Rumlar euro için AB'ye başvurdu


13 Şubat, 2007 13:46:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum kesimi, AB'nin ortak para birimi euroya geçmek için başvuruda bulundu. Eğer Rum kesiminin gerekli kriterleri karşıladığına karar verilirse adanın güney kesiminde hazirandan itibaren euro kullanılacak.

Rum kesimindeki yıllık enflasyonun yüzde 2.2 olduğu ve bu oranın euro standartlarıyla uyuştuğu belirtiliyor.
 
Rum yönetimi de euroya geçmek için gereken tüm kriterlerin karşılandığı görüşünde.
 
Başvuru Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası tarafından mayıs ayı ortasına kadar incelenecek.
 
Eğer başvuru onaylanırsa, Kıbrıs Rum kesimi haziran ayından itibaren euroya geçecek.
 
Kıbrıs Rum kesiminin 1 Ocak 2008'de euro bölgesine katılması için Maastricht Anlaşması'nda yer verilen ekonomik kriterleri karşılaması gerekiyor.
 
Geçen yıl kamu borç stokunu gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 64'üne indiren Kıbrıs Rum kesiminin, 2008 yılında bu oranı yüzde 60 seviyesinin altına düşürmesi gerekiyor.

 

‘Petrol arama bölgesi Rumlarla çakışabilir’

Enerji Bakanı Güler, Akdeniz’de Türkiye’nin petrol arayacağı yerlerin, Rumların aradığı bölgelerle çakışabileceğini söyledi. Güler, “Çakışan yerlerde karşılıklı görüşeceğiz. Ruhsatlara tecavüz edilmedikçe sorun olmaz” dedi.

 

Sezer Kılıç

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:52 TSİ 13 Şubat 2007 Salı

ANKARA - Güney Kıbrıs Rum kesiminin Doğu Akdeniz’de petrol arama anlaşmaları yapması üzerine, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) da Akdeniz kıyı şeridi ile Antalya Körfezi’nden başlayarak, Kıbrıs’ın batısından Mısır’a kadar olan bölgede petrol arama kararı aldı.

Enerji Bakanı Hilmi Güler, Rumların da aynı bölgede petrol arayacağının hatırlatılması üzerine çakışan yerler olabileceğini söyledi.

Güler, “Çakışmamasına gayret edeceğiz. Çünkü neticede bizim de ruhsatlarımızın olduğu bir yer. Tabii çakışan yerlerde karşılıklı görüşeceğiz. Ruhsatlara tecavüz edilmedikçe gayet tabii aranır. Balık tutuluyor, yeraltı çalışmaları yapılıyor” dedi.

 

‘DENİZLERDE ARAMAYA BAŞLADIK’
Güler, zamanlama konusuna şunları söyledi: “Denizlerimizde aramaya çoktan başladık. İskenderun bölgesinde de sondajlarımız var. Şimdi rezerv tespiti noktasında değiliz. Sismik araştırmalar yapılıyor. Daha evvelden sondajlar yapıldı. Dolayısıyla bizim şu anda zaten ilgi alanımız.”

‘RUHSATLARIMIZIN OLDUĞU BÖLGEYİ ARAYACAĞIZ’
Güler, Rum yönetimi ile ortak arama yapma kararı alan Mısır’a da mesaj gönderdi: “Antalya Körfezi’nde birkaç alternatif var. Mısır’la zaten ortak projelerimiz var. Arap gazı projemiz var. Rumlarla da ortaklar, birlikte ararız. Ruhsatlarımızın olduğu bölgeyi biz arayacağız. Onların da gayet tabi ruhsatları var.” Enerji Bakanı, uluslararası ihale için takvimin henüz kesinleşmediğini söyledi.

DIŞİŞLERİ SICAK BAKMIYOR
Öte yandan Dışişleri Bakanlığı’nın bu kararı desteklemediği ortaya çıktı. “Rumlar, dikkati kendi üzerlerinden Türkiye’ye kaydırmaya çalışıyor” diyen Dışişleri yetkilileri, Türkiye’nin hak ve çıkarlarının aşınmasına yönelik girişimlere izin vermeyeceğini söylemekle yetiniyor.

TPAO’nun petrol arama kararına askerlerin sıcak baktığı belirtiliyor.

 

Rum basını: Ankara kriz peşinde

NTV’nin Türkiye’nin Kıbrıs açıklarındaki 3 noktada petrol arama çalışmaları başlatacağı haberi, Rum kesiminde geniş yankı buldu. Rum basını haberi, “Ankara petrolü bahane ederek kriz yaratmayı amaçlıyor” ifadesiyle duyurdu.

 

NTV

Güncelleme: 14:08 TSI 13 Şubat 2007 Salı

LEFKOŞA - Rumların yüksek tirajlı gazetesi Politis haberi, “Türkiye petrol cephesi açıyor” manşetiyle duyurdu. Gazete, Rum yönetiminin Mısır ve Lübnan’la anlaşma yaparak petrol arama kararına tepki gösteren Ankara’nın, Ada etrafında üç petrol cephesi açmayı planladığını yazdı.

Gazete, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Mısır açıklarında petrol arama çalışmaları yürüteceği yönündeki haberi “Ankara kriz hazırlıyor” şeklinde yorumladı.

Alithia gazetesi ise Ankara’nın çalışmalarını sadece Kıbrıs’ın kuzeyiyle sınırlamayacağına, Güney Kıbrıs’la Mısır arasındaki bölgeye de yayacağına dikkat çekti.

Fileleftheros gazetesi ise haberi “Türkiye’den kuşatma araştırmaları” başlığı ile verdi.

 

 

Dışişleri Bakanlığı, İngiltere'deki Kıbrıslı Türklere el uzatıyor

Turgay Avcı, Londra'da halka açık toplantılarda, Kıbrıslı Türklerin sorunlarını dinleyip, çeşitli dernek, kurum ve kuruluşlarla görüşmeler yapacak. Avcı, ayrıca, Londra'da bulunan Türk yayın organlarını ziyaret edecek.

Pazar günü adaya dönmesi beklenen Avcı'ya, Londra ziyaretinde, Dışişleri Müdür Temsilcisi Mustafa Evran, Özel Kalem Müdürü Kenan Başaran ve Basın Danışmanı Burhan Canbaz eşlik edecek.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Basın Danışmanı Burhan Canbaz'ın açıklamasına göre, Avcı ve beraberindeki heyet, Londra ziyaretinin ilk günü, KKTC Londra Temsilciliği'ni ziyaret edecek. Avcı, Perşembe günü ise, KKTC Londra Temsilciliği'nde, İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi, Toplum Merkezi, İngiltere Türk Futbol Federasyonu ve Demokrasi Derneği yetkilileriyle ayrı ayrı görüşecek. Avcı, Perşembe akşamı, Acapulco Banqueting Suite'de halka açık ilk toplantısını gerçekleştirecek.

Turgay Avcı, Cuma sabahı, The Park Lane Hotel'de kahvaltılı basın toplantısı düzenleyecek. Avcı, saat 11.30'da aynı yerde, "Embargoed" grubu ile bir araya gelecek. Cuma günü ayrıca, sırasıyla Olay, Toplum Postası ve Londra gazetelerini ziyaret edecek Avcı, gece de, Wood Green'deki Grand Palace Banqueting Suite'de halka açık toplantı yapacak.

Dışişleri Bakanı Avcı, Cumartesi günü Londra Türk Radyosu'na konuk olacak. Avcı, öğlen de Kıbrıslı Türk ticaret adamlarıyla bir araya gelecek. Turgay Avcı, gece ise, Namık Kemal Lisesi'nin mezunlar balosuna katılacak.

Turgay Avcı ve beraberindeki heyet, Pazar günü adaya dönecek.

KIBRIS 13/02/07

 

Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda gelişme yok

Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) Sözcüsü Brian Kelly, bir süre önce yaptığı açıklamada Lokmacı Kapısı'nın açılmasıyla ilgili UNFICYP'nin taraflara yardıma hazır olduğunu belirtmişti.

Aynı açıklamada BM yardımının, bölgenin genel güvenliğinin sağlanması, kullanılacak bölgenin bakımının sağlanması konularında olabileceği belirtilmiş ve çalışmaların Avrupa Birliği tarafından desteklenebileceği ve tamamlanmasının da iki ay kadar alacağı kaydedilmişti.

Kapının açılmasıyla ilgili tarafların yeni bir girişim yapmaması, BM'nin de konuyla ilgili bir girişim başlatmamasına neden oldu.

KIBRIS 13/02/07

 

 

Türkiye, Akdeniz'de petrol arayacak

KIBRIS'IN BATISIYLA MISIR ARASINDA KALAN BÖLGE... 2007 yılında petrol ve doğalgaz aramasını Akdeniz'e kaydıracak olan TPAO, bu çerçevede Akdeniz'in sığ sularında 12 millik bir alanı kapsayacak şekilde Antalya-İskenderun ve Mersin Körfezi'nde arama yapacak. İkinci aşamayı derin sular yani Rum kesiminin de arama yapacağı bölge olan Kıbrıs'ın batısıyla Mısır arasında kalan bölge ve Antalya açıkları oluşturuyor

BİRKAÇ AY İÇİNDE İHALEYE ÇIKILACAK... Aynı strateji çerçevesinde Ege Denizi'nde Gökçeada açıklarında da sismik ve arama faaliyetleri yürütülecek. Arama çalışmaları için uluslararası ihale birkaç ay içerisinde yapılacak. TPAO ihale sonucuna göre yabancı ortakla beraber aramalara başlayacak

Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama anlaşmaları yapmasıyla patlak veren gerginlik sürerken, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) da Kıbrıs'ın batısıyla Mısır arasındaki bölgede petrol arama kararı aldı.

Son 4 yıldır Karadeniz'de petrol ve doğalgaz arayan TPAO, 2007 stratejisini Akdeniz ve Ege Denizi üzerine kurdu.

25 yıldır doğalgaz ve petrol keşfi yapılmasına rağmen ekonomik olmaması gibi gerekçelerle yarım kalan sondaj çalışmaları ilk olarak sığ sularda başlatılacak.

Kıbrıs'la Mısır arasında arama

Akdeniz'in sığ sularında 12 millik bir alanı kapsayacak şekilde Antalya-İskenderun ve Mersin Körfezi'nde arama yapılacak.

İkinci aşamayı ise derin sular yani Rum kesiminin de arama yapacağı bölge olan Kıbrıs'ın batısıyla Mısır arasında kalan bölge ve Antalya açıkları oluşturuyor.

Aynı strateji çerçevesinde Ege Denizi'nde Gökçeada açıklarında da sismik ve arama faaliyetleri yürütülecek.

İhale birkaç ayda yapılacak

Arama çalışmaları için uluslararası ihale birkaç ay içerisinde yapılacak. TPAO ihale sonucuna göre yabancı ortakla beraber aramalara başlayacak.

Ruhsat gerekiyor

TPAO'nun adı geçen bölgelerde arama yapabilmesi için ruhsat sahibi olması gerekiyor. Kıbrıs'ın kuzeyinde kalan bölgeye oldukça yakın bir alanda kıyı şeridi boyunca TPAO'nun ruhsatı var.

Ancak Akdeniz'de en geniş ruhsat alanı Antalya Körfezi'nden Kıbrıs'ın hemen batısından güneye kadar inen bölge.

Şirketin arama yapacağı Ege Denizi'nde ise Çanakkale Boğazı'nın batısında Gökçeada civarındaki bölge yine arama ruhsatı olan en büyük bölge olarak dikkat çekiyor.

Avcı Türkiye'ye gidecek

Türkiye'nin haber kanalı NTV'nin haberine göre, Türkiye'nin Akdeniz'de petrol arama çalışmaları konusunu görüşmek ve değerlendirmelerde bulunmak üzere, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı bugünlerde Türkiye'ye gidecek. Habere göre, Avcı, Türkiye'de düzenlenecek zirveye katılacak.

Papadopulos: Kıbrıs, egemenlik

haklarını yerine getiriyor

Öte yandan, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, "Kıbrıs hükümetinin, petrol konusuna ilişkin olarak uluslararası hukuka ve bu çerçevede izlenen politikaya göre egemenlik haklarını yerine getirdiğini" söyledi.

Haravgi ve diğer gazetelerde yer alan habere göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Maronit Kilisesi'nin kurucusu Ay. Marona Yortusu nedeniyle Maronitler tarafından düzenlenen ayine katıldıktan sonra yaptığı açıklamada, petrol konusunun, Kıbrıs sorunun çözümünden tamamıyla ayrı bir konu olduğunu da belirtti.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le bir araya geleceği Atina ziyaretine de değinen Papadopulos, Yunanistan'la rutin temasları çerçevesinde gerçekleşecek olan bu görüşmenin daha önceden programlandığını söyledi. Görüşmede gündemde olan tüm konuların görüşüleceğini ifade eden Papadopulos, görüşmenin petrol konusunda olduğunu söylemenin yanlış olduğunu da kaydetti.

Tharros gazetesine göre, "To Vima" gazetesine verdiği söyleşide, "petrol konusunun ileriye götürüleceği yönünde Türkiye'ye mesaj gönderdiği" şeklindeki gözlemin sorulması üzerine Papadopulos, bu konuda ne kadar az konuşulursa o kadar iyi olacağını söyledi. Papadopulos, herhangi bir mesaj göndermek için sebep bulunmadığını, kendilerinin egemenlik haklarını yerine getirmekte olduğunu ileri sürdü.

"Doğrudan ticarete ilişkin şantaj çabaları ve bu konunun bir başka konuyla ilişkilendirilmesi" şeklindeki soru üzerine de Papadopulos, kendisinin bildiği şeyin, bu konunun; Türkiye'nin AB yükümlülükleriyle ilişkilendirilmemesi olduğunu da söyledi.

BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin yerine Lynn Pascoe'nin atanmasının sorulması üzerine Papadopulos, bunun; Genel Sekreterin yetkisinde olan, BM'nin alışılagelmiş bir ataması olduğunu ifade etti.

Rum hükümeti ve muhalefeti

arasında petrol tartışması

Bu arada, Rum Yönetimi'ndeki koalisyon partileri ile muhalefet arasındaki petrol konusuna ilişkin tartışmaların sürdüğü bildirildi.

Rum basınında yer alan habere göre, ana muhalefetteki DİSİ'nin başkanı Nikos Anastasiadis önceki gün yaptığı açıklamada Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u petrol konusunda eleştirerek, Papadopulos'un bu konuyu ulusal çıkarlara hizmet etmek yerine Yunan medyası aracılığıyla daha çok başkanlık seçimi kampanyası için kullandığını söyledi.

Anastasiadis'in açıklamalarına yanıt veren Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ise DİSİ'yi; seçim kampanyasına çok erken girmekle suçladı. Başkanlık seçimi gerginliğinin DİSİ'yi; petrol yataklarından yararlanılmasıyla ilgili Rum Hükümeti'nin çabalarına hizmet eden düşüncelerin aksini söylemeye ittiğini belirten Lillikas, hükümetin; zamanın boşa geçmemesi için 8 Temmuz Anlaşması'nın hayata geçirilmesi arzusu içerisinde olduğunu da söyledi.

Lillikas, AB Genel İşler Konseyi toplantısına katılmak amacıyla Brüksel'e hareket etmeden önce dün Larnaka Havalimanı'nda yaptığı açıklamada DİSİ'nin; Başkan Papadopulos'un petrol konusunu seçim kampanyası için kullandığını belirten açıklamasını yorumlayarak, Rum Yönetimi'nin petrol konusundaki tutumunun açıklama yapılmaması yönünde olduğunu da hatırlattı.

DİSİ'nin, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumuna yönelik açıklamalarına da yanıt veren Lillikas, "Ulusal siyasetin belirlenmesinde diğer partilerin koyduğu katkı gibi DİSİ'nin de katkı koyması için Anastasiadis'in düşüncelerini, Ulusal Konsey'de sunması çok daha iyi olurdu" şeklinde konuştu. Lillikas ayrıca Anastasiadis'in ilk kez çıkmazdan bahsetmediğini de ifade ederek, Anastasiadis'in, "sorunun ve de çıkmazın sorumlusunun Türkiye olduğunu söylemeyi unuttuğunu" da söyledi.

Fileleftheros gazetesine göre, Anastasiadis'e yanıt veren AKEL Basın Sözcüsü Antros Kiprianu, S-300 füzelerinin geri çekilmesine yol açan DİSİ'nin; "cesaret ve yiğitlik tecrübesini!" anımsattı.

KIBRIS 13/02/07

 

Talat: Kıbrıs sorununda önemli gelişmeler yaşanıyor

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, olağanüstü toplandı. Üç saat süren toplantıda, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda milletvekillerine bilgi verdi.

Meclis Genel Kurulu'nun yasama yılının ilk olağanüstü toplantısı, saat 10.30'da başladı. Hükümetin önerisiyle kapalı oturum halinde gerçekleşen toplantıya, Meclis toplantılarını boykot eden UBP ve DP milletvekilleri yine katılmadı.

Meclis Genel Kurulu'nun olağanüstü toplantısı Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında yapıldı.

Dünkü toplantının ardından, Meclis Genel Kurulu'nun Kıbrıs konusundaki olağanüstü toplantıları 19, 20 ve 21 Şubat günleri devam edecek. Bu toplantılarda ise, milletvekillerine söz verilecek.

Talat

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, olağanüstü toplantıya katılmak üzere, Cumhuriyet Meclisi'ne saat 10.15'te geldi. Talat, Meclis'e gelişinde, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından karşılandı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, toplantıya girerken yaptığı kısa açıklamada, Kıbrıs sorununda önemli gelişmeler yaşandığına işaret etti ve olağanüstü toplantıda milletvekillerini bilgilendireceğini söyledi.

Talat, toplantı sonrasında açıklama yapmayacağını belirterek, bir süre sonra, konunun, Meclis'te yeniden milletvekilleriyle tartışılacağını kaydetti.

İki partinin önemi takdir etmesini bekliyorum

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soruya karşılık, olağanüstü toplantı öncesinde, boykot uygulayan iki parti yetkililerini, Cumhurbaşkanlığı'na davet ederek, konunun önemini anlattığını ifade etti. Talat, iki partinin, konunun önemini takdir etmesini beklediğini kaydetti.

BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcılığı'na, İbrahim Gambari'nin yerine Amerikalı Lynn Paskoe'nin atanmasıyla ilgili bir başka soruya karşılık Talat, değişikliği uzunca bir süreden beridir bildiğini söyledi. Talat, Gambari'nin yerine görev yapacak Paskoe'nin, Kıbrıs sorununu, sorundaki tıkanıklık ve açmazları bildiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, boykot nedeniyle az sayıda milletvekiline bilgilendirme yapacak olmasının, kendisini rahatsız edip etmediği yönündeki soruya ise, "Bu konuda yapabilecek bir şeyim yok. Konunun önemini onlara anlattım" yanıtını verdi.

KIBRIS 13/02/07

 

 

Rumlar vazgeçmedi petrol ihalesi yapılıyor

14 Şubat 2007

 

A.A.

 

Kıbrıs Rum yönetimi, Mısır ve Lübnan'la yaptığı anlaşma uyarınca, Kıbrıs adası, Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğal gaz aranması konusunda uluslararası ihaleye yarın başlıyor.

Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanlığının açıklamasına göre, yarın saat 10'da, Lefkoşa'nın Rum kesiminde bulunan Hilton Otel'de yapılacak toplantıda, petrol arama çalışmaları ve petrol çıkarılmasına ilişkin iznin verilmesiyle ilgili ihale başlayacak. Toplantıda, faaliyetleri hükme bağlayacak olan yasal çerçeve sunulacak, teknik ve diğer olgulara değinilecek.

RUM BAKAN: “5 ŞİRKET GEREKLİ BİLGİLERİ ALDI”

Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Antonis Mihailidis, petrol alanında faaliyet gösteren ve bu konuda gerekli tecrübeye, teknolojik bilgiye sahip olan beş şirketin, Kıbrıs adası, Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğal gaz aranması konusunda gerekli bilgileri hali hazırda aldığını söyledi.

Konuyla ilgilenen söz konusu beş şirketin, petrol konusunda bilgi almak için Rum yönetimine 35 bin ABD Doları ödemesi gerektiğini anımsatan Mihailidis, söz konusu ihalenin 16 Temmuz 2007'de sona ereceğini belirtti. Rum bakan, bu döneme kadar ilgili şirketlerin koşulları inceleyeceğini ve ilgilendikleri parsel (petrol arama çalışmalarının yapılacağı alan parsellere bölünmüştü) konusunda Rum yönetimine tekliflerini sunacaklarını söyledi.

Türkiye'nin, münhasır ekonomik bölge içinde petrol aramasına veya araştırma yapmasına da değinen Mihailidis, bunun “korsanlık” olduğunu ve uluslararası hukuka aykırılık teşkil ettiğini savundu.

HURRIYET 14/02/07

 

Talat: Kıbrıs sorunu yarın çözülecek olursa biz ertesi gün AB'deyiz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Bizler Türkiye'nin varmış olduğu deneyimi aynen yaşayacak değiliz. Biz zaten AB üyesiyiz. Kıbrıs sorunu yarın çözülecek olsa biz ertesi gün AB'deyiz" dedi.

AB uyum sürecinin Kıbrıs Türkleri için farklı, ama Türkiye'ninki kadar önemli olduğunu söylen Talat, uyum sürecinin günbegün gerçekleştirilememesi halinde Rum tarafının yaratacağı rekabet karşısında zor durumda kalınabileceği uyarısında da bulundu.

Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi, Türkiye İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV), Türkiye Başbakanlık AB Genel Sekreterliği ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası işbirliğiyle düzenlenen "Üyelik Başvurusundan Tam Üyeliğe Giden Yolda: Deneyimlerle Avrupa Birliği Entegrasyon Süreci" konulu seminer yapıldı.

Acapulco Otel Konferans Salonu'nda yer alan seminerin açılışında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AB Genel Sekreterliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdil Nami ve İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Davut Ökütçü konuştu. Açılış konuşmalarının ardından seminerde 4 ayrı sunum yapıldı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu, bazı milletvekilleri, bazı müsteşarlar, kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, üniversite rektörleri ve öğretim üyelerinin izlediği seminer, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin'in konuşmasıyla başladı.

İzolasyonların kaldırılması için hazırlanan mali yardım tüzüğünün AB'yle ilişkilere yeni ivme kazandırdığını söyleyen Erçin, tüzüğün tüm kurum ve kuruluşların etkin katılımıyla uygulanabileceğini belirtti. Erçin, AB'nin teknik yardımı kadar Türkiye'nin zorlu AB yürüyüşü deneyimlerinin de faydalı olacağını vurguladı.

Talat: Yarın Kıbrıs sorunu

çözülse biz ertesi gün AB'deyiz

Cumhurbaşkanı Talat, "Bizler Türkiye'nin varmış olduğu deneyimi aynen yaşayacak değiliz. Biz zaten AB üyesiyiz. Kıbrıs sorunu yarın çözülecek olsa biz ertesi gün AB'deyiz" dedi.

Talat, AB uyum sürecinin Kıbrıs Türkleri için farklı, ama Türkiye'ninki kadar önemli olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, uyum sürecinin günbegün gerçekleştirilememesi halinde Rum tarafının yaratacağı rekabet karşısında zor durumda kalınabileceği uyarısında da bulundu.

Kıbrıs Türk tarafının 259 milyon Euro'luk yardımın uygulanmasını kabul etmesinin AB ile bağları koparmamak ve bu deneyim yaşanırken aynı zamanda önemli bir eğitim sürecinin yaşanmasını sağlamak olduğunu söyleyen Talat, "Bu paraya bu yönden ihtiyacımız vardı, yoksa bu kadar parayı bize Türkiye 1 yıl içinde veriyor zaten" şeklinde konuştu.

AB sürecinde hükümete eğitim yönünde büyük görevler düştüğünü belirten Talat, personel istihdamında yabancı dil bilen, ufku açık gençlerin yetiştirilmesinin ve onların da sürece katılması gerektiğinin altını çizerek, "Şimdiden hazırlığımızı sağlam yapmalı ve AB'yi bizimle uyum çalışmaları yapmaya zorlamalıyız. Böyle çalışmaların bir taraftan sürdüğünü biliyoruz, ama AB'nin de, atacağı bazı adımlarda Rum yönetimi tarafından engellendiğini de biliyoruz" dedi.

Soyer: AB sürecine sırt dönmemeliyiz

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliği sürecine hiçbir zaman sırt dönmemesi gerektiğini vurguladı. Bu konudaki endişelere karşı en büyük güvencenin halkın kendisi olduğunu belirten Başbakan Soyer, AB sürecinden değil, 21. yüzyıldaki global gelişmelere karşı içe kapanmaktan korkulması gerektiğini kaydetti.

Kıbrıs'ın AB sürecinin 1962'de başladığını kaydeden Soyer, sonraki aşamalarda halkın siyasi ve iradi katılımı bulunduğunu belirtti.

Seminerin açılışında konuşan Başbakan Soyer, Kıbrıs'ın AB'nin üyesi olduğunu ama Kıbrıs sorununun çözülmediğini söyledi.

Başbakan Soyer, çözüm olmadan AB üyeliğinin Kıbrıs Türk halkının siyasal kurumsallaşması ve varlığında ciddi sıkıntılar doğurduğunu, Kıbrıs sorununun bütün taraflara, Rum toplumuna ve Yunanistan'a da ciddi problem yarattığını; AB için de önemli sıkıntı olduğunu anlattı.

Soyer, Kıbrıslı Türklerin hiçbir zaman bu sıkıntılara boyun eğmeyeceğini, eşitlik temelinde yer alacağını ve Türkiye'nin ileriye gitmesine katkıda bulunacağını kaydederek, Kıbrıs'ın AET'ye ilk üyelik başvurusunun 1962'de yapıldığını hatırlattı.

Başbakan Soyer, Kıbrıs'ın AB macerasının bu kararla başladığını hatırlatarak, üyelik ve görüşmenin ilerlemediğini; çünkü İngiltere'nin Fransa tarafından veto edildiğini kaydederek, 1970'li yıllarda Fransa'nın vetosunu kaldırmasıyla başlayan süreçte Kıbrıs'ın AET'yle görüşüp anlaşma sürecinin başladığını, anlaşma yapıldığını, anlaşmanın altında Cumhurbaşkanı Mavini Dr. Küçük ile daha sonra görevi devralan Rauf Denktaş'ın imzaları bulunduğunu söyledi.

1995'e kadar ihracat yapabiliyorduk

Kıbrıslı Türklerin 1995'e kadar Mağusa Limanı'ndan ihracat yapabildiğini ama AET'den AT'ye ve AB'ye evrimleşme süreci iyi okunamadığı için AB Adalet Divanı'nın bir tek mühür olgusundan dolayı Kıbrıslı Türklerin avantajlı ticaret hakkını engelleyen kararı aldığını anlatan Başbakan Soyer, şimdi bu hakkın geri alınması mücadelesi verildiğini belirtti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, tüm süreçlere Kıbrıs Türk halkının siyasi ve iradi katılımı bulunduğunu vurgulayarak, siyasi ve hukuki mücadeleyi gündemlerine aldıklarını, cumhurbaşkanının mücadelesini desteklediklerini; bu alanın hiçbir zaman terk edilmeyeceğini ifade etti.

Bulgaristan ve Romanya AB'ye üye olurken Kıbrıs Türk halkının AB sürecinden geri durmasının düşünülemeyeceğini kaydeden Başbakan Soyer, global bir vaka olan kuş gribi konusunda Güney Kıbrıs'a sürekli işbirliği çağrısı yaptıklarını anımsattı.

Soyer, Güney Kıbrıs'ın kuş gribiyle ilgili mücadelede Kıbrıs Türk halkını yok farz ederek Türkiye'ye mektup yazdığını belirterek, Rum yönetiminin dar egemenlik anlayışının AB'deki anlayışlara aykırı olduğunu vurguladı.

Demiralp: AB yolculuğu güç olacak

ama mutlaka başarıya ulaşacak

AB Genel Sekreterliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, "gerçek bir devlet, gerçek bir toplum" olarak nitelediği KKTC'nin AB yolculuğunun siyasi nedenlerle kolay olmayacağını, güç olacağını ama mutlaka olacağını belirtti. Demiralp, Türkiye'nin de zor olan AB yolculuğunda Kıbrıs sorununun bahane olarak önüne sürüldüğünü ifade ederek, Türkiye'nin KKTC'yi güç duruma düşürecek adım atmayacağını vurguladı.

Demiralp seminerde yaptığı konuşmada belirli aralıklarla geldiği Kuzey Kıbrıs'ı her seferinde daha gelişmiş ve kalkınmış bulduğunu söyledi.

Konuşmasında "KKTC gerçek bir devlet, gerçek bir toplum" şeklinde konuşan Demiralp, kendilerine yabancı bir ülke olmayan KKTC ve AB'nin sorunlarına da yabancı olmadıklarını ifade etti. Demiralp, AB yolculuğu gerçekten başlayan KKTC'yi desteklediklerini belirtti, bu çerçevede Ararlık 2006'da KKTC ile Türkiye'nin AB konusunda işbirliği protokolü imzaladığını hatırlattı.

İmzalanan protokolün iki siyasi mesaj taşıdığını; birinin AB konusunda Türkiye ile KKTC'nin birlik içerisinde olacağı, diğerinin ise siyasi tartışmalar içeren teknik bir süreç olduğunu kaydeden Oğuz Demiralp, KKTC'nin AB yolculuğunun siyasi nedenlerle kolay olmayacağını anlattı. Demiralp, hedefin izolasyonların kaldırılmasıyla hafifletilmesi olduğunu ve bu konuda azimli davranıldığı takdirde yol alınacağına inandığını vurguladı.

26 Nisan 2004'te Brüksel'de net ifadelerle Kuzey Kıbrıs'a yönelik sadece ekonomik değil tüm izolasyonların kaldırılması kararının alındığını anımsatan Demiralp, şimdi, Kıbrıs Türkleri ve Türk diplomatları için önemli bir başarı olan bu kararın hayata geçirilmesi aşamasında bulunulduğunu belirtti. Demiralp hayata geçirilmesi kolay olmayacak bu karar üzerinde iki yıldan beri çalışmakta olduklarını hatırlattı.

Çok dikkatli olunmalı

Demiralp, Kıbrıslı Türk yetkililerce yürütülecek Yeşilhat Tüzüğü'yle ilgili yapılacak görüşmelerde çok dikkatli olunması gerektiğini ifade ederek, AB mevzuatı ile ticaret kuralların iyi bilinmesi gerektiğini vurguladı.

"Daha sonra mali işbirliği tüzüğü konusu var" şeklinde devam eden Oğuz Demiralp,

Türkiye'yle kıyaslandığında mali portresi bakımından çok büyük olmayan bu projeler için şöyle konuştu:

"AB projelerinin -Türkiye'de de görüyoruz- şu faydası var: Az parayla çok iş yapılır ve projeler öğreticidir. AB standartları öğrenimle ulaşılan bir hedeftir. Dolayısıyla mali işbirliği tüzüğünün uygulanmasına hem toplum hem devlet olan KKTC'nin gereken özeni göstereceğinden, gerekli yapılanmayı sağlayacağından eminim. Biz Genel Sekreterlik olarak Türkiye'nin tüm bürokrasisi olarak bu konuda sizlere yardım etmeye hazırız. Deneyimimiz var. Deneyimi sizlerle paylaşmaya hazırız."

Güç olacak ama mutlaka başarıya ulaşacak

Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda da KKTC'nin kabul edebileceği bir metnin ortaya çıkmasını sağlamak gerektiğini ifade eden Demiralp, şunları söyledi:

"Tüzüğün amacı KKTC'ye doğrudan ticaret imkânı sağlamaktır. İzolasyonların kalkması sadece ticaret ve ekonomi alanlarında değil diğer alanlarda da olacak. Bunların da, azim ve sebatla davranırsak arkasının geleceği inancındayım. KKTC'nin AB yolculuğu zor olacak, güç olacak ama mutlaka başarıya ulaşacak."

Nami: Kıbrıs Türk halkının AB yolunda

kendi içinde yaptığı çalışmalar önemli

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami de konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının Avrupa Birliği yolunda kendi içinde yaptığı çalışmaların önemli olduğunu söyledi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) alınan kararlarda KKTC yerine TC'nin muhatap alınması ve KKTC'nin bir "alt yönetim" olarak görülmesi konusuna değinen ve mahkemenin bu tutumunu eleştiren Nami, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik, sosyal ve politik olarak Güney Kıbrıs ile eşit olduğunun iyice anlatılması ve kanıtlanması gerektiğini söyledi.

Erdil Nami, ayrıca AB sürecinde kamunun süratle küçültülmesi, devlet-özel sektör farklılıklarının giderilmesi, iç ve dış yatırımların teşvik edilmesi gerektiğinin altını çizdi

10. protokolde AB'nin Kıbrıs'ta "AB kontrolünde olan bölge" veya "AB kontrolünde olmayan bölge"den bahsettiğini belirten Nami, AB müktesebatının geçici olarak askıya alındığını, ancak bunun ne kadar askıda kalacağının belirsiz olduğunu kaydetti

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Nami, Kıbrıs Türk limanlarının hala daha doğrudan ticarete açılmamasının hukuksal yönünün yeterince sorgulanması gerektiğini de vurguladı.

Ökütçü: Amacımız iş

dünyasını AB sürecine hazırlamak

İKV Başkanı Davut Ökütçü de açılış konuşmasında, İKV'nin 40 yıldan beri AB sürecinin inişli-çıkışlı dönemleri de dâhil istikrarlı şekilde Türkiye'nin üyeliği için çalıştığını söyledi. Amaçlarının Türk iş dünyasını AB entegrasyon sürecine hazırlamak, toplumu bilgilendirmek olduğunu anlatan Ökütçü, adım adım Anadolu'yu dolaşıp AB süreciyle ilgili halka bilgiler aktardıklarını kaydetti.

Bugüne dek 35 ilde toplantılar düzenlediklerini, 2007'nin ilk toplantısını ise Kıbrıs'ta yapmayı uygun gördüklerini ifade eden Ökütçü, Türkiye'nin AB sürecinin inişli-çıkışlı olduğunu, hedef doğruysa tüm güçlüklere rağmen doğru bilinen yoldan ayrılmamak gerektiğini söyledi.

Ökütçü, AB sürecinin siyasi ve teknik kulvarları olduğuna işaret ederek, Türkiye'nin AB entegrasyon sürecinde siyasi sıkıntılar, endişeler ve önyargılar bulunduğunu belirtti.

Mali yardım tüzüğünün devreye girmesinin ve AB ofisinin açılmasının Kıbrıs için pozitif adımlar olduğuna işaret eden Davut Ökütçü, İKV'nin KKTC'de yapılacak her çalışmanın yanında olacağını, her türlü deneyimi vermeye hazır olduklarını dile getirdi.

Yeltin: Çalışmalarımızı

Kıbrıs'a entegre edebiliriz

Seminerde panel bölümünde ilk konuşmayı İKV Genel Sekreteri Leyla Tunç Yeltin yaptı.

Paneli de yöneten İKV Genel Sekreteri Leyla Tunç Yeltin, özel sektörün desteklediği vakfın 1965'te kurulduğunu ve özel sektörün AB sürecine bakışını gösterdiğini söyledi.

Kamuoyunu bilgilendirme amacıyla çalıştıklarını kaydeden Yeltin, çok sayıda araştırma yaptıklarını, bunları Kıbrıs'a entegre edebileceklerini belirtti. Projeleri hakkında da bilgiler veren Leyla Tunç Yeltin, Türkiye'deki birçok ili dolaşarak faaliyetlerini sürdürdüklerini anlattı.

Leyla Tunç Yeltin, KKTC'de de benzer etkinlikler yapmak istediklerini, bu seminerin ilk adım olduğunu kaydederek, Kıbrıs'taki çok değerli üniversitelerde AB yüksek lisans programları açılmasında yarar gördüklerini söyledi.

Yeltin'in ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Can Baydarol "Türkiye-AB-KKTC İlişkileri" konusunda konuştu.

Baydarol: AB ile ilişkilerde sonuna

kadar mücadele etmek gerekiyor

Seminere konuşmacı olarak katılan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nden Öğretim Üyesi Can Baydarol, Türkiye-AB-KKTC ilişkileri konusunu ele aldığı konuşmasında, "Türkiye-AB ilişkilerinde son durum", "Kıbrıs sorunu ve KKTC-AB ilişkileri ile Geleceğe Dönük Perspektif" konularına değinerek, "uzun bir yol" olarak tanımladığı AB ile ilişkileri maraton koşusuna benzetti.

Türkiye'nin ülke olarak bölgedeki önemine işaret eden Baydarol, Türkiye'nin, 11 Eylül sonrasında öneminin birden bire artarak, odak noktası haline gelme nedeninin stratejik öneminin artması olduğunu söyledi.

Gelinen noktada ekonomilerin değil, sorunların küreselleştiğini vurgulayan Baydarol, şu an çöken medeniyetler ile küresel finans kaoslarının yaşandığını kaydetti.

Can Baydarol konuşmasının sonunda, çözümsüzlüğün hiçbir zaman sonsuza dek süremeyeceğini, bunu ya demokrasilerin çözeceğini ya da küresel diktalaşmaya geçileceğini sözlerine ekledi.

Eralp: Müzakerelerde

kararlı adımlarla yürüyoruz

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık AB Genel Sekreterliği Ulusal Program Daire Başkanı Nilgün Arısan Eralp, "müzakere sürecindeki çalışmalar ve KKTC" konulu sunumunda Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile müzakerelerde kararlı adımlarla yürüdüğünü söyledi.

AB müktesebatının hukuk sistemi anlamına geldiğini belirten Eralp, katılım müzakerelerinin 35 başlığı içerdiğini söyledi ve içerikleri hakkında bilgiler verdi.

Eralp, müzakerelerin ne zaman tamamlanacağının belirsiz olduğunu, Türkiye'ye kalsa 5-10 yıl içinde tamamlanabileceğini düşündüğünü ifade etti.

Türkiye'yle müzakerelerde 33 faslın tamamlandığını, 9'unun raporlarının iletildiğini; 5'inin açılmasına karar verildiğini kaydeden Eralp, 3-4 üye ülkenin olumsuz tutumu yüzünden AB'nin ortak tutum belgesini henüz Türkiye'ye iletemediğini söyledi.16 faslın raporlarının da Türkiye'ye iletilmediğini bildiren Nilgün Arısan Eralp, ek kriterlerin yerine gelmesi için Türkiye'nin ayrıntılı çalışmalara başladığını kaydetti.

Eralp, müzakerelerde kararlı adımlarla yürüdüklerini ifade eden Eralp, Türkiye'nin 2007-2013 dönemi için yol haritasını hazırlaması üzerinde çalışıldığını bildirdi.

Rösch: AB mali yardımlarının

amacı AB'ye uyumdur

Türkiye Başbakanlığı AB Genel Sekreterliği Ekonomik ve Mali İşler Daire Başkanı Dr. İnci Ataç Rösch, AB mali yardımlarının kullanım amacının; AB'ye uyum olduğunu, bunlara "para" gözüyle bakılmaması gerektiğini, bunların "ülkeleri AB'ye yaklaştıran araçlar" olarak görülmesi gerektiğini söyledi.

Seminerde son konuşmayı yapan AB Dr. Rösch, "AB'nin Sağladığı Olanaklar, Programlar, Hibe ve Krediler" hakkında bilgiler verdi.

KKTC için de uygulanabilecek önemli nokta

Türkiye'nin AB sürecinde AB mali yardımlarının kullanımı için "Merkezi Olmayan Yapılanmalar" (DIS) oluşturulduğunu anlatan Dr. Rösch, mali kaynakların yönetimi yetkisinin şu an için Türkiye'de olmadığını, Avrupa Komisyonu'nun da kontrolünün var olduğunu, bunun KKTC için de uygulanabilecek önemli bir nokta olduğunu kaydetti.

Mali yardımların koordinasyonunu 4 bölümde ele alan Dr. Rösch, Ulusal Mali Yardım Koordinatörü (NAC), Ulusal Yetkilendirme Görevlisi (NAO) ve Ulusal Fon (NF)'u birinci, Program Yetkilendirme Görevlisi (PAO), Merkezi Finans ve İhale Birimi'ni (CFCU) ikinci, İç ve Dış Denetim'i üçüncü, Yararlanıcı Kurumları da dördüncü bölüm olarak açıkladı.

Program, hibe ve kredilerde üç önemli temel unsuru, "komisyon, koordinasyon ve kurumlar" olarak açıklayan Dr. İnci Ataç Rösch, şu anda Türkiye'nin 2. unsurdan, üçüncü unsura geçtiğini, yani "kurumsal yapılarını güçlendirmesi gerektiği aşamada" olduğunu anlattı.

AB yardımları Türkiye

için çok ciddi boyutlara ulaştı

Dr. Rösch konuşmasında, AB yardımlarının Türkiye için çok büyük boyutlara ulaştığını kaydederek yardımın; "uyum" ve büyük çoğunlukta "müktesebat uyumu" konularında kullanıldığını anlattı.

Yardımların üçte ikilik bölümünün müktesebat uyumu, geriye kalan üçte birlik bölümünün ise ekonomik ve sosyal uyum için kullanıldığını kaydeden Dr. Rösch, bu üçte birlik bölümü; KOBİ, Bölgesel Kalkınma ve Sınır Ötesi İşbirliği konularının oluşturduğunu kaydetti.

Yardımların kullanımlarını yüzdeliklerle ifade eden Dr. Rösch, yüzde 27'yle önde gelen topluluk programlarının yanı sıra, bölgesel kalkınmanın yüzde 12, siyasi kriterler adalet ve içişlerinin yüzde 11, çevrenin yüzde 10, tarım ve balıkçılığın yüzde 9, KOBİ'lerin yüzde 6'lık bölümü kapsadığını söyledi ve şu an halihazırda Türkiye'de devam eden 192 program için AB'nin 1.2 milyar Euro bütçe ayırdığını bildirdi.

192 programın, çerçeve projeler ve mikro projelere ayrıldığını söyleyen Dr. Rösch, kamu kuruluşları tarafından oluşturulan çerçeve projelerin yanı sıra sayısı tahminen bini aşmış mikro projelerin var olduğunu, bunların "Bölgesel Kalkınma Projeleri" adı altındaki mikro projeler olduklarını söyledi.

Dr. İnci Ataç Rösch konuşmasının sonunda, sadece proje ve ihalelerin yeterli olamayacağını, bunların "İzlenme, Değerlendirme ve (iç ve dış) Denetlenmesinin" de çok iyi şekilde yapılması gerektiğini vurguladı.

KIBRIS 14/02/07

 

Türkiye petrolde kararlı

PETROL ARAMA BÖLGESİ RUMLARLA ÇAKIŞABİLİR... Akdeniz'de Türkiye'nin petrol arayacağı yerlerin, Rumların aradığı bölgelerle çakışabileceğini kaydeden Türkiye Enerji Bakanı Hilmi Güler, çakışan yerlerin karşılıklı görüşüleceğini belirterek, "Ruhsatlara tecavüz edilmedikçe sorun olmaz" dedi

TÜRKİYE'NİN BÖLGEDE PETROL ARAMASI GERGİNLİĞİ ARTIRIR... Türkiye'nin Akdeniz'de petrol aramasının, Kıbrıs sorununu olumsuz etkileyeceğine, bölgedeki gerginliğin daha da artacağına dikkat çeken Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Ancak, biz Türkiye'ye, 'haklarını koruma, gerginlik olmasın Doğu Akdeniz'de' diyebilecek durumda değiliz" dedi

RUMLAR İHALEYE ÇIKIYOR... Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanlığı'nın açıklamasına göre, yarın saat 10:00'da yapılacak toplantıyla, petrol arama çalışmaları ve petrol çıkarılmasına ilişkin iznin verilmesiyle ilgili ihalenin başlayacağı belirtildi. Toplantıda faaliyetleri hükme bağlayacak olan yasal çerçeve sunulacak, teknik ve diğer olgulara değinilecek

Rumların Akdeniz'de petrol arama girişimlerinin ardından Türkiye'nin de bu yönde karar alması, petrol krizinin boyutunu genişletti.

Ankara petrol aranacak yerlerin Rumların aradığı bölgeyle çakışabileceği mesajı verirken, Rum basını ise Türkiye'nin petrol arama kararını, "Türkiye'nin kriz yaratma peşinde olduğu" şeklinde yansıttı.

Öte yandan, Türkiye'nin Akdeniz'de petrol arama hakkı olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Türkiye'nin bölgede petrol aramasının Kıbrıs sorununu olumsuz etkileyeceğine dikkat çekti

Güler: Çakışmamasına gayret edeceğiz

Türkiye Enerji Bakanı Hilmi Güler, Akdeniz'de Türkiye'nin petrol arayacağı yerlerin, Rumların aradığı bölgelerle çakışabileceğini söyledi.

Güler, "Çakışan yerlerde karşılıklı görüşeceğiz. Ruhsatlara tecavüz edilmedikçe sorun olmaz" dedi.

Kıbrıs Rum kesiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama anlaşmaları yapması üzerine, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) da Akdeniz kıyı şeridi ile Antalya Körfezi'nden başlayarak, Kıbrıs'ın batısından Mısır'a kadar olan bölgede petrol arama kararı aldı.

Enerji Bakanı Hilmi Güler, Rumların da aynı bölgede petrol arayacağının hatırlatılması üzerine çakışan yerler olabileceğini söyledi.

Güler, "Çakışmamasına gayret edeceğiz. Çünkü neticede bizim de ruhsatlarımızın olduğu bir yer. Tabii çakışan yerlerde karşılıklı görüşeceğiz. Ruhsatlara tecavüz edilmedikçe gayet tabii aranır. Balık tutuluyor, yeraltı çalışmaları yapılıyor" dedi.

Güler, zamanlama konusuna şunları söyledi: "Denizlerimizde aramaya çoktan başladık. İskenderun bölgesinde de sondajlarımız var. Şimdi rezerv tespiti noktasında değiliz. Sismik araştırmalar yapılıyor. Daha evvelden sondajlar yapıldı. Dolayısıyla bizim şu anda zaten ilgi alanımız."

'Ruhsatlarımızın olduğu bölgeyi arayacağız'

Güler, Rum yönetimi ile ortak arama yapma kararı alan Mısır'a da mesaj gönderdi:

"Antalya Körfezi'nde birkaç alternatif var. Mısır'la zaten ortak projelerimiz var. Arap gazı projemiz var. Rumlarla da ortaklar, birlikte ararız. Ruhsatlarımızın olduğu bölgeyi biz arayacağız. Onların da gayet tabi ruhsatları var."

Enerji Bakanı, uluslararası ihale için takvimin henüz kesinleşmediğini söyledi.

Dışişleri sıcak bakmıyor

Öte yandan NTV'nin haberine göre, Dışişleri Bakanlığı'nın bu kararı desteklemediği ortaya çıktı. "Rumlar, dikkati kendi üzerlerinden Türkiye'ye kaydırmaya çalışıyor" diyen Dışişleri yetkilileri, Türkiye'nin hak ve çıkarlarının aşınmasına yönelik girişimlere izin vermeyeceğini söylemekle yetiniyor.

TPAO'nun petrol arama kararına askerlerin sıcak baktığı belirtiliyor.

Erçakıca: Türkiye'nin Akdeniz'de petrol arama hakkı var

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türkiye'nin de Akdeniz'de petrol arama hakkı olduğunu söyledi.

Türkiye'nin bölgede petrol aramasının Kıbrıs sorununu olumsuz etkileyeceğine, bölgedeki gerginliğin daha da artacağına dikkat çeken Erçakıca, "Ancak, biz Türkiye'ye, 'haklarını koruma, gerginlik olmasın Doğu

Akdeniz'de diyebilecek durumda değiliz" dedi.

Erçakıca, "Türkiye, durduk yerde, orada petrol arama çabası içine girmedi. Sorumlu taraf Rum tarafıdır. Eğer siz tek yanlı bir girişim yaparsanız ve bunu önlemenin başka yolları kalmazsa, bu tür atraksiyon ve eylemleri de davet etmiş oluyorsunuz" diye konuştu.

Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık brifingde, Rum Yönetimi'nin Akdeniz'de petrol arama girişimini yeniden değerlendirdi. Özellikle Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "milli zenginlikler toplumlara değil, egemen devletlere aittir" yönündeki sözlerine dikkat çeken Erçakıca, petrolün çıkarılmasının, Rum tarafının egemenlik hakkı olduğunu öne süren Rum liderin, siyasi amaçlarla çıkardığı petrol krizinde, esas amacının, yeni krizlerle Kıbrıs sorununu kendi amaçları doğrultusunda ilerletebilmek olduğunu söyledi.

Erçakıca, denizlerdeki doğal kaynakların uluslararası çatışmaların değil, işbirliğinin vesilesi olması gerektiğine işaret ederek, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs sorununa çözüm bulmadan, "ben egemenim" diyerek tek taraflı olarak Akdeniz'de petrol arama girişiminde bulunmasının, barışa değil, gerginliğin tırmanmasına neden olacağını belirtti.

Papadopulos'un krizi başkanlık seçimlerinde iyi bir malzeme yakalamak amacıyla da yarattığına işaret eden Erçakıca, "Rum lider, bu krizi gerekçe yaparak, kendi yönetimlerini meşru göstermeye çalışmakta ve devletinin egemen olduğu söylemini sürekli olarak gündemde tutmaktadır" dedi.

"Anlaşma yapma hakkı yok"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Papadopulos hükümetinin, kendi iddia ettiği şekilde egemen olmadığını ve bu nedenle petrol kaynakları konusunda uluslararası anlaşmalar veya ihaleler yapma hakkına da sahip olmadığını söyledi.

Erçakıca, "Kaldı ki, denizlerdeki doğal kaynaklarla ilgili uluslararası anlaşmalar, devletlerin bu konuda anlaşmalarını zorunlu kılmaktadır. Bu kaynaklar, uluslararası çatışmaların değil, işbirliğinin vesilesi olmalıdır" diye konuştu.

"Önce Kıbrıs sorunu çözümlenmeli"

Hasan Erçakıca, doğal kaynakların değerlendirilmesi için Kıbrıs sorununa erken ve kapsamlı bir çözüm bulunması gerektiğini belirtti. Erçakıca, "Böyle bir çözüme ulaşılmadan, 'ben egemenim' diyerek yapılacak tek taraflı uygulamalar, barışa değil, gerginliğin tırmanmasına neden olacaktır" dedi.

Petrol arama konusunun sadece Kıbrıs boyutu bulunmadığına, Türkiye'yi de ilgilendirdiğine işaret eden Erçakıca, Rum tarafının bölge devletlerini karşı karşıya getirecek, Doğu Akdeniz'de daha büyük krizler peşinde olduğunu belirtti.

"Dava söz konusu mu?"

Hasan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafı ya da Türkiye, Rum tarafını petrol girişiminden dolayı dava etmeyi düşünüyor mu?" yönündeki soruya, "Bu dava konusu değil, siyaset konusudur. Öyle bir araştırmamız da yok. Bu konuda uluslararası bir prosedür de yok zaten. Hangi mahkemeye gidilecek?" yanıtını verdi.

Kapalı denizlerde petrol aramanın, devletlerin yapacağı anlaşmaların konusu olduğuna işaret eden Erçakıca, Rum tarafının, "mahkemeye verin" çağrısının da, çok küstah bir açıklama olduğunu söyledi.

Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, petrol konusunda, "hukuki girişim yapılacak" sözlerinin hatırlatılması üzerine, uluslararası hukuk çerçevesinde bir mücadele alanı yaratmaya çalışan Türk tarafının, birçok konuda hukuki ve siyasi girişimleri bulunduğunu aktardı. Erçakıca, son olarak direkt uçuşlar konusunda hukuki girişimde bulunulduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Türkiye'nin de Akdeniz'de petrol arayacağı yönündeki haberlerin sorulması üzerine, şu yanıtı verdi:

"Gerginlikler, gerginlik doğurur. Bu gibi durumlarda daima başlangıç noktasına dönmek lazım. Eğer böyle bir şey olacaksa da, bunun sorumlusunun Türkiye olmayacağı çok açıktır. Türkiye durduk yerde orada petrol arama çabası içine girmedi. Sorumlu taraf Rum tarafıdır."

Türkiye'nin petrol arayacağı haberlerinin resmen doğrulanmadığına, ancak böyle bir saklı hakkı da bulunduğuna işaret eden Erçakıca, "Eğer siz tek yanlı bir girişim yaparsanız ve bunu önlemenin başka yolları kalmazsa, bu tür atraksiyon ve eylemleri de davet etmiş oluyorsunuz" dedi.

"Kıbrıs sorununu olumsuz etkileyecek"

Erçakıca, bir başka soruya yanıtında, Türkiye'nin petrol arama girişiminin Kıbrıs sorununun çözümünü olumsuz etkileyeceğini söyledi.

Erçakıca, "Doğu Akdeniz'de gerginliği tırmandırdığı gibi, buradaki mevcut koşullardaki yaşam kalitemizi de olumsuz etkileyecektir. Ancak, biz Türkiye'ye, 'haklarını koruma, gerginlik olmasın Doğu Akdeniz'de' diyebilecek durumda değiliz" ifadelerini de kullandı.

"Barış politikaları ekonomiyi olumlu etkiledi"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, ülkedeki barış ve çözüme yönelik politikaların ekonomiye olumlu katkıları olduğunu söyledi. Erçakıca, "Önceki 5 yıllık dönemde yıllık ortalama yüzde 2.3'lük bir büyüme yaşanırken son 5 yıllık dönemde yılda ortalama yüzde 11 civarında büyüme gerçekleşti" dedi.

Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingde ekonomik değerlendirmelerde de bulundu. Erçakıca, ekonomideki büyümeye bağlı olarak 2001'de 4 bin 300 ABD Doları olan kişi başına düşen gelirin günümüzde 10 bin ABD dolarına çıktığını kaydetti.

Ekonomideki büyüme zeminine eş zamanlı olarak ortaya çıkan TL'deki istikrarın katalizör rol oynadığını söyleyen Erçakıca, "Son yıllarda izlediğimiz istikrarlı Kıbrıs politikası ekonomimizde öngörülebilirliği artırmıştır. Riskler hesaplanabilir hale gelmiştir. Bunun sonucunda ülkemizde yerli ve yabancı yatırımcı güveni ve talebi artmıştır" dedi.

Meşru ve istikrarlı siyasi politikalar gütmeksizin bir ülkenin ekonomisini geliştirmenin mümkün olmadığına işaret eden Erçakıca, şu şekilde devam etti:

"Ekonomik ve sosyal gelişmemiz için politikamızı bu rotada sürdürmemiz ve bunu yapısal değişimi sağlayacak ekonomik ve sosyal reformlar ile desteklememiz büyük önem taşıyor. Kıbrıs sorununa ilişkin politikamızı başarıyla yürütebilmemiz için Kuzey Kıbrıs'ta ekonomik ve sosyal kazanımlarımızı artırmamız gerektiği de açıktır."

Erçakıca, yapısal dönüşüm projelerinin gerekliliğine de işaret ederek, halkın artan refahının Kıbrıs sorunuyla ilgili siyasetin ileri götürülmesinde başlıca güç olacağını söyledi.

Rum basını: Ankara kriz peşinde

Türkiye'nin Kıbrıs açıklarındaki 3 noktada petrol arama çalışmaları başlatacağı haberi, Rum kesiminde geniş yankı buldu.

Rum basını haberi, "Ankara petrolü bahane ederek kriz yaratmayı amaçlıyor" ifadesiyle duyurdu.

Rumların yüksek tirajlı gazetesi Politis haberi, "Türkiye petrol cephesi açıyor" manşetiyle duyurdu. Gazete, Rum yönetiminin Mısır ve Lübnan'la anlaşma yaparak petrol arama kararına tepki gösteren Ankara'nın, Ada etrafında üç petrol cephesi açmayı planladığını yazdı.

Gazete, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Mısır açıklarında petrol arama çalışmaları yürüteceği yönündeki haberi "Ankara kriz hazırlıyor" şeklinde yorumladı.

Alithia gazetesi ise Ankara'nın çalışmalarını sadece Kıbrıs'ın kuzeyiyle sınırlamayacağına, Güney Kıbrıs'la Mısır arasındaki bölgeye de yayacağına dikkat çekti.

Fileleftheros gazetesi ise haberi "Türkiye'den kuşatma araştırmaları" başlığı ile verdi.

Neler yazdılar?

Politis gazetesi, "Türkiye Petrol Cephesi Açıyor" başlıklı haberinde, Rum Yönetimi'nin "münhasır ekonomik bölgedeki" olası petrol yataklarından yararlanılmasıyla ilgili hareketlerine tepki gösteren Türkiye'nin, üç petrol cephesi açmayı planladığını yazdı.

"Ankara Kriz 'Pişiriyor' " başlığını da kullanan gazete, Türkiye'nin, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) aracılığıyla, üç aşamada, Doğu Akdeniz ve Mısır açıklarında petrol arama çalışmaları yürüteceğini belirtti.

Gazete ayrıca, NTV'nin konuya ilişkin haberine dayanarak, yapılacak olan çalışmaların ayrıntılarına yer verdi.

Alithia gazetesi ise, petrol arama çalışmalarıyla ilgili ihale için, Türkiye'nin bir ay içerisinde hazır olacağını belirterek, Türkiye'nin, tepki göstermek amacıyla, Güney Kıbrıs'ın adımlarını izlediğine, petrol arama çalışmalarını sadece Kıbrıs'ın Kuzeyi'nde değil, "Kıbrıs" ile Mısır arasındaki bölgede de sürdüreceğine dikkat çekti.

Gazete, Mart 1997'de araştırma yapmak için Yunan kara sularına yaklaşan ve de Yunanistan ile Türkiye arasında az kalsın savaşa neden olacak olan oşinografik araştırmalar yapan "Sismik" gemisi girişiminin, şimdi de "Kıbrıs"ta tekrarlanmakta olduğunu savundu.

Haberi, "Türkiye'den 'Kuşatma' Araştırmaları" başlığıyla veren Fileleftheros gazetesi, Türkiye'nin petrol arama çalışmalarına ilişkin planlarına yer verdi.

İhale başlıyor

Gazete ayrıca, Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanlığı'nın açıklamasına dayanarak, yarın saat 10:00'da, Lefkoşa'nın Rum kesiminde bulunan Hilton Otel'de yapılacak toplantıyla, petrol arama çalışmaları ve petrol çıkarılmasına ilişkin iznin verilmesiyle ilgili ihalenin başlayacağını yazdı.

Habere göre, toplantıda, faaliyetleri hükme bağlayacak olan yasal çerçeve sunulacak, teknik ve diğer olgulara değinilecek.

Bu arada, ilgili makamlar, toplantıda, "Lübnan Bayındırlık Bakanı"nın da hazır bulunacağını belirttiler.

Enerji merkezinin tamamlanmasındaki gecikme

Öte yandan Mahi gazetesi, Güney Kıbrıs'ın, AB normları uyarınca 90 günlük akaryakıt satın alması ve depolaması şeklindeki çalışmalara imkân sağlayacak olan ve de Vasiliko'da yapılması planlanan Enerji Merkezi ile ilgili çalışmaların geciktiğine dikkati çekti.

Güney Kıbrıs'ın şu anda 60 günlük stoka sahip olduğunu, bunun da Yunanistan'da depolandığını yazan gazete, Enerji Merkezi'ne ilişkin çalışmaların tamamlanmasına değin, akaryakıt stokunun depolanması için Hollanda, Malta ve İtalya gibi ülkelerin de düşünüldüğünü aktardı.

Habere göre, Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm eski Bakanı Nikos Rolandis, gazeteye yaptığı açıklamada, Vasiliko'daki çalışmaların yeteri kadar geciktiğine, söz konusu çalışmaların Bakanlar Kurulu'nun aldığı kararla geçen yıl veya bu yıl tamamlanması gerektiğine dikkat çekti ve bu konuda henüz adım atılmadığını belirtti.

KIBRIS 14/02/07

 

İbrahim Gambari'nin yerine Lynn Pascoe atandı

AMERİKALI PASCOE... BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin yerine Lynn Pascoe atandı. Lynn Pascoe, 2004 yılından bu yana Amerika'nın Endonezya Büyükelçiliği görevini yürütüyordu

BM Genel Sekreteri'nin Barış Operasyonlarından Sorumlu Yardımcılığına ise yeniden Jean-Marie Guehenno getirildi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin yerine Lynn Pascoe atandı.

BM Genel Sekreteri'nin Barış Operasyonlarından Sorumlu Yardımcılığına ise yeniden Jean-Marie Guehenno getirildi.

KKTC New York Temsilcisi M. Kemal Gökeri BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un yaptığı yeni atamalarla ilgili olarak TAK'a açıklama yaptı.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon tarafından 9 Şubat'ta BM Genel Sekreteri Siyasi Yardımcılığı'na atanan Lynn Pascoe, 2004 yılından bu yana Amerika'nın Endonezya Büyükelçiliği görevini yürütüyordu.

Bunun öncesinde Amerika'nın Malezya Büyükelçiliği'ni yapan Pascoe, ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya İşleri Sekreteri Asistan Yardımcılığı, ABD'nin Karabağ ve Bölgesel Çatışmalar Özel Müzakerecisi ve ABD'nin Avrupa Minsk Grubu Güvenlik ve İşbirliği Organizasyonu Asbaşkanlığı gibi görevlerde bulundu.

KIBRIS 14/02/07

 

Rumların petrol ihale süreci başladı

Kıbrıs Rum yönetiminin Ada’nın açıklarında petrol ve doğalgaz aranmasına ilişkin başlattığı uluslararası girişimin ihale süreci başladı. Rumlarla anlaşma imzalayan ülkelerden Mısır’ın petrol bakanı da toplantıya katılanlar arasındaydı.

 

NTV

Güncelleme: 13:34 TSI 15 Şubat 2007 Perşembe

LEFKOŞA - Rum Ticaret Bakanlığı’nın düzenlediği toplantıda, petrol aranmasına ilişkin faaliyetleri hükme bağlayacak yasal çerçeveyle teknik ayrıntılar açıklandı. Bakanlık, halihazırda 5 şirketin petrol ve doğalgaz aranması konusunda gerekli bilgileri aldığını duyurdu.

Petrol arama ihalesinin 16 Temmuz’da tamamlanacağı belirtiliyor. İlgili şirketler, bu tarihe kadar koşulları inceleyecek ve ilgilendikleri parsel konusunda Rum yönetimine tekliflerini sunacak.

Türkiye ve KKTC, Rum yönetiminin tek taraflı anlaşmalar yapmasının kabul edilemeyeceğini açıklamıştı. Rumlar, Mısır ve Lübnan’la Ada açıklarında petrol aranması konusunda anlaşmaya varmıştı.

 

Rumların petrol ihalesi başladı


15 Şubat, 2007 14:34:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi, Mısır ve Lübnan ile yaptığı anlaşma uyarınca, Kıbrıs adası, Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğalgaz aranması konusunda uluslararası ihaleye bugün başladı.

Rum yönetimi böylece, Akdeniz'de petrol ve doğalgaz aranması konusunda ilk adımı atmış oldu.
 
Güney Lefkoşa'da bulunan Hilton Otel'de düzenlenen törenle uluslararası ihale başlatıldı. Törene, Mısır Petrol Bakanı Amir Samir Fehmi de katıldı.
 
Rum radyosunun haberine göre törende, iki Norveç şirketinin yaptığı çalışmaların sonuçları ve konunun hukuki çerçevesi sunuldu.
 
Lübnan heyetinin, Beyrut havaalanının kapalı olması nedeniyle törene katılamadığı belirtildi.
 
Bu arada, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ile görüşen Mısır Petrol Bakanı Fehmi, petrol ve doğalgaz konusunda Mısır'ın Güney Kıbrıs'a destek vereceğini söyledi.
 
Fehmi, Mısır'ın uluslararası hukuka ve taahhütlerine bağlı olduğunu ifade ederek, Mısır ile Güney Kıbrıs ilişkilerinin en iyi dönemini yaşadığını kaydetti.
 
Rum Dışişleri Bakanı Lillikas da, Mısırlı bakana, işbirliği ve yardımından dolayı teşekkür etti.
 
Mısır hükümetinin son dört yılda petrol ve doğalgaz konusunda Güney Kıbrıs'a yardım ettiğine işaret eden Lillikas, ''Nasır-Makarios iyi ilişkilerinden bu yana iki ülke arasında şimdi en iyi ilişkilerin yaşadığını'' söyledi.
 
“Beş şirket gerekli bilgileri aldı”

Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Antonis Mihailidis, dünkü açıklamasında, petrol alanında faaliyet gösteren ve bu konuda gerekli tecrübeye, teknolojik bilgiye sahip olan beş şirketin, Kıbrıs adası, Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğalgaz aranması konusunda gerekli bilgileri halihazırda aldığını söyledi.

Konuyla ilgilenen beş şirketin, petrol konusunda bilgi almak için Rum yönetimine 35 bin ABD doları ödemesi gerektiğini anımsatan Mihailidis, söz konusu ihalenin 16 Temmuz 2007'de sona ereceğini belirtti.

Rum bakan, bu döneme kadar ilgili şirketlerin koşulları inceleyeceğini ve ilgilendikleri parsel (petrol arama çalışmalarının yapılacağı alan parsellere bölünmüştü) konusunda Rum yönetimine tekliflerini sunacaklarını söyledi.

Türkiye'nin, münhasır ekonomik bölge içinde petrol aramasına veya araştırma yapmasına da değinen Mihailidis, bunun ''korsanlık'' olduğunu ve uluslararası hukuka aykırılık teşkil ettiğini savundu.

Rum yönetimi Türkiye’ye tepkili

Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitri Hristofyas da, Türkiye'nin, Kıbrıs'ın batısında petrol arama çalışmalarına başlayacağı yönünde haberleri eleştirerek, ''Bu, Türkiye'nin uluslararası hukuku ihlal ettiğinin ispatıdır'' iddiasında bulundu.

Türkiye'nin Kıbrıs'ın batısında petrol arama ve çıkarma çalışmalarına başlayacağı yolundaki haberlerle ilgili bir soru üzerine, ''Türkiye'nin eylemlerinin uluslararası hukuka ve deniz hukukuna saygı duymadığını gösterdiğini'' öne sürdü.

''Türkiye, komşu ülkelerin egemenliğine saygı duymaz'' iddiasında da bulunan Hristofyas, ''Türkiye'nin bir bölümünü 'işgal' ettiği Kıbrıs'tan bahsetmiyorum, diğer komşu ülkeler, örneğin Mısır, Suriye ve Lübnan'dan bahsediyorum. Türkiye'nin eylemini bir kez daha şiddetle kınamak istiyorum'' ifadesini kullandı.

Paşardis: "Tepkinin yollarını inceliyoruz"
 
Rum yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis ise yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Akdeniz'de petrol arayacağı yönündeki kararını kınayarak, ''(Güney) 'Kıbrıs' planını programlandığı gibi sürdürecek'' dedi.

Paşardis, ''Türkiye'nin Akdeniz'de petrol aramaya başlama tarihinin belli olmamasına rağmen, 'Kıbrıs' (Rum) hükümetinin bu 'yasadışı' kararı kınadığını ve vereceği tepkinin yollarını incelediğini'' ifade etti.

 

 

"Türk ordusu işgalci" ifadesi çıkarıldı


15 Şubat, 2007 10:46:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Parlamentosu'nda faaliyet gösteren 'Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun tepki çeken raporu Türkiye lehine değişiklik yapılarak Parlamento Başkanlık Divanı'na sunuldu. ''Türk ordusu Ada'da işgalci durumundadır'' ifadesi rapordan çıkarıldı.

Raporda, AB üyesi Kıbrıs Rum kesiminde Rumca'nın yanı sıra Türkçe'nin de kullanıldığı belirtiliyor ve Türkçe'nin de Avrupa Birliği'nin resmi dilleri arasında yer alması öneriliyor.
 
Raporda, Kıbrıslı Türklerin AB'nin eğitim programları olan Socrates ve Erasmus'a katılımının sağlanması isteniyor.
 
Grubun raporunda, Kıbrıslı Türklerin iki KKTC'li milletvekiline Avrupa Parlamentosu'nda gözlemci statüsü verilmesini istediği de hatırlatıldı.
 
Avrupa Parlamentosu'ndaki yedi parlamenterin katılımıyla oluşturulan Temas Grubu'nun hazırladığı raporda yer alan "Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı izolasyonun sorumluluğu Kuzey Kıbrıs'taki yasadışı işgaldir" şeklindeki ifade Türkiye'nin sert tepkisini çekmişti.
 
Bunun üzerine raporda bazı değişiklikler yapılması gündeme gelmişti. Raporun bir hafta içinde Avrupa Parlamentosu'nda görüşülmesi bekleniyor.

 

Mısır Petrol Bakanı, Rum Kesiminde


      ANKA

       Türkiye’nin tüm tepkilerine karşın Güney Kıbrıs Rum Kesimi, petrol ve doğal gaz aramasına ilişkin ihaleyi açarken Mısır Petrol Bakanı Amin Samih Şamir Fehmi, temaslarda bulunuyor.
      Rum Haber Ajansı, dört kişilik Mısır heyetine başkanlık eden Fehmi’nin, Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı’nın daveti üzerine Lefkoşa’a geldiğini belirtti.
      Fehmi’nin, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas ile görüştüğü, Rum lideri Tassos Papadopulos tarafından kabul edileceği belirtildi.
      Bu arada, Rum Yönetiminin, "Kıbrıs’a münhasır bölgelerde" petrol ve doğal gaz araştırılması ve çıkarılması amacıyla bugün ihale açtığına dikkat çekildi.
      Rum Kesimi, Mısır ve Lübnan ile petrol ve doğal gaz araştırma ve çıkarma anlaşmalarını imzalamıştı. Türkiye, bu anlaşmalara tepki göstererek ilgili ülkelerin nezdinde girişimlerde bulunmuştu.
     

MILLIYET 15/02/07

 

The Guardian: Türkiye, Avrupa Birliği'ne 2020'de girecek


      Türkiye’nin 2020 yılında Türkiye’ye katılacağı öne sürüldü. The Guardian gazetesi köşe yazarı Timothy Garton Ash, tüm Balkan ülkelerinin 2014 yılına kadar AB üyesi olacağını savunurken Türkiye’nin 2020 yılında birliğe katılacağını yazdı.
      İngiliz The Guardian gazetesi’nin tanınmış siyasi köşe yazarı Timothy Garton Ash, BM Genel Sekreterinin Özel Kosova Temsilcisi Martti Ahtisaari’nin Kosova için önerdiği planı değerlendirirken bu planın ancak Kosova ve Sırbistan’ın AB’ye girmesi halinde işleyebileceği görüşünü dile getirdi.
      AB’nin yarısının genişlemeden memnun olmamasına karşın Balkan ülkelerinin Birliğine gireceğini savunan Ash, bu çerçevede 2014 yılında AB’de "büyük balkan genişlemesi"ni yaşanacağını, tüm Balkan ülkelerinin 2014 yılına kadar birliğe katılacağını belirtirken "Merak ediyorsanız, söyleyeyim: Türkiye, 2020’de katılacak" diye yazdı. (ANKA)

MILLIYET 15/02/07

 

Kıbrıslı Rumlar petrol ihalesine bugün başlıyor

Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanlığının açıklamasına göre, bugün saat 10.00'da, Lefkoşa'nın Rum kesiminde bulunan Hilton Otel'de yapılacak toplantıda, petrol arama çalışmaları ve petrol çıkarılmasına ilişkin iznin verilmesiyle ilgili ihale başlayacak.

Toplantıda, faaliyetleri hükme bağlayacak olan yasal çerçeve sunulacak, teknik ve diğer olgulara değinilecek.

Rum bakan: 5 şirket

gerekli bilgileri aldı

Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Antonis Mihailidis, petrol alanında faaliyet gösteren ve bu konuda gerekli tecrübeye, teknolojik bilgiye sahip olan beş şirketin, Kıbrıs adası, Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğal gaz aranması konusunda gerekli bilgileri hali hazırda aldığını söyledi. Konuyla ilgilenen söz konusu beş şirketin, petrol konusunda bilgi almak için Rum yönetimine 35 bin ABD Doları ödemesi gerektiğini anımsatan Mihailidis, söz konusu ihalenin 16 Temmuz 2007'de sona ereceğini belirtti. Rum bakan, bu döneme kadar ilgili şirketlerin koşulları inceleyeceğini ve ilgilendikleri parsel (petrol arama çalışmalarının yapılacağı alan parsellere bölünmüştü) konusunda Rum yönetimine tekliflerini sunacaklarını söyledi.

Türkiye'nin, münhasır ekonomik bölge içinde petrol aramasına veya araştırma yapmasına da değinen Mihailidis, bunun "korsanlık" olduğunu ve uluslararası hukuka aykırılık teşkil ettiğini savundu.

KIBRIS 15/02/07

 

UNDP'den KKTC'de ağaçlandırmaya büyük katkı

UNDP tarafından finanse edilen ve Orman Dairesi tarafından koordine edilen KKTC'deki çalışmanın ilk ayağı çerçevesinde, dün Serdarlı ile Pınarlı köyleri arasında bulunan ve Ercan-Karpaz yolu inşası esnasında, müteahhit tarafından toprak için kazılarak, tamiri olanaksız tahribatlarla terk edilen Kargatuzu Tepesi ağaçlandırıldı.

Kargatuzu Tepesi, Taş Ocakları Vakfı'nın girişimleri sayesinde ağaçlandırma projesi kapsamına alınmıştı.

Ağaçlandırma çalışmasında fidelerin bir kısmı, yeni bir yöntem kullanılarak, büyümelerini kolaylaştırmak amacıyla "Mycorriza" isimli mantarlı bir suya batırılarak ekildi.

Çalışmalar hakkında TAK'a bilgi veren Orman Dairesi Müdürü İlkay İlseven, söz konusu yeni yöntemin, "çok stresli" topraklara ekim yapılmasında kullanıldığını kaydetti.

Dünkü ağaçlandırma sırasında bir kısım fidenin, "Mycorriza" isimli mantar sporlarının bulunduğu sulu karışıma batırılarak ekildiğini belirten İlseven, "Mycorriza"nın ağaç kökleri ile yardımlaştığını ve ağacın daha kolay büyümesini sağladığını bildirdi.

İlseven, "Mycorriza"nın ağaç köklerinin normalden iki yüz kat daha uzamasına, kök yüzeyinin ise iki bin kat genişlemesine yardımcı olduğunu ifade etti.

Proje çerçevesinde Kargatuzu Tepesi'nden sonra Altınova ve Akova'da tespit edilen erozyon sahalarının ağaçlandırılacağını belirten İlseven, toplam olarak 15 bin Halep Çamı ve Kızıl Çam fidesinin 80 dönümlük bir alana ekileceğini kaydetti.

İlseven, dün Kargatuzu Tepesi'nde 22 dönümlük bir alanın tellenerek ağaçlandırıldığını belirtti.

Çalışmaları yerinde izleyen Serdarlı Belediye Başkanı Mehmet Kerimoğlu, geriye dönüşü imkânsız tahribatların yapıldığı Kargatuzu Tepesi'nin eskiden otlak, insanların piknik yaptığı düz bir tepe olduğunu, ancak, Karpaz yolu yapımı esnasında, dönemin hükümetinin, tepeden toprak çıkartılması için yolu yapan müteahhide izin verdiğini ve neticede tepeye büyük tahribatlar yapıldığını anlattı.

BM Kalkınma Programı-İşbirliği ve Güven İçin Hareket'in (UNDP-ACT) Çevreden Sorumlu yetkilisi Nicolas Jarraud da, çalışmalarında iki hedefleri bulunduğunu, öncelikli hedeflerinin; Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar arasındaki işbirliğini artırmak olduğunu, ikinci hedeflerinin ise; ağaçlandırma yapmak ve doğaya yapılan tahribatın giderilmesi için çalışmalarda bulunmak olduğunu kaydetti.

600 bin dolarlık proje

Projenin iki bölgeli olduğunu, ayni şekilde Güney Kıbrıs'ta da üç bölgenin ağaçlandırılması için çalışmaları bulunduğunu belirten Jarraud, 3 kuzeyde 3 de güneyde olmak üzere toplam 6 bölgede yapılan ağaçlandırma çalışmasının toplam 600 bin ABD Doları maliyeti bulunduğunu söyledi.

KKTC'de çok sayıda taş ocağı bulunduğuna işaret eden Jarraud, "Ekonomik ihtiyaç, çevre ile dengeli bir şekilde karşılanmalıdır. Taş ocağı işletmelerinin çevre ile uyumlu bir şekilde çalışması gerekiyor" dedi.

"Mycorriza" yönteminin özellikleri hakkında da bilgi veren Nicolas Jarraud, "Mycorriza"nın su tutma özelliğinden dolayı toprağın kuraklaşmasını geciktirdiğini, ağacın büyümesine yardımcı olduğunu, mantarın ilk haftalarda ağaçtan beslendiğini, bu nedenle ağaçta zayıflık gözlemlenebildiğini, ancak 4-6'ncı haftalardan sonra fidedeki büyümenin başladığını kaydetti.

KIBRIS 15/02/07

 

İşte nüfusun son durumu

SONUÇLAR... Nüfusun doğum yeri ve anne, babaların doğum yeri detaylarını içeren açıklamaya göre, de-jure nüfusta, KKTC vatandaşlarının toplamı 178 bin 31 olarak saptandı. Ülkede sürekli ikamet eden KKTC vatandaşlarının, 120 bin 7'sinin anne ve babaları Kıbrıs doğumlu; vatandaşların 8 bin 84'ünün, annesi Kıbrıs babası diğer ülke doğumlu; 4 bin 544'ünün babası Kıbrıs annesi diğer ülke doğumlu. Anne ve babası Türkiye doğumluların sayısı ise 42 bin 572 ve oranı da yüzde 23.91

SPEKÜLASYONLARA YANIT... Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin KKTC nüfusuyla ilgili spekülasyonlarına işaret eden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Güney Kıbrıs yönetimi, KKTC'nin nüfus konusunu, çeşitli platformlarda, siyasi emellerine alet etmek için yeterince saptırmış ve halen saptırmaya da devam etmektedir. Ancak, bu sonuçları şeffaf bir biçimde ortaya koymakla, artık iddialara dayalı olarak değil, gerçek rakamların oluşturduğu bir zeminde tartışmanın zamanının geldiğini vurgulamakta yarar vardır" dedi

BAZI BELEDİYELERİN ŞİKÂYETLERİ SİYASİ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, popülist maksatlarla su paralarının yüzde 45'ini toplamayan belediyenin kamu kaynaklarından para talep etmesinin sorgulanması gerektiğini vurguladı. Başbakan Soyer, çünkü bu paraların her kuruşunun halkın vergilerinden geldiğini söyledi. Soyer, Güzelyurt gibi bazı belediyelerin yöredeki "gelişmeme" yüzünden mağduriyet yaşadığını, bu yerlere gerekli ilgi ve desteği vereceklerini zaten söylediklerini anlatarak, nüfusları oranında devlet katkıları artan Lapta, Alsancak ve Çatalköy belediyelerinin boykot ve şikâyetlerini ise "siyasi" diye niteledi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 30 Nisan 2006'da yapılan nüfus ve konut sayımı sonuçlarının ikinci bölümünü, dün düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.

Soyer'in, nüfusun doğum yeri ve anne ve babaların doğum yeri detaylarını içeren açıklamasına göre, de-jure nüfusta, tek KKTC vatandaşı ve çift uyruklu olduğunu beyan eden KKTC vatandaşlarının toplamı 178 bin 31 olarak saptandı.

Ülkede sürekli ikamet eden KKTC vatandaşlarının, 120 bin 7'sinin anne ve babaları Kıbrıs (KKTC veya Güney Kıbrıs) doğumlu; vatandaşların 8 bin 84'ünün, annesi Kıbrıs babası diğer ülke doğumlu; 4 bin 544'ünün babası Kıbrıs annesi diğer ülke doğumlu.

Sayım sonuçlarına göre, anne ve/veya babası Kıbrıs doğumlu olanların KKTC vatandaşları içindeki toplamı 132 bin 635 ve bu rakam KKTC vatandaşlarının yüzde 74.5'ini oluşturuyor. Anne ve babası Türkiye doğumluların sayısı ise 42 bin 572 ve oranı da yüzde 23.91.

KKTC'nin de-facto nüfusu 265 bin 100, de-jure nüfusu ise 256 bin 644.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, basın toplantısında 1 Şubat'ta açıkladığı sonuçlara ilişkin bugüne kadar özellikle medyada yapılan tartışmalara, yorum ve değerlendirmelere de yanıt verdi. Soyer, belediyelerde yaşanan sorunları da yorumladı.

Soyer, nüfus ve konut sayımıyla ilgili bundan sonraki sonuçların, Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) Müsteşarlığı'nca açıklanacağını; sonuçların şeffaf olduğunu ve isteyen herkesin DPÖ'nün ana verilerinden yararlanabileceğini söyledi.

Nüfus ve konut sayımının BM Avrupa Ekonomik Komisyonu ve Avrupa Topluluğu İstatistik Ofisi'nin ortak hazırladığı "2010 Nüfus ve Konut Sayımları İçin Tavsiyeler" esas alınarak yapıldığını; kararın da Haziran 2005'te CTP-DP koalisyonu döneminde alınıp açıklandığını belirten Başbakan Soyer, sayımın şeffaflığında ve uluslararası toplumun benimsediği norm ve tanımlara uygun olmasında son derece hassas davranıldığını ifade etti.

Nüfusun doğum yerlerine göre dağılımıyla ilgili verilerin çok önceden belirlenip açıklanması gerektiğini, ancak bunun yapılmadığını kaydeden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, özellikle Güney Kıbrıs'tan kaynaklanan demagojilerin önlenmesi için bunun gerektiğini; kendilerinin açık ve şeffaf davrandığını, korkuları da olmadığını vurguladı.

Soyer, Annan Planı'nın, Ada'da, 45 bin Türkiye doğumlu KKTC vatandaşı kalmasını öngördüğünü, kendilerinin BM'ye 41 bin kişilik bir liste sunduklarını hatırlatarak, sayım sonucunda anne ve babası Türkiye doğumlu KKTC vatandaşlarının sayısının da 42 bin çıktığına işaret etti.

Ferdi Sabit Soyer, "Doğduğu yer neresi olursa olsun asıl olan insandır. KKTC'deki her insanın çözüme, barışa, demokrasiye, ekonomik ve sosyal gelişmeye, esenliğe götürülmesi için demokratik birliğimizin sarsılmasına fırsat vermeden yolumuzu yürüyeceğiz" dedi.

"Doğduğu yer neresi olursa olsun asıl olan insan"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 30 Nisan 2006'da yapılan nüfus ve konut sayımı sonuçlarının ikinci bölümünü, dün düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.

Soyer'in, nüfusun doğum yeri ve anne-babaların doğum yeri detaylarını içeren açıklamasına göre, 256 bin 644 de-jure nüfusta, tek KKTC vatandaşı ve çift uyruklu olduğunu beyan eden KKTC vatandaşlarının toplamı 178 bin 31 olarak saptandı.

Ülkede sürekli ikamet eden KKTC vatandaşlarının, 120 bin 7'sinin anne ve babaları Kıbrıs (KKTC veya Güney Kıbrıs) doğumlu; vatandaşların 8 bin 84'ünün annesi Kıbrıs, babası diğer ülke doğumlu; 4 bin 544'ünün babası Kıbrıs, annesi diğer ülke doğumlu.

Sayım sonuçlarına göre, anne ve/veya babası Kıbrıs doğumlu olanların, KKTC vatandaşları içindeki toplamı 132 bin 635 ve bu rakam KKTC vatandaşlarının yüzde 74.5'ini oluşturuyor. Anne ve babası Türkiye doğumluların sayısı ise 42 bin 572 ve oranı da yüzde 23.91.

KKTC vatandaşı de-jure nüfusun anne ve babanın doğum yerine göre geriye kalan dağılımı şöyle:

"Anne Türkiye-baba diğer ülke doğumlu 164; anne Türkiye-babanın doğduğu ülke belirtilmeyen 54; baba Türkiye-anne diğer ülke doğumlu 256; baba Türkiye-annenin doğduğu ülke belirtilmeyen 16; anne diğer-baba diğer ülke doğumlu 2 bin 206; baba diğer-annenin doğduğu ülke belirtilmeyen 4; anne diğer-babanın doğduğu ülke belirtilmeyen 9 ve annenin-babanın doğduğu ülke belirtilmeyen 115."

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, basın toplantısında 1 Şubat'ta açıkladığı sonuçlara ilişkin bugüne kadar özellikle medyada yapılan tartışmalara, yorum ve değerlendirmelere de yanıt verdi. Soyer, belediyelerde yaşanan sorunları da yorumladı.

Soyer, nüfus ve konut sayımıyla ilgili bundan sonraki sonuçların, Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) Müsteşarlığı'nca açıklanacağını; sonuçların şeffaf olduğunu ve isteyen herkesin DPÖ'nün ana verilerinden yararlanabileceğini söyledi.

BM'nin tavsiyelerine göre

"Nüfus ve konut sayımının, BM Avrupa Ekonomik Komisyonu ve Avrupa Topluluğu İstatistik Ofisi'nin ortak hazırladığı '2010 Nüfus ve Konut Sayımları İçin Tavsiyeler' esas alınarak yapıldığını; kararın da Haziran 2005'te CTP-DP Koalisyonu döneminde alınıp açıklandığını" belirten Başbakan Soyer, sayımın şeffaflığında ve uluslararası toplumun benimsediği norm ve tanımlara uygun olmasında son derece hassas davranıldığını ifade etti.

Nüfusun, doğum yerlerine göre dağılımıyla ilgili verilerin çok önceden belirlenip açıklanması gerektiğini, ancak bunun yapılmadığını kaydeden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, özellikle Güney Kıbrıs'tan kaynaklanan demagojilerin önlenmesi için bunun gerektiğini; kendilerinin açık ve şeffaf davrandığını, korkuları da olmadığını vurguladı.

Soyer, Annan Planı'nın, Ada'da, 45 bin Türkiye doğumlu KKTC vatandaşı kalmasını öngördüğünü, kendilerinin BM'ye 41 bin kişilik bir liste sunduklarını hatırlatarak, sayım sonucunda anne ve babası Türkiye doğumlu KKTC vatandaşlarının sayısının da 42 bin çıktığına işaret etti.

Ferdi Sabit Soyer, "Doğduğu yer neresi olursa olsun asıl olan insandır. KKTC'deki her insanın çözüme, barışa, demokrasiye, ekonomik ve sosyal gelişmeye, esenliğe götürülmesi için demokratik birliğimizin sarsılmasına fırsat vermeden yolumuzu yürüyeceğiz" dedi.

Soyer, yorum ve değerlendirmeleri de yanıtladı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali ve DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz'ın da hazır bulunduğu basın toplantısında, nüfus ve konut sayımının ilk sonuçlarını açıkladığı 1 Şubat'tan sonra medyada yer alan yorum ve değerlendirmeleri de yanıtladı.

"Açıklamaların gerçek rakamları yansıtmadığı; de-jure nüfusa üniversite öğrencileri ile görev-iş nedeniyle ikamet edenlerin dahil edilmesinin hata olduğu; ekmek tüketiminden hareketle nüfusun 1 milyon olduğu; de-facto ve de-jure nüfus arasında farkın ülkedeki kaçak sayısını gösterdiği; belediyelerin de-jure nüfusları verilirken ve devletten alacakları katkı hesaplanırken üniversite öğrencileri ve yabancı işçi nüfusun dahil edilmemesi ve sadece KKTC vatandaşlarının dikkate alınması gerektiği" gibi değerlendirmelere işaret eden Başbakan Soyer, nüfusta köken ayrımı yapan ve ayrımcılık yaratmaya hizmet eden, ırkçılığa varan görüşleri kaygıyla izlediğini söyledi.

Bunlar yanında oldukça sağlıklı değerlendirmeler de yapıldığını belirten Başbakan Soyer, Haziran 2005'te nüfus ve konut sayımının ön çalışmaları başlarken BM Avrupa Ekonomik Komisyonu ve Avrupa Topluluğu İstatistik Ofisi'nin ortak hazırladığı "2010 Nüfus ve Konut Sayımları İçin Tavsiyeleri" esas alacaklarını duyurduklarını, soru kâğıdı taslağının ise basın aracılığıyla duyurulduğunu kaydetti

Soyer, bu kararların CTP-DP döneminde alındığını hatırlatarak, DP'nin bugünkü tavrını anlamakta zorluk çektiğini söyledi.

Bu konunun özel toplantılarda siyasi parti temsilcileriyle, KKTC'de ve Güney Kıbrıs'taki yabancı misyon temsilcileriyle de paylaşıldığını, görüşlerin değerlendirildiğini belirten Başbakan Soyer, şöyle konuştu:

"Ayrıca hükümetimiz, uluslararası kuruluşlara ve yabancı misyon temsilcilerine, sayımda gözlemci bulundurma çağrısı yapmıştır. Dolayısıyla bu sayımın şeffaf olması ve uluslararası toplumun benimsemiş olduğu norm ve tanımlamalara uygun olması yönünde son derece hassas davranılmıştır. Elde edilecek tüm sonuçların toplumla paylaşılacağını peşinen duyurmuştur. Hal böyle iken, teknik düzeyde başlatılan ve halen teknik düzeyde özveri ve yoğun çabalarla sürdürülen bu sayım çalışmalarının sonuçları için yalan veya yanlış ifadelerinin kullanılması, olsa olsa siyasi gerekçelerle izah edilebilir."

"Gerçek rakamlar zemininde tartışmanın zamanı geldi"

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin KKTC nüfusuyla ilgili spekülasyonlarına işaret eden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Güney Kıbrıs yönetimi, KKTC'nin nüfus konusunu, çeşitli platformlarda, siyasi emellerine alet etmek için yeterince saptırmış ve halen saptırmaya da devam etmektedir. Ancak, bu sonuçları şeffaf bir biçimde ortaya koymakla, artık iddialara dayalı olarak değil, gerçek rakamların oluşturduğu bir zeminde tartışmanın zamanının geldiğini vurgulamakta yarar vardır" dedi.

Başbakan Soyer, sayım konusunda BM'nin tavsiyelerini uyguladıklarını, ayrıca uluslararası anlaşmalar kapsamında, ülkede bulunan Türkiye ve BM askerlerinin sayıma dahil edilmeyeceğinin, soru kağıdının tanıtımı aşamasında, basın aracılığıyla kamuoyu ile paylaşıldığını hatırlattı.

Tanımlar

İlk sonuçların açıklanması sonrasındaki tartışmalarda "KKTC vatandaşı", "KKTC'nin de-jure nüfusu" ve "KKTC seçmen sayısı" kavramlarının karıştırıldığını veya eşdeğer kullanıldığını gözlemlediklerini belirten Başbakan Soyer, bu kavramlara açıklık getirmek istediğini, bunların eşdeğer anlamlı kullanılmamasına özen gösterilmesi gerektiğini söyledi ve şunları dile getirdi:

"KKTC vatandaşları, ülkemiz nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturmakla beraber, ülkemiz dışında ve dünyanın çeşitli ülkelerinde ikamet etmekte (çeşitli sebeplerle) olanların var olduğu bilinmektedir. Sayım günü geçici sürelerle (bir yıldan az ve yılın büyük kısmını KKTC'de geçirenlerin) yurt dışında bulunduğu yakınları tarafından beyan edilmiş olanlar dışındaki vatandaşlar, de-jure nüfusa dâhil edilmemiştir. Dolayısıyla, bir yıldan fazla süreyle ve yılın büyük kısmını (çalışma, eğitim vb. nedenlerle) yurtdışında geçiren vatandaşlar de-jure nüfusa dahil edilmemiştir. Ancak benzeri nedenlerle, bir yıldan fazla süreyle ve yılın büyük bir kısmını ülkemizde geçirmek suretiyle ülkemizde ikamet eden insanlar, (öğrenciler ve çalışma izinli çalışanlar) KKTC vatandaşı olmasa bile de-jure nüfusumuzda yer almıştır. Bunun yanında KKTC seçmen sayısı, ilgili yasalar çerçevesinde, ülkemizde ikamet eden de-jure nüfusun tümünü değil, yalnızca KKTC vatandaşlarını kapsadığı gibi, ülkemiz dışında ikamet eden vatandaşlarımızı da kapsamaktadır. Bu listenin oluşumu ise Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenmektedir."

Sayımın amacı

Başbakan Soyer, nüfus sayımının amacıyla ilgili olarak da, "Sayımın amacı; ne tüm KKTC vatandaşlarının sayısını belirlemek, ne de KKTC'nin tüm seçmen sayısını belirlemekti. Temel amaç; ülkemizde sürekli ikamet etmekte olan, böylece ülkemiz ekonomisine katkısı bulunan ve aynı paralelde eğitim, sağlık, altyapı ve benzeri kamu hizmetlerinden yararlanan insan sayısının, çeşitli demografik özellikleri itibariyle belirlenmesi ve sonuçta sosyal ve ekonomik politika belirlemelerine esas teşkil etmesidir" cümlelerini kullandı.

Başbakan Soyer, basın toplantısında, nüfus ve konut sayımının; nüfusun doğum ve anne- babaların doğum yerlerine ilişkin verilerini gösteren 6 tabloyu da şöyle özetledi:

178 bin 31 KKTC vatandaşı

"Ülkemiz de-jure nüfusu (256,644) içerisindeki tek ve çift uyruklu olduğunu beyan eden KKTC vatandaşlarının toplam sayısı 178 bin 31 olarak saptanmıştır. Böylece ülkemizde sürekli ikamet eden KKTC vatandaşlarının, 120 bin 7'sinin anne ve babası Kıbrıs (KKTC ve Güney Kıbrıs) doğumlu, 8 bin 84'ünün annesi Kıbrıs, babası diğer ülke doğumlu ve 4 bin 544'ünün de babası Kıbrıs, annesi diğer ülke doğumludur. Diğer bir deyişle anne ve/veya babası Kıbrıs doğumlu olanların, KKTC vatandaşları içindeki toplamı (120 bin7 +8 bin 84+4 bin 544) 132 bin 635'tir ve KKTC vatandaşlarının % 74.5'ini oluşturmaktadır. Ayrıca anne ve babası Türkiye doğumluların sayısı 42 bin 572 ve oranı da % 23.91'dir.

KKTC'de sürekli ikamet eden Kıbrıs doğumlu (KKTC ve Güney Kıbrıs) vatandaşların anne-baba doğum yerlerine göre dağılımına göre, sayısı 145 bin 443 olan Kıbrıs doğumlu KKTC vatandaşları, toplam KKTC vatandaşlarının % 81.7'sini (145 bin 443/178 bin 31) oluşturmaktadır. Kıbrıs doğumlu KKTC vatandaşlarından, anne ve/veya babası Kıbrıs doğumlu olanların sayısı 128 bin 46 ( 117 bin 626+6 bin 969+3 bin 451) ve böylece oranı da %88.03 olarak görülmektedir. Anne ve babası Türkiye doğumlu olanlar ise 16 bin 824 ve oranı da %11.57'dir.

%63 KKTC, % 18 Güney Kıbrıs doğumlu

De-jure ve de-facto nüfusumuz içerisindeki KKTC vatandaşlarının kendi doğum yerleri itibariyle dökümüne göre toplam 178 bin 31 olan KKTC vatandaşı de-jure nüfusun 112 bin 534'ü (%63.21'i) KKTC doğumlu; 32 bin 538' i (% 18.28'i) Güney Kıbrıs doğumlu ve 371 ( %0.21' i) Kıbrıs doğumlu olmakla beraber KKTC veya Güney Kıbrıs olduğu belirtilmeyenlerden oluşmaktadır. Diğer bir deyişle de-jure nüfusumuz içerisindeki KKTC vatandaşlarının 145 bin 443'ü (112 bin 534+32 bin 538+371) Kıbrıs doğumludur ve KKTC vatandaşı olan de-jure nüfusun % 81.7'sini oluşturmaktadır. Aynı nüfus içerisinde 27 bin 728 (% 15.57) vatandaş Türkiye doğumlu, 2 bin 435 (% 1.37) vatandaş İngiltere doğumlu; ve %1 in altındaki paylarıyla diğer ülke doğumlular ile doğum yeri belirtilmeyenlerden (toplam % 1.38) oluşmaktadır.

Toplam de-jure ve toplam de-facto nüfusumuzun doğum yerleri itibariyle detaylarına göre ise, de-jure dağılımın değerlendirilmesinde, toplam 256 bin 644 nüfus içerisinde 115 bin 600 kişinin (%45.04 ün) KKTC doğumlu, 32 bin 554 kişinin (% 12.68) Güney Kıbrıs doğumlu; ve KKTC veya Güney Kıbrıs doğumlu olduğu bildirilmeyen 388 kişinin (% 0.15) Kıbrıs doğumlu olduğu görülmektedir. Yani toplam de-jure nüfus içerisinde Kıbrıs doğumlu olanların toplam sayısının 148 bin 542 (115 bin 600+32 bin 554+388) olduğu ve bunların toplam de-jure içerisindeki oranının % 57.88 olduğu hesaplanmıştır. Bunun yanında Türkiye doğumlu olanların 94 bin 714 (% 36.9), İngiltere doğumlu olanların 5 bin 79 (% 1.98); ve %1'in altındaki paylarıyla diğer ülke doğumlular ile doğum yeri belirtilmeyenlerden (% 3.25) oluşmaktadır. Bu rakamlara göre Türkiye doğumlu olanlar arasında vatandaş olanların da yer aldığı gibi, öğrenci, çalışan, görevlilerden olduğu anlaşılmaktadır."

Başbakan Soyer, KKTC de-jure nüfusu içerisinde yer alan ve vatandaş olmayanların, ülkede bulunma nedenlerine ilişkin detayların daha sonraki açıklamalarında yer alacağını da bildirdi.

Eleştiri yapanlara da teşekkür

Nüfus sayımına emek veren ve eleştiri yapan herkese de teşekkür eden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, nüfusun doğum yerlerine göre oranları çok önceden saptanıp açıklansaydı, gizli kapaklı tutulmasaydı, Güney Kıbrıs'taki demagojilerin yapılamayacağını ve içteki tartışmaların da yapılmayacağını söyledi.

Açıklık, şeffaflık

Soyer; açıklık, şeffaflık ve halka güvenin işin esası olduğunu vurgulayarak, "Onun için açık ve şeffaf olmaya devam edeceğiz. Çünkü hiçbir yerden korkumuz yoktur. Bu topraklarda Kıbrıs Türk halkının varlığı tarihseldir ve tarihsel bu temelde Kıbrıs Türk halkının varlığı diğer unsurlarla devam edecektir" dedi.

"Geçmiş dönemlerdeki gelişigüzel vatandaşlıkların, kayıt dışılığın insanlık onurunu ayaklar altına alacak şekilde sürdürülmesinin ülkede gerek iç, gerek dış siyasette yarattığı bütün olumsuzlukların altını çizmek istediğini" söyleyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetinin göreve başlarken vatandaşlıkların esaslarını belirlediğini; ülkeye emek ve bilgisiyle katkıda bulunan insanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmasını sağladığını; bunların ülkenin aydınlık yüzünün bütün dünyaya gösterilmesinin önemli bir aracı olduğunu vurguladı.

Başbakan Soyer, bugüne dek nüfusun doğum yerlerine göre açıklanmamasının yarattığı sıkıntılara da işaret ederek, buna sebep olanları kınadı.

KKTC vatandaşlarının hep birlikte ülkeyi ileriye götürme devinimi içinde olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Asıl olan insan"

"Doğduğu yer neresi olursa olsun asıl olan insandır. KKTC'de yaşayan, doğduğu yer ne olursa olsun her insanımızla beraber çözüme, barışa, demokrasiye ve ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesi, insanımızı esenliğe götürmek için demokratik birliğimizin sarsılmasına fırsat vermeden yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.

"Kavgayı değil sevgiyi hâkim kılalım"

Güney Kıbrıs'ta yaşayan, doğduğu yer neresi olursa olsun bütün insanlara da bu temelde çağrı yapıyorum: Gelin adamızda bu çerçevede bilgiyi, emeği ve ortak yurdumuzu paylaşan güzellikleri beraber yaratalım. Kıbrıs'ta petrol ve diğer unsurların yarattığı kavgayı değil, sevgiyi hâkim kılalım."

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Ajda Pekkan'ın "Petrol" adlı şarkısına atıfta bulunarak, iyi para getiren petrolün; istikrar, barış ve adaletli paylaşım olmazsa dünya halklarına "aman" çektirdiğinin de insanlık tarihinde yaşanmış bir gerçek olduğuna işaret etti; "Hep birlikte sevgiyi paylaşalım" dedi.

Bu arada DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz, tablolardaki doğum yerleriyle ilgili "belirtilmedi" ifadelerinin nedeninin sorulması üzerine, bunun anketör hataları yanında kişinin belirtmek istememesinden de kaynaklandığını, bütün sayım ve anketlerde bunların doğal olduğunu söyledi.

Başbakan Soyer ise, bu rakamların düşük olsa da belirtildiğini; amaçlarının sıfır hataya ulaşmak olduğunu kaydetti.

"Bazı belediyelerin şikâyetleri siyasi"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, popülist maksatlarla su paralarının yüzde 45'ini toplamayan belediyenin kamu kaynaklarından para talep etmesinin sorgulanması gerektiğini vurguladı. Başbakan Soyer, çünkü bu paraların her kuruşunun halkın vergilerinden geldiğini söyledi.

Belediyelere önemli yük oluşturan emeklilerin devlet bütçesine aktarılması önerilerinin reddedildiğini kaydeden Başbakan Soyer, bazı belediyelerin şikâyetlerinin siyasi olduğunu ifade etti.

Nüfus ve konut sayımının sonuçlarının ikinci bölümünü basın toplantısıyla açıklayan Başbakan Soyer, "belediyelerdeki kaos" konusundaki soruyu da yanıtladı.

Gelişmeleri üzülerek izlediğini kaydeden Başbakan Soyer, konuların ciddi tartışılması gerektiğini söyledi.

Popülist maksatlarla su paralarının yüzde 45'ini toplamayan bir belediyenin para eksildi diye kamu kaynaklarından talep etmesinin doğru olmadığını, bunun sorgulanması gerektiğini belirten Başbakan Soyer, belediyelere aktarılacak her kuruşun halkın vergilerinden geldiğini vurguladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güzelyurt gibi bazı belediyelerin yöredeki "gelişmeme" yüzünden mağduriyet yaşadığını, bu yerlere gerekli ilgi ve desteği vereceklerini zaten söylediklerini anlatarak, nüfusları oranında devlet katkıları artan Lapta, Alsancak ve Çatalköy belediyelerinin boykot ve şikâyetlerini ise "siyasi" diye niteledi.

Soyer, sosyal sigortaya 2.5 trilyon TL borcu varken devletten para istemeyen belediyenin de halkça sorgulanması, kaynakların doğru kullanımı bakımından ele alınması gerektiğini kaydederek, görevi haziranda devralan Değirmenlik Belediye Başkanı geçmiş dönemin sigorta borçlarını öderken, 4 dönem belediye başkanlığı yapan bir başka belediye başkanının trilyonluk borcu devam ettirmesini anlamanın mümkün olmadığını söyledi.

Hükümetin, belediyelere yük oluşturan emeklileri devlet bütçesine alma önerisi yaptığını hatırlatarak, "Bu, yüzde 20 ekstra katkı payıdır, destektir ve bu çok önemli alternatifi dahi, ellerinin tersiyle itmektedirler" dedi.

Başbakan Soyer, de-jure nüfusa öğrencilerin dahil edilmesine karşı çıkan bazı belediye başkanlarını da eleştirerek, sayımın BM kriterlerine uygun yapıldığını yineledi; sapla samanın karıştırıldığını belirtti.

2007'de belediyelerin sıkıntılarının aşılması için gerekli girişimlerin yapılması gerektiğini ifade eden Soyer, "Ama olayın çok siyasi boyutu olduğu net olarak meydandadır. Yüzde 90 katkısı olan bir Çatalköy Belediyesi, yüzde 60 katkısı olan Alsancak Belediyesi ve yüzde 40-45 katkısı olan Lapta Belediyesi de boykot yapabiliyorsa, Akıncılar Belediyesi nüfusu düştüğü için katkı payını doğal olarak düşürüyorsa, bütün bunları göz ardı ederek toz duman yaratılmaya çalışılıyorsa, bu kabul edilecek bir davranış değildir" diye konuştu.

Altı ayda belediyeler neden battı?

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, geçtiğimiz yıl haziran ayındaki seçimde yeniden aynı göreve seçilen belediye başkanlarının bütçelerine toz kondurmadığını, her şeylerinin tamam olduğunu söylediğini belirterek, "Şimdi aniden ne oldu da 1.5-2 trilyonlara ulaşan borçlar takıldı ve altı ayın içinde belediyeler battı" diye sordu.

1996 nüfus sayımı esaslarına göre belediyelere katkıların oransal büyümelerinin incelenmesi halinde müthiş artışın görüleceğini belirten Soyer, 2004'ten beri ülke ekonomisinin büyüdüğü için de belediyelerin katkısının oransal arttığını anlattı.

Soyer, nüfusu çok arttığı halde 1996 nüfusuna göre katkı alan belediyelerde adaletsizlik yaşandığını belirtti.

"Siyaset unutulmalar üzerine kurulmaz"

Haziran 2005'te nüfus sayımına karar verirken de-facto ve de-jure nüfus tanımlarına nelerin gireceğinin tüm siyasi partilere iletildiğini ifade eden Soyer, "Herkes bunu biliyordu, belki unuttular ama biz unutmadık. Siyaset unutulmaların üzerine kurulmaz. Siyaset ve politika üretimi ortaya konulan olgunun geliştirilmesi üzerine kurulur. Şimdi buna itirazı olanlar o zaman hiçbir itiraz yapmamışı. Doğru ve esas bilimsel olan da bu yapılandır" dedi.

KIBRIS 15/02/07

 

Ankara Akdeniz’de gerginlik istemiyor

Türkiye, Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aranması için ihale sürecini başlatan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne karşı bu aşamada gerginliği tırmandırmama kararı aldı. Ankara diplomatik girişimlerden sonuç alınamaması durumunda yeni değerlendirme yapacak.

 

NTV

Güncelleme: 16:55 TSI 16 Şubat 2007 Cuma

ANKARA - Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aranması için ihale sürecini başlatmasının ardından Ankara da izleyeceği stratejiyi belirledi.

Girişimin, bu aşamada Rum Yönetimi’nin uluslararası hukuku çiğnediği ortaya konularak engellenmesi ön plana çıktı.

MISIR VE LÜBNAN’I İKNA TURLARI
Bu çerçevede Türkiye’nin dış misyonları, ilgili ülkeler ve başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütler bilgilendiriliyor. Rum Yönetimi’yle anlaşma imzalayan Mısır ve Lübnan’ı ikna için de temaslar sürüyor.

24 ŞUBAT’TA MGK’DA GÖRÜŞÜLECEK
Uluslararası Adalet Divanı’na gidilmesi ise gündemde değil. Zira, Adalet Divanı’na yapılacak başvurudan önce, tarafların müzakere etmiş olmaları gerekiyor. Gelişmeler, 24 Şubat’taki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında da değerlendirilecek.

 

 

Rumların petrol gerginliği

Rum basını, Amerikan ve İngiliz petrol şirketlerinin de Ada açıklarında petrol ve doğalgaz arama ihalesiyle ilgilendiğini iddia etti. Muhalefet ise, iktidarın açıklamalarının aksine ihalenin hayalkırıklığı yarattığını savunuyor.

 

NTV

Güncelleme: 17:18 TSI 16 Şubat 2007 Cuma

LEFKOŞA - Rum kesimindeki uluslararası petrol arama ihalesi, iktidarla muhalefeti birbirine düşürdü. Ana muhalefet partisi Disi, ihaleyle ilgili çerçeve toplantısına katılımın beklenenden az olduğunu iddia etti.

muhalefetin yayın organı Alithia gazetesi de, “Petrol panayırına büyük şirketler katılmadı” başlıklı haberinde, toplantıya 10’dan az şirketin katılmasının Rum yönetimi lideri Papadopulos’u kaygılandırdığını yazdı. Gazete, Ankara’nın uyarılarının ilginin azalmasında etkili olduğunu belirtti.

Filelefteros gazetesi ise, “Devler geliyor” başlığıyla duyurduğu haberinde, ABD’li Mobil ve İngiliz BP şirketleri de dahil pek çok firmanın ihaleye ilgi gösterdiğini öne sürüyor.

KKTC: ANLAŞMALAR BİZİ BAĞLAMAZ
KKTC Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıs Türk halkının meşru hak ve çıkarlarını ihlal niteliği taşıyan Mısır ve Lübnan ile imzaladığı petrol anlaşmalarının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için hiçbir şekilde bağlayıcılığının olmadığını bildirdi.

Bakanlık, Rum yönetiminin, çözüm yönünde çaba göstermek yerine, izlediği sorumsuz politikalarla yeni sorunlar yarattığına dikkat çekerek, Rum yönetimini tahrik edici yaklaşımdan vazgeçmeye, ilgili ülke ve ihaleye katılmayı planlayan şirketleri de konunun hassasiyetini göz önünde bulundurmaya çağırdı.

KKTC Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Basın Bürosu’ndan yapılan yazılı açıklamada, Rum yönetiminin bölgede gereksiz gerginliklere sebebiyet verecek tutum içinde olduğuna işaret edilerek, Rum liderliğinin, Kıbrıs Adası üzerinde ve çevresindeki doğal kaynaklardan iki tarafın da müşterek yararlanması gerçeğini göz ardı ettiği kaydedildi.

Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi Ermeni tasarısının geçmesi için çalışma sözü vermişti.

Guardian’dan Ermeni tasarısı uyarısı

İngiliz Guardian gazetesi, ABD Temsilciler Meclisi’nin alt komitesine sunulan Ermeni tasarısının kabul edilme olasığını değerlerlendirdi. Gazeteye göre, Beyaz Saray tasarının yasalaşmasını önleyemeyebilir.

 

NTV

Güncelleme: 14:35 TSİ 16 Şubat 2007 Cuma

LONDRA - Guardian’daki yorum yazısında, ABD ile Türkiye arasında son dönemde gerginleşen ilişkilerin Ermeni tasarısı nedeniyle kopuş sürecine girebileceği belirtiliyor. Yazıda, soykırım iddialarının tanınmasını öngören tasarının kabul edilmesi için Demokrat Parti’nin kontrolüne geçen Kongre’de yeterli destek bulunduğu ifadesi yer alıyor.

Yazıda ayrıca tasarının geçmesi için çalışma sözü veren Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin de, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Washington ziyareti sırasında kendisine randevu vermediği hatırlatılıyor. Guardian’a göre, Beyaz Saray, tasarıya karşı çıksa da yasalaşmasını önlemeye gücü yetmeyebilir.

Türkiye'den NATO'ya 'Rum' mesajı


16 Şubat, 2007 13:26:00 (TSİ) CNN TURK

CNN TÜRK

Kıbrıs Rum kesiminin Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama ihalesine çıkması üzerine, Ankara tüm olasılıkları dikkate alan bir strateji geliştirdi. Gerilimin uzun vadede askeri alana yansımasından endişe eden Türkiye, NATO'yu bilgilendirdi ve ''gelişmelere hazırlıklı olun'' mesajı verdi.

Kıbrıs Rum kesiminin bilinçli olarak gerilimi artırdığını belirten Türkiye, bu konuda hukuki olarak elinin sağlam olduğunu savunuyor.
 
Doğu Akdeniz'de var olduğu tespit edilen 7-8 milyar varil petrol, Akdeniz'e kıyısı olan ülkeler arasında yaşanan gerilimi artırdı.
 
Rum kesimi petrol arama çalışmaları için ihale sürecini dün resmen başlatırken, Türkiye'nin rahatsızlığı gitgide büyüyor.
 
Bu arada Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, ''Türkiye petrolleri, Akdeniz'de normal çalışmalarını ve etütlerini sürdürüyor. Bunlar bitince ne yapacağımıza karar vereceğiz'' dedi.

Mısır ve Lübnan da ihalelere taraf
 
Türkiye hem Rum kesiminin Doğu Akdeniz'de tanınmış hukuki sınırları olmadığı halde süreci başlatmasından, hem de Mısır ve Lübnan'ın bu anlaşmalara taraf olmasından rahatsızlık duyuyor.
 
Gerilimin uzun vadede askeri alana da yansımasından endişe eden Türkiye, NATO'ya konuyla ilgili bilgi verdi ve "gelişmelere hazırlıklı olun" dedi.
 
Türkiye sorunu tüm dünyaya anlatıyor
 
Türkiye ayrıca, uluslararası misyonları aracılığıyla tüm dünyaya "Kıbrıs Rum kesiminin bu girişiminin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu", "Birleşmiş Milletler'in konunun hukuki olarak ihtilaflı olduğunu bir süre önce tescil ettiğini" hatırlatıyor.
 
Ankara'nın girişimleri Mısır ve Lübnan nezdinde de sürüyor. Türkiye bu ülkelere de "Akdeniz'in hukuki olarak ihtilaflı bir bölge olduğunu", "bu bölgede petrol arama çalışmaları yapılmasının tüm ülkelerin ilişkilerini geri dönülmesi zor noktalara taşıyabileceğini" hatırlatıyor.
 
Sonuç olarak; Ankara bu konuda kendisine güveniyor ve uluslararası hukukun yanında olduğunu savunuyor.
 
"Buna rağmen petrol arama faaliyetine başlanırsa ne olur" sorusuna ise, şimdilik resmi yanıt yok. Ancak gayriresmi verilen yanıtlarda "tepkimiz sert olur" deniliyor.
 
KKTC: "Rum yönetimi sorun yaratma peşinde"

KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ise, Rum yönetiminin masaya oturmak yerine fanatik bir yaklaşımla Ada'da her gün yeni bir sorun yaratma peşinde olduğunu söyledi.
 
Bölgede büyük bir petrol rezervinin ortaya çıkmasıyla soruna diğer pek çok ülkenin de dahil olabileceği uyarısında bulunan Avcı, süreçte yeni gelişmeler yaşanabileceğini belirtti.
 
Avcı, Annan Planı'nın doğal kaynaklar ve petrol konusunda açıkça 'ortak kullanım öngördüğüne' dikkat çekerek, ''Rumlar petrol krizi yaratarak Kıbrıs Türklerinin haklarını gasp etmeyi, Türkiye'yi AB ve komşularıyla karşı karşıya getirmeyi hedefliyor. Bu konuda Türkiye ve KKTC'den taviz beklenemez'' diye konuştu.
 
Rum yönetiminin ''her şey benim'' anlayışı ortaya koyarak ve seçim öncesinde şoven duyguları harekete geçirmek amacıyla krizi 'kaşıdığını' kaydeden Avcı, bir garantör ülke olan İngiltere'nin bu konuda sessiz kalmaması gerektiğini ifade etti.

 

Kıbrıs sularında petrol



Kıbrıs Rum Kesimi'nin petrol aramaları ihalesi sadece birinci aşamadır. Petrol arayacak şirketin saptanması ve aramanın fiilen başlaması aşamaları gelir. Yunanistan Ege'de yıllardır ilk iki aşamada.
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, KKTC karasularını ve kıta sahanlığını da kapsayan alanda petrol aramak ve çıkartmak amacıyla ihale açması yeni bir gerilim nedeni.
Ancak... Olayı serinkanlı yorumlamak gerek.
Şöyle ki:
1- Petrol arama şirketlerine ihale açmak ve bazı şirketlere arama izni vermek, sadece kâğıt üzerinde bir tavırdır.
2- Bu izin sonrasında fiilen aramaya başlamak ve başlatmak aşaması gelir. İşte o düğmeye basıldığında fiili durum oluşmuş demektir. Türkiye de tavrını koyar.
3- Bu arada petrol bulunursa, üretim ve pazarlama ise tam bir çömleğin patlama nedeni olur.
Bunun öncesi var.
Bu süreç ve deneyim daha önce Yunanistan'la yaşandı.
Turgut Özal, Houston'da ameliyat olmuştu. Türkiye'ye dönmek üzere Amerika'dan ayrılmıştı.
O arada "Yunanistan'ın Ege'deki ihtilaflı bölgede petrol aramaları için bazı şirketlere izin verdiği" açıklandı.
Yani ihale yapılmış, arama yapacak şirketler saptanmıştı.
2007 yılının Kıbrıs örneğinden daha ileri ve kritik bir aşamaydı.
Dönemin cumhurbaşkanı Evren de, bir açıklama yaparak "bunun Türkiye ile Yunanistan arasında savaş sebebi sayılacağı" mesajını vermişti.
Ve merhum Özal'ı taşıyan özel uçak, bir gece dinlenmesi için Londra'ya inmişti.
Onunla aynı otelde kalıyorduk.
Sabahtan başlayarak akşama kadar dünyanın etkili gazete ve televizyonlarından muhabirler çağırttı, onlara demeçler vererek yapılan işin yanlışlığını anlattı.
Özal'ın özel uçağı, bir savaş ihtimaline karşı hazır tutuluyordu. Çatışma başlarsa, risk almamak için Türkiye'ye Rusya üzerinden uçuş rotası saptanmıştı.
Bu arada Evren'e de telefon ederek, "Paşam, sizin mesajınızdan petrol arama izni verilen şirkete, aramayı başlatma izni de verilirse, bu bir savaş nedenidir manasını çıkardım. Doğru anlamış mıyım?" diye sormuş ve Evren Paşa'dan da "aynen öyle" cevabını aldıktan sonra derin bir nefes boşaltarak, "Şimdi artık savaşı önleyebiliriz" demişti.
Özal'ın bütün gün süren yoğun çabalarından sonra odasındaydık.
Gerilimli geçen birkaç saat sonra, televizyonda, Yunanistan'ın "arama izninin verildiği ama aramalara fiilen başlanması emrinin verilmediği" açıklaması yayımlandı.
Özal rahatladı, yanındaki kutudan ikişer üçer çikolata yemeye başladı.
Doktoru o sırada yanında değildi. Muzipçe gülüyor, "Semra Hanım da yok, mâni olamaz" diyordu.
Bugünlere dönersek, Türkiye'nin kararlı duruşu, ihale sonrası fiili aramaların başlamasında caydırıcı olabilir.

* * *

GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 16/02/07

 

İhale sürecini başlattılar

LİLLİKAS: PROGRAM AKSAMAYACAK... Rum Yönetimi Mısır Petrol Bakanı Amin Sameh Samir Fahmi'nin de katıldığı bir toplantıyla petrol arama çalışmalarının ilk aşaması olan şirketlere bilgi verilmesi ve ihale başvurularının yapılması sürecini başlattı. İhale 16 Temmuz 2007'ye kadar açık olacak. Lillikas, üç yıl önce başlayan bir sürecin ihale aşamasına gelmiş olmasından ötürü duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Rum hükümetinin açıkladığı takvim ve program dahilinde hareket edeceğini vurguladı, programın aksamayacağını açıkladı

TÜRKİYE ANINDA TEPKİ GÖSTERDİ... Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Rum Yönetimi'nin, petrol-doğal gaz gibi konularda adadaki iki halkın ortaklaşa sahip olduğu hakları ihlal ederek ve Doğu Akdeniz ülkeleri arasında mutabakata dayanmayan oldu-bittiler yaratarak uluslararası ihaleler açma teşebbüslerine son vermesini beklediklerini belirtti. Bakanlık sözcüsü Levent Bilman, "Konuya ilişkin görüşlerimiz, başta BM olmak üzere, uluslararası örgütlere ve ilgili bütün ülkelere izah edilmiştir. Gelişmeler tarafımızdan yakından izlenmekte ve gerekli değerlendirmeler sürdürülmektedir" dedi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye'nin sert tepkilerine karşın, Güney Kıbrıs'ın sözde "münhasır ekonomik bölgesinde" başlattığı petrol arama çalışmalarında ilk aşama olan şirketlere bilgi verilmesi ve ihale başvurularının yapılması süreci, dün Güney Kıbrıs'ta yabancı şirket temsilcileri ve Mısır Petrol Bakanı Amin Sameh Samir Fahmi'nin de katılımıyla başladı.

Konuya ilgi duyan şirketler, ihale sürecine katılmak için 16 Temmuz 2007'ye kadar başvuruda bulunabilecek.

Rum radyosunun haberine göre, petrol yataklarına ilişkin bilimsel bilgilerin ve hukuki çerçevenin sunumu amacıyla Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Hilton Otel'de gerçekleştirilen törene katılmak amacıyla Güney Kıbrıs'ta bulunan Mısır Petrol Bakanı Amin Sameh Samir Fahmi yaptığı konuşmada Güney Kıbrıs ile Mısır arasındaki "karşılıklı saygı ile sürdürülen tarihi ilişkilere" değinerek, Mısır'ın petrol konusunda Güney Kıbrıs ile işbirliği yapacağı taahhüdünde bulundu.

Habere göre, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ise yaptığı konuşmada, üç yıl önce başlayan bir sürecin ihale aşamasına gelmiş olmasından ötürü duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Rum hükümetinin açıkladığı takvim ve program dahilinde hareket edeceğini vurguladı.

Lillikas, Türkiye'nin "tehditleri" konusunda ise, bu "tehditlerin" Rum hükümetinin bilgisi dahilinde bulunduğunu ve Rum hükümetinin gerekli olan zamanda ve yerde sonuç getirecek şekilde müdahale etme durumunda olduğunu savundu.

Rum Sanayi ve Ticaret Bakanı Andonis Mihailidis ise, Mısır Petrol Bakanı'nın sunumda yer almasından ötürü duyduğu memnuniyeti dile getirerek Mısırlı bakanın bu hareketinin, Mısır'ın uluslararası hukuk ve muhtemel petrol arama ve bulma prosedürlerinin bağlı olduğu anlaşmalara gösterdiği saygının kanıtı olduğunu ileri sürdü.

Mihailidis, şu ana kadar hemen hemen tüm büyük petrol arama ve çıkarma şirketlerinin konuya büyük ilgi gösterdiklerini de söyledi.

Öte yandan haberde, Mısır Petrol Bakanı Fahmi ile Rum Dışişleri Bakanı Lillikas'ın bir de görüşme gerçekleştirdikleri yer aldı.

Habere göre görüşme sonrasında yaptığı açıklamada Fahmi, Güney Kıbrıs'ın petrol ve doğal gaz alanındaki tüm çalışmalarına Mısır'ın tam destek vereceğini belirtti.

Fahmi, Mısır'ın tüm uluslararası ve hukuki yükümlülüklerine ve dost ülkelere yönelik taahhütlerine saygılı olduğunu belirterek şu anki dönemin Güney Kıbrıs ile Mısır arasındaki ilişkilerin en iyi dönemlerinden biri olduğunu ve yakın zamanda daha çok karşılıklı yatırımların gerçekleşmesi umudunu dile getirdi.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ise görüşme sonrasındaki açıklamasında, son dört yılda sürdürdüğü petrol ve doğal gaz arama çalışmalarında Rum hükümetine yönelik işbirliği ve yardımlarından ötürü Mısır hükümetine teşekkür etti.

Rumlar petrol için üç türlü izin verecek

Kıbrıs açıklarında petrol ve doğal gaz aranmasıyla ilgili ihale sürecini dün başlatan Rum Yönetimi'nin vereceği izinlerin üç türlü olacağı belirtildi.

Reuters haber ajansına göre, Rum Yönetimi, "bir yıllık araştırma ruhsatı; iki kez, iki yıl uzatılabilir üç yıllık keşif ve araştırma ruhsatı; bir defaya mahsus, 10 yıl uzatılabilir, 25 yıllık işletme izni" verecek.

Dün başlatılan ihale sürecinde, ilgililere, "Kıbrıs'ın güneyindeki denizde bulunan bir yükselti, Levant Denizi ve Nile Deltasını kapsayan 70 bin metre karelik bir bölge" hakkında, sismik veri ve bilgi sunulacak.

Kıbrıs Rum Yönetimi'nin 2005 yılında Mısır'la, bu yıl da Lübnan'la bölgede petrol arama ile ilgili anlaşma imzaladığını hatırlatan Reuters, Lübnan yakılarındaki iki petrol bölgesinin, petrol ihale sürecine dahil edilmediğini belirtti.

Bu arada, Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından yetkilendirilen uzmanların, Akdeniz deniz yatağının 400 ile 3000 metre derinliklerinde, yüksek bir olasılıkla doğal gaz rezervlerinin bulunduğunu belirttiklerini kaydeden Reuters'e göre, bölgeyi araştıran Norveçli Geo-Sevrices'in elde ettiği verileri analiz eden Fransız Beicip-Franlab firmasından Lucien Montadert, "Bölgede aktif petrol sistemlerinin var olduğundan hemen hemen eminiz" dedi.

Beş şirket gerekli bilgileri aldı

Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Antonis Mihailidis, petrol alanında faaliyet gösteren ve bu konuda gerekli tecrübeye, teknolojik bilgiye sahip olan beş şirketin, Kıbrıs adası, Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğal gaz aranması konusunda gerekli bilgileri hali hazırda aldığını söyledi.

Konuyla ilgilenen beş şirketin, petrol konusunda bilgi almak için Rum yönetimine 35 bin ABD doları ödemesi gerektiğini anımsatan Mihailidis, söz konusu ihalenin 16 Temmuz 2007'de sona ereceğini belirtti.

Rum bakan, bu döneme kadar ilgili şirketlerin koşulları inceleyeceğini ve ilgilendikleri parsel (petrol arama çalışmalarının yapılacağı alan parsellere bölünmüştü) konusunda Rum yönetimine tekliflerini sunacaklarını söyledi.

Türkiye'nin, münhasır ekonomik bölge içinde petrol aramasına veya araştırma yapmasına da değinen Mihailidis, bunun "korsanlık" olduğunu ve uluslararası hukuka aykırılık teşkil ettiğini savundu.

TC Dışişleri Bakanlığı: Rumlar, oldu bitti yaratıyor

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman, Rum Yönetimi'nin, petrol-doğal gaz gibi konularda adadaki iki halkın ortaklaşa sahip olduğu hakları ihlal ederek ve Doğu Akdeniz ülkeleri arasında mutabakata dayanmayan oldu-bittiler yaratarak uluslararası ihaleler açma teşebbüslerine son vermesini beklediklerini kaydetti.

Bilman, bir soruya verdiği yazılı yanıtta, Rum Yönetimi'nin Mısır ve Lübnan ile Doğu Akdeniz'de "Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşmaları" imzalaması ve Rum Yönetimi Parlamentosunun Kıbrıs adasının etrafında 13 petrol bölgesi ilan eden bir yasayı kabul etmesi üzerine, Dışişleri Bakanlığı tarafından gerekli açıklamalarda bulunulduğunu hatırlattı.

Sözcü Bilman, "Konuya ilişkin görüşlerimiz, başta BM olmak üzere, uluslararası örgütlere ve ilgili bütün ülkelere izah edilmiştir. Gelişmeler tarafımızdan yakından izlenmekte ve gerekli değerlendirmeler sürdürülmektedir" dedi.

GKRY'nin adanın tamamını temsil etmediği gibi, Kıbrıs Türkleri adına anlaşmalar akdetme yetkisinin bulunmadığını ifade eden Bilman, şöyle devam etti:

"Dolayısıyla, GKRY'nin petrol-doğal gaz gibi konularda adadaki iki halkın ortaklaşa sahip olduğu hakları ihlal ederek ve Doğu Akdeniz ülkeleri arasında mutabakata dayanmayan oldu-bittiler yaratarak uluslararası ihaleler açma teşebbüslerine son vermesini bekliyoruz. İhale sürecine devam edilmesinde ısrarlı olunması, Kıbrıs adasında ve Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarı olumsuz etkileyecektir.

Her halükarda, bölgede petrol-doğal gaz arama faaliyetleri gerçekleştirmeye ilgi duyabilecek şirket ve ülkelerin sağduyuyla hareket etmelerini ve Kıbrıs sorununun hassasiyetini dikkate alarak, BM çerçevesinde kapsamlı çözüm arayışlarına zarar vermemelerini bekliyoruz."

Güler: Henüz çalışmamız yok

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, "Akdeniz'de petrol araması konusunda henüz bir çalışmamız yok" dedi.

Bir gazetecinin, "Geçtiğimiz hafta Akdeniz'de petrol aranacak yerler Rum tarafı ile çakışabilir demiştiniz, şimdi ihtilaflı alanlarda bir çalışmamız yok diyorsunuz" şeklindeki sözleri üzerine Bakan Güler, "Bana eğer Akdeniz'de arama yapılacak herhangi bir alanda çakışma olursa ne olur? diye sorulmuştu. Ben de çakışma olursa diplomatik yolla çözülür demiştim. Yani bu soruya yanıt verdim. Ortada bir çakışma yok. Dolayısıyla ihtilaflı alanlar konusunda bir çalışmamız da yok. TPAO daha önceden 2-3 boyutlu sismik çalışmalarını yaptı. Devam eden programa göre çalışma yapılıyor" diye konuştu.

Hristofyas: Türkiye Uluslararası hukuku çiğniyor

Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin Kıbrıs'ın batısında petrol arama çalışmalarına başlayacağı yönünde haberleri eleştirerek, "Bu, Türkiye'nin uluslararası hukuku ihlal ettiğinin ispatıdır" iddiasında bulundu.

Çin Halk Cumhuriyeti'ne yaptığı resmi ziyareti tamamlayarak Güney Kıbrıs'a dönen Hristofyas, Larnaka Havaalanı'nda, Türkiye'nin Kıbrıs'ın batısında petrol arama ve çıkarma çalışmalarına başlayacağı yolundaki haberlerle ilgili bir soru üzerine, "Türkiye'nin eylemlerinin uluslararası hukuka ve deniz hukukuna saygı duymadığını gösterdiğini" öne sürdü.

"Türkiye, komşu ülkelerin egemenliğine saygı duymaz" iddiasında da bulunan Hristofyas, "Türkiye'nin bir bölümünü 'işgal' ettiği Kıbrıs'tan bahsetmiyorum, diğer komşu ülkeler, örneğin Mısır, Suriye ve Lübnan'dan bahsediyorum. Türkiye'nin eylemini bir kez daha şiddetle kınamak istiyorum" ifadesini kullandı.

KIBRIS 16/02/07

 

Rum polisi, KKTC'den mal alan İsrailli işadamını tutukladı

Rum radyosunun haberine göre, Larnaka Havalimanı'na gelişinde yapılan gümrük ve pasaport kontrolleri sırasında İsrail uyruklu iş adamının üzerinde KKTC'den Rum malı satın aldığına ilişkin belgeler tespit edildi. Belgelerin incelenmesinin ardından İsrailli işadamı tutuklandı.

Haberde, İsrailli iş adamının, yabancı bir şirketin müdürlerinden olduğu ve 7-8 Şubat 2007 tarihlerinde KKTC'deki bir emlak bürosuna, Girne'de bulunan Rum malı için 40 bin ABD Doları kaparo yatırdığının tespit edildiği iddia edildi.

KIBRIS 16/02/07

 

Limasol imamı görevden alındı, Kıbrıslı Türkler isyan etti

GÖREVDEN ALMAYA KARŞI EYLEM... Limasol imamı Baysal Gülboy, Güney'deki azınlıkların dini liderleri toplantısına katıldığı ve Kıbrıslı Türkleri azınlık konumuna düşürdüğü için, KKTC Dışişleri Bakanlığı'nca görevden alındı. Olaya tepki gösteren Kıbrıslı Türkler bugün eylem yapıyor

Ali CANSU

Dışişleri Bakanlığı, Limasol'daki camide 2004 yılından beri Kıbrıslı Türklere imamlık yapan Baysal Gülboy'u Güney'deki azınlıkların dini liderleri toplantılarına katıldığı ve Kıbrıslı Türkleri azınlık konumuna düşürdüğü için görevden aldı. İmamın görevden alınmasına tepki gösteren Kıbrıslı Türkler ise bugün Limasol'da eylem yapıyor.

Dışişleri Bakanlığı Genel Koordinatörü Fahri Yönlüer, Baysal Gülboy'un görevden alınmasını doğruladı ve gerekçe olarak Gülboy'un belirli günlerde Güney'de yapılan azınlıkların dini liderleri toplantılarına Dışişleri Bakanlığı'na bilgi vermeden katılmasını gösterdi. Gülboy'un toplantıya Müslüman Türk toplumu adına katıldığını kaydeden Yönlüer, kendisini bakanlığa çağırarak bakanlığa ve Diyanet İşleri Başkanlığı'na niçin bilgi vermediğini sordukları zaman, "Bize müftü yok. Din İşleri var. Bir yere gideceksem danışmama gerek yok" cevabını aldıklarını söyledi.

Yönlüer, Konunun dışişleri bakanına aktarıldığını ve bakanın devletin kurumlarını tanımayan Baysal Gülboy'un görevden alınmasını istediğini ve yerine Rumca, İngilizce ve Arapça dillerini bilen Oğuz Metiner'in getirilmesi için önümüzdeki hafta Bakanlar Kurulu'na bir öneri götüreceğini söyledi.

Gülboy'un 2004 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Limasol'a imam atandığını ifade eden Fahri Yönlüer, o günden bugüne kadar Baysal Gülboy'un Limasol'daki camide görev yaptığını da belirtti.

Bugün eylem var

Baysal Gülboy'un görevden alınışını protesto etmek için Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Tükler bugün saat 11.00'de Gülboy'un imamlık yaptığı camii önünde eylem yapıyor.

KIBRIS 16/02/07

 

Rumlarda hayal kırıklığı

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Ada'nın doğusundaki denizde petrol ve doğalgaz arama-çıkarma lisansları vermek için önceki gün açtığı ihale sürecine beklenen ilgi olmadı ve bu durum Rum Yönetimi'nde hayal kırıklığı yarattı. Rum Alithia gazetesi, lisans verme ihalesi için düzenlenen törene 80 şirketin katılmasının beklendiğini, ancak 10'dan az sayıda şirketin yetkilisinin katıldığını bildirdi.

Büyük şirketler katılmadı
Gazete, "Büyük şirketlerin katılmayışı ve genel olarak çok az sayıda şirketin yer alması, hükümeti kaygılandırdı. Buna paralel olarak, davetli listesi basına açık olmasına rağmen, Ticaret Bakanlığı, törene katılanların listesini kamuoyuna açıklamadı" diye yazdı. Lisans ihalesinde Türkiye'nin kaygıları nedeniyle yer almak istemediği belirtilen Lübnan'ın törene sadece elçilik bürokratları düzeyinde katıldığı görüldü. Mısır ise törene bakan gönderdi.
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas, Türkiye'nin uyarıları konusuna değinirek, "Rum Yönetimi'nin, haberleri izlediğini ve gerekli gördüğü zaman, sonuç alıcı müdahalelerde bulunabilecek durumda olduğunu" söyledi. Lillikas, Mısır'ın lisans törenine bakan düzeyinde katılmasını, "Türk tehditleri konusuna net bir açıklama" olarak nitelendirdi.

MILLIYET 17/02/07

Talat'tan Klerides'e "geçmiş olsun" ziyareti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün saat 15.15'de, Rum Yönetimi eski Başkanı Glafkos Klerides'i yatmakta olduğu Apollonion Hastanesi'nde ziyaret etti.

Klerides'i ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Talat'a eşi Oya Talat, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ve Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik etti. Cumhurbaşkanı Talat'ı hastanede Rum Yönetimi eski Başkanı Glafkos Klerides'in kızı Keti Klerides karşıladı.

Cumhurbaşkanı Talat, zatürree teşhisi konulan ve birkaç gün önce anjiyo yapılan Klerides'e, çiçek ve tatlı götürdü.

Hastanenin birinci katına çıkmak için korumaları ile birlikte asansöre binen Talat'ın asansörünün sıkışıp kapılarının açılmaması sonucu hastanede kısa süreli heyecan yaşandı.

Cumhurbaşkanı Talat, yaklaşık 15 dakika süren ziyaretinden sonra, olayı izleyen Türk ve Rum gazetecilere açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanı Talat, Klerides'in çok iyi durumda olduğunu, geçirdiği zor operasyonun ardından neşeli, hayata umutla bakan halinin devam ettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, yaptığı insani ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Klerides'in de kendisini görmekten çok mutlu olduğunu, içeride kendisine bol bol şaka yaptığını anlattı.

Talat, Klerides'e ne getirdiğinin sorulması üzerine, "Kendisine tatlı getirdik, geleneğimizdir" dedi.

Rum gazetecilerin diğer konularda soru sormak istemesi üzerine Talat, "Politik sorulara cevap vermek istemiyorum" diyerek reddetti.

Ziyarete, Türk ve Rum basını yoğun ilgi gösterdi.

KIBRIS 17/02/07


Limasol'da yönlendirilmiş eylem

Ali CANSU

KKTC Dışişleri Bakanlığı'nın Limasol'daki camide Kıbrıslı Türklere imamlık yapan Baysal Gülboy'u Güney'deki azınlıkların dini liderleri toplantılarına katıldığı ve Kıbrıslı Türkleri azınlık konumuna düşürdüğü için görevden almasının ardından Kıbrıslı Türkler dün saat 11.00'de Köprülü Hacı İbrahim ağa Camii'nde önünde Kıbrıs Rum tarafı yetkililerince yönlendirilmiş bir eylem yaptı.

Eylemin yapılacağı saat bölgede eylem yapılacağına dair hiç bir hazırlık yokken ansızın cami önünde çoğunluğunu ilkokul çocuklarının oluşturduğu bir grup toplandı.

Rum "Extra" televizyonu ile Rum polisinin de izlediği eylemde çocukların ellerine hocanın kendileriyle birlikte çekilmiş fotoğrafları verildi. Bu fotoğrafları gösteren çocuklara, Rum extra televizyonu kameraları önünde "Biz hocamızı isteriz" diye slogan attırıldı.

Çocuklar ve anneleri 2004 yılından beridir Köprülü Hacı İbrahim ağa Camii'nde imamlık yapan Baysal Gülboy'un çok iyi ve öğretici bir hoca olduğunu ve görevden alınmasını istemediklerini söyledi. Hocanın belirli dönemlerde gerek camide gerekse Rum okuluna gelerek Müslüman dini hakkında kendilerine bilgiler verdiğini kaydeden çocuklar ve anneleri hocanın görevden niçin alındığını bilmediklerini söyledi.

Eylem Rum tarafından kışkırtıldı

Çocukların anneleri ile çocuklara "Buraya niçin geldiğinizi ve eylem yaptığınızı biliyor musunuz?" diye sorduğumuzda, "Limasol'da Kıbrıs Türklerin mallarından sorumlu dairede memur olarak çalışan Eleni, bize camii önüne gitmemizi ve burada ne yapacağımızı bize söyleyeceklerini söyledi. Biz de geldik" dediler.

Hocanın niçin görevden alındığını bilmediklerini ifade eden aileler ve çocuklar onlara gerçeği anlattığımız zaman "Bize hiç bir şey söylemediler. Eğer hoca yetkililerden izin almadan dini azınlıklar toplantısına katıldı ise çok yanlış yaptı. Biz de burada çok yanlış yaptık. İnşallah bizi yetkililer yanlış anlamaz. Konuyu bilmiyorduk" dediler.

Limasol'da Kıbrıslı Türkler kullanılıyor

Kıbrıs Türk tarafından kendilerine yeterli ilginin gösterilmediğini iddia eden Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler KKTC yetkililerin kendileri ile daha fazla ilgilenerek sorunlarına çare bulunmasını istedi.

Edindiğimiz bilgiye göre çoğunluğunun gurbet olduğu bölgede Kıbrıs Türk mallarından sorumlu dairede çalışan Eleni diye bayan bir memurun gurbetleri kontrolü altında tutması için belirli dönemlerde onlara para ve yiyecek yardımı yaparak onlara istediğini yaptırdığı da iddia edildi.

Dün gerçekleştirilen eylemin de adeta belirli merkezden yönlendirilmiş olduğu aileler ve çocukların açıklamaları ile ortaya çıktı.

Limasol'da yeni hoca ile ilk namaz kılındı

KKTC Dışişleri Bakanlığı Genel Koordinatörü Fahri Yönlüer, Baysal Gülboy'un yerine dün Oğuz Metiner'in gönderildiğini ve görevine başladığını söyledi.

Oğuz Metiner'in dün Limasol'daki "Köprülüzade Hacı İbrahim ağa" Camii'ne gittiğini, hiç bir sorunla karşılaşmadığını ve görevine ilk namazını bölgedeki Kıbrıslı Türk vatandaşlara kıldırdığını belirtti.

Küçük düşürücü bir olay olmadı

Limasol'daki Köprülüzade Hacı İbrahim ağa Camii'nde imamlık yapan ve görevden alınan Baysal Gülboy KIBRIS'a yaptığı açıklamada, KKTC Dışişleri Bakanlığı'nın iddia ettiği gibi, Kıbrıs Türklerini azınlık durumuna düşürecek bir toplantıya katılmadığını söyledi.

Gülboy, Limasol'da Kıbrıslı Türk çocukların yanında çeşitli dinlerden öğrencilerin okuduğu ilkokulda öğrenciler her dinin din adamından kendi dinlerini dinlemek istediği yönünde yönetimden bir isteği olduğunu kaydetti. Daha sonra Müslüman, Hıristiyan, Maronit, Ermeni ve Latin dinlerinden din adamlarının okula giderek 10'ar dakikalık kendi dinlerini anlatan bir konuşma yapıldığını ve olayın bundan ibaret olduğunu ifade eden Gülboy, "Ben Kıbrıs Türklerini orada aşağılayıcı ve küçük düşürücü bir şey yapmadım. Üstelik, ben cüppem ve sarığım ile oraya gidip ders verdim. Bana karşı küçük düşürücü bir muamele de olmadı" dedi.

Gülboy, kendisinin 2004 yılında KKTC Bakanlar Kurulu tarafından Limasol'daki camiye imam olarak atamasına rağmen, Dışişleri Bakanlığı'nın telefonla kendisini görevden alma şeklini de anlayamadığını söyledi.

Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler ne dedi?

Ayhan Mehmet

Geçtiğimiz hafta çeşitli din adamlarının katıldığı din amaçlı bir toplantı yapıldı. Hoca da bu toplantıya katıldı ve konuşma yaptı. Ancak konunun siyasi amaçlı olduğunu bilmiyoruz. Daha sonra hoca görevden alındı.

Abdurrahman Davulcular

Biz hocamızı geri istiyoruz. Bize devamlı iyi davranırdı. Çünkü hocamız çok iyidir. Hocamızın görevden niçin alındığını bilmiyoruz. Ancak, hocamız izin almadan toplantılara katıldıysa çok yanlış yaptı. Bu yüzden daha önce Rum televizyonuna yaptığımız açıklamalar da yanlıştır.

Şenay Davulcular

Hocamız çok iyidir. Biz ona çok alışmıştık. Çocuklarımıza din dersleri verir ve onlara namaz kılmayı öğretir. Ancak, hoca Kıbrıslı Türkleri azınlık durumuna düşürecek bir toplantıya katıldıysa çok hata yapmıştır. Tabii ki büyüklerimiz en doğrusunu yapar ve yaptı da.

Halide Davulcular

Biz camimizde başka hoca istemiyoruz. Çocuklarımıza dersler verir. Camiye özellikle Cuma günleri 300'ün üzerinde kişi namaz kılmaya gelir. Ancak, hocanın görevden niçin alındığını ve buradaki eylemi de niçin yaptığımızı bilmiyorduk. Siz gerçeği söylediğiniz zaman yanlış yaptığımızı anladık. İnşallah büyüklerimiz bize kızmaz.

Halide Hüseyin

Hocamız belirli gülerde camiye gelerek bize ders verirdi ve dinimiz hakkında bilgiler de aktarırdı. Okula da geliyordu. Hocamızın niçin görevden alındığını bilmiyoruz. Bugün buraya geldi ve bize İskele'de görev yapacağını buraya artık gelmeyeceğini söyledi ve gitti.

KIBRIS 17/02/07

İKT'de KKTC'deki izolasyonların kaldırılmasına vurgu yapıldı

İslam Konferansı Teşkilatı'nın (İKT) 9. Parlamenterler Birliği (İKTPAB) konsey toplantısı Kuala Lumpur'da sona erdi.

Toplantıya katılan Türk heyetinin KKTC ve Batı Trakya Türklerinin haklarının korunmasını içeren önerileri kapanış bildirisinde yer aldı.

Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da yapılan İKTAB toplantısına Türkiye adına katılan Milletvekili Mustafa Sait Yazıcıoğlu başkanlığında, İnal Batu ve Mustafa Eyicioğlu'ndan oluşan üç kişilik parlamenter heyeti, Irak'ta toprak bütünlüğü, devlet bütünlüğü ve Irak'ın bölünmemesiyle ilgili gerekli açıklamanın bildiride yer almasını önerdi. Bu öneri de Iraklı parlamenterlerin karşı çıkmasına rağmen kapanış bildirisine konuldu.

Türk heyeti başkanı Yazıcıoğlu, dün yapılan kapanış oturumunda, İstanbul'da yapılan dördüncü konferansta vurgulanan, Türk tarafının Kuzey Kıbrıs ve Batı Trakya'da yaşayan Müslüman azınlıkla ilgili görüşlerinin kapanış bildirisinde yer alması için çaba harcadığını belirterek şunları söyledi:

"Kıbrıs'la ilgili, hem KKTC'nin devlet olarak onayı, hem de ekonomik, siyasi kültürel izolasyonların kaldırılması konusunda İslam ülkelerinin desteğinin sağlanması gereği, kapanış bildirisinde vurgulandı.

Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlığının Lozan'dan kaynaklanan her türlü dini haklarını rahat bir şekilde kullanabilmeleri konusu net olarak yer aldı. Azerbaycan'ın Yukarı Karabağ'la ilgili söyledikleri aynen teyit edildi."

Yazıcıoğlu, toplantıya gelirken Dışişleri Bakanlığı ile yaptıkları görüşmede ele aldıkları konuların sonuç bildirisinde yer alması için müzakerelere katıldıklarını belirterek, "Her türlü amacımıza ulaşmış olduk. Bildiride yer alan, hemen uygulamaya gelecek diye bir şey yok. Ama her türlü bildiride, bu konuların sonuç bildirgesinde yer alması, dokümanlara geçmesine dikkat ediyoruz. Hedeflerimize tam olarak ulaşmış durumdayız" diye konuştu.

"Bu tür toplantılarda Filistin gibi, Irak gibi kronikleşen sorunların ön planda olduğunu" belirten Yazıcıoğlu, "bu konulara bu toplantılarda çok vakit ayrıldığını, ancak bu klasik sorunların çözümünün sadece bu toplantılar olmadığını belirttiklerini" söyleyerek, "Bunlarla ilgili çözüm üretelim, ama bunların etrafında takılıp kalmayalım. İslam dünyasının demokratikleşme, eğitim sağlık, gelir dağılımındaki dengesizlik sorunları var. Bunlara yavaş yavaş eğilelim" dedi.

İKTPAB İcra Komitesi üyesi Mersin Milletvekili Mustafa Eyiceoğlu da "bazı İslam ülkelerinde kadının Türkiye'deki anlamda rolü bulunmamasından dolayı, kadının İslam toplumunda layık olduğu yere gelmesi için, toplumsal yaşamda aktif bir noktaya getirilmesi amacıyla, Türk tarafının talebinin sonuç bildirisinde de yer aldığını" söyledi.

Bildiride ayrıca, Irak'taki gelişmelerin bütün İslam dünyasında endişeyle izlendiği ve ülkedeki terör olaylarının bir an önce sona erdirilmesi konusu yer aldı.

Bildiride, Filistin konusunda, İsrail'in uyguladığı kabul edilemez ambargonun kaldırılması ve saldırıların bir önce durdurulması, Kudüs'te El Aksa Camisi civarında yapılan çalışmaların bütün İslam dünyasında tepkilere neden olduğu ifade edildi ve ulusal birlik hükümetinin desteklenmesi istendi.

KIBRIS 17/02/07

 

Ercan'a revizyon

ERCAN'A KÖRÜKLÜ TERMİNAL... Ercan Devlet Havaalanı'nda, havaalanı işletmeciliğinin özlenen düzeyde olmadığını itiraf eden Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan'ın standardının yükseltilmesi gerektiğini, daha bilinçli ve organize çalışmaların yapılmasının şart olduğunu belirtti. Usar, bunların yanında Ercan'a yap-işlet-devret modeliyle yeni körüklü bir terminal binasının yapılacağını söyledi

LİSANS DEVRİ BU HAFTA GERÇEKLEŞEBİLİR... Usar, açıklamalarında Ercan için yeni park yeri düzenlemesinin hemen devreye gireceğini, Ercan'ın iç kısmında önemli değişikliklere gidileceğini, yeni pistin ihalesine bu yıl içerisinde çıkılacağını, Geçitkale Havaalanı'nın uçak bakım ile kargo işletmeciliğine açılacağını belirtti. Usar, KTHY'nın çok yönlü bir reorganizasyona gittiğini ifade ederek, ayrıca hızlı internet projesi olan ADSL ile GSM'deki ilk lisans devir işleminde son aşamaya geldiklerini kaydetti ve Karayolları Master Projesi'nin de bu yıl devreye gireceğini söyledi

Ali CANSU

Ercan Devlet Havaalanı'ndaki işletmenin özlenen düzeyde olmadığını kabul eden Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, çok yakında Ercan'da köklü değişikliklere gidileceğini belirtti ve Ercan'a körüklü bir terminal binası yapılacağını açıkladı.

Bakan Usar, Ercan Devlet Havaalanı'nın sorunlarından, alanda yeni yapılacak projelere, KTHY'dan, GSM'deki lisans devir anlaşmasına, hızlı internet ağı olan ADSL'e, Güzelyurt ve Girne çevre yolları ile karayollarındaki yeni yatırımlara kadar bir çok konuda KIBRIS'a önemli açıklamalarda bulundu.

Ercan Havaalanı'nda havaalanı işletmeciliğinin özlenen düzeyde olmadığını itiraf eden Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan'ın standardının yükseltilmesi gerektiğini, daha bilinçli ve organize çalışmaların yapılmasının şart olduğunu belirtti.

Ercan'daki park sorununun ciddi bir sorun olduğunu ve uzun zamandır üzerinde çalıştıklarını ve konu ile ilgili olarak teknik, idari şartnamelerin hazırlandığını kaydeden Bakan Usar, şu anda ise park yerinde çok büyük bir alan varmış gibi bir düzenleme söz konusu olduğunu ve alanın büyük bir savurganlıkla kullanıldığını söyledi.

Ercan'ın yeni park yeri düzenlemesinin hemen devreye gireceğini, Ercan'ın iç kısmında önemli değişikliklere gidileceğini, yeni pistin ihalesine bu yıl içerisinde çıkılacağını kaydeden Usar, Geçitkale Havaalanı'nın uçak bakım ile kargo işletmeciliğine açılacağını belirtti.

Usar, KTHY'nın çok yönlü bir reorganizasyona gittiğini ifade ederek, ayrıca hızlı internet projesi olan ADSL ile GSM'deki ilk lisans devir işleminde son aşamaya geldiklerini kaydetti ve Karayolları Master Projesi'nin de bu yıl devreye gireceğini söyledi

Ercan'daki park yerine

otomatik geçiş sistemi

Ercan'daki park alanının verimli olarak kullanılmasını sağlamak için yeniden projelendirildiğini ve yaklaşık 700 araçlık bir park yeri belirlendiğini ifade eden Usar, konuşmasına şöyle devam etti:

"Bu proje yapılırken iki noktadan girilecek. Yeni düzenlenecek park yerinin giriş kısımlarında otomatik bariyerlerin kalkıp ineceği, araç geçerken algılayacağını ve araç geçtikten sonra bariyerin kapanacağı bir sistem olacak. Bunun yanı sıra başka bir noktada otomatik bilet veren makineler, ödemeyi yapan, abone kartını okuyan başka cihazlar olacak. Bunların teknik nitelikleri de şartnameye eklendi. Tüm bunlar yapıldıktan sonra, bu cihazlardan otomatik olarak Sivil Havacılık Dairesi merkezi bilgisayar ağına bağlantı verecek. Günün her anında ne kadar araç girdiğini, ne kadar abone girdiği görülecek ve denetim de sağlanmış olacak. Ayrıca her park yerine girişte, içeride kaç aracın park ettiğini gösterecek dijital cihazlar olacak. İçeride kaç aracın daha park edebileceğini belirtecek.

Biz, 'Ercan dökülüyor' haberini yapan başta size ve KIBRIS'a teşekkür ederiz. Çünkü, sorun yeni değildir. Eğer siz oradan gelir elde etmezseniz ve park ücreti almazsanız, yurt dışına gidecek olan aracına biner park yerine park eder. Bütün bu projelerin yerinde izlenmesi ve proje hazırlanması için belli zaman gerekiyordu. Biz iki hafta önce Merkezi İhale Komisyonu'na verdik. Ancak elden teklif almak suretiyle park yerini verebiliriz.

Aciliyet söz konusu olduğu için belli bir süre, örneğin KTHY'ye vermek ve KTHY'den belli bir pay almak ve buradan sembolik dahi olsa belediyeye de pay vermekte söz konusu olabilir. Parkın gideri KTHY ile devlet arasında paylaşılacaktır. Bakanlık olarak bizim yaptığımız tahminlere göre, bu oranda küçümsenmeyecek bir gelir elde edilecektir. Burada park düzenini sağlayacak belli görevliler de olacak. Bununla, kontrolsüz park ile belli kurallara uymayanlar önlenmiş olacak."

Ercan'ın içerisinde önemli değişiklikler yapılacak

Ercan Havaalanı'nın içerisinde bazı bölümlerin son derece sıkışık olduğu ve bu alanları ferahlandırmak için bina içerisindeki belirli bölümlerin yeniden gözden geçirileceğini belirten Bakan Usar, buralarda değişiklikler yapılacağını söyledi.

Yolcu geliş terminal binasının dışına çardak ve kapılar kurulmasının gündemde olduğunu ve alana giriş kontrollerinin dışarında yapılmasının düşünüldüğünü ifade eden Usar, yolcuların check-in yapacağı, cafelerden yararlanacağı ve yolcuları göndermek için gelen yakınlarının daha çok kullanabilecekleri bir alan yaratmaya çalışacaklarını kaydetti.

Ercan'da iki tane bagaj bandı olduğunu ve sıkışıklık yaşanmasıyla bant uzunluklarını 90 metreye çıkararak üçüncü bir bant ilavesi de yaptıklarını anlatan bakan Usar, dış kısımdaki alanın üçüncü bandın verimli bir biçimde çalışmasına izin vermediğini ve bu alanda da düzenlemeye gidileceğini kaydederek, yeni düzenlemeyle iki milyon yolcuya kadar rahat ve sıkışıklığa neden olmadan yolcuların bagajlarını almasına olanak sağlanacağını söyledi.

Chech-inler ile pasaport kontrol noktaları değişiyor

Bazı alanların olması gereken büyüklükte ve genişlikte olmamasına karşın bazı alanların da gereğinden fazla mekanlara sahip olduğunu ifade eden Usar, "İlk etapta master planda 4-5 milyon Euro'luk bir harcama yaparak apronun genişletilmesi, check-inlerde yeni countuarların açılması, pasaport kontrollerindeki sıkışıkları gidermek için yeni düzenlemeye gidilecektir" dedi.

Usar, pasaport kontrolündeki sıkışıklıkları ortadan kaldırmak için aynı hat üzerindeki kontrol noktaları yerine önde ve geride olmak üzere daha fazla sayıda kontrol noktalarını hayata geçireceklerini kaydetti ve bununla gelen yolcunun pasaport kontrolü için daha az bekleyeceğini söyledi.

Ercan'a körüklü yeni terminal binası

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan ile ilgili uzun vadeli bir master plan projeleri bulunduğunu ifade ederek, bunun yeni bir apron, pist, kule, itfaiye, yeni gümrük deposu ile yeni terminal binası inşaatını kapsadığını belirtti.

Ercan'da yeni terminal binası inşa edilirken bazı alternatifler üzerinde durduklarını kaydeden Usar, yap-işlet-devret modeli ile 5-6 körüklü bir terminal binası yapılmasının düşünüldüğünü söyledi.

Ercan için en iyi, en fonksiyonel ve çağdaş terminal binalarında olması gereken ne ise o yönde bir terminal binası hedeflendiğini anlatan Usar, "Şu anda eksikliği kendisini hissettiren bankalar ve havayolu şirketlerinin müşterilerinin rahat edecekleri ortamlar olan 'CIP salonu' kurulması yönünde çalışmalar da yapılıyor. Şu anda terminal binasının üst katında kullanılmayan alanların 'CIP salonu' olarak düzenlenmesi konusunda bir çalışma başlattık. Kullanılmayan üst bölüm gidiş salonuna bağlanacak. Tüm bunlar yapılırken Ercan'ın kapatılması söz konusu olmayacaktır" dedi.

Ercan'ın alanının genişletilmesinin de söz konusu olduğunu kaydeden Usar, çıkış ve giriş terminallerinin ayrılabileceğini, otoparkın ise çok katlı yerine yer altı otopark olarak düşünüldüğünü dile getirdi. Bakan Usar, bütün bu çalışmaların tamamlandığı zaman Ercan'ın daha modern bir konuma geleceğini söyledi.

Ercan'a ana girişteki X-ray cihazlarında yaşanan sıkışıklığın giderilmesi için Polis Genel Müdürlüğü ile konunun yeni baştan ele alınması gerektiğini belirten Usar, "Bazı zamanlar orada çok sıkışıklık oluyor ve bu giderilmeye çalışılacak" dedi.

Geçmişte bazı kullanım hatalarından dolayı Ercan'daki tuvaletlerde bozulmalar olduğunu ve bunların zamanında giderildiğini anlatan Bayan Usar, ancak bazı zaman aksamaların da yaşandığını dile getirdi. Bakan Usar, bu aksamaları ortadan kaldırmak için Ercan Havaalanı'nın temizliğinin ihale ile özel bir şirkete verdiklerini ve bu tür küçük bakım ve onarımların da temizliği yapan şirket tarafından yapılması konusunda şartnameye hüküm koyduklarını kaydetti. Alanda görevli olanlar ile bu küçük bakımları yapan temizlik şirketi arasında bir koordinasyon bozukluğu nedeniyle bu sıkıntıların ortaya çıkmış olabileceğini anlatan Usar, bunun giderilmesi için Sivil Havacılık Dairesi'ne gerekli talimatların verildiğini söyledi.

Gidiş salonuna yolcu salonları yapılacak

Salih Usar, yolcuların uçağa binme noktasındaki çıkış kapılarının artırılacağını ve başka havaalanlarında olduğu gibi check-in yapıldıktan sonra son noktada küçük odalar yapılacağını kaydederek, burada polisin X-ray kontrol yaptıktan sonra yolcunun uçağa gireceğini söyledi.

Şu anda Ercan Havaalanı'nda havaalanı işletmeciliğinin özlenen düzeyde olmadığını itiraf eden bakan Usar, Ercan'ın standardının yükseltilmesi gerektiğini, daha bilinçli ve organize çalışmaların yapılmasının şart olduğunu belirtti. Salih Usar, bütün bunların ele alındığı zaman Sivil Havacılık'ın gerçek anlamda sivil havacılık yapacağını, meydan işletmeciliğinin başka bir konu olduğunu, onun da bu işte uzmanlaşmış olan kişilere yaptırılacağını ifade etti.

Sigara yasağına karşı polis hassasiyet göstermeli

Usar, sigara içilmesinin yasayla yasaklanmış olduğunu ve kamuya açık yerlerde belli mekânlarda sigara içildiğini ve Ercan'da da bu yasayı uygulama konumunda olan polisin hassasiyet göstermesi gerektiğini söyledi.

Bu yıl yaza kadar master planının hayata geçirilmesi konusunda ihaleye çıkılması gerektiğini ve bu noktada çalışmalar yaptıklarını ifade eden Usar, Türkiye'den bu alanda deneyimli özel şirketlerin Ercan'a gelerek çalışmalar yaptıklarını anlattı.

Salih Usar, "Türkiye'de Devlet Hava Meydanları İşletmeleri de Geçitkale ve Ercan'da çalışmış ve ihale konusunda bizlere bilgiler vermişlerdir. Bu çalışmalar bu ay içerisinde sonuçlandırılacaktır" dedi.

Geçitkale Havaalanı kargo ve uçak

bakım hizmetine açılıyor

Bakan Salih Usar, Geçitkale Havaalanı'nın kargo ve uçak bakım hizmetine yönelik hizmet vermesinin planlandığını kaydederek, "Özellikle uzak doğu ve Afrika'dan meyve sebzenin KKTC'ye getirtilerek işlenip, burada kurulacak paketleme tesislerinde paketlendikten sonra Orta Doğu ve Avrupa'ya bu ürünlerin ihraç edilmesi gündemdedir" dedi.

Usar, bu konuda şartnamenin hazırlandığını ve şubat ayı içerisinde Geçitkale'deki ihaleye çıkmış olacaklarını belirtti.

Yeni pist için ihaleye çıkılıyor

Sisli havalarda uçakları indirme özelliğine sahip olan "ILS" cihazının yeni pistin yapımıyla alınacağını ifade eden Salih Usar, bu yıl içerisinde yeni pist ihalesine çıkmanın düşünüldüğünü ve inşaatın iki yılda tamamlanması gerektiğini söyledi.

Usar, ikinci pist yapıldıktan sonra şu anda mevcut olan pistin yedek pist olarak kullanılmasının düşünüldüğünü kaydetti.

KTHY hep zarar etmiş bir şirkettir

Bir hava yolu şirketinin verimlilik noktasını çok iyi hesaplaması gerektiğini, uçağın ne kadar yerde kalırsa o kadar zarar edeceğini söyleyen Salih Usar, bütün hava yolu şirketlerinin yoğun sezonda başka uçak şirketlerinden uçak kiralayıp, ölü sezonda ise tarifeli seferlerini yapmak için uçaklarını tutmaları ve ihtiyaç fazlası uçaklarını da başka yerlere kiralaması gerektiğini söyledi.

KTHY'nin uçak kiralamış olmasının doğru ve yerinde bir karar olduğunu anlatan Usar, 1975 yılından 2006 yılına kadar KTHY'nin fonksiyonel olarak hep zarar etmiş bir şirket olduğunu kaydetti. Bayrak taşıyıcı rolünü üstlenen KTHY'nin ülke turizmine yolcu getirmek için zarar dahi etse hükümetin verdiği talimatlar ve telkinler sonucunda belli destinasyonlara uçmak zorunda kaldığını ve bunu yaparken de önemli miktarlarda zarar ettiğini anlatan Usar şöyle devam etti:

"Ancak, geçmiş yıllarda KTHY'de yüksek enflasyon ve faiz söz konusu idi ve KTHY elinde olan birikimini devlet tahvili ile repoya yatırmak suretiyle faaliyet dışında elde ettiği faiz gelirleriyle bu zararını kapatır ve belli bir miktar da kâra geçerdi. Ancak, 2004'den sonra faizlerin düşmesinden ötürü zararı artmaya ve zararı kapatacak faaliyet dışı gelirlerinde azalmalar olması nedeniyle bir denge sağlanıyordu. KTHY'yi devralma noktasında KTHY'nın sahip olduğu likitten de yararlanıldı ve faaliyet dışı gelirlerinde ciddi düşüşler meydana geldi. Böylece 2006'yı zarar ile kapattı.

Bunun bir başka etkisi ise özellikle nisan ayından itibaren çok ciddi ve boyutu yüksek olan kıran kırana bir rekabet yaşanmıştır. Daha önce faaliyette olmayan Pegasus ve Atlas Jet devreye girmiştir. KTHY'nin uyguladığı ücret politikaları ve çalışanlarına sağladığı diğer sosyal menfaatlerden ötürü de rekabet gücünde ciddi azalmalar olmuştur. 2006 yılında petrol fiyatlarında yaşanan artışları karşılamak için biletlere zam yapma ihtiyacı duymuş ve ülke turizmine olumsuz etki yapacağından hareketle hükümetimiz buna izin vermedi. Bu da zararın büyümesine neden oldu."

KTHY çok yönlü bir çalışma içerisinde

Usar, KTHY'nin çok yönlü bir çalışma içerisinde olduğunu ve şirketin reorganizasyona giderek belli faaliyetleri dışarıdan hizmet alımı şeklinde sağlamak veya kuracağı ikili ve çoklu ortaklıklar ile maliyetleri aşağıya çekmeyi planladığını söyledi.

Bunun yanı sıra elindeki personeli en verimli bir şekilde kullanmayı, verimli olmayan noktalara müdahale etmeyi planladığını anlatan Salih Usar, "KTHY'nin Türkiye'de öyle satış müdürlükleri var ki elde ettiği gelirlerin yüzde 46'sını oraya kullanmaktadır. Öyle bir satış müdürlüğünün kâr edebilmesi için yüzde 46'nın üzerinde bir kâr marjı ile çalışması gerekir ki, bu mümkün değil. Dolayısı ile satış müdürlüklerini bu gibi noktalarda genel satış acenteliklerine dönüştürmek ve Frankfurt ve Londra'da yüksek maliyetli satış merkezlerini de devre dışı bırakarak genel satış acentelikleri ile kuracağı ilişki ağı içerisinde maliyetlerini belli ölçüde aşağıya çekmek için bir organizasyona gitmiş olacaktır" dedi.

İlk lisans Kuzey Kıbrıs TURKCELL'e

Salih Usar, GSM cep telefonlarındaki lisans devir çalışmalarının sürdüğünü kaydederek, Kuzey Kıbrıs Turkcell ile Pazartesi yapacakları toplantıda bir sonuca ulaşabilmeyi arzu ettiklerini söyledi.

Hazırlanan taslak sözleşmelerin KKTC Telsim (Vodafone) ve Kuzey Kıbrıs TURKCELL'e gönderildiğini kaydeden Salih Usar, KKTC Telsim'in (Vodafone) şu anda teknolojisini yenileyerek geliştirmek istediğini kendilerine belirttiğini, 7 Ağustos'a kadar 11 milyon dolarlık bir yatırım yapması gerektiğini söyledi.

KKTC Telsim'in (Vodafone) taahhüdünü yerine getirmek için yeni santraller getirdiğini ve sisteminin yenilenmesine çalışıldığını anlatan Usar, bu çalışmaları tamamladıktan sonra KKTC Telsim (Vodafone) ile lisans devir sözleşmesini yerine getirmek için görüşmelerin başlanacağını kaydetti.

Kuzey Kıbrıs TURKCELL ile lisans devir konusunda görüşmelerin sürekli devam ettiğini, pazartesi günü (19 Şubat) şirket ile lisans verme görüşmesinin yapılacağını ve büyük bir olasılıkla ya son görüşmenin gerçekleşeceğini ya da sondan bir önceki görüşme olacağını kaydeden Usar, nihai sonuca ulaşmanın mümkün olduğunu belirtti.

Önümüzdeki günlerde Telsim Vodafone'un Orta ve Doğu Avrupa'dan sorumlu genel müdürünün KKTC'yi ziyaret edeceğini ve operasyonda karşılaşılan sıkıntıları aktaracağını dile getiren Usar, bu sorunların çözümünün yanı sıra lisans devir konusunun da görüşüleceğini söyledi.

Usar, KKTC'nin GSM işletmek isteyen şirketlere açık olduğunu ancak kendilerinden uluslararası dolaşımı çözümlendikten sonra bu şirketlerin gelmesi koşulu aradıklarını ve herhangi bir şirket gelmesi durumunda 1800'lü frekansın verileceğini söyledi.

ADSL'de çalışmalar son aşamada

Usar, hızlı internet projesi olan ADSL projesinin sürdüğünü ve 14 noktada çalışmaların tamamlandığını söyledi.

Lefkoşa, Gönyeli, Gazimağusa, İskele, Girne, Karaoğlanoğlu, Lapta, Karşıyaka, Çatalköy, Güzelyurt ve Lefke'de ADSL sisteminin kurulduğunu ve denemelerin yapıldığını ifade eden Usar, deneme konusunda bazı ölçüm aletlerinin gelmemesiyle aksamalar yaşadığını, oysa ki bugüne kadar sistemin çalıştırılması gerektiğini söyledi. Bakan Usar, ölçüm aletlerinin Çin'den yola çıktığını ve kısa bir süre sonra ellerinde olacağını kaydetti.

Ercan-Lefkoşa yolu ışıklandırılıyor

Ercan-Lefkoşa anayolunun ışıklandırılması ile ilgili çalışmaların tamamlandığını belirten Usar, gerekli finansmanın sağlandığını ve bu yıl hizmete konacağını söyledi.

Güneş paneli ile çalışan armatürlerin yol aydınlatma için kullanılabileceğini anlatan Bakan Salih Usar, Avrupa Birliği'nin çevreye ayırdığı fonlardan katkı sağlanması halinde, ilçe merkezleri arasındaki bölünmüş yolların da aydınlatılması için ışıklandırma armatürlerden yararlanmayı düşündüklerini söyledi.

KKTC'nin ilk tüneli Girne'de

Usar, Girne Çevre yolunun asfalt işlerinin tamamlandığını ve şu anda tünel çalışmasının yapıldığını söyledi.

Lefkoşa'dan gelip Karaoğlanoğlu'na doğru gidecek olanların alt geçidi kullanarak tünelden geçeceğini anlatan Salih Usar, Hirondel Kavşağı'ndan Lefkoşa'ya gidecek olan veya Lefkoşa'dan gelip Hirondel Kavşağı istikametine gidecek olanların ise tünelin üzerine inşa edilecek olan çemberi kullanacağını söyledi. Çevre yolu tamamlandıktan sonra Girne'den Girne Amerikan Üniversitesi'ndeki çembere kadar sıkışıklık olmadan trafiğin akacağını ve yolu haziran ayında bitirmeyi planladıklarını söyledi.

Lefkoşa-Güzelyurt anayolundaki çift şerit yol çalışmasının Yılmazköy'ün ilerisine kadar devam ettiğini ve yaza kadar ikinci etabın tamamlanacağını kaydeden Usar, üçüncü etabın ise kaynağının hazır olduğunu ve ihalesine çıkacağını söyledi. Usar, Güzelyurt- Lefkoşa ana yolundaki yaya geçitlerini kaldırarak oralara üst geçit yapmayı planladıklarını da belirtti.

Metehan ile Güzelyurt yolu arasında bağlantı

Usar, önümüzdeki yıl yapmayı planladıkları Alayköy kavşağından Gönyeli-Yeni Kent'in güneyinden geçip Metehan çemberine bağlantı yapılacak çift şerit bir yol hedeflediklerini söyledi.

Bunun gerçekleşmesi durumunda Gönyeli çemberi ile Lefkoşa'ya girişlerde önemli oranda düşüşler yaşanacağını anlatan Usar, gelecekte Alayköy kavşağından Kanlıköy'e doğru bir yol yapılacağını, bu yolun Plümer koruluğundan geçip, organize sanayi bölgesinin kuzeyinden geçerek Hamitköy'ü de baypas ettikten sonra Taşkent yoluna bağlantı vereceğini söyledi.

Usar, bu yol ile özellikle Gazimağusa'ya doğru gidecek araçların Kıbrıs Gazetesi önü, Altınbaş Petrol ile Atatürk Stadyumu trafik ışıkları önünde yaşanan araç sıkışıklığının giderileceğini belirtti.

AB'den karayollarının iyileştirilmesine 14 milyon Euro

Karayollarının iyileştirilmesi, yol ve trafik güvenliğinin artırılması için 14 milyon Euro'luk bir ödenek ayrıldığını kaydeden Bakan Salih Usar, bunun içerisinde trafik levhalarının artırılması, trafik ışıklarının kaza riski yüksek olan zemin kavşaklarının Ercan yoncasına benzer bir şekilde veya yarı yonca alt geçitler şeklinde yapılmasının yer aldığını belirtti.

Lefkoşa'daki trafik ışıklarında yaşanan sıkışıklığı gidermek için Avrupa Birliği'nden bu konuda talepte bulunduklarını ve bu konuda uzman AB yetkililerinin KKTC'ye gelerek inceleme yaptıklarını anlatan Salih Usar, trafik ışıklarının üst kısmına sensör koyulmasının kararlaştırıldığını belirtti. Bakan Usar, sensörlerin trafiğin hangi yönde yoğun ise o bölgeye geçiş imkânı vereceğini vurgulayarak, bu proje ile ilgili olarak da bu yıl Brüksel'de ihaleye çıkılacağını söyledi.

KIBRIS 18/02/07

 

Rumlar, Hala Sultan'da şarap, bira ve zivaniya partisi düzenleyecek

Larnaka Rum Belediyesi, bu eğlenceler için Larnaka Tuzgölü yakınlarındaki Hala Sultan Tekkesi gezi alanını seçti.

Politis gazetesi; "Larnakalılar Tekke'de" başlığıyla yansıttığı haberde, Larnaka Belediyesi tarafından düzenlenecek eğlencelerin Hala Sultan Tekkesi gezi alanında, saat 11.30 itibarıyla gerçekleştirileceğini, çeşitli konserlerin de yer alacağı eğlencelerde katılımcılara bedava şarap, bira, zivaniya, pide ve helva dağıtılacağını bildirdi.

KIBRIS 18/02/07

 

7 milyon sterlinlik dev yatırım

ÖNEMLİ YATIRIM... İşadamı Günay Çerkez, 2004 yılında inşasına başladığı Korinium Golf and Country Resort için 7 milyon sterlin harcadığını açıkladı. Çerkez, "Burası için 7 milyon sterlin harcadık. Temelde, 3 değişik kategoride harcama yapıldı. Biri saha yapılışı. Ama bundan da fazla bakımı önemliydi. Bakım makineleri, sadece 850 bin $ civarında bir harcama tuttu..."

295 ZEYTİN AĞACININ YERİNİ DEĞİŞTİRDİK... Çerkez: Sahada çalışırken, 295 zeytin ağacının yerini değiştirdik. Zeytin ağacı, hiç kesilmedi ama 3 tanesini yaz döneminde kaybetik. Hergün, 3 tanker su kullanıldı, kurutmamak için ama bu kayıplarımız da oldu. Bu sene de bunlardan, 1400 kilo yağ çıkardık. Tesiste, zeytin yağı, zeytin ve çakıstesi, müşterilerimize, tamamen kendi ürünümüz olarak sunuyoruz

DENİZ SUYU ARITILIYOR... "Günde, 1500 metre küp, deniz suyunu arıtıp, içilir kaliteye getiren iki tesisimiz var. Biri, 500 metre küp, diğeri de 1000 metre küp kapasite ile çalışıyor..."

YATIRIM YEDİ YILDA KENDİNİ AMORTİSE EDECEK... "Yapmış olduğumuz planda, 5-6 yıl içinde, yatırımın kendini amortise edebileceğini düşünüyoruz. Buna eklenebilecek olan yan tesisler, butik otel, veya kiralık villalar gibi çalışmalar da bu süreci daha da hızlandırabilir..."

AVRUPA'DA BİLE TEK BAŞINA YAPILMAZ... "Tabii ki, Kıbrıs'ta Kıbrıslı birisinin, tamamen kendi öz kaynağı ile böyle bir yatırım yapması, önemli. Böyle bir yatırım, Avrupa'da bile, tek başına yapılmaz. Bizim de finans imkânlarımız uygun olsa, durum daha farklı olur. Biz bugün, işadamı olarak, dünya para piyasalarından para alamıyoruz..."

Aysu BASRİ AKTER

Yılın müteşebbisi seçilen, işadamı Günay Çerkez, 2004 yılında inşasına başladığı Korinium Golf and Country Resort için 7 milyon sterlin harcadığını açıkladı.

Yaklaşık, 800 dönüm üzerine kurulan tesis, başta yabancı profesyoneller olmak üzere, çeşitli kesimlerden golf tutkunlarına ve oyuncu adaylarına, hizmet veriyor.

KIBRIS Gazetesi için Aysu Basri Akter'in sorularını yanıtlayan Çerkez, Kıbrıs'ın kendine özgü şartlarında, ne büyüklükte olursa olsun, yatırım yapan işadamlarının, önemli bir cesaret göstererek aldıkları risk yüzünden, takdir edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Dünya para piyasalarından yararlanamamanın zorluklarına vurgu yapan Çerkez, golf kulübü ile Kıbrıs'ta golf turizmini başlatıp, golf kültürünün geliştirilmesini misyon edindiğini belirtti.

 

KIBRIS: Burası kaç dönüm, Günay Bey?

G.ÇERKEZ: 800 dönüm, Kıbrıs deyimi ile. 1 milyon metre kare de diyebiliriz.

KIBRIS: Burası daha önce vakıf arazisi idi. Siz kaç yıllığına kiraladınız?

G.ÇERKEZ: 49 yıllığına.

KIBRIS: Daha önce de yabancı bir şirketle ortak olarak bu işe girdiğinizi biliyoruz. Biraz bu süreçten bahsedebilir miyiz?

G.ÇERKEZ: Biz aslında, burasını, 1992'de Finli bir şirketle kiraladık. Sonra onlar, birkaç sebepten dolayı, geri çekildi. Bu sebeplerden biri, Finlandiya'nın yaşadığı ekonomik krizdi. Finlandiya, Sovyetler Birliği döneminde, doğu ile batı arasında bir köprü vazifesi görüyordu, ticarette. Sovyetler Birliği'ne gelen bütün hizmetler, mal alımları, ya Finlandiya üzerinden yapılıyordu, ya da, Sovyetler Birliği üzerinden batıya doğru oluyordu. Ancak Sovyetler Birliği dağılınca, böyle bir ihtiyaç da ortadan kalktı. Bundan dolayı, Finlandiya ekonomisi, o dönemde krize girdi ve bu şirket de yurtdışındaki faliyetlerini durdurma kararı alarak, Finlandiya içine çekildi. Ayrılmamızın ikinci sebebi de Rumların o zaman yaptığı lobi faliyetleriydi.

KIBRIS: Başka şirket aradınız mı?

G.ÇERKEZ: Birkaç şirketle anlaşır gibi olduk ama, her defasında, Kıbrıs'ın durumunun belirsizliği, direk uçuşların olmayışı gibi etkenler belirleyci oldu. Tabii, uluslararası şirketlerin, yabancı bir ülkede yatırım için dikkat ettikleri belli kriterler var. Yatırım güvenliği, istikrar, yapılacak yatırımı etkileyen etkenler uygun mu değerlendirmesi, seyahat ne kadar kolay gibi noktalara verilen cevaplar önemli rol oynuyor. 1991'deki Körfez Savaşı'ndan sonra, hatırlarsanız, Kıbrıs'ta o zaman, Türkiye'nin katkıları ile Kıbrıs'ta çözümün olacağı inancı doğmuştu, malesef olmadı. Dolayısı ile bu şirketler, bu gibi sebeplerden dolayı, devam etmediler. 2003'de, kapıların açılması ve Annan Planı'nın gündeme gelmesiyle durum değişti. Referandumda evet demekle, uluslararası platformda KKTC'nin pozisyonunun iyileşmesinden ve Kıbrıs'ın bütün olarak, AB üyesi olmasından dolayı olumlu bir hava oluştu. Biliyorsunuz, AB vatandaşları, Amerikan ve Rus vatandaşları, Kuzey'e giriş yapsalar bile, Güney'e geçebiliyorlar, ki, bu daha önce imkansızdı. Bu da bir nebze, işadamlarının gelişini rahatlattı ve legalleştirdi. Biz buraya 2004 yılında başladık. Yine Ortadoğu kökenli, çok önceden tanıştığımız birkaç arkadaşla konuştuk, ama bu kez de Onlar, kendi içlerinde anlaşmazlık yaşayınca, benim tek başıma devam etmem hasıl oldu.

KIBRIS: 1992'den 2004'e kadar birşey yapılamadı mı?

G.ÇERKEZ: 1992'de kiraladıktan sonra bir başlangıç yapmıştık. Etrafı telledik, ön tarafa, taş duvar çektik. O zaman, Alagadi'de, devlet kum satıyordu. 30 bin metre küp kadar kum aldık. Ağaçların o zamandan bakımlarını yapmaya başladık. Bu arada yine, 1993'den 2004'e kadar, bir İsrailli şirketle önemli bir yere gelindi, ama sonra vazgeçildi. Ardınan, Alman bir şirketle görüşüldü, o da olmadı.

KIBRIS: Burada 10 yıllık bir bekleme süresi var. Maddi olarak bir yük getirdi mi bu size?

G.ÇERKEZ: Muhakkak. Çünkü fiyatlar arttı. Şimdiki fiyatlarla, 1992 yılındaki birim fiyatları arasında önemli fark var. Maliyet arttı. Ama artık karar vermek de gerekiyordu, devam edilecek mi, edilmeyecek mi diye. Vakıflarla olan sözleşmede de belirli bir süre tanınmıştı, projenin gerçekleştirilemsi için. Süreci başlatınca, sözleşmeyi de yeniden uzattık.

KIBRIS: Sözleşme sonunda ne olacak?

G.ÇERKEZ: Sözleşmeye göre tesis, vakıflara verilecek. Ama sadece tesis mi vakıfların olur, yoksa işletme ile birlikte mi olur, burada bir açıklık yok. Genelde bu tür şeylerde, daha önceden varılan anlaşma ile bunlar uzatılır. Şimdi, 46 buçuk yıl kaldı. Bunun sonunda ne olacağı pek belli değil. Zaten yasal olarak, burası kiralanacak ise, öncelik bizim olacak. Şimdi süre yaklaşınca, ne olacağına bakacağız. Belki o zamana kadar vakıf da kalmayacak.

KIBRIS: Burası için ne kadar para harcadınız?

G.ÇERKEZ: Burası için 7 milyon sterlin harcadık. Temelde, 3 değişik kategoride harcama yapıldı. Biri saha yapılışı. Ama bundan da fazla bakımı önemliydi. Bakım makineleri, sadece 850 bin $ civarında bir harcama tuttu. Çim makineleri, bizim için çok önemli. Şimdi, 380 bin metre kare çim var. Bunun, birbuçuk, iki saate, oyuncular oynamaya başlamadan, kesilmesi lazım. Sahanın 3 değişik çim bölgesi var. Bunlar, hep ayrı tekniklerle kesiliyor. Mesela,"green" bölgesi, 600 bin metre karedir, çimin kalınlığının, 2 mm olması lazım. Bu hassaslıkta çalışan, ayarlanabilir makineler var; hidrolik çalışıyorlar. En yüksek kesilen ise "fairway"dir.

KIBRIS: Bu durumda çalıştırılan personelin de daha kalifiye olması mı gerekiyor?

G.ÇERKEZ: Muhakkak. Şimdi sahaya bakan, yaklaşık 35 kişi var. 1400'e yakın da fıskiyemiz var. Bunlar, bilgisayarla, otomatik olarak kontrol ediliyor. Arazinin durumuna göre, bazı yerlerde, daha fazla, bazı yerlerde daha az suya ihtiyaç duyulabiliyor. Kullandığımız çim de çok özel bir çim. Amerika'dan özel olarak ithal ettiğimiz bu çim, çok da yeni bir tür. Daha önce ektiğimiz çimin, daha fazla su ihtiyacı olmasından dolayı, bunu değiştirdik ve böylelikle, 1/3 su tasarrufu yapmış olduk.

KIBRIS: Bu düzenlemeler için yurt dışından profesyonel yardım aldınız mı?

G.ÇERKEZ: Tabii. Çünkü, şu anda, Kıbrıs'ta bu yardımı sağlayacak birisi yok. Tüm inşaat safhasında, dünyanın çeşitli yerlerinde çalışmış, 20-25 tane golf sahası inşa etmiş, Hollandalı birisi, burada proje müdürlüğü yaptı. Proje de yurt dışında hazırlandı. İnşaat safhasında da uluslararası arenada tanınan bir golf mimarından danışmanlık aldık.

KIBRIS: Hiç ağaç kestiniz mi?

G.ÇERKEZ: Sahada çalışırken, 295 zeytin ağacının yerini değiştirdik. Zeytin ağacı, hiç kesilmedi ama, 3 tanesini yaz döneminde kaybetik. Hergün, 3 tanker su kullandı, kurutmamak için ama bu kayıplarımız da oldu. Bu sene de bunlardan, 1400 kilo yağ çıkardık. Tesiste, zeytin yağı, zeytin ve çakıstesi, müşterilerimize, tamamen kendi ürünümüz olarak sunuyoruz.

KIBRIS:Toplam kaç ağaç var?

G.ÇERKEZ: 1000'e yakın zeytin ağacı var. Bunun yanında, 100'e yakın, harup ve çam var. Zaten diğer bir önemli harcamamız da sulamadır. Günde, 1500 metre küp, deniz suyunu arıtıp, içilir kaliteye getiren iki tesisimiz var. Biri, 500 metre küp, diğeri de 1000 metre küp kapasite ile çalışıyor. Sahada kullandığımız çimi az önce de dediğim gibi değiştirdik. Bunun esas sebebi de önceden ektiğimiz çimin, günde yaklaşık, 3000 metre küp suya ihtiyaç duymasıydı.

KIBRIS: Yıllık giderler kalemi ne olur burasının?

G.ÇERKEZ: İşletme ve bakım masrafları biraz değişkendir. Mevsime girerken, daha fazla personele ihtiyaç duyacağız. Ama bunları biraz da denemeyle öğreneceğiz. Çünkü, daha önce Kuzey Kıbrıs'ta golf sahası yoktu. Kuzey'de ilk, Güney'de 3 tane var. Şimdi, Güney'de, 8 tanesi için daha izin verildi. Bir kısmı da inşaata başladı. Golf turzimi dünyada giderek artan bir ilgiye sahip. Şu anda, dünyada, 50 milyon insan golf oynuyor. Bu sporlar arasında en yüksek katılımdır. Çünkü tek başına, ya da grup olarak, her yaştan insanın oynayabileceği bir spordur, golf. Kendi bölgemizde de Türkiye'yi ele aldığımızda, Türkiye'de de süratle gelişen bir spor. Sporun yanında, turizme artı değeri de fazla. Çünkü bu sporu yapan insanlar, alım güçleri daha yüksek olan, daha fazla harcama yapabilecek insanlar.

KIBRIS: Yaptığınız harcamayı ne zaman kazanca dönüştürebileceksiniz?

G.ÇERKEZ: Üyelikler ve restoranlar var. Yazda çatıda, kokteyl, düğün gibi faliyetler yapılacak. Ayrıca, spor salonu, kuaför, sauna, spa var. Yapmış olduğumuz planda, 5-6 yıl içinde, yatırımın kendini amortise edebileceğini düşünüyoruz. Buna eklenebilecek olan yan tesisler, butik otel, veya kiralık villalar gibi çalışmalar da bu süreci daha da hızlandırabilir.

KIBRIS: Ne zaman otel ya da villa inşaatı düşünüyorsunuz?

G.ÇERKEZ: Bunlar tabii ikinci etapta düşündüklerimiz. İlk etapta, golf sahası ve kulüp binasının tamamlanması, bizim için önemliydi. Çünkü, bu biraz da gurur ve prestij meselesi olmuştu. Herkes, golf sahası yapılacak diye, yıllarca duyduktan sonra, artık bunun yapılması gerekiyordu. Biraz daha toparlandıktan sonra, belki yabancı yatırımcılarla da 1-1 buçuk yıl içinde otel ve villa inşaatlarına da başlayabiliriz.

KIBRIS: Bu yatırım sizi maddi anlamda zorladı mı?

G.ÇERKEZ: Zorlamanın tarifine bağlı. Tabii ki, Kıbrıs'ta Kıbrıslı birisinin, tamamen kendi öz kaynağı ile böyle bir yatırım yapması, önemli. Böyle bir yatırım, Avrupa'da bile, tek başına yapılmaz. Bizim de finans imkânlarımız uygun olsa, durum daha farklı olur. Biz bugün, işadamı olarak, dünya para piyasalarından para alamıyoruz. Çünkü, burada yapılan yatırımı ipotek olarak kabul etmiyorlar, tanınmadığımızdan dolayı. O yüzden, yüzde yüz öz kaynak kullanarak, böyle bir tesisi yapmak, her ne kadar işadamı, kendi hesabını yaparak hareket etse de "sizi etkilemedi" demek biraz abartılı olur. Herşey meydanda. Burada yapılan diğer tesislere baktığımızda, yapılan yatırımlar belli. Tabii, herhangi bir işadamının, bu belirsizlik içerisinde ve güvensizlik, istikrarsızlık piyasasında yaptığı yatırım, hangi alanda, ne kadar küçük olursa olsun, takdire şayandır. Çünkü böyle bir cesareti olduğu için takdir edilmelidir, işadamı. Bugün, yatırım yapan her işadamı bir risk almaktadır. Güvencesi de hemen hemen, sıfır demeyim ama, çok düşüktür. Bize, bazen olası bir çözümde, Rum işadamlarından korkup kormadığımız soruluyor. Tam tersi, onlar bizden korksun. Çünkü biz, böyle imkânsızlıklar içinde, hiçbir kredi imkânı olmadan, yatırım yapıyoruz. Bunu söylerken, uluslararası şartlarda krediden bahsediyorum. Şimdi, gidip bir bankadan kredi alabilirsiniz ama, 3 misli ipotek vermek zorundasınız. Kaldı ki, faiz oranları da dünya para piyasasının en az iki buçuk mislidir. Çoğu zaman, yurt dışındaki yatırımcılar, "siz nasıl iş yapıyorsunuz" diye soruyor. Sonra da herkes, burada verilen hizmetin, pahalı olduğundan şikâyet ediyor. Pahalıdır çünkü, maliyeti fazladır.

KIBRIS: Şu anda burada çalışan kaç kişi var?

G.ÇERKEZ: Şu anda 84 kişi çalışıyor. Bu tabii 105'e çıkacak. Burada da diğer yatırımcılara göre, biraz daha değişik görüşlerimiz var. Mümkün olan personeli, bu bölgeden almaya çalıştık. Çünkü, bu bölgedeki adam, burada yapılan yatırımın bir getirisini görmezse, o zaman bana ne diyecek. Burada kullanılan ne varsa, mümkün olduğunca, yine bölgeden almaya çalışıyoruz. Bölgede yetişen domates, salatalık, meyve, et, ne varsa uygun, onu tercih ediyoruz.

KIBRIS: Tesis şu anda bölgenin en büyüğü mü?

G.ÇERKEZ: Kıbrıs'ta en büyük, ama Türkiye'deki sahaların büyüklüklerini tam olarak bilemiyorum. Genellikle, 600 dönüm üzerine inşa edilen sahalar olduğunu biliyorum. Kulüp binaları da daha küçük genellikle. Biz bu yüzden, kulüp binamızı büyük tuttuk. Ama Türkiye'deki golf sahaları, genellikle oteli de içinde barındırıyor. Çünkü, konaklama çok önemli. Bazen Kuzey'de başka saha yapılırsa, beni etkileyip etkilemeyeceği soruluyor. Tabii etkiler. Ama pozitif yönde. Çünkü, golfçü, birgün burada oynar, sonra başka saha daha denemek ister. Güney'den gelen yabancılar, Güney'deki sahalarla mukayese ettiklerinde, hiçbirinin, bizim saha kadar güzel olmadığını söylüyorlar. Gerek doğa, gerek pozisyon olarak çok beğeniyorlar.

KIBRIS: Siz de golf oynuyor musunuz?

G.ÇERKEZ: Yok ben oynamıyorum.

KIBRIS: Bu kadar yatırımdan sonra derse başlamadınız mı?

G.ÇERKEZ: Hanım başladı, iyi de gidiyor. Ben de şimdi başlıyorum. Ama, şimdi düşünüyorum da golfü hiç bilmemekten kaynaklanıyor bu cesaretin fazlası. Eğer, çok detaylı bilgim olsaydı, daha farklı düşünecektim. Şimdi, sopayı nasıl tutacağımı, nasıl vuracağımı öğreniyorum. Yavaş yavaş oynamaya da başlamam lazım. Çünkü, çok dinlendirici bir spor. Hem spor yapıyorsunuz, hem dinleniyorsunuz. Bunun dışına, işlerin yüzde doksanı, golf sahalarında bitirilir derler. Şimdi bu kültürün de yerleşmesini istiyoruz. Örneğin, kişi, iş yapmak istediği birisini, alır, buraya gelir, golf oynar. Öncelikle "mahremiyet" var. Kimse, ne konuştuğunuzu, ne duyar, ne de dinleyebilir. İnsanlar bir de bu ortamda daha pozitif düşünür. Şimdi kendimize birkaç misyon edindik. En başta bu kültürü yaymak. İkincisi turizm sektörüne bir boyut kazandırmak. O yüzden, keşke birkaç tane daha çıksa diye düşünüyorum. Bugün seyahat artık çok değişmiştir. Bugün, 8 saatte dünyanın bir ucuna gidebiliyorsunuz. Böyle bir durumda, "sadece güneş bizde var" diyerek turist beklememek lazım. Alternatifler yaratmalıyız. Verilecek hizmetle, opsiyonlarla, bunları çeşitlendirmemiz lazım.

KIBRIS: İlgi nasıl?

G.ÇERKEZ: Şu anda yaklaşık 150 üyemiz var. Genelde yabancı. Ama, ümit verici olan, genç profesyoneller arasında, bankacılar, avukatlar, muhasipler arasında, normalin üstünde beklediğimizden fazla bir ilgi var. Bunlar muhtemelen, daha fazla, yurt dışında görüp, kısa da olsa uygulama fırsatı bulmuş kişiler. Bunun yanında bayanların da yoğun ilgisi var.

KIBRIS: Bizde bugüne kadar programlı bir turizm politikası olmadı. Bu sizi ürkütmüyor mu, turist beklerken?

G.ÇERKEZ: Dünyada herkes sanıyor ki, en fanatik taraftarlar, futbol taraftarıdır. Oysa, en fanatikler golfçülerdir. Örneğin, golfçü, biraz da hali vakti yerinde olduğundan, bir yenilik duyduğunda, uçağa binip, orada oynadım deyip, test etmek için gider oynar. Örneğin, kendi istihbaratlarımdan öğrendiğime göre, bugün, Amerika'da bu golf sahası konuşuluyor. Türkiye'de de çok yaygın, golf. Mesafe de kısa. Türkiye'de çok güzel sahalar var, ama profesyonel oyuncular, böyle bir manzaranın, hiçbir yerde, kolay kolay olamayacağını söylüyorlar. Burada, 18 delikten de deniz ve yeşili görüyorsunuz. Bu da çok ender bir özelliktir. Birkaç üyemiz, İspanya'daki evini satarak, buraya geldi, bu saha için. Ayrıca, tur operatörleri ve 5 yıldızlı otellerle de anlaşma içindeyiz. Gelecek turist, hangi tur operatörü ile gelip, hangi otelde kalırsa, bu sahaya ulaşabilecek.

KIBRIS: Fiyatlarınız uluslararası standartlara göre nasıl?

G.ÇERKEZ: Fiyatlarımız hem dünyaya, hem de Güney Kıbrıs'a göre, çok düşük tutuldu.

KIBRIS: Buraya sık gelebiliyor musunuz?

G.ÇERKEZ: Hafta sonları, Cumartesi ya da Pazar geliyorum genellikle, ama sahaya çıkmayalı, 3-4 hafta olmuştu.

KIBRIS: Ne hedefliyorsunuz golf sahası ile?

G.ÇERKEZ: İlk olduğumuz için misyonumuzu farklı görüyoruz. Vatandaşa, golfün ne olduğunu göstermek, kültürünü tanıtmak gibi bir düşüncemiz var. Tabii, buradaki imkânların daha fazla kullanılmasını da sağlamak adına, üyeler dışındaki herkese, tesisten yararlanma imkânını açık bıraktık. Sadece, tek bir sınırlama getirdik, o da 10 yaşından küçük çocukları almıyoruz. Çünkü, buradaki birincil görev, üyelere hizmet vermektir. Bu da bütün dünyada, belli bir standardda olur. Tabii, bizim halkımız, daha önce, golf kulübü görmediği için, alışkın olmadığı için, ilk birkaç hafta açık bıraktığımızda bebeklerle, mamalarla gelenler oldu. Tabii, üyeler, kulübe geldiğinde daha sessiz, sakin ve uygun bir ortamda yemek yemek, ya da dinlenmek isterler. Üyeler de rahatsız olmaya başlayınca, bu kararı verdik. Aslında, dünyadaki hiçbir kulüp binasında da bu yoktur. Bir ara çocuklar için bir ayrı bakım alanı oluşturmayı da düşündük. Ama bu yoğunluk, sadece Pazar günleri birkaç saat için oluyor. Haftanın bir gününde, sadece birkaç saat için çocuk bölümü oluşturup, çalışan bulmanın zor olacağını düşünerek, bundan vazgeçtik.

KIBRIS: Turnuvalarınız olacak mı?

G.ÇERKEZ: Tabii. Büyük açılışımızdan önce ilk turnuvamız Yapı Kredi'nin 60 kişilik ekibi ile Mart ayında yapılacak. Daha sonra da çeşitli turnuvalar düzenlemeyi planlıyoruz.

KIBRIS: Günay Bey bize zaman ayırdığınız için çok teşekkürler.

G.ÇERKEZ: Rica ederim. Ziyaretiniz için ben teşekkür ederim.

 

KORINIUM GOLF AND COUNTRY CLUB'A DAİR NOTLAR...

1 milyon metre karelik saha içinde, 380 bin metre kare çim ve 1000 den fazla ağacı sulamak için 72 km boru döşendi.

Tesiste, biri, 25 bin metre küp diğeri, 5 bin metre küp su depolayan, 2 yapma gölet saha içinde yer alıyor.

Denizden günde 1500 metreküp içilebilir kalitede su arıtılıyor.

Restoranlar, barlar, kafeler, kuaför, butik, spa, spor salonu, toplantı odaları ve konferans salonunu içinde barındıran kulüp binası, kapalı mekanda, 3 bin 300 metre kare olarak hizmet veriyor.

KORINIUM'DA GOLF BÜTÇESİ...

Uluslararası kıyafet kuralları olan golf sporu için golf ayakkabılarının fiyatı 99 sterlinden başlıyor.

Sahaya tam hazır girebilmek için, kıyafet ve golf malzemeleri için, en az 1200 sterlini gözden çıkarmak lazım.

Yılda 110 oyun ve kulüp olanaklarından indirimli yararlanma imkânı veren tam üyelik ve katılım için 2600 strelin ödenmesi yeterli.

KIBRIS 18/02/07