Cumhurbaşkanlığı süreci
başladı
16 Nisan, 2007 09:25:00 (TSİ) CNN TURK
Türkiye Cumhuriyeti'nin
11'inci cumhurbaşkanının seçileceği süreç bugün saat 09.00
itibarıyla başladı. Adaylık başvuruları, 25 Nisan
Çarşamba günü saat 24.00'te sona erecek. Kalan 20 gün içinde de seçimler
yapılacak.
TBMM Danışma Kurulu, adaylık başvuru sürecinin
son günlerinde Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın
başkanlığında toplanarak, seçim turlarının hangi
tarihlerde yapılacağını belirleyecek.
Daha önce yapılan toplantıda, ilk turun ya 26 Nisan ya da 3
Mayıs'ta yapılması konusunda mutabakata
varılmıştı.
Oylamalar
En az 3'er gün arayla yapılacak oylamaların ilk iki turunda, üye tam
sayısının üçte iki çoğunluğunun (367) oyu
sağlanamazsa 3'üncü tur oylamaya geçilecek ve 3'üncü turda üye tam
sayısının salt çoğunluğunu (276) sağlayan aday,
cumhurbaşkanı seçilmiş olacak.
Bu turda üye tam sayısının salt çoğunluğu
sağlanamadığı takdirde, 3'üncü turda en çok oyu alan iki
aday arasında 4'üncü tur yapılacak. Bu oylamada da
cumhurbaşkanının seçilebilmesi için gerekli olan 276 oy
sağlanamazsa TBMM seçimleri yenilenecek.
Meclis dışından aday olmak için ise 110 milletvekilinin
imzası gerekiyor, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda, Meclis
dışından bir cumhurbaşkanı olmayacağını
dile getirmişti.
Başbakan aday olacak mı?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, adaylığı için henüz
kararını vermiş değil.
Kararının şekillenmesinde kritik tarih ise 18 Nisan.
Milletvekilleriyle istişarelerini bitiren Erdoğan, bu tarihte AK
Parti yöneticilerinin fikrini alacak, ardından da kararını
verecek. Nitekim Erdoğan, "Oradan çıkacak karar, beni
bağlayıcı bir karardır" diye konuştu.
Erdoğan, geçtiğimiz hafta perşembe günü,
cumhurbaşkanlığı adaylığı için son güne
kadar bekleyeceğinin işaretini verdi.
Cuma günü yapılan son toplantıdan da dikkat çekici sözler
yansıdı.
Erdoğan, bir milletvekilinin, "Turgut Özal ve Süleyman Demirel
Cumhurbaşkanı oldu, partileri büyüdü. Siz de Köşk'e
çıkarsanız partimiz büyür" sözlerine "Bu riske giremeyiz.
Makamda gözüm yok. Halka verilmiş bir sözümüz var. Daha yapacak çok
işimiz var. Bunları yerine getirmemiz gerekiyor. Ben bu sürecin
sekteye uğramasını istemiyorum
karşılığını verdi.
Erdoğan, Ağar ve Mumcu ile görüşecek
Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimine
ilişkin gerçekleştirdiği istişareler çerçevesinde, 17 Nisan
2007 Salı günü Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu ve DYP
Genel Başkanı Mehmet Ağar ile görüşecek.
AK Parti'den ayrılmasının ardından Erkan Mumcu ile
Başbakan Erdoğan ilk defa bir araya gelecek.
Erdoğan aynı gün Bakanlar Kurulu toplantısı yapıp,
bakanların da fikrini alacak.
Türban engel değil
Başbakan Alman Der Spiegel dergisine verdiği röportajda da, yine
cumhurbaşkanlığı ile ilgili soruları yanıtladı.
Der Spiegel muhabiri Erdoğan'a, eşinin başörtülü
olmasının cumhurbaşkanlığı için engel olup
olmayacağını sordu. Erdoğan, "Hayır,
türbanın bir engel olduğunu düşünmüyorum. Anayasamızda
kimin cumhurbaşkanı olabileceği belirtilmiştir. Burada
türbandan söz edilmiyor. Bunun da dini özgürlüğün bir ifadesi olarak
görülmesi lazım" ifadesini kullandı.
Yüzbinler Ata'nın huzuruna çıktı
Atatürkçü Düşünce Derneği'nin öncülüğünde önceki
gün düzenlenen 'Cumhuriyet Mitingi' için Ankara Tandoğan
Meydanı'nda toplanan yüzbinlerce kişi Anıtkabir'e yürüdü ve
mozoleye çelenk bıraktı.
Anıtkabir'e gerçekleştirilen dünkü 370 bin kişilik ziyaretle,
son yılların en büyük ziyaretçi sayısına
ulaşıldı.
İngiliz yayın kuruluşu BBC, Ankara'da düzenlenen
"Cumhuriyet Mitingi"nde onbinlerce kişinin laikliğe destek
için toplandığını duyurdu.
BBC, internet sitesinde verdiği haberde, "Laik miting
Türk Başbakanı'nı hedef aldı"
başlığını kullandı ve "onbinlerce
kişinin, laikliğe destek için Ankara'da toplandığını"
yazdı.
Haberde, "mitingin, cumhurbaşkanı seçim sürecinin
başlamasından iki gün önce düzenlendiğine" dikkat çekildi
ve "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, aday olmaması yönünde
baskı niyeti taşıdığı" kaydedildi.
Haberde, "Muhalifleri, (Tayyip Erdoğan'ı) İslami gündem sahibi
olmakla suçluyor. O, suçlamayı kabul etmiyor" ifadesi
kullanıldı.
Cumhurbaşkanı Sezer "tehdit var"
demişti
13 Nisan'da Harp Akademileri'nde kurmay subaylara son kez hitap
eden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, "rejime yönelik
tehdit" ve "Türkiye'nin kendini savunma hakkı" üzerinde
durmuştu.
"Kuruluşundan bu yana Cumhuriyetimizi sinsi bir gölge
gibi izlemiş olan gerici tehdit, bugün ulaşmış olduğu
boyutlarla kaygıya neden olmaktadır" diyen Sezer,
Türkiye'de siyasal rejim, Cumhuriyet kurulduğundan beri, hiçbir dönemde
günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı karşıya
kalmamıştır" demişti.
Cumhurbaşkanlığı seçimi konusuna da
değinen Sezer, "Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet'in ilkelerinden
ve anayasal içeriklerinden yana taraftır, Anayasa'nın buyurucu kuralları
karşısında taraf olmak zorundadır. Başka ve güncel bir
deyişle, bu ilkeler ve onların anayasal içerikleri Türkiye
Cumhuriyeti Devleti rejiminin "kırmızı
çizgileri"dir" ifadelerini kullanmıştı.
Erdoğan'ın bir ayağı Köşk'te
'Çankaya'ya
gittin mi artık siyasi kimliğin geride kalır. Pek çok
cumhurbaşkanı gördük, tarih hepsinin performansını yazacak'
16/04/2007
RADIKAL
Cumartesi
akşamı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı
taşıyan Ana uçağında gazeteci olsun olmasın herkesin
konuştuğu konu Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı
adayı olup olmayacağıydı. Daha uçak kalkmazdan önce,
salonda bu konuda en azından beş ayrı iddialaşmaya daha tanık
oldum, kimi kravatına, kimi yemeğine, kimi
bıyığına-sakalına iddialaşmalar.
Aslında ben de bugüne kadar çok direnmeme rağmen cumartesi
sabahı biriyle yemeğine iddiaya girdim, o sabah bana göre
Erdoğan aday olmayacaktı. Ama iddiamın üzerinden 15 saat
geçmeden bu kanaatim büyük bir sarsıntı geçirdi.
Uçakta bermutat, biz gazeteciler toplu halde Başbakan'ın yanına
gidiyoruz ve aşağı yukarı yarım saat süren bir
soru-cevap faslı oluyor. Cumartesi gecesi de aynı şey oldu.
İlk sorular 'ısınma' kabilindendi, malum o gün Ankara'da
düzenlenen miting vs. öyle şeyler konuşuldu, yazacak çok da bir
şey yok esasen.
Derken ben, dünkü Radikal'de çıkan Nazif İflazoğlu'nun haberini,
Adalet ve Kalkınma Partisi teşkilatında ve genel seçmen kitlesi
içinde yapılan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı
ile ilgili yoklama haberini sordum. Teşkilatın yüzde 70'i Erdoğan'a
'Çıkma' diyordu habere göre. Erdoğan, soruyu ve benim
rakamımı duyunca şaşırdı, sonra mütebessim bir
ifadeyle "Daha ben görmedim araştırmayı" dedi. Acaba
görmediği için mi şaşırdı soruma, yoksa daha bu
sorudan hemen önce yaptığımız parti içinden bilgi
sızmasıyla sohbetinin ardından bir yeni sızıntıya
daha tanık olduğu için mi, anlayamadım ama Başbakan
'Görmedim' diyorsa, ona inanmaktan başka çaremiz yok.
Ardından yürüttüğü 'istişare'lerin niteliğiyle ilgili
konuştuk. Başbakan, topladığı görüş ve aday
isimlerinin 'Kendisinde' olduğunu ve bunlardan bir 'Harman
yapacağını' söyledi ve ekledi: "Elde ettiğim bütün
sonuçları Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantımızda
değerlendireceğiz."
Başbakan, kendisinin aday olup olmayacağı konusunda aslında
ser veriyor sır vermiyordu.
Biz gazeteciler de her seferinde aslında aynı cümleyi elde edebilmek
için farklı bir yerden soru soruyorduk. Başbakan'ın aday olup
olmaması konusunda net bir cevap alamadık ama bu vesileyle süreçle
ilgili bazı bilgiler daha netleşti.
Örneğin Başbakan, alınacak kararın MKYK'da
oluşacağını ve bu kararı kendisinin bir grup
toplantısıyla duyuracağını söyledi. MKYK'nın
tarihi belli, 18 Nisan. Peki grup ne zaman toplanacak? '24'ünde olabilir,
25'inde olabilir.'
Acaba milletvekilleriyle görüşmelerinde genel hava ne? Başbakan,
"Şunu söyleyebilirim, genel hava 'Kararınız
kararımızdır' yazan pankartlardaki gibi, 'Takdirinize
uyarız' pankartlarındaki gibi" dedi ve ekledi: "Bunu demokratik
bulmayanlar olabilir ama hava bu."
O zaman MKYK ne karar alacak?
Başbakan 'Bilemem' diyor ama benim izlenimim MKYK'dan Başbakan'a bu
konuda yetki verilmesi kararı çıkacak. Büyük ihtimalle Başbakan
kendi kişisel kararını 18'inde MKYK'ya da söylemeyecek, oradan
da izlenim toplamaya
devam edecek ve MKYK ona 'Siz kimin cumhurbaşkanı olmasını
isterseniz onu ilan edebilirsiniz' şeklinde bir yetki verecek.
Başbakan, biz sormadan başka bir konuya daha girdi:
Milletvekilleriyle yaptığı ve henüz tamamlanmayan
görüşmelerde, bir kişinin son anda gidip bireysel olarak adaylığını
koyacağı izlenimini edinmediğini söyledi. "Ama olabilir
de" dedi.
Başbakan, biliyorsunuz buradan döndükten sonra, yarın Doğru Yol
Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar'la konuşacak. Ağar
görüşmesinin temelini 367 konusu oluşturacak, şu ana kadar genel
kurula gireceği konusunda olumlu sinyaller veren Ağar'dan 367
sorununun aşılması için bir anlamda destek isteyecek
Başbakan.
Peki bugüne kadar neredeyse yok saydığı Erkan Mumcu ve onun
Anavatan'ıyla da görüşecek mi? Başbakan ilk kez kapı
araladı, "MKYK'dan bu konuda karar çıkarsa neden
olmasın" dedi. Ardından Deniz Baykal'la neden
görüşmeyeceğini bir kez daha anlattı.
Ben araya girdim, 'Herkese danışıyorsunuz, peki ailenizle
konuştunuz, onların görüşünü aldınız mı' diye
sordum.
Başbakan, "O işi çoktan hallettik" dedi, eşiyle
konuştuğunu ve onun görüşünü aldığını
söyledi. Daha sonra aynı konuyu yineledim,
'Peki eşinize bir karar iletip ondan öyle mi görüş istediniz' dedim,
bu kez, "Hayır, ben bir karar söylemedim, çünkü henüz bir karar
vermedim
ama eşim bana kendi düşüncesini söyledi."
Peki ama Emine Erdoğan acaba ne demişti Başbakan'a? Son
üç-beş gündür kulisleri dalgalandıran söylentideki gibi 'Çankaya'ya
çıkma' mı demişti kesin bir dille? Başbakan, "Onu
eşime soracaksınız ama cevap alır mısınız,
bilmem" dedi. Fırsat olmadı, Emine Erdoğan'a
soramadık!
Derken sohbetin bence en 'heyecanlı' kısmına geldik. Bir
arkadaşımız, 'Daha önce iki siyasi lider Çankaya'ya
çıktı, onların tarafsızlıklarıyla ilgili
sıkıntı çıktı, siz veya belirleyeceğiniz
kişi çıktığında bu sıkıntı olmayacak
mı?' diye sordu. Başbakan kesin konuştu:
"Giden partisini bırakmaya mecbur. Buradan ayrılıp
Çankaya'ya gittin mi, siyasi kimliğin geride kalır. O kimlik sadece
hafızandadır,
onu da oradan sadece sandıkta oy verirken çıkartırsın. Hem
öyle oyunu da göstere göstere değil, gizli verirsin. Çünkü, 'devletin
başı' sıfatını korumak zorundasınız ki
birliği bütünlüğü sağlayın. Pek çok cumhurbaşkanı
gördük, tarih hepsinin başarı performansını yazacak."
İşte bu cevap hepimizin kulaklarının dikilmesine neden
oldu. Başbakan ilk kez cumhurbaşkanı gibi konuşuyor, hatta
gelecekte tarihin kendi
olası cumhurbaşkanlığını nasıl
yazacağı sorununu bile düşündüğünü belli ediyor, cümleye
'Buradan' diye başlıyordu.
Hemen bu konuyu deşmeye başladık. Bir arkadaşımız,
Serdar Turgut'un cumartesi günkü yazısını hatırlattı.
Turgut, yazısında Erdoğan'ın Çankaya'ya
çıkmasıyla Cumhuriyet döneminde yeni bir perde
açılacağını (olumlu anlamda) yazmıştı.
Başbakan, yazıyı anlamak isterken, "Yani halka açılan
bir Çankaya" dedi, ellerini de iki yana açarak. Evet, öyle olacaktı!
Peki Özal ve Demirel Köşk'e çıktıktan sonra ya partilerinde
sorun çıkmış ya da partileriyle araları
açılmıştı... Erdoğan yanıtladı:
"Güçlü bir liderseniz, siz gidince partiyi paylaşma süreci başlar.
Rahmetli Özal'da ilk başta olmadı ama sonra yaşandı. Özal
partiyi sahiplenmek isteyince olumsuzluklar yaşandı. DYP'de de
aynısı oldu. Tansu hanım partiyi güçlü tuttu."
Enis Berberoğlu sordu: "Süleyman Demirel yukarı çıkarken
'Ben arkama bakmam' demişti..."
Erdoğan'ın cevabı sektirmeden geldi:
"Aslında olması gereken o. Hatta ben size daha agresif biçimde
söyleyeyim: O lider öldü. Yani lideri öldüğünde parti ne yapması
lazımsa onu yapmalı. Yerine gelen partiyi sahiplenip ne yapması
gerekiyorsa onu yapmalı."
Bu cevap hepimizin dilinden 'Hayırlı olsun' sözcüklerinin geçmesine
neden oldu. Enis üsteledi, eşelemeyi sürdürdü: "Bir şehir
efsanesine göre siz bu konuda daha parti kurulurken Abdullah Gül ile
anlaşmışsınız zaten, yani
siz Köşk'e o da Başbakanlığa diye..."
Erdoğan bu şehir efsanesine de kızmadı,
"Hayır" dedi, "Bu konuyu hiç konuşmadık ama
başka şeyleri konuştuk, partide her şeyi böyle
oluşturduk. Bizim aramızdaki kardeşlik bağlarını
hiç kimse hiçbir biçimde bozamaz.
Bu bağlar gelecekte de bozulmaz."
Abdullah Gül'e atılan bu gül destesi de dikkatten kaçmadı elbette.
Ama eşeleme bitmemişti. 'Yani bu uçakla, Başbakanlığa
ait Ana uçağıyla son gezilerinizi mi yapıyorsunuz?'
Bu soruya Başbakan gülebilir, 'Hayır nerden çıkarıyorsunuz'
diyebilir veya başka bir cevap verebilirdi ama bunların hiçbirini
yapmadı, tam tersine daha önce düşünülmüş bir konuyu
açıkladı: "Yeni cumhurbaşkanı seçildikten sonra bir
uçak havuzu oluşturacacağız. Yani onun uçağı, bunun
uçağı olmayacak, devletin uçakları olacak."
Ben araya girdim: "Yani bu uçakla uçmaya devam edeceksiniz?" Gülmeye
başladı Başbakan. Bir arkadaşımız üsteledi: 'Ya
yeni cumhurbaşkanı bu dediğinizi kabul etmezse?' Erdoğan,
"Hiç olur mu öyle şey" dedi, "Bu partimizin kararı,
yeni cumhurbaşkanı da partimizden biri olacak."
Başbakanla sohbetimiz daha sonra Kuzey Irak konusuyla devam etti ve bitti.
Erdoğan, Kuzey Irak meselesiyle ilgili daha önce söylediği
şeyleri yinelediği için buraya almayacağım.
Erdoğan'ın yanından çıkıp arka bölüme
geçtiğimizde herkesin gözü üzerimizdeydi, milletvekillerinin,
bakanların... Biz de 'Hayırlı olsun 11. Cumhurbaşkanı'
dedik, 'Söyledi mi' dediler. Hayır, açıkça söylememişti ama
işte yukarıdaki kadar da söylemişti.
Sonra düşünürken içime bir kurt düşmedi değil. Günlerdir kendisine
cumhurbaşkanlığı dışında hiçbir şey
sorulmayan Başbakan bütün sohbet süresince en ufak bir
sıkıntı emaresi bile göstermemiş, hatta hep mütebessim bir
ifadeyle konuşmuştu, açıkçası kendisini bağlayacak bir
cümle de sarf etmemişti. Yoksa aslında bizimle ince ince
dalgasını mı geçmişti?
Bu kanımı Başbakan'ın çok yakın çevresinden birine
söylediğimde, o da bana mütebessim bir ifadeyle 'Başbakan dalga
geçmez' dedi. Sahiden geçmez mi?
Aynı yakın çevreler, özellikle son dört-beş gündür, daha önce
sıkıntılı gibi gözüken Başbakan'ın çok
rahatladığını da söylediler.
Bu rahatlık, kendi kafasında bir fikri oluşturmuş
olmasından mı kaynaklanıyor acaba?
Yavaş yavaş bizim Cemil Müneccim'in alanına giriyorum galiba.
KKTC'de dostluk maçı
16/04/2007 RADIKAL
AA - LEFKOŞA
- Kıbrıs'ta iki toplumun yakınlaşmasını
sağlamak amacıyla dün bazı Kıbrıslı Türk ve Rum
siyasiler futbol maçı yaptı. Lefkoşa'da Çetinkaya Spor
Kulübü'nün antrenman sahasında yapılan maç, 'dostça bir sonuçla' 7-7
berabere bitti. Karma oluşan takımlar mavi ve gri formalarla sahaya
çıktı. Karşılaşmanın ardından maçı
protesto eden Türk ve KKTC bayrakları taşıyan bir grupla
siyasiler arasında kısa süreli bir gerilim yaşandı.
Bu tür
söylemler üzücü tartışmalara yol açabilir
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, son günlerde, seviyesiz
tartışma ve görüşler ortaya atılarak; Kıbrıs
sorununun çözümünü pozitif değerlendiren Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, hükümet ve aydınlara yönelik, 'Türk insanını,
Türkiye'yi istemezler, ulusal değerlere bağlı değiller,
satacaklar' şeklinde yaklaşım oluşturmaya
çalışıldığını belirtti ve bu tür söylemlerin
üzücü tartışmalara sebebiyet verebileceğine dikkat çekti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Hava
Yolları (KTHY) ile HAVAŞ ortaklığında Ercan Hava
Limanı'nda yer hizmetleri verecek Cyprus Airport Services'ın (CAS)
önceki gece Mercure Accor Hotel'de düzenlediği gala yemeğine
katıldı.
Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, KTHY Genel
Müdürü Ahmet Derya, TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkan
ve CEO'su M. Sani Şener, TAV Havalimanları ve Akfen Holding Yönetim
Kurulu Başkanı Hamdi Akın, Havaş Genel Müdürü Müjdat Yücel,
CAS Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Özgen, CAS Genel Müdürü Kürşat
Kocak, bazı sivil toplum örgütü ve basın yayın
kuruluşlarının yetkili ve temsilcileri ile KTHY'den üst düzey
yöneticilerin katıldığı gecede, Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkan ve CEO'su M.
Sani Şener ve CAS Genel Müdürü Kürşat Kocak birer konuşma
yaptı.
Soyer: Her çivi geleceğimizin
dinamizmini oluşturacak
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, CAS'ın gala yemeğinde
yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs'a çakılacak
her çivi ile atılacak her temelin, Kıbrıs Türkü'nün bu topraklarda
sonsuza dek var olması yanında, geleceğinin de dinamizmini
oluşturacağını vurguladı.
Bir kamu kuruluşu olan KTHY ile Türkiye'nin özel sektör
temsilcilerinden, hava limanları konusunda lider konumda bulunan
Havaş ortaklığında Ercan'da yer hizmeti verecek
CAS'ın, iki ülke arasında mevcut işbirliğinin güzel bir
örneğini oluşturduğunu belirten Soyer, atılmakta olan
adımların, KKTC'yi çözüm sürecinde daha da güçlü konuma getirmekte
olduğunu kaydetti.
"KTHY güçlenerek uçmaya devam edecek. Direkt uçuş
hakkını da elde edeceğiz. Varız, var olmaya devam
edeceğiz" diyen Başbakan, Kıbrıs Türkü halkına
verdiği büyük destek ve yaklaşım için, TAV Havalimanları
Holding ile Havaş'a teşekkürlerini sundu.
Son günlerde ülkede seviyesiz tartışmaların
yapıldığına, görüşler ortaya atılmakta
olduğuna da dikkatleri çeken Başbakan Soyer, Cumhurbaşkanı,
hükümet ve aydınlarına yönelik sergilenen bu tavırların,
'Türk insanını, Türkiye'yi istemezler, ulusal değerlere bağlı
değiller; satacaklar' şeklinde yaklaşımlar olduğuna
işaret ederek, bu tür söylemlerin üzücü tartışmalara sebebiyet
verebileceğini söyledi.
Şener
TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkan ve CEO'su
M. Sani Şener de, gecede yaptığı konuşmada, dünyada
hava limanları, hava limanları servis şirketleri ile finans yönetimi
konularında sayılı şirketlerden bir tanesi olan TAV
Havalimanları Holding'in bir yan kuruluşu olarak yer hizmeti veren
Havaş'ın, KTHY ile birlikte kurduğu CAS'a, her türlü bilgi,
birikim ve desteği aktarmaya hazır olduğunu belirterek, bu
ortaklığın kamu-özel sektör işbirliğinin ilk
örneğini oluşturduğunu söyledi.
CAS'ta çalışacak personeli, KTHY yer hizmetleri bölümünde
çalışanların oluşturacağını ifade eden ve bu
çalışanlardan her türlü haklarını alacaklarına dair
rahat olmalarını isteyen Şener, "merak etmeyin
çalışanlara hakkını vereceğimize söz veriyorum"
dedi.
Kocak
CAS Genel Müdürü Kürşat Kocak ise, güzel bir ülke olan KKTC'de
bulunma yanında, insanıyla birlikte çalışacak
olmasından dolayı duyduğu mutluluğu ifade ederek, Ercan
Hava Limanı'nı kullanacak yerli ve yabancı yolculara,
uluslararası standartlarda kaliteli hizmet sunacaklarından kimsenin
kuşku duymamasını istedi.
KIBRIS 16/04/07
Matsakis
serbest Rehn, özür diledi
Rum basını, Matsakis'in tutuklanmasına ilişkin
açıklamada bulunan AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in
sözcüsü Krisztina Nagy'nin açıklamalarından ötürü, Rehn'in özür
dilediğini de yazdı.
Haravgi, "Protestolar Sonrasında Özür - Matsakis
Serbest" başlıkları altında verdiği haberinde,
Rehn'in sözcüsü Nagy'nin, Matsakis'in tutuklanmasına ilişkin önceki
gün yaptığı açıklamada, "Kıbrıs Rum
hükümeti" ifadesini kullanmasının ardından oluşan
tepkiler sebebiyle, Rehn'in bürosundan, Brüksel'deki Rum Daimi Temsilciliği'ne
bir özür mektubu gönderildiğini belirtti.
Gazete, Rehn'in bürosundan gönderilen mektupta, "Kıbrıs
Rum hükümeti" sözcüğünün bir dil sürçmesi olduğunun ifade
edildiğini; ancak AB Komisyonu'nun, üsler bölgesinin AB
müktesebatının uygulanmadığı İngiliz toprakları
olduğunu vurgulayarak, İngilizlere destek vermiş olduğunu
aktardı.
Gazete, AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun,
yaptığı açıklamada, Rehn'in bürosunun yazılı
özründen ötürü duyduğu memnuniyeti dile getirdiğini ve bu tür
yanlışların, Avrupa Birliği yetkilileri veya sözcüleri
tarafından yapılmaması gerektiğini vurguladığını
yazdı.
Habere göre, Kiprianu, Matsakis'in tutuklanmasına da
değinerek, partisinin Matsakis'in kişisel eylemleri
karşısındaki görüşünün bilinmekte olduğunu, ancak
İngilizlerin, Matsakis'in tutuklanmasında sergiledikleri tutumun
kabul edilemez ve kışkırtıcı nitelik
taşıdığını savundu.
İngiliz üslerinin adadan gitmesi konusunu gündeme getiren ilk
siyasi grubun AKEL olduğunu savunan Kiprianu, partisinin nihai hedefinin,
üslerin ve yabancı askerlerin, gerek Kıbrıslı Türklerle
varılacak bir anlaşmayla, gerekse Kıbrıs sorununun çözümü
sonrasında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı
Rumların ortak çabalarıyla, adadan gitmeleri olduğunu
vurguladı.
Kiprianu, AKEL'in İngiliz üslerinin varlığını
kalıcılaştıracak düzenlemeleri kabul etmeyeceğinin de
altını çizdi.
Öte yandan Politis, önceki gün tutuklanan Matsakis'in açlık
grevine başlamasından ötürü su içmeyi dahi reddettiğini, su
içmeden hap almasından ötürü rahatsızlanması sebebiyle de önceki
gün Larnaka Hastanesi'ne kaldırıldığını
yazdı.
Gazete, Matsakis'in hastaneye kaldırılması ve
İngiliz üslerinin, "Kıbrıs Cumhuriyeti"
topraklarında yetki sahibi olmaması sebebiyle serbest
kalmış olduğunu vurguladı.
Gazete, konuya ilişkin açıklamada bulunan İngiliz Üsleri
Basın Sözcüsü Dennis Berns'in, Matsakis'in sağlık durumunun kötüleşmesi
sebebiyle hastaneye kaldırılmasının gerekli
görüldüğünü, ancak "artık Kıbrıs Cumhuriyeti
topraklarında bulunan Matsakis'in, hakkındaki tutuklama
kararının geçerliliğini koruduğu İngiliz üsler
bölgesine geri dönmesi ve yeniden tutuklanması konusunda, topun
Matsakis'te bulunduğunu" söylediğini belirtti.
Matsakis'in Alithia'yla söyleşisi
Alithia ise, Matsakis'in, tutuklanmasından üç gün önce, geçen
Pazartesi günü gazeteyle bir röportaj gerçekleştirdiğini ve bu
röportajın içeriğinin "hayret verici" olduğunu
belirterek, Matsakis'in röportajına geniş yer verdi.
Matsakis, röportajında, Türkiye'deki gelişmeleri her gün
takip ettiğini belirterek, şu anda Türkiye'de Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan ve partisi ile "Türkiye'ye 100 yıldır
hükmeden" diye nitelediği ordu arasında bir savaş
gerçekleşmekte olduğunu iddia etti. Matsakis,
"Kıbrıs'ın yararına olması için
Erdoğan'ın bu savaşı kesinlikle kazanması
gerektiğini" söyledi.
Matsakis, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile KTBK Komutanı
Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu arasındaki "el
sıkışma" sorununu, Türk askerinin "Kıbrıs'ta
yaptıklarını", AP milletvekillerine mektupla
aktardığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, "Türkiye'den
emir aldığını", bu yüzden de onu bu satranç oyununa
dahil etmediğini iddia eden Matsakis, "çözüm sunabilecek temel
öğenin, Erdoğan olduğunu ve Erdoğan'ın, askerlerin
istediğinden daha az acı verici bir çözüm sunabileceğini"
savundu.
Matsakis, Güney Kıbrıs'ın hem "Barış
İçin Ortaklık"a hem de NATO'ya üye olması gerektiğini
belirtti.
Matsakis, Lokmacı barikatının açılması
konusunda ise, Rum Yönetimi tarafından bölgeye yerleştirilen
"gülünç" paravanın kaldırılması gerektiğini
ve "kendilerini koruyan şeyin bu paravanlar değil AB
normları olduğunu" kaydetti.
Güney Kıbrıs'taki askerlik süresinin de yarı yarıya
kısaltılması ve yüz milyonlarca lira harcanan silahlanma
programlarının sona erdirilmesi gerektiğini söyleyen Matsakis,
RMMO'nun dağıtılmasını savunmadığını,
ancak Türkiye ile savaşılacağının da
varsayılmaması gerektiğini ifade etti.
AP'deki Rum Milletvekili İoannis Kasulidis'in, Rum
Başkanlık seçimlerinde aday olması konusunda ise Matsakis,
Kasulidis'in saygıdeğer bir insan olduğunu ve
başkanlık seçimlerine katılma ihtimalinden ötürü memnuniyet
duyduğunu belirtti.
Matsakis ayrıca, AP milletvekili görevinin
tamamlanmasının ardından, siyasetten çekilmeyi
düşündüğünü, ancak kesin bir kararının
olmadığını ifade etti.
KIBRIS 16/04/07
Kıbrıslı
Türklerin ekonomik kalkınmasını sağlamadı
Özlem GÜRAN- T.A.K
Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesinden bu yana
KKTC'den Güney Kıbrıs'a yapılan ihracat kademeli olarak
arttı ancak Yeşil Hat Tüzüğü'nün temel hedefi
gerçekleşmedi.
Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde, KKTC'de üretilen/imal edilen
ürünlerin Güney Kıbrıs'a ihraç edilmesiyle Kıbrıslı
Türklerin ekonomik seviyesinin yükselmesi amaçlanıyordu ancak yapılan
ihracat Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına
katkı sağlamadı.
Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde 4 yıl içinde Güney
Kıbrıs'a toplam 3 milyon 700 bin Kıbrıs Lirası
tutarında ihracat yapıldı. Bu rakam KKTC'nin toplam ihracat
rakamının sadece yüzde 3'ünü teşkil ediyor.
Güney Kıbrıs'a ihracatta sebze başı çekerken, tahta
ürünler ve mobilya ile taştan mamul ürünler de öncelikli yer tuttu.
3 Milyon 700 bin KL'lik ihracat
TAK muhabirinin Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan
derlediği verilere göre, Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe
girdiği 2004 ortasından bu yana Güney Kıbrıs'a yapılan
ihracat kademeli alarak arttı. 2004'ün son 5 ayında 270 bin, 2005'de
980 bin Kıbrıs Liralık ihracat yapılırken, bu rakam
2006'da 1 milyon 900 bin Kıbrıs Lirası'na ulaştı.
2007'nin ilk üç ayında yapılan ihracatın tutarı ise 565 bin
Kıbrıs Lirası.
Sebze ve mobilya başı çekiyor
Bu yılın ilk üç ayında yapılan ihracat verilerine
bakıldığı zaman, ocak ayında en çok sebzenin,
şubat ve mart aylarında ise tahta ürünler ve mobilyanın
başı çektiği görülüyor. 2007 ortalamasında sebze, tahta
ürünler ve mobilya ile taştan mamül ürünlerden sonra en çok ihracatı
yapılan ürünler arasında ham metal, plastik ürünler, kimyasal ürünler
ve kağıt ürünleri yer alıyor.
Geçtiğimiz yıl da ihracat listesinde sebze birinci
sırada yer aldı. Sebzeyi, tahta ürünler ve mobilya, plastik ürünler
ve taştan mamül ürünler takip etti.
Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde 2005 yılında ise
sırasıyla en çok tahta ürünler ve mobilya, sebze, kağıt
ürünler ve taştan mamül ürünler ihraç edildi.
Binicilik malzemesi de ihraç edildi
İhracat verileri incelendiğinde, binicilik malzemesi
ihracatı, mali tutarı düşük olmasına rağmen ilgi
çekiyor. Binicilik malzemesi 2004 yılında ihraç edilen ürünler arasında
yer almıyor ancak, 2005 yılında Güney'e 1342 KL değerinde
binicilik takımı ihraç edildi. Bu ürün 2006 yılı ihracat
listesinde de 356 KL ile küçük bir yer tuttu.
Önemli bir katkı sağlamadı
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan
Ticaret Odası Dış Ticaret Uzmanı Oya Barçın,
Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Güney'e yapılan ihracatın,
KKTC ekonomisine önemli bir girdi sağlamadığını
kaydetti.
Barçın, Güney'e yapılan ihracatın toplam ihracat
miktarının yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturduğunu
belirtti. Barçın, tüzüğün çıkış amacının
gerçekleşmediğini yani Kıbrıslı Türklerin ekonomik
seviyesinin geliştirilmesine katkı koymadığını
anlattı.
Bal ve balık konusunda açılım bekleniyor
Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında canlı hayvan ve hayvan
ürünlerinin ihracatı ise yasak. Tüzükte, AB'ın KKTC'deki hayvan
sağlığı koşulları hakkında yeterince
bilgisinin olmaması, hayvan ve hayvan ürünlerinin yasak
olmasının temel nedeni olarak gösteriliyor. KKTC'deki hayvan sağlığı
koşulları hakkında bilgi edinilmesi ya da koşulların
iyileşmesiyle bu konuda kademeli olarak açılımlar
yapılacağı da AB yetkilileri tarafından sözlü olarak ifade
ediliyor.
Bal ve balığın da yasak olan ürünler kapsamında
bulunmasına tüzüğün çıktığı tarihten bu yana
itiraz
eden Kıbrıs Türk tarafı açılımların bal ve
balık ile başlaması yönünde uzun zaman önce öneride
bulunmuştu.
Kıbrıs Türk tarafının itirazları
karşısında Avrupa Komisyonu, 2005 Aralık ayında bal ve
balık ihracatını olanaklı kılacak şekilde istisna
yapılması için bir tüzük hazırladı. Ancak AB yetkilileri
henüz somut bir noktaya ulaşmayan bu konuyla ilgili
çalışmalarını sürdürüyorlar.
Patates ihracatı çok zor
KKTC'nin önemli ürünlerinden patatesin ihracatı için ise, 3
yıl süren bir dizi genel kontrolün yapılması gerekiyor. Tohum
aşamasından, ekim, hasat ve pazara sürüş aşamasına
kadar kontroller gerekiyor.
KKTC'den güneye patates ihracatı yapılabilmesi için gereken
genel kontrol süreci 2006 Nisan ayında tamamlandı ve bu tarihten
itibaren patates ihracatının yapılabileceği söylendi.
Prosedür tohum ithalatı ve ekim döneminde AB
uzmanlarının gerekli kontrolleri yerinde yapmasını
gerektiriyor. AB uzmanlarının patatesin Güney'e satış
aşamasında da yüklemeyi takip edip, ihracat için gerekli olan bitki
sağlığı denetim raporu vererek kamyonu mühürlemesi gerekiyor.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Dış Ticaret
Uzmanı Oya Barçın, patates ihracat prosedürünün son derece
ağır olduğunu belirterek, bu zorlu süreç yüzünden üreticilerin
kayda değer patates ihracatı yapamadığını
belirtti.
Patates üreticilerine yönelik
bilgilendirme rehberi
Ticaret Odası'nın patates üreticilerine yönelik bir
bilgilendirme rehberi hazırladığını söyleyen
Barçın, üreticilerin kendileri için ek bir maliyet doğuran bu
durumdan rahatsız olduğunu da anlattı. Barçın Avrupa'da
iklimden dolayı patates ekimi bir kez yapıldığından
KKTC'li üreticinin ikinci ekim için o dönemde AB ülkelerinde patates tohumu
bulamayacağını da kaydetti.
En büyük sorun nakliye sorunu,
reklam da almıyorlar
Barçın, patates ihracatı sırasında üreticilerin
karşılaştığı diğer bir zorluğun da
nakliyeyle ilgili olduğunu kaydetti ve 2 tondan ağır
kamyonların Güney Kıbrıs'a geçemediğini söyledi.
Barçın, bu engelin ihracatı büyük oranda etkilediğini
vurguladı.
Barçın, KKTC'de yaşayan insanların Güney
Kıbrıs'taki gazetelerde reklam verememesinin ve bu yolla pazarlama
yapamamasının da bir engel teşkil ettiğini kaydetti.
Güney üzerinden AB
ülkelerine ihracat yapılmıyor
Güney Kıbrıs üzerinden üçüncü ülkelere satışın
gerçekleşip gerçekleşmediğinin sorulması üzerine ise Oya
Barçın, Ticaret Odası olarak ürünün Güney'den İngiltere'ye ihraç
edileceğini bilerek sadece bir kez belge düzenlediklerini kaydetti.
Barçın, 2005 yılında İngiltere'ye 1000 kilo civarında
lokum sevkiyatı yapıldığını, fakat bunun
arkasının gelmediğini belirtti.
Ürün Güney'deki alıcıya satıldıktan sonra ne
yapıldığının Ticaret Odası tarafından
kontrol edilemediğini de vurgulayan Barçın, ürünlerin miktarına
bakıldığı zaman ihracat hacimli ürünler
olmadıklarının anlaşılabildiğini söyledi.
Nami: Tüzük amacına ulaşmadı
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Ticaret Odası
Başkanı Erdil Nami de, Yeşil Hat Tüzüğü'nün referandumun
hemen ardından AB yetkilileri tarafından ortaya konan 3 tüzükten biri
olduğunu anlattı ve Yeşil Hat Tüzüğü'nün tek uygulamaya
giren tüzük olmasına rağmen amacına
ulaşmadığını söyledi.
Yeşil Hat Tüzüğü'yle adanın birleştirilmesine zemin
hazırlamak için Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan
güçlendirilmesinin amaçlandığını belirten Nami, ekonomisi
aynı düzeyde olmayan bölgelerin bir araya gelerek bir bütün
oluşturamayacağını kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin ekonomik seviyesinin ancak
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesiyle
yükseltilebileceğini belirten Nami, Yeşil Hat Tüzüğü'nün
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yerini tutamayacağını
vurguladı ve Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde yapılan ihracat
rakamlarının düşük olduğuna dikkat çekti.
İhracatın düşük olmasının
nedeni psikolojik bariyerler
İhracat rakamlarının Kıbrıs Türk
halkının kalkınması için yeterli
olmadığını dile getiren Nami, ihracatın düşük
olmasının en büyük nedenlerinden birinin psikolojik bariyerler
olduğunu söyledi.
Rumların Kıbrıslı Türklerden rafa girecek ürünler
almaktan kaçındığını ifade eden Nami, "Hala
üzerinde 'Kıbrıs Türk tarafında üretildi' yazan ürünleri
alıp raflarına yerleştirip satmaya psikolojik olarak hazır
değiller" diye konuştu. Erdil Nami, ihraç edilen ürün listesine
bakıldığı zaman Türk tarafından geldiği belli
olmayan ürünlerin tercih edildiğinin görülebileceğini kaydetti.
Bu yönde bir yasa olmamasına rağmen hiç bir
Kıbrıslı Türk tüccarın güneydeki gazetelerde ürettiği
malın reklamını yapamadığını da söyleyen
Nami, bunun değişmesi için girişim yapılması
gerektiğini dile getirdi.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü
konusunda ümitliyiz
Nami, Almanya'nın dönem başkanlığı bitmeden
haziran ayı içinde Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili yeni
açılımlar beklediklerini de söyledi ve
çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti.
"Rum kesiminden bu konuyla ilgili iyi haberler
almıyoruz" diyen Nami, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesini engellemek için
yoğun çalışmalar yaptığını kaydetti.
Larnaka yakınlarında bölge...
Nami, Rumların Larnaka Limanı yakınlarındaki bir
bölgeyi AB ülkelerine ihracat yapılması amacıyla
Kıbrıslı Türklerin kullanımına verme yönünde bir
önerileri olacağı yönünde duyumlar olduğunu da söyledi. Nami,
Rumların Kıbrıslı Türklere ayıracakları bu
serbest bölgeden, Kıbrıslı Türk işcilerle yükleme yaparak
AB ülkelerine ürün ihraç etmelerini içeren bu önerinin kabul edilemez
olduğunu da ekledi.
KIBRIS 16/04/07
Maraş'ın
sözde "Belediyesi"nin imza kampanyası başladi
Politis gazetesi, "Şehrine Ses Ver" sloganlı
kampanyanın, önceki sabah Derinya'da
başlatıldığını yazdı.
İmza kampanyasının 22 Nisan'da sona ereceğini
belirten gazete, imza kampanyasının başlaması töreninde, Maraş'ın
sözde "Belediye Başkanı" Aleksis Galanos'un yanı
sıra, imza kampanyasına katılmak amacıyla adaya gelen Atina
Belediye Başkanı Nikitas Kaklamanis'in de yer aldığını
kaydetti.
İmza kampanyasının başlaması vesilesiyle
açıklama yapan Galanos, "geri dönüş mücadelesinin devam
ettiğini ve bir Avrupa şehri olan Maraş'ın aleyhinde suç
işlenmesine devam edilmesinin mümkün olmadığını"
belirtti.
Atina Belediye Başkanı Nikitas Kaklamanis ise,
şehirlerine geri dönme taleplerini dile getirmede
Maraşlıların mesajının güçlü ve sesli olması
gerektiğini kaydetti. Kaklamanis ayrıca, "Maraş'ın
yasal sahiplerine iade edilmesi" talebinin ileriye götürülmesi için,
Atina'nın, Avrupa ve uluslararası kürsülerde arabulucu rolü
üstlendiğini ifade etti.
KIBRIS 16/04/07
Kavazoğlu
ve Mişaulis anıldı
Yaklaşık 2 bin Kıbrıslı Türk ve Rum'un
katıldığı ve Mişaulis'in Lefkoşa
mezarlığında yattığı yere çiçekler
konulmasıyla başlayan tören, Kavazoğlu'nun Dali'deki
mezarındaki yürüyüş ve konuşmalarla sürdü.
Yürüyüş sırasında, gençlerin oluşturduğu
kalabalık, "Kıbrıs'ta Barış Engellenemez",
"Kıbrıs Halkına Aittir",
"Bağımsızık, Özgürlük, Demokrasi",
"Birleşik Federal Kıbrıs", Halk Faşistleri ve
Tankları Unutmayacaktır" gibi sloganlar attı.
Hristofyas, Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin, iki kahraman
Kavazoğlu ve Mişaulis'i saygı ve onurla anacağını
ve onların fedakarlıklarından ilham, cesaret ve güç alarak
Kıbrıs'ın hakkına kavuşması için mücadeleye devam
ettiklerini söyledi
Dali'de gerçekleştirilen etkinlikte bir konuşma yapan AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofias, "Her zaman halkımızın
laneti, EOKA-B'ci katillerin ve ulusal kökeninden bağımsız
olarak ülkemizin aleyhine suçlar işleyen bütün aşırı
sağcı, faşistlerin üzerine olduğu gibi TMT'li katillerin de
üzerinde olacaktır" dedi.
KIBRIS 16/04/07
'Bazı düzenlemeler tam üyelikten sonra'
17 Nisan, 2007 11:22:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Başmüzakereci Ali
Babacan Türkiye'nin 2013 yılına kadar AB müktesebatına uyum
programını açıkladı. Gül düzenlemelerin bir kısmının
tam üyelik sonrasına sarkabileceğini söyledi.
Gül, bir gazetecinin "Program 2013 yılına kadar
olan dönemi kapsıyor. Seçimlere az kaldı. Eğer koalisyon
hükümeti gelir ve bu programı benimsemezse ne olur?" sorusuna,
"Seçimlerde partimizin bugünkünden çok daha güçlü sekilde iktidara
geleceğinden hiçbir şüphemiz yok" yanıtını verdi.
Hazine Müsteşarlığı'nda yapılan basın
toplantısında uyum programına ilişkin bilgi veren
Dışişleri Bakanı Gül, "Katılım
müzakerelerinin başarılı şekilde sonuçlanması öncelikle
bizim performansımıza bağlı" dedi.
Bakan Gül, "Türkiye'den başkası birşey yapmayacak. AB de
bizi seyredecek açıkçası. Kendimizi o standartlara biz
çıkaracağız. Biz bunları
tamamladığımızda zaten müzakere süreci bitmiş
olacaktır" diye konuştu.
Bazı konulara takılıp kalmanın zaman kaybı
olacağını, belirten Gül, önemli olanın Türkiye'nin içinde
bulunduğu transformasyon süreci olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin AB'ye uyum müktesebatının 3 aylık ciddi bir
çalışmanın ürünü olduğunu söyleyen Bakan Gül, "Bu düzenlemeler
ülkemizdeki standartları AB ülkelerindeki standartlara çıkaracak
düzenlemelerdir" ifadesini kullandı.
AB'nin askıya aldığı 8 fasılla ilgili bir soru üzerine
Gül, müzakere süreci içinde fasılların resmen açılmaya
başlandığını, Almanya'nın dönem
başkanlığında üç faslın daha resmen
açılmasının beklendiğini hatırlatarak, fasıllar
açıldığında Türkiye'nin bir programa sahip
olmasının süreci kolaylaştıracağını
belirtti.
Gül, Türkiye'nin 8 fasılla ilgili olarak yapılması gerekenleri
tamamladıktan sonra bu fasılları fiili olarak açmış ve
kapatmış olacağını kaydetti.
Siyasi sorunlar çözüldüğünde Türkiye ile AB'nin bir araya
gelebileceğini ifade eden Gül, açılmayacak denen fasılların
o zaman yarım saatte açılıp, kapanabileceğini ifade etti.
Gül, Türkiye zaten AB standartlarına ulaşmış dendiği
andan itibaren bu sürecin yarım saatlik iş olacağını
söyledi.
Söz konusu 8 fasılla ilgili çalışmalar yapılmayacak gibi
bir şeyin söz konusu olmadığını belirten Gül,
fasıllara ilişkin teknik çalışmaların yapıldığını
vurguladı.
"Fasılları kendimiz açıp
kapatacağız"
Gül, Kıbrıs konusunda bazı problemler olduğunu belirterek,
"Sorunlar siyasi niteliklidir. Onlara takılıp
beklemeyeceğiz. Müzakereye başladıktan sonra bir araya
geldiğimizde biz bunu tenkit edip, burada problem var deyip burada
durmayacağız. O problemler hallolur. O zaman Türkiye yerinde
sayıyorsa kötü olur. Ama durmazsak Türkiye topyekün daha güçlü
olacaktır. O problemlere takılıp kalmayacağız. Yola
devam edeceğiz. Fasılları kendimizi açıp kapatacağız"
şeklinde konuştu.
Başmüzakereci Ali Babacan da, düzenlemelerle ilgili olarak sivil toplumla
beraber çalışacaklarını belirterek, "En önemli ilke
sahiplenme. Eğer sahiplenirsek başaracağız. Yeni üye olan
12 ülkeden en önemli farkımız takvimi bizim belirlememiz. AB'den bir
empoze söz konusu değil" dedi.
AB müktesebatına uyum programının, tarama
çalışmalarına fiilen katılan kurumların
hazırladığı bir program olduğunun altını
çizen Babacan, "uyum programının müzakerelerin AB'ye
katılım sürecinin formal seyrinden biraz ayrı olarak, bir miktar
araya mesafe koyarak yürütülecek çalışmaları"
içerdiğini belirtti.
Uyum programının AB müktesebatının tüm alanlarını
içerdiğini belirten Babacan, "Biz şunu gördük ki AB için
yapacaklarımızın çoğu bizim hemen istifade edeceğimiz
işler. Bizim kaybettiğimiz AB'nin kazanacağı, bizim bir
takım fedakarlıklarda bulunacağımız
çalışmalar değil" dedi.
Tarama çalışmalarının bitmesinin fasıllarla ilgili
çalışmaların bitmesi anlamına gelmediğini söyleyen
Babacan, alt komite çalışmalarıyla taramaların
güncelleneceğini belirtti.
Programın en önemli boyutunun bir takviminin olması ve 2007-1013
yıllarının açıkça zikredilmesi olduğunu söyleyen
Babacan, yasal düzenlemelerin de 2007-2008 yasama dönemi, 2008-2009 yasama
dönemi ve sonrası diye üç 3 zaman dilimine
ayrıldığını kaydetti.
Tüm fasıllarda 200 yasal düzenleme yapılacağını
belirten Babacan, bunun yanında TBMM'ye gitmeden düzenlenecek tebliğ
ve yönetmelik gibi ikincil düzenlemeler bulunduğunu söyledi.
Düzenlemelerin günlük hayatın pek çok boyutunu çok yakından
ilgilendiren düzenlemeler olduğunun altını çizen
Başmüzakereci Babacan, "Türkiye'de yaşayan bu düzenlemelerden
etkilenmeyen tek bir vatandaşımız dahi olmayacak" dedi.
Düzenlemelerin uygulama tarihinin ise ayrı bir kavram olduğunu
belirten Babacan, "Yasanın yapıldığı tarihte
hemen uygulayacağız diye bir şey yok" ifadesini
kullandı.
Belgede, Türk halkının yaşam standartlarını AB
standartlarına yükseltmek üzere, 2007-2013 döneminde Türkiye'de
yapılacak reformlara ilişkin 'yol haritası' teşkil edecek
yaklaşımlar yer alıyor.
Sekiz başlık askıya alındı
Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakerelerin hızını
kesti. AB Dışişleri Bakanları'nın geçtiğimiz
yıl 11 Aralık'ta AB Komisyonu'nun tavsiye kararını kabul
etmesinin ardından, 14-15 Aralık'ta yapılan AB Zirvesi'nde de
'Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya
alınması' kararı aynen benimsendi.
Buna göre, Türkiye ile müzakereler sekiz başlıkta (Malların
serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu
serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma,
balıkçılık, taşımacılık politikası,
gümrük birliği ve dış ilişkiler) askıya
alındı. Açılacak diğer başlıklar ise, Türkiye
limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmadığı
sürece kapanmayacak.
Talat: Gül'e karşı çok büyük bir ayıp yapıldı
KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Güle geçen hafta KKTC ziyareti
sırasında gösterilen tepkinin "Güle karşı
yapılan çok büyük bir ayıp" olduğunu belirtti.
Talat, bugün başlayacak ve iki gün sürecek
"1. Uluslararası Doğal Afetler ve Olağanüstü Durumlarda
Ulusal ve Uluslararası Koordinasyon, İşbirliği ve
İnsani Yardım" konulu konferansın Merit Oteldeki açılış
kokteylinde A.A muhabirinin sorularını yanıtladı.
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Güle gösterilen tepkiye
ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine Talat, "Sayın
Güle karşı çok büyük bir ayıp yapıldı. Bu çok büyük
bir ayıptır, çünkü Türkiye Cumhuriyeti bize kayıtsız
şartsız, hiçbir önkoşul olmadan destek veren tek ülkedir ve bu
her hükümet döneminde olduğu gibi, bu hükümet döneminde de daha da artarak
devam etmiştir" diye konuştu.
Türk basınında konuyla ilgili
çıkan bazı haberlerin "yanlış, temelsiz ve gerçek
dışı" olduğunu bildiren Talat, "Güle
karşı yapılan yanlış hareketi ve çirkin
davranışı Kıbrıslı Türklere atfetmenin de çok
yanlış olduğunu" kaydetti.
Talat, "Tabii biz mahcup olduk. Böyle bir
olay olmamalıydı. Ancak burası demokratik bir ülke, sonuçta
demokratik ülkelerde böyle şeyler olabiliyor ve oldu maalesef" dedi.
TÜRKİYEDEKİ SEÇİM DÖNEMİ
Türkiyedeki seçim dönemi nedeniyle özellikle AB
ile müzakere süreci ve Kıbrıs gibi konuların geri plana
düşmesinin "çok doğal" olduğunu ifade eden Talat, hem
Cumhurbaşkanlığı seçimi, hem de genel seçimin Türkiye için
hayırlı olmasını diledi. Talat sözlerini şöyle
sürdürdü:
"Demokrasi kazansın. Birlik,
beraberlik, kardeşlik kazansın. Önemli olan budur. Çünkü eğer
bugün birlik, beraberlik, kardeşlik zedelenirse seçimin sonucu ne olursa
olsun, onarılması güç yaralar açılır." KKTC
Cumhurbaşkanı, "seçimlerin ardından Türkiyenin
uluslararası ilişkilerdeki meselelerini yeniden ciddi şekilde
ele alacağı konusundaki umudunu" da dile getirdi.
DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ
"Almanyanın AB dönem
başkanlığında, Doğrudan Ticaret Tüzüğünün
geçmesini bekliyoruz. Geçmezse AB büyük bir mahcubiyet daha
yaşayacaktır" diyen Talat, izolasyonları kaldırmanın
ve doğrudan ticareti sağlamanın ABnin görevi olduğunu
söyledi.
KKTCye uygulanan izolasyonların
haksız olduğunu belirten Talat, "Niçin haksız? Çünkü biz
Kıbrıs sorununun çözümüne evet demiş bir halkız. O zaman
izole edilmeye devam edilmemizin bir anlamı yok" diye konuştu.
Adanın birleşmesine yönelik şu
sıralarda fazla bir gelişme olmadığını kaydeden
Talat, tüm dünyaya ve BMye Kıbrıs sorununun çözümünün tek yolunun
karşılıklı olarak müzakere etmek olduğunu
anlatmayı sürdürdüklerini bildirdi.
MILLIYET 17/04/07
Kıbrıs'ta "kazan-kazan"
yaklaşımımız sürüyor
OLUMLU YAKLAŞIM İÇİNDE OLACAĞIZ... Türkiye
Başbakanı Erdoğan, Kıbrıs sorununda, "Her zaman
söylediğimiz bir şey var, win-win (kazan-kazan) esasına
dayalı olarak olumlu yaklaşım içerisinde
olacağımızı yine tekrar ediyorum" dedi
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs
sorununda, "Her zaman söylediğimiz bir şey var, win-win
(kazan-kazan) esasına dayalı olarak olumlu yaklaşım
içerisinde olacağımızı yine tekrar ediyorum" dedi.
Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile
görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında, görüşmelerinde bundan sonraki sürece yönelik
olarak Kıbrıs konusunu da ele aldıklarını ifade etti.
Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:
"Bu konuda bizler her zaman olumlu olacağımızı
daha önce de söyledik. Ama her zaman söylediğim bir şey var; win-win
(kazan-kazan) esasına dayalı olarak, olumlu yaklaşım
içerisinde olacağımızı yine tekrar ediyorum, yine
söylüyorum. Bundan sonraki sürece yönelik olarak ülkelerimizin buradaki olumlu
katılımı inanıyorum ki süreci hızlandıracak,
çözümü güçlendirecek ve böylece çözümün tarafları olarak da tarih bizi
olumlu olarak anacaktır...
Terörle mücadele, çevre, enerji güvenliği gibi küresel boyutta
önem arz eden konular, ülkelerimiz arasında hem stratejik hem de ekonomik,
ticari ilişkiler noktasında önem arz ediyor. Biraz sonra
açılışını yapacağımız Hannover
Fuarı'nda ortak ülke, ortak üye olarak bulunmak bizi ayrıca mutlu
etmiştir ve 150 firmamızla Türkiye'nin burada bulunması... Çok
daha önemlisi şu anda Türkiye ihracatının yüzde 12'sini AB üyesi
ülkelere yapıyor. Bunun da yüzde 86'sını teknoloji ürünleri
teşkil ediyor. Bu Türkiye'nin nereden
nereye geldiğinin gayet anlamlı bir
açıklaması."
Başbakan Erdoğan, Merkel'in ekim ayında
yaptığı ziyaretinin ardından Almanya'nın AB dönem
başkanlığını üstlendiğini hatırlattı ve
bu dönem içerisinde bazı fasılların açılmaya
başlandığını kaydetti.
"Öyle zannediyorum ki haziran sonuna kadar da 4 faslın
açılması gerçekleşecek. Çalışmalar bu noktada
yoğun bir şekilde sürüyor" diyen Erdoğan, bunun ayrıca
memnuniyet verici olduğunu ifade etti.
Merkel: Rum kesimiyle
görüşmeler yoğunlaştırılacak
Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB dönem başkanı
olarak Kıbrıs Rum kesimiyle görüşmeleri
yoğunlaştıracaklarını ancak Türkiye'nin de
sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.
Almanya Başbakanı Angela Merkel de konuşmasında
Türkiye'nin Hannover Sanayi Fuarı'nda ekonomik gelişmesini
sergileyeceğini söyledi.
Başbakan Erdoğan ile yeniden bir araya gelmekten büyük
mutluluk duyduğunu ve Ankara'ya yaptığı ziyareti hala unutamadığını
belirten Merkel, "Türkiye'nin bu yıl fuarda konuk ülke olmasına
seviniyoruz. Türkiye Hannover sanayi Fuarı'nda ekonomik gelişmesini
sergileyecek. Bizdeki olumlu gelişmelere rağmen, biz Türkiye'deki
ekonomik gelişmeleri ancak hayal edebiliriz" dedi.
Merkel, Ankara ek protokolünden kaynaklanan sorunlara rağmen
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'in yoğun
çabalarıyla bu sorunları aşarak, üyelik müzakerelerine yeniden
başlandığını hatırlatarak, Kıbrıs Rum
kesimiyle de görüşmelerini yoğunlaştıracaklarını,
ancak sonuçta Türkiye'nin de sorumluluklarını yerine getirmesi
gerektiğini tekrarladı.
KIBRIS 17/04/07
Financial Times: Türkiye'de kültür savaşından korkuluyor
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın cumhurbaşkanlığı
adaylığı konusunda vereceği kararın sadece kendisinin
veya partisinin tercihi olmayacağı belirtildi. Financial Times
gazetesi, Erdoğanın ikileminin, cumhuriyetin kalbi ile ilgili bir
konu olduğu görüşlerine yer verirken Erdoğan aday olursa laikler
ile dindarların arasındaki "kültür savaşı"nın
azdırılmasından korkulduğunu da yazdı.
Ekonomi gazetesi Financial Times, Başbakan
Erdoğanın cumhurbaşkanı adaylığına
ilişkin zorlu kararını "Erdoğanın ikilemi,
cumhuriyetin kalbine kadar gidiyor" başlıklı haber
analizinde değerlendirdi.
Gazete, Erdoğanın, kısa siyasi
kariyeninde İstanbul Belediye Başkanlığını
üstlendiğini, İslamcı yorumlar yaptığı için hapse
girdiğini, hakkında siyasi yasakların konulduğunu ve
"ülkenin en başarılı modern partisiöni kurduğunu
yazdı.
Buna karşın, Erdoğanın
şimdiye kadar halen çözmesi gerektiği soruna benzer bir zorluk ile
karşı karşıya kalmadığına dikkat çeken
gazete, Türkiye cumhurbaşkanının Cumhuriyeti temsil ettiğini,
Mustafa Kemal Atatürkün halefi olduğunu belirterek "Bu,
yaşındaki hırslı bir kişi olan Sayın
Erdoğanın çok arzuladığı bir görev" ifadesini
kullandı.
Erdoğanın Cumhurbaşkanı
olmasına karşı çıkanların da Erdoğanın
Turkeynin laik ve dini kesimlerin arasındaki "kültür
savaş" azdıracağını savunduklarını
belirten gazete, şöyle devam etti:
"Ancak aday olmazsa, siyasi
düşmanlarına boyun eğdiğini düşünebilecek esas
destekçilerini uzaklaştırabilecek ve temsil ettiği yükselen
Müslüman orta sınıfına Türk devletinin en üst düzey sivil
görevini üstlenmesi konusunda henüz güvenilmediği işareti
verebilir".
Financial Times, son günlerde muhalefetin
gücünün net bir biçimde ortaya çıktığını belirtirken
de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezerin konuşmaları ile
Tandoğan mitingine dikkat çekti. Gazete şu değerlendirmesini
yaptı:
"Birçok kişi, Türkiyede Atatürk
tarafından çizilen din ile devlet arasındaki çizginin silinmesinden
ve Sayın Erdoğanın Cumhurbaşkanı olarak seçilirse
daha da zayıflatılmasından korkuyor. Kalabalıktaki birçok
kişi, Türkiye laiktir, laik kalacak bağırıyordu.ö
İngiliz gazetesi "Böylece Sayın Erdoğanın
yapacağı tercihin sadece kişisel veya partisinin tercihi
olmadığını" belirterek bunun cumhuriyetin özüne kadar
gider bir konu olduğu yolundaki görüşlerine de yer verdi.
Erdoğanın Cumhurbaşkanı
olmasına karşı çıkanların diğer bir
argümanının AKPnin Hükümet, Parlamento ve büyük belediyelerden sonra
Cumhurbaşkanlığını da elinde tutacak
olmasını oluşturduğunu belirten gazete, Morgan Stanleynin
iktisatçısı Serhan Çevikin, Erdoğanın
cumhurbaşkanlığını üstlenmesinin "Türkiyedeki
demokrasinin derinliğini kanıtlayacağı" sözlerine de
yer verdi.(ANKA)
MILLIYET 18/04/07
AB Uyum Programı'yla günlük hayat değişecek
Gül ile Babacan,
"Türkiye'nin AB Müktesebatına Uyum Programı"nı
açıkladı. 412 sayfalık program, 7 yıl içinde
çıkarılacak 200 kanun ile 600 ikincil mevzuatı
sıralıyor. Gül, "Bu Türkiye'nin programı, Türkiye yapacak,
AB bizi seyredecek" dedi
ANKARA
Milliyet
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Devlet Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin AB standartlarına
ulaşmasını sağlayacak, "Türkiye'nin AB
Müktesebatına Uyum Programı"nı açıkladı. Gül'ün
"Günlük hayata olumlu yansımaları olacak" dediği 412
sayfalık program, AB ile müzakere edilecek 33 alanda 7 yıl içinde
çıkarılacak 200 kanun ile 600 ikincil mevzuatı
sıralıyor.
'Yol
haritası çıkarıldı'
Gül, AB
müktesebatı doğrultusunda, 200 kamu kurumu ve 130 sivil toplum
kuruluşuyla yapılan çalışmalar sonucu Türkiye'nin
ihtiyacı olan reformlara ilişkin yol haritasının
çıkarıldığını belirtti.
Gül, "Türkiye'nin birçok iç ve dış meselesi varken, AB konusunun
kendi haline bırakılmadığını, kendi yol
haritamıza sıkı sıkıya bağlı
kalacağımızı gösteriyoruz" dedi.
"Bu Türkiye'nin programı, Türkiye yapacak, AB bizi seyredecek"
diyen Gül, "Belge bir yandan müzakere sürecinin gereklerinin yerine
getirilmesini kolaylaştırırken, bir yandan günlük hayatı
olumlu yönde etkileyecek. Doğrudan faydaları görülecek"
ifadesini kullandı.
'Vatandaşlar
etkilenecek'
Babacan da, "Türkiye'de yaşayan
ve bu düzenlemelerden etkilenmeyecek tek bir vatandaşımız dahi
kalmayacak" dedi. Babacan, karayollarında ve demiryollarında
gerçekleşen acı kazaları örnek göstererek, "AB müstesebatına
tam uysak, çok daha emniyetli ve can güvenliği açısından çok
farklı noktada olacağız" diye konuştu.
Uyum Programı'nda Türkiye'nin takvimini kendi öncelik ve
çıkarlarına göre belirlediğini kaydeden Babacan, programın
2007-2008, 2008-2009 yasama dönemleri ve 2010-2013 arası olmak üzere üç
zaman dilimine ayrıldığını belirtti. Babacan, program
kapsamında 200 yasal düzenleme ile 600 ikincil mevzuatın
yürürlüğe sokulacağını kaydetti.
Hukuk devletini unutmayız
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın AB
süreci uyarınca değiştirilen bazı yasaların terörle
mücadeleyi güçleştirdiğini, Güneydoğu'da bir operasyon
sırasında yaşananları örnek göstererek
anlatmasının hatırlatılması üzerine, Gül şu
yanıtı verdi:
"Pratikte çıkan sorunlar olabilir, ama bunlar hiçbir zaman
Türkiye'nin hukuk devleti olduğunu unutmak anlamına gelmez.
Genelkurmay Başkanımız da, biz de çok iyi biliriz ki hukuk
devletinde demokrasi içinde mücadele farklıdır, hukukun hiç
olmadığı yerde mücadele çok farklıdır. O açıdan
bunlarda bir farklı anlayış söz konusu değildir. Pratik
problemler çıktığında çözümlerini de buluyoruz."
Org. Büyükanıt'ın AB'nin özü ya da müktesebatıyla ilgili bir
şey söylemediğini belirten Gül, "Avrupa Parlamentosu'nda birçok
farklı siyasi parti var. Hepsinin farklı görüşleri olabiliyor.
Bunların içinde Türkiye'yi sevenler vardır, sevmeyenler vardır.
Böyle çoğulcu ortamda bazı sesleri sevmeyebiliriz. 'AB'den gelen her
ses doğrudur, güzeldir, hemen anında yapılması gerekir'
diye bir şey asla yoktur" diye konuştu.
301 zaman içinde belli olur
Programın hazırlanmasına Genelkurmay
Başkanlığı'nın da katkıda bulunduğuna dikkat
çeken Gül, toplantıya katılan kamu kurumları üst düzey
yöneticileri arasında askeri temsilci bulunmadığını
görünce, "Basın toplantısı olduğu için burada
olmayabilirler, ama daha önceki toplantılarda Genelkurmay
Başkanlığı'mız da Milli Savunma
Bakanlığı da vardı" dedi.
Gül, TCK'nın 301. maddesinin değiştirilmesine yönelik takvimin
sorulması üzerine, "Bununla ilgili bir değişikliğin
olmasına inandığımızı, irademizi zaten
açıkça ortaya koyduk. Bunun takvimi önümüzdeki süre içinde zaten belli
olur" yanıtını verdi.
Programda Türk limanlarının Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne
açılması yönünde bir çalışma bulunup
bulunmadığının sorulması üzerine Gül, şöyle
konuştu:
"Siyasi nitelikli tartışmalı konulara takılıp
beklemeyeceğiz. Biz yolumuza devam ederiz. Onun için, 'Gerekirse
fasılları kendimiz açarız, kendimiz kapatırız'
diyoruz. Türkiye üzerine düşeni yaparsa, siyasi sorunlar çözüldüğünde
fasılların açılması yarım saatlik bir iş
olacak."
Hangi alanlarda reform yapılacak?
Basına dağıtılan bilgi notunda reform yapılacak
bazı alanlar şöyle sıralandı:
· Gıda maddelerinin
daha hijyenik hale getirilmesi.
· Klima sistemlerinden
çıkan emisyonların kontrolü.
· Posta hizmetlerinde
kalitenin yükseltilmesi.
· Yapı malzemelerinin
standartlara uygun pazarlanması.
· Karayolu
taşımacılığında yolcu güvenliğinin
artırılması.
· Enerji tüketen ürünlerin
daha tasarım aşamasında, çevrenin korunmasına dikkat
edilmesi.
· Deterjanların insan
ve çevre sağlığını koruyacak şekilde üretilmesi.
· 112 Acil
numarasının sağlığın yanı sıra
güvenlik, yangın ve doğal afetler gibi tüm acil durumlar için geçerli
kılınması.
· Demiryolu emniyetinin
geliştirilmesi.
· Sendikal haklar önündeki
sınırlamaların kaldırılması.
· Aile içi sorunların
çözümü amacıyla özel kurumlar kurulması.
· Çocuk
işçiliğinin önlenmesine yönelik önlemler alınması.
· Yapı işlerinde
alınacak güvenlik önlemlerinin geliştirilmesi.
· Şiddete maruz kalan
aile fertlerinin korunması.
· İnternet
ortamında işlenebilecek suçlara karşı etkin önlemler
alınması.
· Kozmetik ürünlerin
topluma güvenli, etkili ve kaliteli şekilde
ulaştırılması.
· Suç gelirlerinin
aklanmasının önlenmesine yönelik tedbirler.
· İhale
mevzuatının uyarlanması.
· Gümrük hizmetlerinde etkinliğin
sağlanması.
MILLIYET 18/04/07
Müthiş iddia... ABD ile PKK arasında Kandil
pazarlığı...
ABD yetkililerinin,
İranın içerisinde kargaşa yaratması şartıyla
PKKnın Kandil dağındaki varlığını
görmezlikten gelmeyi kabul ettikleri öne sürüldü. The New Anatolian gazetesi,
Amerikanın, PKKyı Iraktan çıkartma isteksizliğinin
arkasında bu pazarlığın bulunduğu savını
dile getirdi.
The New Anatolian, Bush yönetiminin, PKKya kur
yaptığıönı belirterek, Bush Yönetimi, PKK ve Irakta
üslenen İranlı muhalefet gruplarına kur yapıyor ve
onları İranda terörist saldırıları düzenlemeye ve
kargaşa yaratmaya cesaretlendiriliyor" diye yazdı.
ABD Başkanı George Bushun, Ocakta
Amerikan halkına hitaben yaptığı konuşmasında
İranı Amerikan kuvvetlerine yönelik saldırılar için maddi
destek sağlamakla suçladığını anımsatan gazete,
şöyle devam etti:
Türkiye de, ABD ve Bağdat hükümetlerini
Iraktaki PKK varlığına karşı harekete geçirmeye
çalışıyor. Türkiye, kısa bir süre önce Bağdat
yönetimine Kuzey Irakta PKKya karşı derhal harekete geçmesini talep
eden bir protesto notasını verdi."
BARZANİ: ABD HİÇ BİR ZAMAN
ASKERİ OPERASYONDAN SÖZ ETMEDİ"
Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı
Neçirvan Barzaninin de, bir süre önce TNAya verdiği demeçte ABDlilerin
kendileri ile yaptıkları görüşmelerde Kandildeki PKK
varlığına karşı askeri bir operasyon düzenlenmesi
konusunu hiçbir zaman dile getirmediklerini söylediğine dikkat çekildi.
TNA haberinde ayrıca, Amerikan yetkilileri
ve istihbarat elemanlarının Kuzey Irakta PKK ile irtibat içerisinde
oldukları savını da aktardı.
ÜST DÜZEY İRANLI
YETKİLİLERİ KAÇIRMA GİRİŞİMİ
Erbildeki istihbarat kaynaklarının,
PKKnın bir kolu olduğu belirtilen PEJAKın İranda
şiddetli eylemlere karıştığını, bu
eylemlerin İranlı yetkilileri rahatsız ettiğini
söylediklerini kaydeden gazete, İranın, Irakta İranlı
muhalefet gruplarının Amerikalılarca silahlandırılması,
eğitilmesi ve barındırılmasından
yakındığını da belirtti.
Bu çerçevede, gazete, iki üst düzey
İranlı yetkilinin, Tahranın, Iraklı Kürt liderler ile ABD
ve PKK tarafından desteklenen Iraktaki İran muhalefet
gerillalarının eylemlerine ilişkin itirazlarını
görüşmek üzere Kuzey Iraka gönderildiğini anlattı. Gazete,
İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı
Mohammed Caferi ve İran Devrim Muhafızlarının istihbarat
şefi General Minojahar Frouzandanın, Ocak ayında Irak
Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve Kürt Yönetimi Başkanı Mesut
Barzani ile buluştuklarını kaydetti.
ABDNİN ERBİLDEKİ BASKINI
TDN, bunun üzerine ABDlilerin, Erbilde
düzenlenen bir baskın sırasında iki üst düzey İranlı
yetkiliyi ele geçirmeye çalıştıklarını ancak
başarısız olduklarını belirterek bunların yerine
alt düzeydeki beş İranlıların yakalandığını,
olayın üst düzey Kürt yetkililerinin arasında derin bir
rahatsızlık yarattığının altını çizdi.
ABDlilerin asıl hedefinin, söz konusu iki
üst düzey İranlı yetkilisi olduğunun İran
Dışişleri Bakanı Manucher Muttaki tarafından
doğrulandığına dikkat çeken TDN, Muttakinin, konuyu
Salı günü Ankaraya yaptığı ziyaret sırasında
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ile yaptığı görüşmelerde dile getirdiği
belirtiliyor" diye yazdı.
TDN ayrıca, Amerikalıların,
İrana yönelik baskıları artırmak amacıyla
Süleymaniyenin güneyinde, İran sınırına yakın
Karadağ bölgesinde askeri bir tesis kurmak istediklerinin
öğrenildiğini de kaydetti.
MILLIYET 18/04/07
Gül: Siyasi nitelikli tartışmalı konulara
takılıp, beklemeyeceğiz
KIBRIS SİYASİ BİR KONU... Türkiye Başmüzakerecisi
Babacan: Kıbrıs ile ilgili konular siyasidir. Kıbrıs sorunu
çözüldüğünde, sekiz fasıl birden yarım saatte dahi
açılabilir. Sürece ilişkin işlerin aksatılması söz
konusu olamaz
SİYASİ NİTELİKLİ KONULAR FARKLI... Gül:
Kıbrıs gibi bazı siyasi nitelikli, problemli konular var. Bunlar
ayrı mevzulardır. Biz siyasi nitelikli tartışmalı
konulara takılıp Türkiye olarak beklemeyeceğiz. Yarın o
problemler bir şekilde hallolur ama o problemler hallolduğunda
Türkiye aynı yerde sayıyorsa, bu, büyük bir kayıp olur
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin AB sürecinde siyasi
nitelikli tartışmalı konulara takılıp
beklemeyeceğini söyledi.
Kıbrıs ile ilgili konuların siyasi olduğunu
belirten Türkiye Başmüzakerecisi Ali Babacan, sürece ilişkin
işlerin aksatılmasının söz konusu
olmadığını kaydetti. Babacan, Kıbrıs ile ilgili
sorun çözüldüğünde, sekiz faslın birden yarım saatte dahi
açılmasının söz konusu olabileceğini kaydetti.
Gül, AB ile "imtiyazlı ortaklık" yönündeki
görüşlerin hatırlatılması üzerine, bunun bir alternatif
olmadığını belirtti. "Bu daha önce
tartışılacak bir konuydu" diyen Gül, Türkiye'nin AB ile müzakerelere
başlamadan önce böyle bir ihtimalin ve bunu önerenlerin bulunduğunu,
ancak üye ülkelerin öneriyi reddettiğini hatırlattı. Gül,
"Müzakereler tam üyelik için başlamıştır, bunda
tereddüt yoktur" diye konuştu.
Tam üyeliğin "otomatik" bir süreç
olmadığına da işaret eden Gül, üye ülkelerin üzerine
düşeni yapması gerektiğini kaydetti. Gül, AB'ye tam
üyeliğin "birkaç senelik bir iş"
olmadığını, büyük ülkelerin üye olmak için uzun süre
beklediğini belirtti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin 2013 yılına kadar AB
müktesebatına uyum programını açıkladı.
Gül: Türkiye'nin yapacağı işler tek tek tespit edildi
Gül, Hazine Müsteşarlığı'nda Türkiye'nin AB
müktesebatına uyum programının kamuoyuna tanıtımı
için düzenlenen basın toplantısında basın
mensuplarının gündeme ilişkin sorularını da
yanıtladı.
Ankara Protokolü'nün uygulamasına yönelik bir
çalışmanın programda yer alıp
almadığının sorulması üzerine Gül, programda
Türkiye'nin yapacağı işlerin tek tek tespit edildiğini ve
bunların takviminin ortaya çıktığını kaydetti.
Kıbrıs gibi bazı siyasi nitelikli problemli
konuların bulunduğunu, bunların ayrı mevzular olduğunu
ifade eden Gül, şunları söyledi:
"Biz siyasi nitelikli tartışmalı konulara
takılıp Türkiye olarak beklemeyeceğiz. Yarın o problemler
bir şekilde hallolur, ama o problemler hallolduğunda Türkiye
aynı yerde sayıyorsa, bu, büyük bir kayıp olur. Ama biz Türkiye
olarak mesafe alır, kendimizi daha çok yüceltir, standartlarımız
daha iyileştirirsek Türkiye'nin ekonomisi, askeri, demokrasisi, Türkiye
topyekun daha güçlü olacaktır."
Topyekun güçlü olunduğunda siyasi problemlerin çözümünün de çok
daha farklı olacağını söyleyen Gül, "O problemlere
takılıp kalmayacağız. Problem mi var, siyasi içerikli
midir? O orada durur, biz yolumuza devam ederiz. Onun için gerekirse
fasılları kendimiz açarız, kendimiz kapatırız
diyoruz."
Gül, müzakerelerin bazı fasıllarda
açılmayabileceğini belirtirken, Türkiye'nin üzerine düşeni
yapması durumunda, sorunlar çözüldüğünde "fasılların
açılmasının yarım saatlik bir iş
olabileceğini" belirtti. Bakan Gül, "Yeter ki biz kendi
inandıklarımızı, kendi çıkarlarımızı
düşünerek müktesebat doğrultusunda tamamlayalım" diye
konuştu.
"Dondurulan 8 fasıl"
AB'nin askıya aldığı 8 fasılla ilgili bir soru
üzerine Gül, müzakere süreci içinde fasılların resmen açılmaya
başlandığını, Almanya'nın dönem
başkanlığında üç faslın daha resmen
açılmasının beklendiğini hatırlatarak, fasıllar
açıldığında Türkiye'nin bir programa sahip
olmasının süreci kolaylaştıracağını
belirtti.
Gül, Türkiye'nin 8 fasılla ilgili olarak yapılması
gerekenleri tamamladıktan sonra bu fasılları fiili olarak
açmış ve kapatmış olacağını kaydetti.
Siyasi sorunlar çözüldüğünde Türkiye ile AB'nin bir araya
gelebileceğini ifade eden Gül, açılmayacak denen fasılların
o zaman yarım saatte açılıp, kapanabileceğini ifade etti.
Gül, Türkiye zaten AB standartlarına ulaşmış dendiği
andan itibaren bu sürecin yarım saatlik iş olacağını
söyledi.
Söz konusu 8 fasılla ilgili çalışmalar yapılmayacak
gibi bir şeyin söz konusu olmadığını belirten Gül,
fasıllara ilişkin teknik çalışmaların yapıldığını
kaydetti. Gül, bu çerçevede çok daha güçlü olan Türkiye'nin siyasi konulara
yönelik güç ve pazarlığının farklı
olacağını belirtti.
Askıya alınan fasıllara gümrüklerle ilgili faslı
örnek veren Gül, fasıl donduruldu diye bu konuda
çalışmaların durdurulmasının söz konusu
olmadığını söyledi. Gümrüklere ilişkin gerekli
modernleştirmeyi ve düzenlemeleri yapacaklarını, buna hiçbir
maninin bulunmadığını söyleyen Gül, "Bunlar yapıldıktan
sonra fasıllar varsın açılmasın, kapanmasın" diye
konuştu.
Siyasi sorunların öyle ya da böyle çözüleceğini ifade eden
Gül, fasıllara ilişkin düzenlemeler yapılmasının
ardından, zaten güçlü bir Türkiye'nin AB'yi sorunu çözmeye mecbur
edeceğini kaydetti.
Türkiye Başmüzakerecisi Ali Babacan da, aynı konu üzerine, AB
Komisyonu ile 8 fasıl hakkında teknik çalışmalara devam
edileceğini bildirdi. "8 fasılla ilgili işler durdu"
sonucunun çıkarılmaması gerektiğini kaydeden Babacan,
"bunun bir maraton koşusu olduğunu" söyledi.
KIBRIS 18/04/07
"Embargoed" Kuzey Kıbrıs'ta imza
kampanyası başlattı
İMZALAR TONY BLAIR'E GÖNDERİLECEK... Kuzey Kıbrıs'a
karşı sürdürülmekte olan tüm ambargoların derhal koşulsuz
olarak sona erdirilmesi için kampanya yürüten bağımsız insan
hakları grubu "Embargoed" üyeleri, Ercan Havaalanı'nın
doğrudan uçuşa açılması talebini içeren bir metni,
İngiltere Başbakanı Tony Blair'in internet sayfasına
gönderilmesini imzaya açmasının ardından, şimdi yine
aynı amaçla Kuzey Kıbrıs'ta destek arıyor
Gizem ÖZGEÇ
Kuzey Kıbrıs'a karşı sürdürülmekte olan tüm
ambargoların derhal koşulsuz olarak sona erdirilmesi için kampanya
yürüten bağımsız insan hakları grubu "Embargoed",
(Ambargolu) Kuzey Kıbrıs'ta imza kampanyası başlattı.
İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türklerin
ambargolara karşı mücadele etmek üzere kurdukları
"Embargoed" adlı sivil toplum örgütünün üyeleri, Ercan
Havaalanı'nın doğrudan uçuşa açılması talebini
içeren bir metni, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in internet
sayfasına gönderilmesini imzaya açmasının ardından,
şimdi de Kuzey Kıbrıs'ta destek arıyor.
4 Mart 2005 tarihinde çalışmaya başlayan Embargoed,
Kuzey Kıbrıs'ın tecridi konusunda bilinçlendirme ve
Kıbrıslı Türklerin temel siyasi, ekonomik ve toplumsal
haklarının yeniden sağlanması için dünya kurumları ve
liderleri nezdinde lobi yürütmede etkin bir rol oynamak için
çalışıyor.
Ekmekçi: Doğrudan uçuşlar, ambargoların
kırılışını simgeleyecek
Embargoed Yönetim Kurulu Üyesi ve Kuzey Kıbrıs Toplumla
İlişkiler Sorumlusu Hüseyin Ekmekçi, izolasyonlara karşı
mücadelede geri adım atıldığını ve doğrudan
uçuşlar konusunun ambargoların
kırılışını simgeleyecek olan bir mücadele
olduğunu kaydetti.
Embargoed Yönetim Kurulu Üyesi ve Kuzey Kıbrıs Toplumla
İlişkiler Sorumlusu Hüseyin Ekmekçi,
daha önce sivil toplum örgütünün üyeleri, Ercan Havaalanı'nın
doğrudan uçuşa açılması talebini içeren bir metni,
Başbakan Tony Blair'in internet sayfasına gönderdiğini ve imzaya
açtığını hatırlatarak, sadece İngiliz
vatandaşı olanların destek verebilirken, şimdi sekiz bin
imzayla Kuzey Kıbrıs'tan destek verilmesinin
amaçlandığını söyledi.
Şube oluşturulacak, dernekleşme sürecine girilecek
Ekmekçi, örgütün belli bir dönemdir, Kuzey Kıbrıs'ta bir
şube kurma çalışmaları yürüttüğünü belirtti. Ekmekçi,
geçtiğimiz ocak ayı içinde bir alt komite
oluşturduklarını ve ilerleyen süreçte dernekleşeceklerini
de kaydetti.
Ekmekçi, kurulacak derneğin amacının da her şeyden
önce, Kıbrıs Türk halkı ile, İngiltere'de yaşayanlar
arasında çok daha güçlü bir bağlantı kurulması ve Embargoed
tarafından yürütülen lobi faaliyetlerinin duyurulması
olacağını belirtti.
"Haklı istemin hayata geçmesini sağlamak için
uğraşıyoruz"
Ekmekçi, lobi çalışmalarını yürütürken sağlam
verilere ihtiyaç duyulduğuna ve somut veriler istendiğine dikkat
çekerek şunları söyledi:
"Şu anda doğrudan uçuşlara yönelik de somut veriler
yok. Bir başka projemiz, inanların kişi olarak
60'lı yıllardan beri yaşadıkları deneyimleri
anlatabileceği bir programı hayata geçirmek. Biz şuna
inanıyoruz ki, bu ülkede yaşayan her Kıbrıslı Türkün
siyasal görüşü ne olursa olsun en temel noktada, yani; Kuzey
Kıbrıs'ta herkesin maruz kaldığı izolasyonların
kaldırılması mücadelesinde birleştiğidir. Bunlar
sürerken kalıcı bir çözüm olamaz. Biz de bu haklı istemin hayata
geçmesini sağlamak için uğraşıyoruz."
Ambargoluların çağrısı
Embargoed tarafından "Sayın Tony Blair, Ercan'dan
İngiltere'ye Doğrudan Uçmak istiyorum" adı altında
başlatılan imza kampanyasında şu ifadeler geçiyor:
"Bu imza kampanyasının amacı, Kıbrıs Türk
Hava Yolları'nın, Birleşik Krallık Sivil
Havacılık İdaresi'ne İngiltere ve Kuzey
Kıbrıs'taki Ercan Havaalanı arasında doğrudan
uçuşlar başlatmak için yapmış olduğu, ancak yakın
geçmişte haksız bir şekilde reddedilen başvuruya Kuzey
Kıbrıs halkının desteğini göstermektedir.
Nisan 2004'te Kuzey Kıbrıs halkı BM gözetiminde
hazırlanan Annan Planı'nı kabul ettikten bir hafta sonra,
Başbakan Blair şöyle demişti:
"Kuzey Kıbrıs'ın tecridinin sona erdirilmesinin
önemli olduğunu düşünüyorum. Bu, ticaret ve uçak yolculuğu
konularında uygulanan ambargoların kaldırılması
anlamına gelir."
Sayın Blair, bu taahhüdü, BM Genel Sekreteri, ABD hükümeti ve
Avrupa Konseyi'nin yaptığı benzer taahhütlere bir arada
vermişti. Bunun ardından üç yıl geçmesine rağmen, Kuzey
Kıbrıs halkına hava ulaşımında uygulanan ambargolar
hiç değişmeden uygulamada kaldı.
Biz aşağıda imzası bulunan ve Kuzey
Kıbrıs'ta yaşayan bireyler olarak İngiltere ve Ercan
arasında doğrudan uçmak istediğimizi ve KTHY'nin İngiliz
makamlarına yapmış olduğu başvuruya desteğimizi
beyan eder EMBARGOED örgütünün hazırladığı ERCAN EXPRESS
isimli imza kampanyasıyla Sn. Blair ve hükümetine Kıbrıs Türk
halkına yönelik izolasyonların kalındırılması
için verdikleri sözü yerine getirmeleri gerektiğini
hatırlatırız. Doğrudan uçuş, Kıbrıslı Türk
halkının temel gereksinimlerinden biridir-bu gerçekleştirmek
tecridin kalkışını sembolize eder."
KIBRIS 18/04/07
8 Temmuz anlaşmasının özüne ve
sözüne bağlıyız
TALAT, PAPADOPULOS'LA BULUŞUP KATKI KOYMAYA HAZIR...
Erçakıca, "Rum tarafı, bu sorunları aşmakta
zorlanıyorsa, Cumhurbaşkanımız, Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile en erken zamanda buluşarak bu
sorunların aşılmasına katkı koymaya
hazırdır" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafının, 8 Temmuz anlaşmasının
özüne ve sözüne tamamen bağlı olduğunu söyleyerek, 8 Temmuz
sürecinde yaşanmakta olan sorunların tümüyle Kıbrıs Rum
tarafından kaynaklandığını vurguladı.
Erçakıca, dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde; "Rum tarafı, bu sorunları aşmakta
zorlanıyorsa, Cumhurbaşkanımız, Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile en erken zamanda buluşarak bu
sorunların aşılmasına katkı koymaya
hazırdır" dedi.
Rum liderlerin, son günlerde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ı, "8 Temmuz anlaşmasına koyduğu imzaya uymaya
çağırmayı" bir devlet politikası olarak
benimsediğinin görüldüğüne işaret eden Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz anlaşmasına
ilişkin tutumuna bir kez daha açıklık getirmek istediklerini
söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının, 8 Temmuz
anlaşmasının özüne ve sözüne tamamen bağlı
olduğunu vurgulayan Sözcü Erçakıca, 8 Temmuz anlaşmasının
amacının; kapsamlı çözüm müzakerelerinin
başlamasını sağlamak olduğunun altını çizdi.
8 Temmuz anlaşması çözümün tek yolu
"Kapsamlı çözüm müzakereleri, 8 Temmuz
anlaşmasının amacını oluşturmasının
yanı sıra, Kıbrıs sorununa çözüm bulmanın tek yoludur"
diyen Erçakıca, şimdiki durumun devamı veya
Kıbrıslı Türklerin "osmosis" yolu ile Kıbrıs
Rum idaresi altına taşınmasının bir çözüm
oluşturmayacağını vurguladı.
Çözümün, karşılıklı kabul edilebilir olması
gerektiğini ve böyle bir çözüme ulaşmak için müzakereden başka
yol olmadığını kaydeden Erçakıca, 8 Temmuz sürecinde
bugün yaşanmakta olan sorunların, tümüyle Kıbrıs Rum
tarafından kaynaklandığını, Kıbrıs Rum tarafının
bu süreci, kapsamlı çözüm müzakerelerinden kaçmak ve Avrupa
Birliği'nin Kıbrıslı Türkler ile geliştirmeye
çalıştığı ilişkileri engellemek amacı ile
kullanmaya çalıştığını söyledi.
Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu
amacının; sadece Türk tarafında dile getirilen bir saptama
olmadığını, bizzat Kıbrıslı Rum
aydınlar ve çok sayıda yabancı diplomatın da aynı
tespiti yaptığını belirtti. Erçakıca, bu
sorunların, Kıbrıs Rum tarafının 8 Temmuz
anlaşmasını, "anlaşmanın özüne ve sözüne
sadık kalarak uygulamaya karar vermesiyle" aşılabilecek
nitelikte bulunduğunu vurguladı.
"Kıbrıs Rum tarafı, bu sorunları aşmakta
zorlanıyorsa, Cumhurbaşkanımız, GKRY Lideri Tasos
Papadopulos ile en erken zamanda buluşarak bu sorunların
aşılmasına katkı koymaya hazırdır" diyen
Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, 8 Temmuz
sürecinin tarafları kapsamlı çözüm müzakerelerine götürmesi için iyi
niyetle çalışmaya kararlı olduğunu söyledi.
Bu kararlılığın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat tarafından BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'a gönderilen 5 Nisan 2007
tarihli değerlendirme belgesinde de açık bir şekilde ortaya
konulduğunu kaydeden Erçakıca, buna karşın, 8 Temmuz
sürecinin böyle bir sonuç üretmemesi halinde bile, Kıbrıs Türk
tarafının kapsamlı çözüm müzakerelerini, yerleşik BM
parametrelerine bağlı kalarak hemen başlatmaya hazır
olduğunu vurguladı.
Hasan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafı;
Kıbrıs sorununun çözümüne en geniş şekilde katkı
koymak, çözümü geciktirmemek ve Kıbrıs adası üzerindeki durumu
kötüleştirecek hareketlere karşı mücadele etmek kararlılığındadır"
dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
Kıbrıslı Rum liderlerin, soyut çağrılar yapmak yerine,
daha somut tavırlarla bu amaçların gerçekleşmesine katkı
koyup koymama tutumlarını açığa çıkarmaları
gerektiğini de söyledi.
Sorular
Erçakıca, basın toplantısında soruları da
yanıtladı.
Sözcü Erçakıca, bir soruya karşılık, Rum
basınında, "BM'nin, olumsuz gelişmelerden iki tarafı
da sorumlu tutma eğiliminde olduğu" yönünde iddialar yer
aldığını anımsatarak, kendilerinin,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in
BM'de yaptığı temaslarda böyle bir mesaj
almadıklarını vurguladı.
Erçakıca, Kıbrıs konusunda yaşanan olumsuzluklardan
Kıbrıs Türk tarafının bir sorumluluğu
bulunmadığını, sorumluluk yüklenmesi için de hiç bir
mantıklı neden olmadığını vurguladı.
Hasan Erçakıca, iki liderin görüşmesinin, Rum tarafına
sorunlarını aşmada nasıl yardımcı
olacağının sorulması üzerine, liderler buluştuğu
zaman siyasi atmosferin değiştiğini, bunun yararlı
olabileceğini kaydederek, 8 Temmuz sürecinin başlaması ve daha
önce de Annan Planı ile ilgili görüşmelerden önce, o dönemin
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile dönemin Rum Yönetimi
Başkanı Glafkos Klerides'in yemekte bir araya gelmelerini buna örnek
gösterdi.
Erçakıca, "Pertev ile Rum Yönetimi Liderliği Diplomatik
Büro Şefi Tasos Conis arasındaki görüşmelerin devam edip
etmeyeceği" sorusuna karşılık ise, kendi
anlayışlarına göre bu görüşmelerin devam etmesi
gerektiğini ifade etti.
Sözcü Hasan Erçakıca, görüşmelerde önceden
kararlaştırılmış ağır bir protokol
olmadığını, Pertev ve Conis'in cep telefonuyla da
haberleşerek görüşme ayarlayabildiklerini ifade etti. Erçakıca
görüşmeyle ilgili aranın uzamış olabileceğini, bunun
diğer konulardaki yoğunluktan kaynaklandığını
ifade etti.
Erçakıca, başka bir soru üzerine,
Cumhurbaşkanı'nın şu an için yurt dışında
planlanmış bir ziyaretinin olmadığını söyledi.
KIBRIS 18/04/07
'Türkler Irak'a girer'
ABD'li
temsilci Ralston yönetimi uyarmış: PKK dizginlenemezse Türkler nisan
sonu Kuzey Irak'ta
19/04/2007RADIKAL
RADİKAL - ANKARA -
Kuzey Irak'ta PKK varlığıyla mücadele için ABD'nin
atadığı özel temsilci emekli general Joseph Ralston Türkiye'nin
nisan sonunda PKK'ya sınırötesi operasyon yapabileceğini
söyleyince, Türkiye'nin özel temsilcisi emekli general Edip Başer duruma
açıklık getirdi. Ralston'un sözlerini NTV'ye değerlendiren
Başer, bunların kendisiyle kurduğu diyalogdan edindiği
izlenimler olduğunu söyledi.
Son görüşmelerinde Ralston'a Kuzey Irak'ta konuşlu PKK'ya
karşı Türk halkının sabrının taşmak üzere
olduğu, artık işin sonuna gelindiği mesajını
verdiğini aktaran Başer, Türk halkının PKK'ya
karşı somut adım beklemesine karşın gerekenin
yapılmadığını da ilettiğini söyledi. "Bunlar
benim kişisel görüşlerim" diyen Başer, kendi görevinin
başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere devletin tüm
birimlerinin görüşlerini alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin 'ortak kanaatini
ortaya koymak' olduğunu eklemeyi ihmal etmedi.
'Kesin tarih ifade etmedim'
Ralston'a Türkiye'nin PKK'ya karşı operasyon konusunda
bağımsız karar alma hakkına sahip olduğu görüşünü
dile getirdiğini aktaran Başer, "Ben nisan sonu olarak kesin
tarih belirlemedim, ancak belli bir süre ifade ettim. 'Bir aylık bir
süreden sonra' demiştim. Takriben nisan sonuna denk geliyordu. Tahmin
ediyorum oradan kaynaklanan bir saptama" dedi. Özel Temsilci
şunları söyledi: "Türkiye yapacağı her harekâtın
şeklini, zamanını, yerini kendisi kararlaştırır.
Bunun için önünde engel hiçbir zaman olmamıştır."
AKPM'de Kıbrıs toplantısı
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene Van
der Linden, Kıbrıslı Türk ve Rum milletvekillerinin de
katımıyla bugün makam odasında Kıbrıs özel
toplantısı yapacak.
Toplantıya KKTC'den CTP-BG Milletvekili Özdil Nami ile UBP
Milletvekili Hüseyin Özgürgün katılacak.
AKPM üyesi Türk ve Yunan parlamenterlerin temsilcilerinin
toplantıya katılıp katılmayacağı ise
netleşmedi.
Kıbrıs sorununun çözümü için adadaki iki toplumun siyasi
temsilcileri arasındaki diyalogu artırmak amacıyla düzenlenen
toplantıya, AKPM'deki Yunan parlamenter heyeti başkanının
katılmamasının gündemde olduğu bildirildi.
AA'nın haberine göre, Yunan parlamenterin katılmaması
halinde AKPM'deki Türk parlamenterleri temsil edecek AK Parti Antalya
milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu'nun da toplantıya
katılmaması gündeme gelebilecek.
Strazburg'da 3 gündür temaslarda bulunan CTP-BG Milletvekili Özdil
Nami, TAK muhabirinin sorularına karşılık, bir ilk
olması açısından toplantının önemli bir adım
olacağını belirtti.
Nami, Van der Linden'in önceki gün AKPM toplantılarının
açılışında yaptığı konuşmada,
Kıbrıs'ta güvenliğin sağlanması için izolasyonlara son
verilmesi çağrısında bulunmasının olumlu bir
gelişme olduğunu söyledi.
Özdil Nami, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın AKPM genel
kurulu toplantılarına davet edilmesi konusunda bir yılı
aşkın bir süredir çalıştıklarını da
kaydetti.
Nami, davet konusunun bugünkü toplantıda gündeme gelip
gelmeyeceği konusunda kendilerine herhangi bir bildirimde
bulunulmadığını da belirtti.
Ulusal Birlik Partisi Milletvekili Hüseyin Özgürgün de,
toplantının dörtlü formatta yapılmasının önemli
olduğunu belirterek, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye
ve Yunanistan'ın katkılarının mutlaka gerekli olduğunu
kaydetti.
AKPM Başkanı Van Der Linden'in girişimlerini olumlu
bulduklarını kaydeden Özgürgün, Talat'ın bu çerçevede genel
kurula davet edilmesinin de önemli olduğunu söyledi.
Kıbrıslı Türk parlamenterler AKPM
toplantılarına "gözlemci" statüsüyle katılıyor.
KIBRIS 19/04/07
Pertev: Tüzükle ilgili beklentilerimizi aktardık
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev başkanlığındaki heyet, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü konusunda Avrupa Komisyonu ve AB Dönem Başkanı
Almanya'dan yetkililerle ortak toplantı yaptı.
Brüksel'de önceki gün yapılan uzun süreli toplantıya
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan
Candan ve Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan
Erçin katıldı. Toplantıda Avrupa Komisyonu'nu Kıbrıs
Türk Masası'ndan yetkililer, Dönem Başkanı Almanya'yı da
Dışişleri Bakanlığı'ndan bir heyet temsil etti.
Toplantının ardından heyetle birlikte bugün
İstanbul'a geçen Raşit Pertev, buradan telefonla TAK muhabirinin
sorularını yanıtladı.
Toplantıda Türk tarafının pozisyonunu ve Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nden beklentilerini ayrıntılı olarak dile
getirdiklerini söyleyen Pertev, Berlin'de iki kez Dönem Başkanı
Almanya'yla ortak değerlendirme yaptıklarını, bu kez Komisyon
yetkililerinin de katılımıyla Brüksel'de üçlü toplantı
yapılmasının önemli olduğunu vurguladı.
Tüzüğün ve taleplerinin içeriğiyle ilgili sorulara
karşılık, Dönem Başkanı Almanya'nın talebiyle
toplantıların ve tüzüğün içeriğiyle ilgili
ayrıntıya girmediklerini belirten Pertev,
"Toplantıların, yapılan çalışmaların tatmin
edici olup olmadığını söylemek için henüz erken"
demekle yetindi.
Pertev, Dönem Başkanı Almanya ile Komisyon yetkililerinin,
Rum Yönetimi'yle de konuyla ilgili temaslarını sürdürdüklerini
söyledi.
Pertev, Almanya'nın ocak ayında 6 aylık dönem
başkanlığını devralmasıyla, tüzüğün
geçirilmesi için çalışmaların başlaması yönünde karar
alındığını da anımsattı.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, bugün KKTC'ye dönecek.
KIBRIS
19/04/07
5 yılda değil, 10 yılda vatandaşlık
YURTTAŞLIĞA YENİ DÜZENLEME... Meclise gönderilen
Yurttaşlık (Değişiklik) Yasa Tasarısı'na göre,
"KKTC'de 5 yıl kesintisiz ikamet etme" vatandaşlık
için yeterli olmayacak. Yeni düzenlemeyle ülkede 5 yıl
"çalışma izni" alanlara, 5 yıl da "sürekli
ikamet" izni verilecek ve bu durumdaki kişiler toplam 10 yıl
sonra vatandaşlığa başvurma hakkına sahip olacak. Bu
konudaki yetki de bakanlıkta değil Bakanlar Kurulu'nda olacak
BAKANLIĞIN YETKİSİNE KISITLAMA... Mevcut yasa,
İçişleri Bakanlığı'na "KKTC'de 5 yıl
kesintisiz ikamet etmiş olanları" vatandaş yapma yetkisi
veriyor. Oysa yapılacak değişiklikle, 5 yıllık
çalışma izninden sonra 5 yıl da sürekli ikamet izni
alanların yurttaş olup olmayacağına İçişleri
Bakanlığı değil, Bakanlar Kurulu, yani hükümet karar
verecek. Böylece ilgili bakanlığın yurttaşlıkla ilgili
yetkisi kısıtlanacak
MURAT: OTOMATİK VATANDAŞLIK YOKTUR... İçişleri
Bakanı Özkan Murat, yasada yapılacak değişiklikle çok
hassas bir konu olan yurttaşlığın ilgili bakanın
"iki dudağı" arasından almayı hedeflediklerine
işaret etti ve 5 yıl çalışma, 5 yıl da sürekli ikamet
izni alan kişilerin otomatikman vatandaş
yapılmayacağını, bu durumdaki kişilerin sadece
vatandaşlığa başvurma hakkı
kazanacağının altını çizdi
Dilek ÇETEREİSİ
Ülkede geçmiş hükümetler döneminde, özellikle de Annan
planıyla ilgili en hararetli tartışılmaların
yapıldığı günlerde görsel ve yazılı medyada
günlerce manşetlere taşınan vatandaşlık konusunda
yasal değişikliğe gidiliyor.
Aralık 2003 seçimlerine kısa bir süre kala ve seçim
yasakları döneminde "bir günde 1563 kişinin vatandaş"
yapılmasıyla toplumda ayyuka çıkan eleştiri ve itirazlar
hâlâ bellerdeki yerini korurken, merkezi idareleri geniş yetkilerle
donatan Yurttaşlık Yasası'na nihayet tırpan vuruluyor.
Yurttaşlık Yasası'nda yapılacak
değişiklikle, 5 yıl olan vatandaş olabilmenin
koşulları ağırlaştırılarak 10 yıla
çıkarılıyor.
İçişleri Bakanlığı'nın
hazırlayıp meclise gönderdiği Yurttaşlık
(Değişiklik) Yasa Tasarısı'na göre, "KKTC'de 5
yıl kesintisiz ikamet etme" vatandaşlık için yeterli
olmayacak. Yeni düzenlemeyle ülkede 5 yıl "çalışma
izni" alan yabancılara, 5 yıl "sürekli ikamet" izni
verilecek ve bu durumdaki kişiler toplam 10 yıl sonra
vatandaşlığa başvurma hakkına sahip olacak. Bu
konudaki yetki de bakanlıkta değil Bakanlar Kurulu'nda olacak.
Meclis komitesinde görüşülmeyi bekleyen tasarının bu
yıl içerisinde genel kuruldan geçerek yasalaşması bekleniyor.
Hatırlanacağı gibi 1999 yılında meclis,
yurttaşlıkla ilgili şikayetlerin tavana vurması üzerine
özel bir araştırma komitesi de kurmuştu. Meclis komitesi dahi bu
konuda istediği bilgilere tam olarak ulaşamamıştı.
Komitenin Haziran 2003'te hazırladığı raporda, 1974-1999
dönemindeki 25 yılda 48 bin 816 kişinin yurttaş
yapıldığı belirtilmiş, sonraki 25 ayda yapılan 2
bin 584 yurttaşla da bu sayının 51 bin 400'ü bulduğuna
dikkat çekilmişti.
Mecliste günlerce tartışma konusu olan söz konusu raporda,
yurttaşlıklardaki bu rekor artışın, ülkenin seçmen
yapısını, geleceğini, ekonomik, siyasi ve kültürel
açıdan etkileyebileceğine işaret edilerek,
yurttaşlıklarda daha seçici olunması için Yurttaşlık
Yasası'nda ivedi değişiklikler istenmişti. Raporda
ayrıca İçişleri Bakanlığı'na yurttaşlığa
alınma konusuyla ilgili geniş yetkiler verilmesinden
yakınılmıştı.
Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler'in (CTP) hükümete
geldiği son üç yıllık dönemde de bin 803 kişi
Yurttaşlık Yasası'nın öngördüğü kurallardan, 22
kişi bakanlık onayı ile 19 kişi de Bakanlar Kurulu
kararından olmak üzere toplam bin 844 kişinin vatandaş
yapıldığı bildiriliyor.
İçişleri Bakanı Özkan Murat'ın verdiği bilgiye
göre, bu yurttaşlıklar tamamen yasaya uygun olarak yapıldı
ve geçmiş hükümet döneminde büyük kavgaların koptuğu bin 563
kişinin vatandaşlığı da iptal edildi.
Konuyla ilgili KIBRIS'a özel açıklamalar yapan İçişleri
Bakanı Özkan Murat, yasada yapılacak değişiklikle
çok hassas bir konu olan yurttaşlığın ilgili
bakanın "iki dudağı" arasından almayı
hedeflediklerine işaret etti ve 5 yıl çalışma, 5 yıl
da sürekli ikamet izni alan kişilerin otomatikman vatandaş
yapılmayacağını, bu durumdaki kişilerin sadece
vatandaşlığa başvurma hakkı
kazanacağının altını çizdi.
Murat: İrademiz var, yasayı değiştireceğiz
İçişleri Bakanı Özkan Murat, Yurttaşlık
Yasası'nda yapılacak değişiklikle ilgili "5 yıl
çalışma izni alan kişiler, sürekli ikamet izni için
başvuracaklar. 5 yıl sürekli ikamet izni alanlar da Bakanlar
Kurulu'na vatandaşlık için başvuru hakkına sahip
olacak" dedi.
Her başvurunun vatandaşlık anlamına
gelmeyeceğinin altını çizen Özkan Murat, burada
bakanlığın yetkisinin azaltılacağını, yani
yurttaşlığın bakanın iki dudağı
arasından alınacağına dikkat çekti.
Murat, şöyle konuştu:
"Bu kuralları yerine getiren kişilerin daire daire
dolaşmasını istemiyoruz.5 yıl boyunca hangi işyerinde
kayıtlı ise bu kişilerin sürekli ikamet izni almasını
sağlıyoruz. Aynı zamanda vatandaşlık konusundaki
iradeyi bakanlıktan, Bakanlar Kurulu'na veriyoruz.
Her ülkede olduğu gibi vatandaşlık konusunu çok ciddi
bir şekilde ele aldık.
Burada çalışan, burada ikamet eden insanların her türlü
insan haklarıyla ilgili çalışmalarımızı da
sürdürüyoruz.
Yurttaşlıkla ilgili bu çalışmamız, muhacerette
ve çalışma yaşamıyla ilgili yaptığımız
önemli dönüşüm sayesindedir.
Bu yasayla ilgili de hükümetimizin iradesi vardır ve
yasalaştırmada kararlıyız".
İçişleri Bakanı, çalışma izinleri ile
vatandaşlık konularının
karıştırılmaması gerektiğini,
"çalışma izni alanları vatandaş yapacaklar" diye
eleştiriler yapıldığını anlatarak,"Halbuki o
çalışanların insan haklarını teslim etmek başka,
yasal güvenceye kavuşturmak başka bir şey" dedi ve
şöyle devam etti:
"Bizim hükümetimiz döneminde vatandaşlıklar belli. Bu
arada 2003'ün eylül ayında, seçim yasaklarına 10 gün kala, Bakanlar
Kurulu kararıyla, gerekçesiz, tamamen yasaya aykırı olarak bir
günde yapılan 1563 kişinin vatandaşlığını da
iptal etmiş bulunmaktayız.
Biz 3 yılda bakanlık onayı ile 22, Bakanlar Kurulu
kararıyla 19, toplam 41 vatandaşlık verdik. Bu sadece
bakanlık ve Bakanlar Kurulu kararıyla verilendir. Yoksa kanundan
kaynaklanan evlenme, çocuk gibi kurallardan elde edilen yurttaşlıklar
hariçtir. Bizim dönemimizdeki 3 yılda yasadan dolayı kazanılan
yurttaşlık sayısı 1803'dür. Tam anlamıyla bu
işlemler yasaya uygun olarak yapılmıştır".
Mevcut yasa ve KKTC yurttaşı olmanın koşulları
Anayasanın yurttaşlığın
kazanılmasına ilişkin 67'nci madde kuralları ile bu madde
tahtında düzenlenen Yurttaşlık Yasası incelendiğinde,
yurttaşlığın kazanılması "Doğum, evlat
edinme, doğum yeri ve evlenme ile" mümkün.
Yurttaşlığın sonradan kazanılması ise
bakanlık veya Bakanlar Kurulu Kararı ile olabiliyor, ancak
bunların da belirli koşul ve kuralları var.
Bakanlık kararı ile yurttaşlığa
alınmanın koşulları Yurttaşlık
Yasası'nın 8'nci maddesinde şöyle düzenleniyor:
"1. Yurttaşlığa alınmak isteyen ve
aşağıdaki koşulları taşıyan yabancı
kişi, bakanlık kararı ile KKTC yurttaşlığına
alınabilir:
(A) Kendi ulusal yasasına göre veya vatansız olması
halinde KKTC'de yürürlükteki yasalara göre reşit olmalıdır.
(B) Başvuru tarihinden geriye doğru KKTC'de 5 yıl
kesintisiz ikamet etmiş olmalıdır (Yılda 40 günü geçmeyen
kesintiler, kesinti sayılmaz)
(C) KKTC'de yerleşmeye karar verdiğini
davranışı ile teyit etmiş olmalıdır.
(Ç) İyi ahlak sahibi olmalıdır
(D) Genel sağlık bakımından tehlike teşkil
eden hastalığı bulunmamalıdır ve
(E) KKTC'de kendisinin ve geçimi ile yükümlü olduğu kimselerin
geçimini sağlayacak işe ve gelire sahip olmalıdır.
2. Bakanlığın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile
yurttaşlığa alınmanın koşulları
Yurttaşlık Yasası'nın 9'ncu maddesinde şöyle kurallara
bağlanıyor:
(A) KKTC yurttaşlığını herhangi bir
şekilde kaybetmiş olanların, sonradan doğmuş
reşit çocukları;
(B) KKTC'ye sanayi, ticaret, turizm, sosyal ve ekonomik alanlarda
yatırım yapmış olan veya bilim teknik, siyaset veya kültür
alanlarında olağanüstü hizmeti geçmiş veya hizmet verebilecek
kişiler
(C) Yurttaşlığa alınması Bakanlar Kurulu'nca
zorunlu görünenler,
(Ç) 1974 Barış Harekatı'na katılanlar ile eş,
çocuk, anne ve babaları ve;
(D) 1 Ağustos 1958 tarihinden sonra TMT saflarında KKTC'de
hizmet ifa eden kişiler.
"Beş yıl kesintisiz ikamet" ve "KKTC'de
yerleşmeye karar verdiğini davranışı ile teyit
etmiş olmak" koşulları aranmaksızın KKTC
yurttaşlığına alınabilirler.
Hem Bakanlar Kurulu Kararı hem de bakanlık kararı ile
yurttaşlığa alınan yabancının eşi ve
reşit olmamış çocukları da kendiliğinden KKTC
yurttaşlığını kazanırlar ve
başvurmaları halinde gerekli işlemleri tamamlanır."
KIBRIS
19/04/07
Denktaş:
Kırmızı çizgiler açıkça ilan edilmeli
Denktaş, İskenderun Genç İşadamları
Derneği'nin davetlisi olarak geldiği Hatay'ın İskenderun
ilçesinde verdiği "AB Sürecinde Türkiye ve KKTC" konulu
konferansta, KKTC'nin, kuruluşundan bugüne kadar geçirdiği süreçleri
anlattı.
Türk milletinin, Kıbrıs gibi haklı davasında
dünyaya fire vermediğini göstermesi gerektiğine dikkati çeken
Denktaş, "Bana göre, AB'nin Türkiye'yi tam üye almaya niyeti yok.
'Başka tarafa kaçmasın' diye limanda bekletiyor. Türkiye'ye milli
konularda dayatma yapıyorlar. Amaçları Türk askerinin adayı terk
etmesi, Atatürk ilkelerinden vazgeçilmesi, bunlar kabul edilemez" diye
konuştu.
"Annan planıyla Türklere verilen birçok hakkın ortadan
kaldırıldığı" görüşünü savunan Denktaş,
şunları söyledi:
"Türk hükümeti buna rağmen bunu bal gibi kabul etti. Niye
kabul ettiğini anlamadık. Ama Başbakan bir
konuşmasında (AB'nin rica ettiğini, kendilerinin de kabul
ettiğini ancak, AB'nin sözlerini tutmadığını)
açıkladı. Başbakan kazan kazan siyasetinden
vazgeçmeyeceğini söylüyor. Rumlar da kazandı, biz de kazandık.
Rumlar, şimdi tüm Adayı isterler. Bu nedenle, Türkiye kırmızıçizgilerini
bütün dünyaya ilan etmelidir. Kıbrıs gibi milli bir davada
başkalarının ricasına göre hareket edilmemelidir."
Denktaş, bir soru üzerine, "Yunanistan
Kıbrıs'ı kendine bağlamak istiyorsa, bizim için de KKTC'nin
Türkiye'ye bağlanmasından başka çare yoktur" dedi.
İskenderun Kültür Merkezi'ndeki konferanstan sonra İskenderun
Genç İşadamları Derneği üyeleri Denktaş'a, Türk
Bayrağı dokumalı bir battaniye armağan ettiler.
"Türk milleti Kıbrıs'a sahip çıkıyor"
Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Türk milletinin
Kıbrıs'a sahip çıktığını,
dolayısıyla Kıbrıs'ın, Kıbrıs Türkünün
adası olarak kalacağını" bildirdi.
Belediye önünde ellerinde KKTC ve Türk bayrakları
taşıyan coşkulu bir kalabalık tarafından
alkış ve sloganlarla karşılanan Denktaş,
konuşmasına, "Kıbrıs deyince heyecanlanıyorsunuz.
Çünkü Türkiye Kıbrıs'tan elini ayağını çekerse
denizlere açılmaktan çıkar. Bu söz sizin ve bizim
Cumhurbaşkanımız rahmetli Korutürk'ün sözüdür. Niçin? Çünkü
Türkiye için stratejik bir davadır" sözleriyle başladı.
Denktaş, "Siz ayakta durduğunuz sürece, bu
bayrakları göklerde durdurduğunuz sürece hiç korkunuz olmasın.
Türk milleti Kıbrıs'a sahip çıkıyor, dolayısıyla
Kıbrıs, Kıbrıs Türkünün adası olarak
kalacaktır" dedi.
"Kıbrıs Türkünün yıllarca acı
çektiğini" vurgulayan Denktaş, şunları söyledi:
"En nihayet 20 Temmuz 1974'te göklerden paraşütlerle indiniz,
denizlerden kahramanca çıktınız ve bizi kurtardınız.
Biz 20 Temmuz 1974'te doğmuş sayıyoruz kendimizi. Çünkü
gelmeseydiniz tek bir Türk kalmayacaktı. Gelmeseydiniz ada Girit gibi
Türk'ten boşalacaktı. Gelmeseydiniz Türkiye denizlere açık bir
ülke olmayacaktı. Mücadele devam ediyor. Rumlar dünyayı
arkalarına almışlar Kıbrıs'a sahip çıkmak için
direniyorlar. Önlerindeki engel KKTC'dir ve bu cumhuriyeti kolordusuyla
gözetmekte olan ana vatandır. Garanti ana vatanın
garantörlüğüdür. Bütün mücadele garantörlüğe son vermek, Türk
askerini adadan çıkarmaktır. Bunu yapmamaları için
direnmekteyiz."
Denktaş, Ankara'da yapılan mitinge de işaret ederek,
"Türk milleti ayaktadır. 14 Nisan Cumartesi günü hepiniz
ayaktaydınız, niçin? Atatürk'ün ilkeleri için, Türklük için, laiklik
için ve başardınız" dedi.
KIBRIS
19/04/07
AA
Güncelleme: 12:01 TSİ 20 Nisan 2007 Cuma
LONDRA - Fransa dahil
hiçbir ülkenin laik değerleri koruma konusunda Türkiye kadar hassas
olmadığı ifade edilen makalede, geçen hafta sonu yapılan
dev mitingin gerisinde de Erdoğanın
cumhurbaşkanlığına seçilmesi fikrine itirazların
bulunduğu bildirildi.
Mecliste AK Partinin çoğunlukta olduğu
hatırlatılan makalede, Erdoğanın bu makamı istemesi
halinde cumhurbaşkanlığına seçilmesinin garanti olduğu
kaydedildi.
MİLLİ
GELİR İKİ KAT ARTTI
En katı laikin bile Erdoğan hükümetinin olağanüstü
başarılara imza attığını kabul ettiği ifade
edilen Economistin makalesinde, ekonominin 2001de dibe vurduktan sonra güçlü
biçimde büyüdüğü, kişi başına düşen milli
hasılanın geçen beş yılda iki kat arttığı,
Anayasanın, polisin, ordunun ve yargı sisteminin reformdan
geçirildiği ve sonuçta da AB ile tam üyelik müzakerelerinin
başladığı kaydedildi.
Bu seçim için Erdoğandan daha iyi adaylar da çıkabileceği
belirtilen makalede, Mesele bu da değil. Mesele,
cumhurbaşkanlığı makamına oturtulacak
Erdoğanın, laik cumhuriyete 1923te kurulduğundan bu yana en
büyük tehdidi oluşturduğu iddiaları temel alınarak
safdışı bırakılması gerekip gerekmediğidir
ifadesi kullanıldı.
PARTİSİ
İÇİN ADAY OLMAYABİLİR
Makalede, Erdoğanın genel seçimde partisinin şansını
artırmak için aday olmayabileceği de hatırlatıldı.
Bunun cumhurbaşkanlığını tercih etmemek için iyi bir
sebep olacağını yazan Economist, Ancak ordunun ve laik elitin
katı karşıtlığı, adaylıktan vazgeçmek için
kötü bir gerekçe olacaktır. Güçlü ve kendisine güvenen bir Türkiye kesinlikle
eşi başörtülü olan bir cumhurbaşkanını
taşıyabilecektir ifadesini kullandı.
Erdoğan, Başbakan olarak kalacak gibi
Partinin
aklı ve vicdanı, Erdoğan'a Başbakan olarak kal diyor.
Erdoğan ne yapacak? Bir son dakika sürprizi olmazsa, Başbakan olarak
kalacak gibi... Doğru ve makul olan da bu
Bir yıl öncesinden başlayarak bu köşede birçok kez belirttim,
doğru olan Erdoğan'ın Başbakan olarak kalmasıdır
diye... Ve bunun gerçekleşmesi bende ağır basan ihtimaldi.
Ama ibre, ilginçtir, bu ayın ilk haftasında değişmeye yüz
tuttu. Başbakan Erdoğan'ın günübirlik Halep gezisini izledikten
hemen sonra Ankara'da Çankaya kulisine girince, bu kez Erdoğan Çankaya'ya
çıkacak havasının yoğunlaştığını
gördüm. Birçok yönden gelen sinyaller Çankaya'yı işaret ediyordu.
Formül şuydu:
Erdoğan Cumhurbaşkanı, Gül Başbakan. Ama hava yine birden
değişti.
Özellikle önceki gün saatler boyu süren AKP'nin merkez yönetimi
toplantısından sonra Erdoğan'ın Başbakan olarak
kalacağı en ağır basan ihtimal haline geldi.
Yeni formüle gelince:
Erdoğan Başbakan, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül (eşi türbanlı
değil) Cumhurbaşkanı...
Vecdi Gönül formülü öne çıktı
Şimdi Vecdi Gönül formülü öne çıkmış durumda. Ama bu arada
Abdullah Gül, -ya da Gül'e yakınlığıyla bilinen Devlet
Bakanı Beşir Atalay (eşi türbanlı değil)- isimleri de
kuliste önceki geceden itibaren kulaklara yine çalınmaya
başladı.
Tabii bununla birlikte hemen kulis de işlemeye başladı, Gül'le
Arınç, Vecdi Gönül'e ne kadar sıcak bakarlar diye...
Biz yine konumuza devam edelim.
Hava gerçekten değişti mi?
Yoksa yine Erdoğan taktiği mi?
Her olasılık son ana kadar gündemde tutulabilir. Ancak,
Erdoğan'ın Başbakan olarak kalacağı ihtimali bugün
düne göre çok daha ağır basıyor.
AKP zirvelerini yakın takipte tutan güvenilir bir kaynakla bu ayın
ilk haftası Ankara'da konuşurken şöyle demişti:
"Ben Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığına taraftar
değilim. Başbakan olarak kalmalı. Ama Erdoğan bence yüzde
65-70 ihtimalle Cumhurbaşkanlığında karar kılacak. Ama
yine de bir son dakika sürprizi beklenebilir. Böyle sürprizleri sevdiği
biliniyor Erdoğan'ın... Ayrıca unutmayın, hala nabız
tutmaya, etrafın değerlendirmelerine kulak vermeye devam ediyor.
Sürpriz yapabilir Tayyip Erdoğan..."
'Çankaya'dan vazgeçti'
Bu yazım 10 Nisan'da çıktı.
Dün sabah yine aynı kişiyle konuştum. Havası
değişmişti, Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmayacağını
söylüyordu.
Şöyle dedi:
"Biliyorsunuz, baştan beri benim gönlüm Erdoğan'ın
Başbakan olarak kalmasından yanaydı. Ama size yüzde 65-70
Cumhurbaşkanı olacak demiştim. Şimdi tam tersini
söylüyorum. Partinin geçen günkü Merkez Yönetim Kurulu toplantısından
sonra 'Erdoğan Çankaya'dan vazgeçti' diyorum."
"Bu defa yüzde kaç?"
"Yüzde 99 Başbakan kalacak!"
"Çankaya'ya kim çıkar?" "Büyük ihtimalle Vecdi Gönül."
AKP'nin merkez yönetiminden üst düzey bir yetkilinin dünkü havası da
farklı değildi. Bu yetkiliyle bir yıl önce bu zamanlar
konuştuğumda, Erdoğan'ın Başbakan olarak
kalmasının daha doğru olacağını söylemişti.
Nisan'ın ilk haftasında ise özellikle AKP Meclis Grubunu
karıştıracağı için Erdoğan'ın Çankaya'ya
çıkmasının daha isabetli olacağını savunmuş
ve bu ihtimalin fazlasıyla ağır bastığını
belirtmişti.
Dün sabah onu da değişmiş buldum.
Şöyle dedi:
"Erdoğan Çankaya'ya çıkmayacak galiba... Vecdi Gönül formülü
gözüküyor. Bu gelişmede partinin geleceğine dair kaygılar
ağır bastı."
Akıllara gelen ilk soru sır değil:
Hava neden değişti?
Tabii bu soruya şimdi Tayyip Erdoğan,
"Adaylığımı açıklamadım ki,
değişmiş olayım?" yanıtını verebilir.
Bu noktayı belirttikten sonra AKP doruklarındaki hava
değişiminin nedenleri satır başlarıyla özetlemeye
geçebilirim:
(1) Hava değişiminin nedenleri arasında askerin bilinen
duyarlıkları, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay
Başkanı'nın son konuşmaları ve tabii 14 Nisan mitingi
çok fazla sayılmak istenmiyor. AKP yetkilileri hava değişimin bu
boyutuna fazla değinmek istemeseler de, bütün bu nedenler hiç
kuşkusuz rol oynamış durumda...
(2) Tayyip Erdoğan'ın kendi
cumhurbaşkanlığının Türkiye'yi çok fazla
gereceğini gördüğü için Çankaya'dan vazgeçtiğini belirtenler de
var parti yönetiminde...
AKP zirvelerini yakın takipte tutan bir kaynak dün sabah,
"Erdoğan kendi Cumhurbaşkanlığının,
Cumhuriyet tarihi göz önünde tutulduğunda fazla radikal bir tercih
olacağını gördüğü için de başbakan
kalacağının işaretlerini veriyor şimdi. 'Madem öyle,
işte böyle!' diyerek Çankaya inadını sürdürmenin istikrar açısından
zararlı olabileceğini görüyor" dedi.
Tabanda itiş kakışa yol açar
(3) "Erdoğan Çankaya'ya çıkarsa, parti
karışır" düşüncesinin özellikle ağır
bastığı anlaşılıyor. Partide daha şimdiden
Tayyip'çiler-Gül'cüler diye bölünmelerin uç verdiği belirtiliyor.
Erdoğan'ın Çankaya tercihinin özellikle parti tabanında
itiş kakışa yol açacağı söyleniyor.
(4) Parti kulisinde bir tarafın öteden beri altını çizdiği
bir konu var. "Erdoğan Çankaya'ya çıkarsa, AKP'nin oyları
azalır; Türkiye'de yeniden koalisyonlar dönemi açılır"
diyenlerin sesi yüksek çıkıyor.
(5) Partinin genel tabanında, yani il ve ilçe başkanları, il ve
ilçe yönetim kurulu üyeleri, belediye başkanları arasında
yapılan anket çalışmalarında, "Erdoğan Çankaya'ya
çıkmasın; çıkarsa parti karışır ve AK Parti'nin
oyu azalır" diyen eğilim baştan beri fazlasıyla
ağır basıyor.
(6) Bunun gibi hem AKP'li seçmenlerin, hem de genel seçmen kitlesinin
nabzını tutan yoklamalar da Erdoğan Çankaya'ya
çıkmasın sonucunu veriyordu.
(7) Bu arada TÜSİAD gibi büyük iş dünyasının bazı
örgütleri, Türkiye'nin önde gelen işadamı ya da
işkadınları, birçok kanaat önderi, bu arada Financial Times,
Economist gibi Batı'nın siyasi ve mali çevrelerinin nabzını
iyi tutan etkili yayın organları, bunların hepsi tercihlerini
Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı değil,
başbakanlığı için kullandılar.
(8) Erdoğan'a yakın çevresinden, partinin zirvelerinden ileriye dönük
bazı telkinler yapılıyor. Bunları geçen yıl bu
zamanlar yine bu köşede yazmıştım. Bu telkinlerin yeniden
güncelleştiğini dün bir kez daha gördüm.
Şöyle özetlenebilir:
Sen partinin başında kalırsan, yeniden tek
başımıza hükümet oluruz; ekonomiyle, AB ile ilgili hedeflerimize
yürürüz; beş yılın sonuna doğru başkanlık
sistemini deneriz; olmuyorsa, cumhurbaşkanının görev süresini 5
yıla indiren, ama 5 artı 5'lik iki döneme uzatan ve
cumhurbaşkanını da halka seçtiren anayasa
değişikliğini devreye sokarız; böylece bir dönem daha
başbakanlık yaptıktan sonra Çankaya'ya çıkarsın.
Erdoğan'a telkinler böyle.
(9) Erdoğan'a yakın çevresinden gelen havayı bir başka
açıdan, "Genel seçimleri ancak sizin rüzgarınızla
alırız; ancak sizinle tek başımıza hükümet olur, DYP
ve MHP'yi baraj altına itebiliriz. Böylece koalisyonlar dönemi tekrar açılmaz
ve Türkiye'de siyasi sistem iki partili ve istikrarlı raya oturur"
diye özetlemek de mümkün.
Makul olan Başbakan kalması
(10) AKP'de önceki gün yapılan Merkez Yönetim Kurulu
toplantısında da, "Sizinle seçimi tek başımıza
kazanırız!" havası ağır bastı. 50 üyeden
35'i Erdoğan'ın Başbakan olarak kalmasından yana çıktı.
Ancak 8-9 üye, Erdoğan'a net biçimde Çankaya'ya çıkmasını
söyledi. Kadın ve gençlik kolları temsilcileri de
Erdoğan'ın Başbakan kalmasını istediler.
Kısacası:
Partinin aklı ve vicdanı, Erdoğan'a Başbakan olarak kal
diyor.
Erdoğan ne yapacak?
Bir son dakika sürprizi olmazsa, Başbakan olarak kalacak gibi...
Doğru ve makul olan da bu.
HASAN CEMAL MILLIYET 20/04/07
|
||
|
|
||
|
Ömer BİLGE
LEFKOŞA |
||
|
|
||
|
G.
Kıbrısın Limbiya köyü yakınına çöp gömme alanı
açılmasına isyan eden Rumlar, yönetimi sınırın öte
tarafındaki Türk askerine doğru yürüyerek korkuttu.
mevzilerini
aşarak Türk mevzilerine yaklaşınca çatışma çıkmasından
korkan Rum bakanlar kurulu geri adım
attı. KKTC
sınırı yakınlarındaki Lefkoşanın 25 km
doğusundaki Limbiya köyünde meydana geldi. Rum Bakanlar Kurulunun köy yakınlarında
çöp alanı açma kararı üzerine yollara barikat kuran ve ateş yakan köylüler
önce polisle çatıştı. Rum bakanlar kurulu, köylülerin "Çöp alanını 2
kilometre öteye çekin" talebini görüşerek çöp alanının
bir kilometre uzağa
alınmasını kararlaştırdı. Ancak hükümetin
kararı Rum köylüleri tatmin etmedi. yönünü değiştirdi ve köy
yakınlarındaki Türk mevzilerine doğru yürüyüşe geçti. Rum
ordusunu geçen ve
ara bölgeye girerek Türk mevzilerine ilerlemeye başlayan köylüler, Rum polisini
paniğe soktu. Köye hakim bir tepede mevzilenen Türk askeri de güvenlik önlemlerini
artırarak gelişmeleri yakından takip etti. talebiniz
karşılanacak yeter ki, Türk mevzilerine yürüyüşten
vazgeçin" vaadinde bulundu. Köylüler, 3 temsilcilerinin Rum hükümetinin
kararının yeniden değerlendirileceği toplantıya katılması sözü almaları üzerine
yürüyüşten vazgeçtiler. Rum köylüler, istekleri yerine gelmez ise, Türk mevzilerine gitmekten
vazgeçmeyecekleri tehdidini de savurdular. |
HURRIYET 20/04/07
Sağcı da solcu da misyonerlik alarmı veriyor
10 bin kişi Hıristiyan oldu, Türkiye korktu
70 milyonluk
Türkiye'de 10 bin kişi din değiştirdi. Misyonerlerin
sayısı ise 50. Buna karşın partiler 'Din elden gidiyor'
diyor, MGK misyonerliği tehdit sayıyor
20/04/2007
RADIKAL
TARIK IŞIK
İSMAİL SAYMAZ
ANKARA / İSTANBUL - Malatya'daki Zirve Yayınevi'ne yapılan
kanlı baskınla bir kez daha gündeme gelen misyonerler, yakın
zamana kadar sadece kendini 'İslami' olarak tanıtan kesimlerin
hedefindeydi. Konuyla ilgili 'şehir efsanesi' niteliğinde çok
sayıda iddia ortaya atılmış ve bu iddialar 'saygın' ve
'yetkin' kişilerle kuruluşlarca sahiplenildi. 2001'de Milli Güvenlik
Kurulu'nda (MGK) bile görüşülen misyonerlerin
Hıristiyanlığa kazandırdığı insan
sayısı 'en bilimsel araştırma'ya göre 10 bini geçmiyor.
İçişleri Bakanlığı'nın 2006 yılı
rakamlarına göre, son yedi yılda sadece 338 Müslüman, Hıristiyan
oldu. Buna karşın hem solcular, hem İslamcılar, hem de
milliyetçiler Türkiye'deki misyonerlik tehlikesinin 'ülkeyi bölecek' boyutta
olduğuna inanıyor.
MGK'lık tehlike
Misyonerlik son 10 yılda siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin ve
zaman zaman da devlet bağlantılı kurumların gündeminden
düşmedi. TBMM kürsüsünden, bu yönde seslendirilen en net tepki, dönemin
İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'a aitti. Tantan, Mart 2000'de
"İnsanlarımız fakirlikten kaynaklanan tuzak içinde,
misyonerlerin kucağına süratle itiliyor" dedi.
MGK'nın 2001 yılında misyonerlik raporunu görüştüğü
haberleri yalanlanmadı. Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın yayınlarında, Kültür
Bakanlığı'nın resmi sitesinde tanıtılan
kitaplarda misyonerleri hedef haline getirecek ifadelere yer verildi.
Ecevit savaş açtı
Eski başbakanlardan Bülent Ecevit, ölümünden kısa süre önce eşi
Rahşan Ecevit ile birlikte misyonerlere savaş açmıştı.
Rahşan Ecevit, "AB süreciyle birlikte dinimiz elden gidiyor.
Müslümanlığın gerilemesine razı olamam.
Yabancıların toprak alımıyla birlikte misyonerlik
faaliyetleri arttı. Türkiye'yi bölmenin bir yolu da
vatandaşların dinlerini değiştirmelerini teşvik
etmekten geçer" gibi yorumlar yapmıştı.
Erdoğan'dan cesur
sözler
Başbakan Erdoğan'sa 2005'in Ocak ayında Ecevit'e yanıt
verirken, şöyle konuştu: "Kimisi diyecek ki 'Din elden gidiyor',
kimisi diyecek ki 'Bu ülkede kiliseler inşa ediliyor', kimisi diyecek ki
'Apartmanların alt katlarında kiliseler yapılıyor.' Sadece
Almanya'da binlerce cami ve mescit açılmasına Alman yönetimi müsaade
ediyorsa, bu anlayışa bizim de karşılık vermemiz
lazım.İnanç hürriyetinden korkma"
Göreve geldiği tarihte Çankaya'da sadece bir kilise bulunduğuna
dikkat çeken CHP'li Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz da şunları
söylemişti: "Kilise, havra, yani camilerin dışındaki
yerler 7'yi buldu. Örneğin Cebeci'de var. Oraya giden, orayı kabul
eden adama bir de 250'şer dolar aylık veriyorlar. Yani felaket bir şey
bu."
Aynı dönemde MHP olarak misyonerlik meselesini din ve vicdan
özgürlüğü olarak görmediklerini vurgulayan Genel Başkan
Yardımcısı Mehmet Şandır da "Türk milliyetçileri,
MHP ve ülkülcüler bir siyasi faaliyet olan misyonerlik
çalışmalarına meşru zeminlerde, güçleri oranında
müsaade etmeyeceklerdir" diye konuştu.
Emniyet Genel Müdürlüğü, MGK'ya iletilmek üzere Şubat 2005'te
hazırladığı raporunda, misyonerlerin İstanbul'u üs
seçtikleri, Anadolu'ya açıldıkları ve son bir yıl içinde
230 korsan kilise açtıkları iddia edildi. Raporda, tamamı kaçak
olan apartman altı kiliselerde toplanıldığı ve
işsiz gençlerin hedeflendiği vurgulanıyordu.
Aralık 2006'da Trabzon'da partisinin il kongresinde konuşan Saadet
Partisi Genel Başkanı Recai Kutan da şöyle konuşmuştu:
"Bir aile istediği halde ilköğretimi bitirmeden çocuğunu Kuran
kursuna gönderemiyor. Misyonerlerse, ülkemizde cirit atıyor. Her bir
mahalle köşesine kiliseler açılıyor. Kimse bunlara bir şey
demiyor."
BBP: Kapı
dışarı edilecekler
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Trabzon'da
işlenen Rahip Santoro cinayetinden sonra, "Misyonerliğin
arkasına baktığınız zaman CIA desteğiyle
çalışan kişilerdir" demişti. Geçen pazar düzenlenen
BBP'nin kurultayında da partisinin iktidara gelmesi halinde 'Misyonerlerin
kapı dışarı edileceği' belirtilmişti.
Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan sorumlu Devlet
Bakanı Mehmet Aydın'a göre misyonerlik, toplumun değerlerini
tehdit ediyordu: "Masum bir din tebliği veya din hürriyetini
kullanımı olmadığı, aksine tarihi arka planı ve
siyasi amaçları olan planlı bir hareket olduğu görülüyor."
Bunun üzerine Diyanet, Çanakkale Zaferi'nin 90. yıldönümünde camilerde
misyoner faaliyetlere karşıtı bir hutbe okuttu. Hutbe, Avrupa
Birliği ve ABD'de rahatsızlık yarattı. Ayrıca Diyanet,
misyonerliğe karşı 'takip komisyonu', 'bilgi bankası' ve
imamlardan müteşekkil 'irşat timleri' kurmaya başladı.
İçişleri Bakanı Abldülkadir Aksu da 2006'da misyonerlerin
izlendiğini açıkladı. Aksu'ya göre misyonerler, yoksul
ailelerden ve felaketlerden yararlanıyordu. Aksu'nun açıkladığı
rakamlar tehdidin boyutunu gösteriyordu: "Son yedi yılda 344 Müslüman
din değiştirmişti. Bunlardan 338'i Hıristiyan,
altısı Yahudi oldu."
Güney: Genelkurmay raporu
var
TBMM Adalet Komisyonu'nda önceki gün Türk Ticaret Kanunu
Tasarısı'nın görüşmeleri başlamadan önce hükümeti
temsil eden Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürü Niyazi Güney,
Türkiye'de misyonerlik faaliyetlerinin terör örgütünden daha tehlikeli bir hal
aldığını, tıpkı Osmanlı
İmparatorluğu'nun son dönemlerindeki gibi denetimsiz bir şekilde
yaygınlaştığını söyledi. Necip Hablemitoğlu cinayetinin
bile bu konuyla bağlantılı olduğunu iddia eden Güney,
Genelkurmay'ın da bu konuda istihbari raporları bulunduğunu
iddia etti.
Linden'den "parlamenter diplomasi"
çağrısı
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı (AKPM) Rene van
der Linden, AK Parti Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Yunan parlamenter
Elza Papadimitru, KKTC Cumhuriyet Meclisi üyesi Özdil Nami, Rum parlamenter
Andreas Kipriyanu, AKPM'de bir araya geldi. Linden; Türk, Yunan,
Kıbrıslı Türk ve Rum parlamenterlere, Kıbrıs konusunda
"parlamenter diplomasiye" ağırlık vermeleri
çağrısında bulundu
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı (AKPM) Rene van
der Linden; Türk, Yunan, Kıbrıslı Türk ve Rum parlamenterlere,
Kıbrıs konusunda "parlamenter diplomasiye"
ağırlık vermeleri çağrısında bulundu.
Van der Linden'in girişimiyle düzenlenen toplantıda, AK Parti
Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Yunan parlamenter Elza Papadimitru,
KKTC Cumhuriyet Meclisi üyesi Özdil Nami, Rum parlamenter Andreas Kipriyanu,
AKPM'de bir araya geldi.
Yaklaşık bir saat süren toplantıyı
"mükemmel" olarak niteleyen Van der Linden, adaya
yaptığı son ziyaretin değerlendirmelerini birlikte gözden
geçirme imkanı bulduklarını söyledi.
Kıbrıs sorununun çözümü ve iki toplum arasındaki
diyaloğun geliştirilmesi için parlamenterlere büyük görevler
düştüğünü ifade eden AKPM Başkanı, "Parlamenterler
olarak elimizdeki yumuşak gücü etkili biçimde kullanmamız
gerekir" dedi.
Gelecek dönemde adaya tekrar ziyarette bulunmak istediğini
kaydeden Van der Linden, iki toplumun dini liderlerinin bir araya gelmesi,
ortak su arıtma projesinin hayata geçirilmesi, sivil toplum temsilcileri
arasındaki diyaloğun geliştirilmesi konusuna öncelikle önem
verdiklerini söyledi.
Toplantıda, KKTC'li üniversite öğrencilerinin
yaşadıkları sorunların da ele alındığını
ifade eden AKPM Başkanı, bu amaçla "Bolonya sürecinin"
canlandırılmasını istediklerini belirtti.
Adadaki asker varlığının da toplantıda ele
alındığını kaydeden Van der Linden, toplumlar
arası güvenin sağlanması için iki taraf için de kent merkezindeki
asker varlığının azaltılmasının önemli
olduğunu söyledi.
Van der Linden, ortak kültürel mirasın korunması, gençlik
projelerinin desteklenmesi konusunda da toplantıya katılanların
görüş birliği içinde olduğunu söyledi.
"Yunan heyetinin dünkü toplantıya
katılmayacağı yolundaki dedikoduların kendisini
rahatsız ettiğini" ifade eden Van der Linden, "Yunan
parlamenter meslektaşım, bu tür bir toplantıya bana
katılacağını söyleyen ilk kişiydi" dedi.
Talat'ın ziyareti
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Strasbourg'daki
genel kurul toplantılarına davet edilip edilmeyeceğine dair soru
üzerine Van der Linden, bu konuda başkanlık divanının,
Kıbrıs raportörünün hazırlayacağı rapor
doğrultusunda karar vereceğini söyledi.
A.A muhabirinin sorularını yanıtlayan AK Parti
Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, toplantıyı olumlu
bulduklarını belirtti ve bu tür görüşmelerin devam etmesini
dilediklerini ifade etti.
Özdil Nami de yaptığı açıklamada, dünkü
toplantının "çok olumlu bir havada geçtiğini" söyledi.
KIBRIS 20/04/07
Güney Kıbrıs'taki English School'da öğrenim
gören Türk
Gözde SÜREÇ
Güney Lefkoşa'da bulunan English School'da (İngiliz Okulu)
kasım ayında okulda öğrenim gören Kıbrıslı Türk
öğrencilere yapılan saldırı olayıyla ilgili olarak 13
Kıbrıslı Rum dün öğleden sonra Güney Lefkoşa'daki Rum
mahkemesine çıkarıldı. Mahkemeden karar çıkmazken, dava 3
Mayıs tarihine ertelendi.
Kapalı oturum olarak görülen davada, mahkeme salonuna
zanlıların aileleri de dâhil görevliler dışında hiç
kimse alınmadı. Zanlıların birçoğunun mahkemeye
aileleri ile geldiği gözlemlenirken, ailelerin oldukça gergin ve sinirli
oldukları dikkat çekti.
Yaklaşık yarım saat süren mahkemeye, Rum
basını ilgi göstermedi.
22 Kasım tarihinde meydana gelen olaylarda English School'da
öğrenim gören Kıbrıslı Türk öğrenciler, yüzleri kar
maskeli, kara gömleklilerin saldırısına
uğramıştı.
Saldırıda, Mustafa Okur ve Anıl Arı isimli Türk
öğrenciler, Kıbrıslı Rum saldırganlar tarafından
darp edilmiş, saldırının nedeninin Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Simerini gazetesinde çıkan, bir
Kıbrıslı Türk öğrencinin, haç taktığı için
bir Rum öğrenciyi dövdüğüne ilişkin haberler olduğu iddia
edilmişti.
Her iki kesimde de büyük yankı uyandıran olaydan sonra Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıslı Türk
öğrencilerin de eğitim görmekte olduğu İngiliz Okulu'nda
Rum öğrencilerin Kıbrıslı Türk öğrencilere
saldırmaları dolayısıyla kınama mesajı
yayımlamıştı.
KIBRIS 20/04/07
Kıbrıs Türkü vakıflar idaresiyle
tarihine ve bu topraklara sahip çıktı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
halkının Vakıflar İdaresi'ni devralarak, adadaki kültürel
mirasına, tarihine ve üzerinde yaşamakta olduğu topraklara sahip
çıktığını vurguladı.
Vakıflar İdaresi'nin, İngiliz Sömürge Yönetimi
tarafından Kıbrıs Türklerine devrinin 51'inci yıldönümü
dolayısıyla, önceki akşam Lefkoşa Büyük Han'da resepsiyon
düzenlendi.
Resepsiyona, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, bazı bakanlarla milletvekilleri, üst düzey yöneticiler
ile vatandaşlardan oluşan yaklaşık 50 davetli
katıldı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, resepsiyonda
yaptığı konuşmada, verilen mücadeleler sonucu
vakıfların Kıbrıs Türk halkına devrinin, tarihsel ve
önemli bir olay olduğunu söyledi. Talat, bunun; Kıbrıs Türk
halkının adadaki kültürel mirasına, tarihine ve üzerinde
yaşamakta olduğu topraklara sahip çıkması anlamına
geldiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, Vakıflar İdaresi'nin,
İngiliz Sömürge Yönetimi'nde yapması gerekenleri tam olarak
yapamadığını, ancak bugün, yapması gerekenleri yerine
getirdiğini, bununla sadece bugüne değil, geleceğe yönelik de
önemli kazanımlar yarattığını belertti.
Vakıflar İdaresi'nin mal varlığının,
çeşitli dönemlerde yağmalanarak, zayıf düşürüldüğüne
dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, bugün yapılan
çalışmalarla vakfın mal varlığının ortaya
çıkarılmaya çalışıldığını söyledi.
Talat, Vakıflar'a ait önemli fermanların, Türkiye'deki
arşivlerden bulunarak adaya getirilmesinin ve günümüz Türkçesine
çevrilerek elektronik ortama aktarılmasının önemine işaret
ederek, "Ferman ve diğer vakfiyelerin ortaya
çıkarılması, Kıbrıs Türk
varlığının teyidi anlamına geliyor" dedi.
Bu tür çalışmalara, Cumhurbaşkanlığı
olarak katkı yaptıklarını, çalışma
sonuçlarının da Cumhurbaşkanlığı'nın
çalışmalarına katkı sağladığını
anlatan Talat, kültürel mirasa sahip çıkılmasının önemli
olduğunu kaydetti.
Kıbrıs Türklerine devrinin 51'inci yıldönümünde
Vakıflar İdaresi'nin yapması gerekeni
yaptığını belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, çalışmaların bugüne ve geleceği ışık
tuttuğunu belirtti.
Talat, Vakıflar İdaresi'nin yönetim ve tüm
çalışanlarına teşekkür ederek, hayatta olmayanlara rahmet
diledi.
Soyer
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise konuşmasında,
Vakıflar İdaresi'nin her dönemde, ama özellikle İngiliz Sömürge
Yönetimi döneminde, Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda var
olma sürecinde görev yaptığını söyledi.
Soyer, verilen mücadele sonucu İngiliz Sömürge Yönetimi'nin
Vakıflar İdaresi'ni Kıbrıs Türk halkına devretmek
zorunda kaldığını anlatarak, Vakıflar
İdaresi'nin, bugün de yaptığı çok yönlü
çalışmayla aynı amaca hizmet etmeye devam ettiğini ifade
etti.
Arşivlerin düzenlenerek, günümüz Türkçesine
kazandırılmasının önemli olduğunu belirten
Başbakan Soyer, çalışmaların; ekonomik, siyasal ve sosyal
yönden katkısı olduğunu kaydetti.
Ferdi Sabit Soyer, tarihsel süreç içinde, Vakıflar İdaresi'ne
katkı yapan herkesi saygı, ölenleri de rahmetle andı.
İnan
Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin
İnan ise resepsiyonda yaptığı konuşmada, Vakıflar
İdaresi'nin devrinin 51'inci yıldönümünü gururla
kutladıklarına işaret ederek, böyle anlamlı bir günde
resepsiyona katılarak gururlarını paylaşan tüm davetlilere
teşekkür etti.
İnan, bir toplumu toplum yapanın, tarih ve kültürün
yarattığı ortak hafıza olduğuna dikkat çekerek,
"Bu hafızanın korunması, gelecek kuşaklara
taşınması çok büyük bir sorumluluktur. Vakıflar idaresi, bu
sorumluluğu yerine getirme bilinci içerisinde, kendini sürekli
yenileyerek, çeşitli kurum ve kuruluşlarla işbirliği
yaparak, bilimsel teknolojinin en modern uygulamalarından yararlanarak
çalışıyor" dedi.
Tarih ve kültür varlıklarını saklamanın yeterli
olmadığını söyleyerek, bunların korunması ve
geleceğe taşınması gerekliliği üzerinde duran Hüseyin
İnan, bu bilinçle Vakıflar İdaresi'nin
başlattığı bir projeyle 16'ncı yüzyıldan günümüze
ulaşan tüm tabu, hukuk, şeriye kayıtlarının, eldeki
tarihi evrak ve belgelerin restore edilerek ve günümüz Türkçesine çevrilerek
dijital ortama taşınacağını söyledi.
Hüseyin İnan, "önemli ve büyük" olarak
tanımladığı bu projenin gerçekleşmesine katkı
koyan Türkiye Büyükelçiliği ile Türk Arşivciler Derneği'ne
teşekkür etti.
KIBRIS 20/04/07
Rumların KKTC üniversiteleri endişesi
21 Nisan, 2007 17:55:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri
Bakanı Yorgos Lillikas, KKTC üniversitelerinin, tanınmaları
hedefiyle uluslararası düzeyde yaptıkları koordineli
çalışmalardan endişe duyduklarını açıkladı.
Lillikas, KKTC'nin yüksek eğitim
aracılığıyla siyasi ve ekonomik yükselme
çabalarının sonuç vermeye başlamış göründüğünü
belirtti.
Rum kesiminde yayımlan Alithia gazetesi, KKTC'nin üniversiteler
aracılığıyla yükseldiğine işaret ederek, Rum
Dışişleri Bakanı'nın, KKTC'nin üniversiteler
aracılığıyla "zemin
kazandığını" itiraf ettiğini duyurdu.
Gazete, Lillikas'ın bu itirafı, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi
Milletvekili Yorgos Perdikis'e gönderdiği 4 Nisan 2007 tarihli yanıt
mektubunda dile getirdiğini yazdı.
Habere göre, Rum milletvekili Yorgos Perdikis, Lillikas'a 20 Mart tarihli bir
mektup göndererek, Gazimağusa'daki Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin
(DAÜ) harcadığı tanınma çabaları konusunu gündeme
getirdi. Perdikis, mektubunda, Rum yönetiminin, DAÜ'nün, "tamamen siyasi
ve ekonomik hedeflerle" Erasmus/Socrates öğrenci değişim
programına katılarak tanınmayı başarma konusunda harcadığı
çabalara nasıl tepki gösterdiğini sordu.
Perdikis, mektubuna, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven'in gönderdiği
elektronik postaları da ekledi.
Rektör Güven, bu elektronik postalarla Perdikis'e, üniversitesini tanıtmak
amacıyla harcadığı çabalar hakkında bilgi verdi ve
Perdikis'i, konuyla ilgili herhangi bir tereddütü varsa kendisiyle
iletişime geçmekten çekinmemesi çağrısında bulundu.
Lillikas'ın yanıtı: "KKTC üniversiteleri
yasadışı"
Lillikas, Perdikis'e yanıt mektubunda, KKTC üniversiteleri ve yurt
dışındaki tanınmış üniversiteler arasında
yapılan işbirliği anlaşmalarının yükseliş
eğilimi gösterdiğine işaret etti.
Rum Dışileri Bakanı Yorgos Lillikas, Perdikis'e mektubunda,
KKTC'yi "işgal bölgeleri" KKTC üniversitelerine de "yasa
dışı" olarak niteleyerek, KKTC üniversitelerinin
tanınmaları hedefiyle yaptıkları uluslararası
düzeydeki koordineli faaliyetlerinden "özellikle kaygı
duyulduğunu" bildirdi.
DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven aracılığıyla Doğu
Akdeniz Üniversitesi tarafından üstlenilen bu çabanın, 2004
yılı itibarıyla yoğunlaştırıldığını
belirten Lillikas, bu çabalarının, yurtdışındaki
tanınmış yüksek eğitim kurumlarıyla
işbirliği anlaşmaları yapılmasıyla
sonuçlandığını kaydetti.
Rum Dışişleri Bakanlığı'nın,
Kıbrıs Türk üniversitelerinin, "Kıbrıslı
Türklerin eğitim haklarının engellendiği
propagandasının sonuç getirici şekilde engellenmesine özellikle
önem verdiğine" işaret eden Lillikas,
mektubunda, "Kıbrıs Türk üniversitelerinin Avrupa
programlarına katılım çabaları konusunda
Dışişleri Bakanlığı, böyle bir
olasılığı engellemek için uygun önleyici hareketlerde
bulunarak sürekli teyakkuz durumunda bulunuyor" diye yazdı.
BM'ye "KKTC Çocukları Çocuk Hakları Bildirisi" sunulacak
Ulusal Birlik Partisi (UBP), 23 Nisan için eylem programı
belirlediğini açıkladı.
Buna göre, yarın çocuklarla birlikte bazı şehitlikler
ziyaret edilecek; KKTC Çocuk Hakları Bildirisi Ledra Palace'ta BM'ye
sunulacak.
UBP Genel Sekreteri, İskele Milletvekili Nazım
Çavuşoğlu, "Kıbrıs Türkü için büyük anlam ve önem
taşıyan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın bu yıl
sırf 'ulusal egemenlik' kavramından kurtulmak için Barış
Şöleni'ne dönüştürülmesi karşısında halktan ve parti
tabanından gelen seslerle harekete geçerek, bir eylem programı
belirlediklerini" duyurdu.
Çavuşoğlu, UBP heyetlerinin, 5 ilçe
başkanlığının koordinasyonunda çocuk grupları ile
birlikte 22 Nisan Pazar günü bazı şehitlikleri ziyaret ederek, çelenk
koyup, saygı duruşunda bulunacaklarını ve bu sırada
hazırlanan "KKTC Çocukları Çocuk Hakları Bildirisi"nin
de okunarak kamuoyuna açıklanacağını belirtti.
Aynı bildirinin, UBP'den bir heyet tarafından Ledra Palace
Sınır Kapısı'nda BM'ye de sunulacağı kaydedildi.
UBP'nin yarın uygulayacağı programa göre, saat 11.00'de
Taşkent Şehitliği, saat 12.00'de Boğaz Şehitliği
ziyaret edilecek, saat 14.00'de ise BM'ye bildiri sunulacak.
Gazimağusa ilçesindeki Muratağa-Sandallar
Şehitliği; Girne ilçesindeki Karaoğlanoğlu
Şehitliği, Güzelyurt'taki Baf Şehitliği ve İskele'deki
Larnaka Şehitliği de saat 11.00'de çocuklarla birlikte ziyaret
edilecek, saygı duruşunda bulunularak çelenkler konulacak.
KIBRIS 21/04/07
Talat: Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı daha güçlü olur
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutlama etkinlikleri
çerçevesinde oluşturulan çocuk heyetleri, devlet ve hükümet yetkilileri,
komutanlar ile yerel yöneticilere ziyaretler yapıyor.
KKTC genelini temsilen 25 okulun birer öğrencisinden
oluşturulan heyet, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
dolayısıyla dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı
ziyaret etti.
Çocuklara ziyaretleri sırasında Göçmenköy Şehit
Yalçın İlkokulu Müdürü Latife Çobanoğlu ile bazı
öğretmenler eşlik etti.
İlk ziyaretlerini Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a
gerçekleştiren çocuklar, kendileriyle sohbet eden ve okulları
hakkında bilgi alan Talat'a başta Kıbrıs sorunu olmak üzere
sorular da sordular.
"Cumhurbaşkanı'nın görevleri, zor görevlere
rağmen Cumhurbaşkanı olmaktan memnun musunuz? 23 Nisan için
planınız var mı? Cumhurbaşkanı seçildiğinizde ne
hissettiniz?" gibi sorular yönelttiler.
Kıbrıs sorunu olmasa Cumhurbaşkanı sadece temsili
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
"Cumhurbaşkanı'nın görevleri" sorusu üzerine
Anayasa'da belirtilen görevleri anlattıktan sonra,
Cumhurbaşkanı'nın "meşhur" Kıbrıs
sorununu yürüttüğüne de işaret etti ve en önemli görevinin de bu
olduğunu belirtti. Talat, Kıbrıs sorununun olmaması
durumunda Cumhurbaşkanı'nın temsili olacağını
söyledi.
Talat, Cumhurbaşkanı'nın Meclis'ten seçilmesi yerine
halk desteğiyle seçilmesinin daha iyi ve daha güçlü olduğuna da
dikkat çeken Talat, ancak Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın Meclis
tarafından seçilmesine rağmen yetkilerinin halkoyuyla seçilen KKTC
Cumhurbaşkanı'ndan daha fazla olduğunu belirterek, bunu
"tuhaf bir uygulama" olarak değerlendirdi.
Talat, "Ama Kıbrıs meselesi var diye bizde
Cumhurbaşkanı çok önemli bir yer tutar ve ülkenin kaderini
yürütür" dedi.
Talat, başka bir öğrencinin "Zor görevlere rağmen
Cumhurbaşkanı olmaktan memnun musunuz?" sorusuna
karşılık; Cumhurbaşkanı olmaktaki maksadının
"Kıbrıs sorununu kendi inancında doğru bir
şekilde ele almak" olduğunu ifade ederek, kendisinin daha önce
Kıbrıs meselesinin yürütülme şeklini hep eleştirdiğini
ve bunu düzeltmek için de aday olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanlığı görevini insani hizmet veren
"Doktorluğa" da benzeten Talat, Kıbrıs sorununu çözmek
için günün 24 saati çalıştıklarını belirtti.
"Cumhurbaşkanı seçildiğinizi
öğrendiğiniz zaman ne hissettiniz?" sorusu üzerine ise
Cumhurbaşkanı Talat, bu sonucun daha önceden tahmin edildiğini,
kendinin de bunu bildiğini, bu yüzden bunun kendisi için "büyük bir
sürpriz" olmadığını belirtti. Ancak seçildikten sonra
omuzlarında büyük bir ağırlık hissettiğini söyleyen
Talat, ağır bir sorumluluk yüklendiğini anladığını
ifade etti.
Önce Kıbrıs, sonra bürokrasi sorununu çözmek
Talat, görevi süresince en çok Kıbrıs meselesini çözmeyi,
ikinci olarak da bürokrasi sorununu gidermeyi istediğini de dile
getirerek, çocuklara bürokrasi hakkında kısa bir bilgi verdi.
İzolasyonlar kalkacak
"İzolasyonların kalkacağına inanıyor
musunuz?" şeklindeki bir soruya ise "İnanıyorum,
inanmasam mücadele etmem, çünkü izolasyonların ciddi bir
dayanağı yok" diye cevap veren Mehmet Ali Talat,
izolasyonların devam etmesinin mantıklı bir izahının
olmadığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, "Rumlar neden barış
istemez?" sorusu üzerine ise esas sorunun da burada olduğunu ifade
ederek, iki tarafın da ortaklığa aynı katkıyı
koyması ve birlikte hareket etmesi gerektiğini kaydetti.
Soruların ardından Cumhurbaşkanlığı
önünde çocuklarla anı fotoğrafı çektiren Talat, çocuklara 23
Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla hediyeler
verdi.
KIBRIS 21/04/07
Emlak
sektörüne disiplin gelecek
SEKTÖRDEKİ İSTİSMAR ORTADAN KALKACAK...
"Emlakçıların Kayıt ve İşlemleri"
adıyla çıkarılan yeni yasayla sektörün disiplin altına alınacağını
belirten, İçişleri Bakanlığı iskan ve tapudan sorumlu
Müsteşarı Hasan Fındık, "Artık sektörde istismar
ortadan kalkacak ve emlakçılar onurunu kazanacak" dedi
KKTC'de önemli bir iş potansiyeli olmasına ve sektörde
azımsanmayacak miktarda para dönmesine karşın yıllardan
beri yasal mevzuat olmadan faaliyet gösteren emlakçılar, Meclis'ten
geçtiğimiz günlerde geçen yasayla disiplin altına alınıyor.
"Emlakçıların Kayıt ve İşlemleri"
adıyla çıkarılan yeni yasayla, artık her isteyen
emlakçılık yapamayacak ve emlak alanlara güvence getirilecek.
Önümüzdeki günlerde resmi gazetede yayınlanmasının
ardından yürürlüğe girecek yasayla, emlakçılık bir dizi
kuralı yerine getirmekle mükellef profesyoneller tarafından
yapılabilecek ve müşteriyle imzaladıkları sözleşmeler
Tapu Dairesi'nin kontrolü altında olacak.
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan
İçişleri Bakanlığı iskan ve tapudan sorumlu
Müsteşarı Hasan Fındık, "Artık sektörde istismar
ortadan kalkacak ve emlakçılar onurunu kazanacak" dedi.
Yabancılar direktör olamayacak, memurla akrabalık olmayacak
Yasa uyarınca, emlak şirketi kurmak için, esas faaliyetin
emlakçılık olması şart olacak. Şirketin
direktörlerinden en az birinin emlakçı olarak kayıtlı
olması kuralı aranacak ve buna ek olarak yabancılar emlak
şirketlerinde direktör olamayacak. Emlakçı kaydında herhangi bir
tapu ve kadastro memuruyla birinci derece akrabalık olmaması
şartı da aranacak.
Profesyonel emlakçılar dışındakiler ise,
yılda 3 emlaktan fazla satış yapamayacak.
Asgari ücretin 25 katı kayıt ücreti...
Emlak şirketleri, yeni yasayla birlikte ilk kayıt ücreti
olarak asgari ücretin 25 katı oranında ödeme yapacaklar. Buna ek
olarak her yıl bir asgari ücret oranında izin harcı ödenecek.
Emlakçılar Birliği'ne de 100 YTL üyelik aidatı da zorunlu
olacak.
Yasayla, Emlakçılar Birliği'ne ağırlıklı
bir temsiliyet getiriliyor. Yasayı uygulayacak 7 kişilik komisyonda,
3 devlet temsilcisine karşılık 4 birlik temsilcisi yer alacak.
Böylece sektörde yönetim Emlakçılar Birliği'ne, denetim de Tapu ve
Kadastro Dairesi'ne ait olacak.
Yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren tüm emlakçılar 6
ayda kayıt altına alınacak, tümü müracaat edecek. Yasada
öngörülen kurallara uymayanlar veya mükellefiyetlerini yerine getirmeyenler
emlakçı lisansı alamayacak, şirket olarak tescil edilmeyecek.
Sözleşmeler denetim altında olacak, teminat gösterilecek
Yasaya göre, emlakçıyla alıcı arasındaki her
sözleşme avukat aracılığıyla yapılacak ve 21 gün
içinde Tapu Kadastro Dairesi'ne yatırılacak. Devletin
aldığı tapu harçları da bu sözleşme üzerindeki
meblağdan alınacak ve sözleşmede emlakçının komisyonu
da belli olacak.
Sözleşmede, emlakla ilgili imar durumu gibi bilgiler de yer
alacak.
Emlakçı mal satarken sigorta yaptırmak, banka teminatı
veya bir malını ipotek olarak göstermek zorunda olacak. Tercihine
göre 3 yoldan biriyle teminat gösterecek. Böylece sözleşmeye
aykırı bir durum ortaya çıkması halinde, ipotekli
malına veya banka teminatına el konabilecek ya da sigorta
karşılayacak.
İstismar ortadan kalkacak, onurlarını kazanacaklar
İçişleri Bakanlığı İskan ve Tapudan
Sorumlu Müsteşarı Hasan Fındık, TAK muhabirine yasayla
ilgili görüşlerini anlatırken, "Çok önemli, çünkü önemli bir
sektör ve çok sorun yaşandı. Bu yasayla artık güvensizlik
ortamı ve istismar ortadan kalkacak" dedi.
Aynı evin birden fazla kişiye satılması, daha
fazla fiyat veren çıkması üzerine eski satıştan
vazgeçilmesi, sözleşmeye rağmen mülkün teslim edilmemesi gibi
pratikte yaşanan örneklerin artık tarihe
karışacağını vurgulayan Fındık,
"Artık sektörde bu işi düzgün, profesyonelce yapanlar icra
edebilecek. Emlakçılar Birliği de yasaya destek oldu, çünkü
onurlarını kurtaracak. Unutmayın ki bir dönem bu ülkede iskan
dairelerine emlakçıların girişi yasaklanmıştı"
ifadelerini kullandı.
Fındık, piyasada 300 civarında emlakçılıkla
uğraşan kişi veya kuruluş olduğunun tahmin
edildiğini, ancak kesin rakamın bilinmediğini de ekledi.
KIBRIS 21/04/07
AA
Güncelleme: 16:31 TSİ 22 Nisan 2007 Pazar
LEFKOŞA -
Papadopulos, Rum Simerini gazetesine yaptığı açıklamada,
Annan Planını reddetmesinin ardından Kıbrıs Rum
tarafına yöneltilen her türlü eleştiri ve düşmanca tavrın
körleştiğini savunarak, Kıbrıs sorununda gündemi
belirleyen şey bizim girişimlerimizdir dedi.
Annan Planı için yapılan referandumun üzerinden 3 yıl
geçtikten sonra Rum tarafının hayır kararının
haklı çıkıp çıkmadığı yönündeki bir soruya
karşılık Papadopulos, Annan Planının zaman zaman
ifade edilen birçok sebepten ötürü kabul edilemez olduğunu belirterek,
meselenin esasının, Rum halkının çoğunluğunun
aldığı bu doğru ve kurtarıcı nitelikli
kararın haklılığının ortaya çıkıp
çıkmaması değil, çoğunluğun isteğine saygı
duyulması olduğunu söyledi.
Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumu Annan Planı
öncesindeki durumla karşılaştırması istenen Papadopulos,
Her şeyden önce Annan Planını kabul etseydik, daha iyi veya
daha kötü bir konumdan bahsedemeyecektik. Çünkü Kıbrıs
Cumhuriyetinin hiçbir konumu olmayacaktı. Kıbrısın
bölünmesi, hukuki olarak eşit iki varlık olarak geri dönüşü
olmayacak şekilde kalıcılaşacak, referandumu takiben 24
saat içerisinde Kıbrıs Cumhuriyeti dağılarak, gerek
BMye, gerek ABye başvurabilmek için her iki toplumun da
onayının gerekli olacağı yeni bir hukuki varlığa
yerini bırakacaktı. Bugün Kıbrıs Cumhuriyeti ABnin
eşit bir üyesidir. Annan Planını reddetmesinin ardından
Kıbrıs Rum tarafına yöneltilen her türlü eleştiri ve
düşmanca tavır körleşmiştir ve Kıbrıs sorununda
gündemi belirleyen şey bizim girişimlerimizdir dedi.
Papadopulos, referandum öncesinde, Güney Kıbrısın ABye
üyeliğinin, halkın istemediği bir çözümün empoze edilmesi ve
uygulanacak baskılar karşısında daha güçlü bir kalkan
oluşturacağını ve Kıbrıs Rum tarafının
müzakere konumunun güçleneceğini ifade ettiğini hatırlatarak, o
zaman savunduklarının şu anda gerçeğe
dönüştüğünü söyledi.Papadopulos, Annan Planında mülkiyet
sorunu için öngörülen çözümün haksız ve uygulanamaz olduğunu da
savundu.
Zamanın çözümden yana işlemediğinin görüldüğünü, ancak
çözümün zamana bırakılmasının kendi politikaları veya
stratejileri olmadığını kaydeden Papadopulos, ortak kabul
edilebilir bir çözümün sadece kendilerine bağlı
olmadığı görüşünü dile getirdi.
Almanya'nın kararlılığı Rumları paniğe soktu
RUMLAR, GELİŞMELERİ SOĞUTMAYA ÇALIŞIYOR...
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Almanya'nın kararlı
tutumu karşısında paniğe kapılan Rum yönetimi, Rum
Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Bürosu Şefi Tasos
Conis'i salı günü Brüksel'e gönderiyor. Rumlar, Türk tarafı lehine
olan gelişmeleri soğutarak konunun Portekiz dönem
başkanlığına devredilmesini amaçlıyor
Avrupa Birliği Dönem Başkanı Almanya, Kıbrıs
Türkünü ekonomik yönden güçlendirecek Doğrudan Ticaret Tüzüğünü
hayata geçirmek için çalışmalarını sürdürüyor.
Almanya'nın kararlı tutumu karşısında paniğe
kapılan Güney Kıbrıs ise Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büros Şefi Tasos Conis'i
salı günü Brüksel'e gönderiyor.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ekonomik yönden güçlenmesi
gerektiğini belirten Avrupa Birliği Dönem Başkanı
Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğünü hayata geçirmede
kararlı olduğu belirtiliyor.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev'in Brüksel'de Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda
yaptığı temasların olumlu geçmesi üzerine paniğe
kapılan Rum Yönetimi ise karşı atağa geçti.
Rum Yönetimi Başkanlığı Dilomatik Büro Şefi
Tasos Conis Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü engellemek amacıyla
salı günü Brüksel'e gidecek.
Rum Yönetiminin, Almanya'nın kararlı tutumu
karşısında Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili Türk
tarafı lehine olan gelişmeleri soğutarak konunun Portekiz dönem
başkanlığına devredilmesini amaçladığı haber
veriliyor.
Tasos Conis, bu nedenle Avrupa Birliği Dönem Başkanı
Almanya'dan Doğrudan Ticaret Tüzüğünü rafa
kaldırmasını isteyecek.
AB Dönem başkanlığının ise Rum Yönetiminin bu
yaklaşımına sıcak bakmadığı kaydedildi.
Almanya'nın, Rum Yönetimini by-pass eden üçüncü ülkelerle
ticareti düzenleyen 133. maddeye dayandırılan hukuki temeli ileri
götürme kararlılığı karşısında Rum
Yönetiminin protokol 10'u devreye koyarak egemenliğini Kuzey
Kıbrıs'a yayma gayreti içinde olduğu belirtiliyor.
KIBRIS 22/04/07
Rum yönetimi, KKTC üniversitelerinden endişeli
LİLLİKAS, TANINMANIN GERÇEKLEŞMESİNDEN KORKUYOR
... Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, KKTC
üniversitelerinin tanınmaları hedefiyle uluslararası düzeyde
yaptıkları koordineli çalışmalardan endişe
duyduklarını belirterek, KKTC'nin yüksek eğitim
aracılığıyla siyasi ve ekonomik yükselme
çabalarının sonuç vermeye başlamış göründüğünü
bildirdi
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas,
KKTC üniversitelerinin tanınmaları hedefiyle uluslararası
düzeyde yaptıkları koordineli çalışmalardan endişe
duyduklarını belirterek, KKTC'nin yüksek eğitim
aracılığıyla siyasi ve ekonomik yükselme
çabalarının sonuç vermeye başlamış göründüğünü
bildirdi.
Rum kesiminde yayımlan Alithia gazetesi, KKTC'nin üniversiteler
aracılığıyla yükseldiğine işaret ederek, Rum
Dışişleri Bakanı'nın, KKTC'nin üniversiteler
aracılığıyla "zemin
kazandığını" itiraf ettiğini duyurdu.
Gazete, Lillikas'ın bu itirafı, Rum Ekologlar ve Çevreciler
Hareketi Milletvekili Yorgos Perdikis'e gönderdiği 4 Nisan 2007 tarihli
yanıt mektubunda dile getirdiğini yazdı.
Perdikis bilgi istedi
Habere göre, Rum milletvekili Yorgos Perdikis, Lillikas'a 20 Mart
tarihli bir mektup göndererek, Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin (DAÜ)
harcadığı tanınma çabaları konusunu gündeme getirdi.
Perdikis, mektubunda, Rum yönetiminin, DAÜ'nün, "tamamen siyasi
ve ekonomik hedeflerle" ERASMUS/SOCRATES öğrenci değişim
programına katılarak tanınmayı başarma konusunda
harcadığı çabalara nasıl tepki gösterdiğini sordu.
Perdikis, mektubuna, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven'in
gönderdiği elektronik postaları da ekledi. Rektör Güven, bu
elektronik postalarla Perdikis'e, üniversitesini tanıtmak amacıyla
harcadığı çabalar hakkında bilgi verdi ve Perdikis'i,
konuyla ilgili herhangi bir tereddüdü varsa kendisiyle iletişime geçmekten
çekinmemesi çağrısında bulundu.
Lillikas'ın yanıtı
Lillikas, Perdikis'e yanıt mektubunda, KKTC üniversiteleri ve
yurt dışındaki tanınmış üniversiteler
arasında yapılan işbirliği anlaşmalarının
yükseliş eğilimi gösterdiğine işaret etti.
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Perdikis'e
mektubunda, KKTC'yi "işgal bölgeleri", KKTC üniversitelerine de
"yasadışı" olarak niteleyerek, KKTC üniversitelerinin
tanınmaları hedefiyle yaptıkları uluslararası düzeydeki
koordineli faaliyetlerinden "özellikle kaygı duyulduğunu"
bildirdi.
DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven aracılığıyla DAÜ
tarafından üstlenilen bu çabanın, 2004 yılı itibarıyla
yoğunlaştırıldığını belirten Lillikas,
bu çabalarının, yurt dışındaki tanınmış
yüksek eğitim kurumlarıyla işbirliği anlaşmaları
yapılmasıyla sonuçlandığını kaydetti.
Rum Dışişleri Bakanlığı'nın,
Kıbrıs Türk üniversitelerinin, "Kıbrıslı
Türklerin eğitim haklarının engellendiği
propagandasının sonuç getirici şekilde engellenmesine özellikle
önem verdiğine" işaret eden Lillikas, mektubunda şu
görüşlere yer verdi:
"Bu bağlamda, diplomatik temsilcilikler
aracılığıyla ve Eğitim ve Kültür
Bakanlığının işbirliğinde, 'işgal'
bölgelerindeki yüksek eğitim kurumlarının 'yasa dışılık'
niteliği konusunda yabancı ülke hükümetlerini ve uluslararası
örgütleri bilgilendirmeye yönelik sistemli bir plan uygulanıyor.
Kıbrıs Türk üniversitelerinin Avrupa programlarına
katılım çabaları konusundaysa Dışişleri
Bakanlığı, böyle bir olasılığı engellemek
için uygun önleyici hareketlerde bulunarak sürekli teyakkuz durumunda
bulunuyor."
KIBRIS 22/04/07
DNA
Laboratuarı, çok geniş bir alanda hizmet verebilecek kapasitede
çalışabilir
AYSU
BARİ AKTER
KAYIP ŞAHISLAR KOMİTESİ POLİTİKTİR...
Baysal: Kayıp Şahıslar Komitesi'nin %10'u bilimsel, %90'ı
politiktir. Bunu açık söylemek lazım. Ben şahsen bir bilim
adamı olarak, siyasete eğilmek istemediğimi söyledim ve elimden
geldiğince de siyaset dışında kalmaya çalıştım.
Tabii ne kadar siyaset dışında kalmaya çalışsanız
da sizi mıknatıs gibi çekiyor
BİLİM ULUSLARARASI BİR HAVADA
YÜRÜTÜLEBİLİR... "Aslında benim şahsen California'da,
Kanada'da, İngiltere'de ve Türkiye'de projelerim var. Benim Kanada'daki
bir projeyi yürütmek için Toronto'da olmama hiç gerek yok. Oradaki bilim arkadaşımla
bu işleri yürütüyoruz. Bilim dediğiniz şey, uluslararası
bir hava içinde de idare edilebilir. Tabii biz bilim adamları bu
işleri idare etmesini çok iyi biliyoruz. Belli şeyleri yaptıktan
sonra, işler rayına oturuyor ve herkes işini yapıyor. Burada
iyi de bir ekip vardı. İnsanın yanında iyi
çalışanı olduktan sonra, ister Kanada olsun, ister
İngiltere olsun, işbirliği ile birtakım projeleri
yürütebilir görüşündeyim. Ama maalesef, burada böyle olmadı..."
DNA LABARATUARI, KKTC İÇİN ŞANS... "Şu andaki
DNA Laboratuarı, kanser hastalıklarından, kalp
hastalıklarına kadar, alzaimerden, erken tanıya kadar birçok
alanda hizmet verebilir. Hatta sağlık turizminin bile
geliştirilebileceği bir laboratuardan bahsetmekteyiz. Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin bu çalışmalarda tutacağı
yer, aşağı yukarı, %5-10 kadardır. Geriye kalanı
diğer hastalıklara toplumumuzun muzdarip olduğu, diğer
birçok genetik hastalıklara eğilmemiz için bu potansiyeli kullanmamızın
doğru olduğuna inanıyorum..."
KIBRISLI GENLERİ TAŞIYORUZ... "Genler, asırlar
boyunca değişmeyen olgulardır. Adamıza binlerce
yıldır, bin bir türlü kavim gelip geçmiştir. Lüzinyanlar,
Venedikliler, Osmanlılar, Yunanlılar, Araplar buralardan gelip
geçmiş ve genini bırakmıştır. Bir DNA uzmanı
olarak, kimin hangi yöreye bağlı olduğunu, birtakım
çalışmalarla ortaya koyabiliyorsunuz. Biz bunu şu anda
yaşamaktayız. Kıbrıslılık dediğimiz,
bilimsel olarak, bu adada yaşayan insanlara özgü bir gen havzası vardır,
demektir..."
Aysu Basri AKTER
İngiltere'de kraliyet unvanı alan tek Türk olarak
adını tarihe yazdıran dünyaca ünlü moleküler biyoloji ve genetik
uzmanı Dr. Erol Baysal, çalışmalarını KIBRIS'a
anlattı.
Kıbrıs'taki DNA laboratuarının kurucularından
olan Baysal, laboratuarın hacim olarak küçük olmasına rağmen,
çok geniş kapasitede çalışabilecek özellikte olduğuna vurgu
yaparak, kanserden, alzeimere, erken tanıdan talesemiyaya kadar birçok
genetik hastalığın teşhisinde kullanılabileceğini
açıkladı.
Bu kapasitenin kullanılmasının önemine işaret eden
Baysal, özellikle tanı için sağlık kurulu ile yurt
dışına giden birçok insanın ön taramalarının bu
laboratuarda yapılabileceğini bunun da insanlara daha fazla hizmet
sağlarken, devleti de önemli bir mali yükten kurtarabileceğini
vurguladı.
1992 yılında dünyaca ünlü hematoloji profesörü, Dr Hausmann
ile Kıbrıs'ın gen haritasını çıkaran
çalışmalarının yayımlanmasından sonra,
şimşekleri üzerine çeken Baysal, asırlardır birçok
farklı ırkla bir arada yaşayan
Kıbrıslıların, ortak bir gen havuzunda buluşurken,
anavatanları ile ortak gen yapısına sahip
olmamalarının, bilimsel açıdan sürpriz
olmadığını söyledi.
KIBRIS: Kıbrıs'tan ne zaman, nasıl
ayrıldınız, Erol Bey?
E. BAYSAL: Ben 1977 yılında TMK öğrencisiyken, o
zamanlar Türkiye'de terörün zirveye ulaştığı bir dönemde
büyüdüm. Tabii, anne babada evlat korkusu ve komşularımızın
birkaç tanesinin evladını yitirmesinin de ardından, benim de
isteğim üzerine, ailem beni İngiltere'ye tahsile gönderdi.
KIBRIS: O dönem öldürülenler arasında
arkadaşlarınız olan da var mıydı?
E. BAYSAL: Vardı. Kendi arkadaşlarımdan değil de
abim olarak bildiğim kişiler vardı. Biliyorsunuz ilk vurulan
Özer Elmas vardı. Ben O'nu, abim olarak biliyordum. Hatta çok da
yakındık kendisiyle. Onun ölümü tabii beni ve ailemi çok etkiledi.
Ben, aslında, İngiltere'de de tahsil yapmak istiyordum. O zamanlar
savaşın ve barış harekatının verdiği bir
psikoloji vardı. O yüzden, doğru dürüst bir eğitim sistemi yoktu
ama, buna rağmen, ben kendimi İngiltere'de tahsil yapabilecek düzeyde
görüyordum. Böylece, tam 30 yıl önce, İngiltere'ye gittim. Üniversite
tahsilimi, University College of London'da Tıbbi Bilimler Fakültesi'nde
bitirdim. Benim zaten kafamda tıptan başka bir şey yoktu. Ailem
de böyle istiyordu. Benim 1958 şehitlerinden olan dayım da doktordu ve
onun da adı Erol'du. Biraz da bu yüzden istiyordu herkes, tıp
eğitimi almamı. Bizim ailede Erol ismi de çok yaygındır.
Her kardeşin çocuklarından biri mutlaka, Erol'du. Ama tabii
İngiltere'de yabancı bir öğrenci olarak eğitim görmenin çok
büyük dezavantajları var. Yabancı bir öğrencinin bir
üniversiteye girmesi, üstelik tıp okuması, oldukça güçtü. O zamanlar
bir otonom devlet sıfatıyla ve seyahat belgesiyle seyahat ediyorduk.
Ve kişiliğimiz yoktu. Çünkü, bir insana kişiliğini veren
pasaportudur. Özellikle, dış ülkelerde insanlar, sizi pasaportunuza
göre değerlendiriyorlar. Mesela, okuma yazma bilmeyen bir insanın,
Amerikan ya da İngiliz pasaportu olduğunda çok daha tahsilli
birinden, daha iyi davranış gördüğüne şahit oldum. Ben o
şartlarda, Londra Üniversiteleri arasında en iyi üniversitelerden
birine girdim. Onur belgesiyle mezun olduktan sonra, Hematoloji profesörüm,
Kıbrıslı olduğumu öğrenince, benim Kıbrıs
üzerine çalışmalar yapmamı tavsiye etti. Bilhassa Talesemia
konusuna ilgi göstermemi istedi. Bernadette Modell, dünyada, Talesemia'nın
tanrıçası olarak tanınan biridir. Defalarca Kıbrıs'a
da gelmiş, burada çalışmalar yapmıştır. O bana,
'git bu işin ilmini bilimini öğren, doktoranı yap ve kendini
talesemiaya ada' dedi. Nitekim de son 25 yıldır, talesemia ile
uğraşıyorum. Ama tabii bunun yanında birçok genetik
hastalıkla da mücadele ediyoruz. Ben 10 yıl İngiltere'de, 10
yıl Amerika'da 10 yıl da Dubai'de çalıştım.
KIBRIS: Şu anda hala Dubai'desiniz.
E. BAYSAL: Evet. Bir genetik ve talesemi merkezinin
yöneticiliğini yapmaktayım. Benim tabii İngiltere'den Amerika'ya
gitmem biraz da tesadüf sonucu oldu. Royal Free Hospital'de doktoramı
yaptıktan sonra memleketime dönmek istemiştim.
KIBRIS: Ne yapmayı düşünüyordunuz burada?
E. BAYSAL: Biliyorsunuz ilk önce her erkeğin bir askerlik bedeli
vardır. Onu ödeyecektim. 2 yıldan sonra da burada, ya hastanede, ya
da hastanenin talesemia merkezinde sağlık sorunlarıyla ilgilenen
bir doktor olarak kendimi görüyordum. Hatta belki laboratuar açarız,
genetik dalında hizmet verebiliriz diye düşünüyordum. Yıl
1986'ydı. Ama ansızın, New York'tan bir telefon aldım. O
zamanlar ben doktora tezimi yaparken, 10-15 kadar bir yayınım
olmuştu. Ve bir doktora talebesinin yayın yapması çok beklenilen
bir şey değildi. Bu yayınları New York University Medical
Center'de çalışan çok ünlü bir profesör okumuş,
beğenmiş ve beni kendi ekibine almak için telefon açtı. Bana bir
hafta süre tanıdı. Tabii ki Amerika herkesin çalışmak
istediği, özlediği bir yer. Çünkü Amerika'da imkanlar
sınırsız. Ben de soluğu New York'ta aldım bu tekliften
sonra. Daha sonra Güney bölgelerinde Georgia eyaletine geçiyorum. Orada da yine
memleketimizin yakından tanıdığı çok büyük bilim
adamı Prof. Hausmann'nın yanında, 8 yıl
çalışıyorum. 10 yıl Amerika'da kalıp çok büyük
çalışmalar yaptıktan ve 80'i bulan uluslararası
makalelerden sonra, Dubai'den bir teklif alıyorum. Zaten bunun
öncülüğünü de rahmetli Prof. Hausmann yapmıştı. Şu
anda çalıştığım merkezin
açılışını da O yapmıştı. Hausmann
dünyada ilk üçe girebilecek bir bilim adamıydı. Memleketimize de defalarca
gelmiş, talesemia merkezimizi defalarca ziyaret etmiş bir
kişiydi. Tabii biz de kendimizi onun yanında
kanıtlamış olduk. Benimle beraber Türkiye'nin en büyük
hematologları, kan bilimleri profesörleri de hep Hausmann'nın
yanında yetişmiş insanlardır. Ne yazık ki, 1999'da
kaybettik, kendisini. Ama ben Onun teklifiyle son 12 yılımı da
Dubai'de geçirdim.
KIBRIS: Bu arada Kıbrıs'a gelmeyi düşünmediniz mi?
E. BAYSAL: Kıbrıs'ın yakınlarına bir yerlere
gelmeyi düşündüm. Böylece istediğim zaman gelip, istediğimi
yapabileceğimi düşündüm. Nitekim de Dubai çok uzak değil.
Uçağa biniyorsunuz, 3 saat sonra buradasınız. Zaten buraya bu
kadar sık gelmemizin de sebebi bu. İstediğim zaman geliyorum,
gereken işleri yapıp, sonra tekrar evime dönüyorum.
KIBRIS: Buradaki DNA laboratuarını kurdunuz,
kayıpların aranması ile ilgili atılan ilk adımdı
bu. Siz bu projenin başına nasıl geldiniz?
E. BAYSAL: 2 yıl önce, yine bir nisandı. Beni Sn
Cumhurbaşkanımız aradı. O zaman daha Başbakandı
ve proje ile ilgili ne düşündüğümü sordu. Artık kemik
analizlerinin yapılması zamanının çoktan geldiğini
düşünüyordu. Bize nasıl yardımcı olabilirsiniz diye sordu.
Efendim ben bu proje için dünden hazırım dedim. İlk etapta Rum
kesimi ile birlikte BM nezdinde görüşmelerimiz söz konusuydu. Tabii bu
görüşmelere gidebilmek için de elinizde raporların olması
gerekiyordu. Mayıs'ta 5-6 günlüğüne Kıbrıs'a gelerek, bir
bilimsel rapor hazırladım. Bu 30 sayfalık raporu, o zamanlar
Kayıp Şahıslar Komitesi Türk üyesi Sn Rüstem Tatar'ın
eşliğinde, BM nezdindeki bir toplantıda sunduk. Ve böylece
çalışmalara başlandı. Zaten Rum tarafı bu işleri
1999 yılından beri yapıyordu. Bu çalışmaları da
ara bölgedeki genetik enstitüsünde yapıyorlardı. Biz de bunları
biliyorduk. İki toplumlu olarak oluşan bu projenin bilimsel
danışmanlığına da beni getirdiler. Sn Rüstem Tatar ile
çok verimli yıllarımız geçti.
KIBRIS: Sorun yaşadınız mı
çalışmalarınız sırasında?
E. BAYSAL: Bilimsel anlamda yaşamadım. Ama biliyorsunuz, bu
kayıp şahıslar komitesinin %10'u bilimsel, %90'ı politiktir.
Bunu açık söylemek lazım. Ben şahsen bir bilim adamı
olarak, siyasete eğilmek istemediğimi söyledim ve elimden
geldiğince de siyaset dışında kalmaya
çalıştım. Tabii ne kadar siyaset dışında kalmaya
çalışsanız da sizi mıknatıs gibi çekiyor.
KIBRIS: Neler yaşadınız o dönemde?
E. BAYSAL: Benim tabii Rum tarafı ile ezelden beri, son 20
yıldır, bilimsel işbirliğim vardır. Prof. Hausmann,
Kıbrıs'a çok sık gelirdi demiştim, özellikle onunla çok
yakın işbirliklerimiz ve kolayca yürüttüğümüz
çalışmalarımız olmuştu. Bu süreçten de bir takım
işbirlikleri doğdu ve bu ara bölgedeki genetik enstitüsündeki
çalışmaları da içerdi. Kıbrıslıları içeren
birkaç çalışma da yapmıştık. Ben o ekipte çalışanların
birçoğunu çok iyi tanıyordum. Hatta müşterek
yayınlarımız da vardı. Bunların birkaç tanesi de bizim
elimizden geçti, bizim elimizde yetişti. Hatta bunlardan bir tanesi de Rum
kesiminde, kayıp şahıslar projesini idare eden
arkadaşımızdır. Önümüzdeki siyasi engeller de böylece kalkmış
oldu. Birçok konuda uzlaştık. Pürüzler de çıkmadı
değil ama giderdik. Ve en sonunda, kayıp aile fertlerinden kan
alınması safhasına gelindi. Bu aşamaya gelirken de Sn
Rüstem Tatar, emeklilik dolayısı ile aramızdan
ayrıldı. Ben şahsen, o zamanlar da bu işleri uzaktan
kumandalı bir şekilde yürütmeye çalıştım. Tabii
uzaktan ne kadar da kumanda etseniz, işler bazı
arkadaşların istediği gibi olmuyor. Dolayısı ile Sn
Cumhurbaşkanımız benim yerine bir başkasını
buldu.
KIBRIS: Sizin uzakta olmanız sorun mu çıkardı, projede?
E. BAYSAL: Aslında benim şahsen California'da, Kanada'da,
İngiltere'de ve Türkiye'de projelerim var. Benim Kanada'daki bir projeyi
yürütmek için Toronto'da olmama hiç gerek yok. Oradaki bilim
arkadaşımla bu işleri yürütüyoruz. Bilim dediğiniz
şey, uluslararası bir hava içinde de idare edilebilir. Tabii biz
bilim adamları bu işleri idare etmesini çok iyi biliyoruz. Belli
şeyleri yaptıktan sonra, işler rayına oturuyor ve herkes
işini yapıyor. Burada iyi de bir ekip vardı. İnsanın yanında
iyi çalışanı olduktan sonra, ister Kanada olsun, ister
İngiltere olsun, işbirliği ile birtakım projeleri
yürütebilir görüşündeyim. Ama maalesef, burada böyle olmadı.
KIBRIS: Ekip mi profesyonel değildi? Neden yürütemediniz?
E. BAYSAL: Bu konu üzerine pek fazla eğilmek istemiyorum, Aysu
Hanım izninizle.
KIBRIS: Peki Erol Bey kırılmadınız mı? Çünkü,
bu merkezi kurdunuz, en zor dönemi atlattınız, sonrasında da
değiştirildiniz.
E. BAYSAL: Aysu Hanım, sorunuzu soru ile cevaplandırmak
istiyorum. Siz 9 aylık bir hamilelikten sonra bir bebek dünyaya
getiriyorsunuz ve her şeyinizi feda edebileceğiniz bir bebek
tutuyorsunuz kucağınızda. Sonra biri geliyor, sizin
bebeğinizi elinizden alıyor ve size güle güle diyor. Siz nasıl
hissedersiniz?
KIBRIS: Kırılmam tabii. Çok daha kötü hissederdim.
E. BAYSAL: Evet ben de aynı duyguları
yaşamaktayım. Yeni doğan bebeğinizi elinizden
alıyorlar.
KIBRIS: Şu anki ilişkileriniz nasıl?
E. BAYSAL: Şu anda bütün bunlara rağmen, ben yine ülkem
için, halkım için gereken bütün çalışmaları özveri ile
yapacağım kanısındayım. Ve buna inanmasaydım,
bugün burada sizinle bu röportajı yapmazdım. Burada olmamın da
nedeni, ilerdeki projeleri konuşmak içindir. Aslında bu gibi
projelerin yapılmasında, böyle yapıların
oluşmasında, ülkemizde çok bile geç kalınmıştır.
Unutmayınız Aysu Hanım, burası bir genetik hastalıklar
havzasıdır. Küçücük bir DNA laboratuarımız şu anda
mevcuttur. Ama küçüklüğüne rağmen, kapasitesi çok büyüktür. Ama tabii
küçük bir laboratuardan çıkacak büyük işleri de doğru dürüst
profesyonel ve bu konuların uzmanlarının idame ettirmesi gerekir
diye düşünüyorum. Memleketimizde gayet iyi yetişmiş,
dış ülkelerden gelen, eğitimlerini bitirip, şu anda
işsiz durumda olan birçok gencimiz vardır. Hem bu gençlerin önlerini
açmak, hem onlara istihdam sahası sağlamak, hem de güzel ve parlak
bir gelecek için bu gibi projeleri hayata geçirmemiz
kaçınılmazdır. Şu andaki DNA laboratuarı, kanser
hastalıklarından, kalp hastalıklarına kadar, alzaimerden,
erken tanıya kadar birçok alanda hizmet verebilir. Hatta sağlık
turizminin bile geliştirilebileceği bir laboratuardan bahsetmekteyiz.
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin bu çalışmalarda
tutacağı yer, aşağı yukarı, %5-10 kadardır.
Geriye kalanı diğer hastalıklara toplumumuzun muzdarip olduğu,
diğer birçok genetik hastalıklara eğilmemiz için bu potansiyeli
kullanmamızın doğru olduğuna inanıyorum.
KIBRIS: Böyle bir eğilim var mı?
E. BAYSAL: Şu anda laboratuarımız cevap verecek
seviyededir, ama bildiğim kadarıyla şu anda böyle
çalışmalar yapılmıyor. Bu laboratuar yalnızca
kayıp şahısların aile fertlerinden alınan kanların,
DNA izolasyonlarının gerçekleştirilmesi için
çalışıyor.
KIBRIS: Siz bu laboratuarın çalışma alanının
geliştirilmesi için fikir beyan ettiniz mi?
E. BAYSAL: Evet. En yüksek makamımızla konuşmuş
durumdayım. Sn Cumhurbaşkanımız ya da diğer
otoritelerimiz, ne uygun görürse, kendilerine bu konuda yardımcı
olabileceğimi de açık açık belirttim. Ben bugün buradan giderim,
ama yine iddia ediyorum ki, bunun zamanı gelmiştir hatta geç bile
kalınmıştır. Burada her yıl, yüzlerce insan,
sağlık kurulundan geçip, İngiltere'ye, ya da diğer ülkelere
gönderiliyor. Bunlar, önce bir tarama prosedüründen geçip
hastalıklarının, DNA bazında teşhislerinin
yapılmasından sonra sevkleri gerçekleştirilebilir. Zaten
Dubai'deki benim merkezim, bu alanda çalışıyor. Orada son 10
yıldır, İngiltere'ye, her yıl 70 tane hamile
kadını talesemi için erken tanıya gönderiyorduk. Bunların
devlete olan külfeti, milyonlarca sterlin tutuyordu. Şu anda bunları
ben kendi merkezimde kendi ekibimle yapmaktayım ve bunlar inanın, bir
sandviç, ya da hamburger parasına mal oluyor. Nerde her hamile kadın
için 20 bin sterlin ödemek, nerede 20 YTL ödemek. Arada çok büyük fark
vardır. Yani insanlar bu tedavilerini, kendi ülkelerinde, ailelerinden,
çocuklarından, kocalarından uzak olmadan yapabilirler.
KIBRIS: Sizin Kıbrıslı Türkler ve Rumların gen
haritasını çıkaran da bir çalışmanız vardı.
Ne zaman tamamlanmıştı bu çalışma?
E. BAYSAL: Bu çalışmayı biz, 1992 yılında
yayımlamıştık. Hausmann ile çalışmanın
verdiği bir takım avantajlar vardı. Amerika'daydık ve o ortamda,
çok kültürlü dediğimiz bir ortamda çalışıyorduk. Asya'dan,
Avrupa'dan, Avustralya'dan, Amerika'dan doktorlar geliyordu ve bunlarla
çalışıyorduk. Ve herkes geldiğinde şart olarak bir de
kan getirmek zorundaydı. Diyelim ki, Çekoslovakya'dan gelen arkadaş,
bize 100 tane, 200 tane Çekoslovak kanı getirirdi. Rusya'dan gelen
arkadaş, Rus kanı getirirdi. Dolayısı ile dünya gen
haritasını çok iyi kavrayan bir ortamda çalışıyorduk.
Çalışmamız, dünyanın dört bir tarafına yönelikti. Bu
kanlar, bize çalışmaya gelen doktorların kendi
hastalarından izinle aldıkları kanlardan oluşuyordu. Böyle
bir ortamda, benim çok sevdiğim, saydığım, Dr Gülsen
Bozkurt da aramıza katıldı ve O da geldiğinde, yine bize
kan getirdi. Yunanistan, Rum kesiminden, gelenler vardı Türkiye'den gelen
birçok arkadaş vardı. Bunlar şimdi, Türkiye'nin tıp
fakültelerinde, en yüksek konumda olan arkadaşlarımız. Böylece
bu bölgenin haritası çıkmış oldu. Ve biz bunu, British
Journal of Hemotology'de yayımladık. Aslında, bu
yayını yaparken, şimşekleri üzerimize çekeceğimizi
biliyorduk. Çünkü, o zamanki iktidar da bu gibi düşünceleri, projeleri pek
destekleyecek eğilimde değildi.
KIBRIS: Kıbrıslı Türkler ile Rumların ortak bir
gen havuzunda toplandığı, buna karşılık da
anavatanlarla ortak bir gen yapısına sahip olmadıkları
ortaya çıkmıştı, çalışmanız sonucunda.
E. BAYSAL: Evet aynen. Tabii buna baktığınızda
bunun böyle çok da şaşırtıcı bir bulgu
olmadığını gözlemlersiniz.
KIBRIS: Ama genel inanış, Türk kanı ile Rum
kanının aynı olamayacağı üzerine kuruluydu. Milliyetçi
söylemler de bunun üzerine kurulmuştu. Tür kanı Türk
kanıydı inanışa göre. Bu bilimsel olarak nasıl
olabiliyor?
E. BAYSAL: Genler, asırlar boyunca değişmeyen
olgulardır. Adamıza binlerce yıldır, bin bir türlü kavim
gelip geçmiştir. Lüzinyanlar, Venedikliler, Osmanlılar,
Yunanlılar, Araplar buralardan gelip geçmiş ve genini
bırakmıştır. Bir DNA uzmanı olarak, kimin hangi yöreye
bağlı olduğunu, birtakım çalışmalarla ortaya
koyabiliyorsunuz. Biz bunu şu anda yaşamaktayız.
Kıbrıslılık dediğimiz, bilimsel olarak, bu adada
yaşayan insanlara özgü bir gen havzası vardır, demektir. Tabii,
bu işi biz bilimsellikten siyasete dönüştürecek olursak, son 40
yıldır, 63'den sonra bölünmeler oldu, araya milliyetçilik girdi ama,
insanların genleri, nenelerimizin, dedelerimizin genleri
değişmiş değildir.
KIBRIS: Osmanlı genlerinin özellikleri de var mı,
Kıbrıslılar üzerinde?
E. BAYSAL: Osmanlıların da tabii genleri burada mevcuttur.
Zaten bizler Osmanlılardan geldiğimize inanıyoruz. Biz bu
çalışmada, Çukurova bölgesinden de binlerce hasta inceledik ve orada
da gerçekten KKTC'de yaşayan Türklerle, Çukurova bölgesinin, gayet
yakın olduğu ortaya çıktı.
KIBRIS: Yayından sonra neler yaşandı?
E. BAYSAL: Prof. Hausmann ile beraber bu yazıyı
yazdığımızda, burada çalışmaya katkıda
bulunan arkadaşlarımızı da bu makaleye dahil ettik. Ama
birkaç arkadaşımız, belli hassasiyetlerden dolayı,
haklı olarak bu makaleye adının konmamasını rica etti.
Emirzade Arıkan, o zamanlar talesemia derneği
başkanıydı, Gülsen Bozkurt, değerli katkılarda
bulunmuştu, Ayten Berkalp, o zamanlar müsteşardı, Nuray
Yeşiladalı, onların çok büyük katkıları olmuştu.
Ama bunlar dışında, birkaç arkadaş, adının
çıkarılmasını istedi. Biz bu çalışmayı,
Sayın Denktaş'a da ilettik ama cevap gelmedi, biz de yayımladık.
Zaten biz bilimsel açıdan bakıyoruz olaya. Politik birtakım
olumsuz neticeler doğuracağını bildiğimiz halde,
Kıbrıs'ın genetik haritasını
çıkardığımızı biliyorduk. Olumsuz tepkiler geldi,
ama bu işi benimseyen birçok doktor arkadaştan da olumlu tepkiler
aldık. Zaten DNA bilimi yalan söylemez. Ya beyazdır, ya siyah.
İkisi ortası bir şey olmaz.
KIBRIS: Kıbrıs'a yerleşme düşünceniz var mı?
E. BAYSAL: Öncelikle tilkinin dönüp dolaşıp geleceği
yer, kürkçü dükkanıdır. Ama belli bir süreden ve yaştan sona insan
ailesini kurup, çoluk çocuğa karıştıktan sonra, ülkesinin,
doğduğu yer değil, doyduğu yer olduğunun idrakine
varıyor. Tabii ki, ben buraya kalben bağlıyım. Birçok proje
ve yayın yapıp, 1983 yılından beri bunları
yayımladım ve hepsinde de bunu gururla söylüyorum, KKTC ifadesini
kullandım. Bu benim için bir vefa borcudur. Bunu ileride ülkemde
yapabilirsem, memnun olurum. Üstelik, insanın ülkesi için çaba göstermesi
için bir sıfata da ihtiyacı yoktur. Gelmek pek düşündüğüm
bir mevzu değil. Çünkü çocuklarımın eğitimleri, benim için
çok önemli. Dubai'de çok iyi bir eğitim alıyorlar, İngiliz
okuluna gidiyorlar. Bir kız bir oğlan iki çocuğum var.
Oğlum 15, kızım 13 yaşında. O düzeni bozmamak için
elimden geleni yapmaya çalışıyorum. İleride Onlar
üniversite çağına geldiğinde, belki ben de burada daha fazla
zaman geçirebilirim.
KIBRIS: Onların burada yaşamasını ister miydiniz?
E. BAYSAL: Biz onlar büyürken, Türk kültürü ve gelenekleri ile
Onları büyütmek amacındaydık. Benim eşim de
Kıbrıslı Türk. Londra'da tanışmıştık.
Çocuklarımızın bir Türk olarak yetişmesi, bizim için çok
önemlidir. Her yıl, yaz dönemlerini burada geçirerek, Türkçelerini
geliştirmek ve buradaki örf adetleri görmeleri için, son 3-4
yıldır yaz tatillerimizi Kıbrıs'ta geçiriyoruz. Bunun da
çok büyük olumlu sonuçlarını elde ettik. Bugün, iki çocuğum da
çok iyi Türkçe konuşup yazıyorlar. Tabii, bunu Kıbrıs'ta
hiç yaşamadan yapmak durumundaydık ve bunu da
başardığımıza inanıyorum. Zaten evimizde,
elimizden geldiğince Türkçe konuşmaya çalışıyoruz.
İstiklal Marşı'ndan tutun da Fatiha'ya kadar,
çocuklarımızı bu değerlerle büyüttük. Artık bundan
sonra, kendi kendilerini yetiştirecekler. Ama burası, Onlar için en
ideal tatil noktasıdır. Burada yaşasınlar diye bir
önceliğimiz yok. Onlar zaten şanslılar. Amerika'da
doğdukları için Amerikan vatandaşlıkları, annelerinden
de İngiliz vatandaşlıkları aldıkları için çok
milliyetli dediğimiz, bir iki tane kişiliğe sahiptirler. Şu
anki eğilimleri de tahsil için büyük ihtimalle İngiltere olacak diye
düşünüyorum ama, tercih Onların olacak.
KIBRIS: Siz geçen yıl bir kraliyet ödülü
almıştınız. Biraz nasıl olduğunu anlatabilir
misiniz?
E. BAYSAL: 1 Mayıs 2006 yılında verilmişti ödül.
Töreni de 25 Temmuz 2006'da, oldukça görkemli bir şekilde
yapıldı, İngiltere'de. Bilim ve tıpa çok büyük katkıda
bulunan bilim adamlarına verilen ödüller arasında, en büyük ödül
olarak verilen bir ödüldür, bu. İngiltere'de, kraliçenin temsil
ettiği bir kraliyet ödülüdür. Royal College of Physician, doktorların
oluşturduğu bir mesleki kurumdur. Bu kurum da dünyanın en ünlü
tıp adamlarını bir çatı altında topluyor ve her
yıl, dünyanın birçok ülkesinden aday gösterilen doktorları
değerlendirerek, küçük bir liste şeklinde ödüllendiriyor. 2005 yılında,
binden fazla doktor aday gösterilmişti. 2006 yılında da yine
binden fazla doktor aday gösteriliyor ve bu adaylar da Sir, Dame, Lord gibi
unvanlar taşıyan kişiler tarafından aday gösteriliyor.
Bunların arasından da bütün dünyada 9 kişi seçildi, 2005'de.
2006'da da 20 kişiye bu ödül verildi. Bu 20 kişi arasında da tek
Kıbrıslı Türk bendim. Bana verilen bilgi, aynı zamanda,
dünyada bu ödülü alan ilk Türk olduğumdu. Tabii çok muazzam
katkılarda bulunmanız gerekiyor. Bunu sadece yayınlanan birkaç
makaleyle değil, dünyada çığır açacak çalışmalara
attığınız imzayla alıyorsunuz. Benim bilhassa genetik
hastalıklar ve talesemi konularındaki çalışmalarım
için bu ödülü aldım. Bu alanda kullanılan birçok önemli yöntemleri
geliştirmem, bu ödülü almamı sağladı. Adayların ilan
edildiği tarihten itibaren, 2 yıl süre içinde, yüksek konsey, bütün
çalışmalarınızı çok detaylı şekilde
inceliyor. Sonra alt komitelere konu veriliyor ve burada da sicilinize kadar
bakılıyor. Ve bütün konsey üyelerinin tamamından, tam not almanız
gerekiyor, ödüle layık olmak için. Bu unvanı alan kişiler,
İngiltere'de Lordlar Kamarası'nda ve parlamentoda söz hakkına
sahip insanlardır ve bunlar, sağlık reformlarının
danışmanları olurlar.
KIBRIS: Bu söz hakkını kullandınız mı?
E. BAYSAL: Şu anda değil. İnşallah bu söz
hakkını, burada, ülkem için kullanırım. Şu anda biz
Dubai'de, çok sınırsız imkanlarla çalışıyoruz.
Benim amacım, biraz da bu imkanlardan ülkemin yararlanmasıdır.
Bolluklar içerisinde, kimseye soru sormadan istediğimiz her şeyi
alabilecek şekilde çalışıyoruz. Umarım bu
imkanları ülkemin de kullanmasına yardımcı olabilirim.
KIBRIS: Umarım. Erol Bey, bu güzel sohbet için çok
teşekkürler ve iyi yolculuklar.
E. BAYSAL: Ben çok teşekkür ederim Aysu Hanım.
MERKEZ-AYSU-EROL BAYSAL
ALT YAZILAR....ÜÇLÜ FOTOĞRAF....
Dr. Erol Baysal, Tıp Doktorları ve Bilim adamları
Kraliyet Kurumu Başkanı Prof. Dr. Dame Carol Black ve kendisini ödüle
aday gösteren Prof. Dr. Joseph Baron ile ödül töreninde.
DNA Labaratuarı açlışış töreni-25
Ağustos 2006
KIBRIS 22/04/07
Papadopulos: Hayır'ın etkilerini aştık
Referandumun ardından geçen üç yılda, Kıbrıs Rum
tarafının içine düşmüş olduğu olumsuz ortamı
aşmayı başardığını ve "hayır"
demenin olumsuz etkilerini aşıp öne geçtiğini ileri sürdü.
Papadopulos, Kıbrıs sorununun gündemini belirleyen şeyin
Kıbrıs Rum tarafının girişimleri olduğunu
söyledi.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıs Rum
tarafının Annan Planı için gerçekleştirilen referandum
sonrasında uluslararası alanda oluşan olumsuz havayı
atlattığını ve Kıbrıs sorununun gündemini
belirleyen şeyin Kıbrıs Rum tarafının girişimleri
olduğunu söyledi.
Simerini gazetesiyle gerçekleştirdiği röportajında
Papadopulos, "Annan Planı için gerçekleştirilen referandumun
üzerinden 3 yıl geçtikten sonra Rum tarafının 'hayır'
kararının haklı çıkıp
çıkmadığı" yönündeki bir soruya verdiği
yanıtta; Annan Planı'nın zaman zaman ifade edilen birçok
sebepten ötürü "kabul edilemez" olduğunu, "meselenin
esasının Rum halkının çoğunluğunun
aldığı bu doğru ve kurtarıcı nitelikli
kararın haklılığının ortaya çıkıp
çıkmaması değil, çoğunluğun isteğine saygı
duyulması olduğunu" ifade etti.
"Kıbrıs sorununun şu an içerisinde bulunduğu
konumun Annan Planı öncesindekinden daha mı iyi yoksa daha mı
kötü" olduğu şeklindeki bir soruya karşılık
Papadopulos şunları söyledi:
"Her şeyden önce Annan planını kabul etseydik daha
iyi veya daha kötü bir konumdan bahsedemeyecektik. Çünkü Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin hiçbir konumu olmayacaktı. Kıbrıs'ın
bölünmesi, hukuki olarak eşit iki varlık olarak geri dönüşü
olmayacak şekilde kalıcılaşacak, referandumu takiben 24 saat
içerisinde Kıbrıs Cumhuriyeti dağılarak, gerek BM'ye gerek
AB'ye başvurabilmek için her iki toplumun da onayının gerekli
olacağı yeni bir hukuki varlığa yerini
bırakacaktı. Bugün Kıbrıs Cumhuriyeti AB'nin eşit bir
üyesidir. Annan Planı'nı reddetmesinin ardından Kıbrıs
Rum tarafına yöneltilen her türlü eleştiriler ve düşmanca
tavırlar körleşmiştir ve Kıbrıs sorununda gündemi
belirleyen şey bizim girişimlerimizdir."
Papadopulos, referandum öncesinde, "Kıbrıs'ın AB'ye
üyeliğinin halkın istemediği bir çözümün empoze edilmesi ve
uygulanacak baskılar karşısında daha güçlü bir kalkan
oluşturacağını ve Kıbrıs Rum tarafının
müzakere konumunun güçleneceğini" ifade ettiğini hatırlatarak,
o zaman savunduklarının şu anda gerçeğe
dönüştüğünü söyledi.
Annan Planı'nda mülkiyet sorunu için öngörülen çözümün
"haksız ve uygulanamaz olduğunu, tüm Kıbrıs için
ekonomik maliyetinin altından kalkılamaz ve 18 yıllık bir
sürede uygulanacak olmasının da Türk tarafının iyi niyetine
bağlı kalmış olacağını" da iddia eden
Papadopulos "şimdi ise Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmediği konusunda göstergelere sahip olduklarını, şimdi
ise şahısların bireysel mülkiyet haklarının, gerek
tazminatlar gerek iadelerle, siyasi düzenlemeler veya liderler arasındaki
anlaşmalardan bağımsız tutulduklarının
açıkça kabul edilen bir şey olduğunu" belirtti.
Papadopulos, şu anki "güç dengesizliği göz önüne
alındığında, zamanın çözümden yana
işlemediğinin görüldüğünü, ancak çözümün zamana
bırakılmasının kendi politikaları veya stratejileri
olmadığını" savunurken, ortak kabul edilebilir bir
çözümün sadece kendilerine bağlı olmadığını iddia
etti.
Rum hükümetinin Kıbrıslı Türklere yönelik "önlem
paketlerine" de değinen Papadopulos; Kıbrıslı Türklere
yönelik bu önlemlerin iyi bir etki yaratmak amacıyla olmadığını,
Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan desteklenmelerinin
"şaşalı reklâmlarla duyurulmadan, sürekli olarak
yapılan bir şey olduğunu ve kendilerinin ilgilendiren asıl şeyin
Kıbrıslı Türkler arasında yaratacağı sonuçlar
olduğunu" savundu.
Papadopulos, "bu tür önlemlerin açıklanmasının
zamanlamasının neye göre yapıldığı"
yönündeki bir soruya karşılık ise bu tür önlemlerin
açıklanması zamanını belirleyen gerek uluslararası
alanda gerek içte birçok faktör bulunduğunu, bugüne kadar
yaptıkları bu yöndeki girişimlerin, uygun zamanda ve
koşulda yapıldıklarına da inandığını
ifade etti.
KIBRIS 23/04/07
Zaman artık aleyhimize çalışmıyor
KIBRIS MESELESİNDE FİZİKSEL DEĞİŞİM
OLDU... Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal, KIBRIS'a
yaptığı açıklamalarda Kıbrıs sorununda
yaşanan değişimi yorumlayıp, "Kıbrıs
meselesinde fiziksel bir değişim oldu. Kıbrıs Türkü'nün
algılamasında değişiklik var, Kıbrıslı
Rumlar AB'ye girdi. Rumlar çok avantajlı bir konuma geldiler, ama bu
avantajlarıyla kendi beklentilerini elde edemediler. Tüm bunlar
Burgensdock'taki gelişme, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin
izlediği politikaların sonucu" dedi
ZAMAN AYRILIĞI PEKİŞTİRİYOR KAYGISI...
"Batılılar zamanın ayrılığı
pekiştirdiği kaygısını paylaşıyor. Ve
giderek bunu daha çok görüyoruz. Bu kaygıyı bir kere Kıbrıs
Rum basınında ve Yunanistan'da izliyoruz. Konuya yakın olanlar
bu kaygıyı daha çok hissediyor. Uzakta olanlarda da bu kaygı
yavaş yavaş yayılmaya başlıyor. Çünkü sorun giderek
kemikleşiyor"
AVRUPA, PAPADOPULOS'TAN RAHATSIZ... "Avrupa'nın
Papadopulos'tan bir rahatsızlığı var. Çünkü Papadopulos'un
yaklaşımları Avrupa değerlerinin ve çağın
gereklerinin dışında. Olmayacak dualara amin diyor. Bu giderek
daha çok ortaya çıkıyor. Avrupa'nın buna daha ne kadar tahammül
edeceğini bilemiyorum."
BURGENSTOCK'TA ÇÖZÜME ÇOK YAKIN OLUNDU... "Burgenstock'ta
Kıbrıs sorunu ilk defa çözüme çok yakın duruma gelmişti.
Çözüm ilk defa halka sunulacak hale gelmişti. Bu tamamen Türkiye'nin ve
Kıbrıslı Türklerin istekli politikasıyla
olmuştu.."
Türk dışişlerinin deneyimli isimlerinden, Annan
Planı'nın şekillenme döneminde Türkiye delegasyonunun sorumlusu,
eski dışişleri müsteşarı, şu anda Türkiye'nin
Roma Büyükelçiliği görevini yürüten Uğur Ziyal, KIBRIS gazetesi
köşe yazarlarından Hasan Hastürer'in Kıbrıs sorunu ağırlıklı
sorularını yanıtladı.
Ziyal, Papadopulos'un izlediği politikanın Avrupa'da
rahatsızlık yarattığını belirtip,
"Avrupa'nın Papadopulos'tan bir rahatsızlığı var.
Çünkü Papadopulos'un yaklaşımları Avrupa değerlerinin ve
çağın gereklerinin dışında. Olmayacak dualara amin
diyor. Bu giderek daha çok ortaya çıkıyor. Avrupa'nın buna daha
ne kadar tahammül edeceğini bilemiyorum. Fakat, Papadopulos'un
Avrupalıları rahatsız eden politikalarına
karşılık doğru olan bizim yolumuz zaman içinde bizleri
koyduğumuz hedeflere ulaştıracaktır" dedi.
Uğur Ziyal, Kıbrıs'ta zamanın
ayrılığı pekiştirmekte olduğu
kaygılarıyla ilgili bir soruya ise şu yanıtı verdi:
"Batılılar zamanın ayrılığı
pekiştirdiği kaygısını paylaşıyor. Ve
giderek bunu daha çok görüyoruz. Bu kaygıyı bir kere Kıbrıs
Rum basınında görüyoruz. Yunanistan'da görüyoruz. Konuya yakın
olanlar, bu kaygıyı daha çok hissediyor. Uzakta olanlarda da bu
kaygı yavaş yavaş yayılmaya başlıyor. Çünkü sorun
giderek kemikleşiyor."
Türkiye'nin Roma Büyükelçiliğinde gerçekleşen görüşmede
Hasan Hastürer'in soruları ve Uğur Ziyal'ın verdiği
yanıtlar şöyledir.
H. Hastürer: Kıbrıs'ı çok iyi bilen bir büyükelçi olarak
Burgenstock'u yaşadınız. Kıbrıs sorunu
bakımından şu an hangi noktadayız?
U. Ziyal: Kıbrıs meselesinde fiziksel bir değişim
oldu. Kıbrıs Türkünün algılamasında değişiklik
var, Kıbrıslı Rumlar AB'ye girdi. Rumlar çok avantajlı bir
konuma geldiler ama bu avantajlarıyla kendi beklentilerini elde edemediler.
Tüm bunlar Burgensdock'taki gelişme, Kıbrıs Türk
tarafı ve Türkiye'nin izlediği politikaların sonucu.
H. Hastürer: Burgenstock'ta her koşul altında
kazanacağımız ya da kaybetmeyeceğimiz bir politik konumda
mıydık?
U. Ziyal: Bana göre o konumdaydık. Çünkü eğer çözüm
olsaydı, çözümün getirecekleriyle ilerlemeye çalışacaktık,
çözüm olmadığı zaman da gerçeklerin ortaya
çıkardığı bir ilerlemeyle buluşacaktık.
H. Hastürer: Burgenstock'ta çözüme çok yakın olduk mu?
U. Ziyal: Burgenstock'ta Kıbrıs sorunu ilk defa çözüme çok
yakın duruma gelmişti. Çözüm ilk defa halka sunulacak hale
gelmişti. Bu tamamen Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin
istekli politikasıyla oluştu.
H. Hastürer: Avrupa'da Roma gibi önemli bir başkentte
büyükelçisiniz. Türk dış politikasını çok iyi biliyorsunuz.
Avrupalıları, kapalı kapılar ardında söyledikleriyle
dışarıda söyleyip, yaptıkları bir biriyle
buluşmuyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
U. Ziyal: Gördüğüm kadarıyla Avrupalıların kendi
kafaları içinde bir karışıklık var. Ne
olacaklarını, ne yapacaklarını, AB'nin nereye
gideceğini, nasıl Avrupa olacağı konusunda aralarında
bir görüş birliği yok.
Son dönemde globalizasyonun getirdiği etkilerin, menfi
yansımaları var. Bütün bu gelişmelerin içinde Avrupalılar
kendi yöntemlerini bulacaklardır.
Ama bence doğru olan hakikaten yapmakta olduğumuzdur. Bizim,
Türkiye ve KKTC olarak muasır standartlara ulaşmamız lazım.
Bunu başardığımız zaman zaten Türkiye'nin
üyeliği sorun olmaktan çıkacaktır.
H. Hastürer: Papadopulos'un izlediği politika onay görmüyor, ama
sonunda da tanınmış bir ülkenin Cumhurbaşkanı olarak
muamele görüyor. Avrupa bu tutuma daha ne kadar dayanacak?
U. Ziyal: Avrupa'nın Papadopulos'tan bir
rahatsızlığı var. Çünkü Papadopulos'un
yaklaşımları Avrupa değerlerinin ve çağın
gereklerinin dışında. Olmayacak dualara amin diyor. Bu giderek
daha çok ortaya çıkıyor. Avrupa'nın buna daha ne kadar tahammül
edeceğini bilemiyorum. Fakat, Papadopulos'un Avrupalıları
rahatsız eden politikalarına karşılık doğru olan
bizim yolumuz zaman içinde bizleri koyduğumuz hedeflere
ulaştıracaktır.
H. Hastürer: KKTC tarafı olarak tanınma istemediğimizi,
ayrılıkçı olmadığımızı söylüyoruz. Ama
zaman da sanki ayrılığı pekiştiriyor. Bu
kaygıyı batılılar paylaşmıyor mu?
U. Ziyal: Batılılar zamanın ayrılığı
pekiştirdiği kaygısını paylaşıyor. Ve
giderek bunu daha çok da görüyoruz. Bu kaygıyı bir kere
Kıbrıs Rum basınında görüyoruz. Yunanistan'da görüyoruz.
Konuya yakın olanlar bu kaygıyı daha çok hissediyor. Uzakta
olanlarda da bu kaygı yavaş yavaş yayılmaya başlıyor.
Çünkü sorun giderek kemikleşiyor.
H. Hastürer: Kıbrıs Türk tarafı bu kemikleşmiş
hali lehine çevirebilecek mi? Diplomaside koşullar ne olursa olsun
kazançlı çıkmaya başarmak önemli...
U. Ziyal: Gerek diplomatların gerekse sivil toplum temsilcilerinin
amacı mevcut durumdan kazanç sağlamaya yönelik olmalıdır.
Doğru yolda gidersek, gerçekleri doğru değerlendirirsek niye
başarmayalım. Çünkü bizim konumumuz haklı olan haklı
konumdur.
H. Hastürer: Avrupa'dan Kıbrıs'a baktıkları zaman
Kuzey Kıbrıs'ı nasıl görüyorlar?
U. Ziyal: Avrupalılar Kuzey Kıbrıs'ı, Kuzey
Kıbrıs gerçeğini yeterince tanımıyorlar. Türkiye için
geçerli olan sorunlar KKTC için de geçerli. Gerçekten her iki ülkede çok ileri
demokrasi var. Oturmuş kurumlar var. Avrupalılar bunların tam
farkında değiller. Kıbrıs'a gidip geldikleri ve
Kıbrıslı Türkler Avrupa'ya gelip gittikleri ölçüde bu imaj
değişecektir.
Türkiye'nin imajı, Türkiye'deki değişimle birlikte
değişiyor ve dışarıya yansıyor. Kuzey
Kıbrıs'taki değişim ne kadar yansıdı, onu tam
olarak bilemiyorum. Ama Kuzey Kıbrıs'taki değişimin
Avrupalılar tarafından daha iyi tanınması gerektiğine
inanıyorum.
H. Hastürer: Tanıtmak ve kendinizi anlatmak için kulüp
kapısından içeride olmak gerekiyor. Bizi tanımak, bizimle ilgili
bilgi sahibi olmak isteyenlerin bize en azından bu bağlamda
fırsat yaratması gerekmiyor mu?
U. Ziyal: Gerekiyor. Bunun sorumluluğu içindeler. AB'nin
Türkiye'ye karşı da bir bütün olarak sorumlulukları vardır.
Tek tek Avrupa ülkelerinin de sorumlulukları var. Eğer
barıştan, çözümden, birlikte yaşamadan yanaysalar bunu
politikalarına da uyarlamaları gerekir.
H. Hastürer: Kıbrıs sorunu çözümsüz bir sorun. Ama
faturayı tek yanlı olarak Kıbrıslı Türkler ödüyor.
Avrupa'da insan hakları yükselen değerler arasındadır.
İnsan Hakları bağlamında Kıbrıslı Türklere
haksızlık yapıldığını göremediklerini
sanmıyorum. Görüyorlarsa nite adım atamıyorlar?
U. Ziyal: Bunu tabii Avrupalılara sormak lazım. Zaten bu
soruyu Avrupalılara soruyoruz. İnandıkları değerlerin
gereklerini yerine getirmediklerini her zaman anımsatıp, soruyoruz.
Tatminkar bir cevap alabildiğimizi de söyleyemem.
H. Hastürer: Kıbrıs sorununu çok iyi bilen bir diplomat
olarak kısa, orta ve uzun vadede Kıbrıs'ta neler bekliyorsunuz?
U. Ziyal: Çok doğru bir soru sordunuz. Bu çok
değişkenlere bağlı bir gelişme olacaktır. Ama
benim söyleyeceğim, kendimize güvenmemiz, kurumlarımızı
sahip çıkmamız lazım. Kendimize güvenip, kurumlarımıza
sahip çıkıp, hepimiz de toplum ve devlet içinde gerekli
fedakarlığı yaptığımız zaman düzlüğe
çıkacağız. Sabır gerekiyor.
Kırk yıldır çözülmeyen bir sorun var. Tarihte zaman
kıyası yapıldığı zaman kırk yıl çok
uzun bir zaman değildir.
Zamanın artık aleyhimize
çalıştığını düşünmüyorum, zaman artık
aleyhimize çalışmıyor. Rum tarafı şu anki
politikayı sürdürürse zaman daha da lehimize çalışacak.
KIBRIS 23/04/07
İngilizlerden "hazine
avcılığı"
ÖDÜLLERİ TALAT VERDİ... Karaman, Sadrazamköy, Koruçam,
Çamlıbel, Kozan, Karşıyaka ve Karaoğlanoğlu
arasındaki 60 millik parkurda arabalı olarak düzenlenen Pegasos Cars
Treasure Hunt (Hazine Avcılığı) etkinliğinde dereceye
girenlere Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ödül verdi
Girne Karaman bölgesinde yaşayan İngiliz uyruklu KKTC
vatandaşları Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Hastanesi Diyaliz
Ünitesi yararına dün "Treasure Hunt" (Hazine
Avcılığı) adı altına bir araba etkinliği
düzenledi.
Organizasyonunu Karaman'da yaşayan İngiliz Brian ve Corine
çiftinin yaptığı ve dün sabah saat 10:00'da Karaman'dan
başlayıp Girne-Güzelyurt Anayolu Kayalar kavşağı
Sadrazam, Koruçam, Çamlıbel, Kozan, Karşıyaka ve
Karaoğlanoğlu Lemar yanı Pegasos Restoran önünde sona eren 60
millik özel parkurda gerçekleştirilen Pegasus Cars Treasure Hunt
etkinliğine 39 araba katıldı.
Treasure Hunt etkinliğinde katılımcılara arabayla
kat edecekleri parkurda yol haritası ve çeşitli genel kültür
soruları yanında içerisinde yaşadıkları
Kıbrıs Türk toplum ve kültürünü daha iyi tanıyabilmelerini
sağlayacak özel sorular soruldu.
Startını Cumhurbaşkanı Müsteşarı
Raşit Pertev'in yaptığı Pegasus Cars Treasure Hunt'ta
dereceye girenlere ödülleri dün saat 15:00'te Pegasos Restoran'da düzenlenen
törenle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat verdi.
Karaman'daki Pegasus Cars Treasure Hunt etkinliğine eşi
Refiye ve oğlu Sinan Pertev ile birlikte katılan Raşit Pertev
start öncesinde kısa bir konuşma yaptı.
Raşit Pertev, Kuzey Kıbrıs'ta aynı yaşam ve
geleceği paylaşan İngilizlerin Kıbrıslı Türkler
için yapmakta olduklarını takdirle
karşıladıklarını belirterek, adanın diğer
kesiminde yaşayan Kıbrıslı Rumların Kıbrıs
Türkü'ne olan bakış açısı ve söylemlerinin kötü
olmasının "onların sorunu" olduğunu söyledi.
Pertev, Kıbrıs Türkü'nün kendi yolunda
yaşamını sürdürmeye devam edeceğini kaydetti.
"Adanın diğer tarafında kötü komşu varsa ve
bakmakta olduğu kendi küçük penceresinden Kıbrıs Türkü için kötü
şeyler söylüyorsa bu onlar için çok kötü. Aynı gemide olan bizler
birlikte kendi yaşantımızı yaşamaya devam
edeceğiz" şeklinde konuşan Pertev, Kuzey
Kıbrıs'ta yaşam süren İngilizlerin Kıbrıs Türkü
için yapmakta olduklarını takdirle karşıladıklarını
dile getirdi.
Girne Karaman'da ikamet eden İngiliz Brian ve Corine Hardy çiftinin
organize ettikleri Karaman, Sadrazamköy, Koruçam, Çamlıbel, Kozan,
Karşıyaka ve Karaoğlanoğlu arasındaki 60 millik
parkurda arabalı olarak düzenlenen Pegasos Cars Treasure Hunt (Hazine
Avcılığı) etkinliğinde dereceye girenlere
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ödül verdi.
Calire Hawkins'in birinci, John Mockridge'in ikinci ve Robert Beavis'in
üçüncü olduğu etkinliğin ödül töreni saat 15:00'te
Karaoğlanoğlu Lemar yanında bulunan Pegasos Restaurant'ta yer
aldı.
Talat: İzolasyonların kalkması için önemli
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ödül töreninde
yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs'ın
İngilizce konuşan vatandaşları olarak
Kıbrıslı Türklerle dostane ve iyi ilişkiler içerisinde
bulunan İngilizlerin dün Burhan Nalbantoğlu Hastanesi Hemodiyaliz
Ünitesine katkı yapmak için gerçekleştirdikleri Pegasos Cars Treasure
Hunt etkinliğinden büyük memnunluk duyduğunu ifade ederek, böylesine
anlamlı etkinliği organize edenleri, sponsorları ve katkı
koyanları kutladı.
Uluslararası topluluğun bir parçası olarak Kuzey
Kıbrıs'ta yaşayan İngiliz uyruklu vatandaşların
Kıbrıs Türkü ile KKTC üzerindeki izolasyonların
kaldırılmasına olumlu katkı yapacağına
inandığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, bu
inanların uluslararası topluluğun bir parçası olmaları
ve izolasyonların da bu topluluktan gelmesi nedeniyle yardım ve
katkılarının önemli rol oynadığını kaydetti.
"İngilizce konuşanların Kıbrıs Türk
kültürünün bir parçasını oluşturması bizleri çok memnun
ediyor. Kıbrıs Türkü böyle bir toplumun Kuzey Kıbrıs'ta
yaşıyor olmasından hoşnuttur" diyen Talat,
İngiliz toplumunun yardım ve diğer amaçlı etkinliklerine
bundan sonra da devam etmesini isteyerek bu tür aktivitelerin Kıbrıs
Türk kültürünü zenginleştirmekte olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı konuşmasının sonunda
Kıbrıs Türkü'nün İngilizlere olan duygularında samimi
olduklarını ve gerçekten onları sevdiğini belirterek,
Kıbrıslı Türklerin kültürlerine yapılan bu katkıdan
gurur duyduklarını söyledi.
KIBRIS 23/04/07
Klerides, S-300 füzeleri krizinin perde arkasını
anlattı
Eski Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides, 1993-2003 tarihleri
arasında yaşanan olayları kapsayan bir kitap yazdı.
Yunan basının alıntılar
yayımladığı, 30 Nisanda piyasaya çıkacak "Bir
Dönemin Belgeleri 1993-2003" adlı kitabında Klerides, 1998
yılında yaşanan S-300 füze krizi ve Annan Planına da
değindi.
Klerides, dönemin Yunanistan Savunma Bakanı Akis Çohacopulos'un
kendisine füzelerin Rum kesimine yerleştirilmesinden yana olduğu
mesajını gönderdiğini, ama aynı gün Atina'da yapılan
toplantıda "Girit'e konuşlandıralım" önerisini gündeme
getirdiğini anlattı.
Atina'da 17 Aralık 1998 tarihinde yapılan bu toplantıda,
dönemin Yunanistan Dışişleri Bakanı Teodoros Pangalos'un da
tepkisiyle karşılaştıklarını belirten Klerides,
Pangalos'un, Rum yönetiminin Rusya'ya füze sipariş ettiğinden Atina'nın
haberi olmadığı için dışarıya karşı güç
durumda kaldıklarından şikâyet ettiğini yazdı.
Klerides, dönemin Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'in
füzelerin Rum kesimine götürülmesine kesinlikle karşı olduğunu,
füzelerin Adaya götürülmesi, ama sandıklarından
çıkarılmaması önerisini dahi reddettiğini
açıkladı.
Simitis'in kendisine füzelerin Girit'e gönderilmesinin siyasi
faturasını ödemeye hazır olduğunu da söylediğini
kaydeden Klerides, kendisinin de füzelerin Girit'e götürülerek
sandıklarından çıkarılmamasını ve Rum kesiminin
AB üyeliği konusunda koz olarak kullanılmasını
önerdiğini ve füzelerin Girit'e gittiğini belirtti.
Annan Planı
Kıbrıs Rum kesimindeki başkanlık seçimlerinde Tasos
Papadopulos'a mağlup olmasından sonra Annan Planı'na
ilişkin çabalarını sürdürdüğünü bildiren Klerides,
planının reddedileceğini anladığı için BM, AB ve
ABD'ye referandumun ertelenmesi önerisini götürdüğünü, ama bu önerisinin
kabul görmediğini kaydetti.
Annan Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesinin Türk
tarafının lehine olduğu değerlendirmesinde bulunan
Klerides, uluslararası toplumun çözüm isteyen tarafın Türkler
olduğuna inandığını belirtti ve çözüm
bulunamamasının zaman içinde KKTC'nin "de facto" (fiilen)
tanınmasına yol açacağı yorumunu yaptı.
Klerides, "Uluslararası hukuk şu anda Türk
tarafını (KKTC) sadece 'de facto' bir rejim olarak görüyor ve onu
hukuki varlığıyla tanımıyor. Ancak, uluslararası
hukuk uzun süreli 'de facto' rejimleri egemen devlet olarak görmemekle birlikte
bir süre sonra onlara yasallık tanıyor. Şu anda, Avrupa
mahkemesinin bazı kararlarını göz önüne alırsak, Türk
tarafının (KKTC) egemenliği olmayan yasal bir devlet olarak
tanınma tehlikesi çok büyük" görüşünü dile getirdi.
KIBRIS 23/04/07
Erdoğan: KKTC, asla kaybetmedi
Erdoğan, Bursa'daki temasları çerçevesinde Bursa Ticaret ve
Sanayi Odası'nı ziyaret etti.
Burada bir konuşma yapan Erdoğan, çeşitli şeyler
yanında Kıbrıs konusuna da değindi.
Açıklamalarında bazı olumlu gelişmelere örnekler
veren ve bunların AK Parti döneminde olduğunu anlatan Erdoğan,
şunları kaydetti:
"Buna durmadan Kıbrıs'ı sokuşturmak çok
yanlış bir politikadır. Kıbrıs asla
kaybetmemiştir. Sürekli kazanmaktadır. 4.5 yıl öncesine kadar
Kıbrıs'ta yatırım yoktu. İki tane otel
dışında hiçbir şey yoktur. Ama şimdi bakın
yepyeni oteller yapılmaya başlandı. Sayıları 15'i
falan buldu. Dünyanın çeşitli yerlerinden yatırımcılar
Kıbrıs'a gelmeye başladı. Altyapı, üstyapı
yatırımları devam ediyor. Kişi başına milli gelir
biz göreve geldiğimizde 4700 dolar civarındaydı. Şimdi 12
bin dolar durumuna geldi. Bizden ileri konuma geldi. Neyle? Anavatan gerekli
desteği veriyor. Bununla oluyor bu iş. Kaybettin. Neyi kaybettin?
Kaybettikleri ne? Çıkın bir tane somut bir şey söyleyin. Bunu
söyleyemiyorlar. 4.5 yıl öncesine kadar dünyada hiçbir siyasi itibarı
olmayan bir Kıbrıs vardı ama şu anda
cumhurbaşkanından başbakanına, bakanlara kadar siyasi
davetlerle itibar gören bir Kuzey Kıbrıs var. Dünyanın
çeşitli ülkelerinde ofislerini açan bir Kıbrıs var. Ticaret
heyetlerinin geldiği ve oradan da çeşitli ülkelere davet
edildiği bir Kuzey Kıbrıs var. İtibarı şimdi
kazanıyor Kuzey Kıbrıs. Daha önce niye kazanamadı bu
itibarı?"
Avrupa Birliği
Türkiye'nin AB yol haritasını belirlediğini belirten
Başbakan Erdoğan, "Alsalar da almasalar da umurumuzda
değil" dedi.
Türkiye'nin bacalarının tüteceğini kaydeden
Erdoğan, kurumların hepsinin oluştuğunu, AB üyesi ülkelerde
ne varsa Türkiye'de de olacağını bildirdi. Erdoğan,
"İster alsınlar, ister almasınlar. Biz yolumuza devam
edeceğiz. Nerede ne var hepsi belli. Ama bir oyalamadır gidiyor.
Biliyorsunuz bir faslın açma kapaması yapıldı. Son
gidişimde de Almanya'da Sayın Merkel ile bunu görüştük. 4
faslın da Haziran sonuna kadar açılışını
yapacaklarını söylediler" şeklinde konuştu.
KIBRIS
23/04/07
Talat: Çözüm istiyorum, tanınma değil
Talat'ın yaptığı röportaj, "Cyprus
Diyalogue" ve "Alithia" gazetesinde yer aldı. Alithia
Gazetesi, Cumhurbaşkanı Talat'ın röportajını
"Talat: Çözüm İstiyorum, Tanınma Değil"
başlıkları altında verirken Talat'ın, "8 Temmuz
anlaşması konusunda Papadopulos'un dünyaya yanlış mesajlar
verdiğini, 8 Temmuz anlaşmasının amacının özlü
müzakerelere zemin hazırlamak olduğunu, ancak Papadopulos'un bu
anlaşmaya saplantılı kalarak Annan Planı'ndan kurtulmak
için bu anlaşmayı kullandığını"
söylediğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat; 8 Temmuz süreci için
gerçekleştirilen görüşmelerde sonuca varılamamasının
sebebinin Kıbrıs Rum tarafının mülkiyet konusunu
"gündelik" konuymuş gibi görüşmek istemesi olduğunu
belirtirken, Lokmacı barikatının açılmamasının
sebebinin ise Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un
"işine gelmemesi" olduğunu ifade etti.
Talat, Papadopulos'un iki taraf arasındaki ilişkilerin
iyileştirilmesini değil, "%18'lik bir azınlık"
olarak gördüğü Kıbrıslı Türklerin asimile edilmesi
olduğunu vurgularken, kendisinin "Birleşik Kıbrıs
politikasını gütmekte olduğunu" belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat; Kıbrıs sorununun çözümüne
ilişkin "umutsuz" olduğunu ve Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos'un 2008 yılında Güney
Kıbrıs'ta yapılacak başkanlık seçimlerini yeniden
kazanması ihtimalini düşündükçe umutsuzluğunun
arttığını da sözlerine ekledi.
KIBRIS 23/04/07
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 17:52 TSİ 24 Nisan 2007 Salı
ANKARA
- AK Parti Grubunda konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
partisinin cumhurbaşkanlığı adayının
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül olduğunu söyledi.
Başbakan
Erdoğan, cumhurbaşkanlığı ile ilgili
açıklamasından önce muhalefeti eleştirdi: TBMMnin
açılışının 87. yıldönümünde milletimizin umut ve
beklentilerini boşa çıkarmadık, bundan sonra da çıkarmayacağız.
11. cumhurbaşkanı seçimi için aday belirleme sürecinde bütün
seviyeleri zorlayan tartışmalara bizler tenezzül etmedik. Meclis
çatısı altında Meclise yakışmayan bir siyaset üslubu
karşısında biz milletin vakarını temsil ettik.
Bazılarının siyasi ömrü kavga ve kısır
çekişmelerle geçti. Milli egemenlik bayramında özel bir gündemiyle
toplandığımız günde buna uygun hareket edebilselerdi,
onlarında bu ülkenin huzur ve istikrarına katkıları
olurdu.
Erdoğan,
cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde
geniş bir mutabakat aradığını belirterek, Dün gece
01.30a kadar çalıştık. Bugüne kadar böyle geniş bir
kamuoyu araştırması hiç yapılmadı. Milletvekillerinin,
partililerin ve halkın nabzını tuttum. Muhalefet ise
adayını açıklamadı. Biz makam ve mevkilere kilitlenseydik
Türkiyenin taleplerini karşılayamazdık. İstiyoruz ki,
Çankaya, halkıyla daha da fazla bütünleşsin.
Aday
olarak öne çıkan isim gerekli bütün vasıflara haiz. cumhuriyetimizi
de milletimizi de güçlendirecek, milletimizi bütün değerleriyle bütün
olarak kucaklayacaktır. Bu isim aynı zamanda birçok mevkide
yaptığı görevlerle gayet iyi bildiği bir isimdir. Bu
nedenle adayın daha önce açıklanmamasını ve bütün
okların üzerimde toplanmasını çok faydalı bir zemin olarak
gördüm. Şahsıma gösterilen bu teveccühten dolayı sizlere teşekkürü
bir borç biliyorum. Milletimiz bizi bırakmadı, kimsede bizden
milletimizi bırakmayı beklemesin. Bu uzun soluklu yolculuğu
devam ettireceğiz. Atatürkün bahsettiği muasır medeniyet
seviyesine çıkmak lafla değil koşmakla oluyor, özde oluyor. 11.
cumhurbaşkanlığı adayı için yaptığı son
değerlendirmeler neticesinde bir isim ortaya çıktı. O da bu
harekete beraber kurduğumuz Abdullah Gül kardeşimdir. Nihai karar
TBMMnindir diye konuştu.
TBMM
Danışma Kurulu, cumhurbaşkanı seçim turlarının
tarihlerini belirledi. Buna göre, seçimin ilk turu 27 Nisan Cuma, 2. turu 2 Mayıs
Çarşamba 3. turu 9 Mayıs Çarşamba son tur ise 15 Mayıs
Salı günü yapılacak
NTV
Güncelleme: 17:46 TSİ 24 Nisan 2007 Salı
LEFKOŞA
- Rum Filelefteros gazetesinin haberine göre, Gül, bu talebi, Genel Sekreterle
Şubat ayında New Yorkta yaptığı görüşmede gündeme
getirdi. Gazeteye göre, talep kabul edilmedi ancak Birleşmiş
Milletler, Gülün isteğini not etti.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs özel
temsilcisi Michael Möller, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Başbakanı Ferdi Sabit Soyerin de sert eleştirilerine hedef
olmuştu.
Soyer, Türk tarafına hiç geçmeyen ve ilişkilerini Rumlarla
sınırlayan Möllerin tarafsız olmadığını
savunmuştu.
NTV
Güncelleme: 15:12 TSİ 24 Nisan 2007 Salı
İSTANBUL
- Avrupa Parlamentosu sosyalist grubu, Türkiyenin üyelik sürecinde önemli
görevler üstlenen Gülün adaylığının sevindirici
olduğunu belirtti. Sosyalist grup sözcüleri, Gülün cumhurbaşkanı
olmasını AB-Türkiye ilişkileri açısından olumlu
gördüklerini de söylediler.
AB-Türkiye
Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk da, Gülün
adaylığını, erdemli ve akıllı bir karar olarak
nitelendirdi. Lagendijk, Gülün Türkiyenin üyeliği için çaba gösteren ve
yabancılar tarafından en iyi tanınan isim olduğunu
vurguladı.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de, Gülün
Türkiyede önemli rol oynayan bir şahsiyet olduğunu belirterek,
Kendisiyle bugüne kadar işbirliğimiz oldu dedi.
Gülün adaylığı, KKTCde de memnuniyetle
karşılandı. Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Sayın Gül
deneyimli bir siyasetçi ve dışişleri bakanlığı
görevi vesilesiyle müthiş açılımlar gerçekleştirmiş
siyasi bir kişiliktir değerlendirmesini yaptı.
Associated
Press, Reuters, AFP gibi uluslararası haber ajansları da, Abdullah
Gülün adaylığını dünyaya flaş haber olarak duyurdu.
AP'den imtiyazlı ortaklığa ret
24 Nisan, 2007 16:25:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Parlamentosu, Türkiye'ye ''tam üyelik'' yerine
''imtiyazlı ortaklık'' verilmesi önerisini bir kez daha reddetti.
Hıristiyan Demokrat Markus Pieper tarafından
hazırlanan, "AB'nin gelecekteki genişlemesinin, uyum
politikalarına olan etkisini" araştıran rapor ve buna
bağlı karar tasarısı, genel kurulda bugün kabul edildi.
Raporda ve buna bağlı karar tasarısında yer alan,
Türkiye'ye "imtiyazlı ortaklık" verilmesi
çağrısında bulunan maddeye karşı çıkmak için,
Sosyalist, Yeşil ve Liberal parlamenterler, karşı bir
değişiklik önergesi sundu.
Oylamada, değişiklik önergesi için 405 "evet", 267
"hayır" oyu çıktı. Bu oylamayla Türkiye'ye
imtiyazlı ortaklık verilmesi yolunda AP'de yapılan girişim,
bir kez daha engellenmiş oldu.
Bu arada, AB Komisyonu ve parlamenterler, raporu, verdiği rakamlar
abartılı olduğu gerekçesiyle eleştirdi. Raporda,
"Türkiye'nin üye olması halinde, AB uyum fonlarının yüzde
63'ünü alacağı" iddia edildi.
"Türkiye'nin üyeliği halinde, AB'de kişi başına gayri
safi milli hasılanın yüzde 10 civarında düşeceği"
ileri sürülen raporda, bölgeler arası farklılıklar ve ekonomik
gelişmenin yavaş olduğu iddiasıyla Türkiye'nin
üyeliğinin AB'nin uyum politikasını tamamen
değişmesine yol açacağı iddia ediliyor.
Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan Avrupalı
parlamenterin verdiği rakamların "abartılı"
olduğunu belirten Brüksel'deki Türkiye'nin AB temsilciliği,
bağlayıcı niteliği bulunmayan raporun
değiştirilmesi için daha önce girişimde bulunmuştu.
Müzakereler 8 başlıkta askıya alındı
Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakerelerin hızını
kesti. AB Dışişleri Bakanları'nın geçtiğimiz
yıl 11 Aralık'ta AB Komisyonu'nun tavsiye kararını kabul
etmesinin ardından, 14-15 Aralık'ta yapılan AB Zirvesi'nde de
'Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınması'
kararı aynen benimsendi.
Buna göre, Türkiye ile müzakereler sekiz başlıkta (Malların
serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu
serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma,
balıkçılık, taşımacılık politikası,
gümrük birliği ve dış ilişkiler) askıya
alındı. Açılacak diğer başlıklar ise, Türkiye limanlarını
Kıbrıs Rum kesimine açmadığı sürece kapanmayacak.
İran'dan 'soykırım' yürüyüşüne izin yok
24 Nisan, 2007 14:26:00 (TSİ) CNN TURK
İran, 'Ermeni soykırımı'nın
yıldönümünde her yıl yapılan yürüyüşe bu yıl izin
vermedi.
İran'ın başkenti Tahran'daki Sarkisyan Kilisesi'nde
toplanan bir grup Ermeni, önce yapılan ayine katıldı, daha sonra
kilisenin bahçesindeki anıta çiçek bırakarak, Türkiye aleyhine slogan
attı.
Kilise bahçesinde yapılan konuşmalarda, Türkiye Cumhuriyeti'nden
'soykırım'ı kabul etmesi istendi.
Türkiye'nin AB'ye üye olmak istediği ifade edilen konuşmalarda,
Türkiye'nin 'Ermeni soykırımı'nı tanımadan AB'ye
giremeyeceği iddia edildi.
Açıklamalarda, Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in
öldürülmesi de kınandı.
Konuşmaların ardından protestocu grup Türkiye'nin Tahran
Büyükelçiliği yakınlarındaki tarihi kiliseye kadar yürümeden
dağıldı.
İran makamlarının her yıl yapılan yürüyüşe bu
yıl izin vermediği öğrenildi.
Türkiye'den 'Ermeni' ilanı
24/04/2007 RADIKAL
RADİKAL - ANKARA -
Ermenilerin 'soykırımın başladığı tarih'
kabul ettiği 24 Nisan arifesinde Türkiye, ABD'de çok satan dört gazetede
yayımlanan ilanlarla 'Tarihimizle yüzleşmeye hazırız.
Ermenileri de aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz'
mesajı verdi. Los Angeles Times, Washington Times, New York Times ve
Politico dergisine verilen '1915'te yaşananlar hakkında gerçekleri
ortaya çıkaralım' başlıklı ilanda Türkiye'nin
Ermenistan'a ortak komite kurmayı önerdiği vurgulandı. Türkiye'nin
tüm arşivlerine ulaşmayı garanti ettiğinin
anımsatıldığı ilanda, ABD Başkanı George
Bush ve Türkiye'deki Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan'ın öneriyle
ilgili olumlu görüşlerine yer verildi. İlanı çok
önemsediğini söyleyen Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün, 23 Nisan resepsiyonunda ilanı gösterdiği Genelkurmay
Başkanı Yaşar Büyükanıt da "İyi olmuş"
yorumu yaptı.
|
||
|
|
||
|
www.hurriyet.com.tr |
Dünyanın
önde gelen ajansları, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
AKP'nin cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanmasını
dünyaya "flaş" olarak duyurdu.
İngiliz
haber ajansı Reuters,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AKP'nin TBMM grup
konuşmasında, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
cumhurbaşkanı adayı olarak açıkladıklarını
"flaş" olarak dünyaya geçti.
Reuters, Gül'ü tanıtırken, 2003 yılından bu
yana Dışişleri Bakanı olarak, Türkiye'nin AB ile tarihi
müzakerelerinin başlamasına öncülük ettiğini belirtti.
Fransız basın ajansı AFP, "flaş" olarak abonelerine
geçtiği haberde, Başbakan Erdoğan'ın,
Dışişleri Bakanı Gül'ü cumhurbaşkanı
adayları açıkladığını belirtti.
AFP, Başbakan Erdoğan'ın, AKP Grubu'nda Gül'ün
adaylığını açıklarken, "Bu hareketi (AKP)
birlikte kurduğumuz kardeşim Abdullah Gül'ün Türkiye'nin 11.
cumhurbaşkanı adayı olarak açıklıyorum" yönündeki
sözlerine yer verdi.
Amerikan
haber ajansı AP, "flaş" olarak dünyaya geçtiği
haberinde, Başbakan Erdoğan'ın Dışişleri
Bakanı Gül'ü, partilerinin cumhurbaşkanı adayı olarak
açıklayan sözlerine yer verdi.
Cumhurbaşkanı
seçimi için ilk turunun 27 Nisan günü yapılacağını belirten
AP, AKP'nin Meclis'te çoğunluğa sahip olduğu
hatırlatması yaptı.
ÖNCEDEN DUYURDULAR
Yabancı
ajanslar, Başbakan Erdoğan'ın TBMM AKP Grubu
toplantısında Gül'ün adaylığını resmen
açıklamadan önce de, çeşitli kaynaklara dayanarak, Gül'ün
cumhurbaşkanı adayı olacağı yönünde haberler verdiler.
YABANCI RADYOLAR
İngiliz
yayın kurumu BBC, AKPnin adayı Gül derken Deutsche Welle ise,
Abdullah Gül'den boşalan dışişleri bakanı
koltuğuna kimin oturacağı merak konusu ifadesini kullandı.
BBC
İngiliz
yayın kurumu BBC, Erdoğanın gruptaki
konuşması sırasında adaylarının Gül olduğunu
açıklarken yine nihai kararın ise TBMM'nin olduğunu
söylediğine dikkat çekti.
Erdoğanın
Birliğimizi ve bütünlüğümüzü zedelemeden, bu millete sadakatle
hizmet yarışında bir tek geri adım atmamak üzere,
yürüyüşümüze emin adımlarla devam edeceğiz sözlerini de aktaran
BBC, seçilecek cumhurbaşkanı için 16 Mayısta Genel Kurul'da ant
içme töreni yapılması planlandığını kaydetti.
Abdullah
Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığına
geniş bir yer ayıran BBC News, Türkiye'nin laik bir ülke
olduğunu, cumhurbaşkanının da laik olması
gerektiğini kaydetti. BBC, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah
Gül'ün eşlerinin türban taktıklarını ancak Gül'ün
Erdoğan'dan daha uzlaşmacı görüldüğünü belirtti.
DEUTSCHE WELLE
Almanyanın
Sesi Deutsche Welle ise, AKPnın adayı Gülün olduğunu
duyururken Abdullah Gül'den boşalan dışişleri bakanı
koltuğuna kimin oturacağı merak konusu ifadesini kullandı.
Deutsche
Welle, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunun Cuma günü
yapılacağına işaret etti.
LE MONDE
Abdullah
Gülün cumhurbaşkanlığı adaylığına yer
ayıran bir diğer gazete Fransanın önde gelen gazetelerinden Le
Monde oldu. Recep Tayip Erdoğanın aday olma ihtimaline
karşı oluşan tepkilerin, aday olarak Gülün gösterilmesiyle
azalacağını belirten gazete, Genelkurmay Başkanı
Yaşar Büyükanıtın rejimin tehlikede olduğuna yönelik
sözlerinin altını çizdi.
HURRIYET
24/04/07
Rumlar,
Girne'deki ceset kemiklerinin çıkartılmasını bekliyor
Fileleftheros gazetesi, Girne bölgesinde kemikleri bulunan ve
yaklaşık 45 Kıbrıslı Rum kayıp ya da savaş
sırasında ölen Kıbrıslı Rumun, "baştan savma
bir şekilde gömüldükleri"ni yazdı.
Gazete, geçici olarak ara verilen kazılar yeniden
başlayınca, Girne girişinde bulunan kemiklerin sayısının
artmasının beklendiğini; konuyla ilgili olarak edinilen
bilgilere göre, ölülerden bazılarının söz konusu bölgeye zaman
aralıklarıyla gömüldüğünü; bunlardan bazılarının
muhtemelen başka bölgelerde öldürüldüklerini ve şimdi
bulundukları bölgeye nakledildiklerini savundu.
Gazete ayrıca, kemiklerin, bölgede sürdürülen bir takım
inşaat çalışmaları esnasında tespit edildiklerini
belirtti.
Habere göre, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı
sırasında Rum Milli Muhafız Ordusu tanksavar birliğinde
bulunan Stavros Mavresis isimli bir kişi, konuyla ilgili
yaptığı açıklamada, "karaya çıkan ve iki tane
ağır makineli tüfek mevzisi kuran Türk işgalcilerin
hazırladığı tuzaklarda, Girne girişinde birçok RMMO
askerinin öldürüldüğünü" ileri sürdü.
Mavresis, 21 Temmuz 1974 şafağında, Rum
sorumluların Türklerin karaya çıkmadıklarını
düşünmeleri sonucu, araç koluna Girne'ye girmeleri direktifi verdiklerini;
Rum askerlerin kurşun yağmuruna tutulmaları sonucu birçok RMMO
askerinin taşıtlarında mahsur kaldıklarını ve
öldürüldüklerini kaydetti.
Mavresis'e göre, söz konusu olayda ölen Rum askerlerin
bazıları, muhtemelen bugün Kıbrıslı Rumlara ait
kemiklerin bulunduğu Girne'deki yere gömüldü.
KIBRIS 24/04/07
Papadopulos:
Türkler çözümle uğraşmıyor
Fileleftheros gazetesinin haberine göre Papadopulos, EOKA'cı
Mihail Georgalla'nın Limasol'a bağlı Zoopiyi'de
yaptırılan heykelinin açılış törenindeki
konuşmasında, Türk tarafının 8 Temmuz
anlaşmasını imzaladığını, ancak yerine
getirmediğini, kabul ettiğini ancak
uygulamadığını öne sürerek, Rum tarafının ise, 8
Temmuz anlaşmasına bağlı kalmayı sürdürdüğünü
savundu.
Kıbrıs sorununda girişimlerin bulunup
bulunmadığı sorusuna Papadopulos, görmek isteyenler için her gün
girişimin var olduğunu ifade etti.
1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın referandumdaki hayır
için Papadopulos'a yönelik teşekkürünün sorulmasına
karşılık Papadopulos, "Bunun samimi bir teşekkür
olduğuna gerçekten inanıyor musunuz? Sanırım
bulunduğumuz aşamada bu dokunaklı açıklamalara, bizim
tarafımız, kendine uyan (açıklamalar) değerlendirme
yapmalıdır" dedi.
Papadopulos'a yanıt
Alithia gazetesine göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un "görmek isteyenler için her gün girişim var"
şeklindeki açıklamasını yorumlayan DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis, önemli olanın, bu girişimlerin
muhalefet tarafından görülüp görülmemesi değil, Kıbrıs
sorununu izleyenlerin, AB, AB'deki ortakların veya BM'nin görmesi
olduğunu belirtti.
Papadopulos'un referandumun etkilerinin körleştirildiği
şeklindeki açıklamasını da yorumlayan Anastasiadis,
"anlıyorum ki Başkan Papadopulos, Kıbrıs Rum
mallarının yasadışı olarak
yabancılaştırılmadığını kastediyor,
yerleşik sayısının 110 binden, 180 bine çıkmadığını
da ima ettiğini anlıyorum" dedi.
KIBRIS 24/04/07
Londra'da 23
Nisan coşkusu
Eylem ERAYDIN / LONDRA
Türkiye Londra Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği ve
KKTC Londra Temsilciliği Eğitim ve Kültür Ataşeliği'nin
birlikte düzenlediği kutlamalar, bir dakikalık saygı duruşu
ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı.
Londra Büyükelçiliği Elçi Müsteşarı Atılay Ersan ve KKTC
Basın Ataşesi Hüseyin Özel, günün anlam ve önemine ilişkin birer
konuşma yaptı.
23 Nisan'ın Türk tarihinde bir dönüm noktası olduğunu
söyleyen Atılay Ersan, Türkiye'nin geçirdiği tecrübeler ve
ulaştığı başarının dünyanın her
köşesinde, pek çok lider ve halk için ilham kaynağı
olduğunu, bu başarının, cumhuriyetin sağlam
temellerine ve değeri her geçen gün daha da anlaşılan Atatürk
ilkelerine borçlu olunduğunu ifade etti.
Atılay Ersan konuşmasına, Atatürk'ün, "Küçük
hanımlar, küçük beyler, sizler hepiniz, geleceğin bir gülü,
yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız.
Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin
ne kadar önemli, kıymetli olduğunu düşünerek ona göre çalışınız.
Sizlerden çok şeyler bekliyoruz" sözleriyle devam etti.
Açılış konuşmasının ardından Türk
okullarında düzenlenen çeşitli yarışmalarda dereceye giren
öğrencilere ödüller dağıtıldı. Törende şiir
yarışmasında dereceye giren öğrenciler, ödüllerini
Türkiye'nin Londra Başkonsolosu olan Bahadır Kaleli'nin elinden
aldı.
Ödül törenlerinin ardından sahneye gelen Dr. Fazıl Küçük Türk
Okulu öğrencileri, yaptıkları kule hareketleriyle büyük ilgi
gördü. Kule şekilleri oluşturan öğrenciler, her gösterinin
sonunda Türkiye ve KKTC bayrakları açarak izleyenlere duygu dolu anlar
yaşattı.
Walthamstaw Türk Okulu, Namık Kemal Türk Okulu, Alevi Kültür
Merkezi ve Cemevi, Ali Rıza Değirmencioğlu Türk Okulu ve Hornsey
Atatürk Okulu'nun öğrencileri, Türk ve Kuzey Kıbrıs'a ait halk
oyunları gösterileri sergiledi. Etkinlikte, Güney Londra Sanat
Derneği (GÜLSAD) öğrencileri de darbuka gösterisi sundu. Tören
sonunda tüm çocuklar ve izleyiciler ellerindeki Türk bayraklarını
sallayarak 10. Yıl Marşı'nı söyledi.
KIBRIS 24/04/07
NTV
Güncelleme: 15:16 TSİ 25 Nisan 2007 Çarşamba
WASHINGTON
- ABDdeki Musevi kuruluşlarının ortak imzasıyla ABD
Kongresine iletilen mektupta, Kongrenin alt kanadı Temsilciler
Meclisinde bekleyen soykırım iddialarının kabulünü öngören
tasarıya ilişkin endişeler dile getirildi.
Türk Musevi Cemaati, ABDnin çıkarlarını tehlikeye atma
potansiyeli bulunan tasarının ertelenmesi çağrısında
bulundu. Mektupta ayrıca Türkiye, ABD ve İsrail arasındaki iyi
ilişkiler hatırlatıldı.
Üçlü ilişkilerin istikrarının, Ortadoğudaki bu
karışık zamanda çok önemli olduğu vurgulanan mektupta,
İsrail Başbakanı Ehud Olmertin son Türkiye ziyaretinin,
bağları güçlendirici rol oynadığı belirtildi.
NTV
Güncelleme: 15:16 TSİ 25 Nisan 2007 Çarşamba
BAKÜ -
Milletvekillerinin de aralarında bulunduğu bir heyet, toplu
mezarı ziyaret ederek kazı çalışmalarını yerinde
inceledi. Mezardan çıkarılan kemikler üzerinde yapılan ilk
incelemeler sonucu, burada bulunanların 1918de Ermeni gruplar tarafından
toplu olarak katledilenler olduğu belirlendi. Öldürülenlerin yüzlerle
ifade edildiği bildiriliyor. Kazı çalışmalarının
ardından bölgeye bir anıt dikilmesi planlanıyor.
Kıbrıs sorununa en iyi umut; federal çözüm
Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler tarafından
yapılan iki toplumlu anket sonuçlarına göre, Kıbrıs
sorununa en iyi umut federal çözüm olurken, "plan ne olursa olsun federal
çözümü tamamen reddetmek, iki toplum tarafından düşünülmüyor."
Anket sonuçlarına göre, Rumların birinci tercihi üniter
devlet, Türklerin birinci tercihi ise iki devletli çözüm. Her iki toplum
birbirlerinin ilk tercihlerine tepki gösterirken, federasyon, ikinci tercih
olarak toplumların konsensüs sağladığı çözüm modeli
olarak teyit edildi.
BM'nin Kıbrıs'ta Türk ve Rumlar arasında
yaptığı ankete katılanların çoğunluğu,
BM'nin adada önemli rol oynadığı ve adada bulunmasının
gerekli olduğu kanaatini de dile getirdi.
BM'nin adadaki varlığı, iki toplum arasındaki
ilişkiler ve muhtemel çözüm hakkında Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumların görüşünü almak amacıyla
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFCYP) tarafından
yaptırılan iki toplumlu anketin sonuçları, dün ara bölgedeki
Ledra Palace Otel'de düzenlenen basın toplantısında
açıklandı.
BM tarafından yaptırılan araştırmada bin
Kıbrıslı Türk ve bin Kıbrıslı Rum'un yanında
ara bölgede yaşayan 100 Kıbrıslı Türk ve 350
Kıbrıslı Rum'un görüşleri yüz yüze yapılan anketlerle
alındı. Anket sorularının hazırlanması ve
sonuçların analiz edilmesi için UNFCYP tarafından bir
Kıbrıslı Türk ve bir de Kıbrıslı Rum
görevlendirildi.
Anket, KKTC'de Prologue Danışmanlık Şirketi, Güney
Kıbrıs'ta ise CYMAR Kamu Araştırma Şirketi
tarafından yapıldı.
BM'nin kalmasından yana
Anket sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumların
çoğunluğu BM'nin Kıbrıslı Türkler lehine, Türkler de
Rumlar lehine taraf olduğu görüşünde.
İki toplumun çoğunluğu UNFCYP'in adadaki
varlığını destekliyor ve Kıbrıs sorununa bir
çözüm bulunmadan UNFCYP'in adadan ayrılmasını istemiyor.
BM iki toplum tarafından en çok UNFCYP, Mayın Hareket
Merkezi ve Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
çalışmaları ile biliniyor.
Anket sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğu, kayıp
şahısların bulunup kemiklerinin ailelerine verilmesinden yana.
Her iki toplumun da kendi askeri kuvvetlerine güven duyduğu ve bu
güvenin BM'ye olan güvenden daha fazla olduğu ifade edildi.
İki toplumun çoğunluğu, ara bölgenin gelecekteki
kullanımı hakkında görüş açıklarken, bazı
kısımlarının her iki tarafın yararına olacak
şekilde ve iki taraf arasındaki iletişimi artıracak
projeler için kullanılması taraftarı olduğu da belirtildi.
Değerlendirmede, toplumlar arası ilişkilerin,
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar
arasındaki güven duygusunun gelişmesine katkıda
bulunacağı kaydedilirken, her iki toplumun çok az oranda iki toplumlu
faaliyetlerde yer aldığına işaret edildi.
Anket değerlendirmesinde, iki toplumlu faaliyetlerin çok hassas
bir konu olduğu ve yabancı aracıların müdahalesinin çok
dikkatlice yapılması gerektiği belirtilirken, ankete
katılan çoğunluğun, Kıbrıs sorununa "müdahale ve
karışma" nitelikli hareketlerden kaçınılmasından
yana olduğu kaydedildi.
Kapılar güvenin artmasına etkili olmadı
Kapılar konusundaki yanıtlardan ise, kapıların
açılmasının iki toplum arasındaki güvenin artmasında
etkili olmadığı belirtilirken, ankete katılan Rumların
yüzde 10'unun, Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 45'inin düzenli
olarak diğer tarafa geçiş yaptığı ifade edildi.
2003 yılında geçiş noktalarının
açılması ile Kıbrıslı Rumların yüzde
40'ının Türk tarafına hiç geçmediği, yüzde 50'sinin sadece
birkaç kez geçtiği kaydedilirken, KKTC'ye tek bir kez geçiş yapan
Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkler
hakkındaki görüşlerinin olumlu yönde değişmediği
belirtildi. Bu arada Kıbrıslı Türklerin de yüzde 45'inin düzenli
olarak Güney'e geçtiği kaydedildi.
Federal çözüm en iyi umut
Anket sonuçlarına göre, iki toplumun çoğunluğu,
yakın gelecekte Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm
olasılığına kuşkuyla bakıyor. Buna
karşın yine çoğunluk, bugünkü durumun çözüm
olmadığına da inanıyor.
Kıbrıslı Rumların çoğunluğu üniter
devletten yana tercih belirtirken, Kıbrıslı Türkler iki devletli
çözümden yana görüş belirttiler. Her iki tarafın çoğunluğu,
karşı tarafın bu ilk tercihlerini benimsemedi.
Federal çözüm ise, her iki tarafın da ikinci tercihi olarak
çoğunlukta. Bu durum için "federal çözüm en iyi umut" denilen
raporda, "plan ne olursa olsun federal çözümü tamamen reddetmek, iki
toplum tarafından düşünülmemektedir" ifadelerine yer verildi.
Raporda, "federal çerçeve içerisinde yaşamayı kabul
edenler arasında Kıbrıslı Rumlar bir federasyon
yapısını 'tahammül edilebilir' olarak değerlendirirken,
Kıbrıslı Türkler ise bu yapıyı 'tatmin edici'
buluyorlar" görüşü de dikkat çekti.
Raporda, Kıbrıslı Rumların yüzde 35'inin,
Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 30'unun federal bir çözüme
kesinlikle karşı olduğu da kaydedildi.
Annan Planı ve Gambari süreci
Anket sonuçlarına göre hazırlanan raporun Annan Planı
ve Gambari Süreci'yle ilgili bölümünde ise şu ifadeler
kullanıldı:
"Kıbrıslı Rumlar, 2004 Annan planı sürecini
tartışmaya açık bir süreç olarak görürken, Kıbrıs Türk
tarafı ise bu süreci uygun bulmaktadır.
Diğer yandan, 'Gambari Süreci' ile ilgili olarak iki toplumun
çoğunluğu, BM'nin bu süreçteki tutumunun karşı tarafın
lehine olduğunu düşünüyor, ancak bu süreci kabul ediyor.
Benzer faktörler, BM sürecinin kabulü veya uygun görülmemesinde iki
toplum içerisinde etkili olmaktadır.
İki toplumun BM sürecine olumsuz bakmalarında en etken
faktör ise, adadaki önde gelen gazeteleri okumalarıdır."
Yanlış algılamalar var
Anket değerlendirmesinde, Kıbrıslı Rumların
Kıbrıslı Türklerle iyi komşuluk ilişkileri
çerçevesinde bir arada yaşamaya olumlu bakmaya eğilimli olduğu,
ancak Kıbrıslı Türkler arasında bu konuda farklı
görüşlerin hakim olduğu da belirtildi.
İki toplumun da birbirleri hakkında yanlış
algılamalarda bulunduğu belirtilirken, Kıbrıslı
Türklerin, Rumların federal çözümü ret edeceği; Rumların da,
Kıbrıslı Türklerin üniter devlet çözümünü tercih edeceği
yönündeki düşüncelerde yanıldıkları ifade edildi.
UNFCYP tarafından görevlendirilen Doğu Akdeniz Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Erol Kaymak,
anketlerin iki toplum arasındaki diyalogu geliştirebileceğini,
iki taraftaki insanların bilgilendirmeye ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Tarafların neyi kabul edebileceği, neyi kabul
edemeyeceğini öğrenmek için anketlerin İrlanda'da da
kullanıldığını belirten Kaymak, "Biz bunu bir
başlangıç noktası olarak kabul ediyoruz" dedi
KIBRIS 25/04/07
Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis: Annan planı, müzakere masasında değil otopsi masasında bulunabilir
Rum radyosu RIK'in haberine göre, Annan planı ile ilgili
referandumun üçüncü yıldönümü münasebetiyle bir açıklama yapan
Paşardis, Kıbrıslı Rumların büyük bir
çoğunluğu tarafından ret edilen Annan planının,
geçmişe ait olduğunu; olduğu şekliyle veya dekoratif değişikliklerle
geri gelmesinin mümkün olmadığını belirtti. Paşardis,
şu anda önde gelen şeyin, 8 Temmuz anlaşmasının
uygulanması olduğunu da kaydetti.
KIBRIS 25/04/07
Gündem, Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi
İki toplumun yakınlaşması amacıyla rutin
olarak toplanan bazı Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum siyasi partiler, ara bölgedeki Ledra Palace
otelinde dün yeniden bir araya geldi.
Slovakya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Jan Varso'nun organize
ettiği siyasi partilerin dünkü toplantısının gündeminde
"Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi" konusu vardı.
Kıbrıs Yeşiller Partisi'nin ev sahipliğini yaptığı
dünkü toplantıya, KKTC'den Cumhuriyetçi Türk Partisi-Bileşik Güçler
(CTP-BG), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP), Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), Yeni
Kıbrıs Partisi (YKP) ve Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP)
temsilcileri katıldı.
Toplantıysa Güney Kıbrıs Rum kesiminden ise
Çalışan Halkın Yükseliş Partisi (AKEL), Demokrat Parti
(DIKO), Demokratik Mücadele Hareketi (ADIK), Birleşik Demokratlar
(EDİ), Sosyal Demokratlar Hareketi (EDEK), Demokratik Seferberlik (DISI)
ve Merkezin Yeniden Yapılandırılması Cephesi (EPALXI)
temsilcileri katıldı.
Ortak açıklama
Yaklaşık bir saat süren toplantıdan sonra
Slovakya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Jan Varso ortak açıklamayı
okudu.
Ortak açıklama metinine göre toplantıya katılan siyasi
parti temsilcileri, "Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi ve
Kıbrıs sorununun çözümüne ne şekilde yardımcı
olacakları konusunda görüş alış verişinde bulundular.
Taraflar, askersizleştirmeyi teşvik edecek
çalışmalar yapma konusunda anlaştılar. Siyasi parti
temsilcileri, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması
tüm adanın askersizleştirilmesi çabalarına destek vereceklerini
belirttiler.
Siyasi parti temsilcilerinin bundan sonraki toplantısı 30
Mayısta yapılacak.
KIBRIS 26/04/07
Türkiye
ile KKTC arasında gümrük protokolü imzalandı
Protokole, KKTC adına Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Türkiye
adına da Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen imza koydu.
Bakan Tüzmen, KKTC ekonomisinde ciddi düzelmeler ve ticaret hacminde
artışlar yaşandığını kaydetti ve 2002
yılında 500 milyon dolar olan KKTC-Türkiye dış ticaret
hacminin, 2006 yılında 800 milyon dolara
ulaştığını bildirdi. Tüzmen, "Ve tahmin ediyorum;
bu sene Türkiye ile ticaret hacminde 1 milyar dolar seviyesini
yakalayacaktır" dedi.
Tüzmen, KKTC'nin kişi başına gelirinin bugün, 2002
yılındaki rakamların iki katına
çıktığını ifade ederek, "KKTC'de kişi
başına gelir 11 bin dolar oldu. Biliyorsunuz Türkiye olarak yeni
hedefimiz kişi başına gelirde 5 bin doları geçtikten sonra,
10 bin doları yakalamaktır" diye konuştu.
KKTC'nin yerli ve yabancı yatırımcılar için giderek
cazibe merkezi haline geldiğini vurgulayan Bakan, Doğu Akdeniz'de
KKTC'nin önemli bir merkez haline geleceğine işaret etti. Tüzmen,
gümrük alanında yapılan protokolün, yavru vatana her türlü teknik
eğitim ve donanım konularında destek verileceğini söyledi.
Uzun'un konuşması
Maliye Bakanı Ahmet Uzun da yaptığı kısa
konuşmada, ülkesinin ekonomisinin son 3 yılda gerçekten de önemli
gelişmeler kaydettiğini belirterek, "ekonomimiz ikiye
katlanmıştır" dedi.
Türkiye'nin gümrük konusunda AB normlarını
yakaladığını ve bundan yararlanmak istediklerini vurgulayan
Uzun, kaçakçılık, otomasyon başta olmak üzere gümrüklerde
işbirliği yapacaklarını söyledi.
KIBRIS 26/04/07
Kıbrıslı
Türklere verdiğiniz sözleri tutun
Ambargolular, İngiltere Başbakanı Tony Blair,
Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ve AB Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Olli Rehn'e, Kıbrıslı Türklere verdikleri
boş vaatlerini sembolize eden birer boş kutu gönderdi.
Ambargolular tarafından yapılan açıklamada,
İngiltere, AB ve BM'nin, referandumun ardından 26 Nisan 2004'de,
Kıbrıslı Türklerin 43 yıldır süren izole
edilmişliğine son verme sözü verdiği vurgulandı ve verilen
sözlerin ardından 3 yıl geçmesine rağmen tek bir ambargonun bile
kalkmadığına dikkat çekildi.
Açıklamaya göre, Ambargolular, gönderdikleri boş kutulara,
"Çürüyen Limonlar" yazılı birer de kart eklediler.
Ambargolular lideri Hüseyin Çağlayan tarafından tasarlanan
kartlar, Kıbrıslı Türklerin yüzde 50'den fazlasının
yetiştirdikleri limonlar gibi ambargolar altında çürümeye
bırakıldığı gerçeğini sembolize ediyor.
Açıklamada, Ambargolular Sözcüsü Ergin Ballı'nın ise,
AB'nin Kıbrıslı Türklere uygulanan insanlık
dışı ambargolara son vermemesinin, "AB'nin yeni
vatandaşlarının 250 bininin ayırımcılık
altında yaşadığı" anlamına geldiğini
söylediği ifade edildi.
KIBRIS 26/04/07
İngiliz
Üsleri'nde pazartesi 2 saatlik uyarı grevi yapılacak
TÜRK-SEN'e bağlı AS-SEN ile SEK, PASİDİ ve PEO
sendikaları adına "Sendikalar Koordinasyon Komitesi"
tarafından yapılan ortak açıklamada, "son zamanlarda
İngiliz Üsler çalışanlarının kazanılmış
haklarının, yapılan anlaşmaların ve çalışma
şartlarının, CER İngiliz işveren tarafından
ayaklar altına alınmak istendiği" belirtildi.
İngiliz işverenin, kendi başına
aldığı kararları uygulamaya
çalıştığı ve tüm anlaşmaları ihlal
ettiği ifade edilen açıklamada, Sendikalar Koordinasyon Komitesi'nin
tüm uyarılarına rağmen İngiliz işverenden olumlu
yanıt alınamadığı kaydedildi.
Açıklamada, kıdem listesinin değiştirilmeye
çalışılmasının, çalışma saatlerinin
işverenin arzusu doğrultusunda değişmesinin, ATS
(ulaşım) otobüslerinin kaldırılmasının, 2006
yılına ait Toplu İş Sözleşmesi'nin (maaş
artışları ve sosyal haklarla ilgili) "para yok"
gerekçesiyle reddedilmesinin ve tüm taleplere olumsuz yanıt verilmesinin
kabul edilemez olduğu belirtildi.
Bütün bu gelişmeler karşısında Sendikalar
Koordinasyon Komitesi'nin grev kararı almaktan başka seçeneği
kalmadığı kaydedilen açıklamada, uyarı grevinin; 30
Nisan Pazartesi günü sabah saat 06.45 - 08.45 arasında İngiliz
Üsleri'ndeki tüm işyerlerinde uygulanacağı bildirildi.
TÜRK-SEN eyleme destek belirtti
Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu
(TÜRK-SEN), İngiliz Üsleri'ndeki tüm işyerlerinde, 30 Nisan Pazartesi
günü yapılacak 2 saatlik uyarı grevine destek belirtti.
TÜRK-SEN Genel Başkan Vekili Nihad Elmas yaptığı
yazılı açıklamada, "Üyemiz AS-SEN'in bu haklı ve yasal
olan girişimini TÜRK-SEN olarak desteklediğimizi bildiririz"
dedi.
TÜRK-SEN'e bağlı ve İngiliz Üsleri'nde çalışan
Türk personelin üye olduğu Kıbrıs Türk Askeri Müstahdemleri
Sendikası'nın (AS-SEN) uyarı grevi yapılması
kararını; "Tüm Sendikalar Birliği Koordinasyon
Komitesi" adı altında Rum sendikalarla birlikte
aldığını ifade eden Elmas, pazartesi 06.45 - 08.45 saatleri
arasında uygulanacak grevle ilgili olarak üs makamlarına bilgi
verildiğini kaydetti.
KIBRIS 27/04/07
AB'nin 50. yıl dergisinde Talat'ın
yazısı yayınlandı
Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya
göre Talat, KKTC Cumhurbaşkanı olarak imza attığı
yazısında, AB'nin 1957 yılından beri büyük bir dönüşüme
uğradığına, ancak Kıbrıslı Türklerin hala AB
içindeki yerlerini alamamış olduklarına dikkat çekti.
Kıbrıslı Türklerin, 1963 yılından beridir
kısıtlamalar altında yaşadığını
kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş
Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın izolasyonların
kaldırılması çağrılarına rağmen, bu
kısıtlama ve tecridin devam ettiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat yazısında,
Kıbrıslı Türkler'in 2004'de yapılan referandumda Annan
Planı'na "evet" dedikleri halde, Kıbrıslı Rumların
tek başlarına AB'ye girmelerinin büyük bir hayal
kırıklığı yarattığını kaydetti.
AB'nin politikalarını da sorgulayan Cumhurbaşkanı
Talat, izolasyonların kaldırılmasının Kıbrıs
sorununun çözümüne de katkı koyacağına inanç belirterek, adada
bir çözümün tüm Avrupa'nın yararına olacağını
vurguladı.
KIBRIS 27/04/07
ABD Temsilciler Meclisi üyesi Whitfield,
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların
kaldırılması çağrısı yaptı:
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı'nın, geçtiğimiz mart ayında
görüştüğü ve Kıbrıs sorunu konusunda bilgilendirdiği
ABD Temsilciler Meclisi üyesi, Türkiye Dostluk Grubu Eşbaşkanı
Ed Whitfield'in, Annan Planı referandumunun üçüncü yıldönümünde
kongreye sunduğu beyanda, adada kapsamlı bir anlaşmayı
destekleyen Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların
kaldırılması yönünde çağrı yaptığı
bildirildi.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, Whitfield'in
beyanında ayrıca, Kıbrıs Türk halkına uygulanan
ekonomik, sosyal ve siyasi izolasyonun kaldırılmasının
müzakerelerin başlaması yönünde atılacak en olumlu adım
olacağının altını çizdiği ifade edildi.
Whitfield'in, bu durumun sadece ABD yetkililerince değil,
uluslararası toplumca da dikkate alınması gereken gerçekçi bir
yaklaşım olduğuna işret ettiği belirtilen
açıklamada, şöyle denildi:
"Hatırlanacağı üzere, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç. Dr.
Turgay Avcı, 2007 Mart ayı içerisinde ABD'ye yapmış
olduğu ziyareti esnasında, diğer ABD Temsilciler Meclisi
üyelerinin yanısıra, Ed Whitfield'la da görüş
alışverişinde bulunarak Kıbrıs Türk
tarafının haklı tutumunu izah etmiş ve Kıbrıs
Türk halkı üzerinde uygulanmakta olan izolasyonların ABD Kongresi ve
Amerikan kamuoyunun dikkatine getirilmesini talep etmişti."
Açıklamada, Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs
sorununda yürüttüğü proaktif dış politikanın bir
parçasını oluşturan dış temasların etkili
olduğunu görmekten memnuniyet duyulduğu belirtilerek, Whitfield'in
Kıbrıs'taki gerçekleri dile getiren bu beyanının, ABD
Kongresi'nde ses getireceğine inanıldığı kaydedildi.
KIBRIS 27/04/07
AKPA'dan raportör gelecek Talat, AKPA'ya davet edilecek
CTP-BG Milletvekili Özdil Nami, dün mecliste yaptığı
konuşmada, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nde (AKPA)
sağlanan temsiliyetin Avrupa Parlamentosu'nda da sağlanması için
çalıştıklarını söyledi. Nami ayrıca,
AKPA'nın atadığı bir raportörün yakın gelecekte
adayı ziyaret edeceğini ve raportörün hazırlayacağı
raporun ilgili kurulda gündeme geldiği noktada, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın konuşma yapmak üzere toplantıya davet edileceğini
kaydetti.
Denetim görevini yerine getirmek üzere toplanan mecliste konuşan
Özdil Nami, AKPA'ya yapılan son ziyaretle ilgili milletvekillerine bilgi
verdi.
Nami, AKPA Başkanı Rene Van Der Linden ile 19 Mart'ta
yaptıkları toplantıda, Linden'in Kıbrıs'a
yaptığı son ziyaretinin değerlendirildiğini ve
Lokmacı Kapısı'nın açılması yönündeki
çalışmalar başta olmak üzere, çeşitli konuların ele
alındığını kaydetti.
Üniversiteleri ilgilendiren Bologna süreci, Haspolat'taki arıtma
tesisi konularının da görüşüldüğünü ifade eden Nami, ele
alınan bir diğer konunun ise kültürel mirasın korunması ve
buna bağlı, dinler arası diyalog olduğunu anlattı.
Nami, Linden'in Kıbrıs'taki dini liderin bir araya gelmesinin
teşvik edilmesinden yana tavır ortaya koyduğunu ifade etti.
Özdil Nami, AKPA'nın atadığı bir raportörün
yakın gelecekte adayı ziyaret edeceğini açıkladı ve
raportörün hazırlayacağı raporun ilgili kurulda gündeme
geldiği noktada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
konuşma yapmak üzere toplantıya davet edileceğini kaydetti.
AKPA'da, Rum milletvekillerinin de hazır bulunduğu
toplantıda yeni bir diyalog zemini oluşturulduğunu belirten
Nami, AKPA'nın Kıbrıs Rum tarafı yanında
Kıbrıs Türk tarafının da katılımının
kabul edildiği tek ortam olduğunu ve bu açıdan önemli olduğunu
kaydetti.
Bu diyalog zemininin ileriye götürülmesi ve
karşılıklı anlayışın sürdürülmesi yönündeki
inancını dile getiren Nami, diğer Kıbrıslı Türk
milletvekilleriyle birlikte, Türk tarafının tezlerinin
anlatılması ve haklarının ileriye götürülmesi yönünde
çalışmayı sürdüreceğini, bunun görevleri olduğunu
anlattı.
Nami, AKPA'da sağlanılan temsiliyetin, Avrupa
Parlamentosu'nda da sağlanması yönünde yoğun çalışma
içinde olduklarını belirtti.
İleriki 2 ayın önemli bir dönem olduğunu ifade eden
Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması konusunda önemli
gelişmelerin olabileceği bu dönemin muhalefet ve hükümet
işbirliğiyle iyi değerlendirilmesini istedi.
Lobi faaliyetlerinin azami düzeyde yürütülmesi gerektiğini
kaydeden Nami, ileriki dönemde Dışişleri Bakanlığı'nın
da daha profesyonel çalışmasının gerekliliği üzerinde
durdu.
Özdil Nami, Dışişleri Bakanlığı'nın
daha hızlı hareket etmesi ve kadrolarını gerek nicelik
gerekse nitelik yönünden artırmasının yararlı
olacağını kaydetti.
Nami, bakanlığın yaşadığı
sıkıntıları kendileriyle paylaşması ve bu yönde
birlikte girişimde bulunmalarının sağlanmasını
istedi.
Nami, Bakanlıkta süratle AB Konseyi masası kurulması
önerisinde de bulundu.
Avcı
Nami'nin ardından söz alan Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, AB'nin verdiği sözlerin yerine getirilmesi için
yoğun şekilde çalışılması gerektiğinin
bilincinde olduğunu belirterek, Nami ve UBP Milletvekili Hasan Taçoy'a bu
yöndeki çalışmalarından dolayı teşekkür etti.
Yurt dışı temasların dünyaya açılma yönünde
önem taşıdığını ifade eden Avcı, bir bütün
olarak işbirliği içinde K.T. halkının sesini dünyaya
duyurmak için çalışılması gerektiğini anlattı.
Nami'nin Dışişleri Bakanlığı'nın
daha etkili ve daha geniş kadroyla çalışması gerektiği
yönündeki tavsiyesine katıldığını söyleyen Avcı,
bu yönde göreve geldikleri günden itibaren çalışma
başlattıklarını ancak bürokrasinin yavaş
işlemesinden dolayı bazı gecikmeler olduğunu anlattı.
Avcı, planlamanın önemine işaret ederken, geçmiş
yönetimi de bu yönde eleştirdi.
Bakan Avcı, ileriki dönemde kadro artırımına
gidileceğini, 10 yeni diplomatın bakanlık kadrolarına
ekleneceğini ve yeni temsilcilikler konusundaki
çalışmaların da sürdüğünü anlattı.
"Bakanlıkta bir yeniden yapılanma gündemdedir ve
kaçınılmazdır" şeklinde konuştu.
Bakanlıkta AB masasının hem bulunduğu, hem de
bulunmadığını söyleyen Avcı, bu masanın etkin
şekilde çalışması için
çalıştıklarını söyledi.
Avcı'nın konuşmasının ardından Genel
Kurul, çalışmalarını tamamladı. Bir sonraki Meclis
birleşimi 30 Nisan Pazartesi yapılacak.
KIBRIS 27/04/07
NTV
Güncelleme: 12:39 TSİ 30 Nisan 2007 Pazartesi
İSTANBUL
- Cumhurbaşkanı seçim süreci ve Genelkurmay
Başkanlığından gelen açıklamanın ardından
Türkiye, son olarak İstanbuldaki Cumhuriyet Mitingiyle dünya
basının gündeminde.
İngiliz
BBC World televizyonu, İstanbuldaki Cumhuriyet Mitingini gün boyu
bültenlerde ilk haber olarak olarak duyurdu.
Çağlayan Meydanındaki muhabirine canlı bağlantı yapan
BBC, Türkiyede laiklik için dev miting ifadesini kullandı. BBC,
cumhurbaşkanı adayı olan Abdullah Gülün İslami
geçmişinden kurtulamadığından endişe eden
kalabalığın sokaklara döküldüğünü belirtirken, Gülün
adaylıktan çekilmeyeceği yönündeki ifadesine de yer verdi.
Amerikan CNN televizyonu da Abdullah Gülün adaylığına
karşı laiklik yanlısı gösteri ifadesiyle mitingi özetledi.
CNN, mitinge katılan yüzbinlerce kişinin hükümet
karşıtı ve Atatürkçü sloganlar attığını
vurguladı.
Merkezi Katarda bulunan ve Arapçanın yanı sıra İngilizce
de yayın yapan El Cezire televizyonu da bültenlerde ilk haber olarak yer
verdiği mitingten canlı görüntüler yayınladı ve konuklarle
Türkiyedeki gelişmeleri değerlendirdi.
Hükümet karşıtı mitinge bir milyonun üzerinde kişi
katıldı sözleriyle gelişmeleri aktaran El Cezire de, yükselen
muhalefete rağmen Abdullah Gülün adaylığını
çekmediğini bildirdi.
YAZILI BASINDA FARKLI YORUMLAR
Cumhuriyet Mitingini dünyadaki birçok gazete de bugün ilk sayfasından
okuyucularına duyurdu. İngiliz The Guardian gazetesi mitingle ilgili
haberini Türkler İslamcı cumhurbaşkanını durdurmak
için harekete geçti başlığıyla duyurdu.
Gerilim krize dönüştü diyen gazete, soruna barışçı
çözümün Avrupanın da çıkarına olacağını
yazdı.
Times gazetesi de, ABnin ordunun siyaseten uzak kalması konusundaki
ısrarının, laik kesmin hoşuna gitmediğini, bu kesmin
orduyu İran türü İslami devrime karşı bir sigorta olarak
gördüğünü yazdı.
Amerikan New York Times gazetesi ise mitingi, Türkiyede dini yaşam
tarzıyla ilgili korku ve rahatsızlık
başlığıyla okuyucularına duyurdu. Gazete, daha dindar
olan kişilerin yaşam tarzlarından korkanların dün sokaklara
dökülerek protesto gösterisi düzenlediklerini belirtti.
ASKERLERİN İÇİNDEN DARBE GEÇİYOR
Fransada yayımlanan Le Figaro gazetesi de mitingi birinci sayfadan
okuyucularına aktararak, Laikler sokakta İslamcılara meydan
okuyor, Askerlerin içinden darbe geçiyor manşetlerini kullandı,
Liberation gazetesi ise, Bir İslamcının
cumhurbaşkanlığa seçilmesine karşı Kemalistler
yürüyor, askerler bastırıyor yorumunda bulundu.
İtalyada yayımlanan Corriere Della Sera gazetesi de İstanbul
meydandaydı: Ne şeriat, ne darbe başlığını
kullandı.
OLAĞANÜSTÜ BİR HAL
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung ise Türkiyede olağanüstü bir halin
hakim olduğu yorumunda bulundu ve Generaller tehdidi, yüzbinlerce
kişinin sokağa dökülüp laik Türkiye istemesi gösteriyor ki, ülkede
resmen ilan edilmese de bir olağanüstü hal hakim igadesini kullandı.
Londrada Arapça yayımlanan El Hayat gazetesi de, laikliği korumak
amacıyla bir milyon kişinin İstanbuldaki mitinge
katıldığını, Gülün orduyu görmezden gelerek,
cumhurbaşkanlığı adaylığında
direttiğini belirtti.
Elveda Avrupa Birliği!..
Özkök bizi
fena halde demokratik standartlara alıştırmıştı.
Onun zamanında TSK bu şekilde siyasete karışıp,
seçilmişlerin iradesi üzerine ipotek koyamazdı. Böyle bir
muhtıra kolay kolay verilemezdi. Hiç şüpheniz olmasın. En büyük
kayıp Avrupa Birliği cephesinde yaşanacak
30/04/2007
RADIKAL
ÖMER
TAŞPINAR
WASHINGTON
- Türkiye'yi kim yönetiyor? Bu soru Batı başkentlerinde çok sorulacak
önümüzdeki günlerde. 27 Nisan muhtırasının sonuçlarına
şimdiden hazırlanalım.
Her şey iyi gidiyor zannederken bir kez daha uçurumun kenarına
geldik. Gerçekten yazık. Son beş yıldır büyük bir ivme
kazanmıştı Türkiye. Ekonomide durum düzelmiş,
demokratikleşme alanında dev adımlar atılmış, AB
ile tam üyelik görüşmeleri başlamıştı.
Uluslararası camianın gözünde, İslam dünyasında başka
örneği olmayan ciddi bir başarı öyküsü haline gelmiştik.
Değiştik, olgunlaştık, kâbus dolu yıllardan sonra
nihayet düzlüğe çıktık zannediyorduk. Sadece siyaset ve ekonomi
değil, asker de değişti diye kendimizi avutuyorduk. Çok
yanılmışız. Meğerse her şey yüzeyselmiş. Kolay
kolay değişmiyor kemikleşmiş kurumlar ve mantıklar.
Özkök paşa bizi fena halde demokratik standartlara
alıştırmıştı. Onun zamanında TSK bu
şekilde siyasete karışıp seçilmişlerin iradesi üzerine
ipotek koyamazdı. Böyle bir muhtıra kolay kolay verilemezdi.
İkinci
lige düştük
Şimdi yapacak fazla bir şey yok. Belki fazla kötümser gelecek ama son
beş yılın bütün demokratik kazanımları, bir gecede
kaybedildi. Hiç şüpheniz olmasın. En büyük kayıp AB cephesinde
yaşanacak. Türkiye'deki tüm AB düşmanlarını tebrik etmek gerekiyor.
Bizi istemeyenlere, bizi Batılı görmeyenlere, arayıp da
bulamadıkları malzemeyi bir çırpıda verdik. Evet, AB yolu
zaten bin bir zorluk doluydu. Ama bütün sıkıntılara rağmen
zar zor ilerleyen bir süreç devam ediyordu. Ekonomi, demokratikleşme ve
Kürt meselesi için umut dolu bir süreç. Şimdi bir çıkmaz sokağa
girdik artık. Zor olanı imkânsız hale getirmekte gerçekten çok
başarılıyız. Yarın Sarkozy 'Türkiye AB'ye hazır
değil, ordu siyasetin içinde' dediğinde ne diyeceğiz? Kim
inanır artık Fransa'ya 'Bırak ırkçılık
yapmayı' desek. 27 Nisan muhtırasından sonra bütün dünya gülecek
Türkiye Batılı bir demokrasi olduğunu iddia ettiğinde.
Birinci ligden ikinci lige düştük artık.
Buydu herhalde CHP'nin ve şanlı ordumuzun istediği. Bir rejim
krizi yaratmak ve Türkiye'yi kendi kritik kimlik sorunları içinde
boğmak. Hepsi bir başörtüsü uğruna. Kafalarda yaratılan bir
paranoya ve toplumu kendi kendine düşmanlaştıran katı bir
laiklik anlayışı uğruna. Ama başarılı
oldular işte. Ülkeyi istedikleri şekilde Batı'dan
uzaklaştırıyorlar. Sormak gerekiyor, resmi söylem ve resmi kafalarda
yaratılan bu ilerici-gerici safsatasında kim ilerici, kim gerici?
İslamcı ve gerici zannedilenler AB ve müessir medeniyetle
kucaklaşmak istiyorlar. Küreselleşme ile barışıklar.
Atatürkçü olduklarını zannedenler, Atatürkçülüğü tekellerinde
sananlar ise Türkiye'yi hızla Batı'dan koparmak için ellerinden
geleni yapıyorlar. Sorulması gereken soru çok derinlerde ülkemizde.
Eğitim sistemimiz, siyasi kültürümüz ve rejimi koruma paranoyası
içindeki ordumuz 19. yüzyılın anakronistik 'pozitivist'
anlayışına hapsolmuş durumda. 85. yılına
yaklaşan Cumhuriyetimiz nasıl insanlar yetiştiriyor? Bu
nasıl bir eğitim sistemidir ki, kendilerini ilerici zanneden
üniversite hocaları, rektörler 'Ordu göreve' diyerek öğrenci
yetiştirmeye devam ediyorlar.
Erken seçim
Bugün gelinen noktada artık bir erken seçim kaçınılmaz
görünüyor. Fakat bu durumda bile bu siyasi krizin nasıl
atlatılatılacağı meçhul. Zira AK Parti seçimleri açık
ara kazansa dahi, askerin başörtüsüne olan itirazı devam edecek. Yani
sonuçta AK Parti'nin Vecdi Gönül veya Mehmet Aydın gibi ordu ve rejimin
kabul edeceği bir aday göstermesi gerekecek. İşte 2007
yılında Türkiye'de demokrasinin aldığı mesafe bu
kadar. AK Parti gibi güçlü bir siyasi iktidar bile askerin isteklerini
aşamıyor. Yazının başındaki soruya dönüyoruz
gene.
Bu şartlar altında fedakârlık yapmak gene AK Partiye
düşecek. Türkiye liberal bir demokrasi olsa, ne Çankaya ne de
başörtüsü sorun olurdu. Ama maalesef Türkiye henüz bu kimlik
sorunlarına çözüm bulabilmiş değil. Bu nedenle AK Parti'nin çok
dikkatli olmaya devam etmesi gerekiyor. Halka hizmet anlayışı,
hak edilmiş de olsa Çankaya hesaplarının önünde olmalı.
Geçen hafta ifade ettiğimiz üzere AK Parti'nin 2003-2005 yılları
arasındaki başarı formülüne dönmesi ülkenin ve partinin
yararına olacaktır.
Neydi AK Parti'nin başarı formülü? Parti'nin kuruluş dönemine
dönersek daha iyi anlayabiliriz. Bu formül aslında Türkiye'nin
gerçeklerini kavrayan bir analizden ibaretti. Bu analize göre Türkiye'nin
liberal olmayan bir siyasi rejimi ve katı bir laiklik
anlayışı mevcuttur. Bu rejim anlayışı AK Parti'yi
ciddi bir tehdit olarak görmektedir. Bu nedenle AK Parti hem kendi beka ve
meşruiyeti, hem de Türkiye'nin demokratikleşmesi için iki önemli
hedef gütmelidir. İlk hedef partinin sosyal tabanını
olabildiğince geniş tutmaktır. Yani AK Parti halkın gözünde
sağduyulu ve her kesimi kucaklayıcı olmalıdır.
İkinci hedef ise Batı'yla iyi ilişkiler kurmak
olmalıdır. Zira Batı ile iyi ilişkiler rejim ve parti
arasındaki sorunları azaltacaktır. Birinci hedef Türkiye gibi
toplumun mağdurdan yana olduğu sağduyulu bir toplumda hep
mümkün.
Fakat ikinci hedefin en önemli kısmı, yani Avrupa Birliği ile
iyi ilişkiler artık imkânsıza benziyor.
Peki bütün bunlar Washington için ne anlama geliyor? Maalesef Washington
Ankara'da olup biteni yeterince anlamıyor. Demokrasiden bu ciddi
uzaklaşma gerektiği şekilde kınanmadı bile. Öyle
görünüyor ki, Washington için temel amaç sadece ve sadece 'Türk ordusunu Kuzey
Irak'tan uzak tutmak.' Bu amaç için ordu ile arayı mümkün olduğu
kadar iyi tutmak gerekiyorsa Washington, Ankara'da olup bitene sesini
çıkarmayacak. Kötü bir realizmin kötü bir pragmatizmle buluşması
olarak özetlenebilir Washington'ın tavrı. Gittikçe 1990'lı
yılların sevimsiz ortamına dönüyoruz. Elveda Avrupa Birliği
derken, otoriter bir Türkiye ile çalışmaktan gocunmayan bir ABD ile
aynı yatakta olacağız. Gerçekten yazık.
Dr. Ömer Taşpınar: Brookings Enstitüsü Türkiye Programı
Direktörü
Kıbrıslı Türkler, iyileştirilmiş
Çözüm planına evet diyecektir
YÜZDE 85 DESTEK ALACAK... Soyer: Annan Planı'nın dâhil
edildiği bir müzakere süreci başlarsa ve masaya daha
iyileştirilmiş ve halka izah edilmiş bir plan gelirse, bu sefer
Kıbrıslı Türklerin %65'inin değil %85'inin desteğini
alacağımızı size garanti ederim
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türklerin
büyük çoğunluğunun iyileştirilmiş bir çözüm planına
"evet" diyeceğine inandığını söyledi.
Soyer, "Annan Planı'nın dâhil edildiği bir müzakere
süreci başlarsa ve masaya daha iyileştirilmiş ve halka izah
edilmiş bir plan gelirse, bu sefer Kıbrıslı Türklerin
%65'inin değil %85'inin desteğini alacağımızı
size garanti ederim" dedi.
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesine demeç
veren Başbakan Ferdi Sabit Soyer, son siyasi gelişmeleri
değerlendirdi.
Demecinde 8 Temmuz sürecine değinen Başbakan Soyer, bu konuda
gerekli olan şeyin, Kıbrıs Rum tarafının önerdiği
"müzakere antrenmanı yapılması" değil,
Kıbrıs sorununun özünü müzakere etmek olduğunu vurguladı.
8 Temmuz sürecinde Kıbrıs Rum tarafı ile Teknik
Komiteler ve Çalışma Gruplarının nasıl
olacağı ve ajandalarında hangi konuların
bulunacağını görüştüklerini dile getiren Başbakan
Soyer, Teknik Komiteler ile Çalışma Gruplarının aynı
anda faaliyete geçmeleri yönündeki öneriyi kabul ettiklerini, ancak Rum
tarafının son
anda mülkiyet konusunun Teknik Komitelerde ele alınması
önerisini yaptığını anımsattı.
Soyer, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs
sorununun özlü konularından biri olduğu için mülkiyet konusunun
Çalışma Gruplarında ele alınmasını
istediğini kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos, Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas gibi Rum yetkililerin "Doğrudan Ticaret Tüzüğü"
konusunda yaptıkları açıklamalardan rahatsız
olduklarını da dile getiren Soyer, buna rağmen, bir çözümün
gerekli olduğuna inandıklarını ifade etti.
Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis'in "Annan
Planı'nın otopsi masasında olduğu" şeklindeki
açıklamasının sorulması üzerine ise Soyer;
"Kıbrıs'ın şu anki mevcut bölünmüş durumdan ötürü
ağır yaralı bir şekilde hastanede yatmakta olduğunu,
uygun ilacın alınması için çaba sarf edilmesi
gerektiğin" ifade etti.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Rumlara ait
taşınmaz mallarının kullanımına ilişkin bir
soruya karşılık olarak ise Soyer; Kıbrıs sorununa en
kısa zamanda çözüm bulunmadığı takdirde mülkiyet konusunun
daha da kötü bir hal alacağını vurguladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türklerin
büyük çoğunluğunun iyileştirilmiş bir çözüm planına
"evet" diyeceğine inandığını söyledi.
Soyer, "Annan Planı'nın dâhil edildiği bir müzakere
süreci başlarsa ve masaya daha iyileştirilmiş ve halka izah
edilmiş bir plan gelirse, bu sefer Kıbrıslı Türklerin
%65'inin değil %85'inin desteğini alacağımızı
size garanti ederim" dedi.
KIBRIS 30/04/07
Hoon: Türkiye'nin AB üyeliği Avrupa'nın
çıkarınadır
Hoon, Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesindeki demecinde,
Türkiye'nin AB perspektifine de değindi.
Türkiye'nin, "stratejik ve coğrafi özellikleri nedeniyle
AB'ye tam üye olarak kabul edilmesinin Avrupa için önem
taşıdığını" belirten Hoon,
"Şüphesiz, Türkiye'nin tam üyelik perspektifinin devamını
stratejik açıdan gerekli görüyoruz, ancak bu, Ankara'nın gerekli
reformları gerçekleştirerek, AB'nin koşullarını kabul
etmesi ve tüm yükümlülüklerini yerine getirmesini gerektirmektedir" dedi.
Türkiye'nin AB perspektifinin arzu edildiği kadar süratle
ilerlemediğini ifade eden Hoon, "Geçen yıl bu konuda, başta
Kıbrıs sorunu olmak üzere bazı önemli sorunlarla
karşılaştık. Ancak Kıbrıs engelini
aşabilirsek Türkiye'nin
AB'ye girmesi hepimizin çıkarına olacaktır. Avrupa'nın
büyük Müslüman komşu ülkesi Türkiye'nin Batı ve laiklik yolunda
kalması Avrupa'nın çıkarınadır" diye
konuştu.
KIBRIS 30/04/07
İspanya Dışişleri Bakanı Moratinos,
bugün Güney Kıbrıs'a gidiyor
Dışişleri Bakanlığı görevinde
bulunduğu 3 yıl içinde 3'üncü kez (2005 mart ve 2006 ekim)
Kıbrıs Rum kesimine gidecek Moratinos'un, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos ve Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile
görüşeceği belirtildi.
İspanya Dışişleri Bakanlığı
kaynakları, görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra
KKTC'nin durumuyla Türkiye'nin AB sürecinin ele alınacağı
kaydedildi.
Moratinos, Yakovu ile organize suç örgütlerine karşı
işbirliğini artırmaya yönelik bir anlaşmaya da imza atacak.
Öte yandan Rum radyosunun haberine göre Moratinos bugün sabah
Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru'yla, 10.00'da da Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la bir araya gelecek.
İspanyol Dışişleri Bakanı saat 11.00'de
Lillikas'la görüşecek. Örgütlü suçla mücadele konulu işbirliği
anlaşmasına imza atacak olan iki bakan 12.20'de ortak basın
toplantısı düzenleyecek.
Moratinos saat 13.00'te de Rum Meclis Başkanı AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas'la görüşecek.
KIBRIS 30/04/07
Papadopulos %35, Kasulides %30, Hristofyas %21
Rum tarafında 2008 Şubatı'nda yapılacak başkanlık
seçimlerinde aday olması olası isimlerle, 5 seçim senaryosuyla ilgili
olarak RAI-Gnora tarafından gerçekleştirilen büyük bir
araştırmanın sonuçları yayınlandı.
Fileleftheros "Başkanlık Seçimleri Favorisi Tasos Olan
ve Pek çok Mesaj Taşıyan Derbi -Kasulides DİSİ'ye Oranla
Avantajlı Konumda Başlıyor -Gençler ve Emekliler
Başkan'ı Tercih Ediyor -Kadınların Tercihi Kasulides"
başlığı altında; 5 ayrı senaryoda
geliştirilen başkanlık seçimleri adaylarının
birbirleri karşısındaki oy oranlarıyla ilgili haberini
şu cümlelerle özetledi:
"Hristofyas'ın girmesi Papadopulos'u; Kasulides'in rakibi
olarak ikinci tura gönderir. Başkan Papadopulos Hristofyas'la rakip olursa
seçmenlerden %30 oranında oy alır. Papadopulos EUROKO'dan
Kasulides'in alacağından daha fazla oy alır. Popülaritesinin
yüksek olmasına rağmen Hristofyas'ın diğer partilere
nüfuzunda sorunlar var. Markos Kiprianu'nun gaybubetinin (ada
dışında olmasından) partisel açıdan bedeli oluyor,
DİKO'dan en fazla alabileceği destek %50."
Gazete 5 senaryoyla ilgili şu şablonları
yayımladı:
"Yannakis Omiru, Dimitris Şilluris, Dimitris Hristofyas,
Yannakis Kasulides ve Tasos Papadopulos'un adaylığı durumunda
Rum seçmenden Papadopulos %35, Kasulides %30, Hristofyas %21, Omiru %5,
Şilluris %3 oranında oy alacak. Seçmenlerin %3'ü bu adayların
hiçbirine oy vermeyeceğini, %1'i boş oy atacağını, %
2'si de görüşünü belirtmek istemediğini söyledi.
Bir Hristofyas-Kasulides-Papadopulos çekişmesinde seçmenlerin
%38'i Papadopulos'u, %32'si Kasulides'i, %24'ü Hristofyas'ı destekler.
Hiçbir adaya oy vermeyeceğini söyleyenler %3, boş oy atacaklar %1 ve
yanıt vermek istemeyenler %2.
Hristofyas-Kasulides-Kiprianu çekişmesinde seçmenlerin %33'ü
Kasulides'i, % 33'ü Hristofyas'ı, %27'si Kiprianu'yu destekler. Bu durumda
hiçbir adayı tercih etmediğini söyleyenler %3, boş oy atacaklar
%2 ve yanıt vermek istemeyenler %2.
Kasulides-Papadopulos çekişmesinde seçmenlerin %55'i
Papadopulos'u, % 38'i Kasulides'i destekler, %3'ü adaylardan hiçbirini tercih
etmeyeceğini, %2'si boş oy atacağını, %2'si de soruya
yanıt vermeyeceğini söyledi.
Kiprianu-Papadopulos çekişmesinde ise seçmenlerin %53'ü
Papadopulos'u, %39'u Kiprianu'yu destekleyecek, %3'ü adaylardan hiçbirini
tercih etmeyecek, %3'ü boş oy kullanacak, %2'si soruya yanıt vermedi.
Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas'ın aday olması halinde Rum başkanlık
seçimlerinin sinir harbi şeklinde geçeceğini yazan gazeteye göre bir
Hristofyas-Kasulides-Papadopulos çekişmesinde ikinci tura kalınır,
Hristofyas %24'le ilk turda elenir. Hristofyas kendi partisinden ancak %62
oranında destek alır. Papadopulos DİKO'lu seçmenlerin
%76'sından, EDEK'li seçmenlerin %71'inden ve EUROKOlu seçmenlerin de
%54'ünden destek bulur, DİSİli seçmenlerin %13'ünden de oy alır.
Alithia, AKEL içerisinde Tasos Papadopulos'la ilgili çok büyük bir
sorun bulunduğunu ve başkanlık seçimleri konusunun
görüşüldüğü AKEL bölge teşkilatlarının
toplantılarında Papadopulos'a yönelik olumsuz bir hava hâkim
olması nedeniyle Genel Sekreter Hristofyas'ın; partililerin Tasos Papadopulos'u
ikinci kez Rum yönetimi başkanlığına seçmeye ikna etmek
için çok uğraşması gerekeceğini bildirdi.
Gazete haberi "AKEL'in Çeşitli Toplantılarında Çok
Olumsuz Hava -Üç Nedenden Dolayı Tasos'a 'Hayır' -'Kıbrıs
Sorununda Değişmedi' -'Hükümetin Politikası Halkçı
Değil' -'Başkanlık Döneminde Küçük Bir Kapitalist Grup
Oluşturdu'" başlık ve spotlarıyla manşete
çıkardı.
Haravgi "Diyalog, Görüşme Konusu Olduğunda
Yapılır -AKEL, DİKO ve EDEK; DİSİ'nin
İletişim Metotlarına Patladı" başlıklı
haberinde Rum Ana muhalefet (DİSİ) partisinin Kıbrıs sorunu
ve Rum tarafında yapılacak başkanlık seçimleriyle ilgili
olarak hükümet ortağı partilere birer mektup göndererek diyalog
çağrısında bulunduğunu bildirdi ve koalisyon
ortaklarının DİSİ'ye yanıtlarına yer verdi.
Gazeteye göre AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu
"DİSİ sıkışmış ve yalnız
kalmış hissettiğinde partiler arası diyalogu
hatırlıyor. Diyalog, konuşma konusu olduğunda yapılır.
Tamamen farklı siyasi patikalarda bulunduğunu düşündüğün
partiyle diyaloga giremezsin. Kimsenin iletişim oyununa katılmak
oynamak niyetinde değiliz" dedi.
DİKO Başkan Vekili Yorgos Kolokasidis ise Kıbrıs
sorununda DİKO ile DİSİ arasında büyük bir uçurum
olduğunu, DİSİ'nin Rum Ulusal Konsey toplantılarına
katılmadığı için Başkanı Anastasiadis'in
demokratik diyalog gerektiğini söylemesinin; bu çabayla, gerçek ve ciddi
bir siyasi diyalog değil siyasi menfaat sağlamayı
hedeflediği izlenimi yaratmakta olduğunu söyledi.
EDEK ise siyasi ve ideolojik açıdan örtüştüğü siyasi
partilerle işbirliğine gideceğini açıkladı ve
"DİSİ liderliği iletişim metotları incelemek
istese de halk kendisini takip etmeyecek" görüşünü ortaya koydu.
Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi ise DİSİ'yle diyalogu
reddetmemekle birlikte; "başkanlık seçimlerinde
DİSİ'yle birleşmeye evet demeyeceğini" kaydetti.
KIBRIS 30/04/07