Rumlar, Güvenlik Konseyi kararından memnun

BM Güvenlik Konseyi'nin, Kıbrıs'ta görev yapan BM Barış Gücü'nün görev süresinin 6 ay daha uzatılmasıyla ilgili oy birliğiyle aldığı karar Güney Kıbrıs'ta memnuniyet yarattı.

Rum yönetimi, BM Güvenlik Konseyi'nin, UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin önceki gün benimsediği karar için memnuniyet belirtti ve kararda yer alan olumlu unsurların da Başkan Papadopulos'un çabaları sayesinde olduğunu açıkladı.

Hükümetin memnuniyetini dile getirdi ve karara eklenen çok sayıdaki olumlu unsurun ve ifadenin; Başkan Tasos Papadopulos'un ve Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin; Kıbrıs sorununa işleyebilir ve yaşayabilir bir çözüm yönündeki çabalarının sonucu olduğuna işaret etti.

Hükümetin, kararda seçtiği olumlu noktalar arasında; önümüzdeki aylar içerisinde ciddi bir ilerleme olabilmesi için gerekli siyasi iradenin gösterilmesi talebidir. Hükümet bu ifadeyi, Türk tarafına yönelik bir mesaj olarak yorumluyor. Yine; BM Genel Sekreteri'nin raporundaki Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarıyla ilgili ifadenin de benimsenmediğine işaret etti. Palmas kararda; gelecek yılın Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarına bir fırsat penceresi sunduğu ve bunun bütün müdahil taraflarca kullanılması gerektiği ifadesini de selamladı.

Fileleftheros gazetesi, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması önerisinin, Rusya, Çin ve Fransa'nın dinamik müdahaleleri sonucu, BM Genel Sekreteri'nin Barış Gücü (UNFICYP)'le ilgili raporunun felsefesinden ve içeriğinden çıkarıldığını ve raporda BM'nin; 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesine desteğinin tekrarlandığını belirtti.

Gazete, haberi, "Brüksel-New York'tan Işık - Kıbrıs Sorununun BM'de Sapması Engellendi, Türkiye'nin Beraatı AB Tarafından Kaldırıldı - İki Cephede İlerleme Adımları" başlık ve spotlarıyla manşete çekti ve haberi iç sayfalarında şöyle detaylandırdı:

"BM merkezindeki diplomatik çevreler; BM Güvenlik Konseyi'nin, Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonlarının kaldırılması önerisini Genel Sekreter'in raporunun felsefesinden ve içeriğinden çıkarmak suretiyle, Kıbrıs sorununun esasının rayından çıkmasını engellediğini değerlendiriyorlar. Güvenlik Konseyi üyeleri; Barış Gücü'nün görev süresinin 6 ay daha uzatılmasına ilişkin kararı dün oybirliğiyle benimseyerek hem UNFICYP'in misyonuyla ve diyaloğun yeniden başlaması önerileriyle ilgili meselelerde eşit mesafelerini korudular, hem de işgal bölgelerindeki yasadışı rejimin siyasi veya ekonomik açıdan yükseltilmesi yönündeki her türlü çabayı reddettiler.

Gelişmeler; Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti delegasyonlarının çabalarıyla ve Rusya, Çin ve Fransa'nın başrol üstlendiği Güvenlik Konseyi daimi üyesi bazı ülkelerin istikrarlı ısrarlarıyla cereyan etti. Güvenlik Konseyi, 8 Temmuz anlaşmasına tam desteğini yineliyor ve bu anlaşmada yer alan ilke ve kararları selamlıyor. İlerleme olmamasından duyduğu derin endişeyi dile getiriyor ve bütün tarafları; daha fazla gecikmeden BM'nin yapıcı çabalarına katılmaya ve birbirlerini suçlamaktan vazgeçmeye çağırıyor.

İngiltere'nin BM'deki Daimi Temsilcisi Ser John Sowers, ülkesinin; kararla ilgili görüş birliğinin başarılması yönünde çalıştığını savunarak; 2008'in Kıbrıs için önemli bir yıl olacağını, liderlere odaklanma, perspektifleri inceleme ve fırsattan yararlanma fırsatı vereceğini vurguladı.

Kıbrıs'ın BM'deki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Andreas Mavroyannis, Güvenlik Konseyi'nin; 8 Temmuz Anlaşması'nın hayata geçirilmesi yönünde çok güçlü bir çağrıda bulunduğunu; bu anlaşmanın, özlü müzakereye götürebilecek tek prosedür olduğunu söyledi ve 'Güvenlik Konseyi'nin; çok tehlikeli olacak bir yorumu benimsemekten kaçındığı için çok mutluyuz' dedi.

Peter Millett

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millett de, önceki gün yaptığı açıklamada, 2008 yılıyla ilgili ifadeyi, kararın anahtar mesajı olarak niteledi. Millett'e göre kararın mesajı; 2008'in Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm için çabaların yinelenmesindeki önemidir. Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin bu yönde çalışmaya devam edeceklerine olan inancını da dile getiren Millett, 'Kararın onaylanması, Güvenlik Konseyi'nin 5 Daimi Üyesi'nin; Kıbrıs'ın çıkarına olacak şekilde, anlaşmazlıklar olmaksızın birlikte çalıştıklarına güzel bir örnektir' dedi.

DİSİ Basın Sözcü Vekili Haris Georgiadis, gerçek görüntünün maalesef, hükümetin göstermeye çalıştığı gibi olmadığını belirterek, 'BM Güvenlik Konseyi'nde; daha kötüsünden kaçındık ancak bayram yapmak yerine düşünülmeliydi çünkü bütün çaba; istila ve işgal aleyhtarı ifadelerin başarılması yerine işgal bölgelerinin yükseltilmesi ifadelerinin çürütülmesi istikametine yöneliyor.'"

Politis gazetesi ise haberinde, Güvenlik Konseyi'nin; UNFICYP'in görev süresini 15 Haziran 2008'e kadar uzatan kararının oy birliğiyle onaylandığını bildirdi.

Güvenlik Konseyi'nin 1789 sayılı kararı olarak onaylanan kararda, Ada'daki her iki tarafın da Kıbrıs sorunuyla ilgili tam müzakerelerin başlaması için önümüzdeki aylarda esneklik ve siyasi irade göstermeye çağrıldığını kaydeden gazete, iki toplumlu, iki kesimli federasyona ve Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında ifade edilen siyasi eşitliğe dayanacak, ortak kabul gören bir hal çaresinin olası ve mümkün olduğunun belirtildiğini yazdı.

Güvenlik Konseyi toplantısı sırasında üyelerin kararla ilgili görüş belirtmedikleri ve nihayetinde; Genel Sekreter Ban'ın 3 Aralık tarihli raporunda yer alan Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılmasıyla ilgili siyasi görüş ve düşüncelerin Rusya, Çin ve Fransa'nın belirleyici perde gerisi müdahalelerinin ardından benimsenmediği kaydedilen haberde, özetle şunlar aktarıldı:

"Kıbrıs hükümeti New York'taki Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis ve Lefkoşa'da Hükümet, Sözcüsü Vasilis Palmas aracılığıyla karardan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Mavroyannis; Güvenlik Konseyi'nin Genel Sekreter'in Kıbrıslı Türklerin izolasyonları konusundaki yorumunu kabul etmekten kaçınmasından dolayı Lefkoşa'nın özellikle memnun olduğunu belirterek, bu yorumun kabulünün çok tehlikeli olacağını kaydetti.

Gerek Mavroyannis gerek Palmas, Güvenlik Konseyi'nin, 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi yönünde çok güçlü çağrı-davet dile getirmesini selamladı."

KIBRIS 16/12/07

 

2008, fırsat penceresi

KAPSAMLI ÇÖZÜMÜN SAĞLANMASI MÜMKÜN... Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünde kararlı bir ilerleme sağlanılması açısından 2008 yılının "önemli bir fırsat penceresi" olduğu vurgulanan raporda, 8 Temmuz 2006 anlaşmasındaki ilke ve kararlarından memnuniyet duyulduğu belirtilerek "iki-toplumlu, iki-bölgeli federasyon ve siyasi eşitliğe dayanan kapsamlı çözümün" desteklendiği, bunun sağlanmasının mümkün olduğu ve gecikmeksizin hayata geçirilmesi gerektiği kaydedildi

TARAFLAR ESNEKLİK VE SİYASİ İRADE GÖSTERMELİ... Adadaki statükonun kabul edilemez olduğu belirtilen kararda, adanın birleşmesine yönelik müzakerelerin uzun zamandır çıkmazda olduğu gerçeği bir kez daha teyit edildi. Kararda 8 Temmuz sürecinde ilerleme sağlanılması gerektiği vurgulandı. Tarafların karşılıklı suçlamaları bir tarafa bırakmaları tavsiyesinde bulunulan kararda, taraflardan önümüzdeki aylarda özlü müzakerelere başlamak için "esneklik ve siyasi irade" göstermeleri istendi

BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) süresini 6 aylığına uzatan ve tarafları 8 Temmuz anlaşmasını uygulamaya ve özlü müzakereleri başlatmak için esneklik ve siyasi irade göstermeye çağıran bir karar tasarısı kabul etti.

BM Güvenlik Konseyi önceki gün yaptığı toplantıda, geçen hafta BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un adada 26 Mayıs ile 15 Kasım 2007 tarihleri arasındaki gelişmeleri ele aldığı ve görev süresi dün dolan UNFICYP'nin süresinin 15 Haziran 2008 tarihine dek uzatılmasını isteyen Kıbrıs raporunu değerlendirdi.

Konsey daha sonra Ban'ın Kıbrıs raporuyla ilgili hazırlanan karar tasarısını oy birliğiyle kabul etti.

"2008 yılı önemli fırsat penceresi"

Kıbrıs sorununa çözüm bulma sorumluluğunun adadaki taraflara ait olduğu belirtilerek, BM'nin ana rolünün, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşmada taraflara yardımcı olmak olduğu anımsatılan kararda, 2008 yılının Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünde kararlı bir ilerleme sağlanılması açısından "önemli bir fırsat penceresi" olduğu vurgulandı.

8 Temmuz anlaşmasına destek

Bu kapsamda taraflar arasında kabul edilen 8 Temmuz 2006 anlaşmasındaki ilke ve kararlarından memnuniyet duyulduğu belirtilerek "iki-toplumlu, iki-bölgeli federasyon ve siyasi eşitliğe dayanan kapsamlı çözümün" desteklendiği, bunun sağlanmasının mümkün olduğu ve gecikmeksizin hayata geçirilmesi gerektiği kaydedildi.

8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya geçmemesinden dolayı üzüntü duyulduğu belirtilen kararda, tarafların gecikmeksizin anlaşmayı uygulamaya geçirmeleri istendi.

Kararda iki tarafça geliştirilen güven artırıcı önlemlerden memnuniyet duyulduğu ve biran önce uygulanmasının gerektiği belirtilerek, bu önlemlerin iki toplum arasında güven yaratmada oynadığı önemli rolden söz edildi. Adada iki taraf arasında devam eden karşılıklı geçişlerden memnuniyet duyulduğu belirtilen kararda, bu kapsamda yeni geçiş kapılarının açılması desteklendi.

Ban'ın son Kıbrıs raporuna destek

Kararın esas maddelerinde ise, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs raporuna destek verildi. Kararda "Genel Sekreter Ban'ın adada son 6 aydaki gelişmelerle ilgili yaptığı analizden memnuniyet" duyulduğu belirtildi.

Adadaki statükonun kabul edilemez olduğu belirtilen kararda, adanın birleşmesine yönelik müzakerelerin uzun zamandır çıkmazda olduğu gerçeği bir kez daha teyit edildi.

Kararda 8 Temmuz sürecine tam destek verilerek bu konuda ilerleme sağlanılması gerektiği vurgulandı. Ayrıca tarafların karşılıklı suçlamaları bir tarafa bırakmaları tavsiyesinde bulunulan kararda, taraflardan önümüzdeki aylarda özlü müzakerelere başlamak için "esneklik ve siyasi irade" göstermeleri istendi.

Karar bu gerçekler ışığında UNFICYP'nin görev süresi 6 aylığına uzattı.

KIBRIS 16/12/07

 

Güvenlik Konseyi kararında 'Kıbrıs Hükümetine' atıfta bulunulması kabul edilemez

KKTC New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatan kararda, "Kıbrıs Hükümetine" atıfta bulunulmasının kesinlikle kabul edilemez olduğunu söyledi.

Gökeri, kararın BM Güvenlik Konseyinde kabul edilmesinin ardından BM'de bir açıklama yaptı. Gökeri, BM Güvenlik Konseyi Başkanı tarafından kendisine karar tasarısıyla ilgili görüşünün önceki gün sorulduğunu, kendisinin de Kıbrıs Türk tarafının tasarıyla ilgili ilk görüşlerini ilettiğini bildirdi.

Gökeri, Konsey tarafından kabul edilen kararda "Kıbrıs Hükümetinin" rızasından bahsedilmesine değinerek, "(Kıbrıs hükümeti) unvanının Kıbrıslı Rumlar tarafından 1963 yılında kuvvet zoru ile çalındığını ve bu unvanın kesinlikle kabul edilemez" olduğunu vurguladı.

KKTC Büyükelçisi Gökeri şöyle konuştu:

"Kıbrıs Rum yönetimi sadece adanın güneyindeki Kıbrıslı Rumları temsil ediyor, adanın kuzeyindeki Kıbrıslı Türkler üzerinde ne egemenliği ne de bir söz hakkı var. Bizim adanın kuzeyinde, demokratik olarak seçilmiş kendi temsilcilerimiz ve hükümetimiz var. UNFICYP, hükümetimizin belirlediği modaliteler (prensipler) çerçevesinde KKTC topraklarında misafirimiz olarak görev yapmaya devam edecek."

"İzolasyon" ifadesi

Kıbrıs Rum yönetimi temsilcisi Andreas D. Mavroyiannis ise yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un raporunda yer alan "Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonu" ifadesinden rahatsız olduklarını belirtti.

Rum temsilci kararda bu ifadeden kaçınıldığı görüşünü savunarak, bu açıdan memnuniyet duyduklarını belirtti.

Genel Sekreter Ban geçen hafta yayınladığı Kıbrıs raporunda, Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonun kaldırılmasının önemine değinerek izolasyonların kaldırılma tartışmasının bir "tanıma" (KKTC'nin siyasi olarak tanınması) tartışmasına dönüşmesinden üzüntü duyduğunu vurgulamıştı.

Rum tarafı bu ifadelerden hayli rahatsız olmuş ve Konsey kararında bu tür ifadelerin yer almaması için uğraş vermişti. Edinilen bilgiye göre Rum tarafının görüşlerini Konsey'de savunan Rusya'nın karara itiraz etmemesi için ara bir formül bulunarak "Genel Sekreter Ban'ın adada son 6 aydaki gelişmelerle ilgili yaptığı analizden memnuniyet" duyulduğu belirtildi.

İngiliz Büyükelçi Sawers

İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers de bir açıklama yaparak kararın hazırlanıp kabul edilmesinde ve metin üzerinde görüş birliği sağlanmasında İngiltere'nin Kıbrıs'taki garantör ülkelerle ve taraflarla çalıştığını, herkesin görüşünü yansıtmaya çalıştıklarını belirtti.

2008 yılının Kıbrıs için önemli bir yıl olacağını belirten Sawers, Şubat'ta Kıbrıs Rum kesiminde seçimlerin yapılacağını ve barış sürecini ileriye götürmek için bir fırsat doğmasını ve bunun için tüm tarafların ellerinden gelen çabayı sarfetmelerini beklediklerini belirtti.

Sawers 2008 yılının "fırsat penceresi olduğunu belirterek "Umarım adadaki liderler bu fırsatı değerlendirir" dedi.

KIBRIS 16/12/07

 

Rumlara vesikalı Türk lokumu

Özdoğru, yaptırdığı binlerce ahşap kutunun üzerine ve içine 60 yıl öncesine ait babasının lokum ruhsatnamesi ile ilk üretim fotoğraflarını yerleştirdi. Adnan Özdoğru, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1900'lü yılların başında üretime başlayan, 1946'da bugünkü yerine taşınan imalathanelerini, dedesi Lokumcuzade Süleyman Efendi ve babası Kemal Özdoğru'dan sonra üçüncü kuşak olarak işletmeye devam ettiğini söyledi.

Bir süre önce Kıbrıs Rum kesiminin coğrafi işaret tescil başvurusu nedeniyle yaşanan krizin Türkiye lehine çözümlenmesi için büyük gayret gösteren ve yurt içi ile dışında kamuoyu oluşturmayı başaran Özdoğru, bu mücadelesinin The Times'a da konu olmasının gururunu yaşadığını kaydetti.

Tüm olumsuzluklara karşın lokumun Türklere ait olduğunu her fırsatta kanıtlamaya devam edeceğini belirten Özdoğru, şöyle devam etti:

"Yıllardır üretim yaptığımız lokumları başta Arap ülkeleri olmak üzere Güney Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan'a da gönderiyoruz. Son bir yıl içinde sadece Kos adasına 5 ton lokumumuzdan gönderdik. Madem Türk lokumunun tanıtımı ile ilgili sıkıntı var, başka sahiplenenler oluyor biz de bu iddialara belgesi ile karşılık vermek için hazırlattığımız özel ahşap kutuların dış yüzeyine babamın 1947 yılında imalathanede çekilmiş fotoğrafını, kutunun iç yüzeyine ise 1946'da verilen üretim ruhsatını yerleştirdik. Bunu dost da düşman da bilsin istedik."

Özdoğru, bu projeleri ile babasına vefa borcunu ödemek istediklerini de vurgulayarak, "binlerce ahşap kutu yaptırdık. Kutulu lokumlarımız hem yurt dışına giden hem de İstanbul Ortaköy'de yeni açtığımız mağazamız başta olmak üzere tüm satış noktalarında vitrinleri süslemeye başladı" dedi.

Light lokum

Özdoğru, üretimlerinde her zaman kaliteyi ön planda tuttuklarını belirtirken, ürün yelpazelerini ise her geçen gün geliştirdiklerini söyledi.

Değişik türdeki lokumlarına son olarak şekersiz olarak bal katkısı ile üretilen Light Lokumu kattıklarını belirten Özdoğru, "ağızda hoş bir tat bırakan, şekersiz lokumumuz büyük ilgi gördü. Bu ürünle, daha çok ihracat yapmayı hedefliyoruz" dedi.

KIBRIS 16/12/07

 

Türkiye, KKTC turizmini pazarlayacak

Türkiye'nin tüm dünya ülkelerindeki turizm ataşelerinin gönüllü olarak Kuzey Kıbrıs'ı da pazarlamaları ve tanıtmalarının sağlanarak KKTC Turizm sektörünün önünün açılmasıyla ilgili çalışmalar sonuç vermeye başladı.

Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar, Türkiye ile Kıbrıs'taki hükümetler arasında kurduğu işbirliği çalışmalarını devam ettirdiğini, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ı da pazarlayarak KKTC Turizm sektörünün önünün açılmış olacağını açıkladı.

Konunun düşünce babası Arar, bu safhada yapılması gerekenin dış ülke temsilciliklerindeki turizm ataşelerini ivedi olarak ülkeye davet edip, Kıbrıs'ta onları misafir etmek, gerekli materyalleri onlara sunmak olduğunu söyledi.

Türkiye'de hükümet yetkilileriyle de görüşen Reha Arar, KKTC Turizm Bakanlığı ve hükümetinin konuya ciddiyetle eğildiğini söyledi. Dilek Kırıcı'nın sunduğu ve 2008'de Türkiye'de "Turizm, Kıbrıs Yılı olarak pazarlanacak mı?" konusunun tartışıldığı Kanal T'deki Açık Oturum programına, Oscar Hoteller Direktörü Erdem Oskar, Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar ve Pegasus Havayolları Kıbrıs Direktörü Zeki Ziya stüdyo konuğu oldu. Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Sağlık Bakanı Eşref Vaiz de programa telefonla bağlanarak turizmi ele aldılar.

Arar: Türkiye'de Kıbrıs tanınmıyor

Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar, Kıbrıs'taki turizme taze bir kan verebilmek için 2008 yılını Türkiye'de " Kıbrıs Yılı" ilan edilmesini istedi. "Türkiye'de Kıbrıs'ın çok iyi tanındığını sanmıyorum" diyen Arar, "bunun en önemli delili bize gelen telefonlar, bunların ikisini söylemek isterim, "Kıbrıs'ta hangi para birimi kullanılıyor?" ve "Konuşulan lisan hangisidir?" gibi sorular soruluyor" dedi. Arar, Kıbrıs'ın tanıtımını yeterince yaptıktan sonra, Türkiye'nin potansiyeli olan illerinden yapılacak direkt uçak seferleri ile birçok misafirin adaya gelmesinin sağlanabileceğini ifade etti.

Kıbrıs'ta en doğru turizm çeşitlerinin başında kongre, kapalı toplantı, bayi organizasyonları, tıbbi ve ilmi çalışmaların geldiğini ifade eden Arar, bu toplantılara gelen kitlenin para harcama seviyesinin yüksek, hem de Kıbrıs'a ilmi destek sağlayacak kişiler olduğunu söyledi. Arar, özellikle son dönemlerde adamızda yapılan tıbbi kongrelerin Kıbrıs'ta mesleklerini sürdüren hekimler için de bir kaynak olduğunu vurguladı.

Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar, 2008 yılının Türkiye'de "Kıbrıs Yılı" ilan edilmesi için hükümetten beklentilerinin bir komite oluşturularak konuya bir devlet politikası olarak bakması ve profesyonel anlamda çalışma yapılması olduğunu söyledi

Oskar: Biz sağlık turizmine girmek istiyoruz

Oscar Hoteller Direktörü Erdem Oskar, otellerin boş olduğunu, 2007 yılında 16 otelin kapandığını, bunlardan bir tanesinin de Bellapais Manastır Köyü olan kendi otelleri olduğunu söyledi. Zamanında gereken tanıtım ve pazarlama yapılamamasının sonucunu turizm yatırımcılarının çektiğini ifade eden Oskar, Bafra bölgesi dışında kalan 15 bin yatak kapasitesini yüzde 5'nin bile dolu olmadığını vurguladı. "Oteller boş olduğunda piyasa'da taze para olmaz" diyen Oskar, bir şeyler yapmak istediklerini ve hükümetin kendilerine yeni pazarlar açarak, bilgilendirme noktasında da öncülük etmesini beklediklerini söyledi.

Sağlık turizmine girmek istediklerini de dile getiren Oskar, bu nedenle inşaatı halen devam eden bir otellerinin inşaatını sağlık turizmine döndürmek amacıyla durduklarını, ancak bu konuda profesyonel yardım beklediklerini söyledi.

Ziya: Turizm lokomotif ise, neden küçük ortaktadır

Pegasus Havayolları Kıbrıs direktörü Zeki Ziya, "Turizm gönül ve inanç işidir, bu ülkede yatırım yapan insanlar bu işe gönül veren insanlardır. Ancak, aynı inanç bizi yönetenlerde mevcut değildir. Bizi yönetenler samimiyseler ve her fırsatta, her söylemde turizmin bu ülkede lokomotif sektör olduğunu iddia edenler niye bu lokomotifi her zaman hükümetin küçük ortağının idaresine vermektedirler? Lokomotifin tanımını arkasına vagonları alıp, sürükleyip götüren, yani başı çeken demektir."

Ziya, ülkenin gelmiş geçmiş bütün koalisyon hükümetlerinin incelediğinde istisnasız tüm koalisyonlarda turizmin küçük ortağa devredildiğinin görüldüğünü ifade etti ve bu olgunun da hükümetlerin turizme olan inançlarının net bir göstergesi olduğunu söyledi.

Programa telefonla katılan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, Zeki Ziya'nın bu görüşünü ince bir espri olarak nitelendirdi ve hükümetin bir bütün olduğunu vurguladı. 2008 yılının Türkiye'de "Kıbrıs Yılı" olarak tanıtımına yüzde yüz katıldığını fakat geç kalındığını, buna rağmen, zararın neresinden dönülürse kâr olduğunu ifade eden Zeki Ziya, "turizmde patlama istiyorsak siyasi partilerin getireceği her 50 turiste bir oy verelim o zaman bu ülkede turizm patlaması olur" dedi.

Soyer: Ülke turizmi adına gerekli planlamalar süratle hayata geçirilecek

Programa telefonla bağlanan Başbakan Soyer, KKTC'nin lokomotif sektörü konumundaki turizm konusunda Turizm Bakanlığı'nın gerekli inisiyatifi aldığını, önümüzdeki günlerde Türkiye'de 2008'in "Kıbrıs Yılı" ilan edilmesi için gerekli çalışmaları yapacağını ve hükümetin istişare ve değerlendirmelerin ardından ülke turizmi adına gerekli planlamaların süratle hayata geçirileceğini söyledi.

Vaiz: Kendi ayaklarımızın üstünde durmak için yeni yatırımlar şart

Sağlık Bakanı Eşref Vaiz ise, devleti güçlendirmenin tek yolunun kendi ayakları üzerinde durdurabilmek olduğunu, bunun için de CTP-BG'nin hükümetteki kadrosunun böyle bir hedefi misyon edindiklerini söyledi. "KKTC'yi kendi ayakları üzerinde diriltmek ve Güney Kıbrıs'la rekabet için neler yapabiliriz diye düşündüğümüzde önümüze ilk gelen yeni yatırımlar ve turizm hedefleri oldu" diyen Vaiz, "ekonomide turizm motor sektör iseydi, turizm yatırımcılarını Kıbrıs'a davet etmek gerekiyordu" şeklinde konuştu. Bu perspektif çerçevesinde, bir grup plastik cerrahın Avrupa'da, özellikle İngiltere ve Almanya'da plastik cerrahi konusunda Kıbrıs'ta tedavi olanaklarını pazarlamak için girişimde bulunduğunu ifade eden Vaiz, kendilerinin de bakanlık olarak bu girişime destek verdiğini söyledi.

Vaiz, sağlık turizmi konusunda yapılanlar içinse şunları söyledi: "Tüp bebek için ciddi bir açılım getirdik, var olan sorunları gidermek için tüzük yaptık ve tüp bebek yatırımcılarını, ilgili hocalarımızı Kıbrıs'a davet ettik ve bu konuda önemli bir noktaya geldik. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nde kısırlık sorunu yaşayan vatandaşlar KKTC'ye gelip, başarı oranı yüksek hizmetlerimizden yararlanıyorlar. Tıbbı bilimsel sağlık kongrelerinin Kıbrıs'ta yapılmasını sağlamak için birçok girişimde bulunduk. Birçok alanda uzman olan hocalarımız ve sivil toplum örgütleri çağrılarımıza icabet etti ve Kıbrıs'ta 2007 yılında 14 civarında tıp kongresi yapıldı. Bu 14 kongreye toplam 8000 civarında bilim insanı katılıp bilimsel aktivitelerini sağlayarak özellikle ölü sezonda turizme büyük katkı koydular."

KIBRIS 16/12/07

 

Government relief at UN resolution

OPPOSITION and government have offered distinct interpretations of the UN Security Council resolution renewing the mandate for the UN peacekeeping force in Cyprus until June 2008.

The resolution left out a controversial reference to the isolation of the Turkish Cypriots.
UN Secretary-General Ban Ki-moon said in his report to the Council: “It is regrettable that the ongoing debate on the lifting of the isolation of the Turkish Cypriots has become one about recognition.”

The government took exception to the reference, saying there was no such thing as Turkish Cypriot isolation.

The UNSC resolution noted “with deep concern” the lack of any progress, and called on all parties immediately to engage constructively with the UN, and to cease mutual recriminations.

It echoed Ban’s firm belief that the responsibility of finding a solution lies first and foremost with the Cypriots themselves, and that the upcoming year offers an important window of opportunity to make decisive progress, which must be grasped by all parties.
However it also “deplored” the continued failure to date to implement the July 8, 2006 Agreement, and urged the leaders of both communities to act to start the process without delay in order to prepare the ground for fully-fledged negotiations.

President Tassos Papadopoulos said the resolution was “satisfactory for Cyprus” as it reaffirmed the UN’s commitment to the July 8 or Gambari process – the initiative for which the Greek Cypriot side has claimed credit – as the only way forward at this juncture.

But regarding Ban’s report, President Tassos Papadopoulos added: “We welcome only the reference to the developments on the ground, as opposed to the clause on the so-called isolation of the Turkish Cypriots.”

Commenting on the same, presidential candidate Ioannis Kasoulides acknowledged the positive elements in the resolution, but cautioned that Cyprus should not rest on its laurels.

Using terminology borrowed from football, he said that foreign policy “must not be a goalkeepers’ tactics… not conceding a goal does not mean you win a match.

“First and foremost, we need aggressive diplomacy, initiatives that will win us friends and allies and lead us to our objective, namely, the reversal of the invasion and occupation…” Kasoulides said.

In a similar vein, AKEL chief Demetris Christofias drew attention to the UN Secretary-General’s comments on Turkish Cypriot isolation.

“It is the fourth time the UN Secretariat has tried to introduce this reference,” he noted.
Christofias also warned of a growing tendency to “ignore the illegality and [Turkey’s] violation of international law, as well as a tendency to accept the occupation regime and its institutions, while the issue of direct trade remains open.”

For his part, presidential challenger Costas Themistocleous suggested the administration was searching for positives where none really existed.

“Since yesterday, we have witnessed a celebration with regard to the UNSC resolution… one wonders what is the cause for such celebration, since no mention was made of the continuing occupation, the withdrawal of foreign troops, of the settlers, and no reference to the refugees or the fact that Greek Cypriot properties in the north are being developed on a daily basis.”

Cyprus Mail 16/12/2007

 

Talat: Rumlar, AB'nin elindeki sıcak patatestir

AB'YE SİTEM... Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin, siyasi sorunları bulunan, sınır sorunu olan bölünmüş bir adayı, Kıbrıslı Rumları kendi değerlerini bile ihlal ederek üye yaptığını söyledi. Rum tarafının AB üyeliğinin adada çözüme engel olduğunu da vurgulayan Talat, AB ve BM'de tüm adayı ve kurumlarını Rumların temsil etmesinin çözümden uzaklaşılmasının en önemli nedeni olarak gösterdi

SICAK PATATESİ TANIYAMADILAR... Talat, "Rum tarafı AB üyelerinin elindeki sıcak patatestir. Birçok AB üyesi durumun farkında değil. Bazıları ise soruna bulaşmak istemiyor. AB üyesi ülkeler arasındaki dayanışmadan dolayı, birlik üyesi ülkeler Kıbrıs sorunuyla ilgili seslerini çıkaramıyorlar" diye konuştu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABHaber'e yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği'nin, siyasi sorunları bulunan, sınır sorunu olan bölünmüş bir adayı, Kıbrıslı Rumları kendi değerlerini bile ihlal ederek üye yaptığını söyledi.

Rum tarafının AB üyeliğinin adada çözüme engel olduğunu da vurgulayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB ve BM'de tüm adayı ve kurumlarını Rumların temsil etmesinin çözümden uzaklaşılmasının en önemli nedeni olarak gösterdi.

Talat, "Rum tarafı AB üyelerinin elindeki sıcak patatestir. Birçok AB üyesi durumun farkında değil. Bazıları ise soruna bulaşmak istemiyor. AB üyesi ülkeler arasındaki dayanışmadan dolayı, birlik üyesi ülkeler Kıbrıs sorunuyla ilgili seslerini çıkaramıyorlar" diye konuştu.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Papadoupulos'un adada çözüm istemediğini, BM çerçevesinde ve parametresindeki çözümleri kabul etmediğini hatırlatan Mehmet Ali Talat, şu anda herkesin Rum tarafında yapılacak genel seçimleri beklediğini, seçimlerden sonra yeni bir girişimin başlayabileceğini anlattı

Fransa devreye girdi

Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'i KKTC'ye davet ettiğini ancak Rumların hemen devreye girerek AB Dönem Başkanlığı nezdinde Aliyev nezdinde girişiminde bulunduklarını anlatan Mehmet Ali Talat, "Bakü ziyaretimde Aliyev'i adaya davet ettim. Ancak Rumların baskısı yüzünden, Portekiz Büyükelçisi olmadığı için Bakü'deki Fransız Büyükelçisi AB Dönem Başkanı sıfatıyla Aliyev'e bu ziyaretten duyulan memnuniyetsizliği iletmiş" diye konuştu.

Rumların, Kıbrıs konusunda baskı yaparak Türkiye'den avantaj koparmak peşinde olduğunu da vurgulayan Mehmet Ali Talat, Rumların, Malta'daki bir okulun müzik festivali için KKTC'ye gelmesine bile engel olduklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, mali yardım tüzüğünü bloke eden Rumlarla ilgili olarak AB'ye çağrı yaparak, "AB inisiyatif alıp Rum tarafına, (sizin ülkeniz bölünmüş, birleşik devlet için çaba göstermeniz gerekir. AB'nin değer ve kurallarına ters düşer bir durumdasınız, sorunu çözün) demeli. Konseyin izolasyonların kaldırılmasına izin vermesine rağmen Rumların izolasyon çabalarını yoğunlaştırmalarına AB engel olmuyor. Rum tarafı, adada güç paylaşımını istemediği için çözüm istemiyor. Rumlar, sorunu yavaştan alıp, Türkiye'yi AB sürecinde baskı altına alıp taviz koparmak istiyor" dedi

KIBRIS 17/12/07

 

Taşın altına elimizi birlikte koymalıyız

TALAT İLE GÖRÜŞÜRÜM... Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'de yapılacak Başkanlık seçimi adaylarından, AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü için Ada'daki iki tarafın elini birlikte taşın altına koyması gerektiğini söyledi. Başkanlık seçimini kazanması durumunda Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmeye hazır olduğunu vurgulayarak, "Ancak birlikte olursak, bu taşı kaldırılabiliriz ve sorunu çözeriz" dedi

Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'de yapılacak Başkanlık seçimi adaylarından, AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü için Ada'daki iki tarafın elini birlikte taşın altına koyması gerektiğini söyledi.

Dimitris Hristofyas, başkanlık seçimini kazanması durumunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye hazır olduğunu vurguladı.

Hristofyas, dün sabah Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geçerek, Maronitler'in yaşadığı Koruçam ve Karpaşa köylerini ziyaret etti.

Hristofyas'a, ziyaretleri sırasında Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan da eşlik etti.

Koruçam ziyareti

AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas, Koruçam'ı ziyareti sırasında kilisedeki Pazar Ayini'ne de katıldı.

Hristofyas, daha sonra kilise bahçesinde ve kahvehanede Maronitler ile sohbet etti.

Dimitris Hristofyas, köy halkına hitaben yaptığı konuşmada, Birleşik Kıbrıs Partisi heyetiyle Koruçam'ı gezip, burada yaşayanların sorunlarını yerinde öğrenmek amacıyla ziyareti gerçekleştirdiğini belirtti.

Konuşmasında Kıbrıs konusuna da değinen AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü için Kıbrıslı Türklerle, Rumların ellerini birlikte taşın altına koyması gerektiğini söyledi.

"Ancak birlikte olursak, bu taşı kaldırılabiliriz ve sorunu çözeriz" diyen Hristofyas, Ada'da barış olursa Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği şemsiyesi altında rahat edebileceğini savundu.

Türkiye'nin Ada'da küçük ayrı bir cumhuriyet tutmak istediğini iddia eden Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Türkü'nün Kıbrıs'ta barış istediğini söyledi.

Karpaz'da yaşayan Rumlarla, Koruçam'daki Maronitlerin yaşam şartlarını iyi bulmadığını söyleyen Hristofyas, geçmişte Dipkarpaz'ı ziyareti sırasında Rumların evlerinin yıkılmak üzere olduğunu gördüğünü ve bunu Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a aktardığını, ancak Papadopulos'un yeterli ilgiyi göstermediğini söyledi.

AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas konuşmasının ardından, Koruçam'da yaşayan Maronitlerin sorularını da yanıtladı.

Karpaşa ziyareti

AKEL ile BKP yetkilileri, Koruçam'ın ardından Karpaşa köyüne gitti.

Karpaşa'da yaşayan Maronitlere hitaben konuşan Hristofyas, başkanlık seçimini kazanması durumunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye hazır olduğunu ve anlaşmaya varabileceklerine inandığını söyledi.

Hristofyas, Kıbrıs'taki tarafların anlaşması durumunda, bunu anavatanların da kabul edeceğine inandığını kaydetti.

AKEL heyeti, BKP'yi ziyaret etti

Rum başkanlık seçimi adaylarından, AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas, başkanlık adaylığı vizyonunun; "her iki toplumun ortak çıkarı ve Kıbrıs adasının tümden askersizleştirilmesini kapsadığını" ifade ederek, buna ulaşmak ve bunu Rum Yönetimi Başkanı olarak yaşama geçirme hedefinde olduğunu söyledi.

Adaylığının ana nedeninin; "Kıbrıs Türk liderliğiyle beraber Kıbrıs'ın kalıcı bölünmesini engellemek olduğunu" belirten Hristofyas, Kıbrıslılar için "ortak bir dilin" bulunmasının da çok önemli olduğunu kaydetti.

Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan da, Kıbrıs'ın bölünmenin eşiğine geldiği görüşünü kaydederek, "Bu yüzden Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerin sayın Hristofyas tarafından kazanılması Kıbrıs'ta yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır" dedi.

Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'de yapılacak Başkanlık seçimi adaylarından, AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas başkanlığındaki AKEL heyeti, dün Koruçam ile Karpaşa köylerini ziyaret etmesinin ardından, BKP'yi ziyaret ederek Genel Sekreter İzzet İzcan ve parti Yönetim Kurulu üyeleriyle görüştü.

Hristofyas: Kalıcı bölünmeyi engellemek istiyorum

BKP Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen görüşmede ilk sözü alan Dimitris Hristofyas, dün BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan ve parti yetkilileriyle Maronitlerin yaşadığı iki köye ziyaretlerde bulunduklarını ve bir takım temaslar yaptıklarını ifade ederek, bu ziyaretlerde Rum Başkanlık seçimlerinde neden aday olduğunu anlatma fırsatı bulduğunu söyledi.

Hristofyas, ziyaretinin; Kıbrıslı Türklere de mesajlarını iletmek için bir imkân ve fırsat olduğunu dile getirerek, adaylığının ana nedeninin; "Kıbrıs Türk liderliğiyle beraber Kıbrıs'ın kalıcı bölünmesini engellemek olduğunu" kaydetti.

Dimitris Hristofyas, Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs Türk liderliğiyle birlikte, "Kıbrıslıların çözümünü" bulabilmek için 8 Temmuz "Anlaşması"nı yaşama geçirmesi gerektiğini savundu.

Kıbrıslıların çıkarları korunmalı

Hristofyas, varılacak bir anlaşmada yalnızca Kıbrıslıların çıkarlarının korunması gerektiğine işaret ederek, iki toplumlu, iki bölgeli federal bir çözümün, 1977-79 Doruk Anlaşmaları ile BM Güvenlik Konseyi kararları temelinde olması gerektiğini belirtti.

Dimitris Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların temel insan haklarının garanti altına alınması gerektiğini söyleyerek, iki toplumlu, iki bölgeli federal bir çözüm çerçevesinde iki toplumun siyasi eşitliğinin de kabul edilmiş olacağını savundu.

İnsan haklarına saygı

Bunun da Kıbrıslı Türkler için çok önemli olduğunu ifade eden Hristofyas, "İnsan hakları ve özgürlüklere saygılı olunması ve hayata geçirilmesi bizim tarafımızdan tamamen kabul edilmektedir. Kıbrıslı Türklerin insan haklarının kabulü ve uygulanması, Kıbrıslı Rumların temel insan haklarına aykırı olmamalı ve ihlal etmemelidir" diye konuştu.

Hristofyas, "Kıbrıs'ta ortak ve federal bir cumhuriyete ihtiyaç duyulduğu, o federal cumhuriyette de tüm Kıbrıslıların insan haklarına saygılı olunacağı" görüşünü ifade ederek, sadece Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların değil, Latin, Ermeni ve Maronitlerin de insan haklarına saygılı olunacağını söyledi.

Yabancı askerlerin olmayacağı bir çözüm

Kıbrıs'ta yabancı askerlerin olmayacağı bir çözüm istediğini belirten Dimitris Hristofyas, "Hep birlikte askersizleşmiş ortak federal bir vatan için çalışmalıyız" dedi.

Bunun da; "her iki toplumun ortak çıkarını ve Kıbrıs Adası'nın tümden askersizleştirilmesini kapsadığını" öne süren Hristofyas, bunun adaylık vizyonu olduğunu dile getirdi.

Yeni yıl barışı yaratsın

AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas, bu hedefi Rum Yönetimi başkanı olarak yaşama geçirme hedefinde olduğunu söyleyerek, yeni yılın Kıbrıs'ta yeni bir gelecek ve "birleşik bir ortak vatan" ile barışı yaratmasını temenni etti.

Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin bayramını ve yeni yılını da kutladı.

İzcan: Hristofyas'ın kazanması

sürece ivme kazandırır

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan da, Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'de yapılacak başkanlık seçimlerinin Kıbrıs için önemine dikkat çekerek, desteklerinin Hristofyas'tan yana olduğunu söyledi.

İzcan, BM ve AB yetkililerinin nefesini tuttuğunu ve hazırlığını, Şubat 2008'den sonraki yeni bir görüşme süreci için yaptığını ifade ederek, bu konuda BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un da hazırlıklar yaptığını ve Ban'ın; Kıbrıslılar'ın istemesi halinde görüşme sürecinin yeniden başlayacağı mesajını verdiğini söyledi.

Kıbrıs'ın bölünmenin eşiğine geldiği görüşünü kaydeden İzcan, "Bu yüzden Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerin Sayın Hristofyas tarafından kazanılması Kıbrıs'ta yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır" dedi.

BKP olarak AKEL Genel Sekreteri'nin seçimi kazanmasını istediklerini ve bu yolda Hristofyas'ı desteklediklerini vurgulayan İzcan, Hristofyas'ın kazanması durumunda, bunun yeni görüşme sürecine hareketlilik ve ivme kazandıracağına inandıklarını söyledi.

Bu çerçevede BKP ile AKEL'in işbirliği yapmaya devam edeceğini kaydeden İzzet İzcan, bunun da yetmeyeceğini belirterek, "Kıbrıs'ın Kuzeyi'nde ve Güneyi'nde barışa, çözüme ve demokrasiye inanan bütün sivil toplum örgütlerinin, güçlerin, sendikaların ve siyasi örgütlerin birlikte hareket ederek ortak vatanı kurması gerektiğini" kaydetti.

Bu sorunun Kıbrıslılar'ın olduğunu ifade eden İzcan, Özker Özgür'ün "Çözümün adresi Lefkoşa'dır" sözünü hatırlatarak, bulunacak çözümün Kıbrıslılar için olduğunu söyledi.

Kıbrıs'ta çözüme ihtiyaç var

İzcan, ülkedeki "statükonun" değişebilmesi için çözüme ve barışa ihtiyaç duyulduğunu belirterek, barış ve çözüm içinde görüşmelerde birbirine saygılı olan liderlere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

BKP'nin barıştan, çözümden ve demokrasiden yana taraf olduğunu vurgulayan İzzet İzcan, Kuzey'den de Güney'den de görüşlerine en yakın olan kesimlerle işbirliği yapmaya, halkın önünü açmaya ve birleşik federal bir Kıbrıs yaratma çabasına devam edeceklerini söyledi.

Hristofyas: İnanmasaydım

İzcan'ın konuşmasının ardından yeniden söz alan Hristofyas, "Temenni ve ümit ederim ki seçimi kazanalım ve bu zafer Özker Özgür anısına armağan olsun. Özgür, gerçek bir Kıbrıslı ve Kıbrıs için barış savaşçısıydı" dedi.

Hristofyas, konuşmasının ardından "Seçimi kazanacağınıza inanıyor musunuz?" sorusuna ise şu cevabı verdi:

"Evet tabii ki. Bu, Kıbrıs'ın her iki yanındaki halkın çoğunluğunun da görüşüdür. Eğer inanmamış olsaydım bu yarışa katılmazdım."

KIBRIS 17/12/07

 

Başbakan Soyer, Brüksel'e gitti

Başbakan Soyer'i Ercan Havaalanı'ndan; GKK Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile Başbakanlık Müsteşarı Öntaç Düzgün uğurladı.

Başbakan Soyer'e Brüksel ziyaretinde, CTP-BG Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ile Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan eşlik ediyor.

Başbakan Soyer, dün akşam KKTC'nin Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit'in onuruna verdiği yemeğe katıldı.

Avrupa Komisyonu üst düzey yetkilileriyle bu sabah bir araya gelecek olan Başbakan Soyer, öğlen ise Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır'ın onuruna vereceği yemeğe katılacak.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bugün öğleden sonra Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüşecek.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İstanbul üzerinden gideceği Brüksel'deki temaslarının ardından 19 Aralık Çarşamba gecesi saat 22.45'te yurda dönecek.

KIBRIS 17/12/07

 

Erçakıca'nın "Annan'ı Anna Da Gel" kitabı çıktı

"Yenidüzen" ile kendisi tarafından yönetilen haftalık "Cyprus Observer" gazetelerinde 2005'ten itibaren yayınlanan politik yorumlarından oluşan kitapta Erçakıca'nın 40'ı aşkın yazısı yer alıyor.

Referandum sürecinin ardından Kıbrıs sorununda yaşanan çıkmaza ilişkin saptama ve önerilerden oluşan yazılar, sunuş yazısında belirtildiği gibi "referandum sürecinin sonrasında tünelin ucunda aranan ışığı anlatıyor... Kıbrıs sorununun çok hararetli bir döneminin ardından girdiğimiz 'çıkmaz sokağın' ya da içerisinde kaybolduğumuz 'labirent'in fotoğrafını çekiyor..."

Kitabın sunuş yazısında yazılarından dolayı Erçakıca'yı "genç yürek/deli yürek" olarak tanımlayan Gazeteci-Yazar Cenk Mutluyakalı, şöyle özetlemiş bu tanımın nedenlerini...

"Pek çoğumuzun kapılıp gittiği duygusal dalgalardan kurtularak ve hayallerden arınarak gerçekleri en

yalın şekilde gözümüzün önüne serer...Birileri kızacak, bir başkaları tepki gösterecek, yoldaşlarını üzecek

diye geri adım atmaz, 'bunlar gerçeğimizdir' der bağıra çağıra...Kıbrıslı Türkleri yok sayma oyununa karşı

Kıbrıs'ın Güneyi'ndeki akılla kavga eder..Dişlerini sıkar, ses tellerini gerer ve bağırır... 'Karşımızdaki

anlayış çözüm karşıtıdır, görmüyor musunuz'....

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Erçakıca'nın yazıları için "Mutlaka okumalısınız, karmaşık düşünce ve olgular arasından sorunun özünü çekip çıkarmak için fazla uğraşmanıza gerek kalmaz" derken; Türkiyeli Gazeteci-Yazar Erdal Güven de, "Realizm ile pragmatizmin sentezi, Kıbrıs'ta akılcılığın günlüğü..." ifadelerini kullanmış.

Makale ve köşe yazılarından oluşan "Uzağa Mektuplar" ve İngilizce "Everything Is About Cyprus" adlı iki kitabı daha bulunan Hasan Erçakıca, 1956 Larnaka doğumlu.

Aile şirketi aracılığıyla yayıncılık yapan, "Cyprus Observer" adıyla haftalık İngilizce gazete çıkaran Erçakıca, kendini "özgürlükçü sosyalist" olarak tanımlıyor.

Cumhuriyetçi Türk Partisi Merkez Yönetim Kurulu üyesi Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk siyasi tarihinde ilk kez oluşturulan Cumhurbaşkanlığı Sözcülüğü görevini de 1,5 yıldan beri sürdürüyor.

KIBRIS 17/12/07

 

CTB-BG Serdarlı Kadın Örgütü'nün bayram ve yılbaşı ziyaretleri sürüyor

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CTP-BG Serdarlı Kadın Örgütü Yönetim Kurulu, Kurban Bayramı ve yılbaşı dolayısıyla 80 yaşlıyı ziyaret ederek, yaşlıların bayram ve yeni yıllarını kutladı. Ziyaret sırasında yaşlılara hatırlandıklarını göstermek amacıyla bayram şekeri paketleri verildi.

Yaşlılar, CTB-BG Serdarlı Kadın Örgütü'nün ziyaretinden çok mutlu olduklarını belirttiler.

CTP-BG Gazimağusa Kadın Örgütü, 23 Ekim 2007'de kuruldu. Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Alev Albayrak'ın da katıldığı Serdarlı CTP-BG Kadın Örgütü toplantısında ise 7 kişilik yönetim kurulu belirlendi.

CTB-BG Serdarlı Kadın Örgütü Yönetim Kurulu'nda Fatma Poyrazoğlu (başkan), Sıdıka Bozkırlı, Zarif Alsancak, İlgün Kasap, Naziyet Serdar, Filiz Bayraktar ve Şaziye Saimoğlu faal üyeler olarak belirlendi.

KIBRIS 17/12/07

 

Rumlar Rehn-Soyer görüşmesini engelledi

Kıbrıs sorunu ve Rum yönetiminin bir engellemesi daha. Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’le Brüksel’de yapacağı görüşme Rum engeline takıldı.

NTV

Güncelleme: 14:54 TSİ 18 Aralık 2007 Salı

 

BRÜKSEL - Rumlar, Rehn’in Avrupa Birliği tarafından tanınmayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin başbakanını kabul etmesine karşı çıktı.

Rehn, daha önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eski Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev’le görüşmüştü.

Rehn’in yoğun programını gerekçe göstererek görüşmeyi iptal eden Komisyon, Soyer’e genişlemeden sorumlu genel müdürle randevu verdi.

Bu duruma tepki gösteren Soyer, Rehn dışında başka bir isimle görüşmeyi reddetti.

Kıbrıs Türk tarafı, tepkisini Avrupa Birliği Komisyonu’na da iletti.

 

2008'de anlaşma olması için elimizden geleni yapacağız

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Brüksel temasları çerçevesinde dün sabah AB Komisyonu Genişleme Direktörlüğü Genel Müdür Yardımcısı Jan Truszczynski ve AB Komisyonu Genişleme Direktörlüğü Kıbrıs Türk Masası Şefi Andrew Rasbash ile görüştü.

Charlemagne binasında gerçekleşen görüşmeye, KKTC'nin Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit, CTP-BG milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami, Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ve Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan ile bazı diğer AB yetkilileri de katıldı.

Başbakan Soyer, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, görüşmede, Kıbrıs sorunu konusunda bir türlü ilerleme sağlanamadığını AB yetkililerine anımsattığını belirterek, hem Kıbrıs Türk hem de Kıbrıs Rum halkının, Avrupa hedefini 1960'lı yıllarda ortaya koyduğunu ve Kıbrıs Türkü'nün hala Avrupa'yı hedeflediğini kaydetti.

Soyer, AB yetkililerine, 2008 yılında Kıbrıs'ta bir anlaşma olması için ellerinden geleni yapacaklarını aktardığını ifade ederek, bunun için hem AB'nin hem BM'nin desteğini istediklerine işaret ettiğini söyledi.

Soyer, Kıbrıslı Türklerin AB hedeflerinin sürdüğünü ve AB müktesebatına uyum çalışmalarının başlamasını istediklerini de AB yetkililerine anlattığını söyledi.

Soyer- Rehn görüşmesi gerçekleşemedi

Brüksel temaslarını sürdüren Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, dün öğleden sonra, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile yapacağı görüşme, Kosova konusundaki acil gelişmelerden dolayı yapılamadı.

Başbakan Soyer, konuyla ilgili bir açıklama yaparak, dün saat 15.00'te gerçekleştirilecek olan Olli Rehn görüşmesinin, Kosova ile ilgili acil bir durum söz konusu olduğundan ve AB Komiseri'nin bununla ilgili toplantıya katılması gerektiğinden dolayı yapılamadığını söyledi.

Başbakan, Rehn'in kendilerine bu durumdan büyük üzüntü duyduğunu belirterek özür dilediğini, görüşmenin ileriki bir tarihte gerçekleştirileceğini kaydetti.

Nami'nin temasları

Bu arada CTP-BG Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami, Brüksel'de, AB üyesi ülkelerin daimi temsilcileriyle ve Avrupa Komisyonu yetkilileriyle dün temaslarda bulundu. Nami görüşmelerini bugün de sürdürecek.

KIBRIS 18/12/07

 

İran Büyükelçisi, YDÜ'yü ziyaret etti

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Büyükelçi Alirıza Bikdeli, YDÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şenol Bektaş ile Yabancı Öğrenci İşleri Müdürü Dr. Tayseer Alshanableh eşliğinde önce YDÜ Büyük Kütüphanesi'ni ziyaret ederek orada yetkililerden kütüphane hakkında bilgiler aldı.

Daha sonra üniversitenin bazı fakülte ve laboratuarlarını da gezen Büyükelçi Bikdeli, Yakın Doğu Üniversitesi'ni gelişmiş bir üniversite olarak çok beğendiğini ifade ederek, YDÜ kampusunun tüm birimleriyle örnek bir üniversite olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Bektaş, Büyükelçi Bikdeli'nin ziyareti ile ilgili olarak özetle şunları söyledi:

"Üniversiteyi ziyaretiniz bizleri son derece mutlu kılmıştır. İran'da üniversitemizin temsilciği bulunmaktadır. Amacımız tüm öğrencilerimizle birlikte İranlı gençlere de yüksek öğretim alanında en iyi bir şekilde hizmet vermektir. Bu düşünce ışığı altında önümüzdeki yıl 11 İranlı öğrenciye tam burs vereceğiz. Bunu size müjdelemekten büyük bir mutluluk duyuyorum."

Büyükelçi Alirıza Bikdeli de YDÜ'de gördüğü ilgi ve misafirperverliğe teşekkür ederek, üniversite yetkililerine çalışmalarında başarılar diledi.

 

KIBRIS 18/12/07

 

Lefkoşa Belediyesi'nden yabancı diplomatlara kokteyl

İbrahim BEYAZOĞLU

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'in de katılımıyla yeni belediye sarayında gerçekleşen dünkü resepsiyonda, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları ve eşi, konuklarını kapıda karşıladı.

Resepsiyonda Amerikan, Alman, İtalyan, Avustralyalı, Avusturyalı, Hollandalı, Polonyalı ve Slovak Cumhuriyeti'nden diplomatlar hazır bulundu.

Geceye bazı siyasiler ve gazetecilerin yanı sıra Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel, Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Kurucu Rektörü Suat Günsel ve Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük de katıldı.

Saat 16.00'da başlayan resepsiyon saat 20.00'de sona erdi.

KIBRIS 18/12/07

 

Tassos losing ground in latest opinion poll
By Jean Christou

PRESIDENT Tassos Papadopoulos continued to dip in the polls for the second month running while both of his rivals, AKEL’s Demetris Christofias and DISY’s Ioannis Kasoulides continue to rise.

A Noverna poll published in Politis on Sunday showed Papadopoulos stood to glean 29.8 per cent in the first round of the elections, a drop of 0.3 per cent since the November poll. In June Papadopoulos registered at 31.2 per cent.

Meanwhile Christofias jumped 1.1 per cent since November to 29.5 per cent while Kasoulides increased his share by 0.2 per cent to 27.3 per cent.

In June Kasoulides was sitting at 26.2 per cent and Christofias at 23.1 per cent, indicating the AKEL leader’s substantial gain in the polls in the last six months.

When it comes to a second round in the election, the poll shows that in a Papadopoulos-Kasoulides run off, the incumbent president would walk away with 45 per cent of the vote compared to Kasoulides’ 33.6 per cent.

It also shows that in such a run-off, 21.4 per cent would cast a blank vote.

In a Christofias-Kasoulides second round, Christofias would take 41 per cent and Kasoulides 34.5 per cent but the number of blank votes would increase to 24.5 per cent.

If Papadopoulos and Christofias make it to the second round it would be a tie at 39.2 per cent each, the poll found while 21.7 would vote blank.

When it comes to the age of voters, Papadopoulos is the least popular to those in the 18-24 age group, which would vote either for Christofias or Kasoulides who received 34 per cent and 32 per cent respectively in that category.

The 25-34 age group was evenly split with 27 per cent to each of the three candidates. The 35-44s also revealed an even split, giving 29 per cent of the vote to each.

Christofias was the clear winner among the 45-64 age group, taking 32 per cent.

Papadopoulos was at 29 per cent and Kasoulides 26 per cent.

But the over 65s would vote overwhelmingly for Papadopoulos. Over 43 per cent say they will vote for the incumbent compared to only 24 per cent for Christofias and 23 per cent for Kasoulides.

When the poll was broken down into party affiliation the results were even more interesting.
Only 70 per cent of DIKO voters would vote Papadopoulos – the party he belongs to. From supporting EDEK, only 62 per cent chose Papadopoulos.

DISY candidate Kasoulides would glean 72 per cent of party voters and 78 per cent of Akelites say they will vote for Christofias.

Ten per cent of AKEL voters will pick Papadopoulos and three per cent Kasoulides.

Nearly ten per cent of DIKO will choose Kasoulides and seven per cent of EDEK. Eight per cent of DIKO would give their vote to Christofias and 13 per cent said they would vote blank.

From EDEK 14 per cent said they would cast a blank vote but 15 per cent will vote for Christofas and seven per cent for Kasoulides.

Also a good percentage of DISY – some 15 per cent – will pick Papadopoulos, three per cent will pick Christofias and nine per cent will vote blank.
CYPRUS MAIL 18/12/2007

Growing interest in Turkish lessons
By Stefanos Evripidou

THE STUDY of Turkish in schools is on the rise, with one in every 14 second year lyceum students learning the language, according to one Education Ministry official.
Assistant Director of the Education Programming Unit, Charalambos Hadjithomas, pointed out that the number of children opting for Turkish language studies had shot up since the crossing points opened in 2003.

When the Cabinet decided to introduce Turkish language in lyceums in 2003, only 84 students chose to learn the language, counting for one per cent of second year lyceum students. But interest in the language has since received a boost with 587 students now studying Turkish, representing 7.45 per cent of that year.

Lyceums cover the final three years of study before students graduate from school, while gymnasiums cover the first three years. In the last two years of lyceum education, students must choose two out of seven languages to study from French, Italian, Spanish, Russian, English, Turkish and German.

The latest statistics on language study for 2007 show English to remain the most popular language of choice, while Italian, Spanish, Turkish and Russian have enjoyed a rise in popularity. French and German on the other hand are proving less popular.
Figures for 2007 show 5,255 students chose English as their preferred language of study, counting for 67 per cent of all second year lyceum students. A total of 4,456 chose Italian (57 per cent); 2,757 chose Spanish (22 per cent); 1,277 French (16 per cent); 587 Turkish (over seven per cent); 219 German (three per cent) and 182 Russian (two per cent).

Compared to 2003 figures, English has stayed on top, while French sank from third to fourth place and German dropped by five per cent. Spanish almost doubled from 12 per cent to 22 per cent, Turkish interest increased seven-fold while Russian saw a miniscule rise of 0.5 per cent.

Hadjithomas said the opening of the crossing points had a lot to do with the increase in Turkish language students. “Well, we are supposed to co-exist with the Turkish Cypriots one day, so some students are preparing for that day. They are also motivated by careers as a number of government departments and NGOs seek knowledge in the Turkish language,” said Hadjithomas.

Regarding the fall in interest in French, one of the official languages of the EU, the ministry official explained that many students who were weak in French dropped it in the second year of lyceum, preferring instead to start a new language from scratch.
“The number of soap operas on TV has had a lot to do with the upsurge in students opting for Spanish. Those shows have a big effect on the students. And since we joined the EU, a lot of them are interested in studying abroad so they want to learn Italian too,” said Hadjithomas.

Adults can learn too

SCHOOLS ARE not the only place to learn Turkish. The University of Cyprus offers degrees in Turkish Studies, where students are informed on Turkish language, literature, history and culture, including courses on Islamic studies, modern Turkish studies and Ottoman history.

Turkish language teacher Nese Yasin told the Cyprus Mail that the department currently has 124 undergraduate students and 20 postgraduates.

“We have seen a lot more interest in the course since 2003. It is not a language degree but you have to learn the language to be able to read resource material and text. In the past, I also taught Turkish Cypriot literature as an elective which proved very popular with students from other departments too,” said Yasin.

Most students in the Turkish Studies Department are either Greek or Greek Cypriot as the course is mostly taught in the Greek language. The degree also includes a trip to Istanbul, where students can practice their language skills.

“The majority of students seem to have a left-wing background. We also get a lot of policemen and army officers who choose to study the course for professional reasons,” she added.

“The students are always stressed about finding jobs afterwards, but we tell them to develop their language capacity and go study abroad for a while. We have about five or six students currently in Istanbul on an Erasmus programme. They usually opt to stay for a year,” said Yasin.

Interest in Turkish is not restricted to school or university students either. Constantinos, 27, who works in the media industry, has been taking private Turkish lessons for the last six weeks and plans on continuing to do so for the next year and a half.

Asked why he chose now to learn Turkish, his reply was: “In the next two three years, we will have a new reality in Cyprus. We will have a solution and whatever kind of a solution it is, Turkish will be a very useful language. We will have around 30 per cent of Cyprus speaking in Turkish.”

After a month and a half, Constantinos can already pick up bits of conversations and put pieces of a conversation together.

“My teacher says you need a year and a half of study and then must immerse yourself in speaking the language with others. When I first told my family and friends, they were initially curious but once I explained my reasons they said I was doing the right thing,” he added.

 Cyprus Mail 18/12/2007

 

Ermenistan’ın davetine Türkiye’den giden yok

Ermenistan Parlamentosu, “Türk-Ermeni ilişkileri: Sorunlar ve olasılıklar” konulu iki günlük özel oturuma Türkler olmadan başladı. Babacan’dan Orhan Pamuk’a Türkiye’den davet edilenler toplantıya gelmedi.

AA

Güncelleme: 15:11 TSİ 19 Aralık 2007 Çarşamba

 

ERİVAN - Ermenistan Parlamentosu, Türk-Ermeni ilişkilerinin konuşulacağı özel oturuma Türkiye’den katılan olmadığı için, Türkler olmadan başladı. AB temsilcisi, bu durumun Türkiye’de Kurban Bayramı kutlamalarından kaynaklanabileceğini söyledi.

Ermenistan Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve Daşnaksutyun partisi üyesi Armen Rüstemyan, oturum süresince ilişkilerin, karşılaşılan sorunlarla birlikte çeşitli boyutlarıyla ele alınacağını, bu sorunların aşılmasında kullanılacak olanaklar ve parlamento diplomasisinin kullanılması imkanının değerlendirileceğini kaydetti.

Oturumlar için Türkiye’den Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un da aralarında bulunduğu 20 kişinin davet edildiğini söyleyen Rüstemyan, ancak çeşitli nedenlere bu davetlere olumlu yanıt alamadıklarını kaydetti. Rüstemyan, buna rağmen yazar Pamuk’un Ermenistan parlamentosundaki oturumu olumlu bulduğunu bildirdiğini de söyledi.

Oturuma katılan AB Güney Kafkasya özel temsilcisi Peter Semneby ise “Türkiye’den katılım olmamasının gerekçesinin, aynı günlerde dini bayram (Kurban Bayramı) kutlanması olabileceğini” belirtti.

Merkezi Erivan’da bulunan Mediamax ajansının haberine göre, oturuma Ermenistan yönetiminin yanı sıra Yukarı Karabağ’daki işgal yönetimi temsilcileri, ayrıca siyasi partiler, Erivan’daki yabancı misyon temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri katılıyor.

Öte yandan konuya ilişkin Azerbaycan basınında yer alan haberlerdeyse toplantıya Türkiye’den gazeteci ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi olarak bazı isimlerin katılacağı, ancak Ermeni yetkililerin çeşitli nedenle bu isimleri açıklamadığı ileri sürüldü.

 

Perinçek'e 'soykırım' cezasına onama

İsviçre Federal Mahkemesi, "Ermeni soykırımı"nı inkar edip, ırkçılık yaptığına karar verilen Doğu Perinçek'in mahkumiyetini onadı.

İsviçre Federal Mahkemesi, sözde "Ermeni soykırımı"nı inkar edip, ırkçılık yaptığına karar verilen İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in mahkumiyetini onayladı. Mahkemenin onama kararının ardından Perinçek'e verilen 9 bin Frank tutarındaki paraya çevrilmiş 90 günlük hapis cezası ve 3 bin Frank da para cezası olarak onaylanmış oldu. İsviçre'nin en üst yargı kurumu olan mahkeme, "Ermeni soykırımı"nın pekçok tarihçi, Avrupa Parlamentosu(AP) ve pekçok parlamento tarafından soykırım olarak kabul edildiğine işaret etti.

İNKARDAN DAVA AÇILDI

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, sözde Ermeni soykırımını "inkar" yasasını ihlal ettiği gerekçesiyle İsviçre'nin Lozan kentindeki mahkeme tarafından yargılanmış, 6 Martta başlayan duruşmalar sonunda verilen kararda, Perinçek, 90 gün hapis cezası karşılığında her günü 100 İsviçre Frangı (yaklaşık 115 YTL) olmak üzere 9 bin İsviçre Frangı para cezasına çarptırılmış ve bu ceza  iki yıl tecil edilmişti. Mahkeme, bunun dışında 3 bin İsviçre Frangı para cezasına çarptırdığı Perinçek'in, bu parayı hemen ödemediği takdirde 30 gün hapis yatmasına hükmetmiş ve 5 günlük süre tanımıştı.
Perinçek'in ayrıca 1000 İsviçre Frangını sembolik olarak bu ülkedeki Ermeni cemaatine ve 10 bin İsviçre Frangını dava açan Sarkis Şahinyan'a ödemesi istenmişti. Mahkeme masrafı olarak da Perinçek'in 5873,55 İsviçre Frangı ödemesine karar verilmişti.

Ermeni soykırımı iddialarını reddettiği için ceza alan Doğu Perinçek, bir üst mahkemeye temyiz başvurusunda bulunmuştu.

HURRIYET 19/12/2007

 

Rusya tam bir militant

"İZOLASYONLARIN ÖNEMİ DE, GEÇERLİLİĞİ DE ORTADAN KALKMAZ"... Haftalık basın brifinginde raporla ilgili konuşan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının BM Genel Sekreteri'nin raporunun yayınlandığı ilk andan itibaren izolasyonlara ilişkin tespitlerinin Güvenlik Konseyi kararında yer almayacağının bilincinde hareket ettiklerini belirterek "Ne var ki, izolasyonlarla ilgili ifadelerin kararda yer almaması, onların ne önemini ne de geçerliliğini ortadan kaldırmaktadır" dedi

"AB İÇİNDE RUSYA'NIN SESİ"... Rum-Rus-AB ilişkilerine de değinen Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğini bu kadar olumsuz bir şekilde kullanmasının herkesin dikkatini çektiğini belirterek AB üyeliğinin, AB hedefleriyle bağdaşmayacak şekilde kullanılmasına son vermenin, AB üyelerinin sorumluluğunda olduğuna dikkat çekti. Erçakıca,Balkanlardaki gelişmelerden rahatsız olan Rusya'nın Rum Yönetimi'ni "AB içindeki sesi" olarak kullandığını kaydetti

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreteri Ban Ki- Moon'un raporunda yer alan izolasyonlarla ilgili ifadelerin BM Güvenlik Konseyi kararında yer almasının engellenmesinde Rusya'nın "tam bir Rum militanı gibi" hareket ettiğini söyledi.

Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu sonucu elde edebilmek için Avrupa Birliği üyeliğini kullandığının ve Rusya'yla "AB içinde Rusya'nın sesi" olmanın karşılığında bu kararı elde ettiğinin "herkes tarafından bilinen bir sır" haline geldiğini belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingte, BM Güvenlik Konseyi'nin son Kıbrıs raporunu değerlendirdi, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Hasan Erçakıca, Rum-Rus-AB ilişkilerine değinirken, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğini bu kadar olumsuz bir şekilde kullanmasının herkesin dikkatini çektiğini belirtti, AB üyeliğinin, AB hedefleriyle bağdaşmayacak şekilde kullanılmasına son vermenin, AB üyelerinin sorumluluğunda olduğuna dikkat çekti.

"Önemi de geçerliliği de ortadan kalkmaz..."

Kıbrıs Türk tarafının BM Genel Sekreteri'nin raporunun yayınlandığı ilk andan itibaren izolasyonlara ilişkin tespitlerinin Güvenlik Konseyi kararında yer almayacağının bilincinde hareket ettiklerini belirten Erçakıca, "Ne var ki, izolasyonlarla ilgili ifadelerin kararda yer almaması, onların ne önemini ne de geçerliliğini ortadan kaldırmaktadır" dedi.

Ban Ki-Moon'un izolasyonların neden kaldırılması gerektiğini Kıbrıs Türk tarafının anlayışına çok yakın bir şekilde izah etmesinin dikkat çekici olduğunu kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:

"İzolasyonların kaldırılması gibi üzerinde önemle durduğumuz diğer bazı hususların daha BM Genel Sekreteri'nin raporunda yer alması, bizim bu konuda verdiğimiz mücadele için yeni olanaklar yarattı. Kıbrıs Türk halkı, hedefine bu mücadele sayesinde ulaşacaktır."

2008'in ilerleme için 'fırsat penceresi' görülmesi önemli kazanım

Erçakıca, Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen kararda, "geleneksel olumsuzluklar" devam ederken, kararın 3. paragrafında "gelecek yılın, kapsamlı çözüm arayışlarında sonuca götüren ilerlemeler kaydedilmesi için önemli bir fırsat penceresi olduğuna" dikkat çekilmesinin önemli bir kazanım olduğunu kaydetti.

Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:

"Kısa bir hazırlık sürecinin ardından, kapsamlı çözüm müzakerelerinin Kıbrıs sorununa 2008 yılı sonuna kadar bir çözüm bulunabilmesi hedefiyle başlatılmasına ilişkin Kıbrıs Türk tarafının önerisi bununla tam bir uyum içerisindedir ve hala masadadır."

Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının karara ilişkin yarattığı "gürültünün", yaklaşan seçimlere yönelik olduğunu belirtti.

Rusya ile ilişkiler

Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, Rusya'nın Kıbrıs sorununa bakış açısının nasıl etkileneceğinin Türk tarafı için çok önemli olduğunu ifade ederek, uluslararası ilişkilerde etkileme metodunun çıkarlara dayalı olduğunu unutmamak gerektiğini söyledi.

Balkanlardaki gelişmelerden rahatsız olan Rusya'nın Rum Yönetimi'ni "AB içindeki sesi" olarak kullandığını kaydeden Erçakıca, bölgedeki diğer güçleri de dikkate alması gereken Rusya'nın Türkiye'yle ilişkisinin, etkilemede bir zemin olarak kullanılabileceğini belirtti.

Hasan Erçakıca, Rusya'nın Kıbrıs'la ilgili tavrında zaman zaman "gel-gitler" yaşandığını, bunun da ekonomik ve siyasi ilişkilerin bir "kalıba oturmadığının" bir göstergesi olduğunu kaydetti. Erçakıca, bu dengesizliğin Kıbrıs sorununu etkilediğini söyledi.

Erçakıca, bir başka soruya yanıtında, Cumhurbaşkanlığı'nın Güney Kıbrıs'taki Rusya Büyükelçiliği'yle ilişkilerinin son zamanlarda zayıfladığını kaydetti. Bunun Rus Elçiliği'nden kaynaklandığını ifade eden Erçakıca, "Bizim ilişkilerimizi zayıflatmak gibi bir lüksümüz olamaz" dedi.

Roma temsilciliği açılması

Hasan Erçakıca, bir başka soruya verdiği yanıtta, KKTC'nin Roma'ya temsilcilik açma çalışmalarının ortaya çıkan pürüzlere rağmen sürdüğünü ve bu çalışmaların ocak ayında sonuçlanabileceğini söyledi.

Erçakıca, "İlişkilerimiz, tam anlamıyla diplomatik ilişki değil. Bu açıdan oradaki yasalar ve çeşitli zorluklardan kaynaklanan bazı engeller ortaya çıkabilir. Çalışmalar sürüyor. Neticelenmek üzere. Umarım ocak ayında sonuçlanır" dedi.

AP Yüksek Temas Grubu'nun mektubu

Hasan Erçakıca, AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu'nun Avrupa Parlamentosu'na Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonlar konusunda Türk tezini destekleyici bir mektup yolladığı yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine, böyle bir mektup yollandığı konusunda bilgi sahibi olduklarını, diplomatik kaynaklara da doğrulattıklarını, ancak ellerinde öyle bir mektup bulunmadığını söyledi.

Erçakıca, AP Yüksek Temas Grubu Başkanı Grosette'nin mektupta Kıbrıslı Türklerle ilişkileri iyileştirmeyi amaçlayan bazı önlemler önerdiğini ve AP Başkanlar Kurulu'nun da olumlu bir tavır içinde olduğu yönünde duyumlar aldıklarını belirtti.

AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu'nun faaliyetlerinin zaman zaman Kıbrıslı Türkler tarafından da eleştirildiğine işaret eden Erçakıca, son gelişmelerin, Kıbrıslı Türklerin bu gibi, çalışmalara katılmak ve temasları sürdürmekten "başka bir silahı bulunmadığının" bir göstergesi olduğunu söyledi.

KIBRIS 19/12/2007

 

KKTC'nin Roma temsilciliği açıldı

KKTC'nin Roma temsilciliği dün akşam düzenlenen törenle hizmete girdi. Açılışa Türkiye Cumhuriyeti Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal, KKTC vatandaşı İtalyan Milletvekili Maurizyo Turko, Senatör De Angelis, Eski Başbakan Yardımcısı, Roma Eyaleti eski Başkanı Santarelli, KKTC Fahri Temsilcisi Prof. Augusto Sinagra, Ulusal İttifak Partisi Üyesi Eski Bakan Marco Alemeno'nun temsilcisi Bruno Lagana, İtalyan Türk Dostluğu Birliği Eşbakanı Karmelo Massina ve diğer yetkililerin yanı sıra İtalya'da yaşayan Türk vatandaşlar katıldı.

Roma temsilciliği binasının açılış kurdelesi Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı ile İtalyan Milletvekili Maurizyo Turko tarafından kesildi. Kurdele kesiminin hemen ardından ofis binası gezildi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı, açılışta yaptığı konuşmada, ofisin açılmasının İtalya ve İtalyan halkları ile var olan ilişkileri ileriye götürmekte önemli bir adım olacağının altını çizdi.

Avcı, ofis sayesinde İtalya'daki ticaret, kültür, turizm ve eğitim alanındaki faaliyetleri geliştirebileceklerine işaret ederek, Kıbrıs Türk halkının karşı karşıya kaldığı izolasyonların ortadan kaldırılması konusunda İtalyan hükümetine de çağrıda bulundu.

Bakan Avcı konuşmasında, Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklerin diğer ülkelerde ve uluslararası organizasyonlarda temsiliyetini dahi ortadan kaldırmak için elinden geleni yaptığına işaret ederek, ofisin açılmasının Kıbrıslı Türklerin sesinin duyurulmasında önemli bir adım olacağına inandığını söyledi.

Avcı, açılıştaki konuşmasında törene katılanlara KKTC'nin diğer ülkelerdeki temsilcilikleri hakkında da bilgiler vererek, Kıbrıs Türklerine 45 yıldır adaletsiz bir şekilde uygulanan izolasyonların ortadan kalkmasının Kıbrıs'ta varılacak olan bir anlaşmaya yardımcı olacağına işaret etti.

İtalyan milletvekili Maurizyo Turko da yaptığı kısa konuşmada, KKTC için önemli bir adımın atıldığına işaret ederek, Kıbrıs Türk halkının yanında olmaya devam edeceklerini, mücadelenin, kazanmak için süreceğini vurguladı.

Açılış töreninde daha sonra Roma Temsilciliği için hazırlanan anı defteri, katılımcılar tarafından dolduruldu. Anı defterine ilk yazıyı yazan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı, şu ifadeleri kullandı:

"KKTC'nin Roma Temsilciliği'nin açılışını yapmaktan gurur ve kıvanç duymaktayım. Kıbrıs Türk halkının özveri ve emeğiyle kurulan devletimizin İtalya'da temsiliyetinin sağlanması ileriye doğru atılan çok önemli bir adımdır. Bu adım, yıllardır en temel insan hakları çiğnenen Kıbrıs Türk halkının dünya ile bütünleşme ve uluslararası camia içerisinde hak ettiği yeri alma mücadelesinin simgelemektedir. Azimli Kıbrıs Türk halkının bu onurlu mücadelesinde başarıya ulaşacağına inancım tamdır. Hepimiz için özel anlam taşıyan bu günde, Roma'daki KKTC Temsilciliği'nin açılışı için destek veren ve emeği geçen herkese en içten teşekkürlerimi sunarım."

Roma Temsilciliği'nin açılışında İtalya'da yaşayan genç Türk müzisyenlerin oluşturduğu müzik grubu Kıbrıs'a özgü türküler seslendirdi.

Roma'nın en hareketli meydanlarından olan Cumhuriyet Meydanı yanında hizmete giren KKTC Roma Temsilciliği'nin, dış duvarında "TRNC" tabelasını barındırıyor.

İçerisinde KKTC'yi anlatan resim ve tablolarla döşenen odalarda KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da tabloları bulunuyor.

Roma temsilciliğinin açılması nedeniyle düzenlenen törenin hemen ardından Boscolo Otel'de katılımcılar onuruna bir kokteyl düzenlendi.

KIBRIS 19/12/2007

 

 

AB, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesinde kararlı

Özdil Nami, Portekiz Başkanlığı yetkililerinin, başkanlığın tüm enerjisini AB'nin geleceği ile konulara ayırmak zorunda kaldığını ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün gündeme gelmemiş olmasının yanlış anlaşılmaması gerektiğini ifade ettiklerini söyledi. Nami'ye göre AB, Kıbrıslı Türklere verilen tüm sözlerin tutulmasında kararlı

Anıl IŞIK

AB Dönem Başkanı Portekiz'in daveti üzerine Brüksel'de temaslarda bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e, eşlik eden Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami, AB Dönem Başkanı Portekiz'in üst düzey yetkilileri bir araya gelerek, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü ele aldı.

Nami, dün öğleden sonra Brüksel'deki Portekiz Daimi Temsilciliği'nde AB Dönem Başkanı Portekiz'in Lizbon'daki Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilileri ve Brüksel daimi temsilcileri ile görüştü. Görüşmede Özdil Nami'ye, AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin, Cumhurbaşkanlığı yetkilisi Armağan Candan eşlik etti.

Görüşme sonrasında KIBRIS'a özel demeç veren Özdil Nami, Portekiz Başkanlığı üst düzey yetkilileri ile yaptığı görüşmeyi "olumlu" olarak nitelendirerek, görüşmenin ana gündem maddesini Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün oluşturduğunu söyledi.

Nami, görüşmede AB Dönem Başkanı Portekiz'in, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Konsey tarafından kendilerine verilen bir görev olduğunu, ancak kendi dönemlerinde AB'nin geleceği ile ilgili başka gündem maddelerinin (Lizbon Anlaşması ve Afrika Zirvesi gibi) yarattığı yoğunluk gerekçesiyle tüzükle ilgili görüşmeleri hayata geçiremediklerini ve bundan büyük üzüntü duyduklarını ifade ettiklerini anlattı.

Nami, Portekiz Başkanlığı yetkilileri, tüm enerjilerini bu konulara ayırmak zorunda kaldıklarını ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün gündeme gelmemiş olmasının yanlış anlaşılmaması gerektiğini ifade ettiklerini belirterek, Kıbrıslı Türklere verilen tüm sözlerin tutulmasına ve özellikle de Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne önem vermeye devam ettiklerini söylediklerini kaydetti.

Özdil Nami, Portekiz Başkanlığı'nın bunun bir işareti olarak dönem başkanlıklarıyla ilgili hazırladıkları raporda Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne atıfta bulunduklarını ve konunun bir sonraki dönem başkanlığını üstlenecek Slovenya'ya devredildiğinin açıkça ifade edildiğini belirtiklerini de söyledi.

Nami, "bize verilen mesaj; Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hem Konsey'in hem de Komisyon'un gündeminde olduğudur ki bu da Rum tarafının bu konuda çıkarttığı engellerin aşılması için çabaların sürdürüleceği anlamını taşımaktadır. Bu kararlılık bizim için önemlidir" diye konuştu.

Rum tarafının konuyla ilgili tutumu hakkında bir soruya yanıt veren Nami şöyle konuştu:

"Rum tarafının Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusundaki tavrını net bir şekilde ortaya koyduğu, ancak anladığımız kadarıyla, Rum tarafının bu tutumunun haklı gerekçelere dayanıldığı düşünülmüyor. Eğer öyle olsaydı Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geri çekilmesi için üye ülkelerden komisyona baskı giderdi. Tam tersine şu an AB Dönem Başkanı Portekiz'in hazırladığı raporda bu konuya atıfta bulunulmaktadır ki bu Rum tarafına verilen diplomatik bir cevaptır. Rum tarafına 'tüm baskılarınıza rağmen biz bu konuyu ilerletmekte kararlıyız, görevimiz devam ediyor" mesajı veriliyor."

Özdil Nami, AB Dönem Başkanlığı'nın davetinin kendileri için önemli olduğunu belirterek, "Portekiz Başkanlığı'nın çalışmalarını bizimle paylaştılar ve Kıbrıslı Türklerin sözlerinin arkasında olduklarını açıkça ortaya koydular. Bunlar bizim için önemli" diye konuştu.

Nami, AB Dönem Başkanı Portekiz'in üst düzey yetkilileri ile yaptıkları görüşmede ayrıca Mali Yardım Tüzüğü ve Yeşil Hat Tüzüğü'nün genişletilmesi gibi konuları da ele aldıklarını belirterek, Portekiz'in bu konularda ilerleme sağlanması için her türlü desteği vermeye hazır olduklarını öğrendiklerini kaydetti.

Rehn-Soyer görüşmesi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile yapması beklenen dünkü görüşmesinin Rum tarafının engelleri sonucu ertelendiği yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine Nami, AB yetkililerinin görüşmenin gerçekleşmemiş olmasıyla ilgili kendilerine bir gerekçe sunulduğunu ve bu gerekçenin de Kosova konusunda ortaya çıkan yeni durumlar olduğunu belirtti.

Nami, "Biz bize söylenen nedene inanmak durumundayız. Bugün (dün) gerçekleşemeyen toplantının ileriki bir tarihte geçekleşmesi için karışıklı temaslarda bulunmak istediğimizi ifade ettik ve bu da kabul gördü. Rehn ve Başbakana uyan bir zamanda toplantının yapılması için girişimler yapılmaktadır. Konuyu olduğu boyutun dışına taşımak gereksizdir. Ancak bu konuda toplantılarda gündeme gelmiştir" diye konuştu.

"AB'de iyi niyet ve kararlılık var"

Slovenya'nın dönem başkanlığı sırasında Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda somut bir adım atılması konusundaki beklentisinin sorulması üzerine Nami, geçen hafta Brüksel'de Ocak ayında AB Dönem Başkanlığını üstlenecek Slovenya'nın Brüksel Daimi Temsilcisi ile bir görüşme yaptıklarına işaret ederek, Slovenya'nın bu konuda elinden gelen çabayı ortaya koyacağını ifade ettiğini açıkladı.

Özdil Nami, "buradaki temaslarımızda Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve genel anlamda izolasyonlara son verilmesi konusundaki kararının hayata geçirilmesinde AB'de bir iyi niyet ve kararlılık görüyorum. Kıbrıslı Rumların AB'nin bize yönelik açılımlarda sürekli olarak çıkarttıkları engeller konusunda bir bıkkınlık söz konusu olduğu ortada. Dolayısıyla biraz sabırlı olmamız ve AB ile ilişkilerimizi geliştirmemiz gerekiyor."

Brüksel'de yoğun temaslar

Brüksel'de yaptıkları temasları çerçevesinde Komisyon ve ayrıca AP yetkilileri ile birçok toplantı yaptıklarını da anlatan Nami, AP Başkanı Hans-Gert Pöttering'in kabinesinden yetkililerle görüşerek, Kıbrıslı Türklerin temsiliyet konusunu ele aldıklarını ve bu konuda somut açılımlar beklediklerini dile getirdiklerini kaydetti.

Nami, "AB tüm organları ile temaslarımızı ve çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Rum tarafındaki seçimlerden önce somut adım atılmasında tüm taraflarda bir çekimserlik var. Ancak Rum tarafındaki seçimlerden sonra AB'nin açılımlarının hızlanacağı ve Kıbrıs sorununun BM zeminindeki çözüm sürecini de destekleyeceklerini görülüyor" diye konuşmasına devam etti.

Nami, Komisyon yetkilileri ile teknik konularda önemli görüşmeler de gerçekleştirdiklerini belirterek, mevcut tüzüklerin kapsamlarının geliştirilmesi yanında Kuzey Kıbrıs'ın AB normlarına ve yasalarına uygun gelişmesi için sağlanması gereken teknik yardımlara kadar birçok teknik konuda mutabık kaldıklarını söyledi.

Nami gelecek yıl bu konuda birçok çalışmanın hayata geçeceğini ve AB'nin de bu konularda her türlü yardımı sunmaya hazır olduğunu belirterek, "böylelikle AB ile karşılıklı işbirliğimizin güçlendiği yeni bir döneme giriyoruz. AB normlarına uygun gelişimimiz ve ekonomik seviyemizin iyileşmesi bizi çözüme daha hazır bir noktaya getirecektir. Bunların gelişmesi BM himayesi altında çözüm bulma çabalarını olumlu etkileyecektir" diye konuştu.

Nami, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Kıbrıs'la ilgili son raporunda izolasyonların kaldırılması ve bu yöndeki çalışmaların tanınma anlamına gelmeyeceği ifadesinin Brüksel'deki tüm yetkililer tarafından paylaşıldığını gördüklerini ve bundan memnuniyet duyduğunu ifade etti.

KIBRIS 19/12/2007

 

Direkt Ticaret Tüzüğü açıklığa kavuşturulmalı

Hasan ÖKSÜZ (TAK)

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Brüksel temaslarına ilişkin değerlendirmesinde, "AB'nin Rum şantaja ve Kıbrıs Türkü'nün rehin tutulmasına ne kadar daha tahammül edeceğini" sorarak, Direkt Ticaret Tüzüğü ile ilgili konunun AB tarafından açıklığa kavuşturulmasını istediklerini söyledi.

Başbakan Soyer, görüşmelerinden sonra temaslarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Başbakan, Brüksel temaslarında görüştüğü AB ve AP yetkililerine, artık AB'nin Direkt Ticaret Tüzüğü'yle ilgili tutumuna açıklık getirmesini istediklerini aktardığını belirterek, eğer tüzük Rum engellemeleri yüzünden hayata geçmiyorsa, AB'nin, "Bunu bu yüzden başaramıyoruz, Rumların bu pozisyonuna boyun eğdik" demesini istedi. Soyer, "Meseleyi sürüncemede bırakmaya gerek yok" dedi.

AB'ye uyum için kendilerine verilen AB müktesebatı çerçevesindeki 12 başlığı ekiplerinin görüşmeye hazır olduğunu belirten Soyer, ancak Kıbrıs Türkü'nün her şeyi net olarak bilmek durumunda olduğunu ifade ederek, "AB; Rum şantajına boyun eğecekse kendi ilkelerini sürdürme yeteneğini sorgulamalı" dedi.

Başbakan, dünkü görüşmelerinin ardından yaptığı açıklamada, AB yetkilileriyle temaslarında, Kıbrıs Türk halkının AB ilkelerine bağlı olduğunu ve AB içerisinde demokratik kimliğiyle yer almayı hedeflediğini vurguladıklarını belirterek, ancak bugünün koşullarında AB ilkelerindeki meşruiyete aykırı bir durum bulunduğunu söyledi.

AB Kıbrıs Türklerinin rehin tutulmasına

ne kadar tahammül edecek?

Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olduğunu ve Rumların bunu "bir koşul, bir şantaj unsuru" olarak kullandıklarına dikkat çeken Başbakan, "AB'nin bu şantaja ve Kıbrıs Türklerinin rehin tutulmasına ne kadar daha tahammül edeceğini" sordu. "AB kendi kavramlarını hayata geçiremeyecek bir konumdaysa bunu gizlemeye gerek yoktur" diyen Başbakan Soyer, bu mesajı her görüşmesinde AB yetkililerinin dikkatine getirdiğini söyledi.

AB'nin Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "bölücü" ilan ettiği Annan Planı'nı desteklediğini anımsatan Soyer, Rum liderin, "Annan Planı'nda etnik farklılıklara dayanarak oy kullanma hakkının bulunduğunu ve bunun bölücü olduğunu" savunduğunu, görüştükleri tüm AB yetkililerine 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, iki toplumlu fonksiyonel federatif ilkeler temelinde yapılan ayrı seçimlerle demokratik organlarını oluşturdukları bir cumhuriyet olduğunu anlattıklarını söyledi.

Papadopulos'un darbeci

anlayışını mı destekliyorlar?

Papadopulos'un bugün gasp ettiği "Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanlığı" makamının 1960 anlaşmasına göre Kıbrıs Rum halkının oylarıyla belirlendiğini AB yetkililerine anlattıklarını kaydeden Soyer, Papadopulos'un, söylemleriyle, "1963'te Kıbrıs Cumhuriyeti'nin darbeyle işgalini sağlayan ve cumhuriyet anayasasını buzlukta tutan eski hâkimiyetçi anlayışın temsilcisi" olduğunu belirtti. Bu mantıkla federal çözüm üretilemeyeceğini söyleyen Soyer, "AB şimdi 1963'te darbeyi yaparak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni gasp eden ve onun iki toplumlu karakterini değiştiren ve Elen karakterli yapıya döndüren bu darbeci anlayışı mı desteklemektedir" dedi.

Rehn'in ekibinin tutumu

son derece olumlu

Soyer, önceki gün, AB'nin Genişleme'den Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in ekibiyle yaptıkları görüşmede, "Rehn ve ekibinin, Maraş konusunu Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırdıkları ve onu bütünlüklü çözümün parçası olarak tanımlayan tavırlarının önemli olduğunu, ayrıca, Mali Yardım Tüzüğü'nün hayata geçmesi ve Kuzey'de AB ofisinin açılması sürecinde gösterdikleri dirayetin, Girne, Gazimağusa ve Gemikonağı limanlarının uluslararası hukuka göre kapalı olmadığı yönündeki duruşlarının son derece olumlu olduğunu" belirttiğini kaydetti.

AB yetkililerine, Kıbrıs Türk halkını AB'ye hazırlamak için kendileriyle yakın çalışma içinde olmaları gerektiğini söylediğini de anlatan Soyer, AB müktesebatına uyum süreci için AB yetkilileri tarafından kendilerine iletilen başlıklar altındaki sürecin ele alınmasına hazır olduklarını söyledi.

Soyer, bunu ilerletmek istediklerini AB yetkililerine anlattıklarını ifade ederek, hiç bir ülkenin AB adaylığı sürecinde tek başına hazırlanmadığını, AB uzmanlarının AB uyum sürecinde devreye girdiklerini, bu çerçevede AB uzmanlarının desteğine ihtiyaç bulunduğunu, Kuzey'in her yönden AB'ye hazırlanmasının sadece üyelik açısından değil siyasi eşitlik temelinde bir çözüme de katkı yapacağını vurguladıklarını söyledi.

Rehn, görüşmesinin

ertelenmesi sürpriz olmadı

Olli Rehn'in ekibiyle önceki gün yaptığı görüşmenin son bölümünde, Kosova konusunda ortaya çıkan yeni durumlar nedeniyle, Rehn ile yapacakları görüşmenin ertelendiğine dair haber geldiğini söyleyen Başbakan, "Üzücü bir gelişmeydi ama benim için sürpriz olmadığını belirtmek isterim... Önümüzdeki günlerde bu konuya ilişkin temaslar sürecek" dedi.

Başbakan, Kıbrıs Türk halkının artık her şeyi bilecek durumda olduğunu, AB müktesebatına uyum konularını görüşmeye hazır olduklarını, ancak AB; "kendi hukuksal durumunu öne sürerek" Rum şantajlarına boyun eğmeyi sürdürecekse, Kopenhag, Maastricht kriterleri ile Lizbon anlaşması gibi siyasi ve demokratik ilkeleri bütünlüklü olarak sürdürme yeteneğini sorgulamak durumunda kalacağını kaydetti.

Rum-Rus işbirliği dikkate getirildi

Soyer, görüştüğü AB yetkililerine, BM Genel Sekreteri'nin izolasyonların kaldırılmasını vurgulayan son Kıbrıs raporunun Güvenlik Konseyi'nde onaylanması sırasında, izolasyonlara ilişkin bölümünün çıkarılması için yapılan Rum ve Rus işbirliğini anlattığını, Rumların, AB ile Kosova konusunda çelişkisi bulunan Rusya'dan, Kosova konusunda AB içinde takınacağı blokaj tavrını dikkate getirerek "imdat istediğini" kaydetti. Soyer, böylece Rusya'nın Güvenlik Konseyi'nde veto tehdidiyle izolasyon bölümünü karardan çıkarttırdığını AB yetkililerine de aktardığını söyledi. Soyer şöyle dedi:

"Amaca ulaşmak için her şeyi mubah sayan bir ilkesizlik AB kuralıysa ve AB buna ses çıkarmayacaksa, o zaman bu noktada kendi ilkeselliğini tartışmada tutacak. Kıbrıs Rumları 'izolasyon yoktur, bu tali bir sorundur' diyor. Bu nasıl tali bir sorundur ki Kıbrıs Rum tarafı BM Genel Sekreteri'nin raporunun onaylanmaması için uluslar arası siyaset sahnesinin tüm tehlikeli oyunlarını oynuyor ve AB siyasetini bloke etmeye çalışıyor."

İzolasyonların kaldırılması

Rumların masaya oturması için elzem

AB yetkililerine, izolasyonların kaldırılmasının Rumları masaya oturtmak için ne kadar elzem olduğunu anlattığını belirten Soyer, tüm AB ve Avrupa Parlamentosu yetkililerine, 2008'deki Rum seçimlerinden sonra görüşme yılı olacağı ümitlerini anımsatarak iki temel beklentiyi dile getirdiğini belirtti.

Soyer bunlardan birincisinin görüşme sürecinin bir an önce başlamasının desteklenmesi ve görüşme süreci başlarken de AB'nin vurgu yaparak "Bugünkü statüko sürdürülemez" demesi; ikincisinin ise görüşme süreci için makul bir takvimin olması ve iki lider görüşürken Uzlaşma Kurulu veya hakemlik gibi BM müesseselerine başvurulması olduğunu kaydetti.

Rum'un topu tüfeği,

Türk'ün sevgi dolu yüreği

Soyer, "bir tarafta AB üyesi olarak Rum tarafının, topu da, tüfeği de, bıçağı da, copu da, kalemi de olduğunu, diğer tarafta oturan Kıbrıs Türk tarafının ise sadece çıplak elleri, sevgi dolu yüreği, AB ilkeleri ve dünya barışına inanmış düşünceleri olduğunu" kaydetti.

Soyer, bu durumun çözümün sadece iki tarafça hayata geçirilmesinin mümkün olmadığını gösterdiğini, görüşmeler başlarken AB'nin mutlaka adadaki statükonun sürdürülemeyeceğini vurgulaması ve BM ile uluslar arası camianın başarı için takvim ve uzlaştırma kurulu ile hakemlik müessesi ihtiyacını ortaya koymaları gerektiğini yineledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yıllarca sürmüş Kıbrıs sorununun çözüm sürecini hızlandıran unsurun AB üyeliğinin çekim gücü olduğunu, ancak "Annan Planı'na bağlı olduğunu" mektupla Genel Sekreter'e bildiren Papadopulos'un, üyelikten sonra tavrını değiştirdiğini vurguladı.

Soyer şunları söyledi:

Rehn, Verhaugen'in gösterdiği

kararlılığı göstermeli

"Olli Rehn dâhil tüm AB yetkililerine şu mesajı vermek istiyorum: Lütfen Konsey ve Komisyon'un kapalı kapıları ardında Kıbrıs Türkü'nün şantaj, pazarlık ve tehdit unsuru olarak kullanılmasına izin vermeyin. Çünkü buna tahammülümüz kalmadı. Rehn'in, demokratik kimliği ve etkin şahsiyetiyle, Günter Verheugen'in gösterdiği kararlılığı göstereceğine inanmak istiyorum. Kıbrıs Türkü'yle ilgili pazarlık ve şantaj noktalarında sahip olduğu demokratik ilkeler temelinde 'Artık yeter!' demesini bekliyoruz."

Soyer, adanın birleşmesiyle Doğu Akdeniz'i bir Avrupa ortak alanı haline getirmek ve Kıbrıslı Rumlarla siyasi eşitlik temelinde Kıbrıs'ı huzur adası haline dönüştürmek, AB içinde yer alarak bölgeye barış ve istikrar gelmesini sağlamak istediklerini kaydetti.

KIBRIS 19/12/2007

 

Denktaş: Sine-i millete gitme konusunda kesin karar için ocak ayını bekliyoruz

Özgürlük Reform Partisi'nin kuruluşu ve Cumhuriyetçi Türk Partisi ile koalisyona girmesiyle yaklaşık bir yıldan beri meclis çalışmalarını boykot eden Demokrat Parti (DP), milletvekillerinin Meclis'ten istifa edip etmeyeceğine ilişkin kesin kararını ocak ayında vereceğini açıkladı. Partisinin devlet katkısından yararlanması için ocak ayını bekleyeceklerini bildiren Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, bu konuda Parti Meclisi kararı olduğunu ve milletvekilleri arasında görüş ayrılığı olmadığını da söyledi.

Denktaş, dün düzenlediği basın toplantısında, siyasi iradeye yapılan müdahalelere karşı başlattıkları mücadeleye sivil toplum örgütlerini "yurtsever sivil kanat" olarak destek vermeye de çağırdı.

Denktaş, Parti Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu ve Mehmetcik Belediye Başkanı Beyazıt Adalıer'le birlikte düzenlediği, bazı partili milletvekili ve belediye başkanlarının da izleyici olarak yer aldığı basın toplantısında, "siyasi irade özgürlüğünü" kırmızı çizgi olarak niteledi ve bu yolda halktan da büyük destek gördüklerini anlattı.

Her gün değişik oyunlar deneniyor

Serdar Denktaş, "insanlar üzerinde her gün değişik oyunların denendiğini, partizanlığın hat safhaya ulaştığını, günlük hayatın her aşamasında yolsuzluk ve beceriksizliğin açık biçimde yaşandığını, ekonomik sektörlerin tümünün tam anlamıyla çöktüğünü, sanayi ile ticaretin iflas ettiğini" savundu. Tüm bunlara rağmen CTP hükümetinin hala rakamlar arkasına saklanarak zaman kaybettiğini öne süren Denktaş, "turizmde 2012 yılına kadar olan dönemin kayıp dönem olmasının sağlandığını, eğitimde gelmiş geçmiş en büyük kaosun yaşandığını, sağlığın ise Allah'a havale edildiğini" kaydetti.

Denktaş, "Tüm bu olumsuzlukların kaynağı meclis değil hükümetin uygulamalarıdır" dedi.

İnsanların onuru ayaklar altında

KKTC tarihinde insanların onurunun bu kadar ayaklar altına alındığı başka bir dönem yaşanmadığını da savunan Denktaş, "bazı siyasilerin kendini satılık emtia olarak ortaya atmasıyla başlayan sürecin vatandaşları tamamen umutsuzluğa ittiğini" iddia etti.

Son zamanlarda kurulan partilere de eleştiri yönelten Denktaş, kurulan her partinin maddi desteğinin hazır olduğu imajının, "oyların satın alınabileceği" mesajı içerdiğini, bunun da halka saygısızlık odluğunu söyledi.

Denktaş, isim vermeden, "Bu kişilerin halka verebilecek hiç bir şeyleri olamazdı ve aradan geçen zaman içerisinde tehdit, şantaj ile koltuk koruma ve koltuk vasıtasıyla cep doldurma dışında bir işe yaramayacaklarını göstermiş oldular" ifadelerini kullandı.

Denktaş, CTP'yi de, "inanılmaz bir kabul içerisinde bu çirkinlikler denizini seyretmekle" suçladı.

Show değil hizmet için politika

DP'nin politikayı "show" için değil "hizmet" için kullanma gayesi güttüğünü ve her dönemde Kıbrıs Türk halkını koruyup kolladıklarını söyleyen Denktaş, şunları kaydetti:

"Bugün geldiğimiz noktada başımızı dik tutuğumuz için bizi saf dışı bırakmak isteyenlere rağmen TC devletine olan saygımızdan ve Türkiye insanına sevgimizden bir şey kaybetmemişsek, bunun tek sebebi yıllardan beri güttüğümüz politikanın sahteliğe, yalana, yalakalığa bulaşmamış olmasıdır...

Halk bir gün başka söyleyip, ertesi gün başka yapanlara dur dediği gün, doğrunun yalanı, sessiz çoğunluğun rezil azınlığı yendiği, dürüst insanların cesaretlendiği gün zafer olacak..."

Hükümet nereye gitmek

istediğine karar veremiyor

Hükümeti de "nereye gitmek istediğine bir türlü karar verememekle" suçlayan Denktaş, "CTP ortaya çıkıp 'biz bu ülkeyi sosyalist düzenle yöneteceğiz' dese ve bunun gereklerini yerine getirmeye çalışsa kendilerine saygı duyacağız. İşte o zaman muhalefet partisi olarak neyi eleştirmeye başlayacağımızı da bileceğiz. Ancak bugün CTP'nin uygulamakta olduğu 'politikasızlık' içinde inanın ne zaman neyi eleştireceğimizi bile şaşırmış durumdayız" dedi.

Atacağımız adım ocakta belli olacak

DP genel Başkanı Denktaş, bir soru üzerine, parti milletvekillerinin Meclis'ten istifa edip etmeyeceğine ilişkin kesin kararın ocak ayında belli olacağını açıkladı.

Meclis'te partilerin uzlaşmasıyla oluşan komitelerin çalışmalarına bütçe görüşmeleri nedeniyle ara verildiğine dikkat çeken Denktaş, "Bir ya da iki toplantı daha yapıldıktan sonra sonuca ulaşılacaktır. Ocak ayında DP artık kendi kararını vererek yoluna devam edecek. Bayram içerisinde halkla temaslar devam edecek ve eylemler de bayramdan sonra değişik seviyelerde başlayacak" dedi.

Sine-i millete gitme konusunda

milletvekilleri hemfikir

Denktaş, "sine-i millete (milletvekilliğinden istifa) gitme konusunda parti milletvekilleri arasında fikir birliği olup olmadığının" sorulması üzerine de şunları söyledi:

"Parti meclisinin bir kararı vardır ve bütün milletvekillerimiz de bu konuda benden daha hevesli olarak ortaya çıkmıştır. Açıkcası milletvekillerimiz bu kararı bana empoze etti. Arkasından da parti meclisi böyle bir karar aldı. O gün geldiği zaman bunu değerlendireceğiz. O güne kadar gerekli her türlü tartışma kendi içimizde olacaktır. Unutulmaması gereken, bugün yeni yeni partiler kuruluyor. Arkasında milyon milyon dolarlar var diye de konuşuluyor. Kim niye bir partiye ya da bir kişiye bu kadar para emanet eder, bu basın tarafından iyice düşünülüp irdelenmeli. 15 yıllık partiyiz, bizim arkamızda hiç böyle bir para olmadı. Dolayısıyla istifayla oluşacak ekonomik sıkıntının nasıl aşılacağı da gündem maddelerimizden biridir. Bu konuda yapılan bir de çalışmamız vardır. Elbette partinin bütün örgütleriyle, binalarıyla devam etmesi zorunludur. Aylık masrafımız 30 milyar civarında bir paradır. Bu rakam çoğunlukla devletten aldığımız milletvekili katkılarıyla karşılanmaktadır. Bunların yerini nasıl dolduracağımızı düşünmemiz gerekiyor. Niye ocak ayını bekliyoruz. Hiç kimse spekülatif bir şey yapmasın. Açıktır, yılın başında devletten alacağımız hakkımız olan bir rakam vardır, onu bekliyoruz. Buna ihtiyacımız vardır. Kimseden rüşvet almadık. Kimseye 'bize para verin karşımızdaki rakiple mücadele edelim, sonra iktidara gelince size şunu bunu veririz' önerisinde bulunmadık. Dürüst davrandık, dürüst davranmanın bir sıkıntısı varsa bunu çekmeye hazırız ama planlamamızı da yapmamız lazım".

KIBRIS 19/12/2007

 

Cyprus hands S300s to Greece in arms swap
By Jean Christou

THE CONTROVERSIAL Russian S300 missiles, which caused a crisis for the government of Glafcos Clerides nearly a decade ago, have been given to Greece permanently under an agreement signed yesterday.

The missiles, stored in Crete for safekeeping in the wake of the December 1998 crisis, were swapped yesterday for two other systems, the TOR M1 and SUZANA.

Greece will now keep the surface-to-air defensive S300s under the deal signed by the Defence Minister Christodoulos Pashiardes, and his Greek counterpart Evangelos Meimarakis in Nicosia.

Pashiardes told reporters after signing the agreement that Cyprus was transferring ownership of the S300s to Greece in return for ownership of the two other missile systems.

“The agreement settles permanently an issue which has been pending for many years,” Pashiardes said.

Meimarakis said it was an important agreement in that it resolves a long standing issue which had troubled Athens and Nicosia for many years.

“The agreement reached today, with all interested parties, settles a pending issue and integrates the weaponry systems into our defences,” he said, adding that the systems were used to safeguard stability and peace in the broader region.

Asked if the S300 missiles would remain in Crete and if they were compatible Greece other weapons systems, the Greek Minister said they would be absorbed into the current structure, upgraded and used to help keep peace and stability in the region.

The missiles were moved to Crete after huge international pressure on Clerides that resulted in then coalition partner EDEK withdrawing from the government. Current EDEK leader Yiannkis Omirou was then Defence Minister.

Greece joined in the pressure and finally persuaded Clerides not to bring the S300s to Cyprus. Clerides, in his latest book launched yesterday, devotes a chapter to the missiles issue.

He said during a meeting in Greece with then Prime Minster Costas Simitis and his cabinet, he was told of the reasons why Greece was opposed to the deployment. It included pressure on Athens by foreign diplomats. The wisest decision Athens told Clerides was to send the missiles to Crete.

However the former President said the S300s were part of the Joint Defence Dogma with Greece. He said it was decided in 1993 that missiles with a range larger than those already in Cyprus should be acquired to create airfields with refuelling depos similar to those used by NATO, the creation of an navy base and the reinforcement of the national guard with armoured battle tanks APCs and mobile surface-to-air missiles.

“When we decided to create the missile umbrella we asked Greece to send experts to Cyprus to assess the situation before taking any decision on the system to be acquired. Greece sent two missile expert officers who concludes the S300 should be acquired,” Clerides said in his book.

He also described the whole missile saga as a ‘fuss’ not a crisis.

“Some describe it as a mistake and argue that a crisis could have been triggered. They overlooked the fact that while the case was pending, during this time we built the Andreas Papandreou air base in Paphos.”
CYPRUS MAIL 19/12/07

Cyprus wins naming rights for local loukoumi in EU
By Jean Christou

CYPRUS HAS won a sweet victory over Turkey with the official recognition of Turkish Delight as ‘Loukoumi Yeroskipou’, the Agriculture Ministry announced yesterday.

The Ministry said Loukoumi Yeroskipou was registered with the EU’s Protected Designation of Origin (PDO) and with the Protected Geographical Indication (PGI). The move became official on December 15 when published in the EU Official Gazette.

The PGI decision came in October. The PGI means that although other manufacturers – here or abroad – may still include the appellation, this must be accompanied by the geographical location, for example, “Loukoumi made in Syros.”

Only the Yeroskipou producers are allowed to use the word ‘Loukoumi’ on its own, and no one else can slap the word ‘Yeroskipou’ or any derivative of the word on their product.

“As no objections were lodged by other member states or third countries, it was possible to have the name registered at Community level,” the Ministry’s statement said.

Turkey, which calls its sweet “lokum” did try to challenge the trademark attempt by Cyprus but attempts failed as it's not yet an EU country although it will be able to apply for its own ‘lokum’ trademark in due course. Meanwhile Turkey’s sales of the sweets should not be affected.
The main issue for Turkey appears to be due to national pride, and the fact that it was Greek Cypriots making the claim.

The Times quoted Adnan Ozdogru, who runs a lokum company in the southern Turkish city of Adana, as saying “Turkish lokum has been known as Turkish delight in the world market for years. The Greek Cypriots don't know anything about how lokum is made.”

Aphrodite Delights, the Yeroskipou business producing the delicacy, filed their application for a PGI back in 2004. The business was started in 1895 by one Sophocles Athanasiou, and was passed down from one generation to the next within the family.

Throughout, the village of Yeroskipou has become virtually synonymous with loukoumi, with both mentioned in the same sentence in bibliographies and tourist brochures.

And the sweet made such an impression on the Greek writer Nikos Kazantzakis that he waxed lyrical about it in his 1926 book Travels.

Loukoumi is a confection made from starch and sugar. It’s often flavoured with rosewater and lemon, the former giving it a characteristic pale pink colour. It has a soft, jelly-like and sometimes sticky consistency, and is often packaged and eaten in small cubes that are dusted with sugar or copra to prevent sticking.

Some types contain small nut pieces, usually pistachio, hazelnut or walnuts. Other common types include flavours such as cinnamon or mint.

CYPRUS MAIL 19/12/07

Australia’s Greek and Turkish Cypriot communities lay four friends to rest

MELBOURNE’s Greek and Turkish Cypriot communities yesterday united in grief for the funeral of two of four young men killed in a high-speed car crash last week.
The two communities came together for the second time for the combined funeral of 17-year-olds Peter Stavrou and best friend George Loizou at the Greek Orthodox Church in Keilor East.

Yesterday, mourners said goodbye to 18-year-olds Hasan Burke and Salih Niyazi at an Islamic service.

The four teenagers died in a horrific car crash on the West Gate Freeway last Sunday as they were returning from a memorial service for a friend who drowned.

According to local press reports, the car in which they were travelling was involved in a 160 km/h race with another vehicle. It clipped a barrier and skidded across four lanes before smashing rear-end first into a tree and bursting into flames.

Australia’s The Age newspaper reported that mourners, many of them school friends of the dead boys, packed the Panayia Soumela church with hundreds overflowing into the forecourt.

After the service, two white coffins, adorned with wreaths, were carried shoulder-high from the church into two waiting hearses, with a third hearse filled with flowers.

Former Victorian federal politician Andrew Theophanous said the youths had shown Greeks and Turks of Cypriot background can be friends.

He also expressed the hope that the people of Cyprus took notice of how well the quartet got along, despite their different ethnic backgrounds.

“I believe that from this tragedy is coming a very important message,” Theophanous told reporters.

“Greek and Turkish people can live together and solve the Cyprus crisis. Let the spirit of these four kids go forth and send a message from Australia about solving the issue.”

The mayor of the local council said the community had been devastated by the loss.
“It's shocked quite a few people, not just in Melbourne, but in the state of Victoria,” he said.

“Four kids, dear friends, who had a lot in common – I hope the community takes note of this.”

CYPRUS MAIL 19/12/07

 

Leaders across political spectrum pay tribute to Clerides at book launch
By Jean Christou

PRESIDENTIAL election candidates last night put their rivalry aside to jointly pay tribute to former president Glafcos Clerides at the launch of his latest book Documenting an Era.

With incumbent President Tassos Papadopoulos on his right and AKEL candidate Demetris on his left, Clerides, 88, laughed and joked with everyone who came to pay their respects, and received two standing ovations during the launch in Nicosia.

These included third candidate, DISY’s Ioannis Kasoulides, former President George Vassiliou, Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis, Attorney-general Petros Clerides, party leaders and other top figures.

Clerides’ book documents his two terms in office, covering the era 1993-2003 when he lost the election to Papadopoulos. It takes in efforts to solve the Cyprus problem during that period plus other aspects of Clerides’ presidency.

During his address, Clerides said he did not write the book as a testament to his presidency but as a means to lay out the difficulties faced in trying to solve the Cyprus issue. It includes letters and other correspondence between Clerdies and then Turkish Cypriot leader Rauf Denktash, various UN Secretary Generals and Cyprus envoy Alvaro de Soto.

A the end of the 549-page tome, Clerides sets out the dangers that lie ahead for Cyprus without a solution and even with a solution.

“We must understand that unfortunately that any solution will legitimise part of the results of the invasion,” he said.

“Instead of an illegal Turkish occupation there will be a legal occupation by a Turkish Cypriot canton where they will exercise executive, legislative and judicial powers, a regime which would never have existed if it had not been preceded by the coup and invasion.

“If we don't wish to find a solution which will legitimise the de facto situation, we should have to seek unitary state but his cannot be achieved by the UN without international support,” he added.

Clerides said an unresolved Cyprus problem could only lead to one result: the recognition of the entity of the de facto regime even without sovereignty, just to ease its isolation.

“Such a situation would lead the solution they [the Turkish side] were seeking for 33 years and that is the partition of Cyprus into two states.”

This was the always the hope of Bulent Ecevit, the Turkish Prime Minister in 1974, Clerides said.

“He always supported that the Cyprus problem was solved on the ground and that time would legitimise that solution.”

In his address, President Tassos Papadopoulos said he had accepted the invitation because he wanted to express his deep respect to Clerides the man and the politician.

“I am connected with Glafcos Clerides in our common struggle and in our years of effort to solve the problem of our country and its future,” said Papadopoulos.

“The disagreements and the opposition are merely the traits and privileges of the jewel of democracy, and Glafcos Clerides personifies this jewel with the gentleness of his character, his tolerance and politeness, with his morals and his style and with his magnanimity.”

Papadopoulos said despite their disagreements there was no questioning Clerides’ love of his country and the seriousness of his political reasoning.

CYPRUS MAIL 19/12/07

Soyer: KKTC’nin AB süreci engellenemez

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, “Ne Rum hakimiyetçi liderliği, ne de AB’nin şantajlara boyun eğen yetkilileri, Kıbrıs Türk halkının AB’de yer alma sürecini engelleyemeyecek” dedi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 15:36 TSİ 20 Aralık 2007 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, KKTC’nin AB üyeliğini engellemek isteyen Rum Yönetimi ile ilgili sert açıklamalarda bulundu. Brüksel temaslarını tamamlayarak dün gece KKTC’ye dönen Soyer, temaslarına ilişkin olarak yaptığı açıklamada, AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile önceden ayarlanmış bir görüşme için Brüksel’e gittiğini anımsattı.

Soyer, Kıbrıs Rum yönetiminin, Olli Rehn ile yapılacak görüşmeyi sabote etmek için elinden gelen çabayı gösterdiğini iddia etti.

“Bu ilkesiz tavrın, çok ayıp ve kabul edilemez bir davranış biçimi” olduğunu ifade eden Soyer, Rumların bu çabasının amacının, dünyanın demokratik güçlerini Kıbrıs konusunda izledikleri çözümsüzlük siyasetine ortak kılmak olduğunu belirtti.

Soyer, hükümetlerinin AB vizyonundan asla geri çekilmeyeceğini ve AB’de eşit bir halk olarak temsiliyet için çabalarını kesintisiz ve etkili bir şekilde sürdüreceklerini belirtti.

KKTC’nin AB’de yer alması için sahip oldukları hırsın iki kat daha fazla arttığını vurgulayan Soyer, kimsenin bu vizyondan geri adım atmadığını ifade etti.

Brükseldeki temaslarında Yeşil Hat Tüzüğü, Mali Yardım Tüzüğü ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü gibi teknik konularını ve Kıbrıs sorununu görüştüklerini anlatan Soyer, bu görüşmelerin son derece yapıcı olduğunu söyledi.

 

 

 

 

Siyular 150 yıl sonra başkaldırdı

Oturan Boğa ve Çılgın At gibi büyük şeflerin kabilesi Siyuların lideri, 150 yıl önce atalarının ABD ile imzaladığı anlaşmaları feshettiklerini açıkladı; “Bize katılmak isteyenlere pasaport ve ehliyet vereceğiz” dedi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 05:10 ET 20 Aralık 2007 Perşembe

 

WASHINGTON - Amerika kıtasındaki Lakota kabilesi (Siyular) 150 yıl önce atalarının ABD ile imzaladığı anlaşmaları feshetti; “İsteyen bize katılmakta özgür” duyurusu yaptı.

Oturan Boğa (Sitting Bull) ve Çılgın At (Crazy Horse) gibi büyük kabile şeflerinin mensup olduğu Lakota kabilesinin temsilcisi Russel Means, Washington’da düzenlediği basın toplantısında, “Biz artık ABD vatandaşı değiliz ve bizim toprağımızın yer aldığı 5 eyalette yaşamak isteyenler bize katılmakta özgürler” dedi.

Means, Amerikan vatandaşlığından çıkmaları halinde kendi topraklarında yaşayanlara pasaport ve ehliyet vereceklerini de söyledi.

Lakota kabilesi yetkililerinden oluşan bir heyet hafta başında ABD Dışişleri Bakanlığına gönderdikleri mesajda, Amerikan Federal Hükümetiyle bazıları 150 yıl kadar önce imzalanan anlaşmalardan tek taraflı olarak çekildiklerini açıklamıştı.

Kabile yetkilileri, anlaşmaları, “değersiz bir kağıt parçasındaki değersiz sözler” olarak niteliyor ve bu anlaşmaların kendi kültürlerini, geleneklerini ve topraklarını çalmak için defalarda ihlal edildiğini söylüyor.

Yerlilerin davasının savunucularından olan ve 1977’de yerli haklarının ele alındığı uluslararası bir konferansı düzenlenmesine öncülük eden Phyllis Young da, ABD ile 33 anlaşma imzaladıklarını ve bu anlaşmalara uyulmadığını belirtiyor.

 

OTURAN BOĞA’NIN SOLUK BENİZLİLERLE SAVAŞI
Oturan Boğa (Yerli dilinde: Tatanka Iyotake) (1831 - 15 Aralık 1890), ABD ordularına karşı savaşan son kızılderili kabile şefi.

Oturan Boğa

Siyuların (Lakota) kabilesinin Hunkpapa kolunun reisi ve 25 Haziran 1876’de 7. Amerikan Süvari Birliği’ni yenen 3.500 savaşçının lideri.

Soykırım korkusuyla kabilesini Kanada’ya göç ettirdi ve 1881’e kadar orada yaşadı. Montana’daki bir ABD birliğine saldırınca yakalandı, ancak Amerikan hükümeti tarafından affedildi.

Hayatının geri kalan kısmını, Vahşi Batı Sirki ile dolaşarak geçirdi. Büyük ilgi odağı olan Oturan Boğa, seyircilere kendi dilinde küfür ederken, halk kendisine gülmüştür.

Aslında alakası olmadığı halde Hayalet Dansı hareketinin liderliği ile suçlandı ve kendisini tutuklamaya gelen polislerle çatışarak hayatını kaybetti. İronik bir şekilde, tutuklamaya gelen polisler, zamanında Oturan Boğa’yla birlikte beyazlara karşı savaşan, fakat sonradan beyazların yönetimine girerek yerli polisi olan kızılderililerdir.

BEYAZLAR ÜZERİNE TARİHİ KONUŞMASI
Oturan Boğa’nın beyazlar üzerine yaptığı bir konuşmadan kesit:
“...sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş. Bu insanlar, zenginlerin bozabileceği ama fakirlerin bozamayacağı birçok kural koymuşlar. Yönetici olan zenginleri güçlendirmek için fakirlerle güçsüzlerden vergiler alıyorlar. Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiryorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor...”

KORKUSUZ REİS
Tatanka Iyotake, nam-ı diğer Oturan Boğa, 1831’de Güney Dakota’da doğdu. Lakabı “Ağır” anlamına gelen Hunkesi’ydi çünkü hayatında telaşa yer yoktu; işlerini dikkatle yapardı. Düşman kabileler ve istilacı beyazlarla savaşan Siyu kabilesine mensuptu. 14 yaşında ilk kez savaşa katıldı ve çok geçmeden savaştaki korkusuzluğuyla nam saldı. Cömertliği ve bilgeliği, tüm kabilenin hayranlığını kazandı.

ABD’YLE BARIŞ ANLAŞMASI YAPTI
Oturan Boğa, Siyuların avlandıkları toprakları genişletse de Birleşik Devletler ordusu sürekli olarak topraklarını istila ederek yerlilerin ekonomisine darbe vurdu. 1863-1868 yılları arasında bu savaşlar durmak bilmedi. 1867’de Oturan Boğa, Siyu halkının ilk reisi oldu. Kısa bir süre sonra Oturan Boğa barış konferansına katılmayı ya da anlaşmayı imzalamayı reddetmiş olsa da, ABD hükümetiyle barış yapıldı.

Fort Laramie anlaşması Siyah Tepeler’in sonsuza dek Siyu hakimiyetinde kalacağını garanti ediyordu. Ancak 1870’lerin ortalarında altın keşfedildi ve maden arayıcıları buraya akın etti. 1875’te Siyah Tepeler’de binlerce maden arayıcısı kamp yapıyordu. Kızılderililerin koruma altına alınmış alanlara yerleşmeleri emredildi. Bunun için son tarih 31 Ocak 1876’ydı ve emre uymayanlara düşman gözüyle bakılacaktı. Siyu kabilesi bu emri dikkate almadı ve martta General George Crook, yerlilere saldırmak üzere kamp kurdu.

Savaş yeni başlamıştı Oturan Boğa ve Siyular,

Oturan Boğa

orduyla tek başlarına başa çıkamayacaklarını ve diğer kabilelerle güç birliği yapmaları gerektiğini farkına vardılar. 17 Haziran’daki Rosebud Savaşı’nda ABD birliklerini geri çekilmek zorunda bırakıp Little Bighorn’da kamp kurdular. Savaştan sonra Oturan Boğa, Güneş Dansı diye adlandırılan önemli bir dini tören gerçekleştirdi. Oturan Boğa trans halindeyken gökten asker yağdığını gördüğünü söyledi. 25 Haziran’da, Tuğgeneral George Armstrong Custer askerleriyle Big Horn Nehri boyunca ilerlerken Oturan Boğa’nın öngörüsü gerçek oldu. Günün sonunda, Custer ve 200’den fazla askeri hayatını kaybetti.

“BÜTÜN BİZONLARI KAÇIRIYORSUNUZ!”
Oturan Boğa bu savaşı kazandığı için Birleşik Devletler hükümetinin onu rahat bırakacağını düşünüyordu ancak savaş daha yeni başlamıştı. Süregelen çatışmalarda takipçilerinin birçoğu teslim oldu ancak Oturan Boğa pes etmedi. Peşindeki askerler bir not buldular. Notta şunlar yazılıydı: “Bütün bizonları kaçırıyorsunuz. Burada avlanmak istiyorum. Buradan geri dönün yoksa sizinle tekrar savaşırım.”

1877’de, Oturan Boğa ve takipçileri Kanada’ya kaçtılar. Ancak dört yıl içinde, kıtlık yüzünden teslim olmak zorunda kaldılar. Oturan Boğa iki yıl hapis yattı, daha sonra Kuzey Dakota’ya gönderildi. 1885’te, Buffalo Bill’in Vahşi Batı Gösterisi’ne katılıp Birleşik Devletler ve Kanada’yı dolaştı. Bazıları, onu bölgeden uzak tutmak için gösteriye katılmasına izin verildiğine inanır. 1889’da bölgesine döndüğünde, yerlilerin birçoğu “Hayalet Dansı”nı benimsemişti.

HAYALET DANSI
Kuralları kuşaklar boyunca gizlilik içinde yayılan ve uygulanan Hayalet Dansı’nın sözleri şöyle:

Kartal mesajı getirdi
Güneşin çocuklarına
Bufalonun dönüşü için,
Ve güzel günler yakında
Sen bedenimi öldürebilirsin
Ruhuma lanet okuyabilirsin
Senin tanrına inanmadığım için
Dualarım karşısında durma şansın yok
Sevgime karşı durma şansın yok
Onlar yasakladılar Hayalet Dansı’nı
Fakat biz tekrar yaşayacağız

Kız kardeşim yukarıda
Kızıla boyanmış o yaralı dizde
Öldürüldü, bir azize o şimdi
Büyük davulun var senin mesafeler ötesinden
Gökyüzünde siyah kuş
Duyduğun bu ses ve müzik bufalonun ağlamasıdır

Çılgın At gizemliydi
Kendinden geçmenin en iyisini bilirdi
Ve Oturan Boğa büyük havariydi

Hayalet Dansı’na gelin Comanchee’ler
Gelin Karaayaklar
Gelin Shoshone’ler
Gelin Cheyenne’ler
Biz tekrar yaşayacağız

Gelin Arapaho’lar
Gelin Cherokee’ler
Gelin Paiute’ler
Gelin Sioux’lar
Tekrar yaşayacağız

Bir ayin, dans gösterisiyle simgelenen; dirilişin habercisi; beyazların zulmünden kurtulup, anayurtlarına kavuşmayı vaadeden ‘Hayalet Dansı’ tüm kabilelere yayılınca, Hükümet silahlı güçlerle eylemi püskürtme kararı aldı; Hayalet Dansı’nı yasakladı.

YERLİ BİR POLİS ÖLDÜRDÜ
Siyu şefi Oturan Boğa da, bu yasağa uymadığı için 15 Aralık 1890’da yerli bir polis tarafından öldürüldü.

Umut dolu bir savaşçıydı Oturan Boğa da, aynen siyahların kahramanı Martin Luther King gibi umut dolu bir adamdı. Yaşamının amacı kabileleri birleştirip topraklarının geri kalanını çocuklarına kutsal bir miras olarak bırakabilmekti.

Oturan Boğa'nın toprakları

Bu isteği, topraklarını istila etmek isteyen “soluk benizlilerin” çıkarlarıyla çakışınca onu susturmaları gerekti.

Fort Yates’teki cenazesinde ne bir şarkı söylendi ne de bir ağıt okundu. Bu onurlu tarihi karaktere yakışmayacak şekilde gömüldü. Mezarının 1953’te Güney Dakota’ya taşındığı söylenir. Ancak bu da tarihin tartışmalı sayfalarından biridir. Kimileri kalıntılarının taşınmadığını, kimileri ise sadece bir kısmının getirildiğini iddia eder. Oturan Boğa halkına esin kaynağı olan bir lider ve korkusuz bir savaşçı olarak değil, şefkatli bir baba, yetenekli bir şarkıcı, derin dini inancı sayesinde kehanetle ilgili öngörüye sahip biri olarak da akıllarda kaldı.

OTURAN BOĞA’NIN TÜRKÜSÜ

Bir zamanlar bir savaşçıydım ben de / Oysa şimdi / Her şey bitti / Zor zamanlar yaşıyorum bugünlerde.
(Kaynak: Wikipedi)

Rumlardan KKTC temsilciliğine protesto

 

 

 

 

Kıbrıs Rum yönetimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) İtalya'nın başkenti Roma'da temsilcilik açmasını protesto etti.

Rum basınına göre, Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, İtalyan meslektaşı Masimo D'Alema'ya bir mektup göndererek bu  konudaki hoşnutsuzluğunu iletti.

Rum yönetimi Rum Dışişleri Bakanlığı da İtalya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisine protestoda bulunurken, İtalya'daki Rum Büyükelçi de, İtalya Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmesi sırasında söz konusu  protestoyu yineledi.

HURRIYET 20/12/2007

 

Türkiye'nin geleceği: Bor...

      Ebru Atar Özmen

ABD’nin uzaydan yaptığı tespitlere dayalı verilere göre, dünya bor rezervlerinin yüzde 94,7’sinin Türkiye’de bulunduğu belirtildi.
      Bor elmas tozu gibi nanokristal malzemelerin geliştirilmesi, üretilmesi ve bunların yüksek teknoloji ürünlerinde kullanılması alanında faaliyet gösteren, Türkiye’de kurulu NNT Nanoteknoloji AŞ’nin Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Akın, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Türkiye’de nanoteknolojik altyapıya sahip ilk şirket olarak, 17 yılda alternatifsiz 22 nanoteknolojik bor projesi geliştirdiklerini söyledi.
     
      2,5 MİLYAR TON BOR REZERVİMİZ VAR
      Akın, en az 800-1000 seneye yakın süreyle dünyaya yetecek kadar, Türkiye’de, yaklaşık 2,5 milyar ton bor rezervi bulunduğunu söyledi.
      Borun geleceğin enerjisi olduğunu ifade eden Akın, "Çünkü petrolün 25-30 sene ömrü kaldı. Amerika’nın uzaydan yaptığı tespitlerde, alınan
      verilere göre bugün borun yüzde 94,7’si Türkiye’de bulunuyor. Ülkemiz 1000 yıl süreyle geleceğin enerjisinin sahibidir" diye konuştu, Dünyanın alternatif enerji arayışına başladığını anlatan Akın, şunları kaydetti: "Global ısınmayla birlikte sanayi ve enerji üretim yerlerinin tamamı sera gazı yayıyor. Doğadaki hidrojen ise sıfır zararlı bir elementtir. Bu nedenle hidrojen gibi doğayı kirletmeyen elementlerle bir takım çalışmalar hızlandı. Hidrojen depolanamadığı için çok pahalıya mal olan bir enerji kaynağı. Bu nedenle burada bor devreye giriyor. Borun elementler ve moleküler yapısıyla hidrojen bileşenleri enerji üretiminde kullanıyor. Dünya bilim çevrelerinin de gizlilik içinde nükleer enerjiyle ilgili büyük çalışmaları var. 200 gram borla günde 50 megabayt elektrik enerjisi üretme imkanı olacak. Bugün bir nükleer santral kuruyoruz. 2,5 milyar dolar harcıyoruz ve yıllık 1200 megabayt elektrik üretiliyor. İnsanlar, 20 günde 200 gram bor füzyonuyla kurulacak nükleer enerji üretimi sistemlerinde 0,001 cent maliyetli bir elektrik enerjisi üretme imkanına kavuşulacak. Bununla ilgili çok hızlı çalışmalar ve alınan mesafeler var. Umarım ülkemizde de bu çalışmalar yürütülüyordur. 2020 yılına doğru bu tür enerjiler artık kullanılmaya başlanacak. O zaman ülkemiz dünyanın yıldız ülkesi olacak."
     
      ÇİN VE AB ÜLKELERİNE İHRACAT
      17 senedir detanasyon denilen nano-bor kristaline (elmas kristali) 100
      bin kat katma değer kazandırarak 22 değişik proje geliştirdiklerini ifade eden Akın, Türkiye’deki Eti Bor AŞ’den tonunu 400 dolara aldıkları boru işleyip elmas kristali haline getirdikten sonra tonunu 18 milyon dolara ihraç ettiklerini söyledi. 2008 yılının kendileri için çok önemli olduğunu ifade eden Akın, "2008 yılı sonuna kadar 100 milyon Avroluk nano-bor elması ihraç etmeyi hedefliyoruz" dedi. Türkiye’den Almanya’nın başkenti Berlin’deki şirketleri aracılığıyla AB ülkelerine nano-bor elması ihraç edeceklerini ifade eden Akın, şu an bütün yazışmaların bittiğini, Almanya ve AB ülkeleriyle 54 milyon Avroluk anlaşma yaptıklarını bildirdi. Rusya ile de 500 bin adet nano-bor elması için gerekli yazışmaların yapıldığını ve 11-12 milyon YTL’ye ihracın gerçekleşeceğini belirten Akın, "Çin ile asker ve sivil topluma satılmak üzere 600 bin adet nano-bor elmasını 13 milyon Avro’ya ihraç etmek için anlaşma yaptık. Yıl sonuna kadar bu ihracatların gerçekleşeceğini umuyoruz" diye konuştu. Bor yataklarının kullanım alanının kısıtlı olduğunu belirten Akın, şunları kaydetti: "Biz milyarlarca dolarlık üretim ve entegre tesisi olan bir kuruluş değiliz. Mütevazi olarak bugün 10-15 milyon dolar çerçevesinde genel tesisleriyle işimizi yürütüyoruz. Şu anda mevcut iki projemizin ham maddesini karşılayacak kadar üretim yapıyoruz. 22 projenin ham maddesini karşılayacak bor elmasını ürettiğimiz zaman halkımızı sevindirecek rakamlara ulaşmamız mümkün olacak. Ham madde üretim entegrasyonumuzu büyütme çalışmalarımızı önümüzdeki günlerde hızlandıracağız."

MILLIYET 20/12/07

 

İngiltere'de PKK tartışması

      Alpaslan DÜVEN/LONDRA, (DHA)

İNGİLTERE'nin önde gelen düşünce kuruluşu ‘Chatham House’da yapılan ‘Uluslararası İlişkilerde Kürtler’ konulu sempozyumunda, Türk diplomatlar ile PKK yandaşları arasında tartışma çıktı. Türk diplomatların Türklerin ve Kürtlerin barış içersisinde yaşadıklarını ifade etmeleri karşısında salonda bulunan PKK yandaşları, “Yalan söylüyorsunuz'' diyerek tepki gösterdi.
      İngiltere’nin başkenti Londra’daki ‘Chatham House’de ‘The Kurds in İnternational Affairs’ (Ulaslararası İlişkilerde Kürtler) konulu sempozyum düzenlendi. Sempozyuma Kuzey Irak’taki Kürt Parlamentosu Başkanı Adnan Müftü, Kürdistan Bölge Hükümeti Britanya Yüksek Temsilcisi Bayan Sami Abdul Rahman, Gary Kent, Malezya Yüksek Komisyonu Üyesi Aman Asarani, Kürt İnsan Hakları Projesi Koordinatörü Rachel Bernu, Ürdün Büyükelçiliği’nden Dr. Alia Bouran, İtalya Büyükelçiliği’nden Giovanni Brauzzi, Fransa Büyükelçliği’nden Katerina Doytchinov, ABD Büyükelçiliği’nden Mike Gayle, ABD Avrupa Askeri yetkilisi Cindy Eccles, Mısır Savunma Bakanlığı’ndan General Anvar Elbadavy, Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği Müsteşarı Sadık Arslan, Büyükelçilik Birinci Sekreteri Gürcan Balık, Irak Büyükelçiliği’nden Ezaddin Haji, İngiliz Liberal Demokrat Partisi’nden Henry Freeman, İngiliz Savunma Bakanlığı’ndan Paul Jabling, Dışişleri Bakanlığı’ndan Greg Shapland, Kürdistan Bölge Hükümeti eski Kültür Bakanı Sami Sharesh ve Bilkent Üniversitesi’nden Müge Kınacıoğlu katıldı.
      Uluslararası İlişkilerde Kürtler sempozyumuna, Exeter Üniversitesi’nden Profesör Gareth Stansfield, Hashem Ahmadzedah, Christine Allison,The Guardian gazetesi yazarı Michael Howard, gazeteci-yazar Pacrick Cockburn, IISMM Hamit Bozarslan, Sir Jeremy Greenstock, Uluslararası Türk-İsrail İlişkileri Profesör Michael M.Gunter, Asst Profesör Janet Klein, Profesör Brendan O’Leary, Kentucky Üniversitesi’den Profesör Robert Olson, Rhodes College’den Asst. Profesör David Romano, Chatham House Orta Doğu Programı Başkanı Claire Spencer, Utrecth Üniversitesi Moderm Müslüman Toplumları Bilimleri Profesörü Martin van Bruinessen, Nottingham Üniversitesi Politika Bilimi Profesörü Stefan Woff ve Kuzey Irak’taki Kürt Parlamentosu Başakanı Adnan Müftü konuşmacı olarak yer aldı.
     
     TÜRK DİPLOMATLAR TEPKİ GÖSTERDİ

      Ortadoğu’daki politik gelişmeler, Kürtler,Türkiye’nin Kuzey Irak’a askeri operasyonu, Suriye ve İran’ın bölgedeki durumunun ele alındığı sempozyumda konuşmacıların, PKK yanlısı ifadeleri karşısında söz alan Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği Müsteşarı Sadık Arslan, konuşmacıların objektif olmalarını isteyerek, Türk ve Kürt halkının yüzyıllardır barış içerisinde ve kardeşçe yaşadıklarını söyledi.
      Büyükelçilik Birinci Sekreteri Gürcan Balık da, PKK’nın uluslararası alanda terörist bir organizasyon olduğunu belirterek, Türkiye’de 30 bin kişinin yaşamını yitirmesinden sorumlu bir terör örgütü olduğunu söyledi.
      Türk diplomatların Türklerin ve Kürtlerin barış içersisinde yaşadıklarını ifade etmeleri karşısında salonda bulunan PKK yandaşları, “Yalan söylüyorsunuz'' diyerek tepki gösterdi.
     
     SÖZDE KÜRDÜSTAN HARİTASI

      Sempozyum sırasında Chatham House bir de broşür dağıttı. Broşürün hemen arkasında yer alan haritada Elazığ’dan Süleymaniye’ye kadar olan bölge sözde Kürdistan bölgesi olarak gösteriliyor.
     
     KERKÜK VE SINIRLARI TARTIŞILIYOR

      Chatham House’da düzenlenen sempozyum içinde ayrıca ‘Kerkük ve sınırları’ konulu oturum da yapıldı

MILLIYET 20/12/07

 

Rumlar, AB üyeliğini kullanarak egemenliğini Kuzey'e yaymaya çalışıyor

KUZEYİ NASIL ELE GEÇİRECEKLERİNİN PROVASINI YAPIYORLAR... Rumların AB'ye girmesine rağmen silahlanmaya devam ettiğini, silahlanma oranında ise kişi başına silahlanmada AB'de ve dünyada ilk sıralarda yer aldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Rumların, tatbikatlarda bile Kıbrıs'ın kuzeyini nasıl ele geçirebileceğini prova ettiğine dikkat çekti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının, Avrupa Birliği (AB) üyeliği avantajını kullanarak, Kıbrıslı Türklere hiçbir hak tanımadan Kıbrıs'ın bütününe egemenliğini yayma çabası içinde olduğunu, AB'nin de bu konuda kendini kullandırdığını kaydetti.

AB'nin Rum tarafının şantajlarına boyun eğerek, Kıbrıslı Türklerin kabul edemeyeceği davranış ve kararlarda bulunduğunu, bunun da Kıbrıslı Türkleri öfkelendirdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının temel hedefinin Osmosis olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitler Haftası'nın 44'üncü yıldönümü dolayısıyla dün Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'ni ziyaret etti.

Dernek Genel Merkezi'ne yaptığı ziyaret sırasında dernek başkanı Ertan Ersan ve Yönetim Kurulu üyeleriyle görüşen Talat, dernek binası içerisinde bulunan şehitler müzesini de gezdi. Ertan Ersan, Cumhurbaşkanı Talat'a dernek ve dernek çalışmaları hakkında bilgiler de verdi.

Müzenin gezilmesinin ardından toplantı odasına geçen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dernek başkanı Ersan ve Yönetim Kurulu üyeleri, burada şehitler anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

Ersan

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Talat'ın böyle bir tarihin yıldönümünde derneğe yaptığı ziyaretten dolayı, hem dernek üyelerinin hem de şehit ailelerinin büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Ersan, derneğin hiç durmadan yoğun şekilde çalıştığını, bu çalışmalar çerçevesinde müzeyi oluşturduklarını belirterek, müzeyi şimdiye kadar yaklaşık 56 bin kişinin ziyaret ettiğini söyledi.

Şehit aileleri ile çocuklarının ve malul gazilerin, bu tarihte çok büyük bir duygu birikimi yaşadığını dile getiren Ersan, savaşın kötü bir şey olduğunu, bu yüzden Kıbrıs'ta tekrardan çocukların yetim kalacağı bir savaş yaşanmasını istemediklerini belirtti.

Ertan Ersan, Rum tarafının AB'ye üye olmasına rağmen silahlanmaya devam ettiğini, bundan da büyük endişe duyduklarını ifade ederek, Rumların ne anlaşmaya yanaştığına ne de silahlanmayı durdurduğuna dikkat çekti.

Talat

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, şehitler haftasının Kıbrıs Türk halkı için önemine dikkat çekerek, Kıbrıslı Türklerin çektiği acıların 1963'le sınırlandırılmaması gerektiğini, çünkü saldırıların 1956'lı yıllarda başladığını söyledi.

Talat, Kıbrıslı Türklerin geçmişe oranla daha iyi durumda olduğunu, bunun da şehitler sayesinde olduğunu ifade ederek, bunu unutmanın mümkün olmadığını, çünkü her ailede şehit olduğunu ve her ailenin şehitlerini hatırladığını kaydetti.

Şehitlerin, derneğin faaliyetleriyle de kişisel boyuttan toplumsal boyuta taşındığını ve unutulmadığını ifade eden Talat, derneğin, şehit aileleriyle acılarını paylaştığına ve acılarını azalttığına dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta bir daha böyle günlerin yaşanmamasını istediklerini, bunun için de barış ve çözüm istediklerini ifade ederek, bu yönde ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını ve yapmaya devam edeceklerini vurguladı.

63'te de barış istiyorduk

"1963'te de biz saldırmadık, 1963'te de barış istiyorduk, ancak olmadı" diyen Talat, Kıbrıs'ta daha sonra 1974 ve en önemlisi 2004 referandumunun yaşandığını anımsattı.

Talat, milli mücadele yıllarının ve 1974 Mutlu Barış Harekâtı'nın Rumlar tarafından siyasi olarak çarpıtılabildiğini ifade ederek, Rumların; "1963'te siz isyan ettiniz, kaçtınız", 1974'te darbeyi, Enosis'i ve Kıbrıs Elen Cumhuriyeti'nin ilanını unutturmaya çalışarak, "Türkiye işgal etti" dediklerini, ancak 2004 referandumunu çarpıtmayı başaramadıklarını kaydetti.

Rumlar silahlanıyor, Kuzey'i nasıl

ele geçirecek provası yapıyor

Referandumun, Kıbrıs Türklerinin açık olarak barış istediğini ispat ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Rumların AB'ye girmesine rağmen silahlanmaya devam ettiğini, silahlanma oranında ise kişi başına silahlanmada AB'de ve dünyada ilk sıralarda yer aldığını vurguladı.

Rumların, tatbikatlarda bile Kıbrıs'ın kuzeyini nasıl ele geçirebileceğini prova ettiğine dikkat çeken Talat, Kıbrıs Rum tarafının Kuzey Kıbrıs ile ilgili emellerinin artık kötü niyetli olmadığı iddialarının inanılacak iddialar olmadığını vurguladı.

Rumlar AB üyeliğini kullanıyor

Rum tarafının ciddi bir şekilde Kıbrıslı Türklere hiçbir hak tanımadan Kıbrıs'ın bütününe egemenliğini yayma çabası içinde olduğunu ve bunun için AB üyeliği avantajını kullandığına işaret eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'nin de maalesef bu konuda kendini kullandırdığını kaydetti.

AB'nin Rum tarafının şantajlarına boyun eğerek, Kıbrıslı Türklerin kabul edemeyeceği davranış ve kararlarda bulunduğunu, bunun da Kıbrıslı Türkleri öfkelendirdiğini söyleyen Talat, Rum tarafının temel hedefinin Osmosis olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, bunu bire bir Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un dile getirdiğini ifade ederek, Papadopulos'un; Kıbrıslı Türklere siyasi eşitliği sadece kağıt üzerinde verdiğini, aslında gerçekte bu hakkı tanımak istemediğini, vermek istemediğini kaydetti.

Siyasi eşitlikte var mısınız, yok musunuz?

Talat, bunun; Rum tarafında seçim kampanyasında ortaya konulduğunu, fakat seçimler geçtikten sonra bunu mutlaka "siyasi eşitlikte var mısınız, yok musunuz?" diye soracaklarını ifade ederek, siyasi eşitliğin "Ada'daki halkların eşitliği" demek olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şehitlerin bıraktığı bu günleri iyi değerlendirerek, şehitlerin arzuladığı "Kıbrıslı Türklerin daha güzel günlere kavuşmaları" için ellerinden geleni yapacaklarını ifade ederek, şehitlerin geride bıraktığı ailelerinin ve Kıbrıslı Türklerin birer dünyalı olarak yaşamaları için çalıştıklarını kaydetti.

Şehitlerin anılarını her zaman için canlı tutacaklarını ifade eden Talat, verdikleri mücadelede şehitlerin anılarını her çalışmalarında rehber olarak kullanacaklarını söyledi.

Talat derneğe anı plaketi sundu

Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Talat, günün anısına, derneğe bugüne kadar yaptıkları çalışmalardan dolayı teşekkür ederek bir anı plaketi sundu.

Cumhurbaşkanı Talat, dernek özel defterini de imzaladı.

KIBRIS 20/12/07

 

AB, KKTC'yi tanıyıp, üye yapacaksa itirazımız yok

AB, KKTC'Yİ TANIRSA İTİRAZ ETMEYİZ... "Kıbrıslı Türklerin Rumlar ile yetkileri paylaşıp AB üyesi olmasını dilediklerini kaydeden Başbakan Soyer, ancak AB bunu başaramayacaksa ve KKTC'yi tanıyarak ayrı üye yapacaksa, buna itiraz edecek halleri olmadığını; bunu söylemediklerini, ancak AB yapacaksa itiraz etmeyeceklerini vurguladı

Hasan Öksüz- T.A.K.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, kendilerine, bağımsızlıkları ve AB tarafından tanınmaları söz konusu olan Kosova ve Karadağ örneklerinin verildiğini belirterek, "Kıbrıslı Türklerin Rumlar ile yetkileri paylaşıp AB üyesi olması daha kolay değil mi" dedi.

Soyer, ancak AB bunu başaramayacaksa ve KKTC'yi tanıyarak ayrı üye yapacaksa, buna itiraz edecek halleri olmadığını; bunu söylemediklerini, ancak AB yapacaksa itiraz etmeyeceklerini vurguladı.

Başbakan, Kıbrıs'ın küçük bir ada olduğunu ve ayrılığın sorunlar getirebileceğini; her türlü ayrılıkçılık ve milliyetçiliğe karşı olduklarını, ama bir ulusun diğerini hegemonyası altına almasına da karşı olduklarını kaydetti. Soyer, "ayrılığa karşıyız, ancak Kıbrıs'ta tek yol olarak Rum hegemonyasına girmemiz bırakılacaksa, buna kesinlikle karşıyız; Rum hakimiyetini kabul etmeyiz" diye konuştu.

Yabancı gazetecilere yemek

Brüksel'de temaslar yapan Başbakan Soyer, önceki gece, yabancı gazetecilerle yemekte bir araya gelerek, Kıbrıs konusunu anlattı ve sorularını yanıtladı.

CTP-BG Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami, KKTC Brüksel Temsilcisi Yalçın Vehit, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan, Brüksel Temsilciliği Meslek Memuru Lale Şener'in de katıldığı yemeğe çeşitli ülkelerin Brüksel'deki medya yöneticileri, editörler, muhabirler katıldı.

Başbakan, bir çok soruyla karşılaştığı yemekte, konuklara Kıbrıs sorununun tarihsel gelişimini ve bugün gelinen aşamayı anlattı.

"Herhalde tatil olsun diye tutmuyor"

Rum iddialarının aksine sorunun 1974'te değil 1963'te başladığını belirten ve BM Barış Gücü'nün 1964'ten bu yana adada bulunduğuna dikkati çeken Soyer, "Herhalde BM, adadaki Barış Gücü'nü 1964'ten beri tatil olsun diye tutmuyor" dedi.

Kıbrıs Türkü'nün geçmişe takılıp kalmak değil geleceği kurmak amacında olduğunu ve iki bölgeye, iki halkın eşitliğine dayalı federal çözüm istediğini vurgulayan Soyer, bu nedenle Kıbrıs Türk tarafının BM çözüm planına yürekten destek verip "evet" dediğini; ancak "hayır" diyen Rum tarafının AB üyesi olduğunu kaydetti.

BM çözüm planına dayalı görüşmelerin bir an önce başlamasını istediklerini söyleyen Başbakan, bunun Güney Kıbrıs'taki 2008 seçimlerinden sonra gerçekleşmesini dilediklerini belirtti.

Rumların masaya AB üyesi olarak, Kıbrıs Türkü'nün ise masaya elinde güç olmadan oturacağını ifade eden Soyer, en azından AB'nin "statüko süremez" açıklaması yapmasını ve BM çerçevesinde hakemlik müessesiyle, uzlaştırma kurulu olmasını, sorunun çözümünün takvime bağlanmasını istediklerini kaydetti.

"Rumlar AB ile görüşmememiz için elinden geleni yaptı..."

İzolasyonlar hakkında örnekler vererek bilgi aktaran Başbakan Soyer, Rum tarafının AB yetkilileriyle görüşememeleri için ellerinden geleni yaptıklarını, Avrupa Parlamentosu'nda Rumların elinde bulunan 6 sandalyeden 2'sinin aslında Kıbrıs Türklerinin hakkı olduğunu belirtti.

Kıbrıslı Türklerin laik ve demokratik bir İslam toplumu olduğunu ve Ortodoks Hıristiyan toplumu olan Rumlarla anlaşma yaparak barış içinde yaşamasının Ortadoğu'ya da örnek olacağını kaydeden Başbakan, bu birleşmenin AB üyeliği çerçevesinde olmasını istediklerini söyledi.

İzolasyonların ekonomik gelişmede yol açtığı sıkıntıları anlatan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bir soru üzerine, Brüksel temasları hakkında bilgi aktardı.

Davet ve teklif

Brüksel'e Kıbrıs'ta AB yetkililerinden aldıkları davet üzerine geldiklerini vurgulayan Soyer, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in ekibiyle olumlu bir toplantı yaptıklarını; görüşmede AB müktesebatına uyum konusunun 12 başlık altında görüşülmesi için teklif aldıklarını ve kendilerinin de bununla ilgili pozitif görüş ilettiklerini söyledi.

Soyer, ancak görüşmenin sonunda gelen bir mesajla, Rehn ile yapacakları görüşmenin, Kosova konusundaki acil bir durum nedeniyle gerçekleşemeyeceğinin kendilerine iletildiğini anlattı. Kendisiyle AB Genişleme Masası Müdürü Michael Lee ile görüşmesinin teklif edildiğini; ancak bunu kabul etmediğini anlatan Soyer, yine de AB ile ilişkilerin kesintiye uğramaması için Lee ile görüşmeye Özdil Nami'nin gittiğini kaydetti.

Rehn görüşmesinin iptali

Kendilerine görüşme iptaline ilişkin başka açıklama gelmediğini belirten Başbakan, ancak Rum basınının görüşme iptalini bir zafer gibi yansıttığını, aldıkları bir duyuma göre de, COROPER toplantısında Türkiye'nin üyeliğine ilişkin 2 yeni başlık açılmasının söz konusu olduğunu, Rumların "Eğer Kıbrıslı Türkler Rehn ile görüşürse Türkiye'yi bloke ederiz" diyerek görüşmenin iptalini sağladıklarını anlattı. Soyer ancak kendilerine bu şekilde resmi bir açıklama yapılmadığını da vurguladı.

Bu arada, Soyer'in, "Eğer her gelişimizde Türkiye için 2 yeni başlık açılması sağlanacaksa yine gelelim" şeklindeki esprisi gazetecileri güldürdü.

AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve izolasyonların kaldırılmasının "yaşama geçirilmemesi" şeklinde bir kararı varsa bunun kendilerine duyurulması gerektiğini söyleyen Başbakan, Olli Rehn ve ekibinin yakın geçmişte bir çok konuda çok pozitif adımlar da attığını; ancak atılacak adımların daha da kararlı olması gerektiğini dile getirdi.

Soyer, bir soru üzerine, BM çözüm planının ölmesine imkan bulunmadığını, çünkü Rumların AB ile katılım anlaşmasında en önemli maddenin "BM çözüm planı çerçevesinde Kıbrıs sorununa çözüm bulmak" olduğunu kaydetti.

Başka bir soru üzerine, AB'nin Kosova ve Karadağ için bağımsızlık öngördüğünü anımsatan Soyer, "Birleşme istediğimiz için biz cezalıyız; oysa AB Karadağ ve Kosova'yı tanıyor" dedi.

Kendilerine, Kosova, Karadağ, Çek ve Slovakya örneklerinin verildiğini belirten Soyer, şöyle konuştu:

"Bize niye bu örnekler veriliyor, Kıbrıs Türkleri ile Rumların yetkiyi paylaşıp AB üyesi olması daha kolay değil mi. Eğer Avrupa bunu başaramayacak ve KKTC'yi tanıyıp ayrı üye yapacaksa, buna itiraz edecek halimiz yok. Biz bunu söylemiyoruz. Ancak AB yapacaksa itiraz edecek halimiz yok. Kıbrıs küçük bir ada ve iki ayrı devlet sorunlar getirebilir... Ben 1975 Helsinki prensiplerine bağlıyım. Her türlü ayrılıkçılık ve milliyetçiliğe karşıyız. Ama bir ulusun diğerine hegemonyası altına almasına da karşıyız. Ayrılığa karşıyız, ancak Kıbrıs'ta tek yol olarak Rum hegemonyasına girmemiz bırakılacaksa, buna kesinlikle karşıyız. Rum hakimiyetini kabul etmeyiz."

Soyer, Kıbrıs adasının geleceği için birleşmenin çok önemli olduğunu kaydetti.

Çağrı

Yemekte Rumlara ilişkileri geliştirmek için öğrenci değişiminden, gençlerin karşılıklı sportif

etkinliklerde bulunmasına kadar bir çok alanda işbirliği için çağrı yapan Soyer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da bu konularda BM Genel Sekreteri'ne öneriler içeren bir mektup gönderdiğini anlattı.

Rumların sürekli askersizleştirmeden bahsettiğini, ancak hafif silah alımında dünyada üçüncü sırada bulunduklarını belirten Soyer, karşılıklı güç yarışı sürdürmemek gerektiğini dile getirdi.

Soyer, başka bir soru üzerine de, Kıbrıs Türk halkının cebinde Euro olduğunu, ancak Kıbrıslı Rumlar Eurozone'a girmesine karşın, AB'nin Kıbrıs Türkü'ne Euro'yu resmi para birimi olarak kullanamazsınız dediğini kaydetti.

Gençlere ilişkin bir soru üzerine, Kıbrıslı Türk gençlerinin karşılarında kaynaşabilecekleri bir Rum gençliği bulamadığını anlatan Soyer, en büyük hedeflerinin ekonomik gelişmeyi sağlayarak yüzde 70'i üniversite mezunu olan gençliğin adada kalmasını sağlamak olduğunu vurguladı.

Soyer, başka bir soru üzerine de, görüşmelerde talep ettikleri uzlaştırma kurulu ile hakemlik müessesinin nasıl çalışmasının öngörüldüğünü anlattı. Soyer, görüşmelerde tıkanma olan konuların uzlaştırma kuruluna götürüleceğini, buradan da sonuç çıkmazsa BM'nin hakem olarak karar vereceğini ve bu kararın iki tarafta eş zamanlı referanduma sunulacağını söyledi.

Wurtz ile görüşme

Bu arada, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Brüksel'deki son temasını önceki akşam yemekten önce Avrupa Parlamentosu'nda Avrupa Parlamentosu Sol Grup Başkanı Wurtz ile yaptı. Görüşmeye Vehit ve Şenyiğit de katıldı.

KIBRIS 20/12/07

 

Rum okullarında şimdi de şantajla haraç toplanıyor

Mahi gazetesi, 15 yaşındaki bir kız öğrencinin, sevgilisi olan 17 yaşındaki bir RMMO askeri ve yine aynı yaştaki bir arkadaşıyla birlikte bir yıldır 15 yaşındaki erkek öğrenciye; dayak ve işkence şantajı yaparak parasını aldıklarını yazdı.

Gazeteye göre, dayak ve işkence şantajı ile parası alınan öğrenci, okul mafyözlerinin istediğini verebilmek için günlük harçlıkları yetmeyince annesinin ev ve dükkânındaki parasını çalmaya başladı. Ocak 2007 itibarıyla başlayan ve bu süre içerisinde mafyözlerin; öğrenciye şahsen ve cep telefonuna gönderdikleri tehdit mesajlarıyla toplam 1500 KL haraç aldıkları durum; oğlunun para çaldığını fark ederek durumu öğrenen annesinin polise şikâyeti üzerine ortaya çıktı.

Mafyözler polise; 15 yaşındaki öğrenciden paraları, giderlerini karşılamak için aldıklarını söylediler, aleyhlerine dava okunmasının ardından da serbest bırakıldılar.

Rum çocukları şiddete meyilli

Aynı gazete, "Reşit Olmayanlar Gün Geçtikçe Daha Çok Suçlara Karışıyor" başlıklı haberinde Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Sofoklis Sofokleus'un, polisin elindeki verilere dayanarak; gençlerin şiddet eğilimi ve kural dışı davranışlarında 2006'da % 18,6'lık artış yaşandığını söylediğini yazdı.

Gazeteye göre Sofokleus, 2000-2006 döneminde; çeşitli suçlara karışan 7-16 yaş dönemindeki genç sayısında artış kaydedildiğini, bu sayının son üç yıl içerisinde de üçe katlandığını anlattı. Belirtilen yaş grubundaki çocukların trafik kazalarına karışma durumuna da değinen Sofokleus; 2006-2007 döneminde 18 yaşın altındaki 17 çocuğun trafik kazalarında hayatını kaybettiğini, 222'sinin ciddi, 473'ünün de hafif şekilde yaralandığını anlattı. Sofokleus 2000'den bugüne kadar reşit olmayanların işlediği trafik suçlarından en ciddisinin de ehliyetsiz, araba sahibinin veya ailelerinin izni olmadan araba kullanmak olduğunu söyledi.

Sofoklis Sofokleus, 2006 yılında Güney Kıbrıs genelindeki 43 okulda yapılan araştırmada elde edilen sonuçlara dayanarak; öğrencilerin % 3.3'ünün yasadışı (uyuşturucu) madde denemiş olduğu, gençler arasında; yaralanmaya sebebiyet vermeksizin şiddet uygulamada mezunların oranının % 17, öğrencilerin oranının da %36.5 olduğunu anlattı.

Sofokleus, kurbanın doktora gitmesini gerektiren şiddet uygulamada ise, mezun oranının % 4.7; öğrenci oranının da % 8.4 olduğunu açıkladı.

KIBRIS 20/12/07

 

S-300'ler Yunan, Tor-M1'ler ve Zuzana'lar Rum malı oldu

Yunan Silahlı Kuvvetleri'nin, söz konusu sistemleri hem aktifleştirme, hem de modernize ederek S-400 haline getirme kararı aldığı haber verildi.

Politis gazetesi haberi; "S-300 Füzeleri Usulen de Yunanistan'ın - Çıkıyorlar ve S-400 Oluyorlar - Kıbrıs Cumhuriyeti Tarafından Satın Alınan Ama Hiçbir Zaman Kıbrıs'a Konuşlandırılmayan Füzeler Sonunda Yunanistan Tarafından Değerlendirilecek" başlık ve spotlarıyla aktardı.

Rus yapımı S-300 PMUI füze sistemlerinin sekiz yıl aradan sonra Girit'teki depolardan çıkarılarak Yunan Silahlı Kuvvetleri'nin operasyonel projelerine tam olarak katılacaklarını kaydeden gazete, özetle şunları yazdı:

S-300'ler geliştirilerek S-400 haline getirilecek

"Güvenilir kaynakların gazetemize söylediğine göre, Yunanistan Millî Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis, dün gerek Başkan Tasos Papadopulos'a gerek Savunma Bakanı Hristodulos Paşardis'e; Atina'da alınan ve sistemin aktifleştirilmesinin ötesinde, modernize edilerek S-400 haline getirilmesini de kapsayan kararlar hakkında bilgi verdi.

Bu; Stealth teknolojisi uçakları, Cruise füzelerini ve 3 bin 500 km menzilli ve saniyede 4,8 km hıza sahip balistik füzeleri imha edebilecek durumda olacakları anlamına geliyor. Yine; 10 metreden 50 kilometre yüksekliğe kadar olan hedefleri de vurabilir. Yapılacak geliştirmeden sonra Kıbrıs'ı ve Kıbrıs'a uçan Yunan uçaklarının kullanabileceği hava koridorlarını büyük ölçüde kapsayacağı açıktır. S-400 füzeleri, S-300 füzelerinden üç kat daha büyük menzile sahiptir, ister uçak ister füze; hızı ne olursa olsun, neredeyse uçan her hedefi vurabilir. S-300 füzelerin geliştirilmesine ilişkin anlaşma en üst siyasi düzeyde, Cumhurbaşkanı Putin ve Başbakan Kostas Karamanlis tarafından alındı.

S-300 PMUI füze sistemleri; Glafkos Klerides hükümetinin 'aktif volkan' politikasına hizmet ederek 1996'da başladığı, ancak Kıbrıs'a konuşlandırılmayıp Girit'te depolara kaldırılmalarıyla fiyaskoyla sonuçlanan büyük 'yolculuğunun' son durağına dün vardı.

Rum'a Tor-M1, Zuzana ve adı belirtilmeyen bir silah sistemi daha

Lefkoşa'da önceki gün, Yunanistan Millî Savunma Bakanı Meymarakis ile Kıbrıslı dengi Paşardis, füzelerin Yunan Silahlı Kuvvetleri'ne devredilmesine ilişkin rutin anlaşmaya imza attı. Bu, anlaşmanın bir ayağıydı. Öteki ayağı ise; Kıbrıs Millî Muhafız Ordusu'nun elinde bulunan, yine Rus yapımı olan küçük menzilli TOR-M1'lerin ve Slovak yapımı 155'lik ZUZANA toplarıyla ilgilidir. Yine Kıbrıs Cumhuriyeti'ne; malum nedenlerden dolayı adı açıklanmayan bir silah sistemi daha veriliyor.

Meymarakis, Larnaka Havaalanı'na gelişinin hemen ardından Başkan Papadopulos, Meclis Başkanı Hristofyas, DİSİ Başkanı Anastasiadis ve dengi Paşardis ile temas maratonuna başladı.

Hristodulos Paşardis'le; S-300'lerin ve Kıbrıs'ta bulunan diğer silah sistemlerinin mülkiyet hakkıyla ilgili devletler arası anlaşma imzaladı."

Alithia gazetesi; "Daha Büyük Değerde Silah Sistemleri Aldık - Meymarakis Dün; TOR-M1 ve ZUZANA'lar

Karşılığında S-300'lerin Tasarrufunun Devrine İmza Attı" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum yönetiminin Rusya'dan satın aldığı ve ihtiyaç olması halinde 24 saat içerisinde Güney Kıbrıs'a nakledilmek üzere Girit'e konuşlandırılan S-300 füze sistemlerinin dün itibarıyla Yunan malı olduğunu bildirdi.

Gazete, Yunanistan Millî Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis'in, beraberindeki heyetle dün Güney Kıbrıs'a gittiğini ve Rum yönetimiyle; S-300'lerin Yunanistan'a, TOR-M1'ler ve ZUZANA toplarının da Rum Yönetimi'ne devredilmesi anlaşmasına imza attığını yazdı, özetle şöyle devam etti:

S-300'lerden 1,5 kat daha değerli

"Bu silah sistemleri teatisindeki en önemli ayrıntılardan biri de; Kıbrıs'ın Yunanistan'dan aldığı silah sistemlerinin, S-300'lerin değerinden 1,5 kat daha fazla olmasıdır. Askerî analizcilere göre S-300'lerin olmamasından dolayı hava savunmasındaki boşluk meselesi de; Kıbrıs'ın hava savunmasının TOR-M1'lerle ve diğer silah sistemleri! aracılığıyla ortadan kalkmış durumdadır.

Yunanistan Millî Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis, dün Kıbrıs'a; Yunan Hava Kuvvetleri'ne ait C-130 tipi askeri kargo uçağıyla geldi ve Larnaka Havaalanı'nda Kıbrıs Savunma Bakanı Hristodulos Paşardis, Millî Muhafız Ordusu Komutanı Korgeneral Konstantinos Bisbikas ve Yunanistan Büyükelçisi Dimitrios Rallis tarafından karşılandı. Ne Meymarakis ne de diğerleri, havaalanında açıklama yapmadı.

Meymarakis, kendisine eşlik etmekte olan heyetiyle birlikte Athalassa'daki 'Andrea Zaku' Kışlası'nı ziyaret etti, burada ELDİK Komutanı Albay Athanasios Kiriakopulos'un onurlarına verdiği yemeğe katıldı."

Haravgi gazetesi de; "S-300 Fiyaskosu Hükümetler Arası Anlaşmayla Sona Erdi" başlıklı haberinde, Klerides hükümetinin; Kıbrıs'ı aktif volkana çevirmekle tehdidine hizmet için Rusya'dan aldığı ve Rum vergi mükelleflerine 200 milyon KL'ye mal olan S-300 füze sistemlerinin artık Yunan malı olduğunu bildirdi.

Gazete, S-300'lerin Yunanistan'a; TOR-M1 ve ZUZANA'ların da Rum Yönetimi'ne devredildiği anlaşmanın dün gece imzalandığını, imza töreninde konuşan Meymarakis'in söylediklerini şöyle özetledi:

"Bu anlaşmanın imzalanması önemlidir, çünkü bu imzalarla uzun zamandır bakanlara ve hükümetlere meşakkat çektiren bir mesele çözülüyor. Ortak Savunma Sahası Doktrini geçerliliğini koruyor ve daha önce de defalarca söylediğimiz ve anlaştığımız üzere doktrinde hiçbir değişiklik yoktur. İlgili bütün tarafların mutabık kaldığı bir anlaşma bulundu ve bugün bu meseleye kesin bir son vermeyi, silah sistemlerini; mümkün olan en iyi şekilde bölge barışı ve istikrarı için değerlendirebilmek amacıyla, ülkelerimizin kuvvet yapılarına katmayı başarabildik."

Gazete, S-300'lerin Girit'te mi kalacağı, Yunan Silahlı Kuvvetleri'nin elindeki diğer silah sistemlerine uyumlu olup olmadıkları yolundaki sorulara muhatap olan Evangelos Meymarakis'in, "Bu silah sistemleri; özümsenecek ve geliştirilecek ve bölgedeki barış ve istikrara yardımcı olabilecek şekilde kullanılmak üzere Yunan kuvvetlerinin yapılarına katılacak" yanıtını verdi.

Fileleftheros gazetesi ise haberi; "S-300'ler 'Mühürle' De Yunanistan'ın - S-300 Füze Sistemlerini, TOR-M1'lerin ve ZUZANA'ların Sahiplik Statüsü Konusunda Hükümetler Arası Anlaşma - Doktrin Yürürlükte" başlık ve spotlarıyla okurlarına aktardı.

KIBRIS 20/12/07

 

Survey reveals widespread racism in Cyprus
By Leo Leonidou

CYPRIOT society is deeply racist towards non-locals, according to a survey of migrants, repatriates and Pontians.

Sixty-three per cent of those asked reported suffering from discrimination and prejudice on a daily basis.

Forty-seven per cent also reported having encountered institutional discrimination from the immigration and migration departments, welfare and health services as well as the police.

The findings of the survey, titled ‘Policy and Practice: Issues of Ethnicity and Race in Contemporary Cyprus’, were yesterday released by the Research Unit in Behaviour and Social Issues and the University of Nicosia.

Three hundred personal interviews were conducted focusing on three main groups: in Nicosia at immigrant support group KISA – with people from different communities that used the counselling centre for information regarding immigration, asylum issues and employment; one in Larnaca with Cypriot repatriates and one in Paphos with Pontians.

The sample included people from 29 countries, 70 per cent being Asians, something reflected in the 2001 and 2004 census.

Seventy-five per cent had “minor” or “nil” knowledge of the Greek language, with 25 per cent having “fair” knowledge.

Sixty-six per cent had lived in Cyprus for less than two years, something that demonstrates the characteristic of the migrant or foreign worker as it is the main trend in Cyprus (as defined by law and practices on migration and employment).

As regards income and work, 90 per cent of respondents said that their income was insufficient for their needs, 27 per cent said they could send money back home and 51 per cent accepted money from friends and family back home, or from Cyprus or elsewhere within the EU.

When it came to questions about housing, 87 per cent stated that it was either difficult or impossible to find accommodation. Fifty-four per cent said the main reason is the high cost of housing, 22 per cent cited lack of family and friends who could help them find accommodation and 19 per cent gave race-related reasons such as: “They think we are dirty” or “they wouldn’t show me the flat because of the colour of my skin”.
Seventy-seven per cent reported living in a shared house or apartment with three to six people sharing one bedroom, with 83 per cent not satisfied with their accommodation.

Only 17 per cent of participants reported membership of a community organisation or group – including religious activities and social events. This indicates a trend towards isolation and low community activity and participation.

In conclusion, the survey found that, “everyday societal discrimination against migrants was positively correlated with the level of difficulty in finding employment and negatively correlated with membership of community, religious or social organisations and certain types of membership activities, respectively. The above results support the conclusion that as migrants become economically and socially isolated in the host society with limited participation in the community and little public voice, they are likely to receive little public support and sympathy and encounter more discrimination.

“Finally, reported institutional discrimination was correlated with everyday societal discrimination. The link between institutional and society discrimination indicates that perhaps combating discrimination against migrants needs to be examined in terms of both government policies and practice and cultural integration of immigrants into the host society. This combined approach may help the government build a fairer, more culturally and racially tolerant society.”

There are estimated to be anything between 80,000 and 140,000 migrants currently on the island, representing 10 to 14 per cent of the population.

CYPRUS MAIL 20/12/07

 

Mel Gibson vazgeçti

Ermeni iddialarını anlatan filmde rol alacak olan Mel Gibson ,elektronik mektup yağmuruna tutuldu.

Asılsız Soykırım İddialarıyla  Mücadele Derneğinin (ASİMED), 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını  anlatan filmde rol alacağı söylenen aktör Mel Gibson'ı bu fikrinden  vazgeçirmek için başlattığı elektronik mektup kampanyasından olumlu  sonuç aldığı bildirildi.
         ASİMED Başkanı ve Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih  Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, AA muhabirine yaptığı  açıklamada, 1915 olaylarının konu alınacağı bir filmde rol almaya sıcak  bakan Mel Gibson'a gerçekleri anlatmak ve bu tür bir filmde rol  almamasını sağlamak için geçen ay elektronik mektup gönderme kampanyası  başlattıklarını anımsattı.
         Kampanya kapsamında 10 bini aşkın elektronik mektubun Mel Gibson ve  ortağı olduğu film şirketine gönderildiğini anlatan Eğilmez, “Özellikle  ABD'de yaşayan Türkler kampanyamıza büyük destek verdiler” diye konuştu.
         Mel Gibson'un sözcüsü ve yardımcısı Alan Nierob'un ise derneklerine  defalarca gönderdiği elektronik mektuplarda, soykırım konusunda ciddi  bir film projesinin olmadığını, böyle bir olayda yer almayacaklarını  ifade ettiğini belirten Eğilmez, “Nierob, derneğimiz ve benim özel  elektronik postama defalarca elektronik mektuplar göndererek kampanyayı  durdurmamızı talep etti” dedi.
         Ermeni diasporasının 1915 olaylarına uluslararası destek sağlamak  amacıyla 100 milyon dolar kaynak ayırdığını ve bu kaynağı Hollywood  yapım şirketlerine aktararak, tezlerini savundukları sinema filmleri  yapmak istediklerine dikkati çeken Eğilmez, bu tür yapımlarda rol alacak  tüm sanatçılar için bu tür kampanyalar düzenleyerek gerçekleri anlatmaya  devam edeceklerini kaydetti.
        
         -STALLONE'YE 3 BİNİ AŞKIN MEKTUP GÖNDERMİŞLERDİ-
        
         Geçen aylarda “Musa Dağı'nda 40 Gün” filmini çekmek ve bu filmde rol  almak istediğini açıklayan Sylvester Stallone'ye 3 bini aşkın elektronik  mektup gönderdiklerini hatırlatan Eğilmez, “Stallone'nin Avrupa  basınında yer alan ifadelerinde elektronik mektuplar sonrası kitabın  doğruluğu konusunda endişeye düştüğü ifadeleri yer almıştı” diye  konuştu.
        
         -“POTANSİYELİMİZİN FARKINA VARALIM”-
        
         Mel Gibson ve Sylvester Stallone örneğinde olduğu gibi 1915 olaylarıyla  ilgili tüm Türklerin katılacağı kampanyaların düzenlenmesi gerektiğini  sözlerine ekleyen Eğilmez, şunları söyledi:
         “Her iki aktöre de gönderdiğimiz elektronik mektupların ne kadar etkin  olduğunu gördük. Bu bize bir kez daha gösterdi ki potansiyelimizin  farkına varıp, birlikte hareket etmeyi başarabilirsek birçok zorluğu  aşabiliriz. Kampanyamıza verdikleri destekten dolayı özellikle ABD'deki  Türkler ve tüm elektronik mektup gönderenlere teşekkür ediyorum. Yeni  bir Gece Yarısı Ekspresi karalamasıyla karşı karşıya kalmamız için bu  tür projeler hayatiyete geçmeden adım atmalı ve sonuç almalıyız. Yoksa  film çekildikten sonra koyulacak tepkinin bir faydası olmaz.”

HURRIYET 21/12/07

 

Bir Damla gerçek yeter

Londra’da İngiliz Kraliyet Enstitüsü Chatham House'u kullanılarak bir Kürt konferansı yapıldı. Konferansa ağırlıklı olarak Kürt ve Kürt yanlısı akademisyenler katıldı. Ayrıca Kürt yanlısı hareketleri destekleyen gazeteciler konferansta bulundu.

Konferans sırasında ağırlıklı olarak Türkiye’nin sivil Kürtlere karşı operasyon yaptığı iddia edildi. 13 yıldır Ortadoğu’da görevli İngiliz gazeteci Michael Howard Türkiye’ye yönelik eleştiriler yöneltti.

İşte bu sırada Damla ortaya çıktı. İngiltere’de  King’s College’de eğitim gören Damla Aras sorduğu sorular ve yaptığı yorumlarla müthiş bir etki yarattı. PKK’nın terör eylemlerine sıcak bakan 200’e yakın kişi bu soru karşısında rahatsızlıklarını belirtti

İşte Damla Aras’ın konferanstaki müthiş çıkışı:

“Konferans beni hasta etti. Çok üzüldüm. İki sorum var
Birinci sorum: 2002 seçimlerinden itibaren Türkiye’de AKP, Kürtlere bir takım hakların verilmesi üzerine ciddi girişimlerde bulundu. AKP'nin bu iyi niyetli girişimine karşın  yaz ayına baktığımızda PKK’nın saldırılarında çok ciddi bir artış oldu. Kürt Bölgesel Yönetimi Türkiye aleyhine konuşmaya başladı. Bu bir zıtlık teşkil etmiyor mu? 

İkinci sorum: Konferansta Türklerle Kürtlerin ilişkileri tartışıldı ama Irak’ın  Şii, Kürt, Sunni olarak parçalanması durumunda bunun Ortadoğu’ya etkilerinin ne olacağı neden tartışılmadı?”

Konferansta Sir Jeremy Greenstock Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst düzey yetkililerini suçlayıcı konuşmalar yaptı. İngiliz petrol şirketin BP’nin de Irak’ın kuzeyi ile ilgili planlarının bulunmadığını iddia etti.
 
İngiliz gazeteci Michael Howard konuşmasında Kuzey Irak’taki petrolü Türk firmalarının işlediğini bunun alternatifinin ise Kuzey Irak’taki yerel yönetiminin olabileceğini iddia etti. Howard bölgedeki güvenlik ve refahın karşısındaki engelin TSK olduğunu ileri sürdü.

Howard daha da ileri giderek Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt’ı suçlayıcı ifadeler kullandı.

Konferansta konuşmacıların konu üzerinde yorumlar ürütmeye başladığı bir noktada Türk diplomatlar müdahale etti. Türk diplomatlar PKK’nın terör örgütü olduğunu vurgulayarak Türkiye’nin 30 bin insanını bu terör yüzünden kaybettiğini hatırlattı.

İşte diplomatlarımızın itirazı:

Türk Büyükelçiliği’nin birinci katibi Gürcan Balık: Türkiye’nin Kürtlere yönelik politikalarının anlatımını şaşkınlıkla dinliyorum. Kürtlere yönelik uluslararası yaklaşımlarda kimse otorite değildir. Fakat son PKK saldırılarında Türkiye sadece uluslararası hakkini ifa etmiştir. Bunun Irak’lı Kürtler’le hiç bir ilgisi olmamıştır, operasyon tam manasıyla PKK’ya karşı yürütülmüş ve bununla sınırlandırılmıştır. PKK Kürtleri temsil etmemektedir, o bir terörist örgüttür.
Türkiye-Amerika ilişkileri Irak meselesi ile başlamamıştır ve bununla bitmeyecektir.
PKK bütün dünyada terörist bir kuruluştur. Türkiye dolayısıyla 30,000 insanini kaybetmiştir.

Michael Howard: Türk ordusu tarafından bombalanan bu köylerde bizzat bulundum, ve PKK’nın bir izine rastlamak mümkün değildi.

Türkiye Büyükelçiği Müsteşarı Sadık Arslan: Bizim burada bulunmamız buradaki görüşlere sessiz kalıp taahhüt ettiğimiz anlamına gelmez, tam aksine bu fikirleri onaylamıyoruz.
Bu konferans tek taraflıdır, sonuçları kısmi bir temsilciliktir.
-Türkler ve Kürtler yüz yıllardır huzur ve barış içinde yasamıştır. Kuzey Irak halkını akrabalarımız olarak görürüz.

CHATHAM HOUSE’A YAKIŞMAZ

Türkler ve Kürtler yıllarca birlikte yaşamışlardır dedikten sonra yuhalanan Müsteşar Sadık Arslan’ın konferansta yaptığı son müdahale “İngilizlere Amerikalılara teşekkür ettiniz. Çekiç Güc’ün Türkiye’deki üslerden yaptıklarından bahsetmediniz. PKK faaliyetlerinin demokratik reformlarının hızlandığı bir döneme rastlamasını nasıl açıklıyorsunuz? Burada çok sayıda kişi terörü ve terör örgütünü öven konuşmalar da yaptı. Bu da eminim Chatham House’a  yakışmaz" oldu.

“TÜRKİYE ŞEYTAN TÜRK OLARAK GÖSTERİLMEK İSTENİYOR”

Başkatip Gürcan Balık “Sadece Türkiye yüklenmek yanlıştır. Burada sürekli olarak saptırmalar yapılıyor ve Türkiye’ye “Berbat Türk”, “Şeytan Türk” diye göstermeye çalışan ifadeler var. Türkiye’yi Kürtlerle sürekli savaş halinde göstermeye çalışan ifadeler var. Bunlar doğru değil. 1992 yılında KDP ve KYB, PKK’ya karşı savaşmıştır. 1990'lı yıllara bakıldığında Türkiye’nin Irak Kürtlerine yardım ettiği de görülür”

CHATHAM HOUSE'DAN ÇIKAN KÜRT RAPORU

hurriyet.com.tr - İngiltere'nin önemli düşünce kuruluşu Chatham House raporunda, uluslararası topluluğun, şimdi Kürtlerle ortak çıkarları paylaştığını iddia etti.

Raporda yerel destekten ve sınır bölgelerinde ulaşılmaz toprakların korumasından yararlanan PKK'nın iyi motive edilen bir güç olduğu belirtilerek, "Türkiye belki de hiç PKK'yı yenemeyecek ve bundan sonraki sınır ötesi operasyonlar boş yere yapılacak" denildi.

Askeri riskten dolayı Irak hükümetinin PKK sorununu çözmeye yanaşmadığı vurgulanan raporda "Dağlardan PKK'lılar temizlense bile, bu, radikal İslamcıların Afganistan'daki Tora Bora bölgesi gibi PKK'nın boşalttığı bölgeleri kendi kalelerine çevirmelerine yol açabilir” görüşü savunuldu.

Irak hükümetinin endişesini dile getiren Chatham Kürt raporu, İran'daki PKK'nın kardeş örgütü PJAK'ın Irak sınırı yakınlarında İran ordusu ile kanlı çatışmalar yaptığına değinirken “PKK'nın aksine, PJAK ABD hükümeti tarafından terörist örgüt olarak tanımlanmıyor. Irak Kürdistanı'ndaki Kandil dağlarındaki takviye siperi İran topçu ateşine maruz kalıyor” dedi.

Bölgedeki çatışmaların hiçbirinin bağımsız Kürt devletine zemin hazırlamadığını kaydeden rapor, Irak Kürdistanı'nın varlığı ve zenginliğinin Kürt milliyetçiliğini bölgede kışkırttığını ve tarihlerinde ilk defa bazı Kürtlerin politik geleceklerini şekillendirme fırsatını bulduklarını kaydetti.  

Irak Kürt Bölgesel Hükümetinin sağlamlaşmasının çok büyük önem taşıdığına dikkat çeken Chatham House, Irak'taki Kürtlerin kendi geleceklerini tayin etme ve bölgedeki diğer Kürtleri etkileme fırsatını yakaladıklarını iddia etti.

Kürtlerin politik isteklerinin sınırlı kaldığının altını çizen rapor, Kürtlerle bölgesel devletler arasındaki ilişkilerin, Ortadoğu'nun geleceğinin Kürtlerin geleceğiyle yakından bağlı olması anlamına geldiğini kaydetti.

Rapor, bölgesel ve Batılı politika yapıcılarına Irak ve Türkiye'deki Kürtlerin rolünü, Suriye ve  İran'daki Kürtlerin kendi hükümetleriyle ilişkilerini yeniden değerlendirmelerini önerdi.

Türkiye'nin  AB'ye giriş müzakerelerinde Kürtlerin odak noktası haline geldiğini belirten Chatham House,  “Türkiye AB'ye girmek istiyorsa, Kürtlere karşı tutumunu düzeltmeli ve bu yolda bazı reformlar uygulamalı” önerisinde bulundu.

HURRIYET 21/12/07

 

Economist'ten ilginç iddia

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı George W. Bush’a bazı sözler vermiş olabileceği öne sürüldü.

The Economist dergisi, TSK’nın sınır ötesi operasyonu ve ABD’nin verdiği desteği değerlendirdiği haberinde ABD ve Türkiye’nin bir anlaşma yapmış olabileceğini öne sürerek “Başbakan Erdoğan’ın, George Bush’a bazı sözler verdiği sanılıyor. Bunlar, Kürlerin bölgesel hükümetinin tanınmasını ve PKK teröristleri için daha liberal bir affı içeriyor” iddiasında bulundu.

İngiliz The Economist dergisi, TSK’nın sınır ötesi operasyonunu değerlendirdiği haberinde "Sınır ötesi operasyonlar" başlığı altında “Türkiye ile Amerika arasında bir anlaşma oldu mu?” spotunu kullandı.

Türkiye’nin Kuzey Irak’ta son yılların en büyük sınır ötesi harekatını gerçekleştirdiğine işaret eden dergi, “Irak’taki Amerikan işgalçilerinin, böyle bir operasyonun yapılmasını önlemek için son aylarda büyük bir çaba göstermelerine karşın Türkiye’nin en üst düzey generalinin, Amerikalıların sadece hava operasyonuna onay vermediğini, aynı zamanda gerekli istihbarat sağladığını söyledi” diye yazdı.

Bunun “hassas bir balans ayarının” sonucu olabileceğini belirten dergi, Amerikalıların Kuzey Irak’ın istikrarsızlaşmasını istemedikleri ancak hayati bir NATO müttefiki olan Türkiye ile ilişkileri kurtarmayı istedikleri yorumunu yaptı.

The Economist, birçok Iraklı Kürdün Türkiye’nin operasyonun tek amacının PKK olmadığına inandığını belirtti ve "Türkiye ile ABD arasında anlaşma” iddiasında bulundu. Dergi şunları yazdı:

“Belki Amerika ve Türkiye bir anlaşma yaptı. Amerika’nın sınırlı Türk operasyonlarına desteği ve Iraklı Kürtlerin PKK’ya karşı harekete geçmeleri emrini verme sözünün karşısında Türkiye’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın George Bush’a bazı sözler verdiğine inanılıyor. Bunlar, Kürtlerin Irak’taki bölgesel hükümetinin tanınmasını ve PKK savaşçıları için daha liberal bir affın getirilmesini içeriyor.“

Önceki “affın” sonuç vermediğini öne süren dergi, “Şimdi hükümet, şiddete karışmayan tüm PKK savaşçılarını af edebilir. 20 yıldır asilere karşı verilen mücadelenin ardından Türkiye, askeri önlemlerin tek başına Kürt sorununu çözemeyeceğini biliyor” değerlendirmesinde bulundu.

HURRIYET 21/12/07

 

AB'de yer almamızı engelleyemeyecekler

SOYER: AB VİZYONUNDAN GERİ ÇEKİLMEYECEĞİZ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne de AB'nin şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin, Kıbrıs Türk halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini söyledi. Soyer, hükümetlerinin AB vizyonundan asla geri çekilmeyeceğini ve AB'de eşit bir halk olarak temsiliyet için çabalarını kesintisiz ve etkili bir şekilde sürdüreceklerini belirtti

AVCI: İLİŞKİLERİ GELİŞTİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da hiçbir engelin kendilerini AB hedefinden döndüremeyeceğini belirtti. İKÖ ülkeleri, Arap ülkeleri ve AB ülkelerine açılımlara büyük önem verdiklerini ve bu konudaki çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. Avcı, Rumların fanatik düşünceleri ne olursa olsun, her alanda dünya ülkeleriyle bütünleşmeye, ikili ilişkileri geliştirmeye devam edeceklerini kaydetti

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne de AB'nin şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin, Kıbrıs Türk halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini söyledi.

Brüksel temaslarını tamamlayan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Roma'daki temaslarını tamamlayan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, önceki gece İstanbul üzerinden KKTC'ye döndü.

Soyer ile Avcı, Ercan Havaalanı'nda bir basın toplantısı düzenleyerek temasları hakkında bilgi verdi.

Başbakan Soyer, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile önceden ayarlanmış bir görüşme için Brüksel'e gittiklerini; Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı'nın da İtalya'ya kültür ve turizm temsilciliğinin açılması için gittiğini kaydetti. Soyer, bunların hükümetin dışa açılmasının ileriye giden parçaları olduğunu söyledi.

Soyer, Kıbrıs Rum liderliğinin BM Genel Sekreteri'nin raporunda yer verdiği izolasyonların kaldırılması çağrısının BM kararına dönüşmemesi için AB ile Kosova konusunda çelişkisi olan Rusya'yı kışkırttığını kaydetti. Soyer, Rum liderliğinin Kosova konusunda AB kararları lehine oy vermek adına da, Olli Rehn ile yapılacak görüşmeyi sabote etmek için elinden gelen çabayı gösterdiğini belirtti.

İlkesiz tavır...

Soyer, bu ilkesiz tavrın, AB üyesi olmanın yanında BM üyesi de olan ve gasp edilen "Kıbrıs Cumhuriyeti" haklarını kullanarak ilkesiz bir şekilde hareket eden bir liderliğin yaptığı, çok ayıp ve kabul edilemez bir davranış biçimi olduğunu kaydetti.

Rumların bu çabasının amacının dünyanın demokratik güçlerini Kıbrıs konusunda izledikleri çözümsüzlük siyasetine ortak kılmak olduğunu belirten Başbakan, Rum çabasının kesinlikle başarısızlığa uğrayacağını dile getirdi.

Başbakan, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne de AB'nin şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin Kıbrıs Türk halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini vurguladı.

Soyer, hükümetlerinin AB vizyonundan asla geri çekilmeyeceğini ve AB'de eşit bir halk olarak temsiliyet için çabalarını kesintisiz ve etkili bir şekilde sürdüreceklerini belirtti.

Başbakan, Kıbrıs Türkü'nün AB'de yer alması için sahip oldukları hırsın iki kat daha fazla arttığını vurgulayarak, kimsenin bu vizyondan geri adım atmadığını ifade etti.

Brüksel'deki temaslarında AB Komisyonu ve AP'de son derece faydalı temaslar yaptığını, ayrıca heyette yer alan CTP-BG Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami'nin AB Dönem Başkanı Portekiz'in temsilcileri ve AB'deki UNOPS temsilcileriyle oldukça yararlı temaslar yaptığını kaydetti.

AB ile yaptıkları görüşmelerde Yeşil Hat Tüzüğü, Mali Yardım Tüzüğü ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü gibi teknik konuları görüştüklerini söyleyen Başbakan, bunun yanında Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak 2008'de Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili gündeme gelmesi beklenen BM süreciyle ilgili isteklerini ve görüşlerini dile getirdiklerini, bu süreçte AB'nin yapıcı rol oynamasıyla ilgili düşünce ve arzularını aktardıklarını anlattı.

Bu görüşmelerin son derece yapıcı olduğunu kaydeden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, mevcut üç tüzükle ilgili çalışmaların yanında, yasaların, idari yapının AB norm ve kurallarına uyum sağlaması için iki hafta önce kendilerine sundukları uyum programının altının AB yetkilileri tarafından yeniden çizildiğini söyledi.

12 Başlık

Soyer, AB yetkililerinin bu çerçevede belirtilen 12 başlıkla ilgili çalışmaların başlatılmasına yönelik dileklerini kendilerine aktardıklarını kaydederek, hükümet olarak kendilerine getirilen bu 12 başlığa yönelik olarak çalışmalardaki yerlerini büyük bir istekle alacaklarını ilettiklerini ve bu konunun artık hükümet gündeminde olduğunu söyledi. Başbakan, basın mensuplarının ileriki günlerde AB Koordinasyon Merkezi'nden bu konuya ilişkin detaylı bilgi alabileceklerini dile getirdi.

Tek olumsuzluk

Başbakan, bu görüşmelerde yaşanan tek olumsuzluğun Kosova konusunda Kıbrıs Rum tarafının yaptığı şantaja AB yetkililerinin cevap verememesi olduğunu; ancak Rehn görüşmesinin gerçekleşmemesine rağmen yardımcılarının konuya ilişkin duydukları üzüntüyü ilettiklerini ve önümüzdeki günlerde yeniden bir görüşmenin planlanması için de girişim yapılacağını vurguladıklarını, kendilerinin de buna hazır ve istekli olduklarını ifade ettiklerini söyledi.

Bu konunun üzüntü verici bir gelişme olduğunu çünkü AB ilkelerinin şantajla sarsılmaması gerektiğini kaydeden Başbakan, kendilerinin hiçbir şantaja boyun eğmeyeceklerini, Kıbrıs konusunda kalıcı ve kapsamlı bir çözümün 2008'de gündeme gelmesini, Kıbrıs Türkü'nün AB uyum sürecindeki yerini almasını istediklerini aktardı.

Kimsenin kendilerini AB sürecinden ayıramayacağını vurgulayan Soyer, hükümet olarak AB normlarına ulaşmak için tüm çabayı göstereceklerini ve bu uyum çalışmalarında tüm kurumlarla yerlerini alacaklarını kaydetti.

Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü yanında AB üyeliğini de halk için, Kıbrıs için, bölge barışı için, Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesi için, aynı zamanda AB genişlemesinin Doğu Akdeniz'e barış ve istikrar getirmesi için istediklerini ifade etti.

Başbakan Soyer, Güney'deki hakimiyetçi anlayışın AB ilkelerinin çiğnenmesine neden olan anlayışını dünya kamuoyu önünde mahkum etmeye devam edeceklerini söyledi.

Başbakan, gerek AP, gerek diğer görüşmelerde, AB yetkililerinin Rumların şantajcı politikasından bıktığını, kendilerinin kararlılıkla yürümeye devam ederek Kıbrıs Türkü'nün AB genişlemesinde eşit taraf olarak yer almasını sağlayarak istikrara katkıda bulunacaklarını belirtti.

Avcı: Hiç bir engel bizi AB

hedefinden döndüremeyecek

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, hiçbir engelin kendilerini AB hedefinden döndüremeyeceğini belirtti.

Başbakan ve Avcı'yı, Ercan Havaalanı'nda, Güvenlik Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali ve diğer üst düzey yetkililer karşıladı.

Havaalanı'nda açıklamalarda bulunan Avcı, hükümetin dış politikadaki açılımları açısından önceki akşamki tablonun geçmişte görülmeyen bir tablo olduğunu; Başbakan'ın Brüksel'den, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı'nın Roma'dan gelerek İstanbul'da buluşup, Ercan'a birlikte gelmesinin geçmişte dışişleri açısından hiç görülmeyen tablolar olduğunu söyledi.

Avcı, bu gelişmelerin gerek iç ekonomik gelişmeler gerekse dış açılımların bir örneği olduğunu ifade etti.

Roma'ya bu yıl üçüncü kez gittiğini ve KKTC'nin Temsilcilik Ofisi açılımını gerçekleştirdiklerini belirten Avcı, açılışa TC Büyükelçisi, milletvekilleri, işadamları, KKTC'yi ziyaret etmiş eski siyasiler, yerel yönetim temsilciler, sivil toplum temsilcileri ve diğer yetkililerin katıldığını söyledi.

Ofisin, Avrupa ülkelerindeki üçüncü temsilcilik olduğuna işaret eden Avcı, bu temsilcilik sayesinde turizm, eğitim, kültür ve ticaret alanındaki gelişmelerin Kıbrıs Türk ve İtalyan halkının yakınlaşmasını sağlayacağını kaydetti.

Avcı, İKÖ ülkeleri, Arap ülkeleri ve AB ülkelerine açılımlara büyük önem verdiklerini ve bu konudaki çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.

Avcı, Rumların fanatik düşünceleri ne olursa olsun, her alanda dünya ülkeleriyle bütünleşmeye, ikili ilişkileri geliştirmeye devam edeceklerini kaydetti.

AB'nin hedef olduğunu ve hiçbir engelin kendilerini bu hedeften döndüremeyeceğini söyleyen Avcı, daha çok yollarının olduğunu belirtti ve halkın bayramını kutladı.

KIBRIS 21/12/07

 

KKTC, "Uluslararası Tıp Konferansı"nda temsil edildi

Peninsula Medical School tarafından geçtiğimiz hafta organize edilen toplantıda, KKTC de ülke bazında temsil edildi.

Konferansa ülkemizi temsilen katılan Mağusa Tıp Merkezi Hastanesi doktorlarından ve gazetemiz köşe yazarı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr Umut Altunç, bu toplantı aracılığıyla daha önce bu ülkede yaptığı bilimsel çalışmalarını uluslararası tıp otoriteleri ile paylaşma imkanı bulduğunu belirtti.

Ülkemizin "TRNC (KKTC)" adı ile temsil edildiğini bildiren Altunç, pek çok alanda kısıtlamalarla karşılaşan toplumumuz hekim ve bilim adamlarının artık uluslararası bilim camiasında kabul gören çalışmalara imza attıklarını söyledi.

Güney Kore, İsrail ve Kanada gibi ülkelerdeki ilgili tıp kürsülerinden davet aldıklarını belirten Altunç, ülkemizin adını duyuracak bu tür çalışmalarda emeği geçen bilim adamlarının ilgili devlet kuruluşları tarafından daha fazla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

KIBRIS 21/12/07

 

İngiliz Okulu öğrencileri, "Kayıplar"ı tartıştı

15-16 Aralık 2007 tarihlerinde Protaras'ta yapılan atölye çalışmasını Yenidüzen gazetesinden gazeteci-yazar Sevgül Uludağ ile Politis gazetesinden Andreas Parashos yönetti.

Atölye çalışmasında dedeleri "kayıp" olan Didem Çaylar ile Yannos Demetriu, İngiliz Okulu öğrencilerine "kayıp" ailelerinin acılarını anlattı.

35 Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum öğrencinin katıldığı atölye çalışmasında öğrencilere son 47 yılın tarihsel perspektifi verilirken, "kayıplar" ve "toplu mezarlar" konusunda da Sevgül Uludağ ve Andreas Parashos, yaşanmakta olan süreçleri fotoğraflardan oluşan sunuşlarla öğrencilere anlattı.

Öğrencilerin çok sayıda sorusunu yanıtlayan Çaylar, Demetriu, Uludağ ve Parashos, bu konularda canlı tartışmalar da yürüttüler.

Özellikle "kayıp" yakınları Didem Çaylar ile Yannos Demetriu'nun sunuşlarında öğrenciler oldukça duygusal anlar yaşadılar.

Dinlediklerinden sonra çeşitli gruplara ayrılan öğrenciler, bu çalışma gruplarında "Kayıplar konusu tarih derslerinin parçası olmalı mıdır?", "Kıbrıs'ta kayıplar konusunda nasıl bir süreç yaşanmalıdır?" gibi soruları tartışarak, bu konudaki önerilerini sundular. Pek çok öğrenci için bu atölye çalışması özgün bir deneyim oluşturdu ve bu konularda daha ileri araştırmalar yapma arzusu uyandırdı. Öğrenciler genel olarak, "kayıplar" konusunda iki toplumdan insanların acısının aynı olduğunu belirttiler.

Atölye çalışmasının sonucunda genç insanların savaşlar ve "kayıplar"ın olmayacağı, barış ve refah içinde bir dünyada yaşama arzusu da ortaya kondu.

Fotoğraflarda Didem Çaylar ile Yannos Demetriu, sunuşlarını yaparken ve Kıbrıslı öğrenciler onları dinlerken görülüyor...

KIBRIS 21/12/07

 

Rum seçiminde Matsakis de aday


Fanatik tavırlarıyla bilinen Avrupa Parlamentosu (AP) Rum milletvekili Marios Matsakis, Kıbrıs Rum Kesimi'nde 17 Şubat'ta yapılacak "başkanlık" seçiminde aday olacağını açıkladı. Matsakis, adaylığını önümüzdeki hafta Noel kutlamalarının ardından resmen ilan edeceğini bildirdi. Rum basınının haberlerine göre, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un onursal başkanı olduğu Demokratik Parti'nin (DİKO) üyesi olan Matsakis'in adaylığının, Papadopulos'un adaylığına bir darbe daha olacağı yorumu yapılıyor.

MILLIYET 22/12/07

 

Yaygaracı Matsakis Papadopulos'a rakip

22/12/2007 RADIKAL

LEFKOŞA - KKTC'ye geçip Türk bayrağını çalmak ve adadaki Britanya üssünde araçları spreyle boyamak gibi fanatik eylemleriyle tanınan Avrupa Parlamentosu'ndaki Rum vekil Marios Matsakis, Kıbrıs Rum kesiminde 17 Şubat'ta yapılacak başkanlık seçiminde aday oluyor. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un onursal başkanı olduğu Demokratik Parti'nin (DİKO) üyesi Matsakis, adaylığını 24 Aralık'taki Noel'in ardından ilan edecek.
Rum basını Matsakis'in çıkışını Papadopulos'un ikinci dönem seçilme hesaplarına darbe olarak yorumladı. Basına göre, Matsakis'in yarıştan çekilmesi baskılarına direnmesi DİKO yönetimi ve Papadopulos'u kaygılandırdı. "Hiçbir aday arzularımı yansıtmıyor. Biz kendimizle savaşırken Türkiye ve Kıbrıslı Türkler AB'de akınlar yapıyor" diyen Matsakis'in rakipleri şunlar: Papadopulos, Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) desteklediği AP milletvekili Yannakis Kasulides ve eski tarım bakanı Kostas Themistokleus.
Matsakis Kasım 2005'te Türk askeri varlığını protesto için Türk bayrağını çalıp sonra iade etmişti. Son dönemlerde Türklere karşı tumumunu değiştirmesi ise bir Türk kızıyla arkadaşlık kurmasına bağlanıyor. (Reuters, aa)

Başbakan Soyer: AB ile 12 başlıkta görüşmelerin başlamasında anlaştık

"HEDEF, KIBRIS TÜRK TARAFININ İDARİ YAPISININ AB STANDARTLARINA YÜKSELTİLMESİ" ... 12 başlığın tamamen Kıbrıs Türk tarafının idari yapısının AB standartlarına yükseltilmesini kapsadığını ifade eden Başbakan Soyer, "onların teknik ekipleri bizim ekiplerle beraber gerekli çalışmaları yapacak ve hazırlanacak. Tüm yasaların uyumu çerçevesinde ayrıca teknik çalışma yapılacaktır." dedi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn'in ekibiyle Kıbrıs Türk tarafının Avrupa standartlarına ulaşmasını sağlamak için 12 başlık çerçevesinde Avrupa Birliği uyum görüşmelerinin başlaması konusunda anlaştıklarını açıkladı.

Soyer, bu amaçla Kıbrıs Türk tarafının idari yapısının Avrupa standartlarına yükseltilmesiyle ilgili uyum görüşmelerinin önümüzdeki ay içinde başlayacağını vurguladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn'in ekibi tarafından Avrupa Birliği Müktesebatına uyum konusunun 12 başlık altında görüşülmesi amacıyla kendilerine sunulan teklifle ilgili BRT'ye açıklamalarda bulundu.

Temasları sırasında Rehn'in çalışmalarını yürüten ekibin kendilerine yazılı olarak Avrupa Birliği uyum görüşmeleriyle ilgili yazılı teklif sunduklarını anımsatan Soyer, Kıbrıs Türk tarafı olarak bu teklifi değerlendirdiklerini söyledi.

Soyer, 12 başlık çerçevesinde Avrupa Birliği uyum görüşmelerinin önümüzdeki ayın içinde başlaması konusunda karşılıklı anlaştıklarını açıkladı.

12 başlığın tamamen Kıbrıs Türk tarafının idari yapısının Avrupa Birliği standartlarına yükseltilmesini kapsadığını ifade eden Soyer, "onların teknik ekipleri bizim ekiplerle beraber gerekli çalışmaları yapacak ve hazırlanacak. Tüm yasaların uyumu çerçevesinde ayrıca teknik çalışma yapılacaktır." dedi.

Bir soruya karşılık Başbakan Soyer, hiçbir ülkenin kendi başına Avrupa Birliği uyum sürecine hazırlanamayacağına işaret ederek, uyum süreci için Avrupa Birliği yasa ve mevzuatlarının sorumluluğunu taşıyan tüm Avrupa Birliği yetkilileriyle karşılıklı olarak hazırlık yapılması gerektiğini vurguladı.

Soyer, Kıbrıs Türk tarafının daha önce kendi başına pek çok hazırlık yaptığını hatırlatarak bu hazırlıkların Avrupa Birliği kuralları çerçevesinde Avrupa Birliği yetkilileri ve teknik ekiple birlikte ele alınacağını söyledi.

Soyer, bu nedenle Avrupa Birliği'ne hazırlık için Kıbrıs Türk tarafının yaptığı çalışmaların çok önemli olduğunu ancak esas olanın Avrupa Birliği ile gerçekleştirilecek çalışmalar olduğunu vurguladı.

Meclis'ten geçirilen pek çok yasada Avrupa Birliği Mevzuatını gözeten teknik çalışmalar yapıldığını anlatan Soyer, Kıbrıs Türk tarafının yaptığı hazırlıkların, önümüzdeki ay başlayacak olan 12 başlık çerçevesindeki görüşmelerle Avrupa Birliği uyum sürecinde tam kurallarıyla yaşama geçirme çalışması olacağını kaydetti.

Avrupa Birliği'nin neden Kıbrıs Türk tarafına bu yönde bir teklif sunduğuyla ilgili soruya ise Soyer, Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde siyasi irade gösterdiğini ve bunun da Avrupa kamuoyunda ve siyasi merkezlerinde büyük değer taşıdığını söyledi.

Rum tarafının hakimiyetçi anlayışa dayalı politikaları çerçevesinde Kıbrıs Türk tarafının Avrupa standartlarına ulaşmasının engellendiğinin Avrupa Birliği tarafından da görülmeye başlandığını anlatan Soyer, bunun sonucunda Kıbrıs Türk tarafına böyle bir teklif sunulduğunu açıkladı.

KIBRIS 22/12/07

 

Papadopulos "Ankara ile perde gerisi sondajlara" hazırlanıyor

Politis gazetesi teyit edilmemiş bilgilere dayanarak; Papadopulos'un bu hareketinin, KKTC'deki unsurlar ve üçüncü ülkeler aracılığıyla Ankara ile perde gerisi sondajlarla alakalı olduğunu belirtti.

Papadopulos'un bu hareketinin, seçim kurmaylığının daha uygun bir kampanya ortamı yaratma çabası çerçevesinde olduğu yorumunu yapan gazete, haberi; "Tasos Papadopulos Niyetlerini Dolaylı Yoldan Teyit Ediyor - Uygun Zaman - Başkan, Başkanlık Yarışına Kıbrıs Sorununu Atıyor ve 'Etkileyici Harekete' Hazırlanıyor" başlığıyla yansıttı.

Gazete, Tasos Papadopulos'un ve seçim kurmaylığının; karakteristiği Kıbrıs sorunu olan seçim kampanyasının "güçlü kartını" oynamaya hazırlandığını ve bu "kartın"; yapılan son seçim anketlerinde ortaya çıkan, Papadopulos'un düşüş sürecini tersine çevirmesi beklentisi içinde olduklarını yazdı.

Papadopulos'un seçim kurmaylığının, Rum Yönetimi Başkanı'nın önerisinin içeriğini son derece gizli tuttuklarına işaret eden gazete, şunları yazdı:

"Teyit edilememiş bilgiler, Lefkoşa'nın işgal bölgelerindeki unsurlar ve üçüncü ülkeler aracılığıyla Ankara ile perde gerisi sondajlarından söz ediyor. Papadopulos'un hareketinin nihayetinde bu çerçevede ortaya çıkması halinde merak konusu; Türkiye'nin nasıl bir tavır sergileyeceğinin ve Papadopulos'un adaylığını güçlendirecek bir prosedüre katılıp katılmayacağının saptanması olacak.

Başkan Papadopulos, gazetemizin önceki günkü sayısında da yer alan ilgili haberi dolaylı yoldan doğruladı. Papadopulos, 'Uygun zaman geldiğinde ve yapacak önerilerimiz olduğunda bunları sunacağız. Bunlar, önceden ilan edilmez. Bu haberlerin nerden çıktığını bilmiyorum' dedi.

Papadopulos'un bu açıklamasını, Lokmacı karşısındaki Ledra Caddesi'ndeki RMMO mevzilerini ziyaretini tamamlamasının ardından yaptığını belirten gazete; Papadopulos'un "Kolokasidi" ve "Komorotsu" mevzilerini ziyaretinde de, RMMO askerlerine hitap ederken, yine inisiyatiflerden söz ettiğini belirterek, şunları söylediğini yazdı:

"Bize; güvenlik içerisinde, kararlılıkla ve talepkarlıkla müzakere edebileceğimiz güvencesini veren Millî Muhafız Ordusu tarafından güçlendirilmeden; inisiyatifler üstlenme ve Kıbrıs sorununa çabucak çözüm politikamızı başaramayız."

Aynı gazete; "Sosyalistler İnisiyatifi: Başkan Halkı Bölüyor" başlıklı haberinde ise, Rum başkanlık seçimlerinde AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ı destekleyen "Sosyalistler İnisiyatifi"nin; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, referandumda Annan Planı'na "evet" diyenlerle ilgili açıklamalarına sert bir dille yanıt verdiğini yazdı.

Gazete, "Sosyalistler İnisiyatifi"nin; "Birliğe ihtiyaç duyulduğu bir zamanda halkı bölüyor" ifadesiyle suçladığı Papadopulos'u Güney Kıbrıs'ı yalnızlığa sürüklemekle de suçladığını yazdı.

KIBRIS 22/12/07

Kıbrıs Türk tarafı ile AB arasındaki müzakereler yeniden birleşmeyi kolaylaştırmayı amaçlıyor

Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas, Kıbrıs Türk tarafının Avrupa Birliği (AB) ile AB müktesebatı üzerinde müzakerelere başlamasının söz konusu olmadığını ileri sürdü.

Bu konuda Rum basınında çıkan haberlerle ilgili olarak dün bir açıklamada bulunan Sözcü, "Kıbrıs Türk tarafı ile AB arasındaki müzakerelerin yeniden birleşmeyi kolaylaştırmayı amaçladığını" söyledi.

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre Palmas, AB'nin Kıbrıs Türk toplumuna ekonomisini geliştirmesi ve böylece Kıbrıs Cumhuriyetinin yeniden birleşmesine katkıda bulunmak amacıyla Kıbrıs Türk toplumuna ekonomik yardım yaptığını açıkladı.

AB'nin Hukukun üstünlüğü ilkesine saygılı olduğunu kaydeden Palmas, yapılanın Kıbrıs Türk toplumunu muhtemel bir çözümde AB müktesebatına hazırlamak olduğunu kaydetti.

Sözcü, bu amaçla, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasına kadar AB müktesebatıyla ilgili hazırlıklar yapıldığını söyledi.

Avrupa Birliği'nin bu konuyla ilgili yürüttüğü çalışmalarının uluslararası hukuk çerçevesinde yapıldığını da kaydeden Palmas, Avrupa Birliği'nin hukukun üstünlüğü ilkesi, uluslararası hukuk ve Güvenlik Konseyin 541 ve 550 sayılı kararları çerçevesinde çalıştığını söyledi.

Soyer'in Brüksel'deki temasları

Rum basında geniş yer buldu

Rum gazeteleri, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Brüksel'de yaptığı; AB'nin Genişleme Müdürlüğü yetkililerinin Kıbrıs Türk tarafına; 12 başlık altında AB müktesebatıyla uyum meselesinin görüşülmesine başlanması önerisinde bulunduğu yolundaki açıklamasına ilişkin haberlere geniş yer verdiler.

Fileleftheros; "Sahte Devlet Üyelik Müzakereleri İstiyor - Komisyon, Kıbrıslı Türklerin Nasıl Eğitilebileceklerini İzaha Koşuyor - Müktesebatın Ertelenmesine Son Verilmesine Ön Hazırlık" başlık ve spotlarıyla yansıttığı haberinde, KKTC'nin Avrupa Birliği'yle üyelik müzakerelerine başlayamayacağını savunarak, şunları yazdı:

"Sahte devlet gerçekten de Avrupa Birliği'yle üyelik müzakerelerine başlayamaz. Ancak, çözüm olması halinde, hazır ve (AB müktesebatıyla) uyumlu olması için Kıbrıs'ın işgal altındaki bölgelerinin ön hazırlık prosedürü mümkündür.

Soyer'in söylediklerine tepki Komisyon'dan geldi. Avrupa Komisyonu'nun Lefkoşa'daki temsilciliği Kıbrıs Haber Ajansı'na yaptığı açıklamadan, Soyer'in ne demek istediğinin tam olarak algılanamadığı anlaşılıyor. Komisyon; (Soyer'in) muhtemelen; Ada'nın yeniden birleşmesi halinde, müktesebatın ertelenmesine son verildiğinde yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda Kıbrıs Türk toplumuna yardımcı olacak; Avrupa müktesebatının müstakbel girişi ve uygulanmasıyla ilgili PFAA programından söz ettiğine işaret etti.

AB'nin Genişleme Genel Müdürlüğü'nce iletilen yanıtta; siyasi, hukuki çerçevenin ve müktesebatın yürürlüğe girmesi için gereken altyapıların geliştirilmesi için çok fazla ön hazırlık çalışması yapılması gerektiği kaydedildi. Aynı yanıtta; 'Bu; Kıbrıs Türk toplumunun yönetim kabiliyeti konusunda önemli ihtiyaçlar doğuracak, dolayısıyla yapılandırılmış ve stratejik bir yaklaşıma gerek duyulacak' denildi.

Komisyon devamla; öncelikle bu yaklaşımın; müktesebatın ayrıldığı 32 başlıktan 12'si üzerinde odaklanmasına karar verdi. İşaret edildiği üzere bunlar; sermayenin serbest dolaşımı, kamu sözleşmeleri, ortaklık hukuku, rekabet politikası, parasal-ekonomik hizmetler, tarımsal ve zirai gelişme, gıda ve hayvancılık güvenliği ve bitki sağlığı politikası, istatistik, sosyal politika ve işe alma, çevre ve tüketicinin korunması ve sağlık başlıklarıdır."

Politis; "Sahte Devlete Gayrı Resmi Üyelik Müzakereleri - AB Kıbrıslı Türklerle 12 Uyum Başlığı 'Açtı' - Yeniden Birleşme Perspektifiyle..." başlığıyla manşete çektiği haberinde, Avrupa Birliği'nin KKTC ile gayrı resmi üyelik müzakereleri yapmakta olduğunu, Avrupa Komisyonu'nun, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Brüksel'de söylediklerini aslında doğrulayan bir açıklama yaptığını kaydetti.

Gazete, Komisyon tarafından yapılan yazılı açıklamada; bu prosedürün PFAA programı dâhilinde ve AB müktesebatının KKTC'ye müstakbel girişi ve uygulanmasıyla alakalı olduğunun belirtildiğini yazdı, şöyle devam etti:

"Komisyon'un, bu programın ortaya konulmasının nedenleriyle ilgili şu ifadeleri özellikle ilgi çekiyor: 'Avrupa müktesebatının uygulanmasındaki erteleme kaldırıldığında, mesela Ada'nın yeniden birleşmesi halinde, yükümlülüklerini yerine getirebilecek durumda olabilmeleri için Kıbrıslı Türklere yardımcı olacak.'

Avrupa Komisyonu, Kıbrıs Türk toplumunun Avrupa müktesebatıyla uyumuna ilişkin gayrı resmi bir prosedür başlatmış görünüyor. Bu prosedürden ortaya çıktığı üzere; gayrı resmi olma niteliğine rağmen, AB'ye aday (tanınmış) ülkeler için takip edilen temel uygulama prosedürlerinin hiçbirinden yoksun değildir. Yani; müzakereci ülkenin (işgal bölgeleri için toplumun) AB müktesebatıyla başlık başlık müktesebat açısından uyumundan müteşekkildir ve uyum sağlanmış müktesebatın oylanması ön

şarttır. Kısacası; AB tarafından Kıbrıs Türk toplumuna karşılık görülen sahte devlet; 'yasalarını' AB yasalarıyla 'meclis' aracılığıyla uyumlaştıracak.

Bugüne kadar işgal bölgeleriyle ilgili uyum başlığı Brüksel tarafından; işgal bölgelerinde basit bilgilendirme seminerleri (Avrupalı uzmanların katılımıyla) düzenlenmesiyle yapılırdı. Aynı Avrupa Komisyonu, bu meseleyi yalanlamıyor ve Kıbrıs Haber Ajansı'nın; Ferdi Soyer'in (Brüksel'deki) 'AB'nin Kıbrıs Türk tarafına 12 uyum başlığının müzakeresine başlanmasını önerdiği' açıklamasıyla ilgili sorusuna yanıt olarak gönderdiği yazıda, prosedürün uygulanmasını doğruluyor. Ancak açıktır ki siyasi nedenlerden dolayı ve uyumun; tanınmış devlet varlığıyla ilgili olmaması dolayısıyla Genişleme Müdürlüğü bütün bu argümanı PFAA programına dâhil ediyor. Müdürlüğün açıkladığı üzere PFAA programı, Avrupa müktesebatının müstakbel girişi ve uygulanmasıyla ilgilidir.

Endişe verici unsur; müdürlük tarafından kullanılan ifade ve dolaylı ancak net olarak; müktesebatın işgal bölgelerinde uygulanmasına getirilen ertelemenin muhtemel kaldırılmasının, yalnız Ada'nın yeniden birleşmesiyle gelmediğinin ima edilmesidir. KİPE'ye yapılan yazılı açıklamada 'PFAA, Kıbrıs Türk toplumuna; müktesebatın ertelenmesinin kaldırıldığında, mesela, Ada'nın yeniden birleşmesi durumunda, yükümlülüklerini yerine getirebilecek durumda olmaları için yardımcı olacak' deniliyor. Komisyon, bu açıklama ile; ertelemeyi kaldıracak başka ihtimalleri de açık bırakıyor.

Komisyon'un, Kıbrıs Türk toplumuyla yapacağı müzakereleri 12 başlıkta (uyum prosedürünü oluşturan 32 başlıktan) somutlaştırmış olması da önemlidir.

AB'nin web sayfasında Aralık 2007'den 2009'a kadar uygulanacak; gümrükler, kara para aklama, sağlık konularıyla (tarımda, gıdada ve veterinerlik konularında) da ilgili olan programlar yayınlanıyor. Bunlardan anlaşıldığı üzere, Kıbrıs Türk toplumunun gayrı resmi uyum prosedürü, sahte devletin 'devlet' mekanizması boyutunu güçlendiriyor."

Alithia da; "AB-İşgal Bölgeleri: Uyum Başlıyor - AB Kıbrıslı Türklere 12 Başlığın Hazırlığına Başladığını Resmen Bildirdi - AB, Müktesebatın Er-Geç İşgal Bölgelerinde de Uygulanması Gerektiğini Düşünüyor - Kıbrıs Sorununun Çözümlenmesiyle Olması İlla Gerekli Değil" başlık ve spotlarını kullandı, şu görüşü öne çıkardı:

"Sahte mevzuat, sahte ön hazırlık ve sahte uyum mu? İşgal bölgelerinin, Avrupa müktesebatının hayata geçirilmesi hazırlıklarına olası başlamasından binlerce soru işareti ortaya çıkıyor, çünkü bu; yasaların değişmesini, mevzuat çerçevesinin uyumunu şart koşuyor. Yani; sahte yasaların sahte milletvekilleri tarafından oylanmasıyla sahte meclisin de katılmasını gerektiriyor ki sahte uyum sonucu ortaya çıksın. Ancak AB, 'sahte' ekini kullanmak niyetinde görünmüyor."

Mahi; "Soyer'in İddiaları Kafa Karıştırıyor - AB, Uyum Başlıkları Olmadığı İzahında Bulunuyor" başlıklı haberinde, Başbakan Soyer'in Brüksel'de yaptığı; Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türk tarafına 12 uyum başlığının müzakerelerine başlanmasını önerdiği açıklamasının hem şaşkınlık yarattığını, hem de kafa karıştırdığını yazdı.

Gazete devamla; Rum Haber Ajansı'nın; Avrupa Komisyonu'nun Güney Kıbrıs'taki temsilciliğinin yanıtına dayanarak verdiği haberi özetledi.

Haravgi haberi; "Komisyon Gelecekten Söz Ediyor" başlığı altında özetledi.

Simerini ise; "Komisyon'dan Soyer'in Açıklamalarına İzahat" başlığını attı.

KIBRIS 22/12/07

 

Schengen alanı genişledi

AB'de serbest dolaşım hakkına sahip ülkelerin sayısı, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovenya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti'nin de katılımıyla 15'ten 24'e çıktı. Shengen alanına katılım için bir yıllık tehir isteyen Güney Kıbrıs ise bunun dışında kaldı. İç sınır kontrolleri kaldırılan Schengen ülkelerinden birinden vize alan yabancılar bu vizeyle tüm serbest dolaşım alanına girebiliyor

Schengen serbest dolaşım alanı, 9 yeni ülkenin katılımıyla önceki gece yarısı resmi olarak genişledi.

Böylece Avrupa Birliği'nde (AB) serbest dolaşım hakkına sahip ülkelerin sayısı, AB'ye 2004'te üye olan Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovenya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti'nin de katılımıyla 15'ten 24'e çıktı. Shengen alanına katılım için bir yıllık tehir isteyen Güney Kıbrıs ise bunun dışında kaldı.

Diğer 15 AB üyesi ülke ile iç sınır kontrolleri kaldırılan Schengen ülkelerinden birinden vize alan yabancılar bu vizeyle tüm serbest dolaşım alanına girebiliyor.

AB'ye 2004'te üye olan Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovenya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti'nden, diğer AB ülkelerine geçişlerdeki kontrol önceki gece yarısı resmen kaldırıldı. Estonya, Letonya ve Litvanya, saat farkı nedeniyle Schengen'e diğer ülkelerden bir saat önce dahil oldu.

Yeni ülkelerin katılımıyla Shengen'in doğu sınırları 4 bin 278 km'ye ulaştı.

Lüksemburg'un Schengen kasabasında 1985 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde belirlenen serbest dolaşım alanında daha önce Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, İspanya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, İsveç, Norveç, Portekiz ve İzlanda bulunuyordu.

AB, Bulgaristan, Kıbrıs Rum kesimi ve Romanya'nın da ''önümüzdeki yıllarda'' Schengen kapsamına girmelerinin öngörüldüğünü belirtiyor.

Kutlamalar

Bu arada Schengen alanının genişlemesini kutlamak için, Avusturya-Slovakya ve Almanya-Çek Cumhuriyeti sınırındaki geçiş noktalarında yerel saatle 00.00'da soğuğa rağmen toplanan çok sayıda kişi, havai fişekler attı.

Diğer ülkelerde de birçok sınır noktasında havaya konfetiler atıldı ve geçiş ışıkları sembolik olarak kırmızıdan yeşile getirildi. Yetkililer, birçok sınır geçiş noktasında bariyerleri testereyle kestiler ve şampanya patlattılar.

Estonya'nın Schengen alanına dahil olmasının ardından Finlandiya'dan bu ülkeye gelen ilk gemi sınır muhafızları tarafından orkestrayla karşılandı.

Şu an kara ve deniz sınırlarında uygulanan anlaşma, havaalanlarında da gelecek yıl Mart'tan itibaren uygulanacak.

Güney Kıbrıs yine Shengen dışında

AB'ye 1 Mayıs 2004'te giren ülkeler dün itibarıyla Shengen alanına dahil oldular ancak bir yıllık tehir isteyen Güney Kıbrıs'ın ise bunun dışında kaldı.

Politis; "Shengen Alanı Büyüyor - 2004'ün 'Yeni Üyelerinin' Sınırları Düşüyor - Kıbrıs Dışında..." başlıklı haberinde, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Litvanya, Macaristan, Letonya, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya'nın dün (21 Aralık 2007) itibarıyla Shengen alanına dâhil olduklarını, bu ülkelerin, diğer 15 AB üyesi ülke ile iç kara ve deniz sınırlarındaki denetimlerin kaldırıldığını yazdı.

KIBRIS 22/12/07

 

AB'de yer almamızı engelleyemeyecekler

SOYER: AB VİZYONUNDAN GERİ ÇEKİLMEYECEĞİZ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne de AB'nin şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin, Kıbrıs Türk halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini söyledi. Soyer, hükümetlerinin AB vizyonundan asla geri çekilmeyeceğini ve AB'de eşit bir halk olarak temsiliyet için çabalarını kesintisiz ve etkili bir şekilde sürdüreceklerini belirtti

AVCI: İLİŞKİLERİ GELİŞTİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da hiçbir engelin kendilerini AB hedefinden döndüremeyeceğini belirtti. İKÖ ülkeleri, Arap ülkeleri ve AB ülkelerine açılımlara büyük önem verdiklerini ve bu konudaki çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. Avcı, Rumların fanatik düşünceleri ne olursa olsun, her alanda dünya ülkeleriyle bütünleşmeye, ikili ilişkileri geliştirmeye devam edeceklerini kaydetti

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne de AB'nin şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin, Kıbrıs Türk halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini söyledi.

Brüksel temaslarını tamamlayan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Roma'daki temaslarını tamamlayan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, önceki gece İstanbul üzerinden KKTC'ye döndü.

Soyer ile Avcı, Ercan Havaalanı'nda bir basın toplantısı düzenleyerek temasları hakkında bilgi verdi.

Başbakan Soyer, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile önceden ayarlanmış bir görüşme için Brüksel'e gittiklerini; Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı'nın da İtalya'ya kültür ve turizm temsilciliğinin açılması için gittiğini kaydetti. Soyer, bunların hükümetin dışa açılmasının ileriye giden parçaları olduğunu söyledi.

Soyer, Kıbrıs Rum liderliğinin BM Genel Sekreteri'nin raporunda yer verdiği izolasyonların kaldırılması çağrısının BM kararına dönüşmemesi için AB ile Kosova konusunda çelişkisi olan Rusya'yı kışkırttığını kaydetti. Soyer, Rum liderliğinin Kosova konusunda AB kararları lehine oy vermek adına da, Olli Rehn ile yapılacak görüşmeyi sabote etmek için elinden gelen çabayı gösterdiğini belirtti.

İlkesiz tavır...

Soyer, bu ilkesiz tavrın, AB üyesi olmanın yanında BM üyesi de olan ve gasp edilen "Kıbrıs Cumhuriyeti" haklarını kullanarak ilkesiz bir şekilde hareket eden bir liderliğin yaptığı, çok ayıp ve kabul edilemez bir davranış biçimi olduğunu kaydetti.

Rumların bu çabasının amacının dünyanın demokratik güçlerini Kıbrıs konusunda izledikleri çözümsüzlük siyasetine ortak kılmak olduğunu belirten Başbakan, Rum çabasının kesinlikle başarısızlığa uğrayacağını dile getirdi.

Başbakan, ne Rum hakimiyetçi liderliği ne de AB'nin şantajlara boyun eğen kimi yetkililerinin Kıbrıs Türk halkının AB'de yer alma sürecini engelleyemeyeceğini vurguladı.

Soyer, hükümetlerinin AB vizyonundan asla geri çekilmeyeceğini ve AB'de eşit bir halk olarak temsiliyet için çabalarını kesintisiz ve etkili bir şekilde sürdüreceklerini belirtti.

Başbakan, Kıbrıs Türkü'nün AB'de yer alması için sahip oldukları hırsın iki kat daha fazla arttığını vurgulayarak, kimsenin bu vizyondan geri adım atmadığını ifade etti.

Brüksel'deki temaslarında AB Komisyonu ve AP'de son derece faydalı temaslar yaptığını, ayrıca heyette yer alan CTP-BG Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami'nin AB Dönem Başkanı Portekiz'in temsilcileri ve AB'deki UNOPS temsilcileriyle oldukça yararlı temaslar yaptığını kaydetti.

AB ile yaptıkları görüşmelerde Yeşil Hat Tüzüğü, Mali Yardım Tüzüğü ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü gibi teknik konuları görüştüklerini söyleyen Başbakan, bunun yanında Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak 2008'de Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili gündeme gelmesi beklenen BM süreciyle ilgili isteklerini ve görüşlerini dile getirdiklerini, bu süreçte AB'nin yapıcı rol oynamasıyla ilgili düşünce ve arzularını aktardıklarını anlattı.

Bu görüşmelerin son derece yapıcı olduğunu kaydeden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, mevcut üç tüzükle ilgili çalışmaların yanında, yasaların, idari yapının AB norm ve kurallarına uyum sağlaması için iki hafta önce kendilerine sundukları uyum programının altının AB yetkilileri tarafından yeniden çizildiğini söyledi.

12 Başlık

Soyer, AB yetkililerinin bu çerçevede belirtilen 12 başlıkla ilgili çalışmaların başlatılmasına yönelik dileklerini kendilerine aktardıklarını kaydederek, hükümet olarak kendilerine getirilen bu 12 başlığa yönelik olarak çalışmalardaki yerlerini büyük bir istekle alacaklarını ilettiklerini ve bu konunun artık hükümet gündeminde olduğunu söyledi. Başbakan, basın mensuplarının ileriki günlerde AB Koordinasyon Merkezi'nden bu konuya ilişkin detaylı bilgi alabileceklerini dile getirdi.

Tek olumsuzluk

Başbakan, bu görüşmelerde yaşanan tek olumsuzluğun Kosova konusunda Kıbrıs Rum tarafının yaptığı şantaja AB yetkililerinin cevap verememesi olduğunu; ancak Rehn görüşmesinin gerçekleşmemesine rağmen yardımcılarının konuya ilişkin duydukları üzüntüyü ilettiklerini ve önümüzdeki günlerde yeniden bir görüşmenin planlanması için de girişim yapılacağını vurguladıklarını, kendilerinin de buna hazır ve istekli olduklarını ifade ettiklerini söyledi.

Bu konunun üzüntü verici bir gelişme olduğunu çünkü AB ilkelerinin şantajla sarsılmaması gerektiğini kaydeden Başbakan, kendilerinin hiçbir şantaja boyun eğmeyeceklerini, Kıbrıs konusunda kalıcı ve kapsamlı bir çözümün 2008'de gündeme gelmesini, Kıbrıs Türkü'nün AB uyum sürecindeki yerini almasını istediklerini aktardı.

Kimsenin kendilerini AB sürecinden ayıramayacağını vurgulayan Soyer, hükümet olarak AB normlarına ulaşmak için tüm çabayı göstereceklerini ve bu uyum çalışmalarında tüm kurumlarla yerlerini alacaklarını kaydetti.

Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü yanında AB üyeliğini de halk için, Kıbrıs için, bölge barışı için, Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesi için, aynı zamanda AB genişlemesinin Doğu Akdeniz'e barış ve istikrar getirmesi için istediklerini ifade etti.

Başbakan Soyer, Güney'deki hakimiyetçi anlayışın AB ilkelerinin çiğnenmesine neden olan anlayışını dünya kamuoyu önünde mahkum etmeye devam edeceklerini söyledi.

Başbakan, gerek AP, gerek diğer görüşmelerde, AB yetkililerinin Rumların şantajcı politikasından bıktığını, kendilerinin kararlılıkla yürümeye devam ederek Kıbrıs Türkü'nün AB genişlemesinde eşit taraf olarak yer almasını sağlayarak istikrara katkıda bulunacaklarını belirtti.

Avcı: Hiç bir engel bizi AB

hedefinden döndüremeyecek

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, hiçbir engelin kendilerini AB hedefinden döndüremeyeceğini belirtti.

Başbakan ve Avcı'yı, Ercan Havaalanı'nda, Güvenlik Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali ve diğer üst düzey yetkililer karşıladı.

Havaalanı'nda açıklamalarda bulunan Avcı, hükümetin dış politikadaki açılımları açısından önceki akşamki tablonun geçmişte görülmeyen bir tablo olduğunu; Başbakan'ın Brüksel'den, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı'nın Roma'dan gelerek İstanbul'da buluşup, Ercan'a birlikte gelmesinin geçmişte dışişleri açısından hiç görülmeyen tablolar olduğunu söyledi.

Avcı, bu gelişmelerin gerek iç ekonomik gelişmeler gerekse dış açılımların bir örneği olduğunu ifade etti.

Roma'ya bu yıl üçüncü kez gittiğini ve KKTC'nin Temsilcilik Ofisi açılımını gerçekleştirdiklerini belirten Avcı, açılışa TC Büyükelçisi, milletvekilleri, işadamları, KKTC'yi ziyaret etmiş eski siyasiler, yerel yönetim temsilciler, sivil toplum temsilcileri ve diğer yetkililerin katıldığını söyledi.

Ofisin, Avrupa ülkelerindeki üçüncü temsilcilik olduğuna işaret eden Avcı, bu temsilcilik sayesinde turizm, eğitim, kültür ve ticaret alanındaki gelişmelerin Kıbrıs Türk ve İtalyan halkının yakınlaşmasını sağlayacağını kaydetti.

Avcı, İKÖ ülkeleri, Arap ülkeleri ve AB ülkelerine açılımlara büyük önem verdiklerini ve bu konudaki çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.

Avcı, Rumların fanatik düşünceleri ne olursa olsun, her alanda dünya ülkeleriyle bütünleşmeye, ikili ilişkileri geliştirmeye devam edeceklerini kaydetti.

AB'nin hedef olduğunu ve hiçbir engelin kendilerini bu hedeften döndüremeyeceğini söyleyen Avcı, daha çok yollarının olduğunu belirtti ve halkın bayramını kutladı.

KIBRIS 22/12/07

 

Matsakis ponders presidential bid
By Elias Hazou

MEP Marios Matsakis has pulled yet another rabbit from the hat, saying he’s interested in running for President.
News of Matsakis’ intentions was first broken by Simerini. Speaking on state radio yesterday, the politician confirmed the report.

“I have not made up my mind yet… my final decision will come next week,” Matsakis said.
His candidacy would give voters an alternative in a lifeless election campaign, he added.
“Like many people, none of the candidates expresses me or inspires me. I have found no one to whom I would entrust my vote. It is these thoughts that have led me to consider running,” the MEP said.
He said a lot of people who shared his viewpoint were “desperate” as they did not know whom to vote for come February.

“These are the sort of folks who might be interested [in my candidacy],” he added.
Over the coming days, he would consult with his colleagues, get feedback from the public and then decide.
According to Matsakis, the bickering and mudslinging of the election campaign was “playing into the hands of foreigners”.
Asked what he meant by that, the MEP said that the long-winded campaign in Cyprus was distracting both the public and the political leadership from developments abroad
“The candidates are doing damage to our cause, because with their squabbling they allow foreigners to take advantage of this, while Turkey’s policy is growing more aggressive by the day.”
Assuming Matsakis does take a shot at the Presidency, his entry would certainly spice up the election campaign
Never far from controversy, he has been arrested by the Sovereign British Bases for allegedly causing a disturbance and vandalism. More recently, reports surfaced that he was having a liaison with a Turkish woman, which Matsakis neither confirmed nor denied.

Matsakis was booted out of DIKO shortly after the flag incident of November 2005. He had ventured into the buffer zone and snatched a Turkish flag from an unmanned observation post.
And earlier this year, Matsakis was cleared of charges pertaining to smuggling of antiquities and attempted blackmail of a Drug Squad officer.
Given Matsakis hails from the ruling party, his move would be a further blow to the incumbent Papadopoulos, whose candidacy seems to have lost its momentum.
More so as polls have shown that the three main hopefuls – Papadopoulos, Christofias and Kasoulides – are within a whisker of each other.
Asked yesterday whether he had considered the impact of his joining the election battle, Matsakis said he did not have an agenda.

“My only concern is for the welfare of my country,” he said. But he did hint that certain circles from DIKO had in the meantime contacted him with their concerns.
There was a mixed response to the news. Government Spokesman Vasilis Palmas said it was every citizen’s inalienable right to run for the top job.
But he also challenged Matsakis to name those from DIKO who had supposedly called him.
For his part, President Papadopoulos offered a laconic “no comment”, as did Kasoulides.
AKEL chief Demetris Christofias said it was anyone’s right to seek office.
“I had heard some whispers about this… I wish him all the best.”
But DIKO deputy Andreas Angelides said he was taken aback by the news.
“I was surprised. We have all grown accustomed to Mr. Matsakis’ unorthodox tactics. In my opinion, his candidacy might play into the hands of the other candidates,” he warned.

CYPRUS MAIL 22/12/07

EU opens ‘harmonisation talks’ with north
By Elias Hazou

THE government yesterday dismissed reports that the EU was set to commence harmonisation negotiations with the breakaway regime.
Politis quoted Turkish Cypriot ‘Prime Minister’ Ferdi Sabit Soyer as saying the bloc’s Enlargement Directorate had proposed the launch of “harmonisation talks” on 12 chapters of EU law.

The paper warned this could be a disguised precursor to the start of accession negotiations between the 27-nation bloc and the ‘TRNC’.

The international community does not recognise the breakaway north as a state. Upon the Republic’s accession to the EU in 2004, the application of the EU acquis in the occupied territories was suspended pending the reunification of the island.
Soyer was speaking shortly on his return from Brussels, where he held contacts with Enlargement Commissioner Olli Rehn and other EU officials.

“Mr Rehn’s team told us about the 12 chapters, and we accepted this,” said Soyer.
According to Politis, the chapters concerned were: free movement of capital, public contracts, corporate law, competition policies, monetary and financial services, agriculture growth policies, food safety and veterinary policy, transport policy, statistical services, social policies and employment, the environment and consumer protection.
But Soyer went a step further, suggesting that Turkish Cypriots might consider going their own way if the prospects for reunification vanished.

“Is it harder for them [the EU] to set up a power-sharing system in Cyprus so that the whole island could join the bloc as one?” he mused.
And drawing parallels with Kosovo and Montenegro, he added:
“We are against secession, but if the only option left is for us to live under Greek Cypriot hegemony, then we do not rule this out.”

Asked by the Cyprus News Agency to comment on Soyer’s remarks, a European Commission official said:
“The EU has proposed to the Turkish Cypriot community the start of harmonisation talks on 12 chapters.”

However, the official added, the whole process was part of an existing EU scheme, known as the Programme for the Future Application of the Acquis (PFAA), which includes the implementation of a €259 million aid package for the north by 2011.
PFAA aims at helping Turkish Cypriots reform economic and administrative institutions in line with EU practice.

“It [PFAA] will help the Turkish Cypriot community to be in a position to meet its obligations once the acquis suspension is lifted, as for example in the event of the reunification of the island,” the EU official said.
The government was quick to play down the issue. Speaking to newsmen yesterday, Government Spokesman Vasilis Palmas said it would be “absurd” for someone to think that such discussions between the EU and the north could constitute “negotiations”, and accession negotiations no less.

“There is absolutely no question of negotiating chapters with the Turkish Cypriot community,” asserted Palmas.

Asked whether the government had been aware of these developments, Palmas said the relevant departments had contacted Brussels and that “any statements I now make are in consultation with the EU”.

He said the EU Commission’s reference to harmonisation on 12 chapters was “probably the wrong wording used by the specific EU official”.

But speaking from the campaign trail, presidential candidate Costas Themistocleous said he did not share the government’s confidence.

“Unless we have a solution soon, then this process could become the forerunner for separate negotiations [between the breakaway regime and the EU],” he said.

CYPRUS MAIL 22/12/07

Tasos’un yeni aldatmacası

Rum Lider Kıbrıs sorununda yeni ve somut öneri hazırladığını açıkladı ama özde değişen bir şey yok

Papadopulos ''Kıbrıs'ı gerçekten birleştirecek, insan haklarını, AB'nin dayandığı ilke ve değerleri garanti altına alacak, Türkiye'ye müdahale hakkı sağlamayan veya Türkiye'ye, Kıbrıs'ta asker muhafaza etmesine izin vermeyecek bir çözüm istiyorum”

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorunu hakkında ''yeni önerisinin'' hazır oluğunu söyledi.
Papadopulos, Rum Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, ''hazırladığı önerinin somut olduğunu, zeminin hazır olmasından sonra uygun bir zamanda sunacağını'' belirtti.
''Yeni girişime ilişkin zamanın çok iyi seçilmesi gerektiğini'' kaydeden Tasos Papadopulos, ayrıca ''diplomatik ve yüksek düzeyde gerekli hazırlıkların da yapılması'' gerektiğini savundu.
Mantıklı ve dengeli aldatmaca
Papadopulos, 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi için çaba gösterilen tüm bu dönemde, 9-10 başlığın her biri için alternatif öneriler hazırladıklarını söyledi, “bunların mantıklı ve dengeli olduğunu” savundu.
''Kendi tezlerinin bilindiğini ve açık olduğunu'' kaydeden Papadopulos, hakemliği kabul etmediklerini yineleyerek, ''bütünlüklü çözümün iki toplum lideri ve çalışma gruplarındaki müzakerelerden gelmesi gerektiğini'' söyledi.
Kendisini destekleyen partilerin Annan Planına karşı olduğunu da vurgulayan Papadopulos, bu partilerin, ''Kıbrıs'ı gerçekten birleştirecek, insan haklarını, AB'nin dayandığı ilke ve değerleri garanti altına alacak, Türkiye'ye müdahale hakkı sağlamayan veya Türkiye'ye, Kıbrıs'ta asker muhafaza etmesine izin vermeyecek bir çözüm istediğini'' söyledi.
Papadopulos'un Stratejisi
''Kıbrıs sorununun süreci konusunda stratejik planlara sahip olup olmadığı'' sorusuna Papadopulos, ''perspektifle birlikte somut stratejiye sahip olan tek kişi olduğunu'' savundu.
Papadopulos, sahip olduğu stratejinin, ''8 Temmuz Anlaşmasının hayata geçirilmesi'', ''Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkenin Kıbrıs sorununun çözüm sürecine daha etkin bir şekilde müdahil olması'', ''AB'nin, AB normları konularında daha etkili olması'', ''nüfuzlu ülkelerle müttefik olunması'', ''Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasındaki işbirliği ve ortaklıkların geliştirilmesi'', ''Türkiye'nin AB katılım sürecinin değerlendirilmesi'' ile ilgili olduğunu da açıkladı.
8 Temmuz Anlaşması’nı en iyi kim uygular?
KKTC ve Kıbrıs Rum yönetiminin, BM gözetiminde, iki toplum arasındaki günlük konuların ele alınması ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik özlü konuların görüşülmesine zemin hazırlanması amacıyla teknik komiteler ve çalışma gruplarının oluşturulması yönünde 8 Temmuz 2006'da vardığı anlaşmanın kendi başarısı olduğunu iddia eden Papadopulos, diğer Rum ''başkan'' adaylarının da 8 Temmuz Anlaşmasını hayata geçireceklerinden söz ettiklerine işaret etti.
Papadopulos, ''bu anlaşmayı sağlayan, başaran ve imzalayan kişinin bunu daha iyi uygulayabileceğini kavrayamayacak tek bir vatandaşın olduğunu sanmadığını'' söyledi. 8 Temmuz anlaşmasının aynı zamanda, görüşmeler sonucunda Kıbrıs sorununun çözümünün ortaya çıkmasını öngördüğünü ifade eden Papadopulos, Türk tarafının süreçten kaçmaya çalıştığını iddia etti.

23-12-2007 KIBRISLI

 

 

“Göçmenlerin evine dönmesi hayal”

İki toplumlu, iki bölgeli federasyonu “taksimin kötü şekli” diye tanımlayan Matsakis, birleşik bir devleti desteklediğini ama bu olmazsa iki devletli çözümü tercih ettiğini yineledi.

Mtsakis, AKEL Lideri Hristofyas’ın dile getirdiği “Tüm göçmenlerin evlerine döneceklerini ve sınırların Girne'de olduğunu söylemenin aldatmaca olduğunu” da vurguladı.
Avrupa Parlamentosu (AP) Rum Milletvekili Marios Matsakis, Güney Kıbrıs’ta 17 Şubatta yapılacak başkanlık seçiminde adaylığını koymaya kesin kararlı olduğunu açıkladı.
İki toplumlu, iki bölgeli federasyonu “taksimin kötü şekli” diye tanımlayan Matsakis, birleşik bir devleti desteklediğini ama bu olmazsa iki devletli çözümü tercih etmekte tereddüt etmediğini belirtti. Matsakis “tüm göçmenlerin evlerine döneceklerini ve sınırların Girne'de olduğunu söylemenin aldatmaca olduğunu” da söyledi.
“Masallar anlatmayı bırakalım”
Rum Simerini gazetesinde verdiği demeçte, “İnsanlara masallar anlatmayı bırakalım” diyen Matsakis, “Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların var olduğunu anlayalım. Gerçekçi bir çözüm bulmalıyız ve bu çözüm sayesinde hep beraber bu ülkede barış içinde yaşamalıyız” ifadesini kullandı.
Matsakis, Rum başkanlık seçimlerinde aday olma konusundaki kararının kesin olduğunu, bu kararından ancak Kıbrıs sorununda beklenmedik bir gelişme yaşanması veya sağlığında herhangi bir sorunla karşılaşması durumunda vazgeçeceğini söyledi.
Kıbrıs sorununun içerisinde bulunduğu çıkmaza ilişkin olarak Matsakis şu görüşlerini dile getirdi:
Taksimin kötü bir biçimi
“Hepimizin iki toplumlu, iki kesimli federasyona dayanan bir çözüm için çabalamakta hemfikir olduğumuzu ve bu şekilde tüm göçmenlerin evlerine döneceklerini ve sınırlarımızın Girne'de olduğunu söylemek aldatmacadır. İki toplumlu, iki kesimli federasyon taksimin kötü bir biçimidir. İnsanlara masallar anlatmayı bırakalım ve Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların var olduğunu anlayalım. Gerçekçi bir çözüm bulmalıyız ve bu çözüm sayesinde hep beraber bu ülkede barış içinde yaşamalıyız. Türkiye'yi askeri açıdan yenmemize imkan yoktur. Kıbrıs sorununu Avrupai açıdan görmeliyiz. Tüm başkan adaylarının Kıbrıs sorununa bakışları tam bir partisel bakıştır.”
“Birleşik devlet olmazsa iki devletli çözüm
Matsakis, “nasıl bir çözüm önerdiğine” ilişkin soruya karşılık, birleşik bir devleti desteklediğini, bu olmazsa iki devletli çözümü düşünmekte tereddüt etmeyeceğini belirterek, şöyle devam etti:
“Ben birleşik devleti destekliyorum. Bu, benim görüşüm. İdeal çözüm budur ve tüm kalbimle bu çözümü destekliyorum. Kıbrıs’ın birleşik olacağı bir çözüm. Ancak eğer bu karşı tarafça kabul edilmezse, o zaman Kıbrıs sorununu sonsuza kadar sürdürerek, tıpkı İstanbul’dan göç eden, ancak yıllardır ‘Yine bizim olacak’ diyen zavallı göçmenler gibi olamayız. Eğer birleşik bir devleti başarabilmemiz imkansızsa, o zaman iki devletli çözümü düşünmekte tereddüt etmem. Şimdi olmasa bile daha sonra ayrıntılı olarak anlatabileceğim net bir iki devletli çözüm. Göçmenler tüm geri dönüş haklarını sağlayacak, ancak Kıbrıs Türk devletine döneceklerin örneğin siyasi hakları vs. gibi hakları bulunmayacak.”

23-12-2007 KIBRISLI

 

MASAL ANLATMA!

Matsakis’ten Hristofyas’a

Rum liderler Matsakis’in ortaya koyduğu gerçekleri kabul ettikleri gün barışın önündeki tüm engeller kalkmış olacaktır.

Sansasyonlar yaratarak gündemde kalmayı başaran Matsakis bu kez Hristofyas’a yüklendi. “Tüm göçmenlerin evlerine döneceklerini ve sınırların Girne’de olduğunu söylemek hayaldir” diyen Matsakis Hristofyas’ı halka masal anlatmaktan vazgeçerek gerçekleri söylemeye davet etti..


Simerini gazetesine verdiği demeçte Matsakis şu görüşleri savundu:
1) ”Hepimizin iki toplumlu, iki kesimli federasyona dayanan bir çözüm için çabalamakta hemfikir olduğumuzu ve bu şekilde tüm göçmenlerin evlerine döneceklerini ve sınırlarımızın Girne'de olduğunu söylemek aldatmacadır. İki toplumlu, iki kesimli federasyon taksimin kötü bir biçimidir.”

2) “İnsanlara masallar anlatmayı bırakalım ve Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların var olduğunu anlayalım. Gerçekçi bir çözüm bulmalıyız ve bu çözüm sayesinde hep beraber bu ülkede barış içinde yaşamalıyız. Türkiye'yi askeri açıdan yenmemize imkan yoktur. Kıbrıs sorununu Avrupai açıdan görmeliyiz. Tüm başkan adaylarının Kıbrıs sorununa bakışları tam bir partisel bakıştır.”

3) “Ben birleşik devleti destekliyorum. Bu, benim görüşüm. İdeal çözüm budur ve tüm kalbimle bu çözümü destekliyorum. Kıbrıs’ın birleşik olacağı bir çözüm. Ancak eğer bu karşı tarafça kabul edilmezse, o zaman Kıbrıs sorununu sonsuza kadar sürdürerek, tıpkı İstanbul’dan göç eden, ancak yıllardır ‘Yine bizim olacak’ diyen zavallı göçmenler gibi olamayız.”

4) “Eğer birleşik bir devleti başarabilmemiz imkânsızsa, o zaman iki devletli çözümü düşünmekte tereddüt etmem. Şimdi olmasa bile daha sonra ayrıntılı olarak anlatabileceğim net bir iki devletli çözüm. Göçmenler tüm geri dönüş haklarını sağlayacak, ancak Kıbrıs Türk devletine döneceklerin örneğin siyasi hakları vs. gibi hakları bulunmayacak.”

23-12-2007 KIBRISLI