Cumhurbaşkanlığı süreci başladı


16 Nisan, 2007 09:25:00 (TSİ) CNN TURK

Türkiye Cumhuriyeti'nin 11'inci cumhurbaşkanının seçileceği süreç bugün saat 09.00 itibarıyla başladı. Adaylık başvuruları, 25 Nisan Çarşamba günü saat 24.00'te sona erecek. Kalan 20 gün içinde de seçimler yapılacak.

TBMM Danışma Kurulu, adaylık başvuru sürecinin son günlerinde Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın başkanlığında toplanarak, seçim turlarının hangi tarihlerde yapılacağını belirleyecek.
 
Daha önce yapılan toplantıda, ilk turun ya 26 Nisan ya da 3 Mayıs'ta yapılması konusunda mutabakata varılmıştı.
 
Oylamalar
 
En az 3'er gün arayla yapılacak oylamaların ilk iki turunda, üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun (367) oyu sağlanamazsa 3'üncü tur oylamaya geçilecek ve 3'üncü turda üye tam sayısının salt çoğunluğunu (276) sağlayan aday, cumhurbaşkanı seçilmiş olacak.
 
Bu turda üye tam sayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde, 3'üncü turda en çok oyu alan iki aday arasında 4'üncü tur yapılacak. Bu oylamada da cumhurbaşkanının seçilebilmesi için gerekli olan 276 oy sağlanamazsa TBMM seçimleri yenilenecek.

Meclis dışından aday olmak için ise 110 milletvekilinin imzası gerekiyor, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda, Meclis dışından bir cumhurbaşkanı olmayacağını dile getirmişti.
 
Başbakan aday olacak mı?
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, adaylığı için henüz kararını vermiş değil.
 
Kararının şekillenmesinde kritik tarih ise 18 Nisan. Milletvekilleriyle istişarelerini bitiren Erdoğan, bu tarihte AK Parti yöneticilerinin fikrini alacak, ardından da kararını verecek. Nitekim Erdoğan, "Oradan çıkacak karar, beni bağlayıcı bir karardır" diye konuştu.
 
Erdoğan, geçtiğimiz hafta perşembe günü, cumhurbaşkanlığı adaylığı için son güne kadar bekleyeceğinin işaretini verdi.
 
Cuma günü yapılan son toplantıdan da dikkat çekici sözler yansıdı.
 
Erdoğan, bir milletvekilinin, "Turgut Özal ve Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı oldu, partileri büyüdü. Siz de Köşk'e çıkarsanız partimiz büyür" sözlerine "Bu riske giremeyiz. Makamda gözüm yok. Halka verilmiş bir sözümüz var. Daha yapacak çok işimiz var. Bunları yerine getirmemiz gerekiyor. Ben bu sürecin sekteye uğramasını istemiyorum” karşılığını verdi.
 
Erdoğan, Ağar ve Mumcu ile görüşecek
 
Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin gerçekleştirdiği istişareler çerçevesinde, 17 Nisan 2007 Salı günü Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu ve DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ile görüşecek.

AK Parti'den ayrılmasının ardından Erkan Mumcu ile Başbakan Erdoğan ilk defa bir araya gelecek.
 
Erdoğan aynı gün Bakanlar Kurulu toplantısı yapıp, bakanların da fikrini alacak.
 
“Türban engel değil”
 
Başbakan Alman Der Spiegel dergisine verdiği röportajda da, yine cumhurbaşkanlığı ile ilgili soruları yanıtladı.
 
Der Spiegel muhabiri Erdoğan'a, eşinin başörtülü olmasının cumhurbaşkanlığı için engel olup olmayacağını sordu. Erdoğan, "Hayır, türbanın bir engel olduğunu düşünmüyorum. Anayasamızda kimin cumhurbaşkanı olabileceği belirtilmiştir. Burada türbandan söz edilmiyor. Bunun da dini özgürlüğün bir ifadesi olarak görülmesi lazım" ifadesini kullandı.
 
Yüzbinler Ata'nın huzuruna çıktı
 
Atatürkçü Düşünce Derneği'nin öncülüğünde önceki gün düzenlenen 'Cumhuriyet Mitingi' için Ankara Tandoğan Meydanı'nda toplanan yüzbinlerce kişi Anıtkabir'e yürüdü ve mozoleye çelenk bıraktı.
  
Anıtkabir'e gerçekleştirilen dünkü 370 bin kişilik ziyaretle, son yılların en büyük ziyaretçi sayısına ulaşıldı.
 

İngiliz yayın kuruluşu BBC, Ankara'da düzenlenen "Cumhuriyet Mitingi"nde onbinlerce kişinin laikliğe destek için toplandığını duyurdu.

 

BBC, internet sitesinde verdiği haberde, "Laik miting Türk Başbakanı'nı hedef aldı" başlığını kullandı ve "onbinlerce kişinin, laikliğe destek için Ankara'da toplandığını" yazdı.

 

Haberde, "mitingin, cumhurbaşkanı seçim sürecinin başlamasından iki gün önce düzenlendiğine" dikkat çekildi ve "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, aday olmaması yönünde baskı niyeti taşıdığı" kaydedildi.

 
Haberde, "Muhalifleri, (Tayyip Erdoğan'ı) İslami gündem sahibi olmakla suçluyor. O, suçlamayı kabul etmiyor" ifadesi kullanıldı.

 

Cumhurbaşkanı Sezer "tehdit var" demişti

 

13 Nisan'da Harp Akademileri'nde kurmay subaylara son kez hitap eden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, "rejime yönelik tehdit" ve "Türkiye'nin kendini savunma hakkı" üzerinde durmuştu.

 

"Kuruluşundan bu yana Cumhuriyetimizi sinsi bir gölge gibi izlemiş olan gerici tehdit, bugün ulaşmış olduğu boyutlarla kaygıya neden olmaktadır" diyen Sezer,
Türkiye'de siyasal rejim, Cumhuriyet kurulduğundan beri, hiçbir dönemde günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştır" demişti.

 

Cumhurbaşkanlığı seçimi konusuna da değinen Sezer, "Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet'in ilkelerinden ve anayasal içeriklerinden yana taraftır, Anayasa'nın buyurucu kuralları karşısında taraf olmak zorundadır. Başka ve güncel bir deyişle, bu ilkeler ve onların anayasal içerikleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti rejiminin "kırmızı çizgileri"dir" ifadelerini kullanmıştı.

 

Erdoğan'ın bir ayağı Köşk'te

İsmet Berkan

'Çankaya'ya gittin mi artık siyasi kimliğin geride kalır. Pek çok cumhurbaşkanı gördük, tarih hepsinin performansını yazacak'

16/04/2007 RADIKAL

Cumartesi akşamı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı taşıyan Ana uçağında gazeteci olsun olmasın herkesin konuştuğu konu Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağıydı. Daha uçak kalkmazdan önce, salonda bu konuda en azından beş ayrı iddialaşmaya daha tanık oldum, kimi kravatına, kimi yemeğine, kimi bıyığına-sakalına iddialaşmalar.
Aslında ben de bugüne kadar çok direnmeme rağmen cumartesi sabahı biriyle yemeğine iddiaya girdim, o sabah bana göre Erdoğan aday olmayacaktı. Ama iddiamın üzerinden 15 saat geçmeden bu kanaatim büyük bir sarsıntı geçirdi.
Uçakta bermutat, biz gazeteciler toplu halde Başbakan'ın yanına gidiyoruz ve aşağı yukarı yarım saat süren bir soru-cevap faslı oluyor. Cumartesi gecesi de aynı şey oldu. İlk sorular 'ısınma' kabilindendi, malum o gün Ankara'da düzenlenen miting vs. öyle şeyler konuşuldu, yazacak çok da bir şey yok esasen.
Derken ben, dünkü Radikal'de çıkan Nazif İflazoğlu'nun haberini, Adalet ve Kalkınma Partisi teşkilatında ve genel seçmen kitlesi içinde yapılan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı ile ilgili yoklama haberini sordum. Teşkilatın yüzde 70'i Erdoğan'a 'Çıkma' diyordu habere göre. Erdoğan, soruyu ve benim rakamımı duyunca şaşırdı, sonra mütebessim bir ifadeyle "Daha ben görmedim araştırmayı" dedi. Acaba görmediği için mi şaşırdı soruma, yoksa daha bu sorudan hemen önce yaptığımız parti içinden bilgi sızmasıyla sohbetinin ardından bir yeni sızıntıya daha tanık olduğu için mi, anlayamadım ama Başbakan 'Görmedim' diyorsa, ona inanmaktan başka çaremiz yok.
Ardından yürüttüğü 'istişare'lerin niteliğiyle ilgili konuştuk. Başbakan, topladığı görüş ve aday isimlerinin 'Kendisinde' olduğunu ve bunlardan bir 'Harman yapacağını' söyledi ve ekledi: "Elde ettiğim bütün sonuçları Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantımızda değerlendireceğiz."
Başbakan, kendisinin aday olup olmayacağı konusunda aslında ser veriyor sır vermiyordu.
Biz gazeteciler de her seferinde aslında aynı cümleyi elde edebilmek için farklı bir yerden soru soruyorduk. Başbakan'ın aday olup olmaması konusunda net bir cevap alamadık ama bu vesileyle süreçle ilgili bazı bilgiler daha netleşti.
Örneğin Başbakan, alınacak kararın MKYK'da oluşacağını ve bu kararı kendisinin bir grup toplantısıyla duyuracağını söyledi. MKYK'nın tarihi belli, 18 Nisan. Peki grup ne zaman toplanacak? '24'ünde olabilir, 25'inde olabilir.'
Acaba milletvekilleriyle görüşmelerinde genel hava ne? Başbakan, "Şunu söyleyebilirim, genel hava 'Kararınız kararımızdır' yazan pankartlardaki gibi, 'Takdirinize uyarız' pankartlarındaki gibi" dedi ve ekledi: "Bunu demokratik bulmayanlar olabilir ama hava bu."
O zaman MKYK ne karar alacak?
Başbakan 'Bilemem' diyor ama benim izlenimim MKYK'dan Başbakan'a bu konuda yetki verilmesi kararı çıkacak. Büyük ihtimalle Başbakan kendi kişisel kararını 18'inde MKYK'ya da söylemeyecek, oradan da izlenim toplamaya
devam edecek ve MKYK ona 'Siz kimin cumhurbaşkanı olmasını isterseniz onu ilan edebilirsiniz' şeklinde bir yetki verecek.
Başbakan, biz sormadan başka bir konuya daha girdi: Milletvekilleriyle yaptığı ve henüz tamamlanmayan görüşmelerde, bir kişinin son anda gidip bireysel olarak adaylığını koyacağı izlenimini edinmediğini söyledi. "Ama olabilir de" dedi.
Başbakan, biliyorsunuz buradan döndükten sonra, yarın Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar'la konuşacak. Ağar görüşmesinin temelini 367 konusu oluşturacak, şu ana kadar genel kurula gireceği konusunda olumlu sinyaller veren Ağar'dan 367 sorununun aşılması için bir anlamda destek isteyecek Başbakan.
Peki bugüne kadar neredeyse yok saydığı Erkan Mumcu ve onun Anavatan'ıyla da görüşecek mi? Başbakan ilk kez kapı araladı, "MKYK'dan bu konuda karar çıkarsa neden olmasın" dedi. Ardından Deniz Baykal'la neden görüşmeyeceğini bir kez daha anlattı.
Ben araya girdim, 'Herkese danışıyorsunuz, peki ailenizle konuştunuz, onların görüşünü aldınız mı' diye sordum.
Başbakan, "O işi çoktan hallettik" dedi, eşiyle konuştuğunu ve onun görüşünü aldığını söyledi. Daha sonra aynı konuyu yineledim,
'Peki eşinize bir karar iletip ondan öyle mi görüş istediniz' dedim, bu kez, "Hayır, ben bir karar söylemedim, çünkü henüz bir karar vermedim
ama eşim bana kendi düşüncesini söyledi."
Peki ama Emine Erdoğan acaba ne demişti Başbakan'a? Son üç-beş gündür kulisleri dalgalandıran söylentideki gibi 'Çankaya'ya çıkma' mı demişti kesin bir dille? Başbakan, "Onu eşime soracaksınız ama cevap alır mısınız, bilmem" dedi. Fırsat olmadı, Emine Erdoğan'a soramadık!
Derken sohbetin bence en 'heyecanlı' kısmına geldik. Bir arkadaşımız, 'Daha önce iki siyasi lider Çankaya'ya çıktı, onların tarafsızlıklarıyla ilgili sıkıntı çıktı, siz veya belirleyeceğiniz
kişi çıktığında bu sıkıntı olmayacak mı?' diye sordu. Başbakan kesin konuştu:
"Giden partisini bırakmaya mecbur. Buradan ayrılıp Çankaya'ya gittin mi, siyasi kimliğin geride kalır. O kimlik sadece hafızandadır,
onu da oradan sadece sandıkta oy verirken çıkartırsın. Hem öyle oyunu da göstere göstere değil, gizli verirsin. Çünkü, 'devletin başı' sıfatını korumak zorundasınız ki birliği bütünlüğü sağlayın. Pek çok cumhurbaşkanı gördük, tarih hepsinin başarı performansını yazacak."
İşte bu cevap hepimizin kulaklarının dikilmesine neden oldu. Başbakan ilk kez cumhurbaşkanı gibi konuşuyor, hatta gelecekte tarihin kendi
olası cumhurbaşkanlığını nasıl yazacağı sorununu bile düşündüğünü belli ediyor, cümleye 'Buradan' diye başlıyordu.
Hemen bu konuyu deşmeye başladık. Bir arkadaşımız, Serdar Turgut'un cumartesi günkü yazısını hatırlattı. Turgut, yazısında Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasıyla Cumhuriyet döneminde yeni bir perde açılacağını (olumlu anlamda) yazmıştı. Başbakan, yazıyı anlamak isterken, "Yani halka açılan bir Çankaya" dedi, ellerini de iki yana açarak. Evet, öyle olacaktı!
Peki Özal ve Demirel Köşk'e çıktıktan sonra ya partilerinde sorun çıkmış ya da partileriyle araları açılmıştı... Erdoğan yanıtladı:
"Güçlü bir liderseniz, siz gidince partiyi paylaşma süreci başlar. Rahmetli Özal'da ilk başta olmadı ama sonra yaşandı. Özal
partiyi sahiplenmek isteyince olumsuzluklar yaşandı. DYP'de de aynısı oldu. Tansu hanım partiyi güçlü tuttu."
Enis Berberoğlu sordu: "Süleyman Demirel yukarı çıkarken 'Ben arkama bakmam' demişti..."
Erdoğan'ın cevabı sektirmeden geldi:
"Aslında olması gereken o. Hatta ben size daha agresif biçimde söyleyeyim: O lider öldü. Yani lideri öldüğünde parti ne yapması lazımsa onu yapmalı. Yerine gelen partiyi sahiplenip ne yapması gerekiyorsa onu yapmalı."
Bu cevap hepimizin dilinden 'Hayırlı olsun' sözcüklerinin geçmesine neden oldu. Enis üsteledi, eşelemeyi sürdürdü: "Bir şehir efsanesine göre siz bu konuda daha parti kurulurken Abdullah Gül ile anlaşmışsınız zaten, yani
siz Köşk'e o da Başbakanlığa diye..."
Erdoğan bu şehir efsanesine de kızmadı, "Hayır" dedi, "Bu konuyu hiç konuşmadık ama başka şeyleri konuştuk, partide her şeyi böyle oluşturduk. Bizim aramızdaki kardeşlik bağlarını hiç kimse hiçbir biçimde bozamaz.
Bu bağlar gelecekte de bozulmaz."
Abdullah Gül'e atılan bu gül destesi de dikkatten kaçmadı elbette. Ama eşeleme bitmemişti. 'Yani bu uçakla, Başbakanlığa ait Ana uçağıyla son gezilerinizi mi yapıyorsunuz?'
Bu soruya Başbakan gülebilir, 'Hayır nerden çıkarıyorsunuz' diyebilir veya başka bir cevap verebilirdi ama bunların hiçbirini yapmadı, tam tersine daha önce düşünülmüş bir konuyu açıkladı: "Yeni cumhurbaşkanı seçildikten sonra bir uçak havuzu oluşturacacağız. Yani onun uçağı, bunun uçağı olmayacak, devletin uçakları olacak."
Ben araya girdim: "Yani bu uçakla uçmaya devam edeceksiniz?" Gülmeye başladı Başbakan. Bir arkadaşımız üsteledi: 'Ya yeni cumhurbaşkanı bu dediğinizi kabul etmezse?' Erdoğan, "Hiç olur mu öyle şey" dedi, "Bu partimizin kararı, yeni cumhurbaşkanı da partimizden biri olacak."
Başbakanla sohbetimiz daha sonra Kuzey Irak konusuyla devam etti ve bitti. Erdoğan, Kuzey Irak meselesiyle ilgili daha önce söylediği şeyleri yinelediği için buraya almayacağım.
Erdoğan'ın yanından çıkıp arka bölüme geçtiğimizde herkesin gözü üzerimizdeydi, milletvekillerinin, bakanların... Biz de 'Hayırlı olsun 11. Cumhurbaşkanı' dedik, 'Söyledi mi' dediler. Hayır, açıkça söylememişti ama işte yukarıdaki kadar da söylemişti.
Sonra düşünürken içime bir kurt düşmedi değil. Günlerdir kendisine cumhurbaşkanlığı dışında hiçbir şey sorulmayan Başbakan bütün sohbet süresince en ufak bir sıkıntı emaresi bile göstermemiş, hatta hep mütebessim bir ifadeyle konuşmuştu, açıkçası kendisini bağlayacak bir cümle de sarf etmemişti. Yoksa aslında bizimle ince ince dalgasını mı geçmişti?
Bu kanımı Başbakan'ın çok yakın çevresinden birine söylediğimde, o da bana mütebessim bir ifadeyle 'Başbakan dalga geçmez' dedi. Sahiden geçmez mi?
Aynı yakın çevreler, özellikle son dört-beş gündür, daha önce sıkıntılı gibi gözüken Başbakan'ın çok rahatladığını da söylediler.
Bu rahatlık, kendi kafasında bir fikri oluşturmuş olmasından mı kaynaklanıyor acaba?
Yavaş yavaş bizim Cemil Müneccim'in alanına giriyorum galiba.

 

KKTC'de dostluk maçı

16/04/2007 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Kıbrıs'ta iki toplumun yakınlaşmasını sağlamak amacıyla dün bazı Kıbrıslı Türk ve Rum siyasiler futbol maçı yaptı. Lefkoşa'da Çetinkaya Spor Kulübü'nün antrenman sahasında yapılan maç, 'dostça bir sonuçla' 7-7 berabere bitti. Karma oluşan takımlar mavi ve gri formalarla sahaya çıktı. Karşılaşmanın ardından maçı protesto eden Türk ve KKTC bayrakları taşıyan bir grupla siyasiler arasında kısa süreli bir gerilim yaşandı.

Bu tür söylemler üzücü tartışmalara yol açabilir

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, son günlerde, seviyesiz tartışma ve görüşler ortaya atılarak; Kıbrıs sorununun çözümünü pozitif değerlendiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hükümet ve aydınlara yönelik, 'Türk insanını, Türkiye'yi istemezler, ulusal değerlere bağlı değiller, satacaklar' şeklinde yaklaşım oluşturmaya çalışıldığını belirtti ve bu tür söylemlerin üzücü tartışmalara sebebiyet verebileceğine dikkat çekti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ile HAVAŞ ortaklığında Ercan Hava Limanı'nda yer hizmetleri verecek Cyprus Airport Services'ın (CAS) önceki gece Mercure Accor Hotel'de düzenlediği gala yemeğine katıldı.

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, KTHY Genel Müdürü Ahmet Derya, TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkan ve CEO'su M. Sani Şener, TAV Havalimanları ve Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın, Havaş Genel Müdürü Müjdat Yücel, CAS Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Özgen, CAS Genel Müdürü Kürşat Kocak, bazı sivil toplum örgütü ve basın yayın kuruluşlarının yetkili ve temsilcileri ile KTHY'den üst düzey yöneticilerin katıldığı gecede, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkan ve CEO'su M. Sani Şener ve CAS Genel Müdürü Kürşat Kocak birer konuşma yaptı.

Soyer: Her çivi geleceğimizin

dinamizmini oluşturacak

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, CAS'ın gala yemeğinde yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs'a çakılacak her çivi ile atılacak her temelin, Kıbrıs Türkü'nün bu topraklarda sonsuza dek var olması yanında, geleceğinin de dinamizmini oluşturacağını vurguladı.

Bir kamu kuruluşu olan KTHY ile Türkiye'nin özel sektör temsilcilerinden, hava limanları konusunda lider konumda bulunan Havaş ortaklığında Ercan'da yer hizmeti verecek CAS'ın, iki ülke arasında mevcut işbirliğinin güzel bir örneğini oluşturduğunu belirten Soyer, atılmakta olan adımların, KKTC'yi çözüm sürecinde daha da güçlü konuma getirmekte olduğunu kaydetti.

"KTHY güçlenerek uçmaya devam edecek. Direkt uçuş hakkını da elde edeceğiz. Varız, var olmaya devam edeceğiz" diyen Başbakan, Kıbrıs Türkü halkına verdiği büyük destek ve yaklaşım için, TAV Havalimanları Holding ile Havaş'a teşekkürlerini sundu.

Son günlerde ülkede seviyesiz tartışmaların yapıldığına, görüşler ortaya atılmakta olduğuna da dikkatleri çeken Başbakan Soyer, Cumhurbaşkanı, hükümet ve aydınlarına yönelik sergilenen bu tavırların, 'Türk insanını, Türkiye'yi istemezler, ulusal değerlere bağlı değiller; satacaklar' şeklinde yaklaşımlar olduğuna işaret ederek, bu tür söylemlerin üzücü tartışmalara sebebiyet verebileceğini söyledi.

Şener

TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkan ve CEO'su M. Sani Şener de, gecede yaptığı konuşmada, dünyada hava limanları, hava limanları servis şirketleri ile finans yönetimi konularında sayılı şirketlerden bir tanesi olan TAV Havalimanları Holding'in bir yan kuruluşu olarak yer hizmeti veren Havaş'ın, KTHY ile birlikte kurduğu CAS'a, her türlü bilgi, birikim ve desteği aktarmaya hazır olduğunu belirterek, bu ortaklığın kamu-özel sektör işbirliğinin ilk örneğini oluşturduğunu söyledi.

CAS'ta çalışacak personeli, KTHY yer hizmetleri bölümünde çalışanların oluşturacağını ifade eden ve bu çalışanlardan her türlü haklarını alacaklarına dair rahat olmalarını isteyen Şener, "merak etmeyin çalışanlara hakkını vereceğimize söz veriyorum" dedi.

Kocak

CAS Genel Müdürü Kürşat Kocak ise, güzel bir ülke olan KKTC'de bulunma yanında, insanıyla birlikte çalışacak olmasından dolayı duyduğu mutluluğu ifade ederek, Ercan Hava Limanı'nı kullanacak yerli ve yabancı yolculara, uluslararası standartlarda kaliteli hizmet sunacaklarından kimsenin kuşku duymamasını istedi.

KIBRIS 16/04/07

Matsakis serbest Rehn, özür diledi

Rum basını, Matsakis'in tutuklanmasına ilişkin açıklamada bulunan AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy'nin açıklamalarından ötürü, Rehn'in özür dilediğini de yazdı.

Haravgi, "Protestolar Sonrasında Özür - Matsakis Serbest" başlıkları altında verdiği haberinde, Rehn'in sözcüsü Nagy'nin, Matsakis'in tutuklanmasına ilişkin önceki gün yaptığı açıklamada, "Kıbrıs Rum hükümeti" ifadesini kullanmasının ardından oluşan tepkiler sebebiyle, Rehn'in bürosundan, Brüksel'deki Rum Daimi Temsilciliği'ne bir özür mektubu gönderildiğini belirtti.

Gazete, Rehn'in bürosundan gönderilen mektupta, "Kıbrıs Rum hükümeti" sözcüğünün bir dil sürçmesi olduğunun ifade edildiğini; ancak AB Komisyonu'nun, üsler bölgesinin AB müktesebatının uygulanmadığı İngiliz toprakları olduğunu vurgulayarak, İngilizlere destek vermiş olduğunu aktardı.

Gazete, AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun, yaptığı açıklamada, Rehn'in bürosunun yazılı özründen ötürü duyduğu memnuniyeti dile getirdiğini ve bu tür yanlışların, Avrupa Birliği yetkilileri veya sözcüleri tarafından yapılmaması gerektiğini vurguladığını yazdı.

Habere göre, Kiprianu, Matsakis'in tutuklanmasına da değinerek, partisinin Matsakis'in kişisel eylemleri karşısındaki görüşünün bilinmekte olduğunu, ancak İngilizlerin, Matsakis'in tutuklanmasında sergiledikleri tutumun kabul edilemez ve kışkırtıcı nitelik taşıdığını savundu.

İngiliz üslerinin adadan gitmesi konusunu gündeme getiren ilk siyasi grubun AKEL olduğunu savunan Kiprianu, partisinin nihai hedefinin, üslerin ve yabancı askerlerin, gerek Kıbrıslı Türklerle varılacak bir anlaşmayla, gerekse Kıbrıs sorununun çözümü sonrasında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların ortak çabalarıyla, adadan gitmeleri olduğunu vurguladı.

Kiprianu, AKEL'in İngiliz üslerinin varlığını kalıcılaştıracak düzenlemeleri kabul etmeyeceğinin de altını çizdi.

Öte yandan Politis, önceki gün tutuklanan Matsakis'in açlık grevine başlamasından ötürü su içmeyi dahi reddettiğini, su içmeden hap almasından ötürü rahatsızlanması sebebiyle de önceki gün Larnaka Hastanesi'ne kaldırıldığını yazdı.

Gazete, Matsakis'in hastaneye kaldırılması ve İngiliz üslerinin, "Kıbrıs Cumhuriyeti" topraklarında yetki sahibi olmaması sebebiyle serbest kalmış olduğunu vurguladı.

Gazete, konuya ilişkin açıklamada bulunan İngiliz Üsleri Basın Sözcüsü Dennis Berns'in, Matsakis'in sağlık durumunun kötüleşmesi sebebiyle hastaneye kaldırılmasının gerekli görüldüğünü, ancak "artık Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarında bulunan Matsakis'in, hakkındaki tutuklama kararının geçerliliğini koruduğu İngiliz üsler bölgesine geri dönmesi ve yeniden tutuklanması konusunda, topun Matsakis'te bulunduğunu" söylediğini belirtti.

Matsakis'in Alithia'yla söyleşisi

Alithia ise, Matsakis'in, tutuklanmasından üç gün önce, geçen Pazartesi günü gazeteyle bir röportaj gerçekleştirdiğini ve bu röportajın içeriğinin "hayret verici" olduğunu belirterek, Matsakis'in röportajına geniş yer verdi.

Matsakis, röportajında, Türkiye'deki gelişmeleri her gün takip ettiğini belirterek, şu anda Türkiye'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve partisi ile "Türkiye'ye 100 yıldır hükmeden" diye nitelediği ordu arasında bir savaş gerçekleşmekte olduğunu iddia etti. Matsakis, "Kıbrıs'ın yararına olması için Erdoğan'ın bu savaşı kesinlikle kazanması gerektiğini" söyledi.

Matsakis, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile KTBK Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu arasındaki "el sıkışma" sorununu, Türk askerinin "Kıbrıs'ta yaptıklarını", AP milletvekillerine mektupla aktardığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, "Türkiye'den emir aldığını", bu yüzden de onu bu satranç oyununa dahil etmediğini iddia eden Matsakis, "çözüm sunabilecek temel öğenin, Erdoğan olduğunu ve Erdoğan'ın, askerlerin istediğinden daha az acı verici bir çözüm sunabileceğini" savundu.

Matsakis, Güney Kıbrıs'ın hem "Barış İçin Ortaklık"a hem de NATO'ya üye olması gerektiğini belirtti.

Matsakis, Lokmacı barikatının açılması konusunda ise, Rum Yönetimi tarafından bölgeye yerleştirilen "gülünç" paravanın kaldırılması gerektiğini ve "kendilerini koruyan şeyin bu paravanlar değil AB normları olduğunu" kaydetti.

Güney Kıbrıs'taki askerlik süresinin de yarı yarıya kısaltılması ve yüz milyonlarca lira harcanan silahlanma programlarının sona erdirilmesi gerektiğini söyleyen Matsakis, RMMO'nun dağıtılmasını savunmadığını, ancak Türkiye ile savaşılacağının da varsayılmaması gerektiğini ifade etti.

AP'deki Rum Milletvekili İoannis Kasulidis'in, Rum Başkanlık seçimlerinde aday olması konusunda ise Matsakis, Kasulidis'in saygıdeğer bir insan olduğunu ve başkanlık seçimlerine katılma ihtimalinden ötürü memnuniyet duyduğunu belirtti.

Matsakis ayrıca, AP milletvekili görevinin tamamlanmasının ardından, siyasetten çekilmeyi düşündüğünü, ancak kesin bir kararının olmadığını ifade etti.

KIBRIS 16/04/07

Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasını sağlamadı

Özlem GÜRAN- T.A.K

Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesinden bu yana KKTC'den Güney Kıbrıs'a yapılan ihracat kademeli olarak arttı ancak Yeşil Hat Tüzüğü'nün temel hedefi gerçekleşmedi.

Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde, KKTC'de üretilen/imal edilen ürünlerin Güney Kıbrıs'a ihraç edilmesiyle Kıbrıslı Türklerin ekonomik seviyesinin yükselmesi amaçlanıyordu ancak yapılan ihracat Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına katkı sağlamadı.

Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde 4 yıl içinde Güney Kıbrıs'a toplam 3 milyon 700 bin Kıbrıs Lirası tutarında ihracat yapıldı. Bu rakam KKTC'nin toplam ihracat rakamının sadece yüzde 3'ünü teşkil ediyor.

Güney Kıbrıs'a ihracatta sebze başı çekerken, tahta ürünler ve mobilya ile taştan mamul ürünler de öncelikli yer tuttu.

3 Milyon 700 bin KL'lik ihracat

TAK muhabirinin Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan derlediği verilere göre, Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe girdiği 2004 ortasından bu yana Güney Kıbrıs'a yapılan ihracat kademeli alarak arttı. 2004'ün son 5 ayında 270 bin, 2005'de 980 bin Kıbrıs Liralık ihracat yapılırken, bu rakam 2006'da 1 milyon 900 bin Kıbrıs Lirası'na ulaştı. 2007'nin ilk üç ayında yapılan ihracatın tutarı ise 565 bin Kıbrıs Lirası.

Sebze ve mobilya başı çekiyor

Bu yılın ilk üç ayında yapılan ihracat verilerine bakıldığı zaman, ocak ayında en çok sebzenin, şubat ve mart aylarında ise tahta ürünler ve mobilyanın başı çektiği görülüyor. 2007 ortalamasında sebze, tahta ürünler ve mobilya ile taştan mamül ürünlerden sonra en çok ihracatı yapılan ürünler arasında ham metal, plastik ürünler, kimyasal ürünler ve kağıt ürünleri yer alıyor.

Geçtiğimiz yıl da ihracat listesinde sebze birinci sırada yer aldı. Sebzeyi, tahta ürünler ve mobilya, plastik ürünler ve taştan mamül ürünler takip etti.

Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde 2005 yılında ise sırasıyla en çok tahta ürünler ve mobilya, sebze, kağıt ürünler ve taştan mamül ürünler ihraç edildi.

Binicilik malzemesi de ihraç edildi

İhracat verileri incelendiğinde, binicilik malzemesi ihracatı, mali tutarı düşük olmasına rağmen ilgi çekiyor. Binicilik malzemesi 2004 yılında ihraç edilen ürünler arasında yer almıyor ancak, 2005 yılında Güney'e 1342 KL değerinde binicilik takımı ihraç edildi. Bu ürün 2006 yılı ihracat listesinde de 356 KL ile küçük bir yer tuttu.

Önemli bir katkı sağlamadı

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Ticaret Odası Dış Ticaret Uzmanı Oya Barçın, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Güney'e yapılan ihracatın, KKTC ekonomisine önemli bir girdi sağlamadığını kaydetti.

Barçın, Güney'e yapılan ihracatın toplam ihracat miktarının yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturduğunu belirtti. Barçın, tüzüğün çıkış amacının gerçekleşmediğini yani Kıbrıslı Türklerin ekonomik seviyesinin geliştirilmesine katkı koymadığını anlattı.

Bal ve balık konusunda açılım bekleniyor

Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında canlı hayvan ve hayvan ürünlerinin ihracatı ise yasak. Tüzükte, AB'ın KKTC'deki hayvan sağlığı koşulları hakkında yeterince bilgisinin olmaması, hayvan ve hayvan ürünlerinin yasak olmasının temel nedeni olarak gösteriliyor. KKTC'deki hayvan sağlığı koşulları hakkında bilgi edinilmesi ya da koşulların iyileşmesiyle bu konuda kademeli olarak açılımlar yapılacağı da AB yetkilileri tarafından sözlü olarak ifade ediliyor.

Bal ve balığın da yasak olan ürünler kapsamında bulunmasına tüzüğün çıktığı tarihten bu yana itiraz

eden Kıbrıs Türk tarafı açılımların bal ve balık ile başlaması yönünde uzun zaman önce öneride bulunmuştu.

Kıbrıs Türk tarafının itirazları karşısında Avrupa Komisyonu, 2005 Aralık ayında bal ve balık ihracatını olanaklı kılacak şekilde istisna yapılması için bir tüzük hazırladı. Ancak AB yetkilileri henüz somut bir noktaya ulaşmayan bu konuyla ilgili çalışmalarını sürdürüyorlar.

Patates ihracatı çok zor

KKTC'nin önemli ürünlerinden patatesin ihracatı için ise, 3 yıl süren bir dizi genel kontrolün yapılması gerekiyor. Tohum aşamasından, ekim, hasat ve pazara sürüş aşamasına kadar kontroller gerekiyor.

KKTC'den güneye patates ihracatı yapılabilmesi için gereken genel kontrol süreci 2006 Nisan ayında tamamlandı ve bu tarihten itibaren patates ihracatının yapılabileceği söylendi.

Prosedür tohum ithalatı ve ekim döneminde AB uzmanlarının gerekli kontrolleri yerinde yapmasını gerektiriyor. AB uzmanlarının patatesin Güney'e satış aşamasında da yüklemeyi takip edip, ihracat için gerekli olan bitki sağlığı denetim raporu vererek kamyonu mühürlemesi gerekiyor.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Dış Ticaret Uzmanı Oya Barçın, patates ihracat prosedürünün son derece ağır olduğunu belirterek, bu zorlu süreç yüzünden üreticilerin kayda değer patates ihracatı yapamadığını belirtti.

Patates üreticilerine yönelik

bilgilendirme rehberi

Ticaret Odası'nın patates üreticilerine yönelik bir bilgilendirme rehberi hazırladığını söyleyen Barçın, üreticilerin kendileri için ek bir maliyet doğuran bu durumdan rahatsız olduğunu da anlattı. Barçın Avrupa'da iklimden dolayı patates ekimi bir kez yapıldığından KKTC'li üreticinin ikinci ekim için o dönemde AB ülkelerinde patates tohumu bulamayacağını da kaydetti.

En büyük sorun nakliye sorunu,

reklam da almıyorlar

Barçın, patates ihracatı sırasında üreticilerin karşılaştığı diğer bir zorluğun da nakliyeyle ilgili olduğunu kaydetti ve 2 tondan ağır kamyonların Güney Kıbrıs'a geçemediğini söyledi. Barçın, bu engelin ihracatı büyük oranda etkilediğini vurguladı.

Barçın, KKTC'de yaşayan insanların Güney Kıbrıs'taki gazetelerde reklam verememesinin ve bu yolla pazarlama yapamamasının da bir engel teşkil ettiğini kaydetti.

Güney üzerinden AB

ülkelerine ihracat yapılmıyor

Güney Kıbrıs üzerinden üçüncü ülkelere satışın gerçekleşip gerçekleşmediğinin sorulması üzerine ise Oya Barçın, Ticaret Odası olarak ürünün Güney'den İngiltere'ye ihraç edileceğini bilerek sadece bir kez belge düzenlediklerini kaydetti. Barçın, 2005 yılında İngiltere'ye 1000 kilo civarında lokum sevkiyatı yapıldığını, fakat bunun arkasının gelmediğini belirtti.

Ürün Güney'deki alıcıya satıldıktan sonra ne yapıldığının Ticaret Odası tarafından kontrol edilemediğini de vurgulayan Barçın, ürünlerin miktarına bakıldığı zaman ihracat hacimli ürünler olmadıklarının anlaşılabildiğini söyledi.

Nami: Tüzük amacına ulaşmadı

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami de, Yeşil Hat Tüzüğü'nün referandumun hemen ardından AB yetkilileri tarafından ortaya konan 3 tüzükten biri olduğunu anlattı ve Yeşil Hat Tüzüğü'nün tek uygulamaya giren tüzük olmasına rağmen amacına ulaşmadığını söyledi.

Yeşil Hat Tüzüğü'yle adanın birleştirilmesine zemin hazırlamak için Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan güçlendirilmesinin amaçlandığını belirten Nami, ekonomisi aynı düzeyde olmayan bölgelerin bir araya gelerek bir bütün oluşturamayacağını kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin ekonomik seviyesinin ancak Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesiyle yükseltilebileceğini belirten Nami, Yeşil Hat Tüzüğü'nün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yerini tutamayacağını vurguladı ve Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde yapılan ihracat rakamlarının düşük olduğuna dikkat çekti.

İhracatın düşük olmasının

nedeni psikolojik bariyerler

İhracat rakamlarının Kıbrıs Türk halkının kalkınması için yeterli olmadığını dile getiren Nami, ihracatın düşük olmasının en büyük nedenlerinden birinin psikolojik bariyerler olduğunu söyledi.

Rumların Kıbrıslı Türklerden rafa girecek ürünler almaktan kaçındığını ifade eden Nami, "Hala üzerinde 'Kıbrıs Türk tarafında üretildi' yazan ürünleri alıp raflarına yerleştirip satmaya psikolojik olarak hazır değiller" diye konuştu. Erdil Nami, ihraç edilen ürün listesine bakıldığı zaman Türk tarafından geldiği belli olmayan ürünlerin tercih edildiğinin görülebileceğini kaydetti.

Bu yönde bir yasa olmamasına rağmen hiç bir Kıbrıslı Türk tüccarın güneydeki gazetelerde ürettiği malın reklamını yapamadığını da söyleyen Nami, bunun değişmesi için girişim yapılması gerektiğini dile getirdi.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü

konusunda ümitliyiz

Nami, Almanya'nın dönem başkanlığı bitmeden haziran ayı içinde Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili yeni açılımlar beklediklerini de söyledi ve çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti.

"Rum kesiminden bu konuyla ilgili iyi haberler almıyoruz" diyen Nami, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesini engellemek için yoğun çalışmalar yaptığını kaydetti.

Larnaka yakınlarında bölge...

Nami, Rumların Larnaka Limanı yakınlarındaki bir bölgeyi AB ülkelerine ihracat yapılması amacıyla Kıbrıslı Türklerin kullanımına verme yönünde bir önerileri olacağı yönünde duyumlar olduğunu da söyledi. Nami, Rumların Kıbrıslı Türklere ayıracakları bu serbest bölgeden, Kıbrıslı Türk işcilerle yükleme yaparak AB ülkelerine ürün ihraç etmelerini içeren bu önerinin kabul edilemez olduğunu da ekledi.

KIBRIS 16/04/07

Maraş'ın sözde "Belediyesi"nin imza kampanyası başladi

Politis gazetesi, "Şehrine Ses Ver" sloganlı kampanyanın, önceki sabah Derinya'da başlatıldığını yazdı.

İmza kampanyasının 22 Nisan'da sona ereceğini belirten gazete, imza kampanyasının başlaması töreninde, Maraş'ın sözde "Belediye Başkanı" Aleksis Galanos'un yanı sıra, imza kampanyasına katılmak amacıyla adaya gelen Atina Belediye Başkanı Nikitas Kaklamanis'in de yer aldığını kaydetti.

İmza kampanyasının başlaması vesilesiyle açıklama yapan Galanos, "geri dönüş mücadelesinin devam ettiğini ve bir Avrupa şehri olan Maraş'ın aleyhinde suç işlenmesine devam edilmesinin mümkün olmadığını" belirtti.

Atina Belediye Başkanı Nikitas Kaklamanis ise, şehirlerine geri dönme taleplerini dile getirmede Maraşlıların mesajının güçlü ve sesli olması gerektiğini kaydetti. Kaklamanis ayrıca, "Maraş'ın yasal sahiplerine iade edilmesi" talebinin ileriye götürülmesi için, Atina'nın, Avrupa ve uluslararası kürsülerde arabulucu rolü üstlendiğini ifade etti.

KIBRIS 16/04/07

Kavazoğlu ve Mişaulis anıldı

Yaklaşık 2 bin Kıbrıslı Türk ve Rum'un katıldığı ve Mişaulis'in Lefkoşa mezarlığında yattığı yere çiçekler konulmasıyla başlayan tören, Kavazoğlu'nun Dali'deki mezarındaki yürüyüş ve konuşmalarla sürdü.

Yürüyüş sırasında, gençlerin oluşturduğu kalabalık, "Kıbrıs'ta Barış Engellenemez", "Kıbrıs Halkına Aittir", "Bağımsızık, Özgürlük, Demokrasi", "Birleşik Federal Kıbrıs", Halk Faşistleri ve Tankları Unutmayacaktır" gibi sloganlar attı.

Hristofyas, Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin, iki kahraman Kavazoğlu ve Mişaulis'i saygı ve onurla anacağını ve onların fedakarlıklarından ilham, cesaret ve güç alarak Kıbrıs'ın hakkına kavuşması için mücadeleye devam ettiklerini söyledi

Dali'de gerçekleştirilen etkinlikte bir konuşma yapan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofias, "Her zaman halkımızın laneti, EOKA-B'ci katillerin ve ulusal kökeninden bağımsız olarak ülkemizin aleyhine suçlar işleyen bütün aşırı sağcı, faşistlerin üzerine olduğu gibi TMT'li katillerin de üzerinde olacaktır" dedi.

KIBRIS 16/04/07

 

'Bazı düzenlemeler tam üyelikten sonra'


17 Nisan, 2007 11:22:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Başmüzakereci Ali Babacan Türkiye'nin 2013 yılına kadar AB müktesebatına uyum programını açıkladı. Gül düzenlemelerin bir kısmının tam üyelik sonrasına sarkabileceğini söyledi.

Gül, bir gazetecinin "Program 2013 yılına kadar olan dönemi kapsıyor. Seçimlere az kaldı. Eğer koalisyon hükümeti gelir ve bu programı benimsemezse ne olur?" sorusuna, "Seçimlerde partimizin bugünkünden çok daha güçlü sekilde iktidara geleceğinden hiçbir şüphemiz yok" yanıtını verdi.
 
Hazine Müsteşarlığı'nda yapılan basın toplantısında uyum programına ilişkin bilgi veren Dışişleri Bakanı Gül, "Katılım müzakerelerinin başarılı şekilde sonuçlanması öncelikle bizim performansımıza bağlı" dedi.
 
Bakan Gül, "Türkiye'den başkası birşey yapmayacak. AB de bizi seyredecek açıkçası. Kendimizi o standartlara biz çıkaracağız. Biz bunları tamamladığımızda zaten müzakere süreci bitmiş olacaktır" diye konuştu.

Bazı konulara takılıp kalmanın zaman kaybı olacağını, belirten Gül, önemli olanın Türkiye'nin içinde bulunduğu transformasyon süreci olduğunu kaydetti.

Türkiye'nin AB'ye uyum müktesebatının 3 aylık ciddi bir çalışmanın ürünü olduğunu söyleyen Bakan Gül, "Bu düzenlemeler ülkemizdeki standartları AB ülkelerindeki standartlara çıkaracak düzenlemelerdir" ifadesini kullandı.  
 
AB'nin askıya aldığı 8 fasılla ilgili bir soru üzerine Gül, müzakere süreci içinde fasılların resmen açılmaya başlandığını, Almanya'nın dönem başkanlığında üç faslın daha resmen açılmasının beklendiğini hatırlatarak, fasıllar açıldığında Türkiye'nin bir programa sahip olmasının süreci kolaylaştıracağını belirtti.
 
Gül, Türkiye'nin 8 fasılla ilgili olarak yapılması gerekenleri tamamladıktan sonra bu fasılları fiili olarak açmış ve kapatmış olacağını kaydetti.
 
Siyasi sorunlar çözüldüğünde Türkiye ile AB'nin bir araya gelebileceğini ifade eden Gül, açılmayacak denen fasılların o zaman yarım saatte açılıp, kapanabileceğini ifade etti.
 
Gül, Türkiye zaten AB standartlarına ulaşmış dendiği andan itibaren bu sürecin yarım saatlik iş olacağını söyledi.
 
Söz konusu 8 fasılla ilgili çalışmalar yapılmayacak gibi bir şeyin söz konusu olmadığını belirten Gül, fasıllara ilişkin teknik çalışmaların yapıldığını vurguladı.
 
"Fasılları kendimiz açıp kapatacağız"
 
Gül, Kıbrıs konusunda bazı problemler olduğunu belirterek, "Sorunlar siyasi niteliklidir. Onlara takılıp beklemeyeceğiz. Müzakereye başladıktan sonra bir araya geldiğimizde biz bunu tenkit edip, burada problem var deyip burada durmayacağız. O problemler hallolur. O zaman Türkiye yerinde sayıyorsa kötü olur. Ama durmazsak Türkiye topyekün daha güçlü olacaktır. O problemlere takılıp kalmayacağız. Yola devam edeceğiz. Fasılları kendimizi açıp kapatacağız" şeklinde konuştu.
 
Başmüzakereci Ali Babacan da, düzenlemelerle ilgili olarak sivil toplumla beraber çalışacaklarını belirterek, "En önemli ilke sahiplenme. Eğer sahiplenirsek başaracağız. Yeni üye olan 12 ülkeden en önemli farkımız takvimi bizim belirlememiz. AB'den bir empoze söz konusu değil" dedi.

AB müktesebatına uyum programının, tarama çalışmalarına fiilen katılan kurumların hazırladığı bir program olduğunun altını çizen Babacan, "uyum programının müzakerelerin AB'ye katılım sürecinin formal seyrinden biraz ayrı olarak, bir miktar araya mesafe koyarak yürütülecek çalışmaları" içerdiğini belirtti.
 
Uyum programının AB müktesebatının tüm alanlarını içerdiğini belirten Babacan, "Biz şunu gördük ki AB için yapacaklarımızın çoğu bizim hemen istifade edeceğimiz işler. Bizim kaybettiğimiz AB'nin kazanacağı, bizim bir takım fedakarlıklarda bulunacağımız çalışmalar değil" dedi.
 
Tarama çalışmalarının bitmesinin fasıllarla ilgili çalışmaların bitmesi anlamına gelmediğini söyleyen Babacan, alt komite çalışmalarıyla taramaların güncelleneceğini belirtti.
 
Programın en önemli boyutunun bir takviminin olması ve 2007-1013 yıllarının açıkça zikredilmesi olduğunu söyleyen Babacan, yasal düzenlemelerin de 2007-2008 yasama dönemi, 2008-2009 yasama dönemi ve sonrası diye üç 3 zaman dilimine ayrıldığını kaydetti.
 
Tüm fasıllarda 200 yasal düzenleme yapılacağını belirten Babacan, bunun yanında TBMM'ye gitmeden düzenlenecek tebliğ ve yönetmelik gibi ikincil düzenlemeler bulunduğunu söyledi.
 
Düzenlemelerin günlük hayatın pek çok boyutunu çok yakından ilgilendiren düzenlemeler olduğunun altını çizen Başmüzakereci Babacan, "Türkiye'de yaşayan bu düzenlemelerden etkilenmeyen tek bir vatandaşımız dahi olmayacak" dedi. Düzenlemelerin uygulama tarihinin ise ayrı bir kavram olduğunu belirten Babacan, "Yasanın yapıldığı tarihte hemen uygulayacağız diye bir şey yok" ifadesini kullandı.

Belgede, Türk halkının yaşam standartlarını AB standartlarına yükseltmek üzere, 2007-2013 döneminde Türkiye'de yapılacak reformlara ilişkin 'yol haritası' teşkil edecek yaklaşımlar yer alıyor.
 
Sekiz başlık askıya alındı
 
Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakerelerin hızını kesti. AB Dışişleri Bakanları'nın geçtiğimiz yıl 11 Aralık'ta AB Komisyonu'nun tavsiye kararını kabul etmesinin ardından, 14-15 Aralık'ta yapılan AB Zirvesi'nde de 'Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınması' kararı aynen benimsendi.
 
Buna göre, Türkiye ile müzakereler sekiz başlıkta (Malların serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma, balıkçılık, taşımacılık politikası, gümrük birliği ve dış ilişkiler) askıya alındı. Açılacak diğer başlıklar ise, Türkiye limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmadığı sürece kapanmayacak.

 

Talat: Gül'e karşı çok büyük bir ayıp yapıldı

      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’e geçen hafta KKTC ziyareti sırasında gösterilen tepkinin "Gül’e karşı yapılan çok büyük bir ayıp" olduğunu belirtti.
      Talat, bugün başlayacak ve iki gün sürecek "1. Uluslararası Doğal Afetler ve Olağanüstü Durumlarda Ulusal ve Uluslararası Koordinasyon, İşbirliği ve İnsani Yardım" konulu konferansın Merit Otel’deki açılış kokteylinde A.A muhabirinin sorularını yanıtladı.
      Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’e gösterilen tepkiye ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine Talat, "Sayın Gül’e karşı çok büyük bir ayıp yapıldı. Bu çok büyük bir ayıptır, çünkü Türkiye Cumhuriyeti bize kayıtsız şartsız, hiçbir önkoşul olmadan destek veren tek ülkedir ve bu her hükümet döneminde olduğu gibi, bu hükümet döneminde de daha da artarak devam etmiştir" diye konuştu.
      Türk basınında konuyla ilgili çıkan bazı haberlerin "yanlış, temelsiz ve gerçek dışı" olduğunu bildiren Talat, "Gül’e karşı yapılan yanlış hareketi ve çirkin davranışı Kıbrıslı Türklere atfetmenin de çok yanlış olduğunu" kaydetti.
      Talat, "Tabii biz mahcup olduk. Böyle bir olay olmamalıydı. Ancak burası demokratik bir ülke, sonuçta demokratik ülkelerde böyle şeyler olabiliyor ve oldu maalesef" dedi.
     
     TÜRKİYE’DEKİ SEÇİM DÖNEMİ
      Türkiye’deki seçim dönemi nedeniyle özellikle AB ile müzakere süreci ve Kıbrıs gibi konuların geri plana düşmesinin "çok doğal" olduğunu ifade eden Talat, hem Cumhurbaşkanlığı seçimi, hem de genel seçimin Türkiye için hayırlı olmasını diledi. Talat sözlerini şöyle sürdürdü:
      "Demokrasi kazansın. Birlik, beraberlik, kardeşlik kazansın. Önemli olan budur. Çünkü eğer bugün birlik, beraberlik, kardeşlik zedelenirse seçimin sonucu ne olursa olsun, onarılması güç yaralar açılır." KKTC Cumhurbaşkanı, "seçimlerin ardından Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki meselelerini yeniden ciddi şekilde ele alacağı konusundaki umudunu" da dile getirdi.
     
     DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ
      "Almanya’nın AB dönem başkanlığında, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün geçmesini bekliyoruz. Geçmezse AB büyük bir mahcubiyet daha yaşayacaktır" diyen Talat, izolasyonları kaldırmanın ve doğrudan ticareti sağlamanın AB’nin görevi olduğunu söyledi.
      KKTC’ye uygulanan izolasyonların haksız olduğunu belirten Talat, "Niçin haksız? Çünkü biz Kıbrıs sorununun çözümüne evet demiş bir halkız. O zaman izole edilmeye devam edilmemizin bir anlamı yok" diye konuştu.
      Adanın birleşmesine yönelik şu sıralarda fazla bir gelişme olmadığını kaydeden Talat, tüm dünyaya ve BM’ye Kıbrıs sorununun çözümünün tek yolunun karşılıklı olarak müzakere etmek olduğunu anlatmayı sürdürdüklerini bildirdi.
     

MILLIYET 17/04/07

 

Kıbrıs'ta "kazan-kazan" yaklaşımımız sürüyor

OLUMLU YAKLAŞIM İÇİNDE OLACAĞIZ... Türkiye Başbakanı Erdoğan, Kıbrıs sorununda, "Her zaman söylediğimiz bir şey var, win-win (kazan-kazan) esasına dayalı olarak olumlu yaklaşım içerisinde olacağımızı yine tekrar ediyorum" dedi

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununda, "Her zaman söylediğimiz bir şey var, win-win (kazan-kazan) esasına dayalı olarak olumlu yaklaşım içerisinde olacağımızı yine tekrar ediyorum" dedi.

Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, görüşmelerinde bundan sonraki sürece yönelik olarak Kıbrıs konusunu da ele aldıklarını ifade etti.

Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:

"Bu konuda bizler her zaman olumlu olacağımızı daha önce de söyledik. Ama her zaman söylediğim bir şey var; win-win (kazan-kazan) esasına dayalı olarak, olumlu yaklaşım içerisinde olacağımızı yine tekrar ediyorum, yine söylüyorum. Bundan sonraki sürece yönelik olarak ülkelerimizin buradaki olumlu katılımı inanıyorum ki süreci hızlandıracak, çözümü güçlendirecek ve böylece çözümün tarafları olarak da tarih bizi olumlu olarak anacaktır...

Terörle mücadele, çevre, enerji güvenliği gibi küresel boyutta önem arz eden konular, ülkelerimiz arasında hem stratejik hem de ekonomik, ticari ilişkiler noktasında önem arz ediyor. Biraz sonra açılışını yapacağımız Hannover Fuarı'nda ortak ülke, ortak üye olarak bulunmak bizi ayrıca mutlu etmiştir ve 150 firmamızla Türkiye'nin burada bulunması... Çok daha önemlisi şu anda Türkiye ihracatının yüzde 12'sini AB üyesi ülkelere yapıyor. Bunun da yüzde 86'sını teknoloji ürünleri teşkil ediyor. Bu Türkiye'nin nereden

nereye geldiğinin gayet anlamlı bir açıklaması."

Başbakan Erdoğan, Merkel'in ekim ayında yaptığı ziyaretinin ardından Almanya'nın AB dönem başkanlığını üstlendiğini hatırlattı ve bu dönem içerisinde bazı fasılların açılmaya başlandığını kaydetti.

"Öyle zannediyorum ki haziran sonuna kadar da 4 faslın açılması gerçekleşecek. Çalışmalar bu noktada yoğun bir şekilde sürüyor" diyen Erdoğan, bunun ayrıca memnuniyet verici olduğunu ifade etti.

Merkel: Rum kesimiyle

görüşmeler yoğunlaştırılacak

Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB dönem başkanı olarak Kıbrıs Rum kesimiyle görüşmeleri yoğunlaştıracaklarını ancak Türkiye'nin de sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel de konuşmasında Türkiye'nin Hannover Sanayi Fuarı'nda ekonomik gelişmesini sergileyeceğini söyledi.

Başbakan Erdoğan ile yeniden bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu ve Ankara'ya yaptığı ziyareti hala unutamadığını belirten Merkel, "Türkiye'nin bu yıl fuarda konuk ülke olmasına seviniyoruz. Türkiye Hannover sanayi Fuarı'nda ekonomik gelişmesini sergileyecek. Bizdeki olumlu gelişmelere rağmen, biz Türkiye'deki ekonomik gelişmeleri ancak hayal edebiliriz" dedi.

Merkel, Ankara ek protokolünden kaynaklanan sorunlara rağmen Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'in yoğun çabalarıyla bu sorunları aşarak, üyelik müzakerelerine yeniden başlandığını hatırlatarak, Kıbrıs Rum kesimiyle de görüşmelerini yoğunlaştıracaklarını, ancak sonuçta Türkiye'nin de sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini tekrarladı.

KIBRIS 17/04/07

 

Financial Times: Türkiye'de kültür savaşından korkuluyor

      Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda vereceği kararın sadece kendisinin veya partisinin tercihi olmayacağı belirtildi. Financial Times gazetesi, Erdoğan’ın ikileminin, cumhuriyetin kalbi ile ilgili bir konu olduğu görüşlerine yer verirken Erdoğan aday olursa laikler ile dindarların arasındaki "kültür savaşı"nın azdırılmasından korkulduğunu da yazdı.
      Ekonomi gazetesi Financial Times, Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin zorlu kararını "Erdoğan’ın ikilemi, ‘cumhuriyetin kalbine kadar gidiyor" başlıklı haber analizinde değerlendirdi.
      Gazete, Erdoğan’ın, kısa siyasi kariyeninde İstanbul Belediye Başkanlığı’nı üstlendiğini, İslamcı yorumlar yaptığı için hapse girdiğini, hakkında siyasi yasakların konulduğunu ve "ülkenin en başarılı modern partisiöni kurduğunu yazdı.
      Buna karşın, Erdoğan’ın şimdiye kadar halen çözmesi gerektiği soruna benzer bir zorluk ile karşı karşıya kalmadığına dikkat çeken gazete, Türkiye cumhurbaşkanının Cumhuriyeti temsil ettiğini, Mustafa Kemal Atatürk’ün halefi olduğunu belirterek "Bu, yaşındaki hırslı bir kişi olan Sayın Erdoğan’ın çok arzuladığı bir görev" ifadesini kullandı.
      Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkanların da Erdoğan’ın Turkey’nin laik ve dini kesimlerin arasındaki "kültür savaş" azdıracağını savunduklarını belirten gazete, şöyle devam etti:
      "Ancak aday olmazsa, siyasi düşmanlarına boyun eğdiğini düşünebilecek esas destekçilerini uzaklaştırabilecek ve temsil ettiği yükselen Müslüman orta sınıfına Türk devletinin en üst düzey sivil görevini üstlenmesi konusunda henüz güvenilmediği işareti verebilir".
      Financial Times, son günlerde muhalefetin gücünün net bir biçimde ortaya çıktığını belirtirken de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in konuşmaları ile Tandoğan mitingine dikkat çekti. Gazete şu değerlendirmesini yaptı:
      "Birçok kişi, Türkiye’de Atatürk tarafından çizilen din ile devlet arasındaki çizginin silinmesinden ve Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak seçilirse daha da zayıflatılmasından korkuyor. Kalabalıktaki birçok kişi, ‘Türkiye laiktir, laik kalacak’ bağırıyordu.ö İngiliz gazetesi "Böylece Sayın Erdoğan’ın yapacağı tercihin sadece kişisel veya partisinin tercihi olmadığını" belirterek bunun cumhuriyetin özüne kadar gider bir konu olduğu yolundaki görüşlerine de yer verdi.
      Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkanların diğer bir argümanının AKP’nin Hükümet, Parlamento ve büyük belediyelerden sonra Cumhurbaşkanlığını da elinde tutacak olmasını oluşturduğunu belirten gazete, Morgan Stanley’nin iktisatçısı Serhan Çevik’in, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını üstlenmesinin "Türkiye’deki demokrasinin derinliğini kanıtlayacağı" sözlerine de yer verdi.(ANKA)

MILLIYET 18/04/07

 

AB Uyum Programı'yla günlük hayat değişecek

Gül ile Babacan, "Türkiye'nin AB Müktesebatına Uyum Programı"nı açıkladı. 412 sayfalık program, 7 yıl içinde çıkarılacak 200 kanun ile 600 ikincil mevzuatı sıralıyor. Gül, "Bu Türkiye'nin programı, Türkiye yapacak, AB bizi seyredecek" dedi


ANKARA Milliyet


Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin AB standartlarına ulaşmasını sağlayacak, "Türkiye'nin AB Müktesebatına Uyum Programı"nı açıkladı. Gül'ün "Günlük hayata olumlu yansımaları olacak" dediği 412 sayfalık program, AB ile müzakere edilecek 33 alanda 7 yıl içinde çıkarılacak 200 kanun ile 600 ikincil mevzuatı sıralıyor.

'Yol haritası çıkarıldı'

Gül, AB müktesebatı doğrultusunda, 200 kamu kurumu ve 130 sivil toplum kuruluşuyla yapılan çalışmalar sonucu Türkiye'nin ihtiyacı olan reformlara ilişkin yol haritasının çıkarıldığını belirtti.
Gül, "Türkiye'nin birçok iç ve dış meselesi varken, AB konusunun kendi haline bırakılmadığını, kendi yol haritamıza sıkı sıkıya bağlı kalacağımızı gösteriyoruz" dedi.
"Bu Türkiye'nin programı, Türkiye yapacak, AB bizi seyredecek" diyen Gül, "Belge bir yandan müzakere sürecinin gereklerinin yerine getirilmesini kolaylaştırırken, bir yandan günlük hayatı olumlu yönde etkileyecek. Doğrudan faydaları görülecek" ifadesini kullandı.

'Vatandaşlar etkilenecek'

Babacan da, "Türkiye'de yaşayan ve bu düzenlemelerden etkilenmeyecek tek bir vatandaşımız dahi kalmayacak" dedi. Babacan, karayollarında ve demiryollarında gerçekleşen acı kazaları örnek göstererek, "AB müstesebatına tam uysak, çok daha emniyetli ve can güvenliği açısından çok farklı noktada olacağız" diye konuştu.
Uyum Programı'nda Türkiye'nin takvimini kendi öncelik ve çıkarlarına göre belirlediğini kaydeden Babacan, programın 2007-2008, 2008-2009 yasama dönemleri ve 2010-2013 arası olmak üzere üç zaman dilimine ayrıldığını belirtti. Babacan, program kapsamında 200 yasal düzenleme ile 600 ikincil mevzuatın yürürlüğe sokulacağını kaydetti.

Hukuk devletini unutmayız

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın AB süreci uyarınca değiştirilen bazı yasaların terörle mücadeleyi güçleştirdiğini, Güneydoğu'da bir operasyon sırasında yaşananları örnek göstererek anlatmasının hatırlatılması üzerine, Gül şu yanıtı verdi:
"Pratikte çıkan sorunlar olabilir, ama bunlar hiçbir zaman Türkiye'nin hukuk devleti olduğunu unutmak anlamına gelmez. Genelkurmay Başkanımız da, biz de çok iyi biliriz ki hukuk devletinde demokrasi içinde mücadele farklıdır, hukukun hiç olmadığı yerde mücadele çok farklıdır. O açıdan bunlarda bir farklı anlayış söz konusu değildir. Pratik problemler çıktığında çözümlerini de buluyoruz."
Org. Büyükanıt'ın AB'nin özü ya da müktesebatıyla ilgili bir şey söylemediğini belirten Gül, "Avrupa Parlamentosu'nda birçok farklı siyasi parti var. Hepsinin farklı görüşleri olabiliyor. Bunların içinde Türkiye'yi sevenler vardır, sevmeyenler vardır. Böyle çoğulcu ortamda bazı sesleri sevmeyebiliriz. 'AB'den gelen her ses doğrudur, güzeldir, hemen anında yapılması gerekir' diye bir şey asla yoktur" diye konuştu.

301 zaman içinde belli olur

Programın hazırlanmasına Genelkurmay Başkanlığı'nın da katkıda bulunduğuna dikkat çeken Gül, toplantıya katılan kamu kurumları üst düzey yöneticileri arasında askeri temsilci bulunmadığını görünce, "Basın toplantısı olduğu için burada olmayabilirler, ama daha önceki toplantılarda Genelkurmay Başkanlığı'mız da Milli Savunma Bakanlığı da vardı" dedi.
Gül, TCK'nın 301. maddesinin değiştirilmesine yönelik takvimin sorulması üzerine, "Bununla ilgili bir değişikliğin olmasına inandığımızı, irademizi zaten açıkça ortaya koyduk. Bunun takvimi önümüzdeki süre içinde zaten belli olur" yanıtını verdi.
Programda Türk limanlarının Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne açılması yönünde bir çalışma bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Gül, şöyle konuştu:
"Siyasi nitelikli tartışmalı konulara takılıp beklemeyeceğiz. Biz yolumuza devam ederiz. Onun için, 'Gerekirse fasılları kendimiz açarız, kendimiz kapatırız' diyoruz. Türkiye üzerine düşeni yaparsa, siyasi sorunlar çözüldüğünde fasılların açılması yarım saatlik bir iş olacak."

Hangi alanlarda reform yapılacak?

Basına dağıtılan bilgi notunda reform yapılacak bazı alanlar şöyle sıralandı:

·  Gıda maddelerinin daha hijyenik hale getirilmesi.

·  Klima sistemlerinden çıkan emisyonların kontrolü.

·  Posta hizmetlerinde kalitenin yükseltilmesi.

·  Yapı malzemelerinin standartlara uygun pazarlanması.

·  Karayolu taşımacılığında yolcu güvenliğinin artırılması.

·  Enerji tüketen ürünlerin daha tasarım aşamasında, çevrenin korunmasına dikkat edilmesi.

·  Deterjanların insan ve çevre sağlığını koruyacak şekilde üretilmesi.

·  112 Acil numarasının sağlığın yanı sıra güvenlik, yangın ve doğal afetler gibi tüm acil durumlar için geçerli kılınması.

·  Demiryolu emniyetinin geliştirilmesi.

·  Sendikal haklar önündeki sınırlamaların kaldırılması.

·  Aile içi sorunların çözümü amacıyla özel kurumlar kurulması.

·  Çocuk işçiliğinin önlenmesine yönelik önlemler alınması.

·  Yapı işlerinde alınacak güvenlik önlemlerinin geliştirilmesi.

·  Şiddete maruz kalan aile fertlerinin korunması.

·  İnternet ortamında işlenebilecek suçlara karşı etkin önlemler alınması.

·  Kozmetik ürünlerin topluma güvenli, etkili ve kaliteli şekilde ulaştırılması.

·  Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine yönelik tedbirler.

·  İhale mevzuatının uyarlanması.

·  Gümrük hizmetlerinde etkinliğin sağlanması.

MILLIYET 18/04/07

 

 

 

Müthiş iddia... ABD ile PKK arasında Kandil pazarlığı...

      ABD yetkililerinin, İran’ın içerisinde kargaşa yaratması şartıyla PKK’nın Kandil dağındaki varlığını görmezlikten gelmeyi kabul ettikleri öne sürüldü. The New Anatolian gazetesi, Amerika’nın, PKK’yı Irak’tan çıkartma isteksizliğinin arkasında bu pazarlığın bulunduğu savını dile getirdi.
      The New Anatolian, Bush yönetiminin, PKK’ya “kur yaptığıönı belirterek, “Bush Yönetimi, PKK ve Irak’ta üslenen İranlı muhalefet gruplarına kur yapıyor ve onları İran’da terörist saldırıları düzenlemeye ve kargaşa yaratmaya cesaretlendiriliyor" diye yazdı.
      ABD Başkanı George Bush’un, Ocak’ta Amerikan halkına hitaben yaptığı konuşmasında İran’ı Amerikan kuvvetlerine yönelik saldırılar için maddi destek sağlamakla suçladığını anımsatan gazete, şöyle devam etti:
      “Türkiye de, ABD ve Bağdat hükümetlerini Irak’taki PKK varlığına karşı harekete geçirmeye çalışıyor. Türkiye, kısa bir süre önce Bağdat yönetimine Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı derhal harekete geçmesini talep eden bir protesto notasını verdi." 
     
      BARZANİ: “ABD HİÇ BİR ZAMAN ASKERİ OPERASYONDAN SÖZ ETMEDİ"

      Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’nin de, bir süre önce TNA’ya verdiği demeçte ABD’lilerin kendileri ile yaptıkları görüşmelerde Kandil’deki PKK varlığına karşı askeri bir operasyon düzenlenmesi konusunu hiçbir zaman dile getirmediklerini söylediğine dikkat çekildi.
      TNA haberinde ayrıca, Amerikan yetkilileri ve istihbarat elemanlarının Kuzey Irak’ta PKK ile irtibat içerisinde oldukları savını da aktardı.
     
      ÜST DÜZEY İRANLI YETKİLİLERİ KAÇIRMA GİRİŞİMİ

      Erbil’deki istihbarat kaynaklarının, PKK’nın bir kolu olduğu belirtilen PEJAK’ın İran’da şiddetli eylemlere karıştığını, bu eylemlerin İranlı yetkilileri rahatsız ettiğini söylediklerini kaydeden gazete, İran’ın, Irak’ta İranlı muhalefet gruplarının Amerikalılarca silahlandırılması, eğitilmesi ve barındırılmasından yakındığını da belirtti.
      Bu çerçevede, gazete, iki üst düzey İranlı yetkilinin, Tahran’ın, Iraklı Kürt liderler ile ABD ve PKK tarafından desteklenen Irak’taki İran muhalefet gerillalarının eylemlerine ilişkin itirazlarını görüşmek üzere Kuzey Irak’a gönderildiğini anlattı. Gazete, İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Mohammed Caferi ve İran Devrim Muhafızları’nın istihbarat şefi General Minojahar Frouzanda’nın, Ocak ayında Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile buluştuklarını kaydetti.
     
      ABD’NİN ERBİL’DEKİ BASKINI

      TDN, bunun üzerine ABD’lilerin, Erbil’de düzenlenen bir baskın sırasında iki üst düzey İranlı yetkiliyi ele geçirmeye çalıştıklarını ancak başarısız olduklarını belirterek bunların yerine alt düzeydeki beş İranlıların yakalandığını, olayın üst düzey Kürt yetkililerinin arasında derin bir rahatsızlık yarattığının altını çizdi.
      ABD’lilerin asıl hedefinin, söz konusu iki üst düzey İranlı yetkilisi olduğunun İran Dışişleri Bakanı Manucher Muttaki tarafından doğrulandığına dikkat çeken TDN, “Muttaki’nin, konuyu Salı günü Ankara’ya yaptığı ziyaret sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmelerde dile getirdiği belirtiliyor" diye yazdı.
      TDN ayrıca, Amerikalıların, İran’a yönelik baskıları artırmak amacıyla Süleymaniye’nin güneyinde, İran sınırına yakın Karadağ bölgesinde askeri bir tesis kurmak istediklerinin öğrenildiğini de kaydetti.

MILLIYET 18/04/07

 

 

Gül: Siyasi nitelikli tartışmalı konulara takılıp, beklemeyeceğiz

KIBRIS SİYASİ BİR KONU... Türkiye Başmüzakerecisi Babacan: Kıbrıs ile ilgili konular siyasidir. Kıbrıs sorunu çözüldüğünde, sekiz fasıl birden yarım saatte dahi açılabilir. Sürece ilişkin işlerin aksatılması söz konusu olamaz

SİYASİ NİTELİKLİ KONULAR FARKLI... Gül: Kıbrıs gibi bazı siyasi nitelikli, problemli konular var. Bunlar ayrı mevzulardır. Biz siyasi nitelikli tartışmalı konulara takılıp Türkiye olarak beklemeyeceğiz. Yarın o problemler bir şekilde hallolur ama o problemler hallolduğunda Türkiye aynı yerde sayıyorsa, bu, büyük bir kayıp olur

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin AB sürecinde siyasi nitelikli tartışmalı konulara takılıp beklemeyeceğini söyledi.

Kıbrıs ile ilgili konuların siyasi olduğunu belirten Türkiye Başmüzakerecisi Ali Babacan, sürece ilişkin işlerin aksatılmasının söz konusu olmadığını kaydetti. Babacan, Kıbrıs ile ilgili sorun çözüldüğünde, sekiz faslın birden yarım saatte dahi açılmasının söz konusu olabileceğini kaydetti.

Gül, AB ile "imtiyazlı ortaklık" yönündeki görüşlerin hatırlatılması üzerine, bunun bir alternatif olmadığını belirtti. "Bu daha önce tartışılacak bir konuydu" diyen Gül, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamadan önce böyle bir ihtimalin ve bunu önerenlerin bulunduğunu, ancak üye ülkelerin öneriyi reddettiğini hatırlattı. Gül, "Müzakereler tam üyelik için başlamıştır, bunda tereddüt yoktur" diye konuştu.

Tam üyeliğin "otomatik" bir süreç olmadığına da işaret eden Gül, üye ülkelerin üzerine düşeni yapması gerektiğini kaydetti. Gül, AB'ye tam üyeliğin "birkaç senelik bir iş" olmadığını, büyük ülkelerin üye olmak için uzun süre beklediğini belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin 2013 yılına kadar AB müktesebatına uyum programını açıkladı.

Gül: Türkiye'nin yapacağı işler tek tek tespit edildi

Gül, Hazine Müsteşarlığı'nda Türkiye'nin AB müktesebatına uyum programının kamuoyuna tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı.

Ankara Protokolü'nün uygulamasına yönelik bir çalışmanın programda yer alıp almadığının sorulması üzerine Gül, programda Türkiye'nin yapacağı işlerin tek tek tespit edildiğini ve bunların takviminin ortaya çıktığını kaydetti.

Kıbrıs gibi bazı siyasi nitelikli problemli konuların bulunduğunu, bunların ayrı mevzular olduğunu ifade eden Gül, şunları söyledi:

"Biz siyasi nitelikli tartışmalı konulara takılıp Türkiye olarak beklemeyeceğiz. Yarın o problemler bir şekilde hallolur, ama o problemler hallolduğunda Türkiye aynı yerde sayıyorsa, bu, büyük bir kayıp olur. Ama biz Türkiye olarak mesafe alır, kendimizi daha çok yüceltir, standartlarımız daha iyileştirirsek Türkiye'nin ekonomisi, askeri, demokrasisi, Türkiye topyekun daha güçlü olacaktır."

Topyekun güçlü olunduğunda siyasi problemlerin çözümünün de çok daha farklı olacağını söyleyen Gül, "O problemlere takılıp kalmayacağız. Problem mi var, siyasi içerikli midir? O orada durur, biz yolumuza devam ederiz. Onun için gerekirse fasılları kendimiz açarız, kendimiz kapatırız diyoruz."

Gül, müzakerelerin bazı fasıllarda açılmayabileceğini belirtirken, Türkiye'nin üzerine düşeni yapması durumunda, sorunlar çözüldüğünde "fasılların açılmasının yarım saatlik bir iş olabileceğini" belirtti. Bakan Gül, "Yeter ki biz kendi inandıklarımızı, kendi çıkarlarımızı düşünerek müktesebat doğrultusunda tamamlayalım" diye konuştu.

"Dondurulan 8 fasıl"

AB'nin askıya aldığı 8 fasılla ilgili bir soru üzerine Gül, müzakere süreci içinde fasılların resmen açılmaya başlandığını, Almanya'nın dönem başkanlığında üç faslın daha resmen açılmasının beklendiğini hatırlatarak, fasıllar açıldığında Türkiye'nin bir programa sahip olmasının süreci kolaylaştıracağını belirtti.

Gül, Türkiye'nin 8 fasılla ilgili olarak yapılması gerekenleri tamamladıktan sonra bu fasılları fiili olarak açmış ve kapatmış olacağını kaydetti.

Siyasi sorunlar çözüldüğünde Türkiye ile AB'nin bir araya gelebileceğini ifade eden Gül, açılmayacak denen fasılların o zaman yarım saatte açılıp, kapanabileceğini ifade etti. Gül, Türkiye zaten AB standartlarına ulaşmış dendiği andan itibaren bu sürecin yarım saatlik iş olacağını söyledi.

Söz konusu 8 fasılla ilgili çalışmalar yapılmayacak gibi bir şeyin söz konusu olmadığını belirten Gül, fasıllara ilişkin teknik çalışmaların yapıldığını kaydetti. Gül, bu çerçevede çok daha güçlü olan Türkiye'nin siyasi konulara yönelik güç ve pazarlığının farklı olacağını belirtti.

Askıya alınan fasıllara gümrüklerle ilgili faslı örnek veren Gül, fasıl donduruldu diye bu konuda çalışmaların durdurulmasının söz konusu olmadığını söyledi. Gümrüklere ilişkin gerekli modernleştirmeyi ve düzenlemeleri yapacaklarını, buna hiçbir maninin bulunmadığını söyleyen Gül, "Bunlar yapıldıktan sonra fasıllar varsın açılmasın, kapanmasın" diye konuştu.

Siyasi sorunların öyle ya da böyle çözüleceğini ifade eden Gül, fasıllara ilişkin düzenlemeler yapılmasının ardından, zaten güçlü bir Türkiye'nin AB'yi sorunu çözmeye mecbur edeceğini kaydetti.

Türkiye Başmüzakerecisi Ali Babacan da, aynı konu üzerine, AB Komisyonu ile 8 fasıl hakkında teknik çalışmalara devam edileceğini bildirdi. "8 fasılla ilgili işler durdu" sonucunun çıkarılmaması gerektiğini kaydeden Babacan, "bunun bir maraton koşusu olduğunu" söyledi.

KIBRIS 18/04/07

 

 

"Embargoed" Kuzey Kıbrıs'ta imza kampanyası başlattı

İMZALAR TONY BLAIR'E GÖNDERİLECEK... Kuzey Kıbrıs'a karşı sürdürülmekte olan tüm ambargoların derhal koşulsuz olarak sona erdirilmesi için kampanya yürüten bağımsız insan hakları grubu "Embargoed" üyeleri, Ercan Havaalanı'nın doğrudan uçuşa açılması talebini içeren bir metni, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in internet sayfasına gönderilmesini imzaya açmasının ardından, şimdi yine aynı amaçla Kuzey Kıbrıs'ta destek arıyor

Gizem ÖZGEÇ

Kuzey Kıbrıs'a karşı sürdürülmekte olan tüm ambargoların derhal koşulsuz olarak sona erdirilmesi için kampanya yürüten bağımsız insan hakları grubu "Embargoed", (Ambargolu) Kuzey Kıbrıs'ta imza kampanyası başlattı.

İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türklerin ambargolara karşı mücadele etmek üzere kurdukları "Embargoed" adlı sivil toplum örgütünün üyeleri, Ercan Havaalanı'nın doğrudan uçuşa açılması talebini içeren bir metni, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in internet sayfasına gönderilmesini imzaya açmasının ardından, şimdi de Kuzey Kıbrıs'ta destek arıyor.

4 Mart 2005 tarihinde çalışmaya başlayan Embargoed, Kuzey Kıbrıs'ın tecridi konusunda bilinçlendirme ve Kıbrıslı Türklerin temel siyasi, ekonomik ve toplumsal haklarının yeniden sağlanması için dünya kurumları ve liderleri nezdinde lobi yürütmede etkin bir rol oynamak için çalışıyor.

Ekmekçi: Doğrudan uçuşlar, ambargoların kırılışını simgeleyecek

Embargoed Yönetim Kurulu Üyesi ve Kuzey Kıbrıs Toplumla İlişkiler Sorumlusu Hüseyin Ekmekçi, izolasyonlara karşı mücadelede geri adım atıldığını ve doğrudan uçuşlar konusunun ambargoların kırılışını simgeleyecek olan bir mücadele olduğunu kaydetti.

Embargoed Yönetim Kurulu Üyesi ve Kuzey Kıbrıs Toplumla İlişkiler Sorumlusu Hüseyin Ekmekçi,

daha önce sivil toplum örgütünün üyeleri, Ercan Havaalanı'nın doğrudan uçuşa açılması talebini içeren bir metni, Başbakan Tony Blair'in internet sayfasına gönderdiğini ve imzaya açtığını hatırlatarak, sadece İngiliz vatandaşı olanların destek verebilirken, şimdi sekiz bin imzayla Kuzey Kıbrıs'tan destek verilmesinin amaçlandığını söyledi.

Şube oluşturulacak, dernekleşme sürecine girilecek

Ekmekçi, örgütün belli bir dönemdir, Kuzey Kıbrıs'ta bir şube kurma çalışmaları yürüttüğünü belirtti. Ekmekçi, geçtiğimiz ocak ayı içinde bir alt komite oluşturduklarını ve ilerleyen süreçte dernekleşeceklerini de kaydetti.

Ekmekçi, kurulacak derneğin amacının da her şeyden önce, Kıbrıs Türk halkı ile, İngiltere'de yaşayanlar arasında çok daha güçlü bir bağlantı kurulması ve Embargoed tarafından yürütülen lobi faaliyetlerinin duyurulması olacağını belirtti.

"Haklı istemin hayata geçmesini sağlamak için uğraşıyoruz"

Ekmekçi, lobi çalışmalarını yürütürken sağlam verilere ihtiyaç duyulduğuna ve somut veriler istendiğine dikkat çekerek şunları söyledi:

"Şu anda doğrudan uçuşlara yönelik de somut veriler yok. Bir başka projemiz, inanların kişi olarak

60'lı yıllardan beri yaşadıkları deneyimleri anlatabileceği bir programı hayata geçirmek. Biz şuna inanıyoruz ki, bu ülkede yaşayan her Kıbrıslı Türkün siyasal görüşü ne olursa olsun en temel noktada, yani; Kuzey Kıbrıs'ta herkesin maruz kaldığı izolasyonların kaldırılması mücadelesinde birleştiğidir. Bunlar sürerken kalıcı bir çözüm olamaz. Biz de bu haklı istemin hayata geçmesini sağlamak için uğraşıyoruz."

Ambargoluların çağrısı

Embargoed tarafından "Sayın Tony Blair, Ercan'dan İngiltere'ye Doğrudan Uçmak istiyorum" adı altında başlatılan imza kampanyasında şu ifadeler geçiyor:

"Bu imza kampanyasının amacı, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın, Birleşik Krallık Sivil Havacılık İdaresi'ne İngiltere ve Kuzey Kıbrıs'taki Ercan Havaalanı arasında doğrudan uçuşlar başlatmak için yapmış olduğu, ancak yakın geçmişte haksız bir şekilde reddedilen başvuruya Kuzey Kıbrıs halkının desteğini göstermektedir.

Nisan 2004'te Kuzey Kıbrıs halkı BM gözetiminde hazırlanan Annan Planı'nı kabul ettikten bir hafta sonra, Başbakan Blair şöyle demişti:

"Kuzey Kıbrıs'ın tecridinin sona erdirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu, ticaret ve uçak yolculuğu konularında uygulanan ambargoların kaldırılması anlamına gelir."

Sayın Blair, bu taahhüdü, BM Genel Sekreteri, ABD hükümeti ve Avrupa Konseyi'nin yaptığı benzer taahhütlere bir arada vermişti. Bunun ardından üç yıl geçmesine rağmen, Kuzey Kıbrıs halkına hava ulaşımında uygulanan ambargolar hiç değişmeden uygulamada kaldı.

Biz aşağıda imzası bulunan ve Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan bireyler olarak İngiltere ve Ercan arasında doğrudan uçmak istediğimizi ve KTHY'nin İngiliz makamlarına yapmış olduğu başvuruya desteğimizi beyan eder EMBARGOED örgütünün hazırladığı ERCAN EXPRESS isimli imza kampanyasıyla Sn. Blair ve hükümetine Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların kalındırılması için verdikleri sözü yerine getirmeleri gerektiğini hatırlatırız. Doğrudan uçuş, Kıbrıslı Türk halkının temel gereksinimlerinden biridir-bu gerçekleştirmek tecridin kalkışını sembolize eder."

KIBRIS 18/04/07

 

8 Temmuz anlaşmasının özüne ve sözüne bağlıyız

TALAT, PAPADOPULOS'LA BULUŞUP KATKI KOYMAYA HAZIR... Erçakıca, "Rum tarafı, bu sorunları aşmakta zorlanıyorsa, Cumhurbaşkanımız, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile en erken zamanda buluşarak bu sorunların aşılmasına katkı koymaya hazırdır" dedi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, 8 Temmuz anlaşmasının özüne ve sözüne tamamen bağlı olduğunu söyleyerek, 8 Temmuz sürecinde yaşanmakta olan sorunların tümüyle Kıbrıs Rum tarafından kaynaklandığını vurguladı.

Erçakıca, dün düzenlediği haftalık basın brifinginde; "Rum tarafı, bu sorunları aşmakta zorlanıyorsa, Cumhurbaşkanımız, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile en erken zamanda buluşarak bu sorunların aşılmasına katkı koymaya hazırdır" dedi.

Rum liderlerin, son günlerde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, "8 Temmuz anlaşmasına koyduğu imzaya uymaya çağırmayı" bir devlet politikası olarak benimsediğinin görüldüğüne işaret eden Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz anlaşmasına ilişkin tutumuna bir kez daha açıklık getirmek istediklerini söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının, 8 Temmuz anlaşmasının özüne ve sözüne tamamen bağlı olduğunu vurgulayan Sözcü Erçakıca, 8 Temmuz anlaşmasının amacının; kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlamasını sağlamak olduğunun altını çizdi.

8 Temmuz anlaşması çözümün tek yolu

"Kapsamlı çözüm müzakereleri, 8 Temmuz anlaşmasının amacını oluşturmasının yanı sıra, Kıbrıs sorununa çözüm bulmanın tek yoludur" diyen Erçakıca, şimdiki durumun devamı veya Kıbrıslı Türklerin "osmosis" yolu ile Kıbrıs Rum idaresi altına taşınmasının bir çözüm oluşturmayacağını vurguladı.

Çözümün, karşılıklı kabul edilebilir olması gerektiğini ve böyle bir çözüme ulaşmak için müzakereden başka yol olmadığını kaydeden Erçakıca, 8 Temmuz sürecinde bugün yaşanmakta olan sorunların, tümüyle Kıbrıs Rum tarafından kaynaklandığını, Kıbrıs Rum tarafının bu süreci, kapsamlı çözüm müzakerelerinden kaçmak ve Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türkler ile geliştirmeye çalıştığı ilişkileri engellemek amacı ile kullanmaya çalıştığını söyledi.

Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu amacının; sadece Türk tarafında dile getirilen bir saptama olmadığını, bizzat Kıbrıslı Rum aydınlar ve çok sayıda yabancı diplomatın da aynı tespiti yaptığını belirtti. Erçakıca, bu sorunların, Kıbrıs Rum tarafının 8 Temmuz anlaşmasını, "anlaşmanın özüne ve sözüne sadık kalarak uygulamaya karar vermesiyle" aşılabilecek nitelikte bulunduğunu vurguladı.

"Kıbrıs Rum tarafı, bu sorunları aşmakta zorlanıyorsa, Cumhurbaşkanımız, GKRY Lideri Tasos Papadopulos ile en erken zamanda buluşarak bu sorunların aşılmasına katkı koymaya hazırdır" diyen Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, 8 Temmuz sürecinin tarafları kapsamlı çözüm müzakerelerine götürmesi için iyi niyetle çalışmaya kararlı olduğunu söyledi.

Bu kararlılığın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'a gönderilen 5 Nisan 2007 tarihli değerlendirme belgesinde de açık bir şekilde ortaya konulduğunu kaydeden Erçakıca, buna karşın, 8 Temmuz sürecinin böyle bir sonuç üretmemesi halinde bile, Kıbrıs Türk tarafının kapsamlı çözüm müzakerelerini, yerleşik BM parametrelerine bağlı kalarak hemen başlatmaya hazır olduğunu vurguladı.

Hasan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafı; Kıbrıs sorununun çözümüne en geniş şekilde katkı koymak, çözümü geciktirmemek ve Kıbrıs adası üzerindeki durumu kötüleştirecek hareketlere karşı mücadele etmek kararlılığındadır" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Kıbrıslı Rum liderlerin, soyut çağrılar yapmak yerine, daha somut tavırlarla bu amaçların gerçekleşmesine katkı koyup koymama tutumlarını açığa çıkarmaları gerektiğini de söyledi.

Sorular

Erçakıca, basın toplantısında soruları da yanıtladı.

Sözcü Erçakıca, bir soruya karşılık, Rum basınında, "BM'nin, olumsuz gelişmelerden iki tarafı da sorumlu tutma eğiliminde olduğu" yönünde iddialar yer aldığını anımsatarak, kendilerinin, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in BM'de yaptığı temaslarda böyle bir mesaj almadıklarını vurguladı.

Erçakıca, Kıbrıs konusunda yaşanan olumsuzluklardan Kıbrıs Türk tarafının bir sorumluluğu bulunmadığını, sorumluluk yüklenmesi için de hiç bir mantıklı neden olmadığını vurguladı.

Hasan Erçakıca, iki liderin görüşmesinin, Rum tarafına sorunlarını aşmada nasıl yardımcı olacağının sorulması üzerine, liderler buluştuğu zaman siyasi atmosferin değiştiğini, bunun yararlı olabileceğini kaydederek, 8 Temmuz sürecinin başlaması ve daha önce de Annan Planı ile ilgili görüşmelerden önce, o dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile dönemin Rum Yönetimi Başkanı Glafkos Klerides'in yemekte bir araya gelmelerini buna örnek gösterdi.

Erçakıca, "Pertev ile Rum Yönetimi Liderliği Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis arasındaki görüşmelerin devam edip etmeyeceği" sorusuna karşılık ise, kendi anlayışlarına göre bu görüşmelerin devam etmesi gerektiğini ifade etti.

Sözcü Hasan Erçakıca, görüşmelerde önceden kararlaştırılmış ağır bir protokol olmadığını, Pertev ve Conis'in cep telefonuyla da haberleşerek görüşme ayarlayabildiklerini ifade etti. Erçakıca görüşmeyle ilgili aranın uzamış olabileceğini, bunun diğer konulardaki yoğunluktan kaynaklandığını ifade etti.

Erçakıca, başka bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı'nın şu an için yurt dışında planlanmış bir ziyaretinin olmadığını söyledi.

KIBRIS 18/04/07

 

'Türkler Irak'a girer'

ABD'li temsilci Ralston yönetimi uyarmış: PKK dizginlenemezse Türkler nisan sonu Kuzey Irak'ta

19/04/2007RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Kuzey Irak'ta PKK varlığıyla mücadele için ABD'nin atadığı özel temsilci emekli general Joseph Ralston Türkiye'nin nisan sonunda PKK'ya sınırötesi operasyon yapabileceğini söyleyince, Türkiye'nin özel temsilcisi emekli general Edip Başer duruma açıklık getirdi. Ralston'un sözlerini NTV'ye değerlendiren Başer, bunların kendisiyle kurduğu diyalogdan edindiği izlenimler olduğunu söyledi.
Son görüşmelerinde Ralston'a Kuzey Irak'ta konuşlu PKK'ya karşı Türk halkının sabrının taşmak üzere olduğu, artık işin sonuna gelindiği mesajını verdiğini aktaran Başer, Türk halkının PKK'ya karşı somut adım beklemesine karşın gerekenin yapılmadığını da ilettiğini söyledi. "Bunlar benim kişisel görüşlerim" diyen Başer, kendi görevinin başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere devletin tüm birimlerinin görüşlerini alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin 'ortak kanaatini ortaya koymak' olduğunu eklemeyi ihmal etmedi.

'Kesin tarih ifade etmedim'
Ralston'a Türkiye'nin PKK'ya karşı operasyon konusunda bağımsız karar alma hakkına sahip olduğu görüşünü dile getirdiğini aktaran Başer, "Ben nisan sonu olarak kesin tarih belirlemedim, ancak belli bir süre ifade ettim. 'Bir aylık bir süreden sonra' demiştim. Takriben nisan sonuna denk geliyordu. Tahmin ediyorum oradan kaynaklanan bir saptama" dedi. Özel Temsilci şunları söyledi: "Türkiye yapacağı her harekâtın şeklini, zamanını, yerini kendisi kararlaştırır. Bunun için önünde engel hiçbir zaman olmamıştır."

 

 

AKPM'de Kıbrıs toplantısı

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene Van der Linden, Kıbrıslı Türk ve Rum milletvekillerinin de katımıyla bugün makam odasında Kıbrıs özel toplantısı yapacak.

Toplantıya KKTC'den CTP-BG Milletvekili Özdil Nami ile UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün katılacak.

AKPM üyesi Türk ve Yunan parlamenterlerin temsilcilerinin toplantıya katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Kıbrıs sorununun çözümü için adadaki iki toplumun siyasi temsilcileri arasındaki diyalogu artırmak amacıyla düzenlenen toplantıya, AKPM'deki Yunan parlamenter heyeti başkanının katılmamasının gündemde olduğu bildirildi.

AA'nın haberine göre, Yunan parlamenterin katılmaması halinde AKPM'deki Türk parlamenterleri temsil edecek AK Parti Antalya milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu'nun da toplantıya katılmaması gündeme gelebilecek.

Strazburg'da 3 gündür temaslarda bulunan CTP-BG Milletvekili Özdil Nami, TAK muhabirinin sorularına karşılık, bir ilk olması açısından toplantının önemli bir adım olacağını belirtti.

Nami, Van der Linden'in önceki gün AKPM toplantılarının açılışında yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta güvenliğin sağlanması için izolasyonlara son verilmesi çağrısında bulunmasının olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.

Özdil Nami, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın AKPM genel kurulu toplantılarına davet edilmesi konusunda bir yılı aşkın bir süredir çalıştıklarını da kaydetti.

Nami, davet konusunun bugünkü toplantıda gündeme gelip gelmeyeceği konusunda kendilerine herhangi bir bildirimde bulunulmadığını da belirtti.

Ulusal Birlik Partisi Milletvekili Hüseyin Özgürgün de, toplantının dörtlü formatta yapılmasının önemli olduğunu belirterek, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye ve Yunanistan'ın katkılarının mutlaka gerekli olduğunu kaydetti.

AKPM Başkanı Van Der Linden'in girişimlerini olumlu bulduklarını kaydeden Özgürgün, Talat'ın bu çerçevede genel kurula davet edilmesinin de önemli olduğunu söyledi.

Kıbrıslı Türk parlamenterler AKPM toplantılarına "gözlemci" statüsüyle katılıyor.

KIBRIS 19/04/07

 

Pertev: Tüzükle ilgili beklentilerimizi aktardık

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev başkanlığındaki heyet, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Avrupa Komisyonu ve AB Dönem Başkanı Almanya'dan yetkililerle ortak toplantı yaptı.

Brüksel'de önceki gün yapılan uzun süreli toplantıya Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan ve Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin katıldı. Toplantıda Avrupa Komisyonu'nu Kıbrıs Türk Masası'ndan yetkililer, Dönem Başkanı Almanya'yı da Dışişleri Bakanlığı'ndan bir heyet temsil etti.

Toplantının ardından heyetle birlikte bugün İstanbul'a geçen Raşit Pertev, buradan telefonla TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.

Toplantıda Türk tarafının pozisyonunu ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden beklentilerini ayrıntılı olarak dile getirdiklerini söyleyen Pertev, Berlin'de iki kez Dönem Başkanı Almanya'yla ortak değerlendirme yaptıklarını, bu kez Komisyon yetkililerinin de katılımıyla Brüksel'de üçlü toplantı yapılmasının önemli olduğunu vurguladı.

Tüzüğün ve taleplerinin içeriğiyle ilgili sorulara karşılık, Dönem Başkanı Almanya'nın talebiyle toplantıların ve tüzüğün içeriğiyle ilgili ayrıntıya girmediklerini belirten Pertev, "Toplantıların, yapılan çalışmaların tatmin edici olup olmadığını söylemek için henüz erken" demekle yetindi.

Pertev, Dönem Başkanı Almanya ile Komisyon yetkililerinin, Rum Yönetimi'yle de konuyla ilgili temaslarını sürdürdüklerini söyledi.

Pertev, Almanya'nın ocak ayında 6 aylık dönem başkanlığını devralmasıyla, tüzüğün geçirilmesi için çalışmaların başlaması yönünde karar alındığını da anımsattı.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, bugün KKTC'ye dönecek.

KIBRIS 19/04/07

 

5 yılda değil, 10 yılda vatandaşlık

YURTTAŞLIĞA YENİ DÜZENLEME... Meclise gönderilen Yurttaşlık (Değişiklik) Yasa Tasarısı'na göre, "KKTC'de 5 yıl kesintisiz ikamet etme" vatandaşlık için yeterli olmayacak. Yeni düzenlemeyle ülkede 5 yıl "çalışma izni" alanlara, 5 yıl da "sürekli ikamet" izni verilecek ve bu durumdaki kişiler toplam 10 yıl sonra vatandaşlığa başvurma hakkına sahip olacak. Bu konudaki yetki de bakanlıkta değil Bakanlar Kurulu'nda olacak

BAKANLIĞIN YETKİSİNE KISITLAMA... Mevcut yasa, İçişleri Bakanlığı'na "KKTC'de 5 yıl kesintisiz ikamet etmiş olanları" vatandaş yapma yetkisi veriyor. Oysa yapılacak değişiklikle, 5 yıllık çalışma izninden sonra 5 yıl da sürekli ikamet izni alanların yurttaş olup olmayacağına İçişleri Bakanlığı değil, Bakanlar Kurulu, yani hükümet karar verecek. Böylece ilgili bakanlığın yurttaşlıkla ilgili yetkisi kısıtlanacak

MURAT: OTOMATİK VATANDAŞLIK YOKTUR... İçişleri Bakanı Özkan Murat, yasada yapılacak değişiklikle çok hassas bir konu olan yurttaşlığın ilgili bakanın "iki dudağı" arasından almayı hedeflediklerine işaret etti ve 5 yıl çalışma, 5 yıl da sürekli ikamet izni alan kişilerin otomatikman vatandaş yapılmayacağını, bu durumdaki kişilerin sadece vatandaşlığa başvurma hakkı kazanacağının altını çizdi

Dilek ÇETEREİSİ

Ülkede geçmiş hükümetler döneminde, özellikle de Annan planıyla ilgili en hararetli tartışılmaların yapıldığı günlerde görsel ve yazılı medyada günlerce manşetlere taşınan vatandaşlık konusunda yasal değişikliğe gidiliyor.

Aralık 2003 seçimlerine kısa bir süre kala ve seçim yasakları döneminde "bir günde 1563 kişinin vatandaş" yapılmasıyla toplumda ayyuka çıkan eleştiri ve itirazlar hâlâ bellerdeki yerini korurken, merkezi idareleri geniş yetkilerle donatan Yurttaşlık Yasası'na nihayet tırpan vuruluyor.

Yurttaşlık Yasası'nda yapılacak değişiklikle, 5 yıl olan vatandaş olabilmenin koşulları ağırlaştırılarak 10 yıla çıkarılıyor.

İçişleri Bakanlığı'nın hazırlayıp meclise gönderdiği Yurttaşlık (Değişiklik) Yasa Tasarısı'na göre, "KKTC'de 5 yıl kesintisiz ikamet etme" vatandaşlık için yeterli olmayacak. Yeni düzenlemeyle ülkede 5 yıl "çalışma izni" alan yabancılara, 5 yıl "sürekli ikamet" izni verilecek ve bu durumdaki kişiler toplam 10 yıl sonra vatandaşlığa başvurma hakkına sahip olacak. Bu konudaki yetki de bakanlıkta değil Bakanlar Kurulu'nda olacak.

Meclis komitesinde görüşülmeyi bekleyen tasarının bu yıl içerisinde genel kuruldan geçerek yasalaşması bekleniyor.

Hatırlanacağı gibi 1999 yılında meclis, yurttaşlıkla ilgili şikayetlerin tavana vurması üzerine özel bir araştırma komitesi de kurmuştu. Meclis komitesi dahi bu konuda istediği bilgilere tam olarak ulaşamamıştı. Komitenin Haziran 2003'te hazırladığı raporda, 1974-1999 dönemindeki 25 yılda 48 bin 816 kişinin yurttaş yapıldığı belirtilmiş, sonraki 25 ayda yapılan 2 bin 584 yurttaşla da bu sayının 51 bin 400'ü bulduğuna dikkat çekilmişti.

Mecliste günlerce tartışma konusu olan söz konusu raporda, yurttaşlıklardaki bu rekor artışın, ülkenin seçmen yapısını, geleceğini, ekonomik, siyasi ve kültürel açıdan etkileyebileceğine işaret edilerek, yurttaşlıklarda daha seçici olunması için Yurttaşlık Yasası'nda ivedi değişiklikler istenmişti. Raporda ayrıca İçişleri Bakanlığı'na yurttaşlığa alınma konusuyla ilgili geniş yetkiler verilmesinden yakınılmıştı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler'in (CTP) hükümete geldiği son üç yıllık dönemde de bin 803 kişi Yurttaşlık Yasası'nın öngördüğü kurallardan, 22 kişi bakanlık onayı ile 19 kişi de Bakanlar Kurulu kararından olmak üzere toplam bin 844 kişinin vatandaş yapıldığı bildiriliyor.

İçişleri Bakanı Özkan Murat'ın verdiği bilgiye göre, bu yurttaşlıklar tamamen yasaya uygun olarak yapıldı ve geçmiş hükümet döneminde büyük kavgaların koptuğu bin 563 kişinin vatandaşlığı da iptal edildi.

Konuyla ilgili KIBRIS'a özel açıklamalar yapan İçişleri Bakanı Özkan Murat, yasada yapılacak değişiklikle

çok hassas bir konu olan yurttaşlığın ilgili bakanın "iki dudağı" arasından almayı hedeflediklerine işaret etti ve 5 yıl çalışma, 5 yıl da sürekli ikamet izni alan kişilerin otomatikman vatandaş yapılmayacağını, bu durumdaki kişilerin sadece vatandaşlığa başvurma hakkı kazanacağının altını çizdi.

Murat: İrademiz var, yasayı değiştireceğiz

İçişleri Bakanı Özkan Murat, Yurttaşlık Yasası'nda yapılacak değişiklikle ilgili "5 yıl çalışma izni alan kişiler, sürekli ikamet izni için başvuracaklar. 5 yıl sürekli ikamet izni alanlar da Bakanlar Kurulu'na vatandaşlık için başvuru hakkına sahip olacak" dedi.

Her başvurunun vatandaşlık anlamına gelmeyeceğinin altını çizen Özkan Murat, burada bakanlığın yetkisinin azaltılacağını, yani yurttaşlığın bakanın iki dudağı arasından alınacağına dikkat çekti.

Murat, şöyle konuştu:

"Bu kuralları yerine getiren kişilerin daire daire dolaşmasını istemiyoruz.5 yıl boyunca hangi işyerinde kayıtlı ise bu kişilerin sürekli ikamet izni almasını sağlıyoruz. Aynı zamanda vatandaşlık konusundaki iradeyi bakanlıktan, Bakanlar Kurulu'na veriyoruz.

Her ülkede olduğu gibi vatandaşlık konusunu çok ciddi bir şekilde ele aldık.

Burada çalışan, burada ikamet eden insanların her türlü insan haklarıyla ilgili çalışmalarımızı da sürdürüyoruz.

Yurttaşlıkla ilgili bu çalışmamız, muhacerette ve çalışma yaşamıyla ilgili yaptığımız önemli dönüşüm sayesindedir.

Bu yasayla ilgili de hükümetimizin iradesi vardır ve yasalaştırmada kararlıyız".

İçişleri Bakanı, çalışma izinleri ile vatandaşlık konularının karıştırılmaması gerektiğini, "çalışma izni alanları vatandaş yapacaklar" diye eleştiriler yapıldığını anlatarak,"Halbuki o çalışanların insan haklarını teslim etmek başka, yasal güvenceye kavuşturmak başka bir şey" dedi ve şöyle devam etti:

"Bizim hükümetimiz döneminde vatandaşlıklar belli. Bu arada 2003'ün eylül ayında, seçim yasaklarına 10 gün kala, Bakanlar Kurulu kararıyla, gerekçesiz, tamamen yasaya aykırı olarak bir günde yapılan 1563 kişinin vatandaşlığını da iptal etmiş bulunmaktayız.

Biz 3 yılda bakanlık onayı ile 22, Bakanlar Kurulu kararıyla 19, toplam 41 vatandaşlık verdik. Bu sadece bakanlık ve Bakanlar Kurulu kararıyla verilendir. Yoksa kanundan kaynaklanan evlenme, çocuk gibi kurallardan elde edilen yurttaşlıklar hariçtir. Bizim dönemimizdeki 3 yılda yasadan dolayı kazanılan yurttaşlık sayısı 1803'dür. Tam anlamıyla bu işlemler yasaya uygun olarak yapılmıştır".

Mevcut yasa ve KKTC yurttaşı olmanın koşulları

Anayasanın yurttaşlığın kazanılmasına ilişkin 67'nci madde kuralları ile bu madde tahtında düzenlenen Yurttaşlık Yasası incelendiğinde, yurttaşlığın kazanılması "Doğum, evlat edinme, doğum yeri ve evlenme ile" mümkün.

Yurttaşlığın sonradan kazanılması ise bakanlık veya Bakanlar Kurulu Kararı ile olabiliyor, ancak bunların da belirli koşul ve kuralları var.

Bakanlık kararı ile yurttaşlığa alınmanın koşulları Yurttaşlık Yasası'nın 8'nci maddesinde şöyle düzenleniyor:

"1. Yurttaşlığa alınmak isteyen ve aşağıdaki koşulları taşıyan yabancı kişi, bakanlık kararı ile KKTC yurttaşlığına alınabilir:

(A) Kendi ulusal yasasına göre veya vatansız olması halinde KKTC'de yürürlükteki yasalara göre reşit olmalıdır.

(B) Başvuru tarihinden geriye doğru KKTC'de 5 yıl kesintisiz ikamet etmiş olmalıdır (Yılda 40 günü geçmeyen kesintiler, kesinti sayılmaz)

(C) KKTC'de yerleşmeye karar verdiğini davranışı ile teyit etmiş olmalıdır.

(Ç) İyi ahlak sahibi olmalıdır

(D) Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden hastalığı bulunmamalıdır ve

(E) KKTC'de kendisinin ve geçimi ile yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak işe ve gelire sahip olmalıdır.

2. Bakanlığın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile yurttaşlığa alınmanın koşulları Yurttaşlık Yasası'nın 9'ncu maddesinde şöyle kurallara bağlanıyor:

(A) KKTC yurttaşlığını herhangi bir şekilde kaybetmiş olanların, sonradan doğmuş reşit çocukları;

(B) KKTC'ye sanayi, ticaret, turizm, sosyal ve ekonomik alanlarda yatırım yapmış olan veya bilim teknik, siyaset veya kültür alanlarında olağanüstü hizmeti geçmiş veya hizmet verebilecek kişiler

(C) Yurttaşlığa alınması Bakanlar Kurulu'nca zorunlu görünenler,

(Ç) 1974 Barış Harekatı'na katılanlar ile eş, çocuk, anne ve babaları ve;

(D) 1 Ağustos 1958 tarihinden sonra TMT saflarında KKTC'de hizmet ifa eden kişiler.

"Beş yıl kesintisiz ikamet" ve "KKTC'de yerleşmeye karar verdiğini davranışı ile teyit etmiş olmak" koşulları aranmaksızın KKTC yurttaşlığına alınabilirler.

Hem Bakanlar Kurulu Kararı hem de bakanlık kararı ile yurttaşlığa alınan yabancının eşi ve reşit olmamış çocukları da kendiliğinden KKTC yurttaşlığını kazanırlar ve başvurmaları halinde gerekli işlemleri tamamlanır."

KIBRIS 19/04/07

 

Denktaş: Kırmızı çizgiler açıkça ilan edilmeli

Denktaş, İskenderun Genç İşadamları Derneği'nin davetlisi olarak geldiği Hatay'ın İskenderun ilçesinde verdiği "AB Sürecinde Türkiye ve KKTC" konulu konferansta, KKTC'nin, kuruluşundan bugüne kadar geçirdiği süreçleri anlattı.

Türk milletinin, Kıbrıs gibi haklı davasında dünyaya fire vermediğini göstermesi gerektiğine dikkati çeken Denktaş, "Bana göre, AB'nin Türkiye'yi tam üye almaya niyeti yok. 'Başka tarafa kaçmasın' diye limanda bekletiyor. Türkiye'ye milli konularda dayatma yapıyorlar. Amaçları Türk askerinin adayı terk etmesi, Atatürk ilkelerinden vazgeçilmesi, bunlar kabul edilemez" diye konuştu.

"Annan planıyla Türklere verilen birçok hakkın ortadan kaldırıldığı" görüşünü savunan Denktaş, şunları söyledi:

"Türk hükümeti buna rağmen bunu bal gibi kabul etti. Niye kabul ettiğini anlamadık. Ama Başbakan bir konuşmasında (AB'nin rica ettiğini, kendilerinin de kabul ettiğini ancak, AB'nin sözlerini tutmadığını) açıkladı. Başbakan kazan kazan siyasetinden vazgeçmeyeceğini söylüyor. Rumlar da kazandı, biz de kazandık. Rumlar, şimdi tüm Adayı isterler. Bu nedenle, Türkiye kırmızıçizgilerini bütün dünyaya ilan etmelidir. Kıbrıs gibi milli bir davada başkalarının ricasına göre hareket edilmemelidir."

Denktaş, bir soru üzerine, "Yunanistan Kıbrıs'ı kendine bağlamak istiyorsa, bizim için de KKTC'nin Türkiye'ye bağlanmasından başka çare yoktur" dedi.

İskenderun Kültür Merkezi'ndeki konferanstan sonra İskenderun Genç İşadamları Derneği üyeleri Denktaş'a, Türk Bayrağı dokumalı bir battaniye armağan ettiler.

"Türk milleti Kıbrıs'a sahip çıkıyor"

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Türk milletinin Kıbrıs'a sahip çıktığını, dolayısıyla Kıbrıs'ın, Kıbrıs Türkünün adası olarak kalacağını" bildirdi.

Belediye önünde ellerinde KKTC ve Türk bayrakları taşıyan coşkulu bir kalabalık tarafından alkış ve sloganlarla karşılanan Denktaş, konuşmasına, "Kıbrıs deyince heyecanlanıyorsunuz. Çünkü Türkiye Kıbrıs'tan elini ayağını çekerse denizlere açılmaktan çıkar. Bu söz sizin ve bizim Cumhurbaşkanımız rahmetli Korutürk'ün sözüdür. Niçin? Çünkü Türkiye için stratejik bir davadır" sözleriyle başladı.

Denktaş, "Siz ayakta durduğunuz sürece, bu bayrakları göklerde durdurduğunuz sürece hiç korkunuz olmasın. Türk milleti Kıbrıs'a sahip çıkıyor, dolayısıyla Kıbrıs, Kıbrıs Türkünün adası olarak kalacaktır" dedi.

"Kıbrıs Türkünün yıllarca acı çektiğini" vurgulayan Denktaş, şunları söyledi:

"En nihayet 20 Temmuz 1974'te göklerden paraşütlerle indiniz, denizlerden kahramanca çıktınız ve bizi kurtardınız. Biz 20 Temmuz 1974'te doğmuş sayıyoruz kendimizi. Çünkü gelmeseydiniz tek bir Türk kalmayacaktı. Gelmeseydiniz ada Girit gibi Türk'ten boşalacaktı. Gelmeseydiniz Türkiye denizlere açık bir ülke olmayacaktı. Mücadele devam ediyor. Rumlar dünyayı arkalarına almışlar Kıbrıs'a sahip çıkmak için direniyorlar. Önlerindeki engel KKTC'dir ve bu cumhuriyeti kolordusuyla gözetmekte olan ana vatandır. Garanti ana vatanın garantörlüğüdür. Bütün mücadele garantörlüğe son vermek, Türk askerini adadan çıkarmaktır. Bunu yapmamaları için direnmekteyiz."

Denktaş, Ankara'da yapılan mitinge de işaret ederek, "Türk milleti ayaktadır. 14 Nisan Cumartesi günü hepiniz ayaktaydınız, niçin? Atatürk'ün ilkeleri için, Türklük için, laiklik için ve başardınız" dedi.

KIBRIS 19/04/07

 

Economist: Laiklerin Erdoğan’a itirazı yanlış

İngiltere’de yayımlanan haftalık ekonomi ve siyaset dergisi The Economist, ‘Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Kumarı’ başlıklı makalesinde, laik kesimin Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına itirazının yanlış olduğunu yazdı.

AA

Güncelleme: 12:01 TSİ 20 Nisan 2007 Cuma

 

LONDRA - Fransa dahil hiçbir ülkenin laik değerleri koruma konusunda Türkiye kadar hassas olmadığı ifade edilen makalede, geçen hafta sonu yapılan dev mitingin gerisinde de Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi fikrine itirazların bulunduğu bildirildi.

Meclis’te AK Parti’nin çoğunlukta olduğu hatırlatılan makalede, Erdoğan’ın bu makamı istemesi halinde cumhurbaşkanlığına seçilmesinin garanti olduğu kaydedildi.

‘MİLLİ GELİR İKİ KAT ARTTI’
En katı laikin bile Erdoğan hükümetinin olağanüstü başarılara imza attığını kabul ettiği ifade edilen Economist’in makalesinde, ekonominin 2001’de dibe vurduktan sonra güçlü biçimde büyüdüğü, kişi başına düşen milli hasılanın geçen beş yılda iki kat arttığı, Anayasa’nın, polisin, ordunun ve yargı sisteminin reformdan geçirildiği ve sonuçta da AB ile tam üyelik müzakerelerinin başladığı kaydedildi.

Bu seçim için Erdoğan’dan daha iyi adaylar da çıkabileceği belirtilen makalede, “Mesele bu da değil. Mesele, cumhurbaşkanlığı makamına oturtulacak Erdoğan’ın, laik cumhuriyete 1923’te kurulduğundan bu yana en büyük tehdidi oluşturduğu iddiaları temel alınarak safdışı bırakılması gerekip gerekmediğidir” ifadesi kullanıldı.

‘PARTİSİ İÇİN ADAY OLMAYABİLİR’
Makalede, Erdoğan’ın genel seçimde partisinin şansını artırmak için aday olmayabileceği de hatırlatıldı.

Bunun cumhurbaşkanlığını tercih etmemek için iyi bir sebep olacağını yazan Economist, “Ancak ordunun ve laik elitin katı karşıtlığı, adaylıktan vazgeçmek için kötü bir gerekçe olacaktır. Güçlü ve kendisine güvenen bir Türkiye kesinlikle eşi başörtülü olan bir cumhurbaşkanını taşıyabilecektir” ifadesini kullandı.

Erdoğan, Başbakan olarak kalacak gibi

Partinin aklı ve vicdanı, Erdoğan'a Başbakan olarak kal diyor. Erdoğan ne yapacak? Bir son dakika sürprizi olmazsa, Başbakan olarak kalacak gibi... Doğru ve makul olan da bu



Bir yıl öncesinden başlayarak bu köşede birçok kez belirttim, doğru olan Erdoğan'ın Başbakan olarak kalmasıdır diye... Ve bunun gerçekleşmesi bende ağır basan ihtimaldi.
Ama ibre, ilginçtir, bu ayın ilk haftasında değişmeye yüz tuttu. Başbakan Erdoğan'ın günübirlik Halep gezisini izledikten hemen sonra Ankara'da Çankaya kulisine girince, bu kez Erdoğan Çankaya'ya çıkacak havasının yoğunlaştığını gördüm. Birçok yönden gelen sinyaller Çankaya'yı işaret ediyordu.
Formül şuydu:
Erdoğan Cumhurbaşkanı, Gül Başbakan. Ama hava yine birden değişti.
Özellikle önceki gün saatler boyu süren AKP'nin merkez yönetimi toplantısından sonra Erdoğan'ın Başbakan olarak kalacağı en ağır basan ihtimal haline geldi.
Yeni formüle gelince:
Erdoğan Başbakan, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül (eşi türbanlı değil) Cumhurbaşkanı...

Vecdi Gönül formülü öne çıktı
Şimdi Vecdi Gönül formülü öne çıkmış durumda. Ama bu arada Abdullah Gül, -ya da Gül'e yakınlığıyla bilinen Devlet Bakanı Beşir Atalay (eşi türbanlı değil)- isimleri de kuliste önceki geceden itibaren kulaklara yine çalınmaya başladı.
Tabii bununla birlikte hemen kulis de işlemeye başladı, Gül'le Arınç, Vecdi Gönül'e ne kadar sıcak bakarlar diye...
Biz yine konumuza devam edelim.
Hava gerçekten değişti mi?
Yoksa yine Erdoğan taktiği mi?
Her olasılık son ana kadar gündemde tutulabilir. Ancak, Erdoğan'ın Başbakan olarak kalacağı ihtimali bugün düne göre çok daha ağır basıyor.
AKP zirvelerini yakın takipte tutan güvenilir bir kaynakla bu ayın ilk haftası Ankara'da konuşurken şöyle demişti:
"Ben Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığına taraftar değilim. Başbakan olarak kalmalı. Ama Erdoğan bence yüzde 65-70 ihtimalle Cumhurbaşkanlığında karar kılacak. Ama yine de bir son dakika sürprizi beklenebilir. Böyle sürprizleri sevdiği biliniyor Erdoğan'ın... Ayrıca unutmayın, hala nabız tutmaya, etrafın değerlendirmelerine kulak vermeye devam ediyor. Sürpriz yapabilir Tayyip Erdoğan..."

'Çankaya'dan vazgeçti'
Bu yazım 10 Nisan'da çıktı.
Dün sabah yine aynı kişiyle konuştum. Havası değişmişti, Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmayacağını söylüyordu.
Şöyle dedi:
"Biliyorsunuz, baştan beri benim gönlüm Erdoğan'ın Başbakan olarak kalmasından yanaydı. Ama size yüzde 65-70 Cumhurbaşkanı olacak demiştim. Şimdi tam tersini söylüyorum. Partinin geçen günkü Merkez Yönetim Kurulu toplantısından sonra 'Erdoğan Çankaya'dan vazgeçti' diyorum."
"Bu defa yüzde kaç?"
"Yüzde 99 Başbakan kalacak!"
"Çankaya'ya kim çıkar?" "Büyük ihtimalle Vecdi Gönül." AKP'nin merkez yönetiminden üst düzey bir yetkilinin dünkü havası da farklı değildi. Bu yetkiliyle bir yıl önce bu zamanlar konuştuğumda, Erdoğan'ın Başbakan olarak kalmasının daha doğru olacağını söylemişti. Nisan'ın ilk haftasında ise özellikle AKP Meclis Grubunu karıştıracağı için Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasının daha isabetli olacağını savunmuş ve bu ihtimalin fazlasıyla ağır bastığını belirtmişti.
Dün sabah onu da değişmiş buldum.
Şöyle dedi:
"Erdoğan Çankaya'ya çıkmayacak galiba... Vecdi Gönül formülü gözüküyor. Bu gelişmede partinin geleceğine dair kaygılar ağır bastı."
Akıllara gelen ilk soru sır değil:
Hava neden değişti?
Tabii bu soruya şimdi Tayyip Erdoğan, "Adaylığımı açıklamadım ki, değişmiş olayım?" yanıtını verebilir.
Bu noktayı belirttikten sonra AKP doruklarındaki hava değişiminin nedenleri satır başlarıyla özetlemeye geçebilirim:
(1) Hava değişiminin nedenleri arasında askerin bilinen duyarlıkları, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı'nın son konuşmaları ve tabii 14 Nisan mitingi çok fazla sayılmak istenmiyor. AKP yetkilileri hava değişimin bu boyutuna fazla değinmek istemeseler de, bütün bu nedenler hiç kuşkusuz rol oynamış durumda...
(2) Tayyip Erdoğan'ın kendi cumhurbaşkanlığının Türkiye'yi çok fazla gereceğini gördüğü için Çankaya'dan vazgeçtiğini belirtenler de var parti yönetiminde...
AKP zirvelerini yakın takipte tutan bir kaynak dün sabah, "Erdoğan kendi Cumhurbaşkanlığının, Cumhuriyet tarihi göz önünde tutulduğunda fazla radikal bir tercih olacağını gördüğü için de başbakan kalacağının işaretlerini veriyor şimdi. 'Madem öyle, işte böyle!' diyerek Çankaya inadını sürdürmenin istikrar açısından zararlı olabileceğini görüyor" dedi.

Tabanda itiş kakışa yol açar
(3) "Erdoğan Çankaya'ya çıkarsa, parti karışır" düşüncesinin özellikle ağır bastığı anlaşılıyor. Partide daha şimdiden Tayyip'çiler-Gül'cüler diye bölünmelerin uç verdiği belirtiliyor. Erdoğan'ın Çankaya tercihinin özellikle parti tabanında itiş kakışa yol açacağı söyleniyor.
(4) Parti kulisinde bir tarafın öteden beri altını çizdiği bir konu var. "Erdoğan Çankaya'ya çıkarsa, AKP'nin oyları azalır; Türkiye'de yeniden koalisyonlar dönemi açılır" diyenlerin sesi yüksek çıkıyor.
(5) Partinin genel tabanında, yani il ve ilçe başkanları, il ve ilçe yönetim kurulu üyeleri, belediye başkanları arasında yapılan anket çalışmalarında, "Erdoğan Çankaya'ya çıkmasın; çıkarsa parti karışır ve AK Parti'nin oyu azalır" diyen eğilim baştan beri fazlasıyla ağır basıyor.
(6) Bunun gibi hem AKP'li seçmenlerin, hem de genel seçmen kitlesinin nabzını tutan yoklamalar da Erdoğan Çankaya'ya çıkmasın sonucunu veriyordu.
(7) Bu arada TÜSİAD gibi büyük iş dünyasının bazı örgütleri, Türkiye'nin önde gelen işadamı ya da işkadınları, birçok kanaat önderi, bu arada Financial Times, Economist gibi Batı'nın siyasi ve mali çevrelerinin nabzını iyi tutan etkili yayın organları, bunların hepsi tercihlerini Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı değil, başbakanlığı için kullandılar.
(8) Erdoğan'a yakın çevresinden, partinin zirvelerinden ileriye dönük bazı telkinler yapılıyor. Bunları geçen yıl bu zamanlar yine bu köşede yazmıştım. Bu telkinlerin yeniden güncelleştiğini dün bir kez daha gördüm.
Şöyle özetlenebilir:
Sen partinin başında kalırsan, yeniden tek başımıza hükümet oluruz; ekonomiyle, AB ile ilgili hedeflerimize yürürüz; beş yılın sonuna doğru başkanlık sistemini deneriz; olmuyorsa, cumhurbaşkanının görev süresini 5 yıla indiren, ama 5 artı 5'lik iki döneme uzatan ve cumhurbaşkanını da halka seçtiren anayasa değişikliğini devreye sokarız; böylece bir dönem daha başbakanlık yaptıktan sonra Çankaya'ya çıkarsın.
Erdoğan'a telkinler böyle.
(9) Erdoğan'a yakın çevresinden gelen havayı bir başka açıdan, "Genel seçimleri ancak sizin rüzgarınızla alırız; ancak sizinle tek başımıza hükümet olur, DYP ve MHP'yi baraj altına itebiliriz. Böylece koalisyonlar dönemi tekrar açılmaz ve Türkiye'de siyasi sistem iki partili ve istikrarlı raya oturur" diye özetlemek de mümkün.

Makul olan Başbakan kalması
(10) AKP'de önceki gün yapılan Merkez Yönetim Kurulu toplantısında da, "Sizinle seçimi tek başımıza kazanırız!" havası ağır bastı. 50 üyeden 35'i Erdoğan'ın Başbakan olarak kalmasından yana çıktı. Ancak 8-9 üye, Erdoğan'a net biçimde Çankaya'ya çıkmasını söyledi. Kadın ve gençlik kolları temsilcileri de Erdoğan'ın Başbakan kalmasını istediler.
Kısacası:
Partinin aklı ve vicdanı, Erdoğan'a Başbakan olarak kal diyor.
Erdoğan ne yapacak?
Bir son dakika sürprizi olmazsa, Başbakan olarak kalacak gibi...
Doğru ve makul olan da bu.

HASAN CEMAL MILLIYET 20/04/07

 

Rum, Rum’a kızdı Mehmetçiğe yürüdü

 

 

Ömer BİLGE LEFKOŞA

 

G. Kıbrıs’ın Limbiya köyü yakınına çöp gömme alanı açılmasına isyan eden Rumlar, yönetimi sınırın öte tarafındaki Türk askerine doğru yürüyerek korkuttu.

Köylülerin Türk askeriyle çatışma ihtimalinden korkan Rum yönetimi, çöplüğün 2 km geriye çekilmesini isteyen göstericilerin taleplerini kabul etmek zorunda kaldı.

 

Rum, Rum’a kızdı Mehmetçiğe yürüdü

 

 

 

 

 

 

 

 



KIBRIS Rum hükümetinin köyleri yakınında çöp çukuru açmasını protesto eden ve yolları savaş alanına çeviren 200 Rum, Rum lideri Tasos Papadopulos’u ikna için Türk mevzilerine yürüyüşe geçti. Köylüler Rum

mevzilerini aşarak Türk mevzilerine yaklaşınca çatışma çıkmasından korkan

 Rum bakanlar kurulu geri adım attı.

Rum köylülerin ’Mehmetçik korkusunu’ öne sürdükleri ilginç protestosu, önceki gün

KKTC sınırı yakınlarındaki Lefkoşa’nın 25 km doğusundaki Limbiya köyünde meydana

 geldi. Rum Bakanlar Kurulu’nun köy yakınlarında çöp alanı açma kararı üzerine yollara

 barikat kuran ve ateş yakan köylüler önce polisle çatıştı. Rum bakanlar kurulu,

 köylülerin "Çöp alanını 2 kilometre öteye çekin" talebini görüşerek çöp alanının bir

 kilometre uzağa alınmasını kararlaştırdı. Ancak hükümetin kararı Rum köylüleri tatmin etmedi.

200 kadar Rum köylü daha sonra "gözükara" olduklarını göstermek amacıyla protestonun

 yönünü değiştirdi ve köy yakınlarındaki Türk mevzilerine doğru yürüyüşe geçti. Rum

ordusunu geçen ve ara bölgeye girerek Türk mevzilerine ilerlemeye başlayan köylüler,

Rum polisini paniğe soktu. Köye hakim bir tepede mevzilenen Türk askeri de güvenlik

önlemlerini artırarak gelişmeleri yakından takip etti.

TÜRKLERE GİDERİZ

Rum yetkililer, köylülerin sınırda çatışma çıkarmasından endişe ederek, "her türlü

talebiniz karşılanacak yeter ki, Türk mevzilerine yürüyüşten vazgeçin" vaadinde bulundu.

 Köylüler, 3 temsilcilerinin Rum hükümetinin kararının yeniden değerlendirileceği toplantıya

 katılması sözü almaları üzerine yürüyüşten vazgeçtiler. Rum köylüler, istekleri yerine

 gelmez ise, Türk mevzilerine gitmekten vazgeçmeyecekleri tehdidini de savurdular.

HURRIYET 20/04/07

 

Sağcı da solcu da misyonerlik alarmı veriyor
10 bin kişi Hıristiyan oldu, Türkiye korktu

70 milyonluk Türkiye'de 10 bin kişi din değiştirdi. Misyonerlerin sayısı ise 50. Buna karşın partiler 'Din elden gidiyor' diyor, MGK misyonerliği tehdit sayıyor

20/04/2007 RADIKAL

TARIK IŞIK

İSMAİL SAYMAZ

ANKARA / İSTANBUL - Malatya'daki Zirve Yayınevi'ne yapılan kanlı baskınla bir kez daha gündeme gelen misyonerler, yakın zamana kadar sadece kendini 'İslami' olarak tanıtan kesimlerin hedefindeydi. Konuyla ilgili 'şehir efsanesi' niteliğinde çok sayıda iddia ortaya atılmış ve bu iddialar 'saygın' ve 'yetkin' kişilerle kuruluşlarca sahiplenildi. 2001'de Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK) bile görüşülen misyonerlerin Hıristiyanlığa kazandırdığı insan sayısı 'en bilimsel araştırma'ya göre 10 bini geçmiyor. İçişleri Bakanlığı'nın 2006 yılı rakamlarına göre, son yedi yılda sadece 338 Müslüman, Hıristiyan oldu. Buna karşın hem solcular, hem İslamcılar, hem de milliyetçiler Türkiye'deki misyonerlik tehlikesinin 'ülkeyi bölecek' boyutta olduğuna inanıyor.

MGK'lık tehlike
Misyonerlik son 10 yılda siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin ve zaman zaman da devlet bağlantılı kurumların gündeminden düşmedi. TBMM kürsüsünden, bu yönde seslendirilen en net tepki, dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'a aitti. Tantan, Mart 2000'de "İnsanlarımız fakirlikten kaynaklanan tuzak içinde, misyonerlerin kucağına süratle itiliyor" dedi.
MGK'nın 2001 yılında misyonerlik raporunu görüştüğü haberleri yalanlanmadı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınlarında, Kültür Bakanlığı'nın resmi sitesinde tanıtılan kitaplarda misyonerleri hedef haline getirecek ifadelere yer verildi.

Ecevit savaş açtı
Eski başbakanlardan Bülent Ecevit, ölümünden kısa süre önce eşi Rahşan Ecevit ile birlikte misyonerlere savaş açmıştı. Rahşan Ecevit, "AB süreciyle birlikte dinimiz elden gidiyor. Müslümanlığın gerilemesine razı olamam. Yabancıların toprak alımıyla birlikte misyonerlik faaliyetleri arttı. Türkiye'yi bölmenin bir yolu da vatandaşların dinlerini değiştirmelerini teşvik etmekten geçer" gibi yorumlar yapmıştı.

Erdoğan'dan cesur sözler
Başbakan Erdoğan'sa 2005'in Ocak ayında Ecevit'e yanıt verirken, şöyle konuştu: "Kimisi diyecek ki 'Din elden gidiyor', kimisi diyecek ki 'Bu ülkede kiliseler inşa ediliyor', kimisi diyecek ki 'Apartmanların alt katlarında kiliseler yapılıyor.' Sadece Almanya'da binlerce cami ve mescit açılmasına Alman yönetimi müsaade ediyorsa, bu anlayışa bizim de karşılık vermemiz lazım.İnanç hürriyetinden korkma"
Göreve geldiği tarihte Çankaya'da sadece bir kilise bulunduğuna dikkat çeken CHP'li Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz da şunları söylemişti: "Kilise, havra, yani camilerin dışındaki yerler 7'yi buldu. Örneğin Cebeci'de var. Oraya giden, orayı kabul eden adama bir de 250'şer dolar aylık veriyorlar. Yani felaket bir şey bu."
Aynı dönemde MHP olarak misyonerlik meselesini din ve vicdan özgürlüğü olarak görmediklerini vurgulayan Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır da "Türk milliyetçileri, MHP ve ülkülcüler bir siyasi faaliyet olan misyonerlik çalışmalarına meşru zeminlerde, güçleri oranında müsaade etmeyeceklerdir" diye konuştu.
Emniyet Genel Müdürlüğü, MGK'ya iletilmek üzere Şubat 2005'te hazırladığı raporunda, misyonerlerin İstanbul'u üs seçtikleri, Anadolu'ya açıldıkları ve son bir yıl içinde 230 korsan kilise açtıkları iddia edildi. Raporda, tamamı kaçak olan apartman altı kiliselerde toplanıldığı ve işsiz gençlerin hedeflendiği vurgulanıyordu.
Aralık 2006'da Trabzon'da partisinin il kongresinde konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan da şöyle konuşmuştu: "Bir aile istediği halde ilköğretimi bitirmeden çocuğunu Kuran kursuna gönderemiyor. Misyonerlerse, ülkemizde cirit atıyor. Her bir mahalle köşesine kiliseler açılıyor. Kimse bunlara bir şey demiyor."

BBP: Kapı dışarı edilecekler
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Trabzon'da işlenen Rahip Santoro cinayetinden sonra, "Misyonerliğin arkasına baktığınız zaman CIA desteğiyle çalışan kişilerdir" demişti. Geçen pazar düzenlenen BBP'nin kurultayında da partisinin iktidara gelmesi halinde 'Misyonerlerin kapı dışarı edileceği' belirtilmişti.
Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın'a göre misyonerlik, toplumun değerlerini tehdit ediyordu: "Masum bir din tebliği veya din hürriyetini kullanımı olmadığı, aksine tarihi arka planı ve siyasi amaçları olan planlı bir hareket olduğu görülüyor."
Bunun üzerine Diyanet, Çanakkale Zaferi'nin 90. yıldönümünde camilerde misyoner faaliyetlere karşıtı bir hutbe okuttu. Hutbe, Avrupa Birliği ve ABD'de rahatsızlık yarattı. Ayrıca Diyanet, misyonerliğe karşı 'takip komisyonu', 'bilgi bankası' ve imamlardan müteşekkil 'irşat timleri' kurmaya başladı. İçişleri Bakanı Abldülkadir Aksu da 2006'da misyonerlerin izlendiğini açıkladı. Aksu'ya göre misyonerler, yoksul ailelerden ve felaketlerden yararlanıyordu. Aksu'nun açıkladığı rakamlar tehdidin boyutunu gösteriyordu: "Son yedi yılda 344 Müslüman din değiştirmişti. Bunlardan 338'i Hıristiyan, altısı Yahudi oldu."

Güney: Genelkurmay raporu var
TBMM Adalet Komisyonu'nda önceki gün Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'nın görüşmeleri başlamadan önce hükümeti temsil eden Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürü Niyazi Güney, Türkiye'de misyonerlik faaliyetlerinin terör örgütünden daha tehlikeli bir hal aldığını, tıpkı Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerindeki gibi denetimsiz bir şekilde yaygınlaştığını söyledi. Necip Hablemitoğlu cinayetinin bile bu konuyla bağlantılı olduğunu iddia eden Güney, Genelkurmay'ın da bu konuda istihbari raporları bulunduğunu iddia etti.

Linden'den "parlamenter diplomasi" çağrısı

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı (AKPM) Rene van der Linden, AK Parti Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Yunan parlamenter Elza Papadimitru, KKTC Cumhuriyet Meclisi üyesi Özdil Nami, Rum parlamenter Andreas Kipriyanu, AKPM'de bir araya geldi. Linden; Türk, Yunan, Kıbrıslı Türk ve Rum parlamenterlere, Kıbrıs konusunda "parlamenter diplomasiye" ağırlık vermeleri çağrısında bulundu

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı (AKPM) Rene van der Linden; Türk, Yunan, Kıbrıslı Türk ve Rum parlamenterlere, Kıbrıs konusunda "parlamenter diplomasiye" ağırlık vermeleri çağrısında bulundu.

Van der Linden'in girişimiyle düzenlenen toplantıda, AK Parti Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Yunan parlamenter Elza Papadimitru, KKTC Cumhuriyet Meclisi üyesi Özdil Nami, Rum parlamenter Andreas Kipriyanu, AKPM'de bir araya geldi.

Yaklaşık bir saat süren toplantıyı "mükemmel" olarak niteleyen Van der Linden, adaya yaptığı son ziyaretin değerlendirmelerini birlikte gözden geçirme imkanı bulduklarını söyledi.

Kıbrıs sorununun çözümü ve iki toplum arasındaki diyaloğun geliştirilmesi için parlamenterlere büyük görevler düştüğünü ifade eden AKPM Başkanı, "Parlamenterler olarak elimizdeki yumuşak gücü etkili biçimde kullanmamız gerekir" dedi.

Gelecek dönemde adaya tekrar ziyarette bulunmak istediğini kaydeden Van der Linden, iki toplumun dini liderlerinin bir araya gelmesi, ortak su arıtma projesinin hayata geçirilmesi, sivil toplum temsilcileri arasındaki diyaloğun geliştirilmesi konusuna öncelikle önem verdiklerini söyledi.

Toplantıda, KKTC'li üniversite öğrencilerinin yaşadıkları sorunların da ele alındığını ifade eden AKPM Başkanı, bu amaçla "Bolonya sürecinin" canlandırılmasını istediklerini belirtti.

Adadaki asker varlığının da toplantıda ele alındığını kaydeden Van der Linden, toplumlar arası güvenin sağlanması için iki taraf için de kent merkezindeki asker varlığının azaltılmasının önemli olduğunu söyledi.

Van der Linden, ortak kültürel mirasın korunması, gençlik projelerinin desteklenmesi konusunda da toplantıya katılanların görüş birliği içinde olduğunu söyledi.

"Yunan heyetinin dünkü toplantıya katılmayacağı yolundaki dedikoduların kendisini rahatsız ettiğini" ifade eden Van der Linden, "Yunan parlamenter meslektaşım, bu tür bir toplantıya bana katılacağını söyleyen ilk kişiydi" dedi.

Talat'ın ziyareti

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Strasbourg'daki genel kurul toplantılarına davet edilip edilmeyeceğine dair soru üzerine Van der Linden, bu konuda başkanlık divanının, Kıbrıs raportörünün hazırlayacağı rapor doğrultusunda karar vereceğini söyledi.

A.A muhabirinin sorularını yanıtlayan AK Parti Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, toplantıyı olumlu bulduklarını belirtti ve bu tür görüşmelerin devam etmesini dilediklerini ifade etti.

Özdil Nami de yaptığı açıklamada, dünkü toplantının "çok olumlu bir havada geçtiğini" söyledi.

KIBRIS 20/04/07

 

Güney Kıbrıs'taki English School'da öğrenim gören Türk

Gözde SÜREÇ

Güney Lefkoşa'da bulunan English School'da (İngiliz Okulu) kasım ayında okulda öğrenim gören Kıbrıslı Türk öğrencilere yapılan saldırı olayıyla ilgili olarak 13 Kıbrıslı Rum dün öğleden sonra Güney Lefkoşa'daki Rum mahkemesine çıkarıldı. Mahkemeden karar çıkmazken, dava 3 Mayıs tarihine ertelendi.

Kapalı oturum olarak görülen davada, mahkeme salonuna zanlıların aileleri de dâhil görevliler dışında hiç kimse alınmadı. Zanlıların birçoğunun mahkemeye aileleri ile geldiği gözlemlenirken, ailelerin oldukça gergin ve sinirli oldukları dikkat çekti.

Yaklaşık yarım saat süren mahkemeye, Rum basını ilgi göstermedi.

22 Kasım tarihinde meydana gelen olaylarda English School'da öğrenim gören Kıbrıslı Türk öğrenciler, yüzleri kar maskeli, kara gömleklilerin saldırısına uğramıştı.

Saldırıda, Mustafa Okur ve Anıl Arı isimli Türk öğrenciler, Kıbrıslı Rum saldırganlar tarafından darp edilmiş, saldırının nedeninin Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Simerini gazetesinde çıkan, bir Kıbrıslı Türk öğrencinin, haç taktığı için bir Rum öğrenciyi dövdüğüne ilişkin haberler olduğu iddia edilmişti.

Her iki kesimde de büyük yankı uyandıran olaydan sonra Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıslı Türk öğrencilerin de eğitim görmekte olduğu İngiliz Okulu'nda Rum öğrencilerin Kıbrıslı Türk öğrencilere saldırmaları dolayısıyla kınama mesajı yayımlamıştı.

KIBRIS 20/04/07

 

brıs Türkü vakıflar idaresiyle tarihine ve bu topraklara sahip çıktı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının Vakıflar İdaresi'ni devralarak, adadaki kültürel mirasına, tarihine ve üzerinde yaşamakta olduğu topraklara sahip çıktığını vurguladı.

Vakıflar İdaresi'nin, İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından Kıbrıs Türklerine devrinin 51'inci yıldönümü dolayısıyla, önceki akşam Lefkoşa Büyük Han'da resepsiyon düzenlendi.

Resepsiyona, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bazı bakanlarla milletvekilleri, üst düzey yöneticiler ile vatandaşlardan oluşan yaklaşık 50 davetli katıldı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, resepsiyonda yaptığı konuşmada, verilen mücadeleler sonucu vakıfların Kıbrıs Türk halkına devrinin, tarihsel ve önemli bir olay olduğunu söyledi. Talat, bunun; Kıbrıs Türk halkının adadaki kültürel mirasına, tarihine ve üzerinde yaşamakta olduğu topraklara sahip çıkması anlamına geldiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, Vakıflar İdaresi'nin, İngiliz Sömürge Yönetimi'nde yapması gerekenleri tam olarak yapamadığını, ancak bugün, yapması gerekenleri yerine getirdiğini, bununla sadece bugüne değil, geleceğe yönelik de önemli kazanımlar yarattığını belertti.

Vakıflar İdaresi'nin mal varlığının, çeşitli dönemlerde yağmalanarak, zayıf düşürüldüğüne dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, bugün yapılan çalışmalarla vakfın mal varlığının ortaya çıkarılmaya çalışıldığını söyledi.

Talat, Vakıflar'a ait önemli fermanların, Türkiye'deki arşivlerden bulunarak adaya getirilmesinin ve günümüz Türkçesine çevrilerek elektronik ortama aktarılmasının önemine işaret ederek, "Ferman ve diğer vakfiyelerin ortaya çıkarılması, Kıbrıs Türk varlığının teyidi anlamına geliyor" dedi.

Bu tür çalışmalara, Cumhurbaşkanlığı olarak katkı yaptıklarını, çalışma sonuçlarının da Cumhurbaşkanlığı'nın çalışmalarına katkı sağladığını anlatan Talat, kültürel mirasa sahip çıkılmasının önemli olduğunu kaydetti.

Kıbrıs Türklerine devrinin 51'inci yıldönümünde Vakıflar İdaresi'nin yapması gerekeni yaptığını belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çalışmaların bugüne ve geleceği ışık tuttuğunu belirtti.

Talat, Vakıflar İdaresi'nin yönetim ve tüm çalışanlarına teşekkür ederek, hayatta olmayanlara rahmet diledi.

Soyer

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise konuşmasında, Vakıflar İdaresi'nin her dönemde, ama özellikle İngiliz Sömürge Yönetimi döneminde, Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda var olma sürecinde görev yaptığını söyledi.

Soyer, verilen mücadele sonucu İngiliz Sömürge Yönetimi'nin Vakıflar İdaresi'ni Kıbrıs Türk halkına devretmek zorunda kaldığını anlatarak, Vakıflar İdaresi'nin, bugün de yaptığı çok yönlü çalışmayla aynı amaca hizmet etmeye devam ettiğini ifade etti.

Arşivlerin düzenlenerek, günümüz Türkçesine kazandırılmasının önemli olduğunu belirten Başbakan Soyer, çalışmaların; ekonomik, siyasal ve sosyal yönden katkısı olduğunu kaydetti.

Ferdi Sabit Soyer, tarihsel süreç içinde, Vakıflar İdaresi'ne katkı yapan herkesi saygı, ölenleri de rahmetle andı.

İnan

Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin İnan ise resepsiyonda yaptığı konuşmada, Vakıflar İdaresi'nin devrinin 51'inci yıldönümünü gururla kutladıklarına işaret ederek, böyle anlamlı bir günde resepsiyona katılarak gururlarını paylaşan tüm davetlilere teşekkür etti.

İnan, bir toplumu toplum yapanın, tarih ve kültürün yarattığı ortak hafıza olduğuna dikkat çekerek, "Bu hafızanın korunması, gelecek kuşaklara taşınması çok büyük bir sorumluluktur. Vakıflar idaresi, bu sorumluluğu yerine getirme bilinci içerisinde, kendini sürekli yenileyerek, çeşitli kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak, bilimsel teknolojinin en modern uygulamalarından yararlanarak çalışıyor" dedi.

Tarih ve kültür varlıklarını saklamanın yeterli olmadığını söyleyerek, bunların korunması ve geleceğe taşınması gerekliliği üzerinde duran Hüseyin İnan, bu bilinçle Vakıflar İdaresi'nin başlattığı bir projeyle 16'ncı yüzyıldan günümüze ulaşan tüm tabu, hukuk, şeriye kayıtlarının, eldeki tarihi evrak ve belgelerin restore edilerek ve günümüz Türkçesine çevrilerek dijital ortama taşınacağını söyledi.

Hüseyin İnan, "önemli ve büyük" olarak tanımladığı bu projenin gerçekleşmesine katkı koyan Türkiye Büyükelçiliği ile Türk Arşivciler Derneği'ne teşekkür etti.

KIBRIS 20/04/07

 

Rumların KKTC üniversiteleri endişesi


21 Nisan, 2007 17:55:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, KKTC üniversitelerinin, tanınmaları hedefiyle uluslararası düzeyde yaptıkları koordineli çalışmalardan endişe duyduklarını açıkladı.

Lillikas, KKTC'nin yüksek eğitim aracılığıyla siyasi ve ekonomik yükselme çabalarının sonuç vermeye başlamış göründüğünü belirtti.
 
Rum kesiminde yayımlan Alithia gazetesi, KKTC'nin üniversiteler aracılığıyla yükseldiğine işaret ederek, Rum Dışişleri Bakanı'nın, KKTC'nin üniversiteler aracılığıyla "zemin kazandığını" itiraf ettiğini duyurdu.
 
Gazete, Lillikas'ın bu itirafı, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Milletvekili Yorgos Perdikis'e gönderdiği 4 Nisan 2007 tarihli yanıt mektubunda dile getirdiğini yazdı.
 
Habere göre, Rum milletvekili Yorgos Perdikis, Lillikas'a 20 Mart tarihli bir mektup göndererek, Gazimağusa'daki Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin (DAÜ) harcadığı tanınma çabaları konusunu gündeme getirdi. Perdikis, mektubunda, Rum yönetiminin, DAÜ'nün, "tamamen siyasi ve ekonomik hedeflerle" Erasmus/Socrates öğrenci değişim programına katılarak tanınmayı başarma konusunda harcadığı çabalara nasıl tepki gösterdiğini sordu.
 
Perdikis, mektubuna, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven'in gönderdiği elektronik postaları da ekledi.
 
Rektör Güven, bu elektronik postalarla Perdikis'e, üniversitesini tanıtmak amacıyla harcadığı çabalar hakkında bilgi verdi ve Perdikis'i, konuyla ilgili herhangi bir tereddütü varsa kendisiyle iletişime geçmekten çekinmemesi çağrısında bulundu.
 
Lillikas'ın yanıtı: "KKTC üniversiteleri yasadışı"
 
Lillikas, Perdikis'e yanıt mektubunda, KKTC üniversiteleri ve yurt dışındaki tanınmış üniversiteler arasında yapılan işbirliği anlaşmalarının yükseliş eğilimi gösterdiğine işaret etti.
 
Rum Dışileri Bakanı Yorgos Lillikas, Perdikis'e mektubunda, KKTC'yi "işgal bölgeleri" KKTC üniversitelerine de "yasa dışı" olarak niteleyerek, KKTC üniversitelerinin tanınmaları hedefiyle yaptıkları uluslararası düzeydeki koordineli faaliyetlerinden "özellikle kaygı duyulduğunu" bildirdi.
 
DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven aracılığıyla Doğu Akdeniz Üniversitesi tarafından üstlenilen bu çabanın, 2004 yılı itibarıyla yoğunlaştırıldığını belirten Lillikas, bu çabalarının, yurtdışındaki tanınmış yüksek eğitim kurumlarıyla işbirliği anlaşmaları yapılmasıyla sonuçlandığını kaydetti.
 
Rum Dışişleri Bakanlığı'nın, Kıbrıs Türk üniversitelerinin, "Kıbrıslı Türklerin eğitim haklarının engellendiği propagandasının sonuç getirici şekilde engellenmesine özellikle önem verdiğine" işaret eden Lillikas, mektubunda, "Kıbrıs Türk üniversitelerinin Avrupa programlarına katılım çabaları konusunda Dışişleri Bakanlığı, böyle bir olasılığı engellemek için uygun önleyici hareketlerde bulunarak sürekli teyakkuz durumunda bulunuyor" diye yazdı.

 

 

BM'ye "KKTC Çocukları Çocuk Hakları Bildirisi" sunulacak

Ulusal Birlik Partisi (UBP), 23 Nisan için eylem programı belirlediğini açıkladı.

Buna göre, yarın çocuklarla birlikte bazı şehitlikler ziyaret edilecek; KKTC Çocuk Hakları Bildirisi Ledra Palace'ta BM'ye sunulacak.

UBP Genel Sekreteri, İskele Milletvekili Nazım Çavuşoğlu, "Kıbrıs Türkü için büyük anlam ve önem taşıyan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın bu yıl sırf 'ulusal egemenlik' kavramından kurtulmak için Barış Şöleni'ne dönüştürülmesi karşısında halktan ve parti tabanından gelen seslerle harekete geçerek, bir eylem programı belirlediklerini" duyurdu.

Çavuşoğlu, UBP heyetlerinin, 5 ilçe başkanlığının koordinasyonunda çocuk grupları ile birlikte 22 Nisan Pazar günü bazı şehitlikleri ziyaret ederek, çelenk koyup, saygı duruşunda bulunacaklarını ve bu sırada hazırlanan "KKTC Çocukları Çocuk Hakları Bildirisi"nin de okunarak kamuoyuna açıklanacağını belirtti.

Aynı bildirinin, UBP'den bir heyet tarafından Ledra Palace Sınır Kapısı'nda BM'ye de sunulacağı kaydedildi.

UBP'nin yarın uygulayacağı programa göre, saat 11.00'de Taşkent Şehitliği, saat 12.00'de Boğaz Şehitliği ziyaret edilecek, saat 14.00'de ise BM'ye bildiri sunulacak.

Gazimağusa ilçesindeki Muratağa-Sandallar Şehitliği; Girne ilçesindeki Karaoğlanoğlu Şehitliği, Güzelyurt'taki Baf Şehitliği ve İskele'deki Larnaka Şehitliği de saat 11.00'de çocuklarla birlikte ziyaret edilecek, saygı duruşunda bulunularak çelenkler konulacak.

KIBRIS 21/04/07

 

Talat: Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı daha güçlü olur

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutlama etkinlikleri çerçevesinde oluşturulan çocuk heyetleri, devlet ve hükümet yetkilileri, komutanlar ile yerel yöneticilere ziyaretler yapıyor.

KKTC genelini temsilen 25 okulun birer öğrencisinden oluşturulan heyet, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı ziyaret etti.

Çocuklara ziyaretleri sırasında Göçmenköy Şehit Yalçın İlkokulu Müdürü Latife Çobanoğlu ile bazı öğretmenler eşlik etti.

İlk ziyaretlerini Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gerçekleştiren çocuklar, kendileriyle sohbet eden ve okulları hakkında bilgi alan Talat'a başta Kıbrıs sorunu olmak üzere sorular da sordular.

"Cumhurbaşkanı'nın görevleri, zor görevlere rağmen Cumhurbaşkanı olmaktan memnun musunuz? 23 Nisan için planınız var mı? Cumhurbaşkanı seçildiğinizde ne hissettiniz?" gibi sorular yönelttiler.

Kıbrıs sorunu olmasa Cumhurbaşkanı sadece temsili

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Cumhurbaşkanı'nın görevleri" sorusu üzerine Anayasa'da belirtilen görevleri anlattıktan sonra, Cumhurbaşkanı'nın "meşhur" Kıbrıs sorununu yürüttüğüne de işaret etti ve en önemli görevinin de bu olduğunu belirtti. Talat, Kıbrıs sorununun olmaması durumunda Cumhurbaşkanı'nın temsili olacağını söyledi.

Talat, Cumhurbaşkanı'nın Meclis'ten seçilmesi yerine halk desteğiyle seçilmesinin daha iyi ve daha güçlü olduğuna da dikkat çeken Talat, ancak Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın Meclis tarafından seçilmesine rağmen yetkilerinin halkoyuyla seçilen KKTC Cumhurbaşkanı'ndan daha fazla olduğunu belirterek, bunu "tuhaf bir uygulama" olarak değerlendirdi.

Talat, "Ama Kıbrıs meselesi var diye bizde Cumhurbaşkanı çok önemli bir yer tutar ve ülkenin kaderini yürütür" dedi.

Talat, başka bir öğrencinin "Zor görevlere rağmen Cumhurbaşkanı olmaktan memnun musunuz?" sorusuna karşılık; Cumhurbaşkanı olmaktaki maksadının "Kıbrıs sorununu kendi inancında doğru bir şekilde ele almak" olduğunu ifade ederek, kendisinin daha önce Kıbrıs meselesinin yürütülme şeklini hep eleştirdiğini ve bunu düzeltmek için de aday olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı görevini insani hizmet veren "Doktorluğa" da benzeten Talat, Kıbrıs sorununu çözmek için günün 24 saati çalıştıklarını belirtti.

"Cumhurbaşkanı seçildiğinizi öğrendiğiniz zaman ne hissettiniz?" sorusu üzerine ise Cumhurbaşkanı Talat, bu sonucun daha önceden tahmin edildiğini, kendinin de bunu bildiğini, bu yüzden bunun kendisi için "büyük bir sürpriz" olmadığını belirtti. Ancak seçildikten sonra omuzlarında büyük bir ağırlık hissettiğini söyleyen Talat, ağır bir sorumluluk yüklendiğini anladığını ifade etti.

Önce Kıbrıs, sonra bürokrasi sorununu çözmek

Talat, görevi süresince en çok Kıbrıs meselesini çözmeyi, ikinci olarak da bürokrasi sorununu gidermeyi istediğini de dile getirerek, çocuklara bürokrasi hakkında kısa bir bilgi verdi.

İzolasyonlar kalkacak

"İzolasyonların kalkacağına inanıyor musunuz?" şeklindeki bir soruya ise "İnanıyorum, inanmasam mücadele etmem, çünkü izolasyonların ciddi bir dayanağı yok" diye cevap veren Mehmet Ali Talat, izolasyonların devam etmesinin mantıklı bir izahının olmadığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, "Rumlar neden barış istemez?" sorusu üzerine ise esas sorunun da burada olduğunu ifade ederek, iki tarafın da ortaklığa aynı katkıyı koyması ve birlikte hareket etmesi gerektiğini kaydetti.

Soruların ardından Cumhurbaşkanlığı önünde çocuklarla anı fotoğrafı çektiren Talat, çocuklara 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla hediyeler verdi.

KIBRIS 21/04/07

 

Emlak sektörüne disiplin gelecek

SEKTÖRDEKİ İSTİSMAR ORTADAN KALKACAK... "Emlakçıların Kayıt ve İşlemleri" adıyla çıkarılan yeni yasayla sektörün disiplin altına alınacağını belirten, İçişleri Bakanlığı iskan ve tapudan sorumlu Müsteşarı Hasan Fındık, "Artık sektörde istismar ortadan kalkacak ve emlakçılar onurunu kazanacak" dedi

KKTC'de önemli bir iş potansiyeli olmasına ve sektörde azımsanmayacak miktarda para dönmesine karşın yıllardan beri yasal mevzuat olmadan faaliyet gösteren emlakçılar, Meclis'ten geçtiğimiz günlerde geçen yasayla disiplin altına alınıyor. "Emlakçıların Kayıt ve İşlemleri" adıyla çıkarılan yeni yasayla, artık her isteyen emlakçılık yapamayacak ve emlak alanlara güvence getirilecek.

Önümüzdeki günlerde resmi gazetede yayınlanmasının ardından yürürlüğe girecek yasayla, emlakçılık bir dizi kuralı yerine getirmekle mükellef profesyoneller tarafından yapılabilecek ve müşteriyle imzaladıkları sözleşmeler Tapu Dairesi'nin kontrolü altında olacak.

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan İçişleri Bakanlığı iskan ve tapudan sorumlu Müsteşarı Hasan Fındık, "Artık sektörde istismar ortadan kalkacak ve emlakçılar onurunu kazanacak" dedi.

Yabancılar direktör olamayacak, memurla akrabalık olmayacak

Yasa uyarınca, emlak şirketi kurmak için, esas faaliyetin emlakçılık olması şart olacak. Şirketin direktörlerinden en az birinin emlakçı olarak kayıtlı olması kuralı aranacak ve buna ek olarak yabancılar emlak şirketlerinde direktör olamayacak. Emlakçı kaydında herhangi bir tapu ve kadastro memuruyla birinci derece akrabalık olmaması şartı da aranacak.

Profesyonel emlakçılar dışındakiler ise, yılda 3 emlaktan fazla satış yapamayacak.

Asgari ücretin 25 katı kayıt ücreti...

Emlak şirketleri, yeni yasayla birlikte ilk kayıt ücreti olarak asgari ücretin 25 katı oranında ödeme yapacaklar. Buna ek olarak her yıl bir asgari ücret oranında izin harcı ödenecek. Emlakçılar Birliği'ne de 100 YTL üyelik aidatı da zorunlu olacak.

Yasayla, Emlakçılar Birliği'ne ağırlıklı bir temsiliyet getiriliyor. Yasayı uygulayacak 7 kişilik komisyonda, 3 devlet temsilcisine karşılık 4 birlik temsilcisi yer alacak. Böylece sektörde yönetim Emlakçılar Birliği'ne, denetim de Tapu ve Kadastro Dairesi'ne ait olacak.

Yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren tüm emlakçılar 6 ayda kayıt altına alınacak, tümü müracaat edecek. Yasada öngörülen kurallara uymayanlar veya mükellefiyetlerini yerine getirmeyenler emlakçı lisansı alamayacak, şirket olarak tescil edilmeyecek.

Sözleşmeler denetim altında olacak, teminat gösterilecek

Yasaya göre, emlakçıyla alıcı arasındaki her sözleşme avukat aracılığıyla yapılacak ve 21 gün içinde Tapu Kadastro Dairesi'ne yatırılacak. Devletin aldığı tapu harçları da bu sözleşme üzerindeki meblağdan alınacak ve sözleşmede emlakçının komisyonu da belli olacak.

Sözleşmede, emlakla ilgili imar durumu gibi bilgiler de yer alacak.

Emlakçı mal satarken sigorta yaptırmak, banka teminatı veya bir malını ipotek olarak göstermek zorunda olacak. Tercihine göre 3 yoldan biriyle teminat gösterecek. Böylece sözleşmeye aykırı bir durum ortaya çıkması halinde, ipotekli malına veya banka teminatına el konabilecek ya da sigorta karşılayacak.

İstismar ortadan kalkacak, onurlarını kazanacaklar

İçişleri Bakanlığı İskan ve Tapudan Sorumlu Müsteşarı Hasan Fındık, TAK muhabirine yasayla ilgili görüşlerini anlatırken, "Çok önemli, çünkü önemli bir sektör ve çok sorun yaşandı. Bu yasayla artık güvensizlik ortamı ve istismar ortadan kalkacak" dedi.

Aynı evin birden fazla kişiye satılması, daha fazla fiyat veren çıkması üzerine eski satıştan vazgeçilmesi, sözleşmeye rağmen mülkün teslim edilmemesi gibi pratikte yaşanan örneklerin artık tarihe karışacağını vurgulayan Fındık, "Artık sektörde bu işi düzgün, profesyonelce yapanlar icra edebilecek. Emlakçılar Birliği de yasaya destek oldu, çünkü onurlarını kurtaracak. Unutmayın ki bir dönem bu ülkede iskan dairelerine emlakçıların girişi yasaklanmıştı" ifadelerini kullandı.

Fındık, piyasada 300 civarında emlakçılıkla uğraşan kişi veya kuruluş olduğunun tahmin edildiğini, ancak kesin rakamın bilinmediğini de ekledi.

KIBRIS 21/04/07

 

‘Kıbrıs gündemini biz belirliyoruz’

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı hakkında yapılan referandumdan sonra uluslararası alanda kendilerine karşı oluşan olumsuz havayı atlattıklarını, Kıbrıs sorunuyla ilgili gündemi kendilerinin belirlediğini söyledi.

AA

Güncelleme: 16:31 TSİ 22 Nisan 2007 Pazar

 

LEFKOŞA - Papadopulos, Rum Simerini gazetesine yaptığı açıklamada, Annan Planı’nı reddetmesinin ardından Kıbrıs Rum tarafına yöneltilen her türlü eleştiri ve düşmanca tavrın körleştiğini savunarak, “Kıbrıs sorununda gündemi belirleyen şey bizim girişimlerimizdir” dedi.

Annan Planı için yapılan referandumun üzerinden 3 yıl geçtikten sonra Rum tarafının ‘hayır’ kararının haklı çıkıp çıkmadığı yönündeki bir soruya karşılık Papadopulos, Annan Planı’nın zaman zaman ifade edilen birçok sebepten ötürü kabul edilemez olduğunu belirterek, meselenin esasının, Rum halkının çoğunluğunun aldığı bu doğru ve kurtarıcı nitelikli kararın haklılığının ortaya çıkıp çıkmaması değil, çoğunluğun isteğine saygı duyulması olduğunu söyledi.

Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumu Annan Planı öncesindeki durumla karşılaştırması istenen Papadopulos, “Her şeyden önce Annan Planı’nı kabul etseydik, daha iyi veya daha kötü bir konumdan bahsedemeyecektik. Çünkü ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hiçbir konumu olmayacaktı. Kıbrıs’ın bölünmesi, hukuki olarak eşit iki varlık olarak geri dönüşü olmayacak şekilde kalıcılaşacak, referandumu takiben 24 saat içerisinde ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ dağılarak, gerek BM’ye, gerek AB’ye başvurabilmek için her iki toplumun da onayının gerekli olacağı yeni bir hukuki varlığa yerini bırakacaktı. Bugün ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ AB’nin eşit bir üyesidir. Annan Planını reddetmesinin ardından Kıbrıs Rum tarafına yöneltilen her türlü eleştiri ve düşmanca tavır körleşmiştir ve Kıbrıs sorununda gündemi belirleyen şey bizim girişimlerimizdir” dedi.

Papadopulos, referandum öncesinde, Güney Kıbrıs’ın AB’ye üyeliğinin, halkın istemediği bir çözümün empoze edilmesi ve uygulanacak baskılar karşısında daha güçlü bir kalkan oluşturacağını ve Kıbrıs Rum tarafının müzakere konumunun güçleneceğini ifade ettiğini hatırlatarak, o zaman savunduklarının şu anda gerçeğe dönüştüğünü” söyledi.Papadopulos, Annan Planı’nda mülkiyet sorunu için öngörülen çözümün haksız ve uygulanamaz olduğunu da savundu.

Zamanın çözümden yana işlemediğinin görüldüğünü, ancak çözümün zamana bırakılmasının kendi politikaları veya stratejileri olmadığını kaydeden Papadopulos, ortak kabul edilebilir bir çözümün sadece kendilerine bağlı olmadığı görüşünü dile getirdi.

Almanya'nın kararlılığı Rumları paniğe soktu

RUMLAR, GELİŞMELERİ SOĞUTMAYA ÇALIŞIYOR... Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Almanya'nın kararlı tutumu karşısında paniğe kapılan Rum yönetimi, Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Bürosu Şefi Tasos Conis'i salı günü Brüksel'e gönderiyor. Rumlar, Türk tarafı lehine olan gelişmeleri soğutarak konunun Portekiz dönem başkanlığına devredilmesini amaçlıyor

Avrupa Birliği Dönem Başkanı Almanya, Kıbrıs Türkünü ekonomik yönden güçlendirecek Doğrudan Ticaret Tüzüğünü hayata geçirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Almanya'nın kararlı tutumu karşısında paniğe kapılan Güney Kıbrıs ise Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büros Şefi Tasos Conis'i salı günü Brüksel'e gönderiyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ekonomik yönden güçlenmesi gerektiğini belirten Avrupa Birliği Dönem Başkanı Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğünü hayata geçirmede kararlı olduğu belirtiliyor.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in Brüksel'de Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda yaptığı temasların olumlu geçmesi üzerine paniğe kapılan Rum Yönetimi ise karşı atağa geçti.

Rum Yönetimi Başkanlığı Dilomatik Büro Şefi Tasos Conis Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü engellemek amacıyla salı günü Brüksel'e gidecek.

Rum Yönetiminin, Almanya'nın kararlı tutumu karşısında Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili Türk tarafı lehine olan gelişmeleri soğutarak konunun Portekiz dönem başkanlığına devredilmesini amaçladığı haber veriliyor.

Tasos Conis, bu nedenle Avrupa Birliği Dönem Başkanı Almanya'dan Doğrudan Ticaret Tüzüğünü rafa kaldırmasını isteyecek.

AB Dönem başkanlığının ise Rum Yönetiminin bu yaklaşımına sıcak bakmadığı kaydedildi.

Almanya'nın, Rum Yönetimini by-pass eden üçüncü ülkelerle ticareti düzenleyen 133. maddeye dayandırılan hukuki temeli ileri götürme kararlılığı karşısında Rum Yönetiminin protokol 10'u devreye koyarak egemenliğini Kuzey Kıbrıs'a yayma gayreti içinde olduğu belirtiliyor.

KIBRIS 22/04/07

 

Rum yönetimi, KKTC üniversitelerinden endişeli

LİLLİKAS, TANINMANIN GERÇEKLEŞMESİNDEN KORKUYOR ... Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, KKTC üniversitelerinin tanınmaları hedefiyle uluslararası düzeyde yaptıkları koordineli çalışmalardan endişe duyduklarını belirterek, KKTC'nin yüksek eğitim aracılığıyla siyasi ve ekonomik yükselme çabalarının sonuç vermeye başlamış göründüğünü bildirdi

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, KKTC üniversitelerinin tanınmaları hedefiyle uluslararası düzeyde yaptıkları koordineli çalışmalardan endişe duyduklarını belirterek, KKTC'nin yüksek eğitim aracılığıyla siyasi ve ekonomik yükselme çabalarının sonuç vermeye başlamış göründüğünü bildirdi.

Rum kesiminde yayımlan Alithia gazetesi, KKTC'nin üniversiteler aracılığıyla yükseldiğine işaret ederek, Rum Dışişleri Bakanı'nın, KKTC'nin üniversiteler aracılığıyla "zemin kazandığını" itiraf ettiğini duyurdu.

Gazete, Lillikas'ın bu itirafı, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Milletvekili Yorgos Perdikis'e gönderdiği 4 Nisan 2007 tarihli yanıt mektubunda dile getirdiğini yazdı.

Perdikis bilgi istedi

Habere göre, Rum milletvekili Yorgos Perdikis, Lillikas'a 20 Mart tarihli bir mektup göndererek, Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin (DAÜ) harcadığı tanınma çabaları konusunu gündeme getirdi.

Perdikis, mektubunda, Rum yönetiminin, DAÜ'nün, "tamamen siyasi ve ekonomik hedeflerle" ERASMUS/SOCRATES öğrenci değişim programına katılarak tanınmayı başarma konusunda harcadığı çabalara nasıl tepki gösterdiğini sordu.

Perdikis, mektubuna, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven'in gönderdiği elektronik postaları da ekledi. Rektör Güven, bu elektronik postalarla Perdikis'e, üniversitesini tanıtmak amacıyla harcadığı çabalar hakkında bilgi verdi ve Perdikis'i, konuyla ilgili herhangi bir tereddüdü varsa kendisiyle iletişime geçmekten çekinmemesi çağrısında bulundu.

Lillikas'ın yanıtı

Lillikas, Perdikis'e yanıt mektubunda, KKTC üniversiteleri ve yurt dışındaki tanınmış üniversiteler arasında yapılan işbirliği anlaşmalarının yükseliş eğilimi gösterdiğine işaret etti.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Perdikis'e mektubunda, KKTC'yi "işgal bölgeleri", KKTC üniversitelerine de "yasadışı" olarak niteleyerek, KKTC üniversitelerinin tanınmaları hedefiyle yaptıkları uluslararası düzeydeki koordineli faaliyetlerinden "özellikle kaygı duyulduğunu" bildirdi.

DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven aracılığıyla DAÜ tarafından üstlenilen bu çabanın, 2004 yılı itibarıyla yoğunlaştırıldığını belirten Lillikas, bu çabalarının, yurt dışındaki tanınmış yüksek eğitim kurumlarıyla işbirliği anlaşmaları yapılmasıyla sonuçlandığını kaydetti.

Rum Dışişleri Bakanlığı'nın, Kıbrıs Türk üniversitelerinin, "Kıbrıslı Türklerin eğitim haklarının engellendiği propagandasının sonuç getirici şekilde engellenmesine özellikle önem verdiğine" işaret eden Lillikas, mektubunda şu görüşlere yer verdi:

"Bu bağlamda, diplomatik temsilcilikler aracılığıyla ve Eğitim ve Kültür Bakanlığının işbirliğinde, 'işgal' bölgelerindeki yüksek eğitim kurumlarının 'yasa dışılık' niteliği konusunda yabancı ülke hükümetlerini ve uluslararası örgütleri bilgilendirmeye yönelik sistemli bir plan uygulanıyor. Kıbrıs Türk üniversitelerinin Avrupa programlarına katılım çabaları konusundaysa Dışişleri Bakanlığı, böyle bir olasılığı engellemek için uygun önleyici hareketlerde bulunarak sürekli teyakkuz durumunda bulunuyor."

KIBRIS 22/04/07

 

DNA Laboratuarı, çok geniş bir alanda hizmet verebilecek kapasitede çalışabilir

AYSU BARİ AKTER

KAYIP ŞAHISLAR KOMİTESİ POLİTİKTİR... Baysal: Kayıp Şahıslar Komitesi'nin %10'u bilimsel, %90'ı politiktir. Bunu açık söylemek lazım. Ben şahsen bir bilim adamı olarak, siyasete eğilmek istemediğimi söyledim ve elimden geldiğince de siyaset dışında kalmaya çalıştım. Tabii ne kadar siyaset dışında kalmaya çalışsanız da sizi mıknatıs gibi çekiyor

BİLİM ULUSLARARASI BİR HAVADA YÜRÜTÜLEBİLİR... "Aslında benim şahsen California'da, Kanada'da, İngiltere'de ve Türkiye'de projelerim var. Benim Kanada'daki bir projeyi yürütmek için Toronto'da olmama hiç gerek yok. Oradaki bilim arkadaşımla bu işleri yürütüyoruz. Bilim dediğiniz şey, uluslararası bir hava içinde de idare edilebilir. Tabii biz bilim adamları bu işleri idare etmesini çok iyi biliyoruz. Belli şeyleri yaptıktan sonra, işler rayına oturuyor ve herkes işini yapıyor. Burada iyi de bir ekip vardı. İnsanın yanında iyi çalışanı olduktan sonra, ister Kanada olsun, ister İngiltere olsun, işbirliği ile birtakım projeleri yürütebilir görüşündeyim. Ama maalesef, burada böyle olmadı..."

DNA LABARATUARI, KKTC İÇİN ŞANS... "Şu andaki DNA Laboratuarı, kanser hastalıklarından, kalp hastalıklarına kadar, alzaimerden, erken tanıya kadar birçok alanda hizmet verebilir. Hatta sağlık turizminin bile geliştirilebileceği bir laboratuardan bahsetmekteyiz. Kayıp Şahıslar Komitesi'nin bu çalışmalarda tutacağı yer, aşağı yukarı, %5-10 kadardır. Geriye kalanı diğer hastalıklara toplumumuzun muzdarip olduğu, diğer birçok genetik hastalıklara eğilmemiz için bu potansiyeli kullanmamızın doğru olduğuna inanıyorum..."

KIBRISLI GENLERİ TAŞIYORUZ... "Genler, asırlar boyunca değişmeyen olgulardır. Adamıza binlerce yıldır, bin bir türlü kavim gelip geçmiştir. Lüzinyanlar, Venedikliler, Osmanlılar, Yunanlılar, Araplar buralardan gelip geçmiş ve genini bırakmıştır. Bir DNA uzmanı olarak, kimin hangi yöreye bağlı olduğunu, birtakım çalışmalarla ortaya koyabiliyorsunuz. Biz bunu şu anda yaşamaktayız. Kıbrıslılık dediğimiz, bilimsel olarak, bu adada yaşayan insanlara özgü bir gen havzası vardır, demektir..."

Aysu Basri AKTER

İngiltere'de kraliyet unvanı alan tek Türk olarak adını tarihe yazdıran dünyaca ünlü moleküler biyoloji ve genetik uzmanı Dr. Erol Baysal, çalışmalarını KIBRIS'a anlattı.

Kıbrıs'taki DNA laboratuarının kurucularından olan Baysal, laboratuarın hacim olarak küçük olmasına rağmen, çok geniş kapasitede çalışabilecek özellikte olduğuna vurgu yaparak, kanserden, alzeimere, erken tanıdan talesemiyaya kadar birçok genetik hastalığın teşhisinde kullanılabileceğini açıkladı.

Bu kapasitenin kullanılmasının önemine işaret eden Baysal, özellikle tanı için sağlık kurulu ile yurt dışına giden birçok insanın ön taramalarının bu laboratuarda yapılabileceğini bunun da insanlara daha fazla hizmet sağlarken, devleti de önemli bir mali yükten kurtarabileceğini vurguladı.

1992 yılında dünyaca ünlü hematoloji profesörü, Dr Hausmann ile Kıbrıs'ın gen haritasını çıkaran çalışmalarının yayımlanmasından sonra, şimşekleri üzerine çeken Baysal, asırlardır birçok farklı ırkla bir arada yaşayan Kıbrıslıların, ortak bir gen havuzunda buluşurken, anavatanları ile ortak gen yapısına sahip olmamalarının, bilimsel açıdan sürpriz olmadığını söyledi.

 

KIBRIS: Kıbrıs'tan ne zaman, nasıl ayrıldınız, Erol Bey?

E. BAYSAL: Ben 1977 yılında TMK öğrencisiyken, o zamanlar Türkiye'de terörün zirveye ulaştığı bir dönemde büyüdüm. Tabii, anne babada evlat korkusu ve komşularımızın birkaç tanesinin evladını yitirmesinin de ardından, benim de isteğim üzerine, ailem beni İngiltere'ye tahsile gönderdi.

KIBRIS: O dönem öldürülenler arasında arkadaşlarınız olan da var mıydı?

E. BAYSAL: Vardı. Kendi arkadaşlarımdan değil de abim olarak bildiğim kişiler vardı. Biliyorsunuz ilk vurulan Özer Elmas vardı. Ben O'nu, abim olarak biliyordum. Hatta çok da yakındık kendisiyle. Onun ölümü tabii beni ve ailemi çok etkiledi. Ben, aslında, İngiltere'de de tahsil yapmak istiyordum. O zamanlar savaşın ve barış harekatının verdiği bir psikoloji vardı. O yüzden, doğru dürüst bir eğitim sistemi yoktu ama, buna rağmen, ben kendimi İngiltere'de tahsil yapabilecek düzeyde görüyordum. Böylece, tam 30 yıl önce, İngiltere'ye gittim. Üniversite tahsilimi, University College of London'da Tıbbi Bilimler Fakültesi'nde bitirdim. Benim zaten kafamda tıptan başka bir şey yoktu. Ailem de böyle istiyordu. Benim 1958 şehitlerinden olan dayım da doktordu ve onun da adı Erol'du. Biraz da bu yüzden istiyordu herkes, tıp eğitimi almamı. Bizim ailede Erol ismi de çok yaygındır. Her kardeşin çocuklarından biri mutlaka, Erol'du. Ama tabii İngiltere'de yabancı bir öğrenci olarak eğitim görmenin çok büyük dezavantajları var. Yabancı bir öğrencinin bir üniversiteye girmesi, üstelik tıp okuması, oldukça güçtü. O zamanlar bir otonom devlet sıfatıyla ve seyahat belgesiyle seyahat ediyorduk. Ve kişiliğimiz yoktu. Çünkü, bir insana kişiliğini veren pasaportudur. Özellikle, dış ülkelerde insanlar, sizi pasaportunuza göre değerlendiriyorlar. Mesela, okuma yazma bilmeyen bir insanın, Amerikan ya da İngiliz pasaportu olduğunda çok daha tahsilli birinden, daha iyi davranış gördüğüne şahit oldum. Ben o şartlarda, Londra Üniversiteleri arasında en iyi üniversitelerden birine girdim. Onur belgesiyle mezun olduktan sonra, Hematoloji profesörüm, Kıbrıslı olduğumu öğrenince, benim Kıbrıs üzerine çalışmalar yapmamı tavsiye etti. Bilhassa Talesemia konusuna ilgi göstermemi istedi. Bernadette Modell, dünyada, Talesemia'nın tanrıçası olarak tanınan biridir. Defalarca Kıbrıs'a da gelmiş, burada çalışmalar yapmıştır. O bana, 'git bu işin ilmini bilimini öğren, doktoranı yap ve kendini talesemiaya ada' dedi. Nitekim de son 25 yıldır, talesemia ile uğraşıyorum. Ama tabii bunun yanında birçok genetik hastalıkla da mücadele ediyoruz. Ben 10 yıl İngiltere'de, 10 yıl Amerika'da 10 yıl da Dubai'de çalıştım.

KIBRIS: Şu anda hala Dubai'desiniz.

E. BAYSAL: Evet. Bir genetik ve talesemi merkezinin yöneticiliğini yapmaktayım. Benim tabii İngiltere'den Amerika'ya gitmem biraz da tesadüf sonucu oldu. Royal Free Hospital'de doktoramı yaptıktan sonra memleketime dönmek istemiştim.

KIBRIS: Ne yapmayı düşünüyordunuz burada?

E. BAYSAL: Biliyorsunuz ilk önce her erkeğin bir askerlik bedeli vardır. Onu ödeyecektim. 2 yıldan sonra da burada, ya hastanede, ya da hastanenin talesemia merkezinde sağlık sorunlarıyla ilgilenen bir doktor olarak kendimi görüyordum. Hatta belki laboratuar açarız, genetik dalında hizmet verebiliriz diye düşünüyordum. Yıl 1986'ydı. Ama ansızın, New York'tan bir telefon aldım. O zamanlar ben doktora tezimi yaparken, 10-15 kadar bir yayınım olmuştu. Ve bir doktora talebesinin yayın yapması çok beklenilen bir şey değildi. Bu yayınları New York University Medical Center'de çalışan çok ünlü bir profesör okumuş, beğenmiş ve beni kendi ekibine almak için telefon açtı. Bana bir hafta süre tanıdı. Tabii ki Amerika herkesin çalışmak istediği, özlediği bir yer. Çünkü Amerika'da imkanlar sınırsız. Ben de soluğu New York'ta aldım bu tekliften sonra. Daha sonra Güney bölgelerinde Georgia eyaletine geçiyorum. Orada da yine memleketimizin yakından tanıdığı çok büyük bilim adamı Prof. Hausmann'nın yanında, 8 yıl çalışıyorum. 10 yıl Amerika'da kalıp çok büyük çalışmalar yaptıktan ve 80'i bulan uluslararası makalelerden sonra, Dubai'den bir teklif alıyorum. Zaten bunun öncülüğünü de rahmetli Prof. Hausmann yapmıştı. Şu anda çalıştığım merkezin açılışını da O yapmıştı. Hausmann dünyada ilk üçe girebilecek bir bilim adamıydı. Memleketimize de defalarca gelmiş, talesemia merkezimizi defalarca ziyaret etmiş bir kişiydi. Tabii biz de kendimizi onun yanında kanıtlamış olduk. Benimle beraber Türkiye'nin en büyük hematologları, kan bilimleri profesörleri de hep Hausmann'nın yanında yetişmiş insanlardır. Ne yazık ki, 1999'da kaybettik, kendisini. Ama ben Onun teklifiyle son 12 yılımı da Dubai'de geçirdim.

KIBRIS: Bu arada Kıbrıs'a gelmeyi düşünmediniz mi?

E. BAYSAL: Kıbrıs'ın yakınlarına bir yerlere gelmeyi düşündüm. Böylece istediğim zaman gelip, istediğimi yapabileceğimi düşündüm. Nitekim de Dubai çok uzak değil. Uçağa biniyorsunuz, 3 saat sonra buradasınız. Zaten buraya bu kadar sık gelmemizin de sebebi bu. İstediğim zaman geliyorum, gereken işleri yapıp, sonra tekrar evime dönüyorum.

KIBRIS: Buradaki DNA laboratuarını kurdunuz, kayıpların aranması ile ilgili atılan ilk adımdı bu. Siz bu projenin başına nasıl geldiniz?

E. BAYSAL: 2 yıl önce, yine bir nisandı. Beni Sn Cumhurbaşkanımız aradı. O zaman daha Başbakandı ve proje ile ilgili ne düşündüğümü sordu. Artık kemik analizlerinin yapılması zamanının çoktan geldiğini düşünüyordu. Bize nasıl yardımcı olabilirsiniz diye sordu. Efendim ben bu proje için dünden hazırım dedim. İlk etapta Rum kesimi ile birlikte BM nezdinde görüşmelerimiz söz konusuydu. Tabii bu görüşmelere gidebilmek için de elinizde raporların olması gerekiyordu. Mayıs'ta 5-6 günlüğüne Kıbrıs'a gelerek, bir bilimsel rapor hazırladım. Bu 30 sayfalık raporu, o zamanlar Kayıp Şahıslar Komitesi Türk üyesi Sn Rüstem Tatar'ın eşliğinde, BM nezdindeki bir toplantıda sunduk. Ve böylece çalışmalara başlandı. Zaten Rum tarafı bu işleri 1999 yılından beri yapıyordu. Bu çalışmaları da ara bölgedeki genetik enstitüsünde yapıyorlardı. Biz de bunları biliyorduk. İki toplumlu olarak oluşan bu projenin bilimsel danışmanlığına da beni getirdiler. Sn Rüstem Tatar ile çok verimli yıllarımız geçti.

KIBRIS: Sorun yaşadınız mı çalışmalarınız sırasında?

E. BAYSAL: Bilimsel anlamda yaşamadım. Ama biliyorsunuz, bu kayıp şahıslar komitesinin %10'u bilimsel, %90'ı politiktir. Bunu açık söylemek lazım. Ben şahsen bir bilim adamı olarak, siyasete eğilmek istemediğimi söyledim ve elimden geldiğince de siyaset dışında kalmaya çalıştım. Tabii ne kadar siyaset dışında kalmaya çalışsanız da sizi mıknatıs gibi çekiyor.

KIBRIS: Neler yaşadınız o dönemde?

E. BAYSAL: Benim tabii Rum tarafı ile ezelden beri, son 20 yıldır, bilimsel işbirliğim vardır. Prof. Hausmann, Kıbrıs'a çok sık gelirdi demiştim, özellikle onunla çok yakın işbirliklerimiz ve kolayca yürüttüğümüz çalışmalarımız olmuştu. Bu süreçten de bir takım işbirlikleri doğdu ve bu ara bölgedeki genetik enstitüsündeki çalışmaları da içerdi. Kıbrıslıları içeren birkaç çalışma da yapmıştık. Ben o ekipte çalışanların birçoğunu çok iyi tanıyordum. Hatta müşterek yayınlarımız da vardı. Bunların birkaç tanesi de bizim elimizden geçti, bizim elimizde yetişti. Hatta bunlardan bir tanesi de Rum kesiminde, kayıp şahıslar projesini idare eden arkadaşımızdır. Önümüzdeki siyasi engeller de böylece kalkmış oldu. Birçok konuda uzlaştık. Pürüzler de çıkmadı değil ama giderdik. Ve en sonunda, kayıp aile fertlerinden kan alınması safhasına gelindi. Bu aşamaya gelirken de Sn Rüstem Tatar, emeklilik dolayısı ile aramızdan ayrıldı. Ben şahsen, o zamanlar da bu işleri uzaktan kumandalı bir şekilde yürütmeye çalıştım. Tabii uzaktan ne kadar da kumanda etseniz, işler bazı arkadaşların istediği gibi olmuyor. Dolayısı ile Sn Cumhurbaşkanımız benim yerine bir başkasını buldu.

KIBRIS: Sizin uzakta olmanız sorun mu çıkardı, projede?

E. BAYSAL: Aslında benim şahsen California'da, Kanada'da, İngiltere'de ve Türkiye'de projelerim var. Benim Kanada'daki bir projeyi yürütmek için Toronto'da olmama hiç gerek yok. Oradaki bilim arkadaşımla bu işleri yürütüyoruz. Bilim dediğiniz şey, uluslararası bir hava içinde de idare edilebilir. Tabii biz bilim adamları bu işleri idare etmesini çok iyi biliyoruz. Belli şeyleri yaptıktan sonra, işler rayına oturuyor ve herkes işini yapıyor. Burada iyi de bir ekip vardı. İnsanın yanında iyi çalışanı olduktan sonra, ister Kanada olsun, ister İngiltere olsun, işbirliği ile birtakım projeleri yürütebilir görüşündeyim. Ama maalesef, burada böyle olmadı.

KIBRIS: Ekip mi profesyonel değildi? Neden yürütemediniz?

E. BAYSAL: Bu konu üzerine pek fazla eğilmek istemiyorum, Aysu Hanım izninizle.

KIBRIS: Peki Erol Bey kırılmadınız mı? Çünkü, bu merkezi kurdunuz, en zor dönemi atlattınız, sonrasında da değiştirildiniz.

E. BAYSAL: Aysu Hanım, sorunuzu soru ile cevaplandırmak istiyorum. Siz 9 aylık bir hamilelikten sonra bir bebek dünyaya getiriyorsunuz ve her şeyinizi feda edebileceğiniz bir bebek tutuyorsunuz kucağınızda. Sonra biri geliyor, sizin bebeğinizi elinizden alıyor ve size güle güle diyor. Siz nasıl hissedersiniz?

KIBRIS: Kırılmam tabii. Çok daha kötü hissederdim.

E. BAYSAL: Evet ben de aynı duyguları yaşamaktayım. Yeni doğan bebeğinizi elinizden alıyorlar.

KIBRIS: Şu anki ilişkileriniz nasıl?

E. BAYSAL: Şu anda bütün bunlara rağmen, ben yine ülkem için, halkım için gereken bütün çalışmaları özveri ile yapacağım kanısındayım. Ve buna inanmasaydım, bugün burada sizinle bu röportajı yapmazdım. Burada olmamın da nedeni, ilerdeki projeleri konuşmak içindir. Aslında bu gibi projelerin yapılmasında, böyle yapıların oluşmasında, ülkemizde çok bile geç kalınmıştır. Unutmayınız Aysu Hanım, burası bir genetik hastalıklar havzasıdır. Küçücük bir DNA laboratuarımız şu anda mevcuttur. Ama küçüklüğüne rağmen, kapasitesi çok büyüktür. Ama tabii küçük bir laboratuardan çıkacak büyük işleri de doğru dürüst profesyonel ve bu konuların uzmanlarının idame ettirmesi gerekir diye düşünüyorum. Memleketimizde gayet iyi yetişmiş, dış ülkelerden gelen, eğitimlerini bitirip, şu anda işsiz durumda olan birçok gencimiz vardır. Hem bu gençlerin önlerini açmak, hem onlara istihdam sahası sağlamak, hem de güzel ve parlak bir gelecek için bu gibi projeleri hayata geçirmemiz kaçınılmazdır. Şu andaki DNA laboratuarı, kanser hastalıklarından, kalp hastalıklarına kadar, alzaimerden, erken tanıya kadar birçok alanda hizmet verebilir. Hatta sağlık turizminin bile geliştirilebileceği bir laboratuardan bahsetmekteyiz. Kayıp Şahıslar Komitesi'nin bu çalışmalarda tutacağı yer, aşağı yukarı, %5-10 kadardır. Geriye kalanı diğer hastalıklara toplumumuzun muzdarip olduğu, diğer birçok genetik hastalıklara eğilmemiz için bu potansiyeli kullanmamızın doğru olduğuna inanıyorum.

KIBRIS: Böyle bir eğilim var mı?

E. BAYSAL: Şu anda laboratuarımız cevap verecek seviyededir, ama bildiğim kadarıyla şu anda böyle çalışmalar yapılmıyor. Bu laboratuar yalnızca kayıp şahısların aile fertlerinden alınan kanların, DNA izolasyonlarının gerçekleştirilmesi için çalışıyor.

KIBRIS: Siz bu laboratuarın çalışma alanının geliştirilmesi için fikir beyan ettiniz mi?

E. BAYSAL: Evet. En yüksek makamımızla konuşmuş durumdayım. Sn Cumhurbaşkanımız ya da diğer otoritelerimiz, ne uygun görürse, kendilerine bu konuda yardımcı olabileceğimi de açık açık belirttim. Ben bugün buradan giderim, ama yine iddia ediyorum ki, bunun zamanı gelmiştir hatta geç bile kalınmıştır. Burada her yıl, yüzlerce insan, sağlık kurulundan geçip, İngiltere'ye, ya da diğer ülkelere gönderiliyor. Bunlar, önce bir tarama prosedüründen geçip hastalıklarının, DNA bazında teşhislerinin yapılmasından sonra sevkleri gerçekleştirilebilir. Zaten Dubai'deki benim merkezim, bu alanda çalışıyor. Orada son 10 yıldır, İngiltere'ye, her yıl 70 tane hamile kadını talesemi için erken tanıya gönderiyorduk. Bunların devlete olan külfeti, milyonlarca sterlin tutuyordu. Şu anda bunları ben kendi merkezimde kendi ekibimle yapmaktayım ve bunlar inanın, bir sandviç, ya da hamburger parasına mal oluyor. Nerde her hamile kadın için 20 bin sterlin ödemek, nerede 20 YTL ödemek. Arada çok büyük fark vardır. Yani insanlar bu tedavilerini, kendi ülkelerinde, ailelerinden, çocuklarından, kocalarından uzak olmadan yapabilirler.

KIBRIS: Sizin Kıbrıslı Türkler ve Rumların gen haritasını çıkaran da bir çalışmanız vardı. Ne zaman tamamlanmıştı bu çalışma?

E. BAYSAL: Bu çalışmayı biz, 1992 yılında yayımlamıştık. Hausmann ile çalışmanın verdiği bir takım avantajlar vardı. Amerika'daydık ve o ortamda, çok kültürlü dediğimiz bir ortamda çalışıyorduk. Asya'dan, Avrupa'dan, Avustralya'dan, Amerika'dan doktorlar geliyordu ve bunlarla çalışıyorduk. Ve herkes geldiğinde şart olarak bir de kan getirmek zorundaydı. Diyelim ki, Çekoslovakya'dan gelen arkadaş, bize 100 tane, 200 tane Çekoslovak kanı getirirdi. Rusya'dan gelen arkadaş, Rus kanı getirirdi. Dolayısı ile dünya gen haritasını çok iyi kavrayan bir ortamda çalışıyorduk. Çalışmamız, dünyanın dört bir tarafına yönelikti. Bu kanlar, bize çalışmaya gelen doktorların kendi hastalarından izinle aldıkları kanlardan oluşuyordu. Böyle bir ortamda, benim çok sevdiğim, saydığım, Dr Gülsen Bozkurt da aramıza katıldı ve O da geldiğinde, yine bize kan getirdi. Yunanistan, Rum kesiminden, gelenler vardı Türkiye'den gelen birçok arkadaş vardı. Bunlar şimdi, Türkiye'nin tıp fakültelerinde, en yüksek konumda olan arkadaşlarımız. Böylece bu bölgenin haritası çıkmış oldu. Ve biz bunu, British Journal of Hemotology'de yayımladık. Aslında, bu yayını yaparken, şimşekleri üzerimize çekeceğimizi biliyorduk. Çünkü, o zamanki iktidar da bu gibi düşünceleri, projeleri pek destekleyecek eğilimde değildi.

KIBRIS: Kıbrıslı Türkler ile Rumların ortak bir gen havuzunda toplandığı, buna karşılık da anavatanlarla ortak bir gen yapısına sahip olmadıkları ortaya çıkmıştı, çalışmanız sonucunda.

E. BAYSAL: Evet aynen. Tabii buna baktığınızda bunun böyle çok da şaşırtıcı bir bulgu olmadığını gözlemlersiniz.

KIBRIS: Ama genel inanış, Türk kanı ile Rum kanının aynı olamayacağı üzerine kuruluydu. Milliyetçi söylemler de bunun üzerine kurulmuştu. Tür kanı Türk kanıydı inanışa göre. Bu bilimsel olarak nasıl olabiliyor?

E. BAYSAL: Genler, asırlar boyunca değişmeyen olgulardır. Adamıza binlerce yıldır, bin bir türlü kavim gelip geçmiştir. Lüzinyanlar, Venedikliler, Osmanlılar, Yunanlılar, Araplar buralardan gelip geçmiş ve genini bırakmıştır. Bir DNA uzmanı olarak, kimin hangi yöreye bağlı olduğunu, birtakım çalışmalarla ortaya koyabiliyorsunuz. Biz bunu şu anda yaşamaktayız. Kıbrıslılık dediğimiz, bilimsel olarak, bu adada yaşayan insanlara özgü bir gen havzası vardır, demektir. Tabii, bu işi biz bilimsellikten siyasete dönüştürecek olursak, son 40 yıldır, 63'den sonra bölünmeler oldu, araya milliyetçilik girdi ama, insanların genleri, nenelerimizin, dedelerimizin genleri değişmiş değildir.

KIBRIS: Osmanlı genlerinin özellikleri de var mı, Kıbrıslılar üzerinde?

E. BAYSAL: Osmanlıların da tabii genleri burada mevcuttur. Zaten bizler Osmanlılardan geldiğimize inanıyoruz. Biz bu çalışmada, Çukurova bölgesinden de binlerce hasta inceledik ve orada da gerçekten KKTC'de yaşayan Türklerle, Çukurova bölgesinin, gayet yakın olduğu ortaya çıktı.

KIBRIS: Yayından sonra neler yaşandı?

E. BAYSAL: Prof. Hausmann ile beraber bu yazıyı yazdığımızda, burada çalışmaya katkıda bulunan arkadaşlarımızı da bu makaleye dahil ettik. Ama birkaç arkadaşımız, belli hassasiyetlerden dolayı, haklı olarak bu makaleye adının konmamasını rica etti. Emirzade Arıkan, o zamanlar talesemia derneği başkanıydı, Gülsen Bozkurt, değerli katkılarda bulunmuştu, Ayten Berkalp, o zamanlar müsteşardı, Nuray Yeşiladalı, onların çok büyük katkıları olmuştu. Ama bunlar dışında, birkaç arkadaş, adının çıkarılmasını istedi. Biz bu çalışmayı, Sayın Denktaş'a da ilettik ama cevap gelmedi, biz de yayımladık. Zaten biz bilimsel açıdan bakıyoruz olaya. Politik birtakım olumsuz neticeler doğuracağını bildiğimiz halde, Kıbrıs'ın genetik haritasını çıkardığımızı biliyorduk. Olumsuz tepkiler geldi, ama bu işi benimseyen birçok doktor arkadaştan da olumlu tepkiler aldık. Zaten DNA bilimi yalan söylemez. Ya beyazdır, ya siyah. İkisi ortası bir şey olmaz.

KIBRIS: Kıbrıs'a yerleşme düşünceniz var mı?

E. BAYSAL: Öncelikle tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer, kürkçü dükkanıdır. Ama belli bir süreden ve yaştan sona insan ailesini kurup, çoluk çocuğa karıştıktan sonra, ülkesinin, doğduğu yer değil, doyduğu yer olduğunun idrakine varıyor. Tabii ki, ben buraya kalben bağlıyım. Birçok proje ve yayın yapıp, 1983 yılından beri bunları yayımladım ve hepsinde de bunu gururla söylüyorum, KKTC ifadesini kullandım. Bu benim için bir vefa borcudur. Bunu ileride ülkemde yapabilirsem, memnun olurum. Üstelik, insanın ülkesi için çaba göstermesi için bir sıfata da ihtiyacı yoktur. Gelmek pek düşündüğüm bir mevzu değil. Çünkü çocuklarımın eğitimleri, benim için çok önemli. Dubai'de çok iyi bir eğitim alıyorlar, İngiliz okuluna gidiyorlar. Bir kız bir oğlan iki çocuğum var. Oğlum 15, kızım 13 yaşında. O düzeni bozmamak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. İleride Onlar üniversite çağına geldiğinde, belki ben de burada daha fazla zaman geçirebilirim.

KIBRIS: Onların burada yaşamasını ister miydiniz?

E. BAYSAL: Biz onlar büyürken, Türk kültürü ve gelenekleri ile Onları büyütmek amacındaydık. Benim eşim de Kıbrıslı Türk. Londra'da tanışmıştık. Çocuklarımızın bir Türk olarak yetişmesi, bizim için çok önemlidir. Her yıl, yaz dönemlerini burada geçirerek, Türkçelerini geliştirmek ve buradaki örf adetleri görmeleri için, son 3-4 yıldır yaz tatillerimizi Kıbrıs'ta geçiriyoruz. Bunun da çok büyük olumlu sonuçlarını elde ettik. Bugün, iki çocuğum da çok iyi Türkçe konuşup yazıyorlar. Tabii, bunu Kıbrıs'ta hiç yaşamadan yapmak durumundaydık ve bunu da başardığımıza inanıyorum. Zaten evimizde, elimizden geldiğince Türkçe konuşmaya çalışıyoruz. İstiklal Marşı'ndan tutun da Fatiha'ya kadar, çocuklarımızı bu değerlerle büyüttük. Artık bundan sonra, kendi kendilerini yetiştirecekler. Ama burası, Onlar için en ideal tatil noktasıdır. Burada yaşasınlar diye bir önceliğimiz yok. Onlar zaten şanslılar. Amerika'da doğdukları için Amerikan vatandaşlıkları, annelerinden de İngiliz vatandaşlıkları aldıkları için çok milliyetli dediğimiz, bir iki tane kişiliğe sahiptirler. Şu anki eğilimleri de tahsil için büyük ihtimalle İngiltere olacak diye düşünüyorum ama, tercih Onların olacak.

KIBRIS: Siz geçen yıl bir kraliyet ödülü almıştınız. Biraz nasıl olduğunu anlatabilir misiniz?

E. BAYSAL: 1 Mayıs 2006 yılında verilmişti ödül. Töreni de 25 Temmuz 2006'da, oldukça görkemli bir şekilde yapıldı, İngiltere'de. Bilim ve tıpa çok büyük katkıda bulunan bilim adamlarına verilen ödüller arasında, en büyük ödül olarak verilen bir ödüldür, bu. İngiltere'de, kraliçenin temsil ettiği bir kraliyet ödülüdür. Royal College of Physician, doktorların oluşturduğu bir mesleki kurumdur. Bu kurum da dünyanın en ünlü tıp adamlarını bir çatı altında topluyor ve her yıl, dünyanın birçok ülkesinden aday gösterilen doktorları değerlendirerek, küçük bir liste şeklinde ödüllendiriyor. 2005 yılında, binden fazla doktor aday gösterilmişti. 2006 yılında da yine binden fazla doktor aday gösteriliyor ve bu adaylar da Sir, Dame, Lord gibi unvanlar taşıyan kişiler tarafından aday gösteriliyor. Bunların arasından da bütün dünyada 9 kişi seçildi, 2005'de. 2006'da da 20 kişiye bu ödül verildi. Bu 20 kişi arasında da tek Kıbrıslı Türk bendim. Bana verilen bilgi, aynı zamanda, dünyada bu ödülü alan ilk Türk olduğumdu. Tabii çok muazzam katkılarda bulunmanız gerekiyor. Bunu sadece yayınlanan birkaç makaleyle değil, dünyada çığır açacak çalışmalara attığınız imzayla alıyorsunuz. Benim bilhassa genetik hastalıklar ve talesemi konularındaki çalışmalarım için bu ödülü aldım. Bu alanda kullanılan birçok önemli yöntemleri geliştirmem, bu ödülü almamı sağladı. Adayların ilan edildiği tarihten itibaren, 2 yıl süre içinde, yüksek konsey, bütün çalışmalarınızı çok detaylı şekilde inceliyor. Sonra alt komitelere konu veriliyor ve burada da sicilinize kadar bakılıyor. Ve bütün konsey üyelerinin tamamından, tam not almanız gerekiyor, ödüle layık olmak için. Bu unvanı alan kişiler, İngiltere'de Lordlar Kamarası'nda ve parlamentoda söz hakkına sahip insanlardır ve bunlar, sağlık reformlarının danışmanları olurlar.

KIBRIS: Bu söz hakkını kullandınız mı?

E. BAYSAL: Şu anda değil. İnşallah bu söz hakkını, burada, ülkem için kullanırım. Şu anda biz Dubai'de, çok sınırsız imkanlarla çalışıyoruz. Benim amacım, biraz da bu imkanlardan ülkemin yararlanmasıdır. Bolluklar içerisinde, kimseye soru sormadan istediğimiz her şeyi alabilecek şekilde çalışıyoruz. Umarım bu imkanları ülkemin de kullanmasına yardımcı olabilirim.

KIBRIS: Umarım. Erol Bey, bu güzel sohbet için çok teşekkürler ve iyi yolculuklar.

E. BAYSAL: Ben çok teşekkür ederim Aysu Hanım.

MERKEZ-AYSU-EROL BAYSAL

ALT YAZILAR....ÜÇLÜ FOTOĞRAF....

Dr. Erol Baysal, Tıp Doktorları ve Bilim adamları Kraliyet Kurumu Başkanı Prof. Dr. Dame Carol Black ve kendisini ödüle aday gösteren Prof. Dr. Joseph Baron ile ödül töreninde.

DNA Labaratuarı açlışış töreni-25 Ağustos 2006

KIBRIS 22/04/07

 

Papadopulos: Hayır'ın etkilerini aştık

Referandumun ardından geçen üç yılda, Kıbrıs Rum tarafının içine düşmüş olduğu olumsuz ortamı aşmayı başardığını ve "hayır" demenin olumsuz etkilerini aşıp öne geçtiğini ileri sürdü. Papadopulos, Kıbrıs sorununun gündemini belirleyen şeyin Kıbrıs Rum tarafının girişimleri olduğunu söyledi.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının Annan Planı için gerçekleştirilen referandum sonrasında uluslararası alanda oluşan olumsuz havayı atlattığını ve Kıbrıs sorununun gündemini belirleyen şeyin Kıbrıs Rum tarafının girişimleri olduğunu söyledi.

Simerini gazetesiyle gerçekleştirdiği röportajında Papadopulos, "Annan Planı için gerçekleştirilen referandumun üzerinden 3 yıl geçtikten sonra Rum tarafının 'hayır' kararının haklı çıkıp çıkmadığı" yönündeki bir soruya verdiği yanıtta; Annan Planı'nın zaman zaman ifade edilen birçok sebepten ötürü "kabul edilemez" olduğunu, "meselenin esasının Rum halkının çoğunluğunun aldığı bu doğru ve kurtarıcı nitelikli kararın haklılığının ortaya çıkıp çıkmaması değil, çoğunluğun isteğine saygı duyulması olduğunu" ifade etti.

"Kıbrıs sorununun şu an içerisinde bulunduğu konumun Annan Planı öncesindekinden daha mı iyi yoksa daha mı kötü" olduğu şeklindeki bir soruya karşılık Papadopulos şunları söyledi:

"Her şeyden önce Annan planını kabul etseydik daha iyi veya daha kötü bir konumdan bahsedemeyecektik. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hiçbir konumu olmayacaktı. Kıbrıs'ın bölünmesi, hukuki olarak eşit iki varlık olarak geri dönüşü olmayacak şekilde kalıcılaşacak, referandumu takiben 24 saat içerisinde Kıbrıs Cumhuriyeti dağılarak, gerek BM'ye gerek AB'ye başvurabilmek için her iki toplumun da onayının gerekli olacağı yeni bir hukuki varlığa yerini bırakacaktı. Bugün Kıbrıs Cumhuriyeti AB'nin eşit bir üyesidir. Annan Planı'nı reddetmesinin ardından Kıbrıs Rum tarafına yöneltilen her türlü eleştiriler ve düşmanca tavırlar körleşmiştir ve Kıbrıs sorununda gündemi belirleyen şey bizim girişimlerimizdir."

Papadopulos, referandum öncesinde, "Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğinin halkın istemediği bir çözümün empoze edilmesi ve uygulanacak baskılar karşısında daha güçlü bir kalkan oluşturacağını ve Kıbrıs Rum tarafının müzakere konumunun güçleneceğini" ifade ettiğini hatırlatarak, o zaman savunduklarının şu anda gerçeğe dönüştüğünü söyledi.

Annan Planı'nda mülkiyet sorunu için öngörülen çözümün "haksız ve uygulanamaz olduğunu, tüm Kıbrıs için ekonomik maliyetinin altından kalkılamaz ve 18 yıllık bir sürede uygulanacak olmasının da Türk tarafının iyi niyetine bağlı kalmış olacağını" da iddia eden Papadopulos "şimdi ise Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmediği konusunda göstergelere sahip olduklarını, şimdi ise şahısların bireysel mülkiyet haklarının, gerek tazminatlar gerek iadelerle, siyasi düzenlemeler veya liderler arasındaki anlaşmalardan bağımsız tutulduklarının açıkça kabul edilen bir şey olduğunu" belirtti.

Papadopulos, şu anki "güç dengesizliği göz önüne alındığında, zamanın çözümden yana işlemediğinin görüldüğünü, ancak çözümün zamana bırakılmasının kendi politikaları veya stratejileri olmadığını" savunurken, ortak kabul edilebilir bir çözümün sadece kendilerine bağlı olmadığını iddia etti.

Rum hükümetinin Kıbrıslı Türklere yönelik "önlem paketlerine" de değinen Papadopulos; Kıbrıslı Türklere yönelik bu önlemlerin iyi bir etki yaratmak amacıyla olmadığını, Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan desteklenmelerinin "şaşalı reklâmlarla duyurulmadan, sürekli olarak yapılan bir şey olduğunu ve kendilerinin ilgilendiren asıl şeyin Kıbrıslı Türkler arasında yaratacağı sonuçlar olduğunu" savundu.

Papadopulos, "bu tür önlemlerin açıklanmasının zamanlamasının neye göre yapıldığı" yönündeki bir soruya karşılık ise bu tür önlemlerin açıklanması zamanını belirleyen gerek uluslararası alanda gerek içte birçok faktör bulunduğunu, bugüne kadar yaptıkları bu yöndeki girişimlerin, uygun zamanda ve koşulda yapıldıklarına da inandığını ifade etti.

KIBRIS 23/04/07

 

Zaman artık aleyhimize çalışmıyor

KIBRIS MESELESİNDE FİZİKSEL DEĞİŞİM OLDU... Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal, KIBRIS'a yaptığı açıklamalarda Kıbrıs sorununda yaşanan değişimi yorumlayıp, "Kıbrıs meselesinde fiziksel bir değişim oldu. Kıbrıs Türkü'nün algılamasında değişiklik var, Kıbrıslı Rumlar AB'ye girdi. Rumlar çok avantajlı bir konuma geldiler, ama bu avantajlarıyla kendi beklentilerini elde edemediler. Tüm bunlar Burgensdock'taki gelişme, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin izlediği politikaların sonucu" dedi

ZAMAN AYRILIĞI PEKİŞTİRİYOR KAYGISI... "Batılılar zamanın ayrılığı pekiştirdiği kaygısını paylaşıyor. Ve giderek bunu daha çok görüyoruz. Bu kaygıyı bir kere Kıbrıs Rum basınında ve Yunanistan'da izliyoruz. Konuya yakın olanlar bu kaygıyı daha çok hissediyor. Uzakta olanlarda da bu kaygı yavaş yavaş yayılmaya başlıyor. Çünkü sorun giderek kemikleşiyor"

AVRUPA, PAPADOPULOS'TAN RAHATSIZ... "Avrupa'nın Papadopulos'tan bir rahatsızlığı var. Çünkü Papadopulos'un yaklaşımları Avrupa değerlerinin ve çağın gereklerinin dışında. Olmayacak dualara amin diyor. Bu giderek daha çok ortaya çıkıyor. Avrupa'nın buna daha ne kadar tahammül edeceğini bilemiyorum."

BURGENSTOCK'TA ÇÖZÜME ÇOK YAKIN OLUNDU... "Burgenstock'ta Kıbrıs sorunu ilk defa çözüme çok yakın duruma gelmişti. Çözüm ilk defa halka sunulacak hale gelmişti. Bu tamamen Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin istekli politikasıyla olmuştu.."

Türk dışişlerinin deneyimli isimlerinden, Annan Planı'nın şekillenme döneminde Türkiye delegasyonunun sorumlusu, eski dışişleri müsteşarı, şu anda Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği görevini yürüten Uğur Ziyal, KIBRIS gazetesi köşe yazarlarından Hasan Hastürer'in Kıbrıs sorunu ağırlıklı sorularını yanıtladı.

Ziyal, Papadopulos'un izlediği politikanın Avrupa'da rahatsızlık yarattığını belirtip, "Avrupa'nın Papadopulos'tan bir rahatsızlığı var. Çünkü Papadopulos'un yaklaşımları Avrupa değerlerinin ve çağın gereklerinin dışında. Olmayacak dualara amin diyor. Bu giderek daha çok ortaya çıkıyor. Avrupa'nın buna daha ne kadar tahammül edeceğini bilemiyorum. Fakat, Papadopulos'un Avrupalıları rahatsız eden politikalarına karşılık doğru olan bizim yolumuz zaman içinde bizleri koyduğumuz hedeflere ulaştıracaktır" dedi.

Uğur Ziyal, Kıbrıs'ta zamanın ayrılığı pekiştirmekte olduğu kaygılarıyla ilgili bir soruya ise şu yanıtı verdi: "Batılılar zamanın ayrılığı pekiştirdiği kaygısını paylaşıyor. Ve giderek bunu daha çok görüyoruz. Bu kaygıyı bir kere Kıbrıs Rum basınında görüyoruz. Yunanistan'da görüyoruz. Konuya yakın olanlar, bu kaygıyı daha çok hissediyor. Uzakta olanlarda da bu kaygı yavaş yavaş yayılmaya başlıyor. Çünkü sorun giderek kemikleşiyor."

Türkiye'nin Roma Büyükelçiliğinde gerçekleşen görüşmede Hasan Hastürer'in soruları ve Uğur Ziyal'ın verdiği yanıtlar şöyledir.

H. Hastürer: Kıbrıs'ı çok iyi bilen bir büyükelçi olarak Burgenstock'u yaşadınız. Kıbrıs sorunu bakımından şu an hangi noktadayız?

U. Ziyal: Kıbrıs meselesinde fiziksel bir değişim oldu. Kıbrıs Türkünün algılamasında değişiklik var, Kıbrıslı Rumlar AB'ye girdi. Rumlar çok avantajlı bir konuma geldiler ama bu avantajlarıyla kendi beklentilerini elde edemediler.

Tüm bunlar Burgensdock'taki gelişme, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin izlediği politikaların sonucu.

H. Hastürer: Burgenstock'ta her koşul altında kazanacağımız ya da kaybetmeyeceğimiz bir politik konumda mıydık?

U. Ziyal: Bana göre o konumdaydık. Çünkü eğer çözüm olsaydı, çözümün getirecekleriyle ilerlemeye çalışacaktık, çözüm olmadığı zaman da gerçeklerin ortaya çıkardığı bir ilerlemeyle buluşacaktık.

H. Hastürer: Burgenstock'ta çözüme çok yakın olduk mu?

U. Ziyal: Burgenstock'ta Kıbrıs sorunu ilk defa çözüme çok yakın duruma gelmişti. Çözüm ilk defa halka sunulacak hale gelmişti. Bu tamamen Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin istekli politikasıyla oluştu.

H. Hastürer: Avrupa'da Roma gibi önemli bir başkentte büyükelçisiniz. Türk dış politikasını çok iyi biliyorsunuz. Avrupalıları, kapalı kapılar ardında söyledikleriyle dışarıda söyleyip, yaptıkları bir biriyle buluşmuyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

U. Ziyal: Gördüğüm kadarıyla Avrupalıların kendi kafaları içinde bir karışıklık var. Ne olacaklarını, ne yapacaklarını, AB'nin nereye gideceğini, nasıl Avrupa olacağı konusunda aralarında bir görüş birliği yok.

Son dönemde globalizasyonun getirdiği etkilerin, menfi yansımaları var. Bütün bu gelişmelerin içinde Avrupalılar kendi yöntemlerini bulacaklardır.

Ama bence doğru olan hakikaten yapmakta olduğumuzdur. Bizim, Türkiye ve KKTC olarak muasır standartlara ulaşmamız lazım.

Bunu başardığımız zaman zaten Türkiye'nin üyeliği sorun olmaktan çıkacaktır.

H. Hastürer: Papadopulos'un izlediği politika onay görmüyor, ama sonunda da tanınmış bir ülkenin Cumhurbaşkanı olarak muamele görüyor. Avrupa bu tutuma daha ne kadar dayanacak?

U. Ziyal: Avrupa'nın Papadopulos'tan bir rahatsızlığı var. Çünkü Papadopulos'un yaklaşımları Avrupa değerlerinin ve çağın gereklerinin dışında. Olmayacak dualara amin diyor. Bu giderek daha çok ortaya çıkıyor. Avrupa'nın buna daha ne kadar tahammül edeceğini bilemiyorum. Fakat, Papadopulos'un Avrupalıları rahatsız eden politikalarına karşılık doğru olan bizim yolumuz zaman içinde bizleri koyduğumuz hedeflere ulaştıracaktır.

H. Hastürer: KKTC tarafı olarak tanınma istemediğimizi, ayrılıkçı olmadığımızı söylüyoruz. Ama zaman da sanki ayrılığı pekiştiriyor. Bu kaygıyı batılılar paylaşmıyor mu?

U. Ziyal: Batılılar zamanın ayrılığı pekiştirdiği kaygısını paylaşıyor. Ve giderek bunu daha çok da görüyoruz. Bu kaygıyı bir kere Kıbrıs Rum basınında görüyoruz. Yunanistan'da görüyoruz. Konuya yakın olanlar bu kaygıyı daha çok hissediyor. Uzakta olanlarda da bu kaygı yavaş yavaş yayılmaya başlıyor. Çünkü sorun giderek kemikleşiyor.

H. Hastürer: Kıbrıs Türk tarafı bu kemikleşmiş hali lehine çevirebilecek mi? Diplomaside koşullar ne olursa olsun kazançlı çıkmaya başarmak önemli...

U. Ziyal: Gerek diplomatların gerekse sivil toplum temsilcilerinin amacı mevcut durumdan kazanç sağlamaya yönelik olmalıdır. Doğru yolda gidersek, gerçekleri doğru değerlendirirsek niye başarmayalım. Çünkü bizim konumumuz haklı olan haklı konumdur.

H. Hastürer: Avrupa'dan Kıbrıs'a baktıkları zaman Kuzey Kıbrıs'ı nasıl görüyorlar?

U. Ziyal: Avrupalılar Kuzey Kıbrıs'ı, Kuzey Kıbrıs gerçeğini yeterince tanımıyorlar. Türkiye için geçerli olan sorunlar KKTC için de geçerli. Gerçekten her iki ülkede çok ileri demokrasi var. Oturmuş kurumlar var. Avrupalılar bunların tam farkında değiller. Kıbrıs'a gidip geldikleri ve Kıbrıslı Türkler Avrupa'ya gelip gittikleri ölçüde bu imaj değişecektir.

Türkiye'nin imajı, Türkiye'deki değişimle birlikte değişiyor ve dışarıya yansıyor. Kuzey Kıbrıs'taki değişim ne kadar yansıdı, onu tam olarak bilemiyorum. Ama Kuzey Kıbrıs'taki değişimin Avrupalılar tarafından daha iyi tanınması gerektiğine inanıyorum.

H. Hastürer: Tanıtmak ve kendinizi anlatmak için kulüp kapısından içeride olmak gerekiyor. Bizi tanımak, bizimle ilgili bilgi sahibi olmak isteyenlerin bize en azından bu bağlamda fırsat yaratması gerekmiyor mu?

U. Ziyal: Gerekiyor. Bunun sorumluluğu içindeler. AB'nin Türkiye'ye karşı da bir bütün olarak sorumlulukları vardır. Tek tek Avrupa ülkelerinin de sorumlulukları var. Eğer barıştan, çözümden, birlikte yaşamadan yanaysalar bunu politikalarına da uyarlamaları gerekir.

H. Hastürer: Kıbrıs sorunu çözümsüz bir sorun. Ama faturayı tek yanlı olarak Kıbrıslı Türkler ödüyor. Avrupa'da insan hakları yükselen değerler arasındadır. İnsan Hakları bağlamında Kıbrıslı Türklere haksızlık yapıldığını göremediklerini sanmıyorum. Görüyorlarsa nite adım atamıyorlar?

U. Ziyal: Bunu tabii Avrupalılara sormak lazım. Zaten bu soruyu Avrupalılara soruyoruz. İnandıkları değerlerin gereklerini yerine getirmediklerini her zaman anımsatıp, soruyoruz. Tatminkar bir cevap alabildiğimizi de söyleyemem.

H. Hastürer: Kıbrıs sorununu çok iyi bilen bir diplomat olarak kısa, orta ve uzun vadede Kıbrıs'ta neler bekliyorsunuz?

U. Ziyal: Çok doğru bir soru sordunuz. Bu çok değişkenlere bağlı bir gelişme olacaktır. Ama benim söyleyeceğim, kendimize güvenmemiz, kurumlarımızı sahip çıkmamız lazım. Kendimize güvenip, kurumlarımıza sahip çıkıp, hepimiz de toplum ve devlet içinde gerekli fedakarlığı yaptığımız zaman düzlüğe çıkacağız. Sabır gerekiyor.

Kırk yıldır çözülmeyen bir sorun var. Tarihte zaman kıyası yapıldığı zaman kırk yıl çok uzun bir zaman değildir.

Zamanın artık aleyhimize çalıştığını düşünmüyorum, zaman artık aleyhimize çalışmıyor. Rum tarafı şu anki politikayı sürdürürse zaman daha da lehimize çalışacak.

KIBRIS 23/04/07

 

İngilizlerden "hazine avcılığı"

ÖDÜLLERİ TALAT VERDİ... Karaman, Sadrazamköy, Koruçam, Çamlıbel, Kozan, Karşıyaka ve Karaoğlanoğlu arasındaki 60 millik parkurda arabalı olarak düzenlenen Pegasos Cars Treasure Hunt (Hazine Avcılığı) etkinliğinde dereceye girenlere Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ödül verdi

Girne Karaman bölgesinde yaşayan İngiliz uyruklu KKTC vatandaşları Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Hastanesi Diyaliz Ünitesi yararına dün "Treasure Hunt" (Hazine Avcılığı) adı altına bir araba etkinliği düzenledi.

Organizasyonunu Karaman'da yaşayan İngiliz Brian ve Corine çiftinin yaptığı ve dün sabah saat 10:00'da Karaman'dan başlayıp Girne-Güzelyurt Anayolu Kayalar kavşağı Sadrazam, Koruçam, Çamlıbel, Kozan, Karşıyaka ve Karaoğlanoğlu Lemar yanı Pegasos Restoran önünde sona eren 60 millik özel parkurda gerçekleştirilen Pegasus Cars Treasure Hunt etkinliğine 39 araba katıldı.

Treasure Hunt etkinliğinde katılımcılara arabayla kat edecekleri parkurda yol haritası ve çeşitli genel kültür soruları yanında içerisinde yaşadıkları Kıbrıs Türk toplum ve kültürünü daha iyi tanıyabilmelerini sağlayacak özel sorular soruldu.

Startını Cumhurbaşkanı Müsteşarı Raşit Pertev'in yaptığı Pegasus Cars Treasure Hunt'ta dereceye girenlere ödülleri dün saat 15:00'te Pegasos Restoran'da düzenlenen törenle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat verdi.

Karaman'daki Pegasus Cars Treasure Hunt etkinliğine eşi Refiye ve oğlu Sinan Pertev ile birlikte katılan Raşit Pertev start öncesinde kısa bir konuşma yaptı.

Raşit Pertev, Kuzey Kıbrıs'ta aynı yaşam ve geleceği paylaşan İngilizlerin Kıbrıslı Türkler için yapmakta olduklarını takdirle karşıladıklarını belirterek, adanın diğer kesiminde yaşayan Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türkü'ne olan bakış açısı ve söylemlerinin kötü olmasının "onların sorunu" olduğunu söyledi.

Pertev, Kıbrıs Türkü'nün kendi yolunda yaşamını sürdürmeye devam edeceğini kaydetti.

"Adanın diğer tarafında kötü komşu varsa ve bakmakta olduğu kendi küçük penceresinden Kıbrıs Türkü için kötü şeyler söylüyorsa bu onlar için çok kötü. Aynı gemide olan bizler birlikte kendi yaşantımızı yaşamaya devam edeceğiz" şeklinde konuşan Pertev, Kuzey Kıbrıs'ta yaşam süren İngilizlerin Kıbrıs Türkü için yapmakta olduklarını takdirle karşıladıklarını dile getirdi.

Girne Karaman'da ikamet eden İngiliz Brian ve Corine Hardy çiftinin organize ettikleri Karaman, Sadrazamköy, Koruçam, Çamlıbel, Kozan, Karşıyaka ve Karaoğlanoğlu arasındaki 60 millik parkurda arabalı olarak düzenlenen Pegasos Cars Treasure Hunt (Hazine Avcılığı) etkinliğinde dereceye girenlere Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ödül verdi.

Calire Hawkins'in birinci, John Mockridge'in ikinci ve Robert Beavis'in üçüncü olduğu etkinliğin ödül töreni saat 15:00'te Karaoğlanoğlu Lemar yanında bulunan Pegasos Restaurant'ta yer aldı.

Talat: İzolasyonların kalkması için önemli

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ödül töreninde yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs'ın İngilizce konuşan vatandaşları olarak Kıbrıslı Türklerle dostane ve iyi ilişkiler içerisinde bulunan İngilizlerin dün Burhan Nalbantoğlu Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesine katkı yapmak için gerçekleştirdikleri Pegasos Cars Treasure Hunt etkinliğinden büyük memnunluk duyduğunu ifade ederek, böylesine anlamlı etkinliği organize edenleri, sponsorları ve katkı koyanları kutladı.

Uluslararası topluluğun bir parçası olarak Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan İngiliz uyruklu vatandaşların Kıbrıs Türkü ile KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılmasına olumlu katkı yapacağına inandığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, bu inanların uluslararası topluluğun bir parçası olmaları ve izolasyonların da bu topluluktan gelmesi nedeniyle yardım ve katkılarının önemli rol oynadığını kaydetti.

"İngilizce konuşanların Kıbrıs Türk kültürünün bir parçasını oluşturması bizleri çok memnun ediyor. Kıbrıs Türkü böyle bir toplumun Kuzey Kıbrıs'ta yaşıyor olmasından hoşnuttur" diyen Talat, İngiliz toplumunun yardım ve diğer amaçlı etkinliklerine bundan sonra da devam etmesini isteyerek bu tür aktivitelerin Kıbrıs Türk kültürünü zenginleştirmekte olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı konuşmasının sonunda Kıbrıs Türkü'nün İngilizlere olan duygularında samimi olduklarını ve gerçekten onları sevdiğini belirterek, Kıbrıslı Türklerin kültürlerine yapılan bu katkıdan gurur duyduklarını söyledi.

KIBRIS 23/04/07

 

Klerides, S-300 füzeleri krizinin perde arkasını anlattı

Eski Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides, 1993-2003 tarihleri arasında yaşanan olayları kapsayan bir kitap yazdı.

Yunan basının alıntılar yayımladığı, 30 Nisanda piyasaya çıkacak "Bir Dönemin Belgeleri 1993-2003" adlı kitabında Klerides, 1998 yılında yaşanan S-300 füze krizi ve Annan Planına da değindi.

Klerides, dönemin Yunanistan Savunma Bakanı Akis Çohacopulos'un kendisine füzelerin Rum kesimine yerleştirilmesinden yana olduğu mesajını gönderdiğini, ama aynı gün Atina'da yapılan toplantıda "Girit'e konuşlandıralım" önerisini gündeme getirdiğini anlattı.

Atina'da 17 Aralık 1998 tarihinde yapılan bu toplantıda, dönemin Yunanistan Dışişleri Bakanı Teodoros Pangalos'un da tepkisiyle karşılaştıklarını belirten Klerides, Pangalos'un, Rum yönetiminin Rusya'ya füze sipariş ettiğinden Atina'nın haberi olmadığı için dışarıya karşı güç durumda kaldıklarından şikâyet ettiğini yazdı.

Klerides, dönemin Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'in füzelerin Rum kesimine götürülmesine kesinlikle karşı olduğunu, füzelerin Adaya götürülmesi, ama sandıklarından çıkarılmaması önerisini dahi reddettiğini açıkladı.

Simitis'in kendisine füzelerin Girit'e gönderilmesinin siyasi faturasını ödemeye hazır olduğunu da söylediğini kaydeden Klerides, kendisinin de füzelerin Girit'e götürülerek sandıklarından çıkarılmamasını ve Rum kesiminin AB üyeliği konusunda koz olarak kullanılmasını önerdiğini ve füzelerin Girit'e gittiğini belirtti.

Annan Planı

Kıbrıs Rum kesimindeki başkanlık seçimlerinde Tasos Papadopulos'a mağlup olmasından sonra Annan Planı'na ilişkin çabalarını sürdürdüğünü bildiren Klerides, planının reddedileceğini anladığı için BM, AB ve ABD'ye referandumun ertelenmesi önerisini götürdüğünü, ama bu önerisinin kabul görmediğini kaydetti.

Annan Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesinin Türk tarafının lehine olduğu değerlendirmesinde bulunan Klerides, uluslararası toplumun çözüm isteyen tarafın Türkler olduğuna inandığını belirtti ve çözüm bulunamamasının zaman içinde KKTC'nin "de facto" (fiilen) tanınmasına yol açacağı yorumunu yaptı.

Klerides, "Uluslararası hukuk şu anda Türk tarafını (KKTC) sadece 'de facto' bir rejim olarak görüyor ve onu hukuki varlığıyla tanımıyor. Ancak, uluslararası hukuk uzun süreli 'de facto' rejimleri egemen devlet olarak görmemekle birlikte bir süre sonra onlara yasallık tanıyor. Şu anda, Avrupa mahkemesinin bazı kararlarını göz önüne alırsak, Türk tarafının (KKTC) egemenliği olmayan yasal bir devlet olarak tanınma tehlikesi çok büyük" görüşünü dile getirdi.

KIBRIS 23/04/07

 

 

Erdoğan: KKTC, asla kaybetmedi

Erdoğan, Bursa'daki temasları çerçevesinde Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nı ziyaret etti.

Burada bir konuşma yapan Erdoğan, çeşitli şeyler yanında Kıbrıs konusuna da değindi.

Açıklamalarında bazı olumlu gelişmelere örnekler veren ve bunların AK Parti döneminde olduğunu anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Buna durmadan Kıbrıs'ı sokuşturmak çok yanlış bir politikadır. Kıbrıs asla kaybetmemiştir. Sürekli kazanmaktadır. 4.5 yıl öncesine kadar Kıbrıs'ta yatırım yoktu. İki tane otel dışında hiçbir şey yoktur. Ama şimdi bakın yepyeni oteller yapılmaya başlandı. Sayıları 15'i falan buldu. Dünyanın çeşitli yerlerinden yatırımcılar Kıbrıs'a gelmeye başladı. Altyapı, üstyapı yatırımları devam ediyor. Kişi başına milli gelir biz göreve geldiğimizde 4700 dolar civarındaydı. Şimdi 12 bin dolar durumuna geldi. Bizden ileri konuma geldi. Neyle? Anavatan gerekli desteği veriyor. Bununla oluyor bu iş. Kaybettin. Neyi kaybettin? Kaybettikleri ne? Çıkın bir tane somut bir şey söyleyin. Bunu söyleyemiyorlar. 4.5 yıl öncesine kadar dünyada hiçbir siyasi itibarı olmayan bir Kıbrıs vardı ama şu anda cumhurbaşkanından başbakanına, bakanlara kadar siyasi davetlerle itibar gören bir Kuzey Kıbrıs var. Dünyanın çeşitli ülkelerinde ofislerini açan bir Kıbrıs var. Ticaret heyetlerinin geldiği ve oradan da çeşitli ülkelere davet edildiği bir Kuzey Kıbrıs var. İtibarı şimdi kazanıyor Kuzey Kıbrıs. Daha önce niye kazanamadı bu itibarı?"

Avrupa Birliği

Türkiye'nin AB yol haritasını belirlediğini belirten Başbakan Erdoğan, "Alsalar da almasalar da umurumuzda değil" dedi.

Türkiye'nin bacalarının tüteceğini kaydeden Erdoğan, kurumların hepsinin oluştuğunu, AB üyesi ülkelerde ne varsa Türkiye'de de olacağını bildirdi. Erdoğan, "İster alsınlar, ister almasınlar. Biz yolumuza devam edeceğiz. Nerede ne var hepsi belli. Ama bir oyalamadır gidiyor. Biliyorsunuz bir faslın açma kapaması yapıldı. Son gidişimde de Almanya'da Sayın Merkel ile bunu görüştük. 4 faslın da Haziran sonuna kadar açılışını yapacaklarını söylediler" şeklinde konuştu.

KIBRIS 23/04/07

 

Talat: Çözüm istiyorum, tanınma değil

Talat'ın yaptığı röportaj, "Cyprus Diyalogue" ve "Alithia" gazetesinde yer aldı. Alithia Gazetesi, Cumhurbaşkanı Talat'ın röportajını "Talat: Çözüm İstiyorum, Tanınma Değil" başlıkları altında verirken Talat'ın, "8 Temmuz anlaşması konusunda Papadopulos'un dünyaya yanlış mesajlar verdiğini, 8 Temmuz anlaşmasının amacının özlü müzakerelere zemin hazırlamak olduğunu, ancak Papadopulos'un bu anlaşmaya saplantılı kalarak Annan Planı'ndan kurtulmak için bu anlaşmayı kullandığını" söylediğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat; 8 Temmuz süreci için gerçekleştirilen görüşmelerde sonuca varılamamasının sebebinin Kıbrıs Rum tarafının mülkiyet konusunu "gündelik" konuymuş gibi görüşmek istemesi olduğunu belirtirken, Lokmacı barikatının açılmamasının sebebinin ise Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "işine gelmemesi" olduğunu ifade etti.

Talat, Papadopulos'un iki taraf arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesini değil, "%18'lik bir azınlık" olarak gördüğü Kıbrıslı Türklerin asimile edilmesi olduğunu vurgularken, kendisinin "Birleşik Kıbrıs politikasını gütmekte olduğunu" belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat; Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin "umutsuz" olduğunu ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un 2008 yılında Güney Kıbrıs'ta yapılacak başkanlık seçimlerini yeniden kazanması ihtimalini düşündükçe umutsuzluğunun arttığını da sözlerine ekledi.

KIBRIS 23/04/07

 

Köşk’e ilk adım

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı adaylarının Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül olduğunu açıkladı.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 17:52 TSİ 24 Nisan 2007 Salı

 

ANKARA - AK Parti Grubu’nda konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin cumhurbaşkanlığı adayının Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı ile ilgili açıklamasından önce muhalefeti eleştirdi: “TBMM’nin açılışının 87. yıldönümünde milletimizin umut ve beklentilerini boşa çıkarmadık, bundan sonra da çıkarmayacağız. 11. cumhurbaşkanı seçimi için aday belirleme sürecinde bütün seviyeleri zorlayan tartışmalara bizler tenezzül etmedik. Meclis çatısı altında Meclis’e yakışmayan bir siyaset üslubu karşısında biz milletin vakarını temsil ettik. Bazılarının siyasi ömrü kavga ve kısır çekişmelerle geçti. Milli egemenlik bayramında özel bir gündemiyle toplandığımız günde buna uygun hareket edebilselerdi, onlarında bu ülkenin huzur ve istikrarına katkıları olurdu.”

Erdoğan, cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde geniş bir mutabakat aradığını belirterek, “Dün gece 01.30’a kadar çalıştık. Bugüne kadar böyle geniş bir kamuoyu araştırması hiç yapılmadı. Milletvekillerinin, partililerin ve halkın nabzını tuttum. Muhalefet ise adayını açıklamadı. Biz makam ve mevkilere kilitlenseydik Türkiye’nin taleplerini karşılayamazdık. İstiyoruz ki, Çankaya, halkıyla daha da fazla bütünleşsin.

Aday olarak öne çıkan isim gerekli bütün vasıflara haiz. cumhuriyetimizi de milletimizi de güçlendirecek, milletimizi bütün değerleriyle bütün olarak kucaklayacaktır. Bu isim aynı zamanda birçok mevkide yaptığı görevlerle gayet iyi bildiği bir isimdir. Bu nedenle adayın daha önce açıklanmamasını ve bütün okların üzerimde toplanmasını çok faydalı bir zemin olarak gördüm. Şahsıma gösterilen bu teveccühten dolayı sizlere teşekkürü bir borç biliyorum. Milletimiz bizi bırakmadı, kimsede bizden milletimizi bırakmayı beklemesin. Bu uzun soluklu yolculuğu devam ettireceğiz. Atatürk’ün bahsettiği muasır medeniyet seviyesine çıkmak lafla değil koşmakla oluyor, özde oluyor. 11. cumhurbaşkanlığı adayı için yaptığı son değerlendirmeler neticesinde bir isim ortaya çıktı. O da bu harekete beraber kurduğumuz Abdullah Gül kardeşimdir. Nihai karar TBMM’nindir” diye konuştu.

TBMM Danışma Kurulu, cumhurbaşkanı seçim turlarının tarihlerini belirledi. Buna göre, seçimin ilk turu 27 Nisan Cuma, 2. turu 2 Mayıs Çarşamba 3. turu 9 Mayıs Çarşamba son tur ise 15 Mayıs Salı günü yapılacak

 

‘Gül Möller’i istemiyor’ iddiası

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un Kıbrıs özel temsilcisi Michael Möller’in görevinden alınmasını istediği öne sürüldü. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs, Möller’in tarafsız olmadığını savunuyor.

NTV

Güncelleme: 17:46 TSİ 24 Nisan 2007 Salı

 

LEFKOŞA - Rum Filelefteros gazetesinin haberine göre, Gül, bu talebi, Genel Sekreter’le Şubat ayında New York’ta yaptığı görüşmede gündeme getirdi. Gazeteye göre, talep kabul edilmedi ancak Birleşmiş Milletler, Gül’ün isteğini not etti.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs özel temsilcisi Michael Möller, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’in de sert eleştirilerine hedef olmuştu.

Soyer, Türk tarafına hiç geçmeyen ve ilişkilerini Rumlarla sınırlayan Möller’in tarafsız olmadığını savunmuştu.

AB, Gül’ün adaylığından memnun

Cumhurbaşkanlığına Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün aday gösterilmesi, Avrupa Birliği’nde olumlu yankı buldu.

NTV

Güncelleme: 15:12 TSİ 24 Nisan 2007 Salı

 

İSTANBUL - Avrupa Parlamentosu sosyalist grubu, Türkiye’nin üyelik sürecinde önemli görevler üstlenen Gül’ün adaylığının sevindirici olduğunu belirtti. Sosyalist grup sözcüleri, Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını AB-Türkiye ilişkileri açısından olumlu gördüklerini de söylediler.

AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk da, Gül’ün adaylığını, erdemli ve akıllı bir karar olarak nitelendirdi. Lagendijk, Gül’ün Türkiye’nin üyeliği için çaba gösteren ve yabancılar tarafından en iyi tanınan isim olduğunu vurguladı.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de, Gül’ün Türkiye’de önemli rol oynayan bir şahsiyet olduğunu belirterek, “Kendisiyle bugüne kadar işbirliğimiz oldu” dedi.

Gül’ün adaylığı, KKTC’de de memnuniyetle karşılandı. Başbakan Ferdi Sabit Soyer, “Sayın Gül deneyimli bir siyasetçi ve dışişleri bakanlığı görevi vesilesiyle müthiş açılımlar gerçekleştirmiş siyasi bir kişiliktir” değerlendirmesini yaptı.

Associated Press, Reuters, AFP gibi uluslararası haber ajansları da, Abdullah Gül’ün adaylığını dünyaya flaş haber olarak duyurdu.

 

AP'den imtiyazlı ortaklığa ret


24 Nisan, 2007 16:25:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Parlamentosu, Türkiye'ye ''tam üyelik'' yerine ''imtiyazlı ortaklık'' verilmesi önerisini bir kez daha reddetti.

Hıristiyan Demokrat Markus Pieper tarafından hazırlanan, "AB'nin gelecekteki genişlemesinin, uyum politikalarına olan etkisini" araştıran rapor ve buna bağlı karar tasarısı, genel kurulda bugün kabul edildi.

Raporda ve buna bağlı karar tasarısında yer alan, Türkiye'ye "imtiyazlı ortaklık" verilmesi çağrısında bulunan maddeye karşı çıkmak için, Sosyalist, Yeşil ve Liberal parlamenterler, karşı bir değişiklik önergesi sundu.

Oylamada, değişiklik önergesi için 405 "evet", 267 "hayır" oyu çıktı. Bu oylamayla Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık verilmesi yolunda AP'de yapılan girişim, bir kez daha engellenmiş oldu.
 
Bu arada, AB Komisyonu ve parlamenterler, raporu, verdiği rakamlar abartılı olduğu gerekçesiyle eleştirdi. Raporda, "Türkiye'nin üye olması halinde, AB uyum fonlarının yüzde 63'ünü alacağı" iddia edildi.
 
"Türkiye'nin üyeliği halinde, AB'de kişi başına gayri safi milli hasılanın yüzde 10 civarında düşeceği" ileri sürülen raporda, bölgeler arası farklılıklar ve ekonomik gelişmenin yavaş olduğu iddiasıyla Türkiye'nin üyeliğinin AB'nin uyum politikasını tamamen değişmesine yol açacağı iddia ediliyor.
 
Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan Avrupalı parlamenterin verdiği rakamların "abartılı" olduğunu belirten Brüksel'deki Türkiye'nin AB temsilciliği, bağlayıcı niteliği bulunmayan raporun değiştirilmesi için daha önce girişimde bulunmuştu.
 
Müzakereler 8 başlıkta askıya alındı
 
Avrupa Birliği, Türkiye ile müzakerelerin hızını kesti. AB Dışişleri Bakanları'nın geçtiğimiz yıl 11 Aralık'ta AB Komisyonu'nun tavsiye kararını kabul etmesinin ardından, 14-15 Aralık'ta yapılan AB Zirvesi'nde de 'Türkiye ile müzakerelerin sekiz başlıkta askıya alınması' kararı aynen benimsendi.
 
Buna göre, Türkiye ile müzakereler sekiz başlıkta (Malların serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestisi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma, balıkçılık, taşımacılık politikası, gümrük birliği ve dış ilişkiler) askıya alındı. Açılacak diğer başlıklar ise, Türkiye limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmadığı sürece kapanmayacak.

 

İran'dan 'soykırım' yürüyüşüne izin yok


24 Nisan, 2007 14:26:00 (TSİ) CNN TURK

İran, 'Ermeni soykırımı'nın yıldönümünde her yıl yapılan yürüyüşe bu yıl izin vermedi.

İran'ın başkenti Tahran'daki Sarkisyan Kilisesi'nde toplanan bir grup Ermeni, önce yapılan ayine katıldı, daha sonra kilisenin bahçesindeki anıta çiçek bırakarak, Türkiye aleyhine slogan attı.
 
Kilise bahçesinde yapılan konuşmalarda, Türkiye Cumhuriyeti'nden 'soykırım'ı kabul etmesi istendi.
 
Türkiye'nin AB'ye üye olmak istediği ifade edilen konuşmalarda, Türkiye'nin  'Ermeni soykırımı'nı tanımadan AB'ye giremeyeceği iddia edildi.
 
Açıklamalarda, Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesi de kınandı.
 
Konuşmaların ardından protestocu grup Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği yakınlarındaki tarihi kiliseye kadar yürümeden dağıldı.
 
İran makamlarının her yıl yapılan yürüyüşe bu yıl izin vermediği öğrenildi.

 

Türkiye'den 'Ermeni' ilanı

24/04/2007 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Ermenilerin 'soykırımın başladığı tarih' kabul ettiği 24 Nisan arifesinde Türkiye, ABD'de çok satan dört gazetede yayımlanan ilanlarla 'Tarihimizle yüzleşmeye hazırız. Ermenileri de aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz' mesajı verdi. Los Angeles Times, Washington Times, New York Times ve Politico dergisine verilen '1915'te yaşananlar hakkında gerçekleri ortaya çıkaralım' başlıklı ilanda Türkiye'nin Ermenistan'a ortak komite kurmayı önerdiği vurgulandı. Türkiye'nin tüm arşivlerine ulaşmayı garanti ettiğinin anımsatıldığı ilanda, ABD Başkanı George Bush ve Türkiye'deki Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan'ın öneriyle ilgili olumlu görüşlerine yer verildi. İlanı çok önemsediğini söyleyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, 23 Nisan resepsiyonunda ilanı gösterdiği Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt da "İyi olmuş" yorumu yaptı.

Gül'ün adaylığı yabancı ajanslarda 'flaş'

 

 

www.hurriyet.com.tr

Dünyanın önde gelen ajansları, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün AKP'nin cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanmasını dünyaya "flaş" olarak duyurdu.

İngiliz haber ajansı Reuters, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AKP'nin TBMM grup konuşmasında, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı adayı olarak açıkladıklarını "flaş" olarak dünyaya geçti.

Reuters, Gül'ü tanıtırken, 2003 yılından bu yana Dışişleri Bakanı olarak, Türkiye'nin AB ile tarihi müzakerelerinin başlamasına öncülük ettiğini belirtti.

Fransız basın ajansı AFP, "flaş" olarak abonelerine geçtiği haberde, Başbakan Erdoğan'ın, Dışişleri Bakanı Gül'ü cumhurbaşkanı adayları açıkladığını belirtti.

AFP, Başbakan Erdoğan'ın, AKP Grubu'nda Gül'ün adaylığını açıklarken, "Bu hareketi (AKP) birlikte kurduğumuz kardeşim Abdullah Gül'ün Türkiye'nin 11. cumhurbaşkanı adayı olarak açıklıyorum" yönündeki sözlerine yer verdi.

Amerikan haber ajansı AP, "flaş" olarak dünyaya geçtiği haberinde, Başbakan Erdoğan'ın Dışişleri Bakanı Gül'ü, partilerinin cumhurbaşkanı adayı olarak açıklayan sözlerine yer verdi.

 

Cumhurbaşkanı seçimi için ilk turunun 27 Nisan günü yapılacağını belirten AP, AKP'nin Meclis'te çoğunluğa sahip olduğu hatırlatması yaptı.

 

ÖNCEDEN DUYURDULAR

 

Yabancı ajanslar, Başbakan Erdoğan'ın TBMM AKP Grubu toplantısında Gül'ün adaylığını resmen açıklamadan önce de, çeşitli kaynaklara dayanarak, Gül'ün cumhurbaşkanı adayı olacağı yönünde haberler verdiler.
     
YABANCI RADYOLAR

 

İngiliz yayın kurumu BBC, “AKP’nin adayı Gül” derken Deutsche Welle ise, “Abdullah Gül'den boşalan dışişleri bakanı koltuğuna kimin oturacağı merak konusu” ifadesini kullandı.

 

BBC

 

İngiliz yayın kurumu BBC,  Erdoğan’ın gruptaki konuşması sırasında adaylarının Gül olduğunu açıklarken yine nihai kararın ise TBMM'nin olduğunu söylediğine dikkat çekti.

 

Erdoğan’ın “Birliğimizi ve bütünlüğümüzü zedelemeden, bu millete sadakatle hizmet yarışında bir tek geri adım atmamak üzere, yürüyüşümüze emin adımlarla devam edeceğiz” sözlerini de aktaran BBC, seçilecek cumhurbaşkanı için 16 Mayısta Genel Kurul'da ant içme töreni yapılması planlandığını kaydetti.

 

Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığına geniş bir yer ayıran BBC News, Türkiye'nin laik bir ülke olduğunu, cumhurbaşkanının da laik olması gerektiğini kaydetti. BBC, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'ün eşlerinin türban taktıklarını ancak Gül'ün Erdoğan'dan daha uzlaşmacı görüldüğünü belirtti. 

 

DEUTSCHE WELLE

 

Almanya’nın Sesi Deutsche Welle ise, AKP’nın adayı Gül’ün olduğunu duyururken “Abdullah Gül'den boşalan dışişleri bakanı koltuğuna kimin oturacağı merak konusu” ifadesini kullandı.

 

Deutsche Welle, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunun Cuma günü yapılacağına işaret etti.

 

LE MONDE

 

Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığına yer ayıran bir diğer gazete Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde oldu. Recep Tayip Erdoğan’ın aday olma ihtimaline karşı oluşan tepkilerin, aday olarak Gül’ün gösterilmesiyle azalacağını belirten gazete, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın rejimin tehlikede olduğuna yönelik sözlerinin altını çizdi.

HURRIYET 24/04/07

Rumlar, Girne'deki ceset kemiklerinin çıkartılmasını bekliyor

Fileleftheros gazetesi, Girne bölgesinde kemikleri bulunan ve yaklaşık 45 Kıbrıslı Rum kayıp ya da savaş sırasında ölen Kıbrıslı Rumun, "baştan savma bir şekilde gömüldükleri"ni yazdı.

Gazete, geçici olarak ara verilen kazılar yeniden başlayınca, Girne girişinde bulunan kemiklerin sayısının artmasının beklendiğini; konuyla ilgili olarak edinilen bilgilere göre, ölülerden bazılarının söz konusu bölgeye zaman aralıklarıyla gömüldüğünü; bunlardan bazılarının muhtemelen başka bölgelerde öldürüldüklerini ve şimdi bulundukları bölgeye nakledildiklerini savundu.

Gazete ayrıca, kemiklerin, bölgede sürdürülen bir takım inşaat çalışmaları esnasında tespit edildiklerini belirtti.

Habere göre, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Rum Milli Muhafız Ordusu tanksavar birliğinde bulunan Stavros Mavresis isimli bir kişi, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "karaya çıkan ve iki tane ağır makineli tüfek mevzisi kuran Türk işgalcilerin hazırladığı tuzaklarda, Girne girişinde birçok RMMO askerinin öldürüldüğünü" ileri sürdü.

Mavresis, 21 Temmuz 1974 şafağında, Rum sorumluların Türklerin karaya çıkmadıklarını düşünmeleri sonucu, araç koluna Girne'ye girmeleri direktifi verdiklerini; Rum askerlerin kurşun yağmuruna tutulmaları sonucu birçok RMMO askerinin taşıtlarında mahsur kaldıklarını ve öldürüldüklerini kaydetti.

Mavresis'e göre, söz konusu olayda ölen Rum askerlerin bazıları, muhtemelen bugün Kıbrıslı Rumlara ait kemiklerin bulunduğu Girne'deki yere gömüldü.

KIBRIS 24/04/07

Papadopulos: Türkler çözümle uğraşmıyor

Fileleftheros gazetesinin haberine göre Papadopulos, EOKA'cı Mihail Georgalla'nın Limasol'a bağlı Zoopiyi'de yaptırılan heykelinin açılış törenindeki konuşmasında, Türk tarafının 8 Temmuz anlaşmasını imzaladığını, ancak yerine getirmediğini, kabul ettiğini ancak uygulamadığını öne sürerek, Rum tarafının ise, 8 Temmuz anlaşmasına bağlı kalmayı sürdürdüğünü savundu.

Kıbrıs sorununda girişimlerin bulunup bulunmadığı sorusuna Papadopulos, görmek isteyenler için her gün girişimin var olduğunu ifade etti.

1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın referandumdaki hayır için Papadopulos'a yönelik teşekkürünün sorulmasına karşılık Papadopulos, "Bunun samimi bir teşekkür olduğuna gerçekten inanıyor musunuz? Sanırım bulunduğumuz aşamada bu dokunaklı açıklamalara, bizim tarafımız, kendine uyan (açıklamalar) değerlendirme yapmalıdır" dedi.

Papadopulos'a yanıt

Alithia gazetesine göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "görmek isteyenler için her gün girişim var" şeklindeki açıklamasını yorumlayan DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, önemli olanın, bu girişimlerin muhalefet tarafından görülüp görülmemesi değil, Kıbrıs sorununu izleyenlerin, AB, AB'deki ortakların veya BM'nin görmesi olduğunu belirtti.

Papadopulos'un referandumun etkilerinin körleştirildiği şeklindeki açıklamasını da yorumlayan Anastasiadis, "anlıyorum ki Başkan Papadopulos, Kıbrıs Rum mallarının yasadışı olarak yabancılaştırılmadığını kastediyor, yerleşik sayısının 110 binden, 180 bine çıkmadığını da ima ettiğini anlıyorum" dedi.

KIBRIS 24/04/07

Londra'da 23 Nisan coşkusu

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Türkiye Londra Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği ve KKTC Londra Temsilciliği Eğitim ve Kültür Ataşeliği'nin birlikte düzenlediği kutlamalar, bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Londra Büyükelçiliği Elçi Müsteşarı Atılay Ersan ve KKTC Basın Ataşesi Hüseyin Özel, günün anlam ve önemine ilişkin birer konuşma yaptı.

23 Nisan'ın Türk tarihinde bir dönüm noktası olduğunu söyleyen Atılay Ersan, Türkiye'nin geçirdiği tecrübeler ve ulaştığı başarının dünyanın her köşesinde, pek çok lider ve halk için ilham kaynağı olduğunu, bu başarının, cumhuriyetin sağlam temellerine ve değeri her geçen gün daha da anlaşılan Atatürk ilkelerine borçlu olunduğunu ifade etti.

Atılay Ersan konuşmasına, Atatürk'ün, "Küçük hanımlar, küçük beyler, sizler hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız. Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, kıymetli olduğunu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz" sözleriyle devam etti.

Açılış konuşmasının ardından Türk okullarında düzenlenen çeşitli yarışmalarda dereceye giren öğrencilere ödüller dağıtıldı. Törende şiir yarışmasında dereceye giren öğrenciler, ödüllerini Türkiye'nin Londra Başkonsolosu olan Bahadır Kaleli'nin elinden aldı.

Ödül törenlerinin ardından sahneye gelen Dr. Fazıl Küçük Türk Okulu öğrencileri, yaptıkları kule hareketleriyle büyük ilgi gördü. Kule şekilleri oluşturan öğrenciler, her gösterinin sonunda Türkiye ve KKTC bayrakları açarak izleyenlere duygu dolu anlar yaşattı.

Walthamstaw Türk Okulu, Namık Kemal Türk Okulu, Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, Ali Rıza Değirmencioğlu Türk Okulu ve Hornsey Atatürk Okulu'nun öğrencileri, Türk ve Kuzey Kıbrıs'a ait halk oyunları gösterileri sergiledi. Etkinlikte, Güney Londra Sanat Derneği (GÜLSAD) öğrencileri de darbuka gösterisi sundu. Tören sonunda tüm çocuklar ve izleyiciler ellerindeki Türk bayraklarını sallayarak 10. Yıl Marşı'nı söyledi.

KIBRIS 24/04/07

‘Soykırım’ tasarısına Türk Musevilerden tepki

Türk Musevi cemaati, Ermeni tasarısının ertelenmesi talebiyle, ABD Kongresi’ne bir mektup gönderdi.

NTV

Güncelleme: 15:16 TSİ 25 Nisan 2007 Çarşamba

 

WASHINGTON - ABD’deki Musevi kuruluşlarının ortak imzasıyla ABD Kongresi’ne iletilen mektupta, Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde bekleyen soykırım iddialarının kabulünü öngören tasarıya ilişkin endişeler dile getirildi.

Türk Musevi Cemaati, ABD’nin çıkarlarını tehlikeye atma potansiyeli bulunan tasarının ertelenmesi çağrısında bulundu. Mektupta ayrıca Türkiye, ABD ve İsrail arasındaki iyi ilişkiler hatırlatıldı.

Üçlü ilişkilerin istikrarının, Ortadoğu’daki bu karışık zamanda çok önemli olduğu vurgulanan mektupta, İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in son Türkiye ziyaretinin, bağları güçlendirici rol oynadığı belirtildi.

 

Azerbaycan’da toplu mezar bulundu

Azerbaycan’ın kuzeydoğusundaki Guba kentinde, ilk belirlemelere göre 1918’de Ermeniler tarafından katledilenlerin gömülü olduğu bir toplu mezar bulundu.

NTV

Güncelleme: 15:16 TSİ 25 Nisan 2007 Çarşamba

 

BAKÜ - Milletvekillerinin de aralarında bulunduğu bir heyet, toplu mezarı ziyaret ederek kazı çalışmalarını yerinde inceledi. Mezardan çıkarılan kemikler üzerinde yapılan ilk incelemeler sonucu, burada bulunanların 1918’de Ermeni gruplar tarafından toplu olarak katledilenler olduğu belirlendi. Öldürülenlerin yüzlerle ifade edildiği bildiriliyor. Kazı çalışmalarının ardından bölgeye bir anıt dikilmesi planlanıyor.

 

Kıbrıs sorununa en iyi umut; federal çözüm

Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler tarafından yapılan iki toplumlu anket sonuçlarına göre, Kıbrıs sorununa en iyi umut federal çözüm olurken, "plan ne olursa olsun federal çözümü tamamen reddetmek, iki toplum tarafından düşünülmüyor."

Anket sonuçlarına göre, Rumların birinci tercihi üniter devlet, Türklerin birinci tercihi ise iki devletli çözüm. Her iki toplum birbirlerinin ilk tercihlerine tepki gösterirken, federasyon, ikinci tercih olarak toplumların konsensüs sağladığı çözüm modeli olarak teyit edildi.

BM'nin Kıbrıs'ta Türk ve Rumlar arasında yaptığı ankete katılanların çoğunluğu, BM'nin adada önemli rol oynadığı ve adada bulunmasının gerekli olduğu kanaatini de dile getirdi.

BM'nin adadaki varlığı, iki toplum arasındaki ilişkiler ve muhtemel çözüm hakkında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların görüşünü almak amacıyla Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFCYP) tarafından yaptırılan iki toplumlu anketin sonuçları, dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de düzenlenen basın toplantısında açıklandı.

BM tarafından yaptırılan araştırmada bin Kıbrıslı Türk ve bin Kıbrıslı Rum'un yanında ara bölgede yaşayan 100 Kıbrıslı Türk ve 350 Kıbrıslı Rum'un görüşleri yüz yüze yapılan anketlerle alındı. Anket sorularının hazırlanması ve sonuçların analiz edilmesi için UNFCYP tarafından bir Kıbrıslı Türk ve bir de Kıbrıslı Rum görevlendirildi.

Anket, KKTC'de Prologue Danışmanlık Şirketi, Güney Kıbrıs'ta ise CYMAR Kamu Araştırma Şirketi tarafından yapıldı.

BM'nin kalmasından yana

Anket sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumların çoğunluğu BM'nin Kıbrıslı Türkler lehine, Türkler de Rumlar lehine taraf olduğu görüşünde.

İki toplumun çoğunluğu UNFCYP'in adadaki varlığını destekliyor ve Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmadan UNFCYP'in adadan ayrılmasını istemiyor.

BM iki toplum tarafından en çok UNFCYP, Mayın Hareket Merkezi ve Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmaları ile biliniyor.

Anket sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğu, kayıp şahısların bulunup kemiklerinin ailelerine verilmesinden yana.

Her iki toplumun da kendi askeri kuvvetlerine güven duyduğu ve bu güvenin BM'ye olan güvenden daha fazla olduğu ifade edildi.

İki toplumun çoğunluğu, ara bölgenin gelecekteki kullanımı hakkında görüş açıklarken, bazı kısımlarının her iki tarafın yararına olacak şekilde ve iki taraf arasındaki iletişimi artıracak projeler için kullanılması taraftarı olduğu da belirtildi.

Değerlendirmede, toplumlar arası ilişkilerin, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasındaki güven duygusunun gelişmesine katkıda bulunacağı kaydedilirken, her iki toplumun çok az oranda iki toplumlu faaliyetlerde yer aldığına işaret edildi.

Anket değerlendirmesinde, iki toplumlu faaliyetlerin çok hassas bir konu olduğu ve yabancı aracıların müdahalesinin çok dikkatlice yapılması gerektiği belirtilirken, ankete katılan çoğunluğun, Kıbrıs sorununa "müdahale ve karışma" nitelikli hareketlerden kaçınılmasından yana olduğu kaydedildi.

Kapılar güvenin artmasına etkili olmadı

Kapılar konusundaki yanıtlardan ise, kapıların açılmasının iki toplum arasındaki güvenin artmasında etkili olmadığı belirtilirken, ankete katılan Rumların yüzde 10'unun, Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 45'inin düzenli olarak diğer tarafa geçiş yaptığı ifade edildi.

2003 yılında geçiş noktalarının açılması ile Kıbrıslı Rumların yüzde 40'ının Türk tarafına hiç geçmediği, yüzde 50'sinin sadece birkaç kez geçtiği kaydedilirken, KKTC'ye tek bir kez geçiş yapan Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkler hakkındaki görüşlerinin olumlu yönde değişmediği belirtildi. Bu arada Kıbrıslı Türklerin de yüzde 45'inin düzenli olarak Güney'e geçtiği kaydedildi.

Federal çözüm en iyi umut

Anket sonuçlarına göre, iki toplumun çoğunluğu, yakın gelecekte Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm olasılığına kuşkuyla bakıyor. Buna karşın yine çoğunluk, bugünkü durumun çözüm olmadığına da inanıyor.

Kıbrıslı Rumların çoğunluğu üniter devletten yana tercih belirtirken, Kıbrıslı Türkler iki devletli çözümden yana görüş belirttiler. Her iki tarafın çoğunluğu, karşı tarafın bu ilk tercihlerini benimsemedi.

Federal çözüm ise, her iki tarafın da ikinci tercihi olarak çoğunlukta. Bu durum için "federal çözüm en iyi umut" denilen raporda, "plan ne olursa olsun federal çözümü tamamen reddetmek, iki toplum tarafından düşünülmemektedir" ifadelerine yer verildi.

Raporda, "federal çerçeve içerisinde yaşamayı kabul edenler arasında Kıbrıslı Rumlar bir federasyon yapısını 'tahammül edilebilir' olarak değerlendirirken, Kıbrıslı Türkler ise bu yapıyı 'tatmin edici' buluyorlar" görüşü de dikkat çekti.

Raporda, Kıbrıslı Rumların yüzde 35'inin, Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 30'unun federal bir çözüme kesinlikle karşı olduğu da kaydedildi.

Annan Planı ve Gambari süreci

Anket sonuçlarına göre hazırlanan raporun Annan Planı ve Gambari Süreci'yle ilgili bölümünde ise şu ifadeler kullanıldı:

"Kıbrıslı Rumlar, 2004 Annan planı sürecini tartışmaya açık bir süreç olarak görürken, Kıbrıs Türk tarafı ise bu süreci uygun bulmaktadır.

Diğer yandan, 'Gambari Süreci' ile ilgili olarak iki toplumun çoğunluğu, BM'nin bu süreçteki tutumunun karşı tarafın lehine olduğunu düşünüyor, ancak bu süreci kabul ediyor.

Benzer faktörler, BM sürecinin kabulü veya uygun görülmemesinde iki toplum içerisinde etkili olmaktadır.

İki toplumun BM sürecine olumsuz bakmalarında en etken faktör ise, adadaki önde gelen gazeteleri okumalarıdır."

Yanlış algılamalar var

Anket değerlendirmesinde, Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerle iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde bir arada yaşamaya olumlu bakmaya eğilimli olduğu, ancak Kıbrıslı Türkler arasında bu konuda farklı görüşlerin hakim olduğu da belirtildi.

İki toplumun da birbirleri hakkında yanlış algılamalarda bulunduğu belirtilirken, Kıbrıslı Türklerin, Rumların federal çözümü ret edeceği; Rumların da, Kıbrıslı Türklerin üniter devlet çözümünü tercih edeceği yönündeki düşüncelerde yanıldıkları ifade edildi.

UNFCYP tarafından görevlendirilen Doğu Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Erol Kaymak, anketlerin iki toplum arasındaki diyalogu geliştirebileceğini, iki taraftaki insanların bilgilendirmeye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Tarafların neyi kabul edebileceği, neyi kabul edemeyeceğini öğrenmek için anketlerin İrlanda'da da kullanıldığını belirten Kaymak, "Biz bunu bir başlangıç noktası olarak kabul ediyoruz" dedi

KIBRIS 25/04/07

 

Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis: Annan planı, müzakere masasında değil otopsi masasında bulunabilir

Rum radyosu RIK'in haberine göre, Annan planı ile ilgili referandumun üçüncü yıldönümü münasebetiyle bir açıklama yapan Paşardis, Kıbrıslı Rumların büyük bir çoğunluğu tarafından ret edilen Annan planının, geçmişe ait olduğunu; olduğu şekliyle veya dekoratif değişikliklerle geri gelmesinin mümkün olmadığını belirtti. Paşardis, şu anda önde gelen şeyin, 8 Temmuz anlaşmasının uygulanması olduğunu da kaydetti.

KIBRIS 25/04/07

 

Gündem, Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi

İki toplumun yakınlaşması amacıyla rutin olarak toplanan bazı Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partiler, ara bölgedeki Ledra Palace otelinde dün yeniden bir araya geldi.

Slovakya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Jan Varso'nun organize ettiği siyasi partilerin dünkü toplantısının gündeminde "Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi" konusu vardı.

Kıbrıs Yeşiller Partisi'nin ev sahipliğini yaptığı dünkü toplantıya, KKTC'den Cumhuriyetçi Türk Partisi-Bileşik Güçler (CTP-BG), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) ve Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP) temsilcileri katıldı.

Toplantıysa Güney Kıbrıs Rum kesiminden ise Çalışan Halkın Yükseliş Partisi (AKEL), Demokrat Parti (DIKO), Demokratik Mücadele Hareketi (ADIK), Birleşik Demokratlar (EDİ), Sosyal Demokratlar Hareketi (EDEK), Demokratik Seferberlik (DISI) ve Merkezin Yeniden Yapılandırılması Cephesi (EPALXI) temsilcileri katıldı.

Ortak açıklama

Yaklaşık bir saat süren toplantıdan sonra Slovakya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Jan Varso ortak açıklamayı okudu.

Ortak açıklama metinine göre toplantıya katılan siyasi parti temsilcileri, "Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi ve Kıbrıs sorununun çözümüne ne şekilde yardımcı olacakları konusunda görüş alış verişinde bulundular.

Taraflar, askersizleştirmeyi teşvik edecek çalışmalar yapma konusunda anlaştılar. Siyasi parti temsilcileri, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması tüm adanın askersizleştirilmesi çabalarına destek vereceklerini belirttiler.

Siyasi parti temsilcilerinin bundan sonraki toplantısı 30 Mayısta yapılacak.

KIBRIS 26/04/07

 

Türkiye ile KKTC arasında gümrük protokolü imzalandı

Protokole, KKTC adına Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Türkiye adına da Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen imza koydu.

Bakan Tüzmen, KKTC ekonomisinde ciddi düzelmeler ve ticaret hacminde artışlar yaşandığını kaydetti ve 2002 yılında 500 milyon dolar olan KKTC-Türkiye dış ticaret hacminin, 2006 yılında 800 milyon dolara ulaştığını bildirdi. Tüzmen, "Ve tahmin ediyorum; bu sene Türkiye ile ticaret hacminde 1 milyar dolar seviyesini yakalayacaktır" dedi.

Tüzmen, KKTC'nin kişi başına gelirinin bugün, 2002 yılındaki rakamların iki katına çıktığını ifade ederek, "KKTC'de kişi başına gelir 11 bin dolar oldu. Biliyorsunuz Türkiye olarak yeni hedefimiz kişi başına gelirde 5 bin doları geçtikten sonra, 10 bin doları yakalamaktır" diye konuştu.

KKTC'nin yerli ve yabancı yatırımcılar için giderek cazibe merkezi haline geldiğini vurgulayan Bakan, Doğu Akdeniz'de KKTC'nin önemli bir merkez haline geleceğine işaret etti. Tüzmen, gümrük alanında yapılan protokolün, yavru vatana her türlü teknik eğitim ve donanım konularında destek verileceğini söyledi.

Uzun'un konuşması

Maliye Bakanı Ahmet Uzun da yaptığı kısa konuşmada, ülkesinin ekonomisinin son 3 yılda gerçekten de önemli gelişmeler kaydettiğini belirterek, "ekonomimiz ikiye katlanmıştır" dedi.

Türkiye'nin gümrük konusunda AB normlarını yakaladığını ve bundan yararlanmak istediklerini vurgulayan Uzun, kaçakçılık, otomasyon başta olmak üzere gümrüklerde işbirliği yapacaklarını söyledi.

KIBRIS 26/04/07

 

Kıbrıslı Türklere verdiğiniz sözleri tutun

Ambargolular, İngiltere Başbakanı Tony Blair, Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ve AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'e, Kıbrıslı Türklere verdikleri boş vaatlerini sembolize eden birer boş kutu gönderdi.

Ambargolular tarafından yapılan açıklamada, İngiltere, AB ve BM'nin, referandumun ardından 26 Nisan 2004'de, Kıbrıslı Türklerin 43 yıldır süren izole edilmişliğine son verme sözü verdiği vurgulandı ve verilen sözlerin ardından 3 yıl geçmesine rağmen tek bir ambargonun bile kalkmadığına dikkat çekildi.

Açıklamaya göre, Ambargolular, gönderdikleri boş kutulara, "Çürüyen Limonlar" yazılı birer de kart eklediler.

Ambargolular lideri Hüseyin Çağlayan tarafından tasarlanan kartlar, Kıbrıslı Türklerin yüzde 50'den fazlasının yetiştirdikleri limonlar gibi ambargolar altında çürümeye bırakıldığı gerçeğini sembolize ediyor.

Açıklamada, Ambargolular Sözcüsü Ergin Ballı'nın ise, AB'nin Kıbrıslı Türklere uygulanan insanlık dışı ambargolara son vermemesinin, "AB'nin yeni vatandaşlarının 250 bininin ayırımcılık altında yaşadığı" anlamına geldiğini söylediği ifade edildi.

KIBRIS 26/04/07

İngiliz Üsleri'nde pazartesi 2 saatlik uyarı grevi yapılacak

TÜRK-SEN'e bağlı AS-SEN ile SEK, PASİDİ ve PEO sendikaları adına "Sendikalar Koordinasyon Komitesi" tarafından yapılan ortak açıklamada, "son zamanlarda İngiliz Üsler çalışanlarının kazanılmış haklarının, yapılan anlaşmaların ve çalışma şartlarının, CER İngiliz işveren tarafından ayaklar altına alınmak istendiği" belirtildi.

İngiliz işverenin, kendi başına aldığı kararları uygulamaya çalıştığı ve tüm anlaşmaları ihlal ettiği ifade edilen açıklamada, Sendikalar Koordinasyon Komitesi'nin tüm uyarılarına rağmen İngiliz işverenden olumlu yanıt alınamadığı kaydedildi.

Açıklamada, kıdem listesinin değiştirilmeye çalışılmasının, çalışma saatlerinin işverenin arzusu doğrultusunda değişmesinin, ATS (ulaşım) otobüslerinin kaldırılmasının, 2006 yılına ait Toplu İş Sözleşmesi'nin (maaş artışları ve sosyal haklarla ilgili) "para yok" gerekçesiyle reddedilmesinin ve tüm taleplere olumsuz yanıt verilmesinin kabul edilemez olduğu belirtildi.

Bütün bu gelişmeler karşısında Sendikalar Koordinasyon Komitesi'nin grev kararı almaktan başka seçeneği kalmadığı kaydedilen açıklamada, uyarı grevinin; 30 Nisan Pazartesi günü sabah saat 06.45 - 08.45 arasında İngiliz Üsleri'ndeki tüm işyerlerinde uygulanacağı bildirildi.

TÜRK-SEN eyleme destek belirtti

Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu (TÜRK-SEN), İngiliz Üsleri'ndeki tüm işyerlerinde, 30 Nisan Pazartesi günü yapılacak 2 saatlik uyarı grevine destek belirtti.

TÜRK-SEN Genel Başkan Vekili Nihad Elmas yaptığı yazılı açıklamada, "Üyemiz AS-SEN'in bu haklı ve yasal olan girişimini TÜRK-SEN olarak desteklediğimizi bildiririz" dedi.

TÜRK-SEN'e bağlı ve İngiliz Üsleri'nde çalışan Türk personelin üye olduğu Kıbrıs Türk Askeri Müstahdemleri Sendikası'nın (AS-SEN) uyarı grevi yapılması kararını; "Tüm Sendikalar Birliği Koordinasyon Komitesi" adı altında Rum sendikalarla birlikte aldığını ifade eden Elmas, pazartesi 06.45 - 08.45 saatleri arasında uygulanacak grevle ilgili olarak üs makamlarına bilgi verildiğini kaydetti.

KIBRIS 27/04/07

AB'nin 50. yıl dergisinde Talat'ın yazısı yayınlandı

Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Talat, KKTC Cumhurbaşkanı olarak imza attığı yazısında, AB'nin 1957 yılından beri büyük bir dönüşüme uğradığına, ancak Kıbrıslı Türklerin hala AB içindeki yerlerini alamamış olduklarına dikkat çekti.

Kıbrıslı Türklerin, 1963 yılından beridir kısıtlamalar altında yaşadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın izolasyonların kaldırılması çağrılarına rağmen, bu kısıtlama ve tecridin devam ettiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat yazısında, Kıbrıslı Türkler'in 2004'de yapılan referandumda Annan Planı'na "evet" dedikleri halde, Kıbrıslı Rumların tek başlarına AB'ye girmelerinin büyük bir hayal kırıklığı yarattığını kaydetti.

AB'nin politikalarını da sorgulayan Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların kaldırılmasının Kıbrıs sorununun çözümüne de katkı koyacağına inanç belirterek, adada bir çözümün tüm Avrupa'nın yararına olacağını vurguladı.

KIBRIS 27/04/07

 

ABD Temsilciler Meclisi üyesi Whitfield, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması çağrısı yaptı:

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın, geçtiğimiz mart ayında görüştüğü ve Kıbrıs sorunu konusunda bilgilendirdiği ABD Temsilciler Meclisi üyesi, Türkiye Dostluk Grubu Eşbaşkanı Ed Whitfield'in, Annan Planı referandumunun üçüncü yıldönümünde kongreye sunduğu beyanda, adada kapsamlı bir anlaşmayı destekleyen Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde çağrı yaptığı bildirildi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Whitfield'in beyanında ayrıca, Kıbrıs Türk halkına uygulanan ekonomik, sosyal ve siyasi izolasyonun kaldırılmasının müzakerelerin başlaması yönünde atılacak en olumlu adım olacağının altını çizdiği ifade edildi.

Whitfield'in, bu durumun sadece ABD yetkililerince değil, uluslararası toplumca da dikkate alınması gereken gerçekçi bir yaklaşım olduğuna işret ettiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi:

"Hatırlanacağı üzere, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı, 2007 Mart ayı içerisinde ABD'ye yapmış olduğu ziyareti esnasında, diğer ABD Temsilciler Meclisi üyelerinin yanısıra, Ed Whitfield'la da görüş alışverişinde bulunarak Kıbrıs Türk tarafının haklı tutumunu izah etmiş ve Kıbrıs Türk halkı üzerinde uygulanmakta olan izolasyonların ABD Kongresi ve Amerikan kamuoyunun dikkatine getirilmesini talep etmişti."

Açıklamada, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs sorununda yürüttüğü proaktif dış politikanın bir parçasını oluşturan dış temasların etkili olduğunu görmekten memnuniyet duyulduğu belirtilerek, Whitfield'in Kıbrıs'taki gerçekleri dile getiren bu beyanının, ABD Kongresi'nde ses getireceğine inanıldığı kaydedildi.

KIBRIS 27/04/07

 

AKPA'dan raportör gelecek Talat, AKPA'ya davet edilecek

CTP-BG Milletvekili Özdil Nami, dün mecliste yaptığı konuşmada, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nde (AKPA) sağlanan temsiliyetin Avrupa Parlamentosu'nda da sağlanması için çalıştıklarını söyledi. Nami ayrıca, AKPA'nın atadığı bir raportörün yakın gelecekte adayı ziyaret edeceğini ve raportörün hazırlayacağı raporun ilgili kurulda gündeme geldiği noktada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın konuşma yapmak üzere toplantıya davet edileceğini kaydetti.

Denetim görevini yerine getirmek üzere toplanan mecliste konuşan Özdil Nami, AKPA'ya yapılan son ziyaretle ilgili milletvekillerine bilgi verdi.

Nami, AKPA Başkanı Rene Van Der Linden ile 19 Mart'ta yaptıkları toplantıda, Linden'in Kıbrıs'a yaptığı son ziyaretinin değerlendirildiğini ve Lokmacı Kapısı'nın açılması yönündeki çalışmalar başta olmak üzere, çeşitli konuların ele alındığını kaydetti.

Üniversiteleri ilgilendiren Bologna süreci, Haspolat'taki arıtma tesisi konularının da görüşüldüğünü ifade eden Nami, ele alınan bir diğer konunun ise kültürel mirasın korunması ve buna bağlı, dinler arası diyalog olduğunu anlattı. Nami, Linden'in Kıbrıs'taki dini liderin bir araya gelmesinin teşvik edilmesinden yana tavır ortaya koyduğunu ifade etti.

Özdil Nami, AKPA'nın atadığı bir raportörün yakın gelecekte adayı ziyaret edeceğini açıkladı ve raportörün hazırlayacağı raporun ilgili kurulda gündeme geldiği noktada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın konuşma yapmak üzere toplantıya davet edileceğini kaydetti.

AKPA'da, Rum milletvekillerinin de hazır bulunduğu toplantıda yeni bir diyalog zemini oluşturulduğunu belirten Nami, AKPA'nın Kıbrıs Rum tarafı yanında Kıbrıs Türk tarafının da katılımının kabul edildiği tek ortam olduğunu ve bu açıdan önemli olduğunu kaydetti.

Bu diyalog zemininin ileriye götürülmesi ve karşılıklı anlayışın sürdürülmesi yönündeki inancını dile getiren Nami, diğer Kıbrıslı Türk milletvekilleriyle birlikte, Türk tarafının tezlerinin anlatılması ve haklarının ileriye götürülmesi yönünde çalışmayı sürdüreceğini, bunun görevleri olduğunu anlattı.

Nami, AKPA'da sağlanılan temsiliyetin, Avrupa Parlamentosu'nda da sağlanması yönünde yoğun çalışma içinde olduklarını belirtti.

İleriki 2 ayın önemli bir dönem olduğunu ifade eden Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması konusunda önemli gelişmelerin olabileceği bu dönemin muhalefet ve hükümet işbirliğiyle iyi değerlendirilmesini istedi.

Lobi faaliyetlerinin azami düzeyde yürütülmesi gerektiğini kaydeden Nami, ileriki dönemde Dışişleri Bakanlığı'nın da daha profesyonel çalışmasının gerekliliği üzerinde durdu.

Özdil Nami, Dışişleri Bakanlığı'nın daha hızlı hareket etmesi ve kadrolarını gerek nicelik gerekse nitelik yönünden artırmasının yararlı olacağını kaydetti.

Nami, bakanlığın yaşadığı sıkıntıları kendileriyle paylaşması ve bu yönde birlikte girişimde bulunmalarının sağlanmasını istedi.

Nami, Bakanlıkta süratle AB Konseyi masası kurulması önerisinde de bulundu.

Avcı

Nami'nin ardından söz alan Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, AB'nin verdiği sözlerin yerine getirilmesi için yoğun şekilde çalışılması gerektiğinin bilincinde olduğunu belirterek, Nami ve UBP Milletvekili Hasan Taçoy'a bu yöndeki çalışmalarından dolayı teşekkür etti.

Yurt dışı temasların dünyaya açılma yönünde önem taşıdığını ifade eden Avcı, bir bütün olarak işbirliği içinde K.T. halkının sesini dünyaya duyurmak için çalışılması gerektiğini anlattı.

Nami'nin Dışişleri Bakanlığı'nın daha etkili ve daha geniş kadroyla çalışması gerektiği yönündeki tavsiyesine katıldığını söyleyen Avcı, bu yönde göreve geldikleri günden itibaren çalışma başlattıklarını ancak bürokrasinin yavaş işlemesinden dolayı bazı gecikmeler olduğunu anlattı.

Avcı, planlamanın önemine işaret ederken, geçmiş yönetimi de bu yönde eleştirdi.

Bakan Avcı, ileriki dönemde kadro artırımına gidileceğini, 10 yeni diplomatın bakanlık kadrolarına ekleneceğini ve yeni temsilcilikler konusundaki çalışmaların da sürdüğünü anlattı.

"Bakanlıkta bir yeniden yapılanma gündemdedir ve kaçınılmazdır" şeklinde konuştu.

Bakanlıkta AB masasının hem bulunduğu, hem de bulunmadığını söyleyen Avcı, bu masanın etkin şekilde çalışması için çalıştıklarını söyledi.

Avcı'nın konuşmasının ardından Genel Kurul, çalışmalarını tamamladı. Bir sonraki Meclis birleşimi 30 Nisan Pazartesi yapılacak.

KIBRIS 27/04/07

 

Dünyanın gözü Cumhuriyet Mitingi’ndeydi

BBC, CNN ve El Cezire gibi dünyanın önde gelen haber kanalları, İstanbul’daki mitingi ilk haber olarak canlı bağlantılarla izleyecilerine aktardı. ABD ve İngiltere basını da geniş katılıma dikkat çekti ve ordunun bildirisiyle ilgili yorumlara yer verdi

NTV

Güncelleme: 12:39 TSİ 30 Nisan 2007 Pazartesi

 

İSTANBUL - Cumhurbaşkanı seçim süreci ve Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen açıklamanın ardından Türkiye, son olarak İstanbul’daki Cumhuriyet Mitingi’yle dünya basının gündeminde.

İngiliz BBC World televizyonu, İstanbul’daki Cumhuriyet Mitingi’ni gün boyu bültenlerde ilk haber olarak olarak duyurdu.

Çağlayan Meydanı’ndaki muhabirine canlı bağlantı yapan BBC, “Türkiye’de laiklik için dev miting” ifadesini kullandı. BBC, cumhurbaşkanı adayı olan Abdullah Gül’ün İslami geçmişinden kurtulamadığından endişe eden kalabalığın sokaklara döküldüğünü belirtirken, Gül’ün adaylıktan çekilmeyeceği yönündeki ifadesine de yer verdi.

Amerikan CNN televizyonu da “Abdullah Gül’ün adaylığına karşı laiklik yanlısı gösteri” ifadesiyle mitingi özetledi. CNN, mitinge katılan yüzbinlerce kişinin hükümet karşıtı ve Atatürkçü sloganlar attığını vurguladı.


Merkezi Katar’da bulunan ve Arapça’nın yanı sıra İngilizce de yayın yapan El Cezire televizyonu da bültenlerde ilk haber olarak yer verdiği mitingten canlı görüntüler yayınladı ve konuklarle Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirdi.

“Hükümet karşıtı mitinge bir milyonun üzerinde kişi katıldı” sözleriyle gelişmeleri aktaran El Cezire de, yükselen muhalefete rağmen Abdullah Gül’ün adaylığını çekmediğini bildirdi.

YAZILI BASINDA FARKLI YORUMLAR
Cumhuriyet Mitingi’ni dünyadaki birçok gazete de bugün ilk sayfasından okuyucularına duyurdu. İngiliz The Guardian gazetesi mitingle ilgili haberini “Türkler İslamcı cumhurbaşkanını durdurmak için harekete geçti” başlığıyla duyurdu.

“Gerilim krize dönüştü” diyen gazete, soruna barışçı çözümün Avrupa’nın da çıkarına olacağını yazdı.

Times gazetesi de, AB’nin ordunun siyaseten uzak kalması konusundaki ısrarının, laik kesmin hoşuna gitmediğini, bu kesmin orduyu İran türü İslami devrime karşı bir sigorta olarak gördüğünü yazdı.

Amerikan New York Times gazetesi ise mitingi, “Türkiye’de dini yaşam tarzıyla ilgili korku ve rahatsızlık” başlığıyla okuyucularına duyurdu. Gazete, daha dindar olan kişilerin yaşam tarzlarından korkanların dün sokaklara dökülerek protesto gösterisi düzenlediklerini belirtti.

‘ASKERLERİN İÇİNDEN DARBE GEÇİYOR’
Fransa’da yayımlanan Le Figaro gazetesi de mitingi birinci sayfadan okuyucularına aktararak, “Laikler sokakta İslamcılara meydan okuyor”, “Askerlerin içinden darbe geçiyor” manşetlerini kullandı,

Liberation gazetesi ise, “Bir İslamcının cumhurbaşkanlığa seçilmesine karşı Kemalistler yürüyor, askerler bastırıyor” yorumunda bulundu.

İtalya’da yayımlanan Corriere Della Sera gazetesi de “İstanbul meydandaydı: Ne şeriat, ne darbe” başlığını kullandı.

‘OLAĞANÜSTÜ BİR HAL’
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung ise Türkiye’de olağanüstü bir halin hakim olduğu yorumunda bulundu ve “Generaller tehdidi, yüzbinlerce kişinin sokağa dökülüp laik Türkiye istemesi gösteriyor ki, ülkede resmen ilan edilmese de bir olağanüstü hal hakim” igadesini kullandı.

Londra’da Arapça yayımlanan El Hayat gazetesi de, laikliği korumak amacıyla bir milyon kişinin İstanbul’daki mitinge katıldığını, Gül’ün orduyu görmezden gelerek, cumhurbaşkanlığı adaylığında direttiğini belirtti.

 

Elveda Avrupa Birliği!..

Özkök bizi fena halde demokratik standartlara alıştırmıştı. Onun zamanında TSK bu şekilde siyasete karışıp, seçilmişlerin iradesi üzerine ipotek koyamazdı. Böyle bir muhtıra kolay kolay verilemezdi. Hiç şüpheniz olmasın. En büyük kayıp Avrupa Birliği cephesinde yaşanacak

30/04/2007 RADIKAL

ÖMER TAŞPINAR

WASHINGTON - Türkiye'yi kim yönetiyor? Bu soru Batı başkentlerinde çok sorulacak önümüzdeki günlerde. 27 Nisan muhtırasının sonuçlarına şimdiden hazırlanalım.
Her şey iyi gidiyor zannederken bir kez daha uçurumun kenarına geldik. Gerçekten yazık. Son beş yıldır büyük bir ivme kazanmıştı Türkiye. Ekonomide durum düzelmiş, demokratikleşme alanında dev adımlar atılmış, AB ile tam üyelik görüşmeleri başlamıştı. Uluslararası camianın gözünde, İslam dünyasında başka örneği olmayan ciddi bir başarı öyküsü haline gelmiştik. Değiştik, olgunlaştık, kâbus dolu yıllardan sonra nihayet düzlüğe çıktık zannediyorduk. Sadece siyaset ve ekonomi değil, asker de değişti diye kendimizi avutuyorduk. Çok yanılmışız. Meğerse her şey yüzeyselmiş. Kolay kolay değişmiyor kemikleşmiş kurumlar ve mantıklar. Özkök paşa bizi fena halde demokratik standartlara alıştırmıştı. Onun zamanında TSK bu şekilde siyasete karışıp seçilmişlerin iradesi üzerine ipotek koyamazdı. Böyle bir muhtıra kolay kolay verilemezdi.

İkinci lige düştük
Şimdi yapacak fazla bir şey yok. Belki fazla kötümser gelecek ama son beş yılın bütün demokratik kazanımları, bir gecede kaybedildi. Hiç şüpheniz olmasın. En büyük kayıp AB cephesinde yaşanacak. Türkiye'deki tüm AB düşmanlarını tebrik etmek gerekiyor. Bizi istemeyenlere, bizi Batılı görmeyenlere, arayıp da bulamadıkları malzemeyi bir çırpıda verdik. Evet, AB yolu zaten bin bir zorluk doluydu. Ama bütün sıkıntılara rağmen zar zor ilerleyen bir süreç devam ediyordu. Ekonomi, demokratikleşme ve Kürt meselesi için umut dolu bir süreç. Şimdi bir çıkmaz sokağa girdik artık. Zor olanı imkânsız hale getirmekte gerçekten çok başarılıyız. Yarın Sarkozy 'Türkiye AB'ye hazır değil, ordu siyasetin içinde' dediğinde ne diyeceğiz? Kim inanır artık Fransa'ya 'Bırak ırkçılık yapmayı' desek. 27 Nisan muhtırasından sonra bütün dünya gülecek Türkiye Batılı bir demokrasi olduğunu iddia ettiğinde. Birinci ligden ikinci lige düştük artık.
Buydu herhalde CHP'nin ve şanlı ordumuzun istediği. Bir rejim krizi yaratmak ve Türkiye'yi kendi kritik kimlik sorunları içinde boğmak. Hepsi bir başörtüsü uğruna. Kafalarda yaratılan bir paranoya ve toplumu kendi kendine düşmanlaştıran katı bir laiklik anlayışı uğruna. Ama başarılı oldular işte. Ülkeyi istedikleri şekilde Batı'dan uzaklaştırıyorlar. Sormak gerekiyor, resmi söylem ve resmi kafalarda yaratılan bu ilerici-gerici safsatasında kim ilerici, kim gerici? İslamcı ve gerici zannedilenler AB ve müessir medeniyetle kucaklaşmak istiyorlar. Küreselleşme ile barışıklar. Atatürkçü olduklarını zannedenler, Atatürkçülüğü tekellerinde sananlar ise Türkiye'yi hızla Batı'dan koparmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Sorulması gereken soru çok derinlerde ülkemizde. Eğitim sistemimiz, siyasi kültürümüz ve rejimi koruma paranoyası içindeki ordumuz 19. yüzyılın anakronistik 'pozitivist' anlayışına hapsolmuş durumda. 85. yılına yaklaşan Cumhuriyetimiz nasıl insanlar yetiştiriyor? Bu nasıl bir eğitim sistemidir ki, kendilerini ilerici zanneden üniversite hocaları, rektörler 'Ordu göreve' diyerek öğrenci yetiştirmeye devam ediyorlar.

Erken seçim
Bugün gelinen noktada artık bir erken seçim kaçınılmaz görünüyor. Fakat bu durumda bile bu siyasi krizin nasıl atlatılatılacağı meçhul. Zira AK Parti seçimleri açık ara kazansa dahi, askerin başörtüsüne olan itirazı devam edecek. Yani sonuçta AK Parti'nin Vecdi Gönül veya Mehmet Aydın gibi ordu ve rejimin kabul edeceği bir aday göstermesi gerekecek. İşte 2007 yılında Türkiye'de demokrasinin aldığı mesafe bu kadar. AK Parti gibi güçlü bir siyasi iktidar bile askerin isteklerini aşamıyor. Yazının başındaki soruya dönüyoruz gene.
Bu şartlar altında fedakârlık yapmak gene AK Partiye düşecek. Türkiye liberal bir demokrasi olsa, ne Çankaya ne de başörtüsü sorun olurdu. Ama maalesef Türkiye henüz bu kimlik sorunlarına çözüm bulabilmiş değil. Bu nedenle AK Parti'nin çok dikkatli olmaya devam etmesi gerekiyor. Halka hizmet anlayışı, hak edilmiş de olsa Çankaya hesaplarının önünde olmalı. Geçen hafta ifade ettiğimiz üzere AK Parti'nin 2003-2005 yılları arasındaki başarı formülüne dönmesi ülkenin ve partinin yararına olacaktır.
Neydi AK Parti'nin başarı formülü? Parti'nin kuruluş dönemine dönersek daha iyi anlayabiliriz. Bu formül aslında Türkiye'nin gerçeklerini kavrayan bir analizden ibaretti. Bu analize göre Türkiye'nin liberal olmayan bir siyasi rejimi ve katı bir laiklik anlayışı mevcuttur. Bu rejim anlayışı AK Parti'yi ciddi bir tehdit olarak görmektedir. Bu nedenle AK Parti hem kendi beka ve meşruiyeti, hem de Türkiye'nin demokratikleşmesi için iki önemli hedef gütmelidir. İlk hedef partinin sosyal tabanını olabildiğince geniş tutmaktır. Yani AK Parti halkın gözünde sağduyulu ve her kesimi kucaklayıcı olmalıdır. İkinci hedef ise Batı'yla iyi ilişkiler kurmak olmalıdır. Zira Batı ile iyi ilişkiler rejim ve parti arasındaki sorunları azaltacaktır. Birinci hedef Türkiye gibi toplumun mağdurdan yana olduğu sağduyulu bir toplumda hep mümkün.
Fakat ikinci hedefin en önemli kısmı, yani Avrupa Birliği ile iyi ilişkiler artık imkânsıza benziyor.
Peki bütün bunlar Washington için ne anlama geliyor? Maalesef Washington Ankara'da olup biteni yeterince anlamıyor. Demokrasiden bu ciddi uzaklaşma gerektiği şekilde kınanmadı bile. Öyle görünüyor ki, Washington için temel amaç sadece ve sadece 'Türk ordusunu Kuzey Irak'tan uzak tutmak.' Bu amaç için ordu ile arayı mümkün olduğu kadar iyi tutmak gerekiyorsa Washington, Ankara'da olup bitene sesini çıkarmayacak. Kötü bir realizmin kötü bir pragmatizmle buluşması olarak özetlenebilir Washington'ın tavrı. Gittikçe 1990'lı yılların sevimsiz ortamına dönüyoruz. Elveda Avrupa Birliği derken, otoriter bir Türkiye ile çalışmaktan gocunmayan bir ABD ile aynı yatakta olacağız. Gerçekten yazık.

Dr. Ömer Taşpınar: Brookings Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü

Kıbrıslı Türkler, iyileştirilmiş Çözüm planına evet diyecektir

YÜZDE 85 DESTEK ALACAK... Soyer: Annan Planı'nın dâhil edildiği bir müzakere süreci başlarsa ve masaya daha iyileştirilmiş ve halka izah edilmiş bir plan gelirse, bu sefer Kıbrıslı Türklerin %65'inin değil %85'inin desteğini alacağımızı size garanti ederim

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğunun iyileştirilmiş bir çözüm planına "evet" diyeceğine inandığını söyledi.

Soyer, "Annan Planı'nın dâhil edildiği bir müzakere süreci başlarsa ve masaya daha iyileştirilmiş ve halka izah edilmiş bir plan gelirse, bu sefer Kıbrıslı Türklerin %65'inin değil %85'inin desteğini alacağımızı size garanti ederim" dedi.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesine demeç veren Başbakan Ferdi Sabit Soyer, son siyasi gelişmeleri değerlendirdi.

Demecinde 8 Temmuz sürecine değinen Başbakan Soyer, bu konuda gerekli olan şeyin, Kıbrıs Rum tarafının önerdiği "müzakere antrenmanı yapılması" değil, Kıbrıs sorununun özünü müzakere etmek olduğunu vurguladı.

8 Temmuz sürecinde Kıbrıs Rum tarafı ile Teknik Komiteler ve Çalışma Gruplarının nasıl olacağı ve ajandalarında hangi konuların bulunacağını görüştüklerini dile getiren Başbakan Soyer, Teknik Komiteler ile Çalışma Gruplarının aynı anda faaliyete geçmeleri yönündeki öneriyi kabul ettiklerini, ancak Rum tarafının son

anda mülkiyet konusunun Teknik Komitelerde ele alınması önerisini yaptığını anımsattı.

Soyer, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununun özlü konularından biri olduğu için mülkiyet konusunun Çalışma Gruplarında ele alınmasını istediğini kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas gibi Rum yetkililerin "Doğrudan Ticaret Tüzüğü" konusunda yaptıkları açıklamalardan rahatsız olduklarını da dile getiren Soyer, buna rağmen, bir çözümün gerekli olduğuna inandıklarını ifade etti.

Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis'in "Annan Planı'nın otopsi masasında olduğu" şeklindeki açıklamasının sorulması üzerine ise Soyer; "Kıbrıs'ın şu anki mevcut bölünmüş durumdan ötürü ağır yaralı bir şekilde hastanede yatmakta olduğunu, uygun ilacın alınması için çaba sarf edilmesi gerektiğin" ifade etti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Rumlara ait taşınmaz mallarının kullanımına ilişkin bir soruya karşılık olarak ise Soyer; Kıbrıs sorununa en kısa zamanda çözüm bulunmadığı takdirde mülkiyet konusunun daha da kötü bir hal alacağını vurguladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğunun iyileştirilmiş bir çözüm planına "evet" diyeceğine inandığını söyledi.

Soyer, "Annan Planı'nın dâhil edildiği bir müzakere süreci başlarsa ve masaya daha iyileştirilmiş ve halka izah edilmiş bir plan gelirse, bu sefer Kıbrıslı Türklerin %65'inin değil %85'inin desteğini alacağımızı size garanti ederim" dedi.

KIBRIS 30/04/07

 

Hoon: Türkiye'nin AB üyeliği Avrupa'nın çıkarınadır

Hoon, Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesindeki demecinde, Türkiye'nin AB perspektifine de değindi.

Türkiye'nin, "stratejik ve coğrafi özellikleri nedeniyle AB'ye tam üye olarak kabul edilmesinin Avrupa için önem taşıdığını" belirten Hoon, "Şüphesiz, Türkiye'nin tam üyelik perspektifinin devamını stratejik açıdan gerekli görüyoruz, ancak bu, Ankara'nın gerekli reformları gerçekleştirerek, AB'nin koşullarını kabul etmesi ve tüm yükümlülüklerini yerine getirmesini gerektirmektedir" dedi.

Türkiye'nin AB perspektifinin arzu edildiği kadar süratle ilerlemediğini ifade eden Hoon, "Geçen yıl bu konuda, başta Kıbrıs sorunu olmak üzere bazı önemli sorunlarla karşılaştık. Ancak Kıbrıs engelini aşabilirsek Türkiye'nin

AB'ye girmesi hepimizin çıkarına olacaktır. Avrupa'nın büyük Müslüman komşu ülkesi Türkiye'nin Batı ve laiklik yolunda kalması Avrupa'nın çıkarınadır" diye konuştu.

KIBRIS 30/04/07

 

İspanya Dışişleri Bakanı Moratinos, bugün Güney Kıbrıs'a gidiyor

Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunduğu 3 yıl içinde 3'üncü kez (2005 mart ve 2006 ekim) Kıbrıs Rum kesimine gidecek Moratinos'un, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile görüşeceği belirtildi.

İspanya Dışişleri Bakanlığı kaynakları, görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra KKTC'nin durumuyla Türkiye'nin AB sürecinin ele alınacağı kaydedildi.

Moratinos, Yakovu ile organize suç örgütlerine karşı işbirliğini artırmaya yönelik bir anlaşmaya da imza atacak.

Öte yandan Rum radyosunun haberine göre Moratinos bugün sabah Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru'yla, 10.00'da da Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la bir araya gelecek.

İspanyol Dışişleri Bakanı saat 11.00'de Lillikas'la görüşecek. Örgütlü suçla mücadele konulu işbirliği anlaşmasına imza atacak olan iki bakan 12.20'de ortak basın toplantısı düzenleyecek.

Moratinos saat 13.00'te de Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'la görüşecek.

KIBRIS 30/04/07

 

 

Papadopulos %35, Kasulides %30, Hristofyas %21

Rum tarafında 2008 Şubatı'nda yapılacak başkanlık seçimlerinde aday olması olası isimlerle, 5 seçim senaryosuyla ilgili olarak RAI-Gnora tarafından gerçekleştirilen büyük bir araştırmanın sonuçları yayınlandı.

Fileleftheros "Başkanlık Seçimleri Favorisi Tasos Olan ve Pek çok Mesaj Taşıyan Derbi -Kasulides DİSİ'ye Oranla Avantajlı Konumda Başlıyor -Gençler ve Emekliler Başkan'ı Tercih Ediyor -Kadınların Tercihi Kasulides" başlığı altında; 5 ayrı senaryoda geliştirilen başkanlık seçimleri adaylarının birbirleri karşısındaki oy oranlarıyla ilgili haberini şu cümlelerle özetledi:

"Hristofyas'ın girmesi Papadopulos'u; Kasulides'in rakibi olarak ikinci tura gönderir. Başkan Papadopulos Hristofyas'la rakip olursa seçmenlerden %30 oranında oy alır. Papadopulos EUROKO'dan Kasulides'in alacağından daha fazla oy alır. Popülaritesinin yüksek olmasına rağmen Hristofyas'ın diğer partilere nüfuzunda sorunlar var. Markos Kiprianu'nun gaybubetinin (ada dışında olmasından) partisel açıdan bedeli oluyor, DİKO'dan en fazla alabileceği destek %50."

Gazete 5 senaryoyla ilgili şu şablonları yayımladı:

"Yannakis Omiru, Dimitris Şilluris, Dimitris Hristofyas, Yannakis Kasulides ve Tasos Papadopulos'un adaylığı durumunda Rum seçmenden Papadopulos %35, Kasulides %30, Hristofyas %21, Omiru %5, Şilluris %3 oranında oy alacak. Seçmenlerin %3'ü bu adayların hiçbirine oy vermeyeceğini, %1'i boş oy atacağını, % 2'si de görüşünü belirtmek istemediğini söyledi.

Bir Hristofyas-Kasulides-Papadopulos çekişmesinde seçmenlerin %38'i Papadopulos'u, %32'si Kasulides'i, %24'ü Hristofyas'ı destekler. Hiçbir adaya oy vermeyeceğini söyleyenler %3, boş oy atacaklar %1 ve yanıt vermek istemeyenler %2.

Hristofyas-Kasulides-Kiprianu çekişmesinde seçmenlerin %33'ü Kasulides'i, % 33'ü Hristofyas'ı, %27'si Kiprianu'yu destekler. Bu durumda hiçbir adayı tercih etmediğini söyleyenler %3, boş oy atacaklar %2 ve yanıt vermek istemeyenler %2.

Kasulides-Papadopulos çekişmesinde seçmenlerin %55'i Papadopulos'u, % 38'i Kasulides'i destekler, %3'ü adaylardan hiçbirini tercih etmeyeceğini, %2'si boş oy atacağını, %2'si de soruya yanıt vermeyeceğini söyledi.

Kiprianu-Papadopulos çekişmesinde ise seçmenlerin %53'ü Papadopulos'u, %39'u Kiprianu'yu destekleyecek, %3'ü adaylardan hiçbirini tercih etmeyecek, %3'ü boş oy kullanacak, %2'si soruya yanıt vermedi.

Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın aday olması halinde Rum başkanlık seçimlerinin sinir harbi şeklinde geçeceğini yazan gazeteye göre bir Hristofyas-Kasulides-Papadopulos çekişmesinde ikinci tura kalınır, Hristofyas %24'le ilk turda elenir. Hristofyas kendi partisinden ancak %62 oranında destek alır. Papadopulos DİKO'lu seçmenlerin %76'sından, EDEK'li seçmenlerin %71'inden ve EUROKOlu seçmenlerin de %54'ünden destek bulur, DİSİli seçmenlerin %13'ünden de oy alır.

Alithia, AKEL içerisinde Tasos Papadopulos'la ilgili çok büyük bir sorun bulunduğunu ve başkanlık seçimleri konusunun görüşüldüğü AKEL bölge teşkilatlarının toplantılarında Papadopulos'a yönelik olumsuz bir hava hâkim olması nedeniyle Genel Sekreter Hristofyas'ın; partililerin Tasos Papadopulos'u ikinci kez Rum yönetimi başkanlığına seçmeye ikna etmek için çok uğraşması gerekeceğini bildirdi.

Gazete haberi "AKEL'in Çeşitli Toplantılarında Çok Olumsuz Hava -Üç Nedenden Dolayı Tasos'a 'Hayır' -'Kıbrıs Sorununda Değişmedi' -'Hükümetin Politikası Halkçı Değil' -'Başkanlık Döneminde Küçük Bir Kapitalist Grup Oluşturdu'" başlık ve spotlarıyla manşete çıkardı.

Haravgi "Diyalog, Görüşme Konusu Olduğunda Yapılır -AKEL, DİKO ve EDEK; DİSİ'nin İletişim Metotlarına Patladı" başlıklı haberinde Rum Ana muhalefet (DİSİ) partisinin Kıbrıs sorunu ve Rum tarafında yapılacak başkanlık seçimleriyle ilgili olarak hükümet ortağı partilere birer mektup göndererek diyalog çağrısında bulunduğunu bildirdi ve koalisyon ortaklarının DİSİ'ye yanıtlarına yer verdi.

Gazeteye göre AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu "DİSİ sıkışmış ve yalnız kalmış hissettiğinde partiler arası diyalogu hatırlıyor. Diyalog, konuşma konusu olduğunda yapılır. Tamamen farklı siyasi patikalarda bulunduğunu düşündüğün partiyle diyaloga giremezsin. Kimsenin iletişim oyununa katılmak oynamak niyetinde değiliz" dedi.

DİKO Başkan Vekili Yorgos Kolokasidis ise Kıbrıs sorununda DİKO ile DİSİ arasında büyük bir uçurum olduğunu, DİSİ'nin Rum Ulusal Konsey toplantılarına katılmadığı için Başkanı Anastasiadis'in demokratik diyalog gerektiğini söylemesinin; bu çabayla, gerçek ve ciddi bir siyasi diyalog değil siyasi menfaat sağlamayı hedeflediği izlenimi yaratmakta olduğunu söyledi.

EDEK ise siyasi ve ideolojik açıdan örtüştüğü siyasi partilerle işbirliğine gideceğini açıkladı ve "DİSİ liderliği iletişim metotları incelemek istese de halk kendisini takip etmeyecek" görüşünü ortaya koydu.

Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi ise DİSİ'yle diyalogu reddetmemekle birlikte; "başkanlık seçimlerinde DİSİ'yle birleşmeye evet demeyeceğini" kaydetti.

KIBRIS 30/04/07