İngiltere’deki kaçak Türklere sevindirici haber

İngiltere, Türk vatandaşlarının oturma haklarını düzenleyen Ankara Anlaşması’yla ilgili hükmünü ilke olarak uygulama kararı aldı. Bireysel girişimci olarak yerleşmek isteyen ya da iş kuran Türk vatandaşlarının başvuruları değerlendirmeye alınacak.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 13:04 TSİ 11 Ekim 2007 Perşembe

 

LONDRA - İngiltere İçişleri Bakanlığı, Avrupa Adalet Divanı’nın, 1963’te imzalanan ve 1973 yılında uygulama hükümlerini içeren ek protokolle, Türk vatandaşlarının AB ülkelerinde bireysel girişim ve yerleşim haklarını düzenleyen Ankara Anlaşması ile ilgili kararını, ilke olarak uygulamaya karar verdiğini bildirdi.

Buna göre bakanlık, İngiltere’de yerleşmek ya da iş kurmak isteyen Türk vatandaşlarının iltica başvurularını ülkeye yasadışı yolllarla girseler de işleme koyacak.

Avrupa Adalet Divanı, 20 Eylül 2007 tarihinde aldığı kararla, İngiltere’ye iltica başvurusunda bulunan ve bu ülkede bulundukları süre içinde iş yeri sahibi olan iki Türk vatandaşı Mehmet Darı ve Veli Tüm’ün Ankara Anlaşması gereği oturum sahibi olma talebini haklı bulmuştu.

1963 yılında Türkiye ile AB arasında imzalanan Ankara Anlaşması gereği, Türk vatandaşları İngiltere’de çalışma, iş kurma ve sürekli kalma hakkını elde ediyor. Ancak İngiltere İçişleri Bakanlığı, ülkeye yasadışı yollardan giren Türk vatandaşlarının başvurularını değerlendirmeye almıyordu.

 

Ermeni tasarısı komitede kabul edildi

ABD Temsilciler Meclisi’nin Dışişleri Komitesi, 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren tasarıyı 21’e karşı 27 oyla kabul etti. Patrik Karekin “90 yıl sonra rahatladık” derken, Bush yönetimi kınadı.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 15:13 TSİ 11 Ekim 2007 Perşembe

 

WASHINGTON - Oylamayı, Ermeni tasarısına karşı Türkiye’nin tezlerini anlatmak üzere Washington’da bulunan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Egemen Bağış başkanlığındaki TBMM heyeti ile Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy da izledi.

 

LOJİSTİK DESTEK HATTI TEHDİT ALTINDA
Komitenin hafta sonunda hayatını kaybeden üyesi Jo Ann Davis için bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan toplantısında, ilk konuşmayı yapan Komite Başkanı Demokrat Parti California Milletvekili Tom Lantos, “20. Yüzyılın Osmanlı askerlerinin elinde büyük sayıda ölen Ermenileri konuşuyoruz. Bu olayların gerçekleştiğine dair Kongre’de ve ülkemizin genelinde görüş birliği var” dedi.

Lantos, Amerikalı liderlerin bu olayların gerçekleştiğini tanımada birleştiğini, ancak “soykırım” tanımlamasının doğru olup olmadığı konusunda bölündüklerini kaydetti. Lantos, ABD’nin eski başkanlarından Ronald Reagan’ın “Ermeni soykırımı” sözünü kullandığını, ancak onun ardından gelen başkanlar George Bush, Bill Clinton ve şu andaki Başkan George W. Bush’un Türkiye’nin hassasiyetini dikkate alarak, bu sözü kullanmadığını söyledi.

Tom Lantos, Irak’taki Amerikan kuvvetlerinin önemli ölçüde Türkiye’den geçen lojistik desteğe dayandığını kaydetti ve “Hiçbirimiz bu lojistik destek hattının tehdit altına girdiğini veya aniden kesildiğini görmek istemez” diye konuştu.

“KIZIM IRAK’TA, ZARAR VERİR Mİ” ENDİŞESİ
Cumhuriyetçi Parti Florida Milletvekili Ilena Ros-Lehtinen de, açılış konuşmasında, “Bu çok önemli ve ağır bir mesele. Hepimiz bütün faktörleri gözden geçirmeliyiz. Tasarının geçmesinin sonuçlarını iyi hesaplamalıyız. Şu anda savaşın tam ortasındayız. Bu nedenle ben tasarıya karşıyım. Bizim Irak’taki kapasitemize zarar verecek. Benim kızım da şu anda Irak’ta hizmet veriyor” dedi.

Ros-Lehtinen, tasarının daha önce en kuvvetli destekçileri arasında yer alıyordu.

SÖZDE SOYKIRIMDAN KURTULAN 4 KİŞİ DE TOPLANTIDA
Demokrat Parti California Milletvekili Brad Shermen, tasarıyı geçirmenin komitenin sorumluluğunda olduğunu savunarak, “Ankara’dan sadece birkaç kızgın söz gelir. Bugün başımızı eğsek bile, Temsilciler Meclisi’ndeki tasarıya destek veren 225 milletvekili gelecek yıl bunu yine getirecek” diye konuştu.

Demokrat Parti New York milletvekili Gary Ackerman da, salona “Ermeni soykırımı”ndan kurtulduğunu belirten 4 kişiyi getirdiğini ifade etti ve bu kişilerden ellerini kaldırarak kendilerini göstermelerini istedi. Ackerman daha sonra, “Türkiye’deki dostlarımız mevcut durumu iyi anlamalı. Bu meseleyi aşma kapasitesine sahipler. Bugün burada Osmanlı İmparatorluğu’nun yaptıklarını konuşuyoruz, bugünkü Türkleri değil” dedi.

ROMA İMPARATORLUĞU’NU DA MI KINAYACAĞIZ!
Indiana Cumhuriyetçi Parti Milletvekili Gan Burton, bu tasarı yüzünden bütün Ortadoğu’nun istikrarsızlık riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Burton, 90 yıl önce gerçekleşmiş olan olayları tartışmanın anlamı olmadığını belirtirken, bugün bölgedeki gerçeklerin çok farklı bir tablo yarattığını söyledi.

Burton, Afganistan ve Irak’ta çatışmalar varken, İsrail-Filistin meselesi ve nükleer kapasitesini geliştirmeye kalkışan bir İran söz konusu iken bu tasarıyı geçirmenin doğru olmayacağını kaydetti. Ermeni iddialarına prim veren Fransa’nın savunma ve diğer ticari anlaşmalarda Türk tarafının kısıtlamalarına maruz kaldığını hatırlatan Burton, tasarının geçirilmesinin Türk-Ermeni uzlaşmasına da zarar vereceğini ifade etti.

Gan Burton, Türkiye gibi iyi bir müttefike karşı tavır almakla ABD’nin kendi güvenliğini tehlikeye attığını söyledi ve “Bunun doğru yolu bu değil, doğru zamanı da değil” dedi.

ABD Kongresindeki Türk Dostluk Grubunun kurucularından Robert Wexler da, tasarının geçmesinin Türk-Ermeni uzlaşma çabalarını riske atacağına dikkat çekti. Wexler, ayrıca Türkiye’deki İncirlik Üssü’nün yüzde 75 oranında ABD’nin askeri kargo taşımacılığında kullanıldığını hatırlattı.

Colorado Cumhuriyetçi Parti Milletvekili Tom Tancredo ise, Ermeni tasarısı benzeri tasarıları geçirmenin sonu olmayacağını kaydetti ve “Roma İmparatorluğunu da mı kınayacağız” diye sordu.

GENEL KURUL’DA KABUL EDİLİRSE NE OLUR?
Konuşmalardan sonra yapılan oylamada, komite başkanı Demokrat Parti California Milletvekili Tom Lantos’un beklentilerin tersine “evet” oyu verdiği görüldü.

Tasarının kabul edilmesi, salondaki Ermeni grupların alkışlarıyla karşılandı.

Demokrat milletvekillerinin çoğu “evet” oyu kullandı. “Hayır” diyenler ise ulusal güvenlik çıkarları konusunu gündeme getirerek ret oyu vereceklerini belirtti. Tasarı 21’e karşı 27 oyla dışişleri komitesinden geçti.

Kararın genel kurula gelip gelmeyeceği, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin inisiyatifinde...

Genel kurulda da onaylanırsa, Kongre’nin soykırım iddialarını tanıdığı anlamına gelecek. Bir yasa yasarısı olmadığı için ABD Başkanı George Bush’un veto yetkisi de yok. Bağlayıcılığı olmamasına rağmen, Ermeni diasporasının toprak ve tazminat talepleri gibi konular gündeme gelmesi söz konusu olabilir.

PATRİK KAREKİN’İN DUASIYLA TOPLANDILAR
Komite “soykırım” kararı almadan önce, ABD Temsilciler Meclisi’nde her sabah düzenlenen ve siyasi içerikli olmamasına özen gösterilen sabah duasını da bütün dünyadaki Ermeniler’in Patriği kabul edilen Karekin yaptı.

Karekin, tasarının kabul edilmesinin hemen ardından da oylamanın yapıldığı odaya girdi, Ackerman’ın ellerini kaldırarak kendilerini göstermelerini istediği, “soykırımdan” kurtulan dört kişiyle konuştu.

Karekin, gazetecilerin soruları üzerine de, “Tasarının kabul edilmesinden çok rahatladık. Çünkü biz bunu adaletin kazanması olarak görüyoruz. Tanrı’ya minnettarız. 90 yıl geç kalmış olsa da, adalet üstün geldi. Şundan eminiz ki, bedenleri bu soykırımda yok edilmiş olsa bile, bu insanların ruhları, komitenin kararını hissetmiştir. Çok rahatlamış hissediyoruz” dedi. Karekin, Ermeni iddialarının tanınmasının, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin ilerletilmesine yardımcı olacağını savundu.

Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin sözcüsü Nadeam Elshami daha sonra yaptığı açıklamada, Patrik’in ziyaretiyle, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren tasarının Dış İlişkiler Komitesinde görüşülmesinin aynı güne gelmesinin “tesadüf” olduğunu belirtti.
Sözcü, Cumhuriyetçi temsilci Joe Knollenberg’in, Karekin II’den, bu duayı 1 yıl önce talep ettiğini, Temsilciler Meclisi vaizinin de Patriğin programını önceden düzenlediğini, Dış İlişkiler Komitesi’nin programından haberdar olmadığını iddia etti.

 

Ankara’dan ABD’ye: Yapılacak bir şey daha var

ABD’deki ‘soykırım’ tasarısının Genel Kurul’dan çıkmaması için harekete geçen Ankara, Bush yönetimine “Her şey bitmedi. ABD Türk halkını kazanmak için, PKK’ya karşı adım atabilir. Bizi bu kağıtlar değil, PKK vuruyor” mesajı veriyor.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 11:03 TSİ 11 Ekim 2007 Perşembe

 

ANKARA - Başbakan, Ermeni soykırımı karar tasarısıyla ilgili olarak ABD’nin Türkiye gibi önemli mütefikiyle birlikteliğine zarar geleceğini, diasporanın da kendi özel menfaatleri için Ermenistan’ı feda etmiş olduğunu belirterek, “kılı kırk yararak, en ince teferruatına kadar, gerek Dışişleri’nde, gerek askerlerle değerlendirmeden sonra açıklama yapacaklarını” söyledi.

 

Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’ndeki oylamadan önce yaptığı değerlendirmede, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki tablonun geçen yıllara göre Türkiye’nin lehine olduğunu söyledi. Erdoğan, ABD’deki toplantıyı izleyen AK Parti Milletvekili Egemen Bağış’ın verdiği bilgiye göre, “Tasarı 2000 yılında yapılan oylamada 38’e 12’yle aleyhimize geçmiş, 2005’te de 40’a 7’yle geçmiş. Şimdiyse 22’ye 22 telafuz ediliyor. Bu iyi bir nokta” dedi.

Konuyla ilgili verilen mücadelenin çok kolay olmadığını belirten Erdoğan, siyasetin duygusallığı kabul etmediğini, uzun soluklu düşünmek gerektiğini belirterek “Olay sadece o an değil. İşin geleceği var” dedi ve şöyle devam etti:

“ABD bu bölgede çok önemli bir partneriyle birlikteliğine çok ciddi bir zarar gelecek diye düşünür. Aynı şekilde Ermenistan tamamen geleceğe yönelik olumlu bakışları tamamıyla kaybeder. O bir bitiştir. Bu dışardaki Ermeni diasporasına imkanlar sağlar ve diaspora burada kendi özel menfaatleri için Ermenistan’ı feda etmiş olur. Tabii ki biz yapacağımız açıklamaları kılı kırk yararak en ince teferruatına varıncaya kadar, gerek dışişlerinde, gerek askerimizle en güzel değerlendirmesini yapıp, sonra onunla ilgili açıklamalarımızı ayrıca yapacağız.”

Erdoğan, Türkiye’nin İncirlik Üssü’nü kapatıp kapatmayacağına ilişkin bir soruyu, “Şu anda bunu konuşma zamanı değil. Netice belli olur, ondan sonra yapmamız gereken açıklamayı o zaman yaparız” şeklinde yanıtladı.

ULUSLARARASI MAFYALARLA MÜNASEBETLER
“Dünyada artık hukuk bürolarında, avukatlıklarda uluslararası mafyaların oluştuğunu” ifade eden Erdoğan, “bu mafyalarla kurulan münasebetler olduğunu, bunlardan bazı beklentiler içine girilebileceğini” söyledi. Erdoğan, “Ermeni Patriği sayın Mutafyan, Amerika’ya gitti. Kendisi konuşturulacaktı, konuşturulmadı. Niye? Diasporanın baskısıyla” dedi.

AMERİKANIN DÜNYADA BELİRLEYİCİ ÖZELLİĞİ VAR
Ermeni iddialarına ilişkin görüşmelerin diğer ülkelerinkinden farkının sorulması üzerine Erdoğan, Amerika’nın dünyada belirleyici bir özelliği olduğunu ve Türkiye ile Amerika arasında stratejik bir ortaklık bulunduğunu kaydetti. Erdoğan, burada alınacak kararın Arjantin, Kanada ve Fransa’dakinden farklı olduğunu, “Türkiye’nin bu ülkelerle münasebetlerinin de Amerika’yla olduğu gibi değil, çok farklı olduğunu” belirtti.

BAĞIŞ: HER ŞEY BİTMEDİ, PKK’YA KARŞI ADIM ATSIN
Tasarıya karşı Türkiye’nin tavrını anlatmak üzere Washington’da bulunan TBMM heyetine başkanlık eden AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Egemen Bağış da, kararın ardından yaptığı açıklamada, “Ermeni lobisi, kendi dar fanatizmi uğruna Türkiye-ABD ilişkilerini de tehlikeye atmıştır. ABD demokrasisinin bu kadar kötüye kullanıldığı, etnik, bencil fanatizme alet edildiği bir başka olay hatırlamıyoruz” dedi.

Babacan şöyle devam etti: “ABD yönetiminin, Beyaz Saray’ın ve ABD Dışişleri Bakanlığı ile ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) hala Türkiye ile ilişkileri korumak için atacağı önemli adımlar vardır. PKK terörüyle mücadelede, ABD yönetimi hala Türk halkı için önemli adımlar atabilir. Bizi bir takım karar tasarılarının yazıldığı kağıtlar değil, PKK kurşunu ve bombası vuruyor.”

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy da, kararın “hayal kırıklığı” yarattığını belirtti.

GÜL: ABD GİBİ BÜYÜK BİR GÜCE YAKIŞMADI
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de yaptığı açıklamada, “ABD’de bazı politikacıların sağduyu çağrılarına kulaklarını tıkayarak bir kez daha büyük meseleleri küçük iç politika oyunlarına alet ve feda etme teşebbüsünde bulunduklarını” belirterek şöyle dedi: “Bu, ABD gibi büyük bir gücün temsilcilerine yakışan ve yarayan bir tutum değildir. Komite’nin bu kabul edilmez kararının, geçmişteki benzerleri gibi Türk halkı için hiçbir geçerliliği ve saygınlığı yoktur.”

DIŞİŞLERİ: HARP DÖNEMİNDE GÜVENLİK TEDBİRİYDİ
Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada da, “Dost ve müttefik bir ülkeyle ilişkileri, fevkalade hassas bir dönemde zora sokacak olan bu tasarının, bu şekilde ileriye götürülmesi, sorumsuzca bir davranıştır” dendi.

Açıklamada, 1915 olaylarının niteliğinin halen tartışıldığını, birçok tanınmış uluslararası tarihçinin tehcir uygulamasını Ermeni iddialarının aksine, Birinci Dünya Savaşı şartlarında alınmış bir harp dönemi güvenlik tedbiri olarak değerlendirdiği belirtildi.

Türk ulusunun tarihte hiçbir zaman işlemediği bir suçla itham edilmesinin kabulünün mümkün olmadığı vurgulanan açıklamada “Tasarı lehinde oy kullananlar ve onlara bu yönde telkinlerde bulunanlar, tarih önünde sorumlu olacaktır” dendi, kararın Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nda kabul görmemesi için

 

Tasarının kabulü İngiliz basınında

1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren tasarının Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi’nde kabul edilmesi İngiliz basınında yankı buldu.

AA

Güncelleme: 11:42 TSİ 11 Ekim 2007 Perşembe

 

LONDRA - The Independent gazetesi, Bush ile Kongre’nin Ermeni iddialarının statüsü konusunda bir tartışma içinde olduklarına dikkati çeken bir başlıkla yayımladığı haberde, tasarının periyodik olarak Washington-Ankara ilişkilerini tehlikeye soktuğunu hatırlattı.

Ancak bu kez ABD’nin halen hayatta olan 8 eski Dışişleri Bakanı ve 3 eski savunma bakanının Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’ye ortak bir mektup yazdıklarını hatırlatan gazete, diplomatik riskin de tasarının kabulü ihtimalinin de bugün her zamankinden yüksek olduğunu iddia etti.

Beyaz Saray ile Kongre arasındaki zıtlaşmanın Türk hükümetinin Irak’a sınır ötesi operasyona izin vermeye yaklaştığı, olabilecek en kötü döneme denk geldiği yorumunda da bulunan gazete, Ankara’nın tasarıyı engellemek için Washington’a yüksek seviyede bir parlamento heyeti gönderdiğine işaret etti.

Gazete, Washington’daki Türk Büyükelçiliği’nin de bu yöndeki lobi faaliyetleri için ayda 300 bin dolar harcadığını öne sürdü.

Tasarının en çok da Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’yi zor durumda bıraktığını da yazan Independent, Pelosi’nin seçim bölgesi San Francisco’da büyük bir Ermeni nüfusun yaşadığına dikkati çekerken, “Kendisi de uzun süredir tasarısının kabul edilmesi yönünde çağrılar yapıyordu. Şimdi o da Beyaz Saray’a meydan okumakla geri adım atmak arasında bir seçim noktasında” ifadesine yer verdi.

GUARDIAN: BUSH’UN RİCALARI GERİ ÇEVRİLDİ
The Guardian gazetesi de Kongre’nin, Bush’un Ermeni iddialarıyla ilgili ricalarını geri çevirdiğini, Bush’un yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Condoleezze Rice’ın da böyle bir kararın Ortadoğu barışına verebileceği zararla ilgili uyarılarda bulunduğunu duyurdu. Ancak tasarının, Demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisi’nde büyük destek gördüğünü yazan Guardian, üyelerin yarısından fazlasının karar tasarısına imza atıp, destek verdiğini kaydetti.

Senato’nun da yaklaşık yarısının aynı adımı attığını hatırlatan Guardian, Ermeni iddialarının kaynağı konusunda okurlarını bilgilendirirken, Türkiye ile Fransa arasında geçen yıl aynı sebeple ortaya çıkan krizi de hatırlattı.

FT: BUSH HİÇE SAYILDI, ANKARA ÖFKELİ
Financial Times gazetesi, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde 1915 olaylarına ilişkin Ermeni tasarısının kabul edilmesiyle ilgili olarak, ABD’li parlamenterlerin Bush yönetimini hiçe saydığı ve Türk hükümetini öfkelendirdiği yorumunu yaptı.

Daniel Dombey imzalı ve Washington mahreçli haber yorumda, Dış İlişkiler Komitesi’nin önümüzdeki haftalarda Temsilciler Meclisi’nde oylanması yolunu açan ve 21’e karşı 27 oyla kabul ettiği kararın, George Bush ile üst düzey yetkililerinin, Türkiye ile işbirliği ve Irak’taki Amerikan askerlerinin akıbetinin tehlikeye girebileceği yönündeki uyarılarına rağmen alındığına dikkat çekildi.

Haber yorumda, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin kararının ayrıca ABD’nin Türkiye’yi Kuzey Irak’a geniş çaplı bir sınır ötesi operasyon yapmaması için ikna etmeye çalıştığı bir sırada gelmesine de işaret edildi.

Oylamadan önce gazeteye açıklama yapan New Jersey 4. bölge milletvekili Cumhuriyetçi Christopher Smith, “Üzücü olan modern Türk hükümetinin soykırım ifadesini reddetmesi” derken, California 27. bölgeden milletvekili Demokrat Brad Sherman da, “Ankara’nın birkaç gün kızgınlığını ifade edeceğini, sonra bu kızgınlığın biteceğini” savundu.

Komite’nin oylamaya geçmesinden sadece birkaç saat önce Başkan Bush’un kararın çıkmasının, “NATO’da ve küresel terör ile savaşta kilit bir ülkeyle ilişkilere büyük zarar vereceği” uyarısı yaptığını anımsatan gazete, Amerikalı yetkililerin, kararın, Temsilciler Meclisi’nden geçmesi halinde Washington’ın Türkiye’yi Irak’ın kuzeyine sınır ötesi operasyon yapmamaya ikna etmesini iyice zorlaştıracağı yönündeki ifadelerini yazdı. Gazete, ayrıca pazar günü Türkiye’nin 13 şehit vermesinin ve terör örgütü PKK’ya karşı bir kamuoyu öfkesinin gündemde olduğuna işaret etti.

Financial Times ayrıca, Washington’ın Türkiye’yi terör örgütüyle mücadele yaklaşımında daha fazla işbirliğine yönlendirme çabalarının da ABD’nin terör örgütü ile mücadeleden sorumlu özel temsilcisi emekli general Joseph Ralston’ın istifasıyla daha da zorlaştığı değerlendirmesinde bulundu.

 

AİHM Türk Derneği davasında Atina'yı haksız buldu

 

 

ANKA

 

AİHM Türk Derneği davasında Atina'yı haksız bulduAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Batı Trakya Türklerince açılan davada Yunanistan’ı haksız buldu. AİHM, tüzüğünde Türk sözcüğü kullandığı gerekçesiyle derneği yasaklamasını toplantı ve örgütlenme hakkını ihlal ettiğine oy birliği ile karar verdi.

Strasbourg’da faaliyet gösteren AİHM, 1990 yıllarının ortasında kurdukları dernek tüzüğünde Türk sözcüğünün geçtiği gerekçesiyle Yunan makamlarınca yasaklanan yedi Batı Trakya Türkü tarafından yapılan başvuru üzerine açılan davayı sonuçlandırdı.

“Evros bölgesi azınlık gençlik derneği” adlı derneğin tüzüğünde amaçları arasında “Yunan ve Türk halklarının arasındaki dostluğun geliştirilmesi”ne de yer verilmesi, Yunan makamlarınca Lozan Antlaşmasına aykırı bulunmuştu. Lozan Antlaşması’nda “sadece bir Müslüman azanlığı”ndan söz edildiğini öne süren Yunan makamları, derneği kayda almayı reddetmişlerdi.

AİHM, kararında bir derneğin amacının, Yunanistan’da bir etnik azınlığın fikrini öne sürmek olsa da bunun demokratik bir toplum için tehdit oluşturmayacağını belirtti.

Derneğin tüzüğünde üyelerinin şiddete veya demokratik olmayan yöntemlere başvuracaklarını gösteren herhangi bir unsur bulunmadığına dikkat çeken Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin toplantı ve örgütlenme hakkına ilişkin 11. maddesinin ihlal edildiğini oy birliği ile hükmetti.

Mahkeme, verdiği kararın yeterince tatmin edici olduğu gerekçesiyle tazminat belirlemedi.

HURRIYET 11/10/07

 

Ermenistan Başbakanı'nın itirafı

 

 

 

 

 


Ermeni kıyımı iddiaları bağlamında Ermenistan'ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin 1923 yılında Bükreş'te yapılan Ermeni meselesiyle ilgili Taşnak Partisi toplantısında sunduğu bir rapor vardı.
Kaçaznuni'nin Osmanlı döneminde yaşananları anlattığı kendi imzasını taşıyan bu rapor, Türk Hava Kurumu (THK) tarafından Rusçadan Türkçeye tercüme edilerek kitap haline getirildi. İngilizce ve Fransızca dillerine de çevrildi.
Bu belgeyi özetle sunuyorum.

Türklere savaşı biz açtık
1914 sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya'da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı.
....................
Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. "Türkiye'den denizden denize Ermenistan" talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye'ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika'ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

Aklımız dumanlanmıştı
Askeri operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya'ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin milli mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan'ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik.
Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.

Türkler doğru yaptı
1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus hükümetine karşı dünkü inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi.

Barışı sabote ettik
Kaderden şikâyet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştır. Osmanlı'dan, Akdeniz'e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.
Sorunu tarihçilere bırakmak çabalarında ilginç bir belgedir.
Keşke ABD kongre üyelerine de dağıtılsaydı.

GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 11/10/07

 

Avrupa Rumların tutumundan bıktı

SOYER'İN BARIŞ VE ÇÖZÜM SÖYLEMLERİNE DESTEK... "Bugüne dek birçok delegasyonun başında bulundum ve rahatlıkla söyleyebilirim ki Avrupalı siyasetçiler Rum politikacıların tutumundan, her şeyi tıkamasından bıktık, çok rahatsızız" diye konuşan Claudia Roth, Başbakan Soyer'in adaya barış ve adil çözüm söylemlerine destek belirtti. Roth, Başbakan Soyer ve heyetini parti merkezlerinde görmekten duyduğu mutluluğu ifade ederek, partisinin duvarlara karşı olduğunu, Almanya'daki duvarın yıkıldığını, ama Avrupa'da halen duvar bulunduğunu, onun da yıkılması için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.

Başbakan Soyer'in Almanya'daki temasları çerçevesinde bir araya geldiği Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Avrupalı siyasetçilerin Rum politikacıların tutumundan çok rahatsız olduğunu söyledi:

"Bugüne dek birçok delegasyonun başında bulundum ve rahatlıkla söyleyebilirim ki Avrupalı siyasetçiler Rum politikacıların tutumundan, her şeyi tıkamasından bıktık, çok rahatsızız" diye konuşan Roth, Başbakan Soyer'in adaya barış ve adil çözüm söylemlerine destek belirtti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Almanya Birlik 90/ Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Almanya'nın başkenti Berlin'deki görüşmelerinde Kıbrıs'ta barış mesajı verdiler.

Berlin ziyaretinin ikinci günündeki temaslarına Yeşiller Partisi Genel Merkezi'ndeki görüşmeyle başlayan Başbakan Soyer, Yeşiller Partisi'nden, Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler nezdinde görüşmelerin başlaması için düşünsel baskı üretmesini istedi; Avrupa'ya da bağnaz, dar milliyetçiliğe yenilmemeleri çağrısı yaptı.

Soyer, adada kalıcı bir federal çözümden yana olduklarını, duvarları istemediklerini ve Doğu Akdeniz'in barış ve işbirliği alanına dönüşmesi için uğraş verdiklerini anlattı; çözümsüzlük uzadıkça fiziki duvarların beyinlerdeki duvarlara dönüştüğüne dikkat çekti. Başbakan Soyer, duvarların yıkılması için BM çözüm planına dört elle sarıldıklarını vurguladı.

Başbakan Soyer, Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Roth'u hem resmi görüşmeler hem de halkla temas edip gözlemler yapmak üzere Kıbrıs'a davet de etti.

Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth ise, Avrupa'nın, Kıbrıslı Rumların tutumundan ve her şeyi tıkamalarından bıktığını söyledi.

Duvarların yıkılmasını istediklerini, Almanya'daki duvarı yıkmayı başardıklarını, Kıbrıs'takinin yıkılması için de ellerinden geleni yaptıklarını ifade eden Roth, Başbakan Soyer'in Kıbrıs'a davetini sevinçle karşıladı ve asistanlarına gerekli düzenlemelerin yapılması talimatını verdi.

Başbakan Soyer Yeşiller Genel Merkezi'nde

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, CTP-BG Lefkoşa Milletvekili Dr. Mustafa Yektaoğlu, Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit, Alman Sosyal Demokrat Parti AP eski Milletvekili Ozan Ceyhun'un eşlik ettiği Yeşiller Parti Genel Merkezi'ne ziyaretinde; Claudia Roth, Türkiye kökenli eyalet milletvekilleri Özcan Mutlu ve Bilkay Öney tarafından karşılandı.

Claudia Roth, Başbakan Soyer ve heyetini parti merkezlerinde görmekten duyduğu mutluluğu ifade ederek, partisinin duvarlara karşı olduğunu, Almanya'daki duvarın yıkıldığını, ama Avrupa'da halen duvar bulunduğunu, onun da yıkılması için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.

Roth, Almanya'nın ortak evleri Avrupa'da duvarların yıkılması için özel sorumluluk hissettiğini, Kıbrıs'taki duvarın Avrupa için utanç olduğunu kaydederek, insanların izole edilmesine de karşı olduklarını vurguladı.

Kıbrıs'ta referandumda çıkan sonucu anımsatan Claudia Roth, barışa ulaşılması için görüşmelerin BM çerçevesinde sürmesi, adanın birleşmesinin takvimlemesinin hazırlanması gerektiğini belirtti.

Kıbrıs Türk halkının ekonomik, kültürel, sosyal gelişimini ve adanın her iki tarafının da askersizleştirilmesini istediklerini ifade eden Claudia Roth, Kuzey Kıbrıs'taki yapılaşmadan çevre adına rahatsızlık duyduklarını kaydetti. Roth, adanın askersizleştirilmesinden yana olduklarını da ifade etti.

Roth, Başbakan Soyer'i resmi bir ziyaret için Yeşiller Parti Merkezi'ne bilinçli davet ettiklerini de vurguladı ve Soyer'in Kıbrıs sorununun çözümü konusunda dile getirdiklerini sonuna kadar doğru bulduklarını söyledi.

"Rumların tutumundan bıktık"

"Bugüne dek birçok delegasyonun başında bulundum ve rahatlıkla söyleyebilirim ki Avrupalı siyasetçiler Rum politikacıların tutumundan, her şeyi tıkamasından bıktık, çok rahatsızız" diyen Roth, Başbakan Soyer'in adaya barış ve adil çözüm söylemlerine destek belirtti.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Kıbrıs sorununun çözümü için verdiği sözlere rağmen BM çözüm planına "hayır" demesini eleştiren Claudia Roth, kendisine yönelik güveni de istismar ettiğini vurguladı.

Roth, Kuzey Kıbrıs'ta sayısının 34 bin olduğunu öğrendikleri Türk askerinin konumuyla ve polisin Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı olmasıyla ilgili düzenlemelere yönelik Türkiye tarafından yapılacak bir jestin, AB'nin Güney Kıbrıs'a karşı yapacağı girişimleri başarılı kılacağını ifade etti.

Soyer: Çözümsüzlük uzadıkça,

fiziki duvarlar beyindeki

duvarlara dönüşüyor

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Roth'la görüşmesinde ve sonrasındaki basın açıklamasında, Kıbrıs'taki duvarın kalkması için BM ilkeleri çerçevesinde federal bir Kıbrıs'a ulaşılmasını istediklerini söyledi.

"Duvarlar çok kötüdür. Bu duvarların kalkması gerekir. Çözümsüzlük uzadıkça, fiziki duvarlar beyindeki duvarlara dönüşüyor. En kötüsü de bu" diyen Soyer, bunun barışı, işbirliği ve AB'nin genişlemesini engellediğine işaret etti.

Başbakan Soyer, bir an evvel Kıbrıs'ta çözüm istediklerini, Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'in barış ve işbirliği adasına dönüşmesini arzuladıklarını, böylece Avrupa'nın ortak ekonomik alana dönüşebileceğini anlatarak, bunun da Avrupa ve bölge halklarına demokrasi, işbirliği ve barış ortamı yaratacağına dikkat çekti.

"İnsanca yaşamak istiyoruz"

Başbakan Soyer, "Biz Kıbrıslı Türkler insanca yaşamak istiyoruz, dünyayla serbest ve özgür ilişkiler istiyoruz " diyerek, Rum tarafının "illegal-(yasadışı)" diye nitelediği KKTC'deki 6 üniversitede 40 bin öğrencinin öğrenim gördüğünü hatırlattı ve bilime, sanata birçok katkısı bulunan Almanya'nın başkenti Berlin'den dünyaya "fizik, kimya, güzel sanatların neresi illegal olabilir?" diye sormak istediğini belirtti.

Soyer, "Ben Kıbrıslı Türk'üm, insanım ve Avrupalıyım. Bireysel olarak haklarım var, Avrupa yurttaşıyım. Ama Avrupa'nın hiçbir organında toplumsal kimliğimle, aidiyetimle temsil edilemiyorum. O zaman Kopenhag kriterleri nerede?" diye sordu ve Avrupa'nın bağnazlığa, dar milliyetçiliğe yenilmemesini istedi.

Başbakan Soyer, Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth'la görüşmesinde, Kıbrıslı Türklerin ne istediğini özetledi ve "Biz dünya insanlığıyla buluşmak istiyoruz" dedi.

Rumların çözüm öncesinde AB üyesi yapılmalarıyla çözüm motivasyonlarını kaybettiğini, ama kendilerinin umutlu olduğunu, ısrarla BM parametrelerinde görüşmelerin başlamasını istediklerini vurgulayan Soyer, bu görüşme sürecinin de takvimle planlanması gerektiğini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 5 Eylül görüşmesinde bunu sunduğunu hatırlattı.

"Çözümsüzlük zehir üretiyor"

"Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü zehir üretmeye devam ediyor" diyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bunun sadece Kıbrıslı Türk-Rum ilişkilerini değil, Türk-Yunan ilişkilerini de olumsuz etkilediğine işaret etti.

Laik, demokratik Kıbrıs Türk halkının Ortodoks Rum halkıyla bir cumhuriyet altında birleşmesinin Ortadoğu halklarına da güzel bir mesaj oluşturacağını kaydeden Başbakan Soyer, Yeşiller Partisi'nin insan hakları bağlamındaki duyarlılığından, haksız izolasyonlar altındaki Kıbrıs Türk halkının büyük yarar gördüğünü söyledi.

KKTC üniversitelerinin Avrupa Yüksek Öğretim Kalite Güvencesi Birliği Ajansı'na (ENQA- European Association for Quality Assurance in Higher Education) üye olduğunu belirten Başbakan Soyer, Almanya üniversiteleriyle öğrenci değişimi gibi birçok konuda işbirliğine gitmek istediklerini bildirdi.

Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türklerin bir an önce Avrupa'ya ihracat yapmak istediğini de vurguladı ve AB Komisyonu'nun verdiği yanlış mesaj yüzünden elde kalan 20 bin ton patates sorununu aktardı; bunun için hükümetin 15 milyon Dolar sübvansiyon yapacağını kaydetti.

Turizm ve spor alanında Rumların engellemelerinden örnekler veren Başbakan Soyer, gençlerin kendi kimlikleriyle sportif etkinliklere katılamadığını, Türk ekibi içinde katılabildiğini ve büyük başarılar elde ettiğini anlattı.

Başbakan Soyer, Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth'u, yerinde gözlem için 24 saatliğine değil, 3-5 günlüğüne Kıbrıs'a davet etti ve köylere gidip her konuda halkla da konuşmasını önerdi.

Başbakan Soyer'in öteki temasları

Başbakan Soyer, Almanya'nın başkenti Berlin'de, Berlin-Brandenburg Türk-Alman İş Adamları Birliği (TDU) yetkililerinin ardından, Almanya hükümetinin büyük ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) Milletvekilleri Lale Akgün ve bu partinin Avrupa Politikaları Sözcüsü de olan Milletvekili Alex Schaefer'le de Federal Parlamento'da bir araya geldi. Başbakan Soyer, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorunu çözümsüz kaldığı için Akdeniz'in ortak bir ekonomik alan olamadığını, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün kimseye fayda getirmediğini, Güney Kıbrıs'ın da baskı altında bulunduğunu söyledi.

Soyer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'la yapacağı görüşmenin Kıbrıs sorununun çözümü için yeni avantajlar getireceğini kaydederek, "Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, tahammül sınırlarını aştı" dedi.

Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta çözüm ve eşitlik ilkeleriyle dünyada yer almak istediğini vurgulayan Ferdi Sabit Soyer, haksızlıklara karşı yollarını yürümeye devam edeceklerini belirtti.

Başbakan Soyer, Rum tarafının çözümden önce hem kendini hem de dünyayı aldatarak AB'ye üye olduğunu, Türkiye'nin AB üyeliğini engellemeye ve Kıbrıs Türk halkı üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan yanlış politikasıyla dünyadan ağır eleştiriler aldığını söyledi.

"Türkiye de çözümün parçası"

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının çok haklı bir davayı savunduğunu ve Kıbrıslı Rumlar kadar adada hak sahibi olduğunu kaydetti.

Soyer, BM görüşme süreci ve parametrelerinde siyasi eşitlik ve iki bölgeliliğe dayalı bir çözüm bulunduğunu; Türkiye'nin de garantör ülke olarak bu çözümün bir parçasını oluşturduğunu söyledi.

Rum tarafının, çözüm olmadan, hem kendini, hem de dünyayı aldatarak AB'ye üye olduğunu; Türkiye'nin üyeliğini engellemeye ve Kıbrıs Türk halkı üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştığını anlatan Başbakan Soyer, şöyle konuştu:

"Dünyada oluşturulan havayı değiştirmeye çalışıyoruz"

"Bunun yanlış bir politika olduğu, dünyada karşılaştıkları ağır eleştirilerle kendini göstermektedir. Biz kararlı ve sebatlı şekilde, çözüm siyasetine bağlı olarak BM parametrelerinde, bugüne dek Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye aleyhine dünyada oluşturulan havayı değiştirmeye çalışıyoruz.

Bizim istediğimiz Doğu Akdeniz'e barış ve istikrarın gelmesidir. Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs arasında dostane ilişkilerin, bölgesel düzeyde olduğu kadar AB kapsamında istikrarlı bir ilişki biçimine girmesidir. Bunun hem Türk, hem Yunan, hem Kıbrıs Türk ve Rum halklarına son derece getirisi vardır."

"Talat-Ban görüşmesi yeni avantajlar getirecek"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, çabalarını bu yönde yoğunlaştırdıklarını, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'la görüşmesinin de yeni avantajlar getireceğini belirtti.

"Kıbrıs Türk halkı dünyalıdır" diyen Başbakan Soyer, dünyadaki ticari, sosyal ve kültürel ilişkilerin sadece Kıbrıs Türk halkı için olmamasının kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Başbakan Soyer, AB'nin Kıbrıslı Türklere sözüne rağmen direkt ticaret tüzüğü konusunda adım atmamasının, kendi ilkelerine ters olduğunu belirtti ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un tam üyelik hedefiyle AB'yle görüşen Türkiye'yi düşman ilan etmesinin de AB ilkelerine aykırı olduğunu söyledi.

"Dünyada eşitlik temelinde yer almak istiyoruz"

Soyer, Güney Kıbrıs'ın AB anayasası ve kriterlerinin buzdolabında tutulduğu bir ülke olduğunu kaydederek, Avrupa'nın demokratik ilkelerine bağlı, ana dili Türkçe olan Kıbrıs Türk halkının dünyada siyasi eşitlik temelinde yerini almak istediğini vurguladı.

Kıbrıs Türk halkının Rumlar kadar eşit olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, ziyaretlerin faydalı olduğunu belirtti ve Almanya Parlamentosu'nun Kıbrıs'la ilgili kararını örnek gösterdi. Soyer, bu kararda yer alan izolasyonların kalkması gerektiği yönündeki ifadeye işret etti.

İş adamları

Başbakan Soyer, Almanya'daki Türk iş adamlarının Kıbrıs Türk halkına dönük ekonomik ilişkilerini ve işbirliklerini geliştirmeleri için olanaklarını artırmaya karar verdiklerini ifade ederek, internet aracılığıyla ticaret yapabilen Kuzey Kıbrıs'taki Kıbrıs Türk iş adamlarının direkt uçuş yapamadığı, limanlarını da kullanamadığı için bu imkanı bulamadığını dile getirdi.

"Yolumuzu yürüyeceğiz"

"Tüm bunlara rağmen yollarını yürümeye devam edeceklerini" vurgulayan Soyer, "Bunu Türkiye hükümetiyle, yurt dışında yaşayan Türk iş adamlarıyla ve diğer uluslardan demokratik düşünen tüm insanlarla birlikte bu haksızlığı kaldırmak için yürüyeceğiz" diye konuştu.

Soyer, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün Doğu Akdeniz ve Avrupa Birliği'nde kriz yaratmayı sürdürdüğünü, çözümsüzlüğün Türkiye'nin AB'yle ilişkilerini, Türk-Yunan ilişkilerini olumsuz etkilediğini kaydetti.

"Çözümsüzlük kimseye fayda getirmiyor"

AB'nin temelinde Akdeniz'in ortak bir ekonomik alan olmasının yattığını belirten Başbakan Soyer, "Kıbrıs sorunu bugünkü konjonktürde çözümsüz kaldığı sürece Akdeniz ortak ekonomik alan olamıyor. Bu AB'nin temel ilkelerine, beklentilerine, sürece de aykırı. Dolayısıyla bu çözümsüzlük kimseye fayda getirmiyor" dedi.

Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununun bunlardan ötürü böyle kalamayacağını, 2008'de hareketlilik beklendiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 5 Eylül görüşmesinde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a bir teklif sunduğunu hatırlatan Soyer, iki buçuk aylık sürede hazırlık komitelerinin çalışmasını ve 2008 sonuna kadar bütünlüklü bir çözüm için görüşme masasına oturmayı önerdiğini kaydetti.

"Bu, bütün dünyanın gözleri önünde olan bir gerçektir" diyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanı Talat'ın BM Genel Sekreteri'yle görüşmesinde bunları da tekrarlayacağını bildirdi.

"Tahammül sınırlarını aştı"

Soyer, "Bütün bu ivmeler, hareketlenmeler, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün tahammül sınırlarını aştığını gösterir. Güney Kıbrıs'taki bağnaz idare de bir baskı altındadır ve bundan kaçamayacaktır" diye konuştu.

Lale Akgün:İzolasyonlar kalkmalı,

Kıbrıslı Türkler Avrupa'nın

parçası olmalı

Almanya Sosyal Demokrat Parti'nin Türkiye kökenli milletvekili Lale Akgün, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kalkmasını ve Kıbrıslı Türklerin de Avrupa'nın parçası olmalarını istediklerini söyledi.

Akgün, Kuzey Kıbrıs'taki insanların da Güney'deki kadar refah içinde ve iyi yaşamasını sağlamanın görevleri olduğunu belirtti. Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs'ta çözüm için hep özverili olduğuna işaret eden ve 24 Nisan 2004 referandumunun sonucunu hatırlatan Lale Akgün, bu olumlu yaklaşım karşısında Almanya'ya da Kıbrıslı Türklere destek vermek düştüğünü vurguladı.

Akgün, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le görüşmesi sırasında bir gazetecinin izolasyonların kaldırılmadığı, direkt ticaret tüzüğünün işletilmediği bir dönemde Kıbrıslı Türklerin Almanya'ya ziyaretlerinin yoğunlaştığını, Almanya Federal Parlamentosu'nun da izolasyonların kaldırılmasını da içeren bir kararı bulunduğunu hatırlatarak "Bu ziyaretler KKTC'ye bakışa yeni bir ivme kazandırır mı?" şeklindeki sorusunu yanıtladı.

"Görüşmemiz izolasyonların

yavaş yavaş kalktığının sembolü"

Lale Akgün, görüşmelerinin, bir araya gelmelerinin izolasyonların yavaş yavaş kalktığının bir sembolü olduğunu söyledi. Direkt ticaretin henüz istedikleri gibi gelişmediğini ancak Almanya Federal Meclisi'nde aldıkları kararla Kuzey Kıbrıs'a izolasyonların kalkmasını, Kıbrıslı Türklerin daha iyi yaşamasını ve Avrupa'nın bir parçası olmasını istediklerini vurgulayan Akgün, şöyle konuştu:

"Kıbrıslı Türklere değer verdiğimizi göstermek istiyoruz. Kendilerinin bugün burada beni ziyaretleri fevkalade onur verici. İnşallah en kısa zamanda biz de bir delegasyonla Kuzey Kıbrıs'a gideceğiz ve böylece Kuzey Kıbrıs'taki arkadaşlarımıza, kardeşlerimize saygı duyduğumuzu, onların yanında olduğunu göstermek istiyoruz."

Güney'deki seçimden sonra

Akgün, Almanya'nın bu konuda ne yapabileceği sorusuna karşılık, şu sıralar politik durgunluk bulunduğunu, Güney Kıbrıs'taki seçimleri bekleyip ardından harekete geçmek gerektiğini söyledi.

Almanya ve Finlandiya'nın AB dönem başkanlıkları sırasında Kıbrıs konusunda çok çaba gösterdiğini ancak (şu anki AB Dönem Başkanı) Portekiz'in daha çok Afrika ülkelerine ağırlık verdiğini belirten Akgün, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Kuzey hep özveriye, konuşmaya

hazır.. Destek vermeliyiz"

"Onların ağırlık noktası Kıbrıs değil. Onun için bizim devam etmemiz lazım bu konuda çalışmaya ve Kıbrıs'ın Kuzey'deki insanlarının da Güney'deki kadar refah içinde, iyi yaşamasını sağlamamız gerekir. Bu bizim için bir görevdir.

Bir kez daha hatırlatmak isterim çünkü unutuluyor bazı şeyler... Referandumda evet diyen Kuzey; hayır diyen Güney oldu. Kuzey Kıbrıs'takiler her zaman konuşmaya, özveriye hazırlar. Ben şimdiye kadar ne zaman Kuzey'de olduysam her zaman kendilerinden özveri ve anlaşmaya hazır olduklarını duydum. Bu yaklaşım olduktan sonra bize de kendilerine destek vermek düşer. Ben bir gün bile kendilerinden bir dikleşme, sert tavır görmedim."

KIBRIS 11/10/07

 

Fransa, Türkiye ve Rum kesimi için öneri hazırlığında

Fransa'nın, AB-NATO işbirliğini güçlendirmeye ve her iki örgütte, Türkiye-Fransa-Kıbrıs Rum kesimi ilişkilerinden kaynaklanan sorunların çözümüne yönelik yeni bir öneriyi gündeme getirmeyi planladığı bildirildi.

Reuters'ın haberine göre adı açıklanmayan bir Fransız diplomat, öneriyi bir kaç gün içerisinde AB üyelerine sunacaklarını söyledi.

Diplomat, "iki organ (AB ve NATO) arasındaki işbirliğinin en üst düzeyde olmasının, hayati derecede önemli olduğunu düşünüyoruz. (Önerimiz), bazı sorunların üstesinden nasıl gelebileceğimizi görebilmemize yönelik bir girişim olacak" dedi.

Fransa, iki örgüt arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik olarak geçen hafta da NATO nezdinde öneriler gündeme getirmişti.

"AB üyesi olmayan, NATO üyesi olan Türkiye ile ilgili konuların, AB ve NATO'nun Afganistan gibi konularda yan yana olabilmesinde güçlükler yarattığı" yorumunu yapan Reuters ajansı, müttefiklerin Fransa'yı sık sık, NATO'nun yeni girişimlerini bloke etmekle suçladıklarına da dikkat çekti.

Haberde, AB üyesi olan ancak NATO üyesi olmayan Kıbrıs Rum kesimi ile Türkiye arasındaki anlaşmazlıkların, NATO ve AB arasındaki bilgi paylaşımı ve operasyon alanlarındaki işbirliğini olumsuz etkilediğine dikkat çekilerek, Fransa'nın yeni önerilerinin bu tür sorunlara nasıl çözüm getireceğinin merakla beklendiği yorumu yapıldı.

Fransız diplomat bu konuda, "bu da gerçekten üstesinden gelmemiz gereken bir sorun. Ancak tek sorun değil" dedi.

KIBRIS 11/10/07

 

Ban, Möller'i görevinden almayı düşünüyor iddiası

PAPADOPULOS: MÖLLER'İN GÖREVİNDEN ALINMASI TÜRKİYE'NİN TALEBİ... Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos, "Möller'in görevinden alınması yönünde Türkiye'nin talepleri olduğu" şeklindeki iddiaları doğruladı. BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin Türkiye'nin bu yöndeki taleplerine sert tepki gösterdiklerini ileri süren Papadopulos, Möller'in görevinde kalmaya devam etmesi temennisini de dile getirdi

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi görevini yürüten Michael Möller'in, görevinden alınması ve yerine aralarında Ban'ın özel danışmanı İbrahim Gambari'nin de bulunduğu 4 adaydan birinin getirilmesinin gündemde olduğu iddia edildi.

Rum radyosu RIK'in haberine göre; BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Möller'i, görevinden almayı düşünüyor.

Haberde; Ban'ın, Siyasi İşler Danışmanı Lynn Pascoe'yla birlikte bir aday listesi oluşturduğu ve Gambari dışındaki adaylardan hepsinin kadın olduğu iddia edildi.

Listede yer alan 3 kadından ilkinin Gürcistan konularıyla ilgilenen İsviçreli, diğer iki kadın adayın ise Genel Sekreterlik'te görev yapmakta olan ABD ve Yeni Zelandalı kişiler oldukları belirtilen haberde, diğer bir

iddianın ise Möller'in yerine, şu an Ban'ın özel danışmanlığı görevini yapan ve Miamar (Burma) kriziyle ilgilenen İbrahim Gambari'yi getireceği yönünde olduğu savunuldu.

Haberde; BM Genel Sekreteri Ban'ın, Möller'in yerine yapacağı atamanın yılbaşı öncesinde gerçekleşmesinin beklendiği kaydedilerek, Ban'ın acele etmemesinin sebebinin, bu göreve Gambari'yi getirmeyi düşünmesinden kaynaklandığı iddia edildi.

BM Güvenlik Konseyi'nden bir kaynağa dayandırılan haberde, Genel Sekreter Ban'ın, "Türkiye'nin, Kıbrıslı Rumların lehine taraflı davrandığı gerekçesiyle baştan beri karşı çıktığı Möller'in görevinden alınması yönündeki baskılarına dayanamayarak" ve Kıbrıs Rum tarafının tepkisini de göz önüne alarak Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi görevine Gambari'yi atama niyetinde olduğu öne sürüldü.

Papadopulos'tan doğrulama

Öte yandan Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, "Möller'in görevinden alınması yönünde Türkiye'nin talepleri olduğu" şeklindeki iddiaları doğruladı.

Habere göre, Papadopulos, yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum tarafının bu konuda bir görüş ifade edemeyeceğini belirterek, ancak ilke olarak; iki taraftan birinin istemediği bir temsilcinin değiştirilmesi mantığının kabul edilemez olduğunu savundu.

BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin Türkiye'nin bu yöndeki taleplerine sert tepki gösterdiklerini ileri süren Papadopulos, Möller'in görevinde kalmaya devam etmesi temennisini de dile getirdi.

KIBRIS 11/10/07

 

Rum tarafının sahte tavrını ortaya koydu

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, çözüm çabalarına destek verilmesi gereken bir dönemde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin adada ve Doğu Akdeniz'de güvensizlik ve gerilim yaratma potansiyeline sahip faaliyetlerde bulunmasının, Rum tarafının Kıbrıs konusuna bakış açısını açıkça ortaya koyduğunu vurguladı.

Avcı yazılı açıklamasında, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun Nikiforos tatbikatını gerçekleştirmesinin Rum tarafının çözüm konusunda sahte tavır takındığını kanıtladığını belirtti.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin askeri tatbikatlara son verilmesi konusunda varılan mutabakata aykırı davranarak son 3 yıldır tatbikatlar düzenlediğini kaydeden Turgay Avcı, bu yıl düzenlenen askeri tatbikatta da yüz milyonlarca Kıbrıs Lirası harcayarak satın alınan silah sistemlerinin sergilendiğini belirtti.

Avcı, iki taraf arasındaki güven ortamının oluşmasına katkı yapacağı düşüncesiyle Kıbrıs Türk tarafının daha önceden varılan mutabakat çerçevesinde askeri tatbikatların durdurulmasını desteklediğini ifade ederek, Rum tarafının bu mutabakatı tek yanlı ihlal etmeye devam etmesinin kabul edilecek bir durum olmadığını belirtti.

KIBRIS 11/10/07

 

Dünya basını Ermeni tasarısını tartışıyor

Ermeni tasarısı, dış basında da geniş yer buluyor. İngiliz ve Amerikan gazetelerinde, Türkiye’nin atabileceği olası adımlar ve bunun ABD’yi nasıl etkileyebileceği ile ilgili yorumlar var.

NTV

Güncelleme: 14:47 TSİ 12 Ekim 2007 Cuma

 

LONDRA/WASHINGTON - İngiliz Guardian gazetesinde çıkan bir yorum yazısında, soykırım tasarısının Bush yönetimi için çok ciddi sonuçları olabileceği belirtiliyor. Yazıda, “Şimdi Ankara’nın aşırı tepki göstermemesi umuluyor. Ama Kongre’nin tribünlere oynamak için attığı bu adım, ABD’yi Ortadoğu’daki en güçlü Müslüman müttefiğinden edebilir” yorumu yapılıyor.

Independent ise, tasarının, sınır ötesi harekat olasığının güçlendiği bir dönemde geldiğini hatırlatıyor ve “Bu Türk-Amerikan ilişkileri açısından bardağı taşıran son damla olabilir” yorumunu yapıyor.

Amerikan Washington Post gazetesi de, iki ülke arasındaki gerginliğin Irak’taki Amerikan operasyonlarını etkileyebileceğine dikkat çekiyor ve “Türk ordusunun Kuzey Irak’a operasyonu Irak’ın tek istikrarlı bölgesinde de kaosa yol açabilir. Kongre’deki Ermeni oylaması nedeniyle Türkiye’nin hava üslerini ve yollarını kullandırmayı sınırlandırması, Irak’taki Amerikan güçlerine yapılan malzeme sevkiyatını felce uğratabilir” ifadelerine yer veriyor.

Fransız haber ajansı AFP ise, konunun farklı bir yönüne dikkat çekiyor. Ajansın yorumuna göre, Demokratlar, başta Irak işgali olmak üzere hemen her konuda eleştirdikleri Bush yönetimini daha da zor durumda bırakmak için Ermeni tasarısıyla gelen fırsatı kaçırmadı.

AP’de tasarı tepkisi: Tarihçilere bırakın

Avrupalı parlamenterler, Ermeni soykırımı iddialarını içeren tasarının, ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nde kabul edilmesine tepki gösterdi. Parlamenterlere göre, konu tarihçilere bırakılmalı ve geçmişteki sorunlar siyasete alet edilmemeli.

Cansu Çamlıbel

NTV

Güncelleme: 15:25 TSİ 12 Ekim 2007 Cuma

 

BRÜKSEL - Avrupalı parlamenterler, Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili gerçeklerin tarihçiler tarafından ortaya çıkarılmasından yana. Avrupa Parlamentosu Liberal Grup Başkanı Graham Watson, “Özellikle Avrupa Parlamentosu’nun Fransız üyeleri bunu Türkiye’nin birliğe girmesini engellemek için verdikleri savaşın bir parçası olarak kullanmak niyetinde. Ancak her türlü tarihi belirsizlikte olduğu gibi bu konulara tarihçilerden oluşan bir komisyonun bakması lazım. Çözümün yolu bunu siyasi bir araç olarak kullanmamaktan geçiyor” şeklinde konuştu.

NTV’nin sorularını yanıtlayan bir diğer isim, Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda ise, Ermenistan’ın Türkiye’nin sorunun tarihçiler tarafından çözülmesi önerisini reddetmesinin talihsizlik olduğunu düşünüyor. Swoboda, “Ermenilerin yaklaşımı, bana yeni sömürgeci yaklaşımı anımsatıyor. Eskiden yaşananların reddedilmemesi taraftarıyım ama sorun Türkiye ile Ermenistan arasında çözülmeli” yorumunu yapıyor.

Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Eşbaşkanı Joost Lagendijk da, soykırım tasarılarının onaylanmasının sorunu çözmediğini hatırlatıyor.

Lagendijk’a göre çözüm, daha açık bir tartışma ortamı yaratılması ve diyalogdan geçiyor.

Koçaryan, 'tam sonuç' istiyor

Koçaryan, 'tam sonuç' istiyor

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu'ndaki oylamanın ardından Ermeni Patriği Karekin toplantı salonuna girdi. Karekin, salona getirilen ve 'soykırımdan' kurtuldukları söylenen yaşlılarla sohbet etti.

ABD'deki Ermeniler, 'soykırım' tasarısının kabulü yolunda atılan adıma memnun olurken, Koçaryan, 'Umarız bu süreç Ermeni soykırımının etkilerinin ABD'de tam manasıyla tanınmasının yolunu açacak' dedi

12/10/2007 RADIKAL

WASHINGTON/ERİVAN/BRÜKSEL - Amerika'daki güçlü Ermeni lobisi, 1915 olaylarını 'soykırım' olarak tanıyan karar tasarısının yedi yıl sonra yeniden Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu'nda onaylanıp genel kurul gündemine taşınacak olmasını 'adaletin tecellisi' görüp selamladı. Ermenistan 'diplomatik zafer' ilan ederken, Devlet Başkanı Robert Koçaryan, 'sürecin ABD'de Ermeni soykırımın etkilerinin tam manasıyla tanınmasıyla sonuçlanması' umudunu dile getirdi.
Brüksel'deki Koçaryan, tasarıyı yorumlarken, "Dünyanın her yerinde Türkiye'de 1915'te gerçekleşen olaylar hakkında fikir birliği oluşmuştur. Türkiye'nin tutumu diğer ülkeleri de tarihi inkara zorlayamaz" dedi. Koçaryan, "Umarız bu süreç Ermeni soykırımının etkilerinin ABD tarafından tam manasıyla tanınmasını yolunu açacaktır" derken, 'soykırımın etkilerinin tanınması'ndan neyi kastettiğine açıklık getirmedi. Erivan için bu tasarının Türkiye ile ilişkileri daha kötüleştirecek bir unsur olmadığını anımsatan Ermeni lideri, "Koşulsuz tam diplomatik ilişkiler kurulması ve Türk ortaklarla Türk-Ermeni ilişkilerini konu alan geniş diyaloğun başlatılmasına hazırız" görüşünü yineledi.
Önceki gün sabah saatlerinde Temsilciler Meclisi'nin açılış duasını 'tesadüfen' yapmış olduğu açıklanan Ermeni Partiği Karekin de tasarının onayının ardından soluğu komisyonun toplandığı salonda aldı. Ermeni lobisinin 'soykırımdan' kurtulduklarını belirterek salona getirdiği dört yaşlıyla ayak üstü sohbet eden Karekin, "Çok rahatladık. Çünkü biz bunu adaletin zaferi olarak görüyoruz. Tanrı'ya minnettarız. 90 yıl geç kalmış olsa da adalet üstün geldi" dedi. "Şundan eminiz ki, bedenleri bu soykırımda yok edilmiş olsa bile, bu insanların ruhları, komitenin kararını hissetmiştir" vurgusu yapan Karekin, tasarının Türkiye-Ermenistan ilişkilerine yardımcı olacağını da savundu.
Amerika Ermeni Ulusal Komitesi'nin (ANCA) icra direktörü Aram Hamparyan, "Komitenin tasarıyı benimsemesi, 20'nci yüzyılın ilk 'soykırımına' dair Amerikalıların açıkça ve dürüstçe konuşma hakkının teslimi açısından anlamlı bir adım" açıklaması yaptı. Harparyan, artık tasarının genel kurulda onayının önünün açıldığını belirtti. Amerika Ermeni Meclisi'nin (AAA) icra direktörü Bryan Ardouny de, "Bugün, tarihi bir gün. İleriye doğru kritik önem taşıyan bir adım atıldı" ifadelerini kullandı.

Erivan'dan ABD'ye ahlak teşekkürü
Ermenistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Vladimir Karapetyan tasarıyı memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, "Bu, adaletin tecellisi yolunda atılmış çok önemli bir adım" vurgusu yaptı. Ermenistan'da dün parlamento ABD'li yasama üyelerine teşekkürlerle açılırken, Parlamento Başkanı Tigran Torosian ise, Türkiye'nin baskılarına boyun eğmeyen Amerikalı vekillerin 'yüksek ahlâklı tutumlarını' övdü. Amerika Ermeni Meclisi'nin Erivan ofisinin Başkanı Arpi Vardanyan'ın yorumu şu oldu: "Bu zafer Türkiye'nin Amerikalı yasama üyelerine yaptığı büyük tehditler ve baskılar düşünüldüğünde özellikle önem taşımaktadır" (aa, afp)

KKTC bayrama Suriye feribot seferleriyle giriyor

KKTC bayrama Suriye feribot seferleriyle giriyor

18 Ekim'de resmen başlayacak Lazkiye'ye feribot seferlerinde gidiş-dönüş bilet parası 100 dolar. FOTOĞRAF: MUSTAFA SAĞIROĞLU / AA

12/10/2007 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Rum yönetiminin protestolarına rağmen Suriye ile KKTC arasında vapur seferlerinden dönüş yok. Akgünler Denizcilik Şirketi, 18 Ekim'de başlayacak tarifeli seferler öncesinde Ramazan Bayramı nedeniyle dün 50 yolcuyla özel bir sefer düzenledi. Gazimağusa-Lazkiye arasındaki özel sefer bayramın üçüncü gününde de tekrarlanacak. Tarifeli seferlerse perşembe ve cumartesi günleri yapılacak. Perşembe saat 09.00'da Gazimağusa'dan ayrılacak deniz otobüsü, aynı gün saat 16.00'da dönüş için harekete geçecek. Cumartesinin dönüşü ise pazar yapılacak. Seferlerin gidiş-dönüş toplam bedeli 100 dolar. Suriye'ye KKTC pasaportu ve vizeyle girilebilecek. Ancak Akgünler'in paket turlarıyla gidenlerden vize istenmeyecek. Daha önce basına yönelik bir tanıtım turu yapılmış, Rum yönetimi de Şam'ı seferlerden vazgeçirmek için girişimler başlatmıştı.

'Artık Rum yönetimi bizi izliyor'
Dün Gazimağusa limanında yolcuları uğurlayan KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, açılımların süreceğini belirtip "Artık proaktif politikayı biz uyguluyoruz, biz önden gidiyoruz. Rum yönetimi arkadan izlemeye çalışıyor" dedi. Rum yönetiminin Suriye'ye yoğun baskı yaptığını hatırlatan Avcı, "Ama Şam, seferlerin ticari amaçlı olduğunu ve anlaşmanın süreceğini söyledi. Hayırlısı olsun. Yolumuza devam edeceğiz" diye konuştu.

TC Dışişleri Bakanlığı: Rum Yönetimi Türkiye'nin adadaki rolünü ortaya koyuyor

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, GKRY Rum Milli Muhafaza Ordusu (RMMO) tarafından düzenlenen ''Nikiforos'' askeri tatbikatının, bu yıl 9-14 Ekim 2007 tarihleri arasında yapıldığı anımsatılarak, şu ifadelere yer verildi:

"Nikiforos, RMMO'nun gerçekleştirdiği bir tatbikattır. RMMO, Kıbrıs Cumhuriyetini kuran 1959-1960 Anlaşmaları hilafına oluşturulmuştur. Ada'daki ortaklık devletinin 1963 yılında Rum tarafınca kuvvet kullanılarak ortadan kaldırılmasından sonra, Rum milisleri ve EOKA terör örgütü RMMO bünyesinde buluşmuşlar, Kıbrıs Türklerine karşı şiddet uygulamışlardır.

RMMO'nun tatbikatı, Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğe dayalı, adil ve kapsamlı çözüm için gösterdiği çabaların, Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle sonuçsuz kaldığı bir döneme rastlamıştır. Nitekim GKRY lideri Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat'ın 5 Eylül 2007 tarihinde, Kıbrıs sorununun 2008 yılı sonuna kadar çözüme kavuşturulması amacıyla getirdiği yapıcı öneriyi reddetmiştir.

GKRY'nin, Kıbrıs Türk tarafının yapıcı adımlarına karşılık vermek yerine Ada'da gerilimi tırmandıran ve Doğu Akdeniz'de istikrara zarar veren tutumunda ısrar etmesinin, Türkiye'nin, garantör sıfatıyla Ada'da barışın muhafazası bakımından oynadığı rolü bir kez daha ortaya koymaktadır."

KIBRIS 12/10/07

 

Özdil Nami: Taslak rapor, Rum milletvekillerinde rahatsızlık yarattı

"KIBRISLI TÜRKLERE VERİLEN SÖZLER TUTULMADI, İZOLASYONLAR DEVAM EDİYOR".. AKPM, Kıbrıs konusunda taslak bir rapor hazırladı. Raporda, Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmadığından ve izolasyonların devam ettiğinden bahsediliyor. "Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin Bologna sürecine katılması ve Lokmacı Barikatının açılması" gibi konular ise raporda "yeni inisiyatifler" başlığıyla yer alıyor

 "RAPOR, DENGELİ VE GERÇEKÇİ, AMA BAZI NOKTALAR DEĞİŞMELİ"...AKMP'de Cumhuriyet Meclisi'ni temsil eden Nami, taslak raporu dengeli ve gerçekçi bulduğunu ancak değişmesini istediği bazı noktalar için de katkı yapacağını söyledi. Nami, Parlamenterler Meclisi'ndeki Rum milletvekillerinin taslak rapordan rahatsızlık duyduklarını ifade etti

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Kıbrıs konusunda taslak bir rapor hazırladı. Raporda, Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmadığından ve izolasyonların devam ettiğinden bahsediliyor.

"Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin Bologna sürecine katılması ve Lokmacı Barikatının açılması" gibi konular ise raporda "yeni inisiyatifler" başlığıyla yer alıyor.

Taslak raporun, Konsey'deki Rum milletvekillerinde rahatsızlık yarattığı belirtiliyor.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin, Kıbrıs konusunda hazırladığı taslak raporda, Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmadığı ve izolasyonların devam ettiğinden bahsediliyor.

Taslak raporun Rum tarafındaki seçimlerden sonra Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi gündemine geleceği belirtiliyor.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Cumhuriyet Meclisi'ni temsil eden Özdil Nami, BRT'ye yaptığı açıklamada, Joachim Hörster tarafından hazırlanan taslak raporu dengeli ve gerçekçi bulduğunu ancak değişmesini istediği bazı noktalar için de katkı yapacağını söyledi.

Özdil Nami, Parlamenterler Meclisi'ndeki Rum milletvekillerinin taslak rapordan rahatsızlık duyduklarını ve raporun yanlı olduğunu öne sürdüklerini ifade etti.

Raporda "yeni inisiyatifler" olarak bahsedilen konuya da değinen Nami, yeni inisiyatiflerin "Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin Bologna sürecine katılması ve Lokmacı Barikatının açılması" gibi konuları kapsadığını anlattı.

Rum milletvekilleriyle, Joaachim Hörster ve Rene van der Linden ile yaptıkları toplantılar hakkında da bilgi aktaran Nami, Hörster'den ne gibi ortak projeler üretebilecekleri konusunda fikir üretme daveti aldıklarını Linden ile de eğitim konusunda önerdiği iki toplumlu projeler hakkında bir araya geldiklerini belirtti.

Özdil Nami, taraflar arasında bu tip toplantılara devam edilmesi için prensip kararı alındığını da belirtti.

Avrupa Konseyinin uzmanlık alanına giren konularda işbirliği yapılıp yapılamayacağının tartışılmakta olduğunu kaydeden Nami, "Biz işbirliğine hazır olduğumuzu ilettik, fakat Rum Tarafı; bu tip kurumların bizimle işbirliğine girmesinin dolaylı tanınmaya yol açacağını iddia ediyor ve sıcak bakmıyor" dedi.

KIBRIS 12/10/07

 

Kıbrıs Türk halkının kurumlarıyla ilişki sadece vicdani değil, artık meşrudur da

TÜRK BASINININ BERLİN MUHABİRLERİYLE KAHVALTI SOHBETİ... Berlin ziyaretinin üçüncü gününde Türk basınının Berlin muhabirleriyle kahvaltıda bir araya gelen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa'ya Kıbrıs Türk halkıyla ve seçilmiş kurumlarıyla daha çok ilişki kurmaları çağrısı yaptı. Almanya Federal Parlamentosu'nun mayıs ayında aldığı Kıbrıs'la ilgili karara atıfta bulunan Başbakan Soyer, Kıbrıs Türklerine çözüm yolunda destek olmanın ve izolasyonların kaldırılması sürecinde artık sadece vicdanen değil, parlamento kararıyla meşru da bir zemin olduğunu da söyledi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa'ya Kıbrıs Türk halkıyla ve seçilmiş kurumlarıyla daha çok ilişki kurmaları çağrısı yaptı.

Almanya Federal Parlamentosu'nun mayıs ayında aldığı Kıbrıs'la ilgili karara atıfta bulunan Başbakan Soyer, Kıbrıs Türklerine çözüm yolunda destek olmanın ve izolasyonların kaldırılması sürecinde artık sadece vicdanen değil, parlamento kararıyla meşru da bir zemin olduğunu da söyledi.

Berlin ziyaretinin üçüncü gününde Türk basınının Berlin muhabirleriyle kahvaltıda bir araya gelen Başbakan Soyer, ziyaretini değerlendirdi ve soruları yanıtladı.

Soyer, Almanya ziyaretinin yararlı sonuçlarla devam ettiğini belirterek, görüştüğü tüm milletvekillerine Kıbrıs Türk tarafının çözümün eşit tarafı olduğunu anlattıklarını, izolasyonların kaldırılması konusunda, Almanya'nın dönem başkanlığı sırasında mayıs ayında parlamentosundan geçirdiği kararın çok dengeli olduğunu ve bundan dolayı SPD Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Walter Kolbow'a teşekkür ettiğini söyledi.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) Federal Meclis Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Ute Kumpf'la, Lale Akgün'le, Axel Scheaffer'le çok yararlı görüşmeler yaptığını; gerçeklerin gün ışığına çıkmasını sağlayacak sorgulamaların gündeme geldiğini anlatan Başbakan Soyer, Birlik 90/Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Türkiye kökenli milletvekilleri Özcan Mutlu ve Bilkay Öney'le, Roth'un basına da açıklamalar yaptığı görüşmeden de çok memnun olduklarını kaydetti.

Başbakan Soyer, milletvekilleri Murat Kalmış, Hakkı Keskin'le de görüştüklerini, Kıbrıs'ta BM parametrelerinde bir çözüm için görüşme sürecinin başlamasına destek istediklerini belirtti.

Başbakan Soyer, ziyaretinin organizasyonuna katkılarından dolayı Ozan Ceyhun'a, Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği'nin dostane ilgisine, görüştüğü milletvekillerine ve temaslarını izleyen basın mensuplarına teşekkür etti.

Federal parlamento kararı

Almanya Federal Parlamentosu'nun mayıs ayındaki Kıbrıs kararının dengeli olduğunu, kararın bir maddesinin de Kıbrıs Türk halkının kurumlarıyla ilişkileri geliştirmeyi öngördüğünü kaydeden Soyer, bunun Avrupa'da alınmış ilk karar olduğuna dikkat çekti.

Bu kararın alınmasını sağlayan tüm milletvekillerine teşekkür eden Başbakan Soyer, Almanya'daki Türk iş adamlarıyla da görüştüklerini hatırlattı ve özetle şöyle konuştu:

Kıbrıs Türk halkıyla temas çağrısı

"Federal parlamentonun aldığı karar çerçevesinde Kıbrıs Türk halkının kurumlarıyla ilişkilerin geliştirilmesi gerekiyor. Kıbrıs Türk halkı kendi kimliği ve değerleriyle bir halk olduğu kadar aynı zamanda Avrupalı ve dünyalı bir halktır. Soyutlanmış, dışlanmaya çalışılan yaklaşım olmaması gerekir.

Alman Federal Parlamentosu'nun bu kararıyla Kıbrıs Türklerine çözüme destek olmak, izolasyonların kaldırılması sürecinde ilişki içinde olmak, yalnız vicdanen değil, artık parlamento kararıyla da meşru bir zemine dayanmaktadır. Hem vicdani, hem meşru zeminde ilişkileri geliştirmede biz üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz."

Başbakan Soyer, bir soru üzerine geleceğe dönük kanallar açtıklarını ve umutlu olduklarını söyledi.

Kitap fuarındaki komşuluk

Frankfurt'ta başlayan kitap fuarında Kıbrıs Türk halkının da bir standı olduğunu, Yunanistan standına da yakın yerdeki bu standla barış ve işbirliği mesajı verildiğini kaydeden Soyer, tarih ve coğrafyanın beraber yaşamaya mahkum ettiği halkların komşuluğunun iyiye doğru gelişmesi dileğinde bulundu.

Başbakan Soyer, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar'ın bugün fuar için Frankfurt'a gideceğini, kendi heyetinde bulunan CTP Lefkoşa Milletvekili Dr. Mustafa Yektaoğlu'nun da bugün Berlin'den Frankfurt'a geçeceğini bildirdi.

Türkiye Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın önceki gün fuardaki KKTC standını ziyaret ettiğini belirterek, teşekkür eden ve bu ziyaretin güzel bir mesaj içerdiğini kaydeden Başbakan Soyer, "Yolumuzu adım adım yürüyeceğiz" dedi.

Gelecek daha iyi olacak

Soyer, bir soruyu yanıtlarken, geleceğin daha iyi olacağını vurguladı. Avrupa'da çok daha iyi noktalara geleceklerine inanç belirten Başbakan Soyer, Rumların çözümsüzlük siyasetinin Avrupalılara gına getirdiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 16 Ekim'de BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la görüşeceğini anımsatan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununun uzamasının sadece Kıbrıslılara değil, bölgeye huzursuzluk getirdiğini anlattı.

2008'de hareketlenme olacak

Soyer, Güney Kıbrıs'ta gelecek şubattaki seçimlerden sonra uluslar arası camianın sorunun çözümüne yönelik ciddi hazırlıklarıyla bir hareketlenme yaşanacağını kaydederek, "Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü artık tahammül edilemeyecek durumdadır. Ciddi bir hareketlenme bekliyoruz. Kıbrıs sorunu yüzünden AB genişleyemiyor, Doğu Akdeniz'in bu genişlemenin dışında kalıyor. İnancım 2008'de ciddi hareket gelecektir" diye konuştu.

AB'nin Yeşil Hat Raporu

AB'den ne gibi somut girişimler beklediklerine ilişkin soruya karşılık da Soyer, Avrupa Konseyi'nin Yeşit Hat raporunda Rumların Kıbrıs Türk ürünlerine karşı ırkçı bir ayrımcılık uyguladığının yer aldığını belirtti ve "Türkçe etiketli ürünler raflarda bulundurulmuyor" ifadesine yer verildiğini bildirdi.

İki taraf arasındaki ticarette Güney'in isteksizliğinin, insan kaçakçılığı konusunda yeterince işbirliği yapmamasının bu raporda ön plana çıktığını kaydeden Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs AB üyesi olduğu halde rapordaki bu saptamaların önemine işaret etti. Soyer, kararlılıklarını ve sebatı sürdürdükleri sürece imkanlarının artacağını söyledi.

Başbakan Soyer, bir başka soru üzerine Suriye'yle feribot seferlerinin başlamasının bu ülkenin KKTC'yi tanıyacağı şeklinde yorumlamanın doğru olmadığını, bunun izolasyonların kaldırılması ve Mağusa Limanı'nın direkt ticarette basamak olması anlamında önem taşıdığını anlattı.

Petrol arama

Soyer, Kıbrıs etrafında petrol arama konusunda yaşananlarla ilgili olarak da uluslar arası hukukun verdiği hak ve yetkileri değerlendirip gerekeni yaptıklarını; Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ın eşit ortağı olduğunu vurguladı. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de ekonomik alan ve kıta sahanlığı hakları temelinde girişimlerini sürdürdüğünü ve gerekirse petrol aranacağını belirten Soyer, ekonomik değeri olan petrolün demokratik şekilde, hak eşitliği içinde kullanılmaması halinde aman çektirebileceğini söyledi. Soyer, petrolün demokratik işbirliği içinde kullanılmasının herkesin çıkarına olacağına işaret etti.

Ermeni soykırımı

Başbakan Soyer, ABD'nin sözde Ermeni soykırımıyla ilgili tasarının kabulü konusundaki soruya karşılık, Amerikan Kongresi'nin Ermeni diasporasının kampanyası nedeniyle siyasallaştırılmış bir yaklaşım sergilediğini, bunun doğru ve kabul edilebilir olmadığını söyledi.

Türkiye'nin tüm belgelerin açılarak tarihçilerin incelenmesiyle gerçeklerin gün ışığına çıkmasını savunduğunu, bunun siyasallaştırılmasının doğru ve iyi bir yaklaşım olmadığını belirten Başbakan Soyer, bunun dünyanın sonu da olmayacağını ve kimsenin Türkiye'nin demokratik kurumsal yapısını göz ardı edemeyeceğini ifade etti.

KIBRIS 12/10/07

 

Talat’ın güven artırıcı paketi netleşti

KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın, BM Genel Sekreteri’ne sunduğu güven artırıcı önlemler paketinde, sınıra yakın bölgelerde tatbikat yapılmaması, yeni geçiş kapıları açılması ve iki halk arasında hoşgörüyü artıracak uzlaşma komisyonu kurulması öneriliyor.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 19:23 TSİ 19 Ekim 2007 Cuma

 

NEW YORK - Hafta başında New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreri Ban Ki-moon ile bir araya gelen ve Kıbrıs Türk tarafının çözüm için zemin yaratmaya hazır olduğunu ifade eden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, güven artıcı önlemler paketini iletmişti. NTV’nin ele geçirdiği 6 maddelik paketin ayrıntıları netleşti.

 

Pakette teklif edilen öneriler şunlar:
*Ara bölgenin, iki tarafın birbirine yakın mesafede olduğu yerleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi amacı ile yoğun görüşmeler yürütülmesi,
*Ara bölgenin 1.5 kilometre kuzey ve güneyinde askeri tatbikat yapılmaması,
*Lokmacı geçiş noktasının açılmasının tamamlanması için BM Barış Gücü ile işbirliği yapılması; geçiş noktasının açılması için hiçbir önşart konmaması,
*Lokmacı geçiş noktasının açılmasından sonra; Yeşilırmak (Limnitis) geçiş noktasının açılması ve Erenköy’e gidiş ve dönüşlerde serbest geçişin temin edilmesi,
*Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Rum halkı arasında anlayış, hoşgörü ve karşılıklı saygıyı teşvik etmek için ilerlemeye ve geleceğe yönelik bir bakış açısı ile görev yapacak olan bir Uzlaşma Komisyonu’nun kurulması.
*BM Barış Gücü’nün insan kaçakçılığı, narkotik ve yasadışı faaliyetler gibi sınırötesi konular dahil olmak üzere iki taraf arasında işbirliği gerektiren alanlarda arabulucu olarak eşit düzeyde görev yapması.

Ban Ki-moon, Talat’la yaptığı görüşmenin ardından müzakerelere başlanması konusunda iki tarafın da kesin taahhütte bulunmadığı sürece bir girişimde bulunmayacağını belirtmişti.

Güven Yaratıcı Önlemler Paketi

NTV-MSNBC

Güncelleme: 19:24 TSİ 19 Ekim 2007 Cuma

 

NEW YORK - Kıbrıs Türk tarafı Kıbrıs sorununa BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu nezdinde kapsamlı bir çözüm bulma çabalarına bağlı kalmaya devam etmektedir. Bu amaç doğrultusunda, bazı Güven Yaratıcı Önlemler’in uygulanmaya başlanmasının kapsamlı çözüme yönelik anlamlı müzakerelerin başlaması için gerekli olan zemini hazırlamaya yardımcı olacağına inanmaktayız.

6 Temmuz 2006 tarihli mektubumuzda aşağıdaki Güven Yaratıcı Önlemleri önerdik:

1. Dekonfrontasyon: BMBG ile, “1989 Unmanning (Askerlerin Karşılıklı olarak Çekilmesi) Anlaşması”‘nın, Haziran 1996 tarihinde BMBG tarafından sunulan güncelleştirilmiş öneriler temelinde, ara bölgede iki tarafın birbirine yakın mesafede olduğu yerleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi amacı ile yoğun görüşmeler yürütülmesi.

2. Askeri Tatbikatlar: Her iki taraftaki askeri otoritelerin ara bölgenin görüş ve işitme menzili boyunca veya yakınlarında mekanize ve muharebe tank bölüklerini içeren askeri tatbikat gerçekleştirmekten kaçınması. Bu alanın ara bölgenin 1.5 kilometre kuzey ve güneyine doğru genişletilmesini öneriyoruz.

3. Lokmacı (Ledra Caddesi) geçiş noktası: Lokmacı geçiş noktasının açılmasının tamamlanması için BMBG ile işbirliği yapılması. Kıbrıs Türk tarafı, bu geçiş noktasının açılması için bugüne kadar açılmış olan diğer geçiş noktalarında uygulanmış olan prosedürlerin aynısını uygulamaya hazırdır ve bu yönde bir öneri de sunmuştur. Geçiş noktasının açılması için hiç bir ön şart ortaya konmayacaktır.

4. Uzlaşma Komisyonu: Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Rum halkı arasında anlayış, hoşgörü ve karşılıklı saygıyı teşvik etmek için ilerlemeye ve geleceğe yönelik bir bakış açısı ile görev yapacak olan bir Uzlaşma Komisyonu’nun kurulması. Uzlaşma Komisyonu eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum’dan oluşacaktır.


Bu önlemlere ek olarak, aşağıdaki Güven Yaratıcı Önlemleri de öneriyoruz:

5. Yeni geçiş noktaları ve geçitler:

Lokmacı geçiş noktasının açılmasından sonra;

(a) Yeşilırmak (Limnitis) geçiş noktasının açılması
(b) Erenköy’e gidiş ve dönüşlerde serbest geçişin temin edilmesi

Bu Güven Yaratıcı Önlem maddesi uzun zamandır askıda olan Yiğitler (Arsos) - Pile (Pyla) yolunun daha fazla gecikmeden tamamlanacağını varsaymaktadır. Kıbrıs Türk tarafı BM’in, özellikle bu konuda, taraflara karşı olan muamelesinde uzun zamandır adaletsiz bir tutum sergilediği görüşündedir. Bilindiği gibi, BMBG’nün Voroklini (Voraglini) - Pile (Pyla) yolunun tamamlanması için izin vermiş olması Pile sakini Kıbrıslı Rumlara büyük bir kolaylık sağlamıştır. Köyün Kıbrıslı Türk sakinleri için aynı kolaylığın sağlanmasına karşı çıkılması, Kıbrıslı Türklerin Pile sakini Kıbrıslı Rumlara karşı dezavantajlı konuma düşmelerine neden olmaktadır.

6. BMBG vasıtasıyla işbirliği: Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafıyla ortak konularda işbirliği yapmak yönündeki isteksizliği göz önüne alındığında, BMBG’nün insan kaçakçılığı, narkotik ve yasa dışı faaliyetler gibi sınır ötesi konular dahil olmak üzere iki taraf arasında işbirliği gerektiren alanlarda arabulucu olarak eşit düzeyde görev yapması.

16 Ekim, 2007
New York.

 

Biz hazırız

"GENEL SEKRETERİN ADRESİ RUM TARAFIDIR"... BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la görüşmek üzere New York'a giden Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'ye dönüşünde basına yaptığı açıklamada, Genel Sekreter Ban'la görüşmesinin çok iyi geçtiğini ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmeye her an hazır olduklarını ifade ettiğini söyledi. Talat, BM Genel Sekreteri'nin müzakerelere başlanması için iki taraftan da kesin taahhüt gelmesi gerektiğini söylerken, adresinin Rum tarafı olduğunu belirtti

 "RUM ÖNERİLERİ LAF KALABALIĞI"... Talat, 5 Eylül görüşmesinde yaptığı önerinin, 8 Temmuz sürecinin dışında olmadığının Ban tarafından ifade edildiğini bildirdi. Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, kendisi New York'tayken Rum basınını da kullanarak ortaya attığı, BM Genel Sekreteri'ne yeni öneriler sunduğu yönündeki haberlerin manipülasyon olduğunu ifade eden Talat, "Hepsi laf kalabalığı, hiçbir somut önerileri yok, bizim görüşmemizi gölgelemek için yapılmış ataklardır. Ciddiye alınacak bir önerileri yok" dedi

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la görüşmek üzere New York'a giden Cumhurbaşkanı Talat, dün öğleden sonra KKTC'ye döndü. Cumhurbaşkanı Talat Ercan'da basına yaptığı açıklamada, Genel Sekreter Ban'la görüşmesinin çok iyi geçtiğini ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmeye her an hazır olduklarını ifade ettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri'nin müzakerelere başlanması için iki taraftan da kesin taahhüt gelmesi gerektiğini söylerken, adresinin Rum tarafı olduğunu belirtti.

Talat, 5 Eylül görüşmesinde yaptığı önerinin, 8 Temmuz sürecinin dışında olmadığının Ban tarafından ifade edildiğini bildirdi.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, kendisi New York'tayken Rum basınında kullanarak ortaya attığı BM Genel Sekreteri'ne yeni öneriler sunduğu yönündeki haberlerin manipülasyon olduğunu ifade eden Talat, "hepsi laf kalabalığı, hiçbir somut önerileri yok, bizim görüşmemizi gölgelemek için yapılmış ataklardır. Ciddiye alınacak bir önerileri yok" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la görüşmesinde, tatbikatlar ve dekontrantasyonla ilgili askeri önlemler, iki halkın yakınlaşması için bazı düzenlemeler, Lokmacı kapısının açılması gibi öneriler içeren bir güven yaratıcı öneriler paketi sunduğunu, bu paket BM Genel Sekreteri tarafından değerlendirileceği için daha geniş açıklama yapmanın şu anda doğru olmadığını düşündüğünü ifade etti.

Rum önerileri laf

kalabalığından öteye gitmiyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, New York'ta bulunduğu günlerde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri'ne yaptığı önerilerin "laf kalabalığından öteye gitmediğini" söyledi.

Papadopulos'un bu girişimiyle BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon'la görüşmesini gölgelemeye çalıştığını belirten Talat, Ban'a sunduğu güven yaratıcı önlemler paketinde askeri konularda öneriler ve iki halkın yakınlaşmasını sağlayacak düzenlemeler yer aldığını ifade etti ancak detay vermedi. Talat, bu aşamada detay vermesinin BM'deki değerlendirmeler sürdüğü için doğru olmayacağını söyledi.

Talat, BM Genel Sekreteri Ban'ın 5 Eylül'de Rum Lider Papadopulos'la görüşmesinde yaptığı "2.5 aylık hazırlık sürecinden sonra görüşmelerin başlaması" yönündeki önerisinin 8 Temmuz sürecine aykırı olmadığını söylediğini de bildirdi.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs için yeni girişim yapmadan önce iki taraftan da taahhüt istemesinin adresinin Rum tarafı olduğunu, kendilerinin her an görüşmeye hazır olduklarını zaten bildirdiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreter'le görüşmelerinde kendilerine Rum önerilerinden tek kelime edilmemesinin, yeni somut bir şey olmadığını gösterdiğini belirtti.

BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon'la görüşmek için geçtiğimiz pazar New York'a giden Cumhurbaşkanı Talat, KTHY uçağıyla İstanbul üzerinden yurda döndü.

Ercan'da basın toplantısı

Cumhurbaşkanı Talat, Ercan'daki basın toplantısında, Ban-Ki Moon'la geçen salı günü KKTC New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Siyasi İşler Özel Danışmanı Reşat Çağlar, 2. sekreter Mehmet Dana ve New York Temsilciliği 3. Sekreteri Murat Soysal'dan oluşan heyetiyle birlikte yaptığı görüşmeyi değerlendirdi; gazetecilerin sorularını yanıtladı.

BM'nin Kıbrıs sorunu için yegane platform olduğunu ve bundan dolayı BM'yle ilişkiler ve Kıbrıs sorununa bakışlarını doğru noktada tutma açısından temaslarının devam etmesi gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, BM'nin Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü için istekli olduğunu, ancak tarafların hazır olması durumunda bu konuda adım atacağını birçok kez olduğu gibi bu görüşmede de vurguladığını belirtti.

Adresin neresi olduğu anlaşıldı

Talat, Genel Sekreter Ban-Ki Moon'un görüşmelerinden sonra bunu ifade ettiğini kaydederek, şöyle konuştu:

"Burada adresin neresi olduğunu herhalde herkes anlamıştır. Çünkü Sayın Genel Sekreter'e bizim verdiğimiz mesaj 'Kıbrıs Türk tarafı olarak Kıbrıs sorununa tam teşekküllü müzakerelerle bütünlüklü çözüm bulmak için her an hazırız. Üzerimize düşeni yapacağız' oldu. Genel Sekreter'in 'iki tarafın da hazır olduğu şartlarda girişim yaparım' demesinin adresinin ne olduğu bundan bellidir zaten. Rum tarafı ise bütünlüklü çözüm görüşmeleri için ön görüşme istemektedir. 8 Temmuz sürecini o maksatla bir oyalama sürecine dönüştürmüştür. 5 Eylül'de bir araya geldiğimizde Sayın Papadopulos'a 'bu süreç artık başarısız devam ediyor, görüyorsun, gel bu süreci hızlandıralım, disipline edelim' dediğimde 'hayır ben zaman limiti kabul etmem' diyerek görüşmeleri başlatmayı reddetmiştir. Bundan dolayı Genel Sekreter'in yaptığı çağrının ne anlama geldiği gayet açık bilinmektedir."

Ban, 5 eylül önerilerimizin

süreç dışında olmadığını söyledi

BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon'la görüşmesinin çok iyi geçtiğini ve Ban'ın Kıbrıs Türk tarafının 5 Eylül'deki önerilerinin 8 Temmuz sürecinin dışında olmadığını ifade ettiğini bildiren Talat, "Bu, BM Genel Sekreteri tarafından yapılmış çok önemli bir tespittir" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, kendi pozisyonlarını özetlerken, "Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü için, Rum tarafı çok istediği için sınırları belirlenmiş bir ön hazırlıktan sonra masaya oturulması ve bir an önce Kıbrıs sorununa çözüm bulunması" olarak özetledi.

Gölgelemek için...

Rum tarafının, kendisinin BM Genel Sekreteri'yle görüşmesini gölgelemek ve önemsiz kılmak için gerek yetkilileri tarafından yapılan açıklamalar ve gerekse Rum basınındaki manipülasyon ataklarıyla bir çalışma içine girdiğine işaret eden Talat, Papadopulos'un önce BM Genel Sekreteri'ne öneriler yaptığını, sonra mektup yazdığını, ertesi gün de açıklama yapacağını söyleyerek yanlış izlenimler yaratmaya çalıştığını anlattı.

Bir sürü laf kalabalığı

Cumhurbaşkanı Talat, "Bir sürü laf kalabalığı, hiçbir somut öneri yok. Hiçbir pozisyon değişikliği yok. Zaten Rum hükümet sözcüsü, Lokmacı kapısının açılması konusunda görüş değiştirmediklerini doğrudan ifade etmiştir. O zaman Genel Sekreter'e öneri yapmanın anlamı nedir? Zaten o pozisyonları biliniyor. O pozisyonları, bir sürü ön şartla Lokmacı'nın açılmamasını güvenceye almaya yöneliktir. O zaman Genel Sekreter'e neyi önerdiler..." diye sordu.

Sunulan paket

Kıbrıs Türk tarafının güven yaratıcı önlem paketi sunacağının açıklanmasıyla Rumların bu girişimleri yaparak paketlerini ve BM Genel Sekreteri'yle görüşmelerini önemsizleştirmeye çalıştığını belirten Talat, sundukları pakette "askeri önlemler yanında iki halkın birbirine yakınlaşabilmesi için bazı düzenlemeler, oluşumlar ve daha fazla temas noktası yaratmak bakımından Lokmacı kapısının bir an önce açılması" konularının yer aldığını söyledi.

BM değerlendiriyor

Cumhurbaşkanı Talat, şu anda paketi tam olarak açıklamanın doğru olmadığını, çünkü BM Genel Sekreteri'nden henüz tepki almadığını kaydederek, "Genel Sekreter konuyu değerlendireceklerini, taraflarla da görüşeceğini söyledi. O yüzden makul süre tanımakta yarar olduğunu düşünüyorum. Tam metni açıklamıyorum ama içeriği budur. Tatbikatlarla ilgili, dekonfrantasyonla ilgili yaklaşımlar, iki tarafın işbirliğini sağlayıcı öneriler bir paket halinde sunulmuştur. Sanırım önümüzdeki günlerde bu paket BM tarafından değerlendirilecektir ve tepkilerini de almış olacağız" dedi.

Tek kelime bahsetmedi

Kıbrıs Rum tarafının sunduğu yeni somut bir şey olmadığının, BM Genel Sekreteri ve ekibinin kendilerine tek kelime bahsetmemesinden de anlaşıldığına dikkat çeken Talat, Genel Sekreter'in ekibiyle de yemekte bir araya geldiklerini ve birçok konuyu konuştuklarını belirtti.

Ban-Ki Moon'un önünde çok sayıda dosya bulunan yeni bir genel sekreter olduğuna işaret eden Talat, Kıbrıs konusunda henüz uzmanlaşmadığı için ekibinin ve yardımcılarının Kıbrıs sorununa daha vakıf olarak sahip çıkma konumunda bulunduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, New York'ta Yahudi lobisiyle de görüştüğünü hatırlatarak, Kıbrıs sorununu anlatarak Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılmasına katkı istediklerini bildirdi.

Ban'ın ekibine sorduk

Bir soru üzerine Talat, Genel Sekreter'in Rum tarafının önerileriyle ilgili kendilerine tek kelime etmediğini yineledi. Talat, Konuyu Rum basınından öğrenince Genel Sekreter'in ekibini aradıklarını ve böyle bir yazının, önerinin verildiğini ancak içinde fazla bir şey olmadığını öğrendiklerini anlattı.

Talat, Rum tarafının önerisinin boş, sadece kendisinin New York'ta BM Genel Sekreteri'yle görüşmesini gölgelemeyi amaçlayan bir girişim olduğunu, ortada ciddiye alınacak bir öneri bulunmadığını belirtti.

Kıbrıs Türk tarafının önerilerinin ciddi ve güven yaratıcı anlamda somut öneriler olduğunu dile getiren Talat, bir başka soruyu yanıtlarken, öneriler arasında askeri güç azaltımının söz konusu olmadığını, Kıbrıs sorununun askeri bir sorun olmadığını, askeri sorunların Kıbrıs sorununun varlığı nedeniyle yaşandığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri'ne sunduğu 8 maddeyle ilgili Rum basınında yer alan haberlerin anlaşılmaz ve karışık olduğunu belirterek, Papadopulos'un Yeşilırmak kapısının açılmasını istemesinin yeni bir şey olmadığına dikkat çekti.

Ciddi bir yanı yok..manipülasyon..

"Papadopulos'un önerilerinin ciddi bir yanı olduğunu sanmıyorum. Hatırlayın Lokmacı duvarını da benim yurt dışında olduğum bir zamanda yıkmıştı. Bunlar rastlantı değildir" diyen Talat, Papadopulos'un dünyayı etkilemek için medya desteği alarak manipülasyon hedefi güttüğünü söyledi.

Talat, Papadopulos isterse BM Genel Sekreteri'ne sundukları önerileri Rum tarafıyla paylaşabileceğini de Ban'a söylediklerini açıkladı.

Taahhütün anlamı

Genel Sekreter'in girişim yapmadan önce iki taraftan kesin taahhüt istemesinin anlamıyla ilgili soruya karşılık Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:

"Bundan benim anladığım, müzakere sürecine angaje olup sonuna dek götürmektir. Masada hakemlik gibi bir şey yoktur. Varsa da Genel Sekreter'in ifade etmesi lazım. Biz en kesin şekilde müzakerelere oturma taahhüdümüzü verdiğimiz göre bu çağrının bize olmadığı bellidir. Bu çağrı Rum tarafına olduğuna göre, onların hazır olmasını bekliyor demektir. Çok büyük ihtimalle bunu da seçim sonrası diye düşünmektedirler. Bütün BM camiası böyle düşünmektedir. Seçim sonrası da nasıl bir manzara ortaya çıkacak, seçimleri kim kazanacak, herhalde onunla da bağlantılı olacaktır yapılacak girişimler..."

Önerim 8 Temmuz

anlaşmasına aykırı değil

Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Ban'ın, kendisinin 5 Eylül'de Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'a yaptığı "2.5 aylık hazırlık döneminden sonra tam teşekküllü müzakerelerin başlaması" önerisinin 8 Temmuz anlaşmasına aykırı olmadığını söylediğini de vurguladı.

8 Temmuz anlaşmasında, güven yaratıcı önlemler üzerinde çalışılacağının yer aldığını hatırlatan Talat, Papadopulos'un çalışma grupları ve teknik grupların çalışmalarının paralel gitmesini, çünkü birinde ilerleme olmazsa sürecin tıkanmasını istemediğini anlattı.

Talat, güven yaratıcı önlemlerin 8 Temmuz anlaşmasında bulunduğunu, ancak teknik komitelerle çalışma gruplarıyla bütünleşmediğini ve ayrı bölümde yer aldığını, kendilerinin de o ayrı bölüm için BM Genel Sekreteri'ne öneri yaptıklarını kaydetti.

BM Genel Sekreteri Ban'ın kendisine görüşme daveti yollarken New York'ta güven yaratıcı önlemler konusunu da konuşmayı istediğini ifade eden Talat, "Biz de ona dayalı bir öneri paketi hazırladık ve götürdük" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, "BM Genel Sekreteri, sizin 5 Eylül'deki önerilerinize karşı Papadopulos'un 'Talat 8 Temmuz sürecinin dışına çıkıyor' iddialarını çürütmüş oluyor yorumunda bulunmamız doğru olur mu" şeklindeki bir soruya karşılık, "Tabi ki doğru. Sayın Genel Sekreter benim önerilerimin 8 Temmuz sürecinin içinde olduğunu, anlaşmaya aykırı olmadığını söylemiştir. Dolayısıyla bunun anlamı, Papadopulos'un söylediklerinin doğru olmadığıdır" diye konuştu.

Papadopulos'un görüşme önerisi yok

Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un önerileri arasında kendisiyle iki gün içinde görüşmeyi istediğiyle ilgili haberlerin anımsatılması üzerine de, "Hayır hiç böyle bir öneri yapılmadı, böyle bir şey gelmedi ama Papadopulos görüşmek istiyorsa görüşürüz. Son görüşmemizden bugüne epey zaman geçti, belki bazı düşüncelerinde değişiklikler, esneklikler belirmişti. Onlardan yararlanmalıyız, biz hazırız ama böyle bir şey olmadı" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Talat'ı Ercan'da Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile öteki yetkililer karşıladı.

Cumhurbaşkanı Talat'la birlikte eşi Oya Talat, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Siyasi İşler Özel Danışmanı Reşat Çağlar, 2. sekreter Mehmet Dana, Oya Talat'a eşlik eden Cumhurbaşkanlığı Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Sorumlusu Süreyya Çelmen de yurda döndü.

KIBRIS 19/10/07

 

İngiliz Yüksek Komiseri Millet: Siyasi istek olursa Kıbrıs sorunu çözülebilir

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs sorununun çözülebilir olduğunu belirterek çözüm için gerekli olan unsurun "politik istek" olduğunu vurguladı.

Millet, Rum tarafında şubat ayında yapılacak olan başkanlık seçimlerinden sonra adada yakın bir zamanda başka bir seçim olmayacağından dolayı, şubattan sonra çözüm için gerçek bir fırsat penceresinin açılabileceğini, iki tarafın, bu süre içerisinde, adada bir çözüme ulaşma yönünde gerçek bir ilerleme kaydedebileceğini ifade etti.

Kıbrıs'ta bir uzlaşmaya varılabilmesi için İngiltere'nin BM ile çalışmalarını sürdüreceğini belirten Millett, "Biz diyalog, müzakere ve anlaşma istiyoruz" dedi.

Kıbrıs'taki iki topluma da çağrıda bulunarak, "Bir çözüm için çalışmaya devam edin, sizinle birlikte sıkıntınızı paylaşan birçok AB vatandaşı var. Onlar da Kıbrıs'ta bir çözüm istiyor" şeklinde ifadeler kullanan Millet, Kıbrıs sorununa erken bir zamanda çözüm bulunması, bir anlaşmanın sağlanması temennisinde bulundu.

Geleneksel parti ve katılanlar

İngiliz Yüksek Komiserliği'nin Kıbrıslı Türklere yönelik olarak geleneksel olarak her yıl düzenlediği "Sonbahara Merhaba Partisi" önceki akşam Mehmet Akif Caddesi'ndeki İngiliz Yüksek Komiserliği'nde düzenlendi.

Partiye, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Ana Muhalefet Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, Türkiye Büyükelçiliği yetkilileri, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, üniversite rektörleri, işadamları, yabancı büyükelçiler ve büyükelçiliklerin temsilcileri olmak üzere birçok üst düzey yetkili katıldı.

İngiliz Askeri Bandosu'nun da gece boyunca müzik dinletisi sunduğu partide, bu yıl ilk kez olarak İngiliz üretimi olan arabalar, içkiler ve çeşitli eşyalar da sergilendi.

Millet

Konukları kapıda eşiyle birlikte karşılayan İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, yaptığı konuşmada, İngiltere'nin Kıbrıslı Türklere eğitim, politika, ekonomik, ticaret ve modernleşme yolunda yaptığı destekten söz etti, ülkesinin Kıbrıs sorununun çözümüne bakış açısını ve adada bir çözüme ulaşılmasındaki isteğini anlattı.

Peter Millet, ilk olarak partiye onur konuğu olarak katılan Meclis Başkanı Ekenoğlu ile Başbakan Soyer'e teşekkür etti.

Ticaret Ada'da çözümü kolaylaştırır

Millet, Avrupa Birliği'nin, Kıbrıs Türklerinin ekonomik bakımdan güçlenmesini desteklediğini ifade ederek, AB'nin, ticari ilişkilerin Kıbrıs'ta bir çözümü kolaylaştıracağı inancında olduğunu belirtti.

AB'nin birleşiminde ticari ilişkilerin önemini gördüklerini de ifade eden Millet, bu yüzden Kıbrıs Türklerinin ticaret yapısının önemine işaret etti.

AB Yardımı Kıbrıslı Türklerin

hayatında büyük rol oynayacak

AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik yaptığı Mali Yardım Tüzüğü'nün çok önemli bir girişim olduğunu da söyleyen Millet, AB'nin Kıbrıs Türklerinin ekonomisini sürdürülebilir yapmak için ortaya çıkardığı 259 milyon Euro'luk yardımın bu alanda verilen en yüksek yardım olduğunu ifade ederek, bunun da Kıbrıslı Türklerin hayatında büyük bir rol oynayacağını savundu.

Eğitim alanında Kıbrıslı Türklere destek

Peter Millet, British Council'ın Kıbrıslı Türklere eğitim alanında sağladığı desteğe de değinerek, Kıbrıslı Türklere son 10 yıl içinde eğitim alanında 4 milyon Euro'luk burs verildiğini söyledi.

Adanın birleşmesi için çalışıyoruz

İngiliz Yüksek Komiserliği'nin her zaman Kıbrıslı Türkleri desteklediğini de dile getiren Millet, "Garantör ve AB üyesi bir ülke olarak adanın birleşmesi için çalışıyoruz" dedi.

Ben de Kıbrıslı Türkler

gibi sıkıntı duyuyorum

Millet, "Ben de Kıbrıslı Türkler gibi Kıbrıs sorunundan sıkıntı duyuyorum" düşüncesini de dile getirerek, adanın iki tarafında da "Kıbrıs sorunu çözülemez ve iki toplum birlikte yaşayamaz, ayrılık tek cevaptır" şeklinde görüşler ve düşünceler olduğunu, ancak kendisinin buna katılmadığını vurguladı.

Çözüm iki tarafın politik eşitliğini kapsamalı

Çözüm için umudun elden bırakılmaması gerektiğini ifade eden Millet, adada ulaşılacak bir çözümün ve anlaşmanın, iki tarafın politik eşitliğini kapsaması gerektiğini de söyledi.

İngiliz Yüksek Komiseri Millet, "Kıbrıs sorunu çözülebilir" görüşünü belirterek Kıbrıs'ta bir çözümüm için gerekli olanın "politik istek" olduğunu vurguladı.

Şubat'tan sonra gerçek

bir fırsat penceresi açılacak

Millet, Rum tarafında şubat ayında yapılacak olan başkanlık seçimlerinden sonra adada yakın bir zamanda başka bir seçim olmayacağından dolayı, şubattan sonra çözüm için gerçek bir fırsat penceresi açılacağını da belirterek iki tarafın da bu süre içerisinde adada bir çözüme ulaşma yönünde gerçek bir ilerleme kaydedebileceğini ifade etti.

Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarında ülkesinin BM ile işbirliğini sürdüreceğini ve bir anlaşmaya varılması için katkı koymaya devam edeceğini ifade eden Millet, "Biz diyalog, müzakere ve anlaşma istiyoruz" dedi.

Çözüm için çalışmaya devam edin

Millet, konuşmasında iki topluma da çağrıda bulunarak, "Bir çözüm için çalışmaya devam edin, sizinle birlikte sıkıntınızı paylaşan birçok AB vatandaşı var. Onlar da Kıbrıs'ta bir çözüm istiyor" diyerek, Kıbrıs'a çözüm ve anlaşmanın uzun bir zaman beklemeden gelmesi temennisinde bulundu.

Millet, konuşmasının sonunda bu yıl ilk kez partide sergilenmesine karar verilen İngiliz ürünü araba, içki ve eşyaları kendileriyle işbirliği içerisinde çalışarak sergileyen şirketlere ve sahiplerine, ayrıca gecenin düzenlenmesinde emeği geçen herkese de teşekkürlerini sundu.

KIBRIS 19/10/07

Vasilis Palmas: Öneriler, 8 Temmuz mutabakatının uygulanmasını hedefliyor

KHA'ya göre, sözcü, yazılı açıklamada, önerilerin, iki toplum liderince mutabık kalınanlara saygı göstermekle birlikte, mutabakat sınırları çerçevesinde esneklik gösterdiğini belirtti.

Sözcü, "8 maddelik öneri, sivil toplumun kurumsal ve esaslı katılımını hedeflen somut önerileri kapsıyor, böylelikle müzakere süreci vatandaşlara daha yakın ve katılım ve uygun bilgiye dayalı olarak demokratik olarak daha geniş bir şekilde takip edilecektir dedi olacak" dedi.

Palmas, "öneriler, hem askeri hem de sivil içerikli güven artırıcı önlemlerle ilgili olarak da tavsiyeleri içeriyor" diye ekledi.

"Bizim tarafımız, güven artırıcı önlemlerin kabul edilmesini arzuluyor, iki toplumun çözümsüzlük durumuna alışacağı ve yan yana ayrı olarak yaşayacağı için değil" diyen Sözcü, önlemlerin hedefinin bir çözüm sürecinin yerini tutması olmadığını vurguladı.

Palmas, "8 Temmuz mutabakatında öngörülen güven artırıcı önlemlerin kabul edilmesi ve uygulanması, BM himayesi altında 8 Temmuz sürecine yardımcı olmak ve ilerletmek için 8 maddelik öneride bulunmaktadır" dedi.

Palmas, önerilerin bir maddesinin 3'üncü Viyana Antlaşması'nın uyulmasına yönelik acil önlemlerin alınması olduğunu da sözlerine ekledi.

Sözcü, öneride, insancıl bir konu olan kayıp kişiler sorununa da büyük önem verildiğine dikkat çekti.

KIBRIS 19/10/07

Rum radyosu: Papadopulos, Rehn'in önüne "8 Temmuz'un ileri götürülmesi gereğini" koydu

Brüksel'deki muhabirine dayanarak Papadopulos'un bu tezine Rehn'in de katıldığını duyuran Rum radyosu; Rehn ve Papadopulos'un ayrıca; Türkiye'nin üyelik süreciyle ilgili başlıkların açılması konusunu da ele aldığını bildirdi.

Habere göre Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos Rehn'e; Rum yönetiminin, Türkiye'nin müzakere başlıklarından bazıları hakkındaki çekincelerini anlattı ve başka üye ülkelerden de tepki ve çekinceler dile getirildiğini savundu.

BM Genel Sekreteri'ne gönderdiği 8 maddelik önerileri konusuna da değinen Papadopulos, Lizbon'a gitmek üzere Güney Kıbrıs'tan hareketinden önce yaptığı açıklamaya göndermede bulundu.

Genel Sekreter Ban'ın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesi konusunda ise "Bana ulaşan bilgilere göre Ban Ki-Moon Kıbrıslı Türk lideri dinledi ve 8 Temmuz anlaşmasının aktifleştirilmesi gereğine işaret etti" dedi

KIBRIS 19/10/07

İngiliz Yüksek Komiseri Millet: Kıbrıs'taki belirsizlik devam edemez

Andreas Theophanous ve Yiannis Tirkides tarafından düzenlenen "Britanya ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki İlişkilerin Yansımaları ve Britanya Egemen Üs Bölgeleri" kitabın tanıtımında açılış konuşmasını yapan Millet, Birleşik Krallığın, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine bağlılığının, Joan Ryan'ın Başbakan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak atanmasıyla ortaya konduğunu ifade etti.

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Millet, "bu kitabın vurguladığı en önemli mesajlardan biri, Birleşik Krallık ve Kıbrıs arasında güçlü bir ilişkinin inşa edilmesinin önemi ve geçmişe saplanıp kalmaktansa ileriye bakmaktır" diyerek, bu mesajı tamamen onayladığını söyledi.

"Tabii ki, geçmişi ve uluslararası konuları görmezlikten gelmek imkânsızdır. Kitap, bu nedenle tarihsel durumu belirlemeye çalışarak başlıyor" diyen Millet, "Britanyalı bir tarihçi, kitapta Birleşik Krallığın Kıbrıs'taki rolü hakkında yapılan bazı tespitlerle ilgili hem fikir olmaya bilir" dedi.

Millet, "Kıbrıs'la birlikte çalışmak istiyoruz, bizim Kıbrıs aleyhinde uğraşma niyetimiz kesinlikle yok" diyerek, "bizim işbirliğimiz, her iki ülkenin yararına olan birçok konuyu kapsayabilir; sadece adanın bölünmüşlüğüne bir çözüm bulunması için çaba göstermeye devam etmek için değil, ayrıca AB ve bölgesel konuları için çalışabiliriz" şeklinde konuştu.

Gelecekle ilgili olarak Millet, "kitapta, Kıbrıs, bölge ve AB'yle ilgili konular hakkında Kıbrıs ile çalışmaya ihtiyaç olduğu konusunda yer alan görüşü paylaşıyorum" dedi.

Britanya Yüksek Komiseri, "Birleşik Krallık, Kıbrıs sorunun çözümlenmesine bağlılığını, Joan Ryan'ın Başbakan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak atanmasıyla gösterdi. Ryan'ın son ziyareti kendisine durumu ilk elden anlama fırsatı verdi. Ryan kötümser ayrıldı, ancak olumlu bir rol oynamaya kararlı" diye devam etti.

Millet, "geleceğin esas unsuru, mevcut durumun Kıbrıs için kabul edilemez "olduğudur" ve "adada belirsizlik ve istikrarsızlığın devamını kabul edemeyiz" dedi.

KIBRIS 20/10/2007

Bizim önerilerimiz önemli değilse Talat'ınkiler, çok daha az önemli

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos "Kıbrıs sorunuyla ilgili bizim önerilerimiz önemli değilse, o zaman Mehmet Ali Talat'ın güven yaratıcı önlemlerle ilgili önerisi çok daha az önemlidir" dedi.

Rum radyosunun haberine göre Papadopulos bu sözleri Lizbon'da düzenlediği basın toplantısında; BM Genel Sekreteri Ban Ki -Moon'a gönderdiği 8 maddelik önerinin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından; "kendi önerilerini gölgelemek maksadını taşıyan laf kalabalığı" olarak nitelenmesi üzerine söyledi.

Rum tarafının BM'den; Gambari prosedürünün ileri götürülmesi için inisiyatif üstlenmesini beklediğini söyleyen Papadopulos; Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak BM Genel Sekreteri'ne yönelik 8 maddelik önerisini, BM'nin önerisi üzerine sunduğunu söyledi.

Rum Yönetimi Başkanı, BM'ye sundukları önerinin; Gambari prosedürünün ileri götürülmesi maksadını taşıdığını savundu ve şunları söyledi:

"Oysa Talat'ın önerileri -edindiğim bilgilere göre- yalnızca; önemli olmalarına rağmen Kıbrıs sorununun çözümü olan esasla ilgisi bulunmayan, güven yaratıcı önlemlerle ilgilidir. Kıbrıs sorunuyla ilgili bizim önerilerimiz önemli değilse, o zaman Mehmet Ali Talat'ın güven yaratıcı önlemlerle ilgili önerisi çok daha az önemlidir."

KIBRIS 20/10/2007

Türk ve Rum sendikalarından dostluk buluşması

Yunanistan'da örgütlü POE-OTA, Türkiye'de örgütlü DİSK'e bağlı GENEL-İŞ ve Kıbrıs'ta örgütlü SIDIKEK-PEO ve BES'in Kıbrıs'ta "Daha İyi yaşam-barış ve güvenlik" için bir dostluk buluşması gerçekleştireceği bildirildi.

Belediye Emekçileri Sendikası (BES) Başkanı Ali Ecesoy yazılı açıklamasında, 22-24 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek yerel yönetim sendikalarının buluşması çerçevesinde çeşitli etkinlikler gerçekleştirileceğini kaydetti.

Sendika temsilcileri, 22 Ekim Pazartesi günü Pile'yi ziyaret ederek, Pile'nin Türk ve Rum makamlarıyla görüşecek, ayrıca Larnaka'da bulunan Hala Sultan Tekkesi'ni ziyaret edecek.

23 Ekim Salı günü ise Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru ve Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları'na ziyaretler gerçekleştirilecek.

Çarşamba günü saat 19.00'da ise PEO kongre salonunda üyelere yönelik "Liberalleştirme koşullarında çalışanların durumu ve daha iyi yaşam-barış ve güvenlik için çifte rolleri" konulu panel düzenlenecek.

PEO Genel Sekreteri Oambis Kritsis'in açılış konuşmasıyla başlayacak olan panelde SIDIKEK-PEO Genel Sekreteri Antoni Neofitu, BES Başkanı Ali Ecesoy, POE-OTA Başkanı Themi Banasopullo, DİSK GENEL-İŞ Genel Sekreteri Kani Beko birer konuşma yapacak.

Konuşmaların ardından ortak bir açıklama yapılacak ve panel kokteylle sona erecek.

Panele katılmak isteyenler için saat 18:30'da Ledra Palas'tan otobüs kalkacak.

24 Ekim Çarşamba günü de sabah Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, daha sonra ise Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın ziyaret edilecek.

4 sendika, Türk-Yunan ve Kıbrıs halklarının dostluğunu pekiştirmek ve dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla bir de ortak bildiri sunacak.

KIBRIS 20/10/2007

Rumların engelleme girişimleri sürüyor


20 Ekim, 2007 21:27:00 (TSİ) CNN TURK

Rum yönetiminin KKTC'den Suriye'ye yapılan tarifeli gemi seferlerini engellemeye yönelik girişimleri sürüyor.

Rum Sosyalist Edek Partisi Onursal Başkanı Vasos Lissaridis, konuyla ilgili görüşmeler yapmak üzere Şam'a gitti.
 
Lissaridis, Rum lider Tasos Papadopulos'un özel temsilcisi olarak temaslarda bulunacak.
 
Lissaridis Şam'a hareketinden önce Larnaka Havaalanı'nda "Suriye ile geleneksel dostluk ilişkilerinin sağlamlaştırılmasını, sürekliliğini sağlamak olduğunu" söyledi.
 
Rum yönetimi dışişleri bakanının da yakın bir zamanda Şam'ı ziyaret edeceği belirtildi.
 
KKTC ile Suriye arasındaki tarifeli gemi seferleri Rum yönetiminin itirazlarına rağmen 18 Ekim'de başlamıştı. Seferlerde KKTC pasaportu kullanılabiliyor.

 

 

"Rum Milli Muhafız Ordusu dağıtılıyor"

iddiası

Mahi, "Flaş: Silahlı Kuvvetler'in Güya Reorganizasyonu İçin Hükümetin Direktifiyle Millî Muhafız Ordusu Birlikleri Dağılıyor" başlıklı ve "Dağılıyor" ifadesini kırmızı renkle yazdığı manşet haberinde RMMO'nun reorganizasyonu çerçevesinde RMMO yetkilileri ve özellikle de "Özel Kuvvetler"de görevli yetkililer arasında kaygı ve karışıklık hakim olduğunu bildirdi.

Gazete edindiği bilgilere dayanarak Rum yönetiminin, Savunma Bakanı aracılığıyla RMMO Komutanı'na; öncelikle bölük seviyesine kadar olan bazı birliklerin aşamalı olarak dağıtılmasına ve diğer birliklerle birleştirilmesine ilişkin önerilerle birlikte, RMMO'nun reorganizasyonu için genel bir çerçeve hazırlaması direktifi verdiğini yazdı.

Son zamanlarda RMMO'nun üst düzey yetkilileri tarafından birliklerde geniş çaplı denetlemeler yapıldığına dikkat çeken gazeteye göre, DİSİ'nin zaman zaman öne çıkardığı, Rum başkan adaylarından Yannakis Kasulidis'in de önceki gün açıkladığı; RMMO'da askerlik süresinin azaltılması ve diğer yapısal değişikliklerden telaşlanan Papadopulos hükümeti, önceki gün, Rum Savunma Bakanı'na ve RMMO Komutanı'na RMMO Özel Kuvvetleri'nin bazı birliklerinin dağıtılması ile RMMO'da reorganizasyona gidilmesi direktifi verdi.

Gazete RMMO Komutanı Konstantinos Bisbikas'a, RMMO birliklerinin aşamalı olarak dağıtılması ve bunların başka birliklerle birleştirilmesine yönelik öneriler hazırlaması ve bunları hiyerarşik sıraya göre sunması emri verildiğini belirtti, edindiği bilgilere dayanarak şunları da yazdı:

"Ele geçirdiğimiz ve şüpheye yer vermeyen bilgilere göre, Ordu'nun reorganizasyonunun ilk aşamasında bir komando birliğinin dağıtılması düşünülüyor. Elimizdeki bilgilere göre LEA olarak da bilinen komuta ve operasyonel açıdan RMMO alaylarına bağlı olan Özel Misyonlar Bölüklerinin dağıtılması planı uygulamaya sokuldu. Meselenin 'özel uygulama' olarak nitelendiriliyor olmasına rağmen, incelenmekte olan önerilerden bazı çevrelere, Ordu yetkililerine ve özellikle Özel Kuvvetler'e; bu birliklerin, izin verilenin de altına düşecek şekilde güçsüzleştirileceği ve bugüne kadar savaş kabiliyetine sahip birliğin muhtemelen azaltılacağı sızdırıldı.

Bu arada, daha düne kadar LEA birliğinde görevli bulunan muvazzaflar, dağıtılmaları planı çerçevesinde başka birliklere atanacaklar. Bu personele, atama emirlerinin gelecek haftalarda kendilerine yazılı olarak iletileceği dışında hiçbir izahatta bulunulmadı.

Askerî bir kaynak; Ordu'daki bu olup bitenler konusunda bir ilk açıklamada bulunması talebimiz üzerine, yukarıda yazılanları ne yalanladı, ne de doğruladı. Fakat dolaylı ancak net şekilde; gelişmelere ve ihtiyaçlara göre Ordu'nun bazı alanlarda reorganizasyonunun incelenmekte olduğunu ima etti ancak bunları somutlaştırmadı."

Alithia, "Millî Muhafız Ordusu'nun Güçlendirilmesi, Geliştirilmesi ve Modernizasyonuna İlişkin Öneri - 14 Aylık Askerlik Görevi" başlığıyla manşete çıkardığı haberinde Rum tarafında Şubat 2008'de gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerinde aday olan Yannakis Kasulidis'in önceki gün; başkan seçilmesi halinde RMMO'yla ilgili vaatlerini açıkladığını bildirdi.

Gazete Kasulidis'in vaatlerini şöyle özetledi:

"1-İki bin beş yüz profesyonel asker alımı,

2-Silah sistemlerinin modernizasyonu,

3-Destek hizmetlerinin özel sektöre verilmesi,

4-Ortak Savunma Doktrini'nin güçlendirilmesi,

5-Askerî diplomasi-Barış İçin Ortaklık'a üyelik,

6-Küçük çaptaki profesyonel ordunun çözümden sonra da korunması önerisi"

Gazete Kasulidis'in bu maddeleri açıklamak üzere önceki gün düzenlediği basın toplantısında; Klerides hükümeti döneminde Rusya'dan satın alınan ve dünyadan gelen tepkiler nedeniyle Girit'e götürülmek zorunda kalınan S-300 füzeleri ve bu füzelerin bugün Girit'te atıl durumda bulunduğuna ilişkin bilgilerin sorulduğunu belirtti ve Kasulidis'in verdiği yanıtı şöyle aktardı:

S-300'ler karşılığında Yunanistan'dan önemli miktarda silah aldılar

"Atıl durumda iseler bu beni utandırır. O zaman Kıbrıs ve Yunanistan arasında yapılan anlaşmada; S-300 füzelerinin; Kıbrıs'ta operasyonel ihtiyaç olması halinde Yunan uçaklarını korumak üzere ortak savunma sahasına katılacağını öngörüyordu. Yine o anlaşma temelinde Kıbrıs; S-300'ler karşılığında Yunanistan'dan; değerleri füzelerinkinden çok daha fazla olan, önemli miktarda silah sistemi aldı. Kıbrıs, Kıbrıs alanının tamamı için hava savunma şemsiyesini tam olarak sağladı. Bunu bütün siyasi parti başkanları biliyor"

Gazete Kasulidis'in bu noktada; RMMO'nun çıkarlarına zarar verecek detayları açıklamaktan kaçındığını yazdı.

Aynı gazete "Yeni Komandolara Yeşil Bere" başlıklı haberinde RMMO'nun yeni komandolarının, 75 günlük eğitimlerini tamamladıklarını ve önceki gün yeşil berelerini giydiklerini bildirdi.

Gazete Rum Savunma Bakanı Hristodulos Paşardis, RMMO Komutanı Korgeneral Konstantinos Bisbikas, RMMO'nun Hava, Deniz ve Kara kuvvet komutanları ile yeni mezunların ailelerinin katıldığı bere giyme törenlerinin Larnaka kazasındaki 33. Komando Birliği'nde gerçekleştirildiğini, tören sonrasında da yeni mezun komandoların 4 günlük izne çıktıklarını yazdı

KIBRIS 21/10/07

 

Politis: Kıbrıslı Rumlar Pontuslu Rumları istemiyor

Gazeteye göre, Ombudsmanlığın "Focus Consultants" Şirketine yaptırdığı araştırmada çeşitli yaş gruplarından 400 Pontuslu Rum ve 600 Kıbrıslı Rum soruları yanıtladı.

Gazete "Focus Consultants" şirketi tarafından gerçekleştirilen ve bu türde ilk olan araştırmanın sonuçlarının önceki gün akşam açıklandığını belirterek, bu araştırmanın sonuçlarının sadece Ombudsmanlık için değil diğer birimler için de çok yararlı olduğunu kaydetti.

Gazete araştırmadan çıkan sonuçları şöyle sıraladı:

"Pontuslu Rumların Kıbrıslı Rumların davranışlarından şikayetleri olmamasının yanında, Pontuslu Rumların %92,7'lik bir çoğunluğu Kıbrıslı Rumların tavırlarından memnun.

Bunun aksine Kıbrıslı Rumların ise Pontuslu Rumlarla sorunları var.

Kıbrıslı Rumların %54,9'u Pontuslı Rumlarla ilgili olarak olumsuz bir düşünceye sahip.

Araştırmaya göre, Pontuslu Rumların çoğunluğu Larnaka ve Baf ilçelerinde yaşıyor.

Pontuslu Rumların %83,2'si Güney Kıbrıs'ta kalmaktan çok memnun.

Kıbrıslı Rumların %54,5'i, çocuklarının Pontuslu Rumların da gittikleri okullarda okumasından rahatsız değil.

Kıbrıslı Rumların %30,8'i, çocuklarının Pontuslu Rumlarla evlenmesinden çok rahatsız."

KIBRIS 21/10/07

 

Talat'ın önerileri Rum basınında

Politis "Tasos-Talat El Ele - Kıbrıslı Türk Lider Neler Önerdi - Talat'ın BM Genel Sekreteri'ne Yönelik Belgesini Açıklıyoruz - Gambarisiz Güven Yaratıcı Önlemler" başlığıyla verdiği haberinde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri'ne yönelik güven yaratıcı önlemlere ilişkin önerilerinin neredeyse aynı frekansta olduğunu vurguladı.

Gazete Cumhurbaşkanı Talat'ın Genel Sekreter'e verdiği yazılı önerilerinin; Cumhurbaşkanı'nın da söylediği üzere Temmuz 2006'da da önerdiği Güven Yaratıcı Önlemler olduğunu ve yazılı metin içerisinde 8 Temmuz Anlaşması'ndan tek bir kez bile söz etmediğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın; önceki gün NTV'nin internet sitesinde yayınlanan öneri metnine yer veren gazete şunları yazdı:

Rum tarafının itiraz noktaları

"Kıbrıs Rum tarafı, Güven Yaratıcı Önlemler'in, Talat'ın sunduğu şekliyle hayata geçirilmesinin mümkün olup olmadığı konusunda yoğun çekince belirtiyor. Güvenilir bir diplomatik kaynak gazetemize; bazı temel noktalarda itirazlar bulunduğunu söyledi.

Talat'ın Ledra Caddesi konusundaki önerisinde 'geçidin açılması konusunda ön şartlar olmaması gerekir' ifadesi yer alıyor. Lefkoşa; Kıbrıs Türk tarafının bu şekilde, Türk ordusunun ara bölgede, vatandaşların geçiş noktasının yanında kalmasını güvenceye almaya çalıştığını değerlendiriyor. Kıbrıs Rum tarafı böyle bir şeyi kabul etmiyor, bölgenin UNFICYP'in denetiminde olmasını talep ediyor.

Kıbrıs Türk tarafının 5. güven yaratıcı önlemi Limnidi (Yeşilırmak) geçidinin açılması ile Kokkina (Erenköy) ve Arsus-Pile yollarının açılmasıyla bağdaştırıyor. Bu, Kıbrıs Türk tarafının eskiden beri var olan ve Kıbrıs Rum tarafınca ve İngilizler tarafından reddedilen bir talebidir. Çünkü bu yol (bölgede mekanize birlik bulunduran) işgal ordusuna staratejik avantaj sağlıyor ve zırhlıların Pile'ye, özgür bölgelere ve Dikelya İngiliz üslerine normal geçişlerine olanak sağlıyor. Kokkina konusunda da Kıbrıs Rum tarafı, Kokkina ile Pomo'yu birleştirecek şekilde geçidin iki tarafı açık olmasını istiyor.

Genel hatlarıyla Lefkoşa; ortak zemin bulunması ve iki tarafın önerdiği Güven Yaratıcı Önlemler'in uygulanması konusunda iyimser değildir. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'in Kasım ayı başlarından itibaren; görüş ayrılıklarının üzerine köprü kurmak maksadıyla görüşmeler yapılmasını talep etmesini bekliyor."

"Ledra hafta itibarıyla açılıyor"

Alithia, "Ledra Açılıyor - İşgal Ordusunun 63 Hattına Dönüp Dönmeyeceği Belirsiz - Moller-Talat Görüşmesinde Doğrulanacak" başlıklı haberinde Lokmacı'nın hafta itibarıyla açılacağını, bunun; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'in beklenmekte olan görüşmelerinde doğrulanacağını bildirdi.

Gazete edindiği bilgilere dayanarak şunları yazdı:

"Gazetemizin edindiği bilgilere göre Ledra'nın açılmasına kesin gözüyle bakılıyor ve geriye kalan tek şey; açılmasının BM tarafından doğrulanmasıdır. Bu da; Kıbrıslı Türk liderle yapılması programlanan görüşmeden sonra gerçekleşecek. Ancak Lefkoşa'nın, Mart ayında reddettiklerini sonunda kabul edip etmediği yani; önceki tezlerinden geri adım atıp atmadığı yoksa geri adımın Kıbrıs Türk tarafından mı geldiği, belirsizliğini koruyor.

Geri adım atanın hükümet olduğuna kesin gözüyle bakılmasına rağmen; hükümet sözcüsünün geçen pazartesi ve daha sonra da Başkan Papadopulos'un yaptıkları: Ledra'yla ilgili öneri yeni bir şey olmadığı, konuyla ilgili Ulusal Konsey kararından sapılmadığı açıklamalar meseleyi karmaşıklaştırdı. Böylece, Türk ordusunun 74 hatlarında mı kalacağı yoksa Lefkoşa'nın tarafının talep ettiği gibi 63 hatlarına mı çekileceği belirgin değildir.

Diplomatik bilgilere göre Lefkoşa, daha önce reddettiği UNFICYP haritasını kabul etti. Kıbrıs Türk tarafı da; ara bölge hattının belirlenmesi meselesinin; Türk askeri geri çekilmeden (ki geri çekilmesi

Kıbrıs Rum tarafı için ön şarttı) görüşme konusu olarak kalmasını (Türk tarafı bunu daha önce reddetmişti) kabul etti.

Şunu da belirtmekte yarar var; 15 Ekim'de hükümet sözcüsü diğer şeyler yanında 'önerinin yeni unsuru, ateşkes hattının kesin sınırları konusunda var olan görüş ayrılıklarına rağmen, Ledra barikatının açılması için; iki askeri taraf arasında anlaşma sağlanana kadar UNFICYP'in haritasını kabul ediyoruz' dedi. Ancak bu tutum, bizim tarafın geri adım atmasıyla denktir ve kesinlikle Lefkoşa'nın yeni tezidir. Ancak 17 Ekim'de Başkan Papadopulos, hükümetin eski tezinde değişen hiçbir şey olmadığını söyleyerek Ulusal Konsey'in toplanmasını istedi ve 'yeni öneride; hattın çizilmesi konusundaki görüş ayrılığımız devam ediyor ve bütün bölgenin denetiminin UNFICYP tarafından üstlenileceği şartı ile Ledra Caddesi geçidinin açılmasına hazırız' dedi. Papdopulos bu sözü ile; ihtilaf konusu bölgenin güvenliğinin UNFICYP tarafından üstlenileceğini ima etti, bu da otomatikman Türk askerlerinin geri çekilmesi anlamına geliyor."

Aynı gazete "Tasos-Talat Görüşmesi Söz Konusu - Uzlaşı Komitesi İlanı" başlıklı haberinde teknik komitelere nezaret edecek ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a; kuruluşunu ilan ederek 8 Temmuz Anlaşması'nın pratikte hayata geçirilmesini başlatma olanağı tanıyacak Kıbrıs Türk ve Rum Uzlaşı Komitesi'nin kurulmasının iyi yolda bulunduğunu bildirdi.

Gazete Uzlaşı Komitesi'nin hedefinin iki toplum arasında dostluk ortamı yaratacak ve güçlendirecek önlem ve politikaları üzerinde çalışmak olacağını yazdı.

Gazete buna paralel olarak başka güven yaratıcı önlemlerin de tezgahta bulunduğunu belirtti ve edindiği bilgilere dayanarak; her iki tarafın da halen, Kıbrıs sorununda hareketlilik olması için, 8 Temmuz'u ve Gambari'nin 15 Kasım tarihli prosedürel mektubunun öngördüklerini aktifleştirmeye sıcak baktıklarını kaydetti.

"Bizimkiler önemsiz ise, Talat'ınkilerin önemi daha da az"

Alithia Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un önceki gün Lizbon'da yaptığı açıklamada her iki tarafın da BM Genel Sekreteri'ne sunduğu önerileri değerlendirerek "Bizim BM'ye sunduğumuz öneriler tamamen 8 Temmuz anlaşmasının ileri götürülmesini öngörüyor. Bildiğim kadarıyla Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat Genel Sekreter'e yalnızca Güven Yaratıcı Önlemler sundu" dediğini bildirdi.

Gazete "Tasos Papadopulos: Talat Güven Yaratıcı Önlemler, Biz Esas" başlığıyla verdiği haberinde Papadopulos'un devamla söylediklerini şöyle aktardı:

"Bu güven yaratıcı önlemler, görüşmelerin yapıldığı ortamı iyileştirmek için önemli olmalarına rağmen meselenin esasıyla, yani Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için özlü görüşmelerle ilgilenmiyor. Gambari prosedürünün ileri götürülmesine yönelik önerilerimiz Talat'a göre önemli değil ise, anlayacağınız gibi, yalnızca güven yaratıcı önlemlerle ilgili önerilerin önemi daha da azdır."

Mahi "Yeni Tasos-Talat Görüşmesi İçin Çabalar" başlığını attığı haberinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un yeni bir görüşmeye doğru gittiğini, en azından BM merkezinden gelen bilgilerin bu yönde olduğunu yazdı.

Gazete BM merkezinden gelen bilgilerin; Genel Sekreter'in Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'e görüşmenin gerçekleşmesi için bütün prosedürleri harekete geçirmesi emri verdiği yolunda olduğunu yazdı.

Aynı gazete "İngiliz Yüksek Komiserliği: Kıbrıs Sorununun Çözümüne Bağlılığımızı Sürdürüyoruz" başlığı altında; İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millett'in; Kıbrıs'taki fiilî durumun kabul edilemez olduğu görüşünü ortaya koyarak "Ada'da belirsizlik ve istikrarsızlık devam edemez" dediğini bildirdi.

Gazete Millett'in; Andreas Theofanus ve Yannis Tirkidis'in yazdığı "İngiltere ve Kıbrıs Cumhuriyeti İlişkileri ve Egemen İngiliz Üsleri" isimli kitabın tanıtımı sırasında yaptığı konuşmada İngiltere'nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına olan bağlılığını, İngiltere Başbakanı'nın Kıbrıs'taki Özel Temsilciliği görevine Joan Ryan'ın atanması ile gösterdiğini söylediğini yazdı.

Gazeteye göre tanıtımı yapılan kitapta verilen en önemli mesajlardan birinin de; Birleşik Krallık ile Kıbrıs arasında çok daha yakın bir ilişki kurulması, geçmişe saplanıp kalmak yerine geleceğe yönelinmesi gereği olduğunu söyleyen Peter Millet, "Kıbrıs'la çalışmak istiyoruz, Kıbrıs'ın aleyhine çalışmakta hiçbir çıkarımız yoktur. İşbirliğimiz ortak çıkarlarımızın çoğu alanını kapsayabilir. Yalnız Kıbrıs sorununun çözümü yönünde değil, AB konuları ve bölgesel konularda da işbirliği yapmamız gerekir" dedi.

Haravgi "Kipros Hrisostomidis: Öneriler Neden Daha Önce Yapılmadı - Papadopoulos'un Önerilerinin Zamanı Konusunda Soru İşaretleri" başlıklı haberinde Merkezin Yeniden Yapılandırılması Cephesi (EPALKSİ) başkanı, Rum yönetimi Eski Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in, Rum Yönetimi Başkanı Kıbrıs sorunundaki yeni inisiyatifiyle ilgili olarak Tasos Papadopulos'un niyetlerinin kalitesi konusunda soru işaretleri olduğunu söylediğini bildirdi.

Gazeteye göre Papadopulos'un bu politika değişikliğini kutlayan ancak; önerilerin neden daha önce yapılmadığını soran Hrisostomidis, Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmek istemesi konusuna da değindi ve bu inisiyatifin hoş karşılandığını ancak, iki liderin 5 Eylül'de gerçekleştirdikleri görüşmede Türk tarafının tavrında hiçbir değişiklik saptanmadığını belirterek; Papadopulos'u politika değişikliği yapmaya itecek ne gibi bir değişiklik olduğunu sordu.

KIBRIS 21/10/07

 

Emekli cennetiyiz

"30 YAŞINDA 30 YILDAN EMEKLİ OLAN KİŞİLER VAR"... Emekli sayısıyla çalışanların sayısı arasındaki dengesizliğin nedenlerini KIBRIS'a değerlendiren HÜR-İŞ Başkanı Özay Andıç ve KAMU-SEN Başkanı Mehmet Özkardaş, geçmiş yıllarda uygulanan yanlış politikalar ve popülizm nedeniyle 30 yaşında emekli olan kişiler bulunduğunu belirterek, yaşanan dengesizliğin temel nedeninin bu politikalar olduğunu belirtti. Her iki sendika başkanı da emekli sayısının böylesi dengesiz bir yapı oluşturmasına, hükümetlerin yanlış politikalarının yol açtığında birleşiyor

DURUM VAHİM... Özay Andıç, ülkemizde emekli sayısının bu kadar yüksek olmasının temel nedeninin kapalı ekonomi olduğunu, erken emekliliğin istihdam yaratmak için yapıldığını ancak bu kez de aşırı istihdam nedeniyle sorun yaşanıldığını söyledi. Mehmet Özkardaş da emekli sayısının bu kadar yüksek olmasındaki temel nedeninin genç yaşta emekli edilen insanlar olduğunu ifade etti. Emekli sayısıyla çalışan sayısının hiç dengeli olmadığını anlatan Özkardaş, çalışıyor gibi gözükenlerin sayısının da çıkarılması halinde aradaki durumun daha da vahim olduğunun görüleceğine dikkat çekti

Gözde SÜREÇ

Ülkemiz emekli cennetine dönüştü. Geçmiş yıllardaki yanlış politikalar ve popülizm uğruna 30 yaşında 30 yıl üzerinden emekli olanların da bulunduğu ülkemizde, emekli sayısı, çalışan sayısına yakın. Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası'nın (KTAMS) verilerine göre, Eylül 2007 itibarıyla, ülkede, 14 bin 179 çalışan (memur), 11 bin 647 de emekli var. Uzmanlar çalışanlarla emekliler arasında bir dengenin sağlanması için her 4 çalışana 1 emekli düşmesi gerektiğini söylüyor.

Emekli sayısıyla çalışanların sayısı arasındaki dengesizliğin nedenlerini KIBRIS'a değerlendiren HÜR-İŞ Başkanı Özay Andıç ve KAMU-SEN Başkanı Mehmet Özkardaş, bunun temel nedeninin geçmiş yıllarda yanlış politikalarla erken yaşta emekli edilen kişiler olduğu noktasında birleşti.

Andıç: Ekonomide sıkıntılar yaşanması kaçınılmaz

HÜR-İŞ Başkanı Özay Andıç, ülkemizde emekli sayısının bu kadar yüksek olmasının temel nedeninin kapalı ekonomi olduğunu belirtti.

Andıç, erken emekliliğin istihdam yaratmak için yapıldığını ancak bu kez de aşırı istihdam nedeniyle sorun yaşanıldığını söyledi.

Emeklilerin emekliye ayrıldıktan sonra 10-12 yıllık sürede ölümünün beklenildiğini söyleyen Andıç, "ancak bizde bu durum tam terstir. 30 yaşında 30 yıldan emekli olan vatandaşımız var" dedi.

Emekli oranının ve yüksek istihdamın bu kadar yüksek olmasının olumsuz sonuçları olduğunu kaydeden Andıç, yerel kaynaklarının yüzde 80-85'ini maaşları ödemek amacıyla harcayan bir ülkenin ekonomisinde sıkıntılar yaşanmasının kaçınılmaz olduğuna işaret etti.

"Zaman zaman enflasyon oranı arttığında, maaşları karşılayamayacak duruma geliyorsanız, yatırıma yönelemeyeceğinizden istihdam yaratamayacağınızdan mutlaka ekonomik sıkıntılar yaşanacak. Bunu 1994 ve 2001'de yaşadık zaten" diyen Andıç, bu konunun ülke ekonomisi için büyük bir handikap olduğunu vurguladı.

Kamu görevlilerinde de sosyal sigortalarda da aynı sıkıntının yaşandığına işaret eden Andıç, "sosyal sigortalarda beş çalışan bir emekliyi öderse, o sosyal kurum yaşama şansını elde edebilir. Bizde bu rakam 2.1'e kadar düşmüştür" şeklinde konuştu.

Bu durumda yatırım yapılamayacağını tüm tasarrufun maaş gideri olarak verileceğini kaydeden Andıç, bu bağlamda yeni ve genç nüfusa istihdam sağlanamayacağına dikkati çekti.

Andıç, bu çıkmazın özel sektörün de kamunun da önünü tıkadığını ifade etti.

Özkardaş: Emekli sayısıyla çalışan sayısı dengeli değil

KAMU-SEN Başkanı Mehmet Özkardaş, emekli sayısının bu kadar yüksek olmasındaki temel nedeninin genç yaşta emekli edilen insanlar olduğunu söyledi.

Emekli sayısıyla çalışan sayısının hiç dengeli olmadığın söyleyen Özkardaş, çalışıyor gibi gözükenlerin sayısının da çıkarılması halinde aradaki durumun daha da vahim olduğunun görüleceğini belirtti.

Kamuyu şişirmeyin diyenlerin her gün 20-30 tane geçici memur aldığına işaret eden Özkardaş, buna rağmen kadroların boş göründüğünü kaydetti.

Bütün bakanlıklar, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı, meclis de dahil tümünün kadrolarının yarı yarıya boş göründüğünün altını çizen Özkardaş, "şimdiki hükümet geçmiş hükümetler gibi kamu çok şişkin diyor ama yine el altından her gün geçici statüde insan alıp kadroyu dolduruyor" dedi.

Bu davranışın nedenini popülizm olarak açıklayan Özkardaş, bu dengesizlik "bize geçmiş hükümetlerin attığı kazıktır" şeklinde konuştu.

"İnsanları yasa yapıp 30 yaşında emekli ederseniz, 10 yıl mücahitlik yaptı bunu ikiyle çarp 20 yıl, 5 yıl da kamuda çalıştı 25 yıl yani birçok kişi 5 yıl çalışıp emekli oldu" diyen Özkardaş, genç yaşta emekli olarak başka yerlerde çalışmaya başlayanların özel sektörde çalışanların da önünü kestiğini anlattı.

Bugün memurlarla emekliler arasında yaşanan bu dengesizliğin 1987 öncesi yapılanlar nedeniyle yaşandığına dikkat çeken Özkardaş, 1987'den sonra getirilen düzenlemelerle bugün 25 yıl çalışmadan kimsenin emekli olamayacağını 55 yaş sınırı olduğunu anlattı.

Genç yaşta emekli edilen insanlar nedeniyle bugün bu noktaya gelindiğini söyleyen Özkardaş, emekli sayısının bu kadar yüksek olmasının nedeni bu olduğunu kaydetti.

"Bunun bedelini toplum olarak hepimiz ödüyoruz" diyen Özkardaş, hükümetlerin artık popülizmden vazgeçerek boş olan kadroları münhal açarak doldurmalarını istedi.

Özkardaş, "Geçici sözleşmeli alımından, yani partizanca alımdan vazgeçsinler. Bu insanların geleceği pamuk ipliğine bağlı. Her an işlerine son verilme korkusu yaşıyorlar" dedi.

KIBRIS 21/10/07