Rum Dışişleri Bakanı NTV’ye konuştu

Ada’da, çözümün anahtarının Türkiye’deki siyasilerin değil Türk ordusunun elinde olduğunu ileri süren Kozaku-Markulli, işgalci olarak nitelendirdiği Türk ordusunun çekilmesini istedi.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:49 TSİ 13 Ağustos 2007 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetiminin yeni dışişleri bakanı Erato Kozaku-Markulli, göreve atanmasından sonra Türk basınındaki ilk röportajını NTV’ye verdi ve Lefkoşa Temsilcisi Selim Sayarı’nın sorularını yanıtladı.

 

Kıbrıs sorununda gelinen son nokta hakkında ne düşünüyorsunuz? Uzunca bir süredir bir gelişme yok; uluslararası toplumun ilgisinin de azaldığı söylenebilir. Ayrıca iki tarafın liderleri bir süredir bir araya gelmiyor.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Bence 32 yıldan sonra hala Ada’yı, ortak ülkemizi, topraklarımızı ve halkımızı birleştirememiş olmamız gerçekten üzücü. Bu büyük bir talihsizlik. Bizim en büyük dileğimiz, Rum ve Türk tarafını birleştirmek için bir çözüm bulmak. Böylece her iki taraf da Avrupa Birliği üyeliğinin sunduğu fırsatlardan yararlanabilir.

‘FEDERASYONDAN YANAYIZ’
Peki çözüm için gerekli parametreler neler? Ada’daki Türklerin bu parametreler içindeki yeri ne olacak?
Bildiğiniz gibi hem Rumlar hem de Türkler olarak bizlerin, bu konuda 1977 ve 1979’da yapılan üst düzey anlaşmalar çerçevesinde kesin bir taahhüdümüz var. Biz iki kesimli, iki toplumlu bir federasyondan yanayız. Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler de tıpkı Kıbrıslı Rumlar gibi bu iki kesimli, iki toplumlu federasyonun parçası olacak.

Federal bir yapıyla hem Rumların hem Kıbrıslı Türklerin korunabileceğine inanıyoruz. Bu konuda çalışmalar yapıyor ve uluslararası toplumun, yani Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin, aynı zamanda çözüme katkıda bulunabilecek başka ülkelerin de desteğiyle elimizden gelen tüm çabayı göstermeye çalışıyoruz. Böylece her iki toplumun da çıkarlarını koruyabilecek bir çözüm bulmayı hedefliyoruz.

’ANAHTAR TÜRK ORDUSUNUN ELİNDE’
Ankara’nın rolü nedir? Ankara’nın anahtarı elinde tuttuğunu mu düşünüyorsunuz? Sayın Talat yerine Sayın Erdoğan’la doğrudan irtibata geçmenin daha iyi olacağına mı inanıyorsunuz?
Size çok dürüst bir cevap vereceğim. Kıbrıs sorununun iki tarafı var. Birisi iç konular. Bu tabii ki toplum liderlerinin tartışacağı bir konu. Diğer yanı ise uluslararası boyutu. Askerlerin varlığı, garantörlük sistemi ve Kıbrıslı Türklerin güvenliği... Kıbrıs Türk tarafı lideri Talat’ın bu konularda yani güvenlik, garantörlük, Türk askerlerinin varlığı ve Kıbrıslı Türkler hakkında söz sahibi olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda anahtar Türkiye’nin elinde. Dolayısıyla tabii ki bunları Başbakan Erdoğan ya da Türk ordusuyla konuşmak istiyoruz. Dürüst olmak gerekirse anahtarın Türk ordusunun elinde olduğunu düşünüyoruz, Türkiye’deki siyasilerin elinde değil.

’AB ÜYELİĞİ TSK’YA BAĞLI’
Siz de Ankara’nın mevcut statükoyu Türkiye, Avrupa Birliği’ne tam üye olana kadar aynen devam ettireceğini düşünenlerden misiniz?
Umut ederim Ankara bu stratejiyi izlemez; çünkü Avrupa Birliği’ne üyelik sürecindeki yol bu düşünce yapısıyla çok güç olacaktır. Umarım Türkiye, Avrupalı bir yaklaşım sergiler ve bunu hemen şimdi yapar, yani müzakereler bitene kadar 10-15 yıl daha beklemez.

Her durumda üyelik müzakerelerinin ilerleyebilmesi için Türkiye’nin bir dizi kriteri yerine getirmesi gerekiyor. Bunlar protokolle, liman ve havaalanlarının açılmasıyla ilgili şeyler ve Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de dahil olduğu tüm üyelerle ilişkilerinin normalleşmesi için gerekli.

Çok sık kullandığım bir örnek var; bu, üniversiteye girmek gibi bir şey. Türkiye bu durumda bir öğrenci gibi. Siz bir öğrenci olarak üniversite kuruluna ya da dekana, “Evet ben bu okula giriyorum ama öğretmenlerimi de okuyacağım dersleri de ben seçmek istiyorum” diyemezsiniz. Avrupa Birliği, 27 üyeli bir birlik ve bu birliğe Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil.

Sizce Türkiye, Avrupa Birliği’ne üye olacak mı?
Dürüst olacağım. Bu, orduya bağlı. Ordunun bu dönüşüme izin verip vermeyeceğine bağlı. Sayın Erdoğan’ın ve partisinin ülkedeki diğer güçlerle birlikte bu dönüşüm konusuna olumlu yaklaştığını biliyorum. Ancak Türkiye’deki herkesin böyle düşünmesi gerekir. Buna Türk ordusu da dahil. Kafamdaki en büyük soru işareti de bu zaten.

‘BÜYÜKANIT’IN AÇIKLAMALARI TÜRKİYE’Yİ GERİLETİYOR
Orduyla ilgili söylediklerinizin de ışığında genel olarak Ankara’daki durumu nasıl görüyorsunuz?
Bir Rum olarak benim ilgilendiğim şey son haftalarda Türkiye’de yaşanan değişimlerin Kıbrıs sorununun çözümüne etkisinin olup olmayacağı. Ancak maalesef gördüğüm kadarıyla, karar alma mekanizmasında köklü değişiklikler olmadığı sürece ve ordunun bu konudaki rolü değişmedikçe -özellikle ordunun ‘ulusal konular’ diye nitelendirdiği konulardaki kararlara etkisi değişmedikçe- bu mümkün değil. Bu değişmezse hiçbir şey değişmeyecektir.

Kıbrıs konusu Türk ordusunun karar verdiği ‘ulusal konular’ arasında. Orgeneral Büyükanıt’ın son açıklamalarını hiç teşvik edici görmüyoruz. Bu açıklamalar Türkiye’yi birkaç yüzyıl geriye götürüyor. Söylediklerimden hoşlanmadığınızı biliyorum ama biz böyle hissediyoruz. Türk ordusu burada, Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin topraklarını işgal ediyor ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin vatandaşlarının insan haklarını elde etmesini engelliyor. Türk ordusunun Ada’daki rolü bu.

’ADA SİLAHSIZLNADIRILMALI’
Orgeneral Büyükanıt’ın son açıklamalarına biraz daha değinelim. Kendisi, “Biz Ada’da işgalci değiliz, Kıbrıslı Türklerin güvenliğini sağlıyoruz” diyor. Siz bu açıklamalardan hoşlanmadığınızı söylüyorsunuz. Ordu Ada’dan ayrılırsa sizce bu 32 yıllık sorunun kısa sürede çözüleceği anlamına gelir mi?
Önce Sayın Büyükanıt’ın “Türk ordusunun Kıbrıslı Türkleri korumak üzere burada olduğu” konusundaki sözlerine değinmek istiyorum. 1974’ten bugüne kadar 45 binden fazla Kıbrıslı Türk’ün göç ettiğini biliyoruz. Tabii ki bu Orgeneral Büyükanıt ya da kendinden önce gelenleri rahatsız etmedi. Ordu burada Kıbrıslı Türkleri korumak üzere bulunmuyor. Ordu burada çünkü Türk ordusunun ‘hayati çıkarları’ olarak adlandırdığı çıkarlarını korumak istiyorlar.

Diğer yandan uzun bir süredir biz Rum hükümeti ve Kıbrıslı Rumlar olarak Ada’nın tamamen askerden arındırılmasını destekliyoruz. Türk askerlerinin Ada’dan ayrılması, ulusal muhafızların dağıtılması gibi. Yani hiçbir askeri gücün bulunmasını istemiyoruz. Tamamen silahsızlandırmadan bahsediyorum. Uluslararası anlamda bu önerimiz çok kabul gördü. Dolayısıyla neden Ada’yı silahlardan tamamen arındırmayalım? Hem Rumların hem Kıbrıslı Türklerin uluslararası gözetim altında korunmasını sağlamayalım? Bu iki toplumun da yararına olacaktır.

’TÜRK ORDUSU, HUKUKA SAYGI GÖSTERİP ÇEKİLMELİ’
Sayın Markulli, bu noktada Ankara, Atina ve müzakerenin tarafları arasında gerçek anlamda bir ateşkes, ya da bir diğer deyişle güvenlik anlaşması söz konusu olabilir mi? Böyle bir durum olursa, belki Türk ordusu, pozisyonunu düşünecek ve Ada’dan çekilecektir.
Bu Sayın Orgeneral Büyükanıt’tan bir öneri mi? Bunu bir öneri olarak alabilir miyim?

Hayır...
Bir anlaşmaya ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan uluslarası hukuka saygı gösterilmesi. Uluslarası hukuk, Birleşmiş Milletler sözleşmesinde de belirtilmiştir. Türkiye de Birleşmiş Milletler’in üyesi ve uluslararası toplumun bir parçası. Dolayısıyla Türkiye’nin uymakla yükümlü olduğu kanunlar var. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de pek çok kararı var. Türkiye bunca yıl boyunca bu kararları ihlal etmeyi seçti. Bu kararlar yabancı askerlerin Ada’dan çekilmesi gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla bir anlaşmaya ihtiyacımız yok. Asıl ihtiyacımız olan bu kadar yılın ardından Türkiye’nin, Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararası hukuka saygı gösterip Birleşmiş Milletler’in egemen bir üyesinin topraklarından çekilmesi.

‘KIBRIS TÜRK TOPLUMUNA DÜŞMANCA TUTUMUMUZ YOK’
Sayın Büyükanıt’ın açıklamalarına dönelim. Kendisi Kıbrıslı Türklerin güvenlik sorunundan bahsediyor.
Neye karşı koruyorlar Kıbrıslı Türkleri? Neden koruyorlar? Geçiş noktaları 2003’te aşıldı, 13 milyondan fazla kişi geçiş yapıyor. Bir tek şiddet olayı bile görülmedi. O zaman bu ne anlama geliyor? Bu Kıbrıslı Rumların bir tehdit olmadığı anlamına geliyor. Kıbrıslı Türkler şimdi her gün hükümetin kontrolündeki bölgeye geçiyor, ve işlerine gidiyor. Yani kendilerine karşı hiçbir şiddet olayı yok.

Büyükanıt’ın bu argümanı 33 yıl boyunca kullanılan bir argümandı. Bu sayede Ada’nın askeri işgali sürdürüldü. Aslında hiçbir gerçek tehdit yok. Bu arada bir şeyi net olarak belirtmek istiyorum. Kıbrıslı Türkler bizim yoldaşlarımız. Biz onlarla birlikte barış içinde yaşamak istiyoruz. Biz ortak bir ülkenin vatandaşlarıyız, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız ve birlikte barış içinde yaşamak istiyoruz. Bunu netleştirmeliyim. Kıbrıs Türk toplumuna ilişkin hiçbir düşmanca tutumumuz yok.

‘ARAMIZDAKİ GÜVEN EKSİKLİĞİ GİDERİLİYOR’
Sizin görüşünüze göre bu doğru ama anketlere baktığımız zaman her iki tarafta da büyük bir güven eksikliği var. İnsanlar birbirlerine nasıl güvenebilirler peki?
Ama şunu unutmayalım. 1974’ten 2003’e kadar Türk ordusu, Türk toplumunu Rum toplumundan tamamen ayırmıştı. 26 yılı aşkın bir süre Rumlarla Türklerin bir araya gelmesi mümkün olmadı. Bu durum güven eksikliğini doğurdu. Şimdi Rumlar ve Türkler bir araya gelebiliyor ve binlerce buluşma gerçekleşiyor. Hepsi gazetelerde çıkmıyor ama gençler, işadamları, sanatçılar buluşuyor ve birlikte ortak projeler yaratıyorlar. İnanıyorum ki bu durum devam decek ve güven ortamı inşa edilecek.

‘TÜRKİYE BİZİ ELEŞTİREBİLECEK SON ÜLKE’
Bir diğer önemli konu da hidrokarbon araştırması. Bu konuda önümüzdeki günlerde düğmeye basmayı bekliyorsunuz ama Türkiye şimdiden çok sert tepki gösterdi. Ankara çok ciddi uyarılarda bulunuyor. Bu nasıl sonuçlanır sizce? Bölgede tansiyonu yükseltmez mi? İnsanlar yeniden bir çatışma olasılığından bahsediyor?
Rum Hükümeti’nin tüm kararları ve davranışları uluslararası hukuk çerçevesindedir. Küçük bir ülkeyiz ve uluslararası hukuktan başka bizi koruyan birşey yok. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve bu konuda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konvansiyonu önemli. Biz bu konvansiyona 80’lerden beri tarafız. Türkiye taraf olmadığı gibi konvansiyonu imzalamayan birkaç ülkeden biri. Aynı zamanda genel kurulda bununla ilgili kararlara karşı oy da kullanıyorlar. Dolayısıyla Türkiye bizi bu konuda eleştirecek son taraftır.

Birleşmiş Milletler’in bir üyesi olarak bazı haklarımız var; bu konvansiyonun bir tarafı olarak egemenlik haklarımız var. Bu hakları kullanmakta kararlıyız. Umut ediyorum Türk Hükümeti kendisini bu tehditler konusunda sınırlar. Uluslararası hukukta bu tehditler kabul edilebilir değil zaten. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi bu tip güç kullanma tehditlerine karşıdır.

Umarım bunlar sadece sözden ibarettir. Umarım Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde bulunan başka barışçı yolları kullanırız. Aynı zamanda Türk tarafının bu tutumu, bu davranışları, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerine hiçbir şekilde yardımcı olmuyor; açıkçası bu Avrupalı bir tutum değil.

‘TÜRKİYE’NİN TEHDİTLERİ UMARIM SÖZDEN İBARETTİR’
Yani sizin deyişinizle ‘tehditler’ devam eder ve güç kullanılacak olursa, mesela Türkiye bölgeye petrol şirketlerinin haklarını korumak için savaş gemisi gönderirse ne olur?

Farazi senaryolara girmek istemiyorum. Umut ederim Türkiye’de mantık öne çıkar ve uluslararası hukuk gözönünde bulundurulur. Umarım doğru kararları almak için Türkiye’nin iyiliğini isteyen, özellikle de Avrupa Birliği sürecini destekleyen kişiler söz hakkına sahip olur.

Bir diğer önemli konu da cumhurbaşkanlığı seçimleri. Önce size tahmininizi sormak istiyorum.
Bence bu konuda tahminde bulunmak için çok erken. Dışişleri Bakanı olduğum için hiçbir aday hakkında konuşamam. Bu demokratik bir süreç. Zaman zaman kamuoyu yoklamaları da yapılıyor. Bunları siz de görüyorsunuz.

Bir izlenimimi paylaşmak istiyorum. Kıbrıs’ta çözümden yana olan taraflar Sayın Papadopulos’u desteklemiyor gibi...
Bu doğru değil. Gelin gerçekçi ve dürüst olalım. Cumhurbaşkanını seçecek olan halk. Yani şu ya da bu ülkenin hükümeti değil. Dolayısıyla seçmenlere ve adaylardan hangisini seçeceklerine odaklanmalıyız. Adayların başka hükümetlerin favorisi olup olmadığına odaklanmak yanlış olacaktır.

KKTC’den Markulli’nin demecine tepki

KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Rumları, Ankara-Brüksel ilişkilerini zehirlemeye çalışmakla suçladı.

NTV

Güncelleme: 16:49 TSİ 13 Ağustos 2007 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markulli’nin NTV’ye verdiği söyleşiye ilişkin açıklamalar yapan KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Rum yönetiminin Avrupa Birliği’ne üye olmasını bir hata olarak nitelendirdi.

Avcı, Markulli’nin açıklamalarıyla, Rum kesiminin üyeliğinin, uluslararası toplumun iddiasının aksine, Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varılması yönünde engelleyici bir rol oynayacağını bir kez daha kanıtladığını belirtti.

Bakan, Rumların Doğu Akdeniz’de petrol arama girişimiyle Avrupa Birliği üyeliğinin imtiyazlarını kötüye kullandıklarını da savundu.

Rum yönetimini Ankara-Brüksel ilişkilerini zehirlemeye çalışmakla da suçlayan Avcı, Rumların bu tutumları yüzünden doğrudan ticaret tüzüğünün hayata
geçirilemediğini hatırlattı.

 

 

Rum Bakandan tehdit: Enerji başlığı açılmayacak

      Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, Türkiye’nin, Rumların Doğu Akdeniz’deki “petrol ve doğalgaz arama hakları konusunda yaptığı “tehditlerin" Ankara’nın AB süreci üzerinde ciddi etkilerinin olacağını öne sürerek “Bu tür bir davranış ile enerji başlığının açılması düşünülemez" dedi.
      Erato Kozaku Markulli, yaptığı açıklamada Rum Yönetiminin, Türkiye’nin girişimlerini AB’ye ilettiğini belirterek Türkiye’nin “tehditleriönin AB süreci üzerinde ciddi etkileri olacağını savundu. Markulli, “Enerji ile ilgili başlığı açılamayacağıönı söyledi.
      AB ortaklarının, Türkiye’nin davranışlarını, özellikle “tehditlerini" gerçekleştirmek üzere harekete geçmesi halinde ciddi bir biçimde değerlendirmeyi sürdüreceklerini kaydeden Rum Bakan, “Bu tür bir davranış ile enerji başlığının açılması düşünülemez" dedi.
      Markulli, Rum hükümetinin uluslar arası hukuka uygun hareket ettiğini savunurken de kararlarının, özellikle, Türkiye’nin taraf olmadığı Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni temel aldığını da vurguladı.
      Türkiye’nin “AB yükümlülüklerine uymama tutumunuöna hız vermesinin rahatsız edici olduğunu söyleyen Rum bakan, bunun Türkiye’nin üyelik süreci üzerinde etkileri olacağını öne sürdü.

MILLIYET 13/08/07

 

 

Ve Karpaz'a ilk direkler dikildi

KARPAZ'A ELEKTRİK GİDİYOR... Karpaz'da her biri yaklaşık 150 kilo ağırlığında ve 10.5 metre uzunluğundaki direkler traktör kasalarına yüklenerek dikilecek yerlere taşınıyor. İlk direkler, Blue- Sea Hotel'in hemen ilerisinden Zafer Burnu istikametine döşeniyor. Bölgede yaklaşık 23 kilometrelik güzergah üzerine 80 metre arayla günde 25 direğin dikilmesi ve çalışmaların yaklaşık 20 gün sürmesi bekleniyor

SAHİR: "İNSAN HAKLARINA TECAVÜZ"... Genişletilmiş Sürdürülebilir Çevre Platformu adına Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir, direklerin dikilmeye başlanmasına şiddetle tepki göstererek, hiçbir açıklama yapılmadan direklerin dikimine başlanmasına anlam veremediklerini söyledi. Sahir, "Çevre hakkı denen bir olay vardır ve bu anayasal bir haktır. Bunu biz evrensel insan haklarına bir tecavüz olarak değerlendiriyoruz" dedi

Çevre örgütlerinin tüm karşı çıkışına rağmen Dipkarpaz köyünden Zafer Burnu'na enerji nakil hattı çalışmaları son sürat devam ediyor.

Perşembe gecesi bölgeye getirilen elektrik direkleri dün öğleden sonra işaretlenmiş yerlere dikilmeye başlandı.

Her biri yaklaşık 150 kilo ağırlığında ve 10.5 metre uzunluğundaki direkler traktör kasalarına yüklenerek dikilecek yerlere taşınmaya başlandı.

İlk direklerin köy dışına dikilmesi beklenirken tam tersi yaşanarak Blue- Sea Hotel'in hemen ilerisinden Zafer Burnu istikametine döşenmeye başlandı.

Bir dozerle açılan çukurlara Dipkarpaz köylülerinden oluşan 5 kişilik bir ekip de yardımcı oldu. Köylüler, elektrik direklerinin taşınması ve dikilmesi çalışmalarına bizzat katılıyor.

Bölgede yaklaşık 23 kilometrelik güzergah üzerine 80 metre arayla günde 25 direğin dikilmesi bekleniyor. Çalışmaların yaklaşık 20 gün süreceği tahmin ediliyor.

Dipkarpaz'a 360 direğin dikileceği belirtildi.

Sahir: Tavrımızı birkaç gün sonra açıklayacağız

Genişletilmiş Sürdürülebilir Çevre Platformu adına Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir, direklerinin dikilmeye başlanmasına şiddetle tepki göstererek, hiçbir açıklama yapılmadan direklerin dikimine başlanmasına anlam veremediklerini söyledi.

Doğan Sahir BRT'ye yaptığı açıklamada, sorunun çözümü için gerek hükümet, gerekse ilgili birimlerle birlikte hareket etmeyi arzuladıklarını ancak, çevreciler olarak hedef gösterilip dışlandıklarını söyledi.

Konuyu derinlemesine değerlendirerek bundan sonra nasıl bir tavır izleyeceklerini belirleyeceklerini kaydeden Sahir, gerekli açıklamanın birkaç gün sonra yapılacağını ifade etti..

Sahir, "Çevre hakkı denen bir olay vardır ve bu anayasal bir haktır. Bunu biz evrensel insan haklarına bir tecavüz olarak değerlendiriyoruz. Yetkililerin hiçbir açıklama yapmadan direklerin dikimine başlanmasına da bir anlam veremiyoruz" dedi.

Karpaz halkı memnun

Öte yandan elektrik direklerinin Karpaz'a yerleştirilmeye başlanması bölge halkı tarafından memnuniyetle karşılandı.

Dipkarpazlı vatandaşlar hükümet yetkililerine bölgeye gösterdikleri duyarlılıktan dolayı teşekkür ederek, elektrik ile çevrenin çok farklı konular olduğunu belirttiler.

Karpaz Emirnamesi'nin kurallarının çok katı olduğunu ve bölgede yapılaşmaya asla izin vermediğini ifade eden vatandaşlar, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çevreyi korumaya devam edeceklerini söylediler.

KIBRIS 13/08/07

 

 

Kuzeyde Euro mümkün değil

AB MÜKTESEBATI ÇÖZÜME KADAR ASKIDA... Güney Kıbrıs'ın 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren Eurozone'a dâhil olacağını ve resmi para birimi olarak Euro kullanılacağını belirten Avrupa Komisyonu Kıbrıs

Temsilciliği Başkanı Themistocleous, AB müktesebatının Mayıs 2004'ten Kıbrıs sorununa çözüm bulunacağı tarihe kadar Kıbrıs'ın kuzeyinde geçici olarak askıya alınmış olduğunu, bu nedenle de Euro'nun Kuzey Kıbrıs'ta resmi para birimi olarak kullanılmasının mümkün olmadığını belirtti. Themistocleous, Kıbrıslı Türkleri de Euro konusunda bilgilendirmek amacıyla Türkçe yayınlar hazırlandığını söyledi

TEK TARAFLI EURO'YA GEÇİŞ OLMAZ... Themistocleous: "AB Ekonomik ve Mali İşlerden Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia, mayısta Kıbrıs'a geldi. Ticaret Odası ve Sanayi Odası yetkilileriyle de görüştü. Almunia, Euro'nun Kuzey Kıbrıs'ta kullanılmasının mümkün olamayacağını nedenleriyle açıkladı. Almunia, yasal nedenlerin yanında finansal nedenler de bulunduğunu söyledi ve Kuzey Kıbrıs'ta resmi olarak Türk Lirası kullandığını, ekonominin Türkiye ekonomisiyle bağlantılı olduğunu, Türk lirasının durumunun ve Türkiye'nin ekonomisinin Euro'ya geçmeye hazır olmadığını söyledi. Ayrıca herhangi bir ülkenin veya bölgenin tek taraflı olarak Euro'ya geçişinin mümkün olmadığını belirtti

Gözde SÜREÇ

Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği Başkanı Themis Themistocleous, Avrupa Birliği (AB) müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta geçici olarak askıda olması nedeniyle burada Euro para biriminin resmi olarak kullanılması için yasal bir temel bulunmadığını söyledi.

AB müktesebatının Mayıs 2004'ten Kıbrıs sorununa çözüm bulunacağı tarihe kadar Kıbrıs'ın kuzeyinde geçici olarak askıya alınmış olduğunu anımsatan Themistocleous, bu nedenle Euro'nun Kuzey Kıbrıs'ta resmi para birimi olarak kullanılmasının mümkün olmadığını belirtti.

Themistocleous, Güney Kıbrıs'ın Euro para birimine geçiş süreci ve Kıbrıslı Türklerin Euro konusunda bilgilendirilmesi çalışmalarıyla ilgili KIBRIS'a bilgi verdi.

Kıbrıs'ın 1 Ocak 2008'den itibaren Eurozone'a katılacağını ve resmi para biriminin Euro olacağını kaydeden Themistocleous, Kıbrıslı Türklerin Euro konusunda bilgilendirilmesi amacıyla Avrupa Komisyonu'nun çalışmalar yaptığını, Türkçe yayınlar hazırlandığını ayrıca Rum hükümetinin bu yönde bazı bilgilendirme kampanyaları hazırladığını ifade etti.

Themistocleous, yayınların Euro banknotlar ve madeni paralarının rengi, şekli, paraların sahte olup olmadıklarının nasıl anlaşılacağı gibi konularda ayrıntılı bilgi içereceğini söyledi.

"Yasal temel yok"

Kıbrıs'ın bir bütün olarak Avrupa Birliği'ne katıldığını, Kıbrıslı Türklerin de AB vatandaşı olduğunu ancak Avrupa Birliği müktesebatının Mayıs 2004'ten Kıbrıs soruna çözüm bulunacağı tarihe kadar Kıbrıs'ın kuzeyinde geçici olarak askıya alınmış olduğunu söyleyen Themistocleous, bu nedenle Euro'nun Kuzey Kıbrıs'ta kullanımı için yasal bir temel bulunmadığını kaydetti.

AB Ekonomik ve Mali İşlerden Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia'nın mayıs ayında Kıbrıs'a gerçekleştirdiği ziyarette Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Sanayi Odası yetkilileriyle de görüştüğünü anlatan Themistocleous, Euro konusundaki soruları yanıtlayan Almunia'nın Kıbrıs'ın kuzeyinde neden Euro'nun kullanılamayacağını da açıkladığını söyledi ve şöyle devam etti:

"Avrupa Birliği Ekonomik ve Mali İşlerden Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia, mayıs ayında Kıbrıs'a bir ziyaret gerçekleştirdi ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Sanayi Odası yetkilileriyle de görüştü. Oda yetkililerinin Kuzey Kıbrıs'ta da Euro'ya geçilmesinin yararları olduğuna inandıklarını belirtmesi üzerine Komiser Almunia, bunun mümkün olamayacağını nedenleriyle birlikte açıkladı. Almunia, yasal nedenlerin yanında finansal nedenler de bulunduğunu söyledi ve Kuzey Kıbrıs'ta resmi olarak Türk Lirası kullandığını, ekonominin de Türkiye ekonomisiyle bağlantılı olduğunu, Türk lirasının durumunun ve Türkiye'nin ekonomisinin Euro'ya geçmeye hazır olmadığını söyledi. Almunia, ayrıca herhangi bir ülkenin veya bölgenin tek taraflı olarak Euro'ya geçişinin mümkün olmadığını da sözlerine ekledi."

"Euro kullanmak isteyen bir ekonominin belirli kriterleri karşılaması ve buna hazırlanması gerekir, ancak bu kriterler karşılandığı zaman Euro'ya geçilebilir" diyen Themistocleous, bunun başka bir yolu olmadığını ifade etti.

Güney Kıbrıs'ın 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren Eurozone'a katılacağını ve Euro'nun resmi para birimi olacağını söyleyen temsilcilik başkanı, Yeşil Hattı geçerek orada alışveriş yapan, çalışan veya emekli aylığı alan kişilerin Euro olarak ödeneceğini, dolayısıyla Euro'nun Kıbrıslı Türkler tarafından da pratikte kullanılacağını belirtti.

Kıbrıslı Türklerle ilgili yapılan çalışmalar

Themistocleous, Kıbrıslı Türklerin Euro konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini ve bu bilgiyi sağlamak için Avrupa Komisyonu'nun çalışmalar yaptığını ayrıca Rum hükümetinin de bu yönde bazı bilgilendirme kampanyaları hazırlandığını ifade etti.

Avrupa Komisyonu'nun ve Avrupa Merkez Bankası'nın Kıbrıslı Türkleri Euro konusunda bilgilendirmek amacıyla çeşitli çalışmalar yapmaya başladığını belirten Themistocleous, bu kapsamda yayınlar hazırlandığını sözlerine ekledi.

Themistocleous, hazırlanan yayınların AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği tarafından Türkçe'ye çevrileceğini ve dağıtımının da yine temsilciliğin yardımlarıyla yapılacağını belirtti.

Rum hükümetinin de bu konuda yaptığı çalışmalar olduğunu, Euro ile ilgili Türkçe el ilanları hazırladığını ve bunların dağıtımı için Kuzey Kıbrıs'taki çeşitli kurumlardan yardım istendiğini anlatan Themistocleous, kendilerinin de yardımıyla hazırlanan el ilanlarının dağıtımının yapılacağını kaydetti.

Hazırlanan yayınların içeriği konusunda da bilgi veren Themistocleous, yayınların Euro banknotlar ve madeni paraların rengi, şekli, sahte olup olmadıklarının nasıl anlaşılacağı gibi konularda ayrıntılı bilgi içereceğini söyledi.

Fiyatların artacağı endişesi

Euro konusunda en büyük endişenin haksız fiyat artışları yaşanması ihtimali olduğunu belirten Themistocleous, bunun yaşanmaması için alınan önlemler konusunda da bilgi verdi.

Fiyatların haksız bir şekilde artırılması konusunun Kıbrıslıları Euro'ya geçiş konusunda en çok endişelendiren konu olduğuna işaret eden Themistocleous, fiyatların çeşitli nedenlerden dolayı artabildiğini, bu konuda Euro'yu suçlamanın doğru olmadığını belirtti.

Themistocleous, haksız fiyat artışları yaşanmaması amacıyla alınan önlemlerle ilgili şunları söyledi:

"1 Eylül'den itibaren kanun uyarınca işletmeler, "ikili fiyat sergilemeye" başlayacak fiyatlar bir yıl boyunca Kıbrıs Lirası ve Euro olmak üzere iki şekilde sergilenecek. Ancak 1 Ocak'tan itibaren resmi para birimi Euro olacağından fiyatlar Kıbrıs Lirası ve Euro değil Euro ve Kıbrıs Lirası şeklinde sergilenecek. Böylece kişiler fiyatları karşılaştırma imkânına sahip olacak. Alınacak ikinci önlem ise kanun uyarınca Euro Gözlem Komitesi kurulacak ve fiyatlar denetlenecek. Denetleme sırasında haksız fiyatlandırmayla ilgili bir duruma rastlanırsa işletmenin ismi ifşa edilecek ve ceza kesilecek. Üçüncü önlem, işletmelerin gönüllü katılabilecekleri bir uygulama. "İşletmeler Adil Fiyatlandırma İnisiyatifi"ne katılmaya çağrılacaklar, bunu kabul edenler adil fiyatlandırma siyaseti izlemeyi benimseyecekler. Kabul eden işletmelere dükkânlarına koymak üzere adil fiyatlandırma yaptıklarını gösteren bir sticker verilecek."

Themistocleous, Euro'yla ilgili bilgi almak isteyenlerin 80002008 numaralı ücretsiz hattan veya www.euro.cy internet adresinden bilgi alabileceğini kaydetti.

KIBRIS 13/08/07

 

Petrol seçim malzemesi

TÜRKİYE'YE GÜÇLÜ MESAJ... POLİTİS gazetesi, dünkü manşetinde, "Petrol seçim malzemesi - Büyük olasılıkla hiç yüzünden kavga - Hiçbir çok uluslu şirket ciddi biçimde ilgilenmedi" derken; FİLELEFTHEROS gazetesi, "Türkiye'ye güçlü mesaj - Güvenlik Konseyi'nin 2 daimi üyesinden şirketler petrollerle ilgileniyorlar" başlığını kullandı

Rum basını, Rum hükümetinin Kıbrıs'ın güneyinde yer alan denizde başlattığı petrol arama süreciyle ilgili haberlere yer vermeye devam ederken, gazeteler, konu hakkında farklı yorumlar yapıyor.

POLİTİS gazetesi, dünkü manşetinde, "Petrol Seçim Malzemesi - Büyük Olasılıkla Hiç Yüzünden Kavga - Hiçbir Çok Uluslu Şirket Ciddi Biçimde İlgilenmedi" derken; FİLELEFTHEROS gazetesi, "Türkiye'ye Güçlü Mesaj - Güvenlik Konseyi'nin 2 Daimi Üyesinden Şirketler Petrollerle İlgileniyorlar" başlığını kullandı.

POLİTİS, manşetten verdiği yorum haberinde; Rum hükümetinin "Kıbrıs'ın konumunun petrol diplomasisi aracılığıyla güçlendirilmesi" beklentisinin, tatmin edici olmadığını yazdı.

Gazete, Rum hükümetinin petrol çıkarma sürecine büyük çok uluslu şirketlerin ilgi göstereceği beklentisinin, büyük olasılıkla yanlış çıkacağını ve perşembe günü verilecek teklifler arasında, ilk başlarda tahmin edildiği gibi dev şirketlerin yer almasının beklenmediğini kaydetti.

Yalnızca 7 orta büyüklükteki şirketin petrol rezervlerine ilişkin araştırma dosyasını satın almış olduğunu belirten POLİTİS, teklif verme süresinin perşembe günü dolacak olmasına karşın, Rum hükümetinin, Ticaret Bakanı Andonis Mihailidis aracılığıyla umutları canlı tutmak istediğini ve büyük şirketlerin ilgilerinin 2008'in ikinci yarısında görüleceği sözünü verdiğini vurguladı.

Gazete; Rum Ticaret Bakanlığı'ndan bir kaynağın ise; 2008 yılına kadar koşulları değiştirecek önemli hiçbir gelişme olmayacağını, bu açıklamaların petrol konusuna şirketlerin ilgi göstermesinde yaşanan başarısızlığı gizleme amacıyla yapılan imaj yaratma oyunları olduğunu söylediğini yazdı.

Gazete; Güney Kıbrıs'ın deniz bölgesinde bulunan petrol yataklarındaki asıl sorunun, bu yatakların ticari anlamda kullanılabilir olup olmaması konusu olduğunu belirterek, bölgede araştırmaları gerçekleştiren Norveçli şirketin en önemli öngörülerinden birinin, bulunması muhtemel kaynakların %60'ının doğalgazdan oluşması yönünde olduğunu ifade etti.

Birleşik Arap Emirliği'ne dönüşme hayali

Mevcut kaynakların deniz dibinden çok derinde bulunması, son 3-4 yıldır sadece birkaç şirkette bulunan çok ileri teknolojinin kullanımını gerektirdiğinden, sürece başvuruda bulunacak şirketlerin sayısının da çok az olmasının beklendiğini belirten gazete, yatırımın kârlı olup olmayacağı endişesi ve büyük şirketlerin ilgi göstermemesinden ötürü de, "Kıbrıs'ın Birleşik Arap Emirliği'ne dönüşme hayalinin gerçeklerle bağdaşmadığı" yorumunda bulundu.

Gazete, Rum hükümetinin, petrol konusunun basında yer alması ve duyulmasını, konuyu seçim öncesi dönemde istismar etmek amacıyla kullanmakta olduğunu da savundu.

Türkiye'ye güçlü mesaj

FİLELEFTHEROS ise, "Türkiye'ye Güçlü Mesaj - Güvenlik Konseyi'nin 2 Daimi Üyesinden Şirketler Petrollerle İlgileniyorlar" başlığı altında, manşetten verdiği haberinde, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan Çin ve ABD'den şirketlerin, Güney Kıbrıs'ın petrol çıkarma sürecine ilgi gösterdiklerini ve bu şirketlerin perşembe günkü randevuda hazır bulunmalarının beklendiğini yazdı.

Gazete, tatmin edici sayıda şirketin, perşembe günü 08:30 ile 14:30 saatleri arasındaki sürede tekliflerini sunmalarının beklendiğini ve bu şirketler arasında ABD ile Çin gibi iki Güvenlik Konseyi üyesi ülkeden şirketlerin bulunmasının, ekonomik ve siyasi açıdan önem taşıdığını kaydetti.

Gazete, Rum hükümeti tarafından denizde parselizasyonu yapılan parçalar için, her şirketin perşembe günü teklif sunabileceğini ve bu teklifler sonucunda her şirkete söz konusu parseller içerisinde araştırma yapma izninin verileceğini yazdı.

Haberde ayrıca; ABD ve Çin şirketlerinin sürece teklif sunarak katılmalarının, "Türkiye'nin bölgede gerginlik yaratma çabalarını" zorlaştıracağı iddiaları da yer aldı.

KIBRIS 13/08/07

 

Önemli olan görüşme değil, görüşmenin içeriği

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Ağustos sonu veya Eylül başında bir görüşme gerçekleştireceği yönündeki haberlerle ilgili olarak, "önemli olanın görüşmenin kendisinin değil içeriği olduğunu" söyledi.

Rum radyosu RIK'in haberine göre, Papadopulos, 14 Ağustos 2005 tarihinde Larnaka'dan kalkışının ardından Yunanistan'da düşen "Helios" havayollarına ait uçakta hayatlarını kaybedenler için dün gerçekleştirilen anma töreninde, bir soru üzerine, önemli olan şeyin Cumhurbaşkanı Talat ile görüşme yapması değil, bu görüşmede nelerin konuşulacağı olduğunu ifade etti.

"Turkish Daily News" gazetesinde Kıbrıs Türk tarafının ağustos sonu veya eylül başında Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Talat'ın görüşme yapması için hazırlıkları bulunduğu şeklinde yer alan haberlerin sorulması üzerine Papadopulos, "görüşmenin tek başına hiçbir öneminin olmadığını" vurguladı.

Rum radyosunun haberinde ayrıca, Rum Dışişleri Bakanı Erato Markulli'nin, dün yaptığı açıklamada, basında bu yönde çıkan haberlerin Rum hükümetinin bilgisi dahilinde olduğunu, ancak bekledikleri şeyin BM'den resmi bir bilgilendirme olduğunu söylediği ifade edildi.

Petrol araştırmaları yükümlülüğümüz

Öte yandan Papadopulos, dünkü törende yaptığı konuşmasında, son günlerde gündemde olan petrol konusuna da değinerek, Güney Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesinde petrol kaynaklarının var olup olmadığının incelenmesinin, "devletin, halka ve ülkeye karşı yükümlülüğünü teşkil ettiğini" söyledi.

Papadopulos; bundan sonra ne olacağının ise, ileriki zamanlarda belli olacağını vurguladı.

KIBRIS 13/08/07

 

Hrisostomos'tan Türkiye'ye kınama

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos, "Türk hükümetinin İstanbul ziyaretine izin vermediğini" iddia ederek, "bu tutumundan dolayı Türk hükümetini kınadığını" bildirdi.

Rum haber ajansına göre, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nden yapılan açıklamada, "Başpiskopos 2. Hrisostomos'un, İstanbul ziyaretiyle ilgili Türkiye'nin tavrını kınadığı" kaydedildi.

Açıklamada, Başpiskopos'un ayrıca, "bir Türk mahkemesinin İstanbul'daki Fener Rum Patriği Bartholomeos'un isminin önündeki 'ekümenik' titrini kaldırması kararını da kınadığı" belirtildi.

İkinci kez iptal edilen 2. Hrisostomos'un İstanbul ziyaretinin 17 Ağustos'ta yapılması bekleniyordu. Rum Kilisesi Başpiskoposu, Fener Rum Patrikhanesi'ne gideceği ilk İstanbul ziyaretini ise, geçen mayıs ayında yapmayı planlamıştı.

KIBRIS 13/08/07

 

Denktaş'tan mektup

Gazete, Denktaş'ın, geçtiğimiz hafta yine aynı gazeteye verdiği söyleşi sırasında değindiği Hristakis Georgiu konusuna değinerek dosyayı yeniden inceleyeceğini söylediğini anımsattı.

Habere göre, Denktaş, bu çerçevede, gazeteye gönderdiği 6 Ağustos tarihli e-postasında, bu konuyu açıklığa kavuşturacak yeni bir şeyin bulunmadığını ve Klerides'e Hristakis Georgiu'nun Türkiye'de olduğunu söylemekle acele ettiğini belirtti.

Denktaş, mektubunda, "Hristakis Georgiu'nun dosyasını incelediğini, ancak Kıbrıs Rum gazetelerinin küpürlerinden başka yeni bir şeyin maalesef bulunmadığını" ifade etti.

Hristakis'in annesinin 20 Haziran 1978'de oğlu için kendisine mektup yazdığını ve bu mektubu İnsani Konularla İlgili Komite'nin Kıbrıs Türk kanadına yolladığını anımsatan Denktaş, birileri tarafından Hristakis'in tedavi amacıyla Türkiye'ye gönderildiği konusunda bilgilendirildiğini, ancak bunun söylenti olduğunu belirtti. Denktaş, belirlenmeyen bir kişinin de, Hristakis'in hastanede yatmakta olan annesine teselli amacıyla, oğlunun Türkiye'ye gönderildiğini söylediğini ifade etti.

Denktaş, mektubunda yarıca, şunları yazdı: "Yeni bir haber vereceğim hissiyle, Klerides'e Hristakis'in Türkiye'ye gönderildiğini söylemekle acele ettim. Klerides'e bu bilgiyi götürmeden önce araştırmam ve ispatlamam gerekirdi. Ancak o dönemde iyi haberlere gereksinimimiz vardı. Maalesef iki taraf da ortaya çıkan çete, para, yiyecek kopararak, 'kayıpları' getirme sözü vererek, ailelere, 'kayıplarla ilgili' yanlış bilgiler verdi. Bu tür yanlış bilgiler, kayıpların bulunması için Klerides ve benim, Kuzey'i alt üst etmemize neden oldu ve araştırma da; bunun, iki tarafta kâr amaçlı olduğunun ortaya çıkarılmasına değin sürdü."

Denktaş ayrıca, Hristakis'in Türkiye'ye götürüldüğüne ilişkin veri ve kanıtın bulunmadığını tekrarlayarak, bu konuda yeni birşey bulamamasından dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Denktaş, o zaman hastanede yatan Hristakis'in annesini tedavi eden doktorun, kadını teselli etmek amacıyla söylediklerinin, bir diğer değişle oğlunun Türkiye'de olduğunu söylemesinin, kadının yeni bir şok geçirmemesini amaçladığını da belirtti.

KIBRIS 13/08/07

 

Kıbrıs görüşmelerine Markulli gölgesi

Rum yönetiminden gelen son açıklamaların, olası Talat-Papadopulos görüşmesini olumsuz etkileyebileceği bildirildi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 14:45 TSİ 14 Ağustos 2007 Salı

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı, sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku-Markulli’nin NTV’ye verdiği demecinde, Kıbrıs’la ilgili sorunları Başbakan Erdoğan ya da Türk ordusuyla konuşmak istediklerini söylediğini hatırlattı.

Bu açıklamayı talihsiz ve anlamsız bulduğunu belirten Erçakıca, “İki lider arasında bir zirve yapılması için çalışıldığı bugünlerde, cumhurbaşkanımız Talat’ın Kıbrıs sorununun temel konularını konuşma yetkisinin olmadığını iddia eden Markulli, Papadopoulos’un bu görüşmede ne konuşmayı düşündüğü konusuna açıklık getirmelidir” dedi.

Erçakıca, Rum bakanın açıklamalarının Papadopulos-Talat görüşmesini etkisizleştirmeye çalışma adımı olarak da değerlendirilebiliceğini söyledi.

Öte yandan Rum Fileleftheros gazetesi, Papadopulos’un Eylül ayında, BM Genel Kurulu için New York’a gidecek olması ve Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli’nin aynı ay içerisinde Brüksel ve Portekiz’e yapacağı ziyaretler nedeniyle, Eylül ayının Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB ilişkileri açısından önemli olacağını yazdı.

Rum gazetesinin haberinde, Rum yönetiminin, Papadopulos-Ban görüşmesi öncesinde, Talat ve Papadopulos’un baş başa görüşmesini de uygun gördüğü ve böylesi bir görüşmenin olumlu sonuç vereceğine inandığı ifade edildi.

Gazete, Markulli’nin Brülsek ve Portekiz temaslarının gündeminin, Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama çalışmaları konusunun sonucuna da bağlı olacağını da yazdı.

"Kıbrıs sorununda kritik ay eylül"


14 Ağustos, 2007 14:52:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un eylül ayında, BM Genel Kurulu için New York'a gidecek olması ve Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin aynı ay içerisinde Brüksel ve Portekiz'e yapacağı ziyaretler nedeniyle, eylül ayının Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB ilişkileri açısından önemli olacağı belirtiliyor.

Rum "Fileleftheros" gazetesi, Rum yönetiminin, Papadopulos'un eylül ayında BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'la yapacağı görüşmeye büyük önem verdiğini yazdı.
 
Gazetede ayrıca, Papadopulos'un New York temasları çerçevesinde, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi beş ülkenin temsilcileri ve diğer ülke liderleriyle de bir araya gelmeyi planladığı belirtildi.
 
Rum gazetesinin haberinde, Rum yönetiminin, Papadopulos-Ban görüşmesi öncesinde, Talat ve Papadopulos'un baş başa görüşmesini de uygun gördüğü ve böylesi bir görüşmenin olumlu sonuç vereceğine inandığı ifade edildi.
 
Haberde, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns'ün, eylülde Kıbrıs'a gelmesinin beklendiği de hatırlatıldı.
 
Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin ise eylülde Brüksel ve Portekiz'e yapacağı ziyaretlerin, Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB ilişkileri açısından önemli olduğu kaydediliyor.
 
Markulli'nin temaslarının gündeminin, "Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama çalışmaları konusunun sonucuna da bağlı olacağını" yazan gazete, Markulli'nin eylül başında AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısı için Brüksel'e gideceğini, ardından 7 Eylül'de AB gayriresmi Dışişleri Bakanları toplantısı için AB dönem başkanı Portekiz'de bulunacağını yazdı.

 

KKTC'den Papadopulos'a mektup


14 Ağustos, 2007 12:36:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, önümüzdeki günlerde yapılması beklenen Talat-Papadopulos görüşmesiyle ilgili tutumuna ilişkin bir mektubu, bugün Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a gönderdiğini söyledi.

Erçakıca, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın gönderdiği mektupta, Papadopulos'un görüşme zamanı geldiğini düşünmüş olmasından duyduğu memnuniyeti ifade ettiğini ve görüşmenin içeriğine dair düşüncelerini aktardığını bildirdi.
 
Mektupta, görüşme tarihine ilişkin bir isteğin yer almadığını kaydeden Erçakıca, görüşme tarihinin KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in temasları sonucu belli olacağını kaydetti.
 
Kıbrıs Türk tarafının, Talat-Papadopulos görüşmesinin verimli olması için uğraşırken, Kıbrıs Rum tarafının Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin demeçleriyle siyasal ortamı zehirlemeye devam ettiğini kaydeden Erçakıca, Markulli'nin son olarak, "Kıbrıs'ta anahtarın, Türk ordusunun elinde olduğunu" ve "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ya da Türk ordusuyla konuşmak istediklerini" söylediğini hatırlattı.
 
"Açıklamalar talihsiz ve anlamsız"
 
Markulli'nin bu açıklamalarını, "son derece talihsiz ve anlamsız" bulduklarını belirten Erçakıca, "Talat-Papadopulos görüşmesinin gerçekleşmesi için çalışıldığı bugünlerde, eğer Kıbrıs Rum tarafı ısrarla Türk Silahlı Kuvvetleri'ni veya Türk hükümetini muhatap almak istiyorsa, o zaman Talat-Papadopulos görüşmesinden ne beklediklerini de açıklamak durumundalar" dedi.
 
Erçakıca, Rum tarafının bu görüşlerinde ısrar etmesi durumunda, "Talat-Papadopulos görüşmesini iç politika mülahazalarıyla istediklerini kanıtlamış olacaklarını" da bildirdi.
 
"Bizim tutumumuz, bu görüşmeden maksimum verimi almak olacaktır" diyen Erçakıca, görüşmenin Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma müzakerelerine gitme kapısını açmasını umut ettiklerini söyledi.
 
Erçakıca, "Amaç kapsamlı çözüm müzakerelerini bir an önce başlatmaktır ve Talat-Papadopulos görüşmesi bu konuda bir kilometre taşı olabilecekse biz bunun için gerekli olan her şeyi yapmaya hazırız ve yapacağız" dedi.

 

rum Vekil: Türkler 15 bin ikonumuzu sattı

      Avrupa Parlamentosu’nun Rum kökenli milletvekillerinden Panayotis Dimitriyu Kuzey Kıbrıs’taki tapınaklardan çalınan 15 bin ikonun dünya sanat piyasasında kaçak olarak dolaşımda olduğunu savundu.
      Kıbrıs’ta 1974’te darbeci Nikos Sampson’un yedi günlük iktidarında eğitim bakanlığı yapan, daha sonra da Avrupa Parlamentosu’na milletvekili seçilen Dimitriyu, Avrupa Komisyonu’nun yanıtlaması istemiyle AP Başkanlığına sunduğu yazılı soru önergesinde Rum Ortodoks Kilisesi’nin masrafları kendisine ait olmak üzere kuzey Kıbrıs’taki Hristiyan tapınaklarını restore etme teklifinde bulunduğunu hatırlattı.
      Son yapılan bir sayıma göre Kıbrıs’ın kuzeyindeki 520 tapınaktan 200’ün üzerindeki kilise, şapel ve manastırın Türkler tarafından disko, restoran, ahır ya da silah deposuna dönüştürüldüğünü ileri süren Dimitriyu, “Tapınaklardan alınıp götürülen 15 binden fazla ikon sanat karaborsasında alınıp satılmaktadırö dedi. Kıbrıs’taki Türklerin AB’den 286 milyon euro aldıklarını anımsatan Dimitriyu Avrupa Komisyonu’nun, Türkiye’yi kuzey Kıbrıs’taki kiliseleri restore etmeye razı etmek için, Başpiskopos Krisostomos II’nin parasal önerileri de hatırda
tututulmak suretiyle, hangi siyasi ve diplomatik önlemlerini alacağını ayrıntılarıyla açıklamasını istedi.

MILLIYET 14/08/07

 

Kıbrıs'ta sular ısınırken...


BU haftanın sonundan itibaren, bir krizin işaretlerini bekleyin! Hayır, Ankara'daki cumhurbaşkanlığı krizini kastetmiyoruz. (Umarız 11. Cumhurbaşkanı'nın seçimi "kriz"siz gerçekleşir)...
Sözünü etmek istediğimiz kriz, Kıbrıs'la ilgili.
Önümüzdeki perşembe, Kıbrıs Rum Yönetimi, adanın etrafındaki suların dibinde, petrol ve doğalgaz araştırması yapacak yabancı şirketlere ruhsat verecek. Ve böylece, Doğu Akdeniz'de, enerji kaynakları "arama ve işletme" sürecini somut bir şekilde başlatmış olacak...
Eğer Kıbrıs sorunu Rumlarla Türklerin siyasal eşitliğine dayalı -örneğin Annan Planı'nda öngörüldüğü- esaslara göre çözüme kavuşmuş olsaydı, denizin tabanında enerji kaynağı arayışını da, iki taraf el ele vererek yapacak, bundan ortaklaşa yararlanabilecekti.
Ancak Rumların adanın tek sahibi olma hırsının sebep olduğu çözümsüzlük ve bölünmüşlük, denizaltındaki "nimetler"in adil bir şekilde paylaşılmasına da imkân vermiyor.
Bu nedenle Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, Papadopulos yönetiminin tek yanlı olarak petrol ve gaz arama çalışmalarına girişmesine şiddetle karşı çıkıyor. Türkiye, Rumların bu yönde ısrarlı davranmasının tehlikeli sürtüşmelere yol açacağı uyarısında bulunuyor. Rum yönetimi ise bu "tehditler"e meydan okuyor ve yoluna devam edeceğini söylüyor.
Bu gidişle, önümüzdeki günlerde ve haftalarda, epey gerginlik yaşanacağa benziyor.

Sessizce adım adım...
Türk ve dünya kamuoyu, Rum tarafının böyle bir petrol ve gaz arayışı içinde olduğunu, ancak bu yılın başlarında, o da, Papadopulos yönetiminin Mısır ve Lübnan'la "münhasır ekonomik bölgeler" üzerinde anlaştığı ve yabancı şirketlerle bağlantılar kurduğu haberlerinin yayımlanması üzerine öğrenmişti. Oysa, Rumlar yıllardan beri bu çalışmaları sessizce yürütüyorlardı.
Rum yönetimi geçen yıl bir Norveç firmasıyla (PGS) anlaşmış, ilk jeofizik bulguları sağladıktan sonra, esas araştırma bölgelerini de belirlemeye başlamıştı.
Uzmanlara göre, bu bölgelerde (denizin 400 ila 3 bin metre derinliğinde) 400 milyar dolarlık bir petrol ve gaz rezervi yatıyor.
Rum yönetimi, bu kaynakların kullanılır hale getirilmesi için, yoğun bir uluslararası siyasal ve ekonomik kampanya açtı. Bu işi yapabilecek yabancı şirketlere, 16 Ağustos'a kadar tekliflerini getirmelerini istedi ve o tarihten sonra da gerekli ruhsatı vereceğini ilan etti. Rum basınına göre, aralarında ABD'den Çin'e kadar, çeşitli ülkelere mensup 6 veya 7 şirket bu işe talip...

"Yarım" devlet
Rum tarafı, hukuki argümanlarının avantajını doğrusu iyi değerlendiriyor. Bu tezin özü şu: Kıbrıs egemenlik haklarını kullanıyor. Ayrıca, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne ve diğer anlaşma ve kurallara uygun hareket ediyor...
İlk bakışta bu görüş evrensel değerlere göre makul ve hukuki göründüğü için, uluslararası çevrelerde de ilgi ve bir hayli de kabul görüyor. Ancak bu argümanın sakat tarafı şu: Bu anlaşmaları yapan Rum hükümeti, tüm adayı temsil etmiyor. Dolayısıyla, Türk tarafıyla danışmadan aldığı tek yanlı kararlarının meşruluğu tartışılır. Nitekim Türk tarafının hukuki argümanında ağırlık noktası da bu.
Rumlar uluslararası pozisyonlarından aldıkları cesaretle yollarına devam edecekler mi? Türk tarafının elinde bunu önleyecek ne gibi enstrümanlar var? Bu kriz çatışmaya kadar gider mi?.. Yanıtlar yarın...

SAMI KOHEN MILLIYET 14/08/07

 

Çözümün anahtarı Türk Silahlı Kuvvetleri'ndedir

MARKULLİ'DEN SUÇLAYICI İFADELER... Ada'da, çözümün anahtarının Türkiye'deki siyasilerin değil Türk ordusunun elinde olduğunu ileri süren Kozaku-Markulli, işgalci olarak nitelendirdiği Türk ordusunun çekilmesini istedi. Markulli, "Kıbrıs konusu Türk ordusunun karar verdiği 'ulusal konular' arasında. Orgeneral Büyükanıt'ın son açıklamalarını hiç teşvik edici görmüyoruz. Ordunun rolü değişmezse Kıbrıs'ta hiçbir şey değişmeyecektir" dedi

"BİZ BÖYLE HİSSEDİYORUZ"... Markulli: Söylediklerimin hoşunuza gitmediğini biliyorum ama biz böyle hissediyoruz. Türk ordusu burada, Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin topraklarını işgal ediyor ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin vatandaşlarının insan haklarını elde etmesini engelliyor. Özellikle ordunun 'ulusal konular' diye nitelendirdiği konulardaki kararlara etkisi değişmedikçe çözüm mümkün değil

Kıbrıs Rum yönetiminin yeni dışişleri bakanı Erato Kozaku-Markulli, Türk tarafı için Kıbrıs konusunda karar yetkisinin Türk ordusunda olduğunu belirterek, şu sıralar ordunun savunduğu görüşlerin ise çözüme uzak olduğunu ileri sürdü.

Ada'da, çözümün anahtarının Türkiye'deki siyasilerin değil Türk ordusunun elinde olduğunu iddia eden Kozaku-Markulli, işgalci olarak nitelendirdiği Türk ordusunun çekilmesini istedi.

Markulli, "Kıbrıs konusu Türk ordusunun karar verdiği 'ulusal konular' arasında. Orgeneral Büyükanıt'ın son açıklamalarını hiç teşvik edici görmüyoruz. Ordunun rolü değişmezse Kıbrıs'ta hiçbir şey değişmeyecektir" dedi.

Kıbrıslı Türklere karşı düşmanca tutumları olmadığını ifade eden Markulli, Kıbrıs'ta çözümün federal bir yapıda sağlam temellerde olacağını kaydetti.

Kıbrıs Rum yönetiminin yeni dışişleri bakanı Erato Kozaku-Markulli, NTV Kıbrıs temsilcisi Selim Sayarı'nın sorularını yanıtladı.

SORU: Kıbrıs sorununda gelinen son nokta hakkında ne düşünüyorsunuz? Uzunca bir süredir bir gelişme yok; uluslararası toplumun ilgisinin de azaldığı söylenebilir. Ayrıca iki tarafın liderleri bir süredir bir araya gelmiyor.

CEVAP: Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Bence 32 yıldan sonra hala Ada'yı, ortak ülkemizi, topraklarımızı ve halkımızı birleştirememiş olmamız gerçekten üzücü. Bu büyük bir talihsizlik. Bizim en büyük dileğimiz, Rum ve Türk tarafını birleştirmek için bir çözüm bulmak. Böylece her iki taraf da Avrupa Birliği üyeliğinin sunduğu fırsatlardan yararlanabilir.

"Federasyondan yanayız"

SORU: Peki çözüm için gerekli parametreler neler? Ada'daki Türklerin bu parametreler içindeki yeri ne olacak?

CEVAP: Bildiğiniz gibi hem Rumlar hem de Türkler olarak bizlerin, bu konuda 1977 ve 1979'da yapılan üst düzey anlaşmalar çerçevesinde kesin bir taahhüdümüz var. Biz iki kesimli, iki toplumlu bir federasyondan yanayız. Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler de tıpkı Kıbrıslı Rumlar gibi bu iki kesimli, iki toplumlu federasyonun parçası olacak.

Federal bir yapıyla hem Rumların hem Kıbrıslı Türklerin korunabileceğine inanıyoruz. Bu konuda çalışmalar yapıyor ve uluslararası toplumun, yani Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nin, aynı zamanda çözüme katkıda bulunabilecek başka ülkelerin de desteğiyle elimizden gelen tüm çabayı göstermeye çalışıyoruz. Böylece her iki toplumun da çıkarlarını koruyabilecek bir çözüm bulmayı hedefliyoruz.

"Anahtar Türk ordusunun elinde"

SORU: Ankara'nın rolü nedir? Ankara'nın anahtarı elinde tuttuğunu mu düşünüyorsunuz? Sayın Talat yerine Sayın Erdoğan'la doğrudan irtibata geçmenin daha iyi olacağına mı inanıyorsunuz?

CEVAP: Size çok dürüst bir cevap vereceğim. Kıbrıs sorununun iki tarafı var. Birisi iç konular. Bu tabii ki toplum liderlerinin tartışacağı bir konu. Diğer yanı ise uluslararası boyutu. Askerlerin varlığı, garantörlük sistemi ve Kıbrıslı Türklerin güvenliği... Kıbrıs Türk tarafı lideri Talat'ın bu konularda yani güvenlik, garantörlük, Türk askerlerinin varlığı ve Kıbrıslı Türkler hakkında söz sahibi olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda anahtar Türkiye'nin elinde. Dolayısıyla tabii ki bunları Başbakan Erdoğan ya da Türk ordusuyla konuşmak istiyoruz. Dürüst olmak gerekirse anahtarın Türk ordusunun elinde olduğunu düşünüyoruz, Türkiye'deki siyasilerin elinde değil.

"AB üyeliği TSK'ya bağlı"

SORU: Siz de Ankara'nın mevcut statükoyu Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üye olana kadar aynen devam ettireceğini düşünenlerden misiniz?

CEVAP: Umut ederim Ankara bu stratejiyi izlemez; çünkü Avrupa Birliği'ne üyelik sürecindeki yol bu düşünce yapısıyla çok güç olacaktır. Umarım Türkiye, Avrupalı bir yaklaşım sergiler ve bunu hemen şimdi yapar, yani müzakereler bitene kadar 10-15 yıl daha beklemez.

Her durumda üyelik müzakerelerinin ilerleyebilmesi için Türkiye'nin bir dizi kriteri yerine getirmesi gerekiyor. Bunlar protokolle, liman ve havaalanlarının açılmasıyla ilgili şeyler ve Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de dahil olduğu tüm üyelerle ilişkilerinin normalleşmesi için gerekli.

Çok sık kullandığım bir örnek var; bu, üniversiteye girmek gibi bir şey. Türkiye bu durumda bir öğrenci gibi. Siz bir öğrenci olarak üniversite kuruluna ya da dekana, "Evet ben bu okula giriyorum ama öğretmenlerimi de okuyacağım dersleri de ben seçmek istiyorum" diyemezsiniz. Avrupa Birliği, 27 üyeli bir birlik ve bu birliğe Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil.

SORU: Sizce Türkiye, Avrupa Birliği'ne üye olacak mı?

CEVAP: Dürüst olacağım. Bu, orduya bağlı. Ordunun bu dönüşüme izin verip vermeyeceğine bağlı. Sayın Erdoğan'ın ve partisinin ülkedeki diğer güçlerle birlikte bu dönüşüm konusuna olumlu yaklaştığını biliyorum. Ancak Türkiye'deki herkesin böyle düşünmesi gerekir. Buna Türk ordusu da dahil. Kafamdaki en büyük soru işareti de bu zaten.

"Büyükanıt'ın açıklamaları Türkiye'yi geriletiyor"

SORU: Orduyla ilgili söylediklerinizin de ışığında genel olarak Ankara'daki durumu nasıl görüyorsunuz?

CEVAP: Bir Rum olarak benim ilgilendiğim şey son haftalarda Türkiye'de yaşanan değişimlerin Kıbrıs sorununun çözümüne etkisinin olup olmayacağı. Ancak maalesef gördüğüm kadarıyla, karar alma mekanizmasında köklü değişiklikler olmadığı sürece ve ordunun bu konudaki rolü değişmedikçe -özellikle ordunun 'ulusal konular' diye nitelendirdiği konulardaki kararlara etkisi değişmedikçe- bu mümkün değil. Bu değişmezse hiçbir şey değişmeyecektir.

Kıbrıs konusu Türk ordusunun karar verdiği 'ulusal konular' arasında. Orgeneral Büyükanıt'ın son açıklamalarını hiç teşvik edici görmüyoruz. Bu açıklamalar Türkiye'yi birkaç yüzyıl geriye götürüyor. Söylediklerimden hoşlanmadığınızı biliyorum ama biz böyle hissediyoruz. Türk ordusu burada, Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin topraklarını işgal ediyor ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin vatandaşlarının insan haklarını elde etmesini engelliyor. Türk ordusunun Ada'daki rolü bu.

'Ada silahsızlandırılmalı'

SORU: Orgeneral Büyükanıt'ın son açıklamalarına biraz daha değinelim. Kendisi, "Biz Ada'da işgalci değiliz, Kıbrıslı Türklerin güvenliğini sağlıyoruz" diyor. Siz bu açıklamalardan hoşlanmadığınızı söylüyorsunuz. Ordu Ada'dan ayrılırsa sizce bu 32 yıllık sorunun kısa sürede çözüleceği anlamına gelir mi?

CEVAP: Önce Sayın Büyükanıt'ın "Türk ordusunun Kıbrıslı Türkleri korumak üzere burada olduğu" konusundaki sözlerine değinmek istiyorum. 1974'ten bugüne kadar 45 binden fazla Kıbrıslı Türk'ün göç ettiğini biliyoruz. Tabii ki bu Orgeneral Büyükanıt ya da kendinden önce gelenleri rahatsız etmedi. Ordu burada Kıbrıslı Türkleri korumak üzere bulunmuyor. Ordu burada çünkü Türk ordusunun 'hayati çıkarları' olarak adlandırdığı çıkarlarını korumak istiyorlar.

Diğer yandan uzun bir süredir biz Rum hükümeti ve Kıbrıslı Rumlar olarak Ada'nın tamamen askerden arındırılmasını destekliyoruz. Türk askerlerinin Ada'dan ayrılması, ulusal muhafızların dağıtılması gibi. Yani hiçbir askeri gücün bulunmasını istemiyoruz. Tamamen silahsızlandırmadan bahsediyorum. Uluslararası anlamda bu önerimiz çok kabul gördü. Dolayısıyla neden Ada'yı silahlardan tamamen arındırmayalım? Hem Rumların hem Kıbrıslı Türklerin uluslararası gözetim altında korunmasını sağlamayalım? Bu iki toplumun da yararına olacaktır.

'Türk ordusu, hukuka saygı gösterip çekilmeli'

SORU: Sayın Markulli, bu noktada Ankara, Atina ve müzakerenin tarafları arasında gerçek anlamda bir ateşkes, ya da bir diğer deyişle güvenlik anlaşması söz konusu olabilir mi? Böyle bir durum olursa, belki Türk ordusu, pozisyonunu düşünecek ve Ada'dan çekilecektir.

CEVAP: Bu Sayın Orgeneral Büyükanıt'tan bir öneri mi? Bunu bir öneri olarak alabilir miyim?

SORU: Hayır...

CEVAP: Bir anlaşmaya ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan uluslararası hukuka saygı gösterilmesi. Uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler sözleşmesinde de belirtilmiştir. Türkiye de Birleşmiş Milletler'in üyesi ve uluslararası toplumun bir parçası. Dolayısıyla Türkiye'nin uymakla yükümlü olduğu kanunlar var. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin de pek çok kararı var. Türkiye bunca yıl boyunca bu kararları ihlal etmeyi seçti. Bu kararlar yabancı askerlerin Ada'dan çekilmesi gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla bir anlaşmaya ihtiyacımız yok. Asıl ihtiyacımız olan bu kadar yılın ardından Türkiye'nin, Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararası hukuka saygı gösterip Birleşmiş Milletler'in egemen bir üyesinin topraklarından çekilmesi.

"Kıbrıs Türk toplumuna düşmanca tutumumuz yok"

SORU: Sayın Büyükanıt'ın açıklamalarına dönelim. Kendisi Kıbrıslı Türklerin güvenlik sorunundan bahsediyor.

CEVAP: Neye karşı koruyorlar Kıbrıslı Türkleri? Neden koruyorlar? Geçiş noktaları 2003'te açıldı, 13 milyondan fazla kişi geçiş yapıyor. Bir tek şiddet olayı bile görülmedi. O zaman bu ne anlama geliyor? Bu Kıbrıslı Rumların bir tehdit olmadığı anlamına geliyor. Kıbrıslı Türkler şimdi her gün hükümetin kontrolündeki bölgeye geçiyor, ve işlerine gidiyor. Yani kendilerine karşı hiçbir şiddet olayı yok.

Büyükanıt'ın bu argümanı 33 yıl boyunca kullanılan bir argümandı. Bu sayede Ada'nın askeri işgali sürdürüldü. Aslında hiçbir gerçek tehdit yok. Bu arada bir şeyi net olarak belirtmek istiyorum. Kıbrıslı Türkler bizim yoldaşlarımız. Biz onlarla birlikte barış içinde yaşamak istiyoruz. Biz ortak bir ülkenin vatandaşlarıyız, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin vatandaşlarıyız ve birlikte barış içinde yaşamak istiyoruz. Bunu netleştirmeliyim. Kıbrıs Türk toplumuna ilişkin hiçbir düşmanca tutumumuz yok.

"Aramızdaki güven eksikliği gideriliyor"

SORU: Sizin görüşünüze göre bu doğru ama anketlere baktığımız zaman her iki tarafta da büyük bir güven eksikliği var. İnsanlar birbirlerine nasıl güvenebilirler peki?

CEVAP: Ama şunu unutmayalım. 1974'ten 2003'e kadar Türk ordusu, Türk toplumunu Rum toplumundan tamamen ayırmıştı. 26 yılı aşkın bir süre Rumlarla Türklerin bir araya gelmesi mümkün olmadı. Bu durum güven eksikliğini doğurdu. Şimdi Rumlar ve Türkler bir araya gelebiliyor ve binlerce buluşma gerçekleşiyor. Hepsi gazetelerde çıkmıyor ama gençler, işadamları, sanatçılar buluşuyor ve birlikte ortak projeler yaratıyorlar. İnanıyorum ki bu durum devam edecek ve güven ortamı inşa edilecek.

"Türkiye bizi eleştirebilecek son ülke"

SORU: Bir diğer önemli konu da hidrokarbon araştırması. Bu konuda önümüzdeki günlerde düğmeye basmayı bekliyorsunuz ama Türkiye şimdiden çok sert tepki gösterdi. Ankara çok ciddi uyarılarda bulunuyor. Bu nasıl sonuçlanır sizce? Bölgede tansiyonu yükseltmez mi? İnsanlar yeniden bir çatışma olasılığından bahsediyor?

CEVAP: Rum Hükümeti'nin tüm kararları ve davranışları uluslararası hukuk çerçevesindedir. Küçük bir ülkeyiz ve uluslararası hukuktan başka bizi koruyan bir şey yok. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve bu konuda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konvansiyonu önemli. Biz bu konvansiyona 80'lerden beri tarafız. Türkiye taraf olmadığı gibi konvansiyonu imzalamayan birkaç ülkeden biri. Aynı zamanda genel kurulda bununla ilgili kararlara karşı oy da kullanıyorlar. Dolayısıyla Türkiye bizi bu konuda eleştirecek son taraftır.

Birleşmiş Milletler'in bir üyesi olarak bazı haklarımız var; bu konvansiyonun bir tarafı olarak egemenlik haklarımız var. Bu hakları kullanmakta kararlıyız. Umut ediyorum Türk Hükümeti kendisini bu tehditler konusunda sınırlar. Uluslararası hukukta bu tehditler kabul edilebilir değil zaten. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi bu tip güç kullanma tehditlerine karşıdır.

Umarım bunlar sadece sözden ibarettir. Umarım Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nde bulunan başka barışçı yolları kullanırız. Aynı zamanda Türk tarafının bu tutumu, bu davranışları, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerine hiçbir şekilde yardımcı olmuyor; açıkçası bu Avrupalı bir tutum değil.

"Türkiye'nin tehditleri umarım sözden ibarettir"

SORU: Yani sizin deyişinizle 'tehditler' devam eder ve güç kullanılacak olursa, mesela Türkiye bölgeye petrol şirketlerinin haklarını korumak için savaş gemisi gönderirse ne olur?

CEVAP: Farazi senaryolara girmek istemiyorum. Umut ederim Türkiye'de mantık öne çıkar ve uluslararası hukuk göz önünde bulundurulur. Umarım doğru kararları almak için Türkiye'nin iyiliğini isteyen, özellikle de Avrupa Birliği sürecini destekleyen kişiler söz hakkına sahip olur.

SORU: Bir diğer önemli konu da cumhurbaşkanlığı seçimleri. Önce size tahmininizi sormak istiyorum.

CEVAP: Bence bu konuda tahminde bulunmak için çok erken. Dışişleri Bakanı olduğum için hiçbir aday hakkında konuşamam. Bu demokratik bir süreç. Zaman zaman kamuoyu yoklamaları da yapılıyor. Bunları siz de görüyorsunuz.

SORU: Bir izlenimimi paylaşmak istiyorum. Kıbrıs'ta çözümden yana olan taraflar Sayın Papadopulos'u desteklemiyor gibi...

CEVAP: Bu doğru değil. Gelin gerçekçi ve dürüst olalım. Cumhurbaşkanını seçecek olan halk. Yani şu ya da bu ülkenin hükümeti değil. Dolayısıyla seçmenlere ve adaylardan hangisini seçeceklerine odaklanmalıyız. Adayların başka hükümetlerin favorisi olup olmadığına odaklanmak yanlış olacaktır.

KIBRIS 14/08/07

 

Türkiye, Kuzey Kıbrıs'ta Hıristiyanların din özgürlüğünü tehdit ediyor

Temsilcilikten dün yapılan yazılı açıklamada, Mağusa'nın 8 kilometre kuzeyindeki Salamis bölgesinde bulunan Aziz Barnabas Manastarı'nda bir süre önce ayin yapmak isteyen Rumlara Türk yetkililer tarafından şiddet uygulandığı iddialarına yer verildi.

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu İkinci Hrisostomos'un beyanatına istinaden yapılan açıklamada, KKTC topraklarındaki Aziz Barnabas Manastırı'nda bir grup Rum'un ayin girişiminin Kıbrıs Türk polisince engellenmesinin, "Hıristiyanların ibadet özgürlüğünün tanınmaması" biçiminde sunulması dikkati çekti.

Açıklamada, "Piskopos Gabriel, Türklerin müzeye çevirdikleri ve Hıristiyanların halihazırda ancak bilet alarak girebildikleri manastıra ulaştığında, aslında yasal olmayan bir milis güç konumunda olmakla birlikte kendilerini 'Kıbrıs Türk Polisi' olarak adlandıran bir grubun ayini engellemesiyle karşılaştıkları" kaydedildi.

KIBRIS 14/08/07

 

Temaslarımız, Türk-Alman ilişkilerinin geliştirilmesi açısından önemli

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Waldkirchen Belediye Başkanlığı'nın daveti üzerine, Meclis Futbol Takımı'yla gerçekleştirdiği ve eleştirilere hedef olan Almanya ziyaretinin, Türk-Alman ilişkilerinin geliştirilmesi açısından önemine işaret ederek, "kurulacak köprüye bir tuğla koyduk" dedi.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, eleştirilere hedef olan Almanya temaslarıyla ilgili olarak medyayı ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla, dün, basın toplantısı düzenledi.

Almanya temaslarının medyada yoğun biçimde yer aldığını; ancak milletvekili heyetinin, eksik veya yanlış bilgiden kaynaklanan eleştirilere de hedef olduğunu söyleyen Ekenoğlu, Meclis Şeref Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında, temaslarına ilişkin geniş açıklamalarda bulundu. Basın toplantısına, cuma günü adaya dönen heyette bulunan bazı milletvekilleri de katıldı.

İlk kez "Meclis Başkanı" olarak davet aldığını, daha önceki davetlerin milletvekili sıfatıyla yapıldığını açıklayan Ekenoğlu, futbol karşılaşması gerekçesiyle alınan davetin, çok iyi değerlendirildiğini ve ilgili eyalette yoğun temaslar yapıldığını belirtti ve temaslarını olumlu ve yararlı olarak değerlendirdi.

Ekenoğlu, "gerçekleştirdiğimiz temasların yararlı geçtiğini, Almanya'nın özellikle Bavyera Eyaleti'nde önemli yankıları bulunduğunu ve geleceğe dönük yeni ilişkiler için ciddi bir zemin oluşturduğunu, en samimi duygularımızla huzurlarınızda ifade edebiliriz" dedi.

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Ekenoğlu, ısrarlı sorular üzerine, ziyaretin devlete maliyetini, yaklaşık 50-60 bin YTL olarak açıkladı.

Temaslarının Alman medyasında da yoğun biçimde yer aldığını kaydeden Ekenoğlu, Almanya'nın "etkin" gazetelerinden Passauer Neue Presse'de çıkan haberlere ve kendileriyle yapılan siyasi röportaja önem verdiklerine işaret etti.

Ekenoğlu, röportajda Kıbrıs Türkünün maruz kaldığı izolasyonların geniş biçimde aktarıldığını ve Alman Parlamentosu'nun aldığı "izolasyonlar kaldırılmalıdır" şeklindeki kararın ileri götürülmesi gerektiğine, kendisi tarafından özellikle vurgu yapıldığını anlatarak, "Böylesi bir röportajın yapılmış olması ve Alman kamuoyuna duyurulmuş olması fırsatının yakalanmasına, gerek ben, gerekse milletvekillerimiz büyük bir önem atfetmektedir" dedi.

Ekenoğlu, milletvekillerinin maç yaptığı futbol takımının ise, tamamen Bavyera Eyaleti'nin eski milletvekilleri ile eski belediye başkanları ve seçilmişlerden oluşmakta olduğunu ve bunun küçümsenecek bir ilişki biçimi olmadığını vurguladı.

Heyetin gerek ülkeye gerekse kente gidişinde yetkililer tarafından gördüğü "yakın karşılamaya" da dikkat çeken Ekenoğlu, şunları kaydetti:

"Heyetimiz, Waldkirchen Belediye Başkanı Josef Höppler ve Meclis üyeleri tarafından; Belediye Başkanlığı binasını ziyaretinde ise özel olarak düzenlenen resmi törenle karşılandı. Belediye Başkanı, heyetin ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, KKTC Meclis heyetinin ziyaretinden duydukları memnuniyeti ifade etti. Höppler, şehrin altın işlemeli simgesini boynuna asmakla ve yabancı devlet konuklarına imzalattıkları altın kaplamalı defteri imzaya açmakla, bu ziyarete verdikleri önemi ve bu ziyareti üst düzeyde resmi bir ziyaret olarak kabul ettiklerinin ifadesi olduğunu açıkladı."

Ekenoğlu, siyasilerin de hazır bulunduğu, Belediye Meclisi üyelerinin katıldığı Meclis heyetini karşılama töreninde, kedisinin ise, yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türklerin barışçı çabalarını vurgulayarak, Almanya'dan uzatılan bu dost elinden ve Almanya Parlamentosu'nda Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonların kaldırılmasına yönelik çalışma yapma kararından duydukları memnuniyeti dile getirdiğini anlattı.

Heyetin, Waldkirchen beldesinin de dâhil olduğu Freyung-Grafenau idari bölgesinin seçilmiş en üst temsilcisi Alexander Muthman Landrat tarafından da, Eyalet binasında resmi olarak karşılandığını vurgulayan Ekenoğlu, bu ziyaretin de basına yanlış yansıdığını kaydetti. Ekenoğlu, bu görüşmenin, "kaymakamla görüşme" olarak yazılmasına tepki gösterdi.

Ekenoğlu, Bavyera'nın 12 milyon nüfuslu bir eyalet olduğunu; 71 idari birimi bulunduğunu ve bunların başkanlarının da seçimle başa geldiğini anlatarak, görüştükleri bu yetkilinin, başkanlardan biri olduğunu kaydetti.

İdari bölgenin seçilmiş en üst temsilcisi Landrat'ın, heyetin ziyareti nedeniyle yaptığı konuşmasında, ziyaretten duyduğu memnuniyeti belirttiğini ve Almanya'daki yönetim şekli ve idari bölgenin görev ve çalışmalarıyla ilgili olarak Meclis heyetine bilgiler verdiğini de anlatan Ekenoğlu, kendisinin ise, izolasyonların kırılmasına yönelik yürekli davranışa teşekkür ettiğini; bu yöndeki çalışmaların ve temasların artarak devamını dilediğini aktardı.

Kıbrıs gecesi

Düzenlenen Kıbrıs gecesinde ise, idari bölge seçilmiş temsilcisi ve Belediye Başkanı'nın yanı sıra, Bavyera Eyaleti'nden seçilmiş Federal Almanya Parlamentosu eski milletvekili olan Almanya Futbol Federasyonu İkinci Başkanı ile Helga Weinberger ve Ingeborg Pontgratz adlı Bavyera Eyaleti Milletvekilleri'nin de hazır bulunduğunu ifade eden Ekenoğlu, gecede bir de konuşma yapan Milletvekili Weinbergerin, özellikle sportif etkinliklerin hiçbir sınırının olamayacağının altını çizdiğini ve "kısıtlamaların ve izolasyonların yıkılması için biz elimizden geleni yapacağız, bu yönde mücadelemizi sürdüreceğiz. 12 milyon arkanızdadır" dediğini söyledi.

Ekenoğlu, gecede katılımcılara özellikle Hellim ve diğer yerli ürünlerin tattırıldığını ve konuyla ilgili Avrupa Birliği'ndeki tescil çalışmaları hakkındaki sorunlara dikkat çekildiğini aktardı.

Eşler masraflarını kendileri karşıladı

Basın toplantısında, basının sorularını yanıtlarken, milletvekili eşlerinin heyete eşlik etmesinin de spekülasyon konusu yapıldığını, ancak her milletvekilinin eşinin masrafını kendisinin karşıladığını belirten Ekenoğlu, heyette 3 de eski milletvekili bulunduğunu kaydetti.

Waldkirchen Belediye Başkanı'ndan aldığı davetin, ilk kez "KKTC Meclis Başkanı" olarak aldığı bir davet olduğunu da açıklayan Ekenoğlu, önceki davetlerin "seçilmiş milletvekili" sıfatıyla yapıldığını ve bu davetleri değerlendirerek heyet olarak ziyaret gerçekleştirdiklerini anlattı.

Bu ziyaretin Türk-Alman ilişkilerinin geliştirilmesi açısından önemine de işaret eden Ekenoğlu, bu temaslarla, iki ülke arasındaki köprünün oluşturulması için bir tuğla daha konulduğunu kaydetti ve ilişkilerin artarak devam edeceğini; Alman Federal Meclisi'nin izolasyonların kaldırılması yönündeki kararının arkasında duracağına inandıklarını vurguladı.

Almanya'da kaldıkları bir hafta süresinde otelde ve maç oynanan sahada KKTC bayrağının asılı kaldığını ve bunun da önemli bir olay olduğunu kaydeden Ekenoğlu, basının ısrarlı sorularına karşılık, bu ziyaretin devlete maliyetini, yaklaşık 50-60 bin YTL olarak açıkladı.

Ekenoğlu, Londra Türk Federasyonu'ndan aldıkları maç davetiyle ilgili bir soru üzerine ise, lortların daveti üzerine gittikleri Londra'da böyle bir davetin yapıldığını, ancak bunu henüz değerlendirmediklerini de ifade etti.

KIBRIS 14/08/07

 

Barış Harekâtı'nın 2. aşamasının 33. yıldönümü törenlerle kutlanıyor

Barış Harekatı'nın 2. aşamasının 33.yıldönümü çerçevesinde, Serdarlı, Gazimağusa ve Lefke'nin kurtuluşu törenlerle kutlanacak. Muratağa Sandallar ve Atlılar ile Taşkent şehitleri de törenle anılacak.

Serdarlı'nın Kurtuluşu bugün, Gazimağusa'nın Kurtuluşu yarın, Lefke'nin Kurtuluşu 16 Ağustos'ta resmi törenlerle anılacak. Muratağa Sandallar ve Atlılar şehitleri bugün, Taşkent şehitleri ise yarın törenle anılacak.

Serdarlı

Serdarlı'nın kurtuluşunun 33. yıldönümü dolayısıyla bugün Serdarlı Atatürk Büstü Önü'nde düzenlenecek tören saat 19.00'da başlayacak. Cumhurbaşkanı'nın da katılacağı törende, protokol sırasına göre çelenkler konulacak, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile bayraklar göndere çekilecek. Daha sonra Belediye Başkanı Mehmet Kerimoğlu ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat konuşmalarını yapacak. Bir öğrencinin şiir de okuyacağı törende resmi geçidin ardından Serdarlı Belediyesi Halk Dansları Ekibi gösteri sunacak.

Gazimağusa

Gazimağusa'nın kurtuluşunun 33 yıldönümü, yarın iki ayrı törenle kutlanacak. Zafer Anıtı'ndaki tören saat 17.00'de başlayacak. Protokol sırasına göre çelenklerin konulacağı törende saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile bayraklar göndere çekilecek.

İkinci tören Polatpaşa Bulvarı'nda saat 18.00'de başlayacak. Törende halkın bayramı, yetkililerce kutlanacak, İstikâl Marşı ile bayraklar göndere çekilecek ardından da Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp konuşma yapacak.

KTBK Komutanlığı'na iletilmek üzere Belediye Başkanı tarafından şükran plaketinin sunulmasından sonra Tümen İstihkâm Savaş Tabur Komutanlığı'ndan bir subay konuşacak. Şiirlerin de okunacağı tören, tören geçişiyle son bulacak.

Gece de şehitler için Lala Mustafa Paşa Camii'nde mevlit okutulacak.

Lefke

Lefke'nin Kurtuluşu 16 Ağustos'da 2 ayrı törenle kutlanacak. İlk tören, saat 8.30'da Lefke Kemal Özalpler Şehitliği'nde yer alacak. Törende protokol sırasına göre çelenkler konulacak, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile bayraklar göndere çekilecek ardından da şehitler için dua okunacak.

Lefke Atatürk Parkı'nda düzenlenecek ikinci tören saat 18.00'de başlayacak.

Protokol sırasına göre çelenklerin konulacağı törende saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile bayraklar göndere çekilecek. Tören birliklerinin denetlenmesi ve halkın bayramının kutlanmasının ardından Lefke'nin kurtuluşunun temsili yer alacak. Dans gösterisi ve şiir okunmasından sonra konuşmalar yapılacak.

Tören resmi geçitle sona erecek.

Kurtuluş şenlikleri

Lefke'nin kuruluşunun 33. yıldönümü dolayısıyla resmi törenlerin yanısıra bir de şenlik düzenlendi. Dün başlayan kurtuluş şenlikleri 23 Ağustos'a kadar çeşitli etkinliklerle sürecek. Bu çerçevede, satranç, tenis, sokak basketbolu, golf, bilardo turnuvaları ve skeed-av usulü yarışma ile konserler yer alacak.

16 Ağustos'ta Lefke Atatürk Parkı'nda; 20 Ağustos'ta ise Lefke Belediyesi Tenis Kulübü'nde halka açık konserler yer alacak. Her iki konser de saat 20.30'da başlayacak. Şenlikler kapsamında 22 Ağustos akşamı da Umut Albayrak, aynı saatte Yeniçağ Gençlik Kulübü'nde halka açık konser verecek. Şenliklerin kapanış gecesi olan 23 Ağustos akşamı saat 20.30'da ise Türk Sanat ve Halk Müziği konseri yer alacak.

Bu çerçevede 21 Ağustos akşamı Müzik Eğlence ve Tombala Gecesi de düzenlenecek. Yedidalga Halk Plajı'ndaki gece saat 21.00'de başlayacak.

Muratağa Sandallar ve Atlılar

Muratağa Sandallar ve Atlılar şehitleri de bugün törenlerle anılacak.

Muratağa Sandallar Şehitliği'ndeki tören saat 17.00'de, Atlılar Şehitliği'ndeki tören ise saat 18.00'de başlayacak. Cumhurbaşkanı'nın da katılarak konuşma yapacağı ilk törende, protokol sırasına göre çelenkler konulacak, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile bayraklar göndere çekilecek. Daha sonra Atlılar, Sandallar ve Muratağa Şehit Aileleri adına Hüseyin Nazım Aslantürk konuşma yapacak. Okunacak şiirin ardından Cumhurbaşkanı Talat konuşmasını yapacak. Şehitler için dua okunduktan sonra şehitlik ziyaret edilecek ve Atlılar Şehitliği'ndeki törene geçilecek. Buradaki törende ise protokol sırasına göre çelenkler konulacak ve saygı duruşunda bulunulacak.

Şehitler için saat 15.30'da Muratağa Camii'nde mevlit de okunacak.

Taşkent

Taşkent Katliamı'nda şehit olanlar da yarın düzenlenecek törenle anılacak.

Taşkent Şehitler Anıtı önünde yapılacak tören saat 9.30'da başlayacak. Törende protokol sırasına göre çelenkler konulacak. Saygı Duruşu, Saygı Marşı ve İstiklâl Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinin ardından

Taşkent Muhtarı Ersoy Taluğ konuşma yapacak. Şiir de okunacak törende günün anlam ve önemini belirten konuşmanın ardından Taşkent Şehitler Müzesi ziyaret edilecek.

Şehitler için gece de saat 19.45'te Taşkent Şehitler Camii'nde Mevlid-i Şerif okutulacak.

GK Emekli Subaylar Derneği

Güvenlik Kuvvetleri Emekli Subaylar Derneği Başkanı Alper Önel, Barış Harekâtı'nın 2. Aşaması'nın 33. yıldönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, "Bizlere emanet edilen vatan topraklarına sahip çıkarak özgürlüğümüzü ilelebet korumak en büyük vazifemiz olacaktır" dedi.

Kıbrıs Türkü'nün bugünlere gelmesini sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına, Mücahitlere şükranlarını sunan Önel, aziz şehitleri de rahmetle andı.

KIBRIS 14/08/07

 

Rumların petrol ihalesine 2 başvuru


16 Ağustos, 2007 17:35:00 (TSİ) CNN TURK

Ankara'nın tepkisine rağmen, Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz aranması için açtığı ihaleye başvurular tamamlandı ve ihaleye başvuran şirketler açıklandı.

İhaleye iki şirket başvurdu. Norveç, Birleşik Arap Emirlikleri ve İngiltere'den oluşan bir konsorsiyum ile ABD'nin Teksas eyaletinin Houston şehrinden "Noble Energy" adlı bir şirketin ihaleye başvurduğu bildirildi.
 
İhalede sunulan 11 parselden üçü için başvuru yapıldı. Söz konusu şirketlerin başvurularının değerlendirilmesinin 2007 yılı sonuna kadar tamamlanması bekleniyor.

Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Enerji Dairesi Müdürü Solon Kassinis'in "Hükümet 4 veya 5 başvuru alırsa bundan memnuniyet duyacak" dediği belirtilmişti.
 
Rum kesiminden, uluslararası şirketlerin ihaleye ilgi gösterip göstermediğine ilişkin farklı açıklamalar geliyordu.
 
KKTC'nin tavrı
 
KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı dün yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama çalışmalarıyla ilgili tavrı konusunda ne Türkiye'nin ne de KKTC'nin taviz vereceğini söylemişti.
 
Rum yönetiminin, Doğu Akdeniz'de petrol arama çalışmalarını başlatma girişiminin arkasında "Kıbrıs Rumlarındır ve Türkler bir azınlıktır" düşüncesinin yattığını belirten Avcı, petrol krizinin de bu düşüncenin bir parçası olduğunu kaydetmişti.
 
"Bu uğraş, Kıbrıs sadece Rumlardan sorulur amacıyla ortaya atılmıştır ve çok yanlış bir uğraştır" diyen Avcı, Kıbrıs'ın Kıbrıslı Rumlar kadar en az Kıbrıslı Türklere de ait olduğunu ve Kıbrıs Türklerin haklarının inkar edilemez olduğunu bildirmiş, KKTC'nin yanı sıra Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin bölgesel hakları olduğunu hatırlatmıştı.

Ankara'nın tavrı
 
Rum yönetiminin bölgede tek taraflı hak ilan etmesine karşı çıkan Ankara, aynı bölgede petrol aramak açmak hazırlıklarını sürdürüyor.
 
Geçen hafta Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın, bölgede arama yapmak için istediği izne dair ruhsat dilekçeleri Resmi Gazete'de yayımlandı.
 
Bölgedeki çalışmalarda yabancı yatırımcılarla da ortaklığa gitmeyi planlayan TPAO, kasım ayında çalışmalara başlamak istiyor.
 
İhale süreci başladı
 
Kıbrıs Rum yönetimi, Mısır ve Lübnan ile yaptığı anlaşma uyarınca, Kıbrıs adası, Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğalgaz aranması konusunda uluslararası ihaleye 15 Şubat'ta başladı.
 
Rum yönetimi böylece, Akdeniz'de petrol ve doğalgaz aranması konusunda ilk adımı atmış oldu.
 
Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
 
Norveç petrol arama şirketleri, ada çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit etmişti.
 
2005'te Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen anlaşma imzalayan Rum yönetimi, benzer bir anlaşmayı Lübnan ile de imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile temas kurdu.
 
Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli adım atmaları konusunda uyarmıştı.

 

Yunan gazetesinde Kıbrıs skandalı

Ciddi Yunan gazetesi Katimerini, Kıbrıs'ta Rumlar tarafından katledilen Türkleri gösteren fotoğrafı, 'Türklerin öldürdüğü Rumlar' diye sunduktan 23 gün sonra özür diledi

 

TAKİ BERBERAKİS Atina


Yunanistan'ın ciddi gazetelerinden sayılan Katimerini, 1974'te Rumlar tarafından öldürülerek toplu mezara gömülen Kıbrıslı Türklerin cesetlerinin başında ağlayan bir Kıbrıslı Türkü gösteren fotoğrafı yayımlarken, fotoğrafın altına, "Türklerin attığı napalm bombasıyla katledilen Rumların yanı başında ağlayan Kıbrıslı Rum" yazarak bir medya skandalına imza attı.
Katimerini gazetesi, geçen 22 Temmuz'da Türkiye'nin Kıbrıs'a yaptığı askeri müdahaleyi yorumlayan yazı ve fotoğraflar yayımladı. Söz konusu fotoğraf için, "Dehşet manzaraları: Bir Kıbrıs Rumu, napalm bombalarıyla yanarak kömür haline gelmiş akrabalarının yanı başında ağlıyor" ifadesi kullanıldı.
Ancak gazetenin ayıbını, bir internet blog yazarı ortaya çıkardı. Bu fotoğrafın daha önce, Kıbrıslı Rum gazeteci Makarios Drusiotis tarafından yazılan Kıbrıs'la ilgili bir kitapta, "EOKA'cıların barbarlığı: Kalandari köyünde Kıbrıs Türklerinin gömüldüğü toplu mezar" ifadeleriyle yer aldığı belirlendi.
Katimerini, tepkilerin giderek büyümesi sonucunda, 22 Temmuz'daki hatası için 23 gün sonra özür dilemek zorunda kaldı. Önceki günkü Katimerini'de aynı fotoğrafla birlikte tek sütun olarak yayımlanan kısa yazıda, "Yanlışımız için okurlarımızdan özür diliyoruz, fotoğrafta Türk toplu mezarı görüntüleniyor. Fotoğrafı Associated Press (AP) için 13 Ağustos 1974'te Peter Arnett çekmiş" denildi.

MILLIYET 16/08/07

 

 

Protara'da kemikleri bulunan 6 şehit defnediliyor

5 şehit Lefkoşa Şehitliği'nde bugün; 1 şehit de yarın Gazimağusa Canbulat Şehitliği'nde toprağa verilecek.

Ahmet Mustafa Meddi, Hasan Ertuğrul Veli, Hüseyin Ahmet Şükrü, Hüdaverdi Yusuf Osman ve Mustafa Hasan'ın naaşları bugün saat 10.00 Lefkoşa Mezarlığı'nda kılınacak cenaze namazından sonra düzenlenecek askeri törenin ardından defnedilecek.

Hasan Ziya'nın naaşının defin işlemi ise, yarın saat 11.00'de kılınacak cenaze namazı ve düzenlenecek törenden sonra gerçekleştirilecek.

KIBRIS 16/08/07

 

Kıran kırana pazarlık olacak

Yılmaz YAKAR/ T.A.K.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun yeni dönemde Annan Planı'ndan farklı olarak ele alınacağını vurgulayarak, "Kıran kırana pazarlık olacak" dedi.

Gazimağusa'nın kurtuluş töreninde yaptığı konuşmada, Annan Planı'nın Avrupa Birliği zamanlaması nedeniyle kısıtlı bir zamanda görüşüldüğünü ve pazarlık dahi yapılamadığını, tarafların kendi pozisyonlarını arabulucuya aktardıklarını belirten Talat, "Bu defa öyle olmayacak" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Bu dönem, gerçek ve kıran kırana pazarlık dönemi olacak. Belki de artık arabuluculara derdimizi anlatacak değiliz... Ben o koşulları göremiyorum" ifadelerini kullandı.

Yeni dönemde "sinirlerin sağlam, pazarlık kapasitesinin yüksek olması" gerektiğine de dikkat çeken Talat, ekonominin güçlü olmasının pazarlık kozunu artıracağını ekledi.

KIBRIS 16/08/07

 

Çözüm için olumlu bir adım

ÖN KOŞULLARIN YOLU AÇILABİLİR... Hristofyas, "iki toplum liderinin görüşmesiyle Kıbrıs sorununun çözümlenmesine ilişkin gerekli ön koşulları yaratacak yolun açılması" yönündeki umudunu dile getirdi

Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın görüşmesinin yeniden gündeme gelmesini "olumlu bir adım" olarak nitelendirdi.

Rum radyosunun haberine göre Hristofyas Limasol'da yaptığı açıklamada, "iki toplum liderinin görüşmesiyle Kıbrıs sorununun çözümlenmesine ilişkin gerekli ön koşulları yaratacak yolun açılması" yönündeki umudunu dile getirdi.

"Türkiye'nin retçi tutumu yüzünden verimsiz geçen zamanın yeni oldu bittiler yaratması nedeniyle zor bir sürecin söz konusu olduğunu" belirten Hristofyas, zaman kaybının bölünmüşlüğün kalıcılaşması tehlikesi taşıdığını vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'nın, Rum Dışişleri Bakanı Erato Markulli'yi eleştiren açıklamalarıyla ilgili bir soruya karşılık da Hristofyas, "sürecin yeniden engellenmemesi için tarafların birbirlerine suçlama yapmaması" umudunu dile getirdi.

KIBRIS 16/08/07

 

Papadopulos görüşmeye hazır

Rum radyosunun haberine göre Sözcü Palmas, Cumhurbaşkanı Talat'ın Papadopulos'a önceki gün gönderdiği mektup hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Talat-Papadopulos görüşmesinin yapılması için BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller aracılığıyla Türk tarafına mektup gönderdiklerini ve 8 Temmuz'dan beri görüşme talebinde bulunduklarını belirten Palmas, taleplerine önceki gün yanıt geldiğini ve yanıt alır almaz Papadopulos'un Möller'i arayarak görüşme tarihinin en kısa zamanda belirlenmesini istediğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'a önceki gün bir mektup göndermiş ve olası görüşmenin içeriği konusunda Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini iletmişti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da konuyla ilgili açıklamasında, olası görüşme tarihinin Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in görüşmesinde belirleneceğini kaydetmişti.

KIBRIS 16/08/07

 

Arjantin'den limon geldi (!)

NARENCİYENİN HALİ... Bir zamanlar "sarı altın" olarak nitelendirilen ve ülke ekonomisi için önemli döviz girdisi sağlayan narenciyede ne kadar kötü günler yaşandığı kısa süre önce yapılan bir ithalatla gün ışığına çıktı. Narenciye ülkesi KKTC, dünyanın bir ucundan, Arjantin'den, limon ithal eder konuma geldi. Mevsim dolayısıyla piyasada baş gösteren limon sıkıntısı nedeniyle 23 Temmuz-3 Ağustos 2007 tarihleri arasında 118 ton limon geldi

ARJANTİN LİMONU 2. 5 YTL... Şu anda piyasada kilosu 2.5 YTL'den satılan limonun, yerli ürün çıkıncaya dek talebi karşılayacağına inanılıyor. Tarım Dairesi Müdürü Emine Solyalı, piyasaya sürülebilecek Kıbrıs limonu bulunmadığından dolayı Arjantin'den limon ithal etmek zorunda kaldıklarını söylerken, Ticaret Dairesi Müdürü Baki Aygün de benzer nedenlerden ve Rum kesiminden kaçak limonun önünü almak için bu yola başvurduklarını söyledi.

Ergül ERNUR

"Narenciye ülkesi" KKTC, günümüzde limon ithal eder duruma geldi. Mevsim koşulları yüzünden piyasada baş gösteren limon darlığı, binlerce kilometre uzaklıktan ithalat yapılmasına neden oldu.

Bir zamanlar "sarı altın" olarak da anılan ve ülkenin en önemli ihraç kalemlerinden biri olan narenciyede kötü günler yaşanıyor.

Piyasada "mumla aranır" hale gelen limon için alternatif arayan hükümet, çareyi, binlerce kilometre uzaklıktaki bir Güney Amerika ülkesi Arjantin'den limon ithal etmekte buldu. Arjantin'den, 23 Temmuz-3 Ağustos 2007 tarihleri arasında 118 ton limon geldi

Çarşıda ithal limonları gören vatandaşlar şaşkınlığını gizleyemezken, yetkililer de bu darboğazda ithalatın gerekliliğini savundu; kaçak limonun ülkeye girişini engellemek için bu yönteme başvurulduğunu söyledi.

Uzun bir süredir piyasada yaşanan limon eksikliği, Ticaret Dairesi ve Tarım Dairesi'ni harekete geçirdi.

Ticaret Dairesi'nin onayıyla 23 Temmuz-3 Ağustos 2007 tarihleri arasında ülkemize Arjantin'den getirtilen 118 ton limon ise şu anda piyasada kilosu 2.5 YTL'den satılıyor.

Vatandaş yerli üretime sahip çıkılmadığı için dert yanarken, yetkililer ise tüketicinin talepleri doğrultusunda hareket etmeye çalıştıklarını ifade ediyor.

Limonun bir ihtiyaç olduğunu, ancak ithal olduğundan dolayı pahalıya getirildiğine dikkat çeken yetkililer, kısa süre sonra yerli üretime geçileceğini söyledi.

Ticaret Dairesi Müdürü Baki Aygün ve Tarım Dairesi Müdürü Emine Solyalı, piyasada sıkıntısı çekilen bazı sebze, meyve ve narenciye çeşitlerinin bir şekilde Rum kesiminden kaçak getirtildiğini kaydetti.

Bu durumun ortaya çıkması ve tüketici talebiyle piyasada yaşanan eksiklik yüzünden ithalata başlandığını belirten Ticaret Dairesi Müdürü Aygün, narenciye ülkesi olmamıza rağmen üretimin belli tarihlerde yapılabildiğine dikkat çekti. Aygün, ithal edilen limon miktarının eylül ayı sonlarına kadar yeterli olacağını da ifade etti.

Tarım Dairesi Müdürü Solyalı da, ülkemizde piyasaya sürülebilecek Kıbrıs limonu bulunmadığını belirterek tüketicinin talebi doğrultusunda Arjantin'den limon ithal etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

Solyalı, soğuk hava depolarında limonun uzun süre bekletilemediğine dikkat çekerek, bu işlemin pahalıya mal olduğunu ve bu yüzden de tercih edilmediğini kaydetti.

Aygün: Limon eksikliği vardı, ithalat yaptık

Ticaret Dairesi Müdürü Baki Aygün, ülke piyasamızda 'limon' eksikliği yaşandığını söyleyerek her yıl nisan ile eylül ayları arasında bu durumun yaşandığını anımsattı.

23 Temmuz 2007 tarihinde Arjantin'den limon ithal edilmesi için izin verdiklerini söyleyen Aygün, bu sürenin 3 Ağustos 2007 tarihinde son bulduğunu kaydetti.

Şu ana kadar Arjantin'den 118 ton limon ithal ettiklerini açıklayan Aygün, "Talep ettiğimiz miktar şu anda geldi. Yeni ürün çıkıncaya kadar, bu miktar tüketicinin ihtiyacını karşılayacak" şeklinde konuştu.

Limon sıkıntısı yaşanmaya başladıktan sonra bazı kişilerin kaçak olarak Rum kesiminden limon getirmeye başladıklarını kaydeden Aygün, "Bunu engellemek için de ithal izni verdik ve yurtdışından limon getirtmeye başladık" dedi.

"Yeni limon türleri getireceğiz"

Ticaret Dairesi Müdürü Baki Aygün, soğuk hava depolarında limonların saklanması gerektiğine vurgu yaparak ancak bu sürenin de 4 ile 6 ay arasında olabileceğini söyledi.

Arjantin'den en son 3 Ağustos'ta limon ithal edildiğine işaret eden Aygün, bu sürenin bittiğini ve eylüle kadar yeterli stokun yapıldığını belirtti.

Ülkemizdeki iklim koşullarının da üretime etkisi olduğunu ifade eden Aygün, limon üretimi başladığı zaman hasadın daha erken bir tarihte olabileceğini de söyledi.

"Narenciye ülkesiyiz, ama üretimin de belli tarihleri vardır" diyen Baki Aygün, "Limon ağacı popülasyonunun 12 ay boyunca sürekli olarak piyasaya mahsul sunması mümkün değildir" dedi.

Adamıza yeni limon türleri getirmeyi de düşündüklerini aktaran Aygün, belli dönemlerde piyasada eksikliği hissedilen limonun böyle bir yatırımla aza indirgenebileceğini söyledi.

Tarım Dairesi ile bu tür konularda devamlı iletişim kurduklarını söyleyen Aygün, üreticiye zarar vermeden sorunları çözmeye çalıştıklarını ifade etti.

Belli dönemlerde bazı sebze ve meyveler için ithal iznini verdiklerini aktaran Aygün, bu durumun kısa süreli olduğunu ve tüketicinin talepleri doğrultusunda hareket ettiklerini söyledi.

Solyalı: Ülkemizde limon üretimi yok

Tarım Dairesi Müdürü Emine Solyalı, limon üretiminin şu anda ülkemizde olmadığını açıklayarak, tüketicinin talepleri doğrultusunda Arjantin'den limon ithal etmek durumunda kaldıklarını belirtti.

Piyasada eksikliği hissedilen limonun daha öncelerde Rum kesiminden kaçak olarak getirtildiğini de ifade eden Solyalı, bu durumu engellemek için de ithal izni talep ettiklerini kaydetti.

Narenciye ülkesi olmamıza rağmen limon üretiminin şu anda olmadığına değinen Solyalı, ülkemizde piyasaya çıkarılabilecek limonun da bulunmadığını söyledi.

Tüketici talebi üzerine piyasaya sürmek için limonu Arjantin'den ithal ettiklerini aktaran Solyalı, bu sorunu üreticiyi mağdur etmeden çözmeye çalıştıkları anlattı.

Soğuk hava depolarının içerisinde uzun süre limonun bekletilemediğine de vurgu yapan Solyalı, "Limon yeşil durumdayken, soğuk hava depolarına konulmalıdır. Bu da kasım ayına denk geliyor. Ancak depolarda bekletmek pahalıya mal olduğu için bu pek fazla tercih edilmiyor" dedi.

"Önümüzdeki yıllarda ithalata ihtiyaç duyulmayacak şekilde kendi limonumuzu üretmeye başlayacağız" diyen Solyalı, tüketici talebi doğrultusunda hareket ettiklerini de sözlerine ekledi.

Ülke üretiminin pazarlanmasının kendileri için ilk sırada olduğuna da değinen Solyalı, "Ülkemiz üreticilerinin elinde limon olsaydı, kesinlikle ithal etmezdik" dedi.

KIBRIS 16/08/07

 

Yolcular korkulu dakikaları anlattı

Hava korsanları tarafından kaçırılarak, Antalya’ya indirilen Atlas Jet uçağındaki yolcular, eylemin sona ermesinin ardından, başka uçaklarla İstanbul’a getirildi.

NTV

Güncelleme: 19:08 TSİ 19 Ağustos 2007 Pazar

 

İSTANBUL - Yolcular, havaalanında, yaşadıkları korkulu dakikaları kameralara anlattı.

Lefkoşa-İstanbul seferini yaparken kaçırılarak Antalya’ya indirilen uçağın yolcularından bir bölümü, Atlasjet’in bir başka uçağıyla İstanbul’a getirildi.

Biri bebek 122 yolcu, Atatürk Havalimanı’nda, İstanbul Vali Yardımcısı Murat Kocabaş ve diğer yetkililer tarafından çiçeklerle karşılandı.

Dış Hatlar Terminalinde kendilerini bekleyen yakınlarına sarılan yolculardan bazılarının göz yaşlarını tutamadıkları görüldü.

İstanbul’a gelen yolcular arasında, sanatçı Mithat Körler’in yanı sıra Emre Altuğ’un orkestrası da yer aldı.

YOLCULAR YAŞADIKLARINI ANLATTI
Kıbrıs’ta öğrenci olan oğlunun yanından dönen Gülçin Yendi, uçağın hareketinden bir müddet sonra ön kısma yakın yolculardan ikisinin hızla koşmaya başladığını belirterek, “Bir an ne olduğuna anlam veremedik. Meğer pilotlara ulaşmak için koşuyorlarmış. Ancak kokpit kilitli olduğundan içeriye giremediler. ‘Elimizde bomba var, rotayı İran’a çevirin’ dediler. Pilotlar da yakıt alma bahanesiyle uçağı Antalya’ya indirdi. Bunlar olurken hepimiz çok korktuk. Bizlere dönerek; ‘Korkmayın, biz ABD’yi protesto ediyoruz, sizlere bir şey yapmayacağız’ dediler.” dedi. Pilotların, kendilerinden önce uçaktan atladığını kaydeden Yendi, “Uçakta havasız kaldık, çok zor anlar yaşadık. Uçağın kapıları açılmasaydı hepimiz ölebilirdik” şeklinde konuştu.

“SİZ MÜSLÜMANSINIZ, SİZİNLE İŞİMİZ YOK”
Yolculardan Ahmet Sert ise annesi Fatma Sert ile Kıbrıs’taki ağabeyinin yanından döndüklerini belirterek, uçakta yaşadıklarını şöyle anlattı: “İki eylemci aniden pilotların olduğu kısma yöneldi. İçeri girmeyi başaramayınca pilotlarla bir süre konuştular. Daha sonra bize dönerek, ‘Siz sakin olun. Siz Müslümansınız, bizim sizinle işimiz yok’ diyerek, bizi sakinleştirdiler. Eylemcilerin ellerinde bomba gibi sarılmış bir paket vardı. İçlerinden biri, uçağın ortasına yürüyerek elindeki bandı bir koltuğa yapıştırıp, ‘Bu pakette uçağın yarısını havaya uçuracak patlayıcı var’ deyip, bizi tehdit etti. Uçak kabini bir müddet sonra havasız kalınca, kadın ve çocukları ön taraftan bırakmaya başladılar. Bu sırada bazı yolcular da arka kapıyı kırdı. Kaçan, kaçabildi.”

Sert, eylemcilerin uçağı İran’a götürmek istediklerini, ABD’yi protesto amacıyla uçağı kaçırdıklarını söylediklerini kaydetti.

“ARKA KAPIYI BEN AÇTIM”
Yolculardan, Kıbrıs’ta tekstil işinde çalışan Murat Kılınç da havasız kaldıkları için arka kapıyı kendisinin açtığını söyledi.

Yıldız, uçak havalimanına indikten sonra eylemcilerin Müslüman olmayanları ön tarafa aldıklarını belirterek, “Müslüman olmayan 1’i bayan 3-4 kişi çıktı. Onları yanlarına aldılar. Zaten en geç de onları bıraktılar. Herkes panik içindeydi. Bize, ‘Siz sakin olun, size bir şey yapmayacağız’ dediler. Havasızlıktan bayılmalar başladıktan sonra uçağın kapısını açarak yaşlı ve çocukları bırakmaya başladılar. Tam bu anda ben de arka kapıyı açarak atladım. Bu sırada kolumdan yaralandım. Zaten benim peşimden de herkes kaçtı” dedi.

Korsanlara önce engel olmak istediklerini anlatan Kılınç, ancak hayati tehlike bulunması nedeniyle hostesler tarafından engellendiklerini belirtti. Kılınç, çok kötü bir gün yaşadıklarını ve kurtuldukları için şanslı olduklarını ifade ederek, “Uçağı İran ya da Suriye’ye götüreceklerini söylediler. Antalya’ya indiğimiz için çok şanslıydık. Gerçekten pilotlarımızı kutlamamız gerekiyor” diye konuştu.

Yolculardan Zekave Tayaç da korsanların, kadın ve çocuklu oldukları için kendilerini ön kapıdan bıraktıklarını belirterek, “Müslümanız dedik, tekbir getirdik öyle bıraktılar. Onların amaçları Suriye’ye gitmekti” dedi.

BULDUĞUMUZ İLK DELİKTEN ATLADIK
Erkan Koç adlı yolcu ise uçak Antalya’ya indikten bir süre sonra kargaşa olduğunu, arka kapı ve orta çıkışların açıldığını anlatarak, “Bulduğumuz ilk delikten atladık. O an hiçbir şey düşünemiyorsunuz. Sadece atlamak ve oradan kurtulmak istiyorsunuz” şeklinde konuştu. Yolculardan Emre Şanver ise orta kapıyı açarken yaralandığını belirterek, küçük bir sıyrık olan yarasına pansuman yapıldığını kaydetti.

Uçaktaki yolculardan 11 yaşındaki Güven Özalp ise ailesiyle birlikte tatilden döndüklerini ifade ederek, “Çok korktum, havasız kalınca midem bulandı. İlk kez terörist gördüm” dedi.

 

'Ercan Havaalanı uçuş için emniyetli'


19 Ağustos, 2007 15:29:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Polis Genel Müdürlüğü, dün meydana gelen uçak kaçırma olayını KKTC'ye mal etmenin art niyetlilik olacağını, Ercan Havalimanı'nda yolcuların güvenli uçuş yapmalarını sağlamak için gerekli tüm emniyet tedbirlerinin alındığını bildirdi.

KKTC Polis Genel Müdürlüğü, Atlasjet Havayollarına ait yolcu uçağının Ercan-İstanbul seferini yaptığı sırada kaçırılması olayıyla ilgili yazılı açıklama yaptı.
 
"Güvenlikle ilgili teknik donanımlara sahibiz. Bunlara ilave olarak 24 saat sistemine göre çalışan kapalı devre kamera sistemi mevcuttur. Ercan Havalimanı'nın güvenliğinden tek sorumlu Polis Genel Müdürlüğüdür" ifadelerine yer verilen açıklamada, uluslararası havacılık kurallarına göre ellerinde bomba veya silah olduğunu söyleyen herkesin uçak indirebileceğine işaret edildi.
 
Açıklamada, "Bu nedenle Ercan-İstanbul uçağında meydana gelen olay, dünyanın herhangi bir havaalanı çıkışlı uçağında da olabilirdi. Bunu KKTC'ye mal etmek art niyetliliktir" denildi.
 
Açıklamada, uçak kaçırma olayında, olayın başlangıcından bitimine kadar KKTC Polis Genel Müdürlüğü'nün Türkiye Cumhuriyeti Emniyet Genel Müdürlüğü ve Antalya Emniyet Müdürlüğü ile koordineli bir şekilde çalıştığı, bütün gelişmelerin anında paylaşılarak gerekli bilgi aktarımının sağlandığı kaydedildi.
 
Açıklamada ayrıca, "Buradan tüm KKTC halkına ve diğer ülke vatandaşlarına şunu ifade edebiliriz ki, Ercan Havalimanı sahip olduğu teknik donanım ve alınan emniyet tedbirleri bakımından uluslararası standartlara uygundur. Dolayısıyla gönül rahatlığıyla kullanılabilir" denildi.
 
Yolcu uçağında 5 saatlik eylem
 
Lefkoşa-İstanbul seferini yapan 5 mürettebat ve 140 yolcu taşıyan Atlas Jet'e ait uçak, iki hava korsanı tarafından dün Tahran'a kaçırılmak istenmişti.
 
Uçak yakıt ikmali için Antalya Havaalanı'na inmiş ve 5 saat süren eylem saat 13.00 gibi korsanların teslim olmasıyla sona ermişti.

 

Yolcu uçağında 5 saatlik eylem


18 Ağustos, 2007 16:55:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

Lefkoşa-İstanbul seferini yapan 5 mürettebat ve 140 yolcu taşıyan Atlas Jet'e ait uçak, iki hava korsanı tarafından Tahran'a kaçırılmak istendi. Uçak yakıt ikmali için Antalya Havaalanı'na indi. 5 saat süren eylem saat 13.00 gibi korsanların teslim olmasıyla sona erdi. Yolcuların büyük bölümü Atlas Jet'in bir başka uçağıyla 16.45'te İstanbul'a getirildi.

Biri Türk diğeri Filistinli 2 hava korsanı Antalya Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi'nde sorgulanıyor.
 
Olayla bağlantılı olduğu şüphesiyle bir süre gözaltında tutulan bir yolcu ise serbest bırakıldı.
 
İki korsanın uçağı kaçırırken tehdit unsuru olarak kullandığı pakette de bomba değil oyun hamuru olduğu anlaşıldı.
 
İki hava korsanının, oyun hamuru ve elektrik bandını güvenlik kontrolünden ayrı ayrı geçirdiği, uçağın tuvaletinde hamura bomba süsü verdikleri tahmin ediliyor.
 
Zanlılar, kendilerini uçakta El Kaide üyesi olarak tanıttı; ancak polis şu ana kadar böyle bir bağlantıya rastlamadı.
 
Yolcuların anlatımına göre, korsanlar eylemi ORtadoğu'ya dikkat çekmek, ABD'yi protesto etmek için düzenledi.
 
Korsanların kimliği
 
İçişleri Bakanı Osman Güneş, korsanlardan birinin Mehmet Reşat Özlü ismindeki bir Türk, diğerinin ise Suriye pasaportu taşıyan, ancak Filistinli olduğu sanılan Mommen Abdül Aziz Talikh olduğunu belirtti. 

*
Mehmet Reşat Özlü: 25 Haziran 1980 Şanlıurfa-Akçakale doğumlu
*
Mommen Abdül Aziz Talikh: 2 Eylül 1982 Filistin doğumlu

Hava korsanlarının Arapça ve İngilizce konuştuğu, birinin elinde bıçak, diğerinde ise "bomba" olduğu söylenen bir paket bulunduğu kaydedilmişti. 

Korsanlardan Özlü'nün KKTC'de bir üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi olduğu öğrenildi. Zanlının 12 çocuklu ailesi Akçakale'de çiftçilikle uğraşıyor.
 
En son şubat ayında amcasının vefatı dolayısıyla Türkiye gelen zanlının, birkaç gün önce de bir yakınını telefonla arayarak, okulu bitirmek için birkaç dersinin kaldığını ve bunları geçtikten sonra Türkiye'ye döneceğini söylediği öğrenildi.

Bu arada, cumhuriyet savcıları ve güvenlik görevlileri yolcuların ifadelerine başvurdu.
 
İran Dışişleri Bakanlığı da bir açıklama yaparak, olayla İran'ın hiçbir ilgisinin bulunmadığını bildirdi.

Şimdi, "korsanların bu maddelerle uçağa nasıl girebildikleri", "pilotların uçağı terk etmesi ve yolcuların acil çıkış kapılarından atlamasının ne kadar doğru olduğu" tartışılıyor.
 
Bu arada, Sivil Havacılık Genel Müdür Vekili Ali Arıduru, uçağın kaçırılması sonrasında "bilgi kirliliği" yaşandığını belirterek, "Bu konularda herkes aşırı bir hassasiyet göstermesi gerekirken, ilgili ilgisiz bir çok kişi ekran karşısına çıkarılarak bilgi kirliliği yaratılıyor" dedi.

Korsan babası: "Oğluma olayı zorbalıkla yaptırmışlar"
 
Bu arada Mehmet Reşat Özlü'nün babası Halil Doğan Özlü, "Oğluma bu olayı arkadaşları zorbalıkla yaptırmışlar" dedi.
 
Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesine bağlı Köseören köyünde çiftçilikle uğraşan baba Halil Doğan Özlü, olayın duyulmasının ardından güvenlik güçleri tarafından köyden alınarak, İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi.
 
Burada ifadesine başvurulan Halil Doğan Özlü, daha sonra emniyet müdürlüğünün arka kapısından çıkarılarak, köyüne götürüldü. Köyde, uçak kaçırma olayı ile ilgili gazetecilerin sorularını cevaplayan Baba Halil Doğan Özlü, olayı televizyondan öğrendiğini ve çok üzüldüğünü belirtti.
 
Baba Özlü, olayı ilk duyduğunda çok utandığını ve "keşke ölüm haberi gelseydi" diye düşündüğünü ifade etti.
 
Olay nasıl meydana geldi?
 
MD-83 tipi yolcu uçağı saat 07.15'te 5 mürettebat ve 140 yolcuyla (51'i kadın, 81'i erkek, 8'i çocuk) KKTC Ercan Havaalanı'ndan kalktı.
 
Uçak Türk hava sahasına girdiğinde, hava korsanları Tahran'a gitmek istediklerini söyledi. Ancak pilotlar, "yakıt ikmali yapmalarının zorunlu olduğu"nu söyleyince hava korsanları kokpitin kapısını zorlamaya başladı.
 
Hava korsanları, havacılık kuralları gereği uçuş sırasında kilitli tutulan ve sadece şifreyle girilen kapıyı açmayı başaramadı.
 
Bunun üzerine iki hava korsanından biri hosteslerden birini rehin alarak "ona zarar verecekleri"ni söyledi.

Pilotlar uçaktan ayrıldı

Pilot, bunun üzerine yakıt ikmali yapmak üzere uçağı saat 08.15'te Antalya Havalimanı'na indirdi. Pilotlar inişten sonra uçaktan ayrıldı.
 
Korsanlar yaşlı ve çocukları bırakacaklarını bildirerek, yetkililerle görüşmeyi talep etti. Uçaktaki yolcuların bir bölümü, Antalya Havaalanı'na inişin hemen ardından hava korsanları tarafından serbest bırakıldı, bir bölümü ise açılan orta ve arka kapılardan atlayarak kurtuldu. Bu sırada bazı yolcular hafif şekilde yaralandı.
 
Güvenlik güçlerinin teslim olmaları yönündeki telkinlerini kabul etmeyen hava korsanları, Tahran'a gitme konusundaki ısrarlarını sürdürdü ve uçağa pilot gönderilmesini istedi.
 
Bu sırada, Ankara'dan bölgeye özel harekatçılar gönderildiği haberi geldi.
 
Kısa bir süre sonra uçakta kalan son 3 yolcu uzun süren pazarlıkların ardından serbest bırakıldı. Pazarlıkların son bölümünde 3 mürettebat da bırakıldı ve korsanlar teslim oldu.

Pilotların ayrılması doğru mu?
 
Sivil Havacılık Genel Müdür Vekili Ali Arıduru, "Bütün bu geldiğimiz noktaya kadar yapılanların tamamını biz de şüphesiz gözden geçireceğiz. Yanlış, bizim de atladığımız eksik olan bir husus varsa şüphesiz bunlarla ilgili de tedbirlerimizi alacağız. Ancak geldiğimiz nokta itibariyle baktığımız zaman pilotların uçaktan ayrılma işinin sanki doğru olduğu anlaşılıyor" dedi.

Türkiye Havayolu Pilotları Derneği (TALPA) Başkan Yardımcısı Altay Yıldırım da, pilotların uçağı terk etmelerinin, "korsanların tehdit ederek kapının açılmasını ve uçağın tekrar havalanmasını sağlayabilecekleri" dikkate alındığında, doğru olarak değerlendirilebileceğini bildirdi.
 
Kokpitin kapısının bu tür durumlar için şifreli ve kilitli olduğunu söyleyen Yıldırım, 11 Eylül saldırılarının ardından prosedürün bu şekilde uygulanmaya başladığını hatırlattı.
 
Uçağın Antalya'da güvenli bir yerde kalması açısından da pilotların uçağı terk etmiş olabileceklerini dile getiren Yıldırım, uçağın kaptan pilotu Faruk Çağımlı'nın yetişmiş ve iyi bir pilot olduğunu vurguladı.

Yaralıların durumu
 
Atlas Jet Üst Yöneticisi Tuncay Doğaner, yolcuların uçaktan atlamaları sırasında hafif yaralanmalar olduğunu söyledi. VIP salonuna alınan yolcular sağlık kontrolünden geçiriliyor ve psikolojik destek veriliyor. 8 yolcunun tedavisi hastanede sürüyor. 
 
Doğaner, yolcuların uçaktan atlamasının bir plan dahilinde olmadığını, yolcuların kendi tercihi olduğunu belirtti.
 
Vali Alaaddin Yüksel başkanlığında havalimanında kriz masası oluşturuldu ve çok sayıda itfaiye aracı ve ambulans bölgeye sevkedildi.

Uçak kiralanmış
 
Atlas Jet'e ait uçağın "World Focus" havayolları şirketinin kiralandığı, 06.45'te KK 1011 sefer sayısıyla Ercan Havaalanı'ndan uçuş yaptığı belirtildi.
 
World Focus Havayolları Genel Müdürü Aydın Kızıltan, Akdeniz hava sahası üzerinde uçağın kaçırılma sinyali verdiğini belirtti.

Kızıltan, "Kokpit ekibi uçağın başka bir havalimanına gönderilmesini engellemek ve emniyet güçlerine yardımcı olmak için kokpit camından uçağı terketmişlerdir. Uçağın Antalya'ya inişine kadar uçuş esnasında kokpite girmeye çalışan korsanlar kokpit kapısının kilitli olmasından dolayı bunu yapamamış ve kokpit ekibine müdahale edememişlerdir" dedi.
 
Yolcular 16.45'te İstanbul'a getirildi
 
Bu arada uçağın yolcularından bir bölümü, Atlas Jet'in bir başka uçağıyla İstanbul'a getirildi. Atlas Jet Havayolları'nca İstanbul'dan Antalya'ya gönderilen uçak, 122 yolcu ve 1 bebeği aldıktan sonra, saat 16.45'te Atatürk Havalimanı'na iniş yaptı.

KURTULAN YOLCULAR KONUŞTU
 
Şarkıcı Mithat Körler, hava korsanlarının ellerinde bomba olduğunu söylediklerini, uçağın içindeki sıcaktan dolayı bazı kadın ve çocukların fenalaştığını söyledi.
 
Körler, uçak Antalya Havaalanı'na indiğinde arka kapısının açıldığını ve yolcuların büyük bölümünün uçaktan atlayarak kurtulduğunu belirtti.
 
Zafer Şanlı, uçak havalandıktan bir süre sonra, önce arkadan iki kişinin koşmaya başladığını ve kokpite giderek, kapıyı kırmaya çalıştıklarını söyledi.
 
Uçağın denize yaklaştığını anlatan Şanlı, bir süre sonra uçağın Antalya'ya indiğini, iner inmez perdelerin kapatıldığını, çocuk ve kadınların uçağın arka tarafına gönderildiğini belirtti.

Şanlı, iki kişinin yolcuları sakinleştirerek, "Biz de Müslümanız, size zarar vermeyeceğiz" dediklerini anlattı.
 
Şanlı, daha sonra bir kargaşa yaşandığını ve orta kapı ile arka kapının açıldığını, yolcuların bu kapılardan atladığını ve aşağıda bekleyen otobüslere bindiklerini söyledi.
 
Şanlı, "Uçağı kaçıranlardan birinin elinde siyah bir bant vardı ve buna bir paket bağlıydı" dedi.
 
Bülent Ay, iki kişinin Ercan Havalimanı'nda da ilginç davranışlarda bulunduğunu, bu nedenle kendilerinin dikkatini çektiğini söyledi. Kendi aralarında Arapça konuştuklarını ve birbirlerine gülerek, "Gülme oğlum, çaktıracaksın" diye konuştuklarını kaydeden Ay, iki kişiden birinin Türkçe, diğerinin İngilizce bildiğini belirtti.

Gülşen Günay, uçak kaçırıldıktan 10-15 dakika sonra uçağın arka tarafındaki koltuklardan kalkan iki kişinin koşarak ön tarafa geçtiğini söyledi.
 
Bu kişilerin bağırmaya başladıklarını ve ellerindeki poşeti göstererek içinde bomba olduğunu iddia ettiklerini belirten Günay, "Kokpit kapısını kırmaya çalıştılar ama beceremediler. Bu sırada pilotlar uçağı Antalya'ya indirdiler. Sonra ellerindeki pimi olan şeyi bize göstererek, istekleri yerine gelmezse bombayı patlatacaklarını, uçağı İran ya da Suriye'ye götürmek istediklerini söylediler. İngilizce ve Arapça konuşuyorlardı. Daha sonra pilotların uçağı terk ettiğini öğrendik. Uçak sonra havasız kalmaya başladı. Onlar özellikle kadınları ve yaşlıları bırakacaklardı. Ancak bir grup arkada kapıyı kırınca, oradan atlayıp çıktık" dedi.
 
Günay, korsanların ikisinin de sakallı, normal kıyafet giymiş kişiler olduğunu belirterek, "İkisi de teröriste benziyordu" diye konuştu.

Nurşen Gülay, "Bu insanlar (hava korsanları) böyle bir niyetlerinin olduğunu daha havalimanında iken hal ve hareketleriyle belli etmişlerdi. Lütfen uçaklara insanları alırken daha dikkatli davransınlar" diye konuştu.

 

 

Metin Münir'in iflası

Çocukluğumda, tatillerde, bazen dedemle dayımın birlikte çalıştırdığı lokantada garsonluk yapardım.
Dükkân Lefkoşa'nın o zamanki alışveriş merkezindeydi. Selimiye Camii, bandabuliya (hal), bedesten, sırıtan sessiz develeriyle Deveciler Hanı, körükleri har har eden kara demirciler, arşınla kumaş ölçen kumaşçılar, saz büken sandalyeciler, manifaturacılar, yorgancılar, bakkallar, şekerciler, dülgerler, dilenciler falan hep buradaydı.
Alışverişi lokantanın ahçısı olan dedem yapardı. Garsonluk dönemlerinde peşine takılırdım. Arkamızdan, elinde köfün (kamıştan yapılmış küfe) satın alacaklarını taşıyacak olan bir garson gelirdi.
Dedem, huysuz, hiddetli, çok az konuşan bir insandı. Bana konuştuğunu hiç hatırlamıyorum.
Alacaklarını işaret eder, kaç okka (1283 gramlık eski bir Osmanlı ağırlık ölçüsü) istediğini söyler, önlüğünün cebinden çıkardığı paralarla öder, arkasına bakmadan yoluna devam ederdi. Her şeyin en iyisini, en pahalısını alırdı. Manav, alınanları garsonun köfününe yerleştirirdi.
Bandabuliyanın kapısında köfününden tavşanlar için dirifil satan bir adam dikkatimi çekti. Dirifilin ne olduğunu sormayın. Ne olduğunu bilmiyorum. Artık satılmıyor, çünkü hiç kimse evinde tavşan besleyip yemiyor. Demet halinde satılan, maydanoza benzeyen, ama daha uzun, yeşil bir ottu dirifil veya trifil.
Dedemle bandabuliyadan çıktığımızda adam malını tüketmiş ve gitmiş olurdu.
On-on bir yaşlarındaydım. Dirifil satmaya karar verdim. Bir ayda annemden aldığım cep harçlığının beş altı mislini, belki daha fazlasını, bir günde çıkarabilirdim.
Tasarımı önce anneme açtım. Çamaşır yıkıyordu. "Delirdin galiba" diye bağırdı, sonra gözlerini gökyüzüne kaldırdı ve beni Tanrı'ya ihbar etti: "Bandabuliyanın kapısında dirifil satacakmış! Nedir benim bu çocuğun elinden çektiklerim?"
Anneanneme gittim. "Yürü bre melun" dedi. Sinirli bir biçimde beyaz tülbentini başından çözdü ve hızlı hızlı yeniden, daha sıkı bir şekilde bağladı. "Seni dirifilci olsun diye mi okutuyoruz!"
Projem teyzelerimi çok eğlendirdi. Günlerce beni gördüklerinde "dirifilci geldi" diye kahkaha attılar.
Dayıma gittim. Gözlüklerinin üstünden beni süzdü ve kaşlarını yukarı kaldırdı. Dedemden ödüm patladığı için ona açılmadım.
Uzun etmeyeyim. Sonunda herkesi o kadar bezdirdim ki, dirifil girişimimi finanse etmeyi kabul ettiler. Ama bir koşulla: Dirifilleri lokantanın kapısında satacaktım.
"Lokantada dirifil mi satılır yahu?" diye itiraz ettim. Herkes dirifilini, alışverişini bitirdikten sonra, en son alıyordu.
Kimse beni dinlemedi. Ya lokantanın kapısında satacaktım ya hiç. Boyun eğdim.
Ertesi sabah lokantaya gittiğimde bir köfün dirifil beni bekliyordu. Ümitle, kapının yanında, kaldırımda mevki aldım. Dakikalar geçmeye başladı. Sokak, bandabuliyaya giden insanlarla doldu. Ama kimse durup benden dirifil almıyordu.
O zaman herkesin bisikleti vardı. Lokantanın müşterileri, bisikletlerini lokantanın kapısının sağında ve solunda duvara dayarlardı. Bir süre sonra köfünüm bisikletlerin arkasında kayboldu.
Galiba üç bağ dirifil sattım. İflas ettim. Günlerce benimle dalga geçildi. Teyzelerim misafirliğe gelen arkadaşlarına "dirifil işine girdiğimi ve battığımı" anlatıyor, ev kahkahalarla çınlıyordu.
İşte böyle. Aklıma geldi. Anlatayım dedim.
Dirifil işi istediğim gibi gitseydi belki de Ortadoğu ve Balkanlar'ın en büyük dirifilcisi olacak, bu sıcak pazar sabahı acıklı bir iflas hikâyesiyle kafanızı ütülemeyecektim.

 

METIN MUNIR MILLIYET 19/08/07

 

Uçağı önce pilotlar mı terk eder?


Gemiyi en son kaptan terk eder" diye biliriz de, "Uçağı önce pilotlar terk eder" diye bir "kural" olduğunu bilmiyorduk!
Ercan-İstanbul seferini yaparken İran'a götürülmek üzere kaçırılan uçağı, pilotların Antalya'ya indirdiklerini öğrenince "bravo" diyecektik ki, ardından gelen haber takdir duygularımızı kuşku ve üzüntüye dönüştürdü.
Pilotlar, uçağı indirir indirmez, kokpit camından uçağı terk etmişlerdi.
Kaçırılan uçağı önce pilotların terk etmesi bir "skandal" değilse nedir?

Yolcular kaptana güvenir
Uçak, gemi gibi araçlarda, yolcular ister bilgi sahibi olsunlar ister olmasınlar, psikolojik olarak pilota, kaptana güvenirler. Tehlikeli bir anda sorunu onların çözeceğine inanırlar. Kendi kendilerine bu yönde telkinde bulunurlar. Türbülans veya başka bir tehlike anında, "pilotlar halleder" diye düşünürler.
Pilot, uçaktakiler için güven kaynağıdır.
Yaptığı anonslar pür dikkat dinlenir. Sesi yolculara güven verir. Eğer pilot yolculuk hakkında bilgi veriyorsa, her şey yolunda demektir.
Pilot böyle bir psikolojik unsurdur.
Böyle olduğu halde, bırakın olağan bir uçuşu, kaçırılmış bir uçağı önce pilotların terk etmesinin kabul edilebilir bir açıklamasını bulmak zordur.

İnandırıcı değil
Dünkü uçak kaçırma olayında da yetkililer, gazetecilerin soruları karşısında pilotları korumaya yönelik açıklamalar yaptılar. Ancak, bu açıklamalar pek inandırıcı gelmedi.
Kaçırılan uçağın bağlı olduğu şirketin yöneticisi, önce pilotların uçağı terk etmesini, "Operasyonun bir parçası olabilir. Belki yeni bir konsept, yeni bir yöntem olabilir" gibi ifadelerle savunmaya çalıştı.
"Olabilir" dediğine göre, havacılık kuralları içinde "Kaçırılan uçağı önce pilotlar terk eder" diye bir kuralın olmadığı açıktı.
Türk Hava Yolu Pilotları Derneği (TALPA) Başkan Yardımcısı Altay Yıldırım ise pilotların bu "tuhaf" hareketini şöyle açıklamaya çalıştı:
"Pilotların kokpiti terk etmeleri, korsanların tehdit ederek kapının açılması ve uçağın tekrar havalanmasını sağlayabilecekleri dikkate alındığında, kendileriyle temas etmelerini engellemeleri açısından doğru olarak değerlendirilebilir."
Bu açıklama da inandırıcı değil.

Bu işin izahı imkânsız
Uçak kaçırılması gibi bir olayda uygulanacak prosedürün "tereddüde yer bırakmayacak" biçimde açık ve kesin olması gerekir. Bu işin "olabilir"le izahı mümkün değildir.
Kaldı ki, yolcuların can güvenliği açısından uçağın yeniden havalanması gerekiyorsa, o da yapılır. Yolcuların can güvenliği için genel kuralın, korsanların istekleri yönünde hareket edilmesi olduğu biliniyor.
Pilotlar, uçağı terk ettiklerinde korsanların nasıl davranacağını önceden biliyorlar mıydı? Ya korsanlar bu harekete kızıp bombayı patlatsalar veya birkaç yolcuyu öldürselerdi ne olacaktı?
Veya korsanlar uçağı kullanmayı da biliyorlarsa -ki 11 Eylül korsanları öyleydi- o zaman ne olacaktı?

Pilotlar daha mı değerli?
Pilotların, güvenlik güçlerinin talimatıyla uçağı terk etmiş olabileceğine ilişkin yorumlar da yapıldı. Bu yaklaşım da mantıklı görünmüyor. Güvenlik güçleri, uçağın iki pilotunun da uçağı terk etmesini ne amaçla istemiş olabilir ki? Pilotlar, yolculardan daha değerlidir diye düşünmüş olmaları mümkün mü?
Efendim, "can pazarı, kolay değil, kaçıp canlarını kurtarmışlardır".
Eğer gerçek buysa, çıkıp söylesinler. Bu skandal da olsa, dürüstçe bir tutum olurdu.
"O zaman niye iki kişiye pilot, 136 kişiye yolcu diyoruz" diye sorulacak olsa bile...
Halkı kandırmaya çalışmaktan daha doğru olurdu.

FIKRET BILA MILLIYET 19/08/07

 

Oyun gibi korsanlık

Oyun hamuruyla kaçırılan uçağı önce pilotlar terk etti, sonra yolcular kaçtı

19/08/2007 RADIKAL

ANKARA - Türkiye'nin tanık olduğu 20'nci uçak kaçırma vakası, beş saatte sona erdi. Oyun hamuru dolu kutuyla Lefkoşa İstanbul seferini yapan Atlasjet uçağını kaçıran korsanlar, beş saat sonunda 'Türk milletinden özür dileyerek' teslim oldu. Biri Türk diğeri ise Mısır pasaportlu iki korsanın beş saatlik eylemi sürerken ilk 1.5 saatte yolcuların büyük bölümü kendi imkânlarıyla uçağı terk etti!
Türkiye'nin 20'nci uçak kaçırma eylemine Sivil Havacılık Genel Müdürü Ali Arıduru'nun 'terörist arkadaşlar' gafı damgasını vurdu.

'Allahın elçisiyiz'


Büyütmek için tıklayınız


Atlasjet Havayolları'nın, World Focus Havayolları'ndan ekibiyle birlikte kiraladığı MD83 tipi KK1011 sefer sayılı uçağı, Lefkoşa-İstanbul seferi için 136 yolcu ve altı mürettebatla dün saat 06.45'te Ercan Havalimanı'ndan ayrıldı.
Ancak kalkıştan kısa süre sonra hava korsanları Filistinli Mommen Abdül Aziz Talikh ve Türk vatandaşı Mehmet Reşat Özlü hareketlendi. Birinin elinde "İçinde bomba var" dediği paket bulunan ikili, kilitli kokpit kapısını tekmelemeye başladı. Kapı açılmayınca bir kabin görevlisini rehin alan ikili, "Allahın elçisiyiz. Kimseye zarar vermeyeceğiz" dedikten sonra amaçlarının ABD'yi protesto etmek olduğunu söyledi, uçağın İran ya da Suriye'ye gitmesini istedi.
Bu sırada kapı önünde kısa bir arbede yaşandı, uçak sallandı. Kaçırıldıklarını özel kodla yere bildiren pilotlarsa, zırhlı ve kilitli kokpit kapısının önünde bekleyen korsanlara "Yakıtımız bitiyor" dedi.
Pilotlar iki korsanıın itirazına rağmen uçağı saat 08.05'te Antalya Havalimanı'na indirdi.

Abdullah Gül devrede
Bu sırada gelişmeler, başkentte İçişleri Bakanlığı'nda oluşturulan Kriz Merkezi'nden anbean izlenmeye başlanmıştı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül cumhurbaşkanlığı adaylık çalışmalarından yorgun düşmesine karşın kriz merkezindeki çalışmaların başında yer aldı.
İçişleri Bakanı Osman Güneş ve Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal da İçişleri Bakanlığı'ndaydı. Antalya ile Ankara arasında yoğun bir telefon trafiği başladı. Bakan Güneş, İstanbul'daki Erdoğan'ı telefonla arayarak gelişmeler hakkında bilgilendirirken Ulaştırma Bakanı İsmet Yılmaz gelişmeleri evinden izledi.

Çok özel tim görevde
Uçağın Antalya Havaalanı'na inmesinin ardından Emniyet Genel Müdürlüğü, bu gibi olaylara müdahale için özel olarak eğitilen Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay başkanlığındaki 20 kişilik timi uçakla Antalya'ya gönderdi.
Havaalanına iner inmez timin bir bölümü kaçırılan uçağın etrafında konuşlandırılırken bir kısmı da korsanları ikna etmek üzere hazırlık yaptı. Ama korsanların yaklaşık beş saat süren eylemi, özel timin harekâta başlayacağı sırada kendiliğinden bitti.

İlk söz: Özür dileriz
Yetkililer, korsanların gözaltına alınırken polislerle tokalaşmak istediklerini söyledi.
FOTOĞRAF: SEYHAN KURTMAN / AA


Korsanların plastik patlayıcı olduğu sanılan çantasından çocukların oyun hamuru çıktı. Teslim olan korsanların ilk sözü "Türk milletinden özür diliyoruz" oldu.
İçişleri Bakanı Osman Güneş, korsanların teslim olmasının hemen ardından kameraların karşısına geçerek şu bilgileri verdi:
"Olayın duyulduğu ilk andan itibaren tüm gerekli tedbirleri aldık. Teknik ekibimiz uçağın arka kapısının tamiri için uçağa gitti. Zaman kazanabilmek için işi biraz ağırdan aldılar. Tabii bu siz basın mensupları tarafından 'Polis uçakta' diye verildi ki bu hiç de iyi olmadı. Ardından ekibimiz kapıyı tamir edemeyince yeni bir ekip tamir için uçağa gitti. Onların kurduğu temas sonucunda hava korsanları bir operasyona gerek kalmadan eylemlerini sonlandırdılar. Korsanlarla kurulan ilk temasta Tahran'a gitmek istediklerini söylediler ve bunun için de yakıt nakli talebinde bulundular. Arkadaşlar bunu geciktirerek zaman kazandırdılar. Olay bittikten sonra korsanların ilk sözü 'Türk milletinden özür dileriz' olmuş."

'Terörist arkadaşlar'
Sivil Havacılık Genel Müdürü Ali Arıduru'ysa hava korsanlarının teslim olmasının ardından yaptığı açıklamada, bilgi kirliliğinden yakındı. Arıduru, basının doğru yanlış tüm bilgileri anında aktarmasından yakınırken dili sürçtü.
Arıduru, "Yapılan açıklamaların tamamı içerideki terörist arkadaşlara da iletildi. Teröristlere bunların iletilmesi türlü sakıncalar doğurabilir" dedi! Korsanlardan 'terörist arkadaşlar' diye bahsetmesine karşın bunu düzeltmeyen Arıduru, pilotların camdan uçağı terk etmesinin uçağın havalandırılamaması bakımından doğru görünse de Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nce değerlendirileceğini söyledi.

'Oğlumu zorlamışlar'
Olayın duyulmasının ardından hava korsanlarından Özlü'nün Şanlıurfa'nın Köseören Köyü'nde oturan çiftçi babası Halil Doğan Özlü ifadelerine başvurulmak amacıyla ilçe emniyet müdürlüğüne götürüldü. Olayı ilk duyduğunda çok utandığını ifade eden baba Özlü sözlerini şöyle sürdürdü: "Sonra duydum ki, oğluma bu olayı arkadaşları zorbalıkla yaptırmışlar. Bunu oğluma yapana gereken cezayı vereceğim." (Radikal, dha)

Bir yolcunun kalça kemiği kırıldı
Uçaktan kaçan Atlasjet yolcuları, Antalya Havalimanı'nın VIP salonunda ağırlandı. Bir kısmı uçaktan atlarken yaralanan yolcuları sağlık görevlileri ve sekiz psikolog karşıladı.
FotoĞraf: serkan ocak


ANTALYA/İSTANBUL - Atlasjet uçağındaki yolcular önce Antalya Havalimanı VIP salonuna alındı. Burada sağlık görevlileri ve sekiz psikolog ilk tedaviyi verdi. Uçaktan atlayan altı yolcunun yaralandığı, birinin kalça kemiğinin kırıldığı anlaşıldı.

Korsanlarla psikologlar görüştü
Antalya Valisi Alaaddin Yüksel'se beş saatlik uçak kaçırma eyleminin bitmesinin ardından Antalya Havalimanı'nda düzenlediği basın toplantısında, "Korsanlarla bağlantıya geçtik ve yolcuların uçaktan çıkarılması için gereken düzenekler hazırlandı. Korsanlarla uzman psikologlar görüştü. Psikologlar görüşmelerde, zaman zaman kendilerini savcı, vali yardımcısı gibi tanıtarak korsanları ikna etmeye çalıştı. Büyük bir soğukkanlılıkla yolcular kurtarıldı. Dünyaya örnek kabul edilebilecek bir operasyon gerçekleştirdik." dedi.

Ameliyata alındı
Yolculardan Mehmet Zaim Necatigil'in uçaktan atlarken kalça kemiğinin kırıldığı anlaşıldı. Necatigil ameliyata alındı. Necatigil'in ameliyatının başarıyla geçtiği öğrenildi. Yine uçaktan atlarken yaralanan KKTC vatandaşı Şifa Tunç, Ayşe Kamburoğlu, Gülcan Aygül, soyadı öğrenilemeyen Osman isimli bir kişi ve Nurşen Günay Antalya Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Antalya Devlet Hastanesi'ne gelen yaralıların yüksekten atlamaya bağlı yaralandıkları ve durumlarının iyi olduğu belirtildi.

122 yolcu İstanbul'a geldi
Kurtulan yolculardan 122'si dün özel bir uçakla İstanbul'a getirildi. Yolcuları taşıyan özel uçak, saat 16.35'te İstanbul Atatürk Havalimanı'na indi. Antalya'da sağlık kontrolünden geçirilen ve ifadeleri alınan yolcuların hâlâ heyecanlı oldukları gözlendi. Yolcular Atatürk Havalimanı'nda kendilerini bekleyen yakınlarıyla kucaklaştı. Uçaktan kaçarken yaralanan yolcular burada tekerlekli sandalyelerle sağlık kurumlarına götürüldü. (Radikal, aa, anka)


 

Kapıyı kıran yolcu anlattı
Kılınç, kapıyı kırıp atlayan ilk kişi.

İSTANBUL - Tekstil işçisi 24 yaşındaki Murat Kılınç, uçağın kapısını kırıp, uçaktan ilk atlayan kişi. Kılınç, İstanbul Atatürk Havalimanı'na gelişinde uçağın kapısını nasıl kırdıklarını anlattı:
"Panik halinde ne yapacağımızı bilemiyorduk. İçerisi çok sıcak oldu, çocuklar sürekli ağlıyordu. O anda bir-iki genç arkadaşla uçağın kapısını kırmaya karar verdik. Korsanlar ön taraftaydı. Bunu fırsat bilerek kapıyı kırdık. kapı aşağıya düştü, ilk önce kendimi attım aşağıya."
Peki korsanlar onlara nasıl davranmıştı: "Korsanlar uçakta bize iyi davrandı, Müslümanlara zarar vermeyeceklerini söylüyor, sadece Amerika'yı protesto için bunu yaptıklarını söylüyordu."
Dış hatlar geliş kapısından tekerlekli sandalyeyle giren Gülşen Günay, olayın etkisinden kurtulamayanlardandı: Günay ağlayarak "Ölümle burun buruna geldik. Böbrek hastasıyım. Çok korktum, hâlâ titriyorum."
İsmail Hakkı Doğusoy da, uçaktan atlarken yaralanmış: "Arkamıza dahi bakmadan fırladık."

Korsandan su servisi!
Emre Altuğ'un konserinden dönen asistanı İrem Tümer de uçağın içinde gizli gizli telefonlarla konuşarak dışarıdan bilgi aldıklarını anlattı. Tümer, korsanların kendilerine sürekli su servisi yaptırttığını söyledi. Emre Altuğ'un gitaristi Zafer Şanlı ise 16. sırada oturuyormuş. Şanlı uçağın Antalya'ya indiğini anladıklarında 'Havalan' diyerek pilotlara bağırdıklarını ifade etti.


 

6 soruda eylem
1- İstanbul-Lefkoşa seferini yapan uçağı kim kaçırdı?
İçişleri Bakanı Osman Güneş, beş saatlik eylemin ardından uçağı kaçıranların Mehmet Reşat Özlü adlı bir Türk ve Mommen Abdül Aziz Talikh adında Suriye pasaportu taşıyan biri olduğunu açıkladı. Daha sonra Talikh'in Mısır pasaportu taşıdığı anlaşıldı. 25 Haziran 1980 Akçakale doğumlu Özlü'nün Girne Amerikan Üniversitesi Türk Dili Öğretmenliği Bölümü son sınıf öğrencisi olduğu ancak maddi nedenlerle kaydını dondurduğu öğrenildi. Olayın ardından korsanlara yardım ettiği iddiasıyla yakalanan yolcu ise serbest bırakıldı.

2- Hava korsanlarının eylemlerinin amacı neydi?
Olayla ilgili soruşturma sürerken, korsanların amacının ne olduğu öğrenilmeye çalışılıyor. KKTC Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Lefkoşa-İstanbul seferini yapan yolcu uçağının kaçırılması eyleminin 'ABD'yi protesto etmek amacıyla' yapıldığını söyledi. Görgü tanığı yolcular da korsanların pilotlardan uçağı Suriye ya da İran'a götürmesini istediğini söylemişti. Yolculardan şarkıcı Mithat Körler, korsanların kendi aralarında konuşurken 'Kaide'den söz ettiğini söyledi. Korsanların Kaide bağlantısının da araştırıldığı belirtildi.

3- Korsanlar hiç dikkat çekmeden mi uçağa bindi?
Yolculardan Bülent Ay iki korsanın Ercan Havalimanı'nda da ilginç davranışlarda bulunduğunu, bu nedenle kendilerinin dikkatini çektiğini söyledi. Ay, kendi aralarında Arapça konuştuklarını ve birbirlerine gülerek, "Gülme oğlum, çaktıracaksın" diye konuştuklarını söyledi. Yolculardan Nurşen Gülay da "Bu insanlar (hava korsanları) böyle bir niyetlerinin olduğunu daha havalimanında iken hal ve hareketleriyle belli etmişlerdi. Lütfen uçaklara insanları alırken daha dikkatli davransınlar" diye konuştu.

4- Pilotların uçağı terk etmesi doğru muydu?
Atlasjet yetkilileri pilotların uçağı korsanlar içerideyken terk etmesinin normal olduğunu ve operasyonun bir parçası olduğunu belirtti. Türkiye Havayolları Pilotları Derneği 2. Başkanı Kaptan Pilot Altay Yıldırım da "Pilotların bunu uçağın yeniden uçurulmaması için yaptığı ortada" diye konuştu. Ancak bu davranışın ilgili uluslararası kurallara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini söyledi. Yıldırım yolcuların kapıyı kırarak uçaktan kaçmasını ise çok tehlikeli buldu.

5- Kaçırılan uçağın mürettebatı şu anda ne durumda?
Atlasjet tarafından kiralanan uçağın ait olduğu World Focus Havayolları Üst Yöneticisi Aydın Kızıltan, "Olayın, hiç kimsenin burnu kanamadan başarılı bir şekilde sonuçlandırılması sevindirici" dedi. Kızıltan, olayın ardından uçağın Kaptan Pilotu Faruk Çağımlı, Yardımcı Pilot Cemal Doğaner ve kabin Amiri Berna Beyaz'ın da aralarında bulunduğu mürettebatın Antalya Emniyet Müdürlüğü görevlilerince ifadelerinin alındığını söyledi. Aydın Kızıltan, "Onların Antalya Emniyeti'ndeki sorgusu sürüyor. Ekibimi İstanbul'a getirmeyeceğim. Emniyetteki işlemlerinin bitmesinin ardından dinlenecekler, kendilerini aileleriyle birlikte tatile göndereceğim. Bunu hak ettiler" diye konuştu.

6- Bu, Türkiye'deki kaçıncı uçak kaçırma vakası?
Lefkoşa-İstanbul seferine yapan, Atlasjet uçağının kaçırılması, Türkiye'deki 20'nci uçak kaçırma vakası oldu.
Türkiye'de en son uçak kaçırma olayı 10 Nisan 2007 tarihinde, Diyarbakır-İstanbul seferini yapan, Pegasus uçağının kaçırılmasıyla yaşanmıştı.
Türkiye'de ilk uçak kaçırma 3 Mayıs 1972 tarihinde gerçekleşti. Ankara-İstanbul seferini yapan, THY'nin DC-9 Boğaziçi adlı uçağı dört Türk korsan tarafından Sofya'ya kaçırıldı. Korsanlar, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının serbest bırakılmasını istiyordu. Uçak yolcuları arasında 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün oğlu Ömer İnönü de bulunuyordu.

MİT ve CIA mayısta KKTC’yi uyarmışlardı

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Uçak kaçırma olayı sonrası, Türk ve ABD istihbaratlarının, mayıs ayında KKTC’ye Filistinli teröristlerin geleceği uyarısı yaptığı anlaşıldı. Bunun üzerine KKTC, 4 aydır "El Kaide bombacısı" aramaya başladı, Girne’de aynı evde kalan hava korsanları Ada’ya ayak basar basmaz takibe alındı.

ABD’nin Türk istihbaratına mayıs ayında ’çok gizli’ ibaresiyle, Lübnan’dan Güney Kıbrıs Rum yönetimi, ardından da KKTC’ye tehlikeli bir Filistinli bombacının geçeceği ihbarında bulunduğu ve kimliği belirlenen teröristin, yakalanacağını anlayarak Haziran ayında Rum Kesimi’ne geri döndüğü ortaya çıktı. 4 aydır ’bombacı’ alarmında bulunan KKTC polisi, Atlas Havayolları’na ait yolcu uçağını kaçıran hava korsanlarından Filistin kökenli Mommen Abdül Aziz Talik’yi aynı istihbarat çerçevesinde takip ediyordu.

KKTC üst düzey yönetiminin verdiği bilgiye göre, Türkiye üzerinden ABD kaynaklı terör istihbaratı Mayıs ayında Lefkoşa’ya ulaştı. Gelen istihbarat bilgisinde, ’Lübnan üzerinden önce Güney Kıbrıs’a, ardından da KKTC’ye çok tehlikeli bir terörist geçecek. Teröristin hedefi ve daha sonra izleyeceği güzergah bilinmiyor’ uyarısı geldi. Adadaki emniyet güçleri alarma geçti. El Kaide ile bağlantılı olduğu belirtilen terörist, Haziran’da Rum Kesimi’nden KKTC’ye geçme girişiminde bulundu. Ancak yakalanacağını anlayınca Rum Kesimi’ne döndü.

HAVA KORSANLARI DA TAKİP ALTINDA

Bu sırada KKTC polisi adada bulunan İran ve Filistinliler olmak üzere tüm yabancılar hakkında gizli bir soruşturma yürütüyordu. Bu çerçevede Girne’de ikamet eden Akçakoca doğumlu Mehmet Reşat Özyurt da takibe alındı. Şüpheli hareketler sergileyen hava korsanı Mehmet Reşat Özyurt, bir çok defa Türkiye’ye giriş çıkış yaptı. Özyurt adaya en son 08 Mart 2007 tarihinde giriş yaptı. İkinci hava korsanı, Suriye pasaportlu Filistin asıllı Mommen Abdül Aziz Talik, Ercan havaalanından KKTC’ye 25 Haziran 2007 tarihinde saat 22.35’te giriş yaptı. Rum kesiminden Filistinli bombacı gelecek alarmında bulunan yetkililer, Ercan’dan giriş çıkışları da kontrol altında tutuyordu. Turist vizesiyle KKTC’ye giren Mommen Abdül Aziz Talik, Girne’de Mehmet Reşat Maliki ile buluştu ve iki hava korsanı aynı evde kalmaya başladı.

Emniyet yetkilileri, Talik ile Özyurt’u takip altına alsa da ikili suç teşkil edecek davranışlarda bulunmuyordu. Talik ile Özyurt dün Atlas havayollarının Lefkoşa İstanbul seferini yapan yolcu uçağını kaçırınca Emniyet yetkilileri, KKTC soruşturmayı derinleştirdi. Hava korsanlarının ısrarla İran ya da Suriye ya da Ortadoğu’da herhangi bir ülkeye gitmek istemesi polisi, iki hava korsanının KKTC’de temasa girdiği kişileri soruşturmaya yöneltti. KKTC’de dün ayrıca ilk kez İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) bir etkinliği düzenlendi.

6 yaralı var

UÇAKTAN atlarken vücutlarında kırıklar oluşan altı yolcu tedavi altına alındı. Yolcuların hayati tehlikesi bulunmuyor.

HURRIYET 19/08/07

 

Rumlara DNA şamarı

 

 

Ömer BİLGE

Her şey mart ayında Rum basınının, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında kaybolan 5 yaşındaki Hristakis Yeorgiu’nun hikayesini gündeme getirmesiyle başladı.

Hristo ile çocukluk fotoğraflarını karşılaştıran Hakan Kutevu (38), benzerliği Rum basınına bildirdi.

Rum Politis Gazetesi, Hakan’ı kayıp çocuğun ailesiyle görüştürdü. 5 ay sonra İngiltere’de yapılan DNA testinde Hakan Kutevu’nun Hristakis olmadığı anlaşıldı. Hüsrana uğrayan aile Güney Kıbrıs’a, 2 çocuk babası Hakan ise Adana’daki ailesine döndü.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndaki kayıpları Türkiye’nin Adana’ya götürdüğünü savunan ve AİHM’de Türkiye aleyhine dava açan Rumlar, harekat sırasında kaybolan 5 yaşındaki Hristakis Yeorgiu ile aynı özellikleri taşıyan Adanalı Hakan Kutevu’yu ’Hristo’ diye teşhis etti. Kayıp Rum çocuğun ağabeyi Loizu Yeorgiu’nun Adana’ya gelerek doğrulamasının ardından 38 yaşındaki Kutevu’ya geçen ay Londra’da DNA testi yapıldı. Rumların Kutevu ve ailesini Türkiye’den kaçırma planları DNA testinin negatif çıkmasıyla suya düştü.

2 çocuk babası 38 yaşındaki Adanalı Hakan Kutevu’nun hayatını bir anda değiştiren olaylar zinciri, bu yıl başında kaleme aldığı ’Zamansız Fırtına’ adlı romanın kapağına çocukluk resimlerini basması ile başladı. Mart ayında ise Türk basınında kayıp Rum çocuğuyla ilgili haberler çıktı. Kayıp Hristo ile çocukluk fotoğraflarını benzeten Kutevu, Rum basınına mail attı. Rum Politis Gazetesi, İstanbul’daki muhabiri Anna Andrea’yı Kutevu’ya (38) yolladı. Hakan hikayenin geri kalan bölümünü şöyle anlattı. "Anna Andrea 6 Mart’ta Adana’da evimize geldi. Telefonla kayıp çocuğun ağabeyi Loizo ile konuştuk. Louizo, ’sol kalçasında Rodos adası şeklinde bir doğum lekesi, başında küçük bir yara izi vardı. Ayağında ise, 1974’te kaybolmasına neden olan kurşun yarası vardı. Saçları da kıvırcık ve dalgalıydı, yanağında da ben bulunuyor’ dedi. Aynı özellikler bende de vardı. Yaşı da uyuyordu."

AĞABEY LOİZU TEŞHİS ETTİ

20 Nisan’da bu defa Politis Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Andreas Paraskos, 50 yaşlarındaki ağabey Loizu Yeorgiu ve Anna Andrea evimize geldi. Ağabey de beni teşhis etti. Haziran ayının sonunda DNA testi için İngiltere’ye gittim. İngiltere’de yaşayan ablanın evinde anne Mirafora ile de buluştuk. Anne Mirafora beni sevdi, kucakladı ve ’DNA sonucu ne çıkarsa çıksın sen benim oğlumsun’ dedi.

10 gün Londra’da kaldım. DNA testinin pozitif çıkması halinde neler yapılacağı da planlanmıştı. Eşim ve iki çocuğum da Türkiye’den çıkartılacaktı. Temmuz’un başında ise DNA testi yapıldı, anne Mirafora’nın örneğiyle karşılaştırıldı. Negatif çıktı. Rum aile, büyük bir hayal kırıklığıyla Kıbrıs’a ve ben de hırpalanmış bir halde parçalanmış aileme döndüm..."

Rum psikologlar ikna ettiler

RUM medyası, Hakan Kutevu’yu psikologlardan aldıkları destekle ikna etmeyi başardılar. Hakan Kutevu’nun 65 yaşındaki annesi, Selma, ’Kocam Cabbar Kutevu 1971’de trafik kazasında öldü 6 çocukla dul kaldım. Ben oğlumu bilmez miyimm’ diye itiraz etti. Hakan’ın doğum kayıtları evde dünyaya gelmesi nedeniyle bulunmuyordu.

Ancak Rumların bulduğu psikologlar ise, "Sizin eviniz yakınlarına 1974 yılında Türk ordusunun helikopterleri Kıbrıs’tan Rum esirleri getiriyordu. Eviniz yakınındaki Seyhan nehri üzerinde çocuğunuzu kaybetmiş ya da çocuk boğulmuş olabilir. Ve o sırada bir askerin kucağında Hristakis’i almış olabilirsiniz. Böyle travmalarda, anne çocuğu kendisinin zanneder ve öyle kabul eder’ dedi.

Hakan Kutevu, 5 yaşındayken oturdukları Adana’nın Ziyapaşa mahallesinde Seyhan nehri üzerindeki Demirköprü yakınlarında ailesini tanıyan komşulara gidip, "Çocukluğunda konuşma zorluğu çekip çekmediğini" sormak istedi. Politis Genel Yayın Yönetmeni Paraskos ise, "1974 öncesinde çocuklar hem Türkçe hem de Rumca konuşabiliyordu" diye karşı çıktı.

Papadopulos, Hristakis için Avrupa Konseyi’ne başvurdu

RUM medyasının Mart ayında Hakan Kutevu’yu ’Hristakis’ diye teşhis etmesinin ardından Rum yönetimi de Türkiye’ye yönelik suçlamalarını artırdı.

Rum lider Tasos Papadopulos, 8 Mart’ta Brüksel’e hareketinden önce Larnaka havaalanında yaptığı açıklamada, kayıp çocuğun akıbetinin AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyi’nin gündemine getirildiğini belirterek, "Türkiye mahkeme kararına göre, kayıpların akıbetini açıklamak zorunda. Türkiye kayıpların sağ olmadığını belirtiyor" dedi.

Bu arada eski Rum lider Glafkos Klerides, KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın 1975 yılında kendisine kayıp çocuğun askeri hastanede olduğu ve yaşadığını söylediğini belirterek, ’yaşıyor yaşamıyor’ polemiği başlattı. Rauf Denktaş, "Evet 1975’te ilk önce çocuğun yaşadığını söyledim. Ancak daha sonra yaptığım araştırmada, çocuğun yaşamadığını ve öldüğünü yine Klerides’e ilettim. Klerides aileye söylememiş" dedi.

HURRIYET 19/08/07

 

KKTC, çok önemli bir organizasyona ev sahipliği yapıyor

AVCI: DESTEĞİNİZE İHTİYACIMIZ VAR... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, KKTC'nin ev sahipliğinde gerçekleşen İKO Gençlik Forumu Danışma Kurulu toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs'ın, konumu nedeniyle doğu ve batı arasında bir geçiş noktası olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk gençliğinin uluslararası platformlarda sesini duyurmak ve dünya gençliğiyle entegre olabilmek için kurumun desteğine ihtiyacı olduğunu vurguladı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Türk gençliğinin dünya gençliği ile entegre olabilmesi için İslam Konferansı Örgütü (İKO) Gençlik Forumu Danışma Kurulu'nun desteğine ihtiyacı olduğunu söyledi.

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) bünyesinde faaliyet gösteren İslam Konferansı Gençlik Forumu Danışma Kurulu'nun KKTC'nin ev sahipliğinde Girne'de gerçekleştirdiği uluslararası toplantısı dün başladı.

"Medeniyetler İttifakı için Gençlik Girişimi" konulu toplantı saat 11.00'de Mercure Accor Hotel'de başladı. Toplantı bugün de değişik konu başlıkları altında devam edecek.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı ile İslam Konferansı Gençlik Formu Danışma Kurulu Başkanı Ali Sarıkaya'nın açılış konuşmalarıyla başlayan toplantıya, İslam Konferansı Gençlik Forumu Danışma Kurulu Başkan Yardımcısı Anas Al-Falah, İslam Konferansı Gençlik Formu Danışma Kurulu Genel Sekreteri Elshad Iskandarov, Arap Ligi Eğitim Kültür ve Bilimsel İşbirliği Organizasyonu (ALESCO) Direktörü Mongi Bousnina, UNDP, SETA ve Arap Ligi temsilcileri, Danışma Kurulu üyeleriyle Azeri parlamenterler katıldı.

Konuşmaların ardından dün 11.45'te başlayıp saat 17.00'ye kadar süren kurul üyelerine yönelik tartışmalara geçildi.

Günün ilk tartışmasını "İslam ve Batı Korkusu: Korkularla Mücadele İçin Gençlik Nasıl Hareketlendirilebilir" konusunda İslami Korku ve Irkçılık Forum Başkanı Dr. Anas Sheikh Ali yaparken, günün ikinci ve son tartışmasını ise "Kültürlerarası Diyalogta Farklı Görüşler" konusunda Uluslararası Gelişim Organizasyonu Başkanı Prof. Hans Koechler ile SETA organizasyonu Direktörü İbrahim Kalın gerçekleştirdi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, dün akşam kurul üyelerine Bellapais'te Exquisite Restaurant'ta bir de akşam yemeği verdi.

Bu günkü gündemin konusu ise, UNDP Danışmanı Shahid Hüssein tarafından sunumu yapılacak olan "Medeniyetler İttifakı İçin Gençlik Girişimi: Maddi Konular" olacak.

Bugün saat 11.45'te başlayacak kapanış oturumunda ise etkinlik boyunca sunulan "Medeniyetler İttifakı İçin Gençlik Girişimi" konusunda sunulan makaleler, İslam Konferansı Gençlik Forumu Uluslararası Danışma Kurulu tarafından ele alınacak.

Bir dizi tarihi ve kültürel ziyaretlerin yanında devlet ve hükümet yetkilileriyle de bir araya gelecek olan heyet üyeleri, bu akşam saat 20.30'da Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından Dome Otel'de onurlarına verilecek yemeğe katılacak.

Heyet, yarın saat 09.00'da Cumhurbaşkanlığı'nda kahvaltıda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la bir araya gelecek.

Heyet 22 Ağustos Çarşamba günü adadan ayrılacak.

Avcı: Kıbrıs Doğu ile Batı arasında geçiş noktası

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, KKTC'nin ev sahipliğinde gerçekleşen İslam Konferansı Örgütü (İKO) Gençlik Forumu Danışma Kurulu toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs'ın, konumu nedeniyle doğu ve batı arasında bir geçiş noktası olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk gençliğinin uluslararası platformlarda sesini duyurmak ve dünya gençliğiyle entegre olabilmek için kurumun desteğine ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Diyalog ve İşbirliği için İslam Konferansı Gençlik Forumu'nun; Avrupa Konseyi, İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ortak girişimi ile gerçekleştirilen toplantısına KKTC'nin ev sahipliği yapmasından büyük mutluluk duyduğunu belirten Avcı, toplantının İslam Konferansı Örgütü'nün Kıbrıs'a ilişkin aldığı kararlar çerçevesinde düzenlendiğini söyledi.

Küçük bir ülke olmasına karşın KKTC'nin, İKÖ ve ona bağlı kurumlar içerisinde önemli rol oynama kapasitesine sahip olduğunu ve etkinliklerine katkı koymaya devam edeceğini ifade eden Bakan Avcı, medeniyetler arasındaki etkileşimin dünyanın bazı bölgelerinde şiddete varacak boyutta arttığı bir dönemde daha fazla zaman kaybedilmeden anlayış ve işbirliğinin teşvik edilmesine başlanması gerektiğini vurguladı.

Avrupa Konseyi tarafından ortaya atılan "herkes farklı herkes eşit" fikrine tüm AB üyesi ülkelerin sahip çıkmasını isteyen Bakan Avcı, Avrupa Birliği'nin bir an önce Kıbrıs Türk insanı ve gençliği üzerindeki ambargoları kaldırmasını istedi.

Sarıkaya: Medeniyetler arası gerginliği azaltmaya çalışıyoruz

İslam Konferansı Gençlik Forumu Danışma Kurulu Başkanı Ali Sarikaya da konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının Birleşmiş Milletler çözüm planını kabul etmesine karşın haksız izolasyon ve zorluk altında yaşamak zorunda bırakıldığını ifade etti.

Ali Sarıkaya, İKÖ'nün bu sıkıntıların azalması yönünde adım attığını ve atmaya da devam edeceğini vurguladı.

Foruma ev sahipliği yapan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti ve halkına teşekkür eden Sarıkaya, konuşmasında medeniyetler ittifakının oluşum sürecine de değindi.

Dün başlayan toplantıda kasım ayında Azerbaycan'ın başkenti Bakü de yapılacak Gençlik Forumu'na ilişkin yol haritasının belirleneceğini belirten Sarıkaya, "Nesiller Arası Konferans" adını taşıyacak bu toplantıda medeniyetler çatışması içerisinde gençliğin sorunlarının akademik ve sosyal yönden ele alınacağını ve ortaya çıkan sonuçların bir rapor halinde Birleşmiş Milletler'e sunulacağını söyledi.

İKÖ bünyesindeki Gençlik Formu Danışma Kurulu'nun, medeniyetler arası gerginliğin azaltılması yönünde projeler ürettiğini ve bu gerginliğin temelinde dinlerin yanlış anlaşılmasının yattığını kaydeden Ali Sarıkaya, tüm ülkelerdeki toplumların aktif bölümünü oluşturan gençlerin bu bağlamda birbirlerini iyi tanıması ve aralarındaki hoşgörünün sağlanması gerektiğini kaydetti.

KIBRIS 19/08/07

 

Hem Ercan, hem KKTC her alanda güvenli

KORSANLAR ADAYA BİRKAÇ AY ÖNCE GELDİ... Başbakan Soyer, hava korsanlarından Mommen Abdul Aziz Talikh'in 25 Haziran 2007 tarihinde, Mehmet Reşat Özlü'nün de 8 Mart 2007 tarihinde adaya girdiğini söyledi. Soyer, şu anda bu iki kişinin KKTC'deki tüm bağlantılarının son derece geniş bir şekilde soruşturulduğunu ifade etti

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dünkü uçak kaçırma olayında herhangi bir can kaybının yaşanmamasının son derece önemli olduğuna vurgulayarak, bu tip provokatör eylemlerin KKTC'nin dışa açılmasını durduramayacağını vurguladı.

Soyer, Atlas-Jet Havayolları'na ait uçağı kaçıran hava korsanlarının eylem sebeplerinin, hem KKTC'de hem de Türkiye'de geniş çaplı bir soruşturmayla araştırılmaya devam edildiğini ifade ederek, önümüzdeki günlerde kamuoyuna bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi vereceklerini belirtti.

Ercan-İstanbul seferini yapan Atlas-Jet Havayolları'na ait uçağı kaçıran hava korsanlarının ele geçirilmesinin ardından Başbakanlık'ta bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, uçak kaçırma olayında herhangi bir can kaybının yaşanmamasının son derece önemli olduğunu söyledi.

Türkiye ile tam koordinasyon

Soyer, olayın duyulmasının hemen ardından Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, Polis Genel Müdürlüğü, İçişleri, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlıkları ile ilgili tüm birimlerin hemen olayla ilgili gerekli kriz uygulamasını derhal başlattıklarını, aynı zamanda Türkiye İçişleri Bakanlığı ile Antalya Valisi ve tüm emniyet güçleriyle tam bir koordinasyon halinde olayın göğüslendiğini kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, olayın çözülmesinde KKTC'de ve Türkiye'de emek veren tüm yetkililere teşekkür ederek, "Çünkü tüm insanlarımız tam bir sorumluluk içerisinde olayı büyük ölçüde göğüslememizde sıkı bir işbirliği ve koordinasyonla olayı ele almışlardır" dedi.

Tüm yetkililere teşekkür

Başbakan Soyer, özellikle Antalya'da konuyla ilgili tüm yetkililerin bütün gelişmeleri anında sağlıklı bir şekilde KKTC makamlarına ilettiklerini belirterek, tüm yetkililere teşekkürlerini sundu.

"Bu olay bize Ercan Havaalanı'nın güvenlik tedbirleriyle, emniyetimizin, polisimizin, Sivil Havacılık Dairemiz ve Ercan işletmesinden sorumlu tüm birimlerin görevini layıkıyla yerine getirdiğini gösterdi" diyen Soyer, zaman zaman kamuoyundan Ercan'daki güvenlik önlemlerinden dolayı eleştiriler aldıklarını, ancak bu tedbirleri "daha da mükemmelleştirerek" sürdürmek eğiliminde olduklarını kaydetti.

Ercan ve KKTC her alanda güvenli

Ercan ve KKTC'nin her alanda güvenli bir ülke olduğunun bir kez daha ortaya çıktığını dile getiren Başbakan Soyer, bu olayı gerçekleştiren hava korsanları Mehmet Reşat Özlü ve Mommen Abdül Aziz Talikh'in ellerinde "bomba" dedikleri şeyin bir çocuk oyuncağı plastiği olduğunu söyledi.

Soyer, bu kişilerin eylem sebeplerinin hem KKTC'de hem de Türkiye'de geniş çaplı bir soruşturmayla araştırılmaya devam edildiğini ifade ederek, önümüzdeki günlerde konuyla ilgili daha detaylı bilgi vereceklerini belirtti.

Bu olay KKTC ve Ercan'ın güvenilirliğini gösterdi

Bu olayın KKTC'nin ve Ercan'ın her açıdan son derece güvenli olduğunu yeniden kanıtladığına işaret eden Başbakan Soyer, "Bu konudaki tedbirlerimizi eksiksiz bir şekilde sürdüreceğiz ve hiçbir gücün ve odağın KKTC'nin siyasi ve ekonomik açılımlarını her alanda ileriye götürdüğü bu dönemde bu açılımlar üzerine gölge düşürmemesine kesinlikle çaba harcayacağız ve buna fırsat vermeyeceğiz" şeklinde konuştu.

 

"Sadece Necatigil'in ayağı kırıldı; ancak sağlık durumu iyi"

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, uçaktaki yolculardan Mehmet Zaim Necatigil isimli bir yurttaşın uçaktan atlarken ayağının kırıldığını da belirterek, Necatigil'in ayağındaki kırığa Akdeniz Üniversitesi'nde bir operasyon yapıldığını ve şu anda sağlığının iyi olduğunu aktardı.

Soyer, Necatiğil ile bir telefon görüşmesi yaptığını, sağlığının iyi olduğunu, bu yüzden ailesinin ve yakınlarının herhangi bir endişe duymasına gerek olmadığını belirterek, diğer vatandaşların ise tüm ihtiyaçlarının karşılandığını ve onlar için de endişe edecek bir durum olmadığını kaydetti.

"KKTC'nin dışa açılmasını hiçbir odak durduramaz"

Bu tip provokatör eylemleri KKTC'nin; "bir eğitim adası, bir turizm adası ve dünyada izolasyonları kırma devinimi içerisinde bulunan bir ülke olarak" göğüsleme kararlılığında olduğunun bir kez daha görüldüğüne dikkat çeken Başbakan Soyer, KKTC'nin dışa açılmasını hiçbir odağın durduramayacağını, bunun da kendilerinin en büyük gayreti ve çabası olacağını vurguladı.

Sorular-yanıtlar

Konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Başbakan Soyer, hava korsanlarından Talikh'in 25 Haziran 2007 tarihinde, Özlü'nün de 8 Mart 2007 tarihinde adaya girdiğini söyledi. Soyer, şu anda bu iki kişinin KKTC'deki tüm bağlantılarının son derece geniş bir şekilde soruşturulduğunu da ifade etti.

Başbakan Soyer, KKTC'nin bir kısım ülke tarafından tanınmamasına rağmen polis teşkilatının uluslararası polis güçleriyle tam bir işbirliği içerisinde olduğunu da belirterek, örgütler arası bilgi alışverişinin devam ettiğini kaydetti.

"Tek temasta olmadığımız ülke"

"Bizim dünyada temasta olmadığımız tek bir ülke vardır; o da aynı adayı paylaştığımız Güney Kıbrıs Rum kesimidir" diyen Başbakan Soyer, geri kalan bütün ülkelerle organize suç örgütlerine dönük olarak çok sıkı işbirlikleri ve koordinasyonları bulunduğunu, bunu da geliştirerek sürdürmek amacında olduklarını söyledi.

Soyer, hava korsanlarının KKTC'de eğitim gördükleri ile ilgili soru üzerine de, korsanlardan Özlü'nün geçmiş dönemlerde öğrenim gördüğünü, ancak şu anda hiçbir öğrencilik bağının olmadığını kaydetti.

"KKTC üniversiteleri güvenilirdir"

KKTC üniversitelerinde şu anda dünyanın her yerinden öğrenci bulunduğunu, bu üniversitelerin güvenli ve aynı zamanda öğrencilerin eğitim adasında öğrenim yapacakları atmosferde olduklarına vurgu yapan Başbakan Soyer, bunu da kimsenin gölgelemesine izin vermeyeceklerinin altını çizdi.

Soyer, uçak kaçırma eyleminin, KKTC Hükümeti'nin gerek İKÖ, gerekse Avrupa ülkeleriyle açılım konusunda yaptığı gelişmeleri asla gölgeleyemeyeceğini de ifade etti.

"Rum tarafıyla ilgisi var mı?"

Bu olayın Rum tarafıyla ilgisi olup olmadığının sorulması üzerine ise Başbakan Soyer, bu olayla ilgili bulunan bulguların değerlendirilmesinin ardından hareket edeceklerini belirterek, "Bizim dünya ve Güney Kıbrıs'la barışık olma siyasetimiz kesintisiz olarak sürecek, hiçbir olay bu açılımlarımızı durduramaz" dedi.

KIBRIS 19/08/07

 

Havada dehşet

1'İ TÜRK, DİĞERİ FİLİSTİNLİ... Hava korsanlarının birinin TC uyruklu 27 yaşındaki Mehmet Reşat Özlü, diğerinin ise Suriye pasaportu taşıyan Filistinli 25 yaşındaki Mommen Abdulaziz Taliki olduğu açıklandı. Her iki hava korsanı ile birlikte şüpheli görülen 1 yolcunun da Türkiye'de Terörle Mücadele Şubesi uzmanlarınca sorgulandığı bildirildi. Korsanların El Kaide bağlantıları olup olmadığı da araştırılıyor

YOLCULAR UÇAKTAN ATLADI, PİLOTLAR KAÇTI, PAKETTEN OYUN HAMURU ÇIKTI... Hava korsanları, klimalar çalışmadığı için içerideki aşırı havasızlık sebebiyle uçak kapılarının açılmasına izin verince, büyük bir kargaşayla acil çıkış kapılarına koşan yolcular uçaktan atlayarak canlarını kurtardı; fakat yaralananlar da oldu. Uçağın pilotları da camı kırarak kaçmayı başardı. Öte yandan 2 hava korsanının uçağı kaçırmak için bomba süsü verdiği paketten oyun hamuru çıktı

Atlasjet'in MD-83 tipi KK 1011 sefer sayılı yolcu uçağı, 136 yolcu ve 6 mürettebatıyla dün sabah Ercan-İstanbul seferini yaparken 2 hava korsanı tarafından Tahran'a kaçırılmak istendi. Herkesin nefesini tutarak an ve an izlediği uçak kaçırma olayı yaklaşık 6 saat sürdü ve hava korsanlarının teslim olmasıyla mutlu sona ulaşıldı.

Ercan'dan saat 07.15'te havalanan uçakta bulunan 2 hava korsanı, yaklaşık 15 dakika sonra kokpiti tekmeleyerek içeriye girmeye çalıştı, başarılı olamayınca hosteslerden birini rehin alarak uçağı Tahran'a götürmek istediklerini bildirdi.

Pilotlar, "yakıt ikmali yapmalarının zorunlu olduğunu" söyleyerek, uçağı saat 08.05'te Antalya havaalanına indirdi. Burada yolcuların büyük bir kısmı uçaktan atlayarak kaçmayı başardı; kaçış sırasında bazı yolcular hafif yaralandı.

Herkese büyük panik ve korku yaşatan hava korsanları 6 saat sonra teslim oldu. Amatörce giriştikleri uçak kaçırma olayı sırasında binlerce kişiye dehşet yaşatan hava korsalarıyla ilgili verilen çelişkili bilgiler de kafaları karıştırdı. Önceleri KKTC üniversitelerinden birinde öğrenim gördükleri iddia edilen hava korsanlarının daha sonra bu ülkede öğrenci olmadıkları bildirildi.

Hava korsanlarının birinin TC uyruklu 27 yaşındaki Mehmet Reşat Özlü, diğerinin ise Suriye pasaportu taşıyan Filistinli 25 yaşındaki Mommen Abdulaziz Taliki olduğu açıklandı. Her iki hava korsanı ile birlikte şüpheli görülen 1 yolcunun da Terörle Mücadele Şubesi uzmanlarınca sorgulandığı bildirildi.

Korsanların El Kaide bağlantıları olup olmadığı da araştırılıyor.

 

Korku sabah saatlerinde başladı

Atlas-Jet'e ait Ercan-İstanbul seferini yapan uçak, 07.15'de kalkıştan kısa süre Tahran'a götürülmek istendi.

Pilotlar, "yakıt ikmali yapmalarının zorunlu olduğunu'' söyleyince, iki hava korsanı kokpitin kapısını zorlamaya başladılar. Havacılık kuralları gereği uçuş sırasında daima kilitli tutulan, ancak şifreyle girilen kapıyı hava korsanları açmayı başaramadı.

Bunun üzerine iki hava korsanından biri, hosteslerden birini rehin alarak "ona zarar vereceklerini" söyledi. Pilot, bunun üzerine yakıt ikmali yapmak üzere uçağı Antalya Havalimanı'na indirdi

Pilotlar camı kırarak kaçtı

Uçağın Antalya'ya inmesinin ardından pilotlar uçağın camını kırarak, uçaktan ayrıldı.

Emniyet görevlileri, uçağın çevresinde geniş güvenlik önlemleri alırken, bu sırada hava korsanları ile görüşmeler devam etti.

Hava korsanları, klimalar çalışmadığı için içerideki aşırı havasızlık sebebiyle kapıların açılmasına izin verdiler. Korsanların kadın yolcuların çıkmasına izin vermesinin ardından kargaşadan yararlanan yolcuların bir bölümü acil çıkış kapılarını açarak, uçaktan atladılar.

Uzun süren görüşmeler sonucunda saat 12.50 sıralarında hava korsanları, diğer yolcuları da serbest bıraktı; kısa bir süre sonra da korsanlar, 3 mürettebatın da uçaktan ayrılmasına izin verdi.

Bu gelişmelerin ardından hava korsanları saat 13.00 sıralarında emniyet güçlerine teslim olarak, eylemlerine son verdiler.

Yaralı yolcular tedavi altında

Antalya'ya indirilen uçaktan atlayarak yaralananlardan 1'i Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde, 5'i Antalya Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındı.

Uçaktan atlarken yaralanan KKTC vatandaşı Şifa Tunç (30), Ayşe Kamburoğlu, Gülcan Aygül, soyadı öğrenilemeyen Osman isimli bir kişi ve Nurşen Günay'ın Antalya Devlet Hastanesi'nde, Mehmet Zaim Necatigil'in de Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi altına alındığı bildirildi.

Mehmet Zaim Necatigil'in kalça kemiğinin kırıldığı ve ameliyata alındığı bildirildi.

 

Kimlikleri belirlendi

İki hava korsanının kimliklerine ilişkin bilgiyi İçişleri Bakanı Osman Güneş açıkladı.

Korsanlardan 27 yaşındaki Mehmet Reşat Özlü'nün, Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesi nüfusuna kayıtlı olduğu belirlendi.

KKTC'de bir süre önce bir üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi olduğu ancak şimdilerde öğrencilikle hiçbir ilgisi kalmadığı belirtilen Özlü'nün, uzun yıllar ilçe dışında yaşadığı, 12 çocuklu ailesinin çiftçilikle uğraştığı ve ilçede ikamet ettikleri belirtildi.

En son şubat ayında amcasının vefatı dolayısıyla Türkiye'ye gittiği belirtilen zanlının, birkaç gün önce de bir yakınını telefonla arayarak, okulu bitirmek için birkaç dersinin kaldığını ve bunları geçtikten sonra Türkiye'ye döneceğini söylediği öğrenildi.

Diğer hava korsanının ise Suriye pasaportu taşıyan Filistin doğumlu 25 yaşındaki Mommen Abdül Aziz Talik olduğu bildirildi.

Korsanlar özür diledi

TC İçişleri Bakanı Güneş, iki hava korsanının sorgulanmasının ardından, bağlantılarının ortaya çıkacağını belirtti.

Bakan Güneş, hava korsanlarının eylemi sona erdirdikten sonra "Türk milletinden özür dileriz" dediklerini de aktardı.

Bu arada, hava korsanlarıyla bağlantısı olduğu iddia edilen şüpheli bir yolcu da gözaltına alındı.

Paketten oyun hamuru çıktı

Antalya Valisi Alaaddin Yüksel, söz konusu yolcuyu uçak kalkmadan önce korsanlarla birlikte görenler olduğunu söyledi.

Öte yandan, 2 hava korsanının bomba süsü verdiği paketten ise oyun hamuru çıktı.

Yolcular İstanbul'a götürüldü

Sabah saatlerinden beri VIP salonunda bekletilen yolcuların ifadeleri alındı. Burada yolculara 8 psikolog ile sağlık görevlilerinin tedavi ve rehabilitasyon hizmeti verdi.

Öte yandan, yolcuların bir bölümü, Atlasjet'in bir başka uçağıyla İstanbul'a hareket ederken; yolculardan bazıları da kentte kaldı.

Arıduru: Bilgi kirliliği yaşandı

Sivil Havacılık Genel Müdür Vekili Ali Arıduru, basının bilgi kirlenmesine neden olacak yayınlar yaptığını belirterek, "Bizim yaptığımız ya da başka arkadaşların açıklamalarının tamamı içerideki teröristlere de bir şekilde iletildi. Bu tür konularda yapılan her iş, konuşulan her cümle, atılan her adım son derece önemli. Aksi takdirde çok daha kötü durumlarla da karşı karşıya kalmak mümkündür" dedi.

Arıduru, "İçişleri Bakanlığından 20 kişilik bir ekibin Antalya'ya gönderildiği yönünde bilgiler geliyordu. Bu bilgiler de teröristlere bir şekilde ulaştıysa, herhangi bir operasyon karşısında korsanlar bu eylemi bitirmiş olabilir mi?" soruna şu yanıtı verdi: "Bu böyle olabileceği gibi, 'Madem karşı taraf çok radikal bir karar aldı. Biz gereğini yapalım' şeklinde de tezahür edebilirdi. O yüzden bunların paylaşılmasını çok sağlıklı görmek mümkün değil."

Pilotların uçaktan ayrılmalarını da değerlendiren Arıduru, "Bütün bu geldiğimiz noktaya kadar yapılanların tamamını biz de şüphesiz gözden geçireceğiz. Ancak geldiğimiz nokta itibariyle baktığımız zaman pilotların uçaktan ayrılma işinin sanki doğru olduğu anlaşılıyor" dedi.

Arıduru, kokpit kapısının zorlandığını ancak açılamadığını hatırlatarak, daha önce yaşanan hadiselerden de yola çıkarak filoda bulunan uçakların tamamının kokpit kapılarını güçlendirdiklerini kaydetti.

Doğaner: Ucuz atlattık

Atlasjet Üst Yöneticisi Tuncay Doğaner, olayın ucuz atlatıldığını dile getirerek, "Olayda şu hatalı, bu değil, diye bir açıklamada bulunmak istemiyorum. Ancak kimsenin burnu kanamadıysa olay doğru atlatılmış bir olaydır" dedi

Doğaner, yolcuların Antalya Havalimanı VIP salonuna alındıklarını ve kendilerine her türlü tıbbi ve psikolojik desteğin verildiğini, tüm ihtiyaçlarının da karşılandığını söyledi.

Dünyanın her yerinde bu tür olayların meydana geldiğine işaret eden Doğaner, "Olay sırasında Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İçişleri Bakanı Osman Güneş ve sivil havacılık yetkilileri ile sürekli irtibat halindeydik. Bize gerekli bütün desteği verdiler" diye konuştu.

Doğaner, yolcuların uçağı terk edişleri hakkında önemli bir saptama yaptıklarını da vurgulayarak, "Yolcuların uçaktan çıkışı, planlı ve talimatla yapılan bir çıkış şekli değildi. Yolcularımız bunu kendi inisiyatifiyle yapmışlardır. Bunları da gözönüne alarak, uçakların dizaynında gerekli prosedürleri yeniden değerlendireceğiz" dedi.

GAÜ: Hava korsanlarının üniversitemizle ilgisi yok

Öte yandan Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ), Atlas-Jet Havayolları'na ait yolcu uçağının kaçırılması olayına karışanların üniversite ile hiçbir ilişiği bulunmadığını bildirdi.

GAÜ Rektör Vekili Doç. Dr. Zeynep Onur yaptığı yazılı açıklamada, "Bugün (dün) gerçekleşen uçak kaçırma olayına karışan adı geçen kişilerin üniversitemizle hiçbir ilişiği yoktur" dedi.

Onur, uçaktaki yolculara geçmiş olsun dileğinde de bulundu.

Kızıltan: Pilotlarımız olası bir facianın önüne geçti

Atlas-Jet tarafından kiralanan uçağın ait olduğu World Focus Havayolları Üst Yöneticisi Aydın Kızıltan, ABD'deki 11 Eylül saldırılarının ardından uçakların silah olarak kullanılmak amacıyla kaçırıldığını belirterek, ''Pilotlarımız kokpit kabinini açmayarak ve uçağı terk ederek, olası bir facianın önüne geçmişlerdir'' dedi.

Kızıltan, Ercan-İstanbul seferini yaparken kaçırılan ve Antalya Havalimanı'na indirilen uçaktaki pilot ve mürettebatın davranışının çok olumlu olduğunu söyledi.

Uçağı terk eden Kaptan Pilot Faruk Çağımlı ve Yardımcı Pilot Cemal Doğaner'in bazı çevrelerce haksız yere eleştirildiklerini ifade eden Kızıltan, pilotların hava korsanlarının amaçlarına ulaşmalarını engellediğini vurguladı.

Kızıltan, hava korsanlarının yiyecek ve içecek servislerinin yapıldığı troley ile kapısına vurarak kokpiti açmak istediklerini ancak başarılı olamadıklarını belirterek, pilotların buna rağmen kokpit kapısını açmayarak olası bir facianın önüne geçtiklerini söyledi.

Kızıltan şunları kaydetti:

''Unutulmamalıdır ki, 11 Eylül'den sonra uçak kaçırma eylemlerinin şekli değişti. Uçaklar artık korsanların isteklerini yerine getirmek değil, silah olarak kullanılmak amacıyla kaçırılmaktadır. Pilotlarımız kokpit kabinini açmayarak ve uçağı terk ederek olası bir facianın önüne geçmişlerdir. Onlar bir eylem yapmak istiyorlardı ve ekibimiz bunu bertaraf etti.''

Kızıltan, Atlas-Jet tarafından kiralanan ve kaçırılan uçağın seferlere başladığını da söyledi.

Ercan'da hareketli saatler

 

Öte yandan uçak kaçırma olayının hemen ardından KKTC üst düzey makamları da Ercan Havalimanı'nda olağanüstü toplandı.

Toplantıya, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Polis Genel Müdürü Günay Özan ve Lefkoşa Polis Müdürü Pervin Gürler katıldı.

Bu arada DAÜ Rektörü Prof. Dr. Halil Güven de, Ercan'a gelerek yetkililerle görüştü. Ayrıca Atlas-Jet yetkilileri de Ercan'da görüşmelerde hazır bulundu.

Ercan Havalimanı'nda ilk açıklamayı yapan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, uçak kaçırılma olayının üzücü bir olay olduğunu, ancak Ercan Havaalanı'nın güvenlik önlemlerinin yeterli olduğunu vurguladı.

Usar, teröristlerin poşet içinde bomba bulundurduklarını iddia ettiğini ancak Ercan Havalimanı'ndaki güvenliği aşıp uçağa bomba götürülmesinin mümkün olamayacağını kaydetti.

Ercan Havalimanı güvenliğinin yurtdışından gelen konunun uzmanı kişiler tarafından da incelendiğini ve onaylandığını kaydeden Usar, güvenlik açısından bir herhangi bir ihmalin söz konusu olmadığını vurguladı.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ da, mağdur olan yolcuların her türlü ihtiyacını karşılayacaklarını, yolcuların ulaşımlarını veya istemeleri halinde konaklamalarını sağlayacaklarını, isteyenleri ise KKTC'ye geri getireceklerini söyledi. Şanlıdağ, KKTC turizminin bu olaydan etkilenmemesi için gerekli tedbirlerin alınacağını da vurguladı.

DAÜ Rektörü Profesör Dr. Halil Güven ise, hava korsanlarının KKTC'de öğrenci olmadıklarını belirterek, bu konuda yapılan spekülasyonların doğru olmadığını söyledi.

Güven, "Korsanlar ne bizim öğrencimiz, ne de KKTC'deki üniversitelerden birinde öğrenci" dedi.

 

 

 

 

 

İşte adım adım uçak kaçırma olayı

 

Yaklaşık 6 saat süren dakika dakika uçak kaçırma olayıyla ilgili bilgiler şöyle:

"Saat 06.45 - Atlasjet Havayolları'nın, World Focus Havayolları'ndan kiraladığı MD-83 tipi KKK 1011 sefer sayılı tarifeli uçağı saat 06.45'te İstanbul'a gitmek üzere 136 yolcu ve 6 mürettebatı ile Ercan Havaalanı'ndan kalktı. Böyle bir olay yaşanmasaydı uçağın saat 08.10'da Atatürk Havalimanı'na inmesi bekleniyordu.

Saat 07.15 - Havalandıktan yaklaşık 15 dakika sonra iki kişi kokpit kapısına yönelip, ellerinde bomba olduğunu ve İran'a gitmek istediklerini söyleyip kokpit kapısını zorlayarak açmaya çalıştı.

Saat 08.05 - Kapıyı açmayan uçağın kaptan pilotu Faruk Çağımlı ile yardımcısı Cemal Doğaner korsanlara, yeterli yakıtları olmadığını söyleyip en yakın havaalanı olan Antalya'ya inmeleri gerektiğini iletti. Uçak

08.05 itibariyle havalimanına indi. Pilotun kaçırıldıkları bilgisini iletmesi üzerine emniyet güçleri, sağlık ekipleri, ve havalimanı yetkilileri uçağın çevresinde önlem alıp beklemeye başladı. Kıbrıs ve İstanbul'daki yolcu yakınları havalimanlarına geldi.

Saat 08.05- Antalya Havalimanı 3-6 pistinde park eden uçağın pilotları korsanların içeri girip, kendilerini rehin alarak uçağı tekrar havalandırmalarını önlemek için kokpit camından çıkarak, uçaktan ayrıldı. Bu sırada Antalya, Ankara ve İstanbul'da ilgili birimler tarafından kriz masası kurulup, hava korsanları ile irtibata geçildi.

Saat 09.30 - Oksijen yetersizliği nedeniyle uçağın yan kapıları açıldı. Korsanlar uçaktaki yaşlı, kadın ve çocuk yolcuları serbest bıraktı. Bunun üzerine bütün yolcular panik içinde uçaktan atladı. Yolcular atladığı sırada uçağın arka kuyruk kanatlarından biri kırıldı. Korsanlar yolcuların hareketliliği karşısından hiçbir tepki göstermedi. Bu sırada korsanlarla irtibata geçildi ve pazarlık başladı.

Saat 10.00 - Korsanlar, İran, Suriye olmazsa başka bir Ortadoğu ülkesine gitmek istedikleri iletti. Uçakta 3 yolcu ile 2 hostes kaldı. Uçağı, ABD'yi protesto için kaçırdıkları bildirilen korsanlarla pazarlık devam etti. Uçağın yolcuları Antalya havaalanında bekletilmeye başlandı. Atlasjet'in İstanbul'dan göndereceği başka bir uçakla yolcuların, İstanbul'a götürüleceği belirtildi.

Saat 12.55 - Uçakta bulunan 2 yolcu da serbest bırakıldı. Uçakta sadece 3 mürettebat kaldı

Saat 13.00 - Uçakta bulunan 3 mürettebat da serbest bırakıldı.

Saat:13.02 - Cihan Haber Ajansı, hava korsanlarından Filistin uyruklu korsanın isminin Muhammet Aziz Talip, Türk uyruklu hava korsanının ise Mehmet Reşat Özlü olduğunu açıkladı.

Saat 13.04 - Korsanlar teslim oldu. Yaklaşık 6 saat süren uçak kaçırma olayı sona erdi.

KIBRIS 19/08/07

 

 

Pertev ile Conis, iki lidere tarih belirlemeye çalışacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Ağustos ayı içinde görüşme yapmaları olasılığı gittikçe güçleniyor. Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis, salı günü bir araya gelecek.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a olası bir görüşmenin içeriğine ilişkin mektup göndermesiyle yeniden hareketlenen Kıbrıs sorununda gözler salı gününe çevrildi.

Pertev-Conis görüşmesinin ara bölgedeki Birleşmiş Milletlerin idari binasında saat 11:00'de gerçekleşmesi planlandı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller adada olmaması nedeniyle görüşmeye katılmayacak.

Pertev-Conis görüşmesinde iki lideri bir araya getirecek tarihin belirlenmesi bekleniyor.

Talat'tan mektup alan Rum lider Papadopulos Möller'e gönderdiği mektupta görüşme tarihinin belirlenmesi için Pertev ve Conis'in zaman geçirmeden bir araya gelmesini istemişti.

Türk tarafı Papadopulos'un mektubunun kopyasını istemiş ve değerlendirmeye almıştı.

Salı günü yapılacak Pertev-Conis görüşmesinde iki liderin bir araya gelmesine ilişkin tarihin belirlenmesi halinde Kıbrıs sorunuyla ilgili durgunluk aşılmış olacak.

KIBRIS 19/08/07

 

Talat İngiliz basınına konuştu: Kıbrıs sonsuza kadar bölünmüş kalabilir

      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiliz Daily Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki sorun en kısa zamanda çözülemezse Ada’nın sonsuza kadar bölünmüş kalabileceğini söyledi.
      Talat, yaptığı açıklamada Kıbrıs sorununa bir an önce çözüm bulunması gerektiğini belirtti.
      Talat, aksi takdirde birleşik bir Kıbrıs hayalinin de ilelebet suya düşebileceğini kaydetti.
      Kuzey Kıbrıs’ta çözüm yanlısı siyasilerin güç kaybedebileceğini ifade eden Talat, yerlerine gelebilecek daha sert kişilerin kalıcı bir ayrışmadan yana olabileceğini vurguladı.
      Mehmet Ali Talat, “Ayrım derinleşiyor. Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun iki devletli çözüm, kalıcı ayrılık istediği sonuçlarını veren kamuoyu yoklamaları var. Bu Kıbrıslı Türklerin eski duruşlarından vazgeçtiği anlamına geliyorö dedi.
      Haberde, 2004 yılında yapılan ve Ada’nın birleşmesini öngören Annan Planı’na Kıbrıslı Türklerin “evetö, Rumların ise “hayırö oyu verdiği hatırlatıldı.
      Kıbrıslı Türklerin bu duruşundaki değişikliği büyük bir tehlike olarak gören Talat, “Bu durum tabi ki siyasilerin elindeki seçenekleri de azaltıyor. Siyasiler, halkın isteklerine karşı çıkamazö diye konuştu.
      Telegraph gazetesi, KKTC’nin uzun yıllar Türk milliyetçisi Rauf Denktaş tarafından yönetildiğini yazarken, Mehmet Ali Talat, “Bugün Kuzey’de bütün kontrol çözüm yanlısı güçlerde. Bu değişirse neler olacağını bilmiyorumö dedi.
     
      KKTC BAYRAKLI FOTOĞRAF VE BÖLÜNMÜŞ HARİTA KULLANILDI
      Öte yandan Daily Telegraph gazetesinin haberinde Mehmet Ali Talat için “izole edilmiş Kuzey’in Cumhurbaşkanıö ifadesi kullanıldı. Haberde Talat’ın KKTC bayrağı önünde çekilmiş bir fotoğrafı ile Ada’yı ikiye bölünmüş olarak gösteren bir haritanın kullanılması dikkat çekti.
      Gazete, KKTC’nin Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmadığını, AB ile doğrudan ticaret yapamayan KKTC’den Türkiye dışında başka bir yere uçuşların da gerçekleştirilemediğini vurguladı

MILLIYET 21/08/07

 

Cyprus 'may be split permanently'


By David Blair in Nicosia

DAILY TELEGRAPH  21/08/2007

 

Cyprus 'may be split permanently'

President Mehmet Ali Talat

Cyprus faces "permanent partition" unless the "poisonous wound" of the conflict between Greek and Turk is resolved soon, the president of the isolated North has told The Daily Telegraph.

Officials representing President Mehmet Ali Talat, the leader of the self-styled "Turkish Republic of Northern Cyprus", will open talks today designed to prepare for a crucial meeting with his Greek Cypriot counterpart, President Tassos Papadopoulos.

Mr Talat, 55, gave warning that any hope of uniting the island may soon die forever.

Politicians who favour a settlement could lose power in Northern Cyprus and their hardline successors may ensure the island's permanent dismemberment.

"The division is deepening. There are opinion polls which indicate that the majority of Turkish Cypriots are in favour of the two-state solution: permanent partition," Mr Talat said at his residence near the "green line" dividing the capital, Nicosia.

"This shows that Turkish Cypriots are diverting from their former position."

In 2004, the 250,000 Turkish population of Northern Cyprus overwhelmingly approved a peace plan devised by Kofi Annan, then secretary-general of the UN.

This would have abolished the "green line", reunited the island as a loose federation and allowed the new Republic of Cyprus to join the European Union.

In a parallel referendum, three quarters of the Greek population of southern Cyprus rejected the plan, encouraged by Mr Papadopoulos. As the island's recognised government, southern Cyprus was allowed to enter the EU. Its economy has boomed ever since.

Mr Talat believes that public opinion in the North has hardened and become "totally contradictory" to the referendum result.

 

xxxxxxx

The failure to resolve the dispute has "deepened the sentiment of the people to avoid unification of the island," he said.

"This is a big danger. This of course lessens the options for politicians. Politicians cannot go against the people's will."

For decades, Northern Cyprus was dominated by hardline Turkish nationalists, notably Rauf Denktash. But Mr Talat, a moderate Left-winger who won office in 2005, favours unity and power-sharing.

"Today, the total power here in the North is under the control of pro-solution forces. If this changes, I don't know what will happen," said Mr Talat.

Mr Papadopoulos does not recognise Mr Talat as the leader of a neighbouring state. His government has treated Northern Cyprus as "occupied territory" for 33 years.

Northern Cyprus cannot trade directly with the EU and its airport has no flights to anywhere except Turkey.

Lifting this isolation would be the "best remedy for the present situation", said Mr Talat. This would bolster "pro-solution" politicians and provide Mr Papadopoulos with a new incentive to negotiate.

The Conflict

Cyprus has been divided for the last 33 years. The Turkish Republic of Northern Cyprus, recognised only by Turkey, covers 38 per cent of the island and contains about 250,000 people.

The official government of Cyprus rules the rest of the island, where the population of 600,000 is mainly Greek.

The division dates from 1974, when hardline Greek generals launched a military coup with the aim of unifying Cyprus and Greece.

Turkey responded by sending troops to the island - an "invasion" say the Greeks, a "peacekeeping operation" say the Turks.

A "green line", policed by the UN, divides the island and capital, Nicosia.

In 2004, the UN drew up a plan for reunification. Turks in the north voted for it, the Greeks in the south voted against.

Greek Cyprus was allowed to join the EU in 2004. Northern Cyprus was shut out.

 

Avrupa, "bekleyin" diyor

ÖNCE SAĞLAM ÇEVRE PLANI... AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu

Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rasbash, "Komisyon; Kıbrıslı Türk otoritelerin, bölgenin doğal zenginliğini korurken, Karpaz Yarımadası sakinlerinin ihtiyaçlarına en uygun olacak enerji tipinin sağlanması açısından bilinçli bir karar üretmek için, elektrik değerlendirme raporlarının sonuçlarının açıklanmasına ve bölge için sağlam bir çevre planı hazırlanmasına kadar bekleyeceklerini ümit etmektedir" dedi

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rasbash, AB Komisyonu'nun, KKTC Hükümeti'nin Karpaz Yarımadası'na elektrik enerjisi sağlama niyetlerinden haberdar olduğunu vurguladı.

Rasbash, AB'nin, Karpaz'a ihtiyaç duyulan elektriğin sağlanması sırasında, çevreye saygılı olunması ve bunun gerçekten sürdürülebilir bir biçimde olması yönünde tavrı bulunduğunu kaydetti.

AB Komisyonu'nun Karpaz'a elektrik götürülmesi konusunda çalışmalar yaptığını belirten Rasbash, "Komisyon; Kıbrıslı Türk otoritelerin, bölgenin doğal zenginliğini korurken, Karpaz Yarımadası sakinlerinin

ihtiyaçlarına en uygun olacak enerji tipinin sağlanması açısından bilinçli bir karar üretmek için, elektrik değerlendirme raporlarının sonuçlarının açıklanmasına ve bölge için sağlam bir çevre planı hazırlanmasına kadar bekleyeceklerini ümit etmektedir" dedi.

Karpaz "Natura 2000 Alanı"

olarak düzenlenecek

Rasbash, Karpaz Yarımadası'nın, Kıbrıs'ın en önemli doğal alanlarından biri olarak, Ada'nın birleşmesi sonrasında büyük bir ihtimalle Habitat ve Kuş Direktifleri altında "Natura 2000 Alanı" olarak düzenleneceğini kaydetti.

Andrew Rasbash, Sürdürülebilir Çevre Platformu üyelerinin 26 Temmuz tarihinde AB Komisyonu Destek Ofisi Sorumlusu Alain Bothorel'e yazdığı mektubu yanıtladı.

Rasbash mektubunda, Avrupa Komisyonu'nun, Karpaz Yarımadası'nın "şahane doğal güzelliğinin", çevre açısından öneminin ve özel çevre koruma alanı olarak statüsünün farkında olduğunu ifade etti.

En uygun enerji seçimi konusunda

komisyon yardım sağlıyor

Komisyon'un; Karpaz Yarımadası'na en uygun enerji biçiminin seçimi konusunda Kıbrıslı Türk otoritelerine uzman yardımı sağladığını da açıklayan Andrew Rasbash mektubunda şunları ifade etti:

"Daha açık bir ifade ile, Komisyon uluslararası uzmanların çalışma ziyaretlerini finanse ederek bölgeye elektrik götürülmesi konusunu gözden geçirmektedir. Bu çalışmanın amacı; Karpaz'daki elektrik talebi ile söz konusu talebin karşılanması için var olan alternatif yolların lehte ve aleyhte değerlendirilmesi ve ek elektrik enerjisi kapasitesinin (potansiyel gelişmeler açısından) yol açacağı çevresel sonuçların değerlendirilmesi, ÇED çalışmasının yürütülmesi, Karpaz'ın potansiyel Natura 2000 alanı olarak değerlendirilmesi ve koruma önlemleri konusunda önerilerde bulunulmasıdır."

AB Raporları birkaç gün içinde hazır

AB'nin yürüttüğü çalışmalara ilişkin raporların önümüzdeki birkaç gün içerisinde hazır hale geleceğini söyleyen Rasbash, buna ek olarak Komisyon'un; Karpaz Yönetim Planı'nın hazırlanması çalışmalarını 2008 baharında hazır olacak şekilde finanse edecek düzenlemeleri hızlandırdığını da belirtti.

Andrew Rasbash, Sürdürülebilir Çevre Platformu üyelerine yazdığı cevapta şunları da kaydetti:

"Enerji projelerinin AB fonlarından yararlandırılmasında, gündeme getirdiğiniz konu ile ilgili olarak, bilginize getirmek isterim ki, bu konu AB Komisyonu'nun bilgisinde olmayıp, Kıbrıslı Türk otoritelerinden Karpaz özel çevre koruma alanına ilişkin herhangi bir alternatif enerji proje önerisi de alınmamıştır.

Gerçekte, Kıbrıs Türk toplumuna yardım programı çerçevesinde, güneş enerjisi kullanacak olan pilot projeleri desteklemek için 4 milyon Euro tahsis edilmiştir. Bu finansmanın önemli bir kısmının Karpaz Yarımadası için kullanılması olanağını değerlendirmek arzusundayız.

Komisyon; Kıbrıslı Türk otoritelerin, bölgenin doğal zenginliğini korurken, Karpaz Yarımadası sakinlerinin ihtiyaçlarına en uygun olacak enerji tipinin sağlanması açısından bilinçli bir karar üretmek için, elektrik değerlendirme raporlarının sonuçlarının açıklanmasına ve bölge için sağlam bir çevre planı hazırlanmasına kadar bekleyeceklerini ümit etmektedir.

Son yapılan çalışmalar göstermiştir ki, 1970'li yıllardan beri doğa koruma konusunda yürürlükte bulunan AB yasaları, örneğin nesli en fazla tehlike altında bulunan kuş türlerinin korunmasında olumlu etkiler yaratmıştır.

Buradan çıkarılması gereken ders; AB Çevre Yasaları'nın Kıbrıs Türk toplumunda uyumlaştırılmasının sağlanması, Kıbrıs'ın kuzeyinde çevrenin korunmasına önemli bir katkı sağlayacaktır."

KIBRIS 21/08/07

 

Al Di Meola Kıbrıs' ta

Ercan Havaalanı'nda basının sorularını yanıtlayan ünlü caz ustası Al Di Meola, Kuzey Kıbrıs'ta olmaktan çok memnun ve mutlu olduğunu belirtti.

Al Di Meola, kendisine gösterilen ilgiye de teşekkür etti.

Ülkemizin ünlü gitaristi Okan Ersan, Almanya'nın Leverkusen şehrinde, 2006 yılının sonlarında 27'ncisi gerçekleşen Leverkusen Jazz Festivali'nde Al di Meola ile aynı sahnede 'supporting artist' olarak performans göstermiş ve ülkemize, Leverkusen'de konser veren ilk Türk olma gururunu yaşatmıştı.

KIBRIS 21/08/07

 

Rum Yönetimi, her şeyden önce Güney Kıbrıs'ın güvenirliliğini sorguamalı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, her şeyden önce Güney Kıbrıs'ın güvenirliliğini sorgulaması gerektiğini vurguladı.

Avcı, uluslararası arenada tartışılması gereken bir konunun da, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türkleri silah zoruyla dışlayarak, "Kıbrıs Cumhuriyeti" unvanına gayrimeşru olarak sahip çıkması olduğunu belirtti.

Rum Dışişleri Bakanlığı'nın AtlasJet uçağının kaçırılmasına ilişkin yaptığı ve asılsız iddialar içeren açıklamasına dikkat çeken Bakan Avcı, Kıbrıs Rum tarafının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kötülemek ve Kıbrıs Türk halkına karşı uygulanan izolasyonların devamını sağlamak için her fırsatı kullandığına işaret etti.

Avcı, "Yaşanmış olan uçak kaçırma olayını, KKTC'nin güvenliği ve meşruluğuyla bağdaştırıp suni gündem yaratmak için uğraşan GKRY, her şeyden önce bombaların patladığı ve mafya cinayetlerinin işlendiği Güney Kıbrıs'ın güvenliğini sorgulamalıdır" dedi.

Ercan tüm güvenlik unsurlarını taşıyor

Kısa bir süre önce revizyondan geçirilen Ercan Devlet Havaalanı'nın, uluslararası sivil havacılığın öngördüğü tüm güvenlik kurallarıyla uyum içerisinde, tam donanımlı ve dünya standartlarında bir havaalanı olduğunu vurgulayan Avcı, şunları söyledi:

"Güvenlik hususunda gerekli deneyim ve donanımlara sahip olan ilgili kurumlarımızın, yolcuların güvenli uçuş yapmalarını sağlamak için her türlü tedbiri aldıklarını bir kez daha vurgulamak isteriz. Bunun yanında, bağımsız gözlemciler tarafından incelenen Ercan Devlet Havalimanı'nın güvenilir bir havalimanı olduğu da teyit edilmiştir.

Rum yönetimi gayri meşru unvanını tartışmalı

Ercan Devlet Havaalanı ve KKTC'nin meşruiyetini sürekli olarak uluslararası kamuoyu önünde tartışmaya açan GKRY'nin, Kıbrıslı Türkleri 1963 Ortaklık Devleti organlarından dışlamak için şiddete başvurarak ele geçirdiği 'Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti' unvanına sarılması, Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasının başlıca nedenidir. Uluslararası arenada tartışılması gereken esas unsur ise GKRY'nin bu gayrimeşru unvanıdır.

Yıllardır uygulanan bu kısıtlamalara rağmen çağdaş ve demokratik bir devlet kurarak kendi kendini idare eden Kıbrıs Türk halkına uygulanan kısıtlamaların meşrutiyetinin zaman kaybedilmeksizin sorgulanması ve sona erdirilmesi gerekmektedir."

KIBRIS 21/08/07

 

Rum İçişleri Bakanı: Bu şikâyetler ekonomiyi, kalkınmamızı ve devletimizi rezil ediyor

Güney Kıbrıs'ın turistik bölgelerinde emlak satın almak isterken Rum müteahhit ve emlak komisyoncuları tarafından dolandırılan yabancı uyruklu kişiler, bu durumu internet ve çeşitli yayınlar aracılığıyla şikâyet ettiler.

Rum radyosunun haberine göre "www.utube.com" isimli internet adresinde konuyla ilgili görüntülü ve sesli belgeler yer alıyor. Söz konusu internet adresinde, bazı Rum emlak komisyoncuların ağına düşen çok sayıdaki kurbanla da bağlantılar oluşturuldu.

Rum Emlak Komisyoncuları Birliği Başkanı Solomos Kuruklidis; milyonlarca KL'lik şikâyetlerin Baf bölgesiyle ilgili olduğunu belirterek, Rumlara, yalnızca ehliyetli emlak komisyoncularıyla alış-veriş yapmaları çağrısında bulundu.

Rum İçişleri bakanı Hristos Patsalidis ise, yabancı uyruklu kişilerin Rum taşınmaz mal satıcıları tarafından dolandırılmalarına ilişkin internet aracılığıyla yaptıkları şikâyetlerin araştırılması direktifi verdi.

Patsalidis, "yabancıların bu şikâyetlerinin; Rum ekonomisini, kalkınmasını ve devletini rezil ettiğini" vurguladı.

KIBRIS 21/08/07