Washington Times: Rumların Rus silah alımı fiyaskoyla
bitti
Güney Kıbrıs Rum
Kesiminin KKTCye Türk ordusunu caydırmak amacıyla Rusyadan
yaptığı helikopter ve füze alımlarının fiasko ile
sonuçlandığı, silahların
kullanılamadığı bildirildi.
Washington Times gazetesi, Lefkoşa
kaynaklı haberinde Kıbrıs Rum Kesiminin Rusyadan
aldığı pahalı silahları kullanamadığına
dikkat çekerken "Rum Ordusunun, Rusyadan aldığı silahlar
konusunda şanşı yaver gitmedi" diye yazdı.
Rus füzelerinin konuşlandırılamamasından
ardından Rum ordusunun, Rus yapımı saldırı
helikopterlerinin yedek parçalarının teslim edilmediğini ve
pilotlarının Rusça kılavuzları okuyamadıkları için
uçamadıklarını yazan gazete, 2001 yılında satın
alınan 12 adet MI-35 saldırı helikopterlerinden sadece birinin
şu anda operasyonel olduğunu ve yalnızca "çok gerekli"
olduğu durumlarda kullanıldığını savundu. Gazete
şöyle devam etti:
"Bölünmüş adanın kuzey
tarafındaki Türk tank gücüne karşı kuvvetli bir
caydırıcı unsur olması planlanan diğer helikopterler,
uyuklayan bir hava üssündeki hangarlarda bekliyor.ö ABDli gazete, Türkiyenin
ise adada 35 bin asker ve 200den fazla tankı bulunduğunu kaydetti.
Rum yönetiminin 1990 yıllarında 1974
yılından bu yana "engel karşılamadan" Kıbrıs
göklerinde uçan Türk uçaklarını caydırmak amacıyla
Rusyadan sofistike S-300 hava savunma sistemini satın
aldığını da belirten gazete, 227 milyon dolara mal olan
sistemin teslimatının büyük ölçüde "Türklerin askeri müdahale
tehditleri" nedeniyle birkaç defa ertelendiğine, sonunda da füzelerin
Girit adasına gönderildiğine dikkat çekti.
SARKOZYNİN DAVETİ
Buna karşın, Rum ordusunun keyfinin
hala yerinde olduğunu yazan gazete, ordunun halen 14 Temmuzda Pariste
yapılacak geleneksel askeri geçit için 25 kişilik bir birliği
eğittiğini bildirdi. Gazete, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas
Sarkozynin, tüm AB ülkelerinin geçide katılmaları için davet
yaptığını belirtti.
Öte yandan, Washington Times, Kıbrıs
adasının büyük sayıda asker ve silah bulunmasına
karşı, Rum Kesiminin The Economist Intelligence Unit tarafından
hazırlanan "Barış Endeksiöndeki 121 ülke arasında 51.
sırada yer aldığına dikkat çekti.(ANKA)
MILLIYET 11/06/07
Tasos Papadopulos Ortaçağ'dan kalma
ENGİZİSYON KAMPANYASI BAŞLATTILAR...
Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetiminin, Rum halkının
komisyona başvurmasını engellemek için engizisyon
çağlarını çağrıştıran bir kampanya
sürdürdüğünü kaydetti. Ancak Talat, mülkiyet sorununu acil olarak çözmek
isteyen Rumları komisyona başvurmaya çağırarak, "Bu
komisyon AİHM'den çok daha hızlı, çok daha etkin ve çok daha
sonuç alıcı kararlar veriyor" dedi
"CASUSLUKTAN ŞÜPHELENİYORUM"...
Cumhurbaşkanı, Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuran
Rumların bazılarının isimlerinin Rum basınında
yayımlanmasıyla ilgili olarak casusluktan şüphelendiğini
bildirdi. Talat, "İlgili kurum bu konuda
araştırmasını yapacaktır. Ama kesinlikle bu bilginin
çok büyük olasılıkla bir casusluk faaliyetiyle dışarıya
sızdırıldığı inancındayım. Görüntü
o" diye konuştu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
yönetiminin, Rum halkını, tehdit, baskı, toplumsal
dışlama yolu ve kullandığı bazı tetikçilerle
korkutarak, KKTC'deki Taşımaz Mal Komisyonu'na (TMK) başvuruları
engellemeye çalıştığını söyledi.
Mülkiyet sorununa "iç hukuk" yolu oluşturmak için
Taşınmaz Mal Komisyonu'nu kurduklarını, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) de bunu kabul ettiğini belirten
Talat, Rum yönetiminin, Rum halkının komisyona
başvurmasını engellemek için engizisyon çağlarını
çağrıştıran bir kampanya sürdürdüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, AA muhabirine yaptığı
açıklamada, mülkiyet sorununu acil olarak çözmek isteyen Rumları
komisyona başvurmaya çağırarak, "Bu komisyon AİHM'den
çok daha hızlı, çok daha etkin ve çok daha sonuç alıcı
kararlar veriyor" dedi.
TMK'ya başvuran bazı Rumların isimlerinin Rum
basınına sızdırılması konusunda casusluktan
şüphelendiğini belirten Talat, "Bu bilginin çok büyük
olasılıkla bir casusluk faaliyetiyle dışarıya
sızdırıldığı inancındayım. Görüntü
o" diye konuştu.
"Rum tarafının Hayır'ı, mülkiyet çözümünü
engelledi "
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'deki Taşınmaz Mal
Komisyonuna başvuran Rumlar için Kıbrıs Rum kesiminde bir
karalama kampanyası başlatılmasının
anımsatılası üzerine, Rum tarafının bu konudaki
tutumunun çelişkili olduğuna işaret etti.
Talat, Rum yönetiminin, bir yandan, mülkiyet hakkının bir
insan hakkı olduğunu söyleyip vatandaşlarını
AİHM'ye gönderdiğini, diğer taraftan KKTC'de kurulan
Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurup sorununu çözmek isteyen
Rumları ise "hain" ilan ettiğini söyledi.
Kıbrıs sorununa bütünlüklü bir çözüm bulunmuş
olsaydı, bugün bu sorunun tartışılmayacağını
kaydeden Talat, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, halkına, 24
Nisan 2004 referandumunda "güçlü hayır" deme
çağrısı yaptığını ve Kıbrıs
sorununun çözümüyle birlikte mülkiyet sorununun çözümünü de engellediğini
kaydetti.
"Acil sıkıntıda olan, mülkiyet sorununu beklemeden
çözmek isteyen Kıbrıslı Rumlara olanak tanımak için
Taşınmaz Mal Komisyonu'nu oluşturduklarını" ifade
eden Talat, şöyle devam etti:
"Yani bir 'iç hukuk' yolu yarattık. AİHM bunu bir iç
hukuk yolu olarak da gördü, buna da onay verdi. Rum tarafı bunun üzerine
güneyde bir korku salarak, Kıbrıs Rum halkını korkutarak,
tehditle, baskıyla, toplumsal dışlama yoluyla,
kullandığı bazı tetikçilerle korkutarak bu komisyona
başvuruları engellemeye kalkışıyor.
Yaptığı budur. Aslında bir suçtur, bir insan hakkı
ihlalidir yaptıkları."
Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıslı
Rumların, acil olarak sorununu çözmek isteyenlerin, bu komisyona
başvurabileceklerini, başvurularının en iyi şekilde
değerlendirileceğini bir kere daha altını çizerek
vurgulamak istiyorum" dedi.
"Casusluktan şüpheleniyorum"
Cumhurbaşkanı, TMK'ye başvuran Rumların
bazılarının isimlerinin Rum basınında
yayımlanmasıyla ilgili olarak, bilginin nasıl
sızdırıldığını bilmediğini, ancak
casusluktan şüphelendiğini bildirdi.
Yasa gereği bu bilgilerin gizli olduğunu ifade ederek,
"Gerçekten garip bir durum var. İsimler
sızdırılmış" diyen Talat, bilgi
sızdırılmasıyla ilgili soruşturma başlatılıp
başlatılmadığını bilmediğini kaydetti.
Talat, özetle, "İlgili kurum bu konuda
araştırmasını yapacaktır. Ama kesinlikle bu bilginin
çok büyük olasılıkla bir casusluk faaliyetiyle dışarıya
sızdırıldığı inancındayım. Görüntü
o" diye konuştu.
Bunun büyük bir günah, büyük bir suç, büyük bir ayıp olduğunu
belirten Talat, bunun Kıbrıs Rum halkına karşı da
yapılmış bir saldırı olduğunu; Kıbrıs
Türk halkının haklarını budamak, bu haklara
saldırıda bulunmak için her faaliyeti gösteren Kıbrıs Rum
yönetimine de bir yardım olduğunu kaydetti. Talat, "Bu nedenle
affedilecek, benimsenecek, hazmedilecek bir davranış
değildir" ifadesini kullandı.
Papadopulos "güçlü hayır" istedi sonra da çözüm
çabalarını engelledi
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'deki eski malları için
AİHM'ye başvuran Rumların aynı zamanda TMK'ye da
başvurmalarının, konuya yaklaşımlarının
doğruluğunu teyit ettiğini vurguladı.
Papadopulos'un "güçlü hayır" istediğini,
sonrasında da çözüm çabalarını engellediğini anlatan Talat,
şöyle devam etti:
"Bu durumda acil olarak sorununu çözmek isteyen
Kıbrıslı Rumlar ne yapacaktı. Hastası olan,
çocuğunu okutmak isteyen, evlendirmek isteyen, yani kısacası
paraya ihtiyacı olan Kıbrıslı Rumlar ne yapacaktı.
Mecburen bu komisyona başvuracaktı. Bu bakımdan bu bir insan
hakkı idi. Ama hem çözümü engelledi, hem de bu insanların komisyona
başvurarak sorununu çözmesini engelledi. Yani çift yönlü, kendi
halkına baskı uyguladı, insan haklarına aykırı,
antidemokratik bir yaklaşım. Olayı böyle niteliyorum."
Talat, Taşınmaz Mal Komisyonunun AİHM'den çok daha
hızlı, çok daha etkin ve çok daha sonuç alıcı kararlar
verdiğinin altını çizerek, "Çünkü burada
kurulmuştur" dedi.
KIBRIS 11/06/07
Mal Tazmin Komisyonu Rum tarafını
karıştırdı
ALİTHİA "Hristofyas: AİHM 'Tazmin Komisyonu'nu
İptal Etmediği Sürece..." başlığıyla
yansıttığı haberinde, Hristofyas'ın bu sözleri; Dünya
Çevre Günü dolayısıyla partisi tarafından Lefkoşa'nın
Rum kesiminde düzenlenen sempozyumda; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Rumları, Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'na
korkmadan başvurmaya teşvik etmesini yorumlaması
istendiğinde söylediğini yazdı.
Hristofyas, "Günün sonunda Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nde verilecek savaşın Kıbrıslı Türk liderin
çağrılarının son bulması konusunda da mutlu sona
ereceğini umuyorum" dedi.
HARAVGİ Hristofyas'ın söylediklerini "Söz
AİHM'de" başlığı altında özetledi.
AİHM'de Türkiye aleyhine açtığı davada Titina
Loizidu'nun avukatlığını yapan Ahilleas Dimitriadis
FİLELEFTHEROS'a verdiği mülakatı "Kişisel Haklar
Siyasi Çalışmalardan Bağımsız Olarak Uygulansın'
-'Kıbrıslı Rumların İşgal Bölgelerindeki
Mallarını Avrupalılara Satmalarının
Yasadışı Olduğuna İnanmıyorum"
başlığıyla yansıttı.
Gazeteye göre Dimitriadis, Rumların KKTC'deki eski
mallarını bir Avrupalıya satmalarını
yasadışı bulmadığını belirterek, böyle bir
hareketin yasadışı olduğunun söylenmesinin kendisini
kışkırttığını "Hadi şimdi
bırakın zeki politika yapan tapudakiler, (bu malları)
devretmesinler. Devir yapmamaya hakları olduğunu zannetmiyorum"
dedi.
Rum Yüksek Mahkemesi'nin iki Kıbrıslı Türk'e, Kıbrıs
sorunu çözülene kadar Larnaka'daki mallarının iadesini
reddettiğinin hatırlatılmasına karşılık
Ahilleas Dimitriadis şunları söyledi:
"Bu karar bana; Türkiye'nin Titina Loizidu davasında ortaya
koyduğu; toplumlar arası anlaşmazlık olduğu ve
Kıbrıs sorunu çözülene kadar kişisel hakların
erteleneceği argümanını hatırlattı. Avrupa Mahkemesi;
kişisel hakların siyasi çalışmalardan
bağımsız olarak uygulanması gerektiğini söyledi.
Kıbrıslı Türklerin, onlara ait olduklarını bizim de
kabul ettiğimiz mallarını (tazminatsız) geri
almalarını engellemesinin, günün sonunda Avrupa Mahkemesi'nin
denetimine dayanabileceğini zannetmiyorum."
Kıbrıs sorunu gibi siyasi bir konunun hukuki olarak
göğüslenip göğüslenemeyeceği sorusuna karşılık da
Dimitriadis şu yanıtı verdi:
"Kişisel düzeyde analiz ederseniz, neden olmasın?
Maraşlı Ksenidi Aresti'nin davasıyla ilgili karar, benim için,
kapalı kentin iadesi çabalarının ön habercisidir. Aresti
davası 23 Mayıs 2007'de hükme bağlandı. En önemli unsur,
Aresti'nin geri dönüş hakkının Türkiye'nin acil yükümlülüğü
olduğudur. Bu AİHM kararından kaynaklanıyor ki
kaçınılamaz. Maraş'ın EVKAF'a ait olduğu argümanı
da Mahkeme kararında yıkıldı ve Türkiye Aresti'ye; malını
kullanamamadan kaynaklanan zarar için 800 bin Avro tazminat ve 50 bin Avro da
manevi tazminatı 22 Ağustos 2007'ye kadar ödeyecek."
Rum tarafının mülkiyet konusunda yanlış hareket
ettiğine inandığını söyleyen Ahilleas Dimitriadis
"Siz olsaydınız ne yapardınız" sorusuna
yanıtı şöyle oldu:
"1999'da, bütün göçmenlerin bir hiyerarşi içinde başvuru
yapması gerektiğini söyledim. İlk önce Türk askerinin elindeki;
ikinci olarak da kapalı Maraş'taki yerler; daha sonra büyük ekonomik
güçler ve son olarak da kişilerin her birine ait evler ve mallar için
başvuruda bulunulmalıydı."
KKTC'deki Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nun; başvuran
ümitsizlerin sayısı açısından kendisini
endişelendirdiğini anlatan Dimitriadis "İstanbul'daki
mülklerle ilgili bir davaya mı başladınız?" sorusuna
karşılık; "Evet, Yunan varislerin, ailelerine ait
malları için. Eylül 1955'te çoğu aile çocuklarını
İstanbul dışına çıkarmak zorunda kaldı. Bunlar
gittikleri ülkelerin vatandaşlarıydılar ve Türk
vatandaşlığını kaybetmiş kişilerdi. Türk
hukukuna göre Türk vatandaşı değilsen ailene ait malın
varisi olamazsın. Böylece söz konusu malı devlet alıyor."
Öte yandan ALİTHİA Rumların KKTC
sınırları içindeki yerleşim birimleri için de
"seçim" yaparak belirledikleri "belediye
başkanlarından" oluşan "İşgal Belediyeleri
Birliği" ve sözde "Zodya (Bostancı) Belediye
Başkanı" Hristakis Katircis'in Taşınmaz Mal Tazmin
Komisyonu'na başvurular konusunda Rum tarafında koparılan
gürültüyle ilgili söylediklerine yer verdi.
Gazete "Hristakis Katircis: Hainler Mi Yoksa İhanete
Uğrayanlar Mı?" başlığıyla
yansıttığı haberinde Katircis'in gelmiş geçmiş
Rum hükümetlerinin kendilerini kaale almadığından ve
sorunlarını çözmediğinden şikâyet ederek "Artık
katlanamıyoruz. İstila ve işgalin bedelini yalnız biz
ödüyoruz!" dediğini yazdı.
KIBRIS 11/06/07
Kıbrıs konusu 8 Temmuz süreciyle hareketlenmeli
Ries, Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği
demeçte, Kuzey Irak ile Kıbrıs konularına değindi.
Kıbrıs konusuna değinen Ries, "Washington'un,
belirli bir hareketsizlik dönemi geçiren bu konuya yeniden hareketlilik
kazandırılmasından yana olduğunu" belirterek,
"ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas
Burns'un çabalarının da bu yönde olduğunu" söyledi.
Ries, "Kıbrıs'ta, toplu çözüm planının
reddedilmesinden sonra, 3 yıl boyunca bir hareketlilik olmaması
yazıktır. Bu konuda, taraflar arasında teknik ve özlü konularda
müzakerelere başlanmasıyla ilgili 8 Temmuz önerisi var. Daha fazla
zaman geçmeden bu konuda yeniden bir hareketlilik görmeyi umuyoruz" diye
konuştu.
Charles Ries ayrıca "Türkiye'nin Kuzey Irak'a askeri
müdahalede bulunmasının talihsiz bir gelişme
olacağını" söyledi.
ABD'nin, Türkiye'nin, Irak kaynaklı terörist
saldırılardan duyduğu rahatsızlığı
anlayışla karşıladığını belirten Ries,
"Türklerin, Irak sınırlarının ardında bulunan ve
Türkiye'de terörist eylemler gerçekleştirmeyi amaçlayan Kürt örgütlerle
ilgili endişelerini anlıyoruz.
Ancak Türk güçlerinin bir müdahalesi, sanırım talihsiz bir
gelişme olacaktır. Bu konuyu, böyle bir harekete yönelme
ihtiyacını hissetmeyecekleri şekilde çözmeye
çalışıyoruz" dedi.
Ries, Washington'un terör örgütü PKK ile mücadele konusunda
atadığı özel temsilci emekli General Joseph Ralston'un
çalışmalarının da bu yönde olduğunu belirtti.
Ries, "Ralston, bu nedenle Türk ve Irak hükümetleriyle yoğun
bir işbirliği sağlanmasını üstlendi. Rolston'un hedefi
bu konudaki endişeleri ortadan kaldırmak ve terörist
saldırılarda bulunanların sınırların ötesinde
koruma altına alınmayacağı konusunda Türk makamlarına
teminat sunmak" dedi.
KIBRIS 11/06/07
"Tasos'un Blöfü BM'yi ve AB'yi öfkelendirdi"
Gazete "Tasos'un BM'yi ve AB'yi Öfkelendiren Blöfü
-Kıbrıs'ın Neden Müttefiksiz Kaldığını
Belgeler Açıklıyor -2003 Annan Raporu: 'Papadopulos AB'ye Üyelikten
Sonra Dahi Kendi Planı Temelinde Çözüm İçin Uğraşma Arzusunu
Dile Getirdi -Verheugen: 'Tasos Beni Böyle Aldattı' -Denktaş'ın
Maraş'sız! Stratejisi -Tasos Rauf'a: Tek Çözüm Annan
Planı!" başlık ve spotlarıyla
yansıttığı araştırma-yazısını
okurlarına şöyle aktardı:
"Son vaka, BM yeni Genel Sekreteri'nin; önceki Genel Sekreter'in;
yalnız Türklerin izolasyonlarının kaldırılması değil,
aynı zamanda Başkan Tasos Papadopulos'a yönelik geniş çaplı
eleştirileriyle ilgili tezlerini benimsediği UNFICYP'in Ada'daki
görev süresinin uzatılmasına ilişkin raporudur. Hükümet olumsuz
gelişmeleri; referandumdan çıkan 'hayır' yanıtından
dolayı cezalandırılmakta olduğu teziyle göğüslüyor.
Ancak yazılı belgeler farklı bir şeye işaret ediyor:
Kıbrıs Rum tarafı güvenilirliğini; Annan planını
reddetmesinden dolayı değil, kötü siyasi icraatlarından
dolayı yitirdi.
Blöf, planın Denktaş tarafından reddedileceğinin
kesin olmasına dayalıydı
Nisan 2003'teki Lahey görüşmelerinde (10-11 Mart 2003) Başkan
Papadopulos 'Ana Anlaşma'nın altına imza atarak Annan
planının referanduma götürülmesini bazı teknik koşullarla
kabul etti. Daha sonra ortaya çıktığı üzere bu kabulü;
planın Denktaş tarafından reddedileceğinin kesin
olmasına dayanan bir blöftü. Ancak siyasi taahhüt verildi ve bu da mümkün
olan en üst düzeyde -BM Güvenlik Konseyi'nde- kayda geçirildi.
Kofi Annan Güvenlik Konseyi'ne yönelik 1 Nisan 2003 tarihli raporunda;
Tasos Papadopulos'un Lahey'de istediği tek şeyin
boşlukların doldurulması ve kamuoyuna bilgi verebilmesi için
kendisine zaman tanınması olduğunu söylüyor. Bu ön şartlar,
BM'nin önüne koyduğu, referandumun, Kıbrıs'ın AB'ne
katılım sözleşmesini imzalayacağı 16 Nisan 2004'ten
önce yapılmasına ilişkin hedefinin hayata geçirilmesi için
zamansal olarak yasaklayıcıydı.
Lahey'deki görüşmeler; Annan planını tamamıyla
reddeden Rauf Denktaş'ın tamamen olumsuz tavrı nedeniyle
başarısızlığa uğradı. Annan (raporunda); 'Bu
gelişmeler altında Tasos Papadopulos'a referandumun
Kıbrıs'ın AB üyeliğinden önce yapılması konusunda
baskı yapmamın bir manası yoktu' diyor. Genel Sekreter,
raporunda; görüşmelerin başarısızlığa
uğramasının bütün sorumluluğunu Denktaş'a yüklerken,
Tasos Papadopulos'un olumlu tavrını kaydetti. Şöyle ki:
'Papadopulos, Denktaş da aynını yaparsa, aynı plan üzerinde
müzakerelere yeniden başlamama arzusunu dile getirdi' ve 'Avrupa
Birliği'ne girdikten sonra bile benim planım temelinde çözüm arama
arzusunu yineledi'
Annan'ın raporundaki bu ifadeler Kıbrıs Rum
tarafınca hiçbir zaman reddedilmedi. Aksine; rapor bayram yapılarak
kabul edildi, çünkü 'Kıbrıs sorununun çözüm çabalarının
başarısızlığa uğramasının bütün
sorumluluğunu Denktaş'a yüklüyordu. (Hükümet Sözcüsü 5 Nisan 2003)
Kipros Hrisostomidis'e göre 'rapor uluslararası sahnede geniş
şekilde bilinmeliydi.'
Gerçekten de Denktaş çok kötü durumda kaldı. Türk
tarafının izolasyonu Güvenlik Konseyi'nin 1475 sayılı
kararında kaydedildi (15 Nisan 2003). Kararda 'Plan,
Kıbrıslı Türk liderin olumsuz yaklaşımı
dolayısıyla Annan'ın önerdiği gibi referanduma götürülmedi'
deniliyor. Güvenlik Konseyi, 5 daimi üyesinin de ortak görüşüyle 'daha
ileri müzakereler için yegâne temel olarak dikkatle dengelenmiş olana tam
destek' verdi.
Kararda; Kofi Annan'ın, inisiyatifinin devam etmesi için iki
lidere koştuğu şartları benimsendi:
1-Somut bir takvim içerisinde planını (temel yönlerine
dokunmaksızın) tamamlamaları,
2-Planı, ayrı ayrı referanduma götürmeleri.
Güvenlik Konseyi'nin tutumu, Tasos Papadopulos'un Lahey'de verdiği
taahhütlere tamamen uygundu. Kıbrıs hükümeti, Güvenlik Konseyi'nin
kararı nedeniyle yine memnuniyetini dile getirirken (Hükümet Sözcüsü 15
Nisan 2003); Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu 'Bizim, Annan
planının orada olduğu ve müzakerelere temel teşkil
ettiği görüşümüz benimseniyor' dedi (15 Nisan 2003).
Kararın onaylanmasının ardından Atina'da
Kıbrıs'ın AB'ne giriş sözleşmesi imzalandı.
Kıbrıs Rum tarafı sebatlı ve tutarlı tavrı ile
kuyruklar ve başka ön şartlar olmaksızın üyeliği elde
etti. Kıbrıs'ın kayıtsız şartsız AB
üyeliği Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye'ye
yapılan en büyük baskıydı.
Lahey'den hemen sonra Türk diplomasisi ve Denktaş;
Kıbrıs'ın beklenen AB'ne üyeliğine denge unsuru olarak 'KKTC'nin
yükseltilmesi hedefiyle bir şaşırtma hareketi
gerçekleştirdi. Rauf Denktaş 2 Nisan 2003'te Tasos Papadopulos'a bir
mektup göndererek; ambargonun (ticaret, iletişim, v.b)
kaldırılmasına karşılık Maraş'ın derhal
iadesini, mümkün olan en az ibrazlar ile iki taraf arasında serbest
dolaşımı ve iki taraf arasında ticari
alışverişlerin ileri götürülmesini önerdi.
Papadopulos, Ulusal Konsey'den yetki alarak aynı gün; Lahey'deki
çıkmazın, Annan planını tamamıyla reddetmesinden
(Denktaş'ın) kaynaklandığı yanıtını
verdi ve şu soruya net yanıtlar vermesini istedi: 'Genel Sekreter'in
planını, müzakere prosedürünün devamına zemin olarak kabul
ediyor musunuz?'
Papadopulos aynı mektupta; Lahey'in
başarısızlığa uğramasının hemen
ardından yaptığı ve gerek Kıbrıs'ın AB'ne
üyeliğinden önce gerek üyelikten sonra Annan parametreleri (...) içinde
hal çaresi bulunmasına bağlı kalacağı
açıklamasını tekrarladı. Tasos Papadopulos'un bu mektubu
Kofi Annan'ı da memnun etti.
Denktaş Temmuz 2003'te, BM'nin güven yaratıcı önlemler ve
Lefkoşa Havaalanı'nın açılması şeklindeki BM'nin
eski fikrini gündeme getirmeye çalıştı. Tasos Papadopulos yeni
bir mektupla (31 Temmuz 2003) Annan'a başvurarak, diğer şeyler
yanında şunları ifade etti:
'Bir kopyasını size de gönderdiğim 2 Nisan 2003 tarihli
mektubumda Sayın Denktaş'a işaret ettiğim üzere;
müzakerelerin yeniden başlamasının bir manası olabilmesi
için her iki tarafın da peşinen, sizin iyi niyet misyonunuz
çerçevesinde daha ileri müzakereler için planı zemin olarak kabul
ettiklerini beyan etmeleri gerektiğine inanıyorum.'
Kıbrıs Daimi Temsilciliği, Papadopulos'un Kofi Annan'a
gönderdiği ve plan temelinde çözüme tam
bağlılığını beyan ettiği mektubunu 1
Ağustos 2003 tarihinde BM Genel Kurulu'nun ve Güvenlik Konseyi'nin resmî
belgesi olarak yayınladı.
Sonradan ortaya çıktığı üzere Tasos Papadopulos'un
verdiği bütün taahhütler, bu plana inancına değil,
Denktaş'ın uzlaşmazlığı sigortasına
dayanıyordu. Papadopulos tuzağa düştüğünü ancak Türkiye
2004'te Denktaş'ı uzaklaştırdığında
anladı ve halktan 24 Nisan'da kendisini çıkmazdan
kurtarmasını istedi.
Gerek BM'ye gerek AB'ye verdiği bütün taahhütlerin tamamen aksine;
7 Nisan tarihli halka seslenişinde 'Avrupa Birliği'ne üyeliği
ile siyasi ağırlığı güçlendiği bir zamanda,
uluslararasında tanınmış devletimizi yıkmamız
akıl kârı değildir' dedi.
Üyelikten sonra planı tamamen gömdü ve yeni bir plana varacak
tamamen yeni bir prosedüre başlamak için AB'yi değerlendirmeye
çalıştı. Uluslararası unsur bunu; kendisiyle dalga geçme
olarak algıladı ve tepkisini; Denktaş'ın
Kıbrıs'ın AB'ne üyeliğine denge unsuru olarak sunduğu
işgal bölgelerinin siyasi açıdan yükseltilmesi fikirlerini
benimseyerek gösterdi."
Devamla Rauf Denktaş'ın Lahey sonrasında Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'a gönderdiği öneri ve Papadopulos'un
da Denktaş'a gönderdiği yanıt mektuplarının
içeriğine yer veren gazete AB genişlemeden sorumlu eski komiseri
Günter Verheugen'in 21 Nisan 2004 tarihinde Avrupa Parlamentosu'nda
yaptığı konuşma metninde; Rum yönetiminin ve Tasos
Papadopulos'un kendisini aldattığını söylediği
kısmını yayınladı ve şu sözlerini öne
çıkardı:
"Açık bir anlaşmamız vardı: Biz
Kıbrıs'ın AB üyeliğini, onlar da uzlaşının
Kıbrıslı Rumlar yüzünden başarısızlığa
uğramamasını sağlayacaktı. Papadopulos'u, verdiği
taahhüdü yerine getirmeye çağırıyorum."
KIBRIS 11/06/07
Bugün imzalanacak protokol ile YDÜ-IBM
ortaklığı ile İnovasyon Merkezi kuruluyor
Protokol bugün saat 18:00'de, YDÜ Büyük Kütüphane salon 4'te,
Başbakan Ferdi S. Soyer'in de katılımıyla imzalanacak.
Protokolün imzalanmasıyla "YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi"
kurulmuş olacak.
YDÜ'den yapılan açıklamada, konuyla ilgili şunlar
kaydedildi:
YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi'nin temel misyonu, sadece KKTC'de
değil, aynı zamanda bölgede ve dünyada araştırma,
geliştirme ve inovasyon aktivitelerinin cazibe merkezi olmaktır. Bu
merkezle birlikte kurulan 'YDÜ-IBM İleri Araştırmalar
Merkezi'nin temel misyonu ise, 'YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi'nin misyonunun
gerçekleşmesini destekleyecek gerekli bilimsel araştırma
altyapısını sağlamaktır.
YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi, Doğu Avrupa, Ortadoğu, Orta
Asya ve Kuzey Afrika'da tek; dünyada 76, ülkeler bazında 13, dünya
üniversiteleri arasında ise 8. sırada yer alan süper bilgisayarı
ile ileri teknolojik bir platforma sahip olacaktır.
Kurulacak süper bilgisayarların ilki 1.280 çekirdekli olacak.
Dörder çekirdekli Intel işlemcinin kullanılacağı süper
bilgisayarın, saniyede 12 trilyon işlem yapabilme kapasitesine sahip
olacağı hesaplanıyor. İkinci süper bilgisayar ise IBM'in
yeni geliştirdiği Cell teknolojisi işlemcilerinden
oluşuyor. YDÜ bu süper bilgisayarları, araştırma projeleri
için bilim dünyasının kullanımına sunuyor. Bu bilgisayarlar
üzerinde Teknolojik Bilimler (mühendislik), Sağlık Bilimleri, Çevre
Bilimleri, Yaşam Bilimleri, ve Sosyal Bilimler başta olmak üzere çok
geniş bir yelpazede bilimsel çalışmalar yürütülecektir".
İrfan Günsel: Ülkemiz Akdeniz çanağında
araştırma üssü haline gelecek
IBM'le yaptıkları işbirliği hakkında
konuşan YDÜ Genel Koordinatörü İrfan Suat Günsel,
"Bilgisayarların KKTC'de kurulacak olması, ülkemizi Akdeniz
çanağında bir araştırma üssü haline getirecektir"
dedi.
Günsel, şöyle konuştu:
"YDÜ olarak süper bilgisayarlarımızda iklim
araştırmaları, deprem simülasyonları, tıp,
eczacılık, nanoteknoloji ve gen teknolojileri gibi alanlarda bilimsel
araştırmalar yapacağız. Gelişmekte olan yeni
teknolojileri üniversitemizde deneyeceğiz. Tüm dünyadan
araştırmacılar, bilimsel projeleri için
bilgisayarlarımızdan faydalanabilecek".
İrfan Günsel, "okul öncesi eğitimden yaşam boyu
öğretime kadar eğitimin tüm kademelerinde yer alan Yakın
Doğu'nun geleneğinden kaynaklanan 'içinde bulunduğu topluma ve
tüm insanlığa sürdürülebilir bir gelecek sağlama yönünde yol
gösterme, önderlik etme' misyonu'nun temelinde bulunan 'inovasyon', bu
merkezlerle kurumsal bir kimlik kazanmaktadır" diye konuştu.
Eray Yüksek:
IBM Türk Genel Müdürü Eray Yüksek de konuyla ilgili şunları
anlattı:
"IBM olarak süper bilgisayarlar konusunda lideriz. Top 500
listesinin en hızlı sistemi IBM'in. Listedeki diğer sistemlerin
236 tanesi de yine IBM'in geliştirdiği bilgisayarlardan
oluşuyor. Top 500'de ilk 100'e girecek bir IBM süper bilgisayarı daha
kurmaktan mutluyuz. Ancak asıl gurur duyduğumuz konu, dünyada sadece
28 üniversite bünyesinde kurulu olan bu bilgisayarların
Kıbrıs'ta konuşlandırılarak, KKTC'nin sesini küresel
çapta bilim çevrelerine duyuracak olması. Yakın Doğu
Üniversitesi'ndeki bilim insanlarının bu sistemler üzerinde
gerçekleştireceği araştırmaların toplum yararına
projelere dönüşmesi için sabırsızlanıyoruz".
İşbirliği kapsamında, IBM'in dünyanın
çeşitli ülkelerinde her sene düzenlediği Yüksek Performanslı
Hesaplama (HPC) konferanslarında, Yakın Doğu Üniversitesi'nin
geliştirdiği yeni teknolojiler de tanıtılacak. Önümüzdeki
yıllarda bu konferanslardan birinin Kuzey Kıbrıs'ta
yapılması için gerekli çalışmalara başlanacak.
Süper Bilgisayarlar
IBM'in ürettiği Deep Blue, dünya satranç şampiyonu Gary
Kasparov'u yenmeyi başaran ilk süper bilgisayar olmuştu. (11
Mayıs 1997)
32 işlemcisi ve saniyede 200 milyon satranç hamlesini hesaplayabilen
kapasitesiyle bir çağı başlatan Deep Blue, günümüzün
gelişmiş bilgisayarı Blue Gene'nin atası
sayılıyor.
Blue Gene, 131.000 işlemcisi ve saniyede 280 trilyonluk işlem
kapasitesiyle halen dünyanın en hızlı bilgisayarı
unvanını koruyor.
Dünyanın en hızlı bilgisayarlarını belirleyen
Top 500 listesine göre, ilk 500'e giren makinelerin 236 tanesi yani %47.4'ü
IBM'in.
Listede ilk 100'e giren IBM makinelerinin sayısı ise 44.
IBM, dünyanın en hızlı süper bilgisayarının
yanı sıra Top 500 listesindeki 3'üncü, 4'üncü ve 5'inci
bilgisayarların da üreticisi.
Top 500 listesinde ilk 5
Sıra İsim - Üretici Kullanım alanı
İşlemci adedi Kapasite (Gflops)
1 BlueGene/L - IBM Araştırma 131.072 280.600
2 Red Storm - Cray Araştırma 26.544 101.400
3 BlueGene/W - IBM Bilgi İşlem 40.960 91.290
4 ASC Purple - IBM Araştırma 12.208 75.760
5 MareNostrum - IBM Tıp 10.240 62.630
Listede sadece Blue Gene mimarisinde çalışan süper
bilgisayarların sayısı ise 28.
IBM Blue Gene, kullanıcılarına aynı anda en yüksek
hızda çalışan 64.000 dizüstü bilgisayara eşit bir
performans sunuyor. Sistemin 1 saniye içinde sunduğu işlem
kapasitesinin, tek bir hesap makinesinin hiç durmadan 177.000 yıl süreyle
çalışmasına bedel.
IBM'in halen Amerikan Savunma Bakanlığı'na
bağlı çalışan İleri Savunma
Araştırmaları Projeleri Ajansı (DARPA-Defense Advanced
Research Projects Agency) için yaptığı çalışma
tamamlandığında saniyede 10.000 trilyon (petaflop) işlem
kapasitesini aşan bir makine üretilecek.
Süper Bilgisayarların kullanım alanı
Süper bilgisayarlar kişiye özel gen bazlı ilaç üretiminden
iklim değişikliklerinin sebeplerinin anlaşılmasına
kadar pek çok bilimsel araştırmada bilim adamlarına hizmet
veriyor. Süper bilgisayarlardan özellikle biyoloji, nanoteknoloji ve ekoloji
alanındaki bilimsel araştırmaların
hızlandırılmasında yaralanılıyor.
Süper bilgisayarlar ticari ürün geliştirilmesinde de büyük rol
oynuyor. Çamaşır makinelerinden patates cipslerine kadar bir çok
ürün, süper bilgisayarlar tarafından ince ayrıntılarına
kadar tasarlanabiliyor. Otomotivde tasarım ve çarpma testleri ve savunma
sanayinde savaş ve füze simülasyonları süper bilgisayarların en
yoğun kullanıldığı alanlar.
KIBRIS 11/06/07
KKTC'de BRT'ye agreditasyon krizi
Kuzey Kıbrısta düzenlenen Şehit Teğmen Caner
Gönyeli Tatbikatı hakkında bilgi veren KKTC Güvenlik Kuvvetleri
Komutanı Tümgeneral Eröz, Türkiye, uluslararası hukuktan doğan
çıkarlarını koruma konusundaki
kararlılığını göstermek için söz konusu bölgelerde eğitim
tatbikatı icra etme dahil, gerekli gördüğü tedbirleri almaya devam
edecektir dedi. Bu arada KKTCnin devlet televizyonu BRT (Bayrak TV),
Kıbrıs TV ve Genç TVye güvenlik kuvvetleri tarafından ambargo
uygulandı.
12-14 Haziran 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilen
Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı
başladı. Tatbikatla ilgili bir basın toplantısı yapan
KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, arama kurtarma
yetkisinin KKTCnin hava sahasıyla, karasularında KKTCnin, Kıbrısın
kuzeyindeki uluslararası sularda ve hava sahasında ise Türkiye
Cumhuriyeti'nin sorumluluğunda olduğunu hatırlattı.
Tümgeneral Eröz, KKTCnin insani amaçlarla yürütülen kurtarma faaliyetlerine
son dönemde kazandığı arama kurtarma imkan ve kabiliyetini
fiilen denemek, Doğu Akdenizde arama kurtarma faaliyetleri
alanındaki yetkiyi vurgulamak amacıyla bu tatbikatın
düzenlendiğini vurguladı.
KIYIDAŞLARIN MUTABAKATI YOK
Doğu Akdenizde tüm kıyıdaş ülkelerin üzerinde mutabakata
vardığı bir Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)
paylaşımı bulunmadığına işaret eden Tümgeneral
Eröz, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY), Mısır ile 17
Şubat 2005, Lübnan ile 17 Ocak 2007 tarihinde MEB
sınırlandırılması antlaşması
imzaladığını hatırlattı. Türkiyenin bu iki
antlaşmayı da tanımadığını ilan ederek,
uluslararası platformda protesto ettiğine işaret eden Tümgeneral
Eröz, şöyle konuştu:
Dışişleri Bakanlığı tarafından 30 Ocak 2007
tarihinde bir deklarasyon yayınlayarak Doğu Akdenizde kıta
sahanlığı ve MEB sınırlandırmasının,
ancak bütün ilgili ülkeler arasında ve bütün tarafların hak ve
çıkarlarını gözetir şekilde yapılacak düzenlemelerle
mümkün olabileceği Türkiye tarafından ilan edilmiş ve bu
görüş tüm taraf ülkelere iletilmiştir. Karşılıklı
mutabakat olmayan GKRY tek taraflı olarak Kıbrısın
güneyinde petrol arama iznine yönelik çeşitli ülkelerle antlaşmalar
imzalaması, bu konudaki uluslararası hukuka uygun ve geçerli
değildir. Türkiye, uluslararası hukuktan doğan
çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığını
göstermek için söz konusu bölgelerde eğitim tatbikatı icra etme
dahil, gerekli gördüğü tedbirleri almaya devam edecektir.
Eröz, KKTCnin, Türkiye Cumhuriyeti ile işbirliği içerisinde, KKTC
egemenlik alanında ve Doğu Akdenizde her türlü arama kurtarma
faaliyetini icra edebilecek güce ulaştığını
vurguladı.
Tümgeneral Eröz, tatbikat, Gazimağusa açıklarında
Dipkarpazın 8 mil güneyinde Bayrak 1 sahası ile Zeytin Burnunun 5
mil doğusundaki Bayrak 2 sahasında icra edileceğini sözlerine
ekledi.
GÖNYELİ'NİN ANNESİNE PLAKET
Brifingde, Tümgeneral Eröz, Şehit Teğmen Gönyelinin annesi Kezban
Gönyeliye plaket verdi. Gerek Türk Silahlı Kuvvetleri Gerekse KKTC
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının şehit ve
gazilerini her fırsatta andıklarını ifade eden Eröz,
Teğmen Göngeli gibi bir evlada sahip olduğunuz için ne mutlu size.
Güvenlik kuvvetleri Komutanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri
onun gibi ve hiçbir şehidini unutmayacaktır dedi. Anne Kezban
Gönyeli ise teşekkür konuşmasında Vatan sağolsun, onun
görevini sizler devam ettiriyorsunuz dedi.
BRT'YE "DUVARIMIZ" ENGELİ
Öte yandan, edinilen bilgiye göre Türk askerlerini işgalci olarak
gösterdiği belirtilen "Duvarımız" adlı belgeseli
yayımlanması nedeniyle KKTC devlet televizyonu Bayrak TV ve
Kıbrıs TV ile Genç TVye ambargo uygulandı. Söz konusu
basın yayın kuruluşları tatbikatın brifing
kısmı dahil yarınki fiili bölümüne de alınmayacak.
AMAÇ KOORDİNASYONU GELİŞTİRMEK
Tatbikat, arama kurtarma teşkilatında yer alan sivil ve askeri
unsurların katılımıyla, Doğu Akdeniz'de, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) karasularında, Türkiye ve KKTC
Arama ve Kurtarma Bölgeleri içerisinde, basına ve yabancı
gözlemcilere açık olarak icra edilecek. Tatbikat, arama kurtarma
unsurlarının koordinasyon ve birlikte çalışma usullerini
geliştirmek, bu şekilde insani yardım harekatı ve iş
birliği konularında Türkiye'nin imkan ve kabiliyetlerini deneme
amacı taşıyor.
SAĞLIK VE ULAŞTIRMA BAKANLIKLARI DA KATILIYOR
Tatbikata, Türk arama kurtarma teşkilatında yer alan Sağlık
ve Ulaştırma Bakanlıklarının ilgili
kuruluşları ve Denizcilik Müsteşarlığı Ana Arama
Kurtarma Koordinasyon Merkezi ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı,
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri
Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından
çeşitli tipte gemi, uçak ve helikopterler, KKTC'den ise Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı ve Kıbrıs Türk Kıyı
Emniyet ve Gemi Kurtarma Limited Şirketi arama kurtarma unsurlarıyla
yapılacak.
HURRIYET 12/06/07
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nden de Taşınmaz
Mal Komisyonu ile ilgili olumlu görüş
Avrupa Konseyi'nin karar organı Bakanlar Komitesi, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nin Ksenides-Arestis adlı Rum
vatandaşının Ankara'ya karşı açtığı
mülkiyet davasında Taşınmaz Mal Komisyonu'nu iç hukuk yolu
olarak kabul etmesini not ettiğini açıkladı.
Karar metninde Türk makamlarından Bakanlar Komitesi'ne
'Taşınmaz Mal Komisyonu'yla ilgili her türlü bilgiyi
sağlaması istendi. Bakanlar Komitesi konuyu 15-17 Ekim'de
Strasbourg'daki toplantılarında yeniden ele almayı
planlıyor.
Bakanlar Komitesi'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin söz
konusu kararına atıfta bulunması, Avrupa Konseyi kulislerinde
Taşınmaz Mal Komisyonu'nu benimsendiği şeklinde
yorumlanıyor.
Rum yönetiminin son günlerde Taşınmaz Mal Komisyonu'na
başvuran vatandaşlarını 'vatan haini' ilan etmesinin
arkasında yatan nedenin, Strasbourg cephesinde aldığı bu olumsuz
sonuç olduğu söyleniyor.
Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Türkiye'ye karşı
açılmış benzer diğer Rum davaları için iç hukuk yolu
oluşturmasının kesinleşmesi için, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin bir başka davada da benzer bir karar
açıklaması gerekiyor. Mahkemenin bu yönde bir kararı
yılsonundan önce alması bekleniyor.
KIBRIS 12/06/07
Kıbrıs, Portekiz'in öncelikleri arasında
Portekiz'in Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi Moura, Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün önlerine gelmesi durumunda, "şimdiye dek
fayda sağlamadığı için açık diplomasi
yürütmeyeceklerini" söyledi.
Avrupa Birliği dönem başkanlığını temmuz
ayı başında Almanya'dan devralacak olan Portekiz, düşünce
kuruluşu Avrupa Politika Merkezi'nde dönem başkanlığı
süresince öncelik verecekleri konulara açıklık getirdi.
Portekiz Avrupa Birliği temsilcisi Alvaro de Mendoça Moura,
öncelikler arasında Kıbrıs konusunun da olduğunu
belirterek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için hazırlanan
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Almanya tarafından
sonuçlandırılmayarak önlerine gelmesi durumunda, "şimdiye
dek fayda sağlamadığı için açık diplomasi
yürütmeyeceklerini" dile getirdi.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün zor bir konu olduğunu
belirten Portekiz temsilcisi Moura, "Daha önce dönem başkanı
olan bu kadar ülke Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda neden ilerleme
sağlayamadı? Almanya bu konuyu neden çözemedi? Maalesef zor bir
konu" dedi.
Zorluklar konusuna açıklama getiren Moura, "Güney
Kıbrıs Rum kesimi limanların açılmasını istiyor.
Türkiye'nin de talepleri var. Müzakereler 27 üyeyle yapılıyor ve
görüş birliği sağlanması gerekiyor. Türkiye'nin
ardından Güney Kıbrıs'ta da önümüzdeki yıl seçimler olacak.
Bunu derken biz tabi ki kendi dönem başkanlığımız
süresince ilerleme sağlanmasını isteriz" şeklinde
konuştu.
Moura, 6 aylık dönem başkanlığı görevlerinde
en zor konulardan birinin de Türkiye olacağını vurgulayarak,
"müzakerelerin ilerlemesine önem verdiklerini" söyledi.
Moura, Avrupa Birliği Komisyonu yayınlayacağı
İlerleme Raporu'na da dikkat çekerek "İlerleme Raporu
Türkiye'deki durumu tespit edecek. Biz de bu gerçekler
ışığında ne kadar ilerleyebileceğimizi
göreceğiz. O açıdan Avrupa Birliği Komisyonu'nun raporu büyük
önem taşıyor" şeklinde konuştu.
KIBRIS 12/06/07
Şht. Teğmen Caner Gönyeli Tatbikatı bugün
başlıyor
Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı
bugün başlıyor.
Doğu Akdeniz'de Kuzey Kıbrıs karasularındaki
Türkiye ve KKTC arama ve kurtarma bölgeleri içerisinde gerçekleştirilecek
tatbikat 14 Haziran'a kadar sürecek. Sivil ve askeri unsurların
katılımıyla yapılacak tatbikat basına ve yabancı
gözlemcilere açık olacak.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) Basın
Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, tatbikatla, arama kurtarma
unsurlarının koordinasyon ve birlikte çalışma usullerini
geliştirme, bu şekilde insani yardım harekâtı ve
işbirliği konularında Türkiye'nin imkân ve kabiliyetlerini
deneme amaçlanıyor.
Tatbikat hakkında bilgi vermek amacıyla bugün Boğaz'daki
GKK'da brifing verilecek. Brifing saat 15.30'da başlayacak.
Tatbikatın 13 Haziran Çarşamba günü gerçekleştirilecek
bölümünü izlemek isteyen basın-yayın kuruluşu
mensuplarının saat 07.00'de Gazimağusa Limanı'nda
hazır bulunmaları gerekiyor.
Tatbikata, Türk Arama Kurtarma Teşkilatı'nda yer alan
sağlık ve ulaştırma bakanlıklarının ilgili
kuruşları, Denizcilik Müsteşarlığı Ana Arama
Kurtarma Koordinasyon Merkezi'nin yanı sıra Kara, Hava, Deniz
Kuvvetleri Komutanlıkları ile Sahil Güvenlik
Komutanlığı'ndan çeşitli tipte gemi, uçak ve helikopterler
katılacak.
KKTC'den ise GKK ve Kıbrıs Türk Kıyı Emniyet ve
Gemi Kurtarma Limited Şirketi Arama Kurtarma unsurları görev alacak.
KIBRIS 12/06/07
YDÜ-IBM ortaklığıyla "İnovasyon
merkezi" kuruldu
IBM İLE YDÜ'NÜN UYUMU... Kuzey Kıbrıs'ta farklı bir
şeyle karşılaştığını, bunun da
"insan hızı" olduğunu kaydeden IBM Türk Genel Müdürü
Eray Yüksek, IBM'in YDÜ'yle "genetik kodlarının, hız ve
isteklerinin uyduğunu"; hocaların kısa sürede 60 proje
sunmasından etkilendiğini söyledi
HEP BÜYÜME, GELİŞME VE YENİLİKLERE İMZA
ATTIK... YDÜ Genel Koordinatörü İrfan Suat Günsel, 20. yıla girecek üniversitenin
hep büyüme, gelişme ve yeniliklere imza atığını, bir
ilke daha imza atarak YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi ve YDÜ-IBM İleri
Araştırmalar Merkezi'nin kurulduğunu söyledi
Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) ile dünyanın en önde gelen
bilgisayar üretim şirketi IBM ortaklığı ile üniversite
bünyesinde "İnovasyon Merkezi" (yenilik, yenilikçilik merkezi)
kuruldu. Merkezin kurulmasına ilişkin protokol dün akşam
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in de katıldığı törende
imzalandı.
Temel misyonu, "sadece KKTC'de değil, aynı zamanda
bölgede ve dünyada araştırma, geliştirme ve inovasyon
aktivitelerinin cazibe merkezi olmak" şeklinde açıklanan
"YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi"yle birlikte kurulan "YDÜ-IBM
İleri Araştırmalar Merkezi", İnovasyon Merkezi'nin
misyonunu destekleyecek bilimsel araştırmaların
altyapısını sağlayacak.
YDÜ Büyük Kütüphanesi'nde yer alan tören YDÜ tanıtım filmiyle
başladı. Rektör Prof. Dr. Ümit Hassan'ın konukları
selamladığı kısa konuşmasından sonra
sırasıyla YDÜ Genel Koordinatörü İrfan Suat Günsel konuştu.
IBM süper bilgisayarın kurulumunu gösteren filmin ardından, IBM Türk
Genel Müdürü Eray Yüksek ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer konuşmalar
yaptı.
Soyer: Evrensele yerel ve ulusal katkı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk
halkının topraklarında yerel ve ulusal olan ile evrensel
olanları buluşturduğunu, bununla kalmayıp evrensele yerel
ve ulusal katkı da yaptığını söyledi.
YDÜ'nün geçtiğimiz aylarda Leonardo Da Vinci sergisini
getirdiğini hatırlatan Başbakan Soyer, bunun da bilim ve
teknolojide insanlığın zenginliklerine yerel düzeyde, bu
topraklarda sahip çıkmak anlamına geldiğini belirtti.
Başbakan Soyer, üniversitelerden mezun binlerce gencin
evrenselliğe yerel güçle katkıda bulunduğunu ifade ederek,
sadece öğretim yapılmadığını, bilim
adamlarının bilime de katkı yaptığını
belirtti.
İnsan yaşamının güzelleştirilmesi için
bilimsel çalışmalar sürdürülürken, evrenin sonsuzluğunda,
bilinmeyeni keşfetmek için uzay istasyonları kurulurken
Kıbrıs Türk halkının izolasyonlar altında
olmasının, üniversitelerin Erasmus, Socrates programlardan ve Bologna
sürecinden dışlanmasının, direkt uçuş ve ticaret
yapılamamasının yanlışlığını
vurgulayan Başbakan Soyer, IBM'in YDÜ'nün katkısıyla KKTC'ye
gelmesini "mükemmel" diye niteledi ve bunun Kıbrıs
"Türk halkının dünyaya isyanı" da olduğunu
söyledi.
Soyer, "Bu, küresel çağda dünyada yer almanın
isyanıdır. Meşrudur. İnsanca yaşama çabası koyan
insanların isyanıdır. Çalışacağız çünkü
isteğimiz vicdanidir. Kendi üretkenliğimizin gelişmesiyle gerici
uygulama ve siyasetleri aşacağız" diye konuştu.
Bir düşünürün "İmkânsızı işte, hayal et;
mümkün olana ulaş ve onu aş" sözüne atıfta bulunan
Başbakan Soyer, bu mantığın Kıbrıs Türk
halkında var olduğunu, dünyada eşit bir halk olarak yerini
alacağını vurguladı.
Yüksek: YDÜ'yle genetik kodumuz uydu
IBM Türk Genel Müdürü Eray Yüksek, teknolojinin sürekli
geliştiğini ve sonunun olmadığını belirterek,
projeler için gerekli insan gücünün sağlanması amacıyla 10
aydır birçok üniversitede konuştuğunu ifade etti.
Kuzey Kıbrıs'ta farklı bir şeyle karşılaştığını,
bunun da "insan hızı" olduğunu kaydeden Eray Yüksek,
IBM'in YDÜ'yle "genetik kodlarının, hız ve isteklerinin
uyduğunu"; hocaların kısa sürede 60 proje sunmasından
etkilendiğini söyledi.
Eray Yüksek, YDÜ'de kurulacak merkezin, IBM'in bir üniversiteyle
ortaklaşa yaptığı ilk inovasyon merkezi olacağına
dikkat çekerek, çok hevesle başladıkları projenin
başarılı olacağına inanç belirtti.
Yüksek, IBM hakkında bilgiler verirken, şirketin 171 ülkede
faaliyet gösterdiğini; 106 yıl önce kurulduğunu ve 80 yıldır
ilk 100 şirket arasında kalmayı
başardığını; inovasyonda da 364 bin
çalışanıyla 10. sırada yer aldığını
anlattı.
42 bin patenti bulunan IBM'in araştırma ve geliştirme
çalışmalarına yılda 6 milyon dolar bütçe
ayırdığını bildiren IBM Türk Genel Müdürü Eray Yüksek,
küresel bir şirket olan IBM'in sahibinin nerede ve kim olduğunun ise
bilinmediğini, ancak topluma karşı bir sorumlusu
bulunduğunu kaydetti.
Yüksek, 8 araştırma laboratuarında 5 bin bilim
adamı çalıştıran IBM'in 5 Nobel Ödülü
kazandığını da bildirdi.
Günsel: Bir ilk
YDÜ Genel Koordinatörü İrfan Suat Günsel de
konuşmasında, 20. yıla girecek üniversitenin hep büyüme,
gelişme ve yeniliklere imza atığını, bugün bir ilke
daha imza atarak YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi ve YDÜ-IBM İleri
Araştırmalar Merkezi'nin kurulduğunu söyledi.
Günsel, merkezlerin işlevi hakkında bilgiler vererek,
YDÜ'deki inovasyon sürecinin, üniversite, sanayi ve toplum arasında
sürekli işbirliğine, disiplinlerarası ve üstü etkileşimin
artmasına imkân sağlayan bir süreç olduğunu belirtti.
YDÜ'deki inovasyon sürecinin, eğitim-öğretim,
araştırma ve geliştirme, yapı ve süreçlerinin sürekli
yenilenmesine, aynı zamanda üniversitenin toplumsal açıdan daha etkin
ve verimli bir kuruluşa dönüşmesine katkıda
bulunacağını anlatan Günsel, bir KKTC araştırma
alanı yaratılmasına öncülük edeceklerini ifade etti.
İrfan Suat Günsel, merkezlerin faaliyet alanlarını
sıraladığı konuşmasında, iki merkezin ülkeyi
Akdeniz çanağında bir araştırma üssü haline
getireceğini söyledi. YDÜ'nün süper bilgisayarıyla iklim
araştırmaları, deprem simülasyonları, tıp,
eczacılık, nanoteknoloji ve gen teknolojileri gibi alanlarda bilimsel
çalışmalar yapacağını kaydeden Günsel, IBM'le
ortaklıklarının KKTC ve dünya insanlığına
hayırlı olmasını diledi.
Konuşmaların ardından YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi'nin
açılışıyla ilgili protokol Başbakan Soyer'in huzurunda
Yüksek ve Günsel tarafından imzalandı.
KIBRIS 12/06/07
Ünsal Ergel ANKA
Doğu Akdenizde beşincisi gerçekleştirilen
Şehit Teğmen Caner Gönyeli Arama Kurtarma Tatbikatı,
Rumların petrol aramak istedikleri bölgede bayrak gösterme şeklinde
yapıldı.
Doğu Akdenizde gerçekleştirilen Şehit Teğmen
Caner Gönyeli Arama Kurtarma Tatbikatı-2007, Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin petrol aramak istediği bölgede bayrak gösterme
şeklinde yapıldı.
Rum yönetiminin Doğu Akdenizde petrol arama girişimlerinde
bulunduğu bölgede yapılan Şehit Teğmen Caner Gönyeli
Tatbikatı başarıyla tamamlandı. İlk olarak Şubat
ayında tepki gösteren ve çalışmaları durdurmak üzere bölgeye
savaş uçağı gönderen Türkiye
kararlılığını tatbikatı Kıbrısın
doğu, güneydoğu bölgesine kaydırarak ortaya koymuş oldu.
Tatbikat, Kıbrısın doğu tarafındaki Türk Arama
Kurtarma Hududunun Rum kesimine en yakın bölgesinde yapıldı.
Tatbikat öncesinde verilen brifingde konuşan Kıbrıs Güvenlik
Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, Türkiyenin Kıbrıs
Rum yönetimi ile Mısır ve Lübnan arasındaki
anlaşmaları tanımadığını belirterek,
gerektiğinde bölgede askeri tatbikatlar da dahil olmak üzere
uluslararası hukuktan doğan haklarını
kullanacağını kaydetti.
Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Alev Gümüşoğlu ile
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlunun yönettiği tatbikatta 3 ayrı kurtarma
senaryosu uygulandı. Gazi Magosa açıklarında Türk arama kurtarma
sahası içerisinde seyir halinde bulunan bir ticaret gemisinden yardım
çağrısı alınması üzerine kurulan birinci tatbikat,
Dipkarpazın 8 mil doğusunda yapıldı.
Deniz ve Hava Kuvvetlerine bağlı uçak, gemi ve helikopterlerin
katıldığı arama kurtarma harekatında, Casa tipi arama
kurtarma uçağının yerini tespit ettiği kazazedeler,
cansalı ile kurtarıldı. Ardından da kendilerine ilk
sağlık müdahalesi Gelibolu Fırkateyninde yapıldı.
Tatbikatın ikinci senaryosunda ise motoru arızalanıp yanan
balıkçı teknesinden 4 kazazede şişme botla, 2 kazazede ise
helikopterle kurtarıldı. Sonuncu kurtarma operasyonunda ise Doğu
Akdenizde kaza geçiren bir uçaktan acil durum sinyalinin ardından,
denizde bulunan kazazedelerden 2si helikopterle, 4ü sahil güvenlik botuyla
sudan alındı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Gelibolu Fırkateynine
gelişinde askeri törenle karşılandı. Tatbikatı,
Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile çok
sayıda konuk, komuta gemisi TCG Gelibolu Fırkateyninden izledi.
HURRIYET 13/06/07
Kosova'da Rum polisine ret

Ankara, NATO Genel
Sekreteri Scheffer'ın Kosova'ya gönderilecek AB Polis Gücü'ne Rum
polisinin de katılması talebini kabul etmedi

Barkın Şık
NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'in Kosova'ya
konuşlandırılacak Avrupa Birliği Polis Gücü'nde
Kıbrıslı Rumların yer alması talebi Ankara
tarafından reddedildi.
Scheffer dün Ankara'da sırasıyla Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'la görüştü.
Kosova'da NATO güçlerine ek olarak yıl sonuna kadar 1500 kişilik bir
Avrupa Birliği (AB) Polis Gücü'nün de görev yapmasının
planlandığını belirten Scheffer, bu gücün içinde
Kıbrıs Rum Yönetimi'ne bağlı polis unsurlarının
da yer almasını istediklerini kaydetti.
Genelkurmay'ın mesajı
Türk tarafı ise Rumların polis
gücüne katılımı talebini reddetti. AB'nin, NATO üyesi
Türkiye'ye, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nda (AGSP) söz
hakkı vermemesi ret yanıtında etkili oldu.
Genelkurmay'da da Scheffer'a, NATO ve Barış İçin Ortaklık
(BİO) üyesi olmayan Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, NATO-AB Stratejik
İşbirliği'nden yararlanmasının mümkün
olmadığı mesajı iletildi.
2002'deki uzlaşma
hatırlatıldı
Türk
tarafı, 2002'de Helsinki zirvesinde AGSP'de varılan
uzlaşmayı ve Rumların pozisyonunu da ortaya koydu. Söz konusu
uzlaşmaya göre, NATO üyesi olmayan iki ülke, Kıbrıs Rum Kesimi
ve Malta, NATO imkânlarından yararlanılarak yapılacak AB
operasyonlarında görev almayacak.
Scheffer, Türkiye'nin Kosova'ya yerleştirilecek olan AB Polis Gücü
konusunda bazı çekincelerinin olduğunun anımsatılması
üzerine, her iki tarafı da memnun edecek bir sonuç bulmaya
çalıştıklarını kaydetti.
Scheffer PKK terörünü kınadı
NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, Türkiye'deki terörist
saldırıların, terörizmin en aşağılık
şekillerinden birisi olduğunu ifade ederek, çok sayıda masum
insanın hayatını kaybettiği bu saldırıları
şiddetle kınadıklarını söyledi. Scheffer, NATO'nun
bazı üyelerinin terör örgütü PKK'ya destek verdiği yönündeki haberler
için de "Müttefikler, NATO'nun terörist örgüt olarak nitelendirdiği
PKK'ya destek vermiyor. Müttefiklerimiz bu konudaki durumlarını çok
net şekilde açıklamışlardır" diye konuştu.

Konutta ağırladı
Fotoğraf: ALTAN BURGUCU
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'de
bulunan NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'le baş başa
görüştü. Görüşmenin yapıldığı sırada Bakan
Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül de Scheffer'ın eşi Jeannine de Hoop
Scheffer'ı Dışişleri Konutu'nda ağırladı.
Hayrünnisa Gül, Jeannine de Hoop Scheffer'ı görüşmenin ardından
kapıya kadar uğurladı.
MILLIYET 13/06/07
Bayrak TV ordunun kara listesine alındı
KKTC'de
'Duvarımız' adlı belgeseli yayımlayan BRT'nin Gönyeli
tatbikatını izlemesine izin verilmedi
13/06/2007
RADIKAL
LEFKOŞA
- KKTC'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile asker arasında
zaman zaman çıkan gerilimlere bir yenisi eklendi. KKTC'nin resmi Bayrak
Radyo ve Televizyonu (BRT), Kıbrıslı Türk Niyazi
Kızılyürek ile Rum Panikos Hrisantos'un
hazırladığı 'Duvarımız' belgeselini
yayımladığı için askerin 'kara listesi'ne alındı.
BRT, bugün Gazimağusa'da Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı
(GKK) ile Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı'nın
(KTBK) birlikte yapacağı 'Şehit Teğmen Caner Gönyeli 2007
Arama-Kurtarma Tatbikatı'nı izleyemeyecek. Dün GKK Komutanı
Tümgeneral Mehmet Eröz'ün karargâhta verdiği brifinge alınmayan BRT'ye,
tatbikatı izleme yasağı konuldu. Yasağın asıl
gerekçesinin, Abdi İpekçi Barış Ödülü'nü almış
'Duvarımız' belgeselini BRT'de yayımlayan Genel Müdür Hüseyin
Gürşan'ın görevinin sürmesi olduğu belirtildi. BRT
dışında, Kıbrıs, Yeni Düzen, Star Kıbrıs ve
uydudan yayın yapan Kıbrıs Genç TV'ye de akreditasyon verilmedi.
Bu kararla ilk kez Kuzey Kıbrıs'ta bir toplantıyı
medyanın izlemesine güvenlik kuvvetleri tarafından izin
verilmemiş oldu.
'İşgalci,
tecavüzcü Türk'
1994'te Alman ZDF kanalının desteğiyle iki kesimin
acılarını yansıtma amacıyla çekilen belgesele,
bazı çevreler Tük askerini 'işgalci', Türk Mukavemet
Teşkilatı üyelerini 'tecavüzcü' gösterdiği eleştirisini
getirirken, bazı çevreler iki tarafa mercek tuttuğunu söylüyor.
BRT'nin filmi 13 yıl sonra gösterdiği mart ayında da kriz
çıkmıştı. Bir resepsiyonda KTBK Komutanı
Tuğgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Başbakan Ferdi Sabit
Soyer'in 'Türklüğü'nü sorgulamıştı.
Kıvrıkoğlu'nun iktidardaki CTP'nin kongresine atfen,
"İstiklal Marşı'nı neden okumadınız?
Şehitlerin anısına saygı duruşu bile
yapmadınız" diye çıkıştığı Soyer'in
elini sıkmadığı iddia edilmişti. Soyer'in
"Türklüğümüzden kuşkunuz mu var" sorusuna
Kıvrıkoğlu'nun "Kanıtlayın"
yanıtını verdiği aktarılmıştı. (dha,
aa)
Güney'de talan sürerken, mülkiyet Kıbrıs
sorunundan ayrılamaz
Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs'tan, Kıbrıslı
Türklere ait konutlar ile diğer malların talan edildiğine dair
ciddi bilgiler gelmekte olduğuna dikkat çekerek, "Böylesi bir ortamda
mülkiyet sorununu Kıbrıs sorunundan ayırmak ve sadece
Kıbrıslı Rumların bir sorunu olarak dünyaya lanse etmek
insafsızlıktır" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Güney
Kıbrıs'tan, Kıbrıslı Türklere ait konutlar ile
diğer malların talan edildiğine dair ciddi bilgiler gelmekte
olduğuna dikkat çekerek, "Böylesi bir ortamda mülkiyet sorununu
Kıbrıs sorunundan ayırmak ve sadece Kıbrıslı
Rumların bir sorunu olarak dünyaya lanse etmek
insafsızlıktır" dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
haftalık rutin basın brifinginde gündeme ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
Mülkiyet konusu ve özellikle Güney Kıbrıs'taki Türk
mallarının durumunun irdelendiği brifingte, BM Genel
Sekreteri'nin BM Kıbrıs Barış Gücü raporunun 8 Temmuz
sürecine ilişkin bölümü de değerlendirildi.
Brifingde, Cumhurbaşkanlığı Kültür-Sanat
Danışmanı Ahmet Okan da, Güney Kıbrıs'ta yok edilen
kültür varlıklarıyla ilgili bilgi verdi ve basına Güney'deki
Türk köylerinin görüntüleri dağıtıldı.
Mülkiyet konusunun, Kıbrıs sorununun ana unsurlarından
biri olduğu ve kapsamlı bir çözüm gerçekleşmeden mülkiyet
sorununa bütünlüklü ve kalıcı bir çözüm bulmanın mümkün
olmadığını vurgulayan Erçakıca, kapsamlı çözüme
ulaşana kadar bazı yöntemlerle sorunun acil olabilecek yönlerinin
kabul edilebilir hale getirilmesinin mümkün olduğunu da kaydetti.
Erçakıca, KKTC'de oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun bu
yöntemlerden biri olduğuna da işaret etti.
Erçakıca, Taşınmaz Mal Komisyonu'yla acil mülkiyet
sorunlarına çözüm için "iç hukuk" yolu
yaratıldığını ve bu yöntemin uluslararası camiada
giderek artan oranda kabul gördüğünü vurguladı.
Rum yetkililerin komisyona başvuranlara yönelik
suçlamalarını eleştiren Erçakıca, şöyle konuştu:
"Rum yetkililer bu komisyona başvuranları adeta vatan
hainliği ile suçlamaktadır. Rum Yönetimi'nin bir yandan mülkiyet
hakkının bir 'insan hakkı' olduğunu söyleyip
vatandaşlarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
göndermesi, diğer yandan mülkiyet hakkından yararlanmak isteyen ve
Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuran vatandaşlarını
aforoz etmesi, kendi içlerinde yaşadıkları çelişkinin en
büyük kanıtıdır."
Erçakıca, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun çalışmalarının,
mülkiyet sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasının
gereksizliğini değil, tam tersine çözüme
ulaşılmasının aciliyetini göstermesi bakımından
önem taşıdığını vurguladı.
"Unutulmamalıdır ki mülkiyet konusu, sadece
Kıbrıslı Rumların değil, aynı zamanda
Kıbrıslı Türklerin de sorunudur" diyen Erçakıca, son
zamanlarda mağdur olduğuna inanan bazı Kıbrıslı
Türklerin de Güney Kıbrıs'taki iç hukuk yollarına
başvurmakta olduğunu, ancak olumlu sonuç
alamadıklarını anımsattı. Erçakıca, Güney
Kıbrıs'tan Kıbrıslı Türklere ait konutlar ile
diğer malların talan edildiğine dair çok ciddi bilgilerin
kendilerine kadar ulaştığı ve bu bilgilerin Rumca
basın-yayın organlarında yer almakta olduğunu belirterek,
şunları kaydetti:
Bugün, Kıbrıslı Türklerin Güney'de
bıraktıkları evlerin taşlarının ve
kapılarının sökülüp satıldığını
öğrenmekteyiz. 2003 yılında sınır geçişlerinin
karşılıklı olarak başlamasıyla birlikte pek çok
Kıbrıslı Türk, Güney'de bırakmış olduğu
evlerini ve diğer mallarını görmeye gitmiş ancak büyük bir
hayal kırıklığı yaşamıştır. Türk
köylerinin bir kısmının yerinde yeller esmektedir. Evler,
mezarlıklar, camiler, okullar harabeye dönmüş vaziyettedir. Pek çok
köy yerle bir edilmiştir. Haritada isimleri olmasa ziyaretçiler,
oraların sadece arazi olduğu fikrine kapılacaklar.
Böylesine bir ortamda mülkiyet sorununu Kıbrıs sorunundan
ayırmak ve sadece Kıbrıslı Rumların bir sorunu olarak
dünyaya lanse etmek en azından insafsızlıktır. "
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki
faaliyetlerini, "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak
tanınmayı Kıbrıslı Türkler aleyhine ne kadar
insafsızca kullandığının örneklerden biri olarak
değerlendirdi.
Bilgi sızdırılması en üst düzeyde
araştırılıyor
Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruda bulunanların
isimlerinin Güney Kıbrıs'a sızdırılması konusundaki
bir soruya karşılık Erçakıca,
Cumhurbaşkanlığı'nın bu konuda en üst düzeyde
araştırma başlattığını açıkladı.
Henüz ellerinde bunun nasıl yapıldığına dair
bilgi bulunmadığını, konunun titizlikle
araştırılmakta olduğunu ve Cumhurbaşkanı ile
Müsteşarı'nın konuyla yakından ilgilendiğini kaydeden
Erçakıca, konunun basit bir gizlilik olayı
olmadığını, başvuran kişilerin güvenliklerinin
söz konusu olduğunu vurguladı. Erçakıca, bir başka soruya
karşılık, Komisyon'un Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne bilgi verdiğini, ancak bu şekilde bir listenin
gönderilmediğini de açıkladı.
Cumhurbaşkanlığı Kültür-Sanat
Danışmanı Ahmet Okan da, Kıbrıslı Türklerin
1963'lerden başlayarak ancak ağırlıkla 1974, 1975
yıllarında terk ettiği Güney Kıbrıs'taki toplam 30
Türk köyünün yok edildiğini belirtti.
Politis gazetesinde çıkan "Tera köyündeki Türk evlerinin
taşlarının alınıp satıldığı"
yönündeki habere atıfta bulunarak, bunun kendileri açısından
sürpriz olmadığını, çünkü birçok Türk köyünün bu durumdan
mağdur olduğunu söyleyen Okan, yürüttükleri çalışma
kapsamında hazırladıkları 30 Türk köyüyle ilgili listeyi de
basına dağıttı.
Bu köylerde evler de dahil tüm kültürel varlıkların yok
edildiğini belirtirken "taş taş üstünde
kalmamıştır" diyen Okan, 1975 yılında terk edilen
karma köy Tera'da Rumların evlerinde oturduğu ancak Türk
varlıklarının tahrip edildiğini kaydetti.
Bir soruya karşılık, Güney Kıbrıs'ta yürütülen
bu çalışmanın ağırlıklı olarak
uluslararası topluma yönelik olduğunu vurgulayan Okan,
amaçlarının durum tespiti ve ilgili yerlerin uyarılmasıyla
önlem alınması olduğunu kaydetti. Bu çalışmayla
kültürel varlıkların mamur hale getirilmesini hedeflediklerini
söyleyen Okan, "Bizim gayemiz misilleme değil" dedi.
Basın brifinginde verilen bilgiye ve dökümanlara göre, Güney
Kıbrıs'ta yok edilen Türk köyleri şunlar:
"Larnaka; Esendağ (Pertrofan), Softalar.
Baf; Akkargı (Pitargu), Beşiktepe (Melandra),
Dağaşan (Vretçça), Dereboyu (Evretu), Faslı, Gökçebel (Falya),
Gündoğdu (Antriliku), Kervanyolu (Karamulliyes), Kurtağa, Kuşluca
(Sarama), Olukönü (Lukurnu), Uluçam (Marona), Moronero, Susuz, Tabanlı
(İstinco), Tatlıca (Zaharga), Uzunmeşe (Tremetusa), Yakacık
(Magunda), Yuvalı (Prastyo).
Limasol; Aşağı Kivides, Yerovası (Yerovasa).
Lefkoşa; Alevkaya, Alifodez, Arpalık (Ay Sozomeno), Aybifan,
Kurtboğan (Yukarı Kutrafa), Selçuklu, Yağmuralan
(Vroişa)."
Benzer çalışma Kuzey'de de
Benzer bir çalışmanın Kuzey Kıbrıs'ta da
yapılıp yapılmadığı yönündeki bir soruya
karşılık Okan, KKTC sınırları içerisindeki tüm
kilise, şapel ve manastırların kayıt altına
alınması konusunda da çalışma içinde olduklarını
ve yaşatılabilecek veya kullanılabilecek durumda olanlara
müdahale etme yönüne de gittiklerini kaydetti.
Okan, Akıncılar ve Türkmenköy'le ilgili UNDP'ye sunulan
projeler bulunduğunu ve KKTC'deki ilgili birimlerin yasal alanlarına
müdahale etmeden onlarla işbirliği içinde
çalışmalarını yürüttüklerini anlattı.
Erçakıca, BM Genel Sekreteri'nin BM Barış Gücü'yle
ilgili raporda yer alan 8 Temmuz sürecine ilişkin bölümü de
değerlendirdi.
Raporda yer alan ilgili bölümün özellikle önem
taşıdığına işaret eden Erçakıca, "Devam
eden bu süreçte yaşanan sorunların neler olduğunu göstermesi
veya bu sorunların BM tarafından algılanış biçiminin
ne olduğu saptaması bakımından raporun büyük önemi
vardır" dedi.
Raporda, 8 Temmuz sürecinin esas hedefinin "özlü konuları ele
alacak iki toplumlu çalışma gruplarının ve her iki
halkın gündelik hayatını etkileyen konuları müzakere edecek
iki toplumlu teknik komitelerin" kurulması olduğunun açık
olarak ifade edildiğini belirten Erçakıca, Kıbrıs Türk
tarafının bu hedefle tam bir uyum içinde olduğunu
vurguladı.
Raporda, sorunların "günlük hayatı etkileyen
konuların ne olduğu ve anlaşmazlıkların çözümü için
kullanılacak mekanizma" konularında yaşanmakta
olduğunun belirtilmesiyle ilgili olarak ise Erçakıca, sürecin
ilerleyebilmesi için tarafların bu sorunları çözüme
kavuşturmaları gerektiğini söyledi.
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının tutumunun
açık olduğu ve defalarca muhataplara iletildiğini
yinelediği açıklamasında, şunları kaydetti:
"BM Genel Sekreterliği'nin bu saptamalarından sonra,
sorunları görmezlikten gelmeden, uzlaşmacı bir tutumla
ilerlemeye çalışırsak, 8 Temmuz sürecini başarıyla
sonuçlandırmak ve Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm
bulunmasını hedefleyecek kapsamlı çözüm müzakerelerini
başlatmak mümkün olacaktır. Kıbrıs Türk tarafı bu
doğrultuda çalışmaya devam edecektir."
KIBRIS 13/06/07
Medyaya tatbikat yasağı
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Kuzey Kıbrıs'taki
beş gazete ile üç televizyonu kara listeye alarak, "Şehit
Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı"nı
izleyemeyeceklerini bildirdi. Gazeteciler Birliği ile BASIN-SEN,
TSK'nın bu tavrını kınadı
TATBİKATA KATILMANIZ UYGUN BULUNMADI... Türk Silahlı
Kuvvetleri, KIBRIS gazetesi, KIBRIS TV, BRT, Genç TV, Afrika, Yenidüzen, Star
Kıbrıs ve Kıbrıslı'nın bugün gerçekleşecek
"Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma
Tatbikatı"nı izlemelerini yasakladı. İsmi geçen medya
kuruluşlarının temsilcileri dün tatbikat ile ilgili basına
yönelik brifinge de alınmadı. Adı geçen medya temsilcilerinin,
tatbikat ile ilgili akreditasyon amaçlı talepleri, GKK Basın
Subayı'nın "Genelkurmay, tatbikata katılmanızı
uygun bulmadı" sözü ile reddedildi
KTGB İLE BASIN-SEN'DEN ELEŞTİRİ... Kıbrıs
Türk Gazeteciler Birliği (KTGB) ile Basın Emekçileri Sendikası
(BASIN-SEN), TSK'nın tatbikatın dün gerçekleştirilen
bilgilendirme toplantısına, kara listeye alınan gazete ve
televizyonların temsilcilerini davet etmemesini ve tatbikatı izlemelerini
yasaklamasını kınayarak, kabul edilmez bir tavır olarak
nitelendirdi
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Kuzey Kıbrıs'taki
beş gazete ile üç televizyonu kara listeye alarak, bugün
gerçekleşecek "Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama
Kurtarma Tatbikatı"nı izlemelerini yasakladı.
KKTC'de gerçekleşecek olan tatbikatı izleyecek olan medya
kuruluşlarını TSK'nın belirlediği ve bazı
basın- yayın kuruluşlarının izlemesinin uygun
bulunmadığı belirtildi.
Bu çerçevede tatbikatı ve tatbikat çerçevesinde dün düzenlenen
brifingi izlemesi yasaklanan medya kurumlarının; KIBRIS gazetesi,
KIBRIS TV, BRT, Genç TV, Afrika, Yenidüzen, Star Kıbrıs ve
Kıbrıslı olduğu açıklandı.
İsmi geçen medya kuruluşlarının
bazılarının temsilcileri dün tatbikat ile ilgili basına
yönelik brifinge de alınmadı.
Beş gazete ve üç televizyonun temsilcilerinin, bugün
yapılacak tatbikat ile ilgili akreditasyon amaçlı
aradığı GKK Basın Subayı ise, "Türkiye, tatbikata
katılmanızı uygun bulmadı" sözü ile talepleri
reddedildi.
GKK Basın Subayı, gazetecilerin ısrarlı
soruları karşısında "Türkiye" ifadesiyle
Genelkurmay'ı kastettiğini de belirtti.
Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği (KTGB) ile Basın
Emekçileri Sendikası (BASIN-SEN), TSK'nın "Şehit
Teğmen Caner Gönyeli 2007 Arama Kurtarma Tatbikatı"nın dün
gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısına kara listeye
alınan gazete ve televizyonların temsilcilerini davet etmemesini ve
tatbikatı izlemelerini yasaklamasını eleştirdi.
KTGB, ülkede basın özgürlüğü alanında göreceli de olsa
gelişmelerin yaşandığı bir dönemde TSK'nın
KKTC'deki medya kuruluşları arasında ayrım
yapmasının ve bazı medya kuruluşlarını
'sakıncalı' olarak değerlendirmesinin kabul edilmez
olduğunu vurguladı.
BASIN-SEN ise Kıbrıs Türk halkının bilgi ve haber
alma hakkını kullanan Kıbrıs Türk basınını
bölmenin, farklı düşüncesi ve yayın politikası nedeniyle
bir kısmının, kamuoyuna açık herhangi bir etkinliği
veya eylemi izlemesinin engellenmesinin kabul edilemez olduğunu
belirterek, bu durumu kınadı.
KTGB: TSK'nın tavrı kabul edilemez
Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği, Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin Şehit Teğmen Caner Gönyeli 2007 Arama Kurtarma
Tatbikatı'nın dün gerçekleştirilen bilgilendirme
toplantısına KIBRIS gazetesi, KIBRIS TV, BRT, Genç TV, Afrika,
Yenidüzen, Star Kıbrıs ve Kıbrıslı'nın temsilcilerini
davet etmemesini eleştirdi.
Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan
Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu, "ülkede
basın özgürlüğü alanında göreceli de olsa gelişmelerin
yaşandığı bir dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
KKTC'deki medya kuruluşları arasında ayrım
yapmasının ve bazı medya kuruluşlarını
'sakıncalı' olarak değerlendirmesinin kabul edilmez
olduğunu" belirtti.
Açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
"Bayrak Radyo Televizyon Kurumu'nun tatbikatla ilgili
bilgilendirme toplantısını izlemekle görevli muhabirine,
'Duvarımız' belgeselini yayınlayan kuruluşun
elemanının ne bilgilendirme toplantısını ne de
tatbikatın icra bölümünü izleyemeyeceği' belirtilmiştir.
Diğer yayın kuruluşlarına ise Türkiye'den akreditasyon
verilmemesi nedeniyle tatbikatı izleyemeyeceği
bildirilmiştir."
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu tutumunun, dünyaya "Kuzey
Kıbrıs'ta her alanın Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
kontrolünde olduğu" izlenimi yarattığı kaydedilen
açıklamada, bu durum protesto edildi.
Gazeteciler Birliği, davet alanlar da dahil tüm üyelerini,
tatbikatı izlememeye ve tepkilerini bu yolla ortaya koymaya da
çağırdı.
BASIN-SEN:
BASIN-SEN Başkanı Kemal Darbaz'ın yönetim kurulu
adına yaptığı açıklamada, TSK'nın bazı medya
kuruluşlarına getirdiği yasaklama kınandı.
Darbaz, BASIN-SEN'in kimden ya da nereden gelirse gelsin,
halkının ve basınının düşünceleriyle, yayın
politikaları nedeniyle ayırıma tabi tutulmasını kabul
etmediğini etmeyeceğini vurgulayarak, "Sendikamız ve tüm
gazetecilerin bir tek Kıbrıs Türk halkına karşı
sorumlu olduğunu yineleriz" dedi.
BASIN-SEN açıklamasında şu görüşlere yer verildi:
"Parçası olduğumuz Kıbrıs Türk
halkının bilgi ve haber alma hakkını kullanan
Kıbrıs Türk basınını bölmek; farklı
düşüncesi ve yayın politikası nedeniyle bir kısmının,
kamuoyuna açık herhangi bir etkinliği ve/veya eylemi izlemesinin
engellenmesi kabul edilemez.
Bugün (dün) üzülerek öğrendik ki, KIBRIS gazetesi, KIBRIS TV, BRT,
Genç TV, Afrika, Yenidüzen, Star Kıbrıs ve Kıbrıslı,
Türk Silahlı Kuvvetleri Güney Deniz Saha Komutanlığı
tarafından yarın (bugün), Gazimağusa açıklarında
yapılacak Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma
Tatbikatı'nı izlemeye uygun bulunmadı.
Kıbrıs Türk basını bir bütün olarak, farklı
yayın politikalarıyla da olsa Kıbrıs Türk
halkının haber ve bilgi alma hakkını kullanarak, bu
coğrafyada özgür gazetecilik ve basın özgürlüğünün gereklerini
yerine getirmeye çalışmasıyla takdire şayandır.
Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yarın (bugün),
misafir olarak Gazimağusa açıklanırda icra edilecek arama
kurtarma tatbikatını, bu yayın kuruluş ve gazetelerimizin
izlemesinin uygun olmadığına yönelik bilgilendirmenin, bugün
(dün), tatbikatla ilgili olarak Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'nda yapılması ise daha da vahim bir
gelişmedir.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Sivil İşler
Dairesi'ne ait bir subay tarafından yapılan bu açıklama, bu
kurumların Kıbrıs Türk halkıyla aslında ne kadar uzak
düştüğünün en açık ifadesidir.
Kimse, yetkisi ve yasal konumu ne olursa olsun Kıbrıs Türk
halkından almadığı hiçbir yetkiyi kullanamaz.
Kıbrıs Türk halkı buna izin vermez.
Basını, benim gibi düşünenler ve düşünmeyenler diye
tasnif etmek; benim gibi düşünmeyenleri yok saymak halkın haber ve
bilgi hakkına yönelik vahim bir durum ve saldırıdır. Bu,
halkın haber ve bilgi alma hakkını, basın özgürlüğü ve
özgür gazeteciliği farkı yöntemlerle engellemektir. Kabul edilemez.
Yapılan bu ayrım ve 'sizler şu yayınları
yaptınız, bizler gibi düşünmüyorsunuz, onun için tatbikatı
izleyemezsiniz' türünden açıklamalar bir yönüyle de politik bir mesaj
içermektedir.
Kıbrıs Türk halkı, her zaman, Türkiye Cumhuriyeti ve
onun tüm kurumlarıyla eşitler arası ve onurlu bir ilişkiyi
savundu ve savunmaya devam ediyor. Ancak bu tavır bizce eşitler
arası ilişkiyi hiçe sayan, bunun da ötesinde egemenlik taslayan bir yaklaşımdır.
Umarız ki, Kıbrıs Türk halkının sesi olan
Kıbrıs Türk basınını bölmeye, ayırmaya, benden
olmayanları istemem kararı ve uygulaması sadece tatbikatı
yöneten askeri birimlerin başında olanlarla sınırlıdır.
Yok eğer bu tutum, Türkiye Genelkurmay Başkanlığı
ve/veya siyasi idaresi tarafından da destekleniyorsa, olay daha da
büyüktür ve bu sadece, biz ve kardeş basın örgütlerinin tepkisiyle
sınırlı olamaz.
Böyle bir durum, bir bütün olarak, Kıbrıs Türk halkı ve
onun ayrılmaz parçası Sivil Toplum Örgütlerinin tepkisine ihtiyaç
duyar. Kıbrıs Türk halkı ve sivil toplum örgütlerinin ise 'Bu
Memleket Bizimdir, Biz Yöneteceğiz' diyerek 80 binleri alanlara
topladığını hiç kimse unutmasın.
BASIN-SEN; kimden ya da nereden gelirse gelsin, halkını ve
basınını düşünceleriyle yayın politikaları
nedeniyle ayrıma tabi tutulmasını kabul etmedi ve etmeyecektir.
Sendikamız ve tüm gazetecilerin bir tek Kıbrıs Türk halkına
karşı sorumlu olduğunu yineleriz.
Kıbrıs Türk basın-yayın kuruluşlarına
karşı sergilenen bu tavrın düzeltilmemesi halinde,
Kıbrıs Türk basını bir bütün olarak yarınki
tatbikatı izlememelidir.
Sendikamız önümüzdeki saatlerde ve günlerde ilgili taraflarca
yapılacak açıklama ve/veya tutumlara bağlı olarak
duruşunu yeniden gözden geçirerek, yeni eylemlilikleri gündeme getirmekten
geri durmayacaktır. Rüzgar ekmeye soyunanlar, fırtına biçmeyi de
göze almalıdır..."
AA: Duvarımız ve internet
sitesinden çıkarılan bayrak nedeniyle
Anadolu Ajansı, dün verdiği haberde "KKTC'nin resmi
yayın kuruluşu Bayrak Radyo Televizyon Kurumu" ekibinin, KKTC
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı'nda düzenlenen
"Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma
Tatbikatı" brifingini izlemesine izin verilmediğini duyurdu ve
bunun, iki toplumun acılarını yansıtan
"Duvarımız" filmini yayınlamasını gerekçe
gösterdi.
"A.A muhabirinin edindiği bilgiye göre" ifadesinin
kullanıldığı haberde, BRT temsilcisinin, BRT Müdürü Hüseyin
Gürşan'ın, "Duvarımız" belgeselini
yayımlamasına tepki olarak GKK Karargahına alınmadığını
duyurdu.
AA haberinde, "BRT logosuyla internet sitesindeki Türk ve KKTC
bayraklarının kaldırılması ve BRT müdürünün tutum ve
davranışlarına tepki olarak, kurum ekibinin tatbikatı
izlemesine izin verilmediği öğrenildi" denildi.
A.A muhabirinin görüştüğü BRT yetkililerinin, brifingi
izlemeye giden ekibe, "tatbikatı izleyemezsiniz"
denildiğini aktardı.
KIBRIS 13/06/07
Nijer'e KKTC'den 150 bin dolar yardım
Nijer'e yardım için Doha'da bir araya gelen ülkeler arasında
yer alan KKTC, Nijerli 10 öğrenciye de burs vereceğini
açıkladı.
Dışişleri Bakanlığı'ndan Genel Müdür Ahmet
Erdengiz başkanlığındaki heyet, Nijer'e yardım
kampanyasına gereken desteği vereceklerini bildirdi.
Heyet yetkililerinden alınan bilgiye göre, KKTC 150 bin dolar
nakdi yardımın yanında, 5'i ziraat mühendisliği
öğrencisi 10 öğrenciye de burs verme kararı aldı.
KIBRIS 13/06/07
NTV
Güncelleme: 15:23 TSİ 14 Haziran 2007 Perşembe
LEFKOŞA/BRÜKSEL
- Rumlar, Türkiyenin başta OECD olmak üzere, 9 örgüte üyeliğini
herhangi bir hukuksal gerekçe göstermeden sadece siyasi nedenlerle
engellediğini savunuyor. Avrupa Birliği kaynakları, Rum
kesiminin de bazı alanlarda Ankarayı engellediğini hatırlatmakla
birlikte, Türkiyenin biraz daha yapıcı olmasını bekliyor.
Şikayet mektubu, Rum kesiminin bazı müzakere
başlıklarını ileride gerekçesiz bir şekilde veto
edilebileceğinin bir sinyali olarak değerlendiriliyor.
Brükseldeki diplomatlara göre Rum yönetimi, Türkiyenin tam üyeliğini
geriye dönüşü olmayan bir sürece sokacak fasılları veto etmek
için zemin hazırlıyor. Fransa ile Rum yönetiminin özelikle ekonomi
ve para politikaları başlığının
açılmasını engelleyebileceği belirtiliyor.
NTV
Güncelleme: 14:56 TSI 14 Haziran 2007 Perşembe
LEFKOŞA
- Soyer, mecliste yaptığı konuşmada, bazı televizyon
ve gazetelerin, 2007 Arama Kurtarma Tatbikatını izlemesine izin
verilmemesine değindi.
Ordunun
halkın ordusu olduğunu belirten Soyer, Bizim Türk Silahlı
Kuvvetleri ile bir sıkıntımız yok.
Türkiyeli-Kıbrıslı kavgasını bitirdiğimiz
noktada, bu tartışmanın yeniden gündeme getirilmesinden
bıktık usandık artık dedi.
|
Soyer, yapay krizlere fırsat verilmemesini de istedi. Kuzey
Kıbrısta ordu, aralarında devlet kurumu BRTnin de
bulunduğu bazı televizyon ve gazetelerin yayın
politikalarına tepki olarak tatbikatı izlemesine izin
vermemişti. |
|
AA
Güncelleme: 14:32 TSI 14 Haziran 2007 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTCnin resmi yayın kuruluşu Bayrak Radyo Televizyon Kurumu BRT
ekibinin, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı kararrargahında
düzenlenen Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma
Tatbikatı brifingini izlemesine izin verilmedi.
BRT ekibinin, yaptığı yayınlar nedeniyle, tatbikat
brifingini ve tatbikatı izleyemeyeceği belirtildi. Kıbrıs
TV, Kıbrıs Genç TV ile Kıbrıs ve Yenidüzen gazeteleri de
brifinge davet edilmedi.
Olay, Kuzey Kıbrısta ordu ve hükümet arasındaki gerilimin,
Bayrak Radyo Televizyon kurumuna da sıçraması olarak
değerlendiriliyor.
BRTnin, Türk askerini işgalci, Türk Mukavemet Teşkilatı
mensuplarını tecavüzcü olarak niteleyen Duvarımız
adlı belgeseli yayınlamasının ardından, muhalefet
partileri ve bazı sivil toplum kuruluşları, kurumun genel
müdürünü istifaya çağırmıştı.
GAZETECİLER
BİRLİĞİNDEN PROTESTO
Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği KTGB ise olaya yazılı
açıklama ile tepki gösterdi. Açıklamada, ülkede basın
özgürlüğü alanında göreceli de olsa gelişmelerin
yaşandığı bir dönemde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin,
KKTCdeki medya kuruluşları arasında ayrım
yapmasının ve bazı medya kuruluşlarını
sakıncalı olarak değerlendirmesinin kabul edilmez olduğu
ifade edildi.
Açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu tutumu, dünyaya Kuzey
Kıbrısta her alanın Türk Silahlı Kuvvetlerinin
kontrolünde olduğu izlenimi yarattı dendi.
KKTC'de gazeteciler TSK'ya sert çıktı
14/06/2007
RADIKAL
AA -
LEFKOŞA - KKTC'de 'Duvarımız' belgeselini gösterdiği için
fişlenen resmi Bayrak Radyo ve Televizyonu'nun (BRT) da aralarında
bulunduğu bazı medya organlarının ilk kez askerin 'kara
liste'sine alınması sert tepkiyle karşılaştı.
Kıbrıs Türk Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) ile
Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği (KTGB), BRT, Kıbrıs
Genç TV, Kıbrıs TV ile Kıbrıs ve Yenidüzen gazetelerine dün
başlayan Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma
Tatbikatı'nı izleme yasağı konulmasını protesto
edip boykot çağrısı yaptı.
'Halkın haklarına
ve egemenliğine saldırı'
KTGB, "TSK'nın medya arasında ayrım yapması ve
bazılarını 'sakıncalı' diye nitelemesi kabul
edilmez" diye çıkışarak "Bu tutum, 'Kuzey
Kıbrıs'ta her alanın TSK'nın kontrolünde olduğu'
izlenimi yaratıyor" eleştirisini yöneltti. Basın-Sen
Başkanı Kemal Darbaz da şunları söyledi:
"Basını bölmek kabul edilemez. TSK'nın misafir olarak
Gazimağusa'da icra edeceği tatbikatın izlenmesinin uygun
olmadığına dair bilgilendirmenin, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'nda yapılması daha vahim. Kimse,
Kıbrıs Türk halkından almadığı yetkiyi
kullanamaz. Basını, benim gibi düşünen ve düşünmeyenler
diye tasnif etmek halkın haber hakkına saldırı.
Kıbrıs Türk halkı, her zaman, Türkiye kurumlarıyla
eşitler arası ve onurlu ilişkiyi savundu. Ama bu tavır
eşitler arası ilişkiyi hiçe sayan, egemenlik taslayan bir
yaklaşım."
BRT'nin 'kara liste'ye alınmasına Abdi İpekçi Barış
Ödülü'nü almış 1994 tarihli Türk-Rum ortak yapımı
'Duvarımız' belgeselini yayımlamasının yol
açtığı belirtiliyor. Askeri çevreler, belgeseli Türk askerlerini
'işgalci ve tecavüzcü' göstermekle suçluyor.
Tatbikat
yasağına tepki yağdı
TÜRKİYE BÜYÜKELÇİLİĞİ'NE NOTA
VERİLECEK... Tatbikat yasağıyla ilgili siyasi parti ve sivil
toplum örgütlerinden tepki yağarken, olayı değerlendiren Bu
Memleket Bizim Platformu eylem kararı aldı. Yarın Türkiye
Büyükelçiliği'ne giderek nota verecek olan Bu Memleket Bizim Platformu, bu
çerçevede Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit
Soyer'e bir ziyaret gerçekleştirerek mektup verecek
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) ülkedeki beş gazete ile üç
televizyonu kara listeye alarak Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama
Kurtarma Tatbikatı'nı izlemesine izin vermemesine yönelik tepkiler
sürüyor.
KIBRIS gazetesi, KIBRIS TV, BRT, Genç TV, Yenidüzen, Afrika,
Kıbrıslı ve Starkıbrıs'ın tatbikatı
izlemesine izin verilmemesiyle ilgili Gazeteciler Birliği ve BASIN-SEN'in
ardından dün de Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP), Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) ve
Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS) olayı
kınayan açıklamalar yaptı.
BRT'de katıldığı bir programda bazı basın
kuruluşlarının tatbikatı izlemesine izin verilmemesini
değerlendiren Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, kurumlar
arası çatışmaların olmaması gerektiğine dikkat
çekti.
Demokrasi sürecinin gerekliliğinin savunulduğu bir dönemde
böylesi bir olayın yaşanmasını tasvip etmediğini
söyleyen Ekenoğlu, "böylesi bir olayın
yaşanmasını istemezdik" dedi.
TC Büyükelçiliğine nota verilecek
Bu Memleket Bizim Platformu dün bir toplantı yaparak Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), Kuzey Kıbrıs'taki beş gazete
ile üç televizyonu kara listeye alıp "Şehit Teğmen Caner
Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı"nı izlemelerine izin
vermemesi konusunu değerlendirdi.
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel
Sekreteri Şener Elcil, Bu Memleket Bizim Platformu adına KIBRIS'a
yaptığı açıklamada, yarın Türkiye
Büyükelçiliği'ne giderek nota vereceklerini belirtti. Elcil, bu çerçevede
yarın ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e bir ziyaret gerçekleştirerek mektup
verileceğini de belirtti.
Elcil, TC Büyükelçiliğine verilecek notanın içeriğiyle
ilgili bilgi verirken, "Türkiye Cumhuriyeti ordusu, 1960 Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası ve Anlaşmaları çerçevesinde garantör
olarak burada bulunuyor. Ordunun birincil görevi anayasal nizamı korumak
ve barışı sağlamaktır, Kıbrıs Türkü'nün
huzurunu bozmak ve içişlerine karışmak değil"
şeklinde konuştu.
Elcil, örgütlerin TSK'nın bazı medya kuruluşlarına
yasak getirmesi olayının büyük tepki topladığını
ve saygısızlık olarak nitelendiğini kaydetti.
Siyasi iradenin bu duruma tepki vermesini beklediklerini kaydeden
Elcil, bu durum karşısında tepkisiz ve sessiz
kalınmaması gerektiğini söyledi.
Çakıcı: Talimatla yönetilmeyi ve bölünmeyi reddediyoruz
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet
Çakıcı, bazı basın-yayın organlarının,
Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatını
izlemesinin Türkiye Genel kurmay başkanlığının
tavrı ile engellenmesinin, Kıbrıslı Türklerin kendi
kurumlarının hakimi olmadığını bir kez daha
ortaya çıkardığını söyledi.
Kıbrıslı Türklerin kendi topraklarında bile
ayrım yapılıp listelere bölündüğü bir ortamda, kendi
yöneticilerinin suskun şekilde oturmakta ve 'sin da gulle geçsin'
zihniyeti ile hareket etmekte olduklarına dikkat çeken Çakıcı,
"Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bazı yetkililer 'biz kendi
kendimizi yönetiyoruz' diyerek sadece kendi kendilerini avutmaktadırlar.
Son gelişme bu söylemlerde bulunan yetkililerimizi maalesef yine
açıkça yalanlamaktadır" dedi.
Türkiye Genelkurmay Başkanlığı'nın Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı'na (GKK) verdiği talimatın
aslında, Kıbrıslı Türklere ait bir kuruma verdiği
talimat olduğunu anımsatan Çakıcı, "Başbakanlığa
bağlı olan GKK, Başbakanlık'a bağlı başka
bir kurum olan BRT kurumuna ambargo koyabilmektedir. Bu da ancak rezalet olarak
nitelendirilebilir" şeklinde konuştu. Çakıcı, basının
her türlü platformda görevini yapabilmesinin sağlanması
gerektiğini belirterek, "Hele kendi ülkesinde görev
yapmasının, dıştan müdahale ile engellenmesi kabul
edilemez" dedi.
"Bu memleket Kıbrıslı Türklerindir. Bu
bağlamda Kıbrıslı Türkler kendi kurumlarının
demokratik hakimi olmalıdır" diyen Çakıcı, Türkiye'nin
kurumlarının Kıbrıslı Türklerin kurumları
üzerinden elini çekmesi gerektiğini belirtti ve "Talimatla
yönetilmeyi ve bölünmeyi reddediyoruz" dedi.
TC'nin kurumlarının, Kıbrıs Türkünün hakimi
olması gereken kurumlara saygı göstermesi gerektiğini, bunun da
aslında Kıbrıslı Türklere gösterilen saygı
olacağını belirten Çakıcı, TC Genelkurmay
Başkanlığı'nın Türkiye'de bazı
basın-yayın organlarına uygulamakta olduğu
ayrımcılığın benzerinin, yine TC Genelkurmay
Başkanlığı aracılığı ile kendi
ülkemizde de yapılmaya başlandığını belirtti.
Türkiye'deki seçimler öncesinde Kıbrıs üzerinden de siyaset
yapılmaya çalışıldığını ve
Kıbrıs'ın Türkiye'deki seçimlere malzeme yapılmak
istendiğine de dikkat çeken Çakıcı, hiçbir kurum ve kişinin
Kıbrıs Türk halkını kendine malzeme yapmaya hakkı
olmadığını söyledi.
İzcan: TSK'nın tutumu kabul edilemez
Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri İzzet
İzcan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bazı medya
kuruluşlarına yönelik tutumunun kabul edilemez olduğunu
savunarak, "dışlayıcı tavırları"
şiddetle kınadıklarını belirtti.
Bazı basın yayın kuruluşlarının
Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı'nı
izlemesinin engellenmesiyle ilgili yazılı bir açıklama yapan
İzcan, "bazı medya kuruluşlarına yönelik kabul
edilemez tutumun, basın ve fikir özgürlüğüne, Kıbrıs Türk
toplumunun çözüm yanlısı iradesine yapılan çirkin bir
saldırı ve hakaret olduğunu" ileri sürdü.
İzcan, "TSK tarafından bazı medya
kuruluşlarına yönelik anti-demokratik tavır, Kuzey
Kıbrıs'taki asker ağırlıklı, anti-demokratik,
militarist yapının ve rejimin yüzünü bir kez daha gün
ışığına çıkardı" iddiasında
bulundu.
YKP: Bu işi seçim değil sokak çözer
YKP de açıklamasında, basın özgürlüğü
açısından önceki gün kara bir gün
yaşandığını savundu.
Açıklamada, "Bu coğrafyadaki militarist rejim bir kez
daha yüzünü gösterdi ve sivilleri tehdit etti... Bir kez daha sakatlanan,
kirletilen bu siyasetin içinde YKP'nin acentelere karşı tek sosyalist
alternatif olduğunun altını çizeriz ve bu işi seçim
değil sokak çözer diyoruz" denildi.
Gazeteciler Birliği ve BASIN-SEN'e dayanışma iletilen
açıklamada, "Ankara'dan değil sokaktan iktidar için"
mücadele çağrısı yapıldı.
KTAMS: Kıbrıs Türkü'nün iradesine yönelik bir uygulama
KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan, güvenlikten sorumlu
komutanlığın yaptığı uygulamanın, tamamen
Kıbrıs Türk halkının iradesine yönelik olduğunu
söyledi.
Kıbrıs'ta barış ve çözüm mücadelesinin
ilerletilmesi ve bugünkü noktaya ulaşmasında Kıbrıs Türk
insanının ve basınının alın teri ve mücadelesi
bulunduğuna işaret eden Kaptan, şöyle devam etti:
"Ülkemizde uygulanan izolasyonlara, ambargolara karşı
Kıbrıs Türk insanı mücadele verirken güvenlikle ilgili
makamların kendi basınımıza yaptığı
ayrımcı uygulamalar toplumsal uzlaşı, toplumsal
barış için katkı koymak bir yana, kutuplaşmayı
getirecektir"
KTÖS: Yapılan Kıbrıs Türkü'nün siyasi iradesine
saygısızlıktır
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS),
"1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anlaşmasına göre
Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlamak ve
anayasal düzeni korumak için adada bulunanların, seçilmişlerin
emrinde olması gerektiğini" kaydetti.
KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, yaptığı
yazılı açıklamada, "seçilmişlerin emrinde olması
gereken kurumların, anayasa ve yasalara aykırı bir şekilde
devletin kurumlarını ve bazı medya kuruluşlarını
dışladığını; seçimle iş başına
gelenlerin ise, bunlara seyirci kaldığını" ifade etti.
Anayasaya göre Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a
bağlı olan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın
takındığı tavır ve izlediği siyasetin, yasalar ve
anayasayı çiğneme anlamına geldiğini savunan Elcil,
"Anayasal yetkiler dışında gerçekleşen bu olaylar,
yasaların, anayasanın ve seçimlerin
anlamsızlığını ortaya koyduğu gibi,
Kıbrıs Türkü'nün idaresinin de hiçe sayılması
anlamını taşımaktadır. Kıbrıs Türkü'nün
seçtiği makamlara karşı ortaya konulan bu anlayış,
Kıbrıs Türkü'nün siyasi iradesine karşı bir
saygısızlık olduğu gibi, buram buram siyaset
kokmaktadır" iddiasında bulundu.
"Bu hareket 40 yıl önceki Bayraktarlık döneminin devam
ettiğini bizlere hatırlatması açısından önemli bir
girişimdir" diyen KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i
de eleştirdi.
Kıbrıs Türkü'nün kuklalara ihtiyacı
olmadığını kaydeden Elcil, şöyle dedi:
"Kıbrıs Türkü'nün, kendi kendini yönetme
hakkını gasp edenlere karşı suskun kalan yöneticilerine de
ihtiyacı yoktur. Hatırlatmak isteriz ki, ülkede güvenliği
sağlayanlar, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anlaşmalarına
göre ve Kıbrıs'ın anayasal nizamı ile barışına
katkı koymak için bulunmaktadırlar. Bunun ötesinde siyasete
bulaşıp, Kıbrıs Türkü'nün idaresine ve onun
kurumlarına saygısızlık etmeye hiç kimsenin hakkı
yoktur."
YKP-KTÖS görüşmesi "medyaya tatbikat yasağı"
gündemde oldu
Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) Yürütme Kurulu'nun Kıbrıs
Türk Öğretmenler Sendikası'nı (KTÖS) ziyaretinin gündemini de
TSK'nın medyaya koyduğu tatbikat yasağı oluşturdu.
Bazı yayın organlarına tatbikat ve tatbikatla ilgili
brifingi izleme iznini verilmemesi eleştiren KTÖS Genel Başkanı
Güven Varoğlu "Bu memleketi biz yöneteceğiz" sözünün bugün
için çok yerinde bir söz olduğunu, "bazı odakların
görevinden fazlasını yapmaya kalktığını"
belirtti. Varoğlu, sivilleşmenin gerekliliği sözlerinin
doğrulandığını söyledi, hükümetin bu konuda
vereceği tepkiyi merak ettiklerini ve bunun hükümet tarafından
"sineye çekilip çekilmeyeceğinin yakın takipçisi
olacaklarını" kaydetti.
KIBRIS
14/06/07
AA
Güncelleme: 12:17 TSİ 15 Haziran 2007 Cuma
ANKARA
- Kıbrısın Maraş bölgesinde, babasından kendisine
miras yoluyla kaldığını iddia ettiği araziyi,
Türkiyenin askeri müdahalesi sonucu kullanamadığı
iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)
başvuran ve 885 bin Avro tazminat kazanan Rum Mira Ksenides-Arestisin
davasında sürpriz bir gelişme oldu.
Arestisin
üzerinde hak iddia ettiği mülkün, Abdullah Paşa Vakfına ait
olduğunu belirten 23 kişi, kendilerinin de vakıf evladı
olarak tescillerine karar verilmesi için tespit davası açtı. Ankara
25. Asliye Hukuk Mahkemesinde avukat Aslı Aksu tarafından
açılan davanın dilekçesinde, davacı 23 kişinin, soy
ağaçları ve nüfus kayıtlarından 1636 yılı
doğumlu Esseyid Abdullah Paşanın soyundan geldikleri kanaatine
varıldığı belirtildi.
885 BİN AVRODAN PAY ALABİLİRLER
Arestisin, yerleşime kapalı olan Maraştaki mülkünü
kullanamadığı gerekçesiyle Türkiye aleyhine
yaptığı başvuru sonucu, AİHM Türkiyenin mülkiyet
ihlalinde bulunduğu kararına varmış, tazminat ile ilgili
KKTCde etkin iç hukuk yolu oluşturulmasını talep etmişti.
Ancak KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile Arestis arasında dostane çözüm
sağlanamadı. AİHM bunun üzerine verdiği ikinci kararda,
Arestise 885 bin Avro tazminat ödenmesine hükmetti.
Ankarada dava açan 23 kişi, vakıf evladı tescil edilirlerse,
Arestise ödenecek tazminattan hak talep edebilecekler, tazminata tedbir
koydurabilecekler ya da Rum kesiminde tapu iptal davası açabilecekler.
Gerginliğe gerek yok
AKINCI: DEMOKRASİMİZİN BOYUNU POSUNU GÖRDÜK... TDP
milletvekili Mustafa Akıncı, mecliste yaptığı
konuşmada, "Maalesef Türkiye'de gerçek anlamda demokrasi yok, KKTC'de
hiç yok. Son iki günde yaşananlar, bize bir daha demokrasimizin boyunu
posunu göstermiştir" dedi
SOYER: İLKESEL OLARAK SIKINTI YOK... Akıncı'yı
yanıtlayan Başbakan Soyer, ilişkileri, germeden, sarsmadan,
ordunun halkın ordusu olduğu bilinciyle yürütmeleri gerektiğini
ifade ederek, ilkesel olarak Güvenlik ve Barış Kuvvetleri'yle
sıkıntıları olmadığını söyledi
"YEŞİL ADADA GERÇEK YEŞİLİN
İTİRAZI"... Mecliste "Yeşil adada askeri yeşile
gerçek yeşilin itirazı" konusunda gündem dışı bir
konuşma yapan Arif Albayrak (CTP/BG), "Ey yeşil adam/ Bilesin
ki, sende bu güzellik, sende bu zarafet oldukça, apış aran hiç
kurumayacak" dizelerini okuyarak, yaşanan soruna sanatçı ruhuyla
gönderme yaptı
Tatbikat yasağı dün de Cumhuriyet Meclisi'ne
taşındı ve bu konuda muhalefetin eleştirilerini
yanıtlayan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, askerle ilkesel olarak
sıkıntıları olmadığını belirterek,
gerekliğe gerek olmadığını söyledi.
Mustafa Akıncı'ya (TDP) yanıt veren Soyer,
Kıbrıs sorunu sürdüğü sürece Güvenlik ve Barış
Kuvvetleri'ne ihtiyaçları olduğunu söyleyerek, bu sürecin çözümle
değişeceğini kaydetti.
İlişkileri, germeden, sarsmadan, ordunun halkın ordusu
olduğu bilinciyle yürütmeleri gerektiğini ifade eden Soyer, ilkesel
olarak Güvenlik ve Barış Kuvvetleri'yle
sıkıntıları olmadığını söyledi.
Başbakan Soyer, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri arasındaki
ilişkileri sarsan bir adımın asla kendilerinden gelmediğini
ve gelmeyeceğini vurguladı.
Toplumsal Demokrasi Partisi (TDP) milletvekili Mustafa
Akıncı, "Maalesef Türkiye'de gerçek anlamda demokrasi yok,
KKTC'de hiç yok. Son iki günde yaşananlar, bize bir daha demokrasimizin
boyunu posunu göstermiştir" dedi.
Mecliste "Yeşil adada askeri yeşile gerçek yeşilin
itirazı" konusunda gündem dışı bir konuşma yapan
Arif Albayrak (CTP/BG) da, "Ey yeşil adam/ Bilesin ki, sende bu
güzellik, sende bu zarafet oldukça, apış aran hiç kurumayacak"
dizelerini okuyarak, yaşanan soruna sanatçı ruhuyla gönderme
yaptı.
Mecliste dün neler oldu?
Mecliste dün ilk olarak onaya ve bilgiye sunuş işlemleri
yapıldı.
Bu sırada, toplantıyı, Meclis önünde eylem yapan
örgütlerin temsilcileri de izledi. Örgüt temsilcileri, toplantıyı
izlerken, "Yaptığınız Yasalara Sahip
Çıkın" ve "Milli Park Yaşama Geçsin"
yazılı pankartlar açtı.
Onaya ve bilgiye sunuşlar bölümünde Toplumcu Demokrasi Partisi
(TDP) Milletvekili Mustafa Akıncı'nın, Siyasal Partiler
(Değişiklik) Yasa Önerisi'ne komitede ivedilik istemi görüşüldü.
Akıncı, ivedilik talebinin okunmasından sonra söz
alarak, talebinin gerekçelerini anlattı.
Akıncı: Yaşananlar demokrasimizin boyunu postunu
gösterdi
Akıncı, asker-basın ilişkilerine de değinerek,
bugüne kadar iki yasa önerisi sunduğunu, ilkinin Lokmacı ve
Maraş'ta askeri yasak bölgeler kapsamına girdiği için
oraları görüntüleyen basın mensuplarının
tutuklanmasını önleyecek yasa önerisi olduğunu; ancak bu
önerisinin ivedilik kararına rağmen hâlâ komitede ele
alınmadığını söyledi.
Mustafa Akıncı, her an tutuklamalar olabileceğini
belirterek, son iki gündür yaşananların, asker-basın
ilişkilerini yeniden irdelemeye vesile olduğunu kaydetti.
Akıncı, "Maalesef Türkiye'de gerçek anlamda demokrasi yok,
KKTC'de hiç yok. Son iki günde yaşananlar, bize bir daha demokrasimizin
boyunu posunu göstermiştir" dedi.
Askerin seçilmişlerle ilişkilerini sorgulayan
Akıncı, Başbakanlık'a bağlı GKK'nın yine
Başbakanlık'a bağlı BRTK'ya engel koyduğunu belirtti.
Akıncı, Türkiye'de de bazı basın yayın
kuruluşlarının, kara listeye alınarak, Genelkurmay'ın
brifinglerine alınmadığını, şimdi benzerinin
Kıbrıs'ta yaşandığını ifade etti. TDP
Milletvekili Akıncı, şöyle devam etti:
"Bu bize aslında Başbakanlık'a bağlıdır
denilen kurumun, Başbakanlık'a bağlı
olmadığını gösterir. Toplum olarak ses vermezsek, daha
büyük müdahalelere davetiye çıkarmaktan başka şey yapmayız.
Bazıları sessiz kaldı, bazıları gidip boy boy
fotoğraf çekti, bazı gazetelerin ön sayfasını süslüyor.
Sayın Talat'ın ve öteki yetkililerin kesinlikle bu tatbikata
gitmemesi gerekiyordu. Hepimizin bu konuda tavır alması gerekirdi.
Demokrasiden yana tavır almamız dışında, hiçbir
seçeneğimiz yoktur. Bu kabul edebileceğimiz bir şey
değildir. Kaçıncıdır?"
Akıncı, gerçek demokrasinin olmadığı yerde
tarihe de sahip çıkılamayacağına işaret ederek, çevre
örgütlerinin eylemlerine atıfta bulundu ve demokrasiye sahip
çıkılmazsa ne Karpaz'a elektrik götürülmesinin ne de askerin
basına müdahalesinin engellenebileceğini kaydetti.
Demokrasiye sahip çıkılmazsa, ülkede hiç bir şey
olamayacağını vurgulayan Mustafa Akıncı, seçime
katılmış BDH ve TKP'nin feshiyle TDP'nin kurulduğunu, bu
partiyi mecliste kendisinin temsil ettiğini hatırlattı.
Mustafa Akıncı, seçime giren iki partinin kurduğu
TDP'nin, Siyasi Partiler Yasası değişmezse devlet
yardımı alamayacağını belirtti. Meclisi boykot eden
iki parti katkı alırken, mecliste temsil edilen bir partinin
yardım alamamasının ironisine işaret eden Akıncı,
"Eğer komitede uyutulacaksa bu da, öteki önerim gibi ivediliğine
oy vermeyin" diye konuştu.
Akıncı, konuşmasını "sorunumuz demokrasi
meselesidir. Sivil toplum, siyasi partiler demokrasinin ana unsurları
olmaya devam edecekse, önerdiğim iki yasa önerisinin de önemi
olduğuna inanıyorum" diyerek tamamladı.
Soyer: Öneri "ivediliğe" layık
CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, önemli
tartışmalar yaşandığına, ancak çatışma
kültürüyle bir yere gidilemeyeceğine işaret ederek,
Akıncı'nın Karpaz'a elektrik, medyadaki son kriz ve siyasi
partilerin devlet desteğinden yararlanmasındaki değişiklik
konularına yanıt verdi.
Başbakan Soyer, seçime katılıp barajı geçen
partilerin oy oranlarının bir değer olduğunu, ama devlet
yardımının milletvekili sayısı üzerinden
verildiğini, bunun da çelişki yarattığını ifade
etti. Yasa yapılırken, seçimde alınan oy oranının mali
yardımda temel alınmadığını, milletvekili
sayısına bakıldığını, dolayısıyla
milletvekillerinin istifası ve başka partiye geçmesi halinde
yardımın da o partiye gittiğini anlatan Başbakan Soyer, bu
nedenle Akıncı'nın önerisinin ivediliğe layık
olduğunu, meclis komitesinin bunu şekillendirip gündeme getirmesi
gerektiğini ifade etti.
İvedilik istemine olumlu oy verilmesini isteyen Soyer, devlet
yardımının siyaseti temiz tutma gibi bir misyonu da
bulunduğuna işaret etti.
Siyasi Partiler Yasası'nın kesinlikle
değiştirilmesi gerektiğini söyleyen Başbakan Soyer,
partilerin bütçelerini şeffaf olarak kamuoyuna
yansıtmasının, gelir ve masraflarını net şekilde
göstermesinin temiz siyaset gereği olduğunu vurguladı.
Soyer, şeffaf ve hesap verebilir kamu yönetiminin önemine
işaret ederek, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin hesap verebilir,
şeffaf ve kamuoyu önünde net açıklıkta bir içeriğe sahip
olması gerektiğini kaydetti.
Türkiye'de AKP, Kıbrıs'ta CTP
Başbakan Soyer, tatbikat nedeniyle yaşanan gerginliklere
değinirken, Şehit Teğmen Caner Gönyeli'nin, Gönyelili
olduğunu belirterek, O'nun için saygılarını ifade etti.
O'nun anısını yaşatmak için yapılan tatbikatın da
önemli olduğunu kaydeden Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk
halkının, Türkiye'yle ilişkileri, ortak çıkarlar temelinde
son üç yıldır geliştiğini belirtti.
Soyer, bu yönde görüş verenlerin, bazı odakların hedefi
haline geldiğini, Türkiye'de AKP'nin, Kıbrıs'ta CTP'nin bu
konumda olduğunu söyledi.
Terörün hiç bir şekilde savunulamayacağını
vurgulayan Başbakan Soyer, Türkiye'nin sorunlarını
aşması için demokratik gelişmesine yürekten destek verdiklerini
ifade etti.
Ferdi Sabit Soyer, Türkiye-KKTC ilişkilerini
sıkıntıya sokan yeni olguların ortaya
çıktığını belirterek, bunların demokratik
kararlılık içinde ele alınıp aşılması
gerektiğini kaydetti.
Nesne olmaktan çıkıp özne olma
Soyer, Türkiye medyasında, kamuoyuna yönelik
"Kıbrıs'ta çözüm isteyenler haindir, Rumcudur, Türkiye'yi,
TSK'yı istememektedir, bunlar son derece tehlikelidir"
şeklindeki görüşlerle kampanyalar sürdürüldüğünü belirtti. Eski
çatışma kültürüne dönülmesinin ne Kıbrıs'a, ne de
Türkiye'ye yararı olacağını vurgulayan Başbakan Soyer,
"Kıbrıs Türk halkı ve KKTC bugün dünyada müthiş bir
itibara sahiptir. Türkiye de. Uluslararası her ilişkide
sıkışan Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünde kendi
yüzündeki maske düşen güneydeki hakimiyetçi anlayıştır.
Kıbrıs Türk halkı ilk kez nesne olmaktan çıkıp özne
olmuştur. Türkiye'yle özne temelinde ilişki biçimini
geliştirmiştir ve uluslararası camia buna değer
vermektedir" diye konuştu.
AİHM'in aldığı son karara, hem Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un hem de KKTC'deki bazı çevrelerin
aynı tepkiyi gösterdiğine işaret eden Başbakan Soyer, mülkiyet
sorununun takas, iade ve tazminat olmak üzere üç ayağa
dayandığını anlattı.
Vesayet altındaki bir yönetimin dünyada prestij
sağlayamayacağını vurgulayan Başbakan Soyer, hem KKTC
hem Türkiye'nin büyük sıkıntı
yaşadığını belirtti ve tüm kurumlarıyla kendi
kendini yöneten bir halkın demokratik iradesiyle şekillenen
yapısının dünyada kabul gördüğünü belirtti.
İlkesel olarak sıkıntı yok
Soyer, Kıbrıs sorunu sürdüğü sürece Güvenlik ve
Barış Kuvvetleri'ne ihtiyaçları olduğunu söyleyerek, bu
sürecin çözümle değişeceğini kaydetti. İlişkileri,
germeden, sarsmadan, ordunun halkın ordusu olduğu bilinciyle
yürütmeleri gerektiğini ifade eden Soyer, ilkesel olarak Güvenlik ve
Barış Kuvvetleri'yle sıkıntıları
olmadığını söyledi.
Başbakan Soyer, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri
arasındaki ilişkileri sarsan bir adımın asla kendilerinden
gelmediğini ve gelmeyeceğini vurguladı.
Sıkıntıların demokratik tarzda
aşılması gerektiğini belirten Soyer, geleceği
düşünen herkesin, Türkiye'yle ilişkilerin daha da sağlam zeminde
sürmesi için fikir üretmesini istedi.
KKTC'nin bütün kurumlarının, ülkenin anayasal düzeni için
önemine işaret eden Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'taki bir
toplantıya katıldığında BRT'ye izin verilmediği
gün toplantıya kendisinin de girmeyeceğini söylediğini
hatırlattı. Volkan ve Afrika'nın da Kıbrıs Türk
halkının değeri olduğunu kaydeden Soyer,
"İçeriklerini tartışırım, ama değerleri
aynıdır" dedi.
Rum kanallarının enterferesi (parazit) yüzünden sorun
yaşayan Kanal T televizyonuna bir başka kanal verilmesi için, yanlış
olsa da Yayın Yüksek Kurulu'na yazılı talimat verdiğini
belirten Başbakan Soyer, "Şimdi bakıyorum bu yayın
kuruluşu son tartışmalarda intikam alırcasına
yayınlar yapıyor, hayret bir şey. Bütün kuruluşlar
bizimdir, değerimizdir" diye konuştu.
Soyer, bazı kuruluşların ve çevrelerin
"Cumhurbaşkanı'nı
tanımadığını" söylemesini eleştirdi.
Bunların Kıbrıs Türk halkının
kurumsallaşmasına zarar verdiğini anlatan Soyer,
bunalımları aşmanın yolunun demokratik
tartışmayı öğrenmekten geçtiğini söyledi.
Kim ne derse desin, halkın iradesiyle seçilmiş bir
Başbakan olduğunu kaydeden Soyer, kendileri meclisi boykot eden iki
partiye karşı işlem yapmazken, Belediyeler Birliği'nde
yaşananlarda CTP'li birlik başkanının
atıldığını hatırlattı.
Başbakan Soyer, "Türkiyeli Kıbrıslı
kavgasının, bitirdikleri noktada yeniden açılmasından
bıkıp usandıklarını" vurguladı.
Trilyon defa kendilerine vatanı satacaklarının
söylenmesinden usandığını, onun için bunları
söyleyenleri elinin tersiyle ittiğini kaydeden Soyer, halkın bu tür
tartışmaların tarafı olmadığını,
usandığını söyledi.
Sorumluluk sahibi herkesin demokratik birliği güçlendirmeye
çağıran Başbakan Soyer, Milletvekilleri Özdil Nami ve Hasan
Taçoy Avrupa Parlamentosu organlarına girdikçe Kıbrıs Türk
halkının ne olduğunun anlaşıldığını
kaydetti.
Karpaz'a elektrik
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Karpaz'a elektrik konusundaki
tartışmalara değinirken, bazı çevrelerin oraya 11 bin
woltluk elektrik gitmesinin endişelerini
taşıdığını, Karpaz'ın tahrip olması
kaygısının meşru, doğru ve demokratik
duyarlılık olduğunu söyledi.
Soyer, "Ama bu karşı çıkışı gündeme
getirenler, bölgeye moderniteye karşı çıkan insanlar gibi lanse
ediliyor. Buna dikkat etmek lazım" dedi.
Apostolos Andreas Manastırı'nın denize kayma tehlikesi
altında olduğunu, bu değerin kaybedilmemesi gerektiğini
vurgulayan Başbakan Soyer, bölgedeki tüm tesislerin jeneratör
kullandığını, manastır tamir edilirken de büyük bir
jeneratöre ihtiyaç olacağını ve bunun büyük problem yaratacağını
kaydetti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bölgeye endişeleri giderecek 11
bin woltluk akım götürürken, Milli Park'ın da hayata geçmesi ve yasal
olarak doğanın tahribatını engelleyecek,
yapılaşma endişesini giderecek tedbirler alınması
gerektiğini anlattı.
Güneş enerjisinden yararlanma konusuna değinirken, bunun
maliyetini karşılayamayacaklarını belirten Başbakan
Soyer, doğa bozulmadan enerji sorununun nasıl çözüleceği
konusunda fikir üretilmesini istedi. Soyer, sivil toplum örgütleri ve yöre
halkıyla konuşmak gerektiğini belirtti.
Soyer, şirin görünme kaygısı taşımadan
konuştuğunu, konunun değişik boyutlarını gündeme
getirdiğini de ifade etti.
Başbakan Soyer, konuşmasını "Kıbrıs
Türk halkının basını, halkındır. Basın
özgürlüğü halkın gücüdür; kurumsallaşma en büyük
varlığıdır, değeridir. Sonuna dek bu değerlere
bağlı olacağız" diye tamamladı.
Cumhurbaşkanının soruşturmasını
destekliyoruz
Soyer, ÖRP Genel Başkan Yardımcısı, Milletvekili
Mustafa Gökmen'in Mal Tazmin Komisyonu'na başvuran Rumların
listesinin sızdırılması konusundaki soruşturmayla
ilgili yerinden sorduğu soruya karşılık ise,
Cumhurbaşkanı'nın soruşturmasını, hükümetin de
desteklediğini ve sonucunu beklemek gerektiğini belirtti. Soyer,
soruşturma bitince konuşmanın faydalı
olacağını söyledi.
Başbakan'ın konuşmasının ardından
Akıncı'nın sunduğu Siyasi Partiler (Değişiklik)
Yasa Önerisi'ne oybirliğiyle ivedilik kararı alındı.
Genel Kurul, bunun ardından başka tasarılara da ivedilik
kararı verdi.
Albayrak: Yeşil adada askeri yeşile gerçek yeşilin
itirazı
Meclisin tek gündem dışı konuşmasını, CTP
Gazimağusa Milletvekili Arif Albayrak, "Yeşil Adada Askeri
Yeşile Gerçek Yeşilin İtirazı" konusunda yaptı.
Albayrak, Gönyelili araştırmacı yazar-şair Mustafa
Gökçeoğlu'nun "Ey yeşil adam/ Bilesin ki, sende bu güzellik,
sende bu zarafet oldukça, apış aran hiç kurumayacak" dizelerine
atıfta bulunarak, Kıbrıs sorurunun hep bu konu
başlığında geliştiğini söyledi.
Arif Albayrak, bu süreçte duruşlarının hep iyiden,
güzelden, barıştan, sevgiden yana olduğunu, halkın
yanlışlar karşısında hep onurlu durduğunu
belirtti.
CTP'nin barış ve demokrasi mücadelesinden gurur
duyduğunu ifade eden Albayrak, herkesin istediklerini söyleyebilmesinin
ülkede bir devrim olduğunu kaydetti.
Albayrak, değişime direncin yarattığı
sıkıntılara işaret ederek, bazı
sıkıntıların da bazı şeyleri kabullenmeye
karşı ortaya çıktığını, son günlerdeki
"üniformalı krizin" de bunlardan olduğunu belirtti.
Son dönemde toplumda yaşanan gerginlikleri sıralayan Arif
Albayrak, suni gündemler karşısında içinden "haçana
bir" demek geldiğini söyledi.
"Keşke bunlar gündem olmasaydı, keşke Karpaz'ı
konuşuyor olsaydık" diyen Arif Albayrak, BRT'nin,
artısıyla eksisiyle kendilerinin de bazen eleştirdiği bir
kurum olduğunu; "Güney'de yasaklarla karşılaşan bu
televizyonun şimdi başka yasaklarla da
karşılaştığını" kaydetti.
Albayrak, ambargonun farklı bir uygulamasının da bu
alanda yaşandığını belirterek, bu hareketlerin
toplumu, halkı ve basını kamplara bölmekten başka bir
şey kazandırmadığını vurguladı.
Kabul göremeyecek bu harekete topyekün karşı çıkmak
gerekirken, alkış tutanlar da olduğunu kaydeden Arif Albayrak,
bu kişilere Nazi Almanya'sındaki Yahudi papazı hatırlatmak
gerektiğini söyledi.
Arif Albayrak, BRT'de yayımlanan "Duvarımız"
adlı belgeselde bir kadının sözlerinden kaynaklanan
tartışmalara değinirken, bu tartışmaların kime ne
fayda getirdiğini sorguladı ve "Askerle işgal
arasındaki 'gizemli' ilişkiyi dünyada tartıştırmak
kime ne fayda getirir? Başında güvenlik olan bir komutanlığın
toplumsal güveni sağlaması lazım. Asker, toplum bir bütündür,
ama onlar da kendilerini sevdirmelidir. Bu argüman, toplumsal bütünlüğe
yara gibi duruyor. En önemlisi 24 Nisan iradesine, Kıbrıs Türk
halkına saygısızlık diye addederim bunu..." diye
konuştu.
Arif Albayrak, meclis toplantısına GKK Basın Bürosu'ndan
birinin gelmesi halinde onlara "dışarıya
çıkın" demelerinin doğru olup
olmadığını da sordu.
Daha soğukkanlı, mantıklı düşünmek
gerektiğini vurgulayan Albayrak, "Kıbrıs'ın üzerine
tek renk elbise giydirmeye çalışmak bu topluma hakarettir" dedi.
Suni tartışmaları çıkaranların, eğitimci
Helen Keller'in "Yüzünü güneşe çeviren insanlar gölge
göremezler" sözünden ders çıkarılmasını istedi.
Gazeteciler Birliği ve BASIN SEN'in tepkilerinin son derece
yerinde olduğunu ifade eden Albayrak, "rüzgâr ekenlerin
fırtına biçmeye hazır olmaları gerektiği" sözünü
de "son derece doğru" diye niteledi. Albayrak, "Her toplum
kendi kavgasını kendi karakteri içinde verir. Hürriyet ve ümit, su ve
rüzgâr burada da var ve hep olmaya devam edecekler" diye tamamladı.
KIBRIS 15/06/07
Mali yardımın ilk projesi start aldı
İLK PROJE... AB'nin mali yardım paketi çerçevesinde ihaleye
çıkılan ilk projesi olma özelliği taşıyan Gönyeli
Altyapı Master Planı çerçevesinde kentin önümüzdeki 30
yılına yanıt verecek su, atık su, yağmur
sularıyla ilgili planlaması yapılacak ve plan kasım
ayına kadar tamamlanacak
Avrupa Birliği'nin (AB) 259 milyon Euro'luk mali yardım
paketinden gelecek finansmanın ve BM Kalkınma Programı'nın
(UNDP) "Gelecek İçin Ortaklık" Programı çerçevesinde
verdiği destekle gerçekleştirilecek Gönyeli Altyapı Master
Planı çalışmaları, dün düzenlenen toplantıyla
başladı.
Gönyeli Altyapı Master Planı, AB'nin mali yardım paketi
çerçevesinde ihaleye çıkılan ilk proje olma özelliği
taşıyor.
Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Lokali'nde
gerçekleştirilen toplantıda açılış
konuşmalarını sırasıyla Gönyeli Belediye
Başkanı Ahmet Benli, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi
Başkanı Erhan Erçin, AB Destek Ofisi Başkanı Alain
Bothorel, UNDP "Gelecek İçin Ortaklık" Program Yöneticisi
Tiziano Zennaro yaptı.
Konuşmaların ardından master planı
hazırlayacak WYG International şirketinin yetkilileri projeyle ilgili
teknik bir sunum gerçekleştirdi.
Gönyeli Altyapı Master Planı çalışmaları,
kentin önümüzdeki 30 yıllık ihtiyaçları dikkate alınarak
hazırlanacak ve kasım ayına kadar tamamlanacak.
Benli: Gönyeli adına çok mutlu bir gün
Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, Gönyeli adına çok
mutlu bir gün ve bir miladı yaşadıklarını belirterek,
Gönyeli'nin, ülkenin dördüncü büyük kenti olduğunu ve nüfusunun her
yıl yüzde 10'un üzerinde arttığını kaydetti.
Gönyeli'nin, Lefkoşa'nın yeni yüzü olduğunu, ancak
altyapı olarak gelişmeye ayak uyduramadığını
anlatan Benli, yeni yapılaşmanın olduğu yerlerde ve yeni
arsalarda kanalizasyon olmadığını, içme suyunun asbest
malzeme ve ömrünü tamamlamış metal borulardan geçtiğini
kaydederek, bunların topyekün yenileme istediğini vurguladı.
Çok büyük bir iş planlanıp altyapının yeniden
yapılması gerektiğini belirten Benli, bu "topyekün"
işin üstüne "topyekün" gidip alt yapı sorunlarını
çözmek gerektiğini kaydetti.
Gönyeli Belediye Başkanı Benli, "Altyapı
sorunları çözülmemiş bir kent büyük bir köy olmaya mahkumdur"
dedi.
Ahmet Benli, AB Destek Ofisi'ne 2006'nın bitimine 4 ay kala
müracaat ettiklerini ifade ederek, AB'nin kısa sürede kendilerine
yarattığı bu fırsat için ve dinamik davranılması
nedeniyle teşekkür etti.
Benli, AB'nin mali yardım paketi çerçevesindeki ilk ihalenin
Gönyeli Altyapı Master Planı olduğunu da kaydetti.
Erçin: AB yardımı çeşitli aktivitelerde
kullanılacak
Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan
Erçin ise, AB'nin 259 milyon Euro'luk mali yardımının ilk
ihalesinin sonuçlarının hayata geçmesi bakımından önemli
bir gün olduğunu kaydederek, AB yardımının çeşitli aktivitelerde
kullanılacağının kamuoyuyla
paylaşıldığını, ancak bunların "retorik"
olarak akıllarda kaldığını söyledi.
Erçin, bunların birinci örneğinin bugüne kadar altyapı
yatırımlarından mahrum kalmış Gönyeli'nin altyapı
sorunlarının giderilebilmesi için bir master planın ivedilikle
hazırlanmasıyla başladığını söyledi.
Sadece Gönyeli değil, diğer belediyelere de AB mali
yardımından kaynak ayrıldığını kaydeden
Erçin, sadece Kıbrıs'ta değil, gerek AB ülkelerinde gerekse
gelişmekte olan ülkelerde altyapı yatırımlarının
zor gerçekleştiğini ifade ederek, bunu bir görev olarak kabul eden
AB'ye teşekkür etti.
Erhan Erçin, mali yardımın geçebilmesi için Avrupa
Komisyonu'nun çok etkin çalışmalarının farkında
olduklarını, bütün bu çalışmaların hayata geçmesinin
Kıbrıs Türk halkına önemli mesajlar vereceğini,
bunların izleyicisi ve takipçisi olacaklarını kaydetti.
Erçin, görevlerinin AB yetkililerine bu çalışmalarda
yardımcı olarak bu projelerde başarılı
olmalarını sağlamak ve AB'nin 50 yıllık
tecrübelerinden faydalanmaya çalışmak olduğunu kaydetti.
Erhan Erçin, diğer projelerin başlangıçlarına ve
bundan sonra atılacak adımlara ilişkin önemli
çalışmalar olacağını, diğer belediyelerle ilgili
çalışmaların da sürdüğünü, bu projenin bir diğer
öneminin UNDP'nin de bu işin içinde olmasından
kaynaklandığını söyledi.
Bothorel: Limitli altyapı sistemleri gelişmeye engel
Konuşmasında Gönyeli'nin Lefkoşa'ya olan
yakınlığından dolayı hızlı bir büyüme içinde
bulunduğunu kaydeden AB Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel,
kentin birçok insanı, yatırımcıyı, inşaat
firmasını çektiğini ifade etti.
Böyle hızlı bir büyümenin altyapı konusunda sorunlara
yol açabildiğini kaydeden Bothorel, limitli altyapı sistemlerinin
gelişmeye engel oluşturduğunu söyledi.
Gönyeli'nin geleceğe hazırlanmayı hak ettiğini
kaydeden Alain Bothorel, geleceğin birleşik bir Kıbrıs ile
AB'de olacağını söyledi.
AB'nin bu projeye yardım etmeye karar verdiğini kaydeden ve
projenin amacını özetleyen Bothorel, Gönyeli'de birleşik bir
altyapı sistemi bulunmadığını anlattı.
Bothorel, projenin suyla ilgili ana ve yan servisler konusunda bir altyapı
master planı hazırlamayı hedeflediğini ifade ederek,
planın geçmişteki yanlışların giderilmesini de
sağlayacağını ve kentin önümüzdeki 30 yıllık
ihtiyacına yanıt verecek şekilde tasarlanacağını
kaydetti.
AB mali yardımının en önemli amaçlarından birinin,
sosyal ve ekonomik gelişmeye destek vermek olduğunu ifade eden
Bothorel, 259 milyon Euro'luk yardım paketinin, Kıbrıslı
Türklerin ekonomik gelişmesine katkı koyarak adanın
birleşmesini ve ekonomik entegrasyonunun
kolaylaştırılmasını da
amaçladığını kaydetti.
Gönyeli Altyapı Master Planı'nın kasım ayına
kadar tamamlanmasının planlandığını
anımsatan Alain Bothorel, çalışmanın
tamamlanmasını ve bu tarihte kutlama yapabilmeyi diledi.
Zennaro
UNDP "Gelecek İçin Ortaklık" Program Yöneticisi
Tiziano Zennaro ise konuşmasında, master plan
çalışmalarına başlamalarından duyduğu memnuniyeti
dile getirerek, bu inisiyatifin temel amacının; su, atık su ve
yağmur suyu gibi alanlarda altyapının planlanmasının
sağlanması olduğunu kaydetti.
Zennaro, UNDP olarak AB'ye bu projelerin hayata geçirilmesinde
yaptığı finansal katkıdan dolayı teşekkür etti.
Benli ve Erçin'e de katkılarından dolayı
teşekkürlerini sunan Zennaro, master planın çevresel konularda da
sağlayacağı faydalara dikkati çekti.
KIBRIS 15/06/07
'Kayıp Otobüs' Avrupa Parlamentosu'nda gösterildi
Senaryosunu Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev'in yazdığı, yönetmenliğini de gazeteci
Fevzi Tanpınar'ın yaptığı belgesel AP'de
Kıbrıslı Türklerin 1974 öncesi yaşadığı
sorunları ortaya koyması açısından önem taşıyor.
Yönetmen Fevzi Tanpınar etkinlik sonrası ABHaber'e
yaptığı açıklamada "Kayıp Otobüs"
belgeselinin AP'de gösterilmesinden son derece keyif aldım dedi.
Tanpınar şunları kaydetti:
"Kayıp Otobüs belgeselinin AP'de gösterilmesi, kendi içimizde
yaşadığımız olayların dışarıya
yansıtılması açısından önemliydi. Sonuçta belgesel ile
tarihe ışık tuttuk. Bu propaganda amacıyla
yapılmış bir film değil. Ancak burada belgeseli olmayan bir
ülkenin fotoğraf albümü olmayan bir aileye benzediğini söylemem
gerekiyor. Kayıp Otobüs belgeseli Kıbrıslı Türklerin
geçmişte yaşadıkları sorunların anlatılması
açısından fevkalade önemlidir. Belgesel Kıbrıs sorununun
çözümüne katkı sağlayacaktır. Belgesel 1974 öncesine
ışık tutmuştur."
Raşit Persev ise Kayıp Otobüs'ün AP'de gösterimi ile ilgili
şunları söyledi:
"Kıbrıslı Türkler acılarını
içlerinde saklayan dışarıya vuramayan bir halktır. Onlarca
yıl bu acılar aileler içinde saklanıp durdu. Bu aileler için iyi
olmadı. Çünkü saklandıkça acılar büyür.
Paylaşıldıkça azalır. Belgesel ile Kıbrıslı
Türklerin içinde bulundukları durum, kendi acı ve üzüntüleri
yansıtılmış oluyor. Kıbrıs'ta maalesef konular
bugüne kadar tek taraflı bilindi. Bu gelişme 3. ülkelerin bizi iyi
anlayamamasına yol açtı. Kıbrıslı Rumlarında
Türklerin karşı karşıya kaldıkları olaylar ve
başlarına ne geldiğini kavrayamamalarına yol açtı. Bu
gelişme Rumlar içinde iyi olmadı. Onun için Kıbrıs Türkü
başından geçenleri ne kadar paylaşılabilirse o kadar kendi
menfaatlerini savunabilir."
KIBRIS 15/06/07
BM Güvenlik Konseyi, UNFICYP'in görev süresini
görüşecek
BM kaynakları Kıbrıs Haber Ajansı'na, 15 üyeli BM
Güvenlik Konseyi'nin 5 büyük üyesinin UNFICYP'le ilgili karar
tasarısını oybirliğiyle oylamasının
beklendiğini belirttiler.
Karar tasarısında, Kıbrıs'taki statükonun kabul edilmez
olduğu, zamanın bir anlaşmadan yana olmadığı,
Kıbrıs sorununda nihai siyasi çözümle ilgili görüşmelerin uzun
zamandan beri açmazda olduğu yer alıyor.
Güvenlik Konseyi, 8 Temmuz sürecine tam destek belirtiyor; gelişme
sağlanamamasından duyulan endişeyi ortaya koyarak taraflara
Birleşmiş Milletlerin çabalarında önemli gelişmeler
sağlanması, gerçek görüşmelere başlanması ve
karşılıklı şikâyetlere son verildiğini
kanıtlamaları için çağrıda bulunuyor.
8 Temmuz Anlaşması'nda yer alan ilke ve kararların memnuniyetle
karşılandığı ifade edilen karar tasarısında,
iki toplumlu, iki bölgeli federasyon ve siyasi eşitliğe dayalı
kapsamlı bir anlaşmanın "hem mümkün olduğu, hem de
istendiği ve geciktirilemeyeceğine" vurgu yapılıyor.
Güvenlik Konseyi, Kıbrıslıların öncelikli
sorumluluğunun soruna bir çözüm bulunmasına ilişkin Genel
Sekreter'in görüşünü paylaşıyor ve Birleşmiş
Milletlerin öncelikli görevinin tarafları Kıbrıs'taki
anlaşmazlıkta ve adanın bölünmesinde kapsamlı ve
yaşayabilir bir anlaşma noktasına getirmek için yardımda
bulunmak olduğunu vurguluyor.
KIBRIS 15/06/07
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 10:51 TSI 16 Haziran 2007 Cumartesi
LEFKOŞA - Rum radyosunun haberine göre Yorgos Lillikas, Rum
Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Başkanı Yorgos Perdikis ile
görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Rum
yönetiminin bu yönde bir uyarıda bulunduğunu hatırlatarak,
Güney Kıbrıs, Türkiye ile açılması söz konusu olan her 3
müzakere başlığıyla ilgili tutumunu ortaya koymuştu.
Bu tutum, hem başkanlığın, hem de Komisyonun
bilgisindedir dedi
Şu anda enerji başlığının masada
bulunmadığını belirten Lillikas, Enerji
başlığının açılmasına yeltenilirse Güney
Kıbrıs hükümeti veto edecek dedi.
Fransanın, Türkiyenin müzakere başlıklarından ekonomik ve
para birliği başlığının açılmasını
engelleyeceği haberlerinin hatırlatılması üzerine Lillikas,
Fransız hükümetinin böyle bir düşüncesi olduğunu söyledi ve
Paristeki temasları sırasında Fransız hükümetiyle bu
konuyu görüştüğünü kaydetti.
Lillikas, Paristeki temasları sırasında, Güney
Kıbrısın ve Fransanın Avrupa konularındaki tezlerinde
ve ikili konularda karşılıklı anlayış
saptadığını belirterek, Gerek Avrupa konularında,
gerek ikili ilişkilerde bizi ilgilendiren temel konularda
karşılıklı anlayış var. Her iki hükümette de
önceki Fransız hükümetiyle geliştirdiğimiz diyaloğun ve
işbirliğinin sürdürülmesi konusunda siyasi irade bulunuyor.
Fransız hükümetiyle, Türkiyenin üyelik süreci, Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozynin Akdeniz Birliği kurulması
önerisi gibi her iki ülkeyi de ilgilendiren kimi konularda bir dizi temas ve diyalog
planlandı dedi.
"Enerji başlığını veto
ederiz"
15 Haziran, 2007 22:41:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Avrupa
Birliği'nin, enerji başlığını Türkiye ile
müzakereye açması durumunda veto haklarını kullanacaklarını
açıkladı.
Rum radyosunun haberine göre Yorgos Lillikas, Rum Ekologlar ve
Çevreciler Hareketi Başkanı Yorgos Perdikis ile görüşmesinin
ardından yaptığı açıklamada, Rum yönetiminin bu yönde
bir "uyarıda" bulunduğunu hatırlatarak, "(Güney)
'Kıbrıs', Türkiye ile açılması söz konusu olan her 3
müzakere başlığıyla ilgili tutumunu ortaya koymuştu.
Bu tutum, hem başkanlığın, hem de komisyonun
bilgisindedir" dedi.
Şu anda enerji başlığının masada
bulunmadığını belirten Lillikas,"Enerji
başlığının açılmasına yeltenilirse
'Kıbrıs' hükümeti veto edecek" dedi.
"Fransa ile vetoyu görüştük"
Fransa'nın, Türkiye'nin müzakere başlıklarından ekonomik ve
para birliği başlığının açılmasını
engelleyeceği haberlerinin hatırlatılması üzerine Lillikas,
"Fransız hükümetinin böyle bir düşüncesi olduğunu"
söyledi ve Paris'teki temasları sırasında Fransız
hükümetiyle bu konuyu görüştüğünü kaydetti.
Lillikas, Paris'teki temasları sırasında, Güney
Kıbrıs'ın ve Fransa'nın Avrupa konularındaki
tezlerinde ve ikili konularda karşılıklı anlayış
saptadığını belirterek, "Fransız
hükümetiyle,Türkiye'nin üyelik süreci, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas
Sarkozy'nin Akdeniz Birliği kurulması önerisi gibi her iki ülkeyi de
ilgilendiren kimi konularda bir dizi temas ve diyalog planlandı"
dedi.
Hem
şikayet, Hem protesto
"KIBRIS,
KIBRISLILARINDIR"... TC Cumhurbaşkanı Sezer ve TC
Başbakanı Erdoğan'a gönderilen mektupta, "Bilinmelidir ki,
Kıbrıs Kıbrıslılarındır ve siyasi irade de
bizimdir. 2004 yılından beri Kıbrıslı Türkler AB
vatandaşıdırlar. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü
ileri sürülerek siyasi irademize her nereden gelirse gelsin yapılan
saldırılara dün olduğu gibi bugün de gereken
karşılığı vermeye kararlıyız"
ifadelerine yer verildi
Bu
Memleket Bizim Platformu(BMBP), tatbikat yasağına tepki göstermek
amacıyla dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan
Ferdi Sabir Soyer'e şikayet; TC'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin'e de, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a iletilmek üzere protesto
mektubu verdi.
Geçtiğimiz
gün yapılan Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007
Tatbikatı'nı izlemeye 5 gazete ve 3 televizyona yasak konmuştu.
Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin kara listeye alarak tatbikat yasağı
uyguladığı basın yayın kuruluşları
şunlardı:
"KIBRIS
Gazetesi, KIBRIS TV, BRTK, Genç TV, Yenidüzen, Afrika, Kıbrıslı
ve Starkıbrıs".
Kamuoyunda
geniş yankı uyandıran tatbikat yasağını protesto
etmek amacıyla BMBP, dün ziyaretler yapıp şikayette bulundu.
BMBP
üyeleri, önce başbakan, ardından cumhurbaşkanı ve
Büyükelçiyi ziyaret edip mektup sundu.
Darbaz:
Kıbrıs Türkü'nün onuruyla oynandı
İlk
ziyaretlerini Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e yapan, Basın Emekçileri
Sendikası (Basın-Sen) Başkanı Kemal Darbaz,
başbakanlık önünde yaptığı açıklamada, buraya
gelmelerine neden olan gerçekliğin bir kez daha
tekrarlandığını, Kıbrıs Türk halkının
Türkiye ile kurmak istediği "eşitler arası"
ilişkinin bir kez daha ayaklar altına
alındığını, Kıbrıs Türk halkının
onuruyla oynandığını savundu.
Darbaz,
önce Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı, ardından da Türkiye'nin
buradaki en üst temsilcisi konumundaki Büyükelçi'ye giderek mektup
sunacaklarını söyledi.
Yapılan
son olayı, ne basın emekçilerinin ne de Kıbrıs Türk
halkının çok büyük bir bölümünün kabul ettiğini, bundan sonra da
etmeyeceğini söyleyen Kemal Darbaz, tepkilerinin bu
gerçekleştirdikleri ziyaretlerle sınırlı
kalmayacağını, bundan sonraki süreçte BMBP'nin sesinin çok daha
fazla duyulacağını kaydetti.
Başbakan
kabul etti
Darbaz,
konuşmasının ardından, Başbakan'a sunulacak mektubu
okudu. Mektubun okunmasından sonra BMBP'den kalabalık bir grup
Başbakan tarafından kabul edildi.
Kemal
Darbaz, kabul sırasında yaptığı konuşmada ise,
geçtiğimiz gün basına karşı yapılan, ancak
"basın üzerinden bir takım mesajlar içerdiğine
inandıkları" davranış biçiminin, Kıbrıs Türk
halkına karşı ilk kez yapılmadığını
söyledi.
Geçmişte
de bu tür davranış ve ilişkilere büyük hassasiyet
gösterdiklerini kaydeden Darbaz, eşitler arası bir ilişkiyi
öngördüklerini, halkın parçası olan sivil toplum örgütleri olarak
bunu müteakip defalar dile getirdiklerini söyledi.
Kemal
Darbaz, yöneticilerden çok beklentileri olduğunu, Kıbrıs Türk
halkına karşı nereden gelirse gelsin her türlü
"aşağılayıcı" harekete karşı
halkın savunucusu olmalarını beklediklerini söyledi.
Darbaz,
şu ana kadar vardıkları ortak kanıya göre yönetenlerden
gelen tepkinin ya çok geç ya da yeterince duyulmayacak bir ses tonuyla
geldiğini kaydetti. Darbaz, taleplerinin kimseyi rencide edecek bir boyut
ve içerikte olmadığını, ne Türkiye Cumhuriyeti halkı
ne de kurumlarıyla sorunları bulunduğunu, sorunun;
Kıbrıs Türk halkına her vesileyle
aşağılayıcı ifadelerin
kullanıldığı ve kurumlarına direkt müdahalenin
yapıldığı anlarda başladığını
belirtti.
Kemal
Darbaz, bir takım ana ilkeleri olduğunu ve bunların hayata
geçmemiş olmasının kendilerini "büyük gayleye"
sürüklediğini söyledi.
Darbaz,
hazırlanan mektubu da Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e sundu.
Soyer:
Kıbrıs Türkü özne oldu
Soyer,
kendi kendini yönetme sürecinde bulunan bir halkın en temel
noktalarından bir tanesinin; kendi kurumlarına ve kendi
yapısına sahip çıkması olduğunu, bunu yapmayan bir
halkın, hiçbir zaman "ben kendi kendimi yönetiyorum"
iddiasında olamayacağını vurguladı.
Başbakan,
bu temel doğrultusunda Kıbrıs Türk halkının bütün
kurumlarıyla dünyada bir özne olduğunun ortaya
çıktığı günümüzde, sivil toplum örgütlerinin bu istem
doğrultusundaki hareketlerinin son derece doğru olduğunu
kaydetti.
Soyer,
bunun için Kıbrıs Türk halkına sahip çıkmanın, tüm
kurumlarına ve basına da sahip çıkmakla paralel bir içerik
taşıdığını söyledi.
Kıbrıs
Türk halkının, açık ve kesin olarak Kıbrıs sorununda
karşılıklı kabul edilebilir bir çözümden yana olduğunu
belirten Soyer, 24 Nisan iradesiyle de belli olduğu gibi, Kıbrıs
Türk halkının sorunun çözülerek adanın askersizleştirilmesi
ve sivilleştirilmesi noktasını da önemli ölçüde bir talep olarak
ifade ettiğini söyledi.
Başbakan,
ancak "maalesef" çözümsüzlük koşullarının
Kıbrıs Türk halkının iradesiyle
oluşmadığını, Rum tarafında çeşitli
nedenlerle "hayır" oyu kullanılması nedeniyle çözümsüzlüğün
devamı yanı sıra adada askeri tırmanışın da
devam ettiğini söyledi.
Soyer,
Güney'deki idarenin, buna bağlantılı olarak yeni silahlanma
politikaları getirirken, Güney'de askerliğin düşürülmesi
çabalarına da kampanyalarla karşı
çıktığını anlattı.
Bu
gerginliğin karşılıklı tırmanışı
getirdiği gibi her iki halkın içinde de demokratik gelişimi
engelleyen süreçlere kapı açıldığını söyleyen
Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü ve demokrasi sürecinin
birbiriyle bağlantılı olduğunu kaydetti.
Bu
konuda ellerinden gelen tüm gayreti göstereceklerini ifade eden Soyer,
Kıbrıs Türkü'nün ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde
durabilmesi için gerekli tedbirleri almaya çalışırken, kendi
kurum ve yapılarını kendi kimliğiyle muhafaza etme
gayretinde olduklarını söyledi.
Kıbrıs
Türk halkının ve Türkiye'nin en büyük gücü ve güçsüzlüğünün
uluslararası camiada bir noktadan geçeceğini söyleyen Soyer, KKTC'de,
demokrasi ve yapının; vesayet altında bir demokrasi, vesayet altında
bir idare görüntüsü taşırsa, bunun Türkiye açısından da
Kıbrıs Türk halkı açısından da dünyada kendini ifade
etme noktasında ve çözüm süreci konusunda da fevkalade önemli bir zafiyet
oluşturacağını söyledi.
Başbakan,
bunlar açısından demokratik kurumsallaşmanın önde olan bir
değer olduğunu ve bu anlayış doğrultusunda titizlikle
hareket ettiklerini belirtti.
Soyer,
medyaya yönelik davranışla ilgili açıklamalar
yaptıklarını ifade ederek, medyanın her bir kurumunun ve
medya mensubunun Kıbrıs Türk halkının malı
olduğunu ve kendi için de görüşleri ne isterse olsun bir değer
olduğunu belirtti.
Başbakan
Soyer, "kendilerini tenkit eden Afrika ve Volkan gazetelerinin bile
Kıbrıs gazetesi gibi, Yenidüzen gazetesi gibi, Halkın Sesi
gazetesi ve diğer basın yayın organları gibi bir değer
olduklarını ve bunlarla herkesin barışık olmaları
gerektiğini" ifade etti.
Başbakan,
bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini belirterek
şöyle devam etti:
"Gereken
tepkimizi göstermediğimizi ifade ediyorsunuz... Her yiğidin bir
yoğurt yiyişi vardır ve bu konuda gereken tüm pozisyonları
göstermek kararlılık ve azmindeyiz. Bunun için esas olan nokta,
Kıbrıs Türk halkının demokratik kurumsallaşması
ve demokratikleşmesi için elimizden gelen bütün gayreti göstermek ve çabayı
ilerletmektir. Bu girişiminizden dolayı size teşekkür ederim...
Bu adımlar var olduğu sürece Kıbrıs Türk
halkı,
her yerde ve herkese karşı kendi toplumsal kimliğini demokratik
kurumsallaşmasını geliştirecek yetenekte, ehliyette ve
kararlılıkta bir halk olduğunu kanıtlamış
olacaktır."
İşte
mektup
BMBP'nin,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e sunduğu mektup şöyle:
"1960
Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Anlaşmaları ile Garanti ve
İttifak Antlaşmaları çerçevesinde Kıbrıs'ta bulunan
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içişlerimize müdahale edip sivil toplum
örgütlerimiz ve bazı medya kurumlarımıza karşı
takındığı ayrımcı tavırlar kabul edilemez.
Kıbrıs
Türk halkının demokratik iradesine ve kurumlarına yönelik
geçmişte de bu tür müdahalelerin yapıldığı
bilinmektedir.
Kıbrıs
Türk toplumunun, 24 Nisan 2004 referandumunda ortaya koyduğu kendi kendini
yönetme iradesine büyük bir saygısızlık
yapılmıştır.
Bu
yaşananlar karşısında meydanları dolduran 10 binlerin
iradesiyle göreve gelen sizlerin sessiz kalarak gereken tepkiyi göstermemeniz
Kıbrıs Türk halkının iradesine hakarettir.
Bu
Memleket Bizim Platformu ana ilkelerini oluşturan, Anayasanın geçici
10. maddesinin kaldırılması,Yüksek Koordinasyon Kurulu'nun
dağıtılması, Polisin sivil yönetime bağlanması,
Seçilmişlerin, atanmışların her koşulda üzerinde
olduğu ilkesinin yaşama geçirilmesi, Tüm
kurumlarımızın Kıbrıs Türk halkına devredilmesi,
Yurdumuzun ön koşulsuz silah ve askerden arındırılma
sürecinin iki tarafça başlatılması, Kıbrıs Türk
toplumunun kendi kendini yönetebilmesi için demokratikleşme ve
sivilleşme çerçevesinde her türlü girişim ve adımların
kararlılıkla atılmasını talep ederiz."
Mektuba
imza koyan kuruluşlar
Mektuba
imza koyan siyasi parti, sendika ve diğer kurum kuruluşlar ise
şunlar:
"Yeni
Kıbrıs Partisi (YKP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP),
Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP), Birleşik Kıbrıs
Partisi (BKP), Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS),
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası
(KTOEÖS), Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DEV-İŞ),
Devrimci Genel İş Sendikası (DG-İŞ),
EMEK-İŞ, DAÜ Bir-Sen, Petrol-İş, Belediye Emekçileri
Sendikası (BES), Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları
Federasyonu (TÜRK-SEN), Kıbrıs Türk Amme Memurları
Sendikası (KTAMS), Elektrik Kurumu Çalışanları
Sendikası (EL-SEN), Kıbrıs Türk Telekomünikasyon
Çalışanları Sendikası (TEL-SEN), Basın Emekçileri Sendikası
(BASIN-SEN), Belediye Çalışanları Sendikası,
Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası (TIP-İŞ), Kooperatif
Çalışanları Sendikası (KOOP-SEN), Gümrük
Çalışanları Sendikası (GÜÇ-SEN), Doğu Akdeniz
Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN), Vergi Dairesi
Çalışanları Sendikası (VERGİ-SEN), Devlet
Çalışanları Sendikası (ÇAĞ-SEN), Mağusa Türk
Genel-İş Sendikası, Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri
Birliği, Yurtsever Kadınlar Birliği (YKB), Kıbrıs Türk
Sanatçı ve Yazarlar Birliği, Haklar ve Özgürlükler Derneği,
Girne Halk Sanatları Derneği, Kıbrıs'ta Sosyalist Gerçek,
EKİM Kültür-Sanat Derneği, Kıbrıs Sanat Derneği,
Barış Derneği, Barış ve Demokrasi İnisiyatifi,
Kıbrıs Yayıncılar birliği (KIB-YAY), Naci Talat
Vakfı, Kutlu Adalı Vakfı, Barış ve Federal Çözüm
İçin Kadın Hareketi, Kadın Araştırmaları Merkezi,
Gençlik Merkezi, Akdeniz-Avrupa Sanat Derneği, Girne Belediye Tiyatrosu
Çalışanları (GİBETSU), Kıbrıs Gençlik
Platformu."
Talat'a
mektup
BMBP
üyeleri daha sonra Cumhurbaşkanlığı'na giderek,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, "bugün için hassasiyetlerini
içeren ve beklentilerinin dile getirildiği" bir mektup verdi.
BMBP
adına Basın Sen Genel Başkanı Kemal Darbaz,
Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmeden önce basına kısa bir
açıklama yaptı ve mektubu okudu.
Darbaz
açıklamasında, "basına karşı birkaç gün önce
yaşanana ve yaşatılana bir tepki olarak böyle bir eylem
kararı aldıklarını" söyledi.
Darbaz,
mektubu, sorunların nereden kaynaklandığına parmak basmak,
eşitler arası ilişkinin nasıl tesis edilmesi
gerektiğini, hassasiyetlerinin neler olduğunu ve Kıbrıs
Türk halkının, seçip belirli makamlara getirdiği kişilerden
neler istediğini dile getirmek amacıyla verdiklerini kaydetti.
Talat
tatbikatı izlememeliydi
Kemal
Darbaz, Cumhurbaşkanı Talat'ın, Şehit Teğmen Caner
Gönyeli-2007 Tatbikatı'nı izlemesini de şiddetle
kınadıklarını söyledi.
Darbaz,
"Özelde Kıbrıs Türk basınına, genelde Kıbrıs
Türk halkına karşı işlenen bir suç söz konusuyken,
Cumhurbaşkanı Talat'ın bu suçu işleyenlerin
gerçekleştirdiği tatbikatı izlemesini kınıyoruz.
Böyle
bir tavrı ne bugün ne de gelecekte görmek istemiyoruz. Sizler,
Kıbrıs Türk halkının gösterdiği yolda yürüyün.
Kıbrıs Türk halkı her koşulda sizlerin arkasında
olacak" dedi.
Büyükelçiye
ziyaret
BMBP
üyeleri son ziyaretlerini TC'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'e
yaparak, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'a iletilmek üzere mektup verdi.
Basına
kapalı gerçekleştirilen görüşmeye girmeden önce BMBP adına
Basın-Sen Genel Başkanı Kemal Darbaz yaptığı açıklamada,
basına karşı yapılan bu uygulamaya tepkilerini dile
getirerek, Sezer ve Erdoğan'a yazdıkları mektubu okudu.
Sezer
ve Erdoğan'a mektup
Mektupta,
basına yapılan "saldırılar" Kıbrıs
Türkü'nün siyasi iradesine saygısızlık olarak
değerlendirilerek, platform altında toplanan sivil toplum
örgütlerinin, "Kıbrıs Türkü'nün siyasi iradesine karşı
sürdürülen sistematik saldırılara cevap verme
kararlılığında olduğu" vurgulandı.
Mektupta,
"Adada güvenliği sağlamakla yükümlü Türkiye Cumhuriyeti
makamlarının, uzun zamandır Kıbrıs Türkü'nün
iradesiyle seçilen sivil makamlara yönelik aşağılayıcı
davranışlar içinde olduğu ve en son düzenlenen bir tatbikata,
Kıbrıs Türk basını ve devletin resmi yayın
kuruluşu alınmayarak yeni bir saldırı ortaya
konulduğu" belirtildi.
TC
güvenlik makamlarının adada garantörlük görevi çerçevesinde
bulunduğu hatırlatılan mektupta, "güvenliği
sağlamakla yükümlü makamlar Kıbrıs Türkü'ne hakaret etmek veya
onun milli duygularını istismar etmek için
bulunmamaktadırlar" ifadesine yer verildi.
Mektupta,
"Kıbrıs Türkü'ne hakaret etme ve
aşağılamanın Türkiye ve Kıbrıs Türk
halkının arasını açmaktan öteye bir işe
yaramayacağı" da kaydedildi.
Mektupta,
şu görüşlere yer verildi:
"Biz
Türkiye ile olan ilişkilerimizin karşılıklı sevgi ve
saygıya dayalı, siyasi eşitler arasındaki bir ilişki
olmasını ve Kıbrıs Türkü'nün siyasi iradesine
saygıyı temel almasını hedeflemekteyiz. Bu nedenle seçilen
makamların, her zaman ve koşulda atanmışların üzerinde
olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatırız."
Türkiye'deki
seçim sürecine de atıfta bulunulan mektupta,
"Kıbrıs'ın seçim malzemesi yapılması, Türkiye'nin
AB sürecinde Kıbrıs Türkü'nün rehine olarak
kullanılmasının reddedildiği" ifade edildi ve
şöyle denildi:
"Bilinmelidir
ki, Kıbrıs Kıbrıslılarındır ve siyasi irade
de bizimdir. 2004 yılından beri Kıbrıslı Türkler AB
vatandaşıdırlar. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü
ileri sürülerek siyasi irademize her nereden gelirse gelsin yapılan
saldırılara dün olduğu gibi bugün de gereken
karşılığı vermeye kararlıyız."
KIBRIS 16/06/07
BM
Güvenlik Konseyi, Ban'ın Kıbrıs raporunu onayladı
GÜVENLİK
KONSEYİ'NDEN TARAFLARA ÇAĞRI... Taraflar arasındaki 8 Temmuz
2006 anlaşmasından memnuniyet duyulduğu belirtilen kararda, 8
Temmuz sürecine tam destek verilerek bu konuda ilerleme sağlanması
gereği dile getirildi. Tarafların karşılıklı
ithamları bir tarafa bırakmaları tavsiyesinde bulunulan kararda,
"adadaki statükonun kabul edilemeyeceği" yinelendi ve taraflar
müzakereye davet edildi
Birleşmiş
Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün
(UNFICYP) görev süresini 6 aylığına uzatan ve tarafları 8
Temmuz anlaşmasını uygulamaya çağıran karar
tasarısını kabul etti.
Güvenlik
Konseyi'nin dünkü toplantısında, Kıbrıs'ta 25 Kasım
2006-25 Mayıs 2007 tarihleri arasındaki gelişmelerin ve görev
süresi dün dolan UNFICYP'nin görev süresinin 15 Aralık 2007 tarihine dek
uzatılması talebinin yer aldığı BM Genel Sekreteri Ban
ki-Moon'un raporu ele alındı.
Konsey,
daha sonra Ban'ın Kıbrıs raporuyla ilgili hazırlanan karar
tasarısını oy birliğiyle kabul etti.
Kararın
giriş paragraflarında, Kıbrıs sorununa çözüm bulma
sorumluluğunun adadaki taraflara ait olduğu, BM'nin başlıca
rolünün kapsamlı ve kalıcı çözüm için taraflara yardım
etmek olduğu vurgulandı.
Bu
kapsamda taraflar arasındaki 8 Temmuz 2006 anlaşmasından
memnuniyet duyulduğu belirtilen kararda, ''iki toplumlu, iki bölgeli
federasyon ve siyasi eşitliğe dayanan kapsamlı çözümün''
desteklendiği ve bu çözümün gecikmeksizin hayata geçirilmesi
gerektiği kaydedildi.
Yine
kararın giriş paragraflarında, adada iki taraf arasında
devam eden karşılıklı geçişlerden duyulan memnuniyet
dile getirildi, bu kapsamda Lokmacı dahil başka geçiş
kapılarının açılmasının güven artırıcı
önlem olarak önemine değinildi.
Kararda,
adada güvenlik açısından durumun sakin olduğu, ancak mayın
temizleme çalışmalarının durmasından üzüntü
duyulduğu ve Kıbrıs Türk tarafının bu
çalışmaların yeniden başlamasına izin vermesi
gerektiği belirtildi.
Kararın
esas maddelerinde ise 8 Temmuz sürecine tam destek verilerek bu konuda ilerleme
sağlanması gereği dile getirildi.
Tarafların
karşılıklı ithamları bir tarafa bırakmaları
tavsiyesinde bulunulan kararda, ''adadaki statükonun kabul edilemeyeceği''
yinelendi ve taraflar müzakereye davet edildi.
Kararda,
''Adadaki soruna nihai siyasi çözüm bulunamadığı için UNFICYP'in
görev süresi 6 aylığına uzatılmaktadır'' denildi.
KKTC
Büyükelçisi Gökeri
Kararın
Güvenlik Konseyi'nde kabulünün ardından basına açıklama yapan
Güney Kıbrıs'ın BM temsilcisi Andreas D. Mavroyiannis,
kararın kabulünden memnuniyet duyduklarını söyledi.
Mavroyiannis'ten
sonra açıklama yapan KKTC New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri ise
söz konusu kararda "Kıbrıs hükümetine" atıfta
bulunulduğunu ve bunun ''kabul edilemez'' olduğunu,
dolayısıyla Güvenlik Konseyi kararını da kabul etmelerinin
mümkün olmadığını bildirdi.
Gökeri,
sözde Kıbrıs hükümetinin Kıbrıs Türklerini temsil
etmediğini, yalnızca Güney Kıbrıs tarafını temsil
ettiğini ve konuyla ilgili görüşlerini BM Güvenlik Konseyi
başkanına dün ilettiklerini belirtti. Gökeri, ''Ancak UNFICYP
hükümetimizin belirlediği modaliteler çerçevesinde KKTC'de misafirimiz
olarak görev yapmaya devam edecek'' diye konuştu.
KIBRIS 16/06/07
Arestis davasında sürpriz
gelişme
SOY
AĞAÇLARI VE NÜFUS KAYITLARINI GÖSTERDİLER... Ankara 25. Asliye Hukuk
Mahkemesi'nde avukat Aslı Aksu tarafından açılan davanın
dilekçesinde, davacı 23 kişinin, soy ağaçları ve nüfus
kayıtlarından 1636 yılı doğumlu Esseyid Abdullah
Paşa'nın soyundan geldikleri kanaatine varıldığı
belirtildi. Avukat Aslı Aksu, müvekkillerinin tescil edilmeleri halinde,
Abdullah Paşa Vakfı'nın, Türkiye ve Kıbrıs'ta bulunan
vakıf topraklarının geliri, sevk ve idaresi konusunda söz sahibi
olacaklarını belirtti
Kıbrıs'taki
Maraş bölgesinde babasından kendisine miras yoluyla
kaldığını iddia ettiği mülkünü, "Türkiye'nin
askeri müdahalesi sonucu kullanamadığı" iddiasıyla
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuran ve 885
bin Euro tazminat kazanan Rum Mira Ksenides-Arestis'in, üzerinde hak talep
ettiği mülkün, Abdullah Paşa Vakfı'na ait olduğunu belirten
23 kişi, kendilerinin de "vakıf evladı" olarak
tescillerine karar verilmesi için tespit davası açtı.
Ankara
25. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde avukat Aslı Aksu tarafından
açılan davanın dilekçesinde, davacı 23 kişinin, soy
ağaçları ve nüfus kayıtlarından 1636 yılı
doğumlu Esseyid Abdullah Paşa'nın soyundan geldikleri kanaatine
varıldığı belirtildi.
Dilekçede,
davacıların nüfus kayıtlarına göre Abdullah
Paşa'nın soyundan geldiklerinin ispatlanması ve ispatın
ardından bu kişilerin "vakıf evladı" olarak
tescilinin yapılması talep edildi.
AA
muhabirinin davaya ilişkin sorularını yanıtlayan avukat
Aslı Aksu, müvekkillerinin "vakıf evladı" olarak
tescil edilmeleri halinde, Abdullah Paşa Vakfı'nın, Türkiye ve
Kıbrıs'ta bulunan vakıf topraklarının geliri, sevk ve
idaresi konusunda söz sahibi olacaklarını belirtti.
Yerleşime
kapalı olan Maraş'taki mülkünü kullanamadığı
gerekçesiyle Türkiye aleyhine AİHM'e başvuran Ksinedes-Arestis
hakkında, mahkemenin, "Türkiye'nin mülkiyet ihlalinde
bulunduğuna karar verirken, tazminat ödenmesine gerek görmediğini ve
konu hakkında KKTC'de etkin bir iç hukuk yolu
oluşturulmasını da talep ettiğini" ifade eden Aksu,
ancak KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile Arestis arasında dostane
çözüm sağlanamadığını söyledi.
Bunun
üzerine AİHM'in ikinci kararında, Arestis'e 885 bin Euro tazminat
ödenmesine hükmettiğini anlatan Aksu, bu tazminatın bir
kısmının Arestis'in mülkünden, bir kısmının ise
mülkün 1974 yılından bu yana kullanamayışından
kaynaklandığını belirtti.
Müvekkillerinin
"vakıf evladı" olduklarının tespit edilmesi
halinde, Arestis'e, Taşınmaz Mal Komisyonu tarafından ödenecek
tazminattan müvekkillerinin de hak talebinde bulunabileceklerini, hatta
Kıbrıs Vakıflar İdaresi ile birlikte, ödeme kararı
üzerine tedbir koydurabileceklerini ifade eden Aksu, ayrıca
Kıbrıs Vakıflar İdaresi ve "vakıf
evlatları"nın Rum kesiminde tapu iptal davası
açabileceklerini söyledi.
"Maraş'ın
gitmesinin önüne geçilebilir"
Maraş
bölgesinde bulunan tüm vakıf malları için teker teker Rum kesiminde
tapu iptal davalarının açılması gerektiğini anlatan
Aslı Aksu, bu yolla "neredeyse tamamı vakıf
topraklarından oluşan Maraş bölgesinin Türklerin elinden
gitmesinin önüne geçilebileceği" görüşünü savundu.
Vakıf
topraklarının, sonradan bir başka özel ya da tüzel kişiliğe
devredilemeyen gayrimenkuller olduğunu anımsatan Aksu, "Arestis,
söz konusu mülkün kendisine babasından miras
kaldığını, tapunun yandığını,
kaybolduğunu iddia etmiştir. Mülkün sahibi olduğunu hiçbir resmi
evrakla ispatlayamayan Mira,Türk tarafının, söz konusu gayrimenkulün
Türk Osmanlı vakıf toprağı olduğunu mahkemeye geç
sunmasından da yararlanmış ve tazminata hak
kazanmıştır. AİHM'in kararıyla neredeyse tamamı
vakıf topraklarından oluşan Maraş bölgesinin elimizden
kayıp gitmesi söz konusudur" diye konuştu.
AİHM'in
ilk kararı
AİHM,
Kıbrıslı Rum Mira Ksenides-Arestis davasında verdiği
ilk kararda, Türkiye'nin "mülkiyet ihlalinde bulunduğunu"
belirtmiş, ancak tazminat ödenmesine gerek görmemişti. Mahkeme,
KKTC'de etkin bir iç hukuk yolu oluşturulmasını da talep
etmişti.
AİHM
kararının gerekçeli bölümünde, "KKTC'deki etkin bir iç hukuk
yolu" olarak KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonu işaret
edilmiş ve Rumların bundan sonraki başvurularının bu
komisyona yönlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştı.
Bu
kararla, AİHM, KKTC'nin etkin iç hukuk oluşturma yeteneğine
sahip olduğunu kabul ederek, tanınmamış da olsa, KKTC'nin
ve işlemlerinin yasallığını teyit etmiş
sayılmıştı. AİHM, daha önce ise Titina Loizidou'nun
Girne'deki mülküne ilişkin başvurusu hakkında verdiği kararda,
Türkiye'yi sorumlu tutmuş ve tazminat ödemesine karar vermişti.
Rum
Mira Ksinedes-Arestis davasıyla ilgili olarak, KKTC Taşınmaz Mal
Komisyonu'nun etkin iç hukuk mekanizmalarında aradığı
koşulları karşıladığını belirten bir
karar alan AİHM, Taşınmaz Mal Komisyonu ile Arestis
arasında dostane çözüm sağlanamaması nedeniyle tazminata
hükmetmişti.
AİHM'in
ikinci kararında, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Arestis'e
yaptığı öneri esas alınarak maddi tazminat miktarı,
885 bin Euro olarak belirlenerek, tazminatın bir kısmının,
Arestis'in mülküne, bir kısmının ise mülkünü 1974'ten bu yana
kullanamayışından kaynaklanan zarara karşılık
olduğu belirtilmişti.
KIBRIS 16/06/07
Kıbrıslı Türk ve
Rum siyasilerin futbol maçı bu akşam Güney Kıbrıs'ta
Slovakya
Büyükelçiliği'nin girişimiyle ilki KKTC'de yapılan futbol
karşılaşmalarında siyasiler karma takımla sahaya
çıkıyor.
Bugünkü
maça, Kuzey Kıbrıs'tan aralarında CTP milletvekilleri Mehmet
Ceylanlı, Kadri Fellahoğlu, Teberrüken Uluçay, Okan Dağlı,
Ahmet Gülle, Ali Gulle, Ramadan Gilanlıoğulları, Ahmet
Barçın, Abbas Sınay yanında TDP Genel Başkanı Mehmet
Çakıcı ve BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan'ın da
bulunduğu siyasiler katılıyor.
İki
toplumun yakınlaşmasını sağlamak amacıyla Ledra
Palas'ta bir araya gelen bazı Türk ve Rum siyasi partilerin bir süre önce
başlatmış olduğu iki toplumlu etkinlikler çerçevesinde
karşılıklı maçlar düzenlenmesi
kararlaştırılmıştı. İlki 14 Nisan'da
Çetinkaya antrenman sahasında düzenlenen maçta, Rum ve Türk siyasiler ile
milletvekillerinden oluşan "Mavi" ve "Gri" takım
mücadele etmişti.
KIBRIS 16/06/07
2. Hrisostomos,
KKTC'deki kiliseler için İtalya'dan yardım istedi
Başpiskopos
2. Hrisostomos, Başbakanlık binası Chigi Sarayı'nda
Prodi'yle görüşmesinin ardından yaptığı
açıklamada, Kıbrıs'ta adanın kuzey kesimindeki kiliselerin
restorasyonu konusunda İtalyan hükümetinden yardım istediğini
söyledi.
Görüşmenin,
olumlu geçtiğini belirten 2. Hrisostomos, Kuzey Kıbrıs'taki 500
Ortodoks kilisesinin muhafazası ve restorasyonu için İtalyan
hükümetinin müdahalesine ihtiyaç olduğu konusunun da gündeme
getirildiğini kaydetti. 2. Hrisostomos, şöyle konuştu:
"Prodi,
bu konuda bize yardım etme sözü verdi. Avrupalıların kutsal
mekânlarına sahip çıkması, son derece doğal bir
haktır. Dindar İtalyan halkı bizim yanımızdadır.
Bahsettiğimiz eserler, sadece bizim değil, aynı zamanda
Avrupa'nın ve tüm insanlığın mirasıdır."
Başpiskopos
2. Hrisostomos, adanın kuzey kesiminde bir zamanlar 15.000 civarında
olan Hıristiyan nüfusunun, halen 300'e düşmüş olduğunu
ileri sürdü. 2. Hrisostomos, kuzey kesiminde Hıristiyan nüfusundaki
azalmanın, "Türk yetkililerin baskıları ve
saldırganlıklarından kaynaklandığını
da" iddia etti.
2.
Hrisostomos, yarın da Vatikan'da Roma Katolik Kilisesi'nin ruhani lideri
Papa 16. Benediktus tarafından kabul edilecek. Papalık
Hıristiyanlar Arası Birliği Özendirme Kurulu (PHABÖ)
Başkanı Kardinal Walter Kasper, önceki gün yaptığı
basın toplantısında, 2. Hırisostomos'un Papa
tarafından kabulü sırasında, Kuzey Kıbrıs'taki
kiliselerin durumundan duyulan rahatsızlığın Vatikan
tarafından da dile getirilebileceğini belirtmişti.
KIBRIS 16/06/07
MILLIYET 17/06/07
MILLIYET 17/06/07
KEİ zirvesi öncesi Atina'yla Kıbrıs krizi
17/06/2007
RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - İstanbul'da 25 Haziran'da çok sayıda
devlet başkanının katılımıyla düzenlenen
Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) Örgütü'nün 15. yıl
zirvesi öncesi Yunanistan ile AB ve Türkiye arasında Kıbrıs
krizi çıktı. Ankara, Rum Kesimi'ni zirveye gözlemci olarak kabul
etmeyince Atina, 'Kıbrıs yoksa zirve de yok' resti çekti.
KEİ dönem başkanı Türkiye, zirveye gözlemci statüsüyle
katılmak için Kıbrıs Rum Yönetimi, Macaristan, Britanya,
Kazakistan, İran ve Karadağ'dan başvuru aldı. Türkiye, Rum
başvurusunu "Diplomatik açıdan
tanımadığımız bir ülkenin başvurusunu kabul
edemeyiz" diye geri çevirince devreye Yunanistan girdi. Atina, Türkiye'ye
"Kıbrıs yoksa, zirve de yok. Ben de ötekilerin başvurusunu
veto ederim" deyince, en sert tepkiyi Britanya'dan aldı.
Atina'nın tavrını 'diplomatik nezakete' aykırı bulan
Londra, AB'ye şikâyet etti. Sonunda Britanya ile Türkiye'yi yatıştıran,
KEİ'ye gözlemcilik statüsüyle katılmak isteyen Avrupa Komisyonu oldu.
Komisyon, Britanya ile Türkiye'ye 'Yunanistan'a aldanmayın. Zirve,
Kıbrıs'sız yapılacak' mesajı yolladı. Gerilimin
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Yunan Başbakanı Kostas
Karamanlis'in ikili görüşmesine olası yansımaları merak
konusu.
Füzeler Kıbrıs'ta çözüm çabalarını etkilemez
ABD
Savunma Bakanlığı Pentagon, savaş gemilerine
karşı kullanılan gelişmiş Harpoon füzelerinden 51
adedinin Türk Deniz Kuvvetlerine satılması için kongreye izin
bildiriminde bulundu.
Türkiye'nin
ABD'den alacağı yeni füzelerle ilgili açıklama yapan Pentagon,
bunun Kıbrıs'ta çözüm çabalarını etkilemeyeceğini
bildirdi.
Füzelerin
satış bedelinin 159 milyon dolar olması bekleniyor.
Pentagon'a
bağlı Savunma Güvenliği İşbirliği Dairesi'nden
(DSCA) yapılan yazılı açıklamada, satışın,
Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın elindeki Harpoon
envanterini genişleteceği ve savaş gemilerine karşı
yeteneğini ilerleteceği belirtildi.
Açıklamaya
göre, 51 adet Block II tip taktik Harpoon füzesinin yanı sıra ilgili
konteynerler, destek malzemeleri, yedek parçalar, personel eğitimi,
bakım ve lojistik hizmetleri de Türkiye'ye sağlanacak.
Kongreden
iki hafta içinde bir itiraz gelmemesi durumunda, satış izni
kesinleşecek. Bu tip satışlarda
Pentagon
Kongre ile önceden danışmalarda bulunduğu için, herhangi bir
itiraz gelmesi beklenmiyor.
DSCA'nın
açıklamasında satışın, Kıbrıs'ta çözüm
çabalarını etkilemeyeceği de belirtildi.
Harpoon
füzeleri, su üstü hedeflerine karşı savaş gemilerinden ve
denizaltılardan fırlatılıyor.
Harpoon
füzeleri, deniz kuvvetleri tarafından kullanılan radar güdümlü en
gelişmiş füzeler olarak biliniyor.
KIBRIS 17/06/07
Hong Konglu Cheung,
uçağa alınmadı
BUGÜN
BAŞKA FİRMA İLE UÇACAK... Hong Konglu turist Fung Kan Cheung
isimli kadın dün Ercan'dan İngiltere'ye gitmek istediği Türk
Hava Yolları'na bağlı Sun Express uçağına
alınmadı. Cheung, firma yetkililerinin kendisine "pasaportunun
sahte olduğunu" söylediğini iddia ederken, KIBRIS'a konuşan
yetkililer, kadının İngiltere'ye girebilmek için vize
alması gerektiğini belirtti. Uluslararası geçerli pasaportu
olduğunu kaydeden Cheung, Pegasus Hava Yolları'ndan bilet
aldığını ve bugün İngiltere'ye
uçacağını söyledi
Ergül
ERNUR
Hong
Konglu turist Fung Kan Cheung isimli kadın dün Ercan'dan İngiltere'ye
gitmek istediği Türk Hava Yolları'na bağlı Sun Express
uçağına alınmadı. Cheung, firma yetkililerinin kendisine
"pasaportunun sahte olduğunu" söylediğini iddia ederken,
KIBRIS'a konuşan yetkililer kadının İngiltere'ye girebilmek
için vize alması gerektiğini belirtti. Uluslararası geçerli pasaportu
olduğunu kaydeden Cheung, Pegasus Hava Yolları'ndan bilet
aldığını ve bugün İngiltere'ye
uçacağını söyledi.
Sun
Express yetkilileri ise Cheung'un uçağa alınmamasıyla ilgili
olarak, İngiltere Sınır Polisi'nin talimatı üzerine
uçağa almadıklarını ve Türkiye'deki Sun Express
yetkililerinin de onayıyla hareket ettiklerini kaydetti.
'Pasaportun
sahte' iddiası...
Fung
Kan Cheung isimli turist, İngiltere'ye dönmek için gittiği Ercan
Havaalanı'nda, pasaportunun sahte olduğu gerekçesiyle Sun Express
yetkilileri tarafından yaklaşık 2 saat boyunca
bekletildiğini söyledi.
Uzun
bir süre pasaportunun onaylanması için beklediğini ifade eden Cheung,
yetkili kişilerin kendisine uçağa binemeyeceğini, İngiliz
Elçiliği'ne gidip vize alması gerektiği bilgisinin verildiğini
kaydetti.
Bu
söylemler üzerine Cheung, adada tek tanıdığı olan Yeter
Azizoğlu'ndan yardım istediğini söyledi.
Azizoğlu,
Cheung'un KKTC'ye altıncı gelişi olduğunu ve ilk defa böyle
bir muameleyle karşı karşıya kaldığını
belirterek konuyu öğrendikten sonra pasaportun sahte olup
olmadığıyla ilgili polisten bilgi aldığını
ve Cheung'un çıkışını engelleyecek bir sorun
olmadığını öğrendiğini ifade etti.
Sun
Express'le İngiltere'ye uçuş yapamayan Cheung, 96 sterlin daha
ödeyerek başka bir havayolundan bilet aldığını ve
bugün İngiltere'ye uçacağını söyledi.
Cheung,
kendisine yapılan bu muamele karşında çok üzgün olduğunu
belirterek "KKTC'ye geldiğimde böyle bir davranışla
karşılaşacaksam, artık gelmemeyi düşünüyorum"
dedi.
Sun
Express yetkilileri ise Hong Kong vatandaşı Fung Kan Cheung'un
pasaport kontrolü sırasında İngiliz Sınır Polisi
tarafından 'bu yolcu uçağa alınmayacak' talimatının
geldiğini bunun üzerine de Türkiye'deki Sun Express müdürlerinin
onayıyla kişiyi uçağa almadıklarını kaydetti.
Yetkililer,
İngiltere'ye gitmek isteyen Hong Kong vatandaşı birinin vize
alması gerektiğine dikkat çekerek uçakta yer olduğunu ancak
İngiltere'den gelen talimatla hareket ettiklerini söyledi.
KIBRIS 17/06/07
"Ekonomi büyüyor,
hazine büyümüyor"
Faal
5768 (Beş bin yedi yüz altmış sekiz) şirketten 2006
hesaplarını sunan şirket sayısı 2 bin 3 yüz 68. Bu
2368 şirketten de bin üç yüzü zarar beyan etti.
Kazanç
beyan eden şirket sayısı ise sadece 1068 (Bin altmış
sekiz). Yani toplam faal şirket sayısının beşte biri
bile değil. Beyan edilen kazanca göre 2006 yılında 14 milyon YTL
Kurumlar ve 22 Milyon YTL gelir vergisi elde edilecek demektir. Bunun en az 80
milyon YTL olması gerekir.
Ekonomi
farklı bakanlıkta olsa da Maliye Bakanlığı en genel
anlamda ekonomiye de yön verecek kararların üretildiği bakanlık
olarak algılanıyor.
Bu
nedenle de gözler ekonomiyle ilgili olarak da Maliye
Bakanlığı'ndadır.
Çalışan
ve emekliler ceplerine girecek para bakımından Maliye
Bakanlığına bakıyor.
Özel
sektör Maliye çıkışlı kararların kendilerini
doğrudan etkilediğini biliyor.
...
Ve belki de en önemlisi ülkedeki ekonomik büyümeye bağlı gelir
artışından olabildiğince adil pay alımında Maliye
Bakanlığı'nın vergi politika ve uygulamaları çok
önemli.
*
* *
Önceki
akşam 22.30'dan yaklaşık 02.15'e kadar Kanal T'de Dilek
Kırıcı'nın programına Ülker Fahri
arkadaşımla konuk olduk.
Bilinçli
bir yönlendirme olmadan programın çok önemli bir bölümü Maliye
Bakanlığı'nın sorumluluk alanı içine giren konularda
yoğunlaştı.
Girne
Karaoğlanoğlu'nun Kervansaray Bölgesi'ndeki Yelken Restorant sahibi
Sezai Kıraçoğlu'nun programa telefonla katılıp söyledikleri
de Maliye Bakanlığıyla ilgiliydi.
Bayağı
geç yatmış olmama rağmen dün sabah telefon trafiği oldukça
erken başladı. Sezai Kıraçoğlu, ilk arayandı... Kendi
yaşadıkları ve bakış açısından yola
çıkıp derdini anlatıyor... Bize de dinlemek düşüyor
doğal olarak.
Sezai
Kıraçoğlu'nun oldukça önemli iddiaları da vardı tabii.
*
* *
Saat
11.00 gibi Maliye Bakanı Ahmet Uzun aradı. Neredeyse çocukluk
günlerimize kadar uzanan bir arkadaşlık geçmişimiz var.
İletişimimiz her zaman olabildiğince yakın oldu.
Kahve
içip, sohbet etmek için davet etti.
Hazırlanıp
gittim.
Maliye
Bakanı Uzun'un çalışma programının mesai ile pek
bağlantılı olmadığını biliyorum.
Cumartesi
olmasına rağmen iş başındaydı ve masanın
üzeri evrak doluydu.
Davet
Uzun'dan gelmiş olsa da sohbetin akışına sorularımla
ben yön vermek istiyordum.
"Dün
akşam sizleri biraz gecikmeli olarak da olsa izledim" deyip ekledi:
"Sizler için basit konu olarak algılanabilir ama Yelken Restoran
sahibinin insanların kafasında soru işareti yaratacak ifadeleri
olduğunu öğrendim. Bu nedenle konuyu özetle senle paylaşmak
istiyorum. Yelken Restoran'ın yeri yıllar önce Maliye
Bakanlığı tarafından Mehmet Savarona'ya kiralandı.
Mehmet Savarona ile Sezai Kıraçoğlu arasında
ayrıntısı net olarak bizim tarafımızca bilinmeyen bir
anlaşmayla restoran işletmeciliği başladı. Daha sonra
Savarano ve Kıraçoğlu arasında ihtilaf ortaya çıktı.
Konu mahkemeye gitti. Alt Mahkemenin kararı üst mahkemede bozulunca Mehmet
Savarona, Sezai Kıraçoğlu'ndan restoranı terk etmesini istedi.
Aralarında ihtilaf devam ederken Maliye ile Savarona arasındaki
sözleşmenin süresi bitti. İhtilaflı durumu da dikkate alan
Maliye Bakanlığı, söz konusu yerin boşaltılması
talebiyle dava açmıştır. Amacımız mahkemenin
sonuçlanmasıyla birlikte ihaleye çıkıp, yasalara uygun bir
şekilde kiralamaktır. Sezai Kıraçoğlu, yasal kiracı
olmadığı için işletme izinleri de doğal olarak
verilmiyor. Bu süreçte araya kimse sokulmadı ve bizim
anlayışımızda kimsenin araya girip bir biçimde çıkar
elde etmesi de mümkün değildir."
*
* *
Maliye
Bakanı Uzun, bunları anlattı ben de notlarımı
aldım.
Ardından
ekonomik büyüme ile hazinenin, bütçenin paralel büyüyüp büyümediğini
sordum.
Uzun,
"Tam benim de açmak istediğim konulardan biri buydu" dedikten
sonra şöyle konuştu: "Ekonomi büyüyor, refah seviyesi
artıyor, gayri safi mili hasıla da büyüyor ama bunlara
karşılık hazine büyümüyor. Hazine büyümeyince de hak edilen pay
bu zenginleşmeden alınamıyor.
Hazinenin
büyümesi için gelirlerimizin de öncelikle artması gerekiyor. Bu arada
giderlerin de kontrol altında tutulmasına özen gösterilmelidir.
2006
yılı geride kaldı. Normal olarak nisan ayına kadar
şirketler mali tablolarını Bakanlığa iletmesi gerekir.
Gecikmeli teslim tarihi ise mayıs sonudur.
Mayıs
ayı da geri kalırken gelir vergisine esas teşkil edecek
şirketlerin hesap sunum durumlarını sordum
arkadaşlarıma. Bana iletilen rakamlar karşısında
olumsuz yönde çok etkilendim.
Faal
5768 (Beş bin yedi yüz altmış sekiz) şirketten 2006
hesaplarını sunan şirket sayısı 2 bin 3 yüz 68.
Bu
2368 şirketten de bin üç yüzü zarar beyan etti.
Kazanç
beyan eden şirket sayısı ise sadece 1068 (Bin altmış
sekiz). Yani toplam faal şirket sayısının beşte biri
bile değil. Beyan edilen kazanca göre 2006 yılında 14 milyon YTL
Kurumlar ve 22 milyon YTL gelir vergisi elde edilecek demektir. Bunun en az 80
milyon YTL olması gerekir."
...
Ve bu bilgilerin ardında Uzun, ekliyor: "Vergi bilinci
yerleşmedi."
*
* *
Söz
iş dünyasının tepki gösterdiği stopaj uygulama
kararına geliyor.
İthal
aşamasında uygulanan bir vergi türü olan stopaj, dünyamıza Salih
Coşar'ın Maliye Bakanlığı döneminde 1982
yılında girmiş, 2001 yılında Mehmet Bayram'ın
Maliye Bakanlığı günlerinde de
kaldırılmış...
Konuyla
doğrudan ilgisi olmayan geniş kesim fonlarla, stopajı
karıştırdığı için stopajın Uzun
zamanında kaldırılıp yeni bir kararla geri dönüş
yapılıp yeniden uygulamaya konulduğunu sanıyor.
Ahmet
Uzun, stopajla ilgili olarak da şunları anlattı:
"
Stopajla ilgili var olan yasa %6'ya kadar stopaj uygulama yetkisi veriyor.
Vergi kültürü gelişmediği için uygulanan sistemde ciddi kayıplar
ve sıkıntılar yaşanıyor. Mevcut durumda devlet
vergisini iyimser bir yaklaşımla yaklaşık iki yıl
gecikmeli alıyor.
Biz
ne yaptık?
Hammadde
ve demirbaş ithalinde stopajı sıfır olarak belirledik.
Hammadde ve işyeri için ticari amacı olmayan demirbaş ithal eden
işadamı stopaj ödemeyecek. Yarı mamul ürün ithal edenler % 3
stopaj verecek. Mamul yani pazarlanmaya hazır mal ithal edenler ise % 4
stopaj ödeyecek.
Bu
şekilde ödenen vergiler bir sonraki yıl en geç mayıs ayında
sunulan hesaplar dikkate alınıp dikkate alınarak eksikse
tamamlanacak kadarı ödenecek, stopajda ödenen fazla ile işadamı
fazlalığı geri alacak."
Maliye
Bakanı Uzun, stopaj uygulaması nedeniyle memnuniyet ifade eden
işadamları olduğuna dikkat çekip şunları ifade etti:
" Çok sayıda işadamı arayıp uygulamadan
duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Bu iş adamlarımıza
göre, hiç bir işadamı vergi ödemek için parasını kasada
tutmuyor. Yatırıma dönüşüm olduğu için vergi
aşamasında işadamı sıkıntı
yaşıyor. O sıkıntılı noktada iki seçeneğin
olduğu da belirtiliyor, ya olabildiğince az vergi ödemenin yolunu
bulmak ya da bankadan vergi ödemek için para borçlanmak. Halbuki bu uygulamada
vergi bir anlamda taksit taksit ödendiği için sorun olmuyor."
"Peki,
stopaj maliyet unsurunu etkilemeyecek mi?" Bu sorumu Uzun gülümseyerek
yanıtladı: "Eğer stopaj maliyetlere
yansıtılırsa bu ileride hesaplarda ortaya çıkar ve ödenecek
vergi artar. Bu nedenle buna yönelişin olacağını
sanmıyorum."
*
* *
Sohbetin
sonuna doğru güncel başka konularda da kısa kısa sorular
sorup yanıt aldım.
Soru:
KDV iadesi yaygınlaştırılacak diye protokol
imzaladınız sonra var olan iadeyi de kaldırma yoluna girdiniz.
Neden?"
Yanıt:
Sendikalarla görüşmeye oturduğumuz zaman bizim ilk
taslağımızda KDV iadesinin kaldırılacağı
vardı. Ancak sendikalar KDV iadesi kaldırılana kadar gelir
bakımında kapsam genişletilip 13. Maaş ile Bayram
ödeneğinin de kapsam içine alınmasını istedi. Bu geçici bir
uygulamaydı. KDV iadesini kaldıracağımızı hiç bir
zaman gizlemedik. Süreç içinde KDV iadesinin kaldırılmasından
doğacak çok küçük kaybı karşılayacak adımlar
atabiliriz.
Soru:
Devletin ödemelerini aksattığı, yapamadığı
söyleniyor. Doğru mu?
Yanıt:
Mayıs sonu itibarıyla ödemelerimizi yaptık.
Hesabımızı kitabımızı biliyoruz. Devletten
alacağı olan kimsenin kaygısı olmasın.
Soru:
Çalışan ve emeklileri eylül sonrası zor ödeyebileceğiniz
iddia ediliyor. Ne dersiniz?
Yanıt:
Böyle bir durum asla söz konusu olamaz. Bunun akıllardan bile
geçirilmemesi gerekir. İzlediğimiz bütçe politikası bu tür
riskleri ortadan kaldıracak içeriktedir.
Günün
sözü:
Her
ne tohum ekersen onu biçersin
Her ne köprü yaparsan oradan geçersin
KIBRIS 17/06/07