Washington Times: Rumların Rus silah alımı fiyaskoyla bitti

      Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin KKTC’ye Türk ordusunu caydırmak amacıyla Rusya’dan yaptığı helikopter ve füze alımlarının fiasko ile sonuçlandığı, silahların kullanılamadığı bildirildi.
      Washington Times gazetesi, Lefkoşa kaynaklı haberinde Kıbrıs Rum Kesimi’nin Rusya’dan aldığı pahalı silahları kullanamadığına dikkat çekerken "Rum Ordusu’nun, Rusya’dan aldığı silahlar konusunda şanşı yaver gitmedi" diye yazdı.
      Rus füzelerinin konuşlandırılamamasından ardından Rum ordusunun, Rus yapımı saldırı helikopterlerinin yedek parçalarının teslim edilmediğini ve pilotlarının Rusça kılavuzları okuyamadıkları için uçamadıklarını yazan gazete, 2001 yılında satın alınan 12 adet MI-35 saldırı helikopterlerinden sadece birinin şu anda operasyonel olduğunu ve yalnızca "çok gerekli" olduğu durumlarda kullanıldığını savundu. Gazete şöyle devam etti:
      "Bölünmüş adanın kuzey tarafındaki Türk tank gücüne karşı kuvvetli bir caydırıcı unsur olması planlanan diğer helikopterler, uyuklayan bir hava üssündeki hangarlarda bekliyor.ö ABD’li gazete, Türkiye’nin ise adada 35 bin asker ve 200’den fazla tankı bulunduğunu kaydetti.
      Rum yönetiminin 1990 yıllarında 1974 yılından bu yana "engel karşılamadan" Kıbrıs göklerinde uçan Türk uçaklarını caydırmak amacıyla Rusya’dan sofistike S-300 hava savunma sistemini satın aldığını da belirten gazete, 227 milyon dolara mal olan sistemin teslimatının büyük ölçüde "Türklerin askeri müdahale tehditleri" nedeniyle birkaç defa ertelendiğine, sonunda da füzelerin Girit adasına gönderildiğine dikkat çekti.
     
     SARKOZY’NİN DAVETİ
      Buna karşın, Rum ordusunun keyfinin hala yerinde olduğunu yazan gazete, ordunun halen 14 Temmuz’da Paris’te yapılacak geleneksel askeri geçit için 25 kişilik bir birliği eğittiğini bildirdi. Gazete, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin, tüm AB ülkelerinin geçide katılmaları için davet yaptığını belirtti.
      Öte yandan, Washington Times, Kıbrıs adasının büyük sayıda asker ve silah bulunmasına karşı, Rum Kesiminin The Economist Intelligence Unit tarafından hazırlanan "Barış Endeksiöndeki 121 ülke arasında 51. sırada yer aldığına dikkat çekti.(ANKA)

MILLIYET 11/06/07

 

Tasos Papadopulos Ortaçağ'dan kalma

ENGİZİSYON KAMPANYASI BAŞLATTILAR... Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetiminin, Rum halkının komisyona başvurmasını engellemek için engizisyon çağlarını çağrıştıran bir kampanya sürdürdüğünü kaydetti. Ancak Talat, mülkiyet sorununu acil olarak çözmek isteyen Rumları komisyona başvurmaya çağırarak, "Bu komisyon AİHM'den çok daha hızlı, çok daha etkin ve çok daha sonuç alıcı kararlar veriyor" dedi

"CASUSLUKTAN ŞÜPHELENİYORUM"... Cumhurbaşkanı, Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuran Rumların bazılarının isimlerinin Rum basınında yayımlanmasıyla ilgili olarak casusluktan şüphelendiğini bildirdi. Talat, "İlgili kurum bu konuda araştırmasını yapacaktır. Ama kesinlikle bu bilginin çok büyük olasılıkla bir casusluk faaliyetiyle dışarıya sızdırıldığı inancındayım. Görüntü o" diye konuştu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetiminin, Rum halkını, tehdit, baskı, toplumsal dışlama yolu ve kullandığı bazı tetikçilerle korkutarak, KKTC'deki Taşımaz Mal Komisyonu'na (TMK) başvuruları engellemeye çalıştığını söyledi.

Mülkiyet sorununa "iç hukuk" yolu oluşturmak için Taşınmaz Mal Komisyonu'nu kurduklarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) de bunu kabul ettiğini belirten Talat, Rum yönetiminin, Rum halkının komisyona başvurmasını engellemek için engizisyon çağlarını çağrıştıran bir kampanya sürdürdüğünü kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mülkiyet sorununu acil olarak çözmek isteyen Rumları komisyona başvurmaya çağırarak, "Bu komisyon AİHM'den çok daha hızlı, çok daha etkin ve çok daha sonuç alıcı kararlar veriyor" dedi.

TMK'ya başvuran bazı Rumların isimlerinin Rum basınına sızdırılması konusunda casusluktan şüphelendiğini belirten Talat, "Bu bilginin çok büyük olasılıkla bir casusluk faaliyetiyle dışarıya sızdırıldığı inancındayım. Görüntü o" diye konuştu.

"Rum tarafının Hayır'ı, mülkiyet çözümünü engelledi "

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonuna başvuran Rumlar için Kıbrıs Rum kesiminde bir karalama kampanyası başlatılmasının anımsatılası üzerine, Rum tarafının bu konudaki tutumunun çelişkili olduğuna işaret etti.

Talat, Rum yönetiminin, bir yandan, mülkiyet hakkının bir insan hakkı olduğunu söyleyip vatandaşlarını AİHM'ye gönderdiğini, diğer taraftan KKTC'de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurup sorununu çözmek isteyen Rumları ise "hain" ilan ettiğini söyledi.

Kıbrıs sorununa bütünlüklü bir çözüm bulunmuş olsaydı, bugün bu sorunun tartışılmayacağını kaydeden Talat, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, halkına, 24 Nisan 2004 referandumunda "güçlü hayır" deme çağrısı yaptığını ve Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte mülkiyet sorununun çözümünü de engellediğini kaydetti.

"Acil sıkıntıda olan, mülkiyet sorununu beklemeden çözmek isteyen Kıbrıslı Rumlara olanak tanımak için Taşınmaz Mal Komisyonu'nu oluşturduklarını" ifade eden Talat, şöyle devam etti:

"Yani bir 'iç hukuk' yolu yarattık. AİHM bunu bir iç hukuk yolu olarak da gördü, buna da onay verdi. Rum tarafı bunun üzerine güneyde bir korku salarak, Kıbrıs Rum halkını korkutarak, tehditle, baskıyla, toplumsal dışlama yoluyla, kullandığı bazı tetikçilerle korkutarak bu komisyona başvuruları engellemeye kalkışıyor. Yaptığı budur. Aslında bir suçtur, bir insan hakkı ihlalidir yaptıkları."

Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıslı Rumların, acil olarak sorununu çözmek isteyenlerin, bu komisyona başvurabileceklerini, başvurularının en iyi şekilde değerlendirileceğini bir kere daha altını çizerek vurgulamak istiyorum" dedi.

"Casusluktan şüpheleniyorum"

Cumhurbaşkanı, TMK'ye başvuran Rumların bazılarının isimlerinin Rum basınında yayımlanmasıyla ilgili olarak, bilginin nasıl sızdırıldığını bilmediğini, ancak casusluktan şüphelendiğini bildirdi.

Yasa gereği bu bilgilerin gizli olduğunu ifade ederek, "Gerçekten garip bir durum var. İsimler sızdırılmış" diyen Talat, bilgi sızdırılmasıyla ilgili soruşturma başlatılıp başlatılmadığını bilmediğini kaydetti. Talat, özetle, "İlgili kurum bu konuda araştırmasını yapacaktır. Ama kesinlikle bu bilginin çok büyük olasılıkla bir casusluk faaliyetiyle dışarıya sızdırıldığı inancındayım. Görüntü o" diye konuştu.

Bunun büyük bir günah, büyük bir suç, büyük bir ayıp olduğunu belirten Talat, bunun Kıbrıs Rum halkına karşı da yapılmış bir saldırı olduğunu; Kıbrıs Türk halkının haklarını budamak, bu haklara saldırıda bulunmak için her faaliyeti gösteren Kıbrıs Rum yönetimine de bir yardım olduğunu kaydetti. Talat, "Bu nedenle affedilecek, benimsenecek, hazmedilecek bir davranış değildir" ifadesini kullandı.

Papadopulos "güçlü hayır" istedi sonra da çözüm çabalarını engelledi

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'deki eski malları için AİHM'ye başvuran Rumların aynı zamanda TMK'ye da başvurmalarının, konuya yaklaşımlarının doğruluğunu teyit ettiğini vurguladı.

Papadopulos'un "güçlü hayır" istediğini, sonrasında da çözüm çabalarını engellediğini anlatan Talat, şöyle devam etti:

"Bu durumda acil olarak sorununu çözmek isteyen Kıbrıslı Rumlar ne yapacaktı. Hastası olan, çocuğunu okutmak isteyen, evlendirmek isteyen, yani kısacası paraya ihtiyacı olan Kıbrıslı Rumlar ne yapacaktı. Mecburen bu komisyona başvuracaktı. Bu bakımdan bu bir insan hakkı idi. Ama hem çözümü engelledi, hem de bu insanların komisyona başvurarak sorununu çözmesini engelledi. Yani çift yönlü, kendi halkına baskı uyguladı, insan haklarına aykırı, antidemokratik bir yaklaşım. Olayı böyle niteliyorum."

Talat, Taşınmaz Mal Komisyonunun AİHM'den çok daha hızlı, çok daha etkin ve çok daha sonuç alıcı kararlar verdiğinin altını çizerek, "Çünkü burada kurulmuştur" dedi.

 

KIBRIS 11/06/07

 

Mal Tazmin Komisyonu Rum tarafını karıştırdı

ALİTHİA "Hristofyas: AİHM 'Tazmin Komisyonu'nu İptal Etmediği Sürece..." başlığıyla yansıttığı haberinde, Hristofyas'ın bu sözleri; Dünya Çevre Günü dolayısıyla partisi tarafından Lefkoşa'nın Rum kesiminde düzenlenen sempozyumda; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Rumları, Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'na korkmadan başvurmaya teşvik etmesini yorumlaması istendiğinde söylediğini yazdı.

Hristofyas, "Günün sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde verilecek savaşın Kıbrıslı Türk liderin çağrılarının son bulması konusunda da mutlu sona ereceğini umuyorum" dedi.

HARAVGİ Hristofyas'ın söylediklerini "Söz AİHM'de" başlığı altında özetledi.

AİHM'de Türkiye aleyhine açtığı davada Titina Loizidu'nun avukatlığını yapan Ahilleas Dimitriadis FİLELEFTHEROS'a verdiği mülakatı "Kişisel Haklar Siyasi Çalışmalardan Bağımsız Olarak Uygulansın' -'Kıbrıslı Rumların İşgal Bölgelerindeki Mallarını Avrupalılara Satmalarının Yasadışı Olduğuna İnanmıyorum" başlığıyla yansıttı.

Gazeteye göre Dimitriadis, Rumların KKTC'deki eski mallarını bir Avrupalıya satmalarını yasadışı bulmadığını belirterek, böyle bir hareketin yasadışı olduğunun söylenmesinin kendisini kışkırttığını "Hadi şimdi bırakın zeki politika yapan tapudakiler, (bu malları) devretmesinler. Devir yapmamaya hakları olduğunu zannetmiyorum" dedi.

Rum Yüksek Mahkemesi'nin iki Kıbrıslı Türk'e, Kıbrıs sorunu çözülene kadar Larnaka'daki mallarının iadesini reddettiğinin hatırlatılmasına karşılık Ahilleas Dimitriadis şunları söyledi:

"Bu karar bana; Türkiye'nin Titina Loizidu davasında ortaya koyduğu; toplumlar arası anlaşmazlık olduğu ve Kıbrıs sorunu çözülene kadar kişisel hakların erteleneceği argümanını hatırlattı. Avrupa Mahkemesi; kişisel hakların siyasi çalışmalardan bağımsız olarak uygulanması gerektiğini söyledi. Kıbrıslı Türklerin, onlara ait olduklarını bizim de kabul ettiğimiz mallarını (tazminatsız) geri almalarını engellemesinin, günün sonunda Avrupa Mahkemesi'nin denetimine dayanabileceğini zannetmiyorum."

Kıbrıs sorunu gibi siyasi bir konunun hukuki olarak göğüslenip göğüslenemeyeceği sorusuna karşılık da Dimitriadis şu yanıtı verdi:

"Kişisel düzeyde analiz ederseniz, neden olmasın? Maraşlı Ksenidi Aresti'nin davasıyla ilgili karar, benim için, kapalı kentin iadesi çabalarının ön habercisidir. Aresti davası 23 Mayıs 2007'de hükme bağlandı. En önemli unsur, Aresti'nin geri dönüş hakkının Türkiye'nin acil yükümlülüğü olduğudur. Bu AİHM kararından kaynaklanıyor ki kaçınılamaz. Maraş'ın EVKAF'a ait olduğu argümanı da Mahkeme kararında yıkıldı ve Türkiye Aresti'ye; malını kullanamamadan kaynaklanan zarar için 800 bin Avro tazminat ve 50 bin Avro da manevi tazminatı 22 Ağustos 2007'ye kadar ödeyecek."

Rum tarafının mülkiyet konusunda yanlış hareket ettiğine inandığını söyleyen Ahilleas Dimitriadis "Siz olsaydınız ne yapardınız" sorusuna yanıtı şöyle oldu:

"1999'da, bütün göçmenlerin bir hiyerarşi içinde başvuru yapması gerektiğini söyledim. İlk önce Türk askerinin elindeki; ikinci olarak da kapalı Maraş'taki yerler; daha sonra büyük ekonomik güçler ve son olarak da kişilerin her birine ait evler ve mallar için başvuruda bulunulmalıydı."

KKTC'deki Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nun; başvuran ümitsizlerin sayısı açısından kendisini endişelendirdiğini anlatan Dimitriadis "İstanbul'daki mülklerle ilgili bir davaya mı başladınız?" sorusuna karşılık; "Evet, Yunan varislerin, ailelerine ait malları için. Eylül 1955'te çoğu aile çocuklarını İstanbul dışına çıkarmak zorunda kaldı. Bunlar gittikleri ülkelerin vatandaşlarıydılar ve Türk vatandaşlığını kaybetmiş kişilerdi. Türk hukukuna göre Türk vatandaşı değilsen ailene ait malın varisi olamazsın. Böylece söz konusu malı devlet alıyor."

Öte yandan ALİTHİA Rumların KKTC sınırları içindeki yerleşim birimleri için de "seçim" yaparak belirledikleri "belediye başkanlarından" oluşan "İşgal Belediyeleri Birliği" ve sözde "Zodya (Bostancı) Belediye Başkanı" Hristakis Katircis'in Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'na başvurular konusunda Rum tarafında koparılan gürültüyle ilgili söylediklerine yer verdi.

Gazete "Hristakis Katircis: Hainler Mi Yoksa İhanete Uğrayanlar Mı?" başlığıyla yansıttığı haberinde Katircis'in gelmiş geçmiş Rum hükümetlerinin kendilerini kaale almadığından ve sorunlarını çözmediğinden şikâyet ederek "Artık katlanamıyoruz. İstila ve işgalin bedelini yalnız biz ödüyoruz!" dediğini yazdı.

KIBRIS 11/06/07

 

 

Kıbrıs konusu 8 Temmuz süreciyle hareketlenmeli

Ries, Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği demeçte, Kuzey Irak ile Kıbrıs konularına değindi.

Kıbrıs konusuna değinen Ries, "Washington'un, belirli bir hareketsizlik dönemi geçiren bu konuya yeniden hareketlilik kazandırılmasından yana olduğunu" belirterek, "ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns'un çabalarının da bu yönde olduğunu" söyledi.

Ries, "Kıbrıs'ta, toplu çözüm planının reddedilmesinden sonra, 3 yıl boyunca bir hareketlilik olmaması yazıktır. Bu konuda, taraflar arasında teknik ve özlü konularda müzakerelere başlanmasıyla ilgili 8 Temmuz önerisi var. Daha fazla zaman geçmeden bu konuda yeniden bir hareketlilik görmeyi umuyoruz" diye konuştu.

Charles Ries ayrıca "Türkiye'nin Kuzey Irak'a askeri müdahalede bulunmasının talihsiz bir gelişme olacağını" söyledi.

ABD'nin, Türkiye'nin, Irak kaynaklı terörist saldırılardan duyduğu rahatsızlığı anlayışla karşıladığını belirten Ries, "Türklerin, Irak sınırlarının ardında bulunan ve Türkiye'de terörist eylemler gerçekleştirmeyi amaçlayan Kürt örgütlerle ilgili endişelerini anlıyoruz.

Ancak Türk güçlerinin bir müdahalesi, sanırım talihsiz bir gelişme olacaktır. Bu konuyu, böyle bir harekete yönelme ihtiyacını hissetmeyecekleri şekilde çözmeye çalışıyoruz" dedi.

Ries, Washington'un terör örgütü PKK ile mücadele konusunda atadığı özel temsilci emekli General Joseph Ralston'un çalışmalarının da bu yönde olduğunu belirtti.

Ries, "Ralston, bu nedenle Türk ve Irak hükümetleriyle yoğun bir işbirliği sağlanmasını üstlendi. Rolston'un hedefi bu konudaki endişeleri ortadan kaldırmak ve terörist saldırılarda bulunanların sınırların ötesinde koruma altına alınmayacağı konusunda Türk makamlarına teminat sunmak" dedi.

KIBRIS 11/06/07

 

"Tasos'un Blöfü BM'yi ve AB'yi öfkelendirdi"

Gazete "Tasos'un BM'yi ve AB'yi Öfkelendiren Blöfü -Kıbrıs'ın Neden Müttefiksiz Kaldığını Belgeler Açıklıyor -2003 Annan Raporu: 'Papadopulos AB'ye Üyelikten Sonra Dahi Kendi Planı Temelinde Çözüm İçin Uğraşma Arzusunu Dile Getirdi -Verheugen: 'Tasos Beni Böyle Aldattı' -Denktaş'ın Maraş'sız! Stratejisi -Tasos Rauf'a: Tek Çözüm Annan Planı!" başlık ve spotlarıyla yansıttığı araştırma-yazısını okurlarına şöyle aktardı:

"Son vaka, BM yeni Genel Sekreteri'nin; önceki Genel Sekreter'in; yalnız Türklerin izolasyonlarının kaldırılması değil, aynı zamanda Başkan Tasos Papadopulos'a yönelik geniş çaplı eleştirileriyle ilgili tezlerini benimsediği UNFICYP'in Ada'daki görev süresinin uzatılmasına ilişkin raporudur. Hükümet olumsuz gelişmeleri; referandumdan çıkan 'hayır' yanıtından dolayı cezalandırılmakta olduğu teziyle göğüslüyor. Ancak yazılı belgeler farklı bir şeye işaret ediyor: Kıbrıs Rum tarafı güvenilirliğini; Annan planını reddetmesinden dolayı değil, kötü siyasi icraatlarından dolayı yitirdi.

Blöf, planın Denktaş tarafından reddedileceğinin kesin olmasına dayalıydı

Nisan 2003'teki Lahey görüşmelerinde (10-11 Mart 2003) Başkan Papadopulos 'Ana Anlaşma'nın altına imza atarak Annan planının referanduma götürülmesini bazı teknik koşullarla kabul etti. Daha sonra ortaya çıktığı üzere bu kabulü; planın Denktaş tarafından reddedileceğinin kesin olmasına dayanan bir blöftü. Ancak siyasi taahhüt verildi ve bu da mümkün olan en üst düzeyde -BM Güvenlik Konseyi'nde- kayda geçirildi.

Kofi Annan Güvenlik Konseyi'ne yönelik 1 Nisan 2003 tarihli raporunda; Tasos Papadopulos'un Lahey'de istediği tek şeyin boşlukların doldurulması ve kamuoyuna bilgi verebilmesi için kendisine zaman tanınması olduğunu söylüyor. Bu ön şartlar, BM'nin önüne koyduğu, referandumun, Kıbrıs'ın AB'ne katılım sözleşmesini imzalayacağı 16 Nisan 2004'ten önce yapılmasına ilişkin hedefinin hayata geçirilmesi için zamansal olarak yasaklayıcıydı.

Lahey'deki görüşmeler; Annan planını tamamıyla reddeden Rauf Denktaş'ın tamamen olumsuz tavrı nedeniyle başarısızlığa uğradı. Annan (raporunda); 'Bu gelişmeler altında Tasos Papadopulos'a referandumun Kıbrıs'ın AB üyeliğinden önce yapılması konusunda baskı yapmamın bir manası yoktu' diyor. Genel Sekreter, raporunda; görüşmelerin başarısızlığa uğramasının bütün sorumluluğunu Denktaş'a yüklerken, Tasos Papadopulos'un olumlu tavrını kaydetti. Şöyle ki: 'Papadopulos, Denktaş da aynını yaparsa, aynı plan üzerinde müzakerelere yeniden başlamama arzusunu dile getirdi' ve 'Avrupa Birliği'ne girdikten sonra bile benim planım temelinde çözüm arama arzusunu yineledi'

Annan'ın raporundaki bu ifadeler Kıbrıs Rum tarafınca hiçbir zaman reddedilmedi. Aksine; rapor bayram yapılarak kabul edildi, çünkü 'Kıbrıs sorununun çözüm çabalarının başarısızlığa uğramasının bütün sorumluluğunu Denktaş'a yüklüyordu. (Hükümet Sözcüsü 5 Nisan 2003) Kipros Hrisostomidis'e göre 'rapor uluslararası sahnede geniş şekilde bilinmeliydi.'

Gerçekten de Denktaş çok kötü durumda kaldı. Türk tarafının izolasyonu Güvenlik Konseyi'nin 1475 sayılı kararında kaydedildi (15 Nisan 2003). Kararda 'Plan, Kıbrıslı Türk liderin olumsuz yaklaşımı dolayısıyla Annan'ın önerdiği gibi referanduma götürülmedi' deniliyor. Güvenlik Konseyi, 5 daimi üyesinin de ortak görüşüyle 'daha ileri müzakereler için yegâne temel olarak dikkatle dengelenmiş olana tam destek' verdi.

Kararda; Kofi Annan'ın, inisiyatifinin devam etmesi için iki lidere koştuğu şartları benimsendi:

1-Somut bir takvim içerisinde planını (temel yönlerine dokunmaksızın) tamamlamaları,

2-Planı, ayrı ayrı referanduma götürmeleri.

Güvenlik Konseyi'nin tutumu, Tasos Papadopulos'un Lahey'de verdiği taahhütlere tamamen uygundu. Kıbrıs hükümeti, Güvenlik Konseyi'nin kararı nedeniyle yine memnuniyetini dile getirirken (Hükümet Sözcüsü 15 Nisan 2003); Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu 'Bizim, Annan planının orada olduğu ve müzakerelere temel teşkil ettiği görüşümüz benimseniyor' dedi (15 Nisan 2003).

Kararın onaylanmasının ardından Atina'da Kıbrıs'ın AB'ne giriş sözleşmesi imzalandı. Kıbrıs Rum tarafı sebatlı ve tutarlı tavrı ile kuyruklar ve başka ön şartlar olmaksızın üyeliği elde etti. Kıbrıs'ın kayıtsız şartsız AB üyeliği Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye'ye yapılan en büyük baskıydı.

Lahey'den hemen sonra Türk diplomasisi ve Denktaş; Kıbrıs'ın beklenen AB'ne üyeliğine denge unsuru olarak 'KKTC'nin yükseltilmesi hedefiyle bir şaşırtma hareketi gerçekleştirdi. Rauf Denktaş 2 Nisan 2003'te Tasos Papadopulos'a bir mektup göndererek; ambargonun (ticaret, iletişim, v.b) kaldırılmasına karşılık Maraş'ın derhal iadesini, mümkün olan en az ibrazlar ile iki taraf arasında serbest dolaşımı ve iki taraf arasında ticari alışverişlerin ileri götürülmesini önerdi.

Papadopulos, Ulusal Konsey'den yetki alarak aynı gün; Lahey'deki çıkmazın, Annan planını tamamıyla reddetmesinden (Denktaş'ın) kaynaklandığı yanıtını verdi ve şu soruya net yanıtlar vermesini istedi: 'Genel Sekreter'in planını, müzakere prosedürünün devamına zemin olarak kabul ediyor musunuz?'

Papadopulos aynı mektupta; Lahey'in başarısızlığa uğramasının hemen ardından yaptığı ve gerek Kıbrıs'ın AB'ne üyeliğinden önce gerek üyelikten sonra Annan parametreleri (...) içinde hal çaresi bulunmasına bağlı kalacağı açıklamasını tekrarladı. Tasos Papadopulos'un bu mektubu Kofi Annan'ı da memnun etti.

Denktaş Temmuz 2003'te, BM'nin güven yaratıcı önlemler ve Lefkoşa Havaalanı'nın açılması şeklindeki BM'nin eski fikrini gündeme getirmeye çalıştı. Tasos Papadopulos yeni bir mektupla (31 Temmuz 2003) Annan'a başvurarak, diğer şeyler yanında şunları ifade etti:

'Bir kopyasını size de gönderdiğim 2 Nisan 2003 tarihli mektubumda Sayın Denktaş'a işaret ettiğim üzere; müzakerelerin yeniden başlamasının bir manası olabilmesi için her iki tarafın da peşinen, sizin iyi niyet misyonunuz çerçevesinde daha ileri müzakereler için planı zemin olarak kabul ettiklerini beyan etmeleri gerektiğine inanıyorum.'

Kıbrıs Daimi Temsilciliği, Papadopulos'un Kofi Annan'a gönderdiği ve plan temelinde çözüme tam bağlılığını beyan ettiği mektubunu 1 Ağustos 2003 tarihinde BM Genel Kurulu'nun ve Güvenlik Konseyi'nin resmî belgesi olarak yayınladı.

Sonradan ortaya çıktığı üzere Tasos Papadopulos'un verdiği bütün taahhütler, bu plana inancına değil, Denktaş'ın uzlaşmazlığı sigortasına dayanıyordu. Papadopulos tuzağa düştüğünü ancak Türkiye 2004'te Denktaş'ı uzaklaştırdığında anladı ve halktan 24 Nisan'da kendisini çıkmazdan kurtarmasını istedi.

Gerek BM'ye gerek AB'ye verdiği bütün taahhütlerin tamamen aksine; 7 Nisan tarihli halka seslenişinde 'Avrupa Birliği'ne üyeliği ile siyasi ağırlığı güçlendiği bir zamanda, uluslararasında tanınmış devletimizi yıkmamız akıl kârı değildir' dedi.

Üyelikten sonra planı tamamen gömdü ve yeni bir plana varacak tamamen yeni bir prosedüre başlamak için AB'yi değerlendirmeye çalıştı. Uluslararası unsur bunu; kendisiyle dalga geçme olarak algıladı ve tepkisini; Denktaş'ın Kıbrıs'ın AB'ne üyeliğine denge unsuru olarak sunduğu işgal bölgelerinin siyasi açıdan yükseltilmesi fikirlerini benimseyerek gösterdi."

Devamla Rauf Denktaş'ın Lahey sonrasında Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a gönderdiği öneri ve Papadopulos'un da Denktaş'a gönderdiği yanıt mektuplarının içeriğine yer veren gazete AB genişlemeden sorumlu eski komiseri Günter Verheugen'in 21 Nisan 2004 tarihinde Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşma metninde; Rum yönetiminin ve Tasos Papadopulos'un kendisini aldattığını söylediği kısmını yayınladı ve şu sözlerini öne çıkardı:

"Açık bir anlaşmamız vardı: Biz Kıbrıs'ın AB üyeliğini, onlar da uzlaşının Kıbrıslı Rumlar yüzünden başarısızlığa uğramamasını sağlayacaktı. Papadopulos'u, verdiği taahhüdü yerine getirmeye çağırıyorum."

KIBRIS 11/06/07

 

Bugün imzalanacak protokol ile YDÜ-IBM ortaklığı ile İnovasyon Merkezi kuruluyor

Protokol bugün saat 18:00'de, YDÜ Büyük Kütüphane salon 4'te, Başbakan Ferdi S. Soyer'in de katılımıyla imzalanacak. Protokolün imzalanmasıyla "YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi" kurulmuş olacak.

YDÜ'den yapılan açıklamada, konuyla ilgili şunlar kaydedildi:

YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi'nin temel misyonu, sadece KKTC'de değil, aynı zamanda bölgede ve dünyada araştırma, geliştirme ve inovasyon aktivitelerinin cazibe merkezi olmaktır. Bu merkezle birlikte kurulan 'YDÜ-IBM İleri Araştırmalar Merkezi'nin temel misyonu ise, 'YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi'nin misyonunun gerçekleşmesini destekleyecek gerekli bilimsel araştırma altyapısını sağlamaktır.

YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi, Doğu Avrupa, Ortadoğu, Orta Asya ve Kuzey Afrika'da tek; dünyada 76, ülkeler bazında 13, dünya üniversiteleri arasında ise 8. sırada yer alan süper bilgisayarı ile ileri teknolojik bir platforma sahip olacaktır.

Kurulacak süper bilgisayarların ilki 1.280 çekirdekli olacak. Dörder çekirdekli Intel işlemcinin kullanılacağı süper bilgisayarın, saniyede 12 trilyon işlem yapabilme kapasitesine sahip olacağı hesaplanıyor. İkinci süper bilgisayar ise IBM'in yeni geliştirdiği Cell teknolojisi işlemcilerinden oluşuyor. YDÜ bu süper bilgisayarları, araştırma projeleri için bilim dünyasının kullanımına sunuyor. Bu bilgisayarlar üzerinde Teknolojik Bilimler (mühendislik), Sağlık Bilimleri, Çevre Bilimleri, Yaşam Bilimleri, ve Sosyal Bilimler başta olmak üzere çok geniş bir yelpazede bilimsel çalışmalar yürütülecektir".

İrfan Günsel: Ülkemiz Akdeniz çanağında araştırma üssü haline gelecek

IBM'le yaptıkları işbirliği hakkında konuşan YDÜ Genel Koordinatörü İrfan Suat Günsel, "Bilgisayarların KKTC'de kurulacak olması, ülkemizi Akdeniz çanağında bir araştırma üssü haline getirecektir" dedi.

Günsel, şöyle konuştu:

"YDÜ olarak süper bilgisayarlarımızda iklim araştırmaları, deprem simülasyonları, tıp, eczacılık, nanoteknoloji ve gen teknolojileri gibi alanlarda bilimsel araştırmalar yapacağız. Gelişmekte olan yeni teknolojileri üniversitemizde deneyeceğiz. Tüm dünyadan araştırmacılar, bilimsel projeleri için bilgisayarlarımızdan faydalanabilecek".

İrfan Günsel, "okul öncesi eğitimden yaşam boyu öğretime kadar eğitimin tüm kademelerinde yer alan Yakın Doğu'nun geleneğinden kaynaklanan 'içinde bulunduğu topluma ve tüm insanlığa sürdürülebilir bir gelecek sağlama yönünde yol gösterme, önderlik etme' misyonu'nun temelinde bulunan 'inovasyon', bu merkezlerle kurumsal bir kimlik kazanmaktadır" diye konuştu.

Eray Yüksek:

IBM Türk Genel Müdürü Eray Yüksek de konuyla ilgili şunları anlattı:

"IBM olarak süper bilgisayarlar konusunda lideriz. Top 500 listesinin en hızlı sistemi IBM'in. Listedeki diğer sistemlerin 236 tanesi de yine IBM'in geliştirdiği bilgisayarlardan oluşuyor. Top 500'de ilk 100'e girecek bir IBM süper bilgisayarı daha kurmaktan mutluyuz. Ancak asıl gurur duyduğumuz konu, dünyada sadece 28 üniversite bünyesinde kurulu olan bu bilgisayarların Kıbrıs'ta konuşlandırılarak, KKTC'nin sesini küresel çapta bilim çevrelerine duyuracak olması. Yakın Doğu Üniversitesi'ndeki bilim insanlarının bu sistemler üzerinde gerçekleştireceği araştırmaların toplum yararına projelere dönüşmesi için sabırsızlanıyoruz".

İşbirliği kapsamında, IBM'in dünyanın çeşitli ülkelerinde her sene düzenlediği Yüksek Performanslı Hesaplama (HPC) konferanslarında, Yakın Doğu Üniversitesi'nin geliştirdiği yeni teknolojiler de tanıtılacak. Önümüzdeki yıllarda bu konferanslardan birinin Kuzey Kıbrıs'ta yapılması için gerekli çalışmalara başlanacak.

Süper Bilgisayarlar

IBM'in ürettiği Deep Blue, dünya satranç şampiyonu Gary Kasparov'u yenmeyi başaran ilk süper bilgisayar olmuştu. (11 Mayıs 1997)

32 işlemcisi ve saniyede 200 milyon satranç hamlesini hesaplayabilen kapasitesiyle bir çağı başlatan Deep Blue, günümüzün gelişmiş bilgisayarı Blue Gene'nin atası sayılıyor.

Blue Gene, 131.000 işlemcisi ve saniyede 280 trilyonluk işlem kapasitesiyle halen dünyanın en hızlı bilgisayarı unvanını koruyor.

Dünyanın en hızlı bilgisayarlarını belirleyen Top 500 listesine göre, ilk 500'e giren makinelerin 236 tanesi yani %47.4'ü IBM'in.

Listede ilk 100'e giren IBM makinelerinin sayısı ise 44.

IBM, dünyanın en hızlı süper bilgisayarının yanı sıra Top 500 listesindeki 3'üncü, 4'üncü ve 5'inci bilgisayarların da üreticisi.

 

Top 500 listesinde ilk 5

Sıra İsim - Üretici Kullanım alanı İşlemci adedi Kapasite (Gflops)

1 BlueGene/L - IBM Araştırma 131.072 280.600

2 Red Storm - Cray Araştırma 26.544 101.400

3 BlueGene/W - IBM Bilgi İşlem 40.960 91.290

4 ASC Purple - IBM Araştırma 12.208 75.760

5 MareNostrum - IBM Tıp 10.240 62.630

Listede sadece Blue Gene mimarisinde çalışan süper bilgisayarların sayısı ise 28.

IBM Blue Gene, kullanıcılarına aynı anda en yüksek hızda çalışan 64.000 dizüstü bilgisayara eşit bir performans sunuyor. Sistemin 1 saniye içinde sunduğu işlem kapasitesinin, tek bir hesap makinesinin hiç durmadan 177.000 yıl süreyle çalışmasına bedel.

IBM'in halen Amerikan Savunma Bakanlığı'na bağlı çalışan İleri Savunma Araştırmaları Projeleri Ajansı (DARPA-Defense Advanced Research Projects Agency) için yaptığı çalışma tamamlandığında saniyede 10.000 trilyon (petaflop) işlem kapasitesini aşan bir makine üretilecek.

Süper Bilgisayarların kullanım alanı

Süper bilgisayarlar kişiye özel gen bazlı ilaç üretiminden iklim değişikliklerinin sebeplerinin anlaşılmasına kadar pek çok bilimsel araştırmada bilim adamlarına hizmet veriyor. Süper bilgisayarlardan özellikle biyoloji, nanoteknoloji ve ekoloji alanındaki bilimsel araştırmaların hızlandırılmasında yaralanılıyor.

Süper bilgisayarlar ticari ürün geliştirilmesinde de büyük rol oynuyor. Çamaşır makinelerinden patates cipslerine kadar bir çok ürün, süper bilgisayarlar tarafından ince ayrıntılarına kadar tasarlanabiliyor. Otomotivde tasarım ve çarpma testleri ve savunma sanayinde savaş ve füze simülasyonları süper bilgisayarların en yoğun kullanıldığı alanlar.

KIBRIS 11/06/07

 

KKTC'de BRT'ye agreditasyon krizi

 

Kuzey Kıbrıs’ta düzenlenen Şehit Teğmen Caner Gönyeli Tatbikatı hakkında bilgi veren KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Eröz, “Türkiye, uluslararası hukuktan doğan çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığını göstermek için söz konusu bölgelerde eğitim tatbikatı icra etme dahil, gerekli gördüğü tedbirleri almaya devam edecektir” dedi. Bu arada KKTC’nin devlet televizyonu BRT (Bayrak TV), Kıbrıs TV ve Genç TV’ye güvenlik kuvvetleri tarafından ambargo uygulandı.

 

12-14 Haziran 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilen Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı başladı. Tatbikatla ilgili bir basın toplantısı yapan KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, arama kurtarma yetkisinin KKTC’nin hava sahasıyla, karasularında KKTC’nin, Kıbrıs’ın kuzeyindeki uluslararası sularda ve hava sahasında ise Türkiye Cumhuriyeti'nin sorumluluğunda olduğunu hatırlattı.

Tümgeneral Eröz, KKTC’nin insani amaçlarla yürütülen kurtarma faaliyetlerine son dönemde kazandığı arama kurtarma imkan ve kabiliyetini fiilen denemek, Doğu Akdeniz’de arama kurtarma faaliyetleri alanındaki yetkiyi vurgulamak amacıyla bu tatbikatın düzenlendiğini vurguladı.

KIYIDAŞLARIN MUTABAKATI YOK

Doğu Akdeniz’de tüm kıyıdaş ülkelerin üzerinde mutabakata vardığı bir Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) paylaşımı bulunmadığına işaret eden Tümgeneral Eröz, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY), Mısır ile 17 Şubat 2005, Lübnan ile 17 Ocak 2007 tarihinde MEB sınırlandırılması antlaşması imzaladığını hatırlattı. Türkiye’nin bu iki antlaşmayı da tanımadığını ilan ederek, uluslararası platformda protesto ettiğine işaret eden Tümgeneral Eröz, şöyle konuştu:

“Dışişleri Bakanlığı tarafından 30 Ocak 2007 tarihinde bir deklarasyon yayınlayarak Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırmasının, ancak bütün ilgili ülkeler arasında ve bütün tarafların hak ve çıkarlarını gözetir şekilde yapılacak düzenlemelerle mümkün olabileceği Türkiye tarafından ilan edilmiş ve bu görüş tüm taraf ülkelere iletilmiştir. Karşılıklı mutabakat olmayan GKRY tek taraflı olarak Kıbrıs’ın güneyinde petrol arama iznine yönelik çeşitli ülkelerle antlaşmalar imzalaması, bu konudaki uluslararası hukuka uygun ve geçerli değildir. Türkiye, uluslararası hukuktan doğan çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığını göstermek için söz konusu bölgelerde eğitim tatbikatı icra etme dahil, gerekli gördüğü tedbirleri almaya devam edecektir.”

Eröz, KKTC’nin, Türkiye Cumhuriyeti ile işbirliği içerisinde, KKTC egemenlik alanında ve Doğu Akdeniz’de her türlü arama kurtarma faaliyetini icra edebilecek güce ulaştığını vurguladı.

Tümgeneral Eröz, tatbikat, Gazimağusa açıklarında Dipkarpaz’ın 8 mil güneyinde Bayrak 1 sahası ile Zeytin Burnu’nun 5 mil doğusundaki Bayrak 2 sahasında icra edileceğini sözlerine ekledi.

GÖNYELİ'NİN ANNESİNE PLAKET

Brifingde, Tümgeneral Eröz, Şehit Teğmen Gönyeli’nin annesi Kezban Gönyeli’ye plaket verdi. Gerek Türk Silahlı Kuvvetleri Gerekse KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın şehit ve gazilerini her fırsatta andıklarını ifade eden Eröz,

“Teğmen Göngeli gibi bir evlada sahip olduğunuz için ne mutlu size. Güvenlik kuvvetleri Komutanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri onun gibi ve hiçbir şehidini unutmayacaktır” dedi. Anne Kezban Gönyeli ise teşekkür konuşmasında “Vatan sağolsun, onun görevini sizler devam ettiriyorsunuz” dedi.

BRT'YE "DUVARIMIZ" ENGELİ

Öte yandan, edinilen bilgiye göre Türk askerlerini işgalci olarak gösterdiği belirtilen "Duvarımız" adlı belgeseli yayımlanması nedeniyle KKTC devlet televizyonu Bayrak TV ve Kıbrıs TV ile Genç TV’ye ambargo uygulandı. Söz konusu basın yayın kuruluşları tatbikatın brifing kısmı dahil yarınki fiili bölümüne de alınmayacak.

AMAÇ KOORDİNASYONU GELİŞTİRMEK

Tatbikat, arama kurtarma teşkilatında yer alan sivil ve askeri unsurların katılımıyla, Doğu Akdeniz'de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) karasularında, Türkiye ve KKTC Arama ve Kurtarma Bölgeleri içerisinde, basına ve yabancı gözlemcilere açık olarak icra edilecek. Tatbikat, arama kurtarma unsurlarının koordinasyon ve birlikte çalışma usullerini geliştirmek, bu şekilde insani yardım harekatı ve iş birliği konularında Türkiye'nin imkan ve kabiliyetlerini deneme amacı taşıyor.

SAĞLIK VE ULAŞTIRMA BAKANLIKLARI DA KATILIYOR

Tatbikata, Türk arama kurtarma teşkilatında yer alan Sağlık ve Ulaştırma Bakanlıklarının ilgili kuruluşları ve Denizcilik Müsteşarlığı Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığından çeşitli tipte gemi, uçak ve helikopterler, KKTC'den ise Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ve Kıbrıs Türk Kıyı Emniyet ve Gemi Kurtarma Limited Şirketi arama kurtarma unsurlarıyla yapılacak.

HURRIYET 12/06/07

 

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nden de Taşınmaz Mal Komisyonu ile ilgili olumlu görüş

Avrupa Konseyi'nin karar organı Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Ksenides-Arestis adlı Rum vatandaşının Ankara'ya karşı açtığı mülkiyet davasında Taşınmaz Mal Komisyonu'nu iç hukuk yolu olarak kabul etmesini not ettiğini açıkladı.

Karar metninde Türk makamlarından Bakanlar Komitesi'ne 'Taşınmaz Mal Komisyonu'yla ilgili her türlü bilgiyi sağlaması istendi. Bakanlar Komitesi konuyu 15-17 Ekim'de Strasbourg'daki toplantılarında yeniden ele almayı planlıyor.

Bakanlar Komitesi'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin söz konusu kararına atıfta bulunması, Avrupa Konseyi kulislerinde Taşınmaz Mal Komisyonu'nu benimsendiği şeklinde yorumlanıyor.

Rum yönetiminin son günlerde Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuran vatandaşlarını 'vatan haini' ilan etmesinin arkasında yatan nedenin, Strasbourg cephesinde aldığı bu olumsuz sonuç olduğu söyleniyor.

Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Türkiye'ye karşı açılmış benzer diğer Rum davaları için iç hukuk yolu oluşturmasının kesinleşmesi için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bir başka davada da benzer bir karar açıklaması gerekiyor. Mahkemenin bu yönde bir kararı yılsonundan önce alması bekleniyor.

KIBRIS 12/06/07

 

Kıbrıs, Portekiz'in öncelikleri arasında

Portekiz'in Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi Moura, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün önlerine gelmesi durumunda, "şimdiye dek fayda sağlamadığı için açık diplomasi yürütmeyeceklerini" söyledi.

Avrupa Birliği dönem başkanlığını temmuz ayı başında Almanya'dan devralacak olan Portekiz, düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezi'nde dönem başkanlığı süresince öncelik verecekleri konulara açıklık getirdi.

Portekiz Avrupa Birliği temsilcisi Alvaro de Mendoça Moura, öncelikler arasında Kıbrıs konusunun da olduğunu belirterek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için hazırlanan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Almanya tarafından sonuçlandırılmayarak önlerine gelmesi durumunda, "şimdiye dek fayda sağlamadığı için açık diplomasi yürütmeyeceklerini" dile getirdi.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün zor bir konu olduğunu belirten Portekiz temsilcisi Moura, "Daha önce dönem başkanı olan bu kadar ülke Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda neden ilerleme sağlayamadı? Almanya bu konuyu neden çözemedi? Maalesef zor bir konu" dedi.

Zorluklar konusuna açıklama getiren Moura, "Güney Kıbrıs Rum kesimi limanların açılmasını istiyor. Türkiye'nin de talepleri var. Müzakereler 27 üyeyle yapılıyor ve görüş birliği sağlanması gerekiyor. Türkiye'nin ardından Güney Kıbrıs'ta da önümüzdeki yıl seçimler olacak. Bunu derken biz tabi ki kendi dönem başkanlığımız süresince ilerleme sağlanmasını isteriz" şeklinde konuştu.

Moura, 6 aylık dönem başkanlığı görevlerinde en zor konulardan birinin de Türkiye olacağını vurgulayarak, "müzakerelerin ilerlemesine önem verdiklerini" söyledi.

Moura, Avrupa Birliği Komisyonu yayınlayacağı İlerleme Raporu'na da dikkat çekerek "İlerleme Raporu Türkiye'deki durumu tespit edecek. Biz de bu gerçekler ışığında ne kadar ilerleyebileceğimizi göreceğiz. O açıdan Avrupa Birliği Komisyonu'nun raporu büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu.

KIBRIS 12/06/07

 

Şht. Teğmen Caner Gönyeli Tatbikatı bugün başlıyor

Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı bugün başlıyor.

Doğu Akdeniz'de Kuzey Kıbrıs karasularındaki Türkiye ve KKTC arama ve kurtarma bölgeleri içerisinde gerçekleştirilecek tatbikat 14 Haziran'a kadar sürecek. Sivil ve askeri unsurların katılımıyla yapılacak tatbikat basına ve yabancı gözlemcilere açık olacak.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, tatbikatla, arama kurtarma unsurlarının koordinasyon ve birlikte çalışma usullerini geliştirme, bu şekilde insani yardım harekâtı ve işbirliği konularında Türkiye'nin imkân ve kabiliyetlerini deneme amaçlanıyor.

Tatbikat hakkında bilgi vermek amacıyla bugün Boğaz'daki GKK'da brifing verilecek. Brifing saat 15.30'da başlayacak.

Tatbikatın 13 Haziran Çarşamba günü gerçekleştirilecek bölümünü izlemek isteyen basın-yayın kuruluşu mensuplarının saat 07.00'de Gazimağusa Limanı'nda hazır bulunmaları gerekiyor.

Tatbikata, Türk Arama Kurtarma Teşkilatı'nda yer alan sağlık ve ulaştırma bakanlıklarının ilgili kuruşları, Denizcilik Müsteşarlığı Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi'nin yanı sıra Kara, Hava, Deniz Kuvvetleri Komutanlıkları ile Sahil Güvenlik Komutanlığı'ndan çeşitli tipte gemi, uçak ve helikopterler katılacak.

KKTC'den ise GKK ve Kıbrıs Türk Kıyı Emniyet ve Gemi Kurtarma Limited Şirketi Arama Kurtarma unsurları görev alacak.

KIBRIS 12/06/07

 

 

YDÜ-IBM ortaklığıyla "İnovasyon merkezi" kuruldu

IBM İLE YDÜ'NÜN UYUMU... Kuzey Kıbrıs'ta farklı bir şeyle karşılaştığını, bunun da "insan hızı" olduğunu kaydeden IBM Türk Genel Müdürü Eray Yüksek, IBM'in YDÜ'yle "genetik kodlarının, hız ve isteklerinin uyduğunu"; hocaların kısa sürede 60 proje sunmasından etkilendiğini söyledi

HEP BÜYÜME, GELİŞME VE YENİLİKLERE İMZA ATTIK... YDÜ Genel Koordinatörü İrfan Suat Günsel, 20. yıla girecek üniversitenin hep büyüme, gelişme ve yeniliklere imza atığını, bir ilke daha imza atarak YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi ve YDÜ-IBM İleri Araştırmalar Merkezi'nin kurulduğunu söyledi

Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) ile dünyanın en önde gelen bilgisayar üretim şirketi IBM ortaklığı ile üniversite bünyesinde "İnovasyon Merkezi" (yenilik, yenilikçilik merkezi) kuruldu. Merkezin kurulmasına ilişkin protokol dün akşam Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in de katıldığı törende imzalandı.

Temel misyonu, "sadece KKTC'de değil, aynı zamanda bölgede ve dünyada araştırma, geliştirme ve inovasyon aktivitelerinin cazibe merkezi olmak" şeklinde açıklanan "YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi"yle birlikte kurulan "YDÜ-IBM İleri Araştırmalar Merkezi", İnovasyon Merkezi'nin misyonunu destekleyecek bilimsel araştırmaların altyapısını sağlayacak.

YDÜ Büyük Kütüphanesi'nde yer alan tören YDÜ tanıtım filmiyle başladı. Rektör Prof. Dr. Ümit Hassan'ın konukları selamladığı kısa konuşmasından sonra sırasıyla YDÜ Genel Koordinatörü İrfan Suat Günsel konuştu. IBM süper bilgisayarın kurulumunu gösteren filmin ardından, IBM Türk Genel Müdürü Eray Yüksek ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer konuşmalar yaptı.

Soyer: Evrensele yerel ve ulusal katkı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının topraklarında yerel ve ulusal olan ile evrensel olanları buluşturduğunu, bununla kalmayıp evrensele yerel ve ulusal katkı da yaptığını söyledi.

YDÜ'nün geçtiğimiz aylarda Leonardo Da Vinci sergisini getirdiğini hatırlatan Başbakan Soyer, bunun da bilim ve teknolojide insanlığın zenginliklerine yerel düzeyde, bu topraklarda sahip çıkmak anlamına geldiğini belirtti.

Başbakan Soyer, üniversitelerden mezun binlerce gencin evrenselliğe yerel güçle katkıda bulunduğunu ifade ederek, sadece öğretim yapılmadığını, bilim adamlarının bilime de katkı yaptığını belirtti.

İnsan yaşamının güzelleştirilmesi için bilimsel çalışmalar sürdürülürken, evrenin sonsuzluğunda, bilinmeyeni keşfetmek için uzay istasyonları kurulurken Kıbrıs Türk halkının izolasyonlar altında olmasının, üniversitelerin Erasmus, Socrates programlardan ve Bologna sürecinden dışlanmasının, direkt uçuş ve ticaret yapılamamasının yanlışlığını vurgulayan Başbakan Soyer, IBM'in YDÜ'nün katkısıyla KKTC'ye gelmesini "mükemmel" diye niteledi ve bunun Kıbrıs "Türk halkının dünyaya isyanı" da olduğunu söyledi.

Soyer, "Bu, küresel çağda dünyada yer almanın isyanıdır. Meşrudur. İnsanca yaşama çabası koyan insanların isyanıdır. Çalışacağız çünkü isteğimiz vicdanidir. Kendi üretkenliğimizin gelişmesiyle gerici uygulama ve siyasetleri aşacağız" diye konuştu.

Bir düşünürün "İmkânsızı işte, hayal et; mümkün olana ulaş ve onu aş" sözüne atıfta bulunan Başbakan Soyer, bu mantığın Kıbrıs Türk halkında var olduğunu, dünyada eşit bir halk olarak yerini alacağını vurguladı.

Yüksek: YDÜ'yle genetik kodumuz uydu

IBM Türk Genel Müdürü Eray Yüksek, teknolojinin sürekli geliştiğini ve sonunun olmadığını belirterek, projeler için gerekli insan gücünün sağlanması amacıyla 10 aydır birçok üniversitede konuştuğunu ifade etti.

Kuzey Kıbrıs'ta farklı bir şeyle karşılaştığını, bunun da "insan hızı" olduğunu kaydeden Eray Yüksek, IBM'in YDÜ'yle "genetik kodlarının, hız ve isteklerinin uyduğunu"; hocaların kısa sürede 60 proje sunmasından etkilendiğini söyledi.

Eray Yüksek, YDÜ'de kurulacak merkezin, IBM'in bir üniversiteyle ortaklaşa yaptığı ilk inovasyon merkezi olacağına dikkat çekerek, çok hevesle başladıkları projenin başarılı olacağına inanç belirtti.

Yüksek, IBM hakkında bilgiler verirken, şirketin 171 ülkede faaliyet gösterdiğini; 106 yıl önce kurulduğunu ve 80 yıldır ilk 100 şirket arasında kalmayı başardığını; inovasyonda da 364 bin çalışanıyla 10. sırada yer aldığını anlattı.

42 bin patenti bulunan IBM'in araştırma ve geliştirme çalışmalarına yılda 6 milyon dolar bütçe ayırdığını bildiren IBM Türk Genel Müdürü Eray Yüksek, küresel bir şirket olan IBM'in sahibinin nerede ve kim olduğunun ise bilinmediğini, ancak topluma karşı bir sorumlusu bulunduğunu kaydetti.

Yüksek, 8 araştırma laboratuarında 5 bin bilim adamı çalıştıran IBM'in 5 Nobel Ödülü kazandığını da bildirdi.

Günsel: Bir ilk

YDÜ Genel Koordinatörü İrfan Suat Günsel de konuşmasında, 20. yıla girecek üniversitenin hep büyüme, gelişme ve yeniliklere imza atığını, bugün bir ilke daha imza atarak YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi ve YDÜ-IBM İleri Araştırmalar Merkezi'nin kurulduğunu söyledi.

Günsel, merkezlerin işlevi hakkında bilgiler vererek, YDÜ'deki inovasyon sürecinin, üniversite, sanayi ve toplum arasında sürekli işbirliğine, disiplinlerarası ve üstü etkileşimin artmasına imkân sağlayan bir süreç olduğunu belirtti.

YDÜ'deki inovasyon sürecinin, eğitim-öğretim, araştırma ve geliştirme, yapı ve süreçlerinin sürekli yenilenmesine, aynı zamanda üniversitenin toplumsal açıdan daha etkin ve verimli bir kuruluşa dönüşmesine katkıda bulunacağını anlatan Günsel, bir KKTC araştırma alanı yaratılmasına öncülük edeceklerini ifade etti.

İrfan Suat Günsel, merkezlerin faaliyet alanlarını sıraladığı konuşmasında, iki merkezin ülkeyi Akdeniz çanağında bir araştırma üssü haline getireceğini söyledi. YDÜ'nün süper bilgisayarıyla iklim araştırmaları, deprem simülasyonları, tıp, eczacılık, nanoteknoloji ve gen teknolojileri gibi alanlarda bilimsel çalışmalar yapacağını kaydeden Günsel, IBM'le ortaklıklarının KKTC ve dünya insanlığına hayırlı olmasını diledi.

Konuşmaların ardından YDÜ-IBM İnovasyon Merkezi'nin açılışıyla ilgili protokol Başbakan Soyer'in huzurunda Yüksek ve Günsel tarafından imzalandı.

KIBRIS 12/06/07

 

 

Rumlara bayraklı gözdağı

Ünsal Ergel – ANKA

Doğu Akdeniz’de beşincisi gerçekleştirilen Şehit Teğmen Caner Gönyeli Arama Kurtarma Tatbikatı, Rumların petrol aramak istedikleri bölgede “bayrak gösterme” şeklinde yapıldı.

Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen Şehit Teğmen Caner Gönyeli Arama Kurtarma Tatbikatı-2007, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin petrol aramak istediği bölgede “bayrak gösterme” şeklinde yapıldı.

Rum yönetiminin Doğu Akdeniz’de petrol arama girişimlerinde bulunduğu bölgede yapılan Şehit Teğmen Caner Gönyeli Tatbikatı başarıyla tamamlandı. İlk olarak Şubat ayında tepki gösteren ve çalışmaları durdurmak üzere bölgeye savaş uçağı gönderen Türkiye kararlılığını tatbikatı Kıbrıs’ın doğu, güneydoğu bölgesine kaydırarak ortaya koymuş oldu.

Tatbikat, Kıbrıs’ın doğu tarafındaki Türk Arama Kurtarma Hududunun Rum kesimine en yakın bölgesinde yapıldı. Tatbikat öncesinde verilen brifingde konuşan Kıbrıs Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, Türkiye’nin Kıbrıs Rum yönetimi ile Mısır ve Lübnan arasındaki anlaşmaları tanımadığını belirterek, gerektiğinde bölgede askeri tatbikatlar da dahil olmak üzere uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanacağını kaydetti.

Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Alev Gümüşoğlu ile Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu’nun yönettiği tatbikatta 3 ayrı kurtarma senaryosu uygulandı. Gazi Magosa açıklarında Türk arama kurtarma sahası içerisinde seyir halinde bulunan bir ticaret gemisinden yardım çağrısı alınması üzerine kurulan birinci tatbikat, Dipkarpaz’ın 8 mil doğusunda yapıldı.

Deniz ve Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçak, gemi ve helikopterlerin katıldığı arama kurtarma harekatında, Casa tipi arama kurtarma uçağının yerini tespit ettiği kazazedeler, cansalı ile kurtarıldı. Ardından da kendilerine ilk sağlık müdahalesi Gelibolu Fırkateyninde yapıldı.

Tatbikatın ikinci senaryosunda ise motoru arızalanıp yanan balıkçı teknesinden 4 kazazede şişme botla, 2 kazazede ise helikopterle kurtarıldı. Sonuncu kurtarma operasyonunda ise Doğu Akdeniz’de kaza geçiren bir uçaktan acil durum sinyalinin ardından, denizde bulunan kazazedelerden 2’si helikopterle, 4’ü sahil güvenlik botuyla sudan alındı.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Gelibolu Fırkateyni’ne gelişinde askeri törenle karşılandı. Tatbikatı, Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile çok sayıda konuk, komuta gemisi TCG Gelibolu Fırkateyni’nden izledi.

HURRIYET 13/06/07

 

Kosova'da Rum polisine ret

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara, NATO Genel Sekreteri Scheffer'ın Kosova'ya gönderilecek AB Polis Gücü'ne Rum polisinin de katılması talebini kabul etmedi


 

 

 

 

 

 

 

Barkın Şık


NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'in Kosova'ya konuşlandırılacak Avrupa Birliği Polis Gücü'nde Kıbrıslı Rumların yer alması talebi Ankara tarafından reddedildi.
Scheffer dün Ankara'da sırasıyla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüştü.
Kosova'da NATO güçlerine ek olarak yıl sonuna kadar 1500 kişilik bir Avrupa Birliği (AB) Polis Gücü'nün de görev yapmasının planlandığını belirten Scheffer, bu gücün içinde Kıbrıs Rum Yönetimi'ne bağlı polis unsurlarının da yer almasını istediklerini kaydetti.

Genelkurmay'ın mesajı

Türk tarafı ise Rumların polis gücüne katılımı talebini reddetti. AB'nin, NATO üyesi Türkiye'ye, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nda (AGSP) söz hakkı vermemesi ret yanıtında etkili oldu.
Genelkurmay'da da Scheffer'a, NATO ve Barış İçin Ortaklık (BİO) üyesi olmayan Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, NATO-AB Stratejik İşbirliği'nden yararlanmasının mümkün olmadığı mesajı iletildi.


2002'deki uzlaşma hatırlatıldı

Türk tarafı, 2002'de Helsinki zirvesinde AGSP'de varılan uzlaşmayı ve Rumların pozisyonunu da ortaya koydu. Söz konusu uzlaşmaya göre, NATO üyesi olmayan iki ülke, Kıbrıs Rum Kesimi ve Malta, NATO imkânlarından yararlanılarak yapılacak AB operasyonlarında görev almayacak.
Scheffer, Türkiye'nin Kosova'ya yerleştirilecek olan AB Polis Gücü konusunda bazı çekincelerinin olduğunun anımsatılması üzerine, her iki tarafı da memnun edecek bir sonuç bulmaya çalıştıklarını kaydetti.



Scheffer PKK terörünü kınadı

NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, Türkiye'deki terörist saldırıların, terörizmin en aşağılık şekillerinden birisi olduğunu ifade ederek, çok sayıda masum insanın hayatını kaybettiği bu saldırıları şiddetle kınadıklarını söyledi. Scheffer, NATO'nun bazı üyelerinin terör örgütü PKK'ya destek verdiği yönündeki haberler için de "Müttefikler, NATO'nun terörist örgüt olarak nitelendirdiği PKK'ya destek vermiyor. Müttefiklerimiz bu konudaki durumlarını çok net şekilde açıklamışlardır" diye konuştu.

 

 

 

 

 

 




Konutta ağırladı

Fotoğraf: ALTAN BURGUCU

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'de bulunan NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'le baş başa görüştü. Görüşmenin yapıldığı sırada Bakan Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül de Scheffer'ın eşi Jeannine de Hoop Scheffer'ı Dışişleri Konutu'nda ağırladı. Hayrünnisa Gül, Jeannine de Hoop Scheffer'ı görüşmenin ardından kapıya kadar uğurladı.

MILLIYET 13/06/07

 

Bayrak TV ordunun kara listesine alındı

KKTC'de 'Duvarımız' adlı belgeseli yayımlayan BRT'nin Gönyeli tatbikatını izlemesine izin verilmedi

13/06/2007 RADIKAL

LEFKOŞA - KKTC'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile asker arasında zaman zaman çıkan gerilimlere bir yenisi eklendi. KKTC'nin resmi Bayrak Radyo ve Televizyonu (BRT), Kıbrıslı Türk Niyazi Kızılyürek ile Rum Panikos Hrisantos'un hazırladığı 'Duvarımız' belgeselini yayımladığı için askerin 'kara listesi'ne alındı.
BRT, bugün Gazimağusa'da Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) ile Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı'nın (KTBK) birlikte yapacağı 'Şehit Teğmen Caner Gönyeli 2007 Arama-Kurtarma Tatbikatı'nı izleyemeyecek. Dün GKK Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz'ün karargâhta verdiği brifinge alınmayan BRT'ye, tatbikatı izleme yasağı konuldu. Yasağın asıl gerekçesinin, Abdi İpekçi Barış Ödülü'nü almış 'Duvarımız' belgeselini BRT'de yayımlayan Genel Müdür Hüseyin Gürşan'ın görevinin sürmesi olduğu belirtildi. BRT dışında, Kıbrıs, Yeni Düzen, Star Kıbrıs ve uydudan yayın yapan Kıbrıs Genç TV'ye de akreditasyon verilmedi. Bu kararla ilk kez Kuzey Kıbrıs'ta bir toplantıyı medyanın izlemesine güvenlik kuvvetleri tarafından izin verilmemiş oldu.

'İşgalci, tecavüzcü Türk'
1994'te Alman ZDF kanalının desteğiyle iki kesimin acılarını yansıtma amacıyla çekilen belgesele, bazı çevreler Tük askerini 'işgalci', Türk Mukavemet Teşkilatı üyelerini 'tecavüzcü' gösterdiği eleştirisini getirirken, bazı çevreler iki tarafa mercek tuttuğunu söylüyor. BRT'nin filmi 13 yıl sonra gösterdiği mart ayında da kriz çıkmıştı. Bir resepsiyonda KTBK Komutanı Tuğgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in 'Türklüğü'nü sorgulamıştı. Kıvrıkoğlu'nun iktidardaki CTP'nin kongresine atfen, "İstiklal Marşı'nı neden okumadınız? Şehitlerin anısına saygı duruşu bile yapmadınız" diye çıkıştığı Soyer'in elini sıkmadığı iddia edilmişti. Soyer'in "Türklüğümüzden kuşkunuz mu var" sorusuna Kıvrıkoğlu'nun "Kanıtlayın" yanıtını verdiği aktarılmıştı. (dha, aa)

Güney'de talan sürerken, mülkiyet Kıbrıs sorunundan ayrılamaz

Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs'tan, Kıbrıslı Türklere ait konutlar ile diğer malların talan edildiğine dair ciddi bilgiler gelmekte olduğuna dikkat çekerek, "Böylesi bir ortamda mülkiyet sorununu Kıbrıs sorunundan ayırmak ve sadece Kıbrıslı Rumların bir sorunu olarak dünyaya lanse etmek insafsızlıktır" dedi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs'tan, Kıbrıslı Türklere ait konutlar ile diğer malların talan edildiğine dair ciddi bilgiler gelmekte olduğuna dikkat çekerek, "Böylesi bir ortamda mülkiyet sorununu Kıbrıs sorunundan ayırmak ve sadece Kıbrıslı Rumların bir sorunu olarak dünyaya lanse etmek insafsızlıktır" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, haftalık rutin basın brifinginde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Mülkiyet konusu ve özellikle Güney Kıbrıs'taki Türk mallarının durumunun irdelendiği brifingte, BM Genel Sekreteri'nin BM Kıbrıs Barış Gücü raporunun 8 Temmuz sürecine ilişkin bölümü de değerlendirildi.

Brifingde, Cumhurbaşkanlığı Kültür-Sanat Danışmanı Ahmet Okan da, Güney Kıbrıs'ta yok edilen kültür varlıklarıyla ilgili bilgi verdi ve basına Güney'deki Türk köylerinin görüntüleri dağıtıldı.

Mülkiyet konusunun, Kıbrıs sorununun ana unsurlarından biri olduğu ve kapsamlı bir çözüm gerçekleşmeden mülkiyet sorununa bütünlüklü ve kalıcı bir çözüm bulmanın mümkün olmadığını vurgulayan Erçakıca, kapsamlı çözüme ulaşana kadar bazı yöntemlerle sorunun acil olabilecek yönlerinin kabul edilebilir hale getirilmesinin mümkün olduğunu da kaydetti. Erçakıca, KKTC'de oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun bu yöntemlerden biri olduğuna da işaret etti.

Erçakıca, Taşınmaz Mal Komisyonu'yla acil mülkiyet sorunlarına çözüm için "iç hukuk" yolu yaratıldığını ve bu yöntemin uluslararası camiada giderek artan oranda kabul gördüğünü vurguladı.

Rum yetkililerin komisyona başvuranlara yönelik suçlamalarını eleştiren Erçakıca, şöyle konuştu:

"Rum yetkililer bu komisyona başvuranları adeta vatan hainliği ile suçlamaktadır. Rum Yönetimi'nin bir yandan mülkiyet hakkının bir 'insan hakkı' olduğunu söyleyip vatandaşlarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne göndermesi, diğer yandan mülkiyet hakkından yararlanmak isteyen ve Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuran vatandaşlarını aforoz etmesi, kendi içlerinde yaşadıkları çelişkinin en büyük kanıtıdır."

Erçakıca, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun çalışmalarının, mülkiyet sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasının gereksizliğini değil, tam tersine çözüme ulaşılmasının aciliyetini göstermesi bakımından önem taşıdığını vurguladı.

"Unutulmamalıdır ki mülkiyet konusu, sadece Kıbrıslı Rumların değil, aynı zamanda Kıbrıslı Türklerin de sorunudur" diyen Erçakıca, son zamanlarda mağdur olduğuna inanan bazı Kıbrıslı Türklerin de Güney Kıbrıs'taki iç hukuk yollarına başvurmakta olduğunu, ancak olumlu sonuç alamadıklarını anımsattı. Erçakıca, Güney Kıbrıs'tan Kıbrıslı Türklere ait konutlar ile diğer malların talan edildiğine dair çok ciddi bilgilerin kendilerine kadar ulaştığı ve bu bilgilerin Rumca basın-yayın organlarında yer almakta olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

Bugün, Kıbrıslı Türklerin Güney'de bıraktıkları evlerin taşlarının ve kapılarının sökülüp satıldığını öğrenmekteyiz. 2003 yılında sınır geçişlerinin karşılıklı olarak başlamasıyla birlikte pek çok Kıbrıslı Türk, Güney'de bırakmış olduğu evlerini ve diğer mallarını görmeye gitmiş ancak büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır. Türk köylerinin bir kısmının yerinde yeller esmektedir. Evler, mezarlıklar, camiler, okullar harabeye dönmüş vaziyettedir. Pek çok köy yerle bir edilmiştir. Haritada isimleri olmasa ziyaretçiler, oraların sadece arazi olduğu fikrine kapılacaklar.

Böylesine bir ortamda mülkiyet sorununu Kıbrıs sorunundan ayırmak ve sadece Kıbrıslı Rumların bir sorunu olarak dünyaya lanse etmek en azından insafsızlıktır. "

Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki faaliyetlerini, "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tanınmayı Kıbrıslı Türkler aleyhine ne kadar insafsızca kullandığının örneklerden biri olarak değerlendirdi.

Bilgi sızdırılması en üst düzeyde araştırılıyor

Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruda bulunanların isimlerinin Güney Kıbrıs'a sızdırılması konusundaki bir soruya karşılık Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı'nın bu konuda en üst düzeyde araştırma başlattığını açıkladı.

Henüz ellerinde bunun nasıl yapıldığına dair bilgi bulunmadığını, konunun titizlikle araştırılmakta olduğunu ve Cumhurbaşkanı ile Müsteşarı'nın konuyla yakından ilgilendiğini kaydeden Erçakıca, konunun basit bir gizlilik olayı olmadığını, başvuran kişilerin güvenliklerinin söz konusu olduğunu vurguladı. Erçakıca, bir başka soruya karşılık, Komisyon'un Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bilgi verdiğini, ancak bu şekilde bir listenin gönderilmediğini de açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı Kültür-Sanat Danışmanı Ahmet Okan da, Kıbrıslı Türklerin 1963'lerden başlayarak ancak ağırlıkla 1974, 1975 yıllarında terk ettiği Güney Kıbrıs'taki toplam 30 Türk köyünün yok edildiğini belirtti.

Politis gazetesinde çıkan "Tera köyündeki Türk evlerinin taşlarının alınıp satıldığı" yönündeki habere atıfta bulunarak, bunun kendileri açısından sürpriz olmadığını, çünkü birçok Türk köyünün bu durumdan mağdur olduğunu söyleyen Okan, yürüttükleri çalışma kapsamında hazırladıkları 30 Türk köyüyle ilgili listeyi de basına dağıttı.

Bu köylerde evler de dahil tüm kültürel varlıkların yok edildiğini belirtirken "taş taş üstünde kalmamıştır" diyen Okan, 1975 yılında terk edilen karma köy Tera'da Rumların evlerinde oturduğu ancak Türk varlıklarının tahrip edildiğini kaydetti.

Bir soruya karşılık, Güney Kıbrıs'ta yürütülen bu çalışmanın ağırlıklı olarak uluslararası topluma yönelik olduğunu vurgulayan Okan, amaçlarının durum tespiti ve ilgili yerlerin uyarılmasıyla önlem alınması olduğunu kaydetti. Bu çalışmayla kültürel varlıkların mamur hale getirilmesini hedeflediklerini söyleyen Okan, "Bizim gayemiz misilleme değil" dedi.

Basın brifinginde verilen bilgiye ve dökümanlara göre, Güney Kıbrıs'ta yok edilen Türk köyleri şunlar:

"Larnaka; Esendağ (Pertrofan), Softalar.

Baf; Akkargı (Pitargu), Beşiktepe (Melandra), Dağaşan (Vretçça), Dereboyu (Evretu), Faslı, Gökçebel (Falya), Gündoğdu (Antriliku), Kervanyolu (Karamulliyes), Kurtağa, Kuşluca (Sarama), Olukönü (Lukurnu), Uluçam (Marona), Moronero, Susuz, Tabanlı (İstinco), Tatlıca (Zaharga), Uzunmeşe (Tremetusa), Yakacık (Magunda), Yuvalı (Prastyo).

Limasol; Aşağı Kivides, Yerovası (Yerovasa).

Lefkoşa; Alevkaya, Alifodez, Arpalık (Ay Sozomeno), Aybifan, Kurtboğan (Yukarı Kutrafa), Selçuklu, Yağmuralan (Vroişa)."

Benzer çalışma Kuzey'de de

Benzer bir çalışmanın Kuzey Kıbrıs'ta da yapılıp yapılmadığı yönündeki bir soruya karşılık Okan, KKTC sınırları içerisindeki tüm kilise, şapel ve manastırların kayıt altına alınması konusunda da çalışma içinde olduklarını ve yaşatılabilecek veya kullanılabilecek durumda olanlara müdahale etme yönüne de gittiklerini kaydetti.

Okan, Akıncılar ve Türkmenköy'le ilgili UNDP'ye sunulan projeler bulunduğunu ve KKTC'deki ilgili birimlerin yasal alanlarına müdahale etmeden onlarla işbirliği içinde çalışmalarını yürüttüklerini anlattı.

Erçakıca, BM Genel Sekreteri'nin BM Barış Gücü'yle ilgili raporda yer alan 8 Temmuz sürecine ilişkin bölümü de değerlendirdi.

Raporda yer alan ilgili bölümün özellikle önem taşıdığına işaret eden Erçakıca, "Devam eden bu süreçte yaşanan sorunların neler olduğunu göstermesi veya bu sorunların BM tarafından algılanış biçiminin ne olduğu saptaması bakımından raporun büyük önemi vardır" dedi.

Raporda, 8 Temmuz sürecinin esas hedefinin "özlü konuları ele alacak iki toplumlu çalışma gruplarının ve her iki halkın gündelik hayatını etkileyen konuları müzakere edecek iki toplumlu teknik komitelerin" kurulması olduğunun açık olarak ifade edildiğini belirten Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu hedefle tam bir uyum içinde olduğunu vurguladı.

Raporda, sorunların "günlük hayatı etkileyen konuların ne olduğu ve anlaşmazlıkların çözümü için kullanılacak mekanizma" konularında yaşanmakta olduğunun belirtilmesiyle ilgili olarak ise Erçakıca, sürecin ilerleyebilmesi için tarafların bu sorunları çözüme kavuşturmaları gerektiğini söyledi.

Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının tutumunun açık olduğu ve defalarca muhataplara iletildiğini yinelediği açıklamasında, şunları kaydetti:

"BM Genel Sekreterliği'nin bu saptamalarından sonra, sorunları görmezlikten gelmeden, uzlaşmacı bir tutumla ilerlemeye çalışırsak, 8 Temmuz sürecini başarıyla sonuçlandırmak ve Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasını hedefleyecek kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmak mümkün olacaktır. Kıbrıs Türk tarafı bu doğrultuda çalışmaya devam edecektir."

KIBRIS 13/06/07

 

Medyaya tatbikat yasağı

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Kuzey Kıbrıs'taki beş gazete ile üç televizyonu kara listeye alarak, "Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı"nı izleyemeyeceklerini bildirdi. Gazeteciler Birliği ile BASIN-SEN, TSK'nın bu tavrını kınadı

TATBİKATA KATILMANIZ UYGUN BULUNMADI... Türk Silahlı Kuvvetleri, KIBRIS gazetesi, KIBRIS TV, BRT, Genç TV, Afrika, Yenidüzen, Star Kıbrıs ve Kıbrıslı'nın bugün gerçekleşecek "Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı"nı izlemelerini yasakladı. İsmi geçen medya kuruluşlarının temsilcileri dün tatbikat ile ilgili basına yönelik brifinge de alınmadı. Adı geçen medya temsilcilerinin, tatbikat ile ilgili akreditasyon amaçlı talepleri, GKK Basın Subayı'nın "Genelkurmay, tatbikata katılmanızı uygun bulmadı" sözü ile reddedildi

KTGB İLE BASIN-SEN'DEN ELEŞTİRİ... Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği (KTGB) ile Basın Emekçileri Sendikası (BASIN-SEN), TSK'nın tatbikatın dün gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısına, kara listeye alınan gazete ve televizyonların temsilcilerini davet etmemesini ve tatbikatı izlemelerini yasaklamasını kınayarak, kabul edilmez bir tavır olarak nitelendirdi

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Kuzey Kıbrıs'taki beş gazete ile üç televizyonu kara listeye alarak, bugün gerçekleşecek "Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı"nı izlemelerini yasakladı.

KKTC'de gerçekleşecek olan tatbikatı izleyecek olan medya kuruluşlarını TSK'nın belirlediği ve bazı basın- yayın kuruluşlarının izlemesinin uygun bulunmadığı belirtildi.

Bu çerçevede tatbikatı ve tatbikat çerçevesinde dün düzenlenen brifingi izlemesi yasaklanan medya kurumlarının; KIBRIS gazetesi, KIBRIS TV, BRT, Genç TV, Afrika, Yenidüzen, Star Kıbrıs ve Kıbrıslı olduğu açıklandı.

İsmi geçen medya kuruluşlarının bazılarının temsilcileri dün tatbikat ile ilgili basına yönelik brifinge de alınmadı.

Beş gazete ve üç televizyonun temsilcilerinin, bugün yapılacak tatbikat ile ilgili akreditasyon amaçlı aradığı GKK Basın Subayı ise, "Türkiye, tatbikata katılmanızı uygun bulmadı" sözü ile talepleri reddedildi.

GKK Basın Subayı, gazetecilerin ısrarlı soruları karşısında "Türkiye" ifadesiyle Genelkurmay'ı kastettiğini de belirtti.

Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği (KTGB) ile Basın Emekçileri Sendikası (BASIN-SEN), TSK'nın "Şehit Teğmen Caner Gönyeli 2007 Arama Kurtarma Tatbikatı"nın dün gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısına kara listeye alınan gazete ve televizyonların temsilcilerini davet etmemesini ve tatbikatı izlemelerini yasaklamasını eleştirdi.

KTGB, ülkede basın özgürlüğü alanında göreceli de olsa gelişmelerin yaşandığı bir dönemde TSK'nın KKTC'deki medya kuruluşları arasında ayrım yapmasının ve bazı medya kuruluşlarını 'sakıncalı' olarak değerlendirmesinin kabul edilmez olduğunu vurguladı.

BASIN-SEN ise Kıbrıs Türk halkının bilgi ve haber alma hakkını kullanan Kıbrıs Türk basınını bölmenin, farklı düşüncesi ve yayın politikası nedeniyle bir kısmının, kamuoyuna açık herhangi bir etkinliği veya eylemi izlemesinin engellenmesinin kabul edilemez olduğunu belirterek, bu durumu kınadı.

KTGB: TSK'nın tavrı kabul edilemez

Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Şehit Teğmen Caner Gönyeli 2007 Arama Kurtarma Tatbikatı'nın dün gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısına KIBRIS gazetesi, KIBRIS TV, BRT, Genç TV, Afrika, Yenidüzen, Star Kıbrıs ve Kıbrıslı'nın temsilcilerini davet etmemesini eleştirdi.

Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu, "ülkede basın özgürlüğü alanında göreceli de olsa gelişmelerin yaşandığı bir dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin KKTC'deki medya kuruluşları arasında ayrım yapmasının ve bazı medya kuruluşlarını 'sakıncalı' olarak değerlendirmesinin kabul edilmez olduğunu" belirtti.

Açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

"Bayrak Radyo Televizyon Kurumu'nun tatbikatla ilgili bilgilendirme toplantısını izlemekle görevli muhabirine, 'Duvarımız' belgeselini yayınlayan kuruluşun elemanının ne bilgilendirme toplantısını ne de tatbikatın icra bölümünü izleyemeyeceği' belirtilmiştir. Diğer yayın kuruluşlarına ise Türkiye'den akreditasyon verilmemesi nedeniyle tatbikatı izleyemeyeceği bildirilmiştir."

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu tutumunun, dünyaya "Kuzey Kıbrıs'ta her alanın Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kontrolünde olduğu" izlenimi yarattığı kaydedilen açıklamada, bu durum protesto edildi.

Gazeteciler Birliği, davet alanlar da dahil tüm üyelerini, tatbikatı izlememeye ve tepkilerini bu yolla ortaya koymaya da çağırdı.

BASIN-SEN:

BASIN-SEN Başkanı Kemal Darbaz'ın yönetim kurulu adına yaptığı açıklamada, TSK'nın bazı medya kuruluşlarına getirdiği yasaklama kınandı.

Darbaz, BASIN-SEN'in kimden ya da nereden gelirse gelsin, halkının ve basınının düşünceleriyle, yayın politikaları nedeniyle ayırıma tabi tutulmasını kabul etmediğini etmeyeceğini vurgulayarak, "Sendikamız ve tüm gazetecilerin bir tek Kıbrıs Türk halkına karşı sorumlu olduğunu yineleriz" dedi.

BASIN-SEN açıklamasında şu görüşlere yer verildi:

"Parçası olduğumuz Kıbrıs Türk halkının bilgi ve haber alma hakkını kullanan Kıbrıs Türk basınını bölmek; farklı düşüncesi ve yayın politikası nedeniyle bir kısmının, kamuoyuna açık herhangi bir etkinliği ve/veya eylemi izlemesinin engellenmesi kabul edilemez.

Bugün (dün) üzülerek öğrendik ki, KIBRIS gazetesi, KIBRIS TV, BRT, Genç TV, Afrika, Yenidüzen, Star Kıbrıs ve Kıbrıslı, Türk Silahlı Kuvvetleri Güney Deniz Saha Komutanlığı tarafından yarın (bugün), Gazimağusa açıklarında yapılacak Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı'nı izlemeye uygun bulunmadı.

Kıbrıs Türk basını bir bütün olarak, farklı yayın politikalarıyla da olsa Kıbrıs Türk halkının haber ve bilgi alma hakkını kullanarak, bu coğrafyada özgür gazetecilik ve basın özgürlüğünün gereklerini yerine getirmeye çalışmasıyla takdire şayandır.

Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yarın (bugün), misafir olarak Gazimağusa açıklanırda icra edilecek arama kurtarma tatbikatını, bu yayın kuruluş ve gazetelerimizin izlemesinin uygun olmadığına yönelik bilgilendirmenin, bugün (dün), tatbikatla ilgili olarak Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nda yapılması ise daha da vahim bir gelişmedir.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Sivil İşler Dairesi'ne ait bir subay tarafından yapılan bu açıklama, bu kurumların Kıbrıs Türk halkıyla aslında ne kadar uzak düştüğünün en açık ifadesidir.

Kimse, yetkisi ve yasal konumu ne olursa olsun Kıbrıs Türk halkından almadığı hiçbir yetkiyi kullanamaz. Kıbrıs Türk halkı buna izin vermez.

Basını, benim gibi düşünenler ve düşünmeyenler diye tasnif etmek; benim gibi düşünmeyenleri yok saymak halkın haber ve bilgi hakkına yönelik vahim bir durum ve saldırıdır. Bu, halkın haber ve bilgi alma hakkını, basın özgürlüğü ve özgür gazeteciliği farkı yöntemlerle engellemektir. Kabul edilemez.

Yapılan bu ayrım ve 'sizler şu yayınları yaptınız, bizler gibi düşünmüyorsunuz, onun için tatbikatı izleyemezsiniz' türünden açıklamalar bir yönüyle de politik bir mesaj içermektedir.

Kıbrıs Türk halkı, her zaman, Türkiye Cumhuriyeti ve onun tüm kurumlarıyla eşitler arası ve onurlu bir ilişkiyi savundu ve savunmaya devam ediyor. Ancak bu tavır bizce eşitler arası ilişkiyi hiçe sayan, bunun da ötesinde egemenlik taslayan bir yaklaşımdır.

Umarız ki, Kıbrıs Türk halkının sesi olan Kıbrıs Türk basınını bölmeye, ayırmaya, benden olmayanları istemem kararı ve uygulaması sadece tatbikatı yöneten askeri birimlerin başında olanlarla sınırlıdır. Yok eğer bu tutum, Türkiye Genelkurmay Başkanlığı ve/veya siyasi idaresi tarafından da destekleniyorsa, olay daha da büyüktür ve bu sadece, biz ve kardeş basın örgütlerinin tepkisiyle sınırlı olamaz.

Böyle bir durum, bir bütün olarak, Kıbrıs Türk halkı ve onun ayrılmaz parçası Sivil Toplum Örgütlerinin tepkisine ihtiyaç duyar. Kıbrıs Türk halkı ve sivil toplum örgütlerinin ise 'Bu Memleket Bizimdir, Biz Yöneteceğiz' diyerek 80 binleri alanlara topladığını hiç kimse unutmasın.

BASIN-SEN; kimden ya da nereden gelirse gelsin, halkını ve basınını düşünceleriyle yayın politikaları nedeniyle ayrıma tabi tutulmasını kabul etmedi ve etmeyecektir. Sendikamız ve tüm gazetecilerin bir tek Kıbrıs Türk halkına karşı sorumlu olduğunu yineleriz.

Kıbrıs Türk basın-yayın kuruluşlarına karşı sergilenen bu tavrın düzeltilmemesi halinde, Kıbrıs Türk basını bir bütün olarak yarınki tatbikatı izlememelidir.

Sendikamız önümüzdeki saatlerde ve günlerde ilgili taraflarca yapılacak açıklama ve/veya tutumlara bağlı olarak duruşunu yeniden gözden geçirerek, yeni eylemlilikleri gündeme getirmekten geri durmayacaktır. Rüzgar ekmeye soyunanlar, fırtına biçmeyi de göze almalıdır..."

AA: Duvarımız ve internet

sitesinden çıkarılan bayrak nedeniyle

Anadolu Ajansı, dün verdiği haberde "KKTC'nin resmi yayın kuruluşu Bayrak Radyo Televizyon Kurumu" ekibinin, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı'nda düzenlenen "Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı" brifingini izlemesine izin verilmediğini duyurdu ve bunun, iki toplumun acılarını yansıtan "Duvarımız" filmini yayınlamasını gerekçe gösterdi.

"A.A muhabirinin edindiği bilgiye göre" ifadesinin kullanıldığı haberde, BRT temsilcisinin, BRT Müdürü Hüseyin Gürşan'ın, "Duvarımız" belgeselini yayımlamasına tepki olarak GKK Karargahına alınmadığını duyurdu.

AA haberinde, "BRT logosuyla internet sitesindeki Türk ve KKTC bayraklarının kaldırılması ve BRT müdürünün tutum ve davranışlarına tepki olarak, kurum ekibinin tatbikatı izlemesine izin verilmediği öğrenildi" denildi.

A.A muhabirinin görüştüğü BRT yetkililerinin, brifingi izlemeye giden ekibe, "tatbikatı izleyemezsiniz" denildiğini aktardı.

KIBRIS 13/06/07

 

Nijer'e KKTC'den 150 bin dolar yardım

Nijer'e yardım için Doha'da bir araya gelen ülkeler arasında yer alan KKTC, Nijerli 10 öğrenciye de burs vereceğini açıkladı.

Dışişleri Bakanlığı'ndan Genel Müdür Ahmet Erdengiz başkanlığındaki heyet, Nijer'e yardım kampanyasına gereken desteği vereceklerini bildirdi.

Heyet yetkililerinden alınan bilgiye göre, KKTC 150 bin dolar nakdi yardımın yanında, 5'i ziraat mühendisliği öğrencisi 10 öğrenciye de burs verme kararı aldı.

KIBRIS 13/06/07

 

 

Rumlar Türkiye’yi AB’ye şikayet etti

Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye’nin uluslararası örgütlerde Rum kesiminin üyeliğini veto etmesini bir mektupla Avrupa Birliği’ne şikayet etti.

NTV

Güncelleme: 15:23 TSİ 14 Haziran 2007 Perşembe

 

LEFKOŞA/BRÜKSEL - Rumlar, Türkiye’nin başta OECD olmak üzere, 9 örgüte üyeliğini herhangi bir hukuksal gerekçe göstermeden sadece siyasi nedenlerle engellediğini savunuyor. Avrupa Birliği kaynakları, Rum kesiminin de bazı alanlarda Ankara’yı engellediğini hatırlatmakla birlikte, Türkiye’nin biraz daha yapıcı olmasını bekliyor.

Şikayet mektubu, Rum kesiminin bazı müzakere başlıklarını ileride gerekçesiz bir şekilde veto edilebileceğinin bir sinyali olarak değerlendiriliyor.

Brüksel’deki diplomatlara göre Rum yönetimi, Türkiye’nin tam üyeliğini geriye dönüşü olmayan bir sürece sokacak fasılları veto etmek için zemin hazırlıyor. Fransa ile Rum yönetimi’nin özelikle “ekonomi ve para politikaları” başlığının açılmasını engelleyebileceği belirtiliyor.

 

Soyer: Kavgadan bıktık usandık

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Ada’da yeniden gündeme getirilmeye çalışılan Türkiyeli-Kıbrıslı kavgasından bıkıp usandıklarını söyledi.

NTV

Güncelleme: 14:56 TSI 14 Haziran 2007 Perşembe

 

LEFKOŞA - Soyer, mecliste yaptığı konuşmada, bazı televizyon ve gazetelerin, 2007 Arama Kurtarma Tatbikatı’nı izlemesine izin verilmemesine değindi.

Ordunun halkın ordusu olduğunu belirten Soyer, “Bizim Türk Silahlı Kuvvetleri ile bir sıkıntımız yok. Türkiyeli-Kıbrıslı kavgasını bitirdiğimiz noktada, bu tartışmanın yeniden gündeme getirilmesinden bıktık usandık artık” dedi.

Soyer, yapay krizlere fırsat verilmemesini de istedi. Kuzey Kıbrıs’ta ordu, aralarında devlet kurumu BRT’nin de bulunduğu bazı televizyon ve gazetelerin yayın politikalarına tepki olarak tatbikatı izlemesine izin vermemişti.

 

 

KKTC’de ordudan devlet televizyonuna tepki

KKTC’de askerle hükümet arasında süregelen gerilime yeni bir boyut eklendi. Devlet kuruluşu Bayrak Radyo Televizyonu, bugün başlayan askeri tatbikata alınmadı. Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği, olayla ilgili TSK’nın tutumunu eleştirdi.

AA

Güncelleme: 14:32 TSI 14 Haziran 2007 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC’nin resmi yayın kuruluşu Bayrak Radyo Televizyon Kurumu BRT ekibinin, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı kararrargahında düzenlenen Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı brifingini izlemesine izin verilmedi.

BRT ekibinin, yaptığı yayınlar nedeniyle, tatbikat brifingini ve tatbikatı izleyemeyeceği belirtildi. Kıbrıs TV, Kıbrıs Genç TV ile Kıbrıs ve Yenidüzen gazeteleri de brifinge davet edilmedi.

Olay, Kuzey Kıbrıs’ta ordu ve hükümet arasındaki gerilimin, Bayrak Radyo Televizyon kurumuna da sıçraması olarak değerlendiriliyor.

BRT’nin, Türk askerini ‘işgalci’, Türk Mukavemet Teşkilatı mensuplarını ‘tecavüzcü’ olarak niteleyen ‘Duvarımız’ adlı belgeseli yayınlamasının ardından, muhalefet partileri ve bazı sivil toplum kuruluşları, kurumun genel müdürünü istifaya çağırmıştı.

GAZETECİLER BİRLİĞİ’NDEN PROTESTO
Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği KTGB ise olaya yazılı açıklama ile tepki gösterdi. Açıklamada, ülkede basın özgürlüğü alanında göreceli de olsa gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, KKTC’deki medya kuruluşları arasında ayrım yapmasının ve bazı medya kuruluşlarını ‘sakıncalı’ olarak değerlendirmesinin kabul edilmez olduğu ifade edildi.

Açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu tutumu, dünyaya ‘Kuzey Kıbrıs’ta her alanın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünde olduğu’ izlenimi yarattı” dendi.

KKTC'de gazeteciler TSK'ya sert çıktı

14/06/2007 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de 'Duvarımız' belgeselini gösterdiği için fişlenen resmi Bayrak Radyo ve Televizyonu'nun (BRT) da aralarında bulunduğu bazı medya organlarının ilk kez askerin 'kara liste'sine alınması sert tepkiyle karşılaştı. Kıbrıs Türk Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) ile Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği (KTGB), BRT, Kıbrıs Genç TV, Kıbrıs TV ile Kıbrıs ve Yenidüzen gazetelerine dün başlayan Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı'nı izleme yasağı konulmasını protesto edip boykot çağrısı yaptı.

'Halkın haklarına ve egemenliğine saldırı'
KTGB, "TSK'nın medya arasında ayrım yapması ve bazılarını 'sakıncalı' diye nitelemesi kabul edilmez" diye çıkışarak "Bu tutum, 'Kuzey Kıbrıs'ta her alanın TSK'nın kontrolünde olduğu' izlenimi yaratıyor" eleştirisini yöneltti. Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz da şunları söyledi: "Basını bölmek kabul edilemez. TSK'nın misafir olarak Gazimağusa'da icra edeceği tatbikatın izlenmesinin uygun olmadığına dair bilgilendirmenin, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nda yapılması daha vahim. Kimse, Kıbrıs Türk halkından almadığı yetkiyi kullanamaz. Basını, benim gibi düşünen ve düşünmeyenler diye tasnif etmek halkın haber hakkına saldırı. Kıbrıs Türk halkı, her zaman, Türkiye kurumlarıyla eşitler arası ve onurlu ilişkiyi savundu. Ama bu tavır eşitler arası ilişkiyi hiçe sayan, egemenlik taslayan bir yaklaşım."
BRT'nin 'kara liste'ye alınmasına Abdi İpekçi Barış Ödülü'nü almış 1994 tarihli Türk-Rum ortak yapımı 'Duvarımız' belgeselini yayımlamasının yol açtığı belirtiliyor. Askeri çevreler, belgeseli Türk askerlerini 'işgalci ve tecavüzcü' göstermekle suçluyor.

Tatbikat yasağına tepki yağdı

TÜRKİYE BÜYÜKELÇİLİĞİ'NE NOTA VERİLECEK... Tatbikat yasağıyla ilgili siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinden tepki yağarken, olayı değerlendiren Bu Memleket Bizim Platformu eylem kararı aldı. Yarın Türkiye Büyükelçiliği'ne giderek nota verecek olan Bu Memleket Bizim Platformu, bu çerçevede Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e bir ziyaret gerçekleştirerek mektup verecek

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) ülkedeki beş gazete ile üç televizyonu kara listeye alarak Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı'nı izlemesine izin vermemesine yönelik tepkiler sürüyor.

KIBRIS gazetesi, KIBRIS TV, BRT, Genç TV, Yenidüzen, Afrika, Kıbrıslı ve Starkıbrıs'ın tatbikatı izlemesine izin verilmemesiyle ilgili Gazeteciler Birliği ve BASIN-SEN'in ardından dün de Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) ve Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS) olayı kınayan açıklamalar yaptı.

BRT'de katıldığı bir programda bazı basın kuruluşlarının tatbikatı izlemesine izin verilmemesini değerlendiren Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, kurumlar arası çatışmaların olmaması gerektiğine dikkat çekti.

Demokrasi sürecinin gerekliliğinin savunulduğu bir dönemde böylesi bir olayın yaşanmasını tasvip etmediğini söyleyen Ekenoğlu, "böylesi bir olayın yaşanmasını istemezdik" dedi.

TC Büyükelçiliğine nota verilecek

Bu Memleket Bizim Platformu dün bir toplantı yaparak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), Kuzey Kıbrıs'taki beş gazete ile üç televizyonu kara listeye alıp "Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı"nı izlemelerine izin vermemesi konusunu değerlendirdi.

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Şener Elcil, Bu Memleket Bizim Platformu adına KIBRIS'a yaptığı açıklamada, yarın Türkiye Büyükelçiliği'ne giderek nota vereceklerini belirtti. Elcil, bu çerçevede yarın ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e bir ziyaret gerçekleştirerek mektup verileceğini de belirtti.

Elcil, TC Büyükelçiliğine verilecek notanın içeriğiyle ilgili bilgi verirken, "Türkiye Cumhuriyeti ordusu, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve Anlaşmaları çerçevesinde garantör olarak burada bulunuyor. Ordunun birincil görevi anayasal nizamı korumak ve barışı sağlamaktır, Kıbrıs Türkü'nün huzurunu bozmak ve içişlerine karışmak değil" şeklinde konuştu.

Elcil, örgütlerin TSK'nın bazı medya kuruluşlarına yasak getirmesi olayının büyük tepki topladığını ve saygısızlık olarak nitelendiğini kaydetti.

Siyasi iradenin bu duruma tepki vermesini beklediklerini kaydeden Elcil, bu durum karşısında tepkisiz ve sessiz kalınmaması gerektiğini söyledi.

Çakıcı: Talimatla yönetilmeyi ve bölünmeyi reddediyoruz

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, bazı basın-yayın organlarının, Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatını izlemesinin Türkiye Genel kurmay başkanlığının tavrı ile engellenmesinin, Kıbrıslı Türklerin kendi kurumlarının hakimi olmadığını bir kez daha ortaya çıkardığını söyledi.

Kıbrıslı Türklerin kendi topraklarında bile ayrım yapılıp listelere bölündüğü bir ortamda, kendi yöneticilerinin suskun şekilde oturmakta ve 'sin da gulle geçsin' zihniyeti ile hareket etmekte olduklarına dikkat çeken Çakıcı, "Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bazı yetkililer 'biz kendi kendimizi yönetiyoruz' diyerek sadece kendi kendilerini avutmaktadırlar. Son gelişme bu söylemlerde bulunan yetkililerimizi maalesef yine açıkça yalanlamaktadır" dedi.

Türkiye Genelkurmay Başkanlığı'nın Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na (GKK) verdiği talimatın aslında, Kıbrıslı Türklere ait bir kuruma verdiği talimat olduğunu anımsatan Çakıcı, "Başbakanlığa bağlı olan GKK, Başbakanlık'a bağlı başka bir kurum olan BRT kurumuna ambargo koyabilmektedir. Bu da ancak rezalet olarak nitelendirilebilir" şeklinde konuştu. Çakıcı, basının her türlü platformda görevini yapabilmesinin sağlanması gerektiğini belirterek, "Hele kendi ülkesinde görev yapmasının, dıştan müdahale ile engellenmesi kabul edilemez" dedi.

"Bu memleket Kıbrıslı Türklerindir. Bu bağlamda Kıbrıslı Türkler kendi kurumlarının demokratik hakimi olmalıdır" diyen Çakıcı, Türkiye'nin kurumlarının Kıbrıslı Türklerin kurumları üzerinden elini çekmesi gerektiğini belirtti ve "Talimatla yönetilmeyi ve bölünmeyi reddediyoruz" dedi.

TC'nin kurumlarının, Kıbrıs Türkünün hakimi olması gereken kurumlara saygı göstermesi gerektiğini, bunun da aslında Kıbrıslı Türklere gösterilen saygı olacağını belirten Çakıcı, TC Genelkurmay Başkanlığı'nın Türkiye'de bazı basın-yayın organlarına uygulamakta olduğu ayrımcılığın benzerinin, yine TC Genelkurmay Başkanlığı aracılığı ile kendi ülkemizde de yapılmaya başlandığını belirtti.

Türkiye'deki seçimler öncesinde Kıbrıs üzerinden de siyaset yapılmaya çalışıldığını ve Kıbrıs'ın Türkiye'deki seçimlere malzeme yapılmak istendiğine de dikkat çeken Çakıcı, hiçbir kurum ve kişinin Kıbrıs Türk halkını kendine malzeme yapmaya hakkı olmadığını söyledi.

İzcan: TSK'nın tutumu kabul edilemez

Birleşik Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri İzzet İzcan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bazı medya kuruluşlarına yönelik tutumunun kabul edilemez olduğunu savunarak, "dışlayıcı tavırları" şiddetle kınadıklarını belirtti.

Bazı basın yayın kuruluşlarının Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Arama Kurtarma Tatbikatı'nı izlemesinin engellenmesiyle ilgili yazılı bir açıklama yapan İzcan, "bazı medya kuruluşlarına yönelik kabul edilemez tutumun, basın ve fikir özgürlüğüne, Kıbrıs Türk toplumunun çözüm yanlısı iradesine yapılan çirkin bir saldırı ve hakaret olduğunu" ileri sürdü.

İzcan, "TSK tarafından bazı medya kuruluşlarına yönelik anti-demokratik tavır, Kuzey Kıbrıs'taki asker ağırlıklı, anti-demokratik, militarist yapının ve rejimin yüzünü bir kez daha gün ışığına çıkardı" iddiasında bulundu.

YKP: Bu işi seçim değil sokak çözer

YKP de açıklamasında, basın özgürlüğü açısından önceki gün kara bir gün yaşandığını savundu.

Açıklamada, "Bu coğrafyadaki militarist rejim bir kez daha yüzünü gösterdi ve sivilleri tehdit etti... Bir kez daha sakatlanan, kirletilen bu siyasetin içinde YKP'nin acentelere karşı tek sosyalist alternatif olduğunun altını çizeriz ve bu işi seçim değil sokak çözer diyoruz" denildi.

Gazeteciler Birliği ve BASIN-SEN'e dayanışma iletilen açıklamada, "Ankara'dan değil sokaktan iktidar için" mücadele çağrısı yapıldı.

KTAMS: Kıbrıs Türkü'nün iradesine yönelik bir uygulama

KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan, güvenlikten sorumlu komutanlığın yaptığı uygulamanın, tamamen Kıbrıs Türk halkının iradesine yönelik olduğunu söyledi.

Kıbrıs'ta barış ve çözüm mücadelesinin ilerletilmesi ve bugünkü noktaya ulaşmasında Kıbrıs Türk insanının ve basınının alın teri ve mücadelesi bulunduğuna işaret eden Kaptan, şöyle devam etti:

"Ülkemizde uygulanan izolasyonlara, ambargolara karşı Kıbrıs Türk insanı mücadele verirken güvenlikle ilgili makamların kendi basınımıza yaptığı ayrımcı uygulamalar toplumsal uzlaşı, toplumsal barış için katkı koymak bir yana, kutuplaşmayı getirecektir"

KTÖS: Yapılan Kıbrıs Türkü'nün siyasi iradesine saygısızlıktır

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anlaşmasına göre Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlamak ve anayasal düzeni korumak için adada bulunanların, seçilmişlerin emrinde olması gerektiğini" kaydetti.

KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, yaptığı yazılı açıklamada, "seçilmişlerin emrinde olması gereken kurumların, anayasa ve yasalara aykırı bir şekilde devletin kurumlarını ve bazı medya kuruluşlarını dışladığını; seçimle iş başına gelenlerin ise, bunlara seyirci kaldığını" ifade etti.

Anayasaya göre Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a bağlı olan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın takındığı tavır ve izlediği siyasetin, yasalar ve anayasayı çiğneme anlamına geldiğini savunan Elcil, "Anayasal yetkiler dışında gerçekleşen bu olaylar, yasaların, anayasanın ve seçimlerin anlamsızlığını ortaya koyduğu gibi, Kıbrıs Türkü'nün idaresinin de hiçe sayılması anlamını taşımaktadır. Kıbrıs Türkü'nün seçtiği makamlara karşı ortaya konulan bu anlayış, Kıbrıs Türkü'nün siyasi iradesine karşı bir saygısızlık olduğu gibi, buram buram siyaset kokmaktadır" iddiasında bulundu.

"Bu hareket 40 yıl önceki Bayraktarlık döneminin devam ettiğini bizlere hatırlatması açısından önemli bir girişimdir" diyen KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i de eleştirdi.

Kıbrıs Türkü'nün kuklalara ihtiyacı olmadığını kaydeden Elcil, şöyle dedi:

"Kıbrıs Türkü'nün, kendi kendini yönetme hakkını gasp edenlere karşı suskun kalan yöneticilerine de ihtiyacı yoktur. Hatırlatmak isteriz ki, ülkede güvenliği sağlayanlar, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anlaşmalarına göre ve Kıbrıs'ın anayasal nizamı ile barışına katkı koymak için bulunmaktadırlar. Bunun ötesinde siyasete bulaşıp, Kıbrıs Türkü'nün idaresine ve onun kurumlarına saygısızlık etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur."

YKP-KTÖS görüşmesi "medyaya tatbikat yasağı" gündemde oldu

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) Yürütme Kurulu'nun Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası'nı (KTÖS) ziyaretinin gündemini de TSK'nın medyaya koyduğu tatbikat yasağı oluşturdu.

Bazı yayın organlarına tatbikat ve tatbikatla ilgili brifingi izleme iznini verilmemesi eleştiren KTÖS Genel Başkanı Güven Varoğlu "Bu memleketi biz yöneteceğiz" sözünün bugün için çok yerinde bir söz olduğunu, "bazı odakların görevinden fazlasını yapmaya kalktığını" belirtti. Varoğlu, sivilleşmenin gerekliliği sözlerinin doğrulandığını söyledi, hükümetin bu konuda vereceği tepkiyi merak ettiklerini ve bunun hükümet tarafından "sineye çekilip çekilmeyeceğinin yakın takipçisi olacaklarını" kaydetti.

KIBRIS 14/06/07

 

Rum Arestis’e 23 ‘vakıf evladı’ ortak çıktı

Kıbrıslı Rum Arestis’in kendisine miras kaldığını iddia ettiği Maraş bölgesindeki arazinin, Abdullah Paşa Vakfı’na ait olduğunu belirten 23 kişi “vakıf evladı” olarak tescil istemiyle dava açtı.

AA

Güncelleme: 12:17 TSİ 15 Haziran 2007 Cuma

 

ANKARA - Kıbrıs’ın Maraş bölgesinde, babasından kendisine miras yoluyla kaldığını iddia ettiği araziyi, “Türkiye’nin askeri müdahalesi sonucu kullanamadığı” iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuran ve 885 bin Avro tazminat kazanan Rum Mira Ksenides-Arestis’in davasında sürpriz bir gelişme oldu.

 

Arestis’in üzerinde hak iddia ettiği mülkün, Abdullah Paşa Vakfı’na ait olduğunu belirten 23 kişi, kendilerinin de “vakıf evladı” olarak tescillerine karar verilmesi için tespit davası açtı. Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde avukat Aslı Aksu tarafından açılan davanın dilekçesinde, davacı 23 kişinin, soy ağaçları ve nüfus kayıtlarından 1636 yılı doğumlu Esseyid Abdullah Paşa’nın soyundan geldikleri kanaatine varıldığı belirtildi.

885 BİN AVRO’DAN PAY ALABİLİRLER
Arestis’in, yerleşime kapalı olan Maraş’taki mülkünü kullanamadığı gerekçesiyle Türkiye aleyhine yaptığı başvuru sonucu, AİHM “Türkiye’nin mülkiyet ihlalinde bulunduğu” kararına varmış, tazminat ile ilgili KKTC’de etkin iç hukuk yolu oluşturulmasını talep etmişti. Ancak KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile Arestis arasında dostane çözüm sağlanamadı. AİHM bunun üzerine verdiği ikinci kararda, Arestis’e 885 bin Avro tazminat ödenmesine hükmetti.

Ankara’da dava açan 23 kişi, “vakıf evladı” tescil edilirlerse, Arestis’e ödenecek tazminattan hak talep edebilecekler, tazminata tedbir koydurabilecekler ya da Rum kesiminde tapu iptal davası açabilecekler.

 

Gerginliğe gerek yok

AKINCI: DEMOKRASİMİZİN BOYUNU POSUNU GÖRDÜK... TDP milletvekili Mustafa Akıncı, mecliste yaptığı konuşmada, "Maalesef Türkiye'de gerçek anlamda demokrasi yok, KKTC'de hiç yok. Son iki günde yaşananlar, bize bir daha demokrasimizin boyunu posunu göstermiştir" dedi

SOYER: İLKESEL OLARAK SIKINTI YOK... Akıncı'yı yanıtlayan Başbakan Soyer, ilişkileri, germeden, sarsmadan, ordunun halkın ordusu olduğu bilinciyle yürütmeleri gerektiğini ifade ederek, ilkesel olarak Güvenlik ve Barış Kuvvetleri'yle sıkıntıları olmadığını söyledi

"YEŞİL ADADA GERÇEK YEŞİLİN İTİRAZI"... Mecliste "Yeşil adada askeri yeşile gerçek yeşilin itirazı" konusunda gündem dışı bir konuşma yapan Arif Albayrak (CTP/BG), "Ey yeşil adam/ Bilesin ki, sende bu güzellik, sende bu zarafet oldukça, apış aran hiç kurumayacak" dizelerini okuyarak, yaşanan soruna sanatçı ruhuyla gönderme yaptı

Tatbikat yasağı dün de Cumhuriyet Meclisi'ne taşındı ve bu konuda muhalefetin eleştirilerini yanıtlayan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, askerle ilkesel olarak sıkıntıları olmadığını belirterek, gerekliğe gerek olmadığını söyledi.

Mustafa Akıncı'ya (TDP) yanıt veren Soyer, Kıbrıs sorunu sürdüğü sürece Güvenlik ve Barış Kuvvetleri'ne ihtiyaçları olduğunu söyleyerek, bu sürecin çözümle değişeceğini kaydetti.

İlişkileri, germeden, sarsmadan, ordunun halkın ordusu olduğu bilinciyle yürütmeleri gerektiğini ifade eden Soyer, ilkesel olarak Güvenlik ve Barış Kuvvetleri'yle sıkıntıları olmadığını söyledi.

Başbakan Soyer, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri arasındaki ilişkileri sarsan bir adımın asla kendilerinden gelmediğini ve gelmeyeceğini vurguladı.

Toplumsal Demokrasi Partisi (TDP) milletvekili Mustafa Akıncı, "Maalesef Türkiye'de gerçek anlamda demokrasi yok, KKTC'de hiç yok. Son iki günde yaşananlar, bize bir daha demokrasimizin boyunu posunu göstermiştir" dedi.

Mecliste "Yeşil adada askeri yeşile gerçek yeşilin itirazı" konusunda gündem dışı bir konuşma yapan Arif Albayrak (CTP/BG) da, "Ey yeşil adam/ Bilesin ki, sende bu güzellik, sende bu zarafet oldukça, apış aran hiç kurumayacak" dizelerini okuyarak, yaşanan soruna sanatçı ruhuyla gönderme yaptı.

Mecliste dün neler oldu?

Mecliste dün ilk olarak onaya ve bilgiye sunuş işlemleri yapıldı.

Bu sırada, toplantıyı, Meclis önünde eylem yapan örgütlerin temsilcileri de izledi. Örgüt temsilcileri, toplantıyı izlerken, "Yaptığınız Yasalara Sahip Çıkın" ve "Milli Park Yaşama Geçsin" yazılı pankartlar açtı.

Onaya ve bilgiye sunuşlar bölümünde Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Milletvekili Mustafa Akıncı'nın, Siyasal Partiler (Değişiklik) Yasa Önerisi'ne komitede ivedilik istemi görüşüldü.

Akıncı, ivedilik talebinin okunmasından sonra söz alarak, talebinin gerekçelerini anlattı.

Akıncı: Yaşananlar demokrasimizin boyunu postunu gösterdi

Akıncı, asker-basın ilişkilerine de değinerek, bugüne kadar iki yasa önerisi sunduğunu, ilkinin Lokmacı ve Maraş'ta askeri yasak bölgeler kapsamına girdiği için oraları görüntüleyen basın mensuplarının tutuklanmasını önleyecek yasa önerisi olduğunu; ancak bu önerisinin ivedilik kararına rağmen hâlâ komitede ele alınmadığını söyledi.

Mustafa Akıncı, her an tutuklamalar olabileceğini belirterek, son iki gündür yaşananların, asker-basın ilişkilerini yeniden irdelemeye vesile olduğunu kaydetti. Akıncı, "Maalesef Türkiye'de gerçek anlamda demokrasi yok, KKTC'de hiç yok. Son iki günde yaşananlar, bize bir daha demokrasimizin boyunu posunu göstermiştir" dedi.

Askerin seçilmişlerle ilişkilerini sorgulayan Akıncı, Başbakanlık'a bağlı GKK'nın yine Başbakanlık'a bağlı BRTK'ya engel koyduğunu belirtti. Akıncı, Türkiye'de de bazı basın yayın kuruluşlarının, kara listeye alınarak, Genelkurmay'ın brifinglerine alınmadığını, şimdi benzerinin Kıbrıs'ta yaşandığını ifade etti. TDP Milletvekili Akıncı, şöyle devam etti:

"Bu bize aslında Başbakanlık'a bağlıdır denilen kurumun, Başbakanlık'a bağlı olmadığını gösterir. Toplum olarak ses vermezsek, daha büyük müdahalelere davetiye çıkarmaktan başka şey yapmayız.

Bazıları sessiz kaldı, bazıları gidip boy boy fotoğraf çekti, bazı gazetelerin ön sayfasını süslüyor. Sayın Talat'ın ve öteki yetkililerin kesinlikle bu tatbikata gitmemesi gerekiyordu. Hepimizin bu konuda tavır alması gerekirdi. Demokrasiden yana tavır almamız dışında, hiçbir seçeneğimiz yoktur. Bu kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Kaçıncıdır?"

Akıncı, gerçek demokrasinin olmadığı yerde tarihe de sahip çıkılamayacağına işaret ederek, çevre örgütlerinin eylemlerine atıfta bulundu ve demokrasiye sahip çıkılmazsa ne Karpaz'a elektrik götürülmesinin ne de askerin basına müdahalesinin engellenebileceğini kaydetti.

Demokrasiye sahip çıkılmazsa, ülkede hiç bir şey olamayacağını vurgulayan Mustafa Akıncı, seçime katılmış BDH ve TKP'nin feshiyle TDP'nin kurulduğunu, bu partiyi mecliste kendisinin temsil ettiğini hatırlattı.

Mustafa Akıncı, seçime giren iki partinin kurduğu TDP'nin, Siyasi Partiler Yasası değişmezse devlet yardımı alamayacağını belirtti. Meclisi boykot eden iki parti katkı alırken, mecliste temsil edilen bir partinin yardım alamamasının ironisine işaret eden Akıncı, "Eğer komitede uyutulacaksa bu da, öteki önerim gibi ivediliğine oy vermeyin" diye konuştu.

Akıncı, konuşmasını "sorunumuz demokrasi meselesidir. Sivil toplum, siyasi partiler demokrasinin ana unsurları olmaya devam edecekse, önerdiğim iki yasa önerisinin de önemi olduğuna inanıyorum" diyerek tamamladı.

Soyer: Öneri "ivediliğe" layık

CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, önemli tartışmalar yaşandığına, ancak çatışma kültürüyle bir yere gidilemeyeceğine işaret ederek, Akıncı'nın Karpaz'a elektrik, medyadaki son kriz ve siyasi partilerin devlet desteğinden yararlanmasındaki değişiklik konularına yanıt verdi.

Başbakan Soyer, seçime katılıp barajı geçen partilerin oy oranlarının bir değer olduğunu, ama devlet yardımının milletvekili sayısı üzerinden verildiğini, bunun da çelişki yarattığını ifade etti. Yasa yapılırken, seçimde alınan oy oranının mali yardımda temel alınmadığını, milletvekili sayısına bakıldığını, dolayısıyla milletvekillerinin istifası ve başka partiye geçmesi halinde yardımın da o partiye gittiğini anlatan Başbakan Soyer, bu nedenle Akıncı'nın önerisinin ivediliğe layık olduğunu, meclis komitesinin bunu şekillendirip gündeme getirmesi gerektiğini ifade etti.

İvedilik istemine olumlu oy verilmesini isteyen Soyer, devlet yardımının siyaseti temiz tutma gibi bir misyonu da bulunduğuna işaret etti.

Siyasi Partiler Yasası'nın kesinlikle değiştirilmesi gerektiğini söyleyen Başbakan Soyer, partilerin bütçelerini şeffaf olarak kamuoyuna yansıtmasının, gelir ve masraflarını net şekilde göstermesinin temiz siyaset gereği olduğunu vurguladı.

Soyer, şeffaf ve hesap verebilir kamu yönetiminin önemine işaret ederek, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin hesap verebilir, şeffaf ve kamuoyu önünde net açıklıkta bir içeriğe sahip olması gerektiğini kaydetti.

Türkiye'de AKP, Kıbrıs'ta CTP

Başbakan Soyer, tatbikat nedeniyle yaşanan gerginliklere değinirken, Şehit Teğmen Caner Gönyeli'nin, Gönyelili olduğunu belirterek, O'nun için saygılarını ifade etti. O'nun anısını yaşatmak için yapılan tatbikatın da önemli olduğunu kaydeden Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının, Türkiye'yle ilişkileri, ortak çıkarlar temelinde son üç yıldır geliştiğini belirtti.

Soyer, bu yönde görüş verenlerin, bazı odakların hedefi haline geldiğini, Türkiye'de AKP'nin, Kıbrıs'ta CTP'nin bu konumda olduğunu söyledi.

Terörün hiç bir şekilde savunulamayacağını vurgulayan Başbakan Soyer, Türkiye'nin sorunlarını aşması için demokratik gelişmesine yürekten destek verdiklerini ifade etti.

Ferdi Sabit Soyer, Türkiye-KKTC ilişkilerini sıkıntıya sokan yeni olguların ortaya çıktığını belirterek, bunların demokratik kararlılık içinde ele alınıp aşılması gerektiğini kaydetti.

Nesne olmaktan çıkıp özne olma

 

Soyer, Türkiye medyasında, kamuoyuna yönelik "Kıbrıs'ta çözüm isteyenler haindir, Rumcudur, Türkiye'yi, TSK'yı istememektedir, bunlar son derece tehlikelidir" şeklindeki görüşlerle kampanyalar sürdürüldüğünü belirtti. Eski çatışma kültürüne dönülmesinin ne Kıbrıs'a, ne de Türkiye'ye yararı olacağını vurgulayan Başbakan Soyer, "Kıbrıs Türk halkı ve KKTC bugün dünyada müthiş bir itibara sahiptir. Türkiye de. Uluslararası her ilişkide sıkışan Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünde kendi yüzündeki maske düşen güneydeki hakimiyetçi anlayıştır. Kıbrıs Türk halkı ilk kez nesne olmaktan çıkıp özne olmuştur. Türkiye'yle özne temelinde ilişki biçimini geliştirmiştir ve uluslararası camia buna değer vermektedir" diye konuştu.

AİHM'in aldığı son karara, hem Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un hem de KKTC'deki bazı çevrelerin aynı tepkiyi gösterdiğine işaret eden Başbakan Soyer, mülkiyet sorununun takas, iade ve tazminat olmak üzere üç ayağa dayandığını anlattı.

Vesayet altındaki bir yönetimin dünyada prestij sağlayamayacağını vurgulayan Başbakan Soyer, hem KKTC hem Türkiye'nin büyük sıkıntı yaşadığını belirtti ve tüm kurumlarıyla kendi kendini yöneten bir halkın demokratik iradesiyle şekillenen yapısının dünyada kabul gördüğünü belirtti.

İlkesel olarak sıkıntı yok

Soyer, Kıbrıs sorunu sürdüğü sürece Güvenlik ve Barış Kuvvetleri'ne ihtiyaçları olduğunu söyleyerek, bu sürecin çözümle değişeceğini kaydetti. İlişkileri, germeden, sarsmadan, ordunun halkın ordusu olduğu bilinciyle yürütmeleri gerektiğini ifade eden Soyer, ilkesel olarak Güvenlik ve Barış Kuvvetleri'yle sıkıntıları olmadığını söyledi.

Başbakan Soyer, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri arasındaki ilişkileri sarsan bir adımın asla kendilerinden gelmediğini ve gelmeyeceğini vurguladı.

Sıkıntıların demokratik tarzda aşılması gerektiğini belirten Soyer, geleceği düşünen herkesin, Türkiye'yle ilişkilerin daha da sağlam zeminde sürmesi için fikir üretmesini istedi.

KKTC'nin bütün kurumlarının, ülkenin anayasal düzeni için önemine işaret eden Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'taki bir toplantıya katıldığında BRT'ye izin verilmediği gün toplantıya kendisinin de girmeyeceğini söylediğini hatırlattı. Volkan ve Afrika'nın da Kıbrıs Türk halkının değeri olduğunu kaydeden Soyer, "İçeriklerini tartışırım, ama değerleri aynıdır" dedi.

Rum kanallarının enterferesi (parazit) yüzünden sorun yaşayan Kanal T televizyonuna bir başka kanal verilmesi için, yanlış olsa da Yayın Yüksek Kurulu'na yazılı talimat verdiğini belirten Başbakan Soyer, "Şimdi bakıyorum bu yayın kuruluşu son tartışmalarda intikam alırcasına yayınlar yapıyor, hayret bir şey. Bütün kuruluşlar bizimdir, değerimizdir" diye konuştu.

Soyer, bazı kuruluşların ve çevrelerin "Cumhurbaşkanı'nı tanımadığını" söylemesini eleştirdi. Bunların Kıbrıs Türk halkının kurumsallaşmasına zarar verdiğini anlatan Soyer, bunalımları aşmanın yolunun demokratik tartışmayı öğrenmekten geçtiğini söyledi.

Kim ne derse desin, halkın iradesiyle seçilmiş bir Başbakan olduğunu kaydeden Soyer, kendileri meclisi boykot eden iki partiye karşı işlem yapmazken, Belediyeler Birliği'nde yaşananlarda CTP'li birlik başkanının atıldığını hatırlattı.

Başbakan Soyer, "Türkiyeli Kıbrıslı kavgasının, bitirdikleri noktada yeniden açılmasından bıkıp usandıklarını" vurguladı.

Trilyon defa kendilerine vatanı satacaklarının söylenmesinden usandığını, onun için bunları söyleyenleri elinin tersiyle ittiğini kaydeden Soyer, halkın bu tür tartışmaların tarafı olmadığını, usandığını söyledi.

Sorumluluk sahibi herkesin demokratik birliği güçlendirmeye çağıran Başbakan Soyer, Milletvekilleri Özdil Nami ve Hasan Taçoy Avrupa Parlamentosu organlarına girdikçe Kıbrıs Türk halkının ne olduğunun anlaşıldığını kaydetti.

Karpaz'a elektrik

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Karpaz'a elektrik konusundaki tartışmalara değinirken, bazı çevrelerin oraya 11 bin woltluk elektrik gitmesinin endişelerini taşıdığını, Karpaz'ın tahrip olması kaygısının meşru, doğru ve demokratik duyarlılık olduğunu söyledi.

Soyer, "Ama bu karşı çıkışı gündeme getirenler, bölgeye moderniteye karşı çıkan insanlar gibi lanse ediliyor. Buna dikkat etmek lazım" dedi.

Apostolos Andreas Manastırı'nın denize kayma tehlikesi altında olduğunu, bu değerin kaybedilmemesi gerektiğini vurgulayan Başbakan Soyer, bölgedeki tüm tesislerin jeneratör kullandığını, manastır tamir edilirken de büyük bir jeneratöre ihtiyaç olacağını ve bunun büyük problem yaratacağını kaydetti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bölgeye endişeleri giderecek 11 bin woltluk akım götürürken, Milli Park'ın da hayata geçmesi ve yasal olarak doğanın tahribatını engelleyecek, yapılaşma endişesini giderecek tedbirler alınması gerektiğini anlattı.

Güneş enerjisinden yararlanma konusuna değinirken, bunun maliyetini karşılayamayacaklarını belirten Başbakan Soyer, doğa bozulmadan enerji sorununun nasıl çözüleceği konusunda fikir üretilmesini istedi. Soyer, sivil toplum örgütleri ve yöre halkıyla konuşmak gerektiğini belirtti.

Soyer, şirin görünme kaygısı taşımadan konuştuğunu, konunun değişik boyutlarını gündeme getirdiğini de ifade etti.

Başbakan Soyer, konuşmasını "Kıbrıs Türk halkının basını, halkındır. Basın özgürlüğü halkın gücüdür; kurumsallaşma en büyük varlığıdır, değeridir. Sonuna dek bu değerlere bağlı olacağız" diye tamamladı.

Cumhurbaşkanının soruşturmasını destekliyoruz

Soyer, ÖRP Genel Başkan Yardımcısı, Milletvekili Mustafa Gökmen'in Mal Tazmin Komisyonu'na başvuran Rumların listesinin sızdırılması konusundaki soruşturmayla ilgili yerinden sorduğu soruya karşılık ise, Cumhurbaşkanı'nın soruşturmasını, hükümetin de desteklediğini ve sonucunu beklemek gerektiğini belirtti. Soyer, soruşturma bitince konuşmanın faydalı olacağını söyledi.

Başbakan'ın konuşmasının ardından Akıncı'nın sunduğu Siyasi Partiler (Değişiklik) Yasa Önerisi'ne oybirliğiyle ivedilik kararı alındı.

Genel Kurul, bunun ardından başka tasarılara da ivedilik kararı verdi.

Albayrak: Yeşil adada askeri yeşile gerçek yeşilin itirazı

Meclisin tek gündem dışı konuşmasını, CTP Gazimağusa Milletvekili Arif Albayrak, "Yeşil Adada Askeri Yeşile Gerçek Yeşilin İtirazı" konusunda yaptı.

Albayrak, Gönyelili araştırmacı yazar-şair Mustafa Gökçeoğlu'nun "Ey yeşil adam/ Bilesin ki, sende bu güzellik, sende bu zarafet oldukça, apış aran hiç kurumayacak" dizelerine atıfta bulunarak, Kıbrıs sorurunun hep bu konu başlığında geliştiğini söyledi.

Arif Albayrak, bu süreçte duruşlarının hep iyiden, güzelden, barıştan, sevgiden yana olduğunu, halkın yanlışlar karşısında hep onurlu durduğunu belirtti.

CTP'nin barış ve demokrasi mücadelesinden gurur duyduğunu ifade eden Albayrak, herkesin istediklerini söyleyebilmesinin ülkede bir devrim olduğunu kaydetti.

Albayrak, değişime direncin yarattığı sıkıntılara işaret ederek, bazı sıkıntıların da bazı şeyleri kabullenmeye karşı ortaya çıktığını, son günlerdeki "üniformalı krizin" de bunlardan olduğunu belirtti.

Son dönemde toplumda yaşanan gerginlikleri sıralayan Arif Albayrak, suni gündemler karşısında içinden "haçana bir" demek geldiğini söyledi.

"Keşke bunlar gündem olmasaydı, keşke Karpaz'ı konuşuyor olsaydık" diyen Arif Albayrak, BRT'nin, artısıyla eksisiyle kendilerinin de bazen eleştirdiği bir kurum olduğunu; "Güney'de yasaklarla karşılaşan bu televizyonun şimdi başka yasaklarla da karşılaştığını" kaydetti.

Albayrak, ambargonun farklı bir uygulamasının da bu alanda yaşandığını belirterek, bu hareketlerin toplumu, halkı ve basını kamplara bölmekten başka bir şey kazandırmadığını vurguladı.

Kabul göremeyecek bu harekete topyekün karşı çıkmak gerekirken, alkış tutanlar da olduğunu kaydeden Arif Albayrak, bu kişilere Nazi Almanya'sındaki Yahudi papazı hatırlatmak gerektiğini söyledi.

Arif Albayrak, BRT'de yayımlanan "Duvarımız" adlı belgeselde bir kadının sözlerinden kaynaklanan tartışmalara değinirken, bu tartışmaların kime ne fayda getirdiğini sorguladı ve "Askerle işgal arasındaki 'gizemli' ilişkiyi dünyada tartıştırmak kime ne fayda getirir? Başında güvenlik olan bir komutanlığın toplumsal güveni sağlaması lazım. Asker, toplum bir bütündür, ama onlar da kendilerini sevdirmelidir. Bu argüman, toplumsal bütünlüğe yara gibi duruyor. En önemlisi 24 Nisan iradesine, Kıbrıs Türk halkına saygısızlık diye addederim bunu..." diye konuştu.

Arif Albayrak, meclis toplantısına GKK Basın Bürosu'ndan birinin gelmesi halinde onlara "dışarıya çıkın" demelerinin doğru olup olmadığını da sordu.

Daha soğukkanlı, mantıklı düşünmek gerektiğini vurgulayan Albayrak, "Kıbrıs'ın üzerine tek renk elbise giydirmeye çalışmak bu topluma hakarettir" dedi.

Suni tartışmaları çıkaranların, eğitimci Helen Keller'in "Yüzünü güneşe çeviren insanlar gölge göremezler" sözünden ders çıkarılmasını istedi.

Gazeteciler Birliği ve BASIN SEN'in tepkilerinin son derece yerinde olduğunu ifade eden Albayrak, "rüzgâr ekenlerin fırtına biçmeye hazır olmaları gerektiği" sözünü de "son derece doğru" diye niteledi. Albayrak, "Her toplum kendi kavgasını kendi karakteri içinde verir. Hürriyet ve ümit, su ve rüzgâr burada da var ve hep olmaya devam edecekler" diye tamamladı.

KIBRIS 15/06/07

 

Mali yardımın ilk projesi start aldı

İLK PROJE... AB'nin mali yardım paketi çerçevesinde ihaleye çıkılan ilk projesi olma özelliği taşıyan Gönyeli Altyapı Master Planı çerçevesinde kentin önümüzdeki 30 yılına yanıt verecek su, atık su, yağmur sularıyla ilgili planlaması yapılacak ve plan kasım ayına kadar tamamlanacak

Avrupa Birliği'nin (AB) 259 milyon Euro'luk mali yardım paketinden gelecek finansmanın ve BM Kalkınma Programı'nın (UNDP) "Gelecek İçin Ortaklık" Programı çerçevesinde verdiği destekle gerçekleştirilecek Gönyeli Altyapı Master Planı çalışmaları, dün düzenlenen toplantıyla başladı.

Gönyeli Altyapı Master Planı, AB'nin mali yardım paketi çerçevesinde ihaleye çıkılan ilk proje olma özelliği taşıyor.

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Lokali'nde gerçekleştirilen toplantıda açılış konuşmalarını sırasıyla Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin, AB Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel, UNDP "Gelecek İçin Ortaklık" Program Yöneticisi Tiziano Zennaro yaptı.

Konuşmaların ardından master planı hazırlayacak WYG International şirketinin yetkilileri projeyle ilgili teknik bir sunum gerçekleştirdi.

Gönyeli Altyapı Master Planı çalışmaları, kentin önümüzdeki 30 yıllık ihtiyaçları dikkate alınarak hazırlanacak ve kasım ayına kadar tamamlanacak.

Benli: Gönyeli adına çok mutlu bir gün

Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, Gönyeli adına çok mutlu bir gün ve bir miladı yaşadıklarını belirterek, Gönyeli'nin, ülkenin dördüncü büyük kenti olduğunu ve nüfusunun her yıl yüzde 10'un üzerinde arttığını kaydetti.

Gönyeli'nin, Lefkoşa'nın yeni yüzü olduğunu, ancak altyapı olarak gelişmeye ayak uyduramadığını anlatan Benli, yeni yapılaşmanın olduğu yerlerde ve yeni arsalarda kanalizasyon olmadığını, içme suyunun asbest malzeme ve ömrünü tamamlamış metal borulardan geçtiğini kaydederek, bunların topyekün yenileme istediğini vurguladı.

Çok büyük bir iş planlanıp altyapının yeniden yapılması gerektiğini belirten Benli, bu "topyekün" işin üstüne "topyekün" gidip alt yapı sorunlarını çözmek gerektiğini kaydetti.

Gönyeli Belediye Başkanı Benli, "Altyapı sorunları çözülmemiş bir kent büyük bir köy olmaya mahkumdur" dedi.

Ahmet Benli, AB Destek Ofisi'ne 2006'nın bitimine 4 ay kala müracaat ettiklerini ifade ederek, AB'nin kısa sürede kendilerine yarattığı bu fırsat için ve dinamik davranılması nedeniyle teşekkür etti.

Benli, AB'nin mali yardım paketi çerçevesindeki ilk ihalenin Gönyeli Altyapı Master Planı olduğunu da kaydetti.

Erçin: AB yardımı çeşitli aktivitelerde kullanılacak

Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin ise, AB'nin 259 milyon Euro'luk mali yardımının ilk ihalesinin sonuçlarının hayata geçmesi bakımından önemli bir gün olduğunu kaydederek, AB yardımının çeşitli aktivitelerde kullanılacağının kamuoyuyla paylaşıldığını, ancak bunların "retorik" olarak akıllarda kaldığını söyledi.

Erçin, bunların birinci örneğinin bugüne kadar altyapı yatırımlarından mahrum kalmış Gönyeli'nin altyapı sorunlarının giderilebilmesi için bir master planın ivedilikle hazırlanmasıyla başladığını söyledi.

Sadece Gönyeli değil, diğer belediyelere de AB mali yardımından kaynak ayrıldığını kaydeden Erçin, sadece Kıbrıs'ta değil, gerek AB ülkelerinde gerekse gelişmekte olan ülkelerde altyapı yatırımlarının zor gerçekleştiğini ifade ederek, bunu bir görev olarak kabul eden AB'ye teşekkür etti.

Erhan Erçin, mali yardımın geçebilmesi için Avrupa Komisyonu'nun çok etkin çalışmalarının farkında olduklarını, bütün bu çalışmaların hayata geçmesinin Kıbrıs Türk halkına önemli mesajlar vereceğini, bunların izleyicisi ve takipçisi olacaklarını kaydetti.

Erçin, görevlerinin AB yetkililerine bu çalışmalarda yardımcı olarak bu projelerde başarılı olmalarını sağlamak ve AB'nin 50 yıllık tecrübelerinden faydalanmaya çalışmak olduğunu kaydetti.

Erhan Erçin, diğer projelerin başlangıçlarına ve bundan sonra atılacak adımlara ilişkin önemli çalışmalar olacağını, diğer belediyelerle ilgili çalışmaların da sürdüğünü, bu projenin bir diğer öneminin UNDP'nin de bu işin içinde olmasından kaynaklandığını söyledi.

Bothorel: Limitli altyapı sistemleri gelişmeye engel

Konuşmasında Gönyeli'nin Lefkoşa'ya olan yakınlığından dolayı hızlı bir büyüme içinde bulunduğunu kaydeden AB Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel, kentin birçok insanı, yatırımcıyı, inşaat firmasını çektiğini ifade etti.

Böyle hızlı bir büyümenin altyapı konusunda sorunlara yol açabildiğini kaydeden Bothorel, limitli altyapı sistemlerinin gelişmeye engel oluşturduğunu söyledi.

Gönyeli'nin geleceğe hazırlanmayı hak ettiğini kaydeden Alain Bothorel, geleceğin birleşik bir Kıbrıs ile AB'de olacağını söyledi.

AB'nin bu projeye yardım etmeye karar verdiğini kaydeden ve projenin amacını özetleyen Bothorel, Gönyeli'de birleşik bir altyapı sistemi bulunmadığını anlattı.

Bothorel, projenin suyla ilgili ana ve yan servisler konusunda bir altyapı master planı hazırlamayı hedeflediğini ifade ederek, planın geçmişteki yanlışların giderilmesini de sağlayacağını ve kentin önümüzdeki 30 yıllık ihtiyacına yanıt verecek şekilde tasarlanacağını kaydetti.

AB mali yardımının en önemli amaçlarından birinin, sosyal ve ekonomik gelişmeye destek vermek olduğunu ifade eden Bothorel, 259 milyon Euro'luk yardım paketinin, Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine katkı koyarak adanın birleşmesini ve ekonomik entegrasyonunun kolaylaştırılmasını da amaçladığını kaydetti.

Gönyeli Altyapı Master Planı'nın kasım ayına kadar tamamlanmasının planlandığını anımsatan Alain Bothorel, çalışmanın tamamlanmasını ve bu tarihte kutlama yapabilmeyi diledi.

Zennaro

UNDP "Gelecek İçin Ortaklık" Program Yöneticisi Tiziano Zennaro ise konuşmasında, master plan çalışmalarına başlamalarından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bu inisiyatifin temel amacının; su, atık su ve yağmur suyu gibi alanlarda altyapının planlanmasının sağlanması olduğunu kaydetti.

Zennaro, UNDP olarak AB'ye bu projelerin hayata geçirilmesinde yaptığı finansal katkıdan dolayı teşekkür etti.

Benli ve Erçin'e de katkılarından dolayı teşekkürlerini sunan Zennaro, master planın çevresel konularda da sağlayacağı faydalara dikkati çekti.

KIBRIS 15/06/07

 

'Kayıp Otobüs' Avrupa Parlamentosu'nda gösterildi

Senaryosunu Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in yazdığı, yönetmenliğini de gazeteci Fevzi Tanpınar'ın yaptığı belgesel AP'de Kıbrıslı Türklerin 1974 öncesi yaşadığı sorunları ortaya koyması açısından önem taşıyor.

Yönetmen Fevzi Tanpınar etkinlik sonrası ABHaber'e yaptığı açıklamada "Kayıp Otobüs" belgeselinin AP'de gösterilmesinden son derece keyif aldım dedi.

Tanpınar şunları kaydetti:

"Kayıp Otobüs belgeselinin AP'de gösterilmesi, kendi içimizde yaşadığımız olayların dışarıya yansıtılması açısından önemliydi. Sonuçta belgesel ile tarihe ışık tuttuk. Bu propaganda amacıyla yapılmış bir film değil. Ancak burada belgeseli olmayan bir ülkenin fotoğraf albümü olmayan bir aileye benzediğini söylemem gerekiyor. Kayıp Otobüs belgeseli Kıbrıslı Türklerin geçmişte yaşadıkları sorunların anlatılması açısından fevkalade önemlidir. Belgesel Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlayacaktır. Belgesel 1974 öncesine ışık tutmuştur."

Raşit Persev ise Kayıp Otobüs'ün AP'de gösterimi ile ilgili şunları söyledi:

"Kıbrıslı Türkler acılarını içlerinde saklayan dışarıya vuramayan bir halktır. Onlarca yıl bu acılar aileler içinde saklanıp durdu. Bu aileler için iyi olmadı. Çünkü saklandıkça acılar büyür. Paylaşıldıkça azalır. Belgesel ile Kıbrıslı Türklerin içinde bulundukları durum, kendi acı ve üzüntüleri yansıtılmış oluyor. Kıbrıs'ta maalesef konular bugüne kadar tek taraflı bilindi. Bu gelişme 3. ülkelerin bizi iyi anlayamamasına yol açtı. Kıbrıslı Rumlarında Türklerin karşı karşıya kaldıkları olaylar ve başlarına ne geldiğini kavrayamamalarına yol açtı. Bu gelişme Rumlar içinde iyi olmadı. Onun için Kıbrıs Türkü başından geçenleri ne kadar paylaşılabilirse o kadar kendi menfaatlerini savunabilir."

KIBRIS 15/06/07

 

BM Güvenlik Konseyi, UNFICYP'in görev süresini görüşecek

BM kaynakları Kıbrıs Haber Ajansı'na, 15 üyeli BM Güvenlik Konseyi'nin 5 büyük üyesinin UNFICYP'le ilgili karar tasarısını oybirliğiyle oylamasının beklendiğini belirttiler.

Karar tasarısında, Kıbrıs'taki statükonun kabul edilmez olduğu, zamanın bir anlaşmadan yana olmadığı, Kıbrıs sorununda nihai siyasi çözümle ilgili görüşmelerin uzun zamandan beri açmazda olduğu yer alıyor.

Güvenlik Konseyi, 8 Temmuz sürecine tam destek belirtiyor; gelişme sağlanamamasından duyulan endişeyi ortaya koyarak taraflara Birleşmiş Milletlerin çabalarında önemli gelişmeler sağlanması, gerçek görüşmelere başlanması ve karşılıklı şikâyetlere son verildiğini kanıtlamaları için çağrıda bulunuyor.

8 Temmuz Anlaşması'nda yer alan ilke ve kararların memnuniyetle karşılandığı ifade edilen karar tasarısında, iki toplumlu, iki bölgeli federasyon ve siyasi eşitliğe dayalı kapsamlı bir anlaşmanın "hem mümkün olduğu, hem de istendiği ve geciktirilemeyeceğine" vurgu yapılıyor.

Güvenlik Konseyi, Kıbrıslıların öncelikli sorumluluğunun soruna bir çözüm bulunmasına ilişkin Genel Sekreter'in görüşünü paylaşıyor ve Birleşmiş Milletlerin öncelikli görevinin tarafları Kıbrıs'taki anlaşmazlıkta ve adanın bölünmesinde kapsamlı ve yaşayabilir bir anlaşma noktasına getirmek için yardımda bulunmak olduğunu vurguluyor.

KIBRIS 15/06/07

 

Rum Kesimi’nden veto tehdidi

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Avrupa Birliği’nin, enerji başlığını Türkiye ile müzakereye açması durumunda veto haklarını kullanacaklarını bildirdi

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 10:51 TSI 16 Haziran 2007 Cumartesi

 

LEFKOŞA - Rum radyosunun haberine göre Yorgos Lillikas, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Başkanı Yorgos Perdikis ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Rum yönetiminin bu yönde bir ‘uyarıda’ bulunduğunu hatırlatarak, “Güney Kıbrıs, Türkiye ile açılması söz konusu olan her 3 müzakere başlığıyla ilgili tutumunu ortaya koymuştu. Bu tutum, hem başkanlığın, hem de Komisyon’un bilgisindedir” dedi

Şu anda enerji başlığının masada bulunmadığını belirten Lillikas, “Enerji başlığının açılmasına yeltenilirse Güney Kıbrıs hükümeti veto edecek” dedi.

Fransa’nın, Türkiye’nin müzakere başlıklarından ekonomik ve para birliği başlığının açılmasını engelleyeceği haberlerinin hatırlatılması üzerine Lillikas, Fransız hükümetinin böyle bir düşüncesi olduğunu söyledi ve Paris’teki temasları sırasında Fransız hükümetiyle bu konuyu görüştüğünü kaydetti.

Lillikas, Paris’teki temasları sırasında, Güney Kıbrıs’ın ve Fransa’nın Avrupa konularındaki tezlerinde ve ikili konularda karşılıklı anlayış saptadığını belirterek, “Gerek Avrupa konularında, gerek ikili ilişkilerde bizi ilgilendiren temel konularda karşılıklı anlayış var. Her iki hükümette de önceki Fransız hükümetiyle geliştirdiğimiz diyaloğun ve işbirliğinin sürdürülmesi konusunda siyasi irade bulunuyor. Fransız hükümetiyle, Türkiye’nin üyelik süreci, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Akdeniz Birliği kurulması önerisi gibi her iki ülkeyi de ilgilendiren kimi konularda bir dizi temas ve diyalog planlandı” dedi.

 

"Enerji başlığını veto ederiz"


15 Haziran, 2007 22:41:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Avrupa Birliği'nin, enerji başlığını Türkiye ile müzakereye açması durumunda veto haklarını kullanacaklarını açıkladı.

Rum radyosunun haberine göre Yorgos Lillikas, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Başkanı Yorgos Perdikis ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Rum yönetiminin bu yönde bir "uyarıda" bulunduğunu hatırlatarak, "(Güney) 'Kıbrıs', Türkiye ile açılması söz konusu olan her 3 müzakere başlığıyla ilgili tutumunu ortaya koymuştu. Bu tutum, hem başkanlığın, hem de komisyonun bilgisindedir" dedi.
 
Şu anda enerji başlığının masada bulunmadığını belirten Lillikas,"Enerji başlığının açılmasına yeltenilirse 'Kıbrıs' hükümeti veto edecek" dedi.
 
"Fransa ile vetoyu görüştük"
 
Fransa'nın, Türkiye'nin müzakere başlıklarından ekonomik ve para birliği başlığının açılmasını engelleyeceği haberlerinin hatırlatılması üzerine Lillikas, "Fransız hükümetinin böyle bir düşüncesi olduğunu" söyledi ve Paris'teki temasları sırasında Fransız hükümetiyle bu konuyu görüştüğünü kaydetti.
 
Lillikas, Paris'teki temasları sırasında, Güney Kıbrıs'ın ve Fransa'nın Avrupa konularındaki tezlerinde ve ikili konularda karşılıklı anlayış saptadığını belirterek, "Fransız hükümetiyle,Türkiye'nin üyelik süreci, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Akdeniz Birliği kurulması önerisi gibi her iki ülkeyi de ilgilendiren kimi konularda bir dizi temas ve diyalog planlandı" dedi.

 

Hem şikayet, Hem protesto

"KIBRIS, KIBRISLILARINDIR"... TC Cumhurbaşkanı Sezer ve TC Başbakanı Erdoğan'a gönderilen mektupta, "Bilinmelidir ki, Kıbrıs Kıbrıslılarındır ve siyasi irade de bizimdir. 2004 yılından beri Kıbrıslı Türkler AB vatandaşıdırlar. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü ileri sürülerek siyasi irademize her nereden gelirse gelsin yapılan saldırılara dün olduğu gibi bugün de gereken karşılığı vermeye kararlıyız" ifadelerine yer verildi

Bu Memleket Bizim Platformu(BMBP), tatbikat yasağına tepki göstermek amacıyla dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Ferdi Sabir Soyer'e şikayet; TC'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'e de, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a iletilmek üzere protesto mektubu verdi.

Geçtiğimiz gün yapılan Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Tatbikatı'nı izlemeye 5 gazete ve 3 televizyona yasak konmuştu.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kara listeye alarak tatbikat yasağı uyguladığı basın yayın kuruluşları şunlardı:

"KIBRIS Gazetesi, KIBRIS TV, BRTK, Genç TV, Yenidüzen, Afrika, Kıbrıslı ve Starkıbrıs".

Kamuoyunda geniş yankı uyandıran tatbikat yasağını protesto etmek amacıyla BMBP, dün ziyaretler yapıp şikayette bulundu.

BMBP üyeleri, önce başbakan, ardından cumhurbaşkanı ve Büyükelçiyi ziyaret edip mektup sundu.

Darbaz: Kıbrıs Türkü'nün onuruyla oynandı

İlk ziyaretlerini Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e yapan, Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) Başkanı Kemal Darbaz, başbakanlık önünde yaptığı açıklamada, buraya gelmelerine neden olan gerçekliğin bir kez daha tekrarlandığını, Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile kurmak istediği "eşitler arası" ilişkinin bir kez daha ayaklar altına alındığını, Kıbrıs Türk halkının onuruyla oynandığını savundu.

Darbaz, önce Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı, ardından da Türkiye'nin buradaki en üst temsilcisi konumundaki Büyükelçi'ye giderek mektup sunacaklarını söyledi.

Yapılan son olayı, ne basın emekçilerinin ne de Kıbrıs Türk halkının çok büyük bir bölümünün kabul ettiğini, bundan sonra da etmeyeceğini söyleyen Kemal Darbaz, tepkilerinin bu gerçekleştirdikleri ziyaretlerle sınırlı kalmayacağını, bundan sonraki süreçte BMBP'nin sesinin çok daha fazla duyulacağını kaydetti.

Başbakan kabul etti

Darbaz, konuşmasının ardından, Başbakan'a sunulacak mektubu okudu. Mektubun okunmasından sonra BMBP'den kalabalık bir grup Başbakan tarafından kabul edildi.

Kemal Darbaz, kabul sırasında yaptığı konuşmada ise, geçtiğimiz gün basına karşı yapılan, ancak "basın üzerinden bir takım mesajlar içerdiğine inandıkları" davranış biçiminin, Kıbrıs Türk halkına karşı ilk kez yapılmadığını söyledi.

Geçmişte de bu tür davranış ve ilişkilere büyük hassasiyet gösterdiklerini kaydeden Darbaz, eşitler arası bir ilişkiyi öngördüklerini, halkın parçası olan sivil toplum örgütleri olarak bunu müteakip defalar dile getirdiklerini söyledi.

Kemal Darbaz, yöneticilerden çok beklentileri olduğunu, Kıbrıs Türk halkına karşı nereden gelirse gelsin her türlü "aşağılayıcı" harekete karşı halkın savunucusu olmalarını beklediklerini söyledi.

Darbaz, şu ana kadar vardıkları ortak kanıya göre yönetenlerden gelen tepkinin ya çok geç ya da yeterince duyulmayacak bir ses tonuyla geldiğini kaydetti. Darbaz, taleplerinin kimseyi rencide edecek bir boyut ve içerikte olmadığını, ne Türkiye Cumhuriyeti halkı ne de kurumlarıyla sorunları bulunduğunu, sorunun; Kıbrıs Türk halkına her vesileyle aşağılayıcı ifadelerin kullanıldığı ve kurumlarına direkt müdahalenin yapıldığı anlarda başladığını belirtti.

Kemal Darbaz, bir takım ana ilkeleri olduğunu ve bunların hayata geçmemiş olmasının kendilerini "büyük gayleye" sürüklediğini söyledi.

Darbaz, hazırlanan mektubu da Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e sundu.

Soyer: Kıbrıs Türkü özne oldu

Soyer, kendi kendini yönetme sürecinde bulunan bir halkın en temel noktalarından bir tanesinin; kendi kurumlarına ve kendi yapısına sahip çıkması olduğunu, bunu yapmayan bir halkın, hiçbir zaman "ben kendi kendimi yönetiyorum" iddiasında olamayacağını vurguladı.

Başbakan, bu temel doğrultusunda Kıbrıs Türk halkının bütün kurumlarıyla dünyada bir özne olduğunun ortaya çıktığı günümüzde, sivil toplum örgütlerinin bu istem doğrultusundaki hareketlerinin son derece doğru olduğunu kaydetti.

Soyer, bunun için Kıbrıs Türk halkına sahip çıkmanın, tüm kurumlarına ve basına da sahip çıkmakla paralel bir içerik taşıdığını söyledi.

Kıbrıs Türk halkının, açık ve kesin olarak Kıbrıs sorununda karşılıklı kabul edilebilir bir çözümden yana olduğunu belirten Soyer, 24 Nisan iradesiyle de belli olduğu gibi, Kıbrıs Türk halkının sorunun çözülerek adanın askersizleştirilmesi ve sivilleştirilmesi noktasını da önemli ölçüde bir talep olarak ifade ettiğini söyledi.

Başbakan, ancak "maalesef" çözümsüzlük koşullarının Kıbrıs Türk halkının iradesiyle oluşmadığını, Rum tarafında çeşitli nedenlerle "hayır" oyu kullanılması nedeniyle çözümsüzlüğün devamı yanı sıra adada askeri tırmanışın da devam ettiğini söyledi.

Soyer, Güney'deki idarenin, buna bağlantılı olarak yeni silahlanma politikaları getirirken, Güney'de askerliğin düşürülmesi çabalarına da kampanyalarla karşı çıktığını anlattı.

Bu gerginliğin karşılıklı tırmanışı getirdiği gibi her iki halkın içinde de demokratik gelişimi engelleyen süreçlere kapı açıldığını söyleyen Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü ve demokrasi sürecinin birbiriyle bağlantılı olduğunu kaydetti.

Bu konuda ellerinden gelen tüm gayreti göstereceklerini ifade eden Soyer, Kıbrıs Türkü'nün ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabilmesi için gerekli tedbirleri almaya çalışırken, kendi kurum ve yapılarını kendi kimliğiyle muhafaza etme gayretinde olduklarını söyledi.

Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye'nin en büyük gücü ve güçsüzlüğünün uluslararası camiada bir noktadan geçeceğini söyleyen Soyer, KKTC'de, demokrasi ve yapının; vesayet altında bir demokrasi, vesayet altında bir idare görüntüsü taşırsa, bunun Türkiye açısından da Kıbrıs Türk halkı açısından da dünyada kendini ifade etme noktasında ve çözüm süreci konusunda da fevkalade önemli bir zafiyet oluşturacağını söyledi.

Başbakan, bunlar açısından demokratik kurumsallaşmanın önde olan bir değer olduğunu ve bu anlayış doğrultusunda titizlikle hareket ettiklerini belirtti.

Soyer, medyaya yönelik davranışla ilgili açıklamalar yaptıklarını ifade ederek, medyanın her bir kurumunun ve medya mensubunun Kıbrıs Türk halkının malı olduğunu ve kendi için de görüşleri ne isterse olsun bir değer olduğunu belirtti.

Başbakan Soyer, "kendilerini tenkit eden Afrika ve Volkan gazetelerinin bile Kıbrıs gazetesi gibi, Yenidüzen gazetesi gibi, Halkın Sesi gazetesi ve diğer basın yayın organları gibi bir değer olduklarını ve bunlarla herkesin barışık olmaları gerektiğini" ifade etti.

Başbakan, bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini belirterek şöyle devam etti:

"Gereken tepkimizi göstermediğimizi ifade ediyorsunuz... Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır ve bu konuda gereken tüm pozisyonları göstermek kararlılık ve azmindeyiz. Bunun için esas olan nokta, Kıbrıs Türk halkının demokratik kurumsallaşması ve demokratikleşmesi için elimizden gelen bütün gayreti göstermek ve çabayı ilerletmektir. Bu girişiminizden dolayı size teşekkür ederim... Bu adımlar var olduğu sürece Kıbrıs Türk

halkı, her yerde ve herkese karşı kendi toplumsal kimliğini demokratik kurumsallaşmasını geliştirecek yetenekte, ehliyette ve kararlılıkta bir halk olduğunu kanıtlamış olacaktır."

İşte mektup

BMBP'nin, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e sunduğu mektup şöyle:

"1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Anlaşmaları ile Garanti ve İttifak Antlaşmaları çerçevesinde Kıbrıs'ta bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içişlerimize müdahale edip sivil toplum örgütlerimiz ve bazı medya kurumlarımıza karşı takındığı ayrımcı tavırlar kabul edilemez.

Kıbrıs Türk halkının demokratik iradesine ve kurumlarına yönelik geçmişte de bu tür müdahalelerin yapıldığı bilinmektedir.

Kıbrıs Türk toplumunun, 24 Nisan 2004 referandumunda ortaya koyduğu kendi kendini yönetme iradesine büyük bir saygısızlık yapılmıştır.

Bu yaşananlar karşısında meydanları dolduran 10 binlerin iradesiyle göreve gelen sizlerin sessiz kalarak gereken tepkiyi göstermemeniz Kıbrıs Türk halkının iradesine hakarettir.

Bu Memleket Bizim Platformu ana ilkelerini oluşturan, Anayasanın geçici 10. maddesinin kaldırılması,Yüksek Koordinasyon Kurulu'nun dağıtılması, Polisin sivil yönetime bağlanması, Seçilmişlerin, atanmışların her koşulda üzerinde olduğu ilkesinin yaşama geçirilmesi, Tüm kurumlarımızın Kıbrıs Türk halkına devredilmesi, Yurdumuzun ön koşulsuz silah ve askerden arındırılma sürecinin iki tarafça başlatılması, Kıbrıs Türk toplumunun kendi kendini yönetebilmesi için demokratikleşme ve sivilleşme çerçevesinde her türlü girişim ve adımların kararlılıkla atılmasını talep ederiz."

Mektuba imza koyan kuruluşlar

Mektuba imza koyan siyasi parti, sendika ve diğer kurum kuruluşlar ise şunlar:

"Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DEV-İŞ), Devrimci Genel İş Sendikası (DG-İŞ), EMEK-İŞ, DAÜ Bir-Sen, Petrol-İş, Belediye Emekçileri Sendikası (BES), Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu (TÜRK-SEN), Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS), Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası (EL-SEN), Kıbrıs Türk Telekomünikasyon Çalışanları Sendikası (TEL-SEN), Basın Emekçileri Sendikası (BASIN-SEN), Belediye Çalışanları Sendikası, Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası (TIP-İŞ), Kooperatif Çalışanları Sendikası (KOOP-SEN), Gümrük Çalışanları Sendikası (GÜÇ-SEN), Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN), Vergi Dairesi Çalışanları Sendikası (VERGİ-SEN), Devlet Çalışanları Sendikası (ÇAĞ-SEN), Mağusa Türk Genel-İş Sendikası, Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği, Yurtsever Kadınlar Birliği (YKB), Kıbrıs Türk Sanatçı ve Yazarlar Birliği, Haklar ve Özgürlükler Derneği, Girne Halk Sanatları Derneği, Kıbrıs'ta Sosyalist Gerçek, EKİM Kültür-Sanat Derneği, Kıbrıs Sanat Derneği, Barış Derneği, Barış ve Demokrasi İnisiyatifi, Kıbrıs Yayıncılar birliği (KIB-YAY), Naci Talat Vakfı, Kutlu Adalı Vakfı, Barış ve Federal Çözüm İçin Kadın Hareketi, Kadın Araştırmaları Merkezi, Gençlik Merkezi, Akdeniz-Avrupa Sanat Derneği, Girne Belediye Tiyatrosu Çalışanları (GİBETSU), Kıbrıs Gençlik Platformu."

Talat'a mektup

BMBP üyeleri daha sonra Cumhurbaşkanlığı'na giderek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, "bugün için hassasiyetlerini içeren ve beklentilerinin dile getirildiği" bir mektup verdi.

BMBP adına Basın Sen Genel Başkanı Kemal Darbaz, Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmeden önce basına kısa bir açıklama yaptı ve mektubu okudu.

Darbaz açıklamasında, "basına karşı birkaç gün önce yaşanana ve yaşatılana bir tepki olarak böyle bir eylem kararı aldıklarını" söyledi.

Darbaz, mektubu, sorunların nereden kaynaklandığına parmak basmak, eşitler arası ilişkinin nasıl tesis edilmesi gerektiğini, hassasiyetlerinin neler olduğunu ve Kıbrıs Türk halkının, seçip belirli makamlara getirdiği kişilerden neler istediğini dile getirmek amacıyla verdiklerini kaydetti.

Talat tatbikatı izlememeliydi

Kemal Darbaz, Cumhurbaşkanı Talat'ın, Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2007 Tatbikatı'nı izlemesini de şiddetle kınadıklarını söyledi.

Darbaz, "Özelde Kıbrıs Türk basınına, genelde Kıbrıs Türk halkına karşı işlenen bir suç söz konusuyken, Cumhurbaşkanı Talat'ın bu suçu işleyenlerin gerçekleştirdiği tatbikatı izlemesini kınıyoruz.

Böyle bir tavrı ne bugün ne de gelecekte görmek istemiyoruz. Sizler, Kıbrıs Türk halkının gösterdiği yolda yürüyün. Kıbrıs Türk halkı her koşulda sizlerin arkasında olacak" dedi.

Büyükelçiye ziyaret

BMBP üyeleri son ziyaretlerini TC'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'e yaparak, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a iletilmek üzere mektup verdi.

Basına kapalı gerçekleştirilen görüşmeye girmeden önce BMBP adına Basın-Sen Genel Başkanı Kemal Darbaz yaptığı açıklamada, basına karşı yapılan bu uygulamaya tepkilerini dile getirerek, Sezer ve Erdoğan'a yazdıkları mektubu okudu.

Sezer ve Erdoğan'a mektup

Mektupta, basına yapılan "saldırılar" Kıbrıs Türkü'nün siyasi iradesine saygısızlık olarak değerlendirilerek, platform altında toplanan sivil toplum örgütlerinin, "Kıbrıs Türkü'nün siyasi iradesine karşı sürdürülen sistematik saldırılara cevap verme kararlılığında olduğu" vurgulandı.

Mektupta, "Adada güvenliği sağlamakla yükümlü Türkiye Cumhuriyeti makamlarının, uzun zamandır Kıbrıs Türkü'nün iradesiyle seçilen sivil makamlara yönelik aşağılayıcı davranışlar içinde olduğu ve en son düzenlenen bir tatbikata, Kıbrıs Türk basını ve devletin resmi yayın kuruluşu alınmayarak yeni bir saldırı ortaya konulduğu" belirtildi.

TC güvenlik makamlarının adada garantörlük görevi çerçevesinde bulunduğu hatırlatılan mektupta, "güvenliği sağlamakla yükümlü makamlar Kıbrıs Türkü'ne hakaret etmek veya onun milli duygularını istismar etmek için bulunmamaktadırlar" ifadesine yer verildi.

Mektupta, "Kıbrıs Türkü'ne hakaret etme ve aşağılamanın Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının arasını açmaktan öteye bir işe yaramayacağı" da kaydedildi.

Mektupta, şu görüşlere yer verildi:

"Biz Türkiye ile olan ilişkilerimizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı, siyasi eşitler arasındaki bir ilişki olmasını ve Kıbrıs Türkü'nün siyasi iradesine saygıyı temel almasını hedeflemekteyiz. Bu nedenle seçilen makamların, her zaman ve koşulda atanmışların üzerinde olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatırız."

Türkiye'deki seçim sürecine de atıfta bulunulan mektupta, "Kıbrıs'ın seçim malzemesi yapılması, Türkiye'nin AB sürecinde Kıbrıs Türkü'nün rehine olarak kullanılmasının reddedildiği" ifade edildi ve şöyle denildi:

"Bilinmelidir ki, Kıbrıs Kıbrıslılarındır ve siyasi irade de bizimdir. 2004 yılından beri Kıbrıslı Türkler AB vatandaşıdırlar. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü ileri sürülerek siyasi irademize her nereden gelirse gelsin yapılan saldırılara dün olduğu gibi bugün de gereken karşılığı vermeye kararlıyız."

KIBRIS 16/06/07

 

BM Güvenlik Konseyi, Ban'ın Kıbrıs raporunu onayladı

GÜVENLİK KONSEYİ'NDEN TARAFLARA ÇAĞRI... Taraflar arasındaki 8 Temmuz 2006 anlaşmasından memnuniyet duyulduğu belirtilen kararda, 8 Temmuz sürecine tam destek verilerek bu konuda ilerleme sağlanması gereği dile getirildi. Tarafların karşılıklı ithamları bir tarafa bırakmaları tavsiyesinde bulunulan kararda, "adadaki statükonun kabul edilemeyeceği" yinelendi ve taraflar müzakereye davet edildi

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'taki Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini 6 aylığına uzatan ve tarafları 8 Temmuz anlaşmasını uygulamaya çağıran karar tasarısını kabul etti.

Güvenlik Konseyi'nin dünkü toplantısında, Kıbrıs'ta 25 Kasım 2006-25 Mayıs 2007 tarihleri arasındaki gelişmelerin ve görev süresi dün dolan UNFICYP'nin görev süresinin 15 Aralık 2007 tarihine dek uzatılması talebinin yer aldığı BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon'un raporu ele alındı.

Konsey, daha sonra Ban'ın Kıbrıs raporuyla ilgili hazırlanan karar tasarısını oy birliğiyle kabul etti.

Kararın giriş paragraflarında, Kıbrıs sorununa çözüm bulma sorumluluğunun adadaki taraflara ait olduğu, BM'nin başlıca rolünün kapsamlı ve kalıcı çözüm için taraflara yardım etmek olduğu vurgulandı.

Bu kapsamda taraflar arasındaki 8 Temmuz 2006 anlaşmasından memnuniyet duyulduğu belirtilen kararda, ''iki toplumlu, iki bölgeli federasyon ve siyasi eşitliğe dayanan kapsamlı çözümün'' desteklendiği ve bu çözümün gecikmeksizin hayata geçirilmesi gerektiği kaydedildi.

Yine kararın giriş paragraflarında, adada iki taraf arasında devam eden karşılıklı geçişlerden duyulan memnuniyet dile getirildi, bu kapsamda Lokmacı dahil başka geçiş kapılarının açılmasının güven artırıcı önlem olarak önemine değinildi.

Kararda, adada güvenlik açısından durumun sakin olduğu, ancak mayın temizleme çalışmalarının durmasından üzüntü duyulduğu ve Kıbrıs Türk tarafının bu çalışmaların yeniden başlamasına izin vermesi gerektiği belirtildi.

Kararın esas maddelerinde ise 8 Temmuz sürecine tam destek verilerek bu konuda ilerleme sağlanması gereği dile getirildi.

Tarafların karşılıklı ithamları bir tarafa bırakmaları tavsiyesinde bulunulan kararda, ''adadaki statükonun kabul edilemeyeceği'' yinelendi ve taraflar müzakereye davet edildi.

Kararda, ''Adadaki soruna nihai siyasi çözüm bulunamadığı için UNFICYP'in görev süresi 6 aylığına uzatılmaktadır'' denildi.

KKTC Büyükelçisi Gökeri

Kararın Güvenlik Konseyi'nde kabulünün ardından basına açıklama yapan Güney Kıbrıs'ın BM temsilcisi Andreas D. Mavroyiannis, kararın kabulünden memnuniyet duyduklarını söyledi.

Mavroyiannis'ten sonra açıklama yapan KKTC New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri ise söz konusu kararda "Kıbrıs hükümetine" atıfta bulunulduğunu ve bunun ''kabul edilemez'' olduğunu, dolayısıyla Güvenlik Konseyi kararını da kabul etmelerinin mümkün olmadığını bildirdi.

Gökeri, sözde Kıbrıs hükümetinin Kıbrıs Türklerini temsil etmediğini, yalnızca Güney Kıbrıs tarafını temsil ettiğini ve konuyla ilgili görüşlerini BM Güvenlik Konseyi başkanına dün ilettiklerini belirtti. Gökeri, ''Ancak UNFICYP hükümetimizin belirlediği modaliteler çerçevesinde KKTC'de misafirimiz olarak görev yapmaya devam edecek'' diye konuştu.

KIBRIS 16/06/07

 

Arestis davasında sürpriz gelişme

SOY AĞAÇLARI VE NÜFUS KAYITLARINI GÖSTERDİLER... Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde avukat Aslı Aksu tarafından açılan davanın dilekçesinde, davacı 23 kişinin, soy ağaçları ve nüfus kayıtlarından 1636 yılı doğumlu Esseyid Abdullah Paşa'nın soyundan geldikleri kanaatine varıldığı belirtildi. Avukat Aslı Aksu, müvekkillerinin tescil edilmeleri halinde, Abdullah Paşa Vakfı'nın, Türkiye ve Kıbrıs'ta bulunan vakıf topraklarının geliri, sevk ve idaresi konusunda söz sahibi olacaklarını belirtti

Kıbrıs'taki Maraş bölgesinde babasından kendisine miras yoluyla kaldığını iddia ettiği mülkünü, "Türkiye'nin askeri müdahalesi sonucu kullanamadığı" iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuran ve 885 bin Euro tazminat kazanan Rum Mira Ksenides-Arestis'in, üzerinde hak talep ettiği mülkün, Abdullah Paşa Vakfı'na ait olduğunu belirten 23 kişi, kendilerinin de "vakıf evladı" olarak tescillerine karar verilmesi için tespit davası açtı.

Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde avukat Aslı Aksu tarafından açılan davanın dilekçesinde, davacı 23 kişinin, soy ağaçları ve nüfus kayıtlarından 1636 yılı doğumlu Esseyid Abdullah Paşa'nın soyundan geldikleri kanaatine varıldığı belirtildi.

Dilekçede, davacıların nüfus kayıtlarına göre Abdullah Paşa'nın soyundan geldiklerinin ispatlanması ve ispatın ardından bu kişilerin "vakıf evladı" olarak tescilinin yapılması talep edildi.

AA muhabirinin davaya ilişkin sorularını yanıtlayan avukat Aslı Aksu, müvekkillerinin "vakıf evladı" olarak tescil edilmeleri halinde, Abdullah Paşa Vakfı'nın, Türkiye ve Kıbrıs'ta bulunan vakıf topraklarının geliri, sevk ve idaresi konusunda söz sahibi olacaklarını belirtti.

Yerleşime kapalı olan Maraş'taki mülkünü kullanamadığı gerekçesiyle Türkiye aleyhine AİHM'e başvuran Ksinedes-Arestis hakkında, mahkemenin, "Türkiye'nin mülkiyet ihlalinde bulunduğuna karar verirken, tazminat ödenmesine gerek görmediğini ve konu hakkında KKTC'de etkin bir iç hukuk yolu oluşturulmasını da talep ettiğini" ifade eden Aksu, ancak KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile Arestis arasında dostane çözüm sağlanamadığını söyledi.

Bunun üzerine AİHM'in ikinci kararında, Arestis'e 885 bin Euro tazminat ödenmesine hükmettiğini anlatan Aksu, bu tazminatın bir kısmının Arestis'in mülkünden, bir kısmının ise mülkün 1974 yılından bu yana kullanamayışından kaynaklandığını belirtti.

Müvekkillerinin "vakıf evladı" olduklarının tespit edilmesi halinde, Arestis'e, Taşınmaz Mal Komisyonu tarafından ödenecek tazminattan müvekkillerinin de hak talebinde bulunabileceklerini, hatta Kıbrıs Vakıflar İdaresi ile birlikte, ödeme kararı üzerine tedbir koydurabileceklerini ifade eden Aksu, ayrıca Kıbrıs Vakıflar İdaresi ve "vakıf evlatları"nın Rum kesiminde tapu iptal davası açabileceklerini söyledi.

"Maraş'ın gitmesinin önüne geçilebilir"

Maraş bölgesinde bulunan tüm vakıf malları için teker teker Rum kesiminde tapu iptal davalarının açılması gerektiğini anlatan Aslı Aksu, bu yolla "neredeyse tamamı vakıf topraklarından oluşan Maraş bölgesinin Türklerin elinden gitmesinin önüne geçilebileceği" görüşünü savundu.

Vakıf topraklarının, sonradan bir başka özel ya da tüzel kişiliğe devredilemeyen gayrimenkuller olduğunu anımsatan Aksu, "Arestis, söz konusu mülkün kendisine babasından miras kaldığını, tapunun yandığını, kaybolduğunu iddia etmiştir. Mülkün sahibi olduğunu hiçbir resmi evrakla ispatlayamayan Mira,Türk tarafının, söz konusu gayrimenkulün Türk Osmanlı vakıf toprağı olduğunu mahkemeye geç sunmasından da yararlanmış ve tazminata hak kazanmıştır. AİHM'in kararıyla neredeyse tamamı vakıf topraklarından oluşan Maraş bölgesinin elimizden kayıp gitmesi söz konusudur" diye konuştu.

AİHM'in ilk kararı

AİHM, Kıbrıslı Rum Mira Ksenides-Arestis davasında verdiği ilk kararda, Türkiye'nin "mülkiyet ihlalinde bulunduğunu" belirtmiş, ancak tazminat ödenmesine gerek görmemişti. Mahkeme, KKTC'de etkin bir iç hukuk yolu oluşturulmasını da talep etmişti.

AİHM kararının gerekçeli bölümünde, "KKTC'deki etkin bir iç hukuk yolu" olarak KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonu işaret edilmiş ve Rumların bundan sonraki başvurularının bu komisyona yönlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştı.

Bu kararla, AİHM, KKTC'nin etkin iç hukuk oluşturma yeteneğine sahip olduğunu kabul ederek, tanınmamış da olsa, KKTC'nin ve işlemlerinin yasallığını teyit etmiş sayılmıştı. AİHM, daha önce ise Titina Loizidou'nun Girne'deki mülküne ilişkin başvurusu hakkında verdiği kararda, Türkiye'yi sorumlu tutmuş ve tazminat ödemesine karar vermişti.

Rum Mira Ksinedes-Arestis davasıyla ilgili olarak, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun etkin iç hukuk mekanizmalarında aradığı koşulları karşıladığını belirten bir karar alan AİHM, Taşınmaz Mal Komisyonu ile Arestis arasında dostane çözüm sağlanamaması nedeniyle tazminata hükmetmişti.

AİHM'in ikinci kararında, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Arestis'e yaptığı öneri esas alınarak maddi tazminat miktarı, 885 bin Euro olarak belirlenerek, tazminatın bir kısmının, Arestis'in mülküne, bir kısmının ise mülkünü 1974'ten bu yana kullanamayışından kaynaklanan zarara karşılık olduğu belirtilmişti.

KIBRIS 16/06/07

 

Kıbrıslı Türk ve Rum siyasilerin futbol maçı bu akşam Güney Kıbrıs'ta

Slovakya Büyükelçiliği'nin girişimiyle ilki KKTC'de yapılan futbol karşılaşmalarında siyasiler karma takımla sahaya çıkıyor.

Bugünkü maça, Kuzey Kıbrıs'tan aralarında CTP milletvekilleri Mehmet Ceylanlı, Kadri Fellahoğlu, Teberrüken Uluçay, Okan Dağlı, Ahmet Gülle, Ali Gulle, Ramadan Gilanlıoğulları, Ahmet Barçın, Abbas Sınay yanında TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ve BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan'ın da bulunduğu siyasiler katılıyor.

İki toplumun yakınlaşmasını sağlamak amacıyla Ledra Palas'ta bir araya gelen bazı Türk ve Rum siyasi partilerin bir süre önce başlatmış olduğu iki toplumlu etkinlikler çerçevesinde karşılıklı maçlar düzenlenmesi kararlaştırılmıştı. İlki 14 Nisan'da Çetinkaya antrenman sahasında düzenlenen maçta, Rum ve Türk siyasiler ile milletvekillerinden oluşan "Mavi" ve "Gri" takım mücadele etmişti.

KIBRIS 16/06/07

 

2. Hrisostomos, KKTC'deki kiliseler için İtalya'dan yardım istedi

Başpiskopos 2. Hrisostomos, Başbakanlık binası Chigi Sarayı'nda Prodi'yle görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ta adanın kuzey kesimindeki kiliselerin restorasyonu konusunda İtalyan hükümetinden yardım istediğini söyledi.

Görüşmenin, olumlu geçtiğini belirten 2. Hrisostomos, Kuzey Kıbrıs'taki 500 Ortodoks kilisesinin muhafazası ve restorasyonu için İtalyan hükümetinin müdahalesine ihtiyaç olduğu konusunun da gündeme getirildiğini kaydetti. 2. Hrisostomos, şöyle konuştu:

"Prodi, bu konuda bize yardım etme sözü verdi. Avrupalıların kutsal mekânlarına sahip çıkması, son derece doğal bir haktır. Dindar İtalyan halkı bizim yanımızdadır. Bahsettiğimiz eserler, sadece bizim değil, aynı zamanda Avrupa'nın ve tüm insanlığın mirasıdır."

Başpiskopos 2. Hrisostomos, adanın kuzey kesiminde bir zamanlar 15.000 civarında olan Hıristiyan nüfusunun, halen 300'e düşmüş olduğunu ileri sürdü. 2. Hrisostomos, kuzey kesiminde Hıristiyan nüfusundaki azalmanın, "Türk yetkililerin baskıları ve saldırganlıklarından kaynaklandığını da" iddia etti.

2. Hrisostomos, yarın da Vatikan'da Roma Katolik Kilisesi'nin ruhani lideri Papa 16. Benediktus tarafından kabul edilecek. Papalık Hıristiyanlar Arası Birliği Özendirme Kurulu (PHABÖ) Başkanı Kardinal Walter Kasper, önceki gün yaptığı basın toplantısında, 2. Hırisostomos'un Papa tarafından kabulü sırasında, Kuzey Kıbrıs'taki kiliselerin durumundan duyulan rahatsızlığın Vatikan tarafından da dile getirilebileceğini belirtmişti.

KIBRIS 16/06/07

 

Sunday Times: Akıllı para Türkiye'ye kayıyor

      Çin ve Hindistan gibi piyasaların tüm dikkatleri çektikleri ancak "akıllı paraönın bunların ötesine, Türkiye ve Vietnam gibi "yükselen yıldızlar"a kaydığı bildirildi. Sunday Times gazetesi, "Yükselenler, Çin’e Meydan Okuyor" derken ABD’li yatırım bankası Goldman Sachs’ın, "Gelecek 11’ler" listesini hazırladığı, bunların arasında Türkiye’nin de bulunduğunu yazdı.
      The Sunday Times gazetesi, Çin ve Hindistan gibi piyasaların tüm dikkatleri çektiğini ancak "bilinçli yatırımcılaröın daha yüksek kazançlar sağlamak için "daha egzotik" ülkelere yöneldiklerini kaydetti. Gazete "Akıllı para, benzer büyüme oranları olan ancak o kadar ısınmamış Mısır, Türkiye ve Meksika gibi açıkgöz ülkelere kayıyor" yorumunu yaptı.
      Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in İngilizce isimlerinin ilk harflerinden oluşan "Bric" terminolojisin yaratıcısı olan ABD’li yatırım bankası Goldman Sachs’ın, bu defa "Bric’i yakalayacağı belirtilen "Gelecek 11’ler" listesini oluşturduğuna dikkat çeken gazete, söz konusu listedeki ülkelerin İngilizce alfabetik sırasıyla Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Güney Kore, Meksika, Nijerya, Pakistan, Filipinler, Türkiye ve Vietnam olduğunu yazdı.
      Bu ülkelerdeki ekonomik büyümenin son üç yıldaki ortalamasının yüzde 5.9’u bulduğuna dikkat çeken gazete, şöyle devam etti:
      "Yatırım bankası, Meksika, Kore ve daha düşük bir derecede Türkiye ve Vietnam’ın, önümüzdeki 30 yılda şu anda Çin ve Hindistan olduğu kadar önemli olma potansiyelleri olduğunu düşünüyor. Örneğin, Meksika ekonomisi, 2035 yılına kadar Fransa’yı geride bırakabilir.ö İngiliz gazetesi, İngiltere’nin en büyük fon yönetim şirketi Fidelity’nin, Mısır ve Türkiye dahil olmak üzere, Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’da yatırım yapan bir fon kurduğuna dikkat çekti.
      Fidelity yetkilisi Nick Price’nin "Bu bölgeler, doğal kaynaklar konusunda zengin, dünyanın ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde 80’ini ve dünyanın tüm platini bulunduruyor" diye konuştu.
      The Times, bazı "yükselen yıldızlaröa ilişkin bilgi verirken Türkiye’nin günlük bazda iş yapan yerel yatırımcıların hakimiyetinde olduğu için en uçucu yükselen piyasalardan biri olduğunu belirterek, "Ancak uzmanlar, hala güçlü bir büyüme öyküsünün olduğunu düşünüyorlar" diye yazdı.
     
     ÇOKULUSLU ŞİRKETLER TÜRKİYE’DE UCUZ VARLIKLARI KAPIYOR
      Türkiye’nin önümüzdeki 5 yılda ortalama olarak yüzde 4.6 büyümesinin beklendiğini kaydeden gazete, "Çokuluslu şirketler, ucuz varlıkları kapıyorlar" dedi. Gazete, bunun örneği olarak ABD’li dev GE Capital’ın, Garanti Bankası’nın yüzde 25’ini satın alarak Türkiye’nin en büyük mortgage sağlayıcı hale gelmek için konuşlandığını kaydederken, "2004 yılının başından beri hisselerinin fiyatı 4 kata yakın bir artış gösterdi ancak uzmanlar, mevcut fiyatın hala ucuz olduğunu söylüyorlar" diye yazdı.
      İngiliz sigorta şirketi Aviva’nın da, Sabancı ile kurduğu ortaklığa da dikkat çeken gazeteye konuşan New Star fonu yetkilisi Guy de Blonay ise, "Türkiye gibi ülkelerin, hala çok düşük düzeyde hayat sigorta satışları, mortgage ve bireysel kredileri var bu nedenle gelecekteki yıllarda büyük bir büyüme beklenmeli."(ANKA)

MILLIYET 17/06/07

 

The Economist: THY en büyük küresel havayollarından biri olacak

      Türk Hava Yolları’nın en büyük küresel havayolları arasında yer alacağı bildirildi. The Economist dergisi, kısa sürede THY’nin Avrupa’da en başarılı havayolları arasına girdiğini belirtti İngiliz The Economist dergisi, THY’nın yakında dünyanın en büyük küresel havayolları arasında yer alacağını yazdı. THY’nın başarılarına dikkat çeken dergi, THY’nin kısa sürede Avrupa’da en başarılı havayolları arasına girdiğini belirtti.
      ABHaber’e göre, Economist’in THY ile ilgili haberinde şunları yazdı:
      "Eskiden THY en kötü servis veren, bagaj kaybeden, hosteslerin yolcuları azarladığı bir havayolu olarak tanınırdı. 1974-2003 yılları arasında THY ait 9 uçak düşmüştü. THY pek de iyi anılmazdı. Ayrıca THY’nın mali durumu da çok kötüydü.
      Fakat son senelerde THY’de büyük bir gelişme oldu. Bilet satışları 2006 yüzde 22 arttı. Net kar ise, yüzde 28 oldu. THY’de büyüme devam edecek gibi gözüküyor. Geçen sene Avrupa Havayolları Örgütü, THY Avrupa’da en çabuk büyüyen, zamanında uçuş yapan ve az bagaj kaybeden havayolu olarak mükafatlandırdı".
      The Economist, THY’nin yeni uçaklar alarak filosunu büyütüp modernleştirdiğini belirtirken de THY’nin "en büyük küresel havayollarıö arasında yer alacağını da kaydetti.(ANKA
)

MILLIYET 17/06/07

 

KEİ zirvesi öncesi Atina'yla Kıbrıs krizi

17/06/2007 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ

ANKARA - İstanbul'da 25 Haziran'da çok sayıda devlet başkanının katılımıyla düzenlenen Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) Örgütü'nün 15. yıl zirvesi öncesi Yunanistan ile AB ve Türkiye arasında Kıbrıs krizi çıktı. Ankara, Rum Kesimi'ni zirveye gözlemci olarak kabul etmeyince Atina, 'Kıbrıs yoksa zirve de yok' resti çekti.
KEİ dönem başkanı Türkiye, zirveye gözlemci statüsüyle katılmak için Kıbrıs Rum Yönetimi, Macaristan, Britanya, Kazakistan, İran ve Karadağ'dan başvuru aldı. Türkiye, Rum başvurusunu "Diplomatik açıdan tanımadığımız bir ülkenin başvurusunu kabul edemeyiz" diye geri çevirince devreye Yunanistan girdi. Atina, Türkiye'ye "Kıbrıs yoksa, zirve de yok. Ben de ötekilerin başvurusunu veto ederim" deyince, en sert tepkiyi Britanya'dan aldı. Atina'nın tavrını 'diplomatik nezakete' aykırı bulan Londra, AB'ye şikâyet etti. Sonunda Britanya ile Türkiye'yi yatıştıran, KEİ'ye gözlemcilik statüsüyle katılmak isteyen Avrupa Komisyonu oldu. Komisyon, Britanya ile Türkiye'ye 'Yunanistan'a aldanmayın. Zirve, Kıbrıs'sız yapılacak' mesajı yolladı. Gerilimin Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis'in ikili görüşmesine olası yansımaları merak konusu.

 

 

Füzeler Kıbrıs'ta çözüm çabalarını etkilemez

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, savaş gemilerine karşı kullanılan gelişmiş Harpoon füzelerinden 51 adedinin Türk Deniz Kuvvetlerine satılması için kongreye izin bildiriminde bulundu.

Türkiye'nin ABD'den alacağı yeni füzelerle ilgili açıklama yapan Pentagon, bunun Kıbrıs'ta çözüm çabalarını etkilemeyeceğini bildirdi.

Füzelerin satış bedelinin 159 milyon dolar olması bekleniyor.

Pentagon'a bağlı Savunma Güvenliği İşbirliği Dairesi'nden (DSCA) yapılan yazılı açıklamada, satışın, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın elindeki Harpoon envanterini genişleteceği ve savaş gemilerine karşı yeteneğini ilerleteceği belirtildi.

Açıklamaya göre, 51 adet Block II tip taktik Harpoon füzesinin yanı sıra ilgili konteynerler, destek malzemeleri, yedek parçalar, personel eğitimi, bakım ve lojistik hizmetleri de Türkiye'ye sağlanacak.

Kongreden iki hafta içinde bir itiraz gelmemesi durumunda, satış izni kesinleşecek. Bu tip satışlarda

Pentagon Kongre ile önceden danışmalarda bulunduğu için, herhangi bir itiraz gelmesi beklenmiyor.

DSCA'nın açıklamasında satışın, Kıbrıs'ta çözüm çabalarını etkilemeyeceği de belirtildi.

Harpoon füzeleri, su üstü hedeflerine karşı savaş gemilerinden ve denizaltılardan fırlatılıyor.

Harpoon füzeleri, deniz kuvvetleri tarafından kullanılan radar güdümlü en gelişmiş füzeler olarak biliniyor.

KIBRIS 17/06/07

 

Hong Konglu Cheung, uçağa alınmadı

BUGÜN BAŞKA FİRMA İLE UÇACAK... Hong Konglu turist Fung Kan Cheung isimli kadın dün Ercan'dan İngiltere'ye gitmek istediği Türk Hava Yolları'na bağlı Sun Express uçağına alınmadı. Cheung, firma yetkililerinin kendisine "pasaportunun sahte olduğunu" söylediğini iddia ederken, KIBRIS'a konuşan yetkililer, kadının İngiltere'ye girebilmek için vize alması gerektiğini belirtti. Uluslararası geçerli pasaportu olduğunu kaydeden Cheung, Pegasus Hava Yolları'ndan bilet aldığını ve bugün İngiltere'ye uçacağını söyledi

Ergül ERNUR

Hong Konglu turist Fung Kan Cheung isimli kadın dün Ercan'dan İngiltere'ye gitmek istediği Türk Hava Yolları'na bağlı Sun Express uçağına alınmadı. Cheung, firma yetkililerinin kendisine "pasaportunun sahte olduğunu" söylediğini iddia ederken, KIBRIS'a konuşan yetkililer kadının İngiltere'ye girebilmek için vize alması gerektiğini belirtti. Uluslararası geçerli pasaportu olduğunu kaydeden Cheung, Pegasus Hava Yolları'ndan bilet aldığını ve bugün İngiltere'ye uçacağını söyledi.

Sun Express yetkilileri ise Cheung'un uçağa alınmamasıyla ilgili olarak, İngiltere Sınır Polisi'nin talimatı üzerine uçağa almadıklarını ve Türkiye'deki Sun Express yetkililerinin de onayıyla hareket ettiklerini kaydetti.

'Pasaportun sahte' iddiası...

Fung Kan Cheung isimli turist, İngiltere'ye dönmek için gittiği Ercan Havaalanı'nda, pasaportunun sahte olduğu gerekçesiyle Sun Express yetkilileri tarafından yaklaşık 2 saat boyunca bekletildiğini söyledi.

Uzun bir süre pasaportunun onaylanması için beklediğini ifade eden Cheung, yetkili kişilerin kendisine uçağa binemeyeceğini, İngiliz Elçiliği'ne gidip vize alması gerektiği bilgisinin verildiğini kaydetti.

Bu söylemler üzerine Cheung, adada tek tanıdığı olan Yeter Azizoğlu'ndan yardım istediğini söyledi.

Azizoğlu, Cheung'un KKTC'ye altıncı gelişi olduğunu ve ilk defa böyle bir muameleyle karşı karşıya kaldığını belirterek konuyu öğrendikten sonra pasaportun sahte olup olmadığıyla ilgili polisten bilgi aldığını ve Cheung'un çıkışını engelleyecek bir sorun olmadığını öğrendiğini ifade etti.

Sun Express'le İngiltere'ye uçuş yapamayan Cheung, 96 sterlin daha ödeyerek başka bir havayolundan bilet aldığını ve bugün İngiltere'ye uçacağını söyledi.

Cheung, kendisine yapılan bu muamele karşında çok üzgün olduğunu belirterek "KKTC'ye geldiğimde böyle bir davranışla karşılaşacaksam, artık gelmemeyi düşünüyorum" dedi.

Sun Express yetkilileri ise Hong Kong vatandaşı Fung Kan Cheung'un pasaport kontrolü sırasında İngiliz Sınır Polisi tarafından 'bu yolcu uçağa alınmayacak' talimatının geldiğini bunun üzerine de Türkiye'deki Sun Express müdürlerinin onayıyla kişiyi uçağa almadıklarını kaydetti.

Yetkililer, İngiltere'ye gitmek isteyen Hong Kong vatandaşı birinin vize alması gerektiğine dikkat çekerek uçakta yer olduğunu ancak İngiltere'den gelen talimatla hareket ettiklerini söyledi.

KIBRIS 17/06/07

 

"Ekonomi büyüyor, hazine büyümüyor"

Faal 5768 (Beş bin yedi yüz altmış sekiz) şirketten 2006 hesaplarını sunan şirket sayısı 2 bin 3 yüz 68. Bu 2368 şirketten de bin üç yüzü zarar beyan etti.

Kazanç beyan eden şirket sayısı ise sadece 1068 (Bin altmış sekiz). Yani toplam faal şirket sayısının beşte biri bile değil. Beyan edilen kazanca göre 2006 yılında 14 milyon YTL Kurumlar ve 22 Milyon YTL gelir vergisi elde edilecek demektir. Bunun en az 80 milyon YTL olması gerekir.

 

Ekonomi farklı bakanlıkta olsa da Maliye Bakanlığı en genel anlamda ekonomiye de yön verecek kararların üretildiği bakanlık olarak algılanıyor.

Bu nedenle de gözler ekonomiyle ilgili olarak da Maliye Bakanlığı'ndadır.

Çalışan ve emekliler ceplerine girecek para bakımından Maliye Bakanlığına bakıyor.

Özel sektör Maliye çıkışlı kararların kendilerini doğrudan etkilediğini biliyor.

... Ve belki de en önemlisi ülkedeki ekonomik büyümeye bağlı gelir artışından olabildiğince adil pay alımında Maliye Bakanlığı'nın vergi politika ve uygulamaları çok önemli.

* * *

Önceki akşam 22.30'dan yaklaşık 02.15'e kadar Kanal T'de Dilek Kırıcı'nın programına Ülker Fahri arkadaşımla konuk olduk.

Bilinçli bir yönlendirme olmadan programın çok önemli bir bölümü Maliye Bakanlığı'nın sorumluluk alanı içine giren konularda yoğunlaştı.

Girne Karaoğlanoğlu'nun Kervansaray Bölgesi'ndeki Yelken Restorant sahibi Sezai Kıraçoğlu'nun programa telefonla katılıp söyledikleri de Maliye Bakanlığıyla ilgiliydi.

Bayağı geç yatmış olmama rağmen dün sabah telefon trafiği oldukça erken başladı. Sezai Kıraçoğlu, ilk arayandı... Kendi yaşadıkları ve bakış açısından yola çıkıp derdini anlatıyor... Bize de dinlemek düşüyor doğal olarak.

Sezai Kıraçoğlu'nun oldukça önemli iddiaları da vardı tabii.

* * *

Saat 11.00 gibi Maliye Bakanı Ahmet Uzun aradı. Neredeyse çocukluk günlerimize kadar uzanan bir arkadaşlık geçmişimiz var. İletişimimiz her zaman olabildiğince yakın oldu.

Kahve içip, sohbet etmek için davet etti.

Hazırlanıp gittim.

Maliye Bakanı Uzun'un çalışma programının mesai ile pek bağlantılı olmadığını biliyorum.

Cumartesi olmasına rağmen iş başındaydı ve masanın üzeri evrak doluydu.

Davet Uzun'dan gelmiş olsa da sohbetin akışına sorularımla ben yön vermek istiyordum.

"Dün akşam sizleri biraz gecikmeli olarak da olsa izledim" deyip ekledi: "Sizler için basit konu olarak algılanabilir ama Yelken Restoran sahibinin insanların kafasında soru işareti yaratacak ifadeleri olduğunu öğrendim. Bu nedenle konuyu özetle senle paylaşmak istiyorum. Yelken Restoran'ın yeri yıllar önce Maliye Bakanlığı tarafından Mehmet Savarona'ya kiralandı. Mehmet Savarona ile Sezai Kıraçoğlu arasında ayrıntısı net olarak bizim tarafımızca bilinmeyen bir anlaşmayla restoran işletmeciliği başladı. Daha sonra Savarano ve Kıraçoğlu arasında ihtilaf ortaya çıktı. Konu mahkemeye gitti. Alt Mahkemenin kararı üst mahkemede bozulunca Mehmet Savarona, Sezai Kıraçoğlu'ndan restoranı terk etmesini istedi. Aralarında ihtilaf devam ederken Maliye ile Savarona arasındaki sözleşmenin süresi bitti. İhtilaflı durumu da dikkate alan Maliye Bakanlığı, söz konusu yerin boşaltılması talebiyle dava açmıştır. Amacımız mahkemenin sonuçlanmasıyla birlikte ihaleye çıkıp, yasalara uygun bir şekilde kiralamaktır. Sezai Kıraçoğlu, yasal kiracı olmadığı için işletme izinleri de doğal olarak verilmiyor. Bu süreçte araya kimse sokulmadı ve bizim anlayışımızda kimsenin araya girip bir biçimde çıkar elde etmesi de mümkün değildir."

* * *

Maliye Bakanı Uzun, bunları anlattı ben de notlarımı aldım.

Ardından ekonomik büyüme ile hazinenin, bütçenin paralel büyüyüp büyümediğini sordum.

Uzun, "Tam benim de açmak istediğim konulardan biri buydu" dedikten sonra şöyle konuştu: "Ekonomi büyüyor, refah seviyesi artıyor, gayri safi mili hasıla da büyüyor ama bunlara karşılık hazine büyümüyor. Hazine büyümeyince de hak edilen pay bu zenginleşmeden alınamıyor.

Hazinenin büyümesi için gelirlerimizin de öncelikle artması gerekiyor. Bu arada giderlerin de kontrol altında tutulmasına özen gösterilmelidir.

2006 yılı geride kaldı. Normal olarak nisan ayına kadar şirketler mali tablolarını Bakanlığa iletmesi gerekir. Gecikmeli teslim tarihi ise mayıs sonudur.

Mayıs ayı da geri kalırken gelir vergisine esas teşkil edecek şirketlerin hesap sunum durumlarını sordum arkadaşlarıma. Bana iletilen rakamlar karşısında olumsuz yönde çok etkilendim.

Faal 5768 (Beş bin yedi yüz altmış sekiz) şirketten 2006 hesaplarını sunan şirket sayısı 2 bin 3 yüz 68.

Bu 2368 şirketten de bin üç yüzü zarar beyan etti.

Kazanç beyan eden şirket sayısı ise sadece 1068 (Bin altmış sekiz). Yani toplam faal şirket sayısının beşte biri bile değil. Beyan edilen kazanca göre 2006 yılında 14 milyon YTL Kurumlar ve 22 milyon YTL gelir vergisi elde edilecek demektir. Bunun en az 80 milyon YTL olması gerekir."

... Ve bu bilgilerin ardında Uzun, ekliyor: "Vergi bilinci yerleşmedi."

* * *

Söz iş dünyasının tepki gösterdiği stopaj uygulama kararına geliyor.

İthal aşamasında uygulanan bir vergi türü olan stopaj, dünyamıza Salih Coşar'ın Maliye Bakanlığı döneminde 1982 yılında girmiş, 2001 yılında Mehmet Bayram'ın Maliye Bakanlığı günlerinde de kaldırılmış...

Konuyla doğrudan ilgisi olmayan geniş kesim fonlarla, stopajı karıştırdığı için stopajın Uzun zamanında kaldırılıp yeni bir kararla geri dönüş yapılıp yeniden uygulamaya konulduğunu sanıyor.

Ahmet Uzun, stopajla ilgili olarak da şunları anlattı:

" Stopajla ilgili var olan yasa %6'ya kadar stopaj uygulama yetkisi veriyor. Vergi kültürü gelişmediği için uygulanan sistemde ciddi kayıplar ve sıkıntılar yaşanıyor. Mevcut durumda devlet vergisini iyimser bir yaklaşımla yaklaşık iki yıl gecikmeli alıyor.

Biz ne yaptık?

Hammadde ve demirbaş ithalinde stopajı sıfır olarak belirledik. Hammadde ve işyeri için ticari amacı olmayan demirbaş ithal eden işadamı stopaj ödemeyecek. Yarı mamul ürün ithal edenler % 3 stopaj verecek. Mamul yani pazarlanmaya hazır mal ithal edenler ise % 4 stopaj ödeyecek.

Bu şekilde ödenen vergiler bir sonraki yıl en geç mayıs ayında sunulan hesaplar dikkate alınıp dikkate alınarak eksikse tamamlanacak kadarı ödenecek, stopajda ödenen fazla ile işadamı fazlalığı geri alacak."

Maliye Bakanı Uzun, stopaj uygulaması nedeniyle memnuniyet ifade eden işadamları olduğuna dikkat çekip şunları ifade etti: " Çok sayıda işadamı arayıp uygulamadan duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Bu iş adamlarımıza göre, hiç bir işadamı vergi ödemek için parasını kasada tutmuyor. Yatırıma dönüşüm olduğu için vergi aşamasında işadamı sıkıntı yaşıyor. O sıkıntılı noktada iki seçeneğin olduğu da belirtiliyor, ya olabildiğince az vergi ödemenin yolunu bulmak ya da bankadan vergi ödemek için para borçlanmak. Halbuki bu uygulamada vergi bir anlamda taksit taksit ödendiği için sorun olmuyor."

"Peki, stopaj maliyet unsurunu etkilemeyecek mi?" Bu sorumu Uzun gülümseyerek yanıtladı: "Eğer stopaj maliyetlere yansıtılırsa bu ileride hesaplarda ortaya çıkar ve ödenecek vergi artar. Bu nedenle buna yönelişin olacağını sanmıyorum."

* * *

Sohbetin sonuna doğru güncel başka konularda da kısa kısa sorular sorup yanıt aldım.

Soru: KDV iadesi yaygınlaştırılacak diye protokol imzaladınız sonra var olan iadeyi de kaldırma yoluna girdiniz. Neden?"

Yanıt: Sendikalarla görüşmeye oturduğumuz zaman bizim ilk taslağımızda KDV iadesinin kaldırılacağı vardı. Ancak sendikalar KDV iadesi kaldırılana kadar gelir bakımında kapsam genişletilip 13. Maaş ile Bayram ödeneğinin de kapsam içine alınmasını istedi. Bu geçici bir uygulamaydı. KDV iadesini kaldıracağımızı hiç bir zaman gizlemedik. Süreç içinde KDV iadesinin kaldırılmasından doğacak çok küçük kaybı karşılayacak adımlar atabiliriz.

Soru: Devletin ödemelerini aksattığı, yapamadığı söyleniyor. Doğru mu?

Yanıt: Mayıs sonu itibarıyla ödemelerimizi yaptık. Hesabımızı kitabımızı biliyoruz. Devletten alacağı olan kimsenin kaygısı olmasın.

Soru: Çalışan ve emeklileri eylül sonrası zor ödeyebileceğiniz iddia ediliyor. Ne dersiniz?

Yanıt: Böyle bir durum asla söz konusu olamaz. Bunun akıllardan bile geçirilmemesi gerekir. İzlediğimiz bütçe politikası bu tür riskleri ortadan kaldıracak içeriktedir.

Günün sözü:

Her ne tohum ekersen onu biçersin

Her ne köprü yaparsan oradan geçersin

KIBRIS 17/06/07