Karayılan Daily Telegraph'a konuştu: ABD'nin
yanındayız
İngiliz Daily Telegraph
gazetesi, "Kürtler İran'da gizli bir savaş
başlattı" verdiği haberde, Kandil Dağı'na
gönderdiği muhabirinin izlenimlerini aktardı. ABDli subayların,
Kandil Dağında PKK ile düzenli toplantılar
gerçekleştirdiğini yazan gazeteye PKK elebaşısı
Karayılan "ABD'nin yanındayız" dedi.
İngiliz The Daily Telegraph gazetesi,
"ABD askeri helikopterlerinin, subayları Kürt
savaşçılarıyla düzenli toplantılara taşımak üzere
kullanıldığı belirtiliyor" iddiasına yer verdi.
McElroy, Kandil dağlarında ufuktaki çatışmanın
sinyallerinin kolayca görülebildiğini kaydederken "ABD askeri
helikopterlerinin subayları Kürt savaşçılarıyla düzenli
toplantılara taşımak üzere kullanıldığı
belirtiliyor" diye yazdı.
Gazete muhabiri Daimen McElroy, Kandil
dağında bir ABDli müteahhite ait araçların kolayca
göründüğünü de kaydetti.
The Daily Telegraph gazetesi muhabiri Damien
McElroy, Kandil dağı mahreçli haberinde PKKnın önde
gelenlerinden Murat Karayılan ile yaptığı görüşmeler
ve izlenimlerine yer verdi.
.
Karayılan: ABD'nin yanındayız
İranın, altyapı ve kuvvetlerini
saldıran "Kürt gerilalları"nın ABD tarafından
gizli bir biçimde desteklediğini söylediğine dikkat çeken The Daily
Telegraph muhabiri McElroy, Karayılanın, İranın,
koalisyona saldırmaları için kendileriyle görüşmeleri
yaptığını ancak İranın bu talebini reddettikleri
açıklamalarına da yer verdi. McElroya göre Karayılan,
"Biz, İranlılara ABD ve İngilterenin Kürt sorununu
çözeceklerini ve bizlerin onların yarında
olacağımızı söyledik" dedi.
Karayılan şunları söyledi: ABD ve
İngiltere'nin Irak'a girmesi İranlıları korkuttu. Bu yüzden
de gelip bizle görüştüler ve koalisyon güçlerine saldırmamız karşılığında
bir çok şey teklif ettiler. Ancak onlara, 'ABD ve İngiltere'nin Kürt
sorununu çözeceğini ve dolayısıyla onların yanında
olacağımızı' söyledik." ABDli subayların Kandil
dağındaki "Kürt savaşçıları" ile düzenli
toplantılar yaptıkları belirtildiğini kaydeden McElroy
ayrıca, Kandil dağında bir ABDli müteahhide ait
araçlarının göründüğünü de yazdı Karayılanın
"kışlası"nın yanında
ışıkları ile donatılmış bir pist
bulunduğuna da dikkat çeken McElroy, "ABDli bir güvenlik
müteahhidine ait dört çekerli araçları kolay bir biçimde görülüyor"
dedi.
The Daily Telegraph haberinde "PKK
yetkililerinin, özel sohbetlerde son aylarda savaşçılarının
İran içerisindeki hücrelere katılmak üzere
ayrıldıklarını" söyledikleri de kaydedildi.
Buna karşın, Türkiye ile
İranın kendi "Kürt bölgelerine baskı yapmak için
işbirliğini yaptıklarıönı da öne süren
Karayılanın "ABDnın şimdiye kadar Kürtler için pek
bir şey yapmadığıönı ima ettiğini kaydeden
gazete, Karayılanın, "Doğru tarafta olmaya ve bundan
yararlanmaya hazırız ancak şimdiye kadar mesafeli davrandık
çünkü Amerika ve İngiltere, bizlere yardım etmek için yeterince çaba
göstermediler" sözlerine de dikkat çekti. (ANKA)
MILLIYET 10/09/07
Ercan sorun yumağı
PARK SORUNU BÜYÜK DERT... Modernleştirilerek, uluslararası
konumuna getirildiği söylenen ve 10 Mayıs 2004'te hizmete açılan
Ercan Devlet Havalimanı'nda üç yıldır sorunlar artarak büyüyor.
Ercan'da özellikle park alanında yaşanan sorun, artık ülke sorunu
haline geldi. Yolcu götürmek veya almak için Ercan'a giden vatandaşlar,
karşılaştıkları manzara ve yaşadıkları
sorun nedeniyle çılgına dönüyor. KAR-İŞ ile Trafik
Kazalarını Önleme Derneği park sorununa sert tepki gösterdi.
Sorunlar çözülmezse eylem yapılacak
SORUNLAR... SORUNLAR... SORUNLAR... Havaalanında park sorunu
yanında başka sorunlar da var. Yolcuların çıkış
yaptığı gidiş salonundaki otomatik kapılar üç
yıldır bozuk. X-ray cihazı personelinin
artırılması gerekiyor. Yolcularını
karşılayıp almaya gelenlerin beklediği iç mekan ile
dış bölümde keşmekeşlik yaşanıyor.
Havaalanının birçok bölümünde sigara içmek yasak ama yasağa
kimse uymuyor. Ercan'da güvenliği sağlamak için kart sistemine geçme
çalışmaları yapılıyor, ancak aradan bir buçuk yıl
geçmesine rağmen halen bu sistem hayata geçirilemedi
GECE: ERCAN SAHİPSİZ... KAR-İŞ Başkanı
Aziz Gece: Ercan'da yaşanan sorunlar, Ercan'ın sahipsiz
kalmasından kaynaklanıyor. Ercan'da park sorununun
yıllardır devam etmesine rağmen, hiçbir önlem alınmadı.
Bakanlarımız, milletvekillerimiz yurt dışına gidip
geliyor, Ercan'daki rezil durumu görmüyor mu? Park sorunu giderilmediği
takdirde Ercan'da eylem yapacağız
AVCI: ERCAN'DAN HERKES ELİNİ ÇEKTİ... Trafik
Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı:
Ercan'daki sorunların esas nedeni; Ercan'ın atıl
bırakılmasıdır. Ercan'ın sahipsiz
bırakılması bir suçtur. Ercan'dan herkes elini çekti, bir
keşmekeşlik yaşanıyor. Bir yönetimsizlik örneği
sergilenen Ercan'da yetkili makam kimdir?
Ali CANSU
20 trilyon harcanarak 1.5 yılda yenilenen ve uluslararası
düzeyde hizmet verecek konuma getirildiği söylenerek, 10 Mayıs 2004
tarihinde açılışı yapılan Ercan Devlet
Havaalanı'ndaki sorunlar bitmek bilmiyor.
Ercan'da özellikle park alanında yaşanan sorun, artık
ülke sorunu haline geldi. Yolcu götürmek veya almak için Ercan'a giden vatandaşlar,
karşılaştıkları manzara ve yaşadıkları
sorun nedeniyle çılgına dönüyor. Kıbrıs Türk Kamu
Araçları İşletmecileri Birliği (KAR-İŞ) ile
Trafik Kazalarını Önleme Derneği park sorununa sert tepki
gösterdi. Sorunlar çözülmezse eylem yapılacak.
Havaalanında park sorunu yanında başka sorunlar da var.
Yolcuların çıkış yaptığı gidiş
salonundaki otomatik kapılar üç yıldır bozuk. X-ray cihazı
personelinin artırılması gerekiyor. Yolcularını
karşılayıp almaya gelenlerin beklediği iç mekan ile
dış bölümde keşmekeşlik yaşanıyor.
Havaalanının birçok bölümünde sigara içmek yasak ama yasağa
kimse uymuyor. Ercan'da güvenliği sağlamak için kart sistemine geçme
çalışmaları yapılıyor, ancak aradan bir buçuk yıl
geçmesine rağmen halen bu sistem hayata geçirilemedi.
Bu aşamada konuşmak istemeyen Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri ise Ercan'daki
sorunlarla ilgili alacakları tedbirleri, ileriki günlerde KIBRIS'a
açıklayacaklarını söyledi.
Üç yılda birçok sorun
Yenilenmesinin üzerinden henüz 3 yıl geçen ve sorunlara gömülen
Ercan Havaalanı, yetkililerden ilgi bekliyor.
Yetkililerin, izolasyonların kaldırılması için
uğraş verdiği bir dönemde, uluslararası havaalanına
yakışmayacak birçok sorunu Ercan'da görmek mümkün.
10 Mayıs 2004'de Türkiye'den gelen üst düzey yetkililer ile KKTC
yetkililerinin katılımıyla açılışı
yapılan ve uzaktan modern bir havaalanı görüntüsü veren Ercan'da
birçok sorun var.
Terminal binası kullanım alanı 8 bin 800 metrekareden 18
bin metrekareye çıkarılan, bütün teknik donanımlar, enerji ve
ısıtma-soğutma sistemleri yenilenen ve hiçbir fedakârlıktan
kaçınılmayarak trilyonların akıtıldığı
Ercan'da halen eksiklikler bulunduğu, zaman geçtikçe teker teker ortaya
çıkıyor.
Çıkış kapısı üç yıldır bozuk
Ercan'daki sorunlar giriş kapısından başlıyor.
Havaalanında yolcuların çıkış yaptığı
gidiş salonunda bulunan otomatik kapılar, halen tamir edilmedi.
Kapılar üç yıldır bozuk, çalışmıyor.
Kapılar bozuk olduğu için başta görevliler olmak üzere birçok
kişi kapıları elle açıp kapatmak zorunda kalıyor.
Çok kısa bir süre önce uçak kaçırma olayının
yaşandığı Ercan'da bu kapıdan özellikle içeride
çalışan polis dahil diğer personelin bazı saatlerde
işlevini yerine getirmeyen bu kapıdan geçip kontrolsüz bir
şekilde içeriye girmesi mümkün. Hatta bu kapıyı kullanmayanlar,
X-ray cihazının ikaz vermesi halinde bile diğer vatandaşlar
gibi usulüne uygun şekilde yoklanmadan içeriye ellerini
kollarını sallayarak girebiliyor.
Halbuki başka ülkelerde havaalanında çalışan
personel dahi, gerekli güvenlik tedbirleri uygulandıktan sonra içeri
girebiliyor.
X-ray cihazında halen personel yetersiz
Özellikle vatandaşların Ercan Havaalanı'nın iç
kısmında, en çok şikâyet ettikleri konu ise X-ray
cihazları. Terminale girişte dört adet X-ray cihazı
bulunmasına karşın, sadece ikisinin işletilmesi ve yetersiz
kalması vatandaşın tepkisini topluyor.
Cihazlardan geçebilmek için terminal binası dışına
taşan kuyruklar oluştuğundan yakınan vatandaşlar,
cihazlara bakacak polis sayısının
artırılmasını bekliyor.
Polis, X-ray cihazlarının randımanlı olarak
çalışmamasının nedenini muhaceret polisinin
yetersizliğine bağlayarak kendini savunurken, yetkililer de oraya
gerekli polis takviyesinin yapıldığını belirtiyor.
Ancak, ortada değişen bir şey yok...
Uçakların yoğun olarak gelip gittiği saatlerde muhaceret
polisinin pasaport ve vize çıkışlarına gerekli polis
takviyesi yapmaması da gidiş-geliş kapılarında uzun
kuyruklar oluşmasına neden oluyor.
Park sorunu çileye döndü
Ercan Havaalanı'nda diğer bir sorun ise park yeri.
Yolcularını alana getirdikten sonra park etmeye giden araç sahipleri
park yeri bulamıyor. Park yerinde denetim olmadığı için
aracını Ercan'a getiren yolcular araçlarını park yerinde
bırakıp seyahate çıkıyor. Durum böyle olunca da alanda park
edilmeyecek bölgeler de doluyor.
Engellilerin kullanması ve bavulları ile araçlarına
gidecek vatandaşların kullanması için kaldırımlar
arasında bırakılan boşluklar da park edilen araçlar
nedeniyle kullanılamıyor.
Turizm ülkesi diye adlandırılan KKTC'ye turistler daha ilk
adım atışta, Ercan Havaalanı'nda turistler havaalanı
parkının rezaleti karşısında hayrete düşüyor,
şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Ercan
Havaalanı'nın parkında yaşanan sorun artık bir ülke
sorunu haline geldi. Yolcu götürmek veya almak için Ercan'a uğrayan
vatandaşlar ise karşılaştıkları manzara ve
yaşadıkları park sorunu karşısında adeta
çılgına dönüyor
Yolcu karşılama sisteminde de düzen yok
Ercan'da yolcularını karşılayıp almaya
gelenlerin beklediği iç mekan ile dış bölümde yaşanan
keşmekeşlik de ayrı bir sorun.
Yolcu olarak Ercan'a inip dışarıya çıkmaya
çalışanlar ise yolcu bekleyenlerin arasından zorlukla geçerken,
çıkışı bulmakta zorlanıyor. Vatandaşlar,
İstanbul Atatürk Havalimanı'nda olduğu gibi bir uygulamaya
geçilmesini ve bu sorunların yaşanmamasını istiyor.
Sigara içmek yasak ama herkes içiyor
Havaalanının birçok bölümünde sigara içmek yasak
olmasına rağmen, burada görev yapan kişilerin dahi bu kurala
uymadıkları gözlemleniyor. Dünyanın birçok havaalanında
sigara içmeme kuralarına uyulurken, Ercan'da kimse bu uyarıyı
dikkate almıyor.
Kart sistemi ne oldu?
Ercan'da güvenliği sağlamak için kart sistemine geçme
çalışmaları yapan yetkililer, aradan bir buçuk yıl
geçmesine rağmen halen bu sisteme geçmeyi başaramadı.
Sistemin Ercan'a kurulduğunu kaydeden yetkililer, sistem
hakkında personeline gerekli kursları vermesine rağmen bir türlü
sistemi devreye sokamadı.
Alan güvenliği için büyük öneme sahip olan ve Ercan'daki
personelin giriş çıkışı ile alan içerisinde
girebileceği yerleri yetkiye göre sınırlayan kart sisteminin
bugüne kadar niçin devreye girmemesi merak konusu.
Gece: Ercan'ın sahibi kim?
KAR-İŞ Başkanı Aziz Gece, Ercan'da yaşanan
park sorununun Ercan'ın sahipsiz kalmasından
kaynaklandığını söyledi.
Ercan'ın sahibinin kim olduğunun bilinmediğini ifade
eden Gece, Ercan'da düzensizlikte düzen aramanın mümkün
olmadığını ifade etti.
Ercan'da bir yangın veya bomba alarmı olması durumunda
olacak olanları düşünmek bile istemediğini belirten Aziz Gece,
bugüne kadar Ercan'da yaşanan keşmekeşliğin nasıl olup
da görülüp duyulmadığını sordu. Ercan'a yolcu aldıktan
sonra dışarıya çıkışın dahi mümkün
olmadığını anlatan Aziz Gece, şöyle konuştu:
"Ercan'da yıllardır bu sorumsuzluk devam ermesine
rağmen hiçbir önlem alınmadı. Ercan'ın sahibi bir an önce
çıkıp buna bir çözüm bulsun. Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı, Ercan Havaalanı'na gidip bu
sorunları görmez mi? Yoksa VIP'den gittikleri için mi bu sorunlardan
haberleri yok. Bu kadar bakanımız ve milletvekillerimiz yurt
dışına gidip geliyor ve bu rezilliği hiç kimse görmüyor mu
bugüne kadar?
Herkes aracını oraya koyup binip uçağa gidiyor.
Oranın sorumlusu bu kadar duygusuz ve sorumsuz mu? Biz turizm ülkesi
diyoruz ancak bizim rezaletimizi ülkeye gelen turistler de görüyor. Otobüs
durak yerinde otobüsler beklemiyor. Taksi durak yerine taksiler giremiyor, özel
araçların durduğu yerler doldu, araçlar kaldırımlara park
etmeye başladı. Yaya geçidi ve engellilerin park yeleri araç ile dolu
olan bir ülkeye kim gelmek ister yetkililere soruyorum.
Ercan bizim aynamız olması gerekirken, yurt
dışından gelen turistler bize gülüyor. Burada bir rezalet
vardır. Eğer Ercan Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı'na ait ise bunun için çok ayıp ederler.
Yıllardır aynı sorumsuzluk devam ediyor."
Gerekirse eylem yapacağız
KAR- İŞ Başkanı Aziz Gece, Ercan'daki park sorununun
giderilememesi durumunda Ercan'da eylem dahi yapmayı düşündüklerini
söyledi.
Ercan'da trafiğin akışının rahat
gerçekleşmesi için bir trafik polisinin bile
olmadığını kaydeden Gece, "Bu ülkenin
düzensizliği Ercan'dan bellidir. Yurt dışında da mı bu
işler böyle yapılıyor? Ercan'daki sorunlar 'istenildiği
takdirde' çözülür. Ercan'da geçtiğimiz hafta araç kayboldu böyle
düzensizlik ve sorumsuzluk olur mu?" dedi.
Avcı: Ercan atıl bırakıldı
Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı
Mehmet Avcı, Ercan'daki sorunların esas nedeninin Ercan'ın
atıl bırakılmasından kaynaklandığını
söyledi.
Ercan'da sorun olmadığını, sorunun
yaratıldığını belirten Avcı, bunun
kasıtlı bir ilgisizlikten dolayı
yaşandığını ifade etti. Ercan'dan herkesin elini
çektiğini ve orada bir keşmekeşlik
yaşandığını kaydeden Avcı, "Yetkililer bunu
kasıtlı yapıyor ve daha sonra 'biz düzeltiyoruz' diye ortaya
çıkacaklar. Ercan'ın sorumsuzluğunun turizmle değil, yöneticilikle
ilgisi vardır. Ercan'da bir yönetimsizlik örneği sergilenmiştir.
Ercan'da yetkili makam kimdir? Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanlığı orayı kontrol edemediği
için bizim vatandaşlarımız da Ercan'ın parkını
sahipsiz gördüğü için araçlarını oraya park edip gitti"
dedi.
Ercan'ın sahipsiz bırakılması bir suçtur
Mehmet Avcı, Ercan'ın sahipsiz
bırakılmasının bir suç olduğunu kaydederek,
"Burada resmen bir kasıt vardır" dedi.
Yıllar önceki Ercan'ın önünde topraktan bir park yeri
olduğunu ifade eden Avcı, yurt dışına çıkacak
kişilerin araçlarını o bölgeye belli bir ücret ödeyerek
bırakıp gittiğini ve bugün yaşanan sorunların hiç
birinin yaşanmadığını söyledi.
Avcı, "Yetkililer yeni ve modern bir uçak alanı
yaptıklarını söylüyorlar. Ancak park yerini atıl
bıraktılar. Bu geri kalmış ülkelerdeki tipik
yaşantı şeklidir" dedi.
X-raylerde koordinasyonsuzluk var
Ercan'ın iç kısmındaki sorunların da çok
olduğunu söyleyen Avcı, X-ray ve pasaport kontrollerinde yaşanan
sıkışıkların koordinasyonsuzluktan
yaşandığını belirtti.
Mehmet Avcı, "Uçakların inişini planlayan ile
denetleyen farklı birimler olduğu için ortada bir koordinasyonsuzluk
vardır. Yarım saat içerisinde yolcu uçağa alınması
gerekiyorsa ve dört tane cihaz çalıştırılması
gerekirken 'personel yok' veya 'kadro olmadığı' için cihaz
çalıştırılmıyorsa orada bir koordinasyonsuzluk
vardır" dedi.
Atatürk Havalimanı'nı örnek alsınlar
Yetkililerin sorunları çözmek için İstanbul Atatürk
Havalimanı'nı örnek alması gerektiğini ifade eden
Avcı, "İstanbul'daki havaalanında yolcuları bekleyen
herkes, bir demirin arkasında bekliyor ve hiçbir zaman o
sınırı aşmıyor. Peki, bizdeki havaalanına yolcu
bekleme yerine bir demir koymayı hiç kimsenin aklı kesmiyor mu?
Kesmiyorsa yöneticilik yok demektir" dedi.
Yıllardan beridir Ercan'ın çıkış
kapısının bozuk olduğunu anlatan Avcı, bozuk olan
kapıların da tamir edilmesi gerektiğini ve yetkililerin
görevinin, o kapıyı çalışır durumda bırakmak
olduğunu söyledi.
Ercan'da sigara içme konusunun ayrı bir sorun olduğunu ifade
ederek, havaalanının iç kısmında bulunan kafelerde sigara
içildiğini belirtti ve kafelere özel muamele
yapıldığını iddia eden Avcı, "Eğer
sigaradan insanlar zehirleniyorsa kafelerde de sigara içme hakkı hiç
birinin olmaması gerekir" dedi.
KIBRIS 10/09/07
Hristofyas ve Papadopulos arasında 5 Eylül kavgası
HRİSTOFYAS'TAN ELEŞTİRİ... Rum kesiminde Şubat
2008'de yapılacak seçimde başkan adayı olan Rum Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'u, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la 5
Eylül'de, "şartlar olgunlaşmadan ve hazırlık
yapılmadan" görüştüğü için eleştirdi
PAPADOPULOS'TAN CEVAP... Papadopulos, Hristofyas'ın
eleştirilerine yanıt vererek, "Talat'la görüşme
derinlemesine hazırlık yapıldıktan sonra gerçekleşti.
Şimdiye kadar hazırlık yapılmasını istediğim
için eleştirildim. 'Görüşme için hazırlık yapılması
gerekmez', dediler. Şimdi de hazırlık yapılmadan
gerçekleştiği için mi beni suçluyorlar? Artık ne istediklerine
karar versinler" dedi
Rum kesiminde Şubat 2008'de yapılacak seçimde başkan
adayı olan Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'la 5 Eylül'de, "şartlar olgunlaşmadan ve
hazırlık yapılmadan" görüştüğü için
eleştirdi.
"Kıbrıs sorununda inisiyatifler seçimden sonra
üstlenilebilirdi" diyen Hristofyas, Papadopulos-Talat görüşmesini
"taktik oyunu" olarak niteledi.
Fileleftheros gazetesinin haberine göre Hristofyas, Rum radyosuna
yaptığı açıklamada, hazırlık
yapılmadığı için görüşmeden olağanüstü bir sonuç
çıkmasını beklemediğini belirterek, "Papadopulos daha
önce, hazırlık yapılması gerektiği üzerinde dururken,
bu dönemde bu görüşmeyi neden tercih etti?" ifadesini kullandı.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise Hristofyas'ın
eleştirilerine yanıt vererek, görüşmeden önce
"derinlemesine hazırlık yapıldığını"
vurguladı. Geçmişte kendisini hazırlık
yapılmasını istediği için eleştirenlerin bugün
"hazırlık yapılmadı" demesine tepki gösteren
Papadopulos, "Artık ne istediklerine karar versinler" diye
konuştu.
Talat'la, başkan izin verdiğinde görüşeceğim
Hristofyas, "Üretken olabilmemiz için inisiyatifler seçimlerden
sonra, yeni başkan her kim olacaksa onun tarafından
üstlenilebilirdi" dedi.
Dimitris Hristofyas, kendisinin Talat'la görüşmesinin
sorulması üzerine, "bu iradeyi 5 Eylül görüşmesinden önce ortaya
koyduğunu, görüşme sırasında hem kişisel
ilişkileri hem de Kıbrıs sorununa ilişkin görüş
alışverişinde bulunacaklarını" belirtti.
Hristofyas şöyle devam etti:
"Şu nedenlerden dolayı görüşme şu anda
gerçekleştirilemez: Başkan Papadopulos New York'a gidecek ve bu ziyareti
neredeyse 20 gün sürecek. Başkan'ın gaybubeti sırasında
Sayın Talat'la görüşmem etik açıdan doğru olmaz. Herhangi
bir sorunum olduğundan değil, ama siyasi
yaşamımızın kendine özgü şekli ve kendine özgü ahengi
olduğunu biliyorsunuz. 'Hristofyas Başkan'ın
ayağını kaydırıyor ve üstün geliyor' diye
saldırmaya başlayacaklar. Neredeyse 5 yıllık
başkanlığında; etik ve protokol açısından
Başkan Papadopulos'u her zaman savunduğum için, kişisel olarak,
siyasi bir şahsiyet olarak zarara uğramış olduğum
açıktır. Dolayısıyla, içimden geldiği için, Sayın
Talat'la görüşeceksem, 'Başkan izin verdiğinde
görüşeceğim' diyorum."
Konu ile ilgili Rum basını ne yazdı?
Fileleftheros haberi "Dimitris Hristofyas Papadopulos'un
İcraatlarını Eleştirdi - (AKEL) Genel Sekreter Görüşmenin
Gerçekleştirilmesinden Şaşkınlık Belirtti
-'Şartlar Olgun Değildi, Ön Hazırlık
Yapıldı`" başlık ve spotlarıyla aktardı.
Gazete Hristofyas'ın; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasındaki 5 Eylül'deki
görüşmenin gerçekleşmesinden şaşkınlık belirterek
"Çünkü şartlar olgunlaşmış değildi, ön
hazırlık da yapılmamıştı" dediğini
yazdı.
Gazeteye göre Hristofyas Rum radyosuna yaptığı
açıklamada 5 Eylül görüşmesinden olağanüstü bir sonuç
çıkmasını beklemediğini, çünkü ona göre bir ön
hazırlık bulunmadığını, gündemin de
hazırlanmadığını söyledi. Hristofyas
"Papadopulos, daha önce, ön hazırlık yapılması
gerektiği üzerinde dururken bu dönemde bu görüşmeyi neden tercih
etti?" diye sordu.
Gazete Hristofyas'ın diğer açıklamalarında da
"İnisiyatif iyi, görüşmeler olması iyi... Ama zannederim
üretken olabilmemiz için inisiyatifler seçimlerden sonra, yeni başkan her
kim olacaksa onun tarafından üstlenilebilirdi" dediğine dikkat
çekti.
Habere göre "her iki tarafın da 5 Eylül görüşmesine
izlenimler yaratmak için gitmiş olabileceği" şeklindeki
yorumu hatırlatılarak bunun Papadopulos için eleştiri olarak
düşünülebileceği gözleminin ortaya konulması üzerine Dimitris
Hristofyas "Şu anda yeni taktik oyunu oynandığını
Hristofyas'ın söylemesi gerekmez. Bu, gün gibi ortadadır,
açıktır" dedi.
Dimitris Hristofyas, kendisinin Talat'la görüşme iradesinin
sorulmasına karşılık da; bu iradeyi 5 Eylül
görüşmesinden önce ortaya koyduğunu belirterek; görüşme
sırasında hem kişisel ilişkileri hem de Kıbrıs
sorununa ilişkin görüş alış verişinde
bulunacaklarını belirtti, şöyle konuştu:
"Şu nedenlerden dolayı görüşme şu anda
gerçekleştirilemez: Başkan Papadopulos New York'a gidecek ve bu
ziyareti neredeyse 20 gün tutacak. Başkan'ın gaybubeti
sırasında Sayın Talat'la görüşmem etik açıdan
doğru olmaz. Herhangi bir sorunum olduğundan değil ama siyasi
yaşamımızın kendine özgü şekli ve kendine özgü ahengi
olduğunu biliyorsunuz. 'Hristofyas Başkan'ın
ayağını kaydırıyor ve üstün geliyor' diye
saldırmaya başlayacaklar. Neredeyse 5 yıllık
başkanlığında; etik ve protokol açısından
Başkan Papadopulos'u her zaman savunduğum için, kişisel olarak,
siyasi bir şahsiyet olarak zarara uğramış olduğum
açıktır. Dolayısıyla; içimden geldiği için, Sayın
Talat'la görüşeceksem, 'Başkan izin verdiğinde
görüşeceğim' diyorum."
Gazete "Tasos: Artık Ne İstediklerine Karar Versinler
-Başkan Papadopulos Hristofyas'ın Eleştirilerini
Yanıtladı -Hükümet Ortağı Partiler de Ateş
Püskürüyor" başlıklı haberinde ise Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un "gardını
aldığını" ve Hristofyas'ın, icraatları
konusundaki eleştirilerine yanıt verdiğini yazdı.
Gazeteye göre AKEL Genel Sekreteri'nin iki liderin geçen Salı
günkü görüşmelerinin ön hazırlığının
yapılıp yapılmadığına ilişkin
açıklamasını yorumlaması istenen Papadopulos
"Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'la görüşme
derinlemesine bir ön hazırlık yapıldıktan sonra
gerçekleşti" dedi. Hristofyas'ın ilgili
açıklamasının başka bir noktasını
yorumlaması istendiğinde de Rum Yönetimi Başkanı
şunları söyledi:
"Görüşme, ön hazırlığı
yapıldıktan sonra gerçekleşti. Şimdiye kadar;
görüşmeyi kabul etmem için ön hazırlık
yapılmasını istediğim için eleştirildim ve
'görüşme için ön hazırlık yapılması gerekmez, bir
kahve içiniz' dediler. Şimdi görüşme oldu, ön hazırlığı
da yapılmıştı. Şimdi de ön hazırlık
yapılmadan gerçekleştiği için mi beni suçluyorlar? Artık ne
istediklerine karar versinler."
Gazete Papadopulos'u destekleyen siyasi parti liderlerinin de
"gardlarını aldıklarını" yazdı. Habere
göre Hristofyas'ın eleştirilerinden şaşkınlık
belirten siyasi parti başkanları, Hristofyas'ın daha önceki
açıklamalarına göndermede bulunarak "En azından bir kahve
içmek için Papadopulos-Talat görüşmesini isteyenler şimdi ön
hazırlık yapılmadığı gerekçesiyle eleştiride
bulunamazlar" dediler.
Politis Papadopulos hükümetinin büyük ortağı Dimitris
Hristofyas'ın Rum Yönetimi Başkanı'nı ilk kez siyasi
açıdan ortada bıraktığını ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la geçen Çarşamba günü
yaptığı görüşmeyi "taktik oyunu" çerçevesine soktuğunu
bildirdi.
Gazete "Talat'la Görüşmeyi Taktik Nedenlerle İstedi
-Hristofyas'tan Papadopulos'a Yönelik İlk Ortada Bırakma"
başlığıyla yansıttığı haberinde
Hristofyas'ın ilgili açıklamasına yer verdi.
Gazeteye göre görüşme sırasında Papadopulos'un Talat'a;
Şubat'taki seçimlerde seçilmesini dilemesini, çünkü eğer Hristofyas
seçilirse çok daha katı olacağını, ama kendisi seçilirse
Kıbrıs sorununu çözeceğini söylediği, Talat'ın ise
"Ben de bunu diliyorum" diye yanıt verdiği şeklinde
Türk ve Kıbrıs Türk basınında yer alan haberlerin
hatırlatılması ve bunu yorumlaması istendiğinde
Hristofyas'ın söylediklerini şöyle aktardı:
"Böyle bir şeyin doğrulanması haricinde,
basında yer alan tahminleri yorumlarken çok dikkatli olacağım.
Papadopulos'u iktidardan indirmeye girişmekle, yabancılarla ve
Kasulidis'le işbirliği yapmakla -bunlar midemi bulandıran
şeylerdir- suçlanan bir adamın daha katı olması,
Kıbrıslı Türklerin de 'daha esnek olduğu' için Papadopulos'u
tercih etmeleri mümkün mü! Normal siyasi yaşam ve demokratik diyalog
yerine çamur atıyorlar. Görüşlerimi, Türk ve Kıbrıs Türk
gazetelerinin haberleri üzerine dayandıramam. Tanrı aşkına!
O zaman ben de, beni bu yalan ve mesnetsiz suçlamalarla suçlayanlardan daha
kötü olurdum."
Haravgi Hristofyas'ın Papadopulos'a yönelik eleştirilerini
"Dimitris Hristofyas: Bizim Tarafın Üretken Olabilmesi İçin
İnisiyatif Seçimlerden Sonra Üstlenilsin" ve Papadopulos'un
Hristofyas'a yanıtını da "Tasos Papadopulos İkna Edici
Değil" başlıklarıyla okurlarına aktardı.
Simerini haberine "Ani Tutuşma -Dimitris Hristofyas'tan Tasos
Papadopulos'a Eleştiriler" başlığını
attı.
Papadopulos: Derinlemesine hazırlık yapıldı
Başkan adaylarından, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos da
Hristofyas'ın eleştirilerine yanıt vererek, görüşmeden önce
"derinlemesine hazırlık
yapıldığını" ifade ederek, "Artık ne
istediklerine karar versinler" diye konuştu.
Papadopulos şunları kaydetti:
"Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'la
görüşme derinlemesine hazırlık yapıldıktan sonra
gerçekleşti. Şimdiye kadar, görüşmeyi kabul etmem için
hazırlık yapılmasını istediğim için
eleştirildim ve 'görüşme için hazırlık yapılması
gerekmez, bir kahve içiniz' dediler. Görüşme oldu, hazırlığı
da yapılmıştı. Şimdi de hazırlık
yapılmadan gerçekleştiği için mi beni suçluyorlar? Artık ne
istediklerine karar versinler."
KIBRIS 10/09/07
Karamanlis'ten Papadopulos'a dolaylı destek
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina'da
yayımlanan Elefteros Tipos gazetesine verdiği demeçte, Türk-Yunan
ilişkileri ve Kıbrıs konusuna değindi.
Türkiye'nin Avrupa geleceğini desteklediklerini ifade eden
Karamanlis, "Avrupa'da ve diğer bazı yerlerdeki çeşitli
yaklaşımlara karşın bu konudaki tavrımızın
mantıklı ve net olduğuna inanıyorum" dedi.
Bir soru üzerine Kıbrıs konusunda yeni bir uluslararası
girişim bulunmadığını söyleyen Karamanlis, Türkiye'de
genel seçimler yeni yapıldığını, Güney
Kıbrıs'ta da Şubat ayında Başkanlık Seçimleri'nin
yapılacağına işaret ederek, bu aşamada yeni bir
girişimin yürütülemeyeceğini söyledi.
Karamanlis, "Ama Kıbrıs sorununun çözümü için tabii ki
yeni bir çaba gerekir ve biz de adil ve kalıcı bir çözüm için
katkıda bulunmaya hazırız" dedi.
Yunanistan Başbakanı, Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan ile bu ayın sonunda Türk-Yunan doğalgaz boru
hattının açılış töreninde bir araya gelmelerinin söz
konusu olduğunu, ancak yakında yapılması planlanan bu tören
için kesin tarihin henüz belirlenmediğini kaydetti
KIBRIS 10/09/07
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:22 TSİ 11 Eylül 2007 Salı
STRASBOURG
- Kıbrıs Rum Yönetiminin KKTCye bağlılık yemini
ettikleri ve KKTCde Rumlardan kalma malları sahiplendikleri
gerekçesiyle itiraz ettiği KKTC Yüksek Mahkeme Başkanı Metin
Hakkı ve Gönül Erönen, yaklaşık 40 davada AİHM
yargıçlığı yapacaklar.
Metin Hakkı ve Gönül Erönen, mahkemenin şu anki Türk
yargıcı Rıza Türmenin, yargıç olmadan önce Strasbourgda
Türkiyenin Avrupa Konseyi daimi temsilciliği yaptığı
dönemde Rumlar tarafından Ankaraya karşı İnsan
Hakları Mahkemesi gündemine taşınan bazı mülkiyet
davalarına bakacaklar. Metin Hakkı 38 davada, Gönül Erönen ise 1
davada AİHM yargıçlığı yapacak.
Rumların Kıbrıslı Türk yargıçlara iki temel
itirazları vardı; ilk olarak, Kıbrıslı Türk
yargıçların KKTCde Rumlardan kalma taşınmaz mallara sahip
olduklarını ve dolayısıyla bir çıkar
çatışmasının mevcut olduğunu iddia etmekteydiler. Bu
durumun da Kıbrıslı Türk yargıçların adil ve
bağımsız olamayacağının göstergesi olduğunu
söylemekteydiler.
NTVnin edindiği bilgiye göre, yargıç Metin Hakkı, 6 Eylül
Perşembe günü Strasbourgda yapılan basına kapalı bir
oturumda, KKTCde sahibi olduğu ve Rumlar tarafından gündeme
getirilen malların babadan miras kaldığını
kanıtladı.
Rumların diğer itirazı ise Kıbrıslı Türk
yargıçların KKTCye bağlılık yemini etmiş
olmalarıydı. AİHM, yargıçları dinledikten sonra, henüz
net bir gerekçe belirtmemiş olsa da, Rumların bu tezini de geri
çevirmiş görünüyor.
Rumlar geçtiğimiz aylarda KKTCdeki Taşınmaz Mal Komisyonunun
AİHM tarafından kabul edilmesine engel olamamış, mahkeme
Ksenides-Arestis davasındaki tazminat kararını büyük ölçüde
komisyonun davayla ilgili hükümleri üzerine kurmuştu.
AİHMnin Taşınmaz Mal Komisyonuna onayın ardından
şimdi de Kıbrıslı Türk hukukçuların mahkemede
yargıç olarak çalışmalarına onay vermesi, tüm Avrupa
platformlarında KKTCnin meşru olmadığını
kanıtlamaya çalışan Rum Yönetimi açısından yeni bir
darbe anlamına geliyor.
A.A.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),
Kıbrıslı Rumların yaptığı itirazı
reddederek, KKTC'de Yüksek Mahkeme Başkanı olarak görev yapan Metin
Hakkı'nın AİHM'de de "uzman yargıç" olarak görev
yapmasını onayladı.
AİHM, yine Rumların, Strasbourg mahkemesinde görev yapmasına
itiraz ettiği KKTC'li yargıç Gönül Erönen ile ilgili
kararını gelecek günlerde verecek. AİHM'nin, Gönül Erönen
hakkında da olumlu karar vermesi bekleniyor.
Bugünkü kararla Metin Hakkı'nın, Rumların açtığı
ve incelenmeye alınması kabul edilen 38 mülkiyet hakkı
davasında, mahkemenin ilgili dairesinde "uzman yargıç"
olarak görev yapacak.
Strasbourg Mahkemesi, geçen hafta Rumların itirazı üzerine, KKTC'li
yargıçları dinlemişti.
Kıbrıslı Türk yargıçların, Türkiye'nin önerisiyle
yıllardan sonra geçen yıl AİHM'de göreve başlamaları
gündeme gelmişti. Yargıç Metin Hakkı'nın mülkiyetle ilgili
davalarda, Yüksek Mahkeme yargıçlarından Gönül Erönen'in de
kayıplarla ilgili başvurularda AİHM'de görev yapması
öngörülmüştü.
Kıbrıs Rum kesiminin itirazı üzerine AİHM, KKTC'li
yargıçların görüşlerinin dinlenmesini
kararlaştırmıştı.
Rum kesimi, yaptığı itirazda, "KKTC'li
yargıçların adil yargıda bulunamayacağını"
iddia etmişti.
Diğer ülkeler gibi, herhangi bir ülkeden AİHM'ye yargıç atama
hakkı bulunan Türkiye, geçmişte de bazı Kıbrıslı
Türk yargıçları AİHM'ye önermiş, ancak Rumlar
eşdeğer mal tasarrufu, kayıp yakını gibi,
"çıkar çatışmasını" gerekçe göstererek, bu
isimlere itiraz etmişti.
Kıbrıslı Türk yargıçların AİHM'ye
atanmasında, "ilgili davaların Kıbrıs'la ilgili
olmasının yanında, çoğunluğu İngiltere'de
eğitim alan yargıçların yabancı dile hakimiyetinin ve KKTC
yargı sisteminin AİHM'de dahi saygın bir yere sahip
olmasının etkili olduğu" belirtiliyor.
HURRIYET 11/09/07
Ne birleşir, ne bölünür...
Geçen çarşamba günü Lefkoşa'da gerçekleşen Talat-Papadopulos
zirvesinin fiyaskoyla sonuçlanması, Kıbrıs sorununun daha uzun
bir süre çözümsüz kalacağını ortaya koydu.
Dün İstanbul'da yabancı basın temsilcileriyle bir araya gelen
KKTC lideri, zirvede olup bitenleri anlattıktan sonra, sonucu şu
cümleyle özetledi: "Anlaşamama konusunda anlaştık ve bunu
beyan ettik"...
Doğrusu bu yeni, beklenmedik bir olay değil. Daha önce,
koşulların daha müsait sayıldığı dönemlerde bile,
sonuç hep böyle olmamış mıydı?
Bu kez bir umut vardı: O da, bir şekilde (8 Temmuz 2006'dan sonra bir
türlü arkası getirilemeyen) müzakere sürecinin yeniden
başlatılması... Zirvede bu dahi başarılamadı.
Papadopulos, Talat'ın bu sürecin bir takvime bağlanarak
canlandırılması önerisini de kabul etmedi.
Şimdi araya Rum kesimindeki seçim kampanyası giriyor. Şubat
ayına kadar yeni bir girişim pek söz konusu değil. Kaldı
ki, seçim atmosferi içinde yapılacak (o da yapılırsa) bir
temastan da somut bir sonuç çıkmaz.
Dolayısıyla Kıbrıs sorunu yeniden kilitlenmiş
bulunuyor. Gelecek yıl içinde yeni bir hareket olup olmayacağı
daha çok Kıbrıs Rum tarafında kimin yeni cumhurbaşkanı
seçileceğine bağlı...
Hangisi daha iyi?
Türk tarafı açısından üç adaydan hangisinin bir anlaşmaya
varmak için daha müsait olacağını kestirmek zor. Papadopulos'un
politikası ve amaçları belli. Onunla uzlaşmak mümkün olmuyor.
Esas rakibi olan AKEL lideri Hristofyas birleşmeden yana; ama o da Rum
tezi doğrultusundaki federatif bir çözüm üzerinde ısrarlı.
Üçüncü aday Kasulidis ise uzlaşmaya yatkın, daha esnek bir
politikacı; ama etkinliği ve de kazanma şansı zayıf...
Talat bu konudaki tercihini açıklamaktan çekiniyor ve kim seçilirse
seçilsin, onunla kapsamlı bir görüşme sürecini yeniden
başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor. Ama tabii Türk
tarafının bilinen (özellikle siyasal eşitliği esas alan)
parametreleri içinde...
Bu gerçekleşmezse ne olur? Yabancı meslektaşlar Talat'a bir
türlü sağlanamayan "birleşme"nin yerine "bölünme"nin
bir çözüm olup olamayacağını sordular. Ne de olsa, son
zamanlarda sadece Türk değil, Rum kesiminde de bu
olasılığı gündeme getiren politikacılar ve yorumcular
var. Güney Kıbrıs'ta yapılan kamuoyu
araştırmaları da, çoğunluğun Türklerle bir arada
yaşamak istemediğini gösteriyor.
Talat, yanıtında, KKTC'de de yapılan son bir anketten
halkın yaklaşık yüzde 60'ının "iki devlet"
ve "KKTC'nin tanınması" esasına dayalı bir
çözümden yana olduğu sonucunun çıktığını
nakletti.
Diğer bir deyişle, 3 yıl önceki referandumda Annan Planı'na
"evet" diyenlerin önemli bir kısmı, şimdi onun
öngördüğü birleşme yerine, ayrılmayı ve kendi
bağımsız devletinde yaşamayı yeğliyor.
Eğer Türk ve Rum liderler arasında ayrılma veya bölünme
konusunda mutabakat sağlanabilse, belki en pratik çözüm bu olacak.
Tıpkı Çek ve Slovak liderlerinin 14 yıl önce
karşılıklı mutabakatla ayrılmaya karar vermeleri
gibi... Ama Rum tarafında ne Papadopulos, ne başka bir lider, böyle
bir çözüme taraftar... Ayrıca uluslararası camia da buna hazır
değil. BM'nin kararları adanın bölünmesine ve KKTC'nin
tanınmasına açıkça karşı çıkıyor.
Ne değişir?
Bu durumda KKTC'nin resmi politikası da, bu aşamada eski
noktasında -yani iki toplumun siyasal eşitliğine ve yönetimdeki
ortaklığına dayalı bir federal çözüm tezinde-
odaklanıyor.
Talat, kamuoyunun yeni eğilimini "dikkate almaya değer"
bulmakla beraber, en azından şimdilik uluslararası platformda ve
-olursa- yeni görüşmelerde gene aynı politikayı
savunacağını söylüyor...
Peki, şimdiye kadar bir türlü sağlanamayan uzlaşma, bundan sonra
aynı pozisyonlarla nasıl gerçekleşebilir?
Talat zamanla, buna yardımcı olacak yeni faktörlerin ortaya
çıkabileceğini umuyor. Örneğin AB'nin Rum tarafını
baskı altına tutması gibi. Veya Rum tarafında seçim
sonucunda yeni bir siyasal yaklaşımın belirmesi gibi...
Ümit dünyası!..
SAMI KOHEN MILLIYET 11/09/07
Hedef, Kıbrıslı Türklere Avrupa
üniversitelerinde eğitim olanağı sunmak
KIBRIS TÜRK TOPLUMU YURTDIŞINDA TANITILACAK... Avrupa Birliği
(AB) Kıbrıs Türk Masası Şefi Andrew Rashbash, AB'nin
Kıbrıslı Türklere yardım programı kapsamındaki
"Topluluk Burs Projesi"nin hedefinin, Kıbrıslı
Türklere AB üyesi devletlerin üniversitelerinde bir yıllık
eğitim görme olanağının tanınması olduğunu
söyledi. Rashbash, AB'nin sağladığı eğitim bursunun
önemine işaret ederek, AB üyesi devletlerdeki öteki vatandaşlara da
sunulan eğitim bursunu almaya hak kazanan Kıbrıslı
Türklerin, özelde akademik olarak kendilerini geliştireceklerini, genelde
ise Kıbrıs Türk toplumunun yurtdışında
tanıtılmasına yardımcı olacaklarını ifade
etti
Anıl IŞIK
Avrupa Birliği (AB) Kıbrıs Türk Masası Şefi
Andrew Rashbash, AB'nin Kıbrıslı Türklere yardım
programı kapsamındaki "Topluluk Burs Projesi"nin hedefinin,
Kıbrıslı Türklere AB üyesi devletlerin üniversitelerinde bir
yıllık eğitim görme olanağının
tanınması olduğunu söyledi.
Rashbash, AB'nin sağladığı eğitim bursunun
önemine işaret ederek, AB üyesi devletlerdeki öteki vatandaşlara da
sunulan eğitim bursunu almaya hak kazanan Kıbrıslı
Türklerin, özelde akademik olarak kendilerini geliştireceklerini, genelde
ise Kıbrıs Türk toplumunun yurtdışında
tanıtılmasına yardımcı olacaklarını ifade
etti.
AB eğitim bursunun hedefiyle ilgili olarak Rasbash, şöyle
konuştu: "Hedefimiz, Kıbrıslı Türk öğrencilerin
de başka bir üye devletindeki üniversitelerde bir yıl eğitim
almalarına olanak tanıyarak, eğitim seviyelerini
zenginleştirmek. Ayrıca, bu burs sadece öğrencilere değil,
genelde Kıbrıslı Türklere de yardımcı olacak. Öğrenciler,
eğitim görüp geri döndükleri zaman burada çalışabilecekler. Estonya,
Brüksel ya da gidecekleri diğer ülkelerdeki üniversitedeyken oradaki
öğrencilere Kıbrıslı Türkler hakkında bilgi
aktarabilecekler. Bu bursun önemli bir parçası ve gerçekliğidir.
Örneğin öğrencilerin gideceği ülkelerden biri olan Estonya'da
Kıbrıslı Türkler hakkında şu ankinden daha fazla bilgi
sahibi olan öğrenciler bulabileceksiniz ve bu önemli bir şey. Bu
nedenle sanıyorum ki, bundan hem Kıbrıslı Türkler hem de AB
üye devletleri faydalanacak. Birbirlerini daha iyi tanıyacaklar ki, bu
AB'nin Kıbrıslı Türkler için yardım programıyla
yapmaya çalıştığı şeyin önemli bir
parçasıdır."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, programı
"bir ara program" olarak nitelendirmesinin ve ayrıca AB
vatandaşı olan Kıbrıslı Türklerin, Erasmus ve Socrates
gibi diğer AB eğitim programlarına
katılamadığının ya da sınırlı
katılabildiğinin hatırlatılması üzerine Rashbash,
şöyle konuştu:
"Sayın Talat'ın açıklamasını
anlıyorum. Bu yardım programıyla bizim yapmaya
çalıştığımız Socrates ve Erasmus gibi daha genel
programlara geçici bir program sunmaktır. Biz, bunu kabul ediyoruz. Biz
durumu olduğu gibi ele alıyoruz ve bu zeminde kısa sürede
yardımcı önlemler almaya çalışıyoruz. Uzun sürede
tabii ki, Kıbrıslı Türklerin bu programlara tam
katılımının gerçekleşeceğini ümit ediyoruz.
Şu anda, AB vatandaşı olarak Kıbrıslı Türkler bu
hakka sahiptir, ancak kuzeydeki sorun üniversitelerle ilgilidir. Eğer
Kıbrıslı Türkler İngiltere'de ya da başka bir yerde
eğitim görüyorlarsa, o zaman diğer AB ülkelerinde olduğu gibi
Erasmus ya da Socrates programlarına katılabilirler. Ancak
Kıbrıs'ın kuzeyindeki üniversitelerin
karşılaştığı sorunlardan dolayı
Kıbrıslı Türklerin kısıtlı
katılımının olduğu konusunda
haklısınız."
Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin Avrupa'nın kendi
yüksek öğrenim kurumları arasında bir bağ oluşturan
Bologna Süreci'nin dışında kalmasıyla ilgili olarak ise
Rashbash, Bologna sürecinin daha geniş bir süreç olduğunu ve sadece
Avrupa Birliği'yle ilgili olmadığını ifade ederek,
"Burada bizim doğrudan oynayabileceğimiz bir rolümüz yok, ancak
Kıbrıs Türk üniversitelerinin, bu süreç içindeki işbirliği
ve koordinasyondan mümkün olduğunca fazla yararlanmasına olanak
tanıyacak imkanların bulunacağını ümit ediyoruz"
dedi.
2007-2008 akademik yılı için öngörülen burs
sayısının 105 olmasına rağmen sadece 37
başvurunun yapıldığının
hatırlatılması üzerine Andrew Rashbash, burs
programının ilk yılında elde edilen performanstan
"oldukça mutlu" olduğunu ifade ederek, ilk kez
başlatılan programın, öğrencilere tanıtımı
ve üniversitelere işbirliği konusunda zaman
sıkıntısı yaşandığını ancak bunun
giderilmesi için gerekli çalışmaların
yapılacağını söyledi.
Gelecek yıl programa daha fazla ilgilinin olacağı
inancını dile getiren Rashbash, "verilen burs sayısı,
burs almaya uygun olan kişilerin sayısını
yansıtıyor. Gelecek yıl daha fazla ilgi olmasını
bekliyoruz. Programı biraz daha genişletmeyi düşünüyoruz ki,
bunu kendi aramızda görüşmeye ihtiyacımız var.
Ayrıca programın burada olduğu gibi
tartışılması da önemli. Gazeteniz bu konuda haber
yayınlayarak, insanların bu programın önemini anlamasına
yardımcı olacak. Bu program mevcuttur, gerçektir. 30 kişi,
AB'den oldukça büyük bir miktarda para aldı. Program
çalışıyor. Gelecek yıl daha fazla başvuru olacağı
konusunda iyimserim" dedi.
Rashbash, ilgilenen kişilere başvuruda bulunmaları için
daha fazla zaman tanımak amacıyla burs programının ikincisi
için başvuruların daha erken bir zamanda
yapılacağını da duyurdu.
AB Ofisi'nin programları hakkında da bilgi veren Rashbash,
"programın önemli bir parçası eğitim sektörüdür; ilk ve
orta öğretim. Bizim yapmak istediğimiz şeylerden biri Kuzey
Kıbrıs'ın, eğitim alanında genel olarak belirlenen AB
standartlarını karşılamasıdır. Bunu başarmak
için Kıbrıs Türk toplumundaki okullar ve eğitimle ilgili
kişilerle birlikte çalışmayı çok istiyoruz. Ayrıca,
insanlar arası ilişkilerin sağlanması için
fonlarımız var. Bu fonlar çok geniş alanlar için olabilir;
kültürel, sosyal, eğitimsel, spor. İnsanların bize
getireceği önerilere bağlı. Ayrıca sivil toplum örgütlerini
de destekliyoruz. Sosyal ve eğitim alanlarında işbirliği
yapmak isteyen örgütler için fonlarımız var" dedi.
Rashbash, AB Ofisi'nin çalışmalarından oldukça memnun
olduğunu ifade ederek, AB yardım programını,
Kıbrıs'taki çok özel koşullar altında uygulamaya
çalışmalarını eşsiz bir tecrübe olarak nitelendirerek,
"Uygulamak üzere 5-6 yıllık bir program kurduk ve program
yolunda gidiyor. Özel durumdan dolayı programı uygulamak kolay
değil, ancak çalışmalardan oldukça memnunum. Şimdi bunun
meyvelerini toplamaya başladık ve gelecek beş yılda daha
fazla sonuç elde edeceğiz" dedi.
2007-2008 akademik yılı için ilk burslar verildi
Avrupa Topluluk Burs Projesi, AB'nin Kıbrıslı Türklere
yönelik 259 milyon Avro'luk mali yardımının 5 milyon Avro kadar
olan tutarının, 3 akademik yıl boyunca, Kıbrıslı
Türk öğretmen ve öğrencilere yurtdışında herhangi bir
AB üniversitesinde eğitim olanağı için burs verilmesini
öngörüyor.
Ocak 2007'de açılan ilk burs programı kapsamında
2007-2008 akademik yılı için toplam 30 kişiye herhangi bir AB
üyesi üniversitesinde burs verildi.
İlk burs programı kapsamında 80 öğrenci ve 25
öğretmen olmak üzere toplam 105 kişiye burs verilmesi öngörüldü.
Ancak 105 kişilik kontenjan için sadece 37 kişi (21 öğrenci ve
16 öğretmen) başvuruda bulundu.
Başvuran 35 kişiden 30'u (15 öğrenci ve 15
öğretmen), burs almaya hak kazandı. Burs kazananlar, İngiltere,
Fransa, Almanya, Belçika, Danimarka, Estonya ve Finlandiya'da, basın ve
halka ilişkiler, uluslararası ilişkiler ve sosyal/siyasi bilimler,
işletme ve idari bilimler, metodoloji ve öğretici yöntem
çalışmaları, psikoloji, lisan, dil bilimi veya kültürel
çalışmalar ve müzik alanlarında eğitim görecek.
2008-2009 akademik yılında 80 öğrenci ve 25
öğretmene verilecek burslar için başvuru tarihinin 2007 Eylül sonu
olduğu belirtildi.
KIBRIS
11/09/07
Rum tarafı, 8 Temmuz sürecinin işlemesini ve
sonuç getirmesini öngörmüyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının 8
Temmuz sürecinin işlemesini ve sonuç getirmesini öngörmediğini
söyledi.
Günübirlik ziyaret amacıyla bu sabah İstanbul'a giden
Cumhurbaşkanı Talat, bazı yabancı basın
kuruluşlarının Türkiye'deki temsilcileriyle Swiss Otel'de bir
araya geldi. Türk basın mensuplarına kapalı gerçekleşen
toplantı, yaklaşık 1 saat 20 dakika sürdü. Toplantının
başında Türk basın mensuplarının görüntü almasına
izin verildi.
Cumhurbaşkanı, toplantıdan sonra gazetecilere
yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos ile 5 Eylülde bir araya geldiğini hatırlatarak,
yabancı basın mensuplarıyla bu görüşmenin iç yüzünü hem
kendileri açısından, hem de Kıbrıs sorunu
açısından değerlendirdiklerini belirtti.
Rum tarafının manipülasyonlarının insanları
farklı yönlerde etkilediğini ifade eden Talat, "Bunu önlemek
için gerçekleri bir de bizim ağzımızdan dinlemelerini istedik.
Onların aydınlatılması açısından bu
önemliydi" dedi.
Talat, şunları söyledi:
"Biz 5 Eylül'de tamamen 8 Temmuz anlaşmasının
sınırları içerisinde süreci hızlandıracak, disipline
edecek ve sonuç alıcı hale getirecek öneriler yaptık.
Dolayısıyla bu önerilerin anlaşılmaması için bir neden
yok. Biz önerilerimizi yaptık. Kıbrıs Rum tarafı
bildiğiniz nedenlerle bunları kabul etmedi ve sonuç
tıkandı. Bunu anlamaması için birinin Kıbrıs sorununu
hiç bilmemesi lazım. Dolayısıyla Kıbrıs sorununu
bilenler anlamıştır. Ben sanıyorum ki görüşlerimizi
anladılar."
Bağımsız Türkiye Komisyonu'yla toplantı
Bir basın mensubunun, Bağımsız Türkiye Komisyonu
üyeleriyle yapılacak toplantıya ilişkin sorusu üzerine de Talat,
onlara Kıbrıs sorununu ve son gelişmeleri
anlatacaklarını söyledi. Talat, komisyonun Türkiye'nin Avrupa
Birliği (AB) süreci ile ilgili önemli değerlendirmeler
yaptığını anımsatarak, "Kıbrıs sorunu
ile Türkiye'nin AB süreci yakından ilgili. Bu nedenle bizim
Kıbrıs sorunuyla ilgili gerçekleri onlara aktarmamız önemlidir
diye düşünüyorum" dedi.
Papadopulos ile görüşmeler
Cumhurbaşkanı Talat, "Papadopulos ile görüşmelerin
nasıl devam edeceğini düşünüyorsunuz?" sorusuna da şu
cevabı verdi:
"Henüz o konuda ne olacağına ilişkin bir şey
yok. Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla
temaslarımız devam edecek. Ancak şu an itibarıyla
Kıbrıs Rum tarafı 8 Temmuz sürecinin işlemesini ve sonuç
getirmesini öngörmüyor. Bu nedenle bir araya gelmemiz şu an için
anlamlı olmayacaktır, hele Güney Kıbrıs'ta seçimler varken.
Güney Kıbrıs'taki seçimler nedeniyle 5 Eylül toplantısıyla
ilgili şu anda çok sayıda spekülasyon ve çok büyük
tartışmalar var. Ben Kıbrıs sorununun ve tabii ki bizim
politikalarımızın Kıbrıs Rum iç siyasetinin malzemesi
haline getirilmesini doğru bulmuyorum. Çünkü böyle bir şey olursa o
zaman sorunun çözümü daha da zorlaşır. Bu nedenle BM
aracılığıyla yapacağımız temaslarda
eğer bir ilerleme ihtimali görürsek bir araya geleceğiz."
"Görüşmelerin seçimlerden sonra yapılmasının
daha doğru mu olacağı" sorulan Talat, Rum
tarafının buluşmanın seçimlerden sonra
yapılmasından yana olduğunu belirterek, şunları
kaydetti:
"Tabii ki iç politikada malzeme haline gelirse burada
tartışacağımız hususlar seçimlerden sonra ortaya
çıkacak yeni liderliklerle görüşmelerde zorluklar yaratabilecek. Bu
da ciddi bir olaydır. O nedenle Kıbrıs sorununu, spesifik,
belirlenmiş ve tartıştığımız konuları
iç politika malzemesi yaparsak, yaparlarsa bundan sonra seçilecek olan Rum
liderliğinin manevra kabiliyeti iyice daralmış olur. Çünkü bu
konuda herkes görüş ortaya koymuş olur ve seçim atmosferi içerisinde
de bu görüşler kesin görüşler olur. Kesin görüşler de ortaya
konunca sonra bundan dönmek çok zor olur. O nedenle belki seçimden sonraya
kendileri ertelemek isteyecektir."
Talat'ın temasları
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul'a dün sabah
gitmişti.
Gün içinde çeşitli medya kuruluşlarıyla görüşmeler
yapan Cumhurbaşkanı Talat, öğle saatlerinde de
Bağımsız Türkiye Komisyonu'yla bir toplantı yaptı.
Bağımsız Türkiye Komisyonu, Finlandiya eski
Cumhurbaşkanı Marti Ahtisaari, İspanya eski
Dışişleri Bakanı ve Avrupa Konseyi eski Genel Sekreteri
Marcelino Oreja Aguirre, Hollanda eski Dışişleri Bakanı ve
AB'nin
Genişlemeden Sorumlu eski Komiseri Hans van den Broek, Avusturya
Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı
Albert Rohan, İtalya'nın Avrupa Bakanı ve AB eski Komiseri Emma
Bonino, Polonya'daki Dayanışma Sendikası Solidarnos'ın
baş teorisyeni ve Polonya eski Dışişleri Bakanı
Bronislaw Geremek'ten oluşuyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün gece 22.30
sıralarında adaya döndü.
KIBRIS
11/09/07
Devlet Planlama Örgütü, "2006 nüfus ve konut
sayımı" toplu sonuçlarında düzeltme yaptı
DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz, toplam de-jure
nüfus değerinde herhangi bir hata olmadığını ancak
tablolarda hata bulunduğunu duyurduğu yazılı
açıklamasında, kamuoyundan ve hatalı verileri kullanan tüm
kullanıcılardan özür diledi.
Açıklamasında düzeltilmiş tablolara da yer veren
Yılmaz, hatanın tutarlılık analizleri ve teknik kontroller
sırasında saptandığını bildirdi.
Düzeltilmiş tablolar da dâhil olmak üzere, sayım sonuçlarının
kitap halinde yayınlanacak tüm tablolarının bugünden itibaren
www.devplan.org web sayfasında yer alacağını duyuran DPÖ
Müsteşarı Yılmaz, sayımda derlenen ancak web sayfasında
ulaşılamayacak tablolarla ilgili taleplere, olanakları
çerçevesinde yanıt vereceklerini belirtti.
DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz, bu tür
taleplerin, kullanım amacını açıklayan yazılı
başvurularla yapılması ve her halükarda bireysel verilerin
gizliliği ilkesini gözetmesi gerektiğini vurguladı.
Yılmaz, toplu sonuçların Türkçe ve İngilizce kitap
haline getirilebilmesi yönündeki tercüme çalışmaları ve
tablolara ilişkin görsel düzenlemelerin en erken zamanda yayınlamak
üzere sürdürüldüğünü de bildirdi.
Yılmaz açıklamasında, "KKTC'de de-facto ve de-jure
nüfusun yerleşim yeri ve cinsiyete göre
dağılımı", "KKTC'deki belediyeler ve
nüfusları" ve "KKTC'de de-facto ve de-jure nüfusun ilçe, bucak
ve cinsiyete göre dağılımı" başlıklı
tablolara da yer verdi.
KIBRIS
11/09/07
Türk tarafı üzerine düşeni yaptı
ULUSLARARASI TOPLUM GERÇEĞİN FARKINA VARMAYA BAŞLADI...
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Ercan Havaalanı'nda
yaptığı açıklamada; "Kıbrıs sorununa adil,
kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunamıyorsa, bunun sorumlusu
Güney Kıbrıs Rum tarafıdır" dedi. Toptan,
Kıbrıs Türk tarafının üzerine düşeni fazlasıyla
yaptığını, barış, demokrasi, dünya ile
bütünleşme uğruna her zaman çözümden yana hareket ettiğini
vurguladı. Uluslararası toplumun bu gerçeğin yavaş
yavaş farkına varmaya başladığını
düşündüğünü söyleyen Toptan, uluslararası toplumun daha fazla
gecikmeden KKTC üzerindeki haksız kısıtlamaları
kaldırmasını istediklerini ifade etti
KKTC'DE MİLLİ GELİR İKİ KATINA ÇIKARILMALI...
KKTC'de son zamanlarda meydana gelen kalkınma hamlesiyle sağlanan
ekonomik büyümeden mutluluk duyduklarını ifade eden Toptan, KKTC'deki
fert başına düşen milli gelirin 10 yıl içinde bugünkünün
iki katına çıkarılmasının hedeflenmesi
gerektiğini belirtti. Toptan, "Türkiye bu anlamda bugüne kadar
üzerine düşeni nasıl yaptıysa, bundan sonra da
gerçekleştirmeye devam edecek" diye konuştu. Toptan, KKTC'nin
bir üniversiteler ve turizm adası olması için gereken her şeyi,
KKTC yönetimiyle birlikte gerçekleştirmeye
çalışacaklarını da söyledi
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Köksal Toptan ilk
yurt dışı gezisini KKTC'ye yaptı. Bir heyetle birlikte dün
ülkemize gelen Toptan, Türkiye'deki yerleşik geleneklere uyarak ilk yurt
dışı gezisini KKTC'ye gerçekleştirmekten mutluluk ve
heyecan duyduğunu söyledi.
Özel TC-ATA uçağıyla saat 15.25'te Ercan Havaalanı'na
gelen Köksal Toptan ve beraberindeki heyeti, Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun ve bazı
milletvekilleri karşıladı.
Toptan'a AKP Elazığ Milletvekili Feyzi İşbaşaran,
AKP Konya Milletvekili Ali Öztürk, AKP Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek, CHP
Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve MHP Ankara Milletvekili
Yıldırım Tuğrul Türkeş ile bürokratlar eşlik
ediyor.
Köksal Toptan, Ercan Havaalanı'nda yaptığı
açıklamada; "Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve
kapsamlı bir çözüm bulunamıyorsa, bunun sorumlusu Güney
Kıbrıs Rum tarafıdır" dedi.
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Kıbrıs Türk
tarafının üzerine düşeni fazlasıyla
yaptığını, barış, demokrasi, dünya ile
bütünleşme uğruna her zaman çözümden yana hareket ettiğini
vurguladı.
Uluslararası toplumun bu gerçeğin yavaş yavaş
farkına varmaya başladığını düşündüğünü
söyleyen Toptan, uluslararası toplumun daha fazla gecikmeden KKTC
üzerindeki haksız kısıtlamaları kaldırmasını
istediklerini ifade etti.
Kıbrıs'ta adil ve kalıcı çözümün, adada iki
ayrı halk, iki ayrı devlet ve iki ayrı demokrasi
bulunduğunu dikkate alarak bulunabileceğini de dile getiren Toptan,
ziyaretleri vesilesiyle bu konuları KKTC yetkilileriyle konuşma
imkânı bulacaklarını belirtti.
Toptan, Kıbrıs Türkü'nün huzur, refah, güvenlik,
kalkınma, hak ve hukukunun korunması ve uluslararası arenada hak
ettiği yere ulaşmasının, Türkiye'de başta TBMM olmak
üzere tüm kurumların temel görevlerinden olduğunu dile getirdi ve
"Bu böyle olmuştur ve bundan sonra da hiç kuşku yoktur ki böyle
devam edecektir" dedi.
"Milli gelir iki katına çıkarılmalı"
KKTC'de son zamanlarda meydana gelen kalkınma hamlesiyle
sağlanan ekonomik büyümeden mutluluk duyduklarını ifade eden
Toptan, KKTC'deki fert başına düşen milli gelirin 10 yıl
içinde bugünkünün iki katına çıkarılmasının
hedeflenmesi gerektiğini belirtti. Toptan, "Türkiye bu anlamda bugüne
kadar üzerine düşeni nasıl yaptıysa, bundan sonra da
gerçekleştirmeye devam edecek" diye konuştu.
"Üniversiteler ve turizm adası"
Toptan, KKTC'nin bir üniversiteler ve turizm adası olması
için gereken her şeyi, KKTC yönetimiyle birlikte gerçekleştirmeye
çalışacaklarını söyledi. Toptan, şu anda KKTC'deki
üniversitelerdeki öğrenci sayısının 40 bine
varmış olmasının ve eğitim-öğretim düzeyinin
yukarılara çıkarılmasının bu hedefin ne kadar gerçekçi
olduğunu gösterdiğini dile getirdi.
KKTC'nin bu kazanımlarını bölgede örnek bir demokrasi ve
hukuk devleti ortamında elde ettiğini de vurgulayan Köksal Toptan, bu
süreçte Cumhuriyet Meclisi'nin önemli bir rol oynadığına, bundan
sonra da bu rolü oynamaya devam edeceğine ve Kıbrıs Türk
halkının refahına hizmet edeceğine
inandıklarını söyledi.
"KKTC ve TC'nin ayrı düşünmesi söz konusu olmadı,
olmayacak"
Toptan, KKTC ile TC arasındaki bağların ziyaretleri
vesilesiyle daha da ivme ve güç kazanacağına
inandıklarını söyledi. Toptan, "TC ile KKTC'nin ayrı
düşünmesi, farklı düşünmesi şimdiye kadar nasıl söz
konusu olmadıysa bundan sonra da olmayacaktır" dedi.
Ekenoğlu
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ise,
Toptan'ı karşılarken yaptığı açıklamada,
TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın, eşinin ve beraberindeki
heyetin KKTC'ye gelmesinin kendilerini mutlu ettiğini söyledi ve
Toptan'ın ilk ziyaretini KKTC'ye gerçekleştirmesinin KKTC'ye ne kadar
önem verdiğinin bir işareti olduğunu belirtti.
TBMM'nin köklü deneyimlere sahip bir meclis olduğuna işaret
eden Ekenoğlu, KKTC Meclisi'nin ise yeni bir meclis olduğunu ve
karşılıklı iş birliği içinde TBMM'nin
deneyimlerinden yararlandıklarını kaydetti. Ekenoğlu,
iş birliğini artırarak çalışmalarına devam
edeceklerini de dile getirdi.
Anıttepe ziyareti
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Köksal Toptan,
KKTC'de, ilk olarak, Anıttepe'deki Dr. Fazıl Küçük'ün kabrini ve
Lefkoşa Atatürk Anıtı'nı ziyaret ederek çelenk koydu.
Toptan ve beraberindeki heyete, Meclis Başkanı Fatma
Ekenoğlu, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Maliye
Bakanı Ahmet Uzun ve Meclis Başkan Yardımcısı Mehmet
Bayram eşlik etti.
İlk ziyaretin yapıldığı Anıttepe'de düzenlenen
tören, Toptan'ın Dr. Fazıl Küçük'ün kabrine çelenk koymasıyla
başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı
eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle devam eden tören,
özel defterin imzalanmasıyla sona erdi.
Toptan, Anıttepe'de özel deftere şunları yazdı:
"Sizi, ilk defa lise öğrencisiyken, 1950
yıllarının sonunda Türkiye'de tanıdım. Hayran oldum.
Siz, kahraman Kıbrıs Türk halkının dirayetli ve özverili
önderi olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin temelini
attınız. Huzurunuzda saygıyla eğiliyoruz.
Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs
Türkü'nün yanında olacaktır. TBMM bugüne kadar olduğu gibi,
sonsuza kadar Kıbrıslı kardeşlerine destek vermeye devam
edecektir. Ruhunuz şad olsun."
Anıttepe'deki törenin ardından, Lefkoşa Atatürk
Anıtı'na gidildi. Burada, düzenlenen tören Toptan'ın anıta
çelenk koymasıyla başladı. Törende, saygı duruşunda
bulunuldu, İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere
çekildi, anıt özel defteri imzalandı.
TBMM Başkanı Toptan, Lefkoşa Atatürk Anıtı
özel defterine, duygularını şöyle aktardı:
"Aziz Atam. Hak ve özgürlükleri için ilke ve devrimlerden
aldığı güçle mücadele veren Kıbrıs Türkü'nün
anlamlı eseri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, manevi
huzurunda bulunmaktan gurur ve mutluluk duyuyoruz.
Ölümsüz eserin Türkiye Cumhuriyeti'nin, haklı ve meşru
mücadelesinde, KKTC ve Kıbrıs Türk halkının daima
yanında olacağını ve hiç bir fedakarlıktan
kaçınmayacağını bir kez daha teyit ederken; aziz
hatıranın izinde minnet ve şükranla eğiliyorum. Ruhun
şad olsun."
Cumhuriyet Meclisi ziyareti
TBMM Başkanı Köksal Toptan daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ni
ziyaret etti. Toptan ve beraberindeki heyet, ziyarette, Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki
milletvekili ve yetkililerden oluşan heyetle görüştü.
Toplantıya, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ile
Cumhuriyet Meclisi Başkan Yardımcısı, UBP Milletvekili
Mehmet Bayram da katıldı.
Köksal Toptan, toplantı öncesinde yaptığı
konuşmada, KKTC'de bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.
Ard arda 2 seçimin olduğu Türkiye'de çok yoğun bir siyaset
yaşandığına işaret eden Toptan, birinci görev
saydığı Kıbrıs Türk vatandaşlarıyla
kucaklaşmak için ilk geziyi KKTC'ye düzenlediğini belirtti.
Toptan, "Türkiye'deki Kıbrıs mitinglerinde
tanıdığını Dr. Fazıl Küçük'ten bayrağı
devralanların, tüm baskılara rağmen onun çizdiği yolda
ilerleyip, Kıbrıs'ı gurur duyulacak bir noktaya
taşıdığını" söyledi.
Kıbrıs Türkü'nün 40 yıldır devam eden eşitlik
mücadelesinin emsali bulunmadığını kaydeden Toptan, her
türlü baskı, tehdit ve teröre karşın yılmadan mücadele eden
Kıbrıs Türk halkının hak ve özgürlüğüne sahip
çıktığını belirtti. Toptan, milli dava
etrafındaki inanç ve gönül birliğinin, başarıya
ulaşılmasında büyük payı bulunduğuna işaret etti.
Köksal Toptan, Kıbrıs Türk halkının, adada adil ve
kalıcı bir çözümü samimiyetle arzu ettiğini, her türlü özveriyi
gerçekleştirmek suretiyle gösterdiğini; ancak Rum'un uzlaşmak ve
Kıbrıs Türkü ile ortak bir gelecek kurmak isteği bulunmadığının
artık görüldüğünü söyledi. Toptan, şöyle devam etti:
"Kıbrıs'ta kalıcı barış, 2
tarafın eşitliğine ve mevcut gerçeklere dayanmalıdır.
Bu gerçekler, Kıbrıs'ta 2 ayrı halkın, 2 demokrasinin ve 2
devletin varlığıdır. Uzlaşma kesinlikle bu zeminin
üzerinden sağlanacak"
KKTC'nin haksız kısıtlama ve ambargolara rağmen
Anavatan Türkiye'nin desteğiyle siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda
önemli adımlar attığını kaydeden Toptan, Türk
milletinin ayrılmaz parçası olan Kıbrıs Türkü'nün
gösterdiği bu başarıdan gurur duyduğunu söyledi.
Toptan, Kıbrıs'ta örnek bir demokrasi kurulduğuna
işaret ederek, Cumhuriyet Meclisi'nin varlığı ile
üstlendiği rolün, demokrasinin başlıca güvencesi olduğunu
kaydetti. Toptan, şöyle dedi:
"KKTC'nin tüm kurum ve kuruluşlarının
güçlendirilmesi ve halkın refahının yükseltilmesi ortak hedefimizdir.
Bu süreçte önemli dayanağımız karşılıklı
güven ve anlayış olacak. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan
sonra da üzerine düşen sorumluluğun gereğini yerine
getirecektir."
Köksal Toptan, "TBMM, Kıbrıs Türk halkının
onurlu mücadelesinin her aşamasında adil bir çözümden yana
tavrını açıkça ortaya koymuş, Kıbrıs Türkü'nün
hak ve çıkarlarının korunmasında öncü rolünden taviz
vermemiştir. Ve kesinlikte bundan sonra vermeyecektir" diye
konuştu.
Ekenoğlu
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da
konuşmasında, seçimin ardından yoğun tempoyla görev
başı yapan Köksal Toptan ve heyetini tebrik edip, başarı
dileklerinde bulundu.
Toptan'ın ilk ziyaretini KKTC'ye yapmasının ayrı
bir gurur vesilesi olduğuna işaret eden Ekenoğlu, kardeş 2
parlamentonun işbirliğinin en üst düzeyde devam ettirilmesi
konusundaki hassasiyetin devam ettirileceğini söyledi.
Ekenoğlu, "Engin bilgi, birikim ve deneyimleri var. Bugüne
kadar birlikte mücadele ettik. KKTC'nin kurumlaşması ve bugünlere
ulaşmasına büyük katkı sağladılar.
Teşekkürler" dedi.
Kıbrıs sorununa çözüm bulma girişimlerine değinen
Ekenoğlu, sunulan son planın Rumlar tarafından reddedilmesinden
dolayı çözüme yine ulaşılamadığını belirtti.
Ekenoğlu, 8 Temmuz sürecine katkı koymaktan kaçınan Rum Lider
Papadopulos'un yaklaşan seçimlerden dolayı bir araya gelmekten
kaçtığı KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile masaya
oturmak zorunda kaldığına dikkat çekti.
Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonların
kaldırılması yönündeki çalışmaları da anlatan
Ekenoğlu, dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
kaldırılması tavsiyesinde bulunduğu izolasyonlarla ilgili
olarak AB'nin de 3 tüzük hazırladığını kaydetti.
Ekenoğlu, Rum'un engellemelerinden dolayı bu tüzüklerin birinin
hayata geçmediğine, hayata geçenlerden de beklenen faydanın
sağlanamadığına işaret etti.
Ekenoğlu, Rum Yönetimi'nin tek başına AB üyeliğini
bir avantaj olarak kullandığını ve kendi çözümünü dayatmaya
çalıştığını söyledi. Kıbrıs Türkü'nün
çözüm kararlılığının devam edeceğini vurgulayan
Ekenoğlu, şöyle devam etti:
"Ancak izolasyonlar kaldırılmadıkça, Rum
samimiyetle masaya oturmayacak ve bu bölgede huzursuzluğa neden olacak.
Rum'un adil ve kalıcı çözüme yönelik girişimlere olumlu cevap
vermesi lazım."
Fatma Ekenoğlu, son zamanlarda önemli gelişmeler de
yaşandığını belirterek, KKTC'nin Avrupa Konseyi'nde 2
milletvekiliyle temsil edilmeye başlandığını, Almanya
Federal Parlamentosu'nun izolasyonların kaldırılması
konusunda karar aldığını ve İKÖ'de temsiliyet için
girişimlerde bulunulduğunu söyledi. Ekenoğlu, "Tüm bunlara
rağmen izolasyonların kaldırılması konusunda somut bir
adım atılmadı. Bunun nedeni de Rum'un hâkimiyetçi
tavrı" dedi.
Toptan ile Ekenoğlu, konuşmaların ardından,
birbirlerine hediye sundu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, kısa
sürede üzerindeki izolasyonların kaldırılmasıyla önü
açıldığı takdirde KKTC'nin özellikle turizm ve yüksek
öğretimdeki kaynaklarının daha da ivme kazanacağı ve
Doğu Akdeniz'in incisi haline geleceği inancını dile
getirdi.
Heyete ziyaretinde TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin
eşlik etti.
"Türkiye üzerine düşeni bundan sonra da yapacak"
Türkiye'nin Kıbrıs Türkü'nün refahının yükselmesi
ve uluslararası platformda hakkının ve hukukunun
savunulması anlamında üzerine düşen her şeyi bundan sonra
da yapmaya devam edeceğini vurgulayan Toptan, kısa sürede üzerindeki
izolasyonların kaldırılmasıyla önü
açıldığı takdirde KKTC'nin, özellikle turizm ve yüksek
öğretimdeki kaynaklarının daha da ivme kazanacağı ve
dünyayı şaşırtan büyük bir performansla Doğu
Akdeniz'in incisi haline geleceği inancını dile getirdi.
Konuk Meclis Başkanı Toptan, "KKTC çeşitli
baskı, tehdit ve izolasyonlara rağmen bugünkü refah düzeyini
yakalamış; fert başına milli gelirini 12 bin dolara
yaklaştırmışsa, elinin kolunun biraz daha
rahatlatılması suretiyle çok daha büyüklerini yapabilecek
performansı sergilemiştir. O nedenle sizi de tebrik ediyoruz"
şeklinde konuştu.
Soyer
TBMM Başkanı Köksal Toptan ve beraberindeki heyet,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i de ziyaret etti.
Ziyarette konuşan Toptan, KKTC'de son yıllarda yaşanan
gelişmelerin kendilerine gurur ve heyecan verdiğini belirtirken,
ekonomik ve sosyal alandaki gelişmelerde hükümetin de büyük
katkısı bulunduğunu belirterek Soyer'i kutladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Toptan ve heyetiyle görüşmesinde,
konuklarına öncelikle ilk yurtdışı ziyaretlerini KKTC'ye
yaptıkları için teşekkürlerini dile getirdi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, öz kaynaklar ile Türkiye'nin ekonomik
desteğini doğru kullanarak ekonomik gelişimi ilerletme
çabasının süreceğini ve Kıbrıs adasında
Kıbrıslı Rumlar kadar hak eşitliğine dayalı bir
çözüm için, gerek Türkiye gerekse Kıbrıs Türk halkının,
Avrupa Birliği'nde de onurlu bir şekilde yerini alması için
Türkiye'yle birlikte ortak politikaların yürütülmeye devam
edileceğini kaydetti.
Kıbrıs Türk halkının tarih boyunca eşitlik
davası verdiğine ve bu davanın Kıbrıs Türk
halkının adada Rumlar kadar hak sahibi olma temelinde verdiği
onurlu bir mücadele olduğuna işaret eden Soyer, bu mücadelede
Kıbrıs Türk halkının destek ve güven duyduğu iki
unsurdan birinin; kendi ulusal ve toplumsal varlığı,
diğerinin de Türkiye'nin tartışmasız desteği
olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin desteğinin Kıbrıs Türk halkının
verdiği mücadeleyle birleşip büyük değere dönüştüğü
için Kıbrıs Türk halkının eşitlik mücadelesini
kesintisiz sürdürdüğünü kaydeden Soyer, dünyanın değişen
koşullarında; bu konjektürde Kıbrıs Türk halkı ve
Türkiye'nin bölgede barış ve istikrarın gerçekleşmesi için
yeni süreçlerde yeni politikalarla hareket ederken değişmez tek
noktanın, Kıbrıs Türk halkının bir çözümdeki
eşitliği, egemenliği ve Türkiye'nin garantörlüğü
olduğunu vurguladı.
Soyer, bu üç temel noktada Kıbrıs Türk halkının,
tüm pozitif yaklaşımını Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümeti,
meclisi ve tüm kurumlarıyla işbirliği içerisinde ileriye
taşıma karar ve azminde olduğunu kaydederek, şunları
dile getirdi:
"Biz bu mücadelede yalnızca siyasal anlamda bir mücadeleyle
hareket etmiyoruz. Aynı zamanda bu çözüm sürecinde bize onurlu yerimizi
verecek olanın da Kıbrıs Türk halkının ekonomik,
demokratik, siyasal gelişmesi ve kurumsallaşması olduğunun
bilincindeyiz. Bundan ötürü kendi kaynaklarımızı doğru
kullanmak ve Türkiye'nin hiçbir zaman unutulmayacak ekonomik destekleriyle
bunları doğru kullanarak ekonomik gelişmemizi ilerletmek.
İşte bu temel doğrultusunda kat ettiğimiz adımlara
yenilerini ilave edeceğiz ve bunların üstüne yeni güzellikler kurarak
Doğu Akdeniz'de, Kıbrıs adasında Kıbrıslı
Rumlar kadar hak eşitliğine dayalı bir çözüm için, gerek Türkiye
gerekse Kıbrıs Türk halkının, Avrupa Birliği'nde de
onurlu bir şekilde yerini alması için birlikte politikamızı
sürdüreceğiz."
Başbakan Soyer, TBMM'nin her zaman desteğini yanlarında
bulacaklarından emin olduklarını da sözlerine ekledi.
Ziyaretin sonunda Toptan ve Soyer arasında plaket teatisi de
gerçekleşti.
Bugünkü temaslar
Konuk Meclis Başkanı, bugünkü temaslarına saat 09.15'te
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'i ziyaret ederek
başlayacak. TBMM Başkanı Köksal Toptan, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat tarafından saat 10.15'te kabul edilecek. Saat 11.00'de
Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile bir araya gelecek olan
Toptan, saat 11.45'te de Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
(KTBK) Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nu ziyaret
edecek.
Toptan, saat 13.00'te Girne'de Colony Otel'de, Türkiye Büyükelçisi
Kurttekin'in onuruna vereceği yemeğe katılacak. Toptan, saat
16.00'dan itibaren tarihi ve kültürel mekânlar Bellapais Manastırı ve
St. Hilarion Kalesi'ni ziyaret edecek. Toptan, saat 20.00'de ise Cumhurbaşkanı
Talat'ın ikametgâhında vereceği akşam yemeğine
katılacak.
Çarşamba günü saat 10.00'da Girne'de İhtiyat
Sandığı Dairesi binasının temel atma törenine
iştirak edecek olan Toptan, saat 17.00'de KKTC'den ayrılacak.
KIBRIS
11/09/07
NTV
Güncelleme: 15:40 TSI 12 Eylül 2007 Çarşamba
LEFKOŞA
- Rum televizyonlarından ortak yayınlanan bir basın
toplantısı düzenleyen Papadopulos, uluslararası anlaşmalar
uyarınca Kıbrısta bulunan Türk Barış Kuvvetlerini
düşman olarak niteledi.
Rum
halkını Türk ordusuna karşı birlik olmaya çağıran
Papadopulos, Tek düşmanımız Türk işgal ordusudur
ifadesini kullandı.
Papadopluosun Türk ordusunu ilk kez açıkça ve doğrudan
düşman olarak niteleyen bu açıklaması, Rum kamuoyunda bile
şaşkınlık yarattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla 5 Eylülde yaptığı
görüşmenin başarısızlığa uğramasından
da Türk tarafını sorumlu tutan Papadopulos, Talattan olumlu bir
yaklaşım görmedim, zira Türk tarafında, 8 Temmuz
anlaşmasının hayata geçirilmesi için, siyasi istek yok dedi.
AA
Güncelleme: 15:40 TSI 12 Eylül 2007 Çarşamba
ANKARA
- Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman,
haftalık basın toplantısında, Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulosun açıklamalarına ilişkin soru üzerine,
açıklamalarından Papadopulosun, Türkiyenin adayla olan
ilişkilerini pek anlamadığının
anlaşıldığını ifade etti.
Bilman,
Zannediyorum Türkiyenin Yunanistan ve İngiltere ile birlikte garantör
ülke olduğunu, Türkiyenin aynı zamanda anavatan olduğunu ve
Türk Silahlı Kuvvetlerinin adadaki varlığının
uluslararası anlaşmalardan kaynaklandığını, yasal
olduğunu unutmuşa benziyor diye konuştu.
Bilman,
sözlerini şöyle sürdürdü: Hatırlatmak gerekir ki, TSKnın adada
düşman olarak ilan edilmesi hiçbir şekilde barışa hizmet
etmemektedir. TSKnın bu şekilde hedef gösterilmesi kabul edilemez.
Herhalde Papadopulosun bunları anlaması gerekir.
"Tek düşmanımız Türk askeri"
12 Eylül, 2007 10:38:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, tek
düşmanlarının adadaki Türk askeri olduğunu söyledi.
Papadopulos, dün akşam Rum televizyonlarından canlı
yayınlanan açıklamasında, tek düşmanlarının
adadaki 'işgalci' Türk askeri olduğunu söyleyerek Rum
halkını bu 'düşmana' karşı birleşmeye
çağırdı.
Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 5 Eylül'de
yaptığı görüşmede ise Kıbrıs Türk tarafında
barış için gerekli siyasi iradeyi görmediğini iddia etti.
Bu olumsuzluklara aldırmadan yolumuza devam edeceğiz" diyen Rum
lider, Annan Planı'nın Rum tarafınca veto edilmesine de destek
çıktı.
Papadopulos, Annan Planı'nın ardından karşılaştığımız
sorunların üstesinden gelmeyi bildik. Türkiye de, işgal edilmiş
adada, yasadışı Kıbrıs Türk rejimi kurma hedefine
ulaşamadı" dedi.
Papadopulos konuşmasının sonunda Rum halkına fanatizmden
uzak durma mesajları verdi.
"Tarih bize ayrılıkların sadece kötü olayları
beraberinde getirdiğini öğretti" diyen Rum
lider, "Mücadelemizin en değerli temeli olan birlik ve
beraberliğimizin koruyucusu olmalıyız. İçimizde düşmen
yoktur. Tek düşmanımız vardır. O da işgalci Türk
ordusudur. Siyaset sahnesindeki ve seçim arenasındaki rakipler sadece
farklı düşünen siyasi rakiplerdir. Onlar düşman
değillerdir" diye konuştu.
Papadopulos ayrıca, New York'ta 2004'te BM hakemliğini kabul
ettiği için pişmanlık duyduğunu ifade ederek,
"Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir çabada BM'nin
hakemliğine asla izin vermeyeceğini" söyledi.
Rum lider Papadopulos'un Kıbrıs Rum kesiminde Şubat 2008'de
yapılması beklenen başkanlık seçimi öncesinde bu tür
mesajlar vermesi dikkat çekti.
Dışişleri'nden Rum lidere yanıt
12 Eylül, 2007 14:04:00 (TSİ) CNN TURK
''Tek düşmanımız Türk askeri'' diyen
Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'a Dışişleri
Bakanlığı'ndan yanıt geldi. Bakanlık, Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs'ta barış ve huzurun
teminatı olduğunu ve öyle kalmaya devam edeceğini bildirdi.
Dışişleri Bakanlığı'ndan
yapılan yazılı açıklamada, "Kıbrıs
Türklerine karşı etnik arındırmayı öngören Akritas
Planı'nı bizzat kaleme alanlardan biri olduğu bilinen eski EOKA
terör örgütü mensubu GKRY liderinin Türkiye ve Türk ordusu ile ilgili
haddini aşan beyanlarının esasen ciddi bir yanının
bulunmadığı" belirtildi.
Açıklamada, "Kıbrıs'ta 1964 yılında Rum
tarafınca yıkılan ortak idareyi işgal ettiği herkesin
malumu olan Papadopulos'un bu tür beyanlarla Kıbrıs'ta
barışın önünü tıkama çabaları sonuçsuz kalacaktır
"ifadesi kullanıldı.
Açıklamada ayrıca, ""KKTC Cumhurbaşkanı
Sayın Talat'ın 5 Eylül 2007 tarihinde yapılan görüşmede
2008 yılı sonuna kadar kapsamlı çözüme ulaşılması
yönünde ortaya koyduğu öneriye olumsuz yanıt veren Rum liderinin, bu
kez gündemi çarpıtmaya çalıştığı
görülmektedir" denildi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman da,
TSK'nın adada düşman olarak ilan edilmesinin hiçbir şekilde
barışa hizmet etmeyeceğini söyledi.
Bilman, "Zannediyorum Türkiye'nin Yunanistan ve İngiltere ile
birlikte garantör ülke olduğunu, Türkiye'nin aynı zamanda anavatan
olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadaki
varlığının uluslararası anlaşmalardan
kaynaklandığını, yasal olduğunu unutmuşa
benziyor" dedi.
PAPADOPULOS NE DEDİ?
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, tek
düşmanlarının adadaki Türk askeri olduğunu söyledi.
Papadopulos, dün akşam Rum televizyonlarından canlı
yayınlanan açıklamasında, tek düşmanlarının
adadaki 'işgalci' Türk askeri olduğunu söyleyerek Rum
halkını bu 'düşmana' karşı birleşmeye
çağırdı.
Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 5 Eylül'de
yaptığı görüşmede ise Kıbrıs Türk tarafında
barış için gerekli siyasi iradeyi görmediğini iddia etti.
"TSK'ya düşman demek, barışa hizmet etmez"
Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman, Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un adadaki Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK)
yönelik açıklamaları üzerine, TSK'nın adada düşman olarak
ilan edilmesinin hiçbir şekilde barışa hizmet etmeyeceğini
söyledi.
Bilman, haftalık basın
toplantısında, Papadopulos'un açıklamalarına ilişkin
soru üzerine, açıklamalarından Papadopulos'un, Türkiye'nin adayla
olan ilişkilerini pek anlamadığının
anlaşıldığını ifade etti.
Bilman, şöyle devam etti:
''Zannediyorum Türkiye'nin Yunanistan ve
İngiltere ile birlikte garantör ülke olduğunu, Türkiye'nin aynı
zamanda anavatan olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin adadaki
varlığının uluslararası anlaşmalardan
kaynaklandığını, yasal olduğunu unutmuşa
benziyor. Hatırlatmak gerekir ki, TSK'nın adada düşman olarak
ilan edilmesi hiçbir şekilde barışa hizmet etmemektedir.
TSK'nın bu şekilde hedef gösterilmesi kabul edilemez. Herhalde
Papadopulos'un bunları anlaması gerekir.''
MILLIYET 12/09/07
Raşit Pertev, Olli Rehn'i 5 Eylül görüşmesi
hakkında bilgilendirdi
5 EYLÜL GÖRÜŞMESİ VE KIBRISLI TÜRKLER İLE AB
ARASINDAKİ KONULAR ELE ALINDI... Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Pertev, Brüksel'deki temasları sırasında AB
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Rhen ile dün bir saatlik bir görüşme
gerçekleştirerek, Rehn'i Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum toplumu
lideri Tassos Papadopulos arasında 5 Eylül'de gerçekleştirilen
görüşme hakkında bilgilendirdi. Pertev, ayrıca Rehn'le
Kıbrıslı Türkler ile AB arasındaki konuları da ele
aldı
Anıl IŞIK
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, Brüksel'deki temasları sırasında Avrupa Birliği
(AB) Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rhen ile dün bir araya gelerek,
Rehn'i Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum toplumu lideri Tassos
Papadopulos arasında 5 Eylül'de BM ara bölgedeki özel ikametgahında
BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Micheal Moller huzurunda gerçekleştirilen
görüşme hakkında bilgilendirdi.
Pertev, ayrıca Olli Rehn'le bir saatlik görüşme
sırasında Kıbrıslı Türkler ile AB arasındaki
konuları da ele aldı.
Kıbrıs konusu hakkında temaslarda bulunmak amacıyla
Brüksel'e giden Raşit Pertev, dün gün boyu Avrupa Komisyonu yetkileri ile
bir dizi görüşme yaptı ve ardından AB Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Rehn ile bir araya geldi.
Olli Rehn ile bir saatlik görüşmesinin ardından KIBRIS'a
açıklamalarda bulunan Pertev, Avrupa Komisyon'un yeni çalışma
dönemi çerçevesinde Brüksel'de çeşitli temaslarda bulunduklarını
ifade ederek, yeni çalışma dönemi öncesinde iyi bir görüş
teatisinde bulunma fırsatı yakaladıklarını kaydetti.
Olli Rehn ile görüşmesini "olumlu" ve
"yapıcı" olarak nitelendiren Pertev, görüşmede Olli
Rehn'i Kıbrıs'taki son durum ve özellikle 5 Eylül'deki
Talat-Papadopulos görüşmesi hakkında bilgilendirdiğini belirtti.
Pertev, ayrıca Olli Rehn'le Kıbrıslı Türkler ile AB
arasındaki konuları ele aldıklarını söyledi.
Pertev, dünkü görüşmeleri çerçevesinde diğer Komisyon
yetkilileriyle de bir araya geldiğini ifade ederek, bu temasları
sırasında ise teknik konuların ele
alındığını belirtti.
Pertev, görüşmelerde izolasyonlar ve doğrudan ticaret
konusunun da gündeme geldiğine işaret ederek, yetkililere
Kıbrıs Türk tarafının bu konulardaki tutumunu ve beklentilerini
aktardığını söyledi.
Rum basınında Olli Rehn'le ilk kez bir araya geldiği
yönündeki haberlere de işaret eden Pertev, Olli Rehn'le daha önce birçok
kez görüştüğünü, ancak Rum basınına bu görüşmelerin
yansımamış olmasından dolayı böyle bir intiba oluştuğunu
kaydetti.
Raşit Pertev, pazartesi günü de Avrupa Parlamentosu'nda
çeşitli temaslarda bulunmuştu.
Pertev'e Brüksel ziyaretinde, Cumhurbaşkanlığı AB
İşleri Sorumlusu Armağan Candan ile Başbakanlık AB
Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin eşlik ediyor.
Pertev ve beraberindekiler bu akşam yurda dönecek.
KIBRIS 12/09/07
Rum itirazına AİHM'den ret
İLK KEZ REDDEDİLDİLER...Yüksek Mahkeme Başkanı
Metin Hakkı'nın AİHM üyeliğine atanmasına yönelik
itirazın reddedilmesiyle, Güney Kıbrıs Rum kesimi ilk kez
AİHM tarafından reddedilmiş oldu. Kıbrıs Rum Yönetimi,
Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ile Yüksek Mahkeme
Yargıcı Gönül Erönen'in "KKTC'ye bağlılık
yeminini" gerekçe göstererek AİHM üyeliğine atanmalarına
itiraz etmişti.
"OLUMU VE SEVİNDİRİCİ BİR GELİŞME"...
Emekli Başsavcı Zaim Necatigil, Kıbrıs Rum kesiminin Yüksek
Mahkeme Başkanı Metin Hakkı'nın AİHM üyeliğine
yönelik itirazının AİHM tarafından reddedilmesini olumlu ve
sevindirici bir gelişme olarak değerlendirdi. Necatigil, KIBRIS'a
yaptığı açıklamada, bu kararın dolaylı olarak
Taşınmaz Mal Komisyonu'nun faaliyetlerinin de AİHM
tarafından olumlu değerlendirildiğini gösterdiğini söyledi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin
Hakkı'nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'yi
temsilen 38 davaya katılacak olmasına yönelik itirazını
reddetti.
AİHM'in ilk kez Rum tarafının bir başvurusunu
reddettiği belirtilirken, mahkemenin 6 Eylül Perşembe günü
Strasbourg'ta yapıldığı ve yaklaşık yarım
saat sürdüğü açıklandı.
Rum Başsavcılığı, Yüksek Mahkeme
Başkanı Metin Hakkı ile Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül
Erönen'in "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne
bağlılık yeminini" gerekçe göstererek AİHM
üyeliğine atanmalarına itiraz etmiş, Kıbrıslı
Türk yargıçların adil yargıda bulunamayacaklarını
iddia etmişti.
Yüksek Mahkeme Başkanı Hakkı, AİHM'de
Kıbrıslı Rumlar tarafından Türkiye aleyhine açılan 38
davaya ad-hoc yargıç olarak atanmıştı.
Hakkı, mülkiyetle ilgili davalarda, Yüksek Mahkeme
yargıçlarından Gönül Erönen de kayıplarla ilgili
başvurularda, AİHM'de yargıç olarak görev yapıyor.
Kıbrıs Rum tarafının itirazı üzerine
AİHM, Kıbrıslı Türk yargıçların görüşlerinin
dinlenmesini kararlaştırmıştı.
Rum tarafı, "Kıbrıslı Türk
yargıçların adil yargıda bulunamayacaklarını"
iddia etmişti.
AİHM'in, yine Rumların, Strasbourg mahkemesinde görev
yapmasına itiraz ettiği Kıbrıslı Türk yargıç
Gönül Erönen ile ilgili kararını gelecek günlerde vereceği
açıklanırken, Gönül Erönen hakkında da olumlu karar vermesi
bekleniyor.
Kıbrıslı Türk yargıçların AİHM'ye
atanmasında, "ilgili davaların Kıbrıs ile ilgili
olmasının yanında, çoğu İngiltere'de eğitim alan
yargıçların yabancı dile hakimiyetinin ve KKTC yargı
sisteminin AİHM'de dahi saygın bir yere sahip olmasının
etkili olduğu" belirtiliyor.
Necatigil: Olumlu ve sevindirici bir gelişme
Emekli Başsavcı Zaim Necatigil, AİHM'in Kıbrıs
Rum kesimi tarafından yapılan itirazı reddetmesini olumlu ve
sevindirici bir gelişme olarak değerlendirdi.
Necatigil, KIBRIS'a yaptığı açıklamada bu kararın
dolaylı olarak Taşınmaz Mal Komisyonu'nun faaliyetlerinin
AİHM tarafından olumlu değerlendirildiğini
gösterdiğini de söyledi.
Bütün ülkelerin yargıçlarının ülkelerinin
anayasasına yemin ettiğini belirten Necatigil, AİHM'e
gidildiğinde ise yargıçların tarafsız bir şekilde
görevlerini yaptığını söyledi.
Necatigil, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı'nın
AİHM'de dosyaları tamamlanmış olan 38 mülkiyet
davasına Türkiye adına katılacağını, örnek veya
pilot dava olarak seçilen davalarda karar verecek 7 yargıçtan biri olarak
bulunacağını vurguladı.
Zaim Necatigil, AİHM'in binlerce davayı kendisi görmek yerine
bunların iç hukukta çözümlenmesi taraftarı olduğunu da kaydetti.
Bu gelişmenin AİHM'deki yargıçların artık
Kıbrıs'taki durumu daha iyi anlayacak duruma geldiğini
gösterdiğini ifade eden Necatigil, "Rumlar her konuda itirazda
bulunuyor. Daha önce de Metin Hakkı'nın Rum malı
aldığı yönünde bir iddia ortaya atıldı ancak bu da fos
çıktı" dedi.
Necatigil, artık itiraz edecek bir nokta
kalmadığını ifade etti.
KIBRIS 12/09/07
Ne olacağını Möller belirleyecek
PAPADOPULOS, KAPSAMLI ÇÖZÜM GÖRÜŞMELERİNDEN KAÇIYOR...
Erçakıca: Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat'ın '14 ay,
14 yıl veya 140 yıl' bekleyip bekleyemeyeceğimiz sorusunu ortaya
atmasına Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos'un yanıt
vermekten kaçınması anlamlıdır... Papadopulos, bu soruya
yanıt vermekten kaçınarak 8 Temmuz anlaşmasını
benimsemediğini ve bu anlaşmayı kapsamlı çözüm görüşmelerinden
kaçmak için bir araca dönüştürmek gayretinde olduğunu da göstermiştir
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafında Kıbrıs sorununa ilişkin
görüşme süreci hakkında ortaya atılan senaryoların,
sorundan çok seçim kampanyalarıyla ilgili olduğuna işaret
ederek, bunun soğukkanlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini
söyledi.
Erçakıca, "Ancak bazı ciddi noktalara varırsak,
Kıbrıs sorununu çözecek ya da ileriye götürecek çalışmalara
dikkatli bir şekilde de olsa katılacağız" dedi.
Sürecin nasıl ilerleyeceğinin, BM Genel Sekreteri
Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in ayrı ayrı
yapacağı temaslar sonrasında ortaya
çıkacağını kaydeden Erçakıca, Möller'in 5 Eylül
sonrasında Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev'le telefonda 1-2 defa görüştüğünü belirtti.
Papadopulos, sürecin akıntıya
bırakılmasını savundu
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün
düzenlediği haftalık basın brifingde, 5 Eylül'de
gerçekleşen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat-Kıbrıs Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos görüşmesini
değerlendirdi.
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu
görüşmeye iyi niyetle, kapsamlı çözümün daha fazla ertelenmemesi
gerektiğine vurgu yaparak, kapsamlı çözüm müzakerelerinin
başlaması için çalışma grupları
aracılığıyla hazırlık yapılmasını
öngören 8 Temmuz sürecini disiplin altına almak, hızlandırmak ve
hayata geçirmek amacıyla gittiğine işaret etti.
Hasan Erçakıca, Türk tarafının 8 Temmuz
anlaşmasının uygulanmasına bir süre
kısıtlaması konulmasını ve bu sürenin sonunda
anlaşmanın amacına uygun olarak kapsamlı çözüm müzakerelerinin
başlamasını önerdiğini hatırlattı.
Erçakıca, ayrıca 8 Temmuz anlaşmasına
bağlı kalarak, Kıbrıs sorununun 2008 yılı sonuna
kadar çözümlenmesi konusunda bir irade beyanında bulunulması önerisi
yaptığına da işaret etti. Kıbrıs Rum lider
Papadopulos'un ise bu önerileri reddedip, alternatif öneriler de getirmediğine
dikkat çeken Erçakıca, "Sadece 1-2 çalışma grubunun
oluşturulmasını ve sürecin akıntıya
bırakılmasını savunmuştur" dedi.
"Aradan geçen 14 ayın hesabı sorulmalı"
Hasan Erçakıca, Papadopulos'un bu tutumunun, 8 Temmuz
anlaşmasına tam anlamıyla aykırı olduğunu
vurgulayarak, aradan geçen 14 ayın hesabının sorulması
gerektiğini söyledi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat'ın '14 ay,
14 yıl veya 140 yıl' bekleyip bekleyemeyeceğimiz sorusunu ortaya
atmasına Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos'un yanıt
vermekten kaçınması anlamlıdır. 8 Temmuz
anlaşmasın kimin tarafından benimsendiğini veya
benimsenmediğini belirleyecek olan şey, bu soruya verilecek olan
yanıttır. Papadopulos, bu soruya yanıt vermekten kaçınarak
8 Temmuz anlaşmasını benimsemediğini ve bu
anlaşmayı kapsamlı çözüm görüşmelerinden kaçmak için bir
araca dönüştürmek gayretinde olduğunu da göstermiştir."
Talat'ın BM Genel Sekreteri Moon ile görüşmesi
Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile ekim ayında
gerçekleşeceği açıklanan görüşmenin tarihinin henüz
kesinleşmediğini söyledi.
Erçakıca, "Karşılıklı mektup teatileriyle
Cumhurbaşkanı Talat ile BM Genel Sekreteri'nin görüşmesi
inisiyatif olarak kesinleşti" dedi.
Pertev-Conis görüşmesi
Öte yandan Erçakıca bir başka soruya yanıtında, Rum
Lider Papadopulos'un Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in 5
Eylül görüşmesi sonrasında henüz bir araya gelmediğini söyledi.
KIBRIS 12/09/07
NTV
Güncelleme: 09:15 TSI 13 Eylül 2007 Perşembe
BRÜKSEL
- NTVye bilgi veren AB kaynaklarına göre, Kıbrıs sorununa BM
çatısı altında çözüm bulunamaması halinde, KKTCnin Avrupa
ülkeleri tarafından tanınması seçeneği gündeme gelebilir.
Rum yönetiminin çözüm için
isteksiz tutumunun altını çizen AB yetkilileri, henüz fikir teatisi
aşamasında olan bu düşüncenin, Güney Kıbrısta
yapılacak seçimlerin ardından Rum tarafının
takınacağı tutum ışığında
somutlaşabileceği görüşünde..
AB kaynakları, aynı zamanda Kosovanın nihai statüsünün yıl
sonunda kesinlik kazanacağına da dikkat çekiyor ve Kosovaya
bağımsızlık tanınmasının KKTC için de örnek
teşkil edebileceği yorumunu yapıyor.
Batılı medyanın Kandil Dağı turları
sürüyor

Batılı medya, Kandil Dağına
gezilerini hızlandırdı. Son olarak da Washington Post muhabiri
de, Kandil Dağına girerek PKK liderlerinden Murat Karayılan ile
görüştü.
Washington Post, sınır bölgesindeki
otoritenin fiilen Kürt gerilla grupları"nın elinde
olduğuna dikkat çekerken PKKnın başı" olarak
nitelendirdiği Murat Karayılana atfen PKKnın uzun vadeli
hedefinin Türkiye, İran ve Suriyede Iraktaki Kürt Bölgesel Yönetimine
benzer yarı özerk bölgesel oluşumları kurmak olduğunu"
yazdı.
Geçen hafta, The Daily Telegraph gazetesi
muhabiri Damien McElroy, Kandil dağı mahreçli bir haberinde
PKKnın önde gelenlerinden Murat Karayılan ile yaptığı
görüşmeler ve izlenimlerine yer vermişti. ABDli subayların
Kandil dağındaki Kürt savaşçıları'' ile düzenli
toplantılar yaptıkları belirtildiğini kaydeden McElroy
ayrıca, Kandil dağında bir ABDli müteahhide ait
araçlarının göründüğünü de yazmıştı.
Washington Post muhabirini Joshua Partlow,
Türk-Irak sınırındaki duruma ilişkin izlenimlerine yer
verdiği haberinde İranın bölgeyi hedef alan bombalamaları
ile PKK ve PJAK gibi yan örgütleri üzerinde durdu. Sınır bölgesinde
otoritenin fiilen Kürt gerilla grupları"nın elinde
olduğuna dikkat çeken Partlow, bu grupların Türk ve İran
hükümetlerince terör örgütleri olarak nitelendirildiğini kaydetti.
-"PKKNIN BAŞI KARAYILAN"-
Sınır bölgesindeki genç erkek ve
kadınların İran, Irak, Türkiye ve Suriyede daha büyük bir Kürt
etkinliği için savaştıklarını" ifade etti.
"Bu gerilla grupları arasında en
öne çıkan, çabalarını Türkiyeye karşı
yoğunlaştıran Kürdistan İşçi Partisi veya
PKKdır. Yan kuruluşu ise, ismi Kürdistanda Özgür Yaşam veya
PJAK olan İranlı Kürtlerin örgütü" diyen gazete, Karayılan
için "PKKnın başı" dedi, "Karayılan, en
büyük lideri Abdullah Öcalan, Türkiyedeki ada cezaevinde çürürken Iraktaki
asi grubun kontrolünü eline aldı" ifadesini kullandı.

Washington Posta konuşan ve ismini açıklanmayan
bir PKK yetkilisi de, İranın bölgeyi PKK ve PJAKın orada
bulundukları gerekçesiyle hedef aldığını ancak
mevzilerini vurmadığını belirterek İranın
gerçek hedefi ki bunu açıklayamazlar - ABDyi vurmak ve Irakı
istikrarsızlaştırmak" dedi.
-"ÖZERK BÖLGE HAYALİ-
Bu arada, Washington Postun PKKın
başı" olarak nitelendirdiği Murat Karayılan da
gazeteye yaptığı açıklamalarda sınır bölgesinin
bombalanmasının, İran, Türkiye ve Suriyenin, Kürt özgürlük
harekatına karşın birleştikleri" için
yürütüldüğüne inandığını söyledi. Washington Post,
Karayılan ile ilgili olarak şunları yazdı:
Karayılan Ortadoğu boyunca Kürtlere
daha çok hak sağlanması için çaba gösterirken örgütünün uzun vadeli
hedefinin, bu ülkelerde Iraktaki Kürt Bölgesel Yönetimine benzer yarı
özerk bölgesel oluşumları kurmak olduğunu söyledi. Ancak
Irakın Kürt bölgesindeki birçok siyasetçi, PKKya karşı
olduklarını ve asi grubu kovmak istediklerini ancak bunun için yeterli
askerlerin olmadığını söylediler." Washington Post,
Türkiyenin bu yıl 10 binlerce asker Irak sınırına
kaydırdığını, bunun da büyük bir işgal
korkusu"nu yarattıklarını belirterek Türk yetkililerinin,
bunun PKKnın Güneydoğudaki saldırılarına
yanıtı oluşturduğunu söylediklerini kaydetti. Gazete
şöyle devam etti:
Karayılan, İran kuvvetlerince
gerçekleştirilen bombalamanın, asilere ve genel olarak Kürt toplumuna
karşı yürütülen kampanyada Türkiye ile dayanışma göstergesi
olarak kullanıldığını söyledi. Ancak
zamanlanmasının, Irakta bu yılın sonu için Irakta
planlanan, petrol zengini Kerkük kentinin Kürt bölgesine dahil edilip
edilmemesine ilişkin önemli bir referandumu erteleme girişimini de
yansıttığına işaret etti."
-PENTAGON SÖZCÜSÜNÜN AÇIKLAMASI-
Bu arada, ABDnin PJAKya destek verdiği
yolundaki İran hükümetinin açıklamalarına da yer veren
Washington Post haberinde ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü yarbay
Jonathan Withingtonun bir e-mail aracılığıyla gazeteye
yaptığı PJAKa herhangi bir destek verildiği yolunda
bilgim yok" sözlerine de dikkat çekti.
(ANKA)
MILLIYET 13/09/07
Papadopulos: Tek düşman Türk ordusu
13/09/2007
RADIKAL
LEFKOŞA/ANKARA
- Güney Kıbrıs şubatta başkanlık seçimine
hazırlanırken, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos propaganda
üslubunu keskinleştiriyor. 5 Eylül'de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'la görüşmesinde hiçbir öneriyi kabul etmediği halde
başarısızlıktan Talat'ı sorumlu tutan Papadopulos şunları
söyledi: "Birlik olmalıyız. Aramızda düşmanlar yok.
Tek bir düşman var, o da Türk işgal ordusudur."
'Etnik
arındırmacı, terör örgütü mensubu'
Bunun üzerine Dışişleri şu açıklamayı yaptı:
"Kıbrıs Türklerine karşı etnik arındırma
öngören Akritas Planı'nı kaleme almış, eski EOKA terör
örgütü mensubu GKRY lideri haddini aşmış. 1964'te Rum
tarafınca yıkılan ortak idareyi işgal ettiği herkesin
malumu olan Papadopulos'un bu tür beyanlarla Kıbrıs'ta
barışın önünü tıkama çabaları sonuçsuz kalacak.
Talat'ın 5 Eylül'deki görüşmede 2008 sonuna dek kapsamlı çözüme
ulaşılması önerisine olumsuz yanıt veren Rum lideri,
gündemi çarpıtmaya çalışıyor."
Dışişleri sözcüsü Levent Bilman da, "Papadopulos'un,
Türkiye'nin adayla ilişkilerini anlamadığı
anlaşılıyor. Türkiye'nin garantör ülke olduğunu ve
TSK'nın varlığının uluslararası
anlaşmalardan kaynaklandığını unutmuşa benziyor.
TSK'nın hedef gösterilmesi kabul edilemez" dedi. Talat ise,
'TSK'yı tek düşman gören anlayışın sorunun çözümü
önündeki başlıca engel olduğunu, Papadopulos'un, sorun çözme
kapasitesine sahip olmadığını gösterdiğini' söyledi.
(aa, Radikal)
Papadopulos'a
tepki
TALAT: PAPADOPULOS'UN ANLAYIŞI ÇÖZÜM ÖNÜNDE ENGEL...
Cumhurbaşkanı Talat, Rum liderliğinin, TSK'yı "tek
düşman" olarak gören anlayışının,
Kıbrıs sorununun çözümünde başlıca engel olduğunu
belirtti. Talat, Papadopulos'un açıklamalarında, herhangi bir çözüm
girişimine karşı olacağının açık
mesajını verdiğine ve tek hedefinin Rum devletinin
egemenliğini bütün adaya yaymak olduğunu gösterdiğine dikkat
çekti
SOYER'DEN PAPADOPULOS'A: ARTIK BOŞUNA KÜREK ÇEKME... Başbakan
Soyer, 21. yüzyılda hâlâ bu davranışını devam ettiren
Papadopulos'a çağrıda bulunarak, "Bu akıntıda
çektiğin kürekler kırıldı, artık boşuna kürek
çekme." Dedi. Soyer, Papadopulos'tan bir an önce Kıbrıs Türk
halkının eşitliğine, Türkiye'nin garantörlüğüne
dayalı olarak AB ilkelerine bağlı, eşitlik temelinde bir
çözüm için kararlı bir irade ortaya koyması gerektiğini söyledi
TC DIŞİŞLERİ: BU AÇIKLAMALAR BARIŞA
HİZMET ETMİYOR... TC Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü
Levent Bilman, Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos'un adadaki Türk
Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) yönelik açıklamaları üzerine,
TSK'nın adada düşman olarak ilan edilmesinin hiç bir şekilde
barışa hizmet etmeyeceğini söyledi. Bilman, Papadopulos'un,
Türkiye'nin adayla olan ilişkilerini pek anlamadığının
anlaşıldığını ifade etti.
Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos'un,
"Aramızda düşman yoktur. Tek düşmanımız Türk
işgal kuvvetleridir" sözlerine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Türkiye Dışişleri
Bakanlığı'ndan tepki geldi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi
başkanı Tasos Papadopulos'un basın toplantısında
söyledikleriyle ilgili olarak TAK Ajansı'nın sorularına
verdiği yanıtlarda Papadopulos'un durumunu değerlendirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Papadopulos'un basın
toplantısında söylediklerini nasıl
değerlendiriyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi:
""Kıbrıs Rum yönetimi başkanı Tasos
Papadopulos, dün akşam (önceki akşam) düzenlediği basın
toplantısında yaptığı açıklamalarla,
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün neden devam ettiğine
açıklık getirmiş bulunuyor.
Papadopulos, açıklamalarının bütününde, herhangi bir
çözüm girişimine karşı olacağının açık
mesajını vermiş ve tek hedefinin Kıbrıs Rum devletinin
egemenliğini bütün adaya yaymak olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları ile ilgili sorulara
verdiği yanıtlarda, 8 Temmuz sürecinden anladığı tek
şeyin de bu çabasına yardımcı olacak şekilde,
bazı komitelerin kurulması ve sorunun çözümünün zamana terk edilmesi
olduğunu b ir kez daha kanıtlamıştır."
Cumhurbaşkanı Talat'ın, "Papadopulos'un Türk
Silahlı Kuvvetleri'ni 'tek düşman' olarak lanse etme
çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum
Kıbrıs sorununu nasıl etkiliyor?" sorusuna verdiği
yanıt ise şöyle:
"Gereklilik Akritas gibi planlarla ortaya
çıkmıştır"
"Basın toplantısında, bilinen siyasi
görüşlerini tekrar etmekle yetinen Papadopulos, 'tek düşman' olarak
Türk Silahlı Kuvvetleri'ni göstermeye kalkışarak,
Kıbrıs Rum halkına yanlış mesajlar vermiş;
Kıbrıs sorununu anlamadığını ve sorunu çözme
çabalarına katkıda bulunmak kapasitesine sahip
olmadığını göstermiştir.
Herkesin bildiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri adada
uluslararası anlaşmalardan doğan görevleri gereği
bulunmaktadır. Bu gereklilik, Papadopulos'un da yazıcıları
ve uygulayıcıları arasında bulunduğu Akritas
Planı
gibi Kıbrıs'ın egemenliğini tek başına
ele geçirme planlarının ve uygulanmak istenmesi ile ortaya
çıkmıştır.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adamızdaki
varlığı, adadaki asayişin korunmasının temel
unsurudur. Bu asayişi her gün için Kuzey Kıbrıs' ı ziyaret
eden çok sayıda Kıbrıslı Rum da gözlemektedir. Aslında
adanın tümünde var olan sükunet de buna bağlıdır. Aksı
halde, düşman ordusunun var olduğu koşullarda güneyde ve kuzeyde
yatırım iklimi verimli olabilir miydi?
1963-1974 yılları arasında adamızda çok sayıda
saldırı gerçekleşmiştir ve cinayet işlenmiş
olmasına karşın,1974' ten sonra bu olayların sona ermesine
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adamızdaki varlığı neden
olmuştur.
Kıbrıs Rum liderliğinin Türk Silahlı Kuvvetleri'ni
' tek düşman' olarak göstermesi ve Kıbrıs sorununu bir '
işgal sorunu' olarak lanse etmesi, Kıbrıs sorununun
çözümlenmesinin de başlıca engeli durumundadır. Kıbrıs
Rum liderliğinin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadan
ayrılmasının çözüm için yeterli olacağını
düşünmeye devam etmesi, Papadopulos' un dünkü basın
toplantısına yansıyan, 'çözümü Kıbrıs Türk tarafı
ila anlaşmakta görmeme' anlayışının da sürmesini
sağlayacak ve çözüm arayışlarının önündeki
başlıca engeli oluşturmaya devam edecektir."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
liderliğinin, Kıbrıs sorununun, iki adanın eşit sahibi
olarak barış ve güven içerisinde yaşamasını
sağlayacak kapsamlı çözüm bulunması ile sonuçlanacağı
gerçeğini kabul ettiği gün, Kıbrıs sorununun çözümü için en
önemli adım atılmış olacağını belirtti ve
Kıbrıs Türk tarafı olarak kendilerinin, bu süreçte kapsamlı
çözüm arayışlarını, Kıbrıs Rum liderliğinin
engellemelerine karşın sürdürmeye kararlı olduğunu
kaydetti.
Soyer: Papadopulos düşmanlığı
devam ettirme çabasında
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türkü
barışa, sevgiye, insanlığa ve sosyal adalete imza atarken;
Güney Kıbrıs'ın 'Hakimiyetçi Lideri' Tasos Papadopulos'un
basına verdiği demecinde; "Kıbrıs'ta en büyük
düşman Türk askeridir" şeklinde açıklama yaparak, sevgisizlik,
çatışma ve AB ilkelerine uymayan 'ötekileştirmeyi'
savunduğuna dikkat çekti ve "Bu konuşmayla Türk askerini en
büyük düşman ilan ederek, tarih boyunca acılar çekmiş
Kıbrıs'ta barış ve sevgiye doğru kapı
açacağına düşmanlığı devam ettirme çabası içerisinde
olduğunu göstermeye çalışmaktadır" dedi.
Soyer, Papadopulos'a, "bu akıntıda çektiğin
kürekler kırıldı, artık boşuna kürek çekme"
çağrısında bulundu.
"Bu konuşmayla Türk askerini en büyük düşman ilan
ederek, tarih boyunca acılar çekmiş Kıbrıs'ta barış
ve sevgiye doğru kapı açacağına
düşmanlığı devam ettirme çabası içerisinde
olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Bu sadece bize
değil tüm dünyanın gözleri önünde cereyan eden gerçektir" diyen
Başbakan Soyer, Türk askerini düşman ilan eden zihniyetin temsilcisi
Papadopulos'un, 'EOKA' kurucu üyesi olarak başladığı siyasi
yaşamı boyunca Kıbrıs adasını 'Enosis'e
ulaştırmak için uğraştığını
hatırlattı.
"Siyasi yaşamında 'ENOSİS' ve EOKA' olgusu olan bir
siyasi liderin, elbette Türkiye, Türk Silahlı Kuvvetleri ve
Kıbrıs Türk halkını düşman görmesi kadar doğal
bir şey olmaz" diyen Soyer, onun bu yanlış hayalini
Kıbrıs Türk halkının demokratik toplumsal direnişi ile
Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkının yanında
duruşunun engellediğini vurguladı.
Bu siyaset sadece Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türklerin
değil Rum gençlerinin de kanının akması yanında,
Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkileri zehirleyen
yanlış siyaset olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, bu siyasetin
halkların dostluğu ile eşitlik temeline katkı
yapmadığının altını çizdi.
"Artık kürek çekme"
Soyer, 21'inci yüzyılda hala bu davranışını
devam ettiren Papadopulos'a çağrıda bulunarak; "Bu
akıntıda çektiğin kürekler kırıldı, artık
boşuna kürek çekme" dedi.
Soyer, Tasos Papadopulos'un bir an önce Kıbrıs Türk
halkının eşitliği, Türkiye'nin garantörlüğüne
dayalı olarak AB ilkelerine bağlı, eşitlik temelinde bir
çözüm için kararlı bir irade ortaya koyması gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı görüşme sürecinde
"isteksiz ve iradesiz" olarak tanımlayan Papdopulos'a, 'hodri
meydan' diyen Başbakan Soyer, kimin iradesi olup
olmadığının anlaşılması için BM'nin çözüm
planı temelinde taraflara sunduğu planı görüşme daveti
yaptı.
Soyer, Rumlar tarafından işgal edilen Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin, AB üyesi olduktan sonra Birlik ile tam üyelik görüşmeleri
sürdüren bir ülkenin askerini düşman edemeyeceği gibi,
Kıbrıs'ın garantörü olan bir ülke ile çözümde eşit taraf
olacağı Kıbrıs Türk halkını da hiçbir şekilde
düşman ilan edemeyeceğini vurguladı.
Bilman: TSK'nin hedef gösterilmesi kabul edilemez
Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos'un adadaki Türk
Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik açıklamalarına tepki gösteren TC
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman, Rum
toplumu lideri Tasos Papadopulos'un adadaki
Türk silahlı kuvvetlerine (TSK) yönelik açıklamaları
üzerin TSK'nin adada düşman olarak ilan edilmesinin hiçbir şekilde
barışa hizmet etmeyeceğini söyledi.
Bilman, haftalık basın toplantısında,
Papadopolus'un açıklamalarına ilişkin soru üzerine,
açıklamalarından Papadopulos'un, Türkiye'nin adayla olan
ilişkilerini pek anlamadığının
anlaşıldığını ifade etti.
Bilman, şöyle devam etti:
"Zannediyorum Türkiye'nin Yunanistan ve İngiltere ile
birlikte garantör ülke olduğunu, Türkiye'nin aynı zamanda anavatan
olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin adadaki
varlığının uluslararası anlaşmalardan
kaynaklandığını, yasal olduğunu unutmuşa
benziyor. Hatırlamak gerekir ki, TSK'nin adada düşman olarak ilan
edilmesi hiçbir şekilde barışa hizmet etmemektedir. TSK'nin bu
şekilde hedef gösterilmesi kabul edilemez.
Yazılı açıklama
Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nca
yapılan yazılı açıklamada da, Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un adadaki Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK)
yönelik açıklamalarıyla ilgili olarak, TSK'nin Kıbrıs'ta
barış ve huzurun teminatı olduğu ve öyle kalmaya devam
edeceği bildirildi.
Açıklamada, "Kıbrıs Türklerine karşı
etnik arındırmayı öngören Akritas Planını bizzat
kaleme alanlardan biri olduğu bilinen eski EOKA terör örgütü mensubu GKRY
liderinin, Türkiye ve Türk ordusu ile ilgili haddini aşan
beyanlarının basında yer aldığı"
hatırlatıldı.
Papadopulos'un açıklamalarının esasen ciddi bir
yanının bulunmadığı belirtilen açıklamada,
"Kıbrıs'ta 1964 yılında Rum tarafınca
yıkılan ortak idareyi işgal ettiği herkesin malumu olan
Papadopulos'un bu tür beyanlarla Kıbrıs'ta barışın
önünü tıkama çabaları sonuçsuz kalacaktır" ifadesi
kullanıldı.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
"KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat'ın 5 Eylül
2007 tarihinde yapılan görüşmede 2008 yılı sonuna kadar
kapsamlı çözüme ulaşılması yönünde ortaya koyduğu
öneriye olumsuz yanıt veren Rum liderinin, bu kez gündemi çarpıtmaya
çalıştığı görülmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs'ta barış ve
huzurun teminatıdır ve öyle kalmaya devam edecektir."
Hakemliği kabul ettiği için pişman...
Papadopulos'un önceki gece düzenlediği basın
toplantısında, BM'nin hakemliğini kabul ettiği için
pişmanlık duyduğunu söyledi. Papadopulos, "Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik bir çabada BM'nin hakemliğine asla izin
vermeyeceği" vaadinde de bulundu.
Bazı Rum televizyonlarından canlı yayınlanan
basın toplantısı, Rum basınında bugün geniş yer
buldu. Gazeteler, Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir öneri ortaya
koymadığı, sık sık geçmişe döndüğü ve
"günah çıkardığı" yorumunda bulundular.
Haberi manşetten veren Fileleftheros gazetesi, Papadopulos'un
basın toplantısını şöyle özetledi:
"Papadopulos dün (önceki) gece ilk kez resmen başkan
adayı olarak göründü. Kendisini desteklemekte olan partiler üzerinden
hareket etmeye çalıştı. İtfaiyeci gibi müdahale ederek
herkese ve özellikle kendisiyle işbirliği yapan partilere seslenerek,
seçim kampanyalarında tansiyonu düşürme çağrısı
yaptı, bazı davranışlara karşı olduğu
imasında bulundu.
"Beraberliğimizi, mücadelemizin en kıymetli zeminini
korumalıyız. Aramızda düşmanlar yok. Tek bir düşman
var, o da Türk işgal ordusudur" diyen Papadopulos, rakiplerine
atıfta bulunmaktan kaçındı. Ancak Kıbrıs sorunundaki
icraatlar konusunda rakipleri ile arasındaki anlaşmazlığın
sorulması üzerine Annan planının reddedilmesini
hatırlattı.Annan planının en azından içerik ile
engellenmesinin,ancak bu hedefe hararetle bağlı olunarak
başarılabileceğini söyledi''.
Papadopulos'un, soruları üzerine basın
toplantısında Kıbrıs sorununa detaylı olarak
değindiğine de yazan gazete,bu konuda söylediklerini şöyle
özetledi:
"-Kıbrıs sorununda BM Güvenlik Konseyinin 5 daimi
üyesinde 4'ünün, 5 Eylül görüşmesinden sonra da 8 Temmuz
anlaşmasının hayata geçirilmesinde ısrar ettiğini
söyledi."
-Talat'a gönderdiği mektubu içeriği konusunda siyasi
partilere bilgi verdiğini anlattı.
-Çözümün ,iki bölgeli federasyon
olacağını,içeriğinin müzakereler sonucunda
belirleneceğinin kaydetti.Ancak; anayasa olarak hiçbir yerde iki kesimli
teriminin bulunmadığına dikkat çekti.
-AKEL'in seçimlere özerk olarak katılma kararına saygı
belirtti ancak hemen ardından hükümet ortaklıkları
sırasında aralarında önemli görüş
ayrılıkları bulunmadığını söyledi.''
Politis gazetesi ise basın toplantısını,
"AİHM'den ve Olli Rehn'den Ağır Şamar,Tasos ise Kendi
Havasında"başlığıyla verdi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Rum yönetiminin
itirazını reddederek 2 Kıbrıslı Türk yargıcı
üyeliğe kabul ettiğinin, bunun ardından AB 'nin
genişlemeden sorumlu komseyi Olli Rehn'in Cumhurbaşkanlığı
müsteşarı Raşit Pertev'i makamında kabul ettiğinin ve
iki taraf arasındaki özlü müzakerelerin 2008 yılı içerisinde
başlaması gerektiği sonucuna vararak Türk tezini kabul
ettiğini yazan gazete, Papadopulosu eleştirdi.
Haberi manşetten veren gazete Papadopulosun basın
toplantısında "8 Temmuz Anlaşmasını herkesin desteklediği"
konusunda ısrar ettiğini belirtti.
Gazeteye göre sık sık geçmişe ve 2004'de yapılan
referanduma dönüş yapan Papadopulos 2004'de New York'da BM'nin
hakemliğinin kabul ettiği için pişman olduğunu itiraf etti.
Papadopulosun bugün içinde bulunan çıkmazın
aşılması konusunda hiçbir öneride
bulunmadığını da yazan gazete "başkanlık
seçimlerine değinirken hiç kimsenin hasım olmamasını
diledi.Kendisinin yarış dışı kalması durumunda 2.
turda yakın mesai arkadaşı Dimitris Hristofyas'ı
destekleyeceği güvencesi vermekten de kaçındı" diye ekledi.
"Federasyon saf nüfuslar öngörmemeli''
Gazete,Papadopulos'un dün akşamki basın
toplantısında söylediklerini okurlarına yorumlu olarak
şöyle aktardı:
"Tasos Papadopulos canlı yayınlanan basın
toplantısında New York'ta BM'nin hakemliğini kabul etmesi
konusunda 'benim suçum' itirafında bulunması, Annan
planının reddedilmesine sıklıkla atıfta
bulunmasıyla renklendirdi. 1.5 saat olarak planlanan ve sadece RİK
tarafından canlı yayınlanan tartışmada Papadapulos,
2004'te BM Genel Sekreteri'nin planını reddetme kararından
başka ortaya koyacak bir şeyi olmayan bir aday olarak göründü.
Komiser Olli Rehn Mehmet Ali Talat'ın Özel
danışmanı Raşit Pertev'le makamında görüşür ve
özlü görüşmelerin 2008'de başlaması şeklindeki Türk tezini
kabul ederken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2
Kıbrıslı Türk yargıcı kabul eder ve Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin itirazını da reddederken Papadapulos'un, bir dereceye
kadar kendisinin de kabul ettiği bugünkü çıkmazdan
çıkış için önerecek hiçbir şeyi yok. Sadece 8 Temmuz
anlaşmasının hayata geçirilmesinde ısrar etti.
Başkan'ın dün (önceki) geceki basın
toplantısında dikkat çekilecek şeyler varsa o da, New York
görüşmeleri sırasında hakemliğin kendisi tarafından
kabul edilmesinden duyduğu pişmanlık, iki toplumlu kesimli
federasyonun arı (saf) nüfuslar öngörmesi gerektiği görüşü ve
ikinci turda yarış dışı kalması durumunda daha
düne kadara mesai arkadaşı olan Hristofyas'ı
destekleyeceğini söylemeyi reddetmesidir.
Başbakan papadapulos'un basın toplantısında ana
başlıkları şunlardır:
-Papadapulos devletin direksiyonuna geçtiği dört yılı
aşkın süredir ilk kez Kıbrıs srunundaki icraatlarına
ilişkin yanlış yaptığını kabul etti. O da,
Şubat 2004'te New York görüşmeleri sırasında hakemliği
kabul etmesi. Papadapulos ' pişmanım ve bunu söylemekte tereddüt
etmiyorum' dedi ancak sorunluluğu bazı çekinceler ortaya koyan EDEK
Başkanı Yannakis Omiru hariç New York'ta bulunan bütün siyasi parti
başkanlarına eşit olarak bölüştürdü. Başkan bu
yanlışını, o dönemde BM'nin güvenirliği konusundaki
kötü değerlendirme gerekçelendirdi...
-Papadapulos'un Kıbrıs sorununun çözü prespektifi olarak
ortaya koyduğu tek öneri, 14 aydır atıl kalan 8 Temmuz
anlaşmasıdır. Papadapulos, 'Ulusal Konsey'in Annan planı
aleyhindeki tezler listesini terk ettiği' sorusuna yanıt vermedi. 8
Temmuz anlaşmasını BM'nin ve diğerlerinin
inandığı tek prosedür olarak göstermeye çalıştı.
Hatta Yorgos Vasiliu'nun dünden çözüm ifadesini kullanmakta tereddüt etmedi
ancak Kıbrıs sorununun çözümü prespektifleri konusunda topu
Kıbrıs Türk tarafına attı.
- Kıbrıslı Türk liderle görüşmek için seçtiği
zaman konusunda AKEL'in eleştirilerini yanıtlarken, iki liderin
görüşmesinin 11-12 Mart olarak
kararlaştırdığını ancak Mehmet Ali Talat'ın
zaman kazanmaya çalıştığını ve ardından da
BM Genel Sekreteri'ne mektup göndererek 8 temmuz anlaşmasını
alaşağı edip Annan planının yeniden gündeme gelmesine
neden olduğunu Çetinkaya ile İngiliz Luton Town takımları
arasındaki dostluk maçının iptalinin ardından da
görüşmeyi reddetiğini söyledi. Görüşmenin gerçekleşmesi
amacıyla Mehmet Ali Talat'a gönderdiği mektubun, göndermesinden önce
bütün siyasi liderlerin önüne konulduğu ve onlar tarafından
onaylandığını vurguladı.
"Yabancılar Talat'la lokantalarda görüşüyor"
-Papadapulos, referandumla bizim taraf için oluşan olumsuz
izlenimleri 'arada cereyan eden olumsuz unsurlar sahte devletin
tanınması anlamına gelmiştir.' Argümanıyla
dağıtmaya çalıştı ve özellikle yabacı liderlerin
Mehmet Ali Talat'la yalnızca lokantalarda görüştükleri üzerinde
durdu. Kıbrıslı Türk yargıçların AİHM'e
atamalarını da 'hukukça olacak AİHM'in kararlarını
eleştiremem' diyerek geçiştirdi.
-Markos Kiprianu ve Nikos Kleantus gibi mesai
arkadaşlarının icraatlarına ilişkin eleştirileri
ise ikinci plana atan Papadapulos ikinci turda rakibinin kim olmasını
tercih ettiğinin sorulmasına karşılık 'kimseyi rakip
olarak istemezdim' dedi.
"Tek düşmanımız Türk işgal ordusu"
-Tasos Papadapulos, yine kendisinin yarattığı konjoktürü
silerek başkan olarak büyüklük göstermeye çalıştı.
Vatandaşlara 'bölen fanatizmden uzak durmaları'
çağrısında bulunarak 'aramızda düşman yoktur. Tek
düşman Türk işgal kuvvetlidir. Siyasi yarışlardaki ve
seçimlerdeki rakipler farklı tezlere sahip olan siyasi rakiplerdir,
düşman değil ifadelerini kullandı. Başkan Papadapulos daha
da ileri giderek, seçimlerdeki rakiplerine saygı duyduğunu söyledi.
Herkesin tercih edeceği birisinin olduğunu söyleyerek
vatandaşları ve medyayı bütün başkan adaylarına
saygı göstermeye çağırdı. Ancak ikinci turda
karşısında rakip olmasını istemedi...
Gazete, Papadapulos un basın toplantınsın sadece
RİK tarafından canlı yayınladığına, ANT 1 ve
MEGA'nın basın toplantısının bir bölümüne yer
verdiğine, SİGMA'nın Başkanlık'tan hiçbir yayın
yapmaksızın normal yayın akışına devam
ettiğine de dikkat çektı.
" Yeni bir girişimde BM'nin hakemliğine asla izin
vermem"
Simerini gazetesi de haberi, "Tasos'dan AKEL'e Nazik
Eleştiri... Hakemliğin Kabülü Benim Suçum...
Başbakanlık Seçimlerinde İkinci Tura Geçemezse
DİKO'luları Hristofyas'ı Desteklemeye İkna Edemem"
başlıklarıyla manşetten verdi.
Gazeteye göre Papadapulos, Annan planını gündeme getiren
pratiği kabul etmenin kendi suçu olduğunu söyledi ve
"Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik yeni bir çabada BM'nin
hakemliğine asla izin vermeyeceği" vaadinde bulundu. "BM
Genel Sekreteri'nin hakemlik için ortaya koyduğu şartlara
bağlı kalacağını değerlendirmem galiba
hataydı" diyen Papadapulos, AKEL'i de "nazik şekilde"
eleştirdi.
Papadapulos, başkanlık seçimlerinde ikinci tura
kalamaması halinde DİKO'yu Hristofyas'ı desteklemeye ikna
edemeyeceğini de söyledi.
"3. Annan Planını kabul etmedim"
Habere göre Rum Yönetimi Başkanı, Lahey'de. Annan
Planı'nı kabul ettiğini de yalanladı. "Lahey'de Annan
planını kabul etmedim. Ordaydım, diğerleri
aşağıdaydı, ben salondaydım. Annan Planı'nı
kabul ediniz diye bir şey söz konusu olmadı. Ortaya konulan soru
"planı referanduma götürmeyi kabul ediyor musunuz"
şeklindeydi" dedi.
"İki toplumlu, iki kesimli federasyonun bir tercih olup
olmadığının" sorulması üzerine de Papadapulos,
"Kıbrıs, iki toplumlu iki kesimli federasyon çözümünü resmi
olarak taahhüt etmiştir. Bu, benim de taahhüdümdür" dedi.
İzleyenler uyudu...
Alitiha gazetesi de haberi "Dün (önceki) Geceki Gösteriyi
İzleyenler Uyudu... yakıcı sorulara yanıt vermedi ve ikinci
turda Hristofyas'a oy vermeyeceğini açıkladı. Ulusal Konsey'in
listesini neden terk ettiği sorusuna yanıt veremedi. Seçimlerden
2003'te Lahey'de Annan Planını kabul ettiğini yalan
olduğunu söyledi" başlıkları altında özetledi.
Haravgi gazetesi "Tasos Papadapulos zor sorulara yanıt
vermekten kaçındı... DİKO üzerinde nüfuzu
bulunmadığını söyleyerek kendisinin ikinci tura
kalmaması durumunda Hristofyas'ı destekleme taahhüdü vermedi... New
York Prosedüründen pişmanlık belirtti"
başlıklarını kullandı.
Mahi gazetesi ise haberi "Tasos Başkanlık Perdesini
açtı... Kıbrıs sorunu ve başkanlık seçimleri birinci
hatta" başkalarıyla okurlarına aktardı.
KIBRIS 13/09/07
Papadopulos, EOKA'nın kanlı tarihini gizlemeye
çalışıyor
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un bugüne
kadar gerçekleştirilen müzakereler sonucunda ortaya çıkan
Kıbrıs sorununun çözüm parametrelerini dinamitlemeye
çalıştığını söyledi.
Avcı, Anavatan Türkiye ile onun Silahlı Kuvvetlerini
"işgal ordusu" olarak niteleyen Papadopulos'un, Kıbrıs
sorununun esas nedenini oluşturan ve yazılmasında bizzat
kendisinin de etkin rol aldığı EOKA'nın kanlı tarihini
gizlemeye çalıştığını belirtti.
Turgay Avcı, dün yayınladığı yazılı
açıklamayla, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un, önceki gece Rum
televizyonunda, "mantık dışı açıklamalar"
yaptığını kaydetti.
Avcı, Rum liderin, 5 Eylül'de gerçekleşen görüşmede
sadece seçim öncesi yatırım amacıyla hazır bulunduğunu
açık ve net bir şekilde ortaya koyduğuna işaret etti.
Avcı, "Rum Başkanlık seçimlerine 6 ay kala bu
çağrılara olumlu cevap vermek zorunda kalmasının nedenleri
gayet açıktır. Çözümü hangi tarafın istediğini, 2004
referandumları somut olarak göstermiştir" dedi. Avcı,
şöyle devam etti:
"Papadopulos, Kıbrıs Türk tarafının
girişimleriyle başlatılan 8 Temmuz sürecini, kendi
çabalarıyla ortaya çıkmış bir süre ve çözümü engelleyen
taraf sanki kendisi değilmiş gibi yansıtmaya çalışarak
uluslararası camiayı kolayca kandıracağını
sanmaktadır. Papadopulos bu şekilde davranmakla sadece kendi
kendisini aldatıyor."
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Rum liderliğinin uzlaşmaz
tutumu ve doymak bilmeyen silahlanması karşısında yegane
güvenlik teminatı olduğuna işaret eden Avcı, "1960
Antlaşmalarından kaynaklanan meşru haklarını kullanarak
Ada'mıza gelen Türk Barış Kuvvetleri, Yunan darbesinin
ardından Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanmasını
engellemiş, Kıbrıs Türk halkını katledilmekten
kurtarmış ve Ada'da kalıcı barışı ve
istikrarı sağlamıştır" dedi. Avcı,
şöyle devam etti:
"Kıbrıs Türk halkının rızasıyla
KKTC'de bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, halkımızın
duyduğu sevgi, başta Papadopulos olmak üzere Kıbrıs Rum
liderliğine, gerekli yanıtı vermektedir. Bu vesileyle,
şanlı Türk ordusuna olan derin saygı ve
şükranımızı bir kez daha vurgulamak isteriz.
Uluslararası camiayı bir kez daha, Papadopulos'un gerçek
amacını görerek KKTC üzerindeki insanlık dışı
izolasyonları bir an önce kaldırılmaya ve çözümün önünü açmaya
davet ediyoruz"
KIBRIS 13/09/07
"Kıbrıs Türk Devleti'ne uygulanan ambargo
ve izolasyonlar kalkmalı"
İSLAM ÜLKELERİNE ÇAĞRI... İslam Ülkeleri 2.
Uluslararası Ekonomik, Kültür ve Turizm konferansı sonuç
bildirgesinde "Konferans, Kıbrıs Türk Devleti'nin üye ülkeler
arasındaki ekonomik işbirliğinde aktif rol oynayabilmesi için tüm
Müslüman kardeş ülkelerine ve uluslararası topluma, Kıbrıs
Türk Devleti'ne uygulanan ekonomik, kültürel ve politik izolasyonların
kaldırılması ve temel insan haklarının iadesi için
çağrıda bulundu." denildi
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil
Nami'nin Kıbrıs Türklerine ve Kıbrıs Türk Devleti'ne
uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılması yönünde
yaptığı çağrı, İslam Ticaret ve Sanayi
Odası'nın Bangkok'ta düzenlediği İslam Ülkeleri 2.
Uluslararası Ekonomik, Kültür ve Turizm konferansı sonuç bildirgesine
alındı.
İslam Ticaret ve Sanayi Odasının 7-9 Eylül tarihlerinde
düzenlediği ve ev sahipliğini Tayland hükümetinin üstlendiği
İslam Ülkeleri 2. Uluslararası Ekonomik, Kültür ve Turizm
Konferansı'nın sonuç bildirgesinin Kıbrıs'la ilgili bölümü
şöyle :
"Konferans, Kıbrıs Türk Devletinin üye ülkeler
arasındaki ekonomik işbirliğinde aktif rol oynayabilmesi için
tüm Müslüman kardeş ülkelerine ve uluslararası topluma,
Kıbrıs Türk Devlerine uygulanan ekonomik, kültürel ve politik
izolasyonların kaldırılması ve temel insan
haklarının iadesi için çağrıda bulundu."
07-09 Eylül tarihleri arasında Bangkok'ta düzenlenen konferansa
KTTO Başkan yardımcısı Hasan Kutlu İnce, oda
üyelerinden Talat Özerden, Salih Tüccaroğlu, KITSAB Onursal
Başkanı Ahmet Necati Özkan ve Turizm Bakanlığı
yetkilisi Mine Fedai ile katılan Kıbrıs Türk Ticaret Odası
Başkanı Erdil Nami konferansta bir de konuşma yaptı.
Oda Başkanı Erdil Nami yaptığı konuşmada,
İslam Konferansı Örgütü'nün Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ni "Kıbrıs Türk Devleti" olarak
adlandırdığını ve çeşitli vesilelerle
Kıbrıslı Türklere yardım etme sözü verdiğini
anımsattı ve bu sözün yerine getirilmesini istedi.
Konuşmasında İslam ülkelerini bir araya getiren böylesi
büyük konferansı düzenleyen İslam Ticaret ve Sanayi Odası'na Tayland
Kongre ve Fuar Bürosu'na, Tayland Krallığı Hükümeti'ne ve Thai
İslam Ticaret ve Sanayi Kurumu'na teşekkür eden Oda Başkanı
Erdil Nami, Kıbrıs sorunu ve son ekonomik gelişmelerle
yatırım ve iş imkânları konusunda bilgi verdi.
Kuzey Kıbrıs ekonomisinin 2002 yılından itibaren
büyük bir gelişme gösterdiğini, milli gelirin 4.000 dolardan 12 bin
doları aştığını, güvenilir bir ülke olması
nedeniyle yabancı yatırımların arttığını,
turizm sektörünün ve üniversitelerin geliştiğini anımsatan Oda
Başkanı Erdil Nami, İslam Ülkelerini Kuzey Kıbrıs'a
yatırıma ve işbirliğine çağırdı.
Kıbrıs Cumhuriyetinin 1960'da Zürih ve Londra
anlaşmaları sonucunda Kıbrıslı Türkler ve
Kıbrıslı Rumlar tarafından ortaklaşa kurulduğunu
ancak, Kıbrıs Cumhuriyetini gasp etmek ve Türkleri cumhuriyetten
atmak için Rumların yarattığı terör sonucu üç yıl
yaşadığını anımsatan oda başkanı Erdil
Nami, "1963 yılından beri cumhuriyet gayri meşru ve gayri
demokratiktir ve bizim katılımımız ve rızamız
olmadan AB'ye üyelik dahil, Kıbrıs'ın tümü üzerinde hak iddia
eden davranışlarda bulunulmaktadır. Kıbrıslı
Türkler, Kıbrıslı Rumları hükümetleri olarak kabul etmedi
ve asla kabul etmeyeceklerdir" şeklinde konuştu.
Bu durumun, Kıbrıslı Türklerin izolasyonları sona
erdirmeleri konusunda yaptıkları her girişime karşı
Kıbrıslı Rumların sürekli savaş açma çabalarıyla
daha da zor hal aldığını anımsatan Erdil Nami, son
zamanlarda üniversitelerin de Rum yönetiminin başlattığı
haksız izolasyonlarla karşı karşıya bulunduğunu,
Bologna sürecinin ve üniversitelerin diğer üniversitelerle ilişki
kurmalarının engellenmeye
çalışıldığını belirtti.
Kıbrıslı Türklerin ekonomik yönden gelişmesini,
sosyal ve kültürel alanda dünya ülkeleri ile kaynaşmasını
engellemek için her türlü girişimin yapıldığını
kaydeden Erdil Nami, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kıbrıslı Rumlar aynı zamanda turistik
tesislerimizi ve firmalarımızı hedef aldılar. Ülkemiz
turizminin gelişmesindeki en büyük engel, ülkemize direkt
uçuşların yasak olmasıdır. Ekonomideki büyümemizi ve
dünyanın diğer kalanıyla ticaret yapmamızı engellemek
istiyorlar. Bunun için de sürekli AB'yi kullanıyorlar, özellikle de
Türkiye'ye karşı olan veto haklarını. Bunların tümünün
sebebi, onlara göre, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı
Rumlara ait toprakları işgal etmeleridir. Oysa Güney'de
Kıbrıslı Türklere ait olan ve Kıbrıs Rum yönetimi
tarafından yasaya aykırı biçimde işgal edilip
kullanılan malları unutuyorlar. Bunun da ötesinde, Ercan
Havaalanına direkt uçuşları engellemeye devam ediyorlar. Bu
çabaların, Kıbrıslı Türklerin temel insan haklarına
aykırı olduklarını söylemek sanırım
gereksizdir".
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami,
Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs sorununa iki kesimli, iki
toplumlu, ortaklık temeline ve siyasi eşitliğe dayanan
kapsamlı bir çözüm bulunması yönünde BM Genel Sekreteri Kofi Annan
tarafından ortaya konan plana 24 Nisan'da yapılan referandumla
"Evet" dediğini anımsattı.
Erdil Nami, BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Kıbrıslı Türklerin çözüme hazır olduğunu görmesinin
ardından 28 Mayıs 2004 tarihinde BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu
raporunda "Kıbrıslı Türklerin oyları, onlara
baskı yapmak ve izole etmek için hiçbir temel
bırakmamıştır. Umut ediyorum ki, Konsey üyeleri,
Kıbrıslı
Türkleri izole edecek ve gelişmelerine engel olacak şekilde
etkileyen gereksiz kısıtlamalar ve engellerin
kaldırılması yönünde tüm ülkelere, gerek ikili olarak gerekse
uluslararası örgütlerde işbirliği yapmalarına öncülük
edeceklerdir." ifadelerini kullandığını ve bu ifadenin
şimdiki BM Genel Sekreteri General Ban Ki-Moon tarafından da
imzalandığını kaydetti.
İslam Konferansı Örgütünün Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetini, "Kıbrıs Türk Devleti" olarak
adlandırdığını ve yardım sözü verdiğini
hatırlatan Oda Başkanı Erdil Nami, aynı kültürü, aynı
dini paylaşan, aynı kuruluşlar içerisinde mücadele eden ve tarih
boyunca birlikte yaşayan İslam ülkelerine çağrıda
bulunarak, Kıbrıs Türklerine ve Kıbrıs Türk Devleti'ne
uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılması ve
Kıbrıs Türk Devleti ile var olan ekonomik, sosyal ve kültürel
ilişkilerin daha da geliştirilip ileriye götürülmesi için aktif rol
oynamalarını istedi.
Oda Başkanı Erdil Nami'nin bu çağrısı
konferansa katılan İslam ülkeleri temsilcileri tarafından
memnuniyetle karşılandı ve konferans sonunda hazırlanan
bildirgede, "Konferans, Kıbrıs Türk Devleti'nin üye ülkeler
arasındaki ekonomik işbirliğinde aktif rol oynayabilmesi için
tüm Müslüman kardeş ülkelerine ve uluslararası topluma,
Kıbrıs Türk Devleti'ne uygulanan ekonomik, kültürel ve politik
izolasyonların kaldırılması ve temel insan haklarının
iadesi için çağrıda bulundu." ifadeleriyle yer alındı.
İslam Ticaret ve Sanayi Odası'nın 7-9 Eylül tarihlerinde
düzenlediği ve ev sahipliğini Tayland hükümetinin üstlendiği
İslam Ülkeleri 2. Uluslararası Ekonomik, Kültür ve Turizm
Konferansı'nın açılış konuşmasını
Tayland Başbakan yardımcısı Paiboon Wattanasiritham
yaptı.
Tayland Endüstri Bakanı Piyabutr Cholvijarn konuşmasıyla
devam eden konferansta Thai İslam Ticaret ve Sanayi Odası
Başkanı Anirut Smuthkochorn, Tayland Ticaret ve Sanayi Odası
Başkanı Pramon Sutivong, İslam Ticaret ve Sanayi Odası
başkan yardımcısı ve odanın Ortadoğu bölgesi
başkanı Abdullah Bin Rashid Al-Kharji konuştu. İslam
Konferansı Örgütü, İslam Ticaret ve Sanayi Odası, İslam
Kalkınma Bankası, Dünya Turizm Organizasyonu başkanlarının
mesajlarının okunmasıyla devam eden konferansta söz alan
İslam Ülkeleri Ticaret ve Sanayi Odaları Başkan ve temsilcileri
İslam ülkeleri ile olan ekonomik, kültür ve turizm konularına
değindiler.
KIBRIS 13/09/07
AP Dış İlişkiler Komisyonu, Türkiye
Karar Taslağı'nı görüşüyor
KIBRIS SORUNU DA YER ALIYOR... AP Dış İlişkiler
Komisyonu, Hollandalı Hristiyan Demokrat RiaOomen-Ruijten tarafından
kaleme alınan Türkiye kararı taslağını bugün
görüşme kararı aldı. AP'de Türkiye hakkında önceki
yıllarda alınan kararlardan farklı olarak sözde Ermeni
soykırımına yer verilmeyen taslak belgede, diğer
konuların yanında Kıbrıs sorunu da yer alıyor
Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komisyonu,
Hollandalı Hristiyan Demokrat RiaOomen-Ruijten tarafından kaleme
alınan Türkiye kararı taslağını bugün görüşme
kararı aldı.
AP'de Türkiye hakkında önceki yıllarda alınan
kararlardan farklı olarak sözde Ermeni soykırımına yer
verilmeyen taslak belgede, serbest ve adil bir ortamda yapılan genel
seçimlerin TBMM'de daha fazla temsil olanağı sunması
memnuniyetle karşılanırken, yeni milletvekillerine
"Türkiye'nin istikrarlı bir demokrasiye dönüşümüne"
katkı yapmaları çağrısı yer alıyor.
Seçimlerden oyunu artırarak daha güçlü bir yetkiyle çıkan
hükümetin reform sürecini hızlandırması istenen taslak belgede,
"Türk Silahlı Kuvvetleri'nin siyasal sürece tekrar tekrar
müdahalesinden endişe duyulduğu" belirtiliyor.
"Ordu üzerinde sivillerin tam kontrolü için daha fazla çaba
gösterilmesi" gereği vurgulanan belgede, ulusal güvenlik stratejisinin
belirlenmesi ve uygulanmasının sivil yetkililerin sorumluluğunda
olması ve ordunun ve savunma politikasında TBMM'nin tam denetimine
açılması isteniyor.
Türkiye'ye Ortaklık ve Ek Protokol'dan kaynaklanan
yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi çağrısı yapılan
taslak belgede, Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesinin
değiştirilmesi ve Vakıflar Yasası'nın onaylanması
talep ediliyor.
AP'nin Türkiye karar taslağında, Hrant Dink cinayeti,
Malatya'da 3 Hristiyanın öldürülmesi ve Ankara'daki terör
saldırısı şiddetle kınanıyor.
Güneydoğu Anadolu'nun sosyal ve ekonomik kalkınması için
kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç duyulduğu belirtilen taslakta, PKK ve
diğer terörist grupların saldırıları şiddetle
kınanarak terörizmle mücadelesinde Türkiye ile dayanışma içinde
olunduğu ifade ediliyor.
Taslak belgede Türkiye'ye, "Irak'ın toprak bütünlüğünü
ihlal edecek tek yanlı adımlardan kaçınması"
çağrısı yapılıyor.
Karadeniz'de ve Orta Asya ülkeleriyle olan ilişkilerde Türkiye'nin
önemine vurgu yapılan belgede, AB Komisyonu'ndan bu bölgelerle ilgili
dış politikasını Türkiye ile işbirliğini
güçlendirerek yürütmesi talep edilirken, Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulunamamasından üzüntü duyulduğu, Ada'da her iki
taraftan BM sürecine yapıcı yaklaşmaları da isteniyor.
KIBRIS 13/09/07
Erönen de AİHM'de yargıçlık yapabilecek
KIBRIS DAVALARINA BAKIYORLAR... Türkiye'nin, aleyhindeki 1500
civarındaki Kıbrıs'la ilgili davanın bir kısmında
görev yapmak üzere AİHM ad-hoc yargıçlığına
önerdiği Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ve Yargıç
Gönül Erönen'in göreve atanmalarına yönelik Rum Yönetimi'nin
itirazları reddedilince Hakkı mülkiyetle ilgili davalara, Erönen de
kayıplarla ilgili başvurularda AİHM'de ad-hoc yargıcı
olarak göreve devam edecek
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin,Yüksek Mahkeme Yargıcı
Gönül Erönen'in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) ad-hoc
yargıç olarak görev yapmasına itirazı da reddedildi.
AİHM, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı için
yapılan itirazda da aynı kararı vermişti.
Türkiye'nin, aleyhindeki 1500 civarındaki Kıbrıs'la
ilgili davanın bir kısmında görev yapmak üzere Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) ad-hoc yargıçlığına
önerdiği Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ve Yargıç
Gönül Erönen'in göreve atanmalarına yönelik Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi'nin itirazları, perşembe günü Strasbourg'da görüşüldü.
Yüksek Mahkeme Başkanı Hakkı ile Yargıç Erönen de
toplantıda hazır bulundu.
Kararını önceki gün açıklayan AİHM, hem Hakkı
hem de Erönen hakkındaki Rum iddialarını yersiz
bularak reddetti. Karar, AİHM 3. bölüm mukayyidi Santiago Quesada
imzasıyla gönderildi.
Kıbrıslı Türk yargıçlar, Türkiye'nin önerisiyle
yıllardan sonra geçtiğimiz yıl AİHM'de görev yapmaya
başlamıştı. Yüksek Mahkeme Başkanı Yargıç
Metin Hakkı mülkiyetle ilgili davalara, Yüksek Mahkeme
yargıçlarından Gönül Erönen de kayıplarla ilgili
başvurularda AİHM'de ad-hoc yargıç olarak görev yapıyor.
Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin atadığı yargıçlardan
oluşan AİHM'de görev yapan Metin Hakkı, Kıbrıs'la
ilgili 38 mülkiyet davasında ad-hoc yargıçlık görevini
sürdürüyor.
Gönül Erönen ise kayıplarla ilgili birleştirilmiş 9
davada görev aldı.
Rum Başsavcılığı, Hakkı ile Erönen'in
AİHM üyeliğine, "yasal olmayan KKTC devleti
yargıçlarının Kıbrıslı Rumların Türkiye
aleyhine başvurularının değerlendirilmesinde adil
yargıda bulunamayacakları" gerekçesiyle itiraz etmişti.
Metin Hakkı, Strasbourg'da 6 Eylül Perşembe günü, aleyhindeki
Lapta'da Rum toprağına ev inşa ettirip oturduğu
iddiasına karşı, arazinin atalarından kalma Türk malı
olduğunu belgeleriyle ispatladı.
"Kuzey Kıbrıs'ın Türk askeri işgali
altında olduğu ve Kuzey Kıbrıs'ta bu askerin
yardımıyla ayakta duran gayrı yasal bir devlet olduğu ve
şahıs olarak muteber olsa da Metin Hakkı'nın tarafsız
görev yapamayacağına" dair Rum iddiaları da
Hakkı'nın AİHM'deki savunması sonrasında geçersiz
bulundu.
Yargıç Gönül Erönen'in AİHM'de ad-hoc
yargıçlığına Rumların itiraz nedenleri arasında,
1989 yılındaki sınır delme davalarına bakması,
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nda ve Mahkemesi'nde
tanıklık yapması ve son 3.5 yıldan beri Strasbourg'da
Delegeler Komitesi'ne uzman olarak bilgi vermesi gibi konular da yer
alıyordu.
Erönen, Rumların itirazlarıyla ilgili konularda AİHM'e 7
Haziran'da cevabi bir yazı göndermişti.
Karar Rum basınında
AİHM'de Hakkı ve Erönen'in AİHM'de ad-hoc
yargıçlığına Rum itirazlarının reddedilmesi, Rum
basınında da yer aldı.
Fileleftheros "İki 'Yargıç' AİHM Tarafından
Kabul Edildi" başlıklı haberinde, Kıbrıslı
Türk yargıçlar Metin Hakkı ile Gönül Erönen'in önceki gün itibariyle
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üyelik hakkını elde
ettiğini belirtti.
Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ile Yüksek Mahkeme
Yargıcı Gönül Erönen'in Türkiye tarafından, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi üyeliğine önerildiğini anımsatan gazete
Güney Kıbrıs'ın söz konusu atamalara itiraz ettiğini ve bu
itirazın reddedildiğini de yazdı.
Gazete, AİHM'in, Güney Kıbrıs'ın
itirazlarını reddetmesinin ardından Kıbrıslı
Türklerin ilk kez, Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine
açtığı davalarda yer alacağını da yazdı.
Politis, haberi "AİHM'den Tokat -Devletin,
Kıbrıslı Türk Yargıçlarla İlgili İtirazları
Reddedildi" başlığıyla verdi.
Bu gelişmenin, KKTC'nin "yüzünü güldürdüğünü"
belirten gazete, buna eş zamanlı olarak Güney Kıbrıs'ta ise
"hukuki ve siyasi düzeyde yenilgi havası"
yarattığını da yazdı.
Gazete, kararın özünün, AİHM'in, KKTC'de faaliyet gösteren
Taşınmaz Mal Komisyonu ile ilgili bir önceki kararının
devamını teşkil ettiği yorumunda da bulundu.
Rumlar, ret kararına itiraz ettiler
Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas ise konuya ilişkin
yaptığı açıklamada "olumlu bir gelişmenin söz
konusu olmadığını, ancak bununla birilikte AİHM'in
alacağı kararların da bu iki yargıca dayalı
olmayacağını" da belirtti.
Simerini'ye göre, Rum Haber Ajansı'na açıklamalarda bulunan
Palmas, hükümetin; AİHM'in 3. Bölümü'nün, önceki gün açıklanan Rum
Yönetimi'nin itirazına yönelik ret kararı konusunda, AİHM'e
itirazda bulunduklarını söyledi.
KIBRIS 13/09/07
NTV
Güncelleme: 15:42 TSİ 14 Eylül 2007 Cuma
LEFKOŞA
- Rum Yönetimi Sözcüsü Vasilis Palmas, Türk hükümeti Kıbrıstaki
askeri varlığının uluslararası sözleşmelerden
kaynaklanan haklarına dayandığına inanıyorsa,
Kıbrıs sorununun bu hukuki yönünü Laheydeki Uluslararası Adalet
Divanında çözmeyi kabul edebilir dedi.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosun hafta içinde
yaptığı, Tek düşmanımız Türk askeridir
açıklamasına tepki gösteren Ankara, Adadaki Türk askeri
varlığının uluslararası anlaşmalara
dayandığını vurgulamıştı.
Türkiye, Rumların daha önce bu yönde yaptığı
çağrıları da yanıtsız bırakmıştı.
Rumlar Türkiye'yi Lahey'e çağırdı
14 Eylül, 2007 11:52:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un
Türk askerlerini ''tek düşman'' olarak nitelemesinin ardından, bu kez
de Rum yönetimi, Türkiye'yi Kıbrıs sorununun hukuki yönünü Lahey
Adalet Divanı'nda görüşmeye çağırdı.
Rum basını, Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas
aracılığıyla yapılan "davetin",
Papadopulos'un "Tek düşmanımız Türk askeridir" sözüne karşılık Türkiye'den gelen itiraz ve
tepkilerin sonucu olduğunu yazdı.
Rum yönetiminin adadaki Türk Barış Kuvvetleri konusunda
"Ankara'ya meydan okuduğunu" ve Kıbrıs sorununun
hukuki yönünün Lahey Adalet Divanı tarafından çözülmesini gündeme
getirdiğini belirten Rum basını, "Lahey ifadesinin,
Ankara'ya meydan okumak için yeni bir alanı değerlendirmeye
çalışan 'Lefkoşa'nın (Rum tarafı) yeni bir tezi
olduğu"na işaret etti.
1988'de de zamanın Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu,
Bağlantısızlar Dışişleri Bakanları
toplantısında Türkiye'yi, Kıbrıs sorununun temel yönleri
konusunda Lahey Adalet Divanı'na başvurmaya
çağırmıştı.
Palmas daveti dün yaptı
Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, dün yaptığı
açıklamada, Türkiye'yi, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin bir
bölümünde süregelen "işgal" nedeniyle, Türk ordusunu da
"işgal bölgelerinde yıkıcı denetim uygulamakla ve Türk
hükümetiyle birlikte bölgenin Rum varlığından ve etnik
temizlikten sorumlu olmakla" suçladı.
Palmas, "Türk askerinin, Türkiye'nin Kıbrıs'taki kolu olarak,
Kıbrıs'ın bölünmesini ve iki toplumun birbirine
yabancılaşmasını idame ettirdiğini" iddia etti.
"İşgal bölgeleri" olarak nitelediği Kuzey
Kıbrıs'ın aşamalı olarak Türkleştirilmesinden ve
KKTC'nin ilanını gündeme getiren "ayrılıkçı"
faaliyetlerden ordunun ve Türk hükümetinin sorumlu olduğunu savunan
Vasilis Palmas, Kıbrıs sorununun bu hukuki yönünün Lahey'de
çözülmesini önerdi.
Rumlardan Türkiye'ye Lahey daveti
Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulosun Türk askerlerini "tek düşman" olarak
nitelemesinin ardından, bu kez de Rum yönetimi, Türkiyeye
Kıbrıs sorununun hukuki yönünü Lahey Adalet Divanında
görüşmeye çağırdı.
Rum basını, Rum yönetimi sözcüsü
Vasilis Palmas aracılığıyla yapılan
"davetin", Papadopulosun "Tek düşmanımız Türk
askeridir" sözüne karşılık Türkiyeden gelen itiraz ve
tepkilerin sonucu olduğunu yazdı.
Rum yönetiminin adadaki Türk Barış
Kuvvetleri konusunda "Ankaraya meydan okuduğunu" ve
Kıbrıs sorununun hukuki yönünün Lahey Adalet Divanı
tarafından çözülmesini gündeme getirdiğini belirten Rum
basını, "Lahey ifadesinin, Ankaraya meydan okumak için yeni bir
alanı değerlendirmeye çalışan Lefkoşanın (Rum
tarafı) yeni bir tezi olduğuna" işaret etti.
1988de de zamanın Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovunun
Bağlantısızlar
Dışişleri Bakanları
toplantısında Türkiyeyi, Kıbrıs sorununun temel yönleri
konusunda Lahey Adalet Divanına başvurmaya
çağırmıştı.
PALMASIN AÇIKLAMASI
Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, dün
yaptığı açıklamada, Türkiyeyi, "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin bir bölümünde süregelen "işgal" nedeniyle,
Türk ordusunu da "işgal bölgelerinde yıkıcı denetim
uygulamakla ve Türk hükümetiyle birlikte bölgenin Rum
varlığından ve etnik temizlikten sorumlu olmakla"
suçladı.
Palmas, "Türk askerinin, Türkiyenin
Kıbrıstaki kolu olarak, Kıbrısın bölünmesini ve iki
toplumun birbirine yabancılaşmasını idame
ettirdiğini" iddia etti.
"İşgal bölgeleri" olarak
nitelediği Kuzey Kıbrısın aşamalı olarak
Türkleştirilmesinden ve KKTCnin ilanını gündeme getiren
"ayrılıkçı" faaliyetlerden ordunun ve Türk hükümetinin
sorumlu olduğunu savunan Vasilis Palmas, Kıbrıs sorununun bu
hukuki yönünün Laheyde çözülmesini önerdi.
Vasilis Palmasın açıklaması
şöyle:
"Kıbrıs sorunu, bir istila ve
işgal sorunudur. Türk askerinin Kıbrıstaki
varlığı, Türkiyenin 1974 yazında ülkemizi istila
etmesinin bir sonucudur. İstila, Kıbrıs Cumhuriyetinin
toprağının yüzde 37sinin zor kullanılarak
alınmasını ve işgalini gündeme getirmiştir.
İstila, Türk ordusunun Kıbrıs Cumhuriyeti toprağında
süregelen varlığı ve faaliyeti; Kıbrısın
bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve
egemenliğini garanti eden 1960 Garanti Anlaşmalarına tamamen
aykırıdır. BM Anayasasını ve uluslararası hukukun
zorlayıcı kurallarını da ihlal eder.
Türk ordusu, işgal bölgelerinin
aşamalı olarak Türkleştirilmesinden, 1983te tek yanlı bağımsızlık
ilanını ve işgal bölgelerinde
ayrılıkçı Türkiyenin
boyunduruğu altında yerel yönetim kurulmasını, ki bu
yönetim Güvenlik Konseyinin 541 ve 550 sayılı kararlarında
yasadışı ve geçersiz ilan edilmiştir, gündeme getiren
ayrılıkçı faaliyetlerden de sorumludur.
Türk hükümeti, Türk Dışişleri
Bakanlığının ilgili açıklamasında ifade
edildiği gibi, güya Türk askerinin Kıbrıstaki
varlığının Türkiyenin uluslararası
sözleşmelerden kaynaklanan haklarına dayandığına
inanıyorsa, o zaman BM anayasasına (33. ve 36. maddeler) uyarak,
Kıbrıs sorununun bu hukuki yönünü Lahey Uluslararası Adalet
Divanında çözmeyi kabul edebilir."
MILLIYET 14/09/07
Hakaret, çok yakışıksız ve çirkin
TÜRK ORDUSUNUN VARLIĞI NEDENİYLE BURADA SÜKUNET VAR...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Papadopulos'un TSK'ya yönelik
açıklamasında "düşman" sözcüğünü
kullanmasının terminoloji anlamında yanlış
olduğunu ve bu sözcüğün ancak savaş halinde kullanıldığını
vurgulayarak, "Türk ordusunun varlığı nedeniyle burada
sükunet vardır" dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum toplumu
lideri Tasos Papadopulos'un Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) yönelik
açıklamalarını "hakaret" olarak nitelendirerek, bunun
çok yakışıksız ve çirkin olduğunu söyledi.
Dün sabah bir televizyon programına konuk olan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, tüm partilerle aynı
yakınlıkta olduğunu da söyledi.
5 Eylül görüşmesi...
Konuşmasında, siyasi gelişmeler ve yaz tatili
dolayısıyla Kıbrıs sorununun bir süre durgunluk
yaşadığını belirten Talat, Papadopulos ile bir araya
gelmenin bir hareketlenme yarattığını söyledi.
"Hâlâ daha barış elimiz
uzatılmıştır, tutulmasını bekliyoruz" diyen
Talat, sorunun çözümüne yönelik hızlı gelişmelerin
olabileceğini kaydetti.
"Görüşme masasında neler konuşulduğu"
sorusunu yanıtlayan Talat, 3.5 saat süren görüşmede mülkiyet sorunu,
izolasyonlar ve petrol arama girişimleri gibi yan konuların
detaylı olmamakla birlikte konuşulduğunu anlattı.
Talat, Papadopulos'un bir komite ve bir çalışma grubu
oluşturulmasını önerdiğini belirterek, Kıbrıs
Türk tarafının 14 ay geçmesine rağmen bu yöntemin
başarıya ulaşmadığını göz önünde
bulundurarak Kıbrıs sorununa acil çözüm bulunması için 8 Temmuz
sürecinin etkinleştirilmesi ve disipline edilmesini önerdiğini
yineledi.
Talat, Kıbrıs sorununun ana unsurları olan mülkiyet,
sınırlar, yönetim ve güç bölüşümü, garantiler ile güvenlik
konularına, AB ile ilişkiler konusunu da ekleyerek toplam 5 komitenin
kurulmasını ve bu komitelerin 2.5 ay içinde konuları görüştükten
sonra liderlerin bir araya gelmesiyle tam teşekküllü müzakerelerin
başlamasını önerdiklerini anlattı.
Liderlerin müzakerelere devam ederken, aynı zamanda bu komitelerin
çalışmalarına devam etmesi önerisini de
yaptıklarını ifade eden Talat, 2008 yılına kadar
bütünlüklü çözüm hedefini önerdiklerini söyledi. Talat, geçen zamanın
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların
aleyhine olduğunu vurgulayarak, 8 Temmuz ilkeler dizisinde de öngörülen
öneri yaptıklarını belirtti.
Rum tarafının, 8 Temmuz sürecini disipline etmek ve
hızlandırmak istemediğine dikkat çeken Talat, Rum
tarafının Kıbrıs sorununun çözümünü zamana yaymaya ve
Türkiye'nin AB sürecini avantaj olarak kullanmaya
çalıştığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, tam teşekküllü
müzakerelere başlama önerisi olması halinde hemen yarın
görüşmeye hazır olduğunu belirterek, "Kıbrıs
sorununa çözüm amacıyla bir araya gelmek doğru bir olaydır, Türk
tarafı buna vardır" dedi. Talat, ancak
tıkanıklığı derinleştirmek için bir araya
gelmenin anlamı olmadığını da ekledi.
Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz anlaşmasında zaman
takvimi olmasını önerdiklerini ancak bu önerilerinin kabul
görmediğini belirtti. 8 Temmuz anlaşmasını bir ümit olarak
nitelendiren Talat, "8 Temmuz ortada olan tek süreçtir. Bu anlaşmayı
kabul etmemiş olsaydım, dünya Talat çözüm istemiyor diyerek
ayağa kalkardı" diye konuştu. Talat, 8 Temmuz'a
karşı olmanın doğru olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
tarafının, Kıbrıs sorununu kurulacak komitelerin müzakere
etmesini ve liderlerin ise bir araya gelip bu komiteleri yönlendirmesini
istediğini kaydetti.
Dışişleri Bakanlığı ile koordinasyonla
ilgili eleştirileri de yanıtlayan Talat, Dışişleri
Bakanlığı'nın elemanlarıyla birlikte
çalıştıklarını ve birlikte çalışmaya devam
edeceklerini kaydetti.
Hakemlik şart...
Kıbrıs sorununun çözümü için hakemliğin şart
olduğunu da vurgulayan Talat, "Kıbrıs sorununun çözümünde
hakemlik rol oynayacaktır. Bu benim kişisel
inancımdır" dedi.
Talat, Papadopulos'un kendisiyle BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller
aracılığıyla temasa geçtiğini anlatarak, Papadopulos
ile görüşmesinin sadece bir aya yakın bir zaman geciktiğini,
bunun nedeninin ise Çetinkaya-Luton Town maçına Rum tarafının
yaptığı engellemeler olduğunu söyledi.
"TSK nedeniyle burada sükunet vardır..."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un geçen gün gerçekleştirdiği basın
toplantısında TSK'ya yönelik eleştirisinin
yakışıksız ve çirkin olduğunu da kaydetti.
Papadopulos'un konuşmasında "düşman" sözcüğünü
kullanmasının terminoloji anlamında yanlış
olduğunu ve bu sözcüğün ancak savaş halinde
kullanıldığını vurgulayan Talat, "Türk ordusunun
varlığı nedeniyle burada sükunet vardır" dedi.
Talat, Kıbrıs sorununu TSK'nin varlığının
yaratmadığının ifade ederek, Kıbrıs sorunu
nedeniyle
Türk ordusunun Kıbrıs'ta var olduğunu belirtti. Talat,
Türk ordusunun caydırıcı gücüyle bugün Kıbrıs'ta
çatışmanın olmadığını, binlerce
Kıbrıslı Rum'un her gün Kuzey'e geçtiğini ve kimsenin
burnunun bile kanamadığının söyledi. Kıbrıs
sorunu çözüldüğü zaman Türk ordusunun adadan çekileceğini söyleyen
Talat, Papadopulos'un açıklamasını "keskin, gerçek
dışı ve saygısız" olarak değerlendirdi.
Rehn-pertev görüşmesi
Talat, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in
Brüksel'deki görüşmesiyle ilgili olarak da, Kuzey Kıbrıs ile AB
ilişkileri üzerine bu temasların gerçekleştiğini, Pertev'in
Olli Rehn'i 5 Eylül ile ilgili bilgilendirdiğini kaydetti.
Rusya'nın tutumu...
Rusya'nın "Ekspert" dergisinde yayımlanan demecini
eleştiren Rusya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Andrey
Nesterenko'nun açıklamaları üzerine ise Talat, Rusya'nın Güney
Kıbrıs ile geleneksel bir geçmişlerinin olduğuna ve
Rusya'nın birçok örnekte görüldüğü gibi Rum tarafını
savunduğuna işaret etti.
Talat, en son Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi
kararı tartışılırken Rus diplomatın Lokmacı
Kapısı'nın açılması hususuna değinilirken,
Yeşilırmak kapısının da açılmasını dile
getirmesinin bu desteğe bir örnek olduğunu hatırlattı.
İki Kıbrıslı Türk yargıç AİHM'de
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM)'de 2 Kıbrıslı Türk yargıcın görev
yapmasına Rum tarafından gelen itirazların reddedilmesini,
"AİHM Rum tarafının her konuyu siyasi istismar
yapmasından bıktığını anlatmak istiyor"
diyerek değerlendirdi.
Kuzeyde petrol
Petrol konusunda, "adanın birleştirilmesinden yana oy
kullandık. Kıbrıs'ın kaynaklarından ortak
kullanım istiyoruz" diyen Talat, Papadopulos ile görüşmesinde
Rum tarafına bu konuda uyarı yaptığını belirtti.
Talat, Rum tarafı tutumunu sürdürürse, Kuzey'de petrol
araştırmalarına başlayacaklarını ifade etti.
Lokmacı Kapısı konusu...
Cumhurbaşkanı Talat, 5 Eylül görüşmesinde Lokmacı
konusunun konuşulmadığını ifade ederek, Lokmacı
konusunda topun BM'de olduğunu bildirdi.
Gül'ün ziyareti
Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ilk
yurtdışı ziyaretinin kendisinin davetiyle KKTC'ye
yapacağını da belirterek, Gül'ün daveti kabul etmesinin
"büyük bir jest" olduğunu söyledi.
Tüm partilerle aynı yakınlıkta
Talat, Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) düzenlediği son basın
toplantısında kendisine 9 soru sormasını eleştirerek,
bütün siyasi partilerle zaten 5 Eylül değerlendirmesini yapmak için
görüşmekte olduğunu kaydetti. "Bütün partiler ile aynı
yakınlıktayım" diyen Talat, muhalefetten eleştiri
yaparken haksızlık yapmamalarını istedi. Talat,
başkanlık sistemiyle ilgili soruyu ise "Bize uygun bir
başkanlık sisteminin tartışılması
lazım" diye yanıtladı.
KIBRIS 14/09/07
Möller, BM Güvenlik Konseyi Daimi üyelerinin
Kıbrıs temsilcilerine bilgi Verdi
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Güvenlik
Konseyi Daimi Üyesi ülkelerin temsilcileri arasında önceki gün
yapılan görüşmede, Türk tarafının
yaklaşımıyla uyumlu bir değerlendirme
yapıldığını tespit ettiklerini söyledi.
Erçakıca, "BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerinin
Kıbrıs temsilcilerinin toplantısında Kıbrıs Türk
tarafına yönelik ciddi hiçbir eleştiri
yapılmadığı gibi, Kıbrıs Türk tarafının
önerilerinin 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde olduğu ve bu
anlaşmanın esas hedefinin kapsamlı çözüm müzakerelerini
başlatmak olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Bu
yaklaşım, Kıbrıs Türk tarafının
yaklaşımı ile tam bir uyum içindedir" dedi.
Erçakıca, medya haberlerini örnek göstererek, Rum
tarafının 5 Eylül görüşmesi sonrasında kamuoyunu
yanıltmak için çeşitli manipülasyonlara başvurduğuna dikkat
çekti.
KIBRIS 14/09/07
Tüzükler ayrıntılı bir şekilde ele
alındı
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, Brüksel'deki temaslarında Doğrudan Ticaret, Yeşil Hat ve
Mali Yardım tüzüklerinin ayrıntılı bir şekilde ele
alındığını söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, Kıbrıs konusunda temaslarda bulunmak amacıyla
gittiği Brüksel'den dün akşam döndü.
TAK muhabirinin Brüksel ziyaretiyle ilgili sorularını
yanıtlayan Pertev, Avrupa Komisyonu yetkilileriyle
gerçekleştirdiği toplantılarda Kıbrıs Türkü ile ilgili
çeşitli konuların ele alındığını belirtti.
Raşit Pertev, Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Olli Rehn ile yaklaşık bir saat süren görüşmesinde
Cumhurbaşkanı Talat'ın Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulos'la yaptığı görüşme hakkında bilgi
verdiğini kaydetti.
Pertev, bir soru üzerine, Rehn ile tüzükleri de el alıp
ayrıntılı bir şekilde
tartıştıklarını söyledi.
Rumların ziyarete tepkisiyle ilgili soruları da
yanıtlayan Pertev, gerek Rehn, gerekse diğer üst düzey temsilcilerle
ilk kez temas kurmadığını kaydetti. Pertev, 2
yıllık görevi süresinde çeşitli vesilelerle Brüksel'i ziyaret
ettiğini ve tamamı basına yansımasa da yetkililerle
görüştüğünü anlattı.
Rum basını konuyla ilgili haberlerinde, Pertev'in Rehn'le
görüşmesini "ilk" olarak nitelemiş ve görüşmeye tepki
göstermişti.
Raşit Pertev'e Brüksel ziyaretinde,
Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan
Candan ile Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin
eşlik etti.
KIBRIS 14/09/07
NTV
Güncelleme: 16:37 TSİ 17 Eylül 2007 Pazartesi
-
Cumhurbaşkanı
Gül, beraberinde bir heyetle yarın öğleden sonra geleceği
KKTCde ilk olarak, Dr. Fazıl Küçükün Anıttepedeki
mezarını ziyaret ederek çelenk koyacak.
Gül daha sonra KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
baş başa görüşecek. Cumhurbaşkanı Gül, görüşmenin
ardından KKTC hükümet üyelerini kabul ederek görüşecek. Gül ile Talat
daha sonra ortak basın toplantısı düzenleyecek.
Cumhurbaşkanı Talat, akşam da Gül onuruna
Cumhurbaşkanlığı ikametgahında yemek verecek.
Cumhurbaşkanı Gül, KKTC ziyaretinin ikinci günü temaslarına,
Girne Boğaz Şehitliğini ziyaret ederek başlayacak.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanlığını da ziyaret edecek olan Gül, KKTCnin 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de görüşecek.
Gül, Denktaş ile görüşmesinin ardından, KKTC Cumhuriyet
Meclisine giderek, mecliste temsil edilen siyasi partilerin yetkilileriyle bir
araya gelecek. Cumhurbaşkanı Gül, olağanüstü toplanacak
Cumhuriyet Meclisi GenelKuruluna hitaben konuşacak. Gül, Cumhuriyet
Meclisindeki temaslarını tamamlamasının ardından
KKTCden ayrılacak.
Bu arada, KKTCdeki hükümet oluşumuna yönelik tepkilerini, bir
yıldır meclis çalışmalarına katılmayarak
gösteren, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti (DP),
Gülün konuşması sırasında MeclisGenel Kuruluna girip
girmeyeceğine, bu akşam yapacakları toplantılarda karar
verecek.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ilk dış
gezisini KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın davetlisi olarak
KKTC'ye yapacak.
Gezi, yarın başlayacak. Gül'ün
KKTC'ye gidişi dünyaya verilen geleneksel bir mesaj olarak
yorumlanıyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
daha sonra da Fransa'nın Strasbourg kentine gidecek. Gül'ün, Strasbourg'da
Avrupa Parlamentosu'nda insan hakları konusunda bir konuşma
yapması bekleniyor.
HURRIYET 17/09/07
17 bin İngiliz Türkiye'de emlak sahibi oldu
Sunday
Miror, 'Türkiye'nin yakında, İngilizlerin tatil evleri için en favori
mekânı İspanya'yı geçeceğini' yazdı
17/09/2007 RADIKAL
RADİKAL -
İSTANBUL - İngiliz The Sunday Mirror gazetesi, 'Türkiye, yeni
İspanya mı?' başlığını kullanırken
Türkiye'nin, kısa bir süre içerisinde İngilizlerin tatil evleri için
en favori mekân olarak İspanya'yı geride bırakabileceği
değerlendirmelerine yer verdi.
Britanya'da pazar günlerinde yayımlanan The Sunday Mirror gazetesi,
'Türkiye, yeni İspanya mı' başlıklı haberinde
İngilizlerin Türkiye'deki emlak alımlarındaki artışa
işaret ederken halen 17 bin İngilizin Türkiye'de emlak satın
aldığına dikkat çekti.
Türkiye'nin Doğu Akdeniz bölgesinin, yurtdışında
gayrimenkul alan İngilizlerin arasında giderek daha popüler hale
geldiğini belirten gazete, bölgede dairelerin, 20 bin sterlinden ucuz
olduğuna, güneşin de yılda 300 günden fazla
parladığına dikkat çekti.
En popüler Fethiye ve
Kuşadası
En popüler bölgenin de, Fethiye Bodrum, Marmaris ve İzmir'i kapsayan,
Kuşadası ile Alanya arasındaki sahil olduğunu da belirten
gazete, Bodrum'un da, uzun bir süreden beri emlak satın alanlar
arasında popüler olduğunu, Kuşadası ve Altınkum'da
fiyatların rekabetçi olmayı sürdürdüğünü de belirtti.
Yurtdışındaki yerleşen İngilizlere hizmet veren Right
Move Abroad şirketinden Michael Johns da, gazeteye yaptığı
açıklamada, "Altınkum'un Türkiye'nin en güzel plajlarına
sahip, bölgede planlanan iki golf alanı ve 2009 yılına kadar
tamamlanacak marina ile talep daha artacak" şeklinde konuştu.
Kredi alamıyorlar
Ancak birkaç emlakçının, Türkiye'nin İspanya'nın bazı
bölgelerinin benzer sorularının olduğunu söylediklerini kaydeden
gazete, bunların arasında 'ucuz gibi görünen daireler' ile bazı
yerel yetkilerin, yasadışı planlama izinleri verdikleri için
gözaltına alınmasını gösterdi. Emlak ödemeleri için
İspanya'nın daha kolay olduğunu belirten gazete, Türkiye'de ev
alanlarının çoğunun ya nakit ödediğini ya da
İngiltere'de borçlandığını kaydetti. Gazete
ayrıca, Nat West International bankası sözcüsünün, Türkiye'de ev
alımları için kredi vermeyi planlamadıkları yolundaki
açıklamalarına da dikkat çekti. Nat West sözcüsü, "İspanya,
bir numara olmayı sürdürüyor ve geçen yıla göre (İspanya'ya
yönelik) mortgage konusunda bilgi alma başvurularında yüzde 20'lik
bir artış var.
Türkiye, belki ucuz alımların yapıldığı 20
yıl öncesi İspanya'dır ancak alıcıların depozito
yatırırken ne kadar güvende olduklarını bilip bilmediklerini
merak ediyorum" diye konuştu. İngiliz gazetesi de, Türkiye'de
yeni mortgage yasasıyla işlerin daha iyiye gideceğini, bunun da
İngiliz alıcılarının Türkiye'de kredi almalarına
olanak sağlayacağını belirtti.
Fethiye'deki Spot Blue emlakçısının sözcüsü Julian Walker de
gazeteye yaptığı açıklamada ise, "Türkiye'den emlak
almak isteyen İngilizler, şimdi iki Türk bankasından kredi
alabilirler" dedi.
Gül yarın KKTC'ye geliyor
KKTC'ye saat 15.00'te varması beklenen Gül,
varışının ardından Kıbrıs Türkü'nün var
oluş mücadelesi önderi Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki
mezarını ziyaret edecek.
Gül, daha sonra Cumhurbaşkanlığı'na giderek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşecek. Bu görüşmenin
ardından Cumhurbaşkanlığı'na gidecek olan hükümet
üyeleri TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edilecek.
Cumhurbaşkanı Talat, akşam da, Gül onuruna
Cumhurbaşkanlığı'nda akşam yemeği verecek.
Cumhurbaşkanı Gül, çarşamba günü de önce Boğaz
Şehitliği'ni, ardından da KTBK
Komutanlığı'nı ziyaret edecek. Birinci
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı da ziyaret edecek olan Gül
daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ne gidecek. Cumhurbaşkanı Gül burada
meclisteki siyasi parti yetkilileriyle bir araya gelecek ve Meclis Genel
Kurulu'na hitap edecek. Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun
milletvekillerine gönderdiği olağanüstü birleşim
çağrısına göre, Meclis Genel Kurulu çarşamba günü saat
12.00'de toplanacak.
Gül'ün meclis ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı
Talat'ın da mecliste olması bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Gül, meclisteki temaslarını
tamamlamasının ardından ülkeden ayrılacak.
KIBRIS 17/09/07
Güney Kıbrıs'ta Türk dönerci
LHA - Emeği ile geçinen binlerce insanımızın
çalışmak için geçtiği Güney Kıbrıs'ta, yıllar
sonra ilk kez bir Kıbrıslı Türk hizmet sektöründe işyeri
sahibi oldu.
Lokantacılığa 12 yaşında komi olarak
başlayan, usta olduktan sonra 20 yıldır KKTC'nin birçok yerinde
kendi işyerini çalıştıran Mustafa İzzet
Erkanlılar (Şişko) fanatik Rumların baskılarına
aldırmadan barlar ve restorantlarla dolu Güney Lefkoşa'nın Ermu
Sokağı'nda dönerci dükkanı açtı.
Rum işyeri sahibinden kiraladığı 40 metrekarelik
dükkanda ailesi ve bir Türk bir de Rum çalışanıyla ekmek
kavgasına soyunan Mustafa Erkanlılar bu kez iddialı. Rum ve
yabancılara başta tavuk döner olmak üzere Türk mutfağını
sevdirmeye çalışan Mustafa Erkanlılar'ın işleri
şimdilik iyi. Olayı yadırgayan fanatik bazı Rumların
bir yandan işyeri sahibine yaptıkları baskılar, diğer
yandan kendi önüne konan bürokratik ve ayrımcı engellere rağmen
Mustafa " Şişko'nun Döneri (Yiron do Başi)"
adıyla tavuk, dana ve kuzu karışımı et döneri
satıyor.
İşyeri komşusu da olan pastahane sahibi aile Mustafa
Erkanlılar'dan memnun hatta ona ortak çalışma teklifi de
yapmışlar.
Yakında, dönerin dışında lahmacun, Kıbrıs
Türk usülü pastırma, Kayseri pastırması ve kıyma
kebabına da başlamayı düşünen Mustafa Erkanlılar,
yaptığı açıklamada, "Bugüne kadar
çalıştırdığım yerlerde
ustalığımı kanıtladım. Güzel para kazandım,
ama sağlam iş arkadaşları seçemedim. Bizim memlekette
hergün değişen şartlara ayak uydurmayı beceremedim. Bu kez
kendimi en zor olan yerde kanıtlayacak ve yine yurduma dönerek mücadeleye
kaldığım yerden devam edeceğim" şeklinde
konuştu.
KIBRIS 17/09/07
Papadopulos, BM'de yeni fikirler ortaya koyacak
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, BM Genel
Kurulu'nda yapacağı konuşması ve BM Genel Sekreteri'yle
görüşmesinin; TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de yarın ilk
resmî dış ziyaretini gerçekleştireceği KKTC'de
yapacağı konuşmanın, Kıbrıs sorununda olacaklara
ışık tutacağı bildirildi.
Fileleftheros Gazetesi "Şapkadan Tavşan Çıkmaz -
Tasos BM'de, Gül De İşgal Bölgelerinde Ne Diyecek"
başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un; Kıbrıs sorunundaki
çıkmazın aşılması ve 8 Temmuz
anlaşmasının hayata geçirilmesi için bazı yeni fikirler
ortaya koymasının beklendiğini bildirdi.
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün KKTC ziyaretinin,
"sembolik nitelikte olduğunu" savunan gazete, buna rağmen
Gül'ün bu ziyarette Kıbrıs sorununa ilişkin mesajlar
vereceğini vurguladı, özetle şöyle devam etti:
"Lefkoşa, bu dönemde taktik hareketlerde bulunmak için
çeşitli alternatif senaryolar şekillendirdi. Edindiğimiz
bilgilere göre, Başkan Tasos Papadopulos'un, BM Genel Kurulu önünde
yapacağı konuşmada, 8 Temmuz prosedürünün devam etmesi yöntemlerine
ilişkin bazı fikirler ortaya koyması muhtemeldir.
Lefkoşa'nın dikkati, öncelikle, 8 Temmuz prosedürünün
idamesinin gerekli olduğu ve anlaşmayı
değiştirebilecek veya etkisiz hale getirebilecek faaliyetlerin
önlenmesi üzerinde odaklanıyor. Başkan Papadopulos, gelecek Pazar
günü olarak belirlenen BM Genel Kurulu'na konuşmasını, bu tez
üzerinden yapacak.
Gelişmeleri yakından takip eden yabancı
diplomatların değerlendirdiği üzere, Kıbrıs
hükümetinin taktiği iki alanda hareket edecek. Buna göre, birinci alan;
Türkiye-Avrupa alanıdır. Bu alanda gelecek aylarda yapılacak
çalışmalar, Kıbrıs hükümetine 'top oynamak' için saha
yaratıyor. Türkiye'nin üyelik sürecinin; baskı yapmak için
şartların yaratılması için değerlendirilebilecek
çeşitli istasyonları var. Bunlar; ilerleme raporu, yeni müzakere
başlıklarının açılması, Aralık ayındaki
zirve toplantısı, Avrupa Parlamentosu raporlarıdır. Bugüne
kadar Lefkoşa, Türkiye-Avrupa ilişkilerini stratejik
planlamaları lehine değerlendiremedi. Türkiye'nin, içteki sorunlarına
rağmen AB'de yürümekte olduğu, ortak kabul gören bir şeydir.
Politika ve diplomaside ilanlar değil ilan edilenlerin uygulanması
dikkate alınır. Çıtayı yükseltmesine rağmen çoğu
kez bu çıtanın altından geçen Lefkoşa'nın
politikası da bununla değerlendiriliyor.
İkinci alan; tamamen Kıbrıs sorunu ve prosedürüyle
ilgilidir. Michael Moller, 5 Eylül görüşmesinden sonra bazı
temaslarda bulundu, ancak esasa ilişkin olarak; başkanlık
seçimlerinden önce herhangi bir şey olmasının söz konusu
olmadığına inanıyor görünüyor. Ancak aynı zamanda, BM,
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin bütün çabaları dondurmak
için şubata kadar daha uzun bir süre bulunduğunu düşünüyor.
Kıbrıs hükümetince Lahey Adalet Divanı konusunun gündeme
getirildiği dikkate alındığında; Türkiye'yle
doğrudan görüşmeler için de yöntemler olduğu görünür. Elbette
bu, Lahey Adalet Divanı örneğinde de, özellikle zor görünüyor.
Dolayısıyla geriye; prosedürün danışmanlar düzeyinde
idamesi ve olanak olursa yeni Papadopulos-Talat görüşmesinin olması
kalıyor.
Türk tarafı, anlaşmanın hayata geçirilmemesi
şartıyla prosedürün idamesine de katkı koyuyor. Ankara'da,
gelecek ayların Avrupa'da Türkiye için zor olacağı biliniyor ve
bu nedenle Kıbrıs sorunundaki bıçak sırtındaki bir
prosedürün kendisine hizmet ettiğini düşünüyor.
Ankara'nın etki yaratma düzeyinde hareketlerde bulunması
ihtimal dışı görülmüyor. Aslında çizgi değişmedi:
Kıbrıs sorununun, Annan planının öngördüğü gibi iki
oluşturucu devlet şeklinde, sözde izolasyonların
kaldırılmasıyla çözümü. Bunun da, Gül'ün işgal bölgelerine
öbür gün gerçekleştireceği ziyarette ortaya çıkması
bekleniyor."
Gazete, Kıbrıs Türk basınında çıkan haberlere
dayanarak, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 18 Eylül Salı günü
KKTC'ye geleceği yönündeki haberini, okurlarına,
"İşgal Bölgelerinde Gül Gösterisi - Yeni
Cumhurbaşkanı'nın Türkiye Dışındaki İlk
Temasları" başlığıyla aktardı.
Alithia, "Abdullah Gül'ün İbadetini Bekliyorlar";
MAHİ de, "Gül Salı Günü İşgal Bölgelerine
Gidiyor" başlığını kullandı.
KIBRIS 17/09/07
Hristofyas: Taksime gidiliyor
Fileleftheros, haberi, "Federasyon = Taksim Kuşkusu -
Hristofyas Çözümün İçeriği Konusunda Eski Ortaklarına Meydan
Okuyor - Özgür Bölgelerde İki Toplumlu ve İşgal Bölgelerinde de
Arı Türk Devleti Tehlikesi Görüyor" başlık ve
spotlarıyla verdi.
Gazete, Rum tarafında Şubat 2008'de yapılacak
başkanlık seçimlerindeki adaylardan Dimitris Hristofyas'ın,
önceki gün, AKEL'in gençlik kolu EDON'un düzenlediği bir eğitim
seminerinde yaptığı konuşmada, iki toplumlu, iki kesimli
federasyon konusunda Rum tarafında kamuoyu önünde yapılan
tartışmaları eleştirdiğini yazdı.
Gazeteye göre, federasyon uzlaşısından kuşku
duyulduğu dönemlere dönüşün, ne kadar iyi niyetle olsa da, taksimin
resmileşmesini gündeme getirdiğini söyleyen Hristofyas; federasyonun
"vatanın ve halkın yeniden birleşmesi" için mümkün
olan tek yöntem olduğunu savundu ve şunları kaydetti:
"Belki bazılarının hayal ettiği gibi, temiz
Kıbrıs Rum devletine de sahip olmaksızın
vatanımızın büyük bir kısmını sileceğiz. Ve
elbette, işgal bölgelerinde hiçbir denetim olmadan ve yerleşiklerin
kontrolsüz şekilde akacağı böyle çarpık bir çözüm; ilk
fırsatta kolaylıkla yeni maceralara ve kayıp vatanlara yol
açabilir."
Hristofyas'ın Rum tarafında federasyon karşıtı
eğilimlerin yayılmasından duyduğu büyük endişeyi
ortaya koyduğunu, kendisinin ve partisinin "Kıbrıs
sorununa, BM kararları, uluslararası hukuk ve AB ilkeleri ve iki
toplumlu, iki kesimli federasyon öngören 1977-79 Doruk Anlaşmaları
temelinde barışçıl bir çözüm bulunmasında ısrarlı
ve kararlı olduğunu" söylediğini yazan gazete, şöyle
devam etti:
"Hristofyas'a göre bunlar, ayrıca, çözümün, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını,
egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve birliğini de tesis etmesi
gerektiği anlamına geliyor. Çözüm; tek ve bir egemenliği,
uluslararası kişiliği ve vatandaşlığı,
yerleşiklerin çekilmesini, insan hakları ve temel özgürlükleri,
göçmenlerin ev ve mülklerine geri dönüş haklarını da garanti
etmesi gerekiyor.
Dimitris Hristofyas, eski ortaklarına da meydan okuyarak; samimi
iseler ve tabelalarla değil içerikle ilgileniyorlar ise, o zaman sadece
federasyonu; konfederasyondan ayıran temel unsurları (tek egemenlik,
uluslararası kişiliği ve vatandaşlığı, temel
özgürlüklere saygıyı, v.b.) seçip, onu birleşik devletten
ayıran temel unsurları bilmezlikten gelemeyeceklerini söyledi. Eski
ortaklarını, dolaylı ancak net bir şekilde; şu
sorulara kekelemeden yanıt vermeye çağırdı:
Kıbrıs sorununun çözümünün, isimlendirmek istendiği
gibi; bölgelerden her birinin karşılık birer toplum
tarafından idare edileceği, öteki bölgeninkiyle özdeş, kendi
yetki organları ve salâhiyetleri olacak iki bölge öngöreceğini kabul
ediyor muyuz? İki toplumun merkezî idarenin karar ve yetkilerine sonuç
getirici şekilde katılmalarını kabul ediyor muyuz?
Yanıt evet ise; o zaman Doruk Anlaşmaları'nı kabul
ediyoruz. Eğer yanıt hayır ise; o zaman reddettiğimiz
1977-79 Anlaşmaları'nın kendisidir, içerikten kaçınma
anlamındadır.
Dimitris Hristofyas; Kıbrıs Rum tarafının çözüm
bulma iradesi konusunda yurtdışında yaratılan izlenimlerden
duyduğu endişeyi gizlemedi. Bununla ilgili olarak Kıbrıs
dostu Avrupa Milletvekili Methildt Rothe'ye atıfta bulundu ve olası
tutarsızlıkların Kıbrıs Türk toplumunda da kuşku
yaratacağı uyarısında bulundu. 'Çarpıtma yapar ve
birleşik devlet çözümü talep edersek, Kıbrıs Türk toplumunun en
ilerici güçlerinin de bizi anlaması söz konusu değildir' diyen
Hristofyas, böylece, Kıbrıs Türk toplumundaki o güçler, hem de
uzlaşı çözümü isteyen Türkiye'deki güçler arasında güvenilirliğimizi
yitireceğimiz uyarısında bulundu."
Gazeteye göre, Hristofyas, 8 Temmuz anlaşmasını tek
çıkar yol olarak görerek, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
bulunması hedefiyle, iki toplum lideri arasında tam özlü müzakerelere
ulaşılması için zeminin hazırlanması (8 Temmuz)
yönünde çalışılması gerektiğini söyledi.
EDON'lu gençlere de seslenen Hristofyas, kendisinin yalnızca bir
dönem için başkanlık talep ettiği taahhüdünde bulundu.
Politis, haberi, "Tek Çözüm İki Bölgeli Federasyon -
Hristofyas: Bundan Kuşku Etmek Gerilemektir"
başlığıyla yansıttı.
Gazeteye göre, bugün Rum tarafında, iki toplumlu, iki kesimli
federasyondan açıkça kuşku belirtildiğine dikkat çeken
Hristofyas, şunları söyledi:
"Kimi federasyonu hepten reddediyor, kimi anayasa hukukunda
denenmemiş bir ifade olduğu ve Makarios-Denktaş anlaşmasında
yer almadığı argümanı ile iki bölgeliliği reddediyor,
kimi Avrupa Birliği'ne girdiğimiz şu an olguların
değiştiğini ve Doruk Anlaşmaları'nın
geçmişte kaldığını söylüyor.
AB'ye üyeliğimizden üç yıl sonra, sahte devletin
yükseltilmesini engellemek için dişimizle tırnağımızla
mücadele ediyorken; Doruk Anlaşmaları'ndan kurtulmanın ve esasen
birleşik devlet talep etmenin mümkün olduğunu düşünüyorsak,
korkarım hayal aleminde geziyoruz. Er ya da geç matematiksel gerçeklikle;
özgür bölgelerde iki toplumlu bir devlete, işgal bölgelerinde de arı
bir Türk devletine sürükleneceğiz. Ve elbette böyle bir sakat çözüm ile
işgal bölgelerinde hiçbir denetim olmaması ve yerleşiklerin
kesintisiz akışı ile her an kolaylıkla yeni maceralara ve
kayıp vatanlara sürüklenilebilir."
Haravgi, haberi manşetten, "Gelecek İçin Taahhüt - Yeni
Nesle Birleşik ve Özgür Bir Vatan Teslim Edelim - Dimitris Hristofyas
Federasyon Çözümü Düşmanlarının Üzerindeki Örtüyü
Kaldırarak Yüzlerce Gencin Önünde Tezlerini Ortaya Koydu"
başlığıyla aktardı.
KIBRIS 17/09/07
NTV
Güncelleme: 17:10 TSİ 18 Eylül 2007 Salı
LEFKOŞA
- Ziyareti yasadışı olarak nitelendiren Rum Dışişleri
Bakanlığı, Türkiyenin, Avrupa Birliğine katılım
müzakerelerinde rumları karşısında
bulacağını açıkladı.
Rum Dışişleri Bakanlığı, Gülün
ziyaretinin Rumlara, Avrupa Birliğine ve uluslararası topluma
karşı yapılan ciddi bir tahrik olduğunu iddia etti.
Açıklamada, uluslararası toplumun çabalarına yardımcı
olmayan bu gibi tutumlar konusunda Ankaraya uyarıda bulunması için
Birleşmiş Milletlere çağrıda bulunuldu.
Türkiyenin Rum kesimiyle ilgili taahütlerini yerine getirmemesinin tahammül
edilemez olduğunu vurgulayan Rum Dışişleri
Bakanlığı, bunun kaçınılmaz olarak Avrupa Birliği
müzakere sürecinde engellere neden olacağını iddia etti.
Cumhurbaşkanı Gül KKTC'ye gitti
18 Eylül, 2007 14:50:00 (TSİ) CNN TURK
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ilk resmi dış
ziyareti kapsamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gitti.
Cumhurbaşkanı Gül'e eşi Hayrünnisa Gül de eşlik ediyor.
Ankara'dan ayrılmadan önce açıklamalarda bulunan
Cumhurbaşkanı Gül, bir gazetecinin, anayasa ile ilgili
tartışmaları ve 'bir partinin anayasası oluyor'
şeklindeki eleştirileri hatırlatması üzerine, "anayasa
çalışmalarının açık ve şeffaf şekilde
yapıldığı"nı söyledi.
"Bir çalışmanın başlatılması
lazımdı. Bu çalışmanın
başlatıldığını görüyoruz" diyen Gül, Prof.
Dr. Ergun Özbudun başkanlığında çalışmaların
sürdüğünü ve bunun henüz taslak olduğunu kaydetti.
Bu taslağın, kendisi dahil herkesin önüne geleceğini ifade eden
Gül, taslağın bütün kurumlara dağıtılması ile en
geniş bir şekilde katılımın temin edilmesinin
sağlanacağını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Gül, "Tüm siyasi partilerimizin, herkesin
belgelerine bakarsanız anayasanın değiştirilmesini arzu
ediyorlar. 'Bu anayasa hiç ellenmesin' diyen yok. Bütün siyasi partilerin bütün
beyanatlarında, belgelerinde bu var. Dolayısıyla böyle bir işi
olgunluk içerisinde, açık şeffaf bir şekilde
tartışarak ama bu tartışmaların yapıcı bir
üslup içinde olması çok önemlidir. Sonunda en geniş uzlaşma ile
böyle bir anayasa TBMM'nin huzuruna gelir" dedi.
Türban:
Uçakta da gazetecilerin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Gül, bir gazetecinin "iş türbana
dayandı gibi birşey var" sözü üzerine, "Eğer anayasa
bir cümle içinse o zaman yeni anayasa yapmaya gerek yok. Bir maddeyle o
değişir. Ona indirgememek gerekir" dedi.
Rum basını:
Cumhurbaşkanı Gül, KKTC gezisinin Rum basınında "yasa
dışı ve tahrik edici" olarak nitelendirildiğinin
hatırlatılması üzerine de, "Oradan tahrik edeci söylemler
bir süredir geliyor. Türk ordusuna, ordumuza yönelik tahrik edici söylemler de
geliyor. Bunlara kulak asmıyoruz. Biz yolumuza devam ediyoruz"
ifadesini kullandı.
Abdullah Gül, Kıbrıs'ta çözüm için Türk tarafının her zaman
iyi niyet gösterdiğini belirterek, "Eğer karşı taraf
da iyi niyet gösterirse kapsamlı, kalıcı ve eşitliğe
dayalı yeni bir ortaklık ortaya çıkabilir" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, bir gazetecinin, "Eşiniz
Hayrünnisa Gül'ü KKTC'ye götürüyorsunuz. Bundan sonraki gezilerinizde
yanınızda olacak mı?"sorusuna, "Onun gideceği
yerler olacaktır, gitmeyeceği yerler olacaktır. Her yerde
yanımda olacak diye bir şey yoktur" dedi.
Esenboğa Havalimanı'ndan askeri törenle uğurlanan Gül, özel uçak
"ANA" ile saat 14.20'de KKTC'ye hareket etti.
Cumhurbaşkanı Gül ile birlikte eşi Hayrünnisa Gül, Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in yanı
sıra çok sayıda Dışişleri Bakanlığı
bürokratı ve basın mensubu da KKTC'ye gitti.
Cumhurbaşkanı Gül ve eşini, Ercan Havaalanı'nda KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi Oya Talat ile Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçi Türkekul Kurttekin karşıladı.
Karşılamada KKTC Cumhurbaşkanı'nın eşi Oya Talat,
Hayrünnisa Gül'e bir demet çiçek verdi.
Farklı protokol...
KKTC'de ziyaret öncesi farklı protokol düzenlemeleri yapıldı.
Eşiyle adaya giden Cumhurbaşkanı Gül için karşılama
havaalanında değil, Başkanlık Sarayı'nda
yapılacak.
Gül ziyareti sırasında, Kıbrıs konusundaki son
gelişmelerle ilgili olarak başta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile olmak üzere çeşitli görüşmeler yapacak.
Gül, ilk olarak, Kıbrıs Türkünün varoluş mücadelesi önderi Dr.
Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki mezarını ziyaret edecek.
Gül, daha sonra Cumhurbaşkanlığı'na giderek
Cumhurbaşkanı Talat'la görüşecek. Bu görüşmenin
ardından KKTC hükümet üyeleri Gül tarafından kabul edilecek.
Cumhurbaşkanı Talat, akşam da, Gül'ün onuruna
Cumhurbaşkanlığında akşam
yemeği verecek.
Cumhurbaşkanı Gül, çarşamba günü de önce Boğaz
Şehitliği'ni, ardından da Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri (KTBK) Komutanlığını ziyaret edecek.
KKTC'nin 1inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı da ziyaret
edecek olan Gül,
daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ne gidecek.
Cumhurbaşkanı Gül, burada meclisteki siyasi parti yetkilileriyle bir
araya gelecek ve Meclis Genel Kuruluna hitap edecek. Gül'ün meclis ziyareti
sırasında Cumhurbaşkanı Talat'ın da mecliste
olması bekleniyor.
Gül, meclisteki temaslarını tamamlamasının ardından
KKTC'den ayrılacak.
RUMLAR ZİYARETE TEPKİLİ
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi, ilk resmi ziyaretini bugün KKTC'ye
yapacak olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretine tepki
göstererek, ziyareti "yasadışı" ve "tahrik"
olarak niteledi.
Rum basın haberlerine göre, Rum Dışişleri
Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Rum kesimi
aleyhine faaliyetlerini sürdürmesi halinde Türkiye'nin, AB'ye katılım
müzakereleri sahasında, Rum tarafını karşısında
bulacağı" kaydedildi.
Cumhurbaşkanı Gül'ün ziyaretini "yasadışı"
olarak nitelendiren Rum Dışişleri Bakanlığı,
ziyaretin, AB üyesi bir ülkenin, AB'nin ve uluslararası toplumun aleyhine
dönen "ciddi bir tahrik" olduğunu ileri sürdü.
|
Ömer BİLGE
bildiriyor |
|
|
|
|
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün KKTC gezisine yine türban
damga vuracak.
Gül saat 15.30 civarında ulaştığı KKTC'de askeri
havaalanına indi. Ancak burada Cumhurbaşkanı'na askeri
karşılama töreni yapılmadı. Havaalanında Gül ve
eşini, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi Oya Talat
karşıladı.
Gül, havaalanından hemen Fazıl Küçük'ün mezarına gitti ve
ardından KKTC Cumhurbaşkanlığı'na geçti.
Burada Mehmet Ali Talat tarafından resmi törenle
karşılandı.
Talat, şu sıralar Gül'ün şerefine akşam bir iftar
yemeği verecek. Bu yemeğe Hayrünnisa Gül katılmayor ancak
komutanlar orada.
Şu saatlerde Talat'ın eşi ile
Hayrünnisa Gül bir restarontta beraber iftar açıyor.
Gece Talat, Gül için bir resepsiyon verecek. Bu resepsiyon eşli olacak. Ve
Haynrünnisa Gül katılacak.
Ancak bu defa da komutanlar resepsiyona katılmayacaklar.
Ömer Bilge'nin bildirdiği bu gelişmeler Ankara'da ilginç
tartışmalara neden oluyor.
Askerlerin bu tavrının bundan sonraki protokol düzeninin bir
provası olduğu belirtiliyor.
Böylece ilk deneme KKTC'de gerçekleşmiş oluyor.
Abdullah Gül, KKTC'ye yapacağı ziyaret öncesi havalanında bir
açıklama yaptı. Gül "Eşinizi bundan sonra
yanınızda daha sık görecek miyiz" sorusuna "Gideceği
yerler olur gitmeyeceği yerler olur. Her zaman yanımda olacak diye
bir şey yok" cevabını verdi.
TÜRBAN PROTOKOLDE
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, özel uçak ANA ile saat 14.20'de KKTC'ye
Esenboğa Havalimanı'ndan askeri törenle
uğurlandı.Uğurlamada, Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreteri Mustafa İsen, TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, Ankara
Valisi Kemal Önal, 4. Kolordu ve Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Aslan
Güner, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve öteki
yetkililer hazır bulundu.
Gül'e eşi Hayrünnisa Gül, Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek'in yanı sıra çok sayıda
Dışişleri Bakanlığı bürokratı ve basın
mensubu da eşlik etti.
HURRIYET 18/09/2007
MILLIYET 18/09/2007
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eşi Hayrünisa Gül
ile birlikte bugün saat 15.10'da iki günlük resmi ziyaret için Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelecek.
Gül'ün KKTC ziyareti, TC Cumhurbaşkanı olmasından sonra
ilk yurt dışı ziyareti olacak.
Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya
göre, TC Cumhurbaşkanı Gül ilk olarak saat 15.45'de Kıbrıs
Türk Halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük'ün
Anıttepe'deki kabrine çelenk koyma törenine katılarak Şeref
Defteri'ni imzalayacak.
Gül, saat 16.10'da Cumhurbaşkanlığı
Sarayı'nda karşılandıktan sonra Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile görüşecek, saat 17.00'de ise heyetler arası
görüşmeye geçilecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, saat 17.30'da
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Bakanlar Kurulu üyelerini Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e takdim etmesinden sonra Talat ile Gül
saat 18.00'da ortak basın toplantısı düzenleyecek.
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, saat 18.25'te ise Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçiliği'ni ziyaret edecek.
TC Cumhurbaşkanı Gül daha sonra Cumhurbaşkanı
Talat'ın Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda onuruna
vereceği akşam yemeğine ve resepsiyona katılacak.
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ziyaretinin ikinci günü olan
çarşamba ise ilk olarak saat 09.00'da Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri Komutanlığı'nı ardından da
Boğaz Şehitliği'ni ziyaret edecek.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, saat 10.20'de eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la ofisinde bir araya gelecek.
Daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ne geçecek olan TC
Cumhurbaşkanı Gül, Cumhurbaşkanı Talat'ın da
katılımıyla saat 10.55'te Cumhuriyet Meclisi Başkanı
Fatma Ekenoğlu ile bir görüşme yapacak.
Fatma Ekenoğlu, daha sonra Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen
siyasi parti başkanlarını TC Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül'e takdim edecek.
Abdullah Gül, saat 12.00'de, Cumhuriyet Meclisi'ne hitaben bir
konuşma yapacak. Konuşmayı Cumhurbaşkanı Talat da
Meclis'teki yerinden dinleyecek.
TC Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünisa Gül, saat
12.35'de Cumhurbaşkanlığı'nda resmi törenle
uğurlandıktan sonra saat 13.15'de Ankara'ya dönmek üzere KKTC'den
ayrılacak.
Eylem
ERAYDIN / LONDRA
Liberal Demokrat Parti'nin İslington, Hackney ve Waltham
Forest'deki seçmenleri, İslington Belediyesi Kıbrıslı Türk
Meclis Üyesi Meral Ece'yi, 2008 Mayıs'ında yapılacak olan
belediye seçimlerinde London Assembly adayı olarak seçtiler.
Islington Belediye Meclisi'nin 2002 yılından beri üyesi olan
ve belediye kabinesinde Sağlık ve Sosyal Servis'lerden sorumlu üye
bulunan Meral Ece, daha önce de Hackney Belediyesi'nde görev
yapmıştı. Ece, 2001 yılı seçimlerinde milletvekili
adayı gösterilen tek Türk politikacı idi.
Seçmenlerin çoğu tarafından London Assembly'ye aday
gösterilen Meral Ece, söz konusu bölge seçmenlerince aday gösterilmiş
olmaktan onur duyduğunu belirterek şunları söyledi:
"Ben Kuzey Londra'da doğdum ve hayatım boyunca bu
bölgede yaşadım. 1994 yılından beri de Hackney ve
İslington'ı temsil ediyorum. Üç çocuğum da İslington ve
Hackney'de devlet okuluna gittiler. Kuzey Doğu Londra toplumu London
Assembly'de etkili bir şekilde temsil edilmelidir. Londra'nın bu
bölgesindeki insanların çok uzun zamandan beri bu düzeyde temsilci olarak
güçlü bir sesleri olmamıştı. Seçilmem durumunda toplumun
çıkarları için mücadele edeceğim. Suç, güvenli sokaklar,
yeşil ve çevereci bir politika, konut gibi önemli gündem maddeleri
üzerinde yoğunlaşacağım."
Kıbrıslı Türk meclis üyesi Meral Ece'nin, Liberal
Demokrat Parti'nin London Assembly adayı olarak seçilmesi, söz konusu
partinin üst düzey yöneticilerince de ilgiyle karşılandı.
Milletvekili ve parti lideri Sir Menzies Campbell'in personel şefi Ed
Davey konuyla ilgili olarak, "Meral Ece, İslington ve Hackney
sakimleri için etkili çalışmalar yapmış biri. Türkçe
konuşan toplum içerisinde iyi tanınıyor ve saygın bir figür
olarak biliniyor. Bu seçim, Kuzey Doğu Londra toplumu için iyi bir
seçimdir. Seçmenler, London Assembly'ye kendi çıkarlarını
koruyacak bir aday yollama fırsatını bulmuş oldular"
şeklinde konuştu.
Askerden türban kaçırmaca
Ziyaret
sırasında Hayrünnisa Gül'ün askerle
karşılaşmamasına özen gösterildi
19/09/2007 RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
TOLGA AKINER
ANKARA / LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün
ilk yurtdışı gezisi eşi Hayrünisa Gül'ün başörtüsünün
gölgesinde gerçekleşti. Gül KKTC'ye giderken gerek Ankara'da gerekse
Lefkoşa'da Hayrünnisa Gül'ün askerle karşılaşmamasına
özen gösterildi. Uğurlama ve karşılama törenlerinde Hayrünnisa
Gül'ün bulunduğu ortamlarda asker, askerin bulunduğu ortamlarda
Hayrünnisa Gül ortada gözükmedi.
Cumhurbaşkanı Gül, eşinin programını Ankara'da
hazırlattı ve askerlerin bulunacağı programlara
katılmaması için hassasiyet gösterdi. Hem Türkiye'de hem de KKTC'deki
basın mensuplarının ilgi odağı olan Hayrünnisa Gül,
Esenboğa ve Ercan havaalanlarında eşiyle birlikte görüntü
vermedi. KKTC'deki tören ve yemeklerde de Hayrünnisa Gül ile askerlerin
aynı mekânda bir araya gelmemesine özen gösterildi.
Gül Lefkoşa'ya hareket etmek üzere dün Esenboğa Havaalanı'na
eşi Hayrünnisa Gül ile aynı araçla geldi. Cumhurbaşkanı
aracından inerek protokoldekilerle el sıkışırken,
eşi araçtan indi ve bir süre bekledi. Gül ziyareti ile ilgili
açıklama yapmak için salona geçerken eşi, askeri töreni beklemeden
uçağa bindi. Bu sırada gazetecilerin görüntü alması da
engellenmeye çalışıldı.
Cumhurbaşkanı, havaalanındaki basın
toplantısında, eşinin bundan sonraki gezilerde de yanında
bulunup bulunmayacağının sorulması üzerine, "Onun
gideceği yerler olacaktır, gitmeyeceği yerler olacaktır.
Her yerde yanımda olacak diye bir şey yoktur" dedi. Gül daha
sonra askeri törenle KKTC'ye uğurlandı. Törende
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, TBMM
Başkanvekili Nevzat Pakdil, Ankara Valisi Kemal Önal, 4. Kolordu ve Ankara
Garnizon Komutanı Korgeneral Aslan Güner ve Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanı Melih Gökçek ve öteki yetkililer Gül'ü
uğurlamak üzere hazır bulundu.
Barış Kuvvetleri
gelmedi
Cumhurbaşkanı ve eşi, Ercan Havaalanı'nda KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi ile Türkiye'nin KKTC
Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ve eşi tarafından
karşılandı. Gül, Ana uçağından eşiyle birlikte
indi. Oya Talat, Hayrünnisa Gül'e bir demet kırmızı gül vererek
'Hoş geldiniz' dedi. Geleneğin aksine Türkiye
Cumhurbaşkanı'nı karşılamaya ne Barış
Kuvetleri'nden ne Güvenlik Kuvvetleri'nden bir komutan gitti.
Oysa eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 12 Haziran 2000 tarihli
ziyaretinde, kendisini havaalanında eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş ve sivil yetkililerin yanı sıra, Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Şükrü
Sarıışık ve eşleri
karşılamıştı. Denktaş ve Sezer'in askeri tören
için yerlerini almasının ardından bando eşliğinde İstiklal
Marşı okunmuş, 21 pare top atışı
yapılmıştı. Ardından Sezer, Onur
Kıtası'nı denetlemişti. Karşılama töreninde 28.
Tümen Komutanı Tuğgeneral Osman Pamukoğlu, 39. Tümen
Komutanı Necdet Özel ve 14. Zırhlı Tugay Komutanı
Tuğgeneral Abdullah Atay da hazır bulunmuştu.
Gül ve eşinin karşılanması sırasında havaalandaki
askerler, her iki cumhurbaşkanının yaverlerinden ibaretti.
Havaalanındaki karşılamanın ardından resmi tören için
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na hareket edildi. Gül
sarayın avlusunda askerlerin de hazır bulunduğu bir resmi
törenle karşılandı. Ancak bu kez yanında eşi yoktu.
Hayrünnisa Hanım, Talat'ın eşi Oya Talat'la birlikte
doğrudan saraya geçti. Gül için havaalanında yapılmayan top
atışı ve diğer uygulamalar
cumhurbaşkanlığı sarayının avlusunda
gerçekleştirildi.

Kadınlar iftarı
ayrı açtı
Askerle Hayrünnisa Gül'ün karşılaşmamasına akşam
programında da dikkat edildi. İftar için Gül ve eşine ayrı
program düzenlendi. Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın, kendisi
onuruna Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde verdiği ve
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu'nun da katıldığı iftara
katıldı. Hayrünnisa Gül ise Oya Talat'ın kendisi onuruna, Girne
yakınlarındaki Belapais adlı tarihi mekanda verdiği iftar
yemeğindeydi. Yemekte, KKTC'li kadın vekiller ve kadın örgütleri
temsilcileri de hazır bulundu. Oya Talat, Hayrünnisa Gül'e kiliseyi de
gezdirdi. Gezide Talat, "Daha önce Dışişleri
Bakanı'nın eşi olarak da KKTC'ye gelmiştiniz ancak
şimdi Cumhurbaşkanı eşi olarak sizi ağırlamak
bizim için çok önemli ve onur verici" dedi. Hayrünnisa Gül de bu sözlere,
"Buradaki kadınları görmek çok güzel. Bizde kadın
milletvekili sayısı arttı. Darısı
başınıza" diye karşılık verdi.
Asker gitti, first lady
geldi
Talat, iftar yemeğinin ardından, yine
Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde Abdullah Gül ve eşi
onuruna içkisiz bir resepsiyon verdi. Resepsiyonu ilginç kılan ise
kısa bir süre önce Gül onuruna verilen yemeğe katılan Korgeneral
Kıvrıkoğlu'nun katılmaması oldu. Hayrünnisa Gül ve Oya
Talat'ın da katıldığı resepsiyonda, Türk ve KKTC'li
diplomatlar ile eşleri de bulundu. Hayrünnisa Gül'ün gazetecilerle bir
araya gelmemesi ve soru sorulmaması için gezi boyunca önlem
alınması dikkat çekti.
'Yeni anayasa bir cümle
içinse gereksiz'
Kıbrıs'a giderken uçaktaki gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Gül, anayasa çalışmalarının, türban
tartışmalarına indirgenmesini eleştirdi. Gül, "Anayasa
bir cümle içinse o zaman yeni anayasa yapmaya gerek yok.
Değişikliği ona indirgememek lazım" dedi. Gül, anayasa
çalışmasının şeffaf yürütüldüğünü söyledi.
Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın onuruna verdiği
resepsiyonda da '301 ve Vakıflar Yasası ne olacak?' sorusu üzerine,
"Onların çok zor olduğu kanaatinde değilim. Zaten
olması gerekir. Bunlarla ilgili hazırlıklarımız daha
önce yapılmıştı" diye konuştu.
Gül, Hürriyet'te Ertuğrul Özkök'ün darbe uyarısında
bulunduğu dünkü yazısıyla ilgili soru üzerine,
"Farklılıkları Türkiye'de herkes hazmedecek,
farklıkılar bir zengiliklik gibi görülmeli" dedi.
Gül, 'Türkiye Malezya olacak mı?' sorusu üzerine de şunları
söyledi: "Bunu söyleyenler Malezya'yı bilmiyordur. Ben Malezyayı
çok iyi biliyorum. Ben Şerif Mardin'le (Hürriyet gazetesindeki röportajda
Mardin 'Kadınlar kaygı duymalı' demişti) yapılan
röportajı okudum. Söylediklerini alın okuyun bir daha. 'Yüzde 100
inandığım üniversiteye kızların, herkesin
rahatlıkla girmesi' diyor."
'Adım bekliyoruz'
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Lefkoşa'ya hareketinden önce
Esenboğa'da yaptığı açıklamada, Kıbrıs
sorununun adil çözüme ulaştırılması yolunda Türk
tarafının üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiğini
vurguladı. Gül, "KKTC üzerindeki kısıtlamaların son
bulması için uluslararası toplumdan adım bekliyoruz" diye
konuştu. Gül, KKTC'de Talat ile düzenlediği ortak basın
toplantısında ise "Bir gün Ada'da barışın
gerçekleşeceğine inancım tam. Böylece Türkiye, Yunanistan ve
Kıbrıs, Doğu Akdeniz'de büyük bir işbirliği merkezi
oluşturabilecektir" dedi.
'Kıbrıs'ta sorun
işgal'
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo
Kumuçakos, ise Gül'ün KKTC ziyaretiyle ilgili yazılı bir
açıklama yaparak "Kıbrıs'ta başlıca sorun askeri
işgaldir" dedi.
En 'sivil' başkomutan
Gül!
Eski cumhurbaşkanları Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer'in
aksine Abdullah Gül, Lefkoşa Havaalanı'nda 'sivil' bir törenle
karşılandı. Alandaki tek üniformalılar yaverlerdi.
FOTOĞRAF: CEM ÖKSÜZ / AA
Hayrünnisa Gül, Bellapais Manastırı'nı gezdi
Ercan Havaalanı'nda yapılan karşılama töreninden
sonra TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
Cumhurbaşkanlığı'nda resmi temaslar yaparken, her iki
ülkenin "first lady"leri KKTC'nin gözde mekânlarından
Bellapais'ı gezdi. Uzman rehber, ziyaret sırasında Bellapais'ın
tarihi ve turistik yerleri hakkında bilgi verdi.
Gezinin ardından, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
eşi Oya Talat, Hayrünnisa Gül onuruna Kybele Restoran'da iftar yemeği
verdi.
Yemeğe, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in eşi Dudu Soyer, TC
Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'in eşi Ayşenur Kurttekin,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı'nın eşi Özlem Avcı, UBP Lefkoşa
Milletvekili Şerife Ünverdi ve bakanlar ile siyasi parti
başkanlarının eşleri katıldı.
Yemeğin mönüsünü ise Kıbrıs'a özgü yemekler ve
tatlılar oluşturdu.
Girişte, Kıbrıs usulü mercimek çorbası, enginar ve
çiçek dolması tabağı sunuldu. Zeytinyağlı fasulye,
ahtapot turşusu ve kalamarın ardından ana yemek verildi. Ana
yemekte, balık şiş (mineri balığı), tavuk pirzola
ve pirzola yanında garnitür olarak Kıbrıs patatesi,
haşlanmış sebze ve mevsim salatası sunuldu.
Yemek sonunda sunulan tatlı mönüsünde ise Kıbrıs
macunları vardı. Tatlıyı tercih etmeyenler için ise meyve
tabakları hazırlandı.
Hayrünnisa Gül, bugün de Oya Talat'la birlikte Girne Kalesi'ni gezecek,
saat 10.45'te de SOS Çocuk köyünü ziyaret edecek.
KIBRIS 19/09/07
Oya Talat, Hayrünnisa Gül onuruna yemek Verdi
Bellapais'taki Kybele Restoran'da Hayrünnisa Gül onuruna verilen
yemeğe Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in eşi Dudu Soyer, TC Büyükelçisi
Türkekul Kurttekin'in eşi Ayşenur Kurttekin, 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın eşi Aydın
Denktaş, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın eşi Özlem
Avcı, UBP Lefkoşa Milletvekili Şerife Ünverdi, bakanlar ile
siyasi parti başkanlarının eşleri ile bazı sivil
toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.
Talat
Yemekte kısa bir konuşma yapan Oya Talat, Hayrünnisa Gül'ün
daha önce de KKTC'yi ziyaret ettiğine dikkat çekerek, "Bu sefer
Türkiye Cumhurbaşkanı'nın eşi olarak buradasınız.
Eşinizle birlikte tüm Türkiye halkı için görevinizde
başarılar diliyorum" dedi.
KKTC'de kadının toplumdaki rolüne de vurgu yapan Oya Talat,
sivil toplum örgütlerinde çalışan kadınların sadece
örgütlerinde değil, toplum yaşamının her alanında
etkin olduğunu belirtti.
Aydın Denktaş'ın da aralarında bulunmasından
duyduğu memnuniyeti de ifade eden Talat, "Bundan sonraki
beraberliklerimizde sağlık olsun, sıhhat olsun, neşe olsun
ve bu ramazan ayının iftar yemeğinde hepimize
başarılı, umutlu ve geleceği parlak günler nasip
olsun" dedi.
Gül
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül de,
KKTC'de her zaman çok güzel ağırlandıklarını,
kendilerini evlerinde hissettiklerini söyledi.
Bayan Gül, gelecek dönem parlamentoda daha çok bayan olmasını
da diledi ve "Biz gördük, darısı size" diye konuştu.
KIBRIS 19/09/07
Gül'ün ziyareti "sahte"
Rum basını, Rum yönetiminin, ilk resmi dış
ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gerçekleştirecek
olan Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretine tepki
gösterdiğini duyurdu.
Kıbrıs Türkleri ve KKTC için "sözde" ve
"sahte" gibi nitelendirmeler kullanan Rumlar, bu kez de Gül'ün
ziyaretinin "sahte" olduğunu iddia ettiler.
Rum basınında dün yer alan haberlere göre, Rum
Dışişleri Bakanlığı
aracılığıyla açıklamada bulunan Rum yönetimi,
"Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine faaliyetlerini sürdürmesi halinde,
Türkiye'nin, AB'ye katılım müzakereleri sahasında, Rum
tarafını karşısında bulacağı" yönünde
Ankara'yı "uyardı".
Rum tarafı, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretine
atıfta bulunarak, BM'nin çabalarının desteklenmesi ve sözde
"Kıbrıs Cumhuriyeti" ile olan ilişkilerin
normalleştirilmesiyle ilgili Türkiye'nin müzakere çerçevesiyle
üstlendiği taahhütlerin açık ihlâlinin tahammül edilebilir
olmadığını ve bunun kaçınılmaz olarak AB müzakere
sürecinde engellere neden olacağını savundu.
TC Cumhurbaşkanı Gül'ün ziyaretini
"yasadışı" olarak nitelendiren Rum
Dışişleri Bakanlığı, ziyaretin, AB üyesi bir
ülkenin, Avrupa Birliği'nin ve uluslararası toplumun aleyhine dönen
"ciddi bir tahrik" olduğunu ileri sürdü.
Rum Dışişleri Bakanlığı,
"uluslararası toplumun çabalarına yardımcı olmayan,
bunun aksine çabaların tahrip olmasına yol açan bu tür
davranışlar" konusunda uyarıda bulunmaları için BM ve
BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerine de çağrıda bulundu.
"Kadife ayrılık, üç boyutlu sonuç"
Bu arada, haberi, "Gül'ün Valizinde 'Kadife
Ayrılık'-Cumhurbaşkanı Gül'ün Meclis Kürsüsünden
Çekoslovakya Modeli Siyasetini Anlatacağı Söyleniyor"
başlıklarıyla veren Politis gazetesi, Gül'ün ziyaretiyle
birlikte Kıbrıs'taki "kadife ayrılığın"
sağlanması, federal çözüm çabalarının terk edilmesi ve
KKTC'nin yükseltilmesine ilişkin üç boyutlu sonuca sahip olacak olan,
"Kıbrıs sorununda yeni bir siyasetin
başlangıcından" bahsedildiğini yazdı.
KIBRIS 19/09/07
NTV
Güncelleme: 15:41 TSI 20 Eylül 2007 Perşembe
LEFKOŞA
- Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıca, görüşmede,
özellikle Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumun
değerlendirileceğini belirtti. Erçakıca, Kıbrıs Türk
tarafının acil ve kapsamlı çözüm için yapılması
gerekenleri genel sekretere aktaracağını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talatın genel sekreterle
görüşmesinin diğer ayrıntıları ve içeriğiyle
ilgili detayların ileriki günlerde netleşeceği kaydedildi.
Mehmet Ali Talatın Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosla 14 ay aradan
sonra 5 Eylülde yaptığı görüşmede bir sonuç
alınamamıştı. Talatın 2008 sonunda çözüme
ulaşılması yönünde yaptığı öneri, Papadopulos
tarafından reddedilmişti.
FT'den Erdoğan demeci açıklaması
20 Eylül, 2007 15:30:00 (TSİ) CNN TURK
Financial Times gazetesinin Türkiye muhabiri Vincent Boland,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın demeciyle ilgili olarak, ''Başbakan
Erdoğan mülakat sırasında anayasa reformu ve türban
yasağı değişikliği arasında doğrudan bir
bağ kurmamıştır'' dedi.
İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesinin
Türkiye muhabiri Vincent Boland, Başbakan Erdoğan ile
yaptığı mülakatla ilgili olarak bir açıklama yaptı.
Boland, açıklamasında, "Başbakan,türban
yasağının üniversitelerde kaldırılmasının
1980'den önceki durumu yeniden canlandıracağını
söylememiştir" dedi.
Financial Times muhabiri Boland'ın yaptığı açıklama
şöyle:
"Başbakan Erdoğan salı günü Financial Times, New York Times
ve Der Spiegel muhabirlerine mülakat vermiştir. Financial Times
yanlış yorum ve anlaşılmaları önlemek amacıyla
mülakatın haber ediliş biçimi ilgili aşağıdaki
noktaları belirtmek istemektedir:
Başbakan Erdoğan mülakat sırasında anayasa reformu ve
türban yasağı değişikliği arasında doğrudan
bir bağ kurmamıştır. Başbakan, türban
yasağının üniversitelerde kaldırılmasının
1980'den önceki durumu yeniden canlandıracağını
söylememiştir. FT, Londra'da bir redaksiyon hatası nedeniyle New York
Times ve Der Spiegel'in isimlerinin röportajda yer almamasından üzüntü
duymaktadır."
ERDOĞAN'IN FT'YE DEMECİ
Erdoğan İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesinin
Türkiye muhabiri Vincent Boland'a demeç vermişti.
Tamamen sivil bir anayasa yapılmasının Türkiye'deki bütün siyasi
kesimlerin paylaştığı hedef olduğunu" belirten ve
"Türkiye'nin son iki anayasasının darbelerin ardından
yapıldığını" hatırlatan Başbakan
Erdoğan, "Demokratik, laik, sosyal hukuk devletini sağlayacak ve
koruyacak bir anayasa istiyoruz" demişti.
Erdogan calls for end to
headscarves ban
By Vincent Boland in Ankara
Published: September 18 2007
22:04 | Last updated: September 19 2007 12:09
Recep Tayyip Erdogan, Turkeys
prime minister, insisted on Tuesday that the ban on women wearing headscarves
on the campuses of the countrys state universities should be lifted as part of
a proposed constitution.
Mr Erdogan said Turkey had to
solve the problem of the headscarf in the changes to the constitution that he
said would strengthen the countrys democratic and secular foundations.
It was unfair that some girls
were denied a higher education because they were not allowed to wear the
headscarf at state universities, he said.
It was a political issue that
could not be ducked, he said, in spite of a swirling controversy in Turkey over
whether any easing of the ban would undermine the countrys secular
constitutional and political system.
The right to higher education
cannot be restricted because of what a girl wears. There is no such problem in
western societies but there is a problem in Turkey and I believe it is the
first duty of those in politics to solve this problem, Mr Erdogan said in an
interview with Turkey-based foreign correspondents.
It was part of a wider ambition
to introduce a fully civilian constitution for Turkey, a goal that was shared
by Turks of all political and social persuasions, he said. He pointed out that
Turkeys two most recent constitutions were drafted by the military after coups
in 1960 and 1980.
Mr Erdogan promised that a
wide-ranging debate would be held on the new constitution, which is being
drafted by a team led by constitutional scholars.
We want a constitution that is
going to provide and protect a state that is a democratic, secular, social
state of law, he said. This constitution is going to point Turkey in a
certain direction and it is our duty to debate it and consult with people in
the widest possible sense.
Women have not been allowed to
wear the headscarf on state university campuses since 1982.
What we are trying to achieve is
not a new process, Mr Erdogan said. In Turkey, it was possible to go to
university while wearing the headscarf, and later you could not. So it is not a
new issue.
But several commentators have
warned that any removal of the ban at state universities would be the beginning
of a slow but inexorable move towards forcing all women to cover their heads in
public. Many in Turkey see the banishment of the headscarf into the private
sphere as an essential act in the countrys modernisation.
AİHMin
Rumların Türkiye aleyhine açtığı bin 300e yakın
mülkiyet davasından birinde KKTCdeki mülk ile Rum yönetiminde kalan
Türklere ait mülkü takas kararı almaya hazırlanması Tasos
Papadopulos hükümetini paniğe soktu. Rum lider Papadopulos, mülkiyet
sorununun Kıbrısta taraflar arasında
değiş-tokuş yöntemiyle halledilmesi kararını
tanımayacaklarını ilan etti. Rum Dışişleri
Bakanı Erato Markulli ise, Rumları KKTCde kurulan tazmin komisyonuna
başvurmamaları çağrısı yaparak "Çok tehlikeli ve yıkıcı
sonuçları olur" uyarısı yaptı.
RUM YÖNETİMİNDEN AİHM'E MEKTUP
Kıbrıs Rum yönetimi, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) mektup göndererek, bir
Kıbrıslı Rum'un, KKTC'deki eski taşımazının,
Güney Kıbrıs'ta bulunan bir Türk taşınmazıyla takas
edilmesi yönünde KKTC'de kurulu Taşınmaz Mal Komisyonu'yla
vardığı uzlaşıyı onaylamamasını talep
etti.
Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi
sözcüsü Vasilis Palmas, Rum yönetiminin AİHM'ye mektup gönderdiğini
açıkladı. Palmas, Rum yönetiminin, bu konunun AİHM Genel Kurulu
tarafından incelenmesi talebinde bulunmasının da kuvvetle
muhtemel olduğunu söyledi.
Bu takasın ancak Rum yönetiminin
onayı ile gerçekleşebileceği görüşünü dile getiren Palmas,
şunları belirtti:
(Takas olması halinde) Kıbrıslı Türk, Rum'un 'işgal'
bölgelerindeki malını alacak, ancak Rum'un hiçbir şey
alması söz konusu değildir, çünkü Kıbrıs Türk malları
Türk Malları Vasisi'nin yani İçişleri
Bakanlığınınidaresindedir.
"ÇOK TEHLİKELİ VE YIKICI
SONUÇLARI OLUR
Kıbrıs Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku-Markulli de bazı
Rumların KKTC'deki eski malları konusundaki şahsi
girişimlerini "çok tehlikeli ve yıkıcı" olarak
niteledi ve bu tür davranışların "sonuçları da
olacağını" söyledi.
Markulli, AİHM'de Türkiye aleyhine dava
açan bir Kıbrıslı Rum'un, KKTC'deki eski malının Rum
tarafında bir Türk malıyla takas edilmesi yönünde KKTC'deki
Taşınmaz Mal Komisyonu ile vardığı uzlaşıyla
ilgili olarak, "Bu tür hareketlerin sonuçları da vardır"
dedi.
Markulli, Rum yönetiminin, sürekli olarak mal
sahibi Rumların dikkatini, Rum idaresine ve hem kendilerinin hem de
başkalarının insan haklarına saygılı olmaya
çektiğini söyledi.
KKTC'de malı bulunan Rumların
örgütlü olduğu derneğin başkanı Yannakis Erotokritu da Rum
radyosuna yaptığı açıklamada, söz konusu Rum'un,
AİHM'ye başvurusunun 2003 yılında
yapıldığını ve mahkeme tarafından da kabul
edildiğini belirtti.
Başvuru kabul edildiğinde
AİHM'in, "şikayet edilen ülke ile dostane bir uzlaşı
yapılmasını" tavsiye ettiğini, bu vakada şikayet
edilen ülkenin Türkiye olduğunu kaydeden Erotokritu, "asıl
tehlikenin", AİHM'in bütün Rum başvurularını KKTC'deki
Taşınmaz Mal Komisyonu'na havale etmesi olduğunu öne sürdü.
HURRIYET 20/09/07
Gül'ün Kıbrıs gezisinin özü...
CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül'ün Kıbrıs ziyaretinin daha çok
Türkiye basınında ve kamuoyunda sürekli tartışılan
türban sorunu ve "First Lady" ile ilgili protokol
sıkıntıları üzerinde odaklanması, üzücü bir durum.
Türkiye'deki bu münakaşaların ve gerginliğin,
Cumhurbaşkanı'nın bu gezisinin daha başından itibaren
KKTC'ye taşınması, Kıbrıs Türklerini de rahatsız
etmiş görünüyor.
"Kıbrıs" gazetesi köşe yazarı Hasan Hastürer'in
dünkü makalesinde şu satırlar durumu açıkça
yansıtıyor:
"İstesek de istemesek de, Türkiye medyasının gündemi bize
de bulaşıyor... Gül'ün ziyaretinin şekli, özünün önüne geçti.
Tıpkı Ankara'da olduğu gibi, Kuzey Kıbrıs'ta da
askerin Gül ile protesto gerginliği, bizim yetkililere zor anlar
yaşattı... Biz, bizden kaynaklanmayan bu gerginliklerden rahatsızız".
Oysa, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı sıfatıyla
yurtdışına ilk seyahatini Kıbrıs'a yapmış
olmasının büyük bir önemi var.
Bu ziyaret, Kıbrıs sorununun son aylarda yaşanan
hareketsizliğe karşın, Türk dış
politikasının öncelikleri arasında yer
aldığını ortaya koydu. Gül'ün ve Talat'ın beyanları,
Kıbrıs sorununun yeniden kritik bir aşamaya girdiği bir
sırada, gerek Kıbrıs Rum tarafına, gerekse
uluslararası camiaya anlamlı birtakım mesajlar verdi.
Daha açık bir deyişle, bu mesajlarla Türkiye'nin ve KKTC'nin
Kıbrıs meselesine yaklaşımındaki ve stratejisindeki
değişiklik daha açık ortaya çıkıyor.
Yeni strateji
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, son zamanlarda çeşitli
vesilelerle yaptığı konuşmalarda, Kıbrıs'ta
çözümün artık "iki eşit devlet" esası üzerinde
aranması gerektiğini söylüyor, Papadopulos yönetiminin tavrı
nedeniyle "birleşik Kıbrıs" vizyonunun
gerçekleşmesi olasılığının neredeyse
kalmadığını belirtiyordu.
Gül, Lefkoşa'da bu hususu net ifadelerle vurguladı.
Kıbrıs'ta yeni gerçeklerin kabul edilmesi gerektiğini söyleyen
Cumhurbaşkanı çözümün "iki halk, iki demokrasi, iki devlet, iki
dil, iki din" esasına dayanmasının şart olduğunu
açıkladı.
Gül'ün bu yeni yaklaşımla ilgili olarak değindiği bir nokta
daha var: O da, Annan Planı ile ilgili. Türkiye bu planı kabul etti,
üstüne düşeni yaptı, birkaç adım öne geçti... Ama Rumların
tutumu değişmedi, mesafe açıldı. Karşılık
görülmedikçe bu mesafe kapatılamaz. Annan Planı artık bir
"referans" olarak kullanılabilir; ama şimdiye kadar
olduğu gibi bir "zemin" olarak değil...
KKTC lideri Talat'ın da Gül'ün ziyareti vesilesiyle basına
söyledikleri bu doğrultuda. Yani TC'nin ve KKTC'nin meseleye -ve çözüm
şekline- bakış açıları ve uygulanacak strateji ile
ilgili duruşları, aynı...
Mesajın anlamı
Papadopulos yönetimi hâlâ kendi eski federasyon anlayışı
çerçevesinde, bir "Birleşik Kıbrıs"tan söz ediyor; ama
açıkçası Annan Planı'ndan bu yana şartlar
değişti, "yeni bir Kıbrıs realitesi" ortaya
çıktı. Türk tarafı bu yeni duruma göre ancak "iki eşit
devlet" esasına dayalı esnek bir birleşmeye razı
olabilir. Gül ve Talat'ın "adil, kalıcı ve kapsamlı
çözüm"den kastettiği budur.
Aksi halde, adanın bölünmüşlüğü devam edecek ve hatta daha da
pekişecektir. Bunu gören ve açıkça telaffuz etmeye başlayan Rum
politikacılar ve aydınlar var. Nitekim geçen gün
cumhurbaşkanı adayı AKEL lideri Hristofyas da
"taksim"in resmileşmekte olduğunu söyledi...
Geçen haftaki bir yazımızda belirttiğimiz gibi, yeni gerçeklerle
bağdaşan bir uzlaşma olmazsa, olacağı budur.
SAMI KOHEN MILLIYET 20/09/07
Çözüm eşitlik temelinde mümkün
KIBRIS KONUSUNUN TEMEL PARAMETRESİ SİYASİ
EŞİTLİKTİR... Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
Kıbrıs konusunun temel parametresinin siyasi eşitlik ve denge
olduğuna işaret ederek, Kıbrıs'ta iki ayrı halk, iki
ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet bulunduğunu söyledi. Gül,
"Çözüm, Ada'daki bu gerçeklerin gözetilmesi ve Türk ve Rum tarafları
arasında siyasi eşitliğe dayalı hassas dengenin tesisiyle
mümkündür" dedi.
KIBRISLI TÜRKLER AZINLIK OLARAK YAŞAMAYI KABUL EDEMEZ...
"Bugün artık Kıbrıs Türklerinin kendi yönetimlerinden,
eşit statü ve eşit ortaklıktan vazgeçerek, azınlık
olarak yaşamayı kabul edebileceklerini ummak boş bir hayalden
başka bir şey değildir. Kıbrıs Türk halkı ve
KKTC'nin, kapsamlı çözümde, kurucu ve eşit iki taraftan biri
olması zaruridir. Bu doğrultuda yeni bir ortaklık ancak iki
kesimlilik, siyasi eşitlik ve Türkiye'nin garantörlüğü gibi
vazgeçemeyeceğimiz temel ilkeler üzerine inşa edilebilir"
ÇÖZÜM YERİ BM'DİR... Türkiye Cumhurbaşkanı Gül,
sorunun çözüm yerinin Birleşmiş Milletler olduğunu, çözümün de BM
Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, iki halkın irade ve
rızasına dayanacağını söyledi. Rum tarafının
BM çatısı altında Kıbrıs Türk tarafıyla
eşitlik temelinde yetki paylaşımına dayanan bir çözümü
reddettiğine işaret eden Gül, çözüm için açılımda
bulunmayıp, varolan süreçleri de baltalayan Rum tarafının
uzlaşmaz tutumunu son olarak 5 Eylül 2007 tarihinde gerçekleştirilen
görüşmede bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs
konusunun temel parametresinin siyasi eşitlik ve denge olduğuna
işaret ederek, Kıbrıs'ta iki ayrı halk, iki ayrı
demokratik düzen ve iki ayrı devlet bulunduğunu söyledi. Gül,
"Çözüm, Ada'daki bu gerçeklerin gözetilmesi ve Türk ve Rum tarafları
arasında siyasi eşitliğe dayalı hassas dengenin tesisiyle
mümkündür" dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül göreve geldikten sonra
KKTC'ye yaptığı iki günlük ilk resmi ziyaretini dün tamamlayarak
Ankara'ya döndü.
Gül, dün Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanlığı ve Boğaz Şehitliği'ni ziyaretinin
ardından eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı
Lefkoşa'daki ofisinde ziyaret etti. Daha sonra Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'la birlikte Cumhuriyet Meclisi'ne giden Gül, Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu ile üçlü bir görüşme
gerçekleştirdikten sonra Meclis'te temsil edilen siyasi parti
başkanlarıyla tanıştı.
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda da bir konuşma yapan Gül,
gelişmiş bir demokrasiye sahip olan KKTC'de canlı bir
tartışma ortamı içinde, iktidar ve muhalefetin siyasi mücadeleyi
sürdürmesinin rejimin sağlıklı olduğunun işareti
olduğunu, diğer taraftan demokrasilerde siyasi
tartışmaların devletin ve kurumlarının
meşruiyetini sarsar hale gelmemesi gerektiğini belirtti.
Gül, "Bu bağlamda, iktidarı ve muhalefetiyle,
demokrasinin tüm mekanizmalarının işletilmesine özen
gösterilmesi önem taşımaktadır. Kıbrıs Türkü'nün
eşitlik ve özgürlük mücadelesi her türlü politik kaygının
üzerinde tutulmalıdır" diyerek Kıbrıs konusunun temel
parametresinin siyasi eşitlik ve denge olduğunu vurguladı.
Meclisteki konuşmasında Gül, Kıbrıs sorunundan
Avrupa Birliği'ne, KKTC ekonomisi, eğitimi ile İktidar ve
muhalefetin siyasi mücadelesiyle ilgili birçok konuda değerlendirmelerde
bulundu.
Gül, konuşmasının ardından
Cumhurbaşkanlığı'nda düzenlenen askeri törenle
uğurlandı. Gül'ü, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin eşleriyle birlikte
uğurladı.
Korgeneral Kıvrıkoğlu ve
Boğaz Şehitliğini ziyaret
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün sabah
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral
Hayri Kıvrıkoğlu ve Boğaz Şehitliğini ziyaret
etti.
KTBK karargahında, askeri törenle karşılanan Gül, KTBK
Müzesini ziyaret ederek şeref defterini imzaladı.
Özel defterin imzalanmasının ardından Türkiye
Cumhurbaşkanı Gül, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile görüştü.
Abdullah Gül'e eşlik eden kalabalık heyette, Türkiye'nin
Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek ve Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi
Türkekul Kurttekin de vardı.
Boğaz Şehitliğini ziyaret
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri Komutanlığı'nı ziyaretinden
sonra Boğaz şehitliğini ziyaret etti.
Şehitlikte düzenlenen törene, KTBK Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet
Eröz, Türkiye'nin Kıbrıs işlerinden de sorumlu Devlet
Bakanı Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, TC Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan ve KKTC'nin
Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu da katıldı. Gül
şehitliğe girerken, kendisine, bir üsteğmen tarafından
şehitlikle ilgili bilgi verildi.
Tören Cumhurbaşkanı Gül'ün, şehitlik anıtına
çelenk koymasıyla başladı. Saygı duruşu ve
İstiklal Marşı'nın okunarak bayrakların göndere
çekilmesinin ardından Cumhurbaşkanı'nın Şehitlik Özel
Defteri'ni imzalamasıyla tören sona erdi.
Anıt özel defteri
Gül deftere şunları kaydetti:
"Aziz şehitlerimiz, kahraman Kıbrıs Türk
halkının kutsal davası uğruna canlarınızı
korkusuzca feda ederek mukaddes şehadet mertebesine eriştiniz.
Kıbrıs Türkü'nün bağımsız olarak
yaşayabilmesi için yaptığınız eşsiz
fedakârlıklar asla unutulmayacak, daima minnet ve şükranla
anılacaktır.
Manevi huzurunuzda saygıyla eğiliyoruz Ruhlarınız
şad olsun."
Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a ziyaret
İlk yurtdışı ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti yapan Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ziyaretinin
ikinci gününde eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret
etti.
Lefkoşa'daki çalışma ofisinde gerçekleşen ziyarette
Rauf Denktaş, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü kapıda
karşıladı.
Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, görüşmeye girişte birlikte
gazetecilere görüntü verdi. Görüşmeyle ilgili herhangi bir açıklama
yapılmadı.
Ziyarette, Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek ile Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi
Türkekul Kurttekin de hazır bulundu.
Denktaş, görüşmenin ardından TC Cumhurbaşkanı
Gül'ü kapıdan uğurladı.
Üçlü görüşme
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, KKTC'ye
gerçekleştirdiği resmi ziyaret çerçevesinde dün Cumhuriyet Meclisi'ni
ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Talat ve Meclis Başkanı
Ekenoğlu ile üçlü görüşme yaptı.
Fatma Ekenoğlu'nun makam odasında gerçekleşen
görüşme, yaklaşık 20 dakika sürdü, açıklama
yapılmadı.
Görüşmenin ardından Meclis Şeref Salonu'na geçildi ve
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Cumhuriyet
Meclisi'nde temsil edilen siyasi parti başkanlarını, Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e takdim etti.
Demokrat Parti'nin katılmadığı görüşmeye
Cumhuriyetçi Türk Partisi - Birleşik Güçler Başkanı ve
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Özgürlük ve Reform Partisi Başkanı,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, Ulusal Birlik Partisi Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu ve Toplumcu Demokrasi Partisi Başkanı Mehmet
Çakıcı katıldı.
Görüşmede, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin, konuk heyet ve diğer bazı yetkililer de hazır
bulundu.
TAK, BRT, Anadolu Ajansı ve TRT'ye görüşmeden görüntü alma
imkânı sağlandı.
DP katılmadı
Görüşmeye önceden, ÖRP'nin de hazır bulunacağı
gerekçesiyle katılmayacağını açıklayan DP,
gerekçelerini dün gazetelere verdiği "TC Cumhurbaşkanı Sn.
Gül'e Açık Mektup" başlıklı ilanla duyurdu.
DP'nin Gül'e açık mektubu
Demokrat Parti, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e hitaben
yazdığı mektupta, Gül'ün ilk yurt dışı
ziyaretini KKTC'ye yapıyor olmasının
Kıbrıslı Türkler için bir onur, dış dünyaya verilen
bir mesaj, Kıbrıslı Rumlar açısından ise, hayallerinde
yarattıkları "Helen Adası Kıbrıs"
rüyasının yıkımına vesile olduğunu belirterek,
"Bu tavrınız nedeniyle Kıbrıslı Türkler
zat-ı alinize müteşekkirdir" dedi.
Mektupta, TC-KKTC ilişkilerinin
zayıflatılamayacağının en güçlü göstergesinin dün
Gül'ün Cumhuriyet Meclisi'nde yaptığı tarihi konuşma
olduğu kaydedildi.
Bu konuşma esnasında, uyguladıkları boykot
nedeniyle aylardır girmedikleri meclise gireceklerini ve Gül'le birlikte
olmaktan onur duyacaklarını belirten DP mektubunda, "ancak
Cumhuriyet Meclisi Başkanı'nın mecliste temsil edilen siyasi
parti başkanlarını sizlerle tanıştırmak gayesiyle
düzenlediği ikinci davete katılmamız, bu toplantıda
bulunacak olan ve halkımız tarafından da organize çete
başı olarak nitelendirilen şahsın mevcudiyeti nedeniyle
mümkün olmayacaktır" ifadesini kullandı.
"Şahsınızla ilgili değil..."
Gazetelerde tam sayfa yayımlanan mektupta, bunun, Gül'ün
şahsıyla ilgisinin bulunmadığı ifade edilerek
şöyle denildi:
"Kendi değerlerimize ve halkımıza karşı
saygının bir gereği olarak gördüğümüz bu
davranışımızın şahsınızla ilgili bir
yanının olmadığını bilmeniz üzüntümüzü
hafifletecektir.
Takdir edersiniz ki; kendine ve halkın iradesine karşı
saygısı olmayan bir kişinin, demokrasiyi tam anlamıyla
özümsemiş halkımızdan saygı görmeye hakkı yoktur.
Şahsınız nezdinde; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne
duyduğumuz saygının önemli olmasının nedeni her
şeyden önce kendimize duyduğumuz saygıdan geçmektedir.
KKTC'de yarım ay gibi görünen demokratik yapımızı
yeniden tesis edinceye kadar; yolsuzluk, rüşvet, suiistimal, baskı ve
tehdit uygulamaları, partizanlık ve adaletsizlik ortadan
kalkıncaya kadar demokratik her türlü mücadeleyi vermeye ant içmiş
bir siyasi parti ve bu devletin fertleri olarak sizleri en içten
duygularımızla kucaklar, çalışmalarınızda
başarılar diler, Anavatan Türkiye ile var olan ilişkilerimizin
en üst düzeye çıkarılması düşüncesiyle atılan bu
adımın ve ardından gelecek tüm çabalara destek
olacağımızı yineleriz."
Ekenoğlu: Ziyaret, TC ile KKTC'nin
dayanışmasının en üst düzeyde teyididir
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün konuşması için olağanüstü toplandı.
Genel Kurul'un saat 12.00'de başlayan, Meclis Başkan
Yardımcısı Mehmet Bayram başkanlığındaki
toplantısında, ilk olarak Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma
Ekenoğlu konuştu.
Ekenoğlu, konuşmasında, Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün ilk resmi yurtdışı ziyaretini Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yapmasının, Kıbrıs
Türkü için onur verici olduğunu bildirdi.
Ekenoğlu, Gül'ün ziyaretinin, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin hiç bir kuşkuya yer
bırakmayacak dayanışmasının bir kez daha en üst
düzeyde teyidi olduğunu vurguladı.
Ekenoğlu, konuşmasının başında,
"Kıbrıs Türk halkının özgür iradesinin
yansıdığı ve bu iradenin sembolü olan Cumhuriyet Meclisi
çatışı altında, değişik siyasi partilere mensup
milletvekillerimizle birlikte ve halkımız adına Türkiye
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'e hoş geldiniz
der ve huzurlarında Anadolu halkına sevgi ve selamlarımı
iletirim" dedi.
"Moral ve motivasyon sağladı"
Ekenoğlu, Gül'ün ziyaretinin, Kıbrıs Türk halkına,
geleceğe güvenle bakma konusunda yüksek düzeyde moral ve motivasyon
sağladığına işaret ederek, "Kendisine
teşekkür ederiz" diye konuştu.
"Türkiye'nin destek ve dayanışmasıyladır ki,
Kıbrıs Türkü varoluş mücadelesini yüksek bir moralle
sürdürmüş ve bugünlere ulaşılmıştır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurumlaşmasında
ve bugünkü sosyal ve ekonomik seviyeyi yakalamasında da Türkiye'nin önemli
maddi manevi desteği olmuştur ve halen de bu destek devam
etmektedir" diye konuşan Ekenoğlu, izolasyonlar altında
olmakla birlikte, ülkedeki ekonomik hareketliliğin devam ettiğini,
halkın yaşam standardının gün geçtikçe daha bir yükselmekte
olduğunu bildirdi.
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Kıbrıs Türk
halkının, eğitimde, sağlıkta, turizmde, ticaret,
sanayi ve tarımda önemli mesafeler aldığını anlatarak,
Cumhuriyet Meclisi'nin, halkın günlük yaşamını
kolaylaştırmak, sosyal adaleti gerçekleştirmek için elinden
gelen çabayı harcayarak, hayatın her alanına ilişkin yasama
faaliyetini kesintisiz sürdürdüğünü söyledi.
"KKTC demokrasisi örnek olacak düzeyde"
Sorunlar olmasına rağmen, KKTC'deki demokrasinin çok
sayıda dünya devletine örnek olacak düzey olduğunu ve bunun
Kıbrıs Türkünün övünç kaynağını
oluşturduğunu ifade eden Ekenoğlu, "Kıbrıs
sorununun çözümsüzlüğüne rağmen yaşanan bu olumlu
gelişmeler, geleceğe güvenle ve umutla bakmamızın
unsurlarıdır" dedi.
Ekenoğlu, uzun bir aradan sonra 5 Eylül'de, Rum Yönetimi Lideri
Tasos Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
Birleşmiş Milletler gözetiminde görüşme masasına
oturduklarına işaret ederek, ne yazık ki,
Cumhurbaşkanı Talat'ın Kıbrıs sorununun çözüme yönelik
adım atılmasına yönelik tüm önerilerinin Rum Yönetimi
tarafından yanıtsız bırakıldığını
söyledi.
"Bu durum, Rum Yönetimi'nin çözüme ulaşma konusunda halen
herhangi bir iradesinin bulunmadığını bir kez daha
açığa çıkarmıştır" diyen Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un
yakın bir gelecekte Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
görüşeceğini hatırlattı. Ekenoğlu, bu görüşmenin
Kıbrıs sorununun çözüm sürecini hızlandırması
dileğinde bulunarak, Avrupa Birliği'nin de izolasyonların
kaldırılması konusunda ciddi adımlar atarak,
Kıbrıs'ta çözüme katkı koyması beklentisinin devam
ettiğini kaydetti.
Ekenoğlu, Gül'ü kürsüye davet ederken ise, şu ifadeleri
kullandı:
"Bu düşüncelerle, yüksek şahsiyetleri ile Meclisimizi
onurlandıran Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Gül'ü
olağanüstü birleşimimize hitap etmek üzere kürsüye davet
ediyorum."
Gül: İktidar ve muhalefetin siyasi
mücadeleyi sürdürmesi rejimin
sağlıklı olduğunun işaretidir
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gelişmiş bir
demokrasiye sahip olan KKTC'de canlı bir tartışma ortamı
içinde, iktidar ve muhalefetin siyasi mücadeleyi sürdürmesinin rejimin
sağlıklı olduğunun işareti olduğunu, diğer
taraftan demokrasilerde siyasi tartışmaların devletin ve
kurumlarının meşruiyetini sarsar hale gelmemesi gerektiğini
belirtti.
Gül, "Bu bağlamda, iktidarı ve muhalefetiyle,
demokrasinin tüm mekanizmalarının işletilmesine özen
gösterilmesi önem taşımaktadır. Kıbrıs Türkü'nün
eşitlik ve özgürlük mücadelesi her türlü politik kaygının
üzerinde tutulmalıdır. Kıbrıs Türkü, bugünlere birlik ve
beraberliğini her koşulda koruyarak gelmiştir. Bu ruh ve
anlayış birliğinin muhafazası, verilen mücadelenin
başarıya ulaşmasının temel
şartıdır" dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhuriyet Meclisi
Başkan Yardımcısı Mehmet Bayram
başkanlığında olağanüstü toplanan Cumhuriyet Meclisi
Genel Kurulu'nda konuştu.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun da bir
konuşma yaptığı genel kurula, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, I. Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin,
Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ve TC Devlet Bakanı
Cemil Çiçek de katıldı.
Bakanlar Kurulu üyelerinin de hazır bulunduğu Cumhuriyet
Meclisi Genel Kurulu'na; DP Milletvekili Hatice Faydalı; UBP
milletvekilleri Nazım Çavuşoğlu ile Hasan Bozer; CTP-BG
Milletvekili Salih İzbul ve TDP Milletvekili Mustafa Akıncı
izinli olmalarından dolayı katılmadı. Genel Kurul'a
katılmayan UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün'ün gerekçesi ise
öğrenilemedi.
CTP-BG, ÖRP, UBP ve DP milletvekillerinin geriye kalanının
tamamı Genel Kurul'da hazır bulundu.
"Sizin için buradayız"
Bu arada ana muhalefet UBP ile birlikte meclisi boykot edip, oturumlara
katılmayan DP milletvekilleri, dünkü genel kurula göğüslerinde
"Demokratız. Yaralıyız. Boykottayız.
Saygılıyız. Sizin için buradayız" mesajı yer alan
birer rozet takarak katıldı.
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Genel Kurul'daki
konuşmasını bürokrat ve eski parlamenterlerden oluşan
kalabalık bir grup ve basın da izledi.
"Kıbrıs konusunun temel parametresi
siyasi eşitlik ve dengedir"
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs
konusunun temel parametresinin siyasi eşitlik ve denge olduğuna
işaret ederek, çözümün, "Kıbrıs'ta iki ayrı halk, iki
ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet vardır"
gerçeklerinin gözetilmesi ve Türk ile Rum tarafları arasında siyasi
eşitliğe dayalı hassas dengenin tesisiyle mümkün olduğunu
söyledi.
Türk tarafının yapıcı ve barıştan yana
tutumunu korumaya kararlı olduğunu ancak bu
kararlılığın, hep ne pahasına olursa olsun bir çözümün
kabul edileceği şeklinde algılanmaması gerektiğini vurguladı.
Gül, "Geleceğe yönelik işbirliği vizyonumuz, adada
kapsamlı çözüm sonrasında yeni bir ortaklık devletini ve
Yunanistan'ı da kapsamaktadır. Kıbrıs meselesinin
barışçı bir çözüme kavuşturulmasının
ardından Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Adası Doğu Akdeniz'deki
barış, istikrar ve refahın sacayağını
oluşturabileceklerdir" dedi.
Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin AB üyeliği arasında
herhangi bir bağlantı kurulmasının yanlış hesap
olduğunu vurgulayan Gül, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB
katılım sürecinin yavaşlatılması veya engellenmesi
için kullanılmaması gerektiğini vurguladı.
Gül, "Hiç kimse, iyi niyetten yoksun ve oyalamaya dönük
yaklaşımlarla bize zaman kaybettiren politik oyunlara göz yumarak,
ilanihaye bekleyeceğimiz üzerine hesap yapmamalıdır. Bu güne
kadar olduğu gibi bundan sonra da bu girişimlere
kararlılıkla karşı durmaya devam edeceğiz"
şeklinde konuştu.
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dün Cumhuriyet Meclisi'nde
yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı olarak Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gerçekleştirdiği ilk ziyaret
vesilesiyle Cumhuriyet Meclisi'ne hitap etmekten onur duyduğunu söyledi.
Kıbrıs Türkü'nün kendi kaderini belirleme hakkın
başarıyla kullanışının simgesi olan Cumhuriyet
Meclisi'nde KKTC'nin de ilan edildiğine işaret eden Gül,
"Böylece Kıbrıs Türkü'nün ümit ve beklentileri tarihin
akışıyla buluşmuştur" dedi.
KKTC'nin hukukun üstünlüğüne dayalı, insan hak ve
özgürlüklerine saygılı, çoğulcu demokratik niteliğini
kanıtladığını kaydeden Gül, bu değerler ve
ilkeler üzerinde gelişen ve ilerleyen KKTC'nin saygın
yapısıyla, bölgenin barış ve istikrarı için önemli bir
kazanç olduğunu belirtti.
"Stratejik bakımdan en önemli bölge"
Abdullah Gül, Türkiye ve KKTC'nin dünyanın stratejik
bakımından en önemli bölgelerinden birinde yer
aldığını söyledi. Gül, Avrupa, Balkanlar, Doğu
Akdeniz, Orta Asya, Kafkaslar, Orta Doğu ve Afrika'nın kesiştiği
bu bölgenin, istikrar, barış ve refahın tesisine dönük çabalar
bağlamında, büyük potansiyele sahip olduğunu belirtti.
Gül, "Avrasya coğrafyasında işgal ettikleri
stratejik konum ile çağımızın sunduğu
sınırsız imkanlar yan yana dizildiğinde, Türkiye ve
KKTC'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sorunlu bir bölgenin
güvenlik ve refah üreteni, sorumlu aktörleri olacaklarına şüphe
bulunmamaktadır" dedi.
"Çözüm, bu potansiyeli güçlendirecek"
Abdullah Gül, şöyle devam etti:
"Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulmasıyla
birlikte, ülkemizin bu potansiyelini daha da güçlendiren yepyeni bir tablonun
ortaya çıkacağı açıktır. Gerek boru hatları,
gerek deniz ulaşımı bağlamında, Doğu Akdeniz
coğrafyası artan bir stratejik değer kazanmaktadır.
Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı ve buna paralel olarak üzerinde
çalışılan güzergahların, doğu-batı koridorundaki
müşterek potansiyelimizin örnekleridir. Bu denklemde Türkiye ve KKTC'nin
güçlü bir rüzgarı arkalarına alacaklarına kuşku
yoktur"
Dış politika ve AB üyeliği
Cumhurbaşkanı Gül, büyük önder Atatürk'ün "yurtta
barış, dünyada barış" ilkesinin, dış
politikanın temelini oluşturduğuna işaret ederek, bu ilke
doğrultusunda, Türkiye'nin amacının öncelikle bölgedeki
çatışma ve ihtilafların giderilmesi, sorunların
barışçı yollardan çözülmesi, barış ve istikrar
ortamının yaratılması olduğunu söyledi. Gül,
"Türkiye, bölgesinde güvenlik, barış ve istikrarın
teminatıdır. Anavatan ve Garantör olarak KKTC ile birlikte çözüm
yolunda çaba harcamaya devam etmekteyiz" dedi.
Türkiye'nin AB üyeliğinin, dış politikanın temel
hedefi olduğunu kaydeden Gül, AB üyeliğinin bölgenin refah ve
istikrarına da önemli katkılarda bulunacağına inanç
belirtti. Gül, "Tabiatıyla, Kıbrıs Türk halkının
uluslar arası toplumda hak ettiği yere ulaşma azmi ve benimsediği
AB perspektifi bu çabalarımızla bütünleşmektedir"
şeklinde konuştu.
Kıbrıs konusu
Abdullah Gül, Kıbrıs konusunun temel parametresinin siyasi
eşitlik ve denge olduğuna işaret ederek, Kıbrıs'ta iki
ayrı halk, iki ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet
bulunduğunu söyledi. Gül, "Çözüm, Ada'daki bu gerçeklerin gözetilmesi
ve Türk ve Rum tarafları arasında siyasi eşitliğe
dayalı hassas dengenin tesisiyle mümkündür" dedi.
Gül, şöyle devam etti:
"Bugün artık Kıbrıs Türklerinin kendi
yönetimlerinden, eşit statü ve eşit ortaklıktan vazgeçerek,
azınlık olarak yaşamayı kabul edebileceklerini ummak
boş bir hayalden başka bir şey değildir. Kıbrıs
Türk halkı ve KKTC'nin, kapsamlı çözümde, kurucu ve eşit iki
taraftan biri olması zaruridir. Bu doğrultuda yeni bir ortaklık
ancak iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve Türkiye'nin garantörlüğü gibi
vazgeçemeyeceğimiz temel ilkeler üzerine inşa edilebilir"
"Çözüm yeri BM"
Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, sorunun çözüm yerinin
Birleşmiş Milletler olduğunu, çözümün de BM Genel Sekreteri'nin
iyi niyet misyonu çerçevesinde, iki halkın irade ve rızasına
dayanacağını söyledi.
Rum tarafının Birleşmiş Milletler çatısı
altında Kıbrıs Türk tarafıyla eşitlik temelinde yetki
paylaşımına dayanan bir çözümü reddettiğine işaret
eden Gül, çözüm için açılımda bulunmayıp, varolan süreçleri de
baltalayan Rum tarafının uzlaşmaz tutumunu son olarak 5 Eylül
2007 tarihinde gerçekleştirilen görüşmede bir kez daha ortaya
koyduğunu belirtti.
Gül, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Rum Yönetimi, Avrupa'yı biçimlendiren
hoşgörü, uyum, karşılıklı saygı, kültürel ve
toplumlar arasında yakınlaşma ve işbirliği
değerlerini henüz benimseyip hazmedemediğini ne yazık ki her
geçen gün yeniden ortaya koymaktadır"
"Türk tarafı barış için
her türlü çabayı gösterdi"
Abdullah Gül, bugüne kadar barış için her türlü çaba ve
fedakarlığı gösteren Türk tarafının 24 Nisan
referandumlarından bu yana her vesileyle yapıcı
yaklaşımını ortaya koyduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler'in kapsamlı çözüm önerisinin Rum
tarafındaki referandumda reddedilmesiyle tarihi bir fırsat
kaçırıldığını kaydeden Gül, Kıbrıs Türk
halkının Türk tarafının uzlaşmaz olduğu yönündeki
propagandayı boşa çıkararak, Avrupa'dan İslam alemine kadar
tüm dünyaya Türkler'in uzlaşı, çözüm, barış
yanlısı olduklarını şüpheye yer bırakmayacak
şekilde kanıtladığını belirtti.
Gül, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın son olarak 2008
yılı sonuna kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak için
kapsamlı müzakerelere başlamaya hazır olduğu yönündeki
teklifinin Rum tarafı tarafından kabul edilmediğine dikkat
çekerek "Çözüm için karşı tarafın da aynı ölçüde iyi
niyetli, yapıcı yaklaşımı gereklidir. Bugüne kadar
böyle bir yaklaşım görebilmiş değiliz" dedi.
"TSK'yı hedef alan yakışıksız
beyanlar kabul edilemez"
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül konuşmasında,
Rum tarafının, Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik söylemlerine de
dikkat çekerek "her iki toplum bakımından da Ada'ya
barış ve huzur getirmiş olan Türkiye ve Silahlı
Kuvvetlerimizi hedef alan yakışıksız beyanlar kabul
edilemez. Türk Silahlı Kuvvetleri Ada'da barış ve huzurun
teminatı olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin AB üyeliği
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorunu ile
Türkiye'nin AB üyeliği arasında herhangi bir bağlantı
kurulmasının doğru olmadığını söyledi.
Gül, "Bu, yanlış bir hesaptır. Kıbrıs
sorunu Türkiye'nin Avrupa Birliği katılım sürecinin
yavaşlatılması veya engellenmesi için
kullanılmamalıdır. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da
bu girişimlere kararlılıkla karşı durmaya devam
edeceğiz" dedi.
Gül, şöyle devam etti:
"Hiç kimse, iyi niyetten yoksun ve oyalamaya dönük
yaklaşımlarla bize zaman kaybettiren politik oyunlara göz yumarak,
ilanihaye bekleyeceğimiz üzerine hesap yapmamalıdır. Henüz
kalıcı barışın sağlanamadığı da
gözden kaçırılmamalıdır"
"Ayrımcılık ve kısıtlamalara
son verilmesi gerekir"
Abdullah Gül, uluslararası toplumun da artık,
Kıbrıs Türk halkına uygulanan ayrımcılık ve
kısıtlamalara son vermesi gerektiğini anlamasını
beklediklerini söyledi. Gül, "Rum tarafının uzlaşmaz
siyasetinin bedelinin Kıbrıs Türkü'ne ödetilmesi büyük bir
haksızlıktır. Kıbrıs Türkü, insanlık suçu
işlememiş, etnik temizlik yapmaya kalkışmamış,
kurucu olduğu devletten ortağını silah zoruyla
uzaklaştırmamıştır" dedi.
Gül, şunları söyledi:
"Bütün bunlara rağmen, beş asıdır
yaşadığı topraklarda eşitlik mücadelesi veren ve
haklarına sahip çıkan Kıbrıs Türkü, çelikten iradesi,
özgüveniyle bu uzun soluklu mücadeleyi başarıyla sonuçlandırmaya
muktedirdir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın"
"KKTC'nin vardığı noktadan
gurur duyuyorum"
Gençliğimden bugüne kadar Kıbrıs meselesiyle
doğrudan ve yakından meşgul olan bir kişi olarak KKTC'nin
bugün siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda vardığı noktadan
gurur duyduğunu söyledi.
Gül, "Karşımızda, kendine güven duyan bir devlet
yapısı bulunmaktadır. Devletimiz, dünya ile ilişkilerini de
geliştirmekte ve çağdaş değerleriyle uluslar arası
toplum tarafından da giderek benimsenmektedir" dedi.
Halledilmemiş meseleler bulunabileceğini ancak sorunlar
geçici, işlemekte olan bu devlet yapısının ise kalıcı
olduğunu kaydeden Gül, bu sorunları aşma ve KKTC'yi tüm kurum ve
kuruluşlarıyla daha ileri noktalara taşıma sürecinde,
geçmişte olduğu gibi bundan böyle de işbirliği,
karşılıklı dayanışma, anlayış ve
güvenin temel dayanak olacağını belirtti.
İktidar ve muhalefetin siyasi mücadelesi
Gelişmiş bir demokrasiye sahip olan KKTC'de canlı bir
tartışma ortamı içinde, iktidar ve muhalefetin siyasi mücadeleyi
sürdürmesinin rejimin sağlıklı olduğunun işareti
olduğunu söyledi.
Gül, "Diğer taraftan demokrasilerde siyasi
tartışmaların devletin ve kurumlarının
meşruiyetini sarsar hale gelmemesi esastır" dedi.
Gül, şöyle devam etti:
"Bu bağlamda, iktidarı ve muhalefetiyle, demokrasinin
tüm mekanizmalarının işletilmesine özen gösterilmesi önem
taşımaktadır. Kıbrıs Türkü'nün eşitlik ve
özgürlük mücadelesi her türlü politik kaygının üzerinde
tutulmalıdır. Kıbrıs Türkü bugünlerde birlik ve
beraberliğini her koşulda koruyarak gelmiştir. Bu ruh ve
anlayış birliğinin muhafazası, verilen mücadelenin
başarıya ulaşmasının temel şartıdır"
KKTC ekonomisi
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta
barışın da, istikrarın da temelinde KKTC'nin ekonomik ve
sosyal bakımdan güçlenmesinin yattığını söyledi. Bu
yönde hayli mesafe alındığına işaret eden Gül,
KKTC'nin refah seviyesinde Türkiye'den ve üçüncü ülkelerden gelen
yatırımlarla son yıllarda hissedilir bir artış meydana
geldiğini belirtti.
Gül, ODTÜ'nün ardından, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin de
Kuzey Kıbrıs'ta bir kampus kurması için gerekli
çalışmalar başlattığı eğitim sektörünün
gelişebilmesi için eğitim kalitesinin ön planda
tutulmasının hayati önem taşıdığını
kaydetti.
Gül, şöyle devam etti:
"Turistik tesis sayısı ve yatak kapasitesindeki
artış sürmektedir. Turizm altyapısı kısa sürede
herkesin gıpta ettiği bir düzeye ulaşmıştır.
Ekonominin önemli sektörlerinden biri olan üniversitelere belirlenen hedeflere
ilerlemektedir. Önümüzdeki on yıllık dönemde, KKTC'nin yüksek
öğrenim ve turizm alanında bölgenin bir çekim merkezi haline gelmesi,
milli gelirin mevcut seviyenin iki katına çıkarılması,
hepimiz için öncelikli hedeftir. Türkiye bütün olanaklarını bu
uğurda seferber etmeye kararlıdır"
Eğitim
Abdullah Gül, sosyal kalkınmanın ilk şartının
eğitim olduğuna dikkat çekerek, Kıbrıs Türkü'nün bugüne
kadar eğitime verdiği önem sayesinde, milli kimlik ve
değerlerine sahip çıkmayı, en zor şartlarda bile direnmeyi
ve ayakta kalmayı başardığını söyledi.
Eğitim konusunda Türkiye'nin her türlü desteği vermeye
hazır olduğunu kaydeden Gül, "KKTC'nin ve Kıbrıs Türk
halkının bekası eğitim alanında ve milli ve manevi
benliğini koruma konusunda göstereceğimiz başarıya
bağlıdır" dedi.
Gül, konuşmasını şu sözlerle noktaladı:
"Kıbrıs Türkü, Yüce Türk Ulusu'nun ayrılmaz bir
parçasıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin her vatandaşı,
Kıbrıs davasını yüreğinde taşımakta,
sizlerle üzülüp, sizlerle sevinmektedir. Verdiğimiz insan hakları ve
hukuk mücadelesinde tek hedefimiz, Kıbrıs Türkü'nün layık
olduğu yaşam düzeyine kavuşmasıdır. Bugüne kadar
olduğu gibi, bundan sonra da güç ve gönül birliği içerisinde bu
mücadeleyi sürdüreceğiz. Başarıya ulaşmak konusundaki irade
ve inancımız tamdır.
Türkiye, geçmişte olduğu gibi, bugün, yarın ve daima
Kıbrıs Türkü'nün barış ve esenliğinin en büyük
teminatı olacaktır. Anavatan, siyasi, ekonomik ve güvenlik
çıkarlarının korunması ve iyileştirilmesinde sonuna
kadar Kıbrıs Türkü'nün yanında olacaktır".
Gül Cumhurbaşkanlığı'ndan
askeri törenle uğurlandı
KKTC'deki temaslarını tamamlayan Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı'nda
düzenlenen askeri törenle uğurlandı.
Meclis'teki konuşmasının ardından
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte
Cumhurbaşkanlığı'na gelen Gül, İstiklal
Marşı'nın ardından askeri tören birliğini
selamladı ve Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.
Cumhurbaşkanlığındaki askeri törene Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, GKK Komutanı
Tümgeneral Mehmet Eröz, KTBK adına 39'uncu Tümen Komutanı Tümgeneral
Mehmet Taş, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Turgay Avcı ve diğer yetkililer katıldı.
Gül: KKTC'ye uluslararası alanda
uygulanan haksız tecridin kaldırılması
için yapabileceklerimizi değerlendirdik
KKTC'deki temaslarını tamamlayarak Türkiye'ye dönen
Cumhurbaşkanı Gül, Esenboğa Havalimanı'nda geziye
ilişkin açıklamalarda bulundu.
Gül, KKTC'deki temaslarında uluslararası alanda uygulanan
haksız tecridin ortadan kaldırılması için bundan sonra
yapılabilecekleri değerlendirdiklerini belirterek, "Türkiye
geçmişte olduğu gibi gelecekte de Kıbrıs Türk halkının
yanında olacaktır" dedi.
Gül, Kıbrıs konusunda önemli gelişmelerin
yaşandığı bir dönemde KKTC'ye yaptığı
ziyaret sırasında başta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
olmak üzere KKTC devlet ve hükümet yetkilileriyle yararlı
görüşmelerde bulunduğu söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül, görüşmelerinde, Türkiye ile KKTC
arasında Kıbrıs sorunu konusundaki fikir ve inanç
birliğinin güçlenerek devam ettiğini gördüğünü belirterek,
şöyle dedi:
"KKTC ile birlikte bugüne kadar olduğu gibi kapsamlı
çözüm yolundaki yapıcı tutumumuzu sürdüreceğiz. Ziyaretim
sırasında Kıbrıs Türkünün siyasi eşitlik ve demokratik
devlet düzeninden geri adım atmaksızın kapsamlı çözüme
ulaşma hedefine doğru güvenle ilerleyişine her türlü
desteğimizin devam edeceğini vurguladım.
Ayrıca, KKTC'ye uluslararası alanda uygulanan haksız
tecridin ortadan kaldırılması için bundan sonra
yapabileceklerimizi de değerlendirdik. KKTC insan haklarına ve
hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik devlet yapısı ve her
geçen gün güçlenen ekonomik kalkınma hamlesiyle uluslararası toplumda
giderek daha fazla kabul görmektedir. KKTC bu nitelikleriyle bölge için bir
kazançtır. Bunu bir kez daha gözlemlemekten kıvanç duydum."
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm
kurumlarıyla KKTC'nin her alanda daha güçlü bir yapıya kavuşturulması
ve refah düzeyinin daha da yükseltilmesi için üzerine düşen
sorumlulukları yerine getirmeye muktedir olduğunu kaydederek,
"Bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Türkiye geçmişte
olduğu gibi gelecekte de Kıbrıs Türk halkının her
zaman yanında olacaktır" dedi.
KIBRIS 20/09/07
Ayrı devlet mesajı AB sürecinde sorun
yaratabilir
Rum Yönetimi Sözcüsü Vasilis Palmas, Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün KKTC ziyaretinde "ayrı devlet" mesajı
verdiğini savunarak, "bu tutumun Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde
sorunlar yaratabileceğini" söyledi.
Rum radyosunun haberine göre, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül'ün KKTC ziyaretindeki açıklamalarını yorumlayan Palmas,
özetle şunları söyledi:
"Sayın Gül bize açıkça, Ankara'nın hedefinin
işgal bölgelerinde devlet kurulması ve
sağlamlaştırılması olduğunu söyledi. Bu sözler,
Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonlarının bu yönde bir
baskı unsurundan başka bir şey olmadığını
gösteriyor. Bu tutum uluslararası meşruiyete ve Avrupa
kurumlarına uymaz. Bu davranışlar, Türkiye'nin Avrupa sürecinde
sorunlar da yaratabilir."
Palmas, Gül'ün Annan Planı'na destek ifade eden
açıklamalarını da, "planın tamamen Türk hedeflerine
yanıt vermesinin göstergesi" olarak niteledi.
KIBRIS 20/09/07
Kıbrıs sorunu dini değil, siyasi bir konudur
"KIBRIS SORUNU DİNİ FARKLILIKLARA DÖNÜŞTÜRÜLMEYECEK
SİYASİ BİR SORUNDUR" ... İngiltere'nin
Kıbrıs Yüksek Komiseri Millet, Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'ün
Kıbrıs'ta "iki devlet ve iki din vardır" yönündeki
açıklamasını eleştirdi. Millet, "Britanya
Krallığı, Kıbrıs sorununun, dini
farklılıklara dönüştürülemeyecek siyasi bir sorun olduğunu
düşünüyor" dedi
"BÖLÜNMÜŞLÜĞE VE İKİ
DEVLETLİLİĞE KARŞIYIZ"... Peter Millet, "Türkiye
Cumhurbaşkanının açıklamaları yardımcı
değildir. İngiltere'nin de dahil olduğu BM Güvenlik Konseyi 5
Daimi üyesi, 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilmesini destekliyor.
Bölünmüşlüğe ve iki devlet çözümüne karşıdırlar ve bu
yönde çalışıyorlar" dedi
Britanya'nın Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet,
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Kıbrıs'ta "iki
devlet ve iki din vardır" yönündeki açıklamasını
eleştirdi.
Rum radyosu ve haber ajansına göre, Millet, "Britanya
Krallığı, Kıbrıs sorununun, dini
farklılıklara dönüştürülemeyecek siyasi bir sorun olduğunu
düşünüyor" dedi.
Britanya Yüksek Komiseri, ülkesinin Kıbrıs'ın
bölünmüşlüğünü kabul edemeyeceğini ve Kıbrıs sorununa
bir çözüm bulunması hedefiyle özlü görüşmelerin zeminini
hazırlanmasına yönelik 8 Temmuz mutabakatını desteklediğini
de ifade etti.
Millet, Demokratik Parti (DİKO) Başkanı Marios Karoyian
ile dünkü görüşmesinin ardından açıklamalarda bulundu.
Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'ün Kıbrıs sorunu ve din
konusunda yaptığı açıklamalarla ilgili bir soruya
yanıt veren Millet, "Türkiye Cumhurbaşkanının
açıklamaları yardımcı değildir. İngiltere'nin de
dahil olduğu BM Güvenlik Konseyi 5 Daimi üyesi, 8 Temmuz
mutabakatının hayata geçirilmesini destekliyor.
Bölünmüşlüğe ve iki devlet çözümüne karşıdırlar ve bu
yönde çalışıyorlar" dedi.
Millet, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantör ülkelerinden
biri olan Britanya, adanın bölünmüşlüğünü kabul edemez. Biz, iki
kesimli, iki toplumlu federal ve siyasi eşitliğe dayalı bir
çözümü destekliyoruz" diyerek konuşmasına devam etti.
İngiliz Yüksek Komiseri, ayrıca ülkesinin 8 Temmuz
mutabakatının uygulanmasını desteklediğini
yineleyerek, İngiltere'nin mutabakatının, Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik esnek bir çerçeve teşkil ettiğini de
vurguladı.
Karoyian ise Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'ün yapmış
olduğu açıklamaları kınadı.
Karoyian, "Partimiz ve Britanya Yüksek Komiseri, Gül'ün
açıklamalarını açıkça kınadı. Bu, Gül'ün ilk kez
dini konuları Kıbrıs sorunuyla ilişkilendirerek gündeme
getirmesiydi. Bu tür koşullar gündeme getirilmemeli, çünkü
Kıbrıs sorunuyla hiçbir ilgisi yok" dedi.
KIBRIS 20/09/07