sonuç alıcı görüşmelere çağırıyorum. Emin olabilirsiniz ki, Rum tarafının atacağı en ufak bir iyi niyet adımı, bizim tarafımızdan atılacak çok daha büyük iyi niyet adımlarıyla karşılık görecektir" şeklinde konuştu.

Törende konuşan Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de Kıbrıs Türk halkının adada kalıcı çözüm ve barış iradesini referandumda gösterdiğini, bugün de aynı iradeye sahip olduğunu, ancak bunun haklarından fedakârlık yapacağı anlamına asla gelmediğini söyledi.

Şener, koşullar ne olursa olsun, Türkiye'nin her zaman Kıbrıs Türk halkının yanından olacağından kuşku duyulmamasını istedi ve "Zorluklar geçici, KKTC kalıcıdır" diye konuştu.

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 33. yıldönümü, Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki düzenlenen resmi törenle kutlandı.

Cumhurbaşkanı Talat ve eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, tören alanına gelişlerinde alkışlarla karşılandı.

Devlet ve hükümet yetkililerinin, komutanların, siyasi parti başkan ve temsilcilerinin, sivil toplum örgütü temsilcilerinin, bazıları KKTC ve Türkiye bayrakları taşıyan vatandaşların katıldığı törende Türkiye Cumhuriyeti temsilcileri de vardı. Töreni, KKTC, Türkiye ve Güney Kıbrıs medyası yanında uluslararası yayın yapan basın kuruluşları da izledi, bazı televizyon ve radyolar töreni canlı yayınladı.

Cumhurbaşkanı Talat'ın tören alanına gelmesinin ardından İstiklal Marşı'yla başlayan törende, Cumhurbaşkanı Talat ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, tören birliklerini denetleyerek bayramlarını kutladı.

Ardından Türkiye Cumhurbaşkanı'nı temsilen törene katılan Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Alpaslan Nazlıoğlu, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in mesajını Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a iletti. Talat da Nazlıoğlu'na Sezer'e iletilmek üzere cevabi mesajını verdi.

Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın konuşmalarının ardından paraşütçülerin bayraklarla tören alanına inişleri coşkuyla alkışlandı.

Öğrencilerin, askerlerin ve sivil toplum örgütlerinin tören geçişleri sırasında Türk Hava Kuvvetleri'ne bağlı Türk Yıldızları'nın geçişi, törenin en heyecanlı anlarını oluşturdu. Resmi geçit sırasında gökyüzüne kırmızı beyaz balonlar da bırakıldı.

Talat'tan Rum tarafına çağrı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, törende yaptığı konuşmada, amaçlarının, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak, adanın AB içinde ve Kıbrıs Türk halkının eşitliği temelinde birleşmesini sağlamak olduğunu belirterek, "Bunun için onlara (Rumlara) yalvarmayacağız. Barışa ulaşmak için yalvarma projemiz yoktur. Barış için, özgürlük için kararlı bir şekilde savaşacağız; mücadele edeceğiz" dedi.

Talat, 20 Temmuz 1974'ün hedeflerini, BM'nin hazırlayıp AB'nin de desteklediği Çözüm Planı'nı barış hedefiyle aynı doğrultuda gördüklerini ifade ederek, "20 Temmuz'u, çözümü engelleyen, düşmanlığı, ayrılık ve ayrımcılığı kışkırtan bir gün olarak değil, bunların tam tersine çözüm yolunu açan, dostluk, eşitlik ve kader ortaklığını hazırlayan tarihi bir dönemeç olarak değerlendirdiklerini, bu değerlendirmeyi Türkiye'nin de yaptığını" belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, hayatın sunduğu fırsatların kaçırılmaması gerektiğini vurgulayarak, Kıbrıs Rum tarafını barış ve çözüme ulaşmak için iyi niyetli, sonuç alıcı görüşmelere çağırdı. Talat, Rum tarafının atacağı en ufak bir iyi niyet adımının, çok daha büyük iyi niyet adımlarıyla karşılık göreceğini söyledi.

Halkın referandumdaki 'evet' oylarıyla hem kendi yönetimini hem de Kıbrıs sorununun gidişatını değiştirdiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, çözüm çerçevesinin BM'nin bütünlüklü çözüm planı şeklinde belirlendiğini, Cumhurbaşkanı olarak görevinin halkın barıştan, çözümden, Avrupa'dan yana bu iradesi doğrultusunda çalışmak olduğunu kaydetti.

"20 Temmuz'a kaynaklık eden olaylar hayatın gerçeği"

Cumhurbaşkanı Talat, hayatın devam ettiğini, kararsızlıkları, hataları bağışlamadığını, gerekleri anlaşılmazsa yanılgıya düşüldüğünü belirterek, "Hayatın gereklerini anlayamazsak yanılgıya düşeriz. İnsanların kendi hayatları içinde yaşadığı gerçekleri inkâr edersek, yanılgımıza yeni yanılgılar ekleriz. Yanlış sonuçlara varırız.

Bugün kutladığımız 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'na kaynaklık eden olaylar da hayatımızın bir gerçeği olarak yaşanmıştır. Bu olayları gerçekçi bir şekilde kavramaz, onlardan sonuçlar çıkarmasını beceremezsek, geleceğimize yön veremeyiz; yanılgılara düşeriz; hayatın gerçekleri ile çatışmalar yaşarız" dedi.

Kıbrıslı Rum liderlerin "Kıbrıs sorunu Türkiye'nin adayı işgali meselesidir" diye tekrar ettiklerine işaret eden Talat, bunun hayatın gerçeklerine ters olduğunu kaydetti ve sadece Kıbrıslıların değil dünyanın da bunu bildiğini söyledi.

"Ortada fol yok yumurta yokken mi?.."

Talat, Türkiye'nin bir sabah ortada fol yok yumurta yokken Kıbrıs'a operasyona karar vermediğini anlatarak, Kıbrıs sorununun nasıl ortaya çıktığının inkar edilemeyeceğini vurguladı ve 1950'lerden itibaren Kanlı Noel'le devam eden süreçte Kıbrıslı Türklerin neler yaşadığının herkesçe bilindiğini belirtti.

Toplumsal bellekte tedirgin günlerin hala tazeliğini koruduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:

"Ve kulaklarımızda hala daha Lefkoşa sokaklarının derinliklerine sinir bozmak amacı ile yönlendirilmiş 'Bekledim de gelmedin!' şarkısının nağmeleri var. Ve tabii ki buna verilen cevap: 'Bir gece ansızın gelebilirim'.

Geleceği belirsiz, bir gün sonra ne olacağını bilemeden yaşamaya çalışmanın dayanılmaz zorluğunu bizzat yaşamış birisi olarak ben ve benim kuşağım, o günlerin çocukları ve sonradan gençleri, Kıbrıs sorununun barışçıl ve eşitlik içinde çözümlenmesine yönelik çalışmalarımızı yurtseverlik duygularımızla birleştirerek sürdürürken inancımız tekti: Kıbrıs, savaşın değil barışın yurdu olmalıydı. Ancak barış için gerekli olan en önemli şey iki tarafın da önyargıdan uzak samimi arzularıydı."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz'un 33. yılında hatırlamakta, Rumlara ve Kıbrıs sorununda taraf olmaya çalışan ama tarafsızlıklarını bir türlü koruyamayan dünyanın irili ufaklı tüm devletlerine de hatırlatmakta yarar olduğunu belirterek, "15 Temmuz 1974'de EOKA lideri Nikos Sampson'un Yunanistan askeri cuntasının desteğiyle yaptığı darbe, Makarios'u devirmekle kalmayıp 'Kıbrıs Elen Devleti'ni de ilan etmişti. O 'Kıbrıs Elen Devleti'nde Kıbrıslı Türklere yer yoktu" dedi.

Talat, Kıbrıs sorununun kaynağının da zaten hayatın gerçekleri ile bağdaşmayan bu anlayış olduğunu ifade ederek, soruna gerçekçi bir çözüm bulmaktaki zorluğun Rumların, Kıbrıs Türk halkının varlığını ve haklarını kabullenmemesinden kaynaklandığını belirtti.

"Kapsamlı bir çözüme ulaşmak bir yana, bu şekilde 'Türk işgali' söylevleriyle, Kıbrıslı Türklerin yıllarca çektikleri acıları anlamadıklarını veya umursamadıklarını tekrar tekrar dile getirerek, iki halk arasında yeniden yakınlaşma, anlayış ve işbirliği nasıl tesis edilebilir?" diye soran Talat, bunun tehlikeli bir yorum olduğunu ve 20 Temmuz'un nedenlerini de basitleştirdiğini anlattı.

"Hayır oyları Kıbrıslı Türklere hayır anlamına geliyor"

Cumhurbaşkanı Talat, yaşananların, Rum tarafının adayı Elen yurdu gördüğünü, Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs'ın gerçek sahiplerinden biri saymadığını, tersine yabancı ve aşağı bir ikincil unsur, bir düşman saydığını gösterdiğini kaydederek, "Annan Planı'na verilen 'hayır' oyları da aslında 'Kıbrıslı Türklere Hayır' anlamına geliyor. Bu politikayı referandumdan bu yana daha da tırmandırıyorlar. Kıbrıslı Türkleri, Elenleşmiş Kıbrıs Cumhuriyeti içinde eritmek istiyorlar. Bunun adına da ozmosis diyorlar" dedi.

"Ozmosise geçit vermemiz beklenemez"

Kıbrıs Rum tarafının, bu kemikleşmiş, çağdışı ve hayatın gerçeklerine aykırı politikasını ilerletmeye çalışırken, tüm Kıbrıs adına AB üyeliğinden de yararlandığına işaret ederek, "Kıbrıslı Türkler ile ticaret yapmak yerine Kıbrıslı Türklerin güney limanları üstünden ticaret yapması savunulursa, AB bu politikanın aracı durumuna düşer. Kıbrıs Türk takımlarının başka ülke takımları ile futbol karşılaşmaları yapması engellenirse, ozmosise destek verilmiş olunur. Bizim, Kıbrıs Rum politikasına, ozmosise geçit vermemiz, hoşgörü göstermemiz elbette beklenemez. Bu konuda hassasiyet göstermek, önce bizim, daha sonra ise Avrupa Birliği'nin, Birleşmiş Milletler'in ve uluslararası kamuoyunun görevidir" diye konuştu.

Adadaki soruna kapsamlı çözüm bulunmak isteniyorsa, Rum tarafının bugünkü durumu devam ettiremeyeceğine ikna edilmesi gerektiğini kaydeden Talat, yalnızca sözlü ikazlardan öteye geçilmediğini ve Rum liderliğinin de bunları dikkate almadığını söyledi.

Net mesaj verilmeli

Talat, Kıbrıs Rum tarafının ikna edilebilmesi için Kıbrıslı Türklerin daha uzun süre izolasyon altında tutulamayacağı mesajının net bir şekilde bazı uygulamalarla desteklenerek verilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.

"Bu nedenle, izolasyonların kaldırılması mücadelesi ayrılıkçılık değil, tam tersine bir barış ve çözüm mücadelesidir. Hayatın dayattığı barış yolu budur" diyen Cumhurbaşkanı Talat, Rum liderliğinin hayat sanki adanın kuzeyinde de devam etmiyormuş gibi davrandığını belirterek örnekler verdi.

Talat, "Kıbrıslı Türkler sanki gerçekte bu ada üzerinde yaşamıyormuş, gündelik hayatlarını sürdürme ihtiyaçları bulunmuyormuş gibi, kendi demode Elenizm projeleri gerçekleşmediği sürece bizim ölü taklidi yapmamızı talep ediyorlar. Tıpkı 44 yıl öncesinde olduğu gibi" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türk olan her şeye "sözde, sahte" diyerek halkın hayatını böyle sayan Rumlara rağmen, Kıbrıslı Türklerin hayatının da, varlığının da gerçek olmaya devam ettiğini vurguladı. Talat, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yalvarmayacağız"

"Hayatın gereklerini yerine getirmek için attığımız her adımı, 'Türk tarafı siyasi yükselme arayışında, bölünmüşlüğü pekiştirme çabasında!' diyerek engellemeye çalışıyorlar.

Oysa bizim amacımız, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak, adanın AB içinde ve halkımızın eşitliği temelinde birleşmesini sağlamaktır.

Bunun için onlara yalvarmayacağız. Barışa ulaşmak için yalvarma projemiz yoktur. Barış için, özgürlük için kararlı bir şekilde savaşacağız; mücadele edeceğiz.

Yeni uluslararası ilişkileri de dikkate alarak dünyayla ekonomik, kültürel, siyasi, sosyal bağlar kurmak için çalışacağız. Bunun için Kıbrıs Rum liderliğinin onayını bekleyemeyiz. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki dostlarımız aracılığı ile bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü hayat bunu gerektiriyor. Dünyadaki ilişkilerimizi geliştirme çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz. Kıbrıs Türk halkı, hayatta olan bir halktır ve dünyanın hayatına katılmak da elbette hakkıdır."

Halktan alınan güçle...

Talat, mücadelede başlıca güç kaynağının halk olduğunu vurguladı ve çözüm, barış ve demokrasi için yola devam edeceklerini söyledi.

Halkın referandumdaki 'evet' oylarıyla hem kendi yönetimini hem de Kıbrıs sorununun gidişatını değiştirdiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, çözüm çerçevesinin BM'nin bütünlüklü çözüm planı şeklinde belirlendiğini, Cumhurbaşkanı olarak görevinin halkın barıştan, çözümden, Avrupa'dan yana bu iradesi doğrultusunda çalışmak olduğunu kaydetti.

"20 Temmuz'un hedefleri BM Çözüm Planı'yla aynı doğrultuda"

Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Türk tarafı olarak 20 Temmuz 1974'ün hedeflerini, Birleşmiş Milletler'in hazırlayıp Avrupa Birliği'nin de desteklediği Çözüm Planı'nın barış hedefiyle aynı doğrultuda görüyoruz. 20 Temmuz'u, çözümü engelleyen, düşmanlığı, ayrılık ve ayrımcılığı kışkırtan bir gün olarak değil, bunların tam tersine çözüm yolunu açan, dostluk, eşitlik ve kader ortaklığını hazırlayan tarihi bir dönemeç olarak değerlendiriyoruz. Bu değerlendirmemizde yalnız değiliz ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs sorununa gösterdiği barışçı, uzlaşmacı, olumlu yaklaşımıyla birlik içindeyiz.

Kıbrıslı Türklerin hayat kalitesinin, refahının artırılmasını da 20 Temmuz'un hedeflerinden birisi olarak değerlendiriyoruz. Bu hedef geçerliliğini halen koruyor. Kıbrıslı Türklerin refahı için çalışmayı, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için çalışmakla karşı karşıya koymak, hayatın gerçeklerine ters bir başka yanlış tutumdur. Halkımızın yaşam düzeyini yükseltmek, ekonomik, sosyal ve kültürel kazanımlarını artırmak, sosyal adaleti sağlamak ve insanlarımızı gelecek endişesinden kurtarmak, Kıbrıs sorununa adil bir çözüm bulmanın başlıca unsurlarıdır. Bu bilinçle, hangi kesimden, hangi görüşten, hangi kökenden olursa olsun tüm Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşları elbirliğiyle çalışıyor."

Talat, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözümün herkes için bir ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek, 8 Temmuz sürecinin sonuç alıcı şekilde ilerletilmesi, bunun oyalama sürecine dönüşmesine izin verilmemesi gerektiğini, kendilerinin buna izin vermeyeceğini söyledi.

Bütün samimiyetimle... Görüşme çağrısı

Hayatın sunduğu fırsatların kaçırılmaması gerektiğini vurgulayarak, Kıbrıslı Rumların da barışın gerekli ve hayatın kendisi olduğunu görerek, liderlerini barış yapmaya zorlaması umudunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Bütün samimiyetimle, Kıbrıs Rum tarafını barış ve çözüme ulaşmak için iyi niyetli, sonuç alıcı görüşmelere çağırıyorum. Emin olabilirsiniz ki, Rum tarafının atacağı en ufak bir iyi niyet adımı, bizim tarafımızdan atılacak çok daha büyük iyi niyet adımlarıyla karşılık görecektir" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, tüm bölgeyi barışla, sevgiyle kucaklamak için çıktıkları yola devam edeceklerini, çözüm ve refaha ulaşma çabalarında Türkiye'deki kardeşlerinin dayanışmasının barış adımlarının başlıca güvencesi olduğunu dile getirdi.

"20 Temmuzun bu 33. yılında, bizlerin yaşaması için kendi kişisel hayatlarını hiçe sayıp yurtsever bir sorumlulukla mücadele etmiş, emek vermiş her bir bireyi saygı ve sevgi ile anmak isterim" diyen Talat, gazilere nice uzun yıllar diledi; şehitlerin önünde saygıyla eğildiğini ifade etti.

Şener: Zorluklar geçici, KKTC kalıcıdır

Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ise Kıbrıs Türk halkının adada kalıcı çözüm ve barış iradesini referandumda gösterdiğini, bugün de aynı iradeye sahip olduğunu, ancak bunun haklarından fedakârlık yapacağı anlamına asla gelmediğini söyledi.

Kıbrıs Türk halkına uygulanan tecride son verecek adımların derhal atılmasını isteyen Şener, Türkiye'nin haklarını korumaya muktedir olduğunu, kararlılığını sınamaya kalkışılmasını tavsiye etmediğini belirtti.

Abdüllatif Şener, koşullar ne olursa olsun, Türkiye'nin her zaman Kıbrıs Türk halkının yanından olacağından kuşku duyulmamasını istedi ve "Zorluklar geçici, KKTC kalıcıdır" diye konuştu.

"KKTC'nin kalkınması öncelikli hedefimiz"

Bakan Şener, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kalkınması ve hak ettiği refah düzeyine ulaşmasının öncelikli hedefleri olduğunu ve bundan sonra da bu hedef için çalışacaklarını vurguladı.

Koşullar ne olursa olsun Türkiye'nin her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında olacağını ifade eden Şener, "Bütün zorluklar geçici, KKTC kalıcıdır" dedi.

Kıbrıs Türk'ünün barış istencini 2004 yılındaki referandumda tüm dünyaya gösterdiğini ve bugün de aynı iradeye sahip olduğunu belirten Şener, "Ancak bu Kıbrıs Türkü'nün vazgeçilmez haklarından fedakârlık yapılacağı anlamına asla gelemez" şeklinde konuştu.

Şener, öncelikle geçen hafta kemikleri ailelerine teslim edilerek gömülen 13 şehit ve tüm şehitleri rahmetle anarak "Kıbrıs Türkü'nün maruz kaldığı katliamları ve acıları unutmayacağız. Tekerrürüne izin vermeyeceğiz" dedi.

Şener, "Atılan her temel, çakılan her çivi, bu ata toprağındaki Türk mevcudiyetini güçlendirmekte, KKTC'nin ufkunu genişletmektedir" şeklinde konuştu.

Barış Harekatı bir dönüm noktası...

Barış Harekâtı'nın Kıbrıs'ın tarihinde bir dönüm noktası olduğunu ve kendilerinin bunu, Kıbrıs Türkü'nün barış ve istikrar özlemi, özgür yaşama ideali doğrultusunda hakkının, hukukunun ve eşit statüsünün korunması ve kullanmasının sembolü olarak gördüklerini vurgulayan Şener, halka şöyle seslendi:

"Kıbrıs Türkü'nün varlığı tehlikedeyken Türkiye'nin tarihsel ve ahdi sorumluluklarına, insani hak ve yükümlülüklerine dayanarak gerçekleştirdiği Barış Harekâtı'nın yıldönümü olan bu mutlu bayramınızı içtenlikle kutluyorum. 20 Temmuz hepimiz için ulusal bir gün ve ulusal bir bayramdır. Bunun haklı gururunu duymaktayız."

20 Temmuz 1974'te Girne kıyılarında yakılan meşalenin Kıbrıs Türkünün yolunu aydınlattığı ve geleceğe güvenle bakmasını sağladığını ifade eden Şener, bugünkü barış ve güvenlik ortamına ulaşılmasında en büyük payın Kahraman Türk ordusu ve Kıbrıslı mücahitlerin olduğunu vurguladı. "Bundan 33 yıl önce elde edilen bu başarıda Kahraman Kıbrıs Türk halkının Anavatanla olan inanç ve gönül birliği müstesna bir değere sahiptir" diyen Şener, bu birlik ve beraberliğin Kıbrıs Türk halkının geleceğinin teminatı olduğunu kaydetti.

Tarihi sorumluluk

Şener, bu bilinçle Kıbrıs Türkü'nün huzur ve refahı için üzerlerine düşen tarihi sorumluluğu bundan sonra da yerine getirmeye devem edeceklerini vurguladı. Şener, Türkiye Cumhuriyetinin baştan beri kalıcı çözümü amaçlayan bir siyaset izlediğine ve Kıbrıs Türkü'nün bu yöndeki çabalarına destek sağlamakta olduğuna dikkat çekti.

Kıbrıs Türk'ünün barış istencini 2004 yılındaki referandumda tüm dünyaya gösterdiğini ve bugün de aynı iradeye sahip olduğunu belirten Şener, "Ancak bu Kıbrıs Türkü'nün vazgeçilmez haklarından fedakârlık yapılacağı anlamına asla gelemez" şeklinde konuştu. Şener, Kıbrıs sorunun halen devem ettiğine ve Rum tarafının tüm uzlaşmaz siyasetinin bedelinin Türk tarafına ödetilmekte olduğuna işaret ettiği konuşmasında, Kıbrıs Türk halkına uygulanan tecride son verecek adımların vakit geçirilmeden atılmasının gerekliğini vurguladı ve "Bu tecridin meşruiyeti yoktur" dedi.

En hafif tabiriyle gaflet...

Geçen hafta bir İngiliz takımıyla yapılması planlanan futbol maçının engellenmesinin, bunun son örneği olduğunu belirterek sergileneni "bir ayıp" olarak değerlendiren Şener, dünyanın da Kıbrıs Türkü'nün uğradığı haksızlıkların giderileceği yönündeki sözlerine rağmen hiçbir şey yapmadığına dikkat çekti. Şener, "Bu en hafif tabiriyle gaflettir" ifadesini kullandı.

"Kıbrıs Türkü'nün dünyayla bütünleşmek için uzattığı el tutulmalıdır" diyen Şener, bu çerçevede Kıbrıs Türklerinin tüm dünyayla doğrudan ticaret yapabilmesi ve doğrudan uçuşlarla seyahat özgürlüğünü kullanabilmesinin gerekliliği üzerinde durdu be Kıbrıs Türkü'nün bunu fazlasıyla hak ettiğini vurguladı.

Şener, çözüm yerinin Birleşmiş Milletler olduğu ancak bunun belli ilkeler doğrultusunda olabileceğini belirtirken, siyasi eşitlik ve iki devlet esasına dayalı çözüm çabalarını artırarak sürdüreceklerini vurguladı ve KKTC'nin aydınlık yarınlara güvenle ilerleyeceğine olan inancını dile getirdi.

Türkiye'nin bölgesinde izlediği barışçıl politikalara işaret ederek istikrarın sağlanması yönünde aktif rol almakta olduğunu kaydeden Şener, Rum tarafının son dönemde başlattığı ve Doğu Akdeniz'in istikrarını tehdit eden girişimlerini yakından takip etmekte olduklarını vurguladı.

Oldubittiler kabul edilemez

Şener şunları kaydetti:

"Adanın tümünü temsil etmeyen Rum tarafının, uluslar arası hukuka ve anlaşmalara aykırı olarak tüm Kıbrıs'ı bağlayacak şekilde yaratmaya çalıştığı oldubittileri Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin kabul etmesi mümkün değildir. Türkiye, Doğru Akdeniz'deki meşru hak ve çıkarlarını korumaya muktedirdir. Türkiye'nin kararlılığını sınamaya kalkışmasını kimseye tavsiye etmiyoruz."

 

Çözümün de barışın da temeli...

"Kıbrıs'ta çözümün de barışın da istikrarın da temelinde Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik ve sosyal bakımdan güçlenmesi, Kıbrıs Türk halkının refah seviyesinin yükselmesi yatmaktadır" diyen Şener, bu hedefe ulaşmada kurumsallaşmanın kökleştirilerek geliştirilmesinin ana itici güç olacağını kaydetti.

Şener, verimliliğin gözetilmesi, kaynakların etkin kullanımı ve toplumun tüm kesimlerinin özveride bulunmasının gelecek nesillerin mutluluğu ve refahın artırılmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu da hatırlattığı konuşmasında, tüm baskı, kısıtlama ve ambargolara rağmen üretici ve mücadeleci kimliğiyle KKTC ekonomisini bugünkü düzeyine getiren Kıbrıs Türk halkının, aynı özgüven içerisinde daha müreffeh yarınlara ulaşacağına inanç belirtti.

Rekabet edebilir, dünyayla bütünleşmiş yapı

TC ve KKTC arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, derinleştirilmesi suretiyle KKTC ekonomisinin uluslararası alanda rekabet edebilir, dünyayla bütünleşmiş bir yapıya kavuşturulmasına çalıştıklarını vurgulayan Şener, KKTC'yi cazip bir yatırım alanı haline getirebilmek için geliştiren özel teşvik modeli içerisinde büyük projeleri yaşama geçirdiklerini söyledi.

Şener, turizm, enerji, ulaşım, liman, yüksek öğretim ve ormancılık projelerinde memnuniyet verici gelişmeler kaydedildiğini belirtirken tamamlanan projelere yenilerinin eklenmekte olduğunu ifade etti

Atılan her temel çakılan her çivi...

Şener, "Atılan her temel, çakılan her çivi, bu ata toprağındaki Türk mevcudiyetini güçlendirmekte, KKTC'nin ufkunu genişletmektedir" şeklinde konuştu.

Konuşmasında şehitleri rahmetle, gazileri şükranla anan Şener, Kıbrıs Türk halkına şöyle seslendi:

"Koşullar ne olursa olsun Türkiye'nin her zaman yanınızda olacağından, zorlukların paylaşılacağından kuşkunuz olmasın. Bütün zorluklar geçici, KKTC kalıcıdır. Zorluklara beraberce göğüs gerilecek. Sorunlar el birliğiyle aşılacaktır. Mehmetçikler, mücahitler bu topraklarda Kıbrıs Türk halkının geleceği için şehit oldular. Onların bıraktığı kutsal emaneti koruma sorumluluğu hepimize düşmektedir. Bu Cumhuriyet, bu güzel ülke yeni nesillerle daha da güçlenecek, Doğu Akdeniz'de barışın sembolü olmaya devam edecektir."

KIBRIS 20/07/07

Güney Kıbrıs'ta üç TC vatandaşı ve bir Kıbrıslı Türk'e 45'er gün hapislik

Fileleftheros gazetesi "Türkler Avrupa Tutukevleriyle Tanıştı - Klima Sistemine Hayran Kaldılar" başlıklı haberinde, geçiş sırasında üç Türk vatandaşının kendilerine ait olmayan KKTC kimliklerini gösterdiklerini ve bu durumun anlaşılması üzerine, şoförlüklerini yapan Kıbrıslı Türk'le birlikte tutuklandıklarını yazdı.

Türk vatandaşlarına, başkalarına ait KKTC kimlik kartlarını veren Kıbrıslı Türkün Rum polislere, "Türkleri, Avrupa'yı görsünler diye özgür bölgelere götürmeye çalışıyordum" dediğini belirten gazeteye göre, adları belirtilmeyen dört kişi, önceki gün Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi'ne çıkartıldı. Türk vatandaşları sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına gayrı meşru limandan giriş yaptıklarını", "kaçak göçmenlere yardım etmekle" suçlanan Kıbrıslı Türk, üç Türk vatandaşına yardım ettiğini kabul etti.

Gazete, Avukat Menteş Aziz'in savunduğu dört Türkün, Rum yargıç Lemonia Kavcani tarafından 45'er gün hapis cezasına çarptırıldığını yazdı. Gazeteye göre Rum yargıç, "Suçlananlar, iddia ettikleri gibi Avrupa'yı görmek istiyorlar ise, bunu Cumhuriyet'in meşru limanlarından giriş yaparak gerçekleştirebilirler" dedi.

Cezanın açıklanmasının ardından Avukat Menteş Aziz, "müvekkillerinin, tutuklanmalarının ardından götürüldükleri tutukevlerinde klima olmasına hayran kaldıklarını, böyle bir klima sisteminin ne Türkiye'deki ne de (gazetenin ifadesiyle) 'işgal bölgelerinde' bulunduğunu" söyledi.

Alithia gazetesi haberi, "AB Devletinde Olduklarını Anladılar - Türkler Klimalı Tutukevlerinde" başlığıyla aktardı.

KIBRIS 20/07/07

 

Aresti kararı hukuki silah

Mahi gazetesi haberinde, Avukat Ahilleas Dimitriadis'in; "Kıbrıs haftası" çerçevesinde, "Lobby For Cyprus" tarafından önceki akşam Londra'da düzenlenen, "işgal bölgelerindeki Rum malı gaspları" konusunda AİHM kararları konulu seminerde yaptığı konuşmaya yer verdi.

Gazeteye göre Ahilleas Dimitriadis; AİHM'in Maraş'ın iadesi konusunda Miras Ksenidi Aresti lehine verdiği kararın; sözde "Maraş Belediyesi"nin; uluslar arası alanda kapalı Maraş'ın iadesi talebi propagandasında kullanmak üzere başlattığı imza kampanyasındaki önemli bir hukuki silah olacağını söyledi.

Titina Loizidu'ya ve Miras Ksenidi Aresti'ye; tazminatlarını ödemesinin ardından Türkiye'nin, bu başvuruların ikinci aşaması olan; iadeyi uygulamakla karşı karşıya kalacağını söyleyen Dimitriadis Loizidu'nun Aralık 2003 itibarıyla "malını kullanamamaktan dolayı uğradığı zararın" tazminatı olarak 640 bin KL aldığını, Aresti'nin de 22 Ağustos'a kadar 885 bin Avro alması gerektiğini söyledi.

Ahilleas Dimitriadis AİHM kararının ikinci aşaması olan iadenin uygulanmasının, başvuru sahibinin değil; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin topyekün sorumluluğu konusu olduğunu savundu.

Türkiye'nin; Titina Loizidu'nun malına geri dönmesine neden izin vermediğini şu ana kadar izah etmediğini kaydeden Dimitriadis Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin gelecek Ekim ayında Türkiye'den Loizidu konusunda izahat isteyeceğini, o zamana kadar Aresti'ye de tazminat parasının ödenmesi halinde; Aresti davasındaki geri dönüş/iade konusunun gündeme geleceğin anlattı.

Ahilleas Dimitriadis, sözde "Maraş Belediyesi"nin başlattığı imza kampanyasında bugüne kadar kullandığı argümanın "insan hakları ihlali" siyasi ilkesi olduğunu hatırlattı ve şunları söyledi:

"Elimizde ilk kez; Türkiye'den eski Maraş sakini Aresti'ye ve aynı durumdaki herhangi birine kapalı Maraş'a geri dönüş izini vermesini isteyen bir mahkeme kararı var. Bu kararın, belediyenin çalışmalarına yardımcı olacağına inanıyorum. Geri dönüş konusu yalnız siyasi bir konu değil, aynı zamanda hukuki bir yükümlülüktür. Geri dönüş talebi, AİHM kararının uygulanması talebiyle de oluyor. Bugüne kadar Türkiye aleyhine toplam bin 500 başvuruda bulunuldu."

KIBRIS 20/07/07

 

Polonyalılar Baf'ı değil, Bafra'yı tercih ettiler

Politis gazetesi, "Baf Yerine, Vokolida (Bafra)" başlığıyla verdiği haberinde, yakın zamanlarda, merkezi Güney Kıbrıs'ta bulunan ve Kıbrıs Rum Seyahat Acentelerinin de üyesi olan bir seyahat acentesinin konuya karışmasıyla Baf'ta yapılacak olan bir konferansın iptal edildiğini ve konferansın Vokolida'da (Bafra) yapılacağını belirtti.

Gazete konuyla ilgili olarak edindiği bilgilere dayandırdığı haberinde, Polonyalı büyük bir ilaç firmasının 27-30 Ağustos tarihlerinde 500 delegenin katılacağı bir konferans düzenleyeceğini; ilk başlarda Güney Kıbrıs'taki 3 acentenin ilaç firmasıyla ilgili konferansın Baf'ta düzenlenmesiyle ilgilendiklerini, ancak konferansı düzenleyecek olan acentenin, Polonyalıların isteği üzerine, Baf'taki bir otelde yapılacak toplantıyı iptal ettiğini kaydetti.

Gazeteye göre konferans, Polonyalıların isteği üzerine, Bafra'daki Kaya Artemis Otel'de gerçekleştirilecek.

Rum Seyahat Acentaları Birliği (ACTA) üyesi bir Rum seyahat acentasının organize ettiği konferansın Kuzey Kıbrıs'a aktarıldığının, Rum Turizm Örgütü (KOT)'un yurtdışındaki bir toplantısında ortaya çıktığını belirten gazete, Rum Dışişleri Bakanlığının bu konuda araştırma başlattığını haber verdi. Habere göre, ACTA başkanı Akis Kelepesis de konunun araştırıldığını belirtti.

Kelepesis açıklamasında, ACTA'nın söz konusu seyahat acentesine mektup yolladığını ve konuyla ilgili gerekli bilgilendirmeleri istediğini ifade etti.

ACTA'nın KKTC'yle ilgili olarak, üyelerine gerekli talimatları verdiğini ifade eden Kelepesis, talimatların özellikle KKTC'ye günü birlik turlar düzenlenmesiyle ilgili olduğunu belirtti. Kelepesis yabancı tur operatörlerinden KKTC'de geceleme yapılmasıyla ilgili "baskı" gelmesi durumunda ise ACTA'nın üyelerine sadece Kıbrıslı Türklerin sahibi olduğu otellerde geceleme yapmayı önerdiği belirtildi.

KIBRIS 20/07/07

 

Tasos Papadopulos: 20 Temmuz, lanetli bir gündür

Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Faneromeni Kilisesi'nde bu sabah düzenlenen ayine katılan Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos 20 Temmuz'u "lanetli" ilan ederken, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas günün mesajının "Kıbrıs'a adalet mücadelesinde topyekün seferberlik" olduğunu savundu.

Rum radyosunun haberine göre Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos tarafından yönetilen ayin sonrasında konuşan Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos "Bugün lanetli bir gündür. Düşüncelerimizin ve kalbimizin hayatlarını feda edenlerle ve fedakarlıklarıyla en azından millî itibarı ve insanlık onurunu kurtaranlarla birlikte olması gerektiğini düşünüyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı; "görüşmeleri, Gambari prosedüründen uzaklaşana kadar kendisiyle görüşmekten kaçınma taktiğini sürdürmekle" suçlayan Papadopulos "Görüşmeyi, Gambari prosedürünün dışına çıkarmayı başarana kadar görüşmelerden kaçınma taktiğine devam ediyor. İstediği budur" dedi.

 

Hjristofyas, günün mesajı; Kıbrıs'a adalet mücadelesinde topyekün seferberliktir

Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas; "Günün mesajı; Kıbrıs'a adalet mücadelesinde topyekün seferberliktir. Yeni oldu-bittileri bertaraf etmek, ülkenin nihai hayrı görmesi için işgalden, yerleşiklerden kurtulma mücadelesi de yine ortak olmalıdır" dedi.

Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Faneromeni Kilisesi'nde düzenlenen ayine Papadopulos ve Hristofyas dışında; Rum Bakanlar Kurulu üyeleri, siyasi parti başkanları, milletvekilleri, RMMO ve Rum polisi liderlikleri ile Yunan Meclisi'nden Güney'e giden ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan heyet katıldı. Yunan hükümetini, Yunanistan Millî Eğitim Bakanı Marietta Yannaku Kutsiku'nun temsil ettiği ayinde Rum yönetimi adına konuşmayı Savunma Bakanı Hristodulos Paşardis yaptı.

KIBRIS 20/07/07

KKTC halkının geleceği için mücadelemiz devam edecek

YANLIŞLARINI ANLAMAYA ÇALIŞTILAR... Erdoğan: AB'ye üyeliğe ilişkin görüşmelerde önümüze hep Kıbrıs getiriliyor. Ancak Kıbrıs konusunda kararlılığımızdan taviz vermeyiz. Kazanılmış haklar var, KKTC vatandaşlarının haklarını vermeyiz. Sayın Merkel, Güney Kıbrıs'ın AB'ye alınmasıyla hata ettiklerini kabul ediyor. Yeni mi anladınız? Hangi kıstasa vurursanız vurun, Güney Kıbrıs alınamazdı. Hangi hakla 'Kıbrıs' diyorsunuz? Yanlış burada. 'Kıbrıs' diye bir devlet yok. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi var. Bunları devamlı gerekçe olarak önümüze getiriyorlar. Ama biz mücadelemizi diplomatik olarak ortaya koyuyoruz

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AB'ye üyeliğe ilişkin görüşmelerde önlerine hep Kıbrıs'ın getirildiğini belirterek, KKTC halkının geleceği için mücadelenin devam edeceğini söyledi.

Erdoğan önceki gün akşam ATV'de katıldığı canlı yayında soruları yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, AB'ye üyeliğe ilişkin çalışmaların gidişatına ilişkin bir soruyu da "AB üyesi olalım yaklaşımı yüzde 50'nin üzerinde 55 civarında. 'AB'ye bizi alırlar mı?' sorusunda sıkıntı var. İki sorunun cevabı ayrı. Bizim şu anda AB'ye üyelik noktasına bir sıkıntımız yok. Almanya dönem başkanlığında 3 fasıl açıldı. Portekiz Başbakanı, devralırken yapığı konuşmayla olumlu mesajlar verdi. Bu süreçte de Almanya dönemindeki performansı yakalayacağız" şeklinde konuştu.

"AB'ye üyeliğe ilişkin görüşmelerde önümüze hep Kıbrıs getiriliyor" diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu noktada kararlılığımızdan taviz vermeyiz. Kazanılmış haklar var. KKTC vatandaşlarının haklarını vermeyiz. Sayın Merkel'in son yaptığı açıklamada, bizim sürekli üzerinde durduğumuz konuydu. 'Güneyin AB'ye alınmasıyla hata ettik' dedi. Yeni mi anladın? Hangi kıstasa vurursanız vurun, Güney Kıbrıs alınamaz. En önemli kriter, kendi içinde sıkıntıları olmayacak. Kıbrıs olarak alıyorsun, bir Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bir de KKTC var. KKTC'yi, Türkiye Cumhuriyeti tanıyor. Diğer taraftan bakıyorsun, İslam Konferansı Örgütü, Kıbrıs Türk Devleti olarak kendisini kabul ediyor. Gözlemci sıfatıyla çağırıyor. Pakistan Devlet Başkanı, Sayın Talat'ı resmi davetli olarak davet ediyor. Kıbrıs kendi içinde bir bütün değil ki, sen 'Kıbrıs' diye alıyorsun. Kuzeyi ne yapacaksın o zaman? Hangi hakla 'Kıbrıs' diyorsun? Yanlış burada. 'Kıbrıs' diye bir devlet yok. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi var. Bunları devamlı gerekçe olarak önümüze getiriyorlar. Ama biz mücadelemizi diplomatik olarak ortaya koyuyoruz."

Erdoğan, aynı konuya ilişkin bir başka soru üzerine de ''Bakıyorsunuz, dün farklı düşünen liderler bugün farklı düşünebiliyor. Böyle çok enteresan şeylerle karşılaşıyoruz. Bakıyorsunuz, yönetime gelen liderler tavır değiştirip Türkiye'ye karşı olumlu yaklaşabiliyorlar'' dedi.

KIBRIS 20/07/07

 

Herkes AKP'ye çalıştı


AKP'nin oyunun son anketlerde yüzde 40'ları aşmasına şaşanlar var. Oysa şaşacak bir şey yok; çünkü bu seçim herkes sözleşmişçesine AKP'ye çalıştı.
Sadece varoşlara kömür taşıyan kamyonları kastetmiyorum.
Ya da kafa karıştıran kamuoyu araştırma şirketlerini...
Medya da bir bölümüyle AKP'ye çalıştı; borsa da, piyasalar da, küresel ve yerel sermaye de, işveren örgütleri de...
Bitmedi.
"Onlara verilen oy Yahudiye gider" teranesini sürdüren Erbakan da "Demek bunlar farklı" dedirterek AKP'ye çalıştı.
"Bodrum'da 18'lik kızlarla fink atacağıma size geldim" diye naçiz vücudunu halka bahşetmiş cakası satan İbrahim Tatlıses de partisini gömerken AKP'ye çalıştı.
Durduk yerde miting meydanına yağlı urgan atarak bugüne kadarki temkinliliğini terk eden ve idamı geri getirme sözü veren Bahçeli de "Başa mı dönüyoruz?" kaygısı yaratarak AKP'ye çalıştı.
Tam bu aşamada MHP'yi, CHP'nin muhtemel koalisyon ortağı olarak gösteren Cumhuriyetçi köşe yazarları da "CHP'ye verdiğimiz oy MHP'yi iktidar yapacak" tereddüdüne yol açarak AKP'ye çalıştı.
CHP de vatandaşın işsizlikten, geçim derdinden canı yanarken son haftaya kadar ideolojik bir kampanyada ısrar ederek AKP'ye çalıştı.
Nihayet asker de bir gece yarısı muhtırasıyla sürece müdahale ederek ve mağduriyet görüntüsünü besleyerek AKP'ye çalıştı.

Gül: "Müdahale oyumuzu artırdı"
Son 1 haftada 6 kent gezdim, mitingler izleyip hem liderlerle, hem seçmenlerle sohbet ettim.
Ulaştığım sonuç, bu sohbetlerin hülasasıdır.
Dün de Kayseri'de seçim kampanyasını noktalayan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le beraberdim.
AKP'nin oyunu yüzde 48 gösteren KONDA'nın seçim anketini sorduğumda "Ben de yüzde 40'ın üzerinde olduğumuzu tahmin ediyorum" dedi.
3 ay önce kendi anketlerinde oylarının yüzde 30'larda göründüğünü hatırlatıp "Bu artışta askerin e-muhtırasının rolü var mı?" diye sordum.
"Bence var" dedi Gül, "Cumhurbaşkanlığı sürecine yapılan müdahale, Türk halkını derinden rencide etti. Ve o süreç, meydanların heyecanının en büyük sebebi haline geldi. Diğer partilerin de vicdanını rahatsız etti. Halk, tepkisini işte böyle gösteriyor."

"Bağdat Caddesi de bize verecek"
Bünyan'da, Pınarbaşı'nda, Sarız'da hemşerilerince büyük coşkuyla karşılanıyor Gül... Özellikle türbanlı kadınların onunla fotoğraf çektirebilmek için yarışmaları dikkat çekici... En muhafazakâr yörelerde bile eski çekingenliğinden sıyrılmış, sosyalleşmiş kadın kitleleriyle karşılaşmak mümkün.
Ama anketleri bugünkü rakamlara taşıyan onların oyları değil...
"Ciddi gizli oyumuz var" diyor Gül...
Güneri Cıvaoğlu'nun geçen günkü yazısında, varlıklı çevrelerin AKP'ye oy vereceğinden söz ettiğini hatırlatıyorum:
"Evet" diyor, "O beni hiç şaşırtmadı. Biliyoruz zaten, modern çevrelerde de bize oy verecek olup bunu ifade edemeyenler var. Eskiden 'Bağdat Caddesi bize oy vermez, gecekondular verir' gibi bir ön kabul vardı. Oysa Bağdat Caddesi'ndekiler iş güç sahibi insanlar... Değişimi görebiliyorlar. Ve değişimden en büyük faydayı elde ediyorlar. Çoğunun borcu sabit kaldı, varlıkları 10 misli değer kazandı. 2002'de Bağdat Caddesi'ndeki bütün dükkânların toplam değeri ne kadarsa şimdi en az 5 mislidir. Dolayısıyla o insanlar da kendi çevrelerinde açıkça ifade edemese de istikrar için bize oy verecek."

Müstahak mı?
AKP, akıllı dostlarıyla akılsız düşmanlarından oluşan geniş bir koalisyonun gönüllü-gönülsüz desteğiyle artırdı oyunu...
Bu garip ittifak, yarın çalışmalarının semeresini alırsa kimse halkı suçlayıp "Size müstahak" demeye kalkmasın.
Askerinden medyasına, çetecisinden türkücüsüne herkes için "Nerde yanlış yaptık?" diye düşünme ve ders çıkarma vaktidir.

CAN DUNDAR MILLIYET 21/07/07

 

KKTC Başbakanı'ndan öğrencilere güvence


KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile dün İstanbul'da uzunca bir öğle yemeği yedik. Sabah da KKTC'deki üniversite rektörleri ile basın toplantısı düzenlemiş. Amaç, tam da ÖSS tercihleri aşamasında biz de varız demek.
Başbakan Soyer farklı bir politikacı. Her ne kadar kendisini samimi bulmayanlar olsa da, o yaşamını, politikaya ve KKTC'ye adamış biri.
İstanbul Tıp'tan mezun olmuş. Yaşıtları, üniversite yerine iş hayatına atılıp, kırk defa köşe dönüp, 3-4 defa emekli olsalar da o hâlâ kirada oturuyor. Ne, neredeyse her KKTC'li gibi 3-4 emekli maaşı var ne de bir evi. Üstelik son gerçekleştirdiği reformlar yüzünden, kendisini destekleyen sendikalarla da yüzgöz olmuş.
Denktaş ve Talat gibi, konuşurken ince hesaplar yapmıyor, kafasında kırk tilki dolaşıyor izlenimi de vermiyor. Ne sorsanız cevap veriyor. Ambargo koymuyor. Ama bazı konularda, ülkelerimize zarar verir, ben anlatayım gerisi size kalmış diye topu bize atıyor.
Çeşitli gazete ve televizyonlardan gelen meslektaşlarımızın yoğun soru bombardımanı altında yemeklerine dokunamayan, hatta çok sevdiği sigarasını bile tüttüremeyen Soyer, ilginç anekdotlar anlattı. Onlardan satırbaşları da vereceğim, ama önce üniversitelere yönelik olanlar.

Hepsi benim evladım
Soyer, KKTC'ye yurtdışından gelen, özellikle de Türkiye'den gelen öğrencilere kendi evladı gibi ilgi ve ihtimam göstereceğini belirterek, sakın anne babaların gözü arkada kalmasın dedi.
Soyer, ODTÜ'den sonra İTÜ'nün de KKTC'de kampus kurarak öğrenci alımına başlayacağını belirterek, öğrencilere sundukları olanakları şöyle sıraladı:

·  Her şeyden önce sımsıcak bir ilgi

·  İsteyen her öğrenciye konforlu bir yurt

·  Kayıt oldukları gün, KKTC vatandaşlarına sağlanan sağlık sigortası

·  Dört yıllık oturma izni

·  5 bin doları aşmayacak ücretler

·  Ulaşım ve beslenmeye destek

·  Tüm üniversite ve fakültelere YÖK'ten denklik
Peki ya kumarhaneler? Soyer bu konuda da velilerin yüreğine su serpecek şu açıklamada bulundu: Öğrencilerin girmesine göz yuman kumarhaneler anında kapatılacak....

KKTC iyi yolda
Başbakan Soyer, KKTC'nin düne göre çok daha iyi bir yolda olduğunu belirterek, geleceğe güvenle baktıklarını söyledi. İşte, konuşmasından bazı satırbaşları:

·  Şu anda üniversitelerimizde 40 bin öğrenci var. 60 bine çıkaracağız. Hedef 100 bin. Pek çok ülkeden 8 bin yabancı öğrenci bulunuyor. Rumlar bu konuda bizi çok kıskanıyor.

·  Kişi başına gelir, üç yılda 5 bin dolardan 11 bin 500 dolara yükseldi. Üniversiteler, turizm yatırımları ve Rum kapısının açılması ekonomiyi canlandırdı.

·  Askerle aramızda bir sorun yok. Amaçlarımız aynı.

·  Yabancılara kamu arazilerinin satışı yasak. Özel mülkiyetin ise ancak binde 3'ü satılabiliyor.

·  13 bin çalışanımız, 24 bin emeklimiz var. Erken ve çok emekliliğe son verdik. Denktaş bile üç kez emekli oldu.

·  Türkiye her yıl bize 500-600 milyon YTL veriyor. Bu parayı artık yatırımlara yönlendirdik.

·  Yerel gelirler yüzde 43'ten yüzde 70'e çıktı.

·  57 bin büyükbaş hayvan var. Rum inekleri 30 kilo süt veriyor, bizimkiler 14 kilo. Süt ve peynircilikte modern uygulamaya geçtik.

·  İthalat 600 milyon dolardan 1.5 milyar dolara çıktı. İhracat ise 50 milyon dolardan 70 milyon dolara yükseldi. Cari açığı üniversiteler, turizm ve tasarrufla kapatıyoruz.

·  Rus ve İngiliz turistlerden büyük talep var. Biri 500, diğeri 400 yatlık iki büyük marina yapılıyor.

·  KKTC'de laiklik hiçbir zaman tartışma konusu olmaz.
Özetin özeti: KKTC önemli bir değişim sürecinde. Öğrencinin bile artık macera arayanı değil, gerçekten okumak isteyeni gidiyor. Ekonomik kıpırtılar ise heyecan verici. Umarız devamı gelir. Yeni hayal kırıklıkları yaşanmaz...

ABBAS GUCLU MILLIYET 22/07/07

 

İtalyan siyasetçiler KKTC'li oluyor

22/07/2007 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - İki İtalyan siyasi, AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmamasını protesto etmek için KKTC vatandaşlığına başvurdu. KKTC'nin davetlisi olarak 20 Temmuz kutlamalarına katılan İtalyan milletvekili ve eski Avrupa Parlamentosu milletvekili Maurizio Turko ile Transnational Radikal Parti Genel Konseyi üyesi Marko Pedruka, başvuru belgelerini KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın makamında imzaladı.
Ortak açıklamada kararlarını "Taraflar üstü bir oyuncu olması gereken AB'nin adadaki taraflardan sadece birinin görüşlerini destekleme suretiyle Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmamasına tepki ve Radikal Parti'nin dayanışmayı sözde bırakmaması" diye gerekçelendiren ikili, "Görünen o ki, Avrupa kurumları siyasi çözüm yönünde çalışmak yerine, Kıbrıslı Türklerin ekonomik yönden çökertilmelerini beklemektedir" dedi. Ziyaretleri sırasında Kıbrıslı Türklerin her gün karşılaşmakta oldukları başlıca sorunları görüp, dinleme ve anlama fırsatı bulduklarını belirten İtalyan siyasiler Avcı'ya AB bayrağı sundu. Avcı da İtalyanlara KKTC bayrağı verirken, "KKTC açısından önemli bir gün" yorumunu yaptı.

BRT Müdürü istifa etti

22/07/2007 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Rum-Türk ortak yapımı 'Duvarımız' belgeselini gösterdiği için ordunun tepkisini çeken KKTC Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRT) Müdürü Hüseyin Gürşan istifa etti. Gürşan, cumhurbaşkanlığında yeni göreve atanması nedeniyle BRT'deki 41 aylık görevinden ayrıldığını açıkladı. Gürşan, istifanın belgeselle bağı sorusuna "Yeni görevimden dolayı bıraktım" yanıtını verirken, yeni makamını açıklamadı. Ordunun Türk askerini 'işgalci, tecavüzcü' göstermekle suçladığı belgesel yüzünden BRT'ye haziranda TSK'nın Gönyeli tatbikatını izleme yasağı gelmişti.

 

İtalyan milletvekillleri, KKTC vatandaşlığı için müracaat etti

SORUNLARI YERİNDE GÖRDÜK... Perduca, bunun bir provokasyon veya bir şeyi ispatlamaya yönelik bir eylem olmayıp, adanın bu tarafında da kapsamlı bir siyasi çözüm istemekte olduğu gerçeğinin Avrupalılar tarafından öğrenilmesine yönelik somut bir hareket olduğunu kaydetti. Bakan Avcı ise, başvuruların Kıbrıs Türkü'nün yaşadığı izolasyonların bir an önce kaldırılması ve dünya ile bütünleşmesi açısından önemli bir atılım olduğunu kaydetti

KKTC'nin davetlisi olarak İtalya'dan 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılmak amacıyla adaya gelen İtalya Parlamentosu üyesi (Radicals) ve eski Avrupa Parlamentosu Milletvekili Maurizio Turco ile Transnational Radical Parti Genel Konseyi Üyesi Marco Pedruca KKTC vatandaşlığını almak için müracaatta bulundu.

Avrupa Birliği'nin (Brüksel), adadaki taraflardan sadece birinin görüşlerini desteklediği için Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmamasına tepki göstermek ve Radikal Parti'nin sadece sözlerle dayanışma içine girmeye alışkın olmadığını göstermek için KKTC vatandaşlığına başvurma kararı alan Turco ile Pedruca, müracaat belgelerini dün Dışişleri Bakanlığı'nda imzalayarak Bakan Turgay Avcı'ya sundular.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın makam masasında imzalanan KKTC vatandaşlığına müracaat belgelerinin sunulmasının ardından, İtalyan siyasetçiler Bakan Avcı'ya Avrupa Birliği bayrağı takdim ederken, Avcı'da İtalyanlara KKTC bayrağını verdi.

Pedruca

İmza töreninin ardından ortak hazırladıkları açıklamayı okuyan Transnational Radical Parti Genel Konseyi üyesi Marco Pedruca, 20 Temmuz'da Kıbrıs'taki mevcut durumu kendi gözleriyle ve yerinde görmek için yerel otoritenin daveti üzerine Kuzey Kıbrıs'a geldiklerini, bu ziyaret sırasında da Kıbrıslı Türklerin her gün karşılaşmakta oldukları başlıca sorunları görüp, dinleme ve anlama fırsatı bulduklarını söyledi.

Avrupa çözüm yönünde çalışmak yerine ekonomik çökme bekliyor

Pedruca, AB'nin bu sıkıntılı konuda taraflar üstü bir oyuncu olmamasının ve taraflardan sadece birinin görüşlerini desteklediği için verdiği sözleri tutmamış olmasının kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, "Görünen odur ki; Avrupa kurumları siyasi bir çözüm yönünde çalışmak yerine, Kıbrıslı Türklerin ekonomik yönden çökertilmelerini beklemektedir" diye konuştu.

Radikal Parti sadece sözlerle dayanışmaya girmez

Radikal Parti'nin sadece sözlerle dayanışma içine girmeye alışkın olmadığını, bu yüzden de KKTC vatandaşlığına başvurma kararı aldıklarını da dile getiren Petruca, konuşmasına şöyle devam etti:

Bu bir provokasyon değil

"Bu bir provokasyon veya bir şeyi ispatlamaya yönelik bir eylem olmayıp, 2004 BM referandumunun Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra demokrasinin hüküm sürdüğü adanın bu tarafında da kapsamlı bir siyasi çözüm istemekte olduğu gerçeğinin Avrupalılar tarafından öğrenilmesine yönelik somut bir harekettir."

Burada olma sebebimiz çözüm arayışının tekrardan başlaması

Transnational Radical Parti Genel Konseyi üyesi Marco Pedruca, burada olmalarının sebebinin taraflardan birini veya diğerini desteklemek değil, adanın kuzeyinde uygulanan izolasyonlara bir an önce son verilmesi ve üst düzey siyasi diyalog yoluyla federal bir çözüm arayışının tekrardan başlaması yönünde çağrıda bulunmak olduğuna da vurgu yaparak, "Dil ve din yönünden farklı olan iki toplumun laik, demokratik ve federal bir çerçeve kapsamında yetki paylaşımına dayalı bir çözüm bulmaları tüm Ortadoğu ve Akdeniz bölgesine güçlü bir siyasi mesaj gönderebilir" görüşünü kaydetti.

Avcı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, bugünü "KKTC açısından önemli bir gün" olarak niteleyerek, İtalyan siyasetçilerin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına davet edilen misafirler olduklarını söyledi.

Avcı, İtalyan siyasetçilerle görüşmeleri boyunca Kıbrıs'taki son durumu, son gelişmeleri ve Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar altında yaşama durumunda bırakıldıklarını görüştüklerini ve bu kısa süre içerisinde yapılan görüşmelerde İtalyan siyasetçilerin bu duruma tepki göstermek amacıyla KKTC vatandaşlığına başvurma kararı aldıklarını kaydetti.

Müracaatlar bizim için çok önemli

İtalyan siyasetçilerin KKTC vatandaşlığı müracaatlarını bugün aldıklarını ve bu müracaatların prosedüre göre KKTC makamları tarafından yürütüleceğini ifade eden Avcı, "Biz dünyayla açılım çalışmalarımıza devam ediyoruz. Kıbrıs Türkünün yaşadığı izolasyonların bir an önce kaldırılması ve dünya ile bütünleşmesi açısından yaptıkları bu atılım için de Sayın Turco ve Sayın Pedruca'ya teşekkür ediyoruz. KKTC vatandaşlığına müracaatları bizler için çok önemli. Biz Dışişleri Bakanlığı ve KKTC yetkilileri olarak halkımızı dünyaya açacağız" diye konuştu.

KIBRIS 22/07/07

 

İzolasyonlar, eğitim ve üniversitelerle aşılacak

ÜNİVERSİTELERİN GELİŞMESİ ÇÖZÜME KATKI SAĞLAR... KKTC üniversitelerinin Rum tarafına göre müthiş bir avantaj olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, üniversitelerdeki bu gelişmenin, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin müthiş bir devinim ve hız kazanmasını sağlayacağını belirtti. Soyer, KKTC'nin izolasyonlar ve dışlanma çalışmalarını aşabilmek için dayandığı en büyük temelin eğitim ve üniversiteler olduğunu vurguladı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC'deki üniversitelerin Güney Kıbrıs Rum kesimine göre büyük avantaj olduğunu ifade ederek, eğitim ve ekonomik gelişme sürecinde sağladığı gelişmelerin Güney Kıbrıs'ı son derece rahatsız ettiğini söyledi.

Maslak Sheraton Otel'de düzenlenen "Eğitim Adası KKTC" konulu basın toplantısında konuşan Soyer, Kıbrıs sorunu ile mücadele sürecinin bir ayağının siyasal, diğer ayağının da ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeler olduğunu anlattı.

Soyer, Kuzey Kıbrıs Türk halkının karşı karşıya kaldığı izolasyonlar ve dışlanma çalışmalarını aşabilmek için dayandığı en büyük temelin ekonomisinin büyük bölümünü oluşturan eğitim ve üniversiteler olduğunu vurgulayarak, "En son BM Sekretaryası ve ona bağlı UNESCO'nun yayınladığı raporlarda vurguladığı gibi, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki bu izolasyonların en önemli, en vicdansız bölümü eğitim üzerine uygulanan izolasyonlardır" dedi.

Ferdi Sabit Soyer, "eğitim adası" olan KKTC'de üniversitelerin geliştiğini, serpildiğini ve tüm dünyaya bilim üretmeye devam ettiğini belirterek, eğitim üzerine izolasyon olamayacağını, bilimin her yerde bilim olduğunu dile getirdi.

İTÜ de gelecek

KKTC'de Girne Amerikan, Ortadoğu Teknik, Doğu Akdeniz, Yakın Doğu, Uluslararası Kıbrıs ve Lefke Avrupa olmak üzere 6 üniversite bulunduğunu ifade eden Soyer, her birinin bilim ve teknoloji üretmede altyapı ve teknolojik yatırımlar açısından birbirleriyle yarıştığını anlattı.

Soyer, üniversitelerin ortak temellerinin bilimselliğe katkı ve KKTC Türk halkının varlığına destek olduğuna işaret ederek, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin (İTÜ) de KKTC'de eğitim hayatına katılacağını, böylece KKTC'nin eğitim adası olma özelliğine yeni bir kilometre taşı ilave edileceğini müjdeledi. Başbakan Soyer, bununla ilgili protokolün imzalandığını, yer tespitinin ardından gelecek yıl temelin atılacağını bildirdi. KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, sözlerine şöyle devam etti:

"9 milyon Dolar olan GSMH'yı 2 milyar 600 milyon Dolara yükselten, kişi başına milli geliri 5 bin Dolardan 10 bin Dolara çıkaran KKTC, ekonomide güçlü bir devinimle dünyada kendi ulusal kimliğimiz ile yer alma süresinde önemli mesafeler kat etmiştir. Bunda öncü sektörümüz eğitim sektörünün, büyük bir katkısı vardır.

Üniversitelerimiz, bizim Kıbrıs Rum tarafına göre müthiş bir avantajımızdır. Bu avantajımızı destekleyen turizm sektöründeki gelişmelerdir. Bu nedenle KKTC'nin ve Türk halkının ekonomik gelişme sürecinde sağladığı süreçler, Güney tarafını son derece rahatsız etmektedir. Bu rahatsızlığı daha da artırmak gibi bir temel görevimiz vardır. Bu nedenle üniversitelerimizin bu gelişme trendinde daha da ilerlemesi ve KKTC ekonomisinin gelişmesi, sonuç olarak Kıbrıs sorununun karşılıklı kabul edilebilir çözüm sürecinde müthiş bir devinim ve hız kazanmamızı sağlayacaktır."

KKTC'nin 2 milyar 635 milyon Dolar olan GSMH'nın 1 milyar 400 milyon Doları'nın hizmet sektöründen geldiğini belirten Soyer, bu sektörlerin de üniversite ve turizm olduklarını, üniversitelerin payının yüzde 40 civarında bulunduğunu sözlerine ekledi.

YÖDAK Başkanı

Yüksek Öğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu (YÖDAK) Başkanı Tahir Çelik de, örgün eğitim yapmakta olan 6 üniversitede 40 binin üzerinde öğrenci ve 2 binin üzerinde öğretim elemanı bulunduğunu söyledi.

Bu öğrencilerin yaklaşık yüzde 25'inin KKTC vatandaşı, yüzde 65'inin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve geriye kalan yaklaşık yüzde 10'unun 60 değişik ülkeden gelen öğrenciler olduğunu ifade eden Çelik, KKTC'de nüfusun dörtte birini öğrencilerin oluşturduğunu kaydetti. Çelik, "Bölgede üniversiteye girmek isteyip de giremeyen en fazla öğrenci, Türkiye'dedir. Eğitim adası KKTC'de ise bu öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayacak üniversiteler vardır. Biz bu öğrencileri Kıbrıs'a davet ediyoruz" dedi.

Tahir Çelik, KKTC'de üniversitede okuyan bir öğrencinin yıllık masrafının 10 bin Dolar civarında olduğunu vurguladı.

Toplantıya Girne Amerikan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hıfsı Doğan, Ortadoğu Teknik Üniversitesi KKTC Kampusu Rektörü Prof. Dr. Turgut Tümer, Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şenol Bektaş, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Ali Yükselen ve Lefke Avrupa Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Rıza Büyükuslu da katıldı.

KIBRIS 22/07/07

Sahte pasaportlu Türkler Larnaka Havaalanı'nda yakalandı

Gazete, söz konusu kişilerden birinin sahte Bulgaristan pasaportuna, diğerinin ise başka bir kişiye ait İngiliz pasaportuna sahip olduğunu kaydetti.

Olayın geçen perşembe günü gerçekleştiğini belirten gazete, Larnaka Kaza Mahkemesi önüne çıkarılan bu kişiler aleyhinde dört günlük tutuklama kararı verdiliğini yazdı.

Mısırla işbirliği memorandumu

Politis gazetesi, "Avrupa-Arap Forumu... Mısırla Memorandum" başlığıyla verdiği haberinde, "Avrupa-Arap Diyalog Forumu (Kıbrıs)" ile Mısır Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Araştırmalar Enstitüsü arasında bir işbirliği memorandumu imzalandığını yazdı.

Gazete 3 yıl süreli memorandumun Forum Başkanı Sotos Zakheos ile Enstitü Müdürü, Büyükelçi Walid Abdelnasser tarafından imzalandığını kaydetti.

"Kıbrıs Havayolları" pilotları grevde

Politis ve diğer gazeteler, "Kıbrıs Havayolları" pilotlarının, dün saat 10.00-15:00 saatleri arasında beş saatlik grev yapacağını yazdı.

Gazete, PASİPİ (PanKıbrıs Pilotlar Sendikası) üyesi olan pilotların sözleşmeleriyle ilgili olarak iş bırakma eylemine gittiklerini; gerçekleştirecekleri toplantıda bir sonraki eylemlerinin ne olacağına karar vereceklerini belirtti.

Gazete, pilotların grevinden dün 12 uçuşun, dolayısıyla yaklaşık 2 bin yolcunun etkileneceğini kaydetti.

KIBRIS 22/07/07

"Kıbrıs sorununda yeni kapsamlı inisiyatif"

Politis gazetesi, ABD ile Güney Kıbrıs arasında, kültür mirasının korunmasına ilişkin memorandumun ABD Dışişleri Bakanlığı'nda gerçekleştirilen imza töreninin ardından, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nicolas Burns'ün, Rum Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, eylül ayında Ada'yı ziyaret edeceğini belirterek şunları söylediğini yazdı:

"Kıbrıs'ta barış, kesin barış olmasının ne kadar gerekli olduğunu unutmadığımızı anlaması Kıbrıs halkı için önemlidir. Bunun gerçekleştiğini görmeyi arzu ediyoruz. Bu nedenle BM Genel Sekreteri'nin; BM'nin müzakerelerin başlaması yönündeki yenilenmiş bir çabasına destek vereceğini umuyoruz. Bunun gerçekleşeceğini umuyoruz."

Gazeteye göre, bu ifadesiyle "8 Temmuz anlaşmasını mı kastettiği" sorulan Burns şu yanıtı verdi:

"Hayır, tam olarak ne söylediysem onu kastediyorum. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki anlaşmazlığın barışçıl şekilde halledilmesi için yenilenmiş bir çaba üstleneceğini umuyoruz. ABD böyle bir çabayı destekleyecek. Kıbrıs hükümetiyle yakın dostuz ve böyle bir çabayı desteklemek için Kıbrıs hükümetiyle çok yakın çalışacağız."

Nicolas Burns, "çaba" ifadesiyle ilgili olarak; "Buna Birleşmiş Milletler, Kıbrıs hükümeti ve Kıbrıs Türk liderliği karar verecek" dedi. ABD'nin çabadan vazgeçmediğini yineleyerek, herkesin buna destek vermesi gerektiğini söyleyen Burns şöyle devam etti:

"İki ay içerisinde Kıbrıs'a gittiğimde, elbette bunu çok daha somut şekilde destekleyeceğim."

Ada'yı ziyareti sırasında KKTC'ye de gelip gelmeyeceğinin sorulmasına karşılık Nicolas Burns "Ziyaretin detaylı programını düşünmeye henüz başlamadım. Bunu Kıbrıs hükümeti ve Kıbrıs Büyükelçisi'yle görüşmeyi ve bazı öğütler almayı arzu ediyorum. Elbette, Kıbrıs'taki Büyükelçimizin bu konuda Kıbrıs hükümetiyle görüşmesi söz konusudur."

Gazete Rum yönetiminin Burns'ün bu açıklamalarını temkinli karşıladığına dikkat çekti ve Rum Yönetimi Sözcüsü Vasilis Palmas'ın "Burns hoş karşılanır" dediğini, ancak söylediklerine mesafeli durduğunu belirtti.

Gazeteye göre Burns'ün; BM'nin Kıbrıs sorununda yenilenmiş bir çabasından söz ederken kast ettiğinin 8 Temmuz anlaşması olmadığı açıklamasının sorulduğu Palmas "Sayın Burns'ün yaptığı bazı açıklamalar konusunda şu anda yorum yapmaya başlamamız benim açımdan faydasız olur. En doğrusu ve en tercih edileni; (Burns'ün) ziyaretin detayları kesinleştiğinde hükümetin görüş belirtmesidir" dedi.

Palmas, başka bir soruyu yanıtlarken; "Sayın Burns'ün; 8 Temmuz'u kast etmediği açıklamasını neden yorumlayalım, mesela Annan planını da kastetmiyor olabilir" dedi. Rum yönetiminin Burns'ün ziyaretinden haberdar olup olmadığı sorusuna olumlu yanıt veren Palmas "Amerikalı yetkili Kıbrıs'ı ziyaret arzusunu çok önceden belirtmişti. Ziyaretin Mayıs ayında gerçekleştirilmesi düşünülmüştü, sonunda bu ziyaret ertelendi ve büyük olasılıkla eylülde gerçekleşecek" dedi.

Fileleftheros gazetesi haberi "Burns Eylülde Fikirlerle Gelecek -Lefkoşa Niyeti Bilmiyor Ama Ziyareti Öngörüyor -Kıbrıs Sorununa Seçim Propagandası Şeklinde Müdahale" başlığıyla yansıttı.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın siyasi konulardan sorumlu müsteşarı Nicolas Burns'ün bölgeyi ziyaret etme ve Kıbrıs sorununa ilişkin çabaların yeniden başlaması perspektifini görüşme niyetinde olduğunu kaydeden gazete edindiği bilgilere dayanarak Burns'ün; ziyaretini Eylül ayının ilk 10 gününe, yani; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM merkezine gidişi öncesi olarak belirlediğini yazdı.

Rum yönetiminin, Burns'ün Ada'yı ziyaret edeceğinin ötesinde; ne ziyaret programına ne de niyetine ilişkin bilgiye sahip olduğunu belirten gazete özetle şöyle devam etti:

"Güvenilir bilgilere göre Washington, Lefkoşa'nın seçim propagandası döneminde olacağından bağımsız olarak, Kıbrıs sorununda yeni bir hareketlilik olabileceğini düşünüyor. Dahası; böyle bir gelişmenin Türk-Avrupa ilişkilerine de yeterli ölçüde yardımcı olacağına inanıyor. Birleşik Devletler'in Türkiye'yle ilişkilerinin zor bir dönemden geçiyor olmasına rağmen Amerikalılar, Türkiye'nin Avrupa sürecinin savunucuları olmaya devam ediyor ve kendisine bu yönde yardımcı oluyorlar.

KIBRIS 22/07/07