Tue Mar 13, 2007 2:39PM
GMT
NICOSIA (Reuters) - Turkish Cypriot authorities rejected on
Tuesday Greek Cypriot conditions on opening a major crossing in Nicosia after
tearing down a barrier dividing the capital for almost 40 years.
On March 8, Greek Cypriots demolished the wall on Ledra
Street, a thoroughfare running through the mediaeval town, but said civilians
could not use it until Turkish troops were removed from the area.
"We do not accept any preconditions," said Rasit
Pertev, senior advisor to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
The international community had
welcomed the demolition of the wall as a sign of possibly relaunching peace
talks on the island, where the division is a major obstacle to Turkey's
aspirations of joining the European Union.
Nicosia has been divided into Turkish Cypriot and Greek
Cypriot sections since fighting in the early 1960s, which fanned out across the
island after a 1974 Turkish invasion triggered by a brief Greek-inspired coup.
Turkey keeps about 35,000 troops in the breakaway Turkish
Cypriot state in the north, which is recognised only by Ankara. Greek Cypriots
voted against a U.N. re-unification plan shortly before the island joined the
European Union in 2004.
Turkey has not responded to the Cypriot government's request
to pull its military out.
Pertev told Reuters Turkish Cypriot authorities had removed
a military watchtower from the area and closed all gun placements on
surrounding buildings
There is no military threat in the area. The Greek Cypriots
have not removed their watchtower or gun placements. We call on them to do so
as soon as possible," Pertev said.
Ledra Street is the commercial hub of Nicosia, and draws
thousands of shoppers on the southern side of the street daily.
Turkish Cypriot authorities eased restrictions on civilian
crossings to north Cyprus in 2003 after years of prohibition from the southern
Greek Cypriot side.
NTV
Güncelleme: 18:01 TSİ 16 Mart 2007 Cuma
LEFKOŞA - Talat, Rum
yönetimi, Kuzey Kıbrısta nasıl üretildiğini
bilmediğimiz için sertifika vermedik. Bu nedenle hellimi sakın
Türklerden almayın diye ihraç yaptığımız ülkelerde
kampanya yapacak dedi.
Avrupa
Birliği yetkilileriyle gerçekleştirdikleri temaslarda, hellimin hem
Rumca hem de Türkçe ismiyle tescilinin benimsendiğini hatırlatan
Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının çabasının
bununla sınırlı kalmadığını belirtti.
Talat, Esas üzerinde durduğumuz, hellimin doğru üretilip üretilmediğini
belirleyecek otoritenin kim olacağıdır. Yani Kuzeyde de bunu
tescil eden bir otoriteye ihtiyaç vardır. Bu otorite de elbette bizim
Tarım Bakanlığımızdır dedi.
"Hellim savaşını kazanmalıyız"
16 Mart, 2007 17:19:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi Tarım ve Doğal Kaynaklar
Bakanı Fotis Fotiu, ''Hellim savaşının şimdi
başladığını'' ifade ederek, ''Bu savaşı
kazanmalıyız. Bu bizim tarihimizdir, geleneğimizdir'' dedi.
Fotis
Fotiu, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, KKTC'de
üretilen ve Türkiye aracılığıyla Ortadoğu ülkelerine
ihraç edilen hellimin miktarının çok büyük olduğunu belirterek,
''Bu yasadışı faaliyetlerin durdurulması için'' hellimin en
kısa zamanda ''geleneksel Kıbrıs Ürünü'' olarak tescil edilmesi
gerektiğini kaydetti.
Kıbrıslı Türk hellim üreticileriyle ilgili olarak bugüne kadar
ortaya çıkan sorunun, ürünün tescil işlemiyle
aşılacağını ifade eden Rum bakan, Rum yetkili
makamlarının, ''hastalıklar ve kontrol yetersizlikleri
nedeniyle'' KKTC'de üretilen hellimlerin geçişine itiraz ettiğini
söyledi.
Hellim konusuyla ilgili savaşın ''şimdi
başladığını'' dile getiren Fotis Fotiu, ''Zorluklar
şimdi başlıyor'' ifadesini kullandı.
''En iyi çözümü ve açıklamayı sunduklarını, ancak
mesajların doğru şekilde alınmadığının
görüldüğünü'' belirten Fotiu, kendilerinin itirazlara ve 3-4 haftalık
gecikmeye rağmen yollarına devam ettiklerini, bu savaşı
kazanacaklarına dair iyimser olduğunu kaydetti.
Fotiu, ''Bu savaşı kazanmalıyız. Bu bizim tarihimizdir,
geleneğimizdir'' diye konuştu.
Amaç KKTCnin ihracatını kesmek
Kıbrıs Rum yönetimi Avrupa Komisyonuna yaptığı
müracaatta, hellim peynirinin ''Halloumi'' olarak tescil edilmesi ve bu ürünle
ilgil denetim onay yetkisinin Rum Tarım Bakanlığına
verilmesini talep etmişti.
Kıbrıslı Türk üreticiler ise Rumların bu talebine AB
nezdinde itiraz ederek, peynirin sadece ''Halloumi'' olarak değil
''hellim'' olarak da tescil edilmesini, Rum Tarım
Bakanlığının KKTC'de yetkili olamayacağını
belirterek, KKTC'de üretilen hellimlerin kontrolü için Kıbrıs Türk
Sanayi Odasının yetkili kılınmasını
istemişti.
KKTC,, başta Arap ülkeleri olmak üzere 2006 yılında 20 milyon
ABD doları tutarında hellim ihraç etti. Bu miktar, KKTC'den
yapılan ihracın yaklaşık üçte birine denk geliyor. Rum
yönetimi bu girişimle, KKTC'nin hellim ihracatını da kesmek
istiyor.
|
||
|
|
||
|
LONDRA(ANKA) |
||
|
|
||
|
Türkiye ile AB arasındaki
ilişkilerin yokuş aşağı gittiği öne sürüldü.
The Economist dergisi, Türkiyenin AB üyelik sürecinin kopmasının
yan etkilerinin felaket olacağı uyarısını
yaptı. The
Economist dergisi, Avrupa Birliği'nin kuruluşunun 50.
yıldönümü nedeniyle birliğe ilişkin geniş bir dosya
hazırladı. BBC Türkçe Servisine göre, Avrupa Birliği'nin
genişleme stratejisini irdeleyen The Economist, genişleme
stratejisini Avrupa Birliği'nin en başarılı
politikası olarak nitelendirdi. İngiliz
dergisi, Türkiye için de Türkiye de, tam üyelik şansını
arttırabilmek için siyasi, ekonomik ve toplumsal alanda toptan
değişiklikler gerçekleştirdi diye yazdı. |
HURRIYET 16/03/07
Kıbrıs Rum yönetimi Tarım ve
Doğal Kaynaklar Bakanı Fotis Fotiu, ''Hellim savaşının
şimdi başladığını'' ifade ederek, ''Bu
savaşı kazanmalıyız. Bu bizim tarihimizdir,
geleneğimizdir'' dedi.
Fotis Fotiu, konuyla ilgili olarak
yaptığı açıklamada, KKTC'de üretilen ve Türkiye
aracılığıyla Orta Doğu ülkelerine ihraç edilen
hellimin miktarının çok büyük olduğunu belirterek, ''bu
yasadışı faaliyetlerin durdurulması için'' hellimin en
kısa zamanda ''geleneksel Kıbrıs Ürünü'' olarak tescil edilmesi
gerektiğini kaydetti.
Kıbrıslı Türk hellim
üreticileriyle ilgili olarak bugüne kadar ortaya çıkan sorunun, ürünün
tescil işlemiyle aşılacağını ifade eden Rum
bakan, Rum yetkili makamlarının, ''hastalıklar ve kontrol
yetersizlikleri nedeniyle'' KKTC'de üretilen hellimlerin geçişine itiraz
ettiğini söyledi.
Hellim konusuyla ilgili savaşın
''şimdi başladığını'' dile getiren Fotis Fotiu,
''Zorluklar şimdi başlıyor'' ifadesini kullandı.
''En iyi çözümü ve açıklamayı
sunduklarını, ancak mesajların doğru şekilde
alınmadığının görüldüğünü'' belirten Fotiu,
kendilerinin itirazlara ve 3-4 haftalık gecikmeye rağmen
yollarına devam ettiklerini, bu savaşı kazanacaklarına dair
iyimser olduğunu kaydetti. Fotiu, ''Bu savaşı
kazanmalıyız. Bu bizim tarihimizdir, geleneğimizdir'' diye konuştu.
HELLİM KAVGASI
Kıbrıs Rum yönetimi Avrupa Komisyonuna
yaptığı müracaatta, hellim peynirinin ''Halloumi'' olarak tescil
edilmesi ve bu ürünle ilgil denetim onay yetkisinin Rum Tarım
Bakanlığına verilmesini talep etmişti.
Kıbrıslı Türk üreticiler ise
Rumların bu talebine AB nezdinde itiraz ederek, peynirin sadece
''Halloumi'' olarak değil ''hellim'' olarak da tescil edilmesini, Rum
Tarım Bakanlığının KKTC'de yetkili
olamayacağını belirterek, KKTC'de üretilen hellimlerin kontrolü
için Kıbrıs Türk Sanayi Odasının yetkili
kılınmasını istemişti.
KKTC,, başta Arap ülkeleri olmak üzere 2006
yılında 20 milyon ABD Doları tutarında hellim ihraç etti.
Bu miktar, KKTC'den yapılan ihracın yaklaşık üçte birine
denk geliyor. Rum yönetimi bu girişimle, KKTC'nin hellim
ihracatını da kesmek istiyor.
MILLIYET 16/03/07
Avrupa Parlamentosu'nda gözlemci oluyoruz
"GÜZEL BİR
GELİŞME"... Kıbrıslı Türk diplomatik
kaynakları, AP Başkanlık Divanı tarafından raporun
onaylanmasını "güzel bir gelişme" olarak
nitelendirerek, bunun Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar
altında olduğunun teyidi olduğunu ve Kıbrıslı
Türklerin AP'de temsiliyetine ilişkin önemli bir tespiti ortaya
koyduğunu vurguladı. Yetkili, AP Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun
görev süresinin 2009 yılına kadar onaylanmasını,
Kıbrıs Türk tarafının grup ile bir yıl boyunca
yaptığı temasların başarılı olduğunun
bir göstergesi olarak nitelendirdi
Avrupa Parlamentosu (AP)
Başkanlık Divanı, Kıbrıslı Türklerle ilgili
olarak 2005 yılında kurulan "AP Yüksek Seviyede Temas
Grubu"nun hazırladığı raporu ele aldı ve kabul
etti. AP Başkanlık Divanı, grubun görev süresinin devam etmesini
de kararlaştırdı.
Avrupa Parlamentosu'nun
Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkanı
Françoise Grossetete tarafından Başkanlık Konferansı'na
sunulan rapor, toplantıda üzerinde bir değişiklik
yapılmadan kabul edildi.
Rapor,
Kıbrıslı Türklere Avrupa Parlamentosu'nda temsiliyet
tanınması önerisinde de bulunuyor.
Avrupa Parlamentosu'nda
Kıbrıslı Türk milletvekillerine gözlemci statüsü
tanınması konusunun yeniden Avrupa Parlamentosu Başkanlık
Konferansı'nda ele alınacağı belirtiliyor.
Grossetete
yaptığı yazılı açıklamada, Temas Grubu raporunun
Avrupa Parlamentosu Başkanlık Konferansı'nda kabul
edildiğini belirtti.
Grossetete,
Kıbrıs birleşinceye kadar Türkçe'nin Avrupa Birliği'nde
resmi dil olmasına karşı olduğunu da ifade etti.
AP Başkanı Hans
Gert Poettering yaptığı açıklamada, Temas Grubu'nun gelecek
dönemde Kıbrıs Türk tarafına yapacağı ziyaretleri
sürdürmesi konusunda Başkanlık Divanı'nın görüş birliği
içinde olduğunu söyledi.
Poettering, Kıbrıslı
Türk iki parlamenterin AP toplantılarına "gözlemci
statüsüyle" katılması yolundaki talebe ilişkin olarak dün
karar alınmadığını da belirtti.
A.A'nın haberine
göre, Temas Grubu'nun kurulmasında önemli rol oynayan ve Kuzey
Kıbrıs üzerindeki izolasyonların hemen
kaldırılmasını isteyen Yeşiller Grubu,
Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AP toplantılarına
katılması konusunu dünkü görüşmede öncelikle gündeme getirdi.
Ancak Başkanlık Divanı'nda diğer grupların gerekli
desteği vermemesi üzerine, bu konuda Kuzey Kıbrıs'ı memnun
edecek karar çıkmadı.
Toplantıda söz alan
Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eş Başkanı Daniel Cohn
Bendit, Kıbrıslı Türklere Avrupa Parlamentosu'nda gözlemci statü
verilmesinin gerekli olduğunun altını çizdi.
Bendit, "Avrupa
Parlamentosu'nda iki Kıbrıslı Türk milletvekiline gözlemci
statüsü tanınması zamanı gelmiştir" diye konuştu.
Toplantıda Bendit'e, Avrupa Parlamentosu Sosyalist ve Liberal gruptan
destek geldi.
AP Kıbrıslı
Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Alman Yeşil Cem Özdemir de
konuyu değerlendirirken, "Başkanlık Konferansı'nda tüm
engellemelere rağmen raporun değiştirilmeden kabul edilmesi
önemli. Şimdi uygulama süreci başlıyor. Bundan sonra Avrupa
Birliği platformlarında özellikle Avrupa Parlamentosu'nda
Kıbrıslı Türklerin sorunlarının daha iyi
anlaşılması için elimizde artık önemli bir argüman
var" dedi.
Cem Özdemir, Türkçe'nin
Avrupa Birliği'nde resmi dil olması içinde çaba
harcayacaklarını kaydetti.
Kıbrıs Türk
tarafı, raporun
onaylanmasından
tatmin
Kıbrıslı
Türk diplomatik kaynakları, AP Başkanlık Divanı
tarafından raporun onaylanmasını "güzel bir
gelişme" olarak nitelendirerek, bunun Kıbrıslı
Türklerin izolasyonlar altında olduğunun teyidi olduğunu ve
Kıbrıslı Türklerin AP'de temsiliyetine ilişkin önemli bir
tespiti ortaya koyduğunu vurguladı.
KIBRIS'a raporun
onaylanmasını değerlendiren yetkili, AP Yüksek Seviyede Temas
Grubu'nun görev süresinin 2009 yılına kadar onaylanmasını,
Kıbrıs Türk tarafının grup ile bir yıl boyunca yaptığı
temasların başarılı olduğunun bir göstergesi olarak
nitelendirdi.
Bu, AP nezdinde tüm
sorunlarımızın kayıt altında
alındığını gösteriyor. Rapor değişiklik
yapılmadan kabul edildi. Rapor bizim için tatminkardır, ancak bu daha
mücadelenin başlangıcıdır" diye konuştu.
Raporda neler yer alıyor?
Temas Grubu'nun
hazırladığı raporda, adada düzenlenen referandumun
ardından AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve konsey
tarafından kabul edilen, Kıbrıslı Türklerin ihracat
yapmasına olanak sağlayacak ticaret tüzüğünün hayata
geçirilmesine destek veriliyor.
Geçen yıl KKTC'ye üç
ayrı ziyaret ve buradaki siyasi parti yöneticileri ile sivil toplum
örgütleri temsilcileriyle yapılan temasların ardından kaleme
alınan taslak raporda, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar sonucu
içinde bulunduğu olumsuzluklara dikkat çekiliyor.
"Kıbrıslı
Türklerin yaşam standardında, izolasyonlara rağmen 2004
yılından bu yana düzelme olduğu" yorumu yapılan
raporda, bu durum, "özellikle turizmdeki ve dış
yatırımdaki artışa" bağlanıyor.
Kıbrıslı
Türklere yönelik izolasyonların ticaret, eğitim ve spor gibi
alanlardaki olumsuzluklarına dikkat çekilen raporda, özellikle eğitim
alanında gençlerin çektiği sıkıntılara atıfta
bulunuluyor.
Raporda, "adanın
iki kesiminde yönetimlerin, ifade özgürlüğü, sanat ve basın
alanındaki uygulamalarının uzlaşı
arayışlarını olumsuz etkilediği" eleştirisi
yapılıyor.
Lefkoşa'nın
kuzeyinde AB Komisyonu'nun bir büro açması ve Kuzey Kıbrıs'a
yönelik mali yardımın, önemli bir dönemin başlangıcı
olacağı kaydedilen raporda, yapılacak 250 milyon Euro tutarındaki
mali yardımın, AB Komisyonu'nun Kıbrıslı Türklere
vereceği desteği artıracağı ifade ediliyor.
Raporda, Temas Grubu'nun,
adanın iki kesimindeki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri
arasındaki temasların güçlenmesine önem vereceği
vurgulanıyor.
Temas Grubu'nun raporunda,
adada iki toplum arasındaki eğitim ve spor gibi alanlarda
işbirliğinin artırılmasına da destek verileceği
belirtiliyor.
KIBRIS 16/03/07
AB Konseyi, Kıbrıs'taki Kayıp Şahıslar Komitesi'ne maddi yardım yapsın
AP Genel Kurulu,
Kıbrıs'ta kayıp şahıslar ile ilgili tavsiye karar
tasarısını oylayarak kabul etti.
Başta BM olmak üzere,
AB, Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gibi
kurumların ilgili kararlarına atıfta bulunulan kararda, konunun
iki toplum açısından insani boyutuna dikkat çekildi.
Kararda,
Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında konuyu
araştırmak üzere kurulan komitenin, BM'nin girişimiyle
çalışmalarını yeniden başlattığı
hatırlatıldı ve bu çalışmaların sonunda bazı
ilerlemeler sağlandığı ifade edildi.
Söz konusu komitenin,
Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarıyla dürüst ve içten
bir işbirliğiyle çalışmalarını
hızlandırması tavsiye edilen kararda, AİHM'nin konuyla
ilgili kararlarına uyulması çağrısı yer aldı.
Kararda, AB Komisyonu,
Konseyi ve Parlamentosu'nun konuyla etkin şekilde ilgilenmesi istendi.
Kayıp
Şahıslar Komitesi: AP, Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin
çalışmalarını sürdürmesini istedi
Kayıp
Şahıslar Komitesi, Avrupa Parlamentosu'nun, komitenin
çalışmalarını içtenlikle
karşıladığına ve çalışmalarını
sürdürmesi çağrısı yaptığına işaret etti.
Kayıp
Şahıslar Komitesi'nden yapılan açıklamada, Avrupa
Parlamentosu'nun, Avrupa Komisyonu ile Konseyi'ne de Kayıp
Şahıslar Komitesi'ne maddi destek vermesi çağrısında
bulunduğuna dikkat çekildi.
Avrupa Parlamentosu
Milletvekili Panayiotis Dimitriu tarafından kaleme alınan karar
taslağının önceki akşam
tartışıldığı ve parlamentodaki siyasi grup
başkanlarından da tam destek alarak dün onaylandığı
belirtilen açıklamada, Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph
Borrell'in Kayıp Şahıslar Komitesi üyeleri Gülden Plümer Küçük,
Elias Georgiades ve Christophe Girod'un genel kurul toplantısında
bulunmasından dolayı memnuniyetini dile getirdiği belirtildi.
Açıklamada parlamento
üyelerinin Kayıp Şahıslar Komitesi üyelerini ayakta
alkışladıkları da kaydedildi.
KIBRIS 16/03/07
Soyer: Önce Lokmacı, sonra Yeşilırmak
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Yeşilırmak kapısının açılmasına
ilkesel anlamda karşı olmadıklarını, ancak
Lokmacı Kapısı'nın durumu netleşmeden
Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasına
"balıklama dalmalarının" mümkün
olmadığını söyledi.
Soyer, Lokmacı
kapısında halkın sağlıklı geçişini
sağlayacak koşulların yaratılacağını da
bildirdi.
Dün denetim amacıyla
toplanan Cumhuriyet Meclisi'nde gündem Lokmacı ve Yeşilırmak
kapılarının açılması idi.
Bu konuda gündem
dışı bir konuşma yapan Barış ve Demokrasi
Hareketi (BDH) Lefkoşa Milletvekili Mustafa Akıncı, Türk
tarafının, Lokmacı kapısının açılması
konusunda, önceden olduğu gibi aktif politikalar üretip, süratle
pozisyonunu netleştirmesi gerektiğini söyledi. Akıncı, daha
sonra da Yeşilırmak kapısı için girişimde
bulunulmasını istedi.
Başbakan Soyer de
Akıncı'yı yanıtlarken, bu konuda Türk tarafının
tutumunu ortaya koydu.
Akıncı:
Lokmacı'yla ilgili yeni eylem politikası şart
Akıncı,
Lokmacı kapısıyla ilgili yeni bir eylem politikası
belirlemek gerektiğini, bunun yapılmaması halinde "suçlu
taraf" olunabileceğine işaret etti ve "tapınak"
diye nitelenen duvar yıkıldıktan sonra oluşan yeni duruma
uygun adımların hemen atılması gerektiğini belirtti.
Lokmacı'daki
duvarın yıkılmasının hemen ardından Rum
tarafının Yeşilırmak kapısının
açılması girişiminde bulunmasının, Türk
tarafının Güzelyurt Kapısı'ndaki girişimini
hatırlattığına dikkat çeken Akıncı, kapılar
konusunda bugüne kadar aktif politika güden Türk tarafının aniden
pasifleşmesini doğru bulmadığını ifade ederek,
mevcut söylemlerle bir yere varılmasının mümkün
olmadığını kaydetti.
Akıncı,
kapsamlı çözüm arayışı devam ederken, daha fazla kapı
açma girişimine devam etmek gerektiğini söyledi. Lokmacı
Barikatı'yla ilgili politikanın süratle netleştirilip,
Yeşilırmak için girişimde bulunmak gerektiğini belirten
Akıncı, siyasilerin bu kapıların açılması
konusunda öncülük yapmasının şart olduğunu kaydetti.
Lokmacı
Kapısı'nın sadece yayalara açılması halinde,
halkın arasından askeri araçların geçmesinin doğru
olmayacağını söyleyen Akıncı, bölgede
karşılıklı askersizleştirmenin şart olduğunu
savundu. Akıncı, hükümet ile cumhurbaşkanının
Lokmacı konusunda süratle çalışmalar yapıp, gerekli
kararları üretmesi ve kafa bulandırmayacak net politikalar üretmesi
gerektiğini söyledi. Akıncı, bu konuda gerekli kararlar
üretilmemesi ve kapının açılmaması durumunda, tüm
sorumluluğun Türk tarafının omuzlarında
kalacağını belirtti.
Soyer: Atak politika
izlemeye devam ediyoruz
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Akıncı'yı yanıtlarken, Lokmacı
Kapısı'nda, herkesin sağlıklı geçişini
sağlayacak koşulların getirileceğini söyledi. Soyer,
Yeşilırmak kapısının açılmasına ilkesel
anlamda karşı olmadıklarını, ancak Lokmacı
Kapısı'nın durumu netleşmeden Yeşilırmak
Kapısı'nın açılmasına "balıklama
dalmalarının" mümkün olmadığını da belirtti.
Soyer, Kıbrıs
Türkü'nün çözüm ve iki toplum arasındaki ilişkilerin
iyileştirilmesi konusunda atak politika izlemeye devam ettiğini
söyledi.
Çözüm sürecinde,
Kıbrıs Türkü'nün temel çıkarlarını koruma
politikası güdüldüğüne işaret eden Soyer, Güney
Kıbrıs'taki hakimiyetçi anlayışın yaratmaya
çalıştığı çözümsüzlük siyasetinin, dünya gerçeği
karşısında yaşama şansı
bulunmadığını kaydetti.
Soyer, özellikle
Lokmacı Kapısı'ndan sağlıklı geçişin
sağlanabilmesi konusunda gösterdikleri hassasiyete dikkat çekerek,
bölgedeki duvarlardan birini yıkıp kapının
açılması konusunda gerekli ilk adımın da Türk
tarafınca atıldığını belirtti.
Lokmacı
Kapısı konusunda Türk tarafının girişimi
sonrasında yaşanan köprü krizi ve diğer gelişmelere de
değinen Soyer, baskılar sonucunda duvarı yıkmak zorunda
kalan Rum tarafının, bayrak ve sembol tartışması
yaratmasının ardından bölgeye hemen bir nöbetçi kulübesi ve
bayrak diktiğine işaret etti.
Başbakan Soyer,
duvarın yıkılmasının ardından Güney
Kıbrıs'ta meydana gelen protesto olaylarını da
hatırlatarak, bunun, Rum hükümetini oluşturan partilerin duruş
ve politikalarından kaynaklandığını belirtti. Soyer,
Rum siyasilerin protesto yapanları değil de barış gösterisinde
bulunanları eleştirmesinin ise düşündürücü olduğunu
söyledi.
Rumların bu
duruşu karşısında akılcı siyasetin şart
olduğunu kaydeden Soyer, barış-eşitlik temelinde çözüm
siyasetinin devam ettirilip, Lokmacı Kapısı'ndan
sağlıklı geçişlerin sağlanmasının temel
hedef olduğunu belirtti.
Soyer, geçişlerin
nasıl sağlıklı olacağı konusunu görüşmeye
hazır olduklarını kaydederek, sağlıklı
geçişin olabilmesi için bölgedeki eski binaların tamiri ve benzeri
unsurların gündeme geleceğini söyledi.
Lokmacı'da güvenli ve
sağlıklı geçiş sağlanması
anlayışıyla hareket ettiklerini belirten Soyer, konuyu BM ile
işbirliği içinde çok dikkatli bir şekilde ele
aldıklarını anlattı. Soyer, amacın kapının
hemen açılması olduğunu, ancak Bostancı
Kapısı'ndaki deneyimden sonra Lokmacı'nın ne zaman
açılacağı konusunda kesin bir şey söylemek
istemediğini kaydetti.
Lokmacı sanki
Aşil'in topuğu
Lokmacı
Kapısı tartışmalarıyla birlikte gündeme getirilen
sembol, bayrak tartışması ve "hamaset dolu
edebiyatlar"dan duyduğu rahatsızlığı dile getiren
Soyer, bu tartışmaları yapan kişilerin,
Denktaş-Klerides ikilisinin 2002'de "bayrak ve güvenlik"
konusunda vardığı anlaşmayı göz ardı
ettiğini belirtti.
Başbakan Soyer,
bayrak konusunu istismar eden siyasetler üretildiğine işaret ederek,
çözümsüzlüğü siyaset edinen çevrelerin, Lokmacı'da köprünün
kaldırılması sonrasında başlattıkları
"güvenlik" tartışmasının ise yersiz olduğunu
söyledi.
Özellikle UBP Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun Ankara ziyaretinde
yaptığı "güvenlik tehlikeye sokuldu" açıklamalarının
şaşkınlık yarattığını kaydeden Soyer,
şöyle devam etti:
"Sanki Lokmacı
kapısı sağlıklı geçişe açılırsa,
Kıbrıs Türk halkının güvenliği tehlikeye
düşecekmiş. Sanki Lokmacı Aşil'in topuğu... Ok
atacaklar, Aşil'i buradan vuracaklar ve Kıbrıs Türk halkının
güvenliği sarsılacak..."
Başbakan Soyer, Güney
Kıbrıs'tan Lokmacı konusunda yükselen "güvenlikli
geçiş için bölge askersizleşmeli" seslerine de değinerek,
şunları söyledi:
"Sanki 100 metrelik
mesafenin içinde sivil insan yürüdüğünde, güvenliği ciddi şekilde
sarsılacak... Bu insan bu tarafa geçip, Mağusa-Lefkoşa
arasında yürüdüğü zaman askeri geçişlerle
karşılaşmaz mı? Aynı şekilde Kıbrıs
Türkü Güney Kıbrıs'a geçtiğinde asker, polis ve buna
bağlı sistem içinde yürümüyor mu?"
Yeşilırmak
kapısı
Başbakan Soyner, bir
çıkmaz içinde yaşayan Pirgo köylülerinin durumunu, 30
yıldır izolasyon ve ambargo altında yaşayan bir
Kıbrıslı Türk olarak çok iyi anladığını,
ancak Lokmacı Kapısı netleşmedikçe, ilkesel anlamda
açılmasına karşı olmadıkları Yeşilırmak
Kapısı'nın açılmasına "balıklama
dalmalarının" da mümkün olmadığını belirtti.
Yeşilırmak
Kapısı'nın, çok kötü durumdaki bölge yolları
yapılmadan açılmasının, cinayete davetiye çıkarmak
olacağını kaydeden Soyer, köyün içinden geçen yolun
yapımı için çok büyük kaynak gerektiğinden, konunun çok iyi
planlanmasının şart olduğunu söyledi.
Soyer, Karayolları
Dairesi'nin bölgede çok ayrıntılı çalışmalarda
bulunduğunu ve önümüzdeki günlerde konuyla ilgili bir raporu hükümete
sunacağını kaydetti.
KKTC'nin
Güzelyurt-Lefkoşa anayolu ile Güzelyurt-Lefke yolunun
iyileştirilmesine öncelik verdiğine işaret eden Soyer,
Lokmacı'da "güvenlikli geçiş" ısrarında bulunan
Rum Lider Papadopulos'un Yeşilırmak'da "sağlıklı
geçişin" dahi olmadığı yollarda kapı
açılması talebinde bulunmasına anlam veremediğini belirtti.
KIBRIS
16/03/07
Beyarmudu ve Pile'yle ilgili yanlış bilgiler reddedildi
Ulusal Birlik Partisi
Lefkoşa Milletvekili Hüseyin Özgürgün, Avrupa Konseyi Hukuk ve İnsan
Hakları Komitesi'nin Strazburg'da Kıbrıs'taki İngiliz
Üsleri hakkındaki raporunun görüşüldüğü toplantısına
katılarak, raporun ekinde yer alan Beyarmudu ve Pile isimlerinin 1974
sonrasında değiştirildiğine ilişkin yanlış
bilgileri reddetti.
Özgürgün'ün UBP Basın
Bürosu aracılığıyla yaptığı açıklamaya
göre Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne Kıbrıs'taki
İngiliz Üsleri hakkında bir şikâyette bulunuldu. Şikâyette
İngiliz üslerinden kalkan uçakların yarattığı ses
kirliliği, üsler polisinin geçişlerde yarattığı
sıkıntılar ve Dikelya, Beyarmudu, Pile, Ağrotur'da üsler
nedeniyle halkın yaşadığı ekonomik güçlükler dile
getirildi.
Bu şikâyet üzerine
konsey üyelerinden Michael Gross geçen ocak ayında raportör olarak
görevlendirildi. Mart ayında görüşülen rapor nisan ayında
oylanacak.
Gross'un
hazırladığı raporda İngiliz hükümetine uçakların
yarattığı ses kirliliğinin azaltılması,
polislerin yarattığı sıkıntıların
giderilmesi ve ekonomik rahatlamanın sağlanması için önlemler
alması çağrısında bulunuldu.
UBP Milletvekili Özgürgün,
bu çağrının yanında raporda Kıbrıs Türk
tarafının kabul edemeyeceği hatalar
yapıldığını, raportör Michael Gross'un
"Beyarmudu" ve "Pile"nin isimlerinin daha önce
"Pergamos" ve "Pyla" olduğunu ve "1974
sonrasında Türk askeri otoritelerinin baskısıyla
değiştirildiğini" iddia ettiğini kaydetti.
Konunun Cumhuriyet
Meclisi'ne yansımasının ardından CTP Milletvekili Özdil
Nami başka bir toplantıda olduğu için
başkanlığın istemi üzerine Avrupa Konseyi Hukuk ve
İnsan Hakları Komitesi'nin bu konudaki toplantısına
kendisinin katıldığını bildiren Özgürgün,
toplantıda dile getirdiklerini de şöyle özetledi:
"Beyarmudu tamamen
Türk köyüdür. 1960'ta yapılan nüfus sayımında ise bu köyümüzde
bine yakın Türk'ün yaşadığı
saptanmıştır.
Pile ise karma bir köydür.
Birçok köyün olduğu gibi bu köyün de Türkçe, Yunanca ve İngilizce olarak
üç adı vardır. Türk askeri gelmeden de bu üç isim
kullanılıyordu, geldikten sonra da kullanılmaya devam edildi.
Türk Ordusu
Kıbrıs'ta 1960 Garanti Antlaşmasının bir sonucu olarak
bulunmaktadır ve bizim için bir güvenlik gücüdür.
KKTC'deki siyasi kararları
siyasi otorite verir. Bizim bir meclisimiz, bunun içinden çıkan bir icra
organımız vardır. Olayları bunun dışına
çekmek yanlıştır."
KIBRIS
16/03/07
Hellim producers fear halloumi trademark could wreck $20 million export
trade
By Simon Bahceli
TURKISH Cypriot hellim producers in the north stepped up their campaign to
have the national cheese of Cyprus patented under its Turkish name, as well
as its Greek name halloumi, by staging a "hellim festival" in the
buffer
zone at the Ledra Palace yesterday.
Handing out samples of the delicacy to the accompaniment of traditional
music and folk dancing, producers of the white rubbery cheese said they
were seeking to alert the EU to the fact that hellim, or halloumi, is
produced, and has been produced, by members of both communities for
centuries.
"This is a reaction to the one-sided attempt by Greek Cypriot halloumi
producers to register the cheese in their name," Turkish Cypriot Chamber
of
Commerce head Salih Tunar told the Cyprus Mail at yesterday's event held
under blazing spring sunshine.
"Cyprus has two official languages, Turkish and Greek. Therefore, the
registration of this traditional product should be as 'hellim' and
'halloumi'," he added.
Argument has been raging between the two communities over origin and
composition of the cheese since Turkish Cypriot producers learned earlier
this month of Greek Cypriot intentions to register it solely under the
Greek name halloumi.
Producers in the north say that if the Agriculture Ministry succeeds in
registering the cheese under its Greek name alone, their operations under
the name hellim will be rendered illegal. They and the Chamber of Trade
have written to the Agriculture Ministry and the EU protesting against what
they describe as the ministry's one-sided move. They say their objections
are now being reviewed by the EU.
Beyond the name issue, hellim producers and the Chamber of Commerce also
had a political message they wished to convey to the Greek Cypriots and EU.
Tunar's statement that "Greek Cypriot authorities do not have control in
north Cyprus, therefore quality control should be done by Turkish Cypriot
bodies" will be seen as a reiteration of wider Turkish Cypriot demands for
implementation of an EU proposal for direct trade between the breakaway
state and the EU. The trade proposal has been on hold since 2004, mainly
due to Greek Cypriot concerns that allowing its implementation would lead
to tacit recognition of the north as a separate state on the island.
However, hellim producers and the Chamber counter the argument by citing
protocol 10 of Cyprus's EU accession agreement which says that the Republic
of Cyprus does not exercise control north of the Green Line dividing the
island.
"Therefore, we need a separate authority that can inspect production
quality in the north," Salih said, adding that his Chamber would be the
right body for the job.
He added that Greek Cypriot suggestions for the eventual extension of the
Green Line regulation, which allows the sale of Turkish Cypriot products in
the south, to include meat and dairy products, would not be sufficient to
satisfy the demands of Turkish Cypriot producers.
"We want to export our products directly from Famagusta," Tunar said,
and
added his belief that "direct trade will happen. It has to". Turkish
Cypriot trade organisations have been vocal in their criticism of the Green
Line regulation, saying it is not wide-reaching enough to make a
significant difference to the Turkish Cypriot economy. They cite figures
showing that exports resulting from the regulation amount to little over a
million dollars per year. Exports from the unrecognised port in Famagusta,
however, account for a little over $60 million.
The hellim/halloumi issue is of great importance to the Turkish Cypriot
economy, providing almost a third of revenue earned through visible
exports. Last year, producers say, around 210,000 tonnes were exported via
Famagusta to Turkey and Middle Eastern states earning around $20 million
dollars. Producers fear that if the cheese is registered only as halloumi
this trade would be lost.
CYPRUS MAIL
METRO
A
father and his two children have died in a house fire on a British military
base in Cyprus.
The blaze
broke out on Saturday night at the RAF Akrotiri, near the coastal city of
Limassol. The Ministry of Defence confirmed the victims were all British but
said their names would not be released until relatives had been informed.
'It
is with deep regret that we can confirm that a house fire at RAF Akrotiri has
tragically resulted in the deaths of three people,' an MoD spokeswoman said.
'Our
thoughts, prayers and sympathies are with the family and friends of the
deceased at this very difficult time.'
An inquiry
into how the fire started is already under way.
Britain
has maintained two bases on Cyprus, at Akrotiri and Dhekelia, since the island
gained independence in 1960.
They
are home to two resident infantry battalions, as well as engineers, medics and
military police.
When
Turkey invaded northern Cyprus in 1974, establishing the disputed Turkish
Republic of Northern Cyprus, their military advance halted when they reached
the British bases.
Two
weeks ago, the Green Line, the wall which separates the two halves of Cyprus,
was demolished to make the opening of a sixth crossing between the Greek and
Turkish sides possible.
Although
hailed as an act of 'great significance' by the UN, the street will be opened
to the public only when Greek demands for the removal of Turkish flags and
soldiers are met.
Cumhurbaşkanı Talat: Rumların amacı, hellim
ihracatımızı engellemektir
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Tarafı'nın
hellimi tescil etmek istemesindeki esas amacının, KKTC'nin hellim
ihracatını engellemek olduğunu söyledi. Talat, "`Bunun
adı 'Hallumi'dir. Tamam üretilip, üretilmediği için sertifika
vermedik. Bundan dolayı sakın bunu almayın' diye ihraç
yaptığımız ülkelerde kampanya yapacaklar" dedi.
AB yetkilileriyle gerçekleştirdikleri temaslarda, hellimin iki
isimde tescilinin kaçınılmaz olduğu izlenimi edindiklerine
işaret eden Talat, Türk tarafının hellim konusunda verdiği
mücadelenin de hellimin sadece "Hallumi" olarak değil,
"Hellim" olarak da tesciliyle sınırlı
olmadığını belirtti. Talat, "Esas üzerinde
durduğumuz, hellimin, hellim olduğunu, o kabul edilecek formülle
üretilip, üretilmediğini belirleyecek otoritenin kim
olacağıdır... Yani Kuzey'de, hellimin hellim olduğunu
tescil eden bir otoriteye ihtiyaç vardır. Bu otorite de elbette bizim
Tarım Bakanlığımızdır" dedi.
AB'nin Tarım Bakanlığı'nı otorite olarak kabul
etmesi durumunda dahi Birliğe süt ürünleri ya da hayvansal ürün
satmanın mümkün olmayacağını kaydeden Talat, "O
noktaya gelmek için başka süreçler lazım. O noktaya geldiğimizde
de hellimimizi kaptırmak istemiyoruz" şeklinde konuştu
İmalatçılarla değerlendirme
Cumhurbaşkanı Talat dün Süt Endüstri Kurumu Genel Müdürü
Kemal Öztürk ve İmalatçılar Birliği Başkanı Osman
Atanur başkanlığındaki heyeti kabulde
yaptığı konuşmada, Rum Yönetimi'nin "Hallumi"
için patent başvurusu karşısında başlatılan girişimleri
değerlendirdi.
Talat, süt ve süt ürünlerinin, hayvancılık sektörüne verilen
desteğin bir sonucu ve önemli bir ihraç ürünü olmasından dolayı
büyük önem taşıdığını söyledi. AB
müktesebatının Kuzey'de uygulanmamasından dolayı hayvansal
ürünlerin AB ülkelerine satışının çok
kısıtlı, hatta yasaklı olduğunu kaydeden Talat, bunun,
Kıbrıs Türkü'ne uygulanan çok ciddi bir haksızlık
olduğunu belirtti.
AB'nin, gerek veteriner hizmetleri, gerek süt ürünlerinde AB
standartlarının yakalanabilmesi için destek vermemesinden dolayı
aranan standarda ulaşmanın mümkün olmadığını
kaydeden Talat, Birlikle yürütülen ilişkilerde bu konuya hassasiyetle
eğilip, hayvansal ürünlerin de satışı için baskı
uyguladıklarını söyledi.
Hellimin 'hellim' olduğunu tescil eden bir otorite
Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının hellim
konusunda verdiği mücadelenin, hellimin sadece "Hallumi" olarak
değil, "Hellim" olarak da tesciliyle sınırlı
olmadığına işaret ederek, "Esas üzerinde
durduğumuz, hellimin 'Hellim' olduğunu, o kabul edilecek formülle
üretilip, üretilmediğini belirleyecek otoritenin kim
olacağıdır. Bizim esas uğraşımız da
budur" dedi.
Durumun, tarımsal ürünlerin Kuzey'den ihracını Güney
Kıbrıs'tan alınacak sağlık sertifikasına
bağlandığı ABAD kararına çok benzediğine dikkat
çeken Talat, Kuzey'de hiçbir otoritesi olmayan Rum Yönetimi'nin Kuzey'deki
herhangi bir eylemi kontrol etme ya da tescil etme kapasitesi
bulunmadığına işaret etti. Talat, "Yani Kuzey'de,
hellimin 'Hellim' olduğunu tescil eden bir otoriteye ihtiyaç vardır.
Bu otorite de elbette bizim Tarım
Bakanlığımızdır. Nasıl ki Güney
Kıbrıs'ın Tarım Bakanlığı bunu tescil
edecektir, Kuzey Kıbrıs'ta da bunu ilgili otoriteler, yani bizim
Tarım Bakanlığımız tescil edecektir" dedi.
Geç kalmadık
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hellim mücadelesinde geç
kalındığı yönündeki iddialara da değinerek, "Yok
böyle bir şey. Niye geç kalındı?" şeklinde
konuştu.
Hellimi yıllar önce ABD'ye başvurarak "Hallumi"
bölgesel bir ürün olarak değil, bir patent olarak tescil edilmesinde geç
kalındığını, ancak bunun uzun yıllar önce
olduğunu kaydeden Talat, AB sürecinde başlatılan hellim
mücadelesinde geç kalmanın söz konusu olmadığını
söyledi.
Talat, Rum tarafının hellimi bir coğrafi ürün olarak
AB'de tescil etmek için başlattığı süreci duyururken,
itiraz için de bir süre koyduğuna işaret ederek, Rum Yönetimi'ni bir
otorite olarak tanımayan KKTC devletinin AB Komisyonu'na şikâyette
bulunduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, AB'ye "Bu başvuru
haksızdır. Kıbrıslı Türkler de yıllardır
hellim üretiyorlar.'Hellim' olarak da tescil edilmesi lâzım. Güney
Kıbrıs'ın Kuzey'de bir otoritesi olmamasından dolayı
hellimin tescil edileceği otorite Kuzey Kıbrıs makamları
olmalıdır" uyarısında bulunduğunu belirtti.
Önümüzde uzun bir prosedür var
Üreticilerin de Güney Kıbrıs'ın kendi iç hukuku
çerçevesinde başlattığı itiraz sürecini dikkate alarak, Rum
Yönetimi'ne itirazda bulunduğunu kaydeden Talat, bunu kendi içinde
tartışacak Rum Yönetimi'nin kararını verdikten sonra AB Komisyonu'na
başvuracağını söyledi.
Talat, şöyle devam etti:
"İç hukuktaki müracaat için 15 günlük süre doldu. Bundan
sonra 1-2 aylık inceleme süreci var. Bundan sonra da Rum tarafı
formülünü belirleyip, AB Komisyonu'na müracaat edecek. AB Komisyonu bunu, bizim
itirazımızla birlikte değerlendirecek. AB Komisyonu'nun bununla
ilgili kararı AB Resmi Gazetesi'nde yayınlandıktan sonra da 6 ay
boyunca başka devletler buna itiraz edebilecek. Yani önümüzde çok uzun bir
prosedür var. Bunun daha başlangıcındayız. Korkmaya, 'bu
işi kaybettik' diye endişe etmeye gerek yok."
İki isimde de tescil mümkün
Cumhurbaşkanı Talat, AB Komisyonu yetkilileriyle
gerçekleştirdikleri temaslarda, hellimin AB'de iki isimle de tescilinin
kaçınılmaz olduğu izlenimi edindiklerini, buna itiraz
olmayacağını söyledi.
Talat, "Onlar da farkındadır ki Kuzey
Kıbrıs'ta üretilen hellimin, hellim olup olmadığına
Rum tarafı karar veremez. Mümkün değil. Çünkü otoritesi yoktur. Gelip
kontrol edemez. Dolayısıyla bunun da bir çözümünün olması gerekir.
AB, belki bizim istediğimiz gibi bir çözüm değil ama bir çözüm bulmak
durumundadırlar" dedi.
AB'nin Tarım Bakanlığı'nı otorite olarak kabul
etmesi durumunda dahi birliğe süt ürünleri ya da hayvansal ürün
satmanın mümkün olmayacağını kaydeden Talat, "O
noktaya gelmek için başka süreçler lazım. O noktaya geldiğimizde
de hellimimizi kaptırmak istemiyoruz. Hellimimizdeki
hakkımızı da hem isminde, hem de tescil edecek otorite
bakımından şimdiden elde etmek istiyoruz. Bunun için mücadele
ediyoruz" şeklinde konuştu.
Rum'un niyeti hellim ihracatını engellemek
Cumhurbaşkanı Talat, Rum'un tescil başvurusundaki esas
amacının, tescili kullanarak KKTC'nin hellim ihracatını
engellemek olduğunu söyledi.
Talat, "Bunun adı 'Hallumi'dir, tamam üretilip,
üretilmediği için sertifika vermedik. Bundan dolayı sakın bunu
almayın diye ihraç yaptığımız ülkelerde kampanya
yapacaklar" dedi.
Bu nedenle şimdiden tedbirli olmak gerektiğini kaydeden
Talat, imalatçıların geçtiğimiz günlerde
gerçekleştirdiği eylemin olumlu olduğunu belirtti. Talat, devlet
olarak üreticilerin hep yanında olacaklarını kaydetti.
Öztürk
Süt Endüstri Kurumu Genel Müdürü Kemal Öztürk de
konuşmasında, KKTC'nin süt sektörünün yıllar içinde büyük
gelişme gösterdiğine işaret ederek, geçen yıl üretilen 100
bin tonluk sütün büyük kısmından yaklaşık 2 milyon kiloluk
hellim üretip sattıklarını söyledi.
ISO ve HACCP gibi kalite belgeleri alan imalatçıların, AB
normlarına uygun üretim yapmak için adeta birbiriyle
yarıştığını kaydeden Öztürk, aynı kalite
belgelerini alan Süt Endüstri Kurumu'nun da imalatçılara uygun süt
pazarladığını belirtti.
Öztürk, Cumhurbaşkanı Talat'ı, hellimin Rum
tarafından tescil edilmek istenmesiyle başlayan süreçteki
gelişmeleri ve imalatçıların bu girişime ilişkin
itirazlarıyla ilgili ayrıntıları aktarmak amacıyla
ziyaret ettiklerini söyledi.
Kemal Öztürk, İmalatçılar Birliği, Sanayi Odası ve
KOOP-SÜT'ün Rum Yönetimi'nin ilgili mercilerine itiraz başvurusunda
bulunduğunu kaydetti.
Atanur
İmalatçılar Birliği Başkanı Osman Atanur ise
konuşmasında, bazı eksikliklere rağmen, süt sanayinin,
Rumların da gıpta etmesine neden olacak şekilde bir gelişme
gösterdiğini söyledi.
Atanur, Rumların hellim patenti konusunda
başlattığı girişim karşısında KKTC
idarecilerinin gösterdiği duyarlılığı takdirle
karşıladıklarını kaydederek, birlikte hareket edip
bütün imkânların kullanılması halinde bir sonuç elde
edebileceklerine dikkat çekti.
Büyük yatırım yapılan süt endüstrisi için patent
konusunun hayati bir önem taşıdığını söyleyen
Atanur, konunun, günü birlik tedbirlerle değil de uzun vadeli planlarla
ele alınıp sürdürülebilir bir ticaret için tüm gayretin sarf edilmesi
gerektiğini belirtti.
KIBRIS 17/03/07
AP'nin söz hakkımızı inkâr etmesi bölünmeye
katkı sağlar
Avrupa Parlamentosu (AP) sosyalist ve liberal grup
çalışmalarına gözlemci sıfatıyla katılan
Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) milletvekili Özdil Nami
ile Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekili Hasan Taçoy, AP
Başkanlık Konferansı'nda kabul edilen Temas Grubu raporu ile
ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Strasbourg'da hafta başından beri temaslarda bulunan Nami ve
Taçoy, "AP, Kıbrıslı Türklere söz hakkını inkâr
ederse adanın bölünmesine hizmet etmiş olur. AP ancak
Kıbrıslı Türklere söz hakkını vererek, diyalog
ortamına katkı sağlar ve adanın birleşmesine
yardımcı olur" diye konuştular. Nami ve Taçoy ayrıca
Hıristiyan demokratlara diyalog çağrısında bulundu.
Raporda yer alan Kıbrıslı Türklere AP'de gözlemci
statüsü tanınması taleplerinin gecikmeden hayata geçirilmesi
gerektiğinin ısrarla altını çizen Nami ve Taçoy, bütün bir
Kıbrıs'ın sadece Rumlardan oluşan bir heyet tarafından
temsil edilmesinin AB'deki en büyük demokrasi ayıplarından biri
olduğunu belirttiler. Nami ve Taçoy, Kıbrıslı Türklerin bu
haklı taleplerine yeşil, liberal ve sosyalistlerin destek vermesinin
memnuniyet verici olduğunu vurguladı.
Kıbrıslı Türk milletvekilleri Hıristiyan gruba,
Kıbrıslı Türklerin bu haklı taleplerine destek vermesi
çağrısında bulundu.
Kıbrıslı Türklere söz hakkı verilmemesinin
adanın birleşmesini değil bölünmesine hizmet edeceğinin
altını çizen Nami ve Taçoy, Kıbrıslı Türklerin AB
içerisinde konuşmasından kimseye zarar gelmeyeceğini, aksine
AB'nin bu şekilde Kıbrıs'ta diyalog ortamının
oluşmasına katkı koyacağına işaret etti.
Cem Özdemir: Temas Grubu
raporu resmiyet kazandı
Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede
Temas Grubu üyesi Alman Yeşil Cem Özdemir, raporun Başkanlık
Konferansı'nda kabul edilmesi sonrası ABHaber'e bir mülakat verdi.
Özdemir toplantıyla ilgili olarak şunları söyledi:
"Başkanlık Konferansı toplantısında Temas
Grubu raporu olduğu gibi kabul edildi. Rapor üzerinden gizlilik
kaldırıldı. Rapor Başkanlık Konferansında kabul
edildikten sonra artık resmiyet kazandı.
Başkanlık Konferansı'nda tüm engellemelere rağmen
raporun değiştirilmeden kabul edilmesini önemli buluyorum. Şimdi
uygulama süreci başlıyor. Bundan sonra AB platformlarında
bilhassa AP'de Kıbrıslı Türklerin sorunlarının daha
iyi anlaşılması için elimizde artık önemli bir argüman
(Temas Grubu raporu) var.
Bu raporun dile getirdiği Kıbrıslı Türklerin temsil
meselesi ve Türkçenin AB'de resmi dili olması konusunda kolları
sıvayıp bütün çabamızla çoğunluk sağlamaya
çalışacağız.
AP' de Kıbrıslı Türklerin temsili konusunda gayet
umutluyum. Bu konuda bizim ortaya koyduğumuz argümanlarımız daha
güçlü. Böyle bir demokratik hakkın engellenmesini haklı
çıkarabilecek bir şey düşünemiyorum.
Güney Kıbrıs tarafının argümanı eğer AP'
de Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü tanınırsa bir
devlet tanınmış olur argümanı geçerli değil. Çünkü
Avrupa Konseyi Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü tanıyacak
bir formül buldu. Bizler iyi niyetliysek bu soruna çözüm bulmak
zorundayız.
Bundan sonra gece gündüz nasıl Temas Grubu raporu için
çalıştıysak, şimdi Kıbrıslı Türklerin
temsili ve Türkçenin AB'de resmi dil olması için
çalışmalıyız. Çalışınca birçok şeyin
üstesinden geliniyor. Kıbrıslı Türkler AB'den
haklarını alabilmeleri için çok çalışmaları
gerekiyor.''
KIBRIS 17/03/07
Kıbrıs'ın yarısı Euro olacak
Rum Yönetimi Meclisi, para birimi olarak 1 Ocak 2008'den itibaren
Euro'nun kullanılmasını öngören yasa tasarısını
önceki gün oy çokluğuyla kabul etti.
Rum meclisindeki oylamada, 36 milletvekili yasa tasarısı
lehinde, 15 milletvekili aleyhte oy kullandı.
Rum hükümetininbüyük ortağı komünist AKEL partisi yasa
tasarısı aleyhinde oy kullanırken, ana muhalefet Demokratik
Seferberlik Partisi (DİSİ) lehte oy kullandı.
KIBRIS 17/03/07
Kıbrıs Türk tarafı en üst düzeyde görüşmeye
hazır
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum Lideri Tasos Papadopulos'un, BM Genel Sekreteri Ban Ki
Moon ile nisan ayında New York'ta biraraya gelmesi için
çalışmalar yapıldığı yönündeki Rum
basını kaynaklı haberlerin ise, Rum Yönetimi'nin "yeni imaj
yaratma" gayretlerinin ürünü olabileceğini belirtti.
Konuyla ilgili olarak dün bir açıklama yapan Erçakıca, iki
liderini teknik komite ve çalışma gruplarının
oluşturulmasının ardından 2007 yılının ilk
çeyreğinde bir araya gelmesinin, BM Genel Sekreteri eski
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin 8 Temmuz sürecine yönelik
olarak gönderdiği mektupta öngörüldüğünü kaydetti.
Kıbrıs Türk tarafının, Gambari mektubunda ortaya
konan hedeflere bağlılığını koruduğuna
işaret eden Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Türk tarafı, 8 Temmuz'la
başlatılan sürecin kopmaması ve bunun, kapsamlı çözüm
müzakerelerine taşınması için teknik komitelerin ve çalışma
gruplarının oluşturulmasının ardından,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Rum Lideri
Tasos Papadopulos'un görüşmesini ve sürece yeni bir hız
kazandırılmasını da gerekli görmektedir."
KIBRIS 17/03/07
NTV
Güncelleme: 10:53 TSİ 18 Mart 2007 Pazar
LEFKOŞA -
Kıbrısta Rumların Türklere yönelik katliamları
sırasında, Lefkoşadaki evinde eşi ve çocukları banyo
küvetinde kurşunlanarak öldürülen emekli tabip Tuğgeneral Nihat
İlhan, 44 yıl aradan sonra KKTCye gitti.
Havaalanı
çıkışında kalabalık bir grup tarafından
Şehitler ölmez sloganları ile karşılanan İlhan,
Kıbrıslı Türkler gibi kendisinin de bu trajik olayı hiç
unutamadığını anlattı.
İlhan, Kıbrıs Türkünün sonsuza dek özgür yaşaması
dileğinde de buludu.
Rumlar, 21 Aralık 1963te Türklere yönelik saldırılara
başlamışlardı. Nihat İlhanın karısı ve
3 oğlu, 1963ün 24 Aralık günü gizlendikleri banyo küvetinde Rumlar
tarafından öldürülmüş, katliam tarihe Kanlı Noel olarak
geçmişti.
İlhanın evi de daha sonra müzeye dönüştürülmüştü.
'Teknik komiteler faaliyete geçiyor'
17 Mart,
2007 21:55:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Alithia gazetesi, 8
Temmuz anlaşmasının önümüzdeki 10 gün içerisinde uygulanmaya
başlayacağını, bu çerçevede, çalışma
grupları ile teknik komitelerin 10 gün içinde faaliyete geçeceğini
iddia etti.
Gazetenin
haberinde, KKTC lideri Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos'un nisan
ayı içinde bir araya geleceği de iddia edildi.
Gazete, geçen yıl iki lider arasında yapılan anlaşma
uyarınca, 2007 yılının ilk üç ayı içerisinde teknik
komitelerin faaliyete geçmesinin planlandığı
hatırlatıldı.
Alithia gazetesi, tarafların bu süreçte izleyecekleri tutumların
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin kararları da
etkileyebileceğini belirtti.
Haberde, bu sürecin başarısızlığının Rum
tarafına yüklenmesi durumunda Türk tarafının eline Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün kabul ettirmek için önemli bir koz geçeceği yorumu
da yapıldı.
Talat ve Papadopulos, dönemin BM Genel Sekreter Yardımcısı
İbrahim Gambari'nin huzurunda 8 Temmuz 2006'da yaptıkları
görüşmede, Kıbrıs sorununu görüşmek için teknik komiteler
kurulmasını ve çalışma grupları
oluşturulmasını kabul etmişti.
Nihat İlhan, 44 yıl sonra KKTC'de
Kıbrıs'ta tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen ve
21 Aralık 1963'te başlayan Rum saldırılarında,
Lefkoşa'daki Kumsal bölgesinde evinde eşi ve çocukları banyo
küvetinde öldürülen Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan (Nihat
binbaşı), o tarihten sonra bugün ilk kez Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne geldi.
44 yıl sonra ilk kez Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne
gelen İlhan'ı, Ercan Devlet Havaalanı'nda, Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet
Eröz ve bayraklar ve pankartlar taşıyan kalabalık bir halk
topluluğu karşıladı.
Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, Ercan Havaalanı'nda
yaptığı açıklamada, uzunca bir süreden sonra Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelmekten son derece mutlu olduğunu
dile getirerek, Kıbrıs Türkü'nün sonsuza dek özgür yaşaması
dileğinde bulundu.
Halka seslenerek "sizi kanlı canlı gördüm, mutlu oldum,
onur duydum" diyen Emekli Tabip Tuğgeneral İlhan, Türkiye
yaşadıkça Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de
yaşayacağını vurguladı.
Nihat İlhan, bugün yapılacak "Şehitler Günü"
törenlerine katılacak ve yarın bir basın toplantısı
düzenleyecek.
İlhan, temaslarını tamamlamasının
ardından 20 Mart Salı günü Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nden ayrılacak.
KIBRIS 18/03/07
Papadopulos, genel sekreterden yanıt bekliyor
KOMİTELER 10 GÜN İÇERİSİNDE BAŞLIYOR...
Diplomatik bir kaynak, teknik komiteler ile çalışma
guruplarının, önümüzdeki 10 gün içerisinde faaliyete geçeceğini
bildirdi. Papadopulos-Talat görüşmesinin, nisan ayında
yapılması bekleniyor
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, önceki gün
yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon'un
kendisi ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı görüşmeye
çağırabileceği yönündeki haberleri yorumladı ve kendisinin,
hali hazırda Moon'la bir görüşme talebinin bulunduğunu ifade etti.
Politis gazetesine göre, İrlanda'nın Güney Kıbrıs
Büyükelçiliği tarafından İrlanda'nın milli bayramı
sebebiyle önceki gün gerçekleştirilen resepsiyonda soruları
yanıtlayan Papadopulos, BM'nin desteğini veya
yardımını almak isteyen her ülkenin, BM Genel Sekreteri ile
görüşmek istemesinin olağan bir hareket olduğunu belirterek,
uzun zamandan beridir Genel Sekreter ile görüşmek istediğini
vurguladı.
Genel Sekreter ile görüşmenin kesinleşip
kesinleşmediği yönündeki soruya ise, olumsuz karşılık
veren Papadopulos, Genel Sekreter'in henüz gurubunu
oluşturmadığını, hiç kimseye de Kıbrıs
sorununa ilişkin konularda özel görevler vermediğini vurguladı.
İngiltere'nin BM Güvenlik Konseyi
Başkanlığı'nı üstelendikten sonra, Kıbrıs
sorununa yönelik girişim üsteleneceği yönünde çıkan haberlerin
sorulması üzerine ise Papadopulos, bu haberlerin "basının
hayal gücünün ürünü ve dayanaksız" olduğunu ifade etti.
Fileleftheros gazetesi, "Bulanık Ortamda Hareketlilik -
Türkler Teknik Komitelere Cevap Veriyorlar - Tasos Genel Sekreteri Görmek
İstiyor" başlıkları altında verdiği
haberinde, Rum hükümetinin önümüzdeki hafta, Kıbrıs sorunu,
doğrudan ticaret ve belki de Lokmacı'nın açılması
konularında gerçekleşecek kritik müzakereler öncesinde, bir bekleme
politikası sergilediğini belirterek, teknik komiteler konusunda
ilerleme sağlanmasının, bunu BM'nin müdahalesinin takip
edeceği anlamına geldiğini savundu.
Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un, BM Genel
Sekreteri ile görüşme isteğini belirttiği
açıklamalarına da yer verirken; Yunanistan Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanni'nin, 22 Mart Perşembe günü ABD'ye giderek, BM
Genel Sekreteri ve ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice
ile görüşeceğini de hatırlattı.
Gazete, Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis'in, önceki gün
yaptığı açıklamada, Papadopulos ile AB Komisyonu
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in danışmanı Jaako
Bloumberg'in gerçekleştirdikleri görüşmeye değindiğini
yazdı.
Habere göre Paşardis, Papadopulos'un Bloomberg ile
yaptığı görüşmede, 8 Temmuz anlaşmasının
uygulamaya konmasının, şu ana kadarki ilerlemesi ile
Doğrudan Ticaret Tüzüğü hakkında Bloomberg'e "daha
fazla" bilgi verdiğini ifade etti.
"Komiteler başlıyor"
Alithia gazetesi, "Komiteler Başlıyor - Önümüzdeki 10
Gün İçerisinde Çalışmalar Başlıyor"
başlığı altında verdiği haberinde, mülkler
konusundaki uzlaşmazlığın ortadan kalkmış gibi
göründüğünü ve 8 Temmuz anlaşmasının önümüzdeki 10 gün
içerisinde uygulanmaya başlayacağını iddia etti.
Gazete, BM Genel Sekreteri'nin eski Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin mektubunda, 2007
yılının ilk üç ayı içerisinde teknik komitelerin faaliyete
geçmesi ve teknik komitelerin faaliyete geçmesinin ardından gelen 7 gün
sonrasında ise, bir Papadopulos-Talat görüşmesi yapılmasının
öngörüldüğünü belirterek, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk
taraflarının Gambari sürecinin başarısızlığa
uğramasından dolayı sorumlu tutulmak istemediklerini, bu yüzden
de, diplomatik bir kaynağın da doğruladığı üzere,
teknik komiteler ile çalışma guruplarının, önümüzdeki 10
gün içerisinde faaliyete geçeceklerini savundu.
Gazete, bu çerçevede bir Papadopulos-Talat görüşmesinin, nisan
ayında yapılacağı sonucunun ortaya
çıktığını da iddia etti.
Gazete ayrıca, 8 Temmuz süreci ile Doğrudan Ticaret
Tüzüğü arasında direkt bir bağ kurarak, tarafların bu süreçte
izleyecekleri tutumların Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin
kararları etkileyebileceğini yazdı. Gazete, 8 Temmuz sürecinin
başarısızlığının yükümlülüğünün
Kıbrıs Türk tarafına yüklenmesi durumunda, Rum Yönetimi'nin
eline doğrudan ticaret konusunda büyük bir koz; yükümlülüğün Rum
tarafına yüklenmesi durumunda ise, Kıbrıs Türk
tarafının eline doğrudan ticaretin kabul ettirilmesi için bir
koz geçeceğini ifade etti.
Gazete, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne tamamen karşı
olan Rum Yönetimi'nin, 8 Temmuz sürecinin başlamasıyla birlikte,
tüzüğün kabul edilmesinin sürecin
başarısızlığına sebep olacağı tezini
öne sürerek, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmemesinde
ısrar edebileceğini de vurguladı.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne kesin hayır
Gazete ayrıca, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin
gelecek hafta Brüksel'de Rum hükümet yetkilileri ile AB Komisyonu yetkilileri
arasında görüşmelerin yapılacağını ve bu
görüşmelere AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten
Almanya'dan yetkililerin de katılmasının muhtemel olduğunu
bildirdi.
Gazete, Rum Yönetimi'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne
kesinlikle karşı olduğunu ve bu konuda bir uzlaşma umudunun
da bulunmadığını ifade etti.
HARAVGİ ise haberi, "Komisyonun Bölücü Tüzüğüne
'Hayır' " başlığı altında verdi.
KIBRIS 18/03/07
ABD'nin çabaları Türkiye'deki seçim sonrasında
yoğunlaşacak
ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Dainel Fried:ABD'nin çabaları Türkiye'deki seçim
sonrasında yoğunlaşacak
Fileleftheros gazetesi, komitede kendisine yöneltilen soruları
yanıtlayan Fried'in, Kıbrıs sorununu "hayal
kırıklığı yaratıcı" olarak
nitelendirdiğini yazdı. Gazete, Fried'in, Rum Yönetimi'nin
Lokmacı duvarını yıkmasının,
"Kıbrıs Türk tarafının aynı noktadaki köprüyü
yıkmasıyla başlayan olumlu bir adım olduğunu"
söylediğini aktardı.
Habere göre Fried, ABD'nin, adanın bölünmesini değil iki
toplumlu iki kesimli bir çözümü desteklediğini vurgulayarak; Türk
askerinin adadaki sayısına ilişkin bir soruya
karşılık, tam bir bilgisi olmadığını, ama 20
bin civarında olabileceğini söyledi.
Gazete, Fried'in, "Türk toplumu tarafından idare edilen
bölgedeki mülkler" diyerek, mülk konusuna da değindiğini ve bu
sorunun çok karmaşık bir hukuk sorunu olduğunu, nihai çözümümün
de ancak Kıbrıs sorununun bütünlüklü bir çözümü çerçevesinde
olacağını vurguladığını da ifade etti.
Gazeteye göre, doğrudan ticaret tüzüğüne de değinen
Fried, "ABD'nin tanımakta olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti
hükümetinin, tüm adayı temsil ettiğini
varsaydığını, bu yüzden de de-facto tanınma
sağlayacak eylemlerden korktuğunu" söyleyerek, "bu konuda
dikkatli davranmalarının sebebinin de bu olduğunu" ifade
etti.
KIBRIS 18/03/07
Mali tüzük çerçevesinde 14 milyon euro sağlandı
Kuzey Kıbrıs'taki Avrupa Birliği Destek Ofisi Sorumlusu
Alain Bothorel'in, Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım
tüzüğü çerçevesinde Kuzey Kıbrıs'ın programlarda
kullanılmak üzere bugüne kadar yaklaşık 14 milyon Euro'luk bir
tutarın sağlandığını söylediği bildirildi.
Fileleftheros gazetesinin haberin göre, Bothorel, 24 programdan 11'inin
hali hazırda başlamış olduğunu belirterek, bu
programlar arasında, elektrik enerjisi sağlanması, katı
atık değerlendirme istasyonu, Lefke'deki mayın
tarlasının kaldırılması amacıyla
çalışma yapılması, su istasyonu, yol güvenliği
programı, bilgilendirme merkezi, burslar, küçük ölçekli işletmelerin
desteklenmesi ve Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
desteklenmesinin programlarının bulunduğunu ifade etti.
Bothorel, Lefke'deki mayın tarlasının
kaldırılması için açılan ihalede sona
yaklaşıldığını belirterek, çalışma
yapacak şirketin çok yakında açıklanacağını
vurguladı.
Bothorel ayrıca, mali tüzük çerçevesinde finanse edilecek
şirketlerin, herhangi bir KDV ödemeyeceklerini, çünkü AB'den yapılan
yardımların bu vergiden muaf olduğunu sözlerine ekledi.
KIBRIS 18/03/07
"Lokmacı için BM'nin görüşme talebi
reddedildi" iddiası
PAPADOPULOS'TAN, TALAT'IN AÇIKLAMASINA TEPKİ...
Cumhurbaşkanı Talat'ın Lokmacı Barikatı'nın
açılmasına ilişkin tepki gösteren Rum toplumu lideri
Papadopulos, iki tarafın anlaşmada yasaklanan suçlama
oyunlarını oynadıkları masallarına artık bir son
verilmesi gerektiğini ifade ederek, "Talat için eleştirisel
yorumlarda hiç bir zaman bulunmadık" dedi. Rum Hükümet Sözcüsü
Paşardis ise, "Türk tarafının sergilediği tüm tutum ve
davranışlarla Ledra yolunu ve Yeşilırmak
barikatını açmak istemediğini kanıtlamakta
olduğunu" iddia etti
Birleşmiş Milletler'in (BM), Lokmacı
Barikatı'nın açılması konusunu görüşmek üzere,
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu'na davet gönderdiği, ancak ret yanıtı
aldığı iddia edildi.
Alithia gazetesi, "BM Görüşme Talep Etti -
Kıvrıkoğlu Reddediyor - Ledra'nun Uzun Yolu Uzuyor -
Kıbrıs Türk Tarafı Uzlaşmaz" başlıkları
altında verdiği haberinde, Kıbrıs Türk tarafının,
Lokmacı barikatı konusunda BM ile bile görüşmekten
kaçındığını ve bu yüzden "çok zor bir durumda
olduğunu" ileri sürdü. Gazete, BM'nin, ilk aşamada Türk
askerinin bu konudaki niyetlerini öğrenme amacıyla Kıbrıs
Türk tarafı ile de görüşme talebinde bulunduğunu, ancak "bu
görüşmenin gerçekleşmesine Türk askerinin karşı
çıkması sebebiyle, konunun sürüncemede kalmaya devam
ettiğini" savundu.
Cumhurbaşkanı Talat'ın
açıklamalarına tepkiler
Gazete ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
Lokmacı Barikatı'nın açılmasına ilişkin
yaptığı açıklamaya, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos, Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis ve diğer Rum
siyasilerin tepki gösterdiklerini belirterek, tepkilere yer verdi.
Haber göre, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos,
Cumhurbaşkanı Talat'ın açıklamalarının
sorulması üzerine, şöyle konuştu:
"Sn. Talat'ın açıklamalarını hiç bir zaman
yorumlamıyorum. İki tarafın anlaşmada yasaklanan suçlama
oyunlarını oynadıkları masallarına artık bir son
verilmelidir. En azından bizim tarafımızdan, umarım bunu
not alır ve vurgularsınız. Sn. Talat için eleştirisel
yorumlarda hiç bir zaman bulunmadık."
Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis ise, önceki gün
yaptığı açıklamada, "Türk tarafının
sergilediği tüm tutum ve davranışlarla Ledra yolunu ve Limnidi
(Yeşilırmak) barikatını açmak istemediğini
kanıtlamakta olduğunu" iddia etti.
Paşardis, Talat'ın, açıklamalarıyla, kendilerinin
tekrarlamakta oldukları bir gerçeği, yani "Ledra yolunun ve
diğer başka geçiş noktalarının açılmasından
Türk işgal ordusunun sorumlu olduğunu" itiraf ettiğini öne
sürdü.
Paşardis, "Görünen kadarıyla Uzun Yolun
açılmasına giden yol çok uzun" şeklinde konuşarak,
Kıbrıs Rum tarafının sadece vatandaşların
güvenliğinin sağlanmasını hedef alan önerilerde
bulunmuş olduğunu, ancak Kıbrıs Türk tarafının
Lokmacı barikatının açılmasını reddettiği,
gibi bu önerileri görüşmeyi de reddettiğini savundu.
Paşardis, Kıbrıs Türk tarafının bugüne kadar
duvarın yıkılmamasını "bahane
ettiğini", ancak duvar yıkıldıktan sonra "Türk
işgal askerinin uzlaşmaz yüzünün bir kez daha ortaya
çıktığını" iddia etti.
AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu ise, konuya ilişkin
açıklamasında, Cumhurbaşkanı Talat'ın tutum ve
açıklamalarından ötürü üzüntü duyduklarını ifade etti.
Kiprianu, yakın geçmişte AKEL ve CTP başkanları bir
araya gelerek, 8 Temmuz süreci ve Lokmacı Barikatı'nın
açılması konularında çalışma yönünde anlaşma
yaptıklarını, Cumhurbaşkanı Talat'a hatırlatmak
istediklerini belirterek, Lokmacı Barikatı'nın, askerleri
güçlerin buraya yaklaşmalarını imkan sağlamayacak
şekilde açılmasının, iki toplum arasındaki güvenin
artmasına yardımcı olacağının, Talat
tarafından anlaşılmasını ümit ettiklerini ifade etti.
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise
açıklamasında, Cumhurbaşkanı Talat'ın Lokmacı
Barikatı'nın açılmasına ilişkin
açıklamalarını, "kesinlikle kabul edilemez" olarak
nitelendirdi.
Anastasiadis, Talat'ın bu tutumunun, DİSİ'nin,
"Kıbrıs Rum tarafının, girişimlerde
bulunması durumunda, uzlaşmazlığın kimde olduğunu
ortaya çıkaracağı" şeklindeki görüşünü de
doğruladığını savundu.
DİKO Başkanı Marios Karoyan ise, Cumhurbaşkanı
Talat ve genel olarak Kıbrıs Türk tarafının Lokmacı ve
Yeşilırmak barikatlarının açılmasını
istemediğini savunarak, tutum değiştirmesi için Kıbrıs
Türk tarafına baskı uygulanması talebini dile getirdi.
BM'ye öneriler
Haravgi ise, "Limnidi'ye Giden Ara Bölgedeki Yol İçin
Öneriler" başlığı altında verdiği haberinde,
Rum hükümetinin, "Kato Pirgo" (Aşağı Pirgo)-
Yeşilırmak yolunun ara bölgede bulunan kısmının
yapımı için, BM'ye öneriler sunduğunu yazdı.
Gazete, bölgedeki güvenlik konusunda da, Rum tarafının, iki
yıl önce kaldırdığı bir mayın tarlasıyla
üzerine düşeni yaptığını savunarak,
hazırlıkların çok ileri bir aşamada olduğunu ve
Kıbrıs Türk tarafının onay vermesi durumunda
Yeşilırmak sınır kapısının, Yeşil Hat
Tüzüğü dâhiline bile alınabileceğini iddia etti.
Gazete ayrıca, Rum siyasilerin, Cumhurbaşkanı
Talat'ın açıklamalarına tepki gösterdiklerini de vurguladı.
Diğer gazeteler ise, konuya ilişkin haberleri şu
başlıklarla yansıttılar:
Fileleftheros: "Talat Açıkladı - Ledra Yolu İçin
Yol Çok Uzun".
Simerini: "Kışkırtmalarla - Lefkoşa Ledra ve
Kato Pirgo İçin Israrcı - Ara Bölgede Limnidi'ye Giden Yolun
Yapımı İçin BM'den Kolaylıklar İstendi".
Mahi: "Talat'a Karşı Yaylım Ateşi -
Paşardis: "Uzun Yolun Açılması İçin Yol Uzun".
KIBRIS 18/03/07
NTV
Güncelleme: 14:10 TSİ 19 Mart 2007 Pazartesi
LEFKOŞA - Eşi ve 3
çocuğunu Rumların 44 yıl önce Lefkoşada
gerçekleştirdiği katliama kurban veren emekli Tuğgeneral Nihat
İlhan, tarihe Kanlı Noel olarak geçen olayla ilgili iddialara
basın toplantısıyla yanıt verdi.
KKTCde
yayınlanan ve Türkiye karşıtı tutumuyla tanınan Afrika
gazetesinin olayın arkasında Kıbrıs Türk Mukavemet
Teşkilatının bulunduğunu ima eden yayınlarından
duyduğu rahatsızlık nedeniyle uzun yıllar sonra Adaya
gittiğini belirten İlhan tepkiliydi.
İlhan, Enosis uğruna katledilerek yok edilmeye
çalışılan Kıbrıs Türküne Türkiye Cumhuriyeti tabi ki
yardım elini uzatacaktır. Bunun için benim çocuklarımı
katletme gibi bir komploya hiçbir zaman ihtiyacı yoktur dedi.
Şehit
eşim ve çocuklarımın aziz hatıralarını
Kıbrıs Türk halkına emanet ediyorum diyen İlhan yayınların
sürmesi halinde hukuki yollara başvuracağını belirtti.
21 Aralık 1963te Türklere yönelik saldırılara başlayan
Rumlar o dönem binbaşı rütbesindeki Nihat İlhanın
karısı ve 3 oğlunu, 24 Aralıktaki kumsal
baskınında, saklandıkları banyo küvetinde öldürmüştü.
Olayın yaşandığı ev daha sonra Barbarlık
Müzesine dönüştürüldü.
|
||
|
|
||
|
|
||
|
|
||
|
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı
yanlısı bir kitabın sunumunda ayağa kalkarak kendisini
savunmayan Londradaki Rum Büyükelçiliği Basın Ataşesi Soteris
Giorgallisi işten attırdı. |
HURRIYET
19/03/07
Kıbrıs'ta
barış için gençlerin eğitilmesi gerek
|
|
Ledra Caddesi'nin
sonundaki duvarın yıkılmasını protesto eden gençlerin,
1974'te Helenizm adına Kıbrıs'ı felakete sürükleyenlerden
farkı yok
19/03/2007
RADIKAL
Maria Frangu
Kıbrıs'ı
Türkiye'ye kimler satıyor? Ledra Caddesi'nin sonundaki duvarın
yıkılmasına karşı gösteri düzenleme
küstahlığı gösteren aşırı sağcı
unsurlar bunu bilmiyor muydu? Bazıları belki de 1974'te henüz
doğmamıştı, ama yine de, Kıbrıs'ı Türkiye'ye
milliyetçi fikirlerle büyüyenlerin sattığını bilmek
zorundaydılar. Bu kişiler, federasyona dayalı çözüme
karşı gösteri yapmak, yeniden yakınlaşmaya ve
Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin bir arada
yaşamasına karşı çıkmak amacıyla, bu 'eski'
fikirleri bayrakları haline dönüştürdü.
Nasıl 1974'te Kıbrıs'a 'Helenizm' adına felaket getirdiler,
bugün de durum aynı. Önlem alınmazsa sayıları artacak bu
faşist unsurlar ülkeyi felakete sürüklüyor. Kıbrıs için çok
kritik olan bu dönemde, çözümün başlangıç noktasını
teşkil etmesi amacıyla teknik komitelerin çalışmalarına
yeniden başlaması için çaba sarf edilirken, sorumsuz kişiler
Kıbrıs'ı ortada bırakıyor. Yabancı haber
ajansları cumartesi nasıl bir görüntü yayımladı? Bir grup
sorumsuz genç yüzünden Kıbrıs, halkı ve hükümeti ortada
kaldı. Hrisi Avgi üyeleri, EFEN'ciler ve cumartesi günkü gibi davrananlar,
diğer tarafa bahane sunuyor.
Gençler,
gamalı haç sembolleriyle veya 'Grivas yaşıyor ve bizi
yönlendiriyor' sloganıyla sokağa inerken ve onlara karşı
önlem alınmazken ne bekliyoruz? Önlem almayarak bu tür milliyetçi
unsurları cesaretlendiriyorlar ve milliyetçiler daha da tehlikeli hale
geliyor. Kıbrıslı Türk öğrencileri dövüyor, yeniden
yakınlaşma etkinliklerine katılan Türklerin veya Rumların
arabalarının lastiklerini yakıyorlar. Polisin 'İngiliz
Okulu'nda yaşanan olaylarla ilgili araştırmasından ne sonuç
alındı? Kim cezalandırıldı? Henüz hiç kimse. Ceza
verilmemesi de benzer olayların yaşanmasına yol açıyor. Bu
tür durumlar, benzer bir grup tarafından işgal bölgesinde de
yaratılıyor. Buna son vermek hepimizin görevi. Dikenli telin her iki
tarafında da...
Ülkeye en iyi hizmeti, 'mea culpa' (Latince benim hatam) diyecek taraf sunacak.
Bu taraf, gençlerin babalarını ve dedelerini eğitecek, onlar da
çocuklarını... Hepimizin, özellikle de ilerici güçlerin görevi,
uzlaşma çabasını devam ettirmek. Bu, sonuç getirecek ve
Kıbrıs'ı özgür, yabancı askerlerden kurtulmuş,
Rumlarla Türklerin ortak vatanına dönüştürecektir. (Rum gazetesi
Haravgi, 13 Mart 2007)
Görevimiz çözüm
BİR YUDUM SEVDA VE BARIŞ RÜZGARI İÇİN"...
Başbakan Soyer, "Taze ekmeğin kokusunu, bir gülümsemenin
sevecenliğini, bir çocuğun kahkahasının coşkusunu
içimizde taşıyalım" dediklerini, barış ve
demokrasi hamuruna terlerini katarak, bir yudum sevda ve barış
rüzgarı için mücadele ettiklerini söyledi
"BIÇAĞI KALBİMİN DERİNLİKLERİNE
SAPLAMA, ÇÜNKÜ ORADA SEN VARSIN"... Demokratik birlik ve olgunluk içinde
bu yolu yürüyeceklerini ifade eden Soyer, bu yolu Kıbrıslı
Rumlar, Türkiye ve Yunanistan halklarıyla ve AB değerleriyle
yürüyeceklerini ifade ederek, "Bıçağı kalbimin
derinliklerine saplama çünkü orada sen varsın. Sende ise ben varım"
şeklinde konuştu
Koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk
Partisi-Birleşik Güçler'in (CTP-BG) "Gelişme, çözüm,
geleceğimiz" belgisiyle düzenlenen 21'inci Olağan
Kurultayı'na tek aday olarak katılan Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
yeniden genel başkanlığa seçildi. Soyer'in genel
başkanlığını, delegeler ve partililer
alkışlarıyla onayladı.
Mehmet Ali Talat'ın Cumhurbaşkanlığı'na
seçilmesinin ardından genel başkanlığa getirilen
Başbakan Ferdi Sabit Soyer dünkü kurultayda yeniden güven tazeledi ve
ikinci genel başkanlık dönemi başlamış oldu.
Başbakan Soyer, kurultayda yaptığı konuşmada
ağırlıkla Kıbrıs sorunu üzerinde durdu ve temel
görevlerinin Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu söyledi.
İlginç sözlerle süslediği konuşmasında Soyer,
"Taze ekmeğin kokusunu, bir gülümsemenin sevecenliğini, bir
çocuğun kahkahasının coşkusunu içimizde
taşıyalım" dediklerini, barış ve demokrasi
hamuruna terlerini katarak, bir yudum sevda ve barış rüzgarı
için mücadele ettiklerini kaydetti.
Demokratik birlik ve olgunluk içinde bu yolu yürüyeceklerini ifade eden
Soyer, bu yolu Kıbrıslı Rumlar, Türkiye ve Yunanistan
halklarıyla ve AB değerleriyle yürüyeceklerini ifade ederek,
"Bıçağı kalbimin derinliklerine saplama çünkü orada sen
varsın. Sende ise ben varım" şeklinde konuştu.
Başbakanın teşekkür konuşması
CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, genel
başkanlığa yeniden seçilmesinin ardından
yaptığı konuşmada, partililer yanında kurultaya
katılarak konuşma yapan konuklara da teşekkür etti. Tüm
konuşmacıların dinlediğini ve özellikle DISI
başkanının konuşmasını daha çok
beğendiğini kaydeden Soyer bunu söylemekle solculuğundan bir
şey kaybetmediğini belirtti.
Solun ve sosyalizmin ana görevinin doğruları savunmak
olduğuna işaret eden Soyer, kimin söylediği değil, ne
söylenildiğinin önemli olduğunu vurguladı. Soyer, kurultaya
Türkiye'den CHP'den bir yetkili gelmezken AKP'den yetkililerin
katılımına dikkat çekti.
Şövenizme karşı çıkmanın önemi üzerinde duran
Soyer, Rum yönetiminin tutumuna atfen "hellime hallumi diyen zihniyete ben
şövenist derim" diye konuştu..
Yeni konjonktüre göre yeniden değerlendirme yapmak ve
gelişmelere ayak uydurmak gerektiğini söyleyen Soyer, CTP-BG
fenomeninin de kökleşerek gelişeceğini kaydetti.
Ortak değerlerde buluşup sorunların çözümleneceğini
vurgulayan Soyer, partinin birlik ve beraberlik içinde ayakta mücadelesini
sürdüreceğini kaydetti.
Kurultayda adım adım
"Gelişme, çözüm, geleceğimiz" belgisiyle Atatürk
Spor Salonu'nda yer alan kurultay, CTP-BG Genel Başkanı ve
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in saat 10.40'ta salona girmesinin
ardından Grup SOS'in konseriyle başladı.
Kurultayın yapıldığı salon, "Çözüm ve
Avrupa Birliği! Ortak vatanda ortak gelecek!" yazan dev afiş ve
yeşil-beyaz balonlarla süslendi.
KKTC, Güney Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'dan davetlilerin de
katıldığı kurultaydaki kürsüye KKTC, Türkiye, CTP ve AB
bayrakları da yerleştirildi.
CTP kurucuları, kurucu başkan merhum Ahmet Mithat
Berberoğlu, merhum eski genel sekreter Naci Talat, merhum genel
başkan Özker Özgür ve eski genel başkanlardan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın fotoğrafları miting görüntüleriyle birlikte
bir afişi süslerken, "gelecek bizim, birlikte kuralım!"
sloganlı afiş de salonda yer aldı.
CTP 21. Olağan Kurultayı'nda basın mensupları için
kablosuz internet olanağı da sağlandı.
Grup SOS'in konserinin ardından parti tarihini fotoğraflarla
ve filmlerle anlatan sinevizyon gösterisi 2 ekrandan sunuldu.
"Güzel günler" ve "Çavbella"
şarkıları eşliğindeki sinevizyon gösterisi sık
sık alkışlarla karşılandı.
Çok sayıda konuk vardı
Kurultaya katılan yabancı konuklar ise şöyleydi:
"Nihat Ergun (AKP Genel Başkan Yardımcısı),
Ayhan Şerefüstün (AKP Sakarya Milletvekili), Haydar İlker (ÖDP Genel
Başkan Yardımcısı), Ozan Ceyhun (Alman Sosyal Demokrat
Parti eski Milletvekili), Tehodoros Tsikas (Yunanistan PASOK Uluslararsı
İlişkiler Bürosu Üyesi), Costas Zepos (Yunanistan PASOK
Dışişleri Komitesi Üyesi), Gaston Katsurides (Kıbrıs
Yeşiller Partisi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi), Nikos Katsurides (AKEL
Merkez Yönetim Kurulu Üyesi), Nicos Anastasiades (DISI Başkanı), Kety
Klerides (DISI Başkan Yardımcısı), Paraxoulla Antomiadu
Kyriacou (EDI Başkan Yardımcısı), Mikis Shanis (EDI Genel
Sekreteri), Lose Manuel Carvera De Gongora (İspanya'nın Lefkoşa
Büyükelçisi), Eric Sanson (Fransız Büyükelçiliği Dış
İlişkiler Sorumlusu)".
Kurultaya KKTC'den de birçok davetli katıldı.
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Özgür Parti Genel
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Ekonomi ve Turizm
Bakanı Enver Öztürk, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş,
Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet
İzcan, bakanlar, CTP'li milletvekilleri, Ombudsman Feridun Önsav,
Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları
yanında birçok sivil toplum örgütünün temsilcileri de kurultayda bulundu.
CTP kurultayında konuşmaların ardından faaliyet ve
mali raporlar okunup oylandı, tezler kitapçığı
görüşüldü ve ardından seçimlere geçildi.
Yetkili kurullar seçildi
Hükümetin büyük ortağı CTP-BG'nin 55 kişilik parti
meclisine ise 96 kişi aday oldu.
950 delegenin oy kullandığı kurultayda 5 kişilik de
Yüksek Onur Kurulu seçildi.
CTP-BG Tüzüğü'ne göre, Parti Meclisi'nde yüzde 10 kadın
kotası uygulanıyor. Genel Başkan ile Kadın Kolları ve
Gençlik Örgütü'nün başkan ve sekreterleri Parti Meclisi'nin doğal
üyesi olarak görev yapıyor. Böylece CTP-BG Parti Meclisi, 60 kişiye
ulaşıyor.
Kurultayda seçim sonuçları, oy pusulaları optik okuyucuyla
değerlendirilerek açıklandı.
Kalyoncu: Dünya ve AB'yle kurduğumuz diyaloğun keyfini
yaşıyoruz
CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, kurultayın
açılışında yaptığı konuşmada 36.
yılını tamamlayan CTP'nin yaşayan en eski parti
olduğunu ve Kıbrıs'ta daha uzun yıllar söz sahibi olmaya
devam edeceğini söyledi.
Kalyoncu, belirleyici bir güç olarak politika sahnesinde görevini
sürdüren CTP'nin zor koşullarda bugünlere geldiğini, hükümette büyük
ortak olarak görev yaptığını, halkı dünyayla
bütünleştirdiğini, ekonomiyi 3 yılda 1 misli büyüttüklerini
anlattı.
Dünya ve AB'yle kurdukları diyaloğun keyfini
yaşadıklarını, dünyayla aynı dili konuşmanın
karşılığını aldıklarını belirten
Ömer Kalyoncu, sağlanan gelişmelerle övündüklerini vurguladı.
Divan oluşturuldu
Genel kurulda daha sonra merhum CTP ileri gelenleri ve demokrasi
şehitleri için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.
Ardından divan seçildi. Divan, Kutlay Erk'in başkanlığında
başkan yardımcısı İlker Işınsu ve üyeler
Ömer Naşit, Hakan Kuntay ve Hüseyin Sayılı'dan oluştu.
Daha sonra bir sinevizyon gösterisi daha sunuldu ve ardından Genel
Başkan ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer kürsüye geldi
Soyer: Temel görevimiz Kıbrıs sorununu çözüme
ulaştırmak
Soyer, barış işareti yaparak "Seninle her şeye
varız biz" şarkısı eşliğinde geldiği
kürsüde 55 dakika süren konuşmasında, temel görevin Kıbrıs
sorununu çözüme ulaştırmak olduğunu vurguladı.
"Statükonun dayatmalarını değiştirmek için de
uğraş verdiklerini kaydeden Soyer, yeni süreçlerin yerel ve
evrenseli, ulusalla uluslararasını bağdaştıracak bir
düşünce biçimi içinde tanımlanması gerektiğini belirtti.
Başbakan Soyer, partinin verdiği mücadeleler iç ve
dıştaki gelişmelerle ilgili görüşlerini açıkladı.
Dar milliyetçi düşüncelerin yol açtığı
çatışmaların mantıki, demokratik, evrensel değerlerle
bağdaşmadığını ifade eden Soyer,
Kıbrıslı Türklerin ve Rumların birbirini yok sayarak tam
bir mantık ve akıl tutulmasına
uğradığını söyledi.
Barış mücadelesiyle geçen 37 yıl
Soyer, 37 yıl bu topraklarda barış, mücadele, insan
sevgisi için mücadele ettiklerini, en temel mesele olan Kıbrıs
sorununu çözüme kavuşturmak, adaleti ve demokratik hukuk devleti
kurallarını yerine oturtma çabalarıyla geçtiğini söyledi.
Bu çabaları yalnız değil, sivil toplum örgütleriyle,
aydınlarla, bazı siyasi partilerle beraber yürüttüklerini kaydeden
Soyer, Güney'deki partilerle de ortak gelecek arayışlarında
bulunduklarını belirtti.
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan
halklarının barış, sevgi, işbirliğini ürettikçe
diğer ülke halklarına da katkı yapabileceğine işaret
ederek, CTP'nin 1970'te kurulduğunda programına Kıbrıs'ta
federal çözümü aldığını hatırlattı.
Soyer, bunu yazdıkları için baskılarla
karşılaştıklarını kaydederek, "Bir avuçtuk
ama yürekliydik, inançlıydık, halkımızın bize sevgiyle
yaklaşacağına inanıyorduk" dedi.
Berberoğlu, Özgür, Talat
Başbakan Soyer, Ahmet Mithat Berberoğlu'nu, Özker Özgür'ü,
Naci Talat'ı, diğer vefat edenleri yüreklerinde yaşattıklarını
vurgulayarak, Hüseyin Celal'i ve hayatta olan diğer parti
kurucularını sevgiyle selamladı.
Başarılardan şımarmadıklarını ve
mücadeleden yılmadıklarını kaydeden Ferdi Sabit Soyer,
CTP'nin pek çok değişimin öncüsü olduğunu ve hala bu görevi
sürdürdüğünü söyledi.
"Bütçe meclise" diye mücadele ettikleri için 1973
Cumhurbaşkanlığı muavini seçimlerinde CTP adayı Ahmet
Mithat Berberoğlu'nun adaylıktan çektirilmesi için baskılarla
karşılaştıklarını hatırlatan Soyer, ilk
sözleşmelerin, toplu sözleşmelerin CTP'lilerin öncülüğünde
gündeme geldiğini belirtti.
Basın özgürlüğü ve demokratikleşme için birçok adım
attıklarını, 1991'de Kıbrıs'ta çözüm ve Avrupa
Topluluğu üyeliğini gündeme getirdiklerini ve parti tüzüğüne
koyduklarını anlatan Başbakan Soyer, her aşamada
gelişim ve yeniliği ilerici ve devrimci bir parti olarak gündeme
getiren CTP'nin dünya gerçeklerine denk çözümler ürettiğini ifade etti.
Gelişme, çözüm, geleceğimiz
Soyer, 21. kurultayı "gelişme, çözüm,
geleceğimiz" belgisiyle düzenlediklerine işaret ederek,
düşünce sistematiğinin artık değiştirilmesi
gerektiğini belirtti. Siyasal olaylara "siyah-beyaz" gibi dikey
çelişkilerle bakılamayacağını kaydeden Ferdi Sabit
Soyer, yeni süreçlerin yerel ve evrenseli, ulusalla uluslararasını
bağdaştıracak bir düşünce biçimi içinde
tanımlanması gerektiğini anlattı.
Siyaset yapma metotlarının, düşünce sistematiğinin
gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Soyer, bireyin kendi özgün
düşüncesiyle toplum içinde yer alırken toplumsal ortak paydada
buluşması ve yurt sevgisi temelinde evrensele açılabilmesinin
önemine işaret etti.
Bencilliklere karşı evrensel değerler
Bireysel bencilliklere ve dar milliyetçiliklere karşı
insanların evrensel değerlerle yer almasının önemine dikkat
çeken Başbakan Soyer, küresel ısınmanın evrensel bir sorun
olduğunu ve Kıbrıs'ı da etkilediğini söyledi.
Soyer, dar zümresel çıkarlar yerine, özgür birey özelliğiyle
toplumsal ortak paydaya yani insana dayanarak ulusal ve demokratik
değerler korunurken yeryüzündeki farklı insanlarla da bunların paylaşılması
gerektiğini kaydetti.
Başbakan Soyer, farklı olana saygı duyma kültürüyle
yaklaşmanın önemine işaret ederek, 21. yüzyılda ayakta
kalmak için ekonomik, demokratik kurumsallaşma ve Kıbrıs
sorununa çözüm gerektiğini dile getirdi.
Statükonun dayatmalarını değiştirmek için
uğraşıyoruz
Statükonun insanı da kendine göre şekillendirdiğini, bu
sistemin 30 yaşındaki birini 30 yıldan emekli ettiğini
belirten Soyer, "çözümsüzlük çözümdür" siyasetine altyapı
oluşturmak için Türkiye'den gelen kaynakları da ziyan eden bir
yapının dayatıldığını, şimdi
bunların değiştirilmesi için
çalıştıklarını, yurt sevgisinin temelinin
yarını da düşünmek olduğunu vurguladı.
"Özgür bireyin temeli yalnız kendine değil, yarına
ve başkasına da pay ayırabilmektir" diyen Soyer, söylenenlerin
içeriğine değil, kim tarafından söylendiğine
bakılması kültürünün sorgulanıp değiştirilmesi
gerektiğini kaydetti.
CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
geçmişte çok sertleştikleri dönemler olduğunu, zaman zaman
hatalar da yaptıklarını kaydetti.
UBP Ankara'ya müzevirliğe gitti
UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun Ankara'ya
"münafıklık ve müzevirliğe" gittiğini, oysa
şikayet edilecek yerin Kıbrıs Türk halkı olduğunu
belirten Başbakan Soyer, Ertuğruloğlu'nu halka şikayet
etti.
Ekonomideki gelişmelerden örnekler
Soyer, ağır izolasyon koşulları altında
Kıbrıs Türk ekonomisin kaydettiği gelişmelerden rakamlarla
örnekler verdi. Ekonomik gelişmenin çözüme katkı
sağlayacağını kaydeden Başbakan Soyer, gayri safi
milli hasılanın 4 milyar Euro'ya ulaştırma hedefini
yineledi.
Ekonomideki büyümenin insanlara yansımadığı
eleştirilerine değinen Başbakan Soyer, maaşlar ve asgari
ücretteki artışlardan örnekler verdi. Ekonomik büyüme arttıkça
refahın artacağını vurgulayan Soyer 2 yılda 14 bin 500
yeni istihdam alanı açıldığını, 8 bin 500
kişinin ilk kez sosyal sigortalara kaydolduğunu, bunların 2 bin
100'ünün kendi işini açtığını anlattı.
Temel görev Kıbrıs sorununun çözümü
Başbakan Soyer, 1964'ten bugüne Kıbrıs'ta BM
Barış Gücü'nün görev yaptığını, Kıbrıs
sorununun çözümsüzlüğünün sürdüğünü, dar milliyetçiliğin sebep
olduğu çatışmanın mantıki, demokratik, evrensel
değerlerle bağdaşmadığını; onun için
Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmanın esas ve temel görev
olduğunu vurguladı.
"Birbirimizi yok sayarak geldiğimiz noktada tam bir
mantık ve akıl tutulmasına uğruyor Kıbrıslı
Türkler ve Rumlar..." diyen Başbakan Soyer, "güneş ve ay
tutulması gibi" dediği mantık tutulmasına örnek olarak
Lokmacı kapısının açılması ve egemenlik
tartışmalarını örnek verdi.
Soyer, Türkçe'nin AB'nin resmi dili olması gerektiğini,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin parasında, pasaportunda Türkçe de
yazdığını ancak Rumların buna karşı
çıktığını hatırlattı.
Ferdi Sabit Soyer, Direkt Ticaret Tüzüğü'ne karşı Rum
tarafından çıkan seslerden örnekler verdi ve Rumların ortak
vatan konusunda "bu bizim egemenlik hakkımız" diyerek
paylaşımdan kaçındıklarını anlattı.
"Ortak vatanda ortak çözümde ortak egemenliği paylaşmaya
karşı çıkıyorlar. Birbirimizi tüketerek, çözümsüzlük
siyaseti bu güçlerce devam ettiriliyor" diyen Soyer, bir an önce BM
görüşme sürecinin başlaması gerektiğini vurguladı.
Başbakan Soyer, BM Çözüm Planı temelinde görüşme
süreciyle Kıbrıs sorununa çözüm istediklerini; izolasyonların
kalkmasının ayrılık değil birleşme
getireceğini kaydetti. Makarios ve Dr. Küçük'ün imzasıyla 1962'de
Avrupa Ekonomik Topluluğu'na başvurduğunu ve üye olduğunu
belirten Soyer, Rumların şimdi izolasyonlar kalkar ve Mağusa
Limanı'ndan ihracat başlarsa KKTC tanınır derken, UBP'nin
de eleştirileriyle Rumlarla bu noktada buluştuğunu söyledi.
Soyer, 1995'teki ABAD kararına kadar Kıbrıslı
Türklerin devlet tanınmadan ihracat yapabildiğini de
hatırlattı.
Renkli halı
Başbakan Soyer, renkli bir halı dokunsun diye
uğraştıklarını, yaşamın bitmeyen bir tablo
olduğunu, barış ve demokrasinin dokunması bitmeyen bir
halı olduğunu; herkesin boşluklara birer ilmik takması
gerektiğini, bir desen çizeceğini ve bu tablonun sonsuza dek
gideceğini vurguladı.
"Taze ekmeğin kokusunu, bir gülümsemenin sevecenliğini,
bir çocuğun kahkahasının coşkusunu içimizde
taşıyalım" dediklerini; barış ve demokrasi
hamuruna terlerini katarak, bir yudum sevda ve barış rüzgarı
için mücadele ettiklerini dile getiren Başbakan Soyer, demokratik birlik
ve olgunluk içinde bu yolu yürüyeceklerini ifade etti.
Soyer, bu yolu Kıbrıslı Rumlar, Türkiye ve Yunanistan
halklarıyla ve AB değerleriyle yürüyeceklerini kaydederek,
"Bıçağı kalbimin derinliklerine saplama çünkü orada sen
varsın. Sende ben varım" mısralarıyla tamamladı.
CTP'nin Yüksek Onur Kurulu
CTP-BG'nin 21. Olağan Kurultayı'nda 5 kişilik Yüksek
Onur Kurulu da belirlendi. 5 kişilik Yüksek Onur Kurulu'na 5 aday
bulunduğu için seçim yapılmadı ve bu adayların üyeliği
onaylandı.
Yüksek Onur Kurulu, Salih Öztoprak, Halil Onbaşı, Metin
Kişi, Yıltan Öneri ve Yusuf Kaymak'tan oluştu.
İşte CTP parti meclisi üyeleri
Cumhuriyetçi Türk Partisi Parti Meclis üyeleri, bu sabah 04.00
sıralarında belirlenebildi. Seçim sonuçlarına göre, meclis
üyeliğini kazanan adaylar ve oy sayıları şöyle:
ADAY NO ADAY ADI ALINAN OY
FATMA EKENOĞLU 611
ÖZKAN MURAT 590
ÖZKAN YORGANCIOĞLU 589
CANAN ÖZTOPRAK 554
HÜRREM TULGA 553
NİYAZİ DÜZGÜN 553
SALİH USAR 553
SAMİ ÖZUSLU 553
EŞREF VAİZ 546
ÖMER KALYONCU 546
SALİH İZBUL 538
SONAY ADEM 538
AHMET BARÇIN 533
ABBAS SINAY 532
MUSTAFA YEKTAOĞLU 529
MEHMET ÇAĞLAR 525
OKAN DAĞLI 524
EMEL ULAŞ 519
HAKAN KUNTAY 518
TEBERRÜKEN ULUÇAY 514
ZÜHRE CİVA 514
ALİ SEYLANİ 511
AHMET BENLİ 507
AHMET UZUN 506
ALİ GULLE 506
SÜMER AYGIN 506
AHMET GULLE 505
ALPAY AFŞAROĞLU 505
KADRİ FELLEHOĞLU 496
NAZIM BERATLI 488
SİBEL SORAKIN 466
HÜSEYİN DEVAŞAN 463
ŞENAY EKİNGEN 458
BAYRAM KARAMAN 457
HÜSEYİN MÜLAZİM 438
MEHMET CEYLANLI 432
MUSTAFA ŞEVKET 432
AHMET POLİLİ 431
HÜSEYİN İNAN 430
NACİYE CANDAN 428
BAYRAM ÇELİK 416
MEHMET KİM 410
ŞEVKET ABAHORLU 409
HALUK MUT 407
ÜNAL FINDIK 406
CEMAL MERT 403
DERVİŞ AYGIN 392
HASAN ERÇAKICA 392
AHMET DERYA 390
HALİL ULAŞ 390
ABDURRAHİM TÜRKMEN 385
HASAN KUTLU İNCE 380
HAKAN ATAKER 370
MEHMET BİCEN 368
FİDE KÜRŞAT 366
KIBRIS
19/03/07
Pakistan İslam Cumhuriyeti Eğitim Bakanı KKTC'ye
geldi
Resmi temaslarına bugün başlayacak olan Konuk Bakan ilk
olarak saat 11.00'de Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan
Öztoprak'ı ziyaret edecek. Ardından YÖDAK'ta YÖDAK başkanı
ve rektörlerle saat 11.30'te biraraya gelecek.
Qazi, saat 15.00'te Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat; 15.30'da
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, 16.00'da
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, saat 16.30'da Başbakan
Yardımcısı Dışişleri bakanı Turgay Avcı
tarafından kabul edilecek.
Saat 20.00'de ise Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Öztoprak, Konuk
Eğitim Bakanı onuruna akşam yemeği verecek.
Javeed Ashraf Qazi, temasları çerçevesinde yarın DAÜ'yü ve
bölgeyi ziyaret ettikten sonra akşam saat 19.00'da KKTC'den
ayrılacak.
KIBRIS
19/03/07
Doğrudan
ticarette yeni bir..
Güney Kıbrıs`ta yayımlanan Filelefteros
gazetesi, Rum hükümetinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Güneye
zarar vermeyecek şekilde öneriler hazırladığını
ve bunları bugünden itibaren AB yetkilileriyle
paylaşacağını yazdı
Gazete bu önerileri, Doğrudan Ticaret Tüzüğü
kapsamında ihracatların ana sorumluluğunu üstlenecek ve
Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların
katılımında oluşan özel bir örgüt kurulması,Larnaka
Limanının bir bölümünün Kıbrıslı Türklerin
kullanımına verilmesi ve buranın sorumluları ile
çalışanlarının Kıbrıslı Türk olması ve
aynı şeyin Güney Kıbrıs`taki havaalanlarında da
uygulanabileceği yönünde sıralarken, bu önerilerin
Kıbrıslı Türklere, sorunsuz ve masrafsız bir şekilde
``doğrudan ticaret yapmalarını
sağlayacağını`` iddia etti.
Güney Kıbrıs`ta yayımlanan Filelefteros
gazetesi, KKTC`den doğrudan ticaretin başlaması yönünde
hazırlanan AB Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda bugünden
itibaren başlayacak yoğun görüşmeler çerçevesinde Rum
yönetiminin belirli önerilerle sunacağını yazdı.
Gazete, Rum hükümetinin ``Kıbrıs Cumhuriyeti`ne
zarar vermemesi kaydıyla Kıbrıslı Türkleri ekonomik anlamda
desteklemeye hazır olduğunu`` savunurken Rum hükümetinin
doğrudan ticaret konusunda bu hafta başla-yacak görüşmelerde
belli başlı öneriler sunmaya hazırlandığını
yazdı.
Gazete, Rum hükümetinin ele aldığı
önlemlerden bir tanesinin Kıbrıslı Türklere kolaylıklar
sağlanması için pratik yollar bulunması yönünde olduğunu;
bu çerçevede mevcut olan düşüncelerden birinin ise ihracatların ana
sorumluluğunu üstlenecek ve Kıbrıslı Türklerle
Kıbrıslı Rumların katılımında oluşan
özel bir örgüt kurulması olduğunu yazdı.
Gazete, diğer bir düşüncenin ise Larnaka
Limanının bir bölümünün Kıbrıslı Türklerin
kullanımına verilmesi ve buranın sorumluları ile
çalışanlarının Kıbrıslı Türk olması
yönünde olduğunu belirtirken aynı şeyin Güney
Kıbrıs`taki havaalanlarında da uygulanabileceği
düşüncesinin bulunduğunu savundu.
Gazete, yukarıda belirtilen önlemler gibi önerilerin
doğrudan ticaret konusunun ekonomik boyutuna yoğunlaşan bir
mantığı bulunduğunu savunurken bu önerilerin
Kıbrıslı Türklere, sorunsuz ve masrafsız bir şekilde
``doğrudan ticaret yapmalarını
sağlayacağını`` iddia etti.
Gazete, doğrudan ticaretin KKTC`deki liman ve
havaalanlarından gerçekleşmesi yönünde ısrar edilmesi durumunda
konunun yine çıkmaza gireceğini ancak Rum yönetiminin bu önerileri
ile AB Komisyonu`na bir çıkış noktası sunduğunu
da savundu.
HALKIN SESI
19/03/07
Emekli
Tabip Tuğgeneral Nihat...
Kıbrıs`ta tarihe
``Kanlı Noel`` olarak geçen ve 21 Aralık 1963`te başlayan Rum
saldırılarında, Lefkoşa`daki Kumsal bölgesinde evinde
eşi ve çocukları banyo küvetinde öldürülen Emekli Tabip
Tuğgeneral Nihat İlhan, o tarihten sonra dün ilk kez Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`ne geldi.
44 yıl sonra ilk kez
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`ne gelen İlhan`ı, Ercan
Devlet Havaalanı`nda, Türkiye`nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı
Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı
Tümgeneral Mehmet Eröz ve bayraklar ve pankartlar taşıyan
kalabalık bir halk topluluğu karşıladı.
Emekli Tabip Tuğgeneral
Nihat İlhan, Ercan Havaalanı`nda yaptığı
açıklamada, uzunca bir süreden sonra Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti`ne gelmekten son derece mutlu olduğunu dile getirerek,
Kıbrıs Türkü`nün sonsuza dek özgür yaşaması dileğinde
bulundu.
Halka seslenerek ``sizi
kanlı canlı gördüm, mutlu oldum, onur duydum`` diyen Emekli Tabip
Tuğgeneral İlhan, Türkiye yaşadıkça Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti`nin de yaşayacağını vurguladı.
Nihat İlhan, bugün
yapılacak ``Şehitler Günü`` törenlerine katılacak ve
yarın bir basın toplantısı düzenleyecek.
İlhan,
temaslarını tamamlamasının ardından 20 Mart Salı
günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`nden ayrılacak.
HALKIN SESI
19/03/07
"En üst düzeyde görüşmeye hazırız"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununun çözümü için ortaya konacak her türlü çabaya katkı koymaya, bu anlamda Lefkoşada, New-Yorkta veya başka bir mekanda, Kıbrıs Rum tarafı ile en üst düzeyde görüşmeye hazır olduğunu söyledi.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Lideri Tasos Papadopulosun, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile Nisan ayında New Yorkta biraraya gelmesi için çalışmalar yapıldığı yönündeki Rum basını kaynaklı haberlerin ise, Rum Yönetiminin yeni imaj yaratma gayretlerinin ürünü olabileceğini belirtti.
Konuyla ilgili olarak dün bir açıklama yapan Erçakıca, iki liderini teknik komite ve çalışma gruplarının oluşturulmasının ardından 2007 yılının ilk çeyreğinde bir araya gelmesinin, BM Genel Sekreteri eski Yardımcısı İbrahim Gambarinin 8 Temmuz sürecine yönelik olarak gönderdiği mektupta öngörüldüğünü kaydetti.
Kıbrıs Türk tarafının, Gambari mektubunda ortaya konan hedeflere bağlılığını koruduğuna işaret eden Erçakıca, şöyle devam etti:
Kıbrıs Türk tarafı, 8 Temmuzla başlatılan sürecin kopmaması ve bunun, kapsamlı çözüm müzakerelerine taşınması için teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulmasının ardından, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Kıbrıs Rum Lideri Tasos Papadopulosun görüşmesini ve sürece yeni bir hız kazandırılmasını da gerekli görmektedir.
Talat: Haberim yok
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile mart sonunda biraraya gelme yönünde bir girişim ya da davet bulunmadığını söyledi.
Talat dün bir kabulü sırasında, Papadopulos ile New Yorkta BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon gözetiminde görüşme gerçekleştireceği yönündeki Rum basını kaynaklı haberlerle ilgili soruya Haberim yok yanıtını verdi.
Bu yönde bir girişim ya da davet bulunmadığını kaydeden Talat, iki liderin biraraya gelmesinin 8 Temmuz sürecinde öngörüldüğünü, ancak bu yönde bir gelişme olmadığını belirtti.
Rum tarafının böyle bir görüşmeye karşı olduğunu hatırlatan Talat, Tango için iki kişi lazım. Yani bir taraf kabul etmeyince, olamıyor. Dolayısıyla Kıbrıs Rum tarafı, Papadopulos, benimle görüşmekten kaçınıyor. Bu nedenle bu görüşme olmuyor dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz sürecine başlarken, teknik komiteler ve çalışma grupları çalışmaya başlar başlamaz bir hafta içinde görüşme ve mart sonunda da yapılanları değerlendirmek amacıyla biraraya gelmenin öngörüldüğünü anımsattı.
Talat, teknik komiteler ve çalışma gruplarıyla ilgili gelişmelerin sorulması üzerine Henüz birşey yapılmadı. Zaten komiteler kurulduğunda Möller tarafından basına duyurulacak dedi. (tak)
YENIDUZEN 19/03/07
AP Temas Grubu'nun RAPORU
Avrupa Parlamentosunun Kıbrıslı Türklerle
Yüksek Seviye Temas Grubu başkanı Françoise Grossetetein
hazırladığı rapor Başkanlık Divanında
onaylandı.
Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans Gert
Poettering, temas grubunun gelecek dönemde Türk kesimine yapacağı
ziyaretleri sürdürmesi konusunda Başkanlık Divanının
görüş birliği içinde olduğunu söyledi.
Poettering, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuyriyetinden iki
parlamenterin Avrupa Parlamentosunu toplantılarına "gözlemci
statüsüyle" katılması yolundaki talebe ilişkin olarak
karar alınmadığını belirtti.
Temas grubunun kurulmasında önemli rol oynayan ve
KKTC üzerindeki izolasyonların hemen kaldırılmasını
isteyen Yeşiller Grubu, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin
Avrupa Parlamentosu toplantılarına katılması
konusunu görüşmede öncelikle gündeme getirdi. Başkanlık
Divanında diğer grupların gerekli desteği vermemesi
üzerine, bu konuda karar çıkmadı.
Temas grubunun hazırladığı raporda,
adada düzenlenen referandumun ardından, AB Komisyonu tarafından
hazırlanan ve konsey tarafından kabul edilen, Kıbrıslı
Türklerin ihracat yapmasına olanak sağlayacak ticaret tüzüğünün
hayata geçirilmesine destek veriliyor.
Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonların ticaret, eğitim ve spor gibi
alanlardaki olumsuzluklarına dikkat çekilen raporda, özellikle eğitim
alanında gençlerin çektiği sıkıntılara atıfta
bulunuluyor.
Raporda, "adanın iki kesiminde yönetimlerin,
ifade özgürlüğü, sanat ve basın alanındaki
uygulamalarının uzlaşı arayışlarını
olumsuz etkilediği" eleştirisi yapılıyor.
Lefkoşa'nın kuzeyinde AB Komisyonunun bir büro
açması ve KKTC'ye yönelik mali yardımın, önemli bir dönemin
başlangıcı olacağı kaydedilen raporda, yapılacak
250 milyon euro tutarındaki mali yardımın, AB Komisyonunun
Kıbrıslı Türklere vereceği desteği
artıracağı ifade ediliyor.
Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi Koordinatörü Erhan Erçin de Avrupa
Parlamentosu Yüksek Seviye temas grubunun hazırladığı
raporun başkanlık divanında kabul edilmesini önemli bir adım
olarak değerlendirdi.
Erhan Erçin, konuyla ilgili olarak BRTye yaptığı
açıklamada, raporun Başkanlık Divanında kabul edilmesiyle
rapordaki hususların altının çizilmiş olduğunu
kaydetti.
Erçin, Temas Grunbunun görev süresinin 2009
yılına kadar uzatıldığını da
açıkladı.
Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi Koordinatörü
Erhan Erçin Bizim için önemli bir adım. Kıbrıslı
Türkerin Avrupa Parlamentosunda temsiliyet hakkı istemi,
Kıbrıslı Türklere yönelik ticaret eğitim ve spor gibi
alanlardaki izolasyonlar Avrupa Parlamentosunun resmen gündemine
taşındı dedi.
YENIDUZEN 19/03/07
|
"Açı" |
YA ÖLDÜRSEYDİ?
Tüyler ürpertici bir vahşet bu...
Banyo katliamı kadar korkunç...
Ve en az onun kadar alçakça...
Üstelik olayın geçtiği yer sıradan bir yer
değil...
Türkiye Büyükelçiliği...
Tarih 28 Aralık 1963...
Banyo katliamından dört gün sonra yani...
Eşi ile üç çocuğunun katledildiği haberini
ilk orada Türk Büyükelçisi'nden öğrenmiş Binbaşı
İlhan...
Ve işte tam da bu korkunç acıyı
yüreğinin derinliklerinde hissettiği an, iki Rum esiri
getirmişler karşısına...
Bir karı-koca...
Kadın hamile, çocuğunu doğurmak
üzereymiş neredeyse...
Onları tutup getirenler bizim mücahitlermiş...
Getirmişler, itmişler binbaşının
önüne:
-Öldür onları ve ailenin intikamını al,
demişler...
***
Biz bu olayı yeni öğrendik ama meğer Nihat
İlhan, geçtiğimiz akşam ekranlarımızda bize
anlattığı gibi, daha önce Türkiye'de başka bir gazeteciye
de anlatmış bunları...
Dört yıl önce...
Star gazetesinden Saygı Öztürk'e...
Saygı Öztürk, Nihat İlhan'la bu röportajı
sayesinde o yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından röportaj
dalında yılın gazetecisi seçilmiş...
Türk Büyükelçiliği'nde 1963 Aralık'ında
yaşanan bu olayı bir de Saygı Öztürk'ün kaleminden okuyalım
şimdi...
Şöyle anlatıyor:
Diş hekimi Cumhur Türker, komutanına
(Binbaşıya) sigara uzattı. O sırada gürültüyle içeriye
karnı burnunda bir kadınla, erkek getirildi. Mücahitler onları
İlhan'ın önüne itti:
- Rumlar ailenizi vurdu. Siz de hamile kadınla, kocasını öldürün
ki içiniz soğusun.
Komutan şaşırmıştı:
- Olur mu öyle şey? Yapılır mı böyle şey?
Birisi silahını uzatttı. Komutan elini uzatmadı. Bir
mücahit, 'Komutanım siz öldürmeyecekseniz ben öldüreceğim' diye
bağırdı. Komutan kadınla kocanın önüne geçti ve
göğsünü onlara siper etti:
- Beni vurmadan, onları vuramazsınız...
Mücahitler silahlarını indirdi. Komutan, göğsünü siper
ettiği Rum kadın ve berber olan kocasına döndü, onları
yatıştırmaya çalışıyordu. Elini kadının
omuzuna koydu. Birden, Rum berber başını komutanın omuzuna
yasladı. Ağlıyordu. Rumca minnetini ifade ediyor, eşi ve
çocuklarının öldürülmesinden üzüntü duyduğunu
anlatıyordu...
Rum berber, evinde doğum sancıları başlayan eşini, o
kargaşada hastaneye yetiştirmek istiyordu. Hastane yolunda
mücahitlerce yakalanıp getirilmişti. Binbaşı Nihat
İlhan, kadının doğum için bir an önce hastaneye götürülmesi
gerektiğini söylüyordu...
Kadın iyice ağırlaşmıştı. İlhan'ın
eline sarıldı. 'Hastaneye giderken bizi öldürmesinler' diyordu.
Yıllardır çocukları olmuyordu. Belki bu son
şanslarıydı. Komutan, mücahitlere 'Sakın dokunmayın'
dedi.
***
Ürpermeden okumak mümkün mü bu satırları?
Ne biçim bir vahşet bu?
Ya Binbaşı Nihat İlhan o gün onların
dediklerini yapsa ve o hamile Rum kadını ile kocasını orada
kurşunlayıp öldürseydi?
Rahat mı edecekti yüreği?
Yoksa o derin acısına bir de masum insanları
ve hele de doğurmak üzere olan bir kadını karnındaki
çocuğu ile birlikte öldürmenin pişmanlığını da
mı ekleyecekti yıllarca?
Masum insanları öldürmek için ne kadar iyi seçilmiş
bir an değil mi?
Binbaşının, ailesinin katledildiğini
henüz öğrendiği an...
Cinnet geçirebilir insan...
Ne yaptığını bile bilmeyebilir...
Ve bu durumdaki, bu ruh hali içindeki bir adamın
karşısına iki masum Rum getirilerek kendisine,
-Al bu tabancayı ve öldür onları, deniliyor...
Binbaşı eğer bunu yapsa, banyodaki
katliamı yapan o canilerden ne farkı olurdu o zaman?
***
Ve bu olayın geçtiği mekan Türk
Büyükelçiliği...
Elçi Mazhar Özkol'un huzurunda...
O Rum esirleri oraya getirenler kimlerdi?
Sıradan mücahitler olabilir mi?
Olamaz...
TMT'nin haberi olmasın olur mu?
Mümkün değil...
Denktaş'ın bundan haberi var mıydı
acaba?
Sonra ne oldu o esirler?
Bir iyilik, bir kıyak mıydı bu
binbaşıya?
Bir tuzak mıydı yoksa?
AFRIKA 19/03/07
Outrage as career
diplomat dumped
By Elias
Hazou
Press attach? accuses
president of vindictive behaviour
A CAREER diplomat is accusing President Tassos Papadopoulos personally of
terminating his services for no reason other than sheer vindictiveness.
Soteris Giorgallis, formerly press attach? at the Cyprus High Commission in
London, claims he has been sacked for having attended a pro-Annan book
presentation at the London School of Economics.
This is not about me, the former diplomat told the Sunday Mail yesterday. It
has broader ramifications. It is about tolerance of the other opinion, of
dialogue, he said
The author of the book, The referendum of 24 April 2004 and the solution to the
Cyprus problem, is Takis Hadjidemetriou, a political figure known for his
support of the UN blueprint.
The event took place on May 12, 2006, when Hadjidemetriou read excerpts from
his book and elaborated on some of his views, after which he took questions
from the audience.
On June 30, Giorgallis got a phone call from his boss, High Commissioner Petros
Eftychiou, asking him whether he had attended the presentation and what went
on.
During the conversation, it emerged that Eftychiou had received a stern letter
from President Papadopoulos, inquiring about the event.
The President believed that during the presentation, Hadjidemetriou had made
insulting remarks against me. He wanted to know whether the press attach? was
there and, if so, why a memo had not been prepared.
If this is the case, I would like to know why the memo was withheld from me,
the Presidents letter read.
Giorgallis duly prepared the memo, which was submitted first to Foreign
Minister George Lillikas, and then to the President.
On July 20, Giorgallis contacted Foreign Minister Lillikas, a friend of many
years, to seek clarification. Lillikas confided that his attendance of the book
presentation was only one of the reasons for his dismissal. He said certain
people close to the President had said Giorgallis was not doing his job
properly and was uncooperative.
On September 8, Giorgallis received a communiqu? from the Foreign Ministry
informing him that his contract, due to expire at the end of January 2007,
would not be renewed.
The news came as a shock to Giorgallis, who had served as press attach? for
more than 20 years, on the understanding that he would retire at that post at
the age of 65.
Giorgallis immediately called the High Commissioner, who told him he
regretted this state of affairs But he urged Giorgallis not to pursue the
matter by getting others to talk to the President because, as he put it, he
[the President] goes berserk.
On September 9, Giorgallis called Sotos Zakheos, then permanent secretary of
the Foreign Ministry. Zakheos said that he had flatly refused to sign the
communiqu? informing Giorgallis of his termination as this procedure was
irregular and illegal.
Giorgallis has never been formally notified of the reasons for his sacking, as
he should have been.
I did not want to have blood on my hands, Zakheos told Giorgallis.
Because of Zakheos refusal to participate, the communiqu? was given to another
Foreign Ministry officer to sign.
Giorgallis next contacted George Iacovou, who had just been appointed High
Commissioner to London, replacing Eftychiou.
After hearing the events of the last months, Iacovou seemed to be sympathetic
to Giorgallis cause.
In the past, we have caught thieves and so many other parasites [in the
diplomatic corps], and we never fired them. How can they possibly fire you,
when everyone knows what a good job youre doing?
According to Giorgallis, when he explained his plight to House Speaker Demetris
Christofias, the latter shrugged and said: He [the President] is unbelievably
stubborn.
This story brings to my mind fascist regimes and behaviors, Christofias
added.
Late last year, Lillikas met privately with the President where, among other
things, they discussed Giorgallis case.
Lillikas tried to intercede on Giorgallis behalf, explaining to Papadopoulos
that, as part of protocol, embassy officers do not speak at book presentations
unless they are spoken to.
But Papadopoulos was unmoved, whereupon he remarked:
Fine, he [Giorgallis] did not respond to Hadjidemetriou. But couldnt he have
defended me in front of the Turkish Cypriots who were there asking questions?
In the months that followed, Giorgallis continued contacting senior government
officials, but as time passed he began getting the cold shoulder treatment.
Unbeknown to Giorgallis, a friend tried to intercede in the matter by calling
government spokesman Christodoulos Pashardis.
Pashardis informed the concerned friend that you dont seem to understand. Our
hands our tied, evidently hinting that the President had made up his mind.
Finally, on January 31 this year - the day his contract expired - Giorgalli
addressed a letter to the President, asking for a private audience.
In the letter, Giorgallis expressed to the President his unimaginable
bitterness that to that day he had still not comprehended why he was being
made redundant.
If there are any reasons that led you to this decision, then at the very least
these should have been made known to me so that I might be able to answer the
specific allegations. That would only be fair, I believe, wrote Giorgallis.
Referring to the contentious LSE book presentation, he said, the event was not
some clandestine meeting with the purpose of overthrowing the Papadopoulos
administration. It was an open function, and Hadjidemetrious views are well
known in Cyprus anyway.
According to Giorgallis, no one has yet been named to replace him as press
attach? at the High Commission.
And he suspects that the public affairs division might be shut down, which
would be a grave mistake.
Frankly, this sort of behavior is unheard of. It reminds me of the Middle
Ages, he said.
CYPRUS MAIL 18/03/07
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 17:10 TSI 20 Mart 2007 Salı
LEFKOŞA
- Cumhurbaşkanı Talat, düzenlediği basın
toplantısında, Papadopulosun bugün yaptığı
yazılı açıklamaya yanıt vererek, 8 Temmuz süreci
kapsamında, her şeyde anlaşılmadan hiçbir şeyde anlaşılmış
sayılmayacağı prensibinin benimsendiğini ve varılacak
bir anlaşmanın da BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Michael Möller tarafından açıklanacağı konusunda
anlaşmaya varılmasına rağmen, Rum tarafının
manipülasyon atağıyla karşı karşıya
kalındığını söyledi.
Hiçbir
konuda anlaşmaya varılmadığını belirten Talat,
doğrudan ticaret tüzüğünün Brükselde ele
alındığı bir zamanda Papadopulosun bu açıklamayı
yapmasının manipülasyon olduğunu söyledi ve Papadopulosun
gerçekleri saptırdığını kaydetti.
TALAT:
BEKLEMEYE GEREK YOK
Papadopulosa bir hafta beklemeye gerek yok, hemen bir araya gelelim
çağrısı yapan Talat, Madem anlaştık bir araya gelip
hangi konularda anlaştığımızı anlayalım
dedi.
Rum tarafının samimiyeti konusunda kuşkuya düştüklerini
ifade eden Talat, gelinen aşamada tutumlarını yeniden
değerlendirip 8 Temmuz sürecine yönelik yeni bir politika
belirleneceğini bildirdi. Talat, bu konuda Türkiye ile istişare
edileceğini belirtti.
Rum tarafının gelişmelerle ilgili doğru söylemediğini
ve bundan bıktıklarını belirten Talat, Rum
tarafının kendilerine kabul edecekleri veya reddedecekleri bir öneri
yapmadığını söyledi.
PAPADOPULOS
TALATA BULUŞMA ÇAĞRISI YAPMIŞTI
Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos, BMnin 8 Temmuz tarihli
çağrısı uyarınca teknik komitelerin görüşmelere
başlaması çağrısını yapmıştı. Rum
lider, bu toplantılardan bir hafta sonra da Talata görüşme
önerisinde bulunmuştu. Daha dün Talatın 31 Martta ara bölgede
biraraya gelme teklifini reddeden Papadopulosun bu önerisi kafa
karışıklığı yaratmıştı.
Rum yönetimi dışişleri bakanı Yorgo Lilikas ise, dün
taraflar arasında yapılan görüşmede teknik komitelerin
çalışamalara başlaması önerisinin gündeme
getirildiğini ancak Türk tarafının öneriyi reddettiğini
savunmuştu. Rum bakan, buna rağmen kapıyı açık tutmak
adına Papadopulosun öneriyi yeniden gündeme getirdiğini
açıklamıştı.
8 TEMMUZ
SÜRECİ
BM Genel Sekreterinin eski Yardımcısı İbrahim Gambari,
Talat ile Papadopulos arasında imzalanan 8 Temmuz mutabakatının
hayata geçirilebilmesi için, taraflara 15 Kasım 2006da mektup göndererek,
iki liderin hangi aşamalarda görüşeceğine ilişkin öneriler
sundu.
8 Temmuz sürecine yönelik olarak gönderilen mektup, teknik komitelerin ve
çalışma gruplarının oluşturulmasının
ardından, 2007 yılının ilk çeyreğinde Talat ve
Papadopulosun bir araya gelmesini öngörüyordu.
"Rum lider manipülasyon peşinde"
20 Mart, 2007 16:09:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
Rum lider Tasos Papadopulos'un 8 Temmuz 2006 anlaşmasını
uygulama çağrısının ardından kameraların
karşısına geçen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Rum yönetimini eleştirdi. Talat, Rum yönetimini Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nü manipüle etmeye çalışmakla suçladı.
Talat, Papadopulos'un
bugün yaptığı yazılı açıklamaya yanıt
vererek, 8 Temmuz süreci kapsamında varılacak bir
anlaşmanın BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Michael Möller tarafından açıklanacağı konusunda
anlaşmaya varılmasına rağmen, Rum tarafının
manipülasyon atağıyla karşı karşıya
kalındığını söyledi.
Hiçbir konuda anlaşmaya varılmadığını belirten
Talat, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Brüksel'de ele
alındığı bir zamanda Papadopulos'un bu açıklamayı
yapmasının manipülasyon olduğunu söyledi ve Papadopulos'un
gerçekleri saptırdığını kaydetti.
Papadopulos'a ''Bir hafta beklemeye gerek yok, hemen bir araya gelelim''
çağrısı yapan Talat, ''madem anlaştık bir araya gelip
hangi konularda anlaştığımızı anlayalım''
dedi.
Rum tarafının samimiyeti konusunda kuşkuya düştüklerini
ifade eden Talat, gelinen aşamada tutumlarını yeniden değerlendirip
8 Temmuz sürecine yönelik yeni bir politika belirleneceğini bildirdi.
Talat, bu konuda Türkiye ile istişare edileceğini belirtti. Rum
tarafının gelişmelerle ilgili doğru söylemediğini ve
bundan bıktıklarını belirten Talat, Rum tarafının
kendilerine kabul edecekleri veya reddedecekleri bir öneri
yapmadığını söyledi.
Papadopulos ne demişti?
Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos bugün yaptığı
açıklamada, Talat'a, teknik komitelerin ve çalışma
gruplarının bir araya gelmesinden bir hafta sonra buluşma
önerisinde bulundu.
İki tarafın temsilcileri arasında olumlu gelişmeler
olduğu belirtilen açıklamada, müzakerelerde ortaya çıkan
sorunların başarıyla ele alındığı, teknik
komite ve çalışma gruplarının oluşturulması
konusunda ortak anlayışa varıldığı da kaydedildi.
Papadopulos, Talat'a, "8 Temmuz anlaşmasını hemen hayata
geçirme" çağrısı yaptı.
8 Temmuz süreci ve Gambari mektubu
Talat ve Papadopulos, Gambari huzurunda 8 Temmuz 2006'da Lefkoşa'daki ara
bölgede yaptıkları görüşmede, kişilerin günlük
hayatlarını etkileyen konuları görüşmek üzere teknik
komitelerin kurulmasını, bununla paralel olarak Kıbrıs
sorununun özüne ilişkin konularda çalışma grupları
oluşturulmasını kabul etmişti.
BM Genel Sekreteri'nin eski Yardımcısı İbrahim Gambari,
Talat ile Papadopulos arasında imzalanan 8 Temmuz mutabakatının
hayata geçirilebilmesi için, taraflara 15 Kasım 2006'da mektup göndererek,
iki liderin hangi aşamalarda görüşeceğine ilişkin öneriler
sundu.
8 Temmuz sürecine yönelik olarak gönderilen mektup, teknik komitelerin ve
çalışma gruplarının oluşturulmasının
ardından, 2007 yılının ilk çeyreğinde Talat ve
Papadopulos'un bir araya gelmesini öngörüyordu.
Rum liderden Talat'a 'görüşelim' çağrısı
20 Mart, 2007 15:24:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, 8 Temmuz 2006
anlaşmasını, BM Genel Sekreteri'nin eski
yardımcısı İbrahim Gambari'nin taraflara sunduğu
mektuptaki öneriler ve temsilcilerin karşılıklı
anlayışları temelinde hemen uygulama çağrısında
bulundu.
Rum
radyosunun haberine göre, Papadopulos bugün yaptığı
açıklamada, Talat'a, teknik komitelerin ve çalışma
gruplarının bir araya gelmesinden bir hafta sonra buluşma
önerisinde de bulundu.
İki tarafın temsilcileri arasında olumlu gelişmeler
olduğu belirtilen açıklamada, müzakerelerde ortaya çıkan
sorunların başarıyla ele alındığı, teknik
komite ve çalışma gruplarının oluşturulması
konusunda ortak anlayışa varıldığı da kaydedildi.
Papadopulos, Talat'a, "8 Temmuz anlaşmasını hemen hayata
geçirme" çağrısı yaptı.
Lillikas'ın açıklaması
Bu arada, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas,
Rum tarafının teknik komitelerin çalışmalara başlaması
konusunda yaptığı önerinin, dünkü Raşit Pertev-Tasos Conis
görüşmesinde Türk tarafınca reddedildiğini söyledi.
Lillikas, "Türk tarafının dünkü tavrının, 8 Temmuz
anlaşmasını hayata geçirmek için gerekli siyasi iradeye sahip
olmadığını gösterdiğini" öne sürdü.
"Haklı olarak hayal kırıklığı
duyduklarını" ifade eden Lillikas, "Buna rağmen
kapıyı açık tuttuklarını" kaydetti.
"Rum tarafının bu aşamada sorumluluk yüklenmek
istemediğini" söyleyen Lillikas, "Türkiye üzerinde nüfuzu olan
ülkenin müdahalesi ile çıkmazın aşılabileceğini
umduğunu" söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev
ile Rum yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis, dün BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve
Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller'in de
katılımıyla iki kez bir araya geldi.
Belirli aralıklarla bir araya gelen Pertev ile Conis, yaptıkları
görüşmelerde, 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde
oluşturulması öngörülen teknik komiteler ve çalışma
gruplarına yönelik hazırlıkları ele alıyor.
8 Temmuz süreci ve Gambari mektubu
Talat ve Papadopulos, Gambari huzurunda 8 Temmuz 2006'da Lefkoşa'daki ara
bölgede yaptıkları görüşmede, kişilerin günlük
hayatlarını etkileyen konuları görüşmek üzere teknik
komitelerin kurulmasını, bununla paralel olarak Kıbrıs
sorununun özüne ilişkin konularda çalışma grupları
oluşturulmasını kabul etmişti.
BM Genel Sekreteri'nin eski Yardımcısı İbrahim Gambari,
Talat ile Papadopulos arasında imzalanan 8 Temmuz mutabakatının
hayata geçirilebilmesi için, taraflara 15 Kasım 2006'da mektup göndererek,
iki liderin hangi aşamalarda görüşeceğine ilişkin öneriler
sundu.
8 Temmuz sürecine yönelik olarak gönderilen mektup, teknik komitelerin ve
çalışma gruplarının oluşturulmasının
ardından, 2007 yılının ilk çeyreğinde Talat ve Papadopulos'un
bir araya gelmesini öngörüyordu.
Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlunun, KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk
Partisi (CTP) Genel Başbakan Ferdi Sabit Soyere, CTPnin pazar günü
yapılan 21.
kurultayında İstiklal
Marşının okunmaması ve şehitler için saygı
duruşunda bulunulmaması nedeniyle
karşılaştıkları bir toplantıda "elini sıkmayarak"
tepki gösterdi. Tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen 21 Aralık
1963teki katliamda, eşi ve 3 çocuğu banyo küvetinde Rumlar
tarafından öldürülen Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhanın
onuruna önceki gece verilen davette, Korgeneral Kıvrıkoğlu ile
Başbakan Soyer arasında "tokalaşma krizi"
yaşandı. Kıvrıkoğlu, Soyerin "elini
sıkmayarak" kurultaydaki durumu protesto etti. Soyer, davette
Korgeneral Kıvrıoğlu"nun yanına gelerek komutanın
elini sıkmak istedi, Korgeneral Kıvrıkoğlu, Soyerle
tokalaşmayarak, CTP kurultayındaki durumu protesto etti.
Kıvrıkoğlunun, Soyere, "CTP kurultayında
İstiklal Marşını neden okumadınız? Şehitler
bu davaya hizmet etti, ancak siz onların anısına saygı
duruşu bile yapmadınız. Bununla da yetinmeyip kurultayı
şehitler gününe denk getirdiniz" dediği, Soyerin de
"Kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden kuşkunuz mu var?"
karşılığını verdiği,
Kıvrıkoğlunun da Soyere, "Madem öyle,
kanıtlayın o zaman" ifadesini kullandığı öğrenildi.
BAŞBAKAN SOYER: "İCAZETLE BU
MAKAMLARDA OTURMAYIZ"
Başbakan ve CTP Genel Başkanı
Ferdi Sabit Soyer, olayın, Pakistan Eğitim Bakanı Cavid
Eşref Gazinin de bulunduğu bir ortamda meydana gelmesinin üzücü
olduğunu ifade ederek, bunun yanlış olduğunu söyledi.
Soyer, konuyla ilgili olarak Kıbrıs
Genç TVde "Ada Sabahı" programına yaptığı açıklamada,
olayın, Türkiyedeki seçim tartışmasının KKTCye
yansıması olduğunu belirterek, "Türklüğümüzden hiç
kimse kuşku duyamaz. Biz Atatürkçüyüz" dedi. Soyer, şunları
söyledi:
"Biz gücümüzü halktan alırız,
halk iradesine dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu makamlarda
oturmayız. Bu noktada demokrasimizi, Atatürkün açıklıkla
belirttiği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur,
halkındır egemenlik. Bu noktadaki pozisyonumuzu da Atatürkün bu vecizesi
doğrultusunda sonuna kadar hassasiyetle koruyup
geliştireceğimize inanıyoruz." Ana muhalefet Ulusal Birlik
Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlunu Türkiye
sevgisini istismar ederek siyaset yapmakla suçlayan Soyer, şöyle dedi:
"İnsanların ulusal
değerlerini istismar ederek senelerdir siyaset yapan bu zihniyet de
işte böyle hadiselerin arkasına saklanarak yol yürümeye
çalışmaktadır. Kıbrıs Türk halkı, bu noktada bu
zihniyete asla taviz vermeyecektir. Çünkü bunların, kesinlikle bizim
demokrasimizi icazetli bir demokrasi,
sınırlandırılmış bir demokrasi, egemenliği
bir anlamda kullanamayan, kendi kendini yönetemeyen bir halk gibi
göstermelerine bu halk asla fırsat vermeyecektir."
ERTUĞRULOĞLU: "OLAY ÜZÜCÜ AMA,
TEPKİ DOĞAL"
Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP)
Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, komutanla başbakan
arasındaki "tokalaşma kriziyle" ilgili olarak,
"olayın üzücü olduğunu" belirterek, "Ama böylesi bir
yanlış hareketin de tepki görmesi gayet doğal" dedi.
Ertuğruloğlu, A.A muhabirine
yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
"CTPnin kurultayında Atatürk ve
şehitler için saygı duruşu yapılmaması ve
İstiklal Marşı çalınmamasını tabii ki
şiddetle kınıyoruz. Böyle bir düşünce tarzını
anlamak mümkün değil. Böyle bir mantalitenin iktidarda bulunan bir partinin
mantalitesi olmasını da bir o kadar daha üzücü bir olay olarak
değerlendiriyoruz.
Milli kimliğini bilmeyen, milli benlikten
yoksun bir siyasi partinin ulusal dava, milli dava bilincinden de yoksun
olarak, gerek KKTCye gerek Anavatan Türkiye Cumhuriyetine yönelik herhangi
bir katkı sağlamasının söz konusu
olmayacağını, bunu zaten üç yıllık iktidarları
döneminde de tecrübeyle kanıtlamış olduğunu
düşünüyoruz. KKTC ve Kıbrıs Türk halkının böyle bir
yönetimle karşı karşıya bulunmasını da çok büyük
bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz."
HURRIYET 20/03/07

Korgeneral Kıvrıkoğlu, Soyer'in
partisinin kongresinde İstiklal Marşı okunmadığı,
şehitler için saygı duruşunda bulunulmadığı
gerekçesiyle sitem etti ve elini sıkmadı
KKTC'de hükümetin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) 21.
Olağan Kongresi'nde, "İstiklal Marşı'nın
okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda
bulunulmaması" yüzünden Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Komutanı (KTBKK) Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer arasında "soğuk
rüzgârlar" esti.
Kıbrıs'ta, 21 Aralık 1963'te tarihe "Kanlı Noel"
olarak geçen katliamda karısı ve 3 çocuğu Rumlar tarafından
öldürülen emekli tabip asker Nihat İlhan'ın 44 yıl sonra adaya
gitmesi şerefine önceki gün verilen yemekte Kıvrıkoğlu,
Soyer'in "elini sıkmayarak" durumu protesto etti.
Kıvrıkoğlu,
İlhan'ın onuruna verilen yemekte Soyer'la
karşılaştı. Soyer, Kıvrıkoğlu'na elini
uzatarak "Merhaba" demek istedi ama Kıvrıkoğlu'ndan
hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı.
Kıvrıkoğlu, Soyer'in elini havada bırakarak
tokalaşmayı reddetti ve çok sayıda davetli önünde
Başbakan'ın elini sıkmayacağını açıkça dile
getirdi.
Kıvrıkoğlu'nun Soyer'e, "Kurultayınızda
İstiklal Marşı'nı neden okumadınız? Şehitler
bu davaya hizmet verdi, ancak şehitler için saygı duruşu bile
yapmadınız. Bununla da yetinmeyip kurultayı şehitler gününe
denk getirdiniz" dediği belirtildi.
Komutanın sert tepkisi karşısında şaşkına
dönen Soyer, "Türklük kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden
kuşkunuz mu var?" deyince gerilimin dozu daha da arttı.
Korgeneral Kıvrıkoğlu Soyer'e, "Madem öyle,
kanıtlayın o zaman" karşılığını
verdi. Komutanla Başbakan arasındaki yüksek gerilim, salonda şok
etkisi yarattı.
CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, tepkileri Milliyet'e
değerlendirirken, CTP kongresinin bir "parti kongresi"
olduğunu belirterek, "Yasa bize 'İstiklal Marşı
okuyun' demiyor" diye konuştu. Kalyoncu, "İstiklal
Marşı ile bizim bir alıp veremediğimiz yok. Bayrakla,
İstiklal Marşı'yla, hamasetle bir yere varılmaz. Gerekli
toplantılarda saygı duruşu yapar, İstiklal Marşı
okuruz. Bu parti toplantısı" dedi.
Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu, İstiklal Marşı'nın
okunmamış olmasına tepki gösterdi.
"CTP, KKTC'nin mi yoksa sözde 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin mi
partisidir?" diye soran Ertuğruloğlu, Soyer'e "KKTC'nin
partisiyseniz neden İstiklal Marşı okumadığınızı
açıklamak zorundasınız" diye seslendi.
MILLIYET 20/03/07
Eğitimde KKTC-Pakistan dayanışması
KKTC'ye önceki gece gelen
Pakistan İslam Cumhuriyeti Eğitim Bakanı Javeed Ashraf Qazi, dün
devlet ve hükümet yetkilileri ile görüştü.
Konuk Bakan, KKTC'deki temasları
sırasında daha fazla Pakistanlı öğrencinin buradaki
üniversitelere gönderilmesi olanaklarını incelemek olduğunu
söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Pakistan İslam Cumhuriyeti Eğitim Bakanı
Javeed Ashraf Qazi'yi kabul etti. Görüşmede herhangi bir açıklama
yapılmadı.
Qazi dün sabah ilk olarak
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ile görüştü.
Bakan Öztoprak
görüşme öncesinde yaptığı konuşmada, Bakan Ashraf
Qazi'yi, Şubat 2006'da Pakistan ziyareti sırasında kurulan iyi
dostluk ilişkisinden sonra KKTC'ye davet ettiğini ifade etti.
Pakistan ile eğitim
alanında resmi olmasa da yapılan ilk görüşmenin, KKTC
açısından çok anlamlı olduğunu ifade eden Bakan Öztoprak,
"Pakistan ile eğitim adına yapacağımız pek çok şey
olduğunu biliyoruz ve bunları geliştireceğiz" dedi.
Pakistanlı Bakan
Ashraf Qazi ise, KKTC'de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek,
Bakan Canan Öztoprak'ın kendisini KKTC'ye davet etmesinin büyük bir
incelik olduğunu, Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyareti
sırasında KKTC'yi de ziyaret etmesinin güzel bir fırsat
olduğunu kaydetti.
Ziyareti esnasında
KKTC'de bulunan birçok Pakistanlı öğrenci ile de görüşme
fırsatı bulacağını belirten Ashraf Qazi,
"Ziyaretim; daha fazla öğrencinin buradaki üniversitelere
gönderilmesi olanaklarını inceleme açısından iyi bir
fırsat" dedi.
Görüşme
sonrasında iki bakan birbirlerine hediye de takdim etti.
Bakan Javeed Ashraf Qazi
daha sonra da YÖDAK'ı ziyaret ederek, kurum başkanı, üyeleri ve
üniversite rektörleri ile bir görüşme gerçekleştirdi.
YÖDAK Başkanı
Prof. Dr. Tahir Çelik, görüşme öncesinde yaptığı kısa
açıklamada, üniversite rektör ve temsilcilerinin de
katılımıyla gerçekleşecek görüşmede, Pakistanlı
bakan ile KKTC ve Pakistan'daki eğitim hakkında bilgi teatisinde
bulunacaklarını kaydetti.
Bakan Ashraf Qazi ise
konuşmasında, Kıbrıslı Türklerin çok dostça ve
kardeşçe olduğunu ifade ederek, "Özellikle Pakistan'da
yaşanan depremden sonra, ülkenin büyüklüğüne rağmen Kuzey
Kıbrıs'tan gelen yardımı görünce bundan hiç şüphem
kalmadı. Bundan çok memnun olduk. Türkiye de, herkesten fazla
yardımda bulundu ve oraya gelen ilk ekipti. Türkiye ve
Kıbrıs'taki kardeşlerimize minnet borçluyuz" şeklinde
konuştu.
KIBRIS 20/03/07
Papadopulos'tan yine ohi
PAPADOLULOS'TAN SUÇLAMA...
Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, 8 Temmuz sürecinin hayata
geçirilmesiyle ilgili olarak Rum tarafının yaptığı
öneriler temelinde görüşmelerin başlamasının gecikmesinin,
Türk tarafının bu önerilere cevap vermeyi reddetmesinden kaynaklandığını
iddia ederek, bu aşamada Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmeye
karşı olduğunu kaydetti
GÖRÜŞMEMİZ
SÜRECİ NÖTÜRLEŞTİRİR... Rum tarafının
önerilerinin; 8 Temmuz'da varılan "anlaşma" ve Gambari'nin
mektubunda var olan fikirlerle tamamıyla uyumlu olduğunu ileri süren
Papadopulos, teknik komiteler ve çalışma grupları
çalışmaya başlamadan önce iki liderin görüşmesinin tüm
süreci nötrleştireceğini savundu. Papadopulos, "İki toplum
liderinin imaj yaratmak amacıyla bir araya gelmesi, olası bir
yapıcı diyalogun kurban edilmesine yol açacak" dedi
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile görüşmeye karşı olduğunu söyledi.
Papadopulos, "8
Temmuz sürecinin hayata geçirilmesiyle ilgili olarak Rum tarafının
yaptığı öneriler temelinde görüşmelerin
başlamasının gecikmesinin, Türk tarafının bu önerilere
cevap vermeyi reddetmesinden kaynaklandığını" da iddia
etti.
Rum radyosunun haberine
göre, 44. Rum Amme Memurları Sendikası'nın (PASİDİ)
toplantısına katılmasının ardından
açıklamalarda bulunan Papadopulos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile bu aşamada görüşmeye karşı olduğunu
yineleyerek, teknik komiteler ve çalışma grupları
çalışmaya başlamadan önce iki liderin görüşmesinin tüm
süreci nötrleştireceğini savundu.
Kıbrıs Türk
tarafının, Rum tarafının sunmuş olduğu önerilere
yönelik yanıtı konusunda belirtilerin olup olmadığı
sorusuna yanıt veren Papadopulos, bu konuda herhangi bir belirtinin
bulunmadığını söyledi.
Rum tarafının
önerilerinin; 8 Temmuz'da varılan "anlaşma" ve Gambari'nin
mektubunda var olan fikirlerle tamamıyla uyumlu olduğunu ileri süren
Papadopulos, Gambari'nin mektubunda yer alan temel önkoşullardan birinin,
her iki tarafın; gerek teknik komitelerde gerekse çalışma
gruplarında istediği her konuyu gündeme getirmesi hakkının
bulunması ve komitelerin çalışmaya başlamasının
ardından yapılan çalışmayı değerlendirmek ve
diyaloğun ilerlemesiyle ilgili daha ileri talimatlar vermek için iki
toplum liderinin bir araya gelmesi olduğunu kaydetti.
Tasos Papadopulos, bu
temel ilkeden sapılması durumunda taraflardan birinin itiraz etme
yolunun da açılacağını ifade etti.
Papadopulos, iki toplum
liderinin imaj yaratmak amacıyla bir araya gelmesinin, olası bir
yapıcı diyaloğun kurban edilmesine yol açacağını
da savundu.
KIBRIS 20/03/07
KKTC Başbakanı Soyer: İcazetle oturmuyoruz
CTP kurultayında
İstiklal Marşı okunmamasına Kıvrıkoğlu,
'Şehitlere saygınız yok mu' diye çıkıştı.
'Türklüğümüzden şüpheniz mi var' diyen Soyer, 'Kanıtlayın o
zaman' yanıtı aldı
21/03/2007 RADIKAL
LEFKOŞA - KKTC'de
iktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) kurultayında İstiklal
Marşı söylenmemesi ve Kutlu Adalı ile Türkiye'de 1980 öncesi
öldürülen altı Kıbrıslı gencin de
anıldığı 'Demokrasi Şehitleri' için saygı
duruşu yapılmaması Başbakan Ferit Sabit Soyer ile Türk
Barış Kuvvetleri Komutanı Hayri Kıvrıkoğlu'nu
karşı karşıya getirdi. Kıvrıkoğlu,
tepkisini, tarihe 'Kanlı Noel' olarak geçen 21 Aralık 1963'te
Rumların eşi ve üç çocuğunu banyo küvetinde katlettiği
emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan'ın onuruna pazar gecesi
verilen davette gösterdi. Kıvrıkoğlu, Soyer'e, "Kurultayda
İstiklal Marşı'nı neden
okumadınız? Şehitler bu davaya hizmet etti, ama siz onların
anısına saygı duruşu bile yapmadınız. Bununla
yetinmeyip kurultayı şehitler gününe denk getirdiniz" dedi.
Soyer'in "Kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden kuşkunuz mu
var?" yanıtı üzerine komutan "Madem öyle,
kanıtlayın" diye üsteledi. KKTC'de parti kurultaylarında
İstiklal Marşı okuma geleneği yokken, CTP salonu Atatürk
posterleri ve Türk bayraklarıyla süslemişti.
'El
sıkışma krizi olmadı'
AA ve Türk basını, Kıvrıkoğlu'nun bu sözleri sarf
etmeden önce ilk protestosunu Soyer'le el sıkışmayı
reddederek gösterdiğini yazarken KKTC Başbakanı, elinin havada
kaldığı haberini yalanladı. Soyer, Radikal'a yaptığı
açıklamada, kurultay salonuna girdiğinde geç kalmış
olması nedeniyle doğrudan divanda kendisine ayrılan yere
oturduğunu ve el sıkışma krizi
yaşanmadığını söyledi.
Soyer, Kıbrıs Genç TV'ye açıklamasında ise olayı,
'Türkiye'deki seçim tartışmasının KKTC'ye
yansıması' olarak değerlendirerek, "Türklüğümüzden
kimse kuşku duyamaz. Biz Atatürkçüyüz. Gücümüzü halktan alırız,
halk iradesine dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu makamlarda
oturmayız. Bu noktada demokrasimizi, Atatürk'ün belirttiği gibi,
egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Pozisyonumuzu da
Atatürk 'ün bu vecizesi doğrultusunda sonuna kadar hassasiyetle koruyup
geliştireceğimize inanıyoruz" dedi. Başbakan,
anamuhalefetteki Ulusal Birlik Partisi lideri Tahsin Ertuğruloğlu'nu
da Türkiye sevgisini istismar ederek siyaset yapmakla suçladı.
Ertuğruloğlu ise başbakan ile komutan arasındaki krizi
'üzücü' bulduğunu söylerken "Ama böylesi bir yanlış
hareketin de tepki görmesi gayet doğal" sözleriyle de
Kıvrıkoğlu'na destek çıktı. (Dış Haberler)
Talat: ARTIK YETER!
NASIL TAVIR ALACAĞIMIZI YENİDEN
BELİRLEYECEĞİZ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 8
Temmuz sürecinin başında "her konuda anlaşma
sağlanmadıkça hiçbir konuda anlaşma sağlanmış
olmayacak" prensibi konulduğunu hatırlatarak, şu ana kadar
üzerinde anlaşılan bir şey olmadığını
söyledi. Talat, Rum tarafının manipülasyonlarından sonra
samimiyetinden ciddi endişe duyduklarını belirterek,
"Artık yeter!... Ne yapacağımızı, nasıl
tavır takınacağımızı yeniden
değerlendireceğiz" dedi
"DERHAL GÖRÜŞMEYE GEL"... Papadopulos'u,
Kıbrıs Türk tarafının reddettiğini iddia ettiği
önerisinin içeriğini açıklamaya ve bir hafta beklemeye gerek kalmadan
derhal görüşmeye çağıran Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz
sürecinin başında "her konuda anlaşma
sağlanmadıkça hiçbir konuda anlaşma sağlanmış
olmayacak" prensibi konulduğunu hatırlattı. Talat, Papadopulos'un
manipülasyona başvururken amacının Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün uygulanmasını engellemek olduğunu vurguladı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
tarafının 8 Temmuz süreciyle ilgili yeni bir politika belirleme
aşamasına geldiğini açıkladı. Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un Kıbrıs Türk tarafına
öneri yaptığı ve reddedildiği açıklamasının
Direkt Ticaret Tüzüğü'nü etkisiz kılmaya yönelik bir manipülasyon
olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'u önerisinin
içeriğini açıklamaya ve Rum liderin son açıklamasında
belirttiği gibi "komiteler toplandıktan sonra bir hafta
beklemeye" gerek kalmadan derhal görüşmeye çağırdı.
8 Temmuz sürecinin başında "her konuda anlaşma
sağlanmadıkça hiçbir konuda anlaşma sağlanmış
olmayacak" prensibi konulduğunu hatırlatan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şu ana kadar üzerinde
anlaşılan bir şey olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının
manipülasyonlarından sonra samimiyetinden ciddi endişe
duyduklarını belirterek, "Ne yapacağımızı,
nasıl tavır takınacağımızı yeniden
değerlendireceğiz" dedi.
Bu değerlendirmenin Kıbrıs sorunuyla ilgili genel
politikada değil, 8 Temmuz süreciyle ilgili
anlaşılmasını isteyen Talat, bir soruya
karşılık "Çözüm konusunda eskisi kadar ümitliyim"
dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, saat 15.45'te
düzenlediği basın toplantısında Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un yazılı
açıklamasını değerlendirdi ve soruları
yanıtladı.
Artık yeter... Tutumumuzu yeniden
değerlendireceğiz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un 8 Temmuz sürecinde ilerleme
sağlandığı yönündeki açıklamasının
manipülasyon olduğunu belirterek, "Artık yeter! Rum Yönetimi'nin
samimiyetiyle ilgili endişelerimiz arttı. Bundan sonraki tutumumuzu
değerlendireceğiz. 8 Temmuz süreciyle ilgili gerçekten bir
değerlendirmeye ihtiyaç var" dedi. Talat, Kıbrıs Türk
tarafının 8 Temmuz süreciyle ilgili yeni bir politika belirlemesinin
gündemde olduğunu açıkladı.
Papadopulos'u, Kıbrıs Türk tarafının
reddettiğini iddia ettiği önerisinin içeriğini açıklamaya
ve bir hafta beklemeye gerek kalmadan derhal görüşmeye çağıran
Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz sürecinin başında "her
konuda anlaşma sağlanmadıkça hiçbir konuda anlaşma
sağlanmış olmayacak" prensibi konulduğunu
hatırlattı ve şu ana kadar üzerinde anlaşılan bir
şey olmadığını söyledi.
Talat, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un manipülasyona
başvururken amacının Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
uygulanmasını engellemek olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, saat 15.45'te düzenlediği
basın toplantısında Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un yazılı açıklamasını değerlendirdi
ve soruları yanıtladı.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca'nın da hazır bulunduğu basın
toplantısını KKTC, Güney Kıbrıs ve Türkiye
medyasından gazeteciler izledi, bazı televizyon kanalları
canlı yayımladı.
8 Temmuz sürecini çok çalıştık
BM Genel Sekreteri'nin eski Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin geçen yıl 8 Temmuz'da
adayı ziyaretinde varılan anlaşmayla başlayan sürecin
başarılması için çok çalıştıklarını,
her türlü esnekliği gösterdiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı
Talat, oyalama taktiğine kurban olmaması için ciddi uğraşlar
verdiklerini söyledi.
Talat, Gambari'nin yeniden sürece müdahalesi ve bir mektupla yön
çizmesi taleplerinin, birçok tartışmadan sonra
gerçekleştiğini ve Gambari mektubunun gönderilmesi anından
itibaren sürecin bu mektupla yönetilmeye başlandığını
kaydetti.
Gambari mektubunun ucu açık bir süre öngörmediğine, belli
zamanlarda belli adımların atılmasını içerdiğine
dikkat çeken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle konuştu.
Süreç biterken manipülasyon atağıyla
karşılaştık
"Bunun için de zaman tüketildi. Gambari mektubunun öngördüğü
bütün zamanlar bitmek üzereyken Kıbrıs Rum tarafından bir
manipülasyon atağıyla karşı karşıya kaldık.
31 Mart bu sürecin sonuydu. Yani teknik komiteler, çalışma
grupları çalışacak, işlerini bitirecek ve liderler en geç
31 Mart'ta bir araya gelip, ne yapıldığını
değerlendirecek, sonrası için karar verecekti.
Sonuna geldiğimizde bir manipülasyon atağıyla
karşı karşıya kaldık. Önce anlaşmış
olmamıza rağmen öneriler basına sızdırıldı.
Sayfa sayfa basında öneriler yer aldı. Daha sonra defalarca
Sayın Raşit Pertev'in basına açıklama yapılmasın
diye uyarısına rağmen bu kez Rum basınında 'iyiye
gidiyor' haberleri yayımlanmaya başlandı. Sonra Rum yetkililer
bana mektup yazdığını iddia ettiler. Sonra da bu mektup
öneriye dönüştü."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sürecin en başında
"Her şeyde anlaşılmadan hiçbir şey
anlaşılmış olmayacak" prensibinde
anlaştıklarını, yani bir yerinde anlaşıp
orayı uygulamanın mümkün olmayacağını ifade etti.
Öneriyi açıklasınlar
"Rum tarafı bize öneri yapmış, bu öneriye cevap
bekliyorlarmış. Ben buradan çağrı yapıyorum. Bizim
itirazımız yok, bu öneriyi açıklasınlar" diyen
Cumhurbaşkanı Talat, kendisinin bu öneriyi
açıklamasının doğru olmayacağını belirtti.
Talat, taraflar anlaşırsa açıklamanın BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in yapması
konusunda da anlaştıklarını kaydederek,
konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Sayın Möller açıklamayı yapacak, hangi temelde
anlaştığımızı duyuracak, hangi teknik komitelerin
ve çalışma gruplarının oluşturulduğunu,
çalışma ilkelerini ve bu işlerin nasıl yürütüleceğini
açıklayacaktı.
Ancak bugün nasıl ki aynen Lokmacı'da Rum tarafındaki
duvarın yıkılışında Papadopulos Brüksel'deydi,
bir imaj yaratmak amacıyla duvarı yıkmıştı; bugün
de Sayın Conis Brüksel'de doğrudan ticaret konularını
AB'yle görüşmek üzere bulunurken Sayın Papadopulos bir açıklama
yaptı. Bu açıklamasında hangi teknik komitelerin ve
çalışma gruplarının kurulacağı konusunda ortak
görüşe varıldığını ilan etti. Aynı zamanda
her çalışma grubunun neyi görüşeceğinin de
belirlendiğini söyledi. 'Teknik komitelerin ve çalışma gruplarının
kurulma zamanı ve şekli konusunda da ortak görüşe
varıldı' dedi. 'Temsilcilerimiz düzeyinde halihazırda
varılmış ortak görüş'ten bahsetti.
İlk çalışma gruplarının ve teknik komitelerin
kurulup çalışmaya başlamasından bir hafta sonra benimle
görüşmeyi önerdi, yani Gambari mektubunda öngörüldüğü gibi.
İlke, her şeyde anlaşılmadan hiçbir şeyde
anlaşılmış olunmayacağıydı. Bu nedenle
hiçbir konuda anlaşmaya varılmış değildir. Buradan bu
gerçeği sizlere ve sizler vasıtasıyla dünyaya duyurmak istiyorum.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Brüksel'de ele
alındığı sırada yapılan bu açıklama tamamen
manipülasyon amaçlıdır. Yani Rum tarafı AB'ye 'merak etmeyin
teknik komiteler ve çalışma grupları başlıyor,
yakında çözüm de olacak şu doğrudan ticaretten vazgeçin, gereği
yok' diyor. Çünkü Sayın Papadopulos diyor ki 'Samimi bir şekilde
inanıyorum ki 8 Temmuz sürecinin başlaması yakında
meyvelerini verebilecek ve Kıbrıs sorununun 8 Temmuz 2006'da
anlaştığımız ilkeler temelinde dinamik çözümünü
yaratabilecektir.'
Yani şimdiye kadar komitelerin ve çalışma
gruplarının oluşturulmasını her türlü taktik ve
numaraya başvurarak geciktiren Sayın Papadopulos bugün birden bire
doğrudan ticaretin ele alınacağı günde böyle bir
açıklama yapıp gerçekleri çarpıtabiliyor."
Hemen görüşelim
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, her konuda
anlaştıklarını söyleyen Papadopulos'a bir hafta beklemeye
gerek kalmadan hemen görüşme çağrısı yaptı. Bu
görüşmede neler üzerinde anlaşıldığının
görülmesi ve sürecin dinamik şekilde başlatılması önerisini
dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, manipülasyonları
kabullenmelerinin ise mümkün olmadığını vurguladı.
Artık yeter!
"O yüzden artık yeter demek zorundayız. Biz
Kıbrıs Türk tarafı olarak bütün bu manipülasyon
girişimlerinden sonra Rum yönetiminin samimiyeti konusunda ciddi
endişeye düştük" diyen Talat, zaten var olan bu endişelerin
daha da öteye gittiğini kaydetti.
"Ne yapacağımızı, nasıl bir tutum
takınacağımızı, bundan sonraki tutumumuzun ne
olacağını yeniden değerlendireceğiz" diyen Talat,
bundan sonraki adımların belirlenecek bu tutuma göre
atacaklarını açıkladı.
"Çünkü artık yeter" ifadesini kullanan Talat, "Bu
yeni bir politika belirleme anlamına mı geliyor?" sorusuna,
"Diyebilirsiniz. 8 Temmuz süreciyle ilgili gerçekten bir
değerlendirmeye ihtiyaç var" karşılığını
verdi.
Ulusal politika değişikliği gündeme gelir mi?
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Koşullar gerekli
kılarsa uzun boylu politika değişikliklerinden çekinmemek
lazım" dedi.
Kapsamlı bir politika değişikliğinin ancak toplumun
tüm kesimlerinin, Türkiye'nin ve ittifak içinde oldukları ülkelerin
görüşleri alındıktan sonra söz konusu olabileceğini
söyleyen Talat, Annan Planı reddedildiğine göre masada
olmadığını ancak planın zemininin, parametrelerinin ve
felsefesinin canlı olduğunu da vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, tüm gelişmelerden sonra bir ulusal
politika değişikliğinin gündeme gelip gelmeyeceğinin
sorulması üzerine, buna yanıt vermenin çok zor olduğunu
belirtmesinin ardından, "Kıbrıslı Türkler olarak
Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz. Bunda tereddüt yok. Annan
Planı zemininde bir çözüm istiyoruz ancak uzun boylu politika
değişiklikleri için koşullar gerekli kılarsa bundan da
çekinmemek gerekir" dedi.
Nerede anlaştığımızı anlamadık
Talat, "Önce görüşme çağrısı
yaptınız, ardından da değerlendirilecek dediniz. Rum
tarafından görüşme çağrınıza olumlu yanıt gelirse
son gelişmeleri gözden geçirmeden Papadopulos ile görüşür
müsünüz" sorusuna da şu yanıtı verdi:
"Görüşürüm. Çünkü o zaman nerede
anlaştığımızı anlayacağım. Şu anda
gerçekten anlamadım. Yani ne öneri yaptılar bize,
açıklasınlar. O öneriye bizden nasıl cevap giderse
anlaşmış olacağız, onu da görelim ki, hepsinden
önemlisi anlaştığımız zaman bu açıklamayı
Möller yapacaktı. Yani BM yapacaktı. Bu dahi beklenmedi ve böyle bir
açıklama yapıldı. Şimdi ben yalan mı söylüyorum...
Birdenbire her konuda anlaştığımız, neredeyse
yarın komitelerin çalışmaya başlandığı
söyleniyor ama biz nerede anlaştığımızı anlamıyoruz..."
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü
öldürmeye yönelik
Bir basın mensubunun "Ortada duvarın yıkıldığı
duruma benzer bir tarz var..."Rumlar üzerinde bir baskı var
mı" yönündeki sorusu üzerine de Talat, Rumların bu seferki
çıkışının Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü
öldürmeye yönelik olduğunu söyledi.
Talat, AB Dönem Başkanı Almanya'nın tüzüğü ciddi
olarak ele almaya başladığını belirterek, Rum
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in bugün
Brüksel'de dönem başkanlığı ve AB Komisyonu yetkilileriyle
yaptığı temasların benzerini yapmak üzere çok yakın
bir gelecekte müsteşarı Pertev'in de Brüksel'e gitmeye
hazırlandığını söyledi.
Talat, tüzüğün gündemde olduğu bir dönemde böylesine bir
manipülasyon ile karşı karşıya kaldıklarını
belirterek, "Bu basın toplantısını ben yapmasam bütün
basın 'anlaşıldı bu iş tamamlandı gidiyor'
diyecek. Halbuki böyle bir şey yok. Biz de arkasından koşup
'yoktur böyle bir şey' diye açıklama yapmak zorunda
kalacağız. Taktik bu, plan bu. Bundan bıktık artık. Bu
süreçte bütün gün, 'Rum tarafından bu söylediği neyi içeriyor acaba'
demekten bıktık" dedi.
Talat, "uzlaşma çağrılarının devam edip
etmeyeceği" sorusu üzerine ise, çağrısının devam
ettiğini ifade ederek, Kıbrıs konusunda yepyeni bir politika
belirleneceğini söylemediğini, 8 Temmuz süreciyle ilgili bir
politikadan bahsettiğini kaydetti.
Talat, "Möller ile son gelişme hakkında temas kurup
kurmadığı ve Pertev'in Brüksel ziyaretinden vazgeçilip
geçilmediğinin" sorulması üzerine de, Möller ile
konuşmadığını, Pertev'in ziyaretinin ise
gerçekleşeceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı, "Temas münhasıran Doğrudan
Ticaret Tüzüğü ile ilgilidir" dedi.
Ulusal politika değişikliği
Talat, "Rum tarafının bu tavırlarının
sürmesi halinde ulusal politika değişikliğinin gündeme gelip
gelmeyeceği" sorusu üzerine de şöyle dedi:
"Buna cevap vermek çok zor. Biz Kıbrıslı Türkler
olarak Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz. Bu konuda tereddüt yok.
Çözümün nasıl olacağı konusundaysa çok çeşitli kısa
ifadeler kullanılabilir ancak bizim yaklaşımımız
bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da BM kararları zemininde, BM
parametrelerinde ve bunun simgeleştiği en üst plan olan Annan
Planı zemininde bir çözüm. Bizim hedefimiz bu ve bu olmaya devam ediyor.
Uzun boylu politika değişiklikleri için koşullar gerekli
kılarsa bundan da çekinmemek lazım."
Talat, kapsamlı bir politika değişikliği sürecinin
çok geniş bir olay olduğunu, bunun ancak toplumun tüm kesimlerinin,
Türkiye'nin ve ittifak içinde oldukları ülkelerin görüşleri
alındıktan sonra belirlenebileceğini de vurguladı.
Annan Planı
Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı ile ilgili bir soru
üzerine, "Plan reddedildiğine göre masada değil ancak
planın zemini, parametreleri, felsefesi, iki tarafın siyasi
eşitliği, iki devletin yeni bir ortaklık temelinde bir araya
gelmesi, yeni bir ortaklık devletinin kurulması, siyasi eşitlik
ve iki kesimlilik gibi ilkeler tabii ki canlıdır" dedi.
Reddettiğimiz bir öneri de yok
Talat, Pertev ile Conis arasındaki görüşmelerle ilgili bir
soru üzerine de, bunların "red veya kabul" şeklinde
görüşmeler olmadığını, zaten iddia edildiği gibi
reddedebilecekleri veya kabul edecekleri bir öneri
yapılmadığını ifade etti.
"Açıklasınlar önerilerini de herkes görsün, yapılan
kabul edilecek ya da reddedilecek bir öneri mi" diyen Talat, reddettikleri
bir öneri olmadığını, müzakerelerde çeşitli
görüşler ortaya konulduğunu kaydetti. Talat, bazı konularda
uyuşmalar olsa bile "bütünü anlaşılmadan hiçbir konuda
anlaşma olmaması" prensibi nedeniyle "anlaşma
yok" anlamına geldiğini söyledi.
Talat, dolayısıyla "reddetme" diye bir şey
olmadığını, Rumların verdiği kağıtlar
gibi kendilerinin de kağıt sunduklarını ama hiçbir zaman
"onlar reddetti" demediklerini vurguladı.
Talat, bu verilenlerin müzakerenin bir parçası olduğunu ifade
etti.
Pertev-Conis görüşmelerinin sonu mu?
Talat, basın toplantısının, Pertev-Conis
görüşmelerinin sonu anlamına gelip gelmediğinin sorulması
üzerine ise, "Değerlendireceğiz dediğim o zaten.
Yararı olup olmayacağına karar verdikten sonra tutumumuzu
açıklayacağız" dedi.
"Değerlendirme için süre olup olmadığı"
sorusuna Talat, belli bir süre öngörmediklerini ancak kısa bir sürede
değerlendirme yapmaya çalışacaklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanı, bir Rum gazetecinin, "Papadopulos'un
açıklamasında 'olumlu gelişmeler var' dediğini ve
'antlaşma var' demediğini" iddia etmesi ve 8 Temmuz sürecini
"reddedip reddetmediğini" sorması üzerine Talat, "Hiç
bir şeyi reddetmedim. 8 Temmuz sürecini yeniden
değerlendireceğimizi belirttim" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, bir çok manipülasyonla karşı
karşıya bulunduklarını ve bunları daha fazla omuzlamak
istemediklerini ifade etti.
Talat, Papadopulos ile yaptığı açıklamaları
açıklığa kavuşturmak için hemen görüşmeye hazır
olduğunu ifade ederek, Rum liderin açıklamasında, "Teknik
komiteler ve çalışma grupları konusunda ortak bir
anlayışa vardık" dediğini kaydederek, bunun
anlamını sordu. "Her şey üzerinde anlaşmaya
varılmadan hiçbir şeyde anlaşılmış
sayılmayacak" şeklinde prensip bulunduğunu Rum gazeteciye
de anımsatan Talat, "Henüz ortak bir noktaya varamadık.
Komiteler nasıl çalışmaya başlar" diyerek,
Papadopulos'u hemen, hazırsa yarın tüm bunları konuşmak
üzere görüşmeye davet etti.
Talat, aksi taktirde 8 Temmuz süreciyle ilgili pozisyonlarını
yeniden değerlendireceklerini kaydetti.
Talat, "Papadopulos'un yanıtını ne kadar
bekleyeceğiyle" ilgili bir soru üzerine, henüz konuyu hükümetle dahi
değerlendirmediğini ve temas edeceği birçok yer bulunduğunu
kaydetti. Talat, "Durumu değerlendirmiş olsaydık size
pozisyonumuzu da söylerdik" dedi.
"Çözüm için eskisi kadar ümitli misiniz" sorusuna
"Ümitliyim, ümitliyim" yanıtını veren Talat, iç
meselelerle ilgili soruları ise yanıtlamadı.
KIBRIS 21/03/07
"Türklüğümüzden hiç kimse kuşku duyamaz"
"İCAZETLE BU MAKAMLARDA OTURMAYIZ"...Konuyu dün
katıldığı bir televizyon programında
değerlendiren Başbakan Soyer, olayın Türkiye'deki seçim
tartışmasının KKTC'ye yansıması olarak niteledi
ve "Türklüğümüzden hiç kimse kuşku duyamaz. Biz
Atatürkçüyüz" dedi. Soyer, ayrıca "Biz gücümüzü halktan
alırız, halk iradesine dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu
makamlarda oturmayız" şeklinde konuştu
GENİŞ YANKI YARATTI... Korgeneral
Kıvrıkoğlu'nun, CTP'nin pazar günkü kurultayında
İstiklal Marşı'nın okunmaması ve şehitler için
saygı duruşunda bulunulmaması nedeniyle, CTP Genel
Başkanı ve Başbakan Soyer'in "elini sıkmayarak"
tepki göstermesi, gündemin ilk sıralarına yerleşti. Olay hem
KKTC, hem de Türkiye basınında geniş yankı yarattı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile
arasında yaşanan "tokalaşma" krizini
değerlendirirken, "Türklüğümüzden hiç kimse kuşku duyamaz.
Biz Atatürkçüyüz" dedi.
Başbakan Soyer ayrıca, "Biz gücümüzü halktan
alırız, halk iradesine dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu
makamlarda oturmayız" şeklinde konuştu.
CTP'nin pazar günü yapılan 21. kurultayında İstiklal
Marşı'nın okunmaması ve şehitler için saygı
duruşunda bulunulmamasına Korgeneral Kıvrıkoğlu büyük
tepki gösterdi.
Kıvrıkoğlu'nun, CTP Genel Başkanı ve
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e, karşılaştıkları bir
toplantıda "elini sıkmayarak" tepki göstermesi, gündemin
ilk sıralarına yerleşti. Olay, hem KKTC, hem de Türkiye
basınında geniş yankı yarattı.
Korgeneralin protestosu
Tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen 24 Aralık
1963'teki katliamda, eşi ve 3 çocuğu banyo küvetinde Rumlar
tarafından öldürülen Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan'ın
onuruna önceki gece verilen davette, Korgeneral Kıvrıkoğlu ile
Başbakan Soyer arasında "tokalaşma krizi"
yaşandı. Kıvrıkoğlu, Soyer'in "elini
sıkmayarak" tepki gösterdi.
Soyer, davette Korgeneral Kıvrıkoğlu'nun yanına
gelerek elini sıkmak istedi. Ancak Korgeneral Kıvrıkoğlu
Soyer'le tokalaşmayarak CTP kurultayındaki durumu protesto etti.
Soyer: Şehitler kalbimizde yaşıyor
Kıvrıkoğlu'nun Soyer'e, "CTP kurultayında
İstiklal Marşı'nı neden okumadınız? Şehitler
bu davaya hizmet etti, ancak siz onların anısına saygı
duruşu bile yapmadınız. Bununla da yetinmeyip kurultayı
şehitler gününe denk getirdiniz" dediği, Soyer'in de
"Kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden kuşkunuz mu var?"
karşılığını verdiği öğrenildi. Bunun
üzerine Kıvrıkoğlu'nun da "Madem öyle, kanıtlayın
o zaman" ifadesini kullandığı kaydedildi.
"Gücümüzü halktan alırız"
Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, konuyla
ilgili olarak dün Genç TV'de yaptığı açıklamada,
olayın, Pakistan Eğitim Bakanı Cavid Eşref Gazi'nin de
bulunduğu bir ortamda meydana gelmesinin üzücü olduğunu ifade ederek,
bunun yanlış olduğunu söyledi.
Soyer, olayın Türkiye'deki seçim tartışmasının
KKTC'ye yansıması olduğunu belirterek, "Türklüğümüzden
hiç kimse kuşku duyamaz. Biz Atatürkçüyüz" dedi.
Soyer, şunları söyledi:
"Biz gücümüzü halktan alırız, halk iradesine
dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu makamlarda oturmayız.
Atatürk'ün açıklıkla belirttiği gibi, egemenlik
kayıtsız şartsız ulusundur, halkındır. Bu
noktadaki pozisyonumuzu da Atatürk'ün bu vecizesi doğrultusunda sonuna
kadar hassasiyetle koruyup geliştireceğimize inanıyoruz."
Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu'nu da Türkiye sevgisini istismar ederek siyaset yapmakla
suçlayan Soyer, şöyle dedi:
"İnsanların ulusal değerlerini istismar ederek
senelerdir siyaset yapan bu zihniyet de işte böyle hadiselerin
arkasına saklanarak yol yürümeye çalışmaktadır.
Kıbrıs Türk halkı, bu noktada bu zihniyete asla taviz
vermeyecektir. Çünkü bunların, kesinlikle bizim demokrasimizi icazetli bir
demokrasi, sınırlandırılmış bir demokrasi,
egemenliği bir anlamda kullanamayan, kendi kendini yönetemeyen bir halk
gibi göstermelerine bu halk asla fırsat vermeyecektir."
Kalyoncu: Kıbrıslı Türklerin iradesine
saygısızlığı kabul etmeyiz
CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu da, ülkede yapay bir gerginlik
yaratılmak istendiğine dikkat çekerek, herkesi sağduyulu hareket
etmeye çağırdı. Bazı çevrelerin milli değerler
üzerinden bir kez daha siyaset yapma çabasına giriştiğini
kaydeden Kalyoncu, "Kimsenin Türk olup olmadığımızı
sorgulama hakkı yoktur" dedi.
Ömer Kalyoncu, son günlerde Türkiye'deki bazı yayın
organlarının Kıbrıslı Türkler ve CTP-BG hakkında
yalana ve yanlışa dayalı, provokatif yayınlar
yapılmakta olduğunu ve buna bazı siyasi partilerin de çanak
tuttuğunu belirtti.
Kalyoncu, bazı çevrelerin Türkiye'de yapılacak seçimlerde
taraf olduğunu ve Kıbrıs'ı bu işe
karıştırma gayreti içinde görüldüklerini kaydetti. Bayrak
konusunun geçmişte de benzeri çevreler tarafından kullanılmak
istendiğini anımsatan Kalyoncu, "Eski aş pişirilerek
yeniden piyasaya sürülmek istenmektedir. Bilinmelidir ki, CTP'nin bayrak ve
İstiklal Marşı ile sorunu yoktur. Şehitlerin arkada
bıraktıkları ile en fazla ilgilenen de CTP'nin kendisidir"
dedi.
Kıbrıs'taki kongrelerde İstiklal Marşı
okumanın bir gelenek olmadığının altını
çizen Ömer Kalyoncu, CTP-BG yöneticileri ve mensuplarının
İstiklal Marşı ve bayrak konusunda hiçbir kompleksi
olmadığını kaydetti.
Kurultay tarihinin Şehitler Günü'ne denk gelmesinin bile
spekülasyon malzemesi olarak kullanılmasını anlamakta güçlük
çektiklerini vurgulayan Kalyoncu, Genel Başkan Ferdi Sabit Soyer dahil,
CTP-BG temsilcilerinin ülke genelinde yapılan şehitleri anma
törenlerine bizzat katıldıklarını belirtti.
CTP'nin 21'inci kurultayında bayrak ve Atatürk fotoğrafı
olmadığı iddialarının tamamen asılsız
olduğunu da belirten Kalyoncu, "İsteyen Pazar günkü CTP-BG
kurultayının televizyon kayıtlarını izleyebilir. Ama
kimsenin Türk olup olmadığımızı sorgulama hakkı
yoktur" ifadesini kullandı.
CTP'nin hükümette bulunduğu dönemde, Kıbrıs sorununu ele
alış biçimi nedeniyle Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk'ünün
önünün açıldığını kaydeden Ömer Kalyoncu şöyle
devam etti:
"Uyguladığımız politika ile hem
çıkarlarımızı koruduk, hem dünya ile aynı dili
konuşur hale geldik. Türk askerinin adada bulunması, garantörlük
çerçevesinde olduğu kabul gördü. Uyguladığımız
politika ile Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı aleyhine BM'den her
altı ayda bir çıkan kararlar son buldu."
CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, Türkiye'deki bazı yayın
organlarının Kıbrıslı Türklere yönelik
aşağılayıcı ve provokatif yayınlar
yaptığını da belirtti ve bunun kabul edilemez olduğunu
vurguladı.
Herkesin Kıbrıslı Türklerin demokratik yöntemlerle
işbaşına getirdiği şahıslara ve makamlara
saygı göstermesi gereğine işaret eden Ömer Kalyoncu, bunun aksi
davranışların Kıbrıs Türk toplumuna
saygısızlık anlamına geldiğini belirtti.
UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun bu
konudaki yaklaşım tarzını toplumun dikkatle izlemesini
isteyen Kalyoncu, demokrasi dışı
çağrışımlara çanak tutanların toplumun iradesine
saygısı olmadığını vurguladı. Kalyoncu,
referandum hakkını halkına kullandırmak istemeyen
anlayışın UBP liderliğinde hala hakim olduğunun bu son
örnekte de görüldüğünü belirtti.
Ertuğruloğlu: Olay üzücü ama, tepki doğal
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu da, komutanla başbakan arasındaki
"tokalaşma kriziyle" ilgili olarak, "olayın üzücü
olduğunu" belirterek, "Ama böylesi bir yanlış
hareketin de tepki görmesi gayet doğal" dedi.
Ertuğruloğlu, A.A muhabirine yaptığı
açıklamada, şunları söyledi:
"CTP'nin kurultayında Atatürk ve şehitler için
saygı duruşu yapılmaması ve İstiklal Marşı
çalınmamasını tabii ki şiddetle kınıyoruz. Böyle
bir düşünce tarzını anlamak mümkün değil. Böyle bir
mentalitenin iktidarda bulunan bir partinin mentalitesi olmasını da
bir o kadar daha üzücü bir olay olarak değerlendiriyoruz. Milli
kimliğini bilmeyen, milli benlikten yoksun bir siyasi partinin ulusal
dava, milli dava bilincinden de yoksun olarak, gerek KKTC'ye gerek Anavatan
Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik herhangi bir katkı sağlamasının
söz konusu olmayacağını, bunu zaten üç yıllık
iktidarları döneminde de tecrübeyle kanıtlamış
olduğunu düşünüyoruz. KKTC ve Kıbrıs Türk
halkının böyle bir yönetimle karşı karşıya
bulunmasını da çok büyük bir talihsizlik olarak
değerlendiriyoruz."
Akıncı: Başbakanın şahsında
Kıbrıs Türk halkı aşağılandı
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı
Mustafa Akıncı, demokrasinin en temel göstergelerinden birinin,
asker-sivil bürokrasisinin, halk tarafından seçilmiş sivil
yöneticilerin emrinde bulunması olduğunu söyledi.
Avrupa Birliği (AB) yolunda ağır aksak ilerlemeye
çalışan Türkiye'nin, henüz bu noktaya
ulaşamadığını belirten Akıncı, Türkiye'nin
Kuzey Kıbrıs'ta görev yapan asker-sivil bürokratlarının
ise, Kıbrıslı Türk seçilmişlerden değil emir almak,
kendilerini onlara hakaret edebilecek konumda görmekte olduklarına dikkat
çekti.
Akıncı, "TC Genel Kurmay Başkanı
Büyükanıt'ın, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı küçük
düşürücü açıklamalarının henüz mürekkebi kurumadan, K.T.
Barış Kuvvetleri Komutanı Kıvrıkoğlu'nun KKTC
Başbakanı'nın elini sıkmayı reddetmesi ve bunun da
basına yansıtılması, Kıbrıs Türk
halkının, Başbakan Soyer'in şahsında rencide edilmesi
ve aşağılanması, kabul edilebilecek bir davranış
değildir" dedi.
"Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak demek 'daha
çok bayrak', 'daha büyük bayrak', 'daha çok marş' demek
değildir" diyen Mustafa Akıncı, "Siyasi partiler kendi
kurultaylarında nasıl bir düzenleme yapacaklarına kendileri
karar verir" dedi.
Türkiye'de uluslararası nitelikli maçların yanında, ulusal
lig maçları öncesinde bile İstiklal Marşı çalınmakta
olduğunu anımsatan Akıncı, "Bu onların
takdiridir. Ama KKTC'de lig maçlarında marş çalınmıyor diye
Kıbrıs Türk gençliğinin vatanseverliği mi
sorgulanacaktır? diye sordu.
BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, KKTC
Başbakanına yapılan bu kabul edilemez davranışı
fırsat sayarak askere şirin görünüp kendince prim toplamaya yönelen
siyaset anlayışlarını onaylamanın da olanaksız olduğunu
ifade etti.
İzcan, Kıvrıkoğlu'nu kınadı
Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet
İzcan da, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu arasında yaşanan tartışmadan
dolayı KTBK Komutanı Kıvrıkoğlu'nu kınadı.
İzcan, "Dün geceki (önceki gece) resepsiyonda, KTBK Komutanı'nın
Sayın Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e karşı gösterdiği
tavır ve yaptığı hakaret, kabul edilemez" dedi.
Olayı "Kıbrıs Türk toplumuna yapılan
hakaret" olarak değerlendiren İzcan, demokratik yöntemlerle
seçilen Başbakan Soyer ve diğer siyasi parti temsilcilerinin, ülkenin
iradesini temsil ettiğini kaydetti.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Garanti ve İttifak
Antlaşmaları çerçevesinde KKTC'de bulunduğunu anımsatan
İzcan, "Bir kez daha, bu olay bize, Kuzey Kıbrıs'taki
demokratik yapının, düzenin ve rejimin, yüzünü göstermiştir. Biz
demokrasi istiyoruz ve herkesin de buna saygılı olmasını
istiyoruz" şeklinde konuştu.
Ceyhun: KKTC'deki siyasi tansiyonun artırılmasının
kimseye faydası yok
Eski Avrupa Parlamento üyesi Alman SPD'li politikacı Ozan Ceyhun
da konuyla ilgili ABHaber'e konuştu.
CTP kurultayına katılıp bir de konuşma yapan
Ceyhun, kurultay ile ilgili "KKTC'de artan siyasi tansiyonu anlamakta
güçlük çekiyorum" diye konuştu.
CTP kurultayına başta Rum siyasi liderleri, AKP ve birçok
çevreden katılım olduğunu hatırlatan Ceyhun,
"Kurultayda hep birlikte saygı duruşunda bulunduk" dedi.
"İstiklal Marşı'na gelince bağımsız
KKTC iktidar partisinin kurultayında Türk İstiklal
Marşı'nı okumasını kendi kalemize gol atmak
olurdu" diye yorumlayan Ceyhun, "Rumları bir taraftan
Helenizm'le suçlayıp ardından İstiklal Marşı'nın
okunmasını istemek çelişkili bir durum"
açıklamasında bulundu.
Ceyhun, "burada asıl amaç ilk defa dünya kamuoyu nezdinde
yapıcı ve birleştirici rol oynadıkları kabul edilen
Kıbrıslı Türklerin bu politikasını sabote etmek ise ve
eğer bu amaçla şehitler günü kullanılıyorsa çok
düşündürücü olsa gerek" şeklinde konuştu.
KIBRIS 21/03/07
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas: Rum
hükümeti, çıkmaza rağmen kapıyı açık tutuyor
Rum radyosunun haberine göre Rum hükümeti tarafından konuyla
ilgili olarak yapılan son "uzlaşmacı" önerinin, bir
görüşme konusu ve anlaşma çerçevesi teşkil ettiğini öne
süren Lillikas, bu öneriyle süreçte ilerleme umutları yaratıldığını
ileri sürdü.
Türk tarafından konuyla ilgili olarak ciddi bir cayma
olduğunu iddia eden Lillikas, bunun 8 Temmuz sürecini uygulamaya koymak
için gerekli siyasi iradenin olmadığını
kanıtladığını savundu.
Rum tarafının, bu aşamada, sorumluluk yüklemek gibi bir
sürece girmek istemediğini ileri süren Yorgos Lillikas, bunun nedeninin;
Rum hükümetinin, ümitlerin minimum düzeyde de olsa canlı
tutulmasını arzulaması olduğunu savundu.
Çıkmazın aşılması ve sonunda anlaşma
olması için, Türkiye ile görüşmesi mümkün olan ülkeler
tarafından konuya müdahale edileceğini umduğunu belirten
Lillikas, bu hafta içerisinde konuyla ilgili olarak yeni bir Pertev-Conis
görüşmesi gerçekleştirileceğini, ancak önceki günkü
gelişmelerden sonra umutsuz olduğunu kaydetti.
KIBRIS 21/03/07
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:19 TSI 22 Mart 2007 Perşembe
ANKARA - Kıbrısla
ilgili kritik gelişmelerin yaşandığı bir dönemde,
Güney Kıbrıs Rum yönetimi, ordusunu güçlendirmeye
çalışıyor. Rum yönetiminin bu amaçla, Yunanistandan paralı
asker tuttuğu ortaya çıktı.
Ankaraya
dün ulaşan bilgiye göre, 1000 Yunan askeri geçen Ocak ayında Adaya
intikal ederek Rum milli muhafız ordusuna katıldı. Askeri
eğitimden geçirilen paralı askerler, Rum ordusunun kıyafetlerini
giyerek Kıbrısta görev yapmaya başladı.
Yunanistanın halen Adada 6 bin civarında askeri bulunuyor. Rum
yönetiminin, bu sayıda artış yapılmasının tepkiye
neden olacağı düşüncesiyle, büyük bir gizlilik içinde
paralı asker tutma yoluna gittiği belirtiliyor.
Sözkonusu gelişmeden haberdar olan Türkiye ve KKTC ise tepkili. NTVye
konuşan Türk yetkililer, Kıbrısta bu tip milis güçler
kesinlikle bulunmamalı dedi.
KKTC, Rum yönetimini Birleşmiş Milletlere şikayet etmeye
hazırlanıyor.
|
||
|
|
||
|
|
||
|
|
||
|
|
HURRIYET 22/03/07
Yunanistandan Rum kesimine paralı asker
Yunanistan, Rum kesimine paralı asker gönderdi. NTVMSNBC'nin haberine
göre, 1000 Yunan askeri Ocak ayında Adaya intikal ederek Rum milli
muhafız ordusuna katıldı. Türk tarafı, konuyu BMye
taşımaya hazırlanıyor.
Kıbrısla ilgili kritik
gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, Güney
Kıbrıs Rum yönetimi, ordusunu güçlendirmeye çalışıyor.
Rum yönetiminin bu amaçla, Yunanistandan paralı asker tuttuğu ortaya
çıktı.
Ankaraya dün ulaşan bilgiye göre, 1000
Yunan askeri geçen Ocak ayında Adaya intikal ederek Rum milli
muhafız ordusuna katıldı. Askeri eğitimden geçirilen
paralı askerler, Rum ordusunun kıyafetlerini giyerek
Kıbrısta görev yapmaya başladı.
Yunanistanın halen Adada 6 bin
civarında askeri bulunuyor. Rum yönetiminin, bu sayıda
artış yapılmasının tepkiye neden olacağı
düşüncesiyle, büyük bir gizlilik içinde paralı asker tutma yoluna
gittiği belirtiliyor.
Sözkonusu gelişmeden haberdar olan Türkiye
ve KKTC ise tepkili. Türk yetkililer, Kıbrısta bu tip milis güçler
kesinlikle bulunmamalı'' dedi.
KKTC, Rum yönetimini Birleşmiş
Milletlere şikayet etmeye hazırlanıyor.
MILLIYET
22/03/07
KKTC,
bizim malımız değil...
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Barış Kuvvetleri Komutanı
Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu arasındaki tartışma,
KKTC'de uzun süredir yaygınlaşan bir hastalığın
temelinde yatan bir unsur. Erdal Şafak da dün Sabah'ta
yazmıştı. Ben de onun bıraktığı yerden devam
etmek istiyorum.
KKTC'deki nüfus giderek "Türkiyelileşiyor". Kıbrıs
Türkleri ise yavaş yavaş Ada'dan göçüyor. Kimi Türkiye'ye, kimi
başka ülkelere gidiyor. Türkiye'den giden nüfus, kendini KKTC fatihi
görüyor. Hatta bu nedenle Kıbrıs Türkleri'ni de "borçlu"
görüyor. Buna göre hareket ediyor. Türk turist bile, pazarlık ederken
"sizi biz kurtardık" gerekçesiyle indirim istiyor.
Bu yaklaşım son derece kırıcıdır. Emin
olalım ki, KKTC'yi bir gün kaybedersek, bu sonucun Rumlar'ın
becerilerinden değil, kendi içimizdeki bu ayırımcı
tutumumuzdan gerçekleşeceğini bilmeliyiz.
KKTC'nin bağımsız bir devlet olduğunu iddia ediyoruz.
Sonra, bu bağımsız devleti korumakla görevli kuvvetlerin
komutanı, aynı devletin başbakanının uzanan elini
reddediyor ve bir de sorguya çekiyor:
"Kurultayınızda neden İstiklal Marşı
söylemediniz?"
Nerede kaldı "bağımsızlık" etiketi?
Bu şekildeki bir tutum, Türk askerini işgalci güç gibi görenlerin
ekmeğine yağ sürüyor. Askeri, sevecen bir koruyucu değil, zorla
model uygulatan bir güç konumuna sokuyor.
Neresinden bakarsak bakalım, Kıvrıkoğlu yetkilerini ve
konumunu aşmıştır. Genelkurmay
Başkanlığı'nın bu olayı görmezden geleceğini
de hiç sanmıyorum. Kendi iç mekanizmalarını harekete geçirirler
ve Kıvrıkoğlu'na, tutumunun doğru olmadığı
mesajını yollarlar.
Kıbrıs sorunu giderek bir yol ayrımıma
yaklaşmaktadır. Bu sorun, ya Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği
öncesinde, eski Annan Planı'nda bazı değişikliklere
gidilerek çözümlenecek veya Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü
sürecek.
Kıbrıs'taki bölünmüşlüğün devamı demek de, KKTC'nin
yavaş yavaş Tayvan usulü bir tanınmaya kayması
anlamına gelecektir.
Böylesine bir yol ayrımındaki KKTC'yi, Kıbrıs Türkleri
adına bizler yönetemeyiz. Kıbrıs Türkleri'ne nasıl insanlar
olmaları gerektiğini de öğretemeyiz. Buna hakkımız da
yoktur.
Türk turisti olsun, göçmen olarak gidip oraya yerleşmiş Türk
vatandaşları olsun, Askerimiz olsun, Ada'da misafir olarak
kaldıklarını unutmamalılardır. Günün birinde o
toprakları gerçek sahiplerine teslim edeceklerdir. Eğer
Kıbrıs Türkleri'nin, bizleri gerçekten sevmelerini, zor günlerinde
gelip onlara yardım elini uzattığımızı
hatırlamalarını istiyorsak, böyle davranmamalıyız.
Öğretmen rolüne girmemeliyiz.
Hoyrat tutumumuzu sürdürürsek, bir gün kendimizi çok güç duruma sokarız.
·
* * * * *
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 22/03/07
Kıbrıs'ta tuhaf şeyler oluyor
22/03/2007 RADIKAL
Silifke'nin
girişinde, Gülnar yol kavşağındaki 'Kıbrıs
Şehitliği'ni ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Güzel bir ormanın
içinde, mütevazı bir müzenin yanında, her ağacın
altında bir şehit Mehmetçik yatıyor. Ağaçlar, altında
yatan Mehmetçiğin ağacı olmuş. Subay, astsubay ve erlerden
meydana gelen 456 şehidimiz, yattıkları yerden uğruna
şehit oldukları Kıbrıs'ı seyrediyorlar. 1974'deki
'Barış Harekâtı' sırasında 510 Mehmetçik şehit
düşmüş; 1956 yılından itibaren 1669 Kıbrıs Türkü
vatanı uğrunda şehit olmuş... 1974'e kadar Kıbrıs
Türkü'nün başına gelmeyen kalmamış. Sonradan ortaya
çıkarılan toplu mezarlar, Rumların yaptıkları
katliamı açıkça gösteriyor.
* * *
Geçtiğimiz Pazar 18 Mart 'Şehitler Günü'nde sadece Çanakkale
Şehitlerini değil, vatan uğrunda canını veren bütün
şehitlerimizi ve tabiî 'Kıbrıs Şehitlerini' de andık.
Bu anlamlı günde, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın da,
Başbakanı Soyer'in de, Silifke'ye gelip her şeylerini borçlu
oldukları bu şehitleri ziyaret etmeleri gerekirdi. Hiç değilse,
KKTC'deki şehitler günü törenine katılmalıydılar.
Bırakınız bütün bunları, onlar iktidar partisi CTP'nin
kurultayını özellikle şehitler gününe denk getirdiler.
Kurultay'da şehitler için saygı duruşunda bile
bulunmadılar. İstiklâl Marşı yerine de, İtalyan
komünistlerinin faşist işgalin kaldırılması için
yazdıkları 'Çavbella'yı, kurultaya davetli
Kıbrıs'lı Rum politikacılarla birlikte hep bir
ağızdan söylediler. Böylece, 'Türk askeri'ni 'işgalci' olarak
ilan eden Rumlarla aynı safı tuttular.
* * *
Kıbrıs
Rum Meclisi'nin 2003'te çıkardığı bir kanunla
'Kıbrıs, Hellenizmin ayrılmaz bir parçasıdır'
görüşü ve ENOSİS politikası devam etmekteyken, KKTC'nin
yönetiminde gayrı millî, Rum muhibbi, bağımlı
kişilerin bulunması, Kıbrıs Türkleri için de, Türkiye için
de bir talihsizliktir. Kuruluşundan beri CTP, Türkiye ve Türk Ordusu
aleyhtarı bir çizgide olmuştur. Ne yazık ki, Türkiye'yi idare
edenler CTP'nin bu misyonunu farkedememişler ve Denktaş gibi bir
'Millî Kahraman'a karşı, bu kişileri el altından
desteklemişlerdir.
Bu kişiler, bir taraftan KKTC'de Cumhurbaşkanlığı,
Başbakanlık gibi makamları işgal ederken, diğer
taraftan sanki Kıbrıs'ta uzlaşmaya Türk Ordusu ve Türkiye engel
oluyormuş gibi bir hava yaymaya çalışmışlardır.
Özellikle Talat'ın, bu konudaki gafları uzun bir liste
tutmaktadır. Talat, kasıtlı bir tutumla TSK'yı 'öcü' gibi
göstermeye çalışmakta; Türkiye'nin kesesinden demokrasi havariliğine
soyunmaktadır.
Talat, geçen Ramazan Bayramı'nda, geleneksel olarak 1963'ten beri
Sancaktar'la ve 1974'ten beri Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanı ile birlikte kabul ettikleri kutlamaları
kaldırmış ve halkın tepkisini çekmiştir. Sonuç olarak,
Kıbrıs Türk halkı Talat'ı değil, Komutan'ı
kutlamaya gitmiştir.
Gene, Cumhuriyet Bayramı'nda Lefkoşa'daki törende, daha önce
defalarca provalar yapıldığı halde, Barış
Kuvvetleri adına konuşan Albayı, haberi olmadığı
gerekçesiyle alkışlamamıştır.
Talat, özellikle 'Lokmacı Köprüsü' olayında, TSK'yı istismar
ederek Rumların eline büyük bir koz vermiştir. Önce, kendisine göre
jest olsun diye Köprü'yü yaptırıp, sonra Genelkurmay'ın
itirazına rağmen yıktırarak puan almaya
çalışması, Rumları güldürmekten öte bir tesir icra
etmemiştir. Üstelik Rumlar bu komediyi, 'Kıbrıslı Türklerin
TSK'ya karşı bir direnişi' olarak uluslararası
platformlarda lanse etmişlerdir.
* * *
Herhalde
benim TSK'nın siyasete müdahalesine karşı olduğum hususunda
kimsenin şüphesi yoktur. Ancak, Kıbrıs'taki olayları,
askerin siyasete müdahalesi olarak değerlendirip Türk Ordusu'nu istismar
ederek çirkin politika yapmak, kelimenin tam anlamıyla 'nankörlük'tür.
Bir Şehitler Günü'nde, İstiklâl Marşı yerine 'Çavbella'
çığırtkanlığını politika sananlar,
başta kendi canları, namusları ve hürriyetleri olmak üzere,
oturdukları koltukları Türkiye'ye ve Türk Ordusu'na borçlu
olduklarını unutmasınlar.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Güney Kıbrıs'ın, tüm
Kıbrıs adına Ortadoğu ve Güney Akdeniz'deki
uçuşlarını düzenleme yetkisi bulunmadığını
belirtti. Avcı, Larnaka'daki yeni hava trafik kontrol merkezinin inşaatının
sadece mevcut merkezin yenilenmesi amacıyla
başlatılmış olduğunu ve merkeze Eurocontrol
bütçesinden herhangi bir katkı yapılmadığını
belirtti.
Dışişleri Bakanlığı Basın
Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre Avcı, bu konuda
dış basında yer alan iddiaların tamamen asılsız
olduğunu kaydetti.
Avcı, Avrupa Sivil Havacılık Örgütü Eurocontrol'un tüm
Ortadoğu ve Güney Akdeniz üzerindeki askeri ve sivil uçuşların
kontrolünü sağlayacak hava kontrol merkezinin Rum tarafında
kurulmasına karar verdiği, bu çerçevede maliyetini Eurocontrol'un
karşılayacağı bir ünitenin temelinin 1 Mart 2007 tarihinde
Güney Kıbrıs'ta
atıldığına ilişkin bazı basın
yayın organlarında yer alan haberler üzerine, Eurocontrol'a üye olan
Türkiye Cumhuriyeti'yle istişare içinde gerekli
araştırmaları başlattıklarını
vurguladı.
Yapılan girişimler neticesinde konuyla ilgili en üst
makamlardan bilgi temin edildiğini kaydeden Turgay Avcı şu
bilgileri verdi:
"Larnaka'daki yeni hava trafik kontrol merkezinin
inşaatının sadece mevcut merkezin yenilenmesi amacıyla
başlatılmış olduğu ve Eurocontrol bütçesinden herhangi
bir katkı yapılmadığı bilgimize getirilmiştir.
Dolayısıyla dış basındaki iddialar tamamen
asılsızdır.
Bir kez daha, Ada'nın sadece güneyinde hükümran olan ve hiçbir
şekilde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni temsil etmeyen Güney
Kıbrıs Rum yönetiminin Eurocontrol dâhil herhangi bir platformda tüm
Kıbrıs adına bu tür düzenlemelere gitme yetkisi
bulunmadığını vurgulamak isteriz."
KIBRIS 22/03/07
HALK İRADESİNE GÖLGE DÜŞÜRMEYECEĞİZ... Halk
iradesiyle seçilen kurumların yönetme erkini korumak için anayasal
demokratik kurallar çerçevesinde en büyük titizliği her koşulda
sürdüreceğini vurgulayan Başbakan Soyer, son günlerdeki
spekülasyonların üzücü olduğunu belirterek, KKTC'nin demokratik bir
hukuk devleti olduğunu vurguladı
6 ÖRGÜT CTP'Yİ KINADI... "CTP-BG Kurultayı'nda
İstiklal Marşı'nın okunmamasını ve sadece
Demokrasi Şehitleri'nin anılmasını kınamak
amacıyla" basın toplantısı düzenleyen 6 örgüt, son
zamanlarda yaşanan olayların ülkesini seven tüm vatanseverleri
rahatsız ettiğini ileri sürerek, milli birliği bozucu
hareketlerin baş gösterdiğini iddia etti
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu arasında yaşanan el sıkışma
krizinin yankıları sürüyor.
Çeşitli kuruluşlar krizle ilgili değerlendirmelerde
bulunurken Başbakan Soyer Bakanlar Kurulu öncesinde yaptığı
yazılı açıklamada görüşlerini halkla paylaştı.
Soyer, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayarak
tartışılan noktalara açıklık getirdi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, halkın iradesine asla gölge
düşürmeyeceklerini vurguladı. Soyer, "Halkımızdan
irade almış Cumhurbaşkanı'nın, KKTC Meclisi'nin,
hükümetimizin, siyasi partilerimizin yönetme erkini korumak için anayasal
demokratik kurallar çerçevesinde en büyük titizliği her koşulda
sürdüreceğiz" dedi.
Başbakan Soyer, saat 15.40'ta Bakanlar Kurulu
toplantısına girerken basına yazılı bir metin okudu ve
ardından soruları yanıtladı.
Başbakan Soyer, son günlerdeki spekülasyonların üzücü
olduğunu belirterek, KKTC'nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu
vurguladı. Demokratik hukuk devletini geliştirip
kurumsallaştırmanın herkesin görev ve sorumluluğunda
olduğunu belirten Soyer, "Çünkü bu vatanımıza,
insanımıza ve dünyaya karşı sahip olduğumuz temel bir
görevdir" dedi.
Soyer, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde en temel
noktanın Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitlik
talebi olduğunu ifade ederek, Kıbrıs'ın geleceğinin
belirlenmesinde Kıbrıs Türk halkının eşit taraf
olduğunun referandumlarla belirlendiğini kaydetti.
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının
mücadelesi ve çabasına, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumlarının ve
halkının da çok yönlü destek ve katkısı bulunduğunu
ifade ederek, çözümün adresinin AB değil BM olduğunu vurguladıkları
bu dönemde son derece dikkatli olmak gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın ve hükümetin
uluslararası camiada gün geçtikçe etkisinin arttığı ortamda
gelişmeleri dar çerçevede, kısır siyasi çekişmelerin
sığlığına terk edemeyeceklerini ifade eden
Başbakan Soyer, hükümetin Cumhurbaşkanı'yla birlikte Türkiye'yle
ortak çıkarlara dayalı bir politikayı kararlılıkla
savunduğunu vurguladı.
Halka mesaj: Halk iradesine gölge düşürmeyeceğiz
Soyer, halka vermek istediği mesajı da şöyle ifade
etti:
"Demokrasimizi ve kendi kendimizi yönetme konumumuzu hiçbir
şekilde gölgelemememiz lazımdır. Biz halk iradesine asla gölge
düşürmeyeceğiz. Halkımızdan irade almış
Cumhurbaşkanı'nın, KKTC Meclisi'nin, hükümetimizin, siyasi
partilerimizin yönetme erkini korumayı anayasal demokratik kurallar
çerçevesinde en büyük titizliği her koşulda sürdüreceğiz.
KKTC'de doğduğu yer neresi olursa olsun tüm
yurttaşların, ortak demokratik iradeye bağlı olarak
ekonomik ve demokratik birlik temelinde demokrasi, kurumsallaşma, çözüm ve
AB hedefine ulaşma çabasına hiç kimsenin kısır
tartışmalarının gölgesinin düşmesine fırsat
tanımayacağız.
Bu tartışmaların Kıbrıs Türk
halkının 24 Nisan iradesiyle yakaladığı
gelişmelere ve ekonomimizin gelişme trendine asla darbe
vurmasına fırsat veremeyiz. Yerli ve yabancı girişimcilerle,
Kıbrıs Türk çalışanları ve üreticiler gönül
rahatlığı içinde işlerine devam etmelidir. Hiçbir
şekilde Kıbrıs Türk halkının dünya ve AB'la
bütünleşme çabaları geri çevrilemeyecektir."
Meclisten irade almış hükümetin her alanda Türkiye'yle
ilişkilerini en sağlıklı temelde sürdüreceğini
söyleyen Soyer, gelişmelerin, Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri komuta kademesiyle ilişkilerini demokratik hukuk devleti
zemininde sürdürme görevlerine engel olamayacağını
vurguladı.
Soyer, farklılıkların demokratik olgunluk içinde
tartışılacağını belirterek, "görmediği
olayları görmüş gibi nakleden bir basın mensubunun yol
açtığı gelişmelerin, bir partinin liderliğinin de
desteğiyle yaratılmak istenen provokasyonlara asla kapılmayacak
olgunluğa sahip olduklarını" kaydetti.
Görevde bulundukları her günde Kıbrıs Türk
halkının iradesine gölge düşürmemek için çaba sarf edeceklerini
ifade eden Başbakan Soyer, hükümetin görevini sürdüreceğini,
halkın ve iradesinin de esas olduğunu söyledi.
Başbakan Soyer'in basına okuduğu yazılı
açıklamanın ekinde, geçtiğimiz pazar günü yapılan CTP 21.
Olağan Kurultayı'ndan 3 fotoğraf da basın mensuplarına
dağıtıldı.
"Kıbrıs Türkü olarak
varlığımızı çoktan ispatladık"
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk
halkının yalnız toplumsal direniş yıllarında
değil, kendi içindeki kısır tartışmalar yüzünden
tarihinin acılarla dolu olduğuna ve yaraların kolay
kapanmadığına işaret ederek, "halkın 'hainler' ve
'milliyetçiler' diye bölündüğü filmleri tekrar görmek istemediklerini"
vurguladı.
Kıbrıslı Türklerin varlığını
ispatlama gayretinde olmadığını, çünkü bunu çoktan
yaptığını söyleyen Soyer, halka
soğukkanlılık çağrısı yaptı.
Soyer, CTP kurultayının Şehitleri Anma Günü'ne denk
gelmesiyle ilgili bir soruya karşılık, her partinin
tüzüğüyle bağlı olduğunu ve kurultayını da karar
organlarının kararı doğrultusunda
yaptığını hatırlatarak, şöyle dedi:
"CTP Tüzüğü, Parti Meclisi'ne kurultayı 6 ay erteleme
yetkisi vermektedir. 6 ay evvel CTP Parti Meclisi kurultayın 18 Mart'ta
yapılması kararını almıştır. CTP'nin karar
organlarının yaşadığımız politik
gelişmeler, yerel seçimler ve sonrasında hükümet oluşumu ve yeni
tartışmalar nedeniyle ihtiyaç duyduğu bir düzenlemeydi ve bunu
CTP kendi hakkıyla kullandı. Hadise budur. Bundan ötürü farklı
yorumlar çıkarmak doğru değildir.
Atatürk-bayrak-saygı duruşu-şehitler
CTP'nin 21. kurultayında Atatürk de vardı, bayrak da
vardı ve toplumsal direniş için şehit olanların
anısına da saygı duruşunda bulunuldu. Şehitler
Kıbrıs Türk halkının bir parçası olan CTP'lilerin ve
bütün üyelerinin varlığıdır. CTP üyelerinin arası,
şehit, kayıp çocukları, eşleri ve onların aileleriyle
doludur. Bizim kimseden milliyetçilik dersi alma veya milliyetçiliğimizi,
Türklüğümüzü kanıtlama ihtiyacımız yoktur."
Çavbella herkesin dilinde
Başbakan Soyer, kurultayda "Çavbella"
şarkısının çalınmasıyla ilgili eleştirilerin
anımsatılması üzerine "Herkes istediği
şarkıyı çalmakta, dinlemekte özgürdür. Bu şarkı
Kıbrıs Türk halkının 80 binlik mitinglerinde gece gündüz
söylenen, en yaşlı dedelerden, nenelerden en genç insanlara kadar
herkesin söylediği bir şarkıdır" dedi.
Şarkının Rumlarca çalındığı
eleştirisine karşılık bunun incelenmesini isteyen
Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türklerin 7'den 70'e çalıp
oynadığı Çavbella şarkısının miting
meydanlarında, yollarda sokaklarda, barlarda kahvelerde çalındığını,
CTP kurultayında söylenen onca şarkıdan da biri olduğunu
anlattı.
Başbakan Soyer, "Herkesin istediği
şarkıyı çalmada özgür olduğu bir ülkede böylesine
gelenekselleşmiş bir şarkının CTP kurultayında
çalınması çok doğaldır, normaldir ve insanımız da
bundan gurur duyar" ifadelerini kullandı.
Soyer, AKEL kongresinde Rum milli marşının söylenip
söylenmediği ve Yunan bayrağı bulunup bulunmadığı
sorusuna karşılık, Güney Kıbrıs'taki ve dünyadaki
birçok siyasi partinin kongrelerine katıldığını ve
katılmaya da devam edeceğini belirterek, "Her partinin kendi
metodu vardır, bunu uygular. AKEL'in kongresinde bunları görmedim ama
DİSİ'nin kongresinde bunun bir başka şekli vardı"
diye konuştu.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, son gelişmelerden büyük üzüntü
duyan halka mesajının ne olduğunun sorulması üzerine
"Ben bütün insanlarımıza soğukkanlılık
çağrısı yapıyorum. Kıbrıslı Türkler olarak
biz Kıbrıs Türk varlığımızı ispatlama gibi
bir gayret içinde değiliz çünkü biz bunu çoktan ispatladık"
dedi.
Soyer, 21. yüzyılda Kıbrıs Türk halkının
kendi ulusal ve toplumsal değerleri zemininde dünyayla bütünleşme
zamanı olduğuna işaret ederek, "Bütün enerjimizi buna
ayırmamız gerekir. Kısır tartışmalarla yol yürümek
mümkün değildir. Bu tartışmaları Kıbrıs Türk
halkı geçmişinde çok yaşadı" diye konuştu.
"Makamlarda görev yapanlara söylemek istediklerim..."
Başbakan Soyer, memlekette görev yapan, hangi makamda olursa
olsun herkese söylemek istediklerini de şöyle ifade etti:
"Kıbrıs Türk halkının tarihi acılarla
doludur. Yalnız toplumsal direniş yıllarında olan
acılar değildir bunlar. Kendi içimizdeki kısır
tartışmaların yarattığı acılardır
bunlar. 1990'da aynı acılar yaşandı. Halk ve ülke 'hainler
ve milliyetçiler' diye ikiye bölündü. Bunun yaraları kolay kapanmadı.
Arkasından yine aynı süreçler yaşandı. Bu ülkenin meclisi
tel örgülerle kuşatıldı. Bu ülkenin meclisinde bulunan siyasi
partilere, hükümetlere zillet kampanyaları açıldı. İnsanlar
birbirine girdi, kardeş kardeşle düşmanlaştırıldı.
En son Annan Planı tartışmalarında aynı üzücü tartışmaları
hep birlikte yaşadık.
Biz bu filmleri tekrar görmek istemiyoruz. Kıbrıs Türk
halkı buna layık değildir. Asla da olmayacaktır."
Olgunluk ve soğukkanlılık çağrısı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bu çerçevede halka olgunluk ve
soğukkanlılık çağrısı yaptığını
kaydederek, herkesin birbirini sevmesini istedi.
"Doğduğu yer neresi olursa olsun bu toprakları
vatan bilen, Kıbrıs Türk halkının eşitliği için
düşünce üreten ve alın teri akıtan insanlarımız asla
bu tartışmalarla doğduğu yerlere, siyasi görüşlerine
göre birbirlerine girmemelidir" diyen Başbakan Soyer, demokratik
birliktelik, olgunluk ve Türkiye'yle işbirliği ve dayanışma
içinde bütün sıkıntıların aşılacağı
söyledi.
Soyer, "İhtiyacımız olan tek bir şey
vardır: 21. yüzyılda demokrasimizi, ekonomimizi güçlendirmek...
Kıbrıs Rum tarafının 'Kıbrıslı Türklerin
demokrasisi yoktur, idare edilen varlıktırlar' diye dünyada elde
ettiğimiz prestiji yıkmak için uğraştığı bir
aşamada bu tür tartışmaların kimseye faydası
yoktur" dedi.
Gül: Kıbrıs'ta gerilim yok
TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu arasında yaşanan olayda bir gerilimin söz
konusu olmadığını söyledi.
Gül, bir gazetecinin, Kıvrıkoğlu'nun Soyer'e, CTP'nin
pazar günkü kurultayında İstiklal Marşı'nın
okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda
bulunulmamasına yönelik tepkisine ilişkin olarak, "Yaşanan
bir gerilim var. Bu gerilim Rum basınında da yer aldı. Siz
yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?"
şeklindeki sorusu üzerine, "Gerilim değil, Sayın Soyer de
bunu açıklamış dünkü gazetelerde, bakarsanız
görürsünüz" ifadesini kullandı.
Bakan Gül, "Tabii ki bizim ülkemizde bizim geleneklerimiz ve
kurallarımız bellidir. KKTC'de de onların kendi gelenekleri
var. Ama siyasi partilerin toplantılarında İstiklal
Marşı, Türk bayrağı, bunlar her zaman heyecan verir, güç
verir. O ülkelerin milli birliği ve bütünlüğünü güçlendirici daimi
işlev görür. O bakımdan bizim Türkiye'deki
alışkanlıklarımız budur" diye konuştu.
BMBP: Hakaret edenler derhal özür
dilemeli
Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP),
Kıbrıs Türk halkı ve onun temsilcisine kimsenin "hakaret
etme" hak ve yetkisi olmadığını bildirerek,
"hakaret edenlerin" derhal özür dilemesini istedi.
BMBP adına, KTOEÖS Genel
Sekreteri Tahir Gökçebel, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ile
DEV-İŞ Genel Başkanı Mehmet Seyis imzasıyla dün
yapılan yazılı açıklamada, Kıbrıs Türk
halkının, her türlü olumsuzluğa karşın
Kıbrıs'ta var olmayı başaran, Birleşmiş Milletler
(BM) ve dünya belgelerinde tescil edilmiş bir halk olduğu
vurgulandı.
Kıbrıs Türk halkı
adına seçilerek görev yapan birinin de, yıllardır
canını vererek başını eğmeyen bu halkın
sözcüsü olarak gerekli duruşu ve cevabı verme sorumluluğu olduğu
ifade edilen açıklamada, kendilerini "has Türkler" olarak ilan
edenlerin, Kıbrıs Türküne medyada, sokakta; Türklük, bayrak,
İstiklal Marşı gibi ulusal değerlerin arkasına
saklanarak saldırmayı alışkanlık haline getirdiği
öne sürüldü.
Açıklamada, 1960 Garanti ve
İttifak Anlaşmaları çerçevesinde "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin anayasal nizamını tesis etmek ve
Kıbrıs'ta yaşayan halkların huzurunu korumak için adada
bulunan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı'nın
Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun siyasete
bulaştığı ileri sürüldü.
DAÜ-KÖB'den
Kıvrıkoğlu'na tepki
DAÜ Kıbrıslı
Öğrenciler Birliği (DAÜ-KÖB), Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le
ilgili tutumundan dolayı Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'na tepki göstererek,
"Son zamanlarda yine şişirilerek önümüze konulan şovenist
düşünceleri, ilerici bir gençlik örgütü olarak asla kabul etmiyoruz"
dedi.
6 örgüt CTP-BG'yi kınadı
Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Gaziler Derneği, Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği,
TMT Derneği, Ulusal Halk Hareketi, KKTC'yi Koruma Derneği ve Emekli
Astsubaylar Derneği; Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler'i
(CTP-BG) kınadı.
Dernekler, "CTP-BG
Kurultayı'nda İstiklal Marşı'nın
okunmamasını ve sadece Demokrasi Şehitleri'nin
anılmasını kınamak amacıyla" dün saat 10.00'da
bir basın toplantısı düzenlendi.
Basın
toplantısının düzenlendiği alanda "Hepimiz Birer
Mücahitiz", "Yama Olmak Değil Tanınmak istiyoruz",
"KKTC'ye Sahibiz" "Mehmetçik Halk Mücahit Omuz Omuza"
şeklinde sloganlar içeren pankartlar da yer aldı. Dış
Basın Birliği Önüne Atatürk resimleri ile Türk ve KKTC
bayrakları asıldı.
Dış Basın
Birliği'nde İstiklal Marşı'nın okunması ve
saygı duruşuyla başlayan basın toplantısında
örgütlerin ortak açıklamasını, Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Gaziler Derneği Genel Başkanı Alaettin Aydın
okudu.
Aydın, son zamanlarda
yaşanan olayların ülkesini seven tüm vatanseverleri rahatsız
ettiğini ileri sürerek, milli birliği bozucu hareketlerin baş
gösterdiğini ve süreklilik arz etmeye başladığını
savundu. Aydın, milli birliği bozucu davranışlar sergileyenlere
en büyük desteği iktidardakilerin verdiğini de iddia etti.
Alaettin Aydın, Başbakan
Soyer'in, Türkiye ve KKTC halkı ile şehit ailelerinden özür
dilemesini beklediklerini belirtti.
"CTP kurultayına
katılan AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Erhun ve
Sakarya Milletvekili Ayhan Şerefüstün'ün kurultaya tepki
göstermediğini" de dile getiren Aydın, "TC
Büyükelçiliği'nin herhangi bir tepki gösterip göstermediğini de merak
ettiklerini" kaydetti.
Aydın, kurultayda yaşanan
olaylara siyasiler ve bürokratlar gerekli tepkiyi göstermiş olsaydı
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu'nun herhangi bir davranışta
bulunmasına gerek kalmayacağını savunarak, Kıvrıkoğlu'nun
Başbakan Soyer'in elini sıkmamasının nezaketsizlik
değil, teessürlerin ifadesi olduğunu söyledi
Mücahitler Derneği'nden
CTP/BG'ye tepki
Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği, CTP-BG'ye tepki
göstererek, "Rumlar milliyetçiliğini ısrarla
tırmandırırken, Kuzey Kıbrıs'taki iktidar
sahiplerinin, milli sembollere tahammül göstermediklerini; bunun korkunç bir
dengesizlik yarattığını" savundu.
Mücahitler Derneği Genel Başkanı Vural Türkmen,
yaptığı yazılı açıklamada, AB
camiasının bir üyesi olmalarına rağmen
Kıbrıslı Rumların milliyetçiliklerinden ödün vermediklerinin,
her olayda görüldüğünü ve milliyetçi akımın giderek
şiddetlenmekte olduğunu kaydetti.
Kıbrıslı Rumların, anavatanları Yunanistan'a
bağlılıklarını her fırsatta gösterdiğini
belirten Türkmen, "Hal böyleyken, KKTC'de iktidara sahip olanların,
milli duygulara ve Anavatan Türkiye'ye bağlılık idealine adeta
ambargo koymaya çalışmaları, yadırganacak ve son derece
sakıncalı bir durumdur" iddiasında bulundu.
CTP/BG Kurultayı'nda İstiklal Marşı söylenmezken
Çav Bella'nın (Yurdum İşgal Altında)
çalındığını; Kurultay'ın Şehitleri Anma Günü'nde
yapılmasına rağmen, sadece "demokrasi
şehitleri"nin anıldığını ileri süren
Türkmen, bunun Kıbrıs Türk halkını derinden
yaraladığını savundu.
Göçmenler Derneği: Yaşanan olaylar Kıbrıs Türk
halkını yaraladı
Türk Göçmenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Genel Başkanı Enver Dinçoğlu, son günlerde yaşanan
olayların ve manevi değerlere karşı yapılan
"hakaretlerin" Kıbrıs Türk halkını derinden
yaraladığını belirtti.
Dinçoğlu
yaptığı yazılı açıklamada, "Lokmacı
Barikatı ile başlayan, tarih kitapları ile devam eden, 44
yıl önce şehit edilen ailenin üzerinden yapılan provokasyon, bir
partinin genel kurulunda yapılmayan saygı duruşu, söylenmeyen
İstiklal Marşı ve son olarak da şehit babası Emekli
Tabip Tuğgeneral Nihan İlhan'ın onuruna verilen yemekte
yaşananlar, neler oluyor sorusunu tekrar gündeme
taşımıştır" dedi.
KIBRIS 22/03/07
|
||
|
|
||
|
|
||
|
|
||
|
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
Mısır'ın, Kıbrıs Rum Kesimiyle petrol
aranmasına ilişkin anlaşmasını askıya
aldığını söyledi. Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
Mısır'ın, Kıbrıs Rum Kesimiyle petrol
aranmasına ilişkin anlaşmasını askıya
aldığını söyledi. Bir
televizyon programına katılan Bakan Gül, iç ve dış
politikadaki gelişmeleri değerlendirdi. Mısır
Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in ziyaretiyle ilgili olarak,
Mısır ve Türkiye arasındaki ilişkilerin son zamanlarda
çok geliştiğini kaydeden Gül, Mübarek'in beraberinde beş tane
bakanla Türkiye'ye geldiğine işaret etti. Gül,
Mısır'ın, Kıbrıs Rum Kesimiyle petrol
aranmasına ilişkin anlaşmasını askıya
aldığını da sözlerine ekledi. IRAK Iraktaki
durumun kötüye gittiğinin hatırlatılması ve Türkiyenin
bu konuda ne yapacağının sorulması üzerine Gül, Türkiye
için önemli olan nedir, Irakın toprak bütünlüğünün, siyasi
birliğinin muhafaza edilmesidir diye konuştu. Irakta
çok büyük olumsuzluklar yaşandığını, özellikle de
mezhep çatışmalarının çok acımasızca devam
ettiğini belirten Bakan Gül, Bu, bütün Müslümanlar için büyük bir
ayıp, gerçekten yüz karası dedi. Irakta
bazı olumlu işlerin de olduğunu bildiren Gül, ortada siyasi
bir süreç olduğunu ve Iraklıların ülkelerinin bölünmesini
istemediklerini ifade etti. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: IRAK'TA SONU OLMAYAN SAVAŞLAR Irak bölünürse o zaman sonu olmayan
savaşlar başlayacak. Zaten insanlar yorulmuş, bıkmış
haldeler. Dünyanın en zengin olan ülkesi, en kötü durumda. Bir
bölünme, Irakı içinden çıkılmaz bir noktaya getirir diyen
Bakan Gül, bölünmenin Kürt liderler dahil herkes tarafından Iraka bir
şey getirmeyeceğinin bilindiğini kaydetti.
Dışişleri Bakanı Gül, Bağımsız bir
Kürdistan riski var mı yönündeki bir soruya ise şu
yanıtı verdi: Bağımsız
bir Kürdistan Irakın bölünmesi demek. Böyle bir risk şüphesiz ki
var. Iraklıları düşünün, kendi ülkeleri bölünecek. Buna önce
kendileri müsaade edecek mi? Ondan sonra komşular buna müsaade edecekler
mi? Bu, ortaya sonu gelmeyen savaşları çıkarır.
Ortadoğu'nun, Filistin-İsrail meselesini çözememişken, böyle
bir meseleyle karşı karşıya kalmaması gerekir. Bunu
önce anlamayanlar, şimdi anlamaya başlamıştır. Hem
Irakın içindekiler, hem de dışarıdakiler, başta ABD
olmak üzere. Bölünme, asla alternatif değildir. Gül, Irakın birliğini
sağlayacak önemli konulardan birinin petrol olduğunu belirterek,
yeni petrol yasasını bugünkü şartlar içinde
çıkarılacak "iyi bir yasa" olarak gördüğünü
bildirdi. "Tabii
hala risk var. Ben, hala rahat değilim. Dolayısıyla
çalışmamız lazım. Önümüzdeki hafta içerisinde, üçüncü
milletvekili grubumuz gidecek. Onları bir plan çerçevesinde gönderiyoruz
ve gerçekten çok iyi görüşmeler yaptılar." Gül
ayrıca, Ermeni sorununa ilişkin Türkiye'nin ortak tarih komisyonu
oluşturulması önerisinin "ilk meydan okuma"
olduğunu, ancak bu önerinin gerçekleşmediğini söyledi. Dışişleri
Bakanı Gül, söyleşinin sonunda, iş adamı Kadir
Has'ın vefatından duyduğu üzüntüyü dile getirdi. |
HURRIYET 23/03/07
|
||
|
|
||
|
Muammer ELVEREN / PARİS |
Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac bugün piyasaya çıkan "Fransa
için verdiğim mücadele" ve "Barış için verdiğim
mücadele" adlı biri Fransa, diğeri dış politika
üzerine iki ciltlik kitabında Türkiyeye geniş yer veriyor.
Chirac, "Türk sorunu daima ilgi odağı olacaktır. Türkiye
ile müzakerelerin yürütülmesinin Avrupanın yararına olduğunu
hep söyleme nedenim de budur. Türkiyeye kapıyı kapatmak onu
radikalizme ve izolasyona terk etmek demektir. Türkiyeyi aramıza
almanın kendi çıkarımıza olduğuna inanıyorum.
Konuyu güvenlik, istikrar, barış açısından değerlendirecek
olursak, bu büyük ülkenin, bizimle birlikte olmasının tamamen olumlu
bir gelişme olduğu açıktır. Onu reddetmek,
sınırlarımızda kesinlikle bir istikrarsızlık,
güvensizlik riski oluşturacaktır ve böyle bir durumla
karşılaşmaktan kuşkusuz kaçınmak gerekmektedir"
diyor.
Chirac, "Ve eğer, Türkiye Avrupa Birliğine giriş yaparsa
dünya devleriyle rekabet etmesine izin verecek büyüklüğe erişecektir.
Her halükarda yol uzun ve zor olacaktır" yorumunu yapıyor.
Chirac, ABnin tüm şartlarını yerine getirdiği takdirde
Türkiyeye "hayır, tam üye olamayacaksınız"
denemeyeceğini savunuyor.
SOYKIRIMI KABUL ŞARTI VAR MI
Chirac, Türkiyenin Ermeni soykırımını
tanımasının bir şart olup olmamasıyla ilgili de
"Senatoda olduğu gibi Ulusal Mecliste de soykırımdan söz
eden bir yasa neredeyse oybirliğiyle kabul edildi. Sonuç olarak, bu konuda
bir yasa mevcuttur. Avrupanın her şeyden önce, başlangıçta
ve bugün, uzlaşma, barış, diğerine saygı ve
diğerlerine açılma alanı olduğunu söyledim. Böyle bir
alanı yaratmak, her yerde önemli bir hafıza çalışması
yapılmasını gerektirdi. Elbette Türkiyenin de bu çabayı
göstermesi gerekecektir ve ben Türkiyenin bu hafıza
çalışmasını yapacağından eminim" diyor.
HURRIYET
23/03/07
MILLIYET 23/03/07
Taraflar mutabık
kalırsa, birkaç ay içinde açılır
TARAFLAR KAPININ AÇILMASIYLA İLGİLİ ŞARTLAR
ÜZERİNDE UZLAŞMALI... Birleşmiş Milletler Kıbrıs
Barış Gücü, Avrupa'nın tek bölünmüş başkenti olan
Lefkoşa'nın birleşmesi açısından sembolik bir önemi
bulunan Lokmacı Kapısı'nın birkaç ay içerisinde
açılabileceğini, ancak bunun için öncelikle tarafların
kapının açılmasında belli koşullar üzerinde
mutabık kalmaları gerektiğini bildirdi
Anıl IŞIK
Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış
Gücü (UNFICYP), Avrupa'nın tek bölünmüş başkenti olan
Lefkoşa'nın birleşmesi açısından sembolik bir önemi
bulunan Lokmacı Kapısı'nın birkaç ay içerisinde
açılabileceğini, ancak bunun için öncelikle tarafların
mutabık kalması gerektiğini bildirdi.
UNFICYP Sözcüsü Brain Kelly, UNFICYP'in Lokmacı bölgesinin
güvenli olmasını ve geçiş noktasından tampon bölgeye girişin
uygun bir şekilde sağlanmasını
arzuladığını; ancak bu bölgede gerekli düzenlemelerin
yapılabilmesi için tarafların kapının açılmasıyla
ilgili belli koşullar üzerinde mutabık kalmaları
gerektiğini vurguladı.
Brain Kelly, "Biz, her zaman ilerleme olacağından
ümitliyiz ve tarafların geçiş noktasının açılması
için belli koşullar üzerinde mutabakata varmasını bekliyoruz.
Biz kendi üzerine düşeni yapmaya hazırız" dedi.
Bir mutabakat sağlanması durumunda, BM'nin bölgenin güvenli
hale getirilmesi için çalışmaları
başlatacağını belirten Kelly, Avrupa Birliği
fonları ile yürütülecek olan çalışmalar için ihaleye
çıkılacağını ve gerekli düzenlemelerin birkaç ay
içinde tamamlanabileceğini söyledi.
BM'nin taraflara konu üzerinde görüşme yapılması için
bir davet gönderip göndermediğiyle ilgili olarak Kelly, "her iki
tarafla da sürekli olarak temas içerisindeyiz ve düzenli olarak
görüşüyoruz. Her zaman aralarında bilgi teatisini sağlamak
durumundayız. Bu alanlarda ilerleme kaydedilmesine yardımcı
olmak için davet göndermemiz gerekmiyor" dedi.
BM'nin yürüteceği çalışmalarla ilgili olarak da bilgi
veren Kelly, BM'nin bölgedeki patlamamış maddeler olup
olmadığından emin olmak için kontroller
yapacağını ve tehlike arz eden çürümüş yapıların
desteklenerek, çökmesinin engellenmesini sağlayacağını
kaydetti.
KIBRIS
23/03/07
Birkaç gün içinde
tutum belirleyeceğiz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Tasos
Papadopulos'a yaptığı görüşme teklifi ve gelinen
aşamada ihtiyaç duyulan politik değerlendirme konusunda dün hükümetle
bazı görüşmeler yaptığını ve bu görüşmeleri
bugün de sürdüreceklerini açıkladı.
Talat, Basın Kartı Komisyonu'nu kabulünde bir soruya
karşılık, hükümetle değerlendirmelere dün
başladıklarını, bugün devam edeceklerini belirterek,
"Birkaç gün değerlendirme yaptıktan sonra tutumumuzu
belirleyeceğiz" dedi.
Papadopulos'un basın yoluyla gelen bir yanıtı
bulunduğunu, ancak bu yolla yapılan açıklamanın cevap
teşkil etmeyeceğini söyledi.
"Cevap da istemedim zaten" diyen Talat, hangi konularda
görüş birliğine vardıklarını görmek için
görüşmeyi teklif ettiğini ve bu teklifinin geçerli olduğunu
kaydetti.
BM ile temasları bulunduğunu ifade eden Talat, dün BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in kendisini
ziyaret ettiğini ve Möller'e de değerlendirmeler
yaptıklarını söylediğini kaydetti.
Talat bir başka soruya karşılık, Türkiye'yle
temaslarının da olacağını ancak kendisinin gitmeyi
düşünmediğini belirterek, "arkadaşlar gidebilir"
ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat salı günü
düzenlediği basın toplantısında Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un 8 Temmuz süreciyle ilgili manüpülasyon
yaptığını ve Rum tarafının samimiyetinden
endişe duyduklarını belirterek 8 Temmuz süreciyle ilgili yeni
bir değerlendirmeye ihtiyaç bulunduğunu söylemişti.
KIBRIS
23/03/07
Fathallah: İKÖ'ye
üye 57 ülkenin kararlarını uygulamak için buradayız
FATHALLAH: KKTC İLE İŞBİRLİĞİNE
YASAL ZEMİN VAR... İKÖ Siyasi İşler Genel Müdürü, Büyükelçi
Mehdi Fathallah, İKÖ ile KKTC arasında iş birliği kurulmasının
yasal zemininin bulunduğuna işaret etti ve İKÖ'de bu yönde
alınan kararlar bulunduğunu vurguladı. Fathallah,
"İhsanoğlu'nun, şubat ayında
gerçekleştirdiği ziyaretten sonra, Kuzey Kıbrıs ile
işbirliği kurulması amacıyla atılacak adımlara
yönelik incelemelerde bulunmak üzere buraya, önemli ajans ve organizasyon
temsilcilerinden oluşan bir heyet göndermesinin nedeni budur" dedi
AVCI: 19 PROJE SUNACAĞIZ...
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, heyet ile yapacakları teknik toplantılarda, siyasi
ve teknik konuları masaya yatıracaklarını ifade ederek, bu
bağlamda, devletin çeşitli birimleri tarafından hazırlanan
ve İKÖ'nün birer yan kuruluşu olan İslam Kalkınma
Bankası ile İslam Dayanışma Fonu'na 19 proje takdim
edeceklerini belirtti. Avcı, yapılacak çalışmada,
"Akdeniz ve Kıbrıs'ta İslam Medeniyeti" konulu
uluslararası bir konferans projesinin hayata geçirilmesi ve YDÜ'de
kurulması planlanan Uluslararası İslam Enstitüsü ile ilgili projenin
gözden geçirilmesi için temaslar sağlanacağını anlattı
İslam Konferansı Örgütü
(İKÖ) Siyasi İşler Genel Müdürü, Büyükelçi Mehdi Fathallah,
İKÖ'de KKTC ile işbirliği kurulmasına yönelik olarak
alınan kararlar bulunduğuna işaret ederek, "İKÖ'ye üye
57 ülkenin oy birliğiyle alınan bu kararları uygulamak için buradayız"
dedi.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ise, İKÖ ile işbirliği kurmanın önemine vurgu
yaptı ve heyet ile yapacakları toplantılarda, siyasi ve teknik
konuları masaya yatıracaklarını ifade etti.
Avcı, bu bağlamda, devletin
çeşitli birimleri tarafından hazırlanan ve İKÖ'nün birer
yan kuruluşu olan İslam Kalkınma Bankası ile İslam
Dayanışma Fonu'na 19 proje takdim edeceklerini bildirdi.
İKÖ Sekreteryası ve
İKÖ'ye bağlı 12 kurum ve kuruluşun temsilcilerinden
oluşan 15 kişilik bir heyet kapsamlı teknik
çalışmalarda bulunmak üzere Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın davetlisi
olarak dün KKTC'ye geldi.
İKÖ Sekreteryası'ndan
Siyasi İşler Genel Müdürü, Büyükelçi Mehdi Fathallah
başkanlığındaki heyette, Kıbrıs
İşlerinden Sorumlu Müdür Kemal Momani ile diğer kurumların
temsilcileri yer alıyor. Heyet 25 Mart Pazar gününe kadar KKTC'de bulunacak.
Heyet, dün sabah ilk olarak saat 09.30'da Dışişleri
Bakanı Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı
tarafından kabul edildi.
Fathallah: KKTC ile işbirliğinin yasal zemini var
Heyet Başkanı Mehdi Fathallah toplantı öncesinde
yaptığı konuşmada, Bakan Avcı'ya İKÖ Genel
Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun selam ve
saygılarını ileterek, İhsanoğlu'nun KKTC' ile olan
ilişkileri güçlendirmek konusunda son derece istekli olduğunu
söyledi.
Fathallah, "İhsanoğlu'nun, şubat ayında
gerçekleştirdiği ziyaretten sonra, Kuzey Kıbrıs ile
işbirliği kurulması amacıyla atılacak adımlara
yönelik incelemelerde bulunmak üzere buraya, önemli ajans ve organizasyon
temsilcilerinden oluşan bir heyet göndermesinin nedeni budur" dedi.
İKÖ ile KKTC arasında iş birliği
kurulmasının yasal zemininin bulunduğuna işaret eden
Büyükelçi Fathallah, İKÖ'de bu yönde alınan kararlar bulunduğunu
vurguladı.
Üye ülkeler, ve Genel Sekreterliği, Kuzey Kıbrıs ile
işbirliği kanalı kurmaya yönelik pratik bir mekanizma
kurulmasına teşvik eden İKÖ karaları bulunduğunun
altını çizen Fathallah, "İKÖ'ye üye 57 ülkenin oy
birliğiyle alınan bu kararları uygulamak için
buradayız" dedi.
İKÖ Genel Sekreterliği'nin yeni yaklaşımlarla çok
dinamik bir süreç içinde bulunduğunun altını çizen Fathallah,
Cidde'deki Genel Sekreterliğin üye ülkelerin birçok sorun ve
endişesini ele aldığını belirtti.
Fathallah, IKÖ Genel Sekreterliği'nin yeni vizyonu çerçevesinde,
daha aktif ve pratik olmak ve daha sağlıklı çalışmalar
yapmak için ziyaretler gerçekleştirdiklerini; Filistin, Irak, Somali gibi
ülkeleri birçok kez ziyaret ettiklerini anlattı.
IKÖ'nün yeni vizyonu çerçevesinde gerçekleştirdikleri bu ziyaret
ve aldıkları kararlar konusunda son derece ciddi
olduklarının altını çizen Fathallah,
Kıbrıslı Türkler ile her seviyede yakın temaslar kurarak
işbirliğini güçlendirip, Kuzey Kıbrıs'taki insanlara
yardım edeceklerini kaydetti.
Fathallah konuşmasında, kendilerini ağırlayan
Bakan Avcı ile KKTC Hükümeti'ne de sıcaklıklarıyla
misafirperverliklerinden ötürü teşekkür etti.
Avcı: Neler istediğimizi görme vakti geldi
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı da konuşmasında, heyeti KKTC'de
görmekten büyük bir onur ve memnuniyet duyduğunu söyledi.
Heyet üyelerinin KKTC'de hoş vakit geçirmesini dileyen Avcı,
"Burada bulunduğunuz zaman zarfında umarım KKTC'yi daha iyi
anlarsınız. Şubat ayında Cidde'ye geldiğimde, kararlar
alındığını, birçok konunun konuşulduğunu,
okunduğunu ve artık hareket etme vaktinin geldiğini; KKTC'nin ne
olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin kimler olduğunu
görmenin, bu güne kadar neler yaptığımızı; IKÖ
ülkelerinden ve dünyanın geri kalanından neler istediğimizi
görme vaktinin geldiğini masaya koymuştum. Bugünkü ziyaretiniz,
işte bu yüzden bizim için çok önemlidir" diye konuştu.
"19 proje takdim edeceğiz"
Heyet ile yapacakları teknik toplantılarda, siyasi ve teknik
konuları masaya yatıracaklarını ifade eden Bakan Avcı,
bu bağlamda, devletin çeşitli birimleri tarafından
hazırlanan ve İKÖ'nün birer yan kuruluşu olan İslam
Kalkınma Bankası ile İslam Dayanışma Fonu'na 19 proje
takdim edeceklerini belirtti.. ,
Avcı; İslam Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu ile
İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırmaları Merkezi
temsilcileri ile yapılacak çalışmada, "Akdeniz ve
Kıbrıs'ta İslam Medeniyeti" konulu uluslararası bir
konferans projesinin hayata geçirilmesi ve Yakın Doğu
Üniversitesi'nde kurulması planlanan Uluslararası İslam
Enstitüsü ile ilgili projenin gözden geçirilmesi için temaslar
sağlanacağını da anlattı.
Heyette yer alan İKÖ Gençlik Forumu temsilcisinin, Gençlik
Dairesi ve Spor Dairesi müdürleriyle işbirliği imkânlarını
görüşeceğini kaydeden Avcı, aynı doğrultuda,
çeşitli spor federasyonlarına ziyaretler
gerçekleştirileceğini de belirtti.
Avcı amaçlarının; Kıbrıslı Türk
sporcuların ve gençlerin İKÖ'ye üye ülkeler tarafından
düzenlenecek uluslararası spor etkinlikleri ve gençlik forumlarında
yer almalarını sağlamak olduğunu dile getirdi.
"Ticaret ve sanayi odalarıyla yoğun temaslar"
Heyette yer alan İslam Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu
temsilcisinin de, Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve Kıbrıs
Türk Sanayi Odası nezdinde yoğun temaslarda
bulunacağını ifade eden Avcı, İKÖ ülkeleri ile olan
ticaret hacminin geliştirilmesiyle ilgili alınabilecek tüm
tedbirlerin gözden geçirileceğini belirtti.
Avcı, İslam Ticareti Geliştirme Merkezi Temsilcisi'nin
de, Ticaret ve Sanayi odalarıyla temaslarda bulunacağını ve
görüşmelerde KKTC'nin dış ticaretini artırmak için alınacak
tedbirler konusunun ele alınacağını söyledi.
İslam Ticareti Geliştirme Merkezi Genel Müdürü Allal
Rachdi'nin, Dışişleri Bakanlığı'nın daveti
üzerine 2006 yılında KKTC'ye resmi bir ziyarette bulunduğunu
hatırlatan Avcı, Dışişleri
Bakanlığı'ndan bir personelin de İslam Ticareti
Geliştirme Merkezi'nin Kazablanka'da nisan ayı içerisinde
düzenleyeceği atölye çalışmasına davetli olarak
katılacağını açıkladı.
İslam Üniversiteleri Federasyonu'nun geçen yıl
aldığı bir kararla KKTC'deki tüm üniversiteleri resmi olarak
tanıdığını anımsatan Bakan Avcı, federasyon
temsilcisinin heyette bulunduğunu; KKTC'de bulunduğu süre
zarfında YÖDAK yetkilileriyle görüşeceğini ve üniversitelerde
temaslarda bulunacağını söyledi.
İslam Armatörler Birliği'nden temsilcilerin de, Yakın
Doğu Üniversitesi Denizcilik Fakültesi'nde temaslarda
bulunacağını belirten Bakan Avcı, temsilcilerin,
Kıbrıslı Türk armatörlerle ve gemi acenteleri ile biraraya
geleceğini söyledi.
Avcı, heyetteki, Uluslararası İslam Kızılay
Komitesi'nin temsilcisinin ise, Kuzey Kıbrıs Türk
Kızılayı ile görüşmeler gerçekleştireceğini
kaydetti ve KKTC'nin bu kurumla da işbirliği imkânlarını
geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, heyette yer alan İKÖ'ye bağlı
Dünya İslam'a Çağrı Birliği'nin temsilcisinin de, Din
İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer ile çeşitli konularda
temaslarda bulunacağını belirtti.
Uluslararası İslam Haber Ajansı'nın (International
Islamic News Agency-IINA) temsilcisinin ise, Türk Ajansı Kıbrıs
(T.A.K) ve Enformasyon Dairesi'nde temaslarda bulunacağını
anlatan Bakan Avcı, TAK ve Enformasyon Dairesi'nin IINA'nın haber
portalında günlük yayınlanabilmesi için alınacak tedbirlerin ele
alınacağını söyledi
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Avcı, IINA ile TAK arasında
karşılıklı bilgi akışının düzenli
şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla çalışmalarda
bulunulacağını da ifade etti.
KIBRIS
23/03/07
Human rights in
spotlight
By Jean
Christou
Ban Ki-Moon highlights UN concerns over
unpunished violations
UN SECRETARY-general Ban Ki-Moon is concerned over the human rights situation
on the island, citing a number of incidents involving Turkish Cypriots that
show the Cyprus government in a bad light.
The Foreign Ministry is furious over the six-page note by the Secretary-general
relating to a report on Cyprus by the Office of the High Commissioner for Human
Rights.
On Wednesday the Ministry called all refugee organisations, and representatives
of missing persons for a meeting to coordinate a protest response to the UN.
In his note dated March 9, Ban said human rights violations were going
unpunished in Cyprus due to the division of the island and the lack of
cooperation between the two sides.
A number of human rights violations, some serious, remain unpunished
in
particular with regard to the law enforcement agencies, as well as to
ineffective investigations by the authorities, Bans note said. There is a
pressing need to deal with this issue.
He referred to a rising trend of criminal activity in the buffer zone and in
particular growing incidences of human trafficking.
Ban said both sides reported that fewer individuals were crossing the buffer
zone as illegal immigrants, but at the same time the number of arrests for
human trafficking was increasing.
While Bans comments outlined general events and incidents of alleged human
rights violations on both sides over the past year, certain issues were the
target of real criticism. The vast majority of these concerned behaviour by the
Greek Cypriot side.
Ban singled out as an incident of particular concern the attack by Greek
Cypriot nationalists on Turkish Cypriot pupils at the English School in
November.
He said that although President Tassos Papadopoulos issued a statement
condemning the attack shortly after its occurrence, no judicial action is
known to have been taken to date.
The Secretary-general also said UNFICYP had received complaints of systematic
discrimination from the representative of the Turkish Cypriot community in
Limassol concerning immigration and deportation related
cases, delays in issuance of government documents and permits, and difficulties
for Turkish Cypriots to secure citizenship for a foreign spouse.
These cases can be aggravated by the fact that official documents and application
forms are not available in Turkish, even though Turkish
is an official language of the Republic as per the Constitution of 1960, Ban
said.
He also said concern had been raised regarding allegations of discriminatory
treatment against Turkish Cypriot prisoners in the Nicosia Central Prison.
These included denial of entry of relatives from Turkey to the Republic of
Cyprus, which he said in practice impedes prisoners visitation rights, as
does the fact that home visits are only permitted to take place in the Republic
of Cyprus.
The latter rule also affects eligibility for the more lenient open prison
regime, for which successful conclusion of two home visits is a prerequisite,
said Ban. He added that UNFICYP had intervened, and in at least three cases,
inmates who complained were now benefiting from the open prison arrangement
Turkish Cypriot students also continue to be confronted with lack of access to
the Erasmus, Socrates and Bologna processes or other European scholarship
programmes, Ban said.
He said the issue has been linked to the non-recognition of Turkish Cypriot
universities. But he said the right to education was a fundamental human right,
and the current situation prevented the free movement of students and staff,
and constrained academic freedom, the exchange of ideas and international
competition.
Bicommual projects were also a focus of Bans concerns. There has been a
disturbing trend with regard to the implementation of policies that impinge on
the ability of organisations and individuals to carry out activities and
projects designed to contribute to bicommunal contacts and cooperation
throughout the island, he said.
As a result, the UN, and in particular the United Nations Development Programme
(UNDP), had been hampered in the implementation of projects
that benefit both Greek Cypriots and Turkish Cypriots in areas of common
concern.
Ban avoided blaming any particular side for hindering the UNDP but it is well
known that the Greek Cypriot side launched a witch-hunt after the 2004
referendum against those who received UN funding. The issue was also taken up
by parliament late last year.
Referring to his concerns regarding violations by the Turkish Cypriot side, Ban
said restrictions on freedom of movement persisted in particular with regard to
the military zones in the northern part of the island.
He said the Maronite village of Ayia Marina remained completely inaccessible,
while access to Asomatos remains severely limited. In the case of Ayia Marina,
its original inhabitants have, to date, not been able to visit their village
since 1974, said Ban.
The note makes a passing reference to the Orams and Loizidou property cases,
but in a move likely to infuriate the government, made no reference to the
exploitation of stolen Greek Cypriot properties in the north, only that
property remained a sensitive issue.
The economic rights of Turkish Cypriots also received a passing mention.
While the gap in the standards of living between the Greek Cypriots and the
Turkish Cypriots has narrowed, overall economic opportunities in the northern
part of the island remain limited, Ban said.
The situation might change further with the implementation of the European
Council regulation of February 2006 on establishing an instrument of financial
support for encouraging the economic development of the Turkish Cypriot
community, and the pending adoption of a regulation on direct trade, he added.
The Secretary-general said overall the persisting division of Cyprus had
consequences in relation to a number of human rights issues on the whole
island, including freedom of movement, human trafficking activities,
discrimination, property rights, human rights pertaining to the question of
missing persons, the right to education and freedom of religion.
One of the few positive remarks in the note was the fact that political will
had been demonstrated by all concerned with regard to the settlement of the
issue of missing persons within the context of the Committee on Missing
Persons.
Cyprus Mail 23/03/2007
Papadopulos:
Türkiye daha akılcı olsun
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 8 Temmuz mutabakatıyla ilgili
olarak Kıbrıs Türk tarafının takındığı
tavırdan üzüntü duyduğunu ifade ederek, Türk tarafını daha
akılcı davranmaya davet etti.
AA
Güncelleme: 18:57 TSİ 24 Mart 2007 Cumartesi
LEFKOŞA
- Papadopulos, Kıbrıs Türk tarafına, daha akıllı
düşünceler üretmesi ve görüşmelerin başlaması için gerekli
ilk adımı atması çağrısı yaptı. Rum haber
ajansına göre, ABnin doğuşunu simgeleyen Roma
Anlaşmasının imzalanmasının 50. yıldönümü
kutlamalarına katılmak için Berline hareketinden önce Larnaka
havaalanında açıklama yapan Papadopulos, Kıbrıs sorununa
siyasi çözüm bulunmasını sağlayacak müzakerelerin
başlaması için gerekli ilk adımın atılacağı
umudunu da ifade etti.
KKTC
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
Rum yönetimi liderliği Diplomatik Büro Şefi Tasos Conisin geçen
günkü görüşmesinin ertelenmesini üzücü bir gelişme olarak niteleyen
Papadopulos, Sorunlar çıktığını açıkça ortaya
koyan ciddi bir gelişme dedi.
Tasos Papadopulos, 8 Temmuz mutabakatının uygulanmasıyla ilgili
bir soruya, Uzun bir zaman önce başlayan süreç henüz tamamlanmadı
dedi ve daha akılcı bir düşüncenin hakim olacağı
umudunu dile getirdi.
ABDNİN
TELKİNİNİ DESTEKLİYORUZ
Papadopulos, Bu üzücü gelişme ve diğer gelişmelerin,
tavrımızın ne kadar doğru olduğunu gösterdiği
inancındayım. ABDnin telkin ettiği gibi, eğer herhangi bir
görüşme başarılı olacaksa gerekli zeminin önceden
hazırlanması gerekir. ABDnin bu telkinini tüm kalbimizle
destekliyoruz dedi.
Yeni bir yöntem önerisinin 8 Temmuz mutabakatını ya iptal ya da
etkisiz kılmayı hedeflediğini belirten Papadopulos, 8 Temmuz
mutabakatının iyi bir fırsat ve anlamlı müzakereler için
iyi bir süreç olduğuna inanıyoruz diye konuştu.
Papadopulos, AB ile KKTC arasında doğrudan ticaret konusundaki bir
soruya karşılık, konunun çalışma grupları ve
uzmanlar düzeyinde incelenmekte olduğunu belirtti.
HER YERDE
AYNI ŞEYİ SÖYLÜYORUM
Rum lideri, bir soru üzerine, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moonla Eylül
ayında görüşebileceğini söyledi.
Brükselde başka, Kıbrısta başka şeyler
söylediği yolunda basında çıkan haberlerle ilgili olarak ise
Papadopulos, bu tür haberleri yalanlayarak, Burada ne diyorsam, Brükselde de
aynı şeyi söylüyorum ifadesini kullandı.
|
||
|
|
||
|
A.A. |
||
|
|
||
|
Genelkurmay Başkanlığı, Ermenilerin
doğu cephesinde yaptıklarına görgü
tanıklığı eden Rus yarbayın günlüğünü
yayımladı. |
HURRIYET 24/03/07
Kıbrısta çözüm yolunda kıpırdanma var
mı?
HAFTA başında Kıbrısta Türk-Yunan Forumunun bir
toplantısına katıldım. Bu seferki toplantıya
Kıbrıslı Türk ve Rum sivil toplum temsilcileri de davet
edilmişlerdi.
Ayrıca, Türkiyeden gelen üyeler KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talatı ziyaret ettiler. Birleşmiş Milletlerin
Kıbrıs Temsilcisi ile de görüşmek fırsatını
bulduk. Bütün bu temaslardan edindiğim izlenimleri kısaca özetlemek
istiyorum.
* * *
AB kapsamında direkt ticaret sorunu henüz halledilmiş değil.
Ancak dönem başkanının bu yönde büyük bir çaba içinde
olduğu anlaşılıyor. KKTCye verilen 259 milyon Euroluk
yardım çerçevesinde finanse edilecek projeler üzerinde çalışmalar
başlamış durumda.
Bu maksatla Komisyon KKTCde 50 personeli bulunan bir ofis kurmuş.
Kapsamlı çözüm konusunda da bir ölçüde iyimserliğe imkán veren
gelişmeler yok değil. KKTC ekonomisinin 2003ten beri ortalama
yılda yüzde 10 civarında büyümesi, fert başına milli
gelirin 2003te Güneydekinin dörtte biri kadarken bugün bu oranın yüzde
50ye çıkması, aynı devrede gayrimenkul fiyatlarının
yüzde 417 oranında artması, 2014e kadar Kuzey ve Güney ekonomileri
arasındaki farkların çok azalacağı beklentisini doğurmuş.
Ocak 2007de Güneyin Euro bölgesine girecek olması da olumlu yönde
değerlendiriliyor, çünkü artık para politikası Avrupa Merkez
Bankası tarafından yürütülecek. İki tarafın ekonomilerinin
aynı seviyelere yaklaşmasının ve EURO bölgesi disiplininin
Rumların federal çözüme ekonomik açıdan itirazlarını
mesnetsiz bırakacağı kanaati yaygın.
* * *
Cumhurbaşkanı Talat ile Papadopulosun, BM Genel
Sekreter Yardımcısı Gambari ile bir araya gelerek 8
Temmuz 2006da imzaladıkları "Prensipler
Mutabakatı"nda öngörülen süreç Papadopulosun ayak
sürtmesi yüzünden şimdiye kadar bir bir türlü
başlatılamamıştı.
Mutabakat iki taraf halkının günlük yaşamını
ilgilendiren sorunların ele alınacağı 11 teknik komite ile
kapsamlı çözüme ilişkin konuları inceleyecek çalışma
grupları kurulmasını öngörüyordu. Komite ile çalışma
gruplarının eş zamanlı olarak faaliyete
başlamaları planlanmıştı.
Şimdiki halde iki tarafın resmi temsilcileri bu amaçla
aralıksız çalışıyorlar. Nasıl bir sonuca
varacakları henüz belli değil. 8 Temmuz mutabakatının
üçüncü ayağını ise güven artırıcı önlemler
oluşturuyor, Lokmacı barikatlarının
kaldırılması gibi.
* * *
Bütün bu adımlar ve girişimler federal bir çözümü
kolaylaştırmaya yönelik. Son zamanlarda her iki tarafta da
yapılan kamuoyu yoklamaları, gerek Kıbrıslı Türklerin
gerek Rumların, 2004 referandumunun başarısızlıkla
sonuçlanmasına rağmen, iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüm
formülünü tercih etmeye devam ettiklerini gösteriyor. İki ayrı devlet
üzerinde duran bir azınlık elbette var.
Ancak, Kıbrıs Türklerinin büyük çoğunluğu kendilerini
ABden koparacak, şimdi bile AB vatandaşı olarak elde ettikleri
avantajları yok edecek bir ayrı devlete sıcak bakmıyorlar.
Kaldı ki, KKTCnin, bırakın ABye ayrı bir devlet
kimliği ile üye kabul edilmesini, AB dışında
uluslararası alanda tanınmasını sağlamak bile,
Türkiyenin bugünkü koşullar altında zaten göze alamayacağı
riskleri beraberinde getirecek cüretli bir politika gerektiriyor.
* * *
Kıbrısta olduğumuz gün Kolordu Komutanı ile KKTC
Başbakanı arasında talihsiz bir olay yaşandı. Türkiye
ile KKTC tam bir uyum, yakın bir işbirliği ve
karşılıklı saygı içinde hareket etmezlerse ortak
davalarını savunamazlar, ortak vizyonlarını
gerçekleştiremezler.
Sorumluluk mevkilerini işgal edenlerin bunun bilincinde olmaları
gerekir. Türkiye-KKTC ilişkilerinin daha dengeli bir zemine
oturtulması zamanı artık gelmiştir.
ILTER
TURKMEN HURRIYET 24/03/07
Tassos iki yüzlü
"PAPADOPULOS, BAŞKA ŞEY SÖYLERKEN, BAŞKA
ŞEYLERE İMZA ATIYOR"... Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup
Başkanı Schultz, Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos'u
"iki dillilik" ile suçladı. Schultz, Papadopulos'un
Lefkoşa'da başka şey söylerken, Brüksel'de başka
şeylere imza attığını ifade etti. Schultz;
"İki dilliliğin AB'nin gelişmesi için verimsizlik
kaynağı olduğunu" ifade ederek, "Bazı liderler,
kendi başkentlerinde başka şey söylerken Brüksel'de başka
şeylere imza atıyorlar" dedi
"KIBRISLI TÜRKLERİN GÖZLEMCİ STATÜSÜNÜ
DESTEKLİYORUZ"... Kıbrıslı Türklerin Avrupa
Parlamentosu'nun çalışmalarına katılmaları konusuna da
değinen Schultz, Sosyalist Grubun; Kıbrıslı Türklerin
gözlemci statüsünü desteklediğini belirtti ve bunun herhangi bir ayrı
devletin ya da varlığın tanınmasına değil, Kıbrıslı
Türklerin temsil edilmelerine ilişkin olduğunu vurguladı. Schultz
ayrıca, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden yana olduklarının
da altını çizdi
Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup Başkanı Martin
Schultz'un önceki gün Kıbrıslı Rum ve Yunan gazetecilere
yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'u "iki dillilik" ile suçladığı bildirildi.
Fileleftheros gazetesi, Schultz'un gazetecilere yaptığı
açıklamada Papadopulos'u zan altında bırakacak şekilde
konuştuğunu ve Papadopulos'un Lefkoşa'da başka şey
söylerken, Brüksel'de başka şeylere imza attığını
ifade ettiğini yazdı.
Habere göre Schultz; "iki dilliliğin AB'nin gelişmesi
için verimsizlik kaynağı olduğunu" ifade ederek,
"Bazı liderler, kendi başkentlerinde başka şey
söylerken Brüksel'de başka şeylere imza atıyorlar"
şeklinde konuştu.
Schultz'un, bu liderler kategorisine Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulos'u da ismini vererek dâhil ettiğini vurgulayan gazete,
Schultz'un bu sözlerinin, Ekim ve Aralık 2005 dönemlerinde Rum yönetimi
tarafından Türkiye'nin AB sürecini veto etme yönünde yapılan
açıklamalarına ilişkin olduğu sonucunun
çıktığı yorumunda bulundu.
Habere göre, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'nun
çalışmalarına katılmaları konusuna da değinen
Schultz, Sosyalist Grubun; Kıbrıslı Türklerin gözlemci statüsünü
desteklediğini belirtti ve bunun herhangi bir ayrı devletin ya da
varlığın tanınmasına değil,
Kıbrıslı Türklerin temsil edilmelerine ilişkin
olduğunu vurguladı.
Schultz ayrıca, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden yana
olduklarının da altını çizdi.
Politis gazetesi ise haberi; "Sosyalistlerden Suçlama: Bazı
Liderler İki Yüzlü" başlığı altında verdi.
KIBRIS 24/03/07
Türkiye Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül:Mısır, Kıbrıs Rum yönetimiyle petrol
aranmasına ilişkin anlaşmayı askıya aldı
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Mısır'ın;
Kıbrıs Rum yönetimiyle petrol aranmasına ilişkin
anlaşmayı askıya aldığını bildirdi.
A.A.'nın haberine göre bir televizyon programına
katılan Gül, iç ve dış politikadaki gelişmeleri
değerlendirdi.
Bakan Gül, Avrupa Birliği'nin, AB pasaportu almak ya da almamak
gibi düşünülmemesi gerektiğini belirtti ve Türkiye'nin hedefinin tam
üyelik olduğunu hatırlattı. Sabırlı olunması
gerektiğini vurguladı.
Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in ziyaretiyle
ilgili olarak, Mısır ve Türkiye arasındaki ilişkilerin son
zamanlarda çok geliştiğini kaydeden Abdullah Gül, Mübarek'in
beraberinde beş tane bakanla Türkiye'ye geldiğine işaret etti.
Abdullah Gül, Mısır'ın; Rum tarafıyla petrol
aranmasına ilişkin anlaşmayı askıya
aldığını da sözlerine ekledi.
KIBRIS
24/03/07
Ahmed: İzolasyonları kırmanın yollarını araştırıyoruz
İslam Konferansı Örgütü'ne (İKÖ) bağlı
İslam Ticaret ve Sanayi Odası heyeti, Kıbrıs Türk Ticaret
Odası (KTTO) yetkilileriyle biraraya geldi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı'nın davetlisi olarak KKTC'de bulunan İKÖ
Sekreteryası ve İKÖ'ye bağlı 12 kurum ve kuruluşun
temsilcilerinden oluşan kalabalık heyette yer alan İslam Ticaret
ve Sanayi Odası Heyeti, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nda
Asbaşkan Günay Çerkez başkanlığındaki yetkililerle
görüştü.
Görüşme öncesinde konuşan konuk oda heyetinin
başkanı Ahmed Muheddin Ahmed, Kıbrıs Türk
halkının her türlü yardıma layık olduğuna işaret
ederek, ziyaretleri çerçevesinde KKTC'de farklı birçok kesimle temasa
geçerek, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların
kırılmasının yollarını araştırmakta
olduklarını kaydetti.
Ahmed, bunun kendileri için bir görev olmasının ötesinde,
dini ve duygusal anlamda da gerçekten istedikleri bir şey olduğunu
söyledi ve KKTC'de gördükleri yakın ilgiden duydukları memnuniyeti dile
getirdi.
Ticaret Odası Asbaşkanı Günay Çerkez ise,
karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesinin
Kıbrıs Türkü'nün ekonomik kalkınması açısından da
önemli olduğunu ifade ederek, Kıbrıs Türkü'nün referandumda
çözüm iradesini ortaya koymuş olmasına rağmen halen izolasyonlar
ve ambargolar altında bulunduğunu anımsattı.
Ulaşım konusunda yaşanan sıkıntılara da
dikkat çeken Çerkez, izolasyonların kaldırılmasına yönelik
çabaların sürdüğünü anlattı.
KIBRIS
24/03/07
Suat bey the billionaire
By Simon Bahceli
IF YOU pursue wealth, you
become poorer. You have to create it yourself, in the place that you are. A
piece of stone my not hold much value, but if it is sculpted into a beautiful
statue, it becomes something of worth.
This is the philosophy that Suat Gunsel, the 54 year-old rector and owner of
north Nicosias Near East University (NEU), says he has applied to business all
his life.
From his plush and spacious office overlooking the 20,000-donum campus he has
been building since 1988, Gunsel explains how, inspired by his forester father,
he has turned desert into wealth.
Gunsel, a refugee from Polis, is understandably proud of what he has achieved
on a piece of land he now describes as heaven between the graveyard and the
rubbish dump, and is probably even more so now after being named the 891st
richest man on Forbes list of the worlds billionaires, with a net worth of
one billion dollars.
With a daytime population of around 20,000 students and staff, Gunsels campus
resembles a small but highly developed town. University buses shuttle students
between class and home; there are shops, banks, launderettes, an Olympic-sized
swimming pool, a fitness centre, and just about everything else one needs to
survive comfortably. Whats more, everything is either brand new or being
renovated to look brand new again. There is money here like I have never seen
in north Cyprus.
As I am taken on a tour of the complex, my guide tells me of Gunsels
generosity. If we need something, Suat bey provides it. We are never forced to
make do.
It is easy to take these words at face value. I have after all just been shown
the brand new studios of the Radio and Television Department, which has
everything any budding programme maker would need. Its facilities far surpass
those of the norths state channel, and, I am told, are equalled only by
Turkeys top four TV channels.
It somehow seems like overkill. Then I see the library. State-of-the-art is the
expression that comes to mind as I stroll though the vast book-lined space.
Apparently this building houses over half a million books, all of which are
catalogued online so that students can even check availability from home.
Computers are everywhere in this building; all of them working; all of them
brand new. One can understand why a staggering 6,000 people visit this library
on average every day.
Then there are the new and yet-to-open pharmacy and dentistry faculties. Here,
I see labs that Im told cost a half a million dollars each to kit out.
Nothing, apparently, like these exist elsewhere in Cyprus, or even in the
region.
Gunsel says his project is yet to reach its conclusion, and that over the
coming years the university will continue to grow. One of his last remaining
ambitions is to see a medical faculty and a hospital established on the site.
In fact, what I will do here is have every imaginable faculty, all on one
campus. I want to bring a continental lifestyle to our island, he says.
But surprisingly Gunsel does not see himself as an overly ambitious man. And
even more surprisingly he is not a man motivated by money.
That word is the last one in my vocabulary. When I look at projects I dont
see them in terms of money they could make; I envisage a birth, he says.
Gunsels Near East dream was born in 1988, ten years after he had established
an after school crammer in Nicosia. He says that at the time it had been
decided by the authorities that north Cyprus should concentrate on earning its
living from tourism.
I disagreed, because when you rely heavily on service sectors you become over
dependent on certain markets that are susceptible to instability. And that is
when Gunsels crammer began its transformation to a university, located
ideally between the Middle East and Europe, that would provide young people
with skills he believed the country needed.
Whether or not Gunsel has succeeded in that respect remains open for debate,
but as someone who has visited the campus on and off over the last 15 years, I
can vouch for the fact that growth has been rapid. The current level of
expansion and development is, I believe however, unprecedented. Whether or not
NEU has yet fully shaken off its former reputation as a low-quality institution
that survived by taking on students too weak to gain acceptance to universities
in Turkey, remains to be seen. However, if the current levels of investment in
the university and the secondary, primary and nursery schools also located on
campus continue, it is not inconceivable that more and more students will
actively choose to study on the outskirts of northern Nicosia. I was told that
although still around 90 per cent of the student body comprises Turks and
Turkish Cypriots, around 10 per cent are from other countries such as
Palestine, Saudi Arabia, Pakistan and Sudan. And the numbers are said to be
growing.
Back at his office, Gunsel explains how he sees the university growing within
the context of Cyprus as a whole. He is aware of the distain with which some
Greek Cypriots view his operation, and is keen to stress that all land on which
the campus is built is Turkish. He also rejects accusations from some parts of
the Greek Cypriot community that what he is doing is illegal because his
state is illegal.
If we werent legitimate, how could we become a member of the European
Universitys Association, and other international bodies? he asks.
And as for his personal wealth, any idea that his billion-dollar wealth could
be ill gotten is immediately rejected.
Forbes would not have listed me if that were the case. They investigated me.
The ultimate question, then, is how he managed to make so much money in an
unrecognised country under strict economic embargoes.
We just have to work six times harder than everyone else, he says with a
smile.
I ask if he thinks luck played a part, to which he replies, Luck plays a big
role, but if you buy ten lottery tickets your chance of winning increases. We
make our own luck.
Cyprus Mail 25/03/07