Rumlar, Güvenlik Konseyi kararından memnun
BM Güvenlik Konseyi'nin, Kıbrıs'ta görev yapan BM
Barış Gücü'nün görev süresinin 6 ay daha uzatılmasıyla
ilgili oy birliğiyle aldığı karar Güney Kıbrıs'ta
memnuniyet yarattı.
Rum yönetimi, BM Güvenlik Konseyi'nin, UNFICYP'in görev süresinin
uzatılmasına ilişkin önceki gün benimsediği karar için
memnuniyet belirtti ve kararda yer alan olumlu unsurların da Başkan
Papadopulos'un çabaları sayesinde olduğunu açıkladı.
Hükümetin memnuniyetini dile getirdi ve karara eklenen çok
sayıdaki olumlu unsurun ve ifadenin; Başkan Tasos Papadopulos'un ve
Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin; Kıbrıs sorununa
işleyebilir ve yaşayabilir bir çözüm yönündeki çabalarının
sonucu olduğuna işaret etti.
Hükümetin, kararda seçtiği olumlu noktalar arasında;
önümüzdeki aylar içerisinde ciddi bir ilerleme olabilmesi için gerekli siyasi
iradenin gösterilmesi talebidir. Hükümet bu ifadeyi, Türk tarafına yönelik
bir mesaj olarak yorumluyor. Yine; BM Genel Sekreteri'nin raporundaki Kıbrıslı
Türklerin izolasyonlarıyla ilgili ifadenin de benimsenmediğine
işaret etti. Palmas kararda; gelecek yılın Kıbrıs
sorununa çözüm arayışlarına bir fırsat penceresi
sunduğu ve bunun bütün müdahil taraflarca kullanılması
gerektiği ifadesini de selamladı.
Fileleftheros gazetesi, Kıbrıslı Türklerin
izolasyonlarının kaldırılması önerisinin, Rusya, Çin
ve Fransa'nın dinamik müdahaleleri sonucu, BM Genel Sekreteri'nin
Barış Gücü (UNFICYP)'le ilgili raporunun felsefesinden ve içeriğinden
çıkarıldığını ve raporda BM'nin; 8 Temmuz anlaşmasının
hayata geçirilmesine desteğinin tekrarlandığını
belirtti.
Gazete, haberi, "Brüksel-New York'tan Işık -
Kıbrıs Sorununun BM'de Sapması Engellendi, Türkiye'nin
Beraatı AB Tarafından Kaldırıldı - İki Cephede
İlerleme Adımları" başlık ve spotlarıyla manşete
çekti ve haberi iç sayfalarında şöyle detaylandırdı:
"BM merkezindeki diplomatik çevreler; BM Güvenlik Konseyi'nin,
Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonlarının
kaldırılması önerisini Genel Sekreter'in raporunun felsefesinden
ve içeriğinden çıkarmak suretiyle, Kıbrıs sorununun
esasının rayından çıkmasını engellediğini
değerlendiriyorlar. Güvenlik Konseyi üyeleri; Barış Gücü'nün
görev süresinin 6 ay daha uzatılmasına ilişkin kararı dün
oybirliğiyle benimseyerek hem UNFICYP'in misyonuyla ve diyaloğun yeniden
başlaması önerileriyle ilgili meselelerde eşit mesafelerini
korudular, hem de işgal bölgelerindeki yasadışı rejimin
siyasi veya ekonomik açıdan yükseltilmesi yönündeki her türlü çabayı
reddettiler.
Gelişmeler; Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti delegasyonlarının
çabalarıyla ve Rusya, Çin ve Fransa'nın başrol üstlendiği
Güvenlik Konseyi daimi üyesi bazı ülkelerin istikrarlı
ısrarlarıyla cereyan etti. Güvenlik Konseyi, 8 Temmuz
anlaşmasına tam desteğini yineliyor ve bu anlaşmada yer
alan ilke ve kararları selamlıyor. İlerleme olmamasından
duyduğu derin endişeyi dile getiriyor ve bütün tarafları; daha
fazla gecikmeden BM'nin yapıcı çabalarına katılmaya ve
birbirlerini suçlamaktan vazgeçmeye çağırıyor.
İngiltere'nin BM'deki Daimi Temsilcisi Ser John Sowers, ülkesinin;
kararla ilgili görüş birliğinin başarılması yönünde
çalıştığını savunarak; 2008'in Kıbrıs
için önemli bir yıl olacağını, liderlere odaklanma,
perspektifleri inceleme ve fırsattan yararlanma fırsatı
vereceğini vurguladı.
Kıbrıs'ın BM'deki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Andreas
Mavroyannis, Güvenlik Konseyi'nin; 8 Temmuz Anlaşması'nın hayata
geçirilmesi yönünde çok güçlü bir çağrıda bulunduğunu; bu
anlaşmanın, özlü müzakereye götürebilecek tek prosedür olduğunu
söyledi ve 'Güvenlik Konseyi'nin; çok tehlikeli olacak bir yorumu benimsemekten
kaçındığı için çok mutluyuz' dedi.
Peter Millett
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millett de, önceki gün
yaptığı açıklamada, 2008 yılıyla ilgili ifadeyi,
kararın anahtar mesajı olarak niteledi. Millett'e göre kararın
mesajı; 2008'in Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm için
çabaların yinelenmesindeki önemidir. Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin
bu yönde çalışmaya devam edeceklerine olan inancını da dile
getiren Millett, 'Kararın onaylanması, Güvenlik Konseyi'nin 5 Daimi
Üyesi'nin; Kıbrıs'ın çıkarına olacak şekilde,
anlaşmazlıklar olmaksızın birlikte
çalıştıklarına güzel bir örnektir' dedi.
DİSİ Basın Sözcü Vekili Haris Georgiadis, gerçek
görüntünün maalesef, hükümetin göstermeye çalıştığı
gibi olmadığını belirterek, 'BM Güvenlik Konseyi'nde; daha
kötüsünden kaçındık ancak bayram yapmak yerine düşünülmeliydi
çünkü bütün çaba; istila ve işgal aleyhtarı ifadelerin
başarılması yerine işgal bölgelerinin yükseltilmesi
ifadelerinin çürütülmesi istikametine yöneliyor.'"
Politis gazetesi ise haberinde, Güvenlik Konseyi'nin; UNFICYP'in görev
süresini 15 Haziran 2008'e kadar uzatan kararının oy birliğiyle
onaylandığını bildirdi.
Güvenlik Konseyi'nin 1789 sayılı kararı olarak onaylanan
kararda, Ada'daki her iki tarafın da Kıbrıs sorunuyla ilgili tam
müzakerelerin başlaması için önümüzdeki aylarda esneklik ve siyasi
irade göstermeye çağrıldığını kaydeden gazete,
iki toplumlu, iki kesimli federasyona ve Güvenlik Konseyi'nin ilgili
kararlarında ifade edilen siyasi eşitliğe dayanacak, ortak kabul
gören bir hal çaresinin olası ve mümkün olduğunun belirtildiğini
yazdı.
Güvenlik Konseyi toplantısı sırasında üyelerin
kararla ilgili görüş belirtmedikleri ve nihayetinde; Genel Sekreter
Ban'ın 3 Aralık tarihli raporunda yer alan Kıbrıslı
Türklerin izolasyonlarının kaldırılmasıyla ilgili
siyasi görüş ve düşüncelerin Rusya, Çin ve Fransa'nın
belirleyici perde gerisi müdahalelerinin ardından benimsenmediği
kaydedilen haberde, özetle şunlar aktarıldı:
"Kıbrıs hükümeti New York'taki Daimi Temsilcisi Andreas
Mavroyannis ve Lefkoşa'da Hükümet, Sözcüsü Vasilis Palmas
aracılığıyla karardan duyduğu memnuniyeti dile
getirdi.
Mavroyannis; Güvenlik Konseyi'nin Genel Sekreter'in
Kıbrıslı Türklerin izolasyonları konusundaki yorumunu kabul
etmekten kaçınmasından dolayı Lefkoşa'nın özellikle
memnun olduğunu belirterek, bu yorumun kabulünün çok tehlikeli
olacağını kaydetti.
Gerek Mavroyannis gerek Palmas, Güvenlik Konseyi'nin, 8 Temmuz
anlaşmasının hayata geçirilmesi yönünde çok güçlü
çağrı-davet dile getirmesini selamladı."
KIBRIS 16/12/07
2008, fırsat penceresi
KAPSAMLI ÇÖZÜMÜN SAĞLANMASI MÜMKÜN... Kıbrıs sorununun
kapsamlı çözümünde kararlı bir ilerleme sağlanılması
açısından 2008 yılının "önemli bir fırsat
penceresi" olduğu vurgulanan raporda, 8 Temmuz 2006 anlaşmasındaki
ilke ve kararlarından memnuniyet duyulduğu belirtilerek
"iki-toplumlu, iki-bölgeli federasyon ve siyasi eşitliğe dayanan
kapsamlı çözümün" desteklendiği, bunun
sağlanmasının mümkün olduğu ve gecikmeksizin hayata
geçirilmesi gerektiği kaydedildi
TARAFLAR ESNEKLİK VE SİYASİ İRADE
GÖSTERMELİ... Adadaki statükonun kabul edilemez olduğu belirtilen
kararda, adanın birleşmesine yönelik müzakerelerin uzun zamandır
çıkmazda olduğu gerçeği bir kez daha teyit edildi. Kararda 8
Temmuz sürecinde ilerleme sağlanılması gerektiği
vurgulandı. Tarafların karşılıklı
suçlamaları bir tarafa bırakmaları tavsiyesinde bulunulan
kararda, taraflardan önümüzdeki aylarda özlü müzakerelere başlamak için
"esneklik ve siyasi irade" göstermeleri istendi
BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün
(UNFICYP) süresini 6 aylığına uzatan ve tarafları 8 Temmuz
anlaşmasını uygulamaya ve özlü müzakereleri başlatmak için
esneklik ve siyasi irade göstermeye çağıran bir karar tasarısı
kabul etti.
BM Güvenlik Konseyi önceki gün yaptığı toplantıda,
geçen hafta BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un adada 26 Mayıs ile 15
Kasım 2007 tarihleri arasındaki gelişmeleri ele
aldığı ve görev süresi dün dolan UNFICYP'nin süresinin 15
Haziran 2008 tarihine dek uzatılmasını isteyen Kıbrıs
raporunu değerlendirdi.
Konsey daha sonra Ban'ın Kıbrıs raporuyla ilgili
hazırlanan karar tasarısını oy birliğiyle kabul etti.
"2008 yılı önemli fırsat penceresi"
Kıbrıs sorununa çözüm bulma sorumluluğunun adadaki
taraflara ait olduğu belirtilerek, BM'nin ana rolünün, kapsamlı ve
kalıcı bir çözüme ulaşmada taraflara yardımcı olmak
olduğu anımsatılan kararda, 2008 yılının
Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünde kararlı bir ilerleme
sağlanılması açısından "önemli bir fırsat
penceresi" olduğu vurgulandı.
8 Temmuz anlaşmasına destek
Bu kapsamda taraflar arasında kabul edilen 8 Temmuz 2006
anlaşmasındaki ilke ve kararlarından memnuniyet duyulduğu
belirtilerek "iki-toplumlu, iki-bölgeli federasyon ve siyasi
eşitliğe dayanan kapsamlı çözümün" desteklendiği,
bunun sağlanmasının mümkün olduğu ve gecikmeksizin hayata
geçirilmesi gerektiği kaydedildi.
8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya geçmemesinden
dolayı üzüntü duyulduğu belirtilen kararda, tarafların
gecikmeksizin anlaşmayı uygulamaya geçirmeleri istendi.
Kararda iki tarafça geliştirilen güven artırıcı
önlemlerden memnuniyet duyulduğu ve biran önce uygulanmasının
gerektiği belirtilerek, bu önlemlerin iki toplum arasında güven
yaratmada oynadığı önemli rolden söz edildi. Adada iki taraf
arasında devam eden karşılıklı geçişlerden
memnuniyet duyulduğu belirtilen kararda, bu kapsamda yeni geçiş
kapılarının açılması desteklendi.
Ban'ın son Kıbrıs raporuna destek
Kararın esas maddelerinde ise, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un
Kıbrıs raporuna destek verildi. Kararda "Genel Sekreter
Ban'ın adada son 6 aydaki gelişmelerle ilgili yaptığı
analizden memnuniyet" duyulduğu belirtildi.
Adadaki statükonun kabul edilemez olduğu belirtilen kararda,
adanın birleşmesine yönelik müzakerelerin uzun zamandır
çıkmazda olduğu gerçeği bir kez daha teyit edildi.
Kararda 8 Temmuz sürecine tam destek verilerek bu konuda ilerleme
sağlanılması gerektiği vurgulandı. Ayrıca
tarafların karşılıklı suçlamaları bir tarafa
bırakmaları tavsiyesinde bulunulan kararda, taraflardan önümüzdeki
aylarda özlü müzakerelere başlamak için "esneklik ve siyasi
irade" göstermeleri istendi.
Karar bu gerçekler ışığında UNFICYP'nin görev
süresi 6 aylığına uzattı.
KIBRIS 16/12/07
Güvenlik Konseyi kararında 'Kıbrıs
Hükümetine' atıfta bulunulması kabul edilemez
KKTC New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri, Kıbrıs'taki
BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatan kararda,
"Kıbrıs Hükümetine" atıfta bulunulmasının
kesinlikle kabul edilemez olduğunu söyledi.
Gökeri, kararın BM Güvenlik Konseyinde kabul edilmesinin
ardından BM'de bir açıklama yaptı. Gökeri, BM Güvenlik Konseyi
Başkanı tarafından kendisine karar tasarısıyla ilgili
görüşünün önceki gün sorulduğunu, kendisinin de Kıbrıs Türk
tarafının tasarıyla ilgili ilk görüşlerini ilettiğini
bildirdi.
Gökeri, Konsey tarafından kabul edilen kararda
"Kıbrıs Hükümetinin" rızasından bahsedilmesine
değinerek, "(Kıbrıs hükümeti) unvanının
Kıbrıslı Rumlar tarafından 1963 yılında kuvvet
zoru ile çalındığını ve bu unvanın kesinlikle
kabul edilemez" olduğunu vurguladı.
KKTC Büyükelçisi Gökeri şöyle konuştu:
"Kıbrıs Rum yönetimi sadece adanın güneyindeki
Kıbrıslı Rumları temsil ediyor, adanın kuzeyindeki
Kıbrıslı Türkler üzerinde ne egemenliği ne de bir söz
hakkı var. Bizim adanın kuzeyinde, demokratik olarak seçilmiş
kendi temsilcilerimiz ve hükümetimiz var. UNFICYP, hükümetimizin
belirlediği modaliteler (prensipler) çerçevesinde KKTC topraklarında
misafirimiz olarak görev yapmaya devam edecek."
"İzolasyon" ifadesi
Kıbrıs Rum yönetimi temsilcisi Andreas D. Mavroyiannis ise
yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un
raporunda yer alan "Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonu"
ifadesinden rahatsız olduklarını belirtti.
Rum temsilci kararda bu ifadeden kaçınıldığı
görüşünü savunarak, bu açıdan memnuniyet duyduklarını
belirtti.
Genel Sekreter Ban geçen hafta yayınladığı
Kıbrıs raporunda, Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan
izolasyonun kaldırılmasının önemine değinerek
izolasyonların kaldırılma tartışmasının bir
"tanıma" (KKTC'nin siyasi olarak tanınması)
tartışmasına dönüşmesinden üzüntü duyduğunu
vurgulamıştı.
Rum tarafı bu ifadelerden hayli rahatsız olmuş ve Konsey
kararında bu tür ifadelerin yer almaması için uğraş
vermişti. Edinilen bilgiye göre Rum tarafının görüşlerini
Konsey'de savunan Rusya'nın karara itiraz etmemesi için ara bir formül
bulunarak "Genel Sekreter Ban'ın adada son 6 aydaki gelişmelerle
ilgili yaptığı analizden memnuniyet" duyulduğu
belirtildi.
İngiliz Büyükelçi Sawers
İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers de bir
açıklama yaparak kararın hazırlanıp kabul edilmesinde ve
metin üzerinde görüş birliği sağlanmasında
İngiltere'nin Kıbrıs'taki garantör ülkelerle ve taraflarla
çalıştığını, herkesin görüşünü
yansıtmaya çalıştıklarını belirtti.
2008 yılının Kıbrıs için önemli bir yıl
olacağını belirten Sawers, Şubat'ta Kıbrıs Rum
kesiminde seçimlerin yapılacağını ve barış
sürecini ileriye götürmek için bir fırsat doğmasını ve
bunun için tüm tarafların ellerinden gelen çabayı sarfetmelerini
beklediklerini belirtti.
Sawers 2008 yılının "fırsat penceresi
olduğunu belirterek "Umarım adadaki liderler bu
fırsatı değerlendirir" dedi.
KIBRIS 16/12/07
Rumlara vesikalı Türk lokumu
Özdoğru, yaptırdığı binlerce ahşap
kutunun üzerine ve içine 60 yıl öncesine ait babasının lokum
ruhsatnamesi ile ilk üretim fotoğraflarını yerleştirdi.
Adnan Özdoğru, AA muhabirine yaptığı açıklamada,
1900'lü yılların başında üretime başlayan, 1946'da
bugünkü yerine taşınan imalathanelerini, dedesi Lokumcuzade Süleyman
Efendi ve babası Kemal Özdoğru'dan sonra üçüncü kuşak olarak
işletmeye devam ettiğini söyledi.
Bir süre önce Kıbrıs Rum kesiminin coğrafi işaret
tescil başvurusu nedeniyle yaşanan krizin Türkiye lehine çözümlenmesi
için büyük gayret gösteren ve yurt içi ile dışında kamuoyu
oluşturmayı başaran Özdoğru, bu mücadelesinin The Times'a
da konu olmasının gururunu yaşadığını
kaydetti.
Tüm olumsuzluklara karşın lokumun Türklere ait olduğunu
her fırsatta kanıtlamaya devam edeceğini belirten Özdoğru,
şöyle devam etti:
"Yıllardır üretim yaptığımız
lokumları başta Arap ülkeleri olmak üzere Güney Kıbrıs Rum
kesimi ve Yunanistan'a da gönderiyoruz. Son bir yıl içinde sadece Kos
adasına 5 ton lokumumuzdan gönderdik. Madem Türk lokumunun
tanıtımı ile ilgili sıkıntı var, başka
sahiplenenler oluyor biz de bu iddialara belgesi ile karşılık
vermek için hazırlattığımız özel ahşap
kutuların dış yüzeyine babamın 1947 yılında
imalathanede çekilmiş fotoğrafını, kutunun iç yüzeyine ise
1946'da verilen üretim ruhsatını yerleştirdik. Bunu dost da
düşman da bilsin istedik."
Özdoğru, bu projeleri ile babasına vefa borcunu ödemek
istediklerini de vurgulayarak, "binlerce ahşap kutu
yaptırdık. Kutulu lokumlarımız hem yurt
dışına giden hem de İstanbul Ortaköy'de yeni
açtığımız mağazamız başta olmak üzere tüm satış
noktalarında vitrinleri süslemeye başladı" dedi.
Light lokum
Özdoğru, üretimlerinde her zaman kaliteyi ön planda
tuttuklarını belirtirken, ürün yelpazelerini ise her geçen gün
geliştirdiklerini söyledi.
Değişik türdeki lokumlarına son olarak şekersiz
olarak bal katkısı ile üretilen Light Lokumu
kattıklarını belirten Özdoğru, "ağızda hoş
bir tat bırakan, şekersiz lokumumuz büyük ilgi gördü. Bu ürünle, daha
çok ihracat yapmayı hedefliyoruz" dedi.
KIBRIS 16/12/07
Türkiye, KKTC turizmini pazarlayacak
Türkiye'nin tüm dünya ülkelerindeki turizm ataşelerinin gönüllü
olarak Kuzey Kıbrıs'ı da pazarlamaları ve
tanıtmalarının sağlanarak KKTC Turizm sektörünün önünün
açılmasıyla ilgili çalışmalar sonuç vermeye
başladı.
Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar, Türkiye ile
Kıbrıs'taki hükümetler arasında kurduğu işbirliği
çalışmalarını devam ettirdiğini, Türkiye'nin Kuzey
Kıbrıs'ı da pazarlayarak KKTC Turizm sektörünün önünün
açılmış olacağını açıkladı.
Konunun düşünce babası Arar, bu safhada yapılması
gerekenin dış ülke temsilciliklerindeki turizm ataşelerini ivedi
olarak ülkeye davet edip, Kıbrıs'ta onları misafir etmek,
gerekli materyalleri onlara sunmak olduğunu söyledi.
Türkiye'de hükümet yetkilileriyle de görüşen Reha Arar, KKTC
Turizm Bakanlığı ve hükümetinin konuya ciddiyetle
eğildiğini söyledi. Dilek Kırıcı'nın sunduğu
ve 2008'de Türkiye'de "Turizm, Kıbrıs Yılı olarak
pazarlanacak mı?" konusunun
tartışıldığı Kanal T'deki Açık Oturum
programına, Oscar Hoteller Direktörü Erdem Oskar, Merit Otelleri Yönetim
Kurulu Başkanı Reha Arar ve Pegasus Havayolları Kıbrıs
Direktörü Zeki Ziya stüdyo konuğu oldu. Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve
Sağlık Bakanı Eşref Vaiz de programa telefonla
bağlanarak turizmi ele aldılar.
Arar: Türkiye'de Kıbrıs tanınmıyor
Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar,
Kıbrıs'taki turizme taze bir kan verebilmek için 2008
yılını Türkiye'de " Kıbrıs Yılı"
ilan edilmesini istedi. "Türkiye'de Kıbrıs'ın çok iyi
tanındığını sanmıyorum" diyen Arar,
"bunun en önemli delili bize gelen telefonlar, bunların ikisini
söylemek isterim, "Kıbrıs'ta hangi para birimi
kullanılıyor?" ve "Konuşulan lisan hangisidir?"
gibi sorular soruluyor" dedi. Arar, Kıbrıs'ın
tanıtımını yeterince yaptıktan sonra, Türkiye'nin
potansiyeli olan illerinden yapılacak direkt uçak seferleri ile birçok
misafirin adaya gelmesinin sağlanabileceğini ifade etti.
Kıbrıs'ta en doğru turizm çeşitlerinin
başında kongre, kapalı toplantı, bayi
organizasyonları, tıbbi ve ilmi çalışmaların
geldiğini ifade eden Arar, bu toplantılara gelen kitlenin para
harcama seviyesinin yüksek, hem de Kıbrıs'a ilmi destek
sağlayacak kişiler olduğunu söyledi. Arar, özellikle son
dönemlerde adamızda yapılan tıbbi kongrelerin
Kıbrıs'ta mesleklerini sürdüren hekimler için de bir kaynak
olduğunu vurguladı.
Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar, 2008
yılının Türkiye'de "Kıbrıs Yılı" ilan
edilmesi için hükümetten beklentilerinin bir komite oluşturularak konuya
bir devlet politikası olarak bakması ve profesyonel anlamda
çalışma yapılması olduğunu söyledi
Oskar: Biz sağlık turizmine girmek istiyoruz
Oscar Hoteller Direktörü Erdem Oskar, otellerin boş olduğunu,
2007 yılında 16 otelin kapandığını, bunlardan bir
tanesinin de Bellapais Manastır Köyü olan kendi otelleri olduğunu
söyledi. Zamanında gereken tanıtım ve pazarlama yapılamamasının
sonucunu turizm yatırımcılarının çektiğini ifade
eden Oskar, Bafra bölgesi dışında kalan 15 bin yatak
kapasitesini yüzde 5'nin bile dolu olmadığını
vurguladı. "Oteller boş olduğunda piyasa'da taze para
olmaz" diyen Oskar, bir şeyler yapmak istediklerini ve hükümetin
kendilerine yeni pazarlar açarak, bilgilendirme noktasında da öncülük
etmesini beklediklerini söyledi.
Sağlık turizmine girmek istediklerini de dile getiren Oskar,
bu nedenle inşaatı halen devam eden bir otellerinin
inşaatını sağlık turizmine döndürmek amacıyla
durduklarını, ancak bu konuda profesyonel yardım beklediklerini
söyledi.
Ziya: Turizm lokomotif ise, neden küçük ortaktadır
Pegasus Havayolları Kıbrıs direktörü Zeki Ziya,
"Turizm gönül ve inanç işidir, bu ülkede yatırım yapan
insanlar bu işe gönül veren insanlardır. Ancak, aynı inanç bizi
yönetenlerde mevcut değildir. Bizi yönetenler samimiyseler ve her
fırsatta, her söylemde turizmin bu ülkede lokomotif sektör olduğunu
iddia edenler niye bu lokomotifi her zaman hükümetin küçük
ortağının idaresine vermektedirler? Lokomotifin
tanımını arkasına vagonları alıp, sürükleyip
götüren, yani başı çeken demektir."
Ziya, ülkenin gelmiş geçmiş bütün koalisyon hükümetlerinin
incelediğinde istisnasız tüm koalisyonlarda turizmin küçük
ortağa devredildiğinin görüldüğünü ifade etti ve bu olgunun da
hükümetlerin turizme olan inançlarının net bir göstergesi
olduğunu söyledi.
Programa telefonla katılan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise,
Zeki Ziya'nın bu görüşünü ince bir espri olarak nitelendirdi ve
hükümetin bir bütün olduğunu vurguladı. 2008 yılının
Türkiye'de "Kıbrıs Yılı" olarak
tanıtımına yüzde yüz katıldığını fakat
geç kalındığını, buna rağmen, zararın
neresinden dönülürse kâr olduğunu ifade eden Zeki Ziya, "turizmde
patlama istiyorsak siyasi partilerin getireceği her 50 turiste bir oy
verelim o zaman bu ülkede turizm patlaması olur" dedi.
Soyer: Ülke turizmi adına gerekli planlamalar süratle hayata
geçirilecek
Programa telefonla bağlanan Başbakan Soyer, KKTC'nin
lokomotif sektörü konumundaki turizm konusunda Turizm
Bakanlığı'nın gerekli inisiyatifi
aldığını, önümüzdeki günlerde Türkiye'de 2008'in
"Kıbrıs Yılı" ilan edilmesi için gerekli
çalışmaları yapacağını ve hükümetin istişare
ve değerlendirmelerin ardından ülke turizmi adına gerekli
planlamaların süratle hayata geçirileceğini söyledi.
Vaiz: Kendi ayaklarımızın üstünde durmak için yeni
yatırımlar şart
Sağlık Bakanı Eşref Vaiz ise, devleti
güçlendirmenin tek yolunun kendi ayakları üzerinde durdurabilmek
olduğunu, bunun için de CTP-BG'nin hükümetteki kadrosunun böyle bir hedefi
misyon edindiklerini söyledi. "KKTC'yi kendi ayakları üzerinde
diriltmek ve Güney Kıbrıs'la rekabet için neler yapabiliriz diye
düşündüğümüzde önümüze ilk gelen yeni yatırımlar ve turizm
hedefleri oldu" diyen Vaiz, "ekonomide turizm motor sektör iseydi,
turizm yatırımcılarını Kıbrıs'a davet etmek
gerekiyordu" şeklinde konuştu. Bu perspektif çerçevesinde, bir
grup plastik cerrahın Avrupa'da, özellikle İngiltere ve Almanya'da
plastik cerrahi konusunda Kıbrıs'ta tedavi olanaklarını
pazarlamak için girişimde bulunduğunu ifade eden Vaiz, kendilerinin
de bakanlık olarak bu girişime destek verdiğini söyledi.
Vaiz, sağlık turizmi konusunda yapılanlar içinse
şunları söyledi: "Tüp bebek için ciddi bir açılım
getirdik, var olan sorunları gidermek için tüzük yaptık ve tüp bebek
yatırımcılarını, ilgili hocalarımızı
Kıbrıs'a davet ettik ve bu konuda önemli bir noktaya geldik. Bugün
Türkiye Cumhuriyeti'nde kısırlık sorunu yaşayan
vatandaşlar KKTC'ye gelip, başarı oranı yüksek hizmetlerimizden
yararlanıyorlar. Tıbbı bilimsel sağlık kongrelerinin
Kıbrıs'ta yapılmasını sağlamak için birçok
girişimde bulunduk. Birçok alanda uzman olan hocalarımız ve
sivil toplum örgütleri çağrılarımıza icabet etti ve
Kıbrıs'ta 2007 yılında 14 civarında tıp kongresi
yapıldı. Bu 14 kongreye toplam 8000 civarında bilim insanı
katılıp bilimsel aktivitelerini sağlayarak özellikle ölü sezonda
turizme büyük katkı koydular."
KIBRIS 16/12/07
Government relief at UN
resolution
OPPOSITION
and government have offered distinct interpretations of the UN Security Council
resolution renewing the mandate for the UN peacekeeping force in Cyprus until
June 2008.
The resolution left out a controversial reference to the isolation of the
Turkish Cypriots.
UN Secretary-General Ban Ki-moon said in his report to the Council: It is
regrettable that the ongoing debate on the lifting of the isolation of the
Turkish Cypriots has become one about recognition.
The government took exception to the reference, saying there was no such thing
as Turkish Cypriot isolation.
The UNSC resolution noted with deep concern the lack of any progress, and
called on all parties immediately to engage constructively with the UN, and to
cease mutual recriminations.
It echoed Bans firm belief that the responsibility of finding a solution lies
first and foremost with the Cypriots themselves, and that the upcoming year
offers an important window of opportunity to make decisive progress, which must
be grasped by all parties.
However it also deplored the continued failure to date to implement the July
8, 2006 Agreement, and urged the leaders of both communities to act to start
the process without delay in order to prepare the ground for fully-fledged
negotiations.
President Tassos Papadopoulos said the resolution was satisfactory for Cyprus
as it reaffirmed the UNs commitment to the July 8 or Gambari process the
initiative for which the Greek Cypriot side has claimed credit as the only
way forward at this juncture.
But regarding Bans report, President Tassos Papadopoulos added: We welcome
only the reference to the developments on the ground, as opposed to the clause
on the so-called isolation of the Turkish Cypriots.
Commenting on the same, presidential candidate Ioannis Kasoulides acknowledged
the positive elements in the resolution, but cautioned that Cyprus should not
rest on its laurels.
Using terminology borrowed from football, he said that foreign policy must not
be a goalkeepers tactics
not conceding a goal does not mean you win a match.
First and foremost, we need aggressive diplomacy, initiatives that will win us
friends and allies and lead us to our objective, namely, the reversal of the
invasion and occupation
Kasoulides said.
In a similar vein, AKEL chief Demetris Christofias drew attention to the UN
Secretary-Generals comments on Turkish Cypriot isolation.
It is the fourth time the UN Secretariat has tried to introduce this
reference, he noted.
Christofias also warned of a growing tendency to ignore the illegality and
[Turkeys] violation of international law, as well as a tendency to accept the
occupation regime and its institutions, while the issue of direct trade remains
open.
For his part, presidential challenger Costas Themistocleous suggested the
administration was searching for positives where none really existed.
Since yesterday, we have witnessed a celebration with regard to the UNSC
resolution
one wonders what is the cause for such celebration, since no
mention was made of the continuing occupation, the withdrawal of foreign
troops, of the settlers, and no reference to the refugees or the fact that
Greek Cypriot properties in the north are being developed on a daily basis.
Cyprus Mail 16/12/2007
Talat: Rumlar, AB'nin elindeki sıcak patatestir
AB'YE SİTEM... Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin, siyasi
sorunları bulunan, sınır sorunu olan bölünmüş bir
adayı, Kıbrıslı Rumları kendi değerlerini bile
ihlal ederek üye yaptığını söyledi. Rum tarafının
AB üyeliğinin adada çözüme engel olduğunu da vurgulayan Talat, AB ve
BM'de tüm adayı ve kurumlarını Rumların temsil etmesinin
çözümden uzaklaşılmasının en önemli nedeni olarak gösterdi
SICAK PATATESİ TANIYAMADILAR... Talat, "Rum tarafı AB
üyelerinin elindeki sıcak patatestir. Birçok AB üyesi durumun
farkında değil. Bazıları ise soruna bulaşmak
istemiyor. AB üyesi ülkeler arasındaki dayanışmadan dolayı,
birlik üyesi ülkeler Kıbrıs sorunuyla ilgili seslerini
çıkaramıyorlar" diye konuştu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABHaber'e
yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği'nin, siyasi
sorunları bulunan, sınır sorunu olan bölünmüş bir
adayı, Kıbrıslı Rumları kendi değerlerini bile
ihlal ederek üye yaptığını söyledi.
Rum tarafının AB üyeliğinin adada çözüme engel
olduğunu da vurgulayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB ve
BM'de tüm adayı ve kurumlarını Rumların temsil etmesinin
çözümden uzaklaşılmasının en önemli nedeni olarak gösterdi.
Talat, "Rum tarafı AB üyelerinin elindeki sıcak
patatestir. Birçok AB üyesi durumun farkında değil.
Bazıları ise soruna bulaşmak istemiyor. AB üyesi ülkeler
arasındaki dayanışmadan dolayı, birlik üyesi ülkeler
Kıbrıs sorunuyla ilgili seslerini çıkaramıyorlar" diye
konuştu.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı
Papadoupulos'un adada çözüm istemediğini, BM çerçevesinde ve
parametresindeki çözümleri kabul etmediğini hatırlatan Mehmet Ali
Talat, şu anda herkesin Rum tarafında yapılacak genel seçimleri
beklediğini, seçimlerden sonra yeni bir girişimin
başlayabileceğini anlattı
Fransa devreye girdi
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'i KKTC'ye davet
ettiğini ancak Rumların hemen devreye girerek AB Dönem
Başkanlığı nezdinde Aliyev nezdinde girişiminde
bulunduklarını anlatan Mehmet Ali Talat, "Bakü ziyaretimde
Aliyev'i adaya davet ettim. Ancak Rumların baskısı yüzünden,
Portekiz Büyükelçisi olmadığı için Bakü'deki Fransız Büyükelçisi
AB Dönem Başkanı sıfatıyla Aliyev'e bu ziyaretten duyulan
memnuniyetsizliği iletmiş" diye konuştu.
Rumların, Kıbrıs konusunda baskı yaparak
Türkiye'den avantaj koparmak peşinde olduğunu da vurgulayan Mehmet
Ali Talat, Rumların, Malta'daki bir okulun müzik festivali için KKTC'ye
gelmesine bile engel olduklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, mali yardım tüzüğünü bloke
eden Rumlarla ilgili olarak AB'ye çağrı yaparak, "AB inisiyatif
alıp Rum tarafına, (sizin ülkeniz bölünmüş, birleşik devlet
için çaba göstermeniz gerekir. AB'nin değer ve kurallarına ters düşer
bir durumdasınız, sorunu çözün) demeli. Konseyin izolasyonların
kaldırılmasına izin vermesine rağmen Rumların
izolasyon çabalarını yoğunlaştırmalarına AB engel
olmuyor. Rum tarafı, adada güç paylaşımını
istemediği için çözüm istemiyor. Rumlar, sorunu yavaştan alıp,
Türkiye'yi AB sürecinde baskı altına alıp taviz koparmak
istiyor" dedi
KIBRIS
17/12/07
Taşın altına elimizi birlikte
koymalıyız
TALAT İLE GÖRÜŞÜRÜM... Güney Kıbrıs'ta Şubat
2008'de yapılacak Başkanlık seçimi adaylarından, AKEL Genel
Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs sorununun çözümü için Ada'daki iki tarafın elini birlikte
taşın altına koyması gerektiğini söyledi.
Başkanlık seçimini kazanması durumunda Cumhurbaşkanı
Talat ile görüşmeye hazır olduğunu vurgulayarak, "Ancak
birlikte olursak, bu taşı kaldırılabiliriz ve sorunu
çözeriz" dedi
Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'de yapılacak
Başkanlık seçimi adaylarından, AKEL Genel Sekreteri ve Rum
Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun
çözümü için Ada'daki iki tarafın elini birlikte taşın
altına koyması gerektiğini söyledi.
Dimitris Hristofyas, başkanlık seçimini kazanması
durumunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye
hazır olduğunu vurguladı.
Hristofyas, dün sabah Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne
geçerek, Maronitler'in yaşadığı Koruçam ve Karpaşa
köylerini ziyaret etti.
Hristofyas'a, ziyaretleri sırasında Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan da
eşlik etti.
Koruçam ziyareti
AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas,
Koruçam'ı ziyareti sırasında kilisedeki Pazar Ayini'ne de
katıldı.
Hristofyas, daha sonra kilise bahçesinde ve kahvehanede Maronitler ile
sohbet etti.
Dimitris Hristofyas, köy halkına hitaben yaptığı
konuşmada, Birleşik Kıbrıs Partisi heyetiyle Koruçam'ı
gezip, burada yaşayanların sorunlarını yerinde
öğrenmek amacıyla ziyareti gerçekleştirdiğini belirtti.
Konuşmasında Kıbrıs konusuna da değinen AKEL
Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Hristofyas, Kıbrıs
sorununun çözümü için Kıbrıslı Türklerle, Rumların ellerini
birlikte taşın altına koyması gerektiğini söyledi.
"Ancak birlikte olursak, bu taşı
kaldırılabiliriz ve sorunu çözeriz" diyen Hristofyas, Ada'da
barış olursa Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği
şemsiyesi altında rahat edebileceğini savundu.
Türkiye'nin Ada'da küçük ayrı bir cumhuriyet tutmak
istediğini iddia eden Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Türkü'nün
Kıbrıs'ta barış istediğini söyledi.
Karpaz'da yaşayan Rumlarla, Koruçam'daki Maronitlerin yaşam
şartlarını iyi bulmadığını söyleyen
Hristofyas, geçmişte Dipkarpaz'ı ziyareti sırasında
Rumların evlerinin yıkılmak üzere olduğunu gördüğünü
ve bunu Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a
aktardığını, ancak Papadopulos'un yeterli ilgiyi
göstermediğini söyledi.
AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris
Hristofyas konuşmasının ardından, Koruçam'da yaşayan
Maronitlerin sorularını da yanıtladı.
Karpaşa ziyareti
AKEL ile BKP yetkilileri, Koruçam'ın ardından Karpaşa
köyüne gitti.
Karpaşa'da yaşayan Maronitlere hitaben konuşan
Hristofyas, başkanlık seçimini kazanması durumunda
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye hazır
olduğunu ve anlaşmaya varabileceklerine
inandığını söyledi.
Hristofyas, Kıbrıs'taki tarafların anlaşması
durumunda, bunu anavatanların da kabul edeceğine
inandığını kaydetti.
AKEL heyeti, BKP'yi ziyaret etti
Rum başkanlık seçimi adaylarından, AKEL Genel Sekreteri
ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas, başkanlık
adaylığı vizyonunun; "her iki toplumun ortak
çıkarı ve Kıbrıs adasının tümden
askersizleştirilmesini kapsadığını" ifade ederek,
buna ulaşmak ve bunu Rum Yönetimi Başkanı olarak yaşama
geçirme hedefinde olduğunu söyledi.
Adaylığının ana nedeninin; "Kıbrıs
Türk liderliğiyle beraber Kıbrıs'ın kalıcı
bölünmesini engellemek olduğunu" belirten Hristofyas,
Kıbrıslılar için "ortak bir dilin"
bulunmasının da çok önemli olduğunu kaydetti.
Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet
İzcan da, Kıbrıs'ın bölünmenin eşiğine
geldiği görüşünü kaydederek, "Bu yüzden Güney
Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerin sayın Hristofyas tarafından
kazanılması Kıbrıs'ta yeni bir dönemin
başlangıcı olacaktır" dedi.
Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'de yapılacak
Başkanlık seçimi adaylarından, AKEL Genel Sekreteri ve Rum
Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas
başkanlığındaki AKEL heyeti, dün Koruçam ile Karpaşa
köylerini ziyaret etmesinin ardından, BKP'yi ziyaret ederek Genel Sekreter
İzzet İzcan ve parti Yönetim Kurulu üyeleriyle görüştü.
Hristofyas: Kalıcı bölünmeyi engellemek istiyorum
BKP Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen görüşmede ilk sözü
alan Dimitris Hristofyas, dün BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ve
parti yetkilileriyle Maronitlerin yaşadığı iki köye
ziyaretlerde bulunduklarını ve bir takım temaslar
yaptıklarını ifade ederek, bu ziyaretlerde Rum
Başkanlık seçimlerinde neden aday olduğunu anlatma
fırsatı bulduğunu söyledi.
Hristofyas, ziyaretinin; Kıbrıslı Türklere de
mesajlarını iletmek için bir imkân ve fırsat olduğunu dile
getirerek, adaylığının ana nedeninin;
"Kıbrıs Türk liderliğiyle beraber Kıbrıs'ın
kalıcı bölünmesini engellemek olduğunu" kaydetti.
Dimitris Hristofyas, Kıbrıslı Rumların,
Kıbrıs Türk liderliğiyle birlikte,
"Kıbrıslıların çözümünü" bulabilmek için 8 Temmuz
"Anlaşması"nı yaşama geçirmesi gerektiğini
savundu.
Kıbrıslıların çıkarları korunmalı
Hristofyas, varılacak bir anlaşmada yalnızca
Kıbrıslıların çıkarlarının korunması
gerektiğine işaret ederek, iki toplumlu, iki bölgeli federal bir
çözümün, 1977-79 Doruk Anlaşmaları ile BM Güvenlik Konseyi kararları
temelinde olması gerektiğini belirtti.
Dimitris Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların
temel insan haklarının garanti altına alınması
gerektiğini söyleyerek, iki toplumlu, iki bölgeli federal bir çözüm
çerçevesinde iki toplumun siyasi eşitliğinin de kabul edilmiş
olacağını savundu.
İnsan haklarına saygı
Bunun da Kıbrıslı Türkler için çok önemli olduğunu
ifade eden Hristofyas, "İnsan hakları ve özgürlüklere
saygılı olunması ve hayata geçirilmesi bizim
tarafımızdan tamamen kabul edilmektedir. Kıbrıslı Türklerin
insan haklarının kabulü ve uygulanması, Kıbrıslı
Rumların temel insan haklarına aykırı olmamalı ve
ihlal etmemelidir" diye konuştu.
Hristofyas, "Kıbrıs'ta ortak ve federal bir cumhuriyete
ihtiyaç duyulduğu, o federal cumhuriyette de tüm
Kıbrıslıların insan haklarına saygılı
olunacağı" görüşünü ifade ederek, sadece Kıbrıslı
Türk ve Kıbrıslı Rumların değil, Latin, Ermeni ve
Maronitlerin de insan haklarına saygılı
olunacağını söyledi.
Yabancı askerlerin olmayacağı bir çözüm
Kıbrıs'ta yabancı askerlerin olmayacağı bir
çözüm istediğini belirten Dimitris Hristofyas, "Hep birlikte
askersizleşmiş ortak federal bir vatan için
çalışmalıyız" dedi.
Bunun da; "her iki toplumun ortak çıkarını ve
Kıbrıs Adası'nın tümden askersizleştirilmesini
kapsadığını" öne süren Hristofyas, bunun adaylık
vizyonu olduğunu dile getirdi.
Yeni yıl barışı yaratsın
AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris
Hristofyas, bu hedefi Rum Yönetimi başkanı olarak yaşama geçirme
hedefinde olduğunu söyleyerek, yeni yılın Kıbrıs'ta
yeni bir gelecek ve "birleşik bir ortak vatan" ile
barışı yaratmasını temenni etti.
Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin bayramını ve
yeni yılını da kutladı.
İzcan: Hristofyas'ın kazanması
sürece ivme kazandırır
BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan da, Güney Kıbrıs'ta
Şubat 2008'de yapılacak başkanlık seçimlerinin
Kıbrıs için önemine dikkat çekerek, desteklerinin Hristofyas'tan yana
olduğunu söyledi.
İzcan, BM ve AB yetkililerinin nefesini tuttuğunu ve
hazırlığını, Şubat 2008'den sonraki yeni bir
görüşme süreci için yaptığını ifade ederek, bu konuda
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un da hazırlıklar
yaptığını ve Ban'ın;
Kıbrıslılar'ın istemesi halinde görüşme sürecinin
yeniden başlayacağı mesajını verdiğini söyledi.
Kıbrıs'ın bölünmenin eşiğine geldiği
görüşünü kaydeden İzcan, "Bu yüzden Güney Kıbrıs'ta
yapılacak seçimlerin Sayın Hristofyas tarafından
kazanılması Kıbrıs'ta yeni bir dönemin
başlangıcı olacaktır" dedi.
BKP olarak AKEL Genel Sekreteri'nin seçimi kazanmasını
istediklerini ve bu yolda Hristofyas'ı desteklediklerini vurgulayan
İzcan, Hristofyas'ın kazanması durumunda, bunun yeni
görüşme sürecine hareketlilik ve ivme kazandıracağına
inandıklarını söyledi.
Bu çerçevede BKP ile AKEL'in işbirliği yapmaya devam
edeceğini kaydeden İzzet İzcan, bunun da yetmeyeceğini
belirterek, "Kıbrıs'ın Kuzeyi'nde ve Güneyi'nde
barışa, çözüme ve demokrasiye inanan bütün sivil toplum örgütlerinin,
güçlerin, sendikaların ve siyasi örgütlerin birlikte hareket ederek ortak
vatanı kurması gerektiğini" kaydetti.
Bu sorunun Kıbrıslılar'ın olduğunu ifade eden
İzcan, Özker Özgür'ün "Çözümün adresi Lefkoşa'dır"
sözünü hatırlatarak, bulunacak çözümün Kıbrıslılar için
olduğunu söyledi.
Kıbrıs'ta çözüme ihtiyaç var
İzcan, ülkedeki "statükonun" değişebilmesi
için çözüme ve barışa ihtiyaç duyulduğunu belirterek,
barış ve çözüm içinde görüşmelerde birbirine saygılı
olan liderlere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
BKP'nin barıştan, çözümden ve demokrasiden yana taraf
olduğunu vurgulayan İzzet İzcan, Kuzey'den de Güney'den de
görüşlerine en yakın olan kesimlerle işbirliği yapmaya,
halkın önünü açmaya ve birleşik federal bir Kıbrıs yaratma
çabasına devam edeceklerini söyledi.
Hristofyas: İnanmasaydım
İzcan'ın konuşmasının ardından yeniden
söz alan Hristofyas, "Temenni ve ümit ederim ki seçimi kazanalım ve
bu zafer Özker Özgür anısına armağan olsun. Özgür, gerçek bir
Kıbrıslı ve Kıbrıs için barış
savaşçısıydı" dedi.
Hristofyas, konuşmasının ardından "Seçimi
kazanacağınıza inanıyor musunuz?" sorusuna ise şu
cevabı verdi:
"Evet tabii ki. Bu, Kıbrıs'ın her iki
yanındaki halkın çoğunluğunun da görüşüdür. Eğer
inanmamış olsaydım bu yarışa
katılmazdım."
KIBRIS
17/12/07
Başbakan Soyer, Brüksel'e gitti
Başbakan Soyer'i Ercan Havaalanı'ndan; GKK Komutan
Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ile Başbakanlık Müsteşarı Öntaç Düzgün
uğurladı.
Başbakan Soyer'e Brüksel ziyaretinde, CTP-BG Milletvekili ve
Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami,
Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit,
Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ile
Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan
Candan eşlik ediyor.
Başbakan Soyer, dün akşam KKTC'nin Brüksel Temsilcisi
Yalçın Vehit'in onuruna verdiği yemeğe katıldı.
Avrupa Komisyonu üst düzey yetkilileriyle bu sabah bir araya gelecek
olan Başbakan Soyer, öğlen ise Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi
Büyükelçi Volkan Bozkır'ın onuruna vereceği yemeğe
katılacak.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bugün öğleden sonra Avrupa
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüşecek.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İstanbul üzerinden gideceği
Brüksel'deki temaslarının ardından 19 Aralık Çarşamba
gecesi saat 22.45'te yurda dönecek.
KIBRIS
17/12/07
Erçakıca'nın "Annan'ı Anna Da Gel"
kitabı çıktı
"Yenidüzen" ile kendisi tarafından yönetilen
haftalık "Cyprus Observer" gazetelerinde 2005'ten itibaren
yayınlanan politik yorumlarından oluşan kitapta
Erçakıca'nın 40'ı aşkın yazısı yer
alıyor.
Referandum sürecinin ardından Kıbrıs sorununda
yaşanan çıkmaza ilişkin saptama ve önerilerden oluşan
yazılar, sunuş yazısında belirtildiği gibi "referandum
sürecinin sonrasında tünelin ucunda aranan ışığı
anlatıyor... Kıbrıs sorununun çok hararetli bir döneminin
ardından girdiğimiz 'çıkmaz sokağın' ya da içerisinde
kaybolduğumuz 'labirent'in fotoğrafını çekiyor..."
Kitabın sunuş yazısında yazılarından dolayı
Erçakıca'yı "genç yürek/deli yürek" olarak tanımlayan
Gazeteci-Yazar Cenk Mutluyakalı, şöyle özetlemiş bu
tanımın nedenlerini...
"Pek çoğumuzun kapılıp gittiği duygusal
dalgalardan kurtularak ve hayallerden arınarak gerçekleri en
yalın şekilde gözümüzün önüne serer...Birileri kızacak,
bir başkaları tepki gösterecek, yoldaşlarını üzecek
diye geri adım atmaz, 'bunlar gerçeğimizdir' der
bağıra çağıra...Kıbrıslı Türkleri yok sayma
oyununa karşı
Kıbrıs'ın Güneyi'ndeki akılla kavga
eder..Dişlerini sıkar, ses tellerini gerer ve
bağırır... 'Karşımızdaki
anlayış çözüm karşıtıdır, görmüyor
musunuz'....
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Erçakıca'nın
yazıları için "Mutlaka okumalısınız,
karmaşık düşünce ve olgular arasından sorunun özünü çekip
çıkarmak için fazla uğraşmanıza gerek kalmaz" derken;
Türkiyeli Gazeteci-Yazar Erdal Güven de, "Realizm ile pragmatizmin
sentezi, Kıbrıs'ta akılcılığın
günlüğü..." ifadelerini kullanmış.
Makale ve köşe yazılarından oluşan "Uzağa
Mektuplar" ve İngilizce "Everything Is About Cyprus"
adlı iki kitabı daha bulunan Hasan Erçakıca, 1956 Larnaka
doğumlu.
Aile şirketi aracılığıyla
yayıncılık yapan, "Cyprus Observer" adıyla
haftalık İngilizce gazete çıkaran Erçakıca, kendini
"özgürlükçü sosyalist" olarak tanımlıyor.
Cumhuriyetçi Türk Partisi Merkez Yönetim Kurulu üyesi Hasan
Erçakıca, Kıbrıs Türk siyasi tarihinde ilk kez oluşturulan
Cumhurbaşkanlığı Sözcülüğü görevini de 1,5 yıldan
beri sürdürüyor.
KIBRIS
17/12/07
CTB-BG Serdarlı Kadın Örgütü'nün bayram ve
yılbaşı ziyaretleri sürüyor

CTP-BG
Serdarlı Kadın Örgütü Yönetim Kurulu, Kurban Bayramı ve
yılbaşı dolayısıyla 80 yaşlıyı ziyaret
ederek, yaşlıların bayram ve yeni yıllarını
kutladı. Ziyaret sırasında yaşlılara
hatırlandıklarını göstermek amacıyla bayram
şekeri paketleri verildi.
Yaşlılar, CTB-BG Serdarlı Kadın Örgütü'nün
ziyaretinden çok mutlu olduklarını belirttiler.
CTP-BG Gazimağusa Kadın Örgütü, 23 Ekim 2007'de kuruldu.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Alev Albayrak'ın da
katıldığı Serdarlı CTP-BG Kadın Örgütü
toplantısında ise 7 kişilik yönetim kurulu belirlendi.
CTB-BG Serdarlı Kadın Örgütü Yönetim Kurulu'nda Fatma
Poyrazoğlu (başkan), Sıdıka Bozkırlı, Zarif
Alsancak, İlgün Kasap, Naziyet Serdar, Filiz Bayraktar ve Şaziye
Saimoğlu faal üyeler olarak belirlendi.
KIBRIS 17/12/07
NTV
Güncelleme: 14:54 TSİ 18 Aralık 2007 Salı
BRÜKSEL
- Rumlar, Rehnin Avrupa Birliği tarafından tanınmayan Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin başbakanını kabul etmesine
karşı çıktı.
Rehn, daha önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eski
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertevle
görüşmüştü.
Rehnin yoğun programını gerekçe göstererek görüşmeyi iptal
eden Komisyon, Soyere genişlemeden sorumlu genel müdürle randevu verdi.
Bu duruma tepki gösteren Soyer, Rehn dışında başka bir
isimle görüşmeyi reddetti.
Kıbrıs Türk tarafı, tepkisini Avrupa Birliği Komisyonuna
da iletti.
2008'de anlaşma olması için elimizden geleni
yapacağız
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Brüksel temasları çerçevesinde
dün sabah AB Komisyonu Genişleme Direktörlüğü Genel Müdür
Yardımcısı Jan Truszczynski ve AB Komisyonu Genişleme
Direktörlüğü Kıbrıs Türk Masası Şefi Andrew Rasbash
ile görüştü.
Charlemagne binasında gerçekleşen görüşmeye, KKTC'nin
Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit, CTP-BG milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı
Özel Temsilcisi Özdil Nami, Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit,
Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ve
Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan
Candan ile bazı diğer AB yetkilileri de katıldı.
Başbakan Soyer, görüşmeden sonra yaptığı
açıklamada, görüşmede, Kıbrıs sorunu konusunda bir türlü
ilerleme sağlanamadığını AB yetkililerine
anımsattığını belirterek, hem Kıbrıs Türk
hem de Kıbrıs Rum halkının, Avrupa hedefini 1960'lı
yıllarda ortaya koyduğunu ve Kıbrıs Türkü'nün hala Avrupa'yı
hedeflediğini kaydetti.
Soyer, AB yetkililerine, 2008 yılında Kıbrıs'ta bir
anlaşma olması için ellerinden geleni yapacaklarını
aktardığını ifade ederek, bunun için hem AB'nin hem BM'nin
desteğini istediklerine işaret ettiğini söyledi.
Soyer, Kıbrıslı Türklerin AB hedeflerinin sürdüğünü
ve AB müktesebatına uyum çalışmalarının
başlamasını istediklerini de AB yetkililerine
anlattığını söyledi.
Soyer- Rehn görüşmesi gerçekleşemedi
Brüksel temaslarını sürdüren Başbakan Ferdi Sabit
Soyer'in, dün öğleden sonra, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Olli Rehn ile yapacağı görüşme, Kosova konusundaki acil
gelişmelerden dolayı yapılamadı.
Başbakan Soyer, konuyla ilgili bir açıklama yaparak, dün saat
15.00'te gerçekleştirilecek olan Olli Rehn görüşmesinin, Kosova ile
ilgili acil bir durum söz konusu olduğundan ve AB Komiseri'nin bununla
ilgili toplantıya katılması gerektiğinden dolayı
yapılamadığını söyledi.
Başbakan, Rehn'in kendilerine bu durumdan büyük üzüntü
duyduğunu belirterek özür dilediğini, görüşmenin ileriki bir
tarihte gerçekleştirileceğini kaydetti.
Nami'nin temasları
Bu arada CTP-BG Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı
Özel Temsilcisi Özdil Nami, Brüksel'de, AB üyesi ülkelerin daimi
temsilcileriyle ve Avrupa Komisyonu yetkilileriyle dün temaslarda bulundu. Nami
görüşmelerini bugün de sürdürecek.
KIBRIS 18/12/07
İran Büyükelçisi, YDÜ'yü ziyaret etti
Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla
İlişkiler Dairesi Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya
göre, Büyükelçi Alirıza Bikdeli, YDÜ Rektör Yardımcısı
Prof. Dr. Şenol Bektaş ile Yabancı Öğrenci İşleri
Müdürü Dr. Tayseer Alshanableh eşliğinde önce YDÜ Büyük
Kütüphanesi'ni ziyaret ederek orada yetkililerden kütüphane hakkında
bilgiler aldı.
Daha sonra üniversitenin bazı fakülte ve
laboratuarlarını da gezen Büyükelçi Bikdeli, Yakın Doğu
Üniversitesi'ni gelişmiş bir üniversite olarak çok
beğendiğini ifade ederek, YDÜ kampusunun tüm birimleriyle örnek bir
üniversite olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Bektaş, Büyükelçi Bikdeli'nin ziyareti ile ilgili olarak
özetle şunları söyledi:
"Üniversiteyi ziyaretiniz bizleri son derece mutlu
kılmıştır. İran'da üniversitemizin temsilciği
bulunmaktadır. Amacımız tüm öğrencilerimizle birlikte
İranlı gençlere de yüksek öğretim alanında en iyi bir
şekilde hizmet vermektir. Bu düşünce ışığı
altında önümüzdeki yıl 11 İranlı öğrenciye tam burs
vereceğiz. Bunu size müjdelemekten büyük bir mutluluk duyuyorum."
Büyükelçi Alirıza Bikdeli de YDÜ'de gördüğü ilgi ve
misafirperverliğe teşekkür ederek, üniversite yetkililerine
çalışmalarında başarılar diledi.
KIBRIS 18/12/07
Lefkoşa Belediyesi'nden yabancı diplomatlara
kokteyl
İbrahim BEYAZOĞLU
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'in de
katılımıyla yeni belediye sarayında gerçekleşen dünkü
resepsiyonda, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları
ve eşi, konuklarını kapıda karşıladı.
Resepsiyonda Amerikan, Alman, İtalyan, Avustralyalı,
Avusturyalı, Hollandalı, Polonyalı ve Slovak Cumhuriyeti'nden
diplomatlar hazır bulundu.
Geceye bazı siyasiler ve gazetecilerin yanı sıra
Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel, Yakın
Doğu Üniversitesi (YDÜ) Kurucu Rektörü Suat Günsel ve Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük de
katıldı.
Saat 16.00'da başlayan resepsiyon saat 20.00'de sona erdi.
KIBRIS 18/12/07
Tassos losing ground in
latest opinion poll
By
Jean Christou
PRESIDENT
Tassos Papadopoulos continued to dip in the polls for the second month running
while both of his rivals, AKELs Demetris Christofias and DISYs Ioannis
Kasoulides continue to rise.
A Noverna poll published in Politis on Sunday showed Papadopoulos stood to
glean 29.8 per cent in the first round of the elections, a drop of 0.3 per cent
since the November poll. In June Papadopoulos registered at 31.2 per cent.
Meanwhile Christofias jumped 1.1 per cent since November to 29.5 per cent while
Kasoulides increased his share by 0.2 per cent to 27.3 per cent.
In June Kasoulides was sitting at 26.2 per cent and Christofias at 23.1 per
cent, indicating the AKEL leaders substantial gain in the polls in the last
six months.
When it comes to a second round in the election, the poll shows that in a
Papadopoulos-Kasoulides run off, the incumbent president would walk away with
45 per cent of the vote compared to Kasoulides 33.6 per cent.
It also shows that in such a run-off, 21.4 per cent would cast a blank vote.
In a Christofias-Kasoulides second round, Christofias would take 41 per cent
and Kasoulides 34.5 per cent but the number of blank votes would increase to
24.5 per cent.
If Papadopoulos and Christofias make it to the second round it would be a tie
at 39.2 per cent each, the poll found while 21.7 would vote blank.
When it comes to the age of voters, Papadopoulos is the least popular to those
in the 18-24 age group, which would vote either for Christofias or Kasoulides
who received 34 per cent and 32 per cent respectively in that category.
The 25-34 age group was evenly split with 27 per cent to each of the three
candidates. The 35-44s also revealed an even split, giving 29 per cent of the
vote to each.
Christofias was the clear winner among the 45-64 age group, taking 32 per cent.
Papadopoulos was at 29 per cent and Kasoulides 26 per cent.
But the over 65s would vote overwhelmingly for Papadopoulos. Over 43 per cent
say they will vote for the incumbent compared to only 24 per cent for
Christofias and 23 per cent for Kasoulides.
When the poll was broken down into party affiliation the results were even more
interesting.
Only 70 per cent of DIKO voters would vote Papadopoulos the party he belongs
to. From supporting EDEK, only 62 per cent chose Papadopoulos.
DISY candidate Kasoulides would glean 72 per cent of party voters and 78 per
cent of Akelites say they will vote for Christofias.
Ten per cent of AKEL voters will pick Papadopoulos and three per cent Kasoulides.
Nearly ten per cent of DIKO will choose Kasoulides and seven per cent of EDEK.
Eight per cent of DIKO would give their vote to Christofias and 13 per cent
said they would vote blank.
From EDEK 14 per cent said they would cast a blank vote but 15 per cent will
vote for Christofas and seven per cent for Kasoulides.
Also a good percentage of DISY some 15 per cent will pick Papadopoulos,
three per cent will pick Christofias and nine per cent will vote blank.
CYPRUS MAIL 18/12/2007
Growing interest in
Turkish lessons
By
Stefanos Evripidou
THE STUDY of
Turkish in schools is on the rise, with one in every 14 second year lyceum
students learning the language, according to one Education Ministry official.
Assistant Director of the Education Programming Unit, Charalambos Hadjithomas,
pointed out that the number of children opting for Turkish language studies had
shot up since the crossing points opened in 2003.
When the Cabinet decided to introduce Turkish language in lyceums in 2003, only
84 students chose to learn the language, counting for one per cent of second
year lyceum students. But interest in the language has since received a boost
with 587 students now studying Turkish, representing 7.45 per cent of that
year.
Lyceums cover the final three years of study before students graduate from
school, while gymnasiums cover the first three years. In the last two years of
lyceum education, students must choose two out of seven languages to study from
French, Italian, Spanish, Russian, English, Turkish and German.
The latest statistics on language study for 2007 show English to remain the
most popular language of choice, while Italian, Spanish, Turkish and Russian
have enjoyed a rise in popularity. French and German on the other hand are
proving less popular.
Figures for 2007 show 5,255 students chose English as their preferred language
of study, counting for 67 per cent of all second year lyceum students. A total
of 4,456 chose Italian (57 per cent); 2,757 chose Spanish (22 per cent); 1,277
French (16 per cent); 587 Turkish (over seven per cent); 219 German (three per
cent) and 182 Russian (two per cent).
Compared to 2003 figures, English has stayed on top, while French sank from
third to fourth place and German dropped by five per cent. Spanish almost
doubled from 12 per cent to 22 per cent, Turkish interest increased seven-fold
while Russian saw a miniscule rise of 0.5 per cent.
Hadjithomas said the opening of the crossing points had a lot to do with the
increase in Turkish language students. Well, we are supposed to co-exist with
the Turkish Cypriots one day, so some students are preparing for that day. They
are also motivated by careers as a number of government departments and NGOs
seek knowledge in the Turkish language, said Hadjithomas.
Regarding the fall in interest in French, one of the official languages of the
EU, the ministry official explained that many students who were weak in French
dropped it in the second year of lyceum, preferring instead to start a new
language from scratch.
The number of soap operas on TV has had a lot to do with the upsurge in
students opting for Spanish. Those shows have a big effect on the students. And
since we joined the EU, a lot of them are interested in studying abroad so they
want to learn Italian too, said Hadjithomas.
Adults can learn too
SCHOOLS ARE not the only place to learn Turkish. The University of Cyprus
offers degrees in Turkish Studies, where students are informed on Turkish
language, literature, history and culture, including courses on Islamic
studies, modern Turkish studies and Ottoman history.
Turkish language teacher Nese Yasin told the Cyprus Mail that the department
currently has 124 undergraduate students and 20 postgraduates.
We have seen a lot more interest in the course since 2003. It is not a
language degree but you have to learn the language to be able to read resource
material and text. In the past, I also taught Turkish Cypriot literature as an
elective which proved very popular with students from other departments too,
said Yasin.
Most students in the Turkish Studies Department are either Greek or Greek
Cypriot as the course is mostly taught in the Greek language. The degree also
includes a trip to Istanbul, where students can practice their language skills.
The majority of students seem to have a left-wing background. We also get a
lot of policemen and army officers who choose to study the course for
professional reasons, she added.
The students are always stressed about finding jobs afterwards, but we tell
them to develop their language capacity and go study abroad for a while. We
have about five or six students currently in Istanbul on an Erasmus programme.
They usually opt to stay for a year, said Yasin.
Interest in Turkish is not restricted to school or university students either.
Constantinos, 27, who works in the media industry, has been taking private
Turkish lessons for the last six weeks and plans on continuing to do so for the
next year and a half.
Asked why he chose now to learn Turkish, his reply was: In the next two three
years, we will have a new reality in Cyprus. We will have a solution and
whatever kind of a solution it is, Turkish will be a very useful language. We
will have around 30 per cent of Cyprus speaking in Turkish.
After a month and a half, Constantinos can already pick up bits of
conversations and put pieces of a conversation together.
My teacher says you need a year and a half of study and then must immerse
yourself in speaking the language with others. When I first told my family and
friends, they were initially curious but once I explained my reasons they said
I was doing the right thing, he added.
Cyprus Mail 18/12/2007
AA
Güncelleme: 15:11 TSİ 19 Aralık 2007 Çarşamba
ERİVAN
- Ermenistan Parlamentosu, Türk-Ermeni ilişkilerinin
konuşulacağı özel oturuma Türkiyeden katılan
olmadığı için, Türkler olmadan başladı. AB temsilcisi,
bu durumun Türkiyede Kurban Bayramı kutlamalarından
kaynaklanabileceğini söyledi.
Ermenistan Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu
Başkanı ve Daşnaksutyun partisi üyesi Armen Rüstemyan, oturum
süresince ilişkilerin, karşılaşılan sorunlarla
birlikte çeşitli boyutlarıyla ele alınacağını, bu
sorunların aşılmasında kullanılacak olanaklar ve
parlamento diplomasisinin kullanılması imkanının
değerlendirileceğini kaydetti.
Oturumlar için Türkiyeden Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamukun da aralarında bulunduğu 20
kişinin davet edildiğini söyleyen Rüstemyan, ancak çeşitli
nedenlere bu davetlere olumlu yanıt alamadıklarını
kaydetti. Rüstemyan, buna rağmen yazar Pamukun Ermenistan
parlamentosundaki oturumu olumlu bulduğunu bildirdiğini de söyledi.
Oturuma katılan AB Güney Kafkasya özel temsilcisi Peter Semneby ise
Türkiyeden katılım olmamasının gerekçesinin, aynı
günlerde dini bayram (Kurban Bayramı) kutlanması olabileceğini
belirtti.
Merkezi Erivanda bulunan Mediamax ajansının haberine göre, oturuma
Ermenistan yönetiminin yanı sıra Yukarı Karabağdaki
işgal yönetimi temsilcileri, ayrıca siyasi partiler, Erivandaki
yabancı misyon temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları
temsilcileri katılıyor.
Öte yandan konuya ilişkin Azerbaycan basınında yer alan
haberlerdeyse toplantıya Türkiyeden gazeteci ve sivil toplum
kuruluşu temsilcisi olarak bazı isimlerin katılacağı,
ancak Ermeni yetkililerin çeşitli nedenle bu isimleri
açıklamadığı ileri sürüldü.
İsviçre
Federal Mahkemesi, "Ermeni soykırımı"nı inkar
edip, ırkçılık yaptığına karar verilen Doğu
Perinçek'in mahkumiyetini onadı.
İsviçre Federal Mahkemesi, sözde "Ermeni
soykırımı"nı inkar edip,
ırkçılık yaptığına karar verilen İşçi
Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in mahkumiyetini
onayladı. Mahkemenin onama kararının ardından Perinçek'e
verilen 9 bin Frank tutarındaki paraya çevrilmiş 90 günlük hapis cezası
ve 3 bin Frank da para cezası olarak onaylanmış oldu.
İsviçre'nin en üst yargı kurumu olan mahkeme, "Ermeni
soykırımı"nın pekçok tarihçi, Avrupa Parlamentosu(AP)
ve pekçok parlamento tarafından soykırım olarak kabul
edildiğine işaret etti.
İNKARDAN DAVA AÇILDI
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu
Perinçek, sözde Ermeni soykırımını "inkar"
yasasını ihlal ettiği gerekçesiyle İsviçre'nin Lozan
kentindeki mahkeme tarafından yargılanmış, 6 Martta
başlayan duruşmalar sonunda verilen kararda, Perinçek, 90 gün hapis
cezası karşılığında her günü 100 İsviçre
Frangı (yaklaşık 115 YTL) olmak üzere 9 bin İsviçre
Frangı para cezasına çarptırılmış ve bu
ceza iki yıl tecil edilmişti. Mahkeme, bunun
dışında 3 bin İsviçre Frangı para cezasına
çarptırdığı Perinçek'in, bu parayı hemen
ödemediği takdirde 30 gün hapis yatmasına hükmetmiş ve 5 günlük
süre tanımıştı.
Perinçek'in ayrıca 1000 İsviçre Frangını sembolik olarak bu
ülkedeki Ermeni cemaatine ve 10 bin İsviçre Frangını dava açan
Sarkis Şahinyan'a ödemesi istenmişti. Mahkeme masrafı olarak da
Perinçek'in 5873,55 İsviçre Frangı ödemesine karar verilmişti.
Ermeni soykırımı iddialarını reddettiği için ceza
alan Doğu Perinçek, bir üst mahkemeye temyiz başvurusunda
bulunmuştu.
HURRIYET 19/12/2007
Rusya tam bir militant
"İZOLASYONLARIN ÖNEMİ DE,
GEÇERLİLİĞİ DE ORTADAN KALKMAZ"... Haftalık
basın brifinginde raporla ilgili konuşan Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafının BM Genel Sekreteri'nin raporunun
yayınlandığı ilk andan itibaren izolasyonlara ilişkin
tespitlerinin Güvenlik Konseyi kararında yer almayacağının
bilincinde hareket ettiklerini belirterek "Ne var ki, izolasyonlarla
ilgili ifadelerin kararda yer almaması, onların ne önemini ne de
geçerliliğini ortadan kaldırmaktadır" dedi
"AB İÇİNDE RUSYA'NIN SESİ"... Rum-Rus-AB
ilişkilerine de değinen Erçakıca, Kıbrıs Rum
tarafının AB üyeliğini bu kadar olumsuz bir şekilde
kullanmasının herkesin dikkatini çektiğini belirterek AB
üyeliğinin, AB hedefleriyle bağdaşmayacak şekilde
kullanılmasına son vermenin, AB üyelerinin sorumluluğunda
olduğuna dikkat çekti. Erçakıca,Balkanlardaki gelişmelerden
rahatsız olan Rusya'nın Rum Yönetimi'ni "AB içindeki sesi"
olarak kullandığını kaydetti
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM
Genel Sekreteri Ban Ki- Moon'un raporunda yer alan izolasyonlarla ilgili
ifadelerin BM Güvenlik Konseyi kararında yer almasının
engellenmesinde Rusya'nın "tam bir Rum militanı gibi"
hareket ettiğini söyledi.
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu sonucu elde
edebilmek için Avrupa Birliği üyeliğini
kullandığının ve Rusya'yla "AB içinde Rusya'nın
sesi" olmanın karşılığında bu kararı
elde ettiğinin "herkes tarafından bilinen bir sır"
haline geldiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün
düzenlediği haftalık brifingte, BM Güvenlik Konseyi'nin son
Kıbrıs raporunu değerlendirdi, gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Hasan Erçakıca, Rum-Rus-AB ilişkilerine değinirken,
Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğini bu kadar olumsuz bir
şekilde kullanmasının herkesin dikkatini çektiğini
belirtti, AB üyeliğinin, AB hedefleriyle bağdaşmayacak
şekilde kullanılmasına son vermenin, AB üyelerinin
sorumluluğunda olduğuna dikkat çekti.
"Önemi de geçerliliği de ortadan kalkmaz..."
Kıbrıs Türk tarafının BM Genel Sekreteri'nin
raporunun yayınlandığı ilk andan itibaren izolasyonlara
ilişkin tespitlerinin Güvenlik Konseyi kararında yer
almayacağının bilincinde hareket ettiklerini belirten
Erçakıca, "Ne var ki, izolasyonlarla ilgili ifadelerin kararda yer
almaması, onların ne önemini ne de geçerliliğini ortadan
kaldırmaktadır" dedi.
Ban Ki-Moon'un izolasyonların neden kaldırılması
gerektiğini Kıbrıs Türk tarafının
anlayışına çok yakın bir şekilde izah etmesinin dikkat
çekici olduğunu kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:
"İzolasyonların kaldırılması gibi
üzerinde önemle durduğumuz diğer bazı hususların daha BM
Genel Sekreteri'nin raporunda yer alması, bizim bu konuda verdiğimiz
mücadele için yeni olanaklar yarattı. Kıbrıs Türk halkı,
hedefine bu mücadele sayesinde ulaşacaktır."
2008'in ilerleme için 'fırsat penceresi' görülmesi önemli
kazanım
Erçakıca, Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen kararda,
"geleneksel olumsuzluklar" devam ederken, kararın 3.
paragrafında "gelecek yılın, kapsamlı çözüm
arayışlarında sonuca götüren ilerlemeler kaydedilmesi için
önemli bir fırsat penceresi olduğuna" dikkat çekilmesinin önemli
bir kazanım olduğunu kaydetti.
Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kısa bir hazırlık sürecinin ardından,
kapsamlı çözüm müzakerelerinin Kıbrıs sorununa 2008
yılı sonuna kadar bir çözüm bulunabilmesi hedefiyle
başlatılmasına ilişkin Kıbrıs Türk tarafının
önerisi bununla tam bir uyum içerisindedir ve hala masadadır."
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının karara
ilişkin yarattığı "gürültünün", yaklaşan
seçimlere yönelik olduğunu belirtti.
Rusya ile ilişkiler
Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, Rusya'nın Kıbrıs
sorununa bakış açısının nasıl
etkileneceğinin Türk tarafı için çok önemli olduğunu ifade
ederek, uluslararası ilişkilerde etkileme metodunun çıkarlara
dayalı olduğunu unutmamak gerektiğini söyledi.
Balkanlardaki gelişmelerden rahatsız olan Rusya'nın Rum Yönetimi'ni
"AB içindeki sesi" olarak kullandığını kaydeden
Erçakıca, bölgedeki diğer güçleri de dikkate alması gereken
Rusya'nın Türkiye'yle ilişkisinin, etkilemede bir zemin olarak
kullanılabileceğini belirtti.
Hasan Erçakıca, Rusya'nın Kıbrıs'la ilgili tavrında
zaman zaman "gel-gitler" yaşandığını, bunun
da ekonomik ve siyasi ilişkilerin bir "kalıba
oturmadığının" bir göstergesi olduğunu kaydetti.
Erçakıca, bu dengesizliğin Kıbrıs sorununu
etkilediğini söyledi.
Erçakıca, bir başka soruya yanıtında, Cumhurbaşkanlığı'nın
Güney Kıbrıs'taki Rusya Büyükelçiliği'yle ilişkilerinin son
zamanlarda zayıfladığını kaydetti. Bunun Rus
Elçiliği'nden kaynaklandığını ifade eden
Erçakıca, "Bizim ilişkilerimizi zayıflatmak gibi bir
lüksümüz olamaz" dedi.
Roma temsilciliği açılması
Hasan Erçakıca, bir başka soruya verdiği yanıtta,
KKTC'nin Roma'ya temsilcilik açma çalışmalarının ortaya
çıkan pürüzlere rağmen sürdüğünü ve bu
çalışmaların ocak ayında sonuçlanabileceğini söyledi.
Erçakıca, "İlişkilerimiz, tam anlamıyla
diplomatik ilişki değil. Bu açıdan oradaki yasalar ve
çeşitli zorluklardan kaynaklanan bazı engeller ortaya çıkabilir.
Çalışmalar sürüyor. Neticelenmek üzere. Umarım ocak ayında
sonuçlanır" dedi.
AP Yüksek Temas Grubu'nun mektubu
Hasan Erçakıca, AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas
Grubu'nun Avrupa Parlamentosu'na Kıbrıs Türkü'ne uygulanan
izolasyonlar konusunda Türk tezini destekleyici bir mektup
yolladığı yönündeki haberlerin hatırlatılması
üzerine, böyle bir mektup yollandığı konusunda bilgi sahibi
olduklarını, diplomatik kaynaklara da
doğrulattıklarını, ancak ellerinde öyle bir mektup
bulunmadığını söyledi.
Erçakıca, AP Yüksek Temas Grubu Başkanı Grosette'nin
mektupta Kıbrıslı Türklerle ilişkileri iyileştirmeyi
amaçlayan bazı önlemler önerdiğini ve AP Başkanlar Kurulu'nun da
olumlu bir tavır içinde olduğu yönünde duyumlar
aldıklarını belirtti.
AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu'nun
faaliyetlerinin zaman zaman Kıbrıslı Türkler tarafından da
eleştirildiğine işaret eden Erçakıca, son
gelişmelerin, Kıbrıslı Türklerin bu gibi,
çalışmalara katılmak ve temasları sürdürmekten
"başka bir silahı bulunmadığının" bir
göstergesi olduğunu söyledi.
KIBRIS 19/12/2007
KKTC'nin
Roma temsilciliği açıldı
KKTC'nin Roma temsilciliği dün akşam düzenlenen törenle
hizmete girdi. Açılışa Türkiye Cumhuriyeti Roma Büyükelçisi
Uğur Ziyal, KKTC vatandaşı İtalyan Milletvekili Maurizyo
Turko, Senatör De Angelis, Eski Başbakan Yardımcısı, Roma
Eyaleti eski Başkanı Santarelli, KKTC Fahri Temsilcisi Prof. Augusto
Sinagra, Ulusal İttifak Partisi Üyesi Eski Bakan Marco Alemeno'nun
temsilcisi Bruno Lagana, İtalyan Türk Dostluğu Birliği
Eşbakanı Karmelo Massina ve diğer yetkililerin yanı
sıra İtalya'da yaşayan Türk vatandaşlar katıldı.
Roma temsilciliği binasının açılış
kurdelesi Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı ile İtalyan Milletvekili Maurizyo
Turko tarafından kesildi. Kurdele kesiminin hemen ardından ofis
binası gezildi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı, açılışta
yaptığı konuşmada, ofisin açılmasının
İtalya ve İtalyan halkları ile var olan ilişkileri ileriye
götürmekte önemli bir adım olacağının altını
çizdi.
Avcı, ofis sayesinde İtalya'daki ticaret, kültür, turizm ve
eğitim alanındaki faaliyetleri geliştirebileceklerine
işaret ederek, Kıbrıs Türk halkının karşı
karşıya kaldığı izolasyonların ortadan
kaldırılması konusunda İtalyan hükümetine de
çağrıda bulundu.
Bakan Avcı konuşmasında, Kıbrıs Rum
yönetiminin Kıbrıslı Türklerin diğer ülkelerde ve
uluslararası organizasyonlarda temsiliyetini dahi ortadan kaldırmak
için elinden geleni yaptığına işaret ederek, ofisin
açılmasının Kıbrıslı Türklerin sesinin
duyurulmasında önemli bir adım olacağına
inandığını söyledi.
Avcı, açılıştaki konuşmasında törene
katılanlara KKTC'nin diğer ülkelerdeki temsilcilikleri hakkında
da bilgiler vererek, Kıbrıs Türklerine 45 yıldır adaletsiz
bir şekilde uygulanan izolasyonların ortadan kalkmasının
Kıbrıs'ta varılacak olan bir anlaşmaya yardımcı
olacağına işaret etti.
İtalyan milletvekili Maurizyo Turko da yaptığı
kısa konuşmada, KKTC için önemli bir adımın
atıldığına işaret ederek, Kıbrıs Türk
halkının yanında olmaya devam edeceklerini, mücadelenin,
kazanmak için süreceğini vurguladı.
Açılış töreninde daha sonra Roma Temsilciliği için
hazırlanan anı defteri, katılımcılar tarafından
dolduruldu. Anı defterine ilk yazıyı yazan Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç. Dr.
Turgay Avcı, şu ifadeleri kullandı:
"KKTC'nin Roma Temsilciliği'nin
açılışını yapmaktan gurur ve kıvanç
duymaktayım. Kıbrıs Türk halkının özveri ve emeğiyle
kurulan devletimizin İtalya'da temsiliyetinin sağlanması ileriye
doğru atılan çok önemli bir adımdır. Bu adım,
yıllardır en temel insan hakları çiğnenen Kıbrıs
Türk halkının dünya ile bütünleşme ve uluslararası camia
içerisinde hak ettiği yeri alma mücadelesinin simgelemektedir. Azimli
Kıbrıs Türk halkının bu onurlu mücadelesinde
başarıya ulaşacağına inancım tamdır. Hepimiz
için özel anlam taşıyan bu günde, Roma'daki KKTC Temsilciliği'nin
açılışı için destek veren ve emeği geçen herkese en
içten teşekkürlerimi sunarım."
Roma Temsilciliği'nin açılışında
İtalya'da yaşayan genç Türk müzisyenlerin oluşturduğu müzik
grubu Kıbrıs'a özgü türküler seslendirdi.
Roma'nın en hareketli meydanlarından olan Cumhuriyet
Meydanı yanında hizmete giren KKTC Roma Temsilciliği'nin,
dış duvarında "TRNC" tabelasını
barındırıyor.
İçerisinde KKTC'yi anlatan resim ve tablolarla döşenen
odalarda KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da
tabloları bulunuyor.
Roma temsilciliğinin açılması nedeniyle düzenlenen
törenin hemen ardından Boscolo Otel'de katılımcılar onuruna
bir kokteyl düzenlendi.
KIBRIS 19/12/2007
AB, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata
geçirilmesinde kararlı
Özdil Nami, Portekiz Başkanlığı yetkililerinin,
başkanlığın tüm enerjisini AB'nin geleceği ile
konulara ayırmak zorunda kaldığını ve Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün gündeme gelmemiş olmasının
yanlış anlaşılmaması gerektiğini ifade
ettiklerini söyledi. Nami'ye göre AB, Kıbrıslı Türklere verilen
tüm sözlerin tutulmasında kararlı
Anıl IŞIK
AB Dönem Başkanı Portekiz'in daveti üzerine Brüksel'de
temaslarda bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e, eşlik eden
Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami, AB Dönem
Başkanı Portekiz'in üst düzey yetkilileri bir araya gelerek,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü ele aldı.
Nami, dün öğleden sonra Brüksel'deki Portekiz Daimi
Temsilciliği'nde AB Dönem Başkanı Portekiz'in Lizbon'daki
Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilileri ve
Brüksel daimi temsilcileri ile görüştü. Görüşmede Özdil Nami'ye, AB
Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin, Cumhurbaşkanlığı
yetkilisi Armağan Candan eşlik etti.
Görüşme sonrasında KIBRIS'a özel demeç veren Özdil Nami,
Portekiz Başkanlığı üst düzey yetkilileri ile
yaptığı görüşmeyi "olumlu" olarak nitelendirerek,
görüşmenin ana gündem maddesini Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
oluşturduğunu söyledi.
Nami, görüşmede AB Dönem Başkanı Portekiz'in,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Konsey tarafından kendilerine
verilen bir görev olduğunu, ancak kendi dönemlerinde AB'nin geleceği
ile ilgili başka gündem maddelerinin (Lizbon Anlaşması ve Afrika
Zirvesi gibi) yarattığı yoğunluk gerekçesiyle tüzükle
ilgili görüşmeleri hayata geçiremediklerini ve bundan büyük üzüntü
duyduklarını ifade ettiklerini anlattı.
Nami, Portekiz Başkanlığı yetkilileri, tüm
enerjilerini bu konulara ayırmak zorunda kaldıklarını ve
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün gündeme gelmemiş olmasının
yanlış anlaşılmaması gerektiğini ifade
ettiklerini belirterek, Kıbrıslı Türklere verilen tüm sözlerin
tutulmasına ve özellikle de Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne önem
vermeye devam ettiklerini söylediklerini kaydetti.
Özdil Nami, Portekiz Başkanlığı'nın bunun bir
işareti olarak dönem başkanlıklarıyla ilgili
hazırladıkları raporda Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne
atıfta bulunduklarını ve konunun bir sonraki dönem
başkanlığını üstlenecek Slovenya'ya
devredildiğinin açıkça ifade edildiğini belirtiklerini de
söyledi.
Nami, "bize verilen mesaj; Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
hem Konsey'in hem de Komisyon'un gündeminde olduğudur ki bu da Rum
tarafının bu konuda çıkarttığı engellerin
aşılması için çabaların sürdürüleceği
anlamını taşımaktadır. Bu kararlılık bizim
için önemlidir" diye konuştu.
Rum tarafının konuyla ilgili tutumu hakkında bir soruya
yanıt veren Nami şöyle konuştu:
"Rum tarafının Doğrudan Ticaret Tüzüğü
konusundaki tavrını net bir şekilde ortaya koyduğu, ancak
anladığımız kadarıyla, Rum tarafının bu
tutumunun haklı gerekçelere dayanıldığı
düşünülmüyor. Eğer öyle olsaydı Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün geri çekilmesi için üye ülkelerden komisyona baskı
giderdi. Tam tersine şu an AB Dönem Başkanı Portekiz'in
hazırladığı raporda bu konuya atıfta
bulunulmaktadır ki bu Rum tarafına verilen diplomatik bir
cevaptır. Rum tarafına 'tüm baskılarınıza rağmen
biz bu konuyu ilerletmekte kararlıyız, görevimiz devam ediyor"
mesajı veriliyor."
Özdil Nami, AB Dönem Başkanlığı'nın davetinin
kendileri için önemli olduğunu belirterek, "Portekiz
Başkanlığı'nın çalışmalarını
bizimle paylaştılar ve Kıbrıslı Türklerin sözlerinin
arkasında olduklarını açıkça ortaya koydular. Bunlar bizim
için önemli" diye konuştu.
Nami, AB Dönem Başkanı Portekiz'in üst düzey yetkilileri ile
yaptıkları görüşmede ayrıca Mali Yardım Tüzüğü ve
Yeşil Hat Tüzüğü'nün genişletilmesi gibi konuları da ele
aldıklarını belirterek, Portekiz'in bu konularda ilerleme
sağlanması için her türlü desteği vermeye hazır
olduklarını öğrendiklerini kaydetti.
Rehn-Soyer görüşmesi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, AB Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn ile yapması beklenen dünkü görüşmesinin Rum
tarafının engelleri sonucu ertelendiği yönündeki haberlerin
hatırlatılması üzerine Nami, AB yetkililerinin görüşmenin
gerçekleşmemiş olmasıyla ilgili kendilerine bir gerekçe
sunulduğunu ve bu gerekçenin de Kosova konusunda ortaya çıkan yeni
durumlar olduğunu belirtti.
Nami, "Biz bize söylenen nedene inanmak durumundayız. Bugün
(dün) gerçekleşemeyen toplantının ileriki bir tarihte
geçekleşmesi için karışıklı temaslarda bulunmak
istediğimizi ifade ettik ve bu da kabul gördü. Rehn ve Başbakana uyan
bir zamanda toplantının yapılması için girişimler
yapılmaktadır. Konuyu olduğu boyutun dışına
taşımak gereksizdir. Ancak bu konuda toplantılarda gündeme
gelmiştir" diye konuştu.
"AB'de iyi niyet ve kararlılık var"
Slovenya'nın dönem başkanlığı
sırasında Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda somut bir
adım atılması konusundaki beklentisinin sorulması üzerine
Nami, geçen hafta Brüksel'de Ocak ayında AB Dönem
Başkanlığını üstlenecek Slovenya'nın Brüksel
Daimi Temsilcisi ile bir görüşme yaptıklarına işaret
ederek, Slovenya'nın bu konuda elinden gelen çabayı ortaya
koyacağını ifade ettiğini açıkladı.
Özdil Nami, "buradaki temaslarımızda Doğrudan
Ticaret Tüzüğü ve genel anlamda izolasyonlara son verilmesi konusundaki
kararının hayata geçirilmesinde AB'de bir iyi niyet ve
kararlılık görüyorum. Kıbrıslı Rumların AB'nin
bize yönelik açılımlarda sürekli olarak çıkarttıkları
engeller konusunda bir bıkkınlık söz konusu olduğu ortada.
Dolayısıyla biraz sabırlı olmamız ve AB ile
ilişkilerimizi geliştirmemiz gerekiyor."
Brüksel'de yoğun temaslar
Brüksel'de yaptıkları temasları çerçevesinde Komisyon ve
ayrıca AP yetkilileri ile birçok toplantı yaptıklarını
da anlatan Nami, AP Başkanı Hans-Gert Pöttering'in kabinesinden
yetkililerle görüşerek, Kıbrıslı Türklerin temsiliyet
konusunu ele aldıklarını ve bu konuda somut açılımlar
beklediklerini dile getirdiklerini kaydetti.
Nami, "AB tüm organları ile temaslarımızı ve
çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Rum
tarafındaki seçimlerden önce somut adım atılmasında tüm
taraflarda bir çekimserlik var. Ancak Rum tarafındaki seçimlerden sonra
AB'nin açılımlarının hızlanacağı ve
Kıbrıs sorununun BM zeminindeki çözüm sürecini de destekleyeceklerini
görülüyor" diye konuşmasına devam etti.
Nami, Komisyon yetkilileri ile teknik konularda önemli görüşmeler
de gerçekleştirdiklerini belirterek, mevcut tüzüklerin
kapsamlarının geliştirilmesi yanında Kuzey
Kıbrıs'ın AB normlarına ve yasalarına uygun
gelişmesi için sağlanması gereken teknik yardımlara kadar
birçok teknik konuda mutabık kaldıklarını söyledi.
Nami gelecek yıl bu konuda birçok çalışmanın hayata
geçeceğini ve AB'nin de bu konularda her türlü yardımı sunmaya
hazır olduğunu belirterek, "böylelikle AB ile
karşılıklı işbirliğimizin güçlendiği yeni
bir döneme giriyoruz. AB normlarına uygun gelişimimiz ve ekonomik
seviyemizin iyileşmesi bizi çözüme daha hazır bir noktaya getirecektir.
Bunların gelişmesi BM himayesi altında çözüm bulma
çabalarını olumlu etkileyecektir" diye konuştu.
Nami, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Kıbrıs'la ilgili son
raporunda izolasyonların kaldırılması ve bu yöndeki
çalışmaların tanınma anlamına gelmeyeceği
ifadesinin Brüksel'deki tüm yetkililer tarafından
paylaşıldığını gördüklerini ve bundan memnuniyet
duyduğunu ifade etti.
KIBRIS 19/12/2007
Direkt Ticaret Tüzüğü açıklığa
kavuşturulmalı
Hasan ÖKSÜZ (TAK)
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Brüksel temaslarına ilişkin
değerlendirmesinde, "AB'nin Rum şantaja ve Kıbrıs
Türkü'nün rehin tutulmasına ne kadar daha tahammül edeceğini"
sorarak, Direkt Ticaret Tüzüğü ile ilgili konunun AB tarafından
açıklığa kavuşturulmasını istediklerini söyledi.
Başbakan Soyer, görüşmelerinden sonra temaslarıyla
ilgili açıklamalarda bulundu. Başbakan, Brüksel temaslarında
görüştüğü AB ve AP yetkililerine, artık AB'nin Direkt Ticaret
Tüzüğü'yle ilgili tutumuna açıklık getirmesini istediklerini
aktardığını belirterek, eğer tüzük Rum engellemeleri
yüzünden hayata geçmiyorsa, AB'nin, "Bunu bu yüzden
başaramıyoruz, Rumların bu pozisyonuna boyun eğdik"
demesini istedi. Soyer, "Meseleyi sürüncemede bırakmaya gerek
yok" dedi.
AB'ye uyum için kendilerine verilen AB müktesebatı çerçevesindeki
12 başlığı ekiplerinin görüşmeye hazır
olduğunu belirten Soyer, ancak Kıbrıs Türkü'nün her şeyi
net olarak bilmek durumunda olduğunu ifade ederek, "AB; Rum
şantajına boyun eğecekse kendi ilkelerini sürdürme
yeteneğini sorgulamalı" dedi.
Başbakan, dünkü görüşmelerinin ardından
yaptığı açıklamada, AB yetkilileriyle temaslarında,
Kıbrıs Türk halkının AB ilkelerine bağlı
olduğunu ve AB içerisinde demokratik kimliğiyle yer almayı
hedeflediğini vurguladıklarını belirterek, ancak bugünün
koşullarında AB ilkelerindeki meşruiyete aykırı bir
durum bulunduğunu söyledi.
AB Kıbrıs Türklerinin rehin tutulmasına
ne kadar tahammül edecek?
Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs'ın AB
üyesi olduğunu ve Rumların bunu "bir koşul, bir şantaj
unsuru" olarak kullandıklarına dikkat çeken Başbakan,
"AB'nin bu şantaja ve Kıbrıs Türklerinin rehin
tutulmasına ne kadar daha tahammül edeceğini" sordu. "AB
kendi kavramlarını hayata geçiremeyecek bir konumdaysa bunu gizlemeye
gerek yoktur" diyen Başbakan Soyer, bu mesajı her
görüşmesinde AB yetkililerinin dikkatine getirdiğini söyledi.
AB'nin Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un
"bölücü" ilan ettiği Annan Planı'nı
desteklediğini anımsatan Soyer, Rum liderin, "Annan
Planı'nda etnik farklılıklara dayanarak oy kullanma hakkının
bulunduğunu ve bunun bölücü olduğunu" savunduğunu,
görüştükleri tüm AB yetkililerine 1960'ta kurulan Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin, iki toplumlu fonksiyonel federatif ilkeler temelinde
yapılan ayrı seçimlerle demokratik organlarını
oluşturdukları bir cumhuriyet olduğunu anlattıklarını
söyledi.
Papadopulos'un darbeci
anlayışını mı destekliyorlar?
Papadopulos'un bugün gasp ettiği "Kıbrıs
Cumhuriyeti Başkanlığı" makamının 1960
anlaşmasına göre Kıbrıs Rum halkının
oylarıyla belirlendiğini AB yetkililerine anlattıklarını
kaydeden Soyer, Papadopulos'un, söylemleriyle, "1963'te Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin darbeyle işgalini sağlayan ve cumhuriyet
anayasasını buzlukta tutan eski hâkimiyetçi anlayışın
temsilcisi" olduğunu belirtti. Bu mantıkla federal çözüm
üretilemeyeceğini söyleyen Soyer, "AB şimdi 1963'te darbeyi
yaparak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni gasp eden ve onun iki toplumlu
karakterini değiştiren ve Elen karakterli yapıya döndüren bu
darbeci anlayışı mı desteklemektedir" dedi.
Rehn'in ekibinin tutumu
son derece olumlu
Soyer, önceki gün, AB'nin Genişleme'den Sorumlu Komiseri Olli
Rehn'in ekibiyle yaptıkları görüşmede, "Rehn ve ekibinin,
Maraş konusunu Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden
ayırdıkları ve onu bütünlüklü çözümün parçası olarak tanımlayan
tavırlarının önemli olduğunu, ayrıca, Mali Yardım
Tüzüğü'nün hayata geçmesi ve Kuzey'de AB ofisinin açılması
sürecinde gösterdikleri dirayetin, Girne, Gazimağusa ve
Gemikonağı limanlarının uluslararası hukuka göre
kapalı olmadığı yönündeki duruşlarının son
derece olumlu olduğunu" belirttiğini kaydetti.
AB yetkililerine, Kıbrıs Türk halkını AB'ye
hazırlamak için kendileriyle yakın çalışma içinde
olmaları gerektiğini söylediğini de anlatan Soyer, AB
müktesebatına uyum süreci için AB yetkilileri tarafından kendilerine
iletilen başlıklar altındaki sürecin ele alınmasına
hazır olduklarını söyledi.
Soyer, bunu ilerletmek istediklerini AB yetkililerine
anlattıklarını ifade ederek, hiç bir ülkenin AB
adaylığı sürecinde tek başına
hazırlanmadığını, AB uzmanlarının AB uyum
sürecinde devreye girdiklerini, bu çerçevede AB uzmanlarının
desteğine ihtiyaç bulunduğunu, Kuzey'in her yönden AB'ye
hazırlanmasının sadece üyelik açısından değil
siyasi eşitlik temelinde bir çözüme de katkı
yapacağını vurguladıklarını söyledi.
Rehn, görüşmesinin
ertelenmesi sürpriz olmadı
Olli Rehn'in ekibiyle önceki gün yaptığı görüşmenin
son bölümünde, Kosova konusunda ortaya çıkan yeni durumlar nedeniyle, Rehn
ile yapacakları görüşmenin ertelendiğine dair haber
geldiğini söyleyen Başbakan, "Üzücü bir gelişmeydi ama
benim için sürpriz olmadığını belirtmek isterim...
Önümüzdeki günlerde bu konuya ilişkin temaslar sürecek" dedi.
Başbakan, Kıbrıs Türk halkının artık her
şeyi bilecek durumda olduğunu, AB müktesebatına uyum
konularını görüşmeye hazır olduklarını, ancak AB;
"kendi hukuksal durumunu öne sürerek" Rum şantajlarına
boyun eğmeyi sürdürecekse, Kopenhag, Maastricht kriterleri ile Lizbon
anlaşması gibi siyasi ve demokratik ilkeleri bütünlüklü olarak
sürdürme yeteneğini sorgulamak durumunda kalacağını
kaydetti.
Rum-Rus işbirliği dikkate getirildi
Soyer, görüştüğü AB yetkililerine, BM Genel Sekreteri'nin
izolasyonların kaldırılmasını vurgulayan son
Kıbrıs raporunun Güvenlik Konseyi'nde onaylanması
sırasında, izolasyonlara ilişkin bölümünün
çıkarılması için yapılan Rum ve Rus işbirliğini
anlattığını, Rumların, AB ile Kosova konusunda
çelişkisi bulunan Rusya'dan, Kosova konusunda AB içinde
takınacağı blokaj tavrını dikkate getirerek
"imdat istediğini" kaydetti. Soyer, böylece Rusya'nın
Güvenlik Konseyi'nde veto tehdidiyle izolasyon bölümünü karardan çıkarttırdığını
AB yetkililerine de aktardığını söyledi. Soyer şöyle
dedi:
"Amaca ulaşmak için her şeyi mubah sayan bir ilkesizlik
AB kuralıysa ve AB buna ses çıkarmayacaksa, o zaman bu noktada kendi
ilkeselliğini tartışmada tutacak. Kıbrıs Rumları
'izolasyon yoktur, bu tali bir sorundur' diyor. Bu nasıl tali bir sorundur
ki Kıbrıs Rum tarafı BM Genel Sekreteri'nin raporunun
onaylanmaması için uluslar arası siyaset sahnesinin tüm tehlikeli
oyunlarını oynuyor ve AB siyasetini bloke etmeye
çalışıyor."
İzolasyonların kaldırılması
Rumların masaya oturması için elzem
AB yetkililerine, izolasyonların
kaldırılmasının Rumları masaya oturtmak için ne kadar
elzem olduğunu anlattığını belirten Soyer, tüm AB ve
Avrupa Parlamentosu yetkililerine, 2008'deki Rum seçimlerinden sonra
görüşme yılı olacağı ümitlerini anımsatarak iki
temel beklentiyi dile getirdiğini belirtti.
Soyer bunlardan birincisinin görüşme sürecinin bir an önce
başlamasının desteklenmesi ve görüşme süreci başlarken
de AB'nin vurgu yaparak "Bugünkü statüko sürdürülemez" demesi;
ikincisinin ise görüşme süreci için makul bir takvimin olması ve iki
lider görüşürken Uzlaşma Kurulu veya hakemlik gibi BM müesseselerine
başvurulması olduğunu kaydetti.
Rum'un topu tüfeği,
Türk'ün sevgi dolu yüreği
Soyer, "bir tarafta AB üyesi olarak Rum tarafının, topu
da, tüfeği de, bıçağı da, copu da, kalemi de olduğunu,
diğer tarafta oturan Kıbrıs Türk tarafının ise sadece
çıplak elleri, sevgi dolu yüreği, AB ilkeleri ve dünya
barışına inanmış düşünceleri olduğunu"
kaydetti.
Soyer, bu durumun çözümün sadece iki tarafça hayata geçirilmesinin
mümkün olmadığını gösterdiğini, görüşmeler
başlarken AB'nin mutlaka adadaki statükonun sürdürülemeyeceğini
vurgulaması ve BM ile uluslar arası camianın başarı
için takvim ve uzlaştırma kurulu ile hakemlik müessesi
ihtiyacını ortaya koymaları gerektiğini yineledi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yıllarca sürmüş
Kıbrıs sorununun çözüm sürecini hızlandıran unsurun AB
üyeliğinin çekim gücü olduğunu, ancak "Annan Planı'na
bağlı olduğunu" mektupla Genel Sekreter'e bildiren
Papadopulos'un, üyelikten sonra tavrını değiştirdiğini
vurguladı.
Soyer şunları söyledi:
Rehn, Verhaugen'in gösterdiği
kararlılığı göstermeli
"Olli Rehn dâhil tüm AB yetkililerine şu mesajı vermek
istiyorum: Lütfen Konsey ve Komisyon'un kapalı kapıları
ardında Kıbrıs Türkü'nün şantaj, pazarlık ve tehdit
unsuru olarak kullanılmasına izin vermeyin. Çünkü buna tahammülümüz
kalmadı. Rehn'in, demokratik kimliği ve etkin şahsiyetiyle,
Günter Verheugen'in gösterdiği kararlılığı
göstereceğine inanmak istiyorum. Kıbrıs Türkü'yle ilgili
pazarlık ve şantaj noktalarında sahip olduğu demokratik
ilkeler temelinde 'Artık yeter!' demesini bekliyoruz."
Soyer, adanın birleşmesiyle Doğu Akdeniz'i bir Avrupa
ortak alanı haline getirmek ve Kıbrıslı Rumlarla siyasi
eşitlik temelinde Kıbrıs'ı huzur adası haline
dönüştürmek, AB içinde yer alarak bölgeye barış ve istikrar
gelmesini sağlamak istediklerini kaydetti.
KIBRIS 19/12/2007
Denktaş: Sine-i millete gitme konusunda kesin karar
için ocak ayını bekliyoruz
Özgürlük Reform Partisi'nin kuruluşu ve Cumhuriyetçi Türk Partisi
ile koalisyona girmesiyle yaklaşık bir yıldan beri meclis
çalışmalarını boykot eden Demokrat Parti (DP),
milletvekillerinin Meclis'ten istifa edip etmeyeceğine ilişkin kesin
kararını ocak ayında vereceğini açıkladı.
Partisinin devlet katkısından yararlanması için ocak
ayını bekleyeceklerini bildiren Demokrat Parti Genel
Başkanı Serdar Denktaş, bu konuda Parti Meclisi kararı
olduğunu ve milletvekilleri arasında görüş
ayrılığı olmadığını da söyledi.
Denktaş, dün düzenlediği basın toplantısında,
siyasi iradeye yapılan müdahalelere karşı
başlattıkları mücadeleye sivil toplum örgütlerini
"yurtsever sivil kanat" olarak destek vermeye de çağırdı.
Denktaş, Parti Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu ve Mehmetcik
Belediye Başkanı Beyazıt Adalıer'le birlikte
düzenlediği, bazı partili milletvekili ve belediye
başkanlarının da izleyici olarak yer aldığı
basın toplantısında, "siyasi irade özgürlüğünü"
kırmızı çizgi olarak niteledi ve bu yolda halktan da büyük destek
gördüklerini anlattı.
Her gün değişik oyunlar deneniyor
Serdar Denktaş, "insanlar üzerinde her gün değişik
oyunların denendiğini, partizanlığın hat safhaya
ulaştığını, günlük hayatın her
aşamasında yolsuzluk ve beceriksizliğin açık biçimde
yaşandığını, ekonomik sektörlerin tümünün tam
anlamıyla çöktüğünü, sanayi ile ticaretin iflas ettiğini"
savundu. Tüm bunlara rağmen CTP hükümetinin hala rakamlar arkasına
saklanarak zaman kaybettiğini öne süren Denktaş, "turizmde 2012
yılına kadar olan dönemin kayıp dönem olmasının
sağlandığını, eğitimde gelmiş geçmiş en
büyük kaosun yaşandığını, sağlığın
ise Allah'a havale edildiğini" kaydetti.
Denktaş, "Tüm bu olumsuzlukların kaynağı
meclis değil hükümetin uygulamalarıdır" dedi.
İnsanların onuru ayaklar altında
KKTC tarihinde insanların onurunun bu kadar ayaklar altına
alındığı başka bir dönem
yaşanmadığını da savunan Denktaş, "bazı
siyasilerin kendini satılık emtia olarak ortaya atmasıyla
başlayan sürecin vatandaşları tamamen umutsuzluğa
ittiğini" iddia etti.
Son zamanlarda kurulan partilere de eleştiri yönelten
Denktaş, kurulan her partinin maddi desteğinin hazır olduğu
imajının, "oyların satın alınabileceği"
mesajı içerdiğini, bunun da halka saygısızlık
odluğunu söyledi.
Denktaş, isim vermeden, "Bu kişilerin halka verebilecek
hiç bir şeyleri olamazdı ve aradan geçen zaman içerisinde tehdit,
şantaj ile koltuk koruma ve koltuk vasıtasıyla cep doldurma
dışında bir işe yaramayacaklarını göstermiş
oldular" ifadelerini kullandı.
Denktaş, CTP'yi de, "inanılmaz bir kabul içerisinde bu
çirkinlikler denizini seyretmekle" suçladı.
Show değil hizmet için politika
DP'nin politikayı "show" için değil
"hizmet" için kullanma gayesi güttüğünü ve her dönemde
Kıbrıs Türk halkını koruyup kolladıklarını
söyleyen Denktaş, şunları kaydetti:
"Bugün geldiğimiz noktada başımızı dik
tutuğumuz için bizi saf dışı bırakmak isteyenlere
rağmen TC devletine olan saygımızdan ve Türkiye insanına
sevgimizden bir şey kaybetmemişsek, bunun tek sebebi yıllardan
beri güttüğümüz politikanın sahteliğe, yalana,
yalakalığa bulaşmamış olmasıdır...
Halk bir gün başka söyleyip, ertesi gün başka yapanlara dur
dediği gün, doğrunun yalanı, sessiz çoğunluğun rezil
azınlığı yendiği, dürüst insanların
cesaretlendiği gün zafer olacak..."
Hükümet nereye gitmek
istediğine karar veremiyor
Hükümeti de "nereye gitmek istediğine bir türlü karar
verememekle" suçlayan Denktaş, "CTP ortaya çıkıp 'biz
bu ülkeyi sosyalist düzenle yöneteceğiz' dese ve bunun gereklerini yerine
getirmeye çalışsa kendilerine saygı duyacağız.
İşte o zaman muhalefet partisi olarak neyi eleştirmeye
başlayacağımızı da bileceğiz. Ancak bugün CTP'nin
uygulamakta olduğu 'politikasızlık' içinde inanın ne zaman
neyi eleştireceğimizi bile şaşırmış
durumdayız" dedi.
Atacağımız adım ocakta belli olacak
DP genel Başkanı Denktaş, bir soru üzerine, parti
milletvekillerinin Meclis'ten istifa edip etmeyeceğine ilişkin kesin
kararın ocak ayında belli olacağını
açıkladı.
Meclis'te partilerin uzlaşmasıyla oluşan komitelerin
çalışmalarına bütçe görüşmeleri nedeniyle ara verildiğine
dikkat çeken Denktaş, "Bir ya da iki toplantı daha
yapıldıktan sonra sonuca ulaşılacaktır. Ocak
ayında DP artık kendi kararını vererek yoluna devam edecek.
Bayram içerisinde halkla temaslar devam edecek ve eylemler de bayramdan sonra
değişik seviyelerde başlayacak" dedi.
Sine-i millete gitme konusunda
milletvekilleri hemfikir
Denktaş, "sine-i millete (milletvekilliğinden istifa)
gitme konusunda parti milletvekilleri arasında fikir birliği olup
olmadığının" sorulması üzerine de
şunları söyledi:
"Parti meclisinin bir kararı vardır ve bütün
milletvekillerimiz de bu konuda benden daha hevesli olarak ortaya
çıkmıştır. Açıkcası milletvekillerimiz bu
kararı bana empoze etti. Arkasından da parti meclisi böyle bir karar
aldı. O gün geldiği zaman bunu değerlendireceğiz. O güne
kadar gerekli her türlü tartışma kendi içimizde olacaktır.
Unutulmaması gereken, bugün yeni yeni partiler kuruluyor. Arkasında
milyon milyon dolarlar var diye de konuşuluyor. Kim niye bir partiye ya da
bir kişiye bu kadar para emanet eder, bu basın tarafından iyice
düşünülüp irdelenmeli. 15 yıllık partiyiz, bizim arkamızda
hiç böyle bir para olmadı. Dolayısıyla istifayla oluşacak
ekonomik sıkıntının nasıl aşılacağı
da gündem maddelerimizden biridir. Bu konuda yapılan bir de
çalışmamız vardır. Elbette partinin bütün örgütleriyle,
binalarıyla devam etmesi zorunludur. Aylık masrafımız 30
milyar civarında bir paradır. Bu rakam çoğunlukla devletten
aldığımız milletvekili katkılarıyla
karşılanmaktadır. Bunların yerini nasıl
dolduracağımızı düşünmemiz gerekiyor. Niye ocak
ayını bekliyoruz. Hiç kimse spekülatif bir şey yapmasın.
Açıktır, yılın başında devletten
alacağımız hakkımız olan bir rakam vardır, onu
bekliyoruz. Buna ihtiyacımız vardır. Kimseden rüşvet
almadık. Kimseye 'bize para verin karşımızdaki rakiple
mücadele edelim, sonra iktidara gelince size şunu bunu veririz' önerisinde
bulunmadık. Dürüst davrandık, dürüst davranmanın bir
sıkıntısı varsa bunu çekmeye hazırız ama
planlamamızı da yapmamız lazım".
KIBRIS 19/12/2007
Cyprus hands S300s to
Greece in arms swap
By
Jean Christou
THE
CONTROVERSIAL Russian S300 missiles, which caused a crisis for the government
of Glafcos Clerides nearly a decade ago, have been given to Greece permanently
under an agreement signed yesterday.
The missiles, stored in Crete for safekeeping in the wake of the December 1998
crisis, were swapped yesterday for two other systems, the TOR M1 and SUZANA.
Greece will now keep the surface-to-air defensive S300s under the deal signed
by the Defence Minister Christodoulos Pashiardes, and his Greek counterpart
Evangelos Meimarakis in Nicosia.
Pashiardes told reporters after signing the agreement that Cyprus was
transferring ownership of the S300s to Greece in return for ownership of the
two other missile systems.
The agreement settles permanently an issue which has been pending for many
years, Pashiardes said.
Meimarakis said it was an important agreement in that it resolves a long
standing issue which had troubled Athens and Nicosia for many years.
The agreement reached today, with all interested parties, settles a pending
issue and integrates the weaponry systems into our defences, he said, adding
that the systems were used to safeguard stability and peace in the broader
region.
Asked if the S300 missiles would remain in Crete and if they were compatible
Greece other weapons systems, the Greek Minister said they would be absorbed
into the current structure, upgraded and used to help keep peace and stability
in the region.
The missiles were moved to Crete after huge international pressure on Clerides
that resulted in then coalition partner EDEK withdrawing from the government.
Current EDEK leader Yiannkis Omirou was then Defence Minister.
Greece joined in the pressure and finally persuaded Clerides not to bring the S300s
to Cyprus. Clerides, in his latest book launched yesterday, devotes a chapter
to the missiles issue.
He said during a meeting in Greece with then Prime Minster Costas Simitis and
his cabinet, he was told of the reasons why Greece was opposed to the deployment.
It included pressure on Athens by foreign diplomats. The wisest decision Athens
told Clerides was to send the missiles to Crete.
However the former President said the S300s were part of the Joint Defence
Dogma with Greece. He said it was decided in 1993 that missiles with a range
larger than those already in Cyprus should be acquired to create airfields with
refuelling depos similar to those used by NATO, the creation of an navy base
and the reinforcement of the national guard with armoured battle tanks APCs and
mobile surface-to-air missiles.
When we decided to create the missile umbrella we asked Greece to send experts
to Cyprus to assess the situation before taking any decision on the system to
be acquired. Greece sent two missile expert officers who concludes the S300
should be acquired, Clerides said in his book.
He also described the whole missile saga as a fuss not a crisis.
Some describe it as a mistake and argue that a crisis could have been
triggered. They overlooked the fact that while the case was pending, during
this time we built the Andreas Papandreou air base in Paphos.
CYPRUS MAIL 19/12/07
Cyprus wins naming
rights for local loukoumi in EU
By
Jean Christou
CYPRUS HAS
won a sweet victory over Turkey with the official recognition of Turkish
Delight as Loukoumi Yeroskipou, the Agriculture Ministry announced yesterday.
The Ministry said Loukoumi Yeroskipou was registered with the EUs Protected
Designation of Origin (PDO) and with the Protected Geographical Indication (PGI).
The move became official on December 15 when published in the EU Official
Gazette.
The PGI decision came in October. The PGI means that although other
manufacturers here or abroad may still include the appellation, this must
be accompanied by the geographical location, for example, Loukoumi made in
Syros.
Only the Yeroskipou producers are allowed to use the word Loukoumi on its
own, and no one else can slap the word Yeroskipou or any derivative of the
word on their product.
As no objections were lodged by other member states or third countries, it was
possible to have the name registered at Community level, the Ministrys
statement said.
Turkey, which calls its sweet lokum did try to challenge the trademark
attempt by Cyprus but attempts failed as it's not yet an EU country although it
will be able to apply for its own lokum trademark in due course. Meanwhile
Turkeys sales of the sweets should not be affected.
The main issue for Turkey appears to be due to national pride, and the fact
that it was Greek Cypriots making the claim.
The Times quoted Adnan Ozdogru, who runs a lokum company in the southern
Turkish city of Adana, as saying Turkish lokum has been known as Turkish
delight in the world market for years. The Greek Cypriots don't know anything
about how lokum is made.
Aphrodite Delights, the Yeroskipou business producing the delicacy, filed their
application for a PGI back in 2004. The business was started in 1895 by one
Sophocles Athanasiou, and was passed down from one generation to the next
within the family.
Throughout, the village of Yeroskipou has become virtually synonymous with
loukoumi, with both mentioned in the same sentence in bibliographies and
tourist brochures.
And the sweet made such an impression on the Greek writer Nikos Kazantzakis
that he waxed lyrical about it in his 1926 book Travels.
Loukoumi is a confection made from starch and sugar. Its often flavoured with
rosewater and lemon, the former giving it a characteristic pale pink colour. It
has a soft, jelly-like and sometimes sticky consistency, and is often packaged
and eaten in small cubes that are dusted with sugar or copra to prevent
sticking.
Some types contain small nut pieces, usually pistachio, hazelnut or walnuts.
Other common types include flavours such as cinnamon or mint.
CYPRUS MAIL
19/12/07
Australias Greek and
Turkish Cypriot communities lay four friends to rest
MELBOURNEs
Greek and Turkish Cypriot communities yesterday united in grief for the funeral
of two of four young men killed in a high-speed car crash last week.
The two communities came together for the second time for the combined funeral
of 17-year-olds Peter Stavrou and best friend George Loizou at the Greek
Orthodox Church in Keilor East.
Yesterday, mourners said goodbye to 18-year-olds Hasan Burke and Salih Niyazi
at an Islamic service.
The four teenagers died in a horrific car crash on the West Gate Freeway last
Sunday as they were returning from a memorial service for a friend who drowned.
According to local press reports, the car in which they were travelling was
involved in a 160 km/h race with another vehicle. It clipped a barrier and
skidded across four lanes before smashing rear-end first into a tree and
bursting into flames.
Australias The Age newspaper reported that mourners, many of them school
friends of the dead boys, packed the Panayia Soumela church with hundreds
overflowing into the forecourt.
After the service, two white coffins, adorned with wreaths, were carried
shoulder-high from the church into two waiting hearses, with a third hearse
filled with flowers.
Former Victorian federal politician Andrew Theophanous said the youths had
shown Greeks and Turks of Cypriot background can be friends.
He also expressed the hope that the people of Cyprus took notice of how well
the quartet got along, despite their different ethnic backgrounds.
I believe that from this tragedy is coming a very important message,
Theophanous told reporters.
Greek and Turkish people can live together and solve the Cyprus crisis. Let
the spirit of these four kids go forth and send a message from Australia about
solving the issue.
The mayor of the local council said the community had been devastated by the
loss.
It's shocked quite a few people, not just in Melbourne, but in the state of
Victoria, he said.
Four kids, dear friends, who had a lot in common I hope the community takes
note of this.
CYPRUS MAIL
19/12/07
Leaders across political
spectrum pay tribute to Clerides at book launch
By
Jean Christou
PRESIDENTIAL
election candidates last night put their rivalry aside to jointly pay tribute
to former president Glafcos Clerides at the launch of his latest book
Documenting an Era.
With incumbent President Tassos Papadopoulos on his right and AKEL candidate
Demetris on his left, Clerides, 88, laughed and joked with everyone who came to
pay their respects, and received two standing ovations during the launch in
Nicosia.
These included third candidate, DISYs Ioannis Kasoulides, former President
George Vassiliou, Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis, Attorney-general
Petros Clerides, party leaders and other top figures.
Clerides book documents his two terms in office, covering the era 1993-2003
when he lost the election to Papadopoulos. It takes in efforts to solve the Cyprus
problem during that period plus other aspects of Clerides presidency.
During his address, Clerides said he did not write the book as a testament to
his presidency but as a means to lay out the difficulties faced in trying to
solve the Cyprus issue. It includes letters and other correspondence between
Clerdies and then Turkish Cypriot leader Rauf Denktash, various UN Secretary
Generals and Cyprus envoy Alvaro de Soto.
A the end of the 549-page tome, Clerides sets out the dangers that lie ahead
for Cyprus without a solution and even with a solution.
We must understand that unfortunately that any solution will legitimise part
of the results of the invasion, he said.
Instead of an illegal Turkish occupation there will be a legal occupation by a
Turkish Cypriot canton where they will exercise executive, legislative and
judicial powers, a regime which would never have existed if it had not been
preceded by the coup and invasion.
If we don't wish to find a solution which will legitimise the de facto
situation, we should have to seek unitary state but his cannot be achieved by
the UN without international support, he added.
Clerides said an unresolved Cyprus problem could only lead to one result: the
recognition of the entity of the de facto regime even without sovereignty, just
to ease its isolation.
Such a situation would lead the solution they [the Turkish side] were seeking
for 33 years and that is the partition of Cyprus into two states.
This was the always the hope of Bulent Ecevit, the Turkish Prime Minister in
1974, Clerides said.
He always supported that the Cyprus problem was solved on the ground and that
time would legitimise that solution.
In his address, President Tassos Papadopoulos said he had accepted the
invitation because he wanted to express his deep respect to Clerides the man
and the politician.
I am connected with Glafcos Clerides in our common struggle and in our years
of effort to solve the problem of our country and its future, said
Papadopoulos.
The disagreements and the opposition are merely the traits and privileges of
the jewel of democracy, and Glafcos Clerides personifies this jewel with the
gentleness of his character, his tolerance and politeness, with his morals and
his style and with his magnanimity.
Papadopoulos said despite their disagreements there was no questioning
Clerides love of his country and the seriousness of his political reasoning.
CYPRUS MAIL
19/12/07
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 15:36 TSİ 20 Aralık 2007 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, KKTCnin AB üyeliğini
engellemek isteyen Rum Yönetimi ile ilgili sert açıklamalarda bulundu.
Brüksel temaslarını tamamlayarak dün gece KKTCye dönen Soyer,
temaslarına ilişkin olarak yaptığı açıklamada,
ABnin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile önceden ayarlanmış
bir görüşme için Brüksele gittiğini anımsattı.
|
Soyer, Kıbrıs Rum yönetiminin, Olli Rehn ile yapılacak
görüşmeyi sabote etmek için elinden gelen çabayı gösterdiğini
iddia etti. |
|
|
|
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 05:10 ET 20 Aralık 2007 Perşembe
WASHINGTON
- Amerika kıtasındaki Lakota kabilesi (Siyular) 150 yıl önce
atalarının ABD ile imzaladığı anlaşmaları
feshetti; İsteyen bize katılmakta özgür duyurusu yaptı.
Oturan
Boğa (Sitting Bull) ve Çılgın At (Crazy Horse) gibi büyük kabile
şeflerinin mensup olduğu Lakota kabilesinin temsilcisi Russel Means,
Washingtonda düzenlediği basın toplantısında, Biz
artık ABD vatandaşı değiliz ve bizim
toprağımızın yer aldığı 5 eyalette
yaşamak isteyenler bize katılmakta özgürler dedi.
Means, Amerikan vatandaşlığından çıkmaları
halinde kendi topraklarında yaşayanlara pasaport ve ehliyet
vereceklerini de söyledi.
Lakota kabilesi yetkililerinden oluşan bir heyet hafta başında
ABD Dışişleri Bakanlığına gönderdikleri mesajda,
Amerikan Federal Hükümetiyle bazıları 150 yıl kadar önce
imzalanan anlaşmalardan tek taraflı olarak çekildiklerini
açıklamıştı.
Kabile yetkilileri, anlaşmaları, değersiz bir kağıt
parçasındaki değersiz sözler olarak niteliyor ve bu
anlaşmaların kendi kültürlerini, geleneklerini ve
topraklarını çalmak için defalarda ihlal edildiğini söylüyor.
Yerlilerin davasının savunucularından olan ve 1977de yerli
haklarının ele alındığı uluslararası bir
konferansı düzenlenmesine öncülük eden Phyllis Young da, ABD ile 33
anlaşma imzaladıklarını ve bu anlaşmalara
uyulmadığını belirtiyor.
OTURAN BOĞANIN SOLUK
BENİZLİLERLE SAVAŞI
Oturan Boğa (Yerli dilinde: Tatanka Iyotake) (1831 - 15 Aralık 1890),
ABD ordularına karşı savaşan son kızılderili
kabile şefi.
|
|
|
Oturan
Boğa |
Siyuların (Lakota)
kabilesinin Hunkpapa kolunun reisi ve 25 Haziran 1876de 7. Amerikan Süvari
Birliğini yenen 3.500 savaşçının lideri.
Soykırım korkusuyla kabilesini Kanadaya göç ettirdi ve 1881e kadar
orada yaşadı. Montanadaki bir ABD birliğine
saldırınca yakalandı, ancak Amerikan hükümeti tarafından
affedildi.
Hayatının geri kalan kısmını, Vahşi Batı
Sirki ile dolaşarak geçirdi. Büyük ilgi odağı olan Oturan
Boğa, seyircilere kendi dilinde küfür ederken, halk kendisine
gülmüştür.
Aslında alakası olmadığı halde Hayalet Dansı
hareketinin liderliği ile suçlandı ve kendisini tutuklamaya gelen
polislerle çatışarak hayatını kaybetti. İronik bir
şekilde, tutuklamaya gelen polisler, zamanında Oturan Boğayla
birlikte beyazlara karşı savaşan, fakat sonradan beyazların
yönetimine girerek yerli polisi olan kızılderililerdir.
BEYAZLAR ÜZERİNE TARİHİ KONUŞMASI
Oturan Boğanın beyazlar üzerine yaptığı bir
konuşmadan kesit:
...sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş. Bu insanlar,
zenginlerin bozabileceği ama fakirlerin bozamayacağı birçok
kural koymuşlar. Yönetici olan zenginleri güçlendirmek için fakirlerle
güçsüzlerden vergiler alıyorlar. Bizim annemizin, toprağın,
kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak
kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla
ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiryorlar. Bu ulus, baharda
yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir
ırmağa benziyor...
KORKUSUZ REİS
Tatanka Iyotake, nam-ı diğer Oturan Boğa, 1831de Güney
Dakotada doğdu. Lakabı Ağır anlamına gelen
Hunkesiydi çünkü hayatında telaşa yer yoktu; işlerini dikkatle
yapardı. Düşman kabileler ve istilacı beyazlarla savaşan
Siyu kabilesine mensuptu. 14 yaşında ilk kez savaşa
katıldı ve çok geçmeden savaştaki korkusuzluğuyla nam
saldı. Cömertliği ve bilgeliği, tüm kabilenin
hayranlığını kazandı.
ABDYLE BARIŞ ANLAŞMASI YAPTI
Oturan Boğa, Siyuların avlandıkları toprakları
genişletse de Birleşik Devletler ordusu sürekli olarak
topraklarını istila ederek yerlilerin ekonomisine darbe vurdu.
1863-1868 yılları arasında bu savaşlar durmak bilmedi.
1867de Oturan Boğa, Siyu halkının ilk reisi oldu. Kısa bir
süre sonra Oturan Boğa barış konferansına
katılmayı ya da anlaşmayı imzalamayı reddetmiş
olsa da, ABD hükümetiyle barış yapıldı.
Fort Laramie anlaşması Siyah Tepelerin sonsuza dek Siyu
hakimiyetinde kalacağını garanti ediyordu. Ancak 1870lerin
ortalarında altın keşfedildi ve maden arayıcıları
buraya akın etti. 1875te Siyah Tepelerde binlerce maden arayıcısı
kamp yapıyordu. Kızılderililerin koruma altına
alınmış alanlara yerleşmeleri emredildi. Bunun için son
tarih 31 Ocak 1876ydı ve emre uymayanlara düşman gözüyle
bakılacaktı. Siyu kabilesi bu emri dikkate almadı ve martta
General George Crook, yerlilere saldırmak üzere kamp kurdu.
Savaş yeni başlamıştı Oturan Boğa ve Siyular,
|
|
|
Oturan
Boğa |
orduyla tek
başlarına başa çıkamayacaklarını ve diğer
kabilelerle güç birliği yapmaları gerektiğini farkına
vardılar. 17 Hazirandaki Rosebud Savaşında ABD birliklerini
geri çekilmek zorunda bırakıp Little Bighornda kamp kurdular.
Savaştan sonra Oturan Boğa, Güneş Dansı diye
adlandırılan önemli bir dini tören gerçekleştirdi. Oturan
Boğa trans halindeyken gökten asker yağdığını
gördüğünü söyledi. 25 Haziranda, Tuğgeneral George Armstrong Custer
askerleriyle Big Horn Nehri boyunca ilerlerken Oturan Boğanın
öngörüsü gerçek oldu. Günün sonunda, Custer ve 200den fazla askeri
hayatını kaybetti.
BÜTÜN BİZONLARI KAÇIRIYORSUNUZ!
Oturan Boğa bu savaşı kazandığı için
Birleşik Devletler hükümetinin onu rahat bırakacağını
düşünüyordu ancak savaş daha yeni başlamıştı.
Süregelen çatışmalarda takipçilerinin birçoğu teslim oldu ancak
Oturan Boğa pes etmedi. Peşindeki askerler bir not buldular. Notta şunlar
yazılıydı: Bütün bizonları kaçırıyorsunuz.
Burada avlanmak istiyorum. Buradan geri dönün yoksa sizinle tekrar
savaşırım.
1877de, Oturan Boğa ve takipçileri Kanadaya kaçtılar. Ancak dört
yıl içinde, kıtlık yüzünden teslim olmak zorunda kaldılar.
Oturan Boğa iki yıl hapis yattı, daha sonra Kuzey Dakotaya
gönderildi. 1885te, Buffalo Billin Vahşi Batı Gösterisine
katılıp Birleşik Devletler ve Kanadayı dolaştı.
Bazıları, onu bölgeden uzak tutmak için gösteriye
katılmasına izin verildiğine inanır. 1889da bölgesine
döndüğünde, yerlilerin birçoğu Hayalet Dansını benimsemişti.
HAYALET DANSI
Kuralları kuşaklar boyunca gizlilik içinde yayılan ve uygulanan
Hayalet Dansının sözleri şöyle:
Kartal mesajı getirdi
Güneşin çocuklarına
Bufalonun dönüşü için,
Ve güzel günler yakında
Sen bedenimi öldürebilirsin
Ruhuma lanet okuyabilirsin
Senin tanrına inanmadığım için
Dualarım karşısında durma şansın yok
Sevgime karşı durma şansın yok
Onlar yasakladılar Hayalet Dansını
Fakat biz tekrar yaşayacağız
Kız kardeşim yukarıda
Kızıla boyanmış o yaralı dizde
Öldürüldü, bir azize o şimdi
Büyük davulun var senin mesafeler ötesinden
Gökyüzünde siyah kuş
Duyduğun bu ses ve müzik bufalonun ağlamasıdır
Çılgın At gizemliydi
Kendinden geçmenin en iyisini bilirdi
Ve Oturan Boğa büyük havariydi
Hayalet Dansına gelin Comancheeler
Gelin Karaayaklar
Gelin Shoshoneler
Gelin Cheyenneler
Biz tekrar yaşayacağız
Gelin Arapaholar
Gelin Cherokeeler
Gelin Paiuteler
Gelin Siouxlar
Tekrar yaşayacağız
Bir ayin, dans gösterisiyle simgelenen; dirilişin habercisi; beyazların
zulmünden kurtulup, anayurtlarına kavuşmayı vaadeden Hayalet
Dansı tüm kabilelere yayılınca, Hükümet silahlı güçlerle
eylemi püskürtme kararı aldı; Hayalet Dansını
yasakladı.
YERLİ BİR POLİS ÖLDÜRDÜ
Siyu şefi Oturan Boğa da, bu yasağa uymadığı için
15 Aralık 1890da yerli bir polis tarafından öldürüldü.
Umut dolu bir savaşçıydı Oturan Boğa da, aynen
siyahların kahramanı Martin Luther King gibi umut dolu bir
adamdı. Yaşamının amacı kabileleri birleştirip
topraklarının geri kalanını çocuklarına kutsal bir
miras olarak bırakabilmekti.
|
|
|
Oturan
Boğa'nın toprakları |
Bu isteği,
topraklarını istila etmek isteyen soluk benizlilerin
çıkarlarıyla çakışınca onu susturmaları gerekti.
Fort Yatesteki cenazesinde ne bir şarkı söylendi ne de bir
ağıt okundu. Bu onurlu tarihi karaktere yakışmayacak
şekilde gömüldü. Mezarının 1953te Güney Dakotaya
taşındığı söylenir. Ancak bu da tarihin
tartışmalı sayfalarından biridir. Kimileri kalıntılarının
taşınmadığını, kimileri ise sadece bir
kısmının getirildiğini iddia eder. Oturan Boğa
halkına esin kaynağı olan bir lider ve korkusuz bir
savaşçı olarak değil, şefkatli bir baba, yetenekli bir
şarkıcı, derin dini inancı sayesinde kehanetle ilgili
öngörüye sahip biri olarak da akıllarda kaldı.
OTURAN BOĞANIN TÜRKÜSÜ
Bir zamanlar bir savaşçıydım ben de / Oysa şimdi / Her
şey bitti / Zor zamanlar yaşıyorum bugünlerde.
(Kaynak: Wikipedi)
|
||
|
|
||
|
|
||
|
|
||
|
Kıbrıs
Rum yönetimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC)
İtalya'nın başkenti Roma'da temsilcilik açmasını
protesto etti. Rum basınına göre, Kıbrıs Rum
yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli,
İtalyan meslektaşı Masimo D'Alema'ya bir mektup göndererek
bu konudaki hoşnutsuzluğunu iletti. Rum yönetimi Rum Dışişleri
Bakanlığı da İtalya'nın Güney Kıbrıs
Büyükelçisine protestoda bulunurken, İtalya'daki Rum Büyükelçi de,
İtalya Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle
görüşmesi sırasında söz konusu protestoyu yineledi. |
HURRIYET 20/12/2007
Türkiye'nin geleceği: Bor...
Ebru Atar
Özmen
ABDnin uzaydan yaptığı tespitlere dayalı verilere göre,
dünya bor rezervlerinin yüzde 94,7sinin Türkiyede bulunduğu belirtildi.
Bor elmas tozu gibi nanokristal malzemelerin
geliştirilmesi, üretilmesi ve bunların yüksek teknoloji ürünlerinde kullanılması
alanında faaliyet gösteren, Türkiyede kurulu NNT Nanoteknoloji
AŞnin Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Akın, AA muhabirine
yaptığı değerlendirmede, Türkiyede nanoteknolojik
altyapıya sahip ilk şirket olarak, 17 yılda alternatifsiz 22
nanoteknolojik bor projesi geliştirdiklerini söyledi.
2,5 MİLYAR TON BOR REZERVİMİZ
VAR
Akın, en az 800-1000 seneye yakın
süreyle dünyaya yetecek kadar, Türkiyede, yaklaşık 2,5 milyar ton
bor rezervi bulunduğunu söyledi.
Borun geleceğin enerjisi olduğunu
ifade eden Akın, "Çünkü petrolün 25-30 sene ömrü kaldı.
Amerikanın uzaydan yaptığı tespitlerde, alınan
verilere göre bugün borun yüzde 94,7si
Türkiyede bulunuyor. Ülkemiz 1000 yıl süreyle geleceğin enerjisinin
sahibidir" diye konuştu, Dünyanın alternatif enerji
arayışına başladığını anlatan
Akın, şunları kaydetti: "Global ısınmayla
birlikte sanayi ve enerji üretim yerlerinin tamamı sera gazı yayıyor.
Doğadaki hidrojen ise sıfır zararlı bir elementtir. Bu
nedenle hidrojen gibi doğayı kirletmeyen elementlerle bir takım
çalışmalar hızlandı. Hidrojen depolanamadığı
için çok pahalıya mal olan bir enerji kaynağı. Bu nedenle burada
bor devreye giriyor. Borun elementler ve moleküler yapısıyla hidrojen
bileşenleri enerji üretiminde kullanıyor. Dünya bilim çevrelerinin de
gizlilik içinde nükleer enerjiyle ilgili büyük çalışmaları var.
200 gram borla günde 50 megabayt elektrik enerjisi üretme imkanı olacak.
Bugün bir nükleer santral kuruyoruz. 2,5 milyar dolar harcıyoruz ve
yıllık 1200 megabayt elektrik üretiliyor. İnsanlar, 20 günde 200
gram bor füzyonuyla kurulacak nükleer enerji üretimi sistemlerinde 0,001 cent
maliyetli bir elektrik enerjisi üretme imkanına kavuşulacak. Bununla
ilgili çok hızlı çalışmalar ve alınan mesafeler var.
Umarım ülkemizde de bu çalışmalar yürütülüyordur. 2020
yılına doğru bu tür enerjiler artık kullanılmaya
başlanacak. O zaman ülkemiz dünyanın yıldız ülkesi
olacak."
ÇİN VE AB ÜLKELERİNE İHRACAT
17 senedir detanasyon denilen nano-bor
kristaline (elmas kristali) 100
bin kat katma değer kazandırarak 22
değişik proje geliştirdiklerini ifade eden Akın,
Türkiyedeki Eti Bor AŞden tonunu 400 dolara aldıkları boru
işleyip elmas kristali haline getirdikten sonra tonunu 18 milyon dolara
ihraç ettiklerini söyledi. 2008 yılının kendileri için çok
önemli olduğunu ifade eden Akın, "2008 yılı sonuna
kadar 100 milyon Avroluk nano-bor elması ihraç etmeyi hedefliyoruz"
dedi. Türkiyeden Almanyanın başkenti Berlindeki şirketleri
aracılığıyla AB ülkelerine nano-bor elması ihraç
edeceklerini ifade eden Akın, şu an bütün yazışmaların
bittiğini, Almanya ve AB ülkeleriyle 54 milyon Avroluk anlaşma
yaptıklarını bildirdi. Rusya ile de 500 bin adet nano-bor elması
için gerekli yazışmaların yapıldığını
ve 11-12 milyon YTLye ihracın gerçekleşeceğini belirten
Akın, "Çin ile asker ve sivil topluma satılmak üzere 600 bin
adet nano-bor elmasını 13 milyon Avroya ihraç etmek için
anlaşma yaptık. Yıl sonuna kadar bu ihracatların
gerçekleşeceğini umuyoruz" diye konuştu. Bor yataklarının
kullanım alanının kısıtlı olduğunu belirten
Akın, şunları kaydetti: "Biz milyarlarca dolarlık
üretim ve entegre tesisi olan bir kuruluş değiliz. Mütevazi olarak
bugün 10-15 milyon dolar çerçevesinde genel tesisleriyle işimizi
yürütüyoruz. Şu anda mevcut iki projemizin ham maddesini
karşılayacak kadar üretim yapıyoruz. 22 projenin ham maddesini
karşılayacak bor elmasını ürettiğimiz zaman
halkımızı sevindirecek rakamlara ulaşmamız mümkün olacak.
Ham madde üretim entegrasyonumuzu büyütme
çalışmalarımızı önümüzdeki günlerde
hızlandıracağız."
MILLIYET 20/12/07
İngiltere'de PKK tartışması
Alpaslan
DÜVEN/LONDRA, (DHA)
İNGİLTERE'nin önde gelen düşünce kuruluşu Chatham Houseda
yapılan Uluslararası İlişkilerde Kürtler konulu
sempozyumunda, Türk diplomatlar ile PKK yandaşları arasında
tartışma çıktı. Türk diplomatların Türklerin ve
Kürtlerin barış içersisinde yaşadıklarını ifade
etmeleri karşısında salonda bulunan PKK yandaşları,
Yalan söylüyorsunuz'' diyerek tepki gösterdi.
İngilterenin başkenti Londradaki
Chatham Housede The Kurds in İnternational Affairs (Ulaslararası
İlişkilerde Kürtler) konulu sempozyum düzenlendi. Sempozyuma Kuzey
Iraktaki Kürt Parlamentosu Başkanı Adnan Müftü, Kürdistan Bölge
Hükümeti Britanya Yüksek Temsilcisi Bayan Sami Abdul Rahman, Gary Kent, Malezya
Yüksek Komisyonu Üyesi Aman Asarani, Kürt İnsan Hakları Projesi
Koordinatörü Rachel Bernu, Ürdün Büyükelçiliğinden Dr. Alia Bouran,
İtalya Büyükelçiliğinden Giovanni Brauzzi, Fransa Büyükelçliğinden
Katerina Doytchinov, ABD Büyükelçiliğinden Mike Gayle, ABD Avrupa Askeri
yetkilisi Cindy Eccles, Mısır Savunma Bakanlığından
General Anvar Elbadavy, Türkiyenin Londra Büyükelçiliği
Müsteşarı Sadık Arslan, Büyükelçilik Birinci Sekreteri Gürcan
Balık, Irak Büyükelçiliğinden Ezaddin Haji, İngiliz Liberal
Demokrat Partisinden Henry Freeman, İngiliz Savunma
Bakanlığından Paul Jabling, Dışişleri
Bakanlığından Greg Shapland, Kürdistan Bölge Hükümeti eski
Kültür Bakanı Sami Sharesh ve Bilkent Üniversitesinden Müge
Kınacıoğlu katıldı.
Uluslararası İlişkilerde Kürtler
sempozyumuna, Exeter Üniversitesinden Profesör Gareth Stansfield, Hashem
Ahmadzedah, Christine Allison,The Guardian gazetesi yazarı Michael Howard,
gazeteci-yazar Pacrick Cockburn, IISMM Hamit Bozarslan, Sir Jeremy Greenstock,
Uluslararası Türk-İsrail İlişkileri Profesör Michael
M.Gunter, Asst Profesör Janet Klein, Profesör Brendan OLeary, Kentucky
Üniversitesiden Profesör Robert Olson, Rhodes Collegeden Asst. Profesör David
Romano, Chatham House Orta Doğu Programı Başkanı Claire
Spencer, Utrecth Üniversitesi Moderm Müslüman Toplumları Bilimleri
Profesörü Martin van Bruinessen, Nottingham Üniversitesi Politika Bilimi
Profesörü Stefan Woff ve Kuzey Iraktaki Kürt Parlamentosu Başakanı
Adnan Müftü konuşmacı olarak yer aldı.
TÜRK DİPLOMATLAR TEPKİ GÖSTERDİ
Ortadoğudaki politik gelişmeler,
Kürtler,Türkiyenin Kuzey Iraka askeri operasyonu, Suriye ve İranın
bölgedeki durumunun ele alındığı sempozyumda
konuşmacıların, PKK yanlısı ifadeleri
karşısında söz alan Türkiyenin Londra Büyükelçiliği
Müsteşarı Sadık Arslan, konuşmacıların objektif
olmalarını isteyerek, Türk ve Kürt halkının
yüzyıllardır barış içerisinde ve kardeşçe
yaşadıklarını söyledi.
Büyükelçilik Birinci Sekreteri Gürcan Balık
da, PKKnın uluslararası alanda terörist bir organizasyon
olduğunu belirterek, Türkiyede 30 bin kişinin
yaşamını yitirmesinden sorumlu bir terör örgütü olduğunu
söyledi.
Türk diplomatların Türklerin ve Kürtlerin
barış içersisinde yaşadıklarını ifade etmeleri
karşısında salonda bulunan PKK yandaşları, Yalan
söylüyorsunuz'' diyerek tepki gösterdi.
SÖZDE KÜRDÜSTAN HARİTASI
Sempozyum sırasında Chatham House bir
de broşür dağıttı. Broşürün hemen arkasında yer
alan haritada Elazığdan Süleymaniyeye kadar olan bölge sözde
Kürdistan bölgesi olarak gösteriliyor.
KERKÜK VE SINIRLARI TARTIŞILIYOR
Chatham Houseda düzenlenen sempozyum içinde
ayrıca Kerkük ve sınırları konulu oturum da
yapıldı
MILLIYET 20/12/07
Rumlar, AB üyeliğini kullanarak egemenliğini
Kuzey'e yaymaya çalışıyor
KUZEYİ NASIL ELE GEÇİRECEKLERİNİN PROVASINI
YAPIYORLAR... Rumların AB'ye girmesine rağmen silahlanmaya devam
ettiğini, silahlanma oranında ise kişi başına
silahlanmada AB'de ve dünyada ilk sıralarda yer
aldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat,
Rumların, tatbikatlarda bile Kıbrıs'ın kuzeyini nasıl
ele geçirebileceğini prova ettiğine dikkat çekti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının,
Avrupa Birliği (AB) üyeliği avantajını kullanarak,
Kıbrıslı Türklere hiçbir hak tanımadan
Kıbrıs'ın bütününe egemenliğini yayma çabası içinde
olduğunu, AB'nin de bu konuda kendini
kullandırdığını kaydetti.
AB'nin Rum tarafının şantajlarına boyun
eğerek, Kıbrıslı Türklerin kabul edemeyeceği
davranış ve kararlarda bulunduğunu, bunun da
Kıbrıslı Türkleri öfkelendirdiğini ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının temel hedefinin Osmosis
olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 21-25 Aralık Milli
Mücadele ve Şehitler Haftası'nın 44'üncü yıldönümü
dolayısıyla dün Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'ni
ziyaret etti.
Dernek Genel Merkezi'ne yaptığı ziyaret
sırasında dernek başkanı Ertan Ersan ve Yönetim Kurulu
üyeleriyle görüşen Talat, dernek binası içerisinde bulunan
şehitler müzesini de gezdi. Ertan Ersan, Cumhurbaşkanı Talat'a
dernek ve dernek çalışmaları hakkında bilgiler de verdi.
Müzenin gezilmesinin ardından toplantı odasına geçen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dernek başkanı Ersan ve
Yönetim Kurulu üyeleri, burada şehitler anısına bir
dakikalık saygı duruşunda bulundu.
Ersan
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı
Ertan Ersan yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı
Talat'ın böyle bir tarihin yıldönümünde derneğe
yaptığı ziyaretten dolayı, hem dernek üyelerinin hem de
şehit ailelerinin büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti.
Ersan, derneğin hiç durmadan yoğun şekilde
çalıştığını, bu çalışmalar çerçevesinde
müzeyi oluşturduklarını belirterek, müzeyi şimdiye kadar
yaklaşık 56 bin kişinin ziyaret ettiğini söyledi.
Şehit aileleri ile çocuklarının ve malul gazilerin, bu
tarihte çok büyük bir duygu birikimi yaşadığını dile
getiren Ersan, savaşın kötü bir şey olduğunu, bu yüzden
Kıbrıs'ta tekrardan çocukların yetim kalacağı bir
savaş yaşanmasını istemediklerini belirtti.
Ertan Ersan, Rum tarafının AB'ye üye olmasına
rağmen silahlanmaya devam ettiğini, bundan da büyük endişe
duyduklarını ifade ederek, Rumların ne anlaşmaya
yanaştığına ne de silahlanmayı durdurduğuna
dikkat çekti.
Talat
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, şehitler
haftasının Kıbrıs Türk halkı için önemine dikkat
çekerek, Kıbrıslı Türklerin çektiği acıların
1963'le sınırlandırılmaması gerektiğini, çünkü
saldırıların 1956'lı yıllarda
başladığını söyledi.
Talat, Kıbrıslı Türklerin geçmişe oranla daha iyi
durumda olduğunu, bunun da şehitler sayesinde olduğunu ifade
ederek, bunu unutmanın mümkün olmadığını, çünkü her
ailede şehit olduğunu ve her ailenin şehitlerini
hatırladığını kaydetti.
Şehitlerin, derneğin faaliyetleriyle de kişisel boyuttan
toplumsal boyuta taşındığını ve
unutulmadığını ifade eden Talat, derneğin, şehit
aileleriyle acılarını paylaştığına ve
acılarını azalttığına dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta bir daha böyle
günlerin yaşanmamasını istediklerini, bunun için de
barış ve çözüm istediklerini ifade ederek, bu yönde ellerinden gelen
her şeyi yaptıklarını ve yapmaya devam edeceklerini
vurguladı.
63'te de barış istiyorduk
"1963'te de biz saldırmadık, 1963'te de barış
istiyorduk, ancak olmadı" diyen Talat, Kıbrıs'ta daha sonra
1974 ve en önemlisi 2004 referandumunun yaşandığını
anımsattı.
Talat, milli mücadele yıllarının ve 1974 Mutlu
Barış Harekâtı'nın Rumlar tarafından siyasi olarak
çarpıtılabildiğini ifade ederek, Rumların; "1963'te
siz isyan ettiniz, kaçtınız", 1974'te darbeyi, Enosis'i ve
Kıbrıs Elen Cumhuriyeti'nin ilanını unutturmaya
çalışarak, "Türkiye işgal etti" dediklerini, ancak
2004 referandumunu çarpıtmayı başaramadıklarını
kaydetti.
Rumlar silahlanıyor, Kuzey'i nasıl
ele geçirecek provası yapıyor
Referandumun, Kıbrıs Türklerinin açık olarak
barış istediğini ispat ettiğini kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, Rumların AB'ye girmesine rağmen
silahlanmaya devam ettiğini, silahlanma oranında ise kişi
başına silahlanmada AB'de ve dünyada ilk sıralarda yer
aldığını vurguladı.
Rumların, tatbikatlarda bile Kıbrıs'ın kuzeyini
nasıl ele geçirebileceğini prova ettiğine dikkat çeken Talat,
Kıbrıs Rum tarafının Kuzey Kıbrıs ile ilgili
emellerinin artık kötü niyetli olmadığı
iddialarının inanılacak iddialar olmadığını
vurguladı.
Rumlar AB üyeliğini kullanıyor
Rum tarafının ciddi bir şekilde Kıbrıslı
Türklere hiçbir hak tanımadan Kıbrıs'ın bütününe
egemenliğini yayma çabası içinde olduğunu ve bunun için AB
üyeliği avantajını kullandığına işaret eden
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'nin de maalesef bu konuda kendini
kullandırdığını kaydetti.
AB'nin Rum tarafının şantajlarına boyun
eğerek, Kıbrıslı Türklerin kabul edemeyeceği
davranış ve kararlarda bulunduğunu, bunun da
Kıbrıslı Türkleri öfkelendirdiğini söyleyen Talat, Rum
tarafının temel hedefinin Osmosis olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, bunu bire bir Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un dile getirdiğini ifade ederek, Papadopulos'un;
Kıbrıslı Türklere siyasi eşitliği sadece
kağıt üzerinde verdiğini, aslında gerçekte bu hakkı
tanımak istemediğini, vermek istemediğini kaydetti.
Siyasi eşitlikte var mısınız, yok musunuz?
Talat, bunun; Rum tarafında seçim kampanyasında ortaya
konulduğunu, fakat seçimler geçtikten sonra bunu mutlaka "siyasi
eşitlikte var mısınız, yok musunuz?" diye
soracaklarını ifade ederek, siyasi eşitliğin "Ada'daki
halkların eşitliği" demek olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şehitlerin
bıraktığı bu günleri iyi değerlendirerek,
şehitlerin arzuladığı "Kıbrıslı
Türklerin daha güzel günlere kavuşmaları" için ellerinden geleni
yapacaklarını ifade ederek, şehitlerin geride
bıraktığı ailelerinin ve Kıbrıslı Türklerin
birer dünyalı olarak yaşamaları için
çalıştıklarını kaydetti.
Şehitlerin anılarını her zaman için canlı
tutacaklarını ifade eden Talat, verdikleri mücadelede şehitlerin
anılarını her çalışmalarında rehber olarak
kullanacaklarını söyledi.
Talat derneğe anı plaketi sundu
Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Talat,
günün anısına, derneğe bugüne kadar yaptıkları
çalışmalardan dolayı teşekkür ederek bir anı plaketi
sundu.
Cumhurbaşkanı Talat, dernek özel defterini de imzaladı.
KIBRIS 20/12/07
AB, KKTC'yi tanıyıp, üye yapacaksa
itirazımız yok
AB, KKTC'Yİ TANIRSA İTİRAZ ETMEYİZ...
"Kıbrıslı Türklerin Rumlar ile yetkileri paylaşıp
AB üyesi olmasını dilediklerini kaydeden Başbakan Soyer, ancak
AB bunu başaramayacaksa ve KKTC'yi tanıyarak ayrı üye yapacaksa,
buna itiraz edecek halleri olmadığını; bunu
söylemediklerini, ancak AB yapacaksa itiraz etmeyeceklerini vurguladı
Hasan Öksüz- T.A.K.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, kendilerine,
bağımsızlıkları ve AB tarafından
tanınmaları söz konusu olan Kosova ve Karadağ örneklerinin
verildiğini belirterek, "Kıbrıslı Türklerin Rumlar ile
yetkileri paylaşıp AB üyesi olması daha kolay değil
mi" dedi.
Soyer, ancak AB bunu başaramayacaksa ve KKTC'yi tanıyarak
ayrı üye yapacaksa, buna itiraz edecek halleri
olmadığını; bunu söylemediklerini, ancak AB yapacaksa
itiraz etmeyeceklerini vurguladı.
Başbakan, Kıbrıs'ın küçük bir ada olduğunu ve
ayrılığın sorunlar getirebileceğini; her türlü
ayrılıkçılık ve milliyetçiliğe karşı
olduklarını, ama bir ulusun diğerini hegemonyası
altına almasına da karşı olduklarını kaydetti.
Soyer, "ayrılığa karşıyız, ancak
Kıbrıs'ta tek yol olarak Rum hegemonyasına girmemiz
bırakılacaksa, buna kesinlikle karşıyız; Rum
hakimiyetini kabul etmeyiz" diye konuştu.
Yabancı gazetecilere yemek
Brüksel'de temaslar yapan Başbakan Soyer, önceki gece,
yabancı gazetecilerle yemekte bir araya gelerek, Kıbrıs konusunu
anlattı ve sorularını yanıtladı.
CTP-BG Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Özel
Temsilcisi Özdil Nami, KKTC Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit,
Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit,
Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan
Candan, Brüksel Temsilciliği Meslek Memuru Lale Şener'in de
katıldığı yemeğe çeşitli ülkelerin Brüksel'deki
medya yöneticileri, editörler, muhabirler katıldı.
Başbakan, bir çok soruyla
karşılaştığı yemekte, konuklara Kıbrıs
sorununun tarihsel gelişimini ve bugün gelinen aşamayı
anlattı.
"Herhalde tatil olsun diye tutmuyor"
Rum iddialarının aksine sorunun 1974'te değil 1963'te
başladığını belirten ve BM Barış Gücü'nün
1964'ten bu yana adada bulunduğuna dikkati çeken Soyer, "Herhalde BM,
adadaki Barış Gücü'nü 1964'ten beri tatil olsun diye tutmuyor"
dedi.
Kıbrıs Türkü'nün geçmişe takılıp kalmak
değil geleceği kurmak amacında olduğunu ve iki bölgeye, iki
halkın eşitliğine dayalı federal çözüm istediğini
vurgulayan Soyer, bu nedenle Kıbrıs Türk tarafının BM çözüm
planına yürekten destek verip "evet" dediğini; ancak
"hayır" diyen Rum tarafının AB üyesi olduğunu
kaydetti.
BM çözüm planına dayalı görüşmelerin bir an önce
başlamasını istediklerini söyleyen Başbakan, bunun Güney
Kıbrıs'taki 2008 seçimlerinden sonra gerçekleşmesini
dilediklerini belirtti.
Rumların masaya AB üyesi olarak, Kıbrıs Türkü'nün ise
masaya elinde güç olmadan oturacağını ifade eden Soyer, en
azından AB'nin "statüko süremez" açıklaması
yapmasını ve BM çerçevesinde hakemlik müessesiyle,
uzlaştırma kurulu olmasını, sorunun çözümünün takvime
bağlanmasını istediklerini kaydetti.
"Rumlar AB ile görüşmememiz için elinden geleni
yaptı..."
İzolasyonlar hakkında örnekler vererek bilgi aktaran
Başbakan Soyer, Rum tarafının AB yetkilileriyle
görüşememeleri için ellerinden geleni yaptıklarını, Avrupa
Parlamentosu'nda Rumların elinde bulunan 6 sandalyeden 2'sinin aslında
Kıbrıs Türklerinin hakkı olduğunu belirtti.
Kıbrıslı Türklerin laik ve demokratik bir İslam
toplumu olduğunu ve Ortodoks Hıristiyan toplumu olan Rumlarla
anlaşma yaparak barış içinde yaşamasının
Ortadoğu'ya da örnek olacağını kaydeden Başbakan, bu
birleşmenin AB üyeliği çerçevesinde olmasını istediklerini
söyledi.
İzolasyonların ekonomik gelişmede yol
açtığı sıkıntıları anlatan Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, bir soru üzerine, Brüksel temasları hakkında bilgi
aktardı.
Davet ve teklif
Brüksel'e Kıbrıs'ta AB yetkililerinden aldıkları
davet üzerine geldiklerini vurgulayan Soyer, AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn'in ekibiyle olumlu bir toplantı
yaptıklarını; görüşmede AB müktesebatına uyum
konusunun 12 başlık altında görüşülmesi için teklif
aldıklarını ve kendilerinin de bununla ilgili pozitif görüş
ilettiklerini söyledi.
Soyer, ancak görüşmenin sonunda gelen bir mesajla, Rehn ile
yapacakları görüşmenin, Kosova konusundaki acil bir durum nedeniyle
gerçekleşemeyeceğinin kendilerine iletildiğini anlattı.
Kendisiyle AB Genişleme Masası Müdürü Michael Lee ile
görüşmesinin teklif edildiğini; ancak bunu kabul etmediğini
anlatan Soyer, yine de AB ile ilişkilerin kesintiye uğramaması
için Lee ile görüşmeye Özdil Nami'nin gittiğini kaydetti.
Rehn görüşmesinin iptali
Kendilerine görüşme iptaline ilişkin başka açıklama
gelmediğini belirten Başbakan, ancak Rum basınının
görüşme iptalini bir zafer gibi yansıttığını,
aldıkları bir duyuma göre de, COROPER toplantısında Türkiye'nin
üyeliğine ilişkin 2 yeni başlık açılmasının
söz konusu olduğunu, Rumların "Eğer Kıbrıslı
Türkler Rehn ile görüşürse Türkiye'yi bloke ederiz" diyerek
görüşmenin iptalini sağladıklarını anlattı. Soyer
ancak kendilerine bu şekilde resmi bir açıklama
yapılmadığını da vurguladı.
Bu arada, Soyer'in, "Eğer her gelişimizde Türkiye için 2
yeni başlık açılması sağlanacaksa yine gelelim"
şeklindeki esprisi gazetecileri güldürdü.
AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve izolasyonların
kaldırılmasının "yaşama geçirilmemesi"
şeklinde bir kararı varsa bunun kendilerine duyurulması
gerektiğini söyleyen Başbakan, Olli Rehn ve ekibinin yakın
geçmişte bir çok konuda çok pozitif adımlar da
attığını; ancak atılacak adımların daha da
kararlı olması gerektiğini dile getirdi.
Soyer, bir soru üzerine, BM çözüm planının ölmesine imkan
bulunmadığını, çünkü Rumların AB ile katılım
anlaşmasında en önemli maddenin "BM çözüm planı
çerçevesinde Kıbrıs sorununa çözüm bulmak" olduğunu
kaydetti.
Başka bir soru üzerine, AB'nin Kosova ve Karadağ için
bağımsızlık öngördüğünü anımsatan Soyer,
"Birleşme istediğimiz için biz cezalıyız; oysa AB
Karadağ ve Kosova'yı tanıyor" dedi.
Kendilerine, Kosova, Karadağ, Çek ve Slovakya örneklerinin
verildiğini belirten Soyer, şöyle konuştu:
"Bize niye bu örnekler veriliyor, Kıbrıs Türkleri ile
Rumların yetkiyi paylaşıp AB üyesi olması daha kolay değil
mi. Eğer Avrupa bunu başaramayacak ve KKTC'yi tanıyıp
ayrı üye yapacaksa, buna itiraz edecek halimiz yok. Biz bunu söylemiyoruz.
Ancak AB yapacaksa itiraz edecek halimiz yok. Kıbrıs küçük bir ada ve
iki ayrı devlet sorunlar getirebilir... Ben 1975 Helsinki prensiplerine
bağlıyım. Her türlü ayrılıkçılık ve
milliyetçiliğe karşıyız. Ama bir ulusun diğerine
hegemonyası altına almasına da karşıyız.
Ayrılığa karşıyız, ancak Kıbrıs'ta tek
yol olarak Rum hegemonyasına girmemiz bırakılacaksa, buna
kesinlikle karşıyız. Rum hakimiyetini kabul etmeyiz."
Soyer, Kıbrıs adasının geleceği için
birleşmenin çok önemli olduğunu kaydetti.
Çağrı
Yemekte Rumlara ilişkileri geliştirmek için öğrenci
değişiminden, gençlerin karşılıklı sportif
etkinliklerde bulunmasına kadar bir çok alanda işbirliği
için çağrı yapan Soyer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın da bu konularda BM Genel Sekreteri'ne öneriler içeren bir mektup
gönderdiğini anlattı.
Rumların sürekli askersizleştirmeden bahsettiğini, ancak
hafif silah alımında dünyada üçüncü sırada
bulunduklarını belirten Soyer, karşılıklı güç
yarışı sürdürmemek gerektiğini dile getirdi.
Soyer, başka bir soru üzerine de, Kıbrıs Türk
halkının cebinde Euro olduğunu, ancak Kıbrıslı
Rumlar Eurozone'a girmesine karşın, AB'nin Kıbrıs Türkü'ne
Euro'yu resmi para birimi olarak kullanamazsınız dediğini
kaydetti.
Gençlere ilişkin bir soru üzerine, Kıbrıslı Türk
gençlerinin karşılarında kaynaşabilecekleri bir Rum
gençliği bulamadığını anlatan Soyer, en büyük
hedeflerinin ekonomik gelişmeyi sağlayarak yüzde 70'i üniversite
mezunu olan gençliğin adada kalmasını sağlamak
olduğunu vurguladı.
Soyer, başka bir soru üzerine de, görüşmelerde talep
ettikleri uzlaştırma kurulu ile hakemlik müessesinin nasıl
çalışmasının öngörüldüğünü anlattı. Soyer,
görüşmelerde tıkanma olan konuların uzlaştırma
kuruluna götürüleceğini, buradan da sonuç çıkmazsa BM'nin hakem
olarak karar vereceğini ve bu kararın iki tarafta eş
zamanlı referanduma sunulacağını söyledi.
Wurtz ile görüşme
Bu arada, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Brüksel'deki son
temasını önceki akşam yemekten önce Avrupa Parlamentosu'nda
Avrupa Parlamentosu Sol Grup Başkanı Wurtz ile yaptı.
Görüşmeye Vehit ve Şenyiğit de katıldı.
KIBRIS 20/12/07
Rum okullarında şimdi de şantajla haraç
toplanıyor
Mahi gazetesi, 15 yaşındaki bir kız öğrencinin,
sevgilisi olan 17 yaşındaki bir RMMO askeri ve yine aynı
yaştaki bir arkadaşıyla birlikte bir yıldır 15
yaşındaki erkek öğrenciye; dayak ve işkence
şantajı yaparak parasını aldıklarını
yazdı.
Gazeteye göre, dayak ve işkence şantajı ile parası
alınan öğrenci, okul mafyözlerinin istediğini verebilmek için
günlük harçlıkları yetmeyince annesinin ev ve dükkânındaki
parasını çalmaya başladı. Ocak 2007 itibarıyla başlayan
ve bu süre içerisinde mafyözlerin; öğrenciye şahsen ve cep telefonuna
gönderdikleri tehdit mesajlarıyla toplam 1500 KL haraç aldıkları
durum; oğlunun para çaldığını fark ederek durumu
öğrenen annesinin polise şikâyeti üzerine ortaya çıktı.
Mafyözler polise; 15 yaşındaki öğrenciden paraları,
giderlerini karşılamak için aldıklarını söylediler,
aleyhlerine dava okunmasının ardından da serbest
bırakıldılar.
Rum çocukları şiddete meyilli
Aynı gazete, "Reşit Olmayanlar Gün Geçtikçe Daha Çok
Suçlara Karışıyor" başlıklı haberinde Rum
Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Sofoklis Sofokleus'un, polisin elindeki
verilere dayanarak; gençlerin şiddet eğilimi ve kural
dışı davranışlarında 2006'da % 18,6'lık
artış yaşandığını söylediğini
yazdı.
Gazeteye göre Sofokleus, 2000-2006 döneminde; çeşitli suçlara
karışan 7-16 yaş dönemindeki genç sayısında
artış kaydedildiğini, bu sayının son üç yıl
içerisinde de üçe katlandığını anlattı. Belirtilen
yaş grubundaki çocukların trafik kazalarına karışma
durumuna da değinen Sofokleus; 2006-2007 döneminde 18 yaşın
altındaki 17 çocuğun trafik kazalarında hayatını
kaybettiğini, 222'sinin ciddi, 473'ünün de hafif şekilde
yaralandığını anlattı. Sofokleus 2000'den bugüne kadar
reşit olmayanların işlediği trafik suçlarından en
ciddisinin de ehliyetsiz, araba sahibinin veya ailelerinin izni olmadan araba
kullanmak olduğunu söyledi.
Sofoklis Sofokleus, 2006 yılında Güney Kıbrıs
genelindeki 43 okulda yapılan araştırmada elde edilen sonuçlara
dayanarak; öğrencilerin % 3.3'ünün yasadışı
(uyuşturucu) madde denemiş olduğu, gençler arasında;
yaralanmaya sebebiyet vermeksizin şiddet uygulamada mezunların
oranının % 17, öğrencilerin oranının da %36.5
olduğunu anlattı.
Sofokleus, kurbanın doktora gitmesini gerektiren şiddet
uygulamada ise, mezun oranının % 4.7; öğrenci oranının
da % 8.4 olduğunu açıkladı.
KIBRIS 20/12/07
S-300'ler Yunan, Tor-M1'ler ve Zuzana'lar Rum malı oldu
Yunan Silahlı Kuvvetleri'nin, söz konusu sistemleri hem
aktifleştirme, hem de modernize ederek S-400 haline getirme kararı
aldığı haber verildi.
Politis gazetesi haberi; "S-300 Füzeleri Usulen de Yunanistan'ın
- Çıkıyorlar ve S-400 Oluyorlar - Kıbrıs Cumhuriyeti
Tarafından Satın Alınan Ama Hiçbir Zaman Kıbrıs'a
Konuşlandırılmayan Füzeler Sonunda Yunanistan Tarafından
Değerlendirilecek" başlık ve spotlarıyla aktardı.
Rus yapımı S-300 PMUI füze sistemlerinin sekiz yıl
aradan sonra Girit'teki depolardan çıkarılarak Yunan Silahlı
Kuvvetleri'nin operasyonel projelerine tam olarak
katılacaklarını kaydeden gazete, özetle şunları
yazdı:
S-300'ler geliştirilerek S-400 haline getirilecek
"Güvenilir kaynakların gazetemize söylediğine göre,
Yunanistan Millî Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis, dün gerek
Başkan Tasos Papadopulos'a gerek Savunma Bakanı Hristodulos
Paşardis'e; Atina'da alınan ve sistemin aktifleştirilmesinin
ötesinde, modernize edilerek S-400 haline getirilmesini de kapsayan kararlar
hakkında bilgi verdi.
Bu; Stealth teknolojisi uçakları, Cruise füzelerini ve 3 bin 500
km menzilli ve saniyede 4,8 km hıza sahip balistik füzeleri imha
edebilecek durumda olacakları anlamına geliyor. Yine; 10 metreden 50
kilometre yüksekliğe kadar olan hedefleri de vurabilir. Yapılacak
geliştirmeden sonra Kıbrıs'ı ve Kıbrıs'a uçan
Yunan uçaklarının kullanabileceği hava koridorlarını
büyük ölçüde kapsayacağı açıktır. S-400 füzeleri, S-300
füzelerinden üç kat daha büyük menzile sahiptir, ister uçak ister füze;
hızı ne olursa olsun, neredeyse uçan her hedefi vurabilir. S-300
füzelerin geliştirilmesine ilişkin anlaşma en üst siyasi
düzeyde, Cumhurbaşkanı Putin ve Başbakan Kostas Karamanlis
tarafından alındı.
S-300 PMUI füze sistemleri; Glafkos Klerides hükümetinin 'aktif volkan'
politikasına hizmet ederek 1996'da başladığı, ancak
Kıbrıs'a konuşlandırılmayıp Girit'te depolara
kaldırılmalarıyla fiyaskoyla sonuçlanan büyük
'yolculuğunun' son durağına dün vardı.
Rum'a Tor-M1, Zuzana ve adı belirtilmeyen bir silah sistemi daha
Lefkoşa'da önceki gün, Yunanistan Millî Savunma Bakanı
Meymarakis ile Kıbrıslı dengi Paşardis, füzelerin Yunan
Silahlı Kuvvetleri'ne devredilmesine ilişkin rutin anlaşmaya
imza attı. Bu, anlaşmanın bir ayağıydı. Öteki
ayağı ise; Kıbrıs Millî Muhafız Ordusu'nun elinde
bulunan, yine Rus yapımı olan küçük menzilli TOR-M1'lerin ve Slovak
yapımı 155'lik ZUZANA toplarıyla ilgilidir. Yine
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne; malum nedenlerden dolayı adı
açıklanmayan bir silah sistemi daha veriliyor.
Meymarakis, Larnaka Havaalanı'na gelişinin hemen
ardından Başkan Papadopulos, Meclis Başkanı Hristofyas,
DİSİ Başkanı Anastasiadis ve dengi Paşardis ile temas
maratonuna başladı.
Hristodulos Paşardis'le; S-300'lerin ve Kıbrıs'ta
bulunan diğer silah sistemlerinin mülkiyet hakkıyla ilgili devletler
arası anlaşma imzaladı."
Alithia gazetesi; "Daha Büyük Değerde Silah Sistemleri
Aldık - Meymarakis Dün; TOR-M1 ve ZUZANA'lar
Karşılığında S-300'lerin Tasarrufunun Devrine
İmza Attı" başlığıyla yansıttığı
haberinde, Rum yönetiminin Rusya'dan satın aldığı ve
ihtiyaç olması halinde 24 saat içerisinde Güney Kıbrıs'a
nakledilmek üzere Girit'e konuşlandırılan S-300 füze
sistemlerinin dün itibarıyla Yunan malı olduğunu bildirdi.
Gazete, Yunanistan Millî Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis'in,
beraberindeki heyetle dün Güney Kıbrıs'a gittiğini ve Rum
yönetimiyle; S-300'lerin Yunanistan'a, TOR-M1'ler ve ZUZANA
toplarının da Rum Yönetimi'ne devredilmesi anlaşmasına imza
attığını yazdı, özetle şöyle devam etti:
S-300'lerden 1,5 kat daha değerli
"Bu silah sistemleri teatisindeki en önemli
ayrıntılardan biri de; Kıbrıs'ın Yunanistan'dan
aldığı silah sistemlerinin, S-300'lerin değerinden 1,5 kat
daha fazla olmasıdır. Askerî analizcilere göre S-300'lerin
olmamasından dolayı hava savunmasındaki boşluk meselesi de;
Kıbrıs'ın hava savunmasının TOR-M1'lerle ve diğer
silah sistemleri! aracılığıyla ortadan kalkmış
durumdadır.
Yunanistan Millî Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis, dün
Kıbrıs'a; Yunan Hava Kuvvetleri'ne ait C-130 tipi askeri kargo
uçağıyla geldi ve Larnaka Havaalanı'nda Kıbrıs Savunma
Bakanı Hristodulos Paşardis, Millî Muhafız Ordusu Komutanı
Korgeneral Konstantinos Bisbikas ve Yunanistan Büyükelçisi Dimitrios Rallis
tarafından karşılandı. Ne Meymarakis ne de diğerleri,
havaalanında açıklama yapmadı.
Meymarakis, kendisine eşlik etmekte olan heyetiyle birlikte
Athalassa'daki 'Andrea Zaku' Kışlası'nı ziyaret etti,
burada ELDİK Komutanı Albay Athanasios Kiriakopulos'un
onurlarına verdiği yemeğe katıldı."
Haravgi gazetesi de; "S-300 Fiyaskosu Hükümetler Arası
Anlaşmayla Sona Erdi" başlıklı haberinde, Klerides
hükümetinin; Kıbrıs'ı aktif volkana çevirmekle tehdidine hizmet
için Rusya'dan aldığı ve Rum vergi mükelleflerine 200 milyon
KL'ye mal olan S-300 füze sistemlerinin artık Yunan malı
olduğunu bildirdi.
Gazete, S-300'lerin Yunanistan'a; TOR-M1 ve ZUZANA'ların da Rum
Yönetimi'ne devredildiği anlaşmanın dün gece
imzalandığını, imza töreninde konuşan Meymarakis'in
söylediklerini şöyle özetledi:
"Bu anlaşmanın imzalanması önemlidir, çünkü bu
imzalarla uzun zamandır bakanlara ve hükümetlere meşakkat çektiren
bir mesele çözülüyor. Ortak Savunma Sahası Doktrini geçerliliğini
koruyor ve daha önce de defalarca söylediğimiz ve anlaştığımız
üzere doktrinde hiçbir değişiklik yoktur. İlgili bütün
tarafların mutabık kaldığı bir anlaşma bulundu ve
bugün bu meseleye kesin bir son vermeyi, silah sistemlerini; mümkün olan en iyi
şekilde bölge barışı ve istikrarı için değerlendirebilmek
amacıyla, ülkelerimizin kuvvet yapılarına katmayı
başarabildik."
Gazete, S-300'lerin Girit'te mi kalacağı, Yunan Silahlı
Kuvvetleri'nin elindeki diğer silah sistemlerine uyumlu olup
olmadıkları yolundaki sorulara muhatap olan Evangelos Meymarakis'in,
"Bu silah sistemleri; özümsenecek ve geliştirilecek ve bölgedeki
barış ve istikrara yardımcı olabilecek şekilde
kullanılmak üzere Yunan kuvvetlerinin yapılarına
katılacak" yanıtını verdi.
Fileleftheros gazetesi ise haberi; "S-300'ler 'Mühürle' De
Yunanistan'ın - S-300 Füze Sistemlerini, TOR-M1'lerin ve ZUZANA'ların
Sahiplik Statüsü Konusunda Hükümetler Arası Anlaşma - Doktrin
Yürürlükte" başlık ve spotlarıyla okurlarına
aktardı.
KIBRIS 20/12/07
Survey reveals
widespread racism in Cyprus
By
Leo Leonidou
CYPRIOT
society is deeply racist towards non-locals, according to a survey of migrants,
repatriates and Pontians.
Sixty-three per cent of those asked reported suffering from discrimination and
prejudice on a daily basis.
Forty-seven per cent also reported having encountered institutional
discrimination from the immigration and migration departments, welfare and
health services as well as the police.
The findings of the survey, titled Policy and Practice: Issues of Ethnicity
and Race in Contemporary Cyprus, were yesterday released by the Research Unit
in Behaviour and Social Issues and the University of Nicosia.
Three hundred personal interviews were conducted focusing on three main groups:
in Nicosia at immigrant support group KISA with people from different
communities that used the counselling centre for information regarding
immigration, asylum issues and employment; one in Larnaca with Cypriot
repatriates and one in Paphos with Pontians.
The sample included people from 29 countries, 70 per cent being Asians,
something reflected in the 2001 and 2004 census.
Seventy-five per cent had minor or nil knowledge of the Greek language,
with 25 per cent having fair knowledge.
Sixty-six per cent had lived in Cyprus for less than two years, something that
demonstrates the characteristic of the migrant or foreign worker as it is the
main trend in Cyprus (as defined by law and practices on migration and
employment).
As regards income and work, 90 per cent of respondents said that their income
was insufficient for their needs, 27 per cent said they could send money back
home and 51 per cent accepted money from friends and family back home, or from
Cyprus or elsewhere within the EU.
When it came to questions about housing, 87 per cent stated that it was either
difficult or impossible to find accommodation. Fifty-four per cent said the
main reason is the high cost of housing, 22 per cent cited lack of family and
friends who could help them find accommodation and 19 per cent gave
race-related reasons such as: They think we are dirty or they wouldnt show
me the flat because of the colour of my skin.
Seventy-seven per cent reported living in a shared house or apartment with
three to six people sharing one bedroom, with 83 per cent not satisfied with
their accommodation.
Only 17 per cent of participants reported membership of a community
organisation or group including religious activities and social events. This
indicates a trend towards isolation and low community activity and
participation.
In conclusion, the survey found that, everyday societal discrimination against
migrants was positively correlated with the level of difficulty in finding
employment and negatively correlated with membership of community, religious or
social organisations and certain types of membership activities, respectively. The
above results support the conclusion that as migrants become economically and
socially isolated in the host society with limited participation in the
community and little public voice, they are likely to receive little public
support and sympathy and encounter more discrimination.
Finally, reported institutional discrimination was correlated with everyday
societal discrimination. The link between institutional and society
discrimination indicates that perhaps combating discrimination against migrants
needs to be examined in terms of both government policies and practice and
cultural integration of immigrants into the host society. This combined
approach may help the government build a fairer, more culturally and racially
tolerant society.
There are estimated to be anything between 80,000 and 140,000 migrants
currently on the island, representing 10 to 14 per cent of the population.
CYPRUS MAIL 20/12/07
Ermeni iddialarını anlatan filmde rol alacak
olan Mel Gibson ,elektronik mektup yağmuruna tutuldu.
Asılsız Soykırım İddialarıyla
Mücadele Derneğinin (ASİMED), 1915 olaylarına ilişkin
Ermeni iddialarını anlatan filmde rol alacağı
söylenen aktör Mel Gibson'ı bu fikrinden vazgeçirmek için
başlattığı elektronik mektup kampanyasından olumlu
sonuç aldığı bildirildi.
ASİMED Başkanı
ve Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim
Üyesi Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, AA muhabirine
yaptığı açıklamada, 1915 olaylarının konu
alınacağı bir filmde rol almaya sıcak bakan Mel
Gibson'a gerçekleri anlatmak ve bu tür bir filmde rol
almamasını sağlamak için geçen ay elektronik mektup gönderme
kampanyası başlattıklarını anımsattı.
Kampanya kapsamında 10
bini aşkın elektronik mektubun Mel Gibson ve ortağı
olduğu film şirketine gönderildiğini anlatan Eğilmez,
Özellikle ABD'de yaşayan Türkler kampanyamıza
büyük destek verdiler diye konuştu.
Mel Gibson'un sözcüsü ve
yardımcısı Alan Nierob'un ise derneklerine defalarca
gönderdiği elektronik mektuplarda, soykırım konusunda
ciddi bir film projesinin olmadığını, böyle bir
olayda yer almayacaklarını ifade ettiğini belirten Eğilmez,
Nierob, derneğimiz ve benim özel elektronik postama defalarca
elektronik mektuplar göndererek kampanyayı durdurmamızı
talep etti dedi.
Ermeni diasporasının
1915 olaylarına uluslararası destek sağlamak amacıyla
100 milyon dolar kaynak ayırdığını ve bu
kaynağı Hollywood yapım şirketlerine aktararak, tezlerini
savundukları sinema filmleri yapmak istediklerine dikkati çeken
Eğilmez, bu tür yapımlarda rol alacak tüm sanatçılar için
bu tür kampanyalar düzenleyerek gerçekleri anlatmaya devam edeceklerini
kaydetti.
-STALLONE'YE 3 BİNİ
AŞKIN MEKTUP GÖNDERMİŞLERDİ-
Geçen aylarda Musa
Dağı'nda 40 Gün filmini çekmek ve bu filmde rol almak
istediğini açıklayan Sylvester Stallone'ye 3 bini aşkın
elektronik mektup gönderdiklerini hatırlatan Eğilmez,
Stallone'nin Avrupa basınında yer alan ifadelerinde elektronik
mektuplar sonrası kitabın doğruluğu konusunda
endişeye düştüğü ifadeleri yer almıştı
diye konuştu.
-POTANSİYELİMİZİN FARKINA VARALIM-
Mel Gibson ve Sylvester
Stallone örneğinde olduğu gibi 1915 olaylarıyla ilgili tüm
Türklerin katılacağı kampanyaların düzenlenmesi
gerektiğini sözlerine ekleyen Eğilmez, şunları
söyledi:
Her iki aktöre de
gönderdiğimiz elektronik mektupların ne kadar etkin
olduğunu gördük. Bu bize bir kez daha gösterdi ki potansiyelimizin
farkına varıp, birlikte hareket etmeyi başarabilirsek birçok
zorluğu aşabiliriz. Kampanyamıza verdikleri destekten
dolayı özellikle ABD'deki Türkler
ve tüm elektronik mektup gönderenlere teşekkür ediyorum. Yeni bir
Gece Yarısı Ekspresi karalamasıyla karşı
karşıya kalmamız için bu tür projeler hayatiyete geçmeden
adım atmalı ve sonuç almalıyız. Yoksa film
çekildikten sonra koyulacak tepkinin bir faydası olmaz.
HURRIYET 21/12/07
Londrada İngiliz Kraliyet Enstitüsü Chatham House'u
kullanılarak bir Kürt konferansı yapıldı. Konferansa
ağırlıklı olarak Kürt ve Kürt yanlısı
akademisyenler katıldı. Ayrıca Kürt yanlısı
hareketleri destekleyen gazeteciler konferansta bulundu.
Konferans sırasında ağırlıklı olarak
Türkiyenin sivil Kürtlere karşı operasyon yaptığı
iddia edildi. 13 yıldır Ortadoğuda görevli İngiliz
gazeteci Michael Howard Türkiyeye yönelik eleştiriler yöneltti.
İşte bu sırada Damla ortaya çıktı.
İngilterede Kings Collegede eğitim gören Damla Aras
sorduğu sorular ve yaptığı yorumlarla müthiş bir etki
yarattı. PKKnın terör eylemlerine sıcak bakan 200e yakın
kişi bu soru karşısında
rahatsızlıklarını belirtti
İşte Damla Arasın konferanstaki
müthiş çıkışı:
Konferans beni hasta etti. Çok üzüldüm. İki sorum var
Birinci sorum: 2002 seçimlerinden itibaren Türkiyede AKP, Kürtlere bir
takım hakların verilmesi üzerine ciddi girişimlerde bulundu.
AKP'nin bu iyi niyetli girişimine karşın yaz ayına
baktığımızda PKKnın saldırılarında çok
ciddi bir artış oldu. Kürt Bölgesel Yönetimi Türkiye aleyhine
konuşmaya başladı. Bu bir zıtlık teşkil etmiyor
mu?
İkinci sorum: Konferansta Türklerle Kürtlerin ilişkileri
tartışıldı ama Irakın Şii, Kürt, Sunni
olarak parçalanması durumunda bunun Ortadoğuya etkilerinin ne
olacağı neden tartışılmadı?
Konferansta Sir Jeremy Greenstock Türk Silahlı
Kuvvetlerinin üst düzey yetkililerini suçlayıcı konuşmalar
yaptı. İngiliz petrol şirketin BPnin de Irakın kuzeyi ile ilgili
planlarının bulunmadığını iddia etti.
İngiliz gazeteci Michael Howard konuşmasında Kuzey Iraktaki petrolü Türk firmalarının
işlediğini bunun alternatifinin ise Kuzey Iraktaki yerel yönetiminin olabileceğini
iddia etti. Howard bölgedeki güvenlik ve refahın
karşısındaki engelin TSK olduğunu ileri sürdü.
Howard daha da ileri giderek Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay
Başkanı Org. Büyükanıtı
suçlayıcı ifadeler kullandı.
Konferansta konuşmacıların konu üzerinde
yorumlar ürütmeye başladığı bir noktada Türk diplomatlar
müdahale etti. Türk diplomatlar PKKnın terör örgütü olduğunu
vurgulayarak Türkiyenin 30 bin insanını bu terör yüzünden kaybettiğini
hatırlattı.
İşte diplomatlarımızın
itirazı:
Türk Büyükelçiliğinin birinci katibi Gürcan Balık: Türkiyenin Kürtlere
yönelik politikalarının anlatımını
şaşkınlıkla dinliyorum. Kürtlere yönelik uluslararası
yaklaşımlarda kimse otorite değildir. Fakat son PKK
saldırılarında Türkiye sadece uluslararası hakkini ifa
etmiştir. Bunun Iraklı Kürtlerle
hiç bir ilgisi olmamıştır, operasyon tam manasıyla PKKya
karşı yürütülmüş ve bununla
sınırlandırılmıştır. PKK Kürtleri temsil
etmemektedir, o bir terörist örgüttür.
Türkiye-Amerika ilişkileri Irak meselesi ile
başlamamıştır ve bununla bitmeyecektir.
PKK bütün dünyada terörist bir kuruluştur. Türkiye dolayısıyla
30,000 insanini kaybetmiştir.
Michael Howard: Türk ordusu tarafından bombalanan bu
köylerde bizzat bulundum, ve PKKnın bir izine rastlamak mümkün
değildi.
Türkiye Büyükelçiği Müsteşarı Sadık Arslan: Bizim burada
bulunmamız buradaki görüşlere sessiz kalıp taahhüt
ettiğimiz anlamına gelmez, tam aksine bu fikirleri
onaylamıyoruz.
Bu konferans tek taraflıdır, sonuçları kısmi bir
temsilciliktir.
-Türkler ve Kürtler yüz yıllardır huzur ve barış içinde
yasamıştır. Kuzey Irak halkını akrabalarımız
olarak görürüz.
CHATHAM HOUSEA YAKIŞMAZ
Türkler ve Kürtler yıllarca birlikte yaşamışlardır
dedikten sonra yuhalanan Müsteşar Sadık Arslanın konferansta yaptığı
son müdahale İngilizlere Amerikalılara teşekkür ettiniz. Çekiç
Gücün Türkiyedeki üslerden yaptıklarından bahsetmediniz. PKK
faaliyetlerinin demokratik reformlarının hızlandığı
bir döneme rastlamasını nasıl açıklıyorsunuz? Burada
çok sayıda kişi terörü ve terör örgütünü öven konuşmalar da
yaptı. Bu da eminim Chatham Housea yakışmaz" oldu.
TÜRKİYE ŞEYTAN TÜRK OLARAK
GÖSTERİLMEK İSTENİYOR
Başkatip Gürcan Balık Sadece Türkiye yüklenmek
yanlıştır. Burada sürekli olarak saptırmalar
yapılıyor ve Türkiyeye Berbat Türk, Şeytan Türk diye
göstermeye çalışan ifadeler var. Türkiyeyi Kürtlerle sürekli
savaş halinde göstermeye çalışan ifadeler var. Bunlar doğru
değil. 1992 yılında KDP ve KYB, PKKya karşı
savaşmıştır. 1990'lı yıllara
bakıldığında Türkiyenin Irak Kürtlerine yardım ettiği de
görülür
CHATHAM HOUSE'DAN ÇIKAN KÜRT RAPORU
hurriyet.com.tr - İngiltere'nin önemli düşünce
kuruluşu Chatham House raporunda, uluslararası topluluğun,
şimdi Kürtlerle ortak çıkarları
paylaştığını iddia etti.
Raporda yerel destekten ve sınır bölgelerinde
ulaşılmaz toprakların korumasından yararlanan PKK'nın
iyi motive edilen bir güç olduğu belirtilerek, "Türkiye belki de hiç
PKK'yı yenemeyecek ve bundan sonraki sınır ötesi operasyonlar
boş yere yapılacak" denildi.
Askeri riskten dolayı Irak hükümetinin PKK sorununu çözmeye
yanaşmadığı vurgulanan raporda "Dağlardan
PKK'lılar temizlense bile, bu, radikal İslamcıların
Afganistan'daki Tora Bora bölgesi gibi PKK'nın
boşalttığı bölgeleri kendi kalelerine çevirmelerine yol
açabilir görüşü savunuldu.
Irak hükümetinin
endişesini dile getiren Chatham Kürt raporu, İran'daki PKK'nın
kardeş örgütü PJAK'ın Irak
sınırı yakınlarında İran ordusu ile kanlı
çatışmalar yaptığına değinirken PKK'nın
aksine, PJAK ABD hükümeti tarafından terörist örgüt
olarak tanımlanmıyor. Irak
Kürdistanı'ndaki Kandil dağlarındaki takviye siperi İran
topçu ateşine maruz kalıyor dedi.
Bölgedeki çatışmaların hiçbirinin
bağımsız Kürt devletine zemin
hazırlamadığını kaydeden rapor, Irak Kürdistanı'nın
varlığı ve zenginliğinin Kürt milliyetçiliğini bölgede
kışkırttığını ve tarihlerinde ilk defa
bazı Kürtlerin politik geleceklerini şekillendirme
fırsatını bulduklarını kaydetti.
Irak Kürt Bölgesel
Hükümetinin sağlamlaşmasının çok büyük önem
taşıdığına dikkat çeken Chatham House, Irak'taki Kürtlerin kendi geleceklerini tayin
etme ve bölgedeki diğer Kürtleri etkileme fırsatını
yakaladıklarını iddia etti.
Kürtlerin politik isteklerinin sınırlı
kaldığının altını çizen rapor, Kürtlerle bölgesel
devletler arasındaki ilişkilerin, Ortadoğu'nun geleceğinin
Kürtlerin geleceğiyle yakından bağlı olması
anlamına geldiğini kaydetti.
Rapor, bölgesel ve Batılı politika
yapıcılarına Irak ve Türkiye'deki
Kürtlerin rolünü, Suriye ve İran'daki Kürtlerin kendi hükümetleriyle
ilişkilerini yeniden değerlendirmelerini önerdi.
Türkiye'nin AB'ye giriş müzakerelerinde
Kürtlerin odak noktası haline geldiğini belirten Chatham House,
Türkiye AB'ye girmek istiyorsa, Kürtlere karşı tutumunu düzeltmeli
ve bu yolda bazı reformlar uygulamalı önerisinde bulundu.
HURRIYET 21/12/07
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın ABD
Başkanı George W. Busha bazı sözler vermiş
olabileceği öne sürüldü.
The Economist dergisi, TSKnın sınır ötesi
operasyonu ve ABDnin verdiği desteği
değerlendirdiği haberinde ABD ve Türkiyenin bir anlaşma
yapmış olabileceğini öne sürerek Başbakan
Erdoğanın, George Busha bazı sözler verdiği
sanılıyor. Bunlar, Kürlerin bölgesel hükümetinin
tanınmasını ve PKK teröristleri için daha liberal bir
affı içeriyor iddiasında bulundu.
İngiliz The Economist dergisi, TSKnın sınır ötesi
operasyonunu değerlendirdiği haberinde "Sınır ötesi
operasyonlar" başlığı altında Türkiye ile
Amerika arasında bir anlaşma oldu mu? spotunu kullandı.
Türkiyenin Kuzey Irakta son
yılların en büyük sınır ötesi harekatını
gerçekleştirdiğine işaret eden dergi, Iraktaki Amerikan
işgalçilerinin, böyle bir operasyonun yapılmasını önlemek
için son aylarda büyük bir çaba göstermelerine karşın Türkiyenin en
üst düzey generalinin, Amerikalıların sadece hava operasyonuna onay
vermediğini, aynı zamanda gerekli istihbarat sağladığını
söyledi diye yazdı.
Bunun hassas bir balans ayarının sonucu olabileceğini belirten
dergi, Amerikalıların Kuzey Irakın
istikrarsızlaşmasını istemedikleri ancak hayati bir NATO
müttefiki olan Türkiye ile ilişkileri kurtarmayı istedikleri yorumunu
yaptı.
The Economist, birçok Iraklı Kürdün Türkiyenin operasyonun tek
amacının PKK olmadığına inandığını
belirtti ve "Türkiye ile ABD arasında
anlaşma iddiasında bulundu. Dergi şunları yazdı:
Belki Amerika ve Türkiye bir anlaşma yaptı. Amerikanın
sınırlı Türk operasyonlarına desteği ve Iraklı
Kürtlerin PKKya karşı harekete geçmeleri emrini verme sözünün
karşısında Türkiyenin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanın
George Busha bazı sözler verdiğine inanılıyor. Bunlar,
Kürtlerin Iraktaki bölgesel hükümetinin
tanınmasını ve PKK savaşçıları için daha liberal
bir affın getirilmesini içeriyor.
Önceki affın sonuç vermediğini öne süren dergi, Şimdi
hükümet, şiddete karışmayan tüm PKK
savaşçılarını af edebilir. 20 yıldır asilere
karşı verilen mücadelenin ardından Türkiye, askeri önlemlerin
tek başına Kürt sorununu çözemeyeceğini biliyor
değerlendirmesinde bulundu.
HURRIYET 21/12/07
AB'de yer almamızı engelleyemeyecekler
SOYER: AB VİZYONUNDAN GERİ ÇEKİLMEYECEĞİZ...
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne de AB'nin
şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin, Kıbrıs Türk
halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini söyledi.
Soyer, hükümetlerinin AB vizyonundan asla geri çekilmeyeceğini ve AB'de
eşit bir halk olarak temsiliyet için çabalarını kesintisiz ve
etkili bir şekilde sürdüreceklerini belirtti
AVCI: İLİŞKİLERİ GELİŞTİRMEYE
DEVAM EDECEĞİZ... Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da hiçbir engelin
kendilerini AB hedefinden döndüremeyeceğini belirtti. İKÖ ülkeleri,
Arap ülkeleri ve AB ülkelerine açılımlara büyük önem verdiklerini ve
bu konudaki çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.
Avcı, Rumların fanatik düşünceleri ne olursa olsun, her alanda
dünya ülkeleriyle bütünleşmeye, ikili ilişkileri geliştirmeye
devam edeceklerini kaydetti
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne
de AB'nin şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin, Kıbrıs
Türk halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini
söyledi.
Brüksel temaslarını tamamlayan Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ile Roma'daki temaslarını tamamlayan Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, önceki gece İstanbul üzerinden KKTC'ye döndü.
Soyer ile Avcı, Ercan Havaalanı'nda bir basın
toplantısı düzenleyerek temasları hakkında bilgi verdi.
Başbakan Soyer, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli
Rehn ile önceden ayarlanmış bir görüşme için Brüksel'e
gittiklerini; Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Avcı'nın da İtalya'ya
kültür ve turizm temsilciliğinin açılması için gittiğini
kaydetti. Soyer, bunların hükümetin dışa açılmasının
ileriye giden parçaları olduğunu söyledi.
Soyer, Kıbrıs Rum liderliğinin BM Genel Sekreteri'nin
raporunda yer verdiği izolasyonların kaldırılması
çağrısının BM kararına dönüşmemesi için AB ile
Kosova konusunda çelişkisi olan Rusya'yı
kışkırttığını kaydetti. Soyer, Rum
liderliğinin Kosova konusunda AB kararları lehine oy vermek
adına da, Olli Rehn ile yapılacak görüşmeyi sabote etmek için
elinden gelen çabayı gösterdiğini belirtti.
İlkesiz tavır...
Soyer, bu ilkesiz tavrın, AB üyesi olmanın yanında BM üyesi
de olan ve gasp edilen "Kıbrıs Cumhuriyeti"
haklarını kullanarak ilkesiz bir şekilde hareket eden bir
liderliğin yaptığı, çok ayıp ve kabul edilemez bir
davranış biçimi olduğunu kaydetti.
Rumların bu çabasının amacının dünyanın
demokratik güçlerini Kıbrıs konusunda izledikleri çözümsüzlük
siyasetine ortak kılmak olduğunu belirten Başbakan, Rum
çabasının kesinlikle başarısızlığa
uğrayacağını dile getirdi.
Başbakan, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne de AB'nin
şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin Kıbrıs Türk
halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini
vurguladı.
Soyer, hükümetlerinin AB vizyonundan asla geri çekilmeyeceğini ve
AB'de eşit bir halk olarak temsiliyet için çabalarını kesintisiz
ve etkili bir şekilde sürdüreceklerini belirtti.
Başbakan, Kıbrıs Türkü'nün AB'de yer alması için
sahip oldukları hırsın iki kat daha fazla
arttığını vurgulayarak, kimsenin bu vizyondan geri
adım atmadığını ifade etti.
Brüksel'deki temaslarında AB Komisyonu ve AP'de son derece
faydalı temaslar yaptığını, ayrıca heyette yer
alan CTP-BG Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Özel
Temsilcisi Özdil Nami'nin AB Dönem Başkanı Portekiz'in temsilcileri
ve AB'deki UNOPS temsilcileriyle oldukça yararlı temaslar yaptığını
kaydetti.
AB ile yaptıkları görüşmelerde Yeşil Hat Tüzüğü,
Mali Yardım Tüzüğü ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü gibi teknik
konuları görüştüklerini söyleyen Başbakan, bunun yanında
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak 2008'de
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili gündeme gelmesi beklenen BM
süreciyle ilgili isteklerini ve görüşlerini dile getirdiklerini, bu
süreçte AB'nin yapıcı rol oynamasıyla ilgili düşünce ve
arzularını aktardıklarını anlattı.
Bu görüşmelerin son derece yapıcı olduğunu kaydeden
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, mevcut üç tüzükle ilgili
çalışmaların yanında, yasaların, idari
yapının AB norm ve kurallarına uyum sağlaması için iki
hafta önce kendilerine sundukları uyum programının
altının AB yetkilileri tarafından yeniden çizildiğini
söyledi.
12 Başlık
Soyer, AB yetkililerinin bu çerçevede belirtilen 12 başlıkla
ilgili çalışmaların başlatılmasına yönelik
dileklerini kendilerine aktardıklarını kaydederek, hükümet
olarak kendilerine getirilen bu 12 başlığa yönelik olarak
çalışmalardaki yerlerini büyük bir istekle alacaklarını
ilettiklerini ve bu konunun artık hükümet gündeminde olduğunu
söyledi. Başbakan, basın mensuplarının ileriki günlerde AB
Koordinasyon Merkezi'nden bu konuya ilişkin detaylı bilgi
alabileceklerini dile getirdi.
Tek olumsuzluk
Başbakan, bu görüşmelerde yaşanan tek olumsuzluğun
Kosova konusunda Kıbrıs Rum tarafının
yaptığı şantaja AB yetkililerinin cevap verememesi
olduğunu; ancak Rehn görüşmesinin gerçekleşmemesine rağmen
yardımcılarının konuya ilişkin duydukları
üzüntüyü ilettiklerini ve önümüzdeki günlerde yeniden bir görüşmenin
planlanması için de girişim yapılacağını
vurguladıklarını, kendilerinin de buna hazır ve istekli
olduklarını ifade ettiklerini söyledi.
Bu konunun üzüntü verici bir gelişme olduğunu çünkü AB
ilkelerinin şantajla sarsılmaması gerektiğini kaydeden
Başbakan, kendilerinin hiçbir şantaja boyun eğmeyeceklerini,
Kıbrıs konusunda kalıcı ve kapsamlı bir çözümün
2008'de gündeme gelmesini, Kıbrıs Türkü'nün AB uyum sürecindeki
yerini almasını istediklerini aktardı.
Kimsenin kendilerini AB sürecinden ayıramayacağını
vurgulayan Soyer, hükümet olarak AB normlarına ulaşmak için tüm
çabayı göstereceklerini ve bu uyum çalışmalarında tüm
kurumlarla yerlerini alacaklarını kaydetti.
Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü yanında AB üyeliğini
de halk için, Kıbrıs için, bölge barışı için, Türk-Yunan
ilişkilerinin gelişmesi için, aynı zamanda AB
genişlemesinin Doğu Akdeniz'e barış ve istikrar getirmesi
için istediklerini ifade etti.
Başbakan Soyer, Güney'deki hakimiyetçi anlayışın AB
ilkelerinin çiğnenmesine neden olan anlayışını dünya
kamuoyu önünde mahkum etmeye devam edeceklerini söyledi.
Başbakan, gerek AP, gerek diğer görüşmelerde, AB
yetkililerinin Rumların şantajcı politikasından
bıktığını, kendilerinin kararlılıkla
yürümeye devam ederek Kıbrıs Türkü'nün AB genişlemesinde
eşit taraf olarak yer almasını sağlayarak istikrara
katkıda bulunacaklarını belirtti.
Avcı: Hiç bir engel bizi AB
hedefinden döndüremeyecek
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, hiçbir engelin kendilerini AB hedefinden
döndüremeyeceğini belirtti.
Başbakan ve Avcı'yı, Ercan Havaalanı'nda, Güvenlik
Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver
Cem, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem,
Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali ve diğer
üst düzey yetkililer karşıladı.
Havaalanı'nda açıklamalarda bulunan Avcı, hükümetin
dış politikadaki açılımları açısından önceki
akşamki tablonun geçmişte görülmeyen bir tablo olduğunu;
Başbakan'ın Brüksel'den, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı'nın Roma'dan gelerek İstanbul'da
buluşup, Ercan'a birlikte gelmesinin geçmişte
dışişleri açısından hiç görülmeyen tablolar
olduğunu söyledi.
Avcı, bu gelişmelerin gerek iç ekonomik gelişmeler
gerekse dış açılımların bir örneği olduğunu
ifade etti.
Roma'ya bu yıl üçüncü kez gittiğini ve KKTC'nin Temsilcilik
Ofisi açılımını gerçekleştirdiklerini belirten
Avcı, açılışa TC Büyükelçisi, milletvekilleri,
işadamları, KKTC'yi ziyaret etmiş eski siyasiler, yerel yönetim
temsilciler, sivil toplum temsilcileri ve diğer yetkililerin katıldığını
söyledi.
Ofisin, Avrupa ülkelerindeki üçüncü temsilcilik olduğuna
işaret eden Avcı, bu temsilcilik sayesinde turizm, eğitim,
kültür ve ticaret alanındaki gelişmelerin Kıbrıs Türk ve
İtalyan halkının yakınlaşmasını sağlayacağını
kaydetti.
Avcı, İKÖ ülkeleri, Arap ülkeleri ve AB ülkelerine
açılımlara büyük önem verdiklerini ve bu konudaki
çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.
Avcı, Rumların fanatik düşünceleri ne olursa olsun, her
alanda dünya ülkeleriyle bütünleşmeye, ikili ilişkileri
geliştirmeye devam edeceklerini kaydetti.
AB'nin hedef olduğunu ve hiçbir engelin kendilerini bu hedeften
döndüremeyeceğini söyleyen Avcı, daha çok yollarının
olduğunu belirtti ve halkın bayramını kutladı.
KIBRIS 21/12/07
KKTC, "Uluslararası Tıp
Konferansı"nda temsil edildi
Peninsula Medical School tarafından geçtiğimiz hafta organize
edilen toplantıda, KKTC de ülke bazında temsil edildi.
Konferansa ülkemizi temsilen katılan Mağusa Tıp Merkezi
Hastanesi doktorlarından ve gazetemiz köşe yazarı Çocuk
Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr Umut
Altunç, bu toplantı aracılığıyla daha önce bu ülkede
yaptığı bilimsel çalışmalarını
uluslararası tıp otoriteleri ile paylaşma imkanı
bulduğunu belirtti.
Ülkemizin "TRNC (KKTC)" adı ile temsil edildiğini
bildiren Altunç, pek çok alanda kısıtlamalarla
karşılaşan toplumumuz hekim ve bilim adamlarının
artık uluslararası bilim camiasında kabul gören
çalışmalara imza attıklarını söyledi.
Güney Kore, İsrail ve Kanada gibi ülkelerdeki ilgili tıp
kürsülerinden davet aldıklarını belirten Altunç, ülkemizin
adını duyuracak bu tür çalışmalarda emeği geçen bilim
adamlarının ilgili devlet kuruluşları tarafından daha
fazla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
KIBRIS 21/12/07
İngiliz Okulu öğrencileri,
"Kayıplar"ı tartıştı
15-16 Aralık 2007 tarihlerinde Protaras'ta yapılan atölye
çalışmasını Yenidüzen gazetesinden gazeteci-yazar Sevgül
Uludağ ile Politis gazetesinden Andreas Parashos yönetti.
Atölye çalışmasında dedeleri "kayıp" olan
Didem Çaylar ile Yannos Demetriu, İngiliz Okulu öğrencilerine
"kayıp" ailelerinin acılarını anlattı.
35 Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum
öğrencinin katıldığı atölye
çalışmasında öğrencilere son 47 yılın tarihsel
perspektifi verilirken, "kayıplar" ve "toplu mezarlar"
konusunda da Sevgül Uludağ ve Andreas Parashos, yaşanmakta olan
süreçleri fotoğraflardan oluşan sunuşlarla öğrencilere
anlattı.
Öğrencilerin çok sayıda sorusunu yanıtlayan Çaylar,
Demetriu, Uludağ ve Parashos, bu konularda canlı
tartışmalar da yürüttüler.
Özellikle "kayıp" yakınları Didem Çaylar ile
Yannos Demetriu'nun sunuşlarında öğrenciler oldukça duygusal anlar
yaşadılar.
Dinlediklerinden sonra çeşitli gruplara ayrılan
öğrenciler, bu çalışma gruplarında "Kayıplar
konusu tarih derslerinin parçası olmalı mıdır?",
"Kıbrıs'ta kayıplar konusunda nasıl bir süreç
yaşanmalıdır?" gibi soruları tartışarak, bu
konudaki önerilerini sundular. Pek çok öğrenci için bu atölye
çalışması özgün bir deneyim oluşturdu ve bu konularda daha
ileri araştırmalar yapma arzusu uyandırdı. Öğrenciler
genel olarak, "kayıplar" konusunda iki toplumdan insanların
acısının aynı olduğunu belirttiler.
Atölye çalışmasının sonucunda genç insanların
savaşlar ve "kayıplar"ın olmayacağı,
barış ve refah içinde bir dünyada yaşama arzusu da ortaya kondu.
Fotoğraflarda Didem Çaylar ile Yannos Demetriu,
sunuşlarını yaparken ve Kıbrıslı öğrenciler
onları dinlerken görülüyor...
KIBRIS 21/12/07
Rum seçiminde Matsakis de aday
Fanatik tavırlarıyla bilinen Avrupa Parlamentosu (AP) Rum
milletvekili Marios Matsakis, Kıbrıs Rum Kesimi'nde 17 Şubat'ta
yapılacak "başkanlık" seçiminde aday
olacağını açıkladı. Matsakis,
adaylığını önümüzdeki hafta Noel kutlamalarının
ardından resmen ilan edeceğini bildirdi. Rum basınının
haberlerine göre, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un onursal
başkanı olduğu Demokratik Parti'nin (DİKO) üyesi olan
Matsakis'in adaylığının, Papadopulos'un
adaylığına bir darbe daha olacağı yorumu
yapılıyor.
MILLIYET 22/12/07
Yaygaracı Matsakis Papadopulos'a rakip
22/12/2007
RADIKAL
LEFKOŞA
- KKTC'ye geçip Türk bayrağını çalmak ve adadaki Britanya
üssünde araçları spreyle boyamak gibi fanatik eylemleriyle tanınan
Avrupa Parlamentosu'ndaki Rum vekil Marios Matsakis, Kıbrıs Rum
kesiminde 17 Şubat'ta yapılacak başkanlık seçiminde aday
oluyor. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un onursal başkanı olduğu
Demokratik Parti'nin (DİKO) üyesi Matsakis, adaylığını
24 Aralık'taki Noel'in ardından ilan edecek.
Rum basını Matsakis'in çıkışını
Papadopulos'un ikinci dönem seçilme hesaplarına darbe olarak
yorumladı. Basına göre, Matsakis'in yarıştan çekilmesi
baskılarına direnmesi DİKO yönetimi ve Papadopulos'u
kaygılandırdı. "Hiçbir aday arzularımı
yansıtmıyor. Biz kendimizle savaşırken Türkiye ve
Kıbrıslı Türkler AB'de akınlar yapıyor" diyen
Matsakis'in rakipleri şunlar: Papadopulos, Rum Meclis Başkanı ve
AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, ana muhalefet Demokratik Seferberlik
Partisi'nin (DİSİ) desteklediği AP milletvekili Yannakis
Kasulides ve eski tarım bakanı Kostas Themistokleus.
Matsakis Kasım 2005'te Türk askeri varlığını protesto
için Türk bayrağını çalıp sonra iade etmişti. Son
dönemlerde Türklere karşı tumumunu değiştirmesi ise bir
Türk kızıyla arkadaşlık kurmasına
bağlanıyor. (Reuters, aa)
Başbakan Soyer: AB ile 12 başlıkta
görüşmelerin başlamasında anlaştık
"HEDEF, KIBRIS TÜRK TARAFININ İDARİ YAPISININ AB
STANDARTLARINA YÜKSELTİLMESİ" ... 12
başlığın tamamen Kıbrıs Türk tarafının
idari yapısının AB standartlarına yükseltilmesini
kapsadığını ifade eden Başbakan Soyer,
"onların teknik ekipleri bizim ekiplerle beraber gerekli
çalışmaları yapacak ve hazırlanacak. Tüm yasaların
uyumu çerçevesinde ayrıca teknik çalışma
yapılacaktır." dedi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği'nin
Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn'in ekibiyle Kıbrıs Türk
tarafının Avrupa standartlarına ulaşmasını
sağlamak için 12 başlık çerçevesinde Avrupa Birliği uyum
görüşmelerinin başlaması konusunda
anlaştıklarını açıkladı.
Soyer, bu amaçla Kıbrıs Türk tarafının idari
yapısının Avrupa standartlarına yükseltilmesiyle ilgili
uyum görüşmelerinin önümüzdeki ay içinde başlayacağını
vurguladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği'nin
Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn'in ekibi tarafından Avrupa
Birliği Müktesebatına uyum konusunun 12 başlık altında
görüşülmesi amacıyla kendilerine sunulan teklifle ilgili BRT'ye açıklamalarda
bulundu.
Temasları sırasında Rehn'in çalışmalarını
yürüten ekibin kendilerine yazılı olarak Avrupa Birliği uyum
görüşmeleriyle ilgili yazılı teklif sunduklarını
anımsatan Soyer, Kıbrıs Türk tarafı olarak bu teklifi
değerlendirdiklerini söyledi.
Soyer, 12 başlık çerçevesinde Avrupa Birliği uyum
görüşmelerinin önümüzdeki ayın içinde başlaması konusunda
karşılıklı anlaştıklarını
açıkladı.
12 başlığın tamamen Kıbrıs Türk
tarafının idari yapısının Avrupa Birliği
standartlarına yükseltilmesini kapsadığını ifade eden
Soyer, "onların teknik ekipleri bizim ekiplerle beraber gerekli
çalışmaları yapacak ve hazırlanacak. Tüm yasaların
uyumu çerçevesinde ayrıca teknik çalışma
yapılacaktır." dedi.
Bir soruya karşılık Başbakan Soyer, hiçbir ülkenin
kendi başına Avrupa Birliği uyum sürecine
hazırlanamayacağına işaret ederek, uyum süreci için Avrupa
Birliği yasa ve mevzuatlarının sorumluluğunu
taşıyan tüm Avrupa Birliği yetkilileriyle
karşılıklı olarak hazırlık yapılması
gerektiğini vurguladı.
Soyer, Kıbrıs Türk tarafının daha önce kendi
başına pek çok hazırlık yaptığını
hatırlatarak bu hazırlıkların Avrupa Birliği
kuralları çerçevesinde Avrupa Birliği yetkilileri ve teknik ekiple
birlikte ele alınacağını söyledi.
Soyer, bu nedenle Avrupa Birliği'ne hazırlık için
Kıbrıs Türk tarafının yaptığı
çalışmaların çok önemli olduğunu ancak esas olanın
Avrupa Birliği ile gerçekleştirilecek çalışmalar
olduğunu vurguladı.
Meclis'ten geçirilen pek çok yasada Avrupa Birliği
Mevzuatını gözeten teknik çalışmalar
yapıldığını anlatan Soyer, Kıbrıs Türk
tarafının yaptığı hazırlıkların, önümüzdeki
ay başlayacak olan 12 başlık çerçevesindeki görüşmelerle
Avrupa Birliği uyum sürecinde tam kurallarıyla yaşama geçirme
çalışması olacağını kaydetti.
Avrupa Birliği'nin neden Kıbrıs Türk tarafına bu
yönde bir teklif sunduğuyla ilgili soruya ise Soyer, Kıbrıs Türk
halkının Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde siyasi irade
gösterdiğini ve bunun da Avrupa kamuoyunda ve siyasi merkezlerinde büyük
değer taşıdığını söyledi.
Rum tarafının hakimiyetçi anlayışa dayalı
politikaları çerçevesinde Kıbrıs Türk tarafının Avrupa
standartlarına ulaşmasının engellendiğinin Avrupa
Birliği tarafından da görülmeye başlandığını
anlatan Soyer, bunun sonucunda Kıbrıs Türk tarafına böyle bir
teklif sunulduğunu açıkladı.
KIBRIS 22/12/07
Papadopulos "Ankara ile perde gerisi sondajlara"
hazırlanıyor
Politis gazetesi teyit edilmemiş bilgilere dayanarak;
Papadopulos'un bu hareketinin, KKTC'deki unsurlar ve üçüncü ülkeler
aracılığıyla Ankara ile perde gerisi sondajlarla
alakalı olduğunu belirtti.
Papadopulos'un bu hareketinin, seçim kurmaylığının
daha uygun bir kampanya ortamı yaratma çabası çerçevesinde
olduğu yorumunu yapan gazete, haberi; "Tasos Papadopulos Niyetlerini
Dolaylı Yoldan Teyit Ediyor - Uygun Zaman - Başkan, Başkanlık
Yarışına Kıbrıs Sorununu Atıyor ve 'Etkileyici
Harekete' Hazırlanıyor" başlığıyla
yansıttı.
Gazete, Tasos Papadopulos'un ve seçim
kurmaylığının; karakteristiği Kıbrıs sorunu
olan seçim kampanyasının "güçlü kartını" oynamaya
hazırlandığını ve bu "kartın";
yapılan son seçim anketlerinde ortaya çıkan, Papadopulos'un
düşüş sürecini tersine çevirmesi beklentisi içinde
olduklarını yazdı.
Papadopulos'un seçim kurmaylığının, Rum Yönetimi
Başkanı'nın önerisinin içeriğini son derece gizli
tuttuklarına işaret eden gazete, şunları yazdı:
"Teyit edilememiş bilgiler, Lefkoşa'nın işgal
bölgelerindeki unsurlar ve üçüncü ülkeler aracılığıyla
Ankara ile perde gerisi sondajlarından söz ediyor. Papadopulos'un
hareketinin nihayetinde bu çerçevede ortaya çıkması halinde merak
konusu; Türkiye'nin nasıl bir tavır sergileyeceğinin ve Papadopulos'un
adaylığını güçlendirecek bir prosedüre katılıp
katılmayacağının saptanması olacak.
Başkan Papadopulos, gazetemizin önceki günkü sayısında
da yer alan ilgili haberi dolaylı yoldan doğruladı. Papadopulos,
'Uygun zaman geldiğinde ve yapacak önerilerimiz olduğunda
bunları sunacağız. Bunlar, önceden ilan edilmez. Bu haberlerin
nerden çıktığını bilmiyorum' dedi.
Papadopulos'un bu açıklamasını, Lokmacı
karşısındaki Ledra Caddesi'ndeki RMMO mevzilerini ziyaretini
tamamlamasının ardından yaptığını belirten
gazete; Papadopulos'un "Kolokasidi" ve "Komorotsu"
mevzilerini ziyaretinde de, RMMO askerlerine hitap ederken, yine
inisiyatiflerden söz ettiğini belirterek, şunları
söylediğini yazdı:
"Bize; güvenlik içerisinde, kararlılıkla ve
talepkarlıkla müzakere edebileceğimiz güvencesini veren Millî
Muhafız Ordusu tarafından güçlendirilmeden; inisiyatifler üstlenme ve
Kıbrıs sorununa çabucak çözüm politikamızı
başaramayız."
Aynı gazete; "Sosyalistler İnisiyatifi: Başkan
Halkı Bölüyor" başlıklı haberinde ise, Rum
başkanlık seçimlerinde AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas'ı destekleyen "Sosyalistler İnisiyatifi"nin; Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, referandumda Annan
Planı'na "evet" diyenlerle ilgili açıklamalarına sert
bir dille yanıt verdiğini yazdı.
Gazete, "Sosyalistler İnisiyatifi"nin;
"Birliğe ihtiyaç duyulduğu bir zamanda halkı bölüyor"
ifadesiyle suçladığı Papadopulos'u Güney Kıbrıs'ı
yalnızlığa sürüklemekle de suçladığını
yazdı.
KIBRIS 22/12/07
Kıbrıs Türk tarafı ile AB arasındaki
müzakereler yeniden birleşmeyi kolaylaştırmayı
amaçlıyor
Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas, Kıbrıs Türk
tarafının Avrupa Birliği (AB) ile AB müktesebatı üzerinde
müzakerelere başlamasının söz konusu
olmadığını ileri sürdü.
Bu konuda Rum basınında çıkan haberlerle ilgili olarak
dün bir açıklamada bulunan Sözcü, "Kıbrıs Türk tarafı
ile AB arasındaki müzakerelerin yeniden birleşmeyi
kolaylaştırmayı amaçladığını" söyledi.
Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre Palmas,
AB'nin Kıbrıs Türk toplumuna ekonomisini geliştirmesi ve böylece
Kıbrıs Cumhuriyetinin yeniden birleşmesine katkıda bulunmak
amacıyla Kıbrıs Türk toplumuna ekonomik yardım
yaptığını açıkladı.
AB'nin Hukukun üstünlüğü ilkesine saygılı olduğunu
kaydeden Palmas, yapılanın Kıbrıs Türk toplumunu muhtemel
bir çözümde AB müktesebatına hazırlamak olduğunu kaydetti.
Sözcü, bu amaçla, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasına
kadar AB müktesebatıyla ilgili hazırlıklar
yapıldığını söyledi.
Avrupa Birliği'nin bu konuyla ilgili yürüttüğü
çalışmalarının uluslararası hukuk çerçevesinde
yapıldığını da kaydeden Palmas, Avrupa
Birliği'nin hukukun üstünlüğü ilkesi, uluslararası hukuk ve
Güvenlik Konseyin 541 ve 550 sayılı kararları çerçevesinde
çalıştığını söyledi.
Soyer'in Brüksel'deki temasları
Rum basında geniş yer buldu
Rum gazeteleri, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Brüksel'de
yaptığı; AB'nin Genişleme Müdürlüğü yetkililerinin
Kıbrıs Türk tarafına; 12 başlık altında AB
müktesebatıyla uyum meselesinin görüşülmesine başlanması
önerisinde bulunduğu yolundaki açıklamasına ilişkin haberlere
geniş yer verdiler.
Fileleftheros; "Sahte Devlet Üyelik Müzakereleri İstiyor -
Komisyon, Kıbrıslı Türklerin Nasıl
Eğitilebileceklerini İzaha Koşuyor - Müktesebatın
Ertelenmesine Son Verilmesine Ön Hazırlık" başlık ve
spotlarıyla yansıttığı haberinde, KKTC'nin Avrupa
Birliği'yle üyelik müzakerelerine başlayamayacağını
savunarak, şunları yazdı:
"Sahte devlet gerçekten de Avrupa Birliği'yle üyelik
müzakerelerine başlayamaz. Ancak, çözüm olması halinde, hazır ve
(AB müktesebatıyla) uyumlu olması için Kıbrıs'ın
işgal altındaki bölgelerinin ön hazırlık prosedürü
mümkündür.
Soyer'in söylediklerine tepki Komisyon'dan geldi. Avrupa Komisyonu'nun
Lefkoşa'daki temsilciliği Kıbrıs Haber Ajansı'na
yaptığı açıklamadan, Soyer'in ne demek istediğinin tam
olarak algılanamadığı anlaşılıyor. Komisyon;
(Soyer'in) muhtemelen; Ada'nın yeniden birleşmesi halinde,
müktesebatın ertelenmesine son verildiğinde yükümlülüklerini yerine
getirmesi konusunda Kıbrıs Türk toplumuna yardımcı olacak;
Avrupa müktesebatının müstakbel girişi ve uygulanmasıyla
ilgili PFAA programından söz ettiğine işaret etti.
AB'nin Genişleme Genel Müdürlüğü'nce iletilen yanıtta;
siyasi, hukuki çerçevenin ve müktesebatın yürürlüğe girmesi için
gereken altyapıların geliştirilmesi için çok fazla ön
hazırlık çalışması yapılması gerektiği
kaydedildi. Aynı yanıtta; 'Bu; Kıbrıs Türk toplumunun
yönetim kabiliyeti konusunda önemli ihtiyaçlar doğuracak,
dolayısıyla yapılandırılmış ve stratejik bir
yaklaşıma gerek duyulacak' denildi.
Komisyon devamla; öncelikle bu yaklaşımın;
müktesebatın ayrıldığı 32 başlıktan 12'si
üzerinde odaklanmasına karar verdi. İşaret edildiği üzere
bunlar; sermayenin serbest dolaşımı, kamu sözleşmeleri,
ortaklık hukuku, rekabet politikası, parasal-ekonomik hizmetler,
tarımsal ve zirai gelişme, gıda ve hayvancılık
güvenliği ve bitki sağlığı politikası,
istatistik, sosyal politika ve işe alma, çevre ve tüketicinin
korunması ve sağlık başlıklarıdır."
Politis; "Sahte Devlete Gayrı Resmi Üyelik Müzakereleri - AB
Kıbrıslı Türklerle 12 Uyum Başlığı
'Açtı' - Yeniden Birleşme Perspektifiyle..."
başlığıyla manşete çektiği haberinde, Avrupa
Birliği'nin KKTC ile gayrı resmi üyelik müzakereleri yapmakta
olduğunu, Avrupa Komisyonu'nun, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in
Brüksel'de söylediklerini aslında doğrulayan bir açıklama
yaptığını kaydetti.
Gazete, Komisyon tarafından yapılan yazılı
açıklamada; bu prosedürün PFAA programı dâhilinde ve AB
müktesebatının KKTC'ye müstakbel girişi ve uygulanmasıyla
alakalı olduğunun belirtildiğini yazdı, şöyle devam
etti:
"Komisyon'un, bu programın ortaya konulmasının
nedenleriyle ilgili şu ifadeleri özellikle ilgi çekiyor: 'Avrupa
müktesebatının uygulanmasındaki erteleme
kaldırıldığında, mesela Ada'nın yeniden birleşmesi
halinde, yükümlülüklerini yerine getirebilecek durumda olabilmeleri için
Kıbrıslı Türklere yardımcı olacak.'
Avrupa Komisyonu, Kıbrıs Türk toplumunun Avrupa
müktesebatıyla uyumuna ilişkin gayrı resmi bir prosedür
başlatmış görünüyor. Bu prosedürden ortaya
çıktığı üzere; gayrı resmi olma niteliğine
rağmen, AB'ye aday (tanınmış) ülkeler için takip edilen
temel uygulama prosedürlerinin hiçbirinden yoksun değildir. Yani;
müzakereci ülkenin (işgal bölgeleri için toplumun) AB müktesebatıyla
başlık başlık müktesebat açısından uyumundan
müteşekkildir ve uyum sağlanmış müktesebatın
oylanması ön
şarttır. Kısacası; AB tarafından
Kıbrıs Türk toplumuna karşılık görülen sahte devlet;
'yasalarını' AB yasalarıyla 'meclis'
aracılığıyla uyumlaştıracak.
Bugüne kadar işgal bölgeleriyle ilgili uyum
başlığı Brüksel tarafından; işgal bölgelerinde
basit bilgilendirme seminerleri (Avrupalı uzmanların
katılımıyla) düzenlenmesiyle yapılırdı. Aynı
Avrupa Komisyonu, bu meseleyi yalanlamıyor ve Kıbrıs Haber
Ajansı'nın; Ferdi Soyer'in (Brüksel'deki) 'AB'nin Kıbrıs
Türk tarafına 12 uyum başlığının müzakeresine
başlanmasını önerdiği' açıklamasıyla ilgili
sorusuna yanıt olarak gönderdiği yazıda, prosedürün
uygulanmasını doğruluyor. Ancak açıktır ki siyasi
nedenlerden dolayı ve uyumun; tanınmış devlet
varlığıyla ilgili olmaması dolayısıyla
Genişleme Müdürlüğü bütün bu argümanı PFAA programına dâhil
ediyor. Müdürlüğün açıkladığı üzere PFAA
programı, Avrupa müktesebatının müstakbel girişi ve
uygulanmasıyla ilgilidir.
Endişe verici unsur; müdürlük tarafından kullanılan
ifade ve dolaylı ancak net olarak; müktesebatın işgal
bölgelerinde uygulanmasına getirilen ertelemenin muhtemel
kaldırılmasının, yalnız Ada'nın yeniden
birleşmesiyle gelmediğinin ima edilmesidir. KİPE'ye yapılan
yazılı açıklamada 'PFAA, Kıbrıs Türk toplumuna;
müktesebatın ertelenmesinin kaldırıldığında,
mesela, Ada'nın yeniden birleşmesi durumunda, yükümlülüklerini yerine
getirebilecek durumda olmaları için yardımcı olacak' deniliyor.
Komisyon, bu açıklama ile; ertelemeyi kaldıracak başka
ihtimalleri de açık bırakıyor.
Komisyon'un, Kıbrıs Türk toplumuyla yapacağı
müzakereleri 12 başlıkta (uyum prosedürünü oluşturan 32
başlıktan) somutlaştırmış olması da
önemlidir.
AB'nin web sayfasında Aralık 2007'den 2009'a kadar
uygulanacak; gümrükler, kara para aklama, sağlık konularıyla
(tarımda, gıdada ve veterinerlik konularında) da ilgili olan
programlar yayınlanıyor. Bunlardan
anlaşıldığı üzere, Kıbrıs Türk toplumunun
gayrı resmi uyum prosedürü, sahte devletin 'devlet' mekanizması boyutunu
güçlendiriyor."
Alithia da; "AB-İşgal Bölgeleri: Uyum Başlıyor
- AB Kıbrıslı Türklere 12 Başlığın
Hazırlığına Başladığını Resmen
Bildirdi - AB, Müktesebatın Er-Geç İşgal Bölgelerinde de
Uygulanması Gerektiğini Düşünüyor - Kıbrıs Sorununun
Çözümlenmesiyle Olması İlla Gerekli Değil" başlık
ve spotlarını kullandı, şu görüşü öne
çıkardı:
"Sahte mevzuat, sahte ön hazırlık ve sahte uyum mu?
İşgal bölgelerinin, Avrupa müktesebatının hayata
geçirilmesi hazırlıklarına olası başlamasından
binlerce soru işareti ortaya çıkıyor, çünkü bu; yasaların
değişmesini, mevzuat çerçevesinin uyumunu şart koşuyor.
Yani; sahte yasaların sahte milletvekilleri tarafından
oylanmasıyla sahte meclisin de katılmasını gerektiriyor ki
sahte uyum sonucu ortaya çıksın. Ancak AB, 'sahte' ekini kullanmak
niyetinde görünmüyor."
Mahi; "Soyer'in İddiaları Kafa
Karıştırıyor - AB, Uyum Başlıkları
Olmadığı İzahında Bulunuyor"
başlıklı haberinde, Başbakan Soyer'in Brüksel'de
yaptığı; Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türk
tarafına 12 uyum başlığının müzakerelerine
başlanmasını önerdiği açıklamasının hem
şaşkınlık yarattığını, hem de kafa
karıştırdığını yazdı.
Gazete devamla; Rum Haber Ajansı'nın; Avrupa Komisyonu'nun
Güney Kıbrıs'taki temsilciliğinin yanıtına dayanarak
verdiği haberi özetledi.
Haravgi haberi; "Komisyon Gelecekten Söz Ediyor"
başlığı altında özetledi.
Simerini ise; "Komisyon'dan Soyer'in Açıklamalarına
İzahat" başlığını attı.
KIBRIS 22/12/07
Schengen alanı genişledi
AB'de serbest dolaşım hakkına sahip ülkelerin
sayısı, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya,
Slovenya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti'nin de katılımıyla 15'ten
24'e çıktı. Shengen alanına katılım için bir
yıllık tehir isteyen Güney Kıbrıs ise bunun
dışında kaldı. İç sınır kontrolleri
kaldırılan Schengen ülkelerinden birinden vize alan yabancılar
bu vizeyle tüm serbest dolaşım alanına girebiliyor
Schengen serbest dolaşım alanı, 9 yeni ülkenin
katılımıyla önceki gece yarısı resmi olarak
genişledi.
Böylece Avrupa Birliği'nde (AB) serbest dolaşım
hakkına sahip ülkelerin sayısı, AB'ye 2004'te üye olan Estonya,
Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovenya, Slovakya ve Çek
Cumhuriyeti'nin de katılımıyla 15'ten 24'e çıktı.
Shengen alanına katılım için bir yıllık tehir isteyen
Güney Kıbrıs ise bunun dışında kaldı.
Diğer 15 AB üyesi ülke ile iç sınır kontrolleri
kaldırılan Schengen ülkelerinden birinden vize alan yabancılar
bu vizeyle tüm serbest dolaşım alanına girebiliyor.
AB'ye 2004'te üye olan Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta,
Polonya, Slovenya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti'nden, diğer AB ülkelerine
geçişlerdeki kontrol önceki gece yarısı resmen
kaldırıldı. Estonya, Letonya ve Litvanya, saat farkı
nedeniyle Schengen'e diğer ülkelerden bir saat önce dahil oldu.
Yeni ülkelerin katılımıyla Shengen'in doğu
sınırları 4 bin 278 km'ye ulaştı.
Lüksemburg'un Schengen kasabasında 1985 yılında
imzalanan anlaşma çerçevesinde belirlenen serbest dolaşım
alanında daha önce Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, İspanya,
Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, İsveç,
Norveç, Portekiz ve İzlanda bulunuyordu.
AB, Bulgaristan, Kıbrıs Rum kesimi ve Romanya'nın da
''önümüzdeki yıllarda'' Schengen kapsamına girmelerinin
öngörüldüğünü belirtiyor.
Kutlamalar
Bu arada Schengen alanının genişlemesini kutlamak için,
Avusturya-Slovakya ve Almanya-Çek Cumhuriyeti sınırındaki
geçiş noktalarında yerel saatle 00.00'da soğuğa rağmen
toplanan çok sayıda kişi, havai fişekler attı.
Diğer ülkelerde de birçok sınır noktasında havaya
konfetiler atıldı ve geçiş ışıkları sembolik
olarak kırmızıdan yeşile getirildi. Yetkililer, birçok
sınır geçiş noktasında bariyerleri testereyle kestiler ve
şampanya patlattılar.
Estonya'nın Schengen alanına dahil olmasının
ardından Finlandiya'dan bu ülkeye gelen ilk gemi sınır
muhafızları tarafından orkestrayla karşılandı.
Şu an kara ve deniz sınırlarında uygulanan
anlaşma, havaalanlarında da gelecek yıl Mart'tan itibaren
uygulanacak.
Güney Kıbrıs yine Shengen dışında
AB'ye 1 Mayıs 2004'te giren ülkeler dün itibarıyla Shengen
alanına dahil oldular ancak bir yıllık tehir isteyen Güney
Kıbrıs'ın ise bunun dışında kaldı.
Politis; "Shengen Alanı Büyüyor - 2004'ün 'Yeni Üyelerinin'
Sınırları Düşüyor - Kıbrıs
Dışında..." başlıklı haberinde, Estonya, Çek
Cumhuriyeti, Litvanya, Macaristan, Letonya, Malta, Polonya, Slovakya ve
Slovenya'nın dün (21 Aralık 2007) itibarıyla Shengen
alanına dâhil olduklarını, bu ülkelerin, diğer 15 AB üyesi
ülke ile iç kara ve deniz sınırlarındaki denetimlerin
kaldırıldığını yazdı.
KIBRIS 22/12/07
AB'de yer almamızı engelleyemeyecekler
SOYER: AB VİZYONUNDAN GERİ ÇEKİLMEYECEĞİZ...
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne de AB'nin
şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin, Kıbrıs Türk
halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini söyledi. Soyer,
hükümetlerinin AB vizyonundan asla geri çekilmeyeceğini ve AB'de eşit
bir halk olarak temsiliyet için çabalarını kesintisiz ve etkili bir
şekilde sürdüreceklerini belirtti
AVCI: İLİŞKİLERİ GELİŞTİRMEYE
DEVAM EDECEĞİZ... Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da hiçbir engelin
kendilerini AB hedefinden döndüremeyeceğini belirtti. İKÖ ülkeleri,
Arap ülkeleri ve AB ülkelerine açılımlara büyük önem verdiklerini ve
bu konudaki çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.
Avcı, Rumların fanatik düşünceleri ne olursa olsun, her alanda
dünya ülkeleriyle bütünleşmeye, ikili ilişkileri geliştirmeye
devam edeceklerini kaydetti
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne
de AB'nin şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin, Kıbrıs
Türk halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini
söyledi.
Brüksel temaslarını tamamlayan Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ile Roma'daki temaslarını tamamlayan Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, önceki gece İstanbul üzerinden KKTC'ye döndü.
Soyer ile Avcı, Ercan Havaalanı'nda bir basın
toplantısı düzenleyerek temasları hakkında bilgi verdi.
Başbakan Soyer, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli
Rehn ile önceden ayarlanmış bir görüşme için Brüksel'e
gittiklerini; Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Avcı'nın da İtalya'ya
kültür ve turizm temsilciliğinin açılması için gittiğini
kaydetti. Soyer, bunların hükümetin dışa
açılmasının ileriye giden parçaları olduğunu söyledi.
Soyer, Kıbrıs Rum liderliğinin BM Genel Sekreteri'nin
raporunda yer verdiği izolasyonların kaldırılması
çağrısının BM kararına dönüşmemesi için AB ile
Kosova konusunda çelişkisi olan Rusya'yı
kışkırttığını kaydetti. Soyer, Rum
liderliğinin Kosova konusunda AB kararları lehine oy vermek
adına da, Olli Rehn ile yapılacak görüşmeyi sabote etmek için
elinden gelen çabayı gösterdiğini belirtti.
İlkesiz tavır...
Soyer, bu ilkesiz tavrın, AB üyesi olmanın yanında BM
üyesi de olan ve gasp edilen "Kıbrıs Cumhuriyeti"
haklarını kullanarak ilkesiz bir şekilde hareket eden bir
liderliğin yaptığı, çok ayıp ve kabul edilemez bir
davranış biçimi olduğunu kaydetti.
Rumların bu çabasının amacının dünyanın
demokratik güçlerini Kıbrıs konusunda izledikleri çözümsüzlük
siyasetine ortak kılmak olduğunu belirten Başbakan, Rum
çabasının kesinlikle başarısızlığa
uğrayacağını dile getirdi.
Başbakan, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne de AB'nin
şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin Kıbrıs Türk
halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini
vurguladı.
Soyer, hükümetlerinin AB vizyonundan asla geri çekilmeyeceğini ve
AB'de eşit bir halk olarak temsiliyet için çabalarını kesintisiz
ve etkili bir şekilde sürdüreceklerini belirtti.
Başbakan, Kıbrıs Türkü'nün AB'de yer alması için
sahip oldukları hırsın iki kat daha fazla
arttığını vurgulayarak, kimsenin bu vizyondan geri
adım atmadığını ifade etti.
Brüksel'deki temaslarında AB Komisyonu ve AP'de son derece
faydalı temaslar yaptığını, ayrıca heyette yer
alan CTP-BG Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Özel
Temsilcisi Özdil Nami'nin AB Dönem Başkanı Portekiz'in temsilcileri
ve AB'deki UNOPS temsilcileriyle oldukça yararlı temaslar
yaptığını kaydetti.
AB ile yaptıkları görüşmelerde Yeşil Hat
Tüzüğü, Mali Yardım Tüzüğü ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü
gibi teknik konuları görüştüklerini söyleyen Başbakan, bunun
yanında Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak 2008'de Kıbrıs
sorununun çözümüyle ilgili gündeme gelmesi beklenen BM süreciyle ilgili
isteklerini ve görüşlerini dile getirdiklerini, bu süreçte AB'nin
yapıcı rol oynamasıyla ilgili düşünce ve
arzularını aktardıklarını anlattı.
Bu görüşmelerin son derece yapıcı olduğunu kaydeden
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, mevcut üç tüzükle ilgili
çalışmaların yanında, yasaların, idari
yapının AB norm ve kurallarına uyum sağlaması için iki
hafta önce kendilerine sundukları uyum programının
altının AB yetkilileri tarafından yeniden çizildiğini
söyledi.
12 Başlık
Soyer, AB yetkililerinin bu çerçevede belirtilen 12 başlıkla
ilgili çalışmaların başlatılmasına yönelik
dileklerini kendilerine aktardıklarını kaydederek, hükümet
olarak kendilerine getirilen bu 12 başlığa yönelik olarak
çalışmalardaki yerlerini büyük bir istekle alacaklarını
ilettiklerini ve bu konunun artık hükümet gündeminde olduğunu
söyledi. Başbakan, basın mensuplarının ileriki günlerde AB
Koordinasyon Merkezi'nden bu konuya ilişkin detaylı bilgi
alabileceklerini dile getirdi.
Tek olumsuzluk
Başbakan, bu görüşmelerde yaşanan tek olumsuzluğun
Kosova konusunda Kıbrıs Rum tarafının
yaptığı şantaja AB yetkililerinin cevap verememesi
olduğunu; ancak Rehn görüşmesinin gerçekleşmemesine rağmen
yardımcılarının konuya ilişkin duydukları
üzüntüyü ilettiklerini ve önümüzdeki günlerde yeniden bir görüşmenin
planlanması için de girişim yapılacağını
vurguladıklarını, kendilerinin de buna hazır ve istekli
olduklarını ifade ettiklerini söyledi.
Bu konunun üzüntü verici bir gelişme olduğunu çünkü AB
ilkelerinin şantajla sarsılmaması gerektiğini kaydeden
Başbakan, kendilerinin hiçbir şantaja boyun eğmeyeceklerini,
Kıbrıs konusunda kalıcı ve kapsamlı bir çözümün
2008'de gündeme gelmesini, Kıbrıs Türkü'nün AB uyum sürecindeki
yerini almasını istediklerini aktardı.
Kimsenin kendilerini AB sürecinden ayıramayacağını
vurgulayan Soyer, hükümet olarak AB normlarına ulaşmak için tüm
çabayı göstereceklerini ve bu uyum çalışmalarında tüm
kurumlarla yerlerini alacaklarını kaydetti.
Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü yanında AB üyeliğini
de halk için, Kıbrıs için, bölge barışı için,
Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesi için, aynı zamanda AB
genişlemesinin Doğu Akdeniz'e barış ve istikrar getirmesi
için istediklerini ifade etti.
Başbakan Soyer, Güney'deki hakimiyetçi anlayışın AB
ilkelerinin çiğnenmesine neden olan anlayışını dünya
kamuoyu önünde mahkum etmeye devam edeceklerini söyledi.
Başbakan, gerek AP, gerek diğer görüşmelerde, AB
yetkililerinin Rumların şantajcı politikasından
bıktığını, kendilerinin kararlılıkla
yürümeye devam ederek Kıbrıs Türkü'nün AB genişlemesinde
eşit taraf olarak yer almasını sağlayarak istikrara
katkıda bulunacaklarını belirtti.
Avcı: Hiç bir engel bizi AB
hedefinden döndüremeyecek
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, hiçbir engelin kendilerini AB hedefinden
döndüremeyeceğini belirtti.
Başbakan ve Avcı'yı, Ercan Havaalanı'nda, Güvenlik
Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver
Cem, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem,
Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali ve diğer
üst düzey yetkililer karşıladı.
Havaalanı'nda açıklamalarda bulunan Avcı, hükümetin
dış politikadaki açılımları açısından önceki
akşamki tablonun geçmişte görülmeyen bir tablo olduğunu;
Başbakan'ın Brüksel'den, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı'nın Roma'dan gelerek İstanbul'da
buluşup, Ercan'a birlikte gelmesinin geçmişte
dışişleri açısından hiç görülmeyen tablolar
olduğunu söyledi.
Avcı, bu gelişmelerin gerek iç ekonomik gelişmeler
gerekse dış açılımların bir örneği olduğunu
ifade etti.
Roma'ya bu yıl üçüncü kez gittiğini ve KKTC'nin Temsilcilik
Ofisi açılımını gerçekleştirdiklerini belirten
Avcı, açılışa TC Büyükelçisi, milletvekilleri,
işadamları, KKTC'yi ziyaret etmiş eski siyasiler, yerel yönetim
temsilciler, sivil toplum temsilcileri ve diğer yetkililerin
katıldığını söyledi.
Ofisin, Avrupa ülkelerindeki üçüncü temsilcilik olduğuna
işaret eden Avcı, bu temsilcilik sayesinde turizm, eğitim,
kültür ve ticaret alanındaki gelişmelerin Kıbrıs Türk ve
İtalyan halkının yakınlaşmasını sağlayacağını
kaydetti.
Avcı, İKÖ ülkeleri, Arap ülkeleri ve AB ülkelerine
açılımlara büyük önem verdiklerini ve bu konudaki
çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.
Avcı, Rumların fanatik düşünceleri ne olursa olsun, her
alanda dünya ülkeleriyle bütünleşmeye, ikili ilişkileri
geliştirmeye devam edeceklerini kaydetti.
AB'nin hedef olduğunu ve hiçbir engelin kendilerini bu hedeften
döndüremeyeceğini söyleyen Avcı, daha çok yollarının
olduğunu belirtti ve halkın bayramını kutladı.
KIBRIS 22/12/07
Matsakis ponders
presidential bid
By
Elias Hazou
MEP Marios
Matsakis has pulled yet another rabbit from the hat, saying hes interested in
running for President.
News of Matsakis intentions was first broken by Simerini. Speaking on state
radio yesterday, the politician confirmed the report.
I have not made up my mind yet
my final decision will come next week,
Matsakis said.
His candidacy would give voters an alternative in a lifeless election campaign,
he added.
Like many people, none of the candidates expresses me or inspires me. I have
found no one to whom I would entrust my vote. It is these thoughts that have
led me to consider running, the MEP said.
He said a lot of people who shared his viewpoint were desperate as they did
not know whom to vote for come February.
These are the sort of folks who might be interested [in my candidacy], he
added.
Over the coming days, he would consult with his colleagues, get feedback from
the public and then decide.
According to Matsakis, the bickering and mudslinging of the election campaign
was playing into the hands of foreigners.
Asked what he meant by that, the MEP said that the long-winded campaign in
Cyprus was distracting both the public and the political leadership from
developments abroad
The candidates are doing damage to our cause, because with their squabbling
they allow foreigners to take advantage of this, while Turkeys policy is
growing more aggressive by the day.
Assuming Matsakis does take a shot at the Presidency, his entry would certainly
spice up the election campaign
Never far from controversy, he has been arrested by the Sovereign British Bases
for allegedly causing a disturbance and vandalism. More recently, reports
surfaced that he was having a liaison with a Turkish woman, which Matsakis neither
confirmed nor denied.
Matsakis was booted out of DIKO shortly after the flag incident of November
2005. He had ventured into the buffer zone and snatched a Turkish flag from an
unmanned observation post.
And earlier this year, Matsakis was cleared of charges pertaining to smuggling
of antiquities and attempted blackmail of a Drug Squad officer.
Given Matsakis hails from the ruling party, his move would be a further blow to
the incumbent Papadopoulos, whose candidacy seems to have lost its momentum.
More so as polls have shown that the three main hopefuls Papadopoulos,
Christofias and Kasoulides are within a whisker of each other.
Asked yesterday whether he had considered the impact of his joining the
election battle, Matsakis said he did not have an agenda.
My only concern is for the welfare of my country, he said. But he did hint
that certain circles from DIKO had in the meantime contacted him with their
concerns.
There was a mixed response to the news. Government Spokesman Vasilis Palmas
said it was every citizens inalienable right to run for the top job.
But he also challenged Matsakis to name those from DIKO who had supposedly
called him.
For his part, President Papadopoulos offered a laconic no comment, as did
Kasoulides.
AKEL chief Demetris Christofias said it was anyones right to seek office.
I had heard some whispers about this
I wish him all the best.
But DIKO deputy Andreas Angelides said he was taken aback by the news.
I was surprised. We have all grown accustomed to Mr. Matsakis unorthodox
tactics. In my opinion, his candidacy might play into the hands of the other
candidates, he warned.
CYPRUS MAIL 22/12/07
EU opens harmonisation
talks with north
By
Elias Hazou
THE
government yesterday dismissed reports that the EU was set to commence
harmonisation negotiations with the breakaway regime.
Politis quoted Turkish Cypriot Prime Minister Ferdi Sabit Soyer as saying the
blocs Enlargement Directorate had proposed the launch of harmonisation talks
on 12 chapters of EU law.
The paper warned this could be a disguised precursor to the start of accession
negotiations between the 27-nation bloc and the TRNC.
The international community does not recognise the breakaway north as a state.
Upon the Republics accession to the EU in 2004, the application of the EU
acquis in the occupied territories was suspended pending the reunification of
the island.
Soyer was speaking shortly on his return from Brussels, where he held contacts
with Enlargement Commissioner Olli Rehn and other EU officials.
Mr Rehns team told us about the 12 chapters, and we accepted this, said
Soyer.
According to Politis, the chapters concerned were: free movement of capital,
public contracts, corporate law, competition policies, monetary and financial
services, agriculture growth policies, food safety and veterinary policy,
transport policy, statistical services, social policies and employment, the
environment and consumer protection.
But Soyer went a step further, suggesting that Turkish Cypriots might consider going
their own way if the prospects for reunification vanished.
Is it harder for them [the EU] to set up a power-sharing system in Cyprus so
that the whole island could join the bloc as one? he mused.
And drawing parallels with Kosovo and Montenegro, he added:
We are against secession, but if the only option left is for us to live under
Greek Cypriot hegemony, then we do not rule this out.
Asked by the Cyprus News Agency to comment on Soyers remarks, a European
Commission official said:
The EU has proposed to the Turkish Cypriot community the start of
harmonisation talks on 12 chapters.
However, the official added, the whole process was part of an existing EU
scheme, known as the Programme for the Future Application of the Acquis (PFAA),
which includes the implementation of a 259 million aid package for the north
by 2011.
PFAA aims at helping Turkish Cypriots reform economic and administrative
institutions in line with EU practice.
It [PFAA] will help the Turkish Cypriot community to be in a position to meet
its obligations once the acquis suspension is lifted, as for example in the
event of the reunification of the island, the EU official said.
The government was quick to play down the issue. Speaking to newsmen yesterday,
Government Spokesman Vasilis Palmas said it would be absurd for someone to
think that such discussions between the EU and the north could constitute
negotiations, and accession negotiations no less.
There is absolutely no question of negotiating chapters with the Turkish
Cypriot community, asserted Palmas.
Asked whether the government had been aware of these developments, Palmas said
the relevant departments had contacted Brussels and that any statements I now
make are in consultation with the EU.
He said the EU Commissions reference to harmonisation on 12 chapters was
probably the wrong wording used by the specific EU official.
But speaking from the campaign trail, presidential candidate Costas
Themistocleous said he did not share the governments confidence.
Unless we have a solution soon, then this process could become the forerunner
for separate negotiations [between the breakaway regime and the EU], he said.
CYPRUS MAIL 22/12/07
Tasosun yeni aldatmacası
Rum Lider Kıbrıs sorununda yeni ve somut
öneri hazırladığını açıkladı ama özde
değişen bir şey yok
Papadopulos ''Kıbrıs'ı gerçekten
birleştirecek, insan haklarını, AB'nin dayandığı
ilke ve değerleri garanti altına alacak, Türkiye'ye müdahale
hakkı sağlamayan veya Türkiye'ye, Kıbrıs'ta asker muhafaza
etmesine izin vermeyecek bir çözüm istiyorum
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorunu hakkında
''yeni önerisinin'' hazır oluğunu söyledi.
Papadopulos, Rum Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte,
''hazırladığı önerinin somut olduğunu, zeminin hazır
olmasından sonra uygun bir zamanda sunacağını'' belirtti.
''Yeni girişime ilişkin zamanın çok iyi seçilmesi
gerektiğini'' kaydeden Tasos Papadopulos, ayrıca ''diplomatik ve
yüksek düzeyde gerekli hazırlıkların da yapılması''
gerektiğini savundu.
Mantıklı ve dengeli aldatmaca
Papadopulos, 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi için çaba
gösterilen tüm bu dönemde, 9-10 başlığın her biri için
alternatif öneriler hazırladıklarını söyledi,
bunların mantıklı ve dengeli olduğunu savundu.
''Kendi tezlerinin bilindiğini ve açık olduğunu'' kaydeden
Papadopulos, hakemliği kabul etmediklerini yineleyerek, ''bütünlüklü
çözümün iki toplum lideri ve çalışma gruplarındaki
müzakerelerden gelmesi gerektiğini'' söyledi.
Kendisini destekleyen partilerin Annan Planına karşı
olduğunu da vurgulayan Papadopulos, bu partilerin,
''Kıbrıs'ı gerçekten birleştirecek, insan
haklarını, AB'nin dayandığı ilke ve değerleri
garanti altına alacak, Türkiye'ye müdahale hakkı sağlamayan veya
Türkiye'ye, Kıbrıs'ta asker muhafaza etmesine izin vermeyecek bir
çözüm istediğini'' söyledi.
Papadopulos'un Stratejisi
''Kıbrıs sorununun süreci konusunda stratejik planlara sahip olup
olmadığı'' sorusuna Papadopulos, ''perspektifle birlikte somut
stratejiye sahip olan tek kişi olduğunu'' savundu.
Papadopulos, sahip olduğu stratejinin, ''8 Temmuz
Anlaşmasının hayata geçirilmesi'', ''Güvenlik Konseyi daimi
üyesi 5 ülkenin Kıbrıs sorununun çözüm sürecine daha etkin bir
şekilde müdahil olması'', ''AB'nin, AB normları konularında
daha etkili olması'', ''nüfuzlu ülkelerle müttefik olunması'',
''Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler
arasındaki işbirliği ve ortaklıkların
geliştirilmesi'', ''Türkiye'nin AB katılım sürecinin değerlendirilmesi''
ile ilgili olduğunu da açıkladı.
8 Temmuz Anlaşmasını en iyi kim uygular?
KKTC ve Kıbrıs Rum yönetiminin, BM gözetiminde, iki toplum
arasındaki günlük konuların ele alınması ve
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik özlü konuların
görüşülmesine zemin hazırlanması amacıyla teknik komiteler
ve çalışma gruplarının oluşturulması yönünde 8
Temmuz 2006'da vardığı anlaşmanın kendi
başarısı olduğunu iddia eden Papadopulos, diğer Rum
''başkan'' adaylarının da 8 Temmuz Anlaşmasını
hayata geçireceklerinden söz ettiklerine işaret etti.
Papadopulos, ''bu anlaşmayı sağlayan, başaran ve imzalayan
kişinin bunu daha iyi uygulayabileceğini kavrayamayacak tek bir
vatandaşın olduğunu sanmadığını'' söyledi. 8
Temmuz anlaşmasının aynı zamanda, görüşmeler sonucunda
Kıbrıs sorununun çözümünün ortaya çıkmasını
öngördüğünü ifade eden Papadopulos, Türk tarafının süreçten
kaçmaya çalıştığını iddia etti.
|
23-12-2007 KIBRISLI |
İki toplumlu, iki bölgeli federasyonu taksimin kötü
şekli diye tanımlayan Matsakis, birleşik bir devleti
desteklediğini ama bu olmazsa iki devletli çözümü tercih ettiğini
yineledi.
Mtsakis, AKEL Lideri Hristofyasın dile getirdiği Tüm göçmenlerin
evlerine döneceklerini ve sınırların Girne'de olduğunu
söylemenin aldatmaca olduğunu da vurguladı.
Avrupa Parlamentosu (AP) Rum Milletvekili Marios Matsakis, Güney
Kıbrısta 17 Şubatta yapılacak başkanlık
seçiminde adaylığını koymaya kesin kararlı
olduğunu açıkladı.
İki toplumlu, iki bölgeli federasyonu taksimin kötü şekli diye
tanımlayan Matsakis, birleşik bir devleti desteklediğini ama bu olmazsa
iki devletli çözümü tercih etmekte tereddüt etmediğini belirtti. Matsakis
tüm göçmenlerin evlerine döneceklerini ve sınırların Girne'de
olduğunu söylemenin aldatmaca olduğunu da söyledi.
Masallar anlatmayı bırakalım
Rum Simerini gazetesinde verdiği demeçte, İnsanlara masallar
anlatmayı bırakalım diyen Matsakis, Kıbrıs'ta
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların var
olduğunu anlayalım. Gerçekçi bir çözüm bulmalıyız ve bu
çözüm sayesinde hep beraber bu ülkede barış içinde
yaşamalıyız ifadesini kullandı.
Matsakis, Rum başkanlık seçimlerinde aday olma konusundaki
kararının kesin olduğunu, bu kararından ancak
Kıbrıs sorununda beklenmedik bir gelişme yaşanması
veya sağlığında herhangi bir sorunla
karşılaşması durumunda vazgeçeceğini söyledi.
Kıbrıs sorununun içerisinde bulunduğu çıkmaza ilişkin
olarak Matsakis şu görüşlerini dile getirdi:
Taksimin kötü bir biçimi
Hepimizin iki toplumlu, iki kesimli federasyona dayanan bir çözüm için
çabalamakta hemfikir olduğumuzu ve bu şekilde tüm göçmenlerin evlerine
döneceklerini ve sınırlarımızın Girne'de olduğunu
söylemek aldatmacadır. İki toplumlu, iki kesimli federasyon taksimin
kötü bir biçimidir. İnsanlara masallar anlatmayı bırakalım
ve Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türkler ve
Kıbrıslı Rumların var olduğunu anlayalım.
Gerçekçi bir çözüm bulmalıyız ve bu çözüm sayesinde hep beraber bu
ülkede barış içinde yaşamalıyız. Türkiye'yi askeri
açıdan yenmemize imkan yoktur. Kıbrıs sorununu Avrupai
açıdan görmeliyiz. Tüm başkan adaylarının Kıbrıs
sorununa bakışları tam bir partisel bakıştır.
Birleşik devlet olmazsa iki devletli çözüm
Matsakis, nasıl bir çözüm önerdiğine ilişkin soruya
karşılık, birleşik bir devleti desteklediğini, bu
olmazsa iki devletli çözümü düşünmekte tereddüt etmeyeceğini
belirterek, şöyle devam etti:
Ben birleşik devleti destekliyorum. Bu, benim görüşüm. İdeal
çözüm budur ve tüm kalbimle bu çözümü destekliyorum. Kıbrısın
birleşik olacağı bir çözüm. Ancak eğer bu karşı
tarafça kabul edilmezse, o zaman Kıbrıs sorununu sonsuza kadar
sürdürerek, tıpkı İstanbuldan göç eden, ancak
yıllardır Yine bizim olacak diyen zavallı göçmenler gibi
olamayız. Eğer birleşik bir devleti başarabilmemiz
imkansızsa, o zaman iki devletli çözümü düşünmekte tereddüt etmem.
Şimdi olmasa bile daha sonra ayrıntılı olarak anlatabileceğim
net bir iki devletli çözüm. Göçmenler tüm geri dönüş haklarını
sağlayacak, ancak Kıbrıs Türk devletine döneceklerin
örneğin siyasi hakları vs. gibi hakları bulunmayacak.
|
23-12-2007 KIBRISLI |
MASAL ANLATMA!
Matsakisten Hristofyasa
Rum liderler Matsakisin ortaya koyduğu gerçekleri
kabul ettikleri gün barışın önündeki tüm engeller
kalkmış olacaktır.
Sansasyonlar yaratarak gündemde kalmayı başaran Matsakis bu kez
Hristofyasa yüklendi. Tüm göçmenlerin evlerine döneceklerini ve
sınırların Girnede olduğunu söylemek hayaldir diyen
Matsakis Hristofyası halka masal anlatmaktan vazgeçerek gerçekleri
söylemeye davet etti..
Simerini gazetesine verdiği demeçte Matsakis şu görüşleri
savundu:
1) Hepimizin iki toplumlu, iki kesimli federasyona dayanan bir çözüm için
çabalamakta hemfikir olduğumuzu ve bu şekilde tüm göçmenlerin
evlerine döneceklerini ve sınırlarımızın Girne'de
olduğunu söylemek aldatmacadır. İki toplumlu, iki kesimli
federasyon taksimin kötü bir biçimidir.
2) İnsanlara masallar anlatmayı bırakalım ve
Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı
Rumların var olduğunu anlayalım. Gerçekçi bir çözüm
bulmalıyız ve bu çözüm sayesinde hep beraber bu ülkede
barış içinde yaşamalıyız. Türkiye'yi askeri
açıdan yenmemize imkan yoktur. Kıbrıs sorununu Avrupai
açıdan görmeliyiz. Tüm başkan adaylarının Kıbrıs
sorununa bakışları tam bir partisel bakıştır.
3) Ben birleşik devleti destekliyorum. Bu, benim görüşüm. İdeal
çözüm budur ve tüm kalbimle bu çözümü destekliyorum. Kıbrısın
birleşik olacağı bir çözüm. Ancak eğer bu karşı
tarafça kabul edilmezse, o zaman Kıbrıs sorununu sonsuza kadar
sürdürerek, tıpkı İstanbuldan göç eden, ancak
yıllardır Yine bizim olacak diyen zavallı göçmenler gibi
olamayız.
4) Eğer birleşik bir devleti başarabilmemiz imkânsızsa, o
zaman iki devletli çözümü düşünmekte tereddüt etmem. Şimdi olmasa
bile daha sonra ayrıntılı olarak anlatabileceğim net bir
iki devletli çözüm. Göçmenler tüm geri dönüş haklarını sağlayacak,
ancak Kıbrıs Türk devletine döneceklerin örneğin siyasi
hakları vs. gibi hakları bulunmayacak.
|
23-12-2007 KIBRISLI |