Turk Cypriots reject conditions to open crossing

Tue Mar 13, 2007 2:39PM GMT

NICOSIA (Reuters) - Turkish Cypriot authorities rejected on Tuesday Greek Cypriot conditions on opening a major crossing in Nicosia after tearing down a barrier dividing the capital for almost 40 years.

On March 8, Greek Cypriots demolished the wall on Ledra Street, a thoroughfare running through the mediaeval town, but said civilians could not use it until Turkish troops were removed from the area.

"We do not accept any preconditions," said Rasit Pertev, senior advisor to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

Photo

The international community had welcomed the demolition of the wall as a sign of possibly relaunching peace talks on the island, where the division is a major obstacle to Turkey's aspirations of joining the European Union.

Nicosia has been divided into Turkish Cypriot and Greek Cypriot sections since fighting in the early 1960s, which fanned out across the island after a 1974 Turkish invasion triggered by a brief Greek-inspired coup.

Turkey keeps about 35,000 troops in the breakaway Turkish Cypriot state in the north, which is recognised only by Ankara. Greek Cypriots voted against a U.N. re-unification plan shortly before the island joined the European Union in 2004.

Turkey has not responded to the Cypriot government's request to pull its military out.

Pertev told Reuters Turkish Cypriot authorities had removed a military watchtower from the area and closed all gun placements on surrounding buildings

There is no military threat in the area. The Greek Cypriots have not removed their watchtower or gun placements. We call on them to do so as soon as possible," Pertev said.

Ledra Street is the commercial hub of Nicosia, and draws thousands of shoppers on the southern side of the street daily.

Turkish Cypriot authorities eased restrictions on civilian crossings to north Cyprus in 2003 after years of prohibition from the southern Greek Cypriot side.

Photo

http://uk.reuters.com/article/worldNews/idUKL1367545420070313?pageNumber=2

Talat: Rumların amacı ihracatı engellemek

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin Kıbrıs peyniri hellimi kendi üzerine tescil etmek istemesindeki esas amacın, Kıbrıslı Türklerin ihracatını engellemek olduğunu söyledi.

NTV

Güncelleme: 18:01 TSİ 16 Mart 2007 Cuma

 

LEFKOŞA - Talat, “Rum yönetimi, ‘Kuzey Kıbrıs’ta nasıl üretildiğini bilmediğimiz için sertifika vermedik. Bu nedenle hellimi sakın Türklerden almayın’ diye ihraç yaptığımız ülkelerde kampanya yapacak” dedi.

Avrupa Birliği yetkilileriyle gerçekleştirdikleri temaslarda, hellimin hem Rumca hem de Türkçe ismiyle tescilinin benimsendiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının çabasının bununla sınırlı kalmadığını belirtti.

Talat, “Esas üzerinde durduğumuz, hellimin doğru üretilip üretilmediğini belirleyecek otoritenin kim olacağıdır. Yani Kuzey’de de bunu tescil eden bir otoriteye ihtiyaç vardır. Bu otorite de elbette bizim Tarım Bakanlığı’mızdır” dedi.

 

"Hellim savaşını kazanmalıyız"


16 Mart, 2007 17:19:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Fotis Fotiu, ''Hellim savaşının şimdi başladığını'' ifade ederek, ''Bu savaşı kazanmalıyız. Bu bizim tarihimizdir, geleneğimizdir'' dedi.

Fotis Fotiu, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, KKTC'de üretilen ve Türkiye aracılığıyla Ortadoğu ülkelerine ihraç edilen hellimin miktarının çok büyük olduğunu belirterek, ''Bu yasadışı faaliyetlerin durdurulması için'' hellimin en kısa zamanda ''geleneksel Kıbrıs Ürünü'' olarak tescil edilmesi gerektiğini kaydetti.
 
Kıbrıslı Türk hellim üreticileriyle ilgili olarak bugüne kadar ortaya çıkan sorunun, ürünün tescil işlemiyle aşılacağını ifade eden Rum bakan, Rum yetkili makamlarının, ''hastalıklar ve kontrol yetersizlikleri nedeniyle'' KKTC'de üretilen hellimlerin geçişine itiraz ettiğini söyledi.
 
Hellim konusuyla ilgili savaşın ''şimdi başladığını'' dile getiren Fotis Fotiu, ''Zorluklar şimdi başlıyor'' ifadesini kullandı.
 
''En iyi çözümü ve açıklamayı sunduklarını, ancak mesajların doğru şekilde alınmadığının görüldüğünü'' belirten Fotiu, kendilerinin itirazlara ve 3-4 haftalık gecikmeye rağmen yollarına devam ettiklerini, bu savaşı kazanacaklarına dair iyimser olduğunu kaydetti.
 
Fotiu, ''Bu savaşı kazanmalıyız. Bu bizim tarihimizdir, geleneğimizdir'' diye konuştu.
 
Amaç KKTC’nin ihracatını kesmek
 
Kıbrıs Rum yönetimi Avrupa Komisyonu’na yaptığı müracaatta, hellim peynirinin ''Halloumi'' olarak tescil edilmesi ve bu ürünle ilgil denetim onay yetkisinin Rum Tarım Bakanlığı’na verilmesini talep etmişti.
 
Kıbrıslı Türk üreticiler ise Rumların bu talebine AB nezdinde itiraz ederek, peynirin sadece ''Halloumi'' olarak değil ''hellim'' olarak da tescil edilmesini, Rum Tarım Bakanlığı’nın KKTC'de yetkili olamayacağını belirterek, KKTC'de üretilen hellimlerin kontrolü için Kıbrıs Türk Sanayi Odası’nın yetkili kılınmasını istemişti.
 
KKTC,, başta Arap ülkeleri olmak üzere 2006 yılında 20 milyon ABD doları tutarında hellim ihraç etti. Bu miktar, KKTC'den yapılan ihracın yaklaşık üçte birine denk geliyor. Rum yönetimi bu girişimle, KKTC'nin hellim ihracatını da kesmek istiyor.

Economist: Türkiye-AB ilişkisi yokuş aşağı gidiyor

16 Mart 2007

 

LONDRA(ANKA)

 

Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin “yokuş aşağı” gittiği öne sürüldü. The Economist dergisi, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin kopmasının yan etkilerinin “felaket” olacağı uyarısını yaptı.

The Economist dergisi, Avrupa Birliği'nin kuruluşunun 50. yıldönümü nedeniyle birliğe ilişkin geniş bir dosya hazırladı. BBC Türkçe Servisine göre, Avrupa Birliği'nin genişleme stratejisini irdeleyen The Economist, genişleme stratejisini Avrupa Birliği'nin en başarılı politikası olarak nitelendirdi.

1980'lerin başında birliğe üyelik süreci Yunanistan, Portekiz ve İspanya'nın diktatörlüklerden demokrasiye yumuşak geçiş yapmalarında hayati rol oynadığı belirtilen makalede, yakın zamanda da Doğu Avrupa ülkeleri merkezi planlamaya dayalı komünist sistemden liberal demokrasiye dönüş yaptığı kaydedildi.

İngiliz dergisi, Türkiye için de “Türkiye de, tam üyelik şansını arttırabilmek için siyasi, ekonomik ve toplumsal alanda toptan değişiklikler gerçekleştirdi” diye yazdı.

TÜRKLER KÜSTÜRÜLDÜ

The Economist, genişlemenin başarısına karşın sorgulandığını belirtirken de, Türkiye'nin de göz ardı edilemeyecek bir unsur olduğunu vurguladı. The Economist, en erken başvuru yapmış ve uygunluğu 1963 yılında kabul edilmiş olmasına karşın hala kapının dışında tutulmasının, Doğu Avrupalı adayların kendilerinden önce içeri alınmış olmasının Türkleri küstürdüğünün altını çizdi.

TÜRK GENERALİN SORUSU

Bu arada, dergi, adını vermeden bir Türk generalin “Türkiye NATO yerine Varşova Paktı içinde 40 yıl harcamış olsaydı daha iyi durumda mı olurdu” sorusunu gündeme getirdiğine de dikkat çekti.

AB açısından ise Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini karşılamaktan uzak olduğunu kaydeden The Economist, buna karşın 2002'de işbaşına gelen “ılımlı İslamcı” olarak nitelediği AKP hükümetinin, kendisinden önceki laik hükümetlerden daha reformcu olduğunu kanıtladığını, anayasal ve yargı reformlarını parlamentodan geçirerek ödülünü de 2005 Ekimi'nde üyelik müzakerelerinin başlamasıyla aldığını belirtti.

Ancak gelinen noktada ilişkilerin “yokuş aşağı” gitmekte olduğuna dikkat çeken İngiliz dergi, özellikle Kıbrıs'a limanların açılmaması nedeniyle Türkiye'yle sekiz başlıkta müzakerelerin dondurulduğunu anımsattı.

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ SEÇENEKLER

Dergi, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'e göre bunun bir tren kazası olmadığını belirtikten sonra Hırvatistan'ın 2010 yılına kadar katılması ardından Türkiye'nin önünde bir kaç seçenek olacağını vurguladı. Dergi, bu seçenekleri şöyle sıraladı:

“Ya reformlara kaldığı yerden devam edecek, müzakereleri gelecek 10 yıl içinde tam üyelik hedefiyle rotasına yerleştirecek ya da yolunu Avrupa'dan tamamen başka yöne çevirecek.”

The Economist, Türkiye'yle Avrupa Birliği arasındaki üyelik sürecinin kopmasının yan etkilerinin ise “felaket” olacağı uyarısını yaparken de şunları yazdı:

“Kopma Kıbrıs sorunun çözüm umutlarını mutlaka sona erdirecektir. Daha da kötüsü, çoğu Müslüman Türkiye'nin üyelik umutlarının sonlanmasını bir Hıristiyan Kulübü'nün terslemesi olarak görecektir.

Bu ise Batı'nın İslam dünyasıyla ilişkilerini daha da zedelemekle kalmayacak, halihazırda zaten yaşadıkları ülkelere karşı düşmanca tutum içinde olan Avrupa'nın kendi içindeki yaklaşık 15 milyon etkili Müslüman nüfusu da yabancılaştıracaktır.”

HURRIYET 16/03/07

 

Rum Tarım Bakanı: Hellim savaşı şimdi başladı


      Kıbrıs Rum yönetimi Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Fotis Fotiu, ''Hellim savaşının şimdi başladığını'' ifade ederek, ''Bu savaşı kazanmalıyız. Bu bizim tarihimizdir, geleneğimizdir'' dedi.
      Fotis Fotiu, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, KKTC'de üretilen ve Türkiye aracılığıyla Orta Doğu ülkelerine ihraç edilen hellimin miktarının çok büyük olduğunu belirterek, ''bu yasadışı faaliyetlerin durdurulması için'' hellimin en kısa zamanda ''geleneksel Kıbrıs Ürünü'' olarak tescil edilmesi gerektiğini kaydetti.
      Kıbrıslı Türk hellim üreticileriyle ilgili olarak bugüne kadar ortaya çıkan sorunun, ürünün tescil işlemiyle aşılacağını ifade eden Rum bakan, Rum yetkili makamlarının, ''hastalıklar ve kontrol yetersizlikleri nedeniyle'' KKTC'de üretilen hellimlerin geçişine itiraz ettiğini söyledi.
      Hellim konusuyla ilgili savaşın ''şimdi başladığını'' dile getiren Fotis Fotiu, ''Zorluklar şimdi başlıyor'' ifadesini kullandı.
      ''En iyi çözümü ve açıklamayı sunduklarını, ancak mesajların doğru şekilde alınmadığının görüldüğünü'' belirten Fotiu, kendilerinin itirazlara ve 3-4 haftalık gecikmeye rağmen yollarına devam ettiklerini, bu savaşı kazanacaklarına dair iyimser olduğunu kaydetti. Fotiu, ''Bu savaşı kazanmalıyız. Bu bizim tarihimizdir, geleneğimizdir'' diye konuştu.
     
     HELLİM KAVGASI
      Kıbrıs Rum yönetimi Avrupa Komisyonuna yaptığı müracaatta, hellim peynirinin ''Halloumi'' olarak tescil edilmesi ve bu ürünle ilgil denetim onay yetkisinin Rum Tarım Bakanlığına verilmesini talep etmişti.
      Kıbrıslı Türk üreticiler ise Rumların bu talebine AB nezdinde itiraz ederek, peynirin sadece ''Halloumi'' olarak değil ''hellim'' olarak da tescil edilmesini, Rum Tarım Bakanlığının KKTC'de yetkili olamayacağını belirterek, KKTC'de üretilen hellimlerin kontrolü için Kıbrıs Türk Sanayi Odasının yetkili kılınmasını istemişti.
      KKTC,, başta Arap ülkeleri olmak üzere 2006 yılında 20 milyon ABD Doları tutarında hellim ihraç etti. Bu miktar, KKTC'den yapılan ihracın yaklaşık üçte birine denk geliyor. Rum yönetimi bu girişimle, KKTC'nin hellim ihracatını da kesmek istiyor.

MILLIYET 16/03/07

 

Avrupa Parlamentosu'nda gözlemci oluyoruz

"GÜZEL BİR GELİŞME"... Kıbrıslı Türk diplomatik kaynakları, AP Başkanlık Divanı tarafından raporun onaylanmasını "güzel bir gelişme" olarak nitelendirerek, bunun Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar altında olduğunun teyidi olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin AP'de temsiliyetine ilişkin önemli bir tespiti ortaya koyduğunu vurguladı. Yetkili, AP Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun görev süresinin 2009 yılına kadar onaylanmasını, Kıbrıs Türk tarafının grup ile bir yıl boyunca yaptığı temasların başarılı olduğunun bir göstergesi olarak nitelendirdi

Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanlık Divanı, Kıbrıslı Türklerle ilgili olarak 2005 yılında kurulan "AP Yüksek Seviyede Temas Grubu"nun hazırladığı raporu ele aldı ve kabul etti. AP Başkanlık Divanı, grubun görev süresinin devam etmesini de kararlaştırdı.

Avrupa Parlamentosu'nun Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkanı Françoise Grossetete tarafından Başkanlık Konferansı'na sunulan rapor, toplantıda üzerinde bir değişiklik yapılmadan kabul edildi.

Rapor, Kıbrıslı Türklere Avrupa Parlamentosu'nda temsiliyet tanınması önerisinde de bulunuyor.

Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıslı Türk milletvekillerine gözlemci statüsü tanınması konusunun yeniden Avrupa Parlamentosu Başkanlık Konferansı'nda ele alınacağı belirtiliyor.

Grossetete yaptığı yazılı açıklamada, Temas Grubu raporunun Avrupa Parlamentosu Başkanlık Konferansı'nda kabul edildiğini belirtti.

Grossetete, Kıbrıs birleşinceye kadar Türkçe'nin Avrupa Birliği'nde resmi dil olmasına karşı olduğunu da ifade etti.

AP Başkanı Hans Gert Poettering yaptığı açıklamada, Temas Grubu'nun gelecek dönemde Kıbrıs Türk tarafına yapacağı ziyaretleri sürdürmesi konusunda Başkanlık Divanı'nın görüş birliği içinde olduğunu söyledi.

Poettering, Kıbrıslı Türk iki parlamenterin AP toplantılarına "gözlemci statüsüyle" katılması yolundaki talebe ilişkin olarak dün karar alınmadığını da belirtti.

A.A'nın haberine göre, Temas Grubu'nun kurulmasında önemli rol oynayan ve Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonların hemen kaldırılmasını isteyen Yeşiller Grubu, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AP toplantılarına katılması konusunu dünkü görüşmede öncelikle gündeme getirdi. Ancak Başkanlık Divanı'nda diğer grupların gerekli desteği vermemesi üzerine, bu konuda Kuzey Kıbrıs'ı memnun edecek karar çıkmadı.

Toplantıda söz alan Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eş Başkanı Daniel Cohn Bendit, Kıbrıslı Türklere Avrupa Parlamentosu'nda gözlemci statü verilmesinin gerekli olduğunun altını çizdi.

Bendit, "Avrupa Parlamentosu'nda iki Kıbrıslı Türk milletvekiline gözlemci statüsü tanınması zamanı gelmiştir" diye konuştu. Toplantıda Bendit'e, Avrupa Parlamentosu Sosyalist ve Liberal gruptan destek geldi.

AP Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Alman Yeşil Cem Özdemir de konuyu değerlendirirken, "Başkanlık Konferansı'nda tüm engellemelere rağmen raporun değiştirilmeden kabul edilmesi önemli. Şimdi uygulama süreci başlıyor. Bundan sonra Avrupa Birliği platformlarında özellikle Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıslı Türklerin sorunlarının daha iyi anlaşılması için elimizde artık önemli bir argüman var" dedi.

Cem Özdemir, Türkçe'nin Avrupa Birliği'nde resmi dil olması içinde çaba harcayacaklarını kaydetti.

Kıbrıs Türk tarafı, raporun

onaylanmasından tatmin

Kıbrıslı Türk diplomatik kaynakları, AP Başkanlık Divanı tarafından raporun onaylanmasını "güzel bir gelişme" olarak nitelendirerek, bunun Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar altında olduğunun teyidi olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin AP'de temsiliyetine ilişkin önemli bir tespiti ortaya koyduğunu vurguladı.

KIBRIS'a raporun onaylanmasını değerlendiren yetkili, AP Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun görev süresinin 2009 yılına kadar onaylanmasını, Kıbrıs Türk tarafının grup ile bir yıl boyunca yaptığı temasların başarılı olduğunun bir göstergesi olarak nitelendirdi.

Bu, AP nezdinde tüm sorunlarımızın kayıt altında alındığını gösteriyor. Rapor değişiklik yapılmadan kabul edildi. Rapor bizim için tatminkardır, ancak bu daha mücadelenin başlangıcıdır" diye konuştu.

Raporda neler yer alıyor?

Temas Grubu'nun hazırladığı raporda, adada düzenlenen referandumun ardından AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve konsey tarafından kabul edilen, Kıbrıslı Türklerin ihracat yapmasına olanak sağlayacak ticaret tüzüğünün hayata geçirilmesine destek veriliyor.

Geçen yıl KKTC'ye üç ayrı ziyaret ve buradaki siyasi parti yöneticileri ile sivil toplum örgütleri temsilcileriyle yapılan temasların ardından kaleme alınan taslak raporda, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar sonucu içinde bulunduğu olumsuzluklara dikkat çekiliyor.

"Kıbrıslı Türklerin yaşam standardında, izolasyonlara rağmen 2004 yılından bu yana düzelme olduğu" yorumu yapılan raporda, bu durum, "özellikle turizmdeki ve dış yatırımdaki artışa" bağlanıyor.

Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların ticaret, eğitim ve spor gibi alanlardaki olumsuzluklarına dikkat çekilen raporda, özellikle eğitim alanında gençlerin çektiği sıkıntılara atıfta bulunuluyor.

Raporda, "adanın iki kesiminde yönetimlerin, ifade özgürlüğü, sanat ve basın alanındaki uygulamalarının uzlaşı arayışlarını olumsuz etkilediği" eleştirisi yapılıyor.

Lefkoşa'nın kuzeyinde AB Komisyonu'nun bir büro açması ve Kuzey Kıbrıs'a yönelik mali yardımın, önemli bir dönemin başlangıcı olacağı kaydedilen raporda, yapılacak 250 milyon Euro tutarındaki mali yardımın, AB Komisyonu'nun Kıbrıslı Türklere vereceği desteği artıracağı ifade ediliyor.

Raporda, Temas Grubu'nun, adanın iki kesimindeki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri arasındaki temasların güçlenmesine önem vereceği vurgulanıyor.

Temas Grubu'nun raporunda, adada iki toplum arasındaki eğitim ve spor gibi alanlarda işbirliğinin artırılmasına da destek verileceği belirtiliyor.

KIBRIS 16/03/07

 

AB Konseyi, Kıbrıs'taki Kayıp Şahıslar Komitesi'ne maddi yardım yapsın

AP Genel Kurulu, Kıbrıs'ta kayıp şahıslar ile ilgili tavsiye karar tasarısını oylayarak kabul etti.

Başta BM olmak üzere, AB, Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gibi kurumların ilgili kararlarına atıfta bulunulan kararda, konunun iki toplum açısından insani boyutuna dikkat çekildi.

Kararda, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında konuyu araştırmak üzere kurulan komitenin, BM'nin girişimiyle çalışmalarını yeniden başlattığı hatırlatıldı ve bu çalışmaların sonunda bazı ilerlemeler sağlandığı ifade edildi.

Söz konusu komitenin, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarıyla dürüst ve içten bir işbirliğiyle çalışmalarını hızlandırması tavsiye edilen kararda, AİHM'nin konuyla ilgili kararlarına uyulması çağrısı yer aldı.

Kararda, AB Komisyonu, Konseyi ve Parlamentosu'nun konuyla etkin şekilde ilgilenmesi istendi.

Kayıp Şahıslar Komitesi: AP, Kayıp Şahıslar

Komitesi'nin çalışmalarını sürdürmesini istedi

Kayıp Şahıslar Komitesi, Avrupa Parlamentosu'nun, komitenin çalışmalarını içtenlikle karşıladığına ve çalışmalarını sürdürmesi çağrısı yaptığına işaret etti.

Kayıp Şahıslar Komitesi'nden yapılan açıklamada, Avrupa Parlamentosu'nun, Avrupa Komisyonu ile Konseyi'ne de Kayıp Şahıslar Komitesi'ne maddi destek vermesi çağrısında bulunduğuna dikkat çekildi.

Avrupa Parlamentosu Milletvekili Panayiotis Dimitriu tarafından kaleme alınan karar taslağının önceki akşam tartışıldığı ve parlamentodaki siyasi grup başkanlarından da tam destek alarak dün onaylandığı belirtilen açıklamada, Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell'in Kayıp Şahıslar Komitesi üyeleri Gülden Plümer Küçük, Elias Georgiades ve Christophe Girod'un genel kurul toplantısında bulunmasından dolayı memnuniyetini dile getirdiği belirtildi.

Açıklamada parlamento üyelerinin Kayıp Şahıslar Komitesi üyelerini ayakta alkışladıkları da kaydedildi.

 KIBRIS 16/03/07

Soyer: Önce Lokmacı, sonra Yeşilırmak

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Yeşilırmak kapısının açılmasına ilkesel anlamda karşı olmadıklarını, ancak Lokmacı Kapısı'nın durumu netleşmeden Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasına "balıklama dalmalarının" mümkün olmadığını söyledi.

Soyer, Lokmacı kapısında halkın sağlıklı geçişini sağlayacak koşulların yaratılacağını da bildirdi.

Dün denetim amacıyla toplanan Cumhuriyet Meclisi'nde gündem Lokmacı ve Yeşilırmak kapılarının açılması idi.

Bu konuda gündem dışı bir konuşma yapan Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Lefkoşa Milletvekili Mustafa Akıncı, Türk tarafının, Lokmacı kapısının açılması konusunda, önceden olduğu gibi aktif politikalar üretip, süratle pozisyonunu netleştirmesi gerektiğini söyledi. Akıncı, daha sonra da Yeşilırmak kapısı için girişimde bulunulmasını istedi.

Başbakan Soyer de Akıncı'yı yanıtlarken, bu konuda Türk tarafının tutumunu ortaya koydu.

Akıncı: Lokmacı'yla ilgili yeni eylem politikası şart

Akıncı, Lokmacı kapısıyla ilgili yeni bir eylem politikası belirlemek gerektiğini, bunun yapılmaması halinde "suçlu taraf" olunabileceğine işaret etti ve "tapınak" diye nitelenen duvar yıkıldıktan sonra oluşan yeni duruma uygun adımların hemen atılması gerektiğini belirtti.

Lokmacı'daki duvarın yıkılmasının hemen ardından Rum tarafının Yeşilırmak kapısının açılması girişiminde bulunmasının, Türk tarafının Güzelyurt Kapısı'ndaki girişimini hatırlattığına dikkat çeken Akıncı, kapılar konusunda bugüne kadar aktif politika güden Türk tarafının aniden pasifleşmesini doğru bulmadığını ifade ederek, mevcut söylemlerle bir yere varılmasının mümkün olmadığını kaydetti.

Akıncı, kapsamlı çözüm arayışı devam ederken, daha fazla kapı açma girişimine devam etmek gerektiğini söyledi. Lokmacı Barikatı'yla ilgili politikanın süratle netleştirilip, Yeşilırmak için girişimde bulunmak gerektiğini belirten Akıncı, siyasilerin bu kapıların açılması konusunda öncülük yapmasının şart olduğunu kaydetti.

Lokmacı Kapısı'nın sadece yayalara açılması halinde, halkın arasından askeri araçların geçmesinin doğru olmayacağını söyleyen Akıncı, bölgede karşılıklı askersizleştirmenin şart olduğunu savundu. Akıncı, hükümet ile cumhurbaşkanının Lokmacı konusunda süratle çalışmalar yapıp, gerekli kararları üretmesi ve kafa bulandırmayacak net politikalar üretmesi gerektiğini söyledi. Akıncı, bu konuda gerekli kararlar üretilmemesi ve kapının açılmaması durumunda, tüm sorumluluğun Türk tarafının omuzlarında kalacağını belirtti.

Soyer: Atak politika izlemeye devam ediyoruz

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Akıncı'yı yanıtlarken, Lokmacı Kapısı'nda, herkesin sağlıklı geçişini sağlayacak koşulların getirileceğini söyledi. Soyer, Yeşilırmak kapısının açılmasına ilkesel anlamda karşı olmadıklarını, ancak Lokmacı Kapısı'nın durumu netleşmeden Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasına "balıklama dalmalarının" mümkün olmadığını da belirtti.

Soyer, Kıbrıs Türkü'nün çözüm ve iki toplum arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi konusunda atak politika izlemeye devam ettiğini söyledi.

Çözüm sürecinde, Kıbrıs Türkü'nün temel çıkarlarını koruma politikası güdüldüğüne işaret eden Soyer, Güney Kıbrıs'taki hakimiyetçi anlayışın yaratmaya çalıştığı çözümsüzlük siyasetinin, dünya gerçeği karşısında yaşama şansı bulunmadığını kaydetti.

Soyer, özellikle Lokmacı Kapısı'ndan sağlıklı geçişin sağlanabilmesi konusunda gösterdikleri hassasiyete dikkat çekerek, bölgedeki duvarlardan birini yıkıp kapının açılması konusunda gerekli ilk adımın da Türk tarafınca atıldığını belirtti.

Lokmacı Kapısı konusunda Türk tarafının girişimi sonrasında yaşanan köprü krizi ve diğer gelişmelere de değinen Soyer, baskılar sonucunda duvarı yıkmak zorunda kalan Rum tarafının, bayrak ve sembol tartışması yaratmasının ardından bölgeye hemen bir nöbetçi kulübesi ve bayrak diktiğine işaret etti.

Başbakan Soyer, duvarın yıkılmasının ardından Güney Kıbrıs'ta meydana gelen protesto olaylarını da hatırlatarak, bunun, Rum hükümetini oluşturan partilerin duruş ve politikalarından kaynaklandığını belirtti. Soyer, Rum siyasilerin protesto yapanları değil de barış gösterisinde bulunanları eleştirmesinin ise düşündürücü olduğunu söyledi.

Rumların bu duruşu karşısında akılcı siyasetin şart olduğunu kaydeden Soyer, barış-eşitlik temelinde çözüm siyasetinin devam ettirilip, Lokmacı Kapısı'ndan sağlıklı geçişlerin sağlanmasının temel hedef olduğunu belirtti.

Soyer, geçişlerin nasıl sağlıklı olacağı konusunu görüşmeye hazır olduklarını kaydederek, sağlıklı geçişin olabilmesi için bölgedeki eski binaların tamiri ve benzeri unsurların gündeme geleceğini söyledi.

Lokmacı'da güvenli ve sağlıklı geçiş sağlanması anlayışıyla hareket ettiklerini belirten Soyer, konuyu BM ile işbirliği içinde çok dikkatli bir şekilde ele aldıklarını anlattı. Soyer, amacın kapının hemen açılması olduğunu, ancak Bostancı Kapısı'ndaki deneyimden sonra Lokmacı'nın ne zaman açılacağı konusunda kesin bir şey söylemek istemediğini kaydetti.

Lokmacı sanki Aşil'in topuğu

Lokmacı Kapısı tartışmalarıyla birlikte gündeme getirilen sembol, bayrak tartışması ve "hamaset dolu edebiyatlar"dan duyduğu rahatsızlığı dile getiren Soyer, bu tartışmaları yapan kişilerin, Denktaş-Klerides ikilisinin 2002'de "bayrak ve güvenlik" konusunda vardığı anlaşmayı göz ardı ettiğini belirtti.

Başbakan Soyer, bayrak konusunu istismar eden siyasetler üretildiğine işaret ederek, çözümsüzlüğü siyaset edinen çevrelerin, Lokmacı'da köprünün kaldırılması sonrasında başlattıkları "güvenlik" tartışmasının ise yersiz olduğunu söyledi.

Özellikle UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun Ankara ziyaretinde yaptığı "güvenlik tehlikeye sokuldu" açıklamalarının şaşkınlık yarattığını kaydeden Soyer, şöyle devam etti:

"Sanki Lokmacı kapısı sağlıklı geçişe açılırsa, Kıbrıs Türk halkının güvenliği tehlikeye düşecekmiş. Sanki Lokmacı Aşil'in topuğu... Ok atacaklar, Aşil'i buradan vuracaklar ve Kıbrıs Türk halkının güvenliği sarsılacak..."

Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'tan Lokmacı konusunda yükselen "güvenlikli geçiş için bölge askersizleşmeli" seslerine de değinerek, şunları söyledi:

"Sanki 100 metrelik mesafenin içinde sivil insan yürüdüğünde, güvenliği ciddi şekilde sarsılacak... Bu insan bu tarafa geçip, Mağusa-Lefkoşa arasında yürüdüğü zaman askeri geçişlerle karşılaşmaz mı? Aynı şekilde Kıbrıs Türkü Güney Kıbrıs'a geçtiğinde asker, polis ve buna bağlı sistem içinde yürümüyor mu?"

Yeşilırmak kapısı

Başbakan Soyner, bir çıkmaz içinde yaşayan Pirgo köylülerinin durumunu, 30 yıldır izolasyon ve ambargo altında yaşayan bir Kıbrıslı Türk olarak çok iyi anladığını, ancak Lokmacı Kapısı netleşmedikçe, ilkesel anlamda açılmasına karşı olmadıkları Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasına "balıklama dalmalarının" da mümkün olmadığını belirtti.

Yeşilırmak Kapısı'nın, çok kötü durumdaki bölge yolları yapılmadan açılmasının, cinayete davetiye çıkarmak olacağını kaydeden Soyer, köyün içinden geçen yolun yapımı için çok büyük kaynak gerektiğinden, konunun çok iyi planlanmasının şart olduğunu söyledi.

Soyer, Karayolları Dairesi'nin bölgede çok ayrıntılı çalışmalarda bulunduğunu ve önümüzdeki günlerde konuyla ilgili bir raporu hükümete sunacağını kaydetti.

KKTC'nin Güzelyurt-Lefkoşa anayolu ile Güzelyurt-Lefke yolunun iyileştirilmesine öncelik verdiğine işaret eden Soyer, Lokmacı'da "güvenlikli geçiş" ısrarında bulunan Rum Lider Papadopulos'un Yeşilırmak'da "sağlıklı geçişin" dahi olmadığı yollarda kapı açılması talebinde bulunmasına anlam veremediğini belirtti.

KIBRIS 16/03/07

Beyarmudu ve Pile'yle ilgili yanlış bilgiler reddedildi

Ulusal Birlik Partisi Lefkoşa Milletvekili Hüseyin Özgürgün, Avrupa Konseyi Hukuk ve İnsan Hakları Komitesi'nin Strazburg'da Kıbrıs'taki İngiliz Üsleri hakkındaki raporunun görüşüldüğü toplantısına katılarak, raporun ekinde yer alan Beyarmudu ve Pile isimlerinin 1974 sonrasında değiştirildiğine ilişkin yanlış bilgileri reddetti.

Özgürgün'ün UBP Basın Bürosu aracılığıyla yaptığı açıklamaya göre Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne Kıbrıs'taki İngiliz Üsleri hakkında bir şikâyette bulunuldu. Şikâyette İngiliz üslerinden kalkan uçakların yarattığı ses kirliliği, üsler polisinin geçişlerde yarattığı sıkıntılar ve Dikelya, Beyarmudu, Pile, Ağrotur'da üsler nedeniyle halkın yaşadığı ekonomik güçlükler dile getirildi.

Bu şikâyet üzerine konsey üyelerinden Michael Gross geçen ocak ayında raportör olarak görevlendirildi. Mart ayında görüşülen rapor nisan ayında oylanacak.

Gross'un hazırladığı raporda İngiliz hükümetine uçakların yarattığı ses kirliliğinin azaltılması, polislerin yarattığı sıkıntıların giderilmesi ve ekonomik rahatlamanın sağlanması için önlemler alması çağrısında bulunuldu.

UBP Milletvekili Özgürgün, bu çağrının yanında raporda Kıbrıs Türk tarafının kabul edemeyeceği hatalar yapıldığını, raportör Michael Gross'un "Beyarmudu" ve "Pile"nin isimlerinin daha önce "Pergamos" ve "Pyla" olduğunu ve "1974 sonrasında Türk askeri otoritelerinin baskısıyla değiştirildiğini" iddia ettiğini kaydetti.

Konunun Cumhuriyet Meclisi'ne yansımasının ardından CTP Milletvekili Özdil Nami başka bir toplantıda olduğu için başkanlığın istemi üzerine Avrupa Konseyi Hukuk ve İnsan Hakları Komitesi'nin bu konudaki toplantısına kendisinin katıldığını bildiren Özgürgün, toplantıda dile getirdiklerini de şöyle özetledi:

"Beyarmudu tamamen Türk köyüdür. 1960'ta yapılan nüfus sayımında ise bu köyümüzde bine yakın Türk'ün yaşadığı saptanmıştır.

Pile ise karma bir köydür. Birçok köyün olduğu gibi bu köyün de Türkçe, Yunanca ve İngilizce olarak üç adı vardır. Türk askeri gelmeden de bu üç isim kullanılıyordu, geldikten sonra da kullanılmaya devam edildi.

Türk Ordusu Kıbrıs'ta 1960 Garanti Antlaşmasının bir sonucu olarak bulunmaktadır ve bizim için bir güvenlik gücüdür.

KKTC'deki siyasi kararları siyasi otorite verir. Bizim bir meclisimiz, bunun içinden çıkan bir icra organımız vardır. Olayları bunun dışına çekmek yanlıştır."

KIBRIS 16/03/07

 

Hellim producers fear halloumi trademark could wreck $20 million export trade
                             By Simon Bahceli

TURKISH Cypriot hellim producers in the north stepped up their campaign to
have the national cheese of Cyprus patented under its Turkish name, as well
as its Greek name halloumi, by staging a "hellim festival" in the buffer
zone at the Ledra Palace yesterday.


Handing out samples of the delicacy to the accompaniment of traditional
music and folk dancing, producers of the white rubbery cheese said they
were seeking to alert the EU to the fact that hellim, or halloumi, is
produced, and has been produced, by members of both communities for
centuries.


"This is a reaction to the one-sided attempt by Greek Cypriot halloumi
producers to register the cheese in their name," Turkish Cypriot Chamber of
Commerce head Salih Tunar told the Cyprus Mail at yesterday's event held
under blazing spring sunshine.


"Cyprus has two official languages, Turkish and Greek. Therefore, the
registration of this traditional product should be as 'hellim' and
'halloumi'," he added.


Argument has been raging between the two communities over origin and
composition of the cheese since Turkish Cypriot producers learned earlier
this month of Greek Cypriot intentions to register it solely under the
Greek name halloumi.


Producers in the north say that if the Agriculture Ministry succeeds in
registering the cheese under its Greek name alone, their operations under
the name hellim will be rendered illegal. They and the Chamber of Trade
have written to the Agriculture Ministry and the EU protesting against what
they describe as the ministry's one-sided move. They say their objections
are now being reviewed by the EU.


Beyond the name issue, hellim producers and the Chamber of Commerce also
had a political message they wished to convey to the Greek Cypriots and EU.


Tunar's statement that "Greek Cypriot authorities do not have control in
north Cyprus, therefore quality control should be done by Turkish Cypriot
bodies" will be seen as a reiteration of wider Turkish Cypriot demands for
implementation of an EU proposal for direct trade between the breakaway
state and the EU. The trade proposal has been on hold since 2004, mainly
due to Greek Cypriot concerns that allowing its implementation would lead
to tacit recognition of the north as a separate state on the island.


However, hellim producers and the Chamber counter the argument by citing
protocol 10 of Cyprus's EU accession agreement which says that the Republic
of Cyprus does not exercise control north of the Green Line dividing the
island.


"Therefore, we need a separate authority that can inspect production
quality in the north," Salih said, adding that his Chamber would be the
right body for the job.


He added that Greek Cypriot suggestions for the eventual extension of the
Green Line regulation, which allows the sale of Turkish Cypriot products in
the south, to include meat and dairy products, would not be sufficient to
satisfy the demands of Turkish Cypriot producers.


"We want to export our products directly from Famagusta," Tunar said, and
added his belief that "direct trade will happen. It has to". Turkish
Cypriot trade organisations have been vocal in their criticism of the Green
Line regulation, saying it is not wide-reaching enough to make a
significant difference to the Turkish Cypriot economy. They cite figures
showing that exports resulting from the regulation amount to little over a
million dollars per year. Exports from the unrecognised port in Famagusta,
however, account for a little over $60 million.


The hellim/halloumi issue is of great importance to the Turkish Cypriot
economy, providing almost a third of revenue earned through visible
exports. Last year, producers say, around 210,000 tonnes were exported via
Famagusta to Turkey and Middle Eastern states earning around $20 million
dollars. Producers fear that if the cheese is registered only as halloumi
this trade would be lost.

CYPRUS MAIL

Family dies in military base blaze

METRO

A father and his two children have died in a house fire on a British military base in Cyprus.

The blaze broke out on Saturday night at the RAF Akrotiri, near the coastal city of Limassol. The Ministry of Defence confirmed the victims were all British but said their names would not be released until relatives had been informed.

'It is with deep regret that we can confirm that a house fire at RAF Akrotiri has tragically resulted in the deaths of three people,' an MoD spokeswoman said.

'Our thoughts, prayers and sympathies are with the family and friends of the deceased at this very difficult time.'

An inquiry into how the fire started is already under way.

Britain has maintained two bases on Cyprus, at Akrotiri and Dhekelia, since the island gained independence in 1960.

They are home to two resident infantry battalions, as well as engineers, medics and military police.

When Turkey invaded northern Cyprus in 1974, establishing the disputed Turkish Republic of Northern Cyprus, their military advance halted when they reached the British bases.

Two weeks ago, the Green Line, the wall which separates the two halves of Cyprus, was demolished to make the opening of a sixth crossing between the Greek and Turkish sides possible.

Although hailed as an act of 'great significance' by the UN, the street will be opened to the public only when Greek demands for the removal of Turkish flags and soldiers are met.

Cumhurbaşkanı Talat: Rumların amacı, hellim ihracatımızı engellemektir

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Tarafı'nın hellimi tescil etmek istemesindeki esas amacının, KKTC'nin hellim ihracatını engellemek olduğunu söyledi. Talat, "`Bunun adı 'Hallumi'dir. Tamam üretilip, üretilmediği için sertifika vermedik. Bundan dolayı sakın bunu almayın' diye ihraç yaptığımız ülkelerde kampanya yapacaklar" dedi.

AB yetkilileriyle gerçekleştirdikleri temaslarda, hellimin iki isimde tescilinin kaçınılmaz olduğu izlenimi edindiklerine işaret eden Talat, Türk tarafının hellim konusunda verdiği mücadelenin de hellimin sadece "Hallumi" olarak değil, "Hellim" olarak da tesciliyle sınırlı olmadığını belirtti. Talat, "Esas üzerinde durduğumuz, hellimin, hellim olduğunu, o kabul edilecek formülle üretilip, üretilmediğini belirleyecek otoritenin kim olacağıdır... Yani Kuzey'de, hellimin hellim olduğunu tescil eden bir otoriteye ihtiyaç vardır. Bu otorite de elbette bizim Tarım Bakanlığımızdır" dedi.

AB'nin Tarım Bakanlığı'nı otorite olarak kabul etmesi durumunda dahi Birliğe süt ürünleri ya da hayvansal ürün satmanın mümkün olmayacağını kaydeden Talat, "O noktaya gelmek için başka süreçler lazım. O noktaya geldiğimizde de hellimimizi kaptırmak istemiyoruz" şeklinde konuştu

İmalatçılarla değerlendirme

Cumhurbaşkanı Talat dün Süt Endüstri Kurumu Genel Müdürü Kemal Öztürk ve İmalatçılar Birliği Başkanı Osman Atanur başkanlığındaki heyeti kabulde yaptığı konuşmada, Rum Yönetimi'nin "Hallumi" için patent başvurusu karşısında başlatılan girişimleri değerlendirdi.

Talat, süt ve süt ürünlerinin, hayvancılık sektörüne verilen desteğin bir sonucu ve önemli bir ihraç ürünü olmasından dolayı büyük önem taşıdığını söyledi. AB müktesebatının Kuzey'de uygulanmamasından dolayı hayvansal ürünlerin AB ülkelerine satışının çok kısıtlı, hatta yasaklı olduğunu kaydeden Talat, bunun, Kıbrıs Türkü'ne uygulanan çok ciddi bir haksızlık olduğunu belirtti.

AB'nin, gerek veteriner hizmetleri, gerek süt ürünlerinde AB standartlarının yakalanabilmesi için destek vermemesinden dolayı aranan standarda ulaşmanın mümkün olmadığını kaydeden Talat, Birlikle yürütülen ilişkilerde bu konuya hassasiyetle eğilip, hayvansal ürünlerin de satışı için baskı uyguladıklarını söyledi.

Hellimin 'hellim' olduğunu tescil eden bir otorite

Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının hellim konusunda verdiği mücadelenin, hellimin sadece "Hallumi" olarak değil, "Hellim" olarak da tesciliyle sınırlı olmadığına işaret ederek, "Esas üzerinde durduğumuz, hellimin 'Hellim' olduğunu, o kabul edilecek formülle üretilip, üretilmediğini belirleyecek otoritenin kim olacağıdır. Bizim esas uğraşımız da budur" dedi.

Durumun, tarımsal ürünlerin Kuzey'den ihracını Güney Kıbrıs'tan alınacak sağlık sertifikasına bağlandığı ABAD kararına çok benzediğine dikkat çeken Talat, Kuzey'de hiçbir otoritesi olmayan Rum Yönetimi'nin Kuzey'deki herhangi bir eylemi kontrol etme ya da tescil etme kapasitesi bulunmadığına işaret etti. Talat, "Yani Kuzey'de, hellimin 'Hellim' olduğunu tescil eden bir otoriteye ihtiyaç vardır. Bu otorite de elbette bizim Tarım Bakanlığımızdır. Nasıl ki Güney Kıbrıs'ın Tarım Bakanlığı bunu tescil edecektir, Kuzey Kıbrıs'ta da bunu ilgili otoriteler, yani bizim Tarım Bakanlığımız tescil edecektir" dedi.

Geç kalmadık

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hellim mücadelesinde geç kalındığı yönündeki iddialara da değinerek, "Yok böyle bir şey. Niye geç kalındı?" şeklinde konuştu.

Hellimi yıllar önce ABD'ye başvurarak "Hallumi" bölgesel bir ürün olarak değil, bir patent olarak tescil edilmesinde geç kalındığını, ancak bunun uzun yıllar önce olduğunu kaydeden Talat, AB sürecinde başlatılan hellim mücadelesinde geç kalmanın söz konusu olmadığını söyledi.

Talat, Rum tarafının hellimi bir coğrafi ürün olarak AB'de tescil etmek için başlattığı süreci duyururken, itiraz için de bir süre koyduğuna işaret ederek, Rum Yönetimi'ni bir otorite olarak tanımayan KKTC devletinin AB Komisyonu'na şikâyette bulunduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, AB'ye "Bu başvuru haksızdır. Kıbrıslı Türkler de yıllardır hellim üretiyorlar.'Hellim' olarak da tescil edilmesi lâzım. Güney Kıbrıs'ın Kuzey'de bir otoritesi olmamasından dolayı hellimin tescil edileceği otorite Kuzey Kıbrıs makamları olmalıdır" uyarısında bulunduğunu belirtti.

Önümüzde uzun bir prosedür var

Üreticilerin de Güney Kıbrıs'ın kendi iç hukuku çerçevesinde başlattığı itiraz sürecini dikkate alarak, Rum Yönetimi'ne itirazda bulunduğunu kaydeden Talat, bunu kendi içinde tartışacak Rum Yönetimi'nin kararını verdikten sonra AB Komisyonu'na başvuracağını söyledi.

Talat, şöyle devam etti:

"İç hukuktaki müracaat için 15 günlük süre doldu. Bundan sonra 1-2 aylık inceleme süreci var. Bundan sonra da Rum tarafı formülünü belirleyip, AB Komisyonu'na müracaat edecek. AB Komisyonu bunu, bizim itirazımızla birlikte değerlendirecek. AB Komisyonu'nun bununla ilgili kararı AB Resmi Gazetesi'nde yayınlandıktan sonra da 6 ay boyunca başka devletler buna itiraz edebilecek. Yani önümüzde çok uzun bir prosedür var. Bunun daha başlangıcındayız. Korkmaya, 'bu işi kaybettik' diye endişe etmeye gerek yok."

İki isimde de tescil mümkün

Cumhurbaşkanı Talat, AB Komisyonu yetkilileriyle gerçekleştirdikleri temaslarda, hellimin AB'de iki isimle de tescilinin kaçınılmaz olduğu izlenimi edindiklerini, buna itiraz olmayacağını söyledi.

Talat, "Onlar da farkındadır ki Kuzey Kıbrıs'ta üretilen hellimin, hellim olup olmadığına Rum tarafı karar veremez. Mümkün değil. Çünkü otoritesi yoktur. Gelip kontrol edemez. Dolayısıyla bunun da bir çözümünün olması gerekir. AB, belki bizim istediğimiz gibi bir çözüm değil ama bir çözüm bulmak durumundadırlar" dedi.

AB'nin Tarım Bakanlığı'nı otorite olarak kabul etmesi durumunda dahi birliğe süt ürünleri ya da hayvansal ürün satmanın mümkün olmayacağını kaydeden Talat, "O noktaya gelmek için başka süreçler lazım. O noktaya geldiğimizde de hellimimizi kaptırmak istemiyoruz. Hellimimizdeki hakkımızı da hem isminde, hem de tescil edecek otorite bakımından şimdiden elde etmek istiyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz" şeklinde konuştu.

Rum'un niyeti hellim ihracatını engellemek

Cumhurbaşkanı Talat, Rum'un tescil başvurusundaki esas amacının, tescili kullanarak KKTC'nin hellim ihracatını engellemek olduğunu söyledi.

Talat, "Bunun adı 'Hallumi'dir, tamam üretilip, üretilmediği için sertifika vermedik. Bundan dolayı sakın bunu almayın diye ihraç yaptığımız ülkelerde kampanya yapacaklar" dedi.

Bu nedenle şimdiden tedbirli olmak gerektiğini kaydeden Talat, imalatçıların geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği eylemin olumlu olduğunu belirtti. Talat, devlet olarak üreticilerin hep yanında olacaklarını kaydetti.

Öztürk

Süt Endüstri Kurumu Genel Müdürü Kemal Öztürk de konuşmasında, KKTC'nin süt sektörünün yıllar içinde büyük gelişme gösterdiğine işaret ederek, geçen yıl üretilen 100 bin tonluk sütün büyük kısmından yaklaşık 2 milyon kiloluk hellim üretip sattıklarını söyledi.

ISO ve HACCP gibi kalite belgeleri alan imalatçıların, AB normlarına uygun üretim yapmak için adeta birbiriyle yarıştığını kaydeden Öztürk, aynı kalite belgelerini alan Süt Endüstri Kurumu'nun da imalatçılara uygun süt pazarladığını belirtti.

Öztürk, Cumhurbaşkanı Talat'ı, hellimin Rum tarafından tescil edilmek istenmesiyle başlayan süreçteki gelişmeleri ve imalatçıların bu girişime ilişkin itirazlarıyla ilgili ayrıntıları aktarmak amacıyla ziyaret ettiklerini söyledi.

Kemal Öztürk, İmalatçılar Birliği, Sanayi Odası ve KOOP-SÜT'ün Rum Yönetimi'nin ilgili mercilerine itiraz başvurusunda bulunduğunu kaydetti.

Atanur

İmalatçılar Birliği Başkanı Osman Atanur ise konuşmasında, bazı eksikliklere rağmen, süt sanayinin, Rumların da gıpta etmesine neden olacak şekilde bir gelişme gösterdiğini söyledi.

Atanur, Rumların hellim patenti konusunda başlattığı girişim karşısında KKTC idarecilerinin gösterdiği duyarlılığı takdirle karşıladıklarını kaydederek, birlikte hareket edip bütün imkânların kullanılması halinde bir sonuç elde edebileceklerine dikkat çekti.

Büyük yatırım yapılan süt endüstrisi için patent konusunun hayati bir önem taşıdığını söyleyen Atanur, konunun, günü birlik tedbirlerle değil de uzun vadeli planlarla ele alınıp sürdürülebilir bir ticaret için tüm gayretin sarf edilmesi gerektiğini belirtti.

KIBRIS 17/03/07

 

AP'nin söz hakkımızı inkâr etmesi bölünmeye katkı sağlar

Avrupa Parlamentosu (AP) sosyalist ve liberal grup çalışmalarına gözlemci sıfatıyla katılan Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) milletvekili Özdil Nami ile Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekili Hasan Taçoy, AP Başkanlık Konferansı'nda kabul edilen Temas Grubu raporu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Strasbourg'da hafta başından beri temaslarda bulunan Nami ve Taçoy, "AP, Kıbrıslı Türklere söz hakkını inkâr ederse adanın bölünmesine hizmet etmiş olur. AP ancak Kıbrıslı Türklere söz hakkını vererek, diyalog ortamına katkı sağlar ve adanın birleşmesine yardımcı olur" diye konuştular. Nami ve Taçoy ayrıca Hıristiyan demokratlara diyalog çağrısında bulundu.

Raporda yer alan Kıbrıslı Türklere AP'de gözlemci statüsü tanınması taleplerinin gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğinin ısrarla altını çizen Nami ve Taçoy, bütün bir Kıbrıs'ın sadece Rumlardan oluşan bir heyet tarafından temsil edilmesinin AB'deki en büyük demokrasi ayıplarından biri olduğunu belirttiler. Nami ve Taçoy, Kıbrıslı Türklerin bu haklı taleplerine yeşil, liberal ve sosyalistlerin destek vermesinin memnuniyet verici olduğunu vurguladı.

Kıbrıslı Türk milletvekilleri Hıristiyan gruba, Kıbrıslı Türklerin bu haklı taleplerine destek vermesi çağrısında bulundu.

Kıbrıslı Türklere söz hakkı verilmemesinin adanın birleşmesini değil bölünmesine hizmet edeceğinin altını çizen Nami ve Taçoy, Kıbrıslı Türklerin AB içerisinde konuşmasından kimseye zarar gelmeyeceğini, aksine AB'nin bu şekilde Kıbrıs'ta diyalog ortamının oluşmasına katkı koyacağına işaret etti.

Cem Özdemir: Temas Grubu

raporu resmiyet kazandı

Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Alman Yeşil Cem Özdemir, raporun Başkanlık Konferansı'nda kabul edilmesi sonrası ABHaber'e bir mülakat verdi.

Özdemir toplantıyla ilgili olarak şunları söyledi:

"Başkanlık Konferansı toplantısında Temas Grubu raporu olduğu gibi kabul edildi. Rapor üzerinden gizlilik kaldırıldı. Rapor Başkanlık Konferansında kabul edildikten sonra artık resmiyet kazandı.

Başkanlık Konferansı'nda tüm engellemelere rağmen raporun değiştirilmeden kabul edilmesini önemli buluyorum. Şimdi uygulama süreci başlıyor. Bundan sonra AB platformlarında bilhassa AP'de Kıbrıslı Türklerin sorunlarının daha iyi anlaşılması için elimizde artık önemli bir argüman (Temas Grubu raporu) var.

Bu raporun dile getirdiği Kıbrıslı Türklerin temsil meselesi ve Türkçenin AB'de resmi dili olması konusunda kolları sıvayıp bütün çabamızla çoğunluk sağlamaya çalışacağız.

AP' de Kıbrıslı Türklerin temsili konusunda gayet umutluyum. Bu konuda bizim ortaya koyduğumuz argümanlarımız daha güçlü. Böyle bir demokratik hakkın engellenmesini haklı çıkarabilecek bir şey düşünemiyorum.

Güney Kıbrıs tarafının argümanı eğer AP' de Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü tanınırsa bir devlet tanınmış olur argümanı geçerli değil. Çünkü Avrupa Konseyi Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü tanıyacak bir formül buldu. Bizler iyi niyetliysek bu soruna çözüm bulmak zorundayız.

Bundan sonra gece gündüz nasıl Temas Grubu raporu için çalıştıysak, şimdi Kıbrıslı Türklerin temsili ve Türkçenin AB'de resmi dil olması için çalışmalıyız. Çalışınca birçok şeyin üstesinden geliniyor. Kıbrıslı Türkler AB'den haklarını alabilmeleri için çok çalışmaları gerekiyor.''

 

KIBRIS 17/03/07

 

Kıbrıs'ın yarısı Euro olacak

Rum Yönetimi Meclisi, para birimi olarak 1 Ocak 2008'den itibaren Euro'nun kullanılmasını öngören yasa tasarısını önceki gün oy çokluğuyla kabul etti.

Rum meclisindeki oylamada, 36 milletvekili yasa tasarısı lehinde, 15 milletvekili aleyhte oy kullandı.

Rum hükümetininbüyük ortağı komünist AKEL partisi yasa tasarısı aleyhinde oy kullanırken, ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) lehte oy kullandı.

KIBRIS 17/03/07

 

Kıbrıs Türk tarafı en üst düzeyde görüşmeye hazır

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Lideri Tasos Papadopulos'un, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile nisan ayında New York'ta biraraya gelmesi için çalışmalar yapıldığı yönündeki Rum basını kaynaklı haberlerin ise, Rum Yönetimi'nin "yeni imaj yaratma" gayretlerinin ürünü olabileceğini belirtti.

Konuyla ilgili olarak dün bir açıklama yapan Erçakıca, iki liderini teknik komite ve çalışma gruplarının oluşturulmasının ardından 2007 yılının ilk çeyreğinde bir araya gelmesinin, BM Genel Sekreteri eski Yardımcısı İbrahim Gambari'nin 8 Temmuz sürecine yönelik olarak gönderdiği mektupta öngörüldüğünü kaydetti.

Kıbrıs Türk tarafının, Gambari mektubunda ortaya konan hedeflere bağlılığını koruduğuna işaret eden Erçakıca, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Türk tarafı, 8 Temmuz'la başlatılan sürecin kopmaması ve bunun, kapsamlı çözüm müzakerelerine taşınması için teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulmasının ardından, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Rum Lideri Tasos Papadopulos'un görüşmesini ve sürece yeni bir hız kazandırılmasını da gerekli görmektedir."

 

KIBRIS 17/03/07

 

Katliamdan 44 yıl sonra Kıbrıs’ta

Kıbrıs’ta, tarihe ‘Kanlı Noel’ olarak geçen katliamda karısı ve 3 çocuğu Rumlar tarafından öldürülen emekli tabip asker Nihat İlhan, 44 yıl sonra ilk kez Ada’ya gitti. İlhan’ı, yüzlerce kişi coşkuyla karşıladı.

NTV

Güncelleme: 10:53 TSİ 18 Mart 2007 Pazar

 

LEFKOŞA - Kıbrıs’ta Rumların Türklere yönelik katliamları sırasında, Lefkoşa’daki evinde eşi ve çocukları banyo küvetinde kurşunlanarak öldürülen emekli tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, 44 yıl aradan sonra KKTC’ye gitti.

 

Havaalanı çıkışında kalabalık bir grup tarafından “Şehitler ölmez” sloganları ile karşılanan İlhan, Kıbrıslı Türkler gibi kendisinin de bu trajik olayı hiç unutamadığını anlattı.

İlhan, Kıbrıs Türkü’nün sonsuza dek özgür yaşaması dileğinde de buludu.

Rumlar, 21 Aralık 1963’te Türklere yönelik saldırılara başlamışlardı. Nihat İlhan’ın karısı ve 3 oğlu, 1963’ün 24 Aralık günü gizlendikleri banyo küvetinde Rumlar tarafından öldürülmüş, katliam tarihe ‘Kanlı Noel’ olarak geçmişti.

İlhan’ın evi de daha sonra müzeye dönüştürülmüştü.

 

'Teknik komiteler faaliyete geçiyor'


17 Mart, 2007 21:55:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Alithia gazetesi, 8 Temmuz anlaşmasının önümüzdeki 10 gün içerisinde uygulanmaya başlayacağını, bu çerçevede, çalışma grupları ile teknik komitelerin 10 gün içinde faaliyete geçeceğini iddia etti.

Gazetenin haberinde, KKTC lideri Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos'un nisan ayı içinde bir araya geleceği de iddia edildi.
 
Gazete, geçen yıl iki lider arasında yapılan anlaşma uyarınca, 2007 yılının ilk üç ayı içerisinde teknik komitelerin faaliyete geçmesinin planlandığı hatırlatıldı.
 
Alithia gazetesi, tarafların bu süreçte izleyecekleri tutumların Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin kararları da etkileyebileceğini belirtti.
 
Haberde, bu sürecin başarısızlığının Rum tarafına yüklenmesi durumunda Türk tarafının eline Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul ettirmek için önemli bir koz geçeceği yorumu da yapıldı.
 
Talat ve Papadopulos, dönemin BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin huzurunda 8 Temmuz 2006'da yaptıkları görüşmede, Kıbrıs sorununu görüşmek için teknik komiteler kurulmasını ve çalışma grupları oluşturulmasını kabul etmişti.

 

 

Nihat İlhan, 44 yıl sonra KKTC'de

Kıbrıs'ta tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen ve 21 Aralık 1963'te başlayan Rum saldırılarında, Lefkoşa'daki Kumsal bölgesinde evinde eşi ve çocukları banyo küvetinde öldürülen Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan (Nihat binbaşı), o tarihten sonra bugün ilk kez Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geldi.

44 yıl sonra ilk kez Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelen İlhan'ı, Ercan Devlet Havaalanı'nda, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz ve bayraklar ve pankartlar taşıyan kalabalık bir halk topluluğu karşıladı.

Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, Ercan Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, uzunca bir süreden sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelmekten son derece mutlu olduğunu dile getirerek, Kıbrıs Türkü'nün sonsuza dek özgür yaşaması dileğinde bulundu.

Halka seslenerek "sizi kanlı canlı gördüm, mutlu oldum, onur duydum" diyen Emekli Tabip Tuğgeneral İlhan, Türkiye yaşadıkça Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de yaşayacağını vurguladı.

Nihat İlhan, bugün yapılacak "Şehitler Günü" törenlerine katılacak ve yarın bir basın toplantısı düzenleyecek.

İlhan, temaslarını tamamlamasının ardından 20 Mart Salı günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden ayrılacak.

KIBRIS 18/03/07

 

Papadopulos, genel sekreterden yanıt bekliyor

KOMİTELER 10 GÜN İÇERİSİNDE BAŞLIYOR... Diplomatik bir kaynak, teknik komiteler ile çalışma guruplarının, önümüzdeki 10 gün içerisinde faaliyete geçeceğini bildirdi. Papadopulos-Talat görüşmesinin, nisan ayında yapılması bekleniyor

 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, önceki gün yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon'un kendisi ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı görüşmeye çağırabileceği yönündeki haberleri yorumladı ve kendisinin, hali hazırda Moon'la bir görüşme talebinin bulunduğunu ifade etti.

Politis gazetesine göre, İrlanda'nın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği tarafından İrlanda'nın milli bayramı sebebiyle önceki gün gerçekleştirilen resepsiyonda soruları yanıtlayan Papadopulos, BM'nin desteğini veya yardımını almak isteyen her ülkenin, BM Genel Sekreteri ile görüşmek istemesinin olağan bir hareket olduğunu belirterek, uzun zamandan beridir Genel Sekreter ile görüşmek istediğini vurguladı.

Genel Sekreter ile görüşmenin kesinleşip kesinleşmediği yönündeki soruya ise, olumsuz karşılık veren Papadopulos, Genel Sekreter'in henüz gurubunu oluşturmadığını, hiç kimseye de Kıbrıs sorununa ilişkin konularda özel görevler vermediğini vurguladı.

İngiltere'nin BM Güvenlik Konseyi Başkanlığı'nı üstelendikten sonra, Kıbrıs sorununa yönelik girişim üsteleneceği yönünde çıkan haberlerin sorulması üzerine ise Papadopulos, bu haberlerin "basının hayal gücünün ürünü ve dayanaksız" olduğunu ifade etti.

Fileleftheros gazetesi, "Bulanık Ortamda Hareketlilik - Türkler Teknik Komitelere Cevap Veriyorlar - Tasos Genel Sekreteri Görmek İstiyor" başlıkları altında verdiği haberinde, Rum hükümetinin önümüzdeki hafta, Kıbrıs sorunu, doğrudan ticaret ve belki de Lokmacı'nın açılması konularında gerçekleşecek kritik müzakereler öncesinde, bir bekleme politikası sergilediğini belirterek, teknik komiteler konusunda ilerleme sağlanmasının, bunu BM'nin müdahalesinin takip edeceği anlamına geldiğini savundu.

Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un, BM Genel Sekreteri ile görüşme isteğini belirttiği açıklamalarına da yer verirken; Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin, 22 Mart Perşembe günü ABD'ye giderek, BM Genel Sekreteri ve ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile görüşeceğini de hatırlattı.

Gazete, Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis'in, önceki gün yaptığı açıklamada, Papadopulos ile AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in danışmanı Jaako Bloumberg'in gerçekleştirdikleri görüşmeye değindiğini yazdı.

Habere göre Paşardis, Papadopulos'un Bloomberg ile yaptığı görüşmede, 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya konmasının, şu ana kadarki ilerlemesi ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü hakkında Bloomberg'e "daha fazla" bilgi verdiğini ifade etti.

"Komiteler başlıyor"

Alithia gazetesi, "Komiteler Başlıyor - Önümüzdeki 10 Gün İçerisinde Çalışmalar Başlıyor" başlığı altında verdiği haberinde, mülkler konusundaki uzlaşmazlığın ortadan kalkmış gibi göründüğünü ve 8 Temmuz anlaşmasının önümüzdeki 10 gün içerisinde uygulanmaya başlayacağını iddia etti.

Gazete, BM Genel Sekreteri'nin eski Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin mektubunda, 2007 yılının ilk üç ayı içerisinde teknik komitelerin faaliyete geçmesi ve teknik komitelerin faaliyete geçmesinin ardından gelen 7 gün sonrasında ise, bir Papadopulos-Talat görüşmesi yapılmasının öngörüldüğünü belirterek, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk taraflarının Gambari sürecinin başarısızlığa uğramasından dolayı sorumlu tutulmak istemediklerini, bu yüzden de, diplomatik bir kaynağın da doğruladığı üzere, teknik komiteler ile çalışma guruplarının, önümüzdeki 10 gün içerisinde faaliyete geçeceklerini savundu.

Gazete, bu çerçevede bir Papadopulos-Talat görüşmesinin, nisan ayında yapılacağı sonucunun ortaya çıktığını da iddia etti.

Gazete ayrıca, 8 Temmuz süreci ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü arasında direkt bir bağ kurarak, tarafların bu süreçte izleyecekleri tutumların Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin kararları etkileyebileceğini yazdı. Gazete, 8 Temmuz sürecinin başarısızlığının yükümlülüğünün Kıbrıs Türk tarafına yüklenmesi durumunda, Rum Yönetimi'nin eline doğrudan ticaret konusunda büyük bir koz; yükümlülüğün Rum tarafına yüklenmesi durumunda ise, Kıbrıs Türk tarafının eline doğrudan ticaretin kabul ettirilmesi için bir koz geçeceğini ifade etti.

Gazete, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne tamamen karşı olan Rum Yönetimi'nin, 8 Temmuz sürecinin başlamasıyla birlikte, tüzüğün kabul edilmesinin sürecin başarısızlığına sebep olacağı tezini öne sürerek, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmemesinde ısrar edebileceğini de vurguladı.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne kesin hayır

Gazete ayrıca, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin gelecek hafta Brüksel'de Rum hükümet yetkilileri ile AB Komisyonu yetkilileri arasında görüşmelerin yapılacağını ve bu görüşmelere AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten Almanya'dan yetkililerin de katılmasının muhtemel olduğunu bildirdi.

Gazete, Rum Yönetimi'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne kesinlikle karşı olduğunu ve bu konuda bir uzlaşma umudunun da bulunmadığını ifade etti.

HARAVGİ ise haberi, "Komisyonun Bölücü Tüzüğüne 'Hayır' " başlığı altında verdi.

KIBRIS 18/03/07

 

ABD'nin çabaları Türkiye'deki seçim sonrasında yoğunlaşacak

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Dainel Fried:ABD'nin çabaları Türkiye'deki seçim sonrasında yoğunlaşacak

Fileleftheros gazetesi, komitede kendisine yöneltilen soruları yanıtlayan Fried'in, Kıbrıs sorununu "hayal kırıklığı yaratıcı" olarak nitelendirdiğini yazdı. Gazete, Fried'in, Rum Yönetimi'nin Lokmacı duvarını yıkmasının, "Kıbrıs Türk tarafının aynı noktadaki köprüyü yıkmasıyla başlayan olumlu bir adım olduğunu" söylediğini aktardı.

Habere göre Fried, ABD'nin, adanın bölünmesini değil iki toplumlu iki kesimli bir çözümü desteklediğini vurgulayarak; Türk askerinin adadaki sayısına ilişkin bir soruya karşılık, tam bir bilgisi olmadığını, ama 20 bin civarında olabileceğini söyledi.

Gazete, Fried'in, "Türk toplumu tarafından idare edilen bölgedeki mülkler" diyerek, mülk konusuna da değindiğini ve bu sorunun çok karmaşık bir hukuk sorunu olduğunu, nihai çözümümün de ancak Kıbrıs sorununun bütünlüklü bir çözümü çerçevesinde olacağını vurguladığını da ifade etti.

Gazeteye göre, doğrudan ticaret tüzüğüne de değinen Fried, "ABD'nin tanımakta olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin, tüm adayı temsil ettiğini varsaydığını, bu yüzden de de-facto tanınma sağlayacak eylemlerden korktuğunu" söyleyerek, "bu konuda dikkatli davranmalarının sebebinin de bu olduğunu" ifade etti.

KIBRIS 18/03/07

 

Mali tüzük çerçevesinde 14 milyon euro sağlandı

Kuzey Kıbrıs'taki Avrupa Birliği Destek Ofisi Sorumlusu Alain Bothorel'in, Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım tüzüğü çerçevesinde Kuzey Kıbrıs'ın programlarda kullanılmak üzere bugüne kadar yaklaşık 14 milyon Euro'luk bir tutarın sağlandığını söylediği bildirildi.

Fileleftheros gazetesinin haberin göre, Bothorel, 24 programdan 11'inin hali hazırda başlamış olduğunu belirterek, bu programlar arasında, elektrik enerjisi sağlanması, katı atık değerlendirme istasyonu, Lefke'deki mayın tarlasının kaldırılması amacıyla çalışma yapılması, su istasyonu, yol güvenliği programı, bilgilendirme merkezi, burslar, küçük ölçekli işletmelerin desteklenmesi ve Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin desteklenmesinin programlarının bulunduğunu ifade etti.

Bothorel, Lefke'deki mayın tarlasının kaldırılması için açılan ihalede sona yaklaşıldığını belirterek, çalışma yapacak şirketin çok yakında açıklanacağını vurguladı.

Bothorel ayrıca, mali tüzük çerçevesinde finanse edilecek şirketlerin, herhangi bir KDV ödemeyeceklerini, çünkü AB'den yapılan yardımların bu vergiden muaf olduğunu sözlerine ekledi.

KIBRIS 18/03/07

 

"Lokmacı için BM'nin görüşme talebi reddedildi" iddiası

PAPADOPULOS'TAN, TALAT'IN AÇIKLAMASINA TEPKİ... Cumhurbaşkanı Talat'ın Lokmacı Barikatı'nın açılmasına ilişkin tepki gösteren Rum toplumu lideri Papadopulos, iki tarafın anlaşmada yasaklanan suçlama oyunlarını oynadıkları masallarına artık bir son verilmesi gerektiğini ifade ederek, "Talat için eleştirisel yorumlarda hiç bir zaman bulunmadık" dedi. Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis ise, "Türk tarafının sergilediği tüm tutum ve davranışlarla Ledra yolunu ve Yeşilırmak barikatını açmak istemediğini kanıtlamakta olduğunu" iddia etti

 

Birleşmiş Milletler'in (BM), Lokmacı Barikatı'nın açılması konusunu görüşmek üzere, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'na davet gönderdiği, ancak ret yanıtı aldığı iddia edildi.

Alithia gazetesi, "BM Görüşme Talep Etti - Kıvrıkoğlu Reddediyor - Ledra'nun Uzun Yolu Uzuyor - Kıbrıs Türk Tarafı Uzlaşmaz" başlıkları altında verdiği haberinde, Kıbrıs Türk tarafının, Lokmacı barikatı konusunda BM ile bile görüşmekten kaçındığını ve bu yüzden "çok zor bir durumda olduğunu" ileri sürdü. Gazete, BM'nin, ilk aşamada Türk askerinin bu konudaki niyetlerini öğrenme amacıyla Kıbrıs Türk tarafı ile de görüşme talebinde bulunduğunu, ancak "bu görüşmenin gerçekleşmesine Türk askerinin karşı çıkması sebebiyle, konunun sürüncemede kalmaya devam ettiğini" savundu.

Cumhurbaşkanı Talat'ın

açıklamalarına tepkiler

Gazete ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Lokmacı Barikatı'nın açılmasına ilişkin yaptığı açıklamaya, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis ve diğer Rum siyasilerin tepki gösterdiklerini belirterek, tepkilere yer verdi.

Haber göre, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, Cumhurbaşkanı Talat'ın açıklamalarının sorulması üzerine, şöyle konuştu:

"Sn. Talat'ın açıklamalarını hiç bir zaman yorumlamıyorum. İki tarafın anlaşmada yasaklanan suçlama oyunlarını oynadıkları masallarına artık bir son verilmelidir. En azından bizim tarafımızdan, umarım bunu not alır ve vurgularsınız. Sn. Talat için eleştirisel yorumlarda hiç bir zaman bulunmadık."

Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis ise, önceki gün yaptığı açıklamada, "Türk tarafının sergilediği tüm tutum ve davranışlarla Ledra yolunu ve Limnidi (Yeşilırmak) barikatını açmak istemediğini kanıtlamakta olduğunu" iddia etti.

Paşardis, Talat'ın, açıklamalarıyla, kendilerinin tekrarlamakta oldukları bir gerçeği, yani "Ledra yolunun ve diğer başka geçiş noktalarının açılmasından Türk işgal ordusunun sorumlu olduğunu" itiraf ettiğini öne sürdü.

Paşardis, "Görünen kadarıyla Uzun Yolun açılmasına giden yol çok uzun" şeklinde konuşarak, Kıbrıs Rum tarafının sadece vatandaşların güvenliğinin sağlanmasını hedef alan önerilerde bulunmuş olduğunu, ancak Kıbrıs Türk tarafının Lokmacı barikatının açılmasını reddettiği, gibi bu önerileri görüşmeyi de reddettiğini savundu.

Paşardis, Kıbrıs Türk tarafının bugüne kadar duvarın yıkılmamasını "bahane ettiğini", ancak duvar yıkıldıktan sonra "Türk işgal askerinin uzlaşmaz yüzünün bir kez daha ortaya çıktığını" iddia etti.

AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu ise, konuya ilişkin açıklamasında, Cumhurbaşkanı Talat'ın tutum ve açıklamalarından ötürü üzüntü duyduklarını ifade etti.

Kiprianu, yakın geçmişte AKEL ve CTP başkanları bir araya gelerek, 8 Temmuz süreci ve Lokmacı Barikatı'nın açılması konularında çalışma yönünde anlaşma yaptıklarını, Cumhurbaşkanı Talat'a hatırlatmak istediklerini belirterek, Lokmacı Barikatı'nın, askerleri güçlerin buraya yaklaşmalarını imkan sağlamayacak şekilde açılmasının, iki toplum arasındaki güvenin artmasına yardımcı olacağının, Talat tarafından anlaşılmasını ümit ettiklerini ifade etti.

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise açıklamasında, Cumhurbaşkanı Talat'ın Lokmacı Barikatı'nın açılmasına ilişkin açıklamalarını, "kesinlikle kabul edilemez" olarak nitelendirdi.

Anastasiadis, Talat'ın bu tutumunun, DİSİ'nin, "Kıbrıs Rum tarafının, girişimlerde bulunması durumunda, uzlaşmazlığın kimde olduğunu ortaya çıkaracağı" şeklindeki görüşünü de doğruladığını savundu.

DİKO Başkanı Marios Karoyan ise, Cumhurbaşkanı Talat ve genel olarak Kıbrıs Türk tarafının Lokmacı ve Yeşilırmak barikatlarının açılmasını istemediğini savunarak, tutum değiştirmesi için Kıbrıs Türk tarafına baskı uygulanması talebini dile getirdi.

BM'ye öneriler

Haravgi ise, "Limnidi'ye Giden Ara Bölgedeki Yol İçin Öneriler" başlığı altında verdiği haberinde, Rum hükümetinin, "Kato Pirgo" (Aşağı Pirgo)- Yeşilırmak yolunun ara bölgede bulunan kısmının yapımı için, BM'ye öneriler sunduğunu yazdı.

Gazete, bölgedeki güvenlik konusunda da, Rum tarafının, iki yıl önce kaldırdığı bir mayın tarlasıyla üzerine düşeni yaptığını savunarak, hazırlıkların çok ileri bir aşamada olduğunu ve Kıbrıs Türk tarafının onay vermesi durumunda Yeşilırmak sınır kapısının, Yeşil Hat Tüzüğü dâhiline bile alınabileceğini iddia etti.

Gazete ayrıca, Rum siyasilerin, Cumhurbaşkanı Talat'ın açıklamalarına tepki gösterdiklerini de vurguladı.

Diğer gazeteler ise, konuya ilişkin haberleri şu başlıklarla yansıttılar:

Fileleftheros: "Talat Açıkladı - Ledra Yolu İçin Yol Çok Uzun".

Simerini: "Kışkırtmalarla - Lefkoşa Ledra ve Kato Pirgo İçin Israrcı - Ara Bölgede Limnidi'ye Giden Yolun Yapımı İçin BM'den Kolaylıklar İstendi".

Mahi: "Talat'a Karşı Yaylım Ateşi - Paşardis: "Uzun Yolun Açılması İçin Yol Uzun".

KIBRIS 18/03/07

 

Kanlı Noel’ yayınlarına İlhan’dan tepki

Kıbrıs’ta, eşi ile 3 çocuğu 44 yıl önce Rumlar tarafından öldürülen emekli Tuğgeneral Nihat İlhan, olayın arkasında, Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı’nın olduğunu ima eden yayınlara tepki gösterdi.

Selim Sayarı

NTV

Güncelleme: 14:10 TSİ 19 Mart 2007 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Eşi ve 3 çocuğunu Rumların 44 yıl önce Lefkoşa’da gerçekleştirdiği katliama kurban veren emekli Tuğgeneral Nihat İlhan, tarihe ‘Kanlı Noel’ olarak geçen olayla ilgili iddialara basın toplantısıyla yanıt verdi.

 

KKTC’de yayınlanan ve Türkiye karşıtı tutumuyla tanınan Afrika gazetesinin olayın arkasında Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı’nın bulunduğunu ima eden yayınlarından duyduğu rahatsızlık nedeniyle uzun yıllar sonra Ada’ya gittiğini belirten İlhan tepkiliydi.

İlhan, “Enosis uğruna katledilerek yok edilmeye çalışılan Kıbrıs Türkü’ne Türkiye Cumhuriyeti tabi ki yardım elini uzatacaktır. Bunun için benim çocuklarımı katletme gibi bir komploya hiçbir zaman ihtiyacı yoktur” dedi.

“Şehit eşim ve çocuklarımın aziz hatıralarını Kıbrıs Türk halkına emanet ediyorum” diyen İlhan yayınların sürmesi halinde hukuki yollara başvuracağını belirtti.

21 Aralık 1963’te Türklere yönelik saldırılara başlayan Rumlar o dönem binbaşı rütbesindeki Nihat İlhan’ın karısı ve 3 oğlunu, 24 Aralık’taki kumsal baskınında, saklandıkları banyo küvetinde öldürmüştü. Olayın yaşandığı ev daha sonra ‘Barbarlık Müzesi’ne dönüştürüldü.

 

Tasos’un intikamı

19 Mart 2007

 

 

 

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı yanlısı bir kitabın sunumunda ayağa kalkarak kendisini savunmayan Londra’daki Rum Büyükelçiliği Basın Ataşesi Soteris Giorgallis’i işten attırdı.

Diplomatik statü ile Londra’da görev yapan Rum Büyükelçiliği Basın Ataşesi Soteris Giorgallis’in, Londra’taki ünlü London School of Economics’te gerçekleştirilen Annan Planı yanlısı bir kitabın sunumuna katılarak Rum Yönetimi’nin pozisyonunu savunmaması, Papadopulos’u çok kızdırdı. Bunun üzerine Giorgallis’in işine neden gösterilmeden son verildi. Geçen yılın Mayıs ayında "24 Nisan 2006 Referandum ve Kıbrıs Sorununun Çözümü" başlıklı kitabın yazarı Takis Hacidemetriu’nun sunumunu izleyen Giorgallis’ın, Papadopulos’un kararını değiştirtmek için Rum Yönetimi’nin önde gelenleri nezdinde yaptığı tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığı belirtiliyor. Giorgallis, Rum The Sunday Mail gazetesine yaptığı açıklamada işine son verilmesinin, "ortaçağ"ı anımsatan, usulsüz ve yasa dışı bir hareket olduğunu savundu.

HURRIYET 19/03/07

Kıbrıs'ta barış için gençlerin eğitilmesi gerek

Kıbrıs'ta barış için gençlerin eğitilmesi gerek

Ledra Caddesi'nin sonundaki duvarın yıkılmasını protesto eden gençlerin, 1974'te Helenizm adına Kıbrıs'ı felakete sürükleyenlerden farkı yok

19/03/2007 RADIKAL

Maria Frangu

Kıbrıs'ı Türkiye'ye kimler satıyor? Ledra Caddesi'nin sonundaki duvarın yıkılmasına karşı gösteri düzenleme küstahlığı gösteren aşırı sağcı unsurlar bunu bilmiyor muydu? Bazıları belki de 1974'te henüz doğmamıştı, ama yine de, Kıbrıs'ı Türkiye'ye milliyetçi fikirlerle büyüyenlerin sattığını bilmek zorundaydılar. Bu kişiler, federasyona dayalı çözüme karşı gösteri yapmak, yeniden yakınlaşmaya ve Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin bir arada yaşamasına karşı çıkmak amacıyla, bu 'eski' fikirleri bayrakları haline dönüştürdü.
Nasıl 1974'te Kıbrıs'a 'Helenizm' adına felaket getirdiler, bugün de durum aynı. Önlem alınmazsa sayıları artacak bu faşist unsurlar ülkeyi felakete sürüklüyor. Kıbrıs için çok kritik olan bu dönemde, çözümün başlangıç noktasını teşkil etmesi amacıyla teknik komitelerin çalışmalarına yeniden başlaması için çaba sarf edilirken, sorumsuz kişiler Kıbrıs'ı ortada bırakıyor. Yabancı haber ajansları cumartesi nasıl bir görüntü yayımladı? Bir grup sorumsuz genç yüzünden Kıbrıs, halkı ve hükümeti ortada kaldı. Hrisi Avgi üyeleri, EFEN'ciler ve cumartesi günkü gibi davrananlar, diğer tarafa bahane sunuyor.

Gençler, gamalı haç sembolleriyle veya 'Grivas yaşıyor ve bizi yönlendiriyor' sloganıyla sokağa inerken ve onlara karşı önlem alınmazken ne bekliyoruz? Önlem almayarak bu tür milliyetçi unsurları cesaretlendiriyorlar ve milliyetçiler daha da tehlikeli hale geliyor. Kıbrıslı Türk öğrencileri dövüyor, yeniden yakınlaşma etkinliklerine katılan Türklerin veya Rumların arabalarının lastiklerini yakıyorlar. Polisin 'İngiliz Okulu'nda yaşanan olaylarla ilgili araştırmasından ne sonuç alındı? Kim cezalandırıldı? Henüz hiç kimse. Ceza verilmemesi de benzer olayların yaşanmasına yol açıyor. Bu tür durumlar, benzer bir grup tarafından işgal bölgesinde de yaratılıyor. Buna son vermek hepimizin görevi. Dikenli telin her iki tarafında da...
Ülkeye en iyi hizmeti, 'mea culpa' (Latince benim hatam) diyecek taraf sunacak. Bu taraf, gençlerin babalarını ve dedelerini eğitecek, onlar da çocuklarını... Hepimizin, özellikle de ilerici güçlerin görevi, uzlaşma çabasını devam ettirmek. Bu, sonuç getirecek ve Kıbrıs'ı özgür, yabancı askerlerden kurtulmuş, Rumlarla Türklerin ortak vatanına dönüştürecektir. (Rum gazetesi Haravgi, 13 Mart 2007)

Görevimiz çözüm

BİR YUDUM SEVDA VE BARIŞ RÜZGARI İÇİN"... Başbakan Soyer, "Taze ekmeğin kokusunu, bir gülümsemenin sevecenliğini, bir çocuğun kahkahasının coşkusunu içimizde taşıyalım" dediklerini, barış ve demokrasi hamuruna terlerini katarak, bir yudum sevda ve barış rüzgarı için mücadele ettiklerini söyledi

"BIÇAĞI KALBİMİN DERİNLİKLERİNE SAPLAMA, ÇÜNKÜ ORADA SEN VARSIN"... Demokratik birlik ve olgunluk içinde bu yolu yürüyeceklerini ifade eden Soyer, bu yolu Kıbrıslı Rumlar, Türkiye ve Yunanistan halklarıyla ve AB değerleriyle yürüyeceklerini ifade ederek, "Bıçağı kalbimin derinliklerine saplama çünkü orada sen varsın. Sende ise ben varım" şeklinde konuştu

Koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler'in (CTP-BG) "Gelişme, çözüm, geleceğimiz" belgisiyle düzenlenen 21'inci Olağan Kurultayı'na tek aday olarak katılan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yeniden genel başkanlığa seçildi. Soyer'in genel başkanlığını, delegeler ve partililer alkışlarıyla onayladı.

Mehmet Ali Talat'ın Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesinin ardından genel başkanlığa getirilen Başbakan Ferdi Sabit Soyer dünkü kurultayda yeniden güven tazeledi ve ikinci genel başkanlık dönemi başlamış oldu.

Başbakan Soyer, kurultayda yaptığı konuşmada ağırlıkla Kıbrıs sorunu üzerinde durdu ve temel görevlerinin Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu söyledi.

İlginç sözlerle süslediği konuşmasında Soyer, "Taze ekmeğin kokusunu, bir gülümsemenin sevecenliğini, bir çocuğun kahkahasının coşkusunu içimizde taşıyalım" dediklerini, barış ve demokrasi hamuruna terlerini katarak, bir yudum sevda ve barış rüzgarı için mücadele ettiklerini kaydetti.

Demokratik birlik ve olgunluk içinde bu yolu yürüyeceklerini ifade eden Soyer, bu yolu Kıbrıslı Rumlar, Türkiye ve Yunanistan halklarıyla ve AB değerleriyle yürüyeceklerini ifade ederek, "Bıçağı kalbimin derinliklerine saplama çünkü orada sen varsın. Sende ise ben varım" şeklinde konuştu.

Başbakanın teşekkür konuşması

CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, genel başkanlığa yeniden seçilmesinin ardından yaptığı konuşmada, partililer yanında kurultaya katılarak konuşma yapan konuklara da teşekkür etti. Tüm konuşmacıların dinlediğini ve özellikle DISI başkanının konuşmasını daha çok beğendiğini kaydeden Soyer bunu söylemekle solculuğundan bir şey kaybetmediğini belirtti.

Solun ve sosyalizmin ana görevinin doğruları savunmak olduğuna işaret eden Soyer, kimin söylediği değil, ne söylenildiğinin önemli olduğunu vurguladı. Soyer, kurultaya Türkiye'den CHP'den bir yetkili gelmezken AKP'den yetkililerin katılımına dikkat çekti.

Şövenizme karşı çıkmanın önemi üzerinde duran Soyer, Rum yönetiminin tutumuna atfen "hellime hallumi diyen zihniyete ben şövenist derim" diye konuştu..

Yeni konjonktüre göre yeniden değerlendirme yapmak ve gelişmelere ayak uydurmak gerektiğini söyleyen Soyer, CTP-BG fenomeninin de kökleşerek gelişeceğini kaydetti.

Ortak değerlerde buluşup sorunların çözümleneceğini vurgulayan Soyer, partinin birlik ve beraberlik içinde ayakta mücadelesini sürdüreceğini kaydetti.

Kurultayda adım adım

"Gelişme, çözüm, geleceğimiz" belgisiyle Atatürk Spor Salonu'nda yer alan kurultay, CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in saat 10.40'ta salona girmesinin ardından Grup SOS'in konseriyle başladı.

Kurultayın yapıldığı salon, "Çözüm ve Avrupa Birliği! Ortak vatanda ortak gelecek!" yazan dev afiş ve yeşil-beyaz balonlarla süslendi.

KKTC, Güney Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'dan davetlilerin de katıldığı kurultaydaki kürsüye KKTC, Türkiye, CTP ve AB bayrakları da yerleştirildi.

CTP kurucuları, kurucu başkan merhum Ahmet Mithat Berberoğlu, merhum eski genel sekreter Naci Talat, merhum genel başkan Özker Özgür ve eski genel başkanlardan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın fotoğrafları miting görüntüleriyle birlikte bir afişi süslerken, "gelecek bizim, birlikte kuralım!" sloganlı afiş de salonda yer aldı.

CTP 21. Olağan Kurultayı'nda basın mensupları için kablosuz internet olanağı da sağlandı.

Grup SOS'in konserinin ardından parti tarihini fotoğraflarla ve filmlerle anlatan sinevizyon gösterisi 2 ekrandan sunuldu.

"Güzel günler" ve "Çavbella" şarkıları eşliğindeki sinevizyon gösterisi sık sık alkışlarla karşılandı.

Çok sayıda konuk vardı

Kurultaya katılan yabancı konuklar ise şöyleydi:

"Nihat Ergun (AKP Genel Başkan Yardımcısı), Ayhan Şerefüstün (AKP Sakarya Milletvekili), Haydar İlker (ÖDP Genel Başkan Yardımcısı), Ozan Ceyhun (Alman Sosyal Demokrat Parti eski Milletvekili), Tehodoros Tsikas (Yunanistan PASOK Uluslararsı İlişkiler Bürosu Üyesi), Costas Zepos (Yunanistan PASOK Dışişleri Komitesi Üyesi), Gaston Katsurides (Kıbrıs Yeşiller Partisi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi), Nikos Katsurides (AKEL Merkez Yönetim Kurulu Üyesi), Nicos Anastasiades (DISI Başkanı), Kety Klerides (DISI Başkan Yardımcısı), Paraxoulla Antomiadu Kyriacou (EDI Başkan Yardımcısı), Mikis Shanis (EDI Genel Sekreteri), Lose Manuel Carvera De Gongora (İspanya'nın Lefkoşa Büyükelçisi), Eric Sanson (Fransız Büyükelçiliği Dış İlişkiler Sorumlusu)".

Kurultaya KKTC'den de birçok davetli katıldı.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Özgür Parti Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan, bakanlar, CTP'li milletvekilleri, Ombudsman Feridun Önsav, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları yanında birçok sivil toplum örgütünün temsilcileri de kurultayda bulundu.

CTP kurultayında konuşmaların ardından faaliyet ve mali raporlar okunup oylandı, tezler kitapçığı görüşüldü ve ardından seçimlere geçildi.

Yetkili kurullar seçildi

Hükümetin büyük ortağı CTP-BG'nin 55 kişilik parti meclisine ise 96 kişi aday oldu.

950 delegenin oy kullandığı kurultayda 5 kişilik de Yüksek Onur Kurulu seçildi.

CTP-BG Tüzüğü'ne göre, Parti Meclisi'nde yüzde 10 kadın kotası uygulanıyor. Genel Başkan ile Kadın Kolları ve Gençlik Örgütü'nün başkan ve sekreterleri Parti Meclisi'nin doğal üyesi olarak görev yapıyor. Böylece CTP-BG Parti Meclisi, 60 kişiye ulaşıyor.

Kurultayda seçim sonuçları, oy pusulaları optik okuyucuyla değerlendirilerek açıklandı.

Kalyoncu: Dünya ve AB'yle kurduğumuz diyaloğun keyfini yaşıyoruz

CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, kurultayın açılışında yaptığı konuşmada 36. yılını tamamlayan CTP'nin yaşayan en eski parti olduğunu ve Kıbrıs'ta daha uzun yıllar söz sahibi olmaya devam edeceğini söyledi.

Kalyoncu, belirleyici bir güç olarak politika sahnesinde görevini sürdüren CTP'nin zor koşullarda bugünlere geldiğini, hükümette büyük ortak olarak görev yaptığını, halkı dünyayla bütünleştirdiğini, ekonomiyi 3 yılda 1 misli büyüttüklerini anlattı.

Dünya ve AB'yle kurdukları diyaloğun keyfini yaşadıklarını, dünyayla aynı dili konuşmanın karşılığını aldıklarını belirten Ömer Kalyoncu, sağlanan gelişmelerle övündüklerini vurguladı.

Divan oluşturuldu

Genel kurulda daha sonra merhum CTP ileri gelenleri ve demokrasi şehitleri için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Ardından divan seçildi. Divan, Kutlay Erk'in başkanlığında başkan yardımcısı İlker Işınsu ve üyeler Ömer Naşit, Hakan Kuntay ve Hüseyin Sayılı'dan oluştu.

Daha sonra bir sinevizyon gösterisi daha sunuldu ve ardından Genel Başkan ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer kürsüye geldi

Soyer: Temel görevimiz Kıbrıs sorununu çözüme ulaştırmak

Soyer, barış işareti yaparak "Seninle her şeye varız biz" şarkısı eşliğinde geldiği kürsüde 55 dakika süren konuşmasında, temel görevin Kıbrıs sorununu çözüme ulaştırmak olduğunu vurguladı.

"Statükonun dayatmalarını değiştirmek için de uğraş verdiklerini kaydeden Soyer, yeni süreçlerin yerel ve evrenseli, ulusalla uluslararasını bağdaştıracak bir düşünce biçimi içinde tanımlanması gerektiğini belirtti.

Başbakan Soyer, partinin verdiği mücadeleler iç ve dıştaki gelişmelerle ilgili görüşlerini açıkladı.

Dar milliyetçi düşüncelerin yol açtığı çatışmaların mantıki, demokratik, evrensel değerlerle bağdaşmadığını ifade eden Soyer, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların birbirini yok sayarak tam bir mantık ve akıl tutulmasına uğradığını söyledi.

Barış mücadelesiyle geçen 37 yıl

Soyer, 37 yıl bu topraklarda barış, mücadele, insan sevgisi için mücadele ettiklerini, en temel mesele olan Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmak, adaleti ve demokratik hukuk devleti kurallarını yerine oturtma çabalarıyla geçtiğini söyledi.

Bu çabaları yalnız değil, sivil toplum örgütleriyle, aydınlarla, bazı siyasi partilerle beraber yürüttüklerini kaydeden Soyer, Güney'deki partilerle de ortak gelecek arayışlarında bulunduklarını belirtti.

Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan halklarının barış, sevgi, işbirliğini ürettikçe diğer ülke halklarına da katkı yapabileceğine işaret ederek, CTP'nin 1970'te kurulduğunda programına Kıbrıs'ta federal çözümü aldığını hatırlattı.

Soyer, bunu yazdıkları için baskılarla karşılaştıklarını kaydederek, "Bir avuçtuk ama yürekliydik, inançlıydık, halkımızın bize sevgiyle yaklaşacağına inanıyorduk" dedi.

Berberoğlu, Özgür, Talat

Başbakan Soyer, Ahmet Mithat Berberoğlu'nu, Özker Özgür'ü, Naci Talat'ı, diğer vefat edenleri yüreklerinde yaşattıklarını vurgulayarak, Hüseyin Celal'i ve hayatta olan diğer parti kurucularını sevgiyle selamladı.

Başarılardan şımarmadıklarını ve mücadeleden yılmadıklarını kaydeden Ferdi Sabit Soyer, CTP'nin pek çok değişimin öncüsü olduğunu ve hala bu görevi sürdürdüğünü söyledi.

"Bütçe meclise" diye mücadele ettikleri için 1973 Cumhurbaşkanlığı muavini seçimlerinde CTP adayı Ahmet Mithat Berberoğlu'nun adaylıktan çektirilmesi için baskılarla karşılaştıklarını hatırlatan Soyer, ilk sözleşmelerin, toplu sözleşmelerin CTP'lilerin öncülüğünde gündeme geldiğini belirtti.

Basın özgürlüğü ve demokratikleşme için birçok adım attıklarını, 1991'de Kıbrıs'ta çözüm ve Avrupa Topluluğu üyeliğini gündeme getirdiklerini ve parti tüzüğüne koyduklarını anlatan Başbakan Soyer, her aşamada gelişim ve yeniliği ilerici ve devrimci bir parti olarak gündeme getiren CTP'nin dünya gerçeklerine denk çözümler ürettiğini ifade etti.

Gelişme, çözüm, geleceğimiz

Soyer, 21. kurultayı "gelişme, çözüm, geleceğimiz" belgisiyle düzenlediklerine işaret ederek, düşünce sistematiğinin artık değiştirilmesi gerektiğini belirtti. Siyasal olaylara "siyah-beyaz" gibi dikey çelişkilerle bakılamayacağını kaydeden Ferdi Sabit Soyer, yeni süreçlerin yerel ve evrenseli, ulusalla uluslararasını bağdaştıracak bir düşünce biçimi içinde tanımlanması gerektiğini anlattı.

Siyaset yapma metotlarının, düşünce sistematiğinin gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Soyer, bireyin kendi özgün düşüncesiyle toplum içinde yer alırken toplumsal ortak paydada buluşması ve yurt sevgisi temelinde evrensele açılabilmesinin önemine işaret etti.

Bencilliklere karşı evrensel değerler

Bireysel bencilliklere ve dar milliyetçiliklere karşı insanların evrensel değerlerle yer almasının önemine dikkat çeken Başbakan Soyer, küresel ısınmanın evrensel bir sorun olduğunu ve Kıbrıs'ı da etkilediğini söyledi.

Soyer, dar zümresel çıkarlar yerine, özgür birey özelliğiyle toplumsal ortak paydaya yani insana dayanarak ulusal ve demokratik değerler korunurken yeryüzündeki farklı insanlarla da bunların paylaşılması gerektiğini kaydetti.

Başbakan Soyer, farklı olana saygı duyma kültürüyle yaklaşmanın önemine işaret ederek, 21. yüzyılda ayakta kalmak için ekonomik, demokratik kurumsallaşma ve Kıbrıs sorununa çözüm gerektiğini dile getirdi.

Statükonun dayatmalarını değiştirmek için uğraşıyoruz

Statükonun insanı da kendine göre şekillendirdiğini, bu sistemin 30 yaşındaki birini 30 yıldan emekli ettiğini belirten Soyer, "çözümsüzlük çözümdür" siyasetine altyapı oluşturmak için Türkiye'den gelen kaynakları da ziyan eden bir yapının dayatıldığını, şimdi bunların değiştirilmesi için çalıştıklarını, yurt sevgisinin temelinin yarını da düşünmek olduğunu vurguladı.

"Özgür bireyin temeli yalnız kendine değil, yarına ve başkasına da pay ayırabilmektir" diyen Soyer, söylenenlerin içeriğine değil, kim tarafından söylendiğine bakılması kültürünün sorgulanıp değiştirilmesi gerektiğini kaydetti.

CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, geçmişte çok sertleştikleri dönemler olduğunu, zaman zaman hatalar da yaptıklarını kaydetti.

UBP Ankara'ya müzevirliğe gitti

UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun Ankara'ya "münafıklık ve müzevirliğe" gittiğini, oysa şikayet edilecek yerin Kıbrıs Türk halkı olduğunu belirten Başbakan Soyer, Ertuğruloğlu'nu halka şikayet etti.

Ekonomideki gelişmelerden örnekler

Soyer, ağır izolasyon koşulları altında Kıbrıs Türk ekonomisin kaydettiği gelişmelerden rakamlarla örnekler verdi. Ekonomik gelişmenin çözüme katkı sağlayacağını kaydeden Başbakan Soyer, gayri safi milli hasılanın 4 milyar Euro'ya ulaştırma hedefini yineledi.

Ekonomideki büyümenin insanlara yansımadığı eleştirilerine değinen Başbakan Soyer, maaşlar ve asgari ücretteki artışlardan örnekler verdi. Ekonomik büyüme arttıkça refahın artacağını vurgulayan Soyer 2 yılda 14 bin 500 yeni istihdam alanı açıldığını, 8 bin 500 kişinin ilk kez sosyal sigortalara kaydolduğunu, bunların 2 bin 100'ünün kendi işini açtığını anlattı.

Temel görev Kıbrıs sorununun çözümü

Başbakan Soyer, 1964'ten bugüne Kıbrıs'ta BM Barış Gücü'nün görev yaptığını, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün sürdüğünü, dar milliyetçiliğin sebep olduğu çatışmanın mantıki, demokratik, evrensel değerlerle bağdaşmadığını; onun için Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmanın esas ve temel görev olduğunu vurguladı.

"Birbirimizi yok sayarak geldiğimiz noktada tam bir mantık ve akıl tutulmasına uğruyor Kıbrıslı Türkler ve Rumlar..." diyen Başbakan Soyer, "güneş ve ay tutulması gibi" dediği mantık tutulmasına örnek olarak Lokmacı kapısının açılması ve egemenlik tartışmalarını örnek verdi.

Soyer, Türkçe'nin AB'nin resmi dili olması gerektiğini, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin parasında, pasaportunda Türkçe de yazdığını ancak Rumların buna karşı çıktığını hatırlattı.

Ferdi Sabit Soyer, Direkt Ticaret Tüzüğü'ne karşı Rum tarafından çıkan seslerden örnekler verdi ve Rumların ortak vatan konusunda "bu bizim egemenlik hakkımız" diyerek paylaşımdan kaçındıklarını anlattı.

"Ortak vatanda ortak çözümde ortak egemenliği paylaşmaya karşı çıkıyorlar. Birbirimizi tüketerek, çözümsüzlük siyaseti bu güçlerce devam ettiriliyor" diyen Soyer, bir an önce BM görüşme sürecinin başlaması gerektiğini vurguladı.

Başbakan Soyer, BM Çözüm Planı temelinde görüşme süreciyle Kıbrıs sorununa çözüm istediklerini; izolasyonların kalkmasının ayrılık değil birleşme getireceğini kaydetti. Makarios ve Dr. Küçük'ün imzasıyla 1962'de Avrupa Ekonomik Topluluğu'na başvurduğunu ve üye olduğunu belirten Soyer, Rumların şimdi izolasyonlar kalkar ve Mağusa Limanı'ndan ihracat başlarsa KKTC tanınır derken, UBP'nin de eleştirileriyle Rumlarla bu noktada buluştuğunu söyledi.

Soyer, 1995'teki ABAD kararına kadar Kıbrıslı Türklerin devlet tanınmadan ihracat yapabildiğini de hatırlattı.

Renkli halı

Başbakan Soyer, renkli bir halı dokunsun diye uğraştıklarını, yaşamın bitmeyen bir tablo olduğunu, barış ve demokrasinin dokunması bitmeyen bir halı olduğunu; herkesin boşluklara birer ilmik takması gerektiğini, bir desen çizeceğini ve bu tablonun sonsuza dek gideceğini vurguladı.

"Taze ekmeğin kokusunu, bir gülümsemenin sevecenliğini, bir çocuğun kahkahasının coşkusunu içimizde taşıyalım" dediklerini; barış ve demokrasi hamuruna terlerini katarak, bir yudum sevda ve barış rüzgarı için mücadele ettiklerini dile getiren Başbakan Soyer, demokratik birlik ve olgunluk içinde bu yolu yürüyeceklerini ifade etti.

Soyer, bu yolu Kıbrıslı Rumlar, Türkiye ve Yunanistan halklarıyla ve AB değerleriyle yürüyeceklerini kaydederek, "Bıçağı kalbimin derinliklerine saplama çünkü orada sen varsın. Sende ben varım" mısralarıyla tamamladı.

 

CTP'nin Yüksek Onur Kurulu

CTP-BG'nin 21. Olağan Kurultayı'nda 5 kişilik Yüksek Onur Kurulu da belirlendi. 5 kişilik Yüksek Onur Kurulu'na 5 aday bulunduğu için seçim yapılmadı ve bu adayların üyeliği onaylandı.

Yüksek Onur Kurulu, Salih Öztoprak, Halil Onbaşı, Metin Kişi, Yıltan Öneri ve Yusuf Kaymak'tan oluştu.

 

İşte CTP parti meclisi üyeleri

Cumhuriyetçi Türk Partisi Parti Meclis üyeleri, bu sabah 04.00 sıralarında belirlenebildi. Seçim sonuçlarına göre, meclis üyeliğini kazanan adaylar ve oy sayıları şöyle:

ADAY NO ADAY ADI ALINAN OY

FATMA EKENOĞLU 611

ÖZKAN MURAT 590

ÖZKAN YORGANCIOĞLU 589

CANAN ÖZTOPRAK 554

HÜRREM TULGA 553

NİYAZİ DÜZGÜN 553

SALİH USAR 553

SAMİ ÖZUSLU 553

EŞREF VAİZ 546

ÖMER KALYONCU 546

SALİH İZBUL 538

SONAY ADEM 538

AHMET BARÇIN 533

ABBAS SINAY 532

MUSTAFA YEKTAOĞLU 529

MEHMET ÇAĞLAR 525

OKAN DAĞLI 524

EMEL ULAŞ 519

HAKAN KUNTAY 518

TEBERRÜKEN ULUÇAY 514

ZÜHRE CİVA 514

ALİ SEYLANİ 511

AHMET BENLİ 507

AHMET UZUN 506

ALİ GULLE 506

SÜMER AYGIN 506

AHMET GULLE 505

ALPAY AFŞAROĞLU 505

KADRİ FELLEHOĞLU 496

NAZIM BERATLI 488

SİBEL SORAKIN 466

HÜSEYİN DEVAŞAN 463

ŞENAY EKİNGEN 458

BAYRAM KARAMAN 457

HÜSEYİN MÜLAZİM 438

MEHMET CEYLANLI 432

MUSTAFA ŞEVKET 432

AHMET POLİLİ 431

HÜSEYİN İNAN 430

NACİYE CANDAN 428

BAYRAM ÇELİK 416

MEHMET KİM 410

ŞEVKET ABAHORLU 409

HALUK MUT 407

ÜNAL FINDIK 406

CEMAL MERT 403

DERVİŞ AYGIN 392

HASAN ERÇAKICA 392

AHMET DERYA 390

HALİL ULAŞ 390

ABDURRAHİM TÜRKMEN 385

HASAN KUTLU İNCE 380

HAKAN ATAKER 370

MEHMET BİCEN 368

FİDE KÜRŞAT 366

KIBRIS 19/03/07

Pakistan İslam Cumhuriyeti Eğitim Bakanı KKTC'ye geldi

Resmi temaslarına bugün başlayacak olan Konuk Bakan ilk olarak saat 11.00'de Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak'ı ziyaret edecek. Ardından YÖDAK'ta YÖDAK başkanı ve rektörlerle saat 11.30'te biraraya gelecek.

Qazi, saat 15.00'te Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat; 15.30'da Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, 16.00'da Başbakan Ferdi Sabit Soyer, saat 16.30'da Başbakan Yardımcısı Dışişleri bakanı Turgay Avcı tarafından kabul edilecek.

Saat 20.00'de ise Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Öztoprak, Konuk Eğitim Bakanı onuruna akşam yemeği verecek.

Javeed Ashraf Qazi, temasları çerçevesinde yarın DAÜ'yü ve bölgeyi ziyaret ettikten sonra akşam saat 19.00'da KKTC'den ayrılacak.

KIBRIS 19/03/07

Doğrudan ticarette yeni bir..

Güney Kıbrıs`ta yayımlanan Filelefteros gazetesi, Rum hükümetinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Güneye zarar vermeyecek şekilde öneriler hazırladığını ve bunları bugünden itibaren AB yetkilileriyle paylaşacağını yazdı

Gazete bu önerileri, Doğrudan Ticaret Tüzüğü kapsamında  ihracatların ana sorumluluğunu üstlenecek ve Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların katılımında oluşan özel bir örgüt kurulması,Larnaka Limanı’nın bir bölümünün Kıbrıslı Türklerin kullanımına verilmesi ve buranın sorumluları ile çalışanlarının Kıbrıslı Türk olması ve aynı şeyin Güney Kıbrıs`taki havaalanlarında da uygulanabileceği yönünde sıralarken, bu önerilerin Kıbrıslı Türklere, sorunsuz ve masrafsız bir şekilde ``doğrudan ticaret yapmalarını sağlayacağını`` iddia etti.    

Güney Kıbrıs`ta yayımlanan Filelefteros gazetesi, KKTC`den doğrudan ticaretin başlaması yönünde hazırlanan AB Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda bugünden itibaren başlayacak yoğun görüşmeler çerçevesinde Rum yönetiminin belirli önerilerle sunacağını yazdı.

Gazete, Rum hükümetinin ``Kıbrıs Cumhuriyeti`ne zarar vermemesi kaydıyla Kıbrıslı Türkleri ekonomik anlamda desteklemeye hazır olduğunu`` savunurken Rum hükümetinin doğrudan ticaret konusunda bu hafta başla-yacak görüşmelerde belli başlı öneriler sunmaya hazırlandığını yazdı.

Gazete, Rum hükümetinin ele aldığı önlemlerden bir tanesinin Kıbrıslı Türklere kolaylıklar sağlanması için pratik yollar bulunması yönünde olduğunu; bu çerçevede mevcut olan düşüncelerden birinin ise ihracatların ana sorumluluğunu üstlenecek ve Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların katılımında oluşan özel bir örgüt kurulması olduğunu yazdı.

Gazete, diğer bir düşüncenin ise Larnaka Limanı’nın bir bölümünün Kıbrıslı Türklerin kullanımına verilmesi ve buranın sorumluları ile çalışanlarının Kıbrıslı Türk olması yönünde olduğunu belirtirken aynı şeyin Güney Kıbrıs`taki havaalanlarında da uygulanabileceği düşüncesinin bulunduğunu savundu.

Gazete, yukarıda belirtilen önlemler gibi önerilerin doğrudan ticaret konusunun ekonomik boyutuna yoğunlaşan bir mantığı bulunduğunu savunurken bu önerilerin Kıbrıslı Türklere, sorunsuz ve masrafsız bir şekilde ``doğrudan ticaret yapmalarını sağlayacağını`` iddia etti.      

Gazete, doğrudan ticaretin KKTC`deki liman ve havaalanlarından gerçekleşmesi yönünde ısrar edilmesi durumunda konunun yine çıkmaza gireceğini ancak Rum yönetiminin bu önerileri ile AB Komisyonu`na bir çıkış noktası sunduğunu da savundu.

HALKIN SESI 19/03/07

Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat...

Kıbrıs`ta tarihe ``Kanlı Noel`` olarak geçen ve 21 Aralık 1963`te başlayan Rum saldırılarında, Lefkoşa`daki Kumsal bölgesinde evinde eşi ve çocukları banyo küvetinde öldürülen Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, o tarihten sonra dün ilk kez Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`ne geldi.

44 yıl sonra ilk kez Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`ne gelen İlhan`ı, Ercan Devlet Havaalanı`nda, Türkiye`nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz ve bayraklar ve pankartlar taşıyan kalabalık bir halk topluluğu karşıladı.

Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, Ercan Havaalanı`nda yaptığı açıklamada, uzunca bir süreden sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`ne gelmekten son derece mutlu olduğunu dile getirerek, Kıbrıs Türkü`nün sonsuza dek özgür yaşaması dileğinde bulundu.

Halka seslenerek ``sizi kanlı canlı gördüm, mutlu oldum, onur duydum`` diyen Emekli Tabip Tuğgeneral İlhan, Türkiye yaşadıkça Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`nin de yaşayacağını vurguladı.

Nihat İlhan, bugün yapılacak  ``Şehitler Günü`` törenlerine katılacak ve  yarın bir basın toplantısı düzenleyecek.

İlhan, temaslarını tamamlamasının ardından 20 Mart Salı günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`nden  ayrılacak.

HALKIN SESI 19/03/07

"En üst düzeyde görüşmeye hazırız"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununun çözümü için ortaya konacak her türlü çabaya katkı koymaya, bu anlamda Lefkoşa’da, New-York’ta veya başka bir mekanda, Kıbrıs Rum tarafı ile en üst düzeyde görüşmeye hazır olduğunu söyledi.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Lideri Tasos Papadopulos’un, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile Nisan ayında New York’ta biraraya gelmesi için çalışmalar yapıldığı yönündeki Rum basını kaynaklı haberlerin ise, Rum Yönetimi’nin “yeni imaj yaratma” gayretlerinin ürünü olabileceğini belirtti.

Konuyla ilgili olarak dün bir açıklama yapan Erçakıca, iki liderini teknik komite ve çalışma gruplarının oluşturulmasının ardından 2007 yılının ilk çeyreğinde bir araya gelmesinin, BM Genel Sekreteri eski Yardımcısı İbrahim Gambari’nin 8 Temmuz sürecine yönelik olarak gönderdiği mektupta öngörüldüğünü kaydetti.

Kıbrıs Türk tarafının, Gambari mektubunda ortaya konan hedeflere bağlılığını koruduğuna işaret eden Erçakıca, şöyle devam etti:

“Kıbrıs Türk tarafı, 8 Temmuz’la başlatılan sürecin kopmaması ve bunun, kapsamlı çözüm müzakerelerine taşınması için teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulmasının ardından, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Kıbrıs Rum Lideri Tasos Papadopulos’un görüşmesini ve sürece yeni bir hız kazandırılmasını da gerekli görmektedir.”

 

Talat: “Haberim yok”

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile mart sonunda biraraya gelme yönünde bir girişim ya da davet bulunmadığını söyledi.

Talat dün bir kabulü sırasında,  Papadopulos ile New York’ta BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon gözetiminde görüşme gerçekleştireceği yönündeki Rum basını kaynaklı haberlerle ilgili soruya “Haberim yok” yanıtını verdi.

Bu yönde bir girişim ya da davet bulunmadığını kaydeden Talat, iki liderin biraraya gelmesinin 8 Temmuz sürecinde öngörüldüğünü, ancak bu yönde bir gelişme olmadığını belirtti.

Rum tarafının böyle bir görüşmeye karşı olduğunu hatırlatan Talat, “Tango için iki kişi lazım. Yani bir taraf kabul etmeyince, olamıyor. Dolayısıyla Kıbrıs Rum tarafı, Papadopulos, benimle görüşmekten kaçınıyor. Bu nedenle bu görüşme olmuyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz sürecine başlarken, teknik komiteler ve çalışma grupları çalışmaya başlar başlamaz bir hafta içinde görüşme ve mart sonunda da yapılanları değerlendirmek amacıyla biraraya gelmenin öngörüldüğünü anımsattı.

Talat, teknik komiteler ve çalışma gruplarıyla ilgili gelişmelerin sorulması üzerine “Henüz birşey yapılmadı. Zaten komiteler kurulduğunda Möller tarafından basına duyurulacak” dedi. (tak)

YENIDUZEN 19/03/07

AP Temas Grubu'nun RAPORU

Avrupa Parlamentosunun Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviye Temas Grubu başkanı Françoise Grossetete’in hazırladığı rapor Başkanlık Divanında onaylandı.

Avrupa Parlamentosu  Başkanı Hans Gert Poettering, temas grubunun gelecek dönemde Türk kesimine yapacağı ziyaretleri sürdürmesi konusunda Başkanlık Divanının görüş birliği içinde olduğunu söyledi.
Poettering, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuyriyetinden  iki parlamenterin Avrupa Parlamentosunu toplantılarına "gözlemci statüsüyle" katılması yolundaki talebe ilişkin olarak  karar alınmadığını belirtti.

Temas grubunun kurulmasında önemli rol oynayan ve KKTC üzerindeki izolasyonların hemen kaldırılmasını isteyen Yeşiller Grubu, Kıbrıslı Türk  parlamenterlerin Avrupa Parlamentosu  toplantılarına katılması konusunu  görüşmede öncelikle gündeme getirdi. Başkanlık Divanında diğer grupların gerekli desteği vermemesi üzerine, bu konuda  karar çıkmadı.

Temas grubunun hazırladığı raporda, adada düzenlenen referandumun ardından, AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve konsey tarafından kabul edilen, Kıbrıslı Türklerin ihracat yapmasına olanak sağlayacak ticaret tüzüğünün hayata geçirilmesine destek veriliyor.

Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların ticaret, eğitim ve spor gibi
alanlardaki olumsuzluklarına dikkat çekilen raporda, özellikle eğitim alanında gençlerin çektiği sıkıntılara atıfta bulunuluyor.

Raporda, "adanın iki kesiminde yönetimlerin, ifade özgürlüğü, sanat ve basın alanındaki uygulamalarının uzlaşı arayışlarını olumsuz etkilediği" eleştirisi yapılıyor.

Lefkoşa'nın kuzeyinde AB Komisyonunun bir büro açması ve KKTC'ye yönelik mali yardımın, önemli bir dönemin başlangıcı olacağı kaydedilen raporda, yapılacak 250 milyon euro tutarındaki mali yardımın, AB Komisyonunun Kıbrıslı Türklere vereceği desteği artıracağı ifade ediliyor.
Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi Koordinatörü Erhan Erçin de Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviye temas grubunun hazırladığı raporun başkanlık divanında kabul edilmesini önemli bir adım olarak değerlendirdi.
Erhan Erçin, konuyla ilgili olarak BRT’ye yaptığı açıklamada, raporun Başkanlık Divanında kabul edilmesiyle rapordaki hususların altının çizilmiş olduğunu kaydetti.

Erçin, Temas Grunbunun görev süresinin 2009 yılına kadar uzatıldığını da açıkladı.

Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi Koordinatörü Erhan Erçin “Bizim için önemli  bir adım. Kıbrıslı Türkerin Avrupa Parlamentosunda temsiliyet hakkı istemi, Kıbrıslı Türklere yönelik ticaret eğitim ve spor gibi alanlardaki izolasyonlar Avrupa Parlamentosunun resmen gündemine taşındı” dedi.

YENIDUZEN 19/03/07

"Açı"

Şener Levent



YA ÖLDÜRSEYDİ?

Tüyler ürpertici bir vahşet bu...

Banyo katliamı kadar korkunç...

Ve en az onun kadar alçakça...

Üstelik olayın geçtiği yer sıradan bir yer değil...

Türkiye Büyükelçiliği...

Tarih 28 Aralık 1963...

Banyo katliamından dört gün sonra yani...

Eşi ile üç çocuğunun katledildiği haberini ilk orada Türk Büyükelçisi'nden öğrenmiş Binbaşı İlhan...

Ve işte tam da bu korkunç acıyı yüreğinin derinliklerinde hissettiği an, iki Rum esiri getirmişler karşısına...

Bir karı-koca...

Kadın hamile, çocuğunu doğurmak üzereymiş neredeyse...

Onları tutup getirenler bizim mücahitlermiş...

Getirmişler, itmişler binbaşının önüne:

-Öldür onları ve ailenin intikamını al, demişler...

***

Biz bu olayı yeni öğrendik ama meğer Nihat İlhan, geçtiğimiz akşam ekranlarımızda bize anlattığı gibi, daha önce Türkiye'de başka bir gazeteciye de anlatmış bunları...

Dört yıl önce...

“Star” gazetesinden Saygı Öztürk'e...

Saygı Öztürk, Nihat İlhan'la bu röportajı sayesinde o yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından röportaj dalında “yılın gazetecisi” seçilmiş...

Türk Büyükelçiliği'nde 1963 Aralık'ında yaşanan bu olayı bir de Saygı Öztürk'ün kaleminden okuyalım şimdi...

Şöyle anlatıyor:

“Diş hekimi Cumhur Türker, komutanına (Binbaşıya) sigara uzattı. O sırada gürültüyle içeriye karnı burnunda bir kadınla, erkek getirildi. Mücahitler onları İlhan'ın önüne itti:
- Rumlar ailenizi vurdu. Siz de hamile kadınla, kocasını öldürün ki içiniz soğusun.
Komutan şaşırmıştı:
- Olur mu öyle şey? Yapılır mı böyle şey?
Birisi silahını uzatttı. Komutan elini uzatmadı. Bir mücahit, 'Komutanım siz öldürmeyecekseniz ben öldüreceğim' diye bağırdı. Komutan kadınla kocanın önüne geçti ve göğsünü onlara siper etti:
- Beni vurmadan, onları vuramazsınız...
Mücahitler silahlarını indirdi. Komutan, göğsünü siper ettiği Rum kadın ve berber olan kocasına döndü, onları yatıştırmaya çalışıyordu. Elini kadının omuzuna koydu. Birden, Rum berber başını komutanın omuzuna yasladı. Ağlıyordu. Rumca minnetini ifade ediyor, eşi ve çocuklarının öldürülmesinden üzüntü duyduğunu anlatıyordu...
Rum berber, evinde doğum sancıları başlayan eşini, o kargaşada hastaneye yetiştirmek istiyordu. Hastane yolunda mücahitlerce yakalanıp getirilmişti. Binbaşı Nihat İlhan, kadının doğum için bir an önce hastaneye götürülmesi gerektiğini söylüyordu...
Kadın iyice ağırlaşmıştı. İlhan'ın eline sarıldı. 'Hastaneye giderken bizi öldürmesinler' diyordu. Yıllardır çocukları olmuyordu. Belki bu son şanslarıydı. Komutan, mücahitlere 'Sakın dokunmayın' dedi.”
***

Ürpermeden okumak mümkün mü bu satırları?

Ne biçim bir vahşet bu?

Ya Binbaşı Nihat İlhan o gün onların dediklerini yapsa ve o hamile Rum kadını ile kocasını orada kurşunlayıp öldürseydi?

Rahat mı edecekti yüreği?

Yoksa o derin acısına bir de masum insanları ve hele de doğurmak üzere olan bir kadını karnındaki çocuğu ile birlikte öldürmenin pişmanlığını da mı ekleyecekti yıllarca?

Masum insanları öldürmek için ne kadar iyi seçilmiş bir an değil mi?

Binbaşının, ailesinin katledildiğini henüz öğrendiği an...

Cinnet geçirebilir insan...

Ne yaptığını bile bilmeyebilir...

Ve bu durumdaki, bu ruh hali içindeki bir adamın karşısına iki masum Rum getirilerek kendisine,

-Al bu tabancayı ve öldür onları, deniliyor...

Binbaşı eğer bunu yapsa, banyodaki katliamı yapan o canilerden ne farkı olurdu o zaman?

***

Ve bu olayın geçtiği mekan Türk Büyükelçiliği...

Elçi Mazhar Özkol'un huzurunda...

O Rum esirleri oraya getirenler kimlerdi?

Sıradan mücahitler olabilir mi?

Olamaz...

TMT'nin haberi olmasın olur mu?

Mümkün değil...

Denktaş'ın bundan haberi var mıydı acaba?

Sonra ne oldu o esirler?

Bir iyilik, bir kıyak mıydı bu binbaşıya?

Bir tuzak mıydı yoksa?

AFRIKA 19/03/07

Outrage as career diplomat dumped
By Elias Hazou

Press attach? accuses president of ‘vindictive’ behaviour

A CAREER diplomat is accusing President Tassos Papadopoulos personally of terminating his services for no reason other than sheer vindictiveness.

Soteris Giorgallis, formerly press attach? at the Cyprus’ High Commission in London, claims he has been sacked for having attended a pro-Annan book presentation at the London School of Economics.

“This is not about me,” the former diplomat told the Sunday Mail yesterday. “It has broader ramifications. It is about tolerance of the other opinion, of dialogue,” he said
The author of the book, The referendum of 24 April 2004 and the solution to the Cyprus problem, is Takis Hadjidemetriou, a political figure known for his support of the UN blueprint.

The event took place on May 12, 2006, when Hadjidemetriou read excerpts from his book and elaborated on some of his views, after which he took questions from the audience.

On June 30, Giorgallis got a phone call from his boss, High Commissioner Petros Eftychiou, asking him whether he had attended the presentation and what went on.
During the conversation, it emerged that Eftychiou had received a stern letter from President Papadopoulos, inquiring about the event.

The President believed that during the presentation, Hadjidemetriou had “made insulting remarks against me.” He wanted to know whether the press attach? was there and, if so, why a memo had not been prepared.

“If this is the case, I would like to know why the memo was withheld from me,” the President’s letter read.

Giorgallis duly prepared the memo, which was submitted first to Foreign Minister George Lillikas, and then to the President.

On July 20, Giorgallis contacted Foreign Minister Lillikas, a friend of many years, to seek clarification. Lillikas confided that his attendance of the book presentation was “only one of the reasons” for his dismissal. He said certain people close to the President had said Giorgallis was not doing his job properly and was “uncooperative.”

On September 8, Giorgallis received a communiqu? from the Foreign Ministry informing him that his contract, due to expire at the end of January 2007, would not be renewed.

The news came as a shock to Giorgallis, who had served as press attach? for more than 20 years, on the understanding that he would retire at that post at the age of 65.

Giorgallis immediately called the High Commissioner, who told him he “regretted” this state of affairs But he urged Giorgallis not to pursue the matter by getting others to talk to the President because, as he put it, “he [the President] goes berserk.”

On September 9, Giorgallis called Sotos Zakheos, then permanent secretary of the Foreign Ministry. Zakheos said that he had flatly refused to sign the communiqu? informing Giorgallis of his termination as this procedure was “irregular and illegal.”

Giorgallis has never been formally notified of the reasons for his sacking, as he should have been.

“I did not want to have blood on my hands,” Zakheos told Giorgallis.

Because of Zakheos’ refusal to participate, the communiqu? was given to another Foreign Ministry officer to sign.

Giorgallis next contacted George Iacovou, who had just been appointed High Commissioner to London, replacing Eftychiou.

After hearing the events of the last months, Iacovou seemed to be sympathetic to Giorgallis’ cause.

“In the past, we have caught thieves and so many other parasites [in the diplomatic corps], and we never fired them. How can they possibly fire you, when everyone knows what a good job you’re doing?”

According to Giorgallis, when he explained his plight to House Speaker Demetris Christofias, the latter shrugged and said: “He [the President] is unbelievably stubborn.”

“This story brings to my mind fascist regimes and behaviors,” Christofias added.

Late last year, Lillikas met privately with the President where, among other things, they discussed Giorgallis’ case.

Lillikas tried to intercede on Giorgallis’ behalf, explaining to Papadopoulos that, as part of protocol, embassy officers do not speak at book presentations unless they are spoken to.

But Papadopoulos was unmoved, whereupon he remarked:
“Fine, he [Giorgallis] did not respond to Hadjidemetriou. But couldn’t he have defended me in front of the Turkish Cypriots who were there asking questions?”

In the months that followed, Giorgallis continued contacting senior government officials, but as time passed he began getting the cold shoulder treatment.

Unbeknown to Giorgallis, a friend tried to intercede in the matter by calling government spokesman Christodoulos Pashardis.

Pashardis informed the concerned friend that “you don’t seem to understand. Our hands our tied,” evidently hinting that the President had made up his mind.

Finally, on January 31 this year - the day his contract expired - Giorgalli addressed a letter to the President, asking for a private audience.

In the letter, Giorgallis expressed to the President his “unimaginable bitterness” that to that day he had still not comprehended why he was being made redundant.

“If there are any reasons that led you to this decision, then at the very least these should have been made known to me so that I might be able to answer the specific allegations. That would only be fair, I believe,” wrote Giorgallis.

Referring to the contentious LSE book presentation, he said, “the event was not some clandestine meeting with the purpose of overthrowing the Papadopoulos administration. It was an open function, and Hadjidemetriou’s views are well known in Cyprus anyway.”

According to Giorgallis, no one has yet been named to replace him as press attach? at the High Commission.

And he suspects that the public affairs division might be shut down, which would be “a grave mistake.”

“Frankly, this sort of behavior is unheard of. It reminds me of the Middle Ages,” he said.

CYPRUS MAIL 18/03/07

Talat: Rum tarafı manipülasyon yapıyor

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un manipülasyon atağına geçtiğini belirterek, yapılan tüm manipülasyonların doğrudan ticaret tüzüğünü öldürmeye yönelik olduğunu söyledi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 17:10 TSI 20 Mart 2007 Salı

 

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Talat, düzenlediği basın toplantısında, Papadopulos’un bugün yaptığı yazılı açıklamaya yanıt vererek, 8 Temmuz süreci kapsamında, her şeyde anlaşılmadan hiçbir şeyde anlaşılmış sayılmayacağı prensibinin benimsendiğini ve varılacak bir anlaşmanın da BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller tarafından açıklanacağı konusunda anlaşmaya varılmasına rağmen, Rum tarafının manipülasyon atağıyla karşı karşıya kalındığını söyledi.

Hiçbir konuda anlaşmaya varılmadığını belirten Talat, doğrudan ticaret tüzüğünün Brüksel’de ele alındığı bir zamanda Papadopulos’un bu açıklamayı yapmasının manipülasyon olduğunu söyledi ve Papadopulos’un gerçekleri saptırdığını kaydetti.

TALAT: BEKLEMEYE GEREK YOK
Papadopulos’a “bir hafta beklemeye gerek yok, hemen bir araya gelelim” çağrısı yapan Talat, “Madem anlaştık bir araya gelip hangi konularda anlaştığımızı anlayalım” dedi.

Rum tarafının samimiyeti konusunda kuşkuya düştüklerini ifade eden Talat, gelinen aşamada tutumlarını yeniden değerlendirip 8 Temmuz sürecine yönelik yeni bir politika belirleneceğini bildirdi. Talat, bu konuda Türkiye ile istişare edileceğini belirtti.

Rum tarafının gelişmelerle ilgili doğru söylemediğini ve bundan bıktıklarını belirten Talat, Rum tarafının kendilerine kabul edecekleri veya reddedecekleri bir öneri yapmadığını söyledi.

PAPADOPULOS TALAT’A BULUŞMA ÇAĞRISI YAPMIŞTI
Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos, BM’nin 8 Temmuz tarihli çağrısı uyarınca teknik komitelerin görüşmelere başlaması çağrısını yapmıştı. Rum lider, bu toplantılardan bir hafta sonra da Talat’a görüşme önerisinde bulunmuştu. Daha dün Talat’ın 31 Mart’ta ara bölgede biraraya gelme teklifini reddeden Papadopulos’un bu önerisi kafa karışıklığı yaratmıştı.

Rum yönetimi dışişleri bakanı Yorgo Lilikas ise, dün taraflar arasında yapılan görüşmede teknik komitelerin çalışamalara başlaması önerisinin gündeme getirildiğini ancak Türk tarafının öneriyi reddettiğini savunmuştu. Rum bakan, buna rağmen kapıyı açık tutmak adına Papadopulos’un öneriyi yeniden gündeme getirdiğini açıklamıştı.

8 TEMMUZ SÜRECİ
BM Genel Sekreteri’nin eski Yardımcısı İbrahim Gambari, Talat ile Papadopulos arasında imzalanan 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilebilmesi için, taraflara 15 Kasım 2006’da mektup göndererek, iki liderin hangi aşamalarda görüşeceğine ilişkin öneriler sundu.

8 Temmuz sürecine yönelik olarak gönderilen mektup, teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulmasının ardından, 2007 yılının ilk çeyreğinde Talat ve Papadopulos’un bir araya gelmesini öngörüyordu.

"Rum lider manipülasyon peşinde"


20 Mart, 2007 16:09:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

Rum lider Tasos Papadopulos'un 8 Temmuz 2006 anlaşmasını uygulama çağrısının ardından kameraların karşısına geçen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimini eleştirdi. Talat, Rum yönetimini Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü manipüle etmeye çalışmakla suçladı.

Talat, Papadopulos'un bugün yaptığı yazılı açıklamaya yanıt vererek, 8 Temmuz süreci kapsamında varılacak bir anlaşmanın BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller tarafından açıklanacağı konusunda anlaşmaya varılmasına rağmen, Rum tarafının manipülasyon atağıyla karşı karşıya kalındığını söyledi.
 
Hiçbir konuda anlaşmaya varılmadığını belirten Talat, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Brüksel'de ele alındığı bir zamanda Papadopulos'un bu açıklamayı yapmasının manipülasyon olduğunu söyledi ve Papadopulos'un gerçekleri saptırdığını kaydetti.
 
Papadopulos'a ''Bir hafta beklemeye gerek yok, hemen bir araya gelelim'' çağrısı yapan Talat, ''madem anlaştık bir araya gelip hangi konularda anlaştığımızı anlayalım'' dedi.
 
Rum tarafının samimiyeti konusunda kuşkuya düştüklerini ifade eden Talat, gelinen aşamada tutumlarını yeniden değerlendirip 8 Temmuz sürecine yönelik yeni bir politika belirleneceğini bildirdi.
 
Talat, bu konuda Türkiye ile istişare edileceğini belirtti. Rum tarafının gelişmelerle ilgili doğru söylemediğini ve bundan bıktıklarını belirten Talat, Rum tarafının kendilerine kabul edecekleri veya reddedecekleri bir öneri yapmadığını söyledi.
 
Papadopulos ne demişti?
 
Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos bugün yaptığı açıklamada, Talat'a, teknik komitelerin ve çalışma gruplarının bir araya gelmesinden bir hafta sonra buluşma önerisinde bulundu.
 
İki tarafın temsilcileri arasında olumlu gelişmeler olduğu belirtilen açıklamada, müzakerelerde ortaya çıkan sorunların başarıyla ele alındığı, teknik komite ve çalışma gruplarının oluşturulması konusunda ortak anlayışa varıldığı da kaydedildi.
 
Papadopulos, Talat'a, "8 Temmuz anlaşmasını hemen hayata geçirme" çağrısı yaptı.
 
8 Temmuz süreci ve Gambari mektubu
 
Talat ve Papadopulos, Gambari huzurunda 8 Temmuz 2006'da Lefkoşa'daki ara bölgede yaptıkları görüşmede, kişilerin günlük hayatlarını etkileyen konuları görüşmek üzere teknik komitelerin kurulmasını, bununla paralel olarak Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konularda çalışma grupları oluşturulmasını kabul etmişti.
 
BM Genel Sekreteri'nin eski Yardımcısı İbrahim Gambari, Talat ile Papadopulos arasında imzalanan 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilebilmesi için, taraflara 15 Kasım 2006'da mektup göndererek, iki liderin hangi aşamalarda görüşeceğine ilişkin öneriler sundu.
 
8 Temmuz sürecine yönelik olarak gönderilen mektup, teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulmasının ardından, 2007 yılının ilk çeyreğinde Talat ve Papadopulos'un bir araya gelmesini öngörüyordu.

Rum liderden Talat'a 'görüşelim' çağrısı


20 Mart, 2007 15:24:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, 8 Temmuz 2006 anlaşmasını, BM Genel Sekreteri'nin eski yardımcısı İbrahim Gambari'nin taraflara sunduğu mektuptaki öneriler ve temsilcilerin karşılıklı anlayışları temelinde hemen uygulama çağrısında bulundu.

Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos bugün yaptığı açıklamada, Talat'a, teknik komitelerin ve çalışma gruplarının bir araya gelmesinden bir hafta sonra buluşma önerisinde de bulundu.
 
İki tarafın temsilcileri arasında olumlu gelişmeler olduğu belirtilen açıklamada, müzakerelerde ortaya çıkan sorunların başarıyla ele alındığı, teknik komite ve çalışma gruplarının oluşturulması konusunda ortak anlayışa varıldığı da kaydedildi.
 
Papadopulos, Talat'a, "8 Temmuz anlaşmasını hemen hayata geçirme" çağrısı yaptı. 
 
Lillikas'ın açıklaması
 
Bu arada, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Rum tarafının teknik komitelerin çalışmalara başlaması konusunda yaptığı önerinin, dünkü Raşit Pertev-Tasos Conis görüşmesinde Türk tarafınca reddedildiğini söyledi.
 
Lillikas, "Türk tarafının dünkü tavrının, 8 Temmuz anlaşmasını hayata geçirmek için gerekli siyasi iradeye sahip olmadığını gösterdiğini" öne sürdü.
 
"Haklı olarak hayal kırıklığı duyduklarını" ifade eden Lillikas, "Buna rağmen kapıyı açık tuttuklarını" kaydetti.
 
"Rum tarafının bu aşamada sorumluluk yüklenmek istemediğini" söyleyen Lillikas, "Türkiye üzerinde nüfuzu olan ülkenin müdahalesi ile çıkmazın aşılabileceğini umduğunu" söyledi.
 
KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis, dün BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller'in de katılımıyla iki kez bir araya geldi.
 
Belirli aralıklarla bir araya gelen Pertev ile Conis, yaptıkları görüşmelerde, 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde oluşturulması öngörülen teknik komiteler ve çalışma gruplarına yönelik hazırlıkları ele alıyor.
 
8 Temmuz süreci ve Gambari mektubu
 
Talat ve Papadopulos, Gambari huzurunda 8 Temmuz 2006'da Lefkoşa'daki ara bölgede yaptıkları görüşmede, kişilerin günlük hayatlarını etkileyen konuları görüşmek üzere teknik komitelerin kurulmasını, bununla paralel olarak Kıbrıs sorununun özüne ilişkin konularda çalışma grupları oluşturulmasını kabul etmişti.
 
BM Genel Sekreteri'nin eski Yardımcısı İbrahim Gambari, Talat ile Papadopulos arasında imzalanan 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilebilmesi için, taraflara 15 Kasım 2006'da mektup göndererek, iki liderin hangi aşamalarda görüşeceğine ilişkin öneriler sundu.
 
8 Temmuz sürecine yönelik olarak gönderilen mektup, teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulmasının ardından, 2007 yılının ilk çeyreğinde Talat ve Papadopulos'un bir araya gelmesini öngörüyordu.

 

KKTC Başbakanı krizi doğruladı: Türklüğümden kimse kuşku duyamaz

      Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu’nun, KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başbakan Ferdi Sabit Soyer’e, CTP’nin pazar günü yapılan 21.
      kurultayında İstiklal Marşının okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda bulunulmaması nedeniyle karşılaştıkları bir toplantıda "elini sıkmayarak" tepki gösterdi. Tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen 21 Aralık 1963’teki katliamda, eşi ve 3 çocuğu banyo küvetinde Rumlar tarafından öldürülen Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan’ın onuruna önceki gece verilen davette, Korgeneral Kıvrıkoğlu ile Başbakan Soyer arasında "tokalaşma krizi" yaşandı. Kıvrıkoğlu, Soyer’in "elini sıkmayarak" kurultaydaki durumu protesto etti. Soyer, davette Korgeneral Kıvrıoğlu"nun yanına gelerek komutanın elini sıkmak istedi, Korgeneral Kıvrıkoğlu, Soyer’le tokalaşmayarak, CTP kurultayındaki durumu protesto etti. Kıvrıkoğlu’nun, Soyer’e, "CTP kurultayında İstiklal Marşını neden okumadınız? Şehitler bu davaya hizmet etti, ancak siz onların anısına saygı duruşu bile yapmadınız. Bununla da yetinmeyip kurultayı şehitler gününe denk getirdiniz" dediği, Soyer’in de "Kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden kuşkunuz mu var?" karşılığını verdiği, Kıvrıkoğlu’nun da Soyer’e, "Madem öyle, kanıtlayın o zaman" ifadesini kullandığı öğrenildi.
     
     BAŞBAKAN SOYER: "İCAZETLE BU MAKAMLARDA OTURMAYIZ"
      Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, olayın, Pakistan Eğitim Bakanı Cavid Eşref Gazi’nin de bulunduğu bir ortamda meydana gelmesinin üzücü olduğunu ifade ederek, bunun yanlış olduğunu söyledi.
      Soyer, konuyla ilgili olarak Kıbrıs Genç TV’de "Ada Sabahı" programına yaptığı açıklamada, olayın, Türkiye’deki seçim tartışmasının KKTC’ye yansıması olduğunu belirterek, "Türklüğümüzden hiç kimse kuşku duyamaz. Biz Atatürkçüyüz" dedi. Soyer, şunları söyledi:
      "Biz gücümüzü halktan alırız, halk iradesine dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu makamlarda oturmayız. Bu noktada demokrasimizi, Atatürk’ün açıklıkla belirttiği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur, halkındır egemenlik. Bu noktadaki pozisyonumuzu da Atatürk’ün bu vecizesi doğrultusunda sonuna kadar hassasiyetle koruyup geliştireceğimize inanıyoruz." Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu’nu Türkiye sevgisini istismar ederek siyaset yapmakla suçlayan Soyer, şöyle dedi:
      "İnsanların ulusal değerlerini istismar ederek senelerdir siyaset yapan bu zihniyet de işte böyle hadiselerin arkasına saklanarak yol yürümeye çalışmaktadır. Kıbrıs Türk halkı, bu noktada bu zihniyete asla taviz vermeyecektir. Çünkü bunların, kesinlikle bizim demokrasimizi icazetli bir demokrasi, sınırlandırılmış bir demokrasi, egemenliği bir anlamda kullanamayan, kendi kendini yönetemeyen bir halk gibi göstermelerine bu halk asla fırsat vermeyecektir."
     
     ERTUĞRULOĞLU: "OLAY ÜZÜCÜ AMA, TEPKİ DOĞAL"
      Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, komutanla başbakan arasındaki "tokalaşma kriziyle" ilgili olarak, "olayın üzücü olduğunu" belirterek, "Ama böylesi bir yanlış hareketin de tepki görmesi gayet doğal" dedi.
      Ertuğruloğlu, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
      "CTP’nin kurultayında Atatürk ve şehitler için saygı duruşu yapılmaması ve İstiklal Marşı çalınmamasını tabii ki şiddetle kınıyoruz. Böyle bir düşünce tarzını anlamak mümkün değil. Böyle bir mantalitenin iktidarda bulunan bir partinin mantalitesi olmasını da bir o kadar daha üzücü bir olay olarak değerlendiriyoruz.
      Milli kimliğini bilmeyen, milli benlikten yoksun bir siyasi partinin ulusal dava, milli dava bilincinden de yoksun olarak, gerek KKTC’ye gerek Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik herhangi bir katkı sağlamasının söz konusu olmayacağını, bunu zaten üç yıllık iktidarları döneminde de tecrübeyle kanıtlamış olduğunu düşünüyoruz. KKTC ve Kıbrıs Türk halkının böyle bir yönetimle karşı karşıya bulunmasını da çok büyük bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz."

HURRIYET 20/03/07

 

KKTC'DE YENİ KRİZ

 

 

 

Komutandan Başbakan'a sert çıkış: Türklüğünüzü kanıtlayın

Korgeneral Kıvrıkoğlu, Soyer'in partisinin kongresinde İstiklal Marşı okunmadığı, şehitler için saygı duruşunda bulunulmadığı gerekçesiyle sitem etti ve elini sıkmadı


SEFA KARAHASAN Lefkoşa


KKTC'de hükümetin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) 21. Olağan Kongresi'nde, "İstiklal Marşı'nın okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda bulunulmaması" yüzünden Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı (KTBKK) Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer arasında "soğuk rüzgârlar" esti.
Kıbrıs'ta, 21 Aralık 1963'te tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen katliamda karısı ve 3 çocuğu Rumlar tarafından öldürülen emekli tabip asker Nihat İlhan'ın 44 yıl sonra adaya gitmesi şerefine önceki gün verilen yemekte Kıvrıkoğlu, Soyer'in "elini sıkmayarak" durumu protesto etti.

Eli havada kaldı

Kıvrıkoğlu, İlhan'ın onuruna verilen yemekte Soyer'la karşılaştı. Soyer, Kıvrıkoğlu'na elini uzatarak "Merhaba" demek istedi ama Kıvrıkoğlu'ndan hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı. Kıvrıkoğlu, Soyer'in elini havada bırakarak tokalaşmayı reddetti ve çok sayıda davetli önünde Başbakan'ın elini sıkmayacağını açıkça dile getirdi.
Kıvrıkoğlu'nun Soyer'e, "Kurultayınızda İstiklal Marşı'nı neden okumadınız? Şehitler bu davaya hizmet verdi, ancak şehitler için saygı duruşu bile yapmadınız. Bununla da yetinmeyip kurultayı şehitler gününe denk getirdiniz" dediği belirtildi.
Komutanın sert tepkisi karşısında şaşkına dönen Soyer, "Türklük kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden kuşkunuz mu var?" deyince gerilimin dozu daha da arttı. Korgeneral Kıvrıkoğlu Soyer'e, "Madem öyle, kanıtlayın o zaman" karşılığını verdi. Komutanla Başbakan arasındaki yüksek gerilim, salonda şok etkisi yarattı.

'Marşla bir yere varılmaz'

CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, tepkileri Milliyet'e değerlendirirken, CTP kongresinin bir "parti kongresi" olduğunu belirterek, "Yasa bize 'İstiklal Marşı okuyun' demiyor" diye konuştu. Kalyoncu, "İstiklal Marşı ile bizim bir alıp veremediğimiz yok. Bayrakla, İstiklal Marşı'yla, hamasetle bir yere varılmaz. Gerekli toplantılarda saygı duruşu yapar, İstiklal Marşı okuruz. Bu parti toplantısı" dedi.
Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, İstiklal Marşı'nın okunmamış olmasına tepki gösterdi.
"CTP, KKTC'nin mi yoksa sözde 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin mi partisidir?" diye soran Ertuğruloğlu, Soyer'e "KKTC'nin partisiyseniz neden İstiklal Marşı okumadığınızı açıklamak zorundasınız" diye seslendi.

MILLIYET 20/03/07

Eğitimde KKTC-Pakistan dayanışması

KKTC'ye önceki gece gelen Pakistan İslam Cumhuriyeti Eğitim Bakanı Javeed Ashraf Qazi, dün devlet ve hükümet yetkilileri ile görüştü.

Konuk Bakan, KKTC'deki temasları sırasında daha fazla Pakistanlı öğrencinin buradaki üniversitelere gönderilmesi olanaklarını incelemek olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan İslam Cumhuriyeti Eğitim Bakanı Javeed Ashraf Qazi'yi kabul etti. Görüşmede herhangi bir açıklama yapılmadı.

Qazi dün sabah ilk olarak Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ile görüştü.

Bakan Öztoprak görüşme öncesinde yaptığı konuşmada, Bakan Ashraf Qazi'yi, Şubat 2006'da Pakistan ziyareti sırasında kurulan iyi dostluk ilişkisinden sonra KKTC'ye davet ettiğini ifade etti.

Pakistan ile eğitim alanında resmi olmasa da yapılan ilk görüşmenin, KKTC açısından çok anlamlı olduğunu ifade eden Bakan Öztoprak, "Pakistan ile eğitim adına yapacağımız pek çok şey olduğunu biliyoruz ve bunları geliştireceğiz" dedi.

Pakistanlı Bakan Ashraf Qazi ise, KKTC'de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Bakan Canan Öztoprak'ın kendisini KKTC'ye davet etmesinin büyük bir incelik olduğunu, Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyareti sırasında KKTC'yi de ziyaret etmesinin güzel bir fırsat olduğunu kaydetti.

Ziyareti esnasında KKTC'de bulunan birçok Pakistanlı öğrenci ile de görüşme fırsatı bulacağını belirten Ashraf Qazi, "Ziyaretim; daha fazla öğrencinin buradaki üniversitelere gönderilmesi olanaklarını inceleme açısından iyi bir fırsat" dedi.

Görüşme sonrasında iki bakan birbirlerine hediye de takdim etti.

Bakan Javeed Ashraf Qazi daha sonra da YÖDAK'ı ziyaret ederek, kurum başkanı, üyeleri ve üniversite rektörleri ile bir görüşme gerçekleştirdi.

YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Tahir Çelik, görüşme öncesinde yaptığı kısa açıklamada, üniversite rektör ve temsilcilerinin de katılımıyla gerçekleşecek görüşmede, Pakistanlı bakan ile KKTC ve Pakistan'daki eğitim hakkında bilgi teatisinde bulunacaklarını kaydetti.

Bakan Ashraf Qazi ise konuşmasında, Kıbrıslı Türklerin çok dostça ve kardeşçe olduğunu ifade ederek, "Özellikle Pakistan'da yaşanan depremden sonra, ülkenin büyüklüğüne rağmen Kuzey Kıbrıs'tan gelen yardımı görünce bundan hiç şüphem kalmadı. Bundan çok memnun olduk. Türkiye de, herkesten fazla yardımda bulundu ve oraya gelen ilk ekipti. Türkiye ve Kıbrıs'taki kardeşlerimize minnet borçluyuz" şeklinde konuştu.

KIBRIS 20/03/07

Papadopulos'tan yine ohi

PAPADOLULOS'TAN SUÇLAMA... Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, 8 Temmuz sürecinin hayata geçirilmesiyle ilgili olarak Rum tarafının yaptığı öneriler temelinde görüşmelerin başlamasının gecikmesinin, Türk tarafının bu önerilere cevap vermeyi reddetmesinden kaynaklandığını iddia ederek, bu aşamada Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmeye karşı olduğunu kaydetti

GÖRÜŞMEMİZ SÜRECİ NÖTÜRLEŞTİRİR... Rum tarafının önerilerinin; 8 Temmuz'da varılan "anlaşma" ve Gambari'nin mektubunda var olan fikirlerle tamamıyla uyumlu olduğunu ileri süren Papadopulos, teknik komiteler ve çalışma grupları çalışmaya başlamadan önce iki liderin görüşmesinin tüm süreci nötrleştireceğini savundu. Papadopulos, "İki toplum liderinin imaj yaratmak amacıyla bir araya gelmesi, olası bir yapıcı diyalogun kurban edilmesine yol açacak" dedi

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye karşı olduğunu söyledi.

Papadopulos, "8 Temmuz sürecinin hayata geçirilmesiyle ilgili olarak Rum tarafının yaptığı öneriler temelinde görüşmelerin başlamasının gecikmesinin, Türk tarafının bu önerilere cevap vermeyi reddetmesinden kaynaklandığını" da iddia etti.

Rum radyosunun haberine göre, 44. Rum Amme Memurları Sendikası'nın (PASİDİ) toplantısına katılmasının ardından açıklamalarda bulunan Papadopulos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bu aşamada görüşmeye karşı olduğunu yineleyerek, teknik komiteler ve çalışma grupları çalışmaya başlamadan önce iki liderin görüşmesinin tüm süreci nötrleştireceğini savundu.

Kıbrıs Türk tarafının, Rum tarafının sunmuş olduğu önerilere yönelik yanıtı konusunda belirtilerin olup olmadığı sorusuna yanıt veren Papadopulos, bu konuda herhangi bir belirtinin bulunmadığını söyledi.

Rum tarafının önerilerinin; 8 Temmuz'da varılan "anlaşma" ve Gambari'nin mektubunda var olan fikirlerle tamamıyla uyumlu olduğunu ileri süren Papadopulos, Gambari'nin mektubunda yer alan temel önkoşullardan birinin, her iki tarafın; gerek teknik komitelerde gerekse çalışma gruplarında istediği her konuyu gündeme getirmesi hakkının bulunması ve komitelerin çalışmaya başlamasının ardından yapılan çalışmayı değerlendirmek ve diyaloğun ilerlemesiyle ilgili daha ileri talimatlar vermek için iki toplum liderinin bir araya gelmesi olduğunu kaydetti.

Tasos Papadopulos, bu temel ilkeden sapılması durumunda taraflardan birinin itiraz etme yolunun da açılacağını ifade etti.

Papadopulos, iki toplum liderinin imaj yaratmak amacıyla bir araya gelmesinin, olası bir yapıcı diyaloğun kurban edilmesine yol açacağını da savundu.

KIBRIS 20/03/07

 

KKTC Başbakanı Soyer: İcazetle oturmuyoruz

CTP kurultayında İstiklal Marşı okunmamasına Kıvrıkoğlu, 'Şehitlere saygınız yok mu' diye çıkıştı. 'Türklüğümüzden şüpheniz mi var' diyen Soyer, 'Kanıtlayın o zaman' yanıtı aldı

21/03/2007 RADIKAL

LEFKOŞA - KKTC'de iktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) kurultayında İstiklal Marşı söylenmemesi ve Kutlu Adalı ile Türkiye'de 1980 öncesi öldürülen altı Kıbrıslı gencin de anıldığı 'Demokrasi Şehitleri' için saygı duruşu yapılmaması Başbakan Ferit Sabit Soyer ile Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Hayri Kıvrıkoğlu'nu karşı karşıya getirdi. Kıvrıkoğlu, tepkisini, tarihe 'Kanlı Noel' olarak geçen 21 Aralık 1963'te Rumların eşi ve üç çocuğunu banyo küvetinde katlettiği emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan'ın onuruna pazar gecesi verilen davette gösterdi. Kıvrıkoğlu, Soyer'e, "Kurultayda İstiklal Marşı'nı neden
okumadınız? Şehitler bu davaya hizmet etti, ama siz onların anısına saygı duruşu bile yapmadınız. Bununla yetinmeyip kurultayı şehitler gününe denk getirdiniz" dedi. Soyer'in "Kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden kuşkunuz mu var?" yanıtı üzerine komutan "Madem öyle, kanıtlayın" diye üsteledi. KKTC'de parti kurultaylarında İstiklal Marşı okuma geleneği yokken, CTP salonu Atatürk posterleri ve Türk bayraklarıyla süslemişti.

'El sıkışma krizi olmadı'
AA ve Türk basını, Kıvrıkoğlu'nun bu sözleri sarf etmeden önce ilk protestosunu Soyer'le el sıkışmayı reddederek gösterdiğini yazarken KKTC Başbakanı, elinin havada kaldığı haberini yalanladı. Soyer, Radikal'a yaptığı açıklamada, kurultay salonuna girdiğinde geç kalmış olması nedeniyle doğrudan divanda kendisine ayrılan yere oturduğunu ve el sıkışma krizi yaşanmadığını söyledi.
Soyer, Kıbrıs Genç TV'ye açıklamasında ise olayı, 'Türkiye'deki seçim tartışmasının KKTC'ye yansıması' olarak değerlendirerek, "Türklüğümüzden kimse kuşku duyamaz. Biz Atatürkçüyüz. Gücümüzü halktan alırız, halk iradesine dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu makamlarda oturmayız. Bu noktada demokrasimizi, Atatürk'ün belirttiği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Pozisyonumuzu da Atatürk 'ün bu vecizesi doğrultusunda sonuna kadar hassasiyetle koruyup geliştireceğimize inanıyoruz" dedi. Başbakan, anamuhalefetteki Ulusal Birlik Partisi lideri Tahsin Ertuğruloğlu'nu da Türkiye sevgisini istismar ederek siyaset yapmakla suçladı. Ertuğruloğlu ise başbakan ile komutan arasındaki krizi 'üzücü' bulduğunu söylerken "Ama böylesi bir yanlış hareketin de tepki görmesi gayet doğal" sözleriyle de Kıvrıkoğlu'na destek çıktı. (Dış Haberler)

Talat: ARTIK YETER!

NASIL TAVIR ALACAĞIMIZI YENİDEN BELİRLEYECEĞİZ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 8 Temmuz sürecinin başında "her konuda anlaşma sağlanmadıkça hiçbir konuda anlaşma sağlanmış olmayacak" prensibi konulduğunu hatırlatarak, şu ana kadar üzerinde anlaşılan bir şey olmadığını söyledi. Talat, Rum tarafının manipülasyonlarından sonra samimiyetinden ciddi endişe duyduklarını belirterek, "Artık yeter!... Ne yapacağımızı, nasıl tavır takınacağımızı yeniden değerlendireceğiz" dedi

"DERHAL GÖRÜŞMEYE GEL"... Papadopulos'u, Kıbrıs Türk tarafının reddettiğini iddia ettiği önerisinin içeriğini açıklamaya ve bir hafta beklemeye gerek kalmadan derhal görüşmeye çağıran Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz sürecinin başında "her konuda anlaşma sağlanmadıkça hiçbir konuda anlaşma sağlanmış olmayacak" prensibi konulduğunu hatırlattı. Talat, Papadopulos'un manipülasyona başvururken amacının Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün uygulanmasını engellemek olduğunu vurguladı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz süreciyle ilgili yeni bir politika belirleme aşamasına geldiğini açıkladı. Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Kıbrıs Türk tarafına öneri yaptığı ve reddedildiği açıklamasının Direkt Ticaret Tüzüğü'nü etkisiz kılmaya yönelik bir manipülasyon olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'u önerisinin içeriğini açıklamaya ve Rum liderin son açıklamasında belirttiği gibi "komiteler toplandıktan sonra bir hafta beklemeye" gerek kalmadan derhal görüşmeye çağırdı.

8 Temmuz sürecinin başında "her konuda anlaşma sağlanmadıkça hiçbir konuda anlaşma sağlanmış olmayacak" prensibi konulduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şu ana kadar üzerinde anlaşılan bir şey olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının manipülasyonlarından sonra samimiyetinden ciddi endişe duyduklarını belirterek, "Ne yapacağımızı, nasıl tavır takınacağımızı yeniden değerlendireceğiz" dedi.

Bu değerlendirmenin Kıbrıs sorunuyla ilgili genel politikada değil, 8 Temmuz süreciyle ilgili anlaşılmasını isteyen Talat, bir soruya karşılık "Çözüm konusunda eskisi kadar ümitliyim" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, saat 15.45'te düzenlediği basın toplantısında Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un yazılı açıklamasını değerlendirdi ve soruları yanıtladı.

Artık yeter... Tutumumuzu  yeniden değerlendireceğiz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un 8 Temmuz sürecinde ilerleme sağlandığı yönündeki açıklamasının manipülasyon olduğunu belirterek, "Artık yeter! Rum Yönetimi'nin samimiyetiyle ilgili endişelerimiz arttı. Bundan sonraki tutumumuzu değerlendireceğiz. 8 Temmuz süreciyle ilgili gerçekten bir değerlendirmeye ihtiyaç var" dedi. Talat, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz süreciyle ilgili yeni bir politika belirlemesinin gündemde olduğunu açıkladı.

Papadopulos'u, Kıbrıs Türk tarafının reddettiğini iddia ettiği önerisinin içeriğini açıklamaya ve bir hafta beklemeye gerek kalmadan derhal görüşmeye çağıran Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz sürecinin başında "her konuda anlaşma sağlanmadıkça hiçbir konuda anlaşma sağlanmış olmayacak" prensibi konulduğunu hatırlattı ve şu ana kadar üzerinde anlaşılan bir şey olmadığını söyledi.

Talat, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un manipülasyona başvururken amacının Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün uygulanmasını engellemek olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, saat 15.45'te düzenlediği basın toplantısında Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un yazılı açıklamasını değerlendirdi ve soruları yanıtladı.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'nın da hazır bulunduğu basın toplantısını KKTC, Güney Kıbrıs ve Türkiye medyasından gazeteciler izledi, bazı televizyon kanalları canlı yayımladı.

8 Temmuz sürecini çok çalıştık

BM Genel Sekreteri'nin eski Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin geçen yıl 8 Temmuz'da adayı ziyaretinde varılan anlaşmayla başlayan sürecin başarılması için çok çalıştıklarını, her türlü esnekliği gösterdiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, oyalama taktiğine kurban olmaması için ciddi uğraşlar verdiklerini söyledi.

Talat, Gambari'nin yeniden sürece müdahalesi ve bir mektupla yön çizmesi taleplerinin, birçok tartışmadan sonra gerçekleştiğini ve Gambari mektubunun gönderilmesi anından itibaren sürecin bu mektupla yönetilmeye başlandığını kaydetti.

Gambari mektubunun ucu açık bir süre öngörmediğine, belli zamanlarda belli adımların atılmasını içerdiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle konuştu.

Süreç biterken manipülasyon atağıyla karşılaştık

"Bunun için de zaman tüketildi. Gambari mektubunun öngördüğü bütün zamanlar bitmek üzereyken Kıbrıs Rum tarafından bir manipülasyon atağıyla karşı karşıya kaldık. 31 Mart bu sürecin sonuydu. Yani teknik komiteler, çalışma grupları çalışacak, işlerini bitirecek ve liderler en geç 31 Mart'ta bir araya gelip, ne yapıldığını değerlendirecek, sonrası için karar verecekti.

Sonuna geldiğimizde bir manipülasyon atağıyla karşı karşıya kaldık. Önce anlaşmış olmamıza rağmen öneriler basına sızdırıldı. Sayfa sayfa basında öneriler yer aldı. Daha sonra defalarca Sayın Raşit Pertev'in basına açıklama yapılmasın diye uyarısına rağmen bu kez Rum basınında 'iyiye gidiyor' haberleri yayımlanmaya başlandı. Sonra Rum yetkililer bana mektup yazdığını iddia ettiler. Sonra da bu mektup öneriye dönüştü."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sürecin en başında "Her şeyde anlaşılmadan hiçbir şey anlaşılmış olmayacak" prensibinde anlaştıklarını, yani bir yerinde anlaşıp orayı uygulamanın mümkün olmayacağını ifade etti.

Öneriyi açıklasınlar

"Rum tarafı bize öneri yapmış, bu öneriye cevap bekliyorlarmış. Ben buradan çağrı yapıyorum. Bizim itirazımız yok, bu öneriyi açıklasınlar" diyen Cumhurbaşkanı Talat, kendisinin bu öneriyi açıklamasının doğru olmayacağını belirtti.

Talat, taraflar anlaşırsa açıklamanın BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in yapması konusunda da anlaştıklarını kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Sayın Möller açıklamayı yapacak, hangi temelde anlaştığımızı duyuracak, hangi teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulduğunu, çalışma ilkelerini ve bu işlerin nasıl yürütüleceğini açıklayacaktı.

Ancak bugün nasıl ki aynen Lokmacı'da Rum tarafındaki duvarın yıkılışında Papadopulos Brüksel'deydi, bir imaj yaratmak amacıyla duvarı yıkmıştı; bugün de Sayın Conis Brüksel'de doğrudan ticaret konularını AB'yle görüşmek üzere bulunurken Sayın Papadopulos bir açıklama yaptı. Bu açıklamasında hangi teknik komitelerin ve çalışma gruplarının kurulacağı konusunda ortak görüşe varıldığını ilan etti. Aynı zamanda her çalışma grubunun neyi görüşeceğinin de belirlendiğini söyledi. 'Teknik komitelerin ve çalışma gruplarının kurulma zamanı ve şekli konusunda da ortak görüşe varıldı' dedi. 'Temsilcilerimiz düzeyinde halihazırda varılmış ortak görüş'ten bahsetti.

İlk çalışma gruplarının ve teknik komitelerin kurulup çalışmaya başlamasından bir hafta sonra benimle görüşmeyi önerdi, yani Gambari mektubunda öngörüldüğü gibi.

İlke, her şeyde anlaşılmadan hiçbir şeyde anlaşılmış olunmayacağıydı. Bu nedenle hiçbir konuda anlaşmaya varılmış değildir. Buradan bu gerçeği sizlere ve sizler vasıtasıyla dünyaya duyurmak istiyorum.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Brüksel'de ele alındığı sırada yapılan bu açıklama tamamen manipülasyon amaçlıdır. Yani Rum tarafı AB'ye 'merak etmeyin teknik komiteler ve çalışma grupları başlıyor, yakında çözüm de olacak şu doğrudan ticaretten vazgeçin, gereği yok' diyor. Çünkü Sayın Papadopulos diyor ki 'Samimi bir şekilde inanıyorum ki 8 Temmuz sürecinin başlaması yakında meyvelerini verebilecek ve Kıbrıs sorununun 8 Temmuz 2006'da anlaştığımız ilkeler temelinde dinamik çözümünü yaratabilecektir.'

Yani şimdiye kadar komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulmasını her türlü taktik ve numaraya başvurarak geciktiren Sayın Papadopulos bugün birden bire doğrudan ticaretin ele alınacağı günde böyle bir açıklama yapıp gerçekleri çarpıtabiliyor."

Hemen görüşelim

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, her konuda anlaştıklarını söyleyen Papadopulos'a bir hafta beklemeye gerek kalmadan hemen görüşme çağrısı yaptı. Bu görüşmede neler üzerinde anlaşıldığının görülmesi ve sürecin dinamik şekilde başlatılması önerisini dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, manipülasyonları kabullenmelerinin ise mümkün olmadığını vurguladı.

Artık yeter!

"O yüzden artık yeter demek zorundayız. Biz Kıbrıs Türk tarafı olarak bütün bu manipülasyon girişimlerinden sonra Rum yönetiminin samimiyeti konusunda ciddi endişeye düştük" diyen Talat, zaten var olan bu endişelerin daha da öteye gittiğini kaydetti.

"Ne yapacağımızı, nasıl bir tutum takınacağımızı, bundan sonraki tutumumuzun ne olacağını yeniden değerlendireceğiz" diyen Talat, bundan sonraki adımların belirlenecek bu tutuma göre atacaklarını açıkladı.

"Çünkü artık yeter" ifadesini kullanan Talat, "Bu yeni bir politika belirleme anlamına mı geliyor?" sorusuna, "Diyebilirsiniz. 8 Temmuz süreciyle ilgili gerçekten bir değerlendirmeye ihtiyaç var" karşılığını verdi.

Ulusal politika değişikliği gündeme gelir mi?

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Koşullar gerekli kılarsa uzun boylu politika değişikliklerinden çekinmemek lazım" dedi.

Kapsamlı bir politika değişikliğinin ancak toplumun tüm kesimlerinin, Türkiye'nin ve ittifak içinde oldukları ülkelerin görüşleri alındıktan sonra söz konusu olabileceğini söyleyen Talat, Annan Planı reddedildiğine göre masada olmadığını ancak planın zemininin, parametrelerinin ve felsefesinin canlı olduğunu da vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, tüm gelişmelerden sonra bir ulusal politika değişikliğinin gündeme gelip gelmeyeceğinin sorulması üzerine, buna yanıt vermenin çok zor olduğunu belirtmesinin ardından, "Kıbrıslı Türkler olarak Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz. Bunda tereddüt yok. Annan Planı zemininde bir çözüm istiyoruz ancak uzun boylu politika değişiklikleri için koşullar gerekli kılarsa bundan da çekinmemek gerekir" dedi.

Nerede anlaştığımızı anlamadık

Talat, "Önce görüşme çağrısı yaptınız, ardından da değerlendirilecek dediniz. Rum tarafından görüşme çağrınıza olumlu yanıt gelirse son gelişmeleri gözden geçirmeden Papadopulos ile görüşür müsünüz" sorusuna da şu yanıtı verdi:

"Görüşürüm. Çünkü o zaman nerede anlaştığımızı anlayacağım. Şu anda gerçekten anlamadım. Yani ne öneri yaptılar bize, açıklasınlar. O öneriye bizden nasıl cevap giderse anlaşmış olacağız, onu da görelim ki, hepsinden önemlisi anlaştığımız zaman bu açıklamayı Möller yapacaktı. Yani BM yapacaktı. Bu dahi beklenmedi ve böyle bir açıklama yapıldı. Şimdi ben yalan mı söylüyorum... Birdenbire her konuda anlaştığımız, neredeyse yarın komitelerin çalışmaya başlandığı söyleniyor ama biz nerede anlaştığımızı anlamıyoruz..."

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü

öldürmeye yönelik

Bir basın mensubunun "Ortada duvarın yıkıldığı duruma benzer bir tarz var..."Rumlar üzerinde bir baskı var mı" yönündeki sorusu üzerine de Talat, Rumların bu seferki çıkışının Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü öldürmeye yönelik olduğunu söyledi.

Talat, AB Dönem Başkanı Almanya'nın tüzüğü ciddi olarak ele almaya başladığını belirterek, Rum Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in bugün Brüksel'de dönem başkanlığı ve AB Komisyonu yetkilileriyle yaptığı temasların benzerini yapmak üzere çok yakın bir gelecekte müsteşarı Pertev'in de Brüksel'e gitmeye hazırlandığını söyledi.

Talat, tüzüğün gündemde olduğu bir dönemde böylesine bir manipülasyon ile karşı karşıya kaldıklarını belirterek, "Bu basın toplantısını ben yapmasam bütün basın 'anlaşıldı bu iş tamamlandı gidiyor' diyecek. Halbuki böyle bir şey yok. Biz de arkasından koşup 'yoktur böyle bir şey' diye açıklama yapmak zorunda kalacağız. Taktik bu, plan bu. Bundan bıktık artık. Bu süreçte bütün gün, 'Rum tarafından bu söylediği neyi içeriyor acaba' demekten bıktık" dedi.

Talat, "uzlaşma çağrılarının devam edip etmeyeceği" sorusu üzerine ise, çağrısının devam ettiğini ifade ederek, Kıbrıs konusunda yepyeni bir politika belirleneceğini söylemediğini, 8 Temmuz süreciyle ilgili bir politikadan bahsettiğini kaydetti.

Talat, "Möller ile son gelişme hakkında temas kurup kurmadığı ve Pertev'in Brüksel ziyaretinden vazgeçilip geçilmediğinin" sorulması üzerine de, Möller ile konuşmadığını, Pertev'in ziyaretinin ise gerçekleşeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı, "Temas münhasıran Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgilidir" dedi.

Ulusal politika değişikliği

Talat, "Rum tarafının bu tavırlarının sürmesi halinde ulusal politika değişikliğinin gündeme gelip gelmeyeceği" sorusu üzerine de şöyle dedi:

"Buna cevap vermek çok zor. Biz Kıbrıslı Türkler olarak Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz. Bu konuda tereddüt yok. Çözümün nasıl olacağı konusundaysa çok çeşitli kısa ifadeler kullanılabilir ancak bizim yaklaşımımız bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da BM kararları zemininde, BM parametrelerinde ve bunun simgeleştiği en üst plan olan Annan Planı zemininde bir çözüm. Bizim hedefimiz bu ve bu olmaya devam ediyor. Uzun boylu politika değişiklikleri için koşullar gerekli kılarsa bundan da çekinmemek lazım."

Talat, kapsamlı bir politika değişikliği sürecinin çok geniş bir olay olduğunu, bunun ancak toplumun tüm kesimlerinin, Türkiye'nin ve ittifak içinde oldukları ülkelerin görüşleri alındıktan sonra belirlenebileceğini de vurguladı.

Annan Planı

Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı ile ilgili bir soru üzerine, "Plan reddedildiğine göre masada değil ancak planın zemini, parametreleri, felsefesi, iki tarafın siyasi eşitliği, iki devletin yeni bir ortaklık temelinde bir araya gelmesi, yeni bir ortaklık devletinin kurulması, siyasi eşitlik ve iki kesimlilik gibi ilkeler tabii ki canlıdır" dedi.

Reddettiğimiz bir öneri de yok

Talat, Pertev ile Conis arasındaki görüşmelerle ilgili bir soru üzerine de, bunların "red veya kabul" şeklinde görüşmeler olmadığını, zaten iddia edildiği gibi reddedebilecekleri veya kabul edecekleri bir öneri yapılmadığını ifade etti.

"Açıklasınlar önerilerini de herkes görsün, yapılan kabul edilecek ya da reddedilecek bir öneri mi" diyen Talat, reddettikleri bir öneri olmadığını, müzakerelerde çeşitli görüşler ortaya konulduğunu kaydetti. Talat, bazı konularda uyuşmalar olsa bile "bütünü anlaşılmadan hiçbir konuda anlaşma olmaması" prensibi nedeniyle "anlaşma yok" anlamına geldiğini söyledi.

Talat, dolayısıyla "reddetme" diye bir şey olmadığını, Rumların verdiği kağıtlar gibi kendilerinin de kağıt sunduklarını ama hiçbir zaman "onlar reddetti" demediklerini vurguladı.

Talat, bu verilenlerin müzakerenin bir parçası olduğunu ifade etti.

Pertev-Conis görüşmelerinin sonu mu?

Talat, basın toplantısının, Pertev-Conis görüşmelerinin sonu anlamına gelip gelmediğinin sorulması üzerine ise, "Değerlendireceğiz dediğim o zaten. Yararı olup olmayacağına karar verdikten sonra tutumumuzu açıklayacağız" dedi.

"Değerlendirme için süre olup olmadığı" sorusuna Talat, belli bir süre öngörmediklerini ancak kısa bir sürede değerlendirme yapmaya çalışacaklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı, bir Rum gazetecinin, "Papadopulos'un açıklamasında 'olumlu gelişmeler var' dediğini ve 'antlaşma var' demediğini" iddia etmesi ve 8 Temmuz sürecini "reddedip reddetmediğini" sorması üzerine Talat, "Hiç bir şeyi reddetmedim. 8 Temmuz sürecini yeniden değerlendireceğimizi belirttim" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, bir çok manipülasyonla karşı karşıya bulunduklarını ve bunları daha fazla omuzlamak istemediklerini ifade etti.

Talat, Papadopulos ile yaptığı açıklamaları açıklığa kavuşturmak için hemen görüşmeye hazır olduğunu ifade ederek, Rum liderin açıklamasında, "Teknik komiteler ve çalışma grupları konusunda ortak bir anlayışa vardık" dediğini kaydederek, bunun anlamını sordu. "Her şey üzerinde anlaşmaya varılmadan hiçbir şeyde anlaşılmış sayılmayacak" şeklinde prensip bulunduğunu Rum gazeteciye de anımsatan Talat, "Henüz ortak bir noktaya varamadık. Komiteler nasıl çalışmaya başlar" diyerek, Papadopulos'u hemen, hazırsa yarın tüm bunları konuşmak üzere görüşmeye davet etti.

Talat, aksi taktirde 8 Temmuz süreciyle ilgili pozisyonlarını yeniden değerlendireceklerini kaydetti.

Talat, "Papadopulos'un yanıtını ne kadar bekleyeceğiyle" ilgili bir soru üzerine, henüz konuyu hükümetle dahi değerlendirmediğini ve temas edeceği birçok yer bulunduğunu kaydetti. Talat, "Durumu değerlendirmiş olsaydık size pozisyonumuzu da söylerdik" dedi.

"Çözüm için eskisi kadar ümitli misiniz" sorusuna "Ümitliyim, ümitliyim" yanıtını veren Talat, iç meselelerle ilgili soruları ise yanıtlamadı.

KIBRIS 21/03/07

 

"Türklüğümüzden hiç kimse kuşku duyamaz"

"İCAZETLE BU MAKAMLARDA OTURMAYIZ"...Konuyu dün katıldığı bir televizyon programında değerlendiren Başbakan Soyer, olayın Türkiye'deki seçim tartışmasının KKTC'ye yansıması olarak niteledi ve "Türklüğümüzden hiç kimse kuşku duyamaz. Biz Atatürkçüyüz" dedi. Soyer, ayrıca "Biz gücümüzü halktan alırız, halk iradesine dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu makamlarda oturmayız" şeklinde konuştu

GENİŞ YANKI YARATTI... Korgeneral Kıvrıkoğlu'nun, CTP'nin pazar günkü kurultayında İstiklal Marşı'nın okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda bulunulmaması nedeniyle, CTP Genel Başkanı ve Başbakan Soyer'in "elini sıkmayarak" tepki göstermesi, gündemin ilk sıralarına yerleşti. Olay hem KKTC, hem de Türkiye basınında geniş yankı yarattı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile arasında yaşanan "tokalaşma" krizini değerlendirirken, "Türklüğümüzden hiç kimse kuşku duyamaz. Biz Atatürkçüyüz" dedi.

Başbakan Soyer ayrıca, "Biz gücümüzü halktan alırız, halk iradesine dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu makamlarda oturmayız" şeklinde konuştu.

CTP'nin pazar günü yapılan 21. kurultayında İstiklal Marşı'nın okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda bulunulmamasına Korgeneral Kıvrıkoğlu büyük tepki gösterdi.

Kıvrıkoğlu'nun, CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e, karşılaştıkları bir toplantıda "elini sıkmayarak" tepki göstermesi, gündemin ilk sıralarına yerleşti. Olay, hem KKTC, hem de Türkiye basınında geniş yankı yarattı.

Korgeneralin protestosu

Tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen 24 Aralık 1963'teki katliamda, eşi ve 3 çocuğu banyo küvetinde Rumlar tarafından öldürülen Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan'ın onuruna önceki gece verilen davette, Korgeneral Kıvrıkoğlu ile Başbakan Soyer arasında "tokalaşma krizi" yaşandı. Kıvrıkoğlu, Soyer'in "elini sıkmayarak" tepki gösterdi.

Soyer, davette Korgeneral Kıvrıkoğlu'nun yanına gelerek elini sıkmak istedi. Ancak Korgeneral Kıvrıkoğlu Soyer'le tokalaşmayarak CTP kurultayındaki durumu protesto etti.

Soyer: Şehitler kalbimizde yaşıyor

Kıvrıkoğlu'nun Soyer'e, "CTP kurultayında İstiklal Marşı'nı neden okumadınız? Şehitler bu davaya hizmet etti, ancak siz onların anısına saygı duruşu bile yapmadınız. Bununla da yetinmeyip kurultayı şehitler gününe denk getirdiniz" dediği, Soyer'in de "Kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden kuşkunuz mu var?" karşılığını verdiği öğrenildi. Bunun üzerine Kıvrıkoğlu'nun da "Madem öyle, kanıtlayın o zaman" ifadesini kullandığı kaydedildi.

"Gücümüzü halktan alırız"

Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, konuyla ilgili olarak dün Genç TV'de yaptığı açıklamada, olayın, Pakistan Eğitim Bakanı Cavid Eşref Gazi'nin de bulunduğu bir ortamda meydana gelmesinin üzücü olduğunu ifade ederek, bunun yanlış olduğunu söyledi.

Soyer, olayın Türkiye'deki seçim tartışmasının KKTC'ye yansıması olduğunu belirterek, "Türklüğümüzden hiç kimse kuşku duyamaz. Biz Atatürkçüyüz" dedi.

Soyer, şunları söyledi:

"Biz gücümüzü halktan alırız, halk iradesine dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu makamlarda oturmayız. Atatürk'ün açıklıkla belirttiği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur, halkındır. Bu noktadaki pozisyonumuzu da Atatürk'ün bu vecizesi doğrultusunda sonuna kadar hassasiyetle koruyup geliştireceğimize inanıyoruz."

Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nu da Türkiye sevgisini istismar ederek siyaset yapmakla suçlayan Soyer, şöyle dedi:

"İnsanların ulusal değerlerini istismar ederek senelerdir siyaset yapan bu zihniyet de işte böyle hadiselerin arkasına saklanarak yol yürümeye çalışmaktadır. Kıbrıs Türk halkı, bu noktada bu zihniyete asla taviz vermeyecektir. Çünkü bunların, kesinlikle bizim demokrasimizi icazetli bir demokrasi, sınırlandırılmış bir demokrasi, egemenliği bir anlamda kullanamayan, kendi kendini yönetemeyen bir halk gibi göstermelerine bu halk asla fırsat vermeyecektir."

Kalyoncu: Kıbrıslı Türklerin iradesine saygısızlığı kabul etmeyiz

CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu da, ülkede yapay bir gerginlik yaratılmak istendiğine dikkat çekerek, herkesi sağduyulu hareket etmeye çağırdı. Bazı çevrelerin milli değerler üzerinden bir kez daha siyaset yapma çabasına giriştiğini kaydeden Kalyoncu, "Kimsenin Türk olup olmadığımızı sorgulama hakkı yoktur" dedi.

Ömer Kalyoncu, son günlerde Türkiye'deki bazı yayın organlarının Kıbrıslı Türkler ve CTP-BG hakkında yalana ve yanlışa dayalı, provokatif yayınlar yapılmakta olduğunu ve buna bazı siyasi partilerin de çanak tuttuğunu belirtti.

Kalyoncu, bazı çevrelerin Türkiye'de yapılacak seçimlerde taraf olduğunu ve Kıbrıs'ı bu işe karıştırma gayreti içinde görüldüklerini kaydetti. Bayrak konusunun geçmişte de benzeri çevreler tarafından kullanılmak istendiğini anımsatan Kalyoncu, "Eski aş pişirilerek yeniden piyasaya sürülmek istenmektedir. Bilinmelidir ki, CTP'nin bayrak ve İstiklal Marşı ile sorunu yoktur. Şehitlerin arkada bıraktıkları ile en fazla ilgilenen de CTP'nin kendisidir" dedi.

Kıbrıs'taki kongrelerde İstiklal Marşı okumanın bir gelenek olmadığının altını çizen Ömer Kalyoncu, CTP-BG yöneticileri ve mensuplarının İstiklal Marşı ve bayrak konusunda hiçbir kompleksi olmadığını kaydetti.

Kurultay tarihinin Şehitler Günü'ne denk gelmesinin bile spekülasyon malzemesi olarak kullanılmasını anlamakta güçlük çektiklerini vurgulayan Kalyoncu, Genel Başkan Ferdi Sabit Soyer dahil, CTP-BG temsilcilerinin ülke genelinde yapılan şehitleri anma törenlerine bizzat katıldıklarını belirtti.

CTP'nin 21'inci kurultayında bayrak ve Atatürk fotoğrafı olmadığı iddialarının tamamen asılsız olduğunu da belirten Kalyoncu, "İsteyen Pazar günkü CTP-BG kurultayının televizyon kayıtlarını izleyebilir. Ama kimsenin Türk olup olmadığımızı sorgulama hakkı yoktur" ifadesini kullandı.

CTP'nin hükümette bulunduğu dönemde, Kıbrıs sorununu ele alış biçimi nedeniyle Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk'ünün önünün açıldığını kaydeden Ömer Kalyoncu şöyle devam etti:

"Uyguladığımız politika ile hem çıkarlarımızı koruduk, hem dünya ile aynı dili konuşur hale geldik. Türk askerinin adada bulunması, garantörlük çerçevesinde olduğu kabul gördü. Uyguladığımız politika ile Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı aleyhine BM'den her altı ayda bir çıkan kararlar son buldu."

CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, Türkiye'deki bazı yayın organlarının Kıbrıslı Türklere yönelik aşağılayıcı ve provokatif yayınlar yaptığını da belirtti ve bunun kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Herkesin Kıbrıslı Türklerin demokratik yöntemlerle işbaşına getirdiği şahıslara ve makamlara saygı göstermesi gereğine işaret eden Ömer Kalyoncu, bunun aksi davranışların Kıbrıs Türk toplumuna saygısızlık anlamına geldiğini belirtti.

UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun bu konudaki yaklaşım tarzını toplumun dikkatle izlemesini isteyen Kalyoncu, demokrasi dışı çağrışımlara çanak tutanların toplumun iradesine saygısı olmadığını vurguladı. Kalyoncu, referandum hakkını halkına kullandırmak istemeyen anlayışın UBP liderliğinde hala hakim olduğunun bu son örnekte de görüldüğünü belirtti.

Ertuğruloğlu: Olay üzücü ama, tepki doğal

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu da, komutanla başbakan arasındaki "tokalaşma kriziyle" ilgili olarak, "olayın üzücü olduğunu" belirterek, "Ama böylesi bir yanlış hareketin de tepki görmesi gayet doğal" dedi.

Ertuğruloğlu, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

"CTP'nin kurultayında Atatürk ve şehitler için saygı duruşu yapılmaması ve İstiklal Marşı çalınmamasını tabii ki şiddetle kınıyoruz. Böyle bir düşünce tarzını anlamak mümkün değil. Böyle bir mentalitenin iktidarda bulunan bir partinin mentalitesi olmasını da bir o kadar daha üzücü bir olay olarak değerlendiriyoruz. Milli kimliğini bilmeyen, milli benlikten yoksun bir siyasi partinin ulusal dava, milli dava bilincinden de yoksun olarak, gerek KKTC'ye gerek Anavatan Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik herhangi bir katkı sağlamasının söz konusu olmayacağını, bunu zaten üç yıllık iktidarları döneminde de tecrübeyle kanıtlamış olduğunu düşünüyoruz. KKTC ve Kıbrıs Türk halkının böyle bir yönetimle karşı karşıya bulunmasını da çok büyük bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz."

Akıncı: Başbakanın şahsında

Kıbrıs Türk halkı aşağılandı

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, demokrasinin en temel göstergelerinden birinin, asker-sivil bürokrasisinin, halk tarafından seçilmiş sivil yöneticilerin emrinde bulunması olduğunu söyledi.

Avrupa Birliği (AB) yolunda ağır aksak ilerlemeye çalışan Türkiye'nin, henüz bu noktaya ulaşamadığını belirten Akıncı, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ta görev yapan asker-sivil bürokratlarının ise, Kıbrıslı Türk seçilmişlerden değil emir almak, kendilerini onlara hakaret edebilecek konumda görmekte olduklarına dikkat çekti.

Akıncı, "TC Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt'ın, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı küçük düşürücü açıklamalarının henüz mürekkebi kurumadan, K.T. Barış Kuvvetleri Komutanı Kıvrıkoğlu'nun KKTC Başbakanı'nın elini sıkmayı reddetmesi ve bunun da basına yansıtılması, Kıbrıs Türk halkının, Başbakan Soyer'in şahsında rencide edilmesi ve aşağılanması, kabul edilebilecek bir davranış değildir" dedi.

"Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak demek 'daha çok bayrak', 'daha büyük bayrak', 'daha çok marş' demek değildir" diyen Mustafa Akıncı, "Siyasi partiler kendi kurultaylarında nasıl bir düzenleme yapacaklarına kendileri karar verir" dedi.

Türkiye'de uluslararası nitelikli maçların yanında, ulusal lig maçları öncesinde bile İstiklal Marşı çalınmakta olduğunu anımsatan Akıncı, "Bu onların takdiridir. Ama KKTC'de lig maçlarında marş çalınmıyor diye Kıbrıs Türk gençliğinin vatanseverliği mi sorgulanacaktır? diye sordu.

BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, KKTC Başbakanına yapılan bu kabul edilemez davranışı fırsat sayarak askere şirin görünüp kendince prim toplamaya yönelen siyaset anlayışlarını onaylamanın da olanaksız olduğunu ifade etti.

İzcan, Kıvrıkoğlu'nu kınadı

Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan da, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu arasında yaşanan tartışmadan dolayı KTBK Komutanı Kıvrıkoğlu'nu kınadı.

İzcan, "Dün geceki (önceki gece) resepsiyonda, KTBK Komutanı'nın Sayın Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e karşı gösterdiği tavır ve yaptığı hakaret, kabul edilemez" dedi.

Olayı "Kıbrıs Türk toplumuna yapılan hakaret" olarak değerlendiren İzcan, demokratik yöntemlerle seçilen Başbakan Soyer ve diğer siyasi parti temsilcilerinin, ülkenin iradesini temsil ettiğini kaydetti.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Garanti ve İttifak Antlaşmaları çerçevesinde KKTC'de bulunduğunu anımsatan İzcan, "Bir kez daha, bu olay bize, Kuzey Kıbrıs'taki demokratik yapının, düzenin ve rejimin, yüzünü göstermiştir. Biz demokrasi istiyoruz ve herkesin de buna saygılı olmasını istiyoruz" şeklinde konuştu.

Ceyhun: KKTC'deki siyasi tansiyonun artırılmasının kimseye faydası yok

Eski Avrupa Parlamento üyesi Alman SPD'li politikacı Ozan Ceyhun da konuyla ilgili ABHaber'e konuştu.

CTP kurultayına katılıp bir de konuşma yapan Ceyhun, kurultay ile ilgili "KKTC'de artan siyasi tansiyonu anlamakta güçlük çekiyorum" diye konuştu.

CTP kurultayına başta Rum siyasi liderleri, AKP ve birçok çevreden katılım olduğunu hatırlatan Ceyhun, "Kurultayda hep birlikte saygı duruşunda bulunduk" dedi.

"İstiklal Marşı'na gelince bağımsız KKTC iktidar partisinin kurultayında Türk İstiklal Marşı'nı okumasını kendi kalemize gol atmak olurdu" diye yorumlayan Ceyhun, "Rumları bir taraftan Helenizm'le suçlayıp ardından İstiklal Marşı'nın okunmasını istemek çelişkili bir durum" açıklamasında bulundu.

Ceyhun, "burada asıl amaç ilk defa dünya kamuoyu nezdinde yapıcı ve birleştirici rol oynadıkları kabul edilen Kıbrıslı Türklerin bu politikasını sabote etmek ise ve eğer bu amaçla şehitler günü kullanılıyorsa çok düşündürücü olsa gerek" şeklinde konuştu.

KIBRIS 21/03/07

 

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas: Rum hükümeti, çıkmaza rağmen kapıyı açık tutuyor

Rum radyosunun haberine göre Rum hükümeti tarafından konuyla ilgili olarak yapılan son "uzlaşmacı" önerinin, bir görüşme konusu ve anlaşma çerçevesi teşkil ettiğini öne süren Lillikas, bu öneriyle süreçte ilerleme umutları yaratıldığını ileri sürdü.

Türk tarafından konuyla ilgili olarak ciddi bir cayma olduğunu iddia eden Lillikas, bunun 8 Temmuz sürecini uygulamaya koymak için gerekli siyasi iradenin olmadığını kanıtladığını savundu.

Rum tarafının, bu aşamada, sorumluluk yüklemek gibi bir sürece girmek istemediğini ileri süren Yorgos Lillikas, bunun nedeninin; Rum hükümetinin, ümitlerin minimum düzeyde de olsa canlı tutulmasını arzulaması olduğunu savundu.

Çıkmazın aşılması ve sonunda anlaşma olması için, Türkiye ile görüşmesi mümkün olan ülkeler tarafından konuya müdahale edileceğini umduğunu belirten Lillikas, bu hafta içerisinde konuyla ilgili olarak yeni bir Pertev-Conis görüşmesi gerçekleştirileceğini, ancak önceki günkü gelişmelerden sonra umutsuz olduğunu kaydetti.

KIBRIS 21/03/07

 

Yunanistan’dan Rum kesimine paralı asker

Yunanistan, Rum kesimine paralı asker gönderdi. Ankara’ya dün ulaşan bilgiye göre, 1000 Yunan askeri Ocak ayında Ada’ya intikal ederek Rum milli muhafız ordusuna katıldı. Türk tarafı, konuyu BM’ye taşımaya hazırlanıyor.

Didem Tuncay

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:19 TSI 22 Mart 2007 Perşembe

 

ANKARA - Kıbrıs’la ilgili kritik gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, Güney Kıbrıs Rum yönetimi, ordusunu güçlendirmeye çalışıyor. Rum yönetiminin bu amaçla, Yunanistan’dan paralı asker tuttuğu ortaya çıktı.

Ankara’ya dün ulaşan bilgiye göre, 1000 Yunan askeri geçen Ocak ayında Ada’ya intikal ederek Rum milli muhafız ordusuna katıldı. Askeri eğitimden geçirilen paralı askerler, Rum ordusunun kıyafetlerini giyerek Kıbrıs’ta görev yapmaya başladı.

Yunanistan’ın halen Ada’da 6 bin civarında askeri bulunuyor. Rum yönetiminin, bu sayıda artış yapılmasının tepkiye neden olacağı düşüncesiyle, büyük bir gizlilik içinde paralı asker tutma yoluna gittiği belirtiliyor.

Sözkonusu gelişmeden haberdar olan Türkiye ve KKTC ise tepkili. NTV’ye konuşan Türk yetkililer, “Kıbrıs’ta bu tip milis güçler kesinlikle bulunmamalı” dedi.

KKTC, Rum yönetimini Birleşmiş Milletler’e şikayet etmeye hazırlanıyor.

AB’yi tarımda en çok Rumlar dolandırıyor

21 Mart 2007

 

 

 



AVRUPA Birliği ülkelerine tarım alanında verilen sübvansiyonlarda 20 milyar Euro’luk bir miktarın "haksız yere" alındığı ortaya çıktı. Alman Die Welt gazetesindeki habere göre AB kasasından çıkan miktardan haksız yere faydalanan ülkeler listesinde birinci sırada Rum Kesimi yer alıyor. Onaylanan ve kontrolden geçen sübvansiyon taleplerinin yüzde 40’ı yasalara aykırı. AB’de sayıştayın yaptığı incelemede, başvurulardaki hesaplama hataları, zaman aşımı veya tarım alanının bilinçli olarak büyük gösterilmesi gibi yanlış bilgiler ortaya çıktı. Güney Kıbrıs’tan yapılan başvurulardaki hata oranı yüzde 88,9. Bu oran Portekiz’de 77,3, Almanya’da ise 44,2. Yetkililer, "Bu işin sorumluları Brüksel’de değil, AB ülkelerinin kendilerinde. Çünkü yardımı alacak ülkenin yetkili makamı bu başvurulara onay veriyor" diyor.

HURRIYET 22/03/07

 

Yunanistan’dan Rum kesimine paralı asker

      Yunanistan, Rum kesimine paralı asker gönderdi. NTVMSNBC'nin haberine göre, 1000 Yunan askeri Ocak ayında Ada’ya intikal ederek Rum milli muhafız ordusuna katıldı. Türk tarafı, konuyu BM’ye taşımaya hazırlanıyor.
      Kıbrıs’la ilgili kritik gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, Güney Kıbrıs Rum yönetimi, ordusunu güçlendirmeye çalışıyor. Rum yönetiminin bu amaçla, Yunanistan’dan paralı asker tuttuğu ortaya çıktı.
      Ankara’ya dün ulaşan bilgiye göre, 1000 Yunan askeri geçen Ocak ayında Ada’ya intikal ederek Rum milli muhafız ordusuna katıldı. Askeri eğitimden geçirilen paralı askerler, Rum ordusunun kıyafetlerini giyerek Kıbrıs’ta görev yapmaya başladı.
      Yunanistan’ın halen Ada’da 6 bin civarında askeri bulunuyor. Rum yönetiminin, bu sayıda artış yapılmasının tepkiye neden olacağı düşüncesiyle, büyük bir gizlilik içinde paralı asker tutma yoluna gittiği belirtiliyor.
      Sözkonusu gelişmeden haberdar olan Türkiye ve KKTC ise tepkili. Türk yetkililer, “Kıbrıs’ta bu tip milis güçler kesinlikle bulunmamalı'' dedi.
      KKTC, Rum yönetimini Birleşmiş Milletler’e şikayet etmeye hazırlanıyor.

MILLIYET 22/03/07

 

KKTC, bizim malımız değil...


Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu arasındaki tartışma, KKTC'de uzun süredir yaygınlaşan bir hastalığın temelinde yatan bir unsur. Erdal Şafak da dün Sabah'ta yazmıştı. Ben de onun bıraktığı yerden devam etmek istiyorum.
KKTC'deki nüfus giderek "Türkiyelileşiyor". Kıbrıs Türkleri ise yavaş yavaş Ada'dan göçüyor. Kimi Türkiye'ye, kimi başka ülkelere gidiyor. Türkiye'den giden nüfus, kendini KKTC fatihi görüyor. Hatta bu nedenle Kıbrıs Türkleri'ni de "borçlu" görüyor. Buna göre hareket ediyor. Türk turist bile, pazarlık ederken "sizi biz kurtardık" gerekçesiyle indirim istiyor.
Bu yaklaşım son derece kırıcıdır. Emin olalım ki, KKTC'yi bir gün kaybedersek, bu sonucun Rumlar'ın becerilerinden değil, kendi içimizdeki bu ayırımcı tutumumuzdan gerçekleşeceğini bilmeliyiz.
KKTC'nin bağımsız bir devlet olduğunu iddia ediyoruz. Sonra, bu bağımsız devleti korumakla görevli kuvvetlerin komutanı, aynı devletin başbakanının uzanan elini reddediyor ve bir de sorguya çekiyor:
"Kurultayınızda neden İstiklal Marşı söylemediniz?"
Nerede kaldı "bağımsızlık" etiketi?
Bu şekildeki bir tutum, Türk askerini işgalci güç gibi görenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Askeri, sevecen bir koruyucu değil, zorla model uygulatan bir güç konumuna sokuyor.
Neresinden bakarsak bakalım, Kıvrıkoğlu yetkilerini ve konumunu aşmıştır. Genelkurmay Başkanlığı'nın bu olayı görmezden geleceğini de hiç sanmıyorum. Kendi iç mekanizmalarını harekete geçirirler ve Kıvrıkoğlu'na, tutumunun doğru olmadığı mesajını yollarlar.
Kıbrıs sorunu giderek bir yol ayrımıma yaklaşmaktadır. Bu sorun, ya Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği öncesinde, eski Annan Planı'nda bazı değişikliklere gidilerek çözümlenecek veya Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü sürecek.
Kıbrıs'taki bölünmüşlüğün devamı demek de, KKTC'nin yavaş yavaş Tayvan usulü bir tanınmaya kayması anlamına gelecektir.
Böylesine bir yol ayrımındaki KKTC'yi, Kıbrıs Türkleri adına bizler yönetemeyiz. Kıbrıs Türkleri'ne nasıl insanlar olmaları gerektiğini de öğretemeyiz. Buna hakkımız da yoktur.
Türk turisti olsun, göçmen olarak gidip oraya yerleşmiş Türk vatandaşları olsun, Askerimiz olsun, Ada'da misafir olarak kaldıklarını unutmamalılardır. Günün birinde o toprakları gerçek sahiplerine teslim edeceklerdir. Eğer Kıbrıs Türkleri'nin, bizleri gerçekten sevmelerini, zor günlerinde gelip onlara yardım elini uzattığımızı hatırlamalarını istiyorsak, böyle davranmamalıyız. Öğretmen rolüne girmemeliyiz.
Hoyrat tutumumuzu sürdürürsek, bir gün kendimizi çok güç duruma sokarız.

·          * * * * *

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 22/03/07

 

Kıbrıs'ta tuhaf şeyler oluyor

Hasan Celal Güzel

22/03/2007  RADIKAL

Silifke'nin girişinde, Gülnar yol kavşağındaki 'Kıbrıs Şehitliği'ni ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Güzel bir ormanın içinde, mütevazı bir müzenin yanında, her ağacın altında bir şehit Mehmetçik yatıyor. Ağaçlar, altında yatan Mehmetçiğin ağacı olmuş. Subay, astsubay ve erlerden meydana gelen 456 şehidimiz, yattıkları yerden uğruna şehit oldukları Kıbrıs'ı seyrediyorlar. 1974'deki 'Barış Harekâtı' sırasında 510 Mehmetçik şehit düşmüş; 1956 yılından itibaren 1669 Kıbrıs Türkü vatanı uğrunda şehit olmuş... 1974'e kadar Kıbrıs Türkü'nün başına gelmeyen kalmamış. Sonradan ortaya çıkarılan toplu mezarlar, Rumların yaptıkları katliamı açıkça gösteriyor.
* * *
Geçtiğimiz Pazar 18 Mart 'Şehitler Günü'nde sadece Çanakkale Şehitlerini değil, vatan uğrunda canını veren bütün şehitlerimizi ve tabiî 'Kıbrıs Şehitlerini' de andık. Bu anlamlı günde, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın da, Başbakanı Soyer'in de, Silifke'ye gelip her şeylerini borçlu oldukları bu şehitleri ziyaret etmeleri gerekirdi. Hiç değilse, KKTC'deki şehitler günü törenine katılmalıydılar.
Bırakınız bütün bunları, onlar iktidar partisi CTP'nin kurultayını özellikle şehitler gününe denk getirdiler. Kurultay'da şehitler için saygı duruşunda bile bulunmadılar. İstiklâl Marşı yerine de, İtalyan komünistlerinin faşist işgalin kaldırılması için yazdıkları 'Çavbella'yı, kurultaya davetli Kıbrıs'lı Rum politikacılarla birlikte hep bir ağızdan söylediler. Böylece, 'Türk askeri'ni 'işgalci' olarak ilan eden Rumlarla aynı safı tuttular.
* * *

Kıbrıs Rum Meclisi'nin 2003'te çıkardığı bir kanunla 'Kıbrıs, Hellenizmin ayrılmaz bir parçasıdır' görüşü ve ENOSİS politikası devam etmekteyken, KKTC'nin yönetiminde gayrı millî, Rum muhibbi, bağımlı kişilerin bulunması, Kıbrıs Türkleri için de, Türkiye için de bir talihsizliktir. Kuruluşundan beri CTP, Türkiye ve Türk Ordusu aleyhtarı bir çizgide olmuştur. Ne yazık ki, Türkiye'yi idare edenler CTP'nin bu misyonunu farkedememişler ve Denktaş gibi bir 'Millî Kahraman'a karşı, bu kişileri el altından desteklemişlerdir.
Bu kişiler, bir taraftan KKTC'de Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık gibi makamları işgal ederken, diğer taraftan sanki Kıbrıs'ta uzlaşmaya Türk Ordusu ve Türkiye engel oluyormuş gibi bir hava yaymaya çalışmışlardır.
Özellikle Talat'ın, bu konudaki gafları uzun bir liste tutmaktadır. Talat, kasıtlı bir tutumla TSK'yı 'öcü' gibi göstermeye çalışmakta; Türkiye'nin kesesinden demokrasi havariliğine soyunmaktadır.
Talat, geçen Ramazan Bayramı'nda, geleneksel olarak 1963'ten beri Sancaktar'la ve 1974'ten beri Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı ile birlikte kabul ettikleri kutlamaları kaldırmış ve halkın tepkisini çekmiştir. Sonuç olarak, Kıbrıs Türk halkı Talat'ı değil, Komutan'ı kutlamaya gitmiştir.
Gene, Cumhuriyet Bayramı'nda Lefkoşa'daki törende, daha önce defalarca provalar yapıldığı halde, Barış Kuvvetleri adına konuşan Albayı, haberi olmadığı gerekçesiyle alkışlamamıştır.
Talat, özellikle 'Lokmacı Köprüsü' olayında, TSK'yı istismar ederek Rumların eline büyük bir koz vermiştir. Önce, kendisine göre jest olsun diye Köprü'yü yaptırıp, sonra Genelkurmay'ın itirazına rağmen yıktırarak puan almaya çalışması, Rumları güldürmekten öte bir tesir icra etmemiştir. Üstelik Rumlar bu komediyi, 'Kıbrıslı Türklerin TSK'ya karşı bir direnişi' olarak uluslararası platformlarda lanse etmişlerdir.
* * *

Herhalde benim TSK'nın siyasete müdahalesine karşı olduğum hususunda kimsenin şüphesi yoktur. Ancak, Kıbrıs'taki olayları, askerin siyasete müdahalesi olarak değerlendirip Türk Ordusu'nu istismar ederek çirkin politika yapmak, kelimenin tam anlamıyla 'nankörlük'tür.
Bir Şehitler Günü'nde, İstiklâl Marşı yerine 'Çavbella' çığırtkanlığını politika sananlar, başta kendi canları, namusları ve hürriyetleri olmak üzere, oturdukları koltukları Türkiye'ye ve Türk Ordusu'na borçlu olduklarını unutmasınlar.

 

 

 

Rumlar tüm Kıbrıs adına uçuşları kontrol edemez

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Güney Kıbrıs'ın, tüm Kıbrıs adına Ortadoğu ve Güney Akdeniz'deki uçuşlarını düzenleme yetkisi bulunmadığını belirtti. Avcı, Larnaka'daki yeni hava trafik kontrol merkezinin inşaatının sadece mevcut merkezin yenilenmesi amacıyla başlatılmış olduğunu ve merkeze Eurocontrol bütçesinden herhangi bir katkı yapılmadığını belirtti.

Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre Avcı, bu konuda dış basında yer alan iddiaların tamamen asılsız olduğunu kaydetti.

Avcı, Avrupa Sivil Havacılık Örgütü Eurocontrol'un tüm Ortadoğu ve Güney Akdeniz üzerindeki askeri ve sivil uçuşların kontrolünü sağlayacak hava kontrol merkezinin Rum tarafında kurulmasına karar verdiği, bu çerçevede maliyetini Eurocontrol'un karşılayacağı bir ünitenin temelinin 1 Mart 2007 tarihinde Güney Kıbrıs'ta

atıldığına ilişkin bazı basın yayın organlarında yer alan haberler üzerine, Eurocontrol'a üye olan Türkiye Cumhuriyeti'yle istişare içinde gerekli araştırmaları başlattıklarını vurguladı.

Yapılan girişimler neticesinde konuyla ilgili en üst makamlardan bilgi temin edildiğini kaydeden Turgay Avcı şu bilgileri verdi:

"Larnaka'daki yeni hava trafik kontrol merkezinin inşaatının sadece mevcut merkezin yenilenmesi amacıyla başlatılmış olduğu ve Eurocontrol bütçesinden herhangi bir katkı yapılmadığı bilgimize getirilmiştir. Dolayısıyla dış basındaki iddialar tamamen asılsızdır.

Bir kez daha, Ada'nın sadece güneyinde hükümran olan ve hiçbir şekilde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni temsil etmeyen Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Eurocontrol dâhil herhangi bir platformda tüm Kıbrıs adına bu tür düzenlemelere gitme yetkisi bulunmadığını vurgulamak isteriz."

KIBRIS 22/03/07

 

"El sıkışma krizi'nin yankıları sürüyor

HALK İRADESİNE GÖLGE DÜŞÜRMEYECEĞİZ... Halk iradesiyle seçilen kurumların yönetme erkini korumak için anayasal demokratik kurallar çerçevesinde en büyük titizliği her koşulda sürdüreceğini vurgulayan Başbakan Soyer, son günlerdeki spekülasyonların üzücü olduğunu belirterek, KKTC'nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu vurguladı

6 ÖRGÜT CTP'Yİ KINADI... "CTP-BG Kurultayı'nda İstiklal Marşı'nın okunmamasını ve sadece Demokrasi Şehitleri'nin anılmasını kınamak amacıyla" basın toplantısı düzenleyen 6 örgüt, son zamanlarda yaşanan olayların ülkesini seven tüm vatanseverleri rahatsız ettiğini ileri sürerek, milli birliği bozucu hareketlerin baş gösterdiğini iddia etti

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu arasında yaşanan el sıkışma krizinin yankıları sürüyor.

Çeşitli kuruluşlar krizle ilgili değerlendirmelerde bulunurken Başbakan Soyer Bakanlar Kurulu öncesinde yaptığı yazılı açıklamada görüşlerini halkla paylaştı. Soyer, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayarak tartışılan noktalara açıklık getirdi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, halkın iradesine asla gölge düşürmeyeceklerini vurguladı. Soyer, "Halkımızdan irade almış Cumhurbaşkanı'nın, KKTC Meclisi'nin, hükümetimizin, siyasi partilerimizin yönetme erkini korumak için anayasal demokratik kurallar çerçevesinde en büyük titizliği her koşulda sürdüreceğiz" dedi.

Başbakan Soyer, saat 15.40'ta Bakanlar Kurulu toplantısına girerken basına yazılı bir metin okudu ve ardından soruları yanıtladı.

Başbakan Soyer, son günlerdeki spekülasyonların üzücü olduğunu belirterek, KKTC'nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu vurguladı. Demokratik hukuk devletini geliştirip kurumsallaştırmanın herkesin görev ve sorumluluğunda olduğunu belirten Soyer, "Çünkü bu vatanımıza, insanımıza ve dünyaya karşı sahip olduğumuz temel bir görevdir" dedi.

Soyer, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde en temel noktanın Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitlik talebi olduğunu ifade ederek, Kıbrıs'ın geleceğinin belirlenmesinde Kıbrıs Türk halkının eşit taraf olduğunun referandumlarla belirlendiğini kaydetti.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının mücadelesi ve çabasına, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumlarının ve halkının da çok yönlü destek ve katkısı bulunduğunu ifade ederek, çözümün adresinin AB değil BM olduğunu vurguladıkları bu dönemde son derece dikkatli olmak gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın ve hükümetin uluslararası camiada gün geçtikçe etkisinin arttığı ortamda gelişmeleri dar çerçevede, kısır siyasi çekişmelerin sığlığına terk edemeyeceklerini ifade eden Başbakan Soyer, hükümetin Cumhurbaşkanı'yla birlikte Türkiye'yle ortak çıkarlara dayalı bir politikayı kararlılıkla savunduğunu vurguladı.

Halka mesaj: Halk iradesine gölge düşürmeyeceğiz

Soyer, halka vermek istediği mesajı da şöyle ifade etti:

"Demokrasimizi ve kendi kendimizi yönetme konumumuzu hiçbir şekilde gölgelemememiz lazımdır. Biz halk iradesine asla gölge düşürmeyeceğiz. Halkımızdan irade almış Cumhurbaşkanı'nın, KKTC Meclisi'nin, hükümetimizin, siyasi partilerimizin yönetme erkini korumayı anayasal demokratik kurallar çerçevesinde en büyük titizliği her koşulda sürdüreceğiz.

KKTC'de doğduğu yer neresi olursa olsun tüm yurttaşların, ortak demokratik iradeye bağlı olarak ekonomik ve demokratik birlik temelinde demokrasi, kurumsallaşma, çözüm ve AB hedefine ulaşma çabasına hiç kimsenin kısır tartışmalarının gölgesinin düşmesine fırsat tanımayacağız.

Bu tartışmaların Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan iradesiyle yakaladığı gelişmelere ve ekonomimizin gelişme trendine asla darbe vurmasına fırsat veremeyiz. Yerli ve yabancı girişimcilerle, Kıbrıs Türk çalışanları ve üreticiler gönül rahatlığı içinde işlerine devam etmelidir. Hiçbir şekilde Kıbrıs Türk halkının dünya ve AB'la bütünleşme çabaları geri çevrilemeyecektir."

Meclisten irade almış hükümetin her alanda Türkiye'yle ilişkilerini en sağlıklı temelde sürdüreceğini söyleyen Soyer, gelişmelerin, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri komuta kademesiyle ilişkilerini demokratik hukuk devleti zemininde sürdürme görevlerine engel olamayacağını vurguladı.

Soyer, farklılıkların demokratik olgunluk içinde tartışılacağını belirterek, "görmediği olayları görmüş gibi nakleden bir basın mensubunun yol açtığı gelişmelerin, bir partinin liderliğinin de desteğiyle yaratılmak istenen provokasyonlara asla kapılmayacak olgunluğa sahip olduklarını" kaydetti.

Görevde bulundukları her günde Kıbrıs Türk halkının iradesine gölge düşürmemek için çaba sarf edeceklerini ifade eden Başbakan Soyer, hükümetin görevini sürdüreceğini, halkın ve iradesinin de esas olduğunu söyledi.

Başbakan Soyer'in basına okuduğu yazılı açıklamanın ekinde, geçtiğimiz pazar günü yapılan CTP 21. Olağan Kurultayı'ndan 3 fotoğraf da basın mensuplarına dağıtıldı.

"Kıbrıs Türkü olarak varlığımızı çoktan ispatladık"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının yalnız toplumsal direniş yıllarında değil, kendi içindeki kısır tartışmalar yüzünden tarihinin acılarla dolu olduğuna ve yaraların kolay kapanmadığına işaret ederek, "halkın 'hainler' ve 'milliyetçiler' diye bölündüğü filmleri tekrar görmek istemediklerini" vurguladı.

Kıbrıslı Türklerin varlığını ispatlama gayretinde olmadığını, çünkü bunu çoktan yaptığını söyleyen Soyer, halka soğukkanlılık çağrısı yaptı.

Soyer, CTP kurultayının Şehitleri Anma Günü'ne denk gelmesiyle ilgili bir soruya karşılık, her partinin tüzüğüyle bağlı olduğunu ve kurultayını da karar organlarının kararı doğrultusunda yaptığını hatırlatarak, şöyle dedi:

"CTP Tüzüğü, Parti Meclisi'ne kurultayı 6 ay erteleme yetkisi vermektedir. 6 ay evvel CTP Parti Meclisi kurultayın 18 Mart'ta yapılması kararını almıştır. CTP'nin karar organlarının yaşadığımız politik gelişmeler, yerel seçimler ve sonrasında hükümet oluşumu ve yeni tartışmalar nedeniyle ihtiyaç duyduğu bir düzenlemeydi ve bunu CTP kendi hakkıyla kullandı. Hadise budur. Bundan ötürü farklı yorumlar çıkarmak doğru değildir.

Atatürk-bayrak-saygı duruşu-şehitler

CTP'nin 21. kurultayında Atatürk de vardı, bayrak da vardı ve toplumsal direniş için şehit olanların anısına da saygı duruşunda bulunuldu. Şehitler Kıbrıs Türk halkının bir parçası olan CTP'lilerin ve bütün üyelerinin varlığıdır. CTP üyelerinin arası, şehit, kayıp çocukları, eşleri ve onların aileleriyle doludur. Bizim kimseden milliyetçilik dersi alma veya milliyetçiliğimizi, Türklüğümüzü kanıtlama ihtiyacımız yoktur."

Çavbella herkesin dilinde

Başbakan Soyer, kurultayda "Çavbella" şarkısının çalınmasıyla ilgili eleştirilerin anımsatılması üzerine "Herkes istediği şarkıyı çalmakta, dinlemekte özgürdür. Bu şarkı Kıbrıs Türk halkının 80 binlik mitinglerinde gece gündüz söylenen, en yaşlı dedelerden, nenelerden en genç insanlara kadar herkesin söylediği bir şarkıdır" dedi.

Şarkının Rumlarca çalındığı eleştirisine karşılık bunun incelenmesini isteyen Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türklerin 7'den 70'e çalıp oynadığı Çavbella şarkısının miting meydanlarında, yollarda sokaklarda, barlarda kahvelerde çalındığını, CTP kurultayında söylenen onca şarkıdan da biri olduğunu anlattı.

Başbakan Soyer, "Herkesin istediği şarkıyı çalmada özgür olduğu bir ülkede böylesine gelenekselleşmiş bir şarkının CTP kurultayında çalınması çok doğaldır, normaldir ve insanımız da bundan gurur duyar" ifadelerini kullandı.

Soyer, AKEL kongresinde Rum milli marşının söylenip söylenmediği ve Yunan bayrağı bulunup bulunmadığı sorusuna karşılık, Güney Kıbrıs'taki ve dünyadaki birçok siyasi partinin kongrelerine katıldığını ve katılmaya da devam edeceğini belirterek, "Her partinin kendi metodu vardır, bunu uygular. AKEL'in kongresinde bunları görmedim ama DİSİ'nin kongresinde bunun bir başka şekli vardı" diye konuştu.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, son gelişmelerden büyük üzüntü duyan halka mesajının ne olduğunun sorulması üzerine "Ben bütün insanlarımıza soğukkanlılık çağrısı yapıyorum. Kıbrıslı Türkler olarak biz Kıbrıs Türk varlığımızı ispatlama gibi bir gayret içinde değiliz çünkü biz bunu çoktan ispatladık" dedi.

Soyer, 21. yüzyılda Kıbrıs Türk halkının kendi ulusal ve toplumsal değerleri zemininde dünyayla bütünleşme zamanı olduğuna işaret ederek, "Bütün enerjimizi buna ayırmamız gerekir. Kısır tartışmalarla yol yürümek mümkün değildir. Bu tartışmaları Kıbrıs Türk halkı geçmişinde çok yaşadı" diye konuştu.

"Makamlarda görev yapanlara söylemek istediklerim..."

Başbakan Soyer, memlekette görev yapan, hangi makamda olursa olsun herkese söylemek istediklerini de şöyle ifade etti:

"Kıbrıs Türk halkının tarihi acılarla doludur. Yalnız toplumsal direniş yıllarında olan acılar değildir bunlar. Kendi içimizdeki kısır tartışmaların yarattığı acılardır bunlar. 1990'da aynı acılar yaşandı. Halk ve ülke 'hainler ve milliyetçiler' diye ikiye bölündü. Bunun yaraları kolay kapanmadı. Arkasından yine aynı süreçler yaşandı. Bu ülkenin meclisi tel örgülerle kuşatıldı. Bu ülkenin meclisinde bulunan siyasi partilere, hükümetlere zillet kampanyaları açıldı. İnsanlar birbirine girdi, kardeş kardeşle düşmanlaştırıldı. En son Annan Planı tartışmalarında aynı üzücü tartışmaları hep birlikte yaşadık.

Biz bu filmleri tekrar görmek istemiyoruz. Kıbrıs Türk halkı buna layık değildir. Asla da olmayacaktır."

Olgunluk ve soğukkanlılık çağrısı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bu çerçevede halka olgunluk ve soğukkanlılık çağrısı yaptığını kaydederek, herkesin birbirini sevmesini istedi.

"Doğduğu yer neresi olursa olsun bu toprakları vatan bilen, Kıbrıs Türk halkının eşitliği için düşünce üreten ve alın teri akıtan insanlarımız asla bu tartışmalarla doğduğu yerlere, siyasi görüşlerine göre birbirlerine girmemelidir" diyen Başbakan Soyer, demokratik birliktelik, olgunluk ve Türkiye'yle işbirliği ve dayanışma içinde bütün sıkıntıların aşılacağı söyledi.

Soyer, "İhtiyacımız olan tek bir şey vardır: 21. yüzyılda demokrasimizi, ekonomimizi güçlendirmek... Kıbrıs Rum tarafının 'Kıbrıslı Türklerin demokrasisi yoktur, idare edilen varlıktırlar' diye dünyada elde ettiğimiz prestiji yıkmak için uğraştığı bir aşamada bu tür tartışmaların kimseye faydası yoktur" dedi.

Gül: Kıbrıs'ta gerilim yok

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu arasında yaşanan olayda bir gerilimin söz konusu olmadığını söyledi.

Gül, bir gazetecinin, Kıvrıkoğlu'nun Soyer'e, CTP'nin pazar günkü kurultayında İstiklal Marşı'nın okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda bulunulmamasına yönelik tepkisine ilişkin olarak, "Yaşanan bir gerilim var. Bu gerilim Rum basınında da yer aldı. Siz yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki sorusu üzerine, "Gerilim değil, Sayın Soyer de bunu açıklamış dünkü gazetelerde, bakarsanız görürsünüz" ifadesini kullandı.

Bakan Gül, "Tabii ki bizim ülkemizde bizim geleneklerimiz ve kurallarımız bellidir. KKTC'de de onların kendi gelenekleri var. Ama siyasi partilerin toplantılarında İstiklal Marşı, Türk bayrağı, bunlar her zaman heyecan verir, güç verir. O ülkelerin milli birliği ve bütünlüğünü güçlendirici daimi işlev görür. O bakımdan bizim Türkiye'deki alışkanlıklarımız budur" diye konuştu.

BMBP: Hakaret edenler derhal özür dilemeli

Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP), Kıbrıs Türk halkı ve onun temsilcisine kimsenin "hakaret etme" hak ve yetkisi olmadığını bildirerek, "hakaret edenlerin" derhal özür dilemesini istedi.

BMBP adına, KTOEÖS Genel Sekreteri Tahir Gökçebel, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ile DEV-İŞ Genel Başkanı Mehmet Seyis imzasıyla dün yapılan yazılı açıklamada, Kıbrıs Türk halkının, her türlü olumsuzluğa karşın Kıbrıs'ta var olmayı başaran, Birleşmiş Milletler (BM) ve dünya belgelerinde tescil edilmiş bir halk olduğu vurgulandı.

Kıbrıs Türk halkı adına seçilerek görev yapan birinin de, yıllardır canını vererek başını eğmeyen bu halkın sözcüsü olarak gerekli duruşu ve cevabı verme sorumluluğu olduğu ifade edilen açıklamada, kendilerini "has Türkler" olarak ilan edenlerin, Kıbrıs Türküne medyada, sokakta; Türklük, bayrak, İstiklal Marşı gibi ulusal değerlerin arkasına saklanarak saldırmayı alışkanlık haline getirdiği öne sürüldü.

Açıklamada, 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları çerçevesinde "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin anayasal nizamını tesis etmek ve Kıbrıs'ta yaşayan halkların huzurunu korumak için adada bulunan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı'nın Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun siyasete bulaştığı ileri sürüldü.

DAÜ-KÖB'den Kıvrıkoğlu'na tepki

DAÜ Kıbrıslı Öğrenciler Birliği (DAÜ-KÖB), Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le ilgili tutumundan dolayı Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'na tepki göstererek, "Son zamanlarda yine şişirilerek önümüze konulan şovenist düşünceleri, ilerici bir gençlik örgütü olarak asla kabul etmiyoruz" dedi.

6 örgüt CTP-BG'yi kınadı

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Gaziler Derneği, Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği, TMT Derneği, Ulusal Halk Hareketi, KKTC'yi Koruma Derneği ve Emekli Astsubaylar Derneği; Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler'i (CTP-BG) kınadı.

Dernekler, "CTP-BG Kurultayı'nda İstiklal Marşı'nın okunmamasını ve sadece Demokrasi Şehitleri'nin anılmasını kınamak amacıyla" dün saat 10.00'da bir basın toplantısı düzenlendi.

Basın toplantısının düzenlendiği alanda "Hepimiz Birer Mücahitiz", "Yama Olmak Değil Tanınmak istiyoruz", "KKTC'ye Sahibiz" "Mehmetçik Halk Mücahit Omuz Omuza" şeklinde sloganlar içeren pankartlar da yer aldı. Dış Basın Birliği Önüne Atatürk resimleri ile Türk ve KKTC bayrakları asıldı.

Dış Basın Birliği'nde İstiklal Marşı'nın okunması ve saygı duruşuyla başlayan basın toplantısında örgütlerin ortak açıklamasını, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Gaziler Derneği Genel Başkanı Alaettin Aydın okudu.

Aydın, son zamanlarda yaşanan olayların ülkesini seven tüm vatanseverleri rahatsız ettiğini ileri sürerek, milli birliği bozucu hareketlerin baş gösterdiğini ve süreklilik arz etmeye başladığını savundu. Aydın, milli birliği bozucu davranışlar sergileyenlere en büyük desteği iktidardakilerin verdiğini de iddia etti.

Alaettin Aydın, Başbakan Soyer'in, Türkiye ve KKTC halkı ile şehit ailelerinden özür dilemesini beklediklerini belirtti.

"CTP kurultayına katılan AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Erhun ve Sakarya Milletvekili Ayhan Şerefüstün'ün kurultaya tepki göstermediğini" de dile getiren Aydın, "TC Büyükelçiliği'nin herhangi bir tepki gösterip göstermediğini de merak ettiklerini" kaydetti.

Aydın, kurultayda yaşanan olaylara siyasiler ve bürokratlar gerekli tepkiyi göstermiş olsaydı Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun herhangi bir davranışta bulunmasına gerek kalmayacağını savunarak, Kıvrıkoğlu'nun Başbakan Soyer'in elini sıkmamasının nezaketsizlik değil, teessürlerin ifadesi olduğunu söyledi

Mücahitler Derneği'nden CTP/BG'ye tepki

Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği, CTP-BG'ye tepki göstererek, "Rumlar milliyetçiliğini ısrarla tırmandırırken, Kuzey Kıbrıs'taki iktidar sahiplerinin, milli sembollere tahammül göstermediklerini; bunun korkunç bir dengesizlik yarattığını" savundu.

Mücahitler Derneği Genel Başkanı Vural Türkmen, yaptığı yazılı açıklamada, AB camiasının bir üyesi olmalarına rağmen Kıbrıslı Rumların milliyetçiliklerinden ödün vermediklerinin, her olayda görüldüğünü ve milliyetçi akımın giderek şiddetlenmekte olduğunu kaydetti.

Kıbrıslı Rumların, anavatanları Yunanistan'a bağlılıklarını her fırsatta gösterdiğini belirten Türkmen, "Hal böyleyken, KKTC'de iktidara sahip olanların, milli duygulara ve Anavatan Türkiye'ye bağlılık idealine adeta ambargo koymaya çalışmaları, yadırganacak ve son derece sakıncalı bir durumdur" iddiasında bulundu.

CTP/BG Kurultayı'nda İstiklal Marşı söylenmezken Çav Bella'nın (Yurdum İşgal Altında) çalındığını; Kurultay'ın Şehitleri Anma Günü'nde yapılmasına rağmen, sadece "demokrasi şehitleri"nin anıldığını ileri süren Türkmen, bunun Kıbrıs Türk halkını derinden yaraladığını savundu.

Göçmenler Derneği: Yaşanan olaylar Kıbrıs Türk halkını yaraladı

Türk Göçmenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Enver Dinçoğlu, son günlerde yaşanan olayların ve manevi değerlere karşı yapılan "hakaretlerin" Kıbrıs Türk halkını derinden yaraladığını belirtti.

Dinçoğlu yaptığı yazılı açıklamada, "Lokmacı Barikatı ile başlayan, tarih kitapları ile devam eden, 44 yıl önce şehit edilen ailenin üzerinden yapılan provokasyon, bir partinin genel kurulunda yapılmayan saygı duruşu, söylenmeyen İstiklal Marşı ve son olarak da şehit babası Emekli Tabip Tuğgeneral Nihan İlhan'ın onuruna verilen yemekte yaşananlar, neler oluyor sorusunu tekrar gündeme taşımıştır" dedi.

KIBRIS 22/03/07

 

 

Mısır-Rum petrol anlaşması askıda

23 Mart 2007

 

 

 

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Mısır'ın, Kıbrıs Rum Kesimiyle petrol aranmasına ilişkin anlaşmasını askıya aldığını söyledi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Mısır'ın, Kıbrıs Rum Kesimiyle petrol aranmasına ilişkin anlaşmasını askıya aldığını söyledi.

Bir televizyon programına katılan Bakan Gül, iç ve dış politikadaki gelişmeleri değerlendirdi.

Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in ziyaretiyle ilgili olarak, Mısır ve Türkiye arasındaki ilişkilerin son zamanlarda çok geliştiğini kaydeden Gül, Mübarek'in beraberinde beş tane bakanla Türkiye'ye geldiğine işaret etti. Gül, Mısır'ın, Kıbrıs Rum Kesimiyle petrol aranmasına ilişkin anlaşmasını askıya aldığını da sözlerine ekledi.

IRAK

Irak’taki durumun kötüye gittiğinin hatırlatılması ve Türkiye’nin bu konuda ne yapacağının sorulması üzerine Gül, “’Türkiye için önemli olan nedir’, Irak’ın toprak bütünlüğünün, siyasi birliğinin muhafaza edilmesidir” diye konuştu.

Irak’ta çok büyük olumsuzluklar yaşandığını, özellikle de mezhep çatışmalarının çok acımasızca devam ettiğini belirten Bakan Gül, “Bu, bütün Müslümanlar için büyük bir ayıp, gerçekten yüz karası” dedi.

Irak’ta bazı olumlu işlerin de olduğunu bildiren Gül, ortada siyasi bir süreç olduğunu ve Iraklıların ülkelerinin bölünmesini istemediklerini ifade etti. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

IRAK'TA SONU OLMAYAN SAVAŞLAR

“Irak bölünürse o zaman sonu olmayan savaşlar başlayacak. Zaten insanlar yorulmuş, bıkmış haldeler. Dünyanın en zengin olan ülkesi, en kötü durumda.

“Bir bölünme, Irak’ı içinden çıkılmaz bir noktaya getirir” diyen Bakan Gül, bölünmenin Kürt liderler dahil herkes tarafından Irak’a bir şey getirmeyeceğinin bilindiğini kaydetti. Dışişleri Bakanı Gül, “Bağımsız bir Kürdistan riski var mı’’ yönündeki bir soruya ise şu yanıtı verdi:


“Bağımsız bir Kürdistan Irak’ın bölünmesi demek. Böyle bir risk şüphesiz ki var. Iraklıları düşünün, kendi ülkeleri bölünecek. Buna önce kendileri müsaade edecek mi? Ondan sonra komşular buna müsaade edecekler mi? Bu, ortaya sonu gelmeyen savaşları çıkarır. Ortadoğu'nun, Filistin-İsrail meselesini çözememişken, böyle bir meseleyle karşı karşıya kalmaması gerekir. Bunu önce anlamayanlar, şimdi anlamaya başlamıştır. Hem Irak’ın içindekiler, hem de dışarıdakiler, başta ABD olmak üzere. Bölünme, asla alternatif değildir.”

Gül, Irak’ın birliğini sağlayacak önemli konulardan birinin petrol olduğunu belirterek, yeni petrol yasasını bugünkü şartlar içinde çıkarılacak "iyi bir yasa" olarak gördüğünü bildirdi.

ABD TEMSİLCİLER MECLİSİNDE ERMENİ TASARISI

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ermeni tasarısının ABD Kongresi Temsilciler Meclisi’nde kabul edilme riski olup, olmadığının sorulması üzerine ise şu yanıtı verdi:

"Tabii hala risk var. Ben, hala rahat değilim. Dolayısıyla çalışmamız lazım. Önümüzdeki hafta içerisinde, üçüncü milletvekili grubumuz gidecek. Onları bir plan çerçevesinde gönderiyoruz ve gerçekten çok iyi görüşmeler yaptılar."

Gül ayrıca, Ermeni sorununa ilişkin Türkiye'nin ortak tarih komisyonu oluşturulması önerisinin "ilk meydan okuma" olduğunu, ancak bu önerinin gerçekleşmediğini söyledi.

AVRUPA BİRLİĞİ

Bakan Gül, Avrupa Birliğinin, AB pasaportu almak ya da almamak gibi düşünülmemesi gerektiğini belirtti ve Türkiye'nin hedefinin tam üyelik olduğunu hatırlattı. Sabırlı olunması gerektiğini vurguladı.

Dışişleri Bakanı Gül, söyleşinin sonunda, iş adamı Kadir Has'ın vefatından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

 

HURRIYET 23/03/07

 

AB şartlarını yerine getiren Türkiye’ye ’hayır’ denemez

23 Mart 2007

 

Muammer ELVEREN / PARİS

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac bugün piyasaya çıkan "Fransa için verdiğim mücadele" ve "Barış için verdiğim mücadele" adlı biri Fransa, diğeri dış politika üzerine iki ciltlik kitabında Türkiye’ye geniş yer veriyor.

Chirac, "Türk sorunu daima ilgi odağı olacaktır. Türkiye ile müzakerelerin yürütülmesinin Avrupa’nın yararına olduğunu hep söyleme nedenim de budur. Türkiye’ye kapıyı kapatmak onu radikalizme ve izolasyona terk etmek demektir. Türkiye’yi aramıza almanın kendi çıkarımıza olduğuna inanıyorum. Konuyu güvenlik, istikrar, barış açısından değerlendirecek olursak, bu büyük ülkenin, bizimle birlikte olmasının tamamen olumlu bir gelişme olduğu açıktır. Onu reddetmek, sınırlarımızda kesinlikle bir istikrarsızlık, güvensizlik riski oluşturacaktır ve böyle bir durumla karşılaşmaktan kuşkusuz kaçınmak gerekmektedir" diyor.

Chirac, "Ve eğer, Türkiye Avrupa Birliği’ne giriş yaparsa dünya devleriyle rekabet etmesine izin verecek büyüklüğe erişecektir. Her halükarda yol uzun ve zor olacaktır" yorumunu yapıyor. Chirac, AB’nin tüm şartlarını yerine getirdiği takdirde Türkiye’ye "hayır, tam üye olamayacaksınız" denemeyeceğini savunuyor.

SOYKIRIMI KABUL ŞARTI VAR MI

Chirac, Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanımasının bir şart olup olmamasıyla ilgili de "Senato’da olduğu gibi Ulusal Meclis’te de soykırımdan söz eden bir yasa neredeyse oybirliğiyle kabul edildi. Sonuç olarak, bu konuda bir yasa mevcuttur. Avrupa’nın her şeyden önce, başlangıçta ve bugün, uzlaşma, barış, diğerine saygı ve diğerlerine açılma alanı olduğunu söyledim. Böyle bir alanı yaratmak, her yerde önemli bir hafıza çalışması yapılmasını gerektirdi. Elbette Türkiye’nin de bu çabayı göstermesi gerekecektir ve ben Türkiye’nin bu hafıza çalışmasını yapacağından eminim" diyor.

HURRIYET 23/03/07

 

Avrupalılar, Türkiye'nin AB üyeliğine derinden inanıyor

Avrupa Birliği’nin 50. yıldönümü dolayısıyla gerçekleştirilen bir anket, Avrupa halkının 50 yıl sonraki AB vizyonunda Türkiye’nin de yer aldığı gösterdi. Anketi değerlendiren İnternational Herald Tribune gazetesi, 2057 yılındaki AB’yi tanımlarken "Daha büyük, sınırları Türkiye’yi kapsayacak biçimde doğuya genişlemiş bir yerdir" diye yazdı.
      İnternational Herald Tribune ve France 24 tv için Harris Interactive adlı kuruluşunca beş büyük AB ülkesi ve ABD’de toplam 6 bin 767 kişi arasında gerçekleştirilen ankete göre, Avrupalılar, 2057 yılındaki AB’nin daha büyük, Türkiye’yi de kapsayan, daha yeşil, enerjisini rüzgar ve güneşten alan bir yer olacağına inanıyor.
      İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ile ABD’de yürütülen anketin AB destekçileri için "iyi haberler" içerdiği belirtiliyor. Ankete katılan 5 bin 373 Avrupalı, AB’nin büyüyerek devam edeceğini, 2057 yılında euronun birliğin standart para birimi olacağını düşünüyor.
      Anketin sonuçlarını değerlendiren İHT için, anketin şaşırtıcı bir yönü, Avrupalıların 2057 yılına kadar Rusya’nın da AB üyesi olabileceğini düşünmeleri oluşturuyor.
      Türkiye’nin 2057 yılında AB üyesi olacağını söyleyenlerin oranı da oldukça yüksek olduğu ortaya çıktı. Anketin sonuçlarını yayınlanan İHT, "sıcak patates" olarak nitelendirdiği Türkiye’nin AB üyeliğinin gerçekleşeceğine inananların oranının İtalya’da yüzde 58, İngiltere ve Almanya’da ise yüzde 46’yı bulduğuna dikkat çekti. Ancak bu oranın Fransa’da yüzde 38 düzeyinde seyrediyor.
     
     AVRUPALI, TÜRKİYE’NİN ÜYE OLACAĞINA DERİNDEN İNANIYOR

      Oxford Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Timothy Garton Ash da, Anketin sonuçlarının, şaşırtıcı bir biçimde açıklayıcı olduğunu belirterek birçok Avrupalının AB’nin Türkiye ve Rusya’yı kapsayacak biçimde genişlememesi gerektiğini söylediğini anımsatarak "Ancak içlerinde, derinden böyle genişleyeceğine inanıyorlar" dedi.
      AB’nin gerileyeceğine inananların oranının çok düşük düzeyde kaldığını da ortaya koyan anket, Fransızların yüzde 85’inin AB’nin 2057 yılında hala var olacağını düşündüğünü gösterdi. Bu oran, İtalya’da yüzde 84, İspanya’da yüzde 82, Almanya’da ise yüzde 76 düzeyinde gerçekleşti. AB konusunda kuşku duyanların daha çok rastlandığı İngiltere’de ise bu oran yüzde 62 olarak hesaplandı.
      Bu arada, Avrupalılar, daha büyük çoğunluklar ile euronun birliğin standart para birimi olacağına inanıyor. Nitekim, bu oran, İspanya’da yüzde 93, İtalya ve Fransa’da yüzde 89, Almanya’da yüzde 83 ve İngiltere’de yüzde 76’yı buluyor.
(ANKA)

MILLIYET 23/03/07

 

 

Taraflar mutabık kalırsa, birkaç ay içinde açılır

TARAFLAR KAPININ AÇILMASIYLA İLGİLİ ŞARTLAR ÜZERİNDE UZLAŞMALI... Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü, Avrupa'nın tek bölünmüş başkenti olan Lefkoşa'nın birleşmesi açısından sembolik bir önemi bulunan Lokmacı Kapısı'nın birkaç ay içerisinde açılabileceğini, ancak bunun için öncelikle tarafların kapının açılmasında belli koşullar üzerinde mutabık kalmaları gerektiğini bildirdi

Anıl IŞIK

Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP), Avrupa'nın tek bölünmüş başkenti olan Lefkoşa'nın birleşmesi açısından sembolik bir önemi bulunan Lokmacı Kapısı'nın birkaç ay içerisinde açılabileceğini, ancak bunun için öncelikle tarafların mutabık kalması gerektiğini bildirdi.

UNFICYP Sözcüsü Brain Kelly, UNFICYP'in Lokmacı bölgesinin güvenli olmasını ve geçiş noktasından tampon bölgeye girişin uygun bir şekilde sağlanmasını arzuladığını; ancak bu bölgede gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi için tarafların kapının açılmasıyla ilgili belli koşullar üzerinde mutabık kalmaları gerektiğini vurguladı.

Brain Kelly, "Biz, her zaman ilerleme olacağından ümitliyiz ve tarafların geçiş noktasının açılması için belli koşullar üzerinde mutabakata varmasını bekliyoruz. Biz kendi üzerine düşeni yapmaya hazırız" dedi.

Bir mutabakat sağlanması durumunda, BM'nin bölgenin güvenli hale getirilmesi için çalışmaları başlatacağını belirten Kelly, Avrupa Birliği fonları ile yürütülecek olan çalışmalar için ihaleye çıkılacağını ve gerekli düzenlemelerin birkaç ay içinde tamamlanabileceğini söyledi.

BM'nin taraflara konu üzerinde görüşme yapılması için bir davet gönderip göndermediğiyle ilgili olarak Kelly, "her iki tarafla da sürekli olarak temas içerisindeyiz ve düzenli olarak görüşüyoruz. Her zaman aralarında bilgi teatisini sağlamak durumundayız. Bu alanlarda ilerleme kaydedilmesine yardımcı olmak için davet göndermemiz gerekmiyor" dedi.

BM'nin yürüteceği çalışmalarla ilgili olarak da bilgi veren Kelly, BM'nin bölgedeki patlamamış maddeler olup olmadığından emin olmak için kontroller yapacağını ve tehlike arz eden çürümüş yapıların desteklenerek, çökmesinin engellenmesini sağlayacağını kaydetti.

KIBRIS 23/03/07

 

Birkaç gün içinde tutum belirleyeceğiz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'a yaptığı görüşme teklifi ve gelinen aşamada ihtiyaç duyulan politik değerlendirme konusunda dün hükümetle bazı görüşmeler yaptığını ve bu görüşmeleri bugün de sürdüreceklerini açıkladı.

Talat, Basın Kartı Komisyonu'nu kabulünde bir soruya karşılık, hükümetle değerlendirmelere dün başladıklarını, bugün devam edeceklerini belirterek, "Birkaç gün değerlendirme yaptıktan sonra tutumumuzu belirleyeceğiz" dedi.

Papadopulos'un basın yoluyla gelen bir yanıtı bulunduğunu, ancak bu yolla yapılan açıklamanın cevap teşkil etmeyeceğini söyledi.

"Cevap da istemedim zaten" diyen Talat, hangi konularda görüş birliğine vardıklarını görmek için görüşmeyi teklif ettiğini ve bu teklifinin geçerli olduğunu kaydetti.

BM ile temasları bulunduğunu ifade eden Talat, dün BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in kendisini ziyaret ettiğini ve Möller'e de değerlendirmeler yaptıklarını söylediğini kaydetti.

Talat bir başka soruya karşılık, Türkiye'yle temaslarının da olacağını ancak kendisinin gitmeyi düşünmediğini belirterek, "arkadaşlar gidebilir" ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat salı günü düzenlediği basın toplantısında Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un 8 Temmuz süreciyle ilgili manüpülasyon yaptığını ve Rum tarafının samimiyetinden endişe duyduklarını belirterek 8 Temmuz süreciyle ilgili yeni bir değerlendirmeye ihtiyaç bulunduğunu söylemişti.

KIBRIS 23/03/07

 

Fathallah: İKÖ'ye üye 57 ülkenin kararlarını uygulamak için buradayız

FATHALLAH: KKTC İLE İŞBİRLİĞİNE YASAL ZEMİN VAR... İKÖ Siyasi İşler Genel Müdürü, Büyükelçi Mehdi Fathallah, İKÖ ile KKTC arasında iş birliği kurulmasının yasal zemininin bulunduğuna işaret etti ve İKÖ'de bu yönde alınan kararlar bulunduğunu vurguladı. Fathallah, "İhsanoğlu'nun, şubat ayında gerçekleştirdiği ziyaretten sonra, Kuzey Kıbrıs ile işbirliği kurulması amacıyla atılacak adımlara yönelik incelemelerde bulunmak üzere buraya, önemli ajans ve organizasyon temsilcilerinden oluşan bir heyet göndermesinin nedeni budur" dedi

AVCI: 19 PROJE SUNACAĞIZ... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, heyet ile yapacakları teknik toplantılarda, siyasi ve teknik konuları masaya yatıracaklarını ifade ederek, bu bağlamda, devletin çeşitli birimleri tarafından hazırlanan ve İKÖ'nün birer yan kuruluşu olan İslam Kalkınma Bankası ile İslam Dayanışma Fonu'na 19 proje takdim edeceklerini belirtti. Avcı, yapılacak çalışmada, "Akdeniz ve Kıbrıs'ta İslam Medeniyeti" konulu uluslararası bir konferans projesinin hayata geçirilmesi ve YDÜ'de kurulması planlanan Uluslararası İslam Enstitüsü ile ilgili projenin gözden geçirilmesi için temaslar sağlanacağını anlattı

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Siyasi İşler Genel Müdürü, Büyükelçi Mehdi Fathallah, İKÖ'de KKTC ile işbirliği kurulmasına yönelik olarak alınan kararlar bulunduğuna işaret ederek, "İKÖ'ye üye 57 ülkenin oy birliğiyle alınan bu kararları uygulamak için buradayız" dedi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ise, İKÖ ile işbirliği kurmanın önemine vurgu yaptı ve heyet ile yapacakları toplantılarda, siyasi ve teknik konuları masaya yatıracaklarını ifade etti.

Avcı, bu bağlamda, devletin çeşitli birimleri tarafından hazırlanan ve İKÖ'nün birer yan kuruluşu olan İslam Kalkınma Bankası ile İslam Dayanışma Fonu'na 19 proje takdim edeceklerini bildirdi.

İKÖ Sekreteryası ve İKÖ'ye bağlı 12 kurum ve kuruluşun temsilcilerinden oluşan 15 kişilik bir heyet kapsamlı teknik çalışmalarda bulunmak üzere Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın davetlisi olarak dün KKTC'ye geldi.

İKÖ Sekreteryası'ndan Siyasi İşler Genel Müdürü, Büyükelçi Mehdi Fathallah başkanlığındaki heyette, Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Müdür Kemal Momani ile diğer kurumların temsilcileri yer alıyor. Heyet 25 Mart Pazar gününe kadar KKTC'de bulunacak.

Heyet, dün sabah ilk olarak saat 09.30'da Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı tarafından kabul edildi.

Fathallah: KKTC ile işbirliğinin yasal zemini var

Heyet Başkanı Mehdi Fathallah toplantı öncesinde yaptığı konuşmada, Bakan Avcı'ya İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun selam ve saygılarını ileterek, İhsanoğlu'nun KKTC' ile olan ilişkileri güçlendirmek konusunda son derece istekli olduğunu söyledi.

Fathallah, "İhsanoğlu'nun, şubat ayında gerçekleştirdiği ziyaretten sonra, Kuzey Kıbrıs ile işbirliği kurulması amacıyla atılacak adımlara yönelik incelemelerde bulunmak üzere buraya, önemli ajans ve organizasyon temsilcilerinden oluşan bir heyet göndermesinin nedeni budur" dedi.

İKÖ ile KKTC arasında iş birliği kurulmasının yasal zemininin bulunduğuna işaret eden Büyükelçi Fathallah, İKÖ'de bu yönde alınan kararlar bulunduğunu vurguladı.

Üye ülkeler, ve Genel Sekreterliği, Kuzey Kıbrıs ile işbirliği kanalı kurmaya yönelik pratik bir mekanizma kurulmasına teşvik eden İKÖ karaları bulunduğunun altını çizen Fathallah, "İKÖ'ye üye 57 ülkenin oy birliğiyle alınan bu kararları uygulamak için buradayız" dedi.

İKÖ Genel Sekreterliği'nin yeni yaklaşımlarla çok dinamik bir süreç içinde bulunduğunun altını çizen Fathallah, Cidde'deki Genel Sekreterliğin üye ülkelerin birçok sorun ve endişesini ele aldığını belirtti.

Fathallah, IKÖ Genel Sekreterliği'nin yeni vizyonu çerçevesinde, daha aktif ve pratik olmak ve daha sağlıklı çalışmalar yapmak için ziyaretler gerçekleştirdiklerini; Filistin, Irak, Somali gibi ülkeleri birçok kez ziyaret ettiklerini anlattı.

IKÖ'nün yeni vizyonu çerçevesinde gerçekleştirdikleri bu ziyaret ve aldıkları kararlar konusunda son derece ciddi olduklarının altını çizen Fathallah, Kıbrıslı Türkler ile her seviyede yakın temaslar kurarak işbirliğini güçlendirip, Kuzey Kıbrıs'taki insanlara yardım edeceklerini kaydetti.

Fathallah konuşmasında, kendilerini ağırlayan Bakan Avcı ile KKTC Hükümeti'ne de sıcaklıklarıyla misafirperverliklerinden ötürü teşekkür etti.

Avcı: Neler istediğimizi görme vakti geldi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da konuşmasında, heyeti KKTC'de görmekten büyük bir onur ve memnuniyet duyduğunu söyledi.

Heyet üyelerinin KKTC'de hoş vakit geçirmesini dileyen Avcı, "Burada bulunduğunuz zaman zarfında umarım KKTC'yi daha iyi anlarsınız. Şubat ayında Cidde'ye geldiğimde, kararlar alındığını, birçok konunun konuşulduğunu, okunduğunu ve artık hareket etme vaktinin geldiğini; KKTC'nin ne olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin kimler olduğunu görmenin, bu güne kadar neler yaptığımızı; IKÖ ülkelerinden ve dünyanın geri kalanından neler istediğimizi görme vaktinin geldiğini masaya koymuştum. Bugünkü ziyaretiniz, işte bu yüzden bizim için çok önemlidir" diye konuştu.

"19 proje takdim edeceğiz"

Heyet ile yapacakları teknik toplantılarda, siyasi ve teknik konuları masaya yatıracaklarını ifade eden Bakan Avcı, bu bağlamda, devletin çeşitli birimleri tarafından hazırlanan ve İKÖ'nün birer yan kuruluşu olan İslam Kalkınma Bankası ile İslam Dayanışma Fonu'na 19 proje takdim edeceklerini belirtti.. ,

Avcı; İslam Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu ile İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırmaları Merkezi temsilcileri ile yapılacak çalışmada, "Akdeniz ve Kıbrıs'ta İslam Medeniyeti" konulu uluslararası bir konferans projesinin hayata geçirilmesi ve Yakın Doğu Üniversitesi'nde kurulması planlanan Uluslararası İslam Enstitüsü ile ilgili projenin gözden geçirilmesi için temaslar sağlanacağını da anlattı.

Heyette yer alan İKÖ Gençlik Forumu temsilcisinin, Gençlik Dairesi ve Spor Dairesi müdürleriyle işbirliği imkânlarını görüşeceğini kaydeden Avcı, aynı doğrultuda, çeşitli spor federasyonlarına ziyaretler gerçekleştirileceğini de belirtti.

Avcı amaçlarının; Kıbrıslı Türk sporcuların ve gençlerin İKÖ'ye üye ülkeler tarafından düzenlenecek uluslararası spor etkinlikleri ve gençlik forumlarında yer almalarını sağlamak olduğunu dile getirdi.

"Ticaret ve sanayi odalarıyla yoğun temaslar"

Heyette yer alan İslam Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu temsilcisinin de, Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Sanayi Odası nezdinde yoğun temaslarda bulunacağını ifade eden Avcı, İKÖ ülkeleri ile olan ticaret hacminin geliştirilmesiyle ilgili alınabilecek tüm tedbirlerin gözden geçirileceğini belirtti.

Avcı, İslam Ticareti Geliştirme Merkezi Temsilcisi'nin de, Ticaret ve Sanayi odalarıyla temaslarda bulunacağını ve görüşmelerde KKTC'nin dış ticaretini artırmak için alınacak tedbirler konusunun ele alınacağını söyledi.

İslam Ticareti Geliştirme Merkezi Genel Müdürü Allal Rachdi'nin, Dışişleri Bakanlığı'nın daveti üzerine 2006 yılında KKTC'ye resmi bir ziyarette bulunduğunu hatırlatan Avcı, Dışişleri Bakanlığı'ndan bir personelin de İslam Ticareti Geliştirme Merkezi'nin Kazablanka'da nisan ayı içerisinde düzenleyeceği atölye çalışmasına davetli olarak katılacağını açıkladı.

İslam Üniversiteleri Federasyonu'nun geçen yıl aldığı bir kararla KKTC'deki tüm üniversiteleri resmi olarak tanıdığını anımsatan Bakan Avcı, federasyon temsilcisinin heyette bulunduğunu; KKTC'de bulunduğu süre zarfında YÖDAK yetkilileriyle görüşeceğini ve üniversitelerde temaslarda bulunacağını söyledi.

İslam Armatörler Birliği'nden temsilcilerin de, Yakın Doğu Üniversitesi Denizcilik Fakültesi'nde temaslarda bulunacağını belirten Bakan Avcı, temsilcilerin, Kıbrıslı Türk armatörlerle ve gemi acenteleri ile biraraya geleceğini söyledi.

Avcı, heyetteki, Uluslararası İslam Kızılay Komitesi'nin temsilcisinin ise, Kuzey Kıbrıs Türk Kızılayı ile görüşmeler gerçekleştireceğini kaydetti ve KKTC'nin bu kurumla da işbirliği imkânlarını geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, heyette yer alan İKÖ'ye bağlı Dünya İslam'a Çağrı Birliği'nin temsilcisinin de, Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer ile çeşitli konularda temaslarda bulunacağını belirtti.

Uluslararası İslam Haber Ajansı'nın (International Islamic News Agency-IINA) temsilcisinin ise, Türk Ajansı Kıbrıs (T.A.K) ve Enformasyon Dairesi'nde temaslarda bulunacağını anlatan Bakan Avcı, TAK ve Enformasyon Dairesi'nin IINA'nın haber portalında günlük yayınlanabilmesi için alınacak tedbirlerin ele alınacağını söyledi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı, IINA ile TAK arasında karşılıklı bilgi akışının düzenli şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla çalışmalarda bulunulacağını da ifade etti.

KIBRIS 23/03/07

 

Human rights in spotlight
By Jean Christou

Ban Ki-Moon highlights UN concerns over unpunished violations

UN SECRETARY-general Ban Ki-Moon is concerned over the human rights situation on the island, citing a number of incidents involving Turkish Cypriots that show the Cyprus government in a bad light.

The Foreign Ministry is furious over the six-page ‘note’ by the Secretary-general relating to a report on Cyprus by the Office of the High Commissioner for Human Rights.

On Wednesday the Ministry called all refugee organisations, and representatives of missing persons for a meeting to coordinate a protest response to the UN.

In his note dated March 9, Ban said human rights violations were going unpunished in Cyprus due to the division of the island and the lack of cooperation between the two sides.

“A number of human rights violations, some serious, remain unpunished… in particular with regard to the law enforcement agencies, as well as to ineffective investigations by the authorities,” Ban’s note said. “There is a pressing need to deal with this issue.”

He referred to a “rising trend of criminal activity in the buffer zone” and in particular growing incidences of human trafficking.

Ban said both sides reported that fewer individuals were crossing the buffer zone as illegal immigrants, but at the same time the number of arrests for human trafficking was increasing.

While Ban’s comments outlined general events and incidents of alleged human rights violations on both sides over the past year, certain issues were the target of real criticism. The vast majority of these concerned behaviour by the Greek Cypriot side.

Ban singled out as “an incident of particular concern” the attack by Greek Cypriot nationalists on Turkish Cypriot pupils at the English School in November.

He said that although President Tassos Papadopoulos issued a statement condemning the attack shortly after its occurrence, “no judicial action is known to have been taken to date”.

The Secretary-general also said UNFICYP had received complaints of systematic discrimination from the representative of the Turkish Cypriot community in Limassol concerning immigration and deportation related
cases, delays in issuance of government documents and permits, and difficulties for Turkish Cypriots to secure citizenship for a foreign spouse.

“These cases can be aggravated by the fact that official documents and application forms are not available in Turkish, even though Turkish
is an official language of the Republic as per the Constitution of 1960,” Ban said.

He also said concern had been raised regarding allegations of discriminatory treatment against Turkish Cypriot prisoners in the Nicosia Central Prison.

These included denial of entry of relatives from Turkey to the Republic of Cyprus, which he said “in practice impedes prisoners’ visitation rights”, as does the fact that home visits are only permitted to take place in the Republic of Cyprus.

“The latter rule also affects eligibility for the more lenient “open prison regime”, for which successful conclusion of two home visits is a prerequisite,” said Ban. He added that UNFICYP had intervened, and in at least three cases, inmates who complained were now benefiting from the open prison arrangement

Turkish Cypriot students also continue to be confronted with lack of access to the Erasmus, Socrates and Bologna processes or other European scholarship programmes, Ban said.

He said the issue has been linked to the non-recognition of Turkish Cypriot universities. But he said the right to education was a fundamental human right, and the current situation prevented the free movement of students and staff, and constrained academic freedom, the exchange of ideas and international competition.

Bicommual projects were also a focus of Ban’s concerns. “There has been a disturbing trend with regard to the implementation of policies that impinge on the ability of organisations and individuals to carry out activities and projects designed to contribute to bicommunal contacts and cooperation
throughout the island,” he said.

As a result, the UN, and in particular the United Nations Development Programme (UNDP), had been hampered in the implementation of projects
that benefit both Greek Cypriots and Turkish Cypriots in areas of common concern.

Ban avoided blaming any particular side for hindering the UNDP but it is well known that the Greek Cypriot side launched a witch-hunt after the 2004 referendum against those who received UN funding. The issue was also taken up by parliament late last year.

Referring to his concerns regarding violations by the Turkish Cypriot side, Ban said restrictions on freedom of movement persisted in particular with regard to the military zones in the northern part of the island.

He said the Maronite village of Ayia Marina remained completely inaccessible, while access to Asomatos remains severely limited. “In the case of Ayia Marina, its original inhabitants have, to date, not been able to visit their village since 1974,” said Ban.

The note makes a passing reference to the Orams and Loizidou property cases, but in a move likely to infuriate the government, made no reference to the exploitation of stolen Greek Cypriot properties in the north, only that property remained a “sensitive issue”.

The “economic rights” of Turkish Cypriots also received a passing mention.

While the gap in the standards of living between the Greek Cypriots and the Turkish Cypriots has narrowed, overall economic opportunities in the northern part of the island remain limited, Ban said.

“The situation might change further with the implementation of the European Council regulation of February 2006 on establishing an instrument of financial support for encouraging the economic development of the Turkish Cypriot community, and the pending adoption of a regulation on direct trade,” he added.

The Secretary-general said overall the “persisting division” of Cyprus had consequences in relation to a number of human rights issues on the whole island, including freedom of movement, human trafficking activities,
discrimination, property rights, human rights pertaining to the question of missing persons, the right to education and freedom of religion.

One of the few positive remarks in the note was the fact that political will had been demonstrated “by all concerned” with regard to the settlement of the issue of missing persons within the context of the Committee on Missing Persons.

Cyprus Mail 23/03/2007

 

Papadopulos: Türkiye daha akılcı olsun

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 8 Temmuz mutabakatıyla ilgili olarak Kıbrıs Türk tarafının takındığı tavırdan üzüntü duyduğunu ifade ederek, Türk tarafını “daha akılcı davranmaya” davet etti.

 

AA

Güncelleme: 18:57 TSİ 24 Mart 2007 Cumartesi

LEFKOŞA - Papadopulos, Kıbrıs Türk tarafına, daha akıllı düşünceler üretmesi ve görüşmelerin başlaması için gerekli ilk adımı atması çağrısı yaptı. Rum haber ajansına göre, AB’nin doğuşunu simgeleyen Roma Anlaşmas’ının imzalanmasının 50. yıldönümü kutlamalarına katılmak için Berlin’e hareketinden önce Larnaka havaalanında açıklama yapan Papadopulos, Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunmasını sağlayacak müzakerelerin başlaması için gerekli ilk adımın atılacağı umudunu da ifade etti.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum yönetimi liderliği Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis’in geçen günkü görüşmesinin ertelenmesini üzücü bir gelişme olarak niteleyen Papadopulos, “Sorunlar çıktığını açıkça ortaya koyan ciddi bir gelişme” dedi.

Tasos Papadopulos, 8 Temmuz mutabakatının uygulanmasıyla ilgili bir soruya, “Uzun bir zaman önce başlayan süreç henüz tamamlanmadı” dedi ve daha akılcı bir düşüncenin hakim olacağı umudunu dile getirdi.

‘ABD’NİN TELKİNİNİ DESTEKLİYORUZ’
Papadopulos, “Bu üzücü gelişme ve diğer gelişmelerin, tavrımızın ne kadar doğru olduğunu gösterdiği inancındayım. ABD’nin telkin ettiği gibi, eğer herhangi bir görüşme başarılı olacaksa gerekli zeminin önceden hazırlanması gerekir. ABD’nin bu telkinini tüm kalbimizle destekliyoruz” dedi.

Yeni bir yöntem önerisinin 8 Temmuz mutabakatını ya iptal ya da etkisiz kılmayı hedeflediğini belirten Papadopulos, “8 Temmuz mutabakatının iyi bir fırsat ve anlamlı müzakereler için iyi bir süreç olduğuna inanıyoruz” diye konuştu.

Papadopulos, AB ile KKTC arasında doğrudan ticaret konusundaki bir soruya karşılık, konunun çalışma grupları ve uzmanlar düzeyinde incelenmekte olduğunu belirtti.

‘HER YERDE AYNI ŞEYİ SÖYLÜYORUM’
Rum lideri, bir soru üzerine, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’la Eylül ayında görüşebileceğini söyledi.

Brüksel’de başka, Kıbrıs’ta başka şeyler söylediği yolunda basında çıkan haberlerle ilgili olarak ise Papadopulos, bu tür haberleri yalanlayarak, “Burada ne diyorsam, Brüksel’de de aynı şeyi söylüyorum” ifadesini kullandı.

Ermeni vahşetinin Rus görgü tanığı

24 Mart 2007

 

A.A.

 

Genelkurmay Başkanlığı, Ermenilerin doğu cephesinde yaptıklarına görgü tanıklığı eden Rus yarbayın günlüğünü yayımladı.

Genelkurmay ATASE Başkanlığınca yayımlanan “Gördüklerim Anılarım” adlı anı kitabında, Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917 yılı sonları ile 1918 yılı ilk aylarında, Erzurum'da 2. Ermeni-Rus Kale Topçu Alay Komutanlığı yapan Rus Yarbay Tverdohlebov'un el yazısıyla tuttuğu günlüğündeki notlarına yer verildi.

Rus yarbayın günlüğünde Ermeni vahşetinin boyutları, akıl almaz katliamları gözler önüne serilirken, “Ermeniler oldukça yeteneksiz, asalak, açgözlü, ancak başka bir milletin sırtından geçinebilen bir millet saymak mümkündür” deniliyor.

Notlarda, “Ermeni askerler en aşağılık, en adi sınıftan sayılmışlardır. Bunlar, her zaman geri hizmetlerde görev yapmak için gayret göstermişler, cepheden kaçmışlardır” ifadeleri yer alıyor.
Türkçe, İngilizce, Fransızca ve orijinalın tıpkı basımı (Rusça) şekliyle hazırlanan kitap, Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde de yayımlandı.

Sitede yer alan bilgi notunda, “Gördüklerim ve duyduklarım Ermenilerle ilgili her türlü tahmin ve tasavvur sınırlarını fazlasıyla aşmıştır diyen Yarbay Tverdohlebov'un anıları, Ermeni iddialarına verilebilecek en güzel cevap niteliğindedir” denildi.

HURRIYET 24/03/07

 

Kıbrıs’ta çözüm yolunda kıpırdanma var mı?


HAFTA başında Kıbrıs’ta Türk-Yunan Forumu’nun bir toplantısına katıldım. Bu seferki toplantıya Kıbrıslı Türk ve Rum sivil toplum temsilcileri de davet edilmişlerdi.

Ayrıca, Türkiye’den gelen üyeler KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı ziyaret ettiler. Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs Temsilcisi ile de görüşmek fırsatını bulduk. Bütün bu temaslardan edindiğim izlenimleri kısaca özetlemek istiyorum.

* * *

AB kapsamında direkt ticaret sorunu henüz halledilmiş değil. Ancak dönem başkanının bu yönde büyük bir çaba içinde olduğu anlaşılıyor. KKTC’ye verilen 259 milyon Euro’luk yardım çerçevesinde finanse edilecek projeler üzerinde çalışmalar başlamış durumda.

Bu maksatla Komisyon KKTC’de 50 personeli bulunan bir ofis kurmuş. Kapsamlı çözüm konusunda da bir ölçüde iyimserliğe imkán veren gelişmeler yok değil. KKTC ekonomisinin 2003’ten beri ortalama yılda yüzde 10 civarında büyümesi, fert başına milli gelirin 2003’te Güney’dekinin dörtte biri kadarken bugün bu oranın yüzde 50’ye çıkması, aynı devrede gayrimenkul fiyatlarının yüzde 417 oranında artması, 2014’e kadar Kuzey ve Güney ekonomileri arasındaki farkların çok azalacağı beklentisini doğurmuş.

Ocak 2007’de Güney’in Euro bölgesine girecek olması da olumlu yönde değerlendiriliyor, çünkü artık para politikası Avrupa Merkez Bankası tarafından yürütülecek. İki tarafın ekonomilerinin aynı seviyelere yaklaşmasının ve EURO bölgesi disiplininin Rumların federal çözüme ekonomik açıdan itirazlarını mesnetsiz bırakacağı kanaati yaygın.

* * *

Cumhurbaşkanı Talat ile Papadopulos’un, BM Genel Sekreter Yardımcısı Gambari ile bir araya gelerek 8 Temmuz 2006’da imzaladıkları "Prensipler Mutabakatı"nda öngörülen süreç Papadopulos’un ayak sürtmesi yüzünden şimdiye kadar bir bir türlü başlatılamamıştı.

Mutabakat iki taraf halkının günlük yaşamını ilgilendiren sorunların ele alınacağı 11 teknik komite ile kapsamlı çözüme ilişkin konuları inceleyecek çalışma grupları kurulmasını öngörüyordu. Komite ile çalışma gruplarının eş zamanlı olarak faaliyete başlamaları planlanmıştı.

Şimdiki halde iki tarafın resmi temsilcileri bu amaçla aralıksız çalışıyorlar. Nasıl bir sonuca varacakları henüz belli değil. 8 Temmuz mutabakatının üçüncü ayağını ise güven artırıcı önlemler oluşturuyor, Lokmacı barikatlarının kaldırılması gibi.

* * *

Bütün bu adımlar ve girişimler federal bir çözümü kolaylaştırmaya yönelik. Son zamanlarda her iki tarafta da yapılan kamuoyu yoklamaları, gerek Kıbrıslı Türklerin gerek Rumların, 2004 referandumunun başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen, iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözüm formülünü tercih etmeye devam ettiklerini gösteriyor. İki ayrı devlet üzerinde duran bir azınlık elbette var.

Ancak, Kıbrıs Türklerinin büyük çoğunluğu kendilerini AB’den koparacak, şimdi bile AB vatandaşı olarak elde ettikleri avantajları yok edecek bir ayrı devlete sıcak bakmıyorlar. Kaldı ki, KKTC’nin, bırakın AB’ye ayrı bir devlet kimliği ile üye kabul edilmesini, AB dışında uluslararası alanda tanınmasını sağlamak bile, Türkiye’nin bugünkü koşullar altında zaten göze alamayacağı riskleri beraberinde getirecek cüretli bir politika gerektiriyor.

* * *

Kıbrıs’ta olduğumuz gün Kolordu Komutanı ile KKTC Başbakanı arasında talihsiz bir olay yaşandı. Türkiye ile KKTC tam bir uyum, yakın bir işbirliği ve karşılıklı saygı içinde hareket etmezlerse ortak davalarını savunamazlar, ortak vizyonlarını gerçekleştiremezler.

Sorumluluk mevkilerini işgal edenlerin bunun bilincinde olmaları gerekir. Türkiye-KKTC ilişkilerinin daha dengeli bir zemine oturtulması zamanı artık gelmiştir.

ILTER TURKMEN HURRIYET 24/03/07

 

Tassos iki yüzlü

"PAPADOPULOS, BAŞKA ŞEY SÖYLERKEN, BAŞKA ŞEYLERE İMZA ATIYOR"... Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Schultz, Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos'u "iki dillilik" ile suçladı. Schultz, Papadopulos'un Lefkoşa'da başka şey söylerken, Brüksel'de başka şeylere imza attığını ifade etti. Schultz; "İki dilliliğin AB'nin gelişmesi için verimsizlik kaynağı olduğunu" ifade ederek, "Bazı liderler, kendi başkentlerinde başka şey söylerken Brüksel'de başka şeylere imza atıyorlar" dedi

"KIBRISLI TÜRKLERİN GÖZLEMCİ STATÜSÜNÜ DESTEKLİYORUZ"... Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'nun çalışmalarına katılmaları konusuna da değinen Schultz, Sosyalist Grubun; Kıbrıslı Türklerin gözlemci statüsünü desteklediğini belirtti ve bunun herhangi bir ayrı devletin ya da varlığın tanınmasına değil, Kıbrıslı Türklerin temsil edilmelerine ilişkin olduğunu vurguladı. Schultz ayrıca, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden yana olduklarının da altını çizdi

Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup Başkanı Martin Schultz'un önceki gün Kıbrıslı Rum ve Yunan gazetecilere yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u "iki dillilik" ile suçladığı bildirildi.

Fileleftheros gazetesi, Schultz'un gazetecilere yaptığı açıklamada Papadopulos'u zan altında bırakacak şekilde konuştuğunu ve Papadopulos'un Lefkoşa'da başka şey söylerken, Brüksel'de başka şeylere imza attığını ifade ettiğini yazdı.

Habere göre Schultz; "iki dilliliğin AB'nin gelişmesi için verimsizlik kaynağı olduğunu" ifade ederek, "Bazı liderler, kendi başkentlerinde başka şey söylerken Brüksel'de başka şeylere imza atıyorlar" şeklinde konuştu.

Schultz'un, bu liderler kategorisine Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'u da ismini vererek dâhil ettiğini vurgulayan gazete, Schultz'un bu sözlerinin, Ekim ve Aralık 2005 dönemlerinde Rum yönetimi tarafından Türkiye'nin AB sürecini veto etme yönünde yapılan açıklamalarına ilişkin olduğu sonucunun çıktığı yorumunda bulundu.

Habere göre, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'nun çalışmalarına katılmaları konusuna da değinen Schultz, Sosyalist Grubun; Kıbrıslı Türklerin gözlemci statüsünü desteklediğini belirtti ve bunun herhangi bir ayrı devletin ya da varlığın tanınmasına değil, Kıbrıslı Türklerin temsil edilmelerine ilişkin olduğunu vurguladı.

Schultz ayrıca, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden yana olduklarının da altını çizdi.

Politis gazetesi ise haberi; "Sosyalistlerden Suçlama: Bazı Liderler İki Yüzlü" başlığı altında verdi.

KIBRIS 24/03/07

 

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül:Mısır, Kıbrıs Rum yönetimiyle petrol aranmasına ilişkin anlaşmayı askıya aldı

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Mısır'ın; Kıbrıs Rum yönetimiyle petrol aranmasına ilişkin anlaşmayı askıya aldığını bildirdi.

A.A.'nın haberine göre bir televizyon programına katılan Gül, iç ve dış politikadaki gelişmeleri değerlendirdi.

Bakan Gül, Avrupa Birliği'nin, AB pasaportu almak ya da almamak gibi düşünülmemesi gerektiğini belirtti ve Türkiye'nin hedefinin tam üyelik olduğunu hatırlattı. Sabırlı olunması gerektiğini vurguladı.

Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in ziyaretiyle ilgili olarak, Mısır ve Türkiye arasındaki ilişkilerin son zamanlarda çok geliştiğini kaydeden Abdullah Gül, Mübarek'in beraberinde beş tane bakanla Türkiye'ye geldiğine işaret etti.

Abdullah Gül, Mısır'ın; Rum tarafıyla petrol aranmasına ilişkin anlaşmayı askıya aldığını da sözlerine ekledi.

KIBRIS 24/03/07

Ahmed: İzolasyonları kırmanın yollarını araştırıyoruz

İslam Konferansı Örgütü'ne (İKÖ) bağlı İslam Ticaret ve Sanayi Odası heyeti, Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) yetkilileriyle biraraya geldi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın davetlisi olarak KKTC'de bulunan İKÖ Sekreteryası ve İKÖ'ye bağlı 12 kurum ve kuruluşun temsilcilerinden oluşan kalabalık heyette yer alan İslam Ticaret ve Sanayi Odası Heyeti, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nda Asbaşkan Günay Çerkez başkanlığındaki yetkililerle görüştü.

Görüşme öncesinde konuşan konuk oda heyetinin başkanı Ahmed Muheddin Ahmed, Kıbrıs Türk halkının her türlü yardıma layık olduğuna işaret ederek, ziyaretleri çerçevesinde KKTC'de farklı birçok kesimle temasa geçerek, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kırılmasının yollarını araştırmakta olduklarını kaydetti.

Ahmed, bunun kendileri için bir görev olmasının ötesinde, dini ve duygusal anlamda da gerçekten istedikleri bir şey olduğunu söyledi ve KKTC'de gördükleri yakın ilgiden duydukları memnuniyeti dile getirdi.

Ticaret Odası Asbaşkanı Günay Çerkez ise, karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesinin Kıbrıs Türkü'nün ekonomik kalkınması açısından da önemli olduğunu ifade ederek, Kıbrıs Türkü'nün referandumda çözüm iradesini ortaya koymuş olmasına rağmen halen izolasyonlar ve ambargolar altında bulunduğunu anımsattı.

Ulaşım konusunda yaşanan sıkıntılara da dikkat çeken Çerkez, izolasyonların kaldırılmasına yönelik çabaların sürdüğünü anlattı.

KIBRIS 24/03/07

Suat bey the billionaire
By Simon Bahceli

“IF YOU pursue wealth, you become poorer. You have to create it yourself, in the place that you are. A piece of stone my not hold much value, but if it is sculpted into a beautiful statue, it becomes something of worth.”

This is the philosophy that Suat Gunsel, the 54 year-old rector and owner of north Nicosia’s Near East University (NEU), says he has applied to business all his life.
From his plush and spacious office overlooking the 20,000-donum campus he has been building since 1988, Gunsel explains how, inspired by his forester father, he has turned “desert into wealth”.

Gunsel, a refugee from Polis, is understandably proud of what he has achieved on a piece of land he now describes as “heaven between the graveyard and the rubbish dump”, and is probably even more so now after being named the 891st richest man on Forbes’ list of the world’s billionaires, with a net worth of one billion dollars.

With a daytime population of around 20,000 students and staff, Gunsel’s campus resembles a small but highly developed town. University buses shuttle students between class and home; there are shops, banks, launderettes, an Olympic-sized swimming pool, a fitness centre, and just about everything else one needs to survive comfortably. What’s more, everything is either brand new or being renovated to look brand new again. There is money here like I have never seen in north Cyprus.

As I am taken on a tour of the complex, my guide tells me of Gunsel’s generosity. “If we need something, Suat bey provides it. We are never forced to make do.”

It is easy to take these words at face value. I have after all just been shown the brand new studios of the Radio and Television Department, which has everything any budding programme maker would need. Its facilities far surpass those of the north’s ‘state’ channel, and, I am told, are equalled only by Turkey’s top four TV channels.

It somehow seems like overkill. Then I see the library. State-of-the-art is the expression that comes to mind as I stroll though the vast book-lined space. Apparently this building houses over half a million books, all of which are catalogued online so that students can even check availability from home. Computers are everywhere in this building; all of them working; all of them brand new. One can understand why a staggering 6,000 people visit this library on average every day.

Then there are the new and yet-to-open pharmacy and dentistry faculties. Here, I see labs that I’m told cost a half a million dollars each to kit out. Nothing, apparently, like these exist elsewhere in Cyprus, or even in the region.

Gunsel says his project is yet to reach its conclusion, and that over the coming years the university will continue to grow. One of his last remaining ambitions is to see a medical faculty and a hospital established on the site.

“In fact, what I will do here is have every imaginable faculty, all on one campus. I want to bring a continental lifestyle to our island,” he says.

But surprisingly Gunsel does not see himself as an overly ambitious man. And even more surprisingly he is not a man motivated by money.

“That word is the last one in my vocabulary. When I look at projects I don’t see them in terms of money they could make; I envisage a birth,” he says.

Gunsel’s Near East dream was born in 1988, ten years after he had established an after school crammer in Nicosia. He says that at the time it had been decided by the authorities that north Cyprus should concentrate on earning its living from tourism.

“I disagreed, because when you rely heavily on service sectors you become over dependent on certain markets that are susceptible to instability.” And that is when Gunsel’s crammer began its transformation to a university, “located ideally between the Middle East and Europe”, that would provide young people with skills he believed the country needed.

Whether or not Gunsel has succeeded in that respect remains open for debate, but as someone who has visited the campus on and off over the last 15 years, I can vouch for the fact that growth has been rapid. The current level of expansion and development is, I believe however, unprecedented. Whether or not NEU has yet fully shaken off its former reputation as a low-quality institution that survived by taking on students too weak to gain acceptance to universities in Turkey, remains to be seen. However, if the current levels of investment in the university – and the secondary, primary and nursery schools also located on campus – continue, it is not inconceivable that more and more students will actively choose to study on the outskirts of northern Nicosia. I was told that although still around 90 per cent of the student body comprises Turks and Turkish Cypriots, around 10 per cent are from other countries such as Palestine, Saudi Arabia, Pakistan and Sudan. And the numbers are said to be growing.

Back at his office, Gunsel explains how he sees the university growing within the context of Cyprus as a whole. He is aware of the distain with which some Greek Cypriots view his operation, and is keen to stress that all land on which the campus is built is Turkish. He also rejects accusations from some parts of the Greek Cypriot community that what he is doing is illegal because his ‘state’ is illegal.

“If we weren’t legitimate, how could we become a member of the European University’s Association, and other international bodies?” he asks.

And as for his personal wealth, any idea that his billion-dollar wealth could be ill gotten is immediately rejected.

“Forbes would not have listed me if that were the case. They investigated me.”
The ultimate question, then, is how he managed to make so much money in an unrecognised country under strict economic embargoes.

“We just have to work six times harder than everyone else,” he says with a smile.
I ask if he thinks luck played a part, to which he replies, “Luck plays a big role, but if you buy ten lottery tickets your chance of winning increases. We make our own luck.”

 Cyprus Mail 25/03/07