Trodos'lar alev alev

DIŞ ÜLKELERDEN YARDIM İSTENDİ... Güney Kıbrıs'ta Trodos Dağları'nın Saida bölgesinde dün, 1995 yılında Beşparmaklar'daki felaketi andıran büyük bir yangın çıktı. Kısa zamanda büyüyerek çok geniş bir alana yayılan yangının kontrol altına alınamaması yüzünden Rum yönetimi dış ülkelerden yardım istedi... Rum haber kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Rum yönetimi İtalya'dan yangın söndürme helikopteri istedi. Çevreciler, Moni devlet ormanı yanında çamlık bölgede çıkan ve kontrol altına alınamayan büyük yangının ekolojik felakete neden olduğunu bildirdi

Güney Kıbrıs'ta Trodos Dağları'nın Saida bölgesinde dün, 1995 yılında Beşparmaklar'daki felaketi andıran büyük bir yangın çıktı. Kısa zamanda büyüyerek çok geniş bir alana yayılan yangının kontrol altına alınamaması yüzünden Rum yönetimi dış ülkelerden yardım istedi...

Rum haber kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Rum yönetimi İtalya'dan yangın söndürme helikopteri istedi. Çevreciler, Moni devlet ormanı yanında çamlık bölgede çıkan ve kontrol altına alınamayan büyük yangının ekolojik felakete neden olduğunu bildirdi..

Rum tarım bakanı Fotis Fotiu, durumu çok korkunç" olarak tanımladı.

Mevsim normalleri üzerindeki sıcaklık Güney Kıbrıs'ta peş peşe yangınlara neden oluyor. Limasol yakınlarında meydana gelen ve zorlukla söndürülen yangının ardından dün de Trodos'ta büyük bir yangın çıktı. Her geçen saat büyüyen yangın kontrol altına alınamıyor.

"Moni devlet ormanı"nın çamlık bölgesinde çıkan yangın, köyleri de tehdit etmeye başladı.

Rum devlet radyosu, yangının Pelendri köyüne sıçradığını duyurdu. Rum yetkililer köyün tahliye edilmesini istedi. Radyo, yangının Amiyantos ve Monyadi köylerine yöneldiğini belirtti.

Filagra bölgesinin alevlere teslim olduğu ifade edilirken, yangının Maşera ormanına yayıldığı kaydedildi.

Bölgede esen şiddetli rüzgar nedeniyle yangın söndürme çalışmalarının güçleştiği ve İtalya'dan yangın söndürme helikopteri istendiği haber veriliyor.

Korkunç yangının yüksek gerilim hatlarında meydana gelen kısa devreden çıktığı sanılıyor.

Başbakan Soyer'den yardım teklifi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs'taki Trodos dağlarında devam eden yangın için Rum Yönetimi'ne yardım teklifinde bulundu.

Başbakan Soyer, yangın için Birleşmiş Milletler Barış Gücü nezdinde yardım amacıyla gerekli girişimleri başlattıklarını açıkladı.

Limasol'un Arakapa ve Sikopetra köyleri arasında önceki gün çıkan ve dün sabah kontrol altına alındıktan sonra güçlü rüzgârın etkisiyle öğleden sonra yüksek kesimlerde tekrar alevlenen yangından üzüntü duyduklarını belirten Başbakan Soyer, "Ortak yurdumuzun güzelliklerini korumak için hiçbir politik çıkar gözetmeksizin yardım elimizi uzatmaya hazırız" dedi.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Birimi'nden yapılan açıklamaya göre, Başbakan Soyer açıklamasında, yardım ellerinin havada kalmayacağını umduklarını söyledi

KIBRIS 30/06/07

 

ABD’nin Rum Kesimi’ndeki askeri ataşesi kayıp

ABD’nin Kıbrıs Rum kesimindeki askeri ataşesinin kayıp olduğu bildirildi.

AA

Güncelleme: 13:44 TSİ 01 Temmuz 2007 Pazar

 

LEFKOŞA - ABD Büyükelçiliğinden yapılan açıklamaya göre, Thomas Mooney ile yaklaşık üç gündür temas kurulamadı.

Mooney’nin siyah renk 1996 model bir Chevrolet Impala SS kullandığı ve aracın camlarının renkli, plakasının ise 48 CD 47 olduğu belirtilen açıklamada, Mooney hakkında bilgisi olanların en yakın polis merkezine bildirmesi istendi.

Thomas Mooney’nin “askeri ataşe” olduğu öğrenildi.

 

Teslim olan PKK’lılar: ABD aracı silah getirdi

Irak’ın kuzeyindeki PKK kamplarından kaçarak önceki gün güvenlik güçlerine teslim olan 1’i kadın 4 terörist, çarpıcı itiraflarda bulundu.

AA

Güncelleme: 15:40 TSİ 01 Temmuz 2007 Pazar

 

ŞIRNAK - Teslim olan PKK’lılar Türkiye’de gündeme gelen sınır ötesi operasyon söylentileri üzerine örgütün Irak’ın kuzeyindeki kamplarının boşaltılığını söylediler. PKK’lılar Kandil Dağı’ndaki kampa 2 ABD zırhlı aracının silah getirdiğine şahit olduklarını öne sürdü.

Şırnak’ın Silopi ilçesindeki Verimli Jandarma Karakolu’nda, basın mensuplarına örgütle ilgili itiraflarda bulunan PKK’lılar sınır ötesi operasyon söylentilerinin, örgüt üyeleri arasında paniğe yol açtığını ve kampların boşaltıldığını söylediler.

Örgüte inançları kalmadığı için Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye gelip güvenlik güçlerine teslim olduklarını belirten PKK’lılar, “Örgüt, son zamanlarda kullandığı uzaktan kumandalı mayınları Irak’ın kuzeyinden temin ediyor. Bunun yanı sıra Kandil Dağı’ndaki kampa 2 ABD zırhlı aracının silah getirdiğine şahit olduk. Biz bazen kendi aramızda konuştuğumuzda, kamp sorumlusu bize, ‘Siz ajan mısınız?’ diyordu. Kampta konuşmalar en az 4-5 kişi arasında yapılıyordu. 2 kişi birbiriyle konuşsa hemen, ‘Bunlar ajan’ deniliyordu. Bu baskılara dayanamadık.” diye konuştular.

Amerika’ya ait zırhlı araçlarının Kandil’e silah getirdiği iddiasıyla ilgili NTV’nin sorularını yanıtlayan ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü Kathryn Schalow ise “PKK ile temasımız olamaz” dedi.

PKK’nın bir terör örgütü olduğunu söyleyen sözcü, Amerika’nın teröristlerle işbirliği yapmayacağını belirtti.

ABD'nin askeri ataşesi kayboldu

 

 

LEFKOŞA (A.A)

 

ABD'nin Kıbrıs Rum kesimindeki askeri ataşesinin kayıp olduğu bildirildi.

ABD Büyükelçiliğinden yapılan açıklamaya göre, Thomas Mooney ile yaklaşık üç gündür temas kurulamadı.

Mooney'nin siyah renk 1996 model bir Chevrolet Impala SS kullandığı ve aracın camlarının renkli, plakasının ise 48 CD 47 olduğu belirtilen açıklamada, Mooney hakkında bilgisi olanların en yakın polis merkezine bildirmesi istendi.

Thomas Mooney'nin “askeri ataşe” olduğu öğrenildi.

HURRIYET 01/07/07

 

Papadopulos'a AKEL'li rakip

01/07/2007 RADIKAL

AFP - LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi'nin en büyük partisi olan komünist AKEL'in politbürosu, gelecek yılki başkanlık seçiminde kendi liderlerinin aday gösterilmesini tavsiye etti.
81 yıllık parti tarihinde ilk kez kendi içinden başkan adayı gösterme eğilimine giren AKEL, 2003 seçiminde verdiği destekle merkez sağcı Tasos Papadopulos'un Rum lideri seçilmesinde büyük rol oynamıştı. Ertesi yıl Kıbrıs'ın birleşmesine ilişkin Annan Planı'na referandumdan 'Hayır' çıkmasını sağlayan Papadopulos, adadaki çözümsüzlüğün bir numaralı müsebbibi konumunda. AKEL'in aday göstermeyi planladığı parti lideri ve parlamento başkanı Dimitris Hristofyas, Annan Planı'na destek açıklamamıştı, ama Papadopulos'tan farklı olarak hem çözüm yanlısı hem de KKTC yönetimiyle iyi ilişkileri var.
Politbüro, koalisyonun ortak adayı olarak Hristofyas'ın isminin sağcı DIKO ve sosyalist EDEK'e iletilmesini tavsiye etti. Ama ikinci döneme istekli Papadopolus, çözüm istemeyen bu iki partinin desteğine sahip.

 

Trodos yangını, kontrol altına alındı

 

 

 

KIBRIS'TAKİ EN BÜYÜK YANGIN... Trodos eteklerinde büyük bir çevre felaketine neden olan yangında, 12 kilometre karelik bir alanda bulunan ormanlık arazi içindeki ağaçlar, bazı evler, restoranlar ve meyve bahçeleri kül oldu. Yangının, Kıbrıs'ta şimdiye dek çıkan yangınların en büyüğü olduğu bildirildi

Güney Kıbrıs'taki Trodos dağı eteklerinde Pelendri köyü ile Amiyanto arasında önceki gün öğleden sonra çıkan yangın dün tamamen kontrol alındı.

Yangının sönmesinde, dün mucizevi bir şekilde yağan yağmurun da etkisi olduğu belirtildi.

Trodos eteklerinde büyük bir çevre felaketine neden olan yangında, 12 kilometre karelik bir alanda bulunan ormanlık arazi içindeki ağaçlar, bazı evler, restoranlar ve meyve bahçeleri kül oldu.

En büyük yangın

Güney Kıbrıs'taki Trodos dağı eteklerinde Pelendri köyü ile Amiyanto arasında dün öğleden sonra çıkan yangın dün tamamen kontrol alındı.

Kıbrıs'ta şimdiye dek çıkan yangınların en büyüğü olduğu belirtilen yangın, Saita, Pelendri ve Amiyanto yöresinde geçtiği yerlerde her şeyi yakarak kül etti.

Pelendri ve Karvuna yöresinde bulunan ormanlık arazi içindeki ağaçlar, bazı evler, lokantalar ve meyve bahçeleri yangın sonucu yok oldu.

Rum itfaiye yetkililerinin ilk değerlendirmelerine göre, 12 kilometre karelik bir alan yangından etkilendi.

Yangını söndürmek amacıyla önceki günden beri Rum İtfaiye Teşkilatı, Rum Sivil Savunma Teşkilatı, Orman Dairesi, Avcılık Fonu ekipleri, Rum Milli Muhafız Ordu personeli ve çok sayıda sivil olağanüstü çaba harcadı.

Lübnan, İsrail ve İtalya'dan gönderilen ekipler de Güney Kıbrıs'ta yangın söndürme çalışmalarına katılarak destek verdi.

Rum Orman Dairesi Müdürü, yangının Trodos yöresinde büyük çevre felaketine yol açtığını, yörenin yeniden yeşillendirerek canlandırılması için onlarca yıl sürecek uzun bir sürenin gerekeceğini belirtti.

Tarım Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı da, bölgedeki yağışlara rağmen yangın tehlikesi tümüyle atlatılıncaya dek ekiplerin yörede kalacağını ifade etti.

Rum Hükümet Sözcüsü ise, yangından etkilenen köylere hükümetin destek vereceğini açıkladı.

KIBRIS 01/07/07

 

ABD Büyükelçiliği personeli kayıp

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Lefkoşa Büyükelçiliği çalışanlarından Thomas Mooney'in 2 gündür kayıp olduğu ve kendisinden haber alınamadığı açıklandı.

ABD Lefkoşa Büyükelçiliği'nden dün yapılan açıklamada, elçilik çalışanı Thomas Mooney ile 48 saatten fazla bir süredir temas kurulamadığı belirtildi ve Mooney'in kayıp olduğu bildirildi.

Thomas Mooney'in renkli camlı 1996 model bir Chervolet Impala SS kullandığı, araç plakasının ise 48 CD 47 olduğu belirtilen açıklamada, Mooney hakkında bir bilgisi olanların en yakın polis merkezine bilgi vermesi istendi.

KIBRIS 01/07/07

% 60 Papadopulos'tan MEMNUN!

Güney Kıbrıs'ta yapılan bir ankete göre, Papadopulos'a olumlu gözle bakan kişilerin oranı % 60,8

Güney’de yayımlanan Fileleftheros Gazetesi, Rum tarafında Şubat 2008’de yapılacak başkanlık seçimlerinin 8 ay öncesinde Rum siyasi sahnesinin ve Rum toplumunda şekillenmekte olan eğilimlerin saptanması amacıyla CSB araştırma şirketi tarafından yapılan kamuoyu yoklaması sonuçlarını “Tasos Yukarı-Hükümet Aşağı – Kıbrıs Sorunu-İç Meseleler Konusunda Memnuniyet Düşük” başlığıyla yansıttı.

Fileleftheros Gazetesi, 7-23 Haziran döneminde Güney Kıbrıs genelinde bin 200 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen ankette; Rum siyasiler arasında Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un Rum halkının % 60,8’inden onay bulduğu sonucunun çıktığını yazdı.

Rum halkının Rum yönetiminin genel verimliliği, Rum Yönetimi Başkanı’nın Kıbrıs sorunundaki ve iç yönetimdeki icraatları konusundaki memnuniyetlerinde azalma kaydedildiğini vurgulayan gazete özetle şöyle devam etti:

“Başkan Tasos Papadopulos’a olumlu gözle bakan kişilerin oranı % 60,8; olumsuz gözle bakanların oranı ise % 33,8. onu, % 54,3 olumlu; %39,2 olumsuz görüşle Dimitris Hristofyas ve %48,1 olumlu; %40,2 olumsuz görüşle Yorgos Perdikis takip ediyor. Başkan adayı Yannakis Kasulidis %47,7 olumlu; %41,6 olumsuz görüş ile dördüncü sırada bulunuyor.

Kasulidis’i % 40,0 olumlu; % 46,8 olumsuz görüşle Yannakis Omiru, % 31,2 olumlu; %62,3’le Nikos Anastasiadis ve %30,3 olumlu; % 53,5 olumsuz görüşle Dimitris Şilluriz takip ediyor.

Anket çerçevesinde görüşüne başvurulanların % 55,4’ü hükümetin veriminden hiç memnun olmadığını; % 42,7’si çok veya oldukça memnun olduğunu söyledi. 

Araştırmanın özellikle ilgi çekici sonuçlarından biri de;  vatandaşların, Aralık 2005 itibarıyla hükümetin genel veriminden hoşnutsuzluğunun artış eğilimi göstermesidir. 

SCB’nin 2005’te yaptığı benzer bir ankette hükümetin verimliliğinden memnun olmadığını söyleyenlerin oranı % 46, memnun olanların oranı da % 50,6 olarak saptanmıştı. Memnun olmayanların göstergesi Mayıs 2006’da % 53,6’ya fırlamış, Aralık 2006’da ise hafif dalgalanmayla % 53,1’e düşmüştü. İki anket arasındaki dönemde memnun olmayanların oranında % 2,3’lük bir artış kaydedildi.

Görüşüne başvurulanların % 51’i Başkan Papadopulos’un görev süresinde Kıbrıs sorunundaki uygulamalarından memnuniyet belirtirken % 47’si memnun olmadığını söyledi.  % 2 oranında kişi de bilmiyorum/yanıt vermiyorum seçeneğini tercih etti.

Başkan Papadopulos döneminde iç yönetimden memnuniyet oranlarında da azalma yaşandı. Görüşüne başvurulanların % 56’sı memnun olmadığını, % 42 de memnun olduğunu söyledi.”

YENIDUZEN 01/07/07

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat: Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda iyimser değilim

Cumhurbaşkanı Talat, Avrupalı gazetecileri kabulünde Kıbrıs sorunuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Kıbrıslı Türkler olarak adanın birleşmesini istediklerine işaret eden Talat, "Burada siyasi eşitlik bizler için hayati önem taşımaktadır. Annan planına siyasi eşitliğin girmesinde ben ısrarcı oldum. Zaten bu olmasaydı, Annan planını kabul etmezdim" dedi.

Rumların Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasını istemediğine dikkati çeken Talat, "Kıbrıslı Türklerin ürettikleri üzerinde Kuzey Kıbrıs yazan ürünleri bile Güney'e sokmuyorlar. Bunlar kabul edilecek şeyler değildir" şeklinde konuştu.

Avrupa Birliği'nin 26 Nisan 2004'te aldığı karar uyarınca Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların hafifletilmesi amacıyla hazırladığı Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda iyimser olmadığını hatırlatan Talat, şunları kaydetti:

"Avrupa Birliği Portekiz dönem başkanlığında tüzük yine Rumların engeline takılacak. Rum engelini aşmanın tek çaresi Avrupa Komisyonu'nun önerisi olan konseyde kararların oy çokluğu ilkesine göre alınmasıdır. Bu olursa tüzük hayata geçer. Eğer konsey oybirliğiyle karar almaya devam ederse tüzük bugüne kadar olduğu gibi Rumların engeline takılır".

Yeni Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Kıbrıs sorununu bilmediğini belirten Talat, bu ülkelerle ilişikleri geliştirmeyi hedeflediklerini vurguladı.

"Daha önceden Avrupa Birliği Konseyi'nde Kıbrıs Türk tarafına yapılacak 259 milyon Euro'luk yardımla ilgili alınan kararda Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan olumsuz oy kullanmıştı. Ancak bazı yeni Avrupa Birliği üyesi ülkeler söz konusu karara çekimser oy kullandı" diyen Talat, bu ülkelerin çekimser oy kullanmalarının Kıbrıs sorununu yeterince bilmemelerinin yanında Kıbrıs Türkü'nün görüşleri ve yaşadıkları hakkında bilgi sahibi olmamalarından kaynaklandığını anlattı.

KIBRIS 02/07/07

Konuk heyet bugün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşecek

Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu, bugün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya gelecek. Cumhurbaşkanlığı'ndaki görüşmenin saat 11.30'da başlaması bekleniyor.

Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunmak üzere adaya geldi.

Heyet temasları çerçevesinde bugün ilk olarak Güney Lefkoşa'daki Hilton Hotel'de Avrupa Birliği Dönem Başkanı Portekiz'in Lefkoşa Büyükelçisi tarafından verilecek brifinge katılacak.

Heyet daha sonra Kuzey Kıbrıs'a geçerek temaslarda bulunacak.

Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu bugün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile de bir araya gelecek. Cumhurbaşkanı Talat- Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu görüşmesinin Cumhurbaşkanlığında saat 11.30'da başlaması bekleniyor.

Heyet, adadaki temasları çerçevesinde mal mülk, eğitim, ticaret gibi konularda da görüş alış verişinde bulunacak.

Heyet ayrıca, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde, Kıbrıs Türklerini gözlemci statüde temsil eden Cumhuriyetçi Türk Partisi Milletvekili Özdil Nami ve Ulusal Birlik Partisi Milletvekili Hasan Taçoy ile de bir araya gelecek.

Grup, adadaki ziyaretlerini tamamlamasının ardından 4 Temmuz Perşembe günü Ledra Palace Hotel'de basına temaslarıyla ilgili bilgi verecek.

Bu arada Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu da 4-5 Temmuz tarihleri arasında adanın her iki tarafında temaslarda bulunacak.

KIBRIS 02/07/07

 

Cumhurbaşkanı Talat, Rothe başkanlığındaki heyetle görüştü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Mechtild Rothe başkanlığındaki Avrupa Parlamentosu (AB) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu'nu kabul etti.

Kıbrıs sorunu konusundaki son gelişmelerin ele alındığı görüşme 11:30'da başladı ve yaklaşık 2 saat sürdü. Görüşme öncesi ve sonrasında açıklama yapılmadı.

Görüşmede Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'ndaki gözlemci üyelerinden Ulusal Birlik Partisi (UBP) Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy ile bazı üst düzey bürokratlar hazır bulundu.

Boghjalian restoranda öğle yemeğine katılan AP Yüksek Seviyede Temas Grubu daha sonra AB Destek Ofisi'ni de ziyaret etti; ayrıca gece de Büyük Han'da verilen resepsiyona katıldı.

KIBRIS 03/07/07

 

Bulutoğluları ve Mavru'dan "Lokmacı" temennileri

KKTC'de temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu yetkilileri, dün, Lefkoşa'nın Türk ve Rum Belediye başkanları onuruna Boghjalian Restaurant'ta öğle yemeği verdi.

Lefkoşa'da iki taraf belediyeleri arasında işbirliği yapılmasının çok uzun süren bir geleneği bulunduğunu söyleyen AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu yetililerinden parlamenter Mechtilde Rothe, işbirliğinin devam ettiğini duymaktan memnun olduğunu kaydetti.

Rothe, iki belediye başkanıyla birlikte bulunmaktan mutluluk duyduğunu da kaydederek, iki belediye başkanından ne gibi ortak projeler üzerinde çalıştıklarını duymak istediklerini belirtti.

Bulutoğluları: Lağım sularıyla

ilgili proje hayata geçiyor

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları, AP yetkililerine bu yemeği organize etmelerinden dolayı teşekkür etti.

Bulutoğluları, Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru ile 1 yıldır görüştüklerini ve Lefkoşa ile ilgili ortak projelerden konuştuklarını belirtti.

Bu projelerin bazılarının büyük önem taşıdığını ve erken zamanda bitirilmesi gerektiğini söyleyen LTB Başkanı Bulutoğluları, özellikle "lağım suları" konusunda bir problem olduğunu ve iki tarafa da sorun yaratan bu konuyla ilgili bir sistem kurulması gerektiğini, çok yakında bu projenin hayata geçirileceğini kaydetti.

Cemal Bulutoğluları, iki tarafta da gerçekleştirilmek üzere sosyal aktivitelerle ilgili hazırlıkları olduğunu da söyledi.

Lokmacı'nın açılmasıyla

şehir birleşmiş olacak

Konuşmasında Lokmacı Kapısı konusuna da değinen Bulutoğluları, bunun; önemli olduğunu, bölgedeki ekonomiyi de yakından ilgilendirdiğini, bu projeyle iki taraftaki insanların da yarar sağlamış olacağını, kapının açılmasıyla şehrin burada birleşeceğini belirtti.

AP temas grubu üyelerinin, kendilerinden ortak yaptıkları şeyleri anlatmalarını istediklerini ifade eden Cemal Bulutoğluları, "Henüz hiç bir şey yapmadık. Umarım çok yakında Lokmacı Kapısı'nı açarız ve ikimiz de 'bir şey yaptık' deriz" diye konuştu.

Mavru: Lefkoşa siyaset dinlemiyor

Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru ise, iki taraf belediyeleri arasındaki işbirliğinin ortak sorunlardan ve ortak ihtiyaçlardan kaynaklandığını ifade etti.

İki taraftan insanların aynı şehirde yaşadıklarını ve şehrin siyaset dinlemediğini kaydeden Mavru, sivrisineklerin de "ara bölgelerinin" olmadığını, işbirliği yapmaya mecbur olduklarını söyledi.

Eleni Mavru, siyasi durumdan etkilendiklerini ifade ederek, iki belediye arasındaki işbirliğinin siyasi iklime göre bazen daha iyi olduğunu, bazen de kötüye gittiğini belirtti.

İşbirliği konusunda ısrarcı olduğunu kaydeden Mavru, sadece lağımla ilgili altyapı konusunu değil, başka sorunları da ele aldıklarını söyleyerek, çeşitli konular üzerinde görüş birliğine vardıklarını, bunlardan en önemlisinin de sıvı arıtma tesisinin kurulması olduğunu ifade etti.

Mavru, finansal sorunların kendilerini engellediğini, ancak çabalarını sürdüreceklerini kaydetti.

Lokmacı Kapısı'nın açılmasının, hem Lefkoşa kenti için, hem de iki taraf için sadece siyasi açıdan değil, sembolik olarak da önemli olduğunu vurgulayan Eleni Mavru, bir araya gelip Lokmacı ile ilgili konuları ele alabileceklerini, ancak bunun teknik bir sorundan öte siyasi bir sorun olduğunu savundu.

KIBRIS 03/07/07

İlk kayıplar ailelere teslim ediliyor

13'Ü ALEMİNYOLU TÜRK... Kıbrıs'ta yaklaşık 40 yıllık kanayan yara olan kayıplar sorununun çözümünde bir ilki oluşturacak kayıplarla ilgili ilk teslimatta 13 Türk var. Ailelerine teslim edilecek 28 kayıptan 13'ünün Aleminyo şehitleri olduğu açıklandı

Kıbrıs'taki Türk ve Rum kayıpların bulunması için uzun süreden beri kazı ve kimlik tespit çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, kimlik tespiti yapılan 28 kaybı önümüzdeki günlerde ailelerine teslim edecek. Aleminyo şehitlerinden oluşan 13'ü Türk, toplam 28 kaybın ailelere teslim edilmesiyle, yaklaşık 40 yıllık kanayan yara kayıplar sorununun çözümünde bir ilk yaşanacak.

Basın da hassas davransın

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yazılı açıklamasına göre, iki taraftan bilim adamlarının katılımıyla çalışan Kıbrıs Nöroloji Enstitüsü Adli Genetik Laboratuarı ile Genetik ve Antropoloji Laboratuarı'nda 28 kaybın kimlikleri tespit edildi.

Açıklamada, kayıp şahısların kalıntılarının ailelerine ulaştırılması için tüm ayarlamaların yapılacağı, ailelerin Kayıp Şahıslar Komitesi üyeleri tarafından bizzat bilgilendirileceği de ifade edildi.

Komite, konunun hassasiyetine dikkat çekerek, basının da kendi kendine "sınırlama" getirmesini ve ailelerin "özeline" girmemesini istedi.

13'ü Aleminyolu Türk

TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre, kimlik tespitinin ardından ailelere teslim edilecek 28 kişilik ilk grubun 13'ü Türk. Türklerin tümünün Aleminyo şehitlerinden oluştuğu öğrenilirken, kayıp kalıntılarının ailelere teslim tarihinin ailelerin talebine göre belirleneceği bildirildi.

Komitedeki Türk üyelerin bugünden itibaren ilgili ailelerle tek tek görüşerek bilgi verecekleri belirtilirken, kayıpların nasıl ve nereye gömüleceği konusundaki kararın da ailelere ait olacağı kaydedildi.

Teslim edilecek kayıplarla ilgili isim listelerinin de ailelere saygısızlık olmaması için açıklanmayacağı, bu konuda bilgi verme inisiyatifinin ailelerde olacağı da öğrenildi.

Aile ziyaret yeri

Bu arada, teslim ve gömü işleminden önce yakınlarıyla ilgili bilgi almak isteyen kayıp aileleri için Ara Bölge'de ayrı bir birim oluşturuldu. UNDP binası yakınında oluşturulan Aile Ziyaret Yeri adlı birimde, talep eden ailelere antropologlar, arkeologlar ve psikologlar eşliğinde bilgi verilecek.

Kıbrıs'ta 1960'lı yıllardan itibaren yaşanan toplumsal çatışma ve savaşlardan dolayı resmi kayıtlara göre 502'si Türk, 1468'i de Rum olmak üzere 1970 kayıp bulunuyor.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin hazırladığı program çerçevesinde yaklaşık 2.5 yıldan beri devam eden münferit ve toplu mezar kazılarında 300'e yakın kaybın kalıntılarına ulaşılmıştı. Türk ve Rumlara ait kalıntılar, Antropoloji ve Genetik laboratuarlarındaki kemik ve kimlik analizlerinin ardından ilk parti ailelere teslim edilecek.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk ve Rum taraflarındaki programlı kazıları da devam ediyor.

KIBRIS 03/07/07

Rothe: Görevimiz, izolasyonlara karşı çalışmak

Temaslarda bulunmak için KKTC'de bulunan Mechtild Rothe başkanlığındaki Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri, Kıbrıslı Türk üniversite öğrencileri ve Güney Kıbrıs'tan gelen "Kıbrıs Gençlik Konseyi" üyeleri ile panele katıldı.

Panelde grup, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum öğrencilerin işbirliği ve üniversitelerin konumu hakkındaki görüşleri dinledi.

Panel, Yakın Doğu Üniversitesi Büyük Kütüphanesi'nde yer aldı.

AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu, Kasım 2006'da KKTC'ye yaptıkları ziyarette yine öğrencilerle biraraya gelmiş, ancak Güney Kıbrıs'tan katılım olmamıştı.

Panel, Kıbrıs'ta bir çözüme katkı koyma amacıyla temas grubunun; sivil toplum örgütleri, öğrenci ve gençlerle biraraya gelme hedefiyle düzenlediği program çerçevesinde yer aldı.

Açılış konuşmasını panele ev sahipliği yapan YDÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şenol Bektaş yaptı.

Bektaş, bir önceki panele Kıbrıs Rum kesiminden öğrencilerin katılmadığını, ancak bugünkü katılımlarından dolayı panelin çök özel olduğunu kaydetti.

Bektaş, son panelde tartışılan konularda bir ilerleme kaydedilip kaydedilmediğini bugün yapılacak panelde göreceklerini de kaydetti.

Temas grubu başkanı Mechtild Rothe ise, 6 ay önceki ziyaretlerinden bugüne kadar geçen süreye atıfta bulunarak, "Şu anda gerçek bir ilerleme görmüyoruz, ancak bu toplantıyı istedik, çünkü bizim görevimiz Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlara karşı çalışmaktır" dedi.

Kendilerinin, Kıbrıslı Türkler ile AB arasında bir köprü olduklarını kaydeden Mechtild Rothe, "Fakat ümidimiz, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumları arasında köprü olmaktır" dedi.

Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum öğrencilerle biraraya gelmenin çok faydalı olabileceğini ifade eden Rothe, "Belki bugün yer alacak tartışmalar, bir ilerleme elde edilmesine yardımcı olur" şeklinde konuştu.

KKTC'deki üniversitelerin durumunu daha iyi öğrenmek istediklerini kaydeden Rothe, Kuzey Kıbrıs'taki öğrencilerin izolasyonlar nedeniyle zorluk çekmelerinin kabul edilmez olduğunu vurguladı.

Bir Kıbrıslı Türk öğrencinin, Güney Kıbrıs'taki hapishanelerde ırkçılık yapıldığını, bunun temas grubu ile yapılan geçmiş görüşmede gündeme getirildiğini, ancak konu hakkında hiçbir şey yapılmadığını belirtmesi üzerine Rothe, yarın Kıbrıslı Rum yetkililerle görüşmeleri olacağını ve konunun gündeme getirtileceğini kaydetti.

Panele temas grubundan Rothe'nin yanı sıra AP üyesi Alman Yeşiller Partisi'nden Cem Özdemir ile İngiliz AP bağımsız Milletvekili Ashley Mote de yer aldı.

KIBRIS 04/07/07

 

Rumlar "yer yok" gerekçesiyle engel çıkardı

İngiltere'deki Kıbrıslılar Ulusal Federasyonu tarafından organize edilen ve konuşmacılarını Avam Kamarası üyelerinin oluşturduğu parlamentodaki seminere Türkler ve Türk basını "yer yok" gerekçesiyle alınmadı.

Avam Kamarası'ndaki semineri düzenleyen Rumlar, bina girişindeki polislere davetiyesi olmayanların alınmaması yolunda telkinde bulunurken, davetiyesi olmayan Rumlar ise federasyon yöneticilerinin araya girmesiyle seminere sokuldu.

Türk gazetecilerle uzun süre tartışan Kıbrıslılar Ulusal Federasyonu Genel Sekreteri Andreas Karaolis, toplantının yapıldığı 70 kişilik oturma kapasitesine sahip Jubilee Salonu'nun, içeriye giren Türkler nedeniyle tümüyle dolduğunu söylemesine karşın kapıya gelen Rumların içeri girmelerini sağlamayı sürdürmesi dikkati çekti. İçeri girebilen Türklerin sayısının ise yalnızca 5-6 civarında olduğu gözlendi.

Bu arada kapıda kalan Türkler, toplantıya katılabilmek için yaptıkları başvuruların yanıtsız bırakıldığını ve kendilerine özellikle davetiye verilmediğini söylediler.

Seminerle ilgili olarak yapılan duyuruda konuşmacıların, milletvekilleri Alan Meale, Roger Gale, Rudi Vis, David Rurrows, Andy Love, Theresa Villiers, Andy Dismore, Simon Hughes ve Roger Spink oldukları bildirilmesine karşın, söz konusu isimlerin yanı sıra adı duyuruda yer almayan diğer kimi İngiliz parlamenterlerin de toplantıya katıldıkları öğrenildi.

Avam Kamarası'nın dış kapısında olduğu gibi Jubilee Salonu'nun girişinde de dışarıdaki engellemeyi aşabilen Türklere zorluk çıkarıldığı, uzun tartışmalar sonucunda milletvekili Andy Love'ın müdahalesiyle sayıları 5-6 olan Türk konukların ancak toplantının yarısında salona alındıkları gözlendi.

Edinilen bilgiye göre, toplantı salonunda da olaylar çıktı. Konuklar arasında yer alan Lordlar Kamarası Üyesi Lord McGinnis, Rumlara "sorunun 1974'te Türklerin gerçekleştirdiği barış harekâtıyla başladığını söylüyorsunuz ama bu doğru değil. Adadaki sorunlar çok daha önce, 1960'larda başlamıştı" deyince, Rumlar bir anda Lord MCGinnis'e sert sözlerle sataştıktan sonra fiziksel olarak da saldırmaya başladılar. Rum kadın konukların da zılgıt çekerek McGinnis'in sesini bastırmaya çalıştıkları bildirildi.

İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Servet Hasan ve eşi Levent Hasan'ın da aynı yöndeki itirazları üzerine, salona bir anda 20'yi aşkın polisin girdiği ve Lord McGinnis ile Hasan çiftini salon dışına çıkardığı kaydedildi.

Rumların en büyük savunucusu durumundaki İngiliz Avam Kamarası Üyesi Rudi Vis'in ise, "Tek dileğim Türklerin AB'ye alınmaması" dediği bildirildi.

Toplantıya katılan aralarında İngiltere Kıbrıs Dernekleri Konseyi Başkanı Akmen Sıtkı'nın da bulunduğu Türkler, konuşmacı İngiliz milletvekillerinin öncelikle konuşmalarını salonda hiç Türk bulunmadığını düşünerek yaptıklarını, bu rahatlıkla Rum tezlerini savunduklarını, ancak Türklerin itiraz etmeleri üzerine durumun farkına vardıklarını da anlattı.

Salondaki tek Türk kameramanın çekim yapmasının da organizasyonu gerçekleştiren Rumlar tarafından engellenmeye çalışıldığı bildirildi.

KIBRIS 05/07/07

AP Yeşiller Grubu KKTC'de

YOĞUN TEMASLAR... Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu heyeti 6 Temmuz'a kadar devam edecek olan ziyaretlerinde, Ada'nın kuzey ve güneyindeki politik ve dini liderlerle görüşecek, sivil toplum örgütleri temsilcileri, gazeteciler ve Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin büyükelçileri ile bir araya gelecek

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu'ndan bir heyet temaslarda bulunmak amacıyla öğle saatlerinde Ada'ya geldi.

Yeşiller Grubu Başkan Yardımcısı Monica Frassoni başkanlığındaki heyet, bugün sabah Kuzey Kıbrıs'a geçecek ve Saray Otel'e yerleşecek.

Heyet oldukça yoğun olan bugünkü temasları çerçevesinde ilk olarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller ile Möller'in ofisinde bir araya gelecek.

Yeşiller grubu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından saat 11.00'de kabul edilecek. Daha önce Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile de görüşeceği açıklanan heyetin programının son halinde bu görüşme yer almıyor.

Heyetin Rum yönetimi politikacılarından sadece Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüşmesi bulunuyor.

Yeşiller Grubu bugünkü temasları çerçevesinde, öğle yemeğinde, milletvekilleri Özdil Nami ve Hasan Taçoy ile bir araya gelecek.

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) yetkilileri ile de görüşecek olan Yeşillerin, temasları arasında Ada'daki dini liderlerle ayrı ayrı yapılacak toplantılar da yer alıyor.

Çevre örgütleri ile bir toplantı yapmayı da planlayan heyet, akşam yemeğinde ise Kuzey ve Güney Kıbrıs'tan sivil toplum örgütleri temsilcileri ve gazetecilerle buluşacak.

Heyet, temaslarını tamamlamasının ardından yarın Ada'dan ayrılacak.

KIBRIS 05/07/07

Doğrudan ticaret, çaresiz...

SADECE ÜMİT: Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkanı Rothe, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçmesi konusunda karamsar konuştu. Rothe, "Sadece ümit etmekten başka bir şey söyleyemiyorum. Almanya'nın dönem başkanlığında bu konu ile ilgili büyük bir uğraş verdiğini biliyoruz, ama herhangi bir sonuç alınamadı. Şimdi Portekiz'e sorduğumda, onlar da çaresiz" dedi

Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkanı Mathilde Rothe, Almanya Dönem Başkanlığı'nda Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçmesi ile ilgili büyük bir çaba verildiğini, ancak bu çabaların sonuçsuz kaldığını hatırlatarak, Portekiz'in de çaresiz olduğunu söyledi. "Sadece ümit etmekten başka bir şey söyleyemiyorum" diyen Rothe, Kıbrıslı Türklerin AB'ye karşı yaşadıkları hayal kırıklığını da anladığını, çünkü AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği çok açık sözler olduğunu söyledi. Kıbrıs Rum tarafının da süreçleri yavaşlatmak için elinden geleni yaptığına işaret eden Rothe, AB'nin birçok güç dengesinden oluştuğunu ve özellikle konseyin belli konularda son karar mercii olmasından dolayı sorun yaşandığını kaydetti. "AB yapmıyor ya da AB istemiyor demek yanlıştır" diyen Rothe, parlamento, komisyon ve konseyin birlikte çalıştığına vurgu yaparak, son kararın konseye ait olduğunun unutulmamasını istedi.

Köprü görevindeyiz

Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun Kıbrıs Türk toplumu ile AB arasında bir köprü görevi gördüğüne de vurgu yapan Temas Grubu Başkan Yardımcısı Mathilde Rothe, geçmişte sadece Kıbrıslı Rumların pozisyonu hakkında bilgi sahibi olan AB'nin şimdi Kıbrıs Türk tarafı hakkında çok daha geniş bir bilgi ve anlayışa sahip olduğunu vurgulayarak bu gelişmelerde Temas Grubu'nun çalışmalarının da payının yüksek olduğunu belirtti.

Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'nda gözlemci statüsünde temsiliyetlerinin önemine de vurgu yapan Rothe, gelecek hafta yapılacak başkanlar toplantısında konunun ele alınacağını ancak burada da Kıbrıslı Türklerin talebini destekleyenler ve karşı olanlar diye iki grubun olduğunu ve çoğunluğun kararının belirleyici olacağını vurguladı.

Çözüm istenci önemli

Kıbrıslı Türk Liderlerle yapılan görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafının çözümü desteklediklerinin çok açık bir şekilde ortada konulduğunu da ifade eden Mathilde Rothe, iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyonu destekleyen Kıbrıs Türk tarafının tanınmadan uzak tavrının AB içinde çok büyük bir önem arzettiğini vurguladı.

Roth, Aysu Basri Akter'in sorularına şu yanıtları verdi:

Soru: Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun izolasyonlar başta olmak üzere herhangi bir somut sonuç alma konusunda etkin olamadığına dair görüşler var. Kıbrıslı Türklerle AB ilişkileri konusunda yeterince etkin çalışabildiğinizi söyleyebilir misiniz?

M.ROTHE: Ne demek istediğinizi anlıyorum, ama unutulmaması gerekir ki, Avrupa Parlamentosu, AB içinde sahip olduğumuz güçlerden sadece bir tanesi. AB'nin parlamentosu, komisyonu ve konseyi var. Ancak Parlamento, ikna etmeye çalışıyor. Örneğin, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda, parlamentonun tüzüğün hayata geçmesi ile ilgili bazı çözüm alternatifleri vardı. Konsey üyeleriyle de çok sayıda kişisel temasımız oldu. Çünkü, burada sorun, konseyin karar verici olmasından kaynaklanıyor. Örneğin, ben Alman Dışişleri Bakanı ile daha hızlı bir çözüm bulunabilmesi ile ilgili olarak görüşmeler yaptım. Ancak bizim sadece etkileme yetimiz var, son kararı biz değil, konsey veriyor. Ayrıca, Kıbrıs Parlamentosu üyeleri de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne karşı oldukları için ve ortada bir tanınma sıkıntısı yaşandığı için süreci yavaşlatmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu, Kıbrıslı Türklerle AB arasında bir köprü niteliği taşıması açısından çok önemli. Bu, bilgileri parlamentoya ve oradan da AB'ye götürüp, Kıbrıslı Türklerin durumunun nasıl olduğunu anlatabilmemiz anlamına geliyor. Ayrıca Kıbrıslı Türklerin parlamentoda temsilcilerinin olmaması nedeniyle de Temas Grubunun çalışmaları önemli. Parlamento olarak da temel amacımız bu akışı sağlamak.

Soru: Temas Grubunun çalışmaları ile AB içinde Kıbrıslı Türklere bakış açısında önemli bir değişiklik olduğunu düşünüyor musunuz?

M.ROTHE: Ben 23 yıldan fazla bir süredir Kıbrıs'la ilgileniyorum. Geçmişte, sadece Kıbrıslı Rumların ne düşündüğünü ve onların pozisyonlarını biliyorduk. Şimdi, Kıbrıslı Türklere karşı çok daha fazla bir ilgi var. Ve tabii ki çok daha fazla bilgimiz. Bu da bizim yaptıklarımızın bir bölümünü oluşturuyor. Biraz da bizim çalışmalarımızın bir sonucu olarak, Kıbrıslı Türkler hakkındaki bilgi ve anlayış geçmiş yıllara göre çok büyük artış gösterdi.

Soru: Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili bir gelişme var mı?

M.ROTHE: Henüz değil.

Soru: Tüzüğün hayata geçebileceğini düşünüyor musunuz?

M.ROTHE. Emin değilim. Çünkü, geçmişte benim de kişisel görüşümdü, Mağusa Limanı'nı AB denetiminde çalıştırmak bir çözüm olabilir diye düşünmüştük ve çalışmalarımızı da buna göre gerçekleştirmiştik. Ama bu işlemedi. Dolayısı ile sadece ümit etmekten başka birşey söyleyemiyorum. Almanya'nın dönem başkanlığında bu konu ile ilgili büyük bir uğraş verdiğini biliyoruz, ama herhangi bir sonuç alınamadı. Şimdi Portekiz'e sorduğumda, onlar da çaresiz.

Soru Gelinen bu aşamada bir sorumlu taraf varsa, bu kimdir size göre? Çünkü, özellikle Kıbrıs Türk tarafı, AB'ine karşı önemli bir güven erozyonu yaşıyor ve beklentilerin gerçekleşmemesinden AB'yi sorumlu tutuyor. Biliyorsunuz, AB bize söz verdi ama yerine getirmiyor söylemi var.

M.ROTHE. Tabii bunu anlayabiliyorum. Kıbrıslı Türkler, büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Ama AB derken, genelleme yapmamak lazım. Eğer AB sorumludur dersek, bu parlamentonun da komisyonun da konseyin de sorunun parçası olduğu anlamına gelir. Oysa, komisyonun bu konu ile ilgili bir önerisi var, ancak Konseyin karar verebilmesi önemli. Kıbrıslı Türkler'in hayal kırıklığını da çok iyi anlayabiliyorum. Çünkü ortada kendilerine verilmiş çok açık bir söz vardı. O yüzden de insanlara doğru bilgi vermek gerekiyor. AB içinde birçok güç dengesi var ve burada da sorun konseyden kaynaklanıyor. O yüzden, "AB yapmadı, ya da AB istemiyor" demek kesinlikle doğru olmaz.

Soru: Kıbrıs Türk tarafının tanınma talebi olduğu, ya da olabileceği yönünde bir endişe var mı size göre AB içinde?

M.ROTHE. Ben Kıbrıs Türk tarafındaki şu anki yönetim kadrosuyla yaptığım hiçbir görüşmede, böyle bir taleple karşılaşmadım. Ne Sn Talat, ne de Sn Soyer, böyle bir iddiada bulunuyorlar. Ve bu da AB için oldukça önemli. Kıbrıs Türk tarafı çok açık bir şekilde çözümü destekliyor. Kıbrıs Türk tarafının iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyonla çözümü destekleyen pozisyonunda, herhangibir değişiklik yok. Bu da bir çözüm için temel oluşturuyor.

Soru : Eğitim ambargosunun kaldırılması konusunda ne yapılabilir?

M.ROTHE : Biliyorsunuz, ilk kez değil ama, bu kez iki toplumlu bir üniveriste öğrencisi grubuyla birraya geldik. Ayrıca profesörlerle de görüşmelerimiz oldu. Benim görüşüm, kesinlikle çok açık; bu çocukların mevcut durumdan dolayı bu zorlukları yaşamamaları gerekiyor. Bütün bunlar izolasyonların kaldırılması yönünde atılan adımlar. Bu konuda yapılan çalışmaları ve bize verilen bilgileri gözden geçirip, neler yapılabileceğini araştıracağız. Bunlar, izolasyonların kaldırılması yönünde bir mozağin parçalarını oluşturacaktır. Şimdi, geri döndüğümüzde bilgilerimizi gözden geçirip, çalışmalar yapacağız.

Soru : Kıbrıslı Türkler'in 1960 anlaşmalarından kaynaklanan AP'deki iki sandalye hakkı konusu da uzun bir süredir tartışılıyor. Bu konuda bir gelişme var mı?

M.ROTHE: Bakacağız. Gelecek hafta Başkanlar Konferansı'nda konu tartışılacak. Ama bazı gruplar, Kıbrıslı Tüklere AP'da iki sandalyelik bir gözlemci statüsü verilmesi konusunu desteklerken, bazıları buna karşı çıkıyor. Benim grubum destekleyenler arasında. Özellikle Kıbrıs'ı ilgilendiren özel konularda, Kıbrıslı Türkler'in de gözlemci olarak toplantılara katılması, olabilecek birşey diye düşünüyoruz. Ama bu tabii ki, konferanstaki çoğunluğun duruşuna bağlı olacak.

Soru: Size göre bu ne kadar yüksek bir olasılıktır?

M.ROTHE. Buna sadece bir olasılık diyelim.

KIBRIS 05/07/07

 

Temas Grubu'ndan "karamsar tablo"

KATKI YAPMAK İSTİYORUZ"... Temas Grubu Başkanı Mechtild Rothe, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasına katkı koymak istediklerini söyledi ve AP'nin Kıbrıs sorununu çözme vizyonuyla alınacak önlemleri destekleyebileceğini kaydetti

Kıbrıs'ta temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu, Kıbrıslı Türklere izolasyonların kaldırılması yönünde verilen sözlerin hala yerine getirilemeyişinin üzüntü verici olduğunu açıkladı ve Kıbrıs'ta çözüme yönelik bir ilerleme kaydedilmediğine dikkat çekerek tarafların diyalog için daha fazla çaba sarf etmesi gerektiğini vurguladı.

Temas grubu dün Ledra Palas'ta bir basın toplantısı düzenleyerek, temaslarıyla ilgili bilgiler verdi ve izlenimlerini anlattı.

İki tarafın yakınlaşmamasının, tarafların siyasi duruşuna bağlı olduğunu belirten grup üyeleri, zaman kaybının hem Kıbrıs Türk hem de Rum tarafına zarar verdiğini söylediler.

Basın toplantısında Sosyalist Grup'tan Milletvekili, Temas Grubu Başkanı Mechtild Rothe, Avrupa Liberal ve Demokratlar Grubu (ALDE)'den Karin Resetaris, Yeşiller Grubu'ndan Cem Özdemir, Avrupa Birleşik Sol Grup'tan (GUE) Francis Wurtz ve Kimlik, Gelenek ve Bağımsızık Grubu'ndan (ITS) Ashley Mote birer konuşma yaptı.

Rothe: İzolasyonların kaldırılmasına katkı koymak istiyoruz

Temas Grubu Başkanı Mechtild Rothe, AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu'nun Kıbrıs Türk toplumuyla ilişkilere katkı koymak, Kıbrıslı Türklerin izolasyonların üstesinden gelmesine yardımcı olmak ve AP ile Kıbrıslı Türkler ve iki toplum arasında bir köprü vazifesi görerek Kıbrıs sorununun çözülmesine yardımcı olmak amacıyla referandumun ardından kurulduğunu ifade etti.

Bunun Kıbrıs'a gerçekleştirdikleri ikinci ziyaret olduğunu söyleyen Rothe, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasına katkı koymak istediklerini dile getirdi.

İlerleme yok

Temasları kapsamında AB Büyükelçileri ile bir araya geldiklerini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüştüklerini ve Kıbrıs'taki durumu tartıştıklarını söyleyen Rothe, Talat'ın adanın birleştirilmesi prosedürüyle ilgili herhangi bir ilerleme kaydedilip kaydedilmediği konusunda kendilerini bilgilendirdiğini kaydetti. Bu konuda bir ilerleme kaydedilmediğini öğrendiklerini söyleyen Rothe, AB tarafından serbest bırakılan mali yardım ile doğrudan ticaret konusunu da ele aldıklarını ifade etti.

AB Büyükelçileri ile yaptıkları görüşmelerde Kıbrıs'ta karşılaşılan zorluklar üzerine de konuştuklarını belirten Rothe, AP'nin Kıbrıs sorununu çözme vizyonuyla alınacak olan önlemleri destekleyebileceğini kaydetti.

Rothe, temaslarında, Kuzey'deki AB Destek Ofisi vasıtasıyla verilmesi mümkün kılınan mali yardım konusunu görüştüklerini ve mali yardımın en iyi şekilde abzorbe edilebilmesi için alınabilecek önlemleri konuştuklarını, 2008 yılı sonunda mali yardımın tümünün uygulamaya geçmiş olması gerektiğini ifade etti.

Bu tür konularda prosedürün başta çok yavaş ilerlediğini da söyleyen Rothe, sürecin zamanla hızlanması temennisinde bulundu.

Rothe, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, mali yardımın "iki toplumlu projelerde kullanılmak istenmesi" konusunda sıkıntılar olduğunu ve bu paranın Kıbrıslı Türklerin durumunu düzeltmek için tek taraflı projelerde ve Kıbrıs Türk tarafının mayınsızlaştırılması çalışmalarında kullanılmasını istediklerini kendilerine söylediğini de anlattı.

Lefkoşa Türk ve Rum Belediyesi arasındaki diyalog ve işbirliğinin sürdüğünü görmenin kendilerini mutlu ettiğini dile getiren Rothe, iki belediye arasındaki iş birliği ve ortak projelerin devam etmesi temennisinde bulundu.

Rothe, aynı iş birliğinin ticaret odaları ve bazı iş örgütleri arasında var olmasının da memnuniyet verici olduğunu belirtti.

Tüm üyelerin onayını almayan görüşmeler

Bazı nedenlerden dolayı, Temas Grubunun tüm üyelerinin onayını almayan bazı görüşmeler de gerçekleştirdiklerini ifade eden Rothe, bu toplantılara değişik nedenlerden ötürü bazı grup üyelerinin katılmadığını söyledi ve Taşınmaz Mal Komisyonu'yla yaptıkları görüşmenin bunlardan bir olduğunu belirtti.

Rothe, görüşmede Taşınmaz Mal Komisyonu'nun çalışmalarıyla ilgili bilgi aldıklarını kaydetti, ancak bu komisyonun resmi olarak tanınıp tanınmadığı yönünde tartışmalar bulunduğunu savundu.

DAÜ'de görev yapan Arkeolojist Uwe Müller ile de görüştüklerini, Müller'in kendilerine bir rapor sunduğunu dile getiren Rothe, Müller'in kendilerine Karpaz Bölgesi'nde yürütülen kazı çalışmalarıyla ilgili bilgiler verdiğini anlattı.

Diğer bazı yetkililerle de görüştüklerini ve değişik konularda yorumlarını aldıklarını anlatan Rothe, Kıbrıslı Türk ve Rum öğrencilerle birlikte görüştüklerini, öğrencilerin iki toplum arasındaki iş birliğinin artarak devam etmesini istediğini belirtti. Rothe, görüştükleri öğrencilerin, öğrencilere fonlar sağlayacak özel bir program hazırlayacak bir destek ofisinin kurulması yönündeki istemlerini kendilerine ilettiklerini de ifade etti.

Rothe, profesörlerle ve Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ile de görüşüp, Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin bologna sürecine katılması konusunu ele aldıklarını belirtti.

Resetaris: Bir şeyler değişmedi, gelişmedi

Rothe'den sonra Avrupa Liberal ve Demokratlar Grubu (ALDE)'den Karin Resetaris konuştu.

Resetaris ise, Kıbrıs konusunun mevcut durumundan hem Kıbrıslı Türkler hem Kıbrıslı Rumlar hem de AB'nin sıkıntı duyduğunu belirtti, ancak bir şeylerin gelişmediğini, değişmediğini görmenin üzücü olduğunu söyledi.

Grup içerisinde ne yapılabileceğini konuştuklarını ifade eden Resetaris, izolasyonların kaldırılmasına yönelik yardım konusunda Kıbrıslı Türklere söz verdiklerini, ama izolasyonların bir türlü kaldırılamadığını, hala devam ettiğini söyledi.

İzolasyonlardan dolayı Kuzey Kıbrıs'a gelen turist sayısının çok az olduğunu ve bunun üzücü olduğunu söyleyen Resetaris, izolasyonlara son verilmesi gerektiğini vurguladı.

Gelişme kaydedilmemesini, her iki tarafın politik duruşuna bağlayan Resetaris, tarafların birbiriyle konuşması, diyalog için daha fazla çaba sarf etmesi gerektiğini söyledi.

Kurulması kararlaştırılan Teknik Komitelerin hala kurulmadığına işaret eden Resetaris, sürekli zaman kaybedildiğini ve bunun her iki tarafa da zarar verdiğini belirtti.

Resetaris, "Bir şeylerin daha etkili ve hızlı olması için çabalamak lazım" diye konuştu.

Özdemir: Hala mümkün olmadı

AP Yeşiller Grubu'ndan Cem Özdemir ise, Temas Grubu'nun kurulmasının ve Kıbrıs'a ziyaretler gerçekleştirmelerinin nedeninin, Annan Planı'nı Kıbrıslı Rumların reddetmesi ve AB'nin de Kuzey'deki insanların ihtiyaçlarına kulak verecek bir kurumun gerekliliğini hissetmesi olduğunu söyledi.

AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004'te Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların kaldırılması yönünde bir karar aldığını da hatırlatan Özdemir, "Maalesef bu hala mümkün olmadı. Almanya dönem başkanlığı süresince bir uzlaşı noktası bulmak için çok çaba sarf etti ancak bulduğu nokta reddedildi" diye konuştu.

Adanın birleştirilmesini tüm grupların desteklediğini söyleyen Özdemir, bunun bir ön gereklilik bulunduğuna işaret etti. Özdemir, "Her iki taraf da, adanın birleştirilmesinin, iki taraflı, iki toplumlu bir bazda olmasını kabul etmesi gerekir" diye konuştu.

Hem Kıbrıs Türk hem de Rum Eğitim Bakanları'yla görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirten Özdemir, "İki bakanın bir araya gelerek ne istediklerini ya da ne düşündüklerini birbirine söylemesi, bize söylemelerinden daha kolay olur, çünkü bir tarafın sorunu zaten diğeriyle. Eğer bakanlar bir araya gelir de bizim ya da başkalarının desteğiyle müzakere ederse, Kuzey'deki öğrencilerin AB'deki üniversitelere gitmesini sağlayacak bir çözüm bulunabilir. Çünkü bu temel bir insan hakkıdır" şeklinde konuştu.

"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin resmi dilinin Yunanca ve Türkçe olduğuna işaret eden Özdemir, böylelikle Türkçe'nin de AB'nin bir dili olduğunun görülmesi gerektiğini söyledi. Özdemir, bunun sembolik düzeyde yararlı olduğunu, bunu kabul etmekle Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türklerin "Kıbrıs"ın bir parçası olduğunu kabul ederek onlara bir jest yapmış olacağını söyledi.

Sadece bizi kabul edin

Kıbrıs'taki bazı çevrelerle konuştukları zaman tanınma istediklerini gördüklerini, Rumlarla diyaloglarının ise her zaman "sadece bizi kabul edin, Kuzey'deki resmi meslektaşlarımızla konuşmayın" şeklinde sona erdiğini anlatan Özdemir, bu iki anlayışın da bir getirisi olamayacağını, sorunlara çözüm için tarafların bir araya gelerek, yoğun çaba sarf etmesi gerektiğini vurguladı.

Wurtz: Pragmatik Fırsatlar

Avrupa Birleşik Sol Grup'tan (GUE) Francis Wurtz ise, Kıbrıs Türk ve Rum Ticaret Odaları ve Lefkoşa Türk ve Rum Belediyeleri'nin iş birliğinin kendisinde olumlu izlenim bıraktığını söyledi ve kurumların birlikte çalışmasının mutluluk verici olduğunu söyledi.

Wurtz, belediyelerin ortak çabalarına yardımcı olmak için AP'nin bir şeyler yapması gerektiğini de belirtti. Belediyelerin yapmak istediği projelere yönelik "co-finansman" sağlanabileceğini söyleyen Wurtz, bu tür çalışmaların sembolik öneme sahip olduğunu söyledi.

Birçok alandan iki toplumun yakınlaşması için pratik ve pragmatik çözümler bulunduğunu vurgulayan Wurtz, "Gelin, insanların arzularına cevap verelim ve bu pragmatik fırsatları kullanmaya çalışalım" dedi.

Wurtz, herkesin haklarına saygı duyulan, iki kesimli ve iki toplumlu bir federasyon için çalışılması gerektiğini de belirtti.

Kıbrıs'taki mal-mülk sorununun hayati olduğunu da dile getiren Wurtz, bireylerin tazminat alabilmesi gerektiğini belirtti, ancak sorunun sadece bireysel bir boyutu bulunmadığını, nihai çözümün ancak Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüyle mümkün olabileceğini söyledi.

Mote: Bireylerin yaptıkları cesaret verici

Kimlik, Gelenek ve Bağımsızlık Grubu'ndan (ITS) Ashley Mote de, Gruba yeni dahil olduğunu ancak Kıbrıs sorunuyla yeni karşılaşmadığını söyledi.

Son günlerde yaptıkları temaslarda ele aldıkları başlıkların çok önemli olduğunu ifade eden Mote, "Bunlar siyasi liderlikler tarafından konuşulmayan maddeler olmaktan çıkarılmalıdır" dedi.

Görüştüğü grup bireylerinin politik resimden ayrı olarak yaptıklarının cesaret verici olduğunu belirten Mote, belediye başkanlarının, iş örgütü temsilcilerinin, öğrencilerin birlikte yaptıklarının önemli mesajlar verdiğini vurguladı.

Siyasi titre sahip olmayan bireylerin düzenledikleri aktivitelerle inisiyatif üstlenip olumlu adımlar attığını kaydeden Mote, ilerleme kaydedilmesi ümidini de dile getirdi.

KIBRIS 05/07/07

 

Güney Kıbrıs'taki mayınlar tamamen yok edildi

Politis gazetesi, Güney Kıbrıs'ın elinde bulunan tüm anti-personel mayınlarını yok etmesi sebebiyle, 10 Temmuz Salı günü saat 10:00'da, RMMO'nun "Çeri'deki" atış sahasında bir tören gerçekleştirileceğini ve törende Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Savunma Bakanı Hristodulos Paşardis ve RMMO Komutanı Korgeneral Konstantinos Bisbikas'ın da hazır bulunacağını yazdı.

Habere göre, Rum Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Aleksandros Zinon, mayınların yok edilmesi programının tamamlanmasının, Rum hükümetinin "Kıbrıs'taki barış ve uzlaşmadan yana siyasi isteğini ve Ottava Anlaşması'ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirmekteki taahhüdünün gerçekleştiğini gösterdiğini" ifade etti.

KIBRIS 06/07/07

Hristofyas'ın adaylığı onaylandı

DİKO merkez komitesi de oybirliği ile Tasos Papadopulos'un adaylığına onay verdi.

Bir önceki başkanlık seçimlerinde ittifaka giden Hristofyas ile Papadopulos'un bu kez karşı karşıya gelmeleri kesinlik kazandı.

AKEL Merkez Komitesi önceki akşam geç saatlere kadar yaptığı toplantıda, polit büronun Dimitris Hristofyas'ın seçimlerde aday gösterilmesi kararını oy çokluğu ile onayladı.

Yaklaşık 8 saat süren maraton görüşmelerden sonra 100 üyeli merkez komitesinden 85 üye, polit büronun kararını onayladı. 12 üye karşı, 3 üye de çekimser kaldı.

AKEL Merkez Komitesi toplantısına, nedeni henüz açıklanamayan sebeple Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın katılmaması ise bazı çevrelerce Lillikas ile Hristofyas arasında görüş ayrılığı olarak yorumlandı.

AKEL'de bu gelişmeler yaşanırken, DİKO merkez komitesi de yaptığı toplantıda, Tasos Papadopulos'un adaylığını onayladı.

Sosyal Demokratlar Hareketi Edek polit bürosu da önceki gün yaptığı toplantıda Papadopulos'u destekleme kararını kesinleştirdi.

KIBRIS 06/07/07

İzolasyonların kaldırılması çözüme de destek olur

ZAMANA OYNAYANLAR, ADANIN BÖLÜNMESİNE HİZMET EDİYOR... AP Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Monica Frassoni başkanlığındaki Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi. Frassoni, tüm Kıbrıs'ın AB'ye dâhil olduğuna inandıklarını belirterek, şu an içinde bulunulan çıkmazı aşmak için gerekli adımların atılması gerektiğini vurguladı. Yeşiller Grubu Üyesi Cem Özdemir de, zamana oynayanlar bulunduğuna dikkat çekerek, "Zamana oynayanlar, adanın bölünmesine hizmet ediyorlar" uyarısında bulundu

TALAT: NİHAİ HEDEF ÇÖZÜM... Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların kaldırılmasının nihai hedefleri olmadığını, izolasyonların kaldırılmasının çözümün yerini tutamayacağını sürekli vurguladıklarını söyledi. AB'nin izolasyonların kaldırılması konusunda atacağı adımlar ve vereceği desteğin çözüme de destek olacağının altını çizen Talat, izolasyonların kaldırılmasına yönelik isteksizliğin çözümü ertelemek anlamına geldiği uyarısında bulundu

 

Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Monica Frassoni, tüm Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne (AB) dâhil olduğuna inandıklarını belirterek, şu an içinde bulunulan çıkmazı aşmak için gerekli adımların atılması gerektiğini vurguladı.

Yeşiller Grubu Üyesi Cem Özdemir de, zamana oynayanlar bulunduğuna dikkat çekerek, "Zamana oynayanlar, adanın bölünmesine hizmet ediyorlar" uyarısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, AB'nin izolasyonların kaldırılması konusunda atacağı adımların çözüme de destek olacağını söyledi ve izolasyonların kaldırılmasına yönelik isteksizliğin çözümü ertelemek anlamına geldiğini vurguladı.

Kıbrıs'ta temaslarda bulunan Monica Frassoni başkanlığındaki Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.

Görüşmede, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile AB İşleri Sorumlusu Armağan Candan da hazır bulundu.

Frassoni: Çözümü hızlandıracak planlama yapılmalı

AP Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Monica Frassoni, görüşmede yaptığı konuşmada, Kıbrıs'a ilk gelişi ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ilk görüşmesi olmadığını hatırlatarak, Yeşiller Grubu'nun, Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs sorununa yönelik çözüm arayışlarıyla uzun süreden beri ilgilendiğini ifade etti.

Kıbrıs sorunuyla ilgili ilerleme kaydedilmeyen bu dönemde dahi diyalog yöntemleri bulma konusunda motive olduklarını ifade eden Frassoni, "Çünkü, tüm adanın AB'ye dahil olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla çıkmazı aşmak için gerekli adımların atılması gerekiyor" dedi.

Kıbrıs Türk ve Rum tarafı arasındaki diyalogun gelişmesi ve bir şekil alması gerektiğini vurgulayan Monica Frassoni, hemen yarın nihai çözüm bulunamayacak olsa da, çözümü hızlandıracak bir planlama yapılması gerektiğini ifade etti.

Özdemir: Adanın bölünmesine hizmet ediyorlar

AP Yeşiller Grubu üyesi Cem Özdemir de, baştan beri, adanın Annan Planı zemininde birleştirilmesini desteklediklerini belirterek, adanın birleştirilmesi gerektiğine inanan herkesin yanında olduklarını hissettiklerini belirtti.

Özdemir, "Ne yazık ki referandum istediğimiz gibi sonuçlanmadı. Buna rağmen, bizim Kıbrıs'a yönelik ilgimiz azalmadı. Tam tersine bu vesile ile tekrar çözümden yana olduğumuzu duyurmak ve çözümden yana olan herkesin yanında olduğumuzu ifade etmek istiyoruz" diye konuştu.

Kıbrıslı Türkler'in yalnız olmadığını belirtmek istediklerini dile getiren Cem Özdemir, Kuzey Kıbrıs'ta izolasyonların sona ermesinin kendileri için en önemli konulardan biri olduğunu söyledi.

İmkânları dâhilinde AP'de bu doğrultudaki çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Özdemir, tüm alanlardaki ambargoların kaldırılmasına yönelik çabalarının süreceğini belirtti.

Cem Özdemir, zamana oynayanlar bulunduğuna da işaret ederek, "Zamana oynayanlar, adanın bölünmesine hizmet ediyorlar" uyarısında bulundu.

Talat: Desteğinize ihtiyacımız var

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, Kıbrıs Türk tarafının, izolasyonların kaldırılması uğraşı verirken, aynı zamanda Kıbrıs sorununun çözümü için de elinden gelen gayreti gösterdiğini kaydetti.

İzolasyonların kaldırılmasının nihai hedefleri olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların kaldırılmasının çözümün yerini tutamayacağını sürekli vurguladıklarını söyledi.

AB'nin izolasyonların kaldırılması konusunda atacağı adımlar ve vereceği desteğin çözüme de destek olacağının altını çizen Talat, izolasyonların kaldırılmasına yönelik isteksizliğin çözümü ertelemek anlamına geldiği uyarısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat, "Bu nedenle desteğinize gerçekten ihtiyacımız var, Yeşiller Grubu'nun desteğini her zaman yanımızda bulduk. Meşru ve haklı taleplerimizi destekleyen bir politika izlediniz. Bunun için size teşekkür ederim" dedi.

KIBRIS 06/07/07

Diplomatik kaynaklar: BM'yle ilgili konularda açıklama yapmaları usul dışı

BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkenin Kıbrıs'taki büyükelçilerinin 8 Temmuz süreciyle ilgili basın toplantısını iptal etmelerinin, bu konuda kendi içlerinde yaşanan yetki karmaşası sorunundan kaynaklandığı belirtildi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan diplomatik kaynaklar, ilgili ülke büyükelçilerinin BM konularında açıklama yapma yetkisi bulunmadığını, böyle bir girişimin usul dışı olduğunu belirttiler. "BM konularında açıklama yapma yetkisi ilgili ülkelerin New-York temsilcilerindedir" diyen kaynaklar, Kıbrıs'taki büyükelçilerin süreçle ilgili açıklamalarının, New-York'taki büyükelçilerde rahatsızlık yaratabileceğine dikkat çektiler. Diplomatik kaynaklar, büyükelçilerin bugünkü basın toplantısını iptal etmelerinin bu rahatsızlıktan kaynaklanmış olabileceğini vurguladılar.

Kıbrıs'taki BM merkezi bugün saat 15.00 sıralarında, Güvenlik Konseyi üyesi 5 daimi ülkenin Kıbrıs'taki büyükelçilerinin saat 16.30'da basın toplantısı düzenleyerek 8 Temmuz sürecini değerlendireceklerini bildirmiş, yaklaşık bir saat sonra da basın toplantısının iptal edildiğini açıklamıştı.

KIBRIS 07/07/07

Möller'den liderlere görüşme çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Michael Möller, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerine, bugüne kadar gelinen süreci ilerletmeleri ve teknik konulardan daha özlü konuların görüşülmesine geçmeleri çağrısı yaptı.

Kıbrıs'taki UNFICYP basın biriminden yapılan açıklamaya göre Michael Möller, önceki akşam UNFICYP Karargâhı yakınlarında düzenlenen madalya töreninde yaptığı konuşmada, 1970'lı yılların son döneminden (1977-1979 Doruk Anlaşmaları) sonra ilk kez 8 Temmuz 2006 tarihinde iki taraf arasında varılan ve "Gambari süreci" olarak bilinen mutabakatın, iki toplumda da yarattığı beklentilere artık karşılık vermesi gerektiğini söyledi.

BM Genel Sekreteri'nin, iki lideri bugüne kadar gelinen noktanın ileriye götürülmesi ve teknik konuları aşıp daha özlü konuların görüşülmesi için teşvik ettiğini söyleyen Möller, Kıbrıs sorununa çözüm bulunabilmesi için, adada, bugün, her zamankinden daha fazla ortak bir sorumlulukla güven yenilemesine ve karşılıklı itibara ihtiyaç bulunduğunu belirtti.

BM Güvenlik Konseyi'nin de, taraflara, kapsamlı yoğun müzakerelere başlamaları için çağrıda bulunduğunu ekleyen Michael Möller, BM Güvenlik Konseyi'nin, mevcut durumun kabul edilemez olduğu ve geçen zamanın kapsamlı bir çözüme yardımcı olmadığı görüşünde olduğunu ifade etti.

Adada çözümün Kıbrıslılar tarafından bulunması gerektiğini de belirten Möller, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların, herhangi bir çözüm planının hazırlanmasında kendi görüşlerinden de yararlanılması gerektiğinin önemine vurgu yaptı.

Michael Möller, bunun gerçekleşebilmesi için sivil toplum örgütlerinin toplumla iç içe olmasına ve görüşlerinin hem kendi toplumu içerisinde hem diğer toplumda rahatça ifade etmesine müsaade edilmesi gerektiğini vurguladı.

KIBRIS 07/07/07

Merkel: Kıbrıs'ın AB'ye alınması hataydı

Almanya Başbakanı Angela Merkel, kendi iç sorunlarını çözmemiş hiçbir ülkenin Avrupa Birliği üyeliğine alınmaması gerektiğine işaret ederek, Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliğinin bir hata olduğunu söyledi..

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Federal Parlamento Avrupa Komisyonu toplantısında, Almanya'nın Avrupa Birliği dönem başkanlığı sırasında Kıbrıs konusundaki çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.

Almanya'nın Avrupa Birliği dönem başkanlığı sürecinde Kıbrıs konusunun gerçekten çok zor bir konu olduğunu söyleyen Merkel, tüm çabalarına karşın gerek Güney Kıbrıs'ın gerekse Türkiye'nin kendi çizgilerini aynen korudukları ifade etti.

Ancak bu görüşmelerin bundan sonra kendi iç sorunlarını çözmemiş hiçbir ülkenin Avrupa Birliği üyeliğine alınmaması gerektiğini gösterdiğine dikkat çeken Merkel, Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliğinin hata olduğunu söyledi.

Merkel, aksi takdirde Kıbrıs örneğinde de görüldüğü gibi, üye olan ülkenin çözüm getirebilecek gelişmeleri engelleyebileceğini belirtti.

KIBRIS 07/07/07

13 Kıbrıslı Türk kayıp, ailelerine teslim ediliyor

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan açıkladı:

13 KIBRISLI TÜRK, 15 KIBRISLI RUM KAYIP... Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından Aleminyo köyünde yapılan kazı çalışmaları sonucunda bulunan kayıp 13 Kıbrıslı Türkün kalıntıları, 12 Temmuz 2007 Perşembe günü Kuzey'deki ailelerine veriliyor. Aynı gün, kazı çalışmalarında bulunan 15 Kıbrıslı Rum kaybın kalıntıları da Güney'deki ailelerine teslim edilecek

Ergül ERNUR

Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından Aleminyo köyünde yapılan kazı çalışmaları sonucunda bulunan kayıp 13 Kıbrıslı Türk'ün kalıntıları, 12 Temmuz 2007 Perşembe günü Kuzey'deki ailelerine veriliyor. Aynı gün kazı çalışmalarında bulunan kayıp 15 Kıbrıslı Rum'un kalıntıları da Güney'deki ailelerine teslim edilecek.

DNA testi neticesinde tespit edilen şehitler, düzenlenecek bir törenle 12 Temmuz günü saat 12.00'de Lefkoşa Mezarlığı'ndaki Şehitlik bölümüne defnedilecek.

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan ilk kez böyle bir işlemin gerçekleşeceğine dikkat çekerek 13 Kıbrıslı Türk şehidin tahta kutular içerisinde KKTC bayrağına sarılı bir şekilde verileceğini kaydetti.

Aleminyo köyündeki Kıbrıslı Türk şehit sayısının 15 olduğunu hatırlatan Ersan, henüz Hasan Mustafa ve Mustafa Arif isimli şehitlerin bulunmadığından iadesinin daha sonra yapılacağını belirtti.

12 Temmuz günü Kuzey Kıbrıs'a getirilecek olan 13 Kıbrıslı Türk Aleminyo şehidinin isimleri şöyle:

"Osman Mehmet, Mehmet Ali Bodo, Ali Bodo, Hüseyin Dildar, Hasan Dildar, Ahmet Halil, Mustafa Ali, Ömer Ali, Tahir Osman, Hasan Ali, Ali Hasan, Günay Hüseyin, Zafer Hasan".

"Diğer şehitler için Bakanlar Kurulu'ndan

yeni şehitlik açılmasını talep edeceğiz"

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan, dernek olarak mutlu olduklarını söyleyerek şehitlere yakışır bir tören hazırladıklarını yineledi.

Ersan, yıllardan beridir şehit ailelerinin beklentilerinin yapılan defnedilme işlemiyle gerçekleşeceğini ifade eden Ersan, "İsteyen şehit aileleri için daha sonra verilecek olan kayıp şehitler KKTC'deki Şehitliklere defnedilmesi mümkün olacaktır" dedi.

Dernek olarak özellikle şehitlerin KKTC'deki Şehitliklere gömülmesinden yana olduklarını söyleyen Ersan, kısa bir süre sonra Bakanlar Kurulu'ndan Lefkoşa'daki ve diğer ilçelerdeki mezarlıklara şehitler için bir bölüm açılmasını talep edeceklerini açıkladı.

KIBRIS 07/07/07

Dipkarpazlı Rumların "80 ev yıkıldı" iddiası

Haravgi gazetesi, Rum "Karpaz Koordinasyon Komitesi" Başkanı Nikos Falas'ın yaptığı açıklamada; Millet'le gerçekleştirdikleri görüşmede Dipkarpaz'da bulunan 80 Rum evinin yıkıldığını, 27'sinin de yıkılmak üzere işaretlendiğini ve "Ayia Triada" (Sipahi) köyünde de çok yakında yıkımların başlayacağını Millet'e ilettiklerini söylediğini yazdı.

Falas açıklamasında; Millet'in ise görüşmede; KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'den, Rum evlerinin yıkımının durdurulmasını istediğini, ancak "evlerin yıkılmasının Türk askerinin işi olmasından ötürü Pertev'in zor durumda kaldığını" söylediğini iddia etti.

Millet'le görüşmede ayrıca, Karpaz'daki "mahsurların" sorunları ile Apostolos Andreas Manastırı'nın restorasyonu konusunu da görüştüklerini ifade eden Falas, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İngiliz Yüksek Komiseri açıklamalarında çok net ve olumluydu. Dipkarpaz, Ayia Triada ve Apostolos Andreas Manastırı'na yaptığı ziyaretin sonuçları ve izlenimleri hakkında bize bilgi verdi. Her ay toplantı yaptıkları BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üye ülkelerini bilgilendirdiğini de bize söyledi".

Millet, Talat ve Soyer ile görüşecek

Simerini gazetesi ise, Falas - Millet görüşmesinde, Millet'in konuyu yakın zamanda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le görüşeceğini söylediğini kaydetti.

Gazeteye göre Falas açıklamasında; Apostolos Andreas Manastırı'nın restorasyonu konusuna değindi ve " uzun zamandan beri beklemekte olan ve ne yazık ki ihtiyaç duyulan restorasyon izni konusunda işgal bölgelerindeki makamlarla görüşmeler yapacaklarını" söyledi.

Fileleftheros gazetesi: "Yıkımlar Askerin İşi -İngilizlerden Karpaz İçin İşgal Rejimine Müdahale - Pertev Planları Durduramayacağını Söylüyor" başlıklarıyla verdiği haberinde Falas'ın açıklamalarına değinirken, Rum "Dipkarpaz Derneği'nin" Güney Kıbrıs'taki bazı yabancı elçiliklere memorandum sunduğunu da yazdı.

Gazete, "Dipkarpaz Derneği'nden" bir heyetin yakın geçmişte Çin'in Güney Kıbrıs Maslahatgüzarı Liu Tuantxian ve ABD Büyükelçiliği Siyasi İşler Birinci Sekreteri Grigoris Makris'le görüştüklerini ve bu görüşmelerde BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden "Türk askerinin Kıbrıs'ta yaptığı yıkıcı faaliyetlere son vermeye mecbur bırakılması için müdahale etmelerini" talep ettiklerini yazdı.

Habere göre söz konusu derneğin Dipkarpaz'daki diğer Rum dernekleriyle işbirliği içerisinde yabancı büyükelçiliklerle temasları devam ediyor.

KIBRIS 08/07/07

 

KKTC’de sosyal güvenlik tasarısına tepki

Sivil toplum örgütleri, uzun süredir tartışma konusu olan sosyal güvenlik yasa tasarısının bugün Meclis’te onaylanmaması için eylem yaptı.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 17:13 TSİ 09 Temmuz 2007 Pazartesi

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, sosyal güvenlik yasa tasarısını görüşürken, bazı sendika ve sivil toplum örgütlerinin meclis önünde yaptığı eyleme katılanlar, zorla meclise girmeye çalıştı.

 

Meclis Genel Kurulunun Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısını görüştüğü saatlerde meclis önünde toplanan 30’a yakın sendikanın temsilcileri, yaklaşık 2 saat boyunca, yumurta ve pet şişe de atarak meclisi protesto etti.

Meclis başkanlığıyla görüşme girişimlerine yanıt alamayan eylemciler, polis kordonundaki meclise girmek için kapıları zorladılar.

Çoğunluğu sendika başkan veya yöneticilerinden oluşan 10 civarında kişi meclis kapılarından giremeyince, demir parmaklıklardan atlayarak meclis avlusuna girdi ve daha sonra, polisin müdahalesiyle bina dışına çıkarıldılar.

‘Bu Memleket Bizim Platformu’nda yer alan sivil toplum örgütlerinin ve sendikaların gerçekleştirdiği eyleme, bazı siyasi partiler de destek verdi. Eylemciler, tasarının 3 ay ertelenmesini talep ediyor. Bazı sendikalar, sosyal güvenlik yasa tasarısına, çalışanların talebini karşılamadığı için tepki gösteriyor ve mevcut şekliyle yasalaşmasını engellemek istiyor.

'Türkiye'yi ikiye bölen' haritayı açan Profesör konuştu

      Türkiye’nin, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı nezdinde, Atina’da geçen hafta yapılan seminerde sunulan ve Türkiye’yi bölünmüş olarak gösteren harita konusunda girişimde bulunduğu öğrenildi.
      A.A muhabirinin edindiği bilgiye göre, Türkiye’nin Atina Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu bugün Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Haralambos Rokanas’a Türkiye’nin söz konusu olaya ilişkin tepkisini iletti.
      Bu arada, Atina ile Ankara arasında harita krizine yol açan seminerin konuşmacısı Profesör Yannis Mazis, "dost, komşu ve müttefik Türkiye’yi gücendirmek gibi bir niyeti olmadığını" söyledi.
      Profesör Mazis Atina’da geçen hafta düzenlenen "Kriz Yönetimi Atina 2007" adlı seminerde Türkiye’yi bölünmüş olarak gösteren bir harita açmıştı. Bunun üzerine Türkiye’nin Atina’daki Askeri Ataşesi Albay Atilla Şirin toplantıyı terk etmişti. Seminerin açılışına Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Meymarakis de katılmıştı.
      Merkezi Yunanistan’ın Korfu (Kerkira) Adasında bulunan İyonya Üniversitesi’nde görev yapan Profesör Mazis, A.A’ya yaptığı açıklamada, seminerdeki sunumunun "hiçbir art niyet" taşımadığını ve "Türk hükümetinin de iç güvenliği için tehlike olarak nitelediği unsurları dile getirdiğini" söyledi.
      Profesör Mazis şunları söyledi:
      "Sunumumda ayrıca Yunanistan’ın da dost ve komşu Türkiye’nin PKK konusundaki endişelerini paylaştığını vurguladım.
      Bu argümanlarımı akademik anlamda sergilemek için de internette dolaşan ve basında da yer almış olan gayet iyi bilinen bir haritayı kullandım. Bu harita 2006 yılının Eylül ayında Roma’daki NATO Koleji’nde bir Amerikalı Albay tarafından takdim edildi ve Türkiye’nin NATO’ya nota vermesine yol açtı. Bu hususa ve bu haritayı çizen Amerikalı emekli Albay Ralph Peters ile yayımlayan "Armed Forces Journal" dergisinin adlarına da sunumumda yer verdim. Söz konusu haritada İran, Pakistan, Afganistan, Suudi Arabistan, yani neredeyse tüm Orta Doğu ülkelerinin sınırları değişmiş olarak görünüyor. Bu ülkelerin çoğunun temsilcileri de seminerdeydi. Bu haritanın takdim edilmesinin bilimsel nedenlerini, yani bu tür gelişmelerin engellenmesi yönünde yaklaşım geliştirmenin söz konusu olduğunu anladıkları için tepki göstermediler. Türk Askeri Ataşe tarafından anlaşılamadığım için üzüntü duyuyorum. Tekrar dost ve komşu Türkiye’ye saygılarımı vurguluyorum. Bunu ve Yunanistan’ın, Türkiye’nin AB sürecindeki en güçlü destekleyicisi olduğunu zaten seminerdeki sunumumda da söylemiştim."
     

MILLIYET 09/07/07

 

Yunanistan'dan harita açıklaması: Profesörün görüşünü paylaşmıyoruz

      Türkiye'yi bölünmüş gösteren harita olayı nedeniyle "sözlü protesto notası" verilen Yunan Büyükelçi Georgios Yennimatas'ın Dışişleri Bakanlığı'ndaki görüşmede "Prof. Mazis'in görüşlerini paylaşmıyoruz. Ancak düşüncelerini söyleme özgürlüğü var. Komşularımızın toprak bütünlüğünden yanayız ve Türkiye, bizim müttefikidir" dediği öğrenildi.
      Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Atina'da Yunanistan Genelkurmay ve Savunma Bakanlığınca düzenlenen bir seminerde Prof. Mazis tarafından Türkiye'yi bölünmüş gösteren bir haritanın açılmasına duyulan tepki iletmek üzere Cuma günü Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Georgios Yennimatas'ı bakanlığa çağırdı.
      Türkiye'de büyük tepki yaratan harita olayından duyulan rahatsızlık, Yennimatas'a Kıbrıs ve Yunanistan'dan sorumlu Müsteşar Yardımcısı Vekili Haydar Berk tarafından iletildi. Dışişleri Bakanlığı'ndaki görüşmeyi değerlendiren Yunan diplomatik kaynakları da, Yennimatas'a "sözlü bir protesto notasıönı verildiğini belirtti.
      ANKA'nın Yunan diplomatik kaynaklarından edindiği bilgiye göre, Dışişleri Bakanlığı'ndaki görüşme sırasında Büyükelçi Yennimatas, Yunanistan'ın olayına ilişkin görüşlerini anlattı. Yennimatas, haritanın Yunan Genelkurmay ve Savunma Bakanlığı'nca sunulmadığını, bu konuda Yunan devletinin bir rolünün olmadığını savundu. Yennimatas özetle şunları söyledi:
      "Prof. Mazis'in görüşlerini paylaşmıyoruz. Tüm akademisyenlerin görüşlerini paylaşmıyoruz. Ancak onların, düşünme ve düşüncelerini dile getirme özgürlükleri var. Tüm komşularımızın toprak bütünlüğünden yanayız. Kesinlikle Türkiye'nin toprak bütünlüğünden yanayız ve Türkiye, NATO'da bizim müttefikimiz."(ANKA)

MILLIYET 09/07/07

 

Ankara'dan Atina'ya harita protestosu

09/07/2007 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Yunanistan'da Genelkurmay Başkanlığı'nın düzenlediği askeri bir toplantıda 'Kürdistanlı' bir Türkiye haritasının açılması, ikili ilişkileri eski gerilimli günlere geri götürdü. Dışişleri, Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi'ni bakanlığa çalışarak durumu protesto etti.
Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı'nca düzenlenen bir toplantıda Türkiye'yi bölünmüş olarak gösteren bir harita açılmış, toplantıya katılan Türk askeri ateşesi toplantıyı terk ederek tepki göstermişti. Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Giogios Yennimatas önceki gün Dışişleri Bakanlığı'na çağrılıp Türkiye'nin tepkisi iletildi. Kıbrıs-Yunanistan İşlerinden Sorumlu Dışişleri Müşteşar Yardımcıvekili Haydar Berk, Yennimatas'a Türkiye'nin harita nedeniyle duyduğu rahatsızlığı aktardı.

Papadopulos, Talat'a görüşme çağrısı

 Yaptı

ERÇAKICA DOĞRULADI... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Papadopulos'un önerisini doğruladı. Erçakıca, önerinin, Kıbrıs Türk tarafınca ciddi bir şekilde değerlendirileceğini ve gereken yanıtın hafta içinde verileceğini belirtti. Erçakıca, bu konudaki ilk toplantının, bugün Cumhurbaşkanlığı'nda yapılacağını da açıkladı

Kıbrıs Türk tarafının uzun süreden beridir yaptığı görüşme çağrısına, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'tan yanıt geldi. Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, geçtiğimiz gün bir mektup göndererek, görüşme talep ettiği bildirildi. İki liderin 10 gün içerisinde bir araya geleceği açıklandı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Papadopulos'un önerisini doğruladı. Erçakıca, önerinin, Kıbrıs Türk tarafınca ciddi bir şekilde değerlendirileceğini ve gereken yanıtın hafta içinde verileceğini belirtti. Erçakıca, bu konudaki ilk toplantının bugün Cumhurbaşkanlığı'nda yapılacağını da açıkladı.

Öneri, Möller aracılığıyla yapıldı

8 Temmuz mutabakatının yıldönümüne birkaç gün kala Papadopulos, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller aracılığıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a bir mektup göndererek, görüşme talebinde bulundu.

Kıbrıs Türk tarafının süregelen görüşme çağrıları, "bütünlüklü çözüm için özlü müzakerelere başlanması" hedefiyle yapılırken, Papadopulos'tan gelen talebin, 2 çalışma grubu ve 2 teknik komitenin çalışmaya başlaması konusunu görüşmek üzere yapılmış olması dikkat çekti.

Rum tarafında seçim sürecine girilmesi ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın başkanlığa adaylığının netleşmesinin, Papadopulos'un böyle bir girişim yapmasında etkili olabileceği ifade ediliyor.

Diplomatik çevreler, Papadopulos'un bu hareketiyle, seçim yatırımı yapmakta olabileceğini belirtiyorlar.

Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un, önümüzdeki hafta içerisinde, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin faaliyetleri bünyesinde ara bölgede kurulan Antropoloji Laboratuvarı'nda düzenlenecek bir etkinlikte bir araya gelecek olması, önümüzdeki sürece ilişkin beklentileri yükseltiyor.

Öte yandan 8 Temmuz mutabakatı gereği teknik komitelerin kurulması ve çalışma gruplarının oluşturulması yönünde Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ve Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis arasındaki görüşmeler de aralıklarla sürüyor, ancak bu görüşmelerde de hedefe ulaşılabilmiş değil.

Dün, adadaki iki toplum liderinin 8 Temmuz 2006'da Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri'nin Siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari ile vardıkları mutabakatla başlayan sürecin yıldönümüydü.

Kıbrıs Türk Tarafı'nın "bütünlüklü çözüm için" yaptığı tüm görüşme çağrılarına rağmen taraflar henüz bir araya gelemedi.

Erçakıca'dan önerinin, anında

Rum basınına yansımasına tepki

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, 10 gün içerisinde görüşeceği, dünkü Rum basınında geniş yer buldu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, konuyla ilgili öneri yapıldığını doğruladı; ancak önerinin basında yayınlattırılması gayretinin, Rum tarafının, konuyu kadar ciddiyetsiz bir şekilde ve Kıbrıs Rum iç politikasına dönük olarak ele almakta olduğunun yeterli göstergesi olduğunu söyledi.

Önerinin Kıbrıs Türk tarafınca ciddi şekilde değerlendirileceğini ve hafta içinde yanıtlanacağını belirten Erçakıca, "Cumhurbaşkanımız, Papadopulos ile sık sık görüşmeyi, iki halk arasındaki ilişkileri iyileştirmek açısından gerekli gördüğü gibi, 8 Temmuz sürecinde yaşanmakta olan sorunların da, iki liderin görüşmeleri ile aşılabileceğini, Ağustos 2006'dan beri gündeme getirmekte ve böyle bir görüşme için çağrı yapmaktadır. Kıbrıs Rum tarafının 10 ay sonra bile olsa böyle bir noktaya gelmiş olması memnuniyet vericidir" dedi.

"Öneri, iç politikaya dönük"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca ise, konuyla ilgili açıklamasında, Kıbrıs Rum tarafının, geçtiğimiz günlerde, 8 Temmuz süreci ile ilgili olarak Kıbrıs Türk tarafına ilettiği önerinin, henüz daha mürekkebi kurumadan Kıbrıs Rum basınında yer aldığını belirtti.

Kıbrıs Rum tarafının önerisini yayınlatma gayretinin, konuyu ne kadar ciddiyetsiz bir şekilde ve Kıbrıs Rum iç politikasına dönük olarak ele almakta olduklarının yeterli göstergesi olduğuna işar eden Erçakıca, "Buna karşın, bu öneri, Kıbrıs Türk tarafınca ciddi bir şekilde değerlendirilecek ve gereken yanıt hafta içinde verilecektir. Bu konudaki ilk toplantı bugün Cumhurbaşkanlığı'nda yapılacaktır" dedi.

Kıbrıs Rum tarafının önerilerinde dikkati çeken başlıca özelliğin, bugüne kadar 8 Temmuz sürecinde dile getirilen yaklaşımların tekrarından ibaret olduğunu ifade eden Erçakıca, şunları aktardı:

"Nitekim, Kıbrıs sorunu ile ilgili konuları bütünlüklü olarak ele almak yerine bazı konuları öne çıkarmak eğilimi, bu öneride açıkça ifade edilmektedir.

Öneride yeni olan tek unsur, Kıbrıs Rum lideri Papadopulos ile Cumhurbaşkanımızın buluşmasını öngörmesidir.

Bilindiği gibi, Cumhurbaşkanımız, Papadopulos ile sık sık görüşmeyi, iki halk arasındaki ilişkileri iyileştirmek açısından gerekli gördüğü gibi, 8 Temmuz sürecinde yaşanmakta olan sorunların da, iki liderin görüşmeleri ile aşılabileceğini Ağustos 2006'dan beri gündeme getirmekte ve böyle bir görüşme için çağrı yapmaktadır. Kıbrıs Rum tarafının 10 ay sonra bile olsa böyle bir noktaya gelmiş olması memnuniyet vericidir.

Buna karşın, bu görüşmenin Kıbrıs Rum iç siyasetinin bir parçası olmaması ve 8 Temmuz sürecinin gerçek amacına uygun faydalar üretmesi gerekecektir. Kıbrıs Türk tarafı, öneriyi bu açıdan da değerlendirecektir."

Rum basını neler yazdı?

Haberi "Görüşme Eşikte - Tasos'tan Talat'a Davet Mektubu ve Anlaşmanın Hayata Geçirilmesi Önerisi" başlığıyla manşete çeken Fileleftheros gazetesi, "güvenilir" bilgilere dayanarak, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Talat'a, "görüşmeye davet" mektubunu, kısa süre önce BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'le ilettiğini yazdı.

Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Talat'a gönderdiği savunulan mektupta, "2 çalışma grubu ve 2 teknik komitenin çalışmaya başlaması konusunu görüşmeyi önerdiği" belirtilen haberde, Rum tarafının bu hareketinin, BM'den, ABD'den, İngiltere'den ve BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi diğer ülkelerden ve Brüksel'den destek gördüğü kaydedildi.

Bu yöndeki bilgilerin, Fileleftheros tarafından, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza'nın bilgisine getirildiğini; Bryza'nın da gazeteye yaptığı açıklamanın, oldukça aydınlatıcı olduğunu belirten gazete, şunları yazdı:

"Bryza; Washington'un, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, 'Başkan Papadopulos ve Talat'ın, Kayıplar Komitesi'nin Antropoloji Laboratuvarı'nda görüşmeleri ve iki çalışma grubu ile iki teknik komitenin çalışmalara başlaması ile 8 Temmuz 2006 anlaşmasının hayata geçirilmesi' yönündeki önerisinden cesaretlendiğine işaret etti. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, 'bu fikirlere (Papadopulos'un önerilerini kastetti), hem de Kıbrıs Türk tarafınca ortaya konulacak her öneriye, her iki tarafın da ciddi ve yaratıcı yanıt verdiğini görmeyi umut ediyoruz' dedi.

BM seçim yatırımı olmasından kuşkulanıyor

Edindiğimiz bilgilere göre, Papadopulos'un bu hareketi; Ada'da başlamış olan seçim kampanyası dönemi nedeniyle, ilk başta, BM merkezindeki yetkililer tarafından kuşkuyla karşılandı. BM'nin aksine Washington, Londra ve Brüksel'de; Kıbrıs ve Türkiye'deki seçim dönemlerinin ciddi müzakerelere engel teşkil etmemesi gerektiği düşüncesiyle bu çabanın güçlendirilmesine karar verildi."

Gazete, Washington muhabiri Mihalis İgnatiu'nun imzasını taşıyan haberini, "Papadopulos-Talat Görüşmeye Yakın - Başkan'ın İşgal Lideri'ne Prosedürün Başlaması Önerilerinin Yer Aldığı Mektup" başlığıyla, iç sayfasında devam ettirdi, şunları aktardı:

"Kıbrıs sorununda aniden bir hareketlilik gözlemlendi. Bu hareket; Başkan Tasos Pappadopulos'un işgal lideri Mehmet Ali Talat'la 12 ay sonra ilk görüşmelerinin önümüzdeki on gün içerisinde gerçekleşmesi umuduyla Washington ve Brüksel tarafından istikrarla destekleniyor. Güvenilir bir diplomatik kaynak, Fileleftheros'a (görüşme) 'çok yakın' dedi ve Amerikan hükümetinin sorunun çözülmesi ve Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi hedefini taşıyan her çabayı desteklediğini vurguladı.

"Kıbrıs'taki liderler doğrulamadı, yalanlama da yapılmadı"

Edindiğimiz ve ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkilisinin yalanlamadığı bilgilere göre, Papadopulos Talat'a BM temsilcisi Michael Moller aracılığıyla; işgal lideriyle görüşmeyi ve iki çalışma grubu ile iki teknik komitenin çalışmalarına başlamasını önerdiği bir mektup gönderdi. Fileleftheros'un bu yöndeki bilgilerini, Lefkoşa'daki liderler ve BM merkezi doğrulamadı. Bu bilgilerle ilgili ne kuşku belirtildi ne de yalanlandı.

Bu yöndeki bilgileri, bilgisine getirdiğimiz ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza, gazetemize 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 'Başkan Papadopulos ve Talat'ın Kayıplar Komitesi'nin Antropoloji Laboratuvarı'nda görüşmeleri ve iki çalışma grubu ile iki teknik komitenin çalışmalara başlaması ile 8 Temmuz 2006 anlaşmasının hayata geçirilmesi yönündeki önerisi bizi cesaretlendirdi. Bu fikirlere (Papadopulos'un önerilerini kastetti) hem de Kıbrıs Türk tarafınca ortaya konulacak her öneriye her iki tarafın da ciddi ve yaratıcı yanıt verdiğini görmeyi umut ediyoruz' dedi.

Edindiğimiz bilgilere göre, Papadopulos'un bu hareketi; Ada'da başlamış olan seçim kampanyası dönemi nedeniyle ilk başta BM merkezindeki yetkililer tarafından kuşkuyla karşılandı. BM'nin aksine Washington, Londra ve Brüksel'de; Kıbrıs ve Türkiye'deki seçim dönemlerinin ciddi müzakerelere engel teşkil etmemesi gerektiği düşüncesiyle bu çabanın güçlendirilmesine karar verildi. Deneyimli diplomat, karakteristik olarak 'ciddi olmayan ve oyun oynadığını kabul eden bunu ödeyecek' dedi.

Bryza, Kıbrıs'taki ve Türkiye'deki seçimlere değinirken, 'Ada'daki her iki tarafın liderinin de Kıbrıs sorununun çözüm prosedürünün ileri götürülmesine bağlı kalmaları koşuluyla Kıbrıs'taki ve Türkiye'deki seçimler, prosedürün ileri doğru gitmesine engel olmak zorunda değil' dedi.

Gazetemiz; Moskova'da da olduğu gibi Washington'da, Londra'da ve Brüksel'de bu ani hareketlilik daha çok; dikkatle ve ciddiyetle karşılandığını ve Kıbrıs sorununun çözülmesi hedefiyle, inisiyatiflerin hakikî olmasını umduklarını bilebilecek durumdadır.

Papadopulos'un düşüncelerini bilen, inisiyatifini ve çabalarını destekleyen bir yetkili, 'Bizden istenecek her türlü yardımda bulunmaya hazırız' dedi. Uluslararası unsurun Ada'nın bölünmüşlüğünü reddettiğini belirterek, 'Kıbrıs'ı yeniden birleştirebiliriz. Yalnızca yeniden birleşmeyi destekliyoruz' ifadelerini kullandı.

Bu arada; İlkeler Dizisi'ne ilişkin anlaşmanın imzalanmasının birinci yıldönümü dolayısıyla; tamamen Kıbrıs sorunuyla ilgilenmekte olan ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzeyli yetkilisi, gazetemize konuşurken şunları söyledi:

'8 Temmuz anlaşmasının yıldönümü yitirilmiş bir fırsatı temsil ediyor. Kıbrıs sorununun çözümü yönünde diyalog olmamasından ve ilerleme sağlanmamasından dolayı hayal kırıklığı içerisindeyiz. Her iki tarafın lideri de; iki toplumlu, iki kesimli bir federasyonda birleşik olacak bir Kıbrıs isteyerek, her şeyi riske etmeye hazır olmaları (must be prepared to take risks) gerekir.

8 Temmuz anlaşması Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin maharetini yansıtıyor. Gambari, Annan planının halen masada olup olmadığına ilişkin tartışmanın yönünü uzağa ve başka bir yöne yönlendirdi ve her iki taraf için de; yine kendilerinin en önemli olarak gördükleri konuları tayin edebilecekleri ve çözebilecekleri bir mekanizma yarattı.

Her iki tarafı da; 8 Temmuz anlaşmasının öngördüğü üzere teknik komiteleri ve çalışma gruplarını oluşturmaya teşvik ediyoruz. Bu, siyasi tavırdan çok; Ada'nın her iki tarafındaki Kıbrıslıların çabucak ayrıt edebilecekleri çok önemli bir ilerlemeyi temsil edecek."

"Yitik fırsat"

Gazete, "Söz Yitik Fırsatlara Dair" başlıklı haberinde ise, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün; 8 Temmuz anlaşmasının birinci yıldönümü dolayısıyla söylediklerine, özetle şöyle yer verdi:

"8 Temmuz anlaşmasının yıldönümü; iki taraftan hiç birince yakalanmayan yitik bir fırsattır. Geçen yıl içerisinde diyalog ve ilerleme olmamasından derin bir hayal kırıklığı duyuyoruz. Tarafların liderleri, risk almaya ve ileriye, gelecekteki ilerlemeye bakmaya hazır olmalıdır. Uluslararası unsurun; her iki taraftan da siyasi kararlılık ve prosedürü sahiplenme görmeye ihtiyacı var. Kıbrıslılar, sorunlarını cesaretle göğüslediklerini ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme hazır olduklarını göstermelidir. Her iki taraf da, katkı koymalı ve hareketliliği ileri götürmelidir.

Her iki tarafı da; Kıbrıs'ta ve Türkiye'de seçim döneminde olsak dahi, teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulması konusunda cesaretlendiriyoruz. Her iki tarafın da yeniden çıkmazı aşacaklarını taahhüt etmesi gerekir. Mutabık kaldıkları konularda süratle ilerleme sağlamaları için Birleşmiş Milletler'i ve tarafları desteklemeye devam edeceğiz"

KIBRIS 09/07/07

 

İki lider de prosedürde ileri gidecek güce sahip

BRYZA İYİMSER... ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Talat'ın, Kıbrıs sorunundaki prosedürde ileri gidebilecek güce sahip olduklarını söyledi

İZOLASYINLAR KALKMALI... Bryza,Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılmasının, çözüm yolunda önemli bir etki yaratacağına inanç belirterek "Kuzeyde daha büyük bir refah olduğunda ve taraflar arasındaki ekonomik uçurum azaltıldığında, yeniden birleşmenin daha kolay olacağına inanıyoruz" dedi

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Kıbrıs sorunundaki prosedürde ileri gidebilecek güce sahip olduklarını söyledi.

Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılmasının, çözüm yolunda önemli bir etki yaratacağına da inanç belirten Bryza, "Kuzey'de daha büyük bir refah olduğunda ve taraflar arasındaki ekonomik uçurum azaltıldığında, yeniden birleşmenin daha kolay olacağına inanıyoruz" dedi.

Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmelerle ilgili Rum tarafında yayınlanan Politis Gazetesi'nin sorularını yanıtlayan Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, 8 Temmuz anlaşmasında şu ana kadar ilerleme sağlanmamasından, her iki tarafı da sorumlu tuttu.

Bryza, "Karar alması gereken kişilerde cesaret yoktu. Açık fikirli olmaları ve riskler almaları gerekirken, riskleri azaltmaya ve hiçbir şey yapmamaya karar verdiler. Belirli bir takvim içerisinde teknik komitelerin çalışacağı konuların önceden kararlaştırılmış listeleri yapılması gerekiyordu, kimse bir şey yapmadı" dedi.

"Rum Tarafı'nda yapılacak seçimler çözümü etkiler mi?" şeklindeki bir soru üzerine, "Seçimlerin önemli siyasi konulara güçlü bir etkisi olduğu bir gerçektir, ancak bu sefer ne gibi bir etki yapacağını kimse kestiremez" diyen Bryza, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un geçen günlerde bazı ümit verici ve yapıcı önerilerde bulunduğunu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeyi önerdiğini söyledi.

Bryza, "Papadopulos çok yapıcı önerilerini son günlerde ve seçimlere yaklaşırken yaptı diye sorumluluk yüklememiz gerekmez" diye konuştu.

Kişiliklerin, müzakerelerde her zaman önemli ve kritik rol oynadığını, herkesin diğerine yaklaşım şeklinin güven yaratılmasında etkili olduğunu belirten Matthew Bryza, Papadopulos ve Talat'ın, Kıbrıs sorunundaki prosedürde ileri gidebilecek güce sahip olduklarını ifade etti.

Amerika Birleşik Devletleri olarak adanın iki toplumlu, iki kesimli bir federasyon temelinde yeniden birleşmesini başarmak istediklerini, ancak prosedürün bir bölümünün, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılmasını gerektirdiğini söyleyen Bryza, "Kuzey'de daha büyük bir refah olduğunda ve taraflar arasındaki ekonomik uçurum azaltıldığında; Almanya örneğinde olduğu gibi, yeniden birleşmenin daha kolay olacağına inanıyoruz. Kıbrıslı Türkler; kendilerini finanse edecek bir büyük kuzene sahip değiller. Dolayısıyla kendilerini ekonomik bir düzlüğe ve bir refaha götürecek tek yol olan ticaret üzerinde durulması gerekir" diye konuştu.

"İki tarafın yan yana gelmeleri için baskı unsurları neler olabilir?" sorusu üzerine Bryza, her iki tarafı da müzakereye oturmaya yöneltecek yeterli baskı unsurlarının bulunmadığını, iki tarafın liderlerinin bunu yapma iradeleri yoksa, kendilerine hiçbir şey dayatamayacaklarını belirterek, "ne dostlarımızı tehdit edebiliriz ne de kendilerini satın alacak yeterli paramız var. İnancını değiştirmen için sana ne kadar fazla ödersem fikirlerine o kadar çok inanırsın. Üzerine dayanabileceğimiz tek şey; liderlerin sorunun çözümünü taahhüt etmiş olmalarıdır" dedi.

Bryza'nın sorulara verdiği cevaplar

SORU: 8 Temmuz anlaşmasında ilerleme kaydedilmemesinin sorumlusu kimdir?

YANIT: Diplomatik bir söylem gibi gelebilir ama, her iki taraf da sorumludur. Karar alması gereken kişilerde cesaret yoktu. Açık fikirli olmaları ve riskler almaları gerekirken, riskleri azaltmaya ve hiçbir şey yapmamaya karar verdiler. Belirli bir takvim içerisinde teknik komitelerin çalışacağı konuların önceden kararlaştırılmış listeleri yapılması gerekiyordu, ki kimse bir şey yapmadı.

SORU: Kıbrıs'ta yapılacak seçimler Kıbrıs sorununun çözümünü etkiler mi?

YANIT: Her ülkedeki seçimlerin en önemli siyasi konulara güçlü bir etkisi olduğu bir gerçektir. Bu sefer ne gibi bir etki yapacağını kimse kestiremez. Geçen günlerde Başkan Papadopulos'un bazı ümit verici ve yapıcı önerilerde bulunduğunu gördük. Diğer şeyler yanında; Sayın Talat'la görüşmeyi önerdi. Biz bunun olmasını istiyor ve cesaretlendiriyoruz. Sayın Papadopulos'un önerisini selamlıyoruz. Kıbrıs

Türk tarafının tepkisinin ne olacağını görmeyi bekliyoruz. Sayın Papadopulos çok yapıcı önerilerini son günlerde ve seçimlere yaklaşırken yaptı diye sorumluluk yüklememiz gerekmez.

SORU: Kıbrıs sorununun çözümü kişiler meselesi mi yoksa mevcut konjonktürdeki esas meselesi mi?

YANIT: Kişilikler, müzakerelerde her zaman önemli ve kritik rol oynarlar. Belki de çoğu anlaşmazlıkta müzakereci olduğumdandır; herkesin diğerine yaklaşım şeklinin önemli rolü olduğunu ve güven yaratılmasında etkili olduğunu görüyorum. Bu da müzakerelerde anlaşmaya varabilmeniz için önemlidir. Sayın Papadopulos ve Sayın Talat, Kıbrıs sorunundaki prosedürde ileri gidebilecek güce sahiptir. Kişinin gücüne inanıyorum. İktidarda farklı kişiler varsa o zaman muhtemelen farklı sonuçlar elde edersiniz, ama durumların A liderle veya B liderle daha iyi mi yoksa kötü mü olacağını söyleyemem.

SORU: Kıbrıs'ta Amerikan dış politikası; Kıbrıs sorununu işgal ve istila meselesinden Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması önceliği meselesine çevirmekle suçlanıyor. Yanıtınız nedir?

YANIT: Görüşümüz; Ada'nın iki toplumlu, iki kesimli bir federasyon temelinde yeniden birleşmesini başarmak istediğimizdir. 1974 çatışmalarından bugüne kadarki acılı tarihi biliyoruz. Önceki hedef ABD'nin de çıkarıydı. Ancak prosedürün bir bölümü ve çözümün bir bölümü Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılmasını gerektirir. Kuzey'de daha büyük bir refah olduğunda ve (taraflar arasındaki) ekonomik uçurum azaltıldığında; Almanya örneğinde olduğu gibi, yeniden birleşmenin daha kolay olacağına inanıyoruz. Birleşmenin maliyetini, Batı Almanya'nın ödemesi gerekti çünkü iki devlet arasında büyük bir ekonomik uçurum vardı. Kıbrıs örneğinde Kıbrıslı Türkler; kendilerini finanse edecek bir büyük kuzene sahip değiller. Dolayısıyla kendilerini ekonomik bir düzlüğe ve bir refaha götürecek tek yol olan ticaret üzerinde durulması gerekir.

SORU: İki tarafın yan yana gelmeleri için baskı unsurları neler olabilir?

YANIT: Her iki tarafı da müzakereye oturmaya yöneltecek yeterli baskı unsurları yoktur. İki tarafın liderlerinin bunu yapma iradeleri yoksa, kendilerine hiçbir şey dayatamayız. Ne dostlarımızı tehdit edebiliriz ne de kendilerini satın alacak yeterli paramız var. İnancını değiştirmen için sana ne kadar fazla ödersem fikirlerine o kadar çok inanırsın. Üzerine dayanabileceğimiz tek şey; liderlerin sorunun çözümünü taahhüt etmiş olmalarıdır."

KIBRIS 09/07/07

 

 

Sorumluluk sizde

NİYET ÖNEMLİ... KIBRIS Gazetesi köşe yazarlarından Hasan Hastürer'in sorularını yanıtlayan Steinmeier, "Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili planlara gelindiğinde durumun çözümü konusundaki en büyük sorumluluğun konuyla ilgili taraflara düştüğünü unutmamak gerekir" dedi. İlgili tarafların bir çözüm için uğraşma niyetinde olmaması durumunda, dıştaki kişilerin çok fazla bir başarı kazanmasının pek mümkün olmadığını vurgulayan Steinmeier, "Bu koşullar altında, uluslararası toplum her zaman yardıma hazırdır. Birleşmiş Milletler buna en uygun forumdur. AB, BM'nin bu konudaki çabalarını desteklemek için her şeyi yapmaya hazırdır" diye konuştu

POLİTİK DURUM ENGEL... Steinmeier: Bizim başkanlık olarak hedefimiz Kıbrıs Türk toplumu ile AB üyesi ülkeler arasındaki direkt ticaret konusunda ilerleme sağlamaktı. Bu konuyla ilgili olan herkesle yoğun görüşmeler yaptık. Bu görüşmeler gösterdi ki politik durum nedeniyle bu konuda büyük bir ilerleme kaydedilmesinin henüz zamanı tam olarak gelmemiştir. Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türk halkının ekonomik gelişimini sağlaması için verdiği desteği en üst noktaya çekmek için bir sonraki başkanlığa her türlü yardımı yapmaya hazırı

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Kıbrıs sorununun çözümünde en büyük sorumluluğun ilgili taraflarda olduğunu belirterek, bu konuda Kıbrıs Türk ve Rum taraflarını işaret etti.

Steinmeier, Almanya Dışişleri Bakanlığı'nda KIBRIS köşe yazarlarından Hasan Hastürer'e özel demeç verdi.

Hastürer'in sorularını yanıtlayan Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, "İlgili taraflar bir çözüm için uğraşma niyetinde değilseler dıştaki kişilerin çok fazla bir başarı kazanması pek mümkün değildir" dedi.

Frank-Walter Steinmeier, bu koşullar altında uluslar arası toplumun da çözüm çabalarına yardım etmeye her zaman hazır olduğunu ifade ederek, "Birleşmiş Milletler buna en uygun forumdur. AB, BM'nin bu konudaki çabalarını desteklemek için her şeyi yapmaya hazırdır" şeklinde konuştu.

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile yapılan röportaj aynen şöyle:

HASTÜRER: Avrupa Birliği Başkanlığı şu an Portekiz'e geçti ve Almanya'nın tüm yoğun çabalarına rağmen Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmedi. Almanya gibi güçlü bir ülke dahi Tüzüğü uygulamak konusunda başarılı olamazken, daha az güçlü olan ve bu konuya herhangi bir ilgi göstermeyen bir başkanlığın döneminde ilerleme sağlanacağına gerçekten inanıyor musunuz?

STEINMEIER: Bizim başkanlık olarak hedefimiz Kıbrıs Türk toplumu ile AB üyesi ülkeler arasındaki direkt ticaret konusunda ilerleme sağlamaktı. Bu konuyla ilgili olan herkesle yoğun görüşmeler yaptık. Bu görüşmeler gösterdi ki politik durum nedeniyle bu konuda büyük bir ilerleme kaydedilmesinin henüz zamanı tam olarak gelmemiştir. Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türk halkının ekonomik gelişimini sağlaması için verdiği desteği en üst noktaya çekmek için bir sonraki başkanlığa her türlü yardımı yapmaya hazırız.

HASTÜRER: Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Rumlar tarafından rehin tutulduğu ve Avrupa Birliği'nden alınabilecek tek şeyin sadece sözler olduğu yönündeki iddialar ne kadar doğru?

STEINMEIER: Son birkaç yıl boyunca Avrupa Birliği başarılı bir şekilde Kıbrıs Türk toplumunu finansal ve ekonomik olarak desteklemek için çalıştı. Yeşil Hat Tüzüğü'nün uyarlanması ve yürürlüğe konması Kıbrıslılar arası ticaret konusunda bir temel oluşturdu. Bu tarihten itibaren Yeşil Hat Tüzüğü tarafından sunulacak olan potansiyel tam olarak kullanılmadığı halde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk tarafında malların ticareti nedeniyle ve Kıbrıs Türk toplumunun birçok üyesinin Cumhuriyetin Kıbrıs Rum tarafında iş bulması nedeniyle adanın kuzeyindeki ekonomik gelişmeye önemli katkı sağlandı.

Mali Yardım Tüzüğü'nün uyarlanarak yürürlüğe konmasıyla, Avrupa Birliği Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik gelişimi için 259 milyon Euro'yu kullanılabilir hale getirdi. Bu çok önemli toplamdır ki bunun ekonomik ve politik anlamı Kıbrıslı Türk liderler tarafından yeteri kadar algılanmamıştır. Bence Avrupa Birliği Kıbrıs Türk toplumuna sadece sözde kalmayan somut yardımlar yapmıştır.

HASTÜRER: Avrupa Birliği'nin süregelen Kıbrıs sorununun çözümü için daha önce denememiş bir yol önerilmesi konusunda bir yardımı olabilir mi?

STEINMEIER: Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili planlara gelindiğinde durumun çözümü konusundaki en büyük sorumluluğun konuyla ilgili taraflara düştüğünü unutmamak gerekir. İlgili taraflar bir çözüm için uğraşma niyetinde değilseler dıştaki kişilerin çok fazla bir başarı kazanması pek mümkün değildir. Bu koşullar altında, uluslararası toplum her zaman yardıma hazırdır. Birleşmiş Milletler buna en uygun forumdur. Avrupa Birliği Birleşmiş Milletler'in bu konudaki çabalarını desteklemek için her şeyi yapmaya hazırdır.

KIBRIS 09/07/07

 

KKTC’de İngiliz takımıyla maç iptal oluyor

KKTC’nin tarihinde ilk kez FIFA üyesi bir İngiliz futbol takımı, lig şampiyonu Çetinkaya ile maç yapmak için Ada’ya geldi. Maçı engellemek için Rumların büyük çaba sarfettiği ve maçın iptal edilebileceği belirtiliyor

Selim Atalay

NTV-MSNBC

Güncelleme: 18:25 TSİ 10 Temmuz 2007 Salı

 

LEFKOŞA - İngiltere’nin Luton Town takımının lig şampiyonu Çetinkaya’yla bir maç yapması planlandı. İki takım yöneticileri oturup durumu inceledi ve sonunda Luton Town bir kontrat imzalayarak maç yapmak üzere KKTC’ye geldi. Tüm baskılara rağmen KKTC’ye gelme kararı alan ikinci ligdeki Luton Town kafilesinin KKTC’ye ayak basmasıyla Rumların engelleme çabaları da doruğa çıktı.

Rum Futbol federasyonu, İngiltere Futbol federasyonu ve FIFA nezdinde girişimler yaparak, işgal altındaki bölgede herhangi bir karşılaşma yapılamayacağını bunun yasadışı olduğu tehdidini ileri sürdü. Rumlar maçın oynanması halinde İngiliz takımının ve bağlı bulunduğu federasyonun ağır cezalara çarptırılacağını bildirdi.

Rumların tehditleri İngiltere Futbol Federasyonu üzerinde etkili oldu. Federasyon yetkilileri Çetinkaya’nın rakibi Luton Town’la temas kurarak maçtan vazgeçilmesini istedi. İngiltere federasyonu Luton Town’ın sahaya çıkması halinde ceza alacağını ve liglere eksi puanla başlayacağını bildirdi.

Baskılar etkili oldu ve Çetinkaya’yla mücadele etmek için adaya gelen Luton Town imzaladığı kontrata rağmen sahaya çıkmama kararı aldı.

KKTC Futbol Federasyonu’yla temasa geçen İngiliz yetkililer, maç için Rumlardan izin almanın şart olduğunu aksi takdirde karşılaşmanın yapılamayacağını bildirdi.

KKTC Futbol Federasyonu yetkilileriyse hiçbir koşulda Rumlardan izin talebinde bulunmayacaklarını bildirdi.

Kıbrıs’ın en eski takımlarından olan Çetinkaya, iki toplumun 1960’ta ortaklaşa kurduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nde tescilli bir takım ve aynı zamanda şimdiki Rum Futbol Federasyonu’nun da kurucu üyesi.

Çetinkaya’nın bu özelliği nedeniyle uluslararası bir karşılaşma yapabilmesi hukuken mümkün görünüyordu. Ancak hesaplar tutmamış gibi görünüyor zira Avrupa Birliği üyesi Rumların FIFA, UEFA ve İngiltere üzerindeki etkisi Çetinkaya’nın pozisyonundan daha ağır bastı.

İki takım arasındaki özel bir karşılaşma için patlak veren kriz ve sonuçta maçın iptal edilme noktasına gelmesi, KKTC’ye yönelik ambargoların ağırlığını bir kez daha gözler önüne serdi.

 

Talat'a iki mektup gönderdik

"KAYIPLAR" VE "8 TEMMUZ SÜRECİYLE İLGİLİ"... Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a; biri kayıplarla, diğeri 8 Temmuz "anlaşması"nın ileri götürülmesiyle ilgili iki mektup gönderdiğini açıkladı

HEDEFİMİZ, KAMUOYU YARATMAK DEĞİL... Vasilis Palmas: İki mektuptan biri kayıplar konusuyla ilgili, üç üyeli Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin huzurunda ortak bir görüşme yapılmasıyla; diğeri de 8 Temmuz anlaşmasını Gambari'yle birlikte geçen yıl bu zamanlar uzlaşılmış olan temelde ileri götürmeye çalışmamızla ilgilidir. Hedefimiz kamuoyu yaratmak değildir. Bu nedenle bu mektupları bu aşamada basından uzak tutmaya çalışıyoruz. Diğer taraf da kabul ederse, görüşme; açıklanacak ve kamuoyuna bildirilecek

GÖRÜŞME OLMAMALI DEMEDİK... "Hükümet, hiçbir zaman Kıbrıs Rum toplumunun temsilcisi ile Kıbrıs Türk toplumunun temsilcisi arasında görüşme olmaması gerektiğini söylemedi. Konusu ve içeriği şimdi netleştiği için, görüşme olacak. Şimdi, birileri rahatsız oluyor diye, bu bizi ilgilendirmez. Biz, hükümet olarak; ilerlemenin ön şartlarını ve olgularını yaratmak için olması gereken her şeyi yapmakla mükellefiz"

Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a; biri kayıplarla, diğeri 8 Temmuz "anlaşması"nın ileri götürülmesiyle ilgili iki mektup gönderdiğini açıkladı.

Rum radyosunun haberine göre Palmas, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis arsındaki görüşmelerin kendi sınırlarına ulaştığı görüşünü ortaya koydu ve Rum yönetiminin, 8 Temmuz sürecine bir ivme kazandırılması yönünde çaba harcanmasını gerekli gördüğünü söyledi.

Vasilis Palmas, Rum gazetecilerin sorularını yanıtlarken, "İki mektup var. Biri kayıplar konusuyla ilgili, üç üyeli Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin huzurunda ortak bir görüşme yapılmasıyla; diğeri de 8 Temmuz anlaşmasını Gambari'yle birlikte geçen yıl bu zamanlar uzlaşılmış olan temelde ileri götürmeye çalışmamızla ilgilidir" dedi.

(Talat-Papadopulos görüşmesi için) bir tarih belirlenip belirlenmediğinin sorulmasına karşılık Rum Sözcü, hedeflerinin; "kamuoyu yaratmak olmadığını" savunarak, "Bu nedenle bu mektupları bu aşamada basından uzak tutmaya çalışıyoruz" dedi.

Rum Sözcü Palmas, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'nın açıklamalarının kendileriyle ilgili olmadığını söyledi ve "Bizimle ilgili değil. Bizim tarafın, başkanın görüşmelerin olması arzusunu sızdırmış olduğu andan itibaren (Erçakıca'nın sözleri) bize dokunmuyor" ifadesini kullandı.

Vasilis Palmas, başka bir soruyu yanıtlarken, "Bu aşamada mektubun sızdırılmaması gerektiğini düşündük. Diğer taraf da kabul ederse, görüşme; açıklanacak ve kamuoyuna bildirilecek" dedi.

Kendisinin, bu aşamada bir görüşmenin yalnızca kamuoyu yaratmaya yarayacağını söylediğinin hatırlatılması üzerine Rum Sözcü; "Kamuoyu oluşturmak maksatlı değildir ve bu nedenle diğer tarafın yanıtını bekleyene kadar basına vermedik. Mektup gönderdiğimizi sızdırmadık, çünkü diğer tarafın, diğer toplumun yanıtını bekledik" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında görüşme olması gerektiğini söyleyenleri neden eleştirdiğinin sorulması üzerine Vasilis Palmas, şunları söyledi:

"Hükümet, hiçbir zaman Kıbrıs Rum toplumunun temsilcisi ile Kıbrıs Türk toplumunun temsilcisi arasında görüşme olmaması gerektiğini söylemedi. O zamanlar böyle bir şey dedik mi?

Böyle bir görüşmenin bir içeriği ve konusu olması gerektiğini söyledik.

Konusu ve içeriği şimdi netleştiği için, görüşme olacak.

Şimdi, birileri rahatsız oluyor diye, bu bizi ilgilendirmez. Biz, hükümet olarak; ilerlemenin önşartlarını ve olgularını yaratmak için olması gereken her şeyi yapmakla mükellefiz."

Palmas, iki toplum liderinin görüşmesinin gerçekleşmesi için değişenin ne olduğunun sorulmasına karşılık da, "8 Temmuz anlaşmasında ilgili bir yıllık durağanlık ve bataklık var. Kıbrıs sorununda ilerleme olması konusunda siyasi iradeye ve siyasi isteğe sahip olduğumuz için, belki yeni bir olgu yaratacak bu hareketi yapmak zorundaydık" yanıtını verdi.

Vasilis Palmas; Kıbrıs Türk tarafının yanıt verip vermediği sorusunu "Halen hiçbir yanıt yok" sözüyle yanıtladı.

Palmas, Rum siyasi partilerine, Papadopulos'un Talat'a gönderdiği mektuplar hakkında bilgi verilip verilmediğinin sorulmasına karşılık da, "Üç parti biliyor" dedi.

KIBRIS 10/07/07

 

 

Ara bölgede yangın alarmı

MAYINLAR PATLADI, GÜVENLİK KUVVETLERİ ALARMA GEÇTİ... Kiracıköy, Kırıkkale, Ercan arasında kalan ara bölgede dün akşam çıkan yangın, rüzgârın da etkisiyle kısa sürede çok geniş bir alana yayıldı. Yangın nedeniyle ara bölgeye yerleştirilen mayınlar peş peşe patladı. Hem Güney, hem de Kuzey yönünde ilerleyen alevler, Türk ve Rum güvenlik birimlerini alarma geçirdi

KONTROL ALTINA ALINAMADI... Ara bölgede başlayarak hızla yayılan yangın, gazetemiz baskıya girdiği saatlerde hâlâ kontrol altına alınamamıştı. Türk ve Rum itfaiye ekiplerinin çift taraflı yangın söndürme çalışmalarına vatandaşlar da traktör ve iş makineleri ile katılıyor

Kiracıköy, Ercan ve Kırıkkale arasında kalan ara bölgede dün akşam yangın çıktı. Rüzgârın da etkisiyle kısa sürede geniş bir alana yayılan yangında, ara bölgeye yerleştirilen mayınlar patladı, çok sayıda ağaç kül oldu. Yangın, hem Kuzey Kıbrıs'ta hem de Güney Kıbrıs'taki güvenlik birimlerini alarma geçirdi. Yangın, gazetemiz baskıya hazırlandığı saatlerde hâlâ kontrol altına alınamamıştı.

Dün akşam saat 20.00 sıralarında başlayan yangının, Güney Kıbrıs'tan beyaz bir araç ile gelen Rumlar tarafından çıkarıldığı iddia edildi. Bölge halkının iddiasına göre, dün geceki yangında olduğu gibi Rumlar daha önce de aynı bölgede benzer yangınlar çıkardı.

Birleşmiş Milletler, Güney Kıbrıs Rum kesimi ve KKTC'den itfaiye ekipleri ile askeri birlikler yangını söndürmeye çalışırken, bölge halkı da traktör ve iş makineleri ile söndürme çalışmalarına katıldı.

Yangının yayılmasını önlemek amacıyla köylüler traktörleriyle toprak alanları sürerek alevlerin önünü kesmeye çalıştı.

Mayınlar patladı

Akşam saatlerinde başlayarak hızla yayılan yangında ara bölgedeki mayınlar patladı. Patlama, Türk ve Rum güvenlik birimlerini de alarma geçirdi.

Türk ve Rum tarafında geniş bir alana yayılan yangında, çoğunluğu zeytin ağaçlarından olan çok sayıda ağaç da alevler arasında kaldı.

Rumlar çıkardı iddiası

Türk ve Rum güvenlik birimlerini olduğu kadar Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerini de alarma geçiren yangının Rumlar tarafından çıkarıldığı iddia edildi.

Yangının çıktığı bölgede söndürme çalışmalarına katılan sivil vatandaşlar, yangının saat 20.00 sıralarında Güney tarafından yaklaşan beyaz bir arabayla gelen Rumlar tarafından çıkarıldığını iddia etti. Vatandaşlar, Rumların aynı bölgede daha öncede benzer yangınlar çıkardığını ileri sürdü.

Kontrol altına alınamadı

Hem Kuzey hem de Güney Kıbrıs'a doğru hızla yayılan yangın, gazetemiz baskıya girdiği saatlerde hâlâ kontrol altına alınamamıştı.

KIBRIS 10/07/07

 

CIOFF World Başkanı Sakmunwong KKTC'de

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 12'inci Uluslararası Gönyeli Belediyesi Halk Dansları Festivali'ne katılmak amacıyla KKTC'ye gelen Uluslararası Dünya Folklor Festivalleri ve Geleneksel Sanat Organizasyon Konseyi (CIOFF World) Başkanı Prof. Dr. Udomsak Sakmunwong ve festival heyetini kabul etti.

Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli'nin eşlik ettiği Prof. Dr. Udomsak Sakmunwong yaptığı konuşmada, güzel Kıbrıs adasında bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirtti.

Dünyadaki insanların kültür alışverişinin ve kardeşliğin geliştirilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Sakmunwong, Cumhurbaşkanı Talat'a CIOFF'un dünyada gerçekleştirmekte olduğu organizasyonlar hakkında da geniş bilgi verdi.

Prof. Dr. Sakmunwong, Kıbrıs'ın er veya geç bir barış adası haline gelmesi dileğinde de bulundu.

Talat: Sizi KKTC'de

görmekten mutlu olduk

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Prof. Dr. Sakmunwong'ı KKTC'de görmekten mutlu olduğunu belirterek, Uluslararası Gönyeli Belediyesi Halk Dansları Festivali'nin barış ve kültür aktiviteleri bakımından KKTC'de büyük önemi bulunduğunu söyledi.

Kıbrıs Türk'ünün dünyada ve ülkede barış istediğini de kaydeden Talat, barışın tesisi için Kıbrıs sorununun çözümü yönünde çaba harcadıklarını ifade etti.

Gönyeli Belediyesi'nin de konuğu oldu

CIOFF Başkanı Udomsak Sakmunwong, CIOFF Türkiye Genel Sekreteri Muammer Aslan ile Tülay Aslan, CIOFF yetkilileri Annop Wongwichai, Prasong Saengkaew ve Padoung Prommul önceki akşam da Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli'nin konuğu oldu.

Gönyeli'deki "Kıbrıs Aşevi"nde yer alan yemekte kısa bir konuşma yapan Benli, CIOFF gibi, dünya kültürlerinin buluştuğu uluslararası bir topluluğun temsilcileriyle bir arada olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Benli, uluslararası bir organizasyona imza atan Gönyeli Belediyesi'nin, CIOFF başkanını da konuk ederek, en az organizasyon kadar anlamlı bir işlevi yerine getirdiğini belirtti.

KIBRIS 10/07/07

 

Papadopulos'a yanıt bugün verilecek

Türk tarafının Papadopulos'a vereceği yanıt bugün cumhurbaşkanının düzenleyeceği basın toplantısı ile kamuoyuna duyurulacak.

8 Temmuz sürecinin bir yılı doldurmasına iki gün kala Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un 'Görüşme zamanının geldiğini düşünüyorum. Gelin görüşelim' şeklindeki talebi cumhurbaşkanlığında üst düzey toplantıda değerlendirildi.

Cumhurbaşkanı Talat başkanlığındaki toplantıya, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığından bazı yetkililerin katıldığı öğrenildi.

Cumhurbaşkanı Talat, bir kabulü sırasında Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un görüşme teklifi konusunda bugün basın toplantısı düzenleyeceğini açıkladı.

Basın toplantısı bugün saat 11.00'de düzenlenecek ve BRT 1 televizyonundan naklen verilecek.

Talat, kayıp şahıslarla ilgili Papadopulos'la bir resepsiyonda bir araya gelip gelmeyeceklerinin sorulması üzerine de resepsiyonun söz konusu olmadığını ifade etti.

"Papadopulos'la bir araya gelme, karşılıklı olarak kalıntıların teslim edilip törenlerin yapılması şartları henüz yokken gündeme gelmiş bir konuydu" diyen Talat, yeni şartlarda ne yapılacağını değerlendirmek gerektiğini belirterek henüz bir araya gelinip gelinmeyeceği konusunda net bir durum olmadığını ifade etti.

KIBRIS 10/07/07

 

Dostluk maçı bu akşam oynanacak


11 Temmuz, 2007 17:32:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Birinci Futbol Ligi'nde geçen sezon şampiyon olan Çetinkaya ile İngiltere Championship Ligi'nde mücadele eden Luton Town arasında yapılacak maç, yaşanan belirsizlikten sonra bu akşam oynanacak.

Takımlar, maçın oynanmaması için yapılan baskıları, birbirlerinin formalarıyla maça çıkarak protesto edecek.
 
Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Niyazi Okutan, Çetinkaya-Luton Town maçının, bu akşam Lefkoşa Atatürk Stadyumu'nda oynanacağını bildirdi.
 
Maça girişin ücretsiz olacağını belirten Okutan, karşılaşmanın saat 21.00'de başlayacağını kaydetti.
 
"Birbirlerinin formalarını giyecekler"
 
Okutan, Rum Futbol Federasyonu'ndan izin alınmadığı için İngiltere Futbol Federasyonu'nun, Luton Town kulübünün Çetinkaya Türk Spor Kulübü'yle maç yapmasına izin vermediğini, ancak buna rağmen takımların bu akşam sahaya çıkacağını ve birbirlerinin formalarını giyerek protesto mahiyetinde maç oynayacaklarını açıkladı.
 
Niyazi Okutan, "Tek amacımız gençlerimizin dünya gençliğiyle futbol oynaması. Başka bir amacımız yok. Siyaset yapmıyoruz ve futbolun politikaya alet olmasına karşıyız" dedi.
 
Okutan, sadece sporseverlerin değil tüm halkın maça gelmesi için de çağrıda bulundu.
 
Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu'nda dün yapılan basın toplantısında, maçın Rum Futbol Federasyonu (KOP)'un girişim ve baskıları sonucu iptal edildiği açıklanmış, daha sonra, Çetinkaya Spor Kulubü'nün Başkanı Zeki Ziya da bir basın toplantısı düzenleyerek, Luton Town Kulübü yöneticileri ile anlaştıklarını ve birlikte maça çıkacaklarını bildirmişti.

 

Rum koalisyon hükümeti çöktü

Papadopulos'a karşı aday çıkaran AKEL'in dört bakanı hükümetten çekiliyor. Asıl kavga başkanlık seçiminde çıkacak

11/07/2007 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Artık oyunun tek hâkimi değil. Artık ne yapacaksa birkaç kez daha düşünmek zorunda. İmparatorluğu sanki derinden derinden çatırdıyor. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yüzü her zaman asık, espri kabiliyeti tartışılır ve her şeye 'Hayır' dediğinden adı 'Mister No'ya çıkmış lideri Tasos Papadopulos'u zor günler bekliyor.
En büyük Rum partisi konumundaki komünist AKEL, geçen pazar 47 yıllık yasallık tarihinde en büyük adımlardan birini atıp Şubat 2008'deki başkanlık seçimlerinde ilk kez kendi adayını, parti genel sekreteri ve meclis başkanı Dimitris Hristofyas'ı desteklemeyi kararlaştırdı.
AKEL, bugüne dek kimi desteklediyse -bir kez hariç- 'başkan' seçtirdi. Makarios, Spiros Kiprianu, Yorgos Vasiliu ve Tasos Papadopulos, parti desteğiyle başkanlık koltuğuna oturdu. Sadece 1998'de Glafkos Klerides, AKEL destekli Vasiliu'yu yenebildi.
Bu gelişme ilk meyvelerini verdi. Sosyalist EDEK ile Papadopulos'un partisi DIKO Hristofyas'ı ortak başkan adayı olarak kabulü reddedince, 4.5 yıl sonra üçlü koalisyon hükümeti çöktü. Dört AKEL'ci bakan mecburen bugün istifalarını verecek. Tek soru işareti, AKEL'ci olmasına karşın uzlaşmazlıkta 'kraldan daha kralcı' Dışişleri Bakanı Yorgos Lilikas'in 'siyasi etik' çerçevesinde istifasından sonra ne yapacağı.

2. tura Papadopulos'la Hristofyas kalırsa?
Güneyde uygulandığı öne sürülen 'Kıbrıs Cumhuriyeti' anayasası 'başkan'a sınırsız yetki tanıdığından, koalisyonun çökmesi Papadopulos'u bu aşamada etkilemez. Seçimde Papadopulos'un adaylığı kuvvetle ihtimal. Böyle bir durumda bugün itibarıyla Papadopulos, Hristofyas ve ikinci büyük parti, merkez sağcı DİSİ'nin adayı eski Dışişleri Bakanı Yianakis Kasulidis eşit şansla yarışa başlayacak. İkinci tur kaçınılmaz görünürken, Tasos'un umudu da bunda. Kalır ve rakibi Kasulidis olursa, AKEL'in desteğini alacağına emin. Elenirse, ikinci turda Hristofyas'ı destekleyeceği de kesin. Hristofyas ile Papadopulos ikinci tura kalırsa, işte o zaman ne olacağı belirsiz.
2004 Annan Planı referandumunda Papadopulos'un 'Hayır'ını dolambaçlı yolla destekleyip Türkleri düşkırıklığına uğratan Hristofyas, dün Rum liderle başta Kıbrıs sorunu, birçok konuda anlaşamadıklarını ama 'koalisyon çökmesin' diye bunu göstermediklerini söyledi. AKEL lideri, Papadopulos'un planı müzakere zemini kabul etmesine karşın halka "Plan bölünmüşlüğü kaldırmayıp derinleştiriyor" demesini çelişkili bulduğunu savundu.

Umut ışığı var, görüşürüm

SÜRECİ KURTARMAK İÇİN UMUT IŞIĞI YANDI...Cumhurbaşkanı Talat, "Sayın Papadopulos eski tutumunu değiştirerek liderler buluşmasına yeşil ışık yaktığına göre, ciddi tıkanıklık yaşanan bu süreci kurtarmak için bir umut ışığı yanmış demektir. Ne var ki bu süreci verimli hale getirebilmek için daha birçok önlemin alınması gerekir" dedi

ÖN HAZIRLIK GEREKMEZ...Talat, sürecin liderler seviyesinde sürdürülmesinin, koordinasyon komitesinin ise buna yardımcı olmasının bu önlemlerden birini oluşturduğunu kaydederek, liderlerin bir araya gelmesi için ön hazırlık gerektiği görüşünün yanlışlığının anlaşılmış olması gerektiğini söyledi. Talat, "Bu sürecin verimli hale gelmesi için gerekli diğer önlemleri ilk buluşmamızda Sayın Papadopulos'la görüşmek arzusundayım" şeklinde konuştu

MÖLLER TARAFSIZ VE YAPICI DEĞİL... Papadopulos'un davetinin, temmuz ayı sonuna kadar görüşmenin gerçekleşmesi yönünde olduğunu, ancak kesin tarih, yer ve saatin belli olmadığını, düşünüp iletişim kurarak bu detayları saptayacaklarını bildiren Talat, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in tutumunun, 8 Temmuz sürecindeki başarısızlıkta etkili olup olmadığı sorusuna, "Sayın Möller'in tarafsız, yapıcı bir tutum sergilediğini söylemem zor" yanıtını verdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un 8 Temmuz sürecinde yaşanan sorunları görüşme önerisini olumlu bulduğunu, ancak buluşmalarının süreçteki sorunların tümünü çözmeye yeteceğini sanmadığını söyledi.

Sorunların, liderler seviyesinde ele alınması ve koordinasyon komitesinin de onlara yardımcı olması gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Sayın Papadopulos eski tutumunu değiştirerek liderler buluşmasına yeşil ışık yaktığına göre, ciddi tıkanıklık yaşanan bu süreci kurtarmak için bir umut ışığı yanmış demektir. Ne var ki bu süreci verimli hale getirebilmek için daha birçok önlemin alınması gerekir" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, dün makamında düzenlediği basın toplantısında, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un görüşme önerisini değerlendirdi, gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtladı.

Bazı Rum gazetecilerin de katıldığı basın toplantısında, Cumhurbaşkanı'nın konuşmaları İngilizce'ye çevrildi. Bazı televizyon kanalları da basın toplantısını canlı yayınladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Papadopulos'un 8 Temmuz sürecinde yaşanan sorunları görüşmek üzere buluşmalarını önerdiğini, 10 aydır bu süreçte yaşanan sorunların Papadopulos'la bir araya gelmelerini gerektirdiğini sürekli vurgulayan taraf olarak Papadopulos'un önerisini olumlu karşıladıklarını açıkladı.

Bir toplantıda çözmek zor

"Ne var ki Papadopulos'la buluşmamın bu süreçteki sorunların tümünü çözmeye yeteceğini de sanmıyorum" diyen Talat, aradan geçen bir yıldan fazla zamanda karşılaşılan sorunları bir toplantıda çözmenin zor olduğunu söyledi.

Talat, 8 Temmuz sürecindeki sorunların liderler seviyesinde ele alınmasını ve liderler arasındaki toplantıların sürekli hale getirilmesini önerdiklerini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, koordinasyon komitesinin çalışmalarını sürdürerek liderlere yardımcı olacağını da belirtti. Talat, 8 Temmuz sürecinde öngörülen listelerin teatisinden sonra bu listelere son halin verilmesi konusunda sorunlar yaşandığını hatırlatarak, şöyle konuştu:

Umut ışığı yandı

"Kıbrıs Türk tarafı o aşamadan itibaren bu sorunların liderler buluşmasıyla çözümlenmesi üzerinde durmuş, ne var ki Kıbrıslı Rum lider Papadopulos, liderlerin buluşması için ortamın hazır olmadığını öne sürerek bu önerimizi sürekli geri çevirmiştir.

Bu önerimizi sürekli gündemde tuttuk ve 8 Temmuz sürecinin başarıya ulaşabilmesi için liderlerin devrede olması gerektiğini her düzeyde ve fırsatta dile getirdik. Bugün açıkça ortaya çıkmıştır ki 8 Temmuz sürecinde yaşanan sorunların önemli nedenlerinden biri de, liderlerin bu sürece doğrudan katılmayışı olmuştur.

Sayın Papadopulos eski tutumunu değiştirerek liderler buluşmasına yeşil ışık yaktığına göre, ciddi tıkanıklık yaşanan bu süreci kurtarmak için bir umut ışığı yanmış demektir. Ne var ki bu süreci verimli hale getirebilmek için daha birçok önlemin alınması gerekir."

Ön hazırlık gerekmez

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sürecin liderler seviyesinde sürdürülmesinin, koordinasyon komitesinin ise buna yardımcı olmasının bu önlemlerden birini oluşturduğunu kaydederek, liderlerin bir araya gelmesi için ön hazırlık gerektiği görüşünün yanlışlığının anlaşılmış olması gerektiğini söyledi. Talat, "Bu sürecin verimli hale gelmesi için gerekli diğer önlemleri ilk buluşmamızda Sayın Papadopulos'la görüşmek arzusundayım" dedi.

Mektup değil, öneri geldi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un kendisine mektup değil, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller aracılığıyla öneri gönderdiğini söyledi.

Talat, Möller'in; Kıbrıs sorununda tarafsız, yapıcı bir tutum sergilediğini söylemesinin zor olduğunu da belirtti.

Ara bölgedeki Antropoloji Laboratuarı'nı Papadopulos'la birlikte ziyaret etme ve orada verilecek resepsiyona katılma önerisini reddettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Talat, kayıplar konusunda toplumsal duyarlılığın yüksek olduğu bir dönemde böyle bir ziyareti uygun görmediğini ifade etti.

Soru-yanıtlar

Basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, bir soru üzerine, "Ben 8 Temmuz sürecinin Rum tarafınca oyalama amaçlı kullanıldığının çoktan farkındayım. Bunu basın toplantılarımda da ifade ettim. Görüştüğüm bütün diplomatlara da anlattım, ama önemli olan; bunu sadece benim görmem değil, uluslararası alanda bunun görülmesi ve buna uygun tepkinin oluşmasıdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'de 22 Temmuz seçimleri sonrasında CHP-MHP koalisyonu kurulursa bu partilerin destek vermediği "birleşik Kıbrıs" politikasının ne olacağı sorusuna karşılık, Türk halkının demokratik seçimini yapacağını, şu an için bu soruya verilecek cevabı olmadığını, seçim sonrası Türkiye'de oluşacak hükümetle konunun masaya yatırılarak değerlendirileceğini söyledi.

Papadopulos'un görüşme önerisinin seçim taktiği olup olmadığı sorusuna da yanıt vermemesinin daha iyi olacağını, Rum kamuoyunun ve basınının takdirini yapacağını kaydeden Talat, iki liderin bir araya gelmesi için uzun hazırlıklar gerektiğine zaten inanmadığını, Kıbrıs sorununda liderlerin olmadığı süreçlerin yalpaladığını, zaman öldürüldüğünü, ama liderlerin katıldığı zamanlarda yol alındığını anlattı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1992'den sonraki tüm görüşmelerin liderler seviyesinde yapıldığını belirterek, Kıbrıs sorunu konusunda rekor sayıda bilimsel yayın ve BM'nin hazırladığı birçok metin bulunduğuna işaret etti.

Papadopulos'un görüşme davetinin ardından Ankara'ya gittiği yönünde Rum basınında bugün yer alan haberlerin doğruluğu konusundaki soruları da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, hafta sonu eşiyle birlikte üniversiteden arkadaşlarının düğünü için İstanbul'a gittiklerini, sadece sosyal amaçlı bir ziyaret yaptıklarını söyledi.

Talat, Türk hükümetiyle bir değerlendirme için Ankara'ya gitmeye ihtiyaç duyup duymadığı sorusuna karşılık, günümüzde çok değişik iletişim araçları olduğunu hatırlattı ve bunlarla iletişim kurulabileceğine dikkat çekti.

Möller yapıcı ve tarafsız değil

Papadopulos'un davetinin, Temmuz ayı sonuna kadar görüşmenin gerçekleşmesi yönünde olduğunu, ancak kesin tarih, yer ve saatin belli olmadığını, düşünüp iletişim kurarak bu detayları saptayacaklarını bildiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in tutumunun, 8 Temmuz sürecindeki başarısızlıkta etkili olup olmadığı sorusuna, "Sayın Möller'in tarafsız, yapıcı bir tutum sergilediğini söylemem zor" yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM temsilcisi kişilerin önyargısız ve aracı olduğu konuda taraflara eşit mesafede bulunması gerektiğini de vurgulayarak, özetle şöyle devam etti:

"BM literatürünü, parametrelerini savunması, onlara sahip çıkması gerekir. Kıbrıs sorunu, 44 yıldır BM'nin gündemindedir. Kıbrıs'la ilgili birçok görüşmeyle ortaya çıkmış birçok parametre vardır. Kelimeler bile hassastır. BM'nin terimlerinin oluşmasında bir jargonu vardır. Tüm bunlara BM temsilcisinin sahip çıkması lazımdır. Sayın Möller'in yapıcı ve tarafsız davrandığını söyleyemem."

Yeni bir şey yok, sınırlı görüşmenin başlangıcı

Papadopulos'un önerisinde yeni bir şey olmadığını ve sınırlı bir görüşme başlangıcı öngördüğünü de açıklayan Cumhurbaşkanı Talat, "Papadopulos, Koordinasyon Komitesi'nin son toplantısında Rum tarafının yaptığı önerileri özetlemiş ve yazılı olarak bize göndermiştir. Yani bizim doğru bulmadığımız, sınırlı bir görüşme başlangıcı öngörüyor. Ve bizim yine üzerinde ısrarla durduğumuz komitelerin nasıl çalışacağı, çalışma yöntemlerinin ne olduğu ve nasıl sonuçlara varılacağı hususlarına öneride yer verilmemiştir. İşbirliği, 8 Temmuz sürecinde Rum tarafının karşı çıktığı bir konudur" dedi.

Talat, "Öneri çok iç açıcı değil, ama talep bir araya gelme talebidir. Olumlu yanı da budur" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un kendisine mektup değil BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller aracılığıyla öneri gönderdiğini de açıkladı ve Rum basınındaki "iki mektup gönderildiği" yönündeki haberlerin doğru olmadığını bildirdi.

Talat, Papadopulos'un, Möller'e yazdığı mektubun fotokopisinin geldiğini; "ikinci mektup" diye söz edilenin ise, Kayıp Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesi Girod'a gittiğini, kendilerine hiç verilmediğini, sadece Komitenin Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük'e okunduğunu; bu mektupta da iki liderin ara bölgedeki Antropoloji Laboratuarı'nı birlikte ziyaret önerisi yer aldığını anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, bu öneriyi kabul etmediğini çünkü kayıp şahıslar konusunun çok hassas, politize edilmemesi, demeç bile verilmemesi gereken bir konu olduğunu kaydederek, hassas günler yaşandığını, birçok acılı aile bulunduğunu, önümüzdeki günlerde bazı kayıp şehitlerin cenaze törenlerinin yapılacağını, bu yüzden toplumsal duyarlılığın yüksek olduğu bu dönemde böyle bir ziyareti uygun görmediğini açıkladı.

Talat, Antropoloji Laboratuarı'nı ziyarette kokteyl de öngörüldüğünü ve bunu hiç benimsemediğini belirterek, ancak Papadopulos'un Kıbrıs sorununa ilişkin görüşme önerisine olumlu yanıt verdiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir başka soru üzerine, Kıbrıs sorununda izlenen politikaya zaman sınırı koymadığını, ancak gelişen koşulları sürekli değerlendirdiklerini, tarih koyarak birilerine ihtarlarda bulunmaya da gerek olmadığını söyledi.

KIBRIS 11/07/07

 

13 Aleminyo şehidi yarın toprağa veriliyor

1974 Barış Harekâtı sırasında Rumlar tarafından esir alındıktan sonra şehit edilen 13 Aleminyolunun kayıp arama çalışmaları sırasında ortaya çıkan kalıntıları yarın toprağa verilecek.

Rumların öldürdüklerini inkâr etmelerine karşın Kıbrıslı Türklerin o tarihten beri "Aleminyo Şehitleri" diye her yıldönümünde andıkları ve adlarına anıt diktikleri 15 Aleminyolu şehitten kalıntılarına ulaşılan 13'ü, yarın saat 10.30'da Lefkoşa Mezarlığı'nda kılınacak cenaze namazından sonra askeri törenle defnedilecek.

Aleminyo Şehit Aileleri ile Şehit ve Malul Gaziler Derneği tarafından yapılan yazılı açıklamada, şehitlerin akraba, dostları ve silah arkadaşlarına cenaze törenine katılmaları yönünde çağrıda bulunuldu.

Açıklamada, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından kimliği tespit edilen 13 Aleminyolu şehidin isimleri şöyle açıklandı:

"Tahir Osman (Kaptanoğlu), Hasan Ali (Kandıralı), Ali Hasan (Cenk), Güney Hüseyin (Aleminyolu), Zafer Hasan (İmamoğlu), Osman Mehmet (Reis), Mehmet Ali Bodo (Kozok), Ali Ali Bodo (Kozok), Hüseyin Dildar (Özersay), Hasan Dildar (Özersay), Ahmet Halil (Alkım), Mustafa Ali (Taşbel) ve Ömer Ali (Taşbel).

Aleminyo'da toplu katliama uğrayan 15 Türk

Larnaka'ya bağlı Aleminyo köyü, 20 Temmuz 1974 günü Rum silahlı güçleri ve Yunan askerlerinin de dâhil olduğu kalabalık bir grup tarafından kuşatma altına alındı. Köyde esir alınan Kıbrıslı Türklerden 15'i, görgü tanıklarına göre kurşuna dizilerek öldürüldü. Kazılar sonunda da, şehitlerin çatışma sırasında değil, kurşuna dizilerek öldürüldükleri ve köyde yol kenarındaki bir çukura topluca gömüldükleri ortaya çıktı.

Kazılarla kayıp 13 Türk'ün kalıntılarına ulaşılırken, ayrı yerde gömülü oldukları tahmin edilen diğer iki Kıbrıslı Türk Mehmet Arif ve Hasan Tüccar'ı bulmak için de önümüzdeki dönemde köyde kazı yapılması bekleniyor.

KIBRIS 11/07/07

 

Rum yönetimi, çözüm için çaba göstermiyor

Avrupa Parlamentosu'nun Yeşiller Grubu Başkan Yardımcısı İtalyan parlamenter Monika Frassoni, Rum yönetimini Kıbrıs sorununun çözümüne engel olmakla suçladı.

Aynı zamanda Avrupa Parlamentosu'nun Kuzey Kıbrıs temas grubu üyesi olan Frassoni, "Rumlar, çözüm için harekete geçmemenin kendi çıkarlarına olduğunu düşünüyor ve çözüm için çaba göstermiyor" dedi.

Avrupa Parlamentosu'nda düzenlediği basın toplantısında, temas grubunun geçen hafta Kıbrıs'a yaptığı ziyaret konusunda bilgi veren İtalyan parlamenter, KKTC'ye yapılacak mali yardımı organize etme görevi verilen AB destek bürosunun da gerektiği kadar aktif çalışmadığını söyledi.

Frassoni, "Adanın iki tarafına da yaptığımız ziyaret sırasında çözüm isteyenlerin sayısının maalesef giderek azaldığını gördük, bu çok üzücü bir durum. Özellikle Kıbrıslı Türkler, büyük bir hayal kırklığı içinde ve motivasyonlarını yitirmiş" dedi.

İtalyan parlamenter, geçen haftaki ziyaret konusunda AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile en kısa zamanda görüşeceklerini ve gözlemlerini kendisine ileteceklerini sözlerine ekledi.

KIBRIS 11/07/07

 

Malta ve Kıbrıs Rum kesiminin Euro'ya geçişlerine nihai onay verildi

Malta ve Kıbrıs Rum kesimine Euro Bölgesi'nin 14'üncü ve 15'inci üyeleri olmak için daha önce Avrupa Merkez Bankası, AB Komisyonu, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi'nden yeşil ışık yakılmıştı.

Euro Bölgesi'ne dahil olmak isteyen ülkelerin enflasyon oranının, AB'da en düşük oranlara sahip 3 ülke ortalamasını 1,5 puandan fazla geçmemesi gerekiyor. Son verilere göre bu kritik eşik yüzde 3 olarak hesaplanıyor.

Aday ülkelerden ayrıca kamu kesimi borçluluk oranının gayri safi yurtiçi hasılalarının yüzde 60'ını aşmaması ve bütçe açıklarının yüzde 3'ün altında olması şartı aranıyor.

2006 yılı itibariyle Kıbrıs Rum kesiminin de enflasyon oranı yüzde 2, bütçe açığı yüzde 1,5 ve borçluluk oranı yüzde 65,3 seviyesinde bulunuyor.

400 bin nüfusuyla AB'ın en küçük ülkesi Malta'da ise enflasyon oranı yüzde 2,2, bütçe açığı yüzde 2,6 ve borçluluk oranı yüzde 66,5 düzeyinde seyrediyor.

AB Komisyonu, her iki adayın borçluluk oranlarını önümüzdeki yıl yüzde 60 seviyesinin altına indireceğini tahmin ediyor.

Yaklaşık 30 milyar Euro gayri safi yurtiçi hasılaya sahip olan Malta ve Kıbrıs Rum kesimi 8,2 milyar Euro'luk Euro Bölgesi ekonomisini binde 2'ye yakın büyütecek.

AB'ın yeni üyelerinden Slovenya, 2007 yılı başında Euro Bölgesi'ne katılan 13'üncü ülke olurken, eş zamanlı olarak başvuran Letonya'ya referans değerinin üzerindeki enflasyon oranı gerekçe gösterilerek izin verilmemişti.

KIBRIS 11/07/07

 

Ara bölgedeki yangında, 250 zeytin ağacı yandı

Dilekkaya köyünün güney batısında Margo Tepesi olarak bilinen bölgenin güneyindeki ara bölgede önceki akşam çıkan yangında, Dilekkaya köyüne ait 250 adet zeytin ağacının yandığı bildirildi.

 

Yangın, önceki gece saat 20.30 sıralarında çıkmış ve itfaiye ekipleri, bölge halkı ve askeri personel tarafından kontrol altına alınarak söndürülmüştü.

KIBRIS 11/07/07

 

KKTC'den Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne 1.5 milyon Euro katkı

Siyasi temaslarda bulunmak amacıyla Kıbrıs'ta bulunan Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Genel Direktör Yardımcısı Jan Truszczynski, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ve Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, dün Saray Otel'de düzenlenen ortak basın toplantısında konuyla ilgili bilgi verdi.

Basın toplantısında ilk konuşmayı yapan Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Jan Truszczynski, AB'nin Kayıp Şahıslar Komitesine olan desteğini göstermekten büyük gurur duyduğunu belirterek, komitenin adadaki en hassas konulardan biri üzerinde çalışmalar yürüttüğünü ifade etti.

Komitenin son birkaç gün içerisinde çok önemli bir kilometre taşına vararak ulaştığı kayıp kalıntılarının ailelerine teslim edilmesi aşamasına gelindiğine işaret eden Jan Truszczynski, "AB tarafından yapılan önemli katkının bu yararlı amacın devamını sağlayacağını ve birçok ailenin, yakınlarının akıbetini öğrenmesine yardımcı olacağını ümit ediyorum" dedi.

Komitenin ortaya koyduğu çalışmanın, adada geçmişte yaşananların geride bırakılması için iki tarafın ortaya koyduğu kararlılığın bir göstergesi olduğunu kaydeden Jan Truszczynski, "Bunun adanın yeniden birleşmesine yardımcı olacağını ümit ediyoruz" dedi.

Kıbrıslı Türklere ayrılan bir miktarın iki toplumlu bir projede kullanılması konusuna da açıklama getiren Jan Truszczynski, AB tarafından Kıbrıslı Türklere ayrılan mali yardımın Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması ve adanın yeniden birleşmesine yardımcı olması amacını taşıdığını belirtti.

Mali yardımla birlikte AB tarafından Kıbrıslı Türklere vaat edilen Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili bir soruya karşılık Truszczynski, "2004 yılında Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan öneri halen daha masadadır" dedi.

Almanya'nın AB Dönem Başkalığı sırasında tüzük üzerinde yoğun çalışmalar yapıldığını ancak sonuca varılamadığını ve çalışmaların devam edeceğini kaydeden Truszczynski, konunun yeni Dönem Başkanı Portekiz'e devredildiğini belirtti. Truszczynski, "Tüzükle ilgili çalışmaların ileriye götürülmesi için üye ülkelerin fikirler, öneriler getirmesi gerekir" şeklinde konuştu.

Portekiz'in AB dönem Başkanlığının 11'inci günüde olduklarını bu nedenle tüzükle ilgili çalışmaların nasıl ve ne zaman başlayacağı konusunda henüz bir açıklama yapmanın zor olacağını ifade eden Truszczynski, "Bu tüzük halen daha masadadır ve durumlar müsait olduğunda veya konuyu ileriye götürecek öneriler veya tavsiyeler önümüze getirildiğinde tekrardan ele alınacaktır" dedi.

2007 yılının ilk yarısında Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda tam bir tıkanıklık yaşadıklarını ve AB üyelerinin tümünün desteğini alacak bir taslak oluşturulamadığını belirten Truszczynski, tüzükten vazgeçilmediğini ve masada olduğunu tekrarladı. Tüzüğün "son derece gerekli" olduğunu belirten Truszczynski, bu konuda üye ülkelere, tüzük çalışmalarına hız kazandıracak öneriler getirmesi için çağrıda bulunduklarını ifade etti.

Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük ise, 1.5 milyon Euro'luk yardımın kayıplar için komite tarafından yürütülen kazı ve kimlik tespit çalışmalarının 2007 yılı bütçesinin büyük bir bölümünü karşıladığını belirtti.

Komite tarafından yapılan çalışmaların çok hassas olduğunun altını çizen Küçük, gelen desteklerle komitenin çalışmalarının devam etmekte olduğunu ifade ederek, komitenin çalışmalarının adada bir çözüme katkı yapmasını ümit ettiğini söyledi.

Küçük, ayrıca kayıplarla ilgili projenin zaman kaybı olmadan devam edebilmesi için Kayıp Şahıslar Komitesi'nin 2008 yılı bütçesine katkı için AB'a çağrıda da bulundu.

2007 bütçelerinin 2.6 milyon Dolar (1.9 milyon Euro) olduğunu belirten Gülden Plümer Küçük, 2007 yılı için gerekli kaynağın bu gün itibarıyla bulunduğunu, ancak projenin 3-5 yıl sürmesini beklediklerini, bu nedenle projenin kesintisiz devamı için 2008 yılı bütçesi için de kaynakların şimdiden bulunması gerektiğini ifade etti.

Komite çalışmalarının politize edilmemesi gereğinin çok önemli olduğunu belirten Küçük, komitenin görevinin insani bir husus olduğunu ve iki kesimin halkı tarafından da desteklendiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev de konuşmasında kayıpların kayıp yakınlarına iadesi konusuna atıfta bulunarak Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarında çok önemli bir aşamaya gelindiğini belirtti, komitenin etkili çalışmalar yürüttüğünü ifade etti.

Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların hafifletilmesi ve ekonomik olarak kalkınmasına yardımcı olunması amacıyla AB tarafından 259 milyon Euro'luk bir mali yardımın ayrıldığını hatırlatan Pertev, ayrılan miktardan 1.5 milyon Euro'luk kısmının, komitenin çalışmalarına Kıbrıs Türk tarafının bir hibesi olarak aktarılmasını uygun gördüklerini söyledi. Pertev, "Bunun Kıbrıs Rum tarafının aynı miktardaki bir katkısıyla karşılık bulmasını bekliyoruz" dedi.

3 üyeli Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Üçüncü Üyesi Christophe Girod'un toplantıda bulunmamasına da değinen Raşit Pertev, "(Girod'un) Tarafsız bir üye ve böyle önemli bir olayda burada olması gerekirdi" dedi.

Komitenin çalışmalarının devamını sağlama konusunda kararlılıklarının devam ettiğini kaydeden Pertev, böyle bir miktarın kayıp çalışmalarında kullanılması için onay vermekten de gurur duyduklarını ifade etti.

KIBRIS 12/07/07

 

Papadopoulos: Talat'ın yanıtı cesaret verici

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Papadopoulos önceki gün gazetecilerin sorularını yanıtlarken, "Sayın Talat'ın söyledikleri cesaret verici, en azından benim okuduğum kadarıyla. Ümit ederim bu Birleşmiş Milletler'le üzerinde anlaşılan prosedürden vazgeçmek demek değildir" dedi.

Talat'a mektup gönderdiğini çünkü BM ve Talat'la üzerinde anlaşılan prosedürden vazgeçilmemesinde ısrarlı olduğunu belirten Papadopoulos, Talat'la birden fazla görüşme yapılabileceğini söyledi.

Seçim öncesi girişim yaptığı iddialarını reddeden Tasos Papadopoulos, "Anlaşmadan bu yana yardımcılarımızın (Talat ve Papadopoulos'un) yaptıkları yaklaşık 50 toplantıda göze çarpan bir ilerleme sağlanamadığından toplantı yapmamız için bir mektup göndermeye karar verdim" şeklinde konuştu.

KIBRIS 12/07/07

AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutamamasından üzüntü duyuyorum

Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurul çalışmaları çerçevesinde Strasbourg'da Portekiz Başkanı Jose Sokrates ile ortak bir basın toplantısı düzenleyen Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'ya, Avrupa Birliği (AB) Kıbrıslı Türklere verilen sözleri tutmadığı ve Avrupa Komisyonu ve Konseyi'nin bu konuda ne yapacakları sorusu yöneltildi.

ABHaber'e göre, Barroso soruyu şöyle cevapladı:

''AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri yerine getirmemesinden üzüntü duyuyorum. Maalesef Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili AB'de bir görüş birliği (konsensüs) sağlanamadı. Bu konu ile ilgili çalışmalar devam ediyor. Kıbrıslı Türklere verilen sözler yerine getirilemedi. Ancak diğer taraftan Türkiye'nin de AB'ye karşı olan yükümlülükleri bulunuyor. (Rum gemilerine limanların açılması)''

Portekiz Başbakanı Sokrates ise Barroso ile birlikte kendisine yöneltilen soruya ise şu cevabı verdi:

''Barroso ile aynı görüşleri paylaşıyorum. Burada eklemek istediğim tek bir şey ise. müzakereler ile ulaşılmış anlaşmalara saygı duyulmasıdır. (Türkiye'nin Ek Protokolü uygulaması konusu).''

KIBRIS 12/07/07

Talat'la Papadopulos haftaya görüşebilir

PERTEV'LE CONİS BUGÜN GÖRÜŞMEYİ PLANLAYACAK... Bugün saat 15.00'te bir araya gelecek olan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in, iki liderin görüşmesini de planlayacağı bildirildi

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un görüşme çağrısına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın olumlu yanıt vermesi üzerine iki liderin önümüzdeki hafta görüşme olasılığı yükseldi.

Rutin görüşmeler çerçevesinde bugün bir araya gelecek Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis iki liderin görüşmesini de ele alacak.

Kıbrıs'ta, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un görüşme çağrısına olumlu yanıt vermesi üzerine gündeme gelen iki liderin görüşmesinin önümüzdeki hafta içinde gerçekleşmesi bekleniyor.

İki liderin bir araya geliş tarihi henüz netlik kazanmazken, görüşmenin detayları bugün yapılacak Pertev - Conis toplantısında değerlendirilecek.

Rutin görüşmeler çerçevesinde, bugün saat 15.00'te bir araya gelecek Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in iki liderin görüşmesini de planlayacağı öğrenildi.

Bu arada Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos önceki gün yaptığı açıklamada, görüşme önerisinin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından olumlu karşılanmasını cesaret verici olarak nitelemişti.

KIBRIS 12/07/07

 

Kıbrıslı Türk işadamları, Ban Ki-Moon'la görüştü

 

Kıbrıs Türk şirketlerden oluşan Kıbrıs Türk Global Compact (Küresel Sözleşme Ağı), 5-7 Temmuz tarihleri arasında Cenevre'de gerçekleşen BM Küresel Sözleşme liderler toplantısında temsil edildi.

Dünyadaki tüm ağlara üye şirketlerin en üst yöneticilerinin katılımı ile gerçekleşen toplantıya, Kıbrıs Rum şirketlerin Kıbrıs'taki ağın iki toplumlu kurulması taleplerine karşı çıkması üzerine Kıbrıs Türk şirketlerin UNDP içinde yerel olarak oluşturduğu ağa üye olan Cypri Cola'dan Musa Sönmezler, Dağlı Trading'den Orhan

Dağlı, Kuzey Kıbrıs Turkcell'den Çağla Akdoğdu ve Tekser Ltd.'den de Kutlay Erk Kıbrıs Türk Global Compact ağını temsilen katıldı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon önderliğinde gerçekleşen ve iş dünyasından liderlerin, dünyanın çeşitli ülkelerinden 50'en fazla bakan, sivil toplum ve çalışan hakları kuruluş başkanlarının katıldığı

toplantının, Birleşmiş Milletler tarafından liderlik ve evrensel vatandaşlık(corporate citizenship) konularında bu güne kadar düzenlenen en geniş ve en önemli etkilik olduğu kaydedildi.

Toplantının gündemini, dünyadaki iklim değişimleri, idari sistemlerde "yozlaşma", iş yaşamında insan hakları konusunda iş kesiminin neler yaptığı ve yapabileceği konuları oluşturdu

Açılış 4 Temmuz gecesi İsviçre Devlet Başkanı'nın verdiği resepsiyonla oldu. Resepsiyon sırasında BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile görüşme olanağı bulan Kutlay Erk, Genel Sekreter'e Cumhurbaşkanı Talat'ın selamlarını iletti ve Kıbrıs sorununun çözüm sürecini canlandırmak için şahsi ilgisinin gerekli olduğunu kaydetti.

Erk, Kıbrıs'taki özel temsilcisinin iyi çalıştığına inandığını belirten Ban'a her halükarda Genel Sekreter'in sürece doğrudan katılımının yeni bir başlangıcı başarabileceğine inandıklarını söyledi.

Etkinliğin oturumlarına katılan Kıbrıs Türk ekibi, etkinlik sırasındaki atölye çalışmalarında konularla ilgili olarak Kıbrıs'tan bilgiler aktardı.

KIBRIS 13/07/07

 

 

Avcı: Luton Town maçının Rumlarca engellenmesini esefle karşılıyoruz

Turgay Avcı, yaptığı açıklamada, Rum tarafının baskılarını kınayarak, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılması yönünde her zaman olumlu tavır sergileyen Kıbrıs Türk tarafına uygulanan insanlık dışı ambargoların uluslararası toplum tarafından artık görülmesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Avcı, ambargoların kaldırılması yönünde adım atılmaması halinde, Rum tarafının insan haklarını hiçe sayan davranışlarının devam edeceğine işaret etti.

Temel insan hakkı olan eğitim ve spor gibi konuların, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nın ilgili maddesiyle tarafların uhdesine bırakıldığını hatırlatan Turgay Avcı, Rum tarafının, silah zoruyla gasp ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti unvanının tüm olanaklarını Kıbrıs Türk halkı aleyhine kullanmakta ve en temel insan haklarını ihlal etmekte hiç bir rahatsızlık görmediğini kaydetti.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Çetinkaya'nın 1934'te kurulan "Kıbrıs Futbol Federasyonu"nun kurucu üyelerinden olduğuna dikkat çekerek, bu takımın dostluk maçı yapmasını engellemek için Rum tarafının gösterdiği düşmanca tavrı, halkın esefle karşıladığını vurguladı.

Avcı, açıklamasında, "Temel insan hakkımız olan eğitim ve spor gibi konuları dahi siyasi istismar malzemesi yapan Kıbrıs Rum tarafının bu politikasından uzaklaşmasının yegane yolu, Kıbrıs Türk tarafına uygulanan ve dünya kamuoyu gözü önünde cereyan eden bu son olayla da bir kez daha ispatlanan insanlık dışı izolasyonların kaldırılmasıdır. Bu yöndeki haklı beklentimiz doğrultusunda uluslararası toplumun söz verdiği gerekli adımları artık daha fazla gecikmeden atması gerekmektedir" ifadelerine de yer verdi.

KIBRIS 13/07/07

 

Spor ambargosu görüşmeyi etkiledi

BU AŞAMADA TARİH BELİRLEMEK UYGUN DEĞİL"... Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Conis'e, Rum tarafının Luton Town-Çetinkaya maçının oynanmaması için elinden geleni yaptığı bir ortamda, iki liderin buluşması için gün tayin etmenin şu anda uygun olmadığını bildirdi

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'e, Rum tarafının Luton Town-Çetinkaya maçının oynanmaması için elinden geleni yaptığı bir ortamda, iki liderin buluşması için gün tayin etmenin şu anda uygun olmadığını bildirdi.

Pertev, dün saat 15.00'te Conis'le, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in ara bölgedeki ofisinde bir araya geldi.

İki saat süren görüşmede, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, Rum tarafının dostane bir maça bile tahammül edemeyerek maçın oynanmaması için çeşitli yerlerden baskı yapmasına duyulan tepkiyi dile getirdi.

Görüşmenin ardından açıklama yapan Pertev, Kıbrıs Türk halkına uygulanan kültürel ve sportif ambargoların çağdışı ve insanlıkla bağdaşmayan uygulamalar olduğunu vurgulayarak, "Biz bu ambargoların esas sorumlusunun Kıbrıs Rum tarafı olduğunu biliyoruz" dedi.

"Tepkimizi dile getirdim"

Toplantıda, Çetinkaya ile Luton Town takımları arasında oynanması planlanan dostluk maçının Rumlar tarafından engellenmesini gündeme getirdiklerini ifade eden Raşit Pertev, "Bu durumun hoş olmadığını muhataplarımıza aktardık ve kınadık" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Salı günü düzenlediği basın toplantısında, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller aracılığıyla yaptığı görüşme davetini olumlu bulduğunu açıklamıştı.

Bu çerçevede, Pertev ile Conis'in dünkü buluşmasında, Talat-Papadopulos görüşmesi için planlama yapılması bekleniyordu.

KIBRIS 13/07/07

 

Maç oynanmadı ama ses getirdi

Ülkemizde bulunan ve Rum engeli nedeniyle Çetinkaya ile oynayacağı maçı iptal edilen Luton Town takımının şehri olan Luton'da yayınlanan Luton Today web sayfasında yayınlanan haberde, İngiliz futbolunda "şapkacılar" olarak bilinen Luton Town'un, yeni sezon öncesi hazırlıkları çerçevesinde Kıbrıs Türk sporu üzerindeki uluslararası ambargoların kaldırılmasına yardımcı olmak için adadın kuzeyine gelmesi güneyde hareketlenmeye neden olduğu ifade edildi.

Haberde, kuzeydeki Kıbrıs Türk spor kulüplerinin uluslararası etkinliklere katılamadıklarına da işaret edildi.

Uluslararası hukuk, Lefkoşa'da Kıbrıslı Türk kulübü Çetinkaya ile Luton Town arasındaki dostluk maçının oynanmasını engellerken, Luton Town'un adaya ziyaretinin adanın kuzeyindeki kulüpler üzerindeki kısıtlamalara bir şekilde dikkat çekmiş olduğu belirtildi.

İngilizce dilde yayınlanan Türk gazetesi "Turkish Daily News'de yer alan haberde ise, "İngiliz futbol takımı Luton Town, Kıbrıslı Türk kulübü Çetinkaya ile maç yapmak için Kıbrıs'ın kuzeyine gitmesi adanın güneyinde kızgınlığa yol açtı" denildi.

Haberde, "Kıbrıs Rum yönetimi çok uğraştı, Luton Town'un adanın kuzeyine ziyaretini durdurmakta başarısız oldu" denildi.

Haberde ayrıca, "Luton Town'un Kıbrıs'ın kuzeyine gitme kararlılığının ambargoların aşılmasında bir dönüm noktası olarak görüldü" ifadesine de yer verildi.

Luton Town kulüp sekreteri Cherry Newbery, "Biz adanın bu kesiminde maç oynamak için davet edildik ve yapmamız gerektiği gibi İngiliz Futbol Federasyonu aracılığıyla izin için başvurduk" diyerek, "maalesef, izin talebimiz Kıbrıs Futbol Federasyonu (KOP) tarafından reddedildi, böylece burada oynayamayacağımızı ve bunun yerine kamp yapacağımızı bilerek geldik" diye konuştu.

Newbery, "Oyuncuların hepsi iyi, en lüks otellerde kalıyorlar ve bazı mükemmel servislerden faydalandılar" diye devam etti.

Luton Town'un menajeri Kevin Blakwell ise, "bu bizim dar kapsamlı bir kulüp olmadığımızı ve yurt dışında da rol oynayabileceğimizi gösterdi" dedi.

Haberde, Luton Town'un bugün İngiltere'ye geri döneceği de ifade edildi.

KIBRIS 13/07/07

 

13 Aleminyo şehidi bugün askeri törenle defnedilecek

Ara Bölge'deki Antropoloji Laboratuarı'ndan Lefkoşa Türk Belediyesi'nin cenaze araçlarıyla sabah saatlerinde alınacak 13 şehit, Lefkoşa Mezarlığı'ndaki Şehitlik'te toprağa verilecek.

Kimlik tespiti yapılan ilk kayıpları oluşturan 13 kişi için düzenlenecek cenaze törenine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılması bekleniyor.

Öte yandan Lefkoşa Mezarlığı'ndaki Ortaköy Şehitliği'nde yapılacak cenaze törenine generaller de katılacak.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, törende Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz ve adada bulunan diğer generaller de hazır bulunacak.

Töreni izlemek isteyen basın mensuplarının saat 10.00'da şehitlikte hazır olmaları gerektiği belirtildi.

Rumların 1974 Barış Harekâtı sırasında kurşuna dizerek öldürdüğü 15 Aleminyolu şehitten kalıntısına ulaşılan 13'ünün kimliği Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından tespit edildi. 13 Türk'le birlikte 15 de Rum'un kimlik tespitiyle Kayıplar Komitesi 28 kişilik ilk kayıpları kimlik tespitiyle ailelere teslim etmiş olacak.

Larnaka'ya bağlı Aleminyo köyü, 20 Temmuz 1974 günü Rum silahlı güçleri ve Yunan askerlerinin de dâhil olduğu kalabalık bir grup tarafından kuşatma altına alınmış, köyde esir alınan Kıbrıslı Türklerden 15'i kurşuna dizilerek öldürülmüştü.

Kazılarla kayıp 13 Türk'ün kalıntılarına ulaşılırken, ayrı yerde gömülü oldukları tahmin edilen diğer 2 Kıbrıslı Türk Mehmet Arif ve Hasan Tüccar'ı bulmak için önümüzdeki dönemde köyde kazı yapılması bekleniyor.

KIBRIS 12/07/07

Cypriots in Westminster punch-up
By Jean Christou

GREEK Cypriots in the UK have run into trouble twice in the past week, both times involving the pro-Turkish Cypriot peer, Lord Maginnis.

According to a gossip snippet in the Times last week, the “sombre corridors of power were disrupted by the noise of a group of Greek Cypriots and a group of Turkish Cypriots having an almighty punch-up.”

The Times said the Greek Cypriot delegation were there by invitation of Rudi Vis, the Labour MP for Finchley and Golders Green, while the Turks were led by Lord Maginnis of Drumglass, the crossbench peer.

“Neither was involved in the fracas; but neither is returning calls. So we don't know who won,” said the Times. It said Scotland Yard confirmed that officers were asked to attend an informal meeting room in the Palace of Westminster “as a result of a heated debate”. No arrests were made.

London Greek News (LNG) said the event was meant to be a gathering of Cypriots to discuss the fate of the missing inside the House of Parliament, in order to gather support to lobby Turkey.

However, Lord Maginnis, accompanied by four Turkish Cypriots, reportedly began speaking and describing the 1974 invasion as a “peace operation”, incensing the Greek Cypriots.

Lord Maginnis was asked by LNG what had prompted him to attend. He replied: "I responded to an advert in a local newspaper inviting all Cypriots to attend, so I did so, with four Turkish Cypriots.”

Maginnis said several MPs who made comments on Cyprus made the meeting look like the "Nuremberg rally" and he cited Rudy Vis as “one of the biggest culprits”.

In a second incident in Northern Ireland, Maginnis verbally attacked a delegation of Greek Cypriots from the Reconstruction and Resettlement Council, led by Nicos Mesaritis.

Maginnis, an Ulster unionist, criticised the week-long tour by the Council, accusing them of spreading propaganda on behalf of the Greek Cypriots, the Press Association reported yesterday.

Mesaritis hit back, insisting they had been on a fact finding mission to Berlin involving Turkish Cypriots, and were trying to learn lessons from Northern Ireland's peace process which could benefit both communities.
Maginnis described the visit by the council as one of the “con tricks of the decade”.

“This exclusively Greek Cypriot delegation is here to propound misinformation and discredit their persecuted Turkish Cypriot fellow islanders,'' he said.

'This is part of a relentless campaign that has sought to isolate the Turkish Cypriot community for the last 44 years. They should not be given any credibility whatsoever.''

“Lord Maginnis is giving the wrong picture and it is clear he does not know us,'' Mesaritis responded.

Maginnis was also criticised by his colleagues, saying he had not taken the trouble to find out that this particular delegation was one with many friends in the Turkish Cypriot community.

“They are people who are involved in peace and reconciliation work involving both parts of the island and they are hoping to learn from the experiences of people from Northern Ireland,” said one.

Cyprus Mail 12/07/2007

 

Rum basının iddiası: Portekiz'den Doğrudan Ticaret konusunda "gizli diplomasi"

Fileleftheros gazetesi; "Doğrudan Ticaret İçin Gizli Diploması - Sokrates-Barrosso Girişimleri Protokolün Uygulanması İle İlişkilendiriyorlar" başlıkları altında bir habere yer verdi.

Gazete, AB Dönem Başkanlığı'ndan bir yetkilinin gazeteye yaptığı açıklamada; Almanya'nın dönem başkanlığı sırasında Doğrudan Ticaret Tüzüğü hakkında gerçekleştirilen görüşmeler konusunda, Portekiz'in Almanya tarafından ayrıntılı bir şekilde bilgilendirildiğini ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması imkânlarının olup olmadığının araştırılması için sondaj mahiyetinde yeni bir tur temasının başlatılması kararının alındığını söylediğini yazdı.

Habere göre söz konusu yetkili ayrıca; bu girişimlerin; "tek başına" olmayacağını ve gümrük birliğinin aralarında Güney Kıbrıs'ın da bulunduğu, AB'ye en son üye olan 10 ülkeyle de genişletilmesinin öngörüldüğü Ankara Protokolü'nün Türkiye tarafından uygulanması konusuyla ilişkilendirilerek yapılacağını savundu.

Gazete; Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması ile Ankara Protokolü'nün Türkiye tarafından uygulamaya konmasının "gayrı resmi olarak birbirleriyle ilişkilendirilmesi konusunun", dün ortak basın açıklamasında bulunan Portekiz Başbakanı Zoze Sokrates ile Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosso tarafından yapıldığını yazdı ve Zoze ile Barrosso'nun açıklamalarına yer verdi.

Habere göre dünkü basın açıklamasında Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmasına ilişkin bir soruya karşılık Barrosso; "Komisyonun, izolasyonun kaldırılması yönündeki tüm çabaları desteklemeye devam ettiğini" vurguladı, ancak devamında "Türkiye'nin Ankara Protokolü'ne tam olarak uymasının önemli olduğunu" ifade etti.

Gazete; Sokrates'in de açıklamasında, Barrosso ile aynı görüşleri ifade ettiğini ve doğrudan ticaret ile Ankara Protokolü'nün uygulanmasının birbiriyle ilişkileri olduğunu net bir biçimde vurguladığını yazdı.

Sokrates; "Düşüncelerimize yol gösteren; mevcut müzakerelerdir ve Türkiye'ye ilişkin olarak ise tam olarak uyulmaları gereken anlaşmalar mevcuttur" şeklinde konuştu.

Gazete ayrıca, Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türkler'le Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun, Kıbrıslı Türk milletvekillerine AP'de gözlemci statüsü verilmesi önerisinin de yer aldığı raporu çerçevesinde, izolasyonların kaldırılması konusunun bugünkü Avrupa Parlamentosu Başkanları Konseyi tarafından görüşüleceğini de vurguladı.

KIBRIS 13/07/07

Katliam çukurundan şehitliğe...

Rumların 1974 Barış Harekâtı sırasında esir aldıktan sonra kurşuna dizerek katlettiği ve kayıp arama çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan 13 Alaminyolu şehitler dün saat 10.30’da Lefkoşa Mezarlığı içindeki Ortaköy Şehitliği’nde düzenlenen askeri törenle toprağa verildi. Ara Bölge’deki Antropoloji Laboratuvarı’ndan Lefkoşa Türk Belediyesi’nin cenaze araçlarıyla sabah saatlerinde alınan 13 şehit, kimlik tespiti yapılan ilk kayıpları oluşturuyor.

Törendeki tek konuşmayı şehit çocuğu Kudret Özersay yaptı. Ardından her bir şehit için ayrı ayrı cenaze namazı kılındı. Daha sonra şehitlerin KKTC ve Türkiye bayraklarına sarılı tabutlardaki cenazeleri askeri kortej eşliğinde şehitliğe götürüldü. Şehitlikteki saygı duruşu ve saygı atışının ardından şehit cenazeleri evlatları ve diğer yakınları tarafından mezara indirildi. Cenazelerin toprağa verilmesinin ardından Alaminyo’dan getirilen toprak şehit mezarlarına serpildi. Şehitlerin mezarları mersin dalları ve çiçeklerle donatıldı. Tabutların sarılı olduğu Türkiye  ve KKTC bayrakları da şehit yakınlarına teslim edildi. Tören duaların okunmasıyla sona erdi. Bu arada kortej yürüyüşü sırasında şehitlerin fotoğrafları evlatları tarafından taşındı. Tören sırasında bazı şehit yakınları baygınlık geçirdi. Törende genç, yaşlı birçok şehit yakını da gözyaşlarına boğuldu.

“KURALLAR AYAKLAR ALTINA ALINDI VE KATLİAM YAPILDI”

Törende Alaminyo Şehit Aileleri adına bir konuşma yapan Kudret Özersay, bugün, 33 yıl aradan sonra 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı sırasında ve ertesinde Larnaka kazasına bağlı Alaminyo köyünde şehit edilen 15 Kıbrıslı Türk’ten 13’ünü toprağa vermek üzere bir araya gelindiğini söyledi.

 “Ateş düştüğü yeri yakar. 33 yıl sonra bile yine düştüğü yeri yakar” diyen Özersay, 20 Temmuz 1974 ve hemen ertesinde Alaminyo köyünde her tür ahlaki ve normatif kural ayaklar altına alınarak bir katliam yapıldığını, adeta adanın kuzeyinden yapılan Barış Harekâtı’nın intikamının alındığını kaydetti.  “Bizler, kimse bizim yaşadıklarımızı bir daha yaşamasın diye, bir insanlık ayıbı olarak Kıbrıs tarihine geçen bu katliamdan ‘gözü kör düşmanlıklar’ değil, bilinçli, uyanık ve temkinli gençler yeşerttik, yeşerteceğiz” diyen Özersay, Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu direnişin önemli bir halkasını oluşturmuş olmalarına rağmen, Alaminyo şehitlerinin 33 yıl boyunca insanlık tarihinin en eski “insan haklarından” biri olarak bilinen “insanca gömülme hakkı”ndan mahrum bırakıldığını, topluca bir çukura atılarak üstlerinin toprakla örtüldüğünü anımsattı.

DEVLET ERKANI TÖRENDE YERİNİ ALDI

Lefkoşa Mezarlığı içinde bulunan Ortaköy Şehitliği’nde gerçekleştirilen törene üst düzey asker ve polis yetkilileriyle devlet ve hükümet yetkilileri, Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği başta olmak üzere birçok sivil toplum örgütü temsilcileri, şehit aileleri ve yakınlarıyla vatandaşlar katıldı. 

AİLELERİNE TESLİM EDİLEN İLK GRUP

Rumların 1974 Barış Harekâtı sırasında kurşuna dizerek öldürdüğü 15 Alaminyolu şehitten kalıntısına ulaşılan 13’ünün kimliği Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından tespit edilmişti. 13 Türkler birlikte 15 de Rum’un kimlik tespitiyle Kayıplar Komitesi 28 kişilik ilk grup kayıbı kimlik tespitiyle ailelere teslim etmiş oldu. Larnaka’ya bağlı Alaminyo köyü, 20 Temmuz 1974 günü Rum silahlı güçleri ve Yunan askerlerinin de dâhil olduğu kalabalık bir grup tarafından kuşatma altına alınmış, köyde esir alınan Kıbrıslı Türklerden 15’i kurşuna dizilerek öldürülmüştü.  Toprağa verilen Alaminyo şehitlerinin isimleriyse şöyle: Tahir Osman (Kaptanoğlu), Hasan Ali (Kandıralı), Ali Hasan (Cenk), Güney Hüseyin (Alaminyolu), Zafer Hasan (İmamoğlu), Osman Mehmet (Reis), Mehmet Ali Bodo (Kozok), Ali Ali Bodo (Kozok), Hüseyin Dildar (Özersay), Hasan Dildar (Özersay), Ahmet Halil (Alkım), Mustafa Ali (Taşbel) ve Ömer Ali (Taşbel).

HALKIN SESI 13/07/07

Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü...

AP`deki tüm siyasi grup temsilcilerini biraraya getiren AP Başkanlık Divanı toplantısında AP Liberal Grup başkanı Graham Watson, iki Kıbrıslı Türk parlamentere gözlemci statüsü tanınması konusunu gündeme getirdi.Ancak toplantıda Kıbrıslı Türklere AP`de gözlemci statüsü tanınması konusunda karar alınacak bir çoğunluk bulunamadı.
AP Başkanı Hans Gert Pöttering, Kıbrıslı Türklere AP`de gözlemci statüsü tanınması için net bir çoğunluk olmadığını söyledi.
AP Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkanı Françoise Grossetete ise AP`de Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü tanınması çerçevesinde iki sorun bulunduğunu belirtti.Grossetete bunları sırasıyla, hukuki ve alinacak karar için net bir çoğunluk olmaması olarak açıkladı.
Sosyalist ve Yeşillerin toplantıyı terketmesi sonucu belirledi
AP Başkanlık Divanı toplantısında daha önce AP Sosyalist ve Yeşiller Grubu, Hıristiyan Demokrat Grubu ile üzerinde anlaştığı AP İnsan Hakları alt Komitesi`nin Komisyon düzeyine çıkarılması konusunda son anda Hıristiyan Demokrat Grubu`nun yan çizmesi sonrası Yeşiller ve Sosyalistler AP Başkanlık Divanı toplantısını terketti.
Sosyalist ve Yeşillerin toplantıyı terketmesi AP Başkanlık Divanı`nda alınacak Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü tanınması kararını olumsuz etkiledi.
Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü verilmesi konusunun Eylül ayında tekrar AP Başkanlık Divanı toplantısında gündeme getirileceği bildirildi.
Öte yandan ABHaber`e verilen bilgilere göre AP Sol Grup Başkanı Françis Wurtz`un toplantıda Kıbrıslı Türklere gözlemci statüsü verilmesine karşı sert muhalafet yaptığı belirtildi.

HALKIN SESI 13/07/07

 

Türkiye’de kutuplaşma Time’a kapak

Amerikan Time dergisi, Avrupa baskısının kapak konusunu Türkiye’de seçim öncesinde yaşanan kutuplaşmaya ayırdı. Dergi kapağında 27 yaşındaki türbanlı Mine Karakaş’ın fotoğrafını kullandı.

NTV

Güncelleme: 20:39 TSİ 14 Temmuz 2007 Cumartesi

 

LONDRA - “Türkiye’deki Büyük Bölünme” başlıklı yazıda, son dönemdeki kutuplaşma, Türklerin ağzından anlatılıyor. Yazıda, siyasetten uzak duran gençlerin, bu kutuplaşma yüzünden politize olmaya başladığı belirtiliyor.

Yazıda, “Türkler bölünmüş durumda. Ve en derin fay hatları, genç Türkler arasında. Daha önce eylemciliğiyle tanınmayan bir jenerasyon, laiklik, İslamcılık veya milliyetçilik bayraklarıyla gösteriler yapıyor” ifadesi yer alıyor.

Time dergisi, laiklik yanlılarının, yaşam tarzlarının tehdit altında olduğu korkusunu taşıdığını, dindar gençlerin ise, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni, Türkiye’nin “amansız laik yasalarına” karşı bir çare olarak gördüğünü savunuyor.

 

KKTC’de Kıvrıkoğlu’ndan sert mesajlar

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, KKTC’deki bazı grupların Rum politikalarına destek verdiğini söyledi. Korgeneral Kıvrıkoğlu, Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik tutum ve açıklamaları da eleştirdi.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 01:58 TSİ 14 Temmuz 2007 Cumartesi

 

LEFKOŞA - Türk Kuvvetleri alayıyla komando ve topçu alaylarının komuta ve sancak devir teslim töreninde konuşan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, isim vermeden bazı kesimlere sert mesajlar gönderdi.

Kıvrıkoğlu, KKTC’de belirli kesimlerin yapay yetki tartışmaları yaratarak Türkiye’yi anavatan yerine sıradan bir komşu ülke, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de yabancı bir ordu gibi gördüklerini ve Türkiye’ye karşı egemenlik iddiasına girdiklerini kaydetti ve “Üzülerek belirtmeliyim ki yek vücut olmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz bu safhada, KKTC halkının hedefiyle örtüşmeyen ve KKTC’nin güvenliğini risk altına sokabilecek eylem ve söylemlere tanıklık etmekteyiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat başta olmak üzere devletin zirvesinin de hazır bulunduğu törende, Kıvrıkoğlu bazı kurum ve kişilerin rum politikalarına alet olduğunu söyledi.

Korgeneral Kıvrıkoğlu, “Kıbrıs adasının içinden ya da dışından, bilerek veya bilmeyerek doğrudan ya da dolaylı olarak Rum politikalarına söylem, eylem ve uyugulamalarıyla destek veren, katkıda bulunan kişi, kurum, kuruluş ve örgütler geçmişte olduğu gibi günümüzde de Türk ulusunun şaşmaz sağduyusu ve Türk askerinin daima hukukun içinde kalan kararlı duruşu karşısında hüsrana uğramakta ve yok olmaktadırlar” diye konuştu.

Ada’daki Türk askerinin, uluslararası anlaşmalardan ve Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlük haklarından kaynaklanan yetkiyle 47 yıldır görev yaptığını belirten Korgeneral Kıvrıkoğlu; kapsamlı, adil ve kalıcı bir anlaşmaya kadar, Ada’daki Türk askeri varlığının devam edeceğini vurguladı.

Time'ın kapağında türbanlı bir Türk

 

Dergiye kapak olan 7'nci Türk türbanlı bir genç kız oldu



14 Temmuz, 2007 09:10:00 (TSİ) CNN TURK

 

Dünyanın en saygın dergilerinden Time, Avrupa baskısının kapak konusunu Türkiye'ye ayırdı. ''Türkiye'de Büyük Bölünme'' başlıklı bir makaleyle ''gençlerin kamplaştığı'' iddiasına yer veren dergi, türbanlı bir genç kızın fotoğrafını kapağına taşıdı.

Dergide Andrew Purvis imzasıyla yayımlanan yazıda, Türkiye'deki siyasi atmosfer Türklerin ağzından aktarıldı.
 
Yazı, Utku Köseoğlu adlı bir Türkün avukatlık kariyerini bırakıp, nasıl laikliği savunan bir siyasi eylemciye dönüştüğünü aktararak başlıyor.

Makalede, "yaklaşan seçimlerle laik ve muhafazakar gençlerin meydanlara dökülerek kamplaştığı" savunuldu.

Dergiye göre Türk gençliği, 1980 darbesinden sonra ilk kez "politize" oldu.
 
Dergi, Mine Karakaş adlı türbanlı bir genç kızın fotoğrafını da kapağına taşıdı. İki ay önce yapılan röportajla Karataş'ın görüşlerine de yer verildi.

Dergi, türbanlı olduğu için ABD'de okuyan Karakaş'ın, "AK Parti iktidarında kendisini daha rahat hissettiği"ni aktardı.

 

 

Turkey's Great Divide

By ANDREW PURVIS/ISTANBUL

 

Only a few months ago, Utku Koseoglu would spend his evenings playing football or maybe downing an Efes beer or two with friends at a waterside nightclub in one of the trendier parts of Istanbul. His reading ran to thrillers like The Da Vinci Code. But these days, the 27-year-old lawyer is more likely to be found hunched over a conference table in a cramped and sweaty office in Istanbul's hectic Kadikoy district, toiling late into the summer night writing blogs, collecting Web clippings and organizing marches. When he finds time for a book, it's the writings of Turkey's revered founder Kemal Ataturk, not Dan Brown. "I could have been starting my career," he says with a wry smile. "Instead, I am doing this."

The reason for his conversion to political activism, he says, is that his country is facing the gravest threat to its secularist identity in more than 50 years. The ruling Justice and Development Party (AKP), led by Recep Tayyip Erdogan, has links, he believes, to Islamic sects that are intent on undermining democracy and Turkey's treasured secularist principles. For the the sake of the nation, says Koseoglu, they must be defeated at the polls. "We want to expose the true face of the AKP and make sure no vote is wasted." The little outfit to which he belongs, formed a year ago under the title the Kemalist Politics Group, is one of scores that have emerged in in the run-up to parliamentary elections on July 22. In a rare expression of political will from a middle class that has traditionally seen scant need to get involved, these groups have organized dozens of marches that have brought millions onto the streets in cities across the nation. "Our strategies are long-term," says a friend of Koseoglu's, Demir Buyukozkan, 28, at a recent late-night session in Istanbul. "In the next generation, our goal is to be leaders of this country."

Unfortunately for these emboldened secularists, a great many young conservatives have precisely the same goal. Indeed, supporters of the AKP, which has dominated the Turkish parliament for the past five years, have been invigorated by the secularists' opposition. After the Turkish army, a stalwart (if frequently undemocratic) defender of the country's secular heritage, intervened in April to block the party's choice for President, the AKP vowed to leave the decision to the people by calling for early elections. (If the party wins a majority in the parliament, it aims to change the constitution to allow a direct presidential vote.) Hundreds of thousands of volunteers for the AKP are, like their secularist counterparts, pounding the pavement in 81 provinces to rally support.

In an interview with TIME, Turkey's Foreign Minister Abdullah Gul, whose efforts to become President were opposed by the military because his wife wears a head scarf, said he plans to stand for the job again if the party is returned to power. "What we have done in the last five years speaks for itself," he says, noting, for example, his party's move for Turkey to adopt the European Union's body of law. "Is this an Eastern country's legal system? Is this Shari'a? No, it is the European laws! We are upgrading this country. We are the real reformers."

These elections promise to be the most hotly contested in memory, and turnout may reach historic highs. Seaside cottages are renting for half price on the balloting weekend as Turks plan to flock back to the cities to vote. Conspiracy theories are rife as parties accuse each other of undermining Turkish democracy. At stake are policies vitally important in Turkey and beyond, including the question of whether or not to send Turkish forces into Iraq, Turkey's stalled membership talks with the E.U., and economic and democratic policies at home. On most of these issues, Turks are deeply divided.

And nowhere do the fault lines run deeper than among young Turks. A generation not previously known for its activism is rallying around secularist, pro-Islamic or nationalist flags in unprecedented numbers — a political awakening attributed by some to the ideological currents of the present campaign. Their convictions and involvement are key in a nation where nearly 70% of the population is now under 35, the highest proportion among industrialized economies. And political parties are making tremendous efforts to woo the young. An attempt by the AKP to lower the age of eligibility for a seat in parliament from 30 to 25 just narrowly missed being implemented. "We are forcing them to get involved," Gul told TIME. "They are the future of this country." Mark Parris, a former U.S. ambassador to Turkey now at the Brookings Institution in Washington, says 2007 is pivotal: "This could define the kind of country that Turkey is for a generation."

For years, young secularists like Utku Koseoglu took their power for granted. They saw themselves as the rightful heirs to Ataturk, the West-leaning founder of modern Turkey in 1923 who decreed a secular state and exhorted subsequent generations to defend it. Ataturk's "secular establishment," rooted in the military and judiciary, became a kind of ruling class. When political parties strayed too far from secularist principles, the army stepped in — for example, to force an Islamist-led government from power in 1997. Few young Turks felt compelled to vote, the more so after the military banned political parties from campuses following a 1980 coup.

Against that backdrop, the rise of Erdogan's AKP did not at first seem a serious threat. Its landslide victory in 2002 caught many by surprise, but even that victory was chalked up to a protest vote against the incompetence of established political parties, notably the secularist Republican People's Party (CHP). But unlike previous parties with Islamist roots, the AKP has so far steered clear of the kind of overt Islamist doctrine that got its predecessors in trouble. Instead, it has built a record based on reforming Turkish democratic and economic institutions to fit E.U. standards. The ostensible aim has been to boost Turkish prosperity and to bring the nation into Europe. A side effect has been to weaken the role of the military in Turkey's political life and to strengthen religious and minority rights. The result: a de facto challenge to the secular establishment that has dominated Turkish society since the country's foundation.

Secularists are now rising to meet that challenge. The almost visceral response they have to the AKP focuses less on what the party has done than on who its leaders are. Even staunch opponents of the government concede that Erdogan has done some things right. A buoyant economy growing at a 7% clip, lower inflation and joblessness, and the opening of E.U. membership talks after 40 years of waiting would be a credit to any government. Instead, critics stress the alleged long-term Islamist agenda of the party's leaders. The current e-mail and blogging campaign by the young Istanbul Kemalists, for example, is focusing on claims that leaders like Erdogan and Gul are conservative Muslims who have in the past flirted with political Islam.

Both leaders were members of the Welfare Party that was banned in 1997 for undermining Turkey's secular regime. Erdogan was imprisoned a few months later for reading, while mayor of Istanbul, a poem that likened minarets to bayonets. "Democracy is like a street car," Erdogan is alleged to have said in one mailing. "You only ride it to get to your destination." The Kemalists' blogs remind skeptics of the Islamic notion of takiye, according to which it is permissible for devout Muslims to dissimulate in order to achieve their goal. The fact that the party has not yet pursued an Islamist agenda on a national scale is, secularists argue, not proof that it never will. To bolster their argument, the secularists' newspapers zealously publish stories about municipal officials who have imposed Islam on public life by, for example, segregating the sexes at public pools.

Young secularist women say they are particularly worried. Pinar Ozkan, 23, an events organizer who is a member of the Kemalist Politics Group, says her company recently organized a gathering for several junior AKP officials in Istanbul. When she offered them a tray of tea, she claims, they refused to be served by a woman whose hair was uncovered. "I felt like a second-class citizen," says Ozkan, dressed in gold lamé heels, a miniskirt and white tank top. "As a woman in Turkey, my freedom is very important. We owe that freedom to Ataturk. I will never give that up to anyone." Later that night, she gets ready for an antigovernment rally in Istanbul, donning a Halloween-style mask of the mustachioed Turkish founder. "I want to see the world through his eyes," she says. Ozkan, like most secularists, is backing the CHP, which was founded by Ataturk; others support the Nationalist Movement Party, or MHP, though neither has a chance of winning on its own.

AKP officials acknowledge their roots in Islamist parties. But they insist that they have changed, and that they respect Ataturk's separation of mosque and state. Secularist charges of creeping fundamentalism are just a way to scare voters, they say. "It's a witch hunt," says Ali Kemal Eksioglu, 30, an AKP youth leader who has been working to get out the vote in Kadikoy, Istanbul's largest, wealthiest and most traditionally secularist voting district. "I mean, it's 2007, and they are still asking, 'Why is that woman wearing a head scarf?' It's too much." As he sees it, what his party is really about is "tolerance of different lifestyles and economic stability."

Swiftly moving from underdog to favorite in just six years, the AKP has become the party to beat. But its rise, supporters say, has bred misunderstanding. The party appeared on the scene in 2001 as a grassroots movement, going door to door to introduce itself to people individually. But Eksioglu's small army of volunteers in Kadikoy has stopped canvassing like this, he says, because the atmosphere has become too tense. That doesn't mean they're no longer active in the neighborhood, however. Indeed, the party recently opened a branch office in Kadikoy — its bright orange-and-blue party flags fluttering conspicuously over the local Starbucks and its well-heeled clientele. The office is not far from where the Kemalist group meets to plot the AKP's downfall. Eksioglu says he likes to go there to listen to the catcalls from the street: "I don't care about them. I believe in what I am doing."

Eksioglu himself is an example of how the AKP is drawing from an ever wider pool of supporters. Traditionally, AKP supporters hailed from central Anatolia or the sprawling, working-class suburbs of big cities like Istanbul. But Eksioglu is conspicuously uptown. His family's property-development firm has flourished under AKP rule (it has put up four buildings since 2002, vs. none in the previous political term), thanks to a stable economy and lower interest rates that have made buying homes easier for ordinary residents of Istanbul. He now owns an apartment on Baghdad Avenue, the smartest address in the city, lined with designer shops and sushi bars. And while secularists once made fun of AKP officials for their brown, poorly tailored suits, Eksioglu adopts a cooler style with a fashionably unshaven jaw, shorts and a Led Zeppelin T shirt or, while campaigning, a sharp suit. To the consternation of local secularists, plenty of young, prosperous Turks, who also happen to be religious, are rallying to the AKP. One of the best known cafés in the area, in a former Pasha's palace overlooking the Bosporus, a place once reserved for wine-sipping secularists, now serves no alcohol; its female patrons, wealthy as ever, are as likely to cover their hair as not.

To understand why Turks are voting for the AKP in such numbers, visit Pursaklar, a hillside town just outside Ankara in the brown hills of central Anatolia. Ten years ago, the place was an afterthought, its small population made up mostly of poor migrants from rural parts of central and eastern Turkey. Today it is a booming residential center of 120,000, with 10,000 more arriving each year, according to its AKP mayor. The town boasts two new parks, a town square redesigned around an imposing new mosque, and a factory-sized cultural center (with separate facilities for men and women). There are no fewer than 14 supermarkets in the town, up from two in 2000.

Locals credit their town's rebirth to AKP policies and, in particular, the party's economic management. After a financial crisis in 2001 caused Turkey's currency to lose half its value, the country introduced IMF-inspired reforms that the AKP has doggedly maintained. As a result, Turkey has not only experienced impressive gdp growth, but has rid itself of the hyperinflation that plagued it for most of the 1990s. For real estate agent Abdullah Cam, 23, who says his family firm has tripled revenues in the past five years, the AKP has been "great for business." Down the road, Mehmet Goktas, 41, agrees. Sales at the supermarket he owns have more than doubled in the same period. "We've moved from an inflation-based economy to a normal one," he says. Both Cam and Goktas consider themselves "very religious" and both come from conservative families who were drawn to the AKP for its "Islamic values," but it's the party's economic record that has sustained their support.

Secularists may fear for their Western lifestyles, but very devout youngsters, for their part, see in the AKP potential relief from Turkey's remorselessly secularist laws. Mine Karakas, 27, has worn a head scarf since the age of 10 and as a result was prevented from attending university. (Head scarves are banned in public buildings.) She protested the law, picketing the university gates for two years, but eventually gave up. She headed to the U.S. to study instead, but returned after 9/11. She now works for a private foundation that operates Muslim orphanages around the world. For her, the religious values of Erdogan and Gul are reassuring: "We feel more comfortable with them." How such sentiments will play out at the polls remains unclear. Public opinion surveys put support for the AKP at 35-42% vs. 18-25% for the CHP and 15-25% for the MHP, an overtly nationalist party that has benefited from Turkish anger over the Iraq war, fears of Kurdish separatism, and frustration over resistance to Turkish membership of the E.U. The two opposition parties have not ruled out forming a coalition in order to replace the AKP — if they get the votes.

One irony is that the policies of the Islamic AKP are significantly more pro-Western than those promised by its secularist and nationalist rivals. A coalition of the MHP and the CHP may keep head scarves out of the presidential mansion, but it might also put the brakes on European-inspired democratic and economic policies, jeopardize talks to join the E.U., and lead to a clampdown on Turkey's Kurdish minorities. The AKP, if elected, vows to press ahead with additional requirements of E.U. accession, whether or not the Europeans are willing to let Turkey join. The party also promises to nearly double personal annual incomes to $10,000, and raise national gdp from $400 billion to $800 billion by the end of its next five-year term. "Then," says Gul, "I don't think France or Austria or anyone else will be able to ignore Turkey."

In the meantime, the nation can take heart from the fact that young Turks are so deeply engaged in determining their country's future. In Kadikoy, Utku Koseoglu says he has no regrets about his decision to stop partying and focus on the less frivolous pleasures of getting out the vote. "Rallies are fun," he says. "It's as if we've all known each other forever. We can thank the AKP for one thing: they got us out in the streets."

TIME MAGAZINE 14/07/07

 

Kıbrıs'ta skandal


Aslında yaşanan kepazelik çok da şaşırtıcı değil...
KKTC lig şampiyonu Çetinkaya takımı İngiliz Luton Town takımıyla bir maç için anlaşıyor... Geçen çarşamba gecesi saat 21.00'de takımlar Kuzey Kıbrıs'ta maçın oynanacağı Atatürk Stadyumu'nda sahaya çıkıyor... Cumhurbaşkanı M. Ali Talat ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer de tribündedir. Seyirciler keyifli bir maç izlemeye hazırlanırken... Luton Town takımı mızıklanıyor. Çetinkaya takımıyla maç yapmayacağını bildiriyor. Ama bu maç için para da almış. Parayı geri vermemek için iki takıma ayrılıp kendi arasında maç yapıyor. Bu maçın galibi var mı? Var; Rum lideri Papadopulos... Rum lideri İngiltere'yi baskı altına almış, maçı önlemiştir...
Rumlar görüldüğü gibi... En küçük tavize yanaşmıyorlar... KKTC ve Ankara'nın taviz üstüne taviz vermesi bugüne dek hiçbir işe yaramadı... Pardon... Bir işe yaradı tabii... Rum Meclis Başkanı Hristofyas seçimlerde AKP'nin kazanmasını istediklerini söylüyor... (Eğer bu kazançsa) sağlanan tek kazanç budur!
***

MELIH ASIK MILLIYET 14/07/07

 

 

KKTC'nin güvenliğini risk altına sokabilecek eylem ve söylemlere tanıklık ediliyor

Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı (KTKA), Komando Alayı ve Topçu Alayı'nın komuta ve sancak devir teslimleri dün yapıldı.

Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay Komutanlığı görevini Kurmay Albay Ferhat Özgen, Komando Alay Komutanlığı görevini Kurmay Albay Güngör Selbes, Topçu Alay Komutanlığı görevini Kurmay Albay Ahmet Erap devraldı.

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, içinde bulunulan safhada KKTC halkının hedefiyle örtüşmeyen, KKTC'nin güvenliğini risk altına sokabilecek eylem ve söylemlere tanıklık edildiğine işaret etti ve "Kıbrıs'taki mevcut olağanüstü koşulları ve Kıbrıs sorununu bir bütün olarak algılamayanlar ya da tarihe ve içinde bulunduğumuz koşullara sadece belli bir ideolojinin penceresinden bakabilenler, suni yetki tartışmaları yaratmakta, Türkiye'yi Anavatan gibi değil, sıradan komşu bir yabancı ülke, Türk ordusunu o yabancı ülkenin ordusu gibi görmekte ve Türkiye'ye karşı egemenlik iddialarında bulunmaktadırlar" şeklinde konuştu.

Kıbrıs adasındaki vazifelerinin; Enosis'in yeniden diriltilmesine engel olacak kapsamlı, adil, kalıcı bir çözüm bulununcaya kadar, mevcut ateşkes koşullarında devam edeceğine dikkat çekerek, "vazifemizi, 1960 anlaşmalarının gereklerine, Türkiye'nin Kıbrıs'a karşı tarihi, ahdi ve hukuki sorumluluklarına, ateşkes koşullarının zorluklarına, TC devletinin yasalarına, KKTC Devletinin Anayasa ve yasalarına, Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın direktiflerine uygun olarak hassasiyetle, gözeterek yerine getirmekteyiz" dedi.

Tören

KTKA, Komando Alayı ve Topçu Alayı'nın komuta ve sancak devir teslimleri, dün saat 19.00'da KTKA'da yer alan törende gerçekleştirildi.

Törene, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, KTBK Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Sabri Demirezen, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral Hüsmen Akdeniz, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, GKK Komutan Yard. Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, bazı bakanlar, ile diğer askeri ve sivil yetkililer, siyasiler ve davetliler katıldı.

İstiklal Marşı'yla başlayan törende, daha sonra Alayların tarihçeleri ve Alay Komutanlarının özgeçmişleri okundu ve sancaklar ile Alay Komutanları platformdaki yerlerini aldı. Devir Teslim Andı'nın ardından sancak devir-teslim tutanaklarının imzalandığı törende, görevi devralan komutanlar, devreden komutanlara, komutanlıklarının forslarını verdi. KTBK Komutanı Kıvrıkoğlu ve Cumhurbaşkanı Talat tarafından görevlerini devreden komutanlara hizmet şildi verilmesiyle devam eden tören, Kıvrıkoğlu'nun konuşması ve tören geçişiyle tamamlandı.

Kıvrıkoğlu'nun konuşması

KTBK Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, törende yaptığı konuşmada, sorumluluklarının başında, KKTC halkının güvenliği ve savunulmasının geldiğini vurguladı ve KTBK'nın sorumluluğunu yerine getirme ve vazifesini icrasındaki başarısının, Kıbrıs'taki varlığının 33'üncü yılında, KKTC halkının yüzde 95'inin üzerindeki çoğunluğunun güven beyan ederek verdiği destekle teyit edildiğini kaydetti.

"1978'den itibaren Kıbrıs'ı yönetenlerin aldıkları tüm tedbirler ile 1960 anlaşmalarının özünün, Rumların vazgeçemedikleri ve asla vazgeçemeyecekleri Enosis'in gerçekleştirilmesini önlemeye yöneliktir" diyen Kıvrıkoğlu, 16 Ağustos 1974'te Kıbrıs'ta savaşa ara verildiğini, Kıbrıs sorununun ateşkes koşulları altındaki siyasi ve diplomatik oyunlar safhasının başladığını dile getirdi.

Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, içinde bulunulan safhada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ozmosis şartları yaratma ve Enosis için uygun koşulları oluşturma gayretlerinin sürdüğüne dikkat çekerek, KKTC'nin ise, öncelikle yıllardır süregelen izolasyonlardan kurtulmayı ve Kıbrıs Türkü'nün, KKTC'nin egemenliğe, güvenliğe ve siyasal eşitliğe halel getirmeyecek kapsamlı adil, kalıcı bir çözüme ulaşılmasını hedeflediğinin altını çizdi.

İçinde bulunulan safhada KKTC halkının hedefiyle örtüşmeyen, KKTC'nin güvenliğini risk altına sokabilecek eylem ve söylemlere tanıklık edildiğine işaret eden Kıvrıkoğlu, "Kıbrıs'taki mevcut olağanüstü koşulları ve Kıbrıs sorununu bir bütün olarak algılamayanlar ya da tarihe ve içinde bulunduğumuz koşullara sadece belli bir ideolojinin penceresinden bakabilenler, suni yetki tartışmaları yaratmakta, Türkiye'yi Anavatan gibi değil, sıradan komşu bir yabancı ülke, Türk ordusunu o yabancı ülkenin ordusu gibi görmekte ve Türkiye'ye karşı egemenlik iddialarında bulunmaktadırlar" şeklinde konuştu.

"Dikkatle izliyoruz"

KKTC halkının hedefine ulaşmasına yönelik gayretlerin dışında kalan, Rum propaganda ve politikalarına hedef olanları dikkat, ibret ve teessürle izlediklerini ifade eden Kıvrıkoğlu, "Bu kesimlere bolca boşa çaba harcamak yerine, Türkiye'nin ve KKTC'nin güvenliklerini ilgilendiren milli ortak sorunu olan Kıbrıs sorununun kapsamalı, adil, kalıcı çözümü yönündeki gayretlerimize katılarak, müşterek enerjimizin yarattığı sinerjiyi hatırlatmakta yarar görüyorum" dedi.

Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, TSK'nın üç mümtaz alayının, komutanlık devir teslim törenini gurur ve heyecanla izlediklerini belirterek, TSK alaylarının Mücahit Kıbrıs Türkü ile omuz omuza savaşarak bütünleşmiş olmanın gururunu taşıdığını söyledi.

"Sancak; şeref timsalimizdir"

"Sancak; rengini şehitlerimizin kanından alan, gölgesinde savaşırken uğruna tereddüt etmeden canımızı feda edeceğimiz, daima yükseklerde tutuğumuz ve bizden sonrakine teslim etmeden ölmemeye ant içtiğimiz şeref timsalimizdir" diyen Kıvrıkoğlu, KKTC'de, Mücahit Kıbrıs Türkü'nün onuru ve namusu için dalgalanan 16 şanlı sancaktan biri ile onurlandırılmanın ayrı bir anlamı olduğunu vurguladı.

Komutanlık görevlerini tamamlayan Alay komutanlarının; disiplinli, özverili, fedakar çalışmaları ve kararlı tutumlarıyla personelini birlik ruhuyla birleştirerek eğitim seviyelerini yükselttiklerini, onları her an muharebeye hazır duruma getirdiklerini ifade eden Kıvrıkoğlu, komutayı yeni devralanların da, bugünü bir başlangıç olarak kabul edip, birliklerini daha da yücelterek, Atatürk'ün aydınlattığı yolda azimle, bıkmadan usanmadan, yorulmadan yürüyeceklerine inanç belirtti.

"Değerlere göz dikenlerin korkusu..."

Kıvrıkoğlu, komando ve topçu alaylarının, ulaştıkları eğitim seviyesi, örnek disiplini, üstün morali, tartışılmayacak vatan, millet, bayrak sevgisiyle, daima göreve hazır olarak, barışın, hakkın ve adaletin güvencesi olarak, bu değerlere göz dikenlerin korkusu olmaya devam edeceklerini vurguladı.

TSK'nın 16 Ağustos 1960 gününün, Kıbrıs'a ayak basarak Kıbrıs Türk halkının uzun yıllar beklediği Mehmetçiğe kavuşmasını sağladığını işaret eden Kıvrıkoğlu, TSK'nın en zor ve sıkıntılı günlerde sönmeyen bir umut ışığı olarak Kıbrıs Türkü'nün anavatana olan inancı, bağlılığlı ve sevgisini daha da güçlendirdiğini kaydetti.

Türkiye'den güç alan Kıbrıs Türklerinin, dünyada hiçbir topluma reva görülmeyen zülüm ve haksızlıklara göğüs gererek hak ettiği değerlerden asla vazgeçmediklerine dikkat çeken Hayri Kıvrıkoğlu, "bu vatan toprağına can verdiniz, kan verdiniz. TSK'nın bir parçası olarak tarihi görevinizi başarıyla yerine getirdiniz. Kıbrıs Türkü'nün var olma mücadelesinde, daima şükran ve minnetle anılacak bir onur kazandınız. Sizleri yaptıklarınızdan ve başarılarınızdan dolayı kutluyorum" dedi.

Korgeneral Kıvrıkoğlu, konuşmasının sonunda, tüm şehitleri ve gazileri rahmetle ve şükranla andı.

Kurmay Albay Ferhat Özgen

Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay Komutanlığı görevini devralan Kurmay Albay Ferhat Özgen, 1962 yılında Antalya'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Turgutlu ve Bandırma'da tamamlayan Özgen, 1983 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1984 yılında Piyade Okulu'ndan mezun oldu.

1992 yılına kadar, 4'üncü Dağ ve Komando Taburu/Van ve Kara Harp Okulu'nda Takım Komutanlığı yapan Albay Özgen, 1994 yılında Kara Harp Akademisi'ni bitirdi.

Sırasıyla; 1994-1996 yıllarında 55'inci Mekanize Piyade Tugayı İstihbarat Şube Müdürlüğü, 1996-1998 yıllarında 34'üncü İçgüvenlik Tugayında Harekat ve Eğitim Şube Müdürlüğü, 1998-2001 yıllarında Kara Kuvvetleri Harekat Başkanlığı'nda Milli Plan Subaylığı, 2001-2003 yıllarında Kara Harp Okulu'nda Tabur Komutanlığı ve 2003-2007 yılları arasında Kara Kuvvetleri Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı'nda Mali Plan ve Program Şube Müdürlüğü görevlerini yürüten Özgen, Bayan Nihal Özgen'le evli olup iki çocuk babasıdır.

Kurmay Albay Güngör Selbes

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komando Alay Komutanlığı görevini devralan Kurmay Albay Güngör Selbes, 1962 yılında Ankara'da doğdu ve 1983 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1984 yılında Piyade Okulu'ndan mezun oldu.

Sırasıyla; 1984-1989 yılları arasında Tekirdağ/Çorlu Ulaş'ta takım ve bölük komutanlığı, Eğirdir'de dağ ve komando ihtisas kursu, Mardin'de Tim Komutanlığı görevlerini yapan Güngör Selbes, 1989-1991 yılları arasında Kıbrıs'ta Komando Bölük Komutanlığı, 1991-1992 yılları arasında Eğirdir'de Tug. Kh. Bl. Komutanlığı görevlerinde bulundu.

1994 yılında Kara Harp Akademisi'nden mezun olan Albay Selbes, sırasıyla; 1994-1996 yılları arasında Hakkari Dağ ve Komd. Tug. K.lığında Kh.Sb.lığı, 1996-2001 yılları arasında Kara Harp Okulu'nda Kh. Sb.lığı ve öğretim üyeliği görevlerini yerine getirdi.

2001-2003 yılları arasında Gökçeada 5'inci Komando A. 2'nci Komd. Tb. K'lığını müteakip, 2003-2005 yıllarında 51'inci İç Güv. P. Tug. K.lığı Kur. Bşk.lığı görevlerinde bulunan Selbes, 2005 yılından itibaren Gnkur. Hrk. Bşk.lığı İç Güv. Hrk. D. Hrk. Ş. Md.lüğü görevini yürüttü. Albay Selbes, Bayan Nuray Selbes ile evli ve bir çocuk babasıdır.

Kurmay Albay Ahmet Erap

Türk Silahlı Kuvvetleri 2007 yılı genel atamalarıyla Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Topçu Alay Komutanlığı'na atanan Kurmay Albay Ahmet Erap, 1961 yılında İstanbul'da doğdu. Erap, 1983 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1984 yılında Topçu ve Füze Okulu'ndan mezun oldu.

Sırasıyla Erzurum ve Çorlu'da Tümen Topçu Alaylarında, Tk. ve Bt. K.lığı, 1994 yılında Kara Harp Akademisi'nden mezun olmayı müteakip 1994-1996 yılları arasında İstanbul'da ve 1996-1998 yılları arasında 23'üncü P. Tugayı'nda İstihbarat ve Harekat Eğitim Şube Müdürlüğü, 1998-2001 yılları arasında Harp Akademileri Karargahı'nda Plan Subaylığı, 2001-2003 yılları arasında 1'inci Zırhlı Tugay'da Tank Tabur Komutanlığı, 2003-2005 yılları arasında Helsinki/Finlandiya'da Askeri Ataşelik, 2005-2007 yılları arasında Kara Harp Akademisi'nde öğretim üyeliği görevlerinde bulunan Albay Erap, Bayan Süheyla Erap ile evli ve iki çocuk babasıdır.

Türk Kuvvetleri Alayı'nın tarihçesi

Komuta ve sancak devir teslimi yapılan Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı, Zürih Mutabakatı ve Londra Anlaşması esaslarına göre kuruldu. Alay o zaman İskenderun'da konuşlu bulunan 39'uncu P. Tüm. tarafından 650 mevcutlu olarak teşkil edildi ve sancağı da, 29 Temmuz 1960 tarihinde Devlet ve Hükümet Başkanı, Başkumandan Org. Cemal Gürsel tarafından verildi.

25 Aralık 1963 tarihine kadar Kamp Kışlası'nda bulunan Alay, bu tarihte, aldığı emirle, iki grup halinde Ortaköy ve Gönyeli istikametinde harekete geçmiş, Türk Mukavemet Teşkilatı ile birlikte, Yeşil Hattın oluşturulmasında görev almış, Ortaköy ve Gönyeli kışlalarına intikal etmişti.

1964-1974 döneminde Geçici Türk Yönetimi ve TMT ile omu omuza çalışan Alay, 20 Temmuz 1974 günü başlayan Barış Harekatı'nda, Gönyeli-Ortaköy-Boğaz üçgenine yapılan hava indirme ve uçar birlik harekatının, inme/atma bölgelerinin emniyeti ve desteğini sağlamıştı.

Alay, Barış Harekatı'nın ikinci aşamasında, Lisan Okulu ve Yunan Alay Kışlasının tahkimli mevziilerine taarruz ederek, çok çetin yakın muharebelerle bugünkü temas hattına ulaşmış, Yunan Alayı Sancağını da ele geçirmişti. Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı, Barış Harekatı'nda 89 şehit vermişti. Bunların 48'i Alayın organik birliklerinden, 41'i Alay emrinde savaşan muhtelif unsurlardandı.

Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı'na Kıbrıs Barış Harekatı'nda gösterdiği üstün cesaret, fedakarlık ve kahramanlık nedeniyle "Türk Silahlı Kuvvetleri üstün cesaret ve feragat madalyası (altın)" verilmişti. Kıbrıs Türkü de Alayı, "Bizim Alay" diyerek onurlandırmıştı.

Komando Alayı'nın tarihçesi

KTBK Komando Alayı'nın kuruluşunda bulunan üç komando taburundan 1'nci Komando Taburu, 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı'na Bolu Komando Tugayı'nın 1'inci Komando Taburu olarak katılmıştı. 1'nci Barış Harekatı'nda 19 şehit vererek St. Hilarion bölgesini ele geçirmişti.

Tabur, Barış Harekatı'nın ikinci aşamasında, Lefke bölgesini ele geçirmiş ve harekat sonrası Güngörköy'de konuşlandırılmıştı. 1974 yılından itibaren Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde Şehit Yzb. Tuncel Güngör Kışlası'nda faaliyetlerine devam etmekte olan 1'inci Komando Taburu, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ilk komando birliği olması özelliğini taşımasının yanı sıra, Bolu ve Kayseri Komando Tugaylarının da çekirdeğini teşkil etmenin onurunu taşıyor.

2'inci Komando Taburu, 14 Haziran 1995; 3'üncü Komando Taburu, 8 Mayıs 1988 tarihinde kuruldu.

Bu üç Komando Taburu; Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri 2000 projesi kapmasında, 1 Haziran 2000 tarihinde teşkil edilen Komando Alay Komutanlığı kuruluşuna dahil edildi.

Komando Alayı Sancağına; 1'inci Komando Taburu'nun 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nda göstermiş olduğu büyük kahramanlık ve üstün gayretleri nedeniyle "Türk Silahlı Kuvvetleri Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası" tevdi edilmişti.

Topçu Alayı'nın tarihçesi

KTBK bünyesinde bulunan ve bugün komuta ve sancak devri gerçekleştirilen Topçu Alayı, 30 Temmuz 1997'de halen bulunduğu Org. Eşref Bitlis Kışlası'nda Alay Karargah Bölüğü, Alay Hizmet Birliği ve Topçu Taburu halinde teşkilatlandırılmıştı.

Topçu Alayı'na, sancak, 18 Kasım 1998 tarihinde törenle verilmişti.

Kuvvet 2000 projesiyle, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı'nın güçlendirilmesi kapsamında, 2001 yılında, Çok Namlulu Roketatar Taburu ve bir Topçu Taburu, Türkiye'den intikal ettirilerek, Alay teşkilatına dahil edilmiş ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Topçu Alayı bugünkü üç taburlu haline dönüştürülmüştü.

 

KIBRIS 14/07/07

 

Bakoyanni'ye göre 2008'de çözüm için fırsatlar olacak

Politis ve diğer Rum gazetelerinde yer alan habere göre Bakoyanni; Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasındaki işbirliğinin mevcut ve sürekli olduğunu ve "AB üyesi bir ülke olan Kıbrıs'ın, Yunan himayesinde veya gözetiminde olmayan bağımsız bir ülke olduğunu" söyledi.

2007 yılının kalan kısmının Kıbrıs sorununda özlü bir hareketlenmeye veya önemli bir ilerlemeye pek olanak vermeyecek gibi göründüğünü belirten Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, 2008 yılında daha fazla fırsatların olmasının beklendiğini ifade etti.

KIBRIS 14/07/07

 

‘Türkiye’deki seçimler Kıbrıs’ı etkileyecek’

Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı ve AKEL Partisi’nin lideri Dimitris Hristofyas, “Türkiye’deki seçim sonuçlarının Kıbrıs konusunu da etkileyeceğini” söyledi.

NTV

Güncelleme: 14:30 TSİ 15 Temmuz 2007 Pazar

 

LEFKOŞA - Rum kesiminde Şubat 2008’de yapılacak başkanlık seçimlerinde Tasos Papadopulos’a karşı adaylığını açıklayan Hristofyas, Atina’da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs konusu ile Türkiye’deki genel seçimlere de değindi.

Hristofyas, “Türkiye’deki seçim sonuçları, şüphesiz Kıbrıs konusunu da etkileyecek. Erdoğan seçimleri kazanırsa, göstermelik de olsa, Kıbrıs konusunda girişim yapması olasıdır. Bizler bu konuda hazırlıklı olmazsak, Türk tarafı mesafe alıp öne geçer. Bu nedenle bizim önde olacağımız girişimlerde bulunmalıyız. Ancak Erdoğan seçimleri kaybederse Kıbrıs konusunda gerileme olur” dedi.

DAHA ESNEK POLİTİKA
Bu arada, Rum Yönetimi lideri Papadopulos ile başta Kıbrıs sorunu olmak üzere, birçok konuda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirten Hristofyas, “Rum tarafının Kıbrıs sorunun çözümü konusunda daha esnek bir politika izlemesinden yana olduğunu” söyledi.

Hristofyas, “Annan planının reddedilmesinden sonra Rum tarafı için oluşan olumsuz ortamın etkileri hala sürüyor. Bu konuda uluslararası alanda ve AB çevrelerinde bizlere şüpheyle yaklaşıyorlar, bize sorumluluklar yüklüyorlar.

Bu konuda, çözüm ilkelerini ve Kıbrıs’ın haklarını müzakere etmeden çözümle ilgili inandırıcı mesajlar veren daha esnek bir politika uygulanmalı” diye konuştu.

Papadopulos’un, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a görüşme talebiyle mektup göndermesi ve Talat’ın da bunu kabul etmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendiren Hristofyas, “AKEL’in uzun süreden beri böyle bir görüşmeyi desteklediğini ve bu konuda futbol maçı yüzünden çıkan anlaşmazlığın aşılarak, bir an önce görüşmelerin başlamasını ümit ettiğini” belirtti.

Hristofyas, başkanlık seçimlerini kazanması durumunda, Kıbrıs sorununu öncelikli konu olarak ele alacağını ve Ada’daki iki toplumun da kabul edebileceği bir çözüm bulunması için çaba göstereceğini söyledi.

Kıbrıs konusunda kesin bir çözüme varılması için, Türk tarafınıntavırlarında değişiklikler yapması gerektiğini savunan Hristofyas, “Türk tarafını ilkeler temelinde iki toplumun da kabul edeceği bir çözüm arzu ettiğimiz konusunda ikna etmek için çaba göstereceğimize söz verebilirim. Ancak çözüm sadece bize bağlı değil. Bu konuda sonuç alınabilmesi için, Türk tarafının da tavırlarında köklü değişiklikler yapması lazım” diye konuştu.

Time'a kapak olan ilk Türk kızı

Gülşah İNCE/İSTANBUL, (DHA)

Dünyanın nabzını tutan Time dergisi, Avrupa baskısının kapak konusunu Türkiye’ye ayırdı. 11’inci kez Time dergisine konu olan Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Mehmet Ali Ağca ve Naim Süleymanoğlu gibi isimlerin ardından 7’inci yüzünü de Time’a kapak yaptı.

Bu ayki sayıya kapak olan 29 yaşındaki Mine Karakaş, Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) sorularını yanıtladı. Time'daki röportajda konuşulanların yazıya aktarılmadığını, ayaküstü kendisine yaklaşan seçimle ilgili bir soruya verdiği cevaba yer verilmesini anlayamadığını dile getiren Karakaş, “İkibuçuk ay önce yapılmış bir röportajın seçimlere bir hafta kala verilmiş olması bir şekilde düşündürücü oluyor” dedi.

Sadece başörtüsü mağdurlarını temsilen bu röportajı verdiğini belirten Mine Karakaş, 96- 97 öğretim döneminde üniversiteye girdiğini, ancak türban sorunu nedeniyle bir yıl okuyabildiğini, dil öğrenmek için de kısa süreliğine ABD’ye gittiğini dile getirdi. ABD'de 3 ay kalmayı planladığını, ancak 9 ay daha kalmak için süresini uzattığını söyleyen Karakaş, “Ben oradayken 11 Eylül olayları oldu. Buradan göründüğü gibi değil. Türkiye’den bakıldığında özgürlükler ülkesi diye gençlerde görülen bu mantık aslında hiç de öyle değil. Özellikle başörtüsü konusunda 11 Eylül çok sıkıntılı bir dönemdi. İlk 10 gün biz doğru düzgün dışarı çıkamadık. Ciddi sözlü saldırılara uğradığımız oldu. Geri dönmek zorunda kaldık” dedi.

‘KAPAK OLACAĞIMI BİLMİYORDUM’

Kendisinin İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı’nda (İHH) personel olarak çalıştığını belirten Karakaş, Time dergisi ile arkadaşları aracalığıyla iletişim kurduğunu belirtti. Mine Karakaş konuyla ilgili şunları söyledi:
“Bana söylenen başörtüsü nedeni ile üniversiteyi bırakmış kızlarla röportaj yapacaklarıydı. Röportajdan bir hafta sonra beni aradılar, ‘En uzun süre sizinle görüşme yapıldı ve hikayeniz bizim için daha ilgi çekici o yüzden fotoğrafınızı çekmek istiyoruz’ diye belirtildi. Fotoğraf çekmeye geldiklerinde bana ‘Kapakta yer alacaksınız’ diye birşey denmedi. Ben iç sayfalarda fotoğrafımın olacağını düşünmüştüm.”

‘KAPAK VE KONU İLE NASIL BİR BAĞLANTI KURULDU ANLAYAMADIM’

Başörtüsü mağdurlarını temsilen konuştuğunun altını çizen Mine Karakaş, “Benimle yapılan röportajın farklı bir konu başlığı altında çıkması beni şaşırttı. Benimle konuşulduğu gibi verilmiş olsa daha iyi olurdu. Sadece ne yaptığım ve onun dışında şu anki hükümette daha önceki dönemlere göre daha rahat olduğuma dair kısa bir şey verilmiş. Benimle ilgili bir durum çok söz konusu değil. Kapak ve konu ile nasıl bir bağlantı kuruldu anlayamadım” diye konuştu.
Kapak olduğunu bile kardeşinden öğrendiğini kaydeden Karakaş, şöyle konuştu:

“Farklı başlıklar altında, benimle yapılan röportaj üzerine değil. Benim söylediğime dair çok bir şey denmemiş, sadece şu dönemin önceki dönemlere göre daha rahat olduğunu söylemiştim. Benimle siyaset üzerine hiç bir konuşma yapılmayacaktı, yapılmadı da zaten, tam kalkarken ayaküstü, seçimler yaklaşıyor işte ne düşünüyorsunuz diye sormaları üzerine yapılan bir konuşmaya yer verilmiş.”

‘ŞAHSİ OLARAK DEĞERLENDİRMİYORUM’

Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Şükrü Saraçoğlu, Mehmet Ali Ağca, Naim Süleymanoğlu gibi dünyaya farklı alan ve konularla isimlerini duyuran bu kişiler arasındaki yerini de değerlendiren Karakaş, “Şahsi olarak değerlendirmiyorum. Herşeye rağmen başörtülü birinin Time’da kapak olması güzel birşey benim için” dedi. Karakaş, Türk siyasi yetkililerinden de konuyla ilgili kendisini aramadıklarını söyledi.

HURRIYET 15/07/07

 

 

Londra'da Türk festivali

NEVSAL ELEVLİ Londra



Turkish Forum UK adlı kuruluş tarafından düzenlenen ve Türkiye'yi tanıtmayı amaçlayan 2 günlük Londra Türk Festivali'nin 4'üncüsü dün coşkuyla başladı. Thames Nehri kıyısında festival için ayrılan alan yüzlerce Türk bayrağıyla donatıldı. Simitten mısıra, baklavadan suböreğine kadar yüzlerce ürününün satıldığı festival alanında Türk müziği eşliğinde coşan konuklar, dansözlere de eşlik ettiler.
Organizasyona yeterli destek bulamamaktan yakınan Turkish Forum Başkanı Hasan Taşlıca, "Türk Mevlevi grubunu getiremedik, Türk dansözler de, 'Çıkarım ne olacak?' diye sordu. Şu anda Mısırlı Mevlevi grubu ve Brezilyalı dansöz parasız olarak organizasyonumuzda yer almayı kabul etti" dedi.

MILLIYET 15/07/07

"Amerikalı yarbayın eşi intihara inanmıyor"

Fileleftheros gazetesi, "Mooney'in Eşi İntihara İnanmıyor - Mooney'in Eşi 'Bunu Yapmasına Bir Sebep Yoktu' diyor" başlığıyla verdiği haberinde, Amerikalı Yarbay Mooney'in intihar ettiğini reddeden ailesi sayesinde, davanın yeni bir boyut kazandığını yazdı.

Mooney'in daimi olarak Amerika'da yaşayan karısının, eşinin intihar ettiğine inanmadığı, bu sebeple ölümüyle ilgili ayrıntılı araştırma yapılmasını istediği kaydedildi.

Gazete, Fox News'e dayandırdığı haberinde, Mooney'in ailesinin, Yarbay'ın Amerikan Ordusu'na 27 yıl hizmet etmesinin ardından iki aya kadar emekli olacağını; bu sebeple hayatına son vermek için bir sebebi olmadığını belirttiğini yazdı.

Öte yandan aynı kaynağa dayandırılan haberde, Amerikalı Senatör Jack Reed'in, Kıbrıs'taki Amerikan Büyükelçisi Ronald Schlicher'le temas kurduğu ve kendisinden konuyu araştırmasını istediği ifade edildi.

Söz konusu gelişmelerin, Amerikan makamlarını olası olarak konuyu daha çok araştırma yapmaya sevk edebileceğini kaydeden Fileleftheros gazetesi, Yarbay Mooney'in cebinde bulunan mektubun "tek başına konuştuğunu" ve yarbayın ne yapmaya niyetlendiğini açıkça anlattığını; ailesinin, Mooney'in ölümüne ailevi sorunların neden olmadığını belirttiğini yazdı.

Öte yandan haberde, yarbayın; cebinde bulunan CD'de de, kendisini intihar etmeye sevk eden sebepleri anlattığı öne sürüldü.

Haberde, Almanya'dan Güney Kıbrıs'a giden iki Amerikalı uzmanın konuyu araştırdıkları da hatırlatıldı.

KIBRIS 15/07/07

Rumlar da kayıplarını toprağa veriyor

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yapılan kazıların ardından kimlikleri tespit edilen Rumlar için de Güney Kıbrıs'ta defin törenleri düzenleniyor. Dün, Rum Başpiskopos Hrisostomos'un yönettiği törende Yenierenköylü Rum Kayıp Savvas Hacıpandelis'in kemikleri, Güney Lefkoşa'daki Eylence Mezarlığı'nda defnedildi

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yapılan kazıların ardından kimlikleri tespit edilen Rumlar için de Güney Kıbrıs'ta defin törenleri düzenleniyor...

Kayıplar listesinde yer alan Savvas Hacıpandelis dün düzenlenen törenle toprağa verildi.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından kemikleri yakınlarına teslim edilen Yenierenköylü Rumlar, toprağa verilmeye başlandı...

Yenierenköylü Rum Kayıp Savvas Hacıpandelis'in kemikleri, dün sabah resmi bir törenle Güney Lefkoşa'daki Eylence Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Töreni, Rum Başpiskopos Hrisostomos yönetti...

Kimlikleri Savvas Hacıpandelis ile birlikte tespit edilen Mihalis Parashos ve Pavlos Evagoras için de bugün tören düzenlenecek.

Panikos Kemekkis'in kalıntılarının ise 22 Temmuz'da defnedileceği belirtildi

KIBRIS 15/07/07

Yabancılardan Kıbrıs Türk tarafına baskı iddiası

Politis ve diğer gazeteler, Kıbrıs sorununa taraf temel arabulucuların, Cumhurbaşkanı Talat'a, Papadopulos ile hemen görüşmesi yönünde yoğun baskıları bulunduğunu iddia ettiler.

Politis gazetesi haberinde, Kıbrıs sorununa müdahil olan arabulucuların, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos ile en geç Temmuz ayının sonunda olacak şekilde, en kısa sürede görüşmesi yönünde Cumhurbaşkanı Talat'a yoğun baskılarının mevcut olduğunu öne sürdü.

Gazete; öte yandan perde gerisinde Kıbrıs sorunu ile meşgul olan tüm diplomatların; Talat'ın Papadopulos ile yapması öngörülen görüşmeyi iptal etmek için Çetinkaya-Luton maçının iptalini öne sürmesini "yeterli bir sebep saymadıklarını" ve bu durumdan "hiç hoşnut olmadıklarını" da savundu.

Habere göre söz konusu diplomatlar; Kıbrıs Türk tarafının; görüşmeyi iptal etmesindeki asıl sebebin; Türkiye'deki seçimlerin tamamlanması ve yeni hükümetin kurulması sürecini beklemek istemesi olduğu görüşünü belirttiler.

Gazete; arabulucuların, Kıbrıs Türk tarafına kamuoyu önünde yükümlülük yükleyecek açıklamalara gitmeyeceklerini ve Kıbrıs Rum tarafına yönelik de, Kıbrıs sorununun çözüm sürecini etkileyecek ikincil önemdeki konularda (futbol maçı gibi) ısrar etmesi yüzünden sorumluluk yüklediklerini yazdı.

"Görüşme iptal olmadı, ertelendi"

Habere göre arabulucular ayrıca, Talat-Papadopulos görüşmesinin iptal olmadığını, ertelendiğini de özellikle vurguladılar.

Talat-Papadopulos görüşmesinin Ağustos ayında yapılabileceği doğrultusunda KKTC'den haberler geldiğini belirten gazete; Kıbrıs sorunuyla meşgul olan diplomatlarla temasa geçtiklerini ve diplomatların "hepsinin" Cumhurbaşkanı Talat'ın görüşmeyi iptal etmesinden "memnun olmadıklarını" belirttiklerini savundu.

Gazete; söz konusu diplomatlardan birinin, Cumhurbaşkanı Talat'ın "aşırı tepki gösterdiği" yorumunda bulunduğunu belirtirken, aynı diplomatın ayrıca, Çetinkaya-Luton maçının gerçekleşmesinin herhangi bir olumsuzluk yaratacağına inanmadığını da vurguladığını ifade etti.

Gazete ayrıca, yabancı diplomatların, Çetinkaya-Luton maçının gerçekleşmemesi için Kıbrıs Rum makamlarının ne gibi girişimlerde bulundukları ve Çetinkaya'nın Rum Futbol Federasyonu'ndan onay alması halinde maçın gerçekleşeceği konusunda bilgileri bulunmadığını da iddia etti.

AKEL Milletvekili Nikos Katsuridis ise konuya ilişkin açıklamasında; Kıbrıs Türk tarafının geçen günkü tutumunda ısrar etmeyeceğini umut ettiğini belirtirken, ana muhalefet DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise; Rum hükümetine suçlamalar yönelterek Rum hükümetinin, Kıbrıs sorunu konusunda "başı boş" bir politika izlediğini ve Kıbrıs sorununun "seçim çıkarlarına alet edilmeyeceğini" vurguladı.

Habere göre KS EDEK'ten yapılan açıklamada ise; Kıbrıs Türk tarafının, Talat-Papadopulos görüşmesinin gerçekleşmesi için sunmuş olduğu sebebin, "sudan bahane olduğu" ve Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafının gerçek amacının; "sahte devletin düzeyinin yükseltilmesi olduğunun bir kez daha kanıtlandığı" iddia edildi.

Öte yandan gazete, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgos Kumuçakos'un da konuya ilişkin bir açıklamada bulunduğunu ve açıklamasında, Talat-Papadopulos görüşmesi konusunda; "Kıbrıs Türk lider tarafından sunulan mazereti bildiğini, ancak gerçek sebepleri bilmediğini vurguladığını" yazdı.

Habere göre Kumuçakos ayrıca; geçtiğimiz Mart ayında da, 8 Temmuz sürecinin uygulamaya konması yönündeki anlaşmanın kesin olduğu izlenimi varken, Kıbrıs Türk tarafının son anda geri adım atmış olduğunu iddia etti.

Alithia gazetesi ise haberinde; Talat - Papadopulos görüşmesinin yapılamamasında " bir de olumlu taraf olduğunu" ve Kıbrıs Türk tarafının 4,5 yıldan beridir ilk kez "köşeye sıkıştığını" iddia etti.

Gazete; Papadopulos'un hükümeti süresince ilke kez "kaderci politikayı" terk ederek, AKEL ve Kasulidis'in "girişim üstlenme" politikası izlemesinden ötürü, Kıbrıs Türk tarafının bu süre zarfında ilk kez "köşeye sıkıştığını ve görüşmenin iptal edilmesinin gerçek sebeplerini gizlemek için bahanelerin arkasına saklanmak zorunda kaldığını" öne sürdü.

Gazete; Rum başkanlık seçimlerinde adaylardan biri olan Yannakis Kasulidis'in dün konuya ilişkin yaptığı açıklamada; Cumhurbaşkanı Talat'ın "geçici olduğunu umduğu bu kararı ile desteksiz kaldığını" söylediğini yazdı.

Kasulidis; kendi önerisinin; Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos tarafından dikkate alınarak Cumhurbaşkanı Talat'a yapılan görüşme önerisinden Rum tarafının kazançlı çıktığına inandığını ifade ederken, girişimci bir politika ve güçlü bir saldırı diplomasisi uygulanması gerektiğini kaydetti.

KIBRIS 15/07/07

 

Çözüm olana dek askerimiz buradaki varlığını sürdürecek

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, bu şartlarda Kıbrıs'ta kapsamlı çözüme ulaşmanın çok zor olduğunu belirterek, KKTC'nin önceliğinin dünyaya açılıp ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek olduğunu söyledi.

Avcı, çözüm olana kadar askerin Kıbrıs'ta varlığını sürdüreceğini kaydetti.

Avcı, ABHaber'e verdiği özel röportajda önemli açıklamalarda bulundu. Rum kesiminin uzlaşmaz tavrı ve adada giderek azalan birleşme umutları yüzünden Kıbrıs sorununun çözülmesinin bu şartlarda çok zor olduğunu anımsatan Avcı, ekonomik kalkınmaya öncelik verdiklerini söyledi. Avcı, "KKTC'deki büyük finansmana sahip yabancıların yatırımları tamamlanınca kendi müşterilerini kendi misafirlerini getirmek için kesinlikle bir yolunu bulacaktır. Biz bütün bu yatırım imkanlarını açarak, yabancı ve Türk yatırımcıların destekleriyle de KKTC üzerindeki tüm sıkıntıları aşacağız" dedi.

ABHaber'in Dışişleri Bakanı Avcı ile yaptığı röportaj şöyle:

Soru ve yanıtlar

Soru: 30 yıldan fazla süre geçmesine karşın geçtiğimiz gün Alaminyo şehitlerinin defin töreninde ailelerinin dile getirdikleri tepkiler bile Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan acıların halen daha unutulmadığının göstergesi gibiydi. Kıbrıs Türkleri bu kadar acılar çekmesine karşın halen daha izolasyon altında yaşıyorlar. Bu perspektiften bakarak, durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yanıt: Şehitlerimizin güneyden getirilip Kuzey'deki topraklarımızda uğurlanmaları bizim için çok önemli bir gündü. Orda biz gördük ki 33 yıl önce verdiğimiz şehitlerimizin aileleri kendilerini dün şehit vermiş gibi hissediyorlar. Temennimiz artık şehit vermemek ve bu topraklarda Kıbrıs Türklerinin güven ve huzur ile yaşaması. O bakımdan her zaman söylediğimiz şu vardır: Türk askerimizin adadaki varlığı bizlerin buradaki huzurunun garantisidir. Barış Kuvvetlerimizin varlığı garantörlük haklardan doğan bir varlıktır. Kıbrıs'ta 1974'te Barış'ı getirmiştir.

Soru: Türk askerinin adadaki varlığından rahatsızlığını belirten Kuzey Kıbrıs Türkleri içinde bazı siyasetçiler var. Ayrıca Kuzey Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos da geçtiğimiz günlerde Annan Planı'nın Rumlar tarafından ret edilmesinin nedeni olarak adadaki Türk askerinin varlığını gösteriyordu.

Yanıt: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde çok küçük bir kesim askerimizin varlığından rahatsızdır ama halkımızın büyük çoğunluğu askerimize güveniyor ve buradaki varlığının kesinlikle olması gerektiğine inanıyor. Çünkü askerimizin güvencesi ile biz rahat ve huzurla yaşıyoruz. Güvenlik güçlerimizin varlığı bugünkü şehit töreninde bir kez daha gördük bizim burada huzurlu olma, rahat uyuma ve bağımsızlığı hissetme imkanı tanıyor. Kıbrıs Türk halkı buna inanıyor.

Papadopulos'a gelince onun konuşmaya hakkı yoktur. Kendisi Güney'de kendi fanatizmine baksın. Eşit, adil, kapsamlı bir çözüm oluncaya kadarda askerimizin buradaki varlığı devam edecektir. Bunu kimse ne inkar edebilir ne de farklı düşünebilir. Türk askeri bizimledir, bizimle olmaya devam edecektir.

Soru: AB'nin Kuzey Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Temas Grubu'nun izlenimleri ve AB içinde son günlerde yükselen sesler de Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların adil olmadığını dile getiriyor. AB izolasyonları kaldıracağına dönük söz vermesine karşın halen daha izolasyonlar sürüyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yanıt: AB verdiği sözleri yerine getirmedi. Anavatan ve yavruvatanın son dönemlerde dış politikadaki açılımları çok önemlidir. AB 2004'te izolasyonların kaldırılması ise ilgili konsey kararı alarak, Kıbrıs Türklerinin ekonomik gelişiminin sağlamasına yönelik söz vermiştir. Bunun içinde de Yeşil Hat Tüzüğü beklenilen sonucu vermemiştir. Çünkü Rum tarafının tavrı yüzünde AB adım atamadı. Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne yönelik çalışmalar Almanya Dönem Başkanlığı çok olumlu şekilde dile getirildi fakat Almanya'nın dönem başkanlığında sonlandı ama sözler yerine getirilmedi.

Soru: Bundan sonraki süreci nasıl görüyorsunuz?

Yanıtı: Almanya, birlik içinde çok güçlü bir ülkeydi ve bu sorunu aşamadı. Eğer 27 oya gerek varsa (kararlar oybirliği ile alınır) ve Rum Yönetimi'nin bu şımarık ve uzlaşmaz tavrına göz yumarsa bu olumsuz tablo devam edecektir. Kuzey limanlarından ihracat konusundaki kararlılığımızı biz her zaman ortaya koyduk. Kıbrıs Türk'ü KKTC limanları dışında ihracat açılmasını kabul edilemez. Bu bizim kırmızı çizgimizdir. Bunu ülkemizi ziyarete gelen AB yetkililerine de ifade ettim. Kıbrıs Türklerinin AB'ye karşı verilen sözlerin hayata geçirilmemesinden ötürü güvenlerinin azaldığını söyledim.

Soru: Karşılıklı görüşmelerin tekrar başlatılması çabaları başarılı olabilir mi?

Yanıt: Cumhurbaşkanı Talat'ın uzun süredir görüşelim çağrısı vardı. Maalesef 8 Temmuz'un üzerinden 1 yıl geçmesine karşın Tasos Papadopulos kahve içmeyi bile kabul etmemiştir. Papadopulos'tan son gelen teklif bir manevradır. Güney'de yapılacak olan seçimlere yönelik bir adımdır. Umarım biz yanılırız. Papadopoulos'un niyeti eşit, kalıcı, adil bir çözüm olsun. Ama Çetinkaya Futbol Takımı'nın Rumların çabaları sonucu İngiliz takımıyla yapılamayan dostluk maçını gördüğümüz zaman şunu sormak gerekiyor: Kıbrıs Türklerine bir futbol maçını oynatmamak için her şeyi yapan tüm baskıları kullanan Papadopulos iyi niyetle mi Cumhurbaşkanımızla görüşmek istiyor?

Soru: Kuzey Kıbrıs'ta birleşik Kıbrıs hayal mi tartışmaları yapılmaya başlanıyor. Annan Planı, Kıbrıs konusundaki en kapsamlı çalışmalardan biriydi fakat başarılı olamadı. Artık Birleşik Kıbrıs düşüncesi hayal mi?

Yanıt: Annan Planı şu ana kadar ortaya konulan gerek sayfa olarak gerek de çözüm olarak en kapsamlı bir plandı. AB'nin, BM'nin ve ABD'nin desteklediğini bir plandı. Kıbrıs Türkleri için en mükemmel plan mıydı? Hayır. Ama böyle masaya konulan planlarda al-verler olacaktır. Kıbrıs Türkleri çok sebepten ötürü evet demiştir. Ama Rum tarafı hayır demiştir. Papadopulos şunun çağrısını yapmıştır: Biz Kıbrıs Türklerine eşitlik vermek istemiyoruz. Biz tek cumhuriyetiz, tek devletiz, biz Kıbrıs Türkleri ile siyasi eşitlik iki bölgelik ortamında yaşamak istemiyoruz. Papadapulos yaptığı konuşmalarda da Kıbrıs Türklerini azınlık, yama olarak görmüştür. Papadopulos şunu görmelidir ki biz Kuzey'de ekonomik gücümü arttırıyor ve ilerlemeye devam ediyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni daha sağlam temelleri oturtuyoruz. Güneyde yapılan anketlerde Kıbrıs Türkleri ile birliktelik çok zayıf gözüküyor, Kuzey de yapılan anketlerde AB'nin sözlerinin tutulmamasından ve geçişlerdeki sorunlar birleşmeye yönelik desteğin azılmasına sebep olmuştur. Maçın engellenmesi bile gençlerde ileriki süreçte birleşmeye yönelik umutlarını kırmıştır. Bu şartlarda Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm ve anlaşma çok zor görünüyor. Biz masadayız ama durmuyoruz. İki bölgeli, Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlüğü, BM'nin şemsiyesi altında kapsamlı siyasi eşitliğe dayanan çözüme varız. Biz KKTC açılımı olarak dünyaya açılama devam ediyoruz. Önceliğimiz dünyaya açılımdır. Amacımız Kıbrıs Türkünün elinin güçlü olmasını sağlamaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ekonomisinin güçlendirmesine öncelik verdik. Ekonomik açılımlar çok önemlidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'i önümüzdeki 5 ve 10 yıl içinde turizm merkezi haline gelerek büyük potansiyel ve yatırım alanına dönüşecektir. Geriye doğrudan uçuşlar kalıyor.

Soru: Sizce bu ne zaman hayata geçer?

Yanıt: Tüm bu turizm yatırımları tamamlanınca, büyük finansmana sahip yabancılar burada yatırımlarının tamamlayınca kendi müşterilerini kendi misafirlerini bulmak için kesinlikle bir yolunu bulacaktır. Finansman gücü yatırımcıların burada olması demek misafirlerini getirmek için çözümleri bulmaları demektir. Biz bütün bu imkanları açarak, yabancı ve Türk yatırımcıların destekleriyle de tüm sıkıntıları aşacağız.

KIBRIS 15/07/07

 

Hristofyas: Kıbrıs sorunu istila ve işgal sorunudur

Hristofyas, görevi sona eren Belçika'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Colette Taquet'i kabul etti.

Haravgi gazetesi, Hristofyas - Taquet görüşmesinde, Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmelerin yanı sıra, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) katılım sürecinin ele alındığını yazdı.

Rum Meclisi Başkanı, AKEL Genel Sekreteri ve 2008 yılında gerçekleştirilecek Rum Başkanlık Seçimleri adaylarından Dimitris Hristofyas yaptığı açıklamada, Rum hükümetinin; Kıbrıslı Türklerin "sözde izolasyonunun" var olduğuna inanmadığını söyleyerek, iki toplumun ekonomik olarak ortak bir çizgide buluşması yönünde özlü bir şekilde çaba gösterdiğini öne sürdü.

"Siyasi çıkarlar uğruna, uluslararası meşruluğun ihlal edilmesini ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tahrip edilmesini amaçlayan herhangi bir faaliyetin kabul edilemeyeceğini" kaydeden Hristofyas, "Kıbrıs sorununun bir istila ve işgal sorunundan ibaret olduğunu" iddia etti.

Hristofyas açıklamasının devamında, Kıbrıs sorununun arzu edilen çözümünün; uluslararası hukuk, Avrupa hukuku ve Birleşmiş Milletler'in ilgili kararlarıyla uyum göstermesi gerektiğini, ayrıca Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum olmak üzere tüm "Kıbrıs halkının" temel insanlık haklarını sağlaması gerektiğini sözlerine ekledi.

Kıbrıs Rum tarafının, bu yöne doğru iyi niyet ruhuyla çalışmaya devam etmeye hazır olduğunu ileri süren Hristofyas, Türk tarafının "olumsuz tavrını" terk etmesi ve 8 Temmuz "anlaşması"nın uygulanması yönünde çalışması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin AB'ye katılım sürecine de değinen Dimitris Hristofyas, Güney Kıbrıs'ın, Ankara'nın geleceğe ilişkin bu beklentisini desteklediğini savundu.

Görevi sona eren Belçika'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Colette Taquet ise açıklamasında, Güney Kıbrıs'ın, Avrupa ailesine katılmasının kendisine sağladığı olanakları tamamıyla değerlendirebilmesi adına, Belçika'nın mümkün olan en iyi şekilde Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunmaya hazır olduğunu ifade etti.

Hristofyas: Talat kararını gözden geçirsin

Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile "şu an için bir görüşme gerçekleştirmesinin mümkün olmadığı yönündeki kararını yeniden gözden geçirmesini ümit ettiğini" kaydetti.

Hristofyas, bu yöndeki açıklamayı, Ermenistan'ın Güney Kıbrıs'a da akredite Atina Büyükelçisi Vahram Kazhoyan'ı kabulü sırasında yaptı.

Görüşmede Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmelere değinen Hristofyas, 8 Temmuz "anlaşması"nın ileriye götürülmesi amacıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile "şu an için bir görüşme gerçekleştirmesinin mümkün olmadığı yönündeki kararını yeniden gözden geçirmesini ümit ettiğini" kaydetti.

Haravgi gazetesi, görüşmede, Güney Kıbrıs ile Ermenistan arasındaki "mükemmel ilişkiler" üzerinde durulduğunu ve iki ülkenin "haklı davalarında" birbirlerine verdikleri karşılıklı desteği vurguladıklarını belirtti.

KIBRIS 15/07/07