MILLIYET 12/05/07
Ticaret Odası'ndan
yapılan açıklamaya göre 15 Mayıs Salı günü 10:00-12:00
saatleri arasında yapılacak olan etkinlikte Avrupa Parlamentosu'na
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi ve izolasyonun
kaldırılması konularında çağrıda da bulunulacak.
İş
insanları, çeşitli sivil toplum örgütü, üniversite ve basın
organlarından temsilciler etkinlik için Ticaret Odası'nın
Kıbrıs Türk Hava Yolları'ndan kiraladığı uçakla
15 Mayıs Salı günü Brüksel'e gidecek.
Brüksel'de yapılacak
olan etkinlikle ilgili açıklamalarda bulunan Kıbrıs Türk Ticaret
Odası Başkanı Erdil Nami, etkinliğinin amacının
Kıbrıs'ta sadece Rumların değil Türklerin de yaşadığını
Avrupalı parlamenterlere hatırlatmak olduğunu söyledi.
Verilen sözlerin
tutulması istenecek
Nami, Brüksel'e
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi için Avrupalı
parlamenterlerinin dikkatlerini çekmek amacıyla gidileceğini ve
Avrupa Parlamentosu önündeki Schuman Meydanı'nda düzenlenecek olan
etkinlikte ekonomik ambargoların ve izolasyonların
kaldırılması için Avrupa Birliği'nin
Kıbrıslı Türklere verdiği sözlerin tutulmasının
isteneceğini belirtti.
Etkinlik için Brüksel'e
gidecek olanların hava alanından Schuman Meydanı'na otobüslerle
taşınacağını dile getiren Nami, etkinlikte
yapılacak konuşmalar ve dağıtılacak broşürlerle
parlamenterlere ve halka AB'ın referandum sonrasında
Kıbrıslı Türklere ambargoların kaldırılması
konusunda verdiği sözlerin hatırlatılacağını
kaydetti.
Kıbrıs'ta sadece
Rumların değil Kıbrıslı Türklerin de
yaşadığının vurgulanacağını dile
getiren Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesinin
isteneceğini belirtti.
Nami, folklor, modern dans
ve moda gösterilerinin de yapılacağı etkinlikte ayrıca
Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin
tanınırlıklarına uygulanan izolasyonların
kaldırılması ve üniversitelerin Bologna sürecine
alınmasının isteneceğini de kaydetti.
KIBRIS 12/05/07
Rumlar, Kıbrıs sorununun
devamından kaynaklanan sorunları istismar ediyor
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıslı Türkler sorunun
çözümsüzlüğünün bedelini çeşitli şekillerde ödemekte iken,
sadece Kıbrıslı Rumların Kıbrıs sorunundan kaynaklanan
sorunlarının çözümlenmesinin mümkün olmadığını
vurguladı.
Erçakıca
yaptığı yazılı açıklamada,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Güzelyurt bölgesinin
kalkınmasıyla ilgili söylediklerinin, Kıbrıslı Rum
siyasiler tarafından ele alınış şeklinin;
"Kıbrıs Rum tarafının nasıl bir beklenti içinde
olduğu ve buna karşın, Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda istekli davranması için neler yapılması
gerektiği" konusunda öğretici olduğunu kaydetti.
Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafının, herhangi bir çözüme
ulaşmayı reddeder durumda olmasına karşın,
Kıbrıs Türk halkının gelişmesini engellemek
hakkına sahipmiş gibi davrandığını ve bunu bir
"hak" olarak değerlendirdiğini ifade ederek,
Kıbrıs sorununa çözüm bulunabilmesi için, Kıbrıs Rum
tarafının bu anlayışının çıkar yol
olmadığının kendilerine gösterilmesi gerektiğini
belirtti.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Rum
tarafı, sorunun çözümlenmesini engellemeye çalışırken,
Kıbrıslı Rumların bu sorunun devamından kaynaklanan
sorunlarını da istismar etmeye kalkışmaktadır. Kıbrıslı
Rumların 'mülkiyet sorunu', bu istismarın en güzel örneği olarak
günlük politikanın etkili bir aracı haline getirilmeye
çalışılmaktadır.
Kıbrıs sorunu
çözümsüz beklerken ve Kıbrıslı Türkler bu sorunun
çözümsüzlüğünün bedelini çeşitli şekillerde ödemekte iken,
sadece Kıbrıslı Rumların Kıbrıs sorunundan
kaynaklanan sorunlarının çözümlenmesi elbette mümkün değildir.
Kıbrıs Rum tarafı, sorunun çözümlenmesini engellerken,
Kıbrıs Türk tarafının eli-kolu bağlı bir
şekilde, ekonomik ve sosyal gelişmesi için gerekli adımları
atmadan beklemesi de söz konusu değildir ve olmayacaktır."
Kıbrıs Rum
siyasilerinin, Cumhurbaşkanı Talat'ın, Güzelyurt'un
kalkınması konusunda söylediklerine verdikleri tepkilerin,
Kıbrıs Türk halkının ekonomik ve sosyal
kalkınması için çalışmanın ne kadar önemli
olduğunu da
kanıtladığına dikkat çeken Erçakıca, Kıbrıs
Türk halkının ekonomik ve sosyal kalkınması için
atılacak adımların; Kıbrıs Rum tarafının
kapsamlı ve adil bir çözüme yönelmesi için başlıca faktör
olacağını belirtti.
Rum siyasiler ne
demişti?
Rum basınında
yer alan dünkü haberlere göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
Güzelyurt'ta düzenlenen etkinlikte yaptığı açıklamalara Rum
siyasilerin verdiği tepkiler şöyle:
"Tasos Papadopulos:
Kıbrıs Rum tarafı, tam da bu nedenle mülkiyet konusunun
çalışma gruplarında görüşülecek temel konulardan
olduğunu söylüyor. Atmosferi zehirleyen ve kapsamlı çözüm
çerçevesinde çözülmesi gereken konulardan biri olan mülkiyet konusunun
varacağı sonucu önceden belirleyebilecek bu tür etkinlikleri
görmezden gelmemeliyiz.
Hristodulos Paşardis:
Peş peşe yaptığı tahrikler konusunda Talat'ı
takip etmemiz söz konusu değildir ve konuştuğu her konuda
kendisiyle kamuoyu önünde diyaloga girmemiz de söz konusu değil.
DİKO
Başkanı Marios Karoyan: Kıbrıslı Türk lider, bu
açıklamasıyla; 8 Temmuz anlaşmasının hayata
geçirilmesi yönünde iyi ortam yaratılmasına yönelik bütün
prosedürleri torpillemeyi, duygusuzlaştırmayı, aynı zamanda
güçsüzleştirmeyi ve etkisiz hale getirmeyi hedefliyor ve bu tür
yaklaşımlar ve anlayışlarla durumların zorlaştığını
doğruluyor.
EDEK Başkanı
Yannakis Omiru: Sayın Talat ne Omorfo'yu, ne Maraş'ı ne de
Kıbrıs'ın geriye kalan işgal altındaki bölgelerini
miras almıştır.
EUROKO Başkanı
Dimitris Şilluris: Talat'ın açıklaması; Türk
tarafının Annan Planı'nı herhangi bir şekilde
uygulamaya niyetli olduğu sahte hissine kapılanlar tarafından
anlaşılması, kaydedilmesi ve yanıtlanması
gerekir."
"Sorunun
kapsamlı çözümü acil ihtiyaç"
Kuzey Kıbrıs'a
uygulanmakta olan uluslararası izolasyonların
kaldırılmasının çözüm sürecinde oynayabileceği rolün
öneminin de, bu örnekle yeniden teyit edilmiş olduğunu söyleyen Hasan
Erçakıca, uzun yıllardan beri devam eden Kıbrıs sorununun,
Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum
halklarına önemli sıkıntılar
yaşattığını ve yaşatmaya devam ettiğini, bu
sıkıntıların pek çoğunun, Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulunması ile çözümlenebilecek nitelikte
olduğunu ifade etti.
Erçakıca, bu nedenle
sorunun kapsamlı çözümünün "acil bir ihtiyaç" olduğu
üzerinde önemle durduklarını belirterek, Kıbrıs Rum
tarafının çözüm konusunda motive edilebilmesi için,
Kıbrıslı Türklerin uluslararası ilişkilerinin
geliştirilmesi, ekonomik ve sosyal kalkınması için gerekli
ortamın yaratılması ve bu çabalara destek olunması
gerektiğini vurguladı.
KIBRIS 12/05/07
Cumhurbaşkanı
Talat, AP'de konferans verecek
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu (AP) Liberal Demokrat Grubu'nun davetlisi
olarak 16 Mayıs Çarşamba günü Brüksel'e gidecek.
Cumhurbaşkanlığı'ndan
verilen bilgiye göre, Talat, Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nda, Liberal
Demokrat Grubu'nun düzenlediği "Madalyonun Diğer Yüzü:
Kıbrıslı Türklere Bir Ses Vermek" konulu konferansta
konuşma yapacak.
Cumhurbaşkanı Talat'a Brüksel ziyaretinde Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek. Talat, konferansın ardından 17 Mayıs Perşembe gecesi Kuzey Kıbrıs'a dönecek.
KIBRIS 12/05/07
NTV
Güncelleme: 17:00 TSI 13 Mayıs 2007 Pazar
LONDRA/WASHINGTON/PARİS - İngiliz
yayın kuruluşu BBC, Yüzbinlerce laik Türk, hükümetin laik siyasi
rejimi değiştirme girişimine karşı liman kenti
İzmirde toplandı derken, Amerikan CNN televizyonu da, mitinge bir
milyonun üzerinde kişinin katıldığının
sanıldığını belirtti.
Reuters haber
ajansı ise, en az bir milyon kişinin hükümete baskı
amacıyla gösteri yaptığını duyurdu. Mitingin dün bir
kişinin öldüğü bombalı saldırının gölgesinde
yapıldığına dikkat çekilen haberde İzmirin laik ve
batı yanlısı bir geleneğe sahip olduğu da
vurgulandı..
Associated Press
haber ajansı da, İslamcı hükümetin topluma dini değerleri
dayatmasından endişe eden yüzbinlerce laik Türkün gösteri
yaptığını aktardı. Haberde İzmirde
İslamcılara desteğin çok düşük olduğuna da işaret
edildi.
Fransız haber ajansı, İzmirdeki mitingi abonelerine,
Türkiyede laiklik yanlısı yeni gösteri
başlığıyla duyurdu.
"Türkiye Avrupa'nın yanında tutulmalı"
13 Mayıs, 2007 14:45:00 (TSİ) CNN TURK
AB Ortak Dış Politika ve Savunma
YüksekTemsilcisi Javier Solana, Türkiye'nin Avrupa'nın yanında
tutulması gerektiğini söyledi.
Alman
Welt am Sonntag gazetesine konuşan Solana, "Türkiye'nin AB
üyeliğinin Avrupalılara ne gibi avantajlar
sağlayacağı" sorusunu yanıtlarken, "Bu ülke, Ortadoğu,
Kafkaslar ve Balkanlar'ın arasında.Türkiye'nin bu bölgede çok fazla
etkisi var, bu da bölgenin istikrarına katkı sağlanmasına
yardımcı olabilir" dedi.
"Bu durum, aynı zamanda Avrupalıların güvenliğini
artıracaktır" diyen Solana, "Türkiye'nin yanımızda
olması iyi olur. Aksi takdirde kendine başka ortaklar
arayabilir" görüşünü savundu.
Türkiye'nin AB üyesi olmak istediğine işaret eden Solana, "Biz
Ankara'nın, AB şartlarını yerine getirmesini bekliyoruz.
Aksi takdirde üyelik olamaz. Türkiye'deki siyasi gelişmeler Kopenhag
kriterleriyle bağdaşabilir olmalı. Buna, hukuk devleti
ilkelerini benimsemesi, işleyen bir pazar ekonomisine sahip olması ve
AB yasalarını üstlenmesi de dahildir" diye konuştu.
İzmir'de tarihi miting
Mitinge Deniz Baykal ve Zeki Sezer de katıldı
13 Mayıs, 2007 16:23:00 (TSİ) CNN TURK
Ankara, İstanbul, Manisa ve Çanakkale'den sonra
Cumhuriyet Mitingi bugün yüzbinlerce kişinin katılımıyla
İzmir'de Gündoğdu Meydanı'nda yapıldı. Solda birlik
için görüşen CHP ve DSP liderlerinin mitingde bir araya gelmemesi dikkat
çekti.
Mitinge
katılmak isteyenler, saat 07.30'dan itibaren ellerinde Türk
bayraklarıyla alanda toplandı.
Çeşitli sivil toplum örgütlerinin düzenlediği mitinge
katılımın 1 milyon kişiyi aştığı
sanılıyor. Katılımcılar alana tek tek üst araması
yapılarak alındı.
Miting alanında geniş güvenlik önlemleri uygulanırken, Birinci
Kordon dün geceden itibaren trafiğe kapatıldı, İkinci
Kordon'da da park yasağı uygulandı.
Türk bayraklarıyla donatılmış şehir hatları
vapurları, sahil boyunca tur atarken, bazı belediyeler mitinge
katılanlara bayrak, şapka ve Atatürk posterleri
dağıttı.
"200 bin kişiyi deniz yoluyla taşıdık"
İzmir'de düzenlenen "Cumhuriyet Mitingi"ne, deniz yoluyla 200
bin kişinin taşındığı bildirildi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı İzdeniz Genel
Müdürlüğü yetkilileri, sabahın erken saatlerinden itibaren
Karşıyaka, Bostanlı, Göztepe, Üçkuyular, Bayraklı ve
Konak'tan Pasaport ile Alsancak iskelelerine 15 dakikada bir sefer
düzenlendiğini söylediler.
Yetkililer, "İzmir Körfezi'nde bulunan iskelelerimiz arasında
sık sefer düzenleyerek, vatandaşlarımızı miting
alanına sorunsuz olarak taşıdık. Şu ana kadar deniz
yoluyla mitinge katılanların sayısı 200 bin
civarındadır" dedi.
Orijinal sloganlar
Üzerlerinde "Balçova Belediyesi" yazılı tişörtler
giyen bir grup, küçük bir tiyatro gösterisi sundu.
Ellerinde "Edison pişman" yazılı pankartlar
taşıyan grup, hükümet aleyhine çeşitli sloganlar attı.
Antalya'dan gelen bir grubun getirdiği yaklaşık 1 kilometre
uzunluğunda Türk bayrağı, İzmir Limanı girişinden
Gündoğdu Meydanı'na kadar olan yolda, grup tarafından ellerde
taşınarak sokuldu.
Katılımcılar bayrağa sevgi gösterilerinde bulundu.
İzmir dışından mitinge katılmak isteyenlerin
sabahın erken saatlerinden itibaren otobüslerle kente geldikleri gözlendi.
Düzenleme komitesi katılımcıları, "Anadolu'nun
işgalinde ilk kurşunu atan kente hoş geldiniz" diyerek
karşıladı. Gruplardan bazıları zaman zaman "solda
birleşin" sloganları attı.
BAYKAL VE SEZER AYRI DURDU
Cumhuriyet Mitingi'ne CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DSP
lideri Zeki Sezer, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ve
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek
de katıldı.
Miting alanına gelen Deniz Baykal, mitingin laik demokratik cumhuriyete
güç kattığını belirterek, "Miting muhteşem,
İzmir'e yakışan da bu" dedi.
Halkın hem demokrasiye, hem de Cumhuriyet'e İzmir'de de sahip
çıktığını, bu konudaki anlayışın bir
kez daha net bir biçimde ortaya konulduğunu belirten Baykal, "Türk
halkı bir bütündür. İzmirli, Doğulu, Batılı
ayırımı yoktur. Halkı birbirinin karşısına
çıkarmamak lazım, milleti bölmemek lazım" dedi.
Bu arada, alanda Baykal ve Sezer'in meydanda bir araya gelmemesi dikkat çekti.
Her iki liderin 'solda birlik' için mitingde birlik mesajı vermeleri bekleniyordu.
Mitinge katılan DSP Genel Başkanı Zeki Sezer,
konuşmaların yapıldığı platforma uzak bir noktada
vatandaşların arasında mitingi izledi.
Sezer'i fark eden vatandaşlar, çevresine toplanarak
"birleşme"yönündeki taleplerini dile getirdi.
Vatandaşlar, "Ne bekliyorsunuz? Hesabı bırakın,
şartsız birleşin","Halk birleşti, siz neden hala
diretiyorsunuz?" diyerek, "birleşin, iktidara
yerleşin" sloganı attılar. Sezer'in vatandaşlara
tek tek cevap vermeye çalıştığı dikkati çekti.
Sezer cevap olarak "görüşmelerin sürdüğünü" söyledi.
Sezer, "Tepkilerinizin,yüreklerinizdeki yangının ortaya
çıkardığı bir baskı olduğunu anlıyorum.
İyi niyetle çalışıyoruz ama biz aynı zamanda
sorumluluk yerindeyiz" dedi.
Sezer Baykal'ın yanına gitmedi
Öte yandan gazeteci Tuncay Özkan, "Kaç kişiyiz saysana"
adını verdiği bileklikliklerden birini CHP Genel
Başkanı Baykal'a verdi. Diğer bilekliği de DSP Genel
Başkanı Zeki Sezer'e iletilmek üzere Baykal'a takdim etti.
Özkan, platformda konuşma yaparken, iki kez DSP Genel Başkanı
Sezer'in platform önüne gelmesi için anons etti ancak Sezer, Baykal'ın da
bulunduğu platformun önüne ulaşmadı.
Mitingin sonunda Baykal, Gündoğdu Meydanı'ndan küçük bir tekneyle
ayrıldı.
Miting programı
Mitingin açılış konuşmasını Cumhuriyet Mitingi
Düzenleme Kurulu Başkanı avukat Ferda Kardelen yaptı.
Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, Prof. Dr. Birgül Ayman Güler, Doç.
Dr. Yaşar Hacısalihoğlu ve gazeteci Tuncay
Özkan da mitingde konuşan isimler arasında yer aldı.
Zülfü Livaneli, Tolga Çandar, Sadık Gürbüz, Yolcu Bilgiç, Bulutsuzluk
Özlemi ve Edip Akbayram'ın şarkılarıyla destek verdiği
mitingde alana 2 dev ekran kuruldu.
Cumhuriyet Mitingi'ne katılanlar, konserlerin ardından 10uncu
Yıl Marşı'nı söyledikten sonra dağıldı.
Aynı günde hem miting hem maç
Bugün İzmir'de önemli bir de maç var. Cezası nedeniyle Fenerbahçe
Trabzonspor ile İzmir Atatürk Stadı'nda karşılaşacak.
Kentte oteller yüzde yüz doluluk oranına ulaşırken, oda
fiyatları da yükseldi.
Alınan güvenlik önlemleri
İzmir Emniyet Müdür Yardımcısı Metin Orakoğlu, bugün
düzenlenecek Cumhuriyet Mitingi için güvenlik yönünden tüm
ayrıntıların planlandığını söyledi.
Polis memurları için izinler kaldırılırken, mitingin
gerçekleştirileceği alan uçuşa kapalı bölge haline
getirildi. Bugün kentte karadan, havadan, denizden kontroller de
yapılıyor.
Orakoğlu, diğer illerden gelecek katılımcılar için,
trafik yoğunluğunun da yaşanabileceğini göz önünde tutarak,
trafikten asayişe kadar çeşitli önlemler aldıklarını
vurguladı.
MHP mitinge katılmadı
MHP İzmir İl Başkanı Müsavat Dervişoğlu, mitinge
katılmayacaklarını açıkladı.
Mitingin CHP - DSP kongresine dönüşeceğini savunan
Servişoğlu, "Siyasi senaryolara İzmirlilerin figüran
yapılmasını kabullenemeyiz" dedi.
Cumhuriyet mitinglerine son
Atatürkçü Düşünce Derneği'nin açıklamasına göre, Cumhuriyet
mitingleri İzmir'deki mitingle sona erecek. Derneğin internet
sayfasında yapılan açıklamada, bundan böyle kapalı
mekanlarda kutlama etkinlikleri düzenleneceği belirtildi.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı
Türkan Saylan ise, 19 Mayıs'ta Samsun'da planlanan mitingi
hatırlatarak, kararlarını İzmir mitinginden sonra
açıklayacaklarını söyledi.
YABANCI
BASININ YORUMU
İzmir'de düzenlenen Cumhuriyet Mitingi uluslararası haber
ajansları tarafından abonelerine duyuruldu.
İngiliz haber ajansı Reuters, mitingin devam ettiği sırada,
yüzbinlerceT ürk'ün "ülkenin laik kalması için" İzmir'de
sokaklara döküldüğünü belirtti.
Ajans, organizatörlerin, mitingin seçimlerden önce muhalefeti
birleştireceği umudunu dile getirdiklerini kaydetti.
Fransız Haber Ajansı (AFP), İzmir'deki mitingi abonelerine,
"Türkiye'de laiklik yanlısı yeni gösteri"
başlığıyla duyurdu. Ajans, Mustafa Kemal Atatürk
posterlerini taşıyan yüzbinlerce insanın "laikliğe
bağlılıklarını bildirmek için" bir araya
geldiklerini belirtti.
ABD'nin Associated Press (AP) ajansı, "genel seçim öncesinde bir güçg
österisi" olarak nitelendirdiği miting için laiklik yanlısı
yüzbinlerce Türk'ün sokaklara döküldüğünü kaydetti.
Amerikan CNN televizyonunun internet sitesinde de "Türkler laikliği
desteklemek için gösteri yapıyor" başlığı
altında, Türklerin bu kez ülkenin üçüncü büyük kentinde bir araya
geldikleri belirtildi.
Haberde, daha önce Ankara ve İstanbul'da da yapılan benzeri
gösterilerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetine baskı
amacıyla düzenlendiği görüşü savunuldu.
İstanbul ve Ankara'da yüzbinler yürüdü
14 Nisan'da Ankara Tandoğan, 29 Nisan'da İstanbul Çağlayan
kırmızıya büründü. Türk bayrakları her iki Cumhuriyet
Mitinginin de simgesi oldu.
Miting nedeniyle İstanbul'da yüzbinlerce kişi Çağlayan
Meydanı'nda buluştu. Mitingde ülkenin laikliğine vurgu
yapılırken, muhalefete de ''birleşin'' çağrısı
yapıldı.
Mitinglerden "Türkiye laiktir laik kalacak", "Parola vatan
işaret namus", "Hükümet istifa" sesleri yükseldi.
Ankara ve İstanbul'un ardından Manisa, Çanakkale ve Marmaris'te de
Cumhuriyet Mitingi düzenlendi.
İnşaat sektöründe gerileme
var
GERİLEMENİN
NEDENİ İÇ FAKTÖRLER... Müteahhitler Birliği Başkanı
Gürcafer, Annan planı döneminde oluşan güven ortamının
yavaş yavaş bir güvensizliğe dönüştüğünü ve
inşaat sektöründe bugün hissedilir bir gerileme yaşandığını
kaydetti. Gürcafer, inşaat sektörünün sadece siyasi gelişmeler,
Kıbrıslı Rumların lobi çalışmaları,
izolasyonlar veya başka bir nedenden değil, içte kaynaklanan bir
takım nedenlerden dolayı da gerilediğini savundu
GÜRCAFER'DEN
ÖZELEŞTİRİ: SORUN BİZDEN DE KAYNAKLANIYOR...Sektörün
gerilemesine; "ev alacak olan kişilere verilen taahhütlerin yerine
getirilmemesi, kalite sorunu, tapu ve geciktirme" gibi bir sürü sorunun
neden olduğuna da dikkat çekerek, bu konuda özeleştiri yapan Cafer
Gürcafer, ancak bu konuda karamsar olmadığını ve bu
sorunların işbirliği içerisinde birlikte çalışmayla
kısa zamanda giderilebileceğini kaydetti
SOYER: SEKTÖRDE
KALİTE, GÜVENİRLİLİK VE AKDE BAĞLILIK SAĞLANMALI
Başbakan Soyer ise,
inşaat sektörünün selameti açısından, yasalar çerçevesinde
güçlendirilmiş tedbirlerle sektörde güvenirlilik, kalite ve akde
bağlılığın sağlanması gerektiğini
belirtti.
Müteahhitler Birliği
Başkanı Cafer Gürcafer, Annan planı döneminde oluşan güven
ortamı yavaş yavaş bir güvensizliğe dönüştüğünü
ve inşaat sektöründe bugün hissedilir bir gerileme olduğunu söyledi.
Gürcafer, inşaat
sektörünün sadece siyasi gelişmelerden, Kıbrıslı
Rumların lobi çalışmalarından, izolasyonlardan veya
başka bir nedenden değil, içte kaynaklanan bir takım nedenlerden
dolayı da gerilediğinin görüldüğünü de kaydetti.
Bu çerçevede sektörün
gerilemesine; "ev alacak olan kişilere verilen taahhütlerin yerine
getirilmemesi, kalite sorunu, tapu ve geciktirme" gibi bir sürü sorunun
neden olduğuna da dikkat çekerek, bu konuda özeleştiri yapan
Gürcafer, ancak bu konuda karamsar olmadığını ve bu
sorunların işbirliği içerisinde birlikte çalışmayla
kısa zamanda giderilebileceğini kaydetti.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ise, inşaat sektörünün selameti açısından, yasalar
çerçevesinde güçlendirilmiş tedbirlerle sektörde güvenirlilik, kalite ve
akde bağlılığın sağlanması gerektiğini
belirterek, sektörün gelişmesi için en başta Müteahhitler
Birliği ve hükümetin bu işi ciddiyetle ele alması ve hiçbir
boşluğun bırakılmaması gerektiğini
vurguladı.
Soyer, ülkenin ekonomik
verilerine bakıldığı zaman inşaat sektörünün
"fevkalade öneminin" görüleceğini de belirterek, sektörün 2003
yılından 2006 yılına kadar olan 3 yıllık süre
içerisinde ülkeye katkısının 127 milyon Dolar olarak
şekillendiğini ifade etti.
Ancak inşaat
sektörünün ülkede başta imalat ve enerji sektörü olmak üzere daha pek çok
sektöre katkı yaptığına dikkat çeken Başbakan Soyer,
inşaat sektörünün ülkeye doğrudan katkısının yanı
sıra diğer alanlara da 160 milyon Dolarlık bir başka
katkı yarattığını vurguladı.
Kıbrıs Türk
İnşaat Müteahhitleri Birliği, dün "Ülke Ekonomisi ile
İnşaat Müteahhitliği Sektörünün Dünü Bugünü ve
Yarını" konulu bir toplantı düzenledi.
Lefkoşa'da Açık
Öğretim Fakültesi (AÖF) Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen
toplantıya Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İçişleri Bakanı
Özkan Murat ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun da katılarak, müteahhitlerin
sorunlarını dinledi.
Toplantıda
ayrıca İskân Müsteşarı Hasan Fındık ile
diğer üst düzey yetkililer de hazır bulundu.
Birlik üyeleri,
inşaat sektörüyle çalışan iş adamları ve ilgililerin
de izlediği toplantı, Müteahhitler Birliği Başkanı
Cafer Gürcafer'in yaptığı açılış
konuşmasıyla başladı. Toplantı, Başbakan Ferdi
Sabit Soyer'in konuşmasının ardından sorunlar tartışıldı.
Gürcafer
Açılış
konuşmasını yapan Müteahhitler Birliği Başkanı
Cafer Gürcafer, ülkedeki inşaat sektörünün dününü, bugününü ve
yarınını irdeleyeceklerini belirterek, ülkedeki inşaat
sektörünün tüm dünyada olduğu gibi ülkenin ekonomisine katkı yapan,
her zaman ön planda olan ve çok tartışılan bir sektör olduğuna
dikkat çekti. Gürcafer amaçlarının sektördeki sorunları çözmek
olduğunu söyledi.
İnşaat
sektörünün gelişmesi ve ilerlemesindeki ilk dönüm noktasının
Türkiye'den gelen yardımların KKTC'de ihale edilmesi, ikinci dönüm
noktasının ise Annan Planı olduğunu ifade eden Cafer
Gürcafer, ancak o dönemlerde oluşan güven ortamının zaman
içerisinde kendini yavaş yavaş bir güvensizliğe
dönüştürdüğünü ve inşaat sektöründe bugün hissedilir bir
gerileme olduğunu anlattı. Gürcafer, bunun nedenlerini tartışmak
ve çözümlerini üretmek için dünkü toplantıyı yaptıklarını
kaydetti.
Cafer Gürcafer,
inşaat sektöründeki sorunları çözüme kavuşturana kadar ve
sağlam bir temele oturtana kadar mücadeleye devam edeceklerini de dile
getirdi.
"Sektörün gerilemesi
bizden de kaynaklanıyor"
Müteahhitler Birliği
Başkanı Gürcafer, inşaat sektörü içerisinde yaptıkları
çalışmalara ve kendilerine KKTC'den ev alan yabancılardan gelen
şikâyetlere de değinerek, inşaat sektörünün sadece siyasi
gelişmelerden, Rumların lobi çalışmalarından,
izolasyonlardan veya başka bir nedenden değil, içte kaynaklanan bir
takım nedenlerden dolayı da gerilediğinin görüldüğünü
söyledi.
"Taahhütler yerine
getirilmiyor"
Gürcafer, bu çerçevede
sektörün gerilemesine; "ev alacak olan kişilere verilen taahhütlerin
yerine getirilmemesi, kalite sorunu, tapu ve geciktirme" gibi bir sürü
sorunun neden olduğuna da dikkat çekerek, bu konuda özeleştiri
yaptı.
Ancak bu konuda karamsar
olmadığını ve bu sorunların işbirliği
içerisinde birlikte çalışmayla kısa zamanda
giderilebileceğini kaydeden Gürcafer, müteahhitler olarak sadece
kendilerini değil, ülke ekonomisini ve diğer sektörleri de
düşünerek hareket ettiklerini belirtti.
Gürcafer, inşaat
sektörünün ülke ekonomisi için ayakta durması gerektiğini de dile
getirerek, bu konuda ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti.
Soyer
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer de toplantıda yaptığı konuşmada,
Başbakanlık olarak inşaat sektörünü; çimento
satışından, ülkeye ithal edilen inşaat malzemelerinin
miktarı, izinler ve diğer bir kısım verilere kadar
izlediklerini, ancak devletin çok ciddi bir istatistik birimine ihtiyacı
olduğunu vurguladı. Bu konuda çalışmalarının
devam ettiğini ve bu birimi kuracaklarını söyleyen Soyer,
ayrıca Başbakanlık bünyesinde inşaat sektörünün her yönüyle
detaylı olarak incelemesi için bir çalışma
yaptıklarını ve yakında bu çalışmanın da
tamamlanacağını kaydetti.
Sektörün ülke
açısından önemi
Soyer, ülkenin ekonomik
verilerine bakıldığı zaman inşaat sektörünün
"fevkalade öneminin" görüleceğini belirterek, sektörün 2003
yılından 2006 yılına kadar olan 3 yıllık süre içerisinde
ülkeye katkısının 127 milyon dolar olarak
şekillendiğini ifade etti.
Ancak inşaat
sektörünün ülkede başta imalat ve enerji sektörü olmak üzere daha pek çok
sektöre katkı yaptığına dikkat çeken Başbakan Soyer,
inşaat sektörünün ülkeye doğrudan katkısının yanı
sıra diğer alanlara da 160 milyon dolarlık bir başka
katkı yarattığını vurguladı.
Soyer, bu bakımdan
inşaat sektörünün ülke ekonomisinin ve ülkenin gelişmesinde
doğrudan bir bağının olduğuna işaret etti.
"Rum kesimi büyük
bir kampanya sürdürüyor"
Başbakan Soyer,
inşaat sektörünün siyasal anlamda önünde bulunan bir kısım
sıkıntıların aşıldığını, ama
bunun bütünüyle giderildiğini söylemenin mümkün olmadığını
belirterek, Kıbrıs Rum kesiminin de bu konuda inanılmaz ölçüde,
tek tek insanlara dahi ulaşan ve Kuzey Kıbrıs'tan mal, hizmet ve
özellikle ev alınmamasına yönelik büyük bir kampanya
sürdürdüğüne dikkat çekti.
Güney Kıbrıs'a
gelen turistlere Kuzey Kıbrıs'tan ev alınmaması ve bunun
kanunsuz olduğu iddiasıyla broşür
dağıtıldığını örnek gösteren Soyer, bu
kampanyayı bütün Avrupa ölçeğinde ve Kuzey Kıbrıs'a ilgi
duyan bütün alanlarda sürdürdüklerini kaydetti.
Almanya ziyaretimde
etkilerini gördüm
Ferdi Sabit Soyer, son
Almanya ziyaretinde bunun etkilerini ve izlerini gördüğünü de dile
getirerek, birçok Alman'ın kendisine Kuzey Kıbrıs'ta ev
satın almanın Almanya'da hukuki açıdan herhangi bir problem
doğurup doğurmayacağını sorduklarını
söyledi.
Rumların
İngiltere'de oyunu
Başbakan Soyer,
İngiltere'de bazı televizyonlarda Kuzey Kıbrıs'tan "ev
satın alıp ancak evini teslim alamayanlar, ya da sözleşmeyle evi
denk bulmayanlar veya aynı evin iki kişiye
satıldığı" gibi iddialarla bazı İngilizlerin
haber programlarına çıktığını, bunu inceledikleri
zaman ise bunların arkasında Kıbrıs Rum hükümetinin Londra
Büyükelçiliği'ni tespit ettiklerini kaydetti.
Dolayısıyla
inşaat sektörünün selameti açısından en başta birlik ve
hükümet olarak çok büyük ciddiyet ve yasalar çerçevesinde güçlendirilmiş
tedbirlerle bu sektörde güvenirliliği, kaliteyi ve akde bağlılığı
sağlamaları gerektiğine vurgu yapan Soyer, sektörün ilerlemesi
ve gelişmesi için bu işin ciddiyetle ele alınması ve hiçbir
boşluğun bırakılmaması gerektiğini, çünkü sebep
olunan bir hatanın bumerang gibi yine kendilerine geri döneceğini
kaydetti.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer konuşmasının ardından birlik üyelerine söz vererek,
üyelerin kendi alanlarıyla ilgili görüşlerini, düşüncelerini,
eleştirilerini, sıkıntılarını ve önerilerini
kendisine ve bakanlara aktarma fırsatı verdi.
KIBRIS 13/05/07
Rumlar, KKTC'deki eski malların
kullanılmasını engellemeye çalışıyor
Haravgi gazetesi, Rum
Meclisi Göçmenler Komitesi Başkanı AKEL Milletvekili Aristofanis
Georgiu'nun meclis genel kuruluna; KKTC'deki eski Rum mallarının
"istismarına" ilişkin bulgular sunduğunu yazdı.
Gazeteye göre, Georgiu sunduğu bulguların, "1974 öncesi durum
bütün olgularını değiştirme ve bu değişiklikleri
müzakere masasında kendi lehlerine kullanma çabasını ortaya
koyduğunu" söyledi. Gazete Georgiu'nun Rum Meclisi Genel Kurulu'na
sunduğu bulguları şöyle yansıttı :
"İşgal
altındaki Lefkoşa'da 2002 yılında 86 bin 985 m2 inşaat
yapıldı. Bu toplamın %23,78'ine tekabül ediyor. 2003'te 61 bin
815m2 inşaat yapıldı (%12,72), 2004'te 172 bin 215 m2 (%8,15)
İşgal
altındaki Mağusa'da 2002'de 86 bin 688 m2 (%23,70), 2003'te 75 bin 31
m2 (%15,44) ve 2004'te 378 bin 63 m2 (%17,3)
Omorfo'da (Güzelyurt)
2002'de 1383 m2, 2003'te 12 bin 953 m2 ve 2004'te 36 bin 918 m2
Aristofanis Georgiu,
mallarımızın alım-satımına gittikçe daha fazla
yabancı alıcının karıştığını,
6 Kasım 2006'ya kadar 3 bin 405 dönüm arazinin 4 bin 228 yabancı
kişiye, 4 şirkete ve bir üniversiteye
satıldığını kaydetti. En rağbet görenin evler
(1898), tarlalar (1213), daireler (724) ve diğer kalkınma
imkânları olduğunu belirtti."
KIBRIS 13/05/07
Papadopulos: Ara bölge UNFICYP'in
denetimine verilsin
Haravgi gazetesi
haberinde, Papadopulos'un bu iddiayı; Rum tarafını ziyaret
etmekte olan Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'le görüşmesi
sırasında ortaya attığını bildirdi.
Gazeteye göre, Rum
Yönetimi Başkanı Papadopulos ve Avusturya Cumhurbaşkanı
Fischer, heyetlerinin de hazır bulunduğu önceki günkü
görüşmelerinde, Avrupa konuları, Kıbrıs sorunu,
Türkiye'deki gelişmeler, Güney Kıbrıs'ı ve
Avusturya'yı etkileyen konular ile iki ülke arasındaki
ilişkileri masaya yatırdılar.
Papadopulos; bazı
Avrupa konularını ve iki ülkenin bölgelerinde var olan sorunları
kapsayan görüşmeleri "yararlı" diye niteledi ve bu
konularda tam olarak örtüşmese bile görüşleri arasında
paralellik saptadıklarını söyledi.
Gazete, Avusturyalı
gazetecilerin Lokmacı karşısındaki Rum duvarının
yıkılmasıyla ilgili sorusuna muhatap olan Papadopulos'un
söylediklerini şöyle aktardı:
"Kıbrıslı
Türkler bütün taleplerini geri çeksinler"
"Kıbrıs
Cumhuriyeti hükümeti, 2005 Aralık ayından beri, iki tarafın
yeniden yakınlaşmasına ve birleşmenin ileri götürülmesine
yardımcı olacak bir dizi tedbir aldı.
Bu tedbirlerden biri de 8
ilave geçiş noktası açılmasıdır. Bu geçitlerden biri
de özelikle sembol olan Ledra'dır. Mesele, orada var olan ve
yıkılan mevzi değildir. Sorun; bölgedeki Türk askeri
varlığı veya ara bölge olarak nitelediğimiz iki mevzi
arasındaki bölgede işgal kuvvetlerinin denetimindeki askerlerin
bulunmasıdır.
Biz, AB tarafından da
kabul gören; ara bölgenin, Kıbrıs'ta bulunan UNFICYP askerlerinin
denetimi ve kontrolünde olması ve Kıbrıslı Türklerin ara
bölgenin kontrolünü ele alma yönündeki bütün taleplerini geri çekmeleri
görüşüne sahibiz.
Bir geçiş
noktası; iki toplum arasında daha iyi ilişkiler kurulması
için yeniden yakınlaşmayı gündeme getirmeyi öngörürken; bir iyi
niyet geçidinin acı noktası haline getirecek şekilde,
Kıbrıslıların, kendilerine süregelen işgali
hatırlatacak şekilde Türk askerlerinin arasından geçtiğini
düşünün."
Kosova'yı da
görüştüler
Gazeteye göre, başka
bir soruyu yanıtlarken ise, Fischer'le; Avrupa'nın önemli bölümünü
etkileyen ve çoğu ülkenin özel bir önem verdiği Kosova konusunu da
görüştüklerini söyleyen Papadopulos, "Ortak tutumumuz, iki
tarafın ortak kabul edebileceği bir çözümün daha iyi
olacağı şeklindedir. Ancak her halükârda, Kosova'yla ilgili
herhangi bir kararın Güvenlik Konseyi kararıyla
kurumsallaştırılması iyidir" dedi.
Avusturya
Cumhurbaşkanı Heinz Fischer ise Türkiye'deki gelişmeler ve bu
ülkenin AB üyelik sürecine ilişkin bir soruyu yanıtlarken demokratik
ilkelere saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi ve şunları
ekledi:
"Meydana gelen
sorunların barışçıl yöntemlerle halledilmesini umuyoruz.
Bazı zorluklarla karşılaşmamayı ve Türkiye'de daha
yoğun bir kriz olmamasını diliyoruz. Böyle bir durumda -ki olmasını
ümit etmiyoruz- konuyu yeniden incelememiz gerekecek."
Gazete Fischer'in,
Papadopulos'la yaptıkları görüş alış verişinden
ve iki taraf arasında yapılan görüşmeden memnuniyet
belirttiğini ve iki ülke arasında çok iyi ilişkiler
olduğunu söylediğini yazdı. Papadopulos'la Kıbrıs
sorununu ve Türkiye'deki gelişmeleri ele aldıklarını
hatırlatan Fischer, Güney Kıbrıs ile Avusturya arasındaki
kültürel işbirliğinin önemini vurguladı.
Gazete Fischer'in önceki
gün Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'la da
görüştüğünü haberine ekledi.
Fischer'e altın
anahtar
Aynı gazete,
"Avusturya Cumhurbaşkanı'na Şehrin Altın
Anahtarı" başlıklı haberinde Lefkoşa Rum Belediye
Başkanı Eleni Mavru'nun önceki gün gerçekleştirilen özel bir
seremoniyle Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'e
"Lefkoşa'nın altın anahtarı"nı
verdiğini bildirdi.
Gazeteye göre Mavru,
altın anahtarı Fischer'e verirken yaptığı
konuşmada, şunları öne sürdü :
"Bu anahtarı;
iki halk arasındaki dostluk ve işbirliğini vurgulamak,
Cumhurbaşkanı'na Lefkoşa sakinlerinin, kentlerinin bölünmesine
katlanamadıklarını hatırlatmak için veriyorum. Maalesef
Lefkoşa bugün de ikiye bölünmüş tek Avrupa başkenti olmaya devam
ediyor.
Kenti ikiye ayıran
Yeşil Hat'tın varlığı başkent belediyesine çok
ciddi sorunlar yaratıyor. Özellikle ateşkes hattı boyunca yer
alan bölgelerin gelişmesine ve kalkınmasına büyük engeller
çıkarıyor. Bu olgu şehrin tarihi açısından korkunçtur.
Ancak en kısa zamanda yeniden birleştirme yönündeki
çabalarımızı yoğunlaştırmamız için bizleri
silahlandırıyor.
Sayın Fischer'in
ziyareti iki ülke halklarının dostluğunu beyan ediyor. Bu
dostluk, genişlemiş Avrupa ailesi çerçevesinde güçleniyor."
Gazete hava
koşullarının kötü olmasına rağmen Lefkoşa Rum
Belediye Başkanı Mavru'nun Avusturya Cumhurbaşkanı'na Ledra
Caddesi sonundaki RMMO mevzisine kadar olan surlariçini gezdirdiğini
kaydetti.
Fischer'den Türkiye'ye
"uyarı"
Politis gazetesi
haberinde, Heinz Fischer'in; "Türkiye'nin demokratik ilkelere saygı
göstermesi gerektiğini" savunarak bu ülkedeki durumun daha da
yakıcılaşması durumunda, AB üyelik sürecinin yeniden
değerlendirilmesinin muhtemel olduğu uyarısında
bulunduğunu bildirdi.
Simerini gazetesi de
haberi, "Ankara'ya Uyarı -Kriz Nedeniyle Üyelik Sürecinin Yeniden
Değerlendirilmesi - Tasos: Ledra'nın Açılmasını Türk
Ordusu Engelliyor" başlığıyla yansıttı ve
Papadopulos'un Fischer'e III. Makarios nişanı
taktığını haber verdi.
Alithia gazetesinin,
"Avusturya Cumhurbaşkanı ve Tasos Papadopulos AB Anayasası
Konusunda Anlaştı" başlıklı haberine göre
Fischer, Papadopulos'la görüşmesinin ardından yaptığı
açıklamada; Güney Kıbrıs ile Avusturya'nın ekonomik
işbirlikleri yönünde çalışacaklarını, Avusturya
yatırımcılık dünyası temsilcilerinin de bu
fırsatı; iki ülke arasında ekonomik alanda işbirliği
planlarına ilişkin bazı önerilerde bulunmak için
kullanacaklarını söyledi.
Papadopulos'la; Güney
Kıbrıs'ın 1 Ocak 2008'de Euro'ya geçişi konusunu da ele
aldıklarını söyleyen Fischer, "önemli" diye
nitelediği bu konuda Güney Kıbrıs'a başarı diledi.
Fischer; Güney Kıbrıs'ın ve Avusturya'nın; AB
Anayasası konusunda paralel görüşlere sahip olduklarını ve
bu anayasa ne kadar çabuk yürürlüğe girerse o kadar çıkarlarına
olacağını belirtti.
Habere göre Heinz Fischer,
iki ülke arasındaki kültürel işbirliğinin de çok önemli
olduğunu kaydettiği açıklamasında, Rum tarafındaki
kültürden sorumlu yetkililerin Avusturyalı yetkililerle görüşmek ve
aralarındaki işbirliğini daha da ileri götürmek için bu ülkeye
gitmelerinden memnuniyet duyacağını söyledi.
KIBRIS 13/05/07
Eşiyle birlikte yaşayabilmek
için KKTC'ye sığınacak
Politis gazetesi Georgios
Ktori isimli Rum'un; Liudmila Shiryaneva isimli Rus eşiyle; "ülkeye
yasadışı yollardan giriş yaptığı"
gerekçesiyle Rum Merkezi Cezaevi'nde tutuklu olduğu sırada evlendiğini,
bunun hemen ardından da Rus kadının sınır
dışı edildiğini yazdı.
Gazeteye göre, Liudmila
Shiryaneva isimli Rus kadın daha önce iki defa farklı kimlikler
kullanarak Rum tarafına gitti. 2005'teki son gidişinde; belge
sahtelediği ve sahte pasaport ve kimlikle giriş yaptığı
gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı ve istenmeyen
kişi ilan edildi.
Liudmila Shiryaneva,
cezaevinde bulunduğu sırada, 18 Nisan 2006'da resmi nikâhla Ktori'yle
evlendi, iki ay sonra da hiçbir neden yokken sınır
dışı edildi. O günden beri Ktori; eşinin Rum tarafına
girişine izin verilmesi için Rum makamlarına ulaşmaya
çalıştı, ancak talebi; olgular değişmediği
gerekçesiyle yazılı olarak reddedildi.
Gazete Ktori'nin; önceki
eşinden olma üç çocuğu bulunduğu için, Rus eşinin
peşinden Rusya'ya gidemediğinden zorluk çektiğini, Rum
makamlarının ilgisizliğinin de kendisini; Güney
Kıbrıs'ı terk ederek KKTC'de yaşamaya
zorladığını söylediğini yazdı.
KIBRIS 13/05/07
Kıbrıslı Türklerin durumunu iyileştirmek
için çalışıyoruz
Avrupa Parlamentosu AP Sosyalist Grup üyesi Alman Mechtild Rothe,
Kıbrıslı Türklerin durumu iyileştirmek için
çalıştıklarını ancak bu alanda, Rumların AB üyesi
olmalarından dolayı istenilen bir ilerleme de sağlayamadıklarına
işaret etti.
ABHaber'i makamında kabul eden Rothe, son gelişmeler ve
kendisi ile ilgili eleştiriler hakkında açıklamalarda bulundu.
Kendisinin 23 yıldır Kıbrıs sorununun içinde olduğunu
hatırlatan Rothe, Türk ve Rum tarafında eleştirildiğini
hatırlattı.
AP Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu
Başkan Yardımcısı Rothe, ABHaber'e verdiği mülakatta
şunları kaydetti:
"AP Sosyalist Grup olarak Kıbrıslı Türklerin içinde
bulunduğu durumu iyileştirmek için çalışıyoruz. AP'de
ilk olarak bizim grup, Türklere gözlemci statüsü verilmesini istedi.
Kıbrıslı Türk milletvekili Özdil Nami, Sosyalist Grub'un
toplantılarına gözlemci olarak katılıyor.
Kıbrıslı Türklerin durumunu nasıl
iyileştiririz diye düşünüyoruz. Türklere yardımcı olmak
istiyoruz. Mali ve ticari konuları görüşmek istiyoruz. AP Temas Grubu
olarak bu konular üzerinde çok çalıştık. Ancak maalesef AP Temas
Grubu Başkanı Françoise Grossetete ile çalışmak kolay
değil. Temas Grubu olarak Kuzey Kıbrıs'a gittiğimizde
Grossetete'in Talat ile görüşmesini sağladım. Bu kolay
olmadı. Kendisi ilk önce görüşmek istemedi. Grossetete'e Talat ile
görüşmezse AP Temas Grubu'nun bir anlamı olmayacağını
söyledim. AP Başkanlık Divani bize bu görevi Kıbrıslı
Türkler ile diyalog kuralım diye verdi. Bizler Kıbrıslı Türklerin
demokratik yoldan seçtiği temsilcileri ile görüşmekten
kaçınırsak yanlış olur. Grossetete'in geçtiğimiz
aylarda Talat ile Brüksel'de görüşmeyerek Lillikas ile
görüştüğünü duydum, bunlar yanlış şeyler.
Talat'ın Brüksel'de Temas Grubu ile bir araya gelme teklifi de bana
iletilmedi."
Kıbrıslı Türklere karşı güven tazelememiz
lazım
Mechtild Rothe, şöyle devam etti:
"AP Temas Grubu kurulduğunda çok heyecanlıydık.
Şimdi Türkçenin resmi dil olmasını istiyoruz. Eğer
Kıbrıslı Türklere bir şey veremezsek, Kuzey
Kıbrıs'taki durum daha da kötüleşebilir. Siyasi olarak
hızlı hareket edemiyoruz. AP hukuk bürosu Kıbrıslı
Türklere gözlemci statüsü tanınması ile ilgili bir çalışma
yapmasını bekliyoruz. Bizim yeniden Kıbrıslı Türklere
karşı güven tesis etmemiz lazım. Tüm bunları ilk önce AP
Temas Grubu olarak içimizde tartışmalıyız. Bizler
Kıbrıslı Türkler için bir şeyler yapmak istiyoruz. Son AP
Başkanlık Divanı toplantısında zaman
olmadığı için gözlemci konusu çözümlenemedi. Önümüzdeki
toplantılarda bu konu ele alınacak.
AP'de 'iki Kıbrıslı Türk'e gözlemci statüsü verilirse
KKTC tanınır' diye bir yaklaşım var. Bunun hukuksal boyutu
olduğu belirtiliyor. 23 senedir Kıbrıs sorununun içindeyim.
Denktaş zamanında Kıbrıs Türk tarafı sorunlu
görünüyordu. Annan referandumu sonrası Kıbrıs Rumlar sorunlu.
Papadopulos belki çözüm istemiyor. Papadopulos, Annan planı referandumu
sırasında Rumlara 'eğer planı kabul ederseniz adada sadece
Türk askeri kalacak' dedi. Bir Sosyal Demokrat olarak Papadopulos'un
görüşünü savunmuyorum.
Kıbrıslı Rumlarda bir güvenlik korkusu var. Burada iki
tarafında karar vermesi lazım. Diyalogsuz ortamı
aşmamız gerekiyor. Çözüm konusunda yeni inisiyatiflerin ortaya
konulması önemli. Rum tarafında biraz sertleşme var. Rumlar,
Türk askerinin adada olmasının AB ilkelerine aykırı
olduğunu ve sorunun çözümünü zorlaştırdığını
söylüyorlar.
Türkçenin AB'de resmi dil olması için Kıbrıs'ta çözüm
olduğu zaman bunun imkanı olduğu bize söylendi. Böyle bir
protokol imzalanmış, Rumlar ile AB arasında.Ancak bu konuda tam
olarak net değil.Bu protokolün değiştirilmesini istiyoruz."
KIBRIS 14/05/07
Masada bu kez "KKTC'de işgücü" olacak
(LHA)- Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) Dünya
Bankası Kuzey Kıbrıs Raporu'nu tartıştırmaya
devam ediyor.
Kuzey Kıbrıs Gelişim Platformu'nun "Zirvedeki 1000
Kıbrıslı Türk'ün Zirvedeki 100 Kıbrıslı Türk'ü
Belirlemesi"ne yardımcı olmak amacıyla
başlattığı, Dünya Bankası Kuzey Kıbrıs
Raporu'na ilişkin paneller dizisine bu akşam "Kuzey
Kıbrıs'ta İşgücü" konusuyla devam edilecek.
UKÜ Çevik Uraz Konferans Salonu'nda bu akşam saat 19.00'da
başlayacak, yerel bir TV kanalının tümünü banttan
yayımladığı panelde, konuşmacı olarak yer alacak,
çalışma hayatını ilgilendiren konularda uzman kişiler
şunlar:
"Prof.Dr. Özay Mehmet (Ekonomist) - Prof.Dr. Nuket Saracel (UKÜ
Rektör Vekili) - İsmet Lisaniler (Çalışma Dairesi Müdürü) Yakup
Latifoğlu (Hür-İş Federasyonu Genel Sekreteri)"
Dünya Bankası Kuzey Kıbrıs Raporu'nda yer alan
görüşler ışığında "KKTC'de Özel Sektörün
İş Gücü Açığı, Sorunlar, Kayıt
Dışı İşgücü, Alınan ve Alınması Gereken
Tedbirlerin" irdeleneceği paneli UKÜ Mütevelli Heyet Üyesi ve Levent
Grubu CEO'su Tamer Garip yönetecek.
Yaklaşık 3 saat süren canlı tartışma
ortamlarının yaşandığı bugüne kadar 6 kez
düzenlenen paneller dizisi, 9 Temmuz 2007'ye kadar her hafta Dünya
Bankası'nda belirlenen bir konuyla devam edecek.
UKÜ'nün oluşturmaya çalıştığı Kuzey
Kıbrıs'la ilgili Bilgi Bankası'na da yardımcı
olması beklenen paneller, arzu eden izleyicilerin konuşmacılara
yönlendirdiği sorular ve yanıtlarla ilginçlik kazanıyor.
Dünya Bankası Raporu tartışma panellerinde 21 Mayıs
Pazartesi akşamının konusu "Kuzey Kıbrıs'ta
Eğitim Politikaları" olacak.
KIBRIS 14/05/07
İşadamlarımız Kuveyt'teki
temaslarını sürdürüyor
Dışişleri Bakanlığı Basın
Merkezi'nden verilen bilgiye göre, mülakatta Ahmet Erdengiz, Kıbrıs
sorununda yaşanan son gelişmelerden izolasyonlara, Kuveyt ile
ilişkilere kadar bir çok soruyu yanıtladı.
Erdengiz yaptığı açıklamada, Kuveyt'de
açılacak olan temsilciliğin ticari ve ekonomik anlamda iki ülke
arasında ilişkilere çok büyük faydalar
sağlayacağını belirterek, KKTC'li işadamlarının
Kuveyt'de yaptığı temaslar hakkında bilgi verdi.
KKTC'de üretilen özellikle gıda ürünlerinin çeşitliliği
ve kalitesi hakkında bilgiler veren Erdengiz, KKTC ürünlerini Kuveyt
piyasasında görmek istediklerini belirtti. Kuveyt'de açılacak ofisin İslam
Konferansı Örgütüne üye diğer ülkeler için de cesaret verici bir
adım olması gerektiğinin altını çizen Erdengiz,
kapsamlı çözüme ihtiyaç duyulan bu dönemde bunun gerekliliğinin
altını çizdi.
Kıbrıs sorunuyla ilgili soruları da yanıtlayan
Ahmet Erdengiz, Kıbrıs Türk tarafı olarak kapsamlı, adil,
kalıcı bir çözüm adına Kıbrıs Türk tarafının
her zaman için uğraş verdiğini ancak Rum yönetiminin özellikle
Gambari sürecinden sonra görüşmeleri tıkama yolunu seçtiğinin
görüldüğünü kaydetti.
İşadamlarının temasları
Kuveyt'de bulunan KKTC'li işadamları temasları
çerçevesinde Americana Gıda şirketinin yanı sıra, gıda
sektöründe söz sahibi olan Kooperatifler birliği ile görüştüler.
İşadamları, Kuveyt Uluslararası Yatırımlar
kuruluşunu ziyaret ettikten sonra Al Watan gazetesine mülakat verecek.
KIBRIS 14/05/07
Su boru hattı için MTA'ya tam donanımlı
sismik gemi
Türkiye ile KKTC arasında döşenmesi planlanan su boru
hattı projesinin etüt çalışmalarında kullanılması
için bir İtalyan firmasından kiralanan sismik geminin geri istenmesi
üzerine, Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü bünyesinde tam
donanımlı bir sismik araştırma gemi alınmasına
karar verildi.
A.A muhabirinin edindiği bilgiye göre, bundan 7-8 ay kadar önce
KKTC'nin su ihtiyacının Türkiye'den döşenecek boru hattıyla
karşılanmasına yönelik projenin etüt çalışmaları
kapsamında bir sismik gemi arayışına gidildi.
Bir İtalyan firmasından kiralanan söz konusu özelliklere
sahip gemi, etüt çalışmaları için Türkiye'ye getirtildi. Ancak,
gemi henüz çalışmalara başlamadan İtalyan firma
tarafından geri istenerek sözleşme feshedildi. Yetkililer, bu
gelişmede Yunanistan'ın olumsuz tavrının da etkili
olduğunu kaydettiler.
Bunun üzerine Dışişleri
Bakanlığı'nın da tavsiyesiyle MTA Genel Müdürlüğü
bünyesine tam donanımlı 2 ve 3 boyutlu sismik araştırmalar
yapacak, tam donanımlı bir sismik gemi alınmasına karar
verildi.
Fizibilite çalışmaları DPT'ye gönderildi
MTA Genel Müdürlüğünün açık denizlerde yapacağı
çalışmalar için tam donanımlı sismik gemi yapımı
için fizibilite çalışmaları Devlet Planlama
Teşkilatı'na (DPT) gönderildi.
DPT onaylarsa, 60-100 milyon dolara mal olacak sismik gemi ile derin
denizlerde 2 ve 3 boyutlu sismik araştırmalar, depremsellik etütleri,
maden, petrol arama etütleri ile deniz kirliliği etütleri ve deniz
dibinden geçen hatların rutin bakımları için taramalar
yapılabilecek.
Sismik geminin gemi gövdesinin Türkiye'deki tersanelerde
yaptırılması, üzerindeki malzemelerin de yurt
dışından alınması planlanıyor.
Türkiye'nin kendine ait bir sismik gemisi olmadığı için
bu tür gemilerin yurt dışından kiralandığını
belirten Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri,
"Bu kiralamalar da çok pahalıya mal oluyor. Örneğin BOTAŞ
yılda en az 2 defa Mavi Akım borusunu etüt ediyor. Bir
aşınma var mı yok mu diye. Bu taramalar için de ciddi ücretler
ödüyor. Böyle bir geminin çok kısa zamanda kendini amorti edeceğini
düşünüyoruz" diye konuştular.
Sismik bot temmuz, ağustos gibi denize inecek
Bu arada MTA tarafından İstanbul'daki tersanelerde
inşası sürdürülen 22 metre uzunluğundaki sismik
araştırma botunun da bu yılın temmuz, ağustos
aylarında denize indirilmesinin planlandığı kaydedildi.
Büyük gemilerin kıyılara giremeyeceğini belirten Enerji
Bakanlığı yetkilileri, bu bot ile kıyılar ve iç
kesimlerdeki koylarda deprem, maden arama, deniz kirliliği gibi sismik
çalışmaları gerçekleştirileceği ifade ettiler.
KIBRIS 14/05/07
Kıbrıs Türk Basın Konseyi, Afrika'da
düzenlenen basın konferansına katıldı
Konsey'den yapılan açıklamaya göre, "Doğu Afrika
Basını Yol Ayırımında" konulu konferansta
Kıbrıs Türk Basın Konseyi, Dünya Basın Konseyi üyesi olarak
yerini aldı.
KKTC'den Akay Cemal ve Şule Aker'in katıldığı
konferansta Uganda, Kenya, Tanzanya, Zambia, Malawi, Norveç, İsveç,
Hindistan, Türkiye ve Nepal'den gelen temsilciler, Doğu Afrika
basını ve uluslararası basını ilgilendiren
konuları tartıştı.
Konferansın sonucunda, medyanın daha bağımsız,
özgür olması ve etik kurallar çerçevesinde işlevlerini sürdürmesi
gereği bir kez daha vurgulandı. Medya mensuplarının etik
kuralları yerine getirmesi için basın konseylerine önemli görevler
düştüğü de eklendi.
Konferansın sonucunda basın konseyleri
aracılığıyla, basında çalışanların
deneyimlerini karşılıklı paylaşmaları, hizmet-içi
eğitime önem vermeleri ve uzmanlaşmaları gerektiği
vurgulandı. Bu tür çalışmalar sonucunda medya ve medya
çalışanlarının toplumda
saygınlığının artabileceği ifade edildi.
Medyanın sorunları
Konferansta yapılan konuşmalarda basının
karşısında bulunan sorunlardan birinin de medya
mensuplarının para veya başka menfaatler karşılığında
yazı yazmaları ve program hazırlamaları olduğu
belirtildi.
Bu tür basın etiğine uygun olmayan uygulamaların
basın mensuplarının saygınlığını ve
inanılırlığını tehlikeye düşürdüğünün
altı çizildi.
Medya sahiplerinin maliyetleri azaltmak için düşük ücretle eleman
çalıştırmayı tercih etmelerinin, medyada
çalışanların daha amatör olmaları ve tekliflere açık
duruma gelmelerine yol açtığına dikkat çekildi.
Medyada çalışanları etkileyen diğer bir sorunun,
gazetecilerin ve program yapımcılarının baskı
altında çalışmaları, bazı durumlarda
saldırıya uğramaları, kaçırılmaları, hatta
öldürülme riski altında çalışmaya zorlanmaları olduğu
dile getirildi. Bu koşullar ve tehditler altında, medya
mensuplarının bağımsız, özgür ve etik kurullara uygun
iş yapmalarının çok zor olduğu belirtildi.
Norveç'in Kenya Büyükelçisi Elisabeth Jacobsen medyanın
demokrasinin işlemesi için çok önemli bir unsur olduğunu ifade etti
ve özgürlüklerin sadece "bazıları" için geçerli olduğu
bir ortamın demokratik olamayacağına dikkat çekti.
Birleşmiş Milletler Doğu Afrika Bölgesel
İletişim Danışmanı Alonso Aznar BM'in basın
haklarını korumak durumunda olduğunu anımsattı. Sadece
2006'da dünyada 115 gazetecinin öldürülmesinin ve bunlardan 69'unun Irak'ta
öldürülmesinin çok acı bir gerçek olduğunu belirtti.
Rwanda'dan Fred Mwasa, kendi ülkesinde yaşananlardan örnek vererek
bazen medyanın katliamları teşvik ettiğini söyledi.
Kıbrıs Türk Basın Konseyi temsilcileri de,
basındaki anlaşmazlıkların mahkeme sürecine girmeden önce
Basın Konseyleri tarafından daha dostça bir uzlaşma
arayışı içinde çözülmesinin daha olumlu sonuçlar
yaratabileceğine dikkat çektiler.
Basında çalışanların iş güvencesi ve ücretler
konusunda daha iyi bir konumda olmalarının basında etik
değerleri arttıracağı görüşünü de dile getirdiler.
KIBRIS 14/05/07
NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:12 TSİ 15 Mayıs 2007
Salı
BRÜKSEL - Avrupadaki Hristiyan, Yahudi ve Müslüman
topluluklarının liderleri Brükseldeydi. AB Dönem Başkanı
Almanyanın başbakanı Angela Merkel, AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso ve Avrupa Parlamentosu Başkanı
Hans Gert Pötteringin evsahipliği yaptığı toplantıda,
dini değerlerin Avrupa için önemi tartışıldı.
Toplantıya katılan dini temsilciler arasında Almanyadaki Türk
İslam Birliği sorumlusu İmam Bekir Alboğa da vardı.
AB Komisyonu
Başkanı Barroso, tüm AB üyesi ve aday ülkelerin dini özgürlüklere
saygı duyması gerektiğini söyledi. Edinilen bilgilere göre
Barroso, Türkiyede dini özgürlükler konusunda yaşanan
sıkıntılarla ilgili eleştirileri Başbakan
Erdoğana ilettiğini ve Erdoğanın hemen harekete
geçtiğini kaydetti. En son Malatyada 3 Hristiyanın
öldürüldüğünü hatırlatan Pöttering de, hükümetin hemen gerekli
adımları attığını savundu.
Toplantının ardından düzenlenen toplu basın
toplantısında konuşan Angela Merkel, dini hayatın toplumsal
yaşama yansımalarından örnek verirken Kuzey Kıbrısta
dini eserlerin tahrip edilmesine göz yumamayız diye konuştu.
Merkelin sözlerine toplantıda söz alan Rum Başpsikoposu
Chrystomosun verdiği bilgilerin neden olduğu ileri sürüldü.
Chrystomosun 1974ten sonra kuzeyde kalan kiliselerin Türk askeri ve
Kıbrıs Türk halkı tarafından tahrip edildiğine
ilişkin detaylar sunduğu öğrenildi.
Avrupa Parlamentosundaki Rum ve Yunan milletvekilleri de son iki aydır bu
yönde bir karar tasarısı çıkarttırmak için
çabalarını sürdürüyor.
Brüksel'den ses vereceğiz
BUGÜN DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ GÖRÜŞÜLECEK...
Doğrudan Ticaret Tüzüğü, bugün Avrupa Birliği Daimi Temsilciler
Komitesi'nin (COREPER) alt komitesinde görüşülecek. Türk
tarafının üzerinde ısrarla durduğu Doğrudan Ticaret
Tüzüğü konusundaki kararlılığını tüm dünyaya
göstermek amacıyla Kıbrıs Türkü bu kez Brüksel'den ses verecek.
Ticaret Odası'nın, hem Doğrudan Ticaret Tüzüğü, hem de izolasyonlar
konusunda Avrupa Konseyi'nin dikkatini çekmek için düzenleyeceği eylem,
Avrupa Parlamentosu önündeki Schuman Meydanı'nda yer alacak
KTHY'DEN UÇAK KİRALANDI... Eyleme, iş çevreleri ile sivil
toplum örgütleri, üniversiteler ve basın-yayın
kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan yaklaşık
200 kişi katılacak. 12:00-14:00 saatleri arasında yer alacak
eyleme katılacaklar, Brüksel'e, Ticaret Odası'nın KTHY'den
kiraladığı uçakla gidecek. Burada yapılacak konuşmalar
ve dağıtılacak broşürlerle referandumdan sonra Kıbrıslı
Türklerin maruz kaldığı ekonomik ambargo ve izolasyonların
kaldırılması için AB'nin verdiği sözler,
Kıbrıs'ta sadece Rumların değil Kıbrıslı
Türklerin de yaşadığı hatırlatılacak;
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi istenecek
Annan planının hararetle
tartışıldığı günlerde meydanları doldurup
tarih yazan Kıbrıslı Türkler bu kez Brüksel'den ses verecek.
Bugün Kıbrıs Türk Hava Yolları'ndan (KTHY) kiralanan
uçakla Brüksel'e gidecek 200 kadar Kıbrıslı Türk, Avrupa
Parlamentosu'na, izolasyonların kaldırılması ile
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi için çağrıda
bulunacak.
Kıbrıs Türk halkının doğrudan ticaret
yapabilmesinin önünü açmak için hazırlanan, ancak bir türlü hayata
geçirilmeyen Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Avrupa Birliği Daimi
Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) alt komitesinin bugün yapacağı
toplantısında görüşülecek.
Burada yapılacak konuşmalar ve dağıtılacak
broşürlerle referandumdan sonra Kıbrıslı Türklerin maruz
kaldığı ekonomik ambargo ve izolasyonların
kaldırılması için AB'nin verdiği sözler,
Kıbrıs'ta sadece Rumların değil Kıbrıslı
Türklerin de yaşadığı hatırlatılacak;
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi istenecek.
Eylem, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün, Avrupa Birliği Daimi
Temsilciler Komitesi COREPER'in alt komitesinde bugün görüşülecek
olmasından dolayı ayrı bir önem arz ediyor.
Avrupa Birliği'nin merkezi sayılan Brüksel'de bugün
12.00-14.00 saatleri arasında, Avrupa Parlamentosu önündeki Schuman
Meydanı'nda eylem düzenlenecek.
Ticaret Odası'nın organizasyonuyla düzenlenecek eyleme,
iş çevreleri ile sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve
basın-yayın kuruluşlarının temsilcilerinden
oluşan yaklaşık 200 kişi katılacak. Etkinliğe
katılacaklar, Brüksel'e, Ticaret Odası'nın KTHY'den
kiraladığı uçakla gidecek. Uçağın, bu sabah saat
03.00'te Ercan Havaalanı'ndan ayrılması bekleniyor.
Brüksel'deki eylemde ayrıca Kuzey Kıbrıs'taki
üniversitelerin tanınırlıklarına uygulanan
izolasyonların kaldırılması ve üniversitelerin Bologna
sürecine alınması istenecek.
Eylem sırasında folklor, modern dans ve moda gösterisi de
yapılacak.
Verilen sözlerin tutulması istenecek
Brüksel'de bugün yapılacak etkinlikle ilgili açıklamalarda
bulunan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami,
etkinliğinin amacının, Kıbrıs'ta sadece Rumların
değil Türklerin de yaşadığını Avrupalı
parlamenterlere hatırlatmak olduğunu söyledi.
Nami, Brüksel'e Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata
geçirilmesi için Avrupalı parlamenterlerin dikkatlerini çekmek
amacıyla gidileceğini ve Avrupa Parlamentosu önündeki Schuman
Meydanı'nda düzenlenecek olan etkinlikte ekonomik ambargoların ve
izolasyonların kaldırılması için Avrupa Birliği'nin
Kıbrıslı Türklere verdiği sözlerin tutulmasının
isteneceğini belirtti.
Nami, etkinlikte yapılacak konuşmalar ve
dağıtılacak broşürlerle, parlamenterlere ve halka, AB'nin,
referandum sonrasında Kıbrıslı Türkler'e ambargoların
kaldırılması konusunda verdiği sözlerin
hatırlatılacağını kaydetti.
Nami, folklor, modern dans ve moda gösterilerinin
yapılacağı etkinlikte, Kuzey Kıbrıs'taki
üniversitelerin tanınırlıklarına uygulanan
izolasyonların kaldırılması ve üniversitelerin Bologna
sürecine alınmasının isteneceğini de belirtti.
Talat, 16 Mayıs'ta Brüksel'e gidiyor
Öte yandan Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup ile
Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın katkılarıyla Avrupa
Parlamentosu'nda "Madalyonun Diğer Yüzü: Kıbrıslı
Türkler'e Ses Vermek" başlıklı bir konferans düzenleniyor.
Konuşma yapmak üzere konferansa davet edilen
Cumhurbaşkanı Talat, 16 Mayıs'ta Brüksel'e gidecek.
Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup Başkanı Graham
Watson'ın açılış konuşmasıyla başlayacak
konferansta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yanı
sıra, Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Avrupa
Konseyi'ndeki Kıbrıslı Türk Temsilci Özdil Nami, Doğu
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Halil Güven, Kıbrıs Türk İnsan
Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, Avrupa Birliği
Genişlemeden sorumlu dairenin direktör vekili Jan Truszczynski, Doğu
Akdeniz Üniversitesi'nden Arkeolog Uwe Müler ve Planlama Dairesi
Başkanı Layık Mesutoğlu birer konuşma yapacak.
KIBRIS 15/05/07
KKTC, Abu Dabi'de düzenlenen kültür gecesinde yer aldı
Abu Dabi'de eğitim veren Al Nasr Özel Okulu'nda düzenlenen kültür
gecesinde, çeşitli ülkelerin gerçekleştirdiği kültür ve folklor
etkinliklerinde KKTC de yer aldı.
Abu Dabi temsilciliğinden yapılan açıklamaya göre
gecede, öğrenciler, kendi ülkelerinden folklor ve dans gösterileri sundu,
şarkılar söyledi.
Okulun bahçesinde yer alan KKTC standında tanıtıcı
poster, broşür dağıtılarak, Kıbrıs'a özgü el
işleri sergilendi.
Abu Dabi Temsilcisi Aytuğ Plümer ile temsilcilik
çalışanlarının hazırladığı KKTC
standını, Birleşik Arap Emirlikleri Eğitim
Bakanlığı yetkilileri de gezdi.
KIBRIS 15/05/07
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonlar
hafifletilmeli
Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht, Senatör
Fatma Pehlivan'ın (Flaman Sosyalist Parti sp.a) yazılı soru
önergesine verdiği cevapta, "Belçika olarak Kıbrıslı
Türklere yönelik izolasyonların hafifletilmesi çerçevesinde AB'nin Nisan
2004 ve Ocak 2007'de aldığı kararları destekliyoruz"
dedi.
Konunun hızlı bir şekilde çözüme
kavuşmasını istediklerinin altını çizen De Gucht,
Ercan havaalanının uluslararası uçuşlara
açılmasının zor olduğuna işaret ederek, "bu
konuda Kıbrıs'taki iki tarafın uzlaşısına ihtiyaç
var" görüşünü dile getirdi.
Belçikalı bakan, Kıbrıslı Türklere yönelik
uygulanan spor, eğitim ambargolarına da sıcak bakmadıklarını
bildirdi.
Öte yandan, Karel De Gucht'un cevabına teşekkür eden Senatör
Pehlivan, Kıbrıslı Türklere karşı AB'nin
attığı adımların yeterli
olmadığını, daha somut adımlar atılması
ihtiyacı olduğunu ifade etti.
ABHaber, Fatma Pehlivan'ın Belçika Dışişleri
Bakanı Karel De Gucht'un cevaplaması amacıyla
yaptığı yazılı soru önergesini yayınladı.
Senatör Fatma Pehlivan'ın Dışişleri
Bakanı'ndan Belçika hükümetinin Kuzey Kıbrıs'ın politik,
kültürel ve ekonomik izolasyonu hususundaki tutumuyla ilgili açıklama
talebi şöyle:
"Kıbrıslı Türklerin ve Rumların
barış içinde ve temelde eşit olarak yaşayabilecekleri
birleşmiş bir Kıbrıs, Akdeniz'in doğu
kısmındaki barış için büyük anlam taşımaktadır.
Adadaki anlaşmazlık durumunu sona erdirmek üzere tüm dünyaca gerekli
görünen Annan Planı Kıbrıslı Türklerin büyük
çoğunluğu (64,8%) tarafından kabul edilmesine karşın
Kıbrıslı Rumlar planı daha büyük bir çoğunlukla
(75,8%) kabul etmediler.
Adanın birleşmesini söylemiş olan
Kıbrıslı Türkler sonradan politik, kültürel ve ekonomik
alanlarda izole edildiler. Kuzey Kıbrıs'a tutarı 259 milyon Euro
olan AB'nin finansal destek verme sözü pratikte hayata geçmemiştir.
En son 22 Ocak'ta Avrupa Birliği'nin Dışişleri
Bakanları Kuzey Kıbrıs ile ticari ilişkilerin
başlaması konusunda oybirliğine vardılar. Bugüne kadar
anlaşılan ise bu oybirliğinin sözde kalması oldu. Son
zamanlarda yapılan bir kamuoyu yoklamasında Kıbrıslı
Türk toplumunun AB'ye olan inanırlığının büyük ölçüde
azaldığı fark edilmektedir. Kıbrıslı Türklerin
daha uzun sure izole edilmeleri Avrupa ile olan ilişkilerinde
onarılmayacak bir hasar meydana gelme şansını önemli ölçüde
artırmaktadır.
Sayın Bakan, Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak iki
bölümden oluşan sorularım;
1) Belçika hükümetinin konuyla ilgili tutumu nedir?
a. Avrupa Komisyonun verdiği Kuzey Kıbrıs'ın
izolasyonunu kaldırma sözü,
b. Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün AB ile Kuzey Kıbrıs
arasında hayata geçirilmesi ve hemen uygulamaya konulması,
c. Ercan Havalimanı'nın açılması,
d. AB'de Türkçenin Kıbrıs'ın ikinci resmi dili olarak
tanınması,
e. Kıbrıslı Türklerin AB'de ve Avrupa Parlamentosu'nda
temsil edilmesi,
f. Kuzey Kıbrıs'ın Avrupa kültürünün bir parçası
olarak bunun yanında spor, yüksek öğrenim ve kültür konularında
dışlanmasının durdurulması,
2) Belçika hükümeti Kuzey Kıbrıs'ın politik, kültürel ve
ekonomik izolasyonunun kırılması için sadece Avrupa Komisyonu'na
değil Yunan ve Türk hükümetlerine yönelik girişimlerde bulundu mu?
Eğer yapıldıysa ne zaman, nasıl ve hangi konuda
yapıldı?
Yapılmadıysa, Belçika hükümeti yakın gelecekte Kuzey
Kıbrıs'ın izolasyonunun kaldırılması ya da
Kıbrıs sorununun sona erdirilmesi hususunda katkıda
bulunabilecek inisiyatifleri almayı planlıyor mu?"
KIBRIS 15/05/07
Hrisostomos, Avrupa Dini Liderler Toplantısı için
Brüksel'e gitti
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'nun davetlisi
olarak Brüksel'e giden Hrisostomos, toplantıda, 24 dini şahsiyetle
bir araya gelecek.
Rum radyosu RIK'in haberine göre, çarşamba günü adaya dönecek
Hrisostomos, Brüksel'de, bulunduğu süre içerisinde Avrupa Birliği
yetkilileriyle de temaslarda bulunacak.
Adadan ayrılışından önce açıklamalarda bulunan
Hrisostomos, iki toplumu ilgilendiren dini konularla ilgili olarak, Din
İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer'in mektubuna cevap
verdiğini ifade ederek, hem kendisinin hem de Yönlüer'in gündemsiz/gayri
resmi toplantılar yapmak istediğini savundu ve bu şekilde daha
başarılı olabileceklerini, bu çeşit görüşmelerden daha
fazla sonuç çıkabileceğini sandığını kaydetti.
Hrisostomos, açıklamasında şu ifadeleri de
kullandı: "İşgal altındaki Kıbrıs'ta 500
ibadet yeri var. Biz nasıl onların insan haklarına ve
kültürlerine saygı gösteriyoruz, onların da bizim dini ve kültürel
mirasımıza saygı göstermelerini arzuluyoruz."
KIBRIS 15/05/07
AA
Güncelleme: 17:33 TSİ 16 Mayıs 2007
Çarşamba
LEFKOŞA - Koalisyon hükümeti ortakları
Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas,
Demokratik Parti (DİKO) Başkanı Marios Karoyan ve Sosyalist KS
EDEK Partisi lideri Yannakis Omiru ile görüşen Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos, bir beş yıl daha
başkanlıkta kalması yönünde düşünceye sahip olmaları
durumunda, yeniden aday olma niyetinde olduğunu söyledi.
Rum
basınına göre, görüşmede ayrıca, Papadopulos ve koalisyon
partileri, hükümetin çalışmaları konusunda
değerlendirmelerde bulunarak, işbirliğinin
başarılı olduğu ve sürdürülmesi gerektiği sonucuna
vardı.
Hristofyas da, yaptığı yazılı açıklamada,
Papadopulosun yeniden aday olmakla ilgilendiğini, kimin aday
gösterileceği veya kimin destekleneceğine AKEL yetkili
organlarının karar vereceğini bildirdi.
DİKO ise Papadopulosun yeniden aday olma kararını memnuniyetle
karşıladı. Papadopulosun da partisi olan DİKOnun lideri
Marios Karoyan, kararı yeni bir gelişme olarak niteleyerek,
partisinin bunu olumlu değerlendirdiğini söyledi. Karoyan, üç
partinin işbirliğinin, toplumun ve vatanın yararına
olduğunu kaydetti.
EDEK Partisi lideri Yannakis Omiru da, yeniden aday olması halinde
Papadopulosu destekleyeceklerini açıkladı.
Dışişleri'nin
"Ermeni" atağı
16 Mayıs, 2007 11:14:00 (TSİ) CNN TURK
Osman Sert / CNN TÜRK
Dışişleri Bakanlığı, Ermeni
soykırımı iddiaları ile mücadele için uzmanlaşma
atağına geçiyor. Dışişleri tarihinde ilk kez bir
diplomat, Ermenice öğrenmesi için özel eğitime gönderilirken,
özellikle ABD'ye bu yıl yapılan tayinlerde Ermeni sorununa hakim olan
isimler tercih edildi.
Personel
sıkıntısı nedeniyle son yıllara kadar
diplomatlarının belli konularda uzmanlaşmasına fırsat
bulamayan Dışişleri Bakanlığı bu seneki atama
kararnamesinde politika değiştirdi.
İlk kez eğitim ve uzmanlaşma ağırlıklı
bir dış atama kararnamesi hazırlayan bakanlık,
önceliği Ermeni soykırımı iddialarına verdi.
Bugüne kadar Ermenice bilen Dışişleri mensubu
sıkıntısı çeken bakanlık ilk kez bir Türk
diplomatı, sadece Ermenice öğrenmesi için, yurtdışına
gönderiyor.
Ermeni lobisinin etkin olduğu Amerika Birleşik Devletleri'ne
yapılan atamalarda da bu konu dikkate alındı.
Bakanlığın başarılı isimlerinden Ermenistan Daire
Başkanı Süleyman Gökçe Washington'a atanırken, üç diplomat daha
ABD'nin özellikle Ermenilerin yoğun yaşadığı
bölgelerine uzmanlaşmak üzere tayin edildi.
İkinci sıra Ortadoğu ve Irak
Müsteşar Ertuğrul Apakan'ın yönlendirmesi ile hazırlanan
kararnamede ikinci öncelik ise, Ortadoğu ve Irak'a verildi. Irak'ın
sosyal yapısı konusunda yüksek lisans yapmak için Londra'ya bir Türk
diplomat gönderiliyor.
Mesleğe yeni başlayan yedi diplomat ise Orta Doğu Teknik
Üniversitesi'nde hem Arapça öğrenecek, hem de Ortadoğu üzerinde
yüksek lisans yapacak. Böylece Ortadoğu'da Arapça bilen Türk diplomat
sıkıntısının gelecek dönemde aşılması
hedefleniyor.
Ayrıca Fransızca, Yunanca, Çince, Rusça, Japonca eğitimi için de
çok sayıda isim yurtıdışına tayin edildi.
Toplam 27 Türk diplomat 2007 kararnamesinde dil ve uzmanlaşma için
yurtdışına gönderildi.
Kıbrıslı
Türkler AB tecritini protesto etti
|
|
|
Kız öğrenciler Brüksel'de danslı eylem
yaptı. FOTOĞRAF: FEYZULLAH
YARIMBAŞ / AA |
16/05/2007
RADIKAL
BRÜKSEL - Kıbrıslı Türkler tecritin
kaldırılması talebiyle dün AB kurumlarının
bulunduğu Brüksel'deki Schuman Meydanı'nda gösteri düzenledi.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası öncülüğünde üniversite ve sivil
toplum örgütlerinin katıldığı gösteride, Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün kabulü, KKTC'deki üniversitelerin Avrupa eğitim
sisteminde tanınıp Bologna sürecine dahil edilmesi talep edildi.
Gençlerin dans edip akademisyenlerin cübbeleriyle boy gösterdiği eylemde,
'Doğrudan Ticaret... Şimdi', 'Tecrite Son', 'Avrupa Parlamentosu
Koltuklarımızı Verin', 'Türkçeyi AB Dili Yapın'
pankartları açıldı.
AB Dönem Başkanı olarak üç semavi dinin temsilcilerini
ağırlayan Alman Başbakanı Angela Merkel ise, "Kuzey
Kıbrıs'ta dini eserlerin tahribine göz yumamayız" dedi.
Merkel, "AB Anayasası'nda Hıristiyanlığa atıf
isterdim. Fakat şans kalmadı" diye ekledi. (Dış
Haberler)
Brüksel'de eylem
ADADAKİ VARLIĞIMIZ VURGULANDI... Kıbrıs Türk
Ticaret Odası'nın organizasyonuyla dün sabah Brüksel'e giden
Kıbrıslı Türkler, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul
edilmesi ve izolasyonların kaldırılması istemiyle Avrupa
Konseyi önünde eylem yaptı. AB Konseyi önündeki Schuman Meydanı'nda
yer alan eylemde, Kıbrıs şarkıları eşliğinde
folklor ve modern dans gösterisi yer aldı; broşür ve bildiriler
dağıtıldı; pankartlar açıldı ve Kıbrıs'ta
Kıbrıslı Türklerin de varlığı vurgulandı
HAKLARIMIZI İSTİYORUZ... İş insanları, sivil
toplum örgütü, üniversite ve basın organlarından temsilcilerden
oluşan yaklaşık 200 kişilik Kıbrıslı Türk;
"Kıbrıslı Türkler ikinci sınıf
Avrupalıdır", "Türkçe'yi de Resmi Dil
Yapınız", "AB'ye Ayıp", "AB
Sınırlarında Eğitim Ambargoları",
"Kıbrıs Türk Üniversiteleri ve Kıbrıslı Türk
Öğrenciler Bologna, Erasmus ve Socrates Sürecinden
Dışlanıyor" yazılı pankart açtılar ve
"Haklarımızı İstiyoruz", "Serbest
Eğitim" şeklinde sloganlar attılar
Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın organizasyonuyla dün
sabah Brüksel'e giden Kıbrıslı Türkler, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün kabul edilmesi ve izolasyonların
kaldırılması istemiyle Avrupa Konseyi önünde eylem yaptı.
AB Konseyi önündeki Schuman Meydanı'nda yer alan eylemde,
Kıbrıs şarkıları eşliğinde folklor ve modern
dans gösterisi yer aldı; broşür ve bildiriler
dağıtıldı; pankartlar açıldı ve
Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türklerin de varlığı
vurgulandı.
Doğu Akdeniz Üniversitesi, Lefke Avrupa Üniversitesi, Girne
Amerikan Üniversitesi ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi'nden
temsilciler ise; "AB Sınırları içerisindeki eğitim
ambargosunun sona erdirilmesini istediler ve eğitimin uluslararası
bir hak olduğunu" vurguladılar.
Kıbrıs Türk Hava Yolları'ndan kiralanan uçakla Brüksel'e
giden iş insanları, sivil toplum örgütü, üniversite ve basın
organlarından temsilcilerden oluşan yaklaşık 200
kişilik Kıbrıslı Türk; "Kıbrıslı
Türkler ikinci sınıf Avrupalıdır", "Türkçe'yi de
Resmi Dil Yapınız", "AB'ye Ayıp", "AB
Sınırlarında Eğitim Ambargoları",
"Kıbrıs Türk Üniversiteleri ve Kıbrıslı Türk
Öğrenciler Bologna, Erasmus ve Socrates Sürecinden
Dışlanıyor" yazılı pankart açtılar ve
"Haklarımızı İstiyoruz", "Serbest
Eğitim" şeklinde sloganlar attılar.
Rashbash eylemcilerle sohbet etti
Eylem sırasında AB Kıbrıs Türk Masası
Şefi Andrew Rasbash da, eylem yapanların yanına giderek,
kendileriyle sohbet etti, eylemin amacı hakkında bilgi aldı.
TAK muhabirine eylemle ilgili görüşlerini aktaran Rasbash,
Kıbrıslı Türkleri Brüksel'de görmekten memnuniyet duyduğunu
belirtti.
AB'nin demokratik bir platform olduğunu kaydeden Andrew Rasbash,
bu tür gösterilerin Brüksel'de çok yapıldığını
belirtti.
"Bu tür bir etkinliğin insanların bakış
açısını değiştirmesini bekleyemezsiniz. Bu, bir sürecin
parçasıdır" diyen Rasbash, eskiden çok daha az
Kıbrıslı Türk'ün Brüksel'de görüldüğünü söyledi. Andrew
Rasbash, şimdi bu kadar çok Kıbrıslı Türk'ün Brüksel'de
bulunmasının, izolasyonların kaldırılması yönünde
olumlu bir gelişme sağlayacağına inanç belirtti.
Rashbash ümitli
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi konusunda ümitli
olduğunu belirten Rasbash, ancak bunun hemen
gerçekleşemeyeceğini söyledi.
Andrew Rasbash, Almanya'nın yoğun şekilde bu yönde
çalıştığını ve dönem
başkanlığı boyunca baskılarını
sürdüreceğini de ifade etti.
Nami: Haklı olmak yetmez
Eylemle ilgili olarak konuşan Kıbrıs Türk Ticaret
Odası Başkanı Erdil Nami ise, haklı olmanın
yetmediğini, Kıbrıslı Türklerin,
haklılığını nasıl savunacağını
bilmesinin önemli olduğunu söyledi. Eylemin ses getireceğini ifade
eden Nami, amaçlarını anlattı.
Avrupa'nın verdiği sözleri tutması gerektiğini
vurgulayan Erdil Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesinin
verilen sözlerin başında olduğunu kaydetti.
Dünyanın desteklediği planı Rumlar uzlaşı
olarak görmedi
Bu arada eylem sırasında Kıbrıs Türk Ticaret
Odası tarafından bir bildiri dağıtıldı.
"Kıbrıslı Türklerin İzolasyonlarını
Hemen Ortadan Kaldırın!" başlıklı bildiride,
Kıbrıslı Türklerin, Annan Planı'na "evet"
diyerek, çözüm ve adanın birleştirilmesi yönündeki iradesini ortaya
koyduğu vurgulandı. Bildiride, tüm dünya tarafından desteklenen
planın, Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilmesine
karşın, Rumlar tarafından bir uzlaşı olarak
görülmediği ifade edildi.
Bildiride, "Plana 'hayır' diyen Kıbrıslı
Rumların AB'ye girmesinden sonra, bizim
yaşadığımız hayal
kırıklığını tahmin edebilir misiniz?"
sorusuna da yer verildi.
Kıbrıslı Türklerin 1963 yılından beri maruz
kaldığı ekonomik, demokratik, sosyal, kültürel, sportif ve
eğitim ambargolarının altı çizilen bildiride, AB
Konseyi'nin; Nisan 2004'te Kıbrıslı Türklere verdiği,
"izolasyonların kaldırılması ve
Kıbrıslı Türklerin ekonomisinin geliştirilmesi yoluyla
çözüm ve adanın birleştirilmesinin
hızlandırılması" şeklindeki sözü
hatırlatıldı.
BM Genel Sekreteri'nin "Kıbrıslı Türklerin
oyları, içinde bulundukları durumdan ve izole edilmişlikten
kurtulmalarını sağlamadı" şeklindeki sözünün de
anımsatıldığı bildiride, Genel Sekreter'in
"Avrupalı arkadaşlarımızın
Kıbrıslı Rumların politikalarını dikte etmelerine
niye izin verdiğini anlamıyorum" şeklinde
konuştuğu kaydedildi.
Bildiride, Avrupa Konseyi'nin, Doğrudan Ticaret Tüzüğü
konusunda verdiği sözleri tutması da istendi ve Kuzey
Kıbrıs'a uygulanan ambargoların en erken zamanda
kaldırılmasının BM'nin çözüm çabalarına hız
kazandıracağı vurgulandı.
AB sınırları içinde eğitim ambargosu
Bu arada eylem sırasında üniversiteler tarafından
dağıtılan broşürde ise, AB sınırları
içerisinde eğitim ambargosu uygulandığı ifade edildi ve
Kıbrıslı Türk üniversiteleri ve öğrencilerinin Bologna,
Erasmus ve Socrates sürecine dâhil edilmesi istendi.
Broşürde; eğitimin temel bir insan hakkı olduğu da
vurgulandı ve "Kıbrıslı Türk öğrenciler ve
üniversitelere yönelik ayırımcılık sona ersin"
denildi.
Broşürde, ayrıca 17-18 Mayıs tarihleri arasında
Londra'da yapılacak olan "Bologna Bakanlar Zirvesi"ne de
çağrı yapıldı ve Avrupalı değerlere uyarak,
Kıbrıslı Türklerin sürece dâhil olmasına izin vermeleri
istendi.
Bu arada eylem, tüm AB ülkelerinin dışişleri
bakanlarının katılımıyla gerçekleştirilen Genel
İşler ve Dış İlişkiler Konseyi
Toplantısı ile eş zamanlı olarak AB Konseyi önünde
gerçekleştirildi.
İlerleyen günlerde Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi
COREPER'in alt komitesinde ele alınması beklenen Doğrudan
Ticaret Tüzüğü konusunda karar verecek olan AB ülkeleri
dışişleri bakanları olduğu için eylemde onların
dikkatleri çekilmeye ve kararları etkilenmeye
çalışıldı.
COREPER'in alt komitesinde Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda
bir uzlaşıya varılması halinde tüzük, AB Konseyi'ne gidecek
ve orda karara bağlanacak.
KBRIS 16/05/07
AB'nin harekete geçmesini bekliyoruz
SERBEST TİCARET İSTİYORUZ... İTO heyetini kabulünde
konuşan Cumhurbaşkanı Talat, "Arzumuz serbest
ticarettir" dedi. Talat, adanın her iki tarafında, güneyden
kuzeye, kuzeyden güneye ve adadan yurt dışına, yurt
dışından adaya serbest ticaret yapılmasını
istediklerini söyledi. Bunun için çalışmaya da hazır
olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Adım
atmaya hazırız. Hiçbir çekincemiz, tereddüdümüz yok"
şeklinde konuştu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, izolasyonlarda
zayıflamalar, büyük bir ekonomik gelişme ve dünya ile
ilişkilerde gelişmeler olduğunu ancak AB'nin
Kıbrıslı Türklere taahhüt ettiği somut adımların
henüz atılmadığını söyledi.
Talat, "AB'nin harekete geçmesini bekliyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul Ticaret
Odası (İTO) Yönetim Kurulu Başkanı Murat
Yalçıntaş başkanlığındaki heyeti kabul etti.
Kabulde Yalçıntaş Cumhurbaşkanı Talat'a anı
tabağı ve İTO kitabı, Talat da Yalçıntaş'a
İpek Böceği koza tablosu armağan etti.
Talat: İTO'nun verdiği destekten memnuniyet duyuyoruz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat kabuldeki
konuşmasında, İTO'nun önemli bir örgüt olduğunu ve
verdikleri destekten memnuniyet duyduklarını belirtti.
Kıbrıs Türkü'nün yıllar boyunca büyük acılar ve
sıkıntılar yaşadığını, her zaman için
de yanında Türkiye'yi bulduğunu ifade eden Talat, "Ancak son
yıllarda ortaya koyduğumuz yeni açılımlarla sadece Türkiye
ile olan ekonomik, siyasal ve sosyal ilişkilerimizle yetinmeyip daha büyük
boyutlu Avrupa ve dünya ile ilişkilerimizi geliştirme hamlesi
yaptık" dedi.
Dünyanın anlayabileceği politika
Dünyanın daha fazla anlayabileceği bir politikayı
gündeme getirdiklerini belirten Mehmet Ali Talat, buna bağlı olarak
da BM'nin Genel Sekreteri ve Avrupa Konseyi'nin Kıbrıslı
Türklere yönelik gereksiz kısıtlamaları ortadan kaldırma
taahhüdünde ve çağrısında bulunduklarını söyledi.
"Şimdi AB'nin harekete geçmesini bekliyoruz" diyen
Talat, AB'nin referandumun üzerinden 3 yıl geçmiş olmasına
rağmen izolasyonların kaldırılması konusunda somut
adımlar attığını söylemenin mümkün
olmadığını vurguladı.
Talat, izolasyonlarda zayıflamalar, büyük bir ekonomik
gelişme ve dünya ile ilişkilerin gelişmenin olduğunu ancak
AB'nin taahhüt ettiği somut adımların henüz atılmadığını
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'de dün Ticaret Odası
yetkililerinin, sivil toplum örgütleri ile birlikte Avrupa'ya taahhütlerini
yerine getirme çağrısı yaptığına da dikkat çekti.
Serbest ticaret
"Arzumuz serbest ticarettir" diyen Talat, adanın her iki
tarafında, güneyden kuzeye, kuzeyden güneye ve adadan yurt
dışına, yurt dışından adaya serbest ticaret
yapılmasını istediklerini söyledi.
Bunun için çalışmaya da hazır olduklarını
vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Adım atmaya
hazırız. Hiçbir çekincemiz, tereddüdümüz yok" dedi.
Geri durma ve vazgeçme yok
Kıbrıslı Türkleri kısıtlamalar altında
tutmaya kararlı olan Kıbrıs Rum tarafının ise
Kıbrıs Türkü'nün her türlü açılımına engel olmaya
çalıştığını da söyleyen Talat, her türlü
ilişkiyi engellemeye çalıştığını kaydetti.
Buna karşı toplumsal olarak mücadelenin her alanda devam
etmekte olduğunu vurgulayan Talat, sivil toplum örgütlerinin Avrupa'ya
gerçekleri her fırsatı değerlendirerek
anlatacağını belirtti.
Talat, "Bizde geri durma, vazgeçme, küsme, cayma yok. Sonuna kadar
çalışmaya devam edeceğiz ve sonunda
başaracağız" şeklinde konuştu.
İTO'nun kendisini davet ettiğini de hatırlatan Talat,
İstanbul'daki Kıbrıslıların organize ettiği bir
etkinliğe davet aldığını ve İTO'nun davetine de
katılmaya çalışacağını söyledi.
Yalçıntaş: Kıbrıslı Türk
işadamlarının yanındayız
İTO Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş,
Kıbrıslı Türk işadamlarının yanında
olduklarını göstermek için yıllık
toplantılarını KKTC'de yapma kararı aldıklarını
belirtti.
Özgür ticaretten yana olduklarını kaydeden
Yalçıntaş, Kıbrıslı Ticaret
işadamlarının kısa zamanda dünyada hak ettikleri yeri
almalarını arzu ettiklerini ifade etti.
Kuzey Kıbrıs'ın kat ettiği ekonomik mesafeyi
takdirle izlediklerini de vurgulayan Yalçıntaş, Kıbrıs
Türkü'nün anavatanla uyum içinde büyük bir mücadele verdiğini ve iyi bir
noktaya ulaştığını söyledi.
Yalçıntaş, izolasyonların olmadığı dünya
ile entegre bir noktaya gelecek Kıbrıs Türklerinin eğitim,
turizm, ticaret gibi alanlarda Akdeniz'in incisi olacağını belirtti.
Kıbrıs konusunda, yapıcı ve eşitlikten taviz
vermeyen politikayı memnuniyetle takip ettiklerini kaydeden
Yalçıntaş, Talat'a destek belirtti.
Yalçıntaş, gelecek hafta Cumhurbaşkanı Talat'ı
İstanbul'da tesislerinde ağırlamak istediklerini de ifade etti.
KBRIS 16/05/07
Rumlardan Türk önerilerine yanıt
PERTEV İLE CONIS, ÖNERİLERİ GÖRÜŞECEK... Pertev ile
Conis'in bugünkü görüşmesinin gündemi 8 Temmuz süreciyle ilgili
karşılıklı iletilen öneriler olacak.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
"Kıbrıs Türk tarafının yeni önerisi yoktur" diyen
Rum tarafının, görüş ilettiğine işaret etti ancak
önerilerin içeriğine girmek istemedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 8
Temmuz süreciyle ilgili Kıbrıs Türk tarafının sunduğu
önerilere, Rum tarafından "non-paper" (belge olmayan belge)
şeklinde yanıt geldiğini açıkladı.
Erçakıca, dünkü basın brifinginde, bir soru üzerine
yaptığı açıklamada, geçtiğimiz haftalarda,
Kıbrıs Türk tarafının teknik komiteler ve çalışma
gruplarıyla ilgili görüşlerini içeren önerilerine, Rum
tarafının, Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik
Büro Şefi Tasos Conis aracılığıyla yanıt
verdiğini bildirdi.
Rum tarafının, "non-paper" olarak
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'e
ilettiği önerilerin içeriğine girmek istemediğini kaydeden Erçakıca,
Pertev ile Conis'in bugün bir araya gelmesinin ve bu konuları
görüşmesinin öngörüldüğünü söyledi.
Hasan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafının
yeni önerisi yoktur" diyen Rum tarafının, görüş
ilettiğine işaret ederek, Pertev-Conis görüşmelerinin de, haftada
1-2 kez bunları ele almak üzere yapılacağını belirtti.
"Hrisostomos, Kıbrıs sorununu din savaşı
haline getirmeye çalışıyor"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum
Başpiskoposu Hrisostomos'un son zamanlarda geliştirdiği
eylemlerin, siyasal bir sorun olarak algılanması gereken
Kıbrıs sorununu, bir "din savaşı" haline getirme
tehlikesi taşıdığını söyledi.
Erçakıca, haftalık basın brifinginde, Hrisostomos'un,
Kıbrıs sorununu dini bir sorun haline getirmek için seferber
olmuş göründüğüne işaret ederek, Hrisostomos'un emrindeki
piskoposlara "esaret altındaki vatanı kurtarma görevi"
vermesini, "yeni bir tahrik, tehlikeli girişim" diye
değerlendirdi.
Rum Başpiskoposu'nun geçtiğimiz hafta sonu düzenlediği
ve bir piskoposuna "işgal altındaki Maraş'ı kurtarma"
görevi verdiği törene, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi'nden
temsilciler de çağırarak, çok daha tehlikeli bir provokasyona imza
attığını kaydeden Hasan Erçakıca,
"Başpiskopos Hrisostomos, kendi emellerine İstanbul Fener Rum
Patrikhanesi'ni de alet ederek Türkiye'nin içişlerine müdahale
edebileceği mesajını vermiştir" dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum
kilisesinin Kıbrıs tarihinde oynadığı olumsuz rolün
henüz unutulmadığına işaret ederek, kilise önderlerinin,
iki halkın kardeşliği yerine, bütün Kıbrıs'a sahip
çıkma eyleminin ve Enosis davasının başlıca yürütücüsü
olmakla Kıbrıs'ta kanlı çatışmalara öncülük
ettiklerini anlattı.
Kıbrıs sorununun, iki halkın liderlerinin
Birleşmiş Milletler çatısı altında görüşmesiyle
ele alınıp çözülebilecek siyasi bir sorun olduğunu vurgulayan
Erçakıca, yıllardır süren müzakerelerde belli parametrelerin
oluştuğunu, bunlara sadık kalınması gerektiğini
anlattı.
"Yeni bir savaştan başka anlam ifade etmez"
Erçakıca, özetle "Eğer Başpiskopos'un izinden
gidilecekse doruk anlaşmalarından beri 8 Temmuz sürecine kadar
oluşan tüm bu parametrelerin yerle bir edilmesinin ve onların
deyimiyle 'işgal altındaki bölgelerin kurtarılması' gerekir
ki, bu yeni bir savaştan başka bir anlam ifade etmez" dedi.
Sözcü Erçakıca, "Başpiskopos Hrisostomos'un iki halka
kardeşlik ve birlikte yaşama hedefi telkin etmekten uzak, tam tersine
Kıbrıs Türk ve Rum halklarını birbirine düşman
edebilecek davranışları, Kıbrıs sorununu ve bu arada Kıbrıs'taki
iki halkın ilişkilerini olumsuz etkileyecek tehlikeler
içermektedir" diye konuştu.
Din adamları güzel mesajlar vermeli
Hasan Erçakıca, Rum din adamlarının eğitim
sistemine müdahalelerini anımsatarak, "Biz, din adamları
vasıtasıyla hoşgörü, dostluk ve birlikte yaşama
mesajlarının iki topluma iletilmesi için iki toplumun din
adamlarının görüşmesine olumlu baktık. Din,
Kıbrıs'ta eğer rol oynayacaksa böyle bir rol
oynamasını ve iki halka mesajlar vermesini destekliyoruz" dedi.
"Bal ve balık ticaretindeki şartlar kabul edilemez"
Kıbrıs Türk tarafı, bal ve balık ticaretinin
Yeşil Hat Tüzüğü'ne eklenerek Kıbrıs Rum
tarafının onayıyla bu ürünlerin ticaretinin
yapılmasına olanak sağlanmasının yanlış
olduğunu ve bu ürünlerin ticaretinin mevcut koşullar altında
gerçekleşemeyeceğini Avrupa Birliği yetkililerine iletti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Avrupa Birliği'nin geçtiğimiz haftalarda aldığı
kararla Kuzey Kıbrıs'ta üretilen bal ile Kuzey Kıbrıs
sahillerinde avlanan balıkların ada üzerindeki ticaretini Yeşil
Hat Tüzüğü'ne dâhil etmesini de değerlendirdi. Erçakıca, bal ve
balık konusundaki gelişmeleri "Rum tarafına yetki verip
bağımlılık oluşturma gayreti" olarak
yorumladı.
Bu kararla Yeşil Hat ticaretine ilişkin yeni bir
uygulamanın oluşturulduğunun görüldüğünü kaydeden
Erçakıca, patates ve narenciye ticareti prosedüründen farklı olarak
uzmanlar tarafından balık ticareti için uygun bulunan teknelerin
listesinin Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na iletilmesi ve orada
kayıt altında tutulması yerine bu bilgilerin Güney Kıbrıs'a
aktarılmasının kararda yer aldığını anlattı.
Mahallenin sütçüsü
Hasan Erçakıca, balık ticaretiyle ilgili bir diğer
olumsuzluğun ise taze balığın perakende olarak lokantalara
ya da doğrudan tüketiciye 24 saat içinde satışı
öngörülürken, toptan satışının düşünülmediğini
belirtti; şöyle konuştu.
"Taze balığın toptan satışının
olmaması, bu alanda yeni yatırımlar yapılmasını
ve ticaretin artırılmasını engelleyecek bir unsudur. Bu
durumda Kıbrıs Türk balıkçılarının 'mahallenin
sütçüsü' gibi muamele görmesi kaçınılmazdır. Bu yöntemle
ekonomik gelişme elbette mümkün değildir.
Bal ticareti konusunda ise AB Komisyonu tarafından
görevlendirilecek bağımsız AB uzmanlarının, baldan 10
örnek alarak laboratuar analizlerini yaptırmaları,
sonuçlarını Kıbrıs Rum veteriner otoritesine iletmeleri ve
bu sonuçların veteriner otoritesinin web sayfasında
yayınlanması öngörülmüştür. Kararda testlerin hangi ülke
laboratuarları tarafından yapılacağı
belirtilmemektedir."
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, daha
önceki uygulamalardan farklı olarak elde edilen sonuçların Kıbrıs
Türk Ticaret Odası'na iletilmesi ve gerekli bilgilerin oda tarafından
tutulması yerine yine Rum otoritelerine sorumluluk yüklendiğine
dikkat çekti.
"Kabul edilemez, bu koşullar altında ticaret olmaz"
Erçakıca, "Bu yönde atılan adımlar kabul edilmezdir.
Kıbrıs Türk halkının ticaret yapmasını
Kıbrıs Rum tarafının onayına bağlayan zihniyet
son derece yanlıştır. Bu tutumumuz, Avrupa Birliği
yetkililerine iletilmiş ve söz konusu ürünlerin ticaretinin bu
koşullar altında gerçekleşmesinin mümkün olamayacağı
belirtilmiştir" dedi.
Erçakıca, bal ve balığın Yeşil Hat
Tüzüğü'ne eklenmesinin uzun zamandır
tartışıldığını kaydederek, düzenlemenin
tüzüğe bu şekilde girebileceği konusunda duyum almadıklarını,
kendilerine de danışılmadığını söyledi.
Erçakıca, AB Komisyonu'nun Sağlık ve Tüketicinin
Korunmasından Sorumlu Komiseri Kıbrıslı Rum Markos
Kiprianu'nun açıklamasıyla kendilerine ulaşan bilginin, KKTC
yönetimince değerlendirildiğini ve AB'ye iletildiğini kaydetti.
Rumlara verilen tavizler
Bu aşamadan sonra gelişmelerin Rum tarafına verilen
tavizler şeklinde geliştiğini ifade eden Erçakıca,
tüzüklerin gerçek amacına uygun olarak Kıbrıslı Türklerin
kalkınmasına yardımcı olacak şekilde uygulanmasını,
geçirilmesini engelleyerek kendine tabi hale getirmeye
çalıştığını belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
"Öyle anlaşılıyor ki Rumlar AB üyeliklerini
Kıbrıslı Türklere karşı kullanmaya devam ettiği
ve AB yetkilileri de buna olanak tanıdığı sürece, bu gibi
durumlarla sık karşılaşacağız ve bunları
düzeltmek zor olacak" diye konuştu.
Rum tarafı non-paper iletti
8 Temmuz sürecinde neler olduğu sorusuna karşılık
Erçakıca, şu açıklamayı yaptı:
"Geçen haftaki (Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev-Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis
arasındaki) görüşme sırasında Kıbrıs Rum
tarafı bize non-paper (belge olmayan belge) türden kâğıtlar
iletmiş bulunuyor.
Yani günlerce bizim ilettiğimiz öneriler için 'yoktur' dediler,
ama nihayette bunlara bir karşı öneriyle cevap verdiler. Bu öneriler
tarafımızdan değerlendirilmektedir. Pertev-Conis
görüşmeleri de bu kapsamda biraz hızlanmış gibidir.
Yarın (bugün) yeniden bir araya gelinmesi öngörülüyor. Bu tempoyla
gidilirse haftada bir-iki görüşmeye çıkacak gibi görünüyor. Çünkü
karşılıklı verilmiş öneriler var. Bunların bir
şekilde değerlendirilmesi gerekiyor."
"İlginç şeyler oluyor"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
"8 Temmuz süreciyle ilgili ilginç şeyler oluyor" diyerek, geçen
hafta Rum Haber Ajansı'nda yayımlanan bir haberde (Rum Yönetimi
Başkanı Tasos) Papadopulos'un "çalışma
komitelerinden" söz eden demecini okuduklarını, kendilerininse
uzun zamandır titizlikle çalışma gruplarıyla teknik
komiteleri ayırdıklarını, oysa Rum tarafının
bunları karıştırdığını kaydetti.
Erçakıca, geçenlerde Rum Meclisi Başkanı, AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın da açıklamasının yer
aldığını hatırlatarak, Hristofyas'ın süreci
doğru anlatırken, neden çalışma grupları ve teknik
komiteler olduğunu ise anlatmadığını belirtti.
"Sonuç alınamaz hale getirmeye
çalışıyorlar"
Rum tarafının, çalışma gruplarıyla teknik
komiteleri birbirine karıştırıp sonuç alınamaz hale
getirmeye çalıştığını kaydeden Hasan
Erçakıca, "Bizim uzun zamandır üzerinde durduğumuz konu
budur. Biz, teknik komitelerin maksadına uygun
çalıştırılmasını, Rumlar istediği için onay
verdiğimiz çalışma gruplarının da yine ortaya
çıkış maksadına uygun çalışmasını arzu
ediyoruz. Görüşme sürecinde öneriler vardır. Bunları da bu anlayış
çerçevesinde değerlendiriyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum
önerileriyle ilgili yorum yapmak istemediğini de belirterek, bunları
Rum tarafıyla değerlendirmenin daha yapıcı
olacağını söyledi.
KIBRIS
16/05/07
Turgay Avcı, Azerbaycan, Malezya ve Yemen
Dışişleri Bakanları ile görüştü
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan
açıklamaya göre Avcı, sabahki oturumun tamamlanmasının
ardından Pakistan Dışişleri Bakanı Hurşit
Kashmir'in İKÖ Dışişleri Bakanları onuruna
verdiği öğle yemeğine katıldı.
Avcı, öğleden sonraki oturumun devam ettiği sırada,
Umman Sultanlığı Dışişleri Bakan
Yardımcısı ve Heyet Başkanı Badr Bin Hamad Bin Hamad
Al Busaidi ile ikili bir görüşme yaptı. Görüşmede Umman
Sultanlığı'nın başkenti Muskat'da açılacak olan
KKTC temsilciliği konusu ele alınarak, ikili ilişkileri
geliştirmek için atılacak adımlar üzerinde duruldu.
Bakan Avcı, ikinci görüşmesini, Azerbaycan
Dışişleri Bakanı Emer Mehmeyedov ile gerçekleştirdi.
Görüşmede ikili ilişkilerin geliştirilmesi üzerinde duruldu ve
bu yönde gayret gösterilmesi için iki bakan mutabık kaldı. Bakan
Avcı, bir sonraki görüşmesini Malezya Dışişleri
Bakanı Dato Suri Syed Hamid Albak ile yaptı.
Dışişleri Bakanı Avcı son görüşmesini
ise, Yemen Dışişleri Bakanı Dr.Abubeker Algirbi ile
gerçekleştirdi.
İhsanoğlu
Dışişleri Bakanlığı'nın
açıklamasına göre bu arada İslam Konferansı Örgütü Genel
Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, açılışta
yaptığı konuşmada Kıbrıs sorununa da
değinerek, üye ülkelere Kıbrıs Türk halkı ile
dayanışma içerisinde olma çağrısında bulundu.
İhsanoğlu, Kıbrıslı Türklerin gelişmesine
yardımcı olmak amacıyla İslam Kalkınma Bankası
gibi İKÖ'ye bağlı kurum ve kuruluşlardan oluşan karma
bir teknik heyetle KKTC'de incelemelerde bulunduklarını söyledi.
KIBRIS 16/05/07
Merkel: Kuzey Kıbrıs'taki dini eserler tahrip
ediliyor
Avrupa'daki Hristiyan, Yahudi ve Müslüman topluluklarının
liderleri Brüksel'deydi. AB Dönem Başkanı Almanya'nın
başbakanı Angela Merkel, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barroso ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans Gert Pöttering'in ev
sahipliği yaptığı toplantıda, dini değerlerin
Avrupa için önemi tartışıldı. Toplantıya katılan
dini temsilciler arasında Almanya'daki Türk İslam Birliği
sorumlusu İmam Bekir Alboğa da vardı.
AB Komisyonu Başkanı Barroso, tüm AB üyesi ve aday ülkelerin
dini özgürlüklere saygı duyması gerektiğini söyledi. Edinilen
bilgilere göre Barroso, Türkiye'de dini özgürlükler konusunda yaşanan
sıkıntılarla ilgili eleştirileri Başbakan
Erdoğan'a ilettiğini ve Erdoğan'ın hemen harekete
geçtiğini kaydetti. En son Malatya'da 3 Hristiyanın
öldürüldüğünü hatırlatan Pöttering de, hükümetin hemen gerekli
adımları attığını savundu.
Toplantının ardından düzenlenen toplu basın
toplantısında konuşan Angela Merkel, dini hayatın toplumsal
yaşama yansımalarından örnek verirken "Kuzey
Kıbrıs'ta dini eserlerin tahrip edilmesine göz yumamayız"
diye konuştu.
Merkel'in sözlerine toplantıda söz alan Rum Başpiskoposu
Hrisostomos'un verdiği bilgilerin neden olduğu ileri sürüldü.
Hrisostomos'un 1974'ten sonra kuzeyde kalan kiliselerin Türk askeri ve
Kıbrıs Türk halkı tarafından tahrip edildiğine
ilişkin detaylar sunduğu öğrenildi.
Avrupa Parlamentosu'ndaki Rum ve Yunan milletvekilleri de son iki
aydır bu yönde bir karar tasarısı çıkarttırmak için
çabalarını sürdürüyor.
KIBRIS
16/05/07
NTV
Güncelleme: 18:29 TSİ 17 Mayıs 2007 Perşembe
VARŞOVA - Türkiye ve
KKTCnin tepkisine karşın Doğu Akdenizde petrol ve
doğalgaz aramak için ihale açan Kıbrıs Rum yönetimi bu konudaki
ısrarını sürdürüyor. Varşovada soruları
yanıtlayan Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Sene
sonuna kadar ilk arama lisanslarının çıkacağına
inanıyorum dedi.
Kıbrıs
Rum kesiminin Şubat ayında açtığı ihale için
Ağustos ayına kadar başvuru kabul edileceğini hatırlatan
bakan, en geç Ekim başında başvuruları
değerlendireceklerini belirtti.
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının Akdenizde
doğalgaz ve petrol aranmasına yönelik ihalesi ise 23 Mayısta
yapılacak
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:01 TSİ 17 Mayıs 2007 Perşembe
BRÜKSEL - Türkiyenin AB ile
müzakere sürecinde neredeyse tüm başıkların
açılmasını erteletecek hukuki itirazlar bulmaya
çalışan Kıbrıs Rum yönetiminin son olarak
tartışmalı ÇEAŞ-Kepez davasını Brükselin gündemine
taşıdığı ortaya çıktı. Avrupa Komisyonunun
Türkiyenin enerji faslı için hazırladığı tarama
raporunda hiçbir açılış kriteri öngörmemesine tepki gösteren
Rumlar, Komisyona bir dizi yazılı soru yöneltti.
Rumlar, Avrupa Enerji Şartına taraf olan Türkiyenin
ÇEAŞ-Kepez davasında bu anlaşmanın 10. ve 13. maddelerini
ihlal ettiğini öne sürdü. Sözkonusu maddeler enerji şartını
imzalayan ülkelerin AB üyesi bir ülkede kurulan bir şirkete
karşı yerine getirmesi gereken yükümlülüklere açılık
getiriyor.
Rumlara göre Türkiye ÇEAŞ ve Kepeze el konulmasının
ardından bu şirketlerin hisselerine sahip olduğunu iddia eden
Güney Kıbrıslı Libananconun kayıplarını
karşılamayı reddetti. Bu gerekçeleri Avrupa Komisyonunun
dikkatine sunan Rum delegasyonunun, Türkiyenin Avrupa Enerji
Şartının gereklerini yerine getirmesinin enerji faslı için
açılış kriteri olmasını talep ettiği
öğrenildi.
Türk diplomatik kaynaklar, Avrupa Birliğinin sonuçlanmamış bir
davayı Türkiyenin önüne açılış kriteri olarak
koymasını beklemediklerini de belirtti.
Rumların Libananconun Türkiyeden tazminat talebini ABnin gündemine
taşıması Ankaranın Kıbrıs Rum yönetimini
tanıdığını ileri sürmek için yeni bir gerekçe
arayışı olarak yorumlanıyor. Rumlar, Uluslararası
Yatırım Uyuşmazlıkları Merkezinin Türkiyeyi Güney
Kıbrıs lisanslı Libananco şirketine tazminat ödemeye mahkum
etmesi halinde tanıma yorumunun da mahkemece hükme
bağlanabileceğini savunuyor.
Libananco şirketinin davasını yürüten hukuk ekibinde Türkiyenin
daha önce de başını ağrıtan Rum avukat Achilleas
Demetriades de var. Demetriades, mülkiyet haklarının
engellendiği gerekçesi ile AİHMde Türkiye aleyhine
açtığı 1.2 milyon Euroluk tazminat davasını kazanan
Rum vatandaşı Titina Loizudounun da avukatıydı.
Sesimizi duyuramıyoruz
RUM TARAFI ÇÖZÜM İSTEMİYOR... Cumhurbaşkanı Talat,
Brüksel'de düzenlenen konferansta yaptığı konuşmada
Kıbrıslı Türklere bir çok alanda ayrımcılık
uygulandığına dikkat çekerek, AB'nin bunu nasıl içine
sindirebildiğini sordu. Kıbrıslı Türklerin sesini duyuramadığından
yakınan Talat "Bu bizi üzüyor" dedi. Cumhurbaşkanı,
Rum tarafının çözüme yanaşmamasına da değinerek,
"Türk ordusunun bölünmüşlüğün sorumlusu olarak görülmesi yanlış,
çözümsüzlüğü Rum tarafının isteksizliğinde aramak
lazım" diye konuştu
CİDDİ BİR ÇİFTE STANDARTLA KARŞI
KARŞIYAYIZ... Ciddi bir çifte standartla karşı karşıya
olduklarını vurgulayan Talat, Ledra kapısının
açılması çabasında ilk adımı Kıbrıs Türk tarafının
attığını, ancak Kıbrıs Türk tarafından çok
sonra bu yönde adım atan Rum tarafının dünya kamuoyunun
takdirini aldığını ifade etti. Talat, "Biz de Ledra
kapısındaki mevzimizi kaldırdık, ama onlar yıkıp
yeniden yaptılar. Bize kimse teşekkür etmezken onlara Güvenlik
Konseyi kararlarında teşekkür edildi" diye konuştu.
T.A.K/ÖZLEM GÜRAN
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü'ne
birçok alanda ayrımcılık uygulandığını,
Rumların Kıbrıs Türklerini izole etmek için AB üyeliğini
kullandıklarını belirterek, "AB bunu nasıl içine
sindirebiliyor" diye sordu.
Türk ordusunun bölünmüşlüğün sorumlusu olarak görülmesinin
yanlış olduğunu, çözümsüzlüğü Rum tarafının
isteksizliğinde aramak gerektiğini de vurgulayan Talat, Avrupa
Birliği'nden Kıbrıs Türkü'ne verilen sözlerin yerine
getirilmesini istedi.
Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup (ALDE) ile Kıbrıs
Türk Ticaret Odası'nın katkılarıyla Brüksel'de Avrupa
Parlamentosu'nda düzenlenen "Madalyonun Diğer Yüzü:
Kıbrıslı Türklere Ses Vermek" konulu konferansta
konuşan Talat, Kıbrıs Türkü'nün kendisiyle ilgili konularda
ilgili ortamlarda temsil edilmesi, sesini duyurmasına olanak
sağlanması gerektiğini de vurguladı.
ALDE üyesi Karin Resetarits'in ev sahipliğini
yaptığı konferansta Kıbrıslı Türklerin içinde
bulunduğu durum tüm yönleriyle ele alındı ve izolasyonlar
irdelendi.
Cumhurbaşkanı Talat, bu konferansın kendilerine ana
dillerini kullanma şansı verdiğini belirterek
konuşmasını Türkçe olarak yaptı.
"Sesimizi duyuramıyoruz, bu bizi üzüyor"
Kıbrıslı Türklerin sesinin duyulması
gerektiğini vurgulayan Talat, "Ama sesimizi duyuramıyoruz ve bu
bizi üzüyor" dedi.
Kıbrıslı Türklerin AB vizyonuna sahip olduğunu
kaydeden Talat, Kıbrıslı Türklerin çoğunun AB vizyonunu
korumak için çaba sarf ettiğini belirtti ve bu vizyonu halkın
demokrasi yoluyla, eylemlerle oluşturduğunu anlattı.
Talat, Kıbrıslı Türklerin AB'ye girebilmek için kendi iç
politik düzenini değiştirerek yeniden oluşturduğunu da
kaydetti.
"Diplomasi mühendisliği harikası"
Annan Planı'nı "dünya diplomasi mühendisliği
harikası" olarak değerlendiren Talat, "Dünya diplomasisi
bir araya gelerek birçok sorunu ele aldı ve Kıbrıs sorununu
çözüm yoluna soktu" dedi.
Annan Planı'nın oluşumuna yol açan müzakerelerin
nasıl başladığını anlatan Talat, plana Türk
tarafının evet, Rum tarafının ise hayır dediğini
anımsattı, ancak dünyanın bunu beklemediğini kaydetti.
Tüm dünyanın Rumların plana evet diyeceğini
düşündüğünü dile getiren Talat, Kıbrıslı Türklerin o
günlerde AB vizyonuna sahip değilmiş gibi, Rumların ise çözüm
istermiş gibi göründüğünü belirtti.
10-11 Mart 2003'de Annan Planı ile ilgili müzakereler çökerken, Papadopulos'un
Genel Sekreter Kofi Annan'a "Kıbrıslı Türkler hazır
olunca ben de planın ana hatlarını müzakere etmeye
hazırım" dediğini anımsatan Talat, Papadopulos'un
2003'de Genel Sekreter'e bir de mektup yazarak inisiyatif alarak tarafları
çözüm için bir araya getirmesini istediğini de anlattı.
Annan'ın bu söylemler nedeniyle Rumların çözüm
istediğine inandığını vurgulayan Talat, Kuzey'de de
çözüm yanlısı bir hükümet oluşunca Annan'ın çözüm konusunda
son derece ümitli olduğunu belirtti.
"Sanıldığı gibi olmadığı
görüldü"
Ancak referandumda hiçbir şeyin sanıldığı gibi
olmadığının görüldüğünü ifade eden Talat, plan
sonrasında AB ve BM'li diplomatların hayal
kırıklıklarını ifade ettiklerini söyledi.
Genel İşler Konseyi'nin 26 Nisan 2004'te
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonları kaldırma
kararı aldığını belirten Talat, 28 Mayıs 2004'de
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da Güvenlik Konseyi'ne
yazdığı raporda "Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonlar kaldırılmalıdır, çünkü Kıbrıslı
Türkler ayrılıkçı olmadıklarını ispat ettiler.
İzolasyonların kaldırılması güvenlik konseyi
kararlarına aykırı değildir" ifadelerini
kullandığını belirtti.
Aradan 3 yıl geçmesine rağmen hala izolasyonların
kaldırılmasına yönelik önemli bir adım
atılmadığını ifade eden Talat, fiilen uygulanmasa da
mali yardım tüzüğünün serbest
bırakıldığını ancak doğrudan ticaret
tüzüğü konusunda hiçbir adım atılmadığını
kaydetti.
Bölünmüşlüğün sorumlusu Türk ordusu değil
Türk ordusunun Kıbrıs sorununun çözümüyle adadan
ayrılmaya hazır olduğunu da ifade eden Talat,
Türkiye'nin belirlenen bir takvimle ordusunu adadan çekmeyi
onayladığını kaydetti. Talat, Türk ordusunun
bölünmüşlüğün sorumlusu olarak görülmesinin yanlış
olduğunu da kaydetti.
Talat, Türkiye'nin çözüm istediğini ve çözüm olması halinde
çözümün parametrelerine uyacağını da belirtti ve
çözümsüzlüğü Kıbrıs Rum tarafının isteksizliğinde
aramak gerektiğini söyledi.
"Bir çok alanda bize ayırımcılık
uygulanıyor"
Doğrudan Ticaret Tüzüğünün kabul edilmemesi yanında, bir
çok izolasyon unsuru ve ayırımcılık olduğunu kaydeden
Talat, uluslararası bir karar olmamasına rağmen eğitim ve
spor alanında da Kıbrıslı Türklere izolasyonlar
uygulandığını belirtti.
Ekonomik eğitim ve kültür alanındaki ambargoları anlatan
Talat, Bologna sürecine Kıbrıslı Türk öğrenci ve
üniversitelerin dahil olamamasını örnek gösterdi.
Talat, "AB sınırları içinde AB vatandaşı
olan insanlar AB eğitim sistemine dahil olamıyor, bunu AB nasıl
içine sindirebilir" dedi.
"Ayrımcılık giderek artıyor"
Kıbrıslı Türklere uygulanan
ayırımcılığın giderek
arttığını da kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
dünyadaki folklor örgütüne üye olan iki Kıbrıslı Türk Kulübün
Kıbrıslı Rumların çabasıyla örgütten atılmaya
çalışıldığını söyledi.
"Biz değil onlar tebrik edildi"
Ciddi bir çifte standartla karşı karşıya olduklarını
vurgulayan Talat, Ledra kapısının açılması
çabasında ilk adımı Kıbrıs Türk tarafının
attığını, ancak Kıbrıs Türk tarafından çok
sonra bu yönde adım atan Rum tarafının dünya kamuoyunun
takdirini aldığını ifade etti. Talat, "Biz de Ledra
kapısındaki mevzimizi kaldırdık, ama onlar yıkıp
yeniden yaptılar. Bize kimse teşekkür etmezken onlara Güvenlik
Konseyi kararlarında teşekkür edildi" diye konuştu.
"Bizi izole etmek için AB'ni kullanıyorlar"
Bu sorunların Kıbrıslı Türklerin sesinin
duyulmamasından kaynaklandığını söyleyen Talat,
Rumların Kıbrıslı Türklerin izole edilmesi için AB'ni
kullandığını belirtti.
Kıbrıslı Türklerin dünya devletleriyle her hangi bir
ilişki kurmasının Rumlar tarafından hemen
engellendiğini anlatan Talat, Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı
Türkleri temsil etme iddiasından bir türlü vazgeçmediğini kaydetti.
"Karşıtları tarafından temsil edilen halk var
mı"
Talat, "Dünyada karşıtları tarafından temsil
edilen başka bir halk var mı" diye sordu.
Birçok uluslararası toplantıdan Kıbrıslı Türklerin
haberi dahi olmadığını anlatan Talat, AB'ndeki Eğitim
ve Kültür Komitesi'nin Kuzey Kıbrıs'taki kültürel
varlıkları görüşmesi sırasında bile
Kıbrıslı Türklerin hazır bulunmadığını
söyledi.
Talat söyle konuştu:
"Biz izolasyonlar kaldırılsın isterken kimseye ceza
verilsin istemiyoruz. Kıbrıslı Rumlar tarih ve
coğrafyanın bizi birlikte yaşamaya mahkum ettiği bir
halktır. Onlar zarar vermek istemiyoruz ama bize verilen zarar bitsin
istiyoruz".
Rumların Kıbrıs'taki Hıristiyan kültürel
varlıklarının tahrip edildiği yönünde iddiaları
bulunduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıslı Türklerin bilerek hiçbir kültürel
varlığı tahrip etmediğini, ancak bazılarının
doğal olarak zamanın getirdiği tahribata
uğradığını kaydetti.
Talat , Güneye bakıldığı zaman dozerle
yıkılıp araba parkı yapılan bir çok Kıbrıs
Türk kültürel varlığı olduğunu da belirtti.
"Nerdeyse hiç temasımız yok...Plan
şeytanlaştırıldı"
Kıbrıslı Rumlar ile nerdeyse hiç temasları
olmadığını da vurgulayan Talat, cinayet, insan
kaçakçılığı, kuş gribiyle mücadele konularında
dahi işbirliği yapamadıklarını söyledi.
Annan Planı'nın referandum sonrasında Rumlar
tarafından şeytanlaştırılmaya
çalışıldığını da belirten Talat, referandum
döneminde Rumlar için planın çözüm zemini olarak kabul edilebilecek bir plan
olduğunu ancak şimdi planın adını bile duymak
istemediklerini kaydetti.
Nami: Adada durum iyi değil ve geleceğimiz de iç
açıcı görünmüyor
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami
de konuşmasında, mali yardım ve doğrudan ticaretin
Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
sonlandırılmasına doğru atılan ilk adımlar
olduğunu belirterek, "Bunlar hiçbir şekilde,
Kıbrıslı Rumlar BM barış planını reddederken
Kıbrıslı Türklerin onaylaması üzerine AB'nin verdiği
sözün tam ve bütün olarak yerine getirilmesi değildir" dedi.
Kıbrıs'ta zamanın akıp gitmekte olduğunu ve
"madalyonun diğer yüzünde sesi duyulmayan Kıbrıslı
Türklerin olduğunu" söyleyen Nami, Kıbrıslı Türklerin
AB konusunda hayal kırıklığına
uğradığını kaydetti. Nami, "Adada mevcut olan
durum iyi değildir ve geleceğimiz de pek iç açıcı
görünmemektedir" dedi.
Watson: Annan Planı'nın
başarısızlığından
sonra tecrit devam etmemeli
Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grup (ALDE) Başkanı
Graham Watson, da konferansta yaptığı konuşmada,
Kıbrıs sorununun öncelikleri arasında önemli bir yeri
olduğunu söyledi.
Tüm Kıbrıs'ın AB üyesi olduğunu ancak sadece
Rumların AB vatandaşlığının meyvelerinden
yararlandığını belirten Watson, AB'ne sadece "ismen
vatandaş" olan Kıbrıslı Türklerin, izole ve mali
açıdan daralmış durumda olduklarını vurguladı.
Annan Planı'nın
başarısızlığından sonra tecridin devam etmemesi
gerektiğini belirten Watson, AB'nin bu yönde sorumlulukları
olduğunu belirtti.
Watson, Mali Yardım Tüzüğü'nün serbest
bırakıldığını, Yeşil Hat Tüzüğü'nün
uygulamaya girdiğini, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili
çalışmaların ise davam ettiğini hatırlattı, ancak
hukuki engelleri bir çırpıda kaldırmanın mümkün
olmadığını vurguladı.
Özdil Nami: Bazı kararlar madalyonun
öbür yüzü dinlenmeden alınıyor
CTP-BG Milletvekili Özdil Nami de konferansta bir konuşma yaparak,
Kıbrıslı Türklerin seçilmiş temsilcileri
vasıtasıyla Avrupa Parlamentosu'nda temsil edilmesi için
sürdürdükleri çalışmaları anlattı.
AB Haklar Bildirgesinde "AB vatandaşları parlamentoya
üye olup oy kullanabilir" şeklinde bir ifadenin yer
aldığını dile getiren Nami, Kıbrıslı
Türklere AB üyesi denmesine rağmen parlamentoda temsil edilemediklerini ve
oy kullanamadıklarını belirtti.
Kıbrıslı Rumların uluslararası kimliklerini
Kıbrıslı Türkler ile paylaşmak istemediklerini ortaya
koyduklarını ve tüm Kıbrıs'ı temsil ettiklerini iddia
ettiklerini belirten Nami, Annan Planı'na hayır diyen tarafın
AB'nde destek gördüğünü, Kıbrıslı Türklerin demokratik
haklarının ise bazı mazaretlerle reddedildiğini kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs'la ilgili
çalışmalar yapan komitelerde de temsil edilmediğini vurgulayan
Nami, bazı kararların "madalyonun öbür yüzü dinlenmeden"
alındığını söyledi.
Güven: KKTC'deki üniversitelere kanun dışı olarak
bakılıyor
Özdil Nami'den sonra Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.
Halil Güven konuştu. Güven, Kıbrıslı Türkler ile AB
arasında eğitim yoluyla bir etkileşim olabileceğini
anlattı ancak KKTC'deki üniversitelere "gayri kanuni" olarak bakıldığını
belirtti
"Bilginin nasıl gayri kanuni olabileceğini" soran
Güven, KKTC'deki üniversitelere gayri kanuni demenin kabul edilemez
olduğunu söyledi.
DAÜ'deki öğretim üyeleri ve öğrencilerle ilgili bilgiler
veren Güven, diplomalarının tanınmamasının en büyük
zorlukları olduğunu söyledi, fakat bazı ülkelerin ikili
anlaşmalarla diplomalarını tanıdığını
anlattı.
Güven, Bologna ile Erasmus süreçlerini anlatarak, KKTC'deki
üniversitelerin bunlara dahil olamadığını söyledi ve Avrupa
coğrafyasına dahil oldukları için bu süreçlere dahil
olmaları gerektiğini anlattı.
Erk: Kıbrıslı Türkler izolasyonlar yüzünden demokratik
standartlara ulaşamadılar
Kuzey Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Emine
Erk de, Kıbrıs'taki insan hakları sorununu anlattı.
Demokratik olmayan bir muameleyle
karşılaşıldığını belirten Erk, Kıbrıslı
Türkler olmadan kendileriyle ilgili kararlar
alındığını belirtti.
İnsan hakları konusunda her ülkenin sorumluluğu
olduğunu belirten Erk, her ülkenin insan haklarının nasıl
geliştirileceği konusuna katkı koyması gerektiğini
söyledi.
Erk, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar yüzünden
dünyanın bir bölümüne hapsedildikleri için demokratik standartlara
ulaşamadıklarını kaydetti. Erk AB'nden yardım
alınması halinde ancak standartlara uygun hale gelinebileceğini
de kaydetti.
Müler: Kültürel mirası korumak için büyük maddi yetersizlik
vardır
DAÜ Öğretim Üyesi Arkeolog Uwe Müller ise, Kuzey
Kıbrıs'taki kültürel mirasın yok olma tehdidiyle karşı
karşıya olduğunu, ancak çözümün çok zor olduğunu söyledi.
Güney'in AB'nden yardımlar alarak kültürel mirasını
koruduğunu ifade eden Müller, KKTC'de bu yönde büyük maddi yetersizlikler
olduğunu belirtti.
KKTC'ye kültürel mirasın korunması çalışmaları
için fon ayrılması gerektiğini söyleyen Müller, Rumların bu
yöndeki her türü çabayı engellediğini, sonra da tahribat var diye
şikayet ettiğini kaydetti.
Kültürel mirasın siyasi araç olarak kullanılmaması,
ihtilaflı tarafların bunun için işbirliği yapması
gerektiğin kaydeden Müller, "Üniversiteler zaman zaman kültürel
mirasın korunması için fon arayışına giriyor ama
Rumlar hemen çabamızı engelliyor. Amaçları, sadece siyasi oyunda
bir adım öne geçmek. Kültürel ve tarihi eserlere ne olduğu
umurlarında bile değil" dedi.
Mesutoğlu: Referandumdan sonra adada hiçbir yenilik ve
değişiklik olmadı
Şehir Planlama Uzmanı Layık Mesutoğlu da,
Kıbrıslı Türklerin de tüm insanlar gibi sesini duyurma
hakkına sahip olduğunu kaydetti. Kalkınma sürecinde
Kıbrıslı Türklerin yükümlülüklerine uyması gerektiğini
belirten Mesutoğlu, çevrenin korunması gerektiğini ancak bunun
ne kadar mümkün olduğunun tartışılabileceğini söyledi.
Referandumdan sonra adada hiç bir yenilik ve değişiklik
olmadığını söyleyen Mesutoğlu, referandum sürecinde
KKTC'de yaşanan inşaat patlamasından bahsetti. İnşat
patlamasından dolayı hassas bölgelerde dahi tahribat
yaşandığını belirten Mesutoğlu, inşaat
sektörünün ekonomik fırsat olarak görüldüğünü söyledi.
İzolasyonlar sürdüğü sürece halk için başka bir seçenek
bulunmadığını belirten Mesutoğlu, alternatif
kalkınma politikaları üretilmesi gerektiğini vurguladı.
Truszczynski: Mali Yardım Tüzüğü için hazırlanacak
projelerde Kıbrıslı Türkler daha aktif olacak
Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü Başkan
Yardımcısı Jan Truszczynski de Kıbrıslı
Türkler'in tecridinin kaldırılması için gösterdikleri
çabayı anlattı. AB'nin kapsamlı bir çözüme destek verdiğini
söyleyen Truszczyniski, iki toplumun da memnun olduğu bir çözümün en çok
AB'ni mutlu edeceğini kaydetti.
Trszczynski, teknik komitelerin ve çalışma
gruplarının bir an önce çözüm için çalışmaya
başlamasın gerektiğini vurgulayarak, ancak bu şekilde ilerleme
kaydedilebileceğini belirtti.
Çözüm konusunda AB devletlerinin karar verici
olmadığını, iki tarafın karar vermesi gerektiğini
ifade eden Truszczynski, kapsamlı çözüme giden yolu
Kıbrıslı Türkler ile Rumların açması gerektiğini
söyledi.
Lefkoşa'nın kuzeyinde bir ekiplerinin
çalıştığını söyleyen Truszczynski, Mali
Yardım Tüzüğünün serbest bırakıldığını
ve kısa süre içinde hayata geçirileceğin söyledi. Mali Yardım Tüzüğü
için hazırlanacak projeler konusunda Kıbrıslı Türklerin
daha aktif olabileceğini belirten Truszczynski, özellikle çevre konusunda
daha aktif bir hizmet temini için reformlara ihtiyaç duyulduğunu ekledi.
Talat bugün KKTC'ye dönüyor
Konferans için dün sabah Brüksel'e giden Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile diğer konuşmacılar bu gece KKTC'ye dönecek.
İlgi büyük oldu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yanında Ticaret
Odası Başkanı Erdil Nami, Avrupa Konseyi'ndeki
Kıbrıslı Türk Temsilci CTP Milletvekili Özdil Nami, Doğu
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, Doğu Akdeniz
Üniversitesi'nden Arkeolog Uwe Müler, Kıbrıs Türk İnsan
Hakları Vakfı Başkanı Emine Erk, AB Genişlemeden
sorumlu dairenin direktör vekili Jan Truszczynski ve Şehir Planlama
Uzmanı Layık Mesutoğlu'nun da konuştuğu konferans
büyük ilgi gördü.
Konferansı, AB Kıbrıs Türk Masası Şefi Andrew
Rasbash'ın yanı sıra AP'daki siyasi grupların
sekreteryaları, bazı AB parlamenterleri, Kıbrıs'tan gelen
Türk ve Rum öğrenciler, Brüksel'deki sivil toplum örgütü temsilcileri, bazı
Avrupa Komisyonu temsilcileri, yüksek temas grubu sekreteryası, ALDE
milletvekilleri, Brüksel'deki bazı elçiliklerin temsilcileri de izledi.
Matsakis yine rahat durmadı
ALDE grubundan Kıbrıslı Rum Marios Matsakis de
konferansın düzenlenmesinde büyük katkısı bulunan ve
konferansın sunumunu yapan ALDE Milletvekili Karin Resetaris'in
yanında oturarak konuşmacıların
konuşmalarının sonunda Kıbrıslı Türkler lehine
söylediklerine yönelik karşıt fikirlerini ifade etti.
Konferansta konuşmalar Türkçe, İngilizce, Fransızca,
Almanca ve Yunanca olmak üzere 5 dile eş zamanlı olarak çevrildi. Her
konuşmadan sonra soru-cevap ve tartışma bölümleri yer aldı.
KIBRIS 17/05/07
10. Protokol tartışılıyor
KURUCU ANLAŞMALARA TERS Mİ, DEĞİL Mİ?...
Protokolün bir katılım anlaşması olduğunu,
katılım anlaşmalarının kurucu anlaşmalar gibi AB'nin
"birincil hukuku" olduğunu belirten bazı kesimler
protokolün kurucu anlaşmalara ters düşemeyeceğini belirtirken,
bazı kesimler de AB'nin birincil hukuku olmasına rağmen
protokolün, AB'nin savunduğu temel ilkelere, yani insan
haklarının korunması ilkesine, ters olduğunun ileri
sürülebileceğini belirtiyor.
Gözde SÜREÇ
Avrupa Birliği'nin Kıbrıs ile ilgili 10. Protokolünün,
AB'nin "birincil hukukunu" oluşturan kurucu anlaşmalara
ters düştüğü yönündeki görüş tartışılmaya
başlandı.
Son günlerde köşe yazarları tarafından çeşitli
yönleriyle tartışılan 10. Protokol konusunda farklı
kesimler çeşitli yorumlarda bulunuyor. Dört maddeden oluşan ve 2003
yılında imzalanarak, 1 Mayıs 2004 yılında
yürürlüğe giren, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de aralarında
bulunduğu 10 yeni devletin AB'ye üye olduğu bir katılım
anlaşmasının eki olan Kıbrıs'la ilgili 10. Protokolün
1. Maddesinde "Avrupa Birliği müktesebatının
uygulanması Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin etkin kontrolü
dışında bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ait bölgelerde
askıya alınacaktır" deniyor.
Bazı kesimler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu
ortağı olan Kıbrıslı Türklerin bu protokolle
dışarıda bırakılmasının, AB'nin birincil
hukukunu oluşturan anlaşmalara ters düştüğünü savunuyor.
10. Protokolün bir katılım anlaşması olduğu ve
katılım anlaşmalarının, kurucu anlaşmalar gibi
AB'nin "birincil hukuku" olduğunu açıklayan bazı
kesimler, katılım anlaşmalarıyla, kurucu
anlaşmaların aralarında hiyerarşik bir yapı
olmadığını, aralarında uyuşmazlık
olması halinde dahi iptal edilmesinin mümkün olamayacağını
belirtiyor.
10. Protokolün insan hakları yönünden değerlendiren bazı
kesimler ise AB'nin birincil hukuku olmasına rağmen protokolün,
AB'nin savunduğu temel ilkelere, yani insan haklarının
korunması ilkesine ters olduğunun ileri sürülebileceğini
belirtiyor.
Bazı kesimler ise 10. Protokolün insan haklarına
aykırı olmadığını, sadece bir durum tespiti
olduğunu, değiştirilmesi mümkün olmayan protokolün
değiştirilebileceğini söylemenin toplumun umutlarını
boş yere yönlendirmek olacağını ileri sürüyor.
DAÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Hacer Soykan
Adaoğlu, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil
Nami, DAÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.
Doç. Dr. Kudret Özersay ve Kıbrıs AB Derneği Başkanı
Ali Erel, 10. Protokol konusunu değerlendirdi.
Adaoğlu: Katılım anlaşmaları ile
kurucu anlaşmalar birincil hukuk
Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Hukuk Fakültesi Öğretim
Görevlisi Dr. Hacer Soykan Adaoğlu, 10. Protokol'ün Avrupa
Birliği'nin birincil hukukunu oluşturan kurucu anlaşmalarına
ters düşmediğini kaydetti.
Katılım Anlaşmaları'nın, Kurucu
Anlaşmalarla aralarında uyuşmazlık olsa dahi iptal
davasına konu olamayacağını kaydeden Adaoğlu, buna
neden olarak her iki anlaşmanın da birincil hukuk olmasını
ve aralarında hiyerarşik ilişki bulunmamasını
gösterdi.
Hukuken katılım anlaşmalarının kurucu
anlaşmalara aykırılığının
denetlenmediğini anlatan Adaoğlu, aralarında
aykırılık olsa dahi bunun iptale konu olamayacağını
vurguladı.
Bu duruma örnek olarak Anayasa maddelerini gösteren Adaoğlu,
anayasanın içinde de birbiriyle çelişen maddeler olabildiğini
ancak bunların iptal edilmediğini kaydetti.
10. Protokolün Avrupa Birliği içinde başka ülkelerde de
uygulandığını belirten Adaoğlu, örnek olarak
Danimarka'da bulunan Faerue Adaları'nı gösterdi. Danimarka
toprağı olan bu adalarda da Avrupa Birliği
müktesebatının uygulanmadığını söyleyen
Adaoğlu, Kuzey Kıbrıs'ın bu anlamda bir ilk
olmadığına dikkati çekti.
Adaoğlu, yasalaşmayan AB Anayasasında bu konuda da
düzenlemeler olduğunu ancak yasalaşmadığı için hükmün
uygulanmadığını ifade etti.
Nami: 10. Protokol insan haklarına aykırı
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami,
10. Protokolün İnsan Haklarına aykırı olduğunu ifade
etti.
"10. Protokolde Kuzey Kıbrıs, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin kontrolü olmayan bölge olarak tanımlanıyor. Bizim
Kuzey'deki bölgenin işgal altında olduğu belirtiliyor"
diyen Nami, bu tarifi haksızlık olarak niteledi.
Bu ifadeleri içeren metnin düzeltilmesi gereken bir metin olduğuna
vurgu yapan Nami, şunları söyledi:
"Bu tanım gösteriyor ki onların görüşünde
Kıbrıs'ta kontrol altında olmayan bölgeler kontrol altına
alındığı zaman sorun çözülecek. Demek ki esas amaç
Kıbrıslı Türkleri hükümetin kontrolüne sokmaktır."
Nami, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin eşit ortağı olduğunu belirtti ve
Kıbrıs Cumhuriyeti içinde eşit şekilde temsil edilmesi
gerektiğini söyledi.
Özersay: İnsan haklarına aykırılık
noktası açık kapı olabilir
Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Uluslararası
İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kudret Özersay, 10.
Protokolün kendisinin Avrupa Birliği'nin birincil hukuku olduğunu
kaydetti ve "10. Protokolün AB birincil hukukuna ters düşer"
argümanı çok güçlü bulmadığını kaydetti.
Özersay sözlerine şöyle devam etti:
"Bir noktada kapı açık olabilir. O da insan hakları
konusuyla ilgilidir. AB birincil hukuku AB İnsan Hakları
sözleşmesini de içerir. Dolayısıyla, 10 numaralı protokol
AB'nin birincil hukuku olmasına rağmen özünde insan haklarına
aykırı olması nedeniyle ve birincil hukukun içinde insan
haklarının özel bir yeri olması nedeniyle, sorumlu olduğu
ve AB'nin kuruluşundaki temel ilkelere yani insan haklarının
korunması ilkesine ters olduğu ileri sürülebilir"
AB'nin birincil hukukunu ve 10 Protokolü açılayan Özersay
şöyle konuştu:
"AB'ni kuran ve değiştiren uluslararası
anlaşmaların tümü birincil hukuktur. 10. protokol 2003
yılında imzalanan ve 1 Mayıs 2004 yılında
yürürlüğe giren bir katılım anlaşmasıdır.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de aralarında bulunduğu 10 yeni
devletin AB'ye üye olduğu bir diğer katılım anlaşmasıdır.
Yani 10. protokolün kendisi de birincil hukuktur"
"10 numaralı protokol AB birincil hukukuna terstir demek çok
kolay değildir" diyen Özersay, anayasa örneğini vererek,
"Anayasanın 20. maddesi Anayasa'nın 19. maddesine terstir
diyebilir misiniz?" diye sordu.
Erel: 10. Protokol insan
haklarına aykırı değil
Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel, 10.
Protokolün değiştirilmesinin mümkün olmadığını bu
konudaki tartışmaların manipülatif tartışmalar
olduğunu söyledi.
Protokolün değiştirilebileceğini söylemenin toplumun
umutlarını boş yere yönlendirmek olacağını
kaydeden Erel, Bologna sürecinin de olumsuz neticeleneceğine
inandığını belirtti.
Erel şöyle devam etti:
"Bunlar Kuzey'de bir devlet yapısının
uluslararası örgütler tarafından kabulünü gerektirir. İzolasyonların
kaldırılması konusunda yapılan politikaların iflas
ettiği noktada Türk toplumunun yeniden, uzun soluklu, neticesi
şimdiden belli olan 10. Protokolün değiştirilmesine yönelik bir
beklentiye sokmaya çalışıyorlar. Bu tartışma yersiz.
Bekletmek ve zaman kazanmak için ortaya konmuş bir argüman"
Protokol 10'unun kendisinin birincil hukuk olduğunu belirten Erel,
"AB'nin kendi birincil hukukundan geri düşme veya bunu
yanlış yapmıştık deme noktasında bir örneği
yoktur" dedi.
10. Protokolün, 10 yeni ülkenin AB'ye giriş
anlaşmasının eki olduğuna dikkati çeken Erel, "kendisi
birincil hukuktur oybirliği olmadan değiştirilmesi kesinlikle
mümkün değildir" şeklinde konuştu.
Protokol 10'un insan haklarına aykırı
olmadığına da vurgu yapan Erel, "10. Protokol üye devlet
hükümetinin, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin, efektif kontrolü olmayan
bölgelerle efektif kontrolü olan bölgelerin varlığını ifade
eder. Kıbrıs adası üzerindeki realitenin yazıya
dökülmüş şeklidir" dedi.
Erel, Protokol 10'un bir durum tespiti ve AB müktesebatının
kuzeyde uygulanamayacağının bir ifadesi olduğunu söyledi.
KIBRIS 17/05/07
Avcı: Kıbrıs Türk tarafı yeni adım
atmayacak
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Türk tarafının
Kıbrıs konusunda yeni bir adım atmayacağını, Rum
kesiminin ortaya koyduğu haksız taleplerin kabul edilebilir
olmadığını belirtti.
İslamabad'da İslam Konferansı Örgütü
Dışişleri Bakanları 34. dönem toplantısına
katılan Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari ile de görüştü.
İşlemeyen süreç
Dışişleri Bakanlığı Basın
Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı görüşmede, 8 Temmuz sürecinin mutabık kalındığı
şekilde çalışmaya başlamadığına dikkat
çekerek, Kıbrıs Rum tarafının teknik komitelerin
çalışmasını engellemek için ellerinden gelen her şeyi
yaptığını belirtti.
Sürecin çalışabilmesi için Türk tarafının tüm iyi
niyetini ortaya koyduğunu ifade eden Avcı, ancak Kıbrıs
Türk tarafının temel haklarından ödün verilmesinin de söz konusu
olmadığını kaydetti.
Papadopulos'un amacı
Rum Lider Papadopulos'un, mülkiyet gibi geniş kapsamlı
görüşmelerde ele alınabilecek temel bir konuyu teknik komiteler
kapsamına dahil etmek istemesi nedeniyle sürecin sekteye
uğradığını belirten Bakan Avcı, Papadopulos'un
amacının Kıbrıs Türk tarafında son dönemlerde büyük
bir gelişme gösteren inşaat sektörü ve buna bağlı olarak da
ekonomik gelişimi engellemek olduğunu belirtti.
Avcı, Rum tarafında yaklaşan seçimler öncesinde
Papadopulos'un Kıbrıs konusuna ilişkin adım atmak
istemediğine de dikkat çekerek, Rum tarafının her şeye
"hayır" demesine karşılık uluslararası
camiada gerekli baskıyı ve tepkiyi görmediğini kaydetti.
Görüşülmeyen rapor
Referandumlar sonrasında BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan
tarafından hazırlanan raporun, aradan uzun bir süre geçmesine
rağmen halen Güvenlik Konseyi'nin gündemine alınıp
görüşülemediğini de hatırlatan Turgay Avcı,
Kıbrıslı Türklerin bu konuda beklentisinin raporun ivedilikle
Güvenlik Konseyi'nden geçmesi olduğunu söyledi.
Avcı, Kıbrıs Türk tarafının ekonomik ve ticari
gelişmesiyle dünyaya açılmasını Rum tarafının
engelleyemeyeceğini de vurguladı.
İlişkiler
Kıbrıs konusunda iyi niyetlerini sürdürürken diğer
taraftan Avrupa Birliği ülkeleri ile ilişkiler yanında
İslam konferansı ülkeleri ile çok daha yakın ticari, kültürel ve
eğitim açılımlarını sürdüreceklerini belirten
Avcı, Kıbrıs Türk tarafının yeni bir adım
atmayacağını, Rum kesiminin ortaya koyduğu haksız
taleplerinin kabul edilebilir olmadığını vurguladı.
BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari de talepleri ve Kıbrıs
Türk tarafının görüşlerini Genel Sekreter'e ileteceğini
söyledi.
KIBRIS 17/05/07
Talat'ın konferanstaki sözleri Rum basınında
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım
Akansoy'un eşlik ettiği Cumhurbaşkanı Talat, dün gece 22.30
uçağıyla KKTC'ye geldi.
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat
Grubu'nun (ALDE) düzenlediği "Madalyonun diğer yüzü:
Kıbrıslı Türklere Bir Ses Vermek" konulu konferansın
açılış konuşmasını yapmıştı.
Güney Kıbrıs'taki tepkiler
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Avrupa
Parlamentosu'ndaki konuşması Güney Kıbrıs'ta tepkiyle
karşılandı.
Konferansla ilgili haberler Rum basınında "Avrupa
Parlamentosu'na Girdiler", "Doğrudan Ticarete Hayat
Öpücüğü", "Kıbrıs Hükümeti Aleyhine Ağır
Eleştiri" ve benzeri başlıklarla yer aldı.
ALDE Grubu üyesi Kıbrıslı Rum Marios Matsakis'in
konferans sırasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a
sataşması da Rum basınında geniş yer aldı.
KIBRIS 18/05/07
Talat: İzolasyonların kaldırılması
kaçınılmazdır
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
"İzolasyonların kaldırılması
kaçınılmazdır. Bugün olmazsa yarın olacaktır. Bu bir
insanlık ayıbıdır" dedi.
Avrupa Parlamentosu Liberal Demokrat Grubu'nun düzenlediği
"Madalyonun Diğer Yüzü: Kıbrıslı Türklere Bir Ses
Vermek" konulu konferansta konuşma yapan Cumhurbaşkanı
Talat, İstanbul'a gitti. Talat dün gece adaya döndü.
Talat, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Talat, konferansın, Avrupa Parlamentosu'nda
Kıbrıslı Türklerin dostları tarafından,
Kıbrıslı Türklerin sesinin Brüksel'de duyulması için
organize edildiğini söyledi.
Bir gazetecinin, "Yakın zamanda olumlu bir gelişme
bekleyebilir miyiz?" şeklindeki sorusu üzerine Talat, "O konuda
ihtiyatlı olmak lazım. İhtiyatlı iyimser mi dersiniz,
ihtiyatlı kötümser mi, belli değil. O konuda henüz bir şey yok.
Görünen o ki Mali Yardım Tüzüğü'nün arkasından Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesinde Rum tarafı şiddetle
karşı çıkıyor" dedi.
Şu an için bir şey söylemenin mümkün
olmadığını ifade eden Talat, "İzolasyonların
kaldırılması kaçınılmazdır. Bugün olmazsa
yarın olacaktır. Bu bir insanlık ayıbıdır. Bu
insanlık ayıbının daha ne kadar süreceğini
doğrusu ben de bilemiyorum. Biz bir an önce verilen sözlerin
tutulmasını istiyoruz. Yarın geç bile olabilir" diye
konuştu.
Türkiye'deki seçim süreciyle ilgili soruya karşılık da
Talat, bu sürecin Kıbrıs politikasını etkilemeyeceğini
belirterek, şunları kaydetti:
"Belki bir süre Kıbrıs konusu iç politikada
tartışma konusu olur ama biz bunun olmasını temenni
etmiyoruz. Kıbrıs sorunu ulusal bir politikadır ve iç
politikanın bir malzemesi yapılmamasını tercih ederiz.
Kıbrıs sorununu ayrı, ortak bir ulusal politika gibi görmek,
öyle algılamak daha doğru olur diye düşünüyorum.
Hayırlı olsun. Türkiye bir demokrasi sınavını daha
geçecek."
KIBRIS 18/05/07
KKTC pasaportu ile İKÖ ülkelerine seyahat için gereken
yapılmalı
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Türklerinin ABD ve
İngiltere'ye olduğu gibi, İKÖ ülkelerine de KKTC pasaportu ile
seyahat edebilmeleri için gerekenin yapılmasını istedi.
Avcı, ayrıca Kıbrıslı Türklerin vizyonunun
daha iyi anlaşılabilmesi ve Kıbrıs Türk tarafının
tüm alanlarda gelişebilmesi için İKÖ ülkeleriyle ilişkilerin
geliştirilmesinin ve yeni temsilciliklerin açılmasının
kapsamlı bir çözümün yokluğunda şart olduğunu söyledi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı, İslam Konferansı Örgütü 34.
Dışişleri Bakanları toplantısı genel kurulunda
bir konuşma yaptı. Dışişleri
Bakanlığı'nda yapılan açıklamaya göre, Avcı,
Kıbrıs Türk halkının haklı davasına
göstermiş olduğu destekten dolayı İslam Konferansı
Örgütü Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'na
teşekkürlerini sunarak başladığı
konuşmasında, Ortadoğu, Azerbaycan, Kaşmir, Irak ve
Batı Trakya gibi İslam ülkelerinin çözülmemiş sorunlarına
dikkat çekti.
Konuşmasında Kıbrıs konusunu geniş bir
şekilde değerlendiren Avcı, Kıbrıs Rum
tarafının BM Genel Sekreteri'nin kapsamlı çözüm
planını kuvvetli bir "hayır" ile reddetmesinin,
Kıbrıs Türk tarafıyla güç paylaşımına girmeye
hazır olmadığını ortaya koyduğunu kaydetti.
Avcı, Türk tarafının, taraflar arasında
karşılıklı güveni artırmayı ve ekonomik
gelişmeyi artırmayı öngören 10 maddelik eylem planı
önerisinin de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından bütünüyle
reddedildiğine işaret etti.
Turgay Avcı, Türk tarafı, taraflar arasındaki resmi ve
doğrudan iletişim ile işbirliği eksikliğinden kaynaklanan
ve günlük hayatta ortaya çıkan zorlukları aşmak amacıyla
iki taraf arasında teknik komiteler kurulmasını önerisi
yaptığını söyledi.
Avcı, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin
farklı alanlarda teknik komiteler kurulması önerisine Kıbrıs
Türk tarafının olumlu yanıt verdiğini ve hemen bu
doğrultuda çalışmaya başladığını ancak
Rum tarafının ön koşullar öne sürdüğünü belirtti.
BM Genel Sekreterliği'nin o dönemde görev yapan Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin
Kıbrıslı Rumları ikna etmek için adaya
gerçekleştirdiği ziyaretin 8 Temmuz anlaşmasıyla
sonuçlandığına işaret ederek, "Görüşme sürecinin
derhal yeniden başlaması için Kıbrıs Türk tarafının
gösterdiği bütün uğraşlara rağmen, Kıbrıs Rum
tarafı zamana oynamaya ve kapsamlı bir çözüme katkıda bulunacak
sürecin başlamasını engellemeye devam etti" dedi.
Bakan Avcı konuşmasında, İKÖ'de alınan
Kıbrıs ile ilgili kararları hatırlatarak,
Kıbrıslı Türklere karşı, maddi ve politik açıdan
yardım ederek, karşı karşıya kaldıkları haksız
ve insanlık dışı izolasyonlara son vermek üzere somut
adımlar atmaya davet edildiğini belirtti. Avcı, şöyle devam
etti:
"Tüm üye ülkelerden, Kıbrıslı Türklerle olan ikili
ilişkilerini, doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür,
enformasyon, yatırım ve sportif alanlarda olmak üzere daha da
geliştirmeleri ve bu bağlamda Kıbrıs Türk tarafına
yüksek seviyede ziyaretler gerçekleştirilmesi istendi. İKÖ Genel
Sekreteri Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu ve heyeti de bu çerçevede
KKTC'ye resmi ziyarette bulundu".
Avcı, ziyaretin kendileri açısından son derece
yararlı ve verimli geçtiğini belirterek, Genel Sekreterliğin
Kıbrıslı Türklerin karşılaştığı
zorlukları gidermek açısından yardımcı olmayı
hedeflediği eylem planı çerçevesinde bir izleme heyetini gelecek
yıl da KKTC'ye göndereceğine emin olduklarını ifade etti.
İKÖ üye ülkelerinde Kıbrıs Türk ticaret ve turizm
ofisleri açmak istediklerini kaydeden Avcı, son dönemde ülkelerinde ofis
açılmasına olanak sağlayan kardeş Katar, Umman ve Kuveyt'e
teşekkür etti. Avcı, bunun diğer kardeş ülkelere örnek
teşkil edeceğinden emin olduğunu söyledi.
Avcı, konuşmasının sonunda, KKTC'nin İKÖ'de
haklı yerini alıp, gözlemci statüsünün tam üyeliğe
çıkartılması konusunda uzun zamandan beridir gündemde olan
taleplerini de yineledi.
KIBRIS 18/05/07
Watson: Kıbrıslı Türkler ve Rumlar AB'nin nimetlerinden yararlanmalı
"ADAYA İLK
ZİYARETİM AMA SON OLMAYACAK"... AP Liberal Demokrat Grup
Başkanı Watson, Talat'ı, geçtiğimiz günlerde Brüksel'de
AP'de ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını, Kıbrıslı
Türklerin sesinin AB'de duyulması açısından
başarılı bir konferans olduğunu söyledi.
"Bu ilk ziyaretim
ancak kesinlikle son olmayacak" diyen Watson, AB içinde bir çerçeve
oluşturarak Kıbrıs'ta yaşanan bazı sorunları
aşmak için adadaki siyasi güçlerle çalışmak istediklerini
vurguladı
TALAT, İZOLASYONLARIN
KALDIRILMASI TALEBİNİ YİNELEDİ... Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıslı Türklerin adada çözüm isteğini ve
izolasyonların haksızlığını bir kez daha vurguladı.
Cumhurbaşkanı
Talat, izolasyonların çağdaş bir davranış
olmadığına inandıklarını dile getirerek,
uluslararası toplumun Kıbrıslı Türkleri izole etmeyi
sürdürmemesi gerektiğini, çünkü Kıbrıslı Türklerin
izolasyonları hak etmediğini söyledi
Avrupa Parlamentosu
Liberal Demokrat Grup Başkanı Graham Watson, Kıbrıs'ın
Avrupa Birliği (AB) üyesi olduğunu, Kıbrıslı Türklerin
ve Kıbrıslı Rumların AB'nin nimetlerinden yararlanması
ve sorunların çözümü için çalıştıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta temaslar yapan Avrupa Parlamentosu
Liberal Demokrat Grup Başkanı Graham Watson'ı dün saat 19.00'da
makamında kabul etti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıslı Türklerin adada çözüm isteğini ve
izolasyonların haksızlığını bir kez daha
vurguladı.
Watson,
Cumhurbaşkanı Talat'ı, geçtiğimiz günlerde Brüksel'de Avrupa
Parlamentosu'nda ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını,
Kıbrıslı Türklerin sesinin AB'de duyulması
açısından başarılı bir konferans olduğunu
söyledi.
Kıbrıs'ın
AB üyesi olduğunu kaydeden ve Kıbrıslı Türklerin ve
Rumların AB üyeliğinin nimetlerinden yararlanması için
çalıştıklarını ifade eden Watson, 13 yıldan beri
Avrupa Parlamentosu üyesi olduğunu ancak Kıbrıs'ı ilk kez
ziyaret ettiğini açıkladı. Graham Watson, Kıbrıs'a gelmekten,
iki liderle ve uluslararası toplumun temsilcileriyle görüşmekten
mutluluk duyduğunu kaydederek, "Bu ilk ziyaretim ancak kesinlikle son
olmayacak. Çok güzel bir ülkeniz var" dedi.
Avrupa Parlamentosu
Liberal Demokrat Grup Başkanı Graham Watson, AB içinde bir çerçeve
oluşturarak Kıbrıs'ta yaşanan bazı sorunları
aşmak için adadaki siyasi güçlerle çalışmak istediklerini
vurguladı.
Talat:
"Kıbrıslı Türkler Çözüm İstiyor"
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat da Watson'la görüşmesinde yaptığı
konuşmada, adaya ilk ziyaretinden iyi izlenimlerle
ayrılmasını diledi ve Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıs sorununa çözüm istediğini söyledi.
Kıbrıs'ın
bölünmüşlüğünün iki halkı da olumsuz etkilediğini belirten
Talat, 3 yıl önceki referandumda Rumların hayırı nedeniyle
büyük bir fırsatın kaçırıldığını
hatırlattı. Talat, Kıbrıslı Türklerin referandumla
çözüme bağlılığını
kanıtladığını ve adada kapsamlı bir çözüm için
çalıştığını vurgulayarak, uluslararası
toplumun da Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları
kaldırması gerektiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı
Talat, izolasyonların çağdaş bir davranış
olmadığına inandıklarını dile getirerek,
uluslararası toplumun Kıbrıslı Türkleri izole etmeyi
sürdürmemesi gerektiğini, çünkü Kıbrıslı Türklerin
izolasyonları hak etmediğini söyledi.
Brüksel'de düzenlenen
konferansın Avrupa Parlamentosu'na seslerini duyurmak açısından
çok yararlı olduğunu belirten Mehmet Ali Talat, benzer
yaklaşımın AB tarafından da gösterilmesini istediklerini
dile getirdi.
Talat,
Kıbrıslı Türklerin en azından teorik olarak AB'de
olduğunu ve Kıbrıslı Rumlar tarafından temsil
edilmemesi gerektiğini belirterek, Kıbrıslı Türklerin AP'
deki temsiliyetini destekleyen Liberal Demokrat Grup'a teşekkür etti,
"Bu Kıbrıslı Türklerin hakkıdır" dedi.
Talat, konferansı
"ilerisi için atılmış yararlı bir adım" diye
niteleyerek AB'nin hem Kıbrıslı Türkleri hem de
Kıbrıs'ta çözümü desteklemesini istedi.
Talat,
Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıs'ta çözüme verdikleri
destek nedeniyle Watson'a teşekkür etti.
KIBRIS 19/05/07
RUM BASINI, 10 MAYIS
TARİHLİ BELGEYİ YAYIMLADI... Kıbrıs Türk ve Rum
taraflarının, 8 Temmuz sürecinin uygulanması konusunda
sürdürdüğü görüş alış verişinden sonuç
alınamıyor... İki tarafın birbirine sunduğu öneriler
görüş ayrılıklarını azaltacağı yerde artırıyor.
Tarafların birbirine belge ardına belge sunmasından öte olumlu
bir gelişme kaydedilmeyen ve hiç bir umut vermeyen görüş
alış verişinin "sonucu olmayan bir kağıt
savaşına benzediği" yorumları yapılırken,
Rum basını, Rum tarafınca Kıbrıs Türk önerilerine
cevaben sunulan 10 Mayıs tarihli belgeyi yayımladı
İŞTE RUM
TARAFININ ELE ALINMASINI İSTEDİĞİ KONULAR... Rum
Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in,
sunduğu belgede, teknik komitelerde ele alınması gereken konular
şu şekilde sıralanıyor: Suça ilişkin konular, ekonomik
konular, kültürel miras, kriz yönetimi, insani konular, sağlık ve
çevre. Conis'in belgesinde, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden
Sorumlu eski Yardımcısı İbrahim Gambari'nin mektubunda yer
alan, "tarafların sundukları tüm konuların tartışma
ve görüşme unsuru olacağı" şeklindeki ifadesi de
hatırlatılıyor..
Kıbrıs Türk ve
Rum taraflarının, 8 Temmuz sürecinin uygulanması konusunda
sürdürdüğü görüş alış verişinden sonuç
alınamıyor... İki tarafın birbirine sunduğu öneriler
görüş ayrılıklarını azaltacağı yerde
artırıyor...
Tarafların birbirine
belge ardına belge sunmasından öte olumlu bir gelişme
kaydedilmeyen ve hiç bir umut vermeyen görüş alış verişinin
"sonucu olmayan bir kağıt savaşına
benzediği" yorumları yapılırken, Rum basını,
Rum tarafınca Kıbrıs Türk önerilerine cevaben sunulan 10
Mayıs tarihli belgeyi yayımladı.
Politis gazetesi;
"Köprü Kurulamayacak Uçurum - Kıbrıs Rum Tarafının 10
Mayıs Tarihli Belgesinde Mülkler Konusu da Var""
başlıkları altında verdiği haberinde, gerek
Kıbrıs Türk tarafının sunduğu "gayrı
resmi" belgelerin, gerekse Kıbrıs Rum tarafının
sunduklarının; iki taraf arasındaki görüş
ayrılıklarını azaltmadığını, aksine
KKTC'deki eski Rum mallarının kullanımı konusunun teknik
komitelere dâhil edilip edilmeyeceği konusundaki görüş
ayrılıklarını artırdığını savundu.
Gazete, elde ettiği
bilgilere dayandırarak verdiği haberinde, Rum Başkanlık
Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in, 10 Mayıs tarihinde
Kıbrıs Türk tarafına bir belge sunduğunu ve belgenin,
teknik komiteler kısmında; gündelik konulara ilişkin
görüşmelerin insan hakları ölçü alınarak yapılması ve
İnsan Hakları Bildirgesi'ne dayanması gerektiğinin yer
aldığını yazdı.
Conis'in sunduğu
belgede neler var?
Habere göre,
Kıbrıs Rum tarafının sunduğu belgenin devamında
yer alan "insani konular" kısmında ise,
"taşınmaz malların yasal sahiplerinin
dışında başkaları tarafından sürekli ve
maksatlı kullanılmasından doğan sorunların"
gündelik konulara ilişkin görüşmelere dâhil olduğu savunuluyor.
Gazete,
"anlaşıldığı üzere Kıbrıs Rum
tarafının bu konudaki görüşlerinin Kıbrıs Türk
tarafınınkinden çok farklı olduğunu" belirtirken,
Conis'in sunduğu belgede, teknik komitelerde ele alınması
gereken konuların şu şekilde
sıralandığını yazdı:
"Suça ilişkin
konular, ekonomik konular, kültürel miras, kriz yönetimi, insani konular,
sağlık ve çevre".
Conis'in belgesinde, BM
Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu eski
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin mektubunda yer alan,
"tarafların sundukları tüm konuların tartışma ve
görüşme unsuru olacağı" şeklindeki ifadesinin
hatırlatıldığını belirten gazete,
"Koordinasyon Komitesi'nin, teknik komiteler ve çalışma
gruplarının çalışmalarını yönlendireceğinin
ve gözetleyeceğinin" vurgulandığını yazdı.
Çalışma
gruplarının konuları
Gazete, Conis'in
sunduğu belgede, çalışma gruplarında ele alınacak
konuların ise şu başlıklarla ifade edildiğini
yazdı:
"Yönetim, güvenlik,
toprak egemenliği, mülkiyet, ekonomi, Avrupai konular ve
vatandaşlık, yabancılar, göç".
Gazete, sürecin
karmaşıklığının, sadece "yönetim"
konusu altında yer alan alt başlıkların
sayısının 66 olmasından anlaşılabileceğini
belirtirken, Conis'in gayri resmi belgesinde ayrıca, teknik komiteler ve
çalışma gruplarında görev yapacak kişilerin, mesleki
unvanları dışında hiçbir unvan
taşımayacaklarının vurgulandığını da
ifade etti.
Millet: Olumlu bir
gelişme yok
Öte yandan Alithia ve
diğer gazeteler, İngiltere'nin Güney Kıbrıs Yüksek Komiseri
Peter Millet'in dün yapmış olduğu açıklamada, 8 Temmuz
sürecine ilişkin olumlu bir gelişme olmadığını
söylediğini; ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Nicholas Burns'ün ise önceki günkü açıklamalarında,
"yeni bir şeylerin olması gerektiğini"
söylediğini yazdılar.
Alithia gazetesi:
"Haziran'da Gelişmeler - ABD ve İngiltere'den Yoğun Kulis
Faaliyetleri" başlıkları altında verdiği
haberinde, Millet'in dünkü açıklamalarında, 8 Temmuz sürecinde
ilerleme olmadığını vurguladığını;
Burns'ün ise, Kıbrıs sorununun çözümünün ilerletilmesi için
"yeni bir şeylerin gerektiğini" belirterek,
Kıbrıs sorunu hakkında yoğun kulis faaliyetlerinin
sinyalini verdiklerini yazdı.
Burns: Geriye dönüş
yok
Gazete, "Kıbrıs
Mücadelesi Dünya Koordinasyon Komitesi"nin (PSEKA), ABD'de
gerçekleştirilen 23'üncü toplantısı temsilcilerine, ABD
Dışişleri Bakanlığı'nda konuşan Burns'ün
ise, "diplomatların hiçbir zaman çözüm bulma çabalarını
terk etmediklerini ve gerek kendisi gerekse ABD Dışişleri
Bakanı Condoleezza Rice'ın, Kıbrıs'ta özel temsilcisini
ataması konusunda BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'u
cesaretlendirdiklerini" söylediğini yazdı.
Habere göre Burns
konuşmasında; "İki gün önce Kıbrıs'ın
Washington Büyükelçisi'ne, yeni bir başlık açabileceğimizi
söyledim. Denenmiş ve başarısızlıkla
sonuçlanmış bir şeye geri dönmeye gerek yoktur. Eğer bir
hükümet, yeni bir şeye gerek duyulduğunu güçlü bir şekilde
hissediyorsa, özgün bir şey deneyeceğiz" şeklinde
konuştu.
ABD ve İngiltere'nin,
bu girişimlerin merkezinde olması gerektiğini de savunan Burns,
"Size söz veriyorum ki bunu BM şemsiyesi altında
gerçekleştireceğiz" şeklinde konuştu.
Gazete, Burns'ün konuşmasında ayrıca, "Benim mevkiimde birinin, Kıbrıs'ı ziyaret ederek hükümete saygılarını sunma zamanı geldi" dediğini ifade ederek, Kıbrıs'ı ziyaret edeceğinin sinyallerini verdiğini, ancak kesin bir tarih belirtmediğini ifada ederken, diplomatik bir kaynağın ise, Burns'ün ziyareti öncesinde ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza'nın Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini bildirdiğini yazdı
KIBRIS 19/05/07
Kıbrıs çıkmazını derinleştirir bölünmüşlüğü kalıcılaştırır
AB'YLE
İLİŞKİLERE ZARAR VERİR...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca: Bu kararın
altına imza atanlar, Kıbrıs sorununu ve Kıbrıs Rum
tarafının AB üyeliğinin yarattığı sorunları
anlamamış görünüyorlar. Bu yöntemler ile Kıbrıs Rum
tarafının AB ile entegrasyonunda atılacak ileri adımlar,
Kıbrıs sorununu daha karmaşık ve çözümlenmesi zor bir hale
sürüklerken, Kıbrıslı Türklerin AB ile ilişkilerine da
büyük ölçüde zarar verecektir
Avrupa Birliği
Komisyonu'nun, Güney Kıbrıs'ın 1 Ocak 2008'de Euro Bölgesi'ne
katılmasını tavsiye etme kararına
Cumhurbaşkanlığı'ndan tepki geldi.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca yazılı açıklamasında, AB
Komisyonu'nun Kıbrıs sorununu ve Kıbrıslı Türkleri
dikkate almadan aldığı bu kararın, Kıbrıs
sorununun içinde bulunduğu çıkmazı derinleştirme ve adadaki
bölünmüşlüğü kalıcılaştırma tehlikesi
taşıdığını belirtti.
Erçakıca, "Euro
Bölgesi'ne katılmak, Güney Kıbrıs'ın AB ülkeleri ile
entegrasyonunu ileri götürürken, hem Güney ile Kuzey Kıbrıs
arasındaki ekonomik farklılıkları artıracak, hem de AB
ile entegrasyonda Güney ile Kuzey arasındaki farkı açarak,
Kıbrıs'ta bölünmüşlüğü kalıcılaştıracak
bir fonksiyon üstlenmiş olacaktır" dedi.
Kıbrıs Türk
halkını dikkate almadan ve Kıbrıs Türk halkının
temsilcileri ile müzakere edilmeden alınan söz konusu kararın,
Kıbrıs Türk halkını hem ekonomik hem de siyasi olarak
Avrupa Birliği'nden uzaklaştırıcı bir etki
yapacağını da kaydeden Erçakıca, özetle şunları
ekledi:
"Bu kararın
altına imza atanlar, Kıbrıs sorununu ve Kıbrıs Rum
tarafının AB üyeliğinin yarattığı sorunları
anlamamış görünüyorlar. Bu yöntemler ile Kıbrıs Rum tarafının
AB ile entegrasyonunda atılacak ileri adımlar, Kıbrıs
sorununu daha karmaşık ve çözümlenmesi zor bir hale sürüklerken,
Kıbrıslı Türklerin AB ile ilişkilerine da büyük ölçüde
zarar verecektir."
KIBRIS 19/05/07
"İKÖ toplantısı, KKTC'nin tanınma arenası"
Pakistan'da
gerçekleştirilen İslam Konferansı Örgütü'nün (İKÖ)
Dışişleri Bakanları toplantısının, KKTC'nin
düzeyinin yükseltilmesi arenasına çevrildiğini ve toplantıda
Kıbrıs'a ilişkin sunulan karar tasarısının, bu
yönde olduğunu yazan Rum basını, Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı'nın toplantıda yaptığı
konuşmasına da yer verdiler.
Fileleftheros gazetesi
haberinde; İKÖ'deki karar tasarısının, bugüne kadar
sunulanlardan "çok daha kötü" olduğunu ve karar
tasarısında üye devletlere, KKTC ile tüm alanlarda ilişkiler
kurmaları, KKTC yetkililerini ülkelerine davet etmeleri, ekonomik ve
doğrudan ticaret ilişkileri kurmaları ve yatırımlar
yapmaları çağrısında bulunulduğunu yazdı.
Gazete, karar
tasarısında; bu taleplerin yanı sıra, üye devletlere KKTC
ile siyasi ilişkiler kurarak, spor karşılaşmaları
yapmaları, KKTC üniversiteleri ile işbirliği ve öğrenci
değişimlerine gitmeleri, KKTC pasaportlarını
tanımaları ve KKTC'nin İKÖ'ye "normal devlet"
statüsünde katılması önerilerinin de yer aldığını
vurguladı.
Gazete,
Dışişleri Bakanı Avcı'nın, konferansta
yaptığı konuşmaya da yer verirken, Avcı'nın;
"Kıbrıslı Rumların Annan Planı'nı
reddetmelerinin iktidarı paylaşmaya hazır
olmadıklarının bir göstergesi olduğu" şeklindeki
sözlerini ön plana çıkardı.
KIBRIS
19/05/07