FT, Cumhuriyet Mitingi'ni haftanın en önemli olayı olarak nitelendirdi

      Financial Times gazetesi, hafta sonu Ankara’da yapılacak olan Cumhuriyet Mitingini, dünyada haftanın en önemli olayları arasında gösterdi.
      Gazetenin, dünya çapında haftanın en önemli olaylarını derlediği “The Week Ahead" köşesinde bu kez Türkiye de vardı. Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından düzenlenecek mitingi, dünyada cumartesi gününün en önemli iki olayından biri olarak gösteren gazete, Cumhuriyet Mitingini “Türkler laik bir cumhurbaşkanı çağrısı yapıyorö başlığıyla duyurdu.
      Financial Times, “Türkiye’nin laik milliyetçi ideolojisi Kemalist bloğun destekçilerininö, Mayıs’taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde laik bir cumhurbaşkanı çağrısında bulunacağını belirtti.
      Gazete, dünyada bu cumartesi yaşanacak diğer önemli olayı da Sih’ler için kutsal olan Vaisakhi kutlaması olarak gösterdi.

ANKA
     
     Ankara polisinde miting alarmı

     
ANKARA Milliyet

Atatürkçü Düşünce Derneği'nce (ADD) cumartesi günü Ankara'da düzenleyeceği cumhuriyet mitingi için Ankara Emniyet Müdürlüğü harekete geçti. Miting nedeniyle Emniyet Genel Müdürlüğü'nden yedek kuvvet alacak olan Ankara Emniyeti'ne çevre illerden takviye kuvveti de gelecek.
      Cumhurbaşkanlığı seçimine adaylık süresinin başlamasına 2 gün kala yapılacak olan mitingde alınacak önlemler için hazırlıklara başlayan Ankara Emniyeti, ADD yetkilileriyle görüşmeler yapacak. Mitingin, gerek gerçekleşeceği dönem gerekse Ankara'ya gelecek gruplar nedeniyle önemli olduğunu belirten emniyet yetkilileri, ADD yetkililerinden, alınacak önlemlere uygun davranış içinde olmalarını isteyecek.
      Ankara Emniyeti, miting alanındaki güvenlik önlemleri kapsamında havadan da denetim yapacak. Olası provokatif hareketlere karşı istihbarat biriminin yanı sıra çok sayıda sivil polis de mitingde görevli olacak. Emniyet yetkilileri, katılımcı sayısının en fazla 50 bin dolayında olmasının beklentiğini belirtti.
      Miting nedeniyle Ankara Emniyeti'ndeki resmi ve sivil personelin yanı sıra Emniyet Genel Müdürlüğü'nden yaklaşık 500 kişilik bir yedek kuvvet ile çevre illerden yaklaşık 500 kişilik ek kuvvet talep edilecek.

MILLIYET 10/04/07

 

Papadopulos: Türk tarafı son darbeyi vurmaya karar Verdi

Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos, "Türk tarafı Gambari sürecine son darbeyi vurmaya karar verdi. Şimdi mesele, Kıbrıs sorununa müzakereler aracılığıyla çözüm bulunmasına ilgi gösterenlerin buna nasıl tepki göstereceğidir" dedi

Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının, "Kıbrıs sorununa, 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesinden başka çözüm yolu bulunmadığı" tezinde ısrar ettiğini belirtti ve Türklerin ise, "çözümle değil yalnızca sahte devletin yükseltilmesiyle ilgilendiklerini" ileri sürdü.

KIBRIS 10/04/07

 

Yabancılar, Yeşil Hat Tüzüğü hakkında bilgilendirilecek

Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami arasında bugün saat 10.00'da Turizm Dairesi'nde imzalanacak protokolle, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca Kuzey'den Güney'e geçişlerde 135 Euro'ya kadar kişisel kullanım amaçlı mal geçirilebileceği konusunda yabancıların bilgilendirilmesi hedefleniyor.

Ticaret Odası'ndan yapılan açıklamaya göre, yabancıları bilgilendirme çalışmaları çerçevesinde, yolcu beraberi mal alımı, tax-free uygulaması ve ziyaret edilecek yerler hakkında bilgi içeren broşürler hazırlanarak sınır kapılarında dağıtılacak. Ayrıca sınırlara konuyla ilgili "Billboard" panolar yerleştirilecek ve firmaların camlarına posterler asılacak.

KIBRIS 10/04/07

 

Türkiye'deki seçimlerin sonuna kadar Türk tarafından çözüm için faaliyet beklenmemeli

Lillikas, dün başladığı Rusya ziyareti öncesinde Rus Nezavisimaya gazetesine verdiği demeçte, Rum yönetiminin, Kıbrıs sorununun çözümü için KKTC ile geçen yıl 8 Temmuz'da varılan "anlaşma"nın şartlarını yerine getirmeye odaklandığını söyledi.

Adadaki iki lider tarafından imzalanan "anlaşma"nın, Kıbrıs sorununun çözümü için görüşmelerin devam etmesine zemin oluşturacağını savunan Lillikas, şunları kaydetti:

"Bu anlaşmaya göre, iki taraf birer çalışma grubu oluşturacak ve çözüm yolları arayacak. Maalesef Türk tarafı bu anlaşmayı değiştirme gereği duydu.

Bizim kanaatimize göre bu, Türkiye'de genel seçimlerle ilgili bir durum ve bu süreye kadar (seçimler sonuçlanana kadar) Türk tarafından Kıbrıs sorununun çözümü için hiçbir faaliyet beklenmemesi gerekiyor. Ancak seçim sonuçlarına bağlı olmayarak, Ankara'nın; Kıbrıs'ın bölünmesi yönünde bir strateji izleyeceği konusunda endişeliyim.

Türk tarafındaki tüm güçlerin, 'işgal rejiminin' siyasi statüsünün güçlendirilmesine yöneldiği izlenimi oluşuyor. Anlaşmalar ihlal ediliyor ve bu, Türk tarafının sistemli bir pratiği haline geldi. Ancak biz hiçbir şekilde geri adım atmaya niyetli değiliz. Çünkü bu, tüm görüşme sürecini ve anlaşmayı iptal etmek anlamına gelir."

Rum yönetiminin 2004'te AB üyesi olmasının adadaki durumu nasıl etkilediği yolundaki soru üzerine Lillikas, Rum kesiminin üyelikle AB ile Ortadoğu arasında köprü oluşturduğu karşılığını verdi.

Adadaki Türk askerinin, Rum kesiminin üyeliğini tehlike olarak kabul ettiğini ileri süren Lillikas, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Türk ordusu, sadece Türkiye'nin değil, Kuzey Kıbrıs'ın da siyasi sistemini kontrol ediyor. Burada (KKTC), Türk ordusunun izni olmadan bir adım bile atılamaz. Türk generalleri, Kıbrıs'ı kendileri için hayati önem sahip bir jeopolitik bölge olarak değerlendiriyor. Kıbrıs sorununun çözümü önünde en temel sorun da budur. Ankara'nın ve Sayın (Cumhurbaşkanı Mehmet Ali) Talat'ın politikasıdır. Onlar, Kıbrıs'taki Türk azınlığın siyasi ve ekonomik ambargo altında olduğunu iddia ediyor, ancak bu ambargo işgal sonucu meydana gelmiştir."

Lillikas, küreselleşmenin yaygınlaştığı bir dönemde Kıbrıs gibi "küçük" bir adanın duvarlar ve sınırlarla bölünmesinin büyük bir hata olacağını belirterek, "Bugün adada yaşayan Türklerin büyük bölümü 'Kıbrıs Cumhuriyeti' pasaportuna sahip. Bu da onlara AB vatandaşlarına tanınan hakların aynısını veriyor. Hükümetimizin teklifi üzerine AB, Kıbrıs Türk nüfusunun ekonomik gelişmesi için 259 milyon Euro yardımda bulunacak" iddialarında bulundu.

Kıbrıs Türklerinin sınırı geçtikten sonra mallarını hem Güney Kıbrıs'ta, hem de AB'de satabileceğini ifade eden savunan, "Kıbrıslı Türkler, adanın AB üyeliği için yapılan harcamalara en ufak bir katkı sunmadan AB üyeliğinden yararlanmış olacak" görüşünü savundu.

Lillikas, bir başka soru üzerine de Rusya ile ilişkilerin geleneksel olarak en üst seviyede olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Bu iyi ilişkilerin en başlıca faktörü, uluslararası hukuk ilkelerine saygı duyulması ve Rusya'nın Kıbrıs sorununun çözümündeki değişmez pozisyonudur. Moskova'daki görüşmelerimiz sırasında, başta ikili ilişkilerimiz olmak üzere, Kıbrıs sorunu hakkında da etraflıca görüş alışverişinde bulunacağız."

KIBRIS 10/04/07

 

 

Pertev New York'a gitti

Uzun bir aranın ardından Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'le yeniden başlattıkları görüşmelere, New York ziyareti nedeniyle kısa bir ara daha verileceğine işaret eden Pertev, New York dönüşü Conis'le 8 Temmuz sürecine yönelik çalışmalar çerçevesinde tekrar bir araya geleceğini ifade etti.

Pertev, Conis'le bir sonraki buluşmasının tarihinin ise henüz netleşmediğini belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev New York'ta 13 Nisan Cuma gününe kadar temaslarda bulunacak.

KIBRIS 10/04/07

 

İşte Talat'ın mektubu

RUM TARAFININ DİYALOGDAN KAÇMA POLİTİKASI SÜRÜYOR... Ban Ki-moon'a mektubunda, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz süreciyle ilgili görüş ve endişelerini dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü için hazırlanan BM planının Nisan 2004'te eş zamanlı yapılan referandumunun ardından Türk tarafı ile diyalogdan kaçınma politikasının sürdüğüne dikkat çekti. Talat, muhataplarının bu anlamsız ve amaca zarar veren politikasından yakın bir zamanda vazgeçeceğini gösteren bir işaretin bulunmadığına vurgu yaptı..

"ARABULUCUĞUNUZA DA, GÖRÜŞMEYE DE VARIM"... Talat'tan Ban Ki-moon'a: "Kıbrıs sorununa siz ekselanslarının iyi niyet misyonu çerçevesinde ve 31 Mart 2004 tarihli BM kapsamlı çözüm planı temelinde, gecikmeksizin kapsamlı bir çözüm bulunmasına olan güçlü bağlılığımızı yinelemek isterim. Muhatabımın aksine, yarın bile başlayabileceği kanısında olduğumuz anlamlı müzakere sürecinde, bir zaman çizelgesi ve gerek görüldüğünde BM'nin arabuluculuğunu kabul etmeye hazır olduğumu da belirtmek isterim"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-moon'a, Kıbrıs sorununda hemen başlayabilecek anlamlı müzakere sürecini, bir zaman çizelgesini ve gerek görülmesi halinde BM'nin arabuluculuğunu kabul etmeye hazır olduğunu bildirdi.

KIBRIS, kesintiye uğrayan 8 Temmuz Gambari süreciyle ilgili Cumhurbaşkanı Talat'ın BM'ye gönderdiği 4 sayfalık mektubu ele geçirdi.

Talat, kamuoyunda günlerdir merak konusu olan mektubun dağıtımını, Güvenlik Konseyi Başkanlığı'na da yaptı.

Talat, Ban Ki-moon'a mektubunda, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz süreciyle ilgili görüş ve endişelerini dile getirdi.

Rum tarafının, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü için hazırlanan BM planının Nisan 2004'te eş zamanlı yapılan referandumunun ardından Türk tarafı ile diyalogdan kaçınma politikasının sürdüğüne dikkat çekilen mektupta, muhataplarının bu anlamsız ve amaca zarar veren politikasından yakın bir zamanda vazgeçeceğini gösteren bir işaretin bulunmadığına vurgu yapılıyor.

Mektupta, bu şartlar altında 17 Şubat 2006'da BM'nin en azından gündelik konularda iki tarafın işbirliği yapması konusundaki öneriye Türk tarafının hemen olumlu yanıt verdiği anımsatılıyor ve aradan 1 yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen teknik komiteleri kurmanın mümkün olmadığı hatırlatılıyor.

8 Temmuz Gambari süreciyle birlikte teknik komitelere paralel olarak Kıbrıs sorununda öze ilişkin konuları ele alacak çalışma gruplarının kurulmasında mutabık kalınmasına rağmen iki lider temsilcilerinin yaptığı görüşmelerde herhangi bir sonuca varılmadığının da anlatıldığı mektupta, "Bu sürecin Kıbrıs Rum liderliği tarafından Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü haricindeki diğer tüm amaçlarına ulaşmak için mükemmel bir fırsat olarak kullanılması bizi son derece endişelendirmektedir" ifadesine yer veriliyor.

Talat, mektubunda endişelerini şu sözlerle anlatıyor:

"Bu konu, en son olarak 2008 Kıbrıs Rum seçimleri öncesinde kendini göstermiş olduğu gibi, aynı zamanda Kıbrıs Rum liderliğinin Türkiye'nin AB üyelik sürecini kullanarak, hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türklerden tek taraflı tavizler elde etmek için uyguladığı stratejik geciktirme taktiklerinde de görülmektedir. Bu politikanın sadece Kıbrıs sorununun uzak bir geleceğe ertelenmesi amacına hizmet ettiğini takdir edersiniz. O zaman geldiğinde ise, kapsamlı bir çözüm için çok geç olabileceğinden endişe duymaktayım".

Cumhurbaşkanı Talat, Ban Ki-moon'a mektubunda ayrıca, BM eski genel sekreteri Kofi Annan'ın referandum sonrası Güvenlik Konseyi'ne 28 Mayıs 2004'te sunduğu raporu da anımsatarak, bu yönde adım atılmasını istedi.

Talat, mektubunun sonunda izolasyonların da kaldırılmasını içeren söz konusu raporla ilgili görüşlerini şöyle kaydetti:

"Plan aşamasına gelinceye kadar olan süreci detaylı bir şekilde anlatan ve, diğer konuların yanı sıra, BM çözüm çabalarının geleceği ile ilgili çok önemli değerlendirmeler ve önerilerin yanı sıra Kıbrıs Türk halkına uygulanmakta olan izolasyonları da içeren bu tarihi rapor, yerleşmiş uygulamaya rağmen maalesef Konsey tarafından halen ele alınmamıştır. Bu rapor konsey tarafından kabul edildiği takdirde, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili tüm taraflara, BM'nin her iki tarafın Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne yönelik çabalarına destek olma taahhüdüne bağlı olmaya devam ettiği yönünde açık bir mesaj göndermiş olacağı görüşündeyiz".

Mektubun tam metni

"Ekselansları,

Size Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz süreci ile ilgili görüş ve endişelerini iletmek üzere yazıyorum.

Nisan 2004 tarihinde, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü için hazırlanmış olan BM planının eş zamanlı olarak referanduma sunulmuş olmasından bu yana, Kıbrıs Türk tarafı ile diyalog içine girmeme politikası sürdürmekte olan Kıbrıs Rum tarafının, bu anlamsız ve amaca zarar veren politikadan yakın zamanda vazgeçeceğini gösteren herhangi bir işaret bulunmamaktadır. İşte böylesi şartlar altında 17 Şubat 2006 tarihinde BM iki tarafın en azından gündelik konularda işbirliği yapmaya başlamasını önerdi. Beklenildiği gibi, Kıbrıs Türk tarafı bu öneriye hemen olumlu yanıt vermiştir. Aradan bir yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına ve Kıbrıs'taki iki taraf arasında böyle bir mekanizmaya acilen ihtiyaç duyulmasına rağmen, teknik komiteleri kurmak ne yazık ki henüz mümkün olmamıştır. Daha sonra, önceki BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Sayın İbrahim Gambari'nin adaya yapmış olduğu ziyaret sırasında taraflar, 8 Temmuz 2006 tarihinde, teknik komitelerle paralel olarak, Kıbrıs Sorunu ile ilgili öze ilişkin konuları ele almak üzere çalışma gruplarının kurulması konusunda mutabık kalmışlardır.

O tarihten itibaren, iki liderin temsilcileri 8 Temmuz anlaşmasını yürürlüğe koymak ve teknik komiteler ve çalışma gruplarını kurmak için görüşmeler gerçekleştirmişler ancak herhangi somut bir sonuca varamamışlardır. Bu sürecin, Kıbrıs Rum liderliği tarafından Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü haricindeki diğer tüm amaçlarına ulaşmak için mükemmel bir fırsat olarak kullanılması bizi son derece endişelendirmektedir. Bu konu, en son olarak 2008 Kıbrıs Rum seçimleri öncesinde kendini göstermiş olduğu gibi, aynı zamanda Kıbrıs Rum liderliğinin Türkiye'nin AB üyelik sürecini kullanarak, hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türklerden tek taraflı tavizler elde etmek için uyguladığı stratejik geciktirme taktiklerinde de görülmektedir. Bu politikanın sadece Kıbrıs sorununun uzak bir geleceğe ertelenmesi amacına hizmet ettiğini takdir edersiniz. O zaman geldiğinde ise, kapsamlı bir çözüm için çok geç olabileceğinden endişe duymaktayım.

Sürecin başlamasını engellemek için Kıbrıs Rum liderliği tarafından kullanılan esas konu, Kıbrıs sorunundaki dört esas konusundan biri olan mülkiyet konusunun, gündelik konuları ele alması gereken teknik komitelerin gündemine dahil edilmesinde ısrar etmesidir. Bu taktiğin üç amacı bulunmaktadır. İlk olarak, ne makul, ne de Kıbrıslı Türkler açısından kabul edilebilir olan mülkiyet konusunun görüşülmesinde ısrar ederek sürecin başlamasını engellemek ve aynı zamanda, ortaya çıkacak kaçınılmaz çıkmazda suçu Kıbrıslı Türklerin üzerine atmak.

İkinci olarak, sürecin başlaması halinde, Kıbrıs Türk tarafının bu konuyu teknik komitelerde ele almayı reddetmesini, diğer gündelik konularda ilerleme sağlamayı engelleyecek bir bahane olarak kullanmak, ve üçüncü olarak da, Kıbrıs Türk tarafının prensip olarak mülkiyet konusunu teknik komitelerde görüşmeyi bir şekilde kabul etmesi halinde, konuyu manipüle ederek inşaat sektörümüzü ve bunun sonucu olarak da ekonomimizi durma noktasına getirmektir.

Esas hedeflerinin bunlar olduğuna inanıyor ve buna izin veremeyeceğimizi belirtmek istiyorum. Ayrıca, Kıbrıs Rum tarafının, mülk konusunun teknik komitelerin gündemine dahil edilmesi konusunda ısrar ederek, Kıbrıs Türk tarafınca Kıbrıslı Rum şahısların Kuzey'de olabilecek mülkiyet iddialarını ele almak üzere kurulmuş olan Taşınmaz Mal Komisyonu'nu etkisiz kılmayı amaçladığı da bir gerçektir. Bildiğiniz gibi, bu Komisyon, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bu yöndeki başvurular için bir iç hukuk yolu olarak görülmektedir. Komisyon'un çalışmalarının, Kıbrıs Rum tarafının, bu gibi davaları uluslararası forumlarda siyasi amaç için kullanmaya devam etmesini engelleyeceği endişesiyle, Kıbrıslı Rum şahısların Komisyon'a başvuru yapmalarını engellemeye çalıştığı da bilinen bir gerçektir.

Bu noktada, mülkiyet konusunun Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü için yapılacak anlamlı görüşmeler dahilinde ele alınacak öze ilişkin bir konu olduğu gerçeğini de göz önünde tutarak, Kıbrıs Türk tarafının sadece bu konuda çalışmak üzere bir çalışma grubu kurulması için hazır olduğunun ve hatta bu yönde bir öneride bulunduğunun da altını çizmek isterim. Ayrıca, teknik komiteler sürecinin esas amacının gündelik sorunlara pratik ve hemen uygulanabilecek çözümler bulabilmek ve iki taraf arasında anlamlı müzakerelere de yardımcı olacak olan güveni inşa etmek olduğunu da vurgulamak isterim. Teknik Komitelere ilişkin BM tarafından hazırlanan orijinal liste bu anlayışla hazırlanıp taraflara sunulmuştu. Bu nedenle, her iki tarafın bu anlayışa saygı göstermesi ve teknik komitelerde kaçınılmaz olarak tıkanıklık ve gerginlik yaratacak ve taraflar arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesinden çok kötüleştirilmesine neden olacak konuların ele alınması önerisinde bulunmaması büyük önem taşımaktadır. Yukarıdakilerin ışığında, süreç başlamadan önce hangi konuların gündelik konular, hangi konuların öze ilişkin konular olduğu üzerinde net ve ortak bir anlayışa varılmadan, 8 Temmuz sürecinin esas ve açıklanan amacı olan kapsamlı çözüm için anlamlı müzakereler sürecinin hemen başlaması, çok zor, belki de imkansız olacaktır.

Çalışma grupları konusunda ise, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili parametrelerin BM Genel Sekreterleri nezdinde kırk yıldır devam etmekte olan müzakereler sonucunda zaten ortaya çıkmış olduğu ve sorunun çözümü ile ilgili olan tüm taraflarca da bilindiği görüşündeyiz. Bu nedenle, çalışma gruplarının çözüm için ortaya çıkmış olan BM parametrelerini ortadan kaldırmak için kullanılabilecek ve bizi Kıbrıs Rum tarafının açıklanan "ozmosis" siyaseti uyarınca meçhul alanlara sürükleyecek ortamlara dönüştürülmesine izin vermek yanlış ve nafile olacaktır. Çalışma gruplarından, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne ait konularda, iki tarafın pozisyonlarını tanımlayarak ve makul bir zaman dilimi çerçevesinde, 31 Mart 2004 tarihli Kapsamlı Çözüm Planı'nda dahil olmak üzere, çözüm için ortaya konan BM parametreleri temelinde başlayacak anlamlı görüşmeler için gündem hazırlayarak zemin yaratmak için yararlanılabilir.

Kıbrıs Rum tarafının adadaki iki taraf arasında güven inşaa etmeye yönelik çabalara zarar veren faaliyetlerde bulunması da talihsiz bir durumdur. Kıbrıs Rum tarafının, uluslararası toplumun izolasyonların kaldırılması yönündeki isteğine uygun davranışlar sergilemek yerine, siyasi ve yasal tehditlerde bulunarak, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonları pekiştirmeye yönelik faaliyetleri, doğal olarak Kıbrıslı Türklere Kıbrıs Rum liderliğinin gerçek niyeti konusunda güven telkin etmemektedir. Bu bağlamda, Kıbrıs Rum tarafının AB'nin doğrudan ticaret tüzüğünün kabul edilmesine karşı çıkması ve izolasyonların, kaldırılması bir yana, azaltılmasına yönelik tüm çabaları bile engellemeye yönelik diğer hareketleri, adadaki iki halk arasında güven inşa etme çabalarına zarar vermektedir.

Ayrıca, siz Ekselanslarına, BM Kapsamlı Çözüm Planı için adada ayrı ayrı ve eş zamanlı olarak yapılan referandumlar sonrasında, selefiniz tarafından Güvenlik Konseyi'ne 28 Mayıs 2004 tarihinde sunulmuş olan iyi niyet misyonu ile ilgili raporu da hatırlatmak isterim. Plan aşamasına gelinceye kadar olan süreci detaylı bir şekilde anlatan ve, diğer konuların yanı sıra, BM çözüm çabalarının geleceği ile ilgili çok önemli değerlendirmeler ve önerilerin yanı sıra Kıbrıs Türk halkına uygulanmakta olan izolasyonları da içeren bu tarihi rapor, yerleşmiş uygulamaya rağmen maalesef Konsey tarafından halen ele alınmamıştır. Bu rapor Konsey tarafından kabul edildiği takdirde, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili tüm taraflara, BM'nin her iki tarafın Kıbrıs Sorununun kapsamlı çözümüne yönelik çabalarına destek olma taahhüdüne bağlı olmaya devam ettiği yönünde açık bir mesaj göndermiş olacağı görüşündeyiz.

Bu mektubu fırsat bilerek, Kıbrıs sorununa siz Ekselanları'nın iyi niyet misyonu çerçevesinde ve 31 Mart 2004 tarihli BM Kapsamlı Çözüm Planı temelinde, gecikmeksizin kapsamlı bir çözüm bulunmasına olan güçlü bağlılığımızı yinelemek isterim. Muhatabımın aksine, yarın bile başlayabileceği kanısında olduğumuz anlamlı müzakere sürecinde, bir zaman çizelgesi ve gerek görüldüğünde BM'nin arabuluculuğunu kabul etmeye hazır olduğumu da belirtmek isterim.

Lütfen en derin saygılarımı kabul ediniz".

KIBRIS 11/04/07

 

Binlerce İngiliz'den Ercan'a direkt uçuşlar için Blair'e çağrı

Dilekçeyi hazırlayanlardan Ata Çolak, KKTC'ye direkt uçuşların başlatılması için İngiltere Başbakanı Tony Blair'e çağrı yapmayı hedeflediklerini açıkladı.

Ata Çolak, dilekçenin 7 bin 944 kişi tarafından imzalandığını belirterek, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasına ve İngiltere'den KKTC'ye direkt uçuşların başlatılmasına büyük bir ilginin olduğunu söyledi.

Dilekçeye ünlü kişilerin de imza attığına değinen Çolak, bu kişiler arasında Lord Maginnis, Sir Michael Graydon, Hüseyin Çağlayan, MBE ve MEP Chris Davies'in de bulunduğunu ifade etti.

Ata Çolak, kampanyaya katılan herkese teşekkür ederek, "Yaklaşık 8 bini kişi seslerini duyurmak için bu dilekçeye imza koydu. Şimdi milyonlar ve fazlası KKTC'ye uygulanan ambargolar hakkında bilgiye sahiptir. Bu dilekçe, ambargo için daha çok kapılar açacak ve bizlere yardımcı olacaktır. Kıbrıslı Türklerin davasına yardımcı olmak için Ercan'a direkt uçuşlar başlatılana kadar çalışacağız" dedi.

KIBRIS 11/04/07

 

Rum tarafı, süreci sekteye uğratma çabasında

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın Rus "Nezavisimaya" gazetesine verdiği demeçteki iddialarının, Rum tarafının, gülünç duruma düşmek pahasına da olsa, Türk tarafını karalama çabalarının göstergesi olduğunu kaydetti.

Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre Avcı, Lillikas'ın gazeteye verdiği demecinde, 8 Temmuz sürecine ilişkin gerçekleri saptırdığını ve sürecin hayata geçirilememesinin sorumluluğunu, bilinen manevra ve taktiklerini kullanmak suretiyle, Türk tarafının üzerine atmaya çalıştığını belirtti.

Dışişleri Bakanı Avcı, "8 Temmuz sürecinde yaşanan tıkanıklığın nedenini Kıbrıs Türk tarafının 'statüsünü yükseltme emeline' bağlamaya çalışan Rum tarafına verebileceğimiz tek yanıt; Kıbrıs Türk tarafının bugüne kadar birçok vesileyle ispatlamış olduğu çözüm yanlısı tutumudur" dedi.

Türk tarafının çözüm inisiyatifi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı, şöyle devam etti:

"Hatırlatmak isteriz ki, Annan planı yoluyla kapsamlı çözüme 'evet' diyen taraf bizdik. Annan planının Rum tarafınca reddinin ardından tarafları bir araya getirme çabasını ve inisiyatifini gösteren taraf yine bizdik. Teknik komitelerin oluşturulması önerisini yapan taraf, Lokmacı Barikatı'nın açılması için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getiren taraf da bizdik. Kıbrıs Türk tarafı, çözüm yönünde gerekli inisiyatifi alırken, Rum tarafı, 8 Temmuz sürecini sekteye uğratmak yönünde çaba göstermeye devam etmektedir."

Lillikas'ın, Kıbrıs konusunda bir ilerleme kaydedilmemesini Türkiye'deki seçimlere bağlamasını da "gülünç" olarak değerlendiren Avcı, Türkiye'nin her vesileyle Kıbrıs'ta adil ve kalıcı çözümü desteklediğini ve desteklemeye devam edeceğini belirtmekte ve bu görüşünü kanıtlamakta olduğunu kaydetti.

Turgay Avcı, "Ancak bilinmesi gerekir ki, ne Türkiye ne de KKTC, Rum tarafının AB üyeliğinin avantajlarını kullanmak suretiyle Kıbrıs konusunda tek taraflı kazanımlar elde etme oyununa izin verecektir" dedi.

Mali Yardım Tüzüğü

Lillikas'ın, AB'nin, Rum hükümetinin teklifi ve inisiyatifi sonucu Mali Yardım Tüzüğü'nce öngörülen 259 milyon Euro'yu Kıbrıs Türk tarafına verilmesini kabul ettiğini iddia etmesinin de abes olduğunu vurgulayan Dışişleri Bakanı Avcı, "Rum tarafının, AB'nin Kıbrıs Türküne yönelik izolasyonları kaldırılması yönündeki 26 Nisan 2004 tarihli kararı uyarınca hazırlanan ve bir bütün olarak öngörülen iki tüzüğün kabul edilmesini engellemek için yaptıkları ortadadır" dedi.

Mali Yardım Tüzüğü'nün önerilmesinden iki yıl sonra, Rum talepleriyle ertelenerek kabul edildiğini belirten Turgay Avcı, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün ise, yine Rum engelleri nedeniyle halen kabul edilemediğine dikkat çekti.

"Rum tarafının tüm çabaları göstermektedir ki, emelleri, Kıbrıs Türklerinin üzerindeki izolasyonların devam etmesini sağlamak, ekonomimizin kalkınmasını önlemek, dünya ile ilişki kurma çabalarımızı engellemektir" diyen Bakan Avcı, bunun Rum tarafının her tutum ve açıklamasında açıkça görüldüğünü vurguladı.

İzolasyonlar

Lillikas'ın demecinde, Kıbrıs Türküne uygulanan izolasyonların, Kıbrıs Rum tarafının politikalarından kaynakladığı gerçeğini gizlemeye çalışmakta olması ve sorumluluğu Türk tarafına yüklemeyi tercih etmesinin kabul edilmez bir yaklaşım olduğunu da belirten Dışişleri Bakanı Avcı, "Bu ayrıca, Kıbrıs Türkü üzerindeki izolasyonların kaldırılması yönünde çağrıda bulunan, karar alan uluslararası toplum ile de alay etmektir" dedi. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı şöyle devam etti:

"Lillikas'a ve Rum liderliğine sorarız; eğer gerçekten Kıbrıs Türkü ambargolar altında yaşamak zorunda bırakılmadıysa, BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan neden Kıbrıs Türküne yönelik izolasyonların kaldırılması gerektiği yönünde çağrıda bulunmuştur, neden AB ve Avrupa Konseyi, bu yönde kararlar almıştır, neden ABD, Kıbrıs Türküne yönelik izolasyonların kaldırılması gerektiğini vurgulamaktadır, neden Rusya Federasyonu Konseyi Başkanı ahiren yaptığı açıklamada Kıbrıs Türküne yönelik izolasyonların kabul edilmez olduğunu belirtmektedir?

Kıbrıs Türkü, insanlık dışı ambargoların altında yıllardır ezilmesine rağmen, bugün, Türkiyemizin büyük katkılarıyla kalkınma yolunda önemli adımlar atabilmişse, refah düzeyini yükseltebilmişse, bu Kıbrıs Türkünün yılmadan gösterdiği çabaların ürünüdür."

KIBRIS 11/04/07

 

 

General Williams’ın torunu İngiliz tarihçiye ''defineci'' şoku

     
     Mukadder YARDIMCIEL/KARS, (DHA)

     
KIRIM Savaşı sırasında Ruslar'a karşı savaşan ve İngiltere Kraliçesi Victoria tarafından ‘Kars Baroneti’ unvanı verilen İngiliz General Williams’ın torunu olduğu belirtilen tarihçi David Williams, elinde haritayla Kars Kalesi’ni gezerken ‘defineci’ olduğu iddiasıyla gözaltına alındı. Dedesinin savaştığı yerleri görmek istediğini savunan Williams, yanındaki rehberi ve Kars Belediye Başkanı AKP'li Naif Alibeyoğlu'nun yardımcı olması için görevlendirdiği Kent Konseyi Genel Sekreteri gece yarısına kadar süren ifadesinin ardından sevk edildikleri savcılıkça serbest bırakıldı. Belediye Başkanı Alibeyoğlu, “Bu tür olaylar turizme darbedir'' dedi.
      1855 yılındaki Kırım Savaşı sırasında Kars’ı kuşatan Ruslar’a karşı savaşan, ‘Kars Madalyası’ ve dönemin İngiltere Kraliçesi Victoria tarafından ‘Kars Baroneti’ unvanı verilen General Williams’ın tarihçi torunu David Williams, 10 Nisan'da İstanbul’daki Peten Turizm Şirketi’nden bir rehberle Kars’a geldi.
     
     İZİN DE VERİLMEDİ

      Belediye Başkanı AKP’li Naif Alibeyoğlu’yla telefonla görüşen İngiliz tarihçi, dedesinin savaştığı yerleri gösterecek rehber talebinde bulundu. Bunun üzerine Başkan Alibeyoğlu, Kars tarihi konusunda araştırmalarıyla tanınan Kent Konseyi Genel Sekreteri Sezai Yazıcı’dan Williams’a yardımcı olmasını istedi. Sezai Yazıcı, tarihçi David Williams’a dedesi General Williams’ın adının verildiği Kars’taki Williams Tabyalarını göstermek için askeri yetkililerden izin istedi. Alamayınca da konuklarını Kars Kalesi’ni gezmeye götürdü.
     
     KAÇAK KAZI İHBARI YAPILDI

      Dün saat 16.00 sıralarında David Williams, elindeki haritaya bakarak kaleyi gezerken, bu sırada polise de “Kaçak kazı yapılıyor'' ihbarı yapıldı. Harekete geçen polis, 20 ekiple gittiği kalede, İngiliz tarihçi David Williams ile Başkan Alibeyoğlu'nun görevlendirdiği Kent Konseyi Genel Sekreteri Sezai Yazıcı ve rehberi gözaltına aldı. Polis gözaltı öncesinde üst araması yaptı, ardından araçları ve çantaları kontrol etti. İngiliz tarihçi Williams, şaşkın bakışlarla olanları izlerken, Yazıcı polislere sert tepki gösterdi.
     
     GECE YARISI EKSPRESİ BENZETMESİ

      Yazıcı, Telekom’dan emekli başmüdür ve Kars Kent Konseyi Genel Sekreteri olduğunu söylemesine karşın polislere engel olamadı ve “Allah aşkına nerede tarihi eser var? David Williams, Williams Paşa’nın üçüncü kuşaktan torunudur. Bu olay ‘Gece Yarısı Ekspresi’ndeki gibi olmadı mı? Bizi aniden durduruyorsunuz. Bu müthiş bir yanlış. Bu kabul edilebilir bir olay değil. Herkes ihbar yapabilir ama ihbarın altında imza olması gerekir, bu kuraldır'' diye tepki gösterdi.
      Polisler ise yapılan ihbarı değerlendirdiklerini söylemekle yetindi. David Williams ve rehberi ile Yazıcı Kars Cumhuriyet Savcılığı’na götürüldü. İngiliz tarihçi ile Yazıcı ve rehberi ifadeleri alındıktan sonra saat 23.30 sıralarında serbest bırakıldı. Geceyi Kars'ta geçiren ve henüz kentten ayrılmayan Villiams, konuyla ilgili görüş bildirmek istemedi.
     
     ‘TÜRK TURİZMİNE DARBEDİR’

      İl Kültür ve Turizm Müdürü Kenan Bekis, olayı sonradan öğrendiklerini belirtirken Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, David Williams’ın gece yarısına kadar ifadesinin alınmasına tepki gösterdi. 15- 22 Nisan arasında Turizm Haftası'nın kutlandığını anımsatan Belediye Başkanı Alibeyoğlu, şöyle konuştu:
      “Kars’a gelen turistelere böyle mi yapılmalı? Gece yarısına kadar ifade vermişler. Ellerinde kazma kürek mi vardı? Biz Kars’ı tanıtmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ama böyle bir olay, her şeyi mahvediyor. Bu olay Kars’a yapılmış bir ihanettir. Türk turizmine vurulmuş bir darbedir.''
     
General Villiams kimdir?
      KIRIM Savaşı sırasında 16 Haziran 1855'te üçüncü defa Kars'ı kuşatan Ruslar'a karşı, küçük yaştaki çocuklar bile ‘Gönüllü Alayı’na katılıp çarpıştı. Sıvastopol bozgununun acısını çıkarmak için, General Muravyev kumandasında 54 bin kişilik ordu ile 29 Eylül 1855’te hücuma geçen Ruslar, tabyalarda 7.5 saaat süren kanlı muharebeler sonunda ağır bozguna uğrayıp, 20 bin asker zayiat verdi. Bu müdafaada, yalnız şehir halkından tabyalarda 6'sı kadın, 9'u din bilgini olmak üzere 70 şehit ile 230 yaralı verilmişti.
      Kars Zaferi'ni gören ve bunda emeği geçen İngiliz General Williams yazdığı raporlarında, İngilizler'den Albay Lake ve doktor Sandwithe ise hatıralarında, kadınlı- erkekli Türkler'in yurt korumadaki bu eşşiz kahramanlık destanını nasıl yazdıklarını anlatmışlardı.
      Kars'ta yararlılığı görülenleri devlet çeşitli şekillerde mükafatlandırdı. Müşir Vasıf, Korgenaral Kerim ve Williams Paşa'lara mücevherle süslü birer altın kılıç ile Mecidiye Madalyaları verildi. Üzerinde ‘Kars Kalesi’ resmi bulunan altın, gümüş ve bronz ‘Kars Madalyası’ yaptırılarak, hizmeti geçenlere dağıtıldı. Şehre ve ahalisine ‘gazi’ unvanı verilerek, mahkeme siciline yazdırıldı. Şehir halkı 3 yıl vergi ve askerlikten muaf tutuldu. Karadeniz’de İstanbul- Batum arasında sefere başlayan yeni vapura ‘Kars’ adı verildi. Kars ahalisine Sultan Mecid'in kutlaması ve Vekiller Heyeti'nin teşekkürleri geldi. İngiltere Kraliçesi Victoria, Genaral Williams'a ‘Kars Baroneti’ unvanı verdi.

MILLIYET 12/04/07

 

TC Dışişleri Bakanı Gül, bugün KKTC'de

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, bugün KKTC'ye geliyor.

Gül, 2 gün sürecek ziyaretinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve KTBK Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile görüşecek; Star Kıbrıs'ın tanıtım kokteyli ile Mercure Otel'in açılış törenine katılacak. Gül'e KKTC ziyaretinde eşi Hayrünisa Gül de eşlik edecek.

Protokol Dairesi'nden elde edilen bilgiye göre, KKTC'ye özel bir uçakla gelecek olan Abdullah Gül bugün saat 14.00'de, Ercan Havaalanı'na varacak. Gül, adadaki ilk temasını Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile gerçekleştirecek. Talat ile Gül saat 14.45'de Cumhurbaşkanlığı'nda bir araya geliyor.

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül daha sonra saat 16.10'da, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nu ziyaret edecek. Gül, yayın hayatına başlayacak "Star Kıbrıs" Gazetesi'nin bu akşam saat 19.30'da, Mercure Otel'de gerçekleşecek tanıtım resepsiyonuna gidecek.

Abdullah Gül, cuma günü adadan ayrılmadan önce, saat 10.30'da Kervansaray'daki Mercure Otel'in resmen açılışı nedeniyle düzenlenecek törene katılacak.

Gül, saat 14.00'de, özel uçakla adadan ayrılacak.

KIBRIS 12/04/07

 

Yeşilırmak gündemimizde yok, önceliğimiz Lokmacı Kapısı

Erçakıca, Yeşilırmak Kapısı'yla ilgili de, "Yeşilırmak bizim gündemimizde yoktur. Öncelik Lokmacı'nın geçişlere fiilen açılmasıdır" dedi.

Hasan Erçakıca, TAK muhabirinin konuyla ilgili sorusuna karşılık, Lokmacı'nın geçişlere açılması konusundaki temasların devam ettiğini kaydetti. Türk tarafının kapının açılmasıyla ilgili hazırlıklarını aylar öncesinde tamamladığını söyleyen Erçakıca, "Ara bölgenin geçişlere hazırlanması konusundaki çalışmalar tamamlanır tamamlanmaz kapı açılacak" dedi.

Rum basınında yer alan "Lokmacı Kapısı 15 gün içinde açılacak" yönündeki haberlerin sorulması üzerine Erçakıca, bu takvimin BM Barış Gücü'nün öngörüsü olabileceğini, Türk tarafının önünde böyle bir takvim bulunmadığını söyledi.

KIBRIS 12/04/07

 

Gambari sürecini tekrar rayına oturtmaya çalışıyoruz

RUMLAR SANAL GÜNDEM OLUŞTURUYOR... Kıbrıslı Rumların, reddettikleri Annan planı için BM Genel Sekreterine 2 yıldır hiçbir değişiklik önerisi sunmadığını vurgulayan Pertev, Papadopulos yönetimini sanal gündem oluşturmakla suçladı

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Lynn Pascoe ile görüştü ve Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak Türk tarafının görüşlerini aktardı.

BM'de yapılan görüşmeden sonra AA'nın sorularını yanıtlayan Pertev, Pascoe'nun bu göreve atanmasından sonra ilk kez bir araya geldiklerini belirterek, "Kendisini yeni görevi dolayısıyla iyi dileklerimizi iletmek ve Kıbrıs sorununu konuşmak için ziyaret ettim, olumlu bir görüşme oldu" dedi.

BM'nin Kıbrıs sorununun çözümü için çok emek harcadığını ve sonuçta 2004 yılında Annan planının ortaya çıktığını hatırlatan Pertev, Kıbrıslı Rumların reddettikleri bu plan için BM Genel Sekreterine 2 yıldır hiçbir değişiklik önerisi sunmadıklarını vurguladı.

Pertev "Bu süre zarfında Kıbrıs Rum tarafı bizimle de her türlü irtibatı kesti, hiçbir düzeyde temasta bulunmadı ve diyalogu tamamıyla reddetti" diye konuştu.

Kıbrıslı Türklerin BM'nin adada iki taraf arasında günlük sorunların halledilmesi için teknik komiteler kurulması önerisini geçen şubat ayında kabul ettiğini anımsatan Pertev, "Son 1 yılda herhangi bir komite kurulmuş ve bugüne dek hiçbir yol kat edilmiş değil, çünkü Rumlar sonuç getirici bir çözümü zorlayan bir süreci istemediler, bundan kaçındılar, dolayısıyla şu an içinde bulunduğumuz durum Rumlar için biçilmiş kaftan" ifadesini kullandı.

Pertev, "Biz süreçlerin sonuç getirici olmasını istiyoruz, bizim gayretimiz Kıbrıs'ta bir sonuca ulaşabilmek. Biz her halükarda tüm gayretimizle bütün süreçler içinde var olacağız, hiçbir süreçten kaçmamız söz konusu olamaz. Ancak bize göre (önceki BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Nijeryalı siyasi işler yardımcısı İbrahim) Gambari süreci rayından çıkmış bir süreçti, onu tekrar rayına oturtmaya çalışıyoruz. Bu konudaki endişelerimizi kamuoyuyla paylaşmıştık, dün de Sayın Pascoe ile paylaştık" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Kıbrıs Türk tarafının tutumunu ve endişelerini ileten bir mektubu BM tarafına sunduğunu hatırlatan Pertev, Lynn Pascoe ile görüşmesinde bu mektupta yer alan, ancak ayrıntılara fazla girilmeyen konular ve yeni önerilerle ilgili detaylı bilgi verdiğini, 8 Temmuz süreci içinde KKTC'nin yeni önerilerini müzakere masasına getirdiklerini söyledi.

Pertev, Kıbrıs sorunun hem adadaki taraflar, hem de BM için önemli bir sorun olduğunu belirterek, "BM için elbette Kıbrıs'tan önemli sorunlar var, ancak Kıbrıs sorunu, BM'nin kendi mantığı içinde çözmeye çalışıp bugüne dek çözemediği ve barış misyonu çerçevesinde kendisini ispatlayamadığı bir konu. Bu sorunun çözümünde BM'nin kendisini ispatlamasını hepimiz gönülden arzu ederiz" dedi.

Pertev, şöyle devam etti:

"Biz Kıbrıs'ta çözüm ve sonuç getirici bir süreç istiyoruz. Bu sorunun çözümünde BM'ye, yeni Genel Sekreter'e ve yardımcısı Pascoe'ye önemli roller düşüyor. Bizim görevimiz ise onları en samimi şekilde bilgilendirmek."

Raşit Pertev, "uygun bir noktada, elbette Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yeni Genel Sekreter Ban ile görüşeceğini" belirterek, "Çünkü Kıbrıs çok önemli bir konu ve biz de bu sorunun en önemli tarafıyız" diye konuştu.

"Rumlar sanal gündem yaratıyor"

Kıbrıs Rum yönetiminin stratejisinin basını kullanarak kendi kamuoyları ve dolayısıyla Kıbrıs Türk kamuoyu üzerinde oyunlar oynamak olduğunu belirten Pertev, "Rum yönetimi olmayan haberler çıkarıyor, sanal gündem oluşturuyor. Biz sanal gündemlerle boğuşmak istemiyoruz, bizim istediğimiz Kıbrıs'ta çözümdür ve sonuç getirecek süreçlerdir" dedi.

Kıbrıs Rum tarafının kendi iç seçimlerine yönelik çok aktif bir kampanya içinde olduğunu kaydeden Pertev, "Biz bu seçimlere meze olmak istemiyoruz" diye konuştu.

Rum Yönetimi Başkanı Tassos Papadopulos'un iddia ettiği gibi kendilerine yeni öneri sunulmadığını vurgulayan Pertev, "Meşhur önerileri almış olacak bendim, bana olağan şeyler dışında yeni bir öneri sunulmadı. Sanal gündemler oluşturmak Rumların işine geliyor, böylece kendi parti tabanlarını rahatlatmaya çalışıyorlar. Ama biz sanal oyunlarla vakit harcamak istemiyoruz" ifadesini kullandı.

Pertev-Pascoe görüşmesine, KKTC New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri ve Kıbrıslı Türk diplomatlar da katıldı. Pertev, daha sonra Washington'a geçmek üzere New York'tan ayrıldı.

KIBRIS 12/04/07

178 bin 31 KKTC uyruklu, 111 bin 41 de KKTC doğumlu

ÇOĞUNLUĞU 25-29 YAŞ GRUBU OLUŞTURUYOR... Devlet Planlama Örgütü (DPÖ), 2006 Konut ve Nüfus Sayımı sonuçlarına göre, de-jure nüfus içerisinde KKTC uyrukluların toplamı 178 bin 031 ve bunlardan 111 bin 041'i doğumdan itibaren KKTC'de yaşıyor. Ülkemizde toplam de-jure nüfus içerisinde sayı itibariyle en yoğun yaş grubu, 34 bin 8'lik nüfusla 20-24... KKTC uyruklu de-jure nüfus içerisinde çoğunluğu ise 15 bin 806 kişiyle 25-29 yaş grubu oluşturuyor.

Devlet Planlama Örgütü (DPÖ), 2006 Konut ve Nüfus Sayım sonuçlarına göre, KKTC'nin de-jure (sürekli ikamet eden) nüfusunun yaş, ülkede ikamet durumu, ülkeye geliş tarihleri ve nedenlerine ilişkin detayları içeren üçüncü aşama verilerini açıkladı.

Buna göre, de-jure nüfus içerisinde KKTC uyrukluların toplamı 178 bin 031 ve bunlardan 111 bin 041'i doğduğundan beri KKTC'de yaşıyor.

KKTC'de toplam de-jure nüfus içerisinde sayı itibariyle en yoğun yaş grubu, 34 bin 8'lik nüfusla 20-24...KKTC uyruklu de-jure nüfus içerisinde çoğunluğu ise 15 bin 806 kişiyle 25-29 yaş grubu oluşturuyor.

De-jure nüfusta, hem toplamda hem de KKTC uyruklularda, 25-29 yaş grubu hariç, erkek sayısı kadın sayısından daha fazla. KKTC uyruklularda, cinsler arasındaki bu fark oldukça az iken, toplam de-jure nüfusta fark daha yüksek.

Yoğun göç 1979 öncesinde...

Verilere göre, KKTC'ye göç 1979 ve öncesinde yoğunlaşıyor. Buna göre, 46 bin 769 kişi 1979 yılında ve öncesinde KKTC'ye geldi veya göç etti.

Göç edenlerin geldiği ülkeye göre dağılım ise şöyle:

Kıbrıs'tan 32 bin 285, Türkiye'den 94 bin 977, İngiltere'den 6 bin 900, Bulgaristan'dan 1690 ve daha küçük sayılarda da diğer ülkelerden.

Veriler web sayfasında

DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz, 2006 yılında gerçekleştirilen Konut ve Nüfus Sayımı'nın sonuçlarının aşamalı olarak açıklandığına dikkat çekerek, ilk iki aşamada de-facto ve de-jure nüfusun yerleşim yerleri, cinsiyet ve uyruk itibariyle durumu, KKTC vatandaşlarının doğum yeri ve anne-baba doğum yerleri itibariyle dökümlerinin açıklandığını anımsattı.

Son çalışmalarla elde edilen verilerin, üçüncü aşama verileri olarak basın yoluyla ilgilenen kesimlerin bilgisine getirildiğini kaydeden Yılmaz, detay tabloların bugünden itibaren DPÖ'nün web sayfasında (www.devplan.org ) izlenebileceğini belirtti.

Veriler 5 tabloda

Üçüncü aşama verilerinin 5 tabloda toplandığını da belirten Yılmaz, tabloların konularını şöyle sıraladı:

"De-jure nüfusun beşerli yaş grupları itibariyle uyruk ve cinsiyete göre dağılımı; KKTC'ye sonradan gelen/göç eden nüfusun geldiği yıla, geldiği ülkeye ve cinsiyete göre dağılımı; KKTC'ye sonradan gelen/göç eden nüfusun KKTC'ye gelme nedenine, geldiği ülkeye ve cinsiyete göre dağılımı; de-jure nüfusun KKTC'deki sürekli ikamet durumuna göre, cinsiyet ve uyruk dağılımı;sayım günü KKTC'de geçici olarak bulunanların cinsiyet ve bulunma nedenine göre detayları."

Değerlendirme

Işılay Yılmaz, tablolarda yer alan verilerden hareketle, ilk bakışta yapılabilecek genel tespitlerin özetlerini de şöyle açıkladı:

Toplam de-jure nüfus içerisinde sayı itibariyle en yoğun olan yaş grubu (34 bin 8 nüfus ile) 20-24 yaş, KKTC uyruklu de-jure nüfus içerisinde ise en kalabalık yaş grubu (15 bin 806 nüfus ile) 25-29 yaş grubu.

Erkek sayısı fazla

Toplam de-jure nüfus içerisinde erkek sayısı kadın sayısından 20 bin 472 daha fazla. KKTC uyruklu de-jure nüfusta ise kadın sayısı erkek sayısını 129 fark ile geçiyor.

En küçük yaş grubundan başlayarak 55-59 yaş grubuna kadar olan de-jure nüfusta, hem toplamda ve hem de KKTC uyruklularda (25-29 yaş grubu hariç) erkek sayısı kadın sayısından daha fazla.

KKTC uyruklularda, cinsler arasındaki bu fark oldukça az iken, toplam de-jure nüfusta bu fark daha yüksek.

Ancak 60 ve üzeri yaş gruplarında cinslerin sayısı, kadınlar lehine değişmekte ve kadın nüfusu artmakta.

KKTC'ye göç eden nüfus

KKTC'ye sonradan gelen/göç eden nüfus, tablodaki değerlere göre en yoğun olarak (46 bin 769 nüfusla) 1979 ve öncesinde geldi.

2000 yılı ve sonrası için tekli yıllar itibariyle verilen detaylara göre ise, yakın zamanlarda KKTC'ye gelişlerde 2005 yılı ( 21 bin 108 nüfus ile) en yoğun yıl oldu.

Geliş nedenleri...

Geldiği ülkeye göre dağılım değerlendirildiği zaman, Güney Kıbrıs'tan 32 bin 285, Türkiye'den 94 bin 977, İngiltere'den 6 bin 900, Bulgaristan'dan 1690 ve daha küçük sayılarda da diğer ülkelerden nüfus geldiği görülür.

KKTC'ye sonradan gelen nüfusun ülkeye geliş nedenleri ise şöyle:

Güney Kıbrıs'tan göç nedeniyle 30 bin 807; çalışmak için 31 bin 374; tayin/görevli olarak 4 bin 884; eğitim amaçlı 20 bin 482; evlilik nedeniyle 7 bin 659; hane halkı fertlerine bağımlı olarak 32 bin 229; ülkeye geri dönüş yapanlar 4 bin 596 ve diğer sebeplerle de 8 bin 692 kişi. Göç nedenini hiç belirtmeyenler de 911 kişi.

KKTC'ye gelenlerin geldiği ülke bazında geliş nedenleri ise şöyle:

Güney Kıbrıs'tan gelenler büyük çoğunlukla göç; Türkiye'den gelenler çalışma, hane halkına bağımlı göç ve eğitim; İngiltere'den gelenler ise çoğunlukla ülkeye geri dönüş ve diğer nedenleri gerekçe gösterdiler.

İkamet durumu

Toplam de-jure nüfusun ikamet durumu değerlendirildiğinde ise, doğduğundan beri KKTC'de yaşayanların 114 bin 553; KKTC'ye sonradan gelenlerin 141 bin 634 ve ikamet durumunu belirtmeyenlerin de 457 olduğu görüldü.

De- jure nüfus içerisinde KKTC uyrukluların toplam 178 bin 31 kişi ve bunlardan 111 bin 41'i doğduğundan beri KKTC'de yaşarken, 66 bin 920'si sonradan geldi.

TC uyruklu nüfus ise 70 bin 525. Bunların 3 bin 303'ü doğduğundan beri KKTC'de yaşayanlardan, 67 bin 202'si ise sonradan KKTC'ye gelenlerden oluşuyor.

Diğer uyruklular ise toplam 8 bin 88 kişi ve bunların 209'u doğduğundan beri KKTC'de yaşıyor, 7 bin 512'si ise KKTC'ye sonradan gelenlerden oluşuyor.

Geçici bulunanlar

Sayım günü KKTC'de geçici olarak bulunanların toplam sayısı da 12 bin 24.

Bunların ülkede bulunma nedenlerine göre dağılımı da şöyle:

Seyahat-turizm amaçlı 6 bin 235 kişi, görevli 312 kişi, iş ziyareti 847 kişi, kısa süreli çalışma nedeniyle 2 bin 573 kişi ve diğer nedenlerle 2 bin 57 kişi.

KIBRIS 12/04/07

 

AKPM’nin Talat-Papadopulos rüyası

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Mehmet Ali Talat ile Tassos Papadopulos’u Strasbourg’da bir araya getirmeyi planlıyor.

Kayhan Karaca

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:31 TSİ 13 Nisan 2007 Cuma

 

STRASBOURG - Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Kıbrıs’taki Türk ve Rum toplumlarının liderlerini Ekim ayında Strasbourg’da düzenlenecek bir toplantıya davet etmek istiyor. NTV’nin Avrupa Konseyi kaynaklarından edindiği bilgiye göre, Talat ve Papadopulos’un AKPM’nin 1-5 Ekim tarihlerinde düzenlenecek genel kurul toplantıları için davet edilmeleri planlanıyor

Avrupa Konseyi yetkilileri, Ekim ayında Talat ve Papadopulos’un katılacağı olası bir AKPM genel kurul toplantısının hangi şartlarda ve nasıl yapılacağının AKPM’nin gelecek hafta Strasbourg’da düzenlenecek toplantılarında tartışılacağını bildiriyorlar.

Şubat ayında Kıbrıs’ı ziyaret eden ve adadaki iki toplumun yöneticileriyle temaslarda bulunan AKPM başkanı Rene van der Linden, 19 Nisan Perşembe günü AKPM’deki Türk, Yunan, Kıbrıs Rum ve Ocak 2004’ten bu yana AKPM’de gözlemci statüsü bulunan Kıbrıs Türk delegasyonlarının başkanlarıyla basına kapalı dörtlü bir bir toplantı yapacak. Ancak AKPM kaynakları Yunan delegasyonunun henüz bu toplantıya katılacağını teyid etmediği belirtiliyor.

Ekim ayında AKPM genel kurulunda Kıbrıs konusunun tartışılmasına karar verilmesi halinde AKPM’nin Kıbrıs raportörlüğünü yapan Alman parlamenter Joachim Hörster’in en kısa sürede adaya gitmesi ve içinde bir karar tasarısının da bulunacağı raporunu Eylül ayına kadar tamamlası bekleniyor. AKPM kaynakları, Papadopulos’un Ekim davetini kabul etmemesi halinde, sadece Talat’ın Strasbourg’a davet edilebileceğini de söylüyor.

Rene van der Linden, Kıbrıs ziyareti sonunda iki toplum arasında diyalog için, Kıbrıs Türk üniversitelerinin Avrupa standartlarına eriştirilmesi amacıyla Bologna sürecine dahil edilmesi, adanın her iki tarafında kültürel mirasın korunması, politikacıların özgür ve aktif iki toplumlu sivil toplumun yeşermesini desteklemeleri ve spor, yüksek öğrenim ve gençlik konularında iki toplum arasındaki temasları geliştirilmesi gibi bir dizi öneride bulunmuştu.

Rum milletvekili Matsakis tutuklandı


13 Nisan, 2007 11:48:00 (TSİ) CNN TURK

Üç yıl önce Türk nöbet kulübesindeki bayrağı çalan Avrupa Parlamentosu'nun Rum milletvekili Marios Matsakis, Kıbrıs Rum kesimindeki İngiliz askeri yetkilileri tarafından tutuklandı.

Geçen sene İngiliz askeri bölgesinde işlediği suçlardan dolayı tutuklanan Matsakis, kefalet ödemeyi kabul etmedi ve geceyi nezarette geçirdi.

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Paşardis, Dışişleri Bakanlığı'nın milletvekilinin derhal serbest bırakılmasını istediğini söyledi.
 
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Krizstina Nagy, konunun AB'yle ilgili olmadığını bildirdi.
 
''Anladığım kadarıyla olay Güney'deki İngiliz askeri üssünde meydana gelmiş. Bunun tarafları, İngiltere ve Kıbrıslı Rumlardır'' diyen Nagy, bu askeri üssün Cebelitarık idaresi gibi AB toprağı sayılmadığını dile getirdi.
 
Marios Matsakis, 2004 Kasım'ında KKTC'nin Akıncılar bölgesinde Türk nöbet kulübesindeki bayrağı çalmış, Ledra Palas sınır kapısından KKTC'ye girmek isterken tutuklanmıştı.
 
Matsakis, İngilizlerin üslerdeki yetkisini tanımayı reddediyor.

 

KKTC'de Bakan Gül'e protesto


13 Nisan, 2007 08:24:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Star Kıbrıs gazetesinin Kıbrıs baskısının açılış töreninde protestoyla karşılaştı. KKTC'yi Koruma Derneği üyesi Seyyan Uzunoğlu, ''KKTC'yi tanıtma sözü verdiniz uygulayın'' diye bağırdı. Abdullah Gül'ün tepkisi sert oldu.

Gül dün akşam Girne'deki Mercur Otel'de düzenlenen Star Kıbrıs gazetesi tanıtım resepsiyonuna katıldı.
 
Resepsiyona KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türke Kul Kurttekin, KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile bazı bakanlar ve çok sayıda davetli katıldı.

Resepsiyonda kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Bakan Gül'e, konuşmasını tamamlayıp kürsüden inerken, KKTC'yi Koruma Derneği Yönetim Kurulu üyelerinden Seyyan Uzunoğlu ''Referandumla, Annan Planı'na 'evet' derseniz, bütün dünyayı dolaşıp KKTC'yi tanıtacağım, seferber olacağım, dediniz. Onu bekliyoruz, tanıtınız. KKTC tanınmadan hiçbir anlaşma yapamazsınız. Boşuna uğraşıyorsunuz'' şeklinde seslendi.
 
Bunun üzerine Gül, tekrar kürsüye gelerek, ''Senin heyecanını çok büyük anlayışla karşılıyorum'' dedi.
 
Bu kez aynı dernek üyelerinden Makbule Ötüken, Bakan'a ''Sen değil, siz deyin'' diye seslendi.
 Bu sözler üzerine Bakan Gül, ''Hayrola, bu tavırlar nereden çıktı, ben anlamadım. KKTC için anavatandan askerlerimiz geldi, bu topraklar ve sizin için şehit oldu'' dedi.
 
Türkiye'de toplanan vergilerle Kıbrıs Türklerinin başının dik tutulması için gece gündüz çalışıldığını kaydeden Gül, ''Dünyanın dört bir tarafını dolaşırken yaptığımız konuşmaların yarısı KKTC'yi anlatmakla geçiyor. Buradaki kişi başına geliri 5 bin dolardan 12 bin dolara çıkarmak için gece gündüz desteğimizi verirken bu tavırlar hiç hoşuma gitmedi'' diye konuştu.
 
Bakan Gül'ün konuşması, salondakiler tarafından alkışlandı. KKTC Başbakanı Soyer de kürsüye gelerek, Abdullah Gül'ün, Kıbrıs Türk halkının siyasal ve ekonomik varoluş mücadelesinde her zaman yanında olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk halkının Türkiye'nin verdiği destekle siyasal varoluş mücadelesini sürdüreceğini kaydetti.
 
Soyer, Dışişleri bakanı Abdullah Gül'e hitaben ''Sevgimizin arasına Sayın Gül, hiçbir kara kedi giremeyecektir'' dedi.

Seyyan Uzunoğlu ve beraberindekiler salondan zorla çıkarıldı.
 
Gül'ün resepsiyondaki konuşması

Gül resepsiyonda yaptığı konuşmada, adada iki ayrı din, iki ayrı dil, iki ayrı ırk ve iki ayrı devlet olduğunun altını çizerek, bu gerçekler dikkate alınmadan, kapsamlı çözümün mümkün olmadığını kaydetti.
 
İzolasyonların kalkıp, kalkmamasının Avrupa Birliği'nin güvenilirliği sorunu olduğunu belirten Gül, Kıbrıslı Türklerin gelecekten hiç şüphe etmemesini istedi.
 
Gül, Türkiye'nin, sonuna kadar KKTC'nin yanında olacağının altını çizdi. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da yatırım yapılmasının ve ekonominin güçlenmesinin, KKTC halkına en iyi hizmetin sunulması açısından önemli olduğunu belirtti.

 

 

Resepsiyonda gergin anlar, Gül sinirlendi...

      Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, dünyanın dört bir tarafını dolaşırken yaptıkları konuşmaların yarısında KKTC’yi anlattıklarını belirterek, KKTC’deki kişi başına düşen milli geliri 5 bin dolardan, 12 bin dolara çıkarmak için gece gündüz destek verdiklerini söyledi.
      Dışişleri Bakanı Gül bu akşam Girne’deki Mercur otelde düzenlenen Star Kıbrıs gazetesi tanıtım resepsiyonuna katıldı.
      Resepsiyona KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC’nin birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Türke Kul Kurttekin, KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile bazı bakanlar ve çok sayıda davetli katıldı.
      Resepsiyonda kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Bakan Gül’e, konuşmasını tamamlayıp kürsüden inerken, KKTC’yi Koruma Derneği Yönetim Kurulu üyelerinden Seyyan Uzunoğlu "Referandumla, Annan planına evet derseniz, bütün dünyayı dolaşıp KKTC’yi tanıtacağım, seferber olacağım, dediniz. Onu bekliyoruz, tanıtınız. KKTC tanınmadan hiçbir anlaşma yapamazsınız. Boşuna uğraşıyorsunuz" şeklinde seslendi.
      Bunun üzerine Gül, tekrar kürsüye gelerek, "Senin heyecanını çok büyük anlayışla karşılıyorum" dedi. Bu kez aynı dernek üyelerinden Makbule Ötüken, Bakan’a "Sen değil, siz deyin" diye seslendi.
      Bu sözler üzerine Bakan Gül, "Hayrola, bu tavırlar nereden çıktı, ben anlamadım. KKTC için anavatandan askerlerimiz geldi, bu topraklar ve sizin için şehit oldu" dedi.
      Türkiye’de toplanan vergilerle Kıbrıs Türklerinin başının dik tutulması için gece gündüz çalışıldığını kaydeden Gül, "Dünyanın dört bir tarafını dolaşırken yaptığımız konuşmaların yarısı KKTC’yi anlatmakla geçiyor. Buradaki kişi başına geliri 5 bin dolardan 12 bin dolara çıkarmak için gece gündüz desteğimizi verirken bu tavırlar hiç hoşuma gitmedi" diye konuştu.
      Bakan Gül’ün konuşması, salondakiler tarafından alkışlandı.
      KKTC Başbakanı Soyer de kürsüye gelerek, Abdullah Gül’ün, Kıbrıs Türk halkının siyasal ve ekonomik varoluş mücadelesinde her zaman yanında olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk halkının Türkiye’nin verdiği destekle siyasal varoluş mücadelesini sürdüreceğini kaydetti. Soyer, Dışişleri bakanı Abdullah Gül’e hitaben "Sevgimizin arasına Sayın Gül, hiçbir kara kedi giremeyecektir" dedi.

MILLIYET 13/04/07

 

İngiliz askerleri, Rum milletvekili Matsakis'i tutukladı

      Kıbrıs Rum kesimindeki İngiliz askeri yetkililerinin, 3 yıl önce Türk nöbet kulübesindeki bayrağı çalan Avrupa Parlamentosunun Rum milletvekili Marios Matsakis’i tutukladığı bildirildi.
      Matsakis’in, geçen sene İngiliz askeri bölgesinde işlediği suçlardan dolayı tutuklandığı bildirildi. Kefalet ödemeyi kabul etmeyen Matsakis’in geceyi nezarette geçirdiği belirtildi.
      Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Paşardis, Dışişleri Bakanlığının, milletvekilinin derhal serbest bırakılmasını istediğini söyledi.
      Matsakis, 2004 kasımında KKTC’nin Akıncılar bölgesinde Türk nöbet kulübesindeki bayrağı çalmış, Ledra Palas sınır kapısından KKTC’ye girmek isterken tutuklanmıştı.
      Matsakis, İngilizlerin üslerdeki yetkisini tanımayı reddediyor.

MILLIYET 13/04/07

 

New York Times: BM'nin Türkiye'ye boyun eğmesi rezillik

      Türkiye’nin itirazları üzerine BM’nin "Ruanda Soykırımı" sergisini ertelemesi, New York Times gazetesince sert dille eleştirildi. NYT, başyazısında "Ermeni soykırımıönın Hitler’i cesaretlendiği iddiasına yer verirken "BM yetkililerinin Türkiye’nin taleplerine boyun eğmesini" rezillik olarak nitelendirdi.
      New York Times gazetesi, "Türkiye ve BM’nin Örtbas Etme Çabası" başlıklı başyazısında Osmanlı döneminde Türk milliyetçilerinin 1.5 milyon Ermeni’yi öldüren bir "imha" kampanyasını başlattığını öne sürerek "20. yüzyılın ilk soykırımı idi. Dünya fark etti ancak hiçbir şey yapmadı böylece Hitler, 1994 yılında Ruanda’nın Hutu liderleri ve Sudan’ın şimdiki Başkanı Ömer Hasan El Başer gibi daha sonra soykırımı uygulayanları cesaretlendiren bir örnek verdiler" diye yazdı.
      Türkiye’nin uzun bir süreden beri soykırımı reddetmeye çalıştığını belirten NYT, modern Türkiye’de "Ermeni soykırımı" ifadesini kullananların cezalandırıldığına dikkat çekerek şöyle devam etti:
      "Bu, BM yetkililerinin Türkiye’nin taleplerine boyun etmesini ve Ruanda soykırımının 13. yıldönümü nedeniyle bu hafta BM Merkezinde açılması öngörülen sergisinin Ermenilerin kitle katliamına değindiği için bloke etmelerini daha rezil bir hale getiriyor.ö
      BM’NİN "KORKAK" YENİ YÖNETİMİ
      NYT, Ankara’nın, serginin soykırımın uluslararası hukukta suç olarak tanındığını anlatan bir cümleden rahatsızlık duyduğunu belirterek "Sergiyi düzenleyen, merkezi İngiltere’de olan soykırım karşıtı grubu ‘Türkiye’de’ ifadesini çıkartmaya hazır idi. Ancak bu BM’nin korkak yeni liderliği için yeterli olmadı ve sergi süresiz olarak ertelendi." Gazete şöyle devam etti:
      "Türk liderleri, şimdiye kadar Ermeni soykırımı konusunda tartışmalarına her sansür uygulamaya çalıştıklarında dikkatlerin konuya daha geniş bir biçimde çevirmesine ve bugünkü demokratik Türkiye ile uzak geçmişte işlenen suç arasında bağlantı kurulmasına neden olduklarını fark etmemeleri gariptir. Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ve tecrübesiz ekibine gelince, uluslararası hukukun simgesi ve soykırıma karşı lider bir ses olması gereken BM’ye onurlu ve etkin bir biçimde hizmet verebilmeleri için daha çok öğrenmeleri gerektiğini bir kez daha gösterdiler."
(ANKA)

MILLIYET 13/04/07

 

Gül: Onurlu ve yaşayabilir bir çözüm için el birliğiyle çalışmayı sürdüreceğiz

KIBRIS TÜRKÜ'NÜN HAK VE HUKUKU FEDA EDİLEMEZ... Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda yapıcı davranışlara devam edileceğini ve referandumda alınan yapıcı, olumlu, gerçekten çözüm bulucu usul ve davranışların sürdürüleceğini söyledi. Gül, "Ama bu hiçbir zaman Kıbrıs Türkü'nün hak ve hukukunun feda edileceği anlamına gelmeyecek. Onurlu bir barış için, onurlu ve yaşayabilir bir kapsamlı çözüm için hep beraber, el birliğiyle çalışmaya devam edeceğiz" dedi

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, eşi Hayrünisa Gül ve bazı büyükelçiler ve bakanlığın üst düzey yetkilileriyle birlikte KKTC'ye geldi.

KKTC'ye özel bir uçakla saat 14.00'te gelen Abdullah Gül'ü Ercan Havaalanı'nda Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk ile diğer üst düzey yetkililer karşıladı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, adadaki ilk temasını Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yaptı. Gül, dün ayrıca Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nu da ziyaret etti.

"Star Kıbrıs" gazetesinin yayın hayatına başlaması dolayısıyla dün akşam saat 19.30'da Mercure Otel'de düzenlenen tanıtım resepsiyonuna da katılan Gül, bugün de Kervansaray'daki Mercure Otel'in resmi açılış töreninde yer alacak.

Talat, Gül'ü kabul etti

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, saat 15:00'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.

Cumhurbaşkanlığında gerçekleşen görüşmeye; Başbakan Ferdi Sabit Soyer, TC Lefkoşa Büyükelçici Türkekul Kurttekin ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı da katıldı.

Bu arada Abdullah Gül'ün eşi Hayrünissa Gül de, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat tarafından Cumhurbaşkanlığı konutunda kabul edildi.

Kabulde, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı'nın eşi Özlem Avcı da hazır bulundu.

Talat: Hedef, Kıbrıs sorununun nihai çözümü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çalışabilir ve gerçekten işe yarar bir Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Kıbrıs sorununun çözümüne büyük katkıda bulunacağını, ancak hedefin Kıbrıs sorununun nihai çözümü olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, durum değerlendirmesi yapmak ve "raydan çıkmış süreci yeniden yerine oturtmak için" girişimde bulunan Türk tarafının umudunun, kısa bir hazırlıktan sonra, bütünlüklü müzakerelerin başlaması ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması olduğunu belirtti.

"Her konuda aynı çizgiyi taşıyoruz"

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye ile tam bir işbirliği, dayanışma ve görüş birliği içinde hareket ettiklerini kaydeden Talat, bugün gerçekleştirilen çalışmada, "her konuda aynı çizgiyi taşıyıp savundukları gerçeğini" bir kere daha gözlemlediklerini belirtti.

Kıbrıs sorunuyla ilgili gerek BM kanadında, gerek AB kanadındaki gelişmeleri değerlendirdiklerini kaydeden Talat, Türk tarafının 8 Temmuz süreciyle ilgili değerlendirmesini birlikte yaptıkları gibi, AB'da izolasyonların kaldırılması konusundaki adımlar hususunda da aynı görüşleri paylaştıklarını bir kere daha gördüklerini söyledi.

"Doğrudan Ticaret Tüzüğü bir an evvel hayata geçmeli"

Talat, "Kıbrıs Türklerinin izolasyondan kurtulması için ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Avrupa Konseyi'nde kabul edilmesi için yürütülen çalışmaları aktardık. Tüzüğün bizim açımızdan önemini ve bu tüzüğün bir an evvel hayata geçmesi gerektiğini seslendirmiş olduk" dedi.

Rumların Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusundaki direniş ve engelleme girişimlerine de dikkat çeken Talat, Türk tarafının AB'dan bu konuda verdiği sözleri tutmasını beklediklerini kaydetti. Talat, AB'nin bu konuda atacağı adımların, özellikle "çalışabilir ve gerçekten işe yarar bir" Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Kıbrıs sorununun çözümüne büyük katkıda bulunacağını belirtti.

"Hedef nihai çözüm"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hedefin, Kıbrıs sorununun nihai çözümü olduğunu, bunun da yerinin BM olduğunu vurguladı.

Talat, BM çerçevesinde yürütülecek müzakerelerle Kıbrıs sorununun çözümünü sağlamak için 8 Temmuz süreciyle başlayan çalışmaların sürdüğünü kaydetti. Durum değerlendirmesi yapmak ve "raydan çıkmış süreci yeniden yerine oturtmak için" girişimde bulunan Türk tarafının umudunun, kısa bir hazırlıktan sonra bütünlüklü müzakerelerin başlaması ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması olduğunu söyleyen Talat, Türk tarafının bunun için elinden gelen gayreti ortaya koyduğunu ifade etti.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün

onaylanması AB'nin meselesi

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül de, Kıbrıs konusunda Kıbrıs Türkü'nün hak ve hukukunun feda edilmeyeceği yapıcı davranışlara devam edileceğini ve BM sürecinin, oyalama taktiklerinin ötesinde, ciddi ve gerçekten çözüme dönük çalışmaları yapan bir süreç olmasına dikkat edeceklerini söyledi.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanmasının KKTC'nin değil, AB'nin bir meselesi olduğuna işaret eden Gül, Doğrudan Ticaret Tüzüğü onaylansa da, onaylanmasa da, KKTC'nin hiçbir şey kaybetmeyeceğini ifade etti.

Abdullah Gül, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından çıkışta yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın geleceği, barışın tesisi, KKTC'nin hak ve hukukunun savunulmasıyla ilgili oldukça kapsamlı ve verimli bir görüşme yaptıklarını söyledi.

Türkiye ile KKTC'nin, kapsamlı bir çözüm için yapıcı ve olumlu çalışmalarına devam edeceğini kaydeden Gül, Türkiye'nin sonuna kadar KKTC'nin yanında ve arkasında olacağı sözlerini yineledi.

Gül, önem verilen BM sürecinin, oyalama taktiklerinin ötesinde, ciddi ve gerçekten çözüme dönük çalışmaları yapan bir süreç olmasına özellikle dikkat çekildiğini de belirtti.

AB'nin meselesi

Görüşmede AB ile ilişkilerin de değerlendirildiğini kaydeden Gül, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanmasının KKTC'nin sorunu olmaktan öte, AB'nin bir meselesi olduğunu söyledi.

Gül, "AB, Kıbrıs Türklerine bir söz vermiştir. Kıbrıs Türkleri dürüstçe ve namusluca yapmışlardır. Şimdi sıra, AB'nin verdiği sözü tutma sırasıdır. AB'nin güvenirliği, itibarı, kredibilitesi ve sözünün ne kadar geçerli olduğunun ispatı meselesidir" dedi.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü onaylansa da, onaylanmasa da, KKTC'nin hiçbir şey kaybetmeyeceğini kaydeden Gül, Türkiye'nin sonuna kadar KKTC'nin yanında olacağını belirtti.

Yapıcı davranışlarımıza devam edeceğiz

Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda yapıcı davranışlara devam edileceğini ve referandumda alınan yapıcı, olumlu, gerçekten çözüm bulucu usul ve davranışların sürdürüleceğini söyledi.

Gül, "Ama bu hiçbir zaman Kıbrıs Türkü'nün hak ve hukukunun feda edileceği anlamına gelmeyecek. Onurlu bir barış için, onurlu ve yaşayabilir bir kapsamlı çözüm için hep beraber, el birliğiyle çalışmaya devam edeceğiz" dedi.

Ada gerçekleri göz önüne alınmalı

Kapsamlı, yaşayabilir bir çözüm isteniyorsa, adanın "iki ayrı ırk, dil, din, demokrasi" gerçekleri göz önüne alınmadan bir çözümün masaya gelmemesi gerektiğini kaydeden Gül, "Bu çerçeve içinde beraber yaşanabilir, işbirliği yapılabilir ve Annan Planı çerçevesi içinde yapıcı ve kapsamlı bir çözüme varılabilir kanaatindeyiz" şeklinde konuştu.

Abdullah Gül, ada gerçekleri ve bu çerçeve dikkate alınmayıp, bazı taktiklerle süreçler uzatılırsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin, KKTC'nin yanında durmaya devam edeceğini, ekonomik ve sosyal atılımların yükselip, pekişmesinin süreceğini belirtti.

Büyükanıt'ın açıklamaları

Konuşmasının sonunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Abdullah Gül, TC Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın cumhurbaşkanlığı seçimi ve Kuzey Irak'a müdahaleyle ilgili açıklamalarına ilişkin soruyu yanıtında, söz konusu konuların Türkiye'nin meseleleri olduğunu ve Türkiye'de konuşulması gerektiğini söyledi. Gül, , "Tabi ki Anayasa'nın sadece yazılı şekline değil, ruhuna da, Türkiye'de Türkiye Cumhuriyeti'ni yöneten herkesin, hükümetlerin, kurumların bağlı olması gerekir ve bağlıdırlar da" dedi.

Gül, KKTC ziyaretinde bu konuların değil, Kıbrıs'ın meselelerinin, Kıbrıs Türk halkının hak ve hukukunun ilelebet nasıl yaşatılacağının konuşulduğuna da işaret etti.

8 Temmuz süreci

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 8 Temmuz süreciyle ilgili bir soruyu yanıtında, Türk tarafının bu sürece destek verdiğini söyledi. Gül, teknik komiteler oluşturulmasının bizzat Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından önerildiğine dikkat çekerek Türk tarafının süreçle ilgili hiçbir problemi olmadığını belirtti.

Gül, Türk tarafının sürecin bir parçası olduğuna ve oldukça yapıcı bir duruş sergilediğine, ancak sorunun karşı taraftan kaynaklandığına işaret etti.

Cumhurbaşkanı Talat da aynı soruya verdiği yanıtta, "Bu soruyu bana sormalısınız. Sürece katılan ve müzakereleri yürüten biziz" dedi.

Biz hazırız

Sorunun, Rum tarafının süreci manipüle etmesinden kaynaklandığını kaydeden Talat, rayından çıkan süreci, BM Genel Sekreterliği'ne mektup yollayarak yoluna koymak durumunda kaldıklarını belirtti.

Talat, Türk tarafının Lokmacı Kapısı'nı açmaya hazır olup, olmadığı yönündeki soruyu yanıtında, "Biz hazırız. Kabinleri kurduk, bilgisayar hazır. Rum tarafını bekliyoruz" dedi.

Askeri-sivil otorite gerginliği

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bu arada, KKTC'de askeri otoriteyle sivil otorite arasında gerginlik olduğu yönünde sözleri olduğuna ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

"Ben bazı hassasiyetler oluştuğunu, onun çözümlendiğini, ancak çeşitli çevrelerin, özellikle marjinal grupların kışkırtmalar yoluyla böyle bir gerginlik var havası yaratmaya çalıştığını ve buna prim verilememesi gerektiğini söyledim. Ben doğrudan 'asker-sivil gerginliği var' ifadesi kullanmadım."

Gül'ün Esenboğa'daki açıklaması

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC'ye hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda ziyaretine ilişkin bilgi verirken, "Adada Nisan 2004'de yapılan referandumlarla kapsamlı çözümü reddeden ve o tarihten bu yana Kıbrıs Türk tarafıyla görüşmeme politikası izleyen Rum liderliğinin son dönemde yarattığı bir takım oldubittilerin Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin bölgede bir istikrarsızlık unsuru olduğu gerçeğini yeniden gözler önüne serdiğini" ifade ederek, "Türkiye'nin bu oldubittileri kabul etmesinin mümkün olmayacağını burada bir kez daha ifade etmek istiyorum" dedi.

KKTC ekonomisi

KKTC'de son zamanlarda ekonomik alanda kaydedilen gelişmelere de değinen Gül, KKTC ekonomisinin 2002-2006 dönemindeki toplam büyüme oranının yüzde 60'ın üzerinde olduğunu ifade etti. Gül, KKTC'de 2002 yılında fert başına düşen milli gelir 4 bin 800 dolarken, bunun bu sene 11 bin 270 dolara ulaştığını kaydetti.

Türkiye'nin KKTC'ye bu konudaki desteğinin kararlı biçimde sürdüğünü ve süreceğini ifade eden Gül, KKTC'nin Doğu Akdeniz'de bir turizm merkezi haline gelmeye başlamasının Türkiye için bir kıvanç kaynağı olduğunu söyledi.

KKTC'de pek çok otelin açılmaya başladığına da işaret eden Gül, uygulanan teşvik politikasıyla 2009 sonunda yatak kapasitesinin 30 binin üzerine çıkacağını bildirdi.

Yabancı yatırımcıların KKTC'ye olan ilgisinin giderek arttığına da değinen Gül, birçok ülkede de KKTC'nin ticaret ofislerinin açılmaya başladığını hatırlattı.

"Kıbrıs Türkleri bir taraftan barış için uzlaşmacı tavırlarını devam ettirirken, kararlı bir şekilde barış için çalışırken, diğer taraftan da ülkelerinin kalkınmasını hiçbir şekilde ihmal etmemişlerdir, etmeyeceklerdir" diyen Gül, Türkiye Cumhuriyeti'nin de bu kalkınma çabasının arkasında kuvvetli biçimde durmaya devam edeceğini belirtti.

KIBRIS 13/04/07

 

Almanya, Kıbrıs'ta çözüm için her şeyi yapma kararlılığında

Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz, Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı sürecinde Kıbrıs konusunun da gündemde olduğunu belirtti ve "Almanya'nın Kıbrıs konusunda çözüme gidilmesi yönünde her şeyi yapma kararlılığı vardır" dedi.

Konrad Adenauer Stiftung Derneği'nin, Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATAUM) ile düzenlediği, 2 gün sürecek "Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı ve Türkiye-AB İlişkileri" konulu uluslararası konferans dün ATAUM'da başladı.

Konferansın açılışında konuşan Büyükelçi Cuntz, Türkiye'deki Cumhurbaşkanı seçiminin ve genel seçimlerin merakla beklendiğini ve bu seçimlerin Türkiye'nin hangi yönde ilerleyeceğini göstereceğini söyledi.

Cuntz, "Türkiye ile ilgili olarak merakla beklenen seçimler var. Bu seçimler Türkiye'nin hangi yönde ilerleyeceğini gösterecektir" dedi. Cuntz, bu seçimlerin Türkiye'nin yanı sıra AB'yi ilgilendiren bir konu olduğunu belirtti.

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dünyanın en büyük sanayi fuarı olarak görülen Almanya'daki Hannover Sanayi fuarına katılacak olmasının ve Türkiye'nin bu fuarda konuk ülke olmasının önemine dikkat çeken Cuntz, Almanya'nın Türkiye'nin en önemli ekonomik ortaklarından biri olduğunu ifade etti.

AB üyeliği konusunda Türk kamuoyundaki hayal kırıklığının anlaşılabilir bir durum olduğunu söyleyen Büyükelçi Cuntz, bunun AB'ye hızlı katılım yönündeki beklentiden kaynaklandığını söyledi.

Büyükelçi Cuntz sözlerini şöyle sürdürdü: "Önemli olan AB sürecinde, Türkiye'nin kendi içindeki süreçtir. Ekonomik olarak, Türkiye katılım perspektifi açıldığından beri büyük bir ekonomik büyüme sağlamıştır. Türkiye ekonomisi bu süreçten büyük ölçüde fayda sağlamaktadır."

AB müzakere sürecinde kabul edilen yasaların uygulanmasının da önemli olduğuna işaret eden Büyükelçi, "Bunlar AB'ye katılacak her ülkeden beklenen şeyler" diye konuştu.

Kıbrıs konusu

Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı sürecinde Kıbrıs konusunun da gündemde olduğunu belirten Cuntz, "Almanya'nın Kıbrıs konusunda çözüme gidilmesi yönünde her şeyi yapma kararlılığı vardır" ifadesini kullandı.

KKTC toplumu için de bir şeyler yapılması gerektiğini kaydeden Büyükelçi Cuntz, "Önemli olan unsur insanlardır. Güney ve Kuzey arasındaki kapıların açılmasını istiyoruz. Kıbrıs'la doğrudan ticaretin sağlanması yönünde çabamız var" diye konuştu.

Büyükelçi Cuntz, AB'nin 50 yıllık bir tarihi olduğunu ve 50 yıl daha ileriye bakmasını istediklerini söyleyen Cuntz, "Bu da umarım Türkiye'nin güçlü katılımıyla mümkün olabilir" diye konuştu.

Prof. Dr. Nusret Aras ve Jan Senkyr

Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras ise konuşmasında, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in "Türkiye belki 50 yıl sonra AB'ye girebilir" sözünü eleştirerek, "Türkler olarak, eğer 50 yıl sonra AB'ye gireceksek, enerjimizi boşuna bu konuda harcamamamız gerekir diye düşünüyorum" dedi. Prof. Aras, Merkel'in sözünün kendi görüşü olduğunu, Almanya'nın politikası olmadığını umut ettiğini de kaydetti.

Türkiye'nin özellikle tarım ve çevre konularında AB'ye entegrasyonunun gerekliliğine dikkat çeken Prof. Aras, ancak Türkiye'nin reformları Avrupa için değil, kendi insanı için yapmak istediğini belirtti.

Konrad Adenauer Stiftung Derneği Türkiye Temsilcisi Jan Senkyr de Türkiye'nin AB ile sürdürdüğü müzakerelerde altı başlığın askıya alınmasının "frenleyici bir etki yaptığını", ancak bunun müzakerelerin koptuğu anlamına gelmediğini söyledi. Senkyr, Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı sırasında, haziran ayına kadar Türkiye ile 2 ya da 3 müzakere başlığının açılmasına ilişkin girişimler olduğunu da belirtti.

Dün başlayan ve 2 gün sürecek olan "Almanya'nın AB Dönem Başkanlığı ve Türkiye-AB ilişkileri" konulu konferansta, Türkiye-Almanya ilişkileri, AB sürecinde Türkiye'de reformlar, Gümrük Birliği ve Türkiye (sorunları, beklentiler ve çözüm önerileri), AB sürecinde Kıbrıs ve komşuluk ilişkileri ve Almanya AB Dönem Başkanlığının öncelikleri gibi konular tartışılacak.

KIBRIS 13/04/07

 

 

Star Kıbrıs'ın tanıtımında eylem!

Gözde SÜREÇ

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün konuşması sırasında önce Makbule Ötüken, "Ne mutlu Türküm diyene" şeklinde slogan attı.

Gül'ün konuşmasını bitirip kürsüden indiği sırada, ise Seyyan Uzunoğlu, hakaretamiz bir tavırla, "Referandumda evet sonucu çıkarsa KKTC'yi tüm dünyaya tanıtmaya söz verdiniz. Sözünüzü neden tutmadınız, KKTC'nin tanınması için ne yaptınız? Onu bekliyoruz, tanıtınız. KKTC tanınmadan hiçbir anlaşma yapamazsınız" diye haykırdı.

Uzunoğlu'nun bağırarak sarf ettiği bu sözlere oldukça sinirlenen Abdullah Gül, cevap vermek için kürsüye geri dönerek, "Senin heyecanını çok büyük anlayışla karşılıyorum" dedi.

Bunun üzerine bu kez de Makbule Ötüken, "Sen değil, siz deyin" diye bağırdı.

Uzunoğlu ile Ötüken'in tavırlarına sinirlenen Gül; "Hayrola, bu tavırlar nereden çıktı, ben anlamadım. KKTC için anavatandan askerlerimiz geldi, bu topraklar ve sizin için şehit oldu. Sizin başınızı dik tutmak için kan akıtanlara karşı bu üslup nereden çıktı? Bu üslubu hiç beğenmedim. İşimiz gücümüz KKTC'yi tanıtmak, biz bunu sağlamak için uğraşıyoruz. Bütün dünyayı dolaşıyoruz, gittiğimiz her yerde Kıbrıs konusunu anlatıyoruz. Buradaki kişi başına geliri 5 bin dolardan 12 bin dolara çıkarmak için kendi vergilerimizden kesiyoruz, bu tavırlar hiç hoşuma gitmedi" diye cevap verdi.

Makbule Ötüken ise Gül'e yönelik tepkisini sürdürerek, bağırmaya devam etti.

Gül'ün konuşması sırasında Uzunoğlu'na "sen" diye hitap ettiğini tekrarlayan Makbule Ötüken, Gül'e "Bir kadına karşı sen diye hitap edemezsin" dedi.

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş bu sırada Ötüken'in yanına giderek olayları yatıştırmaya çalıştı ve "yapma ayıptır" dedi.

Daha sonra ise Makbule Ötüken, görevliler tarafından salondan çıkarıldı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de kürsüye gelerek, Gül'e yönelik; "Sevgimizin arasına Sayın Gül, hiçbir kara kedi giremeyecektir" dedi.

 

KIBRIS 13/04/07

 

Yüzbinler Ata'nın huzuruna çıktı

 

Mitinge CHP lideri Baykal ile DSP lideri Zeki Sezer de katıldı



14 Nisan, 2007 17:30:00 (TSİ) CNN TURK

Atatürkçü Düşünce Derneği'nin öncülüğünde düzenlenen ''Cumhuriyet Mitingi'' için Ankara Tandoğan Meydanı'nda toplanan yüzbinlerce kişi Anıtkabir'e yürüdü ve mozoleye çelenk bıraktı.

Tandoğan Meydanı'nda yapılan "Cumhuriyet Mitingi" ve ardından gerçekleştirilen Anıtkabir ziyareti olaysız sona erdi.
 
Anıtkabir, ziyarete kapanış saati olan 17.00'den itibaren girişlere kapatıldı ve içerideki ziyaretçilerin de dışarıya çıkarılmasına başlandı.
 
Miting nedeniyle Ankara'da sabah saat 07.00'den itibaren trafiğe kapatılan yollar da saat 17.00 itibariyle açıldı. Ankaray'ın güvenlik amacıyla kapalı tutulan Tandoğan istasyonunun da kullanımına başlandı.
 
Atatürkçü Düşünce Derneği öncülüğünde düzenlenen mitingte güvenlik önlemlerini sağlamak amacıyla bin 500'ü çevre illerden, bin 500'ü ise Genel Müdürlük kadrosundan olmak üzere toplam 10 bin polis görev yaptı.
 
Anıtkabir'e rekor sayıda ziyaretçi
 
Anıtkabir'e gerçekleştirilen bugünkü 370 bin kişilik ziyaretle, son yılların en büyük ziyaretçi sayısına ulaşıldı. Nisan ayının 14 günündeki toplam ziyaretçi sayısı ise 651 bin 749 kişi oldu.
 
Anıtkabir'i geçen yıl 18 Kasım'da 148 bin 215, 10 Kasım'da ise 127 bin 392 kişi ziyaret etmişti.
 
Yürüyüş saat 11.00'de başladı
 
Tandoğan Meydanı'nda saat 11.00'de başlayan ve yaklaşık 2 saat süren mitingin ardından katılımcılar Anıtkabir'e yürüdü. 
 
Cumhuriyet Mitingi Düzenleme Kurulu üyeleri, ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Ercan başkanlığında saat 14.00'te Atatürk'ün mozolesinin önüne geldi.
 
Düzenleme Kurulu üyeleri, Büyük Önder Atatürk'ün mozolesine çelenk bırakılmasının ardından saygı duruşunda bulundu.
 

 
Prof. Dr. Ali Ercan, Anıtkabir Özel Defteri'ne şunları yazdı:
 
"Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, bugün 14 Nisan 2007. Aramızdan ayrılışının 24 bin 992'nci gününde huzurunuza hüzün ve utançla geliyoruz. Ne yazık ki, kan ve irfanla kurulan ve Türk gençliğine emanet edilen Cumhuriyet'e tam anlamıyla sahip çıkılamadı. Küresel sömürü güçlerinin güdümündeki politikalarla borç batağına sürüklenen ülkemizde demokrasi, özgürlükler ve Cumhuriyet'in temel değerleri aşındırıldı, dilimiz yozlaştırıldı. İnanç sömürüsü korkunç boyutlara geldi.
 
Ulusumuz yapay bölünmelere, iç çatışmalara sürüklendi ve her şeyden daha vahim olanı sana ve senin devrimlerine düşmanlıklarını alenen ifade edenler devleti yönetmeye talip olabiliyor. İşsizlik, yoksulluk, çaresizlik içindeki büyük halk kitleleri gerçekleri anlamasın diye her türlü dış destekle ekonomik ve teknolojik olanaklar kullanılarak kamuoyu korkunç bir baskı altında tutuluyor. İşte bu koşullar altında bugün ulus ve ülke bütünlüğü temelinde Cumhuriyet'imizi korumak ve kollamak azim ve kararlılığını dosta düşmana gösterdik. Aziz hatıran önünde saygıyla, minnetle eğiliyoruz."
 
Miting Düzenleme Kurulu üyelerinin çelenk bırakması sırasında "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganları atıldı. Kuruldakiler, alkışlar eşliğinde mozolenin bulunduğu bölümden ayrıldı.
 
Bu sırada, bir grup tarafından medya aleyhine sloganlar atıldı.
 
İLK DURAK TANDOĞAN MEYDANI'YDI
 
Katılımcılar ilk olarak saat 11.00'de Tandoğan Meydanı'nda yapılan Cumhuriyet Mitingi'ne katıldı. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Ercan'ın konuşmasıyla başlayan miting, Büyük Önder Atatürk'ün 10'uncu Yıl Nutku'nun kendi sesinden verilmesi ve 10'uncu yıl marşının okunmasıyla sona erdi.
 
Miting süresince Edip Akbayram, Tolga Çandar başta olmak üzere bazı sanatçılar türküler söyledi. Tiyatro sanatçısı Rüştü Asyalı da Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni okudu.
 
Miting süresince zaman zaman, "Devrimlere sahip çık, yarın çok geç olacak", "Çankaya laiktir, laik kalacak", "Milli devrim, milli hükümet" sloganları atıldı.

Mitinge, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan ve BCP Genel Başkanı Mümtaz Soysal da katıldı. Bazı öğretim üyeleri de mitinge cüppeleriyle katıldılar. 
 
Mitingte bir konuşma yapan ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Ercan, Türk ulusunun varlığını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerini sonsuza kadar koruma kararlılığını göstermek için Tandoğan Meydanı'na geldiklerini belirtti. 



Ercan, "Anayasal ve demokratik haklarımızı kullanarak tam bağımsız ve aydınlık Türkiye mücadelemizi belirtmek için bugün buraya geldik. Ulusun bütünlüğüne, demokratik, laik cumhuriyete karşı tehditlere karşı direncimizi göstermek için buraya geldik. Bugün Tandoğan'dan yükselecek ses, Türk ulusunun sesidir. Kutlu olsun" dedi.

Mitinge katılımın beklentilerin çok çok üstünde olduğunu vurgulayan Ercan, konuşmasını Atatürk'ün "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözüyle bitirdi.
 
MİTİNGDEKİ KONUŞMALAR
 
Mitingte konuşan Ankara Üniversitesi (AÜ) Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, mitingte yaptığı konuşmada, "Atatürkçülerin bugün bir kez daha tarih yazdığını" söyledi.
 
"Bugün, "Ilımlı İslam" diye bir tanım gündeme getirildiğini kaydeden Işıklı, "Ilımlı İslam'ın geleneksel gerici akımlardan farkı nerede? Bunlar emperyalizme teslim olmuş İslamdır" dedi.
 
Yaptığı konuşmada "darbe" iddialarına da değinen Alpaslan Işıklı, "Asıl darbeci kendileridir. Anayasayı, hukuku tanımayacaklarını açıkça ilan ettiler. Oysa Anayasa, Cumhurbaşkanı bir avuç grubun temsilcisi olamaz diyor. Cumhurbaşkanı olacak kişi tüm vatandaşları kucaklamalı diyor" diye konuştu.
 
ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nur Serter de televizyon haberlerinde, "mitinge katılanların en az 1 milyon olduğunun söylendiğini" bildirdi.
 
Serter, bugün Türkiye'nin sesinin Tandoğan Meydanı'ndan yükseldiğini,Türkiye'nin hem Cumhuriyeti'ne hem demokrasisine sahip çıktığını ifade ederek, "Türkiye'nin, demokrasiyi araç olarak görenlere, peşmerge kamplarında ittifak arayanlara 'dur' dediğini" kaydetti
 
"ÇANKAYA YOLLARI ŞERİATA KAPALI"
 
Miting öncesi alanda bekleyenler zaman zaman, "Çankaya yolları şeriata kapalı" sloganları attı. Düzenleme komitesinden yapılan anonslarda parti bayrakları ve Cumhuriyet temalı olmayan dövizlerin indirilmesi istenirken, alanda Türk bayraklarının yanı sıra KKTC bayrakları da dikkat çekti.






 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu arada miting alanı civarındaki bazı evlerin balkon ve pencerelerine Türk bayrakları asıldığı görüldü. Başka semtlerde de benzer görüntüler gözlendi. Başkentteki yoğunluk nedeniyle zaman zaman cep telefonu bağlantılarında sorun yaşandı.

ANITKABİR'E ZİYARETÇİ AKINI
 
Anıtkabir, sabahın erken saatlerinden itibaren vatandaşların akınına uğradı. Anıtkabir'de saat 10.30'dan itibaren büyük bir yoğunluk yaşanmaya başlandı.
 
2 kilometre uzunluğunda olduğu belirtilen Türk Bayrağı'nı taşıyan grup, Anıtkabir'e gelirken, "Türkiye laiktir laik kalacak", "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" şeklinde slogan attı. Bu arada, bazı vatandaşlar, Anıtkabir'deki askerlerin nöbet değişimi sırasında da "Türkiye laiktir laik kalacak", "Türkiye sizinle gurur duyuyor" sloganları attılar.

Yerli-yabancı basın izliyor
 
Bazı televizyon kanalları alanda canlı yayın aracı bulundururken, miting çok sayıda yerli ve yabancı gazeteci tarafından izlendi. Miting nedeniyle en üst düzeyde güvenlik tedbiri uygulandı.
 
Mitingte 500'ü çevre illerden, bin 500'ü ise Genel Müdürlük kadrosundan takviye olarak alınan toplam 10 bin polis görev yapıyor. Polis helikopterlerince kent üzerinde kontrol uçuşları gerçekleştirildi. 
 
 

 
Bu arada, Konya Yolu başta olmak üzere bazı yollarda trafik sıkışıklığı yaşandı.
 
MİTİNG YABANCI AJANSLARDA
 
Uluslararası haber ajanslarından AP, Ankara'da yapılan "Cumhuriyet Mitingi"ni abonelerine acil koduyla duyurdu.
 
Tandoğan Meydanı'nda mitingin katılımcıları toplanmaya başladığı andan itibaren abonelerine mitingle ilgili haber geçmeye başlayan uluslararası ajanslar AP, Reuters ve AFP onbinlerce kişinin gösteriye katıldığını belirtiyor.
 
Reuters ve AP, "binlerce laik Türk'ün meydandaki gösterinin ardından Anıtkabir'e yürüyüşe geçeceğini" kaydetti.
 
AFP de katılımcıların miting alanında toplanmaya başladığı sıralarda geçtiği ilk haberinde, Türk basın yayın organlarına dayanarak mitingi abonelerine duyurdu.
 
AP'nin haberinde, "nüfusun yüzde 99'unun Müslüman olduğu Türkiye'de yasaların dinin politikaya etkisini engellediğine" dikkat çekildi.

 

MİTİNG DIŞ BASINDA

İngiliz yayın kuruluşu BBC, Ankara'da düzenlenen "Cumhuriyet Mitingi"nde onbinlerce kişinin laikliğe destek için toplandığını duyurdu.

 

BBC, internet sitesinde verdiği haberde, "Laik miting Türk Başbakanı'nı hedef aldı" başlığını kullandı ve "onbinlerce kişinin, laikliğe destek için Ankara'da toplandığını" yazdı.

 

Haberde, "mitingin, cumhurbaşkanı seçim sürecinin başlamasından iki gün önce düzenlendiğine" dikkat çekildi ve "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, aday olmaması yönünde baskı niyeti taşıdığı" kaydedildi.

 
Haberde, "Muhalifleri, (Tayyip Erdoğan'ı) İslami gündem sahibi olmakla suçluyor. O, suçlamayı kabul etmiyor" ifadesi kullanıldı.

 

Haberde ayrıca, Başbakan'ın aday olması halinde, partisinin çoğunluğa sahip olduğu Meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilmesine kesin gözüyle bakıldığı belirtilerek, Erdoğan hükümetinin iktidarda bulunduğu 5 yıllık dönemde geniş kapsamlı demokratik reformlar gerçekleştirdiği kaydedildi.

CNN TURK 14/04/07

 

Dünyanın gözü Ankara’daki mitingteydi

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin öncülüğünde dün Ankara’da düzenlenen ve yüzbinlerin katıldığı Cumhuriyet Mitingi, uluslararası basında da geniş yankı buldu.

AA

Güncelleme: 17:38 TSİ 15 Nisan 2007 Pazar

 

ANKARA - İngiliz Yayın Kurumu BBC’nin internet sitesinde yer alan haberde, mitinge katılanların, din ile siyasetin ayrı tutulmasını istedikleri ifade edildi.

BBC, mitingin cumhurbaşkanlığı için aday gösterme süresinin başlamasından iki gün önce düzenlendiğini vurgulayarak, mitinge katılanların Başbakan Erdoğan’ın aday olmaması için baskı yapmayı amaçladıklarını yazdı.

İngiliz Guardian gazetesiyse, mitingin Başbakan Erdoğan’ın aday olmaya karar vermesi halinde, laik kurumların göstereceği muhalefeti ortaya koyduğu değerlendirmesinde bulundu.

Eazete, Türklerin büyük bölümünün, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması halinde hükümetin muhalefetle karşılaşmadan İslami gündemini uygulamasından korktuğunu belirtti.

Amerikan The New York Times gazetesi de, mitinge katılımın beklenenin üstünde olduğunu, bunun da Türk toplumunun İslam’ın rolüne ilişkin bölünmüşlüğünü yansıttığını ifade etti.

Arap El Hayat Gazetesi, Ankara’da yürüyen yüzbinlerin İslamcıları protesto etttiğini ve Başbakan Erdoğan’ı, “Türkiye’yi, Büyük Ortadoğu Projesi çercevesinde ılımlı bir islam devletine” dönüştürmek için Amerika Birleşik Devletleri’yle işbirliği yapmakla suçladıklarını yazdı.

Yunan gazetesi muhabiri Kandil'de: PKK'lılar arasında Avrupalılar var

      Bu arada, Atina’da yayımlanan Elefterotipia gazetesi, Irak’ın kuzeyinde terör örgütü PKK üyelerinin barındığı Kandil dağına ilişkin bir haber yayınladı.
      Habere göre, Kandil dağına giden gazetenin muhabiri Yannis Kanakis, terörist kamplarını ziyaret etti ve teröristlerle görüştü.
      Kandil dağında PKK ve diğer bazı terörist örgütlerin onlarca kampı bulunduğu kaydedilen haberde, büyük bölümü Türkiye ve Suriye’den geldiği belirtilen PKK üyeleri arasında bazı Avrupalıların da bulunduğu ifade edildi.
      Elefterotopia gazetesi muhabirinin "PKK’nın ABD’den destek alıp almadığı" sorusunu yanıtlayan bir terörist, "Bazı Amerikan servisleri tarafından kendilerine yaklaşma çabaları olduğunu, ancak Amerika’dan para yardımı almadıklarını" söyledi.

MILLIYET 15/04/07

Erdoğan'a kalmış

Erdal Güven

15/04/2007 RADIKAL

Erdoğan artık gönül rahatlığıyla cumhurbaşkanlığına adaylığını koyabilir; aynı Erdoğan artık gönül rahatlığıyla cumhurbaşkanlığına adaylığını koymaktan vazgeçebilir.
Ankara'nın bir yandan siyasetçisi bir yandan gazetecisiyle kopardığı onca gürültü, cumhurbaşkanlığı meselesinde özden ziyade algılamayı öne çıkardı. Mesele, demokratik kıstaslar ve Cumhuriyet ilkeleri doğrultusunda ilerlemesi gereken bir süreç olmaktan çıkarılıp bir siyasi imaj kampanyasına, karşılıklı meydan okuma müsabakasına çevrildi.
Sonuç itibarıyla Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına adaylığını koyup koymayacağı, bir imaj-müsabaka döngüsüne sokuldu. Erdoğan ya adaylığını koymayıp özellikle AKP tabanı nezdinde imajını zedeleyecek
ya da koyup meydan okuyacaktı.
İş bu noktaya geldiği, daha doğrusu getirildiği için Türkiye'nin sivilleşme ya da uygarlaşma sürecinin iki temel yörüngesi demokrasi ve Cumhuriyet kavramlarının tam da ortasında duran askeri bürokrasinin, tavır alıp almayacağı, nasıl bir tavır alacağı, cumhurbaşkanlığı denkleminin en fazla merak edilen bilinmezi haline geldi.
Cumhurbaşkanlığı gibi nihai tahlilde hukuki ve siyasi bir konuda, sivil alanın dışına çıkılıp askeri otoritenin görüş açıklamaya handiyse mecbur edilmesi, bu yönde bir beklenti yaratılması demokrasi kültürüyle bağdaşmaz. Yine demokratik bir ülkede bir genelkurmay başkanının, cumhurbaşkanlığı seçimi gibi siyasi bir konuda görüş belirtmesi de olağan sayılmaz, 'skandal' sayılır.
Ancak devekuşunu oynamanın bir anlamı yok.
Siyasetçisi, 'sivil' toplum dernekleri ve medyasıyla söz konusu beklenti yaratıldı. Genelkurmay Başkanı da bu beklentiye kendince karşılık verdi.
Büyükanıt'ın, askeri bürokrasinin, müstakbel cumhurbaşkanından beklentilerine ilişkin sözleri, her şeyden önce, bir bilinmezi ortadan kaldırdığı için önemli. İkinci önemi de, bir Genelkurmay Başkanı'nın mümkün mertebe kalması gerektiği hukuki ve siyasi çerçevenin içinde
kalarak askeri bürokrasiyi bahsettiğim döngünün içine sokmamaması. Hatta bir adım öteye geçilip Büyükanıt'ın bu döngüyü sarstığı bile söylenebilir (Tıpkı selefi Özkök'ün Annan Planı'na ilişkin tartışmalar sırasında yaptığı gibi).
Günlerdir söylenenlere, yazılıp çizilenlere bakılınca Büyükanıt'ın değme diplomata taş çıkartacak bir 'yapıcı muğlaklık'ta konuştuğu görülüyor. Siyasi demeçler, hem AKP'nin hem CHP'nin, Genelkurmay Başkanı'nın sözlerini kendine yontabildiğini gösteriyor. Medyada da Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını meşru bir hak olarak görenler ile rejimi tehdit edecek bir tehlike olarak görenler için aynı yontma becerisi söz konusu.
Bu da gösteriyor ki Büyükanıt, söz konusu imaj-müsabaka döngüsüne girmekten, net bir pozisyon almaktan olabildiğince kaçınmıştır. Hakikaten de Buyükanıt, adayın kim değil nasıl olması gerektiğinin kendince çerçevesini çizdi. Hemen ardından da, kendisini bağlayan anayasal, hukuki ve siyasi sınırları belirledi ve geçmemeye özen gösterdi. Üstelik gazetecilik mesleği açısından ne yazık ki bu sınırları esnetmeye, hatta çiğnetmeye yönelik bazı sorular sorulmasına karşın...
Sonuç olarak, Büyükanıt'ın cumhurbaşkanlığına ilişkin sözleri, adaylığına ilişkin nihai kararı her ne olacaksa, Erdoğan'ı rahatlatmış olmalı. Adaylığını koyarsa, Erdoğan'ın meydan okuduğunu ileri sürmek, askerden fazla askercilerden başka kimsenin itibar etmeyeceği bir görüş olarak kalmaya mahkûm. Yok koymazsa, bu kez de bu kararın, bir karşı koymanın, bir dayatmanın sonucunda alındığını savunmak pek inandırıcı gelmeyecek.
Kim bilir belki de bu sayede cumhurbaşkanlığı süreci, hiç olmazsa bundan sonra ilerlemesi gerektiği mecrada ilerleyecek: Hukuki ve siyasi, dolayısıyla tamamen sivil.
Bundan sonrası Erdoğan'a kalmış... Zaten öyleydi de denebilir.

Ülkeyi geriyorlar

İKİ TOPLUMLU ETKİNLİĞE BAYRAKLI PROTESTO... İki toplumun yakınlaşmasını sağlamak amacıyla Ledra Palas'ta bir araya gelen Türk ve Rum siyasi partilerin başlattığı iki toplumlu etkinlikler çerçevesinde, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasiler dün futbol maçında bir araya geldi. Maçın yapıldığı Çetinkaya sahasının bulunduğu surlarda bayraklı eylem düzenleyen Kıbrıs Türk Platformu üyeleri, maç sonrası karşılaşmayı izleyen Kıbrıslı Türk gençlere saldırdı

OLAYLARIN MİMARI AYNI ÇEVRELER... İki toplumun yakınlaşmasına karşı eylem yapan ve Star Kıbrıs gazetesinin tanıtımında olay çıkaranların aynı çevreler olduğu dikkat çekti. KKTC'yi Yaşatma Derneği üyesi Makbule Ötüken ile Seyyan Uzunoğlu, tanıtımda Türkiye Dışişleri Bakanı Gül'e karşı eylem yapmışlardı. Dünkü eylemde saldırıya uğrayan gençler, bir kişiye tekme atarak gerginliği başlatan kişinin aynı derneğin başkanı Ahmet Ötüken olduğu iddia edildi

İki toplumun yakınlaşmasını sağlamak amacıyla Ledra Palas'ta bir araya gelen bazı Türk ve Rum siyasi partileri bayraklı protesto eylemi altında futbol maçı yaptılar.

Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasilerin maç yaptığı Çetinkaya sahasının bulunduğu surlarda bayraklı eylem düzenleyen Kıbrıs Türk Platformu üyeleri maç sonrası, karşılaşmayı izleyen Kıbrıslı Türk gençlere saldırdı. Gençlerin sopalı saldırıya uğradığı olay daha fazla büyümeden yatıştırıldı.

İki toplumun yakınlaşmasını sağlamak amacıyla Ledra Palas'ta bir araya gelen bazı Türk ve Rum siyasi partilerin bir süre önce başlatmış olduğu iki toplumlu etkinlikler çerçevesinde, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasiler dün futbol maçında bir araya geldi.

Bazı Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partiler farklı bir sahada, futbol sahasında bir araya geldi. Bu kez spora siyaset karıştırılmadı, siyasete spor katıldı.

Çetinkaya antreman sahasında gerçekleşen futbol maçında iki kesimden siyasi parti temsilcisi ve milletvekillerinden oluşan Mavi ve Gri takım mücadele etti.

Kıbrıs Türk Platformu üyelerinden oluşan bir grup maçı protesto etti. TC ve KKTC bayrakları taşıyan grup maç sırasında sloganlar atarak iki toplumlu etkinliğe tepki gösterdiler.

Maç sonunda günün anısı olarak plaketler de verildi.

Plaket töreni sırasında protestocu grup ile maçı izleyenler arasında yaşanan gerginlik olaylar fazla büyümeden yatıştırıldı.

Mavi 7-Gri 7

20'şer dakikalık iki devre halinde oynanan maçta Güney Kıbrıs'tan AKEL, DİKO, EDEK, DİSİ ve EDİ; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden ise Cumhuriyetçi Türk Partisi, Barış ve Demokrasi Hareketi, Birleşik Kıbrıs Partisi ile Yeni Kıbrıs Partisi'nden milletvekili ve temsilciler yer aldı.

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan kaptanlığındaki Mavi Takım'da Slovak Büyükelçi Jan Varso ve Yardımcısı Gabriell, AKEL'den Andreas Muskallis, DİSİ'den Seferis Dragos, EDİ'den Bayan Paraxulla Kiriyaku, CTP'den Ahmet Barçın, Okan Dağlı, Ahmet Gülle, Ali Seylani, Ali Gulle, BDH'dan Mehmet Çakıcı, Mehmet Harmancı;

AKEL'den Andreas Kiprianu kaptanlığındaki Gri Takım'da ise CTP'den Kadri Fellahoğlu, Teberrüken Uluçay, Mehmet Ceylanlı, BKP'den Abdullah Korkmaz, YKP'den Murat Kanatlı, Celal Önen, AKEL'den Sodiris Kayafas, Stefanos Stefanu, DİKO'dan Orogiros Kiri, EDEK'ten Marios Karaca, DİSİ'den Georgio Georgiu, Manolis Hristofides, EDİ'den Mikis Shiannis, Spiros Hacigeorgiu, PEO Genel Sekreteri Pabmis Kirikis dönüşümlü olarak oynadılar.

Maç 7-7 sona erdi.

Eylemciler gençlere saldırdı

Kıbrıs Türk Platformu üyeleri ilk önce surların etrafında ellerinde TC ve KKTC bayrakları ile toplandı ve "Kıbrıs Türktür Türk kalacak, "Şehitler sizden hesap soracak" diye slogan attı ve Dağ Başı Duman Almış Marşı'nı söyledi.

Maç boyunca siyasiler aleyhinde tezahürat yapan eylemciler, maç bittikten sonra surların bulunduğu kalenin arkasında toplandı ve Ledra Palas barikatına doğru yürümeye başladı. Güvenliğin yetersiz olduğu maçta güvenlik görevlileri bu ekibin yürüyüşüne engel olmadı.

Maçı Çetinkaya sahasının güney tarafında, TKP binasının bulunduğu bölümde izleyen CTP ve BDH'lı gençler, maç bittikten sonra eylemci grubun bulundukları bölgeye yöneldiğini görünce polisten güvenlik önlemi almasını talep etti.

Polisin güvenlik önlemi almaması üzerine kendi tedbirlerini almak isteyen gençlerden oluşan 5 kişilik temsilcileri TKP binasının bulunduğu bölgeye ilerlediklerinde eylemcilerle karşı karşıya geldiler. Karşılıklı sloganlar atılırken, eylemcilerden bir gence tekme vurmasıyla tırmanan gerginlikte, biri kız 4 genç bayrakların başlarına vurulmasıyla darp edildi. Gençler, polise verdikleri bilgide, tekme vurup saldırıyı başlatan kişinin KKTC'yi Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Ötüken olduğunu iddia ettiler.

Gül'e karşı da eylem yapılmıştı

KKTC'yi Yaşatma Derneği üyesi Makbule Ötüken ile Seyyan Uzunoğlu, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de katıldığı Star Kıbrıs gazetesinin tanıtım kokteylinde eylem yapmışlardı.

Abdullah Gül'ün konuşması sırasında attıkları sloganlarla ortamı gerginleştiren KKTC'yi Yaşatma Derneği üyesi iki kişinin yanında dernek başkanları Ahmet Ötüken'in dünkü eylemde de etkin rol oynadılar.

Kıbrıs Türk Platformu, öğrencilerin AKEL'i ziyaretine karşı

Kıbrıs Türk Platformu, Kıbrıslı Türk öğrencilerin AKEL'e yapacakları ziyaret konusunda "Rum amaçlarına hizmet edecek tertiplere izin vermemeleri için" ana babaları uyardı.

Kıbrıs Türk Platformu adına yazılı açıklama yapan Yılmaz Bora, "ABD ve AB'nin çıkarları doğrultusunda Birleşik Kıbrıs hayali peşinde koşanların amaçlarının Kıbrıs'ta var olan Türklüğü yok etmeye yönelik olduğunu" savundu. Yılmaz Bora, bu amaçla "yanıltıcı" etkinlikler düzenlendiğini, bunlardan birinin de bir grup gencin Rum tarafında AKEL'i ziyarete götürülecek olması olduğunu kaydetti.

Bora açıklamasında, anne ve babaları "Rumların amaçlarına hizmet edecek bu tertiplere izin vermemeleri" konusunda "uyardı".

KIBRIS 15/04/07

 

BM, Kıbrıs sorununu yeniden gözden geçirecek

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un yeni bir ekiple Kıbrıs sorununu yakın bir zamanda yeniden gözden geçirebileceğini söyledi.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki temaslarını tamamlayarak KKTC'ye dönen Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda temaslarda bulunmak amacıyla pazartesi günü de Brüksel'e gidecek.

New York ve Washington'daki temaslarını değerlendiren Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Lynn Pascoe ve ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza ile yaptığı görüşmelerde 8 Temmuz sürecine ilişkin Kıbrıs Türk tarafının pozisyonunu ayrıntılı bir şekilde aktardığını kaydetti.

Temasları sırasında ne BM'yi, ne de ABD'yi ikna etme düşüncesi taşıdıklarını söyleyen Pertev, Türk tarafının pozisyonunun ve duruşunun ortada olduğunu kaydetti.

Pertev, "Biz çözüme açığız. Muhataplarımıza da bunu anlatıyoruz. Sanırım BM Genel Sekreteri yeni bir ekiple yakında Kıbrıs sorununu yeniden gözden geçirecektir" dedi.

Rum basınının, "ABD temaslarından beklediği yanıtı alamadığına" ilişkin yorumlarını değerlendirirken de Pertev, "Güney Kıbrıs'ın senaryo yazarak çözümsüzlüğe oynamaya devam ettiğini" ifade etti.

Rum Yönetimi'nin basını kullanarak, kendi düşüncelerini taraflara empoze etmeye çalıştığına dikkat çeken Pertev, "Aslında ikna etmeleri gereken taraf biziz. Ama tam tersini yapıyorlar, çünkü çözüm istemiyorlar. Düşmanca yaklaşımlarını sürdürüyorlar" diye konuştu.

Brüksel ziyareti

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili temaslarda bulunmak amacıyla 3 günlük bir ziyaret için pazartesi günü de Brüksel'e gideceğini açıkladı.

Avrupa Birliği Dönem Başkanı Almanya'nın yetkilileriyle Berlin'de temaslarda bulunduğunu anımsatan Pertev, "Aynı amaçla bu kez Brüksel'de temaslarda bulunacağım. Dönem Başkanı Almanya Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda çalışmalarını büyük bir gizlilik içinde sürdürüyor. Brüksel'de konuyla ilgili ayrıntılı temaslarım olacak" dedi.

KIBRIS 15/04/07

Matsakis'in tutuklanmasına Rumlar'dan tepki yağdı

Rum Avrupa Milletvekili Marios Matsakis'in İngiliz Üsler polisi tarafından tutuklanması Güney Kıbrıs'ta tepkiyle karşılandı.

Politis gazetesi haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Marios Matsakis'in tutuklanması vesilesiyle İngiliz üs mahkemelerinin yargılama yetkisinin şüphe kaldırdığı konusunu gündeme getirdiğini bildirdi.

Habere göre, İngiliz üslerinin, üs mahkemelerinin kararlarının uygulanması gerektiği yönündeki tutumlarına şüpheli yaklaşan Papadopulos, "Biz, mahkemelerin yargı yetkisinden şüphe duyuyoruz, ancak bunlarla yargı yoluyla mücadele edilmeli, jestlerle değil" dedi.

Rum yönetiminin, şu anda İngilizlerle bir cephe açmayı arzulamadığının açık olduğunu yazan gazete, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın daha da dikkatli olduğunu ve "Bu kadar ciddi konular uygun şekilde ve uygun zamanda tartışılmalı, vaka veya hükümet veya İngiliz Hükümeti tarafından planlanmamış veya onlardan gelmeyen çeşitli olaylar temelinde değil" dediğini yazdı.

Gazeteye göre Matsakis'in tutuklanması olayının Rum yönetimi ile İngiltere hükümeti arasındaki ilişkileri etkileyip etkilemeyeceğinin sorulmasına karşılık Lillikas, "Her vakaya, sahip olduğunun ötesinde siyasi boyutlar kazandırmamalıyız" yanıtını verdi.

3. Protokol

Güney Kıbrıs'taki Avrupa Komisyonu Temsilciliği Başkanı Themis Themistokleus Güney Kıbrıs'ın AB'ne üyeliğinden sonra İngiliz üslerinin statüsüyle ilgili olarak; "Kıbrıs'ın" AB'ne katılım sözleşmesinin 3. Protokolü'ne atıfta bulundu.

Gazete Matsakis'in tutuklanmasının Rum siyaset camiası tarafından sert tepkisine neden olduğunu; DİSİ'nin, Matsakis'in tutuklanmasını ve hapsedilmesini kınayarak bunu "benzeri görülmemiş ve kabul edilemez" olarak nitelediğini yazdı.

Partilerin tepkisi

Gazeteye göre DİSİ bu hareketin; "AB kurumlarına hakaret olduğu ve Rum halkının duygularını tahrik ettiği" görüşünü ortaya koydu.

DİKO ise İngiliz üs makamlarına ve İngiltere hükümetine; Rum Avrupa Milletvekili'ni "derhal serbest bırakması" çağrısında bulundu ve AB'den de "derhal ve sonuç getirici" şekilde tepki göstermesini istedi.

EDEK Matsakis'in tutuklanmasını, "Rum halkının tamamına yönelik tahrik" olarak niteledi ve tutuklama Avrupa Parlamentosu heyetinin ziyareti sırasında gerçekleştiği için bu meselenin ciddi boyutlar kazanmakta olduğu görüşünü ortaya koydu.

Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi de, Matsakis'in tutuklanmasını "tahrikkâr ve yasadışı" olarak niteledi. Hareket, "provokatif" diye nitelediği bu tutuklamanın Avrupa milletvekillerinin Ağrotur ziyaretlerinin hedefinin yönünü değiştirmeyi hedeflediği değerlendirmesinde bulundu.

Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi, Rum yönetimini; İngiliz üslerinin "yasadışı" diye nitelediği bu hareketine karşılık ciddi önlemler almaya çağırdı.

Gazete, Rum Avrupa Milleti Adamos Adamu ve Loizidu davasıyla "yıldızı parlayan" Avukat Ahilleas Dimitriadis, Matsakis'i Ağrotur'dan Dikelya'ya taşıyan İngiliz Üs helikopterinin izlediği rotayla ilgili uçuş planının açıklanmasını talep ettiğini bildirdi.

Gazeteye göre Adamu ve Dimitriadis, tutuklanmasından sonra Matsakis'le Dikelya üssünde gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından; konunun Strazburg'taki Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'na götürülmesi için yapılan ve yapılacak olan faaliyetleri ve meselenin siyasi ve hukuki boyutlarını anlattılar.

Adamu, Avrupa Parlamentosu Başkanı'nın İngiltere Hükümeti'yle ve özellikle de Savunma Bakanı'yla irtibata geçerek; Avrupa Parlamentosu'nun İngiliz üslerinin Kıbrıs'taki davranış şeklinden duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirdiğini söyledi.

Sözcü: Uymayı reddettiği sürece tutuklu kalacak

Habere göre, İngiliz Üsleri Basın Sözcüsü Dennis Berns, Marios Matsakis'e "Avrupa milletvekili" olarak değil, "yasadışı davranan herhangi bir vatandaş" olarak davrandıklarını belirterek, üs mahkemesinin kararına uymayı reddettiği sürece Matsakis'i tutmakta kararlı olduklarını vurguladı.

Önceki gün öğleden sonra yaptığı açıklamada, mahkemenin Matsakis'e; 500 KL'lik kefaletini ödemesi için çok fırsat tanıdığını söyleyen Dennis Berns, Matsakis'in başlattığı açlık grevinin genel ve beklenen bir tepki olduğunu söyleyerek, gerekmesi halinde üs doktorların kendisine sağlık hizmeti vereceğini kaydetti.

Matsakis'i Ağrotur'dan Dikelya'ya taşıyan helikopterin Rum hava sahasını kullanıp kullanmadığının sorulmasına karşılık, bunun hiçbir önemi olmadığını söyleyen Berns, "İçte her İngiliz uçağı İngiliz yasalarına tabidir" dedi. Nakil için araba yerine helikopter kullanılmasını savunan Basın Sözcüsü; bunun her tutuklu naklinde uygulanan bir prosedür olduğunu söyledi. Üs topraklarında 2001'deki gibi tahrik olaylarından kaçınılacağından emin olduğunu söyledi ve ihtimal dışı olsa bile böyle bir şey olması halinde üs polisinin buna hazırlıklı olduğunu belirtti.

Gazete, "Marios Matsakis 500 KL Kefaleti Ödemeyi Reddediyor -Açlık Grevi Başlattı" başlıklı haberinde ise Marios Matsakis'in; serbest bırakılması konusunda Rum yönetiminin şu ana kadar yaptığı faaliyetlerden tatmin olmuş görünmediğini yazdı.

Gazeteye göre perşembe gecesi helikopterle Ağrotur'dan Dikelya Üssü'ne nakledilen Matsakis üs mahkemesinin belirlediği 500 KL'lik kefaleti ödemeyi reddetmekle kalmadı, dün sabah da açlık grevi başlattı.

Matsakis'in hayat arkadaşı Jacklyn Griva ve oğlu Nikola'nın dün kendisini ziyaret ederek temiz çamaşır götürdüğünü yazan gazete Jacklyn'in; Matsakis'in, tutukluluğunun yasadışı olduğu, Rum yönetiminin daha fazla şey yapması gerektiği görüşünde olduğunu ve ne üsleri tanımasının ne de kefaleti ödemesinin söz konusu olduğunu söylediğini yazdı.

KIBRIS 15/04/07

Sezer: Kıbrıs ulusal davamızdır

Sezer, "Bu anlayışla sürdürdüğümüz politika, Kıbrıs'ta gerçekte çözüm isteyen tarafın kim olduğunu ortaya koymuştur" dedi.

Kıbrıs'ta yapılan halkoylamalarıyla başlayan süreçteki gelişmelerin, hem Türkiye, hem Kıbrıs Türk halkı için hayal kırıcı olduğunu belirten Sezer, çözümü reddeden tarafın ödüllendirildiğini, çözüm isteyen tarafın ise cezalandırıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Sezer, şöyle devam etti:

"Kıbrıs'ta her yönden eşit iki halk, iki demokratik düzen ve iki devlet vardır. Ada'da çözüme yönelik çabalar da bu gerçekleri göz önünde tutmak zorundadır. 2004 yılında halkoylamasına sunulan Plan artık geçersizdir. Gelecekte yapılması olası görüşmelerde de gündeme getirilmesi söz konusu olamaz. Kıbrıs'ta güvenlik ve istikrarı yerleşik BM ölçütleri temelinde siyasal eşitlik ve iki kesimlilik ilkelerini karşılayan, yeni bir ortaklık kurulmasına dayalı çözüm sağlayabilir.

Rum Yönetimi, yapıcı olmaktan uzak tutumunu son dönemde tırmandırdığı gibi, sorumsuz ve kışkırtıcı biçimde 2003 yılından bu yana Doğu Akdeniz'deki ülkelerle deniz yetki alanlarını paylaşmaya çalışmaktadır.

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Rumların bu girişimlerini yakından izlemekte ve gerekli önlemleri almaktadır. Yarı kapalı bir deniz niteliğindeki Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin, Kıbrıs Adası'nın deniz alanlarında ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yasal hak ve çıkarları bulunmaktadır. Bunlardan ödün verilmesi söz konusu olmadığı gibi, bölgedeki haklarımızı kararlılıkla korumayı sürdüreceğimizi vurgulamak isterim."

Sezer, Rum tarafının hakça bir çözüme ve sorumluluk içinde davranmaya yönlendirilmesi gerektiğini, bu bağlamda da AB'ye önemli görevler düştüğünü söyledi. Sezer, "Bunların başında, çözüm yönündeki istencini açık biçimde her zaman ortaya koyan Kıbrıs Türk tarafı üzerindeki yalıtılmışlığın, daha fazla gecikmeden kaldırılması gelmektedir" dedi.

KIBRIS 15/04/07