DIŞ ÜLKELERDEN YARDIM
İSTENDİ... Güney Kıbrıs'ta Trodos
Dağları'nın Saida bölgesinde dün, 1995 yılında
Beşparmaklar'daki felaketi andıran büyük bir yangın
çıktı. Kısa zamanda büyüyerek çok geniş bir alana
yayılan yangının kontrol altına alınamaması
yüzünden Rum yönetimi dış ülkelerden yardım istedi... Rum haber
kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Rum yönetimi İtalya'dan
yangın söndürme helikopteri istedi. Çevreciler, Moni devlet ormanı yanında
çamlık bölgede çıkan ve kontrol altına alınamayan büyük
yangının ekolojik felakete neden olduğunu bildirdi
Güney Kıbrıs'ta
Trodos Dağları'nın Saida bölgesinde dün, 1995 yılında
Beşparmaklar'daki felaketi andıran büyük bir yangın
çıktı. Kısa zamanda büyüyerek çok geniş bir alana
yayılan yangının kontrol altına alınamaması
yüzünden Rum yönetimi dış ülkelerden yardım istedi...
Rum haber
kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Rum yönetimi İtalya'dan
yangın söndürme helikopteri istedi. Çevreciler, Moni devlet ormanı
yanında çamlık bölgede çıkan ve kontrol altına
alınamayan büyük yangının ekolojik felakete neden olduğunu
bildirdi..
Rum tarım bakanı
Fotis Fotiu, durumu çok korkunç" olarak tanımladı.
Mevsim normalleri
üzerindeki sıcaklık Güney Kıbrıs'ta peş peşe
yangınlara neden oluyor. Limasol yakınlarında meydana gelen ve
zorlukla söndürülen yangının ardından dün de Trodos'ta büyük bir
yangın çıktı. Her geçen saat büyüyen yangın kontrol
altına alınamıyor.
"Moni devlet
ormanı"nın çamlık bölgesinde çıkan yangın,
köyleri de tehdit etmeye başladı.
Rum devlet radyosu,
yangının Pelendri köyüne sıçradığını
duyurdu. Rum yetkililer köyün tahliye edilmesini istedi. Radyo,
yangının Amiyantos ve Monyadi köylerine yöneldiğini belirtti.
Filagra bölgesinin
alevlere teslim olduğu ifade edilirken, yangının Maşera
ormanına yayıldığı kaydedildi.
Bölgede esen şiddetli
rüzgar nedeniyle yangın söndürme çalışmalarının
güçleştiği ve İtalya'dan yangın söndürme helikopteri
istendiği haber veriliyor.
Korkunç yangının
yüksek gerilim hatlarında meydana gelen kısa devreden
çıktığı sanılıyor.
Başbakan Soyer'den
yardım teklifi
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Güney Kıbrıs'taki Trodos dağlarında devam eden
yangın için Rum Yönetimi'ne yardım teklifinde bulundu.
Başbakan Soyer,
yangın için Birleşmiş Milletler Barış Gücü nezdinde
yardım amacıyla gerekli girişimleri
başlattıklarını açıkladı.
Limasol'un Arakapa ve
Sikopetra köyleri arasında önceki gün çıkan ve dün sabah kontrol
altına alındıktan sonra güçlü rüzgârın etkisiyle
öğleden sonra yüksek kesimlerde tekrar alevlenen yangından üzüntü
duyduklarını belirten Başbakan Soyer, "Ortak yurdumuzun
güzelliklerini korumak için hiçbir politik çıkar gözetmeksizin yardım
elimizi uzatmaya hazırız" dedi.
Başbakanlık
Basın ve Halkla İlişkiler Birimi'nden yapılan
açıklamaya göre, Başbakan Soyer açıklamasında, yardım
ellerinin havada kalmayacağını umduklarını söyledi
KIBRIS 30/06/07
AA
Güncelleme: 13:44 TSİ 01 Temmuz 2007 Pazar
LEFKOŞA - ABD Büyükelçiliğinden
yapılan açıklamaya göre, Thomas Mooney ile yaklaşık üç
gündür temas kurulamadı.
Mooneynin siyah renk 1996 model bir Chevrolet Impala SS
kullandığı ve aracın camlarının renkli,
plakasının ise 48 CD 47 olduğu belirtilen açıklamada,
Mooney hakkında bilgisi olanların en yakın polis merkezine
bildirmesi istendi.
Thomas Mooneynin askeri ataşe olduğu öğrenildi.
AA
Güncelleme: 15:40 TSİ 01 Temmuz 2007 Pazar
ŞIRNAK - Teslim olan
PKKlılar Türkiyede gündeme gelen sınır ötesi operasyon
söylentileri üzerine örgütün Irakın kuzeyindeki kamplarının
boşaltılığını söylediler. PKKlılar Kandil
Dağındaki kampa 2 ABD zırhlı aracının silah
getirdiğine şahit olduklarını öne sürdü.
Şırnakın
Silopi ilçesindeki Verimli Jandarma Karakolunda, basın mensuplarına
örgütle ilgili itiraflarda bulunan PKKlılar sınır ötesi operasyon
söylentilerinin, örgüt üyeleri arasında paniğe yol
açtığını ve kampların
boşaltıldığını söylediler.
Örgüte inançları kalmadığı için Habur Sınır
Kapısından Türkiyeye gelip güvenlik güçlerine teslim
olduklarını belirten PKKlılar, Örgüt, son zamanlarda
kullandığı uzaktan kumandalı mayınları
Irakın kuzeyinden temin ediyor. Bunun yanı sıra Kandil
Dağındaki kampa 2 ABD zırhlı aracının silah
getirdiğine şahit olduk. Biz bazen kendi aramızda
konuştuğumuzda, kamp sorumlusu bize, Siz ajan
mısınız? diyordu. Kampta konuşmalar en az 4-5 kişi
arasında yapılıyordu. 2 kişi birbiriyle konuşsa hemen,
Bunlar ajan deniliyordu. Bu baskılara dayanamadık. diye
konuştular.
Amerikaya ait zırhlı araçlarının Kandile silah
getirdiği iddiasıyla ilgili NTVnin sorularını
yanıtlayan ABDnin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü Kathryn Schalow ise
PKK ile temasımız olamaz dedi.
PKKnın bir terör örgütü olduğunu söyleyen sözcü, Amerikanın
teröristlerle işbirliği yapmayacağını belirtti.
|
||
|
|
||
|
LEFKOŞA (A.A) |
||
|
|
||
|
ABD'nin
Kıbrıs Rum kesimindeki askeri ataşesinin kayıp
olduğu bildirildi. ABD Büyükelçiliğinden yapılan açıklamaya göre,
Thomas Mooney ile yaklaşık üç gündür temas kurulamadı. Mooney'nin siyah renk 1996 model bir Chevrolet Impala SS kullandığı
ve aracın camlarının renkli, plakasının ise 48 CD 47
olduğu belirtilen açıklamada, Mooney hakkında bilgisi
olanların en yakın polis merkezine bildirmesi istendi. Thomas Mooney'nin askeri ataşe olduğu
öğrenildi. |
HURRIYET 01/07/07
Papadopulos'a
AKEL'li rakip
01/07/2007
RADIKAL
AFP - LEFKOŞA - Kıbrıs
Rum Yönetimi'nin en büyük partisi olan komünist AKEL'in politbürosu, gelecek
yılki başkanlık seçiminde kendi liderlerinin aday gösterilmesini
tavsiye etti.
81 yıllık parti tarihinde ilk kez kendi içinden başkan
adayı gösterme eğilimine giren AKEL, 2003 seçiminde verdiği
destekle merkez sağcı Tasos Papadopulos'un Rum lideri seçilmesinde
büyük rol oynamıştı. Ertesi yıl Kıbrıs'ın
birleşmesine ilişkin Annan Planı'na referandumdan 'Hayır'
çıkmasını sağlayan Papadopulos, adadaki çözümsüzlüğün
bir numaralı müsebbibi konumunda. AKEL'in aday göstermeyi
planladığı parti lideri ve parlamento başkanı Dimitris
Hristofyas, Annan Planı'na destek açıklamamıştı, ama
Papadopulos'tan farklı olarak hem çözüm yanlısı hem de KKTC
yönetimiyle iyi ilişkileri var.
Politbüro, koalisyonun ortak adayı olarak Hristofyas'ın isminin
sağcı DIKO ve sosyalist EDEK'e iletilmesini tavsiye etti. Ama ikinci
döneme istekli Papadopolus, çözüm istemeyen bu iki partinin desteğine
sahip.
Trodos yangını, kontrol altına alındı
|
|
KIBRIS'TAKİ EN BÜYÜK
YANGIN... Trodos eteklerinde büyük bir çevre felaketine neden olan
yangında, 12 kilometre karelik bir alanda bulunan ormanlık arazi
içindeki ağaçlar, bazı evler, restoranlar ve meyve bahçeleri kül oldu.
Yangının, Kıbrıs'ta şimdiye dek çıkan
yangınların en büyüğü olduğu bildirildi
Güney
Kıbrıs'taki Trodos dağı eteklerinde Pelendri köyü ile
Amiyanto arasında önceki gün öğleden sonra çıkan yangın dün
tamamen kontrol alındı.
Yangının
sönmesinde, dün mucizevi bir şekilde yağan yağmurun da etkisi
olduğu belirtildi.
Trodos eteklerinde büyük
bir çevre felaketine neden olan yangında, 12 kilometre karelik bir alanda
bulunan ormanlık arazi içindeki ağaçlar, bazı evler, restoranlar
ve meyve bahçeleri kül oldu.
En büyük yangın
Güney
Kıbrıs'taki Trodos dağı eteklerinde Pelendri köyü ile
Amiyanto arasında dün öğleden sonra çıkan yangın dün
tamamen kontrol alındı.
Kıbrıs'ta
şimdiye dek çıkan yangınların en büyüğü olduğu
belirtilen yangın, Saita, Pelendri ve Amiyanto yöresinde geçtiği
yerlerde her şeyi yakarak kül etti.
Pelendri ve Karvuna
yöresinde bulunan ormanlık arazi içindeki ağaçlar, bazı evler,
lokantalar ve meyve bahçeleri yangın sonucu yok oldu.
Rum itfaiye yetkililerinin
ilk değerlendirmelerine göre, 12 kilometre karelik bir alan yangından
etkilendi.
Yangını
söndürmek amacıyla önceki günden beri Rum İtfaiye
Teşkilatı, Rum Sivil Savunma Teşkilatı, Orman Dairesi,
Avcılık Fonu ekipleri, Rum Milli Muhafız Ordu personeli ve çok
sayıda sivil olağanüstü çaba harcadı.
Lübnan, İsrail ve
İtalya'dan gönderilen ekipler de Güney Kıbrıs'ta yangın
söndürme çalışmalarına katılarak destek verdi.
Rum Orman Dairesi Müdürü,
yangının Trodos yöresinde büyük çevre felaketine yol
açtığını, yörenin yeniden yeşillendirerek
canlandırılması için onlarca yıl sürecek uzun bir sürenin
gerekeceğini belirtti.
Tarım Doğal
Kaynaklar ve Çevre Bakanı da, bölgedeki yağışlara
rağmen yangın tehlikesi tümüyle atlatılıncaya dek ekiplerin
yörede kalacağını ifade etti.
Rum Hükümet Sözcüsü ise,
yangından etkilenen köylere hükümetin destek vereceğini
açıkladı.
KIBRIS
01/07/07
ABD Büyükelçiliği personeli kayıp
Amerika Birleşik
Devletleri'nin (ABD) Lefkoşa Büyükelçiliği
çalışanlarından Thomas Mooney'in 2 gündür kayıp olduğu
ve kendisinden haber alınamadığı açıklandı.
ABD Lefkoşa
Büyükelçiliği'nden dün yapılan açıklamada, elçilik
çalışanı Thomas Mooney ile 48 saatten fazla bir süredir temas
kurulamadığı belirtildi ve Mooney'in kayıp olduğu
bildirildi.
Thomas Mooney'in renkli
camlı 1996 model bir Chervolet Impala SS kullandığı, araç
plakasının ise 48 CD 47 olduğu belirtilen açıklamada,
Mooney hakkında bir bilgisi olanların en yakın polis merkezine
bilgi vermesi istendi.
KIBRIS
01/07/07
% 60 Papadopulos'tan MEMNUN!
Güney Kıbrıs'ta yapılan bir ankete göre, Papadopulos'a olumlu gözle bakan kişilerin oranı % 60,8
Güneyde yayımlanan Fileleftheros Gazetesi, Rum tarafında Şubat 2008de yapılacak başkanlık seçimlerinin 8 ay öncesinde Rum siyasi sahnesinin ve Rum toplumunda şekillenmekte olan eğilimlerin saptanması amacıyla CSB araştırma şirketi tarafından yapılan kamuoyu yoklaması sonuçlarını Tasos Yukarı-Hükümet Aşağı Kıbrıs Sorunu-İç Meseleler Konusunda Memnuniyet Düşük başlığıyla yansıttı.
Fileleftheros Gazetesi, 7-23 Haziran döneminde Güney Kıbrıs genelinde bin 200 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen ankette; Rum siyasiler arasında Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun Rum halkının % 60,8inden onay bulduğu sonucunun çıktığını yazdı.
Rum halkının Rum yönetiminin genel verimliliği, Rum Yönetimi Başkanının Kıbrıs sorunundaki ve iç yönetimdeki icraatları konusundaki memnuniyetlerinde azalma kaydedildiğini vurgulayan gazete özetle şöyle devam etti:
Başkan Tasos Papadopulosa olumlu gözle bakan kişilerin oranı % 60,8; olumsuz gözle bakanların oranı ise % 33,8. onu, % 54,3 olumlu; %39,2 olumsuz görüşle Dimitris Hristofyas ve %48,1 olumlu; %40,2 olumsuz görüşle Yorgos Perdikis takip ediyor. Başkan adayı Yannakis Kasulidis %47,7 olumlu; %41,6 olumsuz görüş ile dördüncü sırada bulunuyor.
Kasulidisi % 40,0 olumlu; % 46,8 olumsuz görüşle Yannakis Omiru, % 31,2 olumlu; %62,3le Nikos Anastasiadis ve %30,3 olumlu; % 53,5 olumsuz görüşle Dimitris Şilluriz takip ediyor.
Anket çerçevesinde görüşüne başvurulanların % 55,4ü hükümetin veriminden hiç memnun olmadığını; % 42,7si çok veya oldukça memnun olduğunu söyledi.
Araştırmanın özellikle ilgi çekici sonuçlarından biri de; vatandaşların, Aralık 2005 itibarıyla hükümetin genel veriminden hoşnutsuzluğunun artış eğilimi göstermesidir.
SCBnin 2005te yaptığı benzer bir ankette hükümetin verimliliğinden memnun olmadığını söyleyenlerin oranı % 46, memnun olanların oranı da % 50,6 olarak saptanmıştı. Memnun olmayanların göstergesi Mayıs 2006da % 53,6ya fırlamış, Aralık 2006da ise hafif dalgalanmayla % 53,1e düşmüştü. İki anket arasındaki dönemde memnun olmayanların oranında % 2,3lük bir artış kaydedildi.
Görüşüne başvurulanların % 51i Başkan Papadopulosun görev süresinde Kıbrıs sorunundaki uygulamalarından memnuniyet belirtirken % 47si memnun olmadığını söyledi. % 2 oranında kişi de bilmiyorum/yanıt vermiyorum seçeneğini tercih etti.
Başkan Papadopulos döneminde iç yönetimden memnuniyet oranlarında da azalma yaşandı. Görüşüne başvurulanların % 56sı memnun olmadığını, % 42 de memnun olduğunu söyledi.
YENIDUZEN
01/07/07
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat: Doğrudan Ticaret
Tüzüğü konusunda iyimser değilim
Cumhurbaşkanı
Talat, Avrupalı gazetecileri kabulünde Kıbrıs sorunuyla ilgili
değerlendirmelerde bulundu.
Kıbrıslı
Türkler olarak adanın birleşmesini istediklerine işaret eden
Talat, "Burada siyasi eşitlik bizler için hayati önem
taşımaktadır. Annan planına siyasi eşitliğin
girmesinde ben ısrarcı oldum. Zaten bu olmasaydı, Annan
planını kabul etmezdim" dedi.
Rumların
Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasını
istemediğine dikkati çeken Talat, "Kıbrıslı Türklerin
ürettikleri üzerinde Kuzey Kıbrıs yazan ürünleri bile Güney'e
sokmuyorlar. Bunlar kabul edilecek şeyler değildir"
şeklinde konuştu.
Avrupa Birliği'nin 26
Nisan 2004'te aldığı karar uyarınca Kıbrıslı
Türklere yönelik izolasyonların hafifletilmesi amacıyla
hazırladığı Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda
iyimser olmadığını hatırlatan Talat, şunları
kaydetti:
"Avrupa Birliği
Portekiz dönem başkanlığında tüzük yine Rumların
engeline takılacak. Rum engelini aşmanın tek çaresi Avrupa
Komisyonu'nun önerisi olan konseyde kararların oy çokluğu ilkesine
göre alınmasıdır. Bu olursa tüzük hayata geçer. Eğer konsey
oybirliğiyle karar almaya devam ederse tüzük bugüne kadar olduğu gibi
Rumların engeline takılır".
Yeni Avrupa Birliği
üyesi ülkelerin Kıbrıs sorununu bilmediğini belirten Talat, bu
ülkelerle ilişikleri geliştirmeyi hedeflediklerini vurguladı.
"Daha önceden Avrupa
Birliği Konseyi'nde Kıbrıs Türk tarafına yapılacak 259
milyon Euro'luk yardımla ilgili alınan kararda
Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan olumsuz oy
kullanmıştı. Ancak bazı yeni Avrupa Birliği üyesi
ülkeler söz konusu karara çekimser oy kullandı" diyen Talat, bu
ülkelerin çekimser oy kullanmalarının Kıbrıs sorununu
yeterince bilmemelerinin yanında Kıbrıs Türkü'nün görüşleri
ve yaşadıkları hakkında bilgi sahibi olmamalarından
kaynaklandığını anlattı.
KIBRIS
02/07/07
Konuk heyet bugün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşecek
Avrupa Parlamentosu (AP)
Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu, bugün
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanlığı'ndaki görüşmenin saat 11.30'da
başlaması bekleniyor.
Avrupa Parlamentosu (AP)
Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu, Kuzey ve Güney
Kıbrıs'ta temaslarda bulunmak üzere adaya geldi.
Heyet temasları
çerçevesinde bugün ilk olarak Güney Lefkoşa'daki Hilton Hotel'de Avrupa
Birliği Dönem Başkanı Portekiz'in Lefkoşa Büyükelçisi
tarafından verilecek brifinge katılacak.
Heyet daha sonra Kuzey
Kıbrıs'a geçerek temaslarda bulunacak.
Avrupa Parlamentosu
Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu bugün
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile de bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Talat- Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı
Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu görüşmesinin Cumhurbaşkanlığında
saat 11.30'da başlaması bekleniyor.
Heyet, adadaki
temasları çerçevesinde mal mülk, eğitim, ticaret gibi konularda da
görüş alış verişinde bulunacak.
Heyet ayrıca, Avrupa
Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde, Kıbrıs Türklerini gözlemci
statüde temsil eden Cumhuriyetçi Türk Partisi Milletvekili Özdil Nami ve Ulusal
Birlik Partisi Milletvekili Hasan Taçoy ile de bir araya gelecek.
Grup, adadaki
ziyaretlerini tamamlamasının ardından 4 Temmuz Perşembe
günü Ledra Palace Hotel'de basına temaslarıyla ilgili bilgi verecek.
Bu arada Avrupa Parlamentosu
Yeşiller Grubu da 4-5 Temmuz tarihleri arasında adanın her iki
tarafında temaslarda bulunacak.
KIBRIS 02/07/07
Cumhurbaşkanı
Talat, Rothe başkanlığındaki heyetle görüştü
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Mechtild Rothe başkanlığındaki Avrupa
Parlamentosu (AB) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas
Grubu'nu kabul etti.
Kıbrıs sorunu
konusundaki son gelişmelerin ele alındığı görüşme
11:30'da başladı ve yaklaşık 2 saat sürdü. Görüşme
öncesi ve sonrasında açıklama yapılmadı.
Görüşmede
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'ndaki
gözlemci üyelerinden Ulusal Birlik Partisi (UBP) Lefkoşa Milletvekili
Hasan Taçoy ile bazı üst düzey bürokratlar hazır bulundu.
Boghjalian restoranda
öğle yemeğine katılan AP Yüksek Seviyede Temas Grubu daha sonra
AB Destek Ofisi'ni de ziyaret etti; ayrıca gece de Büyük Han'da verilen
resepsiyona katıldı.
KIBRIS 03/07/07
Bulutoğluları
ve Mavru'dan "Lokmacı" temennileri
KKTC'de temaslarda bulunan
Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede
Temas Grubu yetkilileri, dün, Lefkoşa'nın Türk ve Rum Belediye
başkanları onuruna Boghjalian Restaurant'ta öğle yemeği
verdi.
Lefkoşa'da iki taraf
belediyeleri arasında işbirliği yapılmasının çok
uzun süren bir geleneği bulunduğunu söyleyen AP
Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu yetililerinden
parlamenter Mechtilde Rothe, işbirliğinin devam ettiğini
duymaktan memnun olduğunu kaydetti.
Rothe, iki belediye
başkanıyla birlikte bulunmaktan mutluluk duyduğunu da
kaydederek, iki belediye başkanından ne gibi ortak projeler üzerinde
çalıştıklarını duymak istediklerini belirtti.
Bulutoğluları:
Lağım sularıyla
ilgili proje hayata
geçiyor
Lefkoşa Türk
Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları, AP yetkililerine bu
yemeği organize etmelerinden dolayı teşekkür etti.
Bulutoğluları,
Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru ile 1
yıldır görüştüklerini ve Lefkoşa ile ilgili ortak
projelerden konuştuklarını belirtti.
Bu projelerin
bazılarının büyük önem taşıdığını
ve erken zamanda bitirilmesi gerektiğini söyleyen LTB Başkanı
Bulutoğluları, özellikle "lağım suları"
konusunda bir problem olduğunu ve iki tarafa da sorun yaratan bu konuyla
ilgili bir sistem kurulması gerektiğini, çok yakında bu projenin
hayata geçirileceğini kaydetti.
Cemal
Bulutoğluları, iki tarafta da gerçekleştirilmek üzere sosyal
aktivitelerle ilgili hazırlıkları olduğunu da söyledi.
Lokmacı'nın
açılmasıyla
şehir
birleşmiş olacak
Konuşmasında
Lokmacı Kapısı konusuna da değinen Bulutoğluları,
bunun; önemli olduğunu, bölgedeki ekonomiyi de yakından
ilgilendirdiğini, bu projeyle iki taraftaki insanların da yarar
sağlamış olacağını, kapının
açılmasıyla şehrin burada birleşeceğini belirtti.
AP temas grubu üyelerinin,
kendilerinden ortak yaptıkları şeyleri anlatmalarını
istediklerini ifade eden Cemal Bulutoğluları, "Henüz hiç bir
şey yapmadık. Umarım çok yakında Lokmacı
Kapısı'nı açarız ve ikimiz de 'bir şey yaptık'
deriz" diye konuştu.
Mavru: Lefkoşa
siyaset dinlemiyor
Lefkoşa Rum Belediyesi
Başkanı Eleni Mavru ise, iki taraf belediyeleri arasındaki
işbirliğinin ortak sorunlardan ve ortak ihtiyaçlardan
kaynaklandığını ifade etti.
İki taraftan
insanların aynı şehirde yaşadıklarını ve
şehrin siyaset dinlemediğini kaydeden Mavru, sivrisineklerin de
"ara bölgelerinin" olmadığını,
işbirliği yapmaya mecbur olduklarını söyledi.
Eleni Mavru, siyasi
durumdan etkilendiklerini ifade ederek, iki belediye arasındaki
işbirliğinin siyasi iklime göre bazen daha iyi olduğunu, bazen
de kötüye gittiğini belirtti.
İşbirliği
konusunda ısrarcı olduğunu kaydeden Mavru, sadece
lağımla ilgili altyapı konusunu değil, başka
sorunları da ele aldıklarını söyleyerek, çeşitli
konular üzerinde görüş birliğine vardıklarını,
bunlardan en önemlisinin de sıvı arıtma tesisinin kurulması
olduğunu ifade etti.
Mavru, finansal
sorunların kendilerini engellediğini, ancak çabalarını
sürdüreceklerini kaydetti.
Lokmacı
Kapısı'nın açılmasının, hem Lefkoşa kenti
için, hem de iki taraf için sadece siyasi açıdan değil, sembolik
olarak da önemli olduğunu vurgulayan Eleni Mavru, bir araya gelip
Lokmacı ile ilgili konuları ele alabileceklerini, ancak bunun teknik
bir sorundan öte siyasi bir sorun olduğunu savundu.
KIBRIS 03/07/07
İlk kayıplar ailelere teslim ediliyor
13'Ü ALEMİNYOLU
TÜRK... Kıbrıs'ta yaklaşık 40 yıllık kanayan yara
olan kayıplar sorununun çözümünde bir ilki oluşturacak
kayıplarla ilgili ilk teslimatta 13 Türk var. Ailelerine teslim edilecek
28 kayıptan 13'ünün Aleminyo şehitleri olduğu
açıklandı
Kıbrıs'taki Türk
ve Rum kayıpların bulunması için uzun süreden beri kazı ve
kimlik tespit çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi, kimlik tespiti yapılan 28 kaybı
önümüzdeki günlerde ailelerine teslim edecek. Aleminyo şehitlerinden
oluşan 13'ü Türk, toplam 28 kaybın ailelere teslim edilmesiyle,
yaklaşık 40 yıllık kanayan yara kayıplar sorununun
çözümünde bir ilk yaşanacak.
Basın da hassas
davransın
Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin yazılı açıklamasına göre,
iki taraftan bilim adamlarının katılımıyla
çalışan Kıbrıs Nöroloji Enstitüsü Adli Genetik
Laboratuarı ile Genetik ve Antropoloji Laboratuarı'nda 28 kaybın
kimlikleri tespit edildi.
Açıklamada,
kayıp şahısların kalıntılarının
ailelerine ulaştırılması için tüm ayarlamaların
yapılacağı, ailelerin Kayıp Şahıslar Komitesi
üyeleri tarafından bizzat bilgilendirileceği de ifade edildi.
Komite, konunun
hassasiyetine dikkat çekerek, basının da kendi kendine
"sınırlama" getirmesini ve ailelerin "özeline"
girmemesini istedi.
13'ü Aleminyolu Türk
TAK muhabirinin elde
ettiği bilgiye göre, kimlik tespitinin ardından ailelere teslim
edilecek 28 kişilik ilk grubun 13'ü Türk. Türklerin tümünün Aleminyo
şehitlerinden oluştuğu öğrenilirken, kayıp
kalıntılarının ailelere teslim tarihinin ailelerin talebine
göre belirleneceği bildirildi.
Komitedeki Türk üyelerin
bugünden itibaren ilgili ailelerle tek tek görüşerek bilgi verecekleri
belirtilirken, kayıpların nasıl ve nereye gömüleceği
konusundaki kararın da ailelere ait olacağı kaydedildi.
Teslim edilecek
kayıplarla ilgili isim listelerinin de ailelere saygısızlık
olmaması için açıklanmayacağı, bu konuda bilgi verme
inisiyatifinin ailelerde olacağı da öğrenildi.
Aile ziyaret yeri
Bu arada, teslim ve gömü
işleminden önce yakınlarıyla ilgili bilgi almak isteyen
kayıp aileleri için Ara Bölge'de ayrı bir birim oluşturuldu.
UNDP binası yakınında oluşturulan Aile Ziyaret Yeri
adlı birimde, talep eden ailelere antropologlar, arkeologlar ve
psikologlar eşliğinde bilgi verilecek.
Kıbrıs'ta
1960'lı yıllardan itibaren yaşanan toplumsal çatışma
ve savaşlardan dolayı resmi kayıtlara göre 502'si Türk, 1468'i
de Rum olmak üzere 1970 kayıp bulunuyor.
Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin hazırladığı program
çerçevesinde yaklaşık 2.5 yıldan beri devam eden münferit ve
toplu mezar kazılarında 300'e yakın kaybın kalıntılarına
ulaşılmıştı. Türk ve Rumlara ait kalıntılar,
Antropoloji ve Genetik laboratuarlarındaki kemik ve kimlik analizlerinin
ardından ilk parti ailelere teslim edilecek.
Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin Türk ve Rum taraflarındaki programlı
kazıları da devam ediyor.
KIBRIS 03/07/07
Rothe: Görevimiz, izolasyonlara karşı çalışmak
Temaslarda bulunmak için
KKTC'de bulunan Mechtild Rothe başkanlığındaki Avrupa
Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu
üyeleri, Kıbrıslı Türk üniversite öğrencileri ve Güney
Kıbrıs'tan gelen "Kıbrıs Gençlik Konseyi" üyeleri
ile panele katıldı.
Panelde grup,
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum öğrencilerin
işbirliği ve üniversitelerin konumu hakkındaki görüşleri
dinledi.
Panel, Yakın
Doğu Üniversitesi Büyük Kütüphanesi'nde yer aldı.
AP Kıbrıslı
Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu, Kasım 2006'da KKTC'ye
yaptıkları ziyarette yine öğrencilerle biraraya gelmiş,
ancak Güney Kıbrıs'tan katılım olmamıştı.
Panel, Kıbrıs'ta
bir çözüme katkı koyma amacıyla temas grubunun; sivil toplum
örgütleri, öğrenci ve gençlerle biraraya gelme hedefiyle düzenlediği
program çerçevesinde yer aldı.
Açılış
konuşmasını panele ev sahipliği yapan YDÜ Rektör
Yardımcısı Prof. Dr. Şenol Bektaş yaptı.
Bektaş, bir önceki
panele Kıbrıs Rum kesiminden öğrencilerin
katılmadığını, ancak bugünkü
katılımlarından dolayı panelin çök özel olduğunu
kaydetti.
Bektaş, son panelde
tartışılan konularda bir ilerleme kaydedilip
kaydedilmediğini bugün yapılacak panelde göreceklerini de kaydetti.
Temas grubu başkanı
Mechtild Rothe ise, 6 ay önceki ziyaretlerinden bugüne kadar geçen süreye
atıfta bulunarak, "Şu anda gerçek bir ilerleme görmüyoruz, ancak
bu toplantıyı istedik, çünkü bizim görevimiz Kıbrıslı
Türklere uygulanan izolasyonlara karşı
çalışmaktır" dedi.
Kendilerinin,
Kıbrıslı Türkler ile AB arasında bir köprü
olduklarını kaydeden Mechtild Rothe, "Fakat ümidimiz,
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumları
arasında köprü olmaktır" dedi.
Kıbrıslı
Türk ve Kıbrıslı Rum öğrencilerle biraraya gelmenin çok
faydalı olabileceğini ifade eden Rothe, "Belki bugün yer alacak
tartışmalar, bir ilerleme elde edilmesine yardımcı
olur" şeklinde konuştu.
KKTC'deki üniversitelerin
durumunu daha iyi öğrenmek istediklerini kaydeden Rothe, Kuzey
Kıbrıs'taki öğrencilerin izolasyonlar nedeniyle zorluk
çekmelerinin kabul edilmez olduğunu vurguladı.
Bir
Kıbrıslı Türk öğrencinin, Güney Kıbrıs'taki
hapishanelerde ırkçılık yapıldığını,
bunun temas grubu ile yapılan geçmiş görüşmede gündeme
getirildiğini, ancak konu hakkında hiçbir şey yapılmadığını
belirtmesi üzerine Rothe, yarın Kıbrıslı Rum yetkililerle
görüşmeleri olacağını ve konunun gündeme
getirtileceğini kaydetti.
Panele temas grubundan
Rothe'nin yanı sıra AP üyesi Alman Yeşiller Partisi'nden Cem
Özdemir ile İngiliz AP bağımsız Milletvekili Ashley Mote de
yer aldı.
KIBRIS 04/07/07
Rumlar "yer yok" gerekçesiyle engel çıkardı
İngiltere'deki
Kıbrıslılar Ulusal Federasyonu tarafından organize edilen
ve konuşmacılarını Avam Kamarası üyelerinin
oluşturduğu parlamentodaki seminere Türkler ve Türk basını
"yer yok" gerekçesiyle alınmadı.
Avam Kamarası'ndaki
semineri düzenleyen Rumlar, bina girişindeki polislere davetiyesi
olmayanların alınmaması yolunda telkinde bulunurken, davetiyesi
olmayan Rumlar ise federasyon yöneticilerinin araya girmesiyle seminere
sokuldu.
Türk gazetecilerle uzun
süre tartışan Kıbrıslılar Ulusal Federasyonu Genel
Sekreteri Andreas Karaolis, toplantının yapıldığı
70 kişilik oturma kapasitesine sahip Jubilee Salonu'nun, içeriye giren
Türkler nedeniyle tümüyle dolduğunu söylemesine karşın
kapıya gelen Rumların içeri girmelerini sağlamayı
sürdürmesi dikkati çekti. İçeri girebilen Türklerin
sayısının ise yalnızca 5-6 civarında olduğu
gözlendi.
Bu arada kapıda kalan
Türkler, toplantıya katılabilmek için yaptıkları
başvuruların yanıtsız
bırakıldığını ve kendilerine özellikle davetiye
verilmediğini söylediler.
Seminerle ilgili olarak
yapılan duyuruda konuşmacıların, milletvekilleri Alan
Meale, Roger Gale, Rudi Vis, David Rurrows, Andy Love, Theresa Villiers, Andy
Dismore, Simon Hughes ve Roger Spink oldukları bildirilmesine
karşın, söz konusu isimlerin yanı sıra adı duyuruda
yer almayan diğer kimi İngiliz parlamenterlerin de toplantıya
katıldıkları öğrenildi.
Avam
Kamarası'nın dış kapısında olduğu gibi
Jubilee Salonu'nun girişinde de dışarıdaki engellemeyi
aşabilen Türklere zorluk çıkarıldığı, uzun
tartışmalar sonucunda milletvekili Andy Love'ın müdahalesiyle
sayıları 5-6 olan Türk konukların ancak toplantının
yarısında salona alındıkları gözlendi.
Edinilen bilgiye göre,
toplantı salonunda da olaylar çıktı. Konuklar arasında yer
alan Lordlar Kamarası Üyesi Lord McGinnis, Rumlara "sorunun 1974'te
Türklerin gerçekleştirdiği barış harekâtıyla
başladığını söylüyorsunuz ama bu doğru
değil. Adadaki sorunlar çok daha önce, 1960'larda başlamıştı"
deyince, Rumlar bir anda Lord MCGinnis'e sert sözlerle sataştıktan
sonra fiziksel olarak da saldırmaya başladılar. Rum kadın
konukların da zılgıt çekerek McGinnis'in sesini bastırmaya
çalıştıkları bildirildi.
İngiltere Türk
Dernekleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Servet Hasan ve
eşi Levent Hasan'ın da aynı yöndeki itirazları üzerine,
salona bir anda 20'yi aşkın polisin girdiği ve Lord McGinnis ile
Hasan çiftini salon dışına çıkardığı
kaydedildi.
Rumların en büyük
savunucusu durumundaki İngiliz Avam Kamarası Üyesi Rudi Vis'in ise,
"Tek dileğim Türklerin AB'ye alınmaması" dediği
bildirildi.
Toplantıya
katılan aralarında İngiltere Kıbrıs Dernekleri Konseyi
Başkanı Akmen Sıtkı'nın da bulunduğu Türkler,
konuşmacı İngiliz milletvekillerinin öncelikle konuşmalarını
salonda hiç Türk bulunmadığını düşünerek
yaptıklarını, bu rahatlıkla Rum tezlerini
savunduklarını, ancak Türklerin itiraz etmeleri üzerine durumun
farkına vardıklarını da anlattı.
Salondaki tek Türk
kameramanın çekim yapmasının da organizasyonu
gerçekleştiren Rumlar tarafından engellenmeye
çalışıldığı bildirildi.
KIBRIS 05/07/07
AP Yeşiller Grubu KKTC'de
YOĞUN TEMASLAR...
Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu heyeti 6 Temmuz'a kadar devam edecek
olan ziyaretlerinde, Ada'nın kuzey ve güneyindeki politik ve dini
liderlerle görüşecek, sivil toplum örgütleri temsilcileri, gazeteciler ve
Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin büyükelçileri ile bir araya gelecek
Avrupa Parlamentosu
Yeşiller Grubu'ndan bir heyet temaslarda bulunmak amacıyla öğle
saatlerinde Ada'ya geldi.
Yeşiller Grubu
Başkan Yardımcısı Monica Frassoni
başkanlığındaki heyet, bugün sabah Kuzey Kıbrıs'a
geçecek ve Saray Otel'e yerleşecek.
Heyet oldukça yoğun
olan bugünkü temasları çerçevesinde ilk olarak Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve
Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü Misyon
Şefi Michael Möller ile Möller'in ofisinde bir araya gelecek.
Yeşiller grubu,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından saat 11.00'de kabul
edilecek. Daha önce Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile de
görüşeceği açıklanan heyetin programının son halinde
bu görüşme yer almıyor.
Heyetin Rum yönetimi
politikacılarından sadece Rum Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas ile görüşmesi bulunuyor.
Yeşiller Grubu
bugünkü temasları çerçevesinde, öğle yemeğinde, milletvekilleri
Özdil Nami ve Hasan Taçoy ile bir araya gelecek.
Yeni Kıbrıs
Partisi (YKP) yetkilileri ile de görüşecek olan Yeşillerin,
temasları arasında Ada'daki dini liderlerle ayrı ayrı
yapılacak toplantılar da yer alıyor.
Çevre örgütleri ile bir
toplantı yapmayı da planlayan heyet, akşam yemeğinde ise
Kuzey ve Güney Kıbrıs'tan sivil toplum örgütleri temsilcileri ve
gazetecilerle buluşacak.
Heyet,
temaslarını tamamlamasının ardından yarın Ada'dan
ayrılacak.
KIBRIS 05/07/07
Doğrudan ticaret, çaresiz...
SADECE ÜMİT:
Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkanı
Rothe, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçmesi konusunda karamsar
konuştu. Rothe, "Sadece ümit etmekten başka bir şey
söyleyemiyorum. Almanya'nın dönem başkanlığında bu
konu ile ilgili büyük bir uğraş verdiğini biliyoruz, ama
herhangi bir sonuç alınamadı. Şimdi Portekiz'e sorduğumda,
onlar da çaresiz" dedi
Kıbrıslı
Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkanı Mathilde Rothe, Almanya
Dönem Başkanlığı'nda Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
hayata geçmesi ile ilgili büyük bir çaba verildiğini, ancak bu
çabaların sonuçsuz kaldığını hatırlatarak,
Portekiz'in de çaresiz olduğunu söyledi. "Sadece ümit etmekten
başka bir şey söyleyemiyorum" diyen Rothe,
Kıbrıslı Türklerin AB'ye karşı yaşadıkları
hayal kırıklığını da
anladığını, çünkü AB'nin Kıbrıslı Türklere
verdiği çok açık sözler olduğunu söyledi. Kıbrıs Rum
tarafının da süreçleri yavaşlatmak için elinden geleni
yaptığına işaret eden Rothe, AB'nin birçok güç dengesinden
oluştuğunu ve özellikle konseyin belli konularda son karar mercii
olmasından dolayı sorun yaşandığını
kaydetti. "AB yapmıyor ya da AB istemiyor demek
yanlıştır" diyen Rothe, parlamento, komisyon ve konseyin
birlikte çalıştığına vurgu yaparak, son kararın
konseye ait olduğunun unutulmamasını istedi.
Köprü görevindeyiz
Kıbrıslı
Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun Kıbrıs Türk toplumu ile AB
arasında bir köprü görevi gördüğüne de vurgu yapan Temas Grubu
Başkan Yardımcısı Mathilde Rothe, geçmişte sadece Kıbrıslı
Rumların pozisyonu hakkında bilgi sahibi olan AB'nin şimdi
Kıbrıs Türk tarafı hakkında çok daha geniş bir bilgi
ve anlayışa sahip olduğunu vurgulayarak bu gelişmelerde
Temas Grubu'nun çalışmalarının da payının yüksek
olduğunu belirtti.
Kıbrıslı
Türklerin Avrupa Parlamentosu'nda gözlemci statüsünde temsiliyetlerinin önemine
de vurgu yapan Rothe, gelecek hafta yapılacak başkanlar
toplantısında konunun ele alınacağını ancak
burada da Kıbrıslı Türklerin talebini destekleyenler ve
karşı olanlar diye iki grubun olduğunu ve çoğunluğun
kararının belirleyici olacağını vurguladı.
Çözüm istenci önemli
Kıbrıslı
Türk Liderlerle yapılan görüşmelerde Kıbrıs Türk
tarafının çözümü desteklediklerinin çok açık bir şekilde
ortada konulduğunu da ifade eden Mathilde Rothe, iki toplumlu ve iki
bölgeli bir federasyonu destekleyen Kıbrıs Türk tarafının
tanınmadan uzak tavrının AB içinde çok büyük bir önem
arzettiğini vurguladı.
Roth, Aysu Basri Akter'in
sorularına şu yanıtları verdi:
Soru:
Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun izolasyonlar
başta olmak üzere herhangi bir somut sonuç alma konusunda etkin
olamadığına dair görüşler var. Kıbrıslı
Türklerle AB ilişkileri konusunda yeterince etkin
çalışabildiğinizi söyleyebilir misiniz?
M.ROTHE: Ne demek
istediğinizi anlıyorum, ama unutulmaması gerekir ki, Avrupa
Parlamentosu, AB içinde sahip olduğumuz güçlerden sadece bir tanesi.
AB'nin parlamentosu, komisyonu ve konseyi var. Ancak Parlamento, ikna etmeye
çalışıyor. Örneğin, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda,
parlamentonun tüzüğün hayata geçmesi ile ilgili bazı çözüm
alternatifleri vardı. Konsey üyeleriyle de çok sayıda kişisel
temasımız oldu. Çünkü, burada sorun, konseyin karar verici
olmasından kaynaklanıyor. Örneğin, ben Alman Dışişleri
Bakanı ile daha hızlı bir çözüm bulunabilmesi ile ilgili olarak
görüşmeler yaptım. Ancak bizim sadece etkileme yetimiz var, son
kararı biz değil, konsey veriyor. Ayrıca, Kıbrıs
Parlamentosu üyeleri de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne
karşı oldukları için ve ortada bir tanınma
sıkıntısı yaşandığı için süreci yavaşlatmak
için ellerinden geleni yapıyorlar. Kıbrıslı Türklerle
Yüksek Seviyede Temas Grubu, Kıbrıslı Türklerle AB arasında
bir köprü niteliği taşıması açısından çok önemli.
Bu, bilgileri parlamentoya ve oradan da AB'ye götürüp, Kıbrıslı
Türklerin durumunun nasıl olduğunu anlatabilmemiz anlamına
geliyor. Ayrıca Kıbrıslı Türklerin parlamentoda
temsilcilerinin olmaması nedeniyle de Temas Grubunun
çalışmaları önemli. Parlamento olarak da temel amacımız
bu akışı sağlamak.
Soru: Temas Grubunun
çalışmaları ile AB içinde Kıbrıslı Türklere
bakış açısında önemli bir değişiklik
olduğunu düşünüyor musunuz?
M.ROTHE: Ben 23
yıldan fazla bir süredir Kıbrıs'la ilgileniyorum. Geçmişte,
sadece Kıbrıslı Rumların ne düşündüğünü ve
onların pozisyonlarını biliyorduk. Şimdi, Kıbrıslı
Türklere karşı çok daha fazla bir ilgi var. Ve tabii ki çok daha
fazla bilgimiz. Bu da bizim yaptıklarımızın bir bölümünü
oluşturuyor. Biraz da bizim çalışmalarımızın bir
sonucu olarak, Kıbrıslı Türkler hakkındaki bilgi ve
anlayış geçmiş yıllara göre çok büyük artış
gösterdi.
Soru: Doğrudan
Ticaret Tüzüğü ile ilgili bir gelişme var mı?
M.ROTHE: Henüz değil.
Soru: Tüzüğün hayata
geçebileceğini düşünüyor musunuz?
M.ROTHE. Emin
değilim. Çünkü, geçmişte benim de kişisel görüşümdü,
Mağusa Limanı'nı AB denetiminde çalıştırmak bir
çözüm olabilir diye düşünmüştük ve
çalışmalarımızı da buna göre
gerçekleştirmiştik. Ama bu işlemedi. Dolayısı ile
sadece ümit etmekten başka birşey söyleyemiyorum. Almanya'nın
dönem başkanlığında bu konu ile ilgili büyük bir
uğraş verdiğini biliyoruz, ama herhangi bir sonuç
alınamadı. Şimdi Portekiz'e sorduğumda, onlar da çaresiz.
Soru Gelinen bu
aşamada bir sorumlu taraf varsa, bu kimdir size göre? Çünkü, özellikle
Kıbrıs Türk tarafı, AB'ine karşı önemli bir güven
erozyonu yaşıyor ve beklentilerin gerçekleşmemesinden AB'yi
sorumlu tutuyor. Biliyorsunuz, AB bize söz verdi ama yerine getirmiyor söylemi
var.
M.ROTHE. Tabii bunu
anlayabiliyorum. Kıbrıslı Türkler, büyük bir hayal
kırıklığı yaşıyorlar. Ama AB derken,
genelleme yapmamak lazım. Eğer AB sorumludur dersek, bu parlamentonun
da komisyonun da konseyin de sorunun parçası olduğu anlamına
gelir. Oysa, komisyonun bu konu ile ilgili bir önerisi var, ancak Konseyin
karar verebilmesi önemli. Kıbrıslı Türkler'in hayal
kırıklığını da çok iyi anlayabiliyorum. Çünkü
ortada kendilerine verilmiş çok açık bir söz vardı. O yüzden de
insanlara doğru bilgi vermek gerekiyor. AB içinde birçok güç dengesi var
ve burada da sorun konseyden kaynaklanıyor. O yüzden, "AB yapmadı,
ya da AB istemiyor" demek kesinlikle doğru olmaz.
Soru: Kıbrıs
Türk tarafının tanınma talebi olduğu, ya da
olabileceği yönünde bir endişe var mı size göre AB içinde?
M.ROTHE. Ben
Kıbrıs Türk tarafındaki şu anki yönetim kadrosuyla
yaptığım hiçbir görüşmede, böyle bir taleple
karşılaşmadım. Ne Sn Talat, ne de Sn Soyer, böyle bir
iddiada bulunuyorlar. Ve bu da AB için oldukça önemli. Kıbrıs Türk
tarafı çok açık bir şekilde çözümü destekliyor. Kıbrıs
Türk tarafının iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyonla çözümü
destekleyen pozisyonunda, herhangibir değişiklik yok. Bu da bir çözüm
için temel oluşturuyor.
Soru : Eğitim
ambargosunun kaldırılması konusunda ne yapılabilir?
M.ROTHE : Biliyorsunuz,
ilk kez değil ama, bu kez iki toplumlu bir üniveriste öğrencisi
grubuyla birraya geldik. Ayrıca profesörlerle de görüşmelerimiz oldu.
Benim görüşüm, kesinlikle çok açık; bu çocukların mevcut
durumdan dolayı bu zorlukları yaşamamaları gerekiyor. Bütün
bunlar izolasyonların kaldırılması yönünde atılan
adımlar. Bu konuda yapılan çalışmaları ve bize verilen
bilgileri gözden geçirip, neler yapılabileceğini
araştıracağız. Bunlar, izolasyonların
kaldırılması yönünde bir mozağin parçalarını
oluşturacaktır. Şimdi, geri döndüğümüzde bilgilerimizi
gözden geçirip, çalışmalar yapacağız.
Soru :
Kıbrıslı Türkler'in 1960 anlaşmalarından kaynaklanan
AP'deki iki sandalye hakkı konusu da uzun bir süredir
tartışılıyor. Bu konuda bir gelişme var mı?
M.ROTHE:
Bakacağız. Gelecek hafta Başkanlar Konferansı'nda konu
tartışılacak. Ama bazı gruplar, Kıbrıslı
Tüklere AP'da iki sandalyelik bir gözlemci statüsü verilmesi konusunu
desteklerken, bazıları buna karşı çıkıyor. Benim
grubum destekleyenler arasında. Özellikle Kıbrıs'ı
ilgilendiren özel konularda, Kıbrıslı Türkler'in de gözlemci
olarak toplantılara katılması, olabilecek birşey diye
düşünüyoruz. Ama bu tabii ki, konferanstaki çoğunluğun
duruşuna bağlı olacak.
Soru: Size göre bu ne
kadar yüksek bir olasılıktır?
M.ROTHE. Buna sadece bir
olasılık diyelim.
KIBRIS 05/07/07
Temas Grubu'ndan "karamsar tablo"
KATKI YAPMAK
İSTİYORUZ"... Temas Grubu Başkanı Mechtild Rothe,
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına katkı koymak istediklerini söyledi ve AP'nin
Kıbrıs sorununu çözme vizyonuyla alınacak önlemleri
destekleyebileceğini kaydetti
Kıbrıs'ta
temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türklerle Yüksek
Temas Grubu, Kıbrıslı Türklere izolasyonların
kaldırılması yönünde verilen sözlerin hala yerine
getirilemeyişinin üzüntü verici olduğunu açıkladı ve
Kıbrıs'ta çözüme yönelik bir ilerleme kaydedilmediğine dikkat
çekerek tarafların diyalog için daha fazla çaba sarf etmesi
gerektiğini vurguladı.
Temas grubu dün Ledra
Palas'ta bir basın toplantısı düzenleyerek, temaslarıyla
ilgili bilgiler verdi ve izlenimlerini anlattı.
İki tarafın
yakınlaşmamasının, tarafların siyasi duruşuna
bağlı olduğunu belirten grup üyeleri, zaman kaybının
hem Kıbrıs Türk hem de Rum tarafına zarar verdiğini
söylediler.
Basın
toplantısında Sosyalist Grup'tan Milletvekili, Temas Grubu
Başkanı Mechtild Rothe, Avrupa Liberal ve Demokratlar Grubu
(ALDE)'den Karin Resetaris, Yeşiller Grubu'ndan Cem Özdemir, Avrupa
Birleşik Sol Grup'tan (GUE) Francis Wurtz ve Kimlik, Gelenek ve
Bağımsızık Grubu'ndan (ITS) Ashley Mote birer konuşma
yaptı.
Rothe:
İzolasyonların kaldırılmasına katkı koymak
istiyoruz
Temas Grubu
Başkanı Mechtild Rothe, AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek
Temas Grubu'nun Kıbrıs Türk toplumuyla ilişkilere katkı
koymak, Kıbrıslı Türklerin izolasyonların üstesinden
gelmesine yardımcı olmak ve AP ile Kıbrıslı Türkler ve
iki toplum arasında bir köprü vazifesi görerek Kıbrıs sorununun
çözülmesine yardımcı olmak amacıyla referandumun ardından
kurulduğunu ifade etti.
Bunun Kıbrıs'a
gerçekleştirdikleri ikinci ziyaret olduğunu söyleyen Rothe,
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına katkı koymak istediklerini dile getirdi.
İlerleme yok
Temasları
kapsamında AB Büyükelçileri ile bir araya geldiklerini,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüştüklerini ve
Kıbrıs'taki durumu tartıştıklarını söyleyen
Rothe, Talat'ın adanın birleştirilmesi prosedürüyle ilgili
herhangi bir ilerleme kaydedilip kaydedilmediği konusunda kendilerini
bilgilendirdiğini kaydetti. Bu konuda bir ilerleme kaydedilmediğini
öğrendiklerini söyleyen Rothe, AB tarafından serbest
bırakılan mali yardım ile doğrudan ticaret konusunu da ele
aldıklarını ifade etti.
AB Büyükelçileri ile
yaptıkları görüşmelerde Kıbrıs'ta
karşılaşılan zorluklar üzerine de
konuştuklarını belirten Rothe, AP'nin Kıbrıs sorununu
çözme vizyonuyla alınacak olan önlemleri destekleyebileceğini
kaydetti.
Rothe, temaslarında,
Kuzey'deki AB Destek Ofisi vasıtasıyla verilmesi mümkün
kılınan mali yardım konusunu görüştüklerini ve mali
yardımın en iyi şekilde abzorbe edilebilmesi için
alınabilecek önlemleri konuştuklarını, 2008 yılı
sonunda mali yardımın tümünün uygulamaya geçmiş olması
gerektiğini ifade etti.
Bu tür konularda
prosedürün başta çok yavaş ilerlediğini da söyleyen Rothe,
sürecin zamanla hızlanması temennisinde bulundu.
Rothe,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, mali yardımın
"iki toplumlu projelerde kullanılmak istenmesi" konusunda
sıkıntılar olduğunu ve bu paranın
Kıbrıslı Türklerin durumunu düzeltmek için tek taraflı
projelerde ve Kıbrıs Türk tarafının
mayınsızlaştırılması
çalışmalarında kullanılmasını istediklerini
kendilerine söylediğini de anlattı.
Lefkoşa Türk ve Rum
Belediyesi arasındaki diyalog ve işbirliğinin sürdüğünü
görmenin kendilerini mutlu ettiğini dile getiren Rothe, iki belediye
arasındaki iş birliği ve ortak projelerin devam etmesi
temennisinde bulundu.
Rothe, aynı iş
birliğinin ticaret odaları ve bazı iş örgütleri
arasında var olmasının da memnuniyet verici olduğunu
belirtti.
Tüm üyelerin
onayını almayan görüşmeler
Bazı nedenlerden
dolayı, Temas Grubunun tüm üyelerinin onayını almayan bazı
görüşmeler de gerçekleştirdiklerini ifade eden Rothe, bu
toplantılara değişik nedenlerden ötürü bazı grup üyelerinin
katılmadığını söyledi ve Taşınmaz Mal
Komisyonu'yla yaptıkları görüşmenin bunlardan bir olduğunu
belirtti.
Rothe, görüşmede
Taşınmaz Mal Komisyonu'nun çalışmalarıyla ilgili bilgi
aldıklarını kaydetti, ancak bu komisyonun resmi olarak
tanınıp tanınmadığı yönünde tartışmalar
bulunduğunu savundu.
DAÜ'de görev yapan
Arkeolojist Uwe Müller ile de görüştüklerini, Müller'in kendilerine bir
rapor sunduğunu dile getiren Rothe, Müller'in kendilerine Karpaz
Bölgesi'nde yürütülen kazı çalışmalarıyla ilgili bilgiler
verdiğini anlattı.
Diğer bazı
yetkililerle de görüştüklerini ve değişik konularda
yorumlarını aldıklarını anlatan Rothe,
Kıbrıslı Türk ve Rum öğrencilerle birlikte
görüştüklerini, öğrencilerin iki toplum arasındaki iş
birliğinin artarak devam etmesini istediğini belirtti. Rothe,
görüştükleri öğrencilerin, öğrencilere fonlar sağlayacak
özel bir program hazırlayacak bir destek ofisinin kurulması yönündeki
istemlerini kendilerine ilettiklerini de ifade etti.
Rothe, profesörlerle ve
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ile de görüşüp,
Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin bologna sürecine
katılması konusunu ele aldıklarını belirtti.
Resetaris: Bir şeyler
değişmedi, gelişmedi
Rothe'den sonra Avrupa
Liberal ve Demokratlar Grubu (ALDE)'den Karin Resetaris konuştu.
Resetaris ise,
Kıbrıs konusunun mevcut durumundan hem Kıbrıslı
Türkler hem Kıbrıslı Rumlar hem de AB'nin sıkıntı
duyduğunu belirtti, ancak bir şeylerin gelişmediğini,
değişmediğini görmenin üzücü olduğunu söyledi.
Grup içerisinde ne
yapılabileceğini konuştuklarını ifade eden Resetaris,
izolasyonların kaldırılmasına yönelik yardım konusunda
Kıbrıslı Türklere söz verdiklerini, ama izolasyonların bir
türlü kaldırılamadığını, hala devam ettiğini
söyledi.
İzolasyonlardan
dolayı Kuzey Kıbrıs'a gelen turist sayısının çok
az olduğunu ve bunun üzücü olduğunu söyleyen Resetaris, izolasyonlara
son verilmesi gerektiğini vurguladı.
Gelişme
kaydedilmemesini, her iki tarafın politik duruşuna bağlayan Resetaris,
tarafların birbiriyle konuşması, diyalog için daha fazla çaba
sarf etmesi gerektiğini söyledi.
Kurulması
kararlaştırılan Teknik Komitelerin hala
kurulmadığına işaret eden Resetaris, sürekli zaman
kaybedildiğini ve bunun her iki tarafa da zarar verdiğini belirtti.
Resetaris, "Bir
şeylerin daha etkili ve hızlı olması için çabalamak
lazım" diye konuştu.
Özdemir: Hala mümkün
olmadı
AP Yeşiller
Grubu'ndan Cem Özdemir ise, Temas Grubu'nun kurulmasının ve
Kıbrıs'a ziyaretler gerçekleştirmelerinin nedeninin, Annan
Planı'nı Kıbrıslı Rumların reddetmesi ve AB'nin
de Kuzey'deki insanların ihtiyaçlarına kulak verecek bir kurumun
gerekliliğini hissetmesi olduğunu söyledi.
AB Konseyi'nin 26 Nisan
2004'te Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların
kaldırılması yönünde bir karar aldığını da
hatırlatan Özdemir, "Maalesef bu hala mümkün olmadı. Almanya
dönem başkanlığı süresince bir uzlaşı
noktası bulmak için çok çaba sarf etti ancak bulduğu nokta
reddedildi" diye konuştu.
Adanın
birleştirilmesini tüm grupların desteklediğini söyleyen Özdemir,
bunun bir ön gereklilik bulunduğuna işaret etti. Özdemir, "Her
iki taraf da, adanın birleştirilmesinin, iki taraflı, iki
toplumlu bir bazda olmasını kabul etmesi gerekir" diye konuştu.
Hem Kıbrıs Türk
hem de Rum Eğitim Bakanları'yla görüşmeler
gerçekleştirdiklerini belirten Özdemir, "İki bakanın bir
araya gelerek ne istediklerini ya da ne düşündüklerini birbirine
söylemesi, bize söylemelerinden daha kolay olur, çünkü bir tarafın sorunu
zaten diğeriyle. Eğer bakanlar bir araya gelir de bizim ya da
başkalarının desteğiyle müzakere ederse, Kuzey'deki
öğrencilerin AB'deki üniversitelere gitmesini sağlayacak bir çözüm
bulunabilir. Çünkü bu temel bir insan hakkıdır" şeklinde
konuştu.
"Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin resmi dilinin Yunanca ve Türkçe olduğuna işaret
eden Özdemir, böylelikle Türkçe'nin de AB'nin bir dili olduğunun görülmesi
gerektiğini söyledi. Özdemir, bunun sembolik düzeyde yararlı
olduğunu, bunu kabul etmekle Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı
Türklerin "Kıbrıs"ın bir parçası olduğunu
kabul ederek onlara bir jest yapmış olacağını söyledi.
Sadece bizi kabul edin
Kıbrıs'taki
bazı çevrelerle konuştukları zaman tanınma istediklerini
gördüklerini, Rumlarla diyaloglarının ise her zaman "sadece bizi
kabul edin, Kuzey'deki resmi meslektaşlarımızla
konuşmayın" şeklinde sona erdiğini anlatan Özdemir, bu
iki anlayışın da bir getirisi olamayacağını,
sorunlara çözüm için tarafların bir araya gelerek, yoğun çaba sarf
etmesi gerektiğini vurguladı.
Wurtz: Pragmatik
Fırsatlar
Avrupa Birleşik Sol
Grup'tan (GUE) Francis Wurtz ise, Kıbrıs Türk ve Rum Ticaret
Odaları ve Lefkoşa Türk ve Rum Belediyeleri'nin iş
birliğinin kendisinde olumlu izlenim bıraktığını
söyledi ve kurumların birlikte çalışmasının mutluluk
verici olduğunu söyledi.
Wurtz, belediyelerin ortak
çabalarına yardımcı olmak için AP'nin bir şeyler
yapması gerektiğini de belirtti. Belediyelerin yapmak istediği
projelere yönelik "co-finansman" sağlanabileceğini söyleyen
Wurtz, bu tür çalışmaların sembolik öneme sahip olduğunu
söyledi.
Birçok alandan iki
toplumun yakınlaşması için pratik ve pragmatik çözümler
bulunduğunu vurgulayan Wurtz, "Gelin, insanların arzularına
cevap verelim ve bu pragmatik fırsatları kullanmaya
çalışalım" dedi.
Wurtz, herkesin
haklarına saygı duyulan, iki kesimli ve iki toplumlu bir federasyon
için çalışılması gerektiğini de belirtti.
Kıbrıs'taki
mal-mülk sorununun hayati olduğunu da dile getiren Wurtz, bireylerin
tazminat alabilmesi gerektiğini belirtti, ancak sorunun sadece bireysel
bir boyutu bulunmadığını, nihai çözümün ancak
Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüyle mümkün olabileceğini
söyledi.
Mote: Bireylerin
yaptıkları cesaret verici
Kimlik, Gelenek ve
Bağımsızlık Grubu'ndan (ITS) Ashley Mote de, Gruba yeni
dahil olduğunu ancak Kıbrıs sorunuyla yeni
karşılaşmadığını söyledi.
Son günlerde
yaptıkları temaslarda ele aldıkları
başlıkların çok önemli olduğunu ifade eden Mote,
"Bunlar siyasi liderlikler tarafından konuşulmayan maddeler
olmaktan çıkarılmalıdır" dedi.
Görüştüğü grup
bireylerinin politik resimden ayrı olarak yaptıklarının
cesaret verici olduğunu belirten Mote, belediye
başkanlarının, iş örgütü temsilcilerinin, öğrencilerin
birlikte yaptıklarının önemli mesajlar verdiğini
vurguladı.
Siyasi titre sahip olmayan
bireylerin düzenledikleri aktivitelerle inisiyatif üstlenip olumlu adımlar
attığını kaydeden Mote, ilerleme kaydedilmesi ümidini de
dile getirdi.
KIBRIS 05/07/07
Güney Kıbrıs'taki mayınlar tamamen yok edildi
Politis gazetesi, Güney
Kıbrıs'ın elinde bulunan tüm anti-personel
mayınlarını yok etmesi sebebiyle, 10 Temmuz Salı günü saat
10:00'da, RMMO'nun "Çeri'deki" atış sahasında bir
tören gerçekleştirileceğini ve törende Rum Dışişleri
Bakanı Yorgos Lillikas, Savunma Bakanı Hristodulos Paşardis ve RMMO
Komutanı Korgeneral Konstantinos Bisbikas'ın da hazır
bulunacağını yazdı.
Habere göre, Rum
Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Aleksandros
Zinon, mayınların yok edilmesi programının
tamamlanmasının, Rum hükümetinin "Kıbrıs'taki
barış ve uzlaşmadan yana siyasi isteğini ve Ottava
Anlaşması'ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirmekteki
taahhüdünün gerçekleştiğini gösterdiğini" ifade etti.
KIBRIS 06/07/07
Hristofyas'ın adaylığı onaylandı
DİKO merkez komitesi
de oybirliği ile Tasos Papadopulos'un adaylığına onay
verdi.
Bir önceki
başkanlık seçimlerinde ittifaka giden Hristofyas ile Papadopulos'un
bu kez karşı karşıya gelmeleri kesinlik kazandı.
AKEL Merkez Komitesi
önceki akşam geç saatlere kadar yaptığı toplantıda,
polit büronun Dimitris Hristofyas'ın seçimlerde aday gösterilmesi
kararını oy çokluğu ile onayladı.
Yaklaşık 8 saat
süren maraton görüşmelerden sonra 100 üyeli merkez komitesinden 85 üye,
polit büronun kararını onayladı. 12 üye karşı, 3 üye
de çekimser kaldı.
AKEL Merkez Komitesi
toplantısına, nedeni henüz açıklanamayan sebeple
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın katılmaması
ise bazı çevrelerce Lillikas ile Hristofyas arasında görüş
ayrılığı olarak yorumlandı.
AKEL'de bu gelişmeler
yaşanırken, DİKO merkez komitesi de yaptığı
toplantıda, Tasos Papadopulos'un adaylığını
onayladı.
Sosyal Demokratlar
Hareketi Edek polit bürosu da önceki gün yaptığı toplantıda
Papadopulos'u destekleme kararını kesinleştirdi.
KIBRIS 06/07/07
İzolasyonların kaldırılması çözüme de
destek olur
ZAMANA OYNAYANLAR, ADANIN
BÖLÜNMESİNE HİZMET EDİYOR... AP Yeşiller Grubu
Eşbaşkanı Monica Frassoni başkanlığındaki
Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat tarafından kabul edildi. Frassoni, tüm Kıbrıs'ın
AB'ye dâhil olduğuna inandıklarını belirterek, şu an
içinde bulunulan çıkmazı aşmak için gerekli adımların
atılması gerektiğini vurguladı. Yeşiller Grubu Üyesi
Cem Özdemir de, zamana oynayanlar bulunduğuna dikkat çekerek, "Zamana
oynayanlar, adanın bölünmesine hizmet ediyorlar" uyarısında
bulundu
TALAT: NİHAİ
HEDEF ÇÖZÜM... Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların
kaldırılmasının nihai hedefleri
olmadığını, izolasyonların
kaldırılmasının çözümün yerini
tutamayacağını sürekli vurguladıklarını söyledi.
AB'nin izolasyonların kaldırılması konusunda
atacağı adımlar ve vereceği desteğin çözüme de destek
olacağının altını çizen Talat, izolasyonların
kaldırılmasına yönelik isteksizliğin çözümü ertelemek
anlamına geldiği uyarısında bulundu
Avrupa Parlamentosu (AP)
Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Monica Frassoni, tüm
Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne (AB) dâhil olduğuna
inandıklarını belirterek, şu an içinde bulunulan
çıkmazı aşmak için gerekli adımların
atılması gerektiğini vurguladı.
Yeşiller Grubu Üyesi
Cem Özdemir de, zamana oynayanlar bulunduğuna dikkat çekerek, "Zamana
oynayanlar, adanın bölünmesine hizmet ediyorlar" uyarısında
bulundu.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ise, AB'nin izolasyonların kaldırılması
konusunda atacağı adımların çözüme de destek
olacağını söyledi ve izolasyonların
kaldırılmasına yönelik isteksizliğin çözümü ertelemek
anlamına geldiğini vurguladı.
Kıbrıs'ta
temaslarda bulunan Monica Frassoni başkanlığındaki Avrupa
Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
tarafından kabul edildi.
Görüşmede,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan da hazır bulundu.
Frassoni: Çözümü
hızlandıracak planlama yapılmalı
AP Yeşiller Grubu
Eşbaşkanı Monica Frassoni, görüşmede yaptığı
konuşmada, Kıbrıs'a ilk gelişi ve Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile ilk görüşmesi olmadığını hatırlatarak,
Yeşiller Grubu'nun, Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs sorununa
yönelik çözüm arayışlarıyla uzun süreden beri ilgilendiğini
ifade etti.
Kıbrıs sorunuyla
ilgili ilerleme kaydedilmeyen bu dönemde dahi diyalog yöntemleri bulma
konusunda motive olduklarını ifade eden Frassoni, "Çünkü, tüm
adanın AB'ye dahil olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla
çıkmazı aşmak için gerekli adımların
atılması gerekiyor" dedi.
Kıbrıs Türk ve
Rum tarafı arasındaki diyalogun gelişmesi ve bir şekil
alması gerektiğini vurgulayan Monica Frassoni, hemen yarın nihai
çözüm bulunamayacak olsa da, çözümü hızlandıracak bir planlama
yapılması gerektiğini ifade etti.
Özdemir: Adanın
bölünmesine hizmet ediyorlar
AP Yeşiller Grubu
üyesi Cem Özdemir de, baştan beri, adanın Annan Planı zemininde
birleştirilmesini desteklediklerini belirterek, adanın
birleştirilmesi gerektiğine inanan herkesin yanında
olduklarını hissettiklerini belirtti.
Özdemir, "Ne
yazık ki referandum istediğimiz gibi sonuçlanmadı. Buna
rağmen, bizim Kıbrıs'a yönelik ilgimiz azalmadı. Tam
tersine bu vesile ile tekrar çözümden yana olduğumuzu duyurmak ve çözümden
yana olan herkesin yanında olduğumuzu ifade etmek istiyoruz"
diye konuştu.
Kıbrıslı
Türkler'in yalnız olmadığını belirtmek istediklerini
dile getiren Cem Özdemir, Kuzey Kıbrıs'ta izolasyonların sona
ermesinin kendileri için en önemli konulardan biri olduğunu söyledi.
İmkânları
dâhilinde AP'de bu doğrultudaki çalışmalarını
sürdürdüklerini belirten Özdemir, tüm alanlardaki ambargoların
kaldırılmasına yönelik çabalarının süreceğini
belirtti.
Cem Özdemir, zamana
oynayanlar bulunduğuna da işaret ederek, "Zamana oynayanlar,
adanın bölünmesine hizmet ediyorlar" uyarısında bulundu.
Talat: Desteğinize
ihtiyacımız var
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ise, Kıbrıs Türk tarafının,
izolasyonların kaldırılması uğraşı verirken,
aynı zamanda Kıbrıs sorununun çözümü için de elinden gelen
gayreti gösterdiğini kaydetti.
İzolasyonların
kaldırılmasının nihai hedefleri
olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat,
izolasyonların kaldırılmasının çözümün yerini
tutamayacağını sürekli vurguladıklarını söyledi.
AB'nin izolasyonların
kaldırılması konusunda atacağı adımlar ve
vereceği desteğin çözüme de destek olacağının
altını çizen Talat, izolasyonların kaldırılmasına
yönelik isteksizliğin çözümü ertelemek anlamına geldiği
uyarısında bulundu.
Cumhurbaşkanı
Talat, "Bu nedenle desteğinize gerçekten ihtiyacımız var,
Yeşiller Grubu'nun desteğini her zaman yanımızda bulduk.
Meşru ve haklı taleplerimizi destekleyen bir politika izlediniz.
Bunun için size teşekkür ederim" dedi.
KIBRIS 06/07/07
Diplomatik
kaynaklar: BM'yle ilgili konularda açıklama yapmaları usul
dışı
BM Güvenlik Konseyi daimi
üyesi 5 ülkenin Kıbrıs'taki büyükelçilerinin 8 Temmuz süreciyle
ilgili basın toplantısını iptal etmelerinin, bu konuda
kendi içlerinde yaşanan yetki karmaşası sorunundan kaynaklandığı
belirtildi.
Konuyla ilgili
değerlendirmede bulunan diplomatik kaynaklar, ilgili ülke büyükelçilerinin
BM konularında açıklama yapma yetkisi
bulunmadığını, böyle bir girişimin usul
dışı olduğunu belirttiler. "BM konularında
açıklama yapma yetkisi ilgili ülkelerin New-York temsilcilerindedir"
diyen kaynaklar, Kıbrıs'taki büyükelçilerin süreçle ilgili
açıklamalarının, New-York'taki büyükelçilerde
rahatsızlık yaratabileceğine dikkat çektiler. Diplomatik
kaynaklar, büyükelçilerin bugünkü basın toplantısını iptal
etmelerinin bu rahatsızlıktan kaynaklanmış
olabileceğini vurguladılar.
Kıbrıs'taki BM
merkezi bugün saat 15.00 sıralarında, Güvenlik Konseyi üyesi 5 daimi
ülkenin Kıbrıs'taki büyükelçilerinin saat 16.30'da basın
toplantısı düzenleyerek 8 Temmuz sürecini değerlendireceklerini
bildirmiş, yaklaşık bir saat sonra da basın
toplantısının iptal edildiğini
açıklamıştı.
KIBRIS 07/07/07
Möller'den liderlere görüşme çağrısı
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi
Michael Möller, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerine, bugüne kadar gelinen
süreci ilerletmeleri ve teknik konulardan daha özlü konuların
görüşülmesine geçmeleri çağrısı yaptı.
Kıbrıs'taki
UNFICYP basın biriminden yapılan açıklamaya göre Michael Möller,
önceki akşam UNFICYP Karargâhı yakınlarında düzenlenen
madalya töreninde yaptığı konuşmada, 1970'lı
yılların son döneminden (1977-1979 Doruk Anlaşmaları) sonra
ilk kez 8 Temmuz 2006 tarihinde iki taraf arasında varılan ve
"Gambari süreci" olarak bilinen mutabakatın, iki toplumda da
yarattığı beklentilere artık karşılık
vermesi gerektiğini söyledi.
BM Genel Sekreteri'nin,
iki lideri bugüne kadar gelinen noktanın ileriye götürülmesi ve teknik
konuları aşıp daha özlü konuların görüşülmesi için
teşvik ettiğini söyleyen Möller, Kıbrıs sorununa çözüm
bulunabilmesi için, adada, bugün, her zamankinden daha fazla ortak bir
sorumlulukla güven yenilemesine ve karşılıklı itibara
ihtiyaç bulunduğunu belirtti.
BM Güvenlik Konseyi'nin
de, taraflara, kapsamlı yoğun müzakerelere başlamaları için
çağrıda bulunduğunu ekleyen Michael Möller, BM Güvenlik
Konseyi'nin, mevcut durumun kabul edilemez olduğu ve geçen zamanın
kapsamlı bir çözüme yardımcı olmadığı görüşünde
olduğunu ifade etti.
Adada çözümün
Kıbrıslılar tarafından bulunması gerektiğini de
belirten Möller, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı
Rumların, herhangi bir çözüm planının hazırlanmasında
kendi görüşlerinden de yararlanılması gerektiğinin önemine
vurgu yaptı.
Michael Möller, bunun
gerçekleşebilmesi için sivil toplum örgütlerinin toplumla iç içe
olmasına ve görüşlerinin hem kendi toplumu içerisinde hem diğer
toplumda rahatça ifade etmesine müsaade edilmesi gerektiğini
vurguladı.
KIBRIS 07/07/07
Merkel: Kıbrıs'ın AB'ye alınması
hataydı
Almanya
Başbakanı Angela Merkel, kendi iç sorunlarını çözmemiş
hiçbir ülkenin Avrupa Birliği üyeliğine alınmaması
gerektiğine işaret ederek, Güney Kıbrıs'ın Avrupa
Birliği üyeliğinin bir hata olduğunu söyledi..
Almanya
Başbakanı Angela Merkel, Federal Parlamento Avrupa Komisyonu
toplantısında, Almanya'nın Avrupa Birliği dönem
başkanlığı sırasında Kıbrıs konusundaki
çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Almanya'nın Avrupa
Birliği dönem başkanlığı sürecinde Kıbrıs
konusunun gerçekten çok zor bir konu olduğunu söyleyen Merkel, tüm
çabalarına karşın gerek Güney Kıbrıs'ın gerekse
Türkiye'nin kendi çizgilerini aynen korudukları ifade etti.
Ancak bu görüşmelerin
bundan sonra kendi iç sorunlarını çözmemiş hiçbir ülkenin Avrupa
Birliği üyeliğine alınmaması gerektiğini
gösterdiğine dikkat çeken Merkel, Güney Kıbrıs'ın Avrupa
Birliği üyeliğinin hata olduğunu söyledi.
Merkel, aksi takdirde
Kıbrıs örneğinde de görüldüğü gibi, üye olan ülkenin çözüm
getirebilecek gelişmeleri engelleyebileceğini belirtti.
KIBRIS 07/07/07
13 Kıbrıslı Türk kayıp, ailelerine teslim
ediliyor
Şehit Aileleri ve
Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan açıkladı:
13 KIBRISLI TÜRK, 15
KIBRISLI RUM KAYIP... Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından
Aleminyo köyünde yapılan kazı çalışmaları sonucunda
bulunan kayıp 13 Kıbrıslı Türkün kalıntıları,
12 Temmuz 2007 Perşembe günü Kuzey'deki ailelerine veriliyor. Aynı
gün, kazı çalışmalarında bulunan 15 Kıbrıslı
Rum kaybın kalıntıları da Güney'deki ailelerine teslim
edilecek
Ergül ERNUR
Kayıp
Şahıslar Komitesi tarafından Aleminyo köyünde yapılan
kazı çalışmaları sonucunda bulunan kayıp 13
Kıbrıslı Türk'ün kalıntıları, 12 Temmuz 2007
Perşembe günü Kuzey'deki ailelerine veriliyor. Aynı gün kazı
çalışmalarında bulunan kayıp 15 Kıbrıslı
Rum'un kalıntıları da Güney'deki ailelerine teslim edilecek.
DNA testi neticesinde
tespit edilen şehitler, düzenlenecek bir törenle 12 Temmuz günü saat
12.00'de Lefkoşa Mezarlığı'ndaki Şehitlik bölümüne
defnedilecek.
Şehit Aileleri ve
Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan ilk kez böyle bir
işlemin gerçekleşeceğine dikkat çekerek 13
Kıbrıslı Türk şehidin tahta kutular içerisinde KKTC
bayrağına sarılı bir şekilde verileceğini
kaydetti.
Aleminyo köyündeki
Kıbrıslı Türk şehit sayısının 15
olduğunu hatırlatan Ersan, henüz Hasan Mustafa ve Mustafa Arif isimli
şehitlerin bulunmadığından iadesinin daha sonra
yapılacağını belirtti.
12 Temmuz günü Kuzey
Kıbrıs'a getirilecek olan 13 Kıbrıslı Türk Aleminyo
şehidinin isimleri şöyle:
"Osman Mehmet, Mehmet
Ali Bodo, Ali Bodo, Hüseyin Dildar, Hasan Dildar, Ahmet Halil, Mustafa Ali,
Ömer Ali, Tahir Osman, Hasan Ali, Ali Hasan, Günay Hüseyin, Zafer Hasan".
"Diğer
şehitler için Bakanlar Kurulu'ndan
yeni şehitlik
açılmasını talep edeceğiz"
Şehit Aileleri ve
Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan, dernek olarak mutlu
olduklarını söyleyerek şehitlere yakışır bir
tören hazırladıklarını yineledi.
Ersan, yıllardan
beridir şehit ailelerinin beklentilerinin yapılan defnedilme
işlemiyle gerçekleşeceğini ifade eden Ersan, "İsteyen
şehit aileleri için daha sonra verilecek olan kayıp şehitler
KKTC'deki Şehitliklere defnedilmesi mümkün olacaktır" dedi.
Dernek olarak özellikle
şehitlerin KKTC'deki Şehitliklere gömülmesinden yana
olduklarını söyleyen Ersan, kısa bir süre sonra Bakanlar
Kurulu'ndan Lefkoşa'daki ve diğer ilçelerdeki mezarlıklara
şehitler için bir bölüm açılmasını talep edeceklerini
açıkladı.
KIBRIS 07/07/07
Dipkarpazlı Rumların "80 ev
yıkıldı" iddiası
Haravgi gazetesi, Rum
"Karpaz Koordinasyon Komitesi" Başkanı Nikos Falas'ın
yaptığı açıklamada; Millet'le gerçekleştirdikleri
görüşmede Dipkarpaz'da bulunan 80 Rum evinin
yıkıldığını, 27'sinin de yıkılmak üzere
işaretlendiğini ve "Ayia Triada" (Sipahi) köyünde de çok
yakında yıkımların başlayacağını Millet'e
ilettiklerini söylediğini yazdı.
Falas
açıklamasında; Millet'in ise görüşmede; KKTC Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev'den, Rum evlerinin
yıkımının durdurulmasını istediğini, ancak
"evlerin yıkılmasının Türk askerinin işi
olmasından ötürü Pertev'in zor durumda kaldığını"
söylediğini iddia etti.
Millet'le görüşmede
ayrıca, Karpaz'daki "mahsurların" sorunları ile
Apostolos Andreas Manastırı'nın restorasyonu konusunu da
görüştüklerini ifade eden Falas, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İngiliz Yüksek
Komiseri açıklamalarında çok net ve olumluydu. Dipkarpaz, Ayia Triada
ve Apostolos Andreas Manastırı'na yaptığı ziyaretin
sonuçları ve izlenimleri hakkında bize bilgi verdi. Her ay
toplantı yaptıkları BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üye ülkelerini
bilgilendirdiğini de bize söyledi".
Millet, Talat ve Soyer ile
görüşecek
Simerini gazetesi ise,
Falas - Millet görüşmesinde, Millet'in konuyu yakın zamanda
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le
görüşeceğini söylediğini kaydetti.
Gazeteye göre Falas
açıklamasında; Apostolos Andreas Manastırı'nın
restorasyonu konusuna değindi ve " uzun zamandan beri beklemekte olan
ve ne yazık ki ihtiyaç duyulan restorasyon izni konusunda işgal
bölgelerindeki makamlarla görüşmeler yapacaklarını"
söyledi.
Fileleftheros gazetesi:
"Yıkımlar Askerin İşi -İngilizlerden Karpaz
İçin İşgal Rejimine Müdahale - Pertev Planları
Durduramayacağını Söylüyor" başlıklarıyla
verdiği haberinde Falas'ın açıklamalarına değinirken,
Rum "Dipkarpaz Derneği'nin" Güney Kıbrıs'taki
bazı yabancı elçiliklere memorandum sunduğunu da yazdı.
Gazete, "Dipkarpaz
Derneği'nden" bir heyetin yakın geçmişte Çin'in Güney
Kıbrıs Maslahatgüzarı Liu Tuantxian ve ABD Büyükelçiliği
Siyasi İşler Birinci Sekreteri Grigoris Makris'le görüştüklerini
ve bu görüşmelerde BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden "Türk
askerinin Kıbrıs'ta yaptığı yıkıcı
faaliyetlere son vermeye mecbur bırakılması için müdahale
etmelerini" talep ettiklerini yazdı.
Habere göre söz konusu
derneğin Dipkarpaz'daki diğer Rum dernekleriyle işbirliği
içerisinde yabancı büyükelçiliklerle temasları devam ediyor.
KIBRIS 08/07/07
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 17:13 TSİ 09 Temmuz 2007 Pazartesi
LEFKOŞA - KKTC Cumhuriyet
Meclisi Genel Kurulu, sosyal güvenlik yasa tasarısını
görüşürken, bazı sendika ve sivil toplum örgütlerinin meclis önünde
yaptığı eyleme katılanlar, zorla meclise girmeye
çalıştı.
Meclis
Genel Kurulunun Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısını
görüştüğü saatlerde meclis önünde toplanan 30a yakın
sendikanın temsilcileri, yaklaşık 2 saat boyunca, yumurta ve pet
şişe de atarak meclisi protesto etti.
Meclis başkanlığıyla görüşme girişimlerine
yanıt alamayan eylemciler, polis kordonundaki meclise girmek için kapıları
zorladılar.
Çoğunluğu sendika başkan veya yöneticilerinden oluşan 10
civarında kişi meclis kapılarından giremeyince, demir
parmaklıklardan atlayarak meclis avlusuna girdi ve daha sonra, polisin
müdahalesiyle bina dışına çıkarıldılar.
Bu Memleket Bizim Platformunda yer alan sivil toplum örgütlerinin ve
sendikaların gerçekleştirdiği eyleme, bazı siyasi partiler
de destek verdi. Eylemciler, tasarının 3 ay ertelenmesini talep
ediyor. Bazı sendikalar, sosyal güvenlik yasa tasarısına,
çalışanların talebini karşılamadığı
için tepki gösteriyor ve mevcut şekliyle yasalaşmasını
engellemek istiyor.
'Türkiye'yi ikiye bölen' haritayı açan Profesör konuştu
Türkiyenin, Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı nezdinde, Atinada geçen
hafta yapılan seminerde sunulan ve Türkiyeyi bölünmüş olarak
gösteren harita konusunda girişimde bulunduğu öğrenildi.
A.A muhabirinin edindiği bilgiye göre,
Türkiyenin Atina Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu bugün Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Haralambos
Rokanasa Türkiyenin söz konusu olaya ilişkin tepkisini iletti.
Bu arada, Atina ile Ankara arasında harita
krizine yol açan seminerin konuşmacısı Profesör Yannis Mazis,
"dost, komşu ve müttefik Türkiyeyi gücendirmek gibi bir niyeti
olmadığını" söyledi.
Profesör Mazis Atinada geçen hafta düzenlenen
"Kriz Yönetimi Atina 2007" adlı seminerde Türkiyeyi
bölünmüş olarak gösteren bir harita açmıştı. Bunun üzerine
Türkiyenin Atinadaki Askeri Ataşesi Albay Atilla Şirin
toplantıyı terk etmişti. Seminerin açılışına
Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis de
katılmıştı.
Merkezi Yunanistanın Korfu (Kerkira)
Adasında bulunan İyonya Üniversitesinde görev yapan Profesör Mazis,
A.Aya yaptığı açıklamada, seminerdeki sunumunun
"hiçbir art niyet" taşımadığını ve
"Türk hükümetinin de iç güvenliği için tehlike olarak nitelediği
unsurları dile getirdiğini" söyledi.
Profesör Mazis şunları söyledi:
"Sunumumda ayrıca Yunanistanın
da dost ve komşu Türkiyenin PKK konusundaki endişelerini
paylaştığını vurguladım.
Bu argümanlarımı akademik anlamda
sergilemek için de internette dolaşan ve basında da yer
almış olan gayet iyi bilinen bir haritayı kullandım. Bu
harita 2006 yılının Eylül ayında Romadaki NATO Kolejinde
bir Amerikalı Albay tarafından takdim edildi ve Türkiyenin NATOya
nota vermesine yol açtı. Bu hususa ve bu haritayı çizen
Amerikalı emekli Albay Ralph Peters ile yayımlayan "Armed Forces
Journal" dergisinin adlarına da sunumumda yer verdim. Söz konusu
haritada İran, Pakistan, Afganistan, Suudi Arabistan, yani neredeyse tüm
Orta Doğu ülkelerinin sınırları değişmiş
olarak görünüyor. Bu ülkelerin çoğunun temsilcileri de seminerdeydi. Bu
haritanın takdim edilmesinin bilimsel nedenlerini, yani bu tür
gelişmelerin engellenmesi yönünde yaklaşım geliştirmenin
söz konusu olduğunu anladıkları için tepki göstermediler. Türk
Askeri Ataşe tarafından anlaşılamadığım için
üzüntü duyuyorum. Tekrar dost ve komşu Türkiyeye saygılarımı
vurguluyorum. Bunu ve Yunanistanın, Türkiyenin AB sürecindeki en güçlü
destekleyicisi olduğunu zaten seminerdeki sunumumda da
söylemiştim."
MILLIYET 09/07/07
Yunanistan'dan harita açıklaması: Profesörün görüşünü
paylaşmıyoruz
Türkiye'yi bölünmüş
gösteren harita olayı nedeniyle "sözlü protesto notası"
verilen Yunan Büyükelçi Georgios Yennimatas'ın Dışişleri
Bakanlığı'ndaki görüşmede "Prof. Mazis'in
görüşlerini paylaşmıyoruz. Ancak düşüncelerini söyleme
özgürlüğü var. Komşularımızın toprak
bütünlüğünden yanayız ve Türkiye, bizim müttefikidir"
dediği öğrenildi.
Dışişleri
Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Atina'da Yunanistan
Genelkurmay ve Savunma Bakanlığınca düzenlenen bir seminerde
Prof. Mazis tarafından Türkiye'yi bölünmüş gösteren bir
haritanın açılmasına duyulan tepki iletmek üzere Cuma günü
Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Georgios Yennimatas'ı
bakanlığa çağırdı.
Türkiye'de büyük tepki yaratan harita
olayından duyulan rahatsızlık, Yennimatas'a Kıbrıs ve
Yunanistan'dan sorumlu Müsteşar Yardımcısı Vekili Haydar
Berk tarafından iletildi. Dışişleri Bakanlığı'ndaki
görüşmeyi değerlendiren Yunan diplomatik kaynakları da,
Yennimatas'a "sözlü bir protesto notasıönı verildiğini
belirtti.
ANKA'nın Yunan diplomatik
kaynaklarından edindiği bilgiye göre, Dışişleri
Bakanlığı'ndaki görüşme sırasında Büyükelçi
Yennimatas, Yunanistan'ın olayına ilişkin görüşlerini
anlattı. Yennimatas, haritanın Yunan Genelkurmay ve Savunma
Bakanlığı'nca sunulmadığını, bu konuda Yunan
devletinin bir rolünün olmadığını savundu. Yennimatas
özetle şunları söyledi:
"Prof. Mazis'in görüşlerini
paylaşmıyoruz. Tüm akademisyenlerin görüşlerini
paylaşmıyoruz. Ancak onların, düşünme ve düşüncelerini
dile getirme özgürlükleri var. Tüm komşularımızın toprak
bütünlüğünden yanayız. Kesinlikle Türkiye'nin toprak
bütünlüğünden yanayız ve Türkiye, NATO'da bizim
müttefikimiz."(ANKA)
MILLIYET 09/07/07
Ankara'dan Atina'ya harita protestosu
09/07/2007 RADIKAL
RADİKAL - ANKARA -
Yunanistan'da Genelkurmay Başkanlığı'nın
düzenlediği askeri bir toplantıda 'Kürdistanlı' bir Türkiye
haritasının açılması, ikili ilişkileri eski gerilimli
günlere geri götürdü. Dışişleri, Yunanistan'ın Ankara
Büyükelçisi'ni bakanlığa çalışarak durumu protesto etti.
Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı'nca düzenlenen bir
toplantıda Türkiye'yi bölünmüş olarak gösteren bir harita
açılmış, toplantıya katılan Türk askeri ateşesi
toplantıyı terk ederek tepki göstermişti. Yunanistan'ın
Ankara Büyükelçisi Giogios Yennimatas önceki gün Dışişleri
Bakanlığı'na çağrılıp Türkiye'nin tepkisi
iletildi. Kıbrıs-Yunanistan İşlerinden Sorumlu
Dışişleri Müşteşar Yardımcıvekili Haydar
Berk, Yennimatas'a Türkiye'nin harita nedeniyle duyduğu
rahatsızlığı aktardı.
Papadopulos, Talat'a görüşme çağrısı
Yaptı
ERÇAKICA DOĞRULADI... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Hasan Erçakıca, Papadopulos'un önerisini doğruladı.
Erçakıca, önerinin, Kıbrıs Türk tarafınca ciddi bir
şekilde değerlendirileceğini ve gereken yanıtın hafta
içinde verileceğini belirtti. Erçakıca, bu konudaki ilk
toplantının, bugün Cumhurbaşkanlığı'nda
yapılacağını da açıkladı
Kıbrıs Türk tarafının uzun süreden beridir
yaptığı görüşme çağrısına, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'tan yanıt geldi. Papadopulos'un
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, geçtiğimiz gün bir mektup göndererek,
görüşme talep ettiği bildirildi. İki liderin 10 gün içerisinde
bir araya geleceği açıklandı.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Papadopulos'un önerisini doğruladı. Erçakıca, önerinin,
Kıbrıs Türk tarafınca ciddi bir şekilde
değerlendirileceğini ve gereken yanıtın hafta içinde
verileceğini belirtti. Erçakıca, bu konudaki ilk
toplantının bugün Cumhurbaşkanlığı'nda
yapılacağını da açıkladı.
Öneri, Möller aracılığıyla yapıldı
8 Temmuz mutabakatının yıldönümüne birkaç gün kala
Papadopulos, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Michael Möller aracılığıyla
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a bir mektup göndererek, görüşme
talebinde bulundu.
Kıbrıs Türk tarafının süregelen görüşme
çağrıları, "bütünlüklü çözüm için özlü müzakerelere
başlanması" hedefiyle yapılırken, Papadopulos'tan
gelen talebin, 2 çalışma grubu ve 2 teknik komitenin
çalışmaya başlaması konusunu görüşmek üzere
yapılmış olması dikkat çekti.
Rum tarafında seçim sürecine girilmesi ve AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas'ın başkanlığa
adaylığının netleşmesinin, Papadopulos'un böyle bir
girişim yapmasında etkili olabileceği ifade ediliyor.
Diplomatik çevreler, Papadopulos'un bu hareketiyle, seçim
yatırımı yapmakta olabileceğini belirtiyorlar.
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulos'un, önümüzdeki hafta içerisinde, Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin faaliyetleri bünyesinde ara bölgede kurulan
Antropoloji Laboratuvarı'nda düzenlenecek bir etkinlikte bir araya gelecek
olması, önümüzdeki sürece ilişkin beklentileri yükseltiyor.
Öte yandan 8 Temmuz mutabakatı gereği teknik komitelerin
kurulması ve çalışma gruplarının
oluşturulması yönünde Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev ve Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis
arasındaki görüşmeler de aralıklarla sürüyor, ancak bu
görüşmelerde de hedefe ulaşılabilmiş değil.
Dün, adadaki iki toplum liderinin 8 Temmuz 2006'da Birleşmiş
Milletler eski Genel Sekreteri'nin Siyasi işlerden sorumlu
yardımcısı İbrahim Gambari ile vardıkları
mutabakatla başlayan sürecin yıldönümüydü.
Kıbrıs Türk Tarafı'nın "bütünlüklü çözüm için"
yaptığı tüm görüşme çağrılarına rağmen
taraflar henüz bir araya gelemedi.
Erçakıca'dan önerinin, anında
Rum basınına yansımasına tepki
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un, 10 gün içerisinde görüşeceği,
dünkü Rum basınında geniş yer buldu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
konuyla ilgili öneri yapıldığını doğruladı;
ancak önerinin basında yayınlattırılması gayretinin,
Rum tarafının, konuyu kadar ciddiyetsiz bir şekilde ve
Kıbrıs Rum iç politikasına dönük olarak ele almakta
olduğunun yeterli göstergesi olduğunu söyledi.
Önerinin Kıbrıs Türk tarafınca ciddi şekilde
değerlendirileceğini ve hafta içinde
yanıtlanacağını belirten Erçakıca,
"Cumhurbaşkanımız, Papadopulos ile sık sık görüşmeyi,
iki halk arasındaki ilişkileri iyileştirmek açısından
gerekli gördüğü gibi, 8 Temmuz sürecinde yaşanmakta olan
sorunların da, iki liderin görüşmeleri ile
aşılabileceğini, Ağustos 2006'dan beri gündeme getirmekte ve
böyle bir görüşme için çağrı yapmaktadır. Kıbrıs
Rum tarafının 10 ay sonra bile olsa böyle bir noktaya gelmiş
olması memnuniyet vericidir" dedi.
"Öneri, iç politikaya dönük"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca ise,
konuyla ilgili açıklamasında, Kıbrıs Rum
tarafının, geçtiğimiz günlerde, 8 Temmuz süreci ile ilgili
olarak Kıbrıs Türk tarafına ilettiği önerinin, henüz daha
mürekkebi kurumadan Kıbrıs Rum basınında yer
aldığını belirtti.
Kıbrıs Rum tarafının önerisini yayınlatma
gayretinin, konuyu ne kadar ciddiyetsiz bir şekilde ve Kıbrıs
Rum iç politikasına dönük olarak ele almakta olduklarının
yeterli göstergesi olduğuna işar eden Erçakıca, "Buna
karşın, bu öneri, Kıbrıs Türk tarafınca ciddi bir
şekilde değerlendirilecek ve gereken yanıt hafta içinde
verilecektir. Bu konudaki ilk toplantı bugün
Cumhurbaşkanlığı'nda yapılacaktır" dedi.
Kıbrıs Rum tarafının önerilerinde dikkati çeken
başlıca özelliğin, bugüne kadar 8 Temmuz sürecinde dile
getirilen yaklaşımların tekrarından ibaret olduğunu
ifade eden Erçakıca, şunları aktardı:
"Nitekim, Kıbrıs sorunu ile ilgili konuları
bütünlüklü olarak ele almak yerine bazı konuları öne çıkarmak
eğilimi, bu öneride açıkça ifade edilmektedir.
Öneride yeni olan tek unsur, Kıbrıs Rum lideri Papadopulos
ile Cumhurbaşkanımızın buluşmasını
öngörmesidir.
Bilindiği gibi, Cumhurbaşkanımız, Papadopulos ile
sık sık görüşmeyi, iki halk arasındaki ilişkileri
iyileştirmek açısından gerekli gördüğü gibi, 8 Temmuz
sürecinde yaşanmakta olan sorunların da, iki liderin görüşmeleri
ile aşılabileceğini Ağustos 2006'dan beri gündeme
getirmekte ve böyle bir görüşme için çağrı yapmaktadır.
Kıbrıs Rum tarafının 10 ay sonra bile olsa böyle bir
noktaya gelmiş olması memnuniyet vericidir.
Buna karşın, bu görüşmenin Kıbrıs Rum iç
siyasetinin bir parçası olmaması ve 8 Temmuz sürecinin gerçek
amacına uygun faydalar üretmesi gerekecektir. Kıbrıs Türk
tarafı, öneriyi bu açıdan da değerlendirecektir."
Rum basını neler yazdı?
Haberi "Görüşme Eşikte - Tasos'tan Talat'a Davet Mektubu
ve Anlaşmanın Hayata Geçirilmesi Önerisi"
başlığıyla manşete çeken Fileleftheros gazetesi,
"güvenilir" bilgilere dayanarak, Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Talat'a, "görüşmeye
davet" mektubunu, kısa süre önce BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'le ilettiğini
yazdı.
Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Talat'a gönderdiği
savunulan mektupta, "2 çalışma grubu ve 2 teknik komitenin
çalışmaya başlaması konusunu görüşmeyi
önerdiği" belirtilen haberde, Rum tarafının bu hareketinin,
BM'den, ABD'den, İngiltere'den ve BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi
diğer ülkelerden ve Brüksel'den destek gördüğü kaydedildi.
Bu yöndeki bilgilerin, Fileleftheros tarafından, ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza'nın bilgisine getirildiğini;
Bryza'nın da gazeteye yaptığı açıklamanın,
oldukça aydınlatıcı olduğunu belirten gazete,
şunları yazdı:
"Bryza; Washington'un, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin,
'Başkan Papadopulos ve Talat'ın, Kayıplar Komitesi'nin
Antropoloji Laboratuvarı'nda görüşmeleri ve iki çalışma
grubu ile iki teknik komitenin çalışmalara başlaması ile 8
Temmuz 2006 anlaşmasının hayata geçirilmesi' yönündeki
önerisinden cesaretlendiğine işaret etti. ABD
Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, 'bu fikirlere
(Papadopulos'un önerilerini kastetti), hem de Kıbrıs Türk
tarafınca ortaya konulacak her öneriye, her iki tarafın da ciddi ve
yaratıcı yanıt verdiğini görmeyi umut ediyoruz' dedi.
BM seçim yatırımı olmasından kuşkulanıyor
Edindiğimiz bilgilere göre, Papadopulos'un bu hareketi; Ada'da
başlamış olan seçim kampanyası dönemi nedeniyle, ilk
başta, BM merkezindeki yetkililer tarafından kuşkuyla
karşılandı. BM'nin aksine Washington, Londra ve Brüksel'de;
Kıbrıs ve Türkiye'deki seçim dönemlerinin ciddi müzakerelere engel
teşkil etmemesi gerektiği düşüncesiyle bu çabanın
güçlendirilmesine karar verildi."
Gazete, Washington muhabiri Mihalis İgnatiu'nun imzasını
taşıyan haberini, "Papadopulos-Talat Görüşmeye Yakın -
Başkan'ın İşgal Lideri'ne Prosedürün Başlaması
Önerilerinin Yer Aldığı Mektup"
başlığıyla, iç sayfasında devam ettirdi,
şunları aktardı:
"Kıbrıs sorununda aniden bir hareketlilik gözlemlendi.
Bu hareket; Başkan Tasos Pappadopulos'un işgal lideri Mehmet Ali
Talat'la 12 ay sonra ilk görüşmelerinin önümüzdeki on gün içerisinde
gerçekleşmesi umuduyla Washington ve Brüksel tarafından istikrarla
destekleniyor. Güvenilir bir diplomatik kaynak, Fileleftheros'a (görüşme)
'çok yakın' dedi ve Amerikan hükümetinin sorunun çözülmesi ve
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi hedefini taşıyan her
çabayı desteklediğini vurguladı.
"Kıbrıs'taki liderler doğrulamadı, yalanlama
da yapılmadı"
Edindiğimiz ve ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın üst düzey yetkilisinin
yalanlamadığı bilgilere göre, Papadopulos Talat'a BM temsilcisi
Michael Moller aracılığıyla; işgal lideriyle görüşmeyi
ve iki çalışma grubu ile iki teknik komitenin
çalışmalarına başlamasını önerdiği bir
mektup gönderdi. Fileleftheros'un bu yöndeki bilgilerini, Lefkoşa'daki
liderler ve BM merkezi doğrulamadı. Bu bilgilerle ilgili ne
kuşku belirtildi ne de yalanlandı.
Bu yöndeki bilgileri, bilgisine getirdiğimiz ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı
Mathew Bryza, gazetemize 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 'Başkan
Papadopulos ve Talat'ın Kayıplar Komitesi'nin Antropoloji
Laboratuvarı'nda görüşmeleri ve iki çalışma grubu ile iki
teknik komitenin çalışmalara başlaması ile 8 Temmuz 2006
anlaşmasının hayata geçirilmesi yönündeki önerisi bizi
cesaretlendirdi. Bu fikirlere (Papadopulos'un önerilerini kastetti) hem de
Kıbrıs Türk tarafınca ortaya konulacak her öneriye her iki
tarafın da ciddi ve yaratıcı yanıt verdiğini görmeyi
umut ediyoruz' dedi.
Edindiğimiz bilgilere göre, Papadopulos'un bu hareketi; Ada'da
başlamış olan seçim kampanyası dönemi nedeniyle ilk
başta BM merkezindeki yetkililer tarafından kuşkuyla
karşılandı. BM'nin aksine Washington, Londra ve Brüksel'de;
Kıbrıs ve Türkiye'deki seçim dönemlerinin ciddi müzakerelere engel
teşkil etmemesi gerektiği düşüncesiyle bu çabanın
güçlendirilmesine karar verildi. Deneyimli diplomat, karakteristik olarak
'ciddi olmayan ve oyun oynadığını kabul eden bunu ödeyecek'
dedi.
Bryza, Kıbrıs'taki ve Türkiye'deki seçimlere değinirken,
'Ada'daki her iki tarafın liderinin de Kıbrıs sorununun çözüm
prosedürünün ileri götürülmesine bağlı kalmaları koşuluyla
Kıbrıs'taki ve Türkiye'deki seçimler, prosedürün ileri doğru
gitmesine engel olmak zorunda değil' dedi.
Gazetemiz; Moskova'da da olduğu gibi Washington'da, Londra'da ve
Brüksel'de bu ani hareketlilik daha çok; dikkatle ve ciddiyetle
karşılandığını ve Kıbrıs sorununun
çözülmesi hedefiyle, inisiyatiflerin hakikî olmasını
umduklarını bilebilecek durumdadır.
Papadopulos'un düşüncelerini bilen, inisiyatifini ve
çabalarını destekleyen bir yetkili, 'Bizden istenecek her türlü
yardımda bulunmaya hazırız' dedi. Uluslararası unsurun
Ada'nın bölünmüşlüğünü reddettiğini belirterek,
'Kıbrıs'ı yeniden birleştirebiliriz. Yalnızca yeniden
birleşmeyi destekliyoruz' ifadelerini kullandı.
Bu arada; İlkeler Dizisi'ne ilişkin anlaşmanın
imzalanmasının birinci yıldönümü dolayısıyla; tamamen
Kıbrıs sorunuyla ilgilenmekte olan ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın üst düzeyli yetkilisi, gazetemize konuşurken
şunları söyledi:
'8 Temmuz anlaşmasının yıldönümü yitirilmiş
bir fırsatı temsil ediyor. Kıbrıs sorununun çözümü yönünde
diyalog olmamasından ve ilerleme sağlanmamasından dolayı
hayal kırıklığı içerisindeyiz. Her iki tarafın
lideri de; iki toplumlu, iki kesimli bir federasyonda birleşik olacak bir
Kıbrıs isteyerek, her şeyi riske etmeye hazır olmaları
(must be prepared to take risks) gerekir.
8 Temmuz anlaşması Genel Sekreter Yardımcısı
İbrahim Gambari'nin maharetini yansıtıyor. Gambari, Annan
planının halen masada olup olmadığına ilişkin
tartışmanın yönünü uzağa ve başka bir yöne yönlendirdi
ve her iki taraf için de; yine kendilerinin en önemli olarak gördükleri
konuları tayin edebilecekleri ve çözebilecekleri bir mekanizma
yarattı.
Her iki tarafı da; 8 Temmuz anlaşmasının
öngördüğü üzere teknik komiteleri ve çalışma
gruplarını oluşturmaya teşvik ediyoruz. Bu, siyasi
tavırdan çok; Ada'nın her iki tarafındaki
Kıbrıslıların çabucak ayrıt edebilecekleri çok önemli
bir ilerlemeyi temsil edecek."
"Yitik fırsat"
Gazete, "Söz Yitik Fırsatlara Dair"
başlıklı haberinde ise, ABD Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü'nün; 8 Temmuz anlaşmasının
birinci yıldönümü dolayısıyla söylediklerine, özetle şöyle
yer verdi:
"8 Temmuz anlaşmasının yıldönümü; iki taraftan
hiç birince yakalanmayan yitik bir fırsattır. Geçen yıl
içerisinde diyalog ve ilerleme olmamasından derin bir hayal
kırıklığı duyuyoruz. Tarafların liderleri, risk
almaya ve ileriye, gelecekteki ilerlemeye bakmaya hazır
olmalıdır. Uluslararası unsurun; her iki taraftan da siyasi
kararlılık ve prosedürü sahiplenme görmeye ihtiyacı var.
Kıbrıslılar, sorunlarını cesaretle
göğüslediklerini ve karşılıklı kabul edilebilir bir
çözüme hazır olduklarını göstermelidir. Her iki taraf da,
katkı koymalı ve hareketliliği ileri götürmelidir.
Her iki tarafı da; Kıbrıs'ta ve Türkiye'de seçim
döneminde olsak dahi, teknik komitelerin ve çalışma
gruplarının oluşturulması konusunda cesaretlendiriyoruz.
Her iki tarafın da yeniden çıkmazı aşacaklarını
taahhüt etmesi gerekir. Mutabık kaldıkları konularda süratle
ilerleme sağlamaları için Birleşmiş Milletler'i ve
tarafları desteklemeye devam edeceğiz"
KIBRIS 09/07/07
İki lider de prosedürde ileri gidecek güce sahip
BRYZA İYİMSER... ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza,
Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos ile Cumhurbaşkanı
Talat'ın, Kıbrıs sorunundaki prosedürde ileri gidebilecek güce
sahip olduklarını söyledi
İZOLASYINLAR KALKMALI... Bryza,Kıbrıslı Türklerin
izolasyonlarının kaldırılmasının, çözüm yolunda
önemli bir etki yaratacağına inanç belirterek "Kuzeyde daha
büyük bir refah olduğunda ve taraflar arasındaki ekonomik uçurum
azaltıldığında, yeniden birleşmenin daha kolay
olacağına inanıyoruz" dedi
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza,
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın, Kıbrıs sorunundaki prosedürde ileri
gidebilecek güce sahip olduklarını söyledi.
Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılmasının, çözüm yolunda önemli bir etki
yaratacağına da inanç belirten Bryza, "Kuzey'de daha büyük bir
refah olduğunda ve taraflar arasındaki ekonomik uçurum
azaltıldığında, yeniden birleşmenin daha kolay
olacağına inanıyoruz" dedi.
Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmelerle ilgili Rum
tarafında yayınlanan Politis Gazetesi'nin sorularını
yanıtlayan Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza,
8 Temmuz anlaşmasında şu ana kadar ilerleme sağlanmamasından,
her iki tarafı da sorumlu tuttu.
Bryza, "Karar alması gereken kişilerde cesaret yoktu.
Açık fikirli olmaları ve riskler almaları gerekirken, riskleri
azaltmaya ve hiçbir şey yapmamaya karar verdiler. Belirli bir takvim
içerisinde teknik komitelerin çalışacağı konuların
önceden kararlaştırılmış listeleri yapılması
gerekiyordu, kimse bir şey yapmadı" dedi.
"Rum Tarafı'nda yapılacak seçimler çözümü etkiler
mi?" şeklindeki bir soru üzerine, "Seçimlerin önemli siyasi
konulara güçlü bir etkisi olduğu bir gerçektir, ancak bu sefer ne gibi bir
etki yapacağını kimse kestiremez" diyen Bryza, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un geçen günlerde bazı ümit verici ve
yapıcı önerilerde bulunduğunu, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile görüşmeyi önerdiğini söyledi.
Bryza, "Papadopulos çok yapıcı önerilerini son günlerde
ve seçimlere yaklaşırken yaptı diye sorumluluk yüklememiz
gerekmez" diye konuştu.
Kişiliklerin, müzakerelerde her zaman önemli ve kritik rol
oynadığını, herkesin diğerine yaklaşım
şeklinin güven yaratılmasında etkili olduğunu belirten
Matthew Bryza, Papadopulos ve Talat'ın, Kıbrıs sorunundaki
prosedürde ileri gidebilecek güce sahip olduklarını ifade etti.
Amerika Birleşik Devletleri olarak adanın iki toplumlu, iki
kesimli bir federasyon temelinde yeniden birleşmesini başarmak
istediklerini, ancak prosedürün bir bölümünün, Kıbrıslı
Türklerin izolasyonlarının kaldırılmasını
gerektirdiğini söyleyen Bryza, "Kuzey'de daha büyük bir refah
olduğunda ve taraflar arasındaki ekonomik uçurum
azaltıldığında; Almanya örneğinde olduğu gibi,
yeniden birleşmenin daha kolay olacağına inanıyoruz. Kıbrıslı
Türkler; kendilerini finanse edecek bir büyük kuzene sahip değiller.
Dolayısıyla kendilerini ekonomik bir düzlüğe ve bir refaha
götürecek tek yol olan ticaret üzerinde durulması gerekir" diye konuştu.
"İki tarafın yan yana gelmeleri için baskı unsurları
neler olabilir?" sorusu üzerine Bryza, her iki tarafı da müzakereye
oturmaya yöneltecek yeterli baskı unsurlarının
bulunmadığını, iki tarafın liderlerinin bunu yapma
iradeleri yoksa, kendilerine hiçbir şey dayatamayacaklarını
belirterek, "ne dostlarımızı tehdit edebiliriz ne de
kendilerini satın alacak yeterli paramız var. İnancını
değiştirmen için sana ne kadar fazla ödersem fikirlerine o kadar çok
inanırsın. Üzerine dayanabileceğimiz tek şey; liderlerin
sorunun çözümünü taahhüt etmiş olmalarıdır" dedi.
Bryza'nın sorulara verdiği cevaplar
SORU: 8 Temmuz anlaşmasında ilerleme kaydedilmemesinin
sorumlusu kimdir?
YANIT: Diplomatik bir söylem gibi gelebilir ama, her iki taraf da
sorumludur. Karar alması gereken kişilerde cesaret yoktu. Açık
fikirli olmaları ve riskler almaları gerekirken, riskleri azaltmaya
ve hiçbir şey yapmamaya karar verdiler. Belirli bir takvim içerisinde
teknik komitelerin çalışacağı konuların önceden
kararlaştırılmış listeleri yapılması
gerekiyordu, ki kimse bir şey yapmadı.
SORU: Kıbrıs'ta yapılacak seçimler Kıbrıs
sorununun çözümünü etkiler mi?
YANIT: Her ülkedeki seçimlerin en önemli siyasi konulara güçlü bir
etkisi olduğu bir gerçektir. Bu sefer ne gibi bir etki
yapacağını kimse kestiremez. Geçen günlerde Başkan
Papadopulos'un bazı ümit verici ve yapıcı önerilerde
bulunduğunu gördük. Diğer şeyler yanında; Sayın
Talat'la görüşmeyi önerdi. Biz bunun olmasını istiyor ve
cesaretlendiriyoruz. Sayın Papadopulos'un önerisini selamlıyoruz.
Kıbrıs
Türk tarafının tepkisinin ne olacağını görmeyi
bekliyoruz. Sayın Papadopulos çok yapıcı önerilerini son
günlerde ve seçimlere yaklaşırken yaptı diye sorumluluk
yüklememiz gerekmez.
SORU: Kıbrıs sorununun çözümü kişiler meselesi mi yoksa
mevcut konjonktürdeki esas meselesi mi?
YANIT: Kişilikler, müzakerelerde her zaman önemli ve kritik rol
oynarlar. Belki de çoğu anlaşmazlıkta müzakereci
olduğumdandır; herkesin diğerine yaklaşım
şeklinin önemli rolü olduğunu ve güven yaratılmasında etkili
olduğunu görüyorum. Bu da müzakerelerde anlaşmaya varabilmeniz için
önemlidir. Sayın Papadopulos ve Sayın Talat, Kıbrıs
sorunundaki prosedürde ileri gidebilecek güce sahiptir. Kişinin gücüne
inanıyorum. İktidarda farklı kişiler varsa o zaman
muhtemelen farklı sonuçlar elde edersiniz, ama durumların A liderle
veya B liderle daha iyi mi yoksa kötü mü olacağını söyleyemem.
SORU: Kıbrıs'ta Amerikan dış politikası;
Kıbrıs sorununu işgal ve istila meselesinden
Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılması önceliği meselesine çevirmekle suçlanıyor.
Yanıtınız nedir?
YANIT: Görüşümüz; Ada'nın iki toplumlu, iki kesimli bir
federasyon temelinde yeniden birleşmesini başarmak
istediğimizdir. 1974 çatışmalarından bugüne kadarki
acılı tarihi biliyoruz. Önceki hedef ABD'nin de
çıkarıydı. Ancak prosedürün bir bölümü ve çözümün bir bölümü
Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılmasını gerektirir. Kuzey'de daha büyük bir refah
olduğunda ve (taraflar arasındaki) ekonomik uçurum
azaltıldığında; Almanya örneğinde olduğu gibi,
yeniden birleşmenin daha kolay olacağına inanıyoruz. Birleşmenin
maliyetini, Batı Almanya'nın ödemesi gerekti çünkü iki devlet
arasında büyük bir ekonomik uçurum vardı. Kıbrıs
örneğinde Kıbrıslı Türkler; kendilerini finanse edecek bir
büyük kuzene sahip değiller. Dolayısıyla kendilerini ekonomik
bir düzlüğe ve bir refaha götürecek tek yol olan ticaret üzerinde
durulması gerekir.
SORU: İki tarafın yan yana gelmeleri için baskı
unsurları neler olabilir?
YANIT: Her iki tarafı da müzakereye oturmaya yöneltecek yeterli
baskı unsurları yoktur. İki tarafın liderlerinin bunu yapma
iradeleri yoksa, kendilerine hiçbir şey dayatamayız. Ne
dostlarımızı tehdit edebiliriz ne de kendilerini satın
alacak yeterli paramız var. İnancını değiştirmen
için sana ne kadar fazla ödersem fikirlerine o kadar çok inanırsın.
Üzerine dayanabileceğimiz tek şey; liderlerin sorunun çözümünü
taahhüt etmiş olmalarıdır."
KIBRIS 09/07/07
Sorumluluk sizde
NİYET ÖNEMLİ... KIBRIS Gazetesi köşe yazarlarından
Hasan Hastürer'in sorularını yanıtlayan Steinmeier,
"Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili planlara gelindiğinde
durumun çözümü konusundaki en büyük sorumluluğun konuyla ilgili taraflara
düştüğünü unutmamak gerekir" dedi. İlgili tarafların
bir çözüm için uğraşma niyetinde olmaması durumunda, dıştaki
kişilerin çok fazla bir başarı kazanmasının pek mümkün
olmadığını vurgulayan Steinmeier, "Bu koşullar
altında, uluslararası toplum her zaman yardıma
hazırdır. Birleşmiş Milletler buna en uygun forumdur. AB,
BM'nin bu konudaki çabalarını desteklemek için her şeyi yapmaya
hazırdır" diye konuştu
POLİTİK DURUM ENGEL... Steinmeier: Bizim başkanlık
olarak hedefimiz Kıbrıs Türk toplumu ile AB üyesi ülkeler
arasındaki direkt ticaret konusunda ilerleme sağlamaktı. Bu
konuyla ilgili olan herkesle yoğun görüşmeler yaptık. Bu
görüşmeler gösterdi ki politik durum nedeniyle bu konuda büyük bir
ilerleme kaydedilmesinin henüz zamanı tam olarak gelmemiştir. Avrupa
Birliği'nin Kıbrıs Türk halkının ekonomik
gelişimini sağlaması için verdiği desteği en üst
noktaya çekmek için bir sonraki başkanlığa her türlü
yardımı yapmaya hazırı
Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier,
Kıbrıs sorununun çözümünde en büyük sorumluluğun ilgili
taraflarda olduğunu belirterek, bu konuda Kıbrıs Türk ve Rum
taraflarını işaret etti.
Steinmeier, Almanya Dışişleri
Bakanlığı'nda KIBRIS köşe yazarlarından Hasan
Hastürer'e özel demeç verdi.
Hastürer'in sorularını yanıtlayan Almanya
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, "İlgili
taraflar bir çözüm için uğraşma niyetinde değilseler
dıştaki kişilerin çok fazla bir başarı kazanması
pek mümkün değildir" dedi.
Frank-Walter Steinmeier, bu koşullar altında uluslar
arası toplumun da çözüm çabalarına yardım etmeye her zaman
hazır olduğunu ifade ederek, "Birleşmiş Milletler buna
en uygun forumdur. AB, BM'nin bu konudaki çabalarını desteklemek için
her şeyi yapmaya hazırdır" şeklinde konuştu.
Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier
ile yapılan röportaj aynen şöyle:
HASTÜRER: Avrupa Birliği Başkanlığı şu an
Portekiz'e geçti ve Almanya'nın tüm yoğun çabalarına rağmen
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmedi.
Almanya gibi güçlü bir ülke dahi Tüzüğü uygulamak konusunda
başarılı olamazken, daha az güçlü olan ve bu konuya herhangi bir
ilgi göstermeyen bir başkanlığın döneminde ilerleme
sağlanacağına gerçekten inanıyor musunuz?
STEINMEIER: Bizim başkanlık olarak hedefimiz Kıbrıs
Türk toplumu ile AB üyesi ülkeler arasındaki direkt ticaret konusunda
ilerleme sağlamaktı. Bu konuyla ilgili olan herkesle yoğun
görüşmeler yaptık. Bu görüşmeler gösterdi ki politik durum
nedeniyle bu konuda büyük bir ilerleme kaydedilmesinin henüz zamanı tam
olarak gelmemiştir. Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türk
halkının ekonomik gelişimini sağlaması için
verdiği desteği en üst noktaya çekmek için bir sonraki
başkanlığa her türlü yardımı yapmaya
hazırız.
HASTÜRER: Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Rumlar
tarafından rehin tutulduğu ve Avrupa Birliği'nden
alınabilecek tek şeyin sadece sözler olduğu yönündeki iddialar
ne kadar doğru?
STEINMEIER: Son birkaç yıl boyunca Avrupa Birliği
başarılı bir şekilde Kıbrıs Türk toplumunu finansal
ve ekonomik olarak desteklemek için çalıştı. Yeşil Hat
Tüzüğü'nün uyarlanması ve yürürlüğe konması
Kıbrıslılar arası ticaret konusunda bir temel
oluşturdu. Bu tarihten itibaren Yeşil Hat Tüzüğü tarafından
sunulacak olan potansiyel tam olarak kullanılmadığı halde
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk tarafında
malların ticareti nedeniyle ve Kıbrıs Türk toplumunun birçok
üyesinin Cumhuriyetin Kıbrıs Rum tarafında iş bulması
nedeniyle adanın kuzeyindeki ekonomik gelişmeye önemli katkı
sağlandı.
Mali Yardım Tüzüğü'nün uyarlanarak yürürlüğe
konmasıyla, Avrupa Birliği Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik
gelişimi için 259 milyon Euro'yu kullanılabilir hale getirdi. Bu çok
önemli toplamdır ki bunun ekonomik ve politik anlamı
Kıbrıslı Türk liderler tarafından yeteri kadar
algılanmamıştır. Bence Avrupa Birliği Kıbrıs
Türk toplumuna sadece sözde kalmayan somut yardımlar
yapmıştır.
HASTÜRER: Avrupa Birliği'nin süregelen Kıbrıs sorununun
çözümü için daha önce denememiş bir yol önerilmesi konusunda bir
yardımı olabilir mi?
STEINMEIER: Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili planlara
gelindiğinde durumun çözümü konusundaki en büyük sorumluluğun konuyla
ilgili taraflara düştüğünü unutmamak gerekir. İlgili taraflar
bir çözüm için uğraşma niyetinde değilseler dıştaki
kişilerin çok fazla bir başarı kazanması pek mümkün
değildir. Bu koşullar altında, uluslararası toplum her
zaman yardıma hazırdır. Birleşmiş Milletler buna en
uygun forumdur. Avrupa Birliği Birleşmiş Milletler'in bu
konudaki çabalarını desteklemek için her şeyi yapmaya
hazırdır.
KIBRIS 09/07/07
NTV-MSNBC
Güncelleme: 18:25 TSİ 10 Temmuz 2007 Salı
LEFKOŞA -
İngilterenin Luton Town takımının lig şampiyonu
Çetinkayayla bir maç yapması planlandı. İki takım yöneticileri
oturup durumu inceledi ve sonunda Luton Town bir kontrat imzalayarak maç yapmak
üzere KKTCye geldi. Tüm baskılara rağmen KKTCye gelme kararı
alan ikinci ligdeki Luton Town kafilesinin KKTCye ayak basmasıyla
Rumların engelleme çabaları da doruğa çıktı.
Rum Futbol
federasyonu, İngiltere Futbol federasyonu ve FIFA nezdinde girişimler
yaparak, işgal altındaki bölgede herhangi bir
karşılaşma yapılamayacağını bunun
yasadışı olduğu tehdidini ileri sürdü. Rumlar maçın
oynanması halinde İngiliz takımının ve bağlı
bulunduğu federasyonun ağır cezalara
çarptırılacağını bildirdi.
Rumların tehditleri İngiltere Futbol Federasyonu üzerinde etkili
oldu. Federasyon yetkilileri Çetinkayanın rakibi Luton Townla temas
kurarak maçtan vazgeçilmesini istedi. İngiltere federasyonu Luton
Townın sahaya çıkması halinde ceza alacağını ve
liglere eksi puanla başlayacağını bildirdi.
Baskılar etkili oldu ve Çetinkayayla mücadele etmek için adaya gelen
Luton Town imzaladığı kontrata rağmen sahaya çıkmama
kararı aldı.
KKTC Futbol Federasyonuyla temasa geçen İngiliz yetkililer, maç için
Rumlardan izin almanın şart olduğunu aksi takdirde
karşılaşmanın yapılamayacağını
bildirdi.
KKTC Futbol Federasyonu yetkilileriyse hiçbir koşulda Rumlardan izin
talebinde bulunmayacaklarını bildirdi.
Kıbrısın en eski takımlarından olan Çetinkaya, iki
toplumun 1960ta ortaklaşa kurduğu Kıbrıs Cumhuriyetinde
tescilli bir takım ve aynı zamanda şimdiki Rum Futbol
Federasyonunun da kurucu üyesi.
Çetinkayanın bu özelliği nedeniyle uluslararası bir
karşılaşma yapabilmesi hukuken mümkün görünüyordu. Ancak
hesaplar tutmamış gibi görünüyor zira Avrupa Birliği üyesi
Rumların FIFA, UEFA ve İngiltere üzerindeki etkisi Çetinkayanın
pozisyonundan daha ağır bastı.
İki takım arasındaki özel bir karşılaşma için
patlak veren kriz ve sonuçta maçın iptal edilme noktasına gelmesi,
KKTCye yönelik ambargoların ağırlığını bir
kez daha gözler önüne serdi.
Talat'a iki mektup gönderdik
"KAYIPLAR" VE "8 TEMMUZ
SÜRECİYLE İLGİLİ"... Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas,
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a; biri kayıplarla, diğeri 8 Temmuz
"anlaşması"nın ileri götürülmesiyle ilgili iki mektup
gönderdiğini açıkladı
HEDEFİMİZ, KAMUOYU YARATMAK DEĞİL... Vasilis
Palmas: İki mektuptan biri kayıplar konusuyla ilgili, üç üyeli Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin huzurunda ortak bir görüşme
yapılmasıyla; diğeri de 8 Temmuz anlaşmasını
Gambari'yle birlikte geçen yıl bu zamanlar uzlaşılmış
olan temelde ileri götürmeye çalışmamızla ilgilidir. Hedefimiz
kamuoyu yaratmak değildir. Bu nedenle bu mektupları bu aşamada
basından uzak tutmaya çalışıyoruz. Diğer taraf da
kabul ederse, görüşme; açıklanacak ve kamuoyuna bildirilecek
GÖRÜŞME OLMAMALI DEMEDİK... "Hükümet, hiçbir zaman
Kıbrıs Rum toplumunun temsilcisi ile Kıbrıs Türk toplumunun
temsilcisi arasında görüşme olmaması gerektiğini söylemedi.
Konusu ve içeriği şimdi netleştiği için, görüşme
olacak. Şimdi, birileri rahatsız oluyor diye, bu bizi ilgilendirmez.
Biz, hükümet olarak; ilerlemenin ön şartlarını ve
olgularını yaratmak için olması gereken her şeyi yapmakla
mükellefiz"
Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas, Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a; biri
kayıplarla, diğeri 8 Temmuz "anlaşması"nın
ileri götürülmesiyle ilgili iki mektup gönderdiğini açıkladı.
Rum radyosunun haberine göre Palmas,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis arsındaki görüşmelerin kendi sınırlarına
ulaştığı görüşünü ortaya koydu ve Rum yönetiminin, 8
Temmuz sürecine bir ivme kazandırılması yönünde çaba
harcanmasını gerekli gördüğünü söyledi.
Vasilis Palmas, Rum gazetecilerin sorularını
yanıtlarken, "İki mektup var. Biri kayıplar konusuyla
ilgili, üç üyeli Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin huzurunda
ortak bir görüşme yapılmasıyla; diğeri de 8 Temmuz
anlaşmasını Gambari'yle birlikte geçen yıl bu zamanlar
uzlaşılmış olan temelde ileri götürmeye çalışmamızla
ilgilidir" dedi.
(Talat-Papadopulos görüşmesi için) bir tarih belirlenip
belirlenmediğinin sorulmasına karşılık Rum Sözcü,
hedeflerinin; "kamuoyu yaratmak olmadığını"
savunarak, "Bu nedenle bu mektupları bu aşamada basından
uzak tutmaya çalışıyoruz" dedi.
Rum Sözcü Palmas, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca'nın açıklamalarının kendileriyle ilgili
olmadığını söyledi ve "Bizimle ilgili değil.
Bizim tarafın, başkanın görüşmelerin olması arzusunu
sızdırmış olduğu andan itibaren (Erçakıca'nın
sözleri) bize dokunmuyor" ifadesini kullandı.
Vasilis Palmas, başka bir soruyu yanıtlarken, "Bu
aşamada mektubun sızdırılmaması gerektiğini
düşündük. Diğer taraf da kabul ederse, görüşme; açıklanacak
ve kamuoyuna bildirilecek" dedi.
Kendisinin, bu aşamada bir görüşmenin yalnızca kamuoyu
yaratmaya yarayacağını söylediğinin
hatırlatılması üzerine Rum Sözcü; "Kamuoyu oluşturmak
maksatlı değildir ve bu nedenle diğer tarafın
yanıtını bekleyene kadar basına vermedik. Mektup
gönderdiğimizi sızdırmadık, çünkü diğer tarafın,
diğer toplumun yanıtını bekledik" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos arasında görüşme olması
gerektiğini söyleyenleri neden eleştirdiğinin sorulması
üzerine Vasilis Palmas, şunları söyledi:
"Hükümet, hiçbir zaman Kıbrıs Rum toplumunun temsilcisi
ile Kıbrıs Türk toplumunun temsilcisi arasında görüşme
olmaması gerektiğini söylemedi. O zamanlar böyle bir şey dedik
mi?
Böyle bir görüşmenin bir içeriği ve konusu olması
gerektiğini söyledik.
Konusu ve içeriği şimdi netleştiği için,
görüşme olacak.
Şimdi, birileri rahatsız oluyor diye, bu bizi ilgilendirmez.
Biz, hükümet olarak; ilerlemenin önşartlarını ve
olgularını yaratmak için olması gereken her şeyi yapmakla
mükellefiz."
Palmas, iki toplum liderinin görüşmesinin gerçekleşmesi için
değişenin ne olduğunun sorulmasına karşılık
da, "8 Temmuz anlaşmasında ilgili bir yıllık
durağanlık ve bataklık var. Kıbrıs sorununda ilerleme
olması konusunda siyasi iradeye ve siyasi isteğe sahip olduğumuz
için, belki yeni bir olgu yaratacak bu hareketi yapmak zorundaydık"
yanıtını verdi.
Vasilis Palmas; Kıbrıs Türk tarafının yanıt
verip vermediği sorusunu "Halen hiçbir yanıt yok" sözüyle
yanıtladı.
Palmas, Rum siyasi partilerine, Papadopulos'un Talat'a gönderdiği
mektuplar hakkında bilgi verilip verilmediğinin sorulmasına
karşılık da, "Üç parti biliyor" dedi.
KIBRIS 10/07/07
Ara bölgede yangın alarmı
MAYINLAR PATLADI, GÜVENLİK KUVVETLERİ ALARMA GEÇTİ...
Kiracıköy, Kırıkkale, Ercan arasında kalan ara bölgede dün
akşam çıkan yangın, rüzgârın da etkisiyle kısa sürede
çok geniş bir alana yayıldı. Yangın nedeniyle ara bölgeye
yerleştirilen mayınlar peş peşe patladı. Hem Güney,
hem de Kuzey yönünde ilerleyen alevler, Türk ve Rum güvenlik birimlerini alarma
geçirdi
KONTROL ALTINA ALINAMADI... Ara bölgede başlayarak hızla
yayılan yangın, gazetemiz baskıya girdiği saatlerde hâlâ
kontrol altına alınamamıştı. Türk ve Rum itfaiye
ekiplerinin çift taraflı yangın söndürme çalışmalarına
vatandaşlar da traktör ve iş makineleri ile katılıyor
Kiracıköy, Ercan ve Kırıkkale arasında kalan ara
bölgede dün akşam yangın çıktı. Rüzgârın da etkisiyle
kısa sürede geniş bir alana yayılan yangında, ara bölgeye
yerleştirilen mayınlar patladı, çok sayıda ağaç kül
oldu. Yangın, hem Kuzey Kıbrıs'ta hem de Güney Kıbrıs'taki
güvenlik birimlerini alarma geçirdi. Yangın, gazetemiz baskıya hazırlandığı
saatlerde hâlâ kontrol altına alınamamıştı.
Dün akşam saat 20.00 sıralarında başlayan
yangının, Güney Kıbrıs'tan beyaz bir araç ile gelen Rumlar
tarafından çıkarıldığı iddia edildi. Bölge
halkının iddiasına göre, dün geceki yangında olduğu
gibi Rumlar daha önce de aynı bölgede benzer yangınlar
çıkardı.
Birleşmiş Milletler, Güney Kıbrıs Rum kesimi ve
KKTC'den itfaiye ekipleri ile askeri birlikler yangını söndürmeye
çalışırken, bölge halkı da traktör ve iş makineleri
ile söndürme çalışmalarına katıldı.
Yangının yayılmasını önlemek amacıyla
köylüler traktörleriyle toprak alanları sürerek alevlerin önünü kesmeye
çalıştı.
Mayınlar patladı
Akşam saatlerinde başlayarak hızla yayılan
yangında ara bölgedeki mayınlar patladı. Patlama, Türk ve Rum
güvenlik birimlerini de alarma geçirdi.
Türk ve Rum tarafında geniş bir alana yayılan
yangında, çoğunluğu zeytin ağaçlarından olan çok
sayıda ağaç da alevler arasında kaldı.
Rumlar çıkardı iddiası
Türk ve Rum güvenlik birimlerini olduğu kadar Birleşmiş
Milletler Barış Gücü askerlerini de alarma geçiren yangının
Rumlar tarafından çıkarıldığı iddia edildi.
Yangının çıktığı bölgede söndürme
çalışmalarına katılan sivil vatandaşlar,
yangının saat 20.00 sıralarında Güney tarafından
yaklaşan beyaz bir arabayla gelen Rumlar tarafından
çıkarıldığını iddia etti. Vatandaşlar,
Rumların aynı bölgede daha öncede benzer yangınlar
çıkardığını ileri sürdü.
Kontrol altına alınamadı
Hem Kuzey hem de Güney Kıbrıs'a doğru hızla
yayılan yangın, gazetemiz baskıya girdiği saatlerde hâlâ kontrol
altına alınamamıştı.
KIBRIS 10/07/07
CIOFF World Başkanı Sakmunwong KKTC'de
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 12'inci Uluslararası
Gönyeli Belediyesi Halk Dansları Festivali'ne katılmak amacıyla
KKTC'ye gelen Uluslararası Dünya Folklor Festivalleri ve Geleneksel Sanat
Organizasyon Konseyi (CIOFF World) Başkanı Prof. Dr. Udomsak
Sakmunwong ve festival heyetini kabul etti.
Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli'nin eşlik
ettiği Prof. Dr. Udomsak Sakmunwong yaptığı konuşmada,
güzel Kıbrıs adasında bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu
belirtti.
Dünyadaki insanların kültür alışverişinin ve
kardeşliğin geliştirilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr.
Sakmunwong, Cumhurbaşkanı Talat'a CIOFF'un dünyada
gerçekleştirmekte olduğu organizasyonlar hakkında da geniş
bilgi verdi.
Prof. Dr. Sakmunwong, Kıbrıs'ın er veya geç bir
barış adası haline gelmesi dileğinde de bulundu.
Talat: Sizi KKTC'de
görmekten mutlu olduk
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Prof. Dr. Sakmunwong'ı
KKTC'de görmekten mutlu olduğunu belirterek, Uluslararası Gönyeli
Belediyesi Halk Dansları Festivali'nin barış ve kültür
aktiviteleri bakımından KKTC'de büyük önemi bulunduğunu söyledi.
Kıbrıs Türk'ünün dünyada ve ülkede barış
istediğini de kaydeden Talat, barışın tesisi için
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde çaba harcadıklarını
ifade etti.
Gönyeli Belediyesi'nin de konuğu oldu
CIOFF Başkanı Udomsak Sakmunwong, CIOFF Türkiye Genel
Sekreteri Muammer Aslan ile Tülay Aslan, CIOFF yetkilileri Annop Wongwichai,
Prasong Saengkaew ve Padoung Prommul önceki akşam da Gönyeli Belediye
Başkanı Ahmet Benli'nin konuğu oldu.
Gönyeli'deki "Kıbrıs Aşevi"nde yer alan
yemekte kısa bir konuşma yapan Benli, CIOFF gibi, dünya kültürlerinin
buluştuğu uluslararası bir topluluğun temsilcileriyle bir
arada olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Benli, uluslararası bir organizasyona imza atan Gönyeli
Belediyesi'nin, CIOFF başkanını da konuk ederek, en az
organizasyon kadar anlamlı bir işlevi yerine getirdiğini
belirtti.
KIBRIS 10/07/07
Papadopulos'a yanıt bugün verilecek
Türk tarafının Papadopulos'a vereceği yanıt bugün
cumhurbaşkanının düzenleyeceği basın
toplantısı ile kamuoyuna duyurulacak.
8 Temmuz sürecinin bir yılı doldurmasına iki gün kala
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un 'Görüşme
zamanının geldiğini düşünüyorum. Gelin görüşelim'
şeklindeki talebi cumhurbaşkanlığında üst düzey
toplantıda değerlendirildi.
Cumhurbaşkanı Talat başkanlığındaki
toplantıya, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve
Dışişleri Bakanlığından bazı yetkililerin
katıldığı öğrenildi.
Cumhurbaşkanı Talat, bir kabulü sırasında Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un görüşme teklifi konusunda
bugün basın toplantısı düzenleyeceğini açıkladı.
Basın toplantısı bugün saat 11.00'de düzenlenecek ve BRT
1 televizyonundan naklen verilecek.
Talat, kayıp şahıslarla ilgili Papadopulos'la bir
resepsiyonda bir araya gelip gelmeyeceklerinin sorulması üzerine de
resepsiyonun söz konusu olmadığını ifade etti.
"Papadopulos'la bir araya gelme, karşılıklı
olarak kalıntıların teslim edilip törenlerin yapılması
şartları henüz yokken gündeme gelmiş bir konuydu" diyen
Talat, yeni şartlarda ne yapılacağını
değerlendirmek gerektiğini belirterek henüz bir araya gelinip
gelinmeyeceği konusunda net bir durum olmadığını ifade
etti.
KIBRIS 10/07/07
Dostluk maçı bu akşam oynanacak
11 Temmuz, 2007 17:32:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Birinci Futbol Ligi'nde geçen sezon şampiyon olan
Çetinkaya ile İngiltere Championship Ligi'nde mücadele eden Luton Town
arasında yapılacak maç, yaşanan belirsizlikten sonra bu
akşam oynanacak.
Takımlar,
maçın oynanmaması için yapılan baskıları,
birbirlerinin formalarıyla maça çıkarak protesto edecek.
Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Niyazi
Okutan, Çetinkaya-Luton Town maçının, bu akşam Lefkoşa
Atatürk Stadyumu'nda oynanacağını bildirdi.
Maça girişin ücretsiz olacağını belirten Okutan,
karşılaşmanın saat 21.00'de
başlayacağını kaydetti.
"Birbirlerinin formalarını giyecekler"
Okutan, Rum Futbol Federasyonu'ndan izin alınmadığı için
İngiltere Futbol Federasyonu'nun, Luton Town kulübünün Çetinkaya Türk Spor
Kulübü'yle maç yapmasına izin vermediğini, ancak buna rağmen
takımların bu akşam sahaya çıkacağını ve
birbirlerinin formalarını giyerek protesto mahiyetinde maç
oynayacaklarını açıkladı.
Niyazi Okutan, "Tek amacımız gençlerimizin dünya
gençliğiyle futbol oynaması. Başka bir amacımız yok.
Siyaset yapmıyoruz ve futbolun politikaya alet olmasına
karşıyız" dedi.
Okutan, sadece sporseverlerin değil tüm halkın maça gelmesi için de
çağrıda bulundu.
Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu'nda dün yapılan basın toplantısında,
maçın Rum Futbol Federasyonu (KOP)'un girişim ve baskıları
sonucu iptal edildiği açıklanmış, daha sonra, Çetinkaya
Spor Kulubü'nün Başkanı Zeki Ziya da bir basın toplantısı
düzenleyerek, Luton Town Kulübü yöneticileri ile
anlaştıklarını ve birlikte maça
çıkacaklarını bildirmişti.
Rum
koalisyon hükümeti çöktü
Papadopulos'a
karşı aday çıkaran AKEL'in dört bakanı hükümetten
çekiliyor. Asıl kavga başkanlık seçiminde çıkacak
11/07/2007
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA
- Artık oyunun tek hâkimi değil. Artık ne yapacaksa birkaç kez
daha düşünmek zorunda. İmparatorluğu sanki derinden derinden
çatırdıyor. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yüzü her zaman
asık, espri kabiliyeti tartışılır ve her şeye
'Hayır' dediğinden adı 'Mister No'ya çıkmış
lideri Tasos Papadopulos'u zor günler bekliyor.
En büyük Rum partisi konumundaki komünist AKEL, geçen pazar 47 yıllık
yasallık tarihinde en büyük adımlardan birini atıp Şubat
2008'deki başkanlık seçimlerinde ilk kez kendi adayını,
parti genel sekreteri ve meclis başkanı Dimitris Hristofyas'ı
desteklemeyi kararlaştırdı.
AKEL, bugüne dek kimi desteklediyse -bir kez hariç- 'başkan' seçtirdi.
Makarios, Spiros Kiprianu, Yorgos Vasiliu ve Tasos Papadopulos, parti
desteğiyle başkanlık koltuğuna oturdu. Sadece 1998'de
Glafkos Klerides, AKEL destekli Vasiliu'yu yenebildi.
Bu gelişme ilk meyvelerini verdi. Sosyalist EDEK ile Papadopulos'un
partisi DIKO Hristofyas'ı ortak başkan adayı olarak kabulü
reddedince, 4.5 yıl sonra üçlü koalisyon hükümeti çöktü. Dört AKEL'ci
bakan mecburen bugün istifalarını verecek. Tek soru işareti,
AKEL'ci olmasına karşın uzlaşmazlıkta 'kraldan daha
kralcı' Dışişleri Bakanı Yorgos Lilikas'in 'siyasi
etik' çerçevesinde istifasından sonra ne yapacağı.
2. tura Papadopulos'la
Hristofyas kalırsa?
Güneyde uygulandığı öne sürülen 'Kıbrıs Cumhuriyeti'
anayasası 'başkan'a sınırsız yetki
tanıdığından, koalisyonun çökmesi Papadopulos'u bu
aşamada etkilemez. Seçimde Papadopulos'un adaylığı kuvvetle
ihtimal. Böyle bir durumda bugün itibarıyla Papadopulos, Hristofyas ve
ikinci büyük parti, merkez sağcı DİSİ'nin adayı eski
Dışişleri Bakanı Yianakis Kasulidis eşit şansla
yarışa başlayacak. İkinci tur kaçınılmaz
görünürken, Tasos'un umudu da bunda. Kalır ve rakibi Kasulidis olursa,
AKEL'in desteğini alacağına emin. Elenirse, ikinci turda
Hristofyas'ı destekleyeceği de kesin. Hristofyas ile Papadopulos
ikinci tura kalırsa, işte o zaman ne olacağı belirsiz.
2004 Annan Planı referandumunda Papadopulos'un 'Hayır'ını
dolambaçlı yolla destekleyip Türkleri
düşkırıklığına uğratan Hristofyas, dün Rum
liderle başta Kıbrıs sorunu, birçok konuda
anlaşamadıklarını ama 'koalisyon çökmesin' diye bunu
göstermediklerini söyledi. AKEL lideri, Papadopulos'un planı müzakere
zemini kabul etmesine karşın halka "Plan bölünmüşlüğü
kaldırmayıp derinleştiriyor" demesini çelişkili
bulduğunu savundu.
Umut ışığı var, görüşürüm
SÜRECİ KURTARMAK İÇİN UMUT IŞIĞI
YANDI...Cumhurbaşkanı Talat, "Sayın Papadopulos eski
tutumunu değiştirerek liderler buluşmasına yeşil
ışık yaktığına göre, ciddi
tıkanıklık yaşanan bu süreci kurtarmak için bir umut
ışığı yanmış demektir. Ne var ki bu süreci
verimli hale getirebilmek için daha birçok önlemin alınması
gerekir" dedi
ÖN HAZIRLIK GEREKMEZ...Talat, sürecin liderler seviyesinde
sürdürülmesinin, koordinasyon komitesinin ise buna yardımcı
olmasının bu önlemlerden birini oluşturduğunu kaydederek,
liderlerin bir araya gelmesi için ön hazırlık gerektiği
görüşünün yanlışlığının
anlaşılmış olması gerektiğini söyledi. Talat,
"Bu sürecin verimli hale gelmesi için gerekli diğer önlemleri ilk
buluşmamızda Sayın Papadopulos'la görüşmek
arzusundayım" şeklinde konuştu
MÖLLER TARAFSIZ VE YAPICI DEĞİL... Papadopulos'un davetinin,
temmuz ayı sonuna kadar görüşmenin gerçekleşmesi yönünde
olduğunu, ancak kesin tarih, yer ve saatin belli
olmadığını, düşünüp iletişim kurarak bu
detayları saptayacaklarını bildiren Talat, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in
tutumunun, 8 Temmuz sürecindeki başarısızlıkta etkili olup olmadığı
sorusuna, "Sayın Möller'in tarafsız, yapıcı bir tutum
sergilediğini söylemem zor" yanıtını verdi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un 8 Temmuz sürecinde yaşanan
sorunları görüşme önerisini olumlu bulduğunu, ancak
buluşmalarının süreçteki sorunların tümünü çözmeye yeteceğini
sanmadığını söyledi.
Sorunların, liderler seviyesinde ele alınması ve
koordinasyon komitesinin de onlara yardımcı olması
gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Sayın
Papadopulos eski tutumunu değiştirerek liderler buluşmasına
yeşil ışık yaktığına göre, ciddi
tıkanıklık yaşanan bu süreci kurtarmak için bir umut
ışığı yanmış demektir. Ne var ki bu süreci
verimli hale getirebilmek için daha birçok önlemin alınması gerekir"
dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün makamında düzenlediği
basın toplantısında, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un görüşme önerisini değerlendirdi, gazetecilerin konuya
ilişkin sorularını yanıtladı.
Bazı Rum gazetecilerin de katıldığı basın
toplantısında, Cumhurbaşkanı'nın konuşmaları
İngilizce'ye çevrildi. Bazı televizyon kanalları da basın
toplantısını canlı yayınladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Papadopulos'un 8 Temmuz
sürecinde yaşanan sorunları görüşmek üzere
buluşmalarını önerdiğini, 10 aydır bu süreçte
yaşanan sorunların Papadopulos'la bir araya gelmelerini gerektirdiğini
sürekli vurgulayan taraf olarak Papadopulos'un önerisini olumlu
karşıladıklarını açıkladı.
Bir toplantıda çözmek zor
"Ne var ki Papadopulos'la buluşmamın bu süreçteki
sorunların tümünü çözmeye yeteceğini de sanmıyorum" diyen
Talat, aradan geçen bir yıldan fazla zamanda
karşılaşılan sorunları bir toplantıda çözmenin
zor olduğunu söyledi.
Talat, 8 Temmuz sürecindeki sorunların liderler seviyesinde ele
alınmasını ve liderler arasındaki toplantıların
sürekli hale getirilmesini önerdiklerini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, koordinasyon komitesinin
çalışmalarını sürdürerek liderlere yardımcı
olacağını da belirtti. Talat, 8 Temmuz sürecinde öngörülen
listelerin teatisinden sonra bu listelere son halin verilmesi konusunda
sorunlar yaşandığını hatırlatarak, şöyle
konuştu:
Umut ışığı yandı
"Kıbrıs Türk tarafı o aşamadan itibaren bu
sorunların liderler buluşmasıyla çözümlenmesi üzerinde
durmuş, ne var ki Kıbrıslı Rum lider Papadopulos,
liderlerin buluşması için ortamın hazır
olmadığını öne sürerek bu önerimizi sürekli geri
çevirmiştir.
Bu önerimizi sürekli gündemde tuttuk ve 8 Temmuz sürecinin
başarıya ulaşabilmesi için liderlerin devrede olması
gerektiğini her düzeyde ve fırsatta dile getirdik. Bugün açıkça
ortaya çıkmıştır ki 8 Temmuz sürecinde yaşanan
sorunların önemli nedenlerinden biri de, liderlerin bu sürece
doğrudan katılmayışı olmuştur.
Sayın Papadopulos eski tutumunu değiştirerek liderler
buluşmasına yeşil ışık yaktığına
göre, ciddi tıkanıklık yaşanan bu süreci kurtarmak için bir
umut ışığı yanmış demektir. Ne var ki bu
süreci verimli hale getirebilmek için daha birçok önlemin alınması
gerekir."
Ön hazırlık gerekmez
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sürecin liderler seviyesinde
sürdürülmesinin, koordinasyon komitesinin ise buna yardımcı
olmasının bu önlemlerden birini oluşturduğunu kaydederek,
liderlerin bir araya gelmesi için ön hazırlık gerektiği
görüşünün yanlışlığının
anlaşılmış olması gerektiğini söyledi. Talat,
"Bu sürecin verimli hale gelmesi için gerekli diğer önlemleri ilk
buluşmamızda Sayın Papadopulos'la görüşmek
arzusundayım" dedi.
Mektup değil, öneri geldi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un kendisine mektup değil, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller
aracılığıyla öneri gönderdiğini söyledi.
Talat, Möller'in; Kıbrıs sorununda tarafsız,
yapıcı bir tutum sergilediğini söylemesinin zor olduğunu da
belirtti.
Ara bölgedeki Antropoloji Laboratuarı'nı Papadopulos'la
birlikte ziyaret etme ve orada verilecek resepsiyona katılma önerisini
reddettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Talat, kayıplar
konusunda toplumsal duyarlılığın yüksek olduğu bir
dönemde böyle bir ziyareti uygun görmediğini ifade etti.
Soru-yanıtlar
Basın toplantısında gazetecilerin sorularını
da yanıtlayan Talat, bir soru üzerine, "Ben 8 Temmuz sürecinin Rum
tarafınca oyalama amaçlı kullanıldığının
çoktan farkındayım. Bunu basın toplantılarımda da
ifade ettim. Görüştüğüm bütün diplomatlara da anlattım, ama
önemli olan; bunu sadece benim görmem değil, uluslararası alanda
bunun görülmesi ve buna uygun tepkinin oluşmasıdır" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'de 22 Temmuz seçimleri
sonrasında CHP-MHP koalisyonu kurulursa bu partilerin destek
vermediği "birleşik Kıbrıs"
politikasının ne olacağı sorusuna karşılık,
Türk halkının demokratik seçimini yapacağını, şu
an için bu soruya verilecek cevabı olmadığını, seçim
sonrası Türkiye'de oluşacak hükümetle konunun masaya
yatırılarak değerlendirileceğini söyledi.
Papadopulos'un görüşme önerisinin seçim taktiği olup
olmadığı sorusuna da yanıt vermemesinin daha iyi
olacağını, Rum kamuoyunun ve basınının takdirini
yapacağını kaydeden Talat, iki liderin bir araya gelmesi için
uzun hazırlıklar gerektiğine zaten inanmadığını,
Kıbrıs sorununda liderlerin olmadığı süreçlerin
yalpaladığını, zaman öldürüldüğünü, ama liderlerin
katıldığı zamanlarda yol
alındığını anlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1992'den sonraki tüm
görüşmelerin liderler seviyesinde yapıldığını
belirterek, Kıbrıs sorunu konusunda rekor sayıda bilimsel
yayın ve BM'nin hazırladığı birçok metin
bulunduğuna işaret etti.
Papadopulos'un görüşme davetinin ardından Ankara'ya
gittiği yönünde Rum basınında bugün yer alan haberlerin
doğruluğu konusundaki soruları da yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Talat, hafta sonu eşiyle birlikte üniversiteden
arkadaşlarının düğünü için İstanbul'a gittiklerini,
sadece sosyal amaçlı bir ziyaret yaptıklarını söyledi.
Talat, Türk hükümetiyle bir değerlendirme için Ankara'ya gitmeye
ihtiyaç duyup duymadığı sorusuna karşılık,
günümüzde çok değişik iletişim araçları olduğunu
hatırlattı ve bunlarla iletişim kurulabileceğine dikkat
çekti.
Möller yapıcı ve tarafsız değil
Papadopulos'un davetinin, Temmuz ayı sonuna kadar görüşmenin
gerçekleşmesi yönünde olduğunu, ancak kesin tarih, yer ve saatin
belli olmadığını, düşünüp iletişim kurarak bu
detayları saptayacaklarını bildiren Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi
Michael Möller'in tutumunun, 8 Temmuz sürecindeki başarısızlıkta
etkili olup olmadığı sorusuna, "Sayın Möller'in
tarafsız, yapıcı bir tutum sergilediğini söylemem zor"
yanıtını verdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM temsilcisi kişilerin
önyargısız ve aracı olduğu konuda taraflara eşit
mesafede bulunması gerektiğini de vurgulayarak, özetle şöyle
devam etti:
"BM literatürünü, parametrelerini savunması, onlara sahip
çıkması gerekir. Kıbrıs sorunu, 44 yıldır BM'nin
gündemindedir. Kıbrıs'la ilgili birçok görüşmeyle ortaya
çıkmış birçok parametre vardır. Kelimeler bile
hassastır. BM'nin terimlerinin oluşmasında bir jargonu
vardır. Tüm bunlara BM temsilcisinin sahip çıkması
lazımdır. Sayın Möller'in yapıcı ve tarafsız
davrandığını söyleyemem."
Yeni bir şey yok, sınırlı görüşmenin
başlangıcı
Papadopulos'un önerisinde yeni bir şey
olmadığını ve sınırlı bir görüşme
başlangıcı öngördüğünü de açıklayan
Cumhurbaşkanı Talat, "Papadopulos, Koordinasyon Komitesi'nin son
toplantısında Rum tarafının yaptığı
önerileri özetlemiş ve yazılı olarak bize göndermiştir.
Yani bizim doğru bulmadığımız, sınırlı
bir görüşme başlangıcı öngörüyor. Ve bizim yine üzerinde
ısrarla durduğumuz komitelerin nasıl
çalışacağı, çalışma yöntemlerinin ne olduğu
ve nasıl sonuçlara varılacağı hususlarına öneride yer
verilmemiştir. İşbirliği, 8 Temmuz sürecinde Rum
tarafının karşı çıktığı bir
konudur" dedi.
Talat, "Öneri çok iç açıcı değil, ama talep bir
araya gelme talebidir. Olumlu yanı da budur" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un kendisine mektup
değil BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael
Möller aracılığıyla öneri gönderdiğini de
açıkladı ve Rum basınındaki "iki mektup
gönderildiği" yönündeki haberlerin doğru
olmadığını bildirdi.
Talat, Papadopulos'un, Möller'e yazdığı mektubun
fotokopisinin geldiğini; "ikinci mektup" diye söz edilenin ise,
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Girod'a gittiğini,
kendilerine hiç verilmediğini, sadece Komitenin Kıbrıslı
Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük'e okunduğunu; bu mektupta da iki liderin
ara bölgedeki Antropoloji Laboratuarı'nı birlikte ziyaret önerisi yer
aldığını anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, bu öneriyi kabul etmediğini çünkü
kayıp şahıslar konusunun çok hassas, politize edilmemesi, demeç
bile verilmemesi gereken bir konu olduğunu kaydederek, hassas günler
yaşandığını, birçok acılı aile
bulunduğunu, önümüzdeki günlerde bazı kayıp şehitlerin
cenaze törenlerinin yapılacağını, bu yüzden toplumsal
duyarlılığın yüksek olduğu bu dönemde böyle bir
ziyareti uygun görmediğini açıkladı.
Talat, Antropoloji Laboratuarı'nı ziyarette kokteyl de
öngörüldüğünü ve bunu hiç benimsemediğini belirterek, ancak
Papadopulos'un Kıbrıs sorununa ilişkin görüşme önerisine
olumlu yanıt verdiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir başka soru üzerine,
Kıbrıs sorununda izlenen politikaya zaman sınırı
koymadığını, ancak gelişen koşulları sürekli
değerlendirdiklerini, tarih koyarak birilerine ihtarlarda bulunmaya da
gerek olmadığını söyledi.
KIBRIS 11/07/07
13 Aleminyo şehidi yarın toprağa veriliyor
1974 Barış Harekâtı sırasında Rumlar
tarafından esir alındıktan sonra şehit edilen 13
Aleminyolunun kayıp arama çalışmaları sırasında
ortaya çıkan kalıntıları yarın toprağa verilecek.
Rumların öldürdüklerini inkâr etmelerine karşın
Kıbrıslı Türklerin o tarihten beri "Aleminyo
Şehitleri" diye her yıldönümünde andıkları ve
adlarına anıt diktikleri 15 Aleminyolu şehitten
kalıntılarına ulaşılan 13'ü, yarın saat 10.30'da
Lefkoşa Mezarlığı'nda kılınacak cenaze
namazından sonra askeri törenle defnedilecek.
Aleminyo Şehit Aileleri ile Şehit ve Malul Gaziler
Derneği tarafından yapılan yazılı açıklamada,
şehitlerin akraba, dostları ve silah arkadaşlarına cenaze
törenine katılmaları yönünde çağrıda bulunuldu.
Açıklamada, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi
tarafından kimliği tespit edilen 13 Aleminyolu şehidin isimleri
şöyle açıklandı:
"Tahir Osman (Kaptanoğlu), Hasan Ali (Kandıralı),
Ali Hasan (Cenk), Güney Hüseyin (Aleminyolu), Zafer Hasan (İmamoğlu),
Osman Mehmet (Reis), Mehmet Ali Bodo (Kozok), Ali Ali Bodo (Kozok), Hüseyin
Dildar (Özersay), Hasan Dildar (Özersay), Ahmet Halil (Alkım), Mustafa Ali
(Taşbel) ve Ömer Ali (Taşbel).
Aleminyo'da toplu katliama uğrayan 15 Türk
Larnaka'ya bağlı Aleminyo köyü, 20 Temmuz 1974 günü Rum
silahlı güçleri ve Yunan askerlerinin de dâhil olduğu kalabalık
bir grup tarafından kuşatma altına alındı. Köyde esir
alınan Kıbrıslı Türklerden 15'i, görgü
tanıklarına göre kurşuna dizilerek öldürüldü. Kazılar
sonunda da, şehitlerin çatışma sırasında değil,
kurşuna dizilerek öldürüldükleri ve köyde yol kenarındaki bir çukura
topluca gömüldükleri ortaya çıktı.
Kazılarla kayıp 13 Türk'ün kalıntılarına
ulaşılırken, ayrı yerde gömülü oldukları tahmin edilen
diğer iki Kıbrıslı Türk Mehmet Arif ve Hasan Tüccar'ı
bulmak için de önümüzdeki dönemde köyde kazı yapılması
bekleniyor.
KIBRIS 11/07/07
Rum yönetimi, çözüm için çaba göstermiyor
Avrupa Parlamentosu'nun Yeşiller Grubu Başkan
Yardımcısı İtalyan parlamenter Monika Frassoni, Rum
yönetimini Kıbrıs sorununun çözümüne engel olmakla suçladı.
Aynı zamanda Avrupa Parlamentosu'nun Kuzey Kıbrıs temas
grubu üyesi olan Frassoni, "Rumlar, çözüm için harekete geçmemenin kendi
çıkarlarına olduğunu düşünüyor ve çözüm için çaba
göstermiyor" dedi.
Avrupa Parlamentosu'nda düzenlediği basın
toplantısında, temas grubunun geçen hafta Kıbrıs'a
yaptığı ziyaret konusunda bilgi veren İtalyan parlamenter,
KKTC'ye yapılacak mali yardımı organize etme görevi verilen AB
destek bürosunun da gerektiği kadar aktif
çalışmadığını söyledi.
Frassoni, "Adanın iki tarafına da
yaptığımız ziyaret sırasında çözüm isteyenlerin
sayısının maalesef giderek azaldığını
gördük, bu çok üzücü bir durum. Özellikle Kıbrıslı Türkler,
büyük bir hayal kırklığı içinde ve
motivasyonlarını yitirmiş" dedi.
İtalyan parlamenter, geçen haftaki ziyaret konusunda AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile en kısa
zamanda görüşeceklerini ve gözlemlerini kendisine ileteceklerini sözlerine
ekledi.
KIBRIS 11/07/07
Malta ve Kıbrıs Rum kesiminin Euro'ya geçişlerine
nihai onay verildi
Malta ve Kıbrıs Rum kesimine Euro Bölgesi'nin 14'üncü ve
15'inci üyeleri olmak için daha önce Avrupa Merkez Bankası, AB Komisyonu, Avrupa
Parlamentosu ve AB Konseyi'nden yeşil ışık
yakılmıştı.
Euro Bölgesi'ne dahil olmak isteyen ülkelerin enflasyon
oranının, AB'da en düşük oranlara sahip 3 ülke
ortalamasını 1,5 puandan fazla geçmemesi gerekiyor. Son verilere göre
bu kritik eşik yüzde 3 olarak hesaplanıyor.
Aday ülkelerden ayrıca kamu kesimi borçluluk oranının
gayri safi yurtiçi hasılalarının yüzde 60'ını
aşmaması ve bütçe açıklarının yüzde 3'ün altında
olması şartı aranıyor.
2006 yılı itibariyle Kıbrıs Rum kesiminin de
enflasyon oranı yüzde 2, bütçe açığı yüzde 1,5 ve borçluluk
oranı yüzde 65,3 seviyesinde bulunuyor.
400 bin nüfusuyla AB'ın en küçük ülkesi Malta'da ise enflasyon
oranı yüzde 2,2, bütçe açığı yüzde 2,6 ve borçluluk
oranı yüzde 66,5 düzeyinde seyrediyor.
AB Komisyonu, her iki adayın borçluluk oranlarını
önümüzdeki yıl yüzde 60 seviyesinin altına indireceğini tahmin
ediyor.
Yaklaşık 30 milyar Euro gayri safi yurtiçi hasılaya
sahip olan Malta ve Kıbrıs Rum kesimi 8,2 milyar Euro'luk Euro
Bölgesi ekonomisini binde 2'ye yakın büyütecek.
AB'ın yeni üyelerinden Slovenya, 2007 yılı
başında Euro Bölgesi'ne katılan 13'üncü ülke olurken, eş
zamanlı olarak başvuran Letonya'ya referans değerinin üzerindeki
enflasyon oranı gerekçe gösterilerek izin verilmemişti.
KIBRIS 11/07/07
Ara bölgedeki yangında, 250 zeytin ağacı yandı
Dilekkaya köyünün güney
batısında Margo Tepesi olarak bilinen bölgenin güneyindeki ara
bölgede önceki akşam çıkan yangında, Dilekkaya köyüne ait 250
adet zeytin ağacının yandığı bildirildi.
Yangın, önceki gece saat 20.30 sıralarında
çıkmış ve itfaiye ekipleri, bölge halkı ve askeri personel
tarafından kontrol altına alınarak söndürülmüştü.
KIBRIS 11/07/07
KKTC'den Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne 1.5 milyon Euro katkı
Siyasi temaslarda bulunmak
amacıyla Kıbrıs'ta bulunan Avrupa Komisyonu Genişleme Genel
Direktörlüğü Genel Direktör Yardımcısı Jan Truszczynski,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ve
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Kıbrıslı Türk
Üyesi Gülden Plümer Küçük, dün Saray Otel'de düzenlenen ortak basın
toplantısında konuyla ilgili bilgi verdi.
Basın
toplantısında ilk konuşmayı yapan Avrupa Komisyonu
Genişleme Genel Direktörlüğü Jan Truszczynski, AB'nin Kayıp
Şahıslar Komitesine olan desteğini göstermekten büyük gurur
duyduğunu belirterek, komitenin adadaki en hassas konulardan biri üzerinde
çalışmalar yürüttüğünü ifade etti.
Komitenin son birkaç gün
içerisinde çok önemli bir kilometre taşına vararak
ulaştığı kayıp kalıntılarının
ailelerine teslim edilmesi aşamasına gelindiğine işaret
eden Jan Truszczynski, "AB tarafından yapılan önemli
katkının bu yararlı amacın devamını
sağlayacağını ve birçok ailenin,
yakınlarının akıbetini öğrenmesine yardımcı
olacağını ümit ediyorum" dedi.
Komitenin ortaya
koyduğu çalışmanın, adada geçmişte
yaşananların geride bırakılması için iki tarafın
ortaya koyduğu kararlılığın bir göstergesi
olduğunu kaydeden Jan Truszczynski, "Bunun adanın yeniden
birleşmesine yardımcı olacağını ümit ediyoruz"
dedi.
Kıbrıslı
Türklere ayrılan bir miktarın iki toplumlu bir projede
kullanılması konusuna da açıklama getiren Jan Truszczynski, AB
tarafından Kıbrıslı Türklere ayrılan mali
yardımın Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonların kaldırılması ve adanın yeniden birleşmesine
yardımcı olması amacını
taşıdığını belirtti.
Mali yardımla
birlikte AB tarafından Kıbrıslı Türklere vaat edilen
Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili bir soruya karşılık
Truszczynski, "2004 yılında Avrupa Komisyonu tarafından
hazırlanan öneri halen daha masadadır" dedi.
Almanya'nın AB Dönem
Başkalığı sırasında tüzük üzerinde yoğun
çalışmalar yapıldığını ancak sonuca
varılamadığını ve çalışmaların devam
edeceğini kaydeden Truszczynski, konunun yeni Dönem Başkanı
Portekiz'e devredildiğini belirtti. Truszczynski, "Tüzükle ilgili
çalışmaların ileriye götürülmesi için üye ülkelerin fikirler,
öneriler getirmesi gerekir" şeklinde konuştu.
Portekiz'in AB dönem
Başkanlığının 11'inci günüde olduklarını bu
nedenle tüzükle ilgili çalışmaların nasıl ve ne zaman
başlayacağı konusunda henüz bir açıklama yapmanın zor
olacağını ifade eden Truszczynski, "Bu tüzük halen daha
masadadır ve durumlar müsait olduğunda veya konuyu ileriye götürecek
öneriler veya tavsiyeler önümüze getirildiğinde tekrardan ele
alınacaktır" dedi.
2007
yılının ilk yarısında Doğrudan Ticaret
Tüzüğü konusunda tam bir tıkanıklık
yaşadıklarını ve AB üyelerinin tümünün desteğini
alacak bir taslak oluşturulamadığını belirten
Truszczynski, tüzükten vazgeçilmediğini ve masada olduğunu
tekrarladı. Tüzüğün "son derece gerekli" olduğunu
belirten Truszczynski, bu konuda üye ülkelere, tüzük
çalışmalarına hız kazandıracak öneriler getirmesi için
çağrıda bulunduklarını ifade etti.
Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden
Plümer Küçük ise, 1.5 milyon Euro'luk yardımın kayıplar için
komite tarafından yürütülen kazı ve kimlik tespit
çalışmalarının 2007 yılı bütçesinin büyük bir
bölümünü karşıladığını belirtti.
Komite tarafından
yapılan çalışmaların çok hassas olduğunun
altını çizen Küçük, gelen desteklerle komitenin
çalışmalarının devam etmekte olduğunu ifade ederek,
komitenin çalışmalarının adada bir çözüme katkı
yapmasını ümit ettiğini söyledi.
Küçük, ayrıca
kayıplarla ilgili projenin zaman kaybı olmadan devam edebilmesi için
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin 2008 yılı bütçesine
katkı için AB'a çağrıda da bulundu.
2007 bütçelerinin 2.6
milyon Dolar (1.9 milyon Euro) olduğunu belirten Gülden Plümer Küçük, 2007
yılı için gerekli kaynağın bu gün itibarıyla
bulunduğunu, ancak projenin 3-5 yıl sürmesini beklediklerini, bu
nedenle projenin kesintisiz devamı için 2008 yılı bütçesi için
de kaynakların şimdiden bulunması gerektiğini ifade etti.
Komite
çalışmalarının politize edilmemesi gereğinin çok
önemli olduğunu belirten Küçük, komitenin görevinin insani bir husus
olduğunu ve iki kesimin halkı tarafından da desteklendiğini
kaydetti.
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev de konuşmasında
kayıpların kayıp yakınlarına iadesi konusuna
atıfta bulunarak Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
çalışmalarında çok önemli bir aşamaya gelindiğini
belirtti, komitenin etkili çalışmalar yürüttüğünü ifade etti.
Kıbrıslı
Türklere uygulanan izolasyonların hafifletilmesi ve ekonomik olarak
kalkınmasına yardımcı olunması amacıyla AB
tarafından 259 milyon Euro'luk bir mali yardımın
ayrıldığını hatırlatan Pertev, ayrılan
miktardan 1.5 milyon Euro'luk kısmının, komitenin
çalışmalarına Kıbrıs Türk tarafının bir
hibesi olarak aktarılmasını uygun gördüklerini söyledi. Pertev,
"Bunun Kıbrıs Rum tarafının aynı miktardaki bir
katkısıyla karşılık bulmasını
bekliyoruz" dedi.
3 üyeli Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin Üçüncü Üyesi Christophe Girod'un
toplantıda bulunmamasına da değinen Raşit Pertev,
"(Girod'un) Tarafsız bir üye ve böyle önemli bir olayda burada
olması gerekirdi" dedi.
Komitenin
çalışmalarının devamını sağlama konusunda
kararlılıklarının devam ettiğini kaydeden Pertev,
böyle bir miktarın kayıp çalışmalarında
kullanılması için onay vermekten de gurur duyduklarını
ifade etti.
KIBRIS 12/07/07
Papadopoulos: Talat'ın yanıtı
cesaret verici
Kıbrıs Haber
Ajansı'nın haberine göre, Papadopoulos önceki gün gazetecilerin
sorularını yanıtlarken, "Sayın Talat'ın
söyledikleri cesaret verici, en azından benim okuduğum
kadarıyla. Ümit ederim bu Birleşmiş Milletler'le üzerinde
anlaşılan prosedürden vazgeçmek demek değildir" dedi.
Talat'a mektup
gönderdiğini çünkü BM ve Talat'la üzerinde anlaşılan prosedürden
vazgeçilmemesinde ısrarlı olduğunu belirten Papadopoulos,
Talat'la birden fazla görüşme yapılabileceğini söyledi.
Seçim öncesi girişim
yaptığı iddialarını reddeden Tasos Papadopoulos,
"Anlaşmadan bu yana yardımcılarımızın (Talat
ve Papadopoulos'un) yaptıkları yaklaşık 50 toplantıda
göze çarpan bir ilerleme sağlanamadığından toplantı
yapmamız için bir mektup göndermeye karar verdim" şeklinde
konuştu.
KIBRIS 12/07/07
AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri
tutamamasından üzüntü duyuyorum
Avrupa Parlamentosu (AP)
Genel Kurul çalışmaları çerçevesinde Strasbourg'da Portekiz
Başkanı Jose Sokrates ile ortak bir basın toplantısı
düzenleyen Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'ya, Avrupa
Birliği (AB) Kıbrıslı Türklere verilen sözleri
tutmadığı ve Avrupa Komisyonu ve Konseyi'nin bu konuda ne
yapacakları sorusu yöneltildi.
ABHaber'e göre, Barroso
soruyu şöyle cevapladı:
''AB'nin
Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri yerine getirmemesinden
üzüntü duyuyorum. Maalesef Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili AB'de
bir görüş birliği (konsensüs) sağlanamadı. Bu konu ile
ilgili çalışmalar devam ediyor. Kıbrıslı Türklere
verilen sözler yerine getirilemedi. Ancak diğer taraftan Türkiye'nin de
AB'ye karşı olan yükümlülükleri bulunuyor. (Rum gemilerine
limanların açılması)''
Portekiz
Başbakanı Sokrates ise Barroso ile birlikte kendisine yöneltilen
soruya ise şu cevabı verdi:
''Barroso ile aynı
görüşleri paylaşıyorum. Burada eklemek istediğim tek bir
şey ise. müzakereler ile ulaşılmış anlaşmalara
saygı duyulmasıdır. (Türkiye'nin Ek Protokolü uygulaması
konusu).''
KIBRIS 12/07/07
Talat'la Papadopulos
haftaya görüşebilir
PERTEV'LE CONİS BUGÜN
GÖRÜŞMEYİ PLANLAYACAK... Bugün saat 15.00'te bir araya gelecek olan
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis'in, iki liderin görüşmesini de planlayacağı bildirildi
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un görüşme çağrısına
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın olumlu yanıt vermesi
üzerine iki liderin önümüzdeki hafta görüşme olasılığı
yükseldi.
Rutin görüşmeler
çerçevesinde bugün bir araya gelecek Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis iki
liderin görüşmesini de ele alacak.
Kıbrıs'ta,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un görüşme çağrısına
olumlu yanıt vermesi üzerine gündeme gelen iki liderin görüşmesinin
önümüzdeki hafta içinde gerçekleşmesi bekleniyor.
İki liderin bir araya
geliş tarihi henüz netlik kazanmazken, görüşmenin detayları
bugün yapılacak Pertev - Conis toplantısında
değerlendirilecek.
Rutin görüşmeler
çerçevesinde, bugün saat 15.00'te bir araya gelecek
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis'in iki liderin görüşmesini de planlayacağı öğrenildi.
Bu arada
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos önceki gün
yaptığı açıklamada, görüşme önerisinin
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından olumlu
karşılanmasını cesaret verici olarak nitelemişti.
KIBRIS
12/07/07
Kıbrıslı Türk
işadamları, Ban Ki-Moon'la görüştü
Kıbrıs Türk
şirketlerden oluşan Kıbrıs Türk Global Compact (Küresel
Sözleşme Ağı), 5-7 Temmuz tarihleri arasında Cenevre'de
gerçekleşen BM Küresel Sözleşme liderler toplantısında
temsil edildi.
Dünyadaki tüm ağlara
üye şirketlerin en üst yöneticilerinin katılımı ile
gerçekleşen toplantıya, Kıbrıs Rum şirketlerin
Kıbrıs'taki ağın iki toplumlu kurulması taleplerine
karşı çıkması üzerine Kıbrıs Türk
şirketlerin UNDP içinde yerel olarak oluşturduğu ağa üye
olan Cypri Cola'dan Musa Sönmezler, Dağlı Trading'den Orhan
Dağlı, Kuzey
Kıbrıs Turkcell'den Çağla Akdoğdu ve Tekser Ltd.'den de
Kutlay Erk Kıbrıs Türk Global Compact ağını temsilen
katıldı.
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon önderliğinde gerçekleşen ve
iş dünyasından liderlerin, dünyanın çeşitli ülkelerinden
50'en fazla bakan, sivil toplum ve çalışan hakları kuruluş
başkanlarının katıldığı
toplantının,
Birleşmiş Milletler tarafından liderlik ve evrensel
vatandaşlık(corporate citizenship) konularında bu güne kadar
düzenlenen en geniş ve en önemli etkilik olduğu kaydedildi.
Toplantının
gündemini, dünyadaki iklim değişimleri, idari sistemlerde
"yozlaşma", iş yaşamında insan hakları
konusunda iş kesiminin neler yaptığı ve yapabileceği
konuları oluşturdu
Açılış 4
Temmuz gecesi İsviçre Devlet Başkanı'nın verdiği
resepsiyonla oldu. Resepsiyon sırasında BM Genel Sekreteri Ban Ki
Moon ile görüşme olanağı bulan Kutlay Erk, Genel Sekreter'e
Cumhurbaşkanı Talat'ın selamlarını iletti ve
Kıbrıs sorununun çözüm sürecini canlandırmak için şahsi
ilgisinin gerekli olduğunu kaydetti.
Erk, Kıbrıs'taki
özel temsilcisinin iyi çalıştığına
inandığını belirten Ban'a her halükarda Genel Sekreter'in
sürece doğrudan katılımının yeni bir
başlangıcı başarabileceğine
inandıklarını söyledi.
Etkinliğin
oturumlarına katılan Kıbrıs Türk ekibi, etkinlik
sırasındaki atölye çalışmalarında konularla ilgili
olarak Kıbrıs'tan bilgiler aktardı.
KIBRIS
13/07/07
Avcı: Luton Town maçının Rumlarca
engellenmesini esefle karşılıyoruz
Turgay Avcı,
yaptığı açıklamada, Rum tarafının
baskılarını kınayarak, Kıbrıs'ta bir
anlaşmaya varılması yönünde her zaman olumlu tavır
sergileyen Kıbrıs Türk tarafına uygulanan insanlık
dışı ambargoların uluslararası toplum tarafından
artık görülmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Avcı, ambargoların kaldırılması yönünde adım
atılmaması halinde, Rum tarafının insan haklarını
hiçe sayan davranışlarının devam edeceğine işaret
etti.
Temel insan hakkı
olan eğitim ve spor gibi konuların, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası'nın ilgili maddesiyle tarafların uhdesine
bırakıldığını hatırlatan Turgay Avcı,
Rum tarafının, silah zoruyla gasp ettiği Kıbrıs
Cumhuriyeti unvanının tüm olanaklarını Kıbrıs
Türk halkı aleyhine kullanmakta ve en temel insan haklarını
ihlal etmekte hiç bir rahatsızlık görmediğini kaydetti.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Çetinkaya'nın 1934'te kurulan "Kıbrıs Futbol
Federasyonu"nun kurucu üyelerinden olduğuna dikkat çekerek, bu
takımın dostluk maçı yapmasını engellemek için Rum
tarafının gösterdiği düşmanca tavrı, halkın
esefle karşıladığını vurguladı.
Avcı,
açıklamasında, "Temel insan hakkımız olan eğitim
ve spor gibi konuları dahi siyasi istismar malzemesi yapan
Kıbrıs Rum tarafının bu politikasından
uzaklaşmasının yegane yolu, Kıbrıs Türk tarafına
uygulanan ve dünya kamuoyu gözü önünde cereyan eden bu son olayla da bir kez
daha ispatlanan insanlık dışı izolasyonların
kaldırılmasıdır. Bu yöndeki haklı beklentimiz
doğrultusunda uluslararası toplumun söz verdiği gerekli
adımları artık daha fazla gecikmeden atması
gerekmektedir" ifadelerine de yer verdi.
KIBRIS
13/07/07
Spor ambargosu
görüşmeyi etkiledi
BU AŞAMADA TARİH
BELİRLEMEK UYGUN DEĞİL"...
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Conis'e, Rum
tarafının Luton Town-Çetinkaya maçının oynanmaması
için elinden geleni yaptığı bir ortamda, iki liderin
buluşması için gün tayin etmenin şu anda uygun
olmadığını bildirdi
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'e, Rum
tarafının Luton Town-Çetinkaya maçının oynanmaması
için elinden geleni yaptığı bir ortamda, iki liderin
buluşması için gün tayin etmenin şu anda uygun
olmadığını bildirdi.
Pertev, dün saat 15.00'te
Conis'le, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael
Möller'in ara bölgedeki ofisinde bir araya geldi.
İki saat süren
görüşmede, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Pertev, Rum tarafının dostane bir maça bile tahammül edemeyerek
maçın oynanmaması için çeşitli yerlerden baskı
yapmasına duyulan tepkiyi dile getirdi.
Görüşmenin
ardından açıklama yapan Pertev, Kıbrıs Türk halkına
uygulanan kültürel ve sportif ambargoların çağdışı ve
insanlıkla bağdaşmayan uygulamalar olduğunu vurgulayarak, "Biz
bu ambargoların esas sorumlusunun Kıbrıs Rum tarafı
olduğunu biliyoruz" dedi.
"Tepkimizi dile
getirdim"
Toplantıda, Çetinkaya
ile Luton Town takımları arasında oynanması planlanan
dostluk maçının Rumlar tarafından engellenmesini gündeme
getirdiklerini ifade eden Raşit Pertev, "Bu durumun hoş olmadığını
muhataplarımıza aktardık ve kınadık" diye
konuştu.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Salı günü düzenlediği basın
toplantısında, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller
aracılığıyla yaptığı görüşme davetini olumlu
bulduğunu açıklamıştı.
Bu çerçevede, Pertev ile
Conis'in dünkü buluşmasında, Talat-Papadopulos görüşmesi için
planlama yapılması bekleniyordu.
KIBRIS
13/07/07
Maç oynanmadı ama
ses getirdi
Ülkemizde bulunan ve Rum
engeli nedeniyle Çetinkaya ile oynayacağı maçı iptal edilen
Luton Town takımının şehri olan Luton'da yayınlanan
Luton Today web sayfasında yayınlanan haberde, İngiliz
futbolunda "şapkacılar" olarak bilinen Luton Town'un, yeni
sezon öncesi hazırlıkları çerçevesinde Kıbrıs Türk
sporu üzerindeki uluslararası ambargoların
kaldırılmasına yardımcı olmak için adadın
kuzeyine gelmesi güneyde hareketlenmeye neden olduğu ifade edildi.
Haberde, kuzeydeki
Kıbrıs Türk spor kulüplerinin uluslararası etkinliklere
katılamadıklarına da işaret edildi.
Uluslararası hukuk,
Lefkoşa'da Kıbrıslı Türk kulübü Çetinkaya ile Luton Town
arasındaki dostluk maçının oynanmasını engellerken,
Luton Town'un adaya ziyaretinin adanın kuzeyindeki kulüpler üzerindeki kısıtlamalara
bir şekilde dikkat çekmiş olduğu belirtildi.
İngilizce dilde
yayınlanan Türk gazetesi "Turkish Daily News'de yer alan haberde ise,
"İngiliz futbol takımı Luton Town, Kıbrıslı
Türk kulübü Çetinkaya ile maç yapmak için Kıbrıs'ın kuzeyine
gitmesi adanın güneyinde kızgınlığa yol
açtı" denildi.
Haberde, "Kıbrıs
Rum yönetimi çok uğraştı, Luton Town'un adanın kuzeyine
ziyaretini durdurmakta başarısız oldu" denildi.
Haberde ayrıca,
"Luton Town'un Kıbrıs'ın kuzeyine gitme
kararlılığının ambargoların
aşılmasında bir dönüm noktası olarak görüldü"
ifadesine de yer verildi.
Luton Town kulüp sekreteri
Cherry Newbery, "Biz adanın bu kesiminde maç oynamak için davet
edildik ve yapmamız gerektiği gibi İngiliz Futbol Federasyonu
aracılığıyla izin için başvurduk" diyerek, "maalesef,
izin talebimiz Kıbrıs Futbol Federasyonu (KOP) tarafından
reddedildi, böylece burada oynayamayacağımızı ve bunun
yerine kamp yapacağımızı bilerek geldik" diye
konuştu.
Newbery,
"Oyuncuların hepsi iyi, en lüks otellerde kalıyorlar ve
bazı mükemmel servislerden faydalandılar" diye devam etti.
Luton Town'un menajeri
Kevin Blakwell ise, "bu bizim dar kapsamlı bir kulüp
olmadığımızı ve yurt dışında da rol
oynayabileceğimizi gösterdi" dedi.
Haberde, Luton Town'un
bugün İngiltere'ye geri döneceği de ifade edildi.
KIBRIS
13/07/07
13 Aleminyo şehidi bugün askeri törenle defnedilecek
Ara Bölge'deki Antropoloji
Laboratuarı'ndan Lefkoşa Türk Belediyesi'nin cenaze araçlarıyla
sabah saatlerinde alınacak 13 şehit, Lefkoşa
Mezarlığı'ndaki Şehitlik'te toprağa verilecek.
Kimlik tespiti
yapılan ilk kayıpları oluşturan 13 kişi için
düzenlenecek cenaze törenine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
da katılması bekleniyor.
Öte yandan Lefkoşa
Mezarlığı'ndaki Ortaköy Şehitliği'nde yapılacak
cenaze törenine generaller de katılacak.
Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya
göre, törende Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı
Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı
Tümgeneral Mehmet Eröz ve adada bulunan diğer generaller de hazır
bulunacak.
Töreni izlemek isteyen
basın mensuplarının saat 10.00'da şehitlikte hazır
olmaları gerektiği belirtildi.
Rumların 1974
Barış Harekâtı sırasında kurşuna dizerek
öldürdüğü 15 Aleminyolu şehitten kalıntısına
ulaşılan 13'ünün kimliği Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi tarafından tespit edildi. 13 Türk'le birlikte 15 de Rum'un kimlik
tespitiyle Kayıplar Komitesi 28 kişilik ilk kayıpları
kimlik tespitiyle ailelere teslim etmiş olacak.
Larnaka'ya bağlı
Aleminyo köyü, 20 Temmuz 1974 günü Rum silahlı güçleri ve Yunan
askerlerinin de dâhil olduğu kalabalık bir grup tarafından
kuşatma altına alınmış, köyde esir alınan
Kıbrıslı Türklerden 15'i kurşuna dizilerek
öldürülmüştü.
Kazılarla kayıp 13 Türk'ün kalıntılarına ulaşılırken, ayrı yerde gömülü oldukları tahmin edilen diğer 2 Kıbrıslı Türk Mehmet Arif ve Hasan Tüccar'ı bulmak için önümüzdeki dönemde köyde kazı yapılması bekleniyor.
KIBRIS 12/07/07
Cypriots in Westminster
punch-up
By Jean
Christou
GREEK Cypriots in the UK have run into trouble
twice in the past week, both times involving the pro-Turkish Cypriot peer, Lord
Maginnis.
According to a gossip snippet in the Times last week, the sombre corridors of
power were disrupted by the noise of a group of Greek Cypriots and a group of
Turkish Cypriots having an almighty punch-up.
The Times said the Greek Cypriot delegation were there by invitation of Rudi
Vis, the Labour MP for Finchley and Golders Green, while the Turks were led by
Lord Maginnis of Drumglass, the crossbench peer.
Neither was involved in the fracas; but neither is returning calls. So we don't
know who won, said the Times. It said Scotland Yard confirmed that officers
were asked to attend an informal meeting room in the Palace of Westminster as
a result of a heated debate. No arrests were made.
London Greek News (LNG) said the event was meant to be a gathering of Cypriots
to discuss the fate of the missing inside the House of Parliament, in order to
gather support to lobby Turkey.
However, Lord Maginnis, accompanied by four Turkish Cypriots, reportedly began
speaking and describing the 1974 invasion as a peace operation, incensing the
Greek Cypriots.
Lord Maginnis was asked by LNG what had prompted him to attend. He replied:
"I responded to an advert in a local newspaper inviting all Cypriots to
attend, so I did so, with four Turkish Cypriots.
Maginnis said several MPs who made comments on Cyprus made the meeting look
like the "Nuremberg rally" and he cited Rudy Vis as one of the
biggest culprits.
In a second incident in Northern Ireland, Maginnis verbally attacked a
delegation of Greek Cypriots from the Reconstruction and Resettlement Council,
led by Nicos Mesaritis.
Maginnis, an Ulster unionist, criticised the week-long tour by the Council,
accusing them of spreading propaganda on behalf of the Greek Cypriots, the
Press Association reported yesterday.
Mesaritis hit back, insisting they had been on a fact finding mission to Berlin
involving Turkish Cypriots, and were trying to learn lessons from Northern
Ireland's peace process which could benefit both communities.
Maginnis described the visit by the council as one of the con tricks of the
decade.
This exclusively Greek Cypriot delegation is here to propound misinformation
and discredit their persecuted Turkish Cypriot fellow islanders,'' he said.
'This is part of a relentless campaign that has sought to isolate the Turkish
Cypriot community for the last 44 years. They should not be given any
credibility whatsoever.''
Lord Maginnis is giving the wrong picture and it is clear he does not know
us,'' Mesaritis responded.
Maginnis was also criticised by his colleagues, saying he had not taken the
trouble to find out that this particular delegation was one with many friends
in the Turkish Cypriot community.
They are people who are involved in peace and reconciliation work involving
both parts of the island and they are hoping to learn from the experiences of
people from Northern Ireland, said one.
Cyprus Mail 12/07/2007
Rum basının iddiası: Portekiz'den Doğrudan
Ticaret konusunda "gizli diplomasi"
Fileleftheros gazetesi;
"Doğrudan Ticaret İçin Gizli Diploması - Sokrates-Barrosso
Girişimleri Protokolün Uygulanması İle
İlişkilendiriyorlar" başlıkları altında bir
habere yer verdi.
Gazete, AB Dönem
Başkanlığı'ndan bir yetkilinin gazeteye
yaptığı açıklamada; Almanya'nın dönem
başkanlığı sırasında Doğrudan Ticaret
Tüzüğü hakkında gerçekleştirilen görüşmeler konusunda,
Portekiz'in Almanya tarafından ayrıntılı bir şekilde
bilgilendirildiğini ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
onaylanması imkânlarının olup olmadığının
araştırılması için sondaj mahiyetinde yeni bir tur
temasının başlatılması kararının
alındığını söylediğini yazdı.
Habere göre söz konusu
yetkili ayrıca; bu girişimlerin; "tek başına"
olmayacağını ve gümrük birliğinin aralarında Güney
Kıbrıs'ın da bulunduğu, AB'ye en son üye olan 10 ülkeyle de
genişletilmesinin öngörüldüğü Ankara Protokolü'nün Türkiye tarafından
uygulanması konusuyla ilişkilendirilerek
yapılacağını savundu.
Gazete; Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması ile Ankara Protokolü'nün Türkiye
tarafından uygulamaya konmasının "gayrı resmi olarak
birbirleriyle ilişkilendirilmesi konusunun", dün ortak basın açıklamasında
bulunan Portekiz Başbakanı Zoze Sokrates ile Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barrosso tarafından
yapıldığını yazdı ve Zoze ile Barrosso'nun
açıklamalarına yer verdi.
Habere göre dünkü
basın açıklamasında Kıbrıslı Türklerin
izolasyonunun kaldırılmasına ilişkin bir soruya
karşılık Barrosso; "Komisyonun, izolasyonun
kaldırılması yönündeki tüm çabaları desteklemeye devam
ettiğini" vurguladı, ancak devamında "Türkiye'nin
Ankara Protokolü'ne tam olarak uymasının önemli olduğunu"
ifade etti.
Gazete; Sokrates'in de
açıklamasında, Barrosso ile aynı görüşleri ifade
ettiğini ve doğrudan ticaret ile Ankara Protokolü'nün
uygulanmasının birbiriyle ilişkileri olduğunu net bir
biçimde vurguladığını yazdı.
Sokrates;
"Düşüncelerimize yol gösteren; mevcut müzakerelerdir ve Türkiye'ye
ilişkin olarak ise tam olarak uyulmaları gereken anlaşmalar
mevcuttur" şeklinde konuştu.
Gazete ayrıca, Avrupa
Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türkler'le Yüksek Seviyede Temas
Grubu'nun, Kıbrıslı Türk milletvekillerine AP'de gözlemci
statüsü verilmesi önerisinin de yer aldığı raporu çerçevesinde,
izolasyonların kaldırılması konusunun bugünkü Avrupa
Parlamentosu Başkanları Konseyi tarafından
görüşüleceğini de vurguladı.
KIBRIS 13/07/07
Katliam çukurundan
şehitliğe...
Rumların 1974
Barış Harekâtı sırasında esir aldıktan sonra
kurşuna dizerek katlettiği ve kayıp arama
çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan 13
Alaminyolu şehitler dün saat 10.30da Lefkoşa
Mezarlığı içindeki Ortaköy Şehitliğinde düzenlenen
askeri törenle toprağa verildi. Ara Bölgedeki Antropoloji
Laboratuvarından Lefkoşa Türk Belediyesinin cenaze araçlarıyla
sabah saatlerinde alınan 13 şehit, kimlik tespiti yapılan ilk
kayıpları oluşturuyor.
Törendeki tek
konuşmayı şehit çocuğu Kudret Özersay yaptı.
Ardından her bir şehit için ayrı ayrı cenaze namazı
kılındı. Daha sonra şehitlerin KKTC ve Türkiye
bayraklarına sarılı tabutlardaki cenazeleri askeri kortej
eşliğinde şehitliğe götürüldü. Şehitlikteki saygı
duruşu ve saygı atışının ardından şehit
cenazeleri evlatları ve diğer yakınları tarafından
mezara indirildi. Cenazelerin toprağa verilmesinin ardından
Alaminyodan getirilen toprak şehit mezarlarına serpildi.
Şehitlerin mezarları mersin dalları ve çiçeklerle
donatıldı. Tabutların sarılı olduğu Türkiye
ve KKTC bayrakları da şehit yakınlarına teslim edildi.
Tören duaların okunmasıyla sona erdi. Bu arada kortej yürüyüşü
sırasında şehitlerin fotoğrafları evlatları
tarafından taşındı. Tören sırasında bazı
şehit yakınları baygınlık geçirdi. Törende genç,
yaşlı birçok şehit yakını da gözyaşlarına
boğuldu.
KURALLAR AYAKLAR ALTINA
ALINDI VE KATLİAM YAPILDI
Törende Alaminyo Şehit
Aileleri adına bir konuşma yapan Kudret Özersay, bugün, 33 yıl
aradan sonra 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı sırasında
ve ertesinde Larnaka kazasına bağlı Alaminyo köyünde şehit
edilen 15 Kıbrıslı Türkten 13ünü toprağa vermek üzere bir
araya gelindiğini söyledi.
Ateş
düştüğü yeri yakar. 33 yıl sonra bile yine düştüğü
yeri yakar diyen Özersay, 20 Temmuz 1974 ve hemen ertesinde Alaminyo köyünde
her tür ahlaki ve normatif kural ayaklar altına alınarak bir katliam
yapıldığını, adeta adanın kuzeyinden yapılan
Barış Harekâtının intikamının
alındığını kaydetti. Bizler, kimse bizim
yaşadıklarımızı bir daha yaşamasın diye, bir
insanlık ayıbı olarak Kıbrıs tarihine geçen bu
katliamdan gözü kör düşmanlıklar değil, bilinçli, uyanık
ve temkinli gençler yeşerttik, yeşerteceğiz diyen Özersay,
Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu direnişin
önemli bir halkasını oluşturmuş olmalarına
rağmen, Alaminyo şehitlerinin 33 yıl boyunca insanlık
tarihinin en eski insan haklarından biri olarak bilinen insanca gömülme
hakkından mahrum bırakıldığını, topluca bir
çukura atılarak üstlerinin toprakla örtüldüğünü anımsattı.
DEVLET ERKANI TÖRENDE
YERİNİ ALDI
Lefkoşa
Mezarlığı içinde bulunan Ortaköy Şehitliğinde
gerçekleştirilen törene üst düzey asker ve polis yetkilileriyle devlet ve
hükümet yetkilileri, Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği
başta olmak üzere birçok sivil toplum örgütü temsilcileri, şehit
aileleri ve yakınlarıyla vatandaşlar katıldı.
AİLELERİNE
TESLİM EDİLEN İLK GRUP
Rumların 1974
Barış Harekâtı sırasında kurşuna dizerek
öldürdüğü 15 Alaminyolu şehitten kalıntısına
ulaşılan 13ünün kimliği Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi tarafından tespit edilmişti. 13 Türkler birlikte 15 de
Rumun kimlik tespitiyle Kayıplar Komitesi 28 kişilik ilk grup
kayıbı kimlik tespitiyle ailelere teslim etmiş oldu. Larnakaya
bağlı Alaminyo köyü, 20 Temmuz 1974 günü Rum silahlı güçleri ve
Yunan askerlerinin de dâhil olduğu kalabalık bir grup tarafından
kuşatma altına alınmış, köyde esir alınan
Kıbrıslı Türklerden 15i kurşuna dizilerek
öldürülmüştü. Toprağa verilen Alaminyo şehitlerinin
isimleriyse şöyle: Tahir Osman (Kaptanoğlu), Hasan Ali
(Kandıralı), Ali Hasan (Cenk), Güney Hüseyin (Alaminyolu), Zafer
Hasan (İmamoğlu), Osman Mehmet (Reis), Mehmet Ali Bodo (Kozok), Ali
Ali Bodo (Kozok), Hüseyin Dildar (Özersay), Hasan Dildar (Özersay), Ahmet Halil
(Alkım), Mustafa Ali (Taşbel) ve Ömer Ali (Taşbel).
HALKIN SESI 13/07/07
Kıbrıslı Türklere gözlemci
statüsü...
AP`deki tüm siyasi grup
temsilcilerini biraraya getiren AP Başkanlık Divanı
toplantısında AP Liberal Grup başkanı Graham Watson, iki
Kıbrıslı Türk parlamentere gözlemci statüsü tanınması
konusunu gündeme getirdi.Ancak toplantıda Kıbrıslı Türklere
AP`de gözlemci statüsü tanınması konusunda karar alınacak bir
çoğunluk bulunamadı.
AP Başkanı Hans Gert Pöttering, Kıbrıslı Türklere
AP`de gözlemci statüsü tanınması için net bir çoğunluk
olmadığını söyledi.
AP Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu
Başkanı Françoise Grossetete ise AP`de Kıbrıslı Türklere
gözlemci statüsü tanınması çerçevesinde iki sorun bulunduğunu
belirtti.Grossetete bunları sırasıyla, hukuki ve alinacak karar
için net bir çoğunluk olmaması olarak açıkladı.
Sosyalist ve Yeşillerin toplantıyı terketmesi sonucu belirledi
AP Başkanlık Divanı toplantısında daha önce AP
Sosyalist ve Yeşiller Grubu, Hıristiyan Demokrat Grubu ile üzerinde
anlaştığı AP İnsan Hakları alt Komitesi`nin
Komisyon düzeyine çıkarılması konusunda son anda Hıristiyan
Demokrat Grubu`nun yan çizmesi sonrası Yeşiller ve Sosyalistler AP
Başkanlık Divanı toplantısını terketti.
Sosyalist ve Yeşillerin toplantıyı terketmesi AP
Başkanlık Divanı`nda alınacak Kıbrıslı
Türklere gözlemci statüsü tanınması kararını olumsuz
etkiledi.
Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü verilmesi konusunun Eylül
ayında tekrar AP Başkanlık Divanı toplantısında
gündeme getirileceği bildirildi.
Öte yandan ABHaber`e verilen bilgilere göre AP Sol Grup Başkanı
Françis Wurtz`un toplantıda Kıbrıslı Türklere gözlemci
statüsü verilmesine karşı sert muhalafet yaptığı
belirtildi.
HALKIN
SESI 13/07/07
NTV
Güncelleme: 20:39 TSİ 14 Temmuz 2007 Cumartesi
LONDRA - Türkiyedeki Büyük
Bölünme başlıklı yazıda, son dönemdeki kutuplaşma,
Türklerin ağzından anlatılıyor. Yazıda, siyasetten
uzak duran gençlerin, bu kutuplaşma yüzünden politize olmaya başladığı
belirtiliyor.
Yazıda,
Türkler bölünmüş durumda. Ve en derin fay hatları, genç Türkler
arasında. Daha önce eylemciliğiyle tanınmayan bir jenerasyon,
laiklik, İslamcılık veya milliyetçilik bayraklarıyla
gösteriler yapıyor ifadesi yer alıyor.
Time dergisi, laiklik yanlılarının, yaşam
tarzlarının tehdit altında olduğu korkusunu
taşıdığını, dindar gençlerin ise, Adalet ve
Kalkınma Partisini, Türkiyenin amansız laik yasalarına
karşı bir çare olarak gördüğünü savunuyor.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 01:58 TSİ 14 Temmuz 2007 Cumartesi
LEFKOŞA - Türk Kuvvetleri
alayıyla komando ve topçu alaylarının komuta ve sancak devir
teslim töreninde konuşan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı
Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, isim vermeden bazı kesimlere
sert mesajlar gönderdi.
Kıvrıkoğlu,
KKTCde belirli kesimlerin yapay yetki tartışmaları yaratarak
Türkiyeyi anavatan yerine sıradan bir komşu ülke, Türk Silahlı
Kuvvetlerini de yabancı bir ordu gibi gördüklerini ve Türkiyeye
karşı egemenlik iddiasına girdiklerini kaydetti ve Üzülerek
belirtmeliyim ki yek vücut olmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz bu safhada,
KKTC halkının hedefiyle örtüşmeyen ve KKTCnin güvenliğini
risk altına sokabilecek eylem ve söylemlere tanıklık etmekteyiz
dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat başta olmak üzere devletin
zirvesinin de hazır bulunduğu törende, Kıvrıkoğlu
bazı kurum ve kişilerin rum politikalarına alet olduğunu
söyledi.
Korgeneral Kıvrıkoğlu, Kıbrıs adasının
içinden ya da dışından, bilerek veya bilmeyerek doğrudan ya
da dolaylı olarak Rum politikalarına söylem, eylem ve
uyugulamalarıyla destek veren, katkıda bulunan kişi, kurum,
kuruluş ve örgütler geçmişte olduğu gibi günümüzde de Türk
ulusunun şaşmaz sağduyusu ve Türk askerinin daima hukukun içinde
kalan kararlı duruşu karşısında hüsrana uğramakta
ve yok olmaktadırlar diye konuştu.
Adadaki Türk askerinin, uluslararası anlaşmalardan ve Türkiyenin
Kıbrıstaki garantörlük haklarından kaynaklanan yetkiyle 47
yıldır görev yaptığını belirten Korgeneral
Kıvrıkoğlu; kapsamlı, adil ve kalıcı bir
anlaşmaya kadar, Adadaki Türk askeri varlığının devam
edeceğini vurguladı.
Time'ın kapağında türbanlı bir Türk
Dergiye kapak olan 7'nci Türk türbanlı bir genç kız oldu
14 Temmuz, 2007 09:10:00 (TSİ) CNN TURK
Dünyanın en saygın dergilerinden Time, Avrupa
baskısının kapak konusunu Türkiye'ye ayırdı.
''Türkiye'de Büyük Bölünme'' başlıklı bir makaleyle ''gençlerin
kamplaştığı'' iddiasına yer veren dergi, türbanlı
bir genç kızın fotoğrafını kapağına
taşıdı.
Dergide
Andrew Purvis imzasıyla yayımlanan yazıda, Türkiye'deki siyasi
atmosfer Türklerin ağzından aktarıldı.
Yazı, Utku Köseoğlu adlı bir Türkün avukatlık kariyerini
bırakıp, nasıl laikliği savunan bir siyasi eylemciye
dönüştüğünü aktararak başlıyor.
Makalede, "yaklaşan seçimlerle laik ve muhafazakar gençlerin
meydanlara dökülerek kamplaştığı" savunuldu.
Dergiye göre Türk gençliği, 1980 darbesinden sonra ilk kez
"politize" oldu.
Dergi, Mine Karakaş adlı türbanlı bir genç kızın
fotoğrafını da kapağına taşıdı.
İki ay önce yapılan röportajla Karataş'ın görüşlerine
de yer verildi.
Dergi, türbanlı olduğu için ABD'de okuyan Karakaş'ın,
"AK Parti iktidarında kendisini daha rahat hissettiği"ni
aktardı.
Only a few months ago, Utku Koseoglu would spend his evenings playing football or maybe downing an Efes beer or two with friends at a waterside nightclub in one of the trendier parts of Istanbul. His reading ran to thrillers like The Da Vinci Code. But these days, the 27-year-old lawyer is more likely to be found hunched over a conference table in a cramped and sweaty office in Istanbul's hectic Kadikoy district, toiling late into the summer night writing blogs, collecting Web clippings and organizing marches. When he finds time for a book, it's the writings of Turkey's revered founder Kemal Ataturk, not Dan Brown. "I could have been starting my career," he says with a wry smile. "Instead, I am doing this."
The reason for his conversion to political activism, he says, is that his country is facing the gravest threat to its secularist identity in more than 50 years. The ruling Justice and Development Party (AKP), led by Recep Tayyip Erdogan, has links, he believes, to Islamic sects that are intent on undermining democracy and Turkey's treasured secularist principles. For the the sake of the nation, says Koseoglu, they must be defeated at the polls. "We want to expose the true face of the AKP and make sure no vote is wasted." The little outfit to which he belongs, formed a year ago under the title the Kemalist Politics Group, is one of scores that have emerged in in the run-up to parliamentary elections on July 22. In a rare expression of political will from a middle class that has traditionally seen scant need to get involved, these groups have organized dozens of marches that have brought millions onto the streets in cities across the nation. "Our strategies are long-term," says a friend of Koseoglu's, Demir Buyukozkan, 28, at a recent late-night session in Istanbul. "In the next generation, our goal is to be leaders of this country."
Unfortunately for these emboldened secularists, a great many young conservatives have precisely the same goal. Indeed, supporters of the AKP, which has dominated the Turkish parliament for the past five years, have been invigorated by the secularists' opposition. After the Turkish army, a stalwart (if frequently undemocratic) defender of the country's secular heritage, intervened in April to block the party's choice for President, the AKP vowed to leave the decision to the people by calling for early elections. (If the party wins a majority in the parliament, it aims to change the constitution to allow a direct presidential vote.) Hundreds of thousands of volunteers for the AKP are, like their secularist counterparts, pounding the pavement in 81 provinces to rally support.
In an interview with TIME, Turkey's Foreign Minister Abdullah Gul, whose efforts to become President were opposed by the military because his wife wears a head scarf, said he plans to stand for the job again if the party is returned to power. "What we have done in the last five years speaks for itself," he says, noting, for example, his party's move for Turkey to adopt the European Union's body of law. "Is this an Eastern country's legal system? Is this Shari'a? No, it is the European laws! We are upgrading this country. We are the real reformers."
These elections promise to be the most hotly contested in memory, and turnout may reach historic highs. Seaside cottages are renting for half price on the balloting weekend as Turks plan to flock back to the cities to vote. Conspiracy theories are rife as parties accuse each other of undermining Turkish democracy. At stake are policies vitally important in Turkey and beyond, including the question of whether or not to send Turkish forces into Iraq, Turkey's stalled membership talks with the E.U., and economic and democratic policies at home. On most of these issues, Turks are deeply divided.
And nowhere do the fault lines run deeper than among young Turks. A generation not previously known for its activism is rallying around secularist, pro-Islamic or nationalist flags in unprecedented numbers a political awakening attributed by some to the ideological currents of the present campaign. Their convictions and involvement are key in a nation where nearly 70% of the population is now under 35, the highest proportion among industrialized economies. And political parties are making tremendous efforts to woo the young. An attempt by the AKP to lower the age of eligibility for a seat in parliament from 30 to 25 just narrowly missed being implemented. "We are forcing them to get involved," Gul told TIME. "They are the future of this country." Mark Parris, a former U.S. ambassador to Turkey now at the Brookings Institution in Washington, says 2007 is pivotal: "This could define the kind of country that Turkey is for a generation."
For years, young secularists like Utku Koseoglu took their power for granted. They saw themselves as the rightful heirs to Ataturk, the West-leaning founder of modern Turkey in 1923 who decreed a secular state and exhorted subsequent generations to defend it. Ataturk's "secular establishment," rooted in the military and judiciary, became a kind of ruling class. When political parties strayed too far from secularist principles, the army stepped in for example, to force an Islamist-led government from power in 1997. Few young Turks felt compelled to vote, the more so after the military banned political parties from campuses following a 1980 coup.
Against that backdrop, the rise of Erdogan's AKP did not at first seem a serious threat. Its landslide victory in 2002 caught many by surprise, but even that victory was chalked up to a protest vote against the incompetence of established political parties, notably the secularist Republican People's Party (CHP). But unlike previous parties with Islamist roots, the AKP has so far steered clear of the kind of overt Islamist doctrine that got its predecessors in trouble. Instead, it has built a record based on reforming Turkish democratic and economic institutions to fit E.U. standards. The ostensible aim has been to boost Turkish prosperity and to bring the nation into Europe. A side effect has been to weaken the role of the military in Turkey's political life and to strengthen religious and minority rights. The result: a de facto challenge to the secular establishment that has dominated Turkish society since the country's foundation.
Secularists are now rising to meet that challenge. The almost visceral response they have to the AKP focuses less on what the party has done than on who its leaders are. Even staunch opponents of the government concede that Erdogan has done some things right. A buoyant economy growing at a 7% clip, lower inflation and joblessness, and the opening of E.U. membership talks after 40 years of waiting would be a credit to any government. Instead, critics stress the alleged long-term Islamist agenda of the party's leaders. The current e-mail and blogging campaign by the young Istanbul Kemalists, for example, is focusing on claims that leaders like Erdogan and Gul are conservative Muslims who have in the past flirted with political Islam.
Both leaders were members of the Welfare Party that was banned in 1997 for undermining Turkey's secular regime. Erdogan was imprisoned a few months later for reading, while mayor of Istanbul, a poem that likened minarets to bayonets. "Democracy is like a street car," Erdogan is alleged to have said in one mailing. "You only ride it to get to your destination." The Kemalists' blogs remind skeptics of the Islamic notion of takiye, according to which it is permissible for devout Muslims to dissimulate in order to achieve their goal. The fact that the party has not yet pursued an Islamist agenda on a national scale is, secularists argue, not proof that it never will. To bolster their argument, the secularists' newspapers zealously publish stories about municipal officials who have imposed Islam on public life by, for example, segregating the sexes at public pools.
Young secularist women say they are particularly worried. Pinar Ozkan, 23, an events organizer who is a member of the Kemalist Politics Group, says her company recently organized a gathering for several junior AKP officials in Istanbul. When she offered them a tray of tea, she claims, they refused to be served by a woman whose hair was uncovered. "I felt like a second-class citizen," says Ozkan, dressed in gold lamé heels, a miniskirt and white tank top. "As a woman in Turkey, my freedom is very important. We owe that freedom to Ataturk. I will never give that up to anyone." Later that night, she gets ready for an antigovernment rally in Istanbul, donning a Halloween-style mask of the mustachioed Turkish founder. "I want to see the world through his eyes," she says. Ozkan, like most secularists, is backing the CHP, which was founded by Ataturk; others support the Nationalist Movement Party, or MHP, though neither has a chance of winning on its own.
AKP officials acknowledge their roots in Islamist parties. But they insist that they have changed, and that they respect Ataturk's separation of mosque and state. Secularist charges of creeping fundamentalism are just a way to scare voters, they say. "It's a witch hunt," says Ali Kemal Eksioglu, 30, an AKP youth leader who has been working to get out the vote in Kadikoy, Istanbul's largest, wealthiest and most traditionally secularist voting district. "I mean, it's 2007, and they are still asking, 'Why is that woman wearing a head scarf?' It's too much." As he sees it, what his party is really about is "tolerance of different lifestyles and economic stability."
Swiftly moving from underdog to favorite in just six years, the AKP has become the party to beat. But its rise, supporters say, has bred misunderstanding. The party appeared on the scene in 2001 as a grassroots movement, going door to door to introduce itself to people individually. But Eksioglu's small army of volunteers in Kadikoy has stopped canvassing like this, he says, because the atmosphere has become too tense. That doesn't mean they're no longer active in the neighborhood, however. Indeed, the party recently opened a branch office in Kadikoy its bright orange-and-blue party flags fluttering conspicuously over the local Starbucks and its well-heeled clientele. The office is not far from where the Kemalist group meets to plot the AKP's downfall. Eksioglu says he likes to go there to listen to the catcalls from the street: "I don't care about them. I believe in what I am doing."
Eksioglu himself is an example of how the AKP is drawing from an ever wider pool of supporters. Traditionally, AKP supporters hailed from central Anatolia or the sprawling, working-class suburbs of big cities like Istanbul. But Eksioglu is conspicuously uptown. His family's property-development firm has flourished under AKP rule (it has put up four buildings since 2002, vs. none in the previous political term), thanks to a stable economy and lower interest rates that have made buying homes easier for ordinary residents of Istanbul. He now owns an apartment on Baghdad Avenue, the smartest address in the city, lined with designer shops and sushi bars. And while secularists once made fun of AKP officials for their brown, poorly tailored suits, Eksioglu adopts a cooler style with a fashionably unshaven jaw, shorts and a Led Zeppelin T shirt or, while campaigning, a sharp suit. To the consternation of local secularists, plenty of young, prosperous Turks, who also happen to be religious, are rallying to the AKP. One of the best known cafés in the area, in a former Pasha's palace overlooking the Bosporus, a place once reserved for wine-sipping secularists, now serves no alcohol; its female patrons, wealthy as ever, are as likely to cover their hair as not.
To understand why Turks are voting for the AKP in such numbers, visit Pursaklar, a hillside town just outside Ankara in the brown hills of central Anatolia. Ten years ago, the place was an afterthought, its small population made up mostly of poor migrants from rural parts of central and eastern Turkey. Today it is a booming residential center of 120,000, with 10,000 more arriving each year, according to its AKP mayor. The town boasts two new parks, a town square redesigned around an imposing new mosque, and a factory-sized cultural center (with separate facilities for men and women). There are no fewer than 14 supermarkets in the town, up from two in 2000.
Locals credit their town's rebirth to AKP policies and, in particular, the party's economic management. After a financial crisis in 2001 caused Turkey's currency to lose half its value, the country introduced IMF-inspired reforms that the AKP has doggedly maintained. As a result, Turkey has not only experienced impressive gdp growth, but has rid itself of the hyperinflation that plagued it for most of the 1990s. For real estate agent Abdullah Cam, 23, who says his family firm has tripled revenues in the past five years, the AKP has been "great for business." Down the road, Mehmet Goktas, 41, agrees. Sales at the supermarket he owns have more than doubled in the same period. "We've moved from an inflation-based economy to a normal one," he says. Both Cam and Goktas consider themselves "very religious" and both come from conservative families who were drawn to the AKP for its "Islamic values," but it's the party's economic record that has sustained their support.
Secularists may fear for their Western lifestyles, but very devout youngsters, for their part, see in the AKP potential relief from Turkey's remorselessly secularist laws. Mine Karakas, 27, has worn a head scarf since the age of 10 and as a result was prevented from attending university. (Head scarves are banned in public buildings.) She protested the law, picketing the university gates for two years, but eventually gave up. She headed to the U.S. to study instead, but returned after 9/11. She now works for a private foundation that operates Muslim orphanages around the world. For her, the religious values of Erdogan and Gul are reassuring: "We feel more comfortable with them." How such sentiments will play out at the polls remains unclear. Public opinion surveys put support for the AKP at 35-42% vs. 18-25% for the CHP and 15-25% for the MHP, an overtly nationalist party that has benefited from Turkish anger over the Iraq war, fears of Kurdish separatism, and frustration over resistance to Turkish membership of the E.U. The two opposition parties have not ruled out forming a coalition in order to replace the AKP if they get the votes.
One irony is that the policies of the Islamic AKP are significantly more pro-Western than those promised by its secularist and nationalist rivals. A coalition of the MHP and the CHP may keep head scarves out of the presidential mansion, but it might also put the brakes on European-inspired democratic and economic policies, jeopardize talks to join the E.U., and lead to a clampdown on Turkey's Kurdish minorities. The AKP, if elected, vows to press ahead with additional requirements of E.U. accession, whether or not the Europeans are willing to let Turkey join. The party also promises to nearly double personal annual incomes to $10,000, and raise national gdp from $400 billion to $800 billion by the end of its next five-year term. "Then," says Gul, "I don't think France or Austria or anyone else will be able to ignore Turkey."
In the meantime, the nation can take heart from the fact that young Turks are so deeply engaged in determining their country's future. In Kadikoy, Utku Koseoglu says he has no regrets about his decision to stop partying and focus on the less frivolous pleasures of getting out the vote. "Rallies are fun," he says. "It's as if we've all known each other forever. We can thank the AKP for one thing: they got us out in the streets."
TIME MAGAZINE 14/07/07
Aslında
yaşanan kepazelik çok da şaşırtıcı değil...
KKTC lig şampiyonu Çetinkaya takımı İngiliz Luton Town
takımıyla bir maç için anlaşıyor... Geçen çarşamba
gecesi saat 21.00'de takımlar Kuzey Kıbrıs'ta maçın
oynanacağı Atatürk Stadyumu'nda sahaya çıkıyor...
Cumhurbaşkanı M. Ali Talat ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer de
tribündedir. Seyirciler keyifli bir maç izlemeye hazırlanırken...
Luton Town takımı mızıklanıyor. Çetinkaya
takımıyla maç yapmayacağını bildiriyor. Ama bu maç
için para da almış. Parayı geri vermemek için iki takıma
ayrılıp kendi arasında maç yapıyor. Bu maçın galibi var
mı? Var; Rum lideri Papadopulos... Rum lideri İngiltere'yi baskı
altına almış, maçı önlemiştir...
Rumlar görüldüğü gibi... En küçük tavize yanaşmıyorlar... KKTC
ve Ankara'nın taviz üstüne taviz vermesi bugüne dek hiçbir işe
yaramadı... Pardon... Bir işe yaradı tabii... Rum Meclis
Başkanı Hristofyas seçimlerde AKP'nin kazanmasını
istediklerini söylüyor... (Eğer bu kazançsa) sağlanan tek kazanç
budur!
***
MELIH
ASIK MILLIYET 14/07/07
KKTC'nin güvenliğini risk altına sokabilecek eylem ve söylemlere tanıklık ediliyor
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı
(KTKA), Komando Alayı ve Topçu Alayı'nın komuta ve sancak devir
teslimleri dün yapıldı.
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay
Komutanlığı görevini Kurmay Albay Ferhat Özgen, Komando Alay
Komutanlığı görevini Kurmay Albay Güngör Selbes, Topçu Alay
Komutanlığı görevini Kurmay Albay Ahmet Erap devraldı.
Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, içinde
bulunulan safhada KKTC halkının hedefiyle örtüşmeyen, KKTC'nin
güvenliğini risk altına sokabilecek eylem ve söylemlere
tanıklık edildiğine işaret etti ve
"Kıbrıs'taki mevcut olağanüstü koşulları ve
Kıbrıs sorununu bir bütün olarak algılamayanlar ya da tarihe ve
içinde bulunduğumuz koşullara sadece belli bir ideolojinin
penceresinden bakabilenler, suni yetki tartışmaları yaratmakta,
Türkiye'yi Anavatan gibi değil, sıradan komşu bir yabancı
ülke, Türk ordusunu o yabancı ülkenin ordusu gibi görmekte ve Türkiye'ye
karşı egemenlik iddialarında bulunmaktadırlar"
şeklinde konuştu.
Kıbrıs adasındaki
vazifelerinin; Enosis'in yeniden diriltilmesine engel olacak kapsamlı,
adil, kalıcı bir çözüm bulununcaya kadar, mevcut ateşkes
koşullarında devam edeceğine dikkat çekerek, "vazifemizi,
1960 anlaşmalarının gereklerine, Türkiye'nin Kıbrıs'a
karşı tarihi, ahdi ve hukuki sorumluluklarına, ateşkes
koşullarının zorluklarına, TC devletinin yasalarına,
KKTC Devletinin Anayasa ve yasalarına, Genelkurmay
Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri
Komutanlığı'nın direktiflerine uygun olarak hassasiyetle,
gözeterek yerine getirmekteyiz" dedi.
Tören
KTKA, Komando Alayı ve Topçu
Alayı'nın komuta ve sancak devir teslimleri, dün saat 19.00'da
KTKA'da yer alan törende gerçekleştirildi.
Törene, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TC Lefkoşa
Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, KTBK Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Sabri Demirezen,
39. Tümen Komutanı Tümgeneral Hüsmen Akdeniz, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, GKK Komutan Yard. Tuğgeneral Salih
Cengaver Cem, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, UBP Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, bazı bakanlar, ile
diğer askeri ve sivil yetkililer, siyasiler ve davetliler
katıldı.
İstiklal Marşı'yla
başlayan törende, daha sonra Alayların tarihçeleri ve Alay
Komutanlarının özgeçmişleri okundu ve sancaklar ile Alay
Komutanları platformdaki yerlerini aldı. Devir Teslim
Andı'nın ardından sancak devir-teslim tutanaklarının
imzalandığı törende, görevi devralan komutanlar, devreden
komutanlara, komutanlıklarının forslarını verdi. KTBK
Komutanı Kıvrıkoğlu ve Cumhurbaşkanı Talat
tarafından görevlerini devreden komutanlara hizmet şildi verilmesiyle
devam eden tören, Kıvrıkoğlu'nun konuşması ve tören
geçişiyle tamamlandı.
Kıvrıkoğlu'nun
konuşması
KTBK Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu, törende yaptığı konuşmada,
sorumluluklarının başında, KKTC halkının
güvenliği ve savunulmasının geldiğini vurguladı ve
KTBK'nın sorumluluğunu yerine getirme ve vazifesini icrasındaki
başarısının, Kıbrıs'taki
varlığının 33'üncü yılında, KKTC
halkının yüzde 95'inin üzerindeki çoğunluğunun güven beyan
ederek verdiği destekle teyit edildiğini kaydetti.
"1978'den itibaren
Kıbrıs'ı yönetenlerin aldıkları tüm tedbirler ile 1960
anlaşmalarının özünün, Rumların vazgeçemedikleri ve asla
vazgeçemeyecekleri Enosis'in gerçekleştirilmesini önlemeye
yöneliktir" diyen Kıvrıkoğlu, 16 Ağustos 1974'te
Kıbrıs'ta savaşa ara verildiğini, Kıbrıs
sorununun ateşkes koşulları altındaki siyasi ve diplomatik
oyunlar safhasının başladığını dile getirdi.
Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu,
içinde bulunulan safhada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ozmosis
şartları yaratma ve Enosis için uygun koşulları
oluşturma gayretlerinin sürdüğüne dikkat çekerek, KKTC'nin ise,
öncelikle yıllardır süregelen izolasyonlardan kurtulmayı ve
Kıbrıs Türkü'nün, KKTC'nin egemenliğe, güvenliğe ve siyasal
eşitliğe halel getirmeyecek kapsamlı adil, kalıcı bir
çözüme ulaşılmasını hedeflediğinin altını
çizdi.
İçinde bulunulan safhada KKTC
halkının hedefiyle örtüşmeyen, KKTC'nin güvenliğini risk
altına sokabilecek eylem ve söylemlere tanıklık edildiğine
işaret eden Kıvrıkoğlu, "Kıbrıs'taki mevcut
olağanüstü koşulları ve Kıbrıs sorununu bir bütün
olarak algılamayanlar ya da tarihe ve içinde bulunduğumuz
koşullara sadece belli bir ideolojinin penceresinden bakabilenler, suni
yetki tartışmaları yaratmakta, Türkiye'yi Anavatan gibi
değil, sıradan komşu bir yabancı ülke, Türk ordusunu o
yabancı ülkenin ordusu gibi görmekte ve Türkiye'ye karşı
egemenlik iddialarında bulunmaktadırlar" şeklinde konuştu.
"Dikkatle izliyoruz"
KKTC halkının hedefine ulaşmasına
yönelik gayretlerin dışında kalan, Rum propaganda ve
politikalarına hedef olanları dikkat, ibret ve teessürle
izlediklerini ifade eden Kıvrıkoğlu, "Bu kesimlere bolca
boşa çaba harcamak yerine, Türkiye'nin ve KKTC'nin güvenliklerini
ilgilendiren milli ortak sorunu olan Kıbrıs sorununun kapsamalı,
adil, kalıcı çözümü yönündeki gayretlerimize katılarak,
müşterek enerjimizin yarattığı sinerjiyi hatırlatmakta
yarar görüyorum" dedi.
Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu,
TSK'nın üç mümtaz alayının, komutanlık devir teslim
törenini gurur ve heyecanla izlediklerini belirterek, TSK alaylarının
Mücahit Kıbrıs Türkü ile omuz omuza savaşarak
bütünleşmiş olmanın gururunu
taşıdığını söyledi.
"Sancak; şeref timsalimizdir"
"Sancak; rengini şehitlerimizin
kanından alan, gölgesinde savaşırken uğruna tereddüt
etmeden canımızı feda edeceğimiz, daima yükseklerde
tutuğumuz ve bizden sonrakine teslim etmeden ölmemeye ant içtiğimiz
şeref timsalimizdir" diyen Kıvrıkoğlu, KKTC'de,
Mücahit Kıbrıs Türkü'nün onuru ve namusu için dalgalanan 16
şanlı sancaktan biri ile onurlandırılmanın ayrı
bir anlamı olduğunu vurguladı.
Komutanlık görevlerini tamamlayan Alay
komutanlarının; disiplinli, özverili, fedakar
çalışmaları ve kararlı tutumlarıyla personelini birlik
ruhuyla birleştirerek eğitim seviyelerini yükselttiklerini,
onları her an muharebeye hazır duruma getirdiklerini ifade eden
Kıvrıkoğlu, komutayı yeni devralanların da, bugünü bir
başlangıç olarak kabul edip, birliklerini daha da yücelterek,
Atatürk'ün aydınlattığı yolda azimle, bıkmadan
usanmadan, yorulmadan yürüyeceklerine inanç belirtti.
"Değerlere göz dikenlerin
korkusu..."
Kıvrıkoğlu, komando ve topçu
alaylarının, ulaştıkları eğitim seviyesi, örnek
disiplini, üstün morali, tartışılmayacak vatan, millet, bayrak
sevgisiyle, daima göreve hazır olarak, barışın, hakkın
ve adaletin güvencesi olarak, bu değerlere göz dikenlerin korkusu olmaya
devam edeceklerini vurguladı.
TSK'nın 16 Ağustos 1960 gününün,
Kıbrıs'a ayak basarak Kıbrıs Türk halkının uzun
yıllar beklediği Mehmetçiğe kavuşmasını
sağladığını işaret eden
Kıvrıkoğlu, TSK'nın en zor ve sıkıntılı
günlerde sönmeyen bir umut ışığı olarak
Kıbrıs Türkü'nün anavatana olan inancı,
bağlılığlı ve sevgisini daha da güçlendirdiğini
kaydetti.
Türkiye'den güç alan Kıbrıs
Türklerinin, dünyada hiçbir topluma reva görülmeyen zülüm ve
haksızlıklara göğüs gererek hak ettiği değerlerden
asla vazgeçmediklerine dikkat çeken Hayri Kıvrıkoğlu, "bu
vatan toprağına can verdiniz, kan verdiniz. TSK'nın bir
parçası olarak tarihi görevinizi başarıyla yerine getirdiniz.
Kıbrıs Türkü'nün var olma mücadelesinde, daima şükran ve
minnetle anılacak bir onur kazandınız. Sizleri
yaptıklarınızdan ve başarılarınızdan
dolayı kutluyorum" dedi.
Korgeneral Kıvrıkoğlu,
konuşmasının sonunda, tüm şehitleri ve gazileri rahmetle ve
şükranla andı.
Kurmay Albay Ferhat Özgen
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay
Komutanlığı görevini devralan Kurmay Albay Ferhat Özgen, 1962
yılında Antalya'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini
Turgutlu ve Bandırma'da tamamlayan Özgen, 1983 yılında Kara Harp
Okulu'ndan, 1984 yılında Piyade Okulu'ndan mezun oldu.
1992 yılına kadar, 4'üncü Dağ
ve Komando Taburu/Van ve Kara Harp Okulu'nda Takım
Komutanlığı yapan Albay Özgen, 1994 yılında Kara Harp
Akademisi'ni bitirdi.
Sırasıyla; 1994-1996
yıllarında 55'inci Mekanize Piyade Tugayı İstihbarat
Şube Müdürlüğü, 1996-1998 yıllarında 34'üncü
İçgüvenlik Tugayında Harekat ve Eğitim Şube Müdürlüğü,
1998-2001 yıllarında Kara Kuvvetleri Harekat Başkanlığı'nda
Milli Plan Subaylığı, 2001-2003 yıllarında Kara Harp
Okulu'nda Tabur Komutanlığı ve 2003-2007 yılları
arasında Kara Kuvvetleri Genel Plan ve Prensipler
Başkanlığı'nda Mali Plan ve Program Şube
Müdürlüğü görevlerini yürüten Özgen, Bayan Nihal Özgen'le evli olup iki
çocuk babasıdır.
Kurmay Albay Güngör Selbes
Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Komando Alay Komutanlığı görevini devralan Kurmay
Albay Güngör Selbes, 1962 yılında Ankara'da doğdu ve 1983
yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1984 yılında Piyade
Okulu'ndan mezun oldu.
Sırasıyla; 1984-1989
yılları arasında Tekirdağ/Çorlu Ulaş'ta takım ve
bölük komutanlığı, Eğirdir'de dağ ve komando ihtisas
kursu, Mardin'de Tim Komutanlığı görevlerini yapan Güngör
Selbes, 1989-1991 yılları arasında Kıbrıs'ta Komando
Bölük Komutanlığı, 1991-1992 yılları arasında
Eğirdir'de Tug. Kh. Bl. Komutanlığı görevlerinde bulundu.
1994 yılında Kara Harp
Akademisi'nden mezun olan Albay Selbes, sırasıyla; 1994-1996
yılları arasında Hakkari Dağ ve Komd. Tug.
K.lığında Kh.Sb.lığı, 1996-2001 yılları
arasında Kara Harp Okulu'nda Kh. Sb.lığı ve öğretim
üyeliği görevlerini yerine getirdi.
2001-2003 yılları arasında
Gökçeada 5'inci Komando A. 2'nci Komd. Tb. K'lığını
müteakip, 2003-2005 yıllarında 51'inci İç Güv. P. Tug.
K.lığı Kur. Bşk.lığı görevlerinde bulunan
Selbes, 2005 yılından itibaren Gnkur. Hrk.
Bşk.lığı İç Güv. Hrk. D. Hrk. Ş. Md.lüğü
görevini yürüttü. Albay Selbes, Bayan Nuray Selbes ile evli ve bir çocuk
babasıdır.
Kurmay Albay Ahmet Erap
Türk Silahlı Kuvvetleri 2007
yılı genel atamalarıyla Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Topçu Alay Komutanlığı'na atanan Kurmay Albay Ahmet
Erap, 1961 yılında İstanbul'da doğdu. Erap, 1983
yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1984 yılında Topçu ve Füze
Okulu'ndan mezun oldu.
Sırasıyla Erzurum ve Çorlu'da Tümen
Topçu Alaylarında, Tk. ve Bt. K.lığı, 1994
yılında Kara Harp Akademisi'nden mezun olmayı müteakip 1994-1996
yılları arasında İstanbul'da ve 1996-1998 yılları
arasında 23'üncü P. Tugayı'nda İstihbarat ve Harekat Eğitim
Şube Müdürlüğü, 1998-2001 yılları arasında Harp
Akademileri Karargahı'nda Plan Subaylığı, 2001-2003
yılları arasında 1'inci Zırhlı Tugay'da Tank Tabur
Komutanlığı, 2003-2005 yılları arasında
Helsinki/Finlandiya'da Askeri Ataşelik, 2005-2007 yılları
arasında Kara Harp Akademisi'nde öğretim üyeliği görevlerinde
bulunan Albay Erap, Bayan Süheyla Erap ile evli ve iki çocuk babasıdır.
Türk Kuvvetleri Alayı'nın tarihçesi
Komuta ve sancak devir teslimi yapılan
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı, Zürih Mutabakatı ve Londra
Anlaşması esaslarına göre kuruldu. Alay o zaman
İskenderun'da konuşlu bulunan 39'uncu P. Tüm. tarafından 650
mevcutlu olarak teşkil edildi ve sancağı da, 29 Temmuz 1960
tarihinde Devlet ve Hükümet Başkanı, Başkumandan Org. Cemal
Gürsel tarafından verildi.
25 Aralık 1963 tarihine kadar Kamp
Kışlası'nda bulunan Alay, bu tarihte, aldığı
emirle, iki grup halinde Ortaköy ve Gönyeli istikametinde harekete geçmiş,
Türk Mukavemet Teşkilatı ile birlikte, Yeşil Hattın
oluşturulmasında görev almış, Ortaköy ve Gönyeli
kışlalarına intikal etmişti.
1964-1974 döneminde Geçici Türk Yönetimi ve
TMT ile omu omuza çalışan Alay, 20 Temmuz 1974 günü başlayan
Barış Harekatı'nda, Gönyeli-Ortaköy-Boğaz üçgenine
yapılan hava indirme ve uçar birlik harekatının, inme/atma
bölgelerinin emniyeti ve desteğini sağlamıştı.
Alay, Barış Harekatı'nın
ikinci aşamasında, Lisan Okulu ve Yunan Alay
Kışlasının tahkimli mevziilerine taarruz ederek, çok çetin
yakın muharebelerle bugünkü temas hattına ulaşmış,
Yunan Alayı Sancağını da ele geçirmişti.
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı, Barış Harekatı'nda
89 şehit vermişti. Bunların 48'i Alayın organik
birliklerinden, 41'i Alay emrinde savaşan muhtelif unsurlardandı.
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı'na
Kıbrıs Barış Harekatı'nda gösterdiği üstün
cesaret, fedakarlık ve kahramanlık nedeniyle "Türk Silahlı
Kuvvetleri üstün cesaret ve feragat madalyası (altın)"
verilmişti. Kıbrıs Türkü de Alayı, "Bizim Alay"
diyerek onurlandırmıştı.
Komando Alayı'nın tarihçesi
KTBK Komando Alayı'nın
kuruluşunda bulunan üç komando taburundan 1'nci Komando Taburu, 1974
yılında Kıbrıs Barış Harekatı'na Bolu
Komando Tugayı'nın 1'inci Komando Taburu olarak
katılmıştı. 1'nci Barış Harekatı'nda 19
şehit vererek St. Hilarion bölgesini ele geçirmişti.
Tabur, Barış Harekatı'nın
ikinci aşamasında, Lefke bölgesini ele geçirmiş ve harekat
sonrası Güngörköy'de konuşlandırılmıştı.
1974 yılından itibaren Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde Şehit Yzb. Tuncel Güngör
Kışlası'nda faaliyetlerine devam etmekte olan 1'inci Komando
Taburu, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ilk komando birliği olması
özelliğini taşımasının yanı sıra, Bolu ve
Kayseri Komando Tugaylarının da çekirdeğini teşkil etmenin
onurunu taşıyor.
2'inci Komando Taburu, 14 Haziran 1995; 3'üncü
Komando Taburu, 8 Mayıs 1988 tarihinde kuruldu.
Bu üç Komando Taburu; Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri 2000 projesi kapmasında, 1 Haziran 2000
tarihinde teşkil edilen Komando Alay Komutanlığı
kuruluşuna dahil edildi.
Komando Alayı Sancağına; 1'inci
Komando Taburu'nun 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nda
göstermiş olduğu büyük kahramanlık ve üstün gayretleri nedeniyle
"Türk Silahlı Kuvvetleri Üstün Cesaret ve Feragat
Madalyası" tevdi edilmişti.
Topçu Alayı'nın tarihçesi
KTBK bünyesinde bulunan ve bugün komuta ve
sancak devri gerçekleştirilen Topçu Alayı, 30 Temmuz 1997'de halen
bulunduğu Org. Eşref Bitlis Kışlası'nda Alay Karargah
Bölüğü, Alay Hizmet Birliği ve Topçu Taburu halinde
teşkilatlandırılmıştı.
Topçu Alayı'na, sancak, 18 Kasım
1998 tarihinde törenle verilmişti.
Kuvvet 2000 projesiyle, Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri Komutanlığı'nın güçlendirilmesi
kapsamında, 2001 yılında, Çok Namlulu Roketatar Taburu ve bir
Topçu Taburu, Türkiye'den intikal ettirilerek, Alay teşkilatına dahil
edilmiş ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Topçu
Alayı bugünkü üç taburlu haline dönüştürülmüştü.
KIBRIS 14/07/07
Bakoyanni'ye göre 2008'de çözüm için fırsatlar olacak
Politis ve diğer Rum gazetelerinde yer
alan habere göre Bakoyanni; Yunanistan ve Güney Kıbrıs
arasındaki işbirliğinin mevcut ve sürekli olduğunu ve
"AB üyesi bir ülke olan Kıbrıs'ın, Yunan himayesinde veya
gözetiminde olmayan bağımsız bir ülke olduğunu"
söyledi.
2007 yılının kalan
kısmının Kıbrıs sorununda özlü bir hareketlenmeye veya
önemli bir ilerlemeye pek olanak vermeyecek gibi göründüğünü belirten
Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, 2008
yılında daha fazla fırsatların olmasının
beklendiğini ifade etti.
KIBRIS
14/07/07
NTV
Güncelleme: 14:30 TSİ 15 Temmuz 2007 Pazar
LEFKOŞA - Rum kesiminde
Şubat 2008de yapılacak başkanlık seçimlerinde Tasos
Papadopulosa karşı adaylığını açıklayan
Hristofyas, Atinada yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği demeçte,
Kıbrıs konusu ile Türkiyedeki genel seçimlere de değindi.
Hristofyas,
Türkiyedeki seçim sonuçları, şüphesiz Kıbrıs konusunu da
etkileyecek. Erdoğan seçimleri kazanırsa, göstermelik de olsa,
Kıbrıs konusunda girişim yapması olasıdır. Bizler
bu konuda hazırlıklı olmazsak, Türk tarafı mesafe alıp
öne geçer. Bu nedenle bizim önde olacağımız girişimlerde
bulunmalıyız. Ancak Erdoğan seçimleri kaybederse
Kıbrıs konusunda gerileme olur dedi.
DAHA ESNEK
POLİTİKA
Bu arada, Rum Yönetimi lideri Papadopulos ile başta Kıbrıs
sorunu olmak üzere, birçok konuda görüş ayrılıkları bulunduğunu
belirten Hristofyas, Rum tarafının Kıbrıs sorunun çözümü
konusunda daha esnek bir politika izlemesinden yana olduğunu söyledi.
Hristofyas, Annan planının reddedilmesinden sonra Rum tarafı
için oluşan olumsuz ortamın etkileri hala sürüyor. Bu konuda
uluslararası alanda ve AB çevrelerinde bizlere şüpheyle
yaklaşıyorlar, bize sorumluluklar yüklüyorlar.
Bu konuda, çözüm ilkelerini ve Kıbrısın haklarını
müzakere etmeden çözümle ilgili inandırıcı mesajlar veren daha
esnek bir politika uygulanmalı diye konuştu.
Papadopulosun, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata görüşme
talebiyle mektup göndermesi ve Talatın da bunu kabul etmesini olumlu bir
gelişme olarak değerlendiren Hristofyas, AKELin uzun süreden beri
böyle bir görüşmeyi desteklediğini ve bu konuda futbol maçı
yüzünden çıkan anlaşmazlığın aşılarak, bir
an önce görüşmelerin başlamasını ümit ettiğini
belirtti.
Hristofyas, başkanlık seçimlerini kazanması durumunda,
Kıbrıs sorununu öncelikli konu olarak ele alacağını ve
Adadaki iki toplumun da kabul edebileceği bir çözüm bulunması için
çaba göstereceğini söyledi.
Kıbrıs konusunda kesin bir çözüme varılması için, Türk
tarafınıntavırlarında değişiklikler yapması
gerektiğini savunan Hristofyas, Türk tarafını ilkeler temelinde
iki toplumun da kabul edeceği bir çözüm arzu ettiğimiz konusunda ikna
etmek için çaba göstereceğimize söz verebilirim. Ancak çözüm sadece bize
bağlı değil. Bu konuda sonuç alınabilmesi için, Türk
tarafının da tavırlarında köklü değişiklikler
yapması lazım diye konuştu.
Gülşah İNCE/İSTANBUL, (DHA)
Dünyanın nabzını tutan Time dergisi, Avrupa
baskısının kapak konusunu Türkiyeye ayırdı. 11inci
kez Time dergisine konu olan Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet
İnönü, Adnan Menderes, Mehmet Ali Ağca ve Naim Süleymanoğlu gibi
isimlerin ardından 7inci yüzünü de Timea kapak yaptı.
Bu
ayki sayıya kapak olan 29 yaşındaki Mine Karakaş,
Doğan Haber Ajansının (DHA) sorularını
yanıtladı. Time'daki röportajda konuşulanların yazıya
aktarılmadığını, ayaküstü kendisine yaklaşan
seçimle ilgili bir soruya verdiği cevaba yer verilmesini
anlayamadığını dile getiren Karakaş, İkibuçuk ay
önce yapılmış bir röportajın seçimlere bir hafta kala verilmiş
olması bir şekilde düşündürücü oluyor dedi.
Sadece başörtüsü mağdurlarını temsilen bu röportajı
verdiğini belirten Mine Karakaş, 96- 97 öğretim döneminde
üniversiteye girdiğini, ancak türban sorunu nedeniyle bir yıl
okuyabildiğini, dil öğrenmek için de kısa süreliğine ABDye
gittiğini dile getirdi. ABD'de 3 ay kalmayı
planladığını, ancak 9 ay daha kalmak için süresini
uzattığını söyleyen Karakaş, Ben oradayken 11 Eylül
olayları oldu. Buradan göründüğü gibi değil. Türkiyeden
bakıldığında özgürlükler ülkesi diye gençlerde görülen bu
mantık aslında hiç de öyle değil. Özellikle başörtüsü
konusunda 11 Eylül çok sıkıntılı bir dönemdi. İlk 10
gün biz doğru düzgün dışarı çıkamadık. Ciddi
sözlü saldırılara uğradığımız oldu. Geri
dönmek zorunda kaldık dedi.
KAPAK OLACAĞIMI
BİLMİYORDUM
Kendisinin İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım
Vakfında (İHH) personel olarak
çalıştığını belirten Karakaş, Time dergisi
ile arkadaşları aracalığıyla iletişim
kurduğunu belirtti. Mine Karakaş konuyla ilgili şunları
söyledi:
Bana söylenen başörtüsü nedeni ile üniversiteyi bırakmış
kızlarla röportaj yapacaklarıydı. Röportajdan bir hafta sonra
beni aradılar, En uzun süre sizinle görüşme yapıldı ve
hikayeniz bizim için daha ilgi çekici o yüzden
fotoğrafınızı çekmek istiyoruz diye belirtildi.
Fotoğraf çekmeye geldiklerinde bana Kapakta yer alacaksınız
diye birşey denmedi. Ben iç sayfalarda fotoğrafımın
olacağını düşünmüştüm.
KAPAK VE KONU İLE NASIL BİR
BAĞLANTI KURULDU ANLAYAMADIM
Başörtüsü mağdurlarını temsilen konuştuğunun
altını çizen Mine Karakaş, Benimle yapılan röportajın
farklı bir konu başlığı altında çıkması
beni şaşırttı. Benimle konuşulduğu gibi
verilmiş olsa daha iyi olurdu. Sadece ne yaptığım ve onun
dışında şu anki hükümette daha önceki dönemlere göre daha
rahat olduğuma dair kısa bir şey verilmiş. Benimle ilgili bir
durum çok söz konusu değil. Kapak ve konu ile nasıl bir
bağlantı kuruldu anlayamadım diye konuştu.
Kapak olduğunu bile kardeşinden öğrendiğini kaydeden
Karakaş, şöyle konuştu:
Farklı başlıklar altında, benimle yapılan röportaj
üzerine değil. Benim söylediğime dair çok bir şey denmemiş,
sadece şu dönemin önceki dönemlere göre daha rahat olduğunu
söylemiştim. Benimle siyaset üzerine hiç bir konuşma
yapılmayacaktı, yapılmadı da zaten, tam kalkarken ayaküstü,
seçimler yaklaşıyor işte ne düşünüyorsunuz diye
sormaları üzerine yapılan bir konuşmaya yer verilmiş.
ŞAHSİ OLARAK
DEĞERLENDİRMİYORUM
Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Şükrü
Saraçoğlu, Mehmet Ali Ağca, Naim Süleymanoğlu gibi dünyaya
farklı alan ve konularla isimlerini duyuran bu kişiler
arasındaki yerini de değerlendiren Karakaş, Şahsi olarak
değerlendirmiyorum. Herşeye rağmen başörtülü birinin
Timeda kapak olması güzel birşey benim için dedi. Karakaş,
Türk siyasi yetkililerinden de konuyla ilgili kendisini
aramadıklarını söyledi.
HURRIYET 15/07/07
Turkish Forum UK adlı kuruluş tarafından düzenlenen ve
Türkiye'yi tanıtmayı amaçlayan 2 günlük Londra Türk Festivali'nin
4'üncüsü dün coşkuyla başladı. Thames Nehri
kıyısında festival için ayrılan alan yüzlerce Türk
bayrağıyla donatıldı. Simitten mısıra, baklavadan
suböreğine kadar yüzlerce ürününün satıldığı festival
alanında Türk müziği eşliğinde coşan konuklar,
dansözlere de eşlik ettiler.
Organizasyona yeterli destek bulamamaktan yakınan Turkish Forum
Başkanı Hasan Taşlıca, "Türk Mevlevi grubunu
getiremedik, Türk dansözler de, 'Çıkarım ne olacak?' diye sordu.
Şu anda Mısırlı Mevlevi grubu ve Brezilyalı dansöz
parasız olarak organizasyonumuzda yer almayı kabul etti" dedi.
MILLIYET 15/07/07
"Amerikalı
yarbayın eşi intihara inanmıyor"
Fileleftheros gazetesi,
"Mooney'in Eşi İntihara İnanmıyor - Mooney'in Eşi
'Bunu Yapmasına Bir Sebep Yoktu' diyor"
başlığıyla verdiği haberinde, Amerikalı Yarbay
Mooney'in intihar ettiğini reddeden ailesi sayesinde, davanın yeni
bir boyut kazandığını yazdı.
Mooney'in daimi olarak
Amerika'da yaşayan karısının, eşinin intihar
ettiğine inanmadığı, bu sebeple ölümüyle ilgili
ayrıntılı araştırma yapılmasını
istediği kaydedildi.
Gazete, Fox News'e
dayandırdığı haberinde, Mooney'in ailesinin, Yarbay'ın
Amerikan Ordusu'na 27 yıl hizmet etmesinin ardından iki aya kadar
emekli olacağını; bu sebeple hayatına son vermek için bir
sebebi olmadığını belirttiğini yazdı.
Öte yandan aynı
kaynağa dayandırılan haberde, Amerikalı Senatör Jack
Reed'in, Kıbrıs'taki Amerikan Büyükelçisi Ronald Schlicher'le temas
kurduğu ve kendisinden konuyu araştırmasını
istediği ifade edildi.
Söz konusu
gelişmelerin, Amerikan makamlarını olası olarak konuyu daha
çok araştırma yapmaya sevk edebileceğini kaydeden Fileleftheros
gazetesi, Yarbay Mooney'in cebinde bulunan mektubun "tek başına
konuştuğunu" ve yarbayın ne yapmaya niyetlendiğini
açıkça anlattığını; ailesinin, Mooney'in ölümüne
ailevi sorunların neden olmadığını belirttiğini
yazdı.
Öte yandan haberde,
yarbayın; cebinde bulunan CD'de de, kendisini intihar etmeye sevk eden
sebepleri anlattığı öne sürüldü.
Haberde, Almanya'dan Güney
Kıbrıs'a giden iki Amerikalı uzmanın konuyu
araştırdıkları da hatırlatıldı.
KIBRIS 15/07/07
Rumlar da
kayıplarını toprağa veriyor
Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi tarafından yapılan kazıların
ardından kimlikleri tespit edilen Rumlar için de Güney Kıbrıs'ta
defin törenleri düzenleniyor. Dün, Rum Başpiskopos Hrisostomos'un yönettiği
törende Yenierenköylü Rum Kayıp Savvas Hacıpandelis'in kemikleri,
Güney Lefkoşa'daki Eylence Mezarlığı'nda defnedildi
Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi tarafından yapılan kazıların
ardından kimlikleri tespit edilen Rumlar için de Güney Kıbrıs'ta
defin törenleri düzenleniyor...
Kayıplar listesinde
yer alan Savvas Hacıpandelis dün düzenlenen törenle toprağa verildi.
Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi tarafından kemikleri yakınlarına
teslim edilen Yenierenköylü Rumlar, toprağa verilmeye
başlandı...
Yenierenköylü Rum
Kayıp Savvas Hacıpandelis'in kemikleri, dün sabah resmi bir törenle
Güney Lefkoşa'daki Eylence Mezarlığı'nda toprağa
verildi.
Töreni, Rum
Başpiskopos Hrisostomos yönetti...
Kimlikleri Savvas
Hacıpandelis ile birlikte tespit edilen Mihalis Parashos ve Pavlos
Evagoras için de bugün tören düzenlenecek.
Panikos Kemekkis'in
kalıntılarının ise 22 Temmuz'da defnedileceği
belirtildi
KIBRIS 15/07/07
Yabancılardan
Kıbrıs Türk tarafına baskı iddiası
Politis ve diğer
gazeteler, Kıbrıs sorununa taraf temel arabulucuların,
Cumhurbaşkanı Talat'a, Papadopulos ile hemen görüşmesi yönünde
yoğun baskıları bulunduğunu iddia ettiler.
Politis gazetesi
haberinde, Kıbrıs sorununa müdahil olan arabulucuların, Rum
Yönetimi Başkanı Papadopulos ile en geç Temmuz ayının
sonunda olacak şekilde, en kısa sürede görüşmesi yönünde
Cumhurbaşkanı Talat'a yoğun baskılarının mevcut
olduğunu öne sürdü.
Gazete; öte yandan perde
gerisinde Kıbrıs sorunu ile meşgul olan tüm diplomatların;
Talat'ın Papadopulos ile yapması öngörülen görüşmeyi iptal etmek
için Çetinkaya-Luton maçının iptalini öne sürmesini "yeterli bir
sebep saymadıklarını" ve bu durumdan "hiç hoşnut
olmadıklarını" da savundu.
Habere göre söz konusu
diplomatlar; Kıbrıs Türk tarafının; görüşmeyi iptal
etmesindeki asıl sebebin; Türkiye'deki seçimlerin tamamlanması ve
yeni hükümetin kurulması sürecini beklemek istemesi olduğu
görüşünü belirttiler.
Gazete;
arabulucuların, Kıbrıs Türk tarafına kamuoyu önünde
yükümlülük yükleyecek açıklamalara gitmeyeceklerini ve Kıbrıs
Rum tarafına yönelik de, Kıbrıs sorununun çözüm sürecini etkileyecek
ikincil önemdeki konularda (futbol maçı gibi) ısrar etmesi yüzünden
sorumluluk yüklediklerini yazdı.
"Görüşme iptal
olmadı, ertelendi"
Habere göre arabulucular
ayrıca, Talat-Papadopulos görüşmesinin iptal
olmadığını, ertelendiğini de özellikle vurguladılar.
Talat-Papadopulos
görüşmesinin Ağustos ayında yapılabileceği
doğrultusunda KKTC'den haberler geldiğini belirten gazete;
Kıbrıs sorunuyla meşgul olan diplomatlarla temasa geçtiklerini
ve diplomatların "hepsinin" Cumhurbaşkanı
Talat'ın görüşmeyi iptal etmesinden "memnun
olmadıklarını" belirttiklerini savundu.
Gazete; söz konusu
diplomatlardan birinin, Cumhurbaşkanı Talat'ın
"aşırı tepki gösterdiği" yorumunda
bulunduğunu belirtirken, aynı diplomatın ayrıca,
Çetinkaya-Luton maçının gerçekleşmesinin herhangi bir olumsuzluk
yaratacağına inanmadığını da
vurguladığını ifade etti.
Gazete ayrıca,
yabancı diplomatların, Çetinkaya-Luton maçının
gerçekleşmemesi için Kıbrıs Rum makamlarının ne gibi
girişimlerde bulundukları ve Çetinkaya'nın Rum Futbol Federasyonu'ndan
onay alması halinde maçın gerçekleşeceği konusunda
bilgileri bulunmadığını da iddia etti.
AKEL Milletvekili Nikos
Katsuridis ise konuya ilişkin açıklamasında; Kıbrıs
Türk tarafının geçen günkü tutumunda ısrar etmeyeceğini
umut ettiğini belirtirken, ana muhalefet DİSİ Başkanı
Nikos Anastasiadis ise; Rum hükümetine suçlamalar yönelterek Rum hükümetinin,
Kıbrıs sorunu konusunda "başı boş" bir
politika izlediğini ve Kıbrıs sorununun "seçim
çıkarlarına alet edilmeyeceğini" vurguladı.
Habere göre KS EDEK'ten
yapılan açıklamada ise; Kıbrıs Türk tarafının,
Talat-Papadopulos görüşmesinin gerçekleşmesi için sunmuş
olduğu sebebin, "sudan bahane olduğu" ve Türkiye ile
Kıbrıs Türk tarafının gerçek amacının;
"sahte devletin düzeyinin yükseltilmesi olduğunun bir kez daha
kanıtlandığı" iddia edildi.
Öte yandan gazete,
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgos
Kumuçakos'un da konuya ilişkin bir açıklamada bulunduğunu ve
açıklamasında, Talat-Papadopulos görüşmesi konusunda;
"Kıbrıs Türk lider tarafından sunulan mazereti
bildiğini, ancak gerçek sebepleri bilmediğini
vurguladığını" yazdı.
Habere göre Kumuçakos
ayrıca; geçtiğimiz Mart ayında da, 8 Temmuz sürecinin uygulamaya
konması yönündeki anlaşmanın kesin olduğu izlenimi varken,
Kıbrıs Türk tarafının son anda geri adım
atmış olduğunu iddia etti.
Alithia gazetesi ise
haberinde; Talat - Papadopulos görüşmesinin yapılamamasında
" bir de olumlu taraf olduğunu" ve Kıbrıs Türk
tarafının 4,5 yıldan beridir ilk kez "köşeye
sıkıştığını" iddia etti.
Gazete; Papadopulos'un
hükümeti süresince ilke kez "kaderci politikayı" terk ederek,
AKEL ve Kasulidis'in "girişim üstlenme" politikası
izlemesinden ötürü, Kıbrıs Türk tarafının bu süre
zarfında ilk kez "köşeye sıkıştığını
ve görüşmenin iptal edilmesinin gerçek sebeplerini gizlemek için
bahanelerin arkasına saklanmak zorunda kaldığını"
öne sürdü.
Gazete; Rum
başkanlık seçimlerinde adaylardan biri olan Yannakis Kasulidis'in dün
konuya ilişkin yaptığı açıklamada;
Cumhurbaşkanı Talat'ın "geçici olduğunu umduğu bu
kararı ile desteksiz kaldığını" söylediğini
yazdı.
Kasulidis; kendi
önerisinin; Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos tarafından dikkate
alınarak Cumhurbaşkanı Talat'a yapılan görüşme
önerisinden Rum tarafının kazançlı çıktığına
inandığını ifade ederken, girişimci bir politika ve
güçlü bir saldırı diplomasisi uygulanması gerektiğini
kaydetti.
KIBRIS
15/07/07
Çözüm olana dek askerimiz
buradaki varlığını sürdürecek
Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, bu şartlarda Kıbrıs'ta
kapsamlı çözüme ulaşmanın çok zor olduğunu belirterek,
KKTC'nin önceliğinin dünyaya açılıp ekonomik
kalkınmayı gerçekleştirmek olduğunu söyledi.
Avcı, çözüm olana
kadar askerin Kıbrıs'ta varlığını
sürdüreceğini kaydetti.
Avcı, ABHaber'e
verdiği özel röportajda önemli açıklamalarda bulundu. Rum kesiminin
uzlaşmaz tavrı ve adada giderek azalan birleşme umutları
yüzünden Kıbrıs sorununun çözülmesinin bu şartlarda çok zor
olduğunu anımsatan Avcı, ekonomik kalkınmaya öncelik
verdiklerini söyledi. Avcı, "KKTC'deki büyük finansmana sahip
yabancıların yatırımları tamamlanınca kendi müşterilerini
kendi misafirlerini getirmek için kesinlikle bir yolunu bulacaktır. Biz
bütün bu yatırım imkanlarını açarak, yabancı ve Türk
yatırımcıların destekleriyle de KKTC üzerindeki tüm
sıkıntıları aşacağız" dedi.
ABHaber'in
Dışişleri Bakanı Avcı ile yaptığı
röportaj şöyle:
Soru ve yanıtlar
Soru: 30 yıldan fazla
süre geçmesine karşın geçtiğimiz gün Alaminyo şehitlerinin
defin töreninde ailelerinin dile getirdikleri tepkiler bile Kuzey
Kıbrıs'ta yaşanan acıların halen daha unutulmadığının
göstergesi gibiydi. Kıbrıs Türkleri bu kadar acılar çekmesine
karşın halen daha izolasyon altında yaşıyorlar. Bu
perspektiften bakarak, durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yanıt:
Şehitlerimizin güneyden getirilip Kuzey'deki topraklarımızda
uğurlanmaları bizim için çok önemli bir gündü. Orda biz gördük ki 33
yıl önce verdiğimiz şehitlerimizin aileleri kendilerini dün
şehit vermiş gibi hissediyorlar. Temennimiz artık şehit
vermemek ve bu topraklarda Kıbrıs Türklerinin güven ve huzur ile
yaşaması. O bakımdan her zaman söylediğimiz şu
vardır: Türk askerimizin adadaki varlığı bizlerin buradaki
huzurunun garantisidir. Barış Kuvvetlerimizin varlığı
garantörlük haklardan doğan bir varlıktır. Kıbrıs'ta
1974'te Barış'ı getirmiştir.
Soru: Türk askerinin
adadaki varlığından rahatsızlığını
belirten Kuzey Kıbrıs Türkleri içinde bazı siyasetçiler var.
Ayrıca Kuzey Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos da
geçtiğimiz günlerde Annan Planı'nın Rumlar tarafından ret
edilmesinin nedeni olarak adadaki Türk askerinin varlığını
gösteriyordu.
Yanıt: Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde çok küçük bir kesim askerimizin
varlığından rahatsızdır ama halkımızın
büyük çoğunluğu askerimize güveniyor ve buradaki
varlığının kesinlikle olması gerektiğine
inanıyor. Çünkü askerimizin güvencesi ile biz rahat ve huzurla
yaşıyoruz. Güvenlik güçlerimizin varlığı bugünkü
şehit töreninde bir kez daha gördük bizim burada huzurlu olma, rahat uyuma
ve bağımsızlığı hissetme imkanı
tanıyor. Kıbrıs Türk halkı buna inanıyor.
Papadopulos'a gelince onun
konuşmaya hakkı yoktur. Kendisi Güney'de kendi fanatizmine
baksın. Eşit, adil, kapsamlı bir çözüm oluncaya kadarda
askerimizin buradaki varlığı devam edecektir. Bunu kimse ne
inkar edebilir ne de farklı düşünebilir. Türk askeri bizimledir,
bizimle olmaya devam edecektir.
Soru: AB'nin Kuzey
Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Temas Grubu'nun izlenimleri ve AB
içinde son günlerde yükselen sesler de Kıbrıs Türklerine uygulanan
izolasyonların adil olmadığını dile getiriyor. AB
izolasyonları kaldıracağına dönük söz vermesine
karşın halen daha izolasyonlar sürüyor. Bu durumu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Yanıt: AB
verdiği sözleri yerine getirmedi. Anavatan ve yavruvatanın son
dönemlerde dış politikadaki açılımları çok önemlidir.
AB 2004'te izolasyonların kaldırılması ise ilgili konsey
kararı alarak, Kıbrıs Türklerinin ekonomik gelişiminin
sağlamasına yönelik söz vermiştir. Bunun içinde de Yeşil
Hat Tüzüğü beklenilen sonucu vermemiştir. Çünkü Rum
tarafının tavrı yüzünde AB adım atamadı. Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'ne yönelik çalışmalar Almanya Dönem
Başkanlığı çok olumlu şekilde dile getirildi fakat
Almanya'nın dönem başkanlığında sonlandı ama
sözler yerine getirilmedi.
Soru: Bundan sonraki
süreci nasıl görüyorsunuz?
Yanıtı: Almanya,
birlik içinde çok güçlü bir ülkeydi ve bu sorunu aşamadı. Eğer
27 oya gerek varsa (kararlar oybirliği ile alınır) ve Rum
Yönetimi'nin bu şımarık ve uzlaşmaz tavrına göz
yumarsa bu olumsuz tablo devam edecektir. Kuzey limanlarından ihracat
konusundaki kararlılığımızı biz her zaman ortaya
koyduk. Kıbrıs Türk'ü KKTC limanları dışında
ihracat açılmasını kabul edilemez. Bu bizim
kırmızı çizgimizdir. Bunu ülkemizi ziyarete gelen AB
yetkililerine de ifade ettim. Kıbrıs Türklerinin AB'ye
karşı verilen sözlerin hayata geçirilmemesinden ötürü güvenlerinin
azaldığını söyledim.
Soru:
Karşılıklı görüşmelerin tekrar
başlatılması çabaları başarılı olabilir mi?
Yanıt:
Cumhurbaşkanı Talat'ın uzun süredir görüşelim
çağrısı vardı. Maalesef 8 Temmuz'un üzerinden 1 yıl
geçmesine karşın Tasos Papadopulos kahve içmeyi bile kabul
etmemiştir. Papadopulos'tan son gelen teklif bir manevradır. Güney'de
yapılacak olan seçimlere yönelik bir adımdır. Umarım biz
yanılırız. Papadopoulos'un niyeti eşit, kalıcı,
adil bir çözüm olsun. Ama Çetinkaya Futbol Takımı'nın
Rumların çabaları sonucu İngiliz takımıyla
yapılamayan dostluk maçını gördüğümüz zaman şunu
sormak gerekiyor: Kıbrıs Türklerine bir futbol maçını
oynatmamak için her şeyi yapan tüm baskıları kullanan
Papadopulos iyi niyetle mi Cumhurbaşkanımızla görüşmek
istiyor?
Soru: Kuzey
Kıbrıs'ta birleşik Kıbrıs hayal mi
tartışmaları yapılmaya başlanıyor. Annan
Planı, Kıbrıs konusundaki en kapsamlı
çalışmalardan biriydi fakat başarılı olamadı.
Artık Birleşik Kıbrıs düşüncesi hayal mi?
Yanıt: Annan
Planı şu ana kadar ortaya konulan gerek sayfa olarak gerek de çözüm
olarak en kapsamlı bir plandı. AB'nin, BM'nin ve ABD'nin
desteklediğini bir plandı. Kıbrıs Türkleri için en mükemmel
plan mıydı? Hayır. Ama böyle masaya konulan planlarda al-verler
olacaktır. Kıbrıs Türkleri çok sebepten ötürü evet
demiştir. Ama Rum tarafı hayır demiştir. Papadopulos
şunun çağrısını yapmıştır: Biz
Kıbrıs Türklerine eşitlik vermek istemiyoruz. Biz tek
cumhuriyetiz, tek devletiz, biz Kıbrıs Türkleri ile siyasi
eşitlik iki bölgelik ortamında yaşamak istemiyoruz. Papadapulos
yaptığı konuşmalarda da Kıbrıs Türklerini
azınlık, yama olarak görmüştür. Papadopulos şunu görmelidir
ki biz Kuzey'de ekonomik gücümü arttırıyor ve ilerlemeye devam
ediyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni daha sağlam temelleri
oturtuyoruz. Güneyde yapılan anketlerde Kıbrıs Türkleri ile
birliktelik çok zayıf gözüküyor, Kuzey de yapılan anketlerde AB'nin
sözlerinin tutulmamasından ve geçişlerdeki sorunlar birleşmeye
yönelik desteğin azılmasına sebep olmuştur. Maçın
engellenmesi bile gençlerde ileriki süreçte birleşmeye yönelik
umutlarını kırmıştır. Bu şartlarda
Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm ve anlaşma çok zor görünüyor. Biz
masadayız ama durmuyoruz. İki bölgeli, Türkiye Cumhuriyeti'nin
garantörlüğü, BM'nin şemsiyesi altında kapsamlı siyasi
eşitliğe dayanan çözüme varız. Biz KKTC açılımı
olarak dünyaya açılama devam ediyoruz. Önceliğimiz dünyaya
açılımdır. Amacımız Kıbrıs Türkünün elinin
güçlü olmasını sağlamaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
ekonomisinin güçlendirmesine öncelik verdik. Ekonomik açılımlar çok
önemlidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'i önümüzdeki 5 ve 10 yıl
içinde turizm merkezi haline gelerek büyük potansiyel ve yatırım
alanına dönüşecektir. Geriye doğrudan uçuşlar kalıyor.
Soru: Sizce bu ne zaman
hayata geçer?
Yanıt: Tüm bu turizm
yatırımları tamamlanınca, büyük finansmana sahip
yabancılar burada yatırımlarının tamamlayınca
kendi müşterilerini kendi misafirlerini bulmak için kesinlikle bir yolunu
bulacaktır. Finansman gücü yatırımcıların burada
olması demek misafirlerini getirmek için çözümleri bulmaları
demektir. Biz bütün bu imkanları açarak, yabancı ve Türk
yatırımcıların destekleriyle de tüm
sıkıntıları aşacağız.
KIBRIS
15/07/07
Hristofyas:
Kıbrıs sorunu istila ve işgal sorunudur
Hristofyas, görevi sona
eren Belçika'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Colette Taquet'i kabul
etti.
Haravgi gazetesi,
Hristofyas - Taquet görüşmesinde, Kıbrıs sorunuyla ilgili son
gelişmelerin yanı sıra, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB)
katılım sürecinin ele alındığını yazdı.
Rum Meclisi
Başkanı, AKEL Genel Sekreteri ve 2008 yılında
gerçekleştirilecek Rum Başkanlık Seçimleri adaylarından
Dimitris Hristofyas yaptığı açıklamada, Rum hükümetinin;
Kıbrıslı Türklerin "sözde izolasyonunun" var
olduğuna inanmadığını söyleyerek, iki toplumun
ekonomik olarak ortak bir çizgide buluşması yönünde özlü bir
şekilde çaba gösterdiğini öne sürdü.
"Siyasi çıkarlar
uğruna, uluslararası meşruluğun ihlal edilmesini ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tahrip edilmesini amaçlayan herhangi bir
faaliyetin kabul edilemeyeceğini" kaydeden Hristofyas,
"Kıbrıs sorununun bir istila ve işgal sorunundan ibaret
olduğunu" iddia etti.
Hristofyas
açıklamasının devamında, Kıbrıs sorununun arzu
edilen çözümünün; uluslararası hukuk, Avrupa hukuku ve Birleşmiş
Milletler'in ilgili kararlarıyla uyum göstermesi gerektiğini,
ayrıca Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum olmak
üzere tüm "Kıbrıs halkının" temel insanlık
haklarını sağlaması gerektiğini sözlerine ekledi.
Kıbrıs Rum
tarafının, bu yöne doğru iyi niyet ruhuyla çalışmaya
devam etmeye hazır olduğunu ileri süren Hristofyas, Türk tarafının
"olumsuz tavrını" terk etmesi ve 8 Temmuz
"anlaşması"nın uygulanması yönünde
çalışması gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin AB'ye
katılım sürecine de değinen Dimitris Hristofyas, Güney
Kıbrıs'ın, Ankara'nın geleceğe ilişkin bu
beklentisini desteklediğini savundu.
Görevi sona eren
Belçika'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Colette Taquet ise
açıklamasında, Güney Kıbrıs'ın, Avrupa ailesine
katılmasının kendisine sağladığı
olanakları tamamıyla değerlendirebilmesi adına,
Belçika'nın mümkün olan en iyi şekilde Kıbrıs sorununun
çözümüne katkıda bulunmaya hazır olduğunu ifade etti.
Hristofyas: Talat
kararını gözden geçirsin
Rum Meclisi
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ile "şu an için bir görüşme
gerçekleştirmesinin mümkün olmadığı yönündeki
kararını yeniden gözden geçirmesini ümit ettiğini"
kaydetti.
Hristofyas, bu yöndeki
açıklamayı, Ermenistan'ın Güney Kıbrıs'a da akredite
Atina Büyükelçisi Vahram Kazhoyan'ı kabulü sırasında yaptı.
Görüşmede
Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmelere değinen Hristofyas,
8 Temmuz "anlaşması"nın ileriye götürülmesi
amacıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ile "şu an için bir görüşme
gerçekleştirmesinin mümkün olmadığı yönündeki
kararını yeniden gözden geçirmesini ümit ettiğini"
kaydetti.
Haravgi
gazetesi, görüşmede, Güney Kıbrıs ile Ermenistan arasındaki
"mükemmel ilişkiler" üzerinde durulduğunu ve iki ülkenin
"haklı davalarında" birbirlerine verdikleri karşılıklı
desteği vurguladıklarını belirtti.
KIBRIS
15/07/07