Karayılan Daily Telegraph'a konuştu: ABD'nin yanındayız

      İngiliz Daily Telegraph gazetesi, "Kürtler İran'da gizli bir savaş başlattı" verdiği haberde, Kandil Dağı'na gönderdiği muhabirinin izlenimlerini aktardı. ABD’li subayların, Kandil Dağı’nda PKK ile düzenli toplantılar gerçekleştirdiğini yazan gazeteye PKK elebaşısı Karayılan "ABD'nin yanındayız" dedi.
      İngiliz The Daily Telegraph gazetesi, "ABD askeri helikopterlerinin, subayları Kürt savaşçılarıyla düzenli toplantılara taşımak üzere kullanıldığı belirtiliyor" iddiasına yer verdi. McElroy, Kandil dağlarında ufuktaki çatışmanın sinyallerinin kolayca görülebildiğini kaydederken "ABD askeri helikopterlerinin subayları Kürt savaşçılarıyla düzenli toplantılara taşımak üzere kullanıldığı belirtiliyor" diye yazdı.
      Gazete muhabiri Daimen McElroy, Kandil dağında bir ABD’li müteahhite ait araçların kolayca göründüğünü de kaydetti.
      The Daily Telegraph gazetesi muhabiri Damien McElroy, Kandil dağı mahreçli haberinde PKK’nın önde gelenlerinden Murat Karayılan ile yaptığı görüşmeler ve izlenimlerine yer verdi.
      .
     
     Karayılan: ABD'nin yanındayız

      İran’ın, altyapı ve kuvvetlerini saldıran "Kürt gerilalları"nın ABD tarafından gizli bir biçimde desteklediğini söylediğine dikkat çeken The Daily Telegraph muhabiri McElroy, Karayılan’ın, İran’ın, koalisyona saldırmaları için kendileriyle görüşmeleri yaptığını ancak İran’ın bu talebini reddettikleri açıklamalarına da yer verdi. McElroy’a göre Karayılan, "Biz, İranlılara ABD ve İngiltere’nin Kürt sorununu çözeceklerini ve bizlerin onların yarında olacağımızı söyledik" dedi.
      Karayılan şunları söyledi: ABD ve İngiltere'nin Irak'a girmesi İranlıları korkuttu. Bu yüzden de gelip bizle görüştüler ve koalisyon güçlerine saldırmamız karşılığında bir çok şey teklif ettiler. Ancak onlara, 'ABD ve İngiltere'nin Kürt sorununu çözeceğini ve dolayısıyla onların yanında olacağımızı' söyledik." ABD’li subayların Kandil dağındaki "Kürt savaşçıları" ile düzenli toplantılar yaptıkları belirtildiğini kaydeden McElroy ayrıca, Kandil dağında bir ABD’li müteahhide ait araçlarının göründüğünü de yazdı Karayılan’ın "kışlası"nın yanında ışıkları ile donatılmış bir pist bulunduğuna da dikkat çeken McElroy, "ABD’li bir güvenlik müteahhidine ait dört çekerli araçları kolay bir biçimde görülüyor" dedi.
      The Daily Telegraph haberinde "PKK yetkililerinin, özel sohbetlerde son aylarda savaşçılarının İran içerisindeki hücrelere katılmak üzere ayrıldıklarını" söyledikleri de kaydedildi.
      Buna karşın, Türkiye ile İran’ın kendi "Kürt bölgelerine baskı yapmak için işbirliğini yaptıklarıönı da öne süren Karayılan’ın "ABD’nın şimdiye kadar Kürtler için pek bir şey yapmadığıönı ima ettiğini kaydeden gazete, Karayılan’ın, "Doğru tarafta olmaya ve bundan yararlanmaya hazırız ancak şimdiye kadar mesafeli davrandık çünkü Amerika ve İngiltere, bizlere yardım etmek için yeterince çaba göstermediler" sözlerine de dikkat çekti. (ANKA)
     

MILLIYET 10/09/07

 

Ercan sorun yumağı

PARK SORUNU BÜYÜK DERT... Modernleştirilerek, uluslararası konumuna getirildiği söylenen ve 10 Mayıs 2004'te hizmete açılan Ercan Devlet Havalimanı'nda üç yıldır sorunlar artarak büyüyor. Ercan'da özellikle park alanında yaşanan sorun, artık ülke sorunu haline geldi. Yolcu götürmek veya almak için Ercan'a giden vatandaşlar, karşılaştıkları manzara ve yaşadıkları sorun nedeniyle çılgına dönüyor. KAR-İŞ ile Trafik Kazalarını Önleme Derneği park sorununa sert tepki gösterdi. Sorunlar çözülmezse eylem yapılacak

SORUNLAR... SORUNLAR... SORUNLAR... Havaalanında park sorunu yanında başka sorunlar da var. Yolcuların çıkış yaptığı gidiş salonundaki otomatik kapılar üç yıldır bozuk. X-ray cihazı personelinin artırılması gerekiyor. Yolcularını karşılayıp almaya gelenlerin beklediği iç mekan ile dış bölümde keşmekeşlik yaşanıyor. Havaalanının birçok bölümünde sigara içmek yasak ama yasağa kimse uymuyor. Ercan'da güvenliği sağlamak için kart sistemine geçme çalışmaları yapılıyor, ancak aradan bir buçuk yıl geçmesine rağmen halen bu sistem hayata geçirilemedi

GECE: ERCAN SAHİPSİZ... KAR-İŞ Başkanı Aziz Gece: Ercan'da yaşanan sorunlar, Ercan'ın sahipsiz kalmasından kaynaklanıyor. Ercan'da park sorununun yıllardır devam etmesine rağmen, hiçbir önlem alınmadı. Bakanlarımız, milletvekillerimiz yurt dışına gidip geliyor, Ercan'daki rezil durumu görmüyor mu? Park sorunu giderilmediği takdirde Ercan'da eylem yapacağız

AVCI: ERCAN'DAN HERKES ELİNİ ÇEKTİ... Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı: Ercan'daki sorunların esas nedeni; Ercan'ın atıl bırakılmasıdır. Ercan'ın sahipsiz bırakılması bir suçtur. Ercan'dan herkes elini çekti, bir keşmekeşlik yaşanıyor. Bir yönetimsizlik örneği sergilenen Ercan'da yetkili makam kimdir?

Ali CANSU

20 trilyon harcanarak 1.5 yılda yenilenen ve uluslararası düzeyde hizmet verecek konuma getirildiği söylenerek, 10 Mayıs 2004 tarihinde açılışı yapılan Ercan Devlet Havaalanı'ndaki sorunlar bitmek bilmiyor.

Ercan'da özellikle park alanında yaşanan sorun, artık ülke sorunu haline geldi. Yolcu götürmek veya almak için Ercan'a giden vatandaşlar, karşılaştıkları manzara ve yaşadıkları sorun nedeniyle çılgına dönüyor. Kıbrıs Türk Kamu Araçları İşletmecileri Birliği (KAR-İŞ) ile Trafik Kazalarını Önleme Derneği park sorununa sert tepki gösterdi. Sorunlar çözülmezse eylem yapılacak.

Havaalanında park sorunu yanında başka sorunlar da var. Yolcuların çıkış yaptığı gidiş salonundaki otomatik kapılar üç yıldır bozuk. X-ray cihazı personelinin artırılması gerekiyor. Yolcularını karşılayıp almaya gelenlerin beklediği iç mekan ile dış bölümde keşmekeşlik yaşanıyor. Havaalanının birçok bölümünde sigara içmek yasak ama yasağa kimse uymuyor. Ercan'da güvenliği sağlamak için kart sistemine geçme çalışmaları yapılıyor, ancak aradan bir buçuk yıl geçmesine rağmen halen bu sistem hayata geçirilemedi.

Bu aşamada konuşmak istemeyen Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri ise Ercan'daki sorunlarla ilgili alacakları tedbirleri, ileriki günlerde KIBRIS'a açıklayacaklarını söyledi.

Üç yılda birçok sorun

Yenilenmesinin üzerinden henüz 3 yıl geçen ve sorunlara gömülen Ercan Havaalanı, yetkililerden ilgi bekliyor.

Yetkililerin, izolasyonların kaldırılması için uğraş verdiği bir dönemde, uluslararası havaalanına yakışmayacak birçok sorunu Ercan'da görmek mümkün.

10 Mayıs 2004'de Türkiye'den gelen üst düzey yetkililer ile KKTC yetkililerinin katılımıyla açılışı yapılan ve uzaktan modern bir havaalanı görüntüsü veren Ercan'da birçok sorun var.

Terminal binası kullanım alanı 8 bin 800 metrekareden 18 bin metrekareye çıkarılan, bütün teknik donanımlar, enerji ve ısıtma-soğutma sistemleri yenilenen ve hiçbir fedakârlıktan kaçınılmayarak trilyonların akıtıldığı Ercan'da halen eksiklikler bulunduğu, zaman geçtikçe teker teker ortaya çıkıyor.

Çıkış kapısı üç yıldır bozuk

Ercan'daki sorunlar giriş kapısından başlıyor. Havaalanında yolcuların çıkış yaptığı gidiş salonunda bulunan otomatik kapılar, halen tamir edilmedi.

Kapılar üç yıldır bozuk, çalışmıyor. Kapılar bozuk olduğu için başta görevliler olmak üzere birçok kişi kapıları elle açıp kapatmak zorunda kalıyor.

Çok kısa bir süre önce uçak kaçırma olayının yaşandığı Ercan'da bu kapıdan özellikle içeride çalışan polis dahil diğer personelin bazı saatlerde işlevini yerine getirmeyen bu kapıdan geçip kontrolsüz bir şekilde içeriye girmesi mümkün. Hatta bu kapıyı kullanmayanlar, X-ray cihazının ikaz vermesi halinde bile diğer vatandaşlar gibi usulüne uygun şekilde yoklanmadan içeriye ellerini kollarını sallayarak girebiliyor.

Halbuki başka ülkelerde havaalanında çalışan personel dahi, gerekli güvenlik tedbirleri uygulandıktan sonra içeri girebiliyor.

X-ray cihazında halen personel yetersiz

Özellikle vatandaşların Ercan Havaalanı'nın iç kısmında, en çok şikâyet ettikleri konu ise X-ray cihazları. Terminale girişte dört adet X-ray cihazı bulunmasına karşın, sadece ikisinin işletilmesi ve yetersiz kalması vatandaşın tepkisini topluyor.

Cihazlardan geçebilmek için terminal binası dışına taşan kuyruklar oluştuğundan yakınan vatandaşlar, cihazlara bakacak polis sayısının artırılmasını bekliyor.

Polis, X-ray cihazlarının randımanlı olarak çalışmamasının nedenini muhaceret polisinin yetersizliğine bağlayarak kendini savunurken, yetkililer de oraya gerekli polis takviyesinin yapıldığını belirtiyor. Ancak, ortada değişen bir şey yok...

Uçakların yoğun olarak gelip gittiği saatlerde muhaceret polisinin pasaport ve vize çıkışlarına gerekli polis takviyesi yapmaması da gidiş-geliş kapılarında uzun kuyruklar oluşmasına neden oluyor.

Park sorunu çileye döndü

Ercan Havaalanı'nda diğer bir sorun ise park yeri. Yolcularını alana getirdikten sonra park etmeye giden araç sahipleri park yeri bulamıyor. Park yerinde denetim olmadığı için aracını Ercan'a getiren yolcular araçlarını park yerinde bırakıp seyahate çıkıyor. Durum böyle olunca da alanda park edilmeyecek bölgeler de doluyor.

Engellilerin kullanması ve bavulları ile araçlarına gidecek vatandaşların kullanması için kaldırımlar arasında bırakılan boşluklar da park edilen araçlar nedeniyle kullanılamıyor.

Turizm ülkesi diye adlandırılan KKTC'ye turistler daha ilk adım atışta, Ercan Havaalanı'nda turistler havaalanı parkının rezaleti karşısında hayrete düşüyor, şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Ercan Havaalanı'nın parkında yaşanan sorun artık bir ülke sorunu haline geldi. Yolcu götürmek veya almak için Ercan'a uğrayan vatandaşlar ise karşılaştıkları manzara ve yaşadıkları park sorunu karşısında adeta çılgına dönüyor

Yolcu karşılama sisteminde de düzen yok

Ercan'da yolcularını karşılayıp almaya gelenlerin beklediği iç mekan ile dış bölümde yaşanan keşmekeşlik de ayrı bir sorun.

Yolcu olarak Ercan'a inip dışarıya çıkmaya çalışanlar ise yolcu bekleyenlerin arasından zorlukla geçerken, çıkışı bulmakta zorlanıyor. Vatandaşlar, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda olduğu gibi bir uygulamaya geçilmesini ve bu sorunların yaşanmamasını istiyor.

Sigara içmek yasak ama herkes içiyor

Havaalanının birçok bölümünde sigara içmek yasak olmasına rağmen, burada görev yapan kişilerin dahi bu kurala uymadıkları gözlemleniyor. Dünyanın birçok havaalanında sigara içmeme kuralarına uyulurken, Ercan'da kimse bu uyarıyı dikkate almıyor.

Kart sistemi ne oldu?

Ercan'da güvenliği sağlamak için kart sistemine geçme çalışmaları yapan yetkililer, aradan bir buçuk yıl geçmesine rağmen halen bu sisteme geçmeyi başaramadı.

Sistemin Ercan'a kurulduğunu kaydeden yetkililer, sistem hakkında personeline gerekli kursları vermesine rağmen bir türlü sistemi devreye sokamadı.

Alan güvenliği için büyük öneme sahip olan ve Ercan'daki personelin giriş çıkışı ile alan içerisinde girebileceği yerleri yetkiye göre sınırlayan kart sisteminin bugüne kadar niçin devreye girmemesi merak konusu.

Gece: Ercan'ın sahibi kim?

KAR-İŞ Başkanı Aziz Gece, Ercan'da yaşanan park sorununun Ercan'ın sahipsiz kalmasından kaynaklandığını söyledi.

Ercan'ın sahibinin kim olduğunun bilinmediğini ifade eden Gece, Ercan'da düzensizlikte düzen aramanın mümkün olmadığını ifade etti.

Ercan'da bir yangın veya bomba alarmı olması durumunda olacak olanları düşünmek bile istemediğini belirten Aziz Gece, bugüne kadar Ercan'da yaşanan keşmekeşliğin nasıl olup da görülüp duyulmadığını sordu. Ercan'a yolcu aldıktan sonra dışarıya çıkışın dahi mümkün olmadığını anlatan Aziz Gece, şöyle konuştu:

"Ercan'da yıllardır bu sorumsuzluk devam ermesine rağmen hiçbir önlem alınmadı. Ercan'ın sahibi bir an önce çıkıp buna bir çözüm bulsun. Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı, Ercan Havaalanı'na gidip bu sorunları görmez mi? Yoksa VIP'den gittikleri için mi bu sorunlardan haberleri yok. Bu kadar bakanımız ve milletvekillerimiz yurt dışına gidip geliyor ve bu rezilliği hiç kimse görmüyor mu bugüne kadar?

Herkes aracını oraya koyup binip uçağa gidiyor. Oranın sorumlusu bu kadar duygusuz ve sorumsuz mu? Biz turizm ülkesi diyoruz ancak bizim rezaletimizi ülkeye gelen turistler de görüyor. Otobüs durak yerinde otobüsler beklemiyor. Taksi durak yerine taksiler giremiyor, özel araçların durduğu yerler doldu, araçlar kaldırımlara park etmeye başladı. Yaya geçidi ve engellilerin park yeleri araç ile dolu olan bir ülkeye kim gelmek ister yetkililere soruyorum.

Ercan bizim aynamız olması gerekirken, yurt dışından gelen turistler bize gülüyor. Burada bir rezalet vardır. Eğer Ercan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'na ait ise bunun için çok ayıp ederler. Yıllardır aynı sorumsuzluk devam ediyor."

Gerekirse eylem yapacağız

KAR- İŞ Başkanı Aziz Gece, Ercan'daki park sorununun giderilememesi durumunda Ercan'da eylem dahi yapmayı düşündüklerini söyledi.

Ercan'da trafiğin akışının rahat gerçekleşmesi için bir trafik polisinin bile olmadığını kaydeden Gece, "Bu ülkenin düzensizliği Ercan'dan bellidir. Yurt dışında da mı bu işler böyle yapılıyor? Ercan'daki sorunlar 'istenildiği takdirde' çözülür. Ercan'da geçtiğimiz hafta araç kayboldu böyle düzensizlik ve sorumsuzluk olur mu?" dedi.

Avcı: Ercan atıl bırakıldı

Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı, Ercan'daki sorunların esas nedeninin Ercan'ın atıl bırakılmasından kaynaklandığını söyledi.

Ercan'da sorun olmadığını, sorunun yaratıldığını belirten Avcı, bunun kasıtlı bir ilgisizlikten dolayı yaşandığını ifade etti. Ercan'dan herkesin elini çektiğini ve orada bir keşmekeşlik yaşandığını kaydeden Avcı, "Yetkililer bunu kasıtlı yapıyor ve daha sonra 'biz düzeltiyoruz' diye ortaya çıkacaklar. Ercan'ın sorumsuzluğunun turizmle değil, yöneticilikle ilgisi vardır. Ercan'da bir yönetimsizlik örneği sergilenmiştir. Ercan'da yetkili makam kimdir? Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı orayı kontrol edemediği için bizim vatandaşlarımız da Ercan'ın parkını sahipsiz gördüğü için araçlarını oraya park edip gitti" dedi.

Ercan'ın sahipsiz bırakılması bir suçtur

Mehmet Avcı, Ercan'ın sahipsiz bırakılmasının bir suç olduğunu kaydederek, "Burada resmen bir kasıt vardır" dedi.

Yıllar önceki Ercan'ın önünde topraktan bir park yeri olduğunu ifade eden Avcı, yurt dışına çıkacak kişilerin araçlarını o bölgeye belli bir ücret ödeyerek bırakıp gittiğini ve bugün yaşanan sorunların hiç birinin yaşanmadığını söyledi.

Avcı, "Yetkililer yeni ve modern bir uçak alanı yaptıklarını söylüyorlar. Ancak park yerini atıl bıraktılar. Bu geri kalmış ülkelerdeki tipik yaşantı şeklidir" dedi.

X-raylerde koordinasyonsuzluk var

Ercan'ın iç kısmındaki sorunların da çok olduğunu söyleyen Avcı, X-ray ve pasaport kontrollerinde yaşanan sıkışıkların koordinasyonsuzluktan yaşandığını belirtti.

Mehmet Avcı, "Uçakların inişini planlayan ile denetleyen farklı birimler olduğu için ortada bir koordinasyonsuzluk vardır. Yarım saat içerisinde yolcu uçağa alınması gerekiyorsa ve dört tane cihaz çalıştırılması gerekirken 'personel yok' veya 'kadro olmadığı' için cihaz çalıştırılmıyorsa orada bir koordinasyonsuzluk vardır" dedi.

Atatürk Havalimanı'nı örnek alsınlar

Yetkililerin sorunları çözmek için İstanbul Atatürk Havalimanı'nı örnek alması gerektiğini ifade eden Avcı, "İstanbul'daki havaalanında yolcuları bekleyen herkes, bir demirin arkasında bekliyor ve hiçbir zaman o sınırı aşmıyor. Peki, bizdeki havaalanına yolcu bekleme yerine bir demir koymayı hiç kimsenin aklı kesmiyor mu? Kesmiyorsa yöneticilik yok demektir" dedi.

Yıllardan beridir Ercan'ın çıkış kapısının bozuk olduğunu anlatan Avcı, bozuk olan kapıların da tamir edilmesi gerektiğini ve yetkililerin görevinin, o kapıyı çalışır durumda bırakmak olduğunu söyledi.

Ercan'da sigara içme konusunun ayrı bir sorun olduğunu ifade ederek, havaalanının iç kısmında bulunan kafelerde sigara içildiğini belirtti ve kafelere özel muamele yapıldığını iddia eden Avcı, "Eğer sigaradan insanlar zehirleniyorsa kafelerde de sigara içme hakkı hiç birinin olmaması gerekir" dedi.

KIBRIS 10/09/07

 

 

Hristofyas ve Papadopulos arasında 5 Eylül kavgası

HRİSTOFYAS'TAN ELEŞTİRİ... Rum kesiminde Şubat 2008'de yapılacak seçimde başkan adayı olan Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la 5 Eylül'de, "şartlar olgunlaşmadan ve hazırlık yapılmadan" görüştüğü için eleştirdi

PAPADOPULOS'TAN CEVAP... Papadopulos, Hristofyas'ın eleştirilerine yanıt vererek, "Talat'la görüşme derinlemesine hazırlık yapıldıktan sonra gerçekleşti. Şimdiye kadar hazırlık yapılmasını istediğim için eleştirildim. 'Görüşme için hazırlık yapılması gerekmez', dediler. Şimdi de hazırlık yapılmadan gerçekleştiği için mi beni suçluyorlar? Artık ne istediklerine karar versinler" dedi

Rum kesiminde Şubat 2008'de yapılacak seçimde başkan adayı olan Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la 5 Eylül'de, "şartlar olgunlaşmadan ve hazırlık yapılmadan" görüştüğü için eleştirdi.

"Kıbrıs sorununda inisiyatifler seçimden sonra üstlenilebilirdi" diyen Hristofyas, Papadopulos-Talat görüşmesini "taktik oyunu" olarak niteledi.

Fileleftheros gazetesinin haberine göre Hristofyas, Rum radyosuna yaptığı açıklamada, hazırlık yapılmadığı için görüşmeden olağanüstü bir sonuç çıkmasını beklemediğini belirterek, "Papadopulos daha önce, hazırlık yapılması gerektiği üzerinde dururken, bu dönemde bu görüşmeyi neden tercih etti?" ifadesini kullandı.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise Hristofyas'ın eleştirilerine yanıt vererek, görüşmeden önce "derinlemesine hazırlık yapıldığını" vurguladı. Geçmişte kendisini hazırlık yapılmasını istediği için eleştirenlerin bugün "hazırlık yapılmadı" demesine tepki gösteren Papadopulos, "Artık ne istediklerine karar versinler" diye konuştu.

Talat'la, başkan izin verdiğinde görüşeceğim

Hristofyas, "Üretken olabilmemiz için inisiyatifler seçimlerden sonra, yeni başkan her kim olacaksa onun tarafından üstlenilebilirdi" dedi.

Dimitris Hristofyas, kendisinin Talat'la görüşmesinin sorulması üzerine, "bu iradeyi 5 Eylül görüşmesinden önce ortaya koyduğunu, görüşme sırasında hem kişisel ilişkileri hem de Kıbrıs sorununa ilişkin görüş alışverişinde bulunacaklarını" belirtti.

Hristofyas şöyle devam etti:

"Şu nedenlerden dolayı görüşme şu anda gerçekleştirilemez: Başkan Papadopulos New York'a gidecek ve bu ziyareti neredeyse 20 gün sürecek. Başkan'ın gaybubeti sırasında Sayın Talat'la görüşmem etik açıdan doğru olmaz. Herhangi bir sorunum olduğundan değil, ama siyasi yaşamımızın kendine özgü şekli ve kendine özgü ahengi olduğunu biliyorsunuz. 'Hristofyas Başkan'ın ayağını kaydırıyor ve üstün geliyor' diye saldırmaya başlayacaklar. Neredeyse 5 yıllık başkanlığında; etik ve protokol açısından Başkan Papadopulos'u her zaman savunduğum için, kişisel olarak, siyasi bir şahsiyet olarak zarara uğramış olduğum açıktır. Dolayısıyla, içimden geldiği için, Sayın Talat'la görüşeceksem, 'Başkan izin verdiğinde görüşeceğim' diyorum."

Konu ile ilgili Rum basını ne yazdı?

Fileleftheros haberi "Dimitris Hristofyas Papadopulos'un İcraatlarını Eleştirdi - (AKEL) Genel Sekreter Görüşmenin Gerçekleştirilmesinden Şaşkınlık Belirtti -'Şartlar Olgun Değildi, Ön Hazırlık Yapıldı`" başlık ve spotlarıyla aktardı.

Gazete Hristofyas'ın; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasındaki 5 Eylül'deki görüşmenin gerçekleşmesinden şaşkınlık belirterek "Çünkü şartlar olgunlaşmış değildi, ön hazırlık da yapılmamıştı" dediğini yazdı.

Gazeteye göre Hristofyas Rum radyosuna yaptığı açıklamada 5 Eylül görüşmesinden olağanüstü bir sonuç çıkmasını beklemediğini, çünkü ona göre bir ön hazırlık bulunmadığını, gündemin de hazırlanmadığını söyledi. Hristofyas "Papadopulos, daha önce, ön hazırlık yapılması gerektiği üzerinde dururken bu dönemde bu görüşmeyi neden tercih etti?" diye sordu.

Gazete Hristofyas'ın diğer açıklamalarında da "İnisiyatif iyi, görüşmeler olması iyi... Ama zannederim üretken olabilmemiz için inisiyatifler seçimlerden sonra, yeni başkan her kim olacaksa onun tarafından üstlenilebilirdi" dediğine dikkat çekti.

Habere göre "her iki tarafın da 5 Eylül görüşmesine izlenimler yaratmak için gitmiş olabileceği" şeklindeki yorumu hatırlatılarak bunun Papadopulos için eleştiri olarak düşünülebileceği gözleminin ortaya konulması üzerine Dimitris Hristofyas "Şu anda yeni taktik oyunu oynandığını Hristofyas'ın söylemesi gerekmez. Bu, gün gibi ortadadır, açıktır" dedi.

Dimitris Hristofyas, kendisinin Talat'la görüşme iradesinin sorulmasına karşılık da; bu iradeyi 5 Eylül görüşmesinden önce ortaya koyduğunu belirterek; görüşme sırasında hem kişisel ilişkileri hem de Kıbrıs sorununa ilişkin görüş alış verişinde bulunacaklarını belirtti, şöyle konuştu:

"Şu nedenlerden dolayı görüşme şu anda gerçekleştirilemez: Başkan Papadopulos New York'a gidecek ve bu ziyareti neredeyse 20 gün tutacak. Başkan'ın gaybubeti sırasında Sayın Talat'la görüşmem etik açıdan doğru olmaz. Herhangi bir sorunum olduğundan değil ama siyasi yaşamımızın kendine özgü şekli ve kendine özgü ahengi olduğunu biliyorsunuz. 'Hristofyas Başkan'ın ayağını kaydırıyor ve üstün geliyor' diye saldırmaya başlayacaklar. Neredeyse 5 yıllık başkanlığında; etik ve protokol açısından Başkan Papadopulos'u her zaman savunduğum için, kişisel olarak, siyasi bir şahsiyet olarak zarara uğramış olduğum açıktır. Dolayısıyla; içimden geldiği için, Sayın Talat'la görüşeceksem, 'Başkan izin verdiğinde görüşeceğim' diyorum."

Gazete "Tasos: Artık Ne İstediklerine Karar Versinler -Başkan Papadopulos Hristofyas'ın Eleştirilerini Yanıtladı -Hükümet Ortağı Partiler de Ateş Püskürüyor" başlıklı haberinde ise Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "gardını aldığını" ve Hristofyas'ın, icraatları konusundaki eleştirilerine yanıt verdiğini yazdı.

Gazeteye göre AKEL Genel Sekreteri'nin iki liderin geçen Salı günkü görüşmelerinin ön hazırlığının yapılıp yapılmadığına ilişkin açıklamasını yorumlaması istenen Papadopulos "Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'la görüşme derinlemesine bir ön hazırlık yapıldıktan sonra gerçekleşti" dedi. Hristofyas'ın ilgili açıklamasının başka bir noktasını yorumlaması istendiğinde de Rum Yönetimi Başkanı şunları söyledi:

"Görüşme, ön hazırlığı yapıldıktan sonra gerçekleşti. Şimdiye kadar; görüşmeyi kabul etmem için ön hazırlık yapılmasını istediğim için eleştirildim ve 'görüşme için ön hazırlık yapılması gerekmez, bir kahve içiniz' dediler. Şimdi görüşme oldu, ön hazırlığı da yapılmıştı. Şimdi de ön hazırlık yapılmadan gerçekleştiği için mi beni suçluyorlar? Artık ne istediklerine karar versinler."

Gazete Papadopulos'u destekleyen siyasi parti liderlerinin de "gardlarını aldıklarını" yazdı. Habere göre Hristofyas'ın eleştirilerinden şaşkınlık belirten siyasi parti başkanları, Hristofyas'ın daha önceki açıklamalarına göndermede bulunarak "En azından bir kahve içmek için Papadopulos-Talat görüşmesini isteyenler şimdi ön hazırlık yapılmadığı gerekçesiyle eleştiride bulunamazlar" dediler.

Politis Papadopulos hükümetinin büyük ortağı Dimitris Hristofyas'ın Rum Yönetimi Başkanı'nı ilk kez siyasi açıdan ortada bıraktığını ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la geçen Çarşamba günü yaptığı görüşmeyi "taktik oyunu" çerçevesine soktuğunu bildirdi.

Gazete "Talat'la Görüşmeyi Taktik Nedenlerle İstedi -Hristofyas'tan Papadopulos'a Yönelik İlk Ortada Bırakma" başlığıyla yansıttığı haberinde Hristofyas'ın ilgili açıklamasına yer verdi.

Gazeteye göre görüşme sırasında Papadopulos'un Talat'a; Şubat'taki seçimlerde seçilmesini dilemesini, çünkü eğer Hristofyas seçilirse çok daha katı olacağını, ama kendisi seçilirse Kıbrıs sorununu çözeceğini söylediği, Talat'ın ise "Ben de bunu diliyorum" diye yanıt verdiği şeklinde Türk ve Kıbrıs Türk basınında yer alan haberlerin hatırlatılması ve bunu yorumlaması istendiğinde Hristofyas'ın söylediklerini şöyle aktardı:

"Böyle bir şeyin doğrulanması haricinde, basında yer alan tahminleri yorumlarken çok dikkatli olacağım. Papadopulos'u iktidardan indirmeye girişmekle, yabancılarla ve Kasulidis'le işbirliği yapmakla -bunlar midemi bulandıran şeylerdir- suçlanan bir adamın daha katı olması, Kıbrıslı Türklerin de 'daha esnek olduğu' için Papadopulos'u tercih etmeleri mümkün mü! Normal siyasi yaşam ve demokratik diyalog yerine çamur atıyorlar. Görüşlerimi, Türk ve Kıbrıs Türk gazetelerinin haberleri üzerine dayandıramam. Tanrı aşkına! O zaman ben de, beni bu yalan ve mesnetsiz suçlamalarla suçlayanlardan daha kötü olurdum."

Haravgi Hristofyas'ın Papadopulos'a yönelik eleştirilerini "Dimitris Hristofyas: Bizim Tarafın Üretken Olabilmesi İçin İnisiyatif Seçimlerden Sonra Üstlenilsin" ve Papadopulos'un Hristofyas'a yanıtını da "Tasos Papadopulos İkna Edici Değil" başlıklarıyla okurlarına aktardı.

Simerini haberine "Ani Tutuşma -Dimitris Hristofyas'tan Tasos Papadopulos'a Eleştiriler" başlığını attı.

Papadopulos: Derinlemesine hazırlık yapıldı

Başkan adaylarından, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos da Hristofyas'ın eleştirilerine yanıt vererek, görüşmeden önce "derinlemesine hazırlık yapıldığını" ifade ederek, "Artık ne istediklerine karar versinler" diye konuştu.

Papadopulos şunları kaydetti:

"Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'la görüşme derinlemesine hazırlık yapıldıktan sonra gerçekleşti. Şimdiye kadar, görüşmeyi kabul etmem için hazırlık yapılmasını istediğim için eleştirildim ve 'görüşme için hazırlık yapılması gerekmez, bir kahve içiniz' dediler. Görüşme oldu, hazırlığı da yapılmıştı. Şimdi de hazırlık yapılmadan gerçekleştiği için mi beni suçluyorlar? Artık ne istediklerine karar versinler."

KIBRIS 10/09/07

 

Karamanlis'ten Papadopulos'a dolaylı destek

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina'da yayımlanan Elefteros Tipos gazetesine verdiği demeçte, Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konusuna değindi.

Türkiye'nin Avrupa geleceğini desteklediklerini ifade eden Karamanlis, "Avrupa'da ve diğer bazı yerlerdeki çeşitli yaklaşımlara karşın bu konudaki tavrımızın mantıklı ve net olduğuna inanıyorum" dedi.

Bir soru üzerine Kıbrıs konusunda yeni bir uluslararası girişim bulunmadığını söyleyen Karamanlis, Türkiye'de genel seçimler yeni yapıldığını, Güney Kıbrıs'ta da Şubat ayında Başkanlık Seçimleri'nin yapılacağına işaret ederek, bu aşamada yeni bir girişimin yürütülemeyeceğini söyledi.

Karamanlis, "Ama Kıbrıs sorununun çözümü için tabii ki yeni bir çaba gerekir ve biz de adil ve kalıcı bir çözüm için katkıda bulunmaya hazırız" dedi.

Yunanistan Başbakanı, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile bu ayın sonunda Türk-Yunan doğalgaz boru hattının açılış töreninde bir araya gelmelerinin söz konusu olduğunu, ancak yakında yapılması planlanan bu tören için kesin tarihin henüz belirlenmediğini kaydetti

KIBRIS 10/09/07

 

AİHM’den KKTC’li yargıçlara onay

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, iki Kıbrıslı Türk hukukçunun AİHM yargıçlığı yapmasına Rumların itirazına rağmen onay verdi.

Kayhan Karaca

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:22 TSİ 11 Eylül 2007 Salı

 

STRASBOURG - Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ‘KKTC’ye bağlılık yemini ettikleri’ ve ‘KKTC’de Rumlardan kalma malları sahiplendikleri’ gerekçesiyle itiraz ettiği KKTC Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ve Gönül Erönen, yaklaşık 40 davada AİHM yargıçlığı yapacaklar.

Metin Hakkı ve Gönül Erönen, mahkemenin şu anki Türk yargıcı Rıza Türmen’in, yargıç olmadan önce Strasbourg’da Türkiye’nin Avrupa Konseyi daimi temsilciliği yaptığı dönemde Rumlar tarafından Ankara’ya karşı İnsan Hakları Mahkemesi gündemine taşınan bazı mülkiyet davalarına bakacaklar. Metin Hakkı 38 davada, Gönül Erönen ise 1 davada AİHM yargıçlığı yapacak.

Rumların Kıbrıslı Türk yargıçlara iki temel itirazları vardı; ilk olarak, Kıbrıslı Türk yargıçların KKTC’de Rumlardan kalma taşınmaz mallara sahip olduklarını ve dolayısıyla bir çıkar çatışmasının mevcut olduğunu iddia etmekteydiler. Bu durumun da Kıbrıslı Türk yargıçların adil ve bağımsız olamayacağının göstergesi olduğunu söylemekteydiler.

NTV’nin edindiği bilgiye göre, yargıç Metin Hakkı, 6 Eylül Perşembe günü Strasbourg’da yapılan basına kapalı bir oturumda, KKTC’de sahibi olduğu ve Rumlar tarafından gündeme getirilen malların babadan miras kaldığını kanıtladı.

Rumların diğer itirazı ise Kıbrıslı Türk yargıçların KKTC’ye bağlılık yemini etmiş olmalarıydı. AİHM, yargıçları dinledikten sonra, henüz net bir gerekçe belirtmemiş olsa da, Rumların bu tezini de geri çevirmiş görünüyor.

Rumlar geçtiğimiz aylarda KKTC’deki Taşınmaz Mal Komisyonu’nun AİHM tarafından kabul edilmesine engel olamamış, mahkeme Ksenides-Arestis davasındaki tazminat kararını büyük ölçüde komisyonun davayla ilgili hükümleri üzerine kurmuştu.

AİHM’nin Taşınmaz Mal Komisyonu’na onayın ardından şimdi de Kıbrıslı Türk hukukçuların mahkemede yargıç olarak çalışmalarına onay vermesi, tüm Avrupa platformlarında KKTC’nin meşru olmadığını kanıtlamaya çalışan Rum Yönetimi açısından yeni bir darbe anlamına geliyor.

AİHM'den Kıbrıslı Rumlara ret

A.A.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıslı Rumların yaptığı itirazı reddederek, KKTC'de Yüksek Mahkeme Başkanı olarak görev yapan Metin Hakkı'nın AİHM'de de "uzman yargıç" olarak görev yapmasını onayladı.

AİHM, yine Rumların, Strasbourg mahkemesinde görev yapmasına itiraz ettiği KKTC'li yargıç Gönül Erönen ile ilgili kararını gelecek günlerde verecek. AİHM'nin, Gönül Erönen hakkında da olumlu karar vermesi bekleniyor.

Bugünkü kararla Metin Hakkı'nın, Rumların açtığı ve incelenmeye alınması kabul edilen 38 mülkiyet hakkı davasında, mahkemenin ilgili dairesinde "uzman yargıç" olarak görev yapacak.

Strasbourg Mahkemesi, geçen hafta Rumların itirazı üzerine, KKTC'li yargıçları dinlemişti.

Kıbrıslı Türk yargıçların, Türkiye'nin önerisiyle yıllardan sonra geçen yıl AİHM'de göreve başlamaları gündeme gelmişti. Yargıç Metin Hakkı'nın mülkiyetle ilgili davalarda, Yüksek Mahkeme yargıçlarından Gönül Erönen'in de kayıplarla ilgili başvurularda AİHM'de görev yapması öngörülmüştü.

Kıbrıs Rum kesiminin itirazı üzerine AİHM, KKTC'li yargıçların görüşlerinin dinlenmesini kararlaştırmıştı.
Rum kesimi, yaptığı itirazda, "KKTC'li yargıçların adil yargıda bulunamayacağını" iddia etmişti.

Diğer ülkeler gibi, herhangi bir ülkeden AİHM'ye yargıç atama hakkı bulunan Türkiye, geçmişte de bazı Kıbrıslı Türk yargıçları AİHM'ye önermiş, ancak Rumlar eşdeğer mal tasarrufu, kayıp yakını gibi, "çıkar çatışmasını" gerekçe göstererek, bu isimlere itiraz etmişti.

Kıbrıslı Türk yargıçların AİHM'ye atanmasında, "ilgili davaların Kıbrıs'la ilgili olmasının yanında, çoğunluğu İngiltere'de eğitim alan yargıçların yabancı dile hakimiyetinin ve KKTC yargı sisteminin AİHM'de dahi saygın bir yere sahip olmasının etkili olduğu" belirtiliyor.

HURRIYET 11/09/07

 

Ne birleşir, ne bölünür...


Geçen çarşamba günü Lefkoşa'da gerçekleşen Talat-Papadopulos zirvesinin fiyaskoyla sonuçlanması, Kıbrıs sorununun daha uzun bir süre çözümsüz kalacağını ortaya koydu.
Dün İstanbul'da yabancı basın temsilcileriyle bir araya gelen KKTC lideri, zirvede olup bitenleri anlattıktan sonra, sonucu şu cümleyle özetledi: "Anlaşamama konusunda anlaştık ve bunu beyan ettik"...
Doğrusu bu yeni, beklenmedik bir olay değil. Daha önce, koşulların daha müsait sayıldığı dönemlerde bile, sonuç hep böyle olmamış mıydı?
Bu kez bir umut vardı: O da, bir şekilde (8 Temmuz 2006'dan sonra bir türlü arkası getirilemeyen) müzakere sürecinin yeniden başlatılması... Zirvede bu dahi başarılamadı. Papadopulos, Talat'ın bu sürecin bir takvime bağlanarak canlandırılması önerisini de kabul etmedi.
Şimdi araya Rum kesimindeki seçim kampanyası giriyor. Şubat ayına kadar yeni bir girişim pek söz konusu değil. Kaldı ki, seçim atmosferi içinde yapılacak (o da yapılırsa) bir temastan da somut bir sonuç çıkmaz.
Dolayısıyla Kıbrıs sorunu yeniden kilitlenmiş bulunuyor. Gelecek yıl içinde yeni bir hareket olup olmayacağı daha çok Kıbrıs Rum tarafında kimin yeni cumhurbaşkanı seçileceğine bağlı...

Hangisi daha iyi?
Türk tarafı açısından üç adaydan hangisinin bir anlaşmaya varmak için daha müsait olacağını kestirmek zor. Papadopulos'un politikası ve amaçları belli. Onunla uzlaşmak mümkün olmuyor. Esas rakibi olan AKEL lideri Hristofyas birleşmeden yana; ama o da Rum tezi doğrultusundaki federatif bir çözüm üzerinde ısrarlı. Üçüncü aday Kasulidis ise uzlaşmaya yatkın, daha esnek bir politikacı; ama etkinliği ve de kazanma şansı zayıf...
Talat bu konudaki tercihini açıklamaktan çekiniyor ve kim seçilirse seçilsin, onunla kapsamlı bir görüşme sürecini yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor. Ama tabii Türk tarafının bilinen (özellikle siyasal eşitliği esas alan) parametreleri içinde...
Bu gerçekleşmezse ne olur? Yabancı meslektaşlar Talat'a bir türlü sağlanamayan "birleşme"nin yerine "bölünme"nin bir çözüm olup olamayacağını sordular. Ne de olsa, son zamanlarda sadece Türk değil, Rum kesiminde de bu olasılığı gündeme getiren politikacılar ve yorumcular var. Güney Kıbrıs'ta yapılan kamuoyu araştırmaları da, çoğunluğun Türklerle bir arada yaşamak istemediğini gösteriyor.
Talat, yanıtında, KKTC'de de yapılan son bir anketten halkın yaklaşık yüzde 60'ının "iki devlet" ve "KKTC'nin tanınması" esasına dayalı bir çözümden yana olduğu sonucunun çıktığını nakletti.
Diğer bir deyişle, 3 yıl önceki referandumda Annan Planı'na "evet" diyenlerin önemli bir kısmı, şimdi onun öngördüğü birleşme yerine, ayrılmayı ve kendi bağımsız devletinde yaşamayı yeğliyor.
Eğer Türk ve Rum liderler arasında ayrılma veya bölünme konusunda mutabakat sağlanabilse, belki en pratik çözüm bu olacak. Tıpkı Çek ve Slovak liderlerinin 14 yıl önce karşılıklı mutabakatla ayrılmaya karar vermeleri gibi... Ama Rum tarafında ne Papadopulos, ne başka bir lider, böyle bir çözüme taraftar... Ayrıca uluslararası camia da buna hazır değil. BM'nin kararları adanın bölünmesine ve KKTC'nin tanınmasına açıkça karşı çıkıyor.

Ne değişir?
Bu durumda KKTC'nin resmi politikası da, bu aşamada eski noktasında -yani iki toplumun siyasal eşitliğine ve yönetimdeki ortaklığına dayalı bir federal çözüm tezinde- odaklanıyor.
Talat, kamuoyunun yeni eğilimini "dikkate almaya değer" bulmakla beraber, en azından şimdilik uluslararası platformda ve -olursa- yeni görüşmelerde gene aynı politikayı savunacağını söylüyor...
Peki, şimdiye kadar bir türlü sağlanamayan uzlaşma, bundan sonra aynı pozisyonlarla nasıl gerçekleşebilir?
Talat zamanla, buna yardımcı olacak yeni faktörlerin ortaya çıkabileceğini umuyor. Örneğin AB'nin Rum tarafını baskı altına tutması gibi. Veya Rum tarafında seçim sonucunda yeni bir siyasal yaklaşımın belirmesi gibi...
Ümit dünyası!..

SAMI KOHEN MILLIYET 11/09/07

 

Hedef, Kıbrıslı Türklere Avrupa üniversitelerinde eğitim olanağı sunmak

KIBRIS TÜRK TOPLUMU YURTDIŞINDA TANITILACAK... Avrupa Birliği (AB) Kıbrıs Türk Masası Şefi Andrew Rashbash, AB'nin Kıbrıslı Türklere yardım programı kapsamındaki "Topluluk Burs Projesi"nin hedefinin, Kıbrıslı Türklere AB üyesi devletlerin üniversitelerinde bir yıllık eğitim görme olanağının tanınması olduğunu söyledi. Rashbash, AB'nin sağladığı eğitim bursunun önemine işaret ederek, AB üyesi devletlerdeki öteki vatandaşlara da sunulan eğitim bursunu almaya hak kazanan Kıbrıslı Türklerin, özelde akademik olarak kendilerini geliştireceklerini, genelde ise Kıbrıs Türk toplumunun yurtdışında tanıtılmasına yardımcı olacaklarını ifade etti

Anıl IŞIK

Avrupa Birliği (AB) Kıbrıs Türk Masası Şefi Andrew Rashbash, AB'nin Kıbrıslı Türklere yardım programı kapsamındaki "Topluluk Burs Projesi"nin hedefinin, Kıbrıslı Türklere AB üyesi devletlerin üniversitelerinde bir yıllık eğitim görme olanağının tanınması olduğunu söyledi.

Rashbash, AB'nin sağladığı eğitim bursunun önemine işaret ederek, AB üyesi devletlerdeki öteki vatandaşlara da sunulan eğitim bursunu almaya hak kazanan Kıbrıslı Türklerin, özelde akademik olarak kendilerini geliştireceklerini, genelde ise Kıbrıs Türk toplumunun yurtdışında tanıtılmasına yardımcı olacaklarını ifade etti.

AB eğitim bursunun hedefiyle ilgili olarak Rasbash, şöyle konuştu: "Hedefimiz, Kıbrıslı Türk öğrencilerin de başka bir üye devletindeki üniversitelerde bir yıl eğitim almalarına olanak tanıyarak, eğitim seviyelerini zenginleştirmek. Ayrıca, bu burs sadece öğrencilere değil, genelde Kıbrıslı Türklere de yardımcı olacak. Öğrenciler, eğitim görüp geri döndükleri zaman burada çalışabilecekler. Estonya, Brüksel ya da gidecekleri diğer ülkelerdeki üniversitedeyken oradaki öğrencilere Kıbrıslı Türkler hakkında bilgi aktarabilecekler. Bu bursun önemli bir parçası ve gerçekliğidir. Örneğin öğrencilerin gideceği ülkelerden biri olan Estonya'da Kıbrıslı Türkler hakkında şu ankinden daha fazla bilgi sahibi olan öğrenciler bulabileceksiniz ve bu önemli bir şey. Bu nedenle sanıyorum ki, bundan hem Kıbrıslı Türkler hem de AB üye devletleri faydalanacak. Birbirlerini daha iyi tanıyacaklar ki, bu AB'nin Kıbrıslı Türkler için yardım programıyla yapmaya çalıştığı şeyin önemli bir parçasıdır."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, programı "bir ara program" olarak nitelendirmesinin ve ayrıca AB vatandaşı olan Kıbrıslı Türklerin, Erasmus ve Socrates gibi diğer AB eğitim programlarına katılamadığının ya da sınırlı katılabildiğinin hatırlatılması üzerine Rashbash, şöyle konuştu:

"Sayın Talat'ın açıklamasını anlıyorum. Bu yardım programıyla bizim yapmaya çalıştığımız Socrates ve Erasmus gibi daha genel programlara geçici bir program sunmaktır. Biz, bunu kabul ediyoruz. Biz durumu olduğu gibi ele alıyoruz ve bu zeminde kısa sürede yardımcı önlemler almaya çalışıyoruz. Uzun sürede tabii ki, Kıbrıslı Türklerin bu programlara tam katılımının gerçekleşeceğini ümit ediyoruz. Şu anda, AB vatandaşı olarak Kıbrıslı Türkler bu hakka sahiptir, ancak kuzeydeki sorun üniversitelerle ilgilidir. Eğer Kıbrıslı Türkler İngiltere'de ya da başka bir yerde eğitim görüyorlarsa, o zaman diğer AB ülkelerinde olduğu gibi Erasmus ya da Socrates programlarına katılabilirler. Ancak Kıbrıs'ın kuzeyindeki üniversitelerin karşılaştığı sorunlardan dolayı Kıbrıslı Türklerin kısıtlı katılımının olduğu konusunda haklısınız."

Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin Avrupa'nın kendi yüksek öğrenim kurumları arasında bir bağ oluşturan Bologna Süreci'nin dışında kalmasıyla ilgili olarak ise Rashbash, Bologna sürecinin daha geniş bir süreç olduğunu ve sadece Avrupa Birliği'yle ilgili olmadığını ifade ederek, "Burada bizim doğrudan oynayabileceğimiz bir rolümüz yok, ancak Kıbrıs Türk üniversitelerinin, bu süreç içindeki işbirliği ve koordinasyondan mümkün olduğunca fazla yararlanmasına olanak tanıyacak imkanların bulunacağını ümit ediyoruz" dedi.

2007-2008 akademik yılı için öngörülen burs sayısının 105 olmasına rağmen sadece 37 başvurunun yapıldığının hatırlatılması üzerine Andrew Rashbash, burs programının ilk yılında elde edilen performanstan "oldukça mutlu" olduğunu ifade ederek, ilk kez başlatılan programın, öğrencilere tanıtımı ve üniversitelere işbirliği konusunda zaman sıkıntısı yaşandığını ancak bunun giderilmesi için gerekli çalışmaların yapılacağını söyledi.

Gelecek yıl programa daha fazla ilgilinin olacağı inancını dile getiren Rashbash, "verilen burs sayısı, burs almaya uygun olan kişilerin sayısını yansıtıyor. Gelecek yıl daha fazla ilgi olmasını bekliyoruz. Programı biraz daha genişletmeyi düşünüyoruz ki, bunu kendi aramızda görüşmeye ihtiyacımız var.

Ayrıca programın burada olduğu gibi tartışılması da önemli. Gazeteniz bu konuda haber yayınlayarak, insanların bu programın önemini anlamasına yardımcı olacak. Bu program mevcuttur, gerçektir. 30 kişi, AB'den oldukça büyük bir miktarda para aldı. Program çalışıyor. Gelecek yıl daha fazla başvuru olacağı konusunda iyimserim" dedi.

Rashbash, ilgilenen kişilere başvuruda bulunmaları için daha fazla zaman tanımak amacıyla burs programının ikincisi için başvuruların daha erken bir zamanda yapılacağını da duyurdu.

AB Ofisi'nin programları hakkında da bilgi veren Rashbash, "programın önemli bir parçası eğitim sektörüdür; ilk ve orta öğretim. Bizim yapmak istediğimiz şeylerden biri Kuzey Kıbrıs'ın, eğitim alanında genel olarak belirlenen AB standartlarını karşılamasıdır. Bunu başarmak için Kıbrıs Türk toplumundaki okullar ve eğitimle ilgili kişilerle birlikte çalışmayı çok istiyoruz. Ayrıca, insanlar arası ilişkilerin sağlanması için fonlarımız var. Bu fonlar çok geniş alanlar için olabilir; kültürel, sosyal, eğitimsel, spor. İnsanların bize getireceği önerilere bağlı. Ayrıca sivil toplum örgütlerini de destekliyoruz. Sosyal ve eğitim alanlarında işbirliği yapmak isteyen örgütler için fonlarımız var" dedi.

Rashbash, AB Ofisi'nin çalışmalarından oldukça memnun olduğunu ifade ederek, AB yardım programını, Kıbrıs'taki çok özel koşullar altında uygulamaya çalışmalarını eşsiz bir tecrübe olarak nitelendirerek, "Uygulamak üzere 5-6 yıllık bir program kurduk ve program yolunda gidiyor. Özel durumdan dolayı programı uygulamak kolay değil, ancak çalışmalardan oldukça memnunum. Şimdi bunun meyvelerini toplamaya başladık ve gelecek beş yılda daha fazla sonuç elde edeceğiz" dedi.

2007-2008 akademik yılı için ilk burslar verildi

Avrupa Topluluk Burs Projesi, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon Avro'luk mali yardımının 5 milyon Avro kadar olan tutarının, 3 akademik yıl boyunca, Kıbrıslı Türk öğretmen ve öğrencilere yurtdışında herhangi bir AB üniversitesinde eğitim olanağı için burs verilmesini öngörüyor.

Ocak 2007'de açılan ilk burs programı kapsamında 2007-2008 akademik yılı için toplam 30 kişiye herhangi bir AB üyesi üniversitesinde burs verildi.

İlk burs programı kapsamında 80 öğrenci ve 25 öğretmen olmak üzere toplam 105 kişiye burs verilmesi öngörüldü. Ancak 105 kişilik kontenjan için sadece 37 kişi (21 öğrenci ve 16 öğretmen) başvuruda bulundu.

Başvuran 35 kişiden 30'u (15 öğrenci ve 15 öğretmen), burs almaya hak kazandı. Burs kazananlar, İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, Danimarka, Estonya ve Finlandiya'da, basın ve halka ilişkiler, uluslararası ilişkiler ve sosyal/siyasi bilimler, işletme ve idari bilimler, metodoloji ve öğretici yöntem çalışmaları, psikoloji, lisan, dil bilimi veya kültürel çalışmalar ve müzik alanlarında eğitim görecek.

2008-2009 akademik yılında 80 öğrenci ve 25 öğretmene verilecek burslar için başvuru tarihinin 2007 Eylül sonu olduğu belirtildi.

KIBRIS 11/09/07

 

Rum tarafı, 8 Temmuz sürecinin işlemesini ve sonuç getirmesini öngörmüyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının 8 Temmuz sürecinin işlemesini ve sonuç getirmesini öngörmediğini söyledi.

Günübirlik ziyaret amacıyla bu sabah İstanbul'a giden Cumhurbaşkanı Talat, bazı yabancı basın kuruluşlarının Türkiye'deki temsilcileriyle Swiss Otel'de bir araya geldi. Türk basın mensuplarına kapalı gerçekleşen toplantı, yaklaşık 1 saat 20 dakika sürdü. Toplantının başında Türk basın mensuplarının görüntü almasına izin verildi.

Cumhurbaşkanı, toplantıdan sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile 5 Eylülde bir araya geldiğini hatırlatarak, yabancı basın mensuplarıyla bu görüşmenin iç yüzünü hem kendileri açısından, hem de Kıbrıs sorunu açısından değerlendirdiklerini belirtti.

Rum tarafının manipülasyonlarının insanları farklı yönlerde etkilediğini ifade eden Talat, "Bunu önlemek için gerçekleri bir de bizim ağzımızdan dinlemelerini istedik. Onların aydınlatılması açısından bu önemliydi" dedi.

Talat, şunları söyledi:

"Biz 5 Eylül'de tamamen 8 Temmuz anlaşmasının sınırları içerisinde süreci hızlandıracak, disipline edecek ve sonuç alıcı hale getirecek öneriler yaptık. Dolayısıyla bu önerilerin anlaşılmaması için bir neden yok. Biz önerilerimizi yaptık. Kıbrıs Rum tarafı bildiğiniz nedenlerle bunları kabul etmedi ve sonuç tıkandı. Bunu anlamaması için birinin Kıbrıs sorununu hiç bilmemesi lazım. Dolayısıyla Kıbrıs sorununu bilenler anlamıştır. Ben sanıyorum ki görüşlerimizi anladılar."

Bağımsız Türkiye Komisyonu'yla toplantı

Bir basın mensubunun, Bağımsız Türkiye Komisyonu üyeleriyle yapılacak toplantıya ilişkin sorusu üzerine de Talat, onlara Kıbrıs sorununu ve son gelişmeleri anlatacaklarını söyledi. Talat, komisyonun Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) süreci ile ilgili önemli değerlendirmeler yaptığını anımsatarak, "Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin AB süreci yakından ilgili. Bu nedenle bizim Kıbrıs sorunuyla ilgili gerçekleri onlara aktarmamız önemlidir diye düşünüyorum" dedi.

Papadopulos ile görüşmeler

Cumhurbaşkanı Talat, "Papadopulos ile görüşmelerin nasıl devam edeceğini düşünüyorsunuz?" sorusuna da şu cevabı verdi:

"Henüz o konuda ne olacağına ilişkin bir şey yok. Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla temaslarımız devam edecek. Ancak şu an itibarıyla Kıbrıs Rum tarafı 8 Temmuz sürecinin işlemesini ve sonuç getirmesini öngörmüyor. Bu nedenle bir araya gelmemiz şu an için anlamlı olmayacaktır, hele Güney Kıbrıs'ta seçimler varken. Güney Kıbrıs'taki seçimler nedeniyle 5 Eylül toplantısıyla ilgili şu anda çok sayıda spekülasyon ve çok büyük tartışmalar var. Ben Kıbrıs sorununun ve tabii ki bizim politikalarımızın Kıbrıs Rum iç siyasetinin malzemesi haline getirilmesini doğru bulmuyorum. Çünkü böyle bir şey olursa o zaman sorunun çözümü daha da zorlaşır. Bu nedenle BM aracılığıyla yapacağımız temaslarda eğer bir ilerleme ihtimali görürsek bir araya geleceğiz."

"Görüşmelerin seçimlerden sonra yapılmasının daha doğru mu olacağı" sorulan Talat, Rum tarafının buluşmanın seçimlerden sonra yapılmasından yana olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Tabii ki iç politikada malzeme haline gelirse burada tartışacağımız hususlar seçimlerden sonra ortaya çıkacak yeni liderliklerle görüşmelerde zorluklar yaratabilecek. Bu da ciddi bir olaydır. O nedenle Kıbrıs sorununu, spesifik, belirlenmiş ve tartıştığımız konuları iç politika malzemesi yaparsak, yaparlarsa bundan sonra seçilecek olan Rum liderliğinin manevra kabiliyeti iyice daralmış olur. Çünkü bu konuda herkes görüş ortaya koymuş olur ve seçim atmosferi içerisinde de bu görüşler kesin görüşler olur. Kesin görüşler de ortaya konunca sonra bundan dönmek çok zor olur. O nedenle belki seçimden sonraya kendileri ertelemek isteyecektir."

Talat'ın temasları

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul'a dün sabah gitmişti.

Gün içinde çeşitli medya kuruluşlarıyla görüşmeler yapan Cumhurbaşkanı Talat, öğle saatlerinde de Bağımsız Türkiye Komisyonu'yla bir toplantı yaptı.

Bağımsız Türkiye Komisyonu, Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Marti Ahtisaari, İspanya eski Dışişleri Bakanı ve Avrupa Konseyi eski Genel Sekreteri Marcelino Oreja Aguirre, Hollanda eski Dışişleri Bakanı ve AB'nin

Genişlemeden Sorumlu eski Komiseri Hans van den Broek, Avusturya Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı Albert Rohan, İtalya'nın Avrupa Bakanı ve AB eski Komiseri Emma Bonino, Polonya'daki Dayanışma Sendikası Solidarnos'ın baş teorisyeni ve Polonya eski Dışişleri Bakanı Bronislaw Geremek'ten oluşuyor.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün gece 22.30 sıralarında adaya döndü.

KIBRIS 11/09/07

 

Devlet Planlama Örgütü, "2006 nüfus ve konut sayımı" toplu sonuçlarında düzeltme yaptı

DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz, toplam de-jure nüfus değerinde herhangi bir hata olmadığını ancak tablolarda hata bulunduğunu duyurduğu yazılı açıklamasında, kamuoyundan ve hatalı verileri kullanan tüm kullanıcılardan özür diledi.

Açıklamasında düzeltilmiş tablolara da yer veren Yılmaz, hatanın tutarlılık analizleri ve teknik kontroller sırasında saptandığını bildirdi.

Düzeltilmiş tablolar da dâhil olmak üzere, sayım sonuçlarının kitap halinde yayınlanacak tüm tablolarının bugünden itibaren www.devplan.org web sayfasında yer alacağını duyuran DPÖ Müsteşarı Yılmaz, sayımda derlenen ancak web sayfasında ulaşılamayacak tablolarla ilgili taleplere, olanakları çerçevesinde yanıt vereceklerini belirtti.

DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz, bu tür taleplerin, kullanım amacını açıklayan yazılı başvurularla yapılması ve her halükarda bireysel verilerin gizliliği ilkesini gözetmesi gerektiğini vurguladı.

Yılmaz, toplu sonuçların Türkçe ve İngilizce kitap haline getirilebilmesi yönündeki tercüme çalışmaları ve tablolara ilişkin görsel düzenlemelerin en erken zamanda yayınlamak üzere sürdürüldüğünü de bildirdi.

Yılmaz açıklamasında, "KKTC'de de-facto ve de-jure nüfusun yerleşim yeri ve cinsiyete göre dağılımı", "KKTC'deki belediyeler ve nüfusları" ve "KKTC'de de-facto ve de-jure nüfusun ilçe, bucak ve cinsiyete göre dağılımı" başlıklı tablolara da yer verdi.

KIBRIS 11/09/07

 

Türk tarafı üzerine düşeni yaptı

ULUSLARARASI TOPLUM GERÇEĞİN FARKINA VARMAYA BAŞLADI... TBMM Başkanı Köksal Toptan, Ercan Havaalanı'nda yaptığı açıklamada; "Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunamıyorsa, bunun sorumlusu Güney Kıbrıs Rum tarafıdır" dedi. Toptan, Kıbrıs Türk tarafının üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını, barış, demokrasi, dünya ile bütünleşme uğruna her zaman çözümden yana hareket ettiğini vurguladı. Uluslararası toplumun bu gerçeğin yavaş yavaş farkına varmaya başladığını düşündüğünü söyleyen Toptan, uluslararası toplumun daha fazla gecikmeden KKTC üzerindeki haksız kısıtlamaları kaldırmasını istediklerini ifade etti

KKTC'DE MİLLİ GELİR İKİ KATINA ÇIKARILMALI... KKTC'de son zamanlarda meydana gelen kalkınma hamlesiyle sağlanan ekonomik büyümeden mutluluk duyduklarını ifade eden Toptan, KKTC'deki fert başına düşen milli gelirin 10 yıl içinde bugünkünün iki katına çıkarılmasının hedeflenmesi gerektiğini belirtti. Toptan, "Türkiye bu anlamda bugüne kadar üzerine düşeni nasıl yaptıysa, bundan sonra da gerçekleştirmeye devam edecek" diye konuştu. Toptan, KKTC'nin bir üniversiteler ve turizm adası olması için gereken her şeyi, KKTC yönetimiyle birlikte gerçekleştirmeye çalışacaklarını da söyledi

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Köksal Toptan ilk yurt dışı gezisini KKTC'ye yaptı. Bir heyetle birlikte dün ülkemize gelen Toptan, Türkiye'deki yerleşik geleneklere uyarak ilk yurt dışı gezisini KKTC'ye gerçekleştirmekten mutluluk ve heyecan duyduğunu söyledi.

Özel TC-ATA uçağıyla saat 15.25'te Ercan Havaalanı'na gelen Köksal Toptan ve beraberindeki heyeti, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun ve bazı milletvekilleri karşıladı.

Toptan'a AKP Elazığ Milletvekili Feyzi İşbaşaran, AKP Konya Milletvekili Ali Öztürk, AKP Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek, CHP Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve MHP Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş ile bürokratlar eşlik ediyor.

Köksal Toptan, Ercan Havaalanı'nda yaptığı açıklamada; "Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunamıyorsa, bunun sorumlusu Güney Kıbrıs Rum tarafıdır" dedi.

TBMM Başkanı Köksal Toptan, Kıbrıs Türk tarafının üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını, barış, demokrasi, dünya ile bütünleşme uğruna her zaman çözümden yana hareket ettiğini vurguladı.

Uluslararası toplumun bu gerçeğin yavaş yavaş farkına varmaya başladığını düşündüğünü söyleyen Toptan, uluslararası toplumun daha fazla gecikmeden KKTC üzerindeki haksız kısıtlamaları kaldırmasını istediklerini ifade etti.

Kıbrıs'ta adil ve kalıcı çözümün, adada iki ayrı halk, iki ayrı devlet ve iki ayrı demokrasi bulunduğunu dikkate alarak bulunabileceğini de dile getiren Toptan, ziyaretleri vesilesiyle bu konuları KKTC yetkilileriyle konuşma imkânı bulacaklarını belirtti.

Toptan, Kıbrıs Türkü'nün huzur, refah, güvenlik, kalkınma, hak ve hukukunun korunması ve uluslararası arenada hak ettiği yere ulaşmasının, Türkiye'de başta TBMM olmak üzere tüm kurumların temel görevlerinden olduğunu dile getirdi ve "Bu böyle olmuştur ve bundan sonra da hiç kuşku yoktur ki böyle devam edecektir" dedi.

"Milli gelir iki katına çıkarılmalı"

KKTC'de son zamanlarda meydana gelen kalkınma hamlesiyle sağlanan ekonomik büyümeden mutluluk duyduklarını ifade eden Toptan, KKTC'deki fert başına düşen milli gelirin 10 yıl içinde bugünkünün iki katına çıkarılmasının hedeflenmesi gerektiğini belirtti. Toptan, "Türkiye bu anlamda bugüne kadar üzerine düşeni nasıl yaptıysa, bundan sonra da gerçekleştirmeye devam edecek" diye konuştu.

"Üniversiteler ve turizm adası"

Toptan, KKTC'nin bir üniversiteler ve turizm adası olması için gereken her şeyi, KKTC yönetimiyle birlikte gerçekleştirmeye çalışacaklarını söyledi. Toptan, şu anda KKTC'deki üniversitelerdeki öğrenci sayısının 40 bine varmış olmasının ve eğitim-öğretim düzeyinin yukarılara çıkarılmasının bu hedefin ne kadar gerçekçi olduğunu gösterdiğini dile getirdi.

KKTC'nin bu kazanımlarını bölgede örnek bir demokrasi ve hukuk devleti ortamında elde ettiğini de vurgulayan Köksal Toptan, bu süreçte Cumhuriyet Meclisi'nin önemli bir rol oynadığına, bundan sonra da bu rolü oynamaya devam edeceğine ve Kıbrıs Türk halkının refahına hizmet edeceğine inandıklarını söyledi.

"KKTC ve TC'nin ayrı düşünmesi söz konusu olmadı, olmayacak"

Toptan, KKTC ile TC arasındaki bağların ziyaretleri vesilesiyle daha da ivme ve güç kazanacağına inandıklarını söyledi. Toptan, "TC ile KKTC'nin ayrı düşünmesi, farklı düşünmesi şimdiye kadar nasıl söz konusu olmadıysa bundan sonra da olmayacaktır" dedi.

Ekenoğlu

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ise, Toptan'ı karşılarken yaptığı açıklamada, TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın, eşinin ve beraberindeki heyetin KKTC'ye gelmesinin kendilerini mutlu ettiğini söyledi ve Toptan'ın ilk ziyaretini KKTC'ye gerçekleştirmesinin KKTC'ye ne kadar önem verdiğinin bir işareti olduğunu belirtti.

TBMM'nin köklü deneyimlere sahip bir meclis olduğuna işaret eden Ekenoğlu, KKTC Meclisi'nin ise yeni bir meclis olduğunu ve karşılıklı iş birliği içinde TBMM'nin deneyimlerinden yararlandıklarını kaydetti. Ekenoğlu, iş birliğini artırarak çalışmalarına devam edeceklerini de dile getirdi.

Anıttepe ziyareti

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Köksal Toptan, KKTC'de, ilk olarak, Anıttepe'deki Dr. Fazıl Küçük'ün kabrini ve Lefkoşa Atatürk Anıtı'nı ziyaret ederek çelenk koydu.

Toptan ve beraberindeki heyete, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Maliye Bakanı Ahmet Uzun ve Meclis Başkan Yardımcısı Mehmet Bayram eşlik etti.

İlk ziyaretin yapıldığı Anıttepe'de düzenlenen tören, Toptan'ın Dr. Fazıl Küçük'ün kabrine çelenk koymasıyla başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle devam eden tören, özel defterin imzalanmasıyla sona erdi.

Toptan, Anıttepe'de özel deftere şunları yazdı:

"Sizi, ilk defa lise öğrencisiyken, 1950 yıllarının sonunda Türkiye'de tanıdım. Hayran oldum. Siz, kahraman Kıbrıs Türk halkının dirayetli ve özverili önderi olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin temelini attınız. Huzurunuzda saygıyla eğiliyoruz.

Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs Türkü'nün yanında olacaktır. TBMM bugüne kadar olduğu gibi, sonsuza kadar Kıbrıslı kardeşlerine destek vermeye devam edecektir. Ruhunuz şad olsun."

Anıttepe'deki törenin ardından, Lefkoşa Atatürk Anıtı'na gidildi. Burada, düzenlenen tören Toptan'ın anıta çelenk koymasıyla başladı. Törende, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekildi, anıt özel defteri imzalandı.

TBMM Başkanı Toptan, Lefkoşa Atatürk Anıtı özel defterine, duygularını şöyle aktardı:

"Aziz Atam. Hak ve özgürlükleri için ilke ve devrimlerden aldığı güçle mücadele veren Kıbrıs Türkü'nün anlamlı eseri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, manevi huzurunda bulunmaktan gurur ve mutluluk duyuyoruz.

Ölümsüz eserin Türkiye Cumhuriyeti'nin, haklı ve meşru mücadelesinde, KKTC ve Kıbrıs Türk halkının daima yanında olacağını ve hiç bir fedakarlıktan kaçınmayacağını bir kez daha teyit ederken; aziz hatıranın izinde minnet ve şükranla eğiliyorum. Ruhun şad olsun."

Cumhuriyet Meclisi ziyareti

TBMM Başkanı Köksal Toptan daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ni ziyaret etti. Toptan ve beraberindeki heyet, ziyarette, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki milletvekili ve yetkililerden oluşan heyetle görüştü.

Toplantıya, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ile Cumhuriyet Meclisi Başkan Yardımcısı, UBP Milletvekili Mehmet Bayram da katıldı.

Köksal Toptan, toplantı öncesinde yaptığı konuşmada, KKTC'de bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.

Ard arda 2 seçimin olduğu Türkiye'de çok yoğun bir siyaset yaşandığına işaret eden Toptan, birinci görev saydığı Kıbrıs Türk vatandaşlarıyla kucaklaşmak için ilk geziyi KKTC'ye düzenlediğini belirtti.

Toptan, "Türkiye'deki Kıbrıs mitinglerinde tanıdığını Dr. Fazıl Küçük'ten bayrağı devralanların, tüm baskılara rağmen onun çizdiği yolda ilerleyip, Kıbrıs'ı gurur duyulacak bir noktaya taşıdığını" söyledi.

Kıbrıs Türkü'nün 40 yıldır devam eden eşitlik mücadelesinin emsali bulunmadığını kaydeden Toptan, her türlü baskı, tehdit ve teröre karşın yılmadan mücadele eden Kıbrıs Türk halkının hak ve özgürlüğüne sahip çıktığını belirtti. Toptan, milli dava etrafındaki inanç ve gönül birliğinin, başarıya ulaşılmasında büyük payı bulunduğuna işaret etti.

Köksal Toptan, Kıbrıs Türk halkının, adada adil ve kalıcı bir çözümü samimiyetle arzu ettiğini, her türlü özveriyi gerçekleştirmek suretiyle gösterdiğini; ancak Rum'un uzlaşmak ve Kıbrıs Türkü ile ortak bir gelecek kurmak isteği bulunmadığının artık görüldüğünü söyledi. Toptan, şöyle devam etti:

"Kıbrıs'ta kalıcı barış, 2 tarafın eşitliğine ve mevcut gerçeklere dayanmalıdır. Bu gerçekler, Kıbrıs'ta 2 ayrı halkın, 2 demokrasinin ve 2 devletin varlığıdır. Uzlaşma kesinlikle bu zeminin üzerinden sağlanacak"

KKTC'nin haksız kısıtlama ve ambargolara rağmen Anavatan Türkiye'nin desteğiyle siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda önemli adımlar attığını kaydeden Toptan, Türk milletinin ayrılmaz parçası olan Kıbrıs Türkü'nün gösterdiği bu başarıdan gurur duyduğunu söyledi.

Toptan, Kıbrıs'ta örnek bir demokrasi kurulduğuna işaret ederek, Cumhuriyet Meclisi'nin varlığı ile üstlendiği rolün, demokrasinin başlıca güvencesi olduğunu kaydetti. Toptan, şöyle dedi:

"KKTC'nin tüm kurum ve kuruluşlarının güçlendirilmesi ve halkın refahının yükseltilmesi ortak hedefimizdir. Bu süreçte önemli dayanağımız karşılıklı güven ve anlayış olacak. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirecektir."

Köksal Toptan, "TBMM, Kıbrıs Türk halkının onurlu mücadelesinin her aşamasında adil bir çözümden yana tavrını açıkça ortaya koymuş, Kıbrıs Türkü'nün hak ve çıkarlarının korunmasında öncü rolünden taviz vermemiştir. Ve kesinlikte bundan sonra vermeyecektir" diye konuştu.

Ekenoğlu

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da konuşmasında, seçimin ardından yoğun tempoyla görev başı yapan Köksal Toptan ve heyetini tebrik edip, başarı dileklerinde bulundu.

Toptan'ın ilk ziyaretini KKTC'ye yapmasının ayrı bir gurur vesilesi olduğuna işaret eden Ekenoğlu, kardeş 2 parlamentonun işbirliğinin en üst düzeyde devam ettirilmesi konusundaki hassasiyetin devam ettirileceğini söyledi.

Ekenoğlu, "Engin bilgi, birikim ve deneyimleri var. Bugüne kadar birlikte mücadele ettik. KKTC'nin kurumlaşması ve bugünlere ulaşmasına büyük katkı sağladılar. Teşekkürler" dedi.

Kıbrıs sorununa çözüm bulma girişimlerine değinen Ekenoğlu, sunulan son planın Rumlar tarafından reddedilmesinden dolayı çözüme yine ulaşılamadığını belirtti. Ekenoğlu, 8 Temmuz sürecine katkı koymaktan kaçınan Rum Lider Papadopulos'un yaklaşan seçimlerden dolayı bir araya gelmekten kaçtığı KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile masaya oturmak zorunda kaldığına dikkat çekti.

Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonların kaldırılması yönündeki çalışmaları da anlatan Ekenoğlu, dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın kaldırılması tavsiyesinde bulunduğu izolasyonlarla ilgili olarak AB'nin de 3 tüzük hazırladığını kaydetti. Ekenoğlu, Rum'un engellemelerinden dolayı bu tüzüklerin birinin hayata geçmediğine, hayata geçenlerden de beklenen faydanın sağlanamadığına işaret etti.

Ekenoğlu, Rum Yönetimi'nin tek başına AB üyeliğini bir avantaj olarak kullandığını ve kendi çözümünü dayatmaya çalıştığını söyledi. Kıbrıs Türkü'nün çözüm kararlılığının devam edeceğini vurgulayan Ekenoğlu, şöyle devam etti:

"Ancak izolasyonlar kaldırılmadıkça, Rum samimiyetle masaya oturmayacak ve bu bölgede huzursuzluğa neden olacak. Rum'un adil ve kalıcı çözüme yönelik girişimlere olumlu cevap vermesi lazım."

Fatma Ekenoğlu, son zamanlarda önemli gelişmeler de yaşandığını belirterek, KKTC'nin Avrupa Konseyi'nde 2 milletvekiliyle temsil edilmeye başlandığını, Almanya Federal Parlamentosu'nun izolasyonların kaldırılması konusunda karar aldığını ve İKÖ'de temsiliyet için girişimlerde bulunulduğunu söyledi. Ekenoğlu, "Tüm bunlara rağmen izolasyonların kaldırılması konusunda somut bir adım atılmadı. Bunun nedeni de Rum'un hâkimiyetçi tavrı" dedi.

Toptan ile Ekenoğlu, konuşmaların ardından, birbirlerine hediye sundu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, kısa sürede üzerindeki izolasyonların kaldırılmasıyla önü açıldığı takdirde KKTC'nin özellikle turizm ve yüksek öğretimdeki kaynaklarının daha da ivme kazanacağı ve Doğu Akdeniz'in incisi haline geleceği inancını dile getirdi.

Heyete ziyaretinde TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin eşlik etti.

"Türkiye üzerine düşeni bundan sonra da yapacak"

Türkiye'nin Kıbrıs Türkü'nün refahının yükselmesi ve uluslararası platformda hakkının ve hukukunun savunulması anlamında üzerine düşen her şeyi bundan sonra da yapmaya devam edeceğini vurgulayan Toptan, kısa sürede üzerindeki izolasyonların kaldırılmasıyla önü açıldığı takdirde KKTC'nin, özellikle turizm ve yüksek öğretimdeki kaynaklarının daha da ivme kazanacağı ve dünyayı şaşırtan büyük bir performansla Doğu Akdeniz'in incisi haline geleceği inancını dile getirdi.

Konuk Meclis Başkanı Toptan, "KKTC çeşitli baskı, tehdit ve izolasyonlara rağmen bugünkü refah düzeyini yakalamış; fert başına milli gelirini 12 bin dolara yaklaştırmışsa, elinin kolunun biraz daha rahatlatılması suretiyle çok daha büyüklerini yapabilecek performansı sergilemiştir. O nedenle sizi de tebrik ediyoruz" şeklinde konuştu.

Soyer

TBMM Başkanı Köksal Toptan ve beraberindeki heyet, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i de ziyaret etti.

Ziyarette konuşan Toptan, KKTC'de son yıllarda yaşanan gelişmelerin kendilerine gurur ve heyecan verdiğini belirtirken, ekonomik ve sosyal alandaki gelişmelerde hükümetin de büyük katkısı bulunduğunu belirterek Soyer'i kutladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Toptan ve heyetiyle görüşmesinde, konuklarına öncelikle ilk yurtdışı ziyaretlerini KKTC'ye yaptıkları için teşekkürlerini dile getirdi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, öz kaynaklar ile Türkiye'nin ekonomik desteğini doğru kullanarak ekonomik gelişimi ilerletme çabasının süreceğini ve Kıbrıs adasında Kıbrıslı Rumlar kadar hak eşitliğine dayalı bir çözüm için, gerek Türkiye gerekse Kıbrıs Türk halkının, Avrupa Birliği'nde de onurlu bir şekilde yerini alması için Türkiye'yle birlikte ortak politikaların yürütülmeye devam edileceğini kaydetti.

Kıbrıs Türk halkının tarih boyunca eşitlik davası verdiğine ve bu davanın Kıbrıs Türk halkının adada Rumlar kadar hak sahibi olma temelinde verdiği onurlu bir mücadele olduğuna işaret eden Soyer, bu mücadelede Kıbrıs Türk halkının destek ve güven duyduğu iki unsurdan birinin; kendi ulusal ve toplumsal varlığı, diğerinin de Türkiye'nin tartışmasız desteği olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin desteğinin Kıbrıs Türk halkının verdiği mücadeleyle birleşip büyük değere dönüştüğü için Kıbrıs Türk halkının eşitlik mücadelesini kesintisiz sürdürdüğünü kaydeden Soyer, dünyanın değişen koşullarında; bu konjektürde Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye'nin bölgede barış ve istikrarın gerçekleşmesi için yeni süreçlerde yeni politikalarla hareket ederken değişmez tek noktanın, Kıbrıs Türk halkının bir çözümdeki eşitliği, egemenliği ve Türkiye'nin garantörlüğü olduğunu vurguladı.

Soyer, bu üç temel noktada Kıbrıs Türk halkının, tüm pozitif yaklaşımını Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümeti, meclisi ve tüm kurumlarıyla işbirliği içerisinde ileriye taşıma karar ve azminde olduğunu kaydederek, şunları dile getirdi:

"Biz bu mücadelede yalnızca siyasal anlamda bir mücadeleyle hareket etmiyoruz. Aynı zamanda bu çözüm sürecinde bize onurlu yerimizi verecek olanın da Kıbrıs Türk halkının ekonomik, demokratik, siyasal gelişmesi ve kurumsallaşması olduğunun bilincindeyiz. Bundan ötürü kendi kaynaklarımızı doğru kullanmak ve Türkiye'nin hiçbir zaman unutulmayacak ekonomik destekleriyle bunları doğru kullanarak ekonomik gelişmemizi ilerletmek. İşte bu temel doğrultusunda kat ettiğimiz adımlara yenilerini ilave edeceğiz ve bunların üstüne yeni güzellikler kurarak Doğu Akdeniz'de, Kıbrıs adasında Kıbrıslı Rumlar kadar hak eşitliğine dayalı bir çözüm için, gerek Türkiye gerekse Kıbrıs Türk halkının, Avrupa Birliği'nde de onurlu bir şekilde yerini alması için birlikte politikamızı sürdüreceğiz."

Başbakan Soyer, TBMM'nin her zaman desteğini yanlarında bulacaklarından emin olduklarını da sözlerine ekledi.

Ziyaretin sonunda Toptan ve Soyer arasında plaket teatisi de gerçekleşti.

Bugünkü temaslar

Konuk Meclis Başkanı, bugünkü temaslarına saat 09.15'te Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'i ziyaret ederek başlayacak. TBMM Başkanı Köksal Toptan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından saat 10.15'te kabul edilecek. Saat 11.00'de Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile bir araya gelecek olan Toptan, saat 11.45'te de Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nu ziyaret edecek.

Toptan, saat 13.00'te Girne'de Colony Otel'de, Türkiye Büyükelçisi Kurttekin'in onuruna vereceği yemeğe katılacak. Toptan, saat 16.00'dan itibaren tarihi ve kültürel mekânlar Bellapais Manastırı ve St. Hilarion Kalesi'ni ziyaret edecek. Toptan, saat 20.00'de ise Cumhurbaşkanı Talat'ın ikametgâhında vereceği akşam yemeğine katılacak.

Çarşamba günü saat 10.00'da Girne'de İhtiyat Sandığı Dairesi binasının temel atma törenine iştirak edecek olan Toptan, saat 17.00'de KKTC'den ayrılacak.

KIBRIS 11/09/07

 

 

Papadopulos: Tek düşmanımız TSK

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, özellikle son dönemde Türk ordusunu hedef alan açıklamalarının dozunu iyice artırdı ve “Tek düşmanımız Türk Silahlı Kuvvetleri ve onun Ada’daki işgal ordusudur” dedi.

NTV

Güncelleme: 15:40 TSI 12 Eylül 2007 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Rum televizyonlarından ortak yayınlanan bir basın toplantısı düzenleyen Papadopulos, uluslararası anlaşmalar uyarınca Kıbrıs’ta bulunan Türk Barış Kuvvetleri’ni düşman olarak niteledi.

Rum halkını Türk ordusuna karşı birlik olmaya çağıran Papadopulos, “Tek düşmanımız Türk işgal ordusudur” ifadesini kullandı.

Papadopluos’un Türk ordusunu ilk kez açıkça ve doğrudan ‘düşman’ olarak niteleyen bu açıklaması, Rum kamuoyunda bile şaşkınlık yarattı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la 5 Eylül’de yaptığı görüşmenin başarısızlığa uğramasından da Türk tarafını sorumlu tutan Papadopulos, “Talat’tan olumlu bir yaklaşım görmedim, zira Türk tarafında, 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi için, siyasi istek yok” dedi.

Dışişleri’nden Papadopulos’a tepki

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un “Tek düşmanımız TSK” şeklindeki açıklamasına tepki göterdi. Bilman, TSK’nın adada düşman olarak ilan edilmesinin barışa hizmet etmeyeceğini söyledi.

AA

Güncelleme: 15:40 TSI 12 Eylül 2007 Çarşamba

 

ANKARA - Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman, haftalık basın toplantısında, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un açıklamalarına ilişkin soru üzerine, açıklamalarından Papadopulos’un, Türkiye’nin adayla olan ilişkilerini pek anlamadığının anlaşıldığını ifade etti.

Bilman, “Zannediyorum Türkiye’nin Yunanistan ve İngiltere ile birlikte garantör ülke olduğunu, Türkiye’nin aynı zamanda anavatan olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin adadaki varlığının uluslararası anlaşmalardan kaynaklandığını, yasal olduğunu unutmuşa benziyor” diye konuştu.

Bilman, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hatırlatmak gerekir ki, TSK’nın adada düşman olarak ilan edilmesi hiçbir şekilde barışa hizmet etmemektedir. TSK’nın bu şekilde hedef gösterilmesi kabul edilemez. Herhalde Papadopulos’un bunları anlaması gerekir.”

 

"Tek düşmanımız Türk askeri"


12 Eylül, 2007 10:38:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, tek düşmanlarının adadaki Türk askeri olduğunu söyledi.

Papadopulos, dün akşam Rum televizyonlarından canlı yayınlanan açıklamasında, tek düşmanlarının adadaki 'işgalci' Türk askeri olduğunu söyleyerek Rum halkını bu 'düşmana' karşı birleşmeye çağırdı.
 
Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 5 Eylül'de yaptığı görüşmede ise Kıbrıs Türk tarafında barış için gerekli siyasi iradeyi görmediğini iddia etti.
 
“Bu olumsuzluklara aldırmadan yolumuza devam edeceğiz" diyen Rum lider, Annan Planı'nın Rum tarafınca veto edilmesine de destek çıktı.
 
Papadopulos, “Annan Planı'nın ardından karşılaştığımız sorunların üstesinden gelmeyi bildik. Türkiye de, işgal edilmiş adada, yasadışı Kıbrıs Türk rejimi kurma hedefine ulaşamadı" dedi.
 
Papadopulos konuşmasının sonunda Rum halkına fanatizmden uzak durma mesajları verdi. 
 
"Tarih bize ayrılıkların sadece kötü olayları beraberinde getirdiğini öğretti" diyen Rum lider, "Mücadelemizin en değerli temeli olan birlik ve beraberliğimizin koruyucusu olmalıyız. İçimizde düşmen yoktur. Tek düşmanımız vardır. O da işgalci Türk ordusudur. Siyaset sahnesindeki ve seçim arenasındaki rakipler sadece farklı düşünen siyasi rakiplerdir. Onlar düşman değillerdir" diye konuştu.
 
Papadopulos ayrıca, New York'ta 2004'te BM hakemliğini kabul ettiği için pişmanlık duyduğunu ifade ederek, "Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir çabada BM'nin hakemliğine asla izin vermeyeceğini" söyledi. 
 
Rum lider Papadopulos'un Kıbrıs Rum kesiminde Şubat 2008'de yapılması beklenen başkanlık seçimi öncesinde bu tür mesajlar vermesi dikkat çekti.

 

Dışişleri'nden Rum lidere yanıt


12 Eylül, 2007 14:04:00 (TSİ) CNN TURK

''Tek düşmanımız Türk askeri'' diyen Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'a Dışişleri Bakanlığı'ndan yanıt geldi. Bakanlık, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs'ta barış ve huzurun teminatı olduğunu ve öyle kalmaya devam edeceğini bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "Kıbrıs Türklerine karşı etnik arındırmayı öngören Akritas Planı'nı bizzat kaleme alanlardan biri olduğu bilinen eski EOKA terör örgütü mensubu GKRY liderinin Türkiye ve Türk ordusu ile ilgili haddini aşan beyanlarının esasen ciddi bir yanının bulunmadığı" belirtildi.
 
Açıklamada, "Kıbrıs'ta 1964 yılında Rum tarafınca yıkılan ortak idareyi işgal ettiği herkesin malumu olan Papadopulos'un bu tür beyanlarla Kıbrıs'ta barışın önünü tıkama çabaları sonuçsuz kalacaktır "ifadesi kullanıldı.
 
Açıklamada ayrıca, ""KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat'ın 5 Eylül 2007 tarihinde yapılan görüşmede 2008 yılı sonuna kadar kapsamlı çözüme ulaşılması yönünde ortaya koyduğu öneriye olumsuz yanıt veren Rum liderinin, bu kez gündemi çarpıtmaya çalıştığı görülmektedir" denildi.
 
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman da, TSK'nın adada düşman olarak ilan edilmesinin hiçbir şekilde barışa hizmet etmeyeceğini söyledi.
 
Bilman, "Zannediyorum Türkiye'nin Yunanistan ve İngiltere ile birlikte garantör ülke olduğunu, Türkiye'nin aynı zamanda anavatan olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadaki varlığının uluslararası anlaşmalardan kaynaklandığını, yasal olduğunu unutmuşa benziyor" dedi. 
 
PAPADOPULOS NE DEDİ?
 
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, tek düşmanlarının adadaki Türk askeri olduğunu söyledi.
 
Papadopulos, dün akşam Rum televizyonlarından canlı yayınlanan açıklamasında, tek düşmanlarının adadaki 'işgalci' Türk askeri olduğunu söyleyerek Rum halkını bu 'düşmana' karşı birleşmeye çağırdı.
 
Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 5 Eylül'de yaptığı görüşmede ise Kıbrıs Türk tarafında barış için gerekli siyasi iradeyi görmediğini iddia etti.

 

"TSK'ya düşman demek, barışa hizmet etmez"

      Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un adadaki Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) yönelik açıklamaları üzerine, TSK'nın adada düşman olarak ilan edilmesinin hiçbir şekilde barışa hizmet etmeyeceğini söyledi.
      Bilman, haftalık basın toplantısında, Papadopulos'un açıklamalarına ilişkin soru üzerine, açıklamalarından Papadopulos'un, Türkiye'nin adayla olan ilişkilerini pek anlamadığının anlaşıldığını ifade etti.
      Bilman, şöyle devam etti:
      ''Zannediyorum Türkiye'nin Yunanistan ve İngiltere ile birlikte garantör ülke olduğunu, Türkiye'nin aynı zamanda anavatan olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin adadaki varlığının uluslararası anlaşmalardan kaynaklandığını, yasal olduğunu unutmuşa benziyor. Hatırlatmak gerekir ki, TSK'nın adada düşman olarak ilan edilmesi hiçbir şekilde barışa hizmet etmemektedir. TSK'nın bu şekilde hedef gösterilmesi kabul edilemez. Herhalde Papadopulos'un bunları anlaması gerekir.''
     

MILLIYET 12/09/07

 

Raşit Pertev, Olli Rehn'i 5 Eylül görüşmesi hakkında bilgilendirdi

5 EYLÜL GÖRÜŞMESİ VE KIBRISLI TÜRKLER İLE AB ARASINDAKİ KONULAR ELE ALINDI... Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, Brüksel'deki temasları sırasında AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Rhen ile dün bir saatlik bir görüşme gerçekleştirerek, Rehn'i Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos arasında 5 Eylül'de gerçekleştirilen görüşme hakkında bilgilendirdi. Pertev, ayrıca Rehn'le Kıbrıslı Türkler ile AB arasındaki konuları da ele aldı

Anıl IŞIK

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Brüksel'deki temasları sırasında Avrupa Birliği (AB) Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rhen ile dün bir araya gelerek, Rehn'i Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos arasında 5 Eylül'de BM ara bölgedeki özel ikametgahında BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Micheal Moller huzurunda gerçekleştirilen görüşme hakkında bilgilendirdi.

Pertev, ayrıca Olli Rehn'le bir saatlik görüşme sırasında Kıbrıslı Türkler ile AB arasındaki konuları da ele aldı.

Kıbrıs konusu hakkında temaslarda bulunmak amacıyla Brüksel'e giden Raşit Pertev, dün gün boyu Avrupa Komisyonu yetkileri ile bir dizi görüşme yaptı ve ardından AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Rehn ile bir araya geldi.

Olli Rehn ile bir saatlik görüşmesinin ardından KIBRIS'a açıklamalarda bulunan Pertev, Avrupa Komisyon'un yeni çalışma dönemi çerçevesinde Brüksel'de çeşitli temaslarda bulunduklarını ifade ederek, yeni çalışma dönemi öncesinde iyi bir görüş teatisinde bulunma fırsatı yakaladıklarını kaydetti.

Olli Rehn ile görüşmesini "olumlu" ve "yapıcı" olarak nitelendiren Pertev, görüşmede Olli Rehn'i Kıbrıs'taki son durum ve özellikle 5 Eylül'deki Talat-Papadopulos görüşmesi hakkında bilgilendirdiğini belirtti. Pertev, ayrıca Olli Rehn'le Kıbrıslı Türkler ile AB arasındaki konuları ele aldıklarını söyledi.

Pertev, dünkü görüşmeleri çerçevesinde diğer Komisyon yetkilileriyle de bir araya geldiğini ifade ederek, bu temasları sırasında ise teknik konuların ele alındığını belirtti.

Pertev, görüşmelerde izolasyonlar ve doğrudan ticaret konusunun da gündeme geldiğine işaret ederek, yetkililere Kıbrıs Türk tarafının bu konulardaki tutumunu ve beklentilerini aktardığını söyledi.

Rum basınında Olli Rehn'le ilk kez bir araya geldiği yönündeki haberlere de işaret eden Pertev, Olli Rehn'le daha önce birçok kez görüştüğünü, ancak Rum basınına bu görüşmelerin yansımamış olmasından dolayı böyle bir intiba oluştuğunu kaydetti.

Raşit Pertev, pazartesi günü de Avrupa Parlamentosu'nda çeşitli temaslarda bulunmuştu.

Pertev'e Brüksel ziyaretinde, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan ile Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin eşlik ediyor.

Pertev ve beraberindekiler bu akşam yurda dönecek.

KIBRIS 12/09/07

 

Rum itirazına AİHM'den ret

İLK KEZ REDDEDİLDİLER...Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı'nın AİHM üyeliğine atanmasına yönelik itirazın reddedilmesiyle, Güney Kıbrıs Rum kesimi ilk kez AİHM tarafından reddedilmiş oldu. Kıbrıs Rum Yönetimi, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ile Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül Erönen'in "KKTC'ye bağlılık yeminini" gerekçe göstererek AİHM üyeliğine atanmalarına itiraz etmişti.

"OLUMU VE SEVİNDİRİCİ BİR GELİŞME"... Emekli Başsavcı Zaim Necatigil, Kıbrıs Rum kesiminin Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı'nın AİHM üyeliğine yönelik itirazının AİHM tarafından reddedilmesini olumlu ve sevindirici bir gelişme olarak değerlendirdi. Necatigil, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, bu kararın dolaylı olarak Taşınmaz Mal Komisyonu'nun faaliyetlerinin de AİHM tarafından olumlu değerlendirildiğini gösterdiğini söyledi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı'nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'yi temsilen 38 davaya katılacak olmasına yönelik itirazını reddetti.

AİHM'in ilk kez Rum tarafının bir başvurusunu reddettiği belirtilirken, mahkemenin 6 Eylül Perşembe günü Strasbourg'ta yapıldığı ve yaklaşık yarım saat sürdüğü açıklandı.

Rum Başsavcılığı, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ile Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül Erönen'in "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne bağlılık yeminini" gerekçe göstererek AİHM üyeliğine atanmalarına itiraz etmiş, Kıbrıslı Türk yargıçların adil yargıda bulunamayacaklarını iddia etmişti.

Yüksek Mahkeme Başkanı Hakkı, AİHM'de Kıbrıslı Rumlar tarafından Türkiye aleyhine açılan 38 davaya ad-hoc yargıç olarak atanmıştı.

Hakkı, mülkiyetle ilgili davalarda, Yüksek Mahkeme yargıçlarından Gönül Erönen de kayıplarla ilgili başvurularda, AİHM'de yargıç olarak görev yapıyor.

Kıbrıs Rum tarafının itirazı üzerine AİHM, Kıbrıslı Türk yargıçların görüşlerinin dinlenmesini kararlaştırmıştı.

Rum tarafı, "Kıbrıslı Türk yargıçların adil yargıda bulunamayacaklarını" iddia etmişti.

AİHM'in, yine Rumların, Strasbourg mahkemesinde görev yapmasına itiraz ettiği Kıbrıslı Türk yargıç Gönül Erönen ile ilgili kararını gelecek günlerde vereceği açıklanırken, Gönül Erönen hakkında da olumlu karar vermesi bekleniyor.

Kıbrıslı Türk yargıçların AİHM'ye atanmasında, "ilgili davaların Kıbrıs ile ilgili olmasının yanında, çoğu İngiltere'de eğitim alan yargıçların yabancı dile hakimiyetinin ve KKTC yargı sisteminin AİHM'de dahi saygın bir yere sahip olmasının etkili olduğu" belirtiliyor.

Necatigil: Olumlu ve sevindirici bir gelişme

Emekli Başsavcı Zaim Necatigil, AİHM'in Kıbrıs Rum kesimi tarafından yapılan itirazı reddetmesini olumlu ve sevindirici bir gelişme olarak değerlendirdi.

Necatigil, KIBRIS'a yaptığı açıklamada bu kararın dolaylı olarak Taşınmaz Mal Komisyonu'nun faaliyetlerinin AİHM tarafından olumlu değerlendirildiğini gösterdiğini de söyledi.

Bütün ülkelerin yargıçlarının ülkelerinin anayasasına yemin ettiğini belirten Necatigil, AİHM'e gidildiğinde ise yargıçların tarafsız bir şekilde görevlerini yaptığını söyledi.

Necatigil, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı'nın AİHM'de dosyaları tamamlanmış olan 38 mülkiyet davasına Türkiye adına katılacağını, örnek veya pilot dava olarak seçilen davalarda karar verecek 7 yargıçtan biri olarak bulunacağını vurguladı.

Zaim Necatigil, AİHM'in binlerce davayı kendisi görmek yerine bunların iç hukukta çözümlenmesi taraftarı olduğunu da kaydetti.

Bu gelişmenin AİHM'deki yargıçların artık Kıbrıs'taki durumu daha iyi anlayacak duruma geldiğini gösterdiğini ifade eden Necatigil, "Rumlar her konuda itirazda bulunuyor. Daha önce de Metin Hakkı'nın Rum malı aldığı yönünde bir iddia ortaya atıldı ancak bu da fos çıktı" dedi.

Necatigil, artık itiraz edecek bir nokta kalmadığını ifade etti.

KIBRIS 12/09/07

 

Ne olacağını Möller belirleyecek

PAPADOPULOS, KAPSAMLI ÇÖZÜM GÖRÜŞMELERİNDEN KAÇIYOR... Erçakıca: Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat'ın '14 ay, 14 yıl veya 140 yıl' bekleyip bekleyemeyeceğimiz sorusunu ortaya atmasına Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos'un yanıt vermekten kaçınması anlamlıdır... Papadopulos, bu soruya yanıt vermekten kaçınarak 8 Temmuz anlaşmasını benimsemediğini ve bu anlaşmayı kapsamlı çözüm görüşmelerinden kaçmak için bir araca dönüştürmek gayretinde olduğunu da göstermiştir

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafında Kıbrıs sorununa ilişkin görüşme süreci hakkında ortaya atılan senaryoların, sorundan çok seçim kampanyalarıyla ilgili olduğuna işaret ederek, bunun soğukkanlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Erçakıca, "Ancak bazı ciddi noktalara varırsak, Kıbrıs sorununu çözecek ya da ileriye götürecek çalışmalara dikkatli bir şekilde de olsa katılacağız" dedi.

Sürecin nasıl ilerleyeceğinin, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in ayrı ayrı yapacağı temaslar sonrasında ortaya çıkacağını kaydeden Erçakıca, Möller'in 5 Eylül sonrasında Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'le telefonda 1-2 defa görüştüğünü belirtti.

Papadopulos, sürecin akıntıya bırakılmasını savundu

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifingde, 5 Eylül'de gerçekleşen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat-Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos görüşmesini değerlendirdi.

Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu görüşmeye iyi niyetle, kapsamlı çözümün daha fazla ertelenmemesi gerektiğine vurgu yaparak, kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlaması için çalışma grupları aracılığıyla hazırlık yapılmasını öngören 8 Temmuz sürecini disiplin altına almak, hızlandırmak ve hayata geçirmek amacıyla gittiğine işaret etti.

Hasan Erçakıca, Türk tarafının 8 Temmuz anlaşmasının uygulanmasına bir süre kısıtlaması konulmasını ve bu sürenin sonunda anlaşmanın amacına uygun olarak kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlamasını önerdiğini hatırlattı.

Erçakıca, ayrıca 8 Temmuz anlaşmasına bağlı kalarak, Kıbrıs sorununun 2008 yılı sonuna kadar çözümlenmesi konusunda bir irade beyanında bulunulması önerisi yaptığına da işaret etti. Kıbrıs Rum lider Papadopulos'un ise bu önerileri reddedip, alternatif öneriler de getirmediğine dikkat çeken Erçakıca, "Sadece 1-2 çalışma grubunun oluşturulmasını ve sürecin akıntıya bırakılmasını savunmuştur" dedi.

"Aradan geçen 14 ayın hesabı sorulmalı"

Hasan Erçakıca, Papadopulos'un bu tutumunun, 8 Temmuz anlaşmasına tam anlamıyla aykırı olduğunu vurgulayarak, aradan geçen 14 ayın hesabının sorulması gerektiğini söyledi.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat'ın '14 ay, 14 yıl veya 140 yıl' bekleyip bekleyemeyeceğimiz sorusunu ortaya atmasına Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos'un yanıt vermekten kaçınması anlamlıdır. 8 Temmuz anlaşmasın kimin tarafından benimsendiğini veya benimsenmediğini belirleyecek olan şey, bu soruya verilecek olan yanıttır. Papadopulos, bu soruya yanıt vermekten kaçınarak 8 Temmuz anlaşmasını benimsemediğini ve bu anlaşmayı kapsamlı çözüm görüşmelerinden kaçmak için bir araca dönüştürmek gayretinde olduğunu da göstermiştir."

Talat'ın BM Genel Sekreteri Moon ile görüşmesi

Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile ekim ayında gerçekleşeceği açıklanan görüşmenin tarihinin henüz kesinleşmediğini söyledi.

Erçakıca, "Karşılıklı mektup teatileriyle Cumhurbaşkanı Talat ile BM Genel Sekreteri'nin görüşmesi inisiyatif olarak kesinleşti" dedi.

Pertev-Conis görüşmesi

Öte yandan Erçakıca bir başka soruya yanıtında, Rum Lider Papadopulos'un Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in 5 Eylül görüşmesi sonrasında henüz bir araya gelmediğini söyledi.

KIBRIS 12/09/07

 

AB KKTC’yi tanıyabilir

AB’nin, KKTC’yi tanımayı bir çözüm seçeneği olarak değerlendirebileceği belirtiliyor.

NTV

Güncelleme: 09:15 TSI 13 Eylül 2007 Perşembe

 

BRÜKSEL - NTV’ye bilgi veren AB kaynaklarına göre, Kıbrıs sorununa BM çatısı altında çözüm bulunamaması halinde, KKTC’nin Avrupa ülkeleri tarafından tanınması seçeneği gündeme gelebilir.

 

Rum yönetiminin çözüm için isteksiz tutumunun altını çizen AB yetkilileri, henüz fikir teatisi aşamasında olan bu düşüncenin, Güney Kıbrıs’ta yapılacak seçimlerin ardından Rum tarafının takınacağı tutum ışığında somutlaşabileceği görüşünde..

AB kaynakları, aynı zamanda Kosova’nın nihai statüsünün yıl sonunda kesinlik kazanacağına da dikkat çekiyor ve Kosova’ya bağımsızlık tanınmasının KKTC için de örnek teşkil edebileceği yorumunu yapıyor.

 

Batılı medyanın Kandil Dağı turları sürüyor

Batılı medyanın Kandil Dağı turları sürüyor

 

 

 

 

 

 

 

 

    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  Batılı medya, Kandil Dağı’na gezilerini hızlandırdı. Son olarak da Washington Post muhabiri de, Kandil Dağı’na girerek PKK liderlerinden Murat Karayılan ile görüştü.
      Washington Post, sınır bölgesindeki otoritenin fiilen “Kürt gerilla grupları"nın elinde olduğuna dikkat çekerken “PKK’nın başı" olarak nitelendirdiği Murat Karayılan’a atfen “PKK’nın uzun vadeli hedefinin Türkiye, İran ve Suriye’de Irak’taki Kürt Bölgesel Yönetimine benzer yarı özerk bölgesel oluşumları kurmak olduğunu" yazdı.
      Geçen hafta, The Daily Telegraph gazetesi muhabiri Damien McElroy, Kandil dağı mahreçli bir haberinde PKK’nın önde gelenlerinden Murat Karayılan ile yaptığı görüşmeler ve izlenimlerine yer vermişti. ABD’li subayların Kandil dağındaki “Kürt savaşçıları'' ile düzenli toplantılar yaptıkları belirtildiğini kaydeden McElroy ayrıca, Kandil dağında bir ABD’li müteahhide ait araçlarının göründüğünü de yazmıştı.
      Washington Post muhabirini Joshua Partlow, Türk-Irak sınırındaki duruma ilişkin izlenimlerine yer verdiği haberinde İran’ın bölgeyi hedef alan bombalamaları ile PKK ve PJAK gibi yan örgütleri üzerinde durdu. Sınır bölgesinde otoritenin fiilen “Kürt gerilla grupları"nın elinde olduğuna dikkat çeken Partlow, bu grupların Türk ve İran hükümetlerince terör örgütleri olarak nitelendirildiğini kaydetti.
     
     -"PKK’NIN BAŞI KARAYILAN"-

      Sınır bölgesindeki “genç erkek ve kadınların İran, Irak, Türkiye ve Suriye’de daha büyük bir Kürt etkinliği için savaştıklarını" ifade etti.
      "Bu gerilla grupları arasında en öne çıkan, çabalarını Türkiye’ye karşı yoğunlaştıran Kürdistan İşçi Partisi veya PKK’dır. Yan kuruluşu ise, ismi Kürdistan’da Özgür Yaşam veya PJAK olan İranlı Kürtlerin örgütü" diyen gazete, Karayılan için "PKK’nın başı" dedi, "Karayılan, en büyük lideri Abdullah Öcalan, Türkiye’deki ada cezaevinde çürürken Irak’taki asi grubun kontrolünü eline aldı" ifadesini kullandı.
     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Washington Post’a konuşan ve ismini açıklanmayan bir PKK yetkilisi de, İran’ın bölgeyi PKK ve PJAK’ın orada bulundukları gerekçesiyle hedef aldığını ancak mevzilerini vurmadığını belirterek “İran’ın gerçek hedefi ki bunu açıklayamazlar - ABD’yi vurmak ve Irak’ı istikrarsızlaştırmak" dedi.
     
     -"ÖZERK BÖLGE HAYALİ-

      Bu arada, Washington Post’un “PKK’ın başı" olarak nitelendirdiği Murat Karayılan da gazeteye yaptığı açıklamalarda sınır bölgesinin bombalanmasının, “İran, Türkiye ve Suriye’nin, Kürt özgürlük harekatına karşın birleştikleri" için yürütüldüğüne inandığını söyledi. Washington Post, Karayılan ile ilgili olarak şunları yazdı:
      “Karayılan Ortadoğu boyunca Kürtlere daha çok hak sağlanması için çaba gösterirken örgütünün uzun vadeli hedefinin, bu ülkelerde Irak’taki Kürt Bölgesel Yönetimine benzer yarı özerk bölgesel oluşumları kurmak olduğunu söyledi. Ancak Irak’ın Kürt bölgesindeki birçok siyasetçi, PKK’ya karşı olduklarını ve asi grubu kovmak istediklerini ancak bunun için yeterli askerlerin olmadığını söylediler." Washington Post, Türkiye’nin bu yıl 10 binlerce asker Irak sınırına kaydırdığını, bunun da “büyük bir işgal korkusu"nu yarattıklarını belirterek Türk yetkililerinin, bunun PKK’nın Güneydoğu’daki saldırılarına yanıtı oluşturduğunu söylediklerini kaydetti. Gazete şöyle devam etti:
      “Karayılan, İran kuvvetlerince gerçekleştirilen bombalamanın, asilere ve genel olarak Kürt toplumuna karşı yürütülen kampanyada Türkiye ile dayanışma göstergesi olarak kullanıldığını söyledi. Ancak zamanlanmasının, Irak’ta bu yılın sonu için Irak’ta planlanan, petrol zengini Kerkük kentinin Kürt bölgesine dahil edilip edilmemesine ilişkin önemli bir referandumu erteleme girişimini de yansıttığına işaret etti."
     
     -PENTAGON SÖZCÜSÜNÜN AÇIKLAMASI-

      Bu arada, ABD’nin PJAK’ya destek verdiği yolundaki İran hükümetinin açıklamalarına da yer veren Washington Post haberinde ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü yarbay Jonathan Withington’un bir e-mail aracılığıyla gazeteye yaptığı “PJAK’a herhangi bir destek verildiği yolunda bilgim yok" sözlerine de dikkat çekti.

(ANKA)

MILLIYET 13/09/07

 

Papadopulos: Tek düşman Türk ordusu

13/09/2007 RADIKAL

LEFKOŞA/ANKARA - Güney Kıbrıs şubatta başkanlık seçimine hazırlanırken, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos propaganda üslubunu keskinleştiriyor. 5 Eylül'de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesinde hiçbir öneriyi kabul etmediği halde başarısızlıktan Talat'ı sorumlu tutan Papadopulos şunları söyledi: "Birlik olmalıyız. Aramızda düşmanlar yok. Tek bir düşman var, o da Türk işgal ordusudur."

'Etnik arındırmacı, terör örgütü mensubu'
Bunun üzerine Dışişleri şu açıklamayı yaptı: "Kıbrıs Türklerine karşı etnik arındırma öngören Akritas Planı'nı kaleme almış, eski EOKA terör örgütü mensubu GKRY lideri haddini aşmış. 1964'te Rum tarafınca yıkılan ortak idareyi işgal ettiği herkesin malumu olan Papadopulos'un bu tür beyanlarla Kıbrıs'ta barışın önünü tıkama çabaları sonuçsuz kalacak. Talat'ın 5 Eylül'deki görüşmede 2008 sonuna dek kapsamlı çözüme ulaşılması önerisine olumsuz yanıt veren Rum lideri, gündemi çarpıtmaya çalışıyor." Dışişleri sözcüsü Levent Bilman da, "Papadopulos'un, Türkiye'nin adayla ilişkilerini anlamadığı anlaşılıyor. Türkiye'nin garantör ülke olduğunu ve TSK'nın varlığının uluslararası anlaşmalardan kaynaklandığını unutmuşa benziyor. TSK'nın hedef gösterilmesi kabul edilemez" dedi. Talat ise, 'TSK'yı tek düşman gören anlayışın sorunun çözümü önündeki başlıca engel olduğunu, Papadopulos'un, sorun çözme kapasitesine sahip olmadığını gösterdiğini' söyledi. (aa, Radikal)

 

Papadopulos'a tepki

TALAT: PAPADOPULOS'UN ANLAYIŞI ÇÖZÜM ÖNÜNDE ENGEL... Cumhurbaşkanı Talat, Rum liderliğinin, TSK'yı "tek düşman" olarak gören anlayışının, Kıbrıs sorununun çözümünde başlıca engel olduğunu belirtti. Talat, Papadopulos'un açıklamalarında, herhangi bir çözüm girişimine karşı olacağının açık mesajını verdiğine ve tek hedefinin Rum devletinin egemenliğini bütün adaya yaymak olduğunu gösterdiğine dikkat çekti

SOYER'DEN PAPADOPULOS'A: ARTIK BOŞUNA KÜREK ÇEKME... Başbakan Soyer, 21. yüzyılda hâlâ bu davranışını devam ettiren Papadopulos'a çağrıda bulunarak, "Bu akıntıda çektiğin kürekler kırıldı, artık boşuna kürek çekme." Dedi. Soyer, Papadopulos'tan bir an önce Kıbrıs Türk halkının eşitliğine, Türkiye'nin garantörlüğüne dayalı olarak AB ilkelerine bağlı, eşitlik temelinde bir çözüm için kararlı bir irade ortaya koyması gerektiğini söyledi

TC DIŞİŞLERİ: BU AÇIKLAMALAR BARIŞA HİZMET ETMİYOR... TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü

Levent Bilman, Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos'un adadaki Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) yönelik açıklamaları üzerine, TSK'nın adada düşman olarak ilan edilmesinin hiç bir şekilde barışa hizmet etmeyeceğini söyledi. Bilman, Papadopulos'un, Türkiye'nin adayla olan ilişkilerini pek anlamadığının anlaşıldığını ifade etti.

Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos'un, "Aramızda düşman yoktur. Tek düşmanımız Türk işgal kuvvetleridir" sözlerine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan tepki geldi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un basın toplantısında söyledikleriyle ilgili olarak TAK Ajansı'nın sorularına verdiği yanıtlarda Papadopulos'un durumunu değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Papadopulos'un basın toplantısında söylediklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi:

""Kıbrıs Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos, dün akşam (önceki akşam) düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamalarla, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün neden devam ettiğine açıklık getirmiş bulunuyor.

Papadopulos, açıklamalarının bütününde, herhangi bir çözüm girişimine karşı olacağının açık mesajını vermiş ve tek hedefinin Kıbrıs Rum devletinin egemenliğini bütün adaya yaymak olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları ile ilgili sorulara verdiği yanıtlarda, 8 Temmuz sürecinden anladığı tek şeyin de bu çabasına yardımcı olacak şekilde, bazı komitelerin kurulması ve sorunun çözümünün zamana terk edilmesi olduğunu b ir kez daha kanıtlamıştır."

Cumhurbaşkanı Talat'ın, "Papadopulos'un Türk Silahlı Kuvvetleri'ni 'tek düşman' olarak lanse etme çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum Kıbrıs sorununu nasıl etkiliyor?" sorusuna verdiği yanıt ise şöyle:

"Gereklilik Akritas gibi planlarla ortaya çıkmıştır"

"Basın toplantısında, bilinen siyasi görüşlerini tekrar etmekle yetinen Papadopulos, 'tek düşman' olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni göstermeye kalkışarak, Kıbrıs Rum halkına yanlış mesajlar vermiş; Kıbrıs sorununu anlamadığını ve sorunu çözme çabalarına katkıda bulunmak kapasitesine sahip olmadığını göstermiştir.

Herkesin bildiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri adada uluslararası anlaşmalardan doğan görevleri gereği bulunmaktadır. Bu gereklilik, Papadopulos'un da yazıcıları ve uygulayıcıları arasında bulunduğu Akritas Planı

gibi Kıbrıs'ın egemenliğini tek başına ele geçirme planlarının ve uygulanmak istenmesi ile ortaya çıkmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adamızdaki varlığı, adadaki asayişin korunmasının temel unsurudur. Bu asayişi her gün için Kuzey Kıbrıs' ı ziyaret eden çok sayıda Kıbrıslı Rum da gözlemektedir. Aslında adanın tümünde var olan sükunet de buna bağlıdır. Aksı halde, düşman ordusunun var olduğu koşullarda güneyde ve kuzeyde yatırım iklimi verimli olabilir miydi?

1963-1974 yılları arasında adamızda çok sayıda saldırı gerçekleşmiştir ve cinayet işlenmiş olmasına karşın,1974' ten sonra bu olayların sona ermesine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adamızdaki varlığı neden olmuştur.

Kıbrıs Rum liderliğinin Türk Silahlı Kuvvetleri'ni ' tek düşman' olarak göstermesi ve Kıbrıs sorununu bir ' işgal sorunu' olarak lanse etmesi, Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin de başlıca engeli durumundadır. Kıbrıs Rum liderliğinin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadan ayrılmasının çözüm için yeterli olacağını düşünmeye devam etmesi, Papadopulos' un dünkü basın toplantısına yansıyan, 'çözümü Kıbrıs Türk tarafı ila anlaşmakta görmeme' anlayışının da sürmesini sağlayacak ve çözüm arayışlarının önündeki başlıca engeli oluşturmaya devam edecektir."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum liderliğinin, Kıbrıs sorununun, iki adanın eşit sahibi olarak barış ve güven içerisinde yaşamasını sağlayacak kapsamlı çözüm bulunması ile sonuçlanacağı gerçeğini kabul ettiği gün, Kıbrıs sorununun çözümü için en önemli adım atılmış olacağını belirtti ve Kıbrıs Türk tarafı olarak kendilerinin, bu süreçte kapsamlı çözüm arayışlarını, Kıbrıs Rum liderliğinin engellemelerine karşın sürdürmeye kararlı olduğunu kaydetti.

Soyer: Papadopulos düşmanlığı

devam ettirme çabasında

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türkü barışa, sevgiye, insanlığa ve sosyal adalete imza atarken; Güney Kıbrıs'ın 'Hakimiyetçi Lideri' Tasos Papadopulos'un basına verdiği demecinde; "Kıbrıs'ta en büyük düşman Türk askeridir" şeklinde açıklama yaparak, sevgisizlik, çatışma ve AB ilkelerine uymayan 'ötekileştirmeyi' savunduğuna dikkat çekti ve "Bu konuşmayla Türk askerini en büyük düşman ilan ederek, tarih boyunca acılar çekmiş Kıbrıs'ta barış ve sevgiye doğru kapı açacağına düşmanlığı devam ettirme çabası içerisinde olduğunu göstermeye çalışmaktadır" dedi.

Soyer, Papadopulos'a, "bu akıntıda çektiğin kürekler kırıldı, artık boşuna kürek çekme" çağrısında bulundu.

"Bu konuşmayla Türk askerini en büyük düşman ilan ederek, tarih boyunca acılar çekmiş Kıbrıs'ta barış ve sevgiye doğru kapı açacağına düşmanlığı devam ettirme çabası içerisinde olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Bu sadece bize değil tüm dünyanın gözleri önünde cereyan eden gerçektir" diyen Başbakan Soyer, Türk askerini düşman ilan eden zihniyetin temsilcisi Papadopulos'un, 'EOKA' kurucu üyesi olarak başladığı siyasi yaşamı boyunca Kıbrıs adasını 'Enosis'e ulaştırmak için uğraştığını hatırlattı.

"Siyasi yaşamında 'ENOSİS' ve EOKA' olgusu olan bir siyasi liderin, elbette Türkiye, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Kıbrıs Türk halkını düşman görmesi kadar doğal bir şey olmaz" diyen Soyer, onun bu yanlış hayalini Kıbrıs Türk halkının demokratik toplumsal direnişi ile Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkının yanında duruşunun engellediğini vurguladı.

Bu siyaset sadece Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türklerin değil Rum gençlerinin de kanının akması yanında, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkileri zehirleyen yanlış siyaset olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, bu siyasetin halkların dostluğu ile eşitlik temeline katkı yapmadığının altını çizdi.

"Artık kürek çekme"

Soyer, 21'inci yüzyılda hala bu davranışını devam ettiren Papadopulos'a çağrıda bulunarak; "Bu akıntıda çektiğin kürekler kırıldı, artık boşuna kürek çekme" dedi.

Soyer, Tasos Papadopulos'un bir an önce Kıbrıs Türk halkının eşitliği, Türkiye'nin garantörlüğüne dayalı olarak AB ilkelerine bağlı, eşitlik temelinde bir çözüm için kararlı bir irade ortaya koyması gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı görüşme sürecinde "isteksiz ve iradesiz" olarak tanımlayan Papdopulos'a, 'hodri meydan' diyen Başbakan Soyer, kimin iradesi olup olmadığının anlaşılması için BM'nin çözüm planı temelinde taraflara sunduğu planı görüşme daveti yaptı.

Soyer, Rumlar tarafından işgal edilen Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, AB üyesi olduktan sonra Birlik ile tam üyelik görüşmeleri sürdüren bir ülkenin askerini düşman edemeyeceği gibi, Kıbrıs'ın garantörü olan bir ülke ile çözümde eşit taraf olacağı Kıbrıs Türk halkını da hiçbir şekilde düşman ilan edemeyeceğini vurguladı.

Bilman: TSK'nin hedef gösterilmesi kabul edilemez

Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos'un adadaki Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik açıklamalarına tepki gösteren TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Levent Bilman, Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos'un adadaki

Türk silahlı kuvvetlerine (TSK) yönelik açıklamaları üzerin TSK'nin adada düşman olarak ilan edilmesinin hiçbir şekilde barışa hizmet etmeyeceğini söyledi.

Bilman, haftalık basın toplantısında, Papadopolus'un açıklamalarına ilişkin soru üzerine, açıklamalarından Papadopulos'un, Türkiye'nin adayla olan ilişkilerini pek anlamadığının anlaşıldığını ifade etti.

Bilman, şöyle devam etti:

"Zannediyorum Türkiye'nin Yunanistan ve İngiltere ile birlikte garantör ülke olduğunu, Türkiye'nin aynı zamanda anavatan olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin adadaki varlığının uluslararası anlaşmalardan kaynaklandığını, yasal olduğunu unutmuşa benziyor. Hatırlamak gerekir ki, TSK'nin adada düşman olarak ilan edilmesi hiçbir şekilde barışa hizmet etmemektedir. TSK'nin bu şekilde hedef gösterilmesi kabul edilemez.

Yazılı açıklama

Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nca yapılan yazılı açıklamada da, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un adadaki Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) yönelik açıklamalarıyla ilgili olarak, TSK'nin Kıbrıs'ta barış ve huzurun teminatı olduğu ve öyle kalmaya devam edeceği bildirildi.

Açıklamada, "Kıbrıs Türklerine karşı etnik arındırmayı öngören Akritas Planını bizzat kaleme alanlardan biri olduğu bilinen eski EOKA terör örgütü mensubu GKRY liderinin, Türkiye ve Türk ordusu ile ilgili haddini aşan beyanlarının basında yer aldığı" hatırlatıldı.

Papadopulos'un açıklamalarının esasen ciddi bir yanının bulunmadığı belirtilen açıklamada, "Kıbrıs'ta 1964 yılında Rum tarafınca yıkılan ortak idareyi işgal ettiği herkesin malumu olan Papadopulos'un bu tür beyanlarla Kıbrıs'ta barışın önünü tıkama çabaları sonuçsuz kalacaktır" ifadesi kullanıldı.

Açıklamada şunlar kaydedildi:

"KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat'ın 5 Eylül 2007 tarihinde yapılan görüşmede 2008 yılı sonuna kadar kapsamlı çözüme ulaşılması yönünde ortaya koyduğu öneriye olumsuz yanıt veren Rum liderinin, bu kez gündemi çarpıtmaya çalıştığı görülmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs'ta barış ve huzurun teminatıdır ve öyle kalmaya devam edecektir."

Hakemliği kabul ettiği için pişman...

Papadopulos'un önceki gece düzenlediği basın toplantısında, BM'nin hakemliğini kabul ettiği için pişmanlık duyduğunu söyledi. Papadopulos, "Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bir çabada BM'nin hakemliğine asla izin vermeyeceği" vaadinde de bulundu.

Bazı Rum televizyonlarından canlı yayınlanan basın toplantısı, Rum basınında bugün geniş yer buldu. Gazeteler, Papadopulos'un geleceğe dair hiçbir öneri ortaya koymadığı, sık sık geçmişe döndüğü ve "günah çıkardığı" yorumunda bulundular.

Haberi manşetten veren Fileleftheros gazetesi, Papadopulos'un basın toplantısını şöyle özetledi:

"Papadopulos dün (önceki) gece ilk kez resmen başkan adayı olarak göründü. Kendisini desteklemekte olan partiler üzerinden hareket etmeye çalıştı. İtfaiyeci gibi müdahale ederek herkese ve özellikle kendisiyle işbirliği yapan partilere seslenerek, seçim kampanyalarında tansiyonu düşürme çağrısı yaptı, bazı davranışlara karşı olduğu imasında bulundu.

"Beraberliğimizi, mücadelemizin en kıymetli zeminini korumalıyız. Aramızda düşmanlar yok. Tek bir düşman var, o da Türk işgal ordusudur" diyen Papadopulos, rakiplerine atıfta bulunmaktan kaçındı. Ancak Kıbrıs sorunundaki icraatlar konusunda rakipleri ile arasındaki anlaşmazlığın sorulması üzerine Annan planının reddedilmesini hatırlattı.Annan planının en azından içerik ile engellenmesinin,ancak bu hedefe hararetle bağlı olunarak başarılabileceğini söyledi''.

Papadopulos'un, soruları üzerine basın toplantısında Kıbrıs sorununa detaylı olarak değindiğine de yazan gazete,bu konuda söylediklerini şöyle özetledi:

"-Kıbrıs sorununda BM Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesinde 4'ünün, 5 Eylül görüşmesinden sonra da 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesinde ısrar ettiğini söyledi."

-Talat'a gönderdiği mektubu içeriği konusunda siyasi partilere bilgi verdiğini anlattı.

-Çözümün ,iki bölgeli federasyon olacağını,içeriğinin müzakereler sonucunda belirleneceğinin kaydetti.Ancak; anayasa olarak hiçbir yerde iki kesimli teriminin bulunmadığına dikkat çekti.

-AKEL'in seçimlere özerk olarak katılma kararına saygı belirtti ancak hemen ardından hükümet ortaklıkları sırasında aralarında önemli görüş ayrılıkları bulunmadığını söyledi.''

Politis gazetesi ise basın toplantısını, "AİHM'den ve Olli Rehn'den Ağır Şamar,Tasos ise Kendi Havasında"başlığıyla verdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Rum yönetiminin itirazını reddederek 2 Kıbrıslı Türk yargıcı üyeliğe kabul ettiğinin, bunun ardından AB 'nin genişlemeden sorumlu komseyi Olli Rehn'in Cumhurbaşkanlığı müsteşarı Raşit Pertev'i makamında kabul ettiğinin ve iki taraf arasındaki özlü müzakerelerin 2008 yılı içerisinde başlaması gerektiği sonucuna vararak Türk tezini kabul ettiğini yazan gazete, Papadopulosu eleştirdi.

Haberi manşetten veren gazete Papadopulosun basın toplantısında "8 Temmuz Anlaşmasını herkesin desteklediği" konusunda ısrar ettiğini belirtti.

Gazeteye göre sık sık geçmişe ve 2004'de yapılan referanduma dönüş yapan Papadopulos 2004'de New York'da BM'nin hakemliğinin kabul ettiği için pişman olduğunu itiraf etti.

Papadopulosun bugün içinde bulunan çıkmazın aşılması konusunda hiçbir öneride bulunmadığını da yazan gazete "başkanlık seçimlerine değinirken hiç kimsenin hasım olmamasını diledi.Kendisinin yarış dışı kalması durumunda 2. turda yakın mesai arkadaşı Dimitris Hristofyas'ı destekleyeceği güvencesi vermekten de kaçındı" diye ekledi.

"Federasyon saf nüfuslar öngörmemeli''

Gazete,Papadopulos'un dün akşamki basın toplantısında söylediklerini okurlarına yorumlu olarak şöyle aktardı:

"Tasos Papadopulos canlı yayınlanan basın toplantısında New York'ta BM'nin hakemliğini kabul etmesi konusunda 'benim suçum' itirafında bulunması, Annan planının reddedilmesine sıklıkla atıfta bulunmasıyla renklendirdi. 1.5 saat olarak planlanan ve sadece RİK tarafından canlı yayınlanan tartışmada Papadapulos, 2004'te BM Genel Sekreteri'nin planını reddetme kararından başka ortaya koyacak bir şeyi olmayan bir aday olarak göründü.

Komiser Olli Rehn Mehmet Ali Talat'ın Özel danışmanı Raşit Pertev'le makamında görüşür ve özlü görüşmelerin 2008'de başlaması şeklindeki Türk tezini kabul ederken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2 Kıbrıslı Türk yargıcı kabul eder ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin itirazını da reddederken Papadapulos'un, bir dereceye kadar kendisinin de kabul ettiği bugünkü çıkmazdan çıkış için önerecek hiçbir şeyi yok. Sadece 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesinde ısrar etti.

Başkan'ın dün (önceki) geceki basın toplantısında dikkat çekilecek şeyler varsa o da, New York görüşmeleri sırasında hakemliğin kendisi tarafından kabul edilmesinden duyduğu pişmanlık, iki toplumlu kesimli federasyonun arı (saf) nüfuslar öngörmesi gerektiği görüşü ve ikinci turda yarış dışı kalması durumunda daha düne kadara mesai arkadaşı olan Hristofyas'ı destekleyeceğini söylemeyi reddetmesidir.

Başbakan papadapulos'un basın toplantısında ana başlıkları şunlardır:

-Papadapulos devletin direksiyonuna geçtiği dört yılı aşkın süredir ilk kez Kıbrıs srunundaki icraatlarına ilişkin yanlış yaptığını kabul etti. O da, Şubat 2004'te New York görüşmeleri sırasında hakemliği kabul etmesi. Papadapulos ' pişmanım ve bunu söylemekte tereddüt etmiyorum' dedi ancak sorunluluğu bazı çekinceler ortaya koyan EDEK Başkanı Yannakis Omiru hariç New York'ta bulunan bütün siyasi parti başkanlarına eşit olarak bölüştürdü. Başkan bu yanlışını, o dönemde BM'nin güvenirliği konusundaki kötü değerlendirme gerekçelendirdi...

-Papadapulos'un Kıbrıs sorununun çözü prespektifi olarak ortaya koyduğu tek öneri, 14 aydır atıl kalan 8 Temmuz anlaşmasıdır. Papadapulos, 'Ulusal Konsey'in Annan planı aleyhindeki tezler listesini terk ettiği' sorusuna yanıt vermedi. 8 Temmuz anlaşmasını BM'nin ve diğerlerinin inandığı tek prosedür olarak göstermeye çalıştı. Hatta Yorgos Vasiliu'nun dünden çözüm ifadesini kullanmakta tereddüt etmedi ancak Kıbrıs sorununun çözümü prespektifleri konusunda topu Kıbrıs Türk tarafına attı.

- Kıbrıslı Türk liderle görüşmek için seçtiği zaman konusunda AKEL'in eleştirilerini yanıtlarken, iki liderin görüşmesinin 11-12 Mart olarak kararlaştırdığını ancak Mehmet Ali Talat'ın zaman kazanmaya çalıştığını ve ardından da BM Genel Sekreteri'ne mektup göndererek 8 temmuz anlaşmasını alaşağı edip Annan planının yeniden gündeme gelmesine neden olduğunu Çetinkaya ile İngiliz Luton Town takımları arasındaki dostluk maçının iptalinin ardından da görüşmeyi reddetiğini söyledi. Görüşmenin gerçekleşmesi amacıyla Mehmet Ali Talat'a gönderdiği mektubun, göndermesinden önce bütün siyasi liderlerin önüne konulduğu ve onlar tarafından onaylandığını vurguladı.

"Yabancılar Talat'la lokantalarda görüşüyor"

-Papadapulos, referandumla bizim taraf için oluşan olumsuz izlenimleri 'arada cereyan eden olumsuz unsurlar sahte devletin tanınması anlamına gelmiştir.' Argümanıyla dağıtmaya çalıştı ve özellikle yabacı liderlerin Mehmet Ali Talat'la yalnızca lokantalarda görüştükleri üzerinde durdu. Kıbrıslı Türk yargıçların AİHM'e atamalarını da 'hukukça olacak AİHM'in kararlarını eleştiremem' diyerek geçiştirdi.

-Markos Kiprianu ve Nikos Kleantus gibi mesai arkadaşlarının icraatlarına ilişkin eleştirileri ise ikinci plana atan Papadapulos ikinci turda rakibinin kim olmasını tercih ettiğinin sorulmasına karşılık 'kimseyi rakip olarak istemezdim' dedi.

"Tek düşmanımız Türk işgal ordusu"

-Tasos Papadapulos, yine kendisinin yarattığı konjoktürü silerek başkan olarak büyüklük göstermeye çalıştı. Vatandaşlara 'bölen fanatizmden uzak durmaları' çağrısında bulunarak 'aramızda düşman yoktur. Tek düşman Türk işgal kuvvetlidir. Siyasi yarışlardaki ve seçimlerdeki rakipler farklı tezlere sahip olan siyasi rakiplerdir, düşman değil ifadelerini kullandı. Başkan Papadapulos daha da ileri giderek, seçimlerdeki rakiplerine saygı duyduğunu söyledi. Herkesin tercih edeceği birisinin olduğunu söyleyerek vatandaşları ve medyayı bütün başkan adaylarına saygı göstermeye çağırdı. Ancak ikinci turda karşısında rakip olmasını istemedi...

Gazete, Papadapulos un basın toplantınsın sadece RİK tarafından canlı yayınladığına, ANT 1 ve MEGA'nın basın toplantısının bir bölümüne yer verdiğine, SİGMA'nın Başkanlık'tan hiçbir yayın yapmaksızın normal yayın akışına devam ettiğine de dikkat çektı.

" Yeni bir girişimde BM'nin hakemliğine asla izin vermem"

Simerini gazetesi de haberi, "Tasos'dan AKEL'e Nazik Eleştiri... Hakemliğin Kabülü Benim Suçum...

Başbakanlık Seçimlerinde İkinci Tura Geçemezse DİKO'luları Hristofyas'ı Desteklemeye İkna Edemem" başlıklarıyla manşetten verdi.

Gazeteye göre Papadapulos, Annan planını gündeme getiren pratiği kabul etmenin kendi suçu olduğunu söyledi ve "Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik yeni bir çabada BM'nin hakemliğine asla izin vermeyeceği" vaadinde bulundu. "BM Genel Sekreteri'nin hakemlik için ortaya koyduğu şartlara bağlı kalacağını değerlendirmem galiba hataydı" diyen Papadapulos, AKEL'i de "nazik şekilde" eleştirdi.

Papadapulos, başkanlık seçimlerinde ikinci tura kalamaması halinde DİKO'yu Hristofyas'ı desteklemeye ikna edemeyeceğini de söyledi.

"3. Annan Planını kabul etmedim"

Habere göre Rum Yönetimi Başkanı, Lahey'de. Annan Planı'nı kabul ettiğini de yalanladı. "Lahey'de Annan planını kabul etmedim. Ordaydım, diğerleri aşağıdaydı, ben salondaydım. Annan Planı'nı kabul ediniz diye bir şey söz konusu olmadı. Ortaya konulan soru "planı referanduma götürmeyi kabul ediyor musunuz" şeklindeydi" dedi.

"İki toplumlu, iki kesimli federasyonun bir tercih olup olmadığının" sorulması üzerine de Papadapulos, "Kıbrıs, iki toplumlu iki kesimli federasyon çözümünü resmi olarak taahhüt etmiştir. Bu, benim de taahhüdümdür" dedi.

İzleyenler uyudu...

Alitiha gazetesi de haberi "Dün (önceki) Geceki Gösteriyi İzleyenler Uyudu... yakıcı sorulara yanıt vermedi ve ikinci turda Hristofyas'a oy vermeyeceğini açıkladı. Ulusal Konsey'in listesini neden terk ettiği sorusuna yanıt veremedi. Seçimlerden 2003'te Lahey'de Annan Planını kabul ettiğini yalan olduğunu söyledi" başlıkları altında özetledi.

Haravgi gazetesi "Tasos Papadapulos zor sorulara yanıt vermekten kaçındı... DİKO üzerinde nüfuzu bulunmadığını söyleyerek kendisinin ikinci tura kalmaması durumunda Hristofyas'ı destekleme taahhüdü vermedi... New York Prosedüründen pişmanlık belirtti" başlıklarını kullandı.

Mahi gazetesi ise haberi "Tasos Başkanlık Perdesini açtı... Kıbrıs sorunu ve başkanlık seçimleri birinci hatta" başkalarıyla okurlarına aktardı.

KIBRIS 13/09/07

Papadopulos, EOKA'nın kanlı tarihini gizlemeye çalışıyor

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un bugüne kadar gerçekleştirilen müzakereler sonucunda ortaya çıkan Kıbrıs sorununun çözüm parametrelerini dinamitlemeye çalıştığını söyledi.

Avcı, Anavatan Türkiye ile onun Silahlı Kuvvetlerini "işgal ordusu" olarak niteleyen Papadopulos'un, Kıbrıs sorununun esas nedenini oluşturan ve yazılmasında bizzat kendisinin de etkin rol aldığı EOKA'nın kanlı tarihini gizlemeye çalıştığını belirtti.

Turgay Avcı, dün yayınladığı yazılı açıklamayla, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un, önceki gece Rum televizyonunda, "mantık dışı açıklamalar" yaptığını kaydetti.

Avcı, Rum liderin, 5 Eylül'de gerçekleşen görüşmede sadece seçim öncesi yatırım amacıyla hazır bulunduğunu açık ve net bir şekilde ortaya koyduğuna işaret etti. Avcı, "Rum Başkanlık seçimlerine 6 ay kala bu çağrılara olumlu cevap vermek zorunda kalmasının nedenleri gayet açıktır. Çözümü hangi tarafın istediğini, 2004 referandumları somut olarak göstermiştir" dedi. Avcı, şöyle devam etti:

"Papadopulos, Kıbrıs Türk tarafının girişimleriyle başlatılan 8 Temmuz sürecini, kendi çabalarıyla ortaya çıkmış bir süre ve çözümü engelleyen taraf sanki kendisi değilmiş gibi yansıtmaya çalışarak uluslararası camiayı kolayca kandıracağını sanmaktadır. Papadopulos bu şekilde davranmakla sadece kendi kendisini aldatıyor."

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Rum liderliğinin uzlaşmaz tutumu ve doymak bilmeyen silahlanması karşısında yegane güvenlik teminatı olduğuna işaret eden Avcı, "1960 Antlaşmalarından kaynaklanan meşru haklarını kullanarak Ada'mıza gelen Türk Barış Kuvvetleri, Yunan darbesinin ardından Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanmasını engellemiş, Kıbrıs Türk halkını katledilmekten kurtarmış ve Ada'da kalıcı barışı ve istikrarı sağlamıştır" dedi. Avcı, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Türk halkının rızasıyla KKTC'de bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, halkımızın duyduğu sevgi, başta Papadopulos olmak üzere Kıbrıs Rum liderliğine, gerekli yanıtı vermektedir. Bu vesileyle, şanlı Türk ordusuna olan derin saygı ve şükranımızı bir kez daha vurgulamak isteriz.

Uluslararası camiayı bir kez daha, Papadopulos'un gerçek amacını görerek KKTC üzerindeki insanlık dışı izolasyonları bir an önce kaldırılmaya ve çözümün önünü açmaya davet ediyoruz"

KIBRIS 13/09/07

"Kıbrıs Türk Devleti'ne uygulanan ambargo ve izolasyonlar kalkmalı"

İSLAM ÜLKELERİNE ÇAĞRI... İslam Ülkeleri 2. Uluslararası Ekonomik, Kültür ve Turizm konferansı sonuç bildirgesinde "Konferans, Kıbrıs Türk Devleti'nin üye ülkeler arasındaki ekonomik işbirliğinde aktif rol oynayabilmesi için tüm Müslüman kardeş ülkelerine ve uluslararası topluma, Kıbrıs Türk Devleti'ne uygulanan ekonomik, kültürel ve politik izolasyonların kaldırılması ve temel insan haklarının iadesi için çağrıda bulundu." denildi

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami'nin Kıbrıs Türklerine ve Kıbrıs Türk Devleti'ne uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılması yönünde yaptığı çağrı, İslam Ticaret ve Sanayi Odası'nın Bangkok'ta düzenlediği İslam Ülkeleri 2. Uluslararası Ekonomik, Kültür ve Turizm konferansı sonuç bildirgesine alındı.

İslam Ticaret ve Sanayi Odasının 7-9 Eylül tarihlerinde düzenlediği ve ev sahipliğini Tayland hükümetinin üstlendiği İslam Ülkeleri 2. Uluslararası Ekonomik, Kültür ve Turizm Konferansı'nın sonuç bildirgesinin Kıbrıs'la ilgili bölümü şöyle :

"Konferans, Kıbrıs Türk Devletinin üye ülkeler arasındaki ekonomik işbirliğinde aktif rol oynayabilmesi için tüm Müslüman kardeş ülkelerine ve uluslararası topluma, Kıbrıs Türk Devlerine uygulanan ekonomik, kültürel ve politik izolasyonların kaldırılması ve temel insan haklarının iadesi için çağrıda bulundu."

07-09 Eylül tarihleri arasında Bangkok'ta düzenlenen konferansa KTTO Başkan yardımcısı Hasan Kutlu İnce, oda üyelerinden Talat Özerden, Salih Tüccaroğlu, KITSAB Onursal Başkanı Ahmet Necati Özkan ve Turizm Bakanlığı yetkilisi Mine Fedai ile katılan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami konferansta bir de konuşma yaptı.

Oda Başkanı Erdil Nami yaptığı konuşmada, İslam Konferansı Örgütü'nün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni "Kıbrıs Türk Devleti" olarak adlandırdığını ve çeşitli vesilelerle Kıbrıslı Türklere yardım etme sözü verdiğini anımsattı ve bu sözün yerine getirilmesini istedi.

Konuşmasında İslam ülkelerini bir araya getiren böylesi büyük konferansı düzenleyen İslam Ticaret ve Sanayi Odası'na Tayland Kongre ve Fuar Bürosu'na, Tayland Krallığı Hükümeti'ne ve Thai İslam Ticaret ve Sanayi Kurumu'na teşekkür eden Oda Başkanı Erdil Nami, Kıbrıs sorunu ve son ekonomik gelişmelerle yatırım ve iş imkânları konusunda bilgi verdi.

Kuzey Kıbrıs ekonomisinin 2002 yılından itibaren büyük bir gelişme gösterdiğini, milli gelirin 4.000 dolardan 12 bin doları aştığını, güvenilir bir ülke olması nedeniyle yabancı yatırımların arttığını, turizm sektörünün ve üniversitelerin geliştiğini anımsatan Oda Başkanı Erdil Nami, İslam Ülkelerini Kuzey Kıbrıs'a yatırıma ve işbirliğine çağırdı.

Kıbrıs Cumhuriyetinin 1960'da Zürih ve Londra anlaşmaları sonucunda Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tarafından ortaklaşa kurulduğunu ancak, Kıbrıs Cumhuriyetini gasp etmek ve Türkleri cumhuriyetten atmak için Rumların yarattığı terör sonucu üç yıl yaşadığını anımsatan oda başkanı Erdil Nami, "1963 yılından beri cumhuriyet gayri meşru ve gayri demokratiktir ve bizim katılımımız ve rızamız olmadan AB'ye üyelik dahil, Kıbrıs'ın tümü üzerinde hak iddia eden davranışlarda bulunulmaktadır. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumları hükümetleri olarak kabul etmedi ve asla kabul etmeyeceklerdir" şeklinde konuştu.

Bu durumun, Kıbrıslı Türklerin izolasyonları sona erdirmeleri konusunda yaptıkları her girişime karşı Kıbrıslı Rumların sürekli savaş açma çabalarıyla daha da zor hal aldığını anımsatan Erdil Nami, son zamanlarda üniversitelerin de Rum yönetiminin başlattığı haksız izolasyonlarla karşı karşıya bulunduğunu, Bologna sürecinin ve üniversitelerin diğer üniversitelerle ilişki kurmalarının engellenmeye çalışıldığını belirtti.

Kıbrıslı Türklerin ekonomik yönden gelişmesini, sosyal ve kültürel alanda dünya ülkeleri ile kaynaşmasını engellemek için her türlü girişimin yapıldığını kaydeden Erdil Nami, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Kıbrıslı Rumlar aynı zamanda turistik tesislerimizi ve firmalarımızı hedef aldılar. Ülkemiz turizminin gelişmesindeki en büyük engel, ülkemize direkt uçuşların yasak olmasıdır. Ekonomideki büyümemizi ve dünyanın diğer kalanıyla ticaret yapmamızı engellemek istiyorlar. Bunun için de sürekli AB'yi kullanıyorlar, özellikle de Türkiye'ye karşı olan veto haklarını. Bunların tümünün sebebi, onlara göre, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlara ait toprakları işgal etmeleridir. Oysa Güney'de Kıbrıslı Türklere ait olan ve Kıbrıs Rum yönetimi tarafından yasaya aykırı biçimde işgal edilip kullanılan malları unutuyorlar. Bunun da ötesinde, Ercan Havaalanına direkt uçuşları engellemeye devam ediyorlar. Bu çabaların, Kıbrıslı Türklerin temel insan haklarına aykırı olduklarını söylemek sanırım gereksizdir".

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs sorununa iki kesimli, iki toplumlu, ortaklık temeline ve siyasi eşitliğe dayanan kapsamlı bir çözüm bulunması yönünde BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından ortaya konan plana 24 Nisan'da yapılan referandumla "Evet" dediğini anımsattı.

Erdil Nami, BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıslı Türklerin çözüme hazır olduğunu görmesinin ardından 28 Mayıs 2004 tarihinde BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda "Kıbrıslı Türklerin oyları, onlara baskı yapmak ve izole etmek için hiçbir temel bırakmamıştır. Umut ediyorum ki, Konsey üyeleri, Kıbrıslı

Türkleri izole edecek ve gelişmelerine engel olacak şekilde etkileyen gereksiz kısıtlamalar ve engellerin kaldırılması yönünde tüm ülkelere, gerek ikili olarak gerekse uluslararası örgütlerde işbirliği yapmalarına öncülük edeceklerdir." ifadelerini kullandığını ve bu ifadenin şimdiki BM Genel Sekreteri General Ban Ki-Moon tarafından da imzalandığını kaydetti.

İslam Konferansı Örgütünün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini, "Kıbrıs Türk Devleti" olarak adlandırdığını ve yardım sözü verdiğini hatırlatan Oda Başkanı Erdil Nami, aynı kültürü, aynı dini paylaşan, aynı kuruluşlar içerisinde mücadele eden ve tarih boyunca birlikte yaşayan İslam ülkelerine çağrıda bulunarak, Kıbrıs Türklerine ve Kıbrıs Türk Devleti'ne uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs Türk Devleti ile var olan ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin daha da geliştirilip ileriye götürülmesi için aktif rol oynamalarını istedi.

Oda Başkanı Erdil Nami'nin bu çağrısı konferansa katılan İslam ülkeleri temsilcileri tarafından memnuniyetle karşılandı ve konferans sonunda hazırlanan bildirgede, "Konferans, Kıbrıs Türk Devleti'nin üye ülkeler arasındaki ekonomik işbirliğinde aktif rol oynayabilmesi için tüm Müslüman kardeş ülkelerine ve uluslararası topluma, Kıbrıs Türk Devleti'ne uygulanan ekonomik, kültürel ve politik izolasyonların kaldırılması ve temel insan haklarının iadesi için çağrıda bulundu." ifadeleriyle yer alındı.

İslam Ticaret ve Sanayi Odası'nın 7-9 Eylül tarihlerinde düzenlediği ve ev sahipliğini Tayland hükümetinin üstlendiği İslam Ülkeleri 2. Uluslararası Ekonomik, Kültür ve Turizm Konferansı'nın açılış konuşmasını Tayland Başbakan yardımcısı Paiboon Wattanasiritham yaptı.

Tayland Endüstri Bakanı Piyabutr Cholvijarn konuşmasıyla devam eden konferansta Thai İslam Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Anirut Smuthkochorn, Tayland Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Pramon Sutivong, İslam Ticaret ve Sanayi Odası başkan yardımcısı ve odanın Ortadoğu bölgesi başkanı Abdullah Bin Rashid Al-Kharji konuştu. İslam Konferansı Örgütü, İslam Ticaret ve Sanayi Odası, İslam Kalkınma Bankası, Dünya Turizm Organizasyonu başkanlarının mesajlarının okunmasıyla devam eden konferansta söz alan İslam Ülkeleri Ticaret ve Sanayi Odaları Başkan ve temsilcileri İslam ülkeleri ile olan ekonomik, kültür ve turizm konularına değindiler.

KIBRIS 13/09/07

AP Dış İlişkiler Komisyonu, Türkiye Karar Taslağı'nı görüşüyor

KIBRIS SORUNU DA YER ALIYOR... AP Dış İlişkiler Komisyonu, Hollandalı Hristiyan Demokrat RiaOomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye kararı taslağını bugün görüşme kararı aldı. AP'de Türkiye hakkında önceki yıllarda alınan kararlardan farklı olarak sözde Ermeni soykırımına yer verilmeyen taslak belgede, diğer konuların yanında Kıbrıs sorunu da yer alıyor

Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komisyonu, Hollandalı Hristiyan Demokrat RiaOomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye kararı taslağını bugün görüşme kararı aldı.

AP'de Türkiye hakkında önceki yıllarda alınan kararlardan farklı olarak sözde Ermeni soykırımına yer verilmeyen taslak belgede, serbest ve adil bir ortamda yapılan genel seçimlerin TBMM'de daha fazla temsil olanağı sunması memnuniyetle karşılanırken, yeni milletvekillerine "Türkiye'nin istikrarlı bir demokrasiye dönüşümüne" katkı yapmaları çağrısı yer alıyor.

Seçimlerden oyunu artırarak daha güçlü bir yetkiyle çıkan hükümetin reform sürecini hızlandırması istenen taslak belgede, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin siyasal sürece tekrar tekrar müdahalesinden endişe duyulduğu" belirtiliyor.

"Ordu üzerinde sivillerin tam kontrolü için daha fazla çaba gösterilmesi" gereği vurgulanan belgede, ulusal güvenlik stratejisinin belirlenmesi ve uygulanmasının sivil yetkililerin sorumluluğunda olması ve ordunun ve savunma politikasında TBMM'nin tam denetimine açılması isteniyor.

Türkiye'ye Ortaklık ve Ek Protokol'dan kaynaklanan yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi çağrısı yapılan taslak belgede, Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesinin değiştirilmesi ve Vakıflar Yasası'nın onaylanması talep ediliyor.

AP'nin Türkiye karar taslağında, Hrant Dink cinayeti, Malatya'da 3 Hristiyanın öldürülmesi ve Ankara'daki terör saldırısı şiddetle kınanıyor.

Güneydoğu Anadolu'nun sosyal ve ekonomik kalkınması için kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç duyulduğu belirtilen taslakta, PKK ve diğer terörist grupların saldırıları şiddetle kınanarak terörizmle mücadelesinde Türkiye ile dayanışma içinde olunduğu ifade ediliyor.

Taslak belgede Türkiye'ye, "Irak'ın toprak bütünlüğünü ihlal edecek tek yanlı adımlardan kaçınması" çağrısı yapılıyor.

Karadeniz'de ve Orta Asya ülkeleriyle olan ilişkilerde Türkiye'nin önemine vurgu yapılan belgede, AB Komisyonu'ndan bu bölgelerle ilgili dış politikasını Türkiye ile işbirliğini güçlendirerek yürütmesi talep edilirken, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunamamasından üzüntü duyulduğu, Ada'da her iki taraftan BM sürecine yapıcı yaklaşmaları da isteniyor.

KIBRIS 13/09/07

Erönen de AİHM'de yargıçlık yapabilecek

KIBRIS DAVALARINA BAKIYORLAR... Türkiye'nin, aleyhindeki 1500 civarındaki Kıbrıs'la ilgili davanın bir kısmında görev yapmak üzere AİHM ad-hoc yargıçlığına önerdiği Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ve Yargıç Gönül Erönen'in göreve atanmalarına yönelik Rum Yönetimi'nin itirazları reddedilince Hakkı mülkiyetle ilgili davalara, Erönen de kayıplarla ilgili başvurularda AİHM'de ad-hoc yargıcı olarak göreve devam edecek

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin,Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül Erönen'in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) ad-hoc yargıç olarak görev yapmasına itirazı da reddedildi.

AİHM, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı için yapılan itirazda da aynı kararı vermişti.

Türkiye'nin, aleyhindeki 1500 civarındaki Kıbrıs'la ilgili davanın bir kısmında görev yapmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ad-hoc yargıçlığına önerdiği Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ve Yargıç Gönül Erönen'in göreve atanmalarına yönelik Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin itirazları, perşembe günü Strasbourg'da görüşüldü. Yüksek Mahkeme Başkanı Hakkı ile Yargıç Erönen de toplantıda hazır bulundu.

Kararını önceki gün açıklayan AİHM, hem Hakkı hem de Erönen hakkındaki Rum iddialarını yersiz

bularak reddetti. Karar, AİHM 3. bölüm mukayyidi Santiago Quesada imzasıyla gönderildi.

Kıbrıslı Türk yargıçlar, Türkiye'nin önerisiyle yıllardan sonra geçtiğimiz yıl AİHM'de görev yapmaya başlamıştı. Yüksek Mahkeme Başkanı Yargıç Metin Hakkı mülkiyetle ilgili davalara, Yüksek Mahkeme yargıçlarından Gönül Erönen de kayıplarla ilgili başvurularda AİHM'de ad-hoc yargıç olarak görev yapıyor.

Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin atadığı yargıçlardan oluşan AİHM'de görev yapan Metin Hakkı, Kıbrıs'la ilgili 38 mülkiyet davasında ad-hoc yargıçlık görevini sürdürüyor.

Gönül Erönen ise kayıplarla ilgili birleştirilmiş 9 davada görev aldı.

Rum Başsavcılığı, Hakkı ile Erönen'in AİHM üyeliğine, "yasal olmayan KKTC devleti yargıçlarının Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine başvurularının değerlendirilmesinde adil yargıda bulunamayacakları" gerekçesiyle itiraz etmişti.

Metin Hakkı, Strasbourg'da 6 Eylül Perşembe günü, aleyhindeki Lapta'da Rum toprağına ev inşa ettirip oturduğu iddiasına karşı, arazinin atalarından kalma Türk malı olduğunu belgeleriyle ispatladı.

"Kuzey Kıbrıs'ın Türk askeri işgali altında olduğu ve Kuzey Kıbrıs'ta bu askerin yardımıyla ayakta duran gayrı yasal bir devlet olduğu ve şahıs olarak muteber olsa da Metin Hakkı'nın tarafsız görev yapamayacağına" dair Rum iddiaları da Hakkı'nın AİHM'deki savunması sonrasında geçersiz bulundu.

Yargıç Gönül Erönen'in AİHM'de ad-hoc yargıçlığına Rumların itiraz nedenleri arasında, 1989 yılındaki sınır delme davalarına bakması, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nda ve Mahkemesi'nde tanıklık yapması ve son 3.5 yıldan beri Strasbourg'da Delegeler Komitesi'ne uzman olarak bilgi vermesi gibi konular da yer alıyordu.

Erönen, Rumların itirazlarıyla ilgili konularda AİHM'e 7 Haziran'da cevabi bir yazı göndermişti.

Karar Rum basınında

AİHM'de Hakkı ve Erönen'in AİHM'de ad-hoc yargıçlığına Rum itirazlarının reddedilmesi, Rum basınında da yer aldı.

Fileleftheros "İki 'Yargıç' AİHM Tarafından Kabul Edildi" başlıklı haberinde, Kıbrıslı Türk yargıçlar Metin Hakkı ile Gönül Erönen'in önceki gün itibariyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üyelik hakkını elde ettiğini belirtti.

Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ile Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül Erönen'in Türkiye tarafından, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üyeliğine önerildiğini anımsatan gazete Güney Kıbrıs'ın söz konusu atamalara itiraz ettiğini ve bu itirazın reddedildiğini de yazdı.

Gazete, AİHM'in, Güney Kıbrıs'ın itirazlarını reddetmesinin ardından Kıbrıslı Türklerin ilk kez, Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine açtığı davalarda yer alacağını da yazdı.

Politis, haberi "AİHM'den Tokat -Devletin, Kıbrıslı Türk Yargıçlarla İlgili İtirazları Reddedildi" başlığıyla verdi.

Bu gelişmenin, KKTC'nin "yüzünü güldürdüğünü" belirten gazete, buna eş zamanlı olarak Güney Kıbrıs'ta ise "hukuki ve siyasi düzeyde yenilgi havası" yarattığını da yazdı.

Gazete, kararın özünün, AİHM'in, KKTC'de faaliyet gösteren Taşınmaz Mal Komisyonu ile ilgili bir önceki kararının devamını teşkil ettiği yorumunda da bulundu.

Rumlar, ret kararına itiraz ettiler

Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada "olumlu bir gelişmenin söz konusu olmadığını, ancak bununla birilikte AİHM'in alacağı kararların da bu iki yargıca dayalı olmayacağını" da belirtti.

Simerini'ye göre, Rum Haber Ajansı'na açıklamalarda bulunan Palmas, hükümetin; AİHM'in 3. Bölümü'nün, önceki gün açıklanan Rum Yönetimi'nin itirazına yönelik ret kararı konusunda, AİHM'e itirazda bulunduklarını söyledi.

KIBRIS 13/09/07

Rum Yönetimi: Kıbrıs için Lahey’e gidelim

Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’yi Kıbrıs sorunun hukuki yönünü Uluslararası Adalet Divanı’na taşımaya çağırdı.

NTV

Güncelleme: 15:42 TSİ 14 Eylül 2007 Cuma

 

LEFKOŞA - Rum Yönetimi Sözcüsü Vasilis Palmas, “Türk hükümeti Kıbrıs’taki askeri varlığının uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan haklarına dayandığına inanıyorsa, Kıbrıs sorununun bu hukuki yönünü Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda çözmeyi kabul edebilir” dedi.

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un hafta içinde yaptığı, “Tek düşmanımız Türk askeridir” açıklamasına tepki gösteren Ankara, Ada’daki Türk askeri varlığının uluslararası anlaşmalara dayandığını vurgulamıştı.

Türkiye, Rumların daha önce bu yönde yaptığı çağrıları da yanıtsız bırakmıştı.

 

Rumlar Türkiye'yi Lahey'e çağırdı


14 Eylül, 2007 11:52:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Türk askerlerini ''tek düşman'' olarak nitelemesinin ardından, bu kez de Rum yönetimi, Türkiye'yi Kıbrıs sorununun hukuki yönünü Lahey Adalet Divanı'nda görüşmeye çağırdı.

Rum basını, Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas aracılığıyla yapılan "davetin", Papadopulos'un "Tek düşmanımız Türk askeridir" sözüne karşılık Türkiye'den gelen itiraz ve tepkilerin sonucu olduğunu yazdı.
 
Rum yönetiminin adadaki Türk Barış Kuvvetleri konusunda "Ankara'ya meydan okuduğunu" ve Kıbrıs sorununun hukuki yönünün Lahey Adalet Divanı tarafından çözülmesini gündeme getirdiğini belirten Rum basını, "Lahey ifadesinin, Ankara'ya meydan okumak için yeni bir alanı değerlendirmeye çalışan 'Lefkoşa'nın (Rum tarafı) yeni bir tezi olduğu"na işaret etti.
 
1988'de de zamanın Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Bağlantısızlar Dışişleri Bakanları toplantısında Türkiye'yi, Kıbrıs sorununun temel yönleri konusunda Lahey Adalet Divanı'na başvurmaya çağırmıştı.
 
Palmas daveti dün yaptı

Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, dün yaptığı açıklamada, Türkiye'yi, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin bir bölümünde süregelen "işgal" nedeniyle, Türk ordusunu da "işgal bölgelerinde yıkıcı denetim uygulamakla ve Türk hükümetiyle birlikte bölgenin Rum varlığından ve etnik temizlikten sorumlu olmakla" suçladı.
 
Palmas, "Türk askerinin, Türkiye'nin Kıbrıs'taki kolu olarak, Kıbrıs'ın bölünmesini ve iki toplumun birbirine yabancılaşmasını idame ettirdiğini" iddia etti.
 
"İşgal bölgeleri" olarak nitelediği Kuzey Kıbrıs'ın aşamalı olarak Türkleştirilmesinden ve KKTC'nin ilanını gündeme getiren "ayrılıkçı" faaliyetlerden ordunun ve Türk hükümetinin sorumlu olduğunu savunan Vasilis Palmas, Kıbrıs sorununun bu hukuki yönünün Lahey'de çözülmesini önerdi.

 

Rumlardan Türkiye'ye Lahey daveti

      Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un Türk askerlerini "tek düşman" olarak nitelemesinin ardından, bu kez de Rum yönetimi, Türkiye’ye Kıbrıs sorununun hukuki yönünü Lahey Adalet Divanında görüşmeye çağırdı.
      Rum basını, Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas aracılığıyla yapılan "davetin", Papadopulos’un "Tek düşmanımız Türk askeridir" sözüne karşılık Türkiye’den gelen itiraz ve tepkilerin sonucu olduğunu yazdı.
      Rum yönetiminin adadaki Türk Barış Kuvvetleri konusunda "Ankara’ya meydan okuduğunu" ve Kıbrıs sorununun hukuki yönünün Lahey Adalet Divanı tarafından çözülmesini gündeme getirdiğini belirten Rum basını, "Lahey ifadesinin, Ankara’ya meydan okumak için yeni bir alanı değerlendirmeye çalışan ’Lefkoşa’nın (Rum tarafı) yeni bir tezi olduğuna" işaret etti.
      1988’de de zamanın Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu’nun Bağlantısızlar
      Dışişleri Bakanları toplantısında Türkiye’yi, Kıbrıs sorununun temel yönleri konusunda Lahey Adalet Divanına başvurmaya çağırmıştı.
     
     PALMAS’IN AÇIKLAMASI
      Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, dün yaptığı açıklamada, Türkiye’yi, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin bir bölümünde süregelen "işgal" nedeniyle, Türk ordusunu da "işgal bölgelerinde yıkıcı denetim uygulamakla ve Türk hükümetiyle birlikte bölgenin Rum varlığından ve etnik temizlikten sorumlu olmakla" suçladı.
      Palmas, "Türk askerinin, Türkiye’nin Kıbrıs’taki kolu olarak, Kıbrıs’ın bölünmesini ve iki toplumun birbirine yabancılaşmasını idame ettirdiğini" iddia etti.
      "İşgal bölgeleri" olarak nitelediği Kuzey Kıbrıs’ın aşamalı olarak Türkleştirilmesinden ve KKTC’nin ilanını gündeme getiren "ayrılıkçı" faaliyetlerden ordunun ve Türk hükümetinin sorumlu olduğunu savunan Vasilis Palmas, Kıbrıs sorununun bu hukuki yönünün Lahey’de çözülmesini önerdi.
      Vasilis Palmas’ın açıklaması şöyle:
      "Kıbrıs sorunu, bir ’istila ve işgal’ sorunudur. Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığı, Türkiye’nin 1974 yazında ülkemizi ’istila’ etmesinin bir sonucudur. ’İstila’, ’Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprağının yüzde 37’sinin zor kullanılarak alınmasını ve ’işgalini’ gündeme getirmiştir. ’İstila’, Türk ordusunun ’Kıbrıs Cumhuriyeti’ toprağında süregelen varlığı ve faaliyeti; Kıbrıs’ın bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini garanti eden 1960 Garanti Anlaşmalarına tamamen aykırıdır. BM Anayasasını ve uluslararası hukukun zorlayıcı kurallarını da ihlal eder.
      Türk ordusu, ’işgal’ bölgelerinin aşamalı olarak Türkleştirilmesinden, 1983’te tek yanlı bağımsızlık ilanını ve ’işgal’ bölgelerinde
      ’ayrılıkçı’ Türkiye’nin boyunduruğu altında yerel yönetim kurulmasını, ki bu yönetim Güvenlik Konseyi’nin 541 ve 550 sayılı kararlarında yasadışı ve geçersiz ilan edilmiştir, gündeme getiren ayrılıkçı faaliyetlerden de sorumludur.
      Türk hükümeti, Türk Dışişleri Bakanlığının ilgili açıklamasında ifade edildiği gibi, güya ’Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığının Türkiye’nin uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan haklarına dayandığına inanıyorsa, o zaman BM anayasasına (33. ve 36. maddeler) uyarak, Kıbrıs sorununun bu hukuki yönünü Lahey Uluslararası Adalet Divanında çözmeyi kabul edebilir."

MILLIYET 14/09/07

 

Hakaret, çok yakışıksız ve çirkin

TÜRK ORDUSUNUN VARLIĞI NEDENİYLE BURADA SÜKUNET VAR... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Papadopulos'un TSK'ya yönelik açıklamasında "düşman" sözcüğünü kullanmasının terminoloji anlamında yanlış olduğunu ve bu sözcüğün ancak savaş halinde kullanıldığını vurgulayarak, "Türk ordusunun varlığı nedeniyle burada sükunet vardır" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos'un Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) yönelik açıklamalarını "hakaret" olarak nitelendirerek, bunun çok yakışıksız ve çirkin olduğunu söyledi.

Dün sabah bir televizyon programına konuk olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, tüm partilerle aynı yakınlıkta olduğunu da söyledi.

5 Eylül görüşmesi...

Konuşmasında, siyasi gelişmeler ve yaz tatili dolayısıyla Kıbrıs sorununun bir süre durgunluk yaşadığını belirten Talat, Papadopulos ile bir araya gelmenin bir hareketlenme yarattığını söyledi.

"Hâlâ daha barış elimiz uzatılmıştır, tutulmasını bekliyoruz" diyen Talat, sorunun çözümüne yönelik hızlı gelişmelerin olabileceğini kaydetti.

"Görüşme masasında neler konuşulduğu" sorusunu yanıtlayan Talat, 3.5 saat süren görüşmede mülkiyet sorunu, izolasyonlar ve petrol arama girişimleri gibi yan konuların detaylı olmamakla birlikte konuşulduğunu anlattı.

Talat, Papadopulos'un bir komite ve bir çalışma grubu oluşturulmasını önerdiğini belirterek, Kıbrıs Türk tarafının 14 ay geçmesine rağmen bu yöntemin başarıya ulaşmadığını göz önünde bulundurarak Kıbrıs sorununa acil çözüm bulunması için 8 Temmuz sürecinin etkinleştirilmesi ve disipline edilmesini önerdiğini yineledi.

Talat, Kıbrıs sorununun ana unsurları olan mülkiyet, sınırlar, yönetim ve güç bölüşümü, garantiler ile güvenlik konularına, AB ile ilişkiler konusunu da ekleyerek toplam 5 komitenin kurulmasını ve bu komitelerin 2.5 ay içinde konuları görüştükten sonra liderlerin bir araya gelmesiyle tam teşekküllü müzakerelerin başlamasını önerdiklerini anlattı.

Liderlerin müzakerelere devam ederken, aynı zamanda bu komitelerin çalışmalarına devam etmesi önerisini de yaptıklarını ifade eden Talat, 2008 yılına kadar bütünlüklü çözüm hedefini önerdiklerini söyledi. Talat, geçen zamanın Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların aleyhine olduğunu vurgulayarak, 8 Temmuz ilkeler dizisinde de öngörülen öneri yaptıklarını belirtti.

Rum tarafının, 8 Temmuz sürecini disipline etmek ve hızlandırmak istemediğine dikkat çeken Talat, Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümünü zamana yaymaya ve Türkiye'nin AB sürecini avantaj olarak kullanmaya çalıştığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, tam teşekküllü müzakerelere başlama önerisi olması halinde hemen yarın görüşmeye hazır olduğunu belirterek, "Kıbrıs sorununa çözüm amacıyla bir araya gelmek doğru bir olaydır, Türk tarafı buna vardır" dedi. Talat, ancak tıkanıklığı derinleştirmek için bir araya gelmenin anlamı olmadığını da ekledi.

Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz anlaşmasında zaman takvimi olmasını önerdiklerini ancak bu önerilerinin kabul görmediğini belirtti. 8 Temmuz anlaşmasını bir ümit olarak nitelendiren Talat, "8 Temmuz ortada olan tek süreçtir. Bu anlaşmayı kabul etmemiş olsaydım, dünya Talat çözüm istemiyor diyerek ayağa kalkardı" diye konuştu. Talat, 8 Temmuz'a karşı olmanın doğru olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorununu kurulacak komitelerin müzakere etmesini ve liderlerin ise bir araya gelip bu komiteleri yönlendirmesini istediğini kaydetti.

Dışişleri Bakanlığı ile koordinasyonla ilgili eleştirileri de yanıtlayan Talat, Dışişleri Bakanlığı'nın elemanlarıyla birlikte çalıştıklarını ve birlikte çalışmaya devam edeceklerini kaydetti.

Hakemlik şart...

Kıbrıs sorununun çözümü için hakemliğin şart olduğunu da vurgulayan Talat, "Kıbrıs sorununun çözümünde hakemlik rol oynayacaktır. Bu benim kişisel inancımdır" dedi.

Talat, Papadopulos'un kendisiyle BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller aracılığıyla temasa geçtiğini anlatarak, Papadopulos ile görüşmesinin sadece bir aya yakın bir zaman geciktiğini, bunun nedeninin ise Çetinkaya-Luton Town maçına Rum tarafının yaptığı engellemeler olduğunu söyledi.

"TSK nedeniyle burada sükunet vardır..."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un geçen gün gerçekleştirdiği basın toplantısında TSK'ya yönelik eleştirisinin yakışıksız ve çirkin olduğunu da kaydetti.

Papadopulos'un konuşmasında "düşman" sözcüğünü kullanmasının terminoloji anlamında yanlış olduğunu ve bu sözcüğün ancak savaş halinde kullanıldığını vurgulayan Talat, "Türk ordusunun varlığı nedeniyle burada sükunet vardır" dedi.

Talat, Kıbrıs sorununu TSK'nin varlığının yaratmadığının ifade ederek, Kıbrıs sorunu nedeniyle

Türk ordusunun Kıbrıs'ta var olduğunu belirtti. Talat, Türk ordusunun caydırıcı gücüyle bugün Kıbrıs'ta çatışmanın olmadığını, binlerce Kıbrıslı Rum'un her gün Kuzey'e geçtiğini ve kimsenin burnunun bile kanamadığının söyledi. Kıbrıs sorunu çözüldüğü zaman Türk ordusunun adadan çekileceğini söyleyen Talat, Papadopulos'un açıklamasını "keskin, gerçek dışı ve saygısız" olarak değerlendirdi.

Rehn-pertev görüşmesi

Talat, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in Brüksel'deki görüşmesiyle ilgili olarak da, Kuzey Kıbrıs ile AB ilişkileri üzerine bu temasların gerçekleştiğini, Pertev'in Olli Rehn'i 5 Eylül ile ilgili bilgilendirdiğini kaydetti.

Rusya'nın tutumu...

Rusya'nın "Ekspert" dergisinde yayımlanan demecini eleştiren Rusya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Andrey Nesterenko'nun açıklamaları üzerine ise Talat, Rusya'nın Güney Kıbrıs ile geleneksel bir geçmişlerinin olduğuna ve Rusya'nın birçok örnekte görüldüğü gibi Rum tarafını savunduğuna işaret etti.

Talat, en son Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararı tartışılırken Rus diplomatın Lokmacı Kapısı'nın açılması hususuna değinilirken, Yeşilırmak kapısının da açılmasını dile getirmesinin bu desteğe bir örnek olduğunu hatırlattı.

İki Kıbrıslı Türk yargıç AİHM'de

Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'de 2 Kıbrıslı Türk yargıcın görev yapmasına Rum tarafından gelen itirazların reddedilmesini, "AİHM Rum tarafının her konuyu siyasi istismar yapmasından bıktığını anlatmak istiyor" diyerek değerlendirdi.

Kuzeyde petrol

Petrol konusunda, "adanın birleştirilmesinden yana oy kullandık. Kıbrıs'ın kaynaklarından ortak kullanım istiyoruz" diyen Talat, Papadopulos ile görüşmesinde Rum tarafına bu konuda uyarı yaptığını belirtti.

Talat, Rum tarafı tutumunu sürdürürse, Kuzey'de petrol araştırmalarına başlayacaklarını ifade etti.

Lokmacı Kapısı konusu...

Cumhurbaşkanı Talat, 5 Eylül görüşmesinde Lokmacı konusunun konuşulmadığını ifade ederek, Lokmacı konusunda topun BM'de olduğunu bildirdi.

Gül'ün ziyareti

Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ilk yurtdışı ziyaretinin kendisinin davetiyle KKTC'ye yapacağını da belirterek, Gül'ün daveti kabul etmesinin "büyük bir jest" olduğunu söyledi.

Tüm partilerle aynı yakınlıkta

Talat, Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) düzenlediği son basın toplantısında kendisine 9 soru sormasını eleştirerek, bütün siyasi partilerle zaten 5 Eylül değerlendirmesini yapmak için görüşmekte olduğunu kaydetti. "Bütün partiler ile aynı yakınlıktayım" diyen Talat, muhalefetten eleştiri yaparken haksızlık yapmamalarını istedi. Talat, başkanlık sistemiyle ilgili soruyu ise "Bize uygun bir başkanlık sisteminin tartışılması lazım" diye yanıtladı.

KIBRIS 14/09/07

 

Möller, BM Güvenlik Konseyi Daimi üyelerinin Kıbrıs temsilcilerine bilgi Verdi

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi ülkelerin temsilcileri arasında önceki gün yapılan görüşmede, Türk tarafının yaklaşımıyla uyumlu bir değerlendirme yapıldığını tespit ettiklerini söyledi.

Erçakıca, "BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerinin Kıbrıs temsilcilerinin toplantısında Kıbrıs Türk tarafına yönelik ciddi hiçbir eleştiri yapılmadığı gibi, Kıbrıs Türk tarafının önerilerinin 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde olduğu ve bu anlaşmanın esas hedefinin kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmak olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Bu yaklaşım, Kıbrıs Türk tarafının yaklaşımı ile tam bir uyum içindedir" dedi.

Erçakıca, medya haberlerini örnek göstererek, Rum tarafının 5 Eylül görüşmesi sonrasında kamuoyunu yanıltmak için çeşitli manipülasyonlara başvurduğuna dikkat çekti.

KIBRIS 14/09/07

 

Tüzükler ayrıntılı bir şekilde ele alındı

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Brüksel'deki temaslarında Doğrudan Ticaret, Yeşil Hat ve Mali Yardım tüzüklerinin ayrıntılı bir şekilde ele alındığını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Kıbrıs konusunda temaslarda bulunmak amacıyla gittiği Brüksel'den dün akşam döndü.

TAK muhabirinin Brüksel ziyaretiyle ilgili sorularını yanıtlayan Pertev, Avrupa Komisyonu yetkilileriyle gerçekleştirdiği toplantılarda Kıbrıs Türkü ile ilgili çeşitli konuların ele alındığını belirtti.

Raşit Pertev, Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile yaklaşık bir saat süren görüşmesinde Cumhurbaşkanı Talat'ın Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'la yaptığı görüşme hakkında bilgi verdiğini kaydetti.

Pertev, bir soru üzerine, Rehn ile tüzükleri de el alıp ayrıntılı bir şekilde tartıştıklarını söyledi.

Rumların ziyarete tepkisiyle ilgili soruları da yanıtlayan Pertev, gerek Rehn, gerekse diğer üst düzey temsilcilerle ilk kez temas kurmadığını kaydetti. Pertev, 2 yıllık görevi süresinde çeşitli vesilelerle Brüksel'i ziyaret ettiğini ve tamamı basına yansımasa da yetkililerle görüştüğünü anlattı.

Rum basını konuyla ilgili haberlerinde, Pertev'in Rehn'le görüşmesini "ilk" olarak nitelemiş ve görüşmeye tepki göstermişti.

Raşit Pertev'e Brüksel ziyaretinde, Cumhurbaşkanlığı AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan ile Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin eşlik etti.

KIBRIS 14/09/07

 

 

Gül’ün ilk yurtdışı ziyareti KKTC’ye

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ilk resmi yurt dışı ziyaretini yarın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yapacak.

NTV

Güncelleme: 16:37 TSİ 17 Eylül 2007 Pazartesi

 

-          Cumhurbaşkanı Gül, beraberinde bir heyetle yarın öğleden sonra geleceği KKTC’de ilk olarak, Dr. Fazıl Küçük’ün Anıttepe’deki mezarını ziyaret ederek çelenk koyacak.

Gül daha sonra KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile baş başa görüşecek. Cumhurbaşkanı Gül, görüşmenin ardından KKTC hükümet üyelerini kabul ederek görüşecek. Gül ile Talat daha sonra ortak basın toplantısı düzenleyecek.

Cumhurbaşkanı Talat, akşam da Gül onuruna Cumhurbaşkanlığı ikametgahında yemek verecek.

Cumhurbaşkanı Gül, KKTC ziyaretinin ikinci günü temaslarına, Girne Boğaz Şehitliği’ni ziyaret ederek başlayacak. Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı’nı da ziyaret edecek olan Gül, KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de görüşecek.

Gül, Denktaş ile görüşmesinin ardından, KKTC Cumhuriyet Meclisi’ne giderek, mecliste temsil edilen siyasi partilerin yetkilileriyle bir araya gelecek. Cumhurbaşkanı Gül, olağanüstü toplanacak Cumhuriyet Meclisi GenelKurulu’na hitaben konuşacak. Gül, Cumhuriyet Meclisi’ndeki temaslarını tamamlamasının ardından KKTC’den ayrılacak.

Bu arada, KKTC’deki hükümet oluşumuna yönelik tepkilerini, bir yıldır meclis çalışmalarına katılmayarak gösteren, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti (DP), Gül’ün konuşması sırasında MeclisGenel Kurulu’na girip girmeyeceğine, bu akşam yapacakları toplantılarda karar verecek.

 

Cumhurbaşkanı Gül'ün ilk dış gezisi KKTC'ye

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ilk dış gezisini KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın davetlisi olarak KKTC'ye yapacak.

Gezi, yarın başlayacak. Gül'ün KKTC'ye gidişi dünyaya verilen geleneksel bir mesaj olarak yorumlanıyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, daha sonra da Fransa'nın Strasbourg kentine gidecek. Gül'ün, Strasbourg'da Avrupa Parlamentosu'nda insan hakları konusunda bir konuşma yapması bekleniyor.

HURRIYET 17/09/07

 

17 bin İngiliz Türkiye'de emlak sahibi oldu

Sunday Miror, 'Türkiye'nin yakında, İngilizlerin tatil evleri için en favori mekânı İspanya'yı geçeceğini' yazdı

17/09/2007 RADIKAL

RADİKAL - İSTANBUL - İngiliz The Sunday Mirror gazetesi, 'Türkiye, yeni İspanya mı?' başlığını kullanırken Türkiye'nin, kısa bir süre içerisinde İngilizlerin tatil evleri için en favori mekân olarak İspanya'yı geride bırakabileceği değerlendirmelerine yer verdi.
Britanya'da pazar günlerinde yayımlanan The Sunday Mirror gazetesi, 'Türkiye, yeni İspanya mı' başlıklı haberinde İngilizlerin Türkiye'deki emlak alımlarındaki artışa işaret ederken halen 17 bin İngilizin Türkiye'de emlak satın aldığına dikkat çekti.
Türkiye'nin Doğu Akdeniz bölgesinin, yurtdışında gayrimenkul alan İngilizlerin arasında giderek daha popüler hale geldiğini belirten gazete, bölgede dairelerin, 20 bin sterlinden ucuz olduğuna, güneşin de yılda 300 günden fazla parladığına dikkat çekti.

En popüler Fethiye ve Kuşadası
En popüler bölgenin de, Fethiye Bodrum, Marmaris ve İzmir'i kapsayan, Kuşadası ile Alanya arasındaki sahil olduğunu da belirten gazete, Bodrum'un da, uzun bir süreden beri emlak satın alanlar arasında popüler olduğunu, Kuşadası ve Altınkum'da fiyatların rekabetçi olmayı sürdürdüğünü de belirtti. Yurtdışındaki yerleşen İngilizlere hizmet veren Right Move Abroad şirketinden Michael Johns da, gazeteye yaptığı açıklamada, "Altınkum'un Türkiye'nin en güzel plajlarına sahip, bölgede planlanan iki golf alanı ve 2009 yılına kadar tamamlanacak marina ile talep daha artacak" şeklinde konuştu.

Kredi alamıyorlar
Ancak birkaç emlakçının, Türkiye'nin İspanya'nın bazı bölgelerinin benzer sorularının olduğunu söylediklerini kaydeden gazete, bunların arasında 'ucuz gibi görünen daireler' ile bazı yerel yetkilerin, yasadışı planlama izinleri verdikleri için gözaltına alınmasını gösterdi. Emlak ödemeleri için İspanya'nın daha kolay olduğunu belirten gazete, Türkiye'de ev alanlarının çoğunun ya nakit ödediğini ya da İngiltere'de borçlandığını kaydetti. Gazete ayrıca, Nat West International bankası sözcüsünün, Türkiye'de ev alımları için kredi vermeyi planlamadıkları yolundaki açıklamalarına da dikkat çekti. Nat West sözcüsü, "İspanya, bir numara olmayı sürdürüyor ve geçen yıla göre (İspanya'ya yönelik) mortgage konusunda bilgi alma başvurularında yüzde 20'lik bir artış var.
Türkiye, belki ucuz alımların yapıldığı 20 yıl öncesi İspanya'dır ancak alıcıların depozito yatırırken ne kadar güvende olduklarını bilip bilmediklerini merak ediyorum" diye konuştu. İngiliz gazetesi de, Türkiye'de yeni mortgage yasasıyla işlerin daha iyiye gideceğini, bunun da İngiliz alıcılarının Türkiye'de kredi almalarına olanak sağlayacağını belirtti.
Fethiye'deki Spot Blue emlakçısının sözcüsü Julian Walker de gazeteye yaptığı açıklamada ise, "Türkiye'den emlak almak isteyen İngilizler, şimdi iki Türk bankasından kredi alabilirler" dedi.

Gül yarın KKTC'ye geliyor

KKTC'ye saat 15.00'te varması beklenen Gül, varışının ardından Kıbrıs Türkü'nün var oluş mücadelesi önderi Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki mezarını ziyaret edecek.

Gül, daha sonra Cumhurbaşkanlığı'na giderek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşecek. Bu görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığı'na gidecek olan hükümet üyeleri TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edilecek.

Cumhurbaşkanı Talat, akşam da, Gül onuruna Cumhurbaşkanlığı'nda akşam yemeği verecek.

Cumhurbaşkanı Gül, çarşamba günü de önce Boğaz Şehitliği'ni, ardından da KTBK Komutanlığı'nı ziyaret edecek. Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı da ziyaret edecek olan Gül daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ne gidecek. Cumhurbaşkanı Gül burada meclisteki siyasi parti yetkilileriyle bir araya gelecek ve Meclis Genel Kurulu'na hitap edecek. Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun milletvekillerine gönderdiği olağanüstü birleşim çağrısına göre, Meclis Genel Kurulu çarşamba günü saat 12.00'de toplanacak.

Gül'ün meclis ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Talat'ın da mecliste olması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Gül, meclisteki temaslarını tamamlamasının ardından ülkeden ayrılacak.

KIBRIS 17/09/07

 

Güney Kıbrıs'ta Türk dönerci

LHA - Emeği ile geçinen binlerce insanımızın çalışmak için geçtiği Güney Kıbrıs'ta, yıllar sonra ilk kez bir Kıbrıslı Türk hizmet sektöründe işyeri sahibi oldu.

Lokantacılığa 12 yaşında komi olarak başlayan, usta olduktan sonra 20 yıldır KKTC'nin birçok yerinde kendi işyerini çalıştıran Mustafa İzzet Erkanlılar (Şişko) fanatik Rumların baskılarına aldırmadan barlar ve restorantlarla dolu Güney Lefkoşa'nın Ermu Sokağı'nda dönerci dükkanı açtı.

Rum işyeri sahibinden kiraladığı 40 metrekarelik dükkanda ailesi ve bir Türk bir de Rum çalışanıyla ekmek kavgasına soyunan Mustafa Erkanlılar bu kez iddialı. Rum ve yabancılara başta tavuk döner olmak üzere Türk mutfağını sevdirmeye çalışan Mustafa Erkanlılar'ın işleri şimdilik iyi. Olayı yadırgayan fanatik bazı Rumların bir yandan işyeri sahibine yaptıkları baskılar, diğer yandan kendi önüne konan bürokratik ve ayrımcı engellere rağmen Mustafa " Şişko'nun Döneri (Yiron do Başi)" adıyla tavuk, dana ve kuzu karışımı et döneri satıyor.

İşyeri komşusu da olan pastahane sahibi aile Mustafa Erkanlılar'dan memnun hatta ona ortak çalışma teklifi de yapmışlar.

Yakında, dönerin dışında lahmacun, Kıbrıs Türk usülü pastırma, Kayseri pastırması ve kıyma kebabına da başlamayı düşünen Mustafa Erkanlılar, yaptığı açıklamada, "Bugüne kadar çalıştırdığım yerlerde ustalığımı kanıtladım. Güzel para kazandım, ama sağlam iş arkadaşları seçemedim. Bizim memlekette hergün değişen şartlara ayak uydurmayı beceremedim. Bu kez kendimi en zor olan yerde kanıtlayacak ve yine yurduma dönerek mücadeleye kaldığım yerden devam edeceğim" şeklinde konuştu.

KIBRIS 17/09/07

 

Papadopulos, BM'de yeni fikirler ortaya koyacak

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, BM Genel Kurulu'nda yapacağı konuşması ve BM Genel Sekreteri'yle görüşmesinin; TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de yarın ilk resmî dış ziyaretini gerçekleştireceği KKTC'de yapacağı konuşmanın, Kıbrıs sorununda olacaklara ışık tutacağı bildirildi.

Fileleftheros Gazetesi "Şapkadan Tavşan Çıkmaz - Tasos BM'de, Gül De İşgal Bölgelerinde Ne Diyecek" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un; Kıbrıs sorunundaki çıkmazın aşılması ve 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi için bazı yeni fikirler ortaya koymasının beklendiğini bildirdi.

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün KKTC ziyaretinin, "sembolik nitelikte olduğunu" savunan gazete, buna rağmen Gül'ün bu ziyarette Kıbrıs sorununa ilişkin mesajlar vereceğini vurguladı, özetle şöyle devam etti:

"Lefkoşa, bu dönemde taktik hareketlerde bulunmak için çeşitli alternatif senaryolar şekillendirdi. Edindiğimiz bilgilere göre, Başkan Tasos Papadopulos'un, BM Genel Kurulu önünde yapacağı konuşmada, 8 Temmuz prosedürünün devam etmesi yöntemlerine ilişkin bazı fikirler ortaya koyması muhtemeldir.

Lefkoşa'nın dikkati, öncelikle, 8 Temmuz prosedürünün idamesinin gerekli olduğu ve anlaşmayı değiştirebilecek veya etkisiz hale getirebilecek faaliyetlerin önlenmesi üzerinde odaklanıyor. Başkan Papadopulos, gelecek Pazar günü olarak belirlenen BM Genel Kurulu'na konuşmasını, bu tez üzerinden yapacak.

Gelişmeleri yakından takip eden yabancı diplomatların değerlendirdiği üzere, Kıbrıs hükümetinin taktiği iki alanda hareket edecek. Buna göre, birinci alan; Türkiye-Avrupa alanıdır. Bu alanda gelecek aylarda yapılacak çalışmalar, Kıbrıs hükümetine 'top oynamak' için saha yaratıyor. Türkiye'nin üyelik sürecinin; baskı yapmak için şartların yaratılması için değerlendirilebilecek çeşitli istasyonları var. Bunlar; ilerleme raporu, yeni müzakere başlıklarının açılması, Aralık ayındaki zirve toplantısı, Avrupa Parlamentosu raporlarıdır. Bugüne kadar Lefkoşa, Türkiye-Avrupa ilişkilerini stratejik planlamaları lehine değerlendiremedi. Türkiye'nin, içteki sorunlarına rağmen AB'de yürümekte olduğu, ortak kabul gören bir şeydir. Politika ve diplomaside ilanlar değil ilan edilenlerin uygulanması dikkate alınır. Çıtayı yükseltmesine rağmen çoğu kez bu çıtanın altından geçen Lefkoşa'nın politikası da bununla değerlendiriliyor.

İkinci alan; tamamen Kıbrıs sorunu ve prosedürüyle ilgilidir. Michael Moller, 5 Eylül görüşmesinden sonra bazı temaslarda bulundu, ancak esasa ilişkin olarak; başkanlık seçimlerinden önce herhangi bir şey olmasının söz konusu olmadığına inanıyor görünüyor. Ancak aynı zamanda, BM, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin bütün çabaları dondurmak için şubata kadar daha uzun bir süre bulunduğunu düşünüyor.

Kıbrıs hükümetince Lahey Adalet Divanı konusunun gündeme getirildiği dikkate alındığında; Türkiye'yle doğrudan görüşmeler için de yöntemler olduğu görünür. Elbette bu, Lahey Adalet Divanı örneğinde de, özellikle zor görünüyor. Dolayısıyla geriye; prosedürün danışmanlar düzeyinde idamesi ve olanak olursa yeni Papadopulos-Talat görüşmesinin olması kalıyor.

Türk tarafı, anlaşmanın hayata geçirilmemesi şartıyla prosedürün idamesine de katkı koyuyor. Ankara'da, gelecek ayların Avrupa'da Türkiye için zor olacağı biliniyor ve bu nedenle Kıbrıs sorunundaki bıçak sırtındaki bir prosedürün kendisine hizmet ettiğini düşünüyor.

Ankara'nın etki yaratma düzeyinde hareketlerde bulunması ihtimal dışı görülmüyor. Aslında çizgi değişmedi: Kıbrıs sorununun, Annan planının öngördüğü gibi iki oluşturucu devlet şeklinde, sözde izolasyonların kaldırılmasıyla çözümü. Bunun da, Gül'ün işgal bölgelerine öbür gün gerçekleştireceği ziyarette ortaya çıkması bekleniyor."

Gazete, Kıbrıs Türk basınında çıkan haberlere dayanarak, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 18 Eylül Salı günü KKTC'ye geleceği yönündeki haberini, okurlarına, "İşgal Bölgelerinde Gül Gösterisi - Yeni Cumhurbaşkanı'nın Türkiye Dışındaki İlk Temasları" başlığıyla aktardı.

Alithia, "Abdullah Gül'ün İbadetini Bekliyorlar"; MAHİ de, "Gül Salı Günü İşgal Bölgelerine Gidiyor" başlığını kullandı.

KIBRIS 17/09/07

 

Hristofyas: Taksime gidiliyor

Fileleftheros, haberi, "Federasyon = Taksim Kuşkusu - Hristofyas Çözümün İçeriği Konusunda Eski Ortaklarına Meydan Okuyor - Özgür Bölgelerde İki Toplumlu ve İşgal Bölgelerinde de Arı Türk Devleti Tehlikesi Görüyor" başlık ve spotlarıyla verdi.

Gazete, Rum tarafında Şubat 2008'de yapılacak başkanlık seçimlerindeki adaylardan Dimitris Hristofyas'ın, önceki gün, AKEL'in gençlik kolu EDON'un düzenlediği bir eğitim seminerinde yaptığı konuşmada, iki toplumlu, iki kesimli federasyon konusunda Rum tarafında kamuoyu önünde yapılan tartışmaları eleştirdiğini yazdı.

Gazeteye göre, federasyon uzlaşısından kuşku duyulduğu dönemlere dönüşün, ne kadar iyi niyetle olsa da, taksimin resmileşmesini gündeme getirdiğini söyleyen Hristofyas; federasyonun "vatanın ve halkın yeniden birleşmesi" için mümkün olan tek yöntem olduğunu savundu ve şunları kaydetti:

"Belki bazılarının hayal ettiği gibi, temiz Kıbrıs Rum devletine de sahip olmaksızın vatanımızın büyük bir kısmını sileceğiz. Ve elbette, işgal bölgelerinde hiçbir denetim olmadan ve yerleşiklerin kontrolsüz şekilde akacağı böyle çarpık bir çözüm; ilk fırsatta kolaylıkla yeni maceralara ve kayıp vatanlara yol açabilir."

Hristofyas'ın Rum tarafında federasyon karşıtı eğilimlerin yayılmasından duyduğu büyük endişeyi ortaya koyduğunu, kendisinin ve partisinin "Kıbrıs sorununa, BM kararları, uluslararası hukuk ve AB ilkeleri ve iki toplumlu, iki kesimli federasyon öngören 1977-79 Doruk Anlaşmaları temelinde barışçıl bir çözüm bulunmasında ısrarlı ve kararlı olduğunu" söylediğini yazan gazete, şöyle devam etti:

"Hristofyas'a göre bunlar, ayrıca, çözümün, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve birliğini de tesis etmesi gerektiği anlamına geliyor. Çözüm; tek ve bir egemenliği, uluslararası kişiliği ve vatandaşlığı, yerleşiklerin çekilmesini, insan hakları ve temel özgürlükleri, göçmenlerin ev ve mülklerine geri dönüş haklarını da garanti etmesi gerekiyor.

Dimitris Hristofyas, eski ortaklarına da meydan okuyarak; samimi iseler ve tabelalarla değil içerikle ilgileniyorlar ise, o zaman sadece federasyonu; konfederasyondan ayıran temel unsurları (tek egemenlik, uluslararası kişiliği ve vatandaşlığı, temel özgürlüklere saygıyı, v.b.) seçip, onu birleşik devletten ayıran temel unsurları bilmezlikten gelemeyeceklerini söyledi. Eski ortaklarını, dolaylı ancak net bir şekilde; şu sorulara kekelemeden yanıt vermeye çağırdı:

Kıbrıs sorununun çözümünün, isimlendirmek istendiği gibi; bölgelerden her birinin karşılık birer toplum tarafından idare edileceği, öteki bölgeninkiyle özdeş, kendi yetki organları ve salâhiyetleri olacak iki bölge öngöreceğini kabul ediyor muyuz? İki toplumun merkezî idarenin karar ve yetkilerine sonuç getirici şekilde katılmalarını kabul ediyor muyuz? Yanıt evet ise; o zaman Doruk Anlaşmaları'nı kabul ediyoruz. Eğer yanıt hayır ise; o zaman reddettiğimiz 1977-79 Anlaşmaları'nın kendisidir, içerikten kaçınma anlamındadır.

Dimitris Hristofyas; Kıbrıs Rum tarafının çözüm bulma iradesi konusunda yurtdışında yaratılan izlenimlerden duyduğu endişeyi gizlemedi. Bununla ilgili olarak Kıbrıs dostu Avrupa Milletvekili Methildt Rothe'ye atıfta bulundu ve olası tutarsızlıkların Kıbrıs Türk toplumunda da kuşku yaratacağı uyarısında bulundu. 'Çarpıtma yapar ve birleşik devlet çözümü talep edersek, Kıbrıs Türk toplumunun en ilerici güçlerinin de bizi anlaması söz konusu değildir' diyen Hristofyas, böylece, Kıbrıs Türk toplumundaki o güçler, hem de uzlaşı çözümü isteyen Türkiye'deki güçler arasında güvenilirliğimizi yitireceğimiz uyarısında bulundu."

Gazeteye göre, Hristofyas, 8 Temmuz anlaşmasını tek çıkar yol olarak görerek, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması hedefiyle, iki toplum lideri arasında tam özlü müzakerelere ulaşılması için zeminin hazırlanması (8 Temmuz) yönünde çalışılması gerektiğini söyledi.

EDON'lu gençlere de seslenen Hristofyas, kendisinin yalnızca bir dönem için başkanlık talep ettiği taahhüdünde bulundu.

Politis, haberi, "Tek Çözüm İki Bölgeli Federasyon - Hristofyas: Bundan Kuşku Etmek Gerilemektir" başlığıyla yansıttı.

Gazeteye göre, bugün Rum tarafında, iki toplumlu, iki kesimli federasyondan açıkça kuşku belirtildiğine dikkat çeken Hristofyas, şunları söyledi:

"Kimi federasyonu hepten reddediyor, kimi anayasa hukukunda denenmemiş bir ifade olduğu ve Makarios-Denktaş anlaşmasında yer almadığı argümanı ile iki bölgeliliği reddediyor, kimi Avrupa Birliği'ne girdiğimiz şu an olguların değiştiğini ve Doruk Anlaşmaları'nın geçmişte kaldığını söylüyor.

AB'ye üyeliğimizden üç yıl sonra, sahte devletin yükseltilmesini engellemek için dişimizle tırnağımızla mücadele ediyorken; Doruk Anlaşmaları'ndan kurtulmanın ve esasen birleşik devlet talep etmenin mümkün olduğunu düşünüyorsak, korkarım hayal aleminde geziyoruz. Er ya da geç matematiksel gerçeklikle; özgür bölgelerde iki toplumlu bir devlete, işgal bölgelerinde de arı bir Türk devletine sürükleneceğiz. Ve elbette böyle bir sakat çözüm ile işgal bölgelerinde hiçbir denetim olmaması ve yerleşiklerin kesintisiz akışı ile her an kolaylıkla yeni maceralara ve kayıp vatanlara sürüklenilebilir."

Haravgi, haberi manşetten, "Gelecek İçin Taahhüt - Yeni Nesle Birleşik ve Özgür Bir Vatan Teslim Edelim - Dimitris Hristofyas Federasyon Çözümü Düşmanlarının Üzerindeki Örtüyü Kaldırarak Yüzlerce Gencin Önünde Tezlerini Ortaya Koydu" başlığıyla aktardı.

KIBRIS 17/09/07

 

Kıbrıslı Rumlar: Gül’ün ziyareti yasadışı

Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olarak ilk ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yapması, Rumları kızdırdı.

NTV

Güncelleme: 17:10 TSİ 18 Eylül 2007 Salı

 

LEFKOŞA - Ziyareti ‘yasadışı’ olarak nitelendiren Rum Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerinde rumları karşısında bulacağını açıkladı.

Rum Dışişleri Bakanlığı, Gül’ün ziyaretinin Rumlara, Avrupa Birliği’ne ve uluslararası topluma karşı yapılan “ciddi bir tahrik” olduğunu iddia etti.

Açıklamada, uluslararası toplumun çabalarına yardımcı olmayan bu gibi tutumlar konusunda Ankara’ya uyarıda bulunması için Birleşmiş Milletler’e çağrıda bulunuldu.

Türkiye’nin Rum kesimiyle ilgili taahütlerini yerine getirmemesinin tahammül edilemez olduğunu vurgulayan Rum Dışişleri Bakanlığı, bunun kaçınılmaz olarak Avrupa Birliği müzakere sürecinde engellere neden olacağını iddia etti.

Cumhurbaşkanı Gül KKTC'ye gitti


18 Eylül, 2007 14:50:00 (TSİ) CNN TURK

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ilk resmi dış ziyareti kapsamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gitti. Cumhurbaşkanı Gül'e eşi Hayrünnisa Gül de eşlik ediyor.

Ankara'dan ayrılmadan önce açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Gül, bir gazetecinin, anayasa ile ilgili tartışmaları ve 'bir partinin anayasası oluyor' şeklindeki eleştirileri hatırlatması üzerine, "anayasa çalışmalarının açık ve şeffaf şekilde yapıldığı"nı söyledi.
 
"Bir çalışmanın başlatılması lazımdı. Bu çalışmanın başlatıldığını görüyoruz" diyen Gül, Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığında çalışmaların sürdüğünü ve bunun henüz taslak olduğunu kaydetti.
 
Bu taslağın, kendisi dahil herkesin önüne geleceğini ifade eden Gül, taslağın bütün kurumlara dağıtılması ile en geniş bir şekilde katılımın temin edilmesinin sağlanacağını dile getirdi.
 
Cumhurbaşkanı Gül, "Tüm siyasi partilerimizin, herkesin belgelerine bakarsanız anayasanın değiştirilmesini arzu ediyorlar. 'Bu anayasa hiç ellenmesin' diyen yok. Bütün siyasi partilerin bütün beyanatlarında, belgelerinde bu var. Dolayısıyla böyle bir işi olgunluk içerisinde, açık şeffaf bir şekilde tartışarak ama bu tartışmaların yapıcı bir üslup içinde olması çok önemlidir. Sonunda en geniş uzlaşma ile böyle bir anayasa TBMM'nin huzuruna gelir" dedi.

Türban:
Uçakta da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Gül, bir gazetecinin "iş türbana dayandı gibi birşey var" sözü üzerine, "Eğer anayasa bir cümle içinse o zaman yeni anayasa yapmaya gerek yok. Bir maddeyle o değişir. Ona indirgememek gerekir" dedi.
 
Rum basını:
Cumhurbaşkanı Gül, KKTC gezisinin Rum basınında "yasa dışı ve tahrik edici" olarak nitelendirildiğinin hatırlatılması üzerine de, "Oradan tahrik edeci söylemler bir süredir geliyor. Türk ordusuna, ordumuza yönelik tahrik edici söylemler de geliyor. Bunlara kulak asmıyoruz. Biz yolumuza devam ediyoruz" ifadesini kullandı.
 
Abdullah Gül, Kıbrıs'ta çözüm için Türk tarafının her zaman iyi niyet gösterdiğini belirterek, "Eğer karşı taraf da iyi niyet gösterirse kapsamlı, kalıcı ve eşitliğe dayalı yeni bir ortaklık ortaya çıkabilir" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, bir gazetecinin, "Eşiniz Hayrünnisa Gül'ü KKTC'ye götürüyorsunuz. Bundan sonraki gezilerinizde yanınızda olacak mı?"sorusuna, "Onun gideceği yerler olacaktır, gitmeyeceği yerler olacaktır. Her yerde yanımda olacak diye bir şey yoktur" dedi.
 
Esenboğa Havalimanı'ndan askeri törenle uğurlanan Gül, özel uçak "ANA" ile saat 14.20'de KKTC'ye hareket etti.
 
Cumhurbaşkanı Gül ile birlikte eşi Hayrünnisa Gül, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in yanı sıra çok sayıda Dışişleri Bakanlığı bürokratı ve basın mensubu da KKTC'ye gitti.
 
Cumhurbaşkanı Gül ve eşini, Ercan Havaalanı'nda KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi Oya Talat ile Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçi Türkekul Kurttekin karşıladı.
 
Karşılamada KKTC Cumhurbaşkanı'nın eşi Oya Talat, Hayrünnisa Gül'e bir demet çiçek verdi.
 
Farklı protokol...
 
KKTC'de ziyaret öncesi farklı protokol düzenlemeleri yapıldı. Eşiyle adaya giden Cumhurbaşkanı Gül için karşılama havaalanında değil, Başkanlık Sarayı'nda yapılacak.
 
Gül ziyareti sırasında, Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili olarak başta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile olmak üzere çeşitli görüşmeler yapacak.
 
Gül, ilk olarak, Kıbrıs Türkünün varoluş mücadelesi önderi Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki mezarını ziyaret edecek.
 
Gül, daha sonra Cumhurbaşkanlığı'na giderek Cumhurbaşkanı Talat'la görüşecek. Bu görüşmenin ardından KKTC hükümet üyeleri Gül tarafından kabul edilecek.
 
Cumhurbaşkanı Talat, akşam da, Gül'ün onuruna Cumhurbaşkanlığı’nda akşam
yemeği verecek. 
 
Cumhurbaşkanı Gül, çarşamba günü de önce Boğaz Şehitliği'ni, ardından da Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanlığı’nı ziyaret edecek.
 
KKTC'nin 1’inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı da ziyaret edecek olan Gül,
daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ne gidecek.
 
Cumhurbaşkanı Gül, burada meclisteki siyasi parti yetkilileriyle bir araya gelecek ve Meclis Genel Kuruluna hitap edecek. Gül'ün meclis ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Talat'ın da mecliste olması bekleniyor.
 
Gül, meclisteki temaslarını tamamlamasının ardından KKTC'den ayrılacak.
 
RUMLAR ZİYARETE TEPKİLİ
 
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi, ilk resmi ziyaretini bugün KKTC'ye yapacak olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretine tepki göstererek, ziyareti "yasadışı" ve "tahrik" olarak niteledi.
 
Rum basın haberlerine göre, Rum Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Rum kesimi aleyhine faaliyetlerini sürdürmesi halinde Türkiye'nin, AB'ye katılım müzakereleri sahasında, Rum tarafını karşısında bulacağı" kaydedildi.
 
Cumhurbaşkanı Gül'ün ziyaretini "yasadışı" olarak nitelendiren Rum Dışişleri Bakanlığı, ziyaretin, AB üyesi bir ülkenin, AB'nin ve uluslararası toplumun aleyhine dönen "ciddi bir tahrik" olduğunu ileri sürdü.

 

KKTC'de türbana özel protokol

Ömer BİLGE bildiriyor

 

KKTC'de türbana özel protokolCumhurbaşkanı Gül ilk kez protokolde eşi Hayrünnisa Gül ile görüntülendi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün KKTC gezisine yine türban damga vuracak.
Gül saat 15.30 civarında ulaştığı KKTC'de askeri havaalanına indi. Ancak burada Cumhurbaşkanı'na askeri karşılama töreni yapılmadı. Havaalanında Gül ve eşini, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi Oya Talat karşıladı.
Gül, havaalanından hemen Fazıl Küçük'ün mezarına gitti ve ardından KKTC Cumhurbaşkanlığı'na geçti.
Burada Mehmet Ali Talat tarafından resmi törenle karşılandı.
Talat, şu sıralar Gül'ün şerefine akşam bir iftar yemeği verecek. Bu yemeğe Hayrünnisa Gül katılmayor ancak komutanlar orada.

Şu saatlerde Talat'ın eşi ile Hayrünnisa Gül bir restarontta beraber iftar açıyor.
Gece Talat, Gül için bir resepsiyon verecek. Bu resepsiyon eşli olacak. Ve Haynrünnisa Gül katılacak.
Ancak bu defa da komutanlar resepsiyona katılmayacaklar.
Ömer Bilge'nin bildirdiği bu gelişmeler Ankara'da ilginç tartışmalara neden oluyor.
Askerlerin bu tavrının bundan sonraki protokol düzeninin bir provası olduğu belirtiliyor.
Böylece ilk deneme KKTC'de gerçekleşmiş oluyor.

Abdullah Gül, KKTC'ye yapacağı ziyaret öncesi havalanında bir açıklama yaptı. Gül "Eşinizi bundan sonra yanınızda daha sık görecek miyiz" sorusuna "Gideceği yerler olur gitmeyeceği yerler olur. Her zaman yanımda olacak diye bir şey yok" cevabını verdi.

TÜRBAN PROTOKOLDE

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, özel uçak “ANA” ile saat 14.20'de KKTC'ye Esenboğa Havalimanı'ndan askeri törenle uğurlandı.Uğurlamada, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, Ankara Valisi Kemal Önal, 4. Kolordu ve Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Aslan Güner, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve öteki yetkililer hazır bulundu.

Gül'e eşi Hayrünnisa Gül, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in yanı sıra çok sayıda Dışişleri Bakanlığı bürokratı ve basın mensubu da eşlik etti.

HURRIYET 18/09/2007

 

KKTC'de protokole Hayrünnisa Hanım ayarı...

      Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün KKTC ziyaretine eşi Hayrünnisa Gül de katılıyor. Ancak bu ilk yurtdışı ziyaretinde Hayrünnisa Gül protokole dahil edilmedi. Çünkü hazırlanan protokolde asker ile Hayrünnisa Gül'ü yanyana getirilmiyor.
      Bir önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer adayı ziyaret etmediğinden karşılama Süleyman Demirel dönemindeki karşılama ile mukayese edildiğinde farklılıklar göze çarpıyor.
      Havaalanında askeri törenle karşılanması gereken Gül bu defa Lefkoşa'da Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda karşılanacak. Hayrünnisa Hanım ise havaalanında Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat ile birlikte resmi heyetin içinden ayrılacak. Cumhurbaşkanı'nın eşi daha sonra da resmi heyete dahil edilmeyecek.
      Akşam üzeri düzenlenecek iftar yemeğine Kıbrıs Türk Barış Kuvveti Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ve Güvenlik Kuvvetler Komutanı Tuğgeneral Mehmet Eröz katılıyor. KKTC Bakanlar Kurulu ve Mehmet Ali Talat da iftar yemeğinde yer alırken Hayrünnisa Gül katılmayacak. Oya Talat, Hayrünnisa Hanım için Girne'de bir restoranda iftar yemeği verecek.
      Akşam saatlerinde ise KKTC Cumhurbaşkanlığı'nda bir resepsiyon veriliyor. Bu resepsiyona Hayrünnisa Hanım katılıyor. Bu defa komutanlar resepsiyona katılmıyor.
      Bu protokolün Hayrünnisa Hanım'a özel olarak hazırlandığı dikkat çekiyor. Askerlerin bu konudaki hassasiyetinin devam ettiği gözleniyor.
      Bu arada Cumhurbaşkanı Gül, KKTC'ye haraketinden önce bir gazetecinin, "Eşiniz Hayrünnisa Gül’ü KKTC’ye götürüyorsunuz. Bundan sonraki gezilerinizde yanınızda olacak mı?" sorusuna, "Onun gideceği yerler olacaktır, gitmeyeceği yerler olacaktır. Her yerde yanımda olacak diye bir şey yoktur" dedi.

MILLIYET 18/09/2007

 

 

Rumlar Gül'ün KKTC ziyaretine tepkili: Tahrik

      Kıbrıs Rum yönetimi, ilk resmi ziyaretini bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) yapacak olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyaretine tepki göstererek, ziyareti "yasadışı" ve "tahrik" olarak niteledi.
      Rum basın haberlerine göre, Rum Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "(Kıbrıs Cumhuriyeti) aleyhine faaliyetlerini sürdürmesi halinde Türkiye’nin, Avrupa Birliğine (AB) katılım müzakereleri sahasında, Rum tarafını karşısında bulacağı" kaydedildi.
      "BM’nin çabalarının desteklenmesi ve ’Kıbrıs Cumhuriyeti’ ile ilişkilerin normalleştirilmesiyle ilgili Türkiye’nin müzakere çerçevesiyle üstlendiği taahhütlerin açık ihlalinin tahammül edilebilir olmadığı" ifade edilen açıklamada, "bunun kaçınılmaz olarak AB müzakere sürecinde engellere neden olacağı" savunuldu.
      Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretini "yasadışı" olarak nitelendiren Rum Dışişleri Bakanlığı, ziyaretin, AB üyesi bir ülkenin, AB’nin ve uluslararası toplumun aleyhine dönen "ciddi bir tahrik" olduğunu ileri sürdü.
      Rum Dışişleri Bakanlığı, "uluslararası toplumun çabalarına yardımcı olmayan, bunun aksine çabaların tahrip olmasına yol açan bu tür davranışlar" konusunda uyarıda bulunmaları için BM ve BM Güvenlik Konseyinin daimi üyelerine de çağrıda bulundu.
      Bu arada Fileleftheros gazetesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün KKTC Cumhuriyet Meclisinde yapacağı konuşmada, "Çekoslovakya modeli siyasetini"

MILLIYET 18/09/2007

Abdullah Gül, bugün geliyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eşi Hayrünisa Gül ile birlikte bugün saat 15.10'da iki günlük resmi ziyaret için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gelecek.

Gül'ün KKTC ziyareti, TC Cumhurbaşkanı olmasından sonra ilk yurt dışı ziyareti olacak.

Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, TC Cumhurbaşkanı Gül ilk olarak saat 15.45'de Kıbrıs Türk Halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabrine çelenk koyma törenine katılarak Şeref Defteri'ni imzalayacak.

Gül, saat 16.10'da Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda karşılandıktan sonra Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşecek, saat 17.00'de ise heyetler arası görüşmeye geçilecek.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, saat 17.30'da Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Bakanlar Kurulu üyelerini Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e takdim etmesinden sonra Talat ile Gül saat 18.00'da ortak basın toplantısı düzenleyecek.

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, saat 18.25'te ise Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği'ni ziyaret edecek.

TC Cumhurbaşkanı Gül daha sonra Cumhurbaşkanı Talat'ın Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda onuruna vereceği akşam yemeğine ve resepsiyona katılacak.

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ziyaretinin ikinci günü olan çarşamba ise ilk olarak saat 09.00'da Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı'nı ardından da Boğaz Şehitliği'ni ziyaret edecek.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, saat 10.20'de eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la ofisinde bir araya gelecek.

Daha sonra Cumhuriyet Meclisi'ne geçecek olan TC Cumhurbaşkanı Gül, Cumhurbaşkanı Talat'ın da katılımıyla saat 10.55'te Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ile bir görüşme yapacak.

Fatma Ekenoğlu, daha sonra Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasi parti başkanlarını TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e takdim edecek.

Abdullah Gül, saat 12.00'de, Cumhuriyet Meclisi'ne hitaben bir konuşma yapacak. Konuşmayı Cumhurbaşkanı Talat da Meclis'teki yerinden dinleyecek.

TC Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünisa Gül, saat 12.35'de Cumhurbaşkanlığı'nda resmi törenle uğurlandıktan sonra saat 13.15'de Ankara'ya dönmek üzere KKTC'den ayrılacak.

KIBRIS 18/09/07

Meral Ece, London Assembly adayı

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Liberal Demokrat Parti'nin İslington, Hackney ve Waltham Forest'deki seçmenleri, İslington Belediyesi Kıbrıslı Türk Meclis Üyesi Meral Ece'yi, 2008 Mayıs'ında yapılacak olan belediye seçimlerinde London Assembly adayı olarak seçtiler.

Islington Belediye Meclisi'nin 2002 yılından beri üyesi olan ve belediye kabinesinde Sağlık ve Sosyal Servis'lerden sorumlu üye bulunan Meral Ece, daha önce de Hackney Belediyesi'nde görev yapmıştı. Ece, 2001 yılı seçimlerinde milletvekili adayı gösterilen tek Türk politikacı idi.

Seçmenlerin çoğu tarafından London Assembly'ye aday gösterilen Meral Ece, söz konusu bölge seçmenlerince aday gösterilmiş olmaktan onur duyduğunu belirterek şunları söyledi:

"Ben Kuzey Londra'da doğdum ve hayatım boyunca bu bölgede yaşadım. 1994 yılından beri de Hackney ve İslington'ı temsil ediyorum. Üç çocuğum da İslington ve Hackney'de devlet okuluna gittiler. Kuzey Doğu Londra toplumu London Assembly'de etkili bir şekilde temsil edilmelidir. Londra'nın bu bölgesindeki insanların çok uzun zamandan beri bu düzeyde temsilci olarak güçlü bir sesleri olmamıştı. Seçilmem durumunda toplumun çıkarları için mücadele edeceğim. Suç, güvenli sokaklar, yeşil ve çevereci bir politika, konut gibi önemli gündem maddeleri üzerinde yoğunlaşacağım."

Kıbrıslı Türk meclis üyesi Meral Ece'nin, Liberal Demokrat Parti'nin London Assembly adayı olarak seçilmesi, söz konusu partinin üst düzey yöneticilerince de ilgiyle karşılandı. Milletvekili ve parti lideri Sir Menzies Campbell'in personel şefi Ed Davey konuyla ilgili olarak, "Meral Ece, İslington ve Hackney sakimleri için etkili çalışmalar yapmış biri. Türkçe konuşan toplum içerisinde iyi tanınıyor ve saygın bir figür olarak biliniyor. Bu seçim, Kuzey Doğu Londra toplumu için iyi bir seçimdir. Seçmenler, London Assembly'ye kendi çıkarlarını koruyacak bir aday yollama fırsatını bulmuş oldular" şeklinde konuştu.

KIBRIS 18/09/07

 

 

 

 

 

 

Askerden türban kaçırmaca

Ziyaret sırasında Hayrünnisa Gül'ün askerle karşılaşmamasına özen gösterildi

19/09/2007 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ

TOLGA AKINER

ANKARA / LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ilk yurtdışı gezisi eşi Hayrünisa Gül'ün başörtüsünün gölgesinde gerçekleşti. Gül KKTC'ye giderken gerek Ankara'da gerekse Lefkoşa'da Hayrünnisa Gül'ün askerle karşılaşmamasına özen gösterildi. Uğurlama ve karşılama törenlerinde Hayrünnisa Gül'ün bulunduğu ortamlarda asker, askerin bulunduğu ortamlarda Hayrünnisa Gül ortada gözükmedi.
Cumhurbaşkanı Gül, eşinin programını Ankara'da hazırlattı ve askerlerin bulunacağı programlara katılmaması için hassasiyet gösterdi. Hem Türkiye'de hem de KKTC'deki basın mensuplarının ilgi odağı olan Hayrünnisa Gül, Esenboğa ve Ercan havaalanlarında eşiyle birlikte görüntü vermedi. KKTC'deki tören ve yemeklerde de Hayrünnisa Gül ile askerlerin aynı mekânda bir araya gelmemesine özen gösterildi.
Gül Lefkoşa'ya hareket etmek üzere dün Esenboğa Havaalanı'na eşi Hayrünnisa Gül ile aynı araçla geldi. Cumhurbaşkanı aracından inerek protokoldekilerle el sıkışırken, eşi araçtan indi ve bir süre bekledi. Gül ziyareti ile ilgili açıklama yapmak için salona geçerken eşi, askeri töreni beklemeden uçağa bindi. Bu sırada gazetecilerin görüntü alması da engellenmeye çalışıldı.
Cumhurbaşkanı, havaalanındaki basın toplantısında, eşinin bundan sonraki gezilerde de yanında bulunup bulunmayacağının sorulması üzerine, "Onun gideceği yerler olacaktır, gitmeyeceği yerler olacaktır. Her yerde yanımda olacak diye bir şey yoktur" dedi. Gül daha sonra askeri törenle KKTC'ye uğurlandı. Törende Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, Ankara Valisi Kemal Önal, 4. Kolordu ve Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Aslan Güner ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve öteki yetkililer Gül'ü uğurlamak üzere hazır bulundu.

Barış Kuvvetleri gelmedi
Cumhurbaşkanı ve eşi, Ercan Havaalanı'nda KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi ile Türkiye'nin KKTC Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ve eşi tarafından karşılandı. Gül, Ana uçağından eşiyle birlikte indi. Oya Talat, Hayrünnisa Gül'e bir demet kırmızı gül vererek 'Hoş geldiniz' dedi. Geleneğin aksine Türkiye Cumhurbaşkanı'nı karşılamaya ne Barış Kuvetleri'nden ne Güvenlik Kuvvetleri'nden bir komutan gitti.
Oysa eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 12 Haziran 2000 tarihli ziyaretinde, kendisini havaalanında eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve sivil yetkililerin yanı sıra, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Şükrü Sarıışık ve eşleri karşılamıştı. Denktaş ve Sezer'in askeri tören için yerlerini almasının ardından bando eşliğinde İstiklal Marşı okunmuş, 21 pare top atışı yapılmıştı. Ardından Sezer, Onur Kıtası'nı denetlemişti. Karşılama töreninde 28. Tümen Komutanı Tuğgeneral Osman Pamukoğlu, 39. Tümen Komutanı Necdet Özel ve 14. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Abdullah Atay da hazır bulunmuştu.
Gül ve eşinin karşılanması sırasında havaalandaki askerler, her iki cumhurbaşkanının yaverlerinden ibaretti.
Havaalanındaki karşılamanın ardından resmi tören için Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na hareket edildi. Gül sarayın avlusunda askerlerin de hazır bulunduğu bir resmi törenle karşılandı. Ancak bu kez yanında eşi yoktu. Hayrünnisa Hanım, Talat'ın eşi Oya Talat'la birlikte doğrudan saraya geçti. Gül için havaalanında yapılmayan top atışı ve diğer uygulamalar cumhurbaşkanlığı sarayının avlusunda gerçekleştirildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kadınlar iftarı ayrı açtı
Askerle Hayrünnisa Gül'ün karşılaşmamasına akşam programında da dikkat edildi. İftar için Gül ve eşine ayrı program düzenlendi. Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın, kendisi onuruna Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde verdiği ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun da katıldığı iftara katıldı. Hayrünnisa Gül ise Oya Talat'ın kendisi onuruna, Girne yakınlarındaki Belapais adlı tarihi mekanda verdiği iftar yemeğindeydi. Yemekte, KKTC'li kadın vekiller ve kadın örgütleri temsilcileri de hazır bulundu. Oya Talat, Hayrünnisa Gül'e kiliseyi de gezdirdi. Gezide Talat, "Daha önce Dışişleri Bakanı'nın eşi olarak da KKTC'ye gelmiştiniz ancak şimdi Cumhurbaşkanı eşi olarak sizi ağırlamak bizim için çok önemli ve onur verici" dedi. Hayrünnisa Gül de bu sözlere, "Buradaki kadınları görmek çok güzel. Bizde kadın milletvekili sayısı arttı. Darısı başınıza" diye karşılık verdi.

Asker gitti, first lady geldi
Talat, iftar yemeğinin ardından, yine Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde Abdullah Gül ve eşi onuruna içkisiz bir resepsiyon verdi. Resepsiyonu ilginç kılan ise kısa bir süre önce Gül onuruna verilen yemeğe katılan Korgeneral Kıvrıkoğlu'nun katılmaması oldu. Hayrünnisa Gül ve Oya Talat'ın da katıldığı resepsiyonda, Türk ve KKTC'li diplomatlar ile eşleri de bulundu. Hayrünnisa Gül'ün gazetecilerle bir araya gelmemesi ve soru sorulmaması için gezi boyunca önlem alınması dikkat çekti.

'Yeni anayasa bir cümle içinse gereksiz'
Kıbrıs'a giderken uçaktaki gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, anayasa çalışmalarının, türban tartışmalarına indirgenmesini eleştirdi. Gül, "Anayasa bir cümle içinse o zaman yeni anayasa yapmaya gerek yok. Değişikliği ona indirgememek lazım" dedi. Gül, anayasa çalışmasının şeffaf yürütüldüğünü söyledi.
Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın onuruna verdiği resepsiyonda da '301 ve Vakıflar Yasası ne olacak?' sorusu üzerine, "Onların çok zor olduğu kanaatinde değilim. Zaten olması gerekir. Bunlarla ilgili hazırlıklarımız daha önce yapılmıştı" diye konuştu.
Gül, Hürriyet'te Ertuğrul Özkök'ün darbe uyarısında bulunduğu dünkü yazısıyla ilgili soru üzerine, "Farklılıkları Türkiye'de herkes hazmedecek, farklıkılar bir zengiliklik gibi görülmeli" dedi.
Gül, 'Türkiye Malezya olacak mı?' sorusu üzerine de şunları söyledi: "Bunu söyleyenler Malezya'yı bilmiyordur. Ben Malezyayı çok iyi biliyorum. Ben Şerif Mardin'le (Hürriyet gazetesindeki röportajda Mardin 'Kadınlar kaygı duymalı' demişti) yapılan röportajı okudum. Söylediklerini alın okuyun bir daha. 'Yüzde 100 inandığım üniversiteye kızların, herkesin rahatlıkla girmesi' diyor."

'Adım bekliyoruz'
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Lefkoşa'ya hareketinden önce Esenboğa'da yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun adil çözüme ulaştırılması yolunda Türk tarafının üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiğini vurguladı. Gül, "KKTC üzerindeki kısıtlamaların son bulması için uluslararası toplumdan adım bekliyoruz" diye konuştu. Gül, KKTC'de Talat ile düzenlediği ortak basın toplantısında ise "Bir gün Ada'da barışın gerçekleşeceğine inancım tam. Böylece Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs, Doğu Akdeniz'de büyük bir işbirliği merkezi oluşturabilecektir" dedi.

'Kıbrıs'ta sorun işgal'
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos, ise Gül'ün KKTC ziyaretiyle ilgili yazılı bir açıklama yaparak "Kıbrıs'ta başlıca sorun askeri işgaldir" dedi.

En 'sivil' başkomutan Gül!
Eski cumhurbaşkanları Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer'in aksine Abdullah Gül, Lefkoşa Havaalanı'nda 'sivil' bir törenle karşılandı. Alandaki tek üniformalılar yaverlerdi.
FOTOĞRAF: CEM ÖKSÜZ / AA

 

Hayrünnisa Gül, Bellapais Manastırı'nı gezdi

Ercan Havaalanı'nda yapılan karşılama töreninden sonra TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı'nda resmi temaslar yaparken, her iki ülkenin "first lady"leri KKTC'nin gözde mekânlarından Bellapais'ı gezdi. Uzman rehber, ziyaret sırasında Bellapais'ın tarihi ve turistik yerleri hakkında bilgi verdi.

Gezinin ardından, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat, Hayrünnisa Gül onuruna Kybele Restoran'da iftar yemeği verdi.

Yemeğe, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in eşi Dudu Soyer, TC Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'in eşi Ayşenur Kurttekin, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın eşi Özlem Avcı, UBP Lefkoşa Milletvekili Şerife Ünverdi ve bakanlar ile siyasi parti başkanlarının eşleri katıldı.

Yemeğin mönüsünü ise Kıbrıs'a özgü yemekler ve tatlılar oluşturdu.

Girişte, Kıbrıs usulü mercimek çorbası, enginar ve çiçek dolması tabağı sunuldu. Zeytinyağlı fasulye, ahtapot turşusu ve kalamarın ardından ana yemek verildi. Ana yemekte, balık şiş (mineri balığı), tavuk pirzola ve pirzola yanında garnitür olarak Kıbrıs patatesi, haşlanmış sebze ve mevsim salatası sunuldu.

Yemek sonunda sunulan tatlı mönüsünde ise Kıbrıs macunları vardı. Tatlıyı tercih etmeyenler için ise meyve tabakları hazırlandı.

Hayrünnisa Gül, bugün de Oya Talat'la birlikte Girne Kalesi'ni gezecek, saat 10.45'te de SOS Çocuk köyünü ziyaret edecek.

KIBRIS 19/09/07

 

Oya Talat, Hayrünnisa Gül onuruna yemek Verdi

Bellapais'taki Kybele Restoran'da Hayrünnisa Gül onuruna verilen yemeğe Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in eşi Dudu Soyer, TC Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'in eşi Ayşenur Kurttekin, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın eşi Aydın Denktaş, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın eşi Özlem Avcı, UBP Lefkoşa Milletvekili Şerife Ünverdi, bakanlar ile siyasi parti başkanlarının eşleri ile bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.

Talat

Yemekte kısa bir konuşma yapan Oya Talat, Hayrünnisa Gül'ün daha önce de KKTC'yi ziyaret ettiğine dikkat çekerek, "Bu sefer Türkiye Cumhurbaşkanı'nın eşi olarak buradasınız. Eşinizle birlikte tüm Türkiye halkı için görevinizde başarılar diliyorum" dedi.

KKTC'de kadının toplumdaki rolüne de vurgu yapan Oya Talat, sivil toplum örgütlerinde çalışan kadınların sadece örgütlerinde değil, toplum yaşamının her alanında etkin olduğunu belirtti.

Aydın Denktaş'ın da aralarında bulunmasından duyduğu memnuniyeti de ifade eden Talat, "Bundan sonraki beraberliklerimizde sağlık olsun, sıhhat olsun, neşe olsun ve bu ramazan ayının iftar yemeğinde hepimize başarılı, umutlu ve geleceği parlak günler nasip olsun" dedi.

Gül

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül de, KKTC'de her zaman çok güzel ağırlandıklarını, kendilerini evlerinde hissettiklerini söyledi.

Bayan Gül, gelecek dönem parlamentoda daha çok bayan olmasını da diledi ve "Biz gördük, darısı size" diye konuştu.

KIBRIS 19/09/07

 

Gül'ün ziyareti "sahte"

Rum basını, Rum yönetiminin, ilk resmi dış ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gerçekleştirecek olan Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretine tepki gösterdiğini duyurdu.

Kıbrıs Türkleri ve KKTC için "sözde" ve "sahte" gibi nitelendirmeler kullanan Rumlar, bu kez de Gül'ün ziyaretinin "sahte" olduğunu iddia ettiler.

Rum basınında dün yer alan haberlere göre, Rum Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla açıklamada bulunan Rum yönetimi, "Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine faaliyetlerini sürdürmesi halinde, Türkiye'nin, AB'ye katılım müzakereleri sahasında, Rum tarafını karşısında bulacağı" yönünde Ankara'yı "uyardı".

Rum tarafı, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretine atıfta bulunarak, BM'nin çabalarının desteklenmesi ve sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile olan ilişkilerin normalleştirilmesiyle ilgili Türkiye'nin müzakere çerçevesiyle üstlendiği taahhütlerin açık ihlâlinin tahammül edilebilir olmadığını ve bunun kaçınılmaz olarak AB müzakere sürecinde engellere neden olacağını savundu.

TC Cumhurbaşkanı Gül'ün ziyaretini "yasadışı" olarak nitelendiren Rum Dışişleri Bakanlığı, ziyaretin, AB üyesi bir ülkenin, Avrupa Birliği'nin ve uluslararası toplumun aleyhine dönen "ciddi bir tahrik" olduğunu ileri sürdü.

Rum Dışişleri Bakanlığı, "uluslararası toplumun çabalarına yardımcı olmayan, bunun aksine çabaların tahrip olmasına yol açan bu tür davranışlar" konusunda uyarıda bulunmaları için BM ve BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerine de çağrıda bulundu.

"Kadife ayrılık, üç boyutlu sonuç"

Bu arada, haberi, "Gül'ün Valizinde 'Kadife Ayrılık'-Cumhurbaşkanı Gül'ün Meclis Kürsüsünden Çekoslovakya Modeli Siyasetini Anlatacağı Söyleniyor" başlıklarıyla veren Politis gazetesi, Gül'ün ziyaretiyle birlikte Kıbrıs'taki "kadife ayrılığın" sağlanması, federal çözüm çabalarının terk edilmesi ve KKTC'nin yükseltilmesine ilişkin üç boyutlu sonuca sahip olacak olan, "Kıbrıs sorununda yeni bir siyasetin başlangıcından" bahsedildiğini yazdı.

KIBRIS 19/09/07

 

Talat Ban Ki-moon ile görüşecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 16 Ekim’de New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon ile görüşecek

NTV

Güncelleme: 15:41 TSI 20 Eylül 2007 Perşembe

 

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıca, görüşmede, özellikle Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumun değerlendirileceğini belirtti. Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının acil ve kapsamlı çözüm için yapılması gerekenleri genel sekretere aktaracağını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat’ın genel sekreterle görüşmesinin diğer ayrıntıları ve içeriğiyle ilgili detayların ileriki günlerde netleşeceği kaydedildi.

Mehmet Ali Talat’ın Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’la 14 ay aradan sonra 5 Eylül’de yaptığı görüşmede bir sonuç alınamamıştı. Talat’ın 2008 sonunda çözüme ulaşılması yönünde yaptığı öneri, Papadopulos tarafından reddedilmişti.

 

FT'den Erdoğan demeci açıklaması


20 Eylül, 2007 15:30:00 (TSİ) CNN TURK

Financial Times gazetesinin Türkiye muhabiri Vincent Boland, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın demeciyle ilgili olarak, ''Başbakan Erdoğan mülakat sırasında anayasa reformu ve türban yasağı değişikliği arasında doğrudan bir bağ kurmamıştır'' dedi.

İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesinin Türkiye muhabiri Vincent Boland, Başbakan Erdoğan ile yaptığı mülakatla ilgili olarak bir açıklama yaptı.
 
Boland, açıklamasında, "Başbakan,türban yasağının üniversitelerde kaldırılmasının 1980'den önceki durumu yeniden canlandıracağını söylememiştir" dedi.
 
Financial Times muhabiri Boland'ın yaptığı açıklama şöyle:
 
"Başbakan Erdoğan salı günü Financial Times, New York Times ve Der Spiegel muhabirlerine mülakat vermiştir. Financial Times yanlış yorum ve anlaşılmaları önlemek amacıyla mülakatın haber ediliş biçimi ilgili aşağıdaki noktaları belirtmek istemektedir:
 
Başbakan Erdoğan mülakat sırasında anayasa reformu ve türban yasağı değişikliği arasında doğrudan bir bağ kurmamıştır. Başbakan, türban yasağının üniversitelerde kaldırılmasının 1980'den önceki durumu yeniden canlandıracağını söylememiştir. FT, Londra'da bir redaksiyon hatası nedeniyle New York Times ve Der Spiegel'in isimlerinin röportajda yer almamasından üzüntü duymaktadır."

ERDOĞAN'IN FT'YE DEMECİ
 
Erdoğan İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesinin Türkiye muhabiri Vincent Boland'a demeç vermişti.
 
Tamamen sivil bir anayasa yapılmasının Türkiye'deki bütün siyasi kesimlerin paylaştığı hedef olduğunu" belirten ve "Türkiye'nin son iki anayasasının darbelerin ardından yapıldığını" hatırlatan Başbakan Erdoğan, "Demokratik, laik, sosyal hukuk devletini sağlayacak ve koruyacak bir anayasa istiyoruz" demişti.

 

Erdogan calls for end to headscarves ban

By Vincent Boland in Ankara

Published: September 18 2007 22:04 | Last updated: September 19 2007 12:09

Recep Tayyip Erdogan, Turkey’s prime minister, insisted on Tuesday that the ban on women wearing headscarves on the campuses of the country’s state universities should be lifted as part of a proposed constitution.

Mr Erdogan said Turkey had to solve “the problem of the headscarf” in the changes to the constitution that he said would strengthen the country’s democratic and secular foundations.

It was unfair that some girls were denied a higher education because they were not allowed to wear the headscarf at state universities, he said.

It was a political issue that could not be ducked, he said, in spite of a swirling controversy in Turkey over whether any easing of the ban would undermine the country’s secular constitutional and political system.

“The right to higher education cannot be restricted because of what a girl wears. There is no such problem in western societies but there is a problem in Turkey and I believe it is the first duty of those in politics to solve this problem,” Mr Erdogan said in an interview with Turkey-based foreign correspondents.

It was part of a wider ambition to introduce a fully civilian constitution for Turkey, a goal that was shared by Turks of all political and social persuasions, he said. He pointed out that Turkey’s two most recent constitutions were drafted by the military after coups in 1960 and 1980.

Mr Erdogan promised that a wide-ranging debate would be held on the new constitution, which is being drafted by a team led by constitutional scholars.

“We want a constitution that is going to provide and protect a state that is a democratic, secular, social state of law,” he said. “This constitution is going to point Turkey in a certain direction and it is our duty to debate it and consult with people in the widest possible sense.”

Women have not been allowed to wear the headscarf on state university campuses since 1982.

“What we are trying to achieve is not a new process,” Mr Erdogan said. “In Turkey, it was possible to go to university while wearing the headscarf, and later you could not. So it is not a new issue.”

But several commentators have warned that any removal of the ban at state universities would be the beginning of a slow but inexorable move towards forcing all women to cover their heads in public. Many in Turkey see the banishment of the headscarf into the private sphere as an essential act in the country’s modernisation.

Tasos'un 'takas' paniği

AİHM’in Rumların Türkiye aleyhine açtığı bin 300’e yakın mülkiyet davasından birinde KKTC’deki mülk ile Rum yönetiminde kalan Türklere ait mülkü takas kararı almaya hazırlanması Tasos Papadopulos hükümetini paniğe soktu. Rum lider Papadopulos, mülkiyet sorununun Kıbrıs’ta taraflar arasında ‘değiş-tokuş’ yöntemiyle halledilmesi kararını tanımayacaklarını ilan etti. Rum Dışişleri Bakanı Erato Markulli ise, Rumları KKTC’de kurulan tazmin komisyonuna başvurmamaları çağrısı yaparak "Çok tehlikeli ve yıkıcı sonuçları olur" uyarısı yaptı.

RUM YÖNETİMİNDEN AİHM'E MEKTUP

Kıbrıs Rum yönetimi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) mektup göndererek, bir Kıbrıslı Rum'un, KKTC'deki eski taşımazının, Güney Kıbrıs'ta bulunan bir Türk taşınmazıyla takas edilmesi yönünde KKTC'de kurulu Taşınmaz Mal Komisyonu'yla vardığı uzlaşıyı onaylamamasını talep etti.

Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, Rum yönetiminin AİHM'ye mektup gönderdiğini açıkladı. Palmas, Rum yönetiminin, bu konunun AİHM Genel Kurulu tarafından incelenmesi talebinde bulunmasının da kuvvetle muhtemel olduğunu söyledi.

“Bu takasın ancak Rum yönetiminin onayı ile gerçekleşebileceği” görüşünü dile getiren Palmas, şunları belirtti:
“(Takas olması halinde) Kıbrıslı Türk, Rum'un 'işgal' bölgelerindeki malını alacak, ancak Rum'un hiçbir şey alması söz konusu değildir, çünkü Kıbrıs Türk malları Türk Malları Vasisi'nin yani İçişleri Bakanlığınınidaresindedir.”

"ÇOK TEHLİKELİ VE YIKICI SONUÇLARI OLUR

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku-Markulli de bazı Rumların KKTC'deki eski malları konusundaki şahsi girişimlerini "çok tehlikeli ve yıkıcı" olarak niteledi ve bu tür davranışların "sonuçları da olacağını" söyledi.

Markulli, AİHM'de Türkiye aleyhine dava açan bir Kıbrıslı Rum'un, KKTC'deki eski malının Rum tarafında bir Türk malıyla takas edilmesi yönünde KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonu ile vardığı uzlaşıyla ilgili olarak, "Bu tür hareketlerin sonuçları da vardır" dedi.

Markulli, Rum yönetiminin, sürekli olarak mal sahibi Rumların dikkatini, Rum idaresine ve hem kendilerinin hem de başkalarının insan haklarına saygılı olmaya çektiğini söyledi.

KKTC'de malı bulunan Rumların örgütlü olduğu derneğin başkanı Yannakis Erotokritu da Rum radyosuna yaptığı açıklamada, söz konusu Rum'un, AİHM'ye başvurusunun 2003 yılında yapıldığını ve mahkeme tarafından da kabul edildiğini belirtti.

Başvuru kabul edildiğinde AİHM'in, "şikayet edilen ülke ile dostane bir uzlaşı yapılmasını" tavsiye ettiğini, bu vakada şikayet edilen ülkenin Türkiye olduğunu kaydeden Erotokritu, "asıl tehlikenin", AİHM'in bütün Rum başvurularını KKTC'deki Taşınmaz Mal Komisyonu'na havale etmesi olduğunu öne sürdü.

HURRIYET 20/09/07

 

Gül'ün Kıbrıs gezisinin özü...


CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül'ün Kıbrıs ziyaretinin daha çok Türkiye basınında ve kamuoyunda sürekli tartışılan türban sorunu ve "First Lady" ile ilgili protokol sıkıntıları üzerinde odaklanması, üzücü bir durum.
Türkiye'deki bu münakaşaların ve gerginliğin, Cumhurbaşkanı'nın bu gezisinin daha başından itibaren KKTC'ye taşınması, Kıbrıs Türklerini de rahatsız etmiş görünüyor.
"Kıbrıs" gazetesi köşe yazarı Hasan Hastürer'in dünkü makalesinde şu satırlar durumu açıkça yansıtıyor:
"İstesek de istemesek de, Türkiye medyasının gündemi bize de bulaşıyor... Gül'ün ziyaretinin şekli, özünün önüne geçti. Tıpkı Ankara'da olduğu gibi, Kuzey Kıbrıs'ta da askerin Gül ile protesto gerginliği, bizim yetkililere zor anlar yaşattı... Biz, bizden kaynaklanmayan bu gerginliklerden rahatsızız".
Oysa, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı sıfatıyla yurtdışına ilk seyahatini Kıbrıs'a yapmış olmasının büyük bir önemi var.
Bu ziyaret, Kıbrıs sorununun son aylarda yaşanan hareketsizliğe karşın, Türk dış politikasının öncelikleri arasında yer aldığını ortaya koydu. Gül'ün ve Talat'ın beyanları, Kıbrıs sorununun yeniden kritik bir aşamaya girdiği bir sırada, gerek Kıbrıs Rum tarafına, gerekse uluslararası camiaya anlamlı birtakım mesajlar verdi.
Daha açık bir deyişle, bu mesajlarla Türkiye'nin ve KKTC'nin Kıbrıs meselesine yaklaşımındaki ve stratejisindeki değişiklik daha açık ortaya çıkıyor.

Yeni strateji
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, son zamanlarda çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarda, Kıbrıs'ta çözümün artık "iki eşit devlet" esası üzerinde aranması gerektiğini söylüyor, Papadopulos yönetiminin tavrı nedeniyle "birleşik Kıbrıs" vizyonunun gerçekleşmesi olasılığının neredeyse kalmadığını belirtiyordu.
Gül, Lefkoşa'da bu hususu net ifadelerle vurguladı. Kıbrıs'ta yeni gerçeklerin kabul edilmesi gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı çözümün "iki halk, iki demokrasi, iki devlet, iki dil, iki din" esasına dayanmasının şart olduğunu açıkladı.
Gül'ün bu yeni yaklaşımla ilgili olarak değindiği bir nokta daha var: O da, Annan Planı ile ilgili. Türkiye bu planı kabul etti, üstüne düşeni yaptı, birkaç adım öne geçti... Ama Rumların tutumu değişmedi, mesafe açıldı. Karşılık görülmedikçe bu mesafe kapatılamaz. Annan Planı artık bir "referans" olarak kullanılabilir; ama şimdiye kadar olduğu gibi bir "zemin" olarak değil...
KKTC lideri Talat'ın da Gül'ün ziyareti vesilesiyle basına söyledikleri bu doğrultuda. Yani TC'nin ve KKTC'nin meseleye -ve çözüm şekline- bakış açıları ve uygulanacak strateji ile ilgili duruşları, aynı...

Mesajın anlamı
Papadopulos yönetimi hâlâ kendi eski federasyon anlayışı çerçevesinde, bir "Birleşik Kıbrıs"tan söz ediyor; ama açıkçası Annan Planı'ndan bu yana şartlar değişti, "yeni bir Kıbrıs realitesi" ortaya çıktı. Türk tarafı bu yeni duruma göre ancak "iki eşit devlet" esasına dayalı esnek bir birleşmeye razı olabilir. Gül ve Talat'ın "adil, kalıcı ve kapsamlı çözüm"den kastettiği budur.
Aksi halde, adanın bölünmüşlüğü devam edecek ve hatta daha da pekişecektir. Bunu gören ve açıkça telaffuz etmeye başlayan Rum politikacılar ve aydınlar var. Nitekim geçen gün cumhurbaşkanı adayı AKEL lideri Hristofyas da "taksim"in resmileşmekte olduğunu söyledi...
Geçen haftaki bir yazımızda belirttiğimiz gibi, yeni gerçeklerle bağdaşan bir uzlaşma olmazsa, olacağı budur.

SAMI KOHEN MILLIYET 20/09/07

 

Çözüm eşitlik temelinde mümkün

KIBRIS KONUSUNUN TEMEL PARAMETRESİ SİYASİ EŞİTLİKTİR... Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunun temel parametresinin siyasi eşitlik ve denge olduğuna işaret ederek, Kıbrıs'ta iki ayrı halk, iki ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet bulunduğunu söyledi. Gül, "Çözüm, Ada'daki bu gerçeklerin gözetilmesi ve Türk ve Rum tarafları arasında siyasi eşitliğe dayalı hassas dengenin tesisiyle mümkündür" dedi.

KIBRISLI TÜRKLER AZINLIK OLARAK YAŞAMAYI KABUL EDEMEZ... "Bugün artık Kıbrıs Türklerinin kendi yönetimlerinden, eşit statü ve eşit ortaklıktan vazgeçerek, azınlık olarak yaşamayı kabul edebileceklerini ummak boş bir hayalden başka bir şey değildir. Kıbrıs Türk halkı ve KKTC'nin, kapsamlı çözümde, kurucu ve eşit iki taraftan biri olması zaruridir. Bu doğrultuda yeni bir ortaklık ancak iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve Türkiye'nin garantörlüğü gibi vazgeçemeyeceğimiz temel ilkeler üzerine inşa edilebilir"

ÇÖZÜM YERİ BM'DİR... Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, sorunun çözüm yerinin Birleşmiş Milletler olduğunu, çözümün de BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, iki halkın irade ve rızasına dayanacağını söyledi. Rum tarafının BM çatısı altında Kıbrıs Türk tarafıyla eşitlik temelinde yetki paylaşımına dayanan bir çözümü reddettiğine işaret eden Gül, çözüm için açılımda bulunmayıp, varolan süreçleri de baltalayan Rum tarafının uzlaşmaz tutumunu son olarak 5 Eylül 2007 tarihinde gerçekleştirilen görüşmede bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunun temel parametresinin siyasi eşitlik ve denge olduğuna işaret ederek, Kıbrıs'ta iki ayrı halk, iki ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet bulunduğunu söyledi. Gül, "Çözüm, Ada'daki bu gerçeklerin gözetilmesi ve Türk ve Rum tarafları arasında siyasi eşitliğe dayalı hassas dengenin tesisiyle mümkündür" dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül göreve geldikten sonra KKTC'ye yaptığı iki günlük ilk resmi ziyaretini dün tamamlayarak Ankara'ya döndü.

Gül, dün Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ve Boğaz Şehitliği'ni ziyaretinin ardından eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı Lefkoşa'daki ofisinde ziyaret etti. Daha sonra Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la birlikte Cumhuriyet Meclisi'ne giden Gül, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ile üçlü bir görüşme gerçekleştirdikten sonra Meclis'te temsil edilen siyasi parti başkanlarıyla tanıştı.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda da bir konuşma yapan Gül, gelişmiş bir demokrasiye sahip olan KKTC'de canlı bir tartışma ortamı içinde, iktidar ve muhalefetin siyasi mücadeleyi sürdürmesinin rejimin sağlıklı olduğunun işareti olduğunu, diğer taraftan demokrasilerde siyasi tartışmaların devletin ve kurumlarının meşruiyetini sarsar hale gelmemesi gerektiğini belirtti.

Gül, "Bu bağlamda, iktidarı ve muhalefetiyle, demokrasinin tüm mekanizmalarının işletilmesine özen gösterilmesi önem taşımaktadır. Kıbrıs Türkü'nün eşitlik ve özgürlük mücadelesi her türlü politik kaygının üzerinde tutulmalıdır" diyerek Kıbrıs konusunun temel parametresinin siyasi eşitlik ve denge olduğunu vurguladı.

Meclisteki konuşmasında Gül, Kıbrıs sorunundan Avrupa Birliği'ne, KKTC ekonomisi, eğitimi ile İktidar ve muhalefetin siyasi mücadelesiyle ilgili birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.

Gül, konuşmasının ardından Cumhurbaşkanlığı'nda düzenlenen askeri törenle uğurlandı. Gül'ü, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin eşleriyle birlikte uğurladı.

Korgeneral Kıvrıkoğlu ve

Boğaz Şehitliğini ziyaret

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün sabah Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ve Boğaz Şehitliğini ziyaret etti.

KTBK karargahında, askeri törenle karşılanan Gül, KTBK Müzesini ziyaret ederek şeref defterini imzaladı.

Özel defterin imzalanmasının ardından Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile görüştü.

Abdullah Gül'e eşlik eden kalabalık heyette, Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin de vardı.

Boğaz Şehitliğini ziyaret

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı'nı ziyaretinden sonra Boğaz şehitliğini ziyaret etti.

Şehitlikte düzenlenen törene, KTBK Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, Türkiye'nin Kıbrıs işlerinden de sorumlu Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, TC Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan ve KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu da katıldı. Gül şehitliğe girerken, kendisine, bir üsteğmen tarafından şehitlikle ilgili bilgi verildi.

Tören Cumhurbaşkanı Gül'ün, şehitlik anıtına çelenk koymasıyla başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunarak bayrakların göndere çekilmesinin ardından Cumhurbaşkanı'nın Şehitlik Özel Defteri'ni imzalamasıyla tören sona erdi.

Anıt özel defteri

Gül deftere şunları kaydetti:

"Aziz şehitlerimiz, kahraman Kıbrıs Türk halkının kutsal davası uğruna canlarınızı korkusuzca feda ederek mukaddes şehadet mertebesine eriştiniz.

Kıbrıs Türkü'nün bağımsız olarak yaşayabilmesi için yaptığınız eşsiz fedakârlıklar asla unutulmayacak, daima minnet ve şükranla anılacaktır.

Manevi huzurunuzda saygıyla eğiliyoruz Ruhlarınız şad olsun."

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a ziyaret

İlk yurtdışı ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yapan Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ziyaretinin ikinci gününde eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret etti.

Lefkoşa'daki çalışma ofisinde gerçekleşen ziyarette Rauf Denktaş, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü kapıda karşıladı.

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, görüşmeye girişte birlikte gazetecilere görüntü verdi. Görüşmeyle ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı.

Ziyarette, Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin de hazır bulundu.

Denktaş, görüşmenin ardından TC Cumhurbaşkanı Gül'ü kapıdan uğurladı.

Üçlü görüşme

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, KKTC'ye gerçekleştirdiği resmi ziyaret çerçevesinde dün Cumhuriyet Meclisi'ni ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Talat ve Meclis Başkanı Ekenoğlu ile üçlü görüşme yaptı.

Fatma Ekenoğlu'nun makam odasında gerçekleşen görüşme, yaklaşık 20 dakika sürdü, açıklama yapılmadı.

Görüşmenin ardından Meclis Şeref Salonu'na geçildi ve Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasi parti başkanlarını, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e takdim etti.

Demokrat Parti'nin katılmadığı görüşmeye Cumhuriyetçi Türk Partisi - Birleşik Güçler Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Özgürlük ve Reform Partisi Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Ulusal Birlik Partisi Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ve Toplumcu Demokrasi Partisi Başkanı Mehmet Çakıcı katıldı.

Görüşmede, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, konuk heyet ve diğer bazı yetkililer de hazır bulundu.

TAK, BRT, Anadolu Ajansı ve TRT'ye görüşmeden görüntü alma imkânı sağlandı.

DP katılmadı

Görüşmeye önceden, ÖRP'nin de hazır bulunacağı gerekçesiyle katılmayacağını açıklayan DP, gerekçelerini dün gazetelere verdiği "TC Cumhurbaşkanı Sn. Gül'e Açık Mektup" başlıklı ilanla duyurdu.

DP'nin Gül'e açık mektubu

Demokrat Parti, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e hitaben yazdığı mektupta, Gül'ün ilk yurt dışı

ziyaretini KKTC'ye yapıyor olmasının Kıbrıslı Türkler için bir onur, dış dünyaya verilen bir mesaj, Kıbrıslı Rumlar açısından ise, hayallerinde yarattıkları "Helen Adası Kıbrıs" rüyasının yıkımına vesile olduğunu belirterek, "Bu tavrınız nedeniyle Kıbrıslı Türkler zat-ı alinize müteşekkirdir" dedi.

Mektupta, TC-KKTC ilişkilerinin zayıflatılamayacağının en güçlü göstergesinin dün Gül'ün Cumhuriyet Meclisi'nde yaptığı tarihi konuşma olduğu kaydedildi.

Bu konuşma esnasında, uyguladıkları boykot nedeniyle aylardır girmedikleri meclise gireceklerini ve Gül'le birlikte olmaktan onur duyacaklarını belirten DP mektubunda, "ancak Cumhuriyet Meclisi Başkanı'nın mecliste temsil edilen siyasi parti başkanlarını sizlerle tanıştırmak gayesiyle düzenlediği ikinci davete katılmamız, bu toplantıda bulunacak olan ve halkımız tarafından da organize çete başı olarak nitelendirilen şahsın mevcudiyeti nedeniyle mümkün olmayacaktır" ifadesini kullandı.

"Şahsınızla ilgili değil..."

Gazetelerde tam sayfa yayımlanan mektupta, bunun, Gül'ün şahsıyla ilgisinin bulunmadığı ifade edilerek şöyle denildi:

"Kendi değerlerimize ve halkımıza karşı saygının bir gereği olarak gördüğümüz bu davranışımızın şahsınızla ilgili bir yanının olmadığını bilmeniz üzüntümüzü hafifletecektir.

Takdir edersiniz ki; kendine ve halkın iradesine karşı saygısı olmayan bir kişinin, demokrasiyi tam anlamıyla özümsemiş halkımızdan saygı görmeye hakkı yoktur.

Şahsınız nezdinde; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne duyduğumuz saygının önemli olmasının nedeni her şeyden önce kendimize duyduğumuz saygıdan geçmektedir.

KKTC'de yarım ay gibi görünen demokratik yapımızı yeniden tesis edinceye kadar; yolsuzluk, rüşvet, suiistimal, baskı ve tehdit uygulamaları, partizanlık ve adaletsizlik ortadan kalkıncaya kadar demokratik her türlü mücadeleyi vermeye ant içmiş bir siyasi parti ve bu devletin fertleri olarak sizleri en içten duygularımızla kucaklar, çalışmalarınızda başarılar diler, Anavatan Türkiye ile var olan ilişkilerimizin en üst düzeye çıkarılması düşüncesiyle atılan bu adımın ve ardından gelecek tüm çabalara destek olacağımızı yineleriz."

Ekenoğlu: Ziyaret, TC ile KKTC'nin

dayanışmasının en üst düzeyde teyididir

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün konuşması için olağanüstü toplandı.

Genel Kurul'un saat 12.00'de başlayan, Meclis Başkan Yardımcısı Mehmet Bayram başkanlığındaki toplantısında, ilk olarak Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu konuştu.

Ekenoğlu, konuşmasında, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ilk resmi yurtdışı ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yapmasının, Kıbrıs Türkü için onur verici olduğunu bildirdi.

Ekenoğlu, Gül'ün ziyaretinin, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak dayanışmasının bir kez daha en üst düzeyde teyidi olduğunu vurguladı.

Ekenoğlu, konuşmasının başında, "Kıbrıs Türk halkının özgür iradesinin yansıdığı ve bu iradenin sembolü olan Cumhuriyet Meclisi çatışı altında, değişik siyasi partilere mensup milletvekillerimizle birlikte ve halkımız adına Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'e hoş geldiniz der ve huzurlarında Anadolu halkına sevgi ve selamlarımı iletirim" dedi.

"Moral ve motivasyon sağladı"

Ekenoğlu, Gül'ün ziyaretinin, Kıbrıs Türk halkına, geleceğe güvenle bakma konusunda yüksek düzeyde moral ve motivasyon sağladığına işaret ederek, "Kendisine teşekkür ederiz" diye konuştu.

"Türkiye'nin destek ve dayanışmasıyladır ki, Kıbrıs Türkü varoluş mücadelesini yüksek bir moralle sürdürmüş ve bugünlere ulaşılmıştır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurumlaşmasında ve bugünkü sosyal ve ekonomik seviyeyi yakalamasında da Türkiye'nin önemli maddi manevi desteği olmuştur ve halen de bu destek devam etmektedir" diye konuşan Ekenoğlu, izolasyonlar altında olmakla birlikte, ülkedeki ekonomik hareketliliğin devam ettiğini, halkın yaşam standardının gün geçtikçe daha bir yükselmekte olduğunu bildirdi.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Kıbrıs Türk halkının, eğitimde, sağlıkta, turizmde, ticaret, sanayi ve tarımda önemli mesafeler aldığını anlatarak, Cumhuriyet Meclisi'nin, halkın günlük yaşamını kolaylaştırmak, sosyal adaleti gerçekleştirmek için elinden gelen çabayı harcayarak, hayatın her alanına ilişkin yasama faaliyetini kesintisiz sürdürdüğünü söyledi.

"KKTC demokrasisi örnek olacak düzeyde"

Sorunlar olmasına rağmen, KKTC'deki demokrasinin çok sayıda dünya devletine örnek olacak düzey olduğunu ve bunun Kıbrıs Türkünün övünç kaynağını oluşturduğunu ifade eden Ekenoğlu, "Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne rağmen yaşanan bu olumlu gelişmeler, geleceğe güvenle ve umutla bakmamızın unsurlarıdır" dedi.

Ekenoğlu, uzun bir aradan sonra 5 Eylül'de, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Birleşmiş Milletler gözetiminde görüşme masasına oturduklarına işaret ederek, ne yazık ki, Cumhurbaşkanı Talat'ın Kıbrıs sorununun çözüme yönelik adım atılmasına yönelik tüm önerilerinin Rum Yönetimi tarafından yanıtsız bırakıldığını söyledi.

"Bu durum, Rum Yönetimi'nin çözüme ulaşma konusunda halen herhangi bir iradesinin bulunmadığını bir kez daha açığa çıkarmıştır" diyen Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un yakın bir gelecekte Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşeceğini hatırlattı. Ekenoğlu, bu görüşmenin Kıbrıs sorununun çözüm sürecini hızlandırması dileğinde bulunarak, Avrupa Birliği'nin de izolasyonların kaldırılması konusunda ciddi adımlar atarak, Kıbrıs'ta çözüme katkı koyması beklentisinin devam ettiğini kaydetti.

Ekenoğlu, Gül'ü kürsüye davet ederken ise, şu ifadeleri kullandı:

"Bu düşüncelerle, yüksek şahsiyetleri ile Meclisimizi onurlandıran Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Gül'ü olağanüstü birleşimimize hitap etmek üzere kürsüye davet ediyorum."

Gül: İktidar ve muhalefetin siyasi

mücadeleyi sürdürmesi rejimin

sağlıklı olduğunun işaretidir

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gelişmiş bir demokrasiye sahip olan KKTC'de canlı bir tartışma ortamı içinde, iktidar ve muhalefetin siyasi mücadeleyi sürdürmesinin rejimin sağlıklı olduğunun işareti olduğunu, diğer taraftan demokrasilerde siyasi tartışmaların devletin ve kurumlarının meşruiyetini sarsar hale gelmemesi gerektiğini belirtti.

Gül, "Bu bağlamda, iktidarı ve muhalefetiyle, demokrasinin tüm mekanizmalarının işletilmesine özen gösterilmesi önem taşımaktadır. Kıbrıs Türkü'nün eşitlik ve özgürlük mücadelesi her türlü politik kaygının üzerinde tutulmalıdır. Kıbrıs Türkü, bugünlere birlik ve beraberliğini her koşulda koruyarak gelmiştir. Bu ruh ve anlayış birliğinin muhafazası, verilen mücadelenin başarıya ulaşmasının temel şartıdır" dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhuriyet Meclisi Başkan Yardımcısı Mehmet Bayram başkanlığında olağanüstü toplanan Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda konuştu.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun da bir konuşma yaptığı genel kurula, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, I. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı ve TC Devlet Bakanı Cemil Çiçek de katıldı.

Bakanlar Kurulu üyelerinin de hazır bulunduğu Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'na; DP Milletvekili Hatice Faydalı; UBP milletvekilleri Nazım Çavuşoğlu ile Hasan Bozer; CTP-BG Milletvekili Salih İzbul ve TDP Milletvekili Mustafa Akıncı izinli olmalarından dolayı katılmadı. Genel Kurul'a katılmayan UBP Milletvekili Hüseyin Özgürgün'ün gerekçesi ise öğrenilemedi.

CTP-BG, ÖRP, UBP ve DP milletvekillerinin geriye kalanının tamamı Genel Kurul'da hazır bulundu.

"Sizin için buradayız"

Bu arada ana muhalefet UBP ile birlikte meclisi boykot edip, oturumlara katılmayan DP milletvekilleri, dünkü genel kurula göğüslerinde "Demokratız. Yaralıyız. Boykottayız. Saygılıyız. Sizin için buradayız" mesajı yer alan birer rozet takarak katıldı.

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Genel Kurul'daki konuşmasını bürokrat ve eski parlamenterlerden oluşan kalabalık bir grup ve basın da izledi.

"Kıbrıs konusunun temel parametresi

siyasi eşitlik ve dengedir"

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunun temel parametresinin siyasi eşitlik ve denge olduğuna işaret ederek, çözümün, "Kıbrıs'ta iki ayrı halk, iki ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet vardır" gerçeklerinin gözetilmesi ve Türk ile Rum tarafları arasında siyasi eşitliğe dayalı hassas dengenin tesisiyle mümkün olduğunu söyledi.

Türk tarafının yapıcı ve barıştan yana tutumunu korumaya kararlı olduğunu ancak bu kararlılığın, hep ne pahasına olursa olsun bir çözümün kabul edileceği şeklinde algılanmaması gerektiğini vurguladı.

Gül, "Geleceğe yönelik işbirliği vizyonumuz, adada kapsamlı çözüm sonrasında yeni bir ortaklık devletini ve Yunanistan'ı da kapsamaktadır. Kıbrıs meselesinin barışçı bir çözüme kavuşturulmasının ardından Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Adası Doğu Akdeniz'deki barış, istikrar ve refahın sacayağını oluşturabileceklerdir" dedi.

Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin AB üyeliği arasında herhangi bir bağlantı kurulmasının yanlış hesap olduğunu vurgulayan Gül, Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB katılım sürecinin yavaşlatılması veya engellenmesi için kullanılmaması gerektiğini vurguladı.

Gül, "Hiç kimse, iyi niyetten yoksun ve oyalamaya dönük yaklaşımlarla bize zaman kaybettiren politik oyunlara göz yumarak, ilanihaye bekleyeceğimiz üzerine hesap yapmamalıdır. Bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu girişimlere kararlılıkla karşı durmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dün Cumhuriyet Meclisi'nde yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gerçekleştirdiği ilk ziyaret vesilesiyle Cumhuriyet Meclisi'ne hitap etmekten onur duyduğunu söyledi. Kıbrıs Türkü'nün kendi kaderini belirleme hakkın başarıyla kullanışının simgesi olan Cumhuriyet Meclisi'nde KKTC'nin de ilan edildiğine işaret eden Gül, "Böylece Kıbrıs Türkü'nün ümit ve beklentileri tarihin akışıyla buluşmuştur" dedi.

KKTC'nin hukukun üstünlüğüne dayalı, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, çoğulcu demokratik niteliğini kanıtladığını kaydeden Gül, bu değerler ve ilkeler üzerinde gelişen ve ilerleyen KKTC'nin saygın yapısıyla, bölgenin barış ve istikrarı için önemli bir kazanç olduğunu belirtti.

"Stratejik bakımdan en önemli bölge"

Abdullah Gül, Türkiye ve KKTC'nin dünyanın stratejik bakımından en önemli bölgelerinden birinde yer aldığını söyledi. Gül, Avrupa, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Orta Asya, Kafkaslar, Orta Doğu ve Afrika'nın kesiştiği bu bölgenin, istikrar, barış ve refahın tesisine dönük çabalar bağlamında, büyük potansiyele sahip olduğunu belirtti.

Gül, "Avrasya coğrafyasında işgal ettikleri stratejik konum ile çağımızın sunduğu sınırsız imkanlar yan yana dizildiğinde, Türkiye ve KKTC'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sorunlu bir bölgenin güvenlik ve refah üreteni, sorumlu aktörleri olacaklarına şüphe bulunmamaktadır" dedi.

"Çözüm, bu potansiyeli güçlendirecek"

Abdullah Gül, şöyle devam etti:

"Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulmasıyla birlikte, ülkemizin bu potansiyelini daha da güçlendiren yepyeni bir tablonun ortaya çıkacağı açıktır. Gerek boru hatları, gerek deniz ulaşımı bağlamında, Doğu Akdeniz coğrafyası artan bir stratejik değer kazanmaktadır. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı ve buna paralel olarak üzerinde çalışılan güzergahların, doğu-batı koridorundaki müşterek potansiyelimizin örnekleridir. Bu denklemde Türkiye ve KKTC'nin güçlü bir rüzgarı arkalarına alacaklarına kuşku yoktur"

Dış politika ve AB üyeliği

Cumhurbaşkanı Gül, büyük önder Atatürk'ün "yurtta barış, dünyada barış" ilkesinin, dış politikanın temelini oluşturduğuna işaret ederek, bu ilke doğrultusunda, Türkiye'nin amacının öncelikle bölgedeki çatışma ve ihtilafların giderilmesi, sorunların barışçı yollardan çözülmesi, barış ve istikrar ortamının yaratılması olduğunu söyledi. Gül, "Türkiye, bölgesinde güvenlik, barış ve istikrarın teminatıdır. Anavatan ve Garantör olarak KKTC ile birlikte çözüm yolunda çaba harcamaya devam etmekteyiz" dedi.

Türkiye'nin AB üyeliğinin, dış politikanın temel hedefi olduğunu kaydeden Gül, AB üyeliğinin bölgenin refah ve istikrarına da önemli katkılarda bulunacağına inanç belirtti. Gül, "Tabiatıyla, Kıbrıs Türk halkının uluslar arası toplumda hak ettiği yere ulaşma azmi ve benimsediği AB perspektifi bu çabalarımızla bütünleşmektedir" şeklinde konuştu.

Kıbrıs konusu

Abdullah Gül, Kıbrıs konusunun temel parametresinin siyasi eşitlik ve denge olduğuna işaret ederek, Kıbrıs'ta iki ayrı halk, iki ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet bulunduğunu söyledi. Gül, "Çözüm, Ada'daki bu gerçeklerin gözetilmesi ve Türk ve Rum tarafları arasında siyasi eşitliğe dayalı hassas dengenin tesisiyle mümkündür" dedi.

Gül, şöyle devam etti:

"Bugün artık Kıbrıs Türklerinin kendi yönetimlerinden, eşit statü ve eşit ortaklıktan vazgeçerek, azınlık olarak yaşamayı kabul edebileceklerini ummak boş bir hayalden başka bir şey değildir. Kıbrıs Türk halkı ve KKTC'nin, kapsamlı çözümde, kurucu ve eşit iki taraftan biri olması zaruridir. Bu doğrultuda yeni bir ortaklık ancak iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve Türkiye'nin garantörlüğü gibi vazgeçemeyeceğimiz temel ilkeler üzerine inşa edilebilir"

"Çözüm yeri BM"

Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, sorunun çözüm yerinin Birleşmiş Milletler olduğunu, çözümün de BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, iki halkın irade ve rızasına dayanacağını söyledi.

Rum tarafının Birleşmiş Milletler çatısı altında Kıbrıs Türk tarafıyla eşitlik temelinde yetki paylaşımına dayanan bir çözümü reddettiğine işaret eden Gül, çözüm için açılımda bulunmayıp, varolan süreçleri de baltalayan Rum tarafının uzlaşmaz tutumunu son olarak 5 Eylül 2007 tarihinde gerçekleştirilen görüşmede bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.

Gül, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Rum Yönetimi, Avrupa'yı biçimlendiren hoşgörü, uyum, karşılıklı saygı, kültürel ve toplumlar arasında yakınlaşma ve işbirliği değerlerini henüz benimseyip hazmedemediğini ne yazık ki her geçen gün yeniden ortaya koymaktadır"

"Türk tarafı barış için

her türlü çabayı gösterdi"

Abdullah Gül, bugüne kadar barış için her türlü çaba ve fedakarlığı gösteren Türk tarafının 24 Nisan referandumlarından bu yana her vesileyle yapıcı yaklaşımını ortaya koyduğunu söyledi.

Birleşmiş Milletler'in kapsamlı çözüm önerisinin Rum tarafındaki referandumda reddedilmesiyle tarihi bir fırsat kaçırıldığını kaydeden Gül, Kıbrıs Türk halkının Türk tarafının uzlaşmaz olduğu yönündeki propagandayı boşa çıkararak, Avrupa'dan İslam alemine kadar tüm dünyaya Türkler'in uzlaşı, çözüm, barış yanlısı olduklarını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtladığını belirtti.

Gül, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın son olarak 2008 yılı sonuna kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak için kapsamlı müzakerelere başlamaya hazır olduğu yönündeki teklifinin Rum tarafı tarafından kabul edilmediğine dikkat çekerek "Çözüm için karşı tarafın da aynı ölçüde iyi niyetli, yapıcı yaklaşımı gereklidir. Bugüne kadar böyle bir yaklaşım görebilmiş değiliz" dedi.

"TSK'yı hedef alan yakışıksız

beyanlar kabul edilemez"

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül konuşmasında, Rum tarafının, Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik söylemlerine de dikkat çekerek "her iki toplum bakımından da Ada'ya barış ve huzur getirmiş olan Türkiye ve Silahlı Kuvvetlerimizi hedef alan yakışıksız beyanlar kabul edilemez. Türk Silahlı Kuvvetleri Ada'da barış ve huzurun teminatı olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin AB üyeliği

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin AB üyeliği arasında herhangi bir bağlantı kurulmasının doğru olmadığını söyledi.

Gül, "Bu, yanlış bir hesaptır. Kıbrıs sorunu Türkiye'nin Avrupa Birliği katılım sürecinin yavaşlatılması veya engellenmesi için kullanılmamalıdır. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da bu girişimlere kararlılıkla karşı durmaya devam edeceğiz" dedi.

Gül, şöyle devam etti:

"Hiç kimse, iyi niyetten yoksun ve oyalamaya dönük yaklaşımlarla bize zaman kaybettiren politik oyunlara göz yumarak, ilanihaye bekleyeceğimiz üzerine hesap yapmamalıdır. Henüz kalıcı barışın sağlanamadığı da gözden kaçırılmamalıdır"

"Ayrımcılık ve kısıtlamalara

son verilmesi gerekir"

Abdullah Gül, uluslararası toplumun da artık, Kıbrıs Türk halkına uygulanan ayrımcılık ve kısıtlamalara son vermesi gerektiğini anlamasını beklediklerini söyledi. Gül, "Rum tarafının uzlaşmaz siyasetinin bedelinin Kıbrıs Türkü'ne ödetilmesi büyük bir haksızlıktır. Kıbrıs Türkü, insanlık suçu işlememiş, etnik temizlik yapmaya kalkışmamış, kurucu olduğu devletten ortağını silah zoruyla uzaklaştırmamıştır" dedi.

Gül, şunları söyledi:

"Bütün bunlara rağmen, beş asıdır yaşadığı topraklarda eşitlik mücadelesi veren ve haklarına sahip çıkan Kıbrıs Türkü, çelikten iradesi, özgüveniyle bu uzun soluklu mücadeleyi başarıyla sonuçlandırmaya muktedirdir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın"

"KKTC'nin vardığı noktadan

gurur duyuyorum"

Gençliğimden bugüne kadar Kıbrıs meselesiyle doğrudan ve yakından meşgul olan bir kişi olarak KKTC'nin bugün siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda vardığı noktadan gurur duyduğunu söyledi.

Gül, "Karşımızda, kendine güven duyan bir devlet yapısı bulunmaktadır. Devletimiz, dünya ile ilişkilerini de geliştirmekte ve çağdaş değerleriyle uluslar arası toplum tarafından da giderek benimsenmektedir" dedi.

Halledilmemiş meseleler bulunabileceğini ancak sorunlar geçici, işlemekte olan bu devlet yapısının ise kalıcı olduğunu kaydeden Gül, bu sorunları aşma ve KKTC'yi tüm kurum ve kuruluşlarıyla daha ileri noktalara taşıma sürecinde, geçmişte olduğu gibi bundan böyle de işbirliği, karşılıklı dayanışma, anlayış ve güvenin temel dayanak olacağını belirtti.

İktidar ve muhalefetin siyasi mücadelesi

Gelişmiş bir demokrasiye sahip olan KKTC'de canlı bir tartışma ortamı içinde, iktidar ve muhalefetin siyasi mücadeleyi sürdürmesinin rejimin sağlıklı olduğunun işareti olduğunu söyledi.

Gül, "Diğer taraftan demokrasilerde siyasi tartışmaların devletin ve kurumlarının meşruiyetini sarsar hale gelmemesi esastır" dedi.

Gül, şöyle devam etti:

"Bu bağlamda, iktidarı ve muhalefetiyle, demokrasinin tüm mekanizmalarının işletilmesine özen gösterilmesi önem taşımaktadır. Kıbrıs Türkü'nün eşitlik ve özgürlük mücadelesi her türlü politik kaygının üzerinde tutulmalıdır. Kıbrıs Türkü bugünlerde birlik ve beraberliğini her koşulda koruyarak gelmiştir. Bu ruh ve anlayış birliğinin muhafazası, verilen mücadelenin başarıya ulaşmasının temel şartıdır"

KKTC ekonomisi

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta barışın da, istikrarın da temelinde KKTC'nin ekonomik ve sosyal bakımdan güçlenmesinin yattığını söyledi. Bu yönde hayli mesafe alındığına işaret eden Gül, KKTC'nin refah seviyesinde Türkiye'den ve üçüncü ülkelerden gelen yatırımlarla son yıllarda hissedilir bir artış meydana geldiğini belirtti.

Gül, ODTÜ'nün ardından, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin de Kuzey Kıbrıs'ta bir kampus kurması için gerekli çalışmalar başlattığı eğitim sektörünün gelişebilmesi için eğitim kalitesinin ön planda tutulmasının hayati önem taşıdığını kaydetti.

Gül, şöyle devam etti:

"Turistik tesis sayısı ve yatak kapasitesindeki artış sürmektedir. Turizm altyapısı kısa sürede herkesin gıpta ettiği bir düzeye ulaşmıştır. Ekonominin önemli sektörlerinden biri olan üniversitelere belirlenen hedeflere ilerlemektedir. Önümüzdeki on yıllık dönemde, KKTC'nin yüksek öğrenim ve turizm alanında bölgenin bir çekim merkezi haline gelmesi, milli gelirin mevcut seviyenin iki katına çıkarılması, hepimiz için öncelikli hedeftir. Türkiye bütün olanaklarını bu uğurda seferber etmeye kararlıdır"

Eğitim

Abdullah Gül, sosyal kalkınmanın ilk şartının eğitim olduğuna dikkat çekerek, Kıbrıs Türkü'nün bugüne kadar eğitime verdiği önem sayesinde, milli kimlik ve değerlerine sahip çıkmayı, en zor şartlarda bile direnmeyi ve ayakta kalmayı başardığını söyledi.

Eğitim konusunda Türkiye'nin her türlü desteği vermeye hazır olduğunu kaydeden Gül, "KKTC'nin ve Kıbrıs Türk halkının bekası eğitim alanında ve milli ve manevi benliğini koruma konusunda göstereceğimiz başarıya bağlıdır" dedi.

Gül, konuşmasını şu sözlerle noktaladı:

"Kıbrıs Türkü, Yüce Türk Ulusu'nun ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin her vatandaşı, Kıbrıs davasını yüreğinde taşımakta, sizlerle üzülüp, sizlerle sevinmektedir. Verdiğimiz insan hakları ve hukuk mücadelesinde tek hedefimiz, Kıbrıs Türkü'nün layık olduğu yaşam düzeyine kavuşmasıdır. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da güç ve gönül birliği içerisinde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Başarıya ulaşmak konusundaki irade ve inancımız tamdır.

Türkiye, geçmişte olduğu gibi, bugün, yarın ve daima Kıbrıs Türkü'nün barış ve esenliğinin en büyük teminatı olacaktır. Anavatan, siyasi, ekonomik ve güvenlik çıkarlarının korunması ve iyileştirilmesinde sonuna kadar Kıbrıs Türkü'nün yanında olacaktır".

Gül Cumhurbaşkanlığı'ndan

askeri törenle uğurlandı

KKTC'deki temaslarını tamamlayan Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı'nda düzenlenen askeri törenle uğurlandı.

Meclis'teki konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte Cumhurbaşkanlığı'na gelen Gül, İstiklal Marşı'nın ardından askeri tören birliğini selamladı ve Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.

Cumhurbaşkanlığındaki askeri törene Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, GKK Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, KTBK adına 39'uncu Tümen Komutanı Tümgeneral Mehmet Taş, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı ve diğer yetkililer katıldı.

Gül: KKTC'ye uluslararası alanda

uygulanan haksız tecridin kaldırılması

için yapabileceklerimizi değerlendirdik

KKTC'deki temaslarını tamamlayarak Türkiye'ye dönen Cumhurbaşkanı Gül, Esenboğa Havalimanı'nda geziye ilişkin açıklamalarda bulundu.

Gül, KKTC'deki temaslarında uluslararası alanda uygulanan haksız tecridin ortadan kaldırılması için bundan sonra yapılabilecekleri değerlendirdiklerini belirterek, "Türkiye geçmişte olduğu gibi gelecekte de Kıbrıs Türk halkının yanında olacaktır" dedi.

Gül, Kıbrıs konusunda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde KKTC'ye yaptığı ziyaret sırasında başta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat olmak üzere KKTC devlet ve hükümet yetkilileriyle yararlı görüşmelerde bulunduğu söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül, görüşmelerinde, Türkiye ile KKTC arasında Kıbrıs sorunu konusundaki fikir ve inanç birliğinin güçlenerek devam ettiğini gördüğünü belirterek, şöyle dedi:

"KKTC ile birlikte bugüne kadar olduğu gibi kapsamlı çözüm yolundaki yapıcı tutumumuzu sürdüreceğiz. Ziyaretim sırasında Kıbrıs Türkünün siyasi eşitlik ve demokratik devlet düzeninden geri adım atmaksızın kapsamlı çözüme ulaşma hedefine doğru güvenle ilerleyişine her türlü desteğimizin devam edeceğini vurguladım.

Ayrıca, KKTC'ye uluslararası alanda uygulanan haksız tecridin ortadan kaldırılması için bundan sonra yapabileceklerimizi de değerlendirdik. KKTC insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik devlet yapısı ve her geçen gün güçlenen ekonomik kalkınma hamlesiyle uluslararası toplumda giderek daha fazla kabul görmektedir. KKTC bu nitelikleriyle bölge için bir kazançtır. Bunu bir kez daha gözlemlemekten kıvanç duydum."

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm kurumlarıyla KKTC'nin her alanda daha güçlü bir yapıya kavuşturulması ve refah düzeyinin daha da yükseltilmesi için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye muktedir olduğunu kaydederek, "Bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Türkiye geçmişte olduğu gibi gelecekte de Kıbrıs Türk halkının her zaman yanında olacaktır" dedi.

KIBRIS 20/09/07

 

Ayrı devlet mesajı AB sürecinde sorun yaratabilir

Rum Yönetimi Sözcüsü Vasilis Palmas, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün KKTC ziyaretinde "ayrı devlet" mesajı verdiğini savunarak, "bu tutumun Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde sorunlar yaratabileceğini" söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün KKTC ziyaretindeki açıklamalarını yorumlayan Palmas, özetle şunları söyledi:

"Sayın Gül bize açıkça, Ankara'nın hedefinin işgal bölgelerinde devlet kurulması ve sağlamlaştırılması olduğunu söyledi. Bu sözler, Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonlarının bu yönde bir baskı unsurundan başka bir şey olmadığını gösteriyor. Bu tutum uluslararası meşruiyete ve Avrupa kurumlarına uymaz. Bu davranışlar, Türkiye'nin Avrupa sürecinde sorunlar da yaratabilir."

Palmas, Gül'ün Annan Planı'na destek ifade eden açıklamalarını da, "planın tamamen Türk hedeflerine yanıt vermesinin göstergesi" olarak niteledi.

KIBRIS 20/09/07

 

Kıbrıs sorunu dini değil, siyasi bir konudur

"KIBRIS SORUNU DİNİ FARKLILIKLARA DÖNÜŞTÜRÜLMEYECEK SİYASİ BİR SORUNDUR" ... İngiltere'nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Millet, Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'ün Kıbrıs'ta "iki devlet ve iki din vardır" yönündeki açıklamasını eleştirdi. Millet, "Britanya Krallığı, Kıbrıs sorununun, dini farklılıklara dönüştürülemeyecek siyasi bir sorun olduğunu düşünüyor" dedi

"BÖLÜNMÜŞLÜĞE VE İKİ DEVLETLİLİĞE KARŞIYIZ"... Peter Millet, "Türkiye Cumhurbaşkanının açıklamaları yardımcı değildir. İngiltere'nin de dahil olduğu BM Güvenlik Konseyi 5 Daimi üyesi, 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilmesini destekliyor. Bölünmüşlüğe ve iki devlet çözümüne karşıdırlar ve bu yönde çalışıyorlar" dedi

Britanya'nın Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Kıbrıs'ta "iki devlet ve iki din vardır" yönündeki açıklamasını eleştirdi.

Rum radyosu ve haber ajansına göre, Millet, "Britanya Krallığı, Kıbrıs sorununun, dini farklılıklara dönüştürülemeyecek siyasi bir sorun olduğunu düşünüyor" dedi.

Britanya Yüksek Komiseri, ülkesinin Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünü kabul edemeyeceğini ve Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması hedefiyle özlü görüşmelerin zeminini hazırlanmasına yönelik 8 Temmuz mutabakatını desteklediğini de ifade etti.

Millet, Demokratik Parti (DİKO) Başkanı Marios Karoyian ile dünkü görüşmesinin ardından açıklamalarda bulundu.

Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'ün Kıbrıs sorunu ve din konusunda yaptığı açıklamalarla ilgili bir soruya yanıt veren Millet, "Türkiye Cumhurbaşkanının açıklamaları yardımcı değildir. İngiltere'nin de dahil olduğu BM Güvenlik Konseyi 5 Daimi üyesi, 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilmesini destekliyor. Bölünmüşlüğe ve iki devlet çözümüne karşıdırlar ve bu yönde çalışıyorlar" dedi.

Millet, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantör ülkelerinden biri olan Britanya, adanın bölünmüşlüğünü kabul edemez. Biz, iki kesimli, iki toplumlu federal ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözümü destekliyoruz" diyerek konuşmasına devam etti.

İngiliz Yüksek Komiseri, ayrıca ülkesinin 8 Temmuz mutabakatının uygulanmasını desteklediğini yineleyerek, İngiltere'nin mutabakatının, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik esnek bir çerçeve teşkil ettiğini de vurguladı.

Karoyian ise Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'ün yapmış olduğu açıklamaları kınadı.

Karoyian, "Partimiz ve Britanya Yüksek Komiseri, Gül'ün açıklamalarını açıkça kınadı. Bu, Gül'ün ilk kez dini konuları Kıbrıs sorunuyla ilişkilendirerek gündeme getirmesiydi. Bu tür koşullar gündeme getirilmemeli, çünkü Kıbrıs sorunuyla hiçbir ilgisi yok" dedi.

KIBRIS 20/09/07