Times: Yunanistan ve Rum Kesimi'nden Türkiye'ye oy gelir mi?

      Eurovision şarkı yarışmasının heyecanı bütün Avrupa’yı sarmışken, Times gazetesi, oylamada yapılan "paslaşmalara" dikkat çekti. Gazete, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye’ye nadiren oy verdiğine işaret etti.
      Avrupa’da gözler bu akşam Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de düzenlenecek Eurovision şarkı yarışmasına çevrildi. İngiliz Times gazetesi, Eurovision’un sadece televizyon tarihinin en uzun gösterilerinden biri değil aynı zamanda en popülerlerinden de biri olduğuna dikkat çekti.
     
     40 ÜLKEDE YAYINLANIYOR

      Eurovision’daki şarkıları bir sepetin içindeki meyvelere ve çerezlere benzeten gazete, şarkıların halk müziğinden rap’e, Arapça’dan Türkçe’ye kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığını vurguladı. Yarışmanın 40 ülkede canlı yayınlandığını hatırlatan gazete, Eurovision’un 100 milyon izleyicisi olduğunu belirtti.
      Eurovision şarkı yarışmasının oylama bölümüne ilişkin her sene yapılan tartışmayı tekrar gündeme getiren Times, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ni örnek göstererek bu iki ülkenin en yüksek oyu sürekli birbirine verdiğini vurguladı. Haberde Rumların ve Yunanların Türkiye’ye ise nadiren puan verdiğini yazdı.
      İngiltere’nin Eurovision’u en son 10 yıl önce "Tony Blair Başbakan olduğunda" kazandığını da hatırlatan gazete, ancak bu yılki şarkılarının çok iddialı olduğunu ve Blair’in görevini bırakacağı bir yılda yarışmayı tekrar kazanabilecekleri belirtildi.
      Eurovision şarkı yarışmasında Türkiye’yi bu yıl yarı finali geçme başarısını gösteren Kenan Doğulu temsil ediyor.(ANKA)

MILLIYET 12/05/07

 

Ticaret Odası'ndan Brüksel çıkarması

Ticaret Odası'ndan yapılan açıklamaya göre 15 Mayıs Salı günü 10:00-12:00 saatleri arasında yapılacak olan etkinlikte Avrupa Parlamentosu'na Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi ve izolasyonun kaldırılması konularında çağrıda da bulunulacak.

İş insanları, çeşitli sivil toplum örgütü, üniversite ve basın organlarından temsilciler etkinlik için Ticaret Odası'nın Kıbrıs Türk Hava Yolları'ndan kiraladığı uçakla 15 Mayıs Salı günü Brüksel'e gidecek.

Brüksel'de yapılacak olan etkinlikle ilgili açıklamalarda bulunan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, etkinliğinin amacının Kıbrıs'ta sadece Rumların değil Türklerin de yaşadığını Avrupalı parlamenterlere hatırlatmak olduğunu söyledi.

Verilen sözlerin tutulması istenecek

Nami, Brüksel'e Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi için Avrupalı parlamenterlerinin dikkatlerini çekmek amacıyla gidileceğini ve Avrupa Parlamentosu önündeki Schuman Meydanı'nda düzenlenecek olan etkinlikte ekonomik ambargoların ve izolasyonların kaldırılması için Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözlerin tutulmasının isteneceğini belirtti.

Etkinlik için Brüksel'e gidecek olanların hava alanından Schuman Meydanı'na otobüslerle taşınacağını dile getiren Nami, etkinlikte yapılacak konuşmalar ve dağıtılacak broşürlerle parlamenterlere ve halka AB'ın referandum sonrasında Kıbrıslı Türklere ambargoların kaldırılması konusunda verdiği sözlerin hatırlatılacağını kaydetti.

Kıbrıs'ta sadece Rumların değil Kıbrıslı Türklerin de yaşadığının vurgulanacağını dile getiren Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesinin isteneceğini belirtti.

Nami, folklor, modern dans ve moda gösterilerinin de yapılacağı etkinlikte ayrıca Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin tanınırlıklarına uygulanan izolasyonların kaldırılması ve üniversitelerin Bologna sürecine alınmasının isteneceğini de kaydetti.

KIBRIS 12/05/07

 

Rumlar, Kıbrıs sorununun devamından kaynaklanan sorunları istismar ediyor

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıslı Türkler sorunun çözümsüzlüğünün bedelini çeşitli şekillerde ödemekte iken, sadece Kıbrıslı Rumların Kıbrıs sorunundan kaynaklanan sorunlarının çözümlenmesinin mümkün olmadığını vurguladı.

Erçakıca yaptığı yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Güzelyurt bölgesinin kalkınmasıyla ilgili söylediklerinin, Kıbrıslı Rum siyasiler tarafından ele alınış şeklinin; "Kıbrıs Rum tarafının nasıl bir beklenti içinde olduğu ve buna karşın, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda istekli davranması için neler yapılması gerektiği" konusunda öğretici olduğunu kaydetti.

Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının, herhangi bir çözüme ulaşmayı reddeder durumda olmasına karşın, Kıbrıs Türk halkının gelişmesini engellemek hakkına sahipmiş gibi davrandığını ve bunu bir "hak" olarak değerlendirdiğini ifade ederek, Kıbrıs sorununa çözüm bulunabilmesi için, Kıbrıs Rum tarafının bu anlayışının çıkar yol olmadığının kendilerine gösterilmesi gerektiğini belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Rum tarafı, sorunun çözümlenmesini engellemeye çalışırken, Kıbrıslı Rumların bu sorunun devamından kaynaklanan sorunlarını da istismar etmeye kalkışmaktadır. Kıbrıslı Rumların 'mülkiyet sorunu', bu istismarın en güzel örneği olarak günlük politikanın etkili bir aracı haline getirilmeye çalışılmaktadır.

Kıbrıs sorunu çözümsüz beklerken ve Kıbrıslı Türkler bu sorunun çözümsüzlüğünün bedelini çeşitli şekillerde ödemekte iken, sadece Kıbrıslı Rumların Kıbrıs sorunundan kaynaklanan sorunlarının çözümlenmesi elbette mümkün değildir. Kıbrıs Rum tarafı, sorunun çözümlenmesini engellerken, Kıbrıs Türk tarafının eli-kolu bağlı bir şekilde, ekonomik ve sosyal gelişmesi için gerekli adımları atmadan beklemesi de söz konusu değildir ve olmayacaktır."

Kıbrıs Rum siyasilerinin, Cumhurbaşkanı Talat'ın, Güzelyurt'un kalkınması konusunda söylediklerine verdikleri tepkilerin, Kıbrıs Türk halkının ekonomik ve sosyal kalkınması için çalışmanın ne kadar önemli

olduğunu da kanıtladığına dikkat çeken Erçakıca, Kıbrıs Türk halkının ekonomik ve sosyal kalkınması için atılacak adımların; Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı ve adil bir çözüme yönelmesi için başlıca faktör olacağını belirtti.

Rum siyasiler ne demişti?

Rum basınında yer alan dünkü haberlere göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Güzelyurt'ta düzenlenen etkinlikte yaptığı açıklamalara Rum siyasilerin verdiği tepkiler şöyle:

"Tasos Papadopulos: Kıbrıs Rum tarafı, tam da bu nedenle mülkiyet konusunun çalışma gruplarında görüşülecek temel konulardan olduğunu söylüyor. Atmosferi zehirleyen ve kapsamlı çözüm çerçevesinde çözülmesi gereken konulardan biri olan mülkiyet konusunun varacağı sonucu önceden belirleyebilecek bu tür etkinlikleri görmezden gelmemeliyiz.

Hristodulos Paşardis: Peş peşe yaptığı tahrikler konusunda Talat'ı takip etmemiz söz konusu değildir ve konuştuğu her konuda kendisiyle kamuoyu önünde diyaloga girmemiz de söz konusu değil.

DİKO Başkanı Marios Karoyan: Kıbrıslı Türk lider, bu açıklamasıyla; 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi yönünde iyi ortam yaratılmasına yönelik bütün prosedürleri torpillemeyi, duygusuzlaştırmayı, aynı zamanda güçsüzleştirmeyi ve etkisiz hale getirmeyi hedefliyor ve bu tür yaklaşımlar ve anlayışlarla durumların zorlaştığını doğruluyor.

EDEK Başkanı Yannakis Omiru: Sayın Talat ne Omorfo'yu, ne Maraş'ı ne de Kıbrıs'ın geriye kalan işgal altındaki bölgelerini miras almıştır.

EUROKO Başkanı Dimitris Şilluris: Talat'ın açıklaması; Türk tarafının Annan Planı'nı herhangi bir şekilde uygulamaya niyetli olduğu sahte hissine kapılanlar tarafından anlaşılması, kaydedilmesi ve yanıtlanması gerekir."

"Sorunun kapsamlı çözümü acil ihtiyaç"

Kuzey Kıbrıs'a uygulanmakta olan uluslararası izolasyonların kaldırılmasının çözüm sürecinde oynayabileceği rolün öneminin de, bu örnekle yeniden teyit edilmiş olduğunu söyleyen Hasan Erçakıca, uzun yıllardan beri devam eden Kıbrıs sorununun, Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarına önemli sıkıntılar yaşattığını ve yaşatmaya devam ettiğini, bu sıkıntıların pek çoğunun, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması ile çözümlenebilecek nitelikte olduğunu ifade etti.

Erçakıca, bu nedenle sorunun kapsamlı çözümünün "acil bir ihtiyaç" olduğu üzerinde önemle durduklarını belirterek, Kıbrıs Rum tarafının çözüm konusunda motive edilebilmesi için, Kıbrıslı Türklerin uluslararası ilişkilerinin geliştirilmesi, ekonomik ve sosyal kalkınması için gerekli ortamın yaratılması ve bu çabalara destek olunması gerektiğini vurguladı.

KIBRIS 12/05/07

 

Cumhurbaşkanı Talat, AP'de konferans verecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu (AP) Liberal Demokrat Grubu'nun davetlisi olarak 16 Mayıs Çarşamba günü Brüksel'e gidecek.

Cumhurbaşkanlığı'ndan verilen bilgiye göre, Talat, Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nda, Liberal Demokrat Grubu'nun düzenlediği "Madalyonun Diğer Yüzü: Kıbrıslı Türklere Bir Ses Vermek" konulu konferansta konuşma yapacak.

Cumhurbaşkanı Talat'a Brüksel ziyaretinde Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek. Talat, konferansın ardından 17 Mayıs Perşembe gecesi Kuzey Kıbrıs'a dönecek.

KIBRIS 12/05/07

İzmir’deki miting dünya basınında

İzmir’deki Cumhuriyet Mitingi’ne uluslararası medya kuruluşları da ilk haberleri arasında yer verdi.

NTV

Güncelleme: 17:00 TSI 13 Mayıs 2007 Pazar

 

LONDRA/WASHINGTON/PARİS - İngiliz yayın kuruluşu BBC, “Yüzbinlerce laik Türk, hükümetin laik siyasi rejimi değiştirme girişimine karşı liman kenti İzmir’de toplandı” derken, Amerikan CNN televizyonu da, mitinge bir milyonun üzerinde kişinin katıldığının sanıldığını belirtti.

Reuters haber ajansı ise, en az bir milyon kişinin hükümete baskı amacıyla gösteri yaptığını duyurdu. Mitingin dün bir kişinin öldüğü bombalı saldırının gölgesinde yapıldığına dikkat çekilen haberde İzmir’in laik ve batı yanlısı bir geleneğe sahip olduğu da vurgulandı..

Associated Press haber ajansı da, İslamcı hükümetin topluma dini değerleri dayatmasından endişe eden yüzbinlerce laik Türkün gösteri yaptığını aktardı. Haberde İzmir’de İslamcılara desteğin çok düşük olduğuna da işaret edildi.

Fransız haber ajansı, İzmir’deki mitingi abonelerine, “Türkiye’de laiklik yanlısı yeni gösteri” başlığıyla duyurdu.

 

"Türkiye Avrupa'nın yanında tutulmalı"


13 Mayıs, 2007 14:45:00 (TSİ) CNN TURK

AB Ortak Dış Politika ve Savunma YüksekTemsilcisi Javier Solana, Türkiye'nin Avrupa'nın yanında tutulması gerektiğini söyledi.

Alman Welt am Sonntag gazetesine konuşan Solana, "Türkiye'nin AB üyeliğinin Avrupalılara ne gibi avantajlar sağlayacağı" sorusunu yanıtlarken, "Bu ülke, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar'ın arasında.Türkiye'nin bu bölgede çok fazla etkisi var, bu da bölgenin istikrarına katkı sağlanmasına yardımcı olabilir" dedi.
 
"Bu durum, aynı zamanda Avrupalıların güvenliğini artıracaktır" diyen Solana, "Türkiye'nin yanımızda olması iyi olur. Aksi takdirde kendine başka ortaklar arayabilir" görüşünü savundu.
 
Türkiye'nin AB üyesi olmak istediğine işaret eden Solana, "Biz Ankara'nın, AB şartlarını yerine getirmesini bekliyoruz. Aksi takdirde üyelik olamaz. Türkiye'deki siyasi gelişmeler Kopenhag kriterleriyle bağdaşabilir olmalı. Buna, hukuk devleti ilkelerini benimsemesi, işleyen bir pazar ekonomisine sahip olması ve AB yasalarını üstlenmesi de dahildir" diye konuştu.

 

İzmir'de tarihi miting

 

Mitinge Deniz Baykal ve Zeki Sezer de katıldı



13 Mayıs, 2007 16:23:00 (TSİ) CNN TURK

Ankara, İstanbul, Manisa ve Çanakkale'den sonra Cumhuriyet Mitingi bugün yüzbinlerce kişinin katılımıyla İzmir'de Gündoğdu Meydanı'nda yapıldı. Solda birlik için görüşen CHP ve DSP liderlerinin mitingde bir araya gelmemesi dikkat çekti.

Mitinge katılmak isteyenler, saat 07.30'dan itibaren ellerinde Türk bayraklarıyla alanda toplandı.
 
Çeşitli sivil toplum örgütlerinin düzenlediği mitinge katılımın 1 milyon kişiyi aştığı sanılıyor. Katılımcılar alana tek tek üst araması yapılarak alındı.
 
Miting alanında geniş güvenlik önlemleri uygulanırken, Birinci Kordon dün geceden itibaren trafiğe kapatıldı, İkinci Kordon'da da park yasağı uygulandı.
 
Türk bayraklarıyla donatılmış şehir hatları vapurları, sahil boyunca tur atarken, bazı belediyeler mitinge katılanlara bayrak, şapka ve Atatürk posterleri dağıttı.
 
"200 bin kişiyi deniz yoluyla taşıdık"
 
İzmir'de düzenlenen "Cumhuriyet Mitingi"ne, deniz yoluyla 200 bin kişinin taşındığı bildirildi.
 
İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı İzdeniz Genel Müdürlüğü yetkilileri, sabahın erken saatlerinden itibaren Karşıyaka, Bostanlı, Göztepe, Üçkuyular, Bayraklı ve Konak'tan Pasaport ile Alsancak iskelelerine 15 dakikada bir sefer düzenlendiğini söylediler.
 
Yetkililer, "İzmir Körfezi'nde bulunan iskelelerimiz arasında sık sefer düzenleyerek, vatandaşlarımızı miting alanına sorunsuz olarak taşıdık. Şu ana kadar deniz yoluyla mitinge katılanların sayısı 200 bin civarındadır" dedi.

Orijinal sloganlar
 
Üzerlerinde "Balçova Belediyesi" yazılı tişörtler giyen bir grup, küçük bir tiyatro gösterisi sundu.
 
Ellerinde "Edison pişman" yazılı pankartlar taşıyan grup, hükümet aleyhine çeşitli sloganlar attı.
 
Antalya'dan gelen bir grubun getirdiği yaklaşık 1 kilometre uzunluğunda Türk bayrağı, İzmir Limanı girişinden Gündoğdu Meydanı'na kadar olan yolda, grup tarafından ellerde taşınarak sokuldu.
 
Katılımcılar bayrağa sevgi gösterilerinde bulundu. İzmir dışından mitinge katılmak isteyenlerin sabahın erken saatlerinden itibaren otobüslerle kente geldikleri gözlendi.
 
Düzenleme komitesi katılımcıları, "Anadolu'nun işgalinde ilk kurşunu atan kente hoş geldiniz" diyerek karşıladı. Gruplardan bazıları zaman zaman "solda birleşin" sloganları attı.

BAYKAL VE SEZER AYRI DURDU
 
Cumhuriyet Mitingi'ne CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DSP lideri Zeki Sezer, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de katıldı.
 
Miting alanına gelen Deniz Baykal, mitingin laik demokratik cumhuriyete güç kattığını belirterek, "Miting muhteşem, İzmir'e yakışan da bu" dedi.
 
Halkın hem demokrasiye, hem de Cumhuriyet'e İzmir'de de sahip çıktığını, bu konudaki anlayışın bir kez daha net bir biçimde ortaya konulduğunu belirten Baykal, "Türk halkı bir bütündür. İzmirli, Doğulu, Batılı ayırımı yoktur. Halkı birbirinin karşısına çıkarmamak lazım, milleti bölmemek lazım" dedi.
 
Bu arada, alanda Baykal ve Sezer'in meydanda bir araya gelmemesi dikkat çekti. Her iki liderin 'solda birlik' için mitingde birlik mesajı vermeleri bekleniyordu.
 
Mitinge katılan DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, konuşmaların yapıldığı platforma uzak bir noktada vatandaşların arasında mitingi izledi.
 
Sezer'i fark eden vatandaşlar, çevresine toplanarak "birleşme"yönündeki taleplerini dile getirdi.
 
Vatandaşlar, "Ne bekliyorsunuz? Hesabı bırakın, şartsız birleşin","Halk birleşti, siz neden hala diretiyorsunuz?" diyerek, "birleşin, iktidara yerleşin" sloganı attılar. Sezer'in vatandaşlara tek  tek cevap vermeye çalıştığı dikkati çekti. Sezer cevap olarak "görüşmelerin sürdüğünü" söyledi.
 
Sezer, "Tepkilerinizin,yüreklerinizdeki yangının ortaya çıkardığı bir baskı olduğunu anlıyorum. İyi niyetle çalışıyoruz ama biz aynı zamanda sorumluluk yerindeyiz" dedi.
 
Sezer Baykal'ın yanına gitmedi
 
Öte yandan gazeteci Tuncay Özkan, "Kaç kişiyiz saysana" adını verdiği bileklikliklerden birini CHP Genel Başkanı Baykal'a verdi. Diğer bilekliği de DSP Genel Başkanı Zeki Sezer'e iletilmek üzere Baykal'a takdim etti.
 
Özkan, platformda konuşma yaparken, iki kez DSP Genel Başkanı Sezer'in platform önüne gelmesi için anons etti ancak Sezer, Baykal'ın da bulunduğu platformun önüne ulaşmadı.
 
Mitingin sonunda Baykal, Gündoğdu Meydanı'ndan küçük bir tekneyle ayrıldı.
 
Miting programı
 
Mitingin açılış konuşmasını Cumhuriyet Mitingi Düzenleme Kurulu Başkanı avukat Ferda Kardelen yaptı. 
 
Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, Prof. Dr. Birgül Ayman Güler, Doç. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu ve gazeteci Tuncay Özkan da mitingde konuşan isimler arasında yer aldı.
  
Zülfü Livaneli, Tolga Çandar, Sadık Gürbüz, Yolcu Bilgiç, Bulutsuzluk Özlemi ve Edip Akbayram'ın şarkılarıyla destek verdiği mitingde alana 2 dev ekran kuruldu.
 
Cumhuriyet Mitingi'ne katılanlar, konserlerin ardından 10’uncu Yıl Marşı'nı söyledikten sonra dağıldı.

Aynı günde hem miting hem maç

Bugün İzmir'de önemli bir de maç var. Cezası nedeniyle Fenerbahçe Trabzonspor ile İzmir Atatürk Stadı'nda karşılaşacak. Kentte oteller yüzde yüz doluluk oranına ulaşırken, oda fiyatları da yükseldi.

Alınan güvenlik önlemleri
 
İzmir Emniyet Müdür Yardımcısı Metin Orakoğlu, bugün düzenlenecek Cumhuriyet Mitingi için güvenlik yönünden tüm ayrıntıların planlandığını söyledi.
 
Polis memurları için izinler kaldırılırken, mitingin gerçekleştirileceği alan uçuşa kapalı bölge haline getirildi. Bugün kentte karadan, havadan, denizden kontroller de yapılıyor.
 
Orakoğlu, diğer illerden gelecek katılımcılar için, trafik yoğunluğunun da yaşanabileceğini göz önünde tutarak, trafikten asayişe kadar çeşitli önlemler aldıklarını vurguladı.

MHP mitinge katılmadı
 
MHP İzmir İl Başkanı Müsavat Dervişoğlu, mitinge katılmayacaklarını açıkladı.

Mitingin CHP - DSP kongresine dönüşeceğini savunan Servişoğlu, "Siyasi senaryolara İzmirlilerin figüran yapılmasını kabullenemeyiz" dedi.
 
Cumhuriyet mitinglerine son
 
Atatürkçü Düşünce Derneği'nin açıklamasına göre, Cumhuriyet mitingleri İzmir'deki mitingle sona erecek. Derneğin internet sayfasında yapılan açıklamada, bundan böyle kapalı mekanlarda kutlama etkinlikleri düzenleneceği belirtildi.
 
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan ise, 19 Mayıs'ta Samsun'da planlanan mitingi hatırlatarak, kararlarını İzmir mitinginden sonra açıklayacaklarını söyledi.
 
YABANCI BASININ YORUMU
 
İzmir'de düzenlenen Cumhuriyet Mitingi uluslararası haber ajansları tarafından abonelerine duyuruldu.
 
İngiliz haber ajansı Reuters, mitingin devam ettiği sırada, yüzbinlerceT ürk'ün "ülkenin laik kalması için" İzmir'de sokaklara döküldüğünü belirtti.
 
Ajans, organizatörlerin, mitingin seçimlerden önce muhalefeti birleştireceği umudunu dile getirdiklerini kaydetti.
 
Fransız Haber Ajansı (AFP), İzmir'deki mitingi abonelerine, "Türkiye'de laiklik yanlısı yeni gösteri" başlığıyla duyurdu. Ajans, Mustafa Kemal Atatürk posterlerini taşıyan yüzbinlerce insanın "laikliğe bağlılıklarını bildirmek için" bir araya geldiklerini belirtti.
 
ABD'nin Associated Press (AP) ajansı, "genel seçim öncesinde bir güçg österisi" olarak nitelendirdiği miting için laiklik yanlısı yüzbinlerce Türk'ün sokaklara döküldüğünü kaydetti.
 
Amerikan CNN televizyonunun internet sitesinde de "Türkler laikliği desteklemek için gösteri yapıyor" başlığı altında, Türklerin bu kez ülkenin üçüncü büyük kentinde bir araya geldikleri belirtildi.
 
Haberde, daha önce Ankara ve İstanbul'da da yapılan benzeri gösterilerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetine baskı amacıyla düzenlendiği görüşü savunuldu.

İstanbul ve Ankara'da yüzbinler yürüdü
 
14 Nisan'da Ankara Tandoğan, 29 Nisan'da İstanbul Çağlayan kırmızıya büründü. Türk bayrakları her iki Cumhuriyet Mitingi’nin de simgesi oldu.
 
Miting nedeniyle İstanbul'da yüzbinlerce kişi Çağlayan Meydanı'nda buluştu. Mitingde ülkenin laikliğine vurgu yapılırken, muhalefete de ''birleşin'' çağrısı yapıldı.
 
Mitinglerden "Türkiye laiktir laik kalacak", "Parola vatan işaret namus", "Hükümet istifa" sesleri yükseldi.
 
Ankara ve İstanbul'un ardından Manisa, Çanakkale ve Marmaris'te de Cumhuriyet Mitingi düzenlendi.

 

İnşaat sektöründe gerileme var

GERİLEMENİN NEDENİ İÇ FAKTÖRLER... Müteahhitler Birliği Başkanı Gürcafer, Annan planı döneminde oluşan güven ortamının yavaş yavaş bir güvensizliğe dönüştüğünü ve inşaat sektöründe bugün hissedilir bir gerileme yaşandığını kaydetti. Gürcafer, inşaat sektörünün sadece siyasi gelişmeler, Kıbrıslı Rumların lobi çalışmaları, izolasyonlar veya başka bir nedenden değil, içte kaynaklanan bir takım nedenlerden dolayı da gerilediğini savundu

GÜRCAFER'DEN ÖZELEŞTİRİ: SORUN BİZDEN DE KAYNAKLANIYOR...Sektörün gerilemesine; "ev alacak olan kişilere verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi, kalite sorunu, tapu ve geciktirme" gibi bir sürü sorunun neden olduğuna da dikkat çekerek, bu konuda özeleştiri yapan Cafer Gürcafer, ancak bu konuda karamsar olmadığını ve bu sorunların işbirliği içerisinde birlikte çalışmayla kısa zamanda giderilebileceğini kaydetti

SOYER: SEKTÖRDE KALİTE, GÜVENİRLİLİK VE AKDE BAĞLILIK SAĞLANMALI

Başbakan Soyer ise, inşaat sektörünün selameti açısından, yasalar çerçevesinde güçlendirilmiş tedbirlerle sektörde güvenirlilik, kalite ve akde bağlılığın sağlanması gerektiğini belirtti.

 

Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, Annan planı döneminde oluşan güven ortamı yavaş yavaş bir güvensizliğe dönüştüğünü ve inşaat sektöründe bugün hissedilir bir gerileme olduğunu söyledi.

Gürcafer, inşaat sektörünün sadece siyasi gelişmelerden, Kıbrıslı Rumların lobi çalışmalarından, izolasyonlardan veya başka bir nedenden değil, içte kaynaklanan bir takım nedenlerden dolayı da gerilediğinin görüldüğünü de kaydetti.

Bu çerçevede sektörün gerilemesine; "ev alacak olan kişilere verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi, kalite sorunu, tapu ve geciktirme" gibi bir sürü sorunun neden olduğuna da dikkat çekerek, bu konuda özeleştiri yapan Gürcafer, ancak bu konuda karamsar olmadığını ve bu sorunların işbirliği içerisinde birlikte çalışmayla kısa zamanda giderilebileceğini kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, inşaat sektörünün selameti açısından, yasalar çerçevesinde güçlendirilmiş tedbirlerle sektörde güvenirlilik, kalite ve akde bağlılığın sağlanması gerektiğini belirterek, sektörün gelişmesi için en başta Müteahhitler Birliği ve hükümetin bu işi ciddiyetle ele alması ve hiçbir boşluğun bırakılmaması gerektiğini vurguladı.

Soyer, ülkenin ekonomik verilerine bakıldığı zaman inşaat sektörünün "fevkalade öneminin" görüleceğini de belirterek, sektörün 2003 yılından 2006 yılına kadar olan 3 yıllık süre içerisinde ülkeye katkısının 127 milyon Dolar olarak şekillendiğini ifade etti.

Ancak inşaat sektörünün ülkede başta imalat ve enerji sektörü olmak üzere daha pek çok sektöre katkı yaptığına dikkat çeken Başbakan Soyer, inşaat sektörünün ülkeye doğrudan katkısının yanı sıra diğer alanlara da 160 milyon Dolarlık bir başka katkı yarattığını vurguladı.

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği, dün "Ülke Ekonomisi ile İnşaat Müteahhitliği Sektörünün Dünü Bugünü ve Yarını" konulu bir toplantı düzenledi.

Lefkoşa'da Açık Öğretim Fakültesi (AÖF) Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen toplantıya Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İçişleri Bakanı Özkan Murat ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun da katılarak, müteahhitlerin sorunlarını dinledi.

Toplantıda ayrıca İskân Müsteşarı Hasan Fındık ile diğer üst düzey yetkililer de hazır bulundu.

Birlik üyeleri, inşaat sektörüyle çalışan iş adamları ve ilgililerin de izlediği toplantı, Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer'in yaptığı açılış konuşmasıyla başladı. Toplantı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in konuşmasının ardından sorunlar tartışıldı.

Gürcafer

Açılış konuşmasını yapan Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, ülkedeki inşaat sektörünün dününü, bugününü ve yarınını irdeleyeceklerini belirterek, ülkedeki inşaat sektörünün tüm dünyada olduğu gibi ülkenin ekonomisine katkı yapan, her zaman ön planda olan ve çok tartışılan bir sektör olduğuna dikkat çekti. Gürcafer amaçlarının sektördeki sorunları çözmek olduğunu söyledi.

İnşaat sektörünün gelişmesi ve ilerlemesindeki ilk dönüm noktasının Türkiye'den gelen yardımların KKTC'de ihale edilmesi, ikinci dönüm noktasının ise Annan Planı olduğunu ifade eden Cafer Gürcafer, ancak o dönemlerde oluşan güven ortamının zaman içerisinde kendini yavaş yavaş bir güvensizliğe dönüştürdüğünü ve inşaat sektöründe bugün hissedilir bir gerileme olduğunu anlattı. Gürcafer, bunun nedenlerini tartışmak ve çözümlerini üretmek için dünkü toplantıyı yaptıklarını kaydetti.

Cafer Gürcafer, inşaat sektöründeki sorunları çözüme kavuşturana kadar ve sağlam bir temele oturtana kadar mücadeleye devam edeceklerini de dile getirdi.

"Sektörün gerilemesi bizden de kaynaklanıyor"

Müteahhitler Birliği Başkanı Gürcafer, inşaat sektörü içerisinde yaptıkları çalışmalara ve kendilerine KKTC'den ev alan yabancılardan gelen şikâyetlere de değinerek, inşaat sektörünün sadece siyasi gelişmelerden, Rumların lobi çalışmalarından, izolasyonlardan veya başka bir nedenden değil, içte kaynaklanan bir takım nedenlerden dolayı da gerilediğinin görüldüğünü söyledi.

"Taahhütler yerine getirilmiyor"

Gürcafer, bu çerçevede sektörün gerilemesine; "ev alacak olan kişilere verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi, kalite sorunu, tapu ve geciktirme" gibi bir sürü sorunun neden olduğuna da dikkat çekerek, bu konuda özeleştiri yaptı.

Ancak bu konuda karamsar olmadığını ve bu sorunların işbirliği içerisinde birlikte çalışmayla kısa zamanda giderilebileceğini kaydeden Gürcafer, müteahhitler olarak sadece kendilerini değil, ülke ekonomisini ve diğer sektörleri de düşünerek hareket ettiklerini belirtti.

Gürcafer, inşaat sektörünün ülke ekonomisi için ayakta durması gerektiğini de dile getirerek, bu konuda ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti.

Soyer

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de toplantıda yaptığı konuşmada, Başbakanlık olarak inşaat sektörünü; çimento satışından, ülkeye ithal edilen inşaat malzemelerinin miktarı, izinler ve diğer bir kısım verilere kadar izlediklerini, ancak devletin çok ciddi bir istatistik birimine ihtiyacı olduğunu vurguladı. Bu konuda çalışmalarının devam ettiğini ve bu birimi kuracaklarını söyleyen Soyer, ayrıca Başbakanlık bünyesinde inşaat sektörünün her yönüyle detaylı olarak incelemesi için bir çalışma yaptıklarını ve yakında bu çalışmanın da tamamlanacağını kaydetti.

Sektörün ülke açısından önemi

Soyer, ülkenin ekonomik verilerine bakıldığı zaman inşaat sektörünün "fevkalade öneminin" görüleceğini belirterek, sektörün 2003 yılından 2006 yılına kadar olan 3 yıllık süre içerisinde ülkeye katkısının 127 milyon dolar olarak şekillendiğini ifade etti.

Ancak inşaat sektörünün ülkede başta imalat ve enerji sektörü olmak üzere daha pek çok sektöre katkı yaptığına dikkat çeken Başbakan Soyer, inşaat sektörünün ülkeye doğrudan katkısının yanı sıra diğer alanlara da 160 milyon dolarlık bir başka katkı yarattığını vurguladı.

Soyer, bu bakımdan inşaat sektörünün ülke ekonomisinin ve ülkenin gelişmesinde doğrudan bir bağının olduğuna işaret etti.

"Rum kesimi büyük

bir kampanya sürdürüyor"

Başbakan Soyer, inşaat sektörünün siyasal anlamda önünde bulunan bir kısım sıkıntıların aşıldığını, ama bunun bütünüyle giderildiğini söylemenin mümkün olmadığını belirterek, Kıbrıs Rum kesiminin de bu konuda inanılmaz ölçüde, tek tek insanlara dahi ulaşan ve Kuzey Kıbrıs'tan mal, hizmet ve özellikle ev alınmamasına yönelik büyük bir kampanya sürdürdüğüne dikkat çekti.

Güney Kıbrıs'a gelen turistlere Kuzey Kıbrıs'tan ev alınmaması ve bunun kanunsuz olduğu iddiasıyla broşür dağıtıldığını örnek gösteren Soyer, bu kampanyayı bütün Avrupa ölçeğinde ve Kuzey Kıbrıs'a ilgi duyan bütün alanlarda sürdürdüklerini kaydetti.

Almanya ziyaretimde etkilerini gördüm

Ferdi Sabit Soyer, son Almanya ziyaretinde bunun etkilerini ve izlerini gördüğünü de dile getirerek, birçok Alman'ın kendisine Kuzey Kıbrıs'ta ev satın almanın Almanya'da hukuki açıdan herhangi bir problem doğurup doğurmayacağını sorduklarını söyledi.

Rumların İngiltere'de oyunu

Başbakan Soyer, İngiltere'de bazı televizyonlarda Kuzey Kıbrıs'tan "ev satın alıp ancak evini teslim alamayanlar, ya da sözleşmeyle evi denk bulmayanlar veya aynı evin iki kişiye satıldığı" gibi iddialarla bazı İngilizlerin haber programlarına çıktığını, bunu inceledikleri zaman ise bunların arkasında Kıbrıs Rum hükümetinin Londra Büyükelçiliği'ni tespit ettiklerini kaydetti.

Dolayısıyla inşaat sektörünün selameti açısından en başta birlik ve hükümet olarak çok büyük ciddiyet ve yasalar çerçevesinde güçlendirilmiş tedbirlerle bu sektörde güvenirliliği, kaliteyi ve akde bağlılığı sağlamaları gerektiğine vurgu yapan Soyer, sektörün ilerlemesi ve gelişmesi için bu işin ciddiyetle ele alınması ve hiçbir boşluğun bırakılmaması gerektiğini, çünkü sebep olunan bir hatanın bumerang gibi yine kendilerine geri döneceğini kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer konuşmasının ardından birlik üyelerine söz vererek, üyelerin kendi alanlarıyla ilgili görüşlerini, düşüncelerini, eleştirilerini, sıkıntılarını ve önerilerini kendisine ve bakanlara aktarma fırsatı verdi.

KIBRIS 13/05/07

 

Rumlar, KKTC'deki eski malların kullanılmasını engellemeye çalışıyor

Haravgi gazetesi, Rum Meclisi Göçmenler Komitesi Başkanı AKEL Milletvekili Aristofanis Georgiu'nun meclis genel kuruluna; KKTC'deki eski Rum mallarının "istismarına" ilişkin bulgular sunduğunu yazdı. Gazeteye göre, Georgiu sunduğu bulguların, "1974 öncesi durum bütün olgularını değiştirme ve bu değişiklikleri müzakere masasında kendi lehlerine kullanma çabasını ortaya koyduğunu" söyledi. Gazete Georgiu'nun Rum Meclisi Genel Kurulu'na sunduğu bulguları şöyle yansıttı :

"İşgal altındaki Lefkoşa'da 2002 yılında 86 bin 985 m2 inşaat yapıldı. Bu toplamın %23,78'ine tekabül ediyor. 2003'te 61 bin 815m2 inşaat yapıldı (%12,72), 2004'te 172 bin 215 m2 (%8,15)

İşgal altındaki Mağusa'da 2002'de 86 bin 688 m2 (%23,70), 2003'te 75 bin 31 m2 (%15,44) ve 2004'te 378 bin 63 m2 (%17,3)

Omorfo'da (Güzelyurt) 2002'de 1383 m2, 2003'te 12 bin 953 m2 ve 2004'te 36 bin 918 m2

Aristofanis Georgiu, mallarımızın alım-satımına gittikçe daha fazla yabancı alıcının karıştığını, 6 Kasım 2006'ya kadar 3 bin 405 dönüm arazinin 4 bin 228 yabancı kişiye, 4 şirkete ve bir üniversiteye satıldığını kaydetti. En rağbet görenin evler (1898), tarlalar (1213), daireler (724) ve diğer kalkınma imkânları olduğunu belirtti."

KIBRIS 13/05/07

 

Papadopulos: Ara bölge UNFICYP'in denetimine verilsin

Haravgi gazetesi haberinde, Papadopulos'un bu iddiayı; Rum tarafını ziyaret etmekte olan Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'le görüşmesi sırasında ortaya attığını bildirdi.

Gazeteye göre, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos ve Avusturya Cumhurbaşkanı Fischer, heyetlerinin de hazır bulunduğu önceki günkü görüşmelerinde, Avrupa konuları, Kıbrıs sorunu, Türkiye'deki gelişmeler, Güney Kıbrıs'ı ve Avusturya'yı etkileyen konular ile iki ülke arasındaki ilişkileri masaya yatırdılar.

Papadopulos; bazı Avrupa konularını ve iki ülkenin bölgelerinde var olan sorunları kapsayan görüşmeleri "yararlı" diye niteledi ve bu konularda tam olarak örtüşmese bile görüşleri arasında paralellik saptadıklarını söyledi.

Gazete, Avusturyalı gazetecilerin Lokmacı karşısındaki Rum duvarının yıkılmasıyla ilgili sorusuna muhatap olan Papadopulos'un söylediklerini şöyle aktardı:

"Kıbrıslı Türkler bütün taleplerini geri çeksinler"

"Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti, 2005 Aralık ayından beri, iki tarafın yeniden yakınlaşmasına ve birleşmenin ileri götürülmesine yardımcı olacak bir dizi tedbir aldı.

Bu tedbirlerden biri de 8 ilave geçiş noktası açılmasıdır. Bu geçitlerden biri de özelikle sembol olan Ledra'dır. Mesele, orada var olan ve yıkılan mevzi değildir. Sorun; bölgedeki Türk askeri varlığı veya ara bölge olarak nitelediğimiz iki mevzi arasındaki bölgede işgal kuvvetlerinin denetimindeki askerlerin bulunmasıdır.

Biz, AB tarafından da kabul gören; ara bölgenin, Kıbrıs'ta bulunan UNFICYP askerlerinin denetimi ve kontrolünde olması ve Kıbrıslı Türklerin ara bölgenin kontrolünü ele alma yönündeki bütün taleplerini geri çekmeleri görüşüne sahibiz.

Bir geçiş noktası; iki toplum arasında daha iyi ilişkiler kurulması için yeniden yakınlaşmayı gündeme getirmeyi öngörürken; bir iyi niyet geçidinin acı noktası haline getirecek şekilde, Kıbrıslıların, kendilerine süregelen işgali hatırlatacak şekilde Türk askerlerinin arasından geçtiğini düşünün."

Kosova'yı da görüştüler

Gazeteye göre, başka bir soruyu yanıtlarken ise, Fischer'le; Avrupa'nın önemli bölümünü etkileyen ve çoğu ülkenin özel bir önem verdiği Kosova konusunu da görüştüklerini söyleyen Papadopulos, "Ortak tutumumuz, iki tarafın ortak kabul edebileceği bir çözümün daha iyi olacağı şeklindedir. Ancak her halükârda, Kosova'yla ilgili herhangi bir kararın Güvenlik Konseyi kararıyla kurumsallaştırılması iyidir" dedi.

Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer ise Türkiye'deki gelişmeler ve bu ülkenin AB üyelik sürecine ilişkin bir soruyu yanıtlarken demokratik ilkelere saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi ve şunları ekledi:

"Meydana gelen sorunların barışçıl yöntemlerle halledilmesini umuyoruz. Bazı zorluklarla karşılaşmamayı ve Türkiye'de daha yoğun bir kriz olmamasını diliyoruz. Böyle bir durumda -ki olmasını ümit etmiyoruz- konuyu yeniden incelememiz gerekecek."

Gazete Fischer'in, Papadopulos'la yaptıkları görüş alış verişinden ve iki taraf arasında yapılan görüşmeden memnuniyet belirttiğini ve iki ülke arasında çok iyi ilişkiler olduğunu söylediğini yazdı. Papadopulos'la Kıbrıs sorununu ve Türkiye'deki gelişmeleri ele aldıklarını hatırlatan Fischer, Güney Kıbrıs ile Avusturya arasındaki kültürel işbirliğinin önemini vurguladı.

Gazete Fischer'in önceki gün Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'la da görüştüğünü haberine ekledi.

Fischer'e altın anahtar

Aynı gazete, "Avusturya Cumhurbaşkanı'na Şehrin Altın Anahtarı" başlıklı haberinde Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru'nun önceki gün gerçekleştirilen özel bir seremoniyle Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'e "Lefkoşa'nın altın anahtarı"nı verdiğini bildirdi.

Gazeteye göre Mavru, altın anahtarı Fischer'e verirken yaptığı konuşmada, şunları öne sürdü :

"Bu anahtarı; iki halk arasındaki dostluk ve işbirliğini vurgulamak, Cumhurbaşkanı'na Lefkoşa sakinlerinin, kentlerinin bölünmesine katlanamadıklarını hatırlatmak için veriyorum. Maalesef Lefkoşa bugün de ikiye bölünmüş tek Avrupa başkenti olmaya devam ediyor.

Kenti ikiye ayıran Yeşil Hat'tın varlığı başkent belediyesine çok ciddi sorunlar yaratıyor. Özellikle ateşkes hattı boyunca yer alan bölgelerin gelişmesine ve kalkınmasına büyük engeller çıkarıyor. Bu olgu şehrin tarihi açısından korkunçtur. Ancak en kısa zamanda yeniden birleştirme yönündeki çabalarımızı yoğunlaştırmamız için bizleri silahlandırıyor.

Sayın Fischer'in ziyareti iki ülke halklarının dostluğunu beyan ediyor. Bu dostluk, genişlemiş Avrupa ailesi çerçevesinde güçleniyor."

Gazete hava koşullarının kötü olmasına rağmen Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Mavru'nun Avusturya Cumhurbaşkanı'na Ledra Caddesi sonundaki RMMO mevzisine kadar olan surlariçini gezdirdiğini kaydetti.

Fischer'den Türkiye'ye "uyarı"

Politis gazetesi haberinde, Heinz Fischer'in; "Türkiye'nin demokratik ilkelere saygı göstermesi gerektiğini" savunarak bu ülkedeki durumun daha da yakıcılaşması durumunda, AB üyelik sürecinin yeniden değerlendirilmesinin muhtemel olduğu uyarısında bulunduğunu bildirdi.

Simerini gazetesi de haberi, "Ankara'ya Uyarı -Kriz Nedeniyle Üyelik Sürecinin Yeniden Değerlendirilmesi - Tasos: Ledra'nın Açılmasını Türk Ordusu Engelliyor" başlığıyla yansıttı ve Papadopulos'un Fischer'e III. Makarios nişanı taktığını haber verdi.

Alithia gazetesinin, "Avusturya Cumhurbaşkanı ve Tasos Papadopulos AB Anayasası Konusunda Anlaştı" başlıklı haberine göre Fischer, Papadopulos'la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada; Güney Kıbrıs ile Avusturya'nın ekonomik işbirlikleri yönünde çalışacaklarını, Avusturya yatırımcılık dünyası temsilcilerinin de bu fırsatı; iki ülke arasında ekonomik alanda işbirliği planlarına ilişkin bazı önerilerde bulunmak için kullanacaklarını söyledi.

Papadopulos'la; Güney Kıbrıs'ın 1 Ocak 2008'de Euro'ya geçişi konusunu da ele aldıklarını söyleyen Fischer, "önemli" diye nitelediği bu konuda Güney Kıbrıs'a başarı diledi. Fischer; Güney Kıbrıs'ın ve Avusturya'nın; AB Anayasası konusunda paralel görüşlere sahip olduklarını ve bu anayasa ne kadar çabuk yürürlüğe girerse o kadar çıkarlarına olacağını belirtti.

Habere göre Heinz Fischer, iki ülke arasındaki kültürel işbirliğinin de çok önemli olduğunu kaydettiği açıklamasında, Rum tarafındaki kültürden sorumlu yetkililerin Avusturyalı yetkililerle görüşmek ve aralarındaki işbirliğini daha da ileri götürmek için bu ülkeye gitmelerinden memnuniyet duyacağını söyledi.

KIBRIS 13/05/07

 

Eşiyle birlikte yaşayabilmek için KKTC'ye sığınacak

Politis gazetesi Georgios Ktori isimli Rum'un; Liudmila Shiryaneva isimli Rus eşiyle; "ülkeye yasadışı yollardan giriş yaptığı" gerekçesiyle Rum Merkezi Cezaevi'nde tutuklu olduğu sırada evlendiğini, bunun hemen ardından da Rus kadının sınır dışı edildiğini yazdı.

Gazeteye göre, Liudmila Shiryaneva isimli Rus kadın daha önce iki defa farklı kimlikler kullanarak Rum tarafına gitti. 2005'teki son gidişinde; belge sahtelediği ve sahte pasaport ve kimlikle giriş yaptığı gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı ve istenmeyen kişi ilan edildi.

Liudmila Shiryaneva, cezaevinde bulunduğu sırada, 18 Nisan 2006'da resmi nikâhla Ktori'yle evlendi, iki ay sonra da hiçbir neden yokken sınır dışı edildi. O günden beri Ktori; eşinin Rum tarafına girişine izin verilmesi için Rum makamlarına ulaşmaya çalıştı, ancak talebi; olgular değişmediği gerekçesiyle yazılı olarak reddedildi.

Gazete Ktori'nin; önceki eşinden olma üç çocuğu bulunduğu için, Rus eşinin peşinden Rusya'ya gidemediğinden zorluk çektiğini, Rum makamlarının ilgisizliğinin de kendisini; Güney Kıbrıs'ı terk ederek KKTC'de yaşamaya zorladığını söylediğini yazdı.

KIBRIS 13/05/07

Kıbrıslı Türklerin durumunu iyileştirmek için çalışıyoruz

Avrupa Parlamentosu AP Sosyalist Grup üyesi Alman Mechtild Rothe, Kıbrıslı Türklerin durumu iyileştirmek için çalıştıklarını ancak bu alanda, Rumların AB üyesi olmalarından dolayı istenilen bir ilerleme de sağlayamadıklarına işaret etti.

ABHaber'i makamında kabul eden Rothe, son gelişmeler ve kendisi ile ilgili eleştiriler hakkında açıklamalarda bulundu. Kendisinin 23 yıldır Kıbrıs sorununun içinde olduğunu hatırlatan Rothe, Türk ve Rum tarafında eleştirildiğini hatırlattı.

AP Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkan Yardımcısı Rothe, ABHaber'e verdiği mülakatta şunları kaydetti:

"AP Sosyalist Grup olarak Kıbrıslı Türklerin içinde bulunduğu durumu iyileştirmek için çalışıyoruz. AP'de ilk olarak bizim grup, Türklere gözlemci statüsü verilmesini istedi. Kıbrıslı Türk milletvekili Özdil Nami, Sosyalist Grub'un toplantılarına gözlemci olarak katılıyor.

Kıbrıslı Türklerin durumunu nasıl iyileştiririz diye düşünüyoruz. Türklere yardımcı olmak istiyoruz. Mali ve ticari konuları görüşmek istiyoruz. AP Temas Grubu olarak bu konular üzerinde çok çalıştık. Ancak maalesef AP Temas Grubu Başkanı Françoise Grossetete ile çalışmak kolay değil. Temas Grubu olarak Kuzey Kıbrıs'a gittiğimizde Grossetete'in Talat ile görüşmesini sağladım. Bu kolay olmadı. Kendisi ilk önce görüşmek istemedi. Grossetete'e Talat ile görüşmezse AP Temas Grubu'nun bir anlamı olmayacağını söyledim. AP Başkanlık Divani bize bu görevi Kıbrıslı Türkler ile diyalog kuralım diye verdi. Bizler Kıbrıslı Türklerin demokratik yoldan seçtiği temsilcileri ile görüşmekten kaçınırsak yanlış olur. Grossetete'in geçtiğimiz aylarda Talat ile Brüksel'de görüşmeyerek Lillikas ile görüştüğünü duydum, bunlar yanlış şeyler. Talat'ın Brüksel'de Temas Grubu ile bir araya gelme teklifi de bana iletilmedi."

Kıbrıslı Türklere karşı güven tazelememiz lazım

Mechtild Rothe, şöyle devam etti:

"AP Temas Grubu kurulduğunda çok heyecanlıydık. Şimdi Türkçenin resmi dil olmasını istiyoruz. Eğer Kıbrıslı Türklere bir şey veremezsek, Kuzey Kıbrıs'taki durum daha da kötüleşebilir. Siyasi olarak hızlı hareket edemiyoruz. AP hukuk bürosu Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü tanınması ile ilgili bir çalışma yapmasını bekliyoruz. Bizim yeniden Kıbrıslı Türklere karşı güven tesis etmemiz lazım. Tüm bunları ilk önce AP Temas Grubu olarak içimizde tartışmalıyız. Bizler Kıbrıslı Türkler için bir şeyler yapmak istiyoruz. Son AP Başkanlık Divanı toplantısında zaman olmadığı için gözlemci konusu çözümlenemedi. Önümüzdeki toplantılarda bu konu ele alınacak.

AP'de 'iki Kıbrıslı Türk'e gözlemci statüsü verilirse KKTC tanınır' diye bir yaklaşım var. Bunun hukuksal boyutu olduğu belirtiliyor. 23 senedir Kıbrıs sorununun içindeyim. Denktaş zamanında Kıbrıs Türk tarafı sorunlu görünüyordu. Annan referandumu sonrası Kıbrıs Rumlar sorunlu. Papadopulos belki çözüm istemiyor. Papadopulos, Annan planı referandumu sırasında Rumlara 'eğer planı kabul ederseniz adada sadece Türk askeri kalacak' dedi. Bir Sosyal Demokrat olarak Papadopulos'un görüşünü savunmuyorum.

Kıbrıslı Rumlarda bir güvenlik korkusu var. Burada iki tarafında karar vermesi lazım. Diyalogsuz ortamı aşmamız gerekiyor. Çözüm konusunda yeni inisiyatiflerin ortaya konulması önemli. Rum tarafında biraz sertleşme var. Rumlar, Türk askerinin adada olmasının AB ilkelerine aykırı olduğunu ve sorunun çözümünü zorlaştırdığını söylüyorlar.

Türkçenin AB'de resmi dil olması için Kıbrıs'ta çözüm olduğu zaman bunun imkanı olduğu bize söylendi. Böyle bir protokol imzalanmış, Rumlar ile AB arasında.Ancak bu konuda tam olarak net değil.Bu protokolün değiştirilmesini istiyoruz."

KIBRIS 14/05/07

Masada bu kez "KKTC'de işgücü" olacak

(LHA)- Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) Dünya Bankası Kuzey Kıbrıs Raporu'nu tartıştırmaya devam ediyor.

Kuzey Kıbrıs Gelişim Platformu'nun "Zirvedeki 1000 Kıbrıslı Türk'ün Zirvedeki 100 Kıbrıslı Türk'ü Belirlemesi"ne yardımcı olmak amacıyla başlattığı, Dünya Bankası Kuzey Kıbrıs Raporu'na ilişkin paneller dizisine bu akşam "Kuzey Kıbrıs'ta İşgücü" konusuyla devam edilecek.

UKÜ Çevik Uraz Konferans Salonu'nda bu akşam saat 19.00'da başlayacak, yerel bir TV kanalının tümünü banttan yayımladığı panelde, konuşmacı olarak yer alacak, çalışma hayatını ilgilendiren konularda uzman kişiler şunlar:

"Prof.Dr. Özay Mehmet (Ekonomist) - Prof.Dr. Nuket Saracel (UKÜ Rektör Vekili) - İsmet Lisaniler (Çalışma Dairesi Müdürü) Yakup Latifoğlu (Hür-İş Federasyonu Genel Sekreteri)"

Dünya Bankası Kuzey Kıbrıs Raporu'nda yer alan görüşler ışığında "KKTC'de Özel Sektörün İş Gücü Açığı, Sorunlar, Kayıt Dışı İşgücü, Alınan ve Alınması Gereken Tedbirlerin" irdeleneceği paneli UKÜ Mütevelli Heyet Üyesi ve Levent Grubu CEO'su Tamer Garip yönetecek.

Yaklaşık 3 saat süren canlı tartışma ortamlarının yaşandığı bugüne kadar 6 kez düzenlenen paneller dizisi, 9 Temmuz 2007'ye kadar her hafta Dünya Bankası'nda belirlenen bir konuyla devam edecek.

UKÜ'nün oluşturmaya çalıştığı Kuzey Kıbrıs'la ilgili Bilgi Bankası'na da yardımcı olması beklenen paneller, arzu eden izleyicilerin konuşmacılara yönlendirdiği sorular ve yanıtlarla ilginçlik kazanıyor.

Dünya Bankası Raporu tartışma panellerinde 21 Mayıs Pazartesi akşamının konusu "Kuzey Kıbrıs'ta Eğitim Politikaları" olacak.

KIBRIS 14/05/07

İşadamlarımız Kuveyt'teki temaslarını sürdürüyor

Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden verilen bilgiye göre, mülakatta Ahmet Erdengiz, Kıbrıs sorununda yaşanan son gelişmelerden izolasyonlara, Kuveyt ile ilişkilere kadar bir çok soruyu yanıtladı.

Erdengiz yaptığı açıklamada, Kuveyt'de açılacak olan temsilciliğin ticari ve ekonomik anlamda iki ülke arasında ilişkilere çok büyük faydalar sağlayacağını belirterek, KKTC'li işadamlarının Kuveyt'de yaptığı temaslar hakkında bilgi verdi.

KKTC'de üretilen özellikle gıda ürünlerinin çeşitliliği ve kalitesi hakkında bilgiler veren Erdengiz, KKTC ürünlerini Kuveyt piyasasında görmek istediklerini belirtti. Kuveyt'de açılacak ofisin İslam Konferansı Örgütüne üye diğer ülkeler için de cesaret verici bir adım olması gerektiğinin altını çizen Erdengiz, kapsamlı çözüme ihtiyaç duyulan bu dönemde bunun gerekliliğinin altını çizdi.

Kıbrıs sorunuyla ilgili soruları da yanıtlayan Ahmet Erdengiz, Kıbrıs Türk tarafı olarak kapsamlı, adil, kalıcı bir çözüm adına Kıbrıs Türk tarafının her zaman için uğraş verdiğini ancak Rum yönetiminin özellikle Gambari sürecinden sonra görüşmeleri tıkama yolunu seçtiğinin görüldüğünü kaydetti.

İşadamlarının temasları

Kuveyt'de bulunan KKTC'li işadamları temasları çerçevesinde Americana Gıda şirketinin yanı sıra, gıda sektöründe söz sahibi olan Kooperatifler birliği ile görüştüler. İşadamları, Kuveyt Uluslararası Yatırımlar kuruluşunu ziyaret ettikten sonra Al Watan gazetesine mülakat verecek.

KIBRIS 14/05/07

Su boru hattı için MTA'ya tam donanımlı sismik gemi

Türkiye ile KKTC arasında döşenmesi planlanan su boru hattı projesinin etüt çalışmalarında kullanılması için bir İtalyan firmasından kiralanan sismik geminin geri istenmesi üzerine, Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü bünyesinde tam donanımlı bir sismik araştırma gemi alınmasına karar verildi.

A.A muhabirinin edindiği bilgiye göre, bundan 7-8 ay kadar önce KKTC'nin su ihtiyacının Türkiye'den döşenecek boru hattıyla karşılanmasına yönelik projenin etüt çalışmaları kapsamında bir sismik gemi arayışına gidildi.

Bir İtalyan firmasından kiralanan söz konusu özelliklere sahip gemi, etüt çalışmaları için Türkiye'ye getirtildi. Ancak, gemi henüz çalışmalara başlamadan İtalyan firma tarafından geri istenerek sözleşme feshedildi. Yetkililer, bu gelişmede Yunanistan'ın olumsuz tavrının da etkili olduğunu kaydettiler.

Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı'nın da tavsiyesiyle MTA Genel Müdürlüğü bünyesine tam donanımlı 2 ve 3 boyutlu sismik araştırmalar yapacak, tam donanımlı bir sismik gemi alınmasına karar verildi.

Fizibilite çalışmaları DPT'ye gönderildi

MTA Genel Müdürlüğünün açık denizlerde yapacağı çalışmalar için tam donanımlı sismik gemi yapımı için fizibilite çalışmaları Devlet Planlama Teşkilatı'na (DPT) gönderildi.

DPT onaylarsa, 60-100 milyon dolara mal olacak sismik gemi ile derin denizlerde 2 ve 3 boyutlu sismik araştırmalar, depremsellik etütleri, maden, petrol arama etütleri ile deniz kirliliği etütleri ve deniz dibinden geçen hatların rutin bakımları için taramalar yapılabilecek.

Sismik geminin gemi gövdesinin Türkiye'deki tersanelerde yaptırılması, üzerindeki malzemelerin de yurt dışından alınması planlanıyor.

Türkiye'nin kendine ait bir sismik gemisi olmadığı için bu tür gemilerin yurt dışından kiralandığını belirten Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri, "Bu kiralamalar da çok pahalıya mal oluyor. Örneğin BOTAŞ yılda en az 2 defa Mavi Akım borusunu etüt ediyor. Bir aşınma var mı yok mu diye. Bu taramalar için de ciddi ücretler ödüyor. Böyle bir geminin çok kısa zamanda kendini amorti edeceğini düşünüyoruz" diye konuştular.

Sismik bot temmuz, ağustos gibi denize inecek

Bu arada MTA tarafından İstanbul'daki tersanelerde inşası sürdürülen 22 metre uzunluğundaki sismik araştırma botunun da bu yılın temmuz, ağustos aylarında denize indirilmesinin planlandığı kaydedildi.

Büyük gemilerin kıyılara giremeyeceğini belirten Enerji Bakanlığı yetkilileri, bu bot ile kıyılar ve iç kesimlerdeki koylarda deprem, maden arama, deniz kirliliği gibi sismik çalışmaları gerçekleştirileceği ifade ettiler.

KIBRIS 14/05/07

Kıbrıs Türk Basın Konseyi, Afrika'da düzenlenen basın konferansına katıldı

Konsey'den yapılan açıklamaya göre, "Doğu Afrika Basını Yol Ayırımında" konulu konferansta Kıbrıs Türk Basın Konseyi, Dünya Basın Konseyi üyesi olarak yerini aldı.

KKTC'den Akay Cemal ve Şule Aker'in katıldığı konferansta Uganda, Kenya, Tanzanya, Zambia, Malawi, Norveç, İsveç, Hindistan, Türkiye ve Nepal'den gelen temsilciler, Doğu Afrika basını ve uluslararası basını ilgilendiren konuları tartıştı.

Konferansın sonucunda, medyanın daha bağımsız, özgür olması ve etik kurallar çerçevesinde işlevlerini sürdürmesi gereği bir kez daha vurgulandı. Medya mensuplarının etik kuralları yerine getirmesi için basın konseylerine önemli görevler düştüğü de eklendi.

Konferansın sonucunda basın konseyleri aracılığıyla, basında çalışanların deneyimlerini karşılıklı paylaşmaları, hizmet-içi eğitime önem vermeleri ve uzmanlaşmaları gerektiği vurgulandı. Bu tür çalışmalar sonucunda medya ve medya çalışanlarının toplumda saygınlığının artabileceği ifade edildi.

Medyanın sorunları

Konferansta yapılan konuşmalarda basının karşısında bulunan sorunlardan birinin de medya mensuplarının para veya başka menfaatler karşılığında yazı yazmaları ve program hazırlamaları olduğu belirtildi.

Bu tür basın etiğine uygun olmayan uygulamaların basın mensuplarının saygınlığını ve inanılırlığını tehlikeye düşürdüğünün altı çizildi.

Medya sahiplerinin maliyetleri azaltmak için düşük ücretle eleman çalıştırmayı tercih etmelerinin, medyada çalışanların daha amatör olmaları ve tekliflere açık duruma gelmelerine yol açtığına dikkat çekildi.

Medyada çalışanları etkileyen diğer bir sorunun, gazetecilerin ve program yapımcılarının baskı altında çalışmaları, bazı durumlarda saldırıya uğramaları, kaçırılmaları, hatta öldürülme riski altında çalışmaya zorlanmaları olduğu dile getirildi. Bu koşullar ve tehditler altında, medya mensuplarının bağımsız, özgür ve etik kurullara uygun iş yapmalarının çok zor olduğu belirtildi.

Norveç'in Kenya Büyükelçisi Elisabeth Jacobsen medyanın demokrasinin işlemesi için çok önemli bir unsur olduğunu ifade etti ve özgürlüklerin sadece "bazıları" için geçerli olduğu bir ortamın demokratik olamayacağına dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler Doğu Afrika Bölgesel İletişim Danışmanı Alonso Aznar BM'in basın haklarını korumak durumunda olduğunu anımsattı. Sadece 2006'da dünyada 115 gazetecinin öldürülmesinin ve bunlardan 69'unun Irak'ta öldürülmesinin çok acı bir gerçek olduğunu belirtti.

Rwanda'dan Fred Mwasa, kendi ülkesinde yaşananlardan örnek vererek bazen medyanın katliamları teşvik ettiğini söyledi.

Kıbrıs Türk Basın Konseyi temsilcileri de, basındaki anlaşmazlıkların mahkeme sürecine girmeden önce Basın Konseyleri tarafından daha dostça bir uzlaşma arayışı içinde çözülmesinin daha olumlu sonuçlar yaratabileceğine dikkat çektiler.

Basında çalışanların iş güvencesi ve ücretler konusunda daha iyi bir konumda olmalarının basında etik değerleri arttıracağı görüşünü de dile getirdiler.

KIBRIS 14/05/07

Merkel’den Kuzey Kıbrıs gafı

AB liderleri 3 kutsal dinin temsilcilerini Brüksel’de ağırladı. Toplantının ardından konuşan AB Dönem Başkanı Almanya’nın başbakanı Angela Merkel Kuzey Kıbrıs’taki dini eserlerin tahrip edildiğini söyledi.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:12 TSİ 15 Mayıs 2007 Salı

 

BRÜKSEL - Avrupa’daki Hristiyan, Yahudi ve Müslüman topluluklarının liderleri Brüksel’deydi. AB Dönem Başkanı Almanya’nın başbakanı Angela Merkel, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans Gert Pöttering’in evsahipliği yaptığı toplantıda, dini değerlerin Avrupa için önemi tartışıldı. Toplantıya katılan dini temsilciler arasında Almanya’daki Türk İslam Birliği sorumlusu İmam Bekir Alboğa da vardı.

AB Komisyonu Başkanı Barroso, tüm AB üyesi ve aday ülkelerin dini özgürlüklere saygı duyması gerektiğini söyledi. Edinilen bilgilere göre Barroso, Türkiye’de dini özgürlükler konusunda yaşanan sıkıntılarla ilgili eleştirileri Başbakan Erdoğan’a ilettiğini ve Erdoğan’ın hemen harekete geçtiğini kaydetti. En son Malatya’da 3 Hristiyanın öldürüldüğünü hatırlatan Pöttering de, hükümetin hemen gerekli adımları attığını savundu.

Toplantının ardından düzenlenen toplu basın toplantısında konuşan Angela Merkel, dini hayatın toplumsal yaşama yansımalarından örnek verirken “Kuzey Kıbrıs’ta dini eserlerin tahrip edilmesine göz yumamayız” diye konuştu.

Merkel’in sözlerine toplantıda söz alan Rum Başpsikoposu Chrystomos’un verdiği bilgilerin neden olduğu ileri sürüldü. Chrystomos’un 1974’ten sonra kuzeyde kalan kiliselerin Türk askeri ve Kıbrıs Türk halkı tarafından tahrip edildiğine ilişkin detaylar sunduğu öğrenildi.

Avrupa Parlamentosu’ndaki Rum ve Yunan milletvekilleri de son iki aydır bu yönde bir karar tasarısı çıkarttırmak için çabalarını sürdürüyor.

Brüksel'den ses vereceğiz

BUGÜN DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ GÖRÜŞÜLECEK... Doğrudan Ticaret Tüzüğü, bugün Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) alt komitesinde görüşülecek. Türk tarafının üzerinde ısrarla durduğu Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusundaki kararlılığını tüm dünyaya göstermek amacıyla Kıbrıs Türkü bu kez Brüksel'den ses verecek. Ticaret Odası'nın, hem Doğrudan Ticaret Tüzüğü, hem de izolasyonlar konusunda Avrupa Konseyi'nin dikkatini çekmek için düzenleyeceği eylem, Avrupa Parlamentosu önündeki Schuman Meydanı'nda yer alacak

KTHY'DEN UÇAK KİRALANDI... Eyleme, iş çevreleri ile sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve basın-yayın kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan yaklaşık 200 kişi katılacak. 12:00-14:00 saatleri arasında yer alacak eyleme katılacaklar, Brüksel'e, Ticaret Odası'nın KTHY'den kiraladığı uçakla gidecek. Burada yapılacak konuşmalar ve dağıtılacak broşürlerle referandumdan sonra Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı ekonomik ambargo ve izolasyonların kaldırılması için AB'nin verdiği sözler, Kıbrıs'ta sadece Rumların değil Kıbrıslı Türklerin de yaşadığı hatırlatılacak; Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi istenecek

Annan planının hararetle tartışıldığı günlerde meydanları doldurup tarih yazan Kıbrıslı Türkler bu kez Brüksel'den ses verecek.

Bugün Kıbrıs Türk Hava Yolları'ndan (KTHY) kiralanan uçakla Brüksel'e gidecek 200 kadar Kıbrıslı Türk, Avrupa Parlamentosu'na, izolasyonların kaldırılması ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi için çağrıda bulunacak.

Kıbrıs Türk halkının doğrudan ticaret yapabilmesinin önünü açmak için hazırlanan, ancak bir türlü hayata geçirilmeyen Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) alt komitesinin bugün yapacağı toplantısında görüşülecek.

Burada yapılacak konuşmalar ve dağıtılacak broşürlerle referandumdan sonra Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı ekonomik ambargo ve izolasyonların kaldırılması için AB'nin verdiği sözler, Kıbrıs'ta sadece Rumların değil Kıbrıslı Türklerin de yaşadığı hatırlatılacak; Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi istenecek.

Eylem, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün, Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'in alt komitesinde bugün görüşülecek olmasından dolayı ayrı bir önem arz ediyor.

Avrupa Birliği'nin merkezi sayılan Brüksel'de bugün 12.00-14.00 saatleri arasında, Avrupa Parlamentosu önündeki Schuman Meydanı'nda eylem düzenlenecek.

Ticaret Odası'nın organizasyonuyla düzenlenecek eyleme, iş çevreleri ile sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve basın-yayın kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan yaklaşık 200 kişi katılacak. Etkinliğe katılacaklar, Brüksel'e, Ticaret Odası'nın KTHY'den kiraladığı uçakla gidecek. Uçağın, bu sabah saat 03.00'te Ercan Havaalanı'ndan ayrılması bekleniyor.

Brüksel'deki eylemde ayrıca Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin tanınırlıklarına uygulanan izolasyonların kaldırılması ve üniversitelerin Bologna sürecine alınması istenecek.

Eylem sırasında folklor, modern dans ve moda gösterisi de yapılacak.

Verilen sözlerin tutulması istenecek

Brüksel'de bugün yapılacak etkinlikle ilgili açıklamalarda bulunan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, etkinliğinin amacının, Kıbrıs'ta sadece Rumların değil Türklerin de yaşadığını Avrupalı parlamenterlere hatırlatmak olduğunu söyledi.

Nami, Brüksel'e Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi için Avrupalı parlamenterlerin dikkatlerini çekmek amacıyla gidileceğini ve Avrupa Parlamentosu önündeki Schuman Meydanı'nda düzenlenecek olan etkinlikte ekonomik ambargoların ve izolasyonların kaldırılması için Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözlerin tutulmasının isteneceğini belirtti.

Nami, etkinlikte yapılacak konuşmalar ve dağıtılacak broşürlerle, parlamenterlere ve halka, AB'nin, referandum sonrasında Kıbrıslı Türkler'e ambargoların kaldırılması konusunda verdiği sözlerin hatırlatılacağını kaydetti.

Nami, folklor, modern dans ve moda gösterilerinin yapılacağı etkinlikte, Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin tanınırlıklarına uygulanan izolasyonların kaldırılması ve üniversitelerin Bologna sürecine alınmasının isteneceğini de belirtti.

Talat, 16 Mayıs'ta Brüksel'e gidiyor

Öte yandan Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın katkılarıyla Avrupa Parlamentosu'nda "Madalyonun Diğer Yüzü: Kıbrıslı Türkler'e Ses Vermek" başlıklı bir konferans düzenleniyor.

Konuşma yapmak üzere konferansa davet edilen Cumhurbaşkanı Talat, 16 Mayıs'ta Brüksel'e gidecek.

Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup Başkanı Graham Watson'ın açılış konuşmasıyla başlayacak konferansta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yanı sıra, Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Avrupa Konseyi'ndeki Kıbrıslı Türk Temsilci Özdil Nami, Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü Halil Güven, Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, Avrupa Birliği Genişlemeden sorumlu dairenin direktör vekili Jan Truszczynski, Doğu Akdeniz Üniversitesi'nden Arkeolog Uwe Müler ve Planlama Dairesi Başkanı Layık Mesutoğlu birer konuşma yapacak.

KIBRIS 15/05/07

KKTC, Abu Dabi'de düzenlenen kültür gecesinde yer aldı

Abu Dabi'de eğitim veren Al Nasr Özel Okulu'nda düzenlenen kültür gecesinde, çeşitli ülkelerin gerçekleştirdiği kültür ve folklor etkinliklerinde KKTC de yer aldı.

Abu Dabi temsilciliğinden yapılan açıklamaya göre gecede, öğrenciler, kendi ülkelerinden folklor ve dans gösterileri sundu, şarkılar söyledi.

Okulun bahçesinde yer alan KKTC standında tanıtıcı poster, broşür dağıtılarak, Kıbrıs'a özgü el işleri sergilendi.

Abu Dabi Temsilcisi Aytuğ Plümer ile temsilcilik çalışanlarının hazırladığı KKTC standını, Birleşik Arap Emirlikleri Eğitim Bakanlığı yetkilileri de gezdi.

KIBRIS 15/05/07

Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonlar hafifletilmeli

Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht, Senatör Fatma Pehlivan'ın (Flaman Sosyalist Parti sp.a) yazılı soru önergesine verdiği cevapta, "Belçika olarak Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların hafifletilmesi çerçevesinde AB'nin Nisan 2004 ve Ocak 2007'de aldığı kararları destekliyoruz" dedi.

Konunun hızlı bir şekilde çözüme kavuşmasını istediklerinin altını çizen De Gucht, Ercan havaalanının uluslararası uçuşlara açılmasının zor olduğuna işaret ederek, "bu konuda Kıbrıs'taki iki tarafın uzlaşısına ihtiyaç var" görüşünü dile getirdi.

Belçikalı bakan, Kıbrıslı Türklere yönelik uygulanan spor, eğitim ambargolarına da sıcak bakmadıklarını bildirdi.

Öte yandan, Karel De Gucht'un cevabına teşekkür eden Senatör Pehlivan, Kıbrıslı Türklere karşı AB'nin attığı adımların yeterli olmadığını, daha somut adımlar atılması ihtiyacı olduğunu ifade etti.

ABHaber, Fatma Pehlivan'ın Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht'un cevaplaması amacıyla yaptığı yazılı soru önergesini yayınladı.

Senatör Fatma Pehlivan'ın Dışişleri Bakanı'ndan Belçika hükümetinin Kuzey Kıbrıs'ın politik, kültürel ve ekonomik izolasyonu hususundaki tutumuyla ilgili açıklama talebi şöyle:

"Kıbrıslı Türklerin ve Rumların barış içinde ve temelde eşit olarak yaşayabilecekleri birleşmiş bir Kıbrıs, Akdeniz'in doğu kısmındaki barış için büyük anlam taşımaktadır. Adadaki anlaşmazlık durumunu sona erdirmek üzere tüm dünyaca gerekli görünen Annan Planı Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu (64,8%) tarafından kabul edilmesine karşın Kıbrıslı Rumlar planı daha büyük bir çoğunlukla (75,8%) kabul etmediler.

Adanın birleşmesini söylemiş olan Kıbrıslı Türkler sonradan politik, kültürel ve ekonomik alanlarda izole edildiler. Kuzey Kıbrıs'a tutarı 259 milyon Euro olan AB'nin finansal destek verme sözü pratikte hayata geçmemiştir.

En son 22 Ocak'ta Avrupa Birliği'nin Dışişleri Bakanları Kuzey Kıbrıs ile ticari ilişkilerin başlaması konusunda oybirliğine vardılar. Bugüne kadar anlaşılan ise bu oybirliğinin sözde kalması oldu. Son zamanlarda yapılan bir kamuoyu yoklamasında Kıbrıslı Türk toplumunun AB'ye olan inanırlığının büyük ölçüde azaldığı fark edilmektedir. Kıbrıslı Türklerin daha uzun sure izole edilmeleri Avrupa ile olan ilişkilerinde onarılmayacak bir hasar meydana gelme şansını önemli ölçüde artırmaktadır.

Sayın Bakan, Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak iki bölümden oluşan sorularım;

1) Belçika hükümetinin konuyla ilgili tutumu nedir?

a. Avrupa Komisyonun verdiği Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunu kaldırma sözü,

b. Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün AB ile Kuzey Kıbrıs arasında hayata geçirilmesi ve hemen uygulamaya konulması,

c. Ercan Havalimanı'nın açılması,

d. AB'de Türkçenin Kıbrıs'ın ikinci resmi dili olarak tanınması,

e. Kıbrıslı Türklerin AB'de ve Avrupa Parlamentosu'nda temsil edilmesi,

f. Kuzey Kıbrıs'ın Avrupa kültürünün bir parçası olarak bunun yanında spor, yüksek öğrenim ve kültür konularında dışlanmasının durdurulması,

2) Belçika hükümeti Kuzey Kıbrıs'ın politik, kültürel ve ekonomik izolasyonunun kırılması için sadece Avrupa Komisyonu'na değil Yunan ve Türk hükümetlerine yönelik girişimlerde bulundu mu?

Eğer yapıldıysa ne zaman, nasıl ve hangi konuda yapıldı?

Yapılmadıysa, Belçika hükümeti yakın gelecekte Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunun kaldırılması ya da Kıbrıs sorununun sona erdirilmesi hususunda katkıda bulunabilecek inisiyatifleri almayı planlıyor mu?"

KIBRIS 15/05/07

Hrisostomos, Avrupa Dini Liderler Toplantısı için Brüksel'e gitti

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'nun davetlisi olarak Brüksel'e giden Hrisostomos, toplantıda, 24 dini şahsiyetle bir araya gelecek.

Rum radyosu RIK'in haberine göre, çarşamba günü adaya dönecek Hrisostomos, Brüksel'de, bulunduğu süre içerisinde Avrupa Birliği yetkilileriyle de temaslarda bulunacak.

Adadan ayrılışından önce açıklamalarda bulunan Hrisostomos, iki toplumu ilgilendiren dini konularla ilgili olarak, Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer'in mektubuna cevap verdiğini ifade ederek, hem kendisinin hem de Yönlüer'in gündemsiz/gayri resmi toplantılar yapmak istediğini savundu ve bu şekilde daha başarılı olabileceklerini, bu çeşit görüşmelerden daha fazla sonuç çıkabileceğini sandığını kaydetti.

Hrisostomos, açıklamasında şu ifadeleri de kullandı: "İşgal altındaki Kıbrıs'ta 500 ibadet yeri var. Biz nasıl onların insan haklarına ve kültürlerine saygı gösteriyoruz, onların da bizim dini ve kültürel mirasımıza saygı göstermelerini arzuluyoruz."

KIBRIS 15/05/07

Papadopulos yeniden aday olabilir

Kıbrıs Rum yönetimi lideri, hükümet ortaklarının kendisini desteklemeleri halinde yeniden başkanlığa aday olabileceğini belirtti.

AA

Güncelleme: 17:33 TSİ 16 Mayıs 2007 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Koalisyon hükümeti ortakları Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Demokratik Parti (DİKO) Başkanı Marios Karoyan ve Sosyalist KS EDEK Partisi lideri Yannakis Omiru ile görüşen Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, bir beş yıl daha başkanlıkta kalması yönünde düşünceye sahip olmaları durumunda, yeniden aday olma niyetinde olduğunu söyledi.

Rum basınına göre, görüşmede ayrıca, Papadopulos ve koalisyon partileri, hükümetin çalışmaları konusunda değerlendirmelerde bulunarak, işbirliğinin başarılı olduğu ve sürdürülmesi gerektiği sonucuna vardı.

Hristofyas da, yaptığı yazılı açıklamada, Papadopulos’un yeniden aday olmakla ilgilendiğini, kimin aday gösterileceği veya kimin destekleneceğine AKEL yetkili organlarının karar vereceğini bildirdi.

DİKO ise Papadopulos’un yeniden aday olma kararını memnuniyetle karşıladı. Papadopulos’un da partisi olan DİKO’nun lideri Marios Karoyan, kararı yeni bir gelişme olarak niteleyerek, partisinin bunu olumlu değerlendirdiğini söyledi. Karoyan, üç partinin işbirliğinin, toplumun ve vatanın yararına olduğunu kaydetti.

EDEK Partisi lideri Yannakis Omiru da, yeniden aday olması halinde Papadopulos’u destekleyeceklerini açıkladı.

 

Dışişleri'nin "Ermeni" atağı


16 Mayıs, 2007 11:14:00 (TSİ) CNN TURK

Osman Sert / CNN TÜRK

Dışişleri Bakanlığı, Ermeni soykırımı iddiaları ile mücadele için uzmanlaşma atağına geçiyor. Dışişleri tarihinde ilk kez bir diplomat, Ermenice öğrenmesi için özel eğitime gönderilirken, özellikle ABD'ye bu yıl yapılan tayinlerde Ermeni sorununa hakim olan isimler tercih edildi.

Personel sıkıntısı nedeniyle son yıllara kadar diplomatlarının belli konularda uzmanlaşmasına fırsat bulamayan Dışişleri Bakanlığı bu seneki atama kararnamesinde politika değiştirdi.
 
İlk kez eğitim ve uzmanlaşma ağırlıklı bir dış atama kararnamesi hazırlayan bakanlık, önceliği Ermeni soykırımı iddialarına verdi.
 
Bugüne kadar Ermenice bilen Dışişleri mensubu sıkıntısı çeken bakanlık ilk kez bir Türk diplomatı, sadece Ermenice öğrenmesi için, yurtdışına gönderiyor.
 
Ermeni lobisinin etkin olduğu Amerika Birleşik Devletleri'ne yapılan atamalarda da bu konu dikkate alındı.
 
Bakanlığın başarılı isimlerinden Ermenistan Daire Başkanı Süleyman Gökçe Washington'a atanırken, üç diplomat daha ABD'nin özellikle Ermenilerin yoğun yaşadığı bölgelerine uzmanlaşmak üzere tayin edildi.
 
İkinci sıra Ortadoğu ve Irak

Müsteşar Ertuğrul Apakan'ın yönlendirmesi ile hazırlanan kararnamede ikinci öncelik ise, Ortadoğu ve Irak'a verildi. Irak'ın sosyal yapısı konusunda yüksek lisans yapmak için Londra'ya bir Türk diplomat gönderiliyor.
 
Mesleğe yeni başlayan yedi diplomat ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde hem Arapça öğrenecek, hem de Ortadoğu üzerinde yüksek lisans yapacak. Böylece Ortadoğu'da Arapça bilen Türk diplomat sıkıntısının gelecek dönemde aşılması hedefleniyor.
 
Ayrıca Fransızca, Yunanca, Çince, Rusça, Japonca eğitimi için de çok sayıda isim yurtıdışına tayin edildi.
 
Toplam 27 Türk diplomat 2007 kararnamesinde dil ve uzmanlaşma için yurtdışına gönderildi.

 

Kıbrıslı Türkler AB tecritini protesto etti

 

Kıbrıslı Türkler AB tecritini protesto etti

Kız öğrenciler Brüksel'de danslı eylem yaptı. FOTOĞRAF: FEYZULLAH YARIMBAŞ / AA

16/05/2007 RADIKAL

BRÜKSEL - Kıbrıslı Türkler tecritin kaldırılması talebiyle dün AB kurumlarının bulunduğu Brüksel'deki Schuman Meydanı'nda gösteri düzenledi. Kıbrıs Türk Ticaret Odası öncülüğünde üniversite ve sivil toplum örgütlerinin katıldığı gösteride, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabulü, KKTC'deki üniversitelerin Avrupa eğitim sisteminde tanınıp Bologna sürecine dahil edilmesi talep edildi. Gençlerin dans edip akademisyenlerin cübbeleriyle boy gösterdiği eylemde, 'Doğrudan Ticaret... Şimdi', 'Tecrite Son', 'Avrupa Parlamentosu Koltuklarımızı Verin', 'Türkçeyi AB Dili Yapın' pankartları açıldı.
AB Dönem Başkanı olarak üç semavi dinin temsilcilerini ağırlayan Alman Başbakanı Angela Merkel ise, "Kuzey Kıbrıs'ta dini eserlerin tahribine göz yumamayız" dedi. Merkel, "AB Anayasası'nda Hıristiyanlığa atıf isterdim. Fakat şans kalmadı" diye ekledi. (Dış Haberler)

 

Brüksel'de eylem

ADADAKİ VARLIĞIMIZ VURGULANDI... Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın organizasyonuyla dün sabah Brüksel'e giden Kıbrıslı Türkler, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi ve izolasyonların kaldırılması istemiyle Avrupa Konseyi önünde eylem yaptı. AB Konseyi önündeki Schuman Meydanı'nda yer alan eylemde, Kıbrıs şarkıları eşliğinde folklor ve modern dans gösterisi yer aldı; broşür ve bildiriler dağıtıldı; pankartlar açıldı ve Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türklerin de varlığı vurgulandı

HAKLARIMIZI İSTİYORUZ... İş insanları, sivil toplum örgütü, üniversite ve basın organlarından temsilcilerden oluşan yaklaşık 200 kişilik Kıbrıslı Türk; "Kıbrıslı Türkler ikinci sınıf Avrupalıdır", "Türkçe'yi de Resmi Dil Yapınız", "AB'ye Ayıp", "AB Sınırlarında Eğitim Ambargoları", "Kıbrıs Türk Üniversiteleri ve Kıbrıslı Türk Öğrenciler Bologna, Erasmus ve Socrates Sürecinden Dışlanıyor" yazılı pankart açtılar ve "Haklarımızı İstiyoruz", "Serbest Eğitim" şeklinde sloganlar attılar

Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın organizasyonuyla dün sabah Brüksel'e giden Kıbrıslı Türkler, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi ve izolasyonların kaldırılması istemiyle Avrupa Konseyi önünde eylem yaptı.

AB Konseyi önündeki Schuman Meydanı'nda yer alan eylemde, Kıbrıs şarkıları eşliğinde folklor ve modern dans gösterisi yer aldı; broşür ve bildiriler dağıtıldı; pankartlar açıldı ve Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türklerin de varlığı vurgulandı.

Doğu Akdeniz Üniversitesi, Lefke Avrupa Üniversitesi, Girne Amerikan Üniversitesi ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi'nden temsilciler ise; "AB Sınırları içerisindeki eğitim ambargosunun sona erdirilmesini istediler ve eğitimin uluslararası bir hak olduğunu" vurguladılar.

Kıbrıs Türk Hava Yolları'ndan kiralanan uçakla Brüksel'e giden iş insanları, sivil toplum örgütü, üniversite ve basın organlarından temsilcilerden oluşan yaklaşık 200 kişilik Kıbrıslı Türk; "Kıbrıslı Türkler ikinci sınıf Avrupalıdır", "Türkçe'yi de Resmi Dil Yapınız", "AB'ye Ayıp", "AB Sınırlarında Eğitim Ambargoları", "Kıbrıs Türk Üniversiteleri ve Kıbrıslı Türk Öğrenciler Bologna, Erasmus ve Socrates Sürecinden Dışlanıyor" yazılı pankart açtılar ve "Haklarımızı İstiyoruz", "Serbest Eğitim" şeklinde sloganlar attılar.

Rashbash eylemcilerle sohbet etti

Eylem sırasında AB Kıbrıs Türk Masası Şefi Andrew Rasbash da, eylem yapanların yanına giderek, kendileriyle sohbet etti, eylemin amacı hakkında bilgi aldı.

TAK muhabirine eylemle ilgili görüşlerini aktaran Rasbash, Kıbrıslı Türkleri Brüksel'de görmekten memnuniyet duyduğunu belirtti.

AB'nin demokratik bir platform olduğunu kaydeden Andrew Rasbash, bu tür gösterilerin Brüksel'de çok yapıldığını belirtti.

"Bu tür bir etkinliğin insanların bakış açısını değiştirmesini bekleyemezsiniz. Bu, bir sürecin parçasıdır" diyen Rasbash, eskiden çok daha az Kıbrıslı Türk'ün Brüksel'de görüldüğünü söyledi. Andrew Rasbash, şimdi bu kadar çok Kıbrıslı Türk'ün Brüksel'de bulunmasının, izolasyonların kaldırılması yönünde olumlu bir gelişme sağlayacağına inanç belirtti.

Rashbash ümitli

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi konusunda ümitli olduğunu belirten Rasbash, ancak bunun hemen gerçekleşemeyeceğini söyledi.

Andrew Rasbash, Almanya'nın yoğun şekilde bu yönde çalıştığını ve dönem başkanlığı boyunca baskılarını sürdüreceğini de ifade etti.

Nami: Haklı olmak yetmez

Eylemle ilgili olarak konuşan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami ise, haklı olmanın yetmediğini, Kıbrıslı Türklerin, haklılığını nasıl savunacağını bilmesinin önemli olduğunu söyledi. Eylemin ses getireceğini ifade eden Nami, amaçlarını anlattı.

Avrupa'nın verdiği sözleri tutması gerektiğini vurgulayan Erdil Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesinin verilen sözlerin başında olduğunu kaydetti.

Dünyanın desteklediği planı Rumlar uzlaşı olarak görmedi

Bu arada eylem sırasında Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından bir bildiri dağıtıldı.

"Kıbrıslı Türklerin İzolasyonlarını Hemen Ortadan Kaldırın!" başlıklı bildiride, Kıbrıslı Türklerin, Annan Planı'na "evet" diyerek, çözüm ve adanın birleştirilmesi yönündeki iradesini ortaya koyduğu vurgulandı. Bildiride, tüm dünya tarafından desteklenen planın, Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilmesine karşın, Rumlar tarafından bir uzlaşı olarak görülmediği ifade edildi.

Bildiride, "Plana 'hayır' diyen Kıbrıslı Rumların AB'ye girmesinden sonra, bizim yaşadığımız hayal kırıklığını tahmin edebilir misiniz?" sorusuna da yer verildi.

Kıbrıslı Türklerin 1963 yılından beri maruz kaldığı ekonomik, demokratik, sosyal, kültürel, sportif ve eğitim ambargolarının altı çizilen bildiride, AB Konseyi'nin; Nisan 2004'te Kıbrıslı Türklere verdiği, "izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıslı Türklerin ekonomisinin geliştirilmesi yoluyla çözüm ve adanın birleştirilmesinin hızlandırılması" şeklindeki sözü hatırlatıldı.

BM Genel Sekreteri'nin "Kıbrıslı Türklerin oyları, içinde bulundukları durumdan ve izole edilmişlikten kurtulmalarını sağlamadı" şeklindeki sözünün de anımsatıldığı bildiride, Genel Sekreter'in "Avrupalı arkadaşlarımızın Kıbrıslı Rumların politikalarını dikte etmelerine niye izin verdiğini anlamıyorum" şeklinde konuştuğu kaydedildi.

Bildiride, Avrupa Konseyi'nin, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda verdiği sözleri tutması da istendi ve Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargoların en erken zamanda kaldırılmasının BM'nin çözüm çabalarına hız kazandıracağı vurgulandı.

AB sınırları içinde eğitim ambargosu

Bu arada eylem sırasında üniversiteler tarafından dağıtılan broşürde ise, AB sınırları içerisinde eğitim ambargosu uygulandığı ifade edildi ve Kıbrıslı Türk üniversiteleri ve öğrencilerinin Bologna, Erasmus ve Socrates sürecine dâhil edilmesi istendi.

Broşürde; eğitimin temel bir insan hakkı olduğu da vurgulandı ve "Kıbrıslı Türk öğrenciler ve üniversitelere yönelik ayırımcılık sona ersin" denildi.

Broşürde, ayrıca 17-18 Mayıs tarihleri arasında Londra'da yapılacak olan "Bologna Bakanlar Zirvesi"ne de çağrı yapıldı ve Avrupalı değerlere uyarak, Kıbrıslı Türklerin sürece dâhil olmasına izin vermeleri istendi.

Bu arada eylem, tüm AB ülkelerinin dışişleri bakanlarının katılımıyla gerçekleştirilen Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi Toplantısı ile eş zamanlı olarak AB Konseyi önünde gerçekleştirildi.

İlerleyen günlerde Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'in alt komitesinde ele alınması beklenen Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda karar verecek olan AB ülkeleri dışişleri bakanları olduğu için eylemde onların dikkatleri çekilmeye ve kararları etkilenmeye çalışıldı.

COREPER'in alt komitesinde Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda bir uzlaşıya varılması halinde tüzük, AB Konseyi'ne gidecek ve orda karara bağlanacak.

KBRIS 16/05/07

AB'nin harekete geçmesini bekliyoruz

SERBEST TİCARET İSTİYORUZ... İTO heyetini kabulünde konuşan Cumhurbaşkanı Talat, "Arzumuz serbest ticarettir" dedi. Talat, adanın her iki tarafında, güneyden kuzeye, kuzeyden güneye ve adadan yurt dışına, yurt dışından adaya serbest ticaret yapılmasını istediklerini söyledi. Bunun için çalışmaya da hazır olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Adım atmaya hazırız. Hiçbir çekincemiz, tereddüdümüz yok" şeklinde konuştu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, izolasyonlarda zayıflamalar, büyük bir ekonomik gelişme ve dünya ile ilişkilerde gelişmeler olduğunu ancak AB'nin Kıbrıslı Türklere taahhüt ettiği somut adımların henüz atılmadığını söyledi.

Talat, "AB'nin harekete geçmesini bekliyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş başkanlığındaki heyeti kabul etti.

Kabulde Yalçıntaş Cumhurbaşkanı Talat'a anı tabağı ve İTO kitabı, Talat da Yalçıntaş'a İpek Böceği koza tablosu armağan etti.

Talat: İTO'nun verdiği destekten memnuniyet duyuyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat kabuldeki konuşmasında, İTO'nun önemli bir örgüt olduğunu ve verdikleri destekten memnuniyet duyduklarını belirtti.

Kıbrıs Türkü'nün yıllar boyunca büyük acılar ve sıkıntılar yaşadığını, her zaman için de yanında Türkiye'yi bulduğunu ifade eden Talat, "Ancak son yıllarda ortaya koyduğumuz yeni açılımlarla sadece Türkiye ile olan ekonomik, siyasal ve sosyal ilişkilerimizle yetinmeyip daha büyük boyutlu Avrupa ve dünya ile ilişkilerimizi geliştirme hamlesi yaptık" dedi.

Dünyanın anlayabileceği politika

Dünyanın daha fazla anlayabileceği bir politikayı gündeme getirdiklerini belirten Mehmet Ali Talat, buna bağlı olarak da BM'nin Genel Sekreteri ve Avrupa Konseyi'nin Kıbrıslı Türklere yönelik gereksiz kısıtlamaları ortadan kaldırma taahhüdünde ve çağrısında bulunduklarını söyledi.

"Şimdi AB'nin harekete geçmesini bekliyoruz" diyen Talat, AB'nin referandumun üzerinden 3 yıl geçmiş olmasına rağmen izolasyonların kaldırılması konusunda somut adımlar attığını söylemenin mümkün olmadığını vurguladı.

Talat, izolasyonlarda zayıflamalar, büyük bir ekonomik gelişme ve dünya ile ilişkilerin gelişmenin olduğunu ancak AB'nin taahhüt ettiği somut adımların henüz atılmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'de dün Ticaret Odası yetkililerinin, sivil toplum örgütleri ile birlikte Avrupa'ya taahhütlerini yerine getirme çağrısı yaptığına da dikkat çekti.

Serbest ticaret

"Arzumuz serbest ticarettir" diyen Talat, adanın her iki tarafında, güneyden kuzeye, kuzeyden güneye ve adadan yurt dışına, yurt dışından adaya serbest ticaret yapılmasını istediklerini söyledi.

Bunun için çalışmaya da hazır olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Adım atmaya hazırız. Hiçbir çekincemiz, tereddüdümüz yok" dedi.

Geri durma ve vazgeçme yok

Kıbrıslı Türkleri kısıtlamalar altında tutmaya kararlı olan Kıbrıs Rum tarafının ise Kıbrıs Türkü'nün her türlü açılımına engel olmaya çalıştığını da söyleyen Talat, her türlü ilişkiyi engellemeye çalıştığını kaydetti.

Buna karşı toplumsal olarak mücadelenin her alanda devam etmekte olduğunu vurgulayan Talat, sivil toplum örgütlerinin Avrupa'ya gerçekleri her fırsatı değerlendirerek anlatacağını belirtti.

Talat, "Bizde geri durma, vazgeçme, küsme, cayma yok. Sonuna kadar çalışmaya devam edeceğiz ve sonunda başaracağız" şeklinde konuştu.

İTO'nun kendisini davet ettiğini de hatırlatan Talat, İstanbul'daki Kıbrıslıların organize ettiği bir etkinliğe davet aldığını ve İTO'nun davetine de katılmaya çalışacağını söyledi.

Yalçıntaş: Kıbrıslı Türk işadamlarının yanındayız

İTO Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, Kıbrıslı Türk işadamlarının yanında olduklarını göstermek için yıllık toplantılarını KKTC'de yapma kararı aldıklarını belirtti.

Özgür ticaretten yana olduklarını kaydeden Yalçıntaş, Kıbrıslı Ticaret işadamlarının kısa zamanda dünyada hak ettikleri yeri almalarını arzu ettiklerini ifade etti.

Kuzey Kıbrıs'ın kat ettiği ekonomik mesafeyi takdirle izlediklerini de vurgulayan Yalçıntaş, Kıbrıs Türkü'nün anavatanla uyum içinde büyük bir mücadele verdiğini ve iyi bir noktaya ulaştığını söyledi.

Yalçıntaş, izolasyonların olmadığı dünya ile entegre bir noktaya gelecek Kıbrıs Türklerinin eğitim, turizm, ticaret gibi alanlarda Akdeniz'in incisi olacağını belirtti.

Kıbrıs konusunda, yapıcı ve eşitlikten taviz vermeyen politikayı memnuniyetle takip ettiklerini kaydeden Yalçıntaş, Talat'a destek belirtti.

Yalçıntaş, gelecek hafta Cumhurbaşkanı Talat'ı İstanbul'da tesislerinde ağırlamak istediklerini de ifade etti.

KBRIS 16/05/07

 

Rumlardan Türk önerilerine yanıt

PERTEV İLE CONIS, ÖNERİLERİ GÖRÜŞECEK... Pertev ile Conis'in bugünkü görüşmesinin gündemi 8 Temmuz süreciyle ilgili karşılıklı iletilen öneriler olacak. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafının yeni önerisi yoktur" diyen Rum tarafının, görüş ilettiğine işaret etti ancak önerilerin içeriğine girmek istemedi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 8 Temmuz süreciyle ilgili Kıbrıs Türk tarafının sunduğu önerilere, Rum tarafından "non-paper" (belge olmayan belge) şeklinde yanıt geldiğini açıkladı.

Erçakıca, dünkü basın brifinginde, bir soru üzerine yaptığı açıklamada, geçtiğimiz haftalarda, Kıbrıs Türk tarafının teknik komiteler ve çalışma gruplarıyla ilgili görüşlerini içeren önerilerine, Rum tarafının, Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis aracılığıyla yanıt verdiğini bildirdi.

Rum tarafının, "non-paper" olarak Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'e ilettiği önerilerin içeriğine girmek istemediğini kaydeden Erçakıca, Pertev ile Conis'in bugün bir araya gelmesinin ve bu konuları görüşmesinin öngörüldüğünü söyledi.

Hasan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafının yeni önerisi yoktur" diyen Rum tarafının, görüş ilettiğine işaret ederek, Pertev-Conis görüşmelerinin de, haftada 1-2 kez bunları ele almak üzere yapılacağını belirtti.

"Hrisostomos, Kıbrıs sorununu din savaşı haline getirmeye çalışıyor"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum Başpiskoposu Hrisostomos'un son zamanlarda geliştirdiği eylemlerin, siyasal bir sorun olarak algılanması gereken Kıbrıs sorununu, bir "din savaşı" haline getirme tehlikesi taşıdığını söyledi.

Erçakıca, haftalık basın brifinginde, Hrisostomos'un, Kıbrıs sorununu dini bir sorun haline getirmek için seferber olmuş göründüğüne işaret ederek, Hrisostomos'un emrindeki piskoposlara "esaret altındaki vatanı kurtarma görevi" vermesini, "yeni bir tahrik, tehlikeli girişim" diye değerlendirdi.

Rum Başpiskoposu'nun geçtiğimiz hafta sonu düzenlediği ve bir piskoposuna "işgal altındaki Maraş'ı kurtarma" görevi verdiği törene, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi'nden temsilciler de çağırarak, çok daha tehlikeli bir provokasyona imza attığını kaydeden Hasan Erçakıca, "Başpiskopos Hrisostomos, kendi emellerine İstanbul Fener Rum Patrikhanesi'ni de alet ederek Türkiye'nin içişlerine müdahale edebileceği mesajını vermiştir" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum kilisesinin Kıbrıs tarihinde oynadığı olumsuz rolün henüz unutulmadığına işaret ederek, kilise önderlerinin, iki halkın kardeşliği yerine, bütün Kıbrıs'a sahip çıkma eyleminin ve Enosis davasının başlıca yürütücüsü olmakla Kıbrıs'ta kanlı çatışmalara öncülük ettiklerini anlattı.

Kıbrıs sorununun, iki halkın liderlerinin Birleşmiş Milletler çatısı altında görüşmesiyle ele alınıp çözülebilecek siyasi bir sorun olduğunu vurgulayan Erçakıca, yıllardır süren müzakerelerde belli parametrelerin oluştuğunu, bunlara sadık kalınması gerektiğini anlattı.

"Yeni bir savaştan başka anlam ifade etmez"

Erçakıca, özetle "Eğer Başpiskopos'un izinden gidilecekse doruk anlaşmalarından beri 8 Temmuz sürecine kadar oluşan tüm bu parametrelerin yerle bir edilmesinin ve onların deyimiyle 'işgal altındaki bölgelerin kurtarılması' gerekir ki, bu yeni bir savaştan başka bir anlam ifade etmez" dedi.

Sözcü Erçakıca, "Başpiskopos Hrisostomos'un iki halka kardeşlik ve birlikte yaşama hedefi telkin etmekten uzak, tam tersine Kıbrıs Türk ve Rum halklarını birbirine düşman edebilecek davranışları, Kıbrıs sorununu ve bu arada Kıbrıs'taki iki halkın ilişkilerini olumsuz etkileyecek tehlikeler içermektedir" diye konuştu.

Din adamları güzel mesajlar vermeli

Hasan Erçakıca, Rum din adamlarının eğitim sistemine müdahalelerini anımsatarak, "Biz, din adamları vasıtasıyla hoşgörü, dostluk ve birlikte yaşama mesajlarının iki topluma iletilmesi için iki toplumun din adamlarının görüşmesine olumlu baktık. Din, Kıbrıs'ta eğer rol oynayacaksa böyle bir rol oynamasını ve iki halka mesajlar vermesini destekliyoruz" dedi.

"Bal ve balık ticaretindeki şartlar kabul edilemez"

Kıbrıs Türk tarafı, bal ve balık ticaretinin Yeşil Hat Tüzüğü'ne eklenerek Kıbrıs Rum tarafının onayıyla bu ürünlerin ticaretinin yapılmasına olanak sağlanmasının yanlış olduğunu ve bu ürünlerin ticaretinin mevcut koşullar altında gerçekleşemeyeceğini Avrupa Birliği yetkililerine iletti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Avrupa Birliği'nin geçtiğimiz haftalarda aldığı kararla Kuzey Kıbrıs'ta üretilen bal ile Kuzey Kıbrıs sahillerinde avlanan balıkların ada üzerindeki ticaretini Yeşil Hat Tüzüğü'ne dâhil etmesini de değerlendirdi. Erçakıca, bal ve balık konusundaki gelişmeleri "Rum tarafına yetki verip bağımlılık oluşturma gayreti" olarak yorumladı.

Bu kararla Yeşil Hat ticaretine ilişkin yeni bir uygulamanın oluşturulduğunun görüldüğünü kaydeden Erçakıca, patates ve narenciye ticareti prosedüründen farklı olarak uzmanlar tarafından balık ticareti için uygun bulunan teknelerin listesinin Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na iletilmesi ve orada kayıt altında tutulması yerine bu bilgilerin Güney Kıbrıs'a aktarılmasının kararda yer aldığını anlattı.

Mahallenin sütçüsü

Hasan Erçakıca, balık ticaretiyle ilgili bir diğer olumsuzluğun ise taze balığın perakende olarak lokantalara ya da doğrudan tüketiciye 24 saat içinde satışı öngörülürken, toptan satışının düşünülmediğini belirtti; şöyle konuştu.

"Taze balığın toptan satışının olmaması, bu alanda yeni yatırımlar yapılmasını ve ticaretin artırılmasını engelleyecek bir unsudur. Bu durumda Kıbrıs Türk balıkçılarının 'mahallenin sütçüsü' gibi muamele görmesi kaçınılmazdır. Bu yöntemle ekonomik gelişme elbette mümkün değildir.

Bal ticareti konusunda ise AB Komisyonu tarafından görevlendirilecek bağımsız AB uzmanlarının, baldan 10 örnek alarak laboratuar analizlerini yaptırmaları, sonuçlarını Kıbrıs Rum veteriner otoritesine iletmeleri ve bu sonuçların veteriner otoritesinin web sayfasında yayınlanması öngörülmüştür. Kararda testlerin hangi ülke laboratuarları tarafından yapılacağı belirtilmemektedir."

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, daha önceki uygulamalardan farklı olarak elde edilen sonuçların Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na iletilmesi ve gerekli bilgilerin oda tarafından tutulması yerine yine Rum otoritelerine sorumluluk yüklendiğine dikkat çekti.

"Kabul edilemez, bu koşullar altında ticaret olmaz"

Erçakıca, "Bu yönde atılan adımlar kabul edilmezdir. Kıbrıs Türk halkının ticaret yapmasını Kıbrıs Rum tarafının onayına bağlayan zihniyet son derece yanlıştır. Bu tutumumuz, Avrupa Birliği yetkililerine iletilmiş ve söz konusu ürünlerin ticaretinin bu koşullar altında gerçekleşmesinin mümkün olamayacağı belirtilmiştir" dedi.

Erçakıca, bal ve balığın Yeşil Hat Tüzüğü'ne eklenmesinin uzun zamandır tartışıldığını kaydederek, düzenlemenin tüzüğe bu şekilde girebileceği konusunda duyum almadıklarını, kendilerine de danışılmadığını söyledi.

Erçakıca, AB Komisyonu'nun Sağlık ve Tüketicinin Korunmasından Sorumlu Komiseri Kıbrıslı Rum Markos Kiprianu'nun açıklamasıyla kendilerine ulaşan bilginin, KKTC yönetimince değerlendirildiğini ve AB'ye iletildiğini kaydetti.

Rumlara verilen tavizler

Bu aşamadan sonra gelişmelerin Rum tarafına verilen tavizler şeklinde geliştiğini ifade eden Erçakıca, tüzüklerin gerçek amacına uygun olarak Kıbrıslı Türklerin kalkınmasına yardımcı olacak şekilde uygulanmasını, geçirilmesini engelleyerek kendine tabi hale getirmeye çalıştığını belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Öyle anlaşılıyor ki Rumlar AB üyeliklerini Kıbrıslı Türklere karşı kullanmaya devam ettiği ve AB yetkilileri de buna olanak tanıdığı sürece, bu gibi durumlarla sık karşılaşacağız ve bunları düzeltmek zor olacak" diye konuştu.

Rum tarafı non-paper iletti

8 Temmuz sürecinde neler olduğu sorusuna karşılık Erçakıca, şu açıklamayı yaptı:

"Geçen haftaki (Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev-Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis arasındaki) görüşme sırasında Kıbrıs Rum tarafı bize non-paper (belge olmayan belge) türden kâğıtlar iletmiş bulunuyor.

Yani günlerce bizim ilettiğimiz öneriler için 'yoktur' dediler, ama nihayette bunlara bir karşı öneriyle cevap verdiler. Bu öneriler tarafımızdan değerlendirilmektedir. Pertev-Conis görüşmeleri de bu kapsamda biraz hızlanmış gibidir. Yarın (bugün) yeniden bir araya gelinmesi öngörülüyor. Bu tempoyla gidilirse haftada bir-iki görüşmeye çıkacak gibi görünüyor. Çünkü karşılıklı verilmiş öneriler var. Bunların bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor."

"İlginç şeyler oluyor"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "8 Temmuz süreciyle ilgili ilginç şeyler oluyor" diyerek, geçen hafta Rum Haber Ajansı'nda yayımlanan bir haberde (Rum Yönetimi Başkanı Tasos) Papadopulos'un "çalışma komitelerinden" söz eden demecini okuduklarını, kendilerininse uzun zamandır titizlikle çalışma gruplarıyla teknik komiteleri ayırdıklarını, oysa Rum tarafının bunları karıştırdığını kaydetti.

Erçakıca, geçenlerde Rum Meclisi Başkanı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın da açıklamasının yer aldığını hatırlatarak, Hristofyas'ın süreci doğru anlatırken, neden çalışma grupları ve teknik komiteler olduğunu ise anlatmadığını belirtti.

"Sonuç alınamaz hale getirmeye çalışıyorlar"

Rum tarafının, çalışma gruplarıyla teknik komiteleri birbirine karıştırıp sonuç alınamaz hale getirmeye çalıştığını kaydeden Hasan Erçakıca, "Bizim uzun zamandır üzerinde durduğumuz konu budur. Biz, teknik komitelerin maksadına uygun çalıştırılmasını, Rumlar istediği için onay verdiğimiz çalışma gruplarının da yine ortaya çıkış maksadına uygun çalışmasını arzu ediyoruz. Görüşme sürecinde öneriler vardır. Bunları da bu anlayış çerçevesinde değerlendiriyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum önerileriyle ilgili yorum yapmak istemediğini de belirterek, bunları Rum tarafıyla değerlendirmenin daha yapıcı olacağını söyledi.

KIBRIS 16/05/07

 

Turgay Avcı, Azerbaycan, Malezya ve Yemen Dışişleri Bakanları ile görüştü

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Avcı, sabahki oturumun tamamlanmasının ardından Pakistan Dışişleri Bakanı Hurşit Kashmir'in İKÖ Dışişleri Bakanları onuruna verdiği öğle yemeğine katıldı.

Avcı, öğleden sonraki oturumun devam ettiği sırada, Umman Sultanlığı Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Heyet Başkanı Badr Bin Hamad Bin Hamad Al Busaidi ile ikili bir görüşme yaptı. Görüşmede Umman Sultanlığı'nın başkenti Muskat'da açılacak olan KKTC temsilciliği konusu ele alınarak, ikili ilişkileri geliştirmek için atılacak adımlar üzerinde duruldu.

Bakan Avcı, ikinci görüşmesini, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Emer Mehmeyedov ile gerçekleştirdi. Görüşmede ikili ilişkilerin geliştirilmesi üzerinde duruldu ve bu yönde gayret gösterilmesi için iki bakan mutabık kaldı. Bakan Avcı, bir sonraki görüşmesini Malezya Dışişleri Bakanı Dato Suri Syed Hamid Albak ile yaptı.

Dışişleri Bakanı Avcı son görüşmesini ise, Yemen Dışişleri Bakanı Dr.Abubeker Algirbi ile gerçekleştirdi.

İhsanoğlu

Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre bu arada İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, açılışta yaptığı konuşmada Kıbrıs sorununa da değinerek, üye ülkelere Kıbrıs Türk halkı ile dayanışma içerisinde olma çağrısında bulundu.

İhsanoğlu, Kıbrıslı Türklerin gelişmesine yardımcı olmak amacıyla İslam Kalkınma Bankası gibi İKÖ'ye bağlı kurum ve kuruluşlardan oluşan karma bir teknik heyetle KKTC'de incelemelerde bulunduklarını söyledi.

KIBRIS 16/05/07

 

Merkel: Kuzey Kıbrıs'taki dini eserler tahrip ediliyor

Avrupa'daki Hristiyan, Yahudi ve Müslüman topluluklarının liderleri Brüksel'deydi. AB Dönem Başkanı Almanya'nın başbakanı Angela Merkel, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans Gert Pöttering'in ev sahipliği yaptığı toplantıda, dini değerlerin Avrupa için önemi tartışıldı. Toplantıya katılan dini temsilciler arasında Almanya'daki Türk İslam Birliği sorumlusu İmam Bekir Alboğa da vardı.

AB Komisyonu Başkanı Barroso, tüm AB üyesi ve aday ülkelerin dini özgürlüklere saygı duyması gerektiğini söyledi. Edinilen bilgilere göre Barroso, Türkiye'de dini özgürlükler konusunda yaşanan sıkıntılarla ilgili eleştirileri Başbakan Erdoğan'a ilettiğini ve Erdoğan'ın hemen harekete geçtiğini kaydetti. En son Malatya'da 3 Hristiyanın öldürüldüğünü hatırlatan Pöttering de, hükümetin hemen gerekli adımları attığını savundu.

Toplantının ardından düzenlenen toplu basın toplantısında konuşan Angela Merkel, dini hayatın toplumsal yaşama yansımalarından örnek verirken "Kuzey Kıbrıs'ta dini eserlerin tahrip edilmesine göz yumamayız" diye konuştu.

Merkel'in sözlerine toplantıda söz alan Rum Başpiskoposu Hrisostomos'un verdiği bilgilerin neden olduğu ileri sürüldü. Hrisostomos'un 1974'ten sonra kuzeyde kalan kiliselerin Türk askeri ve Kıbrıs Türk halkı tarafından tahrip edildiğine ilişkin detaylar sunduğu öğrenildi.

Avrupa Parlamentosu'ndaki Rum ve Yunan milletvekilleri de son iki aydır bu yönde bir karar tasarısı çıkarttırmak için çabalarını sürdürüyor.

KIBRIS 16/05/07

 

Rumlar petrol arama krizinde ısrarlı

Rum kesimi, Doğu Akdeniz’de petrol arayacak şirketlere yıl sonuna kadar lisans verileceğini açıkladı.

NTV

Güncelleme: 18:29 TSİ 17 Mayıs 2007 Perşembe

 

VARŞOVA - Türkiye ve KKTC’nin tepkisine karşın Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramak için ihale açan Kıbrıs Rum yönetimi bu konudaki ısrarını sürdürüyor. Varşova’da soruları yanıtlayan Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, “Sene sonuna kadar ilk arama lisanslarının çıkacağına inanıyorum” dedi.

Kıbrıs Rum kesiminin Şubat ayında açtığı ihale için Ağustos ayına kadar başvuru kabul edileceğini hatırlatan bakan, en geç Ekim başında başvuruları değerlendireceklerini belirtti.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın Akdeniz’de doğalgaz ve petrol aranmasına yönelik ihalesi ise 23 Mayıs’ta yapılacak

 

Rumlardan ÇEAŞ-Kepez hamlesi

Kıbrıs Rum yönetimi, elektrik üretim ve dağıtım şirketleri ÇEAŞ ve Kepez’e el konulmasının ardından Güney Kıbrıslı Libananco şirketinin Türkiye aleyhine başlattığı tahkim sürecini AB’nin gündemine taşıdı.

Cansu Çamlıbel

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:01 TSİ 17 Mayıs 2007 Perşembe

 

BRÜKSEL - Türkiye’nin AB ile müzakere sürecinde neredeyse tüm başıkların açılmasını erteletecek hukuki itirazlar bulmaya çalışan Kıbrıs Rum yönetiminin son olarak tartışmalı ÇEAŞ-Kepez davasını Brüksel’in gündemine taşıdığı ortaya çıktı. Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’nin enerji faslı için hazırladığı tarama raporunda hiçbir açılış kriteri öngörmemesine tepki gösteren Rumlar, Komisyon’a bir dizi yazılı soru yöneltti.

Rumlar, Avrupa Enerji Şartı’na taraf olan Türkiye’nin ÇEAŞ-Kepez davasında bu anlaşmanın 10. ve 13. maddelerini ihlal ettiğini öne sürdü. Sözkonusu maddeler enerji şartını imzalayan ülkelerin AB üyesi bir ülkede kurulan bir şirkete karşı yerine getirmesi gereken yükümlülüklere açılık getiriyor.

Rumlara göre Türkiye ÇEAŞ ve Kepez’e el konulmasının ardından bu şirketlerin hisselerine sahip olduğunu iddia eden Güney Kıbrıslı Libananco’nun kayıplarını karşılamayı reddetti. Bu gerekçeleri Avrupa Komisyonu’nun dikkatine sunan Rum delegasyonunun, Türkiye’nin Avrupa Enerji Şartı’nın gereklerini yerine getirmesinin enerji faslı için açılış kriteri olmasını talep ettiği öğrenildi.

Türk diplomatik kaynaklar, Avrupa Birliği’nin sonuçlanmamış bir davayı Türkiye’nin önüne açılış kriteri olarak koymasını beklemediklerini de belirtti.

Rumların Libananco’nun Türkiye’den tazminat talebini AB’nin gündemine taşıması Ankara’nın Kıbrıs Rum yönetimini tanıdığını ileri sürmek için yeni bir gerekçe arayışı olarak yorumlanıyor. Rumlar, Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıkları Merkezi’nin Türkiye’yi Güney Kıbrıs lisanslı Libananco şirketine tazminat ödemeye mahkum etmesi halinde tanıma yorumunun da mahkemece hükme bağlanabileceğini savunuyor.

Libananco şirketinin davasını yürüten hukuk ekibinde Türkiye’nin daha önce de başını ağrıtan Rum avukat Achilleas Demetriades de var. Demetriades, mülkiyet haklarının engellendiği gerekçesi ile AİHM’de Türkiye aleyhine açtığı 1.2 milyon Euro’luk tazminat davasını kazanan Rum vatandaşı Titina Loizudou’nun da avukatıydı.

Sesimizi duyuramıyoruz

RUM TARAFI ÇÖZÜM İSTEMİYOR... Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'de düzenlenen konferansta yaptığı konuşmada Kıbrıslı Türklere bir çok alanda ayrımcılık uygulandığına dikkat çekerek, AB'nin bunu nasıl içine sindirebildiğini sordu. Kıbrıslı Türklerin sesini duyuramadığından yakınan Talat "Bu bizi üzüyor" dedi. Cumhurbaşkanı, Rum tarafının çözüme yanaşmamasına da değinerek, "Türk ordusunun bölünmüşlüğün sorumlusu olarak görülmesi yanlış, çözümsüzlüğü Rum tarafının isteksizliğinde aramak lazım" diye konuştu

CİDDİ BİR ÇİFTE STANDARTLA KARŞI KARŞIYAYIZ... Ciddi bir çifte standartla karşı karşıya olduklarını vurgulayan Talat, Ledra kapısının açılması çabasında ilk adımı Kıbrıs Türk tarafının attığını, ancak Kıbrıs Türk tarafından çok sonra bu yönde adım atan Rum tarafının dünya kamuoyunun takdirini aldığını ifade etti. Talat, "Biz de Ledra kapısındaki mevzimizi kaldırdık, ama onlar yıkıp yeniden yaptılar. Bize kimse teşekkür etmezken onlara Güvenlik Konseyi kararlarında teşekkür edildi" diye konuştu.

T.A.K/ÖZLEM GÜRAN

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü'ne birçok alanda ayrımcılık uygulandığını, Rumların Kıbrıs Türklerini izole etmek için AB üyeliğini kullandıklarını belirterek, "AB bunu nasıl içine sindirebiliyor" diye sordu.

Türk ordusunun bölünmüşlüğün sorumlusu olarak görülmesinin yanlış olduğunu, çözümsüzlüğü Rum tarafının isteksizliğinde aramak gerektiğini de vurgulayan Talat, Avrupa Birliği'nden Kıbrıs Türkü'ne verilen sözlerin yerine getirilmesini istedi.

Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup (ALDE) ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın katkılarıyla Brüksel'de Avrupa Parlamentosu'nda düzenlenen "Madalyonun Diğer Yüzü: Kıbrıslı Türklere Ses Vermek" konulu konferansta konuşan Talat, Kıbrıs Türkü'nün kendisiyle ilgili konularda ilgili ortamlarda temsil edilmesi, sesini duyurmasına olanak sağlanması gerektiğini de vurguladı.

ALDE üyesi Karin Resetarits'in ev sahipliğini yaptığı konferansta Kıbrıslı Türklerin içinde bulunduğu durum tüm yönleriyle ele alındı ve izolasyonlar irdelendi.

Cumhurbaşkanı Talat, bu konferansın kendilerine ana dillerini kullanma şansı verdiğini belirterek konuşmasını Türkçe olarak yaptı.

"Sesimizi duyuramıyoruz, bu bizi üzüyor"

Kıbrıslı Türklerin sesinin duyulması gerektiğini vurgulayan Talat, "Ama sesimizi duyuramıyoruz ve bu bizi üzüyor" dedi.

Kıbrıslı Türklerin AB vizyonuna sahip olduğunu kaydeden Talat, Kıbrıslı Türklerin çoğunun AB vizyonunu korumak için çaba sarf ettiğini belirtti ve bu vizyonu halkın demokrasi yoluyla, eylemlerle oluşturduğunu anlattı.

Talat, Kıbrıslı Türklerin AB'ye girebilmek için kendi iç politik düzenini değiştirerek yeniden oluşturduğunu da kaydetti.

"Diplomasi mühendisliği harikası"

Annan Planı'nı "dünya diplomasi mühendisliği harikası" olarak değerlendiren Talat, "Dünya diplomasisi bir araya gelerek birçok sorunu ele aldı ve Kıbrıs sorununu çözüm yoluna soktu" dedi.

Annan Planı'nın oluşumuna yol açan müzakerelerin nasıl başladığını anlatan Talat, plana Türk tarafının evet, Rum tarafının ise hayır dediğini anımsattı, ancak dünyanın bunu beklemediğini kaydetti.

Tüm dünyanın Rumların plana evet diyeceğini düşündüğünü dile getiren Talat, Kıbrıslı Türklerin o günlerde AB vizyonuna sahip değilmiş gibi, Rumların ise çözüm istermiş gibi göründüğünü belirtti.

10-11 Mart 2003'de Annan Planı ile ilgili müzakereler çökerken, Papadopulos'un Genel Sekreter Kofi Annan'a "Kıbrıslı Türkler hazır olunca ben de planın ana hatlarını müzakere etmeye hazırım" dediğini anımsatan Talat, Papadopulos'un 2003'de Genel Sekreter'e bir de mektup yazarak inisiyatif alarak tarafları çözüm için bir araya getirmesini istediğini de anlattı.

Annan'ın bu söylemler nedeniyle Rumların çözüm istediğine inandığını vurgulayan Talat, Kuzey'de de çözüm yanlısı bir hükümet oluşunca Annan'ın çözüm konusunda son derece ümitli olduğunu belirtti.

"Sanıldığı gibi olmadığı görüldü"

Ancak referandumda hiçbir şeyin sanıldığı gibi olmadığının görüldüğünü ifade eden Talat, plan sonrasında AB ve BM'li diplomatların hayal kırıklıklarını ifade ettiklerini söyledi.

Genel İşler Konseyi'nin 26 Nisan 2004'te Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonları kaldırma kararı aldığını belirten Talat, 28 Mayıs 2004'de BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da Güvenlik Konseyi'ne yazdığı raporda "Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlar kaldırılmalıdır, çünkü Kıbrıslı Türkler ayrılıkçı olmadıklarını ispat ettiler. İzolasyonların kaldırılması güvenlik konseyi kararlarına aykırı değildir" ifadelerini kullandığını belirtti.

Aradan 3 yıl geçmesine rağmen hala izolasyonların kaldırılmasına yönelik önemli bir adım atılmadığını ifade eden Talat, fiilen uygulanmasa da mali yardım tüzüğünün serbest bırakıldığını ancak doğrudan ticaret tüzüğü konusunda hiçbir adım atılmadığını kaydetti.

Bölünmüşlüğün sorumlusu Türk ordusu değil

Türk ordusunun Kıbrıs sorununun çözümüyle adadan ayrılmaya hazır olduğunu da ifade eden Talat,

Türkiye'nin belirlenen bir takvimle ordusunu adadan çekmeyi onayladığını kaydetti. Talat, Türk ordusunun bölünmüşlüğün sorumlusu olarak görülmesinin yanlış olduğunu da kaydetti.

Talat, Türkiye'nin çözüm istediğini ve çözüm olması halinde çözümün parametrelerine uyacağını da belirtti ve çözümsüzlüğü Kıbrıs Rum tarafının isteksizliğinde aramak gerektiğini söyledi.

"Bir çok alanda bize ayırımcılık uygulanıyor"

Doğrudan Ticaret Tüzüğünün kabul edilmemesi yanında, bir çok izolasyon unsuru ve ayırımcılık olduğunu kaydeden Talat, uluslararası bir karar olmamasına rağmen eğitim ve spor alanında da Kıbrıslı Türklere izolasyonlar uygulandığını belirtti.

Ekonomik eğitim ve kültür alanındaki ambargoları anlatan Talat, Bologna sürecine Kıbrıslı Türk öğrenci ve üniversitelerin dahil olamamasını örnek gösterdi.

Talat, "AB sınırları içinde AB vatandaşı olan insanlar AB eğitim sistemine dahil olamıyor, bunu AB nasıl içine sindirebilir" dedi.

"Ayrımcılık giderek artıyor"

Kıbrıslı Türklere uygulanan ayırımcılığın giderek arttığını da kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, dünyadaki folklor örgütüne üye olan iki Kıbrıslı Türk Kulübün Kıbrıslı Rumların çabasıyla örgütten atılmaya çalışıldığını söyledi.

"Biz değil onlar tebrik edildi"

Ciddi bir çifte standartla karşı karşıya olduklarını vurgulayan Talat, Ledra kapısının açılması çabasında ilk adımı Kıbrıs Türk tarafının attığını, ancak Kıbrıs Türk tarafından çok sonra bu yönde adım atan Rum tarafının dünya kamuoyunun takdirini aldığını ifade etti. Talat, "Biz de Ledra kapısındaki mevzimizi kaldırdık, ama onlar yıkıp yeniden yaptılar. Bize kimse teşekkür etmezken onlara Güvenlik Konseyi kararlarında teşekkür edildi" diye konuştu.

"Bizi izole etmek için AB'ni kullanıyorlar"

Bu sorunların Kıbrıslı Türklerin sesinin duyulmamasından kaynaklandığını söyleyen Talat, Rumların Kıbrıslı Türklerin izole edilmesi için AB'ni kullandığını belirtti.

Kıbrıslı Türklerin dünya devletleriyle her hangi bir ilişki kurmasının Rumlar tarafından hemen engellendiğini anlatan Talat, Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türkleri temsil etme iddiasından bir türlü vazgeçmediğini kaydetti.

"Karşıtları tarafından temsil edilen halk var mı"

Talat, "Dünyada karşıtları tarafından temsil edilen başka bir halk var mı" diye sordu.

Birçok uluslararası toplantıdan Kıbrıslı Türklerin haberi dahi olmadığını anlatan Talat, AB'ndeki Eğitim ve Kültür Komitesi'nin Kuzey Kıbrıs'taki kültürel varlıkları görüşmesi sırasında bile Kıbrıslı Türklerin hazır bulunmadığını söyledi.

Talat söyle konuştu:

"Biz izolasyonlar kaldırılsın isterken kimseye ceza verilsin istemiyoruz. Kıbrıslı Rumlar tarih ve coğrafyanın bizi birlikte yaşamaya mahkum ettiği bir halktır. Onlar zarar vermek istemiyoruz ama bize verilen zarar bitsin istiyoruz".

Rumların Kıbrıs'taki Hıristiyan kültürel varlıklarının tahrip edildiği yönünde iddiaları bulunduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin bilerek hiçbir kültürel varlığı tahrip etmediğini, ancak bazılarının doğal olarak zamanın getirdiği tahribata uğradığını kaydetti.

Talat , Güneye bakıldığı zaman dozerle yıkılıp araba parkı yapılan bir çok Kıbrıs Türk kültürel varlığı olduğunu da belirtti.

"Nerdeyse hiç temasımız yok...Plan şeytanlaştırıldı"

Kıbrıslı Rumlar ile nerdeyse hiç temasları olmadığını da vurgulayan Talat, cinayet, insan kaçakçılığı, kuş gribiyle mücadele konularında dahi işbirliği yapamadıklarını söyledi.

Annan Planı'nın referandum sonrasında Rumlar tarafından şeytanlaştırılmaya çalışıldığını da belirten Talat, referandum döneminde Rumlar için planın çözüm zemini olarak kabul edilebilecek bir plan olduğunu ancak şimdi planın adını bile duymak istemediklerini kaydetti.

Nami: Adada durum iyi değil ve geleceğimiz de iç açıcı görünmüyor

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami de konuşmasında, mali yardım ve doğrudan ticaretin Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının sonlandırılmasına doğru atılan ilk adımlar olduğunu belirterek, "Bunlar hiçbir şekilde, Kıbrıslı Rumlar BM barış planını reddederken Kıbrıslı Türklerin onaylaması üzerine AB'nin verdiği sözün tam ve bütün olarak yerine getirilmesi değildir" dedi.

Kıbrıs'ta zamanın akıp gitmekte olduğunu ve "madalyonun diğer yüzünde sesi duyulmayan Kıbrıslı Türklerin olduğunu" söyleyen Nami, Kıbrıslı Türklerin AB konusunda hayal kırıklığına uğradığını kaydetti. Nami, "Adada mevcut olan durum iyi değildir ve geleceğimiz de pek iç açıcı görünmemektedir" dedi.

Watson: Annan Planı'nın başarısızlığından

sonra tecrit devam etmemeli

Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup (ALDE) Başkanı Graham Watson, da konferansta yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununun öncelikleri arasında önemli bir yeri olduğunu söyledi.

Tüm Kıbrıs'ın AB üyesi olduğunu ancak sadece Rumların AB vatandaşlığının meyvelerinden yararlandığını belirten Watson, AB'ne sadece "ismen vatandaş" olan Kıbrıslı Türklerin, izole ve mali açıdan daralmış durumda olduklarını vurguladı.

Annan Planı'nın başarısızlığından sonra tecridin devam etmemesi gerektiğini belirten Watson, AB'nin bu yönde sorumlulukları olduğunu belirtti.

Watson, Mali Yardım Tüzüğü'nün serbest bırakıldığını, Yeşil Hat Tüzüğü'nün uygulamaya girdiğini, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili çalışmaların ise davam ettiğini hatırlattı, ancak hukuki engelleri bir çırpıda kaldırmanın mümkün olmadığını vurguladı.

Özdil Nami: Bazı kararlar madalyonun

öbür yüzü dinlenmeden alınıyor

CTP-BG Milletvekili Özdil Nami de konferansta bir konuşma yaparak, Kıbrıslı Türklerin seçilmiş temsilcileri vasıtasıyla Avrupa Parlamentosu'nda temsil edilmesi için sürdürdükleri çalışmaları anlattı.

AB Haklar Bildirgesinde "AB vatandaşları parlamentoya üye olup oy kullanabilir" şeklinde bir ifadenin yer aldığını dile getiren Nami, Kıbrıslı Türklere AB üyesi denmesine rağmen parlamentoda temsil edilemediklerini ve oy kullanamadıklarını belirtti.

Kıbrıslı Rumların uluslararası kimliklerini Kıbrıslı Türkler ile paylaşmak istemediklerini ortaya koyduklarını ve tüm Kıbrıs'ı temsil ettiklerini iddia ettiklerini belirten Nami, Annan Planı'na hayır diyen tarafın AB'nde destek gördüğünü, Kıbrıslı Türklerin demokratik haklarının ise bazı mazaretlerle reddedildiğini kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs'la ilgili çalışmalar yapan komitelerde de temsil edilmediğini vurgulayan Nami, bazı kararların "madalyonun öbür yüzü dinlenmeden" alındığını söyledi.

Güven: KKTC'deki üniversitelere kanun dışı olarak bakılıyor

Özdil Nami'den sonra Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven konuştu. Güven, Kıbrıslı Türkler ile AB arasında eğitim yoluyla bir etkileşim olabileceğini anlattı ancak KKTC'deki üniversitelere "gayri kanuni" olarak bakıldığını belirtti

"Bilginin nasıl gayri kanuni olabileceğini" soran Güven, KKTC'deki üniversitelere gayri kanuni demenin kabul edilemez olduğunu söyledi.

DAÜ'deki öğretim üyeleri ve öğrencilerle ilgili bilgiler veren Güven, diplomalarının tanınmamasının en büyük zorlukları olduğunu söyledi, fakat bazı ülkelerin ikili anlaşmalarla diplomalarını tanıdığını anlattı.

Güven, Bologna ile Erasmus süreçlerini anlatarak, KKTC'deki üniversitelerin bunlara dahil olamadığını söyledi ve Avrupa coğrafyasına dahil oldukları için bu süreçlere dahil olmaları gerektiğini anlattı.

Erk: Kıbrıslı Türkler izolasyonlar yüzünden demokratik standartlara ulaşamadılar

Kuzey Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk de, Kıbrıs'taki insan hakları sorununu anlattı. Demokratik olmayan bir muameleyle karşılaşıldığını belirten Erk, Kıbrıslı Türkler olmadan kendileriyle ilgili kararlar alındığını belirtti.

İnsan hakları konusunda her ülkenin sorumluluğu olduğunu belirten Erk, her ülkenin insan haklarının nasıl geliştirileceği konusuna katkı koyması gerektiğini söyledi.

Erk, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar yüzünden dünyanın bir bölümüne hapsedildikleri için demokratik standartlara ulaşamadıklarını kaydetti. Erk AB'nden yardım alınması halinde ancak standartlara uygun hale gelinebileceğini de kaydetti.

Müler: Kültürel mirası korumak için büyük maddi yetersizlik vardır

DAÜ Öğretim Üyesi Arkeolog Uwe Müller ise, Kuzey Kıbrıs'taki kültürel mirasın yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu, ancak çözümün çok zor olduğunu söyledi.

Güney'in AB'nden yardımlar alarak kültürel mirasını koruduğunu ifade eden Müller, KKTC'de bu yönde büyük maddi yetersizlikler olduğunu belirtti.

KKTC'ye kültürel mirasın korunması çalışmaları için fon ayrılması gerektiğini söyleyen Müller, Rumların bu yöndeki her türü çabayı engellediğini, sonra da tahribat var diye şikayet ettiğini kaydetti.

Kültürel mirasın siyasi araç olarak kullanılmaması, ihtilaflı tarafların bunun için işbirliği yapması gerektiğin kaydeden Müller, "Üniversiteler zaman zaman kültürel mirasın korunması için fon arayışına giriyor ama Rumlar hemen çabamızı engelliyor. Amaçları, sadece siyasi oyunda bir adım öne geçmek. Kültürel ve tarihi eserlere ne olduğu umurlarında bile değil" dedi.

Mesutoğlu: Referandumdan sonra adada hiçbir yenilik ve değişiklik olmadı

Şehir Planlama Uzmanı Layık Mesutoğlu da, Kıbrıslı Türklerin de tüm insanlar gibi sesini duyurma hakkına sahip olduğunu kaydetti. Kalkınma sürecinde Kıbrıslı Türklerin yükümlülüklerine uyması gerektiğini belirten Mesutoğlu, çevrenin korunması gerektiğini ancak bunun ne kadar mümkün olduğunun tartışılabileceğini söyledi.

Referandumdan sonra adada hiç bir yenilik ve değişiklik olmadığını söyleyen Mesutoğlu, referandum sürecinde KKTC'de yaşanan inşaat patlamasından bahsetti. İnşat patlamasından dolayı hassas bölgelerde dahi tahribat yaşandığını belirten Mesutoğlu, inşaat sektörünün ekonomik fırsat olarak görüldüğünü söyledi. İzolasyonlar sürdüğü sürece halk için başka bir seçenek bulunmadığını belirten Mesutoğlu, alternatif kalkınma politikaları üretilmesi gerektiğini vurguladı.

Truszczynski: Mali Yardım Tüzüğü için hazırlanacak projelerde Kıbrıslı Türkler daha aktif olacak

Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü Başkan Yardımcısı Jan Truszczynski de Kıbrıslı Türkler'in tecridinin kaldırılması için gösterdikleri çabayı anlattı. AB'nin kapsamlı bir çözüme destek verdiğini söyleyen Truszczyniski, iki toplumun da memnun olduğu bir çözümün en çok AB'ni mutlu edeceğini kaydetti.

Trszczynski, teknik komitelerin ve çalışma gruplarının bir an önce çözüm için çalışmaya başlamasın gerektiğini vurgulayarak, ancak bu şekilde ilerleme kaydedilebileceğini belirtti.

Çözüm konusunda AB devletlerinin karar verici olmadığını, iki tarafın karar vermesi gerektiğini ifade eden Truszczynski, kapsamlı çözüme giden yolu Kıbrıslı Türkler ile Rumların açması gerektiğini söyledi.

Lefkoşa'nın kuzeyinde bir ekiplerinin çalıştığını söyleyen Truszczynski, Mali Yardım Tüzüğünün serbest bırakıldığını ve kısa süre içinde hayata geçirileceğin söyledi. Mali Yardım Tüzüğü için hazırlanacak projeler konusunda Kıbrıslı Türklerin daha aktif olabileceğini belirten Truszczynski, özellikle çevre konusunda daha aktif bir hizmet temini için reformlara ihtiyaç duyulduğunu ekledi.

Talat bugün KKTC'ye dönüyor

Konferans için dün sabah Brüksel'e giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile diğer konuşmacılar bu gece KKTC'ye dönecek.

İlgi büyük oldu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yanında Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Avrupa Konseyi'ndeki Kıbrıslı Türk Temsilci CTP Milletvekili Özdil Nami, Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, Doğu Akdeniz Üniversitesi'nden Arkeolog Uwe Müler, Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, AB Genişlemeden sorumlu dairenin direktör vekili Jan Truszczynski ve Şehir Planlama Uzmanı Layık Mesutoğlu'nun da konuştuğu konferans büyük ilgi gördü.

Konferansı, AB Kıbrıs Türk Masası Şefi Andrew Rasbash'ın yanı sıra AP'daki siyasi grupların sekreteryaları, bazı AB parlamenterleri, Kıbrıs'tan gelen Türk ve Rum öğrenciler, Brüksel'deki sivil toplum örgütü temsilcileri, bazı Avrupa Komisyonu temsilcileri, yüksek temas grubu sekreteryası, ALDE milletvekilleri, Brüksel'deki bazı elçiliklerin temsilcileri de izledi.

Matsakis yine rahat durmadı

ALDE grubundan Kıbrıslı Rum Marios Matsakis de konferansın düzenlenmesinde büyük katkısı bulunan ve konferansın sunumunu yapan ALDE Milletvekili Karin Resetaris'in yanında oturarak konuşmacıların konuşmalarının sonunda Kıbrıslı Türkler lehine söylediklerine yönelik karşıt fikirlerini ifade etti.

Konferansta konuşmalar Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Yunanca olmak üzere 5 dile eş zamanlı olarak çevrildi. Her konuşmadan sonra soru-cevap ve tartışma bölümleri yer aldı.

KIBRIS 17/05/07

 

10. Protokol tartışılıyor

KURUCU ANLAŞMALARA TERS Mİ, DEĞİL Mİ?... Protokolün bir katılım anlaşması olduğunu, katılım anlaşmalarının kurucu anlaşmalar gibi AB'nin "birincil hukuku" olduğunu belirten bazı kesimler protokolün kurucu anlaşmalara ters düşemeyeceğini belirtirken, bazı kesimler de AB'nin birincil hukuku olmasına rağmen protokolün, AB'nin savunduğu temel ilkelere, yani insan haklarının korunması ilkesine, ters olduğunun ileri sürülebileceğini belirtiyor.

Gözde SÜREÇ

Avrupa Birliği'nin Kıbrıs ile ilgili 10. Protokolünün, AB'nin "birincil hukukunu" oluşturan kurucu anlaşmalara ters düştüğü yönündeki görüş tartışılmaya başlandı.

Son günlerde köşe yazarları tarafından çeşitli yönleriyle tartışılan 10. Protokol konusunda farklı kesimler çeşitli yorumlarda bulunuyor. Dört maddeden oluşan ve 2003 yılında imzalanarak, 1 Mayıs 2004 yılında yürürlüğe giren, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de aralarında bulunduğu 10 yeni devletin AB'ye üye olduğu bir katılım anlaşmasının eki olan Kıbrıs'la ilgili 10. Protokolün 1. Maddesinde "Avrupa Birliği müktesebatının uygulanması Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin etkin kontrolü dışında bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ait bölgelerde askıya alınacaktır" deniyor.

Bazı kesimler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu ortağı olan Kıbrıslı Türklerin bu protokolle dışarıda bırakılmasının, AB'nin birincil hukukunu oluşturan anlaşmalara ters düştüğünü savunuyor.

10. Protokolün bir katılım anlaşması olduğu ve katılım anlaşmalarının, kurucu anlaşmalar gibi AB'nin "birincil hukuku" olduğunu açıklayan bazı kesimler, katılım anlaşmalarıyla, kurucu anlaşmaların aralarında hiyerarşik bir yapı olmadığını, aralarında uyuşmazlık olması halinde dahi iptal edilmesinin mümkün olamayacağını belirtiyor.

10. Protokolün insan hakları yönünden değerlendiren bazı kesimler ise AB'nin birincil hukuku olmasına rağmen protokolün, AB'nin savunduğu temel ilkelere, yani insan haklarının korunması ilkesine ters olduğunun ileri sürülebileceğini belirtiyor.

Bazı kesimler ise 10. Protokolün insan haklarına aykırı olmadığını, sadece bir durum tespiti olduğunu, değiştirilmesi mümkün olmayan protokolün değiştirilebileceğini söylemenin toplumun umutlarını boş yere yönlendirmek olacağını ileri sürüyor.

DAÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Hacer Soykan Adaoğlu, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, DAÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kudret Özersay ve Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel, 10. Protokol konusunu değerlendirdi.

Adaoğlu: Katılım anlaşmaları ile

kurucu anlaşmalar birincil hukuk

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Hacer Soykan Adaoğlu, 10. Protokol'ün Avrupa Birliği'nin birincil hukukunu oluşturan kurucu anlaşmalarına ters düşmediğini kaydetti.

Katılım Anlaşmaları'nın, Kurucu Anlaşmalarla aralarında uyuşmazlık olsa dahi iptal davasına konu olamayacağını kaydeden Adaoğlu, buna neden olarak her iki anlaşmanın da birincil hukuk olmasını ve aralarında hiyerarşik ilişki bulunmamasını gösterdi.

Hukuken katılım anlaşmalarının kurucu anlaşmalara aykırılığının denetlenmediğini anlatan Adaoğlu, aralarında aykırılık olsa dahi bunun iptale konu olamayacağını vurguladı.

Bu duruma örnek olarak Anayasa maddelerini gösteren Adaoğlu, anayasanın içinde de birbiriyle çelişen maddeler olabildiğini ancak bunların iptal edilmediğini kaydetti.

10. Protokolün Avrupa Birliği içinde başka ülkelerde de uygulandığını belirten Adaoğlu, örnek olarak Danimarka'da bulunan Faerue Adaları'nı gösterdi. Danimarka toprağı olan bu adalarda da Avrupa Birliği müktesebatının uygulanmadığını söyleyen Adaoğlu, Kuzey Kıbrıs'ın bu anlamda bir ilk olmadığına dikkati çekti.

Adaoğlu, yasalaşmayan AB Anayasasında bu konuda da düzenlemeler olduğunu ancak yasalaşmadığı için hükmün uygulanmadığını ifade etti.

Nami: 10. Protokol insan haklarına aykırı

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, 10. Protokolün İnsan Haklarına aykırı olduğunu ifade etti.

"10. Protokolde Kuzey Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrolü olmayan bölge olarak tanımlanıyor. Bizim Kuzey'deki bölgenin işgal altında olduğu belirtiliyor" diyen Nami, bu tarifi haksızlık olarak niteledi.

Bu ifadeleri içeren metnin düzeltilmesi gereken bir metin olduğuna vurgu yapan Nami, şunları söyledi:

"Bu tanım gösteriyor ki onların görüşünde Kıbrıs'ta kontrol altında olmayan bölgeler kontrol altına alındığı zaman sorun çözülecek. Demek ki esas amaç Kıbrıslı Türkleri hükümetin kontrolüne sokmaktır."

Nami, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit ortağı olduğunu belirtti ve Kıbrıs Cumhuriyeti içinde eşit şekilde temsil edilmesi gerektiğini söyledi.

Özersay: İnsan haklarına aykırılık

noktası açık kapı olabilir

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kudret Özersay, 10. Protokolün kendisinin Avrupa Birliği'nin birincil hukuku olduğunu kaydetti ve "10. Protokolün AB birincil hukukuna ters düşer" argümanı çok güçlü bulmadığını kaydetti.

Özersay sözlerine şöyle devam etti:

"Bir noktada kapı açık olabilir. O da insan hakları konusuyla ilgilidir. AB birincil hukuku AB İnsan Hakları sözleşmesini de içerir. Dolayısıyla, 10 numaralı protokol AB'nin birincil hukuku olmasına rağmen özünde insan haklarına aykırı olması nedeniyle ve birincil hukukun içinde insan haklarının özel bir yeri olması nedeniyle, sorumlu olduğu ve AB'nin kuruluşundaki temel ilkelere yani insan haklarının korunması ilkesine ters olduğu ileri sürülebilir"

AB'nin birincil hukukunu ve 10 Protokolü açılayan Özersay şöyle konuştu:

"AB'ni kuran ve değiştiren uluslararası anlaşmaların tümü birincil hukuktur. 10. protokol 2003 yılında imzalanan ve 1 Mayıs 2004 yılında yürürlüğe giren bir katılım anlaşmasıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de aralarında bulunduğu 10 yeni devletin AB'ye üye olduğu bir diğer katılım anlaşmasıdır. Yani 10. protokolün kendisi de birincil hukuktur"

"10 numaralı protokol AB birincil hukukuna terstir demek çok kolay değildir" diyen Özersay, anayasa örneğini vererek, "Anayasanın 20. maddesi Anayasa'nın 19. maddesine terstir diyebilir misiniz?" diye sordu.

Erel: 10. Protokol insan

haklarına aykırı değil

Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel, 10. Protokolün değiştirilmesinin mümkün olmadığını bu konudaki tartışmaların manipülatif tartışmalar olduğunu söyledi.

Protokolün değiştirilebileceğini söylemenin toplumun umutlarını boş yere yönlendirmek olacağını kaydeden Erel, Bologna sürecinin de olumsuz neticeleneceğine inandığını belirtti.

Erel şöyle devam etti:

"Bunlar Kuzey'de bir devlet yapısının uluslararası örgütler tarafından kabulünü gerektirir. İzolasyonların kaldırılması konusunda yapılan politikaların iflas ettiği noktada Türk toplumunun yeniden, uzun soluklu, neticesi şimdiden belli olan 10. Protokolün değiştirilmesine yönelik bir beklentiye sokmaya çalışıyorlar. Bu tartışma yersiz. Bekletmek ve zaman kazanmak için ortaya konmuş bir argüman"

Protokol 10'unun kendisinin birincil hukuk olduğunu belirten Erel, "AB'nin kendi birincil hukukundan geri düşme veya bunu yanlış yapmıştık deme noktasında bir örneği yoktur" dedi.

10. Protokolün, 10 yeni ülkenin AB'ye giriş anlaşmasının eki olduğuna dikkati çeken Erel, "kendisi birincil hukuktur oybirliği olmadan değiştirilmesi kesinlikle mümkün değildir" şeklinde konuştu.

Protokol 10'un insan haklarına aykırı olmadığına da vurgu yapan Erel, "10. Protokol üye devlet hükümetinin, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin, efektif kontrolü olmayan bölgelerle efektif kontrolü olan bölgelerin varlığını ifade eder. Kıbrıs adası üzerindeki realitenin yazıya dökülmüş şeklidir" dedi.

Erel, Protokol 10'un bir durum tespiti ve AB müktesebatının kuzeyde uygulanamayacağının bir ifadesi olduğunu söyledi.

KIBRIS 17/05/07

 

 

Avcı: Kıbrıs Türk tarafı yeni adım atmayacak

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs konusunda yeni bir adım atmayacağını, Rum kesiminin ortaya koyduğu haksız taleplerin kabul edilebilir olmadığını belirtti.

İslamabad'da İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları 34. dönem toplantısına katılan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari ile de görüştü.

İşlemeyen süreç

Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı görüşmede, 8 Temmuz sürecinin mutabık kalındığı şekilde çalışmaya başlamadığına dikkat çekerek, Kıbrıs Rum tarafının teknik komitelerin çalışmasını engellemek için ellerinden gelen her şeyi yaptığını belirtti.

Sürecin çalışabilmesi için Türk tarafının tüm iyi niyetini ortaya koyduğunu ifade eden Avcı, ancak Kıbrıs Türk tarafının temel haklarından ödün verilmesinin de söz konusu olmadığını kaydetti.

Papadopulos'un amacı

Rum Lider Papadopulos'un, mülkiyet gibi geniş kapsamlı görüşmelerde ele alınabilecek temel bir konuyu teknik komiteler kapsamına dahil etmek istemesi nedeniyle sürecin sekteye uğradığını belirten Bakan Avcı, Papadopulos'un amacının Kıbrıs Türk tarafında son dönemlerde büyük bir gelişme gösteren inşaat sektörü ve buna bağlı olarak da ekonomik gelişimi engellemek olduğunu belirtti.

Avcı, Rum tarafında yaklaşan seçimler öncesinde Papadopulos'un Kıbrıs konusuna ilişkin adım atmak istemediğine de dikkat çekerek, Rum tarafının her şeye "hayır" demesine karşılık uluslararası camiada gerekli baskıyı ve tepkiyi görmediğini kaydetti.

Görüşülmeyen rapor

Referandumlar sonrasında BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan raporun, aradan uzun bir süre geçmesine rağmen halen Güvenlik Konseyi'nin gündemine alınıp görüşülemediğini de hatırlatan Turgay Avcı, Kıbrıslı Türklerin bu konuda beklentisinin raporun ivedilikle Güvenlik Konseyi'nden geçmesi olduğunu söyledi.

Avcı, Kıbrıs Türk tarafının ekonomik ve ticari gelişmesiyle dünyaya açılmasını Rum tarafının engelleyemeyeceğini de vurguladı.

İlişkiler

Kıbrıs konusunda iyi niyetlerini sürdürürken diğer taraftan Avrupa Birliği ülkeleri ile ilişkiler yanında İslam konferansı ülkeleri ile çok daha yakın ticari, kültürel ve eğitim açılımlarını sürdüreceklerini belirten Avcı, Kıbrıs Türk tarafının yeni bir adım atmayacağını, Rum kesiminin ortaya koyduğu haksız taleplerinin kabul edilebilir olmadığını vurguladı.

BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari de talepleri ve Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini Genel Sekreter'e ileteceğini söyledi.

KIBRIS 17/05/07

 

Talat'ın konferanstaki sözleri Rum basınında

Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy'un eşlik ettiği Cumhurbaşkanı Talat, dün gece 22.30 uçağıyla KKTC'ye geldi.

Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grubu'nun (ALDE) düzenlediği "Madalyonun diğer yüzü: Kıbrıslı Türklere Bir Ses Vermek" konulu konferansın açılış konuşmasını yapmıştı.

Güney Kıbrıs'taki tepkiler

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Avrupa Parlamentosu'ndaki konuşması Güney Kıbrıs'ta tepkiyle karşılandı.

Konferansla ilgili haberler Rum basınında "Avrupa Parlamentosu'na Girdiler", "Doğrudan Ticarete Hayat Öpücüğü", "Kıbrıs Hükümeti Aleyhine Ağır Eleştiri" ve benzeri başlıklarla yer aldı.

ALDE Grubu üyesi Kıbrıslı Rum Marios Matsakis'in konferans sırasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sataşması da Rum basınında geniş yer aldı.

KIBRIS 18/05/07

 

Talat: İzolasyonların kaldırılması kaçınılmazdır

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "İzolasyonların kaldırılması kaçınılmazdır. Bugün olmazsa yarın olacaktır. Bu bir insanlık ayıbıdır" dedi.

Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grubu'nun düzenlediği "Madalyonun Diğer Yüzü: Kıbrıslı Türklere Bir Ses Vermek" konulu konferansta konuşma yapan Cumhurbaşkanı Talat, İstanbul'a gitti. Talat dün gece adaya döndü.

Talat, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Talat, konferansın, Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıslı Türklerin dostları tarafından, Kıbrıslı Türklerin sesinin Brüksel'de duyulması için organize edildiğini söyledi.

Bir gazetecinin, "Yakın zamanda olumlu bir gelişme bekleyebilir miyiz?" şeklindeki sorusu üzerine Talat, "O konuda ihtiyatlı olmak lazım. İhtiyatlı iyimser mi dersiniz, ihtiyatlı kötümser mi, belli değil. O konuda henüz bir şey yok. Görünen o ki Mali Yardım Tüzüğü'nün arkasından Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesinde Rum tarafı şiddetle karşı çıkıyor" dedi.

Şu an için bir şey söylemenin mümkün olmadığını ifade eden Talat, "İzolasyonların kaldırılması kaçınılmazdır. Bugün olmazsa yarın olacaktır. Bu bir insanlık ayıbıdır. Bu insanlık ayıbının daha ne kadar süreceğini doğrusu ben de bilemiyorum. Biz bir an önce verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz. Yarın geç bile olabilir" diye konuştu.

Türkiye'deki seçim süreciyle ilgili soruya karşılık da Talat, bu sürecin Kıbrıs politikasını etkilemeyeceğini belirterek, şunları kaydetti:

"Belki bir süre Kıbrıs konusu iç politikada tartışma konusu olur ama biz bunun olmasını temenni etmiyoruz. Kıbrıs sorunu ulusal bir politikadır ve iç politikanın bir malzemesi yapılmamasını tercih ederiz. Kıbrıs sorununu ayrı, ortak bir ulusal politika gibi görmek, öyle algılamak daha doğru olur diye düşünüyorum. Hayırlı olsun. Türkiye bir demokrasi sınavını daha geçecek."

KIBRIS 18/05/07

 

KKTC pasaportu ile İKÖ ülkelerine seyahat için gereken yapılmalı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Türklerinin ABD ve İngiltere'ye olduğu gibi, İKÖ ülkelerine de KKTC pasaportu ile seyahat edebilmeleri için gerekenin yapılmasını istedi.

Avcı, ayrıca Kıbrıslı Türklerin vizyonunun daha iyi anlaşılabilmesi ve Kıbrıs Türk tarafının tüm alanlarda gelişebilmesi için İKÖ ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesinin ve yeni temsilciliklerin açılmasının kapsamlı bir çözümün yokluğunda şart olduğunu söyledi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı, İslam Konferansı Örgütü 34. Dışişleri Bakanları toplantısı genel kurulunda bir konuşma yaptı. Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan açıklamaya göre, Avcı, Kıbrıs Türk halkının haklı davasına göstermiş olduğu destekten dolayı İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'na teşekkürlerini sunarak başladığı konuşmasında, Ortadoğu, Azerbaycan, Kaşmir, Irak ve Batı Trakya gibi İslam ülkelerinin çözülmemiş sorunlarına dikkat çekti.

Konuşmasında Kıbrıs konusunu geniş bir şekilde değerlendiren Avcı, Kıbrıs Rum tarafının BM Genel Sekreteri'nin kapsamlı çözüm planını kuvvetli bir "hayır" ile reddetmesinin, Kıbrıs Türk tarafıyla güç paylaşımına girmeye hazır olmadığını ortaya koyduğunu kaydetti. Avcı, Türk tarafının, taraflar arasında karşılıklı güveni artırmayı ve ekonomik gelişmeyi artırmayı öngören 10 maddelik eylem planı önerisinin de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından bütünüyle reddedildiğine işaret etti.

Turgay Avcı, Türk tarafı, taraflar arasındaki resmi ve doğrudan iletişim ile işbirliği eksikliğinden kaynaklanan ve günlük hayatta ortaya çıkan zorlukları aşmak amacıyla iki taraf arasında teknik komiteler kurulmasını önerisi yaptığını söyledi.

Avcı, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin farklı alanlarda teknik komiteler kurulması önerisine Kıbrıs Türk tarafının olumlu yanıt verdiğini ve hemen bu doğrultuda çalışmaya başladığını ancak Rum tarafının ön koşullar öne sürdüğünü belirtti.

BM Genel Sekreterliği'nin o dönemde görev yapan Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıslı Rumları ikna etmek için adaya gerçekleştirdiği ziyaretin 8 Temmuz anlaşmasıyla sonuçlandığına işaret ederek, "Görüşme sürecinin derhal yeniden başlaması için Kıbrıs Türk tarafının gösterdiği bütün uğraşlara rağmen, Kıbrıs Rum tarafı zamana oynamaya ve kapsamlı bir çözüme katkıda bulunacak sürecin başlamasını engellemeye devam etti" dedi.

Bakan Avcı konuşmasında, İKÖ'de alınan Kıbrıs ile ilgili kararları hatırlatarak, Kıbrıslı Türklere karşı, maddi ve politik açıdan yardım ederek, karşı karşıya kaldıkları haksız ve insanlık dışı izolasyonlara son vermek üzere somut adımlar atmaya davet edildiğini belirtti. Avcı, şöyle devam etti:

"Tüm üye ülkelerden, Kıbrıslı Türklerle olan ikili ilişkilerini, doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve sportif alanlarda olmak üzere daha da geliştirmeleri ve bu bağlamda Kıbrıs Türk tarafına yüksek seviyede ziyaretler gerçekleştirilmesi istendi. İKÖ Genel Sekreteri Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu ve heyeti de bu çerçevede KKTC'ye resmi ziyarette bulundu".

Avcı, ziyaretin kendileri açısından son derece yararlı ve verimli geçtiğini belirterek, Genel Sekreterliğin Kıbrıslı Türklerin karşılaştığı zorlukları gidermek açısından yardımcı olmayı hedeflediği eylem planı çerçevesinde bir izleme heyetini gelecek yıl da KKTC'ye göndereceğine emin olduklarını ifade etti.

İKÖ üye ülkelerinde Kıbrıs Türk ticaret ve turizm ofisleri açmak istediklerini kaydeden Avcı, son dönemde ülkelerinde ofis açılmasına olanak sağlayan kardeş Katar, Umman ve Kuveyt'e teşekkür etti. Avcı, bunun diğer kardeş ülkelere örnek teşkil edeceğinden emin olduğunu söyledi.

Avcı, konuşmasının sonunda, KKTC'nin İKÖ'de haklı yerini alıp, gözlemci statüsünün tam üyeliğe çıkartılması konusunda uzun zamandan beridir gündemde olan taleplerini de yineledi.

KIBRIS 18/05/07

 

Watson: Kıbrıslı Türkler ve Rumlar AB'nin nimetlerinden yararlanmalı

"ADAYA İLK ZİYARETİM AMA SON OLMAYACAK"... AP Liberal Demokrat Grup Başkanı Watson, Talat'ı, geçtiğimiz günlerde Brüksel'de AP'de ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını, Kıbrıslı Türklerin sesinin AB'de duyulması açısından başarılı bir konferans olduğunu söyledi.

"Bu ilk ziyaretim ancak kesinlikle son olmayacak" diyen Watson, AB içinde bir çerçeve oluşturarak Kıbrıs'ta yaşanan bazı sorunları aşmak için adadaki siyasi güçlerle çalışmak istediklerini vurguladı

TALAT, İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI TALEBİNİ YİNELEDİ... Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin adada çözüm isteğini ve izolasyonların haksızlığını bir kez daha vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların çağdaş bir davranış olmadığına inandıklarını dile getirerek, uluslararası toplumun Kıbrıslı Türkleri izole etmeyi sürdürmemesi gerektiğini, çünkü Kıbrıslı Türklerin izolasyonları hak etmediğini söyledi

Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup Başkanı Graham Watson, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği (AB) üyesi olduğunu, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların AB'nin nimetlerinden yararlanması ve sorunların çözümü için çalıştıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta temaslar yapan Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup Başkanı Graham Watson'ı dün saat 19.00'da makamında kabul etti.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin adada çözüm isteğini ve izolasyonların haksızlığını bir kez daha vurguladı.

Watson, Cumhurbaşkanı Talat'ı, geçtiğimiz günlerde Brüksel'de Avrupa Parlamentosu'nda ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını, Kıbrıslı Türklerin sesinin AB'de duyulması açısından başarılı bir konferans olduğunu söyledi.

Kıbrıs'ın AB üyesi olduğunu kaydeden ve Kıbrıslı Türklerin ve Rumların AB üyeliğinin nimetlerinden yararlanması için çalıştıklarını ifade eden Watson, 13 yıldan beri Avrupa Parlamentosu üyesi olduğunu ancak Kıbrıs'ı ilk kez ziyaret ettiğini açıkladı. Graham Watson, Kıbrıs'a gelmekten, iki liderle ve uluslararası toplumun temsilcileriyle görüşmekten mutluluk duyduğunu kaydederek, "Bu ilk ziyaretim ancak kesinlikle son olmayacak. Çok güzel bir ülkeniz var" dedi.

Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup Başkanı Graham Watson, AB içinde bir çerçeve oluşturarak Kıbrıs'ta yaşanan bazı sorunları aşmak için adadaki siyasi güçlerle çalışmak istediklerini vurguladı.

Talat: "Kıbrıslı Türkler Çözüm İstiyor"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Watson'la görüşmesinde yaptığı konuşmada, adaya ilk ziyaretinden iyi izlenimlerle ayrılmasını diledi ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs sorununa çözüm istediğini söyledi.

Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün iki halkı da olumsuz etkilediğini belirten Talat, 3 yıl önceki referandumda Rumların hayırı nedeniyle büyük bir fırsatın kaçırıldığını hatırlattı. Talat, Kıbrıslı Türklerin referandumla çözüme bağlılığını kanıtladığını ve adada kapsamlı bir çözüm için çalıştığını vurgulayarak, uluslararası toplumun da Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları kaldırması gerektiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların çağdaş bir davranış olmadığına inandıklarını dile getirerek, uluslararası toplumun Kıbrıslı Türkleri izole etmeyi sürdürmemesi gerektiğini, çünkü Kıbrıslı Türklerin izolasyonları hak etmediğini söyledi.

Brüksel'de düzenlenen konferansın Avrupa Parlamentosu'na seslerini duyurmak açısından çok yararlı olduğunu belirten Mehmet Ali Talat, benzer yaklaşımın AB tarafından da gösterilmesini istediklerini dile getirdi.

Talat, Kıbrıslı Türklerin en azından teorik olarak AB'de olduğunu ve Kıbrıslı Rumlar tarafından temsil edilmemesi gerektiğini belirterek, Kıbrıslı Türklerin AP' deki temsiliyetini destekleyen Liberal Demokrat Grup'a teşekkür etti, "Bu Kıbrıslı Türklerin hakkıdır" dedi.

Talat, konferansı "ilerisi için atılmış yararlı bir adım" diye niteleyerek AB'nin hem Kıbrıslı Türkleri hem de Kıbrıs'ta çözümü desteklemesini istedi.

Talat, Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıs'ta çözüme verdikleri destek nedeniyle Watson'a teşekkür etti.

KIBRIS 19/05/07

 

 

Masada BELGE SAVAŞI

RUM BASINI, 10 MAYIS TARİHLİ BELGEYİ YAYIMLADI... Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının, 8 Temmuz sürecinin uygulanması konusunda sürdürdüğü görüş alış verişinden sonuç alınamıyor... İki tarafın birbirine sunduğu öneriler görüş ayrılıklarını azaltacağı yerde artırıyor. Tarafların birbirine belge ardına belge sunmasından öte olumlu bir gelişme kaydedilmeyen ve hiç bir umut vermeyen görüş alış verişinin "sonucu olmayan bir kağıt savaşına benzediği" yorumları yapılırken, Rum basını, Rum tarafınca Kıbrıs Türk önerilerine cevaben sunulan 10 Mayıs tarihli belgeyi yayımladı

İŞTE RUM TARAFININ ELE ALINMASINI İSTEDİĞİ KONULAR... Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in, sunduğu belgede, teknik komitelerde ele alınması gereken konular şu şekilde sıralanıyor: Suça ilişkin konular, ekonomik konular, kültürel miras, kriz yönetimi, insani konular, sağlık ve çevre. Conis'in belgesinde, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu eski Yardımcısı İbrahim Gambari'nin mektubunda yer alan, "tarafların sundukları tüm konuların tartışma ve görüşme unsuru olacağı" şeklindeki ifadesi de hatırlatılıyor..

Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının, 8 Temmuz sürecinin uygulanması konusunda sürdürdüğü görüş alış verişinden sonuç alınamıyor... İki tarafın birbirine sunduğu öneriler görüş ayrılıklarını azaltacağı yerde artırıyor...

Tarafların birbirine belge ardına belge sunmasından öte olumlu bir gelişme kaydedilmeyen ve hiç bir umut vermeyen görüş alış verişinin "sonucu olmayan bir kağıt savaşına benzediği" yorumları yapılırken, Rum basını, Rum tarafınca Kıbrıs Türk önerilerine cevaben sunulan 10 Mayıs tarihli belgeyi yayımladı.

Politis gazetesi; "Köprü Kurulamayacak Uçurum - Kıbrıs Rum Tarafının 10 Mayıs Tarihli Belgesinde Mülkler Konusu da Var"" başlıkları altında verdiği haberinde, gerek Kıbrıs Türk tarafının sunduğu "gayrı resmi" belgelerin, gerekse Kıbrıs Rum tarafının sunduklarının; iki taraf arasındaki görüş ayrılıklarını azaltmadığını, aksine KKTC'deki eski Rum mallarının kullanımı konusunun teknik komitelere dâhil edilip edilmeyeceği konusundaki görüş ayrılıklarını artırdığını savundu.

Gazete, elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde, Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in, 10 Mayıs tarihinde Kıbrıs Türk tarafına bir belge sunduğunu ve belgenin, teknik komiteler kısmında; gündelik konulara ilişkin görüşmelerin insan hakları ölçü alınarak yapılması ve İnsan Hakları Bildirgesi'ne dayanması gerektiğinin yer aldığını yazdı.

Conis'in sunduğu

belgede neler var?

Habere göre, Kıbrıs Rum tarafının sunduğu belgenin devamında yer alan "insani konular" kısmında ise, "taşınmaz malların yasal sahiplerinin dışında başkaları tarafından sürekli ve maksatlı kullanılmasından doğan sorunların" gündelik konulara ilişkin görüşmelere dâhil olduğu savunuluyor.

Gazete, "anlaşıldığı üzere Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki görüşlerinin Kıbrıs Türk tarafınınkinden çok farklı olduğunu" belirtirken, Conis'in sunduğu belgede, teknik komitelerde ele alınması gereken konuların şu şekilde sıralandığını yazdı:

"Suça ilişkin konular, ekonomik konular, kültürel miras, kriz yönetimi, insani konular, sağlık ve çevre".

Conis'in belgesinde, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu eski Yardımcısı İbrahim Gambari'nin mektubunda yer alan, "tarafların sundukları tüm konuların tartışma ve görüşme unsuru olacağı" şeklindeki ifadesinin hatırlatıldığını belirten gazete, "Koordinasyon Komitesi'nin, teknik komiteler ve çalışma gruplarının çalışmalarını yönlendireceğinin ve gözetleyeceğinin" vurgulandığını yazdı.

Çalışma gruplarının konuları

Gazete, Conis'in sunduğu belgede, çalışma gruplarında ele alınacak konuların ise şu başlıklarla ifade edildiğini yazdı:

"Yönetim, güvenlik, toprak egemenliği, mülkiyet, ekonomi, Avrupai konular ve vatandaşlık, yabancılar, göç".

Gazete, sürecin karmaşıklığının, sadece "yönetim" konusu altında yer alan alt başlıkların sayısının 66 olmasından anlaşılabileceğini belirtirken, Conis'in gayri resmi belgesinde ayrıca, teknik komiteler ve çalışma gruplarında görev yapacak kişilerin, mesleki unvanları dışında hiçbir unvan taşımayacaklarının vurgulandığını da ifade etti.

Millet: Olumlu bir gelişme yok

Öte yandan Alithia ve diğer gazeteler, İngiltere'nin Güney Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet'in dün yapmış olduğu açıklamada, 8 Temmuz sürecine ilişkin olumlu bir gelişme olmadığını söylediğini; ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nicholas Burns'ün ise önceki günkü açıklamalarında, "yeni bir şeylerin olması gerektiğini" söylediğini yazdılar.

Alithia gazetesi: "Haziran'da Gelişmeler - ABD ve İngiltere'den Yoğun Kulis Faaliyetleri" başlıkları altında verdiği haberinde, Millet'in dünkü açıklamalarında, 8 Temmuz sürecinde ilerleme olmadığını vurguladığını; Burns'ün ise, Kıbrıs sorununun çözümünün ilerletilmesi için "yeni bir şeylerin gerektiğini" belirterek, Kıbrıs sorunu hakkında yoğun kulis faaliyetlerinin sinyalini verdiklerini yazdı.

Burns: Geriye dönüş yok

Gazete, "Kıbrıs Mücadelesi Dünya Koordinasyon Komitesi"nin (PSEKA), ABD'de gerçekleştirilen 23'üncü toplantısı temsilcilerine, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda konuşan Burns'ün ise, "diplomatların hiçbir zaman çözüm bulma çabalarını terk etmediklerini ve gerek kendisi gerekse ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, Kıbrıs'ta özel temsilcisini ataması konusunda BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'u cesaretlendirdiklerini" söylediğini yazdı.

Habere göre Burns konuşmasında; "İki gün önce Kıbrıs'ın Washington Büyükelçisi'ne, yeni bir başlık açabileceğimizi söyledim. Denenmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmış bir şeye geri dönmeye gerek yoktur. Eğer bir hükümet, yeni bir şeye gerek duyulduğunu güçlü bir şekilde hissediyorsa, özgün bir şey deneyeceğiz" şeklinde konuştu.

ABD ve İngiltere'nin, bu girişimlerin merkezinde olması gerektiğini de savunan Burns, "Size söz veriyorum ki bunu BM şemsiyesi altında gerçekleştireceğiz" şeklinde konuştu.

Gazete, Burns'ün konuşmasında ayrıca, "Benim mevkiimde birinin, Kıbrıs'ı ziyaret ederek hükümete saygılarını sunma zamanı geldi" dediğini ifade ederek, Kıbrıs'ı ziyaret edeceğinin sinyallerini verdiğini, ancak kesin bir tarih belirtmediğini ifada ederken, diplomatik bir kaynağın ise, Burns'ün ziyareti öncesinde ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza'nın Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini bildirdiğini yazdı

KIBRIS 19/05/07

 

Kıbrıs çıkmazını derinleştirir bölünmüşlüğü kalıcılaştırır

AB'YLE İLİŞKİLERE ZARAR VERİR... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca: Bu kararın altına imza atanlar, Kıbrıs sorununu ve Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğinin yarattığı sorunları anlamamış görünüyorlar. Bu yöntemler ile Kıbrıs Rum tarafının AB ile entegrasyonunda atılacak ileri adımlar, Kıbrıs sorununu daha karmaşık ve çözümlenmesi zor bir hale sürüklerken, Kıbrıslı Türklerin AB ile ilişkilerine da büyük ölçüde zarar verecektir

Avrupa Birliği Komisyonu'nun, Güney Kıbrıs'ın 1 Ocak 2008'de Euro Bölgesi'ne katılmasını tavsiye etme kararına Cumhurbaşkanlığı'ndan tepki geldi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca yazılı açıklamasında, AB Komisyonu'nun Kıbrıs sorununu ve Kıbrıslı Türkleri dikkate almadan aldığı bu kararın, Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu çıkmazı derinleştirme ve adadaki bölünmüşlüğü kalıcılaştırma tehlikesi taşıdığını belirtti.

Erçakıca, "Euro Bölgesi'ne katılmak, Güney Kıbrıs'ın AB ülkeleri ile entegrasyonunu ileri götürürken, hem Güney ile Kuzey Kıbrıs arasındaki ekonomik farklılıkları artıracak, hem de AB ile entegrasyonda Güney ile Kuzey arasındaki farkı açarak, Kıbrıs'ta bölünmüşlüğü kalıcılaştıracak bir fonksiyon üstlenmiş olacaktır" dedi.

Kıbrıs Türk halkını dikkate almadan ve Kıbrıs Türk halkının temsilcileri ile müzakere edilmeden alınan söz konusu kararın, Kıbrıs Türk halkını hem ekonomik hem de siyasi olarak Avrupa Birliği'nden uzaklaştırıcı bir etki yapacağını da kaydeden Erçakıca, özetle şunları ekledi:

"Bu kararın altına imza atanlar, Kıbrıs sorununu ve Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğinin yarattığı sorunları anlamamış görünüyorlar. Bu yöntemler ile Kıbrıs Rum tarafının AB ile entegrasyonunda atılacak ileri adımlar, Kıbrıs sorununu daha karmaşık ve çözümlenmesi zor bir hale sürüklerken, Kıbrıslı Türklerin AB ile ilişkilerine da büyük ölçüde zarar verecektir."

KIBRIS 19/05/07

 

 

"İKÖ toplantısı, KKTC'nin tanınma arenası"

Pakistan'da gerçekleştirilen İslam Konferansı Örgütü'nün (İKÖ) Dışişleri Bakanları toplantısının, KKTC'nin düzeyinin yükseltilmesi arenasına çevrildiğini ve toplantıda Kıbrıs'a ilişkin sunulan karar tasarısının, bu yönde olduğunu yazan Rum basını, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın toplantıda yaptığı konuşmasına da yer verdiler.

Fileleftheros gazetesi haberinde; İKÖ'deki karar tasarısının, bugüne kadar sunulanlardan "çok daha kötü" olduğunu ve karar tasarısında üye devletlere, KKTC ile tüm alanlarda ilişkiler kurmaları, KKTC yetkililerini ülkelerine davet etmeleri, ekonomik ve doğrudan ticaret ilişkileri kurmaları ve yatırımlar yapmaları çağrısında bulunulduğunu yazdı.

Gazete, karar tasarısında; bu taleplerin yanı sıra, üye devletlere KKTC ile siyasi ilişkiler kurarak, spor karşılaşmaları yapmaları, KKTC üniversiteleri ile işbirliği ve öğrenci değişimlerine gitmeleri, KKTC pasaportlarını tanımaları ve KKTC'nin İKÖ'ye "normal devlet" statüsünde katılması önerilerinin de yer aldığını vurguladı.

Gazete, Dışişleri Bakanı Avcı'nın, konferansta yaptığı konuşmaya da yer verirken, Avcı'nın; "Kıbrıslı Rumların Annan Planı'nı reddetmelerinin iktidarı paylaşmaya hazır olmadıklarının bir göstergesi olduğu" şeklindeki sözlerini ön plana çıkardı.

KIBRIS 19/05/07