Rumlar euro için AB'ye başvurdu
13 Şubat, 2007 13:46:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum kesimi, AB'nin ortak para birimi euroya
geçmek için başvuruda bulundu. Eğer Rum kesiminin gerekli kriterleri
karşıladığına karar verilirse adanın güney
kesiminde hazirandan itibaren euro kullanılacak.
Rum
kesimindeki yıllık enflasyonun yüzde 2.2 olduğu ve bu
oranın euro standartlarıyla uyuştuğu belirtiliyor.
Rum yönetimi de euroya geçmek için gereken tüm kriterlerin
karşılandığı görüşünde.
Başvuru Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası tarafından
mayıs ayı ortasına kadar incelenecek.
Eğer başvuru onaylanırsa, Kıbrıs Rum kesimi haziran
ayından itibaren euroya geçecek.
Kıbrıs Rum kesiminin 1 Ocak 2008'de euro bölgesine
katılması için Maastricht Anlaşması'nda yer verilen
ekonomik kriterleri karşılaması gerekiyor.
Geçen yıl kamu borç stokunu gayri safi yurtiçi hasılasının
yaklaşık yüzde 64'üne indiren Kıbrıs Rum kesiminin, 2008
yılında bu oranı yüzde 60 seviyesinin altına düşürmesi
gerekiyor.
|
Sezer Kılıç
NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:52 TSİ 13 Şubat 2007 Salı
ANKARA
- Güney Kıbrıs Rum kesiminin Doğu Akdenizde petrol arama
anlaşmaları yapması üzerine, Türkiye Petrolleri Anonim
Ortaklığı (TPAO) da Akdeniz kıyı şeridi ile
Antalya Körfezinden başlayarak, Kıbrısın
batısından Mısıra kadar olan bölgede petrol arama
kararı aldı.
Enerji Bakanı Hilmi Güler, Rumların da
aynı bölgede petrol arayacağının
hatırlatılması üzerine çakışan yerler
olabileceğini söyledi.
Güler, Çakışmamasına gayret edeceğiz. Çünkü neticede bizim
de ruhsatlarımızın olduğu bir yer. Tabii çakışan
yerlerde karşılıklı görüşeceğiz. Ruhsatlara
tecavüz edilmedikçe gayet tabii aranır. Balık tutuluyor, yeraltı
çalışmaları yapılıyor dedi.
DENİZLERDE
ARAMAYA BAŞLADIK
Güler, zamanlama konusuna şunları söyledi: Denizlerimizde aramaya
çoktan başladık. İskenderun bölgesinde de
sondajlarımız var. Şimdi rezerv tespiti noktasında
değiliz. Sismik araştırmalar yapılıyor. Daha evvelden
sondajlar yapıldı. Dolayısıyla bizim şu anda zaten
ilgi alanımız.
RUHSATLARIMIZIN OLDUĞU BÖLGEYİ ARAYACAĞIZ
Güler, Rum yönetimi ile ortak arama yapma kararı alan Mısıra da
mesaj gönderdi: Antalya Körfezinde birkaç alternatif var. Mısırla
zaten ortak projelerimiz var. Arap gazı projemiz var. Rumlarla da
ortaklar, birlikte ararız. Ruhsatlarımızın olduğu
bölgeyi biz arayacağız. Onların da gayet tabi ruhsatları
var. Enerji Bakanı, uluslararası ihale için takvimin henüz
kesinleşmediğini söyledi.
DIŞİŞLERİ
SICAK BAKMIYOR
Öte yandan Dışişleri Bakanlığının bu
kararı desteklemediği ortaya çıktı. Rumlar, dikkati kendi
üzerlerinden Türkiyeye kaydırmaya çalışıyor diyen
Dışişleri yetkilileri, Türkiyenin hak ve
çıkarlarının aşınmasına yönelik girişimlere
izin vermeyeceğini söylemekle yetiniyor.
TPAOnun petrol arama kararına askerlerin sıcak
baktığı belirtiliyor.
Rum
basını: Ankara kriz peşinde
NTVnin
Türkiyenin Kıbrıs açıklarındaki 3 noktada petrol arama
çalışmaları başlatacağı haberi, Rum kesiminde
geniş yankı buldu. Rum basını haberi, Ankara petrolü
bahane ederek kriz yaratmayı amaçlıyor ifadesiyle duyurdu.
NTV
Güncelleme: 14:08 TSI 13 Şubat 2007 Salı
LEFKOŞA
- Rumların yüksek tirajlı gazetesi Politis haberi, Türkiye petrol
cephesi açıyor manşetiyle duyurdu. Gazete, Rum yönetiminin
Mısır ve Lübnanla anlaşma yaparak petrol arama kararına
tepki gösteren Ankaranın, Ada etrafında üç petrol cephesi
açmayı planladığını yazdı.
Gazete,
Türkiyenin Doğu Akdeniz ve Mısır açıklarında petrol
arama çalışmaları yürüteceği yönündeki haberi Ankara kriz
hazırlıyor şeklinde yorumladı.
Alithia gazetesi ise Ankaranın çalışmalarını sadece
Kıbrısın kuzeyiyle sınırlamayacağına, Güney
Kıbrısla Mısır arasındaki bölgeye de
yayacağına dikkat çekti.
Fileleftheros gazetesi ise haberi Türkiyeden kuşatma
araştırmaları başlığı ile verdi.
Dışişleri Bakanlığı, İngiltere'deki Kıbrıslı Türklere el uzatıyor
Turgay Avcı, Londra'da halka açık toplantılarda,
Kıbrıslı Türklerin sorunlarını dinleyip, çeşitli
dernek, kurum ve kuruluşlarla görüşmeler yapacak. Avcı,
ayrıca, Londra'da bulunan Türk yayın organlarını ziyaret
edecek.
Pazar günü adaya dönmesi beklenen Avcı'ya, Londra ziyaretinde,
Dışişleri Müdür Temsilcisi Mustafa Evran, Özel Kalem Müdürü
Kenan Başaran ve Basın Danışmanı Burhan Canbaz
eşlik edecek.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Basın Danışmanı Burhan Canbaz'ın
açıklamasına göre, Avcı ve beraberindeki heyet, Londra
ziyaretinin ilk günü, KKTC Londra Temsilciliği'ni ziyaret edecek.
Avcı, Perşembe günü ise, KKTC Londra Temsilciliği'nde,
İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi, Toplum Merkezi,
İngiltere Türk Futbol Federasyonu ve Demokrasi Derneği yetkilileriyle
ayrı ayrı görüşecek. Avcı, Perşembe akşamı,
Acapulco Banqueting Suite'de halka açık ilk toplantısını
gerçekleştirecek.
Turgay Avcı, Cuma sabahı, The Park Lane Hotel'de kahvaltılı
basın toplantısı düzenleyecek. Avcı, saat 11.30'da
aynı yerde, "Embargoed" grubu ile bir araya gelecek. Cuma günü
ayrıca, sırasıyla Olay, Toplum Postası ve Londra
gazetelerini ziyaret edecek Avcı, gece de, Wood Green'deki Grand Palace
Banqueting Suite'de halka açık toplantı yapacak.
Dışişleri Bakanı Avcı, Cumartesi günü Londra
Türk Radyosu'na konuk olacak. Avcı, öğlen de Kıbrıslı
Türk ticaret adamlarıyla bir araya gelecek. Turgay Avcı, gece ise,
Namık Kemal Lisesi'nin mezunlar balosuna katılacak.
Turgay Avcı ve beraberindeki heyet, Pazar günü adaya dönecek.
KIBRIS
13/02/07
Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda gelişme yok
Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış
Gücü (UNFICYP) Sözcüsü Brian Kelly, bir süre önce yaptığı
açıklamada Lokmacı Kapısı'nın açılmasıyla
ilgili UNFICYP'nin taraflara yardıma hazır olduğunu
belirtmişti.
Aynı açıklamada BM yardımının, bölgenin genel
güvenliğinin sağlanması, kullanılacak bölgenin
bakımının sağlanması konularında olabileceği
belirtilmiş ve çalışmaların Avrupa Birliği tarafından
desteklenebileceği ve tamamlanmasının da iki ay kadar
alacağı kaydedilmişti.
Kapının açılmasıyla ilgili tarafların yeni
bir girişim yapmaması, BM'nin de konuyla ilgili bir girişim
başlatmamasına neden oldu.
KIBRIS 13/02/07
KIBRIS'IN BATISIYLA MISIR ARASINDA KALAN BÖLGE... 2007
yılında petrol ve doğalgaz aramasını Akdeniz'e
kaydıracak olan TPAO, bu çerçevede Akdeniz'in sığ sularında
12 millik bir alanı kapsayacak şekilde Antalya-İskenderun ve
Mersin Körfezi'nde arama yapacak. İkinci aşamayı derin sular
yani Rum kesiminin de arama yapacağı bölge olan
Kıbrıs'ın batısıyla Mısır arasında
kalan bölge ve Antalya açıkları oluşturuyor
BİRKAÇ AY İÇİNDE İHALEYE ÇIKILACAK... Aynı
strateji çerçevesinde Ege Denizi'nde Gökçeada açıklarında da sismik
ve arama faaliyetleri yürütülecek. Arama çalışmaları için
uluslararası ihale birkaç ay içerisinde yapılacak. TPAO ihale
sonucuna göre yabancı ortakla beraber aramalara başlayacak
Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama
anlaşmaları yapmasıyla patlak veren gerginlik sürerken, Türkiye
Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) da Kıbrıs'ın
batısıyla Mısır arasındaki bölgede petrol arama
kararı aldı.
Son 4 yıldır Karadeniz'de petrol ve doğalgaz arayan
TPAO, 2007 stratejisini Akdeniz ve Ege Denizi üzerine kurdu.
25 yıldır doğalgaz ve petrol keşfi
yapılmasına rağmen ekonomik olmaması gibi gerekçelerle
yarım kalan sondaj çalışmaları ilk olarak sığ
sularda başlatılacak.
Kıbrıs'la Mısır arasında arama
Akdeniz'in sığ sularında 12 millik bir alanı
kapsayacak şekilde Antalya-İskenderun ve Mersin Körfezi'nde arama
yapılacak.
İkinci aşamayı ise derin sular yani Rum kesiminin de
arama yapacağı bölge olan Kıbrıs'ın
batısıyla Mısır arasında kalan bölge ve Antalya
açıkları oluşturuyor.
Aynı strateji çerçevesinde Ege Denizi'nde Gökçeada
açıklarında da sismik ve arama faaliyetleri yürütülecek.
İhale birkaç ayda yapılacak
Arama çalışmaları için uluslararası ihale birkaç
ay içerisinde yapılacak. TPAO ihale sonucuna göre yabancı ortakla
beraber aramalara başlayacak.
Ruhsat gerekiyor
TPAO'nun adı geçen bölgelerde arama yapabilmesi için ruhsat
sahibi olması gerekiyor. Kıbrıs'ın kuzeyinde kalan bölgeye
oldukça yakın bir alanda kıyı şeridi boyunca TPAO'nun
ruhsatı var.
Ancak Akdeniz'de en geniş ruhsat alanı Antalya Körfezi'nden
Kıbrıs'ın hemen batısından güneye kadar inen bölge.
Şirketin arama yapacağı Ege Denizi'nde ise Çanakkale
Boğazı'nın batısında Gökçeada civarındaki bölge
yine arama ruhsatı olan en büyük bölge olarak dikkat çekiyor.
Avcı Türkiye'ye gidecek
Türkiye'nin haber kanalı NTV'nin haberine göre, Türkiye'nin
Akdeniz'de petrol arama çalışmaları konusunu görüşmek ve
değerlendirmelerde bulunmak üzere, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı bugünlerde Türkiye'ye
gidecek. Habere göre, Avcı, Türkiye'de düzenlenecek zirveye
katılacak.
Papadopulos: Kıbrıs, egemenlik
haklarını yerine getiriyor
Öte yandan, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos,
"Kıbrıs hükümetinin, petrol konusuna ilişkin olarak
uluslararası hukuka ve bu çerçevede izlenen politikaya göre egemenlik
haklarını yerine getirdiğini" söyledi.
Haravgi ve diğer gazetelerde yer alan habere göre, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Maronit Kilisesi'nin kurucusu Ay. Marona
Yortusu nedeniyle Maronitler tarafından düzenlenen ayine
katıldıktan sonra yaptığı açıklamada, petrol
konusunun, Kıbrıs sorunun çözümünden tamamıyla ayrı bir
konu olduğunu da belirtti.
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le bir araya
geleceği Atina ziyaretine de değinen Papadopulos, Yunanistan'la rutin
temasları çerçevesinde gerçekleşecek olan bu görüşmenin daha
önceden programlandığını söyledi. Görüşmede gündemde
olan tüm konuların görüşüleceğini ifade eden Papadopulos,
görüşmenin petrol konusunda olduğunu söylemenin yanlış
olduğunu da kaydetti.
Tharros gazetesine göre, "To Vima" gazetesine verdiği
söyleşide, "petrol konusunun ileriye götürüleceği yönünde
Türkiye'ye mesaj gönderdiği" şeklindeki gözlemin sorulması
üzerine Papadopulos, bu konuda ne kadar az konuşulursa o kadar iyi
olacağını söyledi. Papadopulos, herhangi bir mesaj göndermek
için sebep bulunmadığını, kendilerinin egemenlik
haklarını yerine getirmekte olduğunu ileri sürdü.
"Doğrudan ticarete ilişkin şantaj çabaları ve
bu konunun bir başka konuyla ilişkilendirilmesi" şeklindeki
soru üzerine de Papadopulos, kendisinin bildiği şeyin, bu konunun;
Türkiye'nin AB yükümlülükleriyle ilişkilendirilmemesi olduğunu da
söyledi.
BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin yerine Lynn Pascoe'nin
atanmasının sorulması üzerine Papadopulos, bunun; Genel
Sekreterin yetkisinde olan, BM'nin alışılagelmiş bir
ataması olduğunu ifade etti.
Rum hükümeti ve muhalefeti
arasında petrol tartışması
Bu arada, Rum Yönetimi'ndeki koalisyon partileri ile muhalefet
arasındaki petrol konusuna ilişkin tartışmaların
sürdüğü bildirildi.
Rum basınında yer alan habere göre, ana muhalefetteki
DİSİ'nin başkanı Nikos Anastasiadis önceki gün
yaptığı açıklamada Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'u petrol konusunda eleştirerek, Papadopulos'un bu konuyu ulusal
çıkarlara hizmet etmek yerine Yunan medyası
aracılığıyla daha çok başkanlık seçimi
kampanyası için kullandığını söyledi.
Anastasiadis'in açıklamalarına yanıt veren Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ise DİSİ'yi;
seçim kampanyasına çok erken girmekle suçladı. Başkanlık
seçimi gerginliğinin DİSİ'yi; petrol yataklarından
yararlanılmasıyla ilgili Rum Hükümeti'nin çabalarına hizmet eden
düşüncelerin aksini söylemeye ittiğini belirten Lillikas, hükümetin;
zamanın boşa geçmemesi için 8 Temmuz Anlaşması'nın
hayata geçirilmesi arzusu içerisinde olduğunu da söyledi.
Lillikas, AB Genel İşler Konseyi toplantısına
katılmak amacıyla Brüksel'e hareket etmeden önce dün Larnaka
Havalimanı'nda yaptığı açıklamada DİSİ'nin;
Başkan Papadopulos'un petrol konusunu seçim kampanyası için
kullandığını belirten açıklamasını
yorumlayarak, Rum Yönetimi'nin petrol konusundaki tutumunun açıklama
yapılmaması yönünde olduğunu da hatırlattı.
DİSİ'nin, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs sorununa
ilişkin tutumuna yönelik açıklamalarına da yanıt veren
Lillikas, "Ulusal siyasetin belirlenmesinde diğer partilerin
koyduğu katkı gibi DİSİ'nin de katkı koyması için
Anastasiadis'in düşüncelerini, Ulusal Konsey'de sunması çok daha iyi
olurdu" şeklinde konuştu. Lillikas ayrıca Anastasiadis'in
ilk kez çıkmazdan bahsetmediğini de ifade ederek, Anastasiadis'in,
"sorunun ve de çıkmazın sorumlusunun Türkiye olduğunu
söylemeyi unuttuğunu" da söyledi.
Fileleftheros gazetesine göre, Anastasiadis'e yanıt veren AKEL
Basın Sözcüsü Antros Kiprianu, S-300 füzelerinin geri çekilmesine yol açan
DİSİ'nin; "cesaret ve yiğitlik tecrübesini!"
anımsattı.
KIBRIS 13/02/07
Talat: Kıbrıs sorununda önemli gelişmeler yaşanıyor
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, olağanüstü toplandı. Üç
saat süren toplantıda, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs konusunda milletvekillerine bilgi verdi.
Meclis Genel Kurulu'nun yasama yılının ilk
olağanüstü toplantısı, saat 10.30'da başladı.
Hükümetin önerisiyle kapalı oturum halinde gerçekleşen
toplantıya, Meclis toplantılarını boykot eden UBP ve DP milletvekilleri
yine katılmadı.
Meclis Genel Kurulu'nun olağanüstü toplantısı Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında
yapıldı.
Dünkü toplantının ardından, Meclis Genel Kurulu'nun
Kıbrıs konusundaki olağanüstü toplantıları 19, 20 ve
21 Şubat günleri devam edecek. Bu toplantılarda ise,
milletvekillerine söz verilecek.
Talat
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, olağanüstü
toplantıya katılmak üzere, Cumhuriyet Meclisi'ne saat 10.15'te geldi.
Talat, Meclis'e gelişinde, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu
tarafından karşılandı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, toplantıya girerken
yaptığı kısa açıklamada, Kıbrıs sorununda
önemli gelişmeler yaşandığına işaret etti ve
olağanüstü toplantıda milletvekillerini bilgilendireceğini
söyledi.
Talat, toplantı sonrasında açıklama yapmayacağını
belirterek, bir süre sonra, konunun, Meclis'te yeniden milletvekilleriyle
tartışılacağını kaydetti.
İki partinin önemi takdir etmesini bekliyorum
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soruya
karşılık, olağanüstü toplantı öncesinde, boykot uygulayan
iki parti yetkililerini, Cumhurbaşkanlığı'na davet ederek,
konunun önemini anlattığını ifade etti. Talat, iki
partinin, konunun önemini takdir etmesini beklediğini kaydetti.
BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcılığı'na, İbrahim Gambari'nin yerine
Amerikalı Lynn Paskoe'nin atanmasıyla ilgili bir başka soruya
karşılık Talat, değişikliği uzunca bir süreden
beridir bildiğini söyledi. Talat, Gambari'nin yerine görev yapacak
Paskoe'nin, Kıbrıs sorununu, sorundaki tıkanıklık ve
açmazları bildiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, boykot nedeniyle az sayıda milletvekiline bilgilendirme yapacak
olmasının, kendisini rahatsız edip etmediği yönündeki
soruya ise, "Bu konuda yapabilecek bir şeyim yok. Konunun önemini
onlara anlattım" yanıtını verdi.
KIBRIS 13/02/07
|
||
|
|
||
|
A.A. |
||
|
|
||
|
Kıbrıs Rum yönetimi, Mısır ve
Lübnan'la yaptığı anlaşma uyarınca, Kıbrıs
adası, Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve
doğal gaz aranması konusunda uluslararası ihaleye yarın
başlıyor. |
HURRIYET 14/02/07
Talat: Kıbrıs sorunu yarın çözülecek olursa biz
ertesi gün AB'deyiz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Bizler Türkiye'nin
varmış olduğu deneyimi aynen yaşayacak değiliz. Biz
zaten AB üyesiyiz. Kıbrıs sorunu yarın çözülecek olsa biz ertesi
gün AB'deyiz" dedi.
AB uyum sürecinin Kıbrıs Türkleri için farklı, ama
Türkiye'ninki kadar önemli olduğunu söylen Talat, uyum sürecinin günbegün
gerçekleştirilememesi halinde Rum tarafının yaratacağı
rekabet karşısında zor durumda kalınabileceği
uyarısında da bulundu.
Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi, Türkiye İktisadi
Kalkınma Vakfı (İKV), Türkiye Başbakanlık AB Genel
Sekreterliği ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası
işbirliğiyle düzenlenen "Üyelik Başvurusundan Tam
Üyeliğe Giden Yolda: Deneyimlerle Avrupa Birliği Entegrasyon
Süreci" konulu seminer yapıldı.
Acapulco Otel Konferans Salonu'nda yer alan seminerin
açılışında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AB Genel Sekreterliği Genel Sekreteri
Oğuz Demiralp, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu
Başkanı Erdil Nami ve İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim
Kurulu Başkanı Davut Ökütçü konuştu. Açılış
konuşmalarının ardından seminerde 4 ayrı sunum
yapıldı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Tarım
Bakanı Önder Sennaroğlu, bazı milletvekilleri, bazı
müsteşarlar, kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum örgütlerinin
temsilcileri, üniversite rektörleri ve öğretim üyelerinin izlediği
seminer, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan
Erçin'in konuşmasıyla başladı.
İzolasyonların kaldırılması için
hazırlanan mali yardım tüzüğünün AB'yle ilişkilere yeni
ivme kazandırdığını söyleyen Erçin, tüzüğün tüm
kurum ve kuruluşların etkin katılımıyla
uygulanabileceğini belirtti. Erçin, AB'nin teknik yardımı kadar
Türkiye'nin zorlu AB yürüyüşü deneyimlerinin de faydalı olacağını
vurguladı.
Talat: Yarın Kıbrıs sorunu
çözülse biz ertesi gün AB'deyiz
Cumhurbaşkanı Talat, "Bizler Türkiye'nin
varmış olduğu deneyimi aynen yaşayacak değiliz. Biz
zaten AB üyesiyiz. Kıbrıs sorunu yarın çözülecek olsa biz ertesi
gün AB'deyiz" dedi.
Talat, AB uyum sürecinin Kıbrıs Türkleri için farklı,
ama Türkiye'ninki kadar önemli olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı
Talat, uyum sürecinin günbegün gerçekleştirilememesi halinde Rum
tarafının yaratacağı rekabet karşısında zor
durumda kalınabileceği uyarısında da bulundu.
Kıbrıs Türk tarafının 259 milyon Euro'luk
yardımın uygulanmasını kabul etmesinin AB ile
bağları koparmamak ve bu deneyim yaşanırken aynı
zamanda önemli bir eğitim sürecinin yaşanmasını
sağlamak olduğunu söyleyen Talat, "Bu paraya bu yönden
ihtiyacımız vardı, yoksa bu kadar parayı bize Türkiye 1
yıl içinde veriyor zaten" şeklinde konuştu.
AB sürecinde hükümete eğitim yönünde büyük görevler
düştüğünü belirten Talat, personel istihdamında yabancı dil
bilen, ufku açık gençlerin yetiştirilmesinin ve onların da
sürece katılması gerektiğinin altını çizerek,
"Şimdiden hazırlığımızı sağlam
yapmalı ve AB'yi bizimle uyum çalışmaları yapmaya
zorlamalıyız. Böyle çalışmaların bir taraftan
sürdüğünü biliyoruz, ama AB'nin de, atacağı bazı
adımlarda Rum yönetimi tarafından engellendiğini de
biliyoruz" dedi.
Soyer: AB sürecine sırt dönmemeliyiz
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk
halkının Avrupa Birliği sürecine hiçbir zaman sırt
dönmemesi gerektiğini vurguladı. Bu konudaki endişelere
karşı en büyük güvencenin halkın kendisi olduğunu belirten
Başbakan Soyer, AB sürecinden değil, 21. yüzyıldaki global
gelişmelere karşı içe kapanmaktan korkulması
gerektiğini kaydetti.
Kıbrıs'ın AB sürecinin 1962'de
başladığını kaydeden Soyer, sonraki aşamalarda
halkın siyasi ve iradi katılımı bulunduğunu belirtti.
Seminerin açılışında konuşan Başbakan
Soyer, Kıbrıs'ın AB'nin üyesi olduğunu ama Kıbrıs
sorununun çözülmediğini söyledi.
Başbakan Soyer, çözüm olmadan AB üyeliğinin Kıbrıs
Türk halkının siyasal kurumsallaşması ve
varlığında ciddi sıkıntılar
doğurduğunu, Kıbrıs sorununun bütün taraflara, Rum
toplumuna ve Yunanistan'a da ciddi problem yarattığını; AB
için de önemli sıkıntı olduğunu anlattı.
Soyer, Kıbrıslı Türklerin hiçbir zaman bu
sıkıntılara boyun eğmeyeceğini, eşitlik temelinde
yer alacağını ve Türkiye'nin ileriye gitmesine katkıda
bulunacağını kaydederek, Kıbrıs'ın AET'ye ilk
üyelik başvurusunun 1962'de yapıldığını
hatırlattı.
Başbakan Soyer, Kıbrıs'ın AB macerasının
bu kararla başladığını hatırlatarak, üyelik ve
görüşmenin ilerlemediğini; çünkü İngiltere'nin Fransa
tarafından veto edildiğini kaydederek, 1970'li yıllarda
Fransa'nın vetosunu kaldırmasıyla başlayan süreçte
Kıbrıs'ın AET'yle görüşüp anlaşma sürecinin
başladığını, anlaşma yapıldığını,
anlaşmanın altında Cumhurbaşkanı Mavini Dr. Küçük ile
daha sonra görevi devralan Rauf Denktaş'ın imzaları
bulunduğunu söyledi.
1995'e kadar ihracat yapabiliyorduk
Kıbrıslı Türklerin 1995'e kadar Mağusa
Limanı'ndan ihracat yapabildiğini ama AET'den AT'ye ve AB'ye
evrimleşme süreci iyi okunamadığı için AB Adalet
Divanı'nın bir tek mühür olgusundan dolayı
Kıbrıslı Türklerin avantajlı ticaret hakkını
engelleyen kararı aldığını anlatan Başbakan
Soyer, şimdi bu hakkın geri alınması mücadelesi
verildiğini belirtti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, tüm süreçlere Kıbrıs Türk
halkının siyasi ve iradi katılımı bulunduğunu
vurgulayarak, siyasi ve hukuki mücadeleyi gündemlerine
aldıklarını, cumhurbaşkanının mücadelesini
desteklediklerini; bu alanın hiçbir zaman terk edilmeyeceğini ifade
etti.
Bulgaristan ve Romanya AB'ye üye olurken Kıbrıs Türk
halkının AB sürecinden geri durmasının
düşünülemeyeceğini kaydeden Başbakan Soyer, global bir vaka olan
kuş gribi konusunda Güney Kıbrıs'a sürekli işbirliği
çağrısı yaptıklarını anımsattı.
Soyer, Güney Kıbrıs'ın kuş gribiyle ilgili
mücadelede Kıbrıs Türk halkını yok farz ederek Türkiye'ye
mektup yazdığını belirterek, Rum yönetiminin dar egemenlik
anlayışının AB'deki anlayışlara aykırı
olduğunu vurguladı.
Demiralp: AB yolculuğu güç olacak
ama mutlaka başarıya ulaşacak
AB Genel Sekreterliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp,
"gerçek bir devlet, gerçek bir toplum" olarak nitelediği
KKTC'nin AB yolculuğunun siyasi nedenlerle kolay
olmayacağını, güç olacağını ama mutlaka
olacağını belirtti. Demiralp, Türkiye'nin de zor olan AB
yolculuğunda Kıbrıs sorununun bahane olarak önüne sürüldüğünü
ifade ederek, Türkiye'nin KKTC'yi güç duruma düşürecek adım
atmayacağını vurguladı.
Demiralp seminerde yaptığı konuşmada belirli
aralıklarla geldiği Kuzey Kıbrıs'ı her seferinde daha
gelişmiş ve kalkınmış bulduğunu söyledi.
Konuşmasında "KKTC gerçek bir devlet, gerçek bir
toplum" şeklinde konuşan Demiralp, kendilerine yabancı bir
ülke olmayan KKTC ve AB'nin sorunlarına da yabancı
olmadıklarını ifade etti. Demiralp, AB yolculuğu gerçekten
başlayan KKTC'yi desteklediklerini belirtti, bu çerçevede Ararlık
2006'da KKTC ile Türkiye'nin AB konusunda işbirliği protokolü
imzaladığını hatırlattı.
İmzalanan protokolün iki siyasi mesaj
taşıdığını; birinin AB konusunda Türkiye ile
KKTC'nin birlik içerisinde olacağı, diğerinin ise siyasi
tartışmalar içeren teknik bir süreç olduğunu kaydeden Oğuz
Demiralp, KKTC'nin AB yolculuğunun siyasi nedenlerle kolay
olmayacağını anlattı. Demiralp, hedefin izolasyonların
kaldırılmasıyla hafifletilmesi olduğunu ve bu konuda azimli
davranıldığı takdirde yol alınacağına
inandığını vurguladı.
26 Nisan 2004'te Brüksel'de net ifadelerle Kuzey Kıbrıs'a
yönelik sadece ekonomik değil tüm izolasyonların
kaldırılması kararının
alındığını anımsatan Demiralp, şimdi, Kıbrıs
Türkleri ve Türk diplomatları için önemli bir başarı olan bu
kararın hayata geçirilmesi aşamasında bulunulduğunu
belirtti. Demiralp hayata geçirilmesi kolay olmayacak bu karar üzerinde iki
yıldan beri çalışmakta olduklarını
hatırlattı.
Çok dikkatli olunmalı
Demiralp, Kıbrıslı Türk yetkililerce yürütülecek
Yeşilhat Tüzüğü'yle ilgili yapılacak görüşmelerde çok
dikkatli olunması gerektiğini ifade ederek, AB mevzuatı ile
ticaret kuralların iyi bilinmesi gerektiğini vurguladı.
"Daha sonra mali işbirliği tüzüğü konusu var"
şeklinde devam eden Oğuz Demiralp,
Türkiye'yle kıyaslandığında mali portresi
bakımından çok büyük olmayan bu projeler için şöyle
konuştu:
"AB projelerinin -Türkiye'de de görüyoruz- şu faydası
var: Az parayla çok iş yapılır ve projeler öğreticidir. AB
standartları öğrenimle ulaşılan bir hedeftir.
Dolayısıyla mali işbirliği tüzüğünün
uygulanmasına hem toplum hem devlet olan KKTC'nin gereken özeni
göstereceğinden, gerekli yapılanmayı
sağlayacağından eminim. Biz Genel Sekreterlik olarak Türkiye'nin
tüm bürokrasisi olarak bu konuda sizlere yardım etmeye hazırız.
Deneyimimiz var. Deneyimi sizlerle paylaşmaya hazırız."
Güç olacak ama mutlaka başarıya ulaşacak
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda da KKTC'nin kabul
edebileceği bir metnin ortaya çıkmasını sağlamak
gerektiğini ifade eden Demiralp, şunları söyledi:
"Tüzüğün amacı KKTC'ye doğrudan ticaret imkânı
sağlamaktır. İzolasyonların kalkması sadece ticaret ve
ekonomi alanlarında değil diğer alanlarda da olacak.
Bunların da, azim ve sebatla davranırsak arkasının
geleceği inancındayım. KKTC'nin AB yolculuğu zor olacak,
güç olacak ama mutlaka başarıya ulaşacak."
Nami: Kıbrıs Türk halkının AB yolunda
kendi içinde yaptığı çalışmalar önemli
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami
de konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının Avrupa
Birliği yolunda kendi içinde yaptığı
çalışmaların önemli olduğunu söyledi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) alınan
kararlarda KKTC yerine TC'nin muhatap alınması ve KKTC'nin bir
"alt yönetim" olarak görülmesi konusuna değinen ve mahkemenin bu
tutumunu eleştiren Nami, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik, sosyal
ve politik olarak Güney Kıbrıs ile eşit olduğunun iyice
anlatılması ve kanıtlanması gerektiğini söyledi.
Erdil Nami, ayrıca AB sürecinde kamunun süratle küçültülmesi,
devlet-özel sektör farklılıklarının giderilmesi, iç ve
dış yatırımların teşvik edilmesi
gerektiğinin altını çizdi
10. protokolde AB'nin Kıbrıs'ta "AB kontrolünde olan
bölge" veya "AB kontrolünde olmayan bölge"den bahsettiğini
belirten Nami, AB müktesebatının geçici olarak askıya
alındığını, ancak bunun ne kadar askıda
kalacağının belirsiz olduğunu kaydetti
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Nami,
Kıbrıs Türk limanlarının hala daha doğrudan ticarete
açılmamasının hukuksal yönünün yeterince sorgulanması
gerektiğini de vurguladı.
Ökütçü: Amacımız iş
dünyasını AB sürecine hazırlamak
İKV Başkanı Davut Ökütçü de açılış
konuşmasında, İKV'nin 40 yıldan beri AB sürecinin
inişli-çıkışlı dönemleri de dâhil istikrarlı
şekilde Türkiye'nin üyeliği için çalıştığını
söyledi. Amaçlarının Türk iş dünyasını AB entegrasyon
sürecine hazırlamak, toplumu bilgilendirmek olduğunu anlatan Ökütçü,
adım adım Anadolu'yu dolaşıp AB süreciyle ilgili halka
bilgiler aktardıklarını kaydetti.
Bugüne dek 35 ilde toplantılar düzenlediklerini, 2007'nin ilk
toplantısını ise Kıbrıs'ta yapmayı uygun
gördüklerini ifade eden Ökütçü, Türkiye'nin AB sürecinin
inişli-çıkışlı olduğunu, hedef doğruysa tüm
güçlüklere rağmen doğru bilinen yoldan ayrılmamak
gerektiğini söyledi.
Ökütçü, AB sürecinin siyasi ve teknik kulvarları olduğuna
işaret ederek, Türkiye'nin AB entegrasyon sürecinde siyasi
sıkıntılar, endişeler ve önyargılar bulunduğunu
belirtti.
Mali yardım tüzüğünün devreye girmesinin ve AB ofisinin
açılmasının Kıbrıs için pozitif adımlar
olduğuna işaret eden Davut Ökütçü, İKV'nin KKTC'de
yapılacak her çalışmanın yanında
olacağını, her türlü deneyimi vermeye hazır
olduklarını dile getirdi.
Yeltin: Çalışmalarımızı
Kıbrıs'a entegre edebiliriz
Seminerde panel bölümünde ilk konuşmayı İKV Genel
Sekreteri Leyla Tunç Yeltin yaptı.
Paneli de yöneten İKV Genel Sekreteri Leyla Tunç Yeltin, özel sektörün
desteklediği vakfın 1965'te kurulduğunu ve özel sektörün AB
sürecine bakışını gösterdiğini söyledi.
Kamuoyunu bilgilendirme amacıyla
çalıştıklarını kaydeden Yeltin, çok sayıda
araştırma yaptıklarını, bunları
Kıbrıs'a entegre edebileceklerini belirtti. Projeleri hakkında
da bilgiler veren Leyla Tunç Yeltin, Türkiye'deki birçok ili dolaşarak
faaliyetlerini sürdürdüklerini anlattı.
Leyla Tunç Yeltin, KKTC'de de benzer etkinlikler yapmak istediklerini,
bu seminerin ilk adım olduğunu kaydederek, Kıbrıs'taki çok
değerli üniversitelerde AB yüksek lisans programları
açılmasında yarar gördüklerini söyledi.
Yeltin'in ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim
Üyesi Can Baydarol "Türkiye-AB-KKTC İlişkileri" konusunda
konuştu.
Baydarol: AB ile ilişkilerde sonuna
kadar mücadele etmek gerekiyor
Seminere konuşmacı olarak katılan İstanbul Bilgi
Üniversitesi'nden Öğretim Üyesi Can Baydarol, Türkiye-AB-KKTC
ilişkileri konusunu ele aldığı konuşmasında,
"Türkiye-AB ilişkilerinde son durum", "Kıbrıs
sorunu ve KKTC-AB ilişkileri ile Geleceğe Dönük Perspektif"
konularına değinerek, "uzun bir yol" olarak
tanımladığı AB ile ilişkileri maraton koşusuna
benzetti.
Türkiye'nin ülke olarak bölgedeki önemine işaret eden Baydarol,
Türkiye'nin, 11 Eylül sonrasında öneminin birden bire artarak, odak
noktası haline gelme nedeninin stratejik öneminin artması
olduğunu söyledi.
Gelinen noktada ekonomilerin değil, sorunların
küreselleştiğini vurgulayan Baydarol, şu an çöken medeniyetler
ile küresel finans kaoslarının yaşandığını
kaydetti.
Can Baydarol konuşmasının sonunda, çözümsüzlüğün
hiçbir zaman sonsuza dek süremeyeceğini, bunu ya demokrasilerin
çözeceğini ya da küresel diktalaşmaya geçileceğini sözlerine
ekledi.
Eralp: Müzakerelerde
kararlı adımlarla yürüyoruz
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık AB Genel Sekreterliği
Ulusal Program Daire Başkanı Nilgün Arısan Eralp, "müzakere
sürecindeki çalışmalar ve KKTC" konulu sunumunda Türkiye'nin,
Avrupa Birliği ile müzakerelerde kararlı adımlarla
yürüdüğünü söyledi.
AB müktesebatının hukuk sistemi anlamına geldiğini
belirten Eralp, katılım müzakerelerinin 35
başlığı içerdiğini söyledi ve içerikleri hakkında
bilgiler verdi.
Eralp, müzakerelerin ne zaman tamamlanacağının belirsiz
olduğunu, Türkiye'ye kalsa 5-10 yıl içinde tamamlanabileceğini
düşündüğünü ifade etti.
Türkiye'yle müzakerelerde 33 faslın
tamamlandığını, 9'unun raporlarının
iletildiğini; 5'inin açılmasına karar verildiğini kaydeden
Eralp, 3-4 üye ülkenin olumsuz tutumu yüzünden AB'nin ortak tutum belgesini
henüz Türkiye'ye iletemediğini söyledi.16 faslın
raporlarının da Türkiye'ye iletilmediğini bildiren Nilgün
Arısan Eralp, ek kriterlerin yerine gelmesi için Türkiye'nin
ayrıntılı çalışmalara
başladığını kaydetti.
Eralp, müzakerelerde kararlı adımlarla yürüdüklerini ifade
eden Eralp, Türkiye'nin 2007-2013 dönemi için yol haritasını
hazırlaması üzerinde çalışıldığını
bildirdi.
Rösch: AB mali yardımlarının
amacı AB'ye uyumdur
Türkiye Başbakanlığı AB Genel Sekreterliği
Ekonomik ve Mali İşler Daire Başkanı Dr. İnci Ataç
Rösch, AB mali yardımlarının kullanım amacının;
AB'ye uyum olduğunu, bunlara "para" gözüyle
bakılmaması gerektiğini, bunların "ülkeleri AB'ye
yaklaştıran araçlar" olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
Seminerde son konuşmayı yapan AB Dr. Rösch, "AB'nin
Sağladığı Olanaklar, Programlar, Hibe ve Krediler"
hakkında bilgiler verdi.
KKTC için de uygulanabilecek önemli nokta
Türkiye'nin AB sürecinde AB mali yardımlarının
kullanımı için "Merkezi Olmayan Yapılanmalar" (DIS)
oluşturulduğunu anlatan Dr. Rösch, mali kaynakların yönetimi
yetkisinin şu an için Türkiye'de olmadığını, Avrupa
Komisyonu'nun da kontrolünün var olduğunu, bunun KKTC için de
uygulanabilecek önemli bir nokta olduğunu kaydetti.
Mali yardımların koordinasyonunu 4 bölümde ele alan Dr.
Rösch, Ulusal Mali Yardım Koordinatörü (NAC), Ulusal Yetkilendirme
Görevlisi (NAO) ve Ulusal Fon (NF)'u birinci, Program Yetkilendirme Görevlisi
(PAO), Merkezi Finans ve İhale Birimi'ni (CFCU) ikinci, İç ve
Dış Denetim'i üçüncü, Yararlanıcı Kurumları da
dördüncü bölüm olarak açıkladı.
Program, hibe ve kredilerde üç önemli temel unsuru, "komisyon,
koordinasyon ve kurumlar" olarak açıklayan Dr. İnci Ataç Rösch,
şu anda Türkiye'nin 2. unsurdan, üçüncü unsura geçtiğini, yani
"kurumsal yapılarını güçlendirmesi gerektiği
aşamada" olduğunu anlattı.
AB yardımları Türkiye
için çok ciddi boyutlara ulaştı
Dr. Rösch konuşmasında, AB yardımlarının
Türkiye için çok büyük boyutlara ulaştığını kaydederek
yardımın; "uyum" ve büyük çoğunlukta "müktesebat
uyumu" konularında kullanıldığını
anlattı.
Yardımların üçte ikilik bölümünün müktesebat uyumu, geriye
kalan üçte birlik bölümünün ise ekonomik ve sosyal uyum için
kullanıldığını kaydeden Dr. Rösch, bu üçte birlik
bölümü; KOBİ, Bölgesel Kalkınma ve Sınır Ötesi
İşbirliği konularının oluşturduğunu
kaydetti.
Yardımların kullanımlarını yüzdeliklerle ifade
eden Dr. Rösch, yüzde 27'yle önde gelen topluluk programlarının
yanı sıra, bölgesel kalkınmanın yüzde 12, siyasi kriterler
adalet ve içişlerinin yüzde 11, çevrenin yüzde 10, tarım ve
balıkçılığın yüzde 9, KOBİ'lerin yüzde 6'lık
bölümü kapsadığını söyledi ve şu an halihazırda
Türkiye'de devam eden 192 program için AB'nin 1.2 milyar Euro bütçe
ayırdığını bildirdi.
192 programın, çerçeve projeler ve mikro projelere
ayrıldığını söyleyen Dr. Rösch, kamu
kuruluşları tarafından oluşturulan çerçeve projelerin
yanı sıra sayısı tahminen bini aşmış mikro
projelerin var olduğunu, bunların "Bölgesel Kalkınma
Projeleri" adı altındaki mikro projeler olduklarını
söyledi.
Dr. İnci Ataç Rösch konuşmasının sonunda, sadece
proje ve ihalelerin yeterli olamayacağını, bunların
"İzlenme, Değerlendirme ve (iç ve dış)
Denetlenmesinin" de çok iyi şekilde yapılması
gerektiğini vurguladı.
KIBRIS 14/02/07
Türkiye petrolde kararlı
PETROL ARAMA BÖLGESİ RUMLARLA ÇAKIŞABİLİR...
Akdeniz'de Türkiye'nin petrol arayacağı yerlerin, Rumların
aradığı bölgelerle çakışabileceğini kaydeden
Türkiye Enerji Bakanı Hilmi Güler, çakışan yerlerin
karşılıklı görüşüleceğini belirterek,
"Ruhsatlara tecavüz edilmedikçe sorun olmaz" dedi
TÜRKİYE'NİN BÖLGEDE PETROL ARAMASI
GERGİNLİĞİ ARTIRIR... Türkiye'nin Akdeniz'de petrol
aramasının, Kıbrıs sorununu olumsuz etkileyeceğine,
bölgedeki gerginliğin daha da artacağına dikkat çeken
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Ancak,
biz Türkiye'ye, 'haklarını koruma, gerginlik olmasın Doğu
Akdeniz'de' diyebilecek durumda değiliz" dedi
RUMLAR İHALEYE ÇIKIYOR... Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm
Bakanlığı'nın açıklamasına göre, yarın saat
10:00'da yapılacak toplantıyla, petrol arama
çalışmaları ve petrol çıkarılmasına ilişkin
iznin verilmesiyle ilgili ihalenin başlayacağı belirtildi.
Toplantıda faaliyetleri hükme bağlayacak olan yasal çerçeve
sunulacak, teknik ve diğer olgulara değinilecek
Rumların Akdeniz'de petrol arama girişimlerinin ardından
Türkiye'nin de bu yönde karar alması, petrol krizinin boyutunu
genişletti.
Ankara petrol aranacak yerlerin Rumların aradığı
bölgeyle çakışabileceği mesajı verirken, Rum
basını ise Türkiye'nin petrol arama kararını,
"Türkiye'nin kriz yaratma peşinde olduğu" şeklinde
yansıttı.
Öte yandan, Türkiye'nin Akdeniz'de petrol arama hakkı
olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan
Erçakıca, Türkiye'nin bölgede petrol aramasının Kıbrıs
sorununu olumsuz etkileyeceğine dikkat çekti
Güler: Çakışmamasına gayret edeceğiz
Türkiye Enerji Bakanı Hilmi Güler, Akdeniz'de Türkiye'nin petrol
arayacağı yerlerin, Rumların aradığı bölgelerle
çakışabileceğini söyledi.
Güler, "Çakışan yerlerde karşılıklı
görüşeceğiz. Ruhsatlara tecavüz edilmedikçe sorun olmaz" dedi.
Kıbrıs Rum kesiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama
anlaşmaları yapması üzerine, Türkiye Petrolleri Anonim
Ortaklığı (TPAO) da Akdeniz kıyı şeridi ile
Antalya Körfezi'nden başlayarak, Kıbrıs'ın
batısından Mısır'a kadar olan bölgede petrol arama
kararı aldı.
Enerji Bakanı Hilmi Güler, Rumların da aynı bölgede
petrol arayacağının hatırlatılması üzerine
çakışan yerler olabileceğini söyledi.
Güler, "Çakışmamasına gayret edeceğiz. Çünkü
neticede bizim de ruhsatlarımızın olduğu bir yer. Tabii
çakışan yerlerde karşılıklı
görüşeceğiz. Ruhsatlara tecavüz edilmedikçe gayet tabii aranır.
Balık tutuluyor, yeraltı çalışmaları
yapılıyor" dedi.
Güler, zamanlama konusuna şunları söyledi:
"Denizlerimizde aramaya çoktan başladık. İskenderun
bölgesinde de sondajlarımız var. Şimdi rezerv tespiti
noktasında değiliz. Sismik araştırmalar
yapılıyor. Daha evvelden sondajlar yapıldı.
Dolayısıyla bizim şu anda zaten ilgi alanımız."
'Ruhsatlarımızın olduğu bölgeyi
arayacağız'
Güler, Rum yönetimi ile ortak arama yapma kararı alan
Mısır'a da mesaj gönderdi:
"Antalya Körfezi'nde birkaç alternatif var. Mısır'la
zaten ortak projelerimiz var. Arap gazı projemiz var. Rumlarla da
ortaklar, birlikte ararız. Ruhsatlarımızın olduğu
bölgeyi biz arayacağız. Onların da gayet tabi ruhsatları
var."
Enerji Bakanı, uluslararası ihale için takvimin henüz
kesinleşmediğini söyledi.
Dışişleri sıcak bakmıyor
Öte yandan NTV'nin haberine göre, Dışişleri
Bakanlığı'nın bu kararı desteklemediği ortaya
çıktı. "Rumlar, dikkati kendi üzerlerinden Türkiye'ye
kaydırmaya çalışıyor" diyen Dışişleri
yetkilileri, Türkiye'nin hak ve çıkarlarının
aşınmasına yönelik girişimlere izin vermeyeceğini
söylemekle yetiniyor.
TPAO'nun petrol arama kararına askerlerin sıcak
baktığı belirtiliyor.
Erçakıca: Türkiye'nin Akdeniz'de petrol arama hakkı var
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Türkiye'nin de Akdeniz'de petrol arama hakkı olduğunu söyledi.
Türkiye'nin bölgede petrol aramasının Kıbrıs
sorununu olumsuz etkileyeceğine, bölgedeki gerginliğin daha da
artacağına dikkat çeken Erçakıca, "Ancak, biz Türkiye'ye,
'haklarını koruma, gerginlik olmasın Doğu
Akdeniz'de diyebilecek durumda değiliz" dedi.
Erçakıca, "Türkiye, durduk yerde, orada petrol arama
çabası içine girmedi. Sorumlu taraf Rum tarafıdır. Eğer siz
tek yanlı bir girişim yaparsanız ve bunu önlemenin başka
yolları kalmazsa, bu tür atraksiyon ve eylemleri de davet etmiş
oluyorsunuz" diye konuştu.
Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık brifingde, Rum
Yönetimi'nin Akdeniz'de petrol arama girişimini yeniden
değerlendirdi. Özellikle Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un "milli zenginlikler toplumlara değil, egemen
devletlere aittir" yönündeki sözlerine dikkat çeken Erçakıca,
petrolün çıkarılmasının, Rum tarafının egemenlik
hakkı olduğunu öne süren Rum liderin, siyasi amaçlarla
çıkardığı petrol krizinde, esas amacının, yeni krizlerle
Kıbrıs sorununu kendi amaçları doğrultusunda ilerletebilmek
olduğunu söyledi.
Erçakıca, denizlerdeki doğal kaynakların
uluslararası çatışmaların değil,
işbirliğinin vesilesi olması gerektiğine işaret
ederek, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs sorununa çözüm bulmadan, "ben
egemenim" diyerek tek taraflı olarak Akdeniz'de petrol arama
girişiminde bulunmasının, barışa değil,
gerginliğin tırmanmasına neden olacağını
belirtti.
Papadopulos'un krizi başkanlık seçimlerinde iyi bir malzeme
yakalamak amacıyla da yarattığına işaret eden
Erçakıca, "Rum lider, bu krizi gerekçe yaparak, kendi yönetimlerini
meşru göstermeye çalışmakta ve devletinin egemen olduğu
söylemini sürekli olarak gündemde tutmaktadır" dedi.
"Anlaşma yapma hakkı yok"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Papadopulos
hükümetinin, kendi iddia ettiği şekilde egemen
olmadığını ve bu nedenle petrol kaynakları konusunda
uluslararası anlaşmalar veya ihaleler yapma hakkına da sahip
olmadığını söyledi.
Erçakıca, "Kaldı ki, denizlerdeki doğal kaynaklarla
ilgili uluslararası anlaşmalar, devletlerin bu konuda
anlaşmalarını zorunlu kılmaktadır. Bu kaynaklar,
uluslararası çatışmaların değil,
işbirliğinin vesilesi olmalıdır" diye konuştu.
"Önce Kıbrıs sorunu çözümlenmeli"
Hasan Erçakıca, doğal kaynakların değerlendirilmesi
için Kıbrıs sorununa erken ve kapsamlı bir çözüm bulunması
gerektiğini belirtti. Erçakıca, "Böyle bir çözüme
ulaşılmadan, 'ben egemenim' diyerek yapılacak tek taraflı
uygulamalar, barışa değil, gerginliğin
tırmanmasına neden olacaktır" dedi.
Petrol arama konusunun sadece Kıbrıs boyutu
bulunmadığına, Türkiye'yi de ilgilendirdiğine işaret
eden Erçakıca, Rum tarafının bölge devletlerini karşı
karşıya getirecek, Doğu Akdeniz'de daha büyük krizler
peşinde olduğunu belirtti.
"Dava söz konusu mu?"
Hasan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafı ya da
Türkiye, Rum tarafını petrol girişiminden dolayı dava
etmeyi düşünüyor mu?" yönündeki soruya, "Bu dava konusu
değil, siyaset konusudur. Öyle bir araştırmamız da yok. Bu
konuda uluslararası bir prosedür de yok zaten. Hangi mahkemeye
gidilecek?" yanıtını verdi.
Kapalı denizlerde petrol aramanın, devletlerin
yapacağı anlaşmaların konusu olduğuna işaret eden
Erçakıca, Rum tarafının, "mahkemeye verin"
çağrısının da, çok küstah bir açıklama olduğunu
söyledi.
Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
petrol konusunda, "hukuki girişim yapılacak" sözlerinin
hatırlatılması üzerine, uluslararası hukuk çerçevesinde bir
mücadele alanı yaratmaya çalışan Türk tarafının,
birçok konuda hukuki ve siyasi girişimleri bulunduğunu aktardı. Erçakıca,
son olarak direkt uçuşlar konusunda hukuki girişimde
bulunulduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Türkiye'nin
de Akdeniz'de petrol arayacağı yönündeki haberlerin sorulması
üzerine, şu yanıtı verdi:
"Gerginlikler, gerginlik doğurur. Bu gibi durumlarda daima
başlangıç noktasına dönmek lazım. Eğer böyle bir
şey olacaksa da, bunun sorumlusunun Türkiye olmayacağı çok
açıktır. Türkiye durduk yerde orada petrol arama çabası içine
girmedi. Sorumlu taraf Rum tarafıdır."
Türkiye'nin petrol arayacağı haberlerinin resmen
doğrulanmadığına, ancak böyle bir saklı hakkı da
bulunduğuna işaret eden Erçakıca, "Eğer siz tek
yanlı bir girişim yaparsanız ve bunu önlemenin başka
yolları kalmazsa, bu tür atraksiyon ve eylemleri de davet etmiş
oluyorsunuz" dedi.
"Kıbrıs sorununu olumsuz etkileyecek"
Erçakıca, bir başka soruya yanıtında, Türkiye'nin
petrol arama girişiminin Kıbrıs sorununun çözümünü olumsuz
etkileyeceğini söyledi.
Erçakıca, "Doğu Akdeniz'de gerginliği
tırmandırdığı gibi, buradaki mevcut koşullardaki
yaşam kalitemizi de olumsuz etkileyecektir. Ancak, biz Türkiye'ye,
'haklarını koruma, gerginlik olmasın Doğu Akdeniz'de'
diyebilecek durumda değiliz" ifadelerini de kullandı.
"Barış politikaları ekonomiyi olumlu etkiledi"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
ülkedeki barış ve çözüme yönelik politikaların ekonomiye olumlu
katkıları olduğunu söyledi. Erçakıca, "Önceki 5
yıllık dönemde yıllık ortalama yüzde 2.3'lük bir büyüme yaşanırken
son 5 yıllık dönemde yılda ortalama yüzde 11 civarında
büyüme gerçekleşti" dedi.
Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingde
ekonomik değerlendirmelerde de bulundu. Erçakıca, ekonomideki
büyümeye bağlı olarak 2001'de 4 bin 300 ABD Doları olan
kişi başına düşen gelirin günümüzde 10 bin ABD
dolarına çıktığını kaydetti.
Ekonomideki büyüme zeminine eş zamanlı olarak ortaya
çıkan TL'deki istikrarın katalizör rol oynadığını
söyleyen Erçakıca, "Son yıllarda izlediğimiz
istikrarlı Kıbrıs politikası ekonomimizde
öngörülebilirliği artırmıştır. Riskler hesaplanabilir
hale gelmiştir. Bunun sonucunda ülkemizde yerli ve yabancı
yatırımcı güveni ve talebi artmıştır" dedi.
Meşru ve istikrarlı siyasi politikalar gütmeksizin bir
ülkenin ekonomisini geliştirmenin mümkün olmadığına
işaret eden Erçakıca, şu şekilde devam etti:
"Ekonomik ve sosyal gelişmemiz için politikamızı bu
rotada sürdürmemiz ve bunu yapısal değişimi sağlayacak
ekonomik ve sosyal reformlar ile desteklememiz büyük önem taşıyor.
Kıbrıs sorununa ilişkin politikamızı
başarıyla yürütebilmemiz için Kuzey Kıbrıs'ta ekonomik ve
sosyal kazanımlarımızı artırmamız gerektiği
de açıktır."
Erçakıca, yapısal dönüşüm projelerinin
gerekliliğine de işaret ederek, halkın artan refahının
Kıbrıs sorunuyla ilgili siyasetin ileri götürülmesinde
başlıca güç olacağını söyledi.
Rum basını: Ankara kriz peşinde
Türkiye'nin Kıbrıs açıklarındaki 3 noktada petrol
arama çalışmaları başlatacağı haberi, Rum
kesiminde geniş yankı buldu.
Rum basını haberi, "Ankara petrolü bahane ederek kriz
yaratmayı amaçlıyor" ifadesiyle duyurdu.
Rumların yüksek tirajlı gazetesi Politis haberi,
"Türkiye petrol cephesi açıyor" manşetiyle duyurdu. Gazete,
Rum yönetiminin Mısır ve Lübnan'la anlaşma yaparak petrol arama
kararına tepki gösteren Ankara'nın, Ada etrafında üç petrol
cephesi açmayı planladığını yazdı.
Gazete, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Mısır
açıklarında petrol arama çalışmaları yürüteceği
yönündeki haberi "Ankara kriz hazırlıyor" şeklinde
yorumladı.
Alithia gazetesi ise Ankara'nın çalışmalarını
sadece Kıbrıs'ın kuzeyiyle
sınırlamayacağına, Güney Kıbrıs'la Mısır
arasındaki bölgeye de yayacağına dikkat çekti.
Fileleftheros gazetesi ise haberi "Türkiye'den kuşatma
araştırmaları" başlığı ile verdi.
Neler yazdılar?
Politis gazetesi, "Türkiye Petrol Cephesi Açıyor"
başlıklı haberinde, Rum Yönetimi'nin "münhasır ekonomik
bölgedeki" olası petrol yataklarından
yararlanılmasıyla ilgili hareketlerine tepki gösteren Türkiye'nin, üç
petrol cephesi açmayı planladığını yazdı.
"Ankara Kriz 'Pişiriyor' "
başlığını da kullanan gazete, Türkiye'nin, Türkiye
Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO)
aracılığıyla, üç aşamada, Doğu Akdeniz ve
Mısır açıklarında petrol arama çalışmaları
yürüteceğini belirtti.
Gazete ayrıca, NTV'nin konuya ilişkin haberine dayanarak,
yapılacak olan çalışmaların ayrıntılarına
yer verdi.
Alithia gazetesi ise, petrol arama çalışmalarıyla ilgili
ihale için, Türkiye'nin bir ay içerisinde hazır olacağını
belirterek, Türkiye'nin, tepki göstermek amacıyla, Güney
Kıbrıs'ın adımlarını izlediğine, petrol
arama çalışmalarını sadece Kıbrıs'ın
Kuzeyi'nde değil, "Kıbrıs" ile Mısır
arasındaki bölgede de sürdüreceğine dikkat çekti.
Gazete, Mart 1997'de araştırma yapmak için Yunan kara
sularına yaklaşan ve de Yunanistan ile Türkiye arasında az
kalsın savaşa neden olacak olan oşinografik
araştırmalar yapan "Sismik" gemisi girişiminin,
şimdi de "Kıbrıs"ta tekrarlanmakta olduğunu
savundu.
Haberi, "Türkiye'den 'Kuşatma'
Araştırmaları" başlığıyla veren
Fileleftheros gazetesi, Türkiye'nin petrol arama çalışmalarına
ilişkin planlarına yer verdi.
İhale başlıyor
Gazete ayrıca, Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm
Bakanlığı'nın açıklamasına dayanarak, yarın
saat 10:00'da, Lefkoşa'nın Rum kesiminde bulunan Hilton Otel'de
yapılacak toplantıyla, petrol arama çalışmaları ve
petrol çıkarılmasına ilişkin iznin verilmesiyle ilgili
ihalenin başlayacağını yazdı.
Habere göre, toplantıda, faaliyetleri hükme bağlayacak olan
yasal çerçeve sunulacak, teknik ve diğer olgulara değinilecek.
Bu arada, ilgili makamlar, toplantıda, "Lübnan
Bayındırlık Bakanı"nın da hazır
bulunacağını belirttiler.
Enerji merkezinin tamamlanmasındaki gecikme
Öte yandan Mahi gazetesi, Güney Kıbrıs'ın, AB
normları uyarınca 90 günlük akaryakıt satın alması ve
depolaması şeklindeki çalışmalara imkân sağlayacak
olan ve de Vasiliko'da yapılması planlanan Enerji Merkezi ile ilgili
çalışmaların geciktiğine dikkati çekti.
Güney Kıbrıs'ın şu anda 60 günlük stoka sahip
olduğunu, bunun da Yunanistan'da depolandığını yazan
gazete, Enerji Merkezi'ne ilişkin çalışmaların
tamamlanmasına değin, akaryakıt stokunun depolanması için
Hollanda, Malta ve İtalya gibi ülkelerin de düşünüldüğünü
aktardı.
Habere göre, Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm eski Bakanı Nikos
Rolandis, gazeteye yaptığı açıklamada, Vasiliko'daki
çalışmaların yeteri kadar geciktiğine, söz konusu
çalışmaların Bakanlar Kurulu'nun aldığı kararla
geçen yıl veya bu yıl tamamlanması gerektiğine dikkat çekti
ve bu konuda henüz adım atılmadığını belirtti.
KIBRIS 14/02/07
İbrahim Gambari'nin yerine Lynn Pascoe atandı
AMERİKALI PASCOE... BM Genel Sekreteri'nin Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin
yerine Lynn Pascoe atandı. Lynn Pascoe, 2004 yılından bu yana
Amerika'nın Endonezya Büyükelçiliği görevini yürütüyordu
BM Genel Sekreteri'nin Barış Operasyonlarından Sorumlu
Yardımcılığına ise yeniden Jean-Marie Guehenno
getirildi.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin
yerine Lynn Pascoe atandı.
BM Genel Sekreteri'nin Barış Operasyonlarından Sorumlu
Yardımcılığına ise yeniden Jean-Marie Guehenno
getirildi.
KKTC New York Temsilcisi M. Kemal Gökeri BM Genel Sekreteri Ban
Ki-Moon'un yaptığı yeni atamalarla ilgili olarak TAK'a
açıklama yaptı.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon tarafından 9 Şubat'ta BM Genel
Sekreteri Siyasi Yardımcılığı'na atanan Lynn Pascoe,
2004 yılından bu yana Amerika'nın Endonezya Büyükelçiliği
görevini yürütüyordu.
Bunun öncesinde Amerika'nın Malezya Büyükelçiliği'ni yapan
Pascoe, ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya
İşleri Sekreteri Asistan Yardımcılığı,
ABD'nin Karabağ ve Bölgesel Çatışmalar Özel Müzakerecisi ve
ABD'nin Avrupa Minsk Grubu Güvenlik ve İşbirliği Organizasyonu
Asbaşkanlığı gibi görevlerde bulundu.
KIBRIS 14/02/07
Rumların
petrol ihale süreci başladı
Kıbrıs
Rum yönetiminin Adanın açıklarında petrol ve doğalgaz
aranmasına ilişkin başlattığı uluslararası
girişimin ihale süreci başladı. Rumlarla anlaşma imzalayan
ülkelerden Mısırın petrol bakanı da toplantıya
katılanlar arasındaydı.
NTV
Güncelleme: 13:34 TSI 15 Şubat 2007 Perşembe
LEFKOŞA
- Rum Ticaret Bakanlığının düzenlediği
toplantıda, petrol aranmasına ilişkin faaliyetleri hükme
bağlayacak yasal çerçeveyle teknik ayrıntılar
açıklandı. Bakanlık, halihazırda 5 şirketin petrol ve
doğalgaz aranması konusunda gerekli bilgileri aldığını
duyurdu.
Petrol arama ihalesinin 16 Temmuzda tamamlanacağı belirtiliyor.
İlgili şirketler, bu tarihe kadar koşulları inceleyecek ve
ilgilendikleri parsel konusunda Rum yönetimine tekliflerini sunacak.
Türkiye ve KKTC, Rum yönetiminin tek taraflı anlaşmalar
yapmasının kabul edilemeyeceğini
açıklamıştı. Rumlar, Mısır ve Lübnanla Ada
açıklarında petrol aranması konusunda anlaşmaya
varmıştı.
Rumların petrol ihalesi başladı
15 Şubat, 2007 14:34:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi, Mısır ve Lübnan ile
yaptığı anlaşma uyarınca, Kıbrıs adası,
Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğalgaz
aranması konusunda uluslararası ihaleye bugün başladı.
Rum
yönetimi böylece, Akdeniz'de petrol ve doğalgaz aranması konusunda
ilk adımı atmış oldu.
Güney Lefkoşa'da bulunan Hilton Otel'de düzenlenen törenle
uluslararası ihale başlatıldı. Törene, Mısır
Petrol Bakanı Amir Samir Fehmi de katıldı.
Rum radyosunun haberine göre törende, iki Norveç şirketinin
yaptığı çalışmaların sonuçları ve konunun
hukuki çerçevesi sunuldu.
Lübnan heyetinin, Beyrut havaalanının kapalı olması nedeniyle
törene katılamadığı belirtildi.
Bu arada, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ile
görüşen Mısır Petrol Bakanı Fehmi, petrol ve doğalgaz
konusunda Mısır'ın Güney Kıbrıs'a destek
vereceğini söyledi.
Fehmi, Mısır'ın uluslararası hukuka ve taahhütlerine
bağlı olduğunu ifade ederek, Mısır ile Güney
Kıbrıs ilişkilerinin en iyi dönemini
yaşadığını kaydetti.
Rum Dışişleri Bakanı Lillikas da, Mısırlı
bakana, işbirliği ve yardımından dolayı teşekkür
etti.
Mısır hükümetinin son dört yılda petrol ve doğalgaz
konusunda Güney Kıbrıs'a yardım ettiğine işaret eden
Lillikas, ''Nasır-Makarios iyi ilişkilerinden bu yana iki ülke
arasında şimdi en iyi ilişkilerin
yaşadığını'' söyledi.
Beş şirket gerekli bilgileri aldı
Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Antonis Mihailidis, dünkü
açıklamasında, petrol alanında faaliyet gösteren ve bu konuda
gerekli tecrübeye, teknolojik bilgiye sahip olan beş şirketin,
Kıbrıs adası, Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede
petrol ve doğalgaz aranması konusunda gerekli bilgileri halihazırda
aldığını söyledi.
Konuyla ilgilenen beş şirketin, petrol konusunda bilgi almak için Rum
yönetimine 35 bin ABD doları ödemesi gerektiğini anımsatan
Mihailidis, söz konusu ihalenin 16 Temmuz 2007'de sona ereceğini belirtti.
Rum bakan, bu döneme kadar ilgili şirketlerin koşulları
inceleyeceğini ve ilgilendikleri parsel (petrol arama
çalışmalarının yapılacağı alan parsellere
bölünmüştü) konusunda Rum yönetimine tekliflerini sunacaklarını
söyledi.
Türkiye'nin, münhasır ekonomik bölge içinde petrol aramasına veya
araştırma yapmasına da değinen Mihailidis, bunun
''korsanlık'' olduğunu ve uluslararası hukuka
aykırılık teşkil ettiğini savundu.
Rum yönetimi Türkiyeye tepkili
Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitri Hristofyas da,
Türkiye'nin, Kıbrıs'ın batısında petrol arama
çalışmalarına başlayacağı yönünde haberleri
eleştirerek, ''Bu, Türkiye'nin uluslararası hukuku ihlal
ettiğinin ispatıdır'' iddiasında bulundu.
Türkiye'nin Kıbrıs'ın batısında petrol arama ve
çıkarma çalışmalarına başlayacağı yolundaki
haberlerle ilgili bir soru üzerine, ''Türkiye'nin eylemlerinin
uluslararası hukuka ve deniz hukukuna saygı
duymadığını gösterdiğini'' öne sürdü.
''Türkiye, komşu ülkelerin egemenliğine saygı duymaz''
iddiasında da bulunan Hristofyas, ''Türkiye'nin bir bölümünü 'işgal'
ettiği Kıbrıs'tan bahsetmiyorum, diğer komşu ülkeler,
örneğin Mısır, Suriye ve Lübnan'dan bahsediyorum. Türkiye'nin
eylemini bir kez daha şiddetle kınamak istiyorum'' ifadesini
kullandı.
Paşardis: "Tepkinin yollarını inceliyoruz"
Rum yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis ise yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin Akdeniz'de petrol arayacağı yönündeki
kararını kınayarak, ''(Güney) 'Kıbrıs'
planını programlandığı gibi sürdürecek'' dedi.
Paşardis, ''Türkiye'nin Akdeniz'de petrol aramaya başlama tarihinin
belli olmamasına rağmen, 'Kıbrıs' (Rum) hükümetinin bu
'yasadışı' kararı kınadığını ve
vereceği tepkinin yollarını incelediğini'' ifade etti.
"Türk ordusu işgalci" ifadesi
çıkarıldı
15 Şubat, 2007 10:46:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Parlamentosu'nda faaliyet gösteren 'Kıbrıslı
Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun tepki çeken raporu Türkiye lehine
değişiklik yapılarak Parlamento Başkanlık
Divanı'na sunuldu. ''Türk ordusu Ada'da işgalci durumundadır''
ifadesi rapordan çıkarıldı.
Raporda,
AB üyesi Kıbrıs Rum kesiminde Rumca'nın yanı sıra
Türkçe'nin de kullanıldığı belirtiliyor ve Türkçe'nin de
Avrupa Birliği'nin resmi dilleri arasında yer alması öneriliyor.
Raporda, Kıbrıslı Türklerin AB'nin eğitim programları
olan Socrates ve Erasmus'a katılımının sağlanması
isteniyor.
Grubun raporunda, Kıbrıslı Türklerin iki KKTC'li milletvekiline
Avrupa Parlamentosu'nda gözlemci statüsü verilmesini istediği de
hatırlatıldı.
Avrupa Parlamentosu'ndaki yedi parlamenterin katılımıyla
oluşturulan Temas Grubu'nun hazırladığı raporda yer
alan "Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı
izolasyonun sorumluluğu Kuzey Kıbrıs'taki
yasadışı işgaldir" şeklindeki ifade Türkiye'nin
sert tepkisini çekmişti.
Bunun üzerine raporda bazı değişiklikler yapılması
gündeme gelmişti. Raporun bir hafta içinde Avrupa Parlamentosu'nda
görüşülmesi bekleniyor.
Mısır Petrol Bakanı, Rum
Kesiminde
ANKA
Türkiyenin tüm tepkilerine
karşın Güney Kıbrıs Rum Kesimi, petrol ve doğal gaz
aramasına ilişkin ihaleyi açarken Mısır Petrol Bakanı
Amin Samih Şamir Fehmi, temaslarda bulunuyor.
Rum Haber Ajansı, dört kişilik
Mısır heyetine başkanlık eden Fehminin, Rum Ticaret,
Sanayi ve Turizm Bakanının daveti üzerine Lefkoşaa
geldiğini belirtti.
Fehminin, Rum Dışişleri
Bakanı Yorgo Lillikas ile görüştüğü, Rum lideri Tassos
Papadopulos tarafından kabul edileceği belirtildi.
Bu arada, Rum Yönetiminin,
"Kıbrısa münhasır bölgelerde" petrol ve doğal
gaz araştırılması ve çıkarılması
amacıyla bugün ihale açtığına dikkat çekildi.
Rum Kesimi, Mısır ve Lübnan ile petrol
ve doğal gaz araştırma ve çıkarma
anlaşmalarını imzalamıştı. Türkiye, bu
anlaşmalara tepki göstererek ilgili ülkelerin nezdinde girişimlerde
bulunmuştu.
MILLIYET 15/02/07
The Guardian: Türkiye, Avrupa
Birliği'ne 2020'de girecek
Türkiyenin 2020 yılında Türkiyeye
katılacağı öne sürüldü. The Guardian gazetesi köşe
yazarı Timothy Garton Ash, tüm Balkan ülkelerinin 2014 yılına
kadar AB üyesi olacağını savunurken Türkiyenin 2020
yılında birliğe katılacağını yazdı.
İngiliz The Guardian gazetesinin
tanınmış siyasi köşe yazarı Timothy Garton Ash, BM
Genel Sekreterinin Özel Kosova Temsilcisi Martti Ahtisaarinin Kosova için
önerdiği planı değerlendirirken bu planın ancak Kosova ve
Sırbistanın ABye girmesi halinde işleyebileceği
görüşünü dile getirdi.
ABnin yarısının
genişlemeden memnun olmamasına karşın Balkan ülkelerinin
Birliğine gireceğini savunan Ash, bu çerçevede 2014 yılında
ABde "büyük balkan genişlemesi"ni
yaşanacağını, tüm Balkan ülkelerinin 2014 yılına
kadar birliğe katılacağını belirtirken "Merak
ediyorsanız, söyleyeyim: Türkiye, 2020de katılacak" diye
yazdı. (ANKA)
MILLIYET 15/02/07
Kıbrıslı Rumlar petrol ihalesine bugün başlıyor
Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanlığının
açıklamasına göre, bugün saat 10.00'da, Lefkoşa'nın Rum
kesiminde bulunan Hilton Otel'de yapılacak toplantıda, petrol arama
çalışmaları ve petrol çıkarılmasına ilişkin
iznin verilmesiyle ilgili ihale başlayacak.
Toplantıda, faaliyetleri hükme bağlayacak olan yasal çerçeve
sunulacak, teknik ve diğer olgulara değinilecek.
Rum bakan: 5 şirket
gerekli bilgileri aldı
Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Antonis Mihailidis, petrol
alanında faaliyet gösteren ve bu konuda gerekli tecrübeye, teknolojik bilgiye
sahip olan beş şirketin, Kıbrıs adası, Mısır
ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğal gaz aranması
konusunda gerekli bilgileri hali hazırda aldığını
söyledi. Konuyla ilgilenen söz konusu beş şirketin, petrol konusunda
bilgi almak için Rum yönetimine 35 bin ABD Doları ödemesi gerektiğini
anımsatan Mihailidis, söz konusu ihalenin 16 Temmuz 2007'de sona
ereceğini belirtti. Rum bakan, bu döneme kadar ilgili şirketlerin
koşulları inceleyeceğini ve ilgilendikleri parsel (petrol arama
çalışmalarının yapılacağı alan parsellere
bölünmüştü) konusunda Rum yönetimine tekliflerini sunacaklarını
söyledi.
Türkiye'nin, münhasır ekonomik bölge içinde petrol aramasına
veya araştırma yapmasına da değinen Mihailidis, bunun
"korsanlık" olduğunu ve uluslararası hukuka aykırılık
teşkil ettiğini savundu.
KIBRIS
15/02/07
UNDP'den KKTC'de ağaçlandırmaya büyük katkı
UNDP tarafından finanse edilen ve Orman Dairesi tarafından
koordine edilen KKTC'deki çalışmanın ilk ayağı
çerçevesinde, dün Serdarlı ile Pınarlı köyleri arasında bulunan
ve Ercan-Karpaz yolu inşası esnasında, müteahhit tarafından
toprak için kazılarak, tamiri olanaksız tahribatlarla terk edilen
Kargatuzu Tepesi ağaçlandırıldı.
Kargatuzu Tepesi, Taş Ocakları Vakfı'nın
girişimleri sayesinde ağaçlandırma projesi kapsamına
alınmıştı.
Ağaçlandırma çalışmasında fidelerin bir
kısmı, yeni bir yöntem kullanılarak, büyümelerini
kolaylaştırmak amacıyla "Mycorriza" isimli
mantarlı bir suya batırılarak ekildi.
Çalışmalar hakkında TAK'a bilgi veren Orman Dairesi
Müdürü İlkay İlseven, söz konusu yeni yöntemin, "çok
stresli" topraklara ekim yapılmasında
kullanıldığını kaydetti.
Dünkü ağaçlandırma sırasında bir kısım
fidenin, "Mycorriza" isimli mantar sporlarının
bulunduğu sulu karışıma batırılarak
ekildiğini belirten İlseven, "Mycorriza"nın ağaç
kökleri ile yardımlaştığını ve ağacın
daha kolay büyümesini sağladığını bildirdi.
İlseven, "Mycorriza"nın ağaç köklerinin
normalden iki yüz kat daha uzamasına, kök yüzeyinin ise iki bin kat
genişlemesine yardımcı olduğunu ifade etti.
Proje çerçevesinde Kargatuzu Tepesi'nden sonra Altınova ve
Akova'da tespit edilen erozyon sahalarının
ağaçlandırılacağını belirten İlseven, toplam
olarak 15 bin Halep Çamı ve Kızıl Çam fidesinin 80 dönümlük bir
alana ekileceğini kaydetti.
İlseven, dün Kargatuzu Tepesi'nde 22 dönümlük bir alanın
tellenerek ağaçlandırıldığını belirtti.
Çalışmaları yerinde izleyen Serdarlı Belediye
Başkanı Mehmet Kerimoğlu, geriye dönüşü imkânsız
tahribatların yapıldığı Kargatuzu Tepesi'nin eskiden
otlak, insanların piknik yaptığı düz bir tepe
olduğunu, ancak, Karpaz yolu yapımı esnasında, dönemin
hükümetinin, tepeden toprak çıkartılması için yolu yapan
müteahhide izin verdiğini ve neticede tepeye büyük tahribatlar
yapıldığını anlattı.
BM Kalkınma Programı-İşbirliği ve Güven
İçin Hareket'in (UNDP-ACT) Çevreden Sorumlu yetkilisi Nicolas Jarraud da,
çalışmalarında iki hedefleri bulunduğunu, öncelikli
hedeflerinin; Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar
arasındaki işbirliğini artırmak olduğunu, ikinci
hedeflerinin ise; ağaçlandırma yapmak ve doğaya yapılan
tahribatın giderilmesi için çalışmalarda bulunmak olduğunu
kaydetti.
600 bin dolarlık proje
Projenin iki bölgeli olduğunu, ayni şekilde Güney
Kıbrıs'ta da üç bölgenin ağaçlandırılması için
çalışmaları bulunduğunu belirten Jarraud, 3 kuzeyde 3 de
güneyde olmak üzere toplam 6 bölgede yapılan ağaçlandırma
çalışmasının toplam 600 bin ABD Doları maliyeti
bulunduğunu söyledi.
KKTC'de çok sayıda taş ocağı bulunduğuna
işaret eden Jarraud, "Ekonomik ihtiyaç, çevre ile dengeli bir
şekilde karşılanmalıdır. Taş ocağı
işletmelerinin çevre ile uyumlu bir şekilde çalışması
gerekiyor" dedi.
"Mycorriza" yönteminin özellikleri hakkında da bilgi
veren Nicolas Jarraud, "Mycorriza"nın su tutma özelliğinden
dolayı toprağın kuraklaşmasını
geciktirdiğini, ağacın büyümesine yardımcı
olduğunu, mantarın ilk haftalarda ağaçtan beslendiğini, bu
nedenle ağaçta zayıflık gözlemlenebildiğini, ancak
4-6'ncı haftalardan sonra fidedeki büyümenin başladığını
kaydetti.
KIBRIS 15/02/07
SONUÇLAR... Nüfusun doğum yeri ve anne, babaların doğum
yeri detaylarını içeren açıklamaya göre, de-jure nüfusta, KKTC
vatandaşlarının toplamı 178 bin 31 olarak saptandı.
Ülkede sürekli ikamet eden KKTC vatandaşlarının, 120 bin 7'sinin
anne ve babaları Kıbrıs doğumlu; vatandaşların 8
bin 84'ünün, annesi Kıbrıs babası diğer ülke doğumlu;
4 bin 544'ünün babası Kıbrıs annesi diğer ülke
doğumlu. Anne ve babası Türkiye doğumluların
sayısı ise 42 bin 572 ve oranı da yüzde 23.91
SPEKÜLASYONLARA YANIT... Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin KKTC
nüfusuyla ilgili spekülasyonlarına işaret eden Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, "Güney Kıbrıs yönetimi, KKTC'nin nüfus konusunu,
çeşitli platformlarda, siyasi emellerine alet etmek için yeterince
saptırmış ve halen saptırmaya da devam etmektedir. Ancak,
bu sonuçları şeffaf bir biçimde ortaya koymakla, artık iddialara
dayalı olarak değil, gerçek rakamların oluşturduğu bir
zeminde tartışmanın zamanının geldiğini
vurgulamakta yarar vardır" dedi
BAZI BELEDİYELERİN ŞİKÂYETLERİ
SİYASİ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, popülist maksatlarla su
paralarının yüzde 45'ini toplamayan belediyenin kamu
kaynaklarından para talep etmesinin sorgulanması gerektiğini
vurguladı. Başbakan Soyer, çünkü bu paraların her kuruşunun
halkın vergilerinden geldiğini söyledi. Soyer, Güzelyurt gibi
bazı belediyelerin yöredeki "gelişmeme" yüzünden
mağduriyet yaşadığını, bu yerlere gerekli ilgi ve
desteği vereceklerini zaten söylediklerini anlatarak, nüfusları
oranında devlet katkıları artan Lapta, Alsancak ve Çatalköy
belediyelerinin boykot ve şikâyetlerini ise "siyasi" diye
niteledi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 30 Nisan 2006'da yapılan nüfus
ve konut sayımı sonuçlarının ikinci bölümünü, dün
düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.
Soyer'in, nüfusun doğum yeri ve anne ve babaların doğum
yeri detaylarını içeren açıklamasına göre, de-jure nüfusta,
tek KKTC vatandaşı ve çift uyruklu olduğunu beyan eden KKTC
vatandaşlarının toplamı 178 bin 31 olarak saptandı.
Ülkede sürekli ikamet eden KKTC vatandaşlarının, 120
bin 7'sinin anne ve babaları Kıbrıs (KKTC veya Güney
Kıbrıs) doğumlu; vatandaşların 8 bin 84'ünün, annesi
Kıbrıs babası diğer ülke doğumlu; 4 bin 544'ünün
babası Kıbrıs annesi diğer ülke doğumlu.
Sayım sonuçlarına göre, anne ve/veya babası
Kıbrıs doğumlu olanların KKTC vatandaşları
içindeki toplamı 132 bin 635 ve bu rakam KKTC
vatandaşlarının yüzde 74.5'ini oluşturuyor. Anne ve
babası Türkiye doğumluların sayısı ise 42 bin 572 ve
oranı da yüzde 23.91.
KKTC'nin de-facto nüfusu 265 bin 100, de-jure nüfusu ise 256 bin 644.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, basın toplantısında 1
Şubat'ta açıkladığı sonuçlara ilişkin bugüne
kadar özellikle medyada yapılan tartışmalara, yorum ve
değerlendirmelere de yanıt verdi. Soyer, belediyelerde yaşanan
sorunları da yorumladı.
Soyer, nüfus ve konut sayımıyla ilgili bundan sonraki
sonuçların, Devlet Planlama Örgütü (DPÖ)
Müsteşarlığı'nca açıklanacağını;
sonuçların şeffaf olduğunu ve isteyen herkesin DPÖ'nün ana
verilerinden yararlanabileceğini söyledi.
Nüfus ve konut sayımının BM Avrupa Ekonomik Komisyonu
ve Avrupa Topluluğu İstatistik Ofisi'nin ortak
hazırladığı "2010 Nüfus ve Konut Sayımları
İçin Tavsiyeler" esas alınarak
yapıldığını; kararın da Haziran 2005'te CTP-DP
koalisyonu döneminde alınıp açıklandığını
belirten Başbakan Soyer, sayımın
şeffaflığında ve uluslararası toplumun
benimsediği norm ve tanımlara uygun olmasında son derece hassas
davranıldığını ifade etti.
Nüfusun doğum yerlerine göre dağılımıyla
ilgili verilerin çok önceden belirlenip açıklanması gerektiğini,
ancak bunun yapılmadığını kaydeden Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, özellikle Güney Kıbrıs'tan kaynaklanan demagojilerin
önlenmesi için bunun gerektiğini; kendilerinin açık ve şeffaf
davrandığını, korkuları da
olmadığını vurguladı.
Soyer, Annan Planı'nın, Ada'da, 45 bin Türkiye doğumlu
KKTC vatandaşı kalmasını öngördüğünü, kendilerinin
BM'ye 41 bin kişilik bir liste sunduklarını hatırlatarak,
sayım sonucunda anne ve babası Türkiye doğumlu KKTC
vatandaşlarının sayısının da 42 bin
çıktığına işaret etti.
Ferdi Sabit Soyer, "Doğduğu yer neresi olursa olsun
asıl olan insandır. KKTC'deki her insanın çözüme,
barışa, demokrasiye, ekonomik ve sosyal gelişmeye, esenliğe
götürülmesi için demokratik birliğimizin sarsılmasına
fırsat vermeden yolumuzu yürüyeceğiz" dedi.
"Doğduğu yer neresi olursa olsun asıl olan
insan"
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 30 Nisan 2006'da yapılan nüfus
ve konut sayımı sonuçlarının ikinci bölümünü, dün
düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.
Soyer'in, nüfusun doğum yeri ve anne-babaların doğum
yeri detaylarını içeren açıklamasına göre, 256 bin 644
de-jure nüfusta, tek KKTC vatandaşı ve çift uyruklu olduğunu
beyan eden KKTC vatandaşlarının toplamı 178 bin 31 olarak
saptandı.
Ülkede sürekli ikamet eden KKTC vatandaşlarının, 120
bin 7'sinin anne ve babaları Kıbrıs (KKTC veya Güney
Kıbrıs) doğumlu; vatandaşların 8 bin 84'ünün annesi
Kıbrıs, babası diğer ülke doğumlu; 4 bin 544'ünün
babası Kıbrıs, annesi diğer ülke doğumlu.
Sayım sonuçlarına göre, anne ve/veya babası
Kıbrıs doğumlu olanların, KKTC vatandaşları
içindeki toplamı 132 bin 635 ve bu rakam KKTC
vatandaşlarının yüzde 74.5'ini oluşturuyor. Anne ve
babası Türkiye doğumluların sayısı ise 42 bin 572 ve
oranı da yüzde 23.91.
KKTC vatandaşı de-jure nüfusun anne ve babanın
doğum yerine göre geriye kalan dağılımı şöyle:
"Anne Türkiye-baba diğer ülke doğumlu 164; anne
Türkiye-babanın doğduğu ülke belirtilmeyen 54; baba Türkiye-anne
diğer ülke doğumlu 256; baba Türkiye-annenin doğduğu ülke
belirtilmeyen 16; anne diğer-baba diğer ülke doğumlu 2 bin 206;
baba diğer-annenin doğduğu ülke belirtilmeyen 4; anne
diğer-babanın doğduğu ülke belirtilmeyen 9 ve
annenin-babanın doğduğu ülke belirtilmeyen 115."
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, basın toplantısında 1
Şubat'ta açıkladığı sonuçlara ilişkin bugüne
kadar özellikle medyada yapılan tartışmalara, yorum ve
değerlendirmelere de yanıt verdi. Soyer, belediyelerde yaşanan
sorunları da yorumladı.
Soyer, nüfus ve konut sayımıyla ilgili bundan sonraki
sonuçların, Devlet Planlama Örgütü (DPÖ)
Müsteşarlığı'nca açıklanacağını;
sonuçların şeffaf olduğunu ve isteyen herkesin DPÖ'nün ana
verilerinden yararlanabileceğini söyledi.
BM'nin tavsiyelerine göre
"Nüfus ve konut sayımının, BM Avrupa Ekonomik
Komisyonu ve Avrupa Topluluğu İstatistik Ofisi'nin ortak
hazırladığı '2010 Nüfus ve Konut Sayımları
İçin Tavsiyeler' esas alınarak yapıldığını;
kararın da Haziran 2005'te CTP-DP Koalisyonu döneminde alınıp
açıklandığını" belirten Başbakan Soyer,
sayımın şeffaflığında ve uluslararası
toplumun benimsediği norm ve tanımlara uygun olmasında son
derece hassas davranıldığını ifade etti.
Nüfusun, doğum yerlerine göre dağılımıyla
ilgili verilerin çok önceden belirlenip açıklanması gerektiğini,
ancak bunun yapılmadığını kaydeden Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, özellikle Güney Kıbrıs'tan kaynaklanan demagojilerin
önlenmesi için bunun gerektiğini; kendilerinin açık ve şeffaf
davrandığını, korkuları da
olmadığını vurguladı.
Soyer, Annan Planı'nın, Ada'da, 45 bin Türkiye doğumlu
KKTC vatandaşı kalmasını öngördüğünü, kendilerinin
BM'ye 41 bin kişilik bir liste sunduklarını hatırlatarak,
sayım sonucunda anne ve babası Türkiye doğumlu KKTC
vatandaşlarının sayısının da 42 bin
çıktığına işaret etti.
Ferdi Sabit Soyer, "Doğduğu yer neresi olursa olsun
asıl olan insandır. KKTC'deki her insanın çözüme,
barışa, demokrasiye, ekonomik ve sosyal gelişmeye, esenliğe
götürülmesi için demokratik birliğimizin sarsılmasına
fırsat vermeden yolumuzu yürüyeceğiz" dedi.
Soyer, yorum ve değerlendirmeleri de yanıtladı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakanlık
Müsteşarı Doğan Şahali ve DPÖ Müsteşarı
Işılay Yılmaz'ın da hazır bulunduğu basın
toplantısında, nüfus ve konut sayımının ilk
sonuçlarını açıkladığı 1 Şubat'tan sonra
medyada yer alan yorum ve değerlendirmeleri de yanıtladı.
"Açıklamaların gerçek rakamları
yansıtmadığı; de-jure nüfusa üniversite öğrencileri
ile görev-iş nedeniyle ikamet edenlerin dahil edilmesinin hata
olduğu; ekmek tüketiminden hareketle nüfusun 1 milyon olduğu;
de-facto ve de-jure nüfus arasında farkın ülkedeki kaçak
sayısını gösterdiği; belediyelerin de-jure nüfusları
verilirken ve devletten alacakları katkı hesaplanırken
üniversite öğrencileri ve yabancı işçi nüfusun dahil edilmemesi
ve sadece KKTC vatandaşlarının dikkate alınması
gerektiği" gibi değerlendirmelere işaret eden Başbakan
Soyer, nüfusta köken ayrımı yapan ve ayrımcılık
yaratmaya hizmet eden, ırkçılığa varan görüşleri
kaygıyla izlediğini söyledi.
Bunlar yanında oldukça sağlıklı
değerlendirmeler de yapıldığını belirten
Başbakan Soyer, Haziran 2005'te nüfus ve konut sayımının ön
çalışmaları başlarken BM Avrupa Ekonomik Komisyonu ve
Avrupa Topluluğu İstatistik Ofisi'nin ortak
hazırladığı "2010 Nüfus ve Konut Sayımları
İçin Tavsiyeleri" esas alacaklarını
duyurduklarını, soru kâğıdı taslağının
ise basın aracılığıyla duyurulduğunu kaydetti
Soyer, bu kararların CTP-DP döneminde
alındığını hatırlatarak, DP'nin bugünkü
tavrını anlamakta zorluk çektiğini söyledi.
Bu konunun özel toplantılarda siyasi parti temsilcileriyle,
KKTC'de ve Güney Kıbrıs'taki yabancı misyon temsilcileriyle de
paylaşıldığını, görüşlerin
değerlendirildiğini belirten Başbakan Soyer, şöyle
konuştu:
"Ayrıca hükümetimiz, uluslararası kuruluşlara ve
yabancı misyon temsilcilerine, sayımda gözlemci bulundurma
çağrısı yapmıştır. Dolayısıyla bu
sayımın şeffaf olması ve uluslararası toplumun
benimsemiş olduğu norm ve tanımlamalara uygun olması yönünde
son derece hassas davranılmıştır. Elde edilecek tüm
sonuçların toplumla paylaşılacağını peşinen
duyurmuştur. Hal böyle iken, teknik düzeyde başlatılan ve halen
teknik düzeyde özveri ve yoğun çabalarla sürdürülen bu sayım
çalışmalarının sonuçları için yalan veya
yanlış ifadelerinin kullanılması, olsa olsa siyasi
gerekçelerle izah edilebilir."
"Gerçek rakamlar zemininde tartışmanın zamanı
geldi"
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin KKTC nüfusuyla ilgili
spekülasyonlarına işaret eden Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
"Güney Kıbrıs yönetimi, KKTC'nin nüfus konusunu, çeşitli
platformlarda, siyasi emellerine alet etmek için yeterince
saptırmış ve halen saptırmaya da devam etmektedir. Ancak,
bu sonuçları şeffaf bir biçimde ortaya koymakla, artık iddialara
dayalı olarak değil, gerçek rakamların oluşturduğu bir
zeminde tartışmanın zamanının geldiğini
vurgulamakta yarar vardır" dedi.
Başbakan Soyer, sayım konusunda BM'nin tavsiyelerini
uyguladıklarını, ayrıca uluslararası anlaşmalar
kapsamında, ülkede bulunan Türkiye ve BM askerlerinin sayıma dahil
edilmeyeceğinin, soru kağıdının
tanıtımı aşamasında, basın
aracılığıyla kamuoyu ile
paylaşıldığını hatırlattı.
Tanımlar
İlk sonuçların açıklanması sonrasındaki
tartışmalarda "KKTC vatandaşı", "KKTC'nin
de-jure nüfusu" ve "KKTC seçmen sayısı"
kavramlarının
karıştırıldığını veya eşdeğer
kullanıldığını gözlemlediklerini belirten
Başbakan Soyer, bu kavramlara açıklık getirmek istediğini,
bunların eşdeğer anlamlı kullanılmamasına özen
gösterilmesi gerektiğini söyledi ve şunları dile getirdi:
"KKTC vatandaşları, ülkemiz nüfusunun önemli bir
bölümünü oluşturmakla beraber, ülkemiz dışında ve
dünyanın çeşitli ülkelerinde ikamet etmekte (çeşitli sebeplerle)
olanların var olduğu bilinmektedir. Sayım günü geçici sürelerle
(bir yıldan az ve yılın büyük kısmını KKTC'de
geçirenlerin) yurt dışında bulunduğu yakınları
tarafından beyan edilmiş olanlar dışındaki
vatandaşlar, de-jure nüfusa dâhil edilmemiştir. Dolayısıyla,
bir yıldan fazla süreyle ve yılın büyük kısmını
(çalışma, eğitim vb. nedenlerle) yurtdışında
geçiren vatandaşlar de-jure nüfusa dahil edilmemiştir. Ancak benzeri
nedenlerle, bir yıldan fazla süreyle ve yılın büyük bir
kısmını ülkemizde geçirmek suretiyle ülkemizde ikamet eden insanlar,
(öğrenciler ve çalışma izinli çalışanlar) KKTC vatandaşı
olmasa bile de-jure nüfusumuzda yer almıştır. Bunun yanında
KKTC seçmen sayısı, ilgili yasalar çerçevesinde, ülkemizde ikamet
eden de-jure nüfusun tümünü değil, yalnızca KKTC
vatandaşlarını kapsadığı gibi, ülkemiz
dışında ikamet eden vatandaşlarımızı da
kapsamaktadır. Bu listenin oluşumu ise Yüksek Seçim Kurulu
tarafından belirlenmektedir."
Sayımın amacı
Başbakan Soyer, nüfus sayımının amacıyla
ilgili olarak da, "Sayımın amacı; ne tüm KKTC
vatandaşlarının sayısını belirlemek, ne de
KKTC'nin tüm seçmen sayısını belirlemekti. Temel amaç; ülkemizde
sürekli ikamet etmekte olan, böylece ülkemiz ekonomisine katkısı
bulunan ve aynı paralelde eğitim, sağlık, altyapı ve
benzeri kamu hizmetlerinden yararlanan insan sayısının,
çeşitli demografik özellikleri itibariyle belirlenmesi ve sonuçta sosyal
ve ekonomik politika belirlemelerine esas teşkil etmesidir"
cümlelerini kullandı.
Başbakan Soyer, basın toplantısında, nüfus ve
konut sayımının; nüfusun doğum ve anne- babaların
doğum yerlerine ilişkin verilerini gösteren 6 tabloyu da şöyle
özetledi:
178 bin 31 KKTC vatandaşı
"Ülkemiz de-jure nüfusu (256,644) içerisindeki tek ve çift
uyruklu olduğunu beyan eden KKTC vatandaşlarının toplam
sayısı 178 bin 31 olarak saptanmıştır. Böylece
ülkemizde sürekli ikamet eden KKTC vatandaşlarının, 120 bin
7'sinin anne ve babası Kıbrıs (KKTC ve Güney Kıbrıs)
doğumlu, 8 bin 84'ünün annesi Kıbrıs, babası diğer
ülke doğumlu ve 4 bin 544'ünün de babası Kıbrıs, annesi
diğer ülke doğumludur. Diğer bir deyişle anne ve/veya
babası Kıbrıs doğumlu olanların, KKTC
vatandaşları içindeki toplamı (120 bin7 +8 bin 84+4 bin 544) 132
bin 635'tir ve KKTC vatandaşlarının % 74.5'ini
oluşturmaktadır. Ayrıca anne ve babası Türkiye
doğumluların sayısı 42 bin 572 ve oranı da %
23.91'dir.
KKTC'de sürekli ikamet eden Kıbrıs doğumlu (KKTC ve
Güney Kıbrıs) vatandaşların anne-baba doğum yerlerine
göre dağılımına göre, sayısı 145 bin 443 olan
Kıbrıs doğumlu KKTC vatandaşları, toplam KKTC
vatandaşlarının % 81.7'sini (145 bin 443/178 bin 31)
oluşturmaktadır. Kıbrıs doğumlu KKTC
vatandaşlarından, anne ve/veya babası Kıbrıs
doğumlu olanların sayısı 128 bin 46 ( 117 bin 626+6 bin
969+3 bin 451) ve böylece oranı da %88.03 olarak görülmektedir. Anne ve
babası Türkiye doğumlu olanlar ise 16 bin 824 ve oranı da
%11.57'dir.
%63 KKTC, % 18 Güney Kıbrıs doğumlu
De-jure ve de-facto nüfusumuz içerisindeki KKTC
vatandaşlarının kendi doğum yerleri itibariyle dökümüne
göre toplam 178 bin 31 olan KKTC vatandaşı de-jure nüfusun 112 bin
534'ü (%63.21'i) KKTC doğumlu; 32 bin 538' i (% 18.28'i) Güney
Kıbrıs doğumlu ve 371 ( %0.21' i) Kıbrıs doğumlu
olmakla beraber KKTC veya Güney Kıbrıs olduğu
belirtilmeyenlerden oluşmaktadır. Diğer bir deyişle de-jure
nüfusumuz içerisindeki KKTC vatandaşlarının 145 bin 443'ü (112
bin 534+32 bin 538+371) Kıbrıs doğumludur ve KKTC
vatandaşı olan de-jure nüfusun % 81.7'sini oluşturmaktadır.
Aynı nüfus içerisinde 27 bin 728 (% 15.57) vatandaş Türkiye
doğumlu, 2 bin 435 (% 1.37) vatandaş İngiltere doğumlu; ve
%1 in altındaki paylarıyla diğer ülke doğumlular ile doğum
yeri belirtilmeyenlerden (toplam % 1.38) oluşmaktadır.
Toplam de-jure ve toplam de-facto nüfusumuzun doğum yerleri
itibariyle detaylarına göre ise, de-jure dağılımın
değerlendirilmesinde, toplam 256 bin 644 nüfus içerisinde 115 bin 600
kişinin (%45.04 ün) KKTC doğumlu, 32 bin 554 kişinin (% 12.68)
Güney Kıbrıs doğumlu; ve KKTC veya Güney Kıbrıs
doğumlu olduğu bildirilmeyen 388 kişinin (% 0.15)
Kıbrıs doğumlu olduğu görülmektedir. Yani toplam de-jure
nüfus içerisinde Kıbrıs doğumlu olanların toplam sayısının
148 bin 542 (115 bin 600+32 bin 554+388) olduğu ve bunların toplam
de-jure içerisindeki oranının % 57.88 olduğu
hesaplanmıştır. Bunun yanında Türkiye doğumlu
olanların 94 bin 714 (% 36.9), İngiltere doğumlu olanların
5 bin 79 (% 1.98); ve %1'in altındaki paylarıyla diğer ülke
doğumlular ile doğum yeri belirtilmeyenlerden (% 3.25)
oluşmaktadır. Bu rakamlara göre Türkiye doğumlu olanlar
arasında vatandaş olanların da yer aldığı gibi, öğrenci,
çalışan, görevlilerden olduğu
anlaşılmaktadır."
Başbakan Soyer, KKTC de-jure nüfusu içerisinde yer alan ve
vatandaş olmayanların, ülkede bulunma nedenlerine ilişkin
detayların daha sonraki açıklamalarında yer
alacağını da bildirdi.
Eleştiri yapanlara da teşekkür
Nüfus sayımına emek veren ve eleştiri yapan herkese de
teşekkür eden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, nüfusun doğum
yerlerine göre oranları çok önceden saptanıp açıklansaydı,
gizli kapaklı tutulmasaydı, Güney Kıbrıs'taki demagojilerin
yapılamayacağını ve içteki tartışmaların da
yapılmayacağını söyledi.
Açıklık, şeffaflık
Soyer; açıklık, şeffaflık ve halka güvenin
işin esası olduğunu vurgulayarak, "Onun için açık ve
şeffaf olmaya devam edeceğiz. Çünkü hiçbir yerden korkumuz yoktur. Bu
topraklarda Kıbrıs Türk halkının varlığı
tarihseldir ve tarihsel bu temelde Kıbrıs Türk halkının
varlığı diğer unsurlarla devam edecektir" dedi.
"Geçmiş dönemlerdeki gelişigüzel
vatandaşlıkların, kayıt
dışılığın insanlık onurunu ayaklar
altına alacak şekilde sürdürülmesinin ülkede gerek iç, gerek
dış siyasette yarattığı bütün olumsuzlukların
altını çizmek istediğini" söyleyen Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, hükümetinin göreve başlarken vatandaşlıkların
esaslarını belirlediğini; ülkeye emek ve bilgisiyle katkıda
bulunan insanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına
alınmasını sağladığını; bunların
ülkenin aydınlık yüzünün bütün dünyaya gösterilmesinin önemli bir
aracı olduğunu vurguladı.
Başbakan Soyer, bugüne dek nüfusun doğum yerlerine göre
açıklanmamasının yarattığı
sıkıntılara da işaret ederek, buna sebep olanları
kınadı.
KKTC vatandaşlarının hep birlikte ülkeyi ileriye
götürme devinimi içinde olduğunu ifade eden Başbakan Soyer,
konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Asıl olan insan"
"Doğduğu yer neresi olursa olsun asıl olan
insandır. KKTC'de yaşayan, doğduğu yer ne olursa olsun her
insanımızla beraber çözüme, barışa, demokrasiye ve
ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesi, insanımızı
esenliğe götürmek için demokratik birliğimizin sarsılmasına
fırsat vermeden yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.
"Kavgayı değil sevgiyi hâkim kılalım"
Güney Kıbrıs'ta yaşayan, doğduğu yer neresi
olursa olsun bütün insanlara da bu temelde çağrı yapıyorum:
Gelin adamızda bu çerçevede bilgiyi, emeği ve ortak yurdumuzu
paylaşan güzellikleri beraber yaratalım. Kıbrıs'ta petrol
ve diğer unsurların yarattığı kavgayı değil,
sevgiyi hâkim kılalım."
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Ajda Pekkan'ın
"Petrol" adlı şarkısına atıfta bulunarak,
iyi para getiren petrolün; istikrar, barış ve adaletli
paylaşım olmazsa dünya halklarına "aman"
çektirdiğinin de insanlık tarihinde yaşanmış bir
gerçek olduğuna işaret etti; "Hep birlikte sevgiyi
paylaşalım" dedi.
Bu arada DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz,
tablolardaki doğum yerleriyle ilgili "belirtilmedi" ifadelerinin
nedeninin sorulması üzerine, bunun anketör hataları yanında
kişinin belirtmek istememesinden de kaynaklandığını,
bütün sayım ve anketlerde bunların doğal olduğunu söyledi.
Başbakan Soyer ise, bu rakamların düşük olsa da
belirtildiğini; amaçlarının sıfır hataya ulaşmak
olduğunu kaydetti.
"Bazı belediyelerin şikâyetleri siyasi"
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, popülist maksatlarla su
paralarının yüzde 45'ini toplamayan belediyenin kamu
kaynaklarından para talep etmesinin sorgulanması gerektiğini
vurguladı. Başbakan Soyer, çünkü bu paraların her kuruşunun
halkın vergilerinden geldiğini söyledi.
Belediyelere önemli yük oluşturan emeklilerin devlet bütçesine
aktarılması önerilerinin reddedildiğini kaydeden Başbakan
Soyer, bazı belediyelerin şikâyetlerinin siyasi olduğunu ifade
etti.
Nüfus ve konut sayımının sonuçlarının ikinci
bölümünü basın toplantısıyla açıklayan Başbakan Soyer,
"belediyelerdeki kaos" konusundaki soruyu da yanıtladı.
Gelişmeleri üzülerek izlediğini kaydeden Başbakan
Soyer, konuların ciddi tartışılması gerektiğini
söyledi.
Popülist maksatlarla su paralarının yüzde 45'ini toplamayan
bir belediyenin para eksildi diye kamu kaynaklarından talep etmesinin
doğru olmadığını, bunun sorgulanması
gerektiğini belirten Başbakan Soyer, belediyelere aktarılacak
her kuruşun halkın vergilerinden geldiğini vurguladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güzelyurt gibi bazı
belediyelerin yöredeki "gelişmeme" yüzünden mağduriyet
yaşadığını, bu yerlere gerekli ilgi ve desteği
vereceklerini zaten söylediklerini anlatarak, nüfusları oranında
devlet katkıları artan Lapta, Alsancak ve Çatalköy belediyelerinin
boykot ve şikâyetlerini ise "siyasi" diye niteledi.
Soyer, sosyal sigortaya 2.5 trilyon TL borcu varken devletten para
istemeyen belediyenin de halkça sorgulanması, kaynakların doğru
kullanımı bakımından ele alınması
gerektiğini kaydederek, görevi haziranda devralan Değirmenlik
Belediye Başkanı geçmiş dönemin sigorta borçlarını
öderken, 4 dönem belediye başkanlığı yapan bir başka
belediye başkanının trilyonluk borcu devam ettirmesini
anlamanın mümkün olmadığını söyledi.
Hükümetin, belediyelere yük oluşturan emeklileri devlet bütçesine
alma önerisi yaptığını hatırlatarak, "Bu, yüzde
20 ekstra katkı payıdır, destektir ve bu çok önemli alternatifi
dahi, ellerinin tersiyle itmektedirler" dedi.
Başbakan Soyer, de-jure nüfusa öğrencilerin dahil edilmesine
karşı çıkan bazı belediye başkanlarını da
eleştirerek, sayımın BM kriterlerine uygun
yapıldığını yineledi; sapla samanın
karıştırıldığını belirtti.
2007'de belediyelerin sıkıntılarının
aşılması için gerekli girişimlerin yapılması
gerektiğini ifade eden Soyer, "Ama olayın çok siyasi boyutu
olduğu net olarak meydandadır. Yüzde 90 katkısı olan bir
Çatalköy Belediyesi, yüzde 60 katkısı olan Alsancak Belediyesi ve
yüzde 40-45 katkısı olan Lapta Belediyesi de boykot yapabiliyorsa,
Akıncılar Belediyesi nüfusu düştüğü için katkı
payını doğal olarak düşürüyorsa, bütün bunları göz
ardı ederek toz duman yaratılmaya çalışılıyorsa,
bu kabul edilecek bir davranış değildir" diye konuştu.
Altı ayda belediyeler neden battı?
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, geçtiğimiz yıl haziran
ayındaki seçimde yeniden aynı göreve seçilen belediye
başkanlarının bütçelerine toz
kondurmadığını, her şeylerinin tamam olduğunu
söylediğini belirterek, "Şimdi aniden ne oldu da 1.5-2
trilyonlara ulaşan borçlar takıldı ve altı ayın içinde
belediyeler battı" diye sordu.
1996 nüfus sayımı esaslarına göre belediyelere
katkıların oransal büyümelerinin incelenmesi halinde müthiş
artışın görüleceğini belirten Soyer, 2004'ten beri ülke
ekonomisinin büyüdüğü için de belediyelerin katkısının
oransal arttığını anlattı.
Soyer, nüfusu çok arttığı halde 1996 nüfusuna göre
katkı alan belediyelerde adaletsizlik yaşandığını
belirtti.
"Siyaset unutulmalar üzerine kurulmaz"
Haziran 2005'te nüfus sayımına karar verirken de-facto ve
de-jure nüfus tanımlarına nelerin gireceğinin tüm siyasi
partilere iletildiğini ifade eden Soyer, "Herkes bunu biliyordu,
belki unuttular ama biz unutmadık. Siyaset unutulmaların üzerine
kurulmaz. Siyaset ve politika üretimi ortaya konulan olgunun
geliştirilmesi üzerine kurulur. Şimdi buna itirazı olanlar o
zaman hiçbir itiraz yapmamışı. Doğru ve esas bilimsel olan
da bu yapılandır" dedi.
KIBRIS 15/02/07
|
NTV
Güncelleme: 16:55 TSI 16 Şubat 2007 Cuma
ANKARA
- Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin, Doğu Akdenizde petrol ve
doğalgaz aranması için ihale sürecini başlatmasının
ardından Ankara da izleyeceği stratejiyi belirledi.
Girişimin, bu
aşamada Rum Yönetiminin uluslararası hukuku çiğnediği
ortaya konularak engellenmesi ön plana çıktı.
MISIR VE LÜBNANI İKNA TURLARI
Bu çerçevede Türkiyenin dış misyonları, ilgili ülkeler ve
başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütler
bilgilendiriliyor. Rum Yönetimiyle anlaşma imzalayan Mısır ve
Lübnanı ikna için de temaslar sürüyor.
24 ŞUBATTA MGKDA GÖRÜŞÜLECEK
Uluslararası Adalet Divanına gidilmesi ise gündemde değil.
Zira, Adalet Divanına yapılacak başvurudan önce,
tarafların müzakere etmiş olmaları gerekiyor. Gelişmeler,
24 Şubattaki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında da
değerlendirilecek.
Rumların
petrol gerginliği
Rum basını,
Amerikan ve İngiliz petrol şirketlerinin de Ada açıklarında
petrol ve doğalgaz arama ihalesiyle ilgilendiğini iddia etti.
Muhalefet ise, iktidarın açıklamalarının aksine ihalenin
hayalkırıklığı yarattığını
savunuyor.
NTV
Güncelleme: 17:18 TSI 16 Şubat 2007 Cuma
LEFKOŞA
- Rum kesimindeki uluslararası petrol arama ihalesi, iktidarla muhalefeti
birbirine düşürdü. Ana muhalefet partisi Disi, ihaleyle ilgili çerçeve
toplantısına katılımın beklenenden az olduğunu
iddia etti.
muhalefetin
yayın organı Alithia gazetesi de, Petrol panayırına büyük
şirketler katılmadı başlıklı haberinde,
toplantıya 10dan az şirketin katılmasının Rum
yönetimi lideri Papadopulosu kaygılandırdığını
yazdı. Gazete, Ankaranın uyarılarının ilginin
azalmasında etkili olduğunu belirtti.
Filelefteros gazetesi ise, Devler geliyor başlığıyla
duyurduğu haberinde, ABDli Mobil ve İngiliz BP şirketleri de
dahil pek çok firmanın ihaleye ilgi gösterdiğini öne sürüyor.
KKTC:
ANLAŞMALAR BİZİ BAĞLAMAZ
KKTC Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Rum
yönetiminin Kıbrıs Türk halkının meşru hak ve
çıkarlarını ihlal niteliği taşıyan
Mısır ve Lübnan ile imzaladığı petrol anlaşmalarının
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için hiçbir şekilde
bağlayıcılığının
olmadığını bildirdi.
Bakanlık, Rum yönetiminin, çözüm yönünde çaba göstermek yerine,
izlediği sorumsuz politikalarla yeni sorunlar yarattığına
dikkat çekerek, Rum yönetimini tahrik edici yaklaşımdan vazgeçmeye,
ilgili ülke ve ihaleye katılmayı planlayan şirketleri de konunun
hassasiyetini göz önünde bulundurmaya çağırdı.
KKTC Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı Basın Bürosundan
yapılan yazılı açıklamada, Rum yönetiminin bölgede gereksiz
gerginliklere sebebiyet verecek tutum içinde olduğuna işaret
edilerek, Rum liderliğinin, Kıbrıs Adası üzerinde ve
çevresindeki doğal kaynaklardan iki tarafın da müşterek
yararlanması gerçeğini göz ardı ettiği kaydedildi.
|
NTV
Güncelleme: 14:35 TSİ 16 Şubat 2007 Cuma
LONDRA
- Guardiandaki yorum yazısında, ABD ile Türkiye arasında son
dönemde gerginleşen ilişkilerin Ermeni tasarısı nedeniyle
kopuş sürecine girebileceği belirtiliyor. Yazıda,
soykırım iddialarının tanınmasını öngören
tasarının kabul edilmesi için Demokrat Partinin kontrolüne geçen
Kongrede yeterli destek bulunduğu ifadesi yer alıyor.
Yazıda
ayrıca tasarının geçmesi için çalışma sözü veren
Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosinin de,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün Washington ziyareti
sırasında kendisine randevu vermediği
hatırlatılıyor. Guardiana göre, Beyaz Saray, tasarıya
karşı çıksa da yasalaşmasını önlemeye gücü
yetmeyebilir.
Türkiye'den NATO'ya 'Rum' mesajı
16
Şubat, 2007 13:26:00 (TSİ) CNN TURK
CNN TÜRK
Kıbrıs Rum kesiminin Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama
ihalesine çıkması üzerine, Ankara tüm olasılıkları
dikkate alan bir strateji geliştirdi. Gerilimin uzun vadede askeri alana
yansımasından endişe eden Türkiye, NATO'yu bilgilendirdi ve
''gelişmelere hazırlıklı olun'' mesajı verdi.
Kıbrıs
Rum kesiminin bilinçli olarak gerilimi artırdığını
belirten Türkiye, bu konuda hukuki olarak elinin sağlam olduğunu
savunuyor.
Doğu Akdeniz'de var olduğu tespit edilen 7-8 milyar varil petrol,
Akdeniz'e kıyısı olan ülkeler arasında yaşanan
gerilimi artırdı.
Rum kesimi petrol arama çalışmaları için ihale sürecini dün resmen başlatırken, Türkiye'nin rahatsızlığı gitgide
büyüyor.
Bu arada Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, ''Türkiye
petrolleri, Akdeniz'de normal çalışmalarını ve etütlerini
sürdürüyor. Bunlar bitince ne yapacağımıza karar vereceğiz''
dedi.
Mısır ve Lübnan da ihalelere taraf
Türkiye hem Rum kesiminin Doğu Akdeniz'de tanınmış hukuki
sınırları olmadığı halde süreci
başlatmasından, hem de Mısır ve Lübnan'ın bu
anlaşmalara taraf olmasından rahatsızlık duyuyor.
Gerilimin uzun vadede askeri alana da yansımasından endişe eden
Türkiye, NATO'ya konuyla ilgili bilgi verdi ve "gelişmelere
hazırlıklı olun" dedi.
Türkiye sorunu tüm dünyaya anlatıyor
Türkiye ayrıca, uluslararası misyonları
aracılığıyla tüm dünyaya "Kıbrıs Rum kesiminin
bu girişiminin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu",
"Birleşmiş Milletler'in konunun hukuki olarak ihtilaflı
olduğunu bir süre önce tescil ettiğini" hatırlatıyor.
Ankara'nın girişimleri Mısır ve Lübnan nezdinde de sürüyor.
Türkiye bu ülkelere de "Akdeniz'in hukuki olarak ihtilaflı bir bölge
olduğunu", "bu bölgede petrol arama çalışmaları
yapılmasının tüm ülkelerin ilişkilerini geri dönülmesi zor
noktalara taşıyabileceğini" hatırlatıyor.
Sonuç olarak; Ankara bu konuda kendisine güveniyor ve uluslararası hukukun
yanında olduğunu savunuyor.
"Buna rağmen petrol arama faaliyetine başlanırsa ne
olur" sorusuna ise, şimdilik resmi yanıt yok. Ancak gayriresmi
verilen yanıtlarda "tepkimiz sert olur" deniliyor.
KKTC: "Rum yönetimi sorun yaratma peşinde"
KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ise, Rum
yönetiminin masaya oturmak yerine fanatik bir yaklaşımla Ada'da her
gün yeni bir sorun yaratma peşinde olduğunu söyledi.
Bölgede büyük bir petrol rezervinin ortaya çıkmasıyla soruna
diğer pek çok ülkenin de dahil olabileceği uyarısında
bulunan Avcı, süreçte yeni gelişmeler yaşanabileceğini
belirtti.
Avcı, Annan Planı'nın doğal kaynaklar ve petrol konusunda
açıkça 'ortak kullanım öngördüğüne' dikkat çekerek, ''Rumlar
petrol krizi yaratarak Kıbrıs Türklerinin haklarını gasp
etmeyi, Türkiye'yi AB ve komşularıyla karşı
karşıya getirmeyi hedefliyor. Bu konuda Türkiye ve KKTC'den taviz
beklenemez'' diye konuştu.
Rum yönetiminin ''her şey benim'' anlayışı ortaya koyarak
ve seçim öncesinde şoven duyguları harekete geçirmek amacıyla
krizi 'kaşıdığını' kaydeden Avcı, bir
garantör ülke olan İngiltere'nin bu konuda sessiz kalmaması
gerektiğini ifade etti.
Kıbrıs
sularında petrol
Kıbrıs Rum Kesimi'nin petrol aramaları ihalesi sadece birinci
aşamadır. Petrol arayacak şirketin saptanması ve
aramanın fiilen başlaması aşamaları gelir. Yunanistan
Ege'de yıllardır ilk iki aşamada.
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, KKTC karasularını ve kıta
sahanlığını da kapsayan alanda petrol aramak ve
çıkartmak amacıyla ihale açması yeni bir gerilim nedeni.
Ancak... Olayı serinkanlı yorumlamak gerek.
Şöyle ki:
1- Petrol arama şirketlerine ihale açmak ve bazı şirketlere
arama izni vermek, sadece kâğıt üzerinde bir tavırdır.
2- Bu izin sonrasında fiilen aramaya başlamak ve başlatmak
aşaması gelir. İşte o düğmeye
basıldığında fiili durum oluşmuş demektir.
Türkiye de tavrını koyar.
3- Bu arada petrol bulunursa, üretim ve pazarlama ise tam bir çömleğin
patlama nedeni olur.
Bunun öncesi var.
Bu süreç ve deneyim daha önce Yunanistan'la yaşandı.
Turgut Özal, Houston'da ameliyat olmuştu. Türkiye'ye dönmek üzere
Amerika'dan ayrılmıştı.
O arada "Yunanistan'ın Ege'deki ihtilaflı bölgede petrol
aramaları için bazı şirketlere izin verdiği"
açıklandı.
Yani ihale yapılmış, arama yapacak şirketler
saptanmıştı.
2007 yılının Kıbrıs örneğinden daha ileri ve
kritik bir aşamaydı.
Dönemin cumhurbaşkanı Evren de, bir açıklama yaparak "bunun
Türkiye ile Yunanistan arasında savaş sebebi
sayılacağı" mesajını vermişti.
Ve merhum Özal'ı taşıyan özel uçak, bir gece dinlenmesi için Londra'ya
inmişti.
Onunla aynı otelde kalıyorduk.
Sabahtan başlayarak akşama kadar dünyanın etkili gazete ve
televizyonlarından muhabirler çağırttı, onlara demeçler
vererek yapılan işin yanlışlığını
anlattı.
Özal'ın özel uçağı, bir savaş ihtimaline karşı hazır
tutuluyordu. Çatışma başlarsa, risk almamak için Türkiye'ye
Rusya üzerinden uçuş rotası saptanmıştı.
Bu arada Evren'e de telefon ederek, "Paşam, sizin
mesajınızdan petrol arama izni verilen şirkete, aramayı
başlatma izni de verilirse, bu bir savaş nedenidir manasını
çıkardım. Doğru anlamış mıyım?" diye
sormuş ve Evren Paşa'dan da "aynen öyle" cevabını
aldıktan sonra derin bir nefes boşaltarak, "Şimdi artık
savaşı önleyebiliriz" demişti.
Özal'ın bütün gün süren yoğun çabalarından sonra
odasındaydık.
Gerilimli geçen birkaç saat sonra, televizyonda, Yunanistan'ın "arama
izninin verildiği ama aramalara fiilen başlanması emrinin
verilmediği" açıklaması yayımlandı.
Özal rahatladı, yanındaki kutudan ikişer üçer çikolata yemeye
başladı.
Doktoru o sırada yanında değildi. Muzipçe gülüyor, "Semra
Hanım da yok, mâni olamaz" diyordu.
Bugünlere dönersek, Türkiye'nin kararlı duruşu, ihale sonrası
fiili aramaların başlamasında caydırıcı olabilir.
* * *
GUNERI
CIVAOGLU MILLIYET 16/02/07
İhale sürecini başlattılar
LİLLİKAS: PROGRAM AKSAMAYACAK... Rum Yönetimi Mısır
Petrol Bakanı Amin Sameh Samir Fahmi'nin de katıldığı
bir toplantıyla petrol arama çalışmalarının ilk
aşaması olan şirketlere bilgi verilmesi ve ihale
başvurularının yapılması sürecini başlattı.
İhale 16 Temmuz 2007'ye kadar açık olacak. Lillikas, üç yıl önce
başlayan bir sürecin ihale aşamasına gelmiş olmasından
ötürü duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Rum hükümetinin
açıkladığı takvim ve program dahilinde hareket
edeceğini vurguladı, programın aksamayacağını
açıkladı
TÜRKİYE ANINDA TEPKİ GÖSTERDİ... Türkiye
Dışişleri Bakanlığı, Rum Yönetimi'nin,
petrol-doğal gaz gibi konularda adadaki iki halkın ortaklaşa
sahip olduğu hakları ihlal ederek ve Doğu Akdeniz ülkeleri
arasında mutabakata dayanmayan oldu-bittiler yaratarak uluslararası
ihaleler açma teşebbüslerine son vermesini beklediklerini belirtti.
Bakanlık sözcüsü Levent Bilman, "Konuya ilişkin
görüşlerimiz, başta BM olmak üzere, uluslararası örgütlere ve
ilgili bütün ülkelere izah edilmiştir. Gelişmeler tarafımızdan
yakından izlenmekte ve gerekli değerlendirmeler
sürdürülmektedir" dedi
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye'nin sert
tepkilerine karşın, Güney Kıbrıs'ın sözde
"münhasır ekonomik bölgesinde" başlattığı
petrol arama çalışmalarında ilk aşama olan şirketlere
bilgi verilmesi ve ihale başvurularının yapılması
süreci, dün Güney Kıbrıs'ta yabancı şirket temsilcileri ve
Mısır Petrol Bakanı Amin Sameh Samir Fahmi'nin de
katılımıyla başladı.
Konuya ilgi duyan şirketler, ihale sürecine katılmak için 16
Temmuz 2007'ye kadar başvuruda bulunabilecek.
Rum radyosunun haberine göre, petrol yataklarına ilişkin
bilimsel bilgilerin ve hukuki çerçevenin sunumu amacıyla
Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Hilton Otel'de gerçekleştirilen
törene katılmak amacıyla Güney Kıbrıs'ta bulunan
Mısır Petrol Bakanı Amin Sameh Samir Fahmi
yaptığı konuşmada Güney Kıbrıs ile
Mısır arasındaki "karşılıklı saygı
ile sürdürülen tarihi ilişkilere" değinerek,
Mısır'ın petrol konusunda Güney Kıbrıs ile
işbirliği yapacağı taahhüdünde bulundu.
Habere göre, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas
ise yaptığı konuşmada, üç yıl önce başlayan bir
sürecin ihale aşamasına gelmiş olmasından ötürü
duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Rum hükümetinin
açıkladığı takvim ve program dahilinde hareket
edeceğini vurguladı.
Lillikas, Türkiye'nin "tehditleri" konusunda ise, bu
"tehditlerin" Rum hükümetinin bilgisi dahilinde bulunduğunu ve
Rum hükümetinin gerekli olan zamanda ve yerde sonuç getirecek şekilde
müdahale etme durumunda olduğunu savundu.
Rum Sanayi ve Ticaret Bakanı Andonis Mihailidis ise,
Mısır Petrol Bakanı'nın sunumda yer almasından ötürü
duyduğu memnuniyeti dile getirerek Mısırlı bakanın bu
hareketinin, Mısır'ın uluslararası hukuk ve muhtemel petrol
arama ve bulma prosedürlerinin bağlı olduğu anlaşmalara
gösterdiği saygının kanıtı olduğunu ileri sürdü.
Mihailidis, şu ana kadar hemen hemen tüm büyük petrol arama ve
çıkarma şirketlerinin konuya büyük ilgi gösterdiklerini de söyledi.
Öte yandan haberde, Mısır Petrol Bakanı Fahmi ile Rum
Dışişleri Bakanı Lillikas'ın bir de görüşme
gerçekleştirdikleri yer aldı.
Habere göre görüşme sonrasında yaptığı
açıklamada Fahmi, Güney Kıbrıs'ın petrol ve doğal gaz
alanındaki tüm çalışmalarına Mısır'ın tam
destek vereceğini belirtti.
Fahmi, Mısır'ın tüm uluslararası ve hukuki yükümlülüklerine
ve dost ülkelere yönelik taahhütlerine saygılı olduğunu
belirterek şu anki dönemin Güney Kıbrıs ile Mısır
arasındaki ilişkilerin en iyi dönemlerinden biri olduğunu ve
yakın zamanda daha çok karşılıklı
yatırımların gerçekleşmesi umudunu dile getirdi.
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ise
görüşme sonrasındaki açıklamasında, son dört yılda
sürdürdüğü petrol ve doğal gaz arama çalışmalarında
Rum hükümetine yönelik işbirliği ve yardımlarından ötürü
Mısır hükümetine teşekkür etti.
Rumlar petrol için üç türlü izin verecek
Kıbrıs açıklarında petrol ve doğal gaz
aranmasıyla ilgili ihale sürecini dün başlatan Rum Yönetimi'nin
vereceği izinlerin üç türlü olacağı belirtildi.
Reuters haber ajansına göre, Rum Yönetimi, "bir
yıllık araştırma ruhsatı; iki kez, iki yıl
uzatılabilir üç yıllık keşif ve araştırma
ruhsatı; bir defaya mahsus, 10 yıl uzatılabilir, 25
yıllık işletme izni" verecek.
Dün başlatılan ihale sürecinde, ilgililere,
"Kıbrıs'ın güneyindeki denizde bulunan bir yükselti, Levant
Denizi ve Nile Deltasını kapsayan 70 bin metre karelik bir
bölge" hakkında, sismik veri ve bilgi sunulacak.
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin 2005 yılında
Mısır'la, bu yıl da Lübnan'la bölgede petrol arama ile ilgili
anlaşma imzaladığını hatırlatan Reuters, Lübnan
yakılarındaki iki petrol bölgesinin, petrol ihale sürecine dahil
edilmediğini belirtti.
Bu arada, Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından yetkilendirilen
uzmanların, Akdeniz deniz yatağının 400 ile 3000 metre
derinliklerinde, yüksek bir olasılıkla doğal gaz rezervlerinin
bulunduğunu belirttiklerini kaydeden Reuters'e göre, bölgeyi
araştıran Norveçli Geo-Sevrices'in elde ettiği verileri analiz
eden Fransız Beicip-Franlab firmasından Lucien Montadert,
"Bölgede aktif petrol sistemlerinin var olduğundan hemen hemen
eminiz" dedi.
Beş şirket gerekli bilgileri aldı
Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Antonis Mihailidis, petrol
alanında faaliyet gösteren ve bu konuda gerekli tecrübeye, teknolojik
bilgiye sahip olan beş şirketin, Kıbrıs adası,
Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğal gaz
aranması konusunda gerekli bilgileri hali hazırda
aldığını söyledi.
Konuyla ilgilenen beş şirketin, petrol konusunda bilgi almak
için Rum yönetimine 35 bin ABD doları ödemesi gerektiğini
anımsatan Mihailidis, söz konusu ihalenin 16 Temmuz 2007'de sona
ereceğini belirtti.
Rum bakan, bu döneme kadar ilgili şirketlerin koşulları
inceleyeceğini ve ilgilendikleri parsel (petrol arama
çalışmalarının yapılacağı alan parsellere
bölünmüştü) konusunda Rum yönetimine tekliflerini sunacaklarını
söyledi.
Türkiye'nin, münhasır ekonomik bölge içinde petrol aramasına
veya araştırma yapmasına da değinen Mihailidis, bunun
"korsanlık" olduğunu ve uluslararası hukuka
aykırılık teşkil ettiğini savundu.
TC Dışişleri Bakanlığı: Rumlar, oldu
bitti yaratıyor
Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Levent Bilman, Rum Yönetimi'nin, petrol-doğal gaz gibi konularda adadaki
iki halkın ortaklaşa sahip olduğu hakları ihlal ederek ve
Doğu Akdeniz ülkeleri arasında mutabakata dayanmayan oldu-bittiler
yaratarak uluslararası ihaleler açma teşebbüslerine son vermesini
beklediklerini kaydetti.
Bilman, bir soruya verdiği yazılı yanıtta, Rum
Yönetimi'nin Mısır ve Lübnan ile Doğu Akdeniz'de
"Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma
Anlaşmaları" imzalaması ve Rum Yönetimi Parlamentosunun
Kıbrıs adasının etrafında 13 petrol bölgesi ilan eden
bir yasayı kabul etmesi üzerine, Dışişleri
Bakanlığı tarafından gerekli açıklamalarda
bulunulduğunu hatırlattı.
Sözcü Bilman, "Konuya ilişkin görüşlerimiz, başta
BM olmak üzere, uluslararası örgütlere ve ilgili bütün ülkelere izah
edilmiştir. Gelişmeler tarafımızdan yakından
izlenmekte ve gerekli değerlendirmeler sürdürülmektedir" dedi.
GKRY'nin adanın tamamını temsil etmediği gibi,
Kıbrıs Türkleri adına anlaşmalar akdetme yetkisinin
bulunmadığını ifade eden Bilman, şöyle devam etti:
"Dolayısıyla, GKRY'nin petrol-doğal gaz gibi
konularda adadaki iki halkın ortaklaşa sahip olduğu hakları
ihlal ederek ve Doğu Akdeniz ülkeleri arasında mutabakata dayanmayan
oldu-bittiler yaratarak uluslararası ihaleler açma teşebbüslerine son
vermesini bekliyoruz. İhale sürecine devam edilmesinde ısrarlı
olunması, Kıbrıs adasında ve Doğu Akdeniz'de
barış ve istikrarı olumsuz etkileyecektir.
Her halükarda, bölgede petrol-doğal gaz arama faaliyetleri
gerçekleştirmeye ilgi duyabilecek şirket ve ülkelerin sağduyuyla
hareket etmelerini ve Kıbrıs sorununun hassasiyetini dikkate alarak,
BM çerçevesinde kapsamlı çözüm arayışlarına zarar
vermemelerini bekliyoruz."
Güler: Henüz çalışmamız yok
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, "Akdeniz'de
petrol araması konusunda henüz bir çalışmamız yok"
dedi.
Bir gazetecinin, "Geçtiğimiz hafta Akdeniz'de petrol aranacak
yerler Rum tarafı ile çakışabilir demiştiniz, şimdi
ihtilaflı alanlarda bir çalışmamız yok diyorsunuz"
şeklindeki sözleri üzerine Bakan Güler, "Bana eğer Akdeniz'de
arama yapılacak herhangi bir alanda çakışma olursa ne olur? diye
sorulmuştu. Ben de çakışma olursa diplomatik yolla çözülür
demiştim. Yani bu soruya yanıt verdim. Ortada bir çakışma
yok. Dolayısıyla ihtilaflı alanlar konusunda bir
çalışmamız da yok. TPAO daha önceden 2-3 boyutlu sismik
çalışmalarını yaptı. Devam eden programa göre
çalışma yapılıyor" diye konuştu.
Hristofyas: Türkiye Uluslararası hukuku çiğniyor
Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas, Türkiye'nin Kıbrıs'ın batısında petrol
arama çalışmalarına başlayacağı yönünde haberleri
eleştirerek, "Bu, Türkiye'nin uluslararası hukuku ihlal
ettiğinin ispatıdır" iddiasında bulundu.
Çin Halk Cumhuriyeti'ne yaptığı resmi ziyareti
tamamlayarak Güney Kıbrıs'a dönen Hristofyas, Larnaka
Havaalanı'nda, Türkiye'nin Kıbrıs'ın batısında
petrol arama ve çıkarma çalışmalarına
başlayacağı yolundaki haberlerle ilgili bir soru üzerine,
"Türkiye'nin eylemlerinin uluslararası hukuka ve deniz hukukuna
saygı duymadığını gösterdiğini" öne sürdü.
"Türkiye, komşu ülkelerin egemenliğine saygı
duymaz" iddiasında da bulunan Hristofyas, "Türkiye'nin bir
bölümünü 'işgal' ettiği Kıbrıs'tan bahsetmiyorum,
diğer komşu ülkeler, örneğin Mısır, Suriye ve
Lübnan'dan bahsediyorum. Türkiye'nin eylemini bir kez daha şiddetle
kınamak istiyorum" ifadesini kullandı.
KIBRIS 16/02/07
Rum polisi, KKTC'den mal alan İsrailli işadamını
tutukladı
Rum radyosunun haberine göre, Larnaka Havalimanı'na gelişinde
yapılan gümrük ve pasaport kontrolleri sırasında İsrail
uyruklu iş adamının üzerinde KKTC'den Rum malı satın
aldığına ilişkin belgeler tespit edildi. Belgelerin
incelenmesinin ardından İsrailli işadamı tutuklandı.
Haberde, İsrailli iş adamının, yabancı bir
şirketin müdürlerinden olduğu ve 7-8 Şubat 2007 tarihlerinde
KKTC'deki bir emlak bürosuna, Girne'de bulunan Rum malı için 40 bin ABD
Doları kaparo yatırdığının tespit edildiği
iddia edildi.
KIBRIS 16/02/07
Limasol imamı görevden alındı,
Kıbrıslı Türkler isyan etti
GÖREVDEN ALMAYA KARŞI EYLEM... Limasol imamı Baysal Gülboy,
Güney'deki azınlıkların dini liderleri toplantısına
katıldığı ve Kıbrıslı Türkleri
azınlık konumuna düşürdüğü için, KKTC Dışişleri
Bakanlığı'nca görevden alındı. Olaya tepki gösteren
Kıbrıslı Türkler bugün eylem yapıyor
Ali CANSU
Dışişleri Bakanlığı, Limasol'daki camide
2004 yılından beri Kıbrıslı Türklere imamlık
yapan Baysal Gülboy'u Güney'deki azınlıkların dini liderleri
toplantılarına katıldığı ve
Kıbrıslı Türkleri azınlık konumuna düşürdüğü
için görevden aldı. İmamın görevden alınmasına tepki
gösteren Kıbrıslı Türkler ise bugün Limasol'da eylem
yapıyor.
Dışişleri Bakanlığı Genel Koordinatörü
Fahri Yönlüer, Baysal Gülboy'un görevden alınmasını
doğruladı ve gerekçe olarak Gülboy'un belirli günlerde Güney'de
yapılan azınlıkların dini liderleri
toplantılarına Dışişleri Bakanlığı'na
bilgi vermeden katılmasını gösterdi. Gülboy'un toplantıya
Müslüman Türk toplumu adına katıldığını kaydeden
Yönlüer, kendisini bakanlığa çağırarak bakanlığa
ve Diyanet İşleri Başkanlığı'na niçin bilgi
vermediğini sordukları zaman, "Bize müftü yok. Din
İşleri var. Bir yere gideceksem danışmama gerek yok"
cevabını aldıklarını söyledi.
Yönlüer, Konunun dışişleri bakanına
aktarıldığını ve bakanın devletin
kurumlarını tanımayan Baysal Gülboy'un görevden alınmasını
istediğini ve yerine Rumca, İngilizce ve Arapça dillerini bilen
Oğuz Metiner'in getirilmesi için önümüzdeki hafta Bakanlar Kurulu'na bir
öneri götüreceğini söyledi.
Gülboy'un 2004 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile
Limasol'a imam atandığını ifade eden Fahri Yönlüer, o
günden bugüne kadar Baysal Gülboy'un Limasol'daki camide görev
yaptığını da belirtti.
Bugün eylem var
Baysal Gülboy'un görevden alınışını protesto
etmek için Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Tükler bugün saat
11.00'de Gülboy'un imamlık yaptığı camii önünde eylem
yapıyor.
KIBRIS 16/02/07
Rumlarda
hayal kırıklığı
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Ada'nın doğusundaki denizde
petrol ve doğalgaz arama-çıkarma lisansları vermek için önceki
gün açtığı ihale sürecine beklenen ilgi olmadı ve bu durum
Rum Yönetimi'nde hayal kırıklığı yarattı. Rum
Alithia gazetesi, lisans verme ihalesi için düzenlenen törene 80 şirketin
katılmasının beklendiğini, ancak 10'dan az sayıda
şirketin yetkilisinin katıldığını bildirdi.
Büyük şirketler katılmadı
Gazete, "Büyük şirketlerin katılmayışı ve genel
olarak çok az sayıda şirketin yer alması, hükümeti
kaygılandırdı. Buna paralel olarak, davetli listesi basına
açık olmasına rağmen, Ticaret Bakanlığı, törene
katılanların listesini kamuoyuna açıklamadı" diye
yazdı. Lisans ihalesinde Türkiye'nin kaygıları nedeniyle yer
almak istemediği belirtilen Lübnan'ın törene sadece elçilik
bürokratları düzeyinde katıldığı görüldü.
Mısır ise törene bakan gönderdi.
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas, Türkiye'nin
uyarıları konusuna değinirek, "Rum Yönetimi'nin, haberleri
izlediğini ve gerekli gördüğü zaman, sonuç alıcı
müdahalelerde bulunabilecek durumda olduğunu" söyledi. Lillikas,
Mısır'ın lisans törenine bakan düzeyinde
katılmasını, "Türk tehditleri konusuna net bir
açıklama" olarak nitelendirdi.
MILLIYET
17/02/07
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün saat 15.15'de, Rum
Yönetimi eski Başkanı Glafkos Klerides'i yatmakta olduğu
Apollonion Hastanesi'nde ziyaret etti.
Klerides'i ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Talat'a eşi Oya
Talat, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev ve Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik etti.
Cumhurbaşkanı Talat'ı hastanede Rum Yönetimi eski
Başkanı Glafkos Klerides'in kızı Keti Klerides
karşıladı.
Cumhurbaşkanı Talat, zatürree teşhisi konulan ve birkaç
gün önce anjiyo yapılan Klerides'e, çiçek ve tatlı götürdü.
Hastanenin birinci katına çıkmak için korumaları ile
birlikte asansöre binen Talat'ın asansörünün sıkışıp
kapılarının açılmaması sonucu hastanede kısa
süreli heyecan yaşandı.
Cumhurbaşkanı Talat, yaklaşık 15 dakika süren
ziyaretinden sonra, olayı izleyen Türk ve Rum gazetecilere açıklama
yaptı.
Cumhurbaşkanı Talat, Klerides'in çok iyi durumda
olduğunu, geçirdiği zor operasyonun ardından neşeli, hayata
umutla bakan halinin devam ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, yaptığı insani
ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Klerides'in de kendisini
görmekten çok mutlu olduğunu, içeride kendisine bol bol şaka
yaptığını anlattı.
Talat, Klerides'e ne getirdiğinin sorulması üzerine,
"Kendisine tatlı getirdik, geleneğimizdir" dedi.
Rum gazetecilerin diğer konularda soru sormak istemesi üzerine
Talat, "Politik sorulara cevap vermek istemiyorum" diyerek reddetti.
Ziyarete, Türk ve Rum basını yoğun ilgi gösterdi.
KIBRIS 17/02/07
Limasol'da yönlendirilmiş eylem
Ali
CANSU
KKTC Dışişleri Bakanlığı'nın
Limasol'daki camide Kıbrıslı Türklere imamlık yapan Baysal
Gülboy'u Güney'deki azınlıkların dini liderleri
toplantılarına katıldığı ve
Kıbrıslı Türkleri azınlık konumuna düşürdüğü
için görevden almasının ardından Kıbrıslı Türkler
dün saat 11.00'de Köprülü Hacı İbrahim ağa Camii'nde önünde
Kıbrıs Rum tarafı yetkililerince yönlendirilmiş bir eylem
yaptı.
Eylemin yapılacağı saat bölgede eylem
yapılacağına dair hiç bir hazırlık yokken
ansızın cami önünde çoğunluğunu ilkokul
çocuklarının oluşturduğu bir grup toplandı.
Rum "Extra" televizyonu ile Rum polisinin de izlediği
eylemde çocukların ellerine hocanın kendileriyle birlikte
çekilmiş fotoğrafları verildi. Bu fotoğrafları
gösteren çocuklara, Rum extra televizyonu kameraları önünde "Biz
hocamızı isteriz" diye slogan attırıldı.
Çocuklar ve anneleri 2004 yılından beridir Köprülü Hacı
İbrahim ağa Camii'nde imamlık yapan Baysal Gülboy'un çok iyi ve
öğretici bir hoca olduğunu ve görevden alınmasını
istemediklerini söyledi. Hocanın belirli dönemlerde gerek camide gerekse
Rum okuluna gelerek Müslüman dini hakkında kendilerine bilgiler
verdiğini kaydeden çocuklar ve anneleri hocanın görevden niçin
alındığını bilmediklerini söyledi.
Eylem Rum tarafından kışkırtıldı
Çocukların anneleri ile çocuklara "Buraya niçin
geldiğinizi ve eylem yaptığınızı biliyor
musunuz?" diye sorduğumuzda, "Limasol'da Kıbrıs
Türklerin mallarından sorumlu dairede memur olarak çalışan
Eleni, bize camii önüne gitmemizi ve burada ne yapacağımızı
bize söyleyeceklerini söyledi. Biz de geldik" dediler.
Hocanın niçin görevden alındığını
bilmediklerini ifade eden aileler ve çocuklar onlara gerçeği
anlattığımız zaman "Bize hiç bir şey
söylemediler. Eğer hoca yetkililerden izin almadan dini
azınlıklar toplantısına katıldı ise çok
yanlış yaptı. Biz de burada çok yanlış yaptık.
İnşallah bizi yetkililer yanlış anlamaz. Konuyu bilmiyorduk"
dediler.
Limasol'da Kıbrıslı Türkler kullanılıyor
Kıbrıs Türk tarafından kendilerine yeterli ilginin
gösterilmediğini iddia eden Limasol'da yaşayan
Kıbrıslı Türkler KKTC yetkililerin kendileri ile daha fazla
ilgilenerek sorunlarına çare bulunmasını istedi.
Edindiğimiz bilgiye göre çoğunluğunun gurbet
olduğu bölgede Kıbrıs Türk mallarından sorumlu dairede
çalışan Eleni diye bayan bir memurun gurbetleri kontrolü altında
tutması için belirli dönemlerde onlara para ve yiyecek yardımı
yaparak onlara istediğini yaptırdığı da iddia edildi.
Dün gerçekleştirilen eylemin de adeta belirli merkezden
yönlendirilmiş olduğu aileler ve çocukların
açıklamaları ile ortaya çıktı.
Limasol'da yeni hoca ile ilk namaz kılındı
KKTC Dışişleri Bakanlığı Genel
Koordinatörü Fahri Yönlüer, Baysal Gülboy'un yerine dün Oğuz Metiner'in
gönderildiğini ve görevine başladığını söyledi.
Oğuz Metiner'in dün Limasol'daki "Köprülüzade Hacı
İbrahim ağa" Camii'ne gittiğini, hiç bir sorunla
karşılaşmadığını ve görevine ilk
namazını bölgedeki Kıbrıslı Türk vatandaşlara
kıldırdığını belirtti.
Küçük düşürücü bir olay olmadı
Limasol'daki Köprülüzade Hacı İbrahim ağa Camii'nde
imamlık yapan ve görevden alınan Baysal Gülboy KIBRIS'a
yaptığı açıklamada, KKTC Dışişleri
Bakanlığı'nın iddia ettiği gibi, Kıbrıs
Türklerini azınlık durumuna düşürecek bir toplantıya
katılmadığını söyledi.
Gülboy, Limasol'da Kıbrıslı Türk çocukların
yanında çeşitli dinlerden öğrencilerin okuduğu ilkokulda
öğrenciler her dinin din adamından kendi dinlerini dinlemek
istediği yönünde yönetimden bir isteği olduğunu kaydetti. Daha
sonra Müslüman, Hıristiyan, Maronit, Ermeni ve Latin dinlerinden din
adamlarının okula giderek 10'ar dakikalık kendi dinlerini
anlatan bir konuşma yapıldığını ve olayın
bundan ibaret olduğunu ifade eden Gülboy, "Ben Kıbrıs
Türklerini orada aşağılayıcı ve küçük düşürücü
bir şey yapmadım. Üstelik, ben cüppem ve sarığım ile
oraya gidip ders verdim. Bana karşı küçük düşürücü bir muamele
de olmadı" dedi.
Gülboy, kendisinin 2004 yılında KKTC Bakanlar Kurulu
tarafından Limasol'daki camiye imam olarak atamasına rağmen,
Dışişleri Bakanlığı'nın telefonla kendisini
görevden alma şeklini de anlayamadığını söyledi.
Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türkler ne dedi?
Ayhan Mehmet
Geçtiğimiz hafta çeşitli din adamlarının
katıldığı din amaçlı bir toplantı
yapıldı. Hoca da bu toplantıya katıldı ve konuşma
yaptı. Ancak konunun siyasi amaçlı olduğunu bilmiyoruz. Daha
sonra hoca görevden alındı.
Abdurrahman Davulcular
Biz hocamızı geri istiyoruz. Bize devamlı iyi
davranırdı. Çünkü hocamız çok iyidir. Hocamızın
görevden niçin alındığını bilmiyoruz. Ancak, hocamız
izin almadan toplantılara katıldıysa çok yanlış
yaptı. Bu yüzden daha önce Rum televizyonuna
yaptığımız açıklamalar da yanlıştır.
Şenay Davulcular
Hocamız çok iyidir. Biz ona çok
alışmıştık. Çocuklarımıza din dersleri verir
ve onlara namaz kılmayı öğretir. Ancak, hoca
Kıbrıslı Türkleri azınlık durumuna düşürecek bir
toplantıya katıldıysa çok hata yapmıştır. Tabii
ki büyüklerimiz en doğrusunu yapar ve yaptı da.
Halide Davulcular
Biz camimizde başka hoca istemiyoruz. Çocuklarımıza
dersler verir. Camiye özellikle Cuma günleri 300'ün üzerinde kişi namaz
kılmaya gelir. Ancak, hocanın görevden niçin
alındığını ve buradaki eylemi de niçin
yaptığımızı bilmiyorduk. Siz gerçeği
söylediğiniz zaman yanlış yaptığımızı
anladık. İnşallah büyüklerimiz bize kızmaz.
Halide Hüseyin
Hocamız belirli gülerde camiye gelerek bize
ders verirdi ve dinimiz hakkında bilgiler de aktarırdı. Okula da
geliyordu. Hocamızın niçin görevden
alındığını bilmiyoruz. Bugün buraya geldi ve bize İskele'de
görev yapacağını buraya artık gelmeyeceğini söyledi ve
gitti.
KIBRIS 17/02/07
İKT'de KKTC'deki izolasyonların kaldırılmasına vurgu yapıldı
İslam Konferansı Teşkilatı'nın (İKT) 9.
Parlamenterler Birliği (İKTPAB) konsey toplantısı Kuala
Lumpur'da sona erdi.
Toplantıya katılan Türk heyetinin KKTC ve Batı Trakya
Türklerinin haklarının korunmasını içeren önerileri
kapanış bildirisinde yer aldı.
Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da yapılan İKTAB
toplantısına Türkiye adına katılan Milletvekili Mustafa
Sait Yazıcıoğlu başkanlığında, İnal
Batu ve Mustafa Eyicioğlu'ndan oluşan üç kişilik parlamenter
heyeti, Irak'ta toprak bütünlüğü, devlet bütünlüğü ve Irak'ın
bölünmemesiyle ilgili gerekli açıklamanın bildiride yer
almasını önerdi. Bu öneri de Iraklı parlamenterlerin
karşı çıkmasına rağmen kapanış bildirisine
konuldu.
Türk heyeti başkanı Yazıcıoğlu, dün
yapılan kapanış oturumunda, İstanbul'da yapılan
dördüncü konferansta vurgulanan, Türk tarafının Kuzey
Kıbrıs ve Batı Trakya'da yaşayan Müslüman
azınlıkla ilgili görüşlerinin kapanış bildirisinde yer
alması için çaba harcadığını belirterek
şunları söyledi:
"Kıbrıs'la ilgili, hem KKTC'nin devlet olarak
onayı, hem de ekonomik, siyasi kültürel izolasyonların
kaldırılması konusunda İslam ülkelerinin desteğinin
sağlanması gereği, kapanış bildirisinde
vurgulandı.
Batı Trakya'daki Müslüman Türk
azınlığının Lozan'dan kaynaklanan her türlü dini
haklarını rahat bir şekilde kullanabilmeleri konusu net olarak
yer aldı. Azerbaycan'ın Yukarı Karabağ'la ilgili
söyledikleri aynen teyit edildi."
Yazıcıoğlu, toplantıya gelirken
Dışişleri Bakanlığı ile yaptıkları
görüşmede ele aldıkları konuların sonuç bildirisinde yer
alması için müzakerelere katıldıklarını belirterek,
"Her türlü amacımıza ulaşmış olduk. Bildiride yer
alan, hemen uygulamaya gelecek diye bir şey yok. Ama her türlü bildiride,
bu konuların sonuç bildirgesinde yer alması, dokümanlara geçmesine
dikkat ediyoruz. Hedeflerimize tam olarak ulaşmış
durumdayız" diye konuştu.
"Bu tür toplantılarda Filistin gibi, Irak gibi
kronikleşen sorunların ön planda olduğunu" belirten Yazıcıoğlu,
"bu konulara bu toplantılarda çok vakit
ayrıldığını, ancak bu klasik sorunların çözümünün
sadece bu toplantılar olmadığını belirttiklerini"
söyleyerek, "Bunlarla ilgili çözüm üretelim, ama bunların
etrafında takılıp kalmayalım. İslam
dünyasının demokratikleşme, eğitim sağlık, gelir
dağılımındaki dengesizlik sorunları var. Bunlara
yavaş yavaş eğilelim" dedi.
İKTPAB İcra Komitesi üyesi Mersin Milletvekili Mustafa
Eyiceoğlu da "bazı İslam ülkelerinde kadının
Türkiye'deki anlamda rolü bulunmamasından dolayı, kadının
İslam toplumunda layık olduğu yere gelmesi için, toplumsal
yaşamda aktif bir noktaya getirilmesi amacıyla, Türk
tarafının talebinin sonuç bildirisinde de yer
aldığını" söyledi.
Bildiride ayrıca, Irak'taki gelişmelerin bütün İslam
dünyasında endişeyle izlendiği ve ülkedeki terör
olaylarının bir an önce sona erdirilmesi konusu yer aldı.
Bildiride, Filistin konusunda, İsrail'in
uyguladığı kabul edilemez ambargonun kaldırılması
ve saldırıların bir önce durdurulması, Kudüs'te El Aksa
Camisi civarında yapılan çalışmaların bütün İslam
dünyasında tepkilere neden olduğu ifade edildi ve ulusal birlik
hükümetinin desteklenmesi istendi.
KIBRIS 17/02/07
ERCAN'A KÖRÜKLÜ TERMİNAL... Ercan Devlet Havaalanı'nda,
havaalanı işletmeciliğinin özlenen düzeyde
olmadığını itiraf eden Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ercan'ın
standardının yükseltilmesi gerektiğini, daha bilinçli ve
organize çalışmaların yapılmasının şart
olduğunu belirtti. Usar, bunların yanında Ercan'a
yap-işlet-devret modeliyle yeni körüklü bir terminal binasının
yapılacağını söyledi
LİSANS DEVRİ BU HAFTA GERÇEKLEŞEBİLİR...
Usar, açıklamalarında Ercan için yeni park yeri düzenlemesinin hemen
devreye gireceğini, Ercan'ın iç kısmında önemli
değişikliklere gidileceğini, yeni pistin ihalesine bu yıl
içerisinde çıkılacağını, Geçitkale
Havaalanı'nın uçak bakım ile kargo işletmeciliğine
açılacağını belirtti. Usar, KTHY'nın çok yönlü bir
reorganizasyona gittiğini ifade ederek, ayrıca hızlı
internet projesi olan ADSL ile GSM'deki ilk lisans devir işleminde son
aşamaya geldiklerini kaydetti ve Karayolları Master Projesi'nin de bu
yıl devreye gireceğini söyledi
Ali CANSU
Ercan Devlet Havaalanı'ndaki işletmenin özlenen düzeyde
olmadığını kabul eden Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar, çok yakında Ercan'da köklü
değişikliklere gidileceğini belirtti ve Ercan'a körüklü bir
terminal binası yapılacağını açıkladı.
Bakan Usar, Ercan Devlet Havaalanı'nın sorunlarından,
alanda yeni yapılacak projelere, KTHY'dan, GSM'deki lisans devir anlaşmasına,
hızlı internet ağı olan ADSL'e, Güzelyurt ve Girne çevre
yolları ile karayollarındaki yeni yatırımlara kadar bir çok
konuda KIBRIS'a önemli açıklamalarda bulundu.
Ercan Havaalanı'nda havaalanı işletmeciliğinin
özlenen düzeyde olmadığını itiraf eden
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar,
Ercan'ın standardının yükseltilmesi gerektiğini, daha
bilinçli ve organize çalışmaların yapılmasının
şart olduğunu belirtti.
Ercan'daki park sorununun ciddi bir sorun olduğunu ve uzun
zamandır üzerinde çalıştıklarını ve konu ile
ilgili olarak teknik, idari şartnamelerin
hazırlandığını kaydeden Bakan Usar, şu anda ise
park yerinde çok büyük bir alan varmış gibi bir düzenleme söz konusu
olduğunu ve alanın büyük bir savurganlıkla
kullanıldığını söyledi.
Ercan'ın yeni park yeri düzenlemesinin hemen devreye
gireceğini, Ercan'ın iç kısmında önemli
değişikliklere gidileceğini, yeni pistin ihalesine bu yıl
içerisinde çıkılacağını kaydeden Usar, Geçitkale
Havaalanı'nın uçak bakım ile kargo işletmeciliğine
açılacağını belirtti.
Usar, KTHY'nın çok yönlü bir reorganizasyona gittiğini ifade
ederek, ayrıca hızlı internet projesi olan ADSL ile GSM'deki ilk
lisans devir işleminde son aşamaya geldiklerini kaydetti ve
Karayolları Master Projesi'nin de bu yıl devreye gireceğini söyledi
Ercan'daki park yerine
otomatik geçiş sistemi
Ercan'daki park alanının verimli olarak
kullanılmasını sağlamak için yeniden
projelendirildiğini ve yaklaşık 700 araçlık bir park yeri
belirlendiğini ifade eden Usar, konuşmasına şöyle devam
etti:
"Bu proje yapılırken iki noktadan girilecek. Yeni
düzenlenecek park yerinin giriş kısımlarında otomatik
bariyerlerin kalkıp ineceği, araç geçerken
algılayacağını ve araç geçtikten sonra bariyerin kapanacağı
bir sistem olacak. Bunun yanı sıra başka bir noktada otomatik
bilet veren makineler, ödemeyi yapan, abone kartını okuyan başka
cihazlar olacak. Bunların teknik nitelikleri de şartnameye eklendi.
Tüm bunlar yapıldıktan sonra, bu cihazlardan otomatik olarak Sivil
Havacılık Dairesi merkezi bilgisayar ağına bağlantı
verecek. Günün her anında ne kadar araç girdiğini, ne kadar abone
girdiği görülecek ve denetim de sağlanmış olacak.
Ayrıca her park yerine girişte, içeride kaç aracın park
ettiğini gösterecek dijital cihazlar olacak. İçeride kaç aracın
daha park edebileceğini belirtecek.
Biz, 'Ercan dökülüyor' haberini yapan başta size ve KIBRIS'a
teşekkür ederiz. Çünkü, sorun yeni değildir. Eğer siz oradan
gelir elde etmezseniz ve park ücreti almazsanız, yurt
dışına gidecek olan aracına biner park yerine park eder. Bütün
bu projelerin yerinde izlenmesi ve proje hazırlanması için belli
zaman gerekiyordu. Biz iki hafta önce Merkezi İhale Komisyonu'na verdik.
Ancak elden teklif almak suretiyle park yerini verebiliriz.
Aciliyet söz konusu olduğu için belli bir süre, örneğin
KTHY'ye vermek ve KTHY'den belli bir pay almak ve buradan sembolik dahi olsa
belediyeye de pay vermekte söz konusu olabilir. Parkın gideri KTHY ile
devlet arasında paylaşılacaktır. Bakanlık olarak bizim
yaptığımız tahminlere göre, bu oranda küçümsenmeyecek bir
gelir elde edilecektir. Burada park düzenini sağlayacak belli görevliler
de olacak. Bununla, kontrolsüz park ile belli kurallara uymayanlar
önlenmiş olacak."
Ercan'ın içerisinde önemli değişiklikler yapılacak
Ercan Havaalanı'nın içerisinde bazı bölümlerin son
derece sıkışık olduğu ve bu alanları
ferahlandırmak için bina içerisindeki belirli bölümlerin yeniden gözden
geçirileceğini belirten Bakan Usar, buralarda değişiklikler
yapılacağını söyledi.
Yolcu geliş terminal binasının dışına
çardak ve kapılar kurulmasının gündemde olduğunu ve alana
giriş kontrollerinin dışarında yapılmasının
düşünüldüğünü ifade eden Usar, yolcuların check-in
yapacağı, cafelerden yararlanacağı ve yolcuları
göndermek için gelen yakınlarının daha çok kullanabilecekleri
bir alan yaratmaya çalışacaklarını kaydetti.
Ercan'da iki tane bagaj bandı olduğunu ve
sıkışıklık yaşanmasıyla bant
uzunluklarını 90 metreye çıkararak üçüncü bir bant ilavesi de
yaptıklarını anlatan bakan Usar, dış
kısımdaki alanın üçüncü bandın verimli bir biçimde
çalışmasına izin vermediğini ve bu alanda da düzenlemeye
gidileceğini kaydederek, yeni düzenlemeyle iki milyon yolcuya kadar rahat
ve sıkışıklığa neden olmadan yolcuların
bagajlarını almasına olanak sağlanacağını
söyledi.
Chech-inler ile pasaport kontrol noktaları değişiyor
Bazı alanların olması gereken büyüklükte ve
genişlikte olmamasına karşın bazı alanların da
gereğinden fazla mekanlara sahip olduğunu ifade eden Usar,
"İlk etapta master planda 4-5 milyon Euro'luk bir harcama yaparak
apronun genişletilmesi, check-inlerde yeni countuarların
açılması, pasaport kontrollerindeki
sıkışıkları gidermek için yeni düzenlemeye
gidilecektir" dedi.
Usar, pasaport kontrolündeki
sıkışıklıkları ortadan kaldırmak için
aynı hat üzerindeki kontrol noktaları yerine önde ve geride olmak
üzere daha fazla sayıda kontrol noktalarını hayata
geçireceklerini kaydetti ve bununla gelen yolcunun pasaport kontrolü için daha
az bekleyeceğini söyledi.
Ercan'a körüklü yeni terminal binası
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, Ercan ile ilgili uzun vadeli bir master plan projeleri bulunduğunu
ifade ederek, bunun yeni bir apron, pist, kule, itfaiye, yeni gümrük deposu ile
yeni terminal binası inşaatını
kapsadığını belirtti.
Ercan'da yeni terminal binası inşa edilirken bazı
alternatifler üzerinde durduklarını kaydeden Usar,
yap-işlet-devret modeli ile 5-6 körüklü bir terminal binası
yapılmasının düşünüldüğünü söyledi.
Ercan için en iyi, en fonksiyonel ve çağdaş terminal
binalarında olması gereken ne ise o yönde bir terminal binası hedeflendiğini
anlatan Usar, "Şu anda eksikliği kendisini hissettiren bankalar
ve havayolu şirketlerinin müşterilerinin rahat edecekleri ortamlar
olan 'CIP salonu' kurulması yönünde çalışmalar da yapılıyor.
Şu anda terminal binasının üst katında kullanılmayan
alanların 'CIP salonu' olarak düzenlenmesi konusunda bir çalışma
başlattık. Kullanılmayan üst bölüm gidiş salonuna
bağlanacak. Tüm bunlar yapılırken Ercan'ın
kapatılması söz konusu olmayacaktır" dedi.
Ercan'ın alanının genişletilmesinin de söz konusu
olduğunu kaydeden Usar, çıkış ve giriş terminallerinin
ayrılabileceğini, otoparkın ise çok katlı yerine yer
altı otopark olarak düşünüldüğünü dile getirdi. Bakan Usar,
bütün bu çalışmaların tamamlandığı zaman
Ercan'ın daha modern bir konuma geleceğini söyledi.
Ercan'a ana girişteki X-ray cihazlarında yaşanan
sıkışıklığın giderilmesi için Polis Genel
Müdürlüğü ile konunun yeni baştan ele alınması
gerektiğini belirten Usar, "Bazı zamanlar orada çok
sıkışıklık oluyor ve bu giderilmeye
çalışılacak" dedi.
Geçmişte bazı kullanım hatalarından dolayı
Ercan'daki tuvaletlerde bozulmalar olduğunu ve bunların
zamanında giderildiğini anlatan Bayan Usar, ancak bazı zaman
aksamaların da yaşandığını dile getirdi. Bakan
Usar, bu aksamaları ortadan kaldırmak için Ercan Havaalanı'nın
temizliğinin ihale ile özel bir şirkete verdiklerini ve bu tür küçük
bakım ve onarımların da temizliği yapan şirket
tarafından yapılması konusunda şartnameye hüküm
koyduklarını kaydetti. Alanda görevli olanlar ile bu küçük
bakımları yapan temizlik şirketi arasında bir koordinasyon
bozukluğu nedeniyle bu sıkıntıların ortaya
çıkmış olabileceğini anlatan Usar, bunun giderilmesi için
Sivil Havacılık Dairesi'ne gerekli talimatların verildiğini
söyledi.
Gidiş salonuna yolcu salonları yapılacak
Salih Usar, yolcuların uçağa binme noktasındaki
çıkış kapılarının
artırılacağını ve başka havaalanlarında
olduğu gibi check-in yapıldıktan sonra son noktada küçük odalar yapılacağını
kaydederek, burada polisin X-ray kontrol yaptıktan sonra yolcunun
uçağa gireceğini söyledi.
Şu anda Ercan Havaalanı'nda havaalanı
işletmeciliğinin özlenen düzeyde olmadığını
itiraf eden bakan Usar, Ercan'ın standardının yükseltilmesi
gerektiğini, daha bilinçli ve organize çalışmaların
yapılmasının şart olduğunu belirtti. Salih Usar, bütün
bunların ele alındığı zaman Sivil
Havacılık'ın gerçek anlamda sivil havacılık
yapacağını, meydan işletmeciliğinin başka bir
konu olduğunu, onun da bu işte uzmanlaşmış olan
kişilere yaptırılacağını ifade etti.
Sigara yasağına karşı polis hassasiyet göstermeli
Usar, sigara içilmesinin yasayla yasaklanmış olduğunu
ve kamuya açık yerlerde belli mekânlarda sigara içildiğini ve
Ercan'da da bu yasayı uygulama konumunda olan polisin hassasiyet
göstermesi gerektiğini söyledi.
Bu yıl yaza kadar master planının hayata geçirilmesi
konusunda ihaleye çıkılması gerektiğini ve bu noktada
çalışmalar yaptıklarını ifade eden Usar, Türkiye'den
bu alanda deneyimli özel şirketlerin Ercan'a gelerek çalışmalar
yaptıklarını anlattı.
Salih Usar, "Türkiye'de Devlet Hava Meydanları
İşletmeleri de Geçitkale ve Ercan'da çalışmış ve
ihale konusunda bizlere bilgiler vermişlerdir. Bu çalışmalar bu
ay içerisinde sonuçlandırılacaktır" dedi.
Geçitkale Havaalanı kargo ve uçak
bakım hizmetine açılıyor
Bakan Salih Usar, Geçitkale Havaalanı'nın kargo ve uçak
bakım hizmetine yönelik hizmet vermesinin
planlandığını kaydederek, "Özellikle uzak doğu ve
Afrika'dan meyve sebzenin KKTC'ye getirtilerek işlenip, burada kurulacak
paketleme tesislerinde paketlendikten sonra Orta Doğu ve Avrupa'ya bu ürünlerin
ihraç edilmesi gündemdedir" dedi.
Usar, bu konuda şartnamenin
hazırlandığını ve şubat ayı içerisinde
Geçitkale'deki ihaleye çıkmış olacaklarını belirtti.
Yeni pist için ihaleye çıkılıyor
Sisli havalarda uçakları indirme özelliğine sahip olan
"ILS" cihazının yeni pistin yapımıyla
alınacağını ifade eden Salih Usar, bu yıl içerisinde
yeni pist ihalesine çıkmanın düşünüldüğünü ve
inşaatın iki yılda tamamlanması gerektiğini söyledi.
Usar, ikinci pist yapıldıktan sonra şu anda mevcut olan
pistin yedek pist olarak kullanılmasının düşünüldüğünü
kaydetti.
KTHY hep zarar etmiş bir şirkettir
Bir hava yolu şirketinin verimlilik noktasını çok iyi
hesaplaması gerektiğini, uçağın ne kadar yerde kalırsa
o kadar zarar edeceğini söyleyen Salih Usar, bütün hava yolu şirketlerinin
yoğun sezonda başka uçak şirketlerinden uçak kiralayıp, ölü
sezonda ise tarifeli seferlerini yapmak için uçaklarını
tutmaları ve ihtiyaç fazlası uçaklarını da başka
yerlere kiralaması gerektiğini söyledi.
KTHY'nin uçak kiralamış olmasının doğru ve
yerinde bir karar olduğunu anlatan Usar, 1975 yılından 2006
yılına kadar KTHY'nin fonksiyonel olarak hep zarar etmiş bir
şirket olduğunu kaydetti. Bayrak taşıyıcı rolünü
üstlenen KTHY'nin ülke turizmine yolcu getirmek için zarar dahi etse hükümetin
verdiği talimatlar ve telkinler sonucunda belli destinasyonlara uçmak
zorunda kaldığını ve bunu yaparken de önemli miktarlarda
zarar ettiğini anlatan Usar şöyle devam etti:
"Ancak, geçmiş yıllarda KTHY'de yüksek enflasyon ve
faiz söz konusu idi ve KTHY elinde olan birikimini devlet tahvili ile repoya
yatırmak suretiyle faaliyet dışında elde ettiği faiz
gelirleriyle bu zararını kapatır ve belli bir miktar da kâra
geçerdi. Ancak, 2004'den sonra faizlerin düşmesinden ötürü zararı
artmaya ve zararı kapatacak faaliyet dışı gelirlerinde
azalmalar olması nedeniyle bir denge sağlanıyordu. KTHY'yi
devralma noktasında KTHY'nın sahip olduğu likitten de
yararlanıldı ve faaliyet dışı gelirlerinde ciddi
düşüşler meydana geldi. Böylece 2006'yı zarar ile kapattı.
Bunun bir başka etkisi ise özellikle nisan ayından itibaren
çok ciddi ve boyutu yüksek olan kıran kırana bir rekabet
yaşanmıştır. Daha önce faaliyette olmayan Pegasus ve Atlas
Jet devreye girmiştir. KTHY'nin uyguladığı ücret
politikaları ve çalışanlarına sağladığı
diğer sosyal menfaatlerden ötürü de rekabet gücünde ciddi azalmalar
olmuştur. 2006 yılında petrol fiyatlarında yaşanan
artışları karşılamak için biletlere zam yapma
ihtiyacı duymuş ve ülke turizmine olumsuz etki yapacağından
hareketle hükümetimiz buna izin vermedi. Bu da zararın büyümesine neden
oldu."
KTHY çok yönlü bir çalışma içerisinde
Usar, KTHY'nin çok yönlü bir çalışma içerisinde
olduğunu ve şirketin reorganizasyona giderek belli faaliyetleri
dışarıdan hizmet alımı şeklinde sağlamak
veya kuracağı ikili ve çoklu ortaklıklar ile maliyetleri
aşağıya çekmeyi planladığını söyledi.
Bunun yanı sıra elindeki personeli en verimli bir
şekilde kullanmayı, verimli olmayan noktalara müdahale etmeyi
planladığını anlatan Salih Usar, "KTHY'nin Türkiye'de
öyle satış müdürlükleri var ki elde ettiği gelirlerin yüzde
46'sını oraya kullanmaktadır. Öyle bir satış
müdürlüğünün kâr edebilmesi için yüzde 46'nın üzerinde bir kâr
marjı ile çalışması gerekir ki, bu mümkün değil.
Dolayısı ile satış müdürlüklerini bu gibi noktalarda genel
satış acenteliklerine dönüştürmek ve Frankfurt ve Londra'da
yüksek maliyetli satış merkezlerini de devre dışı
bırakarak genel satış acentelikleri ile kuracağı
ilişki ağı içerisinde maliyetlerini belli ölçüde
aşağıya çekmek için bir organizasyona gitmiş
olacaktır" dedi.
İlk lisans Kuzey Kıbrıs TURKCELL'e
Salih Usar, GSM cep telefonlarındaki lisans devir
çalışmalarının sürdüğünü kaydederek, Kuzey
Kıbrıs Turkcell ile Pazartesi yapacakları toplantıda bir
sonuca ulaşabilmeyi arzu ettiklerini söyledi.
Hazırlanan taslak sözleşmelerin KKTC Telsim (Vodafone) ve
Kuzey Kıbrıs TURKCELL'e gönderildiğini kaydeden Salih Usar, KKTC
Telsim'in (Vodafone) şu anda teknolojisini yenileyerek geliştirmek
istediğini kendilerine belirttiğini, 7 Ağustos'a kadar 11 milyon
dolarlık bir yatırım yapması gerektiğini söyledi.
KKTC Telsim'in (Vodafone) taahhüdünü yerine getirmek için yeni
santraller getirdiğini ve sisteminin yenilenmesine
çalışıldığını anlatan Usar, bu
çalışmaları tamamladıktan sonra KKTC Telsim (Vodafone) ile
lisans devir sözleşmesini yerine getirmek için görüşmelerin
başlanacağını kaydetti.
Kuzey Kıbrıs TURKCELL ile lisans devir konusunda
görüşmelerin sürekli devam ettiğini, pazartesi günü (19 Şubat)
şirket ile lisans verme görüşmesinin yapılacağını
ve büyük bir olasılıkla ya son görüşmenin
gerçekleşeceğini ya da sondan bir önceki görüşme
olacağını kaydeden Usar, nihai sonuca ulaşmanın mümkün
olduğunu belirtti.
Önümüzdeki günlerde Telsim Vodafone'un Orta ve Doğu Avrupa'dan
sorumlu genel müdürünün KKTC'yi ziyaret edeceğini ve operasyonda
karşılaşılan sıkıntıları
aktaracağını dile getiren Usar, bu sorunların çözümünün
yanı sıra lisans devir konusunun da görüşüleceğini söyledi.
Usar, KKTC'nin GSM işletmek isteyen şirketlere açık
olduğunu ancak kendilerinden uluslararası dolaşımı
çözümlendikten sonra bu şirketlerin gelmesi koşulu
aradıklarını ve herhangi bir şirket gelmesi durumunda
1800'lü frekansın verileceğini söyledi.
ADSL'de çalışmalar son aşamada
Usar, hızlı internet projesi olan ADSL projesinin
sürdüğünü ve 14 noktada çalışmaların
tamamlandığını söyledi.
Lefkoşa, Gönyeli, Gazimağusa, İskele, Girne,
Karaoğlanoğlu, Lapta, Karşıyaka, Çatalköy, Güzelyurt ve
Lefke'de ADSL sisteminin kurulduğunu ve denemelerin
yapıldığını ifade eden Usar, deneme konusunda
bazı ölçüm aletlerinin gelmemesiyle aksamalar
yaşadığını, oysa ki bugüne kadar sistemin
çalıştırılması gerektiğini söyledi. Bakan Usar,
ölçüm aletlerinin Çin'den yola çıktığını ve kısa
bir süre sonra ellerinde olacağını kaydetti.
Ercan-Lefkoşa yolu ışıklandırılıyor
Ercan-Lefkoşa anayolunun
ışıklandırılması ile ilgili
çalışmaların tamamlandığını belirten Usar,
gerekli finansmanın sağlandığını ve bu yıl
hizmete konacağını söyledi.
Güneş paneli ile çalışan armatürlerin yol
aydınlatma için kullanılabileceğini anlatan Bakan Salih Usar,
Avrupa Birliği'nin çevreye ayırdığı fonlardan
katkı sağlanması halinde, ilçe merkezleri arasındaki
bölünmüş yolların da aydınlatılması için
ışıklandırma armatürlerden yararlanmayı
düşündüklerini söyledi.
KKTC'nin ilk tüneli Girne'de
Usar, Girne Çevre yolunun asfalt işlerinin
tamamlandığını ve şu anda tünel
çalışmasının yapıldığını söyledi.
Lefkoşa'dan gelip Karaoğlanoğlu'na doğru gidecek
olanların alt geçidi kullanarak tünelden geçeceğini anlatan Salih
Usar, Hirondel Kavşağı'ndan Lefkoşa'ya gidecek olan veya
Lefkoşa'dan gelip Hirondel Kavşağı istikametine gidecek
olanların ise tünelin üzerine inşa edilecek olan çemberi
kullanacağını söyledi. Çevre yolu tamamlandıktan sonra
Girne'den Girne Amerikan Üniversitesi'ndeki çembere kadar
sıkışıklık olmadan trafiğin
akacağını ve yolu haziran ayında bitirmeyi
planladıklarını söyledi.
Lefkoşa-Güzelyurt anayolundaki çift şerit yol
çalışmasının Yılmazköy'ün ilerisine kadar devam
ettiğini ve yaza kadar ikinci etabın tamamlanacağını
kaydeden Usar, üçüncü etabın ise kaynağının hazır
olduğunu ve ihalesine çıkacağını söyledi. Usar,
Güzelyurt- Lefkoşa ana yolundaki yaya geçitlerini kaldırarak oralara
üst geçit yapmayı planladıklarını da belirtti.
Metehan ile Güzelyurt yolu arasında bağlantı
Usar, önümüzdeki yıl yapmayı planladıkları Alayköy
kavşağından Gönyeli-Yeni Kent'in güneyinden geçip Metehan
çemberine bağlantı yapılacak çift şerit bir yol
hedeflediklerini söyledi.
Bunun gerçekleşmesi durumunda Gönyeli çemberi ile Lefkoşa'ya
girişlerde önemli oranda düşüşler yaşanacağını
anlatan Usar, gelecekte Alayköy kavşağından Kanlıköy'e
doğru bir yol yapılacağını, bu yolun Plümer
koruluğundan geçip, organize sanayi bölgesinin kuzeyinden geçerek Hamitköy'ü
de baypas ettikten sonra Taşkent yoluna bağlantı vereceğini
söyledi.
Usar, bu yol ile özellikle Gazimağusa'ya doğru gidecek
araçların Kıbrıs Gazetesi önü, Altınbaş Petrol ile
Atatürk Stadyumu trafik ışıkları önünde yaşanan araç
sıkışıklığının giderileceğini
belirtti.
AB'den karayollarının iyileştirilmesine 14 milyon Euro
Karayollarının iyileştirilmesi, yol ve trafik
güvenliğinin artırılması için 14 milyon Euro'luk bir ödenek
ayrıldığını kaydeden Bakan Salih Usar, bunun
içerisinde trafik levhalarının artırılması, trafik
ışıklarının kaza riski yüksek olan zemin
kavşaklarının Ercan yoncasına benzer bir şekilde veya
yarı yonca alt geçitler şeklinde yapılmasının yer
aldığını belirtti.
Lefkoşa'daki trafik ışıklarında yaşanan
sıkışıklığı gidermek için Avrupa
Birliği'nden bu konuda talepte bulunduklarını ve bu konuda uzman
AB yetkililerinin KKTC'ye gelerek inceleme yaptıklarını anlatan
Salih Usar, trafik ışıklarının üst kısmına
sensör koyulmasının
kararlaştırıldığını belirtti. Bakan Usar,
sensörlerin trafiğin hangi yönde yoğun ise o bölgeye geçiş
imkânı vereceğini vurgulayarak, bu proje ile ilgili olarak da bu
yıl Brüksel'de ihaleye çıkılacağını söyledi.
KIBRIS 18/02/07
Rumlar, Hala Sultan'da şarap, bira ve zivaniya partisi düzenleyecek
Larnaka Rum Belediyesi, bu eğlenceler için Larnaka Tuzgölü
yakınlarındaki Hala Sultan Tekkesi gezi alanını seçti.
Politis gazetesi; "Larnakalılar Tekke'de"
başlığıyla yansıttığı haberde, Larnaka
Belediyesi tarafından düzenlenecek eğlencelerin Hala Sultan Tekkesi
gezi alanında, saat 11.30 itibarıyla gerçekleştirileceğini,
çeşitli konserlerin de yer alacağı eğlencelerde
katılımcılara bedava şarap, bira, zivaniya, pide ve helva
dağıtılacağını bildirdi.
KIBRIS
18/02/07
7 milyon sterlinlik dev yatırım
ÖNEMLİ YATIRIM... İşadamı Günay Çerkez, 2004
yılında inşasına başladığı Korinium
Golf and Country Resort için 7 milyon sterlin harcadığını
açıkladı. Çerkez, "Burası için 7 milyon sterlin
harcadık. Temelde, 3 değişik kategoride harcama
yapıldı. Biri saha yapılışı. Ama bundan da fazla
bakımı önemliydi. Bakım makineleri, sadece 850 bin $
civarında bir harcama tuttu..."
295 ZEYTİN AĞACININ YERİNİ
DEĞİŞTİRDİK... Çerkez: Sahada
çalışırken, 295 zeytin ağacının yerini
değiştirdik. Zeytin ağacı, hiç kesilmedi ama 3 tanesini yaz
döneminde kaybetik. Hergün, 3 tanker su kullanıldı, kurutmamak için
ama bu kayıplarımız da oldu. Bu sene de bunlardan, 1400 kilo
yağ çıkardık. Tesiste, zeytin yağı, zeytin ve
çakıstesi, müşterilerimize, tamamen kendi ürünümüz olarak sunuyoruz
DENİZ SUYU ARITILIYOR... "Günde, 1500 metre küp, deniz
suyunu arıtıp, içilir kaliteye getiren iki tesisimiz var. Biri, 500
metre küp, diğeri de 1000 metre küp kapasite ile
çalışıyor..."
YATIRIM YEDİ YILDA KENDİNİ AMORTİSE EDECEK...
"Yapmış olduğumuz planda, 5-6 yıl içinde,
yatırımın kendini amortise edebileceğini düşünüyoruz.
Buna eklenebilecek olan yan tesisler, butik otel, veya kiralık villalar
gibi çalışmalar da bu süreci daha da
hızlandırabilir..."
AVRUPA'DA BİLE TEK BAŞINA YAPILMAZ... "Tabii ki,
Kıbrıs'ta Kıbrıslı birisinin, tamamen kendi öz
kaynağı ile böyle bir yatırım yapması, önemli. Böyle
bir yatırım, Avrupa'da bile, tek başına yapılmaz.
Bizim de finans imkânlarımız uygun olsa, durum daha farklı olur.
Biz bugün, işadamı olarak, dünya para piyasalarından para
alamıyoruz..."
Aysu BASRİ AKTER
Yılın müteşebbisi seçilen, işadamı Günay
Çerkez, 2004 yılında inşasına başladığı
Korinium Golf and Country Resort için 7 milyon sterlin
harcadığını açıkladı.
Yaklaşık, 800 dönüm üzerine kurulan tesis, başta
yabancı profesyoneller olmak üzere, çeşitli kesimlerden golf
tutkunlarına ve oyuncu adaylarına, hizmet veriyor.
KIBRIS Gazetesi için Aysu Basri Akter'in sorularını
yanıtlayan Çerkez, Kıbrıs'ın kendine özgü
şartlarında, ne büyüklükte olursa olsun, yatırım yapan
işadamlarının, önemli bir cesaret göstererek aldıkları
risk yüzünden, takdir edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Dünya para piyasalarından yararlanamamanın zorluklarına
vurgu yapan Çerkez, golf kulübü ile Kıbrıs'ta golf turizmini
başlatıp, golf kültürünün geliştirilmesini misyon
edindiğini belirtti.
KIBRIS: Burası kaç dönüm, Günay Bey?
G.ÇERKEZ: 800 dönüm, Kıbrıs deyimi ile. 1 milyon metre kare
de diyebiliriz.
KIBRIS: Burası daha önce vakıf arazisi idi. Siz kaç
yıllığına kiraladınız?
G.ÇERKEZ: 49 yıllığına.
KIBRIS: Daha önce de yabancı bir şirketle ortak olarak bu
işe girdiğinizi biliyoruz. Biraz bu süreçten bahsedebilir miyiz?
G.ÇERKEZ: Biz aslında, burasını, 1992'de Finli bir
şirketle kiraladık. Sonra onlar, birkaç sebepten dolayı, geri
çekildi. Bu sebeplerden biri, Finlandiya'nın yaşadığı
ekonomik krizdi. Finlandiya, Sovyetler Birliği döneminde, doğu ile
batı arasında bir köprü vazifesi görüyordu, ticarette. Sovyetler
Birliği'ne gelen bütün hizmetler, mal alımları, ya Finlandiya
üzerinden yapılıyordu, ya da, Sovyetler Birliği üzerinden
batıya doğru oluyordu. Ancak Sovyetler Birliği
dağılınca, böyle bir ihtiyaç da ortadan kalktı. Bundan
dolayı, Finlandiya ekonomisi, o dönemde krize girdi ve bu şirket de
yurtdışındaki faliyetlerini durdurma kararı alarak,
Finlandiya içine çekildi. Ayrılmamızın ikinci sebebi de
Rumların o zaman yaptığı lobi faliyetleriydi.
KIBRIS: Başka şirket aradınız mı?
G.ÇERKEZ: Birkaç şirketle anlaşır gibi olduk ama, her
defasında, Kıbrıs'ın durumunun belirsizliği, direk
uçuşların olmayışı gibi etkenler belirleyci oldu.
Tabii, uluslararası şirketlerin, yabancı bir ülkede
yatırım için dikkat ettikleri belli kriterler var. Yatırım
güvenliği, istikrar, yapılacak yatırımı etkileyen
etkenler uygun mu değerlendirmesi, seyahat ne kadar kolay gibi noktalara
verilen cevaplar önemli rol oynuyor. 1991'deki Körfez Savaşı'ndan
sonra, hatırlarsanız, Kıbrıs'ta o zaman, Türkiye'nin
katkıları ile Kıbrıs'ta çözümün olacağı
inancı doğmuştu, malesef olmadı. Dolayısı ile bu
şirketler, bu gibi sebeplerden dolayı, devam etmediler. 2003'de,
kapıların açılması ve Annan Planı'nın gündeme
gelmesiyle durum değişti. Referandumda evet demekle,
uluslararası platformda KKTC'nin pozisyonunun iyileşmesinden ve
Kıbrıs'ın bütün olarak, AB üyesi olmasından dolayı
olumlu bir hava oluştu. Biliyorsunuz, AB vatandaşları, Amerikan
ve Rus vatandaşları, Kuzey'e giriş yapsalar bile, Güney'e
geçebiliyorlar, ki, bu daha önce imkansızdı. Bu da bir nebze,
işadamlarının gelişini rahatlattı ve
legalleştirdi. Biz buraya 2004 yılında başladık. Yine
Ortadoğu kökenli, çok önceden tanıştığımız
birkaç arkadaşla konuştuk, ama bu kez de Onlar, kendi içlerinde
anlaşmazlık yaşayınca, benim tek başıma devam
etmem hasıl oldu.
KIBRIS: 1992'den 2004'e kadar birşey yapılamadı
mı?
G.ÇERKEZ: 1992'de kiraladıktan sonra bir başlangıç
yapmıştık. Etrafı telledik, ön tarafa, taş duvar
çektik. O zaman, Alagadi'de, devlet kum satıyordu. 30 bin metre küp kadar
kum aldık. Ağaçların o zamandan bakımlarını
yapmaya başladık. Bu arada yine, 1993'den 2004'e kadar, bir
İsrailli şirketle önemli bir yere gelindi, ama sonra vazgeçildi.
Ardınan, Alman bir şirketle görüşüldü, o da olmadı.
KIBRIS: Burada 10 yıllık bir bekleme süresi var. Maddi
olarak bir yük getirdi mi bu size?
G.ÇERKEZ: Muhakkak. Çünkü fiyatlar arttı. Şimdiki
fiyatlarla, 1992 yılındaki birim fiyatları arasında önemli
fark var. Maliyet arttı. Ama artık karar vermek de gerekiyordu, devam
edilecek mi, edilmeyecek mi diye. Vakıflarla olan sözleşmede de
belirli bir süre tanınmıştı, projenin
gerçekleştirilemsi için. Süreci başlatınca, sözleşmeyi de
yeniden uzattık.
KIBRIS: Sözleşme sonunda ne olacak?
G.ÇERKEZ: Sözleşmeye göre tesis, vakıflara verilecek. Ama
sadece tesis mi vakıfların olur, yoksa işletme ile birlikte mi
olur, burada bir açıklık yok. Genelde bu tür şeylerde, daha
önceden varılan anlaşma ile bunlar uzatılır. Şimdi, 46
buçuk yıl kaldı. Bunun sonunda ne olacağı pek belli
değil. Zaten yasal olarak, burası kiralanacak ise, öncelik bizim
olacak. Şimdi süre yaklaşınca, ne olacağına
bakacağız. Belki o zamana kadar vakıf da kalmayacak.
KIBRIS: Burası için ne kadar para harcadınız?
G.ÇERKEZ: Burası için 7 milyon sterlin harcadık. Temelde, 3
değişik kategoride harcama yapıldı. Biri saha
yapılışı. Ama bundan da fazla bakımı önemliydi.
Bakım makineleri, sadece 850 bin $ civarında bir harcama tuttu. Çim
makineleri, bizim için çok önemli. Şimdi, 380 bin metre kare çim var.
Bunun, birbuçuk, iki saate, oyuncular oynamaya başlamadan, kesilmesi
lazım. Sahanın 3 değişik çim bölgesi var. Bunlar, hep
ayrı tekniklerle kesiliyor. Mesela,"green" bölgesi, 600 bin
metre karedir, çimin kalınlığının, 2 mm olması
lazım. Bu hassaslıkta çalışan, ayarlanabilir makineler var;
hidrolik çalışıyorlar. En yüksek kesilen ise
"fairway"dir.
KIBRIS: Bu durumda çalıştırılan personelin de daha
kalifiye olması mı gerekiyor?
G.ÇERKEZ: Muhakkak. Şimdi sahaya bakan, yaklaşık 35
kişi var. 1400'e yakın da fıskiyemiz var. Bunlar, bilgisayarla,
otomatik olarak kontrol ediliyor. Arazinin durumuna göre, bazı yerlerde,
daha fazla, bazı yerlerde daha az suya ihtiyaç duyulabiliyor.
Kullandığımız çim de çok özel bir çim. Amerika'dan özel
olarak ithal ettiğimiz bu çim, çok da yeni bir tür. Daha önce
ektiğimiz çimin, daha fazla su ihtiyacı olmasından dolayı,
bunu değiştirdik ve böylelikle, 1/3 su tasarrufu yapmış
olduk.
KIBRIS: Bu düzenlemeler için yurt dışından profesyonel
yardım aldınız mı?
G.ÇERKEZ: Tabii. Çünkü, şu anda, Kıbrıs'ta bu
yardımı sağlayacak birisi yok. Tüm inşaat safhasında,
dünyanın çeşitli yerlerinde çalışmış, 20-25 tane
golf sahası inşa etmiş, Hollandalı birisi, burada proje
müdürlüğü yaptı. Proje de yurt dışında
hazırlandı. İnşaat safhasında da uluslararası
arenada tanınan bir golf mimarından danışmanlık
aldık.
KIBRIS: Hiç ağaç kestiniz mi?
G.ÇERKEZ: Sahada çalışırken, 295 zeytin
ağacının yerini değiştirdik. Zeytin ağacı,
hiç kesilmedi ama, 3 tanesini yaz döneminde kaybetik. Hergün, 3 tanker su kullandı,
kurutmamak için ama bu kayıplarımız da oldu. Bu sene de
bunlardan, 1400 kilo yağ çıkardık. Tesiste, zeytin
yağı, zeytin ve çakıstesi, müşterilerimize, tamamen kendi
ürünümüz olarak sunuyoruz.
KIBRIS:Toplam kaç ağaç var?
G.ÇERKEZ: 1000'e yakın zeytin ağacı var. Bunun
yanında, 100'e yakın, harup ve çam var. Zaten diğer bir önemli
harcamamız da sulamadır. Günde, 1500 metre küp, deniz suyunu
arıtıp, içilir kaliteye getiren iki tesisimiz var. Biri, 500 metre küp,
diğeri de 1000 metre küp kapasite ile çalışıyor. Sahada
kullandığımız çimi az önce de dediğim gibi
değiştirdik. Bunun esas sebebi de önceden ektiğimiz çimin, günde
yaklaşık, 3000 metre küp suya ihtiyaç duymasıydı.
KIBRIS: Yıllık giderler kalemi ne olur burasının?
G.ÇERKEZ: İşletme ve bakım masrafları biraz
değişkendir. Mevsime girerken, daha fazla personele ihtiyaç
duyacağız. Ama bunları biraz da denemeyle öğreneceğiz.
Çünkü, daha önce Kuzey Kıbrıs'ta golf sahası yoktu. Kuzey'de
ilk, Güney'de 3 tane var. Şimdi, Güney'de, 8 tanesi için daha izin verildi.
Bir kısmı da inşaata başladı. Golf turzimi dünyada
giderek artan bir ilgiye sahip. Şu anda, dünyada, 50 milyon insan golf
oynuyor. Bu sporlar arasında en yüksek katılımdır. Çünkü
tek başına, ya da grup olarak, her yaştan insanın
oynayabileceği bir spordur, golf. Kendi bölgemizde de Türkiye'yi ele
aldığımızda, Türkiye'de de süratle gelişen bir spor.
Sporun yanında, turizme artı değeri de fazla. Çünkü bu sporu
yapan insanlar, alım güçleri daha yüksek olan, daha fazla harcama
yapabilecek insanlar.
KIBRIS: Yaptığınız harcamayı ne zaman kazanca
dönüştürebileceksiniz?
G.ÇERKEZ: Üyelikler ve restoranlar var. Yazda çatıda, kokteyl,
düğün gibi faliyetler yapılacak. Ayrıca, spor salonu, kuaför,
sauna, spa var. Yapmış olduğumuz planda, 5-6 yıl içinde,
yatırımın kendini amortise edebileceğini düşünüyoruz.
Buna eklenebilecek olan yan tesisler, butik otel, veya kiralık villalar
gibi çalışmalar da bu süreci daha da hızlandırabilir.
KIBRIS: Ne zaman otel ya da villa inşaatı
düşünüyorsunuz?
G.ÇERKEZ: Bunlar tabii ikinci etapta düşündüklerimiz. İlk
etapta, golf sahası ve kulüp binasının tamamlanması, bizim
için önemliydi. Çünkü, bu biraz da gurur ve prestij meselesi olmuştu.
Herkes, golf sahası yapılacak diye, yıllarca duyduktan sonra,
artık bunun yapılması gerekiyordu. Biraz daha
toparlandıktan sonra, belki yabancı yatırımcılarla da
1-1 buçuk yıl içinde otel ve villa inşaatlarına da
başlayabiliriz.
KIBRIS: Bu yatırım sizi maddi anlamda zorladı mı?
G.ÇERKEZ: Zorlamanın tarifine bağlı. Tabii ki,
Kıbrıs'ta Kıbrıslı birisinin, tamamen kendi öz
kaynağı ile böyle bir yatırım yapması, önemli. Böyle
bir yatırım, Avrupa'da bile, tek başına yapılmaz.
Bizim de finans imkânlarımız uygun olsa, durum daha farklı olur.
Biz bugün, işadamı olarak, dünya para piyasalarından para
alamıyoruz. Çünkü, burada yapılan yatırımı ipotek
olarak kabul etmiyorlar, tanınmadığımızdan
dolayı. O yüzden, yüzde yüz öz kaynak kullanarak, böyle bir tesisi yapmak,
her ne kadar işadamı, kendi hesabını yaparak hareket etse
de "sizi etkilemedi" demek biraz abartılı olur. Herşey
meydanda. Burada yapılan diğer tesislere
baktığımızda, yapılan yatırımlar belli.
Tabii, herhangi bir işadamının, bu belirsizlik içerisinde ve
güvensizlik, istikrarsızlık piyasasında yaptığı
yatırım, hangi alanda, ne kadar küçük olursa olsun, takdire
şayandır. Çünkü böyle bir cesareti olduğu için takdir
edilmelidir, işadamı. Bugün, yatırım yapan her
işadamı bir risk almaktadır. Güvencesi de hemen hemen,
sıfır demeyim ama, çok düşüktür. Bize, bazen olası bir
çözümde, Rum işadamlarından korkup kormadığımız
soruluyor. Tam tersi, onlar bizden korksun. Çünkü biz, böyle
imkânsızlıklar içinde, hiçbir kredi imkânı olmadan,
yatırım yapıyoruz. Bunu söylerken, uluslararası
şartlarda krediden bahsediyorum. Şimdi, gidip bir bankadan kredi
alabilirsiniz ama, 3 misli ipotek vermek zorundasınız. Kaldı ki,
faiz oranları da dünya para piyasasının en az iki buçuk
mislidir. Çoğu zaman, yurt dışındaki
yatırımcılar, "siz nasıl iş yapıyorsunuz"
diye soruyor. Sonra da herkes, burada verilen hizmetin, pahalı
olduğundan şikâyet ediyor. Pahalıdır çünkü, maliyeti
fazladır.
KIBRIS: Şu anda burada çalışan kaç kişi var?
G.ÇERKEZ: Şu anda 84 kişi çalışıyor. Bu tabii
105'e çıkacak. Burada da diğer yatırımcılara göre,
biraz daha değişik görüşlerimiz var. Mümkün olan personeli, bu
bölgeden almaya çalıştık. Çünkü, bu bölgedeki adam, burada
yapılan yatırımın bir getirisini görmezse, o zaman bana ne
diyecek. Burada kullanılan ne varsa, mümkün olduğunca, yine bölgeden
almaya çalışıyoruz. Bölgede yetişen domates,
salatalık, meyve, et, ne varsa uygun, onu tercih ediyoruz.
KIBRIS: Tesis şu anda bölgenin en büyüğü mü?
G.ÇERKEZ: Kıbrıs'ta en büyük, ama Türkiye'deki
sahaların büyüklüklerini tam olarak bilemiyorum. Genellikle, 600 dönüm
üzerine inşa edilen sahalar olduğunu biliyorum. Kulüp binaları
da daha küçük genellikle. Biz bu yüzden, kulüp binamızı büyük tuttuk.
Ama Türkiye'deki golf sahaları, genellikle oteli de içinde
barındırıyor. Çünkü, konaklama çok önemli. Bazen Kuzey'de
başka saha yapılırsa, beni etkileyip etkilemeyeceği
soruluyor. Tabii etkiler. Ama pozitif yönde. Çünkü, golfçü, birgün burada
oynar, sonra başka saha daha denemek ister. Güney'den gelen
yabancılar, Güney'deki sahalarla mukayese ettiklerinde, hiçbirinin, bizim
saha kadar güzel olmadığını söylüyorlar. Gerek doğa,
gerek pozisyon olarak çok beğeniyorlar.
KIBRIS: Siz de golf oynuyor musunuz?
G.ÇERKEZ: Yok ben oynamıyorum.
KIBRIS: Bu kadar yatırımdan sonra derse
başlamadınız mı?
G.ÇERKEZ: Hanım başladı, iyi de gidiyor. Ben de
şimdi başlıyorum. Ama, şimdi düşünüyorum da golfü hiç
bilmemekten kaynaklanıyor bu cesaretin fazlası. Eğer, çok
detaylı bilgim olsaydı, daha farklı düşünecektim.
Şimdi, sopayı nasıl tutacağımı, nasıl
vuracağımı öğreniyorum. Yavaş yavaş oynamaya da
başlamam lazım. Çünkü, çok dinlendirici bir spor. Hem spor
yapıyorsunuz, hem dinleniyorsunuz. Bunun dışına,
işlerin yüzde doksanı, golf sahalarında bitirilir derler.
Şimdi bu kültürün de yerleşmesini istiyoruz. Örneğin, kişi,
iş yapmak istediği birisini, alır, buraya gelir, golf oynar.
Öncelikle "mahremiyet" var. Kimse, ne konuştuğunuzu, ne
duyar, ne de dinleyebilir. İnsanlar bir de bu ortamda daha pozitif
düşünür. Şimdi kendimize birkaç misyon edindik. En başta bu
kültürü yaymak. İkincisi turizm sektörüne bir boyut kazandırmak. O
yüzden, keşke birkaç tane daha çıksa diye düşünüyorum. Bugün
seyahat artık çok değişmiştir. Bugün, 8 saatte
dünyanın bir ucuna gidebiliyorsunuz. Böyle bir durumda, "sadece
güneş bizde var" diyerek turist beklememek lazım. Alternatifler
yaratmalıyız. Verilecek hizmetle, opsiyonlarla, bunları
çeşitlendirmemiz lazım.
KIBRIS: İlgi nasıl?
G.ÇERKEZ: Şu anda yaklaşık 150 üyemiz var. Genelde
yabancı. Ama, ümit verici olan, genç profesyoneller arasında,
bankacılar, avukatlar, muhasipler arasında, normalin üstünde
beklediğimizden fazla bir ilgi var. Bunlar muhtemelen, daha fazla, yurt
dışında görüp, kısa da olsa uygulama fırsatı
bulmuş kişiler. Bunun yanında bayanların da yoğun
ilgisi var.
KIBRIS: Bizde bugüne kadar programlı bir turizm politikası
olmadı. Bu sizi ürkütmüyor mu, turist beklerken?
G.ÇERKEZ: Dünyada herkes sanıyor ki, en fanatik taraftarlar,
futbol taraftarıdır. Oysa, en fanatikler golfçülerdir. Örneğin,
golfçü, biraz da hali vakti yerinde olduğundan, bir yenilik
duyduğunda, uçağa binip, orada oynadım deyip, test etmek için
gider oynar. Örneğin, kendi istihbaratlarımdan öğrendiğime
göre, bugün, Amerika'da bu golf sahası konuşuluyor. Türkiye'de de çok
yaygın, golf. Mesafe de kısa. Türkiye'de çok güzel sahalar var, ama
profesyonel oyuncular, böyle bir manzaranın, hiçbir yerde, kolay kolay
olamayacağını söylüyorlar. Burada, 18 delikten de deniz ve
yeşili görüyorsunuz. Bu da çok ender bir özelliktir. Birkaç üyemiz,
İspanya'daki evini satarak, buraya geldi, bu saha için. Ayrıca, tur
operatörleri ve 5 yıldızlı otellerle de anlaşma içindeyiz.
Gelecek turist, hangi tur operatörü ile gelip, hangi otelde kalırsa, bu
sahaya ulaşabilecek.
KIBRIS: Fiyatlarınız uluslararası standartlara göre
nasıl?
G.ÇERKEZ: Fiyatlarımız hem dünyaya, hem de Güney
Kıbrıs'a göre, çok düşük tutuldu.
KIBRIS: Buraya sık gelebiliyor musunuz?
G.ÇERKEZ: Hafta sonları, Cumartesi ya da Pazar geliyorum
genellikle, ama sahaya çıkmayalı, 3-4 hafta olmuştu.
KIBRIS: Ne hedefliyorsunuz golf sahası ile?
G.ÇERKEZ: İlk olduğumuz için misyonumuzu farklı
görüyoruz. Vatandaşa, golfün ne olduğunu göstermek, kültürünü
tanıtmak gibi bir düşüncemiz var. Tabii, buradaki imkânların
daha fazla kullanılmasını da sağlamak adına, üyeler
dışındaki herkese, tesisten yararlanma imkânını
açık bıraktık. Sadece, tek bir sınırlama getirdik, o
da 10 yaşından küçük çocukları almıyoruz. Çünkü, buradaki
birincil görev, üyelere hizmet vermektir. Bu da bütün dünyada, belli bir
standardda olur. Tabii, bizim halkımız, daha önce, golf kulübü
görmediği için, alışkın olmadığı için, ilk
birkaç hafta açık bıraktığımızda bebeklerle,
mamalarla gelenler oldu. Tabii, üyeler, kulübe geldiğinde daha sessiz,
sakin ve uygun bir ortamda yemek yemek, ya da dinlenmek isterler. Üyeler de
rahatsız olmaya başlayınca, bu kararı verdik. Aslında,
dünyadaki hiçbir kulüp binasında da bu yoktur. Bir ara çocuklar için bir
ayrı bakım alanı oluşturmayı da düşündük. Ama bu
yoğunluk, sadece Pazar günleri birkaç saat için oluyor. Haftanın bir
gününde, sadece birkaç saat için çocuk bölümü oluşturup, çalışan
bulmanın zor olacağını düşünerek, bundan vazgeçtik.
KIBRIS: Turnuvalarınız olacak mı?
G.ÇERKEZ: Tabii. Büyük açılışımızdan önce ilk
turnuvamız Yapı Kredi'nin 60 kişilik ekibi ile Mart ayında
yapılacak. Daha sonra da çeşitli turnuvalar düzenlemeyi
planlıyoruz.
KIBRIS: Günay Bey bize zaman ayırdığınız için
çok teşekkürler.
G.ÇERKEZ: Rica ederim. Ziyaretiniz için ben teşekkür ederim.
KORINIUM GOLF AND COUNTRY CLUB'A DAİR NOTLAR...
1 milyon metre karelik saha içinde, 380 bin metre kare çim ve 1000 den
fazla ağacı sulamak için 72 km boru döşendi.
Tesiste, biri, 25 bin metre küp diğeri, 5 bin metre küp su
depolayan, 2 yapma gölet saha içinde yer alıyor.
Denizden günde 1500 metreküp içilebilir kalitede su
arıtılıyor.
Restoranlar, barlar, kafeler, kuaför, butik, spa, spor salonu,
toplantı odaları ve konferans salonunu içinde barındıran
kulüp binası, kapalı mekanda, 3 bin 300 metre kare olarak hizmet
veriyor.
KORINIUM'DA GOLF BÜTÇESİ...
Uluslararası kıyafet kuralları olan golf sporu için
golf ayakkabılarının fiyatı 99 sterlinden
başlıyor.
Sahaya tam hazır girebilmek için, kıyafet ve golf
malzemeleri için, en az 1200 sterlini gözden çıkarmak lazım.
Yılda 110 oyun ve kulüp olanaklarından
indirimli yararlanma imkânı veren tam üyelik ve katılım için
2600 strelin ödenmesi yeterli.
KIBRIS 18/02/07