NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 13:04 TSİ 11 Ekim 2007 Perşembe
LONDRA
- İngiltere İçişleri Bakanlığı, Avrupa Adalet
Divanının, 1963te imzalanan ve 1973 yılında uygulama
hükümlerini içeren ek protokolle, Türk vatandaşlarının AB
ülkelerinde bireysel girişim ve yerleşim haklarını
düzenleyen Ankara Anlaşması ile ilgili kararını, ilke
olarak uygulamaya karar verdiğini bildirdi.
Buna
göre bakanlık, İngilterede yerleşmek ya da iş kurmak
isteyen Türk vatandaşlarının iltica başvurularını
ülkeye yasadışı yolllarla girseler de işleme koyacak.
Avrupa Adalet Divanı, 20 Eylül 2007 tarihinde aldığı
kararla, İngiltereye iltica başvurusunda bulunan ve bu ülkede
bulundukları süre içinde iş yeri sahibi olan iki Türk
vatandaşı Mehmet Darı ve Veli Tümün Ankara Anlaşması
gereği oturum sahibi olma talebini haklı bulmuştu.
1963 yılında Türkiye ile AB arasında imzalanan Ankara
Anlaşması gereği, Türk vatandaşları İngilterede
çalışma, iş kurma ve sürekli kalma hakkını elde
ediyor. Ancak İngiltere İçişleri Bakanlığı,
ülkeye yasadışı yollardan giren Türk
vatandaşlarının başvurularını
değerlendirmeye almıyordu.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 15:13 TSİ 11 Ekim 2007 Perşembe
WASHINGTON
- Oylamayı, Ermeni tasarısına karşı Türkiyenin
tezlerini anlatmak üzere Washingtonda bulunan, AK Parti Genel Başkan
Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Egemen
Bağış başkanlığındaki TBMM heyeti ile
Türkiyenin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy da izledi.
LOJİSTİK DESTEK HATTI TEHDİT ALTINDA
Komitenin hafta sonunda hayatını kaybeden üyesi Jo Ann Davis için bir
dakikalık saygı duruşuyla başlayan toplantısında,
ilk konuşmayı yapan Komite Başkanı Demokrat Parti
California Milletvekili Tom Lantos, 20. Yüzyılın Osmanlı
askerlerinin elinde büyük sayıda ölen Ermenileri konuşuyoruz. Bu
olayların gerçekleştiğine dair Kongrede ve ülkemizin genelinde
görüş birliği var dedi.
Lantos, Amerikalı liderlerin bu olayların gerçekleştiğini
tanımada birleştiğini, ancak soykırım
tanımlamasının doğru olup olmadığı konusunda
bölündüklerini kaydetti. Lantos, ABDnin eski başkanlarından Ronald
Reaganın Ermeni soykırımı sözünü
kullandığını, ancak onun ardından gelen başkanlar
George Bush, Bill Clinton ve şu andaki Başkan George W. Bushun
Türkiyenin hassasiyetini dikkate alarak, bu sözü
kullanmadığını söyledi.
Tom Lantos, Iraktaki Amerikan kuvvetlerinin önemli ölçüde Türkiyeden geçen
lojistik desteğe dayandığını kaydetti ve Hiçbirimiz
bu lojistik destek hattının tehdit altına girdiğini veya
aniden kesildiğini görmek istemez diye konuştu.
KIZIM
IRAKTA, ZARAR VERİR Mİ ENDİŞESİ
Cumhuriyetçi Parti Florida Milletvekili Ilena Ros-Lehtinen de,
açılış konuşmasında, Bu çok önemli ve ağır
bir mesele. Hepimiz bütün faktörleri gözden geçirmeliyiz. Tasarının
geçmesinin sonuçlarını iyi hesaplamalıyız. Şu anda
savaşın tam ortasındayız. Bu nedenle ben tasarıya
karşıyım. Bizim Iraktaki kapasitemize zarar verecek. Benim
kızım da şu anda Irakta hizmet veriyor dedi.
Ros-Lehtinen, tasarının daha önce en kuvvetli destekçileri
arasında yer alıyordu.
SÖZDE
SOYKIRIMDAN KURTULAN 4 KİŞİ DE TOPLANTIDA
Demokrat Parti California Milletvekili Brad Shermen, tasarıyı
geçirmenin komitenin sorumluluğunda olduğunu savunarak, Ankaradan
sadece birkaç kızgın söz gelir. Bugün başımızı
eğsek bile, Temsilciler Meclisindeki tasarıya destek veren 225
milletvekili gelecek yıl bunu yine getirecek diye konuştu.
Demokrat Parti New York milletvekili Gary Ackerman da, salona Ermeni
soykırımından kurtulduğunu belirten 4 kişiyi
getirdiğini ifade etti ve bu kişilerden ellerini kaldırarak
kendilerini göstermelerini istedi. Ackerman daha sonra, Türkiyedeki
dostlarımız mevcut durumu iyi anlamalı. Bu meseleyi aşma
kapasitesine sahipler. Bugün burada Osmanlı İmparatorluğunun
yaptıklarını konuşuyoruz, bugünkü Türkleri değil
dedi.
ROMA
İMPARATORLUĞUNU DA MI KINAYACAĞIZ!
Indiana Cumhuriyetçi Parti Milletvekili Gan Burton, bu tasarı yüzünden
bütün Ortadoğunun istikrarsızlık riskiyle karşı
karşıya olduğunu söyledi. Burton, 90 yıl önce
gerçekleşmiş olan olayları tartışmanın anlamı
olmadığını belirtirken, bugün bölgedeki gerçeklerin çok
farklı bir tablo yarattığını söyledi.
Burton, Afganistan ve Irakta çatışmalar varken, İsrail-Filistin
meselesi ve nükleer kapasitesini geliştirmeye kalkışan bir
İran söz konusu iken bu tasarıyı geçirmenin doğru
olmayacağını kaydetti. Ermeni iddialarına prim veren
Fransanın savunma ve diğer ticari anlaşmalarda Türk
tarafının kısıtlamalarına maruz
kaldığını hatırlatan Burton, tasarının
geçirilmesinin Türk-Ermeni uzlaşmasına da zarar vereceğini ifade
etti.
Gan Burton, Türkiye gibi iyi bir müttefike karşı tavır almakla
ABDnin kendi güvenliğini tehlikeye attığını söyledi
ve Bunun doğru yolu bu değil, doğru zamanı da değil
dedi.
ABD Kongresindeki Türk Dostluk Grubunun kurucularından Robert Wexler da,
tasarının geçmesinin Türk-Ermeni uzlaşma çabalarını
riske atacağına dikkat çekti. Wexler, ayrıca Türkiyedeki
İncirlik Üssünün yüzde 75 oranında ABDnin askeri kargo
taşımacılığında
kullanıldığını hatırlattı.
Colorado Cumhuriyetçi Parti Milletvekili Tom Tancredo ise, Ermeni
tasarısı benzeri tasarıları geçirmenin sonu
olmayacağını kaydetti ve Roma İmparatorluğunu da
mı kınayacağız diye sordu.
GENEL
KURULDA KABUL EDİLİRSE NE OLUR?
Konuşmalardan sonra yapılan oylamada, komite başkanı
Demokrat Parti California Milletvekili Tom Lantosun beklentilerin tersine
evet oyu verdiği görüldü.
Tasarının kabul edilmesi, salondaki Ermeni grupların
alkışlarıyla karşılandı.
Demokrat milletvekillerinin çoğu evet oyu kullandı. Hayır
diyenler ise ulusal güvenlik çıkarları konusunu gündeme getirerek ret
oyu vereceklerini belirtti. Tasarı 21e karşı 27 oyla
dışişleri komitesinden geçti.
Kararın genel kurula gelip gelmeyeceği, Temsilciler Meclisi
Başkanı Nancy Pelosinin inisiyatifinde...
Genel kurulda da onaylanırsa, Kongrenin soykırım
iddialarını tanıdığı anlamına gelecek. Bir
yasa yasarısı olmadığı için ABD Başkanı
George Bushun veto yetkisi de yok. Bağlayıcılığı
olmamasına rağmen, Ermeni diasporasının toprak ve tazminat
talepleri gibi konular gündeme gelmesi söz konusu olabilir.
PATRİK
KAREKİNİN DUASIYLA TOPLANDILAR
Komite soykırım kararı almadan önce, ABD Temsilciler
Meclisinde her sabah düzenlenen ve siyasi içerikli olmamasına özen
gösterilen sabah duasını da bütün dünyadaki Ermenilerin Patriği
kabul edilen Karekin yaptı.
Karekin, tasarının kabul edilmesinin hemen ardından da
oylamanın yapıldığı odaya girdi, Ackermanın
ellerini kaldırarak kendilerini göstermelerini istediği,
soykırımdan kurtulan dört kişiyle konuştu.
Karekin, gazetecilerin soruları üzerine de, Tasarının kabul
edilmesinden çok rahatladık. Çünkü biz bunu adaletin kazanması olarak
görüyoruz. Tanrıya minnettarız. 90 yıl geç kalmış
olsa da, adalet üstün geldi. Şundan eminiz ki, bedenleri bu
soykırımda yok edilmiş olsa bile, bu insanların
ruhları, komitenin kararını hissetmiştir. Çok
rahatlamış hissediyoruz dedi. Karekin, Ermeni iddialarının
tanınmasının, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin
ilerletilmesine yardımcı olacağını savundu.
Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosinin sözcüsü Nadeam Elshami
daha sonra yaptığı açıklamada, Patrikin ziyaretiyle, 1915
olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren
tasarının Dış İlişkiler Komitesinde
görüşülmesinin aynı güne gelmesinin tesadüf olduğunu belirtti.
Sözcü, Cumhuriyetçi temsilci Joe Knollenbergin, Karekin IIden, bu duayı
1 yıl önce talep ettiğini, Temsilciler Meclisi vaizinin de
Patriğin programını önceden düzenlediğini, Dış
İlişkiler Komitesinin programından haberdar olmadığını
iddia etti.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 11:03 TSİ 11 Ekim 2007 Perşembe
ANKARA
- Başbakan, Ermeni soykırımı karar tasarısıyla
ilgili olarak ABDnin Türkiye gibi önemli mütefikiyle birlikteliğine zarar
geleceğini, diasporanın da kendi özel menfaatleri için
Ermenistanı feda etmiş olduğunu belirterek, kılı
kırk yararak, en ince teferruatına kadar, gerek
Dışişlerinde, gerek askerlerle değerlendirmeden sonra
açıklama yapacaklarını söyledi.
Başbakan
Tayyip Erdoğan, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler
Komitesindeki oylamadan önce yaptığı değerlendirmede, ABD
Temsilciler Meclisindeki tablonun geçen yıllara göre Türkiyenin lehine
olduğunu söyledi. Erdoğan, ABDdeki toplantıyı izleyen AK
Parti Milletvekili Egemen Bağışın verdiği bilgiye
göre, Tasarı 2000 yılında yapılan oylamada 38e 12yle
aleyhimize geçmiş, 2005te de 40a 7yle geçmiş. Şimdiyse 22ye
22 telafuz ediliyor. Bu iyi bir nokta dedi.
Konuyla ilgili verilen mücadelenin çok kolay olmadığını
belirten Erdoğan, siyasetin duygusallığı kabul
etmediğini, uzun soluklu düşünmek gerektiğini belirterek Olay
sadece o an değil. İşin geleceği var dedi ve şöyle
devam etti:
ABD bu bölgede çok önemli bir partneriyle birlikteliğine çok ciddi bir
zarar gelecek diye düşünür. Aynı şekilde Ermenistan tamamen
geleceğe yönelik olumlu bakışları tamamıyla kaybeder.
O bir bitiştir. Bu dışardaki Ermeni diasporasına imkanlar
sağlar ve diaspora burada kendi özel menfaatleri için Ermenistanı
feda etmiş olur. Tabii ki biz yapacağımız
açıklamaları kılı kırk yararak en ince
teferruatına varıncaya kadar, gerek dışişlerinde,
gerek askerimizle en güzel değerlendirmesini yapıp, sonra onunla
ilgili açıklamalarımızı ayrıca yapacağız.
Erdoğan, Türkiyenin İncirlik Üssünü kapatıp
kapatmayacağına ilişkin bir soruyu, Şu anda bunu
konuşma zamanı değil. Netice belli olur, ondan sonra
yapmamız gereken açıklamayı o zaman yaparız şeklinde
yanıtladı.
ULUSLARARASI MAFYALARLA MÜNASEBETLER
Dünyada artık hukuk bürolarında, avukatlıklarda
uluslararası mafyaların oluştuğunu ifade eden
Erdoğan, bu mafyalarla kurulan münasebetler olduğunu, bunlardan
bazı beklentiler içine girilebileceğini söyledi. Erdoğan,
Ermeni Patriği sayın Mutafyan, Amerikaya gitti. Kendisi
konuşturulacaktı, konuşturulmadı. Niye? Diasporanın
baskısıyla dedi.
AMERİKANIN DÜNYADA BELİRLEYİCİ ÖZELLİĞİ
VAR
Ermeni iddialarına ilişkin görüşmelerin diğer
ülkelerinkinden farkının sorulması üzerine Erdoğan,
Amerikanın dünyada belirleyici bir özelliği olduğunu ve Türkiye
ile Amerika arasında stratejik bir ortaklık bulunduğunu
kaydetti. Erdoğan, burada alınacak kararın Arjantin, Kanada ve
Fransadakinden farklı olduğunu, Türkiyenin bu ülkelerle
münasebetlerinin de Amerikayla olduğu gibi değil, çok farklı
olduğunu belirtti.
BAĞIŞ: HER ŞEY BİTMEDİ, PKKYA KARŞI ADIM
ATSIN
Tasarıya karşı Türkiyenin tavrını anlatmak üzere
Washingtonda bulunan TBMM heyetine başkanlık eden AK Parti Genel
Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Egemen
Bağış da, kararın ardından yaptığı
açıklamada, Ermeni lobisi, kendi dar fanatizmi uğruna Türkiye-ABD
ilişkilerini de tehlikeye atmıştır. ABD demokrasisinin bu
kadar kötüye kullanıldığı, etnik, bencil fanatizme alet
edildiği bir başka olay hatırlamıyoruz dedi.
Babacan şöyle devam etti: ABD yönetiminin, Beyaz Sarayın ve ABD
Dışişleri Bakanlığı ile ABD Savunma Bakanlığının
(Pentagon) hala Türkiye ile ilişkileri korumak için atacağı
önemli adımlar vardır. PKK terörüyle mücadelede, ABD yönetimi hala
Türk halkı için önemli adımlar atabilir. Bizi bir takım karar
tasarılarının yazıldığı kağıtlar
değil, PKK kurşunu ve bombası vuruyor.
Türkiyenin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy da, kararın hayal
kırıklığı yarattığını belirtti.
GÜL: ABD GİBİ BÜYÜK BİR GÜCE YAKIŞMADI
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de yaptığı açıklamada,
ABDde bazı politikacıların sağduyu
çağrılarına kulaklarını tıkayarak bir kez daha
büyük meseleleri küçük iç politika oyunlarına alet ve feda etme
teşebbüsünde bulunduklarını belirterek şöyle dedi: Bu,
ABD gibi büyük bir gücün temsilcilerine yakışan ve yarayan bir tutum
değildir. Komitenin bu kabul edilmez kararının, geçmişteki
benzerleri gibi Türk halkı için hiçbir geçerliliği ve
saygınlığı yoktur.
DIŞİŞLERİ: HARP DÖNEMİNDE GÜVENLİK
TEDBİRİYDİ
Dışişleri Bakanlığından yapılan
açıklamada da, Dost ve müttefik bir ülkeyle ilişkileri, fevkalade
hassas bir dönemde zora sokacak olan bu tasarının, bu şekilde
ileriye götürülmesi, sorumsuzca bir davranıştır dendi.
Açıklamada, 1915 olaylarının niteliğinin halen
tartışıldığını, birçok
tanınmış uluslararası tarihçinin tehcir
uygulamasını Ermeni iddialarının aksine, Birinci Dünya
Savaşı şartlarında alınmış bir harp dönemi
güvenlik tedbiri olarak değerlendirdiği belirtildi.
Türk ulusunun tarihte hiçbir zaman işlemediği bir suçla itham
edilmesinin kabulünün mümkün olmadığı vurgulanan açıklamada
Tasarı lehinde oy kullananlar ve onlara bu yönde telkinlerde bulunanlar,
tarih önünde sorumlu olacaktır dendi, kararın Temsilciler Meclisi
Genel Kurulunda kabul görmemesi için
AA
Güncelleme: 11:42 TSİ 11 Ekim 2007 Perşembe
LONDRA
- The Independent gazetesi, Bush ile Kongrenin Ermeni iddialarının
statüsü konusunda bir tartışma içinde olduklarına dikkati çeken
bir başlıkla yayımladığı haberde,
tasarının periyodik olarak Washington-Ankara ilişkilerini
tehlikeye soktuğunu hatırlattı.
Ancak
bu kez ABDnin halen hayatta olan 8 eski Dışişleri Bakanı
ve 3 eski savunma bakanının Temsilciler Meclisi Başkanı
Nancy Pelosiye ortak bir mektup yazdıklarını hatırlatan
gazete, diplomatik riskin de tasarının kabulü ihtimalinin de bugün
her zamankinden yüksek olduğunu iddia etti.
Beyaz Saray ile Kongre arasındaki zıtlaşmanın Türk
hükümetinin Iraka sınır ötesi operasyona izin vermeye
yaklaştığı, olabilecek en kötü döneme denk geldiği
yorumunda da bulunan gazete, Ankaranın tasarıyı engellemek için
Washingtona yüksek seviyede bir parlamento heyeti gönderdiğine
işaret etti.
Gazete, Washingtondaki Türk Büyükelçiliğinin de bu yöndeki lobi
faaliyetleri için ayda 300 bin dolar harcadığını öne sürdü.
Tasarının en çok da Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy
Pelosiyi zor durumda bıraktığını da yazan
Independent, Pelosinin seçim bölgesi San Franciscoda büyük bir Ermeni nüfusun
yaşadığına dikkati çekerken, Kendisi de uzun süredir
tasarısının kabul edilmesi yönünde çağrılar
yapıyordu. Şimdi o da Beyaz Saraya meydan okumakla geri adım
atmak arasında bir seçim noktasında ifadesine yer verdi.
GUARDIAN: BUSHUN RİCALARI GERİ ÇEVRİLDİ
The Guardian gazetesi de Kongrenin, Bushun Ermeni iddialarıyla ilgili
ricalarını geri çevirdiğini, Bushun yanı sıra ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezze Riceın da böyle bir
kararın Ortadoğu barışına verebileceği zararla
ilgili uyarılarda bulunduğunu duyurdu. Ancak tasarının,
Demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisinde büyük destek
gördüğünü yazan Guardian, üyelerin yarısından
fazlasının karar tasarısına imza atıp, destek
verdiğini kaydetti.
Senatonun da yaklaşık yarısının aynı
adımı attığını hatırlatan Guardian, Ermeni
iddialarının kaynağı konusunda okurlarını
bilgilendirirken, Türkiye ile Fransa arasında geçen yıl aynı
sebeple ortaya çıkan krizi de hatırlattı.
FT: BUSH HİÇE SAYILDI, ANKARA ÖFKELİ
Financial Times gazetesi, ABD Temsilciler Meclisi Dış
İlişkiler Komitesinde 1915 olaylarına ilişkin Ermeni
tasarısının kabul edilmesiyle ilgili olarak, ABDli
parlamenterlerin Bush yönetimini hiçe saydığı ve Türk hükümetini
öfkelendirdiği yorumunu yaptı.
Daniel Dombey imzalı ve Washington mahreçli haber yorumda, Dış
İlişkiler Komitesinin önümüzdeki haftalarda Temsilciler Meclisinde
oylanması yolunu açan ve 21e karşı 27 oyla kabul ettiği
kararın, George Bush ile üst düzey yetkililerinin, Türkiye ile
işbirliği ve Iraktaki Amerikan askerlerinin akıbetinin
tehlikeye girebileceği yönündeki uyarılarına rağmen
alındığına dikkat çekildi.
Haber yorumda, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler
Komitesinin kararının ayrıca ABDnin Türkiyeyi Kuzey Iraka
geniş çaplı bir sınır ötesi operasyon yapmaması için
ikna etmeye çalıştığı bir sırada gelmesine de
işaret edildi.
Oylamadan önce gazeteye açıklama yapan New Jersey 4. bölge milletvekili
Cumhuriyetçi Christopher Smith, Üzücü olan modern Türk hükümetinin
soykırım ifadesini reddetmesi derken, California 27. bölgeden
milletvekili Demokrat Brad Sherman da, Ankaranın birkaç gün
kızgınlığını ifade edeceğini, sonra bu
kızgınlığın biteceğini savundu.
Komitenin oylamaya geçmesinden sadece birkaç saat önce Başkan Bushun
kararın çıkmasının, NATOda ve küresel terör ile
savaşta kilit bir ülkeyle ilişkilere büyük zarar vereceği
uyarısı yaptığını anımsatan gazete,
Amerikalı yetkililerin, kararın, Temsilciler Meclisinden geçmesi
halinde Washingtonın Türkiyeyi Irakın kuzeyine sınır
ötesi operasyon yapmamaya ikna etmesini iyice
zorlaştıracağı yönündeki ifadelerini yazdı. Gazete,
ayrıca pazar günü Türkiyenin 13 şehit vermesinin ve terör örgütü
PKKya karşı bir kamuoyu öfkesinin gündemde olduğuna işaret
etti.
Financial Times ayrıca, Washingtonın Türkiyeyi terör örgütüyle
mücadele yaklaşımında daha fazla işbirliğine
yönlendirme çabalarının da ABDnin terör örgütü ile mücadeleden
sorumlu özel temsilcisi emekli general Joseph Ralstonın istifasıyla
daha da zorlaştığı değerlendirmesinde bulundu.
|
||
|
|
||
|
ANKA |
||
|
|
||
|
|
HURRIYET 11/10/07
Ermenistan Başbakanı'nın itirafı

Ermeni kıyımı iddiaları bağlamında
Ermenistan'ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin 1923
yılında Bükreş'te yapılan Ermeni meselesiyle ilgili
Taşnak Partisi toplantısında sunduğu bir rapor vardı.
Kaçaznuni'nin Osmanlı döneminde yaşananları
anlattığı kendi imzasını taşıyan bu rapor,
Türk Hava Kurumu (THK) tarafından Rusçadan Türkçeye tercüme edilerek kitap
haline getirildi. İngilizce ve Fransızca dillerine de çevrildi.
Bu belgeyi özetle sunuyorum.
Türklere savaşı biz açtık
1914 sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine
katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya'da büyük gürültü içinde
ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya
başlandı.
....................
Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek
için savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı
olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. "Türkiye'den
denizden denize Ermenistan" talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin
ordularını Türkiye'ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri
için Avrupa ve Amerika'ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu
da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle
savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven
telkin edebiliriz ki?
Aklımız dumanlanmıştı
Askeri operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya'ya
bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik,
olayların sebebi biziz. Türklerin milli mücadelesi haklıydı.
Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı.
Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr
Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın
temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği büyük Ermenistan
hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet olamadık. Türkiye
Ermenistan'ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı
gerçeğini göremedik.
Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi
başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem
vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle,
gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.
Türkler doğru yaptı
1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi
tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün
pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus
bulunmamaktadır. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve
dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan
diğerine savrulmaktaydık. Rus hükümetine karşı dünkü
inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü
suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi.
Barışı sabote ettik
Kaderden şikâyet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi
dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim
(hastalıklı) milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir
ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştır.
Osmanlı'dan, Akdeniz'e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü
birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve
savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf
devletlerinin bize vaat ettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği
göremedik.
Sorunu tarihçilere bırakmak çabalarında ilginç bir belgedir.
Keşke ABD kongre üyelerine de dağıtılsaydı.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 11/10/07
Avrupa Rumların tutumundan bıktı
SOYER'İN BARIŞ VE ÇÖZÜM SÖYLEMLERİNE DESTEK...
"Bugüne dek birçok delegasyonun başında bulundum ve
rahatlıkla söyleyebilirim ki Avrupalı siyasetçiler Rum
politikacıların tutumundan, her şeyi tıkamasından
bıktık, çok rahatsızız" diye konuşan Claudia
Roth, Başbakan Soyer'in adaya barış ve adil çözüm söylemlerine
destek belirtti. Roth, Başbakan Soyer ve heyetini parti merkezlerinde
görmekten duyduğu mutluluğu ifade ederek, partisinin duvarlara
karşı olduğunu, Almanya'daki duvarın yıkıldığını,
ama Avrupa'da halen duvar bulunduğunu, onun da yıkılması
için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.
Başbakan Soyer'in Almanya'daki temasları çerçevesinde bir
araya geldiği Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth,
Avrupalı siyasetçilerin Rum politikacıların tutumundan çok
rahatsız olduğunu söyledi:
"Bugüne dek birçok delegasyonun başında bulundum ve
rahatlıkla söyleyebilirim ki Avrupalı siyasetçiler Rum
politikacıların tutumundan, her şeyi tıkamasından
bıktık, çok rahatsızız" diye konuşan Roth,
Başbakan Soyer'in adaya barış ve adil çözüm söylemlerine destek
belirtti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Almanya Birlik 90/ Yeşiller
Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Almanya'nın başkenti
Berlin'deki görüşmelerinde Kıbrıs'ta barış mesajı
verdiler.
Berlin ziyaretinin ikinci günündeki temaslarına Yeşiller
Partisi Genel Merkezi'ndeki görüşmeyle başlayan Başbakan Soyer,
Yeşiller Partisi'nden, Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler
nezdinde görüşmelerin başlaması için düşünsel baskı
üretmesini istedi; Avrupa'ya da bağnaz, dar milliyetçiliğe
yenilmemeleri çağrısı yaptı.
Soyer, adada kalıcı bir federal çözümden yana
olduklarını, duvarları istemediklerini ve Doğu Akdeniz'in
barış ve işbirliği alanına dönüşmesi için
uğraş verdiklerini anlattı; çözümsüzlük uzadıkça fiziki
duvarların beyinlerdeki duvarlara dönüştüğüne dikkat çekti.
Başbakan Soyer, duvarların yıkılması için BM çözüm
planına dört elle sarıldıklarını vurguladı.
Başbakan Soyer, Yeşiller Partisi Eşbaşkanı
Roth'u hem resmi görüşmeler hem de halkla temas edip gözlemler yapmak
üzere Kıbrıs'a davet de etti.
Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth ise,
Avrupa'nın, Kıbrıslı Rumların tutumundan ve her
şeyi tıkamalarından bıktığını söyledi.
Duvarların yıkılmasını istediklerini,
Almanya'daki duvarı yıkmayı başardıklarını,
Kıbrıs'takinin yıkılması için de ellerinden geleni
yaptıklarını ifade eden Roth, Başbakan Soyer'in
Kıbrıs'a davetini sevinçle karşıladı ve
asistanlarına gerekli düzenlemelerin yapılması
talimatını verdi.
Başbakan Soyer Yeşiller Genel Merkezi'nde
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, CTP-BG Lefkoşa Milletvekili Dr.
Mustafa Yektaoğlu, Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit, Alman
Sosyal Demokrat Parti AP eski Milletvekili Ozan Ceyhun'un eşlik
ettiği Yeşiller Parti Genel Merkezi'ne ziyaretinde; Claudia Roth,
Türkiye kökenli eyalet milletvekilleri Özcan Mutlu ve Bilkay Öney
tarafından karşılandı.
Claudia Roth, Başbakan Soyer ve heyetini parti merkezlerinde
görmekten duyduğu mutluluğu ifade ederek, partisinin duvarlara
karşı olduğunu, Almanya'daki duvarın
yıkıldığını, ama Avrupa'da halen duvar
bulunduğunu, onun da yıkılması için ellerinden geleni
yaptıklarını söyledi.
Roth, Almanya'nın ortak evleri Avrupa'da duvarların
yıkılması için özel sorumluluk hissettiğini,
Kıbrıs'taki duvarın Avrupa için utanç olduğunu kaydederek,
insanların izole edilmesine de karşı olduklarını
vurguladı.
Kıbrıs'ta referandumda çıkan sonucu anımsatan
Claudia Roth, barışa ulaşılması için görüşmelerin
BM çerçevesinde sürmesi, adanın birleşmesinin takvimlemesinin
hazırlanması gerektiğini belirtti.
Kıbrıs Türk halkının ekonomik, kültürel, sosyal
gelişimini ve adanın her iki tarafının da
askersizleştirilmesini istediklerini ifade eden Claudia Roth, Kuzey
Kıbrıs'taki yapılaşmadan çevre adına
rahatsızlık duyduklarını kaydetti. Roth, adanın
askersizleştirilmesinden yana olduklarını da ifade etti.
Roth, Başbakan Soyer'i resmi bir ziyaret için Yeşiller Parti
Merkezi'ne bilinçli davet ettiklerini de vurguladı ve Soyer'in
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda dile getirdiklerini sonuna kadar
doğru bulduklarını söyledi.
"Rumların tutumundan bıktık"
"Bugüne dek birçok delegasyonun başında bulundum ve
rahatlıkla söyleyebilirim ki Avrupalı siyasetçiler Rum
politikacıların tutumundan, her şeyi tıkamasından
bıktık, çok rahatsızız" diyen Roth, Başbakan
Soyer'in adaya barış ve adil çözüm söylemlerine destek belirtti.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Kıbrıs
sorununun çözümü için verdiği sözlere rağmen BM çözüm planına
"hayır" demesini eleştiren Claudia Roth, kendisine yönelik
güveni de istismar ettiğini vurguladı.
Roth, Kuzey Kıbrıs'ta sayısının 34 bin
olduğunu öğrendikleri Türk askerinin konumuyla ve polisin Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı olmasıyla ilgili
düzenlemelere yönelik Türkiye tarafından yapılacak bir jestin, AB'nin
Güney Kıbrıs'a karşı yapacağı girişimleri
başarılı kılacağını ifade etti.
Soyer: Çözümsüzlük uzadıkça,
fiziki duvarlar beyindeki
duvarlara dönüşüyor
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Roth'la görüşmesinde ve
sonrasındaki basın açıklamasında, Kıbrıs'taki
duvarın kalkması için BM ilkeleri çerçevesinde federal bir
Kıbrıs'a ulaşılmasını istediklerini söyledi.
"Duvarlar çok kötüdür. Bu duvarların kalkması gerekir.
Çözümsüzlük uzadıkça, fiziki duvarlar beyindeki duvarlara dönüşüyor.
En kötüsü de bu" diyen Soyer, bunun barışı,
işbirliği ve AB'nin genişlemesini engellediğine işaret
etti.
Başbakan Soyer, bir an evvel Kıbrıs'ta çözüm
istediklerini, Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'in barış ve
işbirliği adasına dönüşmesini
arzuladıklarını, böylece Avrupa'nın ortak ekonomik alana
dönüşebileceğini anlatarak, bunun da Avrupa ve bölge halklarına
demokrasi, işbirliği ve barış ortamı yaratacağına
dikkat çekti.
"İnsanca yaşamak istiyoruz"
Başbakan Soyer, "Biz Kıbrıslı Türkler insanca
yaşamak istiyoruz, dünyayla serbest ve özgür ilişkiler istiyoruz
" diyerek, Rum tarafının
"illegal-(yasadışı)" diye nitelediği KKTC'deki 6
üniversitede 40 bin öğrencinin öğrenim gördüğünü
hatırlattı ve bilime, sanata birçok katkısı bulunan
Almanya'nın başkenti Berlin'den dünyaya "fizik, kimya, güzel
sanatların neresi illegal olabilir?" diye sormak istediğini
belirtti.
Soyer, "Ben Kıbrıslı Türk'üm, insanım ve Avrupalıyım.
Bireysel olarak haklarım var, Avrupa yurttaşıyım. Ama
Avrupa'nın hiçbir organında toplumsal kimliğimle, aidiyetimle
temsil edilemiyorum. O zaman Kopenhag kriterleri nerede?" diye sordu ve
Avrupa'nın bağnazlığa, dar milliyetçiliğe
yenilmemesini istedi.
Başbakan Soyer, Yeşiller Partisi Eşbaşkanı
Claudia Roth'la görüşmesinde, Kıbrıslı Türklerin ne
istediğini özetledi ve "Biz dünya insanlığıyla
buluşmak istiyoruz" dedi.
Rumların çözüm öncesinde AB üyesi yapılmalarıyla çözüm
motivasyonlarını kaybettiğini, ama kendilerinin umutlu
olduğunu, ısrarla BM parametrelerinde görüşmelerin
başlamasını istediklerini vurgulayan Soyer, bu görüşme
sürecinin de takvimle planlanması gerektiğini, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın 5 Eylül görüşmesinde bunu sunduğunu hatırlattı.
"Çözümsüzlük zehir üretiyor"
"Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü zehir üretmeye devam
ediyor" diyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bunun sadece
Kıbrıslı Türk-Rum ilişkilerini değil, Türk-Yunan
ilişkilerini de olumsuz etkilediğine işaret etti.
Laik, demokratik Kıbrıs Türk halkının Ortodoks Rum
halkıyla bir cumhuriyet altında birleşmesinin Ortadoğu
halklarına da güzel bir mesaj oluşturacağını kaydeden
Başbakan Soyer, Yeşiller Partisi'nin insan hakları
bağlamındaki duyarlılığından, haksız
izolasyonlar altındaki Kıbrıs Türk halkının büyük
yarar gördüğünü söyledi.
KKTC üniversitelerinin Avrupa Yüksek Öğretim Kalite Güvencesi
Birliği Ajansı'na (ENQA- European Association for Quality Assurance
in Higher Education) üye olduğunu belirten Başbakan Soyer, Almanya
üniversiteleriyle öğrenci değişimi gibi birçok konuda
işbirliğine gitmek istediklerini bildirdi.
Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türklerin bir an önce
Avrupa'ya ihracat yapmak istediğini de vurguladı ve AB Komisyonu'nun
verdiği yanlış mesaj yüzünden elde kalan 20 bin ton patates
sorununu aktardı; bunun için hükümetin 15 milyon Dolar sübvansiyon
yapacağını kaydetti.
Turizm ve spor alanında Rumların engellemelerinden örnekler
veren Başbakan Soyer, gençlerin kendi kimlikleriyle sportif etkinliklere
katılamadığını, Türk ekibi içinde
katılabildiğini ve büyük başarılar elde ettiğini
anlattı.
Başbakan Soyer, Yeşiller Partisi Eşbaşkanı
Claudia Roth'u, yerinde gözlem için 24 saatliğine değil, 3-5
günlüğüne Kıbrıs'a davet etti ve köylere gidip her konuda halkla
da konuşmasını önerdi.
Başbakan Soyer'in öteki temasları
Başbakan Soyer, Almanya'nın başkenti Berlin'de,
Berlin-Brandenburg Türk-Alman İş Adamları Birliği (TDU)
yetkililerinin ardından, Almanya hükümetinin büyük ortağı Sosyal
Demokrat Parti (SPD) Milletvekilleri Lale Akgün ve bu partinin Avrupa
Politikaları Sözcüsü de olan Milletvekili Alex Schaefer'le de Federal
Parlamento'da bir araya geldi. Başbakan Soyer, gazetecilerin
sorularını da yanıtladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorunu çözümsüz
kaldığı için Akdeniz'in ortak bir ekonomik alan
olamadığını, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün kimseye
fayda getirmediğini, Güney Kıbrıs'ın da baskı
altında bulunduğunu söyledi.
Soyer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon'la yapacağı görüşmenin Kıbrıs
sorununun çözümü için yeni avantajlar getireceğini kaydederek,
"Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, tahammül
sınırlarını aştı" dedi.
Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta çözüm ve
eşitlik ilkeleriyle dünyada yer almak istediğini vurgulayan Ferdi
Sabit Soyer, haksızlıklara karşı yollarını
yürümeye devam edeceklerini belirtti.
Başbakan Soyer, Rum tarafının çözümden önce hem kendini
hem de dünyayı aldatarak AB'ye üye olduğunu, Türkiye'nin AB
üyeliğini engellemeye ve Kıbrıs Türk halkı üzerinde
hakimiyet kurmaya çalışan yanlış politikasıyla
dünyadan ağır eleştiriler aldığını söyledi.
"Türkiye de çözümün parçası"
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının çok
haklı bir davayı savunduğunu ve Kıbrıslı Rumlar
kadar adada hak sahibi olduğunu kaydetti.
Soyer, BM görüşme süreci ve parametrelerinde siyasi eşitlik
ve iki bölgeliliğe dayalı bir çözüm bulunduğunu; Türkiye'nin de
garantör ülke olarak bu çözümün bir parçasını oluşturduğunu
söyledi.
Rum tarafının, çözüm olmadan, hem kendini, hem de
dünyayı aldatarak AB'ye üye olduğunu; Türkiye'nin üyeliğini
engellemeye ve Kıbrıs Türk halkı üzerinde hakimiyet kurmaya
çalıştığını anlatan Başbakan Soyer,
şöyle konuştu:
"Dünyada oluşturulan havayı değiştirmeye
çalışıyoruz"
"Bunun yanlış bir politika olduğu, dünyada
karşılaştıkları ağır eleştirilerle kendini
göstermektedir. Biz kararlı ve sebatlı şekilde, çözüm siyasetine
bağlı olarak BM parametrelerinde, bugüne dek Kıbrıs Türk
halkı ve Türkiye aleyhine dünyada oluşturulan havayı
değiştirmeye çalışıyoruz.
Bizim istediğimiz Doğu Akdeniz'e barış ve istikrarın
gelmesidir. Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs arasında dostane
ilişkilerin, bölgesel düzeyde olduğu kadar AB kapsamında
istikrarlı bir ilişki biçimine girmesidir. Bunun hem Türk, hem Yunan,
hem Kıbrıs Türk ve Rum halklarına son derece getirisi
vardır."
"Talat-Ban görüşmesi yeni avantajlar getirecek"
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çabalarını bu yönde
yoğunlaştırdıklarını, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'la görüşmesinin de
yeni avantajlar getireceğini belirtti.
"Kıbrıs Türk halkı dünyalıdır" diyen
Başbakan Soyer, dünyadaki ticari, sosyal ve kültürel ilişkilerin
sadece Kıbrıs Türk halkı için olmamasının kabul
edilemeyeceğini vurguladı.
Başbakan Soyer, AB'nin Kıbrıslı Türklere sözüne
rağmen direkt ticaret tüzüğü konusunda adım atmamasının,
kendi ilkelerine ters olduğunu belirtti ve Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un tam üyelik hedefiyle AB'yle görüşen Türkiye'yi
düşman ilan etmesinin de AB ilkelerine aykırı olduğunu
söyledi.
"Dünyada eşitlik temelinde yer almak istiyoruz"
Soyer, Güney Kıbrıs'ın AB anayasası ve
kriterlerinin buzdolabında tutulduğu bir ülke olduğunu
kaydederek, Avrupa'nın demokratik ilkelerine bağlı, ana dili
Türkçe olan Kıbrıs Türk halkının dünyada siyasi
eşitlik temelinde yerini almak istediğini vurguladı.
Kıbrıs Türk halkının Rumlar kadar eşit
olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, ziyaretlerin faydalı
olduğunu belirtti ve Almanya Parlamentosu'nun Kıbrıs'la ilgili
kararını örnek gösterdi. Soyer, bu kararda yer alan
izolasyonların kalkması gerektiği yönündeki ifadeye işret
etti.
İş adamları
Başbakan Soyer, Almanya'daki Türk iş adamlarının
Kıbrıs Türk halkına dönük ekonomik ilişkilerini ve
işbirliklerini geliştirmeleri için olanaklarını
artırmaya karar verdiklerini ifade ederek, internet
aracılığıyla ticaret yapabilen Kuzey Kıbrıs'taki
Kıbrıs Türk iş adamlarının direkt uçuş
yapamadığı, limanlarını da
kullanamadığı için bu imkanı
bulamadığını dile getirdi.
"Yolumuzu yürüyeceğiz"
"Tüm bunlara rağmen yollarını yürümeye devam
edeceklerini" vurgulayan Soyer, "Bunu Türkiye hükümetiyle, yurt
dışında yaşayan Türk iş adamlarıyla ve diğer
uluslardan demokratik düşünen tüm insanlarla birlikte bu
haksızlığı kaldırmak için yürüyeceğiz" diye
konuştu.
Soyer, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün Doğu
Akdeniz ve Avrupa Birliği'nde kriz yaratmayı sürdürdüğünü,
çözümsüzlüğün Türkiye'nin AB'yle ilişkilerini, Türk-Yunan
ilişkilerini olumsuz etkilediğini kaydetti.
"Çözümsüzlük kimseye fayda getirmiyor"
AB'nin temelinde Akdeniz'in ortak bir ekonomik alan olmasının
yattığını belirten Başbakan Soyer,
"Kıbrıs sorunu bugünkü konjonktürde çözümsüz
kaldığı sürece Akdeniz ortak ekonomik alan olamıyor. Bu
AB'nin temel ilkelerine, beklentilerine, sürece de aykırı.
Dolayısıyla bu çözümsüzlük kimseye fayda getirmiyor" dedi.
Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununun bunlardan ötürü böyle
kalamayacağını, 2008'de hareketlilik beklendiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 5 Eylül
görüşmesinde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a bir teklif
sunduğunu hatırlatan Soyer, iki buçuk aylık sürede
hazırlık komitelerinin çalışmasını ve 2008 sonuna
kadar bütünlüklü bir çözüm için görüşme masasına oturmayı
önerdiğini kaydetti.
"Bu, bütün dünyanın gözleri önünde olan bir gerçektir"
diyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanı Talat'ın BM
Genel Sekreteri'yle görüşmesinde bunları da
tekrarlayacağını bildirdi.
"Tahammül sınırlarını aştı"
Soyer, "Bütün bu ivmeler, hareketlenmeler, Kıbrıs
sorununun çözümsüzlüğünün tahammül sınırlarını
aştığını gösterir. Güney Kıbrıs'taki
bağnaz idare de bir baskı altındadır ve bundan kaçamayacaktır"
diye konuştu.
Lale Akgün:İzolasyonlar kalkmalı,
Kıbrıslı Türkler Avrupa'nın
parçası olmalı
Almanya Sosyal Demokrat Parti'nin Türkiye kökenli milletvekili Lale
Akgün, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kalkmasını ve Kıbrıslı Türklerin de Avrupa'nın
parçası olmalarını istediklerini söyledi.
Akgün, Kuzey Kıbrıs'taki insanların da Güney'deki kadar
refah içinde ve iyi yaşamasını sağlamanın görevleri
olduğunu belirtti. Kıbrıs Türk tarafının
Kıbrıs'ta çözüm için hep özverili olduğuna işaret eden ve
24 Nisan 2004 referandumunun sonucunu hatırlatan Lale Akgün, bu olumlu
yaklaşım karşısında Almanya'ya da
Kıbrıslı Türklere destek vermek düştüğünü
vurguladı.
Akgün, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le görüşmesi
sırasında bir gazetecinin izolasyonların kaldırılmadığı,
direkt ticaret tüzüğünün işletilmediği bir dönemde
Kıbrıslı Türklerin Almanya'ya ziyaretlerinin
yoğunlaştığını, Almanya Federal Parlamentosu'nun
da izolasyonların kaldırılmasını da içeren bir
kararı bulunduğunu hatırlatarak "Bu ziyaretler KKTC'ye bakışa
yeni bir ivme kazandırır mı?" şeklindeki sorusunu
yanıtladı.
"Görüşmemiz izolasyonların
yavaş yavaş kalktığının sembolü"
Lale Akgün, görüşmelerinin, bir araya gelmelerinin
izolasyonların yavaş yavaş kalktığının bir
sembolü olduğunu söyledi. Direkt ticaretin henüz istedikleri gibi
gelişmediğini ancak Almanya Federal Meclisi'nde aldıkları
kararla Kuzey Kıbrıs'a izolasyonların kalkmasını,
Kıbrıslı Türklerin daha iyi yaşamasını ve
Avrupa'nın bir parçası olmasını istediklerini vurgulayan
Akgün, şöyle konuştu:
"Kıbrıslı Türklere değer verdiğimizi
göstermek istiyoruz. Kendilerinin bugün burada beni ziyaretleri fevkalade onur
verici. İnşallah en kısa zamanda biz de bir delegasyonla Kuzey
Kıbrıs'a gideceğiz ve böylece Kuzey Kıbrıs'taki
arkadaşlarımıza, kardeşlerimize saygı
duyduğumuzu, onların yanında olduğunu göstermek
istiyoruz."
Güney'deki seçimden sonra
Akgün, Almanya'nın bu konuda ne yapabileceği sorusuna
karşılık, şu sıralar politik durgunluk
bulunduğunu, Güney Kıbrıs'taki seçimleri bekleyip ardından
harekete geçmek gerektiğini söyledi.
Almanya ve Finlandiya'nın AB dönem başkanlıkları
sırasında Kıbrıs konusunda çok çaba gösterdiğini ancak
(şu anki AB Dönem Başkanı) Portekiz'in daha çok Afrika
ülkelerine ağırlık verdiğini belirten Akgün,
konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kuzey hep özveriye, konuşmaya
hazır.. Destek vermeliyiz"
"Onların ağırlık noktası Kıbrıs
değil. Onun için bizim devam etmemiz lazım bu konuda
çalışmaya ve Kıbrıs'ın Kuzey'deki
insanlarının da Güney'deki kadar refah içinde, iyi
yaşamasını sağlamamız gerekir. Bu bizim için bir
görevdir.
Bir kez daha hatırlatmak isterim çünkü unutuluyor bazı
şeyler... Referandumda evet diyen Kuzey; hayır diyen Güney oldu.
Kuzey Kıbrıs'takiler her zaman konuşmaya, özveriye
hazırlar. Ben şimdiye kadar ne zaman Kuzey'de olduysam her zaman
kendilerinden özveri ve anlaşmaya hazır olduklarını duydum.
Bu yaklaşım olduktan sonra bize de kendilerine destek vermek
düşer. Ben bir gün bile kendilerinden bir dikleşme, sert tavır
görmedim."
KIBRIS 11/10/07
Fransa, Türkiye ve Rum kesimi için öneri
hazırlığında
Fransa'nın, AB-NATO işbirliğini güçlendirmeye ve her iki
örgütte, Türkiye-Fransa-Kıbrıs Rum kesimi ilişkilerinden
kaynaklanan sorunların çözümüne yönelik yeni bir öneriyi gündeme getirmeyi
planladığı bildirildi.
Reuters'ın haberine göre adı açıklanmayan bir
Fransız diplomat, öneriyi bir kaç gün içerisinde AB üyelerine
sunacaklarını söyledi.
Diplomat, "iki organ (AB ve NATO) arasındaki
işbirliğinin en üst düzeyde olmasının, hayati derecede
önemli olduğunu düşünüyoruz. (Önerimiz), bazı sorunların
üstesinden nasıl gelebileceğimizi görebilmemize yönelik bir
girişim olacak" dedi.
Fransa, iki örgüt arasındaki işbirliğinin
güçlendirilmesine yönelik olarak geçen hafta da NATO nezdinde öneriler gündeme
getirmişti.
"AB üyesi olmayan, NATO üyesi olan Türkiye ile ilgili
konuların, AB ve NATO'nun Afganistan gibi konularda yan yana olabilmesinde
güçlükler yarattığı" yorumunu yapan Reuters ajansı,
müttefiklerin Fransa'yı sık sık, NATO'nun yeni
girişimlerini bloke etmekle suçladıklarına da dikkat çekti.
Haberde, AB üyesi olan ancak NATO üyesi olmayan Kıbrıs Rum
kesimi ile Türkiye arasındaki anlaşmazlıkların, NATO ve AB
arasındaki bilgi paylaşımı ve operasyon alanlarındaki
işbirliğini olumsuz etkilediğine dikkat çekilerek,
Fransa'nın yeni önerilerinin bu tür sorunlara nasıl çözüm
getireceğinin merakla beklendiği yorumu yapıldı.
Fransız diplomat bu konuda, "bu da gerçekten üstesinden
gelmemiz gereken bir sorun. Ancak tek sorun değil" dedi.
KIBRIS 11/10/07
Ban, Möller'i görevinden almayı düşünüyor
iddiası
PAPADOPULOS: MÖLLER'İN GÖREVİNDEN ALINMASI
TÜRKİYE'NİN TALEBİ... Kıbrıs Rum toplumu lideri
Papadopulos, "Möller'in görevinden alınması yönünde Türkiye'nin
talepleri olduğu" şeklindeki iddiaları doğruladı.
BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin Türkiye'nin bu yöndeki taleplerine sert
tepki gösterdiklerini ileri süren Papadopulos, Möller'in görevinde kalmaya
devam etmesi temennisini de dile getirdi
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi
görevini yürüten Michael Möller'in, görevinden alınması ve yerine
aralarında Ban'ın özel danışmanı İbrahim
Gambari'nin de bulunduğu 4 adaydan birinin getirilmesinin gündemde
olduğu iddia edildi.
Rum radyosu RIK'in haberine göre; BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon,
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Möller'i, görevinden almayı
düşünüyor.
Haberde; Ban'ın, Siyasi İşler Danışmanı
Lynn Pascoe'yla birlikte bir aday listesi oluşturduğu ve Gambari
dışındaki adaylardan hepsinin kadın olduğu iddia
edildi.
Listede yer alan 3 kadından ilkinin Gürcistan konularıyla
ilgilenen İsviçreli, diğer iki kadın adayın ise Genel
Sekreterlik'te görev yapmakta olan ABD ve Yeni Zelandalı kişiler
oldukları belirtilen haberde, diğer bir
iddianın ise Möller'in yerine, şu an Ban'ın özel
danışmanlığı görevini yapan ve Miamar (Burma) kriziyle
ilgilenen İbrahim Gambari'yi getireceği yönünde olduğu
savunuldu.
Haberde; BM Genel Sekreteri Ban'ın, Möller'in yerine
yapacağı atamanın yılbaşı öncesinde
gerçekleşmesinin beklendiği kaydedilerek, Ban'ın acele
etmemesinin sebebinin, bu göreve Gambari'yi getirmeyi düşünmesinden
kaynaklandığı iddia edildi.
BM Güvenlik Konseyi'nden bir kaynağa dayandırılan
haberde, Genel Sekreter Ban'ın, "Türkiye'nin, Kıbrıslı
Rumların lehine taraflı davrandığı gerekçesiyle
baştan beri karşı çıktığı Möller'in görevinden
alınması yönündeki baskılarına dayanamayarak" ve
Kıbrıs Rum tarafının tepkisini de göz önüne alarak
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi görevine Gambari'yi atama niyetinde
olduğu öne sürüldü.
Papadopulos'tan doğrulama
Öte yandan Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos,
"Möller'in görevinden alınması yönünde Türkiye'nin talepleri
olduğu" şeklindeki iddiaları doğruladı.
Habere göre, Papadopulos, yaptığı açıklamada,
Kıbrıs Rum tarafının bu konuda bir görüş ifade
edemeyeceğini belirterek, ancak ilke olarak; iki taraftan birinin
istemediği bir temsilcinin değiştirilmesi
mantığının kabul edilemez olduğunu savundu.
BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin Türkiye'nin bu yöndeki taleplerine
sert tepki gösterdiklerini ileri süren Papadopulos, Möller'in görevinde kalmaya
devam etmesi temennisini de dile getirdi.
KIBRIS 11/10/07
Rum tarafının sahte tavrını ortaya
koydu
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, çözüm çabalarına destek verilmesi gereken
bir dönemde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin adada ve Doğu Akdeniz'de
güvensizlik ve gerilim yaratma potansiyeline sahip faaliyetlerde
bulunmasının, Rum tarafının Kıbrıs konusuna
bakış açısını açıkça ortaya koyduğunu
vurguladı.
Avcı yazılı açıklamasında, Rum Milli
Muhafız Ordusu'nun Nikiforos tatbikatını gerçekleştirmesinin
Rum tarafının çözüm konusunda sahte tavır
takındığını kanıtladığını
belirtti.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin askeri tatbikatlara son
verilmesi konusunda varılan mutabakata aykırı davranarak son 3
yıldır tatbikatlar düzenlediğini kaydeden Turgay Avcı, bu
yıl düzenlenen askeri tatbikatta da yüz milyonlarca Kıbrıs
Lirası harcayarak satın alınan silah sistemlerinin
sergilendiğini belirtti.
Avcı, iki taraf arasındaki güven ortamının
oluşmasına katkı yapacağı düşüncesiyle
Kıbrıs Türk tarafının daha önceden varılan mutabakat
çerçevesinde askeri tatbikatların durdurulmasını
desteklediğini ifade ederek, Rum tarafının bu mutabakatı
tek yanlı ihlal etmeye devam etmesinin kabul edilecek bir durum
olmadığını belirtti.
KIBRIS 11/10/07
NTV
Güncelleme: 14:47 TSİ 12 Ekim 2007 Cuma
LONDRA/WASHINGTON
- İngiliz Guardian gazetesinde çıkan bir yorum yazısında,
soykırım tasarısının Bush yönetimi için çok ciddi
sonuçları olabileceği belirtiliyor. Yazıda, Şimdi
Ankaranın aşırı tepki göstermemesi umuluyor. Ama
Kongrenin tribünlere oynamak için attığı bu adım, ABDyi
Ortadoğudaki en güçlü Müslüman müttefiğinden edebilir yorumu
yapılıyor.
Independent ise, tasarının, sınır ötesi harekat
olasığının güçlendiği bir dönemde geldiğini
hatırlatıyor ve Bu Türk-Amerikan ilişkileri açısından
bardağı taşıran son damla olabilir yorumunu yapıyor.
Amerikan Washington Post gazetesi de, iki ülke arasındaki gerginliğin
Iraktaki Amerikan operasyonlarını etkileyebileceğine dikkat
çekiyor ve Türk ordusunun Kuzey Iraka operasyonu Irakın tek
istikrarlı bölgesinde de kaosa yol açabilir. Kongredeki Ermeni
oylaması nedeniyle Türkiyenin hava üslerini ve yollarını
kullandırmayı sınırlandırması, Iraktaki Amerikan
güçlerine yapılan malzeme sevkiyatını felce uğratabilir
ifadelerine yer veriyor.
Fransız haber ajansı AFP ise, konunun farklı bir yönüne dikkat
çekiyor. Ajansın yorumuna göre, Demokratlar, başta Irak işgali
olmak üzere hemen her konuda eleştirdikleri Bush yönetimini daha da zor
durumda bırakmak için Ermeni tasarısıyla gelen fırsatı
kaçırmadı.
NTV
Güncelleme: 15:25 TSİ 12 Ekim 2007 Cuma
BRÜKSEL
- Avrupalı parlamenterler, Ermeni soykırımı
iddialarıyla ilgili gerçeklerin tarihçiler tarafından ortaya
çıkarılmasından yana. Avrupa Parlamentosu Liberal Grup
Başkanı Graham Watson, Özellikle Avrupa Parlamentosunun
Fransız üyeleri bunu Türkiyenin birliğe girmesini engellemek için
verdikleri savaşın bir parçası olarak kullanmak niyetinde. Ancak
her türlü tarihi belirsizlikte olduğu gibi bu konulara tarihçilerden
oluşan bir komisyonun bakması lazım. Çözümün yolu bunu siyasi
bir araç olarak kullanmamaktan geçiyor şeklinde konuştu.
NTVnin sorularını yanıtlayan bir diğer isim,
Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda ise,
Ermenistanın Türkiyenin sorunun tarihçiler tarafından çözülmesi
önerisini reddetmesinin talihsizlik olduğunu düşünüyor. Swoboda,
Ermenilerin yaklaşımı, bana yeni sömürgeci
yaklaşımı anımsatıyor. Eskiden yaşananların
reddedilmemesi taraftarıyım ama sorun Türkiye ile Ermenistan
arasında çözülmeli yorumunu yapıyor.
Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Eşbaşkanı Joost
Lagendijk da, soykırım tasarılarının
onaylanmasının sorunu çözmediğini hatırlatıyor.
Lagendijka göre çözüm, daha açık bir tartışma ortamı
yaratılması ve diyalogdan geçiyor.
Koçaryan, 'tam sonuç' istiyor
|
|
|
Temsilciler Meclisi
Dış İlişkiler Komisyonu'ndaki oylamanın
ardından Ermeni Patriği Karekin toplantı salonuna girdi.
Karekin, salona getirilen ve 'soykırımdan' kurtuldukları söylenen
yaşlılarla sohbet etti. |
ABD'deki
Ermeniler, 'soykırım' tasarısının kabulü yolunda
atılan adıma memnun olurken, Koçaryan, 'Umarız bu süreç Ermeni
soykırımının etkilerinin ABD'de tam manasıyla
tanınmasının yolunu açacak' dedi
12/10/2007
RADIKAL
WASHINGTON/ERİVAN/BRÜKSEL
- Amerika'daki güçlü Ermeni lobisi, 1915 olaylarını
'soykırım' olarak tanıyan karar tasarısının yedi
yıl sonra yeniden Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler
Komisyonu'nda onaylanıp genel kurul gündemine taşınacak
olmasını 'adaletin tecellisi' görüp selamladı. Ermenistan
'diplomatik zafer' ilan ederken, Devlet Başkanı Robert Koçaryan,
'sürecin ABD'de Ermeni soykırımın etkilerinin tam manasıyla
tanınmasıyla sonuçlanması' umudunu dile getirdi.
Brüksel'deki Koçaryan, tasarıyı yorumlarken, "Dünyanın her
yerinde Türkiye'de 1915'te gerçekleşen olaylar hakkında fikir
birliği oluşmuştur. Türkiye'nin tutumu diğer ülkeleri de
tarihi inkara zorlayamaz" dedi. Koçaryan, "Umarız bu süreç
Ermeni soykırımının etkilerinin ABD tarafından tam
manasıyla tanınmasını yolunu açacaktır" derken,
'soykırımın etkilerinin tanınması'ndan neyi
kastettiğine açıklık getirmedi. Erivan için bu
tasarının Türkiye ile ilişkileri daha kötüleştirecek bir unsur
olmadığını anımsatan Ermeni lideri,
"Koşulsuz tam diplomatik ilişkiler kurulması ve Türk
ortaklarla Türk-Ermeni ilişkilerini konu alan geniş diyaloğun
başlatılmasına hazırız" görüşünü yineledi.
Önceki gün sabah saatlerinde Temsilciler Meclisi'nin açılış
duasını 'tesadüfen' yapmış olduğu açıklanan
Ermeni Partiği Karekin de tasarının onayının
ardından soluğu komisyonun toplandığı salonda
aldı. Ermeni lobisinin 'soykırımdan' kurtulduklarını
belirterek salona getirdiği dört yaşlıyla ayak üstü sohbet eden
Karekin, "Çok rahatladık. Çünkü biz bunu adaletin zaferi olarak
görüyoruz. Tanrı'ya minnettarız. 90 yıl geç kalmış
olsa da adalet üstün geldi" dedi. "Şundan eminiz ki, bedenleri
bu soykırımda yok edilmiş olsa bile, bu insanların
ruhları, komitenin kararını hissetmiştir" vurgusu
yapan Karekin, tasarının Türkiye-Ermenistan ilişkilerine
yardımcı olacağını da savundu.
Amerika Ermeni Ulusal Komitesi'nin (ANCA) icra direktörü Aram Hamparyan,
"Komitenin tasarıyı benimsemesi, 20'nci yüzyılın ilk
'soykırımına' dair Amerikalıların açıkça ve
dürüstçe konuşma hakkının teslimi açısından
anlamlı bir adım" açıklaması yaptı. Harparyan,
artık tasarının genel kurulda onayının önünün
açıldığını belirtti. Amerika Ermeni Meclisi'nin (AAA)
icra direktörü Bryan Ardouny de, "Bugün, tarihi bir gün. İleriye
doğru kritik önem taşıyan bir adım atıldı"
ifadelerini kullandı.
Erivan'dan ABD'ye ahlak
teşekkürü
Ermenistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Vladimir
Karapetyan tasarıyı memnuniyetle
karşıladıklarını belirterek, "Bu, adaletin
tecellisi yolunda atılmış çok önemli bir adım" vurgusu
yaptı. Ermenistan'da dün parlamento ABD'li yasama üyelerine
teşekkürlerle açılırken, Parlamento Başkanı Tigran
Torosian ise, Türkiye'nin baskılarına boyun eğmeyen
Amerikalı vekillerin 'yüksek ahlâklı tutumlarını' övdü. Amerika
Ermeni Meclisi'nin Erivan ofisinin Başkanı Arpi Vardanyan'ın
yorumu şu oldu: "Bu zafer Türkiye'nin Amerikalı yasama üyelerine
yaptığı büyük tehditler ve baskılar
düşünüldüğünde özellikle önem taşımaktadır" (aa,
afp)
KKTC bayrama Suriye feribot seferleriyle giriyor
|
|
|
18 Ekim'de resmen başlayacak
Lazkiye'ye feribot seferlerinde gidiş-dönüş bilet parası 100
dolar. FOTOĞRAF: MUSTAFA
SAĞIROĞLU / AA |
12/10/2007
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Rum
yönetiminin protestolarına rağmen Suriye ile KKTC arasında vapur
seferlerinden dönüş yok. Akgünler Denizcilik Şirketi, 18 Ekim'de
başlayacak tarifeli seferler öncesinde Ramazan Bayramı nedeniyle dün
50 yolcuyla özel bir sefer düzenledi. Gazimağusa-Lazkiye arasındaki
özel sefer bayramın üçüncü gününde de tekrarlanacak. Tarifeli seferlerse
perşembe ve cumartesi günleri yapılacak. Perşembe saat 09.00'da
Gazimağusa'dan ayrılacak deniz otobüsü, aynı gün saat 16.00'da
dönüş için harekete geçecek. Cumartesinin dönüşü ise pazar
yapılacak. Seferlerin gidiş-dönüş toplam bedeli 100 dolar.
Suriye'ye KKTC pasaportu ve vizeyle girilebilecek. Ancak Akgünler'in paket
turlarıyla gidenlerden vize istenmeyecek. Daha önce basına yönelik
bir tanıtım turu yapılmış, Rum yönetimi de
Şam'ı seferlerden vazgeçirmek için girişimler
başlatmıştı.
'Artık
Rum yönetimi bizi izliyor'
Dün Gazimağusa limanında yolcuları uğurlayan KKTC
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı,
açılımların süreceğini belirtip "Artık proaktif politikayı
biz uyguluyoruz, biz önden gidiyoruz. Rum yönetimi arkadan izlemeye
çalışıyor" dedi. Rum yönetiminin Suriye'ye yoğun
baskı yaptığını hatırlatan Avcı, "Ama
Şam, seferlerin ticari amaçlı olduğunu ve anlaşmanın
süreceğini söyledi. Hayırlısı olsun. Yolumuza devam
edeceğiz" diye konuştu.
TC Dışişleri Bakanlığı: Rum
Yönetimi Türkiye'nin adadaki rolünü ortaya koyuyor
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, GKRY
Rum Milli Muhafaza Ordusu (RMMO) tarafından düzenlenen ''Nikiforos''
askeri tatbikatının, bu yıl 9-14 Ekim 2007 tarihleri
arasında yapıldığı anımsatılarak, şu
ifadelere yer verildi:
"Nikiforos, RMMO'nun gerçekleştirdiği bir
tatbikattır. RMMO, Kıbrıs Cumhuriyetini kuran 1959-1960
Anlaşmaları hilafına oluşturulmuştur. Ada'daki
ortaklık devletinin 1963 yılında Rum tarafınca kuvvet
kullanılarak ortadan kaldırılmasından sonra, Rum milisleri
ve EOKA terör örgütü RMMO bünyesinde buluşmuşlar, Kıbrıs
Türklerine karşı şiddet uygulamışlardır.
RMMO'nun tatbikatı, Kıbrıs Türk tarafının
siyasi eşitliğe dayalı, adil ve kapsamlı çözüm için
gösterdiği çabaların, Rum tarafının uzlaşmaz tutumu
nedeniyle sonuçsuz kaldığı bir döneme
rastlamıştır. Nitekim GKRY lideri Papadopulos, KKTC
Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat'ın 5 Eylül 2007
tarihinde, Kıbrıs sorununun 2008 yılı sonuna kadar çözüme
kavuşturulması amacıyla getirdiği yapıcı öneriyi
reddetmiştir.
GKRY'nin, Kıbrıs Türk tarafının yapıcı
adımlarına karşılık vermek yerine Ada'da gerilimi
tırmandıran ve Doğu Akdeniz'de istikrara zarar veren tutumunda
ısrar etmesinin, Türkiye'nin, garantör sıfatıyla Ada'da
barışın muhafazası bakımından
oynadığı rolü bir kez daha ortaya koymaktadır."
KIBRIS 12/10/07
Özdil Nami: Taslak rapor, Rum milletvekillerinde
rahatsızlık yarattı
"KIBRISLI TÜRKLERE VERİLEN SÖZLER TUTULMADI, İZOLASYONLAR
DEVAM EDİYOR".. AKPM, Kıbrıs konusunda taslak bir rapor
hazırladı. Raporda, Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin
tutulmadığından ve izolasyonların devam ettiğinden
bahsediliyor. "Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin Bologna
sürecine katılması ve Lokmacı Barikatının
açılması" gibi konular ise raporda "yeni
inisiyatifler" başlığıyla yer alıyor
"RAPOR, DENGELİ VE GERÇEKÇİ, AMA BAZI NOKTALAR
DEĞİŞMELİ"...AKMP'de Cumhuriyet Meclisi'ni temsil eden
Nami, taslak raporu dengeli ve gerçekçi bulduğunu ancak
değişmesini istediği bazı noktalar için de katkı
yapacağını söyledi. Nami, Parlamenterler Meclisi'ndeki Rum
milletvekillerinin taslak rapordan rahatsızlık duyduklarını
ifade etti
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Kıbrıs konusunda
taslak bir rapor hazırladı. Raporda, Kıbrıslı Türklere
verilen sözlerin tutulmadığından ve izolasyonların devam
ettiğinden bahsediliyor.
"Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin Bologna sürecine
katılması ve Lokmacı Barikatının
açılması" gibi konular ise raporda "yeni
inisiyatifler" başlığıyla yer alıyor.
Taslak raporun, Konsey'deki Rum milletvekillerinde
rahatsızlık yarattığı belirtiliyor.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin, Kıbrıs konusunda
hazırladığı taslak raporda, Kıbrıslı
Türklere verilen sözlerin tutulmadığı ve izolasyonların devam
ettiğinden bahsediliyor.
Taslak raporun Rum tarafındaki seçimlerden sonra Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi gündemine geleceği belirtiliyor.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Cumhuriyet Meclisi'ni temsil
eden Özdil Nami, BRT'ye yaptığı açıklamada, Joachim Hörster
tarafından hazırlanan taslak raporu dengeli ve gerçekçi
bulduğunu ancak değişmesini istediği bazı noktalar
için de katkı yapacağını söyledi.
Özdil Nami, Parlamenterler Meclisi'ndeki Rum milletvekillerinin taslak
rapordan rahatsızlık duyduklarını ve raporun yanlı
olduğunu öne sürdüklerini ifade etti.
Raporda "yeni inisiyatifler" olarak bahsedilen konuya da
değinen Nami, yeni inisiyatiflerin "Kuzey Kıbrıs'taki
üniversitelerin Bologna sürecine katılması ve Lokmacı
Barikatının açılması" gibi konuları
kapsadığını anlattı.
Rum milletvekilleriyle, Joaachim Hörster ve Rene van der Linden ile
yaptıkları toplantılar hakkında da bilgi aktaran Nami,
Hörster'den ne gibi ortak projeler üretebilecekleri konusunda fikir üretme
daveti aldıklarını Linden ile de eğitim konusunda
önerdiği iki toplumlu projeler hakkında bir araya geldiklerini
belirtti.
Özdil Nami, taraflar arasında bu tip toplantılara devam
edilmesi için prensip kararı alındığını da
belirtti.
Avrupa Konseyinin uzmanlık alanına giren konularda
işbirliği yapılıp yapılamayacağının
tartışılmakta olduğunu kaydeden Nami, "Biz
işbirliğine hazır olduğumuzu ilettik, fakat Rum
Tarafı; bu tip kurumların bizimle işbirliğine girmesinin
dolaylı tanınmaya yol açacağını iddia ediyor ve
sıcak bakmıyor" dedi.
KIBRIS 12/10/07
Kıbrıs Türk halkının kurumlarıyla
ilişki sadece vicdani değil, artık meşrudur da
TÜRK BASINININ BERLİN MUHABİRLERİYLE KAHVALTI
SOHBETİ... Berlin ziyaretinin üçüncü gününde Türk basınının
Berlin muhabirleriyle kahvaltıda bir araya gelen Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Avrupa'ya Kıbrıs Türk halkıyla ve seçilmiş
kurumlarıyla daha çok ilişki kurmaları çağrısı
yaptı. Almanya Federal Parlamentosu'nun mayıs ayında aldığı
Kıbrıs'la ilgili karara atıfta bulunan Başbakan Soyer,
Kıbrıs Türklerine çözüm yolunda destek olmanın ve
izolasyonların kaldırılması sürecinde artık sadece
vicdanen değil, parlamento kararıyla meşru da bir zemin
olduğunu da söyledi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa'ya Kıbrıs Türk
halkıyla ve seçilmiş kurumlarıyla daha çok ilişki kurmaları
çağrısı yaptı.
Almanya Federal Parlamentosu'nun mayıs ayında
aldığı Kıbrıs'la ilgili karara atıfta bulunan
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türklerine çözüm yolunda destek
olmanın ve izolasyonların kaldırılması sürecinde
artık sadece vicdanen değil, parlamento kararıyla meşru da
bir zemin olduğunu da söyledi.
Berlin ziyaretinin üçüncü gününde Türk basınının Berlin
muhabirleriyle kahvaltıda bir araya gelen Başbakan Soyer, ziyaretini
değerlendirdi ve soruları yanıtladı.
Soyer, Almanya ziyaretinin yararlı sonuçlarla devam ettiğini
belirterek, görüştüğü tüm milletvekillerine Kıbrıs Türk
tarafının çözümün eşit tarafı olduğunu
anlattıklarını, izolasyonların kaldırılması
konusunda, Almanya'nın dönem başkanlığı
sırasında mayıs ayında parlamentosundan geçirdiği
kararın çok dengeli olduğunu ve bundan dolayı SPD Meclis Grubu
Başkan Yardımcısı Walter Kolbow'a teşekkür
ettiğini söyledi.
Sosyal Demokrat Parti (SPD) Federal Meclis Milletvekili ve Grup
Başkan Vekili Ute Kumpf'la, Lale Akgün'le, Axel Scheaffer'le çok
yararlı görüşmeler yaptığını; gerçeklerin gün
ışığına çıkmasını sağlayacak
sorgulamaların gündeme geldiğini anlatan Başbakan Soyer, Birlik
90/Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Türkiye kökenli
milletvekilleri Özcan Mutlu ve Bilkay Öney'le, Roth'un basına da açıklamalar
yaptığı görüşmeden de çok memnun olduklarını
kaydetti.
Başbakan Soyer, milletvekilleri Murat Kalmış, Hakkı
Keskin'le de görüştüklerini, Kıbrıs'ta BM parametrelerinde bir
çözüm için görüşme sürecinin başlamasına destek istediklerini
belirtti.
Başbakan Soyer, ziyaretinin organizasyonuna
katkılarından dolayı Ozan Ceyhun'a, Türkiye'nin Berlin
Büyükelçiliği'nin dostane ilgisine, görüştüğü milletvekillerine
ve temaslarını izleyen basın mensuplarına teşekkür
etti.
Federal parlamento kararı
Almanya Federal Parlamentosu'nun mayıs ayındaki
Kıbrıs kararının dengeli olduğunu, kararın bir
maddesinin de Kıbrıs Türk halkının kurumlarıyla
ilişkileri geliştirmeyi öngördüğünü kaydeden Soyer, bunun
Avrupa'da alınmış ilk karar olduğuna dikkat çekti.
Bu kararın alınmasını sağlayan tüm
milletvekillerine teşekkür eden Başbakan Soyer, Almanya'daki Türk
iş adamlarıyla da görüştüklerini hatırlattı ve özetle
şöyle konuştu:
Kıbrıs Türk halkıyla temas çağrısı
"Federal parlamentonun aldığı karar çerçevesinde
Kıbrıs Türk halkının kurumlarıyla ilişkilerin
geliştirilmesi gerekiyor. Kıbrıs Türk halkı kendi
kimliği ve değerleriyle bir halk olduğu kadar aynı zamanda
Avrupalı ve dünyalı bir halktır. Soyutlanmış,
dışlanmaya çalışılan yaklaşım olmaması
gerekir.
Alman Federal Parlamentosu'nun bu kararıyla Kıbrıs
Türklerine çözüme destek olmak, izolasyonların kaldırılması
sürecinde ilişki içinde olmak, yalnız vicdanen değil, artık
parlamento kararıyla da meşru bir zemine dayanmaktadır. Hem
vicdani, hem meşru zeminde ilişkileri geliştirmede biz üzerimize
düşeni yapmaya devam edeceğiz."
Başbakan Soyer, bir soru üzerine geleceğe dönük kanallar
açtıklarını ve umutlu olduklarını söyledi.
Kitap fuarındaki komşuluk
Frankfurt'ta başlayan kitap fuarında Kıbrıs Türk
halkının da bir standı olduğunu, Yunanistan standına
da yakın yerdeki bu standla barış ve işbirliği
mesajı verildiğini kaydeden Soyer, tarih ve coğrafyanın
beraber yaşamaya mahkum ettiği halkların komşuluğunun
iyiye doğru gelişmesi dileğinde bulundu.
Başbakan Soyer, Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Salih Usar'ın bugün fuar için Frankfurt'a gideceğini,
kendi heyetinde bulunan CTP Lefkoşa Milletvekili Dr. Mustafa
Yektaoğlu'nun da bugün Berlin'den Frankfurt'a geçeceğini bildirdi.
Türkiye Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın önceki gün
fuardaki KKTC standını ziyaret ettiğini belirterek,
teşekkür eden ve bu ziyaretin güzel bir mesaj içerdiğini kaydeden
Başbakan Soyer, "Yolumuzu adım adım yürüyeceğiz"
dedi.
Gelecek daha iyi olacak
Soyer, bir soruyu yanıtlarken, geleceğin daha iyi
olacağını vurguladı. Avrupa'da çok daha iyi noktalara
geleceklerine inanç belirten Başbakan Soyer, Rumların çözümsüzlük
siyasetinin Avrupalılara gına getirdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 16 Ekim'de BM Genel
Sekreteri Ban Ki Moon'la görüşeceğini anımsatan Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun uzamasının sadece
Kıbrıslılara değil, bölgeye huzursuzluk getirdiğini
anlattı.
2008'de hareketlenme olacak
Soyer, Güney Kıbrıs'ta gelecek şubattaki seçimlerden
sonra uluslar arası camianın sorunun çözümüne yönelik ciddi
hazırlıklarıyla bir hareketlenme
yaşanacağını kaydederek, "Kıbrıs sorununun
çözümsüzlüğü artık tahammül edilemeyecek durumdadır. Ciddi bir
hareketlenme bekliyoruz. Kıbrıs sorunu yüzünden AB
genişleyemiyor, Doğu Akdeniz'in bu genişlemenin
dışında kalıyor. İnancım 2008'de ciddi hareket
gelecektir" diye konuştu.
AB'nin Yeşil Hat Raporu
AB'den ne gibi somut girişimler beklediklerine ilişkin soruya
karşılık da Soyer, Avrupa Konseyi'nin Yeşit Hat raporunda
Rumların Kıbrıs Türk ürünlerine karşı ırkçı
bir ayrımcılık uyguladığının yer
aldığını belirtti ve "Türkçe etiketli ürünler raflarda
bulundurulmuyor" ifadesine yer verildiğini bildirdi.
İki taraf arasındaki ticarette Güney'in isteksizliğinin,
insan kaçakçılığı konusunda yeterince işbirliği
yapmamasının bu raporda ön plana çıktığını
kaydeden Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs AB üyesi olduğu halde
rapordaki bu saptamaların önemine işaret etti. Soyer,
kararlılıklarını ve sebatı sürdürdükleri sürece
imkanlarının artacağını söyledi.
Başbakan Soyer, bir başka soru üzerine Suriye'yle feribot
seferlerinin başlamasının bu ülkenin KKTC'yi
tanıyacağı şeklinde yorumlamanın doğru
olmadığını, bunun izolasyonların
kaldırılması ve Mağusa Limanı'nın direkt
ticarette basamak olması anlamında önem
taşıdığını anlattı.
Petrol arama
Soyer, Kıbrıs etrafında petrol arama konusunda
yaşananlarla ilgili olarak da uluslar arası hukukun verdiği hak
ve yetkileri değerlendirip gerekeni yaptıklarını;
Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ın eşit
ortağı olduğunu vurguladı. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de
ekonomik alan ve kıta sahanlığı hakları temelinde
girişimlerini sürdürdüğünü ve gerekirse petrol
aranacağını belirten Soyer, ekonomik değeri olan petrolün
demokratik şekilde, hak eşitliği içinde kullanılmaması
halinde aman çektirebileceğini söyledi. Soyer, petrolün demokratik
işbirliği içinde kullanılmasının herkesin
çıkarına olacağına işaret etti.
Ermeni soykırımı
Başbakan Soyer, ABD'nin sözde Ermeni soykırımıyla
ilgili tasarının kabulü konusundaki soruya karşılık,
Amerikan Kongresi'nin Ermeni diasporasının kampanyası nedeniyle
siyasallaştırılmış bir yaklaşım
sergilediğini, bunun doğru ve kabul edilebilir
olmadığını söyledi.
Türkiye'nin tüm belgelerin açılarak tarihçilerin incelenmesiyle
gerçeklerin gün ışığına çıkmasını
savunduğunu, bunun siyasallaştırılmasının doğru
ve iyi bir yaklaşım olmadığını belirten
Başbakan Soyer, bunun dünyanın sonu da olmayacağını ve
kimsenin Türkiye'nin demokratik kurumsal yapısını göz ardı
edemeyeceğini ifade etti.
KIBRIS 12/10/07
NTV-MSNBC
Güncelleme: 19:23 TSİ 19 Ekim 2007 Cuma
NEW
YORK - Hafta başında New Yorkta Birleşmiş Milletler Genel
Sekreri Ban Ki-moon ile bir araya gelen ve Kıbrıs Türk
tarafının çözüm için zemin yaratmaya hazır olduğunu ifade
eden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, güven artıcı
önlemler paketini iletmişti. NTVnin ele geçirdiği 6 maddelik paketin
ayrıntıları netleşti.
Pakette teklif edilen öneriler şunlar:
Ara
bölgenin, iki tarafın birbirine yakın mesafede olduğu yerleri de
kapsayacak şekilde genişletilmesi amacı ile yoğun
görüşmeler yürütülmesi,
Ara
bölgenin 1.5 kilometre kuzey ve güneyinde askeri tatbikat
yapılmaması,
Lokmacı
geçiş noktasının açılmasının tamamlanması
için BM Barış Gücü ile işbirliği yapılması;
geçiş noktasının açılması için hiçbir önşart
konmaması,
Lokmacı
geçiş noktasının açılmasından sonra;
Yeşilırmak (Limnitis) geçiş noktasının
açılması ve Erenköye gidiş ve dönüşlerde serbest
geçişin temin edilmesi,
Kıbrıs
Türk halkı ve Kıbrıs Rum halkı arasında
anlayış, hoşgörü ve karşılıklı
saygıyı teşvik etmek için ilerlemeye ve geleceğe yönelik
bir bakış açısı ile görev yapacak olan bir Uzlaşma
Komisyonunun kurulması.
BM
Barış Gücünün insan kaçakçılığı, narkotik ve
yasadışı faaliyetler gibi sınırötesi konular dahil
olmak üzere iki taraf arasında işbirliği gerektiren alanlarda
arabulucu olarak eşit düzeyde görev yapması.
Ban Ki-moon, Talatla yaptığı görüşmenin
ardından müzakerelere başlanması konusunda iki tarafın da
kesin taahhütte bulunmadığı sürece bir girişimde
bulunmayacağını belirtmişti.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 19:24 TSİ 19 Ekim 2007 Cuma
NEW
YORK - Kıbrıs Türk tarafı Kıbrıs sorununa BM Genel
Sekreterinin iyi niyet misyonu nezdinde kapsamlı bir çözüm bulma
çabalarına bağlı kalmaya devam etmektedir. Bu amaç
doğrultusunda, bazı Güven Yaratıcı Önlemlerin uygulanmaya
başlanmasının kapsamlı çözüme yönelik anlamlı
müzakerelerin başlaması için gerekli olan zemini hazırlamaya
yardımcı olacağına inanmaktayız.
6 Temmuz 2006 tarihli mektubumuzda aşağıdaki Güven
Yaratıcı Önlemleri önerdik:
1. Dekonfrontasyon: BMBG ile, 1989 Unmanning (Askerlerin
Karşılıklı olarak Çekilmesi) Anlaşmasının,
Haziran 1996 tarihinde BMBG tarafından sunulan güncelleştirilmiş
öneriler temelinde, ara bölgede iki tarafın birbirine yakın mesafede
olduğu yerleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi amacı
ile yoğun görüşmeler yürütülmesi.
2. Askeri Tatbikatlar: Her iki taraftaki askeri otoritelerin ara bölgenin
görüş ve işitme menzili boyunca veya yakınlarında mekanize
ve muharebe tank bölüklerini içeren askeri tatbikat gerçekleştirmekten
kaçınması. Bu alanın ara bölgenin 1.5 kilometre kuzey ve
güneyine doğru genişletilmesini öneriyoruz.
3. Lokmacı (Ledra Caddesi) geçiş noktası: Lokmacı
geçiş noktasının açılmasının tamamlanması
için BMBG ile işbirliği yapılması. Kıbrıs Türk
tarafı, bu geçiş noktasının açılması için bugüne
kadar açılmış olan diğer geçiş noktalarında
uygulanmış olan prosedürlerin aynısını uygulamaya
hazırdır ve bu yönde bir öneri de sunmuştur. Geçiş
noktasının açılması için hiç bir ön şart ortaya
konmayacaktır.
4. Uzlaşma Komisyonu: Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs
Rum halkı arasında anlayış, hoşgörü ve
karşılıklı saygıyı teşvik etmek için
ilerlemeye ve geleceğe yönelik bir bakış açısı ile
görev yapacak olan bir Uzlaşma Komisyonunun kurulması. Uzlaşma
Komisyonu eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumdan oluşacaktır.
Bu önlemlere ek olarak, aşağıdaki Güven Yaratıcı
Önlemleri de öneriyoruz:
5. Yeni geçiş noktaları ve geçitler:
Lokmacı geçiş noktasının açılmasından sonra;
(a) Yeşilırmak (Limnitis) geçiş noktasının
açılması
(b) Erenköye gidiş ve dönüşlerde serbest geçişin temin edilmesi
Bu Güven Yaratıcı Önlem maddesi uzun zamandır askıda olan
Yiğitler (Arsos) - Pile (Pyla) yolunun daha fazla gecikmeden
tamamlanacağını varsaymaktadır. Kıbrıs Türk
tarafı BMin, özellikle bu konuda, taraflara karşı olan
muamelesinde uzun zamandır adaletsiz bir tutum sergilediği
görüşündedir. Bilindiği gibi, BMBGnün Voroklini (Voraglini) - Pile
(Pyla) yolunun tamamlanması için izin vermiş olması Pile sakini
Kıbrıslı Rumlara büyük bir kolaylık
sağlamıştır. Köyün Kıbrıslı Türk sakinleri
için aynı kolaylığın sağlanmasına karşı
çıkılması, Kıbrıslı Türklerin Pile sakini
Kıbrıslı Rumlara karşı dezavantajlı konuma
düşmelerine neden olmaktadır.
6. BMBG vasıtasıyla işbirliği: Kıbrıs Rum
tarafının Kıbrıs Türk tarafıyla ortak konularda
işbirliği yapmak yönündeki isteksizliği göz önüne
alındığında, BMBGnün insan
kaçakçılığı, narkotik ve yasa dışı
faaliyetler gibi sınır ötesi konular dahil olmak üzere iki taraf
arasında işbirliği gerektiren alanlarda arabulucu olarak
eşit düzeyde görev yapması.
16 Ekim, 2007
New York.
"GENEL SEKRETERİN ADRESİ RUM TARAFIDIR"... BM
Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la görüşmek üzere New York'a giden
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'ye dönüşünde basına
yaptığı açıklamada, Genel Sekreter Ban'la görüşmesinin
çok iyi geçtiğini ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik
görüşmeye her an hazır olduklarını ifade ettiğini söyledi.
Talat, BM Genel Sekreteri'nin müzakerelere başlanması için iki
taraftan da kesin taahhüt gelmesi gerektiğini söylerken, adresinin Rum
tarafı olduğunu belirtti
"RUM ÖNERİLERİ LAF KALABALIĞI"...
Talat, 5 Eylül görüşmesinde yaptığı önerinin, 8 Temmuz sürecinin
dışında olmadığının Ban tarafından
ifade edildiğini bildirdi. Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un, kendisi New York'tayken Rum basınını da
kullanarak ortaya attığı, BM Genel Sekreteri'ne yeni öneriler
sunduğu yönündeki haberlerin manipülasyon olduğunu ifade eden Talat,
"Hepsi laf kalabalığı, hiçbir somut önerileri yok, bizim
görüşmemizi gölgelemek için yapılmış ataklardır.
Ciddiye alınacak bir önerileri yok" dedi
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la görüşmek üzere New York'a giden
Cumhurbaşkanı Talat, dün öğleden sonra KKTC'ye döndü.
Cumhurbaşkanı Talat Ercan'da basına yaptığı
açıklamada, Genel Sekreter Ban'la görüşmesinin çok iyi geçtiğini
ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmeye her an hazır
olduklarını ifade ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri'nin müzakerelere
başlanması için iki taraftan da kesin taahhüt gelmesi
gerektiğini söylerken, adresinin Rum tarafı olduğunu belirtti.
Talat, 5 Eylül görüşmesinde yaptığı önerinin, 8
Temmuz sürecinin dışında olmadığının Ban
tarafından ifade edildiğini bildirdi.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, kendisi New
York'tayken Rum basınında kullanarak ortaya attığı BM
Genel Sekreteri'ne yeni öneriler sunduğu yönündeki haberlerin manipülasyon
olduğunu ifade eden Talat, "hepsi laf kalabalığı,
hiçbir somut önerileri yok, bizim görüşmemizi gölgelemek için
yapılmış ataklardır. Ciddiye alınacak bir önerileri
yok" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la
görüşmesinde, tatbikatlar ve dekontrantasyonla ilgili askeri önlemler, iki
halkın yakınlaşması için bazı düzenlemeler,
Lokmacı kapısının açılması gibi öneriler içeren
bir güven yaratıcı öneriler paketi sunduğunu, bu paket BM Genel
Sekreteri tarafından değerlendirileceği için daha geniş
açıklama yapmanın şu anda doğru olmadığını
düşündüğünü ifade etti.
Rum önerileri laf
kalabalığından öteye gitmiyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, New York'ta bulunduğu
günlerde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel
Sekreteri'ne yaptığı önerilerin "laf
kalabalığından öteye gitmediğini" söyledi.
Papadopulos'un bu girişimiyle BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon'la
görüşmesini gölgelemeye çalıştığını belirten
Talat, Ban'a sunduğu güven yaratıcı önlemler paketinde askeri
konularda öneriler ve iki halkın yakınlaşmasını
sağlayacak düzenlemeler yer aldığını ifade etti ancak
detay vermedi. Talat, bu aşamada detay vermesinin BM'deki
değerlendirmeler sürdüğü için doğru olmayacağını
söyledi.
Talat, BM Genel Sekreteri Ban'ın 5 Eylül'de Rum Lider
Papadopulos'la görüşmesinde yaptığı "2.5 aylık hazırlık
sürecinden sonra görüşmelerin başlaması" yönündeki
önerisinin 8 Temmuz sürecine aykırı olmadığını
söylediğini de bildirdi.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs için yeni girişim
yapmadan önce iki taraftan da taahhüt istemesinin adresinin Rum tarafı
olduğunu, kendilerinin her an görüşmeye hazır
olduklarını zaten bildirdiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı
Talat, Genel Sekreter'le görüşmelerinde kendilerine Rum önerilerinden tek
kelime edilmemesinin, yeni somut bir şey olmadığını
gösterdiğini belirtti.
BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon'la görüşmek için geçtiğimiz
pazar New York'a giden Cumhurbaşkanı Talat, KTHY uçağıyla
İstanbul üzerinden yurda döndü.
Ercan'da basın toplantısı
Cumhurbaşkanı Talat, Ercan'daki basın
toplantısında, Ban-Ki Moon'la geçen salı günü KKTC New York
Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Siyasi
İşler Özel Danışmanı Reşat Çağlar, 2.
sekreter Mehmet Dana ve New York Temsilciliği 3. Sekreteri Murat
Soysal'dan oluşan heyetiyle birlikte yaptığı görüşmeyi
değerlendirdi; gazetecilerin sorularını yanıtladı.
BM'nin Kıbrıs sorunu için yegane platform olduğunu ve
bundan dolayı BM'yle ilişkiler ve Kıbrıs sorununa
bakışlarını doğru noktada tutma açısından
temaslarının devam etmesi gerektiğini kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, BM'nin Kıbrıs sorununun bütünlüklü
çözümü için istekli olduğunu, ancak tarafların hazır olması
durumunda bu konuda adım atacağını birçok kez olduğu
gibi bu görüşmede de vurguladığını belirtti.
Adresin neresi olduğu anlaşıldı
Talat, Genel Sekreter Ban-Ki Moon'un görüşmelerinden sonra bunu
ifade ettiğini kaydederek, şöyle konuştu:
"Burada adresin neresi olduğunu herhalde herkes
anlamıştır. Çünkü Sayın Genel Sekreter'e bizim
verdiğimiz mesaj 'Kıbrıs Türk tarafı olarak
Kıbrıs sorununa tam teşekküllü müzakerelerle bütünlüklü çözüm
bulmak için her an hazırız. Üzerimize düşeni
yapacağız' oldu. Genel Sekreter'in 'iki tarafın da hazır
olduğu şartlarda girişim yaparım' demesinin adresinin ne
olduğu bundan bellidir zaten. Rum tarafı ise bütünlüklü çözüm
görüşmeleri için ön görüşme istemektedir. 8 Temmuz sürecini o
maksatla bir oyalama sürecine dönüştürmüştür. 5 Eylül'de bir araya
geldiğimizde Sayın Papadopulos'a 'bu süreç artık
başarısız devam ediyor, görüyorsun, gel bu süreci hızlandıralım,
disipline edelim' dediğimde 'hayır ben zaman limiti kabul etmem'
diyerek görüşmeleri başlatmayı reddetmiştir. Bundan
dolayı Genel Sekreter'in yaptığı çağrının ne
anlama geldiği gayet açık bilinmektedir."
Ban, 5 eylül önerilerimizin
süreç dışında olmadığını söyledi
BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon'la görüşmesinin çok iyi
geçtiğini ve Ban'ın Kıbrıs Türk tarafının 5
Eylül'deki önerilerinin 8 Temmuz sürecinin dışında
olmadığını ifade ettiğini bildiren Talat, "Bu, BM
Genel Sekreteri tarafından yapılmış çok önemli bir
tespittir" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, kendi pozisyonlarını
özetlerken, "Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü için, Rum
tarafı çok istediği için sınırları belirlenmiş
bir ön hazırlıktan sonra masaya oturulması ve bir an önce
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması" olarak özetledi.
Gölgelemek için...
Rum tarafının, kendisinin BM Genel Sekreteri'yle
görüşmesini gölgelemek ve önemsiz kılmak için gerek yetkilileri
tarafından yapılan açıklamalar ve gerekse Rum
basınındaki manipülasyon ataklarıyla bir çalışma içine
girdiğine işaret eden Talat, Papadopulos'un önce BM Genel
Sekreteri'ne öneriler yaptığını, sonra mektup
yazdığını, ertesi gün de açıklama
yapacağını söyleyerek yanlış izlenimler yaratmaya
çalıştığını anlattı.
Bir sürü laf kalabalığı
Cumhurbaşkanı Talat, "Bir sürü laf
kalabalığı, hiçbir somut öneri yok. Hiçbir pozisyon
değişikliği yok. Zaten Rum hükümet sözcüsü, Lokmacı
kapısının açılması konusunda görüş
değiştirmediklerini doğrudan ifade etmiştir. O zaman Genel
Sekreter'e öneri yapmanın anlamı nedir? Zaten o pozisyonları
biliniyor. O pozisyonları, bir sürü ön şartla Lokmacı'nın
açılmamasını güvenceye almaya yöneliktir. O zaman Genel
Sekreter'e neyi önerdiler..." diye sordu.
Sunulan paket
Kıbrıs Türk tarafının güven yaratıcı
önlem paketi sunacağının açıklanmasıyla Rumların
bu girişimleri yaparak paketlerini ve BM Genel Sekreteri'yle
görüşmelerini önemsizleştirmeye
çalıştığını belirten Talat, sundukları
pakette "askeri önlemler yanında iki halkın birbirine
yakınlaşabilmesi için bazı düzenlemeler, oluşumlar ve daha
fazla temas noktası yaratmak bakımından Lokmacı
kapısının bir an önce açılması"
konularının yer aldığını söyledi.
BM değerlendiriyor
Cumhurbaşkanı Talat, şu anda paketi tam olarak
açıklamanın doğru olmadığını, çünkü BM Genel
Sekreteri'nden henüz tepki almadığını kaydederek,
"Genel Sekreter konuyu değerlendireceklerini, taraflarla da
görüşeceğini söyledi. O yüzden makul süre tanımakta yarar
olduğunu düşünüyorum. Tam metni açıklamıyorum ama
içeriği budur. Tatbikatlarla ilgili, dekonfrantasyonla ilgili
yaklaşımlar, iki tarafın işbirliğini sağlayıcı
öneriler bir paket halinde sunulmuştur. Sanırım önümüzdeki
günlerde bu paket BM tarafından değerlendirilecektir ve tepkilerini
de almış olacağız" dedi.
Tek kelime bahsetmedi
Kıbrıs Rum tarafının sunduğu yeni somut bir
şey olmadığının, BM Genel Sekreteri ve ekibinin
kendilerine tek kelime bahsetmemesinden de
anlaşıldığına dikkat çeken Talat, Genel Sekreter'in
ekibiyle de yemekte bir araya geldiklerini ve birçok konuyu
konuştuklarını belirtti.
Ban-Ki Moon'un önünde çok sayıda dosya bulunan yeni bir genel
sekreter olduğuna işaret eden Talat, Kıbrıs konusunda henüz
uzmanlaşmadığı için ekibinin ve
yardımcılarının Kıbrıs sorununa daha vakıf
olarak sahip çıkma konumunda bulunduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, New York'ta Yahudi lobisiyle
de görüştüğünü hatırlatarak, Kıbrıs sorununu anlatarak
Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına katkı istediklerini bildirdi.
Ban'ın ekibine sorduk
Bir soru üzerine Talat, Genel Sekreter'in Rum tarafının
önerileriyle ilgili kendilerine tek kelime etmediğini yineledi. Talat,
Konuyu Rum basınından öğrenince Genel Sekreter'in ekibini
aradıklarını ve böyle bir yazının, önerinin
verildiğini ancak içinde fazla bir şey olmadığını
öğrendiklerini anlattı.
Talat, Rum tarafının önerisinin boş, sadece kendisinin
New York'ta BM Genel Sekreteri'yle görüşmesini gölgelemeyi amaçlayan bir
girişim olduğunu, ortada ciddiye alınacak bir öneri
bulunmadığını belirtti.
Kıbrıs Türk tarafının önerilerinin ciddi ve güven
yaratıcı anlamda somut öneriler olduğunu dile getiren Talat, bir
başka soruyu yanıtlarken, öneriler arasında askeri güç
azaltımının söz konusu olmadığını,
Kıbrıs sorununun askeri bir sorun olmadığını,
askeri sorunların Kıbrıs sorununun varlığı
nedeniyle yaşandığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un BM Genel Sekreteri'ne sunduğu 8 maddeyle ilgili Rum
basınında yer alan haberlerin anlaşılmaz ve
karışık olduğunu belirterek, Papadopulos'un
Yeşilırmak kapısının açılmasını
istemesinin yeni bir şey olmadığına dikkat çekti.
Ciddi bir yanı yok..manipülasyon..
"Papadopulos'un önerilerinin ciddi bir yanı olduğunu
sanmıyorum. Hatırlayın Lokmacı duvarını da benim
yurt dışında olduğum bir zamanda
yıkmıştı. Bunlar rastlantı değildir" diyen
Talat, Papadopulos'un dünyayı etkilemek için medya desteği alarak
manipülasyon hedefi güttüğünü söyledi.
Talat, Papadopulos isterse BM Genel Sekreteri'ne sundukları
önerileri Rum tarafıyla paylaşabileceğini de Ban'a
söylediklerini açıkladı.
Taahhütün anlamı
Genel Sekreter'in girişim yapmadan önce iki taraftan kesin
taahhüt istemesinin anlamıyla ilgili soruya karşılık
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:
"Bundan benim anladığım, müzakere sürecine angaje
olup sonuna dek götürmektir. Masada hakemlik gibi bir şey yoktur. Varsa da
Genel Sekreter'in ifade etmesi lazım. Biz en kesin şekilde
müzakerelere oturma taahhüdümüzü verdiğimiz göre bu
çağrının bize olmadığı bellidir. Bu
çağrı Rum tarafına olduğuna göre, onların hazır
olmasını bekliyor demektir. Çok büyük ihtimalle bunu da seçim
sonrası diye düşünmektedirler. Bütün BM camiası böyle
düşünmektedir. Seçim sonrası da nasıl bir manzara ortaya
çıkacak, seçimleri kim kazanacak, herhalde onunla da
bağlantılı olacaktır yapılacak
girişimler..."
Önerim 8 Temmuz
anlaşmasına aykırı değil
Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Ban'ın,
kendisinin 5 Eylül'de Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'a
yaptığı "2.5 aylık hazırlık döneminden sonra
tam teşekküllü müzakerelerin başlaması" önerisinin 8 Temmuz
anlaşmasına aykırı olmadığını
söylediğini de vurguladı.
8 Temmuz anlaşmasında, güven yaratıcı önlemler
üzerinde çalışılacağının yer
aldığını hatırlatan Talat, Papadopulos'un
çalışma grupları ve teknik grupların çalışmalarının
paralel gitmesini, çünkü birinde ilerleme olmazsa sürecin
tıkanmasını istemediğini anlattı.
Talat, güven yaratıcı önlemlerin 8 Temmuz
anlaşmasında bulunduğunu, ancak teknik komitelerle
çalışma gruplarıyla bütünleşmediğini ve ayrı
bölümde yer aldığını, kendilerinin de o ayrı bölüm
için BM Genel Sekreteri'ne öneri yaptıklarını kaydetti.
BM Genel Sekreteri Ban'ın kendisine görüşme daveti yollarken
New York'ta güven yaratıcı önlemler konusunu da konuşmayı
istediğini ifade eden Talat, "Biz de ona dayalı bir öneri paketi
hazırladık ve götürdük" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, "BM Genel Sekreteri, sizin 5
Eylül'deki önerilerinize karşı Papadopulos'un 'Talat 8 Temmuz
sürecinin dışına çıkıyor' iddialarını
çürütmüş oluyor yorumunda bulunmamız doğru olur mu"
şeklindeki bir soruya karşılık, "Tabi ki doğru.
Sayın Genel Sekreter benim önerilerimin 8 Temmuz sürecinin içinde olduğunu,
anlaşmaya aykırı olmadığını
söylemiştir. Dolayısıyla bunun anlamı, Papadopulos'un
söylediklerinin doğru olmadığıdır" diye
konuştu.
Papadopulos'un görüşme önerisi yok
Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un önerileri arasında
kendisiyle iki gün içinde görüşmeyi istediğiyle ilgili haberlerin
anımsatılması üzerine de, "Hayır hiç böyle bir öneri
yapılmadı, böyle bir şey gelmedi ama Papadopulos görüşmek
istiyorsa görüşürüz. Son görüşmemizden bugüne epey zaman geçti, belki
bazı düşüncelerinde değişiklikler, esneklikler
belirmişti. Onlardan yararlanmalıyız, biz hazırız ama
böyle bir şey olmadı" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Talat'ı Ercan'da Meclis Başkanı
Fatma Ekenoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı ile öteki yetkililer karşıladı.
Cumhurbaşkanı Talat'la birlikte eşi Oya Talat, Özel
Kalem Müdürü Asım Akansoy, Siyasi İşler Özel
Danışmanı Reşat Çağlar, 2. sekreter Mehmet Dana, Oya
Talat'a eşlik eden Cumhurbaşkanlığı Toplumsal Cinsiyet
Çalışmaları Sorumlusu Süreyya Çelmen de yurda döndü.
KIBRIS 19/10/07
İngiliz Yüksek Komiseri Millet: Siyasi istek olursa Kıbrıs sorunu çözülebilir
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs sorununun
çözülebilir olduğunu belirterek çözüm için gerekli olan unsurun
"politik istek" olduğunu vurguladı.
Millet, Rum tarafında şubat ayında yapılacak olan
başkanlık seçimlerinden sonra adada yakın bir zamanda başka
bir seçim olmayacağından dolayı, şubattan sonra çözüm için
gerçek bir fırsat penceresinin açılabileceğini, iki
tarafın, bu süre içerisinde, adada bir çözüme ulaşma yönünde gerçek
bir ilerleme kaydedebileceğini ifade etti.
Kıbrıs'ta bir uzlaşmaya varılabilmesi için
İngiltere'nin BM ile çalışmalarını sürdüreceğini
belirten Millett, "Biz diyalog, müzakere ve anlaşma istiyoruz"
dedi.
Kıbrıs'taki iki topluma da çağrıda bulunarak,
"Bir çözüm için çalışmaya devam edin, sizinle birlikte
sıkıntınızı paylaşan birçok AB
vatandaşı var. Onlar da Kıbrıs'ta bir çözüm istiyor"
şeklinde ifadeler kullanan Millet, Kıbrıs sorununa erken bir
zamanda çözüm bulunması, bir anlaşmanın sağlanması
temennisinde bulundu.
Geleneksel parti ve katılanlar
İngiliz Yüksek Komiserliği'nin Kıbrıslı
Türklere yönelik olarak geleneksel olarak her yıl düzenlediği
"Sonbahara Merhaba Partisi" önceki akşam Mehmet Akif
Caddesi'ndeki İngiliz Yüksek Komiserliği'nde düzenlendi.
Partiye, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, Ana Muhalefet Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak,
Türkiye Büyükelçiliği yetkilileri, Lefkoşa Belediye Başkanı
Cemal Bulutoğluları, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay
Kayalp, üniversite rektörleri, işadamları, yabancı büyükelçiler
ve büyükelçiliklerin temsilcileri olmak üzere birçok üst düzey yetkili
katıldı.
İngiliz Askeri Bandosu'nun da gece boyunca müzik dinletisi
sunduğu partide, bu yıl ilk kez olarak İngiliz üretimi olan
arabalar, içkiler ve çeşitli eşyalar da sergilendi.
Millet
Konukları kapıda eşiyle birlikte karşılayan
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, yaptığı
konuşmada, İngiltere'nin Kıbrıslı Türklere
eğitim, politika, ekonomik, ticaret ve modernleşme yolunda
yaptığı destekten söz etti, ülkesinin Kıbrıs sorununun
çözümüne bakış açısını ve adada bir çözüme
ulaşılmasındaki isteğini anlattı.
Peter Millet, ilk olarak partiye onur konuğu olarak katılan
Meclis Başkanı Ekenoğlu ile Başbakan Soyer'e teşekkür
etti.
Ticaret Ada'da çözümü kolaylaştırır
Millet, Avrupa Birliği'nin, Kıbrıs Türklerinin ekonomik
bakımdan güçlenmesini desteklediğini ifade ederek, AB'nin, ticari
ilişkilerin Kıbrıs'ta bir çözümü
kolaylaştıracağı inancında olduğunu belirtti.
AB'nin birleşiminde ticari ilişkilerin önemini gördüklerini
de ifade eden Millet, bu yüzden Kıbrıs Türklerinin ticaret
yapısının önemine işaret etti.
AB Yardımı Kıbrıslı Türklerin
hayatında büyük rol oynayacak
AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik yaptığı
Mali Yardım Tüzüğü'nün çok önemli bir girişim olduğunu da
söyleyen Millet, AB'nin Kıbrıs Türklerinin ekonomisini sürdürülebilir
yapmak için ortaya çıkardığı 259 milyon Euro'luk
yardımın bu alanda verilen en yüksek yardım olduğunu ifade
ederek, bunun da Kıbrıslı Türklerin hayatında büyük bir rol
oynayacağını savundu.
Eğitim alanında Kıbrıslı Türklere destek
Peter Millet, British Council'ın Kıbrıslı Türklere
eğitim alanında sağladığı desteğe de
değinerek, Kıbrıslı Türklere son 10 yıl içinde
eğitim alanında 4 milyon Euro'luk burs verildiğini söyledi.
Adanın birleşmesi için çalışıyoruz
İngiliz Yüksek Komiserliği'nin her zaman
Kıbrıslı Türkleri desteklediğini de dile getiren Millet,
"Garantör ve AB üyesi bir ülke olarak adanın birleşmesi için
çalışıyoruz" dedi.
Ben de Kıbrıslı Türkler
gibi sıkıntı duyuyorum
Millet, "Ben de Kıbrıslı Türkler gibi
Kıbrıs sorunundan sıkıntı duyuyorum"
düşüncesini de dile getirerek, adanın iki tarafında da
"Kıbrıs sorunu çözülemez ve iki toplum birlikte yaşayamaz,
ayrılık tek cevaptır" şeklinde görüşler ve
düşünceler olduğunu, ancak kendisinin buna
katılmadığını vurguladı.
Çözüm iki tarafın politik eşitliğini kapsamalı
Çözüm için umudun elden bırakılmaması gerektiğini
ifade eden Millet, adada ulaşılacak bir çözümün ve
anlaşmanın, iki tarafın politik eşitliğini
kapsaması gerektiğini de söyledi.
İngiliz Yüksek Komiseri Millet, "Kıbrıs sorunu
çözülebilir" görüşünü belirterek Kıbrıs'ta bir çözümüm için
gerekli olanın "politik istek" olduğunu vurguladı.
Şubat'tan sonra gerçek
bir fırsat penceresi açılacak
Millet, Rum tarafında şubat ayında yapılacak olan
başkanlık seçimlerinden sonra adada yakın bir zamanda başka
bir seçim olmayacağından dolayı, şubattan sonra çözüm için
gerçek bir fırsat penceresi açılacağını da belirterek
iki tarafın da bu süre içerisinde adada bir çözüme ulaşma yönünde
gerçek bir ilerleme kaydedebileceğini ifade etti.
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarında
ülkesinin BM ile işbirliğini sürdüreceğini ve bir anlaşmaya
varılması için katkı koymaya devam edeceğini ifade eden
Millet, "Biz diyalog, müzakere ve anlaşma istiyoruz" dedi.
Çözüm için çalışmaya devam edin
Millet, konuşmasında iki topluma da çağrıda
bulunarak, "Bir çözüm için çalışmaya devam edin, sizinle
birlikte sıkıntınızı paylaşan birçok AB
vatandaşı var. Onlar da Kıbrıs'ta bir çözüm istiyor" diyerek,
Kıbrıs'a çözüm ve anlaşmanın uzun bir zaman beklemeden
gelmesi temennisinde bulundu.
Millet, konuşmasının sonunda bu yıl ilk kez
partide sergilenmesine karar verilen İngiliz ürünü araba, içki ve
eşyaları kendileriyle işbirliği içerisinde
çalışarak sergileyen şirketlere ve sahiplerine, ayrıca
gecenin düzenlenmesinde emeği geçen herkese de teşekkürlerini sundu.
KIBRIS 19/10/07
Vasilis Palmas: Öneriler, 8 Temmuz
mutabakatının uygulanmasını hedefliyor
KHA'ya göre, sözcü, yazılı açıklamada, önerilerin, iki
toplum liderince mutabık kalınanlara saygı göstermekle birlikte,
mutabakat sınırları çerçevesinde esneklik gösterdiğini
belirtti.
Sözcü, "8 maddelik öneri, sivil toplumun kurumsal ve esaslı
katılımını hedeflen somut önerileri kapsıyor,
böylelikle müzakere süreci vatandaşlara daha yakın ve
katılım ve uygun bilgiye dayalı olarak demokratik olarak daha
geniş bir şekilde takip edilecektir dedi olacak" dedi.
Palmas, "öneriler, hem askeri hem de sivil içerikli güven
artırıcı önlemlerle ilgili olarak da tavsiyeleri içeriyor"
diye ekledi.
"Bizim tarafımız, güven artırıcı
önlemlerin kabul edilmesini arzuluyor, iki toplumun çözümsüzlük durumuna
alışacağı ve yan yana ayrı olarak
yaşayacağı için değil" diyen Sözcü, önlemlerin
hedefinin bir çözüm sürecinin yerini tutması
olmadığını vurguladı.
Palmas, "8 Temmuz mutabakatında öngörülen güven
artırıcı önlemlerin kabul edilmesi ve uygulanması, BM
himayesi altında 8 Temmuz sürecine yardımcı olmak ve ilerletmek
için 8 maddelik öneride bulunmaktadır" dedi.
Palmas, önerilerin bir maddesinin 3'üncü Viyana
Antlaşması'nın uyulmasına yönelik acil önlemlerin
alınması olduğunu da sözlerine ekledi.
Sözcü, öneride, insancıl bir konu olan kayıp kişiler
sorununa da büyük önem verildiğine dikkat çekti.
KIBRIS 19/10/07
Rum radyosu: Papadopulos, Rehn'in önüne
"8 Temmuz'un ileri götürülmesi gereğini" koydu
Brüksel'deki muhabirine dayanarak Papadopulos'un bu tezine Rehn'in de
katıldığını duyuran Rum radyosu; Rehn ve
Papadopulos'un ayrıca; Türkiye'nin üyelik süreciyle ilgili
başlıkların açılması konusunu da ele
aldığını bildirdi.
Habere göre Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos Rehn'e; Rum
yönetiminin, Türkiye'nin müzakere başlıklarından
bazıları hakkındaki çekincelerini anlattı ve başka üye
ülkelerden de tepki ve çekinceler dile getirildiğini savundu.
BM Genel Sekreteri'ne gönderdiği 8 maddelik önerileri konusuna da
değinen Papadopulos, Lizbon'a gitmek üzere Güney Kıbrıs'tan
hareketinden önce yaptığı açıklamaya göndermede bulundu.
Genel Sekreter Ban'ın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la
görüşmesi konusunda ise "Bana ulaşan bilgilere göre Ban Ki-Moon
Kıbrıslı Türk lideri dinledi ve 8 Temmuz
anlaşmasının aktifleştirilmesi gereğine işaret
etti" dedi
KIBRIS 19/10/07
İngiliz Yüksek Komiseri Millet: Kıbrıs'taki belirsizlik devam edemez
Andreas Theophanous ve Yiannis Tirkides tarafından düzenlenen
"Britanya ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki
İlişkilerin Yansımaları ve Britanya Egemen Üs
Bölgeleri" kitabın tanıtımında açılış
konuşmasını yapan Millet, Birleşik
Krallığın, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine
bağlılığının, Joan Ryan'ın
Başbakan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak atanmasıyla
ortaya konduğunu ifade etti.
Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Millet,
"bu kitabın vurguladığı en önemli mesajlardan biri,
Birleşik Krallık ve Kıbrıs arasında güçlü bir
ilişkinin inşa edilmesinin önemi ve geçmişe saplanıp
kalmaktansa ileriye bakmaktır" diyerek, bu mesajı tamamen
onayladığını söyledi.
"Tabii ki, geçmişi ve uluslararası konuları
görmezlikten gelmek imkânsızdır. Kitap, bu nedenle tarihsel durumu
belirlemeye çalışarak başlıyor" diyen Millet,
"Britanyalı bir tarihçi, kitapta Birleşik
Krallığın Kıbrıs'taki rolü hakkında yapılan
bazı tespitlerle ilgili hem fikir olmaya bilir" dedi.
Millet, "Kıbrıs'la birlikte çalışmak
istiyoruz, bizim Kıbrıs aleyhinde uğraşma niyetimiz
kesinlikle yok" diyerek, "bizim işbirliğimiz, her iki
ülkenin yararına olan birçok konuyu kapsayabilir; sadece adanın
bölünmüşlüğüne bir çözüm bulunması için çaba göstermeye devam
etmek için değil, ayrıca AB ve bölgesel konuları için
çalışabiliriz" şeklinde konuştu.
Gelecekle ilgili olarak Millet, "kitapta, Kıbrıs, bölge
ve AB'yle ilgili konular hakkında Kıbrıs ile çalışmaya
ihtiyaç olduğu konusunda yer alan görüşü paylaşıyorum"
dedi.
Britanya Yüksek Komiseri, "Birleşik Krallık,
Kıbrıs sorunun çözümlenmesine
bağlılığını, Joan Ryan'ın
Başbakan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak atanmasıyla
gösterdi. Ryan'ın son ziyareti kendisine durumu ilk elden anlama
fırsatı verdi. Ryan kötümser ayrıldı, ancak olumlu bir rol
oynamaya kararlı" diye devam etti.
Millet, "geleceğin esas unsuru, mevcut durumun
Kıbrıs için kabul edilemez "olduğudur" ve "adada
belirsizlik ve istikrarsızlığın devamını kabul
edemeyiz" dedi.
KIBRIS 20/10/2007
Bizim önerilerimiz önemli değilse
Talat'ınkiler, çok daha az önemli
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos
"Kıbrıs sorunuyla ilgili bizim önerilerimiz önemli değilse,
o zaman Mehmet Ali Talat'ın güven yaratıcı önlemlerle ilgili
önerisi çok daha az önemlidir" dedi.
Rum radyosunun haberine göre Papadopulos bu sözleri Lizbon'da
düzenlediği basın toplantısında; BM Genel Sekreteri Ban Ki
-Moon'a gönderdiği 8 maddelik önerinin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat tarafından; "kendi önerilerini gölgelemek maksadını
taşıyan laf kalabalığı" olarak nitelenmesi
üzerine söyledi.
Rum tarafının BM'den; Gambari prosedürünün ileri götürülmesi
için inisiyatif üstlenmesini beklediğini söyleyen Papadopulos;
Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak BM Genel Sekreteri'ne yönelik 8
maddelik önerisini, BM'nin önerisi üzerine sunduğunu söyledi.
Rum Yönetimi Başkanı, BM'ye sundukları önerinin;
Gambari prosedürünün ileri götürülmesi maksadını
taşıdığını savundu ve şunları söyledi:
"Oysa Talat'ın önerileri -edindiğim bilgilere göre-
yalnızca; önemli olmalarına rağmen Kıbrıs sorununun
çözümü olan esasla ilgisi bulunmayan, güven yaratıcı önlemlerle
ilgilidir. Kıbrıs sorunuyla ilgili bizim önerilerimiz önemli
değilse, o zaman Mehmet Ali Talat'ın güven yaratıcı
önlemlerle ilgili önerisi çok daha az önemlidir."
KIBRIS
20/10/2007
Türk ve Rum sendikalarından dostluk
buluşması
Yunanistan'da örgütlü POE-OTA, Türkiye'de örgütlü DİSK'e
bağlı GENEL-İŞ ve Kıbrıs'ta örgütlü SIDIKEK-PEO
ve BES'in Kıbrıs'ta "Daha İyi yaşam-barış ve
güvenlik" için bir dostluk buluşması gerçekleştireceği
bildirildi.
Belediye Emekçileri Sendikası (BES) Başkanı Ali Ecesoy
yazılı açıklamasında, 22-24 Ekim tarihlerinde
gerçekleştirilecek yerel yönetim sendikalarının
buluşması çerçevesinde çeşitli etkinlikler
gerçekleştirileceğini kaydetti.
Sendika temsilcileri, 22 Ekim Pazartesi günü Pile'yi ziyaret ederek,
Pile'nin Türk ve Rum makamlarıyla görüşecek, ayrıca Larnaka'da
bulunan Hala Sultan Tekkesi'ni ziyaret edecek.
23 Ekim Salı günü ise Lefkoşa Rum Belediye Başkanı
Eleni Mavru ve Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal
Bulutoğluları'na ziyaretler gerçekleştirilecek.
Çarşamba günü saat 19.00'da ise PEO kongre salonunda üyelere
yönelik "Liberalleştirme koşullarında
çalışanların durumu ve daha iyi yaşam-barış ve
güvenlik için çifte rolleri" konulu panel düzenlenecek.
PEO Genel Sekreteri Oambis Kritsis'in açılış
konuşmasıyla başlayacak olan panelde SIDIKEK-PEO Genel Sekreteri
Antoni Neofitu, BES Başkanı Ali Ecesoy, POE-OTA Başkanı
Themi Banasopullo, DİSK GENEL-İŞ Genel Sekreteri Kani Beko birer
konuşma yapacak.
Konuşmaların ardından ortak bir açıklama
yapılacak ve panel kokteylle sona erecek.
Panele katılmak isteyenler için saat 18:30'da Ledra Palas'tan
otobüs kalkacak.
24 Ekim Çarşamba günü de sabah Gönyeli Belediye Başkanı
Ahmet Benli, daha sonra ise Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın
ziyaret edilecek.
4 sendika, Türk-Yunan ve Kıbrıs halklarının
dostluğunu pekiştirmek ve dünya barışına katkıda
bulunmak amacıyla bir de ortak bildiri sunacak.
KIBRIS
20/10/2007
Rumların engelleme girişimleri sürüyor
20 Ekim, 2007 21:27:00 (TSİ) CNN TURK
Rum yönetiminin KKTC'den Suriye'ye yapılan tarifeli gemi
seferlerini engellemeye yönelik girişimleri sürüyor.
Rum Sosyalist Edek Partisi Onursal Başkanı Vasos
Lissaridis, konuyla ilgili görüşmeler yapmak üzere Şam'a gitti.
Lissaridis, Rum lider Tasos Papadopulos'un özel temsilcisi olarak temaslarda
bulunacak.
Lissaridis Şam'a hareketinden önce Larnaka
Havaalanı'nda "Suriye ile geleneksel dostluk ilişkilerinin
sağlamlaştırılmasını, sürekliliğini
sağlamak olduğunu" söyledi.
Rum yönetimi dışişleri bakanının da yakın bir
zamanda Şam'ı ziyaret edeceği belirtildi.
KKTC ile Suriye arasındaki tarifeli gemi seferleri Rum yönetiminin
itirazlarına rağmen 18 Ekim'de başlamıştı. Seferlerde KKTC pasaportu
kullanılabiliyor.
"Rum Milli Muhafız Ordusu
dağıtılıyor"
iddiası
Mahi, "Flaş: Silahlı Kuvvetler'in Güya Reorganizasyonu
İçin Hükümetin Direktifiyle Millî Muhafız Ordusu Birlikleri
Dağılıyor" başlıklı ve
"Dağılıyor" ifadesini kırmızı renkle
yazdığı manşet haberinde RMMO'nun reorganizasyonu
çerçevesinde RMMO yetkilileri ve özellikle de "Özel Kuvvetler"de
görevli yetkililer arasında kaygı ve karışıklık
hakim olduğunu bildirdi.
Gazete edindiği bilgilere dayanarak Rum yönetiminin, Savunma
Bakanı aracılığıyla RMMO Komutanı'na; öncelikle
bölük seviyesine kadar olan bazı birliklerin aşamalı olarak
dağıtılmasına ve diğer birliklerle
birleştirilmesine ilişkin önerilerle birlikte, RMMO'nun
reorganizasyonu için genel bir çerçeve hazırlaması direktifi
verdiğini yazdı.
Son zamanlarda RMMO'nun üst düzey yetkilileri tarafından
birliklerde geniş çaplı denetlemeler yapıldığına
dikkat çeken gazeteye göre, DİSİ'nin zaman zaman öne
çıkardığı, Rum başkan adaylarından Yannakis
Kasulidis'in de önceki gün açıkladığı; RMMO'da askerlik
süresinin azaltılması ve diğer yapısal
değişikliklerden telaşlanan Papadopulos hükümeti, önceki gün,
Rum Savunma Bakanı'na ve RMMO Komutanı'na RMMO Özel Kuvvetleri'nin
bazı birliklerinin dağıtılması ile RMMO'da
reorganizasyona gidilmesi direktifi verdi.
Gazete RMMO Komutanı Konstantinos Bisbikas'a, RMMO birliklerinin
aşamalı olarak dağıtılması ve bunların
başka birliklerle birleştirilmesine yönelik öneriler
hazırlaması ve bunları hiyerarşik sıraya göre
sunması emri verildiğini belirtti, edindiği bilgilere dayanarak
şunları da yazdı:
"Ele geçirdiğimiz ve şüpheye yer vermeyen bilgilere
göre, Ordu'nun reorganizasyonunun ilk aşamasında bir komando
birliğinin dağıtılması düşünülüyor. Elimizdeki
bilgilere göre LEA olarak da bilinen komuta ve operasyonel açıdan RMMO alaylarına
bağlı olan Özel Misyonlar Bölüklerinin
dağıtılması planı uygulamaya sokuldu. Meselenin 'özel
uygulama' olarak nitelendiriliyor olmasına rağmen, incelenmekte olan
önerilerden bazı çevrelere, Ordu yetkililerine ve özellikle Özel
Kuvvetler'e; bu birliklerin, izin verilenin de altına düşecek
şekilde güçsüzleştirileceği ve bugüne kadar savaş
kabiliyetine sahip birliğin muhtemelen azaltılacağı
sızdırıldı.
Bu arada, daha düne kadar LEA birliğinde görevli bulunan
muvazzaflar, dağıtılmaları planı çerçevesinde
başka birliklere atanacaklar. Bu personele, atama emirlerinin gelecek
haftalarda kendilerine yazılı olarak iletileceği
dışında hiçbir izahatta bulunulmadı.
Askerî bir kaynak; Ordu'daki bu olup bitenler konusunda bir ilk
açıklamada bulunması talebimiz üzerine, yukarıda
yazılanları ne yalanladı, ne de doğruladı. Fakat
dolaylı ancak net şekilde; gelişmelere ve ihtiyaçlara göre
Ordu'nun bazı alanlarda reorganizasyonunun incelenmekte olduğunu ima
etti ancak bunları somutlaştırmadı."
Alithia, "Millî Muhafız Ordusu'nun Güçlendirilmesi,
Geliştirilmesi ve Modernizasyonuna İlişkin Öneri - 14 Aylık
Askerlik Görevi" başlığıyla manşete
çıkardığı haberinde Rum tarafında Şubat 2008'de
gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerinde aday olan Yannakis
Kasulidis'in önceki gün; başkan seçilmesi halinde RMMO'yla ilgili
vaatlerini açıkladığını bildirdi.
Gazete Kasulidis'in vaatlerini şöyle özetledi:
"1-İki bin beş yüz profesyonel asker alımı,
2-Silah sistemlerinin modernizasyonu,
3-Destek hizmetlerinin özel sektöre verilmesi,
4-Ortak Savunma Doktrini'nin güçlendirilmesi,
5-Askerî diplomasi-Barış İçin Ortaklık'a üyelik,
6-Küçük çaptaki profesyonel ordunun çözümden sonra da korunması
önerisi"
Gazete Kasulidis'in bu maddeleri açıklamak üzere önceki gün
düzenlediği basın toplantısında; Klerides hükümeti
döneminde Rusya'dan satın alınan ve dünyadan gelen tepkiler nedeniyle
Girit'e götürülmek zorunda kalınan S-300 füzeleri ve bu füzelerin bugün
Girit'te atıl durumda bulunduğuna ilişkin bilgilerin sorulduğunu
belirtti ve Kasulidis'in verdiği yanıtı şöyle aktardı:
S-300'ler karşılığında Yunanistan'dan önemli
miktarda silah aldılar
"Atıl durumda iseler bu beni utandırır. O zaman
Kıbrıs ve Yunanistan arasında yapılan anlaşmada; S-300
füzelerinin; Kıbrıs'ta operasyonel ihtiyaç olması halinde Yunan
uçaklarını korumak üzere ortak savunma sahasına
katılacağını öngörüyordu. Yine o anlaşma temelinde
Kıbrıs; S-300'ler karşılığında
Yunanistan'dan; değerleri füzelerinkinden çok daha fazla olan, önemli
miktarda silah sistemi aldı. Kıbrıs, Kıbrıs
alanının tamamı için hava savunma şemsiyesini tam olarak
sağladı. Bunu bütün siyasi parti başkanları biliyor"
Gazete Kasulidis'in bu noktada; RMMO'nun çıkarlarına zarar
verecek detayları açıklamaktan kaçındığını
yazdı.
Aynı gazete "Yeni Komandolara Yeşil Bere" başlıklı
haberinde RMMO'nun yeni komandolarının, 75 günlük eğitimlerini
tamamladıklarını ve önceki gün yeşil berelerini
giydiklerini bildirdi.
Gazete Rum Savunma Bakanı Hristodulos Paşardis, RMMO
Komutanı Korgeneral Konstantinos Bisbikas, RMMO'nun Hava, Deniz ve Kara
kuvvet komutanları ile yeni mezunların ailelerinin
katıldığı bere giyme törenlerinin Larnaka kazasındaki
33. Komando Birliği'nde gerçekleştirildiğini, tören
sonrasında da yeni mezun komandoların 4 günlük izne
çıktıklarını yazdı
KIBRIS 21/10/07
Politis: Kıbrıslı Rumlar Pontuslu Rumları istemiyor
Gazeteye göre, Ombudsmanlığın "Focus
Consultants" Şirketine yaptırdığı
araştırmada çeşitli yaş gruplarından 400 Pontuslu Rum
ve 600 Kıbrıslı Rum soruları yanıtladı.
Gazete "Focus Consultants" şirketi tarafından
gerçekleştirilen ve bu türde ilk olan araştırmanın
sonuçlarının önceki gün akşam
açıklandığını belirterek, bu
araştırmanın sonuçlarının sadece Ombudsmanlık
için değil diğer birimler için de çok yararlı olduğunu
kaydetti.
Gazete araştırmadan çıkan sonuçları şöyle
sıraladı:
"Pontuslu Rumların Kıbrıslı Rumların
davranışlarından şikayetleri olmamasının
yanında, Pontuslu Rumların %92,7'lik bir çoğunluğu
Kıbrıslı Rumların tavırlarından memnun.
Bunun aksine Kıbrıslı Rumların ise Pontuslu
Rumlarla sorunları var.
Kıbrıslı Rumların %54,9'u Pontuslı Rumlarla
ilgili olarak olumsuz bir düşünceye sahip.
Araştırmaya göre, Pontuslu Rumların çoğunluğu
Larnaka ve Baf ilçelerinde yaşıyor.
Pontuslu Rumların %83,2'si Güney Kıbrıs'ta kalmaktan
çok memnun.
Kıbrıslı Rumların %54,5'i, çocuklarının
Pontuslu Rumların da gittikleri okullarda okumasından rahatsız
değil.
Kıbrıslı Rumların %30,8'i, çocuklarının
Pontuslu Rumlarla evlenmesinden çok rahatsız."
KIBRIS
21/10/07
Talat'ın önerileri
Rum basınında
Politis "Tasos-Talat El Ele - Kıbrıslı Türk Lider
Neler Önerdi - Talat'ın BM Genel Sekreteri'ne Yönelik Belgesini
Açıklıyoruz - Gambarisiz Güven Yaratıcı Önlemler"
başlığıyla verdiği haberinde Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın BM Genel Sekreteri'ne yönelik güven yaratıcı önlemlere
ilişkin önerilerinin neredeyse aynı frekansta olduğunu
vurguladı.
Gazete Cumhurbaşkanı Talat'ın Genel Sekreter'e
verdiği yazılı önerilerinin; Cumhurbaşkanı'nın da
söylediği üzere Temmuz 2006'da da önerdiği Güven Yaratıcı
Önlemler olduğunu ve yazılı metin içerisinde 8 Temmuz
Anlaşması'ndan tek bir kez bile söz etmediğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın; önceki gün NTV'nin
internet sitesinde yayınlanan öneri metnine yer veren gazete
şunları yazdı:
Rum tarafının itiraz noktaları
"Kıbrıs Rum tarafı, Güven Yaratıcı
Önlemler'in, Talat'ın sunduğu şekliyle hayata geçirilmesinin
mümkün olup olmadığı konusunda yoğun çekince belirtiyor.
Güvenilir bir diplomatik kaynak gazetemize; bazı temel noktalarda itirazlar
bulunduğunu söyledi.
Talat'ın Ledra Caddesi konusundaki önerisinde 'geçidin
açılması konusunda ön şartlar olmaması gerekir' ifadesi yer
alıyor. Lefkoşa; Kıbrıs Türk tarafının bu
şekilde, Türk ordusunun ara bölgede, vatandaşların geçiş
noktasının yanında kalmasını güvenceye almaya
çalıştığını değerlendiriyor.
Kıbrıs Rum tarafı böyle bir şeyi kabul etmiyor, bölgenin
UNFICYP'in denetiminde olmasını talep ediyor.
Kıbrıs Türk tarafının 5. güven yaratıcı
önlemi Limnidi (Yeşilırmak) geçidinin açılması ile Kokkina
(Erenköy) ve Arsus-Pile yollarının açılmasıyla
bağdaştırıyor. Bu, Kıbrıs Türk
tarafının eskiden beri var olan ve Kıbrıs Rum
tarafınca ve İngilizler tarafından reddedilen bir talebidir.
Çünkü bu yol (bölgede mekanize birlik bulunduran) işgal ordusuna staratejik
avantaj sağlıyor ve zırhlıların Pile'ye, özgür
bölgelere ve Dikelya İngiliz üslerine normal geçişlerine olanak
sağlıyor. Kokkina konusunda da Kıbrıs Rum tarafı,
Kokkina ile Pomo'yu birleştirecek şekilde geçidin iki tarafı
açık olmasını istiyor.
Genel hatlarıyla Lefkoşa; ortak zemin bulunması ve iki
tarafın önerdiği Güven Yaratıcı Önlemler'in
uygulanması konusunda iyimser değildir. BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'in Kasım ayı
başlarından itibaren; görüş ayrılıklarının
üzerine köprü kurmak maksadıyla görüşmeler yapılmasını
talep etmesini bekliyor."
"Ledra hafta itibarıyla açılıyor"
Alithia, "Ledra Açılıyor - İşgal Ordusunun 63
Hattına Dönüp Dönmeyeceği Belirsiz - Moller-Talat Görüşmesinde
Doğrulanacak" başlıklı haberinde Lokmacı'nın
hafta itibarıyla açılacağını, bunun;
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'in beklenmekte olan
görüşmelerinde doğrulanacağını bildirdi.
Gazete edindiği bilgilere dayanarak şunları yazdı:
"Gazetemizin edindiği bilgilere göre Ledra'nın
açılmasına kesin gözüyle bakılıyor ve geriye kalan tek
şey; açılmasının BM tarafından
doğrulanmasıdır. Bu da; Kıbrıslı Türk liderle
yapılması programlanan görüşmeden sonra gerçekleşecek.
Ancak Lefkoşa'nın, Mart ayında reddettiklerini sonunda kabul
edip etmediği yani; önceki tezlerinden geri adım atıp
atmadığı yoksa geri adımın Kıbrıs Türk
tarafından mı geldiği, belirsizliğini koruyor.
Geri adım atanın hükümet olduğuna kesin gözüyle
bakılmasına rağmen; hükümet sözcüsünün geçen pazartesi ve daha
sonra da Başkan Papadopulos'un yaptıkları: Ledra'yla ilgili
öneri yeni bir şey olmadığı, konuyla ilgili Ulusal Konsey
kararından sapılmadığı açıklamalar meseleyi
karmaşıklaştırdı. Böylece, Türk ordusunun 74 hatlarında
mı kalacağı yoksa Lefkoşa'nın tarafının
talep ettiği gibi 63 hatlarına mı çekileceği belirgin
değildir.
Diplomatik bilgilere göre Lefkoşa, daha önce reddettiği
UNFICYP haritasını kabul etti. Kıbrıs Türk tarafı da;
ara bölge hattının belirlenmesi meselesinin; Türk askeri geri
çekilmeden (ki geri çekilmesi
Kıbrıs Rum tarafı için ön şarttı)
görüşme konusu olarak kalmasını (Türk tarafı bunu daha önce
reddetmişti) kabul etti.
Şunu da belirtmekte yarar var; 15 Ekim'de hükümet sözcüsü
diğer şeyler yanında 'önerinin yeni unsuru, ateşkes
hattının kesin sınırları konusunda var olan görüş
ayrılıklarına rağmen, Ledra barikatının
açılması için; iki askeri taraf arasında anlaşma sağlanana
kadar UNFICYP'in haritasını kabul ediyoruz' dedi. Ancak bu tutum,
bizim tarafın geri adım atmasıyla denktir ve kesinlikle
Lefkoşa'nın yeni tezidir. Ancak 17 Ekim'de Başkan Papadopulos,
hükümetin eski tezinde değişen hiçbir şey
olmadığını söyleyerek Ulusal Konsey'in toplanmasını
istedi ve 'yeni öneride; hattın çizilmesi konusundaki görüş
ayrılığımız devam ediyor ve bütün bölgenin denetiminin
UNFICYP tarafından üstlenileceği şartı ile Ledra Caddesi
geçidinin açılmasına hazırız' dedi. Papdopulos bu sözü ile;
ihtilaf konusu bölgenin güvenliğinin UNFICYP tarafından
üstlenileceğini ima etti, bu da otomatikman Türk askerlerinin geri
çekilmesi anlamına geliyor."
Aynı gazete "Tasos-Talat Görüşmesi Söz Konusu -
Uzlaşı Komitesi İlanı" başlıklı
haberinde teknik komitelere nezaret edecek ve Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a;
kuruluşunu ilan ederek 8 Temmuz Anlaşması'nın pratikte
hayata geçirilmesini başlatma olanağı tanıyacak
Kıbrıs Türk ve Rum Uzlaşı Komitesi'nin
kurulmasının iyi yolda bulunduğunu bildirdi.
Gazete Uzlaşı Komitesi'nin hedefinin iki toplum arasında
dostluk ortamı yaratacak ve güçlendirecek önlem ve politikaları
üzerinde çalışmak olacağını yazdı.
Gazete buna paralel olarak başka güven yaratıcı
önlemlerin de tezgahta bulunduğunu belirtti ve edindiği bilgilere
dayanarak; her iki tarafın da halen, Kıbrıs sorununda
hareketlilik olması için, 8 Temmuz'u ve Gambari'nin 15 Kasım tarihli
prosedürel mektubunun öngördüklerini aktifleştirmeye sıcak
baktıklarını kaydetti.
"Bizimkiler önemsiz ise, Talat'ınkilerin önemi daha da
az"
Alithia Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un önceki gün
Lizbon'da yaptığı açıklamada her iki tarafın da BM
Genel Sekreteri'ne sunduğu önerileri değerlendirerek "Bizim
BM'ye sunduğumuz öneriler tamamen 8 Temmuz anlaşmasının
ileri götürülmesini öngörüyor. Bildiğim kadarıyla Kıbrıslı
Türk lider Mehmet Ali Talat Genel Sekreter'e yalnızca Güven
Yaratıcı Önlemler sundu" dediğini bildirdi.
Gazete "Tasos Papadopulos: Talat Güven Yaratıcı
Önlemler, Biz Esas" başlığıyla verdiği haberinde
Papadopulos'un devamla söylediklerini şöyle aktardı:
"Bu güven yaratıcı önlemler, görüşmelerin
yapıldığı ortamı iyileştirmek için önemli
olmalarına rağmen meselenin esasıyla, yani Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması için özlü görüşmelerle ilgilenmiyor. Gambari
prosedürünün ileri götürülmesine yönelik önerilerimiz Talat'a göre önemli
değil ise, anlayacağınız gibi, yalnızca güven
yaratıcı önlemlerle ilgili önerilerin önemi daha da azdır."
Mahi "Yeni Tasos-Talat Görüşmesi İçin Çabalar"
başlığını attığı haberinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un yeni bir görüşmeye doğru gittiğini, en
azından BM merkezinden gelen bilgilerin bu yönde olduğunu yazdı.
Gazete BM merkezinden gelen bilgilerin; Genel Sekreter'in
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'e görüşmenin
gerçekleşmesi için bütün prosedürleri harekete geçirmesi emri verdiği
yolunda olduğunu yazdı.
Aynı gazete "İngiliz Yüksek Komiserliği:
Kıbrıs Sorununun Çözümüne
Bağlılığımızı Sürdürüyoruz"
başlığı altında; İngiliz Yüksek Komiseri Peter
Millett'in; Kıbrıs'taki fiilî durumun kabul edilemez olduğu
görüşünü ortaya koyarak "Ada'da belirsizlik ve
istikrarsızlık devam edemez" dediğini bildirdi.
Gazete Millett'in; Andreas Theofanus ve Yannis Tirkidis'in
yazdığı "İngiltere ve Kıbrıs Cumhuriyeti
İlişkileri ve Egemen İngiliz Üsleri" isimli kitabın
tanıtımı sırasında yaptığı
konuşmada İngiltere'nin Kıbrıs sorununa çözüm
bulunmasına olan bağlılığını, İngiltere
Başbakanı'nın Kıbrıs'taki Özel Temsilciliği
görevine Joan Ryan'ın atanması ile gösterdiğini söylediğini
yazdı.
Gazeteye göre tanıtımı yapılan kitapta verilen en
önemli mesajlardan birinin de; Birleşik Krallık ile Kıbrıs
arasında çok daha yakın bir ilişki kurulması, geçmişe
saplanıp kalmak yerine geleceğe yönelinmesi gereği olduğunu
söyleyen Peter Millet, "Kıbrıs'la çalışmak istiyoruz,
Kıbrıs'ın aleyhine çalışmakta hiçbir
çıkarımız yoktur. İşbirliğimiz ortak
çıkarlarımızın çoğu alanını kapsayabilir.
Yalnız Kıbrıs sorununun çözümü yönünde değil, AB
konuları ve bölgesel konularda da işbirliği yapmamız
gerekir" dedi.
Haravgi "Kipros Hrisostomidis: Öneriler Neden Daha Önce
Yapılmadı - Papadopoulos'un Önerilerinin Zamanı Konusunda Soru
İşaretleri" başlıklı haberinde Merkezin Yeniden
Yapılandırılması Cephesi (EPALKSİ) başkanı,
Rum yönetimi Eski Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in, Rum Yönetimi
Başkanı Kıbrıs sorunundaki yeni inisiyatifiyle ilgili
olarak Tasos Papadopulos'un niyetlerinin kalitesi konusunda soru
işaretleri olduğunu söylediğini bildirdi.
Gazeteye göre Papadopulos'un bu politika değişikliğini
kutlayan ancak; önerilerin neden daha önce
yapılmadığını soran Hrisostomidis, Papadopulos'un
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmek istemesi konusuna da
değindi ve bu inisiyatifin hoş
karşılandığını ancak, iki liderin 5 Eylül'de
gerçekleştirdikleri görüşmede Türk tarafının tavrında
hiçbir değişiklik saptanmadığını belirterek;
Papadopulos'u politika değişikliği yapmaya itecek ne gibi bir
değişiklik olduğunu sordu.
KIBRIS
21/10/07
Emekli cennetiyiz
"30 YAŞINDA 30 YILDAN EMEKLİ OLAN
KİŞİLER VAR"... Emekli sayısıyla
çalışanların sayısı arasındaki dengesizliğin
nedenlerini KIBRIS'a değerlendiren HÜR-İŞ Başkanı Özay
Andıç ve KAMU-SEN Başkanı Mehmet Özkardaş, geçmiş
yıllarda uygulanan yanlış politikalar ve popülizm nedeniyle 30
yaşında emekli olan kişiler bulunduğunu belirterek,
yaşanan dengesizliğin temel nedeninin bu politikalar olduğunu
belirtti. Her iki sendika başkanı da emekli sayısının
böylesi dengesiz bir yapı oluşturmasına, hükümetlerin
yanlış politikalarının yol açtığında
birleşiyor
DURUM VAHİM... Özay Andıç, ülkemizde emekli
sayısının bu kadar yüksek olmasının temel nedeninin
kapalı ekonomi olduğunu, erken emekliliğin istihdam yaratmak
için yapıldığını ancak bu kez de aşırı
istihdam nedeniyle sorun yaşanıldığını söyledi.
Mehmet Özkardaş da emekli sayısının bu kadar yüksek
olmasındaki temel nedeninin genç yaşta emekli edilen insanlar
olduğunu ifade etti. Emekli sayısıyla çalışan
sayısının hiç dengeli olmadığını anlatan
Özkardaş, çalışıyor gibi gözükenlerin
sayısının da çıkarılması halinde aradaki durumun
daha da vahim olduğunun görüleceğine dikkat çekti
Gözde SÜREÇ
Ülkemiz emekli cennetine dönüştü. Geçmiş yıllardaki
yanlış politikalar ve popülizm uğruna 30 yaşında 30
yıl üzerinden emekli olanların da bulunduğu ülkemizde, emekli
sayısı, çalışan sayısına yakın.
Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası'nın (KTAMS)
verilerine göre, Eylül 2007 itibarıyla, ülkede, 14 bin 179
çalışan (memur), 11 bin 647 de emekli var. Uzmanlar
çalışanlarla emekliler arasında bir dengenin
sağlanması için her 4 çalışana 1 emekli düşmesi
gerektiğini söylüyor.
Emekli sayısıyla çalışanların
sayısı arasındaki dengesizliğin nedenlerini KIBRIS'a
değerlendiren HÜR-İŞ Başkanı Özay Andıç ve
KAMU-SEN Başkanı Mehmet Özkardaş, bunun temel nedeninin
geçmiş yıllarda yanlış politikalarla erken yaşta
emekli edilen kişiler olduğu noktasında birleşti.
Andıç: Ekonomide sıkıntılar yaşanması
kaçınılmaz
HÜR-İŞ Başkanı Özay Andıç, ülkemizde emekli
sayısının bu kadar yüksek olmasının temel nedeninin
kapalı ekonomi olduğunu belirtti.
Andıç, erken emekliliğin istihdam yaratmak için
yapıldığını ancak bu kez de aşırı
istihdam nedeniyle sorun yaşanıldığını söyledi.
Emeklilerin emekliye ayrıldıktan sonra 10-12
yıllık sürede ölümünün beklenildiğini söyleyen Andıç,
"ancak bizde bu durum tam terstir. 30 yaşında 30 yıldan
emekli olan vatandaşımız var" dedi.
Emekli oranının ve yüksek istihdamın bu kadar yüksek
olmasının olumsuz sonuçları olduğunu kaydeden Andıç,
yerel kaynaklarının yüzde 80-85'ini maaşları ödemek
amacıyla harcayan bir ülkenin ekonomisinde sıkıntılar
yaşanmasının kaçınılmaz olduğuna işaret etti.
"Zaman zaman enflasyon oranı arttığında,
maaşları karşılayamayacak duruma geliyorsanız,
yatırıma yönelemeyeceğinizden istihdam
yaratamayacağınızdan mutlaka ekonomik sıkıntılar
yaşanacak. Bunu 1994 ve 2001'de yaşadık zaten" diyen
Andıç, bu konunun ülke ekonomisi için büyük bir handikap olduğunu
vurguladı.
Kamu görevlilerinde de sosyal sigortalarda da aynı
sıkıntının yaşandığına işaret eden
Andıç, "sosyal sigortalarda beş çalışan bir emekliyi
öderse, o sosyal kurum yaşama şansını elde edebilir. Bizde
bu rakam 2.1'e kadar düşmüştür" şeklinde konuştu.
Bu durumda yatırım yapılamayacağını tüm
tasarrufun maaş gideri olarak verileceğini kaydeden Andıç, bu
bağlamda yeni ve genç nüfusa istihdam sağlanamayacağına
dikkati çekti.
Andıç, bu çıkmazın özel sektörün de kamunun da önünü
tıkadığını ifade etti.
Özkardaş: Emekli sayısıyla çalışan
sayısı dengeli değil
KAMU-SEN Başkanı Mehmet Özkardaş, emekli
sayısının bu kadar yüksek olmasındaki temel nedeninin genç
yaşta emekli edilen insanlar olduğunu söyledi.
Emekli sayısıyla çalışan sayısının
hiç dengeli olmadığın söyleyen Özkardaş,
çalışıyor gibi gözükenlerin sayısının da
çıkarılması halinde aradaki durumun daha da vahim olduğunun
görüleceğini belirtti.
Kamuyu şişirmeyin diyenlerin her gün 20-30 tane geçici memur
aldığına işaret eden Özkardaş, buna rağmen
kadroların boş göründüğünü kaydetti.
Bütün bakanlıklar, başbakanlık,
cumhurbaşkanlığı, meclis de dahil tümünün
kadrolarının yarı yarıya boş göründüğünün
altını çizen Özkardaş, "şimdiki hükümet geçmiş
hükümetler gibi kamu çok şişkin diyor ama yine el altından her
gün geçici statüde insan alıp kadroyu dolduruyor" dedi.
Bu davranışın nedenini popülizm olarak açıklayan
Özkardaş, bu dengesizlik "bize geçmiş hükümetlerin
attığı kazıktır" şeklinde konuştu.
"İnsanları yasa yapıp 30 yaşında emekli
ederseniz, 10 yıl mücahitlik yaptı bunu ikiyle çarp 20 yıl, 5
yıl da kamuda çalıştı 25 yıl yani birçok kişi 5
yıl çalışıp emekli oldu" diyen Özkardaş, genç
yaşta emekli olarak başka yerlerde çalışmaya
başlayanların özel sektörde çalışanların da önünü
kestiğini anlattı.
Bugün memurlarla emekliler arasında yaşanan bu
dengesizliğin 1987 öncesi yapılanlar nedeniyle
yaşandığına dikkat çeken Özkardaş, 1987'den sonra
getirilen düzenlemelerle bugün 25 yıl çalışmadan kimsenin emekli
olamayacağını 55 yaş sınırı olduğunu
anlattı.
Genç yaşta emekli edilen insanlar nedeniyle bugün bu noktaya
gelindiğini söyleyen Özkardaş, emekli sayısının bu
kadar yüksek olmasının nedeni bu olduğunu kaydetti.
"Bunun bedelini toplum olarak hepimiz ödüyoruz" diyen
Özkardaş, hükümetlerin artık popülizmden vazgeçerek boş olan
kadroları münhal açarak doldurmalarını istedi.
Özkardaş, "Geçici sözleşmeli alımından, yani
partizanca alımdan vazgeçsinler. Bu insanların geleceği pamuk
ipliğine bağlı. Her an işlerine son verilme korkusu
yaşıyorlar" dedi.
KIBRIS
21/10/07