NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:49 TSİ 13 Ağustos 2007 Pazartesi
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum yönetiminin yeni dışişleri bakanı
Erato Kozaku-Markulli, göreve atanmasından sonra Türk
basınındaki ilk röportajını NTVye verdi ve Lefkoşa
Temsilcisi Selim Sayarının sorularını yanıtladı.
Kıbrıs sorununda gelinen son nokta hakkında ne
düşünüyorsunuz? Uzunca bir süredir bir gelişme yok; uluslararası
toplumun ilgisinin de azaldığı söylenebilir. Ayrıca iki
tarafın liderleri bir süredir bir araya gelmiyor.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Bence 32 yıldan sonra hala
Adayı, ortak ülkemizi, topraklarımızı ve
halkımızı birleştirememiş olmamız gerçekten
üzücü. Bu büyük bir talihsizlik. Bizim en büyük dileğimiz, Rum ve Türk
tarafını birleştirmek için bir çözüm bulmak. Böylece her iki
taraf da Avrupa Birliği üyeliğinin sunduğu fırsatlardan
yararlanabilir.
FEDERASYONDAN
YANAYIZ
Peki çözüm için gerekli parametreler neler? Adadaki Türklerin bu
parametreler içindeki yeri ne olacak?
Bildiğiniz gibi hem Rumlar hem de Türkler olarak bizlerin, bu konuda 1977
ve 1979da yapılan üst düzey anlaşmalar çerçevesinde kesin bir
taahhüdümüz var. Biz iki kesimli, iki toplumlu bir federasyondan yanayız.
Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler de tıpkı
Kıbrıslı Rumlar gibi bu iki kesimli, iki toplumlu federasyonun
parçası olacak.
Federal bir yapıyla hem Rumların hem Kıbrıslı
Türklerin korunabileceğine inanıyoruz. Bu konuda çalışmalar
yapıyor ve uluslararası toplumun, yani Birleşmiş Milletler
ve Avrupa Birliğinin, aynı zamanda çözüme katkıda bulunabilecek
başka ülkelerin de desteğiyle elimizden gelen tüm çabayı
göstermeye çalışıyoruz. Böylece her iki toplumun da
çıkarlarını koruyabilecek bir çözüm bulmayı hedefliyoruz.
ANAHTAR
TÜRK ORDUSUNUN ELİNDE
Ankaranın rolü nedir? Ankaranın anahtarı elinde
tuttuğunu mu düşünüyorsunuz? Sayın Talat yerine Sayın
Erdoğanla doğrudan irtibata geçmenin daha iyi olacağına
mı inanıyorsunuz?
Size çok dürüst bir cevap vereceğim. Kıbrıs sorununun iki
tarafı var. Birisi iç konular. Bu tabii ki toplum liderlerinin
tartışacağı bir konu. Diğer yanı ise
uluslararası boyutu. Askerlerin varlığı, garantörlük
sistemi ve Kıbrıslı Türklerin güvenliği... Kıbrıs
Türk tarafı lideri Talatın bu konularda yani güvenlik, garantörlük,
Türk askerlerinin varlığı ve Kıbrıslı Türkler
hakkında söz sahibi olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda anahtar
Türkiyenin elinde. Dolayısıyla tabii ki bunları Başbakan
Erdoğan ya da Türk ordusuyla konuşmak istiyoruz. Dürüst olmak
gerekirse anahtarın Türk ordusunun elinde olduğunu düşünüyoruz,
Türkiyedeki siyasilerin elinde değil.
AB
ÜYELİĞİ TSKYA BAĞLI
Siz de Ankaranın mevcut statükoyu Türkiye, Avrupa Birliğine tam
üye olana kadar aynen devam ettireceğini düşünenlerden misiniz?
Umut ederim Ankara bu stratejiyi izlemez; çünkü Avrupa Birliğine üyelik
sürecindeki yol bu düşünce yapısıyla çok güç olacaktır.
Umarım Türkiye, Avrupalı bir yaklaşım sergiler ve bunu
hemen şimdi yapar, yani müzakereler bitene kadar 10-15 yıl daha
beklemez.
Her durumda üyelik müzakerelerinin ilerleyebilmesi için Türkiyenin bir dizi
kriteri yerine getirmesi gerekiyor. Bunlar protokolle, liman ve
havaalanlarının açılmasıyla ilgili şeyler ve
Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetinin de dahil olduğu tüm üyelerle
ilişkilerinin normalleşmesi için gerekli.
Çok sık kullandığım bir örnek var; bu, üniversiteye girmek
gibi bir şey. Türkiye bu durumda bir öğrenci gibi. Siz bir
öğrenci olarak üniversite kuruluna ya da dekana, Evet ben bu okula
giriyorum ama öğretmenlerimi de okuyacağım dersleri de ben seçmek
istiyorum diyemezsiniz. Avrupa Birliği, 27 üyeli bir birlik ve bu
birliğe Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil.
Sizce Türkiye, Avrupa Birliğine üye olacak mı?
Dürüst olacağım. Bu, orduya bağlı. Ordunun bu dönüşüme
izin verip vermeyeceğine bağlı. Sayın Erdoğanın
ve partisinin ülkedeki diğer güçlerle birlikte bu dönüşüm konusuna
olumlu yaklaştığını biliyorum. Ancak Türkiyedeki
herkesin böyle düşünmesi gerekir. Buna Türk ordusu da dahil. Kafamdaki en
büyük soru işareti de bu zaten.
BÜYÜKANITIN
AÇIKLAMALARI TÜRKİYEYİ GERİLETİYOR
Orduyla ilgili söylediklerinizin de ışığında genel
olarak Ankaradaki durumu nasıl görüyorsunuz?
Bir Rum olarak benim ilgilendiğim şey son haftalarda Türkiyede
yaşanan değişimlerin Kıbrıs sorununun çözümüne
etkisinin olup olmayacağı. Ancak maalesef gördüğüm kadarıyla,
karar alma mekanizmasında köklü değişiklikler
olmadığı sürece ve ordunun bu konudaki rolü
değişmedikçe -özellikle ordunun ulusal konular diye
nitelendirdiği konulardaki kararlara etkisi değişmedikçe- bu
mümkün değil. Bu değişmezse hiçbir şey değişmeyecektir.
Kıbrıs konusu Türk ordusunun
karar verdiği ulusal konular arasında. Orgeneral
Büyükanıtın son açıklamalarını hiç teşvik edici
görmüyoruz. Bu açıklamalar Türkiyeyi birkaç yüzyıl geriye götürüyor.
Söylediklerimden hoşlanmadığınızı biliyorum ama
biz böyle hissediyoruz. Türk ordusu burada, Avrupa Birliği üyesi bir
ülkenin topraklarını işgal ediyor ve Avrupa Birliği üyesi
bir ülkenin vatandaşlarının insan haklarını elde
etmesini engelliyor. Türk ordusunun Adadaki rolü bu.
ADA SİLAHSIZLNADIRILMALI
Orgeneral Büyükanıtın son açıklamalarına biraz daha
değinelim. Kendisi, Biz Adada işgalci değiliz,
Kıbrıslı Türklerin güvenliğini sağlıyoruz diyor.
Siz bu açıklamalardan hoşlanmadığınızı
söylüyorsunuz. Ordu Adadan ayrılırsa sizce bu 32 yıllık
sorunun kısa sürede çözüleceği anlamına gelir mi?
Önce Sayın Büyükanıtın Türk ordusunun Kıbrıslı
Türkleri korumak üzere burada olduğu konusundaki sözlerine değinmek
istiyorum. 1974ten bugüne kadar 45 binden fazla Kıbrıslı
Türkün göç ettiğini biliyoruz. Tabii ki bu Orgeneral Büyükanıt ya da
kendinden önce gelenleri rahatsız etmedi. Ordu burada
Kıbrıslı Türkleri korumak üzere bulunmuyor. Ordu burada çünkü
Türk ordusunun hayati çıkarları olarak adlandırdığı
çıkarlarını korumak istiyorlar.
Diğer yandan uzun bir süredir biz Rum hükümeti ve Kıbrıslı
Rumlar olarak Adanın tamamen askerden
arındırılmasını destekliyoruz. Türk askerlerinin
Adadan ayrılması, ulusal muhafızların dağıtılması
gibi. Yani hiçbir askeri gücün bulunmasını istemiyoruz. Tamamen
silahsızlandırmadan bahsediyorum. Uluslararası anlamda bu
önerimiz çok kabul gördü. Dolayısıyla neden Adayı silahlardan
tamamen arındırmayalım? Hem Rumların hem
Kıbrıslı Türklerin uluslararası gözetim altında
korunmasını sağlamayalım? Bu iki toplumun da yararına
olacaktır.
TÜRK ORDUSU, HUKUKA SAYGI GÖSTERİP ÇEKİLMELİ
Sayın Markulli, bu noktada Ankara, Atina ve müzakerenin tarafları
arasında gerçek anlamda bir ateşkes, ya da bir diğer
deyişle güvenlik anlaşması söz konusu olabilir mi? Böyle bir
durum olursa, belki Türk ordusu, pozisyonunu düşünecek ve Adadan
çekilecektir.
Bu Sayın Orgeneral Büyükanıttan bir öneri mi? Bunu bir öneri olarak
alabilir miyim?
Hayır...
Bir anlaşmaya ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan
uluslarası hukuka saygı gösterilmesi. Uluslarası hukuk,
Birleşmiş Milletler sözleşmesinde de belirtilmiştir.
Türkiye de Birleşmiş Milletlerin üyesi ve uluslararası toplumun
bir parçası. Dolayısıyla Türkiyenin uymakla yükümlü olduğu
kanunlar var. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyinin de pek çok kararı var. Türkiye bunca yıl boyunca bu
kararları ihlal etmeyi seçti. Bu kararlar yabancı askerlerin Adadan
çekilmesi gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla bir anlaşmaya
ihtiyacımız yok. Asıl ihtiyacımız olan bu kadar
yılın ardından Türkiyenin, Güvenlik Konseyi kararlarına ve
uluslararası hukuka saygı gösterip Birleşmiş Milletlerin
egemen bir üyesinin topraklarından çekilmesi.
KIBRIS TÜRK TOPLUMUNA DÜŞMANCA TUTUMUMUZ YOK
Sayın Büyükanıtın açıklamalarına dönelim. Kendisi
Kıbrıslı Türklerin güvenlik sorunundan bahsediyor.
Neye karşı koruyorlar Kıbrıslı Türkleri? Neden
koruyorlar? Geçiş noktaları 2003te aşıldı, 13
milyondan fazla kişi geçiş yapıyor. Bir tek şiddet
olayı bile görülmedi. O zaman bu ne anlama geliyor? Bu
Kıbrıslı Rumların bir tehdit olmadığı
anlamına geliyor. Kıbrıslı Türkler şimdi her gün
hükümetin kontrolündeki bölgeye geçiyor, ve işlerine gidiyor. Yani
kendilerine karşı hiçbir şiddet olayı yok.
Büyükanıtın bu argümanı 33 yıl boyunca kullanılan bir
argümandı. Bu sayede Adanın askeri işgali sürdürüldü.
Aslında hiçbir gerçek tehdit yok. Bu arada bir şeyi net olarak
belirtmek istiyorum. Kıbrıslı Türkler bizim
yoldaşlarımız. Biz onlarla birlikte barış içinde
yaşamak istiyoruz. Biz ortak bir ülkenin vatandaşlarıyız,
Kıbrıs Cumhuriyetinin vatandaşlarıyız ve birlikte
barış içinde yaşamak istiyoruz. Bunu netleştirmeliyim.
Kıbrıs Türk toplumuna ilişkin hiçbir düşmanca tutumumuz
yok.
ARAMIZDAKİ GÜVEN EKSİKLİĞİ
GİDERİLİYOR
Sizin görüşünüze göre bu doğru ama anketlere
baktığımız zaman her iki tarafta da büyük bir güven
eksikliği var. İnsanlar birbirlerine nasıl güvenebilirler peki?
Ama şunu unutmayalım. 1974ten 2003e kadar Türk ordusu, Türk
toplumunu Rum toplumundan tamamen ayırmıştı. 26
yılı aşkın bir süre Rumlarla Türklerin bir araya gelmesi
mümkün olmadı. Bu durum güven eksikliğini doğurdu. Şimdi
Rumlar ve Türkler bir araya gelebiliyor ve binlerce buluşma
gerçekleşiyor. Hepsi gazetelerde çıkmıyor ama gençler,
işadamları, sanatçılar buluşuyor ve birlikte ortak projeler
yaratıyorlar. İnanıyorum ki bu durum devam decek ve güven
ortamı inşa edilecek.
TÜRKİYE BİZİ ELEŞTİREBİLECEK SON ÜLKE
Bir diğer önemli konu da hidrokarbon araştırması. Bu
konuda önümüzdeki günlerde düğmeye basmayı bekliyorsunuz ama Türkiye
şimdiden çok sert tepki gösterdi. Ankara çok ciddi uyarılarda
bulunuyor. Bu nasıl sonuçlanır sizce? Bölgede tansiyonu yükseltmez
mi? İnsanlar yeniden bir çatışma
olasılığından bahsediyor?
Rum Hükümetinin tüm kararları ve davranışları
uluslararası hukuk çerçevesindedir. Küçük bir ülkeyiz ve uluslararası
hukuktan başka bizi koruyan birşey yok. Birleşmiş Milletler
Sözleşmesi ve bu konuda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku
Konvansiyonu önemli. Biz bu konvansiyona 80lerden beri tarafız. Türkiye
taraf olmadığı gibi konvansiyonu imzalamayan birkaç ülkeden
biri. Aynı zamanda genel kurulda bununla ilgili kararlara karşı
oy da kullanıyorlar. Dolayısıyla Türkiye bizi bu konuda
eleştirecek son taraftır.
Birleşmiş Milletlerin bir üyesi olarak bazı
haklarımız var; bu konvansiyonun bir tarafı olarak egemenlik
haklarımız var. Bu hakları kullanmakta kararlıyız.
Umut ediyorum Türk Hükümeti kendisini bu tehditler konusunda
sınırlar. Uluslararası hukukta bu tehditler kabul edilebilir
değil zaten. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi bu tip güç
kullanma tehditlerine karşıdır.
Umarım bunlar sadece sözden ibarettir. Umarım Birleşmiş
Milletler Sözleşmesinde bulunan başka barışçı
yolları kullanırız. Aynı zamanda Türk tarafının
bu tutumu, bu davranışları, Avrupa Birliği-Türkiye
ilişkilerine hiçbir şekilde yardımcı olmuyor;
açıkçası bu Avrupalı bir tutum değil.
TÜRKİYENİN TEHDİTLERİ UMARIM SÖZDEN
İBARETTİR
Yani sizin deyişinizle tehditler devam eder ve güç kullanılacak
olursa, mesela Türkiye bölgeye petrol şirketlerinin haklarını
korumak için savaş gemisi gönderirse ne olur?
Farazi senaryolara girmek istemiyorum. Umut ederim Türkiyede mantık öne
çıkar ve uluslararası hukuk gözönünde bulundurulur. Umarım
doğru kararları almak için Türkiyenin iyiliğini isteyen,
özellikle de Avrupa Birliği sürecini destekleyen kişiler söz
hakkına sahip olur.
Bir diğer önemli konu da cumhurbaşkanlığı
seçimleri. Önce size tahmininizi sormak istiyorum.
Bence bu konuda tahminde bulunmak için çok erken. Dışişleri
Bakanı olduğum için hiçbir aday hakkında konuşamam. Bu
demokratik bir süreç. Zaman zaman kamuoyu yoklamaları da
yapılıyor. Bunları siz de görüyorsunuz.
Bir izlenimimi paylaşmak istiyorum. Kıbrısta çözümden yana
olan taraflar Sayın Papadopulosu desteklemiyor gibi...
Bu doğru değil. Gelin gerçekçi ve dürüst olalım.
Cumhurbaşkanını seçecek olan halk. Yani şu ya da bu ülkenin
hükümeti değil. Dolayısıyla seçmenlere ve adaylardan hangisini
seçeceklerine odaklanmalıyız. Adayların başka hükümetlerin
favorisi olup olmadığına odaklanmak yanlış
olacaktır.
NTV
Güncelleme: 16:49 TSİ 13 Ağustos 2007 Pazartesi
LEFKOŞA - Rum
yönetimi Dışişleri Bakanı Markullinin NTVye verdiği
söyleşiye ilişkin açıklamalar yapan KKTC
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Rum yönetiminin Avrupa
Birliğine üye olmasını bir hata olarak nitelendirdi.
Avcı, Markullinin açıklamalarıyla, Rum kesiminin
üyeliğinin, uluslararası toplumun iddiasının aksine,
Kıbrısta bir anlaşmaya varılması yönünde engelleyici
bir rol oynayacağını bir kez daha
kanıtladığını belirtti.
Bakan, Rumların Doğu Akdenizde petrol arama girişimiyle
Avrupa Birliği üyeliğinin imtiyazlarını kötüye
kullandıklarını da savundu.
Rum yönetimini Ankara-Brüksel ilişkilerini zehirlemeye
çalışmakla da suçlayan Avcı, Rumların bu tutumları
yüzünden doğrudan ticaret tüzüğünün hayata
geçirilemediğini hatırlattı.
MILLIYET 13/08/07
KARPAZ'A ELEKTRİK
GİDİYOR... Karpaz'da her biri yaklaşık 150 kilo
ağırlığında ve 10.5 metre uzunluğundaki direkler
traktör kasalarına yüklenerek dikilecek yerlere taşınıyor.
İlk direkler, Blue- Sea Hotel'in hemen ilerisinden Zafer Burnu
istikametine döşeniyor. Bölgede yaklaşık 23 kilometrelik
güzergah üzerine 80 metre arayla günde 25 direğin dikilmesi ve
çalışmaların yaklaşık 20 gün sürmesi bekleniyor
SAHİR:
"İNSAN HAKLARINA TECAVÜZ"... Genişletilmiş
Sürdürülebilir Çevre Platformu adına Yeşil Barış Hareketi
Başkanı Doğan Sahir, direklerin dikilmeye başlanmasına
şiddetle tepki göstererek, hiçbir açıklama yapılmadan direklerin
dikimine başlanmasına anlam veremediklerini söyledi. Sahir,
"Çevre hakkı denen bir olay vardır ve bu anayasal bir
haktır. Bunu biz evrensel insan haklarına bir tecavüz olarak
değerlendiriyoruz" dedi
Çevre örgütlerinin tüm
karşı çıkışına rağmen Dipkarpaz köyünden
Zafer Burnu'na enerji nakil hattı çalışmaları son sürat
devam ediyor.
Perşembe gecesi
bölgeye getirilen elektrik direkleri dün öğleden sonra
işaretlenmiş yerlere dikilmeye başlandı.
Her biri
yaklaşık 150 kilo ağırlığında ve 10.5 metre
uzunluğundaki direkler traktör kasalarına yüklenerek dikilecek
yerlere taşınmaya başlandı.
İlk direklerin köy
dışına dikilmesi beklenirken tam tersi yaşanarak Blue- Sea
Hotel'in hemen ilerisinden Zafer Burnu istikametine döşenmeye
başlandı.
Bir dozerle açılan
çukurlara Dipkarpaz köylülerinden oluşan 5 kişilik bir ekip de
yardımcı oldu. Köylüler, elektrik direklerinin
taşınması ve dikilmesi çalışmalarına bizzat
katılıyor.
Bölgede yaklaşık
23 kilometrelik güzergah üzerine 80 metre arayla günde 25 direğin
dikilmesi bekleniyor. Çalışmaların yaklaşık 20 gün
süreceği tahmin ediliyor.
Dipkarpaz'a 360
direğin dikileceği belirtildi.
Sahir:
Tavrımızı birkaç gün sonra açıklayacağız
Genişletilmiş
Sürdürülebilir Çevre Platformu adına Yeşil Barış Hareketi
Başkanı Doğan Sahir, direklerinin dikilmeye
başlanmasına şiddetle tepki göstererek, hiçbir açıklama
yapılmadan direklerin dikimine başlanmasına anlam veremediklerini
söyledi.
Doğan Sahir BRT'ye
yaptığı açıklamada, sorunun çözümü için gerek hükümet,
gerekse ilgili birimlerle birlikte hareket etmeyi
arzuladıklarını ancak, çevreciler olarak hedef gösterilip
dışlandıklarını söyledi.
Konuyu derinlemesine
değerlendirerek bundan sonra nasıl bir tavır izleyeceklerini
belirleyeceklerini kaydeden Sahir, gerekli açıklamanın birkaç gün
sonra yapılacağını ifade etti..
Sahir, "Çevre
hakkı denen bir olay vardır ve bu anayasal bir haktır. Bunu biz
evrensel insan haklarına bir tecavüz olarak değerlendiriyoruz.
Yetkililerin hiçbir açıklama yapmadan direklerin dikimine
başlanmasına da bir anlam veremiyoruz" dedi.
Karpaz halkı memnun
Öte yandan elektrik
direklerinin Karpaz'a yerleştirilmeye başlanması bölge
halkı tarafından memnuniyetle karşılandı.
Dipkarpazlı
vatandaşlar hükümet yetkililerine bölgeye gösterdikleri
duyarlılıktan dolayı teşekkür ederek, elektrik ile çevrenin
çok farklı konular olduğunu belirttiler.
Karpaz Emirnamesi'nin
kurallarının çok katı olduğunu ve bölgede
yapılaşmaya asla izin vermediğini ifade eden vatandaşlar,
bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çevreyi korumaya devam
edeceklerini söylediler.
KIBRIS 13/08/07
AB MÜKTESEBATI ÇÖZÜME
KADAR ASKIDA... Güney Kıbrıs'ın 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren
Eurozone'a dâhil olacağını ve resmi para birimi olarak Euro
kullanılacağını belirten Avrupa Komisyonu Kıbrıs
Temsilciliği
Başkanı Themistocleous, AB müktesebatının Mayıs
2004'ten Kıbrıs sorununa çözüm bulunacağı tarihe kadar
Kıbrıs'ın kuzeyinde geçici olarak askıya
alınmış olduğunu, bu nedenle de Euro'nun Kuzey
Kıbrıs'ta resmi para birimi olarak kullanılmasının
mümkün olmadığını belirtti. Themistocleous,
Kıbrıslı Türkleri de Euro konusunda bilgilendirmek amacıyla
Türkçe yayınlar hazırlandığını söyledi
TEK TARAFLI EURO'YA
GEÇİŞ OLMAZ... Themistocleous: "AB Ekonomik ve Mali
İşlerden Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia, mayısta
Kıbrıs'a geldi. Ticaret Odası ve Sanayi Odası
yetkilileriyle de görüştü. Almunia, Euro'nun Kuzey Kıbrıs'ta
kullanılmasının mümkün olamayacağını nedenleriyle
açıkladı. Almunia, yasal nedenlerin yanında finansal nedenler de
bulunduğunu söyledi ve Kuzey Kıbrıs'ta resmi olarak Türk
Lirası kullandığını, ekonominin Türkiye ekonomisiyle
bağlantılı olduğunu, Türk lirasının durumunun ve
Türkiye'nin ekonomisinin Euro'ya geçmeye hazır
olmadığını söyledi. Ayrıca herhangi bir ülkenin veya
bölgenin tek taraflı olarak Euro'ya geçişinin mümkün
olmadığını belirtti
Gözde SÜREÇ
Avrupa Komisyonu
Kıbrıs Temsilciliği Başkanı Themis Themistocleous,
Avrupa Birliği (AB) müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta
geçici olarak askıda olması nedeniyle burada Euro para biriminin
resmi olarak kullanılması için yasal bir temel
bulunmadığını söyledi.
AB
müktesebatının Mayıs 2004'ten Kıbrıs sorununa çözüm
bulunacağı tarihe kadar Kıbrıs'ın kuzeyinde geçici
olarak askıya alınmış olduğunu anımsatan
Themistocleous, bu nedenle Euro'nun Kuzey Kıbrıs'ta resmi para birimi
olarak kullanılmasının mümkün olmadığını
belirtti.
Themistocleous, Güney
Kıbrıs'ın Euro para birimine geçiş süreci ve
Kıbrıslı Türklerin Euro konusunda bilgilendirilmesi çalışmalarıyla
ilgili KIBRIS'a bilgi verdi.
Kıbrıs'ın 1
Ocak 2008'den itibaren Eurozone'a katılacağını ve resmi
para biriminin Euro olacağını kaydeden Themistocleous,
Kıbrıslı Türklerin Euro konusunda bilgilendirilmesi
amacıyla Avrupa Komisyonu'nun çalışmalar yaptığını,
Türkçe yayınlar hazırlandığını ayrıca Rum
hükümetinin bu yönde bazı bilgilendirme kampanyaları
hazırladığını ifade etti.
Themistocleous,
yayınların Euro banknotlar ve madeni paralarının rengi,
şekli, paraların sahte olup olmadıklarının nasıl
anlaşılacağı gibi konularda ayrıntılı bilgi
içereceğini söyledi.
"Yasal temel
yok"
Kıbrıs'ın
bir bütün olarak Avrupa Birliği'ne katıldığını,
Kıbrıslı Türklerin de AB vatandaşı olduğunu ancak
Avrupa Birliği müktesebatının Mayıs 2004'ten Kıbrıs
soruna çözüm bulunacağı tarihe kadar Kıbrıs'ın
kuzeyinde geçici olarak askıya alınmış olduğunu
söyleyen Themistocleous, bu nedenle Euro'nun Kuzey Kıbrıs'ta
kullanımı için yasal bir temel bulunmadığını
kaydetti.
AB Ekonomik ve Mali
İşlerden Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia'nın mayıs
ayında Kıbrıs'a gerçekleştirdiği ziyarette
Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Sanayi
Odası yetkilileriyle de görüştüğünü anlatan Themistocleous, Euro
konusundaki soruları yanıtlayan Almunia'nın
Kıbrıs'ın kuzeyinde neden Euro'nun kullanılamayacağını
da açıkladığını söyledi ve şöyle devam etti:
"Avrupa Birliği
Ekonomik ve Mali İşlerden Sorumlu Komiseri Joaquin Almunia,
mayıs ayında Kıbrıs'a bir ziyaret gerçekleştirdi ve
Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Sanayi Odası
yetkilileriyle de görüştü. Oda yetkililerinin Kuzey Kıbrıs'ta da
Euro'ya geçilmesinin yararları olduğuna inandıklarını
belirtmesi üzerine Komiser Almunia, bunun mümkün olamayacağını
nedenleriyle birlikte açıkladı. Almunia, yasal nedenlerin
yanında finansal nedenler de bulunduğunu söyledi ve Kuzey
Kıbrıs'ta resmi olarak Türk Lirası
kullandığını, ekonominin de Türkiye ekonomisiyle
bağlantılı olduğunu, Türk lirasının durumunun ve
Türkiye'nin ekonomisinin Euro'ya geçmeye hazır
olmadığını söyledi. Almunia, ayrıca herhangi bir ülkenin
veya bölgenin tek taraflı olarak Euro'ya geçişinin mümkün
olmadığını da sözlerine ekledi."
"Euro kullanmak
isteyen bir ekonominin belirli kriterleri karşılaması ve buna
hazırlanması gerekir, ancak bu kriterler
karşılandığı zaman Euro'ya geçilebilir" diyen
Themistocleous, bunun başka bir yolu olmadığını ifade
etti.
Güney
Kıbrıs'ın 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren Eurozone'a
katılacağını ve Euro'nun resmi para birimi
olacağını söyleyen temsilcilik başkanı, Yeşil
Hattı geçerek orada alışveriş yapan, çalışan veya
emekli aylığı alan kişilerin Euro olarak ödeneceğini,
dolayısıyla Euro'nun Kıbrıslı Türkler tarafından
da pratikte kullanılacağını belirtti.
Kıbrıslı
Türklerle ilgili yapılan çalışmalar
Themistocleous,
Kıbrıslı Türklerin Euro konusunda bilgilendirilmesi
gerektiğini ve bu bilgiyi sağlamak için Avrupa Komisyonu'nun
çalışmalar yaptığını ayrıca Rum hükümetinin
de bu yönde bazı bilgilendirme kampanyaları
hazırlandığını ifade etti.
Avrupa Komisyonu'nun ve
Avrupa Merkez Bankası'nın Kıbrıslı Türkleri Euro konusunda
bilgilendirmek amacıyla çeşitli çalışmalar yapmaya
başladığını belirten Themistocleous, bu kapsamda
yayınlar hazırlandığını sözlerine ekledi.
Themistocleous,
hazırlanan yayınların AB Komisyonu Kıbrıs
Temsilciliği tarafından Türkçe'ye çevrileceğini ve
dağıtımının da yine temsilciliğin
yardımlarıyla yapılacağını belirtti.
Rum hükümetinin de bu
konuda yaptığı çalışmalar olduğunu, Euro ile
ilgili Türkçe el ilanları hazırladığını ve
bunların dağıtımı için Kuzey Kıbrıs'taki
çeşitli kurumlardan yardım istendiğini anlatan Themistocleous,
kendilerinin de yardımıyla hazırlanan el ilanlarının
dağıtımının yapılacağını kaydetti.
Hazırlanan
yayınların içeriği konusunda da bilgi veren Themistocleous,
yayınların Euro banknotlar ve madeni paraların rengi,
şekli, sahte olup olmadıklarının nasıl
anlaşılacağı gibi konularda ayrıntılı bilgi
içereceğini söyledi.
Fiyatların
artacağı endişesi
Euro konusunda en büyük
endişenin haksız fiyat artışları yaşanması
ihtimali olduğunu belirten Themistocleous, bunun yaşanmaması için
alınan önlemler konusunda da bilgi verdi.
Fiyatların
haksız bir şekilde artırılması konusunun
Kıbrıslıları Euro'ya geçiş konusunda en çok
endişelendiren konu olduğuna işaret eden Themistocleous,
fiyatların çeşitli nedenlerden dolayı artabildiğini, bu konuda
Euro'yu suçlamanın doğru olmadığını belirtti.
Themistocleous,
haksız fiyat artışları yaşanmaması amacıyla
alınan önlemlerle ilgili şunları söyledi:
"1 Eylül'den itibaren
kanun uyarınca işletmeler, "ikili fiyat sergilemeye"
başlayacak fiyatlar bir yıl boyunca Kıbrıs Lirası ve
Euro olmak üzere iki şekilde sergilenecek. Ancak 1 Ocak'tan itibaren resmi
para birimi Euro olacağından fiyatlar Kıbrıs Lirası ve
Euro değil Euro ve Kıbrıs Lirası şeklinde
sergilenecek. Böylece kişiler fiyatları
karşılaştırma imkânına sahip olacak. Alınacak
ikinci önlem ise kanun uyarınca Euro Gözlem Komitesi kurulacak ve fiyatlar
denetlenecek. Denetleme sırasında haksız fiyatlandırmayla
ilgili bir duruma rastlanırsa işletmenin ismi ifşa edilecek ve
ceza kesilecek. Üçüncü önlem, işletmelerin gönüllü katılabilecekleri
bir uygulama. "İşletmeler Adil Fiyatlandırma
İnisiyatifi"ne katılmaya çağrılacaklar, bunu kabul
edenler adil fiyatlandırma siyaseti izlemeyi benimseyecekler. Kabul eden
işletmelere dükkânlarına koymak üzere adil fiyatlandırma
yaptıklarını gösteren bir sticker verilecek."
Themistocleous, Euro'yla ilgili bilgi almak isteyenlerin 80002008 numaralı ücretsiz hattan veya www.euro.cy internet adresinden bilgi alabileceğini kaydetti.
KIBRIS 13/08/07
TÜRKİYE'YE GÜÇLÜ
MESAJ... POLİTİS gazetesi, dünkü manşetinde, "Petrol seçim
malzemesi - Büyük olasılıkla hiç yüzünden kavga - Hiçbir çok uluslu
şirket ciddi biçimde ilgilenmedi" derken; FİLELEFTHEROS gazetesi,
"Türkiye'ye güçlü mesaj - Güvenlik Konseyi'nin 2 daimi üyesinden
şirketler petrollerle ilgileniyorlar"
başlığını kullandı
Rum basını, Rum
hükümetinin Kıbrıs'ın güneyinde yer alan denizde
başlattığı petrol arama süreciyle ilgili haberlere yer
vermeye devam ederken, gazeteler, konu hakkında farklı yorumlar
yapıyor.
POLİTİS
gazetesi, dünkü manşetinde, "Petrol Seçim Malzemesi - Büyük
Olasılıkla Hiç Yüzünden Kavga - Hiçbir Çok Uluslu Şirket Ciddi
Biçimde İlgilenmedi" derken; FİLELEFTHEROS gazetesi,
"Türkiye'ye Güçlü Mesaj - Güvenlik Konseyi'nin 2 Daimi Üyesinden
Şirketler Petrollerle İlgileniyorlar"
başlığını kullandı.
POLİTİS,
manşetten verdiği yorum haberinde; Rum hükümetinin
"Kıbrıs'ın konumunun petrol diplomasisi
aracılığıyla güçlendirilmesi" beklentisinin, tatmin
edici olmadığını yazdı.
Gazete, Rum hükümetinin
petrol çıkarma sürecine büyük çok uluslu şirketlerin ilgi
göstereceği beklentisinin, büyük olasılıkla yanlış
çıkacağını ve perşembe günü verilecek teklifler
arasında, ilk başlarda tahmin edildiği gibi dev şirketlerin
yer almasının beklenmediğini kaydetti.
Yalnızca 7 orta
büyüklükteki şirketin petrol rezervlerine ilişkin araştırma
dosyasını satın almış olduğunu belirten
POLİTİS, teklif verme süresinin perşembe günü dolacak
olmasına karşın, Rum hükümetinin, Ticaret Bakanı Andonis
Mihailidis aracılığıyla umutları canlı tutmak
istediğini ve büyük şirketlerin ilgilerinin 2008'in ikinci
yarısında görüleceği sözünü verdiğini vurguladı.
Gazete; Rum Ticaret
Bakanlığı'ndan bir kaynağın ise; 2008 yılına
kadar koşulları değiştirecek önemli hiçbir gelişme
olmayacağını, bu açıklamaların petrol konusuna
şirketlerin ilgi göstermesinde yaşanan
başarısızlığı gizleme amacıyla yapılan
imaj yaratma oyunları olduğunu söylediğini yazdı.
Gazete; Güney
Kıbrıs'ın deniz bölgesinde bulunan petrol yataklarındaki
asıl sorunun, bu yatakların ticari anlamda kullanılabilir olup
olmaması konusu olduğunu belirterek, bölgede
araştırmaları gerçekleştiren Norveçli şirketin en
önemli öngörülerinden birinin, bulunması muhtemel kaynakların
%60'ının doğalgazdan oluşması yönünde olduğunu
ifade etti.
Birleşik Arap
Emirliği'ne dönüşme hayali
Mevcut kaynakların
deniz dibinden çok derinde bulunması, son 3-4 yıldır sadece
birkaç şirkette bulunan çok ileri teknolojinin kullanımını
gerektirdiğinden, sürece başvuruda bulunacak şirketlerin sayısının
da çok az olmasının beklendiğini belirten gazete,
yatırımın kârlı olup olmayacağı endişesi ve
büyük şirketlerin ilgi göstermemesinden ötürü de,
"Kıbrıs'ın Birleşik Arap Emirliği'ne dönüşme
hayalinin gerçeklerle bağdaşmadığı" yorumunda
bulundu.
Gazete, Rum hükümetinin,
petrol konusunun basında yer alması ve duyulmasını, konuyu
seçim öncesi dönemde istismar etmek amacıyla kullanmakta olduğunu da
savundu.
Türkiye'ye güçlü mesaj
FİLELEFTHEROS ise,
"Türkiye'ye Güçlü Mesaj - Güvenlik Konseyi'nin 2 Daimi Üyesinden Şirketler
Petrollerle İlgileniyorlar" başlığı altında,
manşetten verdiği haberinde, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan
Çin ve ABD'den şirketlerin, Güney Kıbrıs'ın petrol
çıkarma sürecine ilgi gösterdiklerini ve bu şirketlerin perşembe
günkü randevuda hazır bulunmalarının beklendiğini
yazdı.
Gazete, tatmin edici
sayıda şirketin, perşembe günü 08:30 ile 14:30 saatleri
arasındaki sürede tekliflerini sunmalarının beklendiğini ve
bu şirketler arasında ABD ile Çin gibi iki Güvenlik Konseyi üyesi
ülkeden şirketlerin bulunmasının, ekonomik ve siyasi açıdan
önem taşıdığını kaydetti.
Gazete, Rum hükümeti
tarafından denizde parselizasyonu yapılan parçalar için, her
şirketin perşembe günü teklif sunabileceğini ve bu teklifler
sonucunda her şirkete söz konusu parseller içerisinde araştırma
yapma izninin verileceğini yazdı.
Haberde ayrıca; ABD
ve Çin şirketlerinin sürece teklif sunarak katılmalarının,
"Türkiye'nin bölgede gerginlik yaratma çabalarını"
zorlaştıracağı iddiaları da yer aldı.
KIBRIS 13/08/07
Önemli olan görüşme değil, görüşmenin içeriği
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile Ağustos sonu veya Eylül başında bir görüşme
gerçekleştireceği yönündeki haberlerle ilgili olarak, "önemli
olanın görüşmenin kendisinin değil içeriği
olduğunu" söyledi.
Rum radyosu RIK'in
haberine göre, Papadopulos, 14 Ağustos 2005 tarihinde Larnaka'dan
kalkışının ardından Yunanistan'da düşen
"Helios" havayollarına ait uçakta hayatlarını
kaybedenler için dün gerçekleştirilen anma töreninde, bir soru üzerine,
önemli olan şeyin Cumhurbaşkanı Talat ile görüşme
yapması değil, bu görüşmede nelerin konuşulacağı
olduğunu ifade etti.
"Turkish Daily
News" gazetesinde Kıbrıs Türk tarafının ağustos
sonu veya eylül başında Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos
ile Cumhurbaşkanı Talat'ın görüşme yapması için
hazırlıkları bulunduğu şeklinde yer alan haberlerin
sorulması üzerine Papadopulos, "görüşmenin tek başına
hiçbir öneminin olmadığını" vurguladı.
Rum radyosunun haberinde
ayrıca, Rum Dışişleri Bakanı Erato Markulli'nin, dün
yaptığı açıklamada, basında bu yönde çıkan
haberlerin Rum hükümetinin bilgisi dahilinde olduğunu, ancak bekledikleri
şeyin BM'den resmi bir bilgilendirme olduğunu söylediği ifade
edildi.
Petrol
araştırmaları yükümlülüğümüz
Öte yandan Papadopulos,
dünkü törende yaptığı konuşmasında, son günlerde
gündemde olan petrol konusuna da değinerek, Güney Kıbrıs'ın
münhasır ekonomik bölgesinde petrol kaynaklarının var olup
olmadığının incelenmesinin, "devletin, halka ve ülkeye
karşı yükümlülüğünü teşkil ettiğini" söyledi.
Papadopulos; bundan sonra
ne olacağının ise, ileriki zamanlarda belli
olacağını vurguladı.
KIBRIS 13/08/07
Kıbrıs Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos, "Türk hükümetinin
İstanbul ziyaretine izin vermediğini" iddia ederek, "bu
tutumundan dolayı Türk hükümetini
kınadığını" bildirdi.
Rum haber ajansına
göre, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nden yapılan açıklamada,
"Başpiskopos 2. Hrisostomos'un, İstanbul ziyaretiyle ilgili
Türkiye'nin tavrını kınadığı" kaydedildi.
Açıklamada,
Başpiskopos'un ayrıca, "bir Türk mahkemesinin İstanbul'daki
Fener Rum Patriği Bartholomeos'un isminin önündeki 'ekümenik' titrini
kaldırması kararını da kınadığı"
belirtildi.
İkinci kez iptal
edilen 2. Hrisostomos'un İstanbul ziyaretinin 17 Ağustos'ta
yapılması bekleniyordu. Rum Kilisesi Başpiskoposu, Fener Rum
Patrikhanesi'ne gideceği ilk İstanbul ziyaretini ise, geçen
mayıs ayında yapmayı planlamıştı.
KIBRIS 13/08/07
Gazete,
Denktaş'ın, geçtiğimiz hafta yine aynı gazeteye
verdiği söyleşi sırasında değindiği Hristakis
Georgiu konusuna değinerek dosyayı yeniden inceleyeceğini
söylediğini anımsattı.
Habere göre, Denktaş,
bu çerçevede, gazeteye gönderdiği 6 Ağustos tarihli
e-postasında, bu konuyu açıklığa kavuşturacak yeni bir
şeyin bulunmadığını ve Klerides'e Hristakis
Georgiu'nun Türkiye'de olduğunu söylemekle acele ettiğini belirtti.
Denktaş, mektubunda,
"Hristakis Georgiu'nun dosyasını incelediğini, ancak
Kıbrıs Rum gazetelerinin küpürlerinden başka yeni bir şeyin
maalesef bulunmadığını" ifade etti.
Hristakis'in annesinin 20
Haziran 1978'de oğlu için kendisine mektup yazdığını
ve bu mektubu İnsani Konularla İlgili Komite'nin Kıbrıs
Türk kanadına yolladığını anımsatan Denktaş,
birileri tarafından Hristakis'in tedavi amacıyla Türkiye'ye
gönderildiği konusunda bilgilendirildiğini, ancak bunun söylenti
olduğunu belirtti. Denktaş, belirlenmeyen bir kişinin de,
Hristakis'in hastanede yatmakta olan annesine teselli amacıyla,
oğlunun Türkiye'ye gönderildiğini söylediğini ifade etti.
Denktaş, mektubunda
yarıca, şunları yazdı: "Yeni bir haber vereceğim
hissiyle, Klerides'e Hristakis'in Türkiye'ye gönderildiğini söylemekle
acele ettim. Klerides'e bu bilgiyi götürmeden önce araştırmam ve
ispatlamam gerekirdi. Ancak o dönemde iyi haberlere gereksinimimiz vardı.
Maalesef iki taraf da ortaya çıkan çete, para, yiyecek kopararak,
'kayıpları' getirme sözü vererek, ailelere, 'kayıplarla ilgili'
yanlış bilgiler verdi. Bu tür yanlış bilgiler,
kayıpların bulunması için Klerides ve benim, Kuzey'i alt üst
etmemize neden oldu ve araştırma da; bunun, iki tarafta kâr
amaçlı olduğunun ortaya çıkarılmasına değin
sürdü."
Denktaş ayrıca,
Hristakis'in Türkiye'ye götürüldüğüne ilişkin veri ve
kanıtın bulunmadığını tekrarlayarak, bu konuda
yeni birşey bulamamasından dolayı duyduğu üzüntüyü dile
getirdi.
Denktaş, o zaman
hastanede yatan Hristakis'in annesini tedavi eden doktorun, kadını
teselli etmek amacıyla söylediklerinin, bir diğer değişle
oğlunun Türkiye'de olduğunu söylemesinin, kadının yeni bir
şok geçirmemesini amaçladığını da belirtti.
KIBRIS 13/08/07
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 14:45 TSİ 14 Ağustos 2007 Salı
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanlığı, sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku-Markullinin NTVye
verdiği demecinde, Kıbrısla ilgili sorunları Başbakan
Erdoğan ya da Türk ordusuyla konuşmak istediklerini söylediğini
hatırlattı.
Bu
açıklamayı talihsiz ve anlamsız bulduğunu belirten
Erçakıca, İki lider arasında bir zirve yapılması için
çalışıldığı bugünlerde,
cumhurbaşkanımız Talatın Kıbrıs sorununun temel
konularını konuşma yetkisinin olmadığını
iddia eden Markulli, Papadopoulosun bu görüşmede ne konuşmayı
düşündüğü konusuna açıklık getirmelidir dedi.
Erçakıca, Rum bakanın açıklamalarının
Papadopulos-Talat görüşmesini etkisizleştirmeye çalışma
adımı olarak da değerlendirilebiliceğini söyledi.
Öte yandan Rum Fileleftheros gazetesi, Papadopulosun Eylül ayında, BM
Genel Kurulu için New Yorka gidecek olması ve Rum
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markullinin aynı ay
içerisinde Brüksel ve Portekize yapacağı ziyaretler nedeniyle, Eylül
ayının Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB ilişkileri
açısından önemli olacağını yazdı.
Rum gazetesinin haberinde, Rum yönetiminin, Papadopulos-Ban görüşmesi
öncesinde, Talat ve Papadopulosun baş başa görüşmesini de uygun
gördüğü ve böylesi bir görüşmenin olumlu sonuç vereceğine
inandığı ifade edildi.
Gazete, Markullinin Brülsek ve Portekiz temaslarının gündeminin,
Doğu Akdenizde petrol ve doğalgaz arama çalışmaları
konusunun sonucuna da bağlı olacağını da yazdı.
"Kıbrıs sorununda kritik ay eylül"
14 Ağustos, 2007 14:52:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un eylül
ayında, BM Genel Kurulu için New York'a gidecek olması ve Rum
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin aynı ay
içerisinde Brüksel ve Portekiz'e yapacağı ziyaretler nedeniyle, eylül
ayının Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB ilişkileri
açısından önemli olacağı belirtiliyor.
Rum
"Fileleftheros" gazetesi, Rum yönetiminin, Papadopulos'un eylül
ayında BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'la yapacağı görüşmeye
büyük önem verdiğini yazdı.
Gazetede ayrıca, Papadopulos'un New York temasları çerçevesinde, BM
Güvenlik Konseyi daimi üyesi beş ülkenin temsilcileri ve diğer ülke
liderleriyle de bir araya gelmeyi planladığı belirtildi.
Rum gazetesinin haberinde, Rum yönetiminin, Papadopulos-Ban görüşmesi
öncesinde, Talat ve Papadopulos'un baş başa görüşmesini de uygun
gördüğü ve böylesi bir görüşmenin olumlu sonuç vereceğine
inandığı ifade edildi.
Haberde, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas
Burns'ün, eylülde Kıbrıs'a gelmesinin beklendiği de
hatırlatıldı.
Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin ise eylülde
Brüksel ve Portekiz'e yapacağı ziyaretlerin, Kıbrıs sorunu
ve Türkiye-AB ilişkileri açısından önemli olduğu
kaydediliyor.
Markulli'nin temaslarının gündeminin, "Doğu Akdeniz'de
petrol ve doğalgaz arama çalışmaları konusunun sonucuna da
bağlı olacağını" yazan gazete, Markulli'nin eylül
başında AB Dışişleri Bakanları Konseyi
toplantısı için Brüksel'e gideceğini, ardından 7 Eylül'de
AB gayriresmi Dışişleri Bakanları toplantısı için
AB dönem başkanı Portekiz'de bulunacağını yazdı.
KKTC'den Papadopulos'a mektup
14 Ağustos, 2007 12:36:00 (TSİ) CNN
TURK
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, önümüzdeki günlerde
yapılması beklenen Talat-Papadopulos görüşmesiyle ilgili
tutumuna ilişkin bir mektubu, bugün Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos'a gönderdiğini söyledi.
Erçakıca,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın gönderdiği mektupta,
Papadopulos'un görüşme zamanı geldiğini düşünmüş
olmasından duyduğu memnuniyeti ifade ettiğini ve görüşmenin
içeriğine dair düşüncelerini aktardığını
bildirdi.
Mektupta, görüşme tarihine ilişkin bir isteğin yer
almadığını kaydeden Erçakıca, görüşme tarihinin
KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev
ile Rum yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis'in temasları sonucu belli olacağını kaydetti.
Kıbrıs Türk tarafının, Talat-Papadopulos görüşmesinin
verimli olması için uğraşırken, Kıbrıs Rum
tarafının Dışişleri Bakanı Erato Kozaku
Markulli'nin demeçleriyle siyasal ortamı zehirlemeye devam ettiğini
kaydeden Erçakıca, Markulli'nin son olarak, "Kıbrıs'ta
anahtarın, Türk ordusunun elinde olduğunu" ve
"Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ya da Türk ordusuyla
konuşmak istediklerini" söylediğini hatırlattı.
"Açıklamalar talihsiz ve anlamsız"
Markulli'nin bu açıklamalarını, "son derece talihsiz ve
anlamsız" bulduklarını belirten Erçakıca,
"Talat-Papadopulos görüşmesinin gerçekleşmesi için
çalışıldığı bugünlerde, eğer
Kıbrıs Rum tarafı ısrarla Türk Silahlı Kuvvetleri'ni
veya Türk hükümetini muhatap almak istiyorsa, o zaman Talat-Papadopulos
görüşmesinden ne beklediklerini de açıklamak durumundalar" dedi.
Erçakıca, Rum tarafının bu görüşlerinde ısrar etmesi
durumunda, "Talat-Papadopulos görüşmesini iç politika
mülahazalarıyla istediklerini kanıtlamış
olacaklarını" da bildirdi.
"Bizim tutumumuz, bu görüşmeden maksimum verimi almak
olacaktır" diyen Erçakıca, görüşmenin Kıbrıs
sorununa kapsamlı bir çözüm bulma müzakerelerine gitme
kapısını açmasını umut ettiklerini söyledi.
Erçakıca, "Amaç kapsamlı çözüm müzakerelerini bir an önce
başlatmaktır ve Talat-Papadopulos görüşmesi bu konuda bir
kilometre taşı olabilecekse biz bunun için gerekli olan her şeyi
yapmaya hazırız ve yapacağız" dedi.
MILLIYET 14/08/07
BU haftanın sonundan itibaren, bir krizin işaretlerini bekleyin!
Hayır, Ankara'daki cumhurbaşkanlığı krizini
kastetmiyoruz. (Umarız 11. Cumhurbaşkanı'nın seçimi
"kriz"siz gerçekleşir)...
Sözünü etmek istediğimiz kriz, Kıbrıs'la ilgili.
Önümüzdeki perşembe, Kıbrıs Rum Yönetimi, adanın
etrafındaki suların dibinde, petrol ve doğalgaz
araştırması yapacak yabancı şirketlere ruhsat verecek.
Ve böylece, Doğu Akdeniz'de, enerji kaynakları "arama ve
işletme" sürecini somut bir şekilde başlatmış olacak...
Eğer Kıbrıs sorunu Rumlarla Türklerin siyasal
eşitliğine dayalı -örneğin Annan Planı'nda
öngörüldüğü- esaslara göre çözüme kavuşmuş olsaydı, denizin
tabanında enerji kaynağı arayışını da, iki
taraf el ele vererek yapacak, bundan ortaklaşa yararlanabilecekti.
Ancak Rumların adanın tek sahibi olma hırsının sebep
olduğu çözümsüzlük ve bölünmüşlük, denizaltındaki
"nimetler"in adil bir şekilde paylaşılmasına da
imkân vermiyor.
Bu nedenle Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, Papadopulos
yönetiminin tek yanlı olarak petrol ve gaz arama
çalışmalarına girişmesine şiddetle karşı
çıkıyor. Türkiye, Rumların bu yönde ısrarlı
davranmasının tehlikeli sürtüşmelere yol açacağı
uyarısında bulunuyor. Rum yönetimi ise bu "tehditler"e
meydan okuyor ve yoluna devam edeceğini söylüyor.
Bu gidişle, önümüzdeki günlerde ve haftalarda, epey gerginlik
yaşanacağa benziyor.
Sessizce adım adım...
Türk ve dünya kamuoyu, Rum tarafının böyle bir petrol ve gaz
arayışı içinde olduğunu, ancak bu yılın
başlarında, o da, Papadopulos yönetiminin Mısır ve
Lübnan'la "münhasır ekonomik bölgeler" üzerinde
anlaştığı ve yabancı şirketlerle
bağlantılar kurduğu haberlerinin yayımlanması üzerine
öğrenmişti. Oysa, Rumlar yıllardan beri bu
çalışmaları sessizce yürütüyorlardı.
Rum yönetimi geçen yıl bir Norveç firmasıyla (PGS)
anlaşmış, ilk jeofizik bulguları sağladıktan
sonra, esas araştırma bölgelerini de belirlemeye
başlamıştı.
Uzmanlara göre, bu bölgelerde (denizin 400 ila 3 bin metre derinliğinde)
400 milyar dolarlık bir petrol ve gaz rezervi yatıyor.
Rum yönetimi, bu kaynakların kullanılır hale getirilmesi için,
yoğun bir uluslararası siyasal ve ekonomik kampanya açtı. Bu
işi yapabilecek yabancı şirketlere, 16 Ağustos'a kadar
tekliflerini getirmelerini istedi ve o tarihten sonra da gerekli ruhsatı
vereceğini ilan etti. Rum basınına göre, aralarında ABD'den
Çin'e kadar, çeşitli ülkelere mensup 6 veya 7 şirket bu işe
talip...
"Yarım" devlet
Rum tarafı, hukuki argümanlarının avantajını
doğrusu iyi değerlendiriyor. Bu tezin özü şu: Kıbrıs
egemenlik haklarını kullanıyor. Ayrıca, BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi'ne ve diğer anlaşma ve kurallara uygun hareket
ediyor...
İlk bakışta bu görüş evrensel değerlere göre makul ve
hukuki göründüğü için, uluslararası çevrelerde de ilgi ve bir hayli
de kabul görüyor. Ancak bu argümanın sakat tarafı şu: Bu
anlaşmaları yapan Rum hükümeti, tüm adayı temsil etmiyor.
Dolayısıyla, Türk tarafıyla danışmadan
aldığı tek yanlı kararlarının meşruluğu
tartışılır. Nitekim Türk tarafının hukuki
argümanında ağırlık noktası da bu.
Rumlar uluslararası pozisyonlarından aldıkları cesaretle
yollarına devam edecekler mi? Türk tarafının elinde bunu
önleyecek ne gibi enstrümanlar var? Bu kriz çatışmaya kadar gider
mi?.. Yanıtlar yarın...
SAMI
KOHEN MILLIYET 14/08/07
Çözümün anahtarı Türk Silahlı Kuvvetleri'ndedir
MARKULLİ'DEN
SUÇLAYICI İFADELER... Ada'da, çözümün anahtarının Türkiye'deki
siyasilerin değil Türk ordusunun elinde olduğunu ileri süren
Kozaku-Markulli, işgalci olarak nitelendirdiği Türk ordusunun
çekilmesini istedi. Markulli, "Kıbrıs konusu Türk ordusunun
karar verdiği 'ulusal konular' arasında. Orgeneral
Büyükanıt'ın son açıklamalarını hiç teşvik edici
görmüyoruz. Ordunun rolü değişmezse Kıbrıs'ta hiçbir
şey değişmeyecektir" dedi
"BİZ BÖYLE
HİSSEDİYORUZ"... Markulli: Söylediklerimin hoşunuza gitmediğini
biliyorum ama biz böyle hissediyoruz. Türk ordusu burada, Avrupa Birliği
üyesi bir ülkenin topraklarını işgal ediyor ve Avrupa
Birliği üyesi bir ülkenin vatandaşlarının insan
haklarını elde etmesini engelliyor. Özellikle ordunun 'ulusal konular'
diye nitelendirdiği konulardaki kararlara etkisi değişmedikçe
çözüm mümkün değil
Kıbrıs Rum
yönetiminin yeni dışişleri bakanı Erato Kozaku-Markulli,
Türk tarafı için Kıbrıs konusunda karar yetkisinin Türk
ordusunda olduğunu belirterek, şu sıralar ordunun savunduğu
görüşlerin ise çözüme uzak olduğunu ileri sürdü.
Ada'da, çözümün
anahtarının Türkiye'deki siyasilerin değil Türk ordusunun elinde
olduğunu iddia eden Kozaku-Markulli, işgalci olarak
nitelendirdiği Türk ordusunun çekilmesini istedi.
Markulli, "Kıbrıs
konusu Türk ordusunun karar verdiği 'ulusal konular' arasında.
Orgeneral Büyükanıt'ın son açıklamalarını hiç
teşvik edici görmüyoruz. Ordunun rolü değişmezse
Kıbrıs'ta hiçbir şey değişmeyecektir" dedi.
Kıbrıslı
Türklere karşı düşmanca tutumları olmadığını
ifade eden Markulli, Kıbrıs'ta çözümün federal bir yapıda
sağlam temellerde olacağını kaydetti.
Kıbrıs Rum
yönetiminin yeni dışişleri bakanı Erato Kozaku-Markulli,
NTV Kıbrıs temsilcisi Selim Sayarı'nın sorularını
yanıtladı.
SORU: Kıbrıs
sorununda gelinen son nokta hakkında ne düşünüyorsunuz? Uzunca bir
süredir bir gelişme yok; uluslararası toplumun ilgisinin de
azaldığı söylenebilir. Ayrıca iki tarafın liderleri
bir süredir bir araya gelmiyor.
CEVAP: Öncelikle şunu
belirtmek istiyorum. Bence 32 yıldan sonra hala Ada'yı, ortak
ülkemizi, topraklarımızı ve halkımızı
birleştirememiş olmamız gerçekten üzücü. Bu büyük bir
talihsizlik. Bizim en büyük dileğimiz, Rum ve Türk tarafını
birleştirmek için bir çözüm bulmak. Böylece her iki taraf da Avrupa
Birliği üyeliğinin sunduğu fırsatlardan yararlanabilir.
"Federasyondan
yanayız"
SORU: Peki çözüm için
gerekli parametreler neler? Ada'daki Türklerin bu parametreler içindeki yeri ne
olacak?
CEVAP: Bildiğiniz
gibi hem Rumlar hem de Türkler olarak bizlerin, bu konuda 1977 ve 1979'da
yapılan üst düzey anlaşmalar çerçevesinde kesin bir taahhüdümüz var.
Biz iki kesimli, iki toplumlu bir federasyondan yanayız.
Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler de tıpkı
Kıbrıslı Rumlar gibi bu iki kesimli, iki toplumlu federasyonun
parçası olacak.
Federal bir yapıyla
hem Rumların hem Kıbrıslı Türklerin korunabileceğine
inanıyoruz. Bu konuda çalışmalar yapıyor ve
uluslararası toplumun, yani Birleşmiş Milletler ve Avrupa
Birliği'nin, aynı zamanda çözüme katkıda bulunabilecek
başka ülkelerin de desteğiyle elimizden gelen tüm çabayı
göstermeye çalışıyoruz. Böylece her iki toplumun da
çıkarlarını koruyabilecek bir çözüm bulmayı hedefliyoruz.
"Anahtar Türk
ordusunun elinde"
SORU: Ankara'nın rolü
nedir? Ankara'nın anahtarı elinde tuttuğunu mu düşünüyorsunuz?
Sayın Talat yerine Sayın Erdoğan'la doğrudan irtibata
geçmenin daha iyi olacağına mı inanıyorsunuz?
CEVAP: Size çok dürüst bir
cevap vereceğim. Kıbrıs sorununun iki tarafı var. Birisi iç
konular. Bu tabii ki toplum liderlerinin tartışacağı bir
konu. Diğer yanı ise uluslararası boyutu. Askerlerin
varlığı, garantörlük sistemi ve Kıbrıslı
Türklerin güvenliği... Kıbrıs Türk tarafı lideri
Talat'ın bu konularda yani güvenlik, garantörlük, Türk askerlerinin
varlığı ve Kıbrıslı Türkler hakkında söz
sahibi olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda anahtar Türkiye'nin elinde.
Dolayısıyla tabii ki bunları Başbakan Erdoğan ya da
Türk ordusuyla konuşmak istiyoruz. Dürüst olmak gerekirse anahtarın
Türk ordusunun elinde olduğunu düşünüyoruz, Türkiye'deki siyasilerin
elinde değil.
"AB üyeliği
TSK'ya bağlı"
SORU: Siz de
Ankara'nın mevcut statükoyu Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üye olana
kadar aynen devam ettireceğini düşünenlerden misiniz?
CEVAP: Umut ederim Ankara
bu stratejiyi izlemez; çünkü Avrupa Birliği'ne üyelik sürecindeki yol bu
düşünce yapısıyla çok güç olacaktır. Umarım Türkiye,
Avrupalı bir yaklaşım sergiler ve bunu hemen şimdi yapar,
yani müzakereler bitene kadar 10-15 yıl daha beklemez.
Her durumda üyelik
müzakerelerinin ilerleyebilmesi için Türkiye'nin bir dizi kriteri yerine
getirmesi gerekiyor. Bunlar protokolle, liman ve havaalanlarının
açılmasıyla ilgili şeyler ve Türkiye'nin Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin de dahil olduğu tüm üyelerle ilişkilerinin
normalleşmesi için gerekli.
Çok sık
kullandığım bir örnek var; bu, üniversiteye girmek gibi bir
şey. Türkiye bu durumda bir öğrenci gibi. Siz bir öğrenci olarak
üniversite kuruluna ya da dekana, "Evet ben bu okula giriyorum ama
öğretmenlerimi de okuyacağım dersleri de ben seçmek istiyorum"
diyemezsiniz. Avrupa Birliği, 27 üyeli bir birlik ve bu birliğe
Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil.
SORU: Sizce Türkiye,
Avrupa Birliği'ne üye olacak mı?
CEVAP: Dürüst
olacağım. Bu, orduya bağlı. Ordunun bu dönüşüme izin
verip vermeyeceğine bağlı. Sayın Erdoğan'ın ve
partisinin ülkedeki diğer güçlerle birlikte bu dönüşüm konusuna
olumlu yaklaştığını biliyorum. Ancak Türkiye'deki
herkesin böyle düşünmesi gerekir. Buna Türk ordusu da dahil. Kafamdaki en
büyük soru işareti de bu zaten.
"Büyükanıt'ın
açıklamaları Türkiye'yi geriletiyor"
SORU: Orduyla ilgili
söylediklerinizin de ışığında genel olarak Ankara'daki
durumu nasıl görüyorsunuz?
CEVAP: Bir Rum olarak
benim ilgilendiğim şey son haftalarda Türkiye'de yaşanan
değişimlerin Kıbrıs sorununun çözümüne etkisinin olup
olmayacağı. Ancak maalesef gördüğüm kadarıyla, karar alma
mekanizmasında köklü değişiklikler olmadığı
sürece ve ordunun bu konudaki rolü değişmedikçe -özellikle ordunun
'ulusal konular' diye nitelendirdiği konulardaki kararlara etkisi değişmedikçe-
bu mümkün değil. Bu değişmezse hiçbir şey değişmeyecektir.
Kıbrıs konusu
Türk ordusunun karar verdiği 'ulusal konular' arasında. Orgeneral
Büyükanıt'ın son açıklamalarını hiç teşvik edici
görmüyoruz. Bu açıklamalar Türkiye'yi birkaç yüzyıl geriye götürüyor.
Söylediklerimden hoşlanmadığınızı biliyorum ama
biz böyle hissediyoruz. Türk ordusu burada, Avrupa Birliği üyesi bir
ülkenin topraklarını işgal ediyor ve Avrupa Birliği üyesi
bir ülkenin vatandaşlarının insan haklarını elde
etmesini engelliyor. Türk ordusunun Ada'daki rolü bu.
'Ada
silahsızlandırılmalı'
SORU: Orgeneral
Büyükanıt'ın son açıklamalarına biraz daha değinelim.
Kendisi, "Biz Ada'da işgalci değiliz, Kıbrıslı
Türklerin güvenliğini sağlıyoruz" diyor. Siz bu
açıklamalardan hoşlanmadığınızı
söylüyorsunuz. Ordu Ada'dan ayrılırsa sizce bu 32 yıllık
sorunun kısa sürede çözüleceği anlamına gelir mi?
CEVAP: Önce Sayın
Büyükanıt'ın "Türk ordusunun Kıbrıslı Türkleri
korumak üzere burada olduğu" konusundaki sözlerine değinmek
istiyorum. 1974'ten bugüne kadar 45 binden fazla Kıbrıslı Türk'ün
göç ettiğini biliyoruz. Tabii ki bu Orgeneral Büyükanıt ya da
kendinden önce gelenleri rahatsız etmedi. Ordu burada
Kıbrıslı Türkleri korumak üzere bulunmuyor. Ordu burada çünkü
Türk ordusunun 'hayati çıkarları' olarak adlandırdığı
çıkarlarını korumak istiyorlar.
Diğer yandan uzun bir
süredir biz Rum hükümeti ve Kıbrıslı Rumlar olarak Ada'nın
tamamen askerden arındırılmasını destekliyoruz. Türk
askerlerinin Ada'dan ayrılması, ulusal muhafızların
dağıtılması gibi. Yani hiçbir askeri gücün
bulunmasını istemiyoruz. Tamamen silahsızlandırmadan
bahsediyorum. Uluslararası anlamda bu önerimiz çok kabul gördü.
Dolayısıyla neden Ada'yı silahlardan tamamen
arındırmayalım? Hem Rumların hem Kıbrıslı
Türklerin uluslararası gözetim altında korunmasını
sağlamayalım? Bu iki toplumun da yararına olacaktır.
'Türk ordusu, hukuka
saygı gösterip çekilmeli'
SORU: Sayın Markulli,
bu noktada Ankara, Atina ve müzakerenin tarafları arasında gerçek
anlamda bir ateşkes, ya da bir diğer deyişle güvenlik
anlaşması söz konusu olabilir mi? Böyle bir durum olursa, belki Türk
ordusu, pozisyonunu düşünecek ve Ada'dan çekilecektir.
CEVAP: Bu Sayın
Orgeneral Büyükanıt'tan bir öneri mi? Bunu bir öneri olarak alabilir
miyim?
SORU: Hayır...
CEVAP: Bir anlaşmaya
ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan uluslararası
hukuka saygı gösterilmesi. Uluslararası hukuk, Birleşmiş
Milletler sözleşmesinde de belirtilmiştir. Türkiye de
Birleşmiş Milletler'in üyesi ve uluslararası toplumun bir
parçası. Dolayısıyla Türkiye'nin uymakla yükümlü olduğu
kanunlar var. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi'nin de pek çok kararı var. Türkiye bunca yıl boyunca bu
kararları ihlal etmeyi seçti. Bu kararlar yabancı askerlerin Ada'dan
çekilmesi gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla bir anlaşmaya
ihtiyacımız yok. Asıl ihtiyacımız olan bu kadar
yılın ardından Türkiye'nin, Güvenlik Konseyi kararlarına ve
uluslararası hukuka saygı gösterip Birleşmiş Milletler'in
egemen bir üyesinin topraklarından çekilmesi.
"Kıbrıs
Türk toplumuna düşmanca tutumumuz yok"
SORU: Sayın
Büyükanıt'ın açıklamalarına dönelim. Kendisi
Kıbrıslı Türklerin güvenlik sorunundan bahsediyor.
CEVAP: Neye
karşı koruyorlar Kıbrıslı Türkleri? Neden koruyorlar?
Geçiş noktaları 2003'te açıldı, 13 milyondan fazla
kişi geçiş yapıyor. Bir tek şiddet olayı bile
görülmedi. O zaman bu ne anlama geliyor? Bu Kıbrıslı
Rumların bir tehdit olmadığı anlamına geliyor.
Kıbrıslı Türkler şimdi her gün hükümetin kontrolündeki
bölgeye geçiyor, ve işlerine gidiyor. Yani kendilerine karşı
hiçbir şiddet olayı yok.
Büyükanıt'ın bu
argümanı 33 yıl boyunca kullanılan bir argümandı. Bu sayede
Ada'nın askeri işgali sürdürüldü. Aslında hiçbir gerçek tehdit
yok. Bu arada bir şeyi net olarak belirtmek istiyorum.
Kıbrıslı Türkler bizim yoldaşlarımız. Biz onlarla
birlikte barış içinde yaşamak istiyoruz. Biz ortak bir ülkenin
vatandaşlarıyız, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
vatandaşlarıyız ve birlikte barış içinde yaşamak
istiyoruz. Bunu netleştirmeliyim. Kıbrıs Türk toplumuna
ilişkin hiçbir düşmanca tutumumuz yok.
"Aramızdaki
güven eksikliği gideriliyor"
SORU: Sizin görüşünüze
göre bu doğru ama anketlere baktığımız zaman her iki
tarafta da büyük bir güven eksikliği var. İnsanlar birbirlerine
nasıl güvenebilirler peki?
CEVAP: Ama şunu
unutmayalım. 1974'ten 2003'e kadar Türk ordusu, Türk toplumunu Rum
toplumundan tamamen ayırmıştı. 26 yılı
aşkın bir süre Rumlarla Türklerin bir araya gelmesi mümkün
olmadı. Bu durum güven eksikliğini doğurdu. Şimdi Rumlar ve
Türkler bir araya gelebiliyor ve binlerce buluşma gerçekleşiyor.
Hepsi gazetelerde çıkmıyor ama gençler, işadamları, sanatçılar
buluşuyor ve birlikte ortak projeler yaratıyorlar.
İnanıyorum ki bu durum devam edecek ve güven ortamı inşa
edilecek.
"Türkiye bizi
eleştirebilecek son ülke"
SORU: Bir diğer
önemli konu da hidrokarbon araştırması. Bu konuda önümüzdeki
günlerde düğmeye basmayı bekliyorsunuz ama Türkiye şimdiden çok
sert tepki gösterdi. Ankara çok ciddi uyarılarda bulunuyor. Bu nasıl
sonuçlanır sizce? Bölgede tansiyonu yükseltmez mi? İnsanlar yeniden
bir çatışma olasılığından bahsediyor?
CEVAP: Rum Hükümeti'nin
tüm kararları ve davranışları uluslararası hukuk
çerçevesindedir. Küçük bir ülkeyiz ve uluslararası hukuktan başka
bizi koruyan bir şey yok. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve
bu konuda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konvansiyonu önemli. Biz
bu konvansiyona 80'lerden beri tarafız. Türkiye taraf
olmadığı gibi konvansiyonu imzalamayan birkaç ülkeden biri.
Aynı zamanda genel kurulda bununla ilgili kararlara karşı oy da
kullanıyorlar. Dolayısıyla Türkiye bizi bu konuda
eleştirecek son taraftır.
Birleşmiş
Milletler'in bir üyesi olarak bazı haklarımız var; bu
konvansiyonun bir tarafı olarak egemenlik haklarımız var. Bu
hakları kullanmakta kararlıyız. Umut ediyorum Türk Hükümeti
kendisini bu tehditler konusunda sınırlar. Uluslararası hukukta
bu tehditler kabul edilebilir değil zaten. Birleşmiş Milletler
Sözleşmesi bu tip güç kullanma tehditlerine karşıdır.
Umarım bunlar sadece
sözden ibarettir. Umarım Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nde
bulunan başka barışçı yolları kullanırız.
Aynı zamanda Türk tarafının bu tutumu, bu
davranışları, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerine
hiçbir şekilde yardımcı olmuyor; açıkçası bu
Avrupalı bir tutum değil.
"Türkiye'nin
tehditleri umarım sözden ibarettir"
SORU: Yani sizin
deyişinizle 'tehditler' devam eder ve güç kullanılacak olursa, mesela
Türkiye bölgeye petrol şirketlerinin haklarını korumak için
savaş gemisi gönderirse ne olur?
CEVAP: Farazi senaryolara
girmek istemiyorum. Umut ederim Türkiye'de mantık öne çıkar ve
uluslararası hukuk göz önünde bulundurulur. Umarım doğru
kararları almak için Türkiye'nin iyiliğini isteyen, özellikle de
Avrupa Birliği sürecini destekleyen kişiler söz hakkına sahip
olur.
SORU: Bir diğer
önemli konu da cumhurbaşkanlığı seçimleri. Önce size
tahmininizi sormak istiyorum.
CEVAP: Bence bu konuda
tahminde bulunmak için çok erken. Dışişleri Bakanı
olduğum için hiçbir aday hakkında konuşamam. Bu demokratik bir
süreç. Zaman zaman kamuoyu yoklamaları da yapılıyor.
Bunları siz de görüyorsunuz.
SORU: Bir izlenimimi
paylaşmak istiyorum. Kıbrıs'ta çözümden yana olan taraflar
Sayın Papadopulos'u desteklemiyor gibi...
CEVAP: Bu doğru
değil. Gelin gerçekçi ve dürüst olalım.
Cumhurbaşkanını seçecek olan halk. Yani şu ya da bu ülkenin
hükümeti değil. Dolayısıyla seçmenlere ve adaylardan hangisini
seçeceklerine odaklanmalıyız. Adayların başka hükümetlerin
favorisi olup olmadığına odaklanmak yanlış
olacaktır.
KIBRIS 14/08/07
Türkiye, Kuzey Kıbrıs'ta Hıristiyanların din özgürlüğünü tehdit ediyor
Temsilcilikten dün
yapılan yazılı açıklamada, Mağusa'nın 8 kilometre
kuzeyindeki Salamis bölgesinde bulunan Aziz Barnabas Manastarı'nda bir
süre önce ayin yapmak isteyen Rumlara Türk yetkililer tarafından
şiddet uygulandığı iddialarına yer verildi.
Kıbrıs Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu İkinci Hrisostomos'un beyanatına
istinaden yapılan açıklamada, KKTC topraklarındaki Aziz Barnabas
Manastırı'nda bir grup Rum'un ayin girişiminin Kıbrıs
Türk polisince engellenmesinin, "Hıristiyanların ibadet
özgürlüğünün tanınmaması" biçiminde sunulması dikkati
çekti.
Açıklamada,
"Piskopos Gabriel, Türklerin müzeye çevirdikleri ve
Hıristiyanların halihazırda ancak bilet alarak girebildikleri
manastıra ulaştığında, aslında yasal olmayan bir
milis güç konumunda olmakla birlikte kendilerini 'Kıbrıs Türk Polisi'
olarak adlandıran bir grubun ayini engellemesiyle
karşılaştıkları" kaydedildi.
KIBRIS
14/08/07
Temaslarımız, Türk-Alman ilişkilerinin
geliştirilmesi açısından önemli
Meclis Başkanı
Fatma Ekenoğlu, Waldkirchen Belediye
Başkanlığı'nın daveti üzerine, Meclis Futbol
Takımı'yla gerçekleştirdiği ve eleştirilere hedef olan
Almanya ziyaretinin, Türk-Alman ilişkilerinin geliştirilmesi
açısından önemine işaret ederek, "kurulacak köprüye bir
tuğla koyduk" dedi.
Meclis Başkanı
Fatma Ekenoğlu, eleştirilere hedef olan Almanya temaslarıyla
ilgili olarak medyayı ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla, dün,
basın toplantısı düzenledi.
Almanya
temaslarının medyada yoğun biçimde yer
aldığını; ancak milletvekili heyetinin, eksik veya
yanlış bilgiden kaynaklanan eleştirilere de hedef olduğunu
söyleyen Ekenoğlu, Meclis Şeref Salonu'nda düzenlediği
basın toplantısında, temaslarına ilişkin geniş
açıklamalarda bulundu. Basın toplantısına, cuma günü adaya
dönen heyette bulunan bazı milletvekilleri de katıldı.
İlk kez "Meclis
Başkanı" olarak davet aldığını, daha önceki
davetlerin milletvekili sıfatıyla
yapıldığını açıklayan Ekenoğlu, futbol
karşılaşması gerekçesiyle alınan davetin, çok iyi
değerlendirildiğini ve ilgili eyalette yoğun temaslar yapıldığını
belirtti ve temaslarını olumlu ve yararlı olarak
değerlendirdi.
Ekenoğlu, "gerçekleştirdiğimiz
temasların yararlı geçtiğini, Almanya'nın özellikle Bavyera
Eyaleti'nde önemli yankıları bulunduğunu ve geleceğe dönük
yeni ilişkiler için ciddi bir zemin oluşturduğunu, en samimi
duygularımızla huzurlarınızda ifade edebiliriz" dedi.
Basın
mensuplarının sorularını da yanıtlayan Ekenoğlu,
ısrarlı sorular üzerine, ziyaretin devlete maliyetini,
yaklaşık 50-60 bin YTL olarak açıkladı.
Temaslarının
Alman medyasında da yoğun biçimde yer aldığını
kaydeden Ekenoğlu, Almanya'nın "etkin" gazetelerinden
Passauer Neue Presse'de çıkan haberlere ve kendileriyle yapılan
siyasi röportaja önem verdiklerine işaret etti.
Ekenoğlu, röportajda
Kıbrıs Türkünün maruz kaldığı izolasyonların
geniş biçimde aktarıldığını ve Alman
Parlamentosu'nun aldığı "izolasyonlar
kaldırılmalıdır" şeklindeki kararın ileri
götürülmesi gerektiğine, kendisi tarafından özellikle vurgu
yapıldığını anlatarak, "Böylesi bir
röportajın yapılmış olması ve Alman kamuoyuna
duyurulmuş olması fırsatının yakalanmasına, gerek
ben, gerekse milletvekillerimiz büyük bir önem atfetmektedir" dedi.
Ekenoğlu,
milletvekillerinin maç yaptığı futbol takımının
ise, tamamen Bavyera Eyaleti'nin eski milletvekilleri ile eski belediye
başkanları ve seçilmişlerden oluşmakta olduğunu ve
bunun küçümsenecek bir ilişki biçimi olmadığını
vurguladı.
Heyetin gerek ülkeye
gerekse kente gidişinde yetkililer tarafından gördüğü
"yakın karşılamaya" da dikkat çeken Ekenoğlu,
şunları kaydetti:
"Heyetimiz,
Waldkirchen Belediye Başkanı Josef Höppler ve Meclis üyeleri
tarafından; Belediye Başkanlığı binasını
ziyaretinde ise özel olarak düzenlenen resmi törenle karşılandı.
Belediye Başkanı, heyetin ziyareti sırasında
yaptığı konuşmada, KKTC Meclis heyetinin ziyaretinden
duydukları memnuniyeti ifade etti. Höppler, şehrin altın
işlemeli simgesini boynuna asmakla ve yabancı devlet konuklarına
imzalattıkları altın kaplamalı defteri imzaya açmakla, bu
ziyarete verdikleri önemi ve bu ziyareti üst düzeyde resmi bir ziyaret olarak
kabul ettiklerinin ifadesi olduğunu açıkladı."
Ekenoğlu, siyasilerin
de hazır bulunduğu, Belediye Meclisi üyelerinin
katıldığı Meclis heyetini karşılama töreninde,
kedisinin ise, yaptığı konuşmada, Kıbrıslı
Türklerin barışçı çabalarını vurgulayarak, Almanya'dan
uzatılan bu dost elinden ve Almanya Parlamentosu'nda Kuzey
Kıbrıs üzerindeki izolasyonların kaldırılmasına
yönelik çalışma yapma kararından duydukları memnuniyeti
dile getirdiğini anlattı.
Heyetin, Waldkirchen
beldesinin de dâhil olduğu Freyung-Grafenau idari bölgesinin seçilmiş
en üst temsilcisi Alexander Muthman Landrat tarafından da, Eyalet
binasında resmi olarak karşılandığını
vurgulayan Ekenoğlu, bu ziyaretin de basına yanlış
yansıdığını kaydetti. Ekenoğlu, bu görüşmenin,
"kaymakamla görüşme" olarak yazılmasına tepki
gösterdi.
Ekenoğlu,
Bavyera'nın 12 milyon nüfuslu bir eyalet olduğunu; 71 idari birimi
bulunduğunu ve bunların başkanlarının da seçimle
başa geldiğini anlatarak, görüştükleri bu yetkilinin,
başkanlardan biri olduğunu kaydetti.
İdari bölgenin
seçilmiş en üst temsilcisi Landrat'ın, heyetin ziyareti nedeniyle
yaptığı konuşmasında, ziyaretten duyduğu
memnuniyeti belirttiğini ve Almanya'daki yönetim şekli ve idari
bölgenin görev ve çalışmalarıyla ilgili olarak Meclis heyetine
bilgiler verdiğini de anlatan Ekenoğlu, kendisinin ise,
izolasyonların kırılmasına yönelik yürekli
davranışa teşekkür ettiğini; bu yöndeki
çalışmaların ve temasların artarak devamını
dilediğini aktardı.
Kıbrıs gecesi
Düzenlenen
Kıbrıs gecesinde ise, idari bölge seçilmiş temsilcisi ve
Belediye Başkanı'nın yanı sıra, Bavyera Eyaleti'nden
seçilmiş Federal Almanya Parlamentosu eski milletvekili olan Almanya
Futbol Federasyonu İkinci Başkanı ile Helga Weinberger ve
Ingeborg Pontgratz adlı Bavyera Eyaleti Milletvekilleri'nin de hazır
bulunduğunu ifade eden Ekenoğlu, gecede bir de konuşma yapan
Milletvekili Weinbergerin, özellikle sportif etkinliklerin hiçbir
sınırının olamayacağının altını
çizdiğini ve "kısıtlamaların ve izolasyonların
yıkılması için biz elimizden geleni yapacağız, bu
yönde mücadelemizi sürdüreceğiz. 12 milyon arkanızdadır"
dediğini söyledi.
Ekenoğlu, gecede
katılımcılara özellikle Hellim ve diğer yerli ürünlerin
tattırıldığını ve konuyla ilgili Avrupa
Birliği'ndeki tescil çalışmaları hakkındaki sorunlara
dikkat çekildiğini aktardı.
Eşler
masraflarını kendileri karşıladı
Basın
toplantısında, basının sorularını
yanıtlarken, milletvekili eşlerinin heyete eşlik etmesinin de
spekülasyon konusu yapıldığını, ancak her
milletvekilinin eşinin masrafını kendisinin
karşıladığını belirten Ekenoğlu, heyette 3
de eski milletvekili bulunduğunu kaydetti.
Waldkirchen Belediye
Başkanı'ndan aldığı davetin, ilk kez "KKTC Meclis
Başkanı" olarak aldığı bir davet olduğunu da
açıklayan Ekenoğlu, önceki davetlerin "seçilmiş milletvekili"
sıfatıyla yapıldığını ve bu davetleri
değerlendirerek heyet olarak ziyaret gerçekleştirdiklerini
anlattı.
Bu ziyaretin Türk-Alman
ilişkilerinin geliştirilmesi açısından önemine de
işaret eden Ekenoğlu, bu temaslarla, iki ülke arasındaki
köprünün oluşturulması için bir tuğla daha konulduğunu
kaydetti ve ilişkilerin artarak devam edeceğini; Alman Federal
Meclisi'nin izolasyonların kaldırılması yönündeki
kararının arkasında duracağına
inandıklarını vurguladı.
Almanya'da
kaldıkları bir hafta süresinde otelde ve maç oynanan sahada KKTC
bayrağının asılı kaldığını ve
bunun da önemli bir olay olduğunu kaydeden Ekenoğlu,
basının ısrarlı sorularına karşılık, bu
ziyaretin devlete maliyetini, yaklaşık 50-60 bin YTL olarak
açıkladı.
Ekenoğlu, Londra Türk
Federasyonu'ndan aldıkları maç davetiyle ilgili bir soru üzerine ise,
lortların daveti üzerine gittikleri Londra'da böyle bir davetin
yapıldığını, ancak bunu henüz
değerlendirmediklerini de ifade etti.
KIBRIS
14/08/07
Barış Harekâtı'nın 2.
aşamasının 33. yıldönümü törenlerle kutlanıyor
Barış
Harekatı'nın 2. aşamasının 33.yıldönümü
çerçevesinde, Serdarlı, Gazimağusa ve Lefke'nin kurtuluşu
törenlerle kutlanacak. Muratağa Sandallar ve Atlılar ile Taşkent
şehitleri de törenle anılacak.
Serdarlı'nın
Kurtuluşu bugün, Gazimağusa'nın Kurtuluşu yarın,
Lefke'nin Kurtuluşu 16 Ağustos'ta resmi törenlerle anılacak.
Muratağa Sandallar ve Atlılar şehitleri bugün, Taşkent
şehitleri ise yarın törenle anılacak.
Serdarlı
Serdarlı'nın
kurtuluşunun 33. yıldönümü dolayısıyla bugün Serdarlı
Atatürk Büstü Önü'nde düzenlenecek tören saat 19.00'da başlayacak.
Cumhurbaşkanı'nın da katılacağı törende, protokol
sırasına göre çelenkler konulacak, saygı duruşu ve
İstiklâl Marşı ile bayraklar göndere çekilecek. Daha sonra
Belediye Başkanı Mehmet Kerimoğlu ve Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat konuşmalarını yapacak. Bir öğrencinin
şiir de okuyacağı törende resmi geçidin ardından
Serdarlı Belediyesi Halk Dansları Ekibi gösteri sunacak.
Gazimağusa
Gazimağusa'nın
kurtuluşunun 33 yıldönümü, yarın iki ayrı törenle
kutlanacak. Zafer Anıtı'ndaki tören saat 17.00'de başlayacak.
Protokol sırasına göre çelenklerin konulacağı törende
saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile bayraklar göndere
çekilecek.
İkinci tören
Polatpaşa Bulvarı'nda saat 18.00'de başlayacak. Törende
halkın bayramı, yetkililerce kutlanacak, İstikâl Marşı
ile bayraklar göndere çekilecek ardından da Gazimağusa Belediye
Başkanı Oktay Kayalp konuşma yapacak.
KTBK
Komutanlığı'na iletilmek üzere Belediye Başkanı
tarafından şükran plaketinin sunulmasından sonra Tümen
İstihkâm Savaş Tabur Komutanlığı'ndan bir subay
konuşacak. Şiirlerin de okunacağı tören, tören
geçişiyle son bulacak.
Gece de şehitler için
Lala Mustafa Paşa Camii'nde mevlit okutulacak.
Lefke
Lefke'nin Kurtuluşu
16 Ağustos'da 2 ayrı törenle kutlanacak. İlk tören, saat 8.30'da
Lefke Kemal Özalpler Şehitliği'nde yer alacak. Törende protokol
sırasına göre çelenkler konulacak, saygı duruşu ve
İstiklâl Marşı ile bayraklar göndere çekilecek ardından da
şehitler için dua okunacak.
Lefke Atatürk
Parkı'nda düzenlenecek ikinci tören saat 18.00'de başlayacak.
Protokol
sırasına göre çelenklerin konulacağı törende saygı
duruşu ve İstiklâl Marşı ile bayraklar göndere çekilecek.
Tören birliklerinin denetlenmesi ve halkın bayramının
kutlanmasının ardından Lefke'nin kurtuluşunun temsili yer
alacak. Dans gösterisi ve şiir okunmasından sonra konuşmalar
yapılacak.
Tören resmi geçitle sona
erecek.
Kurtuluş
şenlikleri
Lefke'nin kuruluşunun
33. yıldönümü dolayısıyla resmi törenlerin yanısıra
bir de şenlik düzenlendi. Dün başlayan kurtuluş şenlikleri
23 Ağustos'a kadar çeşitli etkinliklerle sürecek. Bu çerçevede,
satranç, tenis, sokak basketbolu, golf, bilardo turnuvaları ve skeed-av
usulü yarışma ile konserler yer alacak.
16 Ağustos'ta Lefke
Atatürk Parkı'nda; 20 Ağustos'ta ise Lefke Belediyesi Tenis
Kulübü'nde halka açık konserler yer alacak. Her iki konser de saat
20.30'da başlayacak. Şenlikler kapsamında 22 Ağustos
akşamı da Umut Albayrak, aynı saatte Yeniçağ Gençlik
Kulübü'nde halka açık konser verecek. Şenliklerin kapanış
gecesi olan 23 Ağustos akşamı saat 20.30'da ise Türk Sanat ve
Halk Müziği konseri yer alacak.
Bu çerçevede 21
Ağustos akşamı Müzik Eğlence ve Tombala Gecesi de
düzenlenecek. Yedidalga Halk Plajı'ndaki gece saat 21.00'de
başlayacak.
Muratağa Sandallar ve
Atlılar
Muratağa Sandallar ve
Atlılar şehitleri de bugün törenlerle anılacak.
Muratağa Sandallar
Şehitliği'ndeki tören saat 17.00'de, Atlılar
Şehitliği'ndeki tören ise saat 18.00'de başlayacak.
Cumhurbaşkanı'nın da katılarak konuşma
yapacağı ilk törende, protokol sırasına göre çelenkler
konulacak, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile
bayraklar göndere çekilecek. Daha sonra Atlılar, Sandallar ve
Muratağa Şehit Aileleri adına Hüseyin Nazım Aslantürk
konuşma yapacak. Okunacak şiirin ardından Cumhurbaşkanı
Talat konuşmasını yapacak. Şehitler için dua okunduktan
sonra şehitlik ziyaret edilecek ve Atlılar Şehitliği'ndeki
törene geçilecek. Buradaki törende ise protokol sırasına göre
çelenkler konulacak ve saygı duruşunda bulunulacak.
Şehitler için saat
15.30'da Muratağa Camii'nde mevlit de okunacak.
Taşkent
Taşkent
Katliamı'nda şehit olanlar da yarın düzenlenecek törenle
anılacak.
Taşkent Şehitler
Anıtı önünde yapılacak tören saat 9.30'da başlayacak.
Törende protokol sırasına göre çelenkler konulacak. Saygı
Duruşu, Saygı Marşı ve İstiklâl Marşı ile
bayrakların göndere çekilmesinin ardından
Taşkent Muhtarı
Ersoy Taluğ konuşma yapacak. Şiir de okunacak törende günün
anlam ve önemini belirten konuşmanın ardından Taşkent
Şehitler Müzesi ziyaret edilecek.
Şehitler için gece de
saat 19.45'te Taşkent Şehitler Camii'nde Mevlid-i Şerif
okutulacak.
GK Emekli Subaylar
Derneği
Güvenlik Kuvvetleri Emekli
Subaylar Derneği Başkanı Alper Önel, Barış
Harekâtı'nın 2. Aşaması'nın 33. yıldönümü
dolayısıyla yayımladığı mesajda, "Bizlere
emanet edilen vatan topraklarına sahip çıkarak özgürlüğümüzü
ilelebet korumak en büyük vazifemiz olacaktır" dedi.
Kıbrıs Türkü'nün
bugünlere gelmesini sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri
mensuplarına, Mücahitlere şükranlarını sunan Önel, aziz
şehitleri de rahmetle andı.
KIBRIS
14/08/07
Rumların petrol ihalesine 2 başvuru
16 Ağustos, 2007 17:35:00 (TSİ) CNN
TURK
Ankara'nın tepkisine rağmen,
Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz
aranması için açtığı ihaleye başvurular
tamamlandı ve ihaleye başvuran şirketler açıklandı.
İhaleye
iki şirket başvurdu. Norveç, Birleşik Arap Emirlikleri ve
İngiltere'den oluşan bir konsorsiyum ile ABD'nin Teksas eyaletinin
Houston şehrinden "Noble Energy" adlı bir şirketin
ihaleye başvurduğu bildirildi.
İhalede sunulan 11 parselden üçü için başvuru yapıldı. Söz
konusu şirketlerin başvurularının değerlendirilmesinin
2007 yılı sonuna kadar tamamlanması bekleniyor.
Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanlığı'na bağlı
Enerji Dairesi Müdürü Solon Kassinis'in "Hükümet 4 veya 5 başvuru
alırsa bundan memnuniyet duyacak" dediği belirtilmişti.
Rum kesiminden, uluslararası şirketlerin ihaleye ilgi gösterip
göstermediğine ilişkin farklı açıklamalar geliyordu.
KKTC'nin tavrı
KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı dün yaptığı açıklamada,
Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz
arama çalışmalarıyla ilgili tavrı konusunda ne Türkiye'nin
ne de KKTC'nin taviz vereceğini söylemişti.
Rum yönetiminin, Doğu Akdeniz'de petrol arama
çalışmalarını başlatma girişiminin arkasında
"Kıbrıs Rumlarındır ve Türkler bir
azınlıktır" düşüncesinin yattığını
belirten Avcı, petrol krizinin de bu düşüncenin bir parçası
olduğunu kaydetmişti.
"Bu uğraş, Kıbrıs sadece Rumlardan sorulur
amacıyla ortaya atılmıştır ve çok yanlış bir
uğraştır" diyen Avcı, Kıbrıs'ın
Kıbrıslı Rumlar kadar en az Kıbrıslı Türklere de
ait olduğunu ve Kıbrıs Türklerin haklarının inkar
edilemez olduğunu bildirmiş, KKTC'nin yanı sıra Doğu
Akdeniz'de Türkiye'nin bölgesel hakları olduğunu
hatırlatmıştı.
Ankara'nın tavrı
Rum yönetiminin bölgede tek taraflı hak ilan etmesine karşı
çıkan Ankara, aynı bölgede petrol aramak açmak
hazırlıklarını sürdürüyor.
Geçen hafta Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın,
bölgede arama yapmak için istediği izne dair ruhsat dilekçeleri Resmi
Gazete'de yayımlandı.
Bölgedeki çalışmalarda yabancı yatırımcılarla da
ortaklığa gitmeyi planlayan TPAO, kasım ayında
çalışmalara başlamak istiyor.
İhale süreci başladı
Kıbrıs Rum yönetimi, Mısır ve Lübnan ile
yaptığı anlaşma uyarınca, Kıbrıs adası,
Mısır ve Lübnan arasındaki bölgede petrol ve doğalgaz
aranması konusunda uluslararası ihaleye 15
Şubat'ta başladı.
Rum yönetimi böylece, Akdeniz'de petrol ve doğalgaz aranması
konusunda ilk adımı atmış oldu.
Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
Norveç petrol arama şirketleri, ada çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar
değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit etmişti.
2005'te Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen
anlaşma imzalayan Rum yönetimi, benzer bir anlaşmayı Lübnan
ile de imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile temas
kurdu.
Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli
adım atmaları konusunda uyarmıştı.
Ciddi Yunan gazetesi
Katimerini, Kıbrıs'ta Rumlar tarafından katledilen Türkleri gösteren
fotoğrafı, 'Türklerin öldürdüğü Rumlar' diye sunduktan 23 gün
sonra özür diledi
Yunanistan'ın ciddi gazetelerinden
sayılan Katimerini, 1974'te Rumlar tarafından öldürülerek toplu
mezara gömülen Kıbrıslı Türklerin cesetlerinin başında
ağlayan bir Kıbrıslı Türkü gösteren fotoğrafı
yayımlarken, fotoğrafın altına, "Türklerin
attığı napalm bombasıyla katledilen Rumların yanı
başında ağlayan Kıbrıslı Rum" yazarak bir
medya skandalına imza attı.
Katimerini gazetesi, geçen 22 Temmuz'da Türkiye'nin Kıbrıs'a
yaptığı askeri müdahaleyi yorumlayan yazı ve
fotoğraflar yayımladı. Söz konusu fotoğraf için,
"Dehşet manzaraları: Bir Kıbrıs Rumu, napalm
bombalarıyla yanarak kömür haline gelmiş akrabalarının
yanı başında ağlıyor" ifadesi kullanıldı.
Ancak gazetenin ayıbını, bir internet blog yazarı ortaya
çıkardı. Bu fotoğrafın daha önce, Kıbrıslı
Rum gazeteci Makarios Drusiotis tarafından yazılan
Kıbrıs'la ilgili bir kitapta, "EOKA'cıların
barbarlığı: Kalandari köyünde Kıbrıs Türklerinin
gömüldüğü toplu mezar" ifadeleriyle yer aldığı
belirlendi.
Katimerini, tepkilerin giderek büyümesi sonucunda, 22 Temmuz'daki hatası
için 23 gün sonra özür dilemek zorunda kaldı. Önceki günkü Katimerini'de
aynı fotoğrafla birlikte tek sütun olarak yayımlanan kısa
yazıda, "Yanlışımız için okurlarımızdan
özür diliyoruz, fotoğrafta Türk toplu mezarı görüntüleniyor.
Fotoğrafı Associated Press (AP) için 13 Ağustos 1974'te Peter
Arnett çekmiş" denildi.
MILLIYET 16/08/07
Protara'da kemikleri bulunan 6 şehit defnediliyor
5 şehit Lefkoşa
Şehitliği'nde bugün; 1 şehit de yarın Gazimağusa
Canbulat Şehitliği'nde toprağa verilecek.
Ahmet Mustafa Meddi, Hasan
Ertuğrul Veli, Hüseyin Ahmet Şükrü, Hüdaverdi Yusuf Osman ve Mustafa
Hasan'ın naaşları bugün saat 10.00 Lefkoşa Mezarlığı'nda
kılınacak cenaze namazından sonra düzenlenecek askeri törenin
ardından defnedilecek.
Hasan Ziya'nın
naaşının defin işlemi ise, yarın saat 11.00'de
kılınacak cenaze namazı ve düzenlenecek törenden sonra
gerçekleştirilecek.
KIBRIS 16/08/07
Kıran kırana pazarlık olacak
Yılmaz YAKAR/ T.A.K.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun yeni dönemde Annan Planı'ndan
farklı olarak ele alınacağını vurgulayarak,
"Kıran kırana pazarlık olacak" dedi.
Gazimağusa'nın
kurtuluş töreninde yaptığı konuşmada, Annan
Planı'nın Avrupa Birliği zamanlaması nedeniyle
kısıtlı bir zamanda görüşüldüğünü ve pazarlık
dahi yapılamadığını, tarafların kendi
pozisyonlarını arabulucuya aktardıklarını belirten
Talat, "Bu defa öyle olmayacak" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, "Bu dönem, gerçek ve kıran kırana pazarlık dönemi
olacak. Belki de artık arabuluculara derdimizi anlatacak değiliz...
Ben o koşulları göremiyorum" ifadelerini kullandı.
Yeni dönemde
"sinirlerin sağlam, pazarlık kapasitesinin yüksek
olması" gerektiğine de dikkat çeken Talat, ekonominin güçlü
olmasının pazarlık kozunu artıracağını
ekledi.
KIBRIS 16/08/07
Çözüm için olumlu bir adım
ÖN KOŞULLARIN YOLU
AÇILABİLİR... Hristofyas, "iki toplum liderinin
görüşmesiyle Kıbrıs sorununun çözümlenmesine ilişkin
gerekli ön koşulları yaratacak yolun açılması"
yönündeki umudunu dile getirdi
Rum Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın görüşmesinin yeniden gündeme gelmesini "olumlu bir
adım" olarak nitelendirdi.
Rum radyosunun haberine
göre Hristofyas Limasol'da yaptığı açıklamada, "iki
toplum liderinin görüşmesiyle Kıbrıs sorununun çözümlenmesine
ilişkin gerekli ön koşulları yaratacak yolun açılması"
yönündeki umudunu dile getirdi.
"Türkiye'nin retçi
tutumu yüzünden verimsiz geçen zamanın yeni oldu bittiler yaratması
nedeniyle zor bir sürecin söz konusu olduğunu" belirten Hristofyas,
zaman kaybının bölünmüşlüğün
kalıcılaşması tehlikesi
taşıdığını vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca'nın, Rum Dışişleri Bakanı
Erato Markulli'yi eleştiren açıklamalarıyla ilgili bir soruya
karşılık da Hristofyas, "sürecin yeniden engellenmemesi
için tarafların birbirlerine suçlama yapmaması" umudunu dile
getirdi.
KIBRIS 16/08/07
Papadopulos görüşmeye hazır
Rum radyosunun haberine
göre Sözcü Palmas, Cumhurbaşkanı Talat'ın Papadopulos'a önceki
gün gönderdiği mektup hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Talat-Papadopulos
görüşmesinin yapılması için BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller
aracılığıyla Türk tarafına mektup gönderdiklerini ve 8
Temmuz'dan beri görüşme talebinde bulunduklarını belirten
Palmas, taleplerine önceki gün yanıt geldiğini ve yanıt
alır almaz Papadopulos'un Möller'i arayarak görüşme tarihinin en
kısa zamanda belirlenmesini istediğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Papadopulos'a önceki gün bir mektup göndermiş ve olası
görüşmenin içeriği konusunda Kıbrıs Türk
tarafının görüşlerini iletmişti.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca da konuyla ilgili açıklamasında,
olası görüşme tarihinin Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in
görüşmesinde belirleneceğini kaydetmişti.
KIBRIS 16/08/07
Arjantin'den limon geldi
(!)
NARENCİYENİN
HALİ... Bir zamanlar "sarı altın" olarak
nitelendirilen ve ülke ekonomisi için önemli döviz girdisi sağlayan
narenciyede ne kadar kötü günler yaşandığı kısa süre
önce yapılan bir ithalatla gün ışığına
çıktı. Narenciye ülkesi KKTC, dünyanın bir ucundan,
Arjantin'den, limon ithal eder konuma geldi. Mevsim dolayısıyla
piyasada baş gösteren limon sıkıntısı nedeniyle 23
Temmuz-3 Ağustos 2007 tarihleri arasında 118 ton limon geldi
ARJANTİN LİMONU
2. 5 YTL... Şu anda piyasada kilosu 2.5 YTL'den satılan limonun,
yerli ürün çıkıncaya dek talebi karşılayacağına
inanılıyor. Tarım Dairesi Müdürü Emine Solyalı, piyasaya
sürülebilecek Kıbrıs limonu bulunmadığından
dolayı Arjantin'den limon ithal etmek zorunda kaldıklarını
söylerken, Ticaret Dairesi Müdürü Baki Aygün de benzer nedenlerden ve Rum
kesiminden kaçak limonun önünü almak için bu yola
başvurduklarını söyledi.
Ergül ERNUR
"Narenciye
ülkesi" KKTC, günümüzde limon ithal eder duruma geldi. Mevsim
koşulları yüzünden piyasada baş gösteren limon
darlığı, binlerce kilometre uzaklıktan ithalat
yapılmasına neden oldu.
Bir zamanlar
"sarı altın" olarak da anılan ve ülkenin en önemli
ihraç kalemlerinden biri olan narenciyede kötü günler yaşanıyor.
Piyasada "mumla
aranır" hale gelen limon için alternatif arayan hükümet, çareyi,
binlerce kilometre uzaklıktaki bir Güney Amerika ülkesi Arjantin'den limon
ithal etmekte buldu. Arjantin'den, 23 Temmuz-3 Ağustos 2007 tarihleri
arasında 118 ton limon geldi
Çarşıda ithal
limonları gören vatandaşlar
şaşkınlığını gizleyemezken, yetkililer de bu
darboğazda ithalatın gerekliliğini savundu; kaçak limonun ülkeye
girişini engellemek için bu yönteme başvurulduğunu söyledi.
Uzun bir süredir piyasada
yaşanan limon eksikliği, Ticaret Dairesi ve Tarım Dairesi'ni
harekete geçirdi.
Ticaret Dairesi'nin
onayıyla 23 Temmuz-3 Ağustos 2007 tarihleri arasında ülkemize
Arjantin'den getirtilen 118 ton limon ise şu anda piyasada kilosu 2.5
YTL'den satılıyor.
Vatandaş yerli
üretime sahip çıkılmadığı için dert yanarken,
yetkililer ise tüketicinin talepleri doğrultusunda hareket etmeye
çalıştıklarını ifade ediyor.
Limonun bir ihtiyaç
olduğunu, ancak ithal olduğundan dolayı pahalıya
getirildiğine dikkat çeken yetkililer, kısa süre sonra yerli üretime
geçileceğini söyledi.
Ticaret Dairesi Müdürü
Baki Aygün ve Tarım Dairesi Müdürü Emine Solyalı, piyasada
sıkıntısı çekilen bazı sebze, meyve ve narenciye
çeşitlerinin bir şekilde Rum kesiminden kaçak getirtildiğini
kaydetti.
Bu durumun ortaya
çıkması ve tüketici talebiyle piyasada yaşanan eksiklik yüzünden
ithalata başlandığını belirten Ticaret Dairesi Müdürü
Aygün, narenciye ülkesi olmamıza rağmen üretimin belli tarihlerde
yapılabildiğine dikkat çekti. Aygün, ithal edilen limon
miktarının eylül ayı sonlarına kadar yeterli
olacağını da ifade etti.
Tarım Dairesi Müdürü
Solyalı da, ülkemizde piyasaya sürülebilecek Kıbrıs limonu
bulunmadığını belirterek tüketicinin talebi
doğrultusunda Arjantin'den limon ithal etmek zorunda
kaldıklarını söyledi.
Solyalı, soğuk
hava depolarında limonun uzun süre bekletilemediğine dikkat çekerek,
bu işlemin pahalıya mal olduğunu ve bu yüzden de tercih
edilmediğini kaydetti.
Aygün: Limon
eksikliği vardı, ithalat yaptık
Ticaret Dairesi Müdürü
Baki Aygün, ülke piyasamızda 'limon' eksikliği
yaşandığını söyleyerek her yıl nisan ile eylül
ayları arasında bu durumun yaşandığını
anımsattı.
23 Temmuz 2007 tarihinde
Arjantin'den limon ithal edilmesi için izin verdiklerini söyleyen Aygün, bu
sürenin 3 Ağustos 2007 tarihinde son bulduğunu kaydetti.
Şu ana kadar
Arjantin'den 118 ton limon ithal ettiklerini açıklayan Aygün, "Talep
ettiğimiz miktar şu anda geldi. Yeni ürün çıkıncaya kadar,
bu miktar tüketicinin ihtiyacını karşılayacak"
şeklinde konuştu.
Limon
sıkıntısı yaşanmaya başladıktan sonra
bazı kişilerin kaçak olarak Rum kesiminden limon getirmeye
başladıklarını kaydeden Aygün, "Bunu engellemek için
de ithal izni verdik ve yurtdışından limon getirtmeye
başladık" dedi.
"Yeni limon türleri
getireceğiz"
Ticaret Dairesi Müdürü
Baki Aygün, soğuk hava depolarında limonların saklanması
gerektiğine vurgu yaparak ancak bu sürenin de 4 ile 6 ay arasında
olabileceğini söyledi.
Arjantin'den en son 3
Ağustos'ta limon ithal edildiğine işaret eden Aygün, bu sürenin
bittiğini ve eylüle kadar yeterli stokun
yapıldığını belirtti.
Ülkemizdeki iklim
koşullarının da üretime etkisi olduğunu ifade eden Aygün,
limon üretimi başladığı zaman hasadın daha erken bir
tarihte olabileceğini de söyledi.
"Narenciye ülkesiyiz,
ama üretimin de belli tarihleri vardır" diyen Baki Aygün, "Limon
ağacı popülasyonunun 12 ay boyunca sürekli olarak piyasaya mahsul
sunması mümkün değildir" dedi.
Adamıza yeni limon
türleri getirmeyi de düşündüklerini aktaran Aygün, belli dönemlerde
piyasada eksikliği hissedilen limonun böyle bir yatırımla aza
indirgenebileceğini söyledi.
Tarım Dairesi ile bu
tür konularda devamlı iletişim kurduklarını söyleyen Aygün,
üreticiye zarar vermeden sorunları çözmeye
çalıştıklarını ifade etti.
Belli dönemlerde bazı
sebze ve meyveler için ithal iznini verdiklerini aktaran Aygün, bu durumun
kısa süreli olduğunu ve tüketicinin talepleri doğrultusunda hareket
ettiklerini söyledi.
Solyalı: Ülkemizde
limon üretimi yok
Tarım Dairesi Müdürü
Emine Solyalı, limon üretiminin şu anda ülkemizde
olmadığını açıklayarak, tüketicinin talepleri
doğrultusunda Arjantin'den limon ithal etmek durumunda
kaldıklarını belirtti.
Piyasada eksikliği
hissedilen limonun daha öncelerde Rum kesiminden kaçak olarak
getirtildiğini de ifade eden Solyalı, bu durumu engellemek için de
ithal izni talep ettiklerini kaydetti.
Narenciye ülkesi
olmamıza rağmen limon üretiminin şu anda
olmadığına değinen Solyalı, ülkemizde piyasaya
çıkarılabilecek limonun da bulunmadığını söyledi.
Tüketici talebi üzerine
piyasaya sürmek için limonu Arjantin'den ithal ettiklerini aktaran
Solyalı, bu sorunu üreticiyi mağdur etmeden çözmeye
çalıştıkları anlattı.
Soğuk hava
depolarının içerisinde uzun süre limonun bekletilemediğine de
vurgu yapan Solyalı, "Limon yeşil durumdayken, soğuk hava
depolarına konulmalıdır. Bu da kasım ayına denk
geliyor. Ancak depolarda bekletmek pahalıya mal olduğu için bu pek
fazla tercih edilmiyor" dedi.
"Önümüzdeki
yıllarda ithalata ihtiyaç duyulmayacak şekilde kendi limonumuzu
üretmeye başlayacağız" diyen Solyalı, tüketici talebi
doğrultusunda hareket ettiklerini de sözlerine ekledi.
Ülke üretiminin
pazarlanmasının kendileri için ilk sırada olduğuna da
değinen Solyalı, "Ülkemiz üreticilerinin elinde limon
olsaydı, kesinlikle ithal etmezdik" dedi.
KIBRIS 16/08/07
NTV
Güncelleme: 19:08 TSİ 19 Ağustos 2007 Pazar
İSTANBUL - Yolcular,
havaalanında, yaşadıkları korkulu dakikaları
kameralara anlattı.
Lefkoşa-İstanbul
seferini yaparken kaçırılarak Antalyaya indirilen uçağın
yolcularından bir bölümü, Atlasjetin bir başka uçağıyla
İstanbula getirildi.
Biri bebek 122 yolcu, Atatürk Havalimanında, İstanbul Vali
Yardımcısı Murat Kocabaş ve diğer yetkililer
tarafından çiçeklerle karşılandı.
Dış Hatlar Terminalinde kendilerini bekleyen yakınlarına
sarılan yolculardan bazılarının göz
yaşlarını tutamadıkları görüldü.
İstanbula gelen yolcular arasında, sanatçı Mithat Körlerin
yanı sıra Emre Altuğun orkestrası da yer aldı.
YOLCULAR
YAŞADIKLARINI ANLATTI
Kıbrısta öğrenci olan oğlunun yanından dönen Gülçin
Yendi, uçağın hareketinden bir müddet sonra ön kısma yakın
yolculardan ikisinin hızla koşmaya
başladığını belirterek, Bir an ne olduğuna anlam
veremedik. Meğer pilotlara ulaşmak için koşuyorlarmış.
Ancak kokpit kilitli olduğundan içeriye giremediler. Elimizde bomba var,
rotayı İrana çevirin dediler. Pilotlar da yakıt alma
bahanesiyle uçağı Antalyaya indirdi. Bunlar olurken hepimiz çok
korktuk. Bizlere dönerek; Korkmayın, biz ABDyi protesto ediyoruz,
sizlere bir şey yapmayacağız dediler. dedi. Pilotların,
kendilerinden önce uçaktan atladığını kaydeden Yendi,
Uçakta havasız kaldık, çok zor anlar yaşadık.
Uçağın kapıları açılmasaydı hepimiz ölebilirdik
şeklinde konuştu.
SİZ
MÜSLÜMANSINIZ, SİZİNLE İŞİMİZ YOK
Yolculardan Ahmet Sert ise annesi Fatma Sert ile Kıbrıstaki
ağabeyinin yanından döndüklerini belirterek, uçakta
yaşadıklarını şöyle anlattı: İki eylemci
aniden pilotların olduğu kısma yöneldi. İçeri girmeyi
başaramayınca pilotlarla bir süre konuştular. Daha sonra bize
dönerek, Siz sakin olun. Siz Müslümansınız, bizim sizinle
işimiz yok diyerek, bizi sakinleştirdiler. Eylemcilerin ellerinde
bomba gibi sarılmış bir paket vardı. İçlerinden biri,
uçağın ortasına yürüyerek elindeki bandı bir koltuğa
yapıştırıp, Bu pakette uçağın
yarısını havaya uçuracak patlayıcı var deyip, bizi
tehdit etti. Uçak kabini bir müddet sonra havasız kalınca, kadın
ve çocukları ön taraftan bırakmaya başladılar. Bu
sırada bazı yolcular da arka kapıyı kırdı. Kaçan,
kaçabildi.
Sert, eylemcilerin uçağı İrana götürmek istediklerini, ABDyi
protesto amacıyla uçağı kaçırdıklarını
söylediklerini kaydetti.
ARKA
KAPIYI BEN AÇTIM
Yolculardan, Kıbrısta tekstil işinde çalışan Murat
Kılınç da havasız kaldıkları için arka
kapıyı kendisinin açtığını söyledi.
Yıldız, uçak havalimanına indikten sonra eylemcilerin Müslüman
olmayanları ön tarafa aldıklarını belirterek, Müslüman
olmayan 1i bayan 3-4 kişi çıktı. Onları yanlarına
aldılar. Zaten en geç de onları bıraktılar. Herkes panik
içindeydi. Bize, Siz sakin olun, size bir şey yapmayacağız
dediler. Havasızlıktan bayılmalar başladıktan sonra
uçağın kapısını açarak yaşlı ve
çocukları bırakmaya başladılar. Tam bu anda ben de arka
kapıyı açarak atladım. Bu sırada kolumdan yaralandım.
Zaten benim peşimden de herkes kaçtı dedi.
Korsanlara önce engel olmak istediklerini anlatan Kılınç, ancak
hayati tehlike bulunması nedeniyle hostesler tarafından
engellendiklerini belirtti. Kılınç, çok kötü bir gün
yaşadıklarını ve kurtuldukları için şanslı
olduklarını ifade ederek, Uçağı İran ya da Suriyeye
götüreceklerini söylediler. Antalyaya indiğimiz için çok
şanslıydık. Gerçekten pilotlarımızı kutlamamız
gerekiyor diye konuştu.
Yolculardan Zekave Tayaç da korsanların, kadın ve çocuklu
oldukları için kendilerini ön kapıdan
bıraktıklarını belirterek, Müslümanız dedik, tekbir
getirdik öyle bıraktılar. Onların amaçları Suriyeye
gitmekti dedi.
BULDUĞUMUZ
İLK DELİKTEN ATLADIK
Erkan Koç adlı yolcu ise uçak Antalyaya indikten bir süre sonra
kargaşa olduğunu, arka kapı ve orta
çıkışların açıldığını anlatarak,
Bulduğumuz ilk delikten atladık. O an hiçbir şey
düşünemiyorsunuz. Sadece atlamak ve oradan kurtulmak istiyorsunuz
şeklinde konuştu. Yolculardan Emre Şanver ise orta
kapıyı açarken yaralandığını belirterek, küçük
bir sıyrık olan yarasına pansuman
yapıldığını kaydetti.
Uçaktaki yolculardan 11 yaşındaki Güven Özalp ise ailesiyle birlikte
tatilden döndüklerini ifade ederek, Çok korktum, havasız kalınca
midem bulandı. İlk kez terörist gördüm dedi.
'Ercan Havaalanı uçuş için emniyetli'
19 Ağustos, 2007 15:29:00 (TSİ) CNN
TURK
KKTC Polis Genel Müdürlüğü, dün meydana
gelen uçak kaçırma olayını KKTC'ye mal etmenin art niyetlilik
olacağını, Ercan Havalimanı'nda yolcuların güvenli
uçuş yapmalarını sağlamak için gerekli tüm emniyet
tedbirlerinin alındığını bildirdi.
KKTC Polis Genel Müdürlüğü, Atlasjet
Havayollarına ait yolcu uçağının Ercan-İstanbul
seferini yaptığı sırada kaçırılması
olayıyla ilgili yazılı açıklama yaptı.
"Güvenlikle ilgili teknik donanımlara sahibiz. Bunlara ilave olarak
24 saat sistemine göre çalışan kapalı devre kamera sistemi
mevcuttur. Ercan Havalimanı'nın güvenliğinden tek sorumlu Polis
Genel Müdürlüğüdür" ifadelerine yer verilen açıklamada,
uluslararası havacılık kurallarına göre ellerinde bomba
veya silah olduğunu söyleyen herkesin uçak indirebileceğine
işaret edildi.
Açıklamada, "Bu nedenle Ercan-İstanbul uçağında
meydana gelen olay, dünyanın herhangi bir havaalanı
çıkışlı uçağında da olabilirdi. Bunu KKTC'ye mal
etmek art niyetliliktir" denildi.
Açıklamada, uçak kaçırma olayında, olayın
başlangıcından bitimine kadar KKTC Polis Genel
Müdürlüğü'nün Türkiye Cumhuriyeti Emniyet Genel Müdürlüğü ve Antalya
Emniyet Müdürlüğü ile koordineli bir şekilde çalıştığı,
bütün gelişmelerin anında paylaşılarak gerekli bilgi
aktarımının sağlandığı kaydedildi.
Açıklamada ayrıca, "Buradan tüm KKTC halkına ve diğer
ülke vatandaşlarına şunu ifade edebiliriz ki, Ercan
Havalimanı sahip olduğu teknik donanım ve alınan emniyet
tedbirleri bakımından uluslararası standartlara uygundur.
Dolayısıyla gönül rahatlığıyla
kullanılabilir" denildi.
Yolcu uçağında 5 saatlik eylem
Lefkoşa-İstanbul seferini yapan 5 mürettebat ve 140 yolcu
taşıyan Atlas Jet'e ait uçak, iki hava korsanı tarafından
dün Tahran'a kaçırılmak istenmişti.
Uçak yakıt ikmali için Antalya Havaalanı'na inmiş ve 5 saat
süren eylem saat 13.00 gibi korsanların teslim olmasıyla sona
ermişti.
Yolcu uçağında 5 saatlik eylem
18 Ağustos, 2007 16:55:00 (TSİ) CNN
TURK
cnnturk.com
Lefkoşa-İstanbul seferini yapan 5 mürettebat ve 140 yolcu
taşıyan Atlas Jet'e ait uçak, iki hava korsanı tarafından
Tahran'a kaçırılmak istendi. Uçak yakıt ikmali için Antalya
Havaalanı'na indi. 5 saat süren eylem saat 13.00 gibi korsanların
teslim olmasıyla sona erdi. Yolcuların büyük bölümü Atlas Jet'in bir
başka uçağıyla 16.45'te İstanbul'a getirildi.
Biri Türk
diğeri Filistinli 2 hava korsanı Antalya Emniyeti Terörle Mücadele
Şubesi'nde sorgulanıyor.
Olayla bağlantılı olduğu şüphesiyle bir süre
gözaltında tutulan bir yolcu ise serbest bırakıldı.
İki korsanın uçağı kaçırırken tehdit unsuru
olarak kullandığı pakette de bomba değil oyun hamuru
olduğu anlaşıldı.
İki hava korsanının, oyun hamuru ve elektrik bandını
güvenlik kontrolünden ayrı ayrı geçirdiği, uçağın
tuvaletinde hamura bomba süsü verdikleri tahmin ediliyor.
Zanlılar, kendilerini uçakta El Kaide üyesi olarak tanıttı;
ancak polis şu ana kadar böyle bir bağlantıya rastlamadı.
Yolcuların anlatımına göre, korsanlar eylemi ORtadoğu'ya
dikkat çekmek, ABD'yi protesto etmek için düzenledi.
Korsanların kimliği
İçişleri Bakanı Osman Güneş, korsanlardan birinin Mehmet
Reşat Özlü ismindeki bir Türk, diğerinin ise Suriye pasaportu
taşıyan, ancak Filistinli olduğu sanılan Mommen Abdül Aziz
Talikh olduğunu belirtti.
* Mehmet Reşat Özlü: 25 Haziran 1980
Şanlıurfa-Akçakale doğumlu
* Mommen Abdül Aziz Talikh: 2 Eylül 1982 Filistin
doğumlu
Hava korsanlarının Arapça ve İngilizce konuştuğu,
birinin elinde bıçak, diğerinde ise "bomba" olduğu
söylenen bir paket bulunduğu kaydedilmişti.
Korsanlardan Özlü'nün KKTC'de bir üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı
son sınıf öğrencisi olduğu öğrenildi. Zanlının 12
çocuklu ailesi Akçakale'de çiftçilikle uğraşıyor.
En son şubat ayında amcasının vefatı
dolayısıyla Türkiye gelen zanlının, birkaç gün önce de bir
yakınını telefonla arayarak, okulu bitirmek için birkaç dersinin
kaldığını ve bunları geçtikten sonra Türkiye'ye
döneceğini söylediği öğrenildi.
Bu
arada, cumhuriyet savcıları ve güvenlik görevlileri yolcuların
ifadelerine başvurdu.
İran Dışişleri Bakanlığı da bir
açıklama yaparak, olayla İran'ın hiçbir ilgisinin
bulunmadığını bildirdi.
Şimdi, "korsanların bu maddelerle uçağa nasıl
girebildikleri", "pilotların uçağı terk
etmesi ve yolcuların acil çıkış
kapılarından atlamasının ne kadar doğru olduğu" tartışılıyor.
Bu arada, Sivil Havacılık Genel Müdür Vekili Ali Arıduru,
uçağın kaçırılması sonrasında "bilgi
kirliliği" yaşandığını belirterek, "Bu
konularda herkes aşırı bir hassasiyet göstermesi gerekirken,
ilgili ilgisiz bir çok kişi ekran karşısına
çıkarılarak bilgi kirliliği yaratılıyor" dedi.
Korsan babası: "Oğluma
olayı zorbalıkla yaptırmışlar"
Bu arada Mehmet Reşat Özlü'nün babası Halil Doğan Özlü,
"Oğluma bu olayı arkadaşları zorbalıkla
yaptırmışlar" dedi.
Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesine bağlı Köseören köyünde
çiftçilikle uğraşan baba Halil Doğan Özlü, olayın
duyulmasının ardından güvenlik güçleri tarafından köyden
alınarak, İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi.
Burada ifadesine başvurulan Halil Doğan Özlü, daha sonra emniyet
müdürlüğünün arka kapısından çıkarılarak, köyüne
götürüldü. Köyde, uçak kaçırma olayı ile ilgili gazetecilerin sorularını
cevaplayan Baba Halil Doğan Özlü, olayı televizyondan
öğrendiğini ve çok üzüldüğünü belirtti.
Baba Özlü, olayı ilk duyduğunda çok
utandığını ve "keşke ölüm haberi gelseydi"
diye düşündüğünü ifade etti.
Olay nasıl meydana geldi?
MD-83 tipi yolcu uçağı saat 07.15'te 5 mürettebat ve 140
yolcuyla (51'i kadın, 81'i erkek, 8'i çocuk) KKTC Ercan
Havaalanı'ndan kalktı.
Uçak Türk hava sahasına girdiğinde, hava korsanları Tahran'a
gitmek istediklerini söyledi. Ancak pilotlar, "yakıt ikmali
yapmalarının zorunlu olduğu"nu söyleyince hava
korsanları kokpitin kapısını zorlamaya başladı.
Hava korsanları, havacılık kuralları gereği uçuş
sırasında kilitli tutulan ve sadece şifreyle girilen
kapıyı açmayı başaramadı.
Bunun üzerine iki hava korsanından biri hosteslerden birini rehin alarak
"ona zarar verecekleri"ni söyledi.
Pilotlar uçaktan ayrıldı
Pilot, bunun
üzerine yakıt ikmali yapmak üzere uçağı saat 08.15'te Antalya
Havalimanı'na indirdi. Pilotlar inişten sonra uçaktan
ayrıldı.
Korsanlar yaşlı ve çocukları bırakacaklarını
bildirerek, yetkililerle görüşmeyi talep etti. Uçaktaki yolcuların
bir bölümü, Antalya Havaalanı'na inişin hemen ardından hava
korsanları tarafından serbest bırakıldı, bir bölümü
ise açılan orta ve arka kapılardan atlayarak kurtuldu. Bu sırada
bazı yolcular hafif şekilde yaralandı.
Güvenlik güçlerinin teslim olmaları yönündeki telkinlerini kabul etmeyen
hava korsanları, Tahran'a gitme konusundaki ısrarlarını
sürdürdü ve uçağa pilot gönderilmesini istedi.
Bu sırada, Ankara'dan bölgeye özel harekatçılar gönderildiği
haberi geldi.
Kısa bir süre sonra uçakta kalan son 3 yolcu uzun süren
pazarlıkların ardından serbest bırakıldı.
Pazarlıkların son bölümünde 3 mürettebat da bırakıldı
ve korsanlar teslim oldu.
Pilotların ayrılması doğru mu?
Sivil Havacılık Genel Müdür Vekili Ali Arıduru, "Bütün bu
geldiğimiz noktaya kadar yapılanların tamamını biz de
şüphesiz gözden geçireceğiz. Yanlış, bizim de
atladığımız eksik olan bir husus varsa şüphesiz
bunlarla ilgili de tedbirlerimizi alacağız. Ancak geldiğimiz
nokta itibariyle baktığımız zaman pilotların uçaktan
ayrılma işinin sanki doğru olduğu
anlaşılıyor" dedi.
Türkiye Havayolu Pilotları Derneği (TALPA) Başkan
Yardımcısı Altay Yıldırım da, pilotların
uçağı terk etmelerinin, "korsanların tehdit ederek
kapının açılmasını ve uçağın tekrar
havalanmasını sağlayabilecekleri" dikkate
alındığında, doğru olarak
değerlendirilebileceğini bildirdi.
Kokpitin kapısının bu tür durumlar için şifreli ve kilitli
olduğunu söyleyen Yıldırım, 11 Eylül saldırılarının
ardından prosedürün bu şekilde uygulanmaya
başladığını hatırlattı.
Uçağın Antalya'da güvenli bir yerde kalması açısından
da pilotların uçağı terk etmiş olabileceklerini dile
getiren Yıldırım, uçağın kaptan pilotu Faruk
Çağımlı'nın yetişmiş ve iyi bir pilot
olduğunu vurguladı.
Yaralıların durumu
Atlas Jet Üst Yöneticisi Tuncay Doğaner, yolcuların uçaktan
atlamaları sırasında hafif yaralanmalar olduğunu
söyledi. VIP salonuna alınan yolcular sağlık kontrolünden
geçiriliyor ve psikolojik destek veriliyor. 8 yolcunun tedavisi hastanede
sürüyor.
Doğaner, yolcuların uçaktan atlamasının bir plan dahilinde
olmadığını, yolcuların kendi tercihi olduğunu
belirtti.
Vali Alaaddin Yüksel başkanlığında havalimanında kriz
masası oluşturuldu ve çok sayıda itfaiye aracı ve ambulans
bölgeye sevkedildi.
Uçak kiralanmış
Atlas Jet'e ait uçağın "World Focus" havayolları
şirketinin kiralandığı, 06.45'te KK 1011 sefer
sayısıyla Ercan Havaalanı'ndan uçuş yaptığı
belirtildi.
World Focus Havayolları Genel Müdürü Aydın Kızıltan,
Akdeniz hava sahası üzerinde uçağın kaçırılma sinyali
verdiğini belirtti.
Kızıltan,
"Kokpit ekibi uçağın başka bir havalimanına
gönderilmesini engellemek ve emniyet güçlerine yardımcı olmak için
kokpit camından uçağı terketmişlerdir. Uçağın
Antalya'ya inişine kadar uçuş esnasında kokpite girmeye
çalışan korsanlar kokpit kapısının kilitli
olmasından dolayı bunu yapamamış ve kokpit ekibine müdahale
edememişlerdir" dedi.
Yolcular 16.45'te İstanbul'a getirildi
Bu arada uçağın yolcularından bir bölümü, Atlas Jet'in bir
başka uçağıyla İstanbul'a getirildi. Atlas Jet
Havayolları'nca İstanbul'dan Antalya'ya gönderilen uçak, 122 yolcu ve
1 bebeği aldıktan sonra, saat 16.45'te Atatürk Havalimanı'na iniş
yaptı.
KURTULAN
YOLCULAR KONUŞTU
Şarkıcı Mithat Körler, hava
korsanlarının ellerinde bomba olduğunu söylediklerini,
uçağın içindeki sıcaktan dolayı bazı kadın ve
çocukların fenalaştığını söyledi.
Körler, uçak Antalya Havaalanı'na indiğinde arka
kapısının açıldığını ve yolcuların
büyük bölümünün uçaktan atlayarak kurtulduğunu belirtti.
Zafer Şanlı, uçak havalandıktan bir süre sonra,
önce arkadan iki kişinin koşmaya başladığını
ve kokpite giderek, kapıyı kırmaya
çalıştıklarını söyledi.
Uçağın denize yaklaştığını anlatan
Şanlı, bir süre sonra uçağın Antalya'ya indiğini, iner
inmez perdelerin kapatıldığını, çocuk ve
kadınların uçağın arka tarafına gönderildiğini
belirtti.
Şanlı,
iki kişinin yolcuları sakinleştirerek, "Biz de
Müslümanız, size zarar vermeyeceğiz" dediklerini anlattı.
Şanlı, daha sonra bir kargaşa
yaşandığını ve orta kapı ile arka
kapının açıldığını, yolcuların bu
kapılardan atladığını ve aşağıda
bekleyen otobüslere bindiklerini söyledi.
Şanlı, "Uçağı kaçıranlardan birinin elinde siyah
bir bant vardı ve buna bir paket bağlıydı" dedi.
Bülent Ay, iki kişinin Ercan Havalimanı'nda da
ilginç davranışlarda bulunduğunu, bu nedenle kendilerinin
dikkatini çektiğini söyledi. Kendi aralarında Arapça
konuştuklarını ve birbirlerine gülerek, "Gülme oğlum,
çaktıracaksın" diye konuştuklarını kaydeden Ay,
iki kişiden birinin Türkçe, diğerinin İngilizce bildiğini
belirtti.
Gülşen Günay, uçak
kaçırıldıktan 10-15 dakika sonra uçağın arka
tarafındaki koltuklardan kalkan iki kişinin koşarak ön tarafa
geçtiğini söyledi.
Bu kişilerin bağırmaya başladıklarını ve
ellerindeki poşeti göstererek içinde bomba olduğunu iddia ettiklerini
belirten Günay, "Kokpit kapısını kırmaya
çalıştılar ama beceremediler. Bu sırada pilotlar
uçağı Antalya'ya indirdiler. Sonra ellerindeki pimi olan şeyi
bize göstererek, istekleri yerine gelmezse bombayı
patlatacaklarını, uçağı İran ya da Suriye'ye götürmek
istediklerini söylediler. İngilizce ve Arapça konuşuyorlardı.
Daha sonra pilotların uçağı terk ettiğini öğrendik.
Uçak sonra havasız kalmaya başladı. Onlar özellikle
kadınları ve yaşlıları bırakacaklardı. Ancak
bir grup arkada kapıyı kırınca, oradan atlayıp
çıktık" dedi.
Günay, korsanların ikisinin de sakallı, normal kıyafet
giymiş kişiler olduğunu belirterek, "İkisi de
teröriste benziyordu" diye konuştu.
Nurşen Gülay, "Bu insanlar (hava
korsanları) böyle bir niyetlerinin olduğunu daha havalimanında
iken hal ve hareketleriyle belli etmişlerdi. Lütfen uçaklara
insanları alırken daha dikkatli davransınlar" diye
konuştu.
Çocukluğumda, tatillerde, bazen dedemle
dayımın birlikte çalıştırdığı lokantada
garsonluk yapardım.
Dükkân Lefkoşa'nın o zamanki alışveriş merkezindeydi.
Selimiye Camii, bandabuliya (hal), bedesten, sırıtan sessiz
develeriyle Deveciler Hanı, körükleri har har eden kara demirciler,
arşınla kumaş ölçen kumaşçılar, saz büken
sandalyeciler, manifaturacılar, yorgancılar, bakkallar,
şekerciler, dülgerler, dilenciler falan hep buradaydı.
Alışverişi lokantanın ahçısı olan dedem
yapardı. Garsonluk dönemlerinde peşine takılırdım.
Arkamızdan, elinde köfün (kamıştan yapılmış küfe)
satın alacaklarını taşıyacak olan bir garson gelirdi.
Dedem, huysuz, hiddetli, çok az konuşan bir insandı. Bana
konuştuğunu hiç hatırlamıyorum.
Alacaklarını işaret eder, kaç okka (1283 gramlık eski bir
Osmanlı ağırlık ölçüsü) istediğini söyler,
önlüğünün cebinden çıkardığı paralarla öder,
arkasına bakmadan yoluna devam ederdi. Her şeyin en iyisini, en
pahalısını alırdı. Manav, alınanları
garsonun köfününe yerleştirirdi.
Bandabuliyanın kapısında köfününden tavşanlar için dirifil satan
bir adam dikkatimi çekti. Dirifilin ne olduğunu sormayın. Ne
olduğunu bilmiyorum. Artık satılmıyor, çünkü hiç kimse
evinde tavşan besleyip yemiyor. Demet halinde satılan, maydanoza
benzeyen, ama daha uzun, yeşil bir ottu dirifil veya trifil.
Dedemle bandabuliyadan çıktığımızda adam
malını tüketmiş ve gitmiş olurdu.
On-on bir yaşlarındaydım. Dirifil satmaya karar verdim. Bir ayda
annemden aldığım cep harçlığının beş
altı mislini, belki daha fazlasını, bir günde
çıkarabilirdim.
Tasarımı önce anneme açtım. Çamaşır
yıkıyordu. "Delirdin galiba" diye bağırdı,
sonra gözlerini gökyüzüne kaldırdı ve beni Tanrı'ya ihbar etti:
"Bandabuliyanın kapısında dirifil satacakmış!
Nedir benim bu çocuğun elinden çektiklerim?"
Anneanneme gittim. "Yürü bre melun" dedi. Sinirli bir biçimde beyaz
tülbentini başından çözdü ve hızlı hızlı yeniden,
daha sıkı bir şekilde bağladı. "Seni dirifilci
olsun diye mi okutuyoruz!"
Projem teyzelerimi çok eğlendirdi. Günlerce beni gördüklerinde
"dirifilci geldi" diye kahkaha attılar.
Dayıma gittim. Gözlüklerinin üstünden beni süzdü ve
kaşlarını yukarı kaldırdı. Dedemden ödüm
patladığı için ona açılmadım.
Uzun etmeyeyim. Sonunda herkesi o kadar bezdirdim ki, dirifil girişimimi
finanse etmeyi kabul ettiler. Ama bir koşulla: Dirifilleri lokantanın
kapısında satacaktım.
"Lokantada dirifil mi satılır yahu?" diye itiraz ettim.
Herkes dirifilini, alışverişini bitirdikten sonra, en son
alıyordu.
Kimse beni dinlemedi. Ya lokantanın kapısında satacaktım ya
hiç. Boyun eğdim.
Ertesi sabah lokantaya gittiğimde bir köfün dirifil beni bekliyordu.
Ümitle, kapının yanında, kaldırımda mevki aldım.
Dakikalar geçmeye başladı. Sokak, bandabuliyaya giden insanlarla
doldu. Ama kimse durup benden dirifil almıyordu.
O zaman herkesin bisikleti vardı. Lokantanın müşterileri,
bisikletlerini lokantanın kapısının sağında ve
solunda duvara dayarlardı. Bir süre sonra köfünüm bisikletlerin
arkasında kayboldu.
Galiba üç bağ dirifil sattım. İflas ettim. Günlerce benimle
dalga geçildi. Teyzelerim misafirliğe gelen arkadaşlarına
"dirifil işine girdiğimi ve battığımı"
anlatıyor, ev kahkahalarla çınlıyordu.
İşte böyle. Aklıma geldi. Anlatayım dedim.
Dirifil işi istediğim gibi gitseydi belki de Ortadoğu ve
Balkanlar'ın en büyük dirifilcisi olacak, bu sıcak pazar sabahı
acıklı bir iflas hikâyesiyle kafanızı ütülemeyecektim.
METIN MUNIR MILLIYET 19/08/07
Gemiyi en son kaptan terk eder" diye biliriz de,
"Uçağı önce pilotlar terk eder" diye bir "kural"
olduğunu bilmiyorduk!
Ercan-İstanbul seferini yaparken İran'a götürülmek üzere
kaçırılan uçağı, pilotların Antalya'ya indirdiklerini
öğrenince "bravo" diyecektik ki, ardından gelen haber
takdir duygularımızı kuşku ve üzüntüye dönüştürdü.
Pilotlar, uçağı indirir indirmez, kokpit camından
uçağı terk etmişlerdi.
Kaçırılan uçağı önce pilotların terk etmesi bir
"skandal" değilse nedir?
Yolcular kaptana güvenir
Uçak, gemi gibi araçlarda, yolcular ister bilgi sahibi olsunlar ister
olmasınlar, psikolojik olarak pilota, kaptana güvenirler. Tehlikeli bir
anda sorunu onların çözeceğine inanırlar. Kendi kendilerine bu
yönde telkinde bulunurlar. Türbülans veya başka bir tehlike anında,
"pilotlar halleder" diye düşünürler.
Pilot, uçaktakiler için güven kaynağıdır.
Yaptığı anonslar pür dikkat dinlenir. Sesi yolculara güven
verir. Eğer pilot yolculuk hakkında bilgi veriyorsa, her şey
yolunda demektir.
Pilot böyle bir psikolojik unsurdur.
Böyle olduğu halde, bırakın olağan bir uçuşu,
kaçırılmış bir uçağı önce pilotların terk
etmesinin kabul edilebilir bir açıklamasını bulmak zordur.
İnandırıcı değil
Dünkü uçak kaçırma olayında da yetkililer, gazetecilerin
soruları karşısında pilotları korumaya yönelik
açıklamalar yaptılar. Ancak, bu açıklamalar pek
inandırıcı gelmedi.
Kaçırılan uçağın bağlı olduğu şirketin
yöneticisi, önce pilotların uçağı terk etmesini,
"Operasyonun bir parçası olabilir. Belki yeni bir konsept, yeni bir
yöntem olabilir" gibi ifadelerle savunmaya çalıştı.
"Olabilir" dediğine göre, havacılık kuralları
içinde "Kaçırılan uçağı önce pilotlar terk eder"
diye bir kuralın olmadığı açıktı.
Türk Hava Yolu Pilotları Derneği (TALPA) Başkan
Yardımcısı Altay Yıldırım ise pilotların bu
"tuhaf" hareketini şöyle açıklamaya çalıştı:
"Pilotların kokpiti terk etmeleri, korsanların tehdit ederek
kapının açılması ve uçağın tekrar
havalanmasını sağlayabilecekleri dikkate
alındığında, kendileriyle temas etmelerini engellemeleri
açısından doğru olarak değerlendirilebilir."
Bu açıklama da inandırıcı değil.
Bu işin izahı imkânsız
Uçak kaçırılması gibi bir olayda uygulanacak prosedürün
"tereddüde yer bırakmayacak" biçimde açık ve kesin
olması gerekir. Bu işin "olabilir"le izahı mümkün
değildir.
Kaldı ki, yolcuların can güvenliği açısından
uçağın yeniden havalanması gerekiyorsa, o da yapılır.
Yolcuların can güvenliği için genel kuralın, korsanların
istekleri yönünde hareket edilmesi olduğu biliniyor.
Pilotlar, uçağı terk ettiklerinde korsanların nasıl
davranacağını önceden biliyorlar mıydı? Ya korsanlar
bu harekete kızıp bombayı patlatsalar veya birkaç yolcuyu
öldürselerdi ne olacaktı?
Veya korsanlar uçağı kullanmayı da biliyorlarsa -ki 11 Eylül
korsanları öyleydi- o zaman ne olacaktı?
Pilotlar daha mı değerli?
Pilotların, güvenlik güçlerinin talimatıyla uçağı terk
etmiş olabileceğine ilişkin yorumlar da yapıldı. Bu
yaklaşım da mantıklı görünmüyor. Güvenlik güçleri,
uçağın iki pilotunun da uçağı terk etmesini ne amaçla
istemiş olabilir ki? Pilotlar, yolculardan daha değerlidir diye
düşünmüş olmaları mümkün mü?
Efendim, "can pazarı, kolay değil, kaçıp
canlarını kurtarmışlardır".
Eğer gerçek buysa, çıkıp söylesinler. Bu skandal da olsa,
dürüstçe bir tutum olurdu.
"O zaman niye iki kişiye pilot, 136 kişiye yolcu diyoruz"
diye sorulacak olsa bile...
Halkı kandırmaya çalışmaktan daha doğru olurdu.
FIKRET BILA MILLIYET 19/08/07
Oyun gibi korsanlık
Oyun hamuruyla
kaçırılan uçağı önce pilotlar terk etti, sonra yolcular
kaçtı
19/08/2007
RADIKAL
ANKARA - Türkiye'nin
tanık olduğu 20'nci uçak kaçırma vakası, beş saatte
sona erdi. Oyun hamuru dolu kutuyla Lefkoşa İstanbul seferini yapan
Atlasjet uçağını kaçıran korsanlar, beş saat sonunda
'Türk milletinden özür dileyerek' teslim oldu. Biri Türk diğeri ise
Mısır pasaportlu iki korsanın beş saatlik eylemi sürerken
ilk 1.5 saatte yolcuların büyük bölümü kendi imkânlarıyla
uçağı terk etti!
Türkiye'nin 20'nci uçak kaçırma eylemine Sivil Havacılık Genel
Müdürü Ali Arıduru'nun 'terörist arkadaşlar' gafı
damgasını vurdu.
'Allahın
elçisiyiz'
Atlasjet Havayolları'nın, World Focus Havayolları'ndan ekibiyle
birlikte kiraladığı MD83 tipi KK1011 sefer sayılı
uçağı, Lefkoşa-İstanbul seferi için 136 yolcu ve altı
mürettebatla dün saat 06.45'te Ercan Havalimanı'ndan ayrıldı.
Ancak kalkıştan kısa süre sonra hava korsanları Filistinli
Mommen Abdül Aziz Talikh ve Türk vatandaşı Mehmet Reşat Özlü
hareketlendi. Birinin elinde "İçinde bomba var" dediği
paket bulunan ikili, kilitli kokpit kapısını tekmelemeye
başladı. Kapı açılmayınca bir kabin görevlisini rehin
alan ikili, "Allahın elçisiyiz. Kimseye zarar vermeyeceğiz"
dedikten sonra amaçlarının ABD'yi protesto etmek olduğunu
söyledi, uçağın İran ya da Suriye'ye gitmesini istedi.
Bu sırada kapı önünde kısa bir arbede yaşandı, uçak
sallandı. Kaçırıldıklarını özel kodla yere
bildiren pilotlarsa, zırhlı ve kilitli kokpit
kapısının önünde bekleyen korsanlara
"Yakıtımız bitiyor" dedi.
Pilotlar iki korsanıın itirazına rağmen uçağı
saat 08.05'te Antalya Havalimanı'na indirdi.
Abdullah Gül devrede
Bu sırada gelişmeler, başkentte İçişleri
Bakanlığı'nda oluşturulan Kriz Merkezi'nden anbean
izlenmeye başlanmıştı. Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül cumhurbaşkanlığı adaylık
çalışmalarından yorgun düşmesine karşın kriz
merkezindeki çalışmaların başında yer aldı.
İçişleri Bakanı Osman Güneş ve Emniyet Genel Müdürü
Oğuz Kaan Köksal da İçişleri
Bakanlığı'ndaydı. Antalya ile Ankara arasında
yoğun bir telefon trafiği başladı. Bakan Güneş, İstanbul'daki
Erdoğan'ı telefonla arayarak gelişmeler hakkında
bilgilendirirken Ulaştırma Bakanı İsmet Yılmaz
gelişmeleri evinden izledi.
Çok özel tim görevde
Uçağın Antalya Havaalanı'na inmesinin ardından Emniyet
Genel Müdürlüğü, bu gibi olaylara müdahale için özel olarak eğitilen
Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay
başkanlığındaki 20 kişilik timi uçakla Antalya'ya
gönderdi.
Havaalanına iner inmez timin bir bölümü kaçırılan
uçağın etrafında konuşlandırılırken bir
kısmı da korsanları ikna etmek üzere hazırlık
yaptı. Ama korsanların yaklaşık beş saat süren eylemi,
özel timin harekâta başlayacağı sırada kendiliğinden
bitti.
İlk söz: Özür
dileriz
Yetkililer, korsanların
gözaltına alınırken polislerle tokalaşmak istediklerini
söyledi.
FOTOĞRAF: SEYHAN KURTMAN / AA
Korsanların plastik patlayıcı olduğu sanılan
çantasından çocukların oyun hamuru çıktı. Teslim olan
korsanların ilk sözü "Türk milletinden özür diliyoruz" oldu.
İçişleri Bakanı Osman Güneş, korsanların teslim
olmasının hemen ardından kameraların
karşısına geçerek şu bilgileri verdi:
"Olayın duyulduğu ilk andan itibaren tüm gerekli tedbirleri
aldık. Teknik ekibimiz uçağın arka kapısının
tamiri için uçağa gitti. Zaman kazanabilmek için işi biraz
ağırdan aldılar. Tabii bu siz basın mensupları tarafından
'Polis uçakta' diye verildi ki bu hiç de iyi olmadı. Ardından
ekibimiz kapıyı tamir edemeyince yeni bir ekip tamir için uçağa
gitti. Onların kurduğu temas sonucunda hava korsanları bir
operasyona gerek kalmadan eylemlerini sonlandırdılar. Korsanlarla
kurulan ilk temasta Tahran'a gitmek istediklerini söylediler ve bunun için de
yakıt nakli talebinde bulundular. Arkadaşlar bunu geciktirerek zaman
kazandırdılar. Olay bittikten sonra korsanların ilk sözü 'Türk
milletinden özür dileriz' olmuş."
'Terörist
arkadaşlar'
Sivil Havacılık Genel Müdürü Ali Arıduru'ysa hava
korsanlarının teslim olmasının ardından
yaptığı açıklamada, bilgi kirliliğinden
yakındı. Arıduru, basının doğru yanlış
tüm bilgileri anında aktarmasından yakınırken dili sürçtü.
Arıduru, "Yapılan açıklamaların tamamı içerideki
terörist arkadaşlara da iletildi. Teröristlere bunların iletilmesi
türlü sakıncalar doğurabilir" dedi! Korsanlardan 'terörist
arkadaşlar' diye bahsetmesine karşın bunu düzeltmeyen
Arıduru, pilotların camdan uçağı terk etmesinin
uçağın havalandırılamaması bakımından
doğru görünse de Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nce
değerlendirileceğini söyledi.
'Oğlumu
zorlamışlar'
Olayın duyulmasının ardından hava korsanlarından
Özlü'nün Şanlıurfa'nın Köseören Köyü'nde oturan çiftçi
babası Halil Doğan Özlü ifadelerine başvurulmak amacıyla
ilçe emniyet müdürlüğüne götürüldü. Olayı ilk duyduğunda çok
utandığını ifade eden baba Özlü sözlerini şöyle
sürdürdü: "Sonra duydum ki, oğluma bu olayı
arkadaşları zorbalıkla yaptırmışlar. Bunu oğluma
yapana gereken cezayı vereceğim." (Radikal, dha)
Bir yolcunun kalça
kemiği kırıldı
Uçaktan kaçan Atlasjet
yolcuları, Antalya Havalimanı'nın VIP salonunda
ağırlandı. Bir kısmı uçaktan atlarken yaralanan
yolcuları sağlık görevlileri ve sekiz psikolog
karşıladı.
FotoĞraf: serkan ocak
ANTALYA/İSTANBUL - Atlasjet uçağındaki yolcular önce Antalya
Havalimanı VIP salonuna alındı. Burada sağlık
görevlileri ve sekiz psikolog ilk tedaviyi verdi. Uçaktan atlayan altı
yolcunun yaralandığı, birinin kalça kemiğinin
kırıldığı anlaşıldı.
Korsanlarla
psikologlar görüştü
Antalya Valisi Alaaddin Yüksel'se beş saatlik uçak kaçırma eyleminin
bitmesinin ardından Antalya Havalimanı'nda düzenlediği
basın toplantısında, "Korsanlarla bağlantıya
geçtik ve yolcuların uçaktan çıkarılması için gereken
düzenekler hazırlandı. Korsanlarla uzman psikologlar görüştü.
Psikologlar görüşmelerde, zaman zaman kendilerini savcı, vali
yardımcısı gibi tanıtarak korsanları ikna etmeye
çalıştı. Büyük bir soğukkanlılıkla yolcular
kurtarıldı. Dünyaya örnek kabul edilebilecek bir operasyon
gerçekleştirdik." dedi.
Ameliyata
alındı
Yolculardan Mehmet Zaim Necatigil'in uçaktan atlarken kalça kemiğinin
kırıldığı anlaşıldı. Necatigil
ameliyata alındı. Necatigil'in ameliyatının
başarıyla geçtiği öğrenildi. Yine uçaktan atlarken
yaralanan KKTC vatandaşı Şifa Tunç, Ayşe Kamburoğlu,
Gülcan Aygül, soyadı öğrenilemeyen Osman isimli bir kişi ve
Nurşen Günay Antalya Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındı.
Antalya Devlet Hastanesi'ne gelen yaralıların yüksekten atlamaya
bağlı yaralandıkları ve durumlarının iyi
olduğu belirtildi.
122 yolcu
İstanbul'a geldi
Kurtulan yolculardan 122'si dün özel bir uçakla İstanbul'a getirildi.
Yolcuları taşıyan özel uçak, saat 16.35'te İstanbul Atatürk
Havalimanı'na indi. Antalya'da sağlık kontrolünden geçirilen ve
ifadeleri alınan yolcuların hâlâ heyecanlı oldukları
gözlendi. Yolcular Atatürk Havalimanı'nda kendilerini bekleyen
yakınlarıyla kucaklaştı. Uçaktan kaçarken yaralanan
yolcular burada tekerlekli sandalyelerle sağlık kurumlarına
götürüldü. (Radikal, aa, anka)
Kapıyı
kıran yolcu anlattı
Kılınç, kapıyı
kırıp atlayan ilk kişi.
İSTANBUL - Tekstil işçisi 24 yaşındaki Murat
Kılınç, uçağın kapısını kırıp,
uçaktan ilk atlayan kişi. Kılınç, İstanbul Atatürk Havalimanı'na
gelişinde uçağın kapısını nasıl
kırdıklarını anlattı:
"Panik halinde ne yapacağımızı bilemiyorduk.
İçerisi çok sıcak oldu, çocuklar sürekli ağlıyordu. O anda
bir-iki genç arkadaşla uçağın kapısını
kırmaya karar verdik. Korsanlar ön taraftaydı. Bunu fırsat
bilerek kapıyı kırdık. kapı aşağıya
düştü, ilk önce kendimi attım aşağıya."
Peki korsanlar onlara nasıl davranmıştı: "Korsanlar
uçakta bize iyi davrandı, Müslümanlara zarar vermeyeceklerini söylüyor,
sadece Amerika'yı protesto için bunu yaptıklarını
söylüyordu."
Dış hatlar geliş kapısından tekerlekli sandalyeyle
giren Gülşen Günay, olayın etkisinden kurtulamayanlardandı:
Günay ağlayarak "Ölümle burun buruna geldik. Böbrek
hastasıyım. Çok korktum, hâlâ titriyorum."
İsmail Hakkı Doğusoy da, uçaktan atlarken yaralanmış:
"Arkamıza dahi bakmadan fırladık."
Korsandan su servisi!
Emre Altuğ'un konserinden dönen asistanı İrem Tümer de
uçağın içinde gizli gizli telefonlarla konuşarak
dışarıdan bilgi aldıklarını anlattı. Tümer,
korsanların kendilerine sürekli su servisi
yaptırttığını söyledi. Emre Altuğ'un gitaristi
Zafer Şanlı ise 16. sırada oturuyormuş. Şanlı
uçağın Antalya'ya indiğini anladıklarında 'Havalan'
diyerek pilotlara bağırdıklarını ifade etti.
6 soruda eylem
1- İstanbul-Lefkoşa seferini yapan uçağı kim
kaçırdı?
İçişleri Bakanı Osman Güneş, beş saatlik eylemin
ardından uçağı kaçıranların Mehmet Reşat Özlü
adlı bir Türk ve Mommen Abdül Aziz Talikh adında Suriye pasaportu
taşıyan biri olduğunu açıkladı. Daha sonra Talikh'in
Mısır pasaportu taşıdığı
anlaşıldı. 25 Haziran 1980 Akçakale doğumlu Özlü'nün Girne
Amerikan Üniversitesi Türk Dili Öğretmenliği Bölümü son
sınıf öğrencisi olduğu ancak maddi nedenlerle kaydını
dondurduğu öğrenildi. Olayın ardından korsanlara
yardım ettiği iddiasıyla yakalanan yolcu ise serbest
bırakıldı.
2- Hava korsanlarının eylemlerinin amacı neydi?
Olayla ilgili soruşturma sürerken, korsanların amacının ne
olduğu öğrenilmeye çalışılıyor. KKTC
Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Lefkoşa-İstanbul seferini
yapan yolcu uçağının kaçırılması eyleminin
'ABD'yi protesto etmek amacıyla' yapıldığını
söyledi. Görgü tanığı yolcular da korsanların pilotlardan
uçağı Suriye ya da İran'a götürmesini istediğini
söylemişti. Yolculardan şarkıcı Mithat Körler,
korsanların kendi aralarında konuşurken 'Kaide'den söz
ettiğini söyledi. Korsanların Kaide bağlantısının
da araştırıldığı belirtildi.
3- Korsanlar hiç dikkat çekmeden mi uçağa bindi?
Yolculardan Bülent Ay iki korsanın Ercan Havalimanı'nda da ilginç
davranışlarda bulunduğunu, bu nedenle kendilerinin dikkatini
çektiğini söyledi. Ay, kendi aralarında Arapça
konuştuklarını ve birbirlerine gülerek, "Gülme oğlum,
çaktıracaksın" diye konuştuklarını söyledi.
Yolculardan Nurşen Gülay da "Bu insanlar (hava korsanları) böyle
bir niyetlerinin olduğunu daha havalimanında iken hal ve
hareketleriyle belli etmişlerdi. Lütfen uçaklara insanları
alırken daha dikkatli davransınlar" diye konuştu.
4- Pilotların uçağı terk etmesi doğru muydu?
Atlasjet yetkilileri pilotların uçağı korsanlar içerideyken terk
etmesinin normal olduğunu ve operasyonun bir parçası olduğunu
belirtti. Türkiye Havayolları Pilotları Derneği 2.
Başkanı Kaptan Pilot Altay Yıldırım da
"Pilotların bunu uçağın yeniden uçurulmaması için
yaptığı ortada" diye konuştu. Ancak bu
davranışın ilgili uluslararası kurallara uygun olup
olmadığının belirlenmesi gerektiğini söyledi.
Yıldırım yolcuların kapıyı kırarak uçaktan
kaçmasını ise çok tehlikeli buldu.
5- Kaçırılan uçağın mürettebatı şu anda ne
durumda?
Atlasjet tarafından kiralanan uçağın ait olduğu World Focus
Havayolları Üst Yöneticisi Aydın Kızıltan,
"Olayın, hiç kimsenin burnu kanamadan başarılı bir
şekilde sonuçlandırılması sevindirici" dedi.
Kızıltan, olayın ardından uçağın Kaptan Pilotu
Faruk Çağımlı, Yardımcı Pilot Cemal Doğaner ve
kabin Amiri Berna Beyaz'ın da aralarında bulunduğu
mürettebatın Antalya Emniyet Müdürlüğü görevlilerince ifadelerinin
alındığını söyledi. Aydın Kızıltan,
"Onların Antalya Emniyeti'ndeki sorgusu sürüyor. Ekibimi
İstanbul'a getirmeyeceğim. Emniyetteki işlemlerinin bitmesinin
ardından dinlenecekler, kendilerini aileleriyle birlikte tatile
göndereceğim. Bunu hak ettiler" diye konuştu.
6- Bu, Türkiye'deki kaçıncı uçak kaçırma vakası?
Lefkoşa-İstanbul seferine yapan, Atlasjet uçağının
kaçırılması, Türkiye'deki 20'nci uçak kaçırma vakası
oldu.
Türkiye'de en son uçak kaçırma olayı 10 Nisan 2007 tarihinde,
Diyarbakır-İstanbul seferini yapan, Pegasus uçağının
kaçırılmasıyla yaşanmıştı.
Türkiye'de ilk uçak kaçırma 3 Mayıs 1972 tarihinde gerçekleşti.
Ankara-İstanbul seferini yapan, THY'nin DC-9 Boğaziçi adlı
uçağı dört Türk korsan tarafından Sofya'ya
kaçırıldı. Korsanlar, Deniz Gezmiş ve
arkadaşlarının serbest bırakılmasını
istiyordu. Uçak yolcuları arasında 2. Cumhurbaşkanı
İsmet İnönü'nün oğlu Ömer İnönü de bulunuyordu.
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Uçak kaçırma olayı sonrası, Türk
ve ABD istihbaratlarının, mayıs ayında KKTCye Filistinli
teröristlerin geleceği uyarısı yaptığı
anlaşıldı. Bunun üzerine KKTC, 4 aydır "El Kaide
bombacısı" aramaya başladı, Girnede aynı evde
kalan hava korsanları Adaya ayak basar basmaz takibe alındı.
ABDnin Türk istihbaratına mayıs ayında çok gizli
ibaresiyle, Lübnandan Güney Kıbrıs Rum yönetimi, ardından da
KKTCye tehlikeli bir Filistinli bombacının geçeceği
ihbarında bulunduğu ve kimliği belirlenen teröristin,
yakalanacağını anlayarak Haziran ayında Rum Kesimine geri
döndüğü ortaya çıktı. 4 aydır bombacı alarmında
bulunan KKTC polisi, Atlas Havayollarına ait yolcu uçağını
kaçıran hava korsanlarından Filistin kökenli Mommen Abdül Aziz
Talikyi aynı istihbarat çerçevesinde takip ediyordu.
KKTC üst düzey yönetiminin verdiği bilgiye göre, Türkiye üzerinden ABD
kaynaklı terör istihbaratı Mayıs ayında Lefkoşaya
ulaştı. Gelen istihbarat bilgisinde, Lübnan üzerinden önce Güney
Kıbrısa, ardından da KKTCye çok tehlikeli bir terörist
geçecek. Teröristin hedefi ve daha sonra izleyeceği güzergah bilinmiyor
uyarısı geldi. Adadaki emniyet güçleri alarma geçti. El Kaide ile bağlantılı
olduğu belirtilen terörist, Haziranda Rum Kesiminden KKTCye geçme
girişiminde bulundu. Ancak yakalanacağını anlayınca
Rum Kesimine döndü.
HAVA KORSANLARI DA TAKİP ALTINDA
Bu
sırada KKTC polisi adada bulunan İran ve Filistinliler olmak üzere
tüm yabancılar hakkında gizli bir soruşturma yürütüyordu. Bu
çerçevede Girnede ikamet eden Akçakoca doğumlu Mehmet Reşat Özyurt
da takibe alındı. Şüpheli hareketler sergileyen hava
korsanı Mehmet Reşat Özyurt, bir çok defa Türkiyeye giriş çıkış
yaptı. Özyurt adaya en son 08 Mart 2007 tarihinde giriş yaptı.
İkinci hava korsanı, Suriye pasaportlu Filistin asıllı
Mommen Abdül Aziz Talik, Ercan havaalanından KKTCye 25 Haziran 2007
tarihinde saat 22.35te giriş yaptı. Rum kesiminden Filistinli bombacı
gelecek alarmında bulunan yetkililer, Ercandan giriş
çıkışları da kontrol altında tutuyordu. Turist
vizesiyle KKTCye giren Mommen Abdül Aziz Talik, Girnede Mehmet Reşat
Maliki ile buluştu ve iki hava korsanı aynı evde kalmaya
başladı.
Emniyet yetkilileri, Talik ile Özyurtu takip altına alsa da ikili suç
teşkil edecek davranışlarda bulunmuyordu. Talik ile Özyurt dün
Atlas havayollarının Lefkoşa İstanbul seferini yapan yolcu
uçağını kaçırınca Emniyet yetkilileri, KKTC
soruşturmayı derinleştirdi. Hava korsanlarının
ısrarla İran ya da Suriye ya da Ortadoğuda herhangi bir ülkeye
gitmek istemesi polisi, iki hava korsanının KKTCde temasa
girdiği kişileri soruşturmaya yöneltti. KKTCde dün ayrıca
ilk kez İslam Konferansı Örgütünün (İKÖ) bir etkinliği
düzenlendi.
6 yaralı var
UÇAKTAN atlarken vücutlarında kırıklar oluşan
altı yolcu tedavi altına alındı. Yolcuların hayati
tehlikesi bulunmuyor.
HURRIYET 19/08/07
|
||
|
|
||
|
Ömer BİLGE |
Her şey mart ayında Rum
basınının, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı
sırasında kaybolan 5 yaşındaki Hristakis Yeorgiunun
hikayesini gündeme getirmesiyle başladı.
Hristo ile çocukluk fotoğraflarını
karşılaştıran Hakan Kutevu (38), benzerliği Rum
basınına bildirdi.
Rum Politis Gazetesi, Hakanı kayıp çocuğun ailesiyle
görüştürdü. 5 ay sonra İngilterede yapılan DNA testinde Hakan
Kutevunun Hristakis olmadığı anlaşıldı. Hüsrana
uğrayan aile Güney Kıbrısa, 2 çocuk babası Hakan ise
Adanadaki ailesine döndü.
1974 Kıbrıs Barış Harekatındaki kayıpları
Türkiyenin Adanaya götürdüğünü savunan ve AİHMde Türkiye aleyhine
dava açan Rumlar, harekat sırasında kaybolan 5 yaşındaki
Hristakis Yeorgiu ile aynı özellikleri taşıyan Adanalı
Hakan Kutevuyu Hristo diye teşhis etti. Kayıp Rum çocuğun
ağabeyi Loizu Yeorgiunun Adanaya gelerek doğrulamasının
ardından 38 yaşındaki Kutevuya geçen ay Londrada DNA testi
yapıldı. Rumların Kutevu ve ailesini Türkiyeden kaçırma
planları DNA testinin negatif çıkmasıyla suya düştü.
2 çocuk babası 38 yaşındaki Adanalı Hakan Kutevunun
hayatını bir anda değiştiren olaylar zinciri, bu yıl
başında kaleme aldığı Zamansız
Fırtına adlı romanın kapağına çocukluk
resimlerini basması ile başladı. Mart ayında ise Türk
basınında kayıp Rum çocuğuyla ilgili haberler
çıktı. Kayıp Hristo ile çocukluk fotoğraflarını
benzeten Kutevu, Rum basınına mail attı. Rum Politis Gazetesi,
İstanbuldaki muhabiri Anna Andreayı Kutevuya (38) yolladı.
Hakan hikayenin geri kalan bölümünü şöyle anlattı. "Anna Andrea
6 Martta Adanada evimize geldi. Telefonla kayıp çocuğun
ağabeyi Loizo ile konuştuk. Louizo, sol kalçasında Rodos
adası şeklinde bir doğum lekesi, başında küçük bir
yara izi vardı. Ayağında ise, 1974te kaybolmasına neden
olan kurşun yarası vardı. Saçları da kıvırcık
ve dalgalıydı, yanağında da ben bulunuyor dedi. Aynı
özellikler bende de vardı. Yaşı da uyuyordu."
AĞABEY LOİZU TEŞHİS ETTİ
20 Nisanda bu defa Politis Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Andreas
Paraskos, 50 yaşlarındaki ağabey Loizu Yeorgiu ve Anna Andrea
evimize geldi. Ağabey de beni teşhis etti. Haziran ayının
sonunda DNA testi için İngiltereye gittim. İngilterede yaşayan
ablanın evinde anne Mirafora ile de buluştuk. Anne Mirafora beni
sevdi, kucakladı ve DNA sonucu ne çıkarsa çıksın sen benim
oğlumsun dedi.
10 gün Londrada kaldım. DNA testinin pozitif çıkması halinde
neler yapılacağı da planlanmıştı. Eşim ve
iki çocuğum da Türkiyeden çıkartılacaktı. Temmuzun
başında ise DNA testi yapıldı, anne Miraforanın
örneğiyle karşılaştırıldı. Negatif
çıktı. Rum aile, büyük bir hayal
kırıklığıyla Kıbrısa ve ben de
hırpalanmış bir halde parçalanmış aileme
döndüm..."
Rum psikologlar ikna ettiler
RUM medyası, Hakan Kutevuyu psikologlardan aldıkları destekle
ikna etmeyi başardılar. Hakan Kutevunun 65 yaşındaki
annesi, Selma, Kocam Cabbar Kutevu 1971de trafik kazasında öldü 6
çocukla dul kaldım. Ben oğlumu bilmez miyimm diye itiraz etti.
Hakanın doğum kayıtları evde dünyaya gelmesi nedeniyle
bulunmuyordu.
Ancak Rumların bulduğu psikologlar ise, "Sizin eviniz
yakınlarına 1974 yılında Türk ordusunun helikopterleri
Kıbrıstan Rum esirleri getiriyordu. Eviniz yakınındaki
Seyhan nehri üzerinde çocuğunuzu kaybetmiş ya da çocuk
boğulmuş olabilir. Ve o sırada bir askerin kucağında
Hristakisi almış olabilirsiniz. Böyle travmalarda, anne çocuğu
kendisinin zanneder ve öyle kabul eder dedi.
Hakan Kutevu, 5 yaşındayken oturdukları Adananın
Ziyapaşa mahallesinde Seyhan nehri üzerindeki Demirköprü
yakınlarında ailesini tanıyan komşulara gidip,
"Çocukluğunda konuşma zorluğu çekip çekmediğini"
sormak istedi. Politis Genel Yayın Yönetmeni Paraskos ise, "1974
öncesinde çocuklar hem Türkçe hem de Rumca konuşabiliyordu" diye
karşı çıktı.
Papadopulos, Hristakis için Avrupa Konseyine başvurdu
RUM medyasının Mart ayında Hakan Kutevuyu Hristakis diye
teşhis etmesinin ardından Rum yönetimi de Türkiyeye yönelik
suçlamalarını artırdı.
Rum lider Tasos Papadopulos, 8 Martta Brüksele hareketinden önce Larnaka
havaalanında yaptığı açıklamada, kayıp
çocuğun akıbetinin AİHM kararlarının
uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyinin gündemine
getirildiğini belirterek, "Türkiye mahkeme kararına göre,
kayıpların akıbetini açıklamak zorunda. Türkiye
kayıpların sağ olmadığını belirtiyor"
dedi.
Bu arada eski Rum lider Glafkos Klerides, KKTC eski Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaşın 1975 yılında kendisine kayıp
çocuğun askeri hastanede olduğu ve
yaşadığını söylediğini belirterek,
yaşıyor yaşamıyor polemiği başlattı. Rauf
Denktaş, "Evet 1975te ilk önce çocuğun yaşadığını
söyledim. Ancak daha sonra yaptığım araştırmada,
çocuğun yaşamadığını ve öldüğünü yine
Kleridese ilettim. Klerides aileye söylememiş" dedi.
HURRIYET 19/08/07
KKTC, çok önemli bir organizasyona ev sahipliği
yapıyor
AVCI:
DESTEĞİNİZE İHTİYACIMIZ VAR... Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, KKTC'nin ev sahipliğinde gerçekleşen İKO Gençlik
Forumu Danışma Kurulu toplantısının
açılışında yaptığı konuşmada, Kuzey
Kıbrıs'ın, konumu nedeniyle doğu ve batı arasında
bir geçiş noktası olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk
gençliğinin uluslararası platformlarda sesini duyurmak ve dünya
gençliğiyle entegre olabilmek için kurumun desteğine ihtiyacı
olduğunu vurguladı
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Kıbrıs Türk gençliğinin dünya gençliği ile
entegre olabilmesi için İslam Konferansı Örgütü (İKO) Gençlik
Forumu Danışma Kurulu'nun desteğine ihtiyacı olduğunu
söyledi.
İslam Konferansı
Örgütü (İKÖ) bünyesinde faaliyet gösteren İslam Konferansı
Gençlik Forumu Danışma Kurulu'nun KKTC'nin ev sahipliğinde
Girne'de gerçekleştirdiği uluslararası toplantısı dün başladı.
"Medeniyetler
İttifakı için Gençlik Girişimi" konulu toplantı saat
11.00'de Mercure Accor Hotel'de başladı. Toplantı bugün de
değişik konu başlıkları altında devam edecek.
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı ile
İslam Konferansı Gençlik Formu Danışma Kurulu
Başkanı Ali Sarıkaya'nın açılış
konuşmalarıyla başlayan toplantıya, İslam
Konferansı Gençlik Forumu Danışma Kurulu Başkan
Yardımcısı Anas Al-Falah, İslam Konferansı Gençlik
Formu Danışma Kurulu Genel Sekreteri Elshad Iskandarov, Arap Ligi
Eğitim Kültür ve Bilimsel İşbirliği Organizasyonu (ALESCO)
Direktörü Mongi Bousnina, UNDP, SETA ve Arap Ligi temsilcileri,
Danışma Kurulu üyeleriyle Azeri parlamenterler katıldı.
Konuşmaların
ardından dün 11.45'te başlayıp saat 17.00'ye kadar süren kurul
üyelerine yönelik tartışmalara geçildi.
Günün ilk
tartışmasını "İslam ve Batı Korkusu:
Korkularla Mücadele İçin Gençlik Nasıl Hareketlendirilebilir"
konusunda İslami Korku ve Irkçılık Forum Başkanı Dr.
Anas Sheikh Ali yaparken, günün ikinci ve son tartışmasını
ise "Kültürlerarası Diyalogta Farklı Görüşler"
konusunda Uluslararası Gelişim Organizasyonu Başkanı Prof.
Hans Koechler ile SETA organizasyonu Direktörü İbrahim Kalın
gerçekleştirdi.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, dün akşam kurul üyelerine Bellapais'te Exquisite Restaurant'ta
bir de akşam yemeği verdi.
Bu günkü gündemin konusu
ise, UNDP Danışmanı Shahid Hüssein tarafından sunumu
yapılacak olan "Medeniyetler İttifakı İçin Gençlik
Girişimi: Maddi Konular" olacak.
Bugün saat 11.45'te
başlayacak kapanış oturumunda ise etkinlik boyunca sunulan
"Medeniyetler İttifakı İçin Gençlik Girişimi"
konusunda sunulan makaleler, İslam Konferansı Gençlik Forumu
Uluslararası Danışma Kurulu tarafından ele alınacak.
Bir dizi tarihi ve
kültürel ziyaretlerin yanında devlet ve hükümet yetkilileriyle de bir
araya gelecek olan heyet üyeleri, bu akşam saat 20.30'da Başbakan
Ferdi Sabit Soyer tarafından Dome Otel'de onurlarına verilecek
yemeğe katılacak.
Heyet, yarın saat
09.00'da Cumhurbaşkanlığı'nda kahvaltıda
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la bir araya gelecek.
Heyet 22 Ağustos
Çarşamba günü adadan ayrılacak.
Avcı:
Kıbrıs Doğu ile Batı arasında geçiş noktası
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, KKTC'nin ev sahipliğinde gerçekleşen İslam
Konferansı Örgütü (İKO) Gençlik Forumu Danışma Kurulu
toplantısının açılışında
yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs'ın, konumu
nedeniyle doğu ve batı arasında bir geçiş noktası
olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk gençliğinin
uluslararası platformlarda sesini duyurmak ve dünya gençliğiyle
entegre olabilmek için kurumun desteğine ihtiyacı olduğunu
vurguladı.
Diyalog ve
İşbirliği için İslam Konferansı Gençlik Forumu'nun;
Avrupa Konseyi, İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu ile
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ortak
girişimi ile gerçekleştirilen toplantısına KKTC'nin ev
sahipliği yapmasından büyük mutluluk duyduğunu belirten
Avcı, toplantının İslam Konferansı Örgütü'nün
Kıbrıs'a ilişkin aldığı kararlar çerçevesinde
düzenlendiğini söyledi.
Küçük bir ülke
olmasına karşın KKTC'nin, İKÖ ve ona bağlı
kurumlar içerisinde önemli rol oynama kapasitesine sahip olduğunu ve
etkinliklerine katkı koymaya devam edeceğini ifade eden Bakan
Avcı, medeniyetler arasındaki etkileşimin dünyanın
bazı bölgelerinde şiddete varacak boyutta arttığı bir
dönemde daha fazla zaman kaybedilmeden anlayış ve
işbirliğinin teşvik edilmesine başlanması
gerektiğini vurguladı.
Avrupa Konseyi
tarafından ortaya atılan "herkes farklı herkes
eşit" fikrine tüm AB üyesi ülkelerin sahip çıkmasını
isteyen Bakan Avcı, Avrupa Birliği'nin bir an önce Kıbrıs
Türk insanı ve gençliği üzerindeki ambargoları
kaldırmasını istedi.
Sarıkaya:
Medeniyetler arası gerginliği azaltmaya çalışıyoruz
İslam Konferansı
Gençlik Forumu Danışma Kurulu Başkanı Ali Sarikaya da
konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının
Birleşmiş Milletler çözüm planını kabul etmesine
karşın haksız izolasyon ve zorluk altında yaşamak
zorunda bırakıldığını ifade etti.
Ali Sarıkaya,
İKÖ'nün bu sıkıntıların azalması yönünde
adım attığını ve atmaya da devam edeceğini
vurguladı.
Foruma ev sahipliği
yapan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti ve halkına
teşekkür eden Sarıkaya, konuşmasında medeniyetler
ittifakının oluşum sürecine de değindi.
Dün başlayan
toplantıda kasım ayında Azerbaycan'ın başkenti Bakü de
yapılacak Gençlik Forumu'na ilişkin yol haritasının
belirleneceğini belirten Sarıkaya, "Nesiller Arası
Konferans" adını taşıyacak bu toplantıda
medeniyetler çatışması içerisinde gençliğin sorunlarının
akademik ve sosyal yönden ele alınacağını ve ortaya
çıkan sonuçların bir rapor halinde Birleşmiş Milletler'e
sunulacağını söyledi.
İKÖ bünyesindeki
Gençlik Formu Danışma Kurulu'nun, medeniyetler arası
gerginliğin azaltılması yönünde projeler ürettiğini ve bu
gerginliğin temelinde dinlerin yanlış
anlaşılmasının yattığını kaydeden Ali Sarıkaya,
tüm ülkelerdeki toplumların aktif bölümünü oluşturan gençlerin bu
bağlamda birbirlerini iyi tanıması ve aralarındaki
hoşgörünün sağlanması gerektiğini kaydetti.
KIBRIS 19/08/07
Hem Ercan, hem KKTC her alanda güvenli
KORSANLAR ADAYA
BİRKAÇ AY ÖNCE GELDİ... Başbakan Soyer, hava korsanlarından
Mommen Abdul Aziz Talikh'in 25 Haziran 2007 tarihinde, Mehmet Reşat
Özlü'nün de 8 Mart 2007 tarihinde adaya girdiğini söyledi. Soyer, şu
anda bu iki kişinin KKTC'deki tüm bağlantılarının son
derece geniş bir şekilde soruşturulduğunu ifade etti
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, dünkü uçak kaçırma olayında herhangi bir can
kaybının yaşanmamasının son derece önemli
olduğuna vurgulayarak, bu tip provokatör eylemlerin KKTC'nin
dışa açılmasını durduramayacağını
vurguladı.
Soyer, Atlas-Jet
Havayolları'na ait uçağı kaçıran hava
korsanlarının eylem sebeplerinin, hem KKTC'de hem de Türkiye'de
geniş çaplı bir soruşturmayla araştırılmaya devam
edildiğini ifade ederek, önümüzdeki günlerde kamuoyuna bu konuyla ilgili
daha detaylı bilgi vereceklerini belirtti.
Ercan-İstanbul
seferini yapan Atlas-Jet Havayolları'na ait uçağı kaçıran
hava korsanlarının ele geçirilmesinin ardından
Başbakanlık'ta bir basın toplantısı düzenleyen
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, uçak kaçırma olayında herhangi bir
can kaybının yaşanmamasının son derece önemli
olduğunu söyledi.
Türkiye ile tam
koordinasyon
Soyer, olayın
duyulmasının hemen ardından Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı, Polis Genel Müdürlüğü, İçişleri,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlıkları ile
ilgili tüm birimlerin hemen olayla ilgili gerekli kriz uygulamasını
derhal başlattıklarını, aynı zamanda Türkiye
İçişleri Bakanlığı ile Antalya Valisi ve tüm emniyet
güçleriyle tam bir koordinasyon halinde olayın göğüslendiğini
kaydetti.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, olayın çözülmesinde KKTC'de ve Türkiye'de emek veren tüm
yetkililere teşekkür ederek, "Çünkü tüm insanlarımız tam
bir sorumluluk içerisinde olayı büyük ölçüde göğüslememizde
sıkı bir işbirliği ve koordinasyonla olayı ele
almışlardır" dedi.
Tüm yetkililere
teşekkür
Başbakan Soyer,
özellikle Antalya'da konuyla ilgili tüm yetkililerin bütün gelişmeleri
anında sağlıklı bir şekilde KKTC makamlarına
ilettiklerini belirterek, tüm yetkililere teşekkürlerini sundu.
"Bu olay bize Ercan
Havaalanı'nın güvenlik tedbirleriyle, emniyetimizin, polisimizin,
Sivil Havacılık Dairemiz ve Ercan işletmesinden sorumlu tüm
birimlerin görevini layıkıyla yerine getirdiğini gösterdi"
diyen Soyer, zaman zaman kamuoyundan Ercan'daki güvenlik önlemlerinden
dolayı eleştiriler aldıklarını, ancak bu tedbirleri
"daha da mükemmelleştirerek" sürdürmek eğiliminde
olduklarını kaydetti.
Ercan ve KKTC her alanda
güvenli
Ercan ve KKTC'nin her
alanda güvenli bir ülke olduğunun bir kez daha ortaya
çıktığını dile getiren Başbakan Soyer, bu olayı
gerçekleştiren hava korsanları Mehmet Reşat Özlü ve Mommen Abdül
Aziz Talikh'in ellerinde "bomba" dedikleri şeyin bir çocuk
oyuncağı plastiği olduğunu söyledi.
Soyer, bu kişilerin
eylem sebeplerinin hem KKTC'de hem de Türkiye'de geniş çaplı bir
soruşturmayla araştırılmaya devam edildiğini ifade
ederek, önümüzdeki günlerde konuyla ilgili daha detaylı bilgi
vereceklerini belirtti.
Bu olay KKTC ve
Ercan'ın güvenilirliğini gösterdi
Bu olayın KKTC'nin ve
Ercan'ın her açıdan son derece güvenli olduğunu yeniden
kanıtladığına işaret eden Başbakan Soyer,
"Bu konudaki tedbirlerimizi eksiksiz bir şekilde sürdüreceğiz ve
hiçbir gücün ve odağın KKTC'nin siyasi ve ekonomik
açılımlarını her alanda ileriye götürdüğü bu dönemde
bu açılımlar üzerine gölge düşürmemesine kesinlikle çaba
harcayacağız ve buna fırsat vermeyeceğiz"
şeklinde konuştu.
"Sadece Necatigil'in
ayağı kırıldı; ancak sağlık durumu iyi"
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, uçaktaki yolculardan Mehmet Zaim Necatigil isimli bir
yurttaşın uçaktan atlarken ayağının
kırıldığını da belirterek, Necatigil'in
ayağındaki kırığa Akdeniz Üniversitesi'nde bir
operasyon yapıldığını ve şu anda
sağlığının iyi olduğunu aktardı.
Soyer, Necatiğil ile
bir telefon görüşmesi yaptığını,
sağlığının iyi olduğunu, bu yüzden ailesinin ve
yakınlarının herhangi bir endişe duymasına gerek
olmadığını belirterek, diğer vatandaşların
ise tüm ihtiyaçlarının karşılandığını
ve onlar için de endişe edecek bir durum olmadığını
kaydetti.
"KKTC'nin
dışa açılmasını hiçbir odak durduramaz"
Bu tip provokatör
eylemleri KKTC'nin; "bir eğitim adası, bir turizm adası ve
dünyada izolasyonları kırma devinimi içerisinde bulunan bir ülke
olarak" göğüsleme kararlılığında olduğunun
bir kez daha görüldüğüne dikkat çeken Başbakan Soyer, KKTC'nin
dışa açılmasını hiçbir odağın
durduramayacağını, bunun da kendilerinin en büyük gayreti ve
çabası olacağını vurguladı.
Sorular-yanıtlar
Konuşmasının
ardından basın mensuplarının sorularını da
yanıtlayan Başbakan Soyer, hava korsanlarından Talikh'in 25
Haziran 2007 tarihinde, Özlü'nün de 8 Mart 2007 tarihinde adaya girdiğini
söyledi. Soyer, şu anda bu iki kişinin KKTC'deki tüm
bağlantılarının son derece geniş bir şekilde
soruşturulduğunu da ifade etti.
Başbakan Soyer,
KKTC'nin bir kısım ülke tarafından tanınmamasına
rağmen polis teşkilatının uluslararası polis
güçleriyle tam bir işbirliği içerisinde olduğunu da belirterek,
örgütler arası bilgi alışverişinin devam ettiğini
kaydetti.
"Tek temasta
olmadığımız ülke"
"Bizim dünyada
temasta olmadığımız tek bir ülke vardır; o da aynı
adayı paylaştığımız Güney Kıbrıs Rum
kesimidir" diyen Başbakan Soyer, geri kalan bütün ülkelerle organize
suç örgütlerine dönük olarak çok sıkı işbirlikleri ve
koordinasyonları bulunduğunu, bunu da geliştirerek sürdürmek
amacında olduklarını söyledi.
Soyer, hava
korsanlarının KKTC'de eğitim gördükleri ile ilgili soru üzerine
de, korsanlardan Özlü'nün geçmiş dönemlerde öğrenim gördüğünü,
ancak şu anda hiçbir öğrencilik bağının
olmadığını kaydetti.
"KKTC üniversiteleri
güvenilirdir"
KKTC üniversitelerinde
şu anda dünyanın her yerinden öğrenci bulunduğunu, bu
üniversitelerin güvenli ve aynı zamanda öğrencilerin eğitim
adasında öğrenim yapacakları atmosferde olduklarına vurgu
yapan Başbakan Soyer, bunu da kimsenin gölgelemesine izin
vermeyeceklerinin altını çizdi.
Soyer, uçak kaçırma
eyleminin, KKTC Hükümeti'nin gerek İKÖ, gerekse Avrupa ülkeleriyle
açılım konusunda yaptığı gelişmeleri asla
gölgeleyemeyeceğini de ifade etti.
"Rum tarafıyla
ilgisi var mı?"
Bu olayın Rum
tarafıyla ilgisi olup olmadığının sorulması
üzerine ise Başbakan Soyer, bu olayla ilgili bulunan bulguların
değerlendirilmesinin ardından hareket edeceklerini belirterek,
"Bizim dünya ve Güney Kıbrıs'la barışık olma
siyasetimiz kesintisiz olarak sürecek, hiçbir olay bu
açılımlarımızı durduramaz" dedi.
KIBRIS 19/08/07
Havada dehşet
1'İ TÜRK,
DİĞERİ FİLİSTİNLİ... Hava
korsanlarının birinin TC uyruklu 27 yaşındaki Mehmet
Reşat Özlü, diğerinin ise Suriye pasaportu taşıyan
Filistinli 25 yaşındaki Mommen Abdulaziz Taliki olduğu
açıklandı. Her iki hava korsanı ile birlikte şüpheli
görülen 1 yolcunun da Türkiye'de Terörle Mücadele Şubesi uzmanlarınca
sorgulandığı bildirildi. Korsanların El Kaide
bağlantıları olup olmadığı da araştırılıyor
YOLCULAR UÇAKTAN ATLADI,
PİLOTLAR KAÇTI, PAKETTEN OYUN HAMURU ÇIKTI... Hava korsanları,
klimalar çalışmadığı için içerideki
aşırı havasızlık sebebiyle uçak
kapılarının açılmasına izin verince, büyük bir
kargaşayla acil çıkış kapılarına koşan
yolcular uçaktan atlayarak canlarını kurtardı; fakat
yaralananlar da oldu. Uçağın pilotları da camı kırarak
kaçmayı başardı. Öte yandan 2 hava korsanının
uçağı kaçırmak için bomba süsü verdiği paketten oyun hamuru
çıktı
Atlasjet'in MD-83 tipi KK
1011 sefer sayılı yolcu uçağı, 136 yolcu ve 6
mürettebatıyla dün sabah Ercan-İstanbul seferini yaparken 2 hava
korsanı tarafından Tahran'a kaçırılmak istendi. Herkesin
nefesini tutarak an ve an izlediği uçak kaçırma olayı
yaklaşık 6 saat sürdü ve hava korsanlarının teslim
olmasıyla mutlu sona ulaşıldı.
Ercan'dan saat 07.15'te
havalanan uçakta bulunan 2 hava korsanı, yaklaşık 15 dakika
sonra kokpiti tekmeleyerek içeriye girmeye çalıştı,
başarılı olamayınca hosteslerden birini rehin alarak
uçağı Tahran'a götürmek istediklerini bildirdi.
Pilotlar, "yakıt
ikmali yapmalarının zorunlu olduğunu" söyleyerek,
uçağı saat 08.05'te Antalya havaalanına indirdi. Burada
yolcuların büyük bir kısmı uçaktan atlayarak kaçmayı
başardı; kaçış sırasında bazı yolcular hafif
yaralandı.
Herkese büyük panik ve
korku yaşatan hava korsanları 6 saat sonra teslim oldu. Amatörce
giriştikleri uçak kaçırma olayı sırasında binlerce
kişiye dehşet yaşatan hava korsalarıyla ilgili verilen
çelişkili bilgiler de kafaları karıştırdı.
Önceleri KKTC üniversitelerinden birinde öğrenim gördükleri iddia edilen
hava korsanlarının daha sonra bu ülkede öğrenci
olmadıkları bildirildi.
Hava
korsanlarının birinin TC uyruklu 27 yaşındaki Mehmet
Reşat Özlü, diğerinin ise Suriye pasaportu taşıyan
Filistinli 25 yaşındaki Mommen Abdulaziz Taliki olduğu
açıklandı. Her iki hava korsanı ile birlikte şüpheli
görülen 1 yolcunun da Terörle Mücadele Şubesi uzmanlarınca
sorgulandığı bildirildi.
Korsanların El Kaide
bağlantıları olup olmadığı da
araştırılıyor.
Korku sabah saatlerinde
başladı
Atlas-Jet'e ait
Ercan-İstanbul seferini yapan uçak, 07.15'de kalkıştan kısa
süre Tahran'a götürülmek istendi.
Pilotlar, "yakıt
ikmali yapmalarının zorunlu olduğunu'' söyleyince, iki hava
korsanı kokpitin kapısını zorlamaya başladılar.
Havacılık kuralları gereği uçuş sırasında
daima kilitli tutulan, ancak şifreyle girilen kapıyı hava
korsanları açmayı başaramadı.
Bunun üzerine iki hava
korsanından biri, hosteslerden birini rehin alarak "ona zarar
vereceklerini" söyledi. Pilot, bunun üzerine yakıt ikmali yapmak
üzere uçağı Antalya Havalimanı'na indirdi
Pilotlar camı
kırarak kaçtı
Uçağın
Antalya'ya inmesinin ardından pilotlar uçağın camını
kırarak, uçaktan ayrıldı.
Emniyet görevlileri,
uçağın çevresinde geniş güvenlik önlemleri alırken, bu
sırada hava korsanları ile görüşmeler devam etti.
Hava korsanları,
klimalar çalışmadığı için içerideki
aşırı havasızlık sebebiyle kapıların
açılmasına izin verdiler. Korsanların kadın yolcuların
çıkmasına izin vermesinin ardından kargaşadan yararlanan
yolcuların bir bölümü acil çıkış kapılarını
açarak, uçaktan atladılar.
Uzun süren görüşmeler
sonucunda saat 12.50 sıralarında hava korsanları, diğer
yolcuları da serbest bıraktı; kısa bir süre sonra da
korsanlar, 3 mürettebatın da uçaktan ayrılmasına izin verdi.
Bu gelişmelerin
ardından hava korsanları saat 13.00 sıralarında emniyet
güçlerine teslim olarak, eylemlerine son verdiler.
Yaralı yolcular
tedavi altında
Antalya'ya indirilen
uçaktan atlayarak yaralananlardan 1'i Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde, 5'i
Antalya Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındı.
Uçaktan atlarken yaralanan
KKTC vatandaşı Şifa Tunç (30), Ayşe Kamburoğlu, Gülcan
Aygül, soyadı öğrenilemeyen Osman isimli bir kişi ve Nurşen
Günay'ın Antalya Devlet Hastanesi'nde, Mehmet Zaim Necatigil'in de Akdeniz
Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi altına alındığı
bildirildi.
Mehmet Zaim Necatigil'in
kalça kemiğinin kırıldığı ve ameliyata
alındığı bildirildi.
Kimlikleri belirlendi
İki hava
korsanının kimliklerine ilişkin bilgiyi İçişleri
Bakanı Osman Güneş açıkladı.
Korsanlardan 27
yaşındaki Mehmet Reşat Özlü'nün, Şanlıurfa'nın
Akçakale ilçesi nüfusuna kayıtlı olduğu belirlendi.
KKTC'de bir süre önce bir
üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi
olduğu ancak şimdilerde öğrencilikle hiçbir ilgisi
kalmadığı belirtilen Özlü'nün, uzun yıllar ilçe
dışında yaşadığı, 12 çocuklu ailesinin
çiftçilikle uğraştığı ve ilçede ikamet ettikleri
belirtildi.
En son şubat
ayında amcasının vefatı dolayısıyla Türkiye'ye
gittiği belirtilen zanlının, birkaç gün önce de bir
yakınını telefonla arayarak, okulu bitirmek için birkaç dersinin
kaldığını ve bunları geçtikten sonra Türkiye'ye
döneceğini söylediği öğrenildi.
Diğer hava
korsanının ise Suriye pasaportu taşıyan Filistin
doğumlu 25 yaşındaki Mommen Abdül Aziz Talik olduğu
bildirildi.
Korsanlar özür diledi
TC İçişleri
Bakanı Güneş, iki hava korsanının sorgulanmasının
ardından, bağlantılarının ortaya
çıkacağını belirtti.
Bakan Güneş, hava
korsanlarının eylemi sona erdirdikten sonra "Türk milletinden
özür dileriz" dediklerini de aktardı.
Bu arada, hava
korsanlarıyla bağlantısı olduğu iddia edilen
şüpheli bir yolcu da gözaltına alındı.
Paketten oyun hamuru
çıktı
Antalya Valisi Alaaddin
Yüksel, söz konusu yolcuyu uçak kalkmadan önce korsanlarla birlikte görenler
olduğunu söyledi.
Öte yandan, 2 hava
korsanının bomba süsü verdiği paketten ise oyun hamuru çıktı.
Yolcular İstanbul'a
götürüldü
Sabah saatlerinden beri
VIP salonunda bekletilen yolcuların ifadeleri alındı. Burada
yolculara 8 psikolog ile sağlık görevlilerinin tedavi ve
rehabilitasyon hizmeti verdi.
Öte yandan,
yolcuların bir bölümü, Atlasjet'in bir başka uçağıyla
İstanbul'a hareket ederken; yolculardan bazıları da kentte
kaldı.
Arıduru: Bilgi
kirliliği yaşandı
Sivil Havacılık
Genel Müdür Vekili Ali Arıduru, basının bilgi kirlenmesine neden
olacak yayınlar yaptığını belirterek, "Bizim
yaptığımız ya da başka arkadaşların
açıklamalarının tamamı içerideki teröristlere de bir
şekilde iletildi. Bu tür konularda yapılan her iş,
konuşulan her cümle, atılan her adım son derece önemli. Aksi takdirde
çok daha kötü durumlarla da karşı karşıya kalmak
mümkündür" dedi.
Arıduru,
"İçişleri Bakanlığından 20 kişilik bir
ekibin Antalya'ya gönderildiği yönünde bilgiler geliyordu. Bu bilgiler de
teröristlere bir şekilde ulaştıysa, herhangi bir operasyon
karşısında korsanlar bu eylemi bitirmiş olabilir mi?"
soruna şu yanıtı verdi: "Bu böyle olabileceği gibi,
'Madem karşı taraf çok radikal bir karar aldı. Biz gereğini
yapalım' şeklinde de tezahür edebilirdi. O yüzden bunların
paylaşılmasını çok sağlıklı görmek mümkün
değil."
Pilotların uçaktan
ayrılmalarını da değerlendiren Arıduru, "Bütün bu
geldiğimiz noktaya kadar yapılanların tamamını biz de
şüphesiz gözden geçireceğiz. Ancak geldiğimiz nokta itibariyle
baktığımız zaman pilotların uçaktan ayrılma
işinin sanki doğru olduğu anlaşılıyor" dedi.
Arıduru, kokpit
kapısının zorlandığını ancak
açılamadığını hatırlatarak, daha önce
yaşanan hadiselerden de yola çıkarak filoda bulunan uçakların
tamamının kokpit kapılarını güçlendirdiklerini kaydetti.
Doğaner: Ucuz
atlattık
Atlasjet Üst Yöneticisi
Tuncay Doğaner, olayın ucuz atlatıldığını
dile getirerek, "Olayda şu hatalı, bu değil, diye bir
açıklamada bulunmak istemiyorum. Ancak kimsenin burnu kanamadıysa
olay doğru atlatılmış bir olaydır" dedi
Doğaner,
yolcuların Antalya Havalimanı VIP salonuna
alındıklarını ve kendilerine her türlü tıbbi ve
psikolojik desteğin verildiğini, tüm ihtiyaçlarının da
karşılandığını söyledi.
Dünyanın her yerinde
bu tür olayların meydana geldiğine işaret eden Doğaner,
"Olay sırasında Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İçişleri Bakanı
Osman Güneş ve sivil havacılık yetkilileri ile sürekli irtibat
halindeydik. Bize gerekli bütün desteği verdiler" diye konuştu.
Doğaner,
yolcuların uçağı terk edişleri hakkında önemli bir
saptama yaptıklarını da vurgulayarak, "Yolcuların
uçaktan çıkışı, planlı ve talimatla yapılan bir
çıkış şekli değildi. Yolcularımız bunu kendi
inisiyatifiyle yapmışlardır. Bunları da gözönüne alarak,
uçakların dizaynında gerekli prosedürleri yeniden değerlendireceğiz"
dedi.
GAÜ: Hava
korsanlarının üniversitemizle ilgisi yok
Öte yandan Girne Amerikan
Üniversitesi (GAÜ), Atlas-Jet Havayolları'na ait yolcu
uçağının kaçırılması olayına
karışanların üniversite ile hiçbir ilişiği
bulunmadığını bildirdi.
GAÜ Rektör Vekili Doç. Dr.
Zeynep Onur yaptığı yazılı açıklamada,
"Bugün (dün) gerçekleşen uçak kaçırma olayına
karışan adı geçen kişilerin üniversitemizle hiçbir
ilişiği yoktur" dedi.
Onur, uçaktaki yolculara
geçmiş olsun dileğinde de bulundu.
Kızıltan:
Pilotlarımız olası bir facianın önüne geçti
Atlas-Jet tarafından
kiralanan uçağın ait olduğu World Focus Havayolları Üst
Yöneticisi Aydın Kızıltan, ABD'deki 11 Eylül
saldırılarının ardından uçakların silah olarak
kullanılmak amacıyla kaçırıldığını
belirterek, ''Pilotlarımız kokpit kabinini açmayarak ve
uçağı terk ederek, olası bir facianın önüne
geçmişlerdir'' dedi.
Kızıltan,
Ercan-İstanbul seferini yaparken kaçırılan ve Antalya
Havalimanı'na indirilen uçaktaki pilot ve mürettebatın
davranışının çok olumlu olduğunu söyledi.
Uçağı terk eden
Kaptan Pilot Faruk Çağımlı ve Yardımcı Pilot Cemal
Doğaner'in bazı çevrelerce haksız yere eleştirildiklerini
ifade eden Kızıltan, pilotların hava korsanlarının
amaçlarına ulaşmalarını engellediğini vurguladı.
Kızıltan, hava
korsanlarının yiyecek ve içecek servislerinin
yapıldığı troley ile kapısına vurarak kokpiti
açmak istediklerini ancak başarılı olamadıklarını
belirterek, pilotların buna rağmen kokpit kapısını
açmayarak olası bir facianın önüne geçtiklerini söyledi.
Kızıltan
şunları kaydetti:
''Unutulmamalıdır
ki, 11 Eylül'den sonra uçak kaçırma eylemlerinin şekli
değişti. Uçaklar artık korsanların isteklerini yerine
getirmek değil, silah olarak kullanılmak amacıyla
kaçırılmaktadır. Pilotlarımız kokpit kabinini
açmayarak ve uçağı terk ederek olası bir facianın önüne
geçmişlerdir. Onlar bir eylem yapmak istiyorlardı ve ekibimiz bunu
bertaraf etti.''
Kızıltan,
Atlas-Jet tarafından kiralanan ve kaçırılan uçağın
seferlere başladığını da söyledi.
Ercan'da hareketli saatler
Öte yandan uçak
kaçırma olayının hemen ardından KKTC üst düzey
makamları da Ercan Havalimanı'nda olağanüstü toplandı.
Toplantıya, Güvenlik
Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Ekonomi ve Turizm
Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Polis Genel Müdürü Günay Özan ve
Lefkoşa Polis Müdürü Pervin Gürler katıldı.
Bu arada DAÜ Rektörü Prof.
Dr. Halil Güven de, Ercan'a gelerek yetkililerle görüştü. Ayrıca
Atlas-Jet yetkilileri de Ercan'da görüşmelerde hazır bulundu.
Ercan Havalimanı'nda
ilk açıklamayı yapan Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar, uçak kaçırılma
olayının üzücü bir olay olduğunu, ancak Ercan
Havaalanı'nın güvenlik önlemlerinin yeterli olduğunu
vurguladı.
Usar, teröristlerin
poşet içinde bomba bulundurduklarını iddia ettiğini ancak
Ercan Havalimanı'ndaki güvenliği aşıp uçağa bomba
götürülmesinin mümkün olamayacağını kaydetti.
Ercan Havalimanı
güvenliğinin yurtdışından gelen konunun uzmanı
kişiler tarafından da incelendiğini ve
onaylandığını kaydeden Usar, güvenlik açısından
bir herhangi bir ihmalin söz konusu olmadığını
vurguladı.
Ekonomi ve Turizm
Bakanı Erdoğan Şanlıdağ da, mağdur olan
yolcuların her türlü ihtiyacını
karşılayacaklarını, yolcuların
ulaşımlarını veya istemeleri halinde konaklamalarını
sağlayacaklarını, isteyenleri ise KKTC'ye geri getireceklerini
söyledi. Şanlıdağ, KKTC turizminin bu olaydan etkilenmemesi için
gerekli tedbirlerin alınacağını da vurguladı.
DAÜ Rektörü Profesör Dr.
Halil Güven ise, hava korsanlarının KKTC'de öğrenci
olmadıklarını belirterek, bu konuda yapılan
spekülasyonların doğru olmadığını söyledi.
Güven, "Korsanlar ne
bizim öğrencimiz, ne de KKTC'deki üniversitelerden birinde
öğrenci" dedi.
İşte adım
adım uçak kaçırma olayı
Yaklaşık 6 saat
süren dakika dakika uçak kaçırma olayıyla ilgili bilgiler şöyle:
"Saat 06.45 -
Atlasjet Havayolları'nın, World Focus Havayolları'ndan
kiraladığı MD-83 tipi KKK 1011 sefer sayılı tarifeli
uçağı saat 06.45'te İstanbul'a gitmek üzere 136 yolcu ve 6
mürettebatı ile Ercan Havaalanı'ndan kalktı. Böyle bir olay
yaşanmasaydı uçağın saat 08.10'da Atatürk
Havalimanı'na inmesi bekleniyordu.
Saat 07.15 -
Havalandıktan yaklaşık 15 dakika sonra iki kişi kokpit
kapısına yönelip, ellerinde bomba olduğunu ve İran'a gitmek
istediklerini söyleyip kokpit kapısını zorlayarak açmaya
çalıştı.
Saat 08.05 -
Kapıyı açmayan uçağın kaptan pilotu Faruk
Çağımlı ile yardımcısı Cemal Doğaner
korsanlara, yeterli yakıtları olmadığını söyleyip
en yakın havaalanı olan Antalya'ya inmeleri gerektiğini iletti.
Uçak
08.05 itibariyle
havalimanına indi. Pilotun kaçırıldıkları bilgisini
iletmesi üzerine emniyet güçleri, sağlık ekipleri, ve havalimanı
yetkilileri uçağın çevresinde önlem alıp beklemeye
başladı. Kıbrıs ve İstanbul'daki yolcu
yakınları havalimanlarına geldi.
Saat 08.05- Antalya
Havalimanı 3-6 pistinde park eden uçağın pilotları
korsanların içeri girip, kendilerini rehin alarak uçağı tekrar
havalandırmalarını önlemek için kokpit camından
çıkarak, uçaktan ayrıldı. Bu sırada Antalya, Ankara ve
İstanbul'da ilgili birimler tarafından kriz masası kurulup, hava
korsanları ile irtibata geçildi.
Saat 09.30 - Oksijen
yetersizliği nedeniyle uçağın yan kapıları
açıldı. Korsanlar uçaktaki yaşlı, kadın ve çocuk
yolcuları serbest bıraktı. Bunun üzerine bütün yolcular panik
içinde uçaktan atladı. Yolcular atladığı sırada
uçağın arka kuyruk kanatlarından biri kırıldı.
Korsanlar yolcuların hareketliliği karşısından hiçbir
tepki göstermedi. Bu sırada korsanlarla irtibata geçildi ve pazarlık
başladı.
Saat 10.00 - Korsanlar,
İran, Suriye olmazsa başka bir Ortadoğu ülkesine gitmek
istedikleri iletti. Uçakta 3 yolcu ile 2 hostes kaldı. Uçağı,
ABD'yi protesto için kaçırdıkları bildirilen korsanlarla
pazarlık devam etti. Uçağın yolcuları Antalya
havaalanında bekletilmeye başlandı. Atlasjet'in
İstanbul'dan göndereceği başka bir uçakla yolcuların,
İstanbul'a götürüleceği belirtildi.
Saat 12.55 - Uçakta
bulunan 2 yolcu da serbest bırakıldı. Uçakta sadece 3 mürettebat
kaldı
Saat 13.00 - Uçakta
bulunan 3 mürettebat da serbest bırakıldı.
Saat:13.02 - Cihan Haber
Ajansı, hava korsanlarından Filistin uyruklu korsanın isminin
Muhammet Aziz Talip, Türk uyruklu hava korsanının ise Mehmet
Reşat Özlü olduğunu açıkladı.
Saat 13.04 - Korsanlar
teslim oldu. Yaklaşık 6 saat süren uçak kaçırma olayı sona
erdi.
KIBRIS 19/08/07
Pertev ile Conis, iki lidere tarih belirlemeye
çalışacak
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un
Ağustos ayı içinde görüşme yapmaları
olasılığı gittikçe güçleniyor.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis, salı günü bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a
olası bir görüşmenin içeriğine ilişkin mektup göndermesiyle
yeniden hareketlenen Kıbrıs sorununda gözler salı gününe
çevrildi.
Pertev-Conis
görüşmesinin ara bölgedeki Birleşmiş Milletlerin idari
binasında saat 11:00'de gerçekleşmesi planlandı.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Michael Möller adada olmaması nedeniyle görüşmeye
katılmayacak.
Pertev-Conis
görüşmesinde iki lideri bir araya getirecek tarihin belirlenmesi
bekleniyor.
Talat'tan mektup alan Rum
lider Papadopulos Möller'e gönderdiği mektupta görüşme tarihinin
belirlenmesi için Pertev ve Conis'in zaman geçirmeden bir araya gelmesini
istemişti.
Türk tarafı
Papadopulos'un mektubunun kopyasını istemiş ve
değerlendirmeye almıştı.
Salı günü
yapılacak Pertev-Conis görüşmesinde iki liderin bir araya gelmesine
ilişkin tarihin belirlenmesi halinde Kıbrıs sorunuyla ilgili
durgunluk aşılmış olacak.
KIBRIS 19/08/07
MILLIYET 21/08/07
By David Blair in Nicosia
DAILY TELEGRAPH 21/08/2007
|
|
|
President Mehmet
Ali Talat |
Cyprus faces "permanent partition" unless the "poisonous wound" of the conflict between Greek and Turk is resolved soon, the president of the isolated North has told The Daily Telegraph.
Officials representing President Mehmet Ali Talat, the leader of the self-styled "Turkish Republic of Northern Cyprus", will open talks today designed to prepare for a crucial meeting with his Greek Cypriot counterpart, President Tassos Papadopoulos.
Mr Talat, 55, gave warning that any hope of uniting the island may soon die forever.
Politicians who favour a settlement could lose power in Northern Cyprus and their hardline successors may ensure the island's permanent dismemberment.
"The division is deepening. There are opinion polls which indicate that the majority of Turkish Cypriots are in favour of the two-state solution: permanent partition," Mr Talat said at his residence near the "green line" dividing the capital, Nicosia.
"This shows that Turkish Cypriots are diverting from their former position."
In 2004, the 250,000 Turkish population of Northern Cyprus overwhelmingly approved a peace plan devised by Kofi Annan, then secretary-general of the UN.
This would have abolished the "green line", reunited the island as a loose federation and allowed the new Republic of Cyprus to join the European Union.
In a parallel referendum, three quarters of the Greek population of southern Cyprus rejected the plan, encouraged by Mr Papadopoulos. As the island's recognised government, southern Cyprus was allowed to enter the EU. Its economy has boomed ever since.
Mr Talat believes that public opinion in the North has hardened and become "totally contradictory" to the referendum result.
|
|
|
The failure to resolve the dispute has "deepened the sentiment of the people to avoid unification of the island," he said.
"This is a big danger. This of course lessens the options for politicians. Politicians cannot go against the people's will."
For decades, Northern Cyprus was dominated by hardline Turkish nationalists, notably Rauf Denktash. But Mr Talat, a moderate Left-winger who won office in 2005, favours unity and power-sharing.
"Today, the total power here in the North is under the control of pro-solution forces. If this changes, I don't know what will happen," said Mr Talat.
Mr Papadopoulos does not recognise Mr Talat as the leader of a neighbouring state. His government has treated Northern Cyprus as "occupied territory" for 33 years.
Northern Cyprus cannot trade directly with the EU and its airport has no flights to anywhere except Turkey.
Lifting this isolation would be the "best remedy for the present situation", said Mr Talat. This would bolster "pro-solution" politicians and provide Mr Papadopoulos with a new incentive to negotiate.
The Conflict
Cyprus has been divided for the last 33 years. The Turkish Republic of Northern Cyprus, recognised only by Turkey, covers 38 per cent of the island and contains about 250,000 people.
The official government of Cyprus rules the rest of the island, where the population of 600,000 is mainly Greek.
The division dates from 1974, when hardline Greek generals launched a military coup with the aim of unifying Cyprus and Greece.
Turkey responded by sending troops to the island - an "invasion" say the Greeks, a "peacekeeping operation" say the Turks.
A "green line", policed by the UN, divides the island and capital, Nicosia.
In 2004, the UN drew up a plan for reunification. Turks in the north voted for it, the Greeks in the south voted against.
Greek Cyprus was allowed to join the EU in 2004. Northern Cyprus was shut out.
Avrupa, "bekleyin" diyor
ÖNCE SAĞLAM ÇEVRE
PLANI... AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs
Türk Toplumu
Çalışma Kolu
Başkanı Andrew Rasbash, "Komisyon; Kıbrıslı Türk
otoritelerin, bölgenin doğal zenginliğini korurken, Karpaz
Yarımadası sakinlerinin ihtiyaçlarına en uygun olacak enerji
tipinin sağlanması açısından bilinçli bir karar üretmek
için, elektrik değerlendirme raporlarının sonuçlarının
açıklanmasına ve bölge için sağlam bir çevre planı
hazırlanmasına kadar bekleyeceklerini ümit etmektedir" dedi
Avrupa Birliği (AB)
Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu
Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rasbash, AB Komisyonu'nun, KKTC
Hükümeti'nin Karpaz Yarımadası'na elektrik enerjisi sağlama
niyetlerinden haberdar olduğunu vurguladı.
Rasbash, AB'nin, Karpaz'a
ihtiyaç duyulan elektriğin sağlanması sırasında,
çevreye saygılı olunması ve bunun gerçekten sürdürülebilir bir
biçimde olması yönünde tavrı bulunduğunu kaydetti.
AB Komisyonu'nun Karpaz'a
elektrik götürülmesi konusunda çalışmalar
yaptığını belirten Rasbash, "Komisyon;
Kıbrıslı Türk otoritelerin, bölgenin doğal zenginliğini
korurken, Karpaz Yarımadası sakinlerinin
ihtiyaçlarına en
uygun olacak enerji tipinin sağlanması açısından bilinçli
bir karar üretmek için, elektrik değerlendirme raporlarının
sonuçlarının açıklanmasına ve bölge için sağlam bir çevre
planı hazırlanmasına kadar bekleyeceklerini ümit
etmektedir" dedi.
Karpaz "Natura 2000
Alanı"
olarak düzenlenecek
Rasbash, Karpaz
Yarımadası'nın, Kıbrıs'ın en önemli doğal
alanlarından biri olarak, Ada'nın birleşmesi sonrasında
büyük bir ihtimalle Habitat ve Kuş Direktifleri altında "Natura
2000 Alanı" olarak düzenleneceğini kaydetti.
Andrew Rasbash,
Sürdürülebilir Çevre Platformu üyelerinin 26 Temmuz tarihinde AB Komisyonu
Destek Ofisi Sorumlusu Alain Bothorel'e yazdığı mektubu
yanıtladı.
Rasbash mektubunda, Avrupa
Komisyonu'nun, Karpaz Yarımadası'nın "şahane
doğal güzelliğinin", çevre açısından öneminin ve özel
çevre koruma alanı olarak statüsünün farkında olduğunu ifade
etti.
En uygun enerji seçimi
konusunda
komisyon yardım
sağlıyor
Komisyon'un; Karpaz
Yarımadası'na en uygun enerji biçiminin seçimi konusunda
Kıbrıslı Türk otoritelerine uzman yardımı
sağladığını da açıklayan Andrew Rasbash
mektubunda şunları ifade etti:
"Daha açık bir
ifade ile, Komisyon uluslararası uzmanların çalışma
ziyaretlerini finanse ederek bölgeye elektrik götürülmesi konusunu gözden
geçirmektedir. Bu çalışmanın amacı; Karpaz'daki elektrik
talebi ile söz konusu talebin karşılanması için var olan
alternatif yolların lehte ve aleyhte değerlendirilmesi ve ek elektrik
enerjisi kapasitesinin (potansiyel gelişmeler açısından) yol
açacağı çevresel sonuçların değerlendirilmesi, ÇED
çalışmasının yürütülmesi, Karpaz'ın potansiyel Natura
2000 alanı olarak değerlendirilmesi ve koruma önlemleri konusunda
önerilerde bulunulmasıdır."
AB Raporları birkaç
gün içinde hazır
AB'nin yürüttüğü
çalışmalara ilişkin raporların önümüzdeki birkaç gün
içerisinde hazır hale geleceğini söyleyen Rasbash, buna ek olarak
Komisyon'un; Karpaz Yönetim Planı'nın hazırlanması
çalışmalarını 2008 baharında hazır olacak
şekilde finanse edecek düzenlemeleri
hızlandırdığını da belirtti.
Andrew Rasbash,
Sürdürülebilir Çevre Platformu üyelerine yazdığı cevapta
şunları da kaydetti:
"Enerji projelerinin
AB fonlarından yararlandırılmasında, gündeme
getirdiğiniz konu ile ilgili olarak, bilginize getirmek isterim ki, bu
konu AB Komisyonu'nun bilgisinde olmayıp, Kıbrıslı Türk
otoritelerinden Karpaz özel çevre koruma alanına ilişkin herhangi bir
alternatif enerji proje önerisi de alınmamıştır.
Gerçekte, Kıbrıs
Türk toplumuna yardım programı çerçevesinde, güneş enerjisi
kullanacak olan pilot projeleri desteklemek için 4 milyon Euro tahsis
edilmiştir. Bu finansmanın önemli bir kısmının Karpaz
Yarımadası için kullanılması olanağını değerlendirmek
arzusundayız.
Komisyon;
Kıbrıslı Türk otoritelerin, bölgenin doğal
zenginliğini korurken, Karpaz Yarımadası sakinlerinin
ihtiyaçlarına en uygun olacak enerji tipinin sağlanması
açısından bilinçli bir karar üretmek için, elektrik
değerlendirme raporlarının sonuçlarının
açıklanmasına ve bölge için sağlam bir çevre planı
hazırlanmasına kadar bekleyeceklerini ümit etmektedir.
Son yapılan
çalışmalar göstermiştir ki, 1970'li yıllardan beri
doğa koruma konusunda yürürlükte bulunan AB yasaları, örneğin
nesli en fazla tehlike altında bulunan kuş türlerinin
korunmasında olumlu etkiler yaratmıştır.
Buradan
çıkarılması gereken ders; AB Çevre Yasaları'nın
Kıbrıs Türk toplumunda uyumlaştırılmasının
sağlanması, Kıbrıs'ın kuzeyinde çevrenin
korunmasına önemli bir katkı sağlayacaktır."
KIBRIS 21/08/07
Al Di Meola Kıbrıs' ta
Ercan Havaalanı'nda
basının sorularını yanıtlayan ünlü caz ustası Al
Di Meola, Kuzey Kıbrıs'ta olmaktan çok memnun ve mutlu olduğunu
belirtti.
Al Di Meola, kendisine
gösterilen ilgiye de teşekkür etti.
Ülkemizin ünlü gitaristi
Okan Ersan, Almanya'nın Leverkusen şehrinde, 2006
yılının sonlarında 27'ncisi gerçekleşen Leverkusen
Jazz Festivali'nde Al di Meola ile aynı sahnede 'supporting artist' olarak
performans göstermiş ve ülkemize, Leverkusen'de konser veren ilk Türk olma
gururunu yaşatmıştı.
KIBRIS 21/08/07
Rum Yönetimi, her
şeyden önce Güney Kıbrıs'ın güvenirliliğini
sorguamalı
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, her şeyden önce Güney
Kıbrıs'ın güvenirliliğini sorgulaması gerektiğini
vurguladı.
Avcı, uluslararası
arenada tartışılması gereken bir konunun da,
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türkleri silah
zoruyla dışlayarak, "Kıbrıs Cumhuriyeti"
unvanına gayrimeşru olarak sahip çıkması olduğunu
belirtti.
Rum
Dışişleri Bakanlığı'nın AtlasJet
uçağının kaçırılmasına ilişkin
yaptığı ve asılsız iddialar içeren
açıklamasına dikkat çeken Bakan Avcı, Kıbrıs Rum
tarafının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kötülemek ve
Kıbrıs Türk halkına karşı uygulanan
izolasyonların devamını sağlamak için her fırsatı
kullandığına işaret etti.
Avcı,
"Yaşanmış olan uçak kaçırma olayını,
KKTC'nin güvenliği ve meşruluğuyla
bağdaştırıp suni gündem yaratmak için uğraşan
GKRY, her şeyden önce bombaların patladığı ve mafya
cinayetlerinin işlendiği Güney Kıbrıs'ın
güvenliğini sorgulamalıdır" dedi.
Ercan tüm güvenlik
unsurlarını taşıyor
Kısa bir süre önce
revizyondan geçirilen Ercan Devlet Havaalanı'nın, uluslararası
sivil havacılığın öngördüğü tüm güvenlik
kurallarıyla uyum içerisinde, tam donanımlı ve dünya
standartlarında bir havaalanı olduğunu vurgulayan Avcı,
şunları söyledi:
"Güvenlik hususunda
gerekli deneyim ve donanımlara sahip olan ilgili
kurumlarımızın, yolcuların güvenli uçuş
yapmalarını sağlamak için her türlü tedbiri
aldıklarını bir kez daha vurgulamak isteriz. Bunun yanında,
bağımsız gözlemciler tarafından incelenen Ercan Devlet
Havalimanı'nın güvenilir bir havalimanı olduğu da teyit
edilmiştir.
Rum yönetimi gayri
meşru unvanını tartışmalı
Ercan Devlet
Havaalanı ve KKTC'nin meşruiyetini sürekli olarak uluslararası
kamuoyu önünde tartışmaya açan GKRY'nin, Kıbrıslı
Türkleri 1963 Ortaklık Devleti organlarından dışlamak için
şiddete başvurarak ele geçirdiği 'Kıbrıs Cumhuriyeti
hükümeti' unvanına sarılması, Kıbrıs sorununun
çözümsüz kalmasının başlıca nedenidir. Uluslararası
arenada tartışılması gereken esas unsur ise GKRY'nin bu
gayrimeşru unvanıdır.
Yıllardır
uygulanan bu kısıtlamalara rağmen çağdaş ve demokratik
bir devlet kurarak kendi kendini idare eden Kıbrıs Türk halkına
uygulanan kısıtlamaların meşrutiyetinin zaman kaybedilmeksizin
sorgulanması ve sona erdirilmesi gerekmektedir."
KIBRIS 21/08/07
Rum İçişleri
Bakanı: Bu şikâyetler ekonomiyi, kalkınmamızı ve
devletimizi rezil ediyor
Güney
Kıbrıs'ın turistik bölgelerinde emlak satın almak isterken
Rum müteahhit ve emlak komisyoncuları tarafından
dolandırılan yabancı uyruklu kişiler, bu durumu internet ve
çeşitli yayınlar aracılığıyla şikâyet
ettiler.
Rum radyosunun haberine
göre "www.utube.com" isimli internet adresinde konuyla ilgili
görüntülü ve sesli belgeler yer alıyor. Söz konusu internet adresinde,
bazı Rum emlak komisyoncuların ağına düşen çok
sayıdaki kurbanla da bağlantılar oluşturuldu.
Rum Emlak
Komisyoncuları Birliği Başkanı Solomos Kuruklidis;
milyonlarca KL'lik şikâyetlerin Baf bölgesiyle ilgili olduğunu
belirterek, Rumlara, yalnızca ehliyetli emlak komisyoncularıyla
alış-veriş yapmaları çağrısında bulundu.
Rum İçişleri
bakanı Hristos Patsalidis ise, yabancı uyruklu kişilerin Rum
taşınmaz mal satıcıları tarafından
dolandırılmalarına ilişkin internet
aracılığıyla yaptıkları şikâyetlerin
araştırılması direktifi verdi.
Patsalidis,
"yabancıların bu şikâyetlerinin; Rum ekonomisini,
kalkınmasını ve devletini rezil ettiğini"
vurguladı.
KIBRIS 21/08/07