Güney'den 135 Euro'luk alışveriş...

YASAKÇI TAVIR YOK; DENETİMLER YOĞUNLAŞACAK... Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'tan alışverişlerin artması tartışmalarıyla ilgili basın toplantısı düzenleyerek, bu konuda yasakçı bir tavır takınmayacaklarını, insanların kendi duygu ve düşünceleriyle hareket etmesini istediklerini ancak sınır kapılarında et ve et ürünlerine dönük denetimin yoğunlaşacağını söyledi. Soyer, Güney'den alışverişin sınırlandırılması için sınır kapılarında önlem düşünüp düşünmedikleri sorusuna karşılık, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca yolcu beraberi 135 Euro'luk mal alınabileceğini hatırlattı ve bunun zaten denetlendiğini, denetlemeye devam edeceklerini kaydetti

"DÖVİZ DÜŞTÜ, FİYATLAR DÜŞMEDİ, İŞ DÜNYASI İLE GÖRÜŞECEĞİZ"... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, YTL'nin değer kazanması ve dövizdeki düşüşe rağmen fiyatlarda düşüş yaşanmadığını, ters olarak bazı mallarda artış oluştuğunu ifade ederek, bu konuyu önümüzdeki günlerde iş dünyası temsilcileriyle ele alacaklarını da söyledi. Soyer, "Bir yandan YTL'nin değerlenmesi, insanımızın yabancı para birimlerini alım güçlerinin artması, Güney Kıbrıs'ta çok uluslu bir kısım yeni şirketlerin açılması ve tüketiciye çok cazibeli alışveriş imkanı sunabilmesi gibi faktörler, Güney Kıbrıs'a dönük bir ticaret akışkanlığına yol açmaktadır" dedi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, vatandaşların Güney Kıbrıs'tan alışverişe eğilimlerinin artmasıyla ilgili, sınır kapılarında anket çalışması yapacaklarını açıkladı ve halktan destek istedi.

Soyer, vatandaşların Güney Kıbrıs'tan en fazla 135 Euro'luk alışveriş yapabileceğini hatırlatarak, yasakçı zihniyette olmadıklarını, ancak özellikle et ve et ürünlerine karşı denetimlerin yoğunlaşacağını söyledi.

Soyer, YTL'nin değer kazanması ve dövizdeki düşüşe rağmen fiyatlarda düşüş olmaması konusunu önümüzdeki günlerde iş dünyası temsilcileriyle ele alacaklarını bildirdi.

Güney Kıbrıs'tan alışverişlerin artması tartışmaları konusunda basın toplantısı düzenleyen Başbakan Soyer, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Güney'e satılan mallarda, Eylül 2006 ile Eylül 2007 arasında yüzde 43 artış olduğunu kaydetti.

Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'ta şüphelenilen şap hastalığı nedeniyle sınır kapılarında aldıkları önlemler konusunda BM Kalkınma Programı (UNDP) ve BM yetkililerinin kendilerini arayıp memnuniyetlerini bildirdiğini ve bunların devamını istediklerini; ayrıca iki taraftaki veteriner servislerinin BM girişimiyle bir araya geleceğini açıkladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, halkın Güney Kıbrıs'tan alışverişlerinin artması konusunda yasakçı bir tavır takınmayacaklarını, insanların kendi duygu ve düşünceleriyle hareket etmesini istediklerini ancak sınır kapılarında et ve et ürünlerine dönük denetimin yoğunlaşacağını söyledi.

Başbakan Soyer, tüketicilerin eğilimlerini belirlemek üzere sınır kapılarında yakında bir anket düzenleyeceklerini ve çıkacak bilimsel sonuçlara göre önlemler alınacağını belirterek, halktan ankete destek vermelerini istedi.

Soyer, şap hastalığı tehlikesine karşı sınır kapılarında aldıkları önlemlere BM yetkililerinin destek verdiğini ve devamını istediklerini, uzun zamandır talep ettikleri iki tarafın veteriner servislerinin bir araya gelmesinin de gerçekleşeceğini açıkladı. Soyer, polis ve sağlık konularında bilgi alışverişinin adada yaşamanın gereği olduğuna işaret etti.

Bu konuda toplumsal ortak akılla alınacak tedbirlerin belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Soyer, ana muhalefet partisi UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun hükümeti "halkı Güney'den alışverişe itmekle" suçlamasının, "anlamsız ve vicdansız bir suçlama, çözümsüzlüğü getiren kısır tartışmaları davet eden bir üslup" olduğunu söyledi.

Ekonomideki temel farklar

Soyer, Kuzey ve Güney Kıbrıs arasında ekonomideki temel noktalarda farklılıklar bulunduğunu, bunun temelinde KKTC'nin izolasyonlar altında ve dünya ile Avrupa'yla entegrasyon sürecinde sıkıntılı ilişki biçiminde olmasının geldiğini ifade etti.

Güney Kıbrıs'ın Euro para birimine geçecek olmasının da farklardan birini oluşturduğunu, bütçenin yüzde 49'unun transferlere gittiğini, kamu bütçesinin önemli açık verdiğini, ülkelerin Euro kullanımına başlayabilmesi için kamu açıklarını minimize etmesi gerektiğini, Güney Kıbrıs'ın da bunu yaptığını ama KKTC'de yılların yapısal bozukluklarından kaynaklanan çok önemli bir bütçe dengesizliği bulunduğunu, bütçenin önemli kısmının personel giderleri ve transferlere gittiğini anlattı.

Başbakan Soyer, Türkiye'den alınan destekle bu açığın bir bölümünün kapatıldığını, bu kaynaklarla üretken alanların ve altyapının geliştirilmesine çalıştıklarını belirtti.

Hükümetin kurumlar vergisini yüzde15'ten 10'a düşürdüğünü, pek çok fonu kaldırdığını, gelir vergisinde şahsi gelirleri yüzde 45'ten yüzde 37'ye düşürdüğünü ve ekonomideki yükü kaldırmak için bazı vergi ve fonlarda tasarrufa gittiğini anlatan Başbakan Soyer, dünya petrol fiyatlarındaki artışa rağmen hükümetin fon gelirlerinden fedakarlık yaparak artışı fiyatlara yansıtmamaya çalıştığını bildirdi.

YTL değer kazandı, fiyatlar düşmedi... İş dünyasıyla ele alacağız

Soyer, bütçe açıklarının bazı hareketlerini sınırladığını belirterek, dış etkenlerin de önemli olduğunu kaydetti. YTL'nin değer kazanmasının çok önemli, ciddi, olumlu bir gelişme olduğunu, insanların alım gücündeki artışa bağlı olarak daha çok döviz alabildiğini ancak YTL'nin döviz karşısında değerlenmesine rağmen bir kısım fiyatlarda düşüşün gerçekleşemediğini, ters olarak bazı mallarda artış oluştuğunu söyledi.

Soyer, şöyle konuştu:

"Bu da hükümet olarak ilgili bütün birimlerle değerlendirerek, iş dünyamızla önümüzdeki günlerde ciddi bir tartışma içinde ele alacağımız bir sorunsal olarak önümüzde durmaktadır. Bir yandan YTL'nin değerlenmesi, insanımızın yabancı para birimlerini alım güçlerinin artması, Güney Kıbrıs'ta çok uluslu bir kısım yeni şirketlerin açılması ve tüketiciye çok cazibeli alışveriş imkanı sunabilmesi gibi faktörler, Güney Kıbrıs'a dönük bir ticaret akışkanlığına yol açmaktadır."

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bu gerçeklerin arkasına mazeret olarak sığınmanın doğru olmadığını, doğru zeminde tartışarak alınabilecek tedbirler üzerinde durmak gerektiğini kaydederek, hükümetin 2008'de cari harcamalarda disiplin getirmeyi, ekonomik büyümeye destek olacak tedbirleri almayı planladığını söyledi.

Soyer, transfer harcamalarını da kısarak kamu bütçesinde denge sağlamayı hedeflediklerini vurgulayarak, "Bu hedefle kamunun yeteneklerini artırmak istiyoruz ki, ekonomiye dönük olarak yeni tedbirler üretebilelim. Bizdeki kuruluşlarımızın öz sermayeleri son derece zayıftır, fiyat hareketlerine kırılganlıkla yüz yüzedirler. Bundan ötürü kendilerini fiyat artışlarıyla korumaya çalışmaktadırlar" diye konuştu.

Başbakan Soyer, düşündükleri tedbirlerden birinin ülkenin gelir-gider dengesini, maliyenin genel yapısını kontrol altına aldıktan sonra sermaye yapılarının güçlendirecek vergi politikalarının geliştirilmesi olduğunu, böylece kuruluşların rekabete hazır hale getirilmesine çalışacaklarını açıkladı.

Küresel ısınma nedeniyle tarım sektörü ürünlerinde dünya piyasalarında artış yaşandığını, bunun süt ve gıdaya yansıdığını kaydeden Başbakan Soyer, hükümetin üreticilere düşük fiyatla mazot satışını gündeme getirerek, üretim girdilerini düşürüp kırılganlığı göğüsleyecek bir adım üretmeye çalıştığını, bu gibi tedbirlerin geliştirilmesi gerektiğini anlattı.

Sınır kapılarında ankete halktan destek talebi

Başbakan Soyer, önümüzdeki günlerde başlatacakları bir anket için halktan destek istedi ve şöyle devam etti:

"Güney'e geçişin olduğu bütün sınır kapılarında bir anket düzenlemek istiyoruz. Bunun kararını aldık. Bu anketle tüketicinin eğilimlerini, hangi mal gruplarına dönük eğilimler olduğunu, bu eğilimlerin fiyat mı, kalite mi, ürün çeşitliliği mi, marka mı olduğunu saptamak ve bu bilimsel veriler ışığında bu tarafta aynı mal gruplarındaki eksikliği, fiyatlarını tespit ederek, analizlerini yaparak kamuoyuyla, iş dünyasıyla ve devletin ilgili tüm birimleriyle bu çerçevede paylaşmak istiyoruz.

Bu anket çalışmasının bilimsel yapısı üzerinde iş ve bilim dünyamızla, esnaf ve zanaatkarlarla ve devletin bütün ekonomik birimleriyle fiyat analizleri, denetimleri ve maliyet hesaplamaları çıkararak maliyet hesaplamalarında Kuzey'deki yapıyı derinlemesine incelemek istiyoruz.

Bunun için halkımızın bu bilimsel çalışmada yol kat edebilmemiz, önemli verilere ulaşmamız için bu anket çalışmasında bizden desteklerini esirgemeyeceklerine inanıyorum."

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, rekabetin artırılacağını kaydederek, "Hiçbir şekilde bu kısa dönemde karşı karşıya kaldığımız bu duruma boyun eğmeyeceğiz. Bunun için ortak akıl, girişim gücü, irade ve her şeyden önce insanımızın sağduyusuna güveniyorum" dedi.

Bir soru üzerine, Devlet Planlama Örgütü'nce hazırlanan anketin sivil toplum örgütlerinden de destek alarak uygulayacağını belirten Soyer, önce tanıyıp bilmek, sonra tedbir almak gerektiğini vurguladı.

Eksik ve yanlışlarını tam anlamıyla görüp tedbirleri ona göre üretmek istedikleri için anket yapacaklarını belirten Başbakan Soyer, Güney'de açılan yeni firmaların sadece Kıbrıslı Türkleri değil, Rumları da cezbettiğini ve bu sorunun Güney'de de tartışıldığını kaydetti.

Güney'e mal satışlarında yüzde 43 artış

Yeşil Hat Tüzüğü'yle Güney'e yapılan satışlarda Eylül 2006 ile Eylül 2007 arasında yüzde 43 artış kaydedildiğini açıklayan Başbakan Soyer, bunun daha da geliştirilmesi ve rekabete hazırlanılması gerektiğini söyledi. Soyer, kısır tartışmalara gerek olmadığını da vurguladı.

Başbakan Soyer, Güney'den alışverişin sınırlandırılması için sınır kapılarında önlem düşünüp düşünmedikleri sorusuna karşılık, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca yolcu beraberi 135 Euro'luk mal alabileceğini hatırlattı ve bunun zaten denetlendiğini, devam edeceklerini söyledi.

Yasakçı tavır takınmıyoruz... Et denetimleri yoğunlaşacak

"Biz yasakçı bir tavır takınmıyoruz. Biz insanlarımızın kendi duyguları ve düşünceleriyle hareket etmelerini istiyoruz. Ancak özellikle et ve et ürünlerine dönük olarak hükümet kesin kararlıdır, sınır kapılarında denetimini tam yoğunlaştıracaktır" diyen Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'a ithal edilen buzlu etlerin daha ucuz piyasaya sunulduğunu ve Kuzey Kıbrıs'a da getirilerek dönerde ve başka yemeklerde kullanıldığını, hükümetin bunu haksız rekabet ve sağlıksız gördüğünü anlattı.

Soyer, Kuzey Kıbrıs'tan et ve et ürünlerinin Güney'e geçemediğine işaret ederek, Güney'den alışverişlerde et ve et ürünlerine titizlik göstereceklerini, dar gelirli insanlara daha ucuz et sunulabilmesi için bazı tedbirler üzerinde duracaklarını bildirdi.

Başbakan Soyer bir soru üzerine, dövizdeki düşüşün fiyatlara yansımaması konusunda hükümetin öncelikle tartışmak istediğini, ülke ekonomisini düze çıkaracak düzenlemeler için saptamalarını iş dünyasıyla enine boyuna tartışacaklarını söyledi. Serbest piyasa ekonomisinde hükümetin fiyatlara müdahale hakkı bulunmadığına işaret eden Soyer, düşündükleri bir metot olduğunu ancak tartışmadan açıklamak istemediğini belirtti.

Kuzey ve Güney veteriner servisleri ilk kez görüşecek

Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'ta şüphelenilen şap hastalığıyla ilgili soruyu yanıtlarken, kuş gribine karşı alınan tedbirlere karşı yapılan eleştirilerin benzerlerinin yapıldığını kaydetti ve bunlardan üzüntü duyduğunu söyledi. Soyer, UNDP ve BM yetkililerinin kendilerini arayıp şap hastalığına karşı sınırlarda aldıkları tedbirleri mutlulukla karşıladıklarını belirterek ve devam etmelerini istediklerini açıkladı.

Soyer, uzun zamandır talep ettikleri şekilde, ilk kez BM girişimleriyle iki tarafın veteriner servislerinin bir araya geleceğini ve ortak tedbirlerin alınacağını da bildirdi.

İki tarafın polisinin, sağlık birimlerinin de bilgi alışverişinde bulunmasının adada yaşamanın şartı olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, "Biz bu tedbirleri, bu tür görüşme zeminleriyle almak, düzenlemek zorundayız" dedi.

KIBRIS 03/11/07

 

Yılların "Türk lokumu" artık "Kıbrıs Lokumu" olarak bilinecek

Kıbrıs Rum tarafı, dünyada yıllardır "Turkish Delight" ya da "Türk Lokumu" olarak bilinen tatlıyı, "Kıbrıs lokumu" ya da "loukoumi" adı altında tescil ettirdi.

Buna göre, Kıbrıs Rum tarafının izni alınmadan, Avrupa Birliği (AB) içinde lokum adı altında ister Latin ister Yunan alfabesiyle üretim yapılmayacak.

Rum Tarım Bakanı Fotis Fotiu, lokumun AB'de "loukoumi" ya da "Kıbrıs lokumu" adı altında tescil edilmesi için aylar önce başvuruda bulunduklarını ve tescil başvurusuna itiraz süresinin 21 Ekim tarihinde tamamlandığına işaret ederek, tescil başvurusunun kabul edildiğini söyledi.

Fotiu, "bundan böyle AB toprakları içinde lokum Kıbrıs lokumu olarak bilinecek. Turkish Delight yerine Cyprus Delight olarak anılacak" dedi.

Avrupa Komisyonu geçen nisan ayında lokumu, Kıbrıs'ın bölgesel tescil ürünü adayı olarak resmi gazetede açıklamıştı.

Sürece göre, resmi gazetede yayınlanmasının ardından tescil edilme başvurusuna karşı altı ay içinde itiraz yapılabiliyor.

Ancak, bu süre zarfında lokumun tescil başvurusuna herhangi bir itirazın sunulmamış olmasından dolayı AB tüm dünyada "Türk Lokumu" olarak bilinen tatlıyı "loukoumi" ya da "Kıbrıs Lokumu" adıyla tescil etti.

Rum Tarım Bakanlığı Müdür vekili Takis Fotiou da, 'AB içindeki ürünlere artık coğrafi standartlar getiriliyor. Lokumun isim tescil hakkını almamız sayesinde satışlarımızda büyük bir patlama yaşanacak. AB ülkelerinde lokum adı altında ister Latin ister Yunan alfabesi üretim yapılıp satılamayacak, Kıbrıs lokumu ismini kullanabilmek için Rum Tarım Bakanlığı'ndan üretim yeterlilik izni almaları gerekecek. İtiraz süresi geçtiği için artık rahatlıkla lokum bizim diyebiliriz. Tescili önünde engel kalmadı' dedi.

Yeroskipou lokumunun tescil edilmesi inisiyatifini başlatan Aphrodite Delights Şirketi Başkanı George Gavriel ise, gelişmeden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bunun satışların yükselmesine sebep olacağını kaydetti.

Gavriel, ürünün tescil edilmesinin Kıbrıs için büyük önem taşıdığını belirterek, AB'nin Kıbrıs'ı yerel ürünlerinin korunması için teşvik ettiğini anımsattı.

Kıbrıs Rum tarafında her yıl yaklaşık 400 ton lokum hazırlanıyor ve hedef, üretimi 1000 tona çıkarmak.

Giroskipu Belediyesi 3 yıl önce 2 bin 718 kiloluk dev bir lokum yaparak Guinnes Rekorlar Kitabı'na girmişti.

Kıbrıslı Rumların ürettiği lokumun rekorlar kitabına girebilmesi için 35 usta, 2.5 ton şeker, 350 kilo yağ ve 150 kilo badem kullanarak 40 saatte dev lokumu tamamlamıştı. Kıbrıslı Rumlar, her yıl daha büyük lokum yaparak rekorlar kitabındaki yerlerini muhafaza ediyor.

KIBRIS 03/11/07

 

Kıbrıs sorununda içten içe gelişmeler var

2008'DE GÖRÜŞMELER İÇİN YENİ İMKÂNLAR DOĞUYOR...Başbakan Soyer, son dönemde uluslararası alanda yaşanan gelişmelerin, Kıbrıs konusunda Türkiye ile birlikte izlenen siyasetin ileriye doğru gittiğini gösterdiğine dikkat çekerek, "2008 yılında BM temelinde görüşme sürecinin başlamasına dair bize yeni imkânlar doğmaktadır" dedi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununda, durgunluk varmış gibi görünse de, içten içe önemli ve ciddi gelişmeler yaşandığını vurguladı.

Son dönemde uluslararası alanda yaşanan gelişmelerin, Kıbrıs konusunda Türkiye ile birlikte izlenen siyasetin ileriye doğru gittiğini gösterdiğine dikkat çeken Soyer, "2008 yılında BM temelinde görüşme sürecinin başlamasına dair bize yeni imkânlar doğmaktadır" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, geçtiğimiz akşam İçişleri Bakanı Özkan Murat ve Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu ile birlikte Mehmetçik'i ziyaret ederek, vatandaşlara iç ve dış meselelerle ilgili son gelişmeler hakkında bilgi verdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile "görüşmem" diyen Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un çözümsüzlük siyasetinin 5 Eylül görüşmesinde bir kez daha dünya tarafından görüldüğünü belirten Başbakan Soyer, Rum tarafının Gazimağusa- Lazkiye seferlerini önleme girişimlerine yönelik AB'den aldığı cevabın "Türk tarafına müthiş bir zemin kazandırdığını" söyledi.

"Uluslararası alanda aldığımız en güzel cevaplardan biriydi, AB ilk kez Girne, Mağusa ve Gemikonağı limanlarının uluslararası limanlar olduğunu resmen dünyaya tescil etti" diyen Soyer, bu cevabın izolasyonların kaldırılması yönünde yeni bir imkân yarattığını söyledi.

Siyasi eşitlik ve iki bölgeliliğe dayalı bir çözüm

Türkiye ve İngiltere başbakanları arasında imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması'nda, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların kaldırılmasına ve Kıbrıs Türk halkının ileriye götürülmesine dair vurgular yapılmasının önemine değinen Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs yönetimini telaşlandıran tüm bu gelişmelerin, Kıbrıs sorununda Türkiye ile birlikte izlenen siyasetin ileriye doğru gittiğini gösterdiğini kaydetti.

Soyer, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde kararlı politikanın sürdürüleceğini, siyasi eşitlik ve iki bölgeliliğe dayalı bir çözüm için gayret sarf edileceğini belirtti.

Gittikçe sıkışan Rum siyasi liderliğinin çılgın açıklamaları

KKTC Mal Tazmin Komisyonu'nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından dikkate alınmasının Rum tarafını şaşkınlığa ittiğini belirten Başbakan Soyer, Rum Yönetim Başkanı Tasos Papadopulos'un, sözcüsü Vasilis Palmas aracılığıyla ilk kez AİHM kararlarına uymayacağı yönünde yaptığı açıklamayı, "gittikçe sıkışan Rum siyasi liderliğinin çılgın açıklamaları" olarak nitelendirdi.

Komisyon'a, Rum yönetimince yapılan tüm engellemeler ve tehditlere rağmen, 270 Rum'un başvurduğunu söyleyen Soyer, Bir Türk ve Rum'un karşılıklı mallarını takas ettiklerini, komisyon aracılığıyla Kıbrıs sorununun çözümünde tazmin ve takas konusunun ilk kez sözden çıkarak, uluslararası hukuka girdiğini ifade etti.

AB ile ilişkilerde Rum tarafının koyduğu sınırlama, engelleme ve despotik pozisyonların aşılmaya başlandığını, başta Cumhurbaşkanı Talat ve kendisi olmak üzere, yetkililerin uluslararası platformlara davet

edildiklerini ve konuşma yaptıklarını belirten Başbakan Soyer, son derece önemli olan bu ilişkilerin Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün adresinin Güney Kıbrıs olduğunu gösterdiğini, ayrıca Papadopulos siyasetinin gün ışığına çıkmasını sağladığını vurguladı.

Kıbrıs sorununun çözümünde ekonominin önemine de değinen Başbakan Soyer, ekonomik ve demokratik kurumsallaşmadaki gelişmelerin Kıbrıs sorununun çözümünde etkili olacağını söyledi.

Ertuğruloğu'nun sözleri doğru bir yaklaşım biçimi değil

Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun "Hükümet memleketi mahsus pahalandırıyor; halkı Rum tarafına yollayıp devleti çökertmek için" yönündeki açıklamasını eleştiren Soyer, bu konuda özetle şöyle konuştu:

"Bu doğru bir yaklaşım biçimi değil; hepimizin bu topraktan başka gidecek yeri yoktur. Tüm çiçeklerin üzerinde yükseldiği tek alan toprak parçasıdır. Ortak değerlerimizi birbirimize saygı temelinde yükseltmemiz lazım. Bu tür söylemlerden kaçınmalıyız."

Bakanlar Kurulu kararlarının % 95' i yayımlanıyor

Hükümet olarak ülkedeki gelişmeleri de, sorunları da açık bir şekilde ortaya koyduklarını ifade eden Başbakan Soyer, her şeyi şeffaf bir şekilde vatandaşla, kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmediklerini belirtti.

Soyer, eskiden Bakanlar Kurulu kararlarının sadece yüzde 20'si Resmi Gazete'de yayımlanırken, bugün bu rakamın yüzde 95 olduğunu vurguladı.

Emekli maaşları ve cari giderlerde artış

Ekonomideki tüm gelişmelere rağmen transferler kaleminde önemli yer tutan emekli maaşları ve sosyal giderlerden oluşan cari giderlerin artış gösterdiğini kaydeden Başbakan Soyer, bütçenin yerel kaynaklardan karşılanması, Türkiye'den gelen yardımları da altyapı, üretken ve reel sektörlere kaydırmak için cari giderlerin disiplin altına alınması, ulusal gelir ve üretimin artırılması gerektiğini söyledi.

Soyer, 2003 yılında bütçenin yüzde 49'unu oluşturan cari giderlerin, 2006 yılında yüzde 40'a inmesine rağmen bütçe imkânlarını sıkıntıya soktuğunu ifade etti.

Pahalılıkla ilgili tedbirler alınacak

YTL'nin döviz karşısında değer kazanmasının, Güney Kıbrıs ile rekabette mukayeseli avantajın yitirilmesine neden olduğunu belirten Soyer, 2008 yılında KKTC'nin Güney Kıbrıs'tan daha pahalı olmaması için bu yeni durumu gözeten tedbirler alacaklarını söyledi.

Bu konuda toplumsal duyarlılığın önemine işaret eden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Biz hükümet olarak bu işin peşindeyiz, takip ediyoruz. Elimizdeki imkânlarla bu ekonominin yeniden rekabet edebilme gücünü artırabilmemiz gerekiyor. Çünkü hiçbir zaman Rum tarafıyla kıyaslanamayacak dezavantajlara sahibiz" dedi.

Ulaşım maliyetlerinin, izolasyonlar nedeniyle KKTC'de Güney'den daha yüksek olduğunu, direkt uçuşun gerçekleşmediğini, uluslararası fonlardan kredi alınamadığını, tek desteğin Türkiye olduğunu söyleyen Soyer, "Anadolu insanından alınan vergilerden bize aktarılan kaynağı, 'daha fazla ver bize, daha fazla maaş artışı yapalım' deme hakkımız yoktur. Bu parayı, altyapıya üretken sektörlere, ekonominin ayakta durmasına ne kadar harcayabilirsek..." dedi.

Soyer, hükümet olarak reform hareketini hayata geçirdiklerini, reform dönemlerinin sancılı ve tartışmalı olacağını belirterek, DAÜ'yü örnek gösterdi ve "Bazı değişiklikleri ayakta kalabilmek için yapmak zorundayız. Eğitimde, sağlıkta, sosyal güvenlikte sürdürülemez noktaya gelindi. Bunları düzenlememiz lazım" diye konuştu.

Türkiye'nin acısını paylaşıyoruz

Türkiye'deki terör saldırılarının ülkenin bütünlüğünü hedef aldığını, verilen şehitlerin büyük üzüntü yarattığını ifade eden Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının, Türkiye ve Türk halkının acısını paylaştığını söyledi.

Terör saldırılarının amacının; Türkiye'nin ekonomik ve demokratik gelişimini, Avrupa Birliği sürecini engellemek olduğunu kaydeden Soyer, son derece istikrarlı, soğukkanlı ve kararlı hareket eden Türkiye'nin iç ve dış imkânları kullanarak terörü göğüsleyeceğini kaydetti.

KIBRIS 03/11/07

 

İngiliz Yüksek Mahkemesi, direkt uçuşlar için KTHY ve CTA'ya itiraz izni Verdi

İngiliz Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ve CTA Holidays Şirketi'ne, Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuş düzenlenmesini reddeden İngiltere hükümetine karşı itiraz izni verdi.

KTHY'den yapılan açıklamaya göre, İngiliz Yüksek Mahkemesi dün KTHY ve İngiltere'deki tur operatörü CTA Holidays Ltd'e, İngiltere ve Kuzey Kıbrıs arasında tarifeli ve charter uçuşlar düzenlemesini reddeden Birleşik Krallık Hükümeti'ne itiraz etme izni tanıdı. Söz konusu izin, mahkemenin görüşüne göre, davanın tartışılabilir olduğu ve daha sonraki bir duruşmada ele alınması gerektiği yönündeki esaslara göre verildi.

İngiltere hükümetinin, söz konusu iznin verilmesinin uluslararası hukuk yükümlülüklerine aykırı olmadığı takdirde doğrudan uçuşların başlamasından yana olduğunu ifade ettiği kaydedilen açıklamada, şöyle denildi:

"Ancak hükümet, KTHY'nin başvurularını, doğrudan uçuşların Uluslararası Sivil Havacılık 1944 Şikago Konvansiyonu'na aykırı olduğu iddiasıyla reddetmişti.

KTHY'nin bu konudaki iddiası ise, İngiliz hükümetinin aslında doğrudan uçuşları yasaklamayan Şikago Konvansiyonu'nu yanlış anladığı ve başvuruları kabul etmesi gerektiği yönündedir.

KTHY halen, Kuzey Kıbrıs'taki Ercan Havalimanı'na Türkiye üzerinden uçuş yaparak ulaşmaktadır. Bu durum, uçuşların 2 saat daha uzun sürmesine ve KTHY'nin masraflarının artmasına neden olmaktadır. Türkiye'de duraklamak için hiç bir işlevsel sebep bulunmamaktadır.

KTHY, hali hazırda iklimi, sahilleri, bozulmamış doğal güzellikleri ve tarihi yerleri nedeniyle revaçta olan bir tatil yöresi olması vesilesiyle Kuzey Kıbrıs'a her yıl 100 bin İngiliz turist taşımaktadır."

Dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair, 16 Aralık 2006'da Türkiye'yi ziyaretinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmesinden sonra Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuşları gerçekleştirmek istediğini, sorunun uluslararası anlaşmalara uygun yapıp yapmayacakları olduğunu ve bunu araştırdıklarını ve eğer yasal engel yoksa yapmak istediklerini söylemişti.

Annan Planı referandumu sonrasında dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan da Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılması çağrısı yapmıştı.

Garip: Dava en kısa zamanda

KTHY Genel Koordinatörü Sümer Garip, İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin kararıyla ilgili olarak, "Mahkemenin iddiaları incelemek üzere duruşma gerektiren bir dava olduğuna karar vermesi bizi memnun etmiştir. Bu noktadan sonra amacımız davayı en kısa zamanda mahkemenin huzuruna getirmektir" dedi.

KIBRIS 03/11/07

 

Ermeni anıtı açıldı, Türkler tartaklandı


3 Kasım, 2007 22:08:00 (TSİ) CNN TURK

 

Galler'deki Uluslararası İlişkiler Merkezi'nin (WCIA) ''Barış Bahçesi''nde yapılan Ermeni anıtının açılışında Türk gazeteciler tartaklandı.

Törene katılan yaklaşık 300 Ermeni, Türk gazetecilerin çalışmasını saldırı ve sataşmalarla engellerken, Galler polisi de Türk gazetecileri tören alanının dışına çıkarttı.
 
Cardiff'teki Galler Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin salonunda toplanan Ermeniler, Türk gazetecilerin önce salonda yapılan törene alınmasına engel oldu.
 
Önce yardım sözü verdi sonra...
 
Bu arada Türk gazetecilere töreni izlemeleri konusunda yardım sözünü veren Merkez Genel Müdürü Stephen Thomas, Ermenilerin anıt önünde toplanmasından sonra Türk gazetecilere saldırılara kayıtsız kaldı.
 
Alandaki Ermeniler, Türk gazetecilerin aralarında Türkçe konuşmasına da, "Bu alanda Türkçe konuşamazsınız" diyerek müdahalelerde bulundu. Bu sırada Galler polisi, tören alanındaki gazetecileri zorla dışarı çıkardı.
 
Gazetecilerle tartışan polis yetkilileri, gazetecilerin itirazlarına, "Dışarı çıkacaksınız, aldığımız emir böyle. Tören alınında istenmiyorsunuz, güvenliğinizi sağlayamayız" karşılığını verdi.
 
Arbede sırasında bazı Ermeniler, AA kameramanını tartaklayarak tören alanı dışına çıkartmaya çalışırken, bazıları da onu kamerasını kırmakla tehdit etti.
 
Türklerin protestosu
 
Yaklaşık bir saat süren anıt açılışı sırasında Ermeni Başpiskoposu Nathan Hovvanısyan ve Ermeni din adamlarının okuttuğu ilahiler ve konuşmalar sırasında, tören alanında toplanan 100 kadar Türk, sürekli protestolarda bulundu.
 
Türkler, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarını ve anıtın açılışını kınayan pankartlar taşıdı, sloganlar attı.
 
İstiklal Marşı'nı da okuyan göstericiler, polisin engelleme çabalarına rağmen, törenin sonuna kadar tören alanından ayrılmadı.
 
Türk göstericilerin tören alanında okuduğu bildiride, Türk kamuoyunun, Galler Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin bu anıtı açma kararından duyduğu büyük hayalkırıklığı dile getirildi ve sorumsuzca alınmış bu kararın Türklere karşı ırkçılık olduğu belirtildi.
 
Bildiride, 1915 olaylarıyla ilgili hiçbir uluslararası mahkeme kararı ya da bilimsel sonuç bulunmadığına da işaret edildi.
 
Ermenistan Büyükelçisi Vahe Gabrelyan'ın da katıldığı törenin ardından Ermeniler, yaklaşık 2 saat süren programda konuşmalar yaptı ve ilahiler okudu.

 

 

KTHY'nin İngiltere'ye direkt uçuşu için umut

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

 

 

 

 

 

 

 


İngiliz Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ve tur operatörü CTA Holidays şirketine, KKTC'ye doğrudan uçuş düzenlenmesini reddeden İngiltere hükümetine karşı mahkeme nezdinde itiraz davası açma izni verdi. KTHY'den yapılan açıklamaya göre söz konusu izin, mahkemenin görüşüne göre, davanın tartışılabilir olduğu ve daha sonraki bir duruşmada ele alınması gerektiği yönündeki esaslar uyarınca verildi. Böylece KTHY'nin İngiltere'ye direkt uçuş yapabilmesinin hukuki süreci başlamış oldu.

Dava en kısa zamanda

KTHY Genel Koordinatörü Sümer Garip, İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin kararıyla ilgili olarak, "Mahkemenin iddiaları incelemek üzere duruşma gerektiren bir dava olduğuna karar vermesi bizi memnun etmiştir. Bu noktadan sonra amacımız davayı en kısa zamanda mahkemenin huzuruna getirmektir" dedi.
İngiltere eski Başbakanı Tony Blair, 16 Aralık 2006'daki Türkiye ziyaretinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmesinden sonra Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuşları başlatmak istediğini, önerilen çözümün uluslararası anlaşmalara uygun olup olmadığı konusunda bir araştırma yapacaklarını ve eğer yasal engel yoksa bunu gerçekleştireceklerini söylemişti.

MILLIYET 04/11/07

 

Ermeni anıtı açılışında Türk gazetecilere dayak

      Galler’deki Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin (WCIA) "Barış Bahçesi"nde yapılan Ermeni anıtının açılışında Türk gazeteciler tartaklandı.
      Törene katılan yaklaşık 300 Ermeni, Türk gazetecilerin çalışmasını saldırı ve sataşmalarla engellerken, Galler polisi de Türk gazetecileri tören alanının dışına çıkarttı.
      Cardiff’teki Galler Uluslararası İlişkiler Merkezinin salonunda toplanan Ermeniler, Türk gazetecilerin önce salonda yapılan törene alınmasına engel oldu. Bu arada Türk gazetecilere töreni izlemeleri konusunda yardım sözünü veren Merkez Genel Müdürü Stephen Thomas, Ermenilerin anıt önünde toplanmasından sonra Türk gazetecilere saldırılara kayıtsız kaldı.
      Alandaki Ermeniler, Türk gazetecilerin aralarında Türkçe konuşmasına da, "Bu alanda Türkçe konuşamazsınız" diyerek müdahalelerde bulundu.
      Bu sırada Galler polisi, tören alanındaki gazetecileri zorla dışarı çıkardı. Gazetecilerle tartışan polis yetkilileri, gazetecilerin itirazlarına, "Dışarı çıkacaksınız, aldığımız emir böyle. Tören alınında istenmiyorsunuz, güvenliğinizi sağlayamayız" karşılığını verdi.
      Arbede sırasında bazı Ermeniler, AA kameramanını tartaklayarak tören alanı dışına çıkartmaya çalışırken, bazıları da onu kamerasını kırmakla tehdit etti.
     
     TÜRKLERİN PROTESTOSU
      Yaklaşık bir saat süren anıt açılışı sırasında Ermeni Başpiskoposu Nathan Hovvanısyan ve Ermeni din adamlarının okuttuğu ilahiler ve konuşmalar sırasında, tören alanında toplanan 100 kadar Türk, sürekli protestolarda bulundu.
      Türkler, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarını ve anıtın açılışını kınayan pankartlar taşıdı, sloganlar attı.
      İstiklal Marşı’nı da okuyan göstericiler, polisin engelleme çabalarına rağmen, törenin sonuna kadar tören alanından ayrılmadı.
      Türk göstericilerin tören alanında okuduğu bildiride, Türk kamuoyunun, Galler Uluslararası İlişkiler Merkezinin bu anıtı açma kararından duyduğu büyük hayalkırıklığı dile getirildi ve sorumsuzca alınmış bu kararın Türklere karşı ırkçılık olduğu belirtildi.
      Bildiride, 1915 olaylarıyla ilgili hiçbir uluslararası mahkeme kararı ya da bilimsel sonuç bulunmadığına da işaret edildi.
      Ermenistan Büyükelçisi Vahe Gabrelyan’ın da katıldığı törenin ardından Ermeniler, yaklaşık 2 saat süren programda konuşmalar yaptı ve ilahiler okudu.

MILLIYET 04/11/07

 

 

Ticarette Güney Kıbrıs'a kayış, hamasatle değil, akılcıl önlemlerle önlenebilir

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Ekonomi Komitesi Başkanı Özgün Kutalmış, ticaretin, Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a kayışının, "yasak ve hamasetle değil, gerçekçi ve akılcıl tedbirlerle" önlenebileceğini söyledi.

TDP Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre dövizin düşüşte olmasına rağmen KKTC'deki fiyatların yükselişte olduğunu belirten Kutalmış, söz konusu artışın yalnızca TL'den kaynaklanmadığını, uygulamaya konan stopaj vergisi ve KDV'nin kaldırılması gibi ekonomik önlemlerin de bunda etkili olduğunu savundu.

"Enflasyonun 3 rakamlı olduğu günlerdeki tatlı kar marjlarına alışan tüccarların, doların 1.17'yi gördüğü bugünlerde" fiyatları indirmediğini belirten Kutalmış, "YTL de bugünlerde istikrarlı bir para birimi olsa da, tüccarın yaşadığı TL'ye olan güvensizlikten oluşan korku ve aşırı kar etme alışkanlığı, onları fiyatlarını anında ayarlamakta zorluyor" dedi.

Kutalmış, Kuzey Kıbrıs'ın daha istikrarlı olan Euro'ya geçmesi gerektiği görüşünü belirterek, yapılacak akıllı mali düzenlemelerle de Kuzey Kıbrıs'taki fiyatların, Güney Kıbrıs'a göre daha ucuz, en azından eşit yapılması gerektiğini söyledi.

KIBRIS 04/11/07

 

TBMM Dışişleri Komisyonu, bugün KKTC'ye geliyor

Komisyon Başkanı AKP Eskişehir Milletvekili Murat Mercan başkanlığındaki heyette AKP'den Komisyon Başkan Vekili Mehmet Ceylan, A. Emin Önen, Metin Yılmaz, Canan Kalsın, Mehmet Çerçi, Gönül Berkin Şahkulubey, CHP'den Abdurrezzak Erten, Canan Arıtman, MHP'den de Metin Ergün yer alıyor. Heyete, Komisyon Diplomatik Danışmanı Elçi Ateş Öktem ile TBMM Protokol Görevlisi Bülent Erten eşlik edecek.

Heyet saat 15.00'te KKTC'ye gelecek ve bir dizi ziyarette bulunacak.

Heyet ziyaretlerine bugün Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabrine çelenk koyarak başlayacak ve ardından saat 16.30'da Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'nu ziyaret ederek Cumhuriyet Meclisi'nde temaslarda bulunacak. Heyet, akşam da TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'in vereceği çalışma yemeğine katılacak.

Konuk heyet yarın da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından kabul edilecek.

Aynı gün Cumhuriyet Meclisi Dışilişkiler Grubu'nun vereceği öğle yemeğinin ardından heyet sırasıyla ÖRP, CTP, UBP, DP ve TDP'yi ziyaret edecek. Heyet, akşam da Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun vereceği yemeğe katılacak.

TBMM Dışişleri Komisyonu, salı günü Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp'la birlikte limanda incelemelerde bulunacak. Aynı gün DAÜ'de konferansa katılması beklenen heyet öğleyin Oktay Kayalp'ın vereceği yemeğe katılacak ve ardından da Ticaret ve Sanayi odaları ile görüşmeler yapacak.

Salı günü heyet onuruna TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin de resepsiyon verecek.

Konuk heyet, çarşamba günü adadan ayrılacak.

KIBRIS 04/11/07

 

KKTC sağlıkta çağ atlayacak

KKTC'DE DE DEĞİŞİM GERÇEKLEŞECEK... Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KKTC'de sağlığın çağdaş düzeye erişmesi için KKTC ile olan işbirliklerinin süreceğini söyledi. Akdağ, "Sağlık Bakanı Vaiz ile aramızda iyi bir işbirliği var. TC olarak önemli bir sağlık dönüşüm programına imza attık. Dünyadaki en iyi sağlık sistemcisi ekiplerden biri, TC Sağlık Bakanlığı'nda bulunuyor. Bu anlamda KKTC'de de ciddi bir dönüşüm hamlesi olduğunu biliyoruz. Dönüşüm, kısa süre içerisinde KKTC'deki sağlık hizmetlerinin daha iyi hale gelmesine önemli katkılar sağlayacak" dedi

CİDDİ İŞBİRLİĞİMİZ VAR... Akdağ: KKTC'yle öteden beri sağlık alanında çok ciddi çalışmaları birlikte yürütüyoruz. KKTC hükümeti, şu anda sağlık noktasında vatandaşın işlerini kolaylaştıracak, sağlık çalışanlarını da memnun edecek bir takım dönüşüm çalışmaları içindedir. Bu, beni de heyecanlandırıyor

Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KKTC'de sağlığın çağdaş düzeye erişmesi için KKTC ile olan işbirliklerinin süreceğini söyledi.

Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ, yeni Gazimağusa Devlet Hastanesi'nin bugün yapılacak olan açılış törenine katılmak üzere KKTC'ye geldi.

7 kişilik heyetle birlikte KTHY'nin tarifeli seferiyle KKTC'ye gelen Akdağ'ı Ercan Havaalanı'nda Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, TC Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ve Bakanlık üst düzey yöneticileri karşıladı.

TC Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve Sağlık Bakanı Eşref Vaiz Ercan Havaalanı'nda basına kısa birer açıklamada bulundular.

Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Akdağ'ı aralarında görmenin kendisini mutlu ettiğini söyledi ve sık sık görüşmeye çalıştıklarını belirtti.

Akdağ'ın Mağusa Devlet Hastanesi'nin açılışı için geldiğini kaydeden Vaiz, davetlerini kabul edip geldiği için kendisine teşekkür etti.

Akdağ: KKTC'de değişim

TC Sağlık Bakanı Recep Akdağ da, "dünyalar güzeli bir ülkeyi ziyaret etmek beni memnun ediyor" şeklinde başladığı konuşmasında KKTC'nin son yıllarda her alanda, özellikle siyasi, ekonomik ve sosyal devlet anlayışını hayata geçirme konusunda büyük ilerleme kaydettiğini ifade etti.

Bakan Vaiz'in sağlık alanında reform çalışmaları için gösterdiği çabayı takdir ettiklerini vurgulayan Akdağ, Vaiz ile aralarında iyi bir işbirliği bulunduğunu kaydetti.

Bu işbirliğinin sadece belli alanlarda yardımlaşma şeklinde olmadığını dile getiren Akdağ, TC olarak önemli bir sağlık dönüşüm programına imza attıklarını, programı halen devam ettirdiklerini söyledi ve dünyadaki en iyi sağlık sistemcisi ekiplerden birinin TC Sağlık Bakanlığı'nda bulunduğunu belirtti. Akdağ, bu anlamda KKTC'de de ciddi bir dönüşüm hamlesi olduğunu bildiklerini ifade etti.

Akdağ, dönüşümün kısa süre içerisinde KKTC'deki sağlık hizmetlerinin daha iyi hale gelmesine önemli katkılar sağlayacağına inandığını da dile getirdi.

Bu akşam KKTC'den ayrılacak olan Recep Akdağ, dün sırasıyla Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile görüştü.

Talat, Akdağ'ı kabul etti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve beraberindeki heyeti kabul etti.

Konuk bakan Akdağ'a bu ziyaretinde Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin eşlik etti.

Görüşmede Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Asaf Şenol ile bazı bürokratlar da hazır bulundu.

Ekenoğlu'na ziyaret

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve beraberindeki heyeti kabul etti. Görüşmede Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Türkiye Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Asaf Şenol ve bazı bürokratlar hazır bulundu.

Ekenoğlu, görüşme öncesinde basına yaptığı açıklamada, Akdağ'ın açılışını yapacağı Gazimağusa'daki yeni hastane binasının mükemmel bir bina olduğunu ifade ederek, sağlıkla ilgili yasaların gündemde olduğunu, ancak henüz meclisin gündemine gelmediğini kaydetti. Performansın nasıl ölçüleceğine ilişkin soru işaretleri bulunan sağlıkla ilgili yasaların tartışma aşamasında bulunduğunu söyleyen Ekenoğlu, "Bir miktar daha tartışmaya ihtiyaç var ancak artık bir yerden tutmak lazım" şeklinde konuştu.

Fatma Ekenoğlu, KKTC'de sağlık sisteminin mükemmel olması için her şeyin bulunduğunu, hastane ve doktor sayısı ile donanımın dünya standartlarında olduğunu belirterek, "Bütün bunlar varken niye mükemmel olmasın" dedi.

KKTC'nin temel sağlıkta çoğu ülkeden çok daha iyi noktada olduğunu kaydeden Ekenoğlu, Thalassaemia hastalığı ve tüberkülozla mücadelede gelinen aşamanın, üzerine gidilmesi halinde neler yapılabileceğinin en iyi göstergesi olduğunu kaydetti.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ da Ekenoğlu'nun sözlerine yüzde yüz katıldığını belirterek başladığı konuşmasında, nitelikli bir sağlık hizmetinin, 7'den 77'ye kadar herkesi ilgilendiren bir insan hakkı olduğunu söyledi.

Sağlık konusunun politikacılar açısından da öncelikli bir konu olduğunu kaydeden Akdağ, en üst seviyede bir kararlılığa ulaşılması halinde sağlık konusunda atılacak adımlarda bakanın işinin kolaylaştığını belirtti. Akdağ, "KKTC'de bu kararlılığın oluştuğunu gördüm. Bu olduktan sonra başarmamak mümkün değil" dedi.

Akdağ, insan odaklı bir hizmet verilmeye çalışırken sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının da iyileştirilmesi gereğine işaret ederek, anahtar kelimenin "verimlilik" olduğunu söyledi. Akdağ, yüzde yüz bir tatmin söz konusu olmasa da herkesi memnun edecek iyi bir sistem geliştirmenin mümkün olduğunu belirtti.

Soyer'e ziyaret

TC Sağlık Bakanı Recep Akdağ, dün son olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından kabul edildi.

Akdağ'a ziyaretinde Türkiye'den beraberinde gelen heyet, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, TC Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ve diğer üst düzey bürokratlar eşlik etti.

Ziyarette konuşan Akdağ, KKTC'de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti ve KKTC'ye hep güzel duygularla gelip daha güzel duygularla ayrıldığını söyledi.

KKTC'yle öteden beri sağlık alanında çok ciddi çalışmaları birlikte yürüttüklerini söyleyen Akdağ, KKTC hükümetinin şu anda sağlık noktasında vatandaşın işlerini kolaylaştıracak, sağlık çalışanlarını da memnun edecek bir takım dönüşüm çalışmaları içinde olduğunu bildiğini ve bunun kendisini heyecanlandırdığını kaydetti.

Türkiye'nin 5 yıl içinde sağlık alanında ciddi bir dönüşüm gerçekleştirdiğini ifade eden Akdağ, KKTC'de de bu dönüşümün gerçekleştirilebileceğine inandığını belirtti.

Başbakan Soyer'in bu dönüşüme destek verdiğini bildiklerini de dile getiren Akdağ, "Eğer bir ülkenin Başbakanı böyle bir çalışmanın arkasında durmazsa Sağlık Bakanları tek başlarına bir şey gerçekleştiremezler" dedi ve Dünya Sağlık Örgütü'nün bu noktada ciddi tespitleri bulunduğunu ifade etti.

TC ile KKTC arasında sağlık anlaşması bulunduğunu da hatırlatan Akdağ, bu anlaşma çerçevesinde karşılıklı ilişkilerini sürdürürken kendi ülkelerinde yaşadıkları sağlıkta dönüşüm programıyla ilgili tecrübeyi arzu edildiği kadar KKTC ile paylaşmaya hazır olduklarını belirtti.

KKTC'nin ekonomisi, sosyal şartları gelişen, siyaseti itibarıyla dünyada her geçen gün yerini sağlamlaştıran ve itibarını artıran bir ülke olduğunu söyleyen Akdağ, bunun kendilerini memnun ettiğini vurguladı.

Akdağ, Mağusa Devlet Hastanesi'nin 20 ay gibi kısa bir sürede çok modern ve çağdaş bir hastane olarak yapılmış olmasını da hükümetin bir başarısı olarak gördüklerini ifade etti.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, Akdağ'ın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti ifade etti ve Akdağ'ın Türkiye'de gerçekleştirdiği sağlık dönüşüm programının başarısını büyük bir mutlulukla izlediklerini söyledi.

Bunun Türkiye'nin çağdaş değerleri daha ileriye taşımak için yaptığı devimimin önemli bir parçası olduğunu belirten Soyer, Akdağ ve ekibinin tecrübelerini iyi gözlemleyerek kendi şartlarına uygun dönüşüm programları uygulamanın temel hedefleri arasında olduğunu dile getirdi. Soyer, bu konuda Akdağ ve ekibinin KKTC ve Sağlık Bakanlığı'na çok yönlü teknik, manevi, düşünsel ve mali yardım sağladığını da ifade etti.

Türkiye'nin katkılarıyla Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'nde oluşturulan tam teşekküllü kardiyoloji servisi ve buna bağlı olarak tüm kalp operasyonlarının Türkiye'den gelen değerli profesörlerin ve KKTC'li doktorların yardım ve desteğiyle gerçekleştirilmesinin önemine de işaret eden Soyer, bunun önemli bir aşamaya ulaştıklarının göstergesi olduğunu vurguladı. Soyer bu aşamayı ileriyle taşımak, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıslı Rumlar ile yarışan ve sağlık alanında evrensel değerleri yakalayan bir konuma ulaşmasına katkı koymak gerektiğini de kaydetti.

Mağusa Devlet Hastanesi'nin oluşmasında Türkiye'nin ve Sivil Savunma Teşkilatı'nın da büyük bir desteğinin söz konusu olduğunu anlatan Soyer, reformların daha da ileriye götürülmesi gerektiğini vurguladı.

Soyer, KKTC'de Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyduklarını ve bu desteğe büyük önem verdiklerini de söyledi, ancak aynı zamanda kendi kaynaklarını da geliştirmek gibi bir görevleri olduğunu da ifade etti. Başbakan Soyer bu konuda ileriyle gideceklerini de vurguladı.

Soyer, Türkiye'de terör nedeniyle karşılaşılan engellerin aşılmasında KKTC'deki tüm kurum ve kuruluşların destek çabası içine girdiğini de belirtti ve kendilerinin de aynı acıları paylaştığını, zor günleri büyük bir kararlılıkla aşabilmenin önemli olduğunu söyledi.

KIBRIS 04/11/07

 

KKTC'de Rum işadamının şüpheli ölümü

05/11/2007 RADIKAL

AFP - LEFKOŞA - İrlanda'nın Kıbrıs Rum Yönetimi'ndeki eski fahri konsolosu işadamı Stpehanos Stephanou'nun antika kaçakçılığı şüphesiyle KKTC' de gözaltında kalp krizinden ölümü, dikkatleri Kıbrıs Türk tarafına çevirdi. 18 Ekim'de gözaltına alınan 64 yaşındaki Stephanou'nun 1 Kasım'da hastanede ölümüne yediği dayakların sebep olduğu iddia edildi. Rum adli tabibi Eleni Antoniou, 'sağ ve sol kaburgalarında yakın zamanda bir başkasının yol açtığı darp izleri bulunduğunu' kaydedip ölümünün şüpheli koşullarda gerçekleştiğini savundu. Otopsiyi yapan KKTC'li yetkililer bunu doğrulasa da darp izlerinin kalp krizi sırasında işadamı hayata döndürülmeye çalışırken oluştuğunu söyledi. Ancak Stephanou'nun ailesi bu açıklamadan tatmin olmadı. Adanın iyi tanınan işadamlarından olan Stephanou, Rum lideri Tassos Papadopoulos'un DİKO partisinin kurucu üyelerinden birisiydi.

Dış politika atağı

ÇABALAR SONUÇ VERDİ... Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Avrupa'daki organlarda temsiliyetinin sağlanması için yürütülen çabaların sonuç vermeye başladığını önümüzdeki günlerde sürprizler beklenebileceğini belirtti. Mercan, Türkiye ve KKTC dış ilişkiler heyetleri arasında dün başlayan görüşmelerde bu sürprizlerin neler olabileceğinin görüşüleceğini belirtti

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu heyeti, temaslarda bulunmak amacıyla KKTC'ye geldi.

AKP Eskişehir milletvekili Murat Mercan Başkanlığı'ndaki heyet ilk ziyaretini Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabrine ardından Cumhuriyet Meydanı'ndaki Atatürk Anıtına gerçekleştirdi.

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin de heyetle birlikte ziyaretlere katıldı.

Ziyaretler sırasında, Komisyon Başkanı Murat Mercan heyet adına Dr. Fazıl Küçük'ün kabrine ve Atatürk anıtına çelenk koydu. Heyet üyelerinin yaptığı saygı duruşunun ardından törenler İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle son buldu.

Komisyon Başkanı AKP Eskişehir Milletvekili Murat Mercan başkanlığındaki heyette, AKP'den Komisyon Başkan Vekili Mehmet Ceylan, A. Emin Önen, Metin Yılmaz, Canan Kalsın, Mehmet Çerçi, Gönül Berkin Şahkulubey, CHP'den Abdurrezzak Erten, Canan Arıtman, MHP'den de Metin Ergün yer alıyor.

Heyete, Komisyon Diplomatik Danışmanı Elçi Ateş Öktem ile TBMM Protokol Görevlisi Bülent Erten eşlik ediyor.

Konuk heyet 7 Kasım Çarşamba gününe kadar temaslarda bulunacak.

Mercan: Türkiye Kıbrıs'ta bir çözümü destekliyor ancak

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta, bir çözümü desteklediğini ancak bu çözümün Kıbrıs Türk halkının haklarını koruyacak bir çözüm olduğunu bildirdi.

Mercan, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Avrupa'daki organlarda temsiliyetlerinin sağlanması için yürütülen çabaların sonuç vermeye başladığını önümüzdeki günlerde sürprizler beklenebileceğini belirtti.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun davetlisi olarak KKTC'ye gelen TBMM Dışilişkiler Komisyonu heyeti, dün, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'le birlikte Cumhuriyet Meclisi'ni ziyaret etti.

AKP milletvekili Murat Mercan Başkanlığındaki heyet, Meclis Şeref Salonu'nda Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ile görüştü. Görüşmede Ulusal Birlik Partisi ile Demokrat Parti temsilcileri de hazır bulundu.

İlk ziyaret

TBMM Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Türkiye Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Dışişleri Bakanları gibi kendilerinin de ilk resmi ziyaretini KKTC'ye yaptıklarını belirterek, ziyarete olanak sağlayan davet nedeniyle Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'na teşekkür etti.

Mercan, KKTC'yi yavruvatan olarak, burada yaşayan insanları da soydaşları olarak gördüklerini ifade ederek, burada bir vatandaşın ayağına iğne batsa Türkiye'de herkesin canının yandığını söyledi.

Kıbrıs Türklerinin hakları için her platformda Kıbrıslı Türklerle omuz omuza mücadele verdiklerini belirten Mercan, bu mücadelede zaman zaman hayal kırıklığı yaşansa da mücadele azimlerinden bir şey kaybetmediklerini, bundan sonra da mücadeleye devam edeceklerini kaydetti.

Mercan, dünyanın bir anlamda, Annan Planı'na evet diyen Kıbrıs Türklerini cezalandırmaya devam etmesini eleştirerek, Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecinde Türkiye Cumhuriyeti'nin yaşadığı sıkıntıların herkesçe bilindiğini söyledi.

Mücadele azmimiz sürecek

Mercan, yaşanan sıkıntıya karşın mücadele azminde herhangi bir azalma olmayacağını vurgulayarak, Türkiye'nin, her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında olacağının belirtti.

Murat Mercan, Kıbrıs'ta bulunacak ve Türkiye tarafından desteklenen çözümün, iki bölgeli, iki toplumlu ve iki devletli olduğunun ifade ederek devam ettiği konuşmasında, "Böyle bir çözüm için, sizlerle birlikte mücadeleye devam edeceğiz" dedi.

Yeni sürprizler

Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Kıbrıs Türk halkını Avrupa'da temsil etmesini sağlamak amacıyla TBMM Dışilişkiler Komisyonu'nun gerekli çabayı harcadığını ve bunu başardığını, bundan sonraki süreçte de başarının geleceğini söyleyen Mercan, Avrupa'dan her an yeni sürprizler yapabileceğini ifade etti. Mercan, bu sürprizlerin neler olabileceği konusunun gazeteciler çıktıktan sonra konuşulacağını kaydetti.

Murat Mercan, meclislerin halkların temsilciler olduğunu anlatarak, TBMM ile KKTC Cumhuriyet Meclisleri arasında ilişkinin daha da sıklaşmasını isteyerek, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun belirleyeceği bir heyeti Ankara'da ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını söyledi.

Ekenoğlu: Mutluluk ve onur duyduk

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ise heyetler arası görüşmede yaptığı konuşmada, ilk resmi ziyaretini KKTC'ye yapan TBMM Dışilişkiler Komisyonu'nun ziyaretinin kendilerine mutluluk ve onur verdiğini söyledi.

Ekenoğlu, Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük ve köklü bir devlet olduğunu, bu devletin, varoluş mücadelesinde her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu anlatarak, adada bir çözüm bulunmasına yönelik mücadele sürecini özetledi.

Ekenoğlu, 23 Nisan 2003'de karşılıklı geçişlerin başlamasıyla iki halk arasında temasın yeniden başladığını, hazırlanan Annan Planı'nın 24 Nisan 2004'de iki halkın ayrı ayrı referandumuna sunulduğunu; evet diyen Kıbrıs Türkü'nün izolasyonlar altında hâlâ bekletilmesinin haksızlık olduğuna dikkat çekti.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, izolasyon ve ambargolar konusunun Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın raporuna da yansıdığını ve kaldırılmasının talep edildiğini belirterek, Rum Yönetimi'nin tüm bunlara engel çıkardığını söyledi.

Ekenoğlu, bugün için Kıbrıs Türk halkının Avrupa Konseyi'nde bir asil bir yedek üyeyle temsil edildiğini; AB toplantılarına iki temsilci gittiğini ve Avrupa Konseyi'ndeki gibi asil temsiliyet talep ettiğini; İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)'de KKTC'nin Annan Planındaki ismiyle Kıbrıs Türk Devleti olarak temsil edildiğini anlattı.

Ekenoğlu, İKÖ başkanının İslam ülkeleri nezdinde yaptığı girişimlerle Gazimağusa limanı ile Suriye'nin Lazkiye limanı arasında gemi seferleri başladığını, Rum Yönetimi'nin karşı çıkma ve engelleme girişimine karşın seferlerin devam ettiğini söyledi.

Fatma Ekenoğlu, deniz ve hava limanlarının açılması, izolasyonların kaldırılması, direk uçuşların başlaması gerekliliği üzerinde durarak, buna eğitim ve KKTC üniversitelerine yönelik dışlamanın kaldırılmasının da eklenmesi gerektiğini belirtti.

Cumhuriyet Meclisi'nin TBMM ile her zaman ilişkileri olduğunu, bundan sonra da bu ilişkinin devam edeceğine inandığını söyleyen Ekenoğlu, Türkiye Cumhurbaşkanı; TBMM Başkanı, Türkiye Dışişleri Bakanı'ndan sonra TBMM Dışilişkiler Komisyonu'nun da ilk resmi ziyaretini KKTC'ye yapmasının Kıbrıs Türkü'ne destek anlamına geldiğini ve bundan mutluluk duyduğunu söyledi.

UBP ve DP temsilcileri

Görüşmede, hükümet partisine ait milletvekilleri dışında, UBP Lefkoşa milletvekili Hasan Taçoy ile DP Girne Milletvekili Mehmet Tancer de hazır bulundu.

KIBRIS 05/11/07

 

Sağlıkta dev yatırım

SON TEKNOLOJİ... 18 bin 500 metre kare kapalı alana sahip, 120 yatak kapasiteli, son teknoloji akıllı bina sistemleriyle donatılan, Gazimağusa ve bölge açısından büyük bir ihtiyacı karşılayan yeni hastane binası açıldı. Tamamen otomasyon kontrollü olan yeni Gazimağusa hastane binasında, ısı, nem ve basınç kontrolleri yapılabilecek, ameliyathanelerde iç ve dış haberleşme sağlanacak, tüm kapılar kamera sistemiyle takip edilebilecek

YENİ HASTANE ÇAĞDAŞ ANLAYIŞIN YANSIMASI... Kıbrıs Türk sağlık sisteminin bugün son teknoloji sistemlere kavuştuğunu kaydeden Başbakan Soyer, atılan her adımın; Kıbrıs Türk halkının ortak aklının, enerjisinin, Türkiye'nin desteğiyle ortaya çıkardığı bir ürün olduğunu vurguladı. Sağlık hizmetleri sunumunda hasta memnuniyetinin birincil öncelik olduğunu vurgulayan Vaiz, yeni hastanenin bu anlayışlarının bir yansıması olacağını ifade etti

Gazimağusa'da KKTC-TC işbirliğinde ve Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı'nın da katkılarıyla yapımı tamamlanan 18 bin 500 metre kare kapalı alana sahip, yeni devlet hastanesi düzenlenen törenle açıldı.

Gazimağusa Devlet Hastanesi'nin taşınma işlemlerinin tamamlanmasının ardından yaklaşık bir ay sonra yeni binada hizmet vermesi bekleniyor.

120 yatak kapasiteli, son teknoloji akıllı bina sistemleriyle donatılan, Gazimağusa ve bölge açısından büyük bir ihtiyacı karşılayan yeni hastane binasının açılışını Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz ile Gazimağusa Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Nuri Gökşin birlikte gerçekleştirdiler.

Açılış için düzenlenen törenin ardından Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ hastaneyi gezdiler.

Soyer: Asbestli binadan son teknolojiye

Başbakan Ferdi Sabit Soyer açılış töreninde, zor koşullar altında var oluş mücadelesi yıllarında asbestli binalarda başlayan Kıbrıs Türk sağlık sisteminin bugün son teknoloji sistemlere kavuştuğunu kaydetti.

Soyer, geçen gün bir gazetede gördüğü, 1963'ün en zor döneminde Gazimağusa halkının sur içine sıkıştırıldığı bir sırada, hastaneye kavuşmak için, Dr. Burhan Nalbantoğlu ve arkadaşlarının asbestli derme çatma çatıyı çakarken çekilmiş fotoğrafların kendisini çok etkilediğini kaydetti.

Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadelesinde, Gazimağusa ve bölgeye suriçindeki bu derme çatma hastaneden hizmet verildiğini vurgulayan Soyer, 1974 sonrası oluşturulan hastanenin de artık günün ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma geldiğini belirtti.

Yeni hastanenin temellerini atmanın Kıbrıs Türk halkının ulaştığı yeni aşama bakımından bir gereksinim olduğunu söyleyen Soyer, hastanenin yapımının, halka en iyi şekilde sağlık hizmeti verme yanında "Bu topraklarda halkız, varız, varlığız, dünyaya ve Avrupa'ya eşitlik temelinde buluşmak istiyoruz diyen bir halkın özgüveninin ileriye taşıması açısından da büyük önem taşıdığını" söyledi.

Varlığın sonsuzluğuna atılan temel

Atılan her adımın; Kıbrıs Türk halkının ortak aklının, enerjisinin, Türkiye'nin desteğiyle ortaya çıkardığı bir ürün olduğunu vurgulayan Soyer, "Bu topraklara çakacağımız her bir çivi, üst üste koyacağımız her bir tuğla ve bu toprağa vuracağımız her bir kazma Kıbrıs Türk halkının bu topraklardaki yüzlerce yıllık varlığının sonsuza kadar devamı için atılmış yeni bir temel olacaktır" dedi.

Devlet malını iyi yönetmek ve kaynakları verimli kullanmanın önde gelen görevleri olduğunu söyleyen Soyer, birtakım reformları gerçekleştirmenin gerekliliğine işaret etti.

Soyer şunları kaydetti:

Kıbrıs Türk halkı bir zamanlar asbestten bir hastane yapmıştı Mağusa'ya. Bugün Kıbrıs Türk halkı kendi emeği, bilgi birikimi ve Türkiye'nin desteğiyle yeni bir ürün koyuyor. Teknolojik düzeyi yüksek bir hastaneye geçiliyor.

Asbestten teknolojik düzeyi yüksek bir noktaya gelmenin yarattığı dinamikle yarına daha ciddi sevgi ve birlik içerisinde gideceğimizin de kanıtı ve imzası bu tür eserlerle atılmış oluyor.

Eşitlik ve siyasal çözüm mücadelemizde, dünyayla bütünleşme demokratik ve özgür değerlerle barışık şekilde ilerleme devinimimizde her geçen gün yeni bir kısım kanıtlara ulaşıyoruz.

Akdağ: Ulaştığımız zemini korumalıyız

Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KKTC'nin, Kıbrıs Türkü'nün eşitlik ve özgürlük mücadelesinin anlamlı bir eseri olduğunu belirterek, bu ülkede bulunmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Bakan Akdağ, Kıbrıs Türkü'nün yaşam ve özgürlük mücadelesinin, BM zeminindeki müzakere sürecinin bugüne kadar çeşitli evrelerden geçtiğini vurgulayarak, "Ulaştığımız zemini korumamız önem taşımaktadır" dedi.

Akdağ, "Gelinen noktada, adada iki halk iki demokrasi ve iki devlet bulunduğu gerçeğini göz önünde tutan, siyasi eşitlik, eşit statü ve Türkiye'nin garantörlüğü esaslarına dayanan yeni bir ortaklık tesisi için BM zemininde kapsamlı çözüm üretilmesi yönünde çabalarımız sürdürmeye devam etmemiz kuşkusuz yararlı olacaktır" dedi.

Bakan Akdağ, böylesi kritik dönemlerde yakın işbirliği içinde çalışılması yanı sıra KKTC'de birlik beraberlik ve dayanışmanın korunmasının önemli olduğunu vurguladı.

Haksız ambargolar kaldırılmalı

Kıbrıs Türk halkına yıllardır uygulanan haksız ambargoları kaldırmanın zamanının çoktan geldiğini söyleyen Akdağ, bu yönde olumlu adımların atılmaya başlanmasının önemli olduğunu ifade etti.

Akdağ, "Kıbrıs Türklerine verilen sözler tutulmalıdır. Bugün Kıbrıs'ta çözülmesi gereken önemli sorun budur. Kıbrıs Türk halkı yıllardır hak etmediği ve en temel insan haklarına aykırı engellerle karşı karşıya bırakılmıştır" dedi.

Türkiye KKTC'nin güçlendirilmesinde kararlı

Türkiye'nin her durumda KKTC'nin kurumlarıyla ve ekonomisiyle daha da güçlendirilmesi konusunda kararlı olduğunu vurgulayan Akdağ, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı'nın seçildikten sonra ilk dış ziyaretlerini KKTC'ye gerçekleştirerek verdikleri mesajın bu yöndeki iradeyi ortaya koyduğunu kaydetti.

Akdağ, Kıbrıs'ta çözüm ve barışın, istikrarın temelinde KKTC'nin ekonomik ve sosyal bakımdan daha da ilerlemesinin, kurumsallaşmasının önem taşıdığını belirterek, KKTC ekonomisinin son 5 yılda kesintisiz yüzde 60 büyüdüğünü, milli gelirin 11 bin dolar seviyelerine ulaştığını kaydetti.

KKTC sağlık sektörünün de bu gelişmeye ayak uydurması gerektiğini anlatan Akdağ, yeni hastanenin de bu yönde atılmış önemli bir adım olduğunu belirtti.

Akdağ, kazandırılan hastanenin; Türkiye ve KKTC hükümetlerinin özverili çabalarının yeni ve anlamlı bir ürünü olduğunu söyledi.

Akdağ, hastanenin sağlık hizmeti kalitesini ciddi şekilde yükselteceğini belirtti.

Türkiye ve KKTC'nin sağlık alanındaki işbirliği çalışmalarına değinen Akdağ, iki ülke bakanlıklarının birlikte ciddi çalışmalar gerçekleştirdiklerini ifade etti.

KKTC hükümetinin sağlık alanına büyük önem verdiğini, dönüşüm alanında son bir kaç yılda önemli adımlar atıldığını belirten Akdağ, iyileştirmelerin vatandaşın işlerini kolaylaştıracağını ifade etti.

Akdağ, KKTC'de artık açık kalp ameliyatlarının gerçekleştirilebildiğini belirterek, bu konuda büyük ilerleme kaydedildiğini söyledi.

Akdağ, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile ekibine, sağlık alanına verdikleri önemden ötürü teşekkür etti.

Akdağ, sağlığın tüm vatandaşları ilgilendiren bir konu olduğunu, bu yönde atılan adımların vatandaşların devlete inancı ve özgüveni artırdığını kaydetti.

Vaiz: Ülkeye güven çağdaş sağlık hizmetinden geçer

Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Kıbrıs Türk halkının, ülkesine ve devletine güven duymasının bir koşulunun da standardı yüksek çağdaş ve güvenilir sağlık hizmeti ve servisinden geçtiğini belirterek, bu bilinçle göreve başladıklarını kaydetti.

Vaiz, "İnsanlarımızın Avrupa ülkeleri ve sağlıkta altyapısı güçlü ülkelerle kendi ülkelerini kıyasladıklarında gurur duyacakları bir sistem yaratılması gerektiğine inandık" dedi.

Sağlık hizmetleri sunumunda hasta memnuniyetinin birincil öncelik olduğunu vurgulayan Vaiz, yeni hastanenin bu yöndeki çağdaş anlayışlarının bir yansıması olacağını ifade etti.

"30 yıllık ölü toprağını attık"

Sağlık alanında yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi veren Vaiz, sağlıkta 30 yıllık terkedilmişliğin üzerindeki ölü toprağını atmak ve yenileri yeşertmek için zamanla yarıştıklarını 5-6 kulvarda birden çalışma yaptıklarını belirtti.

Sağlık servislerinin altyapılarının iyileştirildiğini, donanımlarının artırıldığını, kalitenin yükseltildiğini kaydeden Vaiz, en ücra servislere takviye yapılarak 24 saat hizmet sağlandığını vurguladı.

Gazimağusa'nın 40 yıllık özlemini gerçekleştirmek için "20 ay hastaneyle yatıp, hastaneyle kalktıklarını" söyleyen Vaiz, "Bu proje onlarca işimizden sadece biriydi" dedi.

Vaiz, ülkede daha önce olmayan kalp damar cerrahisini kurarak hastaların bu ameliyatlar için yurt dışına gitmelerini ortadan kaldırdıklarını belirterek, önümüzdeki günlerde de beyin cerrahisi ve onkoloji hizmetlerini de halkın hizmetine sunacaklarını söyledi.

Tosunoğlu: Adanın en teknolojik kompleksi

Hastanenin yapımını gerçekleştiren Tosunoğlu Grup Direktörü Hasan Tosunoğlu da hastane hakkında bilgi verdi.

Tosunoğlu, yeni hastanenin adadaki en teknolojik sağlık kompleksi olduğunu ifade etti.

Yapımı, kaliteden ödün vermeden, 24 saat çalışarak, hiçbir koşuldan etkilenmeden zamanında tamamladıklarını vurgulayan Tosunoğlu, "Kıbrıs Türk müteahhidi ve mühendisinin böyle büyük bir projeyi gerçekleştirebileceğini de gösterdik" dedi.

Tosunoğlu, hastanenin hem Gazimağusa'ya hem de bölgeye çok önemli katkı sağlayacağına inandığını da sözlerine ekledi.

Yeni Gazimağusa Hastanesi'nde neler var?

Yüklenici firma Tosunoğlu şirketler grubu direktörü Hasan Tosunoğlu'nun verdiği bilgiye göre KKTC'nin en teknolojik ve modern sağlık merkezi durumundaki Gazimağusa Hastanesi 18 bin 500 metre kare kapalı alanda halka hizmet verecek.

142 yatak kapasitesi olan hastanede, bu sayının 16'sı yoğun bakım koroner ve 6'sı da çocuk hastalara ayrılmış. Hastanenin 32 araçlık acil, 500 araçlık otoparkı bulunuyor.

Bodrum, zemin, bir ve ikinci katlardan oluşan hastanenin bodrum katında mutfak, çamaşırhane, morg, konferans salonu, personel yemekhanesi, tesisat merkezi ve bugün KKTC'de hiçbir hastanede bulunmayan tıbbi atık kazanı yer alıyor.

Zemin katta, ana giriş, poliklinikler, Acil Servis girişi, röntgen odaları, hasta yatak odaları, hasta bakım üniteleri, hemodiyaliz ve fizik tedavi ile idari bölüm yer alırken, bu bölümde kafe, çiçekçi ve bir de market bulunuyor.

Gazimağusa Hastanesi'nin 1. katında hasta yatak odaları, biri kadın doğum olmak üzere 5 adet ameliyathane, yoğun bakım ünitesi, koroner yoğun bakım ünitesi ve laboratuar yer alırken 2. katın tümü hasta yatak odalarına ayrılmış.

Tamamen otomasyon kontrollü olan yeni Gazimağusa Hastane binasında, ısı, nem ve basınç kontrolleri yapılabilecek, ameliyathanelerde iç ve dış haberleşme sağlanacak, tüm kapılar kamera sistemiyle takip edilebilecek.

2 kişilik tasarlanan hasta bakım odalarında, hasta başı üniteler, oksijen soketleri, banyo, tuvalet merkezi ısıtma ve müzik yayın sistemleri bulunuyor.

Hastane binasında 21 kişilik 2 adet asansör, bir adet sedye asansörü ve bir adet yemek asansörü de bulunuyor.

KIBRIS 05/11/07

 

 

Kıbrıs şartı Ankara'nın hayallerini kırdı

06/11/2007 RADIKAL

ANKARA - AB Komisyonu'nun Türkiye ilerleme raporunda Gümrük Birliği'ni Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişletecek ek protokolün Türkiye tarafından imzalanmadıkça ilgili 8 başlığın hiç açılmayacağını duyurması, Ankara'da 'hayal kırıklığı' yarattı. Dışişleri Bakanlığı'nın raporla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeye yer vermesi dikkat çekti:

"Köklü bir geçmişi olan Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini bazı üye ülkelerdeki siyasi liderlerin tercihleri doğrultusunda şekillendirmek veya ek protokolün uygulanmasına indirgemek Avrupa'nın kendi geleceği ile ilgili verceği kararlar açısından düşündürücü olacaktır."

Raporun yayınlanmasının ardından Dışişleri Bakanlığı'nda geniş kapsamlı bir değerlendirme yapıldıktan sonra hem rapora Ankara'nın bakışını ortaya koyan hem de Avrupa'ya 'ciddi uyarılarda' bulunulan bir açıklama yapılması kararlaştırıldı. Değerlendirilmelerde "Ek protokolün Türkiye'nin önüne koşul gibi sunulması derin hayal kırıklığı kaynağı olmuştur" denildi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, Ankara'nın rapora bakışı şöyle özetlendi:

Hedef tam üyelik: Türkiye tam üyelik hedefine bağlıdır. Bu hedef, reformların etkin bir şekilde uygulanmasına olan bağlılığımızı artırmaktadır. Ülkemizi demokrasi ve insan hakları alanında en üst düzeylere yükseltene kadar reformlara devam etmeye kararlıyız.

Görüşmeye devam: Raporda yer verilen ve olumsuz olarak değerlendirilebilecek hususların amacı, üzerinde durulması gereken ve çalışmaların odaklanması beklenen alanların tespiti olarak yorumlanmalıdır. Raporun hemfikir olmadığımız yanları vardır. Bu hususlara ilişkin komisyona görüşlerimiz iletilecektir.

Nispi yavaşlama doğal: Türkiye, AB müktesebatına uyum açısından yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerinin bilincindedir. Son aylarda seçim sürecine bağlı olarak reform sürecinde yaşanan nispi yavaşlama her ülkede rastlanabilecek bir durumdur. Unutulmaması gereken önemli bir husus reformların sadece mevzuat değişikliğinden ibaret olmadığıdır. Yaşadığımız bu son dönemde uygulama alanında önemli mesafeler katedilmiştir.

Çalışmalara devam: Bilindiği gibi yüce meclisimiz yeni dönem çalışmalarına başlayalı ancak üç hafta olmuştur. Reformlar açısından yapılacak olan çalışmalara ilişkin hazırlıklar meclisimize peyderpey sunulmaya başlanmıştır.

Memnuniyet de var: AB'nin Türkiye'nin üyelik sürecine ilişkin ahdi yükümlülüklerini kayda geçirmiş olması ve bugüne değin vurgulayageldiğimiz, ülkemizin üyeliğinin AB açısından arzettiği stratejik öneme yapılan atıflar memnuniyet vericidir.

AB'ye inanç: AB'li dostlarımızın önümüze süreçle ilgisi olmayan engeller çıkartılmaması yönünde kuvvetli bir irade sergileyecekleri yüönündeki inancımız tamdır. AB'nin müzakere sürecimizde Türkiye'nin kendi geleceği açısından yapacağı katkıların daha çok bilincine varacağına ve ilişkilerimizin bundan sonraki seyrinin bu bilinç doğrultusunda şekilleneceğine inanıyoruz. (Radikal)

Rum tarafı, et ihracatı yapamayacak

300 HAYVAN İTLAF EDİLDİ... Güney Kıbrıs'taki vakaların şap hastalığı olduğu kesinleşmesi üzerine, Güney Kıbrıs'ın hayvan, et ve et ürünleri ihraç edemeyeceğini bildirildi. "Dromolaksia" bölgesinde dün iki çiftlikte bulunan toplam 300 hayvan itlaf edildi

Avrupa Komisyonu, Güney Kıbrıs'ta hayvanlarda şap hastalığı bulunduğunu teyit etti.

Rum radyosunun haberine göre, Avrupa Komisyonu, Güney Kıbrıs'ın hastalığa karşı memnuniyet verici tedbirler aldığını da belirtti.

Avrupa Komisyonu, hastalığın kontrol edilmesi ve ortadan kaldırılması için teknik yardımda bulunmak amacıyla Güney Kıbrıs'a iki uzman gönderdiğini de bildirdi.

Rum Radyosu, bu gelişmenin ardından Güney Kıbrıs'ın hayvan, et ve et ürünleri ihraç edemeyeceğini kaydetti.

Güney Kıbrıs'ta şap hastalığıyla ilgili bu gelişme bugün Avrupa Gıda Güvenliği Komitesi tarafından da ele alınacak.

300 küçük baş hayvan itlaf edildi

Güney Kıbrıs'ın "Dromolaksia" (Mormenekşe) bölgesinde şap hastalığın şüphesinin güçlenmesi yüzünden AB'den gelen yazılı direktifler doğrultusunda, 300 küçük baş hayvanın itlaf edildiği bildirildi.

Rum radyosunun haberine göre; "Dromolaksia" bölgesinde iki çiftlikte bulunan toplam 300 hayvan, dün sabah AB uzmanının da hazır bulunduğu bir operasyonla itlaf edildi.

Şap hastalığı bulunduğundan şüphelenilen ilk çiftlikten 30, ikinci çiftlikten ise 270 hayvan itlaf edildi ve itlaf edilen hayvanlar bölgede oluşturulan özel bir alana gömüldüler.

Haberde ayrıca; AB uzmanının bölgedeki diğer hayvan çiftliklerinden de örnekler aldığı vurgulandı.

Rum Tarım Bakanı Fotis Foitu, konuya ilişkin açıklamasında; şap hastalığının varlığının tam olarak kesinleşmesi durumunda, başka hayvanların itlaf edilmesinin de gündeme gelebileceğini ifade etti.

KIBRIS 06/11/07

 

Çözümsüzlük adresi Güneydeki bağnaz anlayış

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC'de temaslarda bulunan TBMM Dışilişkiler Komisyonu heyetini kabul etti. Başbakan Soyer, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün adresinin güneydeki "bağnaz" anlayış olduğunu söyledi.

Meclis Şeref Salonu'ndaki görüşmede konuşan konuk heyetin başkanı Murat Mercan, TBMM Dışilişkiler Komisyonu'nun, ilk ziyaretini "Yavruvatan"a yapmayı görev kabul ettiğini kaydederek, çeşitli siyasi partilerden milletvekilleri olarak, tüm Türkiye adına, "Kıbrıs davasına" destek olmak için geldiklerini vurguladı.

"Et ve tırnak gibi birlikte yaşayan iki devletiz" diyen Mercan, Kıbrıs Türkü'nün çektiği sıkıntıları en çok kendilerinin bildiğini dile getirdi ve Kıbrıs Türkü'nün tüm çabasına karşın adada bir çözüme ulaşılamamasının nedeninin Rum lider Tasos Papadopulos ve Rum tarafının tavrı olduğunu belirtti.

Kıbrıs'ta, adil, siyasi eşitlik temelinde, iki toplumlu bir çözüm için her türlü çabanın gösterileceğini ifade eden Mercan, adada iki devlet, iki halk ve iki demokrasinin bulunduğunu vurguladı.

Tarafların çözüm için çabalarını sonuna kadar desteklediklerini kaydeden Mercan, bir tarafın çözümden kaçması durumunda bunu dünya parlamentolarına anlatacaklarını, Rum tarafının da çözüme ayak direten taraf olduğunun ortada olduğunu ifade etti.

Mercan, "Umarız Papadopulos gerçekleri görür" diyerek, "Kıbrıs"ın, Türkiye için bir millet ve devlet politikası olduğunu vurguladı.

Soyer: Çözümsüzlüğün nedeni biz değiliz

Başbakan Soyer de, konuşmasında, TBMM'nin çok büyük bir tarihsel geleneği olduğunu kaydetti.

TBMM'nin Türkiye'nin önündeki sorunları aşmak için büyük enerji üreteceğine inandığını, bu sorunlardan birinin de Kıbrıs olduğunu belirten Soyer, Kıbrıs'ta ortak siyasal mücadele zeminin bir yüzünün karşılıklı kabul edilir çözüme ulaşmak, diğer yüzünde de dünyaya, bölgeye barış getirmek, Türkiye garantörlüğünde istikrarlı bir sonuca ulaşmak olduğunu söyledi.

Soyer, bu mücadelede bir sonuca ulaşılmamış gibi göründüğünü, ancak ortaya çıkan ve gözle görünen müthiş bir gelişme sağlandığını, bunun temel yüzünün de çözümsüzlüğün nedeninin Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının olmadığının ortaya çıkması olduğunu ifade etti.

Çözümsüzlük adresinin Güney Kıbrıs'taki bağnaz anlayış olduğunu, bunun 21'inci yüzyılın ihtiyaç duyduğu işbirliği ortamına ve AB'nin değerlerine ters düştüğünü belirten Soyer, bu noktada bu gerçeği yoğurarak, karşılıklı kabul edilebilir bir sonuca gitmek için tüm gayretin sürdürülmesi gerektiğini dile getirdi.

Soyer, böylece Türkiye'nin AB ilişkileri ve uluslararası ilişkiler yanı sıra, Kıbrıs Türkü'nün de uluslararası ilişkilerinde önüne çıkarılmaya çalışılan Kıbrıs sorununu, karşılıklı kabul edilebilir bir zeminde çözmenin, birlikte gayretlerin sonucu olacağını kaydetti.

Başbakan, yakında Güney'de seçimler olacağını anımsatarak, Rum halkının, 2003'te Papadopulos'un BM Genel Sekreteri'ne gönderdiği mektubu tartıştığını, Rum liderin mektupta Annan Planı'nın görüşülmesini talep ettiğini; ancak Güney Kıbrıs AB üyesi olduktan sonra aynı Papadopulos'un, Annan Planı'nı "şeytanlaştırdığını anlattı ve bu çelişkiyi dünyanın görmesi gerektiğini vurguladı.

Soyer, temel çözüm anlayışlarının, iki kurucu devletin eşitliği ve bu iki kurucu devlet üstünde yükselecek olan siyasal eşitliğe, BM parametrelerine bağlı bir ortaklık olduğunu yineledi.

Soyer, bu çözümü oturup beklemeyeceklerini, hem bunun için uğraşacaklarını hem de Türkiye ile diyalog içinde, Kıbrıs Türk tarafının ilerlemesi, çözüm gerçekleştiğinde güçlü taraf olması, çözüm uzarsa da kendini idame ettirecek durumda olması için alın terini birlikte akıtacaklarını söyledi.

Soyer, tüm Türkiye'nin yanlarında olduklarının bilincinde bulunduklarını kaydederek, TBMM heyetini görmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi.

KIBRIS 06/11/07

 

Leading article: A patronising and mistimed report

THE INDEPENDENT 07 November 2007

The timing of the European Union's latest assessment of Turkey's application to join the EU could not have come at a worse time, just as Turkey is on the brink of war in Iraqi Kurdistan. But then the tone of the EU report could not have been more inappropriate either.

Much of what the officials of the Commission say in their annual review is reasonable enough. In the past two years, the Turkish government's progress on such issues as freedom of expression and minority rights has slowed. The notorious Article 301 of the Turkish penal code remains on the statute book and has been used persistently to silence critics of the army or those who would raise the thorny question of the massacre of the Armenians during the First World War. Turkey's refusal to normalise its relations with Cyprus also continues to be a major blocking stone.

Despite the re-election, by a substantial vote, of Recep Tayyip Erdogan's government, and the accession of a new president, both dedicated to domestic reform and membership of the European Union, the country remains haunted by the glowering presence of the army in the background and the resurgence of Kurdish terrorism in the foreground.

But it is precisely for those reasons that the EU's patronising schoolmaster's report is so misplaced. By any standards, Turkey's progress in reforming its economy, liberalising its laws, and beginning to move towards a better accommodation with its Kurdish minority has been truly remarkable, particularly since Mr Erdogan's election. The problem has been not so much with Turkish backsliding on reform. If there has been any of that, it is because of tensions between the government and the army and judiciary before Mr Erdogan's re-election earlier this year.

The Turkish Prime Minister needs our support at this difficult moment. The real problem has been that the EU itself has been backsliding in its enthusiasm for Turkish entry. Although it is formally still committed to the task, there has been increasing resistance from some members, notably France and Austria. Upbraiding Turkey for its pace of reform and its reluctance to abandon Northern Cyprus without a deal has become a means of kicking the whole question into the long grass.

That would be entirely wrong. Turkish entry to the EU is a development that could revolutionise Europe's relations with the Islamic world. It also provides a very real carrot with which to draw a democratic country such as Turkey along a course of increased liberalism. We should be using annual reports such as that published in Brussels yesterday to show our concerns for Turkey as a friend, not as a search for reasons to call off the marriage.

"Kürtçeyi yasaklamamız hataydı"


7 Kasım, 2007 09:30:00 (TSİ) CNN TURK

12 Eylül'ün lideri 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, ''Kürtçeye ağır yasak koyduk ama hataydı'' dedi.

Milliyet gazetesi Ankara temsilcisi Fikret Bila, "PKK'yla geçen 24 yılın komutanları" yazı dizisinde Kenan Evren ile konuştu.
 
Kenan Evren, 12 Eylül'den sonra Kürtçe'ye ağır bir yasak konulmasının nedenlerini anlattı ve hata yaptıklarını söyledi.
 
Evren, "12 Eylül'de bir hatamız da oydu. Kürtçe konuşmayı yasakladık. Şöyle yasakladık: Konuşmalarda, mitinglerde, şurada burada Kürtçe konuşulmayacak" dedi.
 
Evren, "Ben devlet başkanıyken, bir köyde ilkokula gittim. Açtım kitabı, oku şunu dedim çocuğa. Kem küm, çocuk okuyamıyor. Dördüncü sınıfa gelmiş, Türkçeyi okuyamıyor. Kızdım. Sonradan anlaşıldı ki, öğretmen de Kürt. Kürtçe yapıyor tedrisatı. Döndüm ve Kürtçe yasağını koyduk. Kürtçe tedrisat yapılamaz dedik. Ama, biraz ağır yasak koyduk. Sonra bu yasak kaldırıldı, ama hataydı. Hata olduğunu sonradan anladım" diye konuştu.
 
"Güneydoğu'daki memur Kürtçe de bilmeli"
 
Kürtçe'ye yasak getiren Evren, Kanada'nın Fransızca konuşulan Quebek bölgesinden örnek verdi ve Güneydoğu'da hizmet verecek memurun Kürtçe de bilmesi gerektiğini söyledi.
 
"Katı tutumla olmaz bu iş" diyen Evren, "Ama tedrisat Türkçe olmalı" şeklinde konuştu. 7'nci Cumhurbaşkanı Evren, Kürtçe eğitimin adresi olarak kursları gösterdi.
 
Kenan Evren, 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi'nde yapılan işkenceyle ilgili kendisine yönelik eleştirileri de reddetti.
 
Evren, "Bunlara işkence yapın diye birşey söylenmedi. Benim kanaatim şu: Cezaevlerinde gardiyanlar, 12 Eylül öncesi dönemde çok sıkıntı çektiler. Hatırlarsanız, anarşi döneminde cezaevlerini oradaki suçlular yönetiyordu. Mahkumlar, gardiyanları yakalarlar, onları döverler, rehin alırlar...12 Eylül olunca da bunlar mahkumlardan hınç aldılar" dedi.
 
Evren, 1991 yılındaki birinci Körfez Savaşı sırasında, dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın niyetinin Musul'a girmek olduğunu, bunu kendisine söylediğini de anlattı.
 
"Özal'ın, o zamanki ABD Başkanı baba Bush'la anlaştığını düşünüyorum" diyen Kenan Evren, Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay'ın buna karşı çıkıp istifa etmesi üzerine harekatın yapılmadığını belirtti.

AB'den çözüm çağrısı

LİDERLERE ÇAĞRI: ÇABALARINIZI ARTIRIN... Avrupa Komisyonu, dün açıkladığı Türkiye İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'nde, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumunun liderlerine, Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik müzakerelerin yeniden başlaması için çaba göstermesi çağrısında bulundu

TÜRKİYE'YE "KIBRIS"LA İLİŞKİLERİNİ NORMALLEŞTİR ÇAĞRISI ... İlerleme Raporunda Kıbrıs başlığı altında ''Türk hükümetinin BM gözetiminde kapsamlı çözüme bağlılığı ifade etmeyi sürdürdüğü'' belirtilerek, Kıbrıs Rum kesimiyle ilişkilerin normalleştirilmesinde herhangi bir ilerleme sağlanmadığı ve Türkiye'nin Rum kesiminin bazı uluslararası örgütlere ve anlaşmalara katılımını engellemeyi sürdürdüğü ifade edildi

"TÜRKİYE, EK PROTOKOLÜ EKSİKSİZ YERİNE GETİRMELİ"... Belgede ayrıca AB'nin geçen yıl aralık zirvesinde 8 fasılda müzakereleri dondurmasına neden olan Türkiye'nin, Kıbrıs Rum tarafına limanlarını ve hava limanlarını açması dâhil, Ek Protokol yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmede ''hiçbir ilerleme sağlanmadığı'' kaydedilerek, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde 8 faslın açılmayacağı hatırlatıldı

Avrupa Komisyonu, dün açıkladığı Türkiye İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'nde, adadaki iki toplum liderlerine, Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik müzakerelerin yeniden başlaması için çabalarını artırması çağrısında bulundu.

Avrupa Komisyonu, ayrıca Komisyonun adanın gelecekte yeniden birleşmesinin sağlanması için Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik kalkınmasının cesaretlendirilmesi için mali yardım tüzüğünü uyguladığını da belirtti.

"Kıbrıs genelinde kişilerin ve malların dolaşımına imkân tanıyan Yeşil Hat Tüzüğü'nün geliştirilmiş kullanımının her iki toplumun çıkarına hizmet edecek" diyen Komisyon, "Komisyon tarafından Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonunun daha fazla azaltılmasına yönelik sunulan Kıbrıs'ın kuzeyinde doğrudan ticaret tüzüğünün Konsey tarafından kabul edilmesinin beklenildiği" de ifade edildi.

AB Komisyonu, diğer aday ve potansiyel aday ülkelerle birlikte Türkiye İlerleme Raporu, strateji belgesi ve önümüzdeki 4 yıla ilişkin mali yardım çerçevesini açıkladı.

Türkiye'nin İlerleme Raporu'nda Kıbrıs başlığı altında ''Türk hükümetinin BM gözetiminde kapsamlı çözüme bağlılığı ifade etmeyi sürdürdüğü'' belirtilerek, Kıbrıs Rum kesimiyle ilişkilerin normalleştirilmesinde herhangi bir ilerleme sağlanmadığı ve Türkiye'nin Rum kesiminin bazı uluslararası örgütlere ve anlaşmalara katılımını engellemeyi sürdürdüğü ifade edildi.

Belgede ayrıca AB'nin geçen yıl Aralık zirvesinde 8 fasılda müzakereleri dondurmasına neden olan Türkiye'nin, Kıbrıs Rum tarafına limanlarını ve hava limanlarını açması dâhil, Ek Protokol yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmede ''hiçbir ilerleme sağlanmadığı'' kaydedilerek, Türkiye'nin ek protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde 8 faslın açılmayacağı hatırlatıldı.

Belgede, Türkiye'nin 1960 anlaşmasındaki garantörlüğüne dayanarak Kıbrıs Rum kesiminin petrol çıkarmak için Lübnan ile Akdeniz'de münhasır ekonomik alan paylaşımı anlaşması imzalamasını ve Rum kesiminin Fransa ile imzaladığı savunma işbirliği anlaşmasını protesto etmesine değinildi.

Strateji Belgesi'nde ise Kıbrıs'la ilgili olarak, Türkiye tarafından Kıbrıs Rum kesimine uygulanan "nakliyat araçları kısıtlaması" dâhil, malların serbest dolaşımı üzerindeki engelleri kaldırması talep edilerek, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimiyle "ikili ilişkilerin normalleştirilmesi beklentisi" dile getirildi.

Strateji belgesinde, ''Türkiye, üyelik yükümlülüklerini karşılama yeteneğini geliştirdi. Malların serbest dolaşımı, mali hizmetler, trans-Avrupa ağları, bilim ve araştırma başta olmak üzere müzakere fasıllarında ilerleme sağlandı. Malların serbest dolaşımında, fikri mülkiyet haklarında, kartellerle mücadele politikasında, enerjide, istatistikte, işletme ve sanayi politikasında, tüketici ve sağlığının korunmasında, bilim araştırmada (AB müktesebatına) uyumunu ileri düzeye taşıdı'' ifadelerine yer verildi.

Komisyonunun Türkiye İlerleme Raporunun açıklanmasının ardından Brüksel'de düzenlediği basın toplantısında Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Komisyonun bir yıl içinde Türkiye ile katılım müzakerelerinde ilerleme kaydedilmesini beklendiğini belirterek, gelecek haftalarda tüketicinin sağlığının korunması ve trans Avrupa ağları başta olmak üzere iki faslın açılabileceğini açıkladı.

Rehn, ayrıca "Türkiye'nin 11 Kasım 2006'daki Konsey kararlarına paralel olarak, Kıbrıs Rum tarafına limanlarını ve havalimanlarını açması dahil Ankara Protokolü'nden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemiş olması halinde dondurulan 8 faslın açılmayacağını" yineledi.

Rehn, "Rapor bu yıl daha yumuşak" sorusu üzerine "Hem adil, hem de sıkı davranılması" gereğine işaret ederek "Rapor ne çok yumuşak, ne de çok sert. Asıl değişen şartlar" dedi.

Türkiye'nin siyasi krizin üstesinden geldiğini ifade eden Rehn, Türkiye'de siyasi kriz nedeniyle reformların yavaşladığını belirterek "Artık reform sürecinin yeniden canlandırılması zamanıdır" ifadesini kullandı.

Siyasi kriterler

İlerleme Raporunda, siyasi kriterlerle ilgili ''Güvenlik güçleri üzerindeki sivil gözetim'' bölümünde, ''Ordunun kamuoyuna yaptığı açıklamalara ve siyasi sürece müdahale çabalarına rağmen 2007 baharında yaşanan anayasal krizin sonucu demokratik sürecin üstünlüğünü teyit etmiştir'' denildi.

AB Komisyonu belgesinde, ''Silahlı Kuvvetlerin (son bir yılda) önemli siyasi etki yaratmayı sürdürdüğü, Silahlı Kuvvetlerin üst yönetimindekilerin iç ve dış politikayı ilgilendiren sorunlarda kamuoyuna açıklama yapmayı hızlandırdıkları'' ifade edilerek, Türk Silahlı Kuvvetleri ve jandarmaya yönelik değerlendirmelere yer verildi.

Türkiye'de son bir yılda yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelerin ve reform çabalarının ele alındığı raporda, 22 Temmuz seçimlerinin TBMM'de ''ülkenin siyasi farklılıklarının daha iyi temsiline'' imkân sağladığı belirtilerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) adil seçimleri ihlal etmediği yönündeki kararına rağmen yüzde 10 seçim barajının indirilmesinin ''tercih edileceği'' kaydedildi.

Belgede, ''(Bir önceki) Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Ombudsmanlık Yasası, Vakıflar Yasası ve özel eğitim kurumlarını düzenleyen yasa başta olmak üzere siyasi reformlarla ilgili birçok yasayı veto etti. Ayrıca Ombudsmanlık Yasası'nın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu. Cumhurbaşkanı ve hükümet arasındaki gergin ilişkiler, reform sürecinde çalışmaların yavaşlamasına katkı sağladı'' ifadeleri yer aldı.

''Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili endişeler sürüyor. Anayasa Mahkemesinin, Nisan ayında TBMM'deki cumhurbaşkanı seçimlerinin ilk ve ikinci turunda milletvekillerinin üçte ikisinin (367) hazır bulunmasının zorunlu olduğuna karar vererek yapılan ilk tur oylamayı geçersiz ilan etmesi, mahkemenin bu kararında tarafsızlığını yitirdiği yönünde güçlü siyasi tepki ve iddialara neden oldu'' denilen belgede, ''yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını'' güçlendirmek için daha fazla çaba gösterilmesi talep edildi.

''Türkiye'de yolsuzluğun yaygın olduğu ve yolsuzlukla mücadelede sınırlı ilerleme sağlandığı'' ileri sürülen raporda, yolsuzlukla mücadele stratejisinin geliştirilmesinde etkin ve iyi koordinasyonlu kurumların ve güçlü yasal alt yapının önemine vurgu yapıldı.

Türkiye'nin benimsediği ''işkenceye sıfır tolerans'' politikasının olumlu sonuç verdiği, işkence ve kötü muameleyle ilgili dava sayısının azaldığı anlatılan raporda, Adli Tıp Kurumunun bağımsızlığının güçlendirilmesi ve tıbbi rapor kalitesinin artırılması istendi.

İlerleme Raporunda din ve ibadet özgürlüğü başlığı altında ''Aleviler ve gayri Müslimlerin karşılaştıkları temel sorunları çözmede gerçek bir ilerlemeden bahsedilemeyeceği'' görüşü yer aldı.

Belgede, Türkiye'nin Lozan Anlaşması'na dayanarak sadece Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler gibi belirli gayri Müslimleri azınlık kabul ettiği anlatılarak, bu bakış açısının Türkiye'nin ''etnik köken, dil ve dinine dayanarak bazı vatandaşlarına, kimliklerini korumaları için özel haklar sunmasını engellememesi'' tavsiye edildi.

İlerleme Raporunda öncelik verilen diğer unsurlar arasında, 301'inci maddenin AB standartlarında yeniden ele alınması talebi ve dini azınlıklara bazı haklar tanıması öngörülen Vakıflar Kanunu'nun kabul edilmesi dikkati çekti.

AB terör örgütleri listesindeki PKK'nın son dönemde artan saldırılarının Türkiye açısından ciddi bir güvenlik sorunu oluşturduğu kaydedilen raporda, terörle mücadeleye destek verildi.

Belgede gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından Türk toplumunun dayanışma gösterdiği fakat bazı kesimlerin faillere destek verdiği ifade edilerek, ''Polisin ihmali yönündeki iddialar dâhil olmak üzere geniş kapsamlı bir soruşturmaya gerek duyulmaktadır'' denildi.

Strateji belgesi

AB üyesi ülkelere ve Avrupa Parlamentosuna önümüzdeki bir yıla ilişkin genişleme stratejisi belgesini sunan AB Komisyonu, Türkiye'de reformların 2005 yılından bu yana yavaşladığı tespitinde bulunarak, ''siyasi reformların hızlandırılmasını'' istedi.

AB Komisyonu belgesinde bu kapsamda ifade özgürlüğü ve dini azınlıkların haklarıyla ilgili reformlara öncelik atfedilirken, vurgu yapılan diğer başlıklar arasında yolsuzlukla mücadele, yargı reformu, sendikal haklar, kadın ve çocuk haklarıyla kamu yönetiminde hesap verilebilirliğin artırılması yer alıyor. Belgede, ''AB Komisyonunun güvenlik güçleri üzerindeki sivil gözetim başta olmak üzere Türkiye'deki siyasi reform sürecini yakından izlemesini sürdüreceği'' ifade edildi.

Terör örgütü PKK'nın can kayıplarına neden olan silahlı saldırılarının ardından TBMM'nin sınır ötesi operasyona yetki verdiği hatırlatılan belgede, Türkiye'nin vatandaşlarını koruma ve terörizmle mücadele çabasında hukukun üstünlüğü yanında bölgesel barış ve istikrara önem vermesi istendi.

Belgede, üye ülkelere yönelik çağrıda, ''AB'nin (aday ülkelere yönelik) taahhütlerine bağlı kalması ve teknik hazırlıkları yapılır yapılmaz ilgili fasılları açarak müzakere sürecini yolunda tutması büyük önem taşımaktadır'' ifadelerine yer verildi.

Ankara: Raporun bazı bölümlerine katılmıyoruz

Ankara, ilerleme raporunun içeriğinde, hemfikir olmadığı yönler bulunduğunu açıkladı. Türkiye, bu konuya ilişkin görüşlerini Brüksel'e iletecek.

TC Dışişleri Bakanlığı, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini, bazı üye ülkelerdeki siyasi liderlerin tercihleri doğrultusunda şekillendirmenin veya ek protokolün uygulanmasına indirgemenin Avrupa'nın kendi geleceğiyle ilgili vereceği kararlar açısından düşündürücü olacağını kaydetti. Türkiye'nin ilerleme raporunu açıklayan AB, ifade ve inanç özgürlüğü konusunda adım atılmasını istedi; 301. maddenin kaldırılmasını talep etti.

Rapora yönelik TC Dışişleri Bakanlığı açıklamasında ise, Türkiye'nin tam üyelik hedefine bağlı olduğu belirtildi. Açıklamada, "Bu yoldaki kararlılığımız dün olduğu gibi bugün de aynı şekilde devam ediyor. Eksikliklerimizin giderilmesine ve reformların etkin bir şekilde uygulanmasına bağlılığımız artmakta" denildi.

TC Dışişleri Bakanlığı, son aylarda seçim sürecine bağlı olarak reform sürecinde nispi bir yavaşlama yaşandığını kaydederken, bunun her ülkede rastlanabilecek bir durum olduğunu belirtti.

Açıklamada, reformların sadece mevzuat değişikliğinden ibaret olmadığı, son dönemde uygulama alanında önemli mesafeler kat edildiği de savunuldu.

Sosyalist Grup: Doğrudan ticaret sözünün

yerine getirilmesi için mücadelemiz sürecek

AB İlerleme Raporunun açıklamasından sonra yazılı açıklama yapan AP Sosyalist Grubu,

AB'nin Kuzey Kıbrıs'a mali yardım ve doğrudan ticaret sözünü eksiksiz yerine getirmesi konusunda mücadelesini sürdüreceğini ifade ederek, Türkiye'nin de bu kapsamdaki taahhütlerini yerine getirmeye ve (Kıbrıs sorununa) kapsamlı çözüm bulunması halinde askerlerini geri çekmeye hazır olması istendi.

Sosyalist Grup, ''Türkiye'de reform sürecinin yavaşlamasından üzüntü duyulduğu'' belirtilerek, bunun bir ölçüde 2007'nin seçim yılı olmasıyla açıklanabileceği de ifade edildi.

Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi: Rum kesiminin

tanınması konusunda hiçbir ilerleme sağlamadı

Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Federal Meclis Grubu Başkanı Peter Ramsauer de yaptığı yazılı açıklamada Türkiye'nin reformlarda yetersiz kaldığını öne sürdü.

Ramsauer, yazılı açıklamasında, Türkiye'de düşünce özgürlüğünün hala kısıtlandığını ve azınlık haklarının uygulamada görmemezlikten gelindiğini iddia ederek, Kıbrıs Rum kesiminin tanınması konusunda da hiçbir ilerleme sağlamadığını belirtti.

Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin sürdürülmesini ve yeni başlıkların açılmasını isteyen AB Komisyonunun tutumunu da eleştiren Ramsauer, "Reformların yapılmasını ve uygulanmasını Türkiye'nin kendi istemeli" dedi.

KIBRIS 07/11/07

Lokum savaşında "belgeler" konuşacak

Coğrafi işaret tescil başvurusu nedeniyle Rumlarla 'lokum krizi' sürerken, Adana'da, daha önce Yunanistan ile aynı mücadeleyi veren, ihracatçı firmalar aracılığıyla Güney Kıbrıs Rum Kesimine de yaklaşık 10 yıldır lokum ihracatı yaptığını belirten bir imalatçı, asırlık belgelerle AB Merkezine itirazda bulunulması için Adana Sanayi Odasına başvurdu.

Adana'da, 1900'lü yılların başında üretime başlayan, 1946'da bugünkü yerine taşınan imalathanelerini, dedesi Lokumcuzade Süleyman Efendi ve babası Kemal Özdoğru'dan sonra üçüncü kuşak olarak işletmeye devam eden Adnan Özdoğru, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Rumların yaptıkları hatadan dönmesi gerektiğini bildirdi.

Dedesinin, 1946 yılına ait vergi levhasını alüminyum zemine bastırıp işyerinin en görülen köşesine "gurur abidemiz" diye asan Adnan Özdoğru, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren lokum imalatının içinde olan bir ailenin ferdi olarak, Rumların "Türk lokumunu" tescillenmesini kabullenemediğini ifade etti.

Özdoğru, üyesi olduğu Adana Sanayi Odasına başvuruda bulunarak, tescil iptaline karşı yaptığı itiraz ve belgelerle Avrupa Birliği Merkezine başvurulmasını istediğini ifade ederek, "Türk lokumu, yıllardır dünya pazarlarında 'Turkish delight' diye tanınıyor. Rumlar, lokumun nasıl yapıldığına dair hiçbir bilgiye sahip değil. Oysa, biz Osmanlıdan günümüze lokum üreten bir toplumuz" dedi.

Yunanistan örneği

Özdoğru, daha önce aynı mücadeleyi Yunanistan'a karşı verdiğini anımsatarak, şunları kaydetti:

"Asırlık lezzeti bir araya getirerek 'Oskar' adı altında ürettiğimiz lokumu, 2005 yılında İstanbul Gıda Fuarında sergiledik. Fuarda, en lezzetli 10 Türk lokumu arasına giren bu ürünümüzden fuara katılan Yunanlı bir firma satın aldı. Bu firma, uzun süre bizden ithalat yaptı, daha sonra talepler kesilince merak edip araştırdık. Yunanistan'a kadar gidip söz konusu firmayı bulduk. Onların aynı lokumu ürettiklerini görünce, (taklitçilik) suçundan dava açtım. Hukuk mücadelemizi sürdürürken, söz konusu firma, bizimle anlaşma yoluna gidip özür diledi, biz de davamızı geri çektik. Şimdi, bu firma lokumu bizden alıp satıyor."

Özdoğru, Yunanlılar gibi Rumların da gerçeği göreceğini belirtirken, "Üstelik, biz yıllardır Rumlara lokum satıyoruz, madem bu işi biliyorlardı da neden ithal ediyorlar? Sadece bu yıl, ihracatçı firmalar aracılığıyla Güney Kıbrıs Rum kesimine, özellikle de Kos adasına gönderdiğimiz lokum miktarı 10 bin kilogramı geçti. Bunun yanı sıra, Manisa'dan da bir firma Ege bölgesine turizm amaçlı gelen Rumların ilgi göstermesi nedeniyle bizden sürekli lokum satın alıyor'' dedi.

Özdoğru, yıllar önce Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği de dahil bir çok kurum ve kuruluşa, Türk lokumunun tescillenmesi gerektiği yönündeki düşüncelerini ilettiklerini ancak, Türkiye'nin, AB'ye henüz üye olmaması nedeniyle sıkıntılar yaşandığını anımsatarak, "Bizim her yola başvurup, elimizi çabuk tutarak bu patenti almamız gerekiyordu" diye konuştu.

Bu arada basında yer alan haberler üzerine daha önce Türk Patent Enstitüsü'nden yapılan açıklamada, Kıbrıs Rum Kesimi tarafından Avrupa Birliğinde (AB) işlemleri yürütülen coğrafi işaret tescil başvurusunun "Geroskipou Lokumu" şeklinde yapıldığı, bu anlamda söz konusu başvuru tescillense bile, Türk Lokumu, Turkish Delight veya lokum ibarelerinin kullanılmasının AB sınırları içinde yasaklanmasının mümkün olmadığı vurgulanmıştı.

KIBRIS 07/11/07

Gizli görüşmeler güneyin gündemi

PAPADOPULOS, KONUTUNDA SERDAR DENKTAŞ İLE İKİ KEZ BİR ARAYA GELDİ... Rum Hükümet Sözcüsü Palmas, Papadopulos-Serdar Denktaş arasında yapılan görüşmeler konusunda Ulusal Konsey'in bilgisinin bulunduğunu, ayrıca bir kısmında siyasi parti başkanlarının da hazır bulunduğunu ifade etti.

Palmas, Papadopulos ile Serdar Denktaş'ın Papadopluos'un konusu Strakka'da iki kez bir araya geldiğini ve görüşmeden birinde Hristofyas'ın da hazır bulunduğunu söyledi

PALMAS'TAN İTİRAF: RUM TARAFININ EKSİKLİKLERİ OLABİLİR... Palmas, Bürgenstock'da ve daha sonra Lüzern'de Rum tarafı kanadında eksiklikler veya ihmalin olmasının muhtemel olduğunu itiraf etti ancak o döneme ilişkin olarak başka ayrıntılara girmedi. Palmas, "O dönemde ve bu sürecin tamamlanmasının sonrasında önemli olan şey, takındığımız tutum konusunda herhangi bir gölgeye ve yoruma yer bırakmayan, başkanın net ve açık olan görüşüdür" dedi

Rum Hükümet Sözcüsü Palmas, Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos'un Bürgenstock'da da DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'la bir araya geldiğini doğruladı, ancak kaç görüşme yapıldığı konusunda açıklama yapmadı

Rum Hükümet Sözcüsü Palmas, Papadopulos-Serdar Denktaş arasında yapılan görüşmeler konusunda Ulusal Konsey'in bilgisinin bulunduğunu, ayrıca bir kısmında siyasi parti başkanlarının da hazır bulunduğunu ifade etti.

Palmas, Papadopulos ile Serdar Denktaş'ın Papadopulos'un konutu Strakka'da iki kez bir araya geldiğini ve görüşmeden birinde Hristofyas'ın da hazır bulunduğunu söyledi

Rum hükümeti ile muhalefet arasında, şimdi de, Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos ile DP Genel Başkanı ve dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın Bürgenstock'ta da görüşmesi konusunda tartışma yaşandığı bildirildi.

Alithia ve diğer Rum gazetelerinde yer alan habere göre, Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas, önceki gün konu hakkında yaptığı açıklamada, Papadopulos'un Bürgenstock'da da Serdar Denktaş'la bir araya geldiğini doğruladı, ancak kaç görüşme yapıldığı konusunda açıklama yapmadı.

Palmas, bu görüşmeler konusunda Ulusal Konsey'in bilgisinin bulunduğunu, ayrıca bir kısmında siyasi parti başkanlarının da hazır bulunduğunu söyledi.

Papadopulos ile Serdar Denktaş'ın Strakka'da kaç kez bir araya geldiği sorusuna, Palmas, "İki kez. İki görüşmeden birinde Dimitris Hristofyas da hazır bulundu" yanıtını verdi.

Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas, Bürgenstock'daki görüşmeler döneminde eksiklikler ve ihmalin var olmasının muhtemel olduğunu söyledi.

Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis'in "Bürgenstock'da ve daha sonra Lüzern'de Rum tarafı kanadında eksiklikler ve gafların bulunduğu" şeklindeki açıklaması üzerine Palmas, "o dönemde herkesin yaşadığı tüm sürece ilişkin olarak eksiklikler veya ihmalin var olması muhtemeldir. Bununla birlikte o döneme ilişkin olarak başka ayrıntılara girmeyi de arzulamıyorum. O dönemde ve bu sürecin tamamlanmasının sonrasında önemli olan şey, takındığımız tutum konusunda herhangi bir gölgeye ve yoruma yer bırakmayan, Başkan'ın net ve açık olan görüşüdür" şeklinde konuştu.

AKEL'in referandumla ilgili dile getirdiklerini yorumlayan Palmas, Kıbrıs sorunuyla ilgili bütünlüklü bir çözümün halkın önüne konulması halinde, son sözün "Kıbrıs" halkında olması gerektiğini; zira bunun, halkın ve gelecek nesillerin geleceğini belirleyecek olan bir konu olduğunu söyledi.

Palmas, kendilerinin son sözün halkta olması gerektiğini düşündüklerini de yineledi.

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise, yaptığı yazılı açıklamada, Hükümet Sözcüsü Palmas'ın, Papadopulos'un, Serdar Denktaş'la Bürgenstock'taki görüşmelerinin, Ulusal Konsey'in bilgisinde ve üyelerinin huzurunda gerçekleştirildiği şeklindeki açıklamasının, Palmas'ın ağza aldığı aşağılık yalanlardan birinden başka bir şey olmadığını kaydetti.

Anstasiadis, "Papadopulos'un sözcüsünden duyacağımız bir sonraki şey, Serdar Denktaş'ın Ulusal Konsey toplantılarında oturduğudur" şeklinde konuştu.

Anastasiadis, ne Ulusal Konsey ne de şahsen kendisinin, ortaya çıkan bu gizli görüşmeler konusunda herhangi bir şey bilmediğini belirterek, "Kıbrıs" halkının arkasından ve Yunanistan'la herhangi bir uzlaşmaya varılmadan yapılan bu tür harekete rıza göstermesinin veya hem fikir olmasının söz konusu olmadığını ifade etti.

Fileleftheros gazetesine göre, Anastasiadis ayrıca, Annan Planı konusunda neden kendisini bunaltıcı takvimlere hapsettiği konusunu yanıtlaması için Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a çağrıda bulundu. Anastasiadis, Papadopulos'a yönelik olarak, Kıbrıs Helenizminin "hayırını" nasıl idare ettiği sorusunu da sordu.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un müzakere grubunda bulunan uluslararası ilişkiler uzmanı Tumazos Çielebis ise, dün bir radyo kanalına yaptığı açıklamada, Bürgenstock'da müzakere yapılmadığını söyledi.

Çielebis, hemen hemen herkesin Bürgenstock'da müzakere yapılmadığını kabul ettiğini, bunun da Papadopulos'a yönelik ithamı teşkil ettiğini kaydetti.

Çielebis ayrıca, Rum tarafının "kırmızı çizgileri" geç sunduğuna dikkat çekerek; kırmızı çizgilerin müzakerelerden önce sunulması gerektiğini, ancak Rum tarafının, "Annan Planı 4"ün kapandığı, "Annan Planı 5"e son şekli verilmezden önce, müzakerelerin son günü kırmızı çizgileri sunduğunu ifade etti.

Eski Başsavcı ve Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere grubu eski üyesi Alekos Markidis ise, dün yaptığı açıklamada, Annan Planı'nın (Annan Planı 1) sunulduğu ilk günden "Annan Planı 3"e kadar olan dönemde, Plan'da iyileştirmeler yapıldığını; ancak "Annan Planı 3"ten sonra geriye dönüşün başladığını ve "Annan Palanı 5"le daha kötüye gidildiğini söyledi.

Bir radyo kanalına açıklamalarda bulunan eski Başsavcı Alekos Markidis, Rum tarafının Bürgenstock'ta verdiği imajın, "müzakerelerin yoğunlaştırılmasıyla ilgili olarak çok ilgilenmediği" şeklinde olduğunu da belirtti.

KIBRIS 07/11/07

Güney'deki seçim tartışmaları pek çok konuya açıklık getirdi

RUMLARIN HER ZAMAN GİZLİ AJANDASI VAR... Kıbrıs Rum tarafının samimiyetsiz ve güvenilmez olduğunu ve her zaman gizli bir ajandaları ve planları bulunduğunu ifade eden Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, gizli planların, "Kıbrıs Rum tarafını 1 Mayıs 2004 tarihinden önce 'tek yanlı olarak AB üyesi' yapmaktı. Bugünkü planları ise ozmosistir" dedi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafında, Birleşmiş Milletler kapsamlı çözüm planından (Anan Planı) bir "günah" gibi söz edilen seçim tartışmalarının, Kıbrıs sorunuyla ilgili pek çok konuya açıklık getirdiğini vurguladı.

Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafı samimiyetsiz ve güvenilmezdir. Onların gizli bir ajandaları ve planları vardır. Bu Kıbrıs Rum tarafını 1 Mayıs 2004 tarihinden önce 'tek yanlı olarak AB üyesi' yapmaktı. Bugünkü planları ise ozmosistir" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca haftalık basın brifinginde, Güney Kıbrıs'ta seçim kampanyası dahilinde yapılan konuşma ve tartışmalarda taraf olanların tümünün, referandumdan önceki süreçte Annan Planı'ndan olumlu şekilde söz ettiğini, hatta Türk tarafını bu plan temelinde çözüm bulunmasını istememekle suçladığını anımsattı.

Erçakıca, Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos'un, 2 Nisan 2003 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a gönderdiği mektupta benzer suçlamalar yaptığını ve Annan Planı'nın Kıbrıs'ın AB üyeliğinden sonra bile "tek çözüm zemini" olarak kalacağından söz ettiğini hatırlattı.

Erçakıca, "Kıbrıslı Rum liderler, tek çözüm zemini olarak gördükleri Annan Planı'nın 24 Nisan 2004 referandumunda Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesini sağladıktan sonra bile bu planı görüşme ve çözüm zemini olarak kabul ettiklerini beyan etmişlerdi" dedi.

Kıbrıs Rum tarafının şimdiki tartışmalar ışığında, davranışlarının güvenilirlik ve samimiyetten uzak olduğunu kaydeden Erçakıca, seçim sürecinin Kıbrıs Rum tarafının tutumu bakımından öğretici olması gerektiğini belirtti.

Hasan Erçakıca, Rum tarafının benzer şekilde 24 Nisan 2004 referandumundan sonra Annan Planı'ndan görüşme ve çözüm zemini olarak söz ederek "hayır" oyunun uluslararası alandaki etkilerini silmek için çalıştığını kaydetti.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Rum tarafındaki bu tutum değişikliği, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakerelerinin motive edilebilmesi için Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılmasının gerekliliğini bir kez daha ortaya koymuştur. Kıbrıs Rum tarafının bu gelişimi, hem Kıbrıs Türk kamuoyu, hem de uluslararası topluluk bakımından öğretici olmalıdır."

Uluslararası camia yetersiz

Uluslararası camianın gerekli girişimleri yapmakta yetersiz kalmasının, Rum tarafını görüşme zeminini yok etmek için cesaretlendiğini kaydeden Erçakıca, Rum tarafının bugün BM Genel Sekreteri'nin iyiniyet misyonu çerçevesinde yürütülen müzakerelerinde ortaya çıkan parametreleri ve çözüm müktesebatını reddetme noktasına geldiğini belirtti.

Erçakıca, şunları söyledi:

"Rum tarafının kapsamlı çözüm için motive edilmesi ve aynı zamanda çözüm arayışlarının bugüne kadar oluşmuş parametreler çerçevesinde çözüm muktesebatı kapsamına alınabilmesi için uluslararası camianın Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kalkması konusunda harekete geçmesi gerekir. Aksi taktirde Rum tarafı 3 yıl önce mektuplarla ifade ettiği politikasından, bazı fırsatlar elde ettikten sonra caydığı gibi, önümüzdeki yıllarda şimdiki pozisyonunu arar duruma geleceğiz."

Hasan Erçakıca, "Esneklik gösterildiği sürece, daha ileri gitme cesaretini bulmaktadırlar. Bunlara dikkat edilmesi gerekmektedir" dedi.

AP Temas Grubu'nun ziyareti

Erçakıca, AP Temas Grubu'nun önümüzdeki günlerde Kıbrıs'a gerçekleştireceği ziyaret ve grup üyesi AP Parlamenteri Cem Özdemir'in "somut bir hedef" olmaması gerekçesiyle bu ziyarete katılmamasıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, "Özdemir'in bu açıklaması manidar ve anlamlıdır" dedi.

Kıbrıslı Türklerle temas kurup geliştirmek amacıyla kurulan AP Temas Grubu'nun temaslarında başka unsurların da devreye girmesinin Türk tarafını rahatsız ettiğine işaret eden Erçakıca, bu nedenle Özdemir'e hak verdiklerini söyledi.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat ile görüşüp görüşmeyecekleri henüz netleşmeyen AP Temas Grubu'nun ziyaret programı konusunda resmi bir bilgileri bulunmadığını da kaydetti.

Pertev'in istifası

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanlığı eski müsteşarı Raşit Pertev'in gerek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gerekse Cumhurbaşkanlığı personeliyle ciddi bir görüş ve tutum ayrılığı yaşamadığını söyledi. Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı'nda demokratik ve hoşgörüye dayanan bir tartışma ortamı bulunduğunu belirtti.

Pertev'in görevinden ayrılmasının Güney Kıbrıs'la yürütülen görüşme sürecini etkilemeyeceğine işaret eden Erçakıca, "Belki o birikimi şahsında toplaması bakımından 8 Temmuz sürecinin yeniden hız kazanması durumunda bazı yavaşlıklar yaşanabilir ancak gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse Kıbrıs Türk tarafı bunu kısa sürede atlatabilecek kapasiteye sahiptir" dedi.

Hasan Erçakıca, Raşit Pertev'in yeni bir siyasi oluşuma gitmesiyle ilgili soruyu yanıtlarken de, çok partili parlamenter bir sistemin sözkonusu olduğu KKTC'de parti kurmanın her vatandaşın hakkı olduğunu kaydetti.

Erçakıca, Pertev'in ayrılmasıyla boşalan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarlığı'na kimin atanacağı konusunda henüz bir çalışma olmadığını da ekledi.

KIBRIS 07/11/07

Dışişleri Bakanı Avcı, Almanya temaslarına başladı

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden verilen bilgiye göre, temaslarda bulunmak ve bazı milletvekilleriyle görüşmek üzere Almanya'ya giden Avcı, dün Köln'de Almanya'nın haber kanalı NTV televizyonunun dış haberler bülteni için mülakat verdi; RPR 1 radyosunun ve WEISS ajansının sorularını yanıtladı.

Mülakatlarda özellikle Kıbrıs sorunu başlığında soruları yanıtlayan Bakan Avcı, Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türkler ile hiç bir ortak noktada buluşmaya hazır olmadığını dile getirdi, bu durumun bugüne kadar yaşadıkları çeşitli süreçlerde rahatça görüldüğünü ifade etti.

Avcı, Avrupa Birliği'nin Rumlara baskı yapması ve Kıbrıslı Türkleri daha net anlaması gerektiği üzerinde durarak, bunun olmaması durumunda Kıbrıslı Rumların masaya oturmasının çok zor olacağını belirtti.

Bakan Avcı, Kıbrıs Türklerine uygulanan ve özellikle eğitim, sportif, kültürel başlıkları taşıyan izolasyonların insanlık dışı olduğuna dikkat çekerek, Kıbrıs Türkünün; Papadopulos'un insafını bir 40 yıl daha beklemek zorunda olmadığının altını çizdi.

Avcı, Kıbrıslı Rumların, Ada'nın tümü hakkında söz söylemeye hakkı olmadığını belirttiği konuşmasında, Ada'da bugün mevcut iki devletin, Rumların 1963'te ortaklık devletini yıkması nedeniyle var olduğunu hatırlattı.

Köln'deki temaslarını tamamlayan Bakan Avcı'nın dün Berlin'e geçmesi ve burada Alman Parlamentosu'ndan bazı milletvekilleri ve bazı yerel yöneticilerle bir araya gelmesi bekleniyordu.

Bakan Avcı'ya Almanya ziyaretinde Özel Kalem Müdürü Kenan Başaran, Bakanlık 1. Sekreterlerinden Oktay Öztürk ve Basın Danışmanı Burhan Canbaz eşlik ediyor.

Avcı ile beraberindeki heyetin, bugün sabah KKTC'de olması bekleniyor.

KIBRIS 07/11/07

KKTC bandıralı gemi battı, 2 kişi kayıp


8 Kasım, 2007 15:36:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC bandıralı ''Dolphin-1'' isimli gemi, bugün saat 00.25 sıralarında, dümen arızası nedeniyle motor bölümüne su alarak battı. Olay sonucu 10 kişilik mürettebattan 8'i kurtarılırken, 2'si hala kayıp.

Gemi, kurtarıcı römorkörler tarafından Gazimağusa Limanı'na çekilirken ikinci kaptan Cemalettin Okkıran ile üçüncü kaptan Fahri Dündar ise hala aranıyor.
 
KKTC Limanlar Dairesi Müdürü Davut İzkan, "Dolphin-1" isimli gemi, 1995 yılından bu yana uluslararası seferler yapıyordu" dedi.
 
Geminin, 2008 yılına kadar uluslararası seferler yapabilmesi için gerekli tüm sertifikalara sahip olduğunu ve sefer sertifikalarının günün koşullarına göre yenilendiğini anlatan İzkan, geminin batmasının tamamen dümen arızasından kaynaklandığını belirtti.
 
İzkan, kendilerine gelen bilgilere göre, geminin Zafer Burnu açıklarına geldiği sırada kendi ekseni etrafında dönmeye başladığını, bir süre sonra da geminin motor bölümüne su almaya başladığını ifade etti.
 
Gemi mürettebatının motor bölümüne giren suyu belli bir süre dışarı bastığını, ancak tam olarak başarılı olamayınca geminin sahil güvenlik yetkililerinden yardım istediğini anlatan Davut İzkan, "Dolphin-1" isimli gemiye bölgede sefer halinde olan bir geminin yanaştığını ve gemide bulunan toplam 10 kişilik mürettebattan 7'sinin bu gemiye aktarıldığını söyledi.
 
2 kişi kayıp
 
İzkan, gemiye sahilden de yardımın gelmesi üzerine mürettebattan 3 kişinin gemide kaldığını ve gemiyi terk etmediğini belirterek,"Dolphin-1"in çekici gemiler tarafından yaklaşık 15 mil kadar çekildiğini, ancak geminin motor bölümüne aşırı miktarda su almasından dolayı aniden burnunun yukarı doğru dikilerek battığını söyledi.
 
Bu olay üzerine bölgeye giden kurtarıcı gemi ve helikopterler tarafından, gemide bulunan 3 kişiden 1'inin kurtarıldığını belirten İzkan, diğer 2 kişinin ise halen arandığını kaydetti.
 
Arama çalışmalarının olay saatinden beri sürdüğünü de anlatan İzkan, hava şartlarının karada uygun gibi görünse bile, açık denizdeki hava şartlarının kötü olduğunu ve denizin kaba dalgalı olduğunu, bu yüzden de arama ve kurtarma çalışmalarında zorlanıldığını belirtti.

 

İslam Ticaret ve Sanayi Odaları Başkanı Kamel doğrudan uçuşla KKTC'ye geldi

AVCI: SHEİKH SALEH'İN ZİYARETİ İKÖ'NÜN DESTEĞİNİN GÖSTERGESİ... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı da, göreve geldiği ilk günden itibaren İKÖ ve İslam Konferansı'na bağlı kurum ve kuruluşlara üye ülkelerle ilişkileri geliştirmeye öncelik verdiğini ve yoğun çalışmalar neticesinde İKÖ ve üye ülkelerle karşılıklı ziyaretler gerçekleştirdiklerini söyledi. Avcı, Sheikh Saleh'in ziyaretinin Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız izolasyonların kaldırılması yönünde İKÖ tarafından sağlanan desteği bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) bünyesinde faaliyet gösteren İslam Ticaret ve Sanayi Odaları Başkanı Sheikh Saleh Bin Abdullah Kamel, temaslarda bulunmak üzere özel uçağıyla doğrudan uçuşla KKTC'ye geldi.

Eşi ve danışmanının eşlik ettiği Sheikh Saleh'i Ercan Havaalanı'nda Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı karşıladı.

Sheikh Saleh, 10 Kasım Cumartesi günü KKTC'den ayrılacak.

Ercan Havaalanı'nda basına kısa bir açıklama yapan Sheikh Saleh KKTC'de olmaktan çok mutlu olduğunu belirtti ve kardeşleriyle birlikte olduğu hissine kapıldığını söyledi.

KKTC ile ortaklaşa daha fazla şey yapmaları gerektiğini kaydeden Sheikh Saleh, İslam Ticaret ve Sanayi Odaları'nın KKTC ile işbirliği yapmak istediğini vurguladı.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'ya kendisini hava alanında karşıladığı için teşekkür eden Sheikh Saleh, ziyaretinin KKTC ile aralarında güçlü bir işbirliğinin başlangıcı olması temennisinde bulundu.

Avcı: Sheikh Saleh'in ziyareti İKÖ'nün

desteğini bir kez daha ortaya koydu

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, göreve geldiği ilk günden itibaren İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ve İslam Konferansı'na bağlı kurum ve kuruluşlara üye ülkelerle ilişkileri geliştirmeye öncelik verdiğini ve yoğun çalışmalar neticesinde İKÖ ve üye ülkelerle karşılıklı ziyaretler gerçekleştirdiklerini söyledi

Avcı, İslam Konferansı Örgütü bünyesinde faaliyet gösteren İslam Ticaret ve Sanayi Odaları Başkanı Sheikh Saleh Bin Abdullah Kamel'in davetli olarak geldiği KKTC'de bir dizi resmi temasta bulunacağını kaydetti.

Sheikh Saleh'in verilmiş bir ziyaret sözü olduğu için kırık bir ayakla KKTC'ye geldiğini vurgulayan Avcı, "Sheikh Saleh, Kıbrıs Türk halkının gerçek bir dostu ve haklı davamıza gönülden inanmış çok değerli bir kişiliktir. Sheikh Saleh'in bu ziyareti Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız izolasyonların kaldırılması ve ülkemizin uluslararası topluluk içerisinde haklı yerini alması yönünde İslam Konferansı Örgütü tarafından sağlanan desteği bir kez daha ortaya koydu" dedi.

"Mevcut ticaret hacmini artırmak"

KKTC'nin İKÖ'ye üye ülkeler ile mevcut ticaret hacmini artırmak ve diğer alanlardaki ilişki ve işbirliğini geliştirmesi yönünde izlenecek yol konusunda Sheikh Saleh ile kapsamlı çalışmalar yapılacağını söyleyen Avcı, özellikle ihraç ürünlerinin İKÖ üyesi Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde pazarlanması konusunda bir durum değerlendirilmesi yapacaklarını kaydetti.

Sheikh Saleh ve beraberindeki heyetin adada bulunduğu süre içerisinde Ticaret ve Sanayi Odaları ile de bir araya geleceğini söyleyen Avcı, KKTC ile İKÖ'ye üye ülkeler arasında ticaretin geliştirilmesine yönelik atılacak adımlar üzerinde görüş alışverişinde bulunulacağını belirtti.

"Önümüzdeki dönemde ilişkilerimiz hız kazanacak"

Avcı, "Ülkemizin önümüzdeki dönemde de İslam Ticaret ve Sanayi Odaları ile ilişkileri hız kazanacak ve Sheikh Saleh'in de destekleriyle üye ülkelerden ticaret heyetleri ülkemize gelmeye devam edecek" dedi.

Bir İKÖ etkinliği olarak 2008'in ilkbaharında KKTC'de gerçekleştirilecek "Müslüman Dünyası'nda Turizm Gelişimi" konulu foruma, İslam Ticaret ve Sanayi Odası'nın da teknik destek sağlayacağını kaydeden Avcı, forum için tüm İKÖ ülkelerinde özel sektörde faaliyet gösteren turizm ve seyahat acentelerine davet yapılacağını belirtti.

KIBRIS 08/11/07

 

Rumlar AB'ye inanarak yanlış siyaset yapıyor

DÜNYA RUMLARIN TAVRINI ANLAMAYA BAŞLADI... Rum tarafının uzlaşmaz bir tavır içinde, AB'ye inanarak ortaya koyduğu yanlış siyaset yapmasının çözümsüzlüğün en büyük nedeni olduğuna dikkat çeken Murat Mercan, dünyanın bunu anlamaya başladığı ve bu çerçevede herkesin çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini vurguladı

TBMM Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Kıbrıs Rum kesiminde gelecek yıl şubat ayında yapılacak "''başkanlık" seçimleri sonuçlanıncaya dek, Kıbrıs konusunda bir gelişme beklenmediğini ifade ederek, "Seçim arifesinde, 40 yıllık bir meselenin çözümüne yönelik bir adım olmayacağı kanaatindeyim" dedi.

Çözümsüzlüğün ana ve tek kaynağının Kıbrıs Rum tarafı olduğunu kaydeden Murat Mercan, çözümün BM çerçevesinde olacağını ve Ada'daki gerçeklerin dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun davetlisi olarak pazar günü KKTC'ye gelen TBMM Dışilişkiler Komisyonu heyeti temaslarını tamamladı. Mercan, Girne'de, temaslarını AA ve TRT'ye değerlendirdi.

KKTC'de çok iyi görüşmeler yaptıklarını ifade eden Mercan, Kıbrıs konusunda Kıbrıs Türklerinin bir hassasiyeti olduğunu, temaslarında, bununla birlikte eğitim, ekonomi ile ticareti konuştuklarını kaydetti.

Ağırlıklı olarak Kıbrıs konusunda fikir alışverişinde bulunduklarını ifade eden Mercan, şöyle devam etti:

"Buradan çok memnun bir şekilde ayrılıyorum. Delegasyonumuzdaki arkadaşlar da çok bilgilendiler. Üzerimize bazı görevler edindik. O da şu doğrusu; her şeyden önce parlamentolar arası diyalogu daha yoğunlaştırmamız gerekiyor. Ayrıca TBMM'de dış politikayla ilgilenen arkadaşlarımızın, komisyonların gittikleri her yerde açık ve net bir şekilde daha çok anlatmaları gerekiyor."

Mercan, "Ada'dan ayrılırken sorununun çözümüne ilişkin görüşünüz ne olacak?" sorusu üzerine, Kıbrıs Rum kesiminde gelecek yıl şubat ayında "başkanlık" seçimi yapılacağını hatırlatarak, şunları söyledi:

"Bu seçimler sonuçlanıncaya kadar bir gelişme beklememek gerekiyor. Seçim arifesinde 40 yıllık bir meselenin çözümüne yönelik bir adım olmayacağı kanaatindeyim. İkinci kanaatim şu; seçimden sonra bir hareketlenme olur. Bu hareketlenmede de yine çözüm platformunun BM olacağını düşünüyorum."

"İki toplumu tek toplum gibi algılamak imkânsız"

Kıbrıs'ta "iki toplum ve iki halkın yıllardır birbirine karışmadığını ve bundan sonra da iki halkı tek toplum gibi algılamanın imkansız olduğunu" ifade eden Mercan, "Eğer bir çözüm olacaksa, bu realiyeti gözardı edemez" dedi.

"Kıbrıs Türk tarafında 30 yılı aşkın bir demokrasi ve egemenlik kullanma deneyimi olduğunu, bir çözümün bu deneyimi göz önüne almak zorunda olduğunu" vurgulayan Mercan, "İki devlet var, tabii ki KKTC'yi maalesef Türkiye dışında hiçbir ülke tanımıyor ama bu realiyeti değiştirmez, bu realiteleri gözönüne alan bir çözümü üretmek lazım. Önümüzdeki dönemde bizim en büyük görevimiz, gerek hükümet yetkililerinin, dışişleri bakanlığının, başbakanlığın ve bizlerin, kendi kapasitemiz oranında herkese anlatmak olmalı" diye konuştu.

"Çözümsüzlüğün kaynağı"

"Kıbrıs Türk tarafı masadan kalkan taraf olmamalı" diyen Mercan, "çözümsüzlüğün ana ve tek kaynağının Kıbrıs Rum tarafı olduğunu" vurguladı.

Mercan, şunları söyledi:

"Rum tarafının uzlaşmaz tavrı, çözümden yana olmayan tavrı ve AB'ye inanarak ortaya koyduğu yanlış siyaset, çözümsüzlüğün en büyük nedenidir. Bunu zaten dünyada birçok ülke de anlamaya başlamıştır. Bu çerçeve içinde hepimizin çalışmasını sürdürmesi gerekiyor."

Mercan, Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonların kaldırılması konusunda komisyonun ne gibi çabalarının olacağı sorusuna karşılık da izolasyonların kaldırılmamasının yarattığı sıkıntıyı tüm dünyaya anlatmaları gerektiğini söyledi.

İzolasyonların kaldırılmaması nedeniyle bir insan hakları ihlalinin söz konusu olduğunu, bunu tüm dünyaya anlatmak gerektiğini belirten Mercan, izolasyonların kalkması için girişimlerde bulunulması gerektiğini sözlerine ekledi.

KIBRIS 08/11/07

 

Avrupa'da KKTC'nin sesini duyurmak için çalışacağız

Resmi bir ziyaret için Roma'da bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İtalya Avrupa Birliği Politikaları ve Dış Ticaret Bakanı Emma Bonino ile görüştü.

Erdoğan'ın Roma'da ikamet ettiği St. Regis Grand Oteli'nde kabul ettiği Bonino'ya, görüşme sırasında, Radikal Parti'nin (RP) Onursal Başkanı Marco Pannella ve bir süre önce KKTC vatandaşlığı da alan RP milletvekili Maurizio Turco da refakat etti.

Edinilen bilgilere göre, görüşmede AB Komisyonu'nun Türkiye İlerleme Raporu başta olmak üzere, Türkiye-AB ilişkileri ele alındı.

Pannella, görüşme sonrasında gazetecilere yapığı değerlendirmede, Radikal Parti olarak Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemeyi sürdürdüklerini belirterek, "Türkiye-AB ilişkileri konusunda ayrıcalıklı ortaklıktan söz edilemez. Süreç, müzakereleri sürdüren Türkiye'nin tam üyeliğini hedeflemelidir. Ayrıcalıklı ortaklık, Türkiye'nin de AB'nin de işine gelmez" dedi.

Turco ise Radikal Parti olarak Avrupa'da KKTC'nin sesini duyurmak için çalışacaklarına söyledi.

Radikal Parti'nin 6-8 Aralık'ta Brüksel'de düzenleyeceği genel kurul toplantısına KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın da katılacağını bildiren Turco, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos'un Türkiye ve KKTC aleyhindeki açıklamalarına da tepki gösterdi.Turco, "2. Hrisostomos, dini değil de siyasi bir lider gibi davranıyor. Geçtiğimiz günlerde Napoli'deki bir toplantıda, KKTC'de kiliselerin yıkıma tabi tutulmuş olduğu biçimindeki iddiaları yine ortaya atmış olması da bunun göstergesidir" diye konuştu.

Turco, görüşme sırasında, RP'ye yakınlığıyla bilinen Luca Coscioni Derneği tarafından da desteklenmekte olan Uluslararası Bilimsel Araştırma Özgürlüğü Kongresi'nin Türkiye'de yapılması konusunda Başbakan Erdoğan'dan destek istediklerini ve buna olumlu yanıt aldıklarını kaydetti.

İtalya'da, Bonino'nun da mensubu olduğu Radikal Parti, Romano Prodi liderliğindeki merkez sol koalisyon bünyesinde Türkiye'nin AB üyeliğine en fazla destek vermesiyle de tanınıyor.

KIBRIS 08/11/07

 

Storm Clouds Over Northern Iraq

By NORMAN STONE

November 5, 2007; Page A19

ANKARA -- Condoleezza Rice stepped from an aircraft onto Turkish soil last week for a short, and surely uncomfortable, visit. The U.S. secretary of state fielded sharply pointed and well-informed questions about Iraq and the ongoing attacks on Turkish troops just across the border. Many of those questions will no doubt be repeated in Washington during today's scheduled meeting between Prime Minister Tayyip Erdogan and President Bush.
Despite assurances from Ms. Rice that Turkey and the U.S. share a "common enemy" in Kurdish militants, the situation boils down to something of a conundrum: What for America is a solution -- the Kurds -- is for Turkey a terrible problem. In the last few months a terrorist organization, the PKK (it stands for Kurdish Workers' Party) has been killing young Turkish soldiers -- reportedly, at times, with American weapons -- and has established safe havens just over the Iraqi border.

The PKK is -- along with Sendero Luminoso in Peru, and the Basque terrorists in Spain -- the last of the Mao-inspired "National Liberation Fronts" that caused such mayhem in what we have to call the developing world. The PKK was founded in 1979, by Turkish-educated students, and in the 1980s and 1990s it was responsible for 37,000 deaths, most of them Kurdish.

Now, from its apparent safe haven in Kurdish northern Iraq, and with an office in Armenia -- was the timing of the U.S. Congress resolution anent the "genocide" coincidental? -- the PKK is back, and this time in a much more dangerous form. The attacks in Turkey have been well-organized, and seemingly on the basis of serious intelligence. So it was that Ms. Rice landed in a Turkey in uproar -- and with an increasingly anti-American citizenry.
One must remember that Turkey and the U.S. have long been key allies, if not dear friends. Adnan Menderes, the first Turkish prime minister to be democratically elected (in 1950), said "whatever America does, is right for us." Menderes opened up the economy and joined NATO. Turkey is a relatively new country, established in 1923 in the rubble of the old Ottoman Empire, and foreign models have been very important. The dominant one was once French, but is now American; and if imitation is the sincerest form of flattery, then Americans in Turkey have good reason to be pleased.

Turkey is now in the same league as, say, South Korea or Taiwan or even Japan as a testimony to the incredible positive influence of postwar America. With her geographical location and her demographic problem, she could have been an Egypt. Instead, she is a Spain -- industrialized, literate, and the only place between Athens and Singapore where people actually want to live: Turkey is home to two million refugees, many from Iran.
American hard power is here, in the shape of NATO institutions and the great air base at Incirlik; and the IMF has been called upon to support the Turkish currency. But it is the "soft power" that you cannot miss. The Turks have even set up private universities on the American model, far more of them than in Western Europe, and thousands of Turkish students make for the States each year.

So, will the PKK and the troubles in northern Iraq bring this so positive relationship to an end? Probably not. Mr. Erdogan and the Turkish elite understand the value of their alliance with the U.S. -- and are unlikely to let the mess of Iraq undo it.

The Turks know Iraq historically and very well. In the days of the Ottoman Empire, three disparate provinces had been ruled from Baghdad, which the Turks had taken in 1638. The empire had originally been Balkan-based, looking to Europe. But the long war with Persia sucked the Turks into the Middle East, and the character of the empire changed.

In the 19th century, following French precepts, the Sultans tried to centralize it, but over Iraq they gave up, and simply did deals with the local powers-that-be, whether the Sunni elite in Baghdad, the Shia (and proto-Iranian) groupings in the south, or various Kurdish tribal chiefs in the mountainous north. One way of controlling them was to set up a "tribal school" in Istanbul, where the sons were educated (they often fought).

One result was that, of all the elements in Iraq, it was the Kurds who were in the end closest to Turkey. After World War I, the British took over Iraq, and there were also shadowy ideas of dividing eastern Turkey between Armenian and Kurdish nation-states. The Kurds, on the whole, opted for Turkey, and contributed much to her war of independence. They were good fighters, which the Armenians, mainly traders, were not, and the Turks won in a remarkable comeback.

At the time, they drew up a "National Pact," and the Kurdish areas of northern Iraq were included as a territorial claim. The British, then occupying Iraq, did not intend to let these oil-rich areas fall into Turkish hands, and manipulated the League of Nations into leaving the Kurdish area in the British-dominated Iraqi colony (or "mandate" as it was known). They then faced a war of all against all, and their chief expert, Lawrence of Arabia, sagely wondered why it was that the British, with 100,000 men, tanks, aircraft and poison gas, could not control a region that the Turks had run with a native army of 14,000 men, executing 90 men per annum. Then, as now.

The Turks' National Pact had much to be said for it, and when the first Iraq War occurred, the then Turkish leader, Turgut Özal (himself half-Kurdish) might even just have annexed Kurdish northern Iraq, if the first Bush administration had been in a creative mode.

Iraq in the end is just another of those artificial, post-1918 creations, like Yugoslavia or Czechoslovakia. Kurds, nomadic tribes for the most part, are settled all over the Middle East, even in Afghanistan, but the Kurdish state is really Turkey; and Istanbul, where (after Black Sea migrants) Kurds are the largest group, is the biggest Kurdish city.

These millions of Kurdish migrants are rapidly becoming assimilated, speaking Turkish among themselves, with, in heated moments, some Kurdish words. Some have become very successful indeed; many have intermarried; even Black Sea taxi drivers, fulminating against dirt and thievery, will say that they have several Kurdish friends.

The Istanbul-based Kurds do not vote for a Kurdish nationalist party at all, and just follow the Turkish ones, secularist, religious (they like the present government) or middle-of-the-road. The fact is that most Kurds in Turkey just want their children to go ahead in the national language -- the more so as there is not even a single Kurdish language: there are four, or even seven, depending on how you classify dialects.

However, in the southeast of Turkey there is a huge Kurdish problem. The region is far poorer than anywhere else: Hakkari on the Iraqi border has a tenth of the GDP per head of Istanbul, and there is a terrible demographic problem, of endless raggedy children, little girls of four dragging tiny tots of two across motorways. The tots will in some cases grow up to hate the Turkish state, to join the PKK, and to look at northern Iraq as the future Kurdistan.
And there they will encounter some sympathy. Northern Iraq is uneasily settled as a Kurdish entity, as the result of a compromise between the chiefs of two tribal federations, Massoud Barzani on the border, Jalal Talabani to the east, and now, formally, president of Iraq. They have fought, in the recent past, but made up their differences in a flood of dollars (which, incidentally, flow back to Turkey, where the dollar and even the euro have been plunging as a result).

Mr. Barzani's own family has a long history of fighting for Kurdistan, and all Turks think that he is playing politics. He does not like the PKK: let the Turks deal with them. On the other hand, with the PKK out of the picture, he will be the lion of the Kurds, as his father tried (with Soviet help) to be.

Meanwhile, if American-Turkish relations are soured, then so much the better: The Americans in Iraq cannot do without him. There is also huge money to be made out of oil, and out of the smuggling of heroin and hashish, as 500,000 trucks go back and forth every year through Mr. Barzani's fiefdom.

So he plays his game, allowing the PKK to raid southeastern Turkey, in the expectation that the resulting trouble can only bring him profit. Mr. Bush and Mr. Erodgan, in their meeting today, should make certain he's wrong.

Mr. Stone is a professor of international relations at Bilkent University in Ankara and author of "World War I: A Short History" (Penguin, 2007).

Belçika haritadan silinecek mi?

Belçika’da 10 Haziran’da yapılan genel seçimlerden bu yana, siyasi partiler arasında başlatılan koalisyon hükümeti kurma temasları sonuç vermezken, “federal” Belçika’nın yakın gelecekte haritadan silineceğine yönelik işaretler giderek artıyor.

AA

Güncelleme: 16:52 TSİ 09 Kasım 2007 Cuma

 

BRÜKSEL - Hükümet kurmakla görevlendirilen, Flaman kesiminin güçlü isimlerinden Hristiyan Demokrat Parti (CDV) üyesi Yves Leterme, Valon partileriyle koalisyon arayışlarında başarılı olamıyor. Müzakereleri sık sık askıya alan ve bizzat devreye giren Belçika Kralı II. Albert’in temasları da somut sonuçlar getirmiyor.

Belçika basını ve siyasal bilimcileri, Valon ve Flaman politikacıların uzlaşmazlığından kaynaklanan, 5 aydır devam eden krizin “suni” olduğunu, bu krizin, “kamuoyunu, ülkenin bölünmesi gereğine ikna amacıyla” yaratıldığını savunuyor.

Hristiyan demokratlar ile liberaller arasında, sosyalistleri muhalefete iterek oluşturulmak istenen koalisyonun pazarlıkları, Flaman-Valon çekişmesini ve etnik gruplar arasında büyük görüş ayrılıklarını gözler önüne seriyor.

Flamanlar, derin kurumsal reformlarla bölgesel yönetimlerin yetkilerini artırmayı, bölünme adımlarını hızlandırmayı hedefliyor. Bu alanda, aşırı sağcı politikacılarla uzlaşmaya gidildiği gözlemleniyor.

Uzmanlar, “bağımsızlık ilanına hazır olan Flamanların, Belçika’nın sonunu getirmenin sorumluluğunu tek başına üstlenmek istemediklerini, Valonları da bu sorumluluğu paylaşmaya ittiklerini” belirtiyor.

Belçika’nın haritadan silinmesi olasılığının giderek artması, geleceği meçhul bir hal alan Kraliyet ailesini de endişelendiriyor.

Siyasi partilerin, sosyal ve ekonomik işleri yürütecek “geçici bir koalisyon hükümeti” kurması, ülkenin bölünmesi ve paylaşılması müzakerelerinin ayrı bir platformda sürdürülmesi önerisi ön plana çıkıyor.

Belçika’nın eski başbakanlarından, bugünkü Devlet Bakanı Marc Eyskens, siyasi kriz yüzünden ülke ekonomisinin ağır darbeler yediğini, yıllık enflasyonun yüzde 1,5’tan yüzde 5’e fırlayabileceğini söyledi.

AB ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kurumlar da Belçika’daki gelişmeleri “sessiz, yakından ve endişeli bir şekilde” izliyor.

Avrupa’nın güçlü devletleri tarafından, 1830 yılında, “tampon bölge” olarak kurulan, İngiltere’de yaşayan bir Alman prensinin kraliyetine verilen ve Kongo sömürgesiyle zenginleşerek ihtiyaçlarının büyük kısmını gideren Belçika, Hollandaca konuşan Flamanlar ve Fransızca konuşan Valonlardan oluşuyor. Ülkede Almanca konuşan küçük bir halk grubu da bulunuyor. Yüzde 90’ı Fransızca konuşan Brüksel’in “çift lisanlı bölge” olduğu varsayılıyor.

Belçikalılar, 1980’li yılların başında, “model olmak” iddiasıyla yöneldikleri federal sistemle yerel parlamento ve yönetimlerin yetkilerini genişletti. Valonya, Flandr ve Brüksel bölgelerinde farklı hükümetler kurulurken, “ayrılıkçılık” (seperatisme) ülke anayasasının “temel ilkeleri” arasında yer aldı. Bu durum, Valonlar, Flamanlar ve Brükselliler arasındaki kopukluğu artırırken, menfaat çatışmalarını da hızlandırdı.

Siyasi partileri de Flaman ve Valon olarak bölünen ülkede, ayrı ayrı kurulmuş olan liberal, muhafazakar veya sosyalist Flaman partiler ile Valon partilerin, ideolojik eğilimleri aynı gözüktüğü halde tamamen farklı görüşler içinde çatışmaları da hız kazandı.

Politikacılar, kurumlar ve vatandaşlar arasında diyalog giderek koptu, toplumlar arası menfaat kavgaları arttı. “Ulusal marş” ve “bayrak” gibi kavramların geniş ölçüde anlam yitirdiği ülkede, “Belçikalı” kavramı, giderek yerini “Flaman”, “Valon” ve “Brükselli” kavramlarına bıraktı.

Politikacılar, bölgesel sorunları aşmak ve kendi seçmenlerinin taleplerini yanıtlamak için devlet bütçesini küçültüp bölgesel bütçelere ağırlık verdi. “Federal kurumlar” devletin ortak malları, değerleri, menfaatleri için karar alamaz duruma geldi.

Demir yollarını, vergi sistemini ve sosyal sigortaları da “bölgeselleştirme” hedefi ön plana çıktı. Flaman kesiminde yüzde 8 olan işsizlik oranı Valonya’da yüzde 20’yi bulunca, Flamanlar, “Valonların sosyal sigorta ve hastane masraflarını karşılamayı reddetme” eğilimine girdi.

‘DEVLETE ÖTENAZİ’ ÖNERİLİYOR
İlk aşamada, “yeni devlet kurma”, “Belçika’yı haritadan silme” hedefini açıkça ortaya koyan ve “devlete ötanazi” öneren aşırı sağcı Vlaams Belang (Flaman Menfaati partisi, bugün Flaman bölgesinde “Kahrolsun Belçika” sloganıyla oyların yüzde 25’ini elde ediyor. Bu durumu gören ve aşırı sağın tırmanışını engelleyemeyen diğer bazı Flaman partiler de “yeni devlet kurma”, “Valonlardan kopma” fikirlerini desteklemeye başladı. Valonlar, “Fransa’ya ilhaktan” söz ederken, Brüksel Bölgesi “bağımsızlık” ve “AB’ye sığınma” formülleri arayışına girdi.

Ülke basınında ve siyasal çevrelerde “Çekoslovakya örneği” sürekli gündeme getirilirken, 1993’te, birkaç günde bölünen bu ülkenin sınırlarının ve koşullarının Belçika’ya çok benzediği üzerinde duruluyor. Çekoslovakya’nın bölünmesinin “6 ayda” ve “kolaylıkla” tamamlandığı hatırlatılıyor.

“Federal sistemi” sarsılan Belçika’da, “iki veya daha çok sayıda bağımsız devletin, bazı alanlarda yönetim işbirliğinde bulunması” olarak tanıtılan “konfederal sistem”den söz ediliyor.

 

"KKTC'nin fonları yerini bulacak"


9 Kasım, 2007 13:59:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete, ''AB'den Kuzey Kıbrıs için ayrılan fonların 2008 sonuna kadar yerini bulacağını'' söyledi.

Kıbrıs'taki temaslarını bugün tamamlayacak olan Temas Grubu, bugün Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenledi.
 
Fransız Parlamenter Françoise Grossetete, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün açıklamalarında "iki bölgeli bir federal devletten" değil, "iki ayrı devletten" bahsettiğini belirtti, "bunun bir politika değişikliği olduğunu düşündüklerini ve büyük endişe duyduklarını" ifade etti.
 
AB Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel ile yaptıkları görüşmeden umutlandıklarını kaydeden Grossetete, mali konularda somut ilerlemeler olduğunu, 2008 sonuna kadar Kuzey Kıbrıs'a ayrılan tüm fonların yerini bulacağını bildirdi.
 
"Kıbrıslı Türkler iyi niyetimize inanmalı" diyen Grossetete, Kıbrıs'ta kayıplar konusunda yapılan çalışmaları övdü ve bunun mükemmel bir işbirliği ile istisnai bir çalışmanın örneği olduğunu kaydetti.
 
Alman parlamenter Mechtild Rothe ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın kendilerine, "Sayın Gül bu sözlerle statükoyu anlatmak istedi" dediğini aktardı. Rothe, "umutlarının, Türkiye'nin geçmişte gösterdiği çözüm yanlısı çizgisinin değişmemesi olduğunu" belirtti.
 
Avusturyalı Parlamenter Karen Resetarits ise Lokmacı'nın açılmasının çok ciddi bir açılım olacağını ifade ederek, bundan sonra Lokmacı için engel çıkaracak olanın Kıbrıs'ta birleşmeyi de engelleyecek taraf olacağını, bunu yakından izleyeceklerini vurguladı.
 
Fransız Parlamenter Francis Wurtz ise ne biçimde olursa olsun, yakınlaşmanın önemini vurgulayarak, yaptıkları temaslarda, Kıbrıs'ın kuzeyinde Güney ile yakınlaşma özleminin son derece güçlü olduğunu gördüklerini belirtti.
 
Wurtz da kayıp şahıslar komitesinin çalışmalarını "mükemmel bir işbirliği örneği" olarak niteledi.
 
Yunanlı Parlamenter Georgios Georgiou ise çözümü hükümetlerden çok halkların getirebileceğini belirterek, tarafları dinlediklerini, çözümün her zamankinden daha acil olduğunu söyledi.
 
Bir Rum gazetecinin, gruba yönelik, "Güney Kıbrıs'ta 1974'ten sonra göçmen olanların kaldığı kampları gezdiniz mi?" sorusu üzerine, Yunan Parlamenter Georgiou, grubun, "Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu" olduğunu belirterek, bu sorunun adresinin kendileri olmadığını ifade ederek, göçmenlerle ilgilenmek için kurulan birçok kuruluşun da yıllardır görev yaptığını ve bunun, onların misyonu olduğunu anlattı.

 

AP: Lokmacı Kapısı açılabilir Mavru: Asker çekilmeze açılmaz

KİM ELİNİ KALDIRIP 'BEN AÇAMIYORUM' DİYECEK"... Lokmacı Kapısı'nda dün incelemelerde bulunan AP Yüksek Temas Grubu Koordinatörü Grossetete, caddenin, sivillerin kullanımına açılabileceği söyledi. Kapının açılışı ile ilgili olarak AP grubunun önerisini basına açıklayan grup üyesi Francis Wurtz ise iki belediye başkanının ortak basın toplantısı düzenleyip, kapıyı açacaklarını birlikte açıklamalarını önerdi. Wurtz, "Bakalım o aşamaya geldiğinde, kim elini kaldırıp 'ben açamıyorum' diyecek" diye konuştu

MAVRU: ASKER UZAKLAŞTIRILMADAN OLMAZ... Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru, bölgede Türk askeri mevcut olduğu sürece Lokmacı Kapısı'nın geçişlere açılmasının imkânsız olduğunu belirterek, "Bizim için bu konu çok önemlidir; bu da askerlerin bölgeden uzaklaştırılmasıdır... Bu, üzerinde mutabakata varmamız gereken konulardan biridir. Caddeyi, askerin de kullandığı bir sırada, sivil aile ve çocukların da kullanımına açamayız" dedi

BULUTOĞLULARI: BİZ HAZIRIZ... Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları, Kıbrıs Türk tarafı olarak kapıyı açmaya hazır olduklarını belirterek, "Buradaki asker, sağlı-sollu geriye çekilmiştir... Diğer kapıları nasıl açmışsak, askeri ne kadar geriye almışsak, burada da o kadar geri alınmıştır" şeklinde konuştu. Bulutoğluları, Eleni Mavru'yu da bu konuda ağız değiştirmekle eleştirdi

Ada'da temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu (AP) Yüksek Temas Grubu üyeleri, uzun zamandır sivillerin kullanımına açılması için gündemde olan, ancak Rum tarafının tutumu nedeniyle açılmayan Lokmacı Kapısı'nın (Ledra Caddesi) geçişlere açılabileceğini belirterek, Lefkoşa Türk Belediyesi ile Lefkoşa Rum Belediyesi başkanlarını ortak basın toplantısı düzenlemeye davet etti.

Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru, bölgedeki Türk askerini bahane göstererek, kapının geçişlere açılamayacağını öne sürerken, Bulutoğluları ise, Kıbrıs Türk tarafı olarak kapıyı açmaya hazır olduklarını söyledi.

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Francoise Grossetete ise, incelemelerinden sonra caddenin, sivillerin kullanımına açılabileceği görüşünü dile getirdi.

Ada'ya önceki gün gelen AP Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri, dün, Lokmacı Kapısı'nın hem Kuzey, hem de Güneyi'nde incelemelerde bulundu.

Ziyaret sırasında, Kuzey'de Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları, Güney'de ise Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru konu hakkında gruba bilgi verdi.

Mavru: Askerlerin bölgeden uzaklaştırılması çok önemli

Avrupalı Demokratlar Milletvekili ve AP Yüksek Temas Grubu Koordinatörü Francoise Grossetete'nin başkanlığındaki grup, ilk incelemeyi Lokmacı Kapısı'nın Güney Kıbrıs'taki kısmında yaptı.

Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru, ziyaret sırasında basına yaptığı açıklamada, bölgede Türk askeri mevcut olduğu sürece Lokmacı Kapısı'nın geçişlere açılmasının imkânsız olduğu görüşünü kaydetti. Eleni Mavru şöyle konuştu:

"Bizim için bir konu çok önemlidir; bu da askerlerin bölgeden uzaklaştırılmasıdır... Bu, üzerinde mutabakata varmamız gereken konulardan biridir. Caddeyi, askerin de kullandığı bir sırada, sivil aile ve çocukların da kullanımına açamayız."

"Ledra Caddesi'nin Ada'da son on yıllarda yaşanan gelişmeleri yansıttığını" kaydeden Mavru, 1974'ten önce de çıkan her sorunda veya çatışmada geçişlere ilk kapatılan yerin Ledra Caddesi olduğunu anımsattı.

Mavru, Ledra Caddesi'nin açılmasını "çok önemli bir adım" olarak gördüklerini de ifade etti.

Ledra Caddesi'nin açılışının, özellikle Lefkoşa için çok büyük bir önem taşıdığını kaydeden Eleni Mavru, caddenin, şehrin ortasında bir geçiş noktası olması dolayısıyla iki taraftan insanların kaynaşması açısından önem taşıdığını ifade etti.

Mavru, yakın bir zamanda caddenin açılması konusunda bir çözüm bulunabileceğini ümit ettiğini de dile getirdi.

Haspolat Arıtma Tesisi

Haspolat Arıtma Tesisi'ne de değinen Eleni Mavru, AP grubunun son ziyaretinden sonra, Haspolat'taki atık su tesisi ile ilgili çalışmalarda ilerleme kat edildiğini söyledi. Grubun bu konudaki müdahalesinin önemli rol oynadığını ifade eden Mavru, bir sonraki ziyarette, grupla somut projeler üzerinde konuşmayı ümit ettiğini kaydetti.

Bulutoğluları: Buradaki asker sağlı sollu geriye çekilmiştir...

Grubun, Lokmacı Kapısı'nın Kuzeyi'nde yaptığı incelemeler sırasında basına açıklamada bulunan Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları, Kıbrıs Türk tarafı olarak kapıyı açmaya hazır olduklarını belirterek, bunu grup başkanına da aktardıklarını kaydetti.

Bulutoğluları, diğer kapıların açılışı için yapılan çalışmaların tümünün Lokmacı Kapısı için de yapıldığını belirtti.

Lefkoşa Rum Belediyesi'nin, bölgede asker bulunduğu sürece caddenin açılmayacağı yöndeki açıklamalarına karşılık ise Cemal Bulutoğluları, "Buradaki asker, sağlı-sollu geriye çekilmiştir... Diğer kapıları nasıl açmışsak, askeri ne kadar geriye almışsak, burada da o kadar geri alınmıştır" dedi.

Türk tarafının bölgeyi geçişlere açmaya hazır olduğunu, ancak Kıbrıs Rum tarafında bir sorun olduğunun görüldüğünü belirten LTB Başkanı Bulutoğluları, Eleni Mavru'yu da bu konuda ağız değiştirmekle eleştirdi.

Bulutoğluları, kapının açılması durumunda, bölgenin iki tarafındaki yıpranmış binaları daha güvenli hale getirmek için gereken tadilatı yapmaya hazır olduklarını kaydetti.

Grossetete: Kapının açılabileceği görüşündeyiz

AP Yüksek Temas Grubu Koordinatörü Francoise Grossetete ise basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, iki belediye başkanının Lokmacı Kapısı'nı geçişlere açmaya hazır olduklarını, bu noktada politikacıların üzerlerine düşeni hızlı şekilde yapması gerektiğini kaydetti.

Lokmacı Kapısı'nın geçişlere açılmasının sembolik olarak büyük önem taşıdığını söyleyen Grossetete, iki tarafta da yaptıkları görüşmelerden kapının açılabileceği mesajını aldıklarını dile getirdi.

AP grubunun önerisi

Kapının açılışı ile ilgili olarak AP grubunun önerisini basına açıklayan Grup üyesi Francis Wurtz ise, iki belediye başkanının ortak basın toplantısı düzenleyip, kapıyı açacaklarını birlikte açıklamalarını önerdi. Wurtz, "Bakalım o aşamaya geldiğinde, kim elini kaldırıp 'ben açamıyorum' diyecek" diye konuştu.

Bulutoğluları: Ben hazırım

Cemal Bulutoğluları ise öneriye olumlu yanıt vererek "Ben bu öneriye hazırım" dedi.

Kapının açılmasının, Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru'nun yetkisinde olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Wurtz, "Kanaatimce bu, sadece Eleni Mavru'nun iradesine bağlı olsaydı şimdiye kadar açılmış olurdu" dedi.

KIBRIS 09/11/07

Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile İslam Ticaret ve Sanayi Odası, işbirliği protokolü imzaladı

 

KTTO'ndan yapılana yazılı açıklamaya göre dün imzalanan işbirliği protokolüne İslam Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Shaikh Saleh Bin Abdullah Kamel ile Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami imza koydu.

KKTC'de bulunan İslam Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Shaikh Saleh Bin Abdullah Kamel, dün, KTTO'yu ziyaret ederek, Oda Yönetim Kurulu üyeleriyle bir araya geldi.

Görüşmeye KTTO Başkanı Erdil Nami yanında Başkan Yardımcıları Günay Çerkez ile Hasan Kutlu İnce ve Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Ertaç katıldı.

İslam Ticaret Odası Başkanı Shaikh Saleh Bin Abdullah Kamel görüşmede yaptığı konuşmada, KKTC ile İslam ülkeleri arasında var olan ticari ilişkilerin daha da artırılmasına yardımcı olmak için Kıbrıs'a geldiklerini söyledi.

KTTO Başkanı Erdil Nami ise Kamel'e ziyaretlerinden dolayı teşekkür ederek, imzalanan protokolün Kuzey Kıbrıs ekonomisini geliştireceğini ifade etti.

İşbirliği protokolü

KTTO ile İslam Ticaret ve Sanayi Odası (ICCO) arasında imzalanan işbirliği protokolünün amacı; "Kıbrıs Türk Devleti ve İslam Dünyası arasındaki işbirliği ilişkilerini güçlendirmek ve ekonomik ve ticari bağları desteklemek; Kıbrıs Türk Devleti ve İslam Dünyası arasındaki ikili ekonomik faaliyetleri geliştirmek; taraflar ve tarafların üyeleri arasındaki iş ve ticari ilişkileri teşvik etmek, Bangkok'ta yapılan 2'nci Uluslararası İslam Ekonomik, Kültür ve Turizm Konferansı'nın Sonuç Bildirgesi'nin 7'nci maddesinde 'Konferans, Kıbrıs Türk Devletinin üye ülkeler arasındaki ekonomik işbirliğinde aktif rol oynayabilmesi için tüm Müslüman kardeş ülkelerine ve uluslararası topluma, Kıbrıs Türk Devletine uygulanan ekonomik, kültürel ve politik izolasyonların kaldırılması ve temel insan haklarının iadesi için çağrıda bulundu' paragrafıyla yer alan hedefe ulaşılmasını teşvik etmek ve bu maddeye uygun olarak, özellikle Ercan Havaalanına/Havaalanından direkt uçuşların başlatılmasını teşvik etmek" olarak belirlendi.

Kapsam

KTTO'dan yapılan yazılı açıklamaya göre Mutabakat Belgesi'nde beklentiler aşağıdaki gibi sıralandı:

"1.Taraflar, saygıdeğer üyeleri için kendi piyasaları ile ilgili ve yatırım ortamları hakkında bilgi alışverişinde bulunacaklar.

2.Taraflar, ekonomik ve ticari bilgi paylaşımında bulunacaklar, piyasa araştırmaları yapacaklar ve iki taraf arasındaki ticari faaliyetlerin artırılmasına yönelik piyasalarını teşvik edecekler.

3.KTTO, Kıbrıs Türk Devleti'nde iş yapmak konusunda İslam Ticaret ve Sanayi Odasının üyelerine potansiyel iş partnerleri bulmada gerekli desteği ve ticari ve yatırım bilgilerini sağlayacaktır.

4. ICCI, Kıbrıs Türk Ticaret Odasının üyelerine ve Kıbrıs Türk Devleti'ndeki iş dünyasına, toplantı, seminer, inceleme gezisi ve eğitim ve değişim programları gibi faaliyetlere katılımlarını kolaylaştırarak ve onları İslam kuruluşlarının sağladığı fon, hibe ve mali destek imkânları konusunda bilgilendirerek, ekonomik ve ticari potansiyelini tanıtacaktır."

KIBRIS 09/11/07

 

KKTC, "gözlemci" üye olarak faaliyetlerimizi izleyebilir

Özel uçağıyla Dubai'den doğrudan uçuşla KKTC'ye gelen İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) bünyesinde faaliyet gösteren İslam Ticaret ve Sanayi Odaları Başkanı Shaikh Saleh Bin Abdullah Kamel, Sanayi Odası'nı ziyaret ederek Oda Başkanı Salih Tunar'la görüştü.

Tunar ve diğer oda yetkililerine İslam Ticaret ve Sanayi Odası'yla ilgili bilgiler veren Kamel, son genel kurullarında İKÖ'ye üye olmayan bazı ülkeleri Oda'ya "gözlemci üye" olarak kabul etme kararı aldıklarını söyledi ve bu doğrultuda KKTC'nin de gözlemci üye olarak odanın çalışmalarını izleyebileceğini belirtti.

KKTC'yi ziyaret etmekten son derece mutlu olduğunu ifade eden Kamel, İslam Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı olarak bu ziyareti gerçekleştirdiğini, İKÖ ülkeleriyle KKTC arasındaki ekonomik ilişkilerin nasıl geliştirilebileceğini gözlemlemek ve yardımcı olmak istediğini söyledi.

Sanayi Odası'nı her iki tarafa da fayda getirecek projeler üretme konusunu ele almak, ithalat ve ihracat imkânlarını görüşmek için ziyaret ettiğini dile getiren Kamel, ziyaretinin hem KKTC hem de İKÖ ülkelerine faydalı olması temennisini dile getirdi.

Tunar: Gözlemci üye olmaktan memnun oluruz

Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar da Kamel'i KKTC'de görmekten duyduğu mutluluğu ifade etti ve ziyaretin ilişkilerinin gelişmesine fayda sağlamasını umut ettiğini söyledi.

Kıbrıslı Türklerin BM çözüm planına evet diyerek iyi niyetini ortaya koyduğunu vurgulayan Tunar, ambargoların AB'nin verdiği tüm sözlere rağmen sürdüğüne işaret etti.

Tunar, İKÖ ile KKTC arasındaki ilişkinin gelişmesinin ambargoların kaldırılmasına katkı koyabileceğini de belirtti.

Sanayicilerin KKTC ekonomisi ve Gayrı Safi Milli Hâsıla'daki payıyla ilgili bilgiler de veren Tunar, KKTC'nin ticaret hacminin yeterli olmadığını da vurguladı.

Tunar, Sanayi Odası ile İslam Ticaret ve Sanayi Odaları arasındaki ilişkilerin gelişmesinin her iki ülkeye fayda getireceğini de dile getirdi.

Tunar, İslam Ticaret ve Sanayi Odası'nın faaliyetlerini gözlemci üye olarak takip etmenin kendilerini memnun edeceğini söyledi ve KKTC'yi bu şekilde temsil etmek istediklerini söyledi.

Tunar KKTC'nin İslam Ekonomik Organizasyonu'nda gözlemci üye olduğunu da dile getirdi.

Tunar Kamel'e KKTC'ye özgü hediyeler de takdim etti.

KIBRIS 09/11/07

 

Talat ve Denktaş'ın görüşleri alınacak

Cumhuriyet Meclisi "Başkanlık Sisteminin Tartışılması Geçici (Ad-Hoc) Komitesi" dün toplandı.

Meclis Genel Kurulu'nun ardından başlayan toplantıya davetli çağırmayan komite, kendi arasında değerlendirmelerini sürdürdü.

CTP Lefkoşa Milletvekili Mustafa Yektaoğlu, komitenin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı ve eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret ederek, başkanlık sistemiyle ilgili görüşlerini alacağını; daha sonra siyasi parti başkanlarından da görüş alacaklarını söyledi.

Başkanlığını Yektaoğlu'nun, Başkan Yardımcılığı'nı UBP Milletvekili Türkay Tokel'in yaptığı komitede, CTP milletvekilleri Ali Gulle ve Ali Seylani; UBP Milletvekili Kemal Dürüst ile DP Milletvekili Mehmet Arif Tancer görev yapıyor.

Oluşturulduğunda DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın görev aldığı komitede, ikinci hafta yapılan değişiklikle Denktaş'ın yerine Tancer getirilmişti.

KIBRIS 09/11/07

 

Kuzeyden güneye 4.5 milyon KL Güneyden Kuzey'e 1milyon KL

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı İşbirliği ve Güven İçin Hareket (UNDP-ACT) tarafından finanse edilen ve iki toplum arasında sürdürülebilir ticari ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan Kıbrıs Üreticiler Ağı (Cyprus Producers Network) proje kapsamındaki aktivitelerin ilki olan "Ticarette Fırsatlar ve Başarıya Ulaşma Teknikleri" semineri dün yapıldı.

Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KTSO), Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) ile Güney Kıbrıs Sanayi ve Ticaret Odası (KEVE) tarafından yürütülen proje kapsamındaki etkinliklerin ilki olan seminer, Ticaret Odası'nda düzenlendi.

Seminerde, "Avrupa Birliği ile ticarette standartların ve paketlemenin önemi", "İletişim Tekniklerinin Ticarete Uygulanması", "Yeşil Hat Ticareti ve Edinilen Tecrübeler" konuları ele alındı.

Tunar

Seminerin açılış konuşmasını yapan Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, Yeşil Hat Tüzüğü'nün anlaşılmasında ve uygulanmasında iki toplumun ticaretle uğraşan iş çevrelerinin ciddi problemler yaşadığını vurguladı.

Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a yapılan ticaretin 4.5 milyon Kıbrıs Lirası'na (KL), Güney Kıbrıs'tan Kuzey Kıbrıs'a yapılan ticaretin ise 1 milyon KL'ye ulaştığını söyledi.

Tunar, özellikle Yeşil Hat Ticareti'nde uygulanan vergi ve ticaret politikaları ile olması gereken ticari yapının eksikliğinin iki toplum arasındaki ticaretin gereken düzeylere ulaşmasını engellediğini belirterek, "İki toplum üzerinde var olan politik ve psikolojik engeller iç pazarda etkisini fazlasıyla gösterirken, Yeşil Hat ticaretinde de ayrıca etkisini göstermektedir" diye konuştu.

Salih Tunar, "Kıbrıs Üreticiler Ağı" projesine de değindiği konuşmasında, projenin gelecekteki etkinliklerini katılımcılara anlattı.

Seminerdeki sunumlar

Tunar'ın konuşmasının ardından geçilen seminerde ilk sunumu "Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a Ticaret için Yeşil Hat Tüzüğü'nün Gözden Geçirilmesi ve Çıkarılan Dersler" başlığı altında KTTO Dış Ticaret Uzmanı Oya Barçın yaptı.

Barçın'ın ardından, Sanayi Odası Genel Sekreteri Mustafa Gündüz, "Yeşil Hat Üzerinden Ticaretin Önemi, Fırsatlar ve Kısıtlamalar" başlıklı sunumunu katılımcılara aktardı.

"Kıbrıs Rum Toplumu ile Ticarette Standartların, Ambalajlamanın ve Etiketlemenin Önemi" başlıklı sunum ise Olgun Consulting temsilcisi Ümit Eren tarafından yapıldı.

Seminerde Uzlaşım Derneği adına Ali Yaman da, "Etkin İletişim ve Karşılıklı Anlayış" başlığı altında "İletişim becerileri; insanların problemlerden ayrıştırılması; konumları değil çıkarlara odaklanması" konulu bir sunum yaptı.

Ahmet Adalıer de, "İletişim becerileri; karşılıklı kazanım için seçeneklerin üretilmesi; işbirliğine doğru atılacak adımlar" konularını işledi.

Seminer, sorular, görüşler ve ilerde ele alınacak konuların görüşülmesiyle sona erdi.

KIBRIS 09/11/07

 

Ülkesi için sağlığını bile düşünmemişti

Hayatını ülkesine, milletine adayan ve henüz 57 yaşındayken ebediyete intikal eden Büyük Önder Atatürk’ün sağlığı üzerine yapılan araştırmalar, rahatsızlık geçirdiği dönemlerde bile savaşmayı ve mücadeleyi sürdürdüğünü ortaya koyuyor.

AA

Güncelleme: 10:15 TSİ 10 Kasım 2007 Cumartesi

 

ANKARA - Trablusgarp Savaşı’nda şiddetli bir göz enfeksiyonu geçiren Mustafa Kemal, zorlukla ikna edilerek hastaneye tedaviye gönderilmişti. Anafartalar Savaşı’nın sonlarında akciğer iltihabı nedeniyle yatağa düşen ulu önder, planladığı zaferin son günlerini görememişti. 1919 yılında kulağından rahatsızlanması 15 Mayıs’ta 3. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a hareketini önleyememişti. Büyük önder, Samsun’a ayak bastığı sırada yeniden başlayan böbrek ağrılarını dindirmek için Havza’da kaplıca kürü almıştı. Sakarya savaşı öncesinde kaburga kemiği kırılan Mustafa Kemal, dinlenmesine ilişkin önerileri reddederek, bölgede kalmıştı. Atatürk, yeni yapılan dişleri nedeniyle, Cumhuriyetin ilanı ve ülkenin ilk cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından kısa bir konuşma yapabilmişti...

GATA Diş Hekimliği Bilimleri Merkezi Ağız, Diş, Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yavuz Sinan Aydıntuğ tarafından çeşitli kaynaklardan derlenen çalışmaya göre, Mustafa Kemal çocukluğunda sıtma haricinde alışılagelmiş çocukluk hastalıklarından başka önemli bir rahatsızlık geçirmemişti.

Mustafa Kemal’in, genç yaşlarda geçirdiği idrar yolları enfeksiyonu ise sonraları tekrarlayarak sol böbreğinin enfeksiyonuna neden olmuştu.

1911-1912 Trablusgarb Savaşı’nda geçirdiği şiddetli göz enfeksiyonu nedeniyle gözü şişen, kanlanan ve kapanan genç subay, zorlukla ikna edilerek hastaneye tedaviye gönderilmişti.

Anafartalar Savaşı’nın sonlarında, 1916 yılında İngilizler’in yarımadayı boşaltmasından bir ay evvel ateşi yükselen ve bir akciğer iltihabıyla yatağa düşen Mustafa Kemal, planladığı Anafartalar Zaferi’nin son günlerini görememişti. Çünkü, Mustafa Kemal, Dr. İbrahim Tali Bey ve arkadaşlarının uyarı ve ısrarıyla görevi Fevzi Paşa’ya devrederek İstanbul’a dönmüştü.

1918 yılı sonlarında Yıldırım Orduları komutanıyken böbrek ağrıları başlayan Büyük Önder, hekimlerin önerileriyle Viyana ve Karlsbad kaplıcalarına tedaviye gitmişti.

Mustafa Kemal, 1919 yılında İstanbul’da şu anda müze olan Şişli’deki evinde kaldığı aylar zarfında bir süre kulağından rahatsızlanmıştı. Fakat bu hastalık 15 Mayıs’ta 3. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a hareketini önleyememişti. Mustafa Kemal, Samsun’a ayak basar basmaz yeniden başlayan böbrek ağrılarını dindirmek için Havza’ya giderek 25 Mayıs-12 Haziran 1919 tarihleri arasında kaplıca kürü almıştı.

Milli mücadeleyi yürüttüğü dönemde sıtmaya yakalanan, 2. İnönü Savaşı’ndan sonra, 1921 yılının Nisan ayında sol yanağında büyük bir çıban çıkan Büyük Önder, Sakarya Savaşı öncesinde de attan düşerek kaburga kemiklerini kırmış, ancak buna rağmen dinlenmesi yönündeki önerileri reddetmiş ve ordunun başında kalmıştı.

1923 senesinde ufak tefek kalp rahatsızlıkları geçirmeye başlayan Atatürk’ün bu rahatsızlıkları 1924’de 2 kez tekrarlamış, 1927’de enfarktüs şeklinde ortaya çıkmıştı.

HASTALIĞINA İLK TEŞHİS
Kuvvetli bünyesi sayesinde uzun seneler sağlık durumu düzgün giden Atatürk, 1936 Kasım’ı ortalarında bir gece geç vakit bahçeye çıkarak üşütmüş, ciğerlerinde kan toplanmasıyla oluşan ve yüksek ateşle seyreden bir hastalık daha geçirmişti.

1936 senesi sonlarında Atatürk’ün genel durumunda bir halsizlik başlamışsa da henüz sağlığından ciddi bir şikayeti olmamıştı. Ancak, 1937 başlarında görülen ve sık sık tekrarlayan burun kanamaları, karnı ve bilhassa bacaklarındaki kaşıntılar gibi belirtiler, kısa zamanda sonun başlangıcı olarak ortaya çıkmıştı.

Bu belirtilerle başlayan “karaciğer atrofik sirozu” denilen amansız hastalık, Ulu Önder’i çok sevdiği milletinden koparıp almıştı. Atatürk’e bu teşhisi ilk kez Dr. Nihad Reşat Belger 1938 yılının Ocak ayında koymuştu. Aydıntuğ, çalışmasında şu saptamalarda bulundu:
“Atatürk’ü muayene ve tedavi eden birçok doktorun, Atatürk’te 1937 senesi başlarında görülen burun kanamaları ve kaşıntıların karaciğer hastalığına bağlı olduğunu düşünmemiş olmaları hala tartışma konusudur. Atatürk’ün hastalığının geç teşhis edilmiş olması, sağlığında biraz düzelme olduğu zaman iradesine aşırı güveni yüzünden hemen ayağa kalkmak ve siyasi problemlerde görev başında olmak istemesi ve çalışkanlığı gibi faktörler Atatürk’ün hastalığını kısa zamanda geliştiren ve şiddetlendiren talihsiz sebeplerden olmuştur.”

ATATÜRK’ÜN AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI
“Atatürk’ün ağız sağlığını genel vücut sağlığından ayrı düşünmeden, O’nun savaş alanlarında geçirdiği stresli ve yorucu yıllar çerçevesinde düşünmeli ve değerlendirmeliyiz” diyen Aydıntuğ, ayrıca Osmanlı’ların son devresiyle yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde diş hekimliğinin durumunun da hesaba katılmasının önemine değinmişti.

Aydıntuğ, çalışmasında, Prof. Dr. Bedii Şehsuvaroğlu’nun “Atatürk’ün Sağlık Hayatı” kitabından, “Ulu Önder’in dişlerinden rahatsız olduğunu ve son senelerinde ağzında bir total protez taşıdığını, dişçisinin de 2. Abdülhamit’in dişçisi olan Musevi asıllı bir pratisyen Sami Günzberg olduğunu” aktarır.

Aydıntuğ’un çalışmasına göre, Enver Behnan Şapolyo’nun “Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi” ismini taşıyan kitabındaki “Fizyolojik Arıza” başlıklı bölüm ise şöyle:
“Büyük Millet Meclisi, Cumhuriyet’i ilan ettikten sonra ilk Reisicumhurluğa Atatürk’ü seçti. Kendisini Meclis’e davet ettiler. O gün bir nutuk verecekti. Fakat tarihi günde nutukların en kısasını verdi. Bunun sebebini Bayan Afet’e şu şekilde anlatmıştı:
(Ben sana bilmediğin bir şeyi anlatayım: Tarihi hadiselerin cereyanı arasında, bazen fizyolojik arızalar mühim rol oynarlar. Tabiat ya mani olur yahut yardım eder. Cumhuriyet’i ilan etmek lazımdı. Hadiselerin seyri bunu icap ettiriyordu. Meclis’te münakaşalar cereyan ederken beni davet ettiler. O heyecanlı celsede söz söylemek benim aradığım işti. Uzun söz söyleyemedim. Cumhur reisi seçildiğim zaman Meclis’te söylediğim nutuk da en kısa beyanatlarımdan biridir. Neden? Çünkü dişlerimi yeni çektirmiştim. Yeni yapılan dişlerim tecrübe devresinde idi. Söz söylemeye başladığım vakit ya ıslık gibi bir ses çıkıyor, yahut da ağzımdan düşüyordu. Bu sırada yapılacak hiçbir çare yoktu. Bu tabii hadise siyasi hayatımın en mühim safhasına, böylece bir mani teşkil etti. Kim bilir, uzun söylemediğim belki de isabetli olmuştur.)”

“EN TEHLİKELİ ZAMANLARDA BİLE MUHİTİNİ YÜREKLENDİRİRDİ”
Aydıntuğ’un çalışmasında, Niyazi Ahmet Banoğlu’nun “Nükte, Fıkra ve Çizgileriyle Atatürk” adlı kitabındaki, Atatürk’ün hastalığının son dönemlerinde yaşanan bir olay Dr. Mim Kemal’in ağzından şöyle aktarıldı:
“Bir gün muayenehanemde hastalarımla meşgulken telefonda Neşet Ömer, ‘Ufak bir arıza oldu. Kan dondurucu ilaçları alarak saraya gel’ diyordu. Telaşla bu ilaçları eczaneden yaptırarak saraya koştum.

Diş protezi, diş etinde bir et kabarıklığı yapmış, dişçi arkadaşımız hastalığının esasını ve bu hastalıkta kan durmasının müşkülatını bilmediği için bu kabarık eti kesmiş ve koparmış. Müthiş bir kanama olmuş. Dişçi korkmuş, benim hemen çağrılmam gerektiğini söylemiş. Bir taraftan yapılması icap eden tedbirlerini tatbik etmeyi unutmamış, kan durmuş. Atatürk, en tehlikeli zamanlarda bile muhitini yüreklendirirdi. İşte bu defa da etrafında telaş edenlere sükunet tavsiye etmek suretiyle itidalini muhafaza ediyordu. Hem de ehemmiyetsiz bir müdahalenin beklenilmeyen bir neticesi karşısında telaş eden, korkan dişçiyi yüreklendirmiş. Ben geldiğim vakit kanama tamamen durmuştu. Tamponun kaldırılmasına ihtiyaç yoktu. Onu yerinde bıraktık. Ondan sonra kanama tekrarlamadı.”

Atatürk 1935 yılında ise ağrıyan dişi için çağırdığı diş hekimi Ziya Cemal Büyükaksoy’a “Ne yapmak lazım geldiğini” sorar.

Büyükaksoy’un boynunu bükmesi üzerine durumu anlayan Atatürk, “Çek öyle ise, beni bir an evvel şu ıstıraptan kurtar” der. Büyükaksoy ağrıyan dişi çeker ve yerini diker.

LİDER-HEKİM İLİŞKİSİ
Ayduntuğ’un çalışmasında, 3. Uluslararası Atatürk Sempozyumu’nda “Atatürk’ün Genç Yaşta Ölümüne Neden Olan Hastalığının, Günümüze ve Geleceğe Yönelik Lider-Hekim İlişkileri Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı bir bildiri sunan Dr. Mehmet S. Bayraktar’ın şu tespitine de yer verildi:
“Lider-hekim ilişkilerindeki zorluğun ve çekingenliklerin, geçmişe ait bu acı örneği unutmayarak, günümüzde ve geleceğe yönelik ilişkilerde büyük sorumluluğun tıp doktorlarına ait olduğunu düşünüyor, bunun siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda ülkeyi etkilediğine inanıyorum.”

2008'in sonuna kadar Euro'lar gelecek

"İZLENİMLERİMİZ İKİ YÖNDE"... Kıbrıs'taki temaslarını dün tamamlayan AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete, AB'den Kuzey Kıbrıs için ayrılan fonların 2008 sonuna kadar yerini bulacağını kaydetti. Grossetete, temasları sırasında kendilerini bilgilendirici birçok grupla görüştüklerini kaydederek, izlenimlerinin iki yönde olduğunu kaydetti

"POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİNDEN ENDİŞE DUYUYORUZ"... Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün açıklamalarında, "iki bölgeli bir federal devletten" değil, "2 ayrı devletten" bahsettiğini belirten Grossetete, bunun bir politika değişikliği olduğunu düşündüklerini ve büyük bir endişe duyduklarını kaydetti

 "LOKMACI'NIN AÇILMASI CİDDİ BİR AÇILIM OLACAK"... Avusturyalı Parlamenter Resetarits ise, ziyaretin en somut sonucunun Lokmacı Kapısı konusundaki gelişmeler olduğunu belirterek, Lokmacı'nın açılmasının çok ciddi bir açılım olacağını kaydetti. Resetarits, Lokmacı'nın açılmasını engelleyecek olanın Kıbrıs'ta birleşmeyi de engelleyecek taraf olacağını söyledi

WURTZ: KIBRISLI TÜRK SPORCULAR ULUSLARARASI MÜSABAKALARA KATILMALI... Kayıp şahıslar komitesinin çalışmalarını "mükemmel bir işbirliği örneği" olarak nitelendiren Fransız Parlamenter Francis Wurtz, Kıbrıslı Türk sporcuların uluslararası alanda spor yapamaması konusuna da mutlaka çözüm bulunması ve kimsenin bunu siyasi olarak kullanmaması gerektiğini vurguladı

Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete, AB'den Kuzey Kıbrıs için ayrılan fonların 2008 sonuna kadar yerini bulacağını kaydetti.

Kıbrıs'taki temaslarını dün tamamlayan AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu, dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de bir basın toplantısı düzenleyerek, temasları hakkında bilgi verdi.

Grubun Koordinatörü Fransız Parlamenter Françoise Grossetete, temasları sırasında kendilerini bilgilendirici birçok grupla görüştüklerini kaydederek, izlenimlerinin iki yönde olduğunu kaydetti. Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün açıklamalarında, "iki bölgeli bir federal devletten" değil, "2 ayrı devletten" bahsettiğini belirten Grossetete, bunun bir politika değişikliği olduğunu düşündüklerini ve büyük bir endişe duyduklarını kaydetti. Alman parlamenter Mechtild Rothe ise, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın kendilerine "Sayın Gül bu sözlerle statükoyu anlatmak istedi" dediğini belirtti.

Grup olarak misyonlarını birleşmeyi izlemek ve birleşmeye yardımcı olmak olarak belirten Grossetete, temasları sırasında umut veren konularla da karşılaştıklarını belirtti.

AB Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel ile yaptıkları görüşmeden umutlandıklarını kaydeden Grossetete, mali konularda somut ilerlemeler olduğunu, 2008 sonuna kadar Kuzey Kıbrıs'a ayrılan tüm fonların yerini bulacağını kaydetti.

"Kıbrıslı Türkler iyi niyetimize inanmalı" diyen Françoise Grossetete, Kıbrıs'ta kayıplar konusunda yapılan çalışmaları övdü ve bunun mükemmel bir işbirliği ile istisnai bir çalışmanın örneği olduğunu kaydetti.

Françoise Grossetete, Kıbrıslı Türk gençlerin uluslararası arenada spor yapabilmesi için yardımcı olmaya çalışacaklarını söyledi. Grossetete, kadın örgütlerinin rolünün de önemli olduğunu ve iki tarafın yakınlaşmasında kadınların çok önemli rol oynayabileceğini kaydetti.

Rothe

Rothe ise, Kıbrıs'ta yaptıkları temaslarda "bölünme derinleşti" şeklinde çeşitli kaygıların dile getirildiğini belirtti. Ancak, kayıplar konusu ve sanat gibi alanlarda önemli işbirlikleri yapıldığına dikkat çeken Rothe, Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunu belediye başkanlarıyla görüştüklerini ve bu konuda karar alınması durumunda 3-4 gün içinde altyapının hazırlanarak kapının açılabileceğini öğrendiklerini kaydetti.

Rothe, Talat'ın da Lokmacı konusunda bir engel bulunmadığını söylediğini, Rum Dışişleri Bakanı'nın da konuya ilişkin iyimser tespitlerde bulunduğunu ifade ederek, Lokmacı konusunda umutlandıklarını kaydetti.

Rothe, kapının açılmasının güven artırıcı olması açısından umutlu olduğunu kaydetti.

Resetarits

Avusturyalı Parlamenter Karen Resetarits ise bu ziyaretin en somut sonucunun Lokmacı Kapısı konusundaki gelişmeler olduğunu belirterek, Kıbrıs ve Avrupa'nın hareket ve gelişme istediğini, Lokmacı'nın açılmasının çok ciddi bir açılım olacağını kaydetti.

Resetarits, bundan sonra Lokmacı için engel çıkaracak olanın Kıbrıs'ta birleşmeyi de engelleyecek taraf olacağını, bunu yakından izleyeceklerini vurguladı.

Resetarits, Lokmacı konusunda elde edilecek sonucun AP'deki grubu ALDE'nin (Avrupa İçin Liberaller ve Demokratlar İttifakı) AP Yüksek Seviyede Temas Grubu'nda kalıp kalmayacağını da belirleyeceğini söyledi.

Wurtz

Fransız Parlamenter Francis Wurtz ise, ne biçimde olursa olsun, yakınlaşmanın önemini vurgulayarak, yaptıkları temaslarda Kıbrıs'ın kuzeyinde güneyle yakınlaşma özleminin son derece güçlü olduğunu belirtti.

Wurtz da, kayıp şahıslar komitesinin çalışmalarını "mükemmel bir işbirliği örneği" olarak niteledi.

Sanatta işbirliği konusunda da temaslarda bulunduklarını söyleyen Wurtz, bu konuda ortak etkinlikler için AB bütçesinden 2 milyon Euro ayrıldığını, bu rakamın yetersiz olduğunu, ancak azami kullanımı için çalışma yapılması gerektiğini ifade etti.

Wurtz, Kıbrıslı Türk sporcuların uluslararası alanda spor yapamaması konusuna da mutlaka çözüm bulunması ve kimsenin bunu siyasi olarak kullanmaması gerektiğini vurguladı.

Georgiou

Yunan Parlamenter Georgios Georgiou ise, kısa konuşmasında çözümü hükümetlerden çok halkların getirebileceğini belirterek, iki taraftan da sesleri dinlediklerini, çözümün her zamankinden daha acil olduğunu söyledi.

Sorular

Koordinatör Grossetete toplantıdan erken ayrılarak soruları yanıtlamadı.

Grubun Koordinatör Vekili Rothe, "Sayın Grossetete, Sayın Gül'ün açıklamalarına dayanarak, bunun Türk tarafının bir politika değişikliği içinde olduğunu savundu. Bu kendi görüşü mü, Fransa'nın görüşü mü yoksa grubunuzun görüşü mü? Ayrıca Sayın Talat ve Türkiye devamlı olarak siyasi eşitlik temeli ve BM parametreleri çerçevesindeki çözüm için müzakerelere hazır olduklarını belirtiyorlar. Başta Sayın Papadopulos olmak üzere Rum tarafından da sürekli olumsuz açıklamalar çıkıyor, niye Gül'ün açıklaması gündeme getirildi " sorusu üzerine, bu açıklamayı çeşitli haber kaynaklarından duyduklarını, ancak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yaptıkları görüşmede, cumhurbaşkanın kendilerine "Sayın Gül statükoyu anlatmak için öyle konuştu" dediğini anlattı. Rothe, umutlarının, Türkiye'nin geçmişte gösterdiği çözüm yanlısı çizgisinin değişmemesi olduğunu kaydetti.

Rothe, Rum Dışişleri Bakanı'nın ise kendilerine iki kesimli, iki bölgeli bir çözümden yana olduklarını söylediğini kaydetti.

Bu arada aynı konuda söz alan Wurtz ise, son dönemde Türk siyasilerin Kıbrıs'la ilgili söylemlerinde değişiklikler olduğunu belirterek, "Artık iki toplumlu federal bir çözümden bahsetmiyorlar, bu önemlidir" dedi. Wurtz, ayrıca Gül'ün ilk resmi ziyaretini Kuzey Kıbrıs'a yapmasının da bir mesaj verdiğini ve bu mesajın kendilerini endişelendirdiğini söyledi. Wurtz, bu sözlerinin kendi görüşü olduğunu da belirtti.

Bu arada Rum gazetecilerden birinin "Güney Kıbrıs'ta 1974'ten sonra göçmen olanların kaldığı kampları gezdiniz mi" sorusu üzerine, Yunan Parlamenter Georgiou, grubun "Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu" olduğunu belirterek, bu sorunun adresinin kendileri olmadığını vurguladı. Georgiou, göçmenlerle ilgilenmek için kurulan birçok kuruluşun da yıllardır görev yaptığını ve bunun, onların misyonu olduğunu anlattı.

Rothe, de görevlerinin Komisyon ile adadaki taraflar arasında köprü kurmak olduğunu belirtti.

Resetarits de adanın yeniden birleşmesine katkı için çalıştıklarını ifade ederek, "Kıbrıslı Türklerle Temas Grubu" olduklarına işaret etti.

Rothe, "Basının bir çözüm konusunda olumlu veya olumsuz iki toplum üzerinde de büyük etkisi var, basın örgütleriyle teması düşünüyor musunuz" sorusu üzerine ise, bunu bu ziyarette de gündeme alıp almamayı görüştüklerini, önümüzdeki gelişlerinde bu konuyu gündeme alacaklarını kaydetti.

KIBRIS 10/11/07

 

 

İlerleme raporunda izolasyonlara gerektiği gibi değinilmedi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye ilişkin ilerleme raporu ve stratejik belgesinde Kıbrıs hakkındaki değerlendirmelerinin, Kıbrıs Türk tarafının beklentileri ve adadaki gerçeklerle bağdaşmadığını belirtti.

Avcı, "Özellikle Kıbrıs Türk halkına uygulanan insanlık dışı izolasyonlara gerektiği gibi değinilmemiş olması ciddi ve önemli bir eksiklik olarak dikkat çekmektedir" dedi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı, yazılı açıklamasında, AB'nin Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılmasına ilişkin 26 Nisan 2004 tarihinde aldığı karar uyarınca hazırlanan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün, Kıbrıs Rum tarafının engellemeleri nedeniyle halen askıda olduğu gerçeğine bu raporda yer verilmemesinin kabul edilebilir olmadığını belirtti.

Türkiye'nin AB üyelik süreci ile Kıbrıs konusunun birbirinden ayrı olduğunu bir kez daha vurgulamakta yarar gördüğünü kaydeden Turgay Avcı, Rum liderliğinin; Türkiye'nin üyelik sürecini istismar ederek, tek taraflı tavizler koparmaya çalıştığını, bunlara itibar edilmemesinin önem taşıdığını ifade etti.

"Türkiye Cumhuriyeti'nin ortaya koyduğu yeni açılımları ise, özellikle Ocak 2006 tarihli Eylem Planı, mevcut zorlukların aşılması ve yeni fırsatlar yaratılmasında olumlu girişimler olarak değerlendirilmelidir" diyen Avcı, değerlendirmesinde şu görüşlere de yer verdi:

"Komisyonun, 'görüşmelerin başlatılması için Kıbrıs Türk ve Rum taraflarına çabalarını hızlandırmaları hususunda çağrı yapması' gerçeklerle bağdaşmayan ve hakkaniyet ölçülerine sığmayan bir yaklaşımdır.

5 Eylül 2007 tarihinde liderler arasında yapılan görüşmede Kıbrıs Türk tarafının yaptığı yapıcı öneriler ortadayken, böyle bir yaklaşımın ortaya konulması düşündürücüdür.

Kıbrıs Türk tarafı iki veya iki buçuk ayı geçmeyecek hazırlık döneminden sonra tam teşekkülü görüşmelerin başlamasını ve 2008 yılına kadar Kıbrıs konusuna kapsamlı bir çözüm bulunmasını önermiştir.

Hal böyle iken, yapıcı önerilerde bulunan Kıbrıs Türk tarafının, Rum Yönetimi ile aynı kefeye konması, AB'nin Rum yanlısı politikalar izlemekte devam ettiğinin en açık göstergesidir.

Bu vesileyle, Kıbrıs Türk tarafı olarak, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılması için BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde kapsamlı müzakerelerin başlamasını desteklemeye devam ettiğimizi bir kez daha yinelemek isteriz."

KIBRIS 10/11/07

 

Rum Dışişleri Bakanı’ndan küstah sözler

11 Kasım 2007

 

Metin TURAN/KAHİRE, (DHA)

 

KIBRIS Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozakou- Markoullis, “Türkiye’nin Kürdistan’ı işgaline karşıyız” dedi.

Mısır’ın başkenti Kahire'de resmi temaslarda bulunan Kozakou- Markoullis, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ile biraraya geldi. İşbirliği anlaşmasının imzalanmasının ardından konuşan Kozakou-Markoullis, Türkiye’nin olası sınır ötesi Kuzey Irak operasyonunun uluslararası yasalara aykırı olduğunu öne sürdü. Bir gazetecinin ‘Kürdistan’ kelimesini neden kullanıyorsunuz, neden Irak demiyorsunuz?’ sorusunu cevapsız bırakan Markoullis, konuyu değiştirerek Türkiye'yi suçlayan ifadeler kullandı. Resmi görüşü Irak’In bütünlüğünden yana olan Arap Birliği’nin Genel Sekreteri Amr Musa ise Rum bakanın konuşmasını dinlemekle yetindi.

Kozakou-Markoullis, Türk gazetecilerin “Türkiye BM kararını kabul etti, fakat siz reddettiniz. Ayrıca AB’nin Türkiye ile ilgili bazı sözlerine yerine getirmesini de engelliyorsunuz” sorusu üzerine de Türkiye’yi suçladı. Uluslararası anlaşmalara uymayan ülkenin Kıbrıs Rum Yönetimi değil, Türkiye olduğunu iddia eden Kozakou-Markoullis, “BM şu ana kadar Kıbrıs konusunda 100’den fazla karar aldı. Bu kararların hepsine biz uyduk, ama Türkiye uymadı” dedi. Rum bakan, Avrupa Birliği ile ilişkilerde sürekli olarak Türkiye’nin bir değişimden geçmesini desteklediklerini, Ankara’nın şu ana kadar AB’ye karşı verdiği sözleri tutmadığını öne sürdü.

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 27 AB ülkesinden biri olduğunu kaydeden Markoullis, Türkiye’nin AB’ye üye olabilmesi için Kıbrıs’la ilgili verdiği sözleri yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Mısırlı meslektaşı Ahmed Ebul Geyt ile dün bir araya gelen Kozakou-Markoullis’in, Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek tarafından da kabul edilmesi bekleniyor.

HURRIYET 11/1

 

 

Rum Bakan’dan çirkin sözler: Türkiye’nin Kürdistan’ı işgaline karşıyız

      Metin TURAN DHA

      KIBRIS Rum Yönetmi Dışişleri Bakanı Erato Kozakou- Markoullis, “Türkiye’nin Kürdistan’ı işgaline karşıyız'' dedi.
      Mısır’ın başkenti Kahire'de resmi temaslarda bulunan Kozakou- Markoullis, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ile biraraya geldi. İşbirliği anlaşmasının imzalanmasının ardından konuşan Kozakou-Markoullis, Türkiye’nin olası sınır ötesi Kuzey Irak operasyonunun uluslararası yasalara aykırı olduğunu öne sürdü. Bir gazetecinin ‘Kürdistan’ kelimesini neden kullanıyorsunuz, neden Irak demiyorsunuz?’ sorusunu cevapsız bırakan Markoullis, konuyu değiştirerek Türkiye'yi suçlayan ifadeler kullandı. Resmi görüşü Irak’In bütünlüğünden yana olan Arap Birliği’nin Genel Sekreteri Amr Musa ise Rum bakanın konuşmasını dinlemekle yetindi.
      Kozakou-Markoullis, Türk gazetecilerin “Türkiye BM kararını kabul etti, fakat siz reddettiniz. Ayrıca AB’nin Türkiye ile ilgili bazı sözlerine yerine getirmesini de engelliyorsunuz'' sorusu üzerine de Türkiye’yi suçladı. Uluslararası anlaşmalara uymayan ülkenin Kıbrıs Rum Yönetimi değil, Türkiye olduğunu iddia eden Kozakou-Markoullis, “BM şu ana kadar Kıbrıs konusunda 100’den fazla karar aldı. Bu kararların hepsine biz uyduk, ama Türkiye uymadı'' dedi. Rum bakan, Avrupa Birliği ile ilişkilerde sürekli olarak Türkiye’nin bir değişimden geçmesini desteklediklerini, Ankara’nın şu ana kadar AB’ye karşı verdiği sözleri tutmadığını öne sürdü.
      Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 27 AB ülkesinden biri olduğunu kaydeden Markoullis, Türkiye’nin AB’ye üye olabilmesi için Kıbrıs’la ilgili verdiği sözleri yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Mısırlı meslektaşı Ahmed Ebul Geyt ile dün bir araya gelen Kozakou-Markoullis’in, Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek tarafından da kabul edilmesi bekleniyor.

MILLIYET 11/11/07

 

AB Müktesebatının KKTC'de uygulanması konusu AB-BM toplantısında ele alındı

Gazete, "Çözümden Sonra Müktesebatın Genişletilmesi Havada Kaldı - İşgal Bölgelerindeki Altyapı Trajik, 10'uncu Protokol Geçiş Dönemine İmkan Tanımıyor" başlıkları altında verdiği haberinde, 2008-2009 döneminde Kıbrıs sorununun bir çözüme kavuşması durumunda, AB müktesebatının tüm Kıbrıs'ta uygulamaya konması senaryosunun, AB Komisyonu ve BM'de "baş ağrısı yarattığını" kaydetti.

Gazete, elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde; AB ve BM'den ilgili yetkililerin Brüksel'de gerçekleştirdikleri ve önceki gün tamamlanan 2 günlük toplantının sonucunda; KKTC'deki altyapının "trajik durumda olması" sebebiyle müktesebatın KKTC'de hızlı bir şekilde uygulamaya konmasının "ütopya" olarak nitelendirildiğini iddia etti.

Konuya ilişkin ikinci bir zorluğun, "adanın Kuzeyinin" müktesebata uyumunun aşamalı olarak gerçekleştirilmesi konusunda yaşandığını da ileri süren gazete; "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin AB'ye üyeliğine ilişkin "Katılım Anlaşmasının 10'uncu Protokolü"nün böyle bir takvimlendirmeye ve aşamalı bir uygulamaya imkan tanımadığını savundu.

Gazete; AB ve BM teknokratlarının gerçekleştirdikleri görüşmelerde ayrıca, "göçmenlerin evlerine geri dönmeleri çerçevesindeki geçiş dönemleri" konusunun da ele alındığını vurguladı.

Yunanistan'a göre hareketlilik yok

Gazete, bir diğer haberinde; Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, 8 Temmuz sürecinin uygulamaya konması yönünde herhangi bir hareketliliğin varlığının gözlemlenmediğinin ifade edildiğini yazdı.

Habere göre, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgos Kumuçakos, yaptığı açıklamada; 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi yönünde herhangi özlü bir girişim bulunduğuna dair Atina'nın bilgisi bulunmadığını belirterek, gerek Rum gerekse Yunan hükümetlerinin 8 Temmuz anlaşmasının hemen uygulamaya konmasını desteklediklerini savundu.

Kumuçakos; 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya konmasıyla, Kıbrıs sorununu çözüme götürecek sürecinin başlaması için uygun zeminin hazırlanabileceğini iddia etti.

Bakoyanni Fransa'da Kıbrıs sorununu görüşecek

Mahi gazetesi ise; Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin, 14 Kasım tarihinde Paris'e gideceğini ve buradaki temasları çerçevesinde Kıbrıs sorununu da ele alacağını yazdı.

Habere göre, Bakoyanni, Fransız Dışişleri Bakanı'yla görüşecek ve görüşmede Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin AB süreci ve diğer konular ele alınacak.

KIBRIS 11/11/07

 

Rum hükümeti İngilizlerin dolandırılmasına göz yumuyor

GÜNEY'DEN EV ALMAK İSTERKEN HEM DOLANDIRILDILAR, HEM DE DARP EDİLDİLER... Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, 2 bin 600'den fazla yabancı uyruklunun Güney'den konut alırken dolandırıldığını belirterek Güney Kıbrıs'ın 'müşteri dolandırma' konusunda birinci sıraya yerleşeceğini söyledi. Sungur, Güney Kıbrıs'taki dolandırıcılık olayının uzun süredir var olduğunu ancak insanların korktuğu için bir şikayette bulunmadıklarını kaydederek söz konusu kişilerin dolandırılmanın yanı sıra inşaatçılar tarafından da darp edildiklerini ifade etti

Ergül ERNUR

Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, Güney Kıbrıs'tan konut alan 2 bin 600'den fazla İngiliz ve yabancı uyruklunun dolandırıldığını ileri sürdü.

Söz konusu kişilerin yıllardır bu sorunu yaşadığını ancak korktukları için dile getiremediklerini söyleyen Sungur, Rum hükümetini Güney Kıbrıs'ta yaşanan dolandırıcılık olayına göz yummakla suçladı.

Sungur ayrıca, dolandırılan yabancı uyrukluların inşaat müteahhitleri tarafından saldırıya uğrayıp darp edildiğini de belirterek Kuzey Kıbrıs'ta böyle bir olayın asla yaşanmadığına dikkat çekti.

"Kuzey'deki hükümetten farklı olarak Güney'deki hükümet çok duyarsız" diyen Hasan Sungur, Rum Adalet Bakanlığı'nın konuyu araştıracağını söylediğini ancak hiçbir yaptırımda bulunmadığını kaydetti.

Rum hükümetinin yıllardan beridir Kuzey Kıbrıs'taki inşaatçıyı 'yalancı ve dolandırıcı' olarak ilan ettiğini söyleyen Sungur, "Güney Rum kesimi bu dolandırıcılık olayıyla, müşteri dolandırıcılığında birinci sırayı alabilecek duruma geldi" dedi.

"Güney'de dolandırılan müşteriler, inşaatçılar tarafından darp da edildi"

Güney Kıbrıs'tan konut almak isteyen 2 bin 600'den fazla İngiliz ve yabancı uyruklu müşterinin uzun yıllardır dolandırıldığını yineleyen Hasan Sungur, bu kişilerin bir birlik kurduğunu ayrıca oluşturdukları internet sayfalarıyla da şikayetlerini dile getirmeye çalışıp yardım istediklerini kaydetti.

Rum hükümetinin söz konusu kişilerin şikayetlerine karşı duyarsız davrandığını söyleyen Sungur, dolandırılan müşterilerin Güney Kıbrıs'taki inşaatçılar tarafından saldırıya uğradıklarını da ileri sürdü.

Güney'de 2 bin 600 yabancının dolandırıldığı konuşulurken Kuzey Kıbrıs'taki bu sayının 130 civarında olduğunu ifade eden Sungur, Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan dolandırıcılık olaylarında kesinlikle bir saldırı veya darp olayının yaşanmadığının altını çizdi.

KKTC hükümeti, dolandırıcılık konusunda çalışıyor

Güney Kıbrıs'taki İngiliz Elçiliği'nin de yabancı uyruklu müşterilerin yaşadığı olaylara karşı sessiz kaldığını dile getiren Sungur, Kuzey Kıbrıs'ta Başbakanlık bünyesinde oluşturulan bir komitenin sadece bu işle ilgilendiğini söyledi.

Dolandırıcılık konusuyla ilgili ülkemizde bir çözüm sürecine girildiğini belirten Hasan Sungur, Başbakanlıkta oluşturulan bir komitenin yabancı uyruklularla ilgili sıkıntıları çözemeyeceği bir durumda İçişleri Bakanlığı'nda Emlakçılar Birliği Yasası altında kurulan ikinci bir komisyona devredeceğini buradan da sonuç alınamaması durumunda konunun mahkemeye sevk edileceğini anlattı.

İkinci komisyonun yasaları çözme konusunda daha güçlü pozisyonu olduğunu ifade eden Sungur, birinci komisyonun çok sıkı çalıştığını bu yüzden de 2. komisyona henüz hiçbir dosyanın gönderilmediğini kaydetti.

3 devleti kıyaslayan rapor hazırlanıyor

Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, Güney Rum kesiminde yaşanan dolandırıcılık olayını Başbakanlığın talebi üzerine Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs ve Türkiye'deki çimento, inşaat, çıkarılan izinler, bitmiş ev tipleri ve maliyetlerini gösterecek olan orantılı bir raporun araştırmasının yapıldığı sırada öğrendiklerini belirtti.

Hazırlanacak olan rapor sonucunda 3 devletin de birbiriyle kıyaslamasının yapılabileceğini kaydeden Sungur, hangi devletle inşaat yapmanın daha karlı olduğu, ne satılıp ne satılmadığının rapor sonucu ortaya çıkacağını aktardı.

"Yabancı uyrukluları KKTC aleyhine kışkırtanlar vardır"

Sungur ayrıca, bazı İngiliz uyrukluların KKTC aleyhine internet sayfalarından yayın yaptığını belirterek ellerinde internet sitelerinin ve kişilerin isimlerinin saklı olduğunu açıkladı.

Söz konusu kişi veya kişilerin KKTC aleyhine yayınlar yaparak, yabancı uyruklu diğer vatandaşları ülkemize karşı kışkırtmaya çalıştığını söyleyen Sungur, "Devlet adına internet (web) sayfası açarak yabancıların şikayetlerini alıyorlar ve KKTC'yi yıpratacak politika güdüyorlar" dedi.

KIBRIS 11/11/07

 

Kıbrıslı Türk Rum göçmenin evini zincirledi

Gazete, olayın çözülmesi için Rum polisinin müdahalesinin gerektiğini belirtti.

Haberde, çiftin oğlu İosif İosif'in, evin kendisine devredilmesi amacıyla başvuruda bulunduğu, bu sırada babasının öldüğü, başvurunun cevabını alamadan annesinin de öldüğü belirtildi.

Haberde, Evin sahibi olan Kıbrıslı Türkün ise, evinin kendine geri iade edilmesi amacıyla Rum çiftin ölmesini beklediği; söz konusu olay gerçekleşince Kaymakamlığa evin kendisine verilmesi için başvuruda bulunduğu kaydedildi.

Gazete, geçen perşembe günü eve giden İosif'in bir sürprizle karşılaştığını; eve gittiğinde giriş kapısının zincirlenmiş olduğunu ve evin sahibi olan Kıbrıslı Türk'ten kendisine bir not bırakılmış olduğunu gördüğünü yazdı.

Söz konusu notta evin Kıbrıslı Türk'e ait olduğunun ve İosif'in evi terk etmesinin gerektiğinin yazdığını gören İosif'in, olayı hemen Rum polisine bildirdiğini kaydeden gazete, polisin olay yerine geldiğini ve evin açıldığını; evin sahibi olan Kıbrıslı Türk ile de temas kurulmaya çalışıldığını fakat başarılamadığını belirtti.

İosif'in suç duyurusunda bulunduğunu ve olayla ilgili olarak Kaymakamla iletişime geçtiğini yazan gazete, Kaymakamlığın İosif'e endişelenmemesi gerektiğini, önceliğin kendisinde olduğunu, Kıbrıs sorunu çözülene kadar Kıbrıs Türk mülklerinin idaresinin vasilikte (Rum İçişleri Bakanlığı'na bağlı) olduğunu kaydettiğini aktardı.

Habere göre, Rum İçişleri Bakanlığı'nda Kıbrıs Türk mülklerinin idaresi konularından sorumlu olarak çalışan Meri Lambru ise, gazeteye yaptığı açıklamada, Bakanlığın; mülk sahiplerinin haklarını çiğnemeksizin göçmenlerin haklarını koruduğunu belirtti.

Lambru, Kıbrıslı Türk mülk sahiplerinin mülklerini talep ettikleri takdirde bu taleplerin incelendiğini; hiç bir durumda Kıbrıslı Rum göçmenlerin evlerinden çıkarılmadıklarını kaydetti.

KIBRIS 11/11/07

Washington Times: PKK El Kaide kadar tehdit, ABD çifte standart uyguluyor

      Washington Times Gazetesi’nde yayınlanan bir makalede ABD’nin, PKK konusunda "çifte standart" uyguladığı yorumu yapıldı.
      PKK’nın El Kaide kadar tehdit oluşturan bir örgüt olduğu ve Türkiye’nin PKK’lıları yakalamak için Kuzey Irak’a girme hakkı olduğunun belirtildiği makalede "ABD, PKK konusunda çifte standart uyguluyor" denildi.
      Washington Times’ta yayınlanan, Bruce Fein imzalı makalede, ABD’nin PKK konusunda çifte standart uyguladığı belirtilerek, "ABD herhangi bir ülkenin egemenliğine, kendi doğruları çerçevesinde uluslararası terörist ilan ederek tecavüz edebiliyor" ifadesi kullanıldı.
      Makalede, ABD’nin "Türkiye’nin öğretmenlerine, doktorlarına, mühendislerine ve Kürt köylerine yönelik zarar veren Marksist-Leninist örgüt PKK’ya karşı" Türkiye’nin herhangi bir harekattan vazgeçmesini istediği ifade edildi.
      "PKK tarafından öldürülenlerin hayatı, 11 Eylül’deki kurbanlar kadar önemli" denilen makalede, "ABD’nin kamu politikası çifte standart ve yanlışlarla dolu. Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından korunan PKK’nın askerler ve sivillere yönelik yaptığı tehditler El Kaide’nin ABD’ye yaptığı tehditlerle aynı veya daha fazla" degerlendirmesinde bulunuldu.
      Türkiye’nin politik, ekonomik ve kültürel açılımlarına rağmen PKK’nın ülkede parçalanma istediği yazılan makalede, "PKK’yı eleştirmeyen DTP, Temmuz’daki seçimlerde parlamentoda 24 sandalye kazandı. Ayrıca Kürtler, devlet, iş ve üretimde saygın konumlara sahipler. Aralarından cumhurbaşkanları ve başbakanlar da çıktı" ifadesi yer aldı.
      Makalede "ABD yabancı terörist organizasyon listeleri hazırlıyor. ’Eğer siz ABD’nin yanında değilseniz düşmansınız’ politikası izliyor" denildi.(ANKA)

MILLIYET 13/11/07

 

Dev bayraklar Ciklos'ta

PROJEKTÖRLERLE AYDINLATILACAK... Güven Park'a dikilen 50 metre boyundaki bayrak direkleri, 360 derece rüzgâr yönüne döner özellikte ve rüzgâr dayanım hızı saate 160 km. Bayrak direklerinin uç kısımlarında flâşörlü lamba bulunurken; direkler içten ipli (çelik halat) ve asansör sistemi ile yapıldı. Direklere dikilen bayrakların eni 18, boyu ise 12 metre. Bayrak direkleri alttan ikişer projektörle aydınlatılacak

Beşparmak Dağları'nın Ciklos diye bilinen bölgesindeki Güven Park'a, dün düzenlenen törenle KKTC'nin en büyük KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti bayrakları çekildi.

KKTC muharip derneklerinin projesiyle hazırlanan bayrakların göndere çekilmesi için düzenlenen törene Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı (KTBK) Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı (GKK) Tümgeneral Mehmet Eröz, GKK Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengâver Cem ve diğer komutanlar katıldı.

Muharip derneklerin başkanları ile temsilcilerinin de hazır bulunduğu törende, bir manga eski mücahit de, mücahit kıyafetleriyle katıldı.

Her biri 216 metrekare ebadında olan bayraklar, 50 metre yüksekliğindeki bayrak direklerine çekildi. Bayrakların Türkiye'nin Toros Dağları'ndan da görülebileceği belirtildi.

Tören programı

Bayrakların göndere çekilmesi için gerçekleştirilen tören 11.00'de muharip dernekler adına Mücahitler Derneği Başkanı Vural Türkmen'in yaptığı konuşmayla başladı.

TMT St. Hilarion Bölük Komutanı Emekli Binbaşı Erden Özerden'in yaptığı günün anlam ve önemini belirten konuşmayla süren tören, Ulu Önder Atatürk, Kıbrıs Türk Halkının Özgürlük Mücadelesi Önderi Dr. Küçük ve şehitler için yapılan 1 dakikalık saygı duruşu ile devam etti. Tören, İstiklal Marşı'nın okunması eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle son buldu.

Bu arada dev KKTC ve TC bayrakların göndere çekilmesi sırasında duygulanarak gözyaşlarına hâkim olamayan eski mücahitlerden Burhan Garip'i, Korgeneral Kıvrıkoğlu, Tümgeneral Eröz, Tuğgeneral Cem ve muharip derneklerin yetkilileri teselli etti.

Türkmen

Törende, muharip dernekler adına konuşan Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Genel Başkanı Vural Türkmen, Kıbrıs Türkü'nün tarihindeki kan, ateş ve gözyaşının özgürlüğe dönüştüğü bu doruklarda, dün St. Hilarion direnişlerinin ve Mutlu Barış Harekâtı'nın heyecanını yeni bir coşkuyla yeniden yaşadıklarını dile getirerek, bayrakların göndere çekilmesinin kendileri için asla unutulmayacak önemli bir gün olduğunu ifade etti.

Türkmen, şanlı Türk bayraklarını, bu onur doruklarına dikme şerefinin muharip derneklere nasip olduğunu, bundan da onur ve gurur duyduklarını belirterek, yine bir tarih yazdıklarını vurguladı.

"Türklüğün kaderinin yazıldığı dağlar"

Bayrakların çekildiği bu dağların, "sadece Kıbrıs Türkü'nün değil, tüm Türklük dünyasının kaderinin yazıldığı dağlar" olduğunu söyleyen Türkmen, "Eğer bu dağlarda yıllar boyu sürdürülen direniş ve bu direnişi izleyen şanlı ve Mutlu Barış Harekâtı zafere ulaşamamış olsaydı, hiç kuşku yoktur ki Türklüğün kaderinde de önemli ve olumsuz değişimlere tanık olunacaktı. Çünkü ulusal güvenliğimizin ve onurumuzun yaşamsal kader çizgisi bu dağlardan geçmektedir" diye konuştu.

Vural Türkmen, bu doruğa ilelebet dalgalanmak üzere dikilen şanlı Türk bayraklarının, bu dağlarda en kutsal idealler uğruna savaşarak şehit düşen yiğitlerin anısını da sonsuza dek şerefle dalgalandıracağını, dosta ve düşmana karşı onların aziz anılarını ve destanlarını hatırlatacağını da belirtti.

"Özgür rüzgârlar estikçe..."

Türkmen, bayrakların, her yandan, kilometrelerce uzaktan ve hatta Toros Dağları'ndan bile görülebilecek bir haşmete sahip olduğunu da ifade ederek, "Özgür rüzgârlar estikçe, Kıbrıs Türkü'nün bağımsızlığını Beşparmaklardan Toroslara ve oradan alınacak yankıyla tüm dünyaya yansıtacak olan şanlı bayraklarımız, sadece bu doruklarda değil, tüm Türklük dünyasının ve bağımsızlığa âşık tüm insanların yüreklerinde dalgalanacaktır" dedi.

"KKTC'ye saygı duruşu"

Mücahitler Derneği Başkanı Türkmen, büyük heyecanla gerçekleştirdikleri bu projenin, "24'üncü kuruluş yıldönümünü kutlayan, bağımsızlık ve egemenliğimizin kalesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne de anlamlı bir saygı duruşu" olduğunu da söyledi. Yaşı çeyrek yüzyıla yaklaşan KKTC'ye bu anıtsal bayraklarla daha da bir anlam kazandırdıklarını ifade eden Türkmen, bu doruklara çekilen bayrakların, KKTC'de dalgalanan en büyük Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrakları olduğunu kaydetti.

"Kıbrıs Türkü'nün egemenliğini vurgulayan köşelerden biri"

Türkmen, muhteşem ve şanlı bayrakların sayesinde bu dorukların, bundan böyle "KKTC Devleti'ni simgeleyen, Kıbrıs Türkü'nün bağımsızlığını ve egemenliğini vurgulayan köşelerden biri" olacağını da vurguladı.

Vural Türkmen, bu anlamlı projenin gerçekleştirilmesinde etkin rol oynayan, maddi ve manevi destek veren tüm kuruluşlara, vatandaşlara, KTBK ile GKK'ya, muharip derneklere ve bu derneklerin temsil ettiği KKTC halkına teşekkür etti.

Özerden

Törende, günün anlam ve önemini belirten konuşmasını yapan TMT St. Hilarion Bölük Komutanı Emekli Binbaşı Erden Özerden de, bayrakların çekildiği bölgenin Mutlu Barış Harekâtı öncesinde ve harekât esnasında kanlı mücadelelere sahne olan, birçok şehit verilen, Mücahidin ve Mehmetçiğin destanlar yazdığı bir bölge olduğuna dikkati çekti.

Özerden, bayrakların çekildiği bölgede 1963'ten 1974'de kadar bölük komutanı olarak görev yaptığını ve mücahitlerinin bu bölgeyi zor şartlarda her türlü Rum saldırısına karşı kahramanca savunduğunu belirterek, Mutlu Barış Harekâtı'nda ise Mehmetçik ile Rum ordusuna karşı üstün başarılar elde ettiklerini anlattı.

"Türk bayrakları şanla ve şerefle dalgalanacak"

Göğüs göğse muharebelere sahne olan bu bölgenin, hiçbir zaman düşman eline geçmediğini ve Türk bayrağının burada şanla ve şerefle dalgalandığını kaydeden Özerden, bundan sonra da Türk bayraklarının burada dalgalanmaya devam edeceğini vurguladı.

Erden Özerden, hiçbir zaman düşman eline geçmeyen bu topraklara Türklüğü simgeleyen şerefli KKTC ve TC bayraklarının çekilmesinin, bu toprakların ilelebet Türk kalacağının en anlamlı ifadesi olduğunu da ifade etti.

Kendilerine gurur veren bu anlamlı projeyi gerçekleştiren muharip derneklere, KTBK ve GKK'ya da teşekkürlerini sunan Özerden, bu bölgede vatan toprakları için şehit düşenleri de rahmetle andı.

"Temellerini burada attık, sonsuza kadar da yaşatacağız"

Emekli Binbaşı Özerden, Güven Park'ta dalgalanacak olan bayrakların Kıbrıs Türklerinin tüm dünyaya haykırdığı özgürlük aşkının, inancının ve yemininin göklerde yankılanan simgesi olacağını da vurgulayarak, "KKTC Devleti'nin temellerini burada attık, sonsuza kadar da yaşatacağız" dedi.

Bayrakların özellikleri

Bayrak ve bayrak direkleriyle ilgili teknik bilgiler şöyle:

"Güven Park'a dikilen 50 metre boyundaki bayrak direkleri, kronik tipte olup, poligon kesitli ve galvanizi olarak üretildi. Saç kalınlıkları 8-10 mm arasında olan direkler, yerine, 5 parça halinde, kaynak yöntemiyle monte edildi. Alt çapları 850 mm ve üst çapları 300 mm olan bayrak direklerinin bağlantı elemanı, 360 derece rüzgâr yönüne döner özellikle imal edildi. Bayrak direklerinin uç kısımlarında flâşörlü lamba bulunurken; direkler içten ipli (çelik halat) ve asansör sistemi ile yapıldı. Direklerin rüzgâr dayanım hızı ise saate 160 km.

Direklere dikilen bayrakların eni 18, boyu ise 12 metre... Bayrak direkleri alttan ikişer projektörle aydınlatılacak."

KIBRIS 13/11/07

 

 

Londra'da KKTC turizmi gündem

ITB Berlin'den sonra dünya turizminin en büyük fuarlarından biri olarak kabul edilen Dünya Turizm Pazarı WTM (World Travel Market) dün Londra'da başladı. 12-15 Kasım tarihleri arasında Londra Excel fuar merkezinde yapılan Thames Nehri kıyısındaki 40 hektarlık alan üzerinde 202 ülkeden 50 bine yakın turizmcinin katılımı bekleniyor

Fuara KKTC'den, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği ile çok sayıda turizm acentesi ve tur operatörü katılıyor. KKTC, fuarda 203 metrekarelik alandan kurulan stand ile Kıbrıs Türk turizminin dünya pazarında tanıtımını yapıyor

Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, KIBRIS'a verdiği özel demeçte Londra'daki fuara bu yıl daha kapsamlı ve organize bir şekilde katıldıkarlını belirterek, "Hedeflerinin ülkede turist sayısını artırarak büyüyen pastaya bunları paylaştırmaktır" dedi

Ali CANSU (LONDRA)

ITB Berlin'den sonra dünya turizminin en büyük fuarlarından biri olarak kabul edilen Dünya Turizm Pazarı WTM (World Travel Market) dün Londra'da açıldı.

15 Kasım'a kadar gezilebilecek 40 hektarlık alan üzerindeki fuara 202 ülkeden 50 bine yakın turizmcinin katılımı bekleniyor

Bu yıl 28'ncisi düzenlenen WTM'de KKTC, 203 metrekarelik standta temsil ediliyor.

Halka açık olmayan World Travel Market, 12 ve 15 Kasım tarihleri arasında sadece Meridian Club üyleri ile basın mensuplarına, 14 ve 15 Kasım tarihleri arasında ise Meridian Club üylerinin yanısıra turizm profesyonelleri ve öğrencilere kapılarını açacak.

Meridian Club nedir?

Meridian Club, World Travel Market'te stand sahibi olan katılımcıların teklifi üzerine Fuar İdaresi tarafından davet edilen kişilerden oluşuyor. Katılımcıların teklif ettiği alıcılar, fuar yönetiminin belirlediği kriterleri sağlaması halinde Meridian Club üyesi olarak kaydediliyor ve fuara davet ediliyor. Böylelikle WTM, turizm ürünü arzedenler ile büyük çaptaki alıcıların bir araya geldikleri bir turizm borsası niteliği kazanıyor.

Fuar kıtalara göre bölümlere ayrıldı

Kıtalara göre bölümlere ayrılan Dünya Turizm Fuarı alanında 16 ana bölüm ve 9 ayrı grup bulunuyor.

Gruplar; Afrika, Amerika - Karayipler, Asya, Avrupa, Global Alanlar, Orta Doğu, Birleşik Krallık ve Teknoloji ile Online Seyahat olarak ayrılıyor.

Dünya Turizm Fuarı'nın ilk günü yalnız profesyonellere yönelik olarak gerçekleştirilirken, diğer günlerde tüm standlar halka açık olacak.

Avrupa ve Akdeniz bölgesine ayrılmış olan bölümde yer alan Kuzey Kıbrıs standında 3 meslek örgütü, 10 tur operatörü ve 2 havayolu şirketinin tanıtım masaları bulunuyor.

Fuar çalışmaları arasında ayrıca, standda ve stand dışında yapılacak olan tanıtım çalışmları da yer alıyor.

Standda ziyaretçilere, Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi'nin hazırladığı basın ve yeni tur operatörlerine yönelik paketler dağıtılacak ve fuar idaresi tarafından hazırlanan içinde Kuzey Kıbrıs Genel Bilgi broşürünün de bulunduğu 3 bin adet basın paketi verilecek.

Fuar sırasında günlük olarak yayınlanacak Travel Weekly seyahat dergisinde Kuzey Kıbrıs'la ilgili reklamlar da yer alacak.

Ayrıca, çeşitli ebatlarda 46 adet Kuzey Kıbrıs posteri 7 Kasım - 6 Aralık tarihleri arasında Tottenham Court Road Metro İstasyonu'nda teşhir edilecek.

Sabah saatlerinde fuar alanını ziyaret eden KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ,, Kuzey Kıbrıs ile diğer ülke standlarında incelemelerde bulundu.

Fuarın dün yalnızca profesyonellere açık olmasına karşın, Kuzey Kıbrıs standı gün boyunca oldukça yoğun ilgi gördü.

 

KKTC tam kadro katılyor

Bu yıl 28'incisi düzenlenen ve dünyanın en büyük 2. turizm fuarı olan "World Travel Market", Londra Excel Fuar Merkezi'nde dün açılan fuar 4 gün sürecek. Fuarı, geçen yıl 49 binin üzerinde konuk ziyaret etmişti. Bu yıl bu rakamın çok daha üstünde bir katılım beklendiği bildirildi.

Kıbrıs Türk heyeti "Berlin Turizm Fuarı"ndan sonra, dünyanın en büyük turizm fuarı sayılan Londra'daki Fuara tam kadro katılıyor.

Dünyanın dört bir yanından alıcı ve satıcıların bir araya geldiği, Dünya Turizm Fuarı'na katılan KKTC'nin büyük ilgi görmesi bekleniyor.

Fuara Kıbrıs'tan, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği ile çok sayıda turizm acentesi ve tur operatörü katılıyor.

KKTC, fuarda 203 metrekarelik alandan kurulan stand ile Kıbrıs Türk turizminin dünya pazarında tanıtımını yapıyor.

Gerek bakanlık yetkilileri, gerekse turizmciler, turizm ve seyahat endüstrisini ilgilendiren bu fuarının ülkemize çok yayarlı olacağı görüşünde birleşti.

Kıbrıs'ın doğal güzelliği ilgi çekti

KKTC Londra Temsilciliği Turizm Bürosu yetkilileri, Kuzey Kıbrıs olarak her yıl bu fuara katıldıklarını belirterek, geçen yıllara nazaran bu yıl ilginin çok yüksek olduğunu ifade ettiler.

Kuzey Kıbrıs'ın özellikle doğal güzellikleri nedeniyle katılımcıların ilgisini çektiğini vurgulayan yetkililer, amaçlarının Kuzey Kıbrıs'ın turizmini tüm dünyaya açmak olduğunu söylediler.

Bu tür fuarların Kuzey Kıbrıs'ın tanıtımı için oldukça önemli olduğunu kaydeden turizm acenteleri ise fuarla ilgili olarak, "Ziyaretçiler özellikle Kuzey Kıbrıs'a ulaşım konusunda tedirginler. Ülkemize gelmeyi ve orda tatil yapmayı çok istiyorlar ancak direkt uçuşlar olmadığı için, bize en kolay yoldan nasıl gelebileceklerini soruyorlar" şeklinde konuştular.

Kuzey Kıbrıs'ın tanıtım afişlerinin yer aldığı stand da ayrıca topraktan yapılan seramikler ve hasırdan işlenerek yapılan küçük hediyelik eşyalar büyük ilgi gördü.

Geleneksel eski Kıbrıs kıyafetleri ile servis yapan stand görevlileri ise gün boyunca konuklara Türk kahvesi ve badem ikram ettiler.

Şanlıdağ: Hedef turizm pastasını büyütmek

Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, KIBRIS'a verdiği özel demeçte Londra'daki fuara bu yıl daha kapsamlı ve organize bir şekilde katıldıkarlını söyledi.

Buradaki temel politika ve hedefin son bir kaç yıldır İngiltere pazarında meydana gelen düşüşleri gidermek ve daha üst seviyelere yükseltmek olduğu kaydeden Şanlıdağ, bu yönde Turizm Bakanlığı turizme katkı sağlayanların fuara katıldıklarını belirtti.

Şanlıdağ, fuara iyi bir katılımın yanında organize bir stand kurduklarını ifade etti ve hedeflenen noktaya geleceklerini umduklarını söyledi. KKTC'den ayrılmadan önce turizm teşvik yasasını meclisten geçirdiklerini anlatan Şanlıdağ, geçtiğimiz perşembe günü bir basın toplantısı yaparak kamuoyuna bunu duyurduklarını kaydetti.

Şanlıdağ, Almanya'nın da bakanlığın hedef pazarları arasında bulunduğunu ve Londra'ya gelmeden önce Almanya'da da biz dizi temaslarad bulunduklarını kaydederek şunları söyledi:

"Bakanlar Kurulundan geçirdiğimiz turizm teşvik yasası konusunda bugün görüştüğüm turizm ve seyahat acenteleri olumlu mesajlar verdi. Bakanlık olarak olumlu bir hareket yaptığımız inancındayım.

Londra'da özellikle KKTC ve Türkiye'ye turist yollayan seyehat acenteleri ile birlikte bir toplantı yapacağız. Türkiye Cumhuriyeti turizm Bakanı ile de bir görüşme de yapacağım. Özellikle tanıtım konusunda Türkiye'nin tecrübelerinden yararlanmak istiyoruz. Eğitim anlamında da bir plan düşünüyoruz.

Bakanlar Kurulu'ndan geçirdiğim teşvik yasası ile bu işin olacağını düşünmüyoruz. İkinci bir adım olarak tanıtımı da ön plana çıkartmamız gerekiyor. KKTC'ye döndükten sonra bunu da gerçekleştireceğiz.

İstediğimiz ve düşündüğümüz bir noktada bir tanıtım kampanyası yapmayı başarırsak 2008'de turizmi ayağa kaldıracağız"

Yatak sayısı artıyor, turist sayısı artmıyor

KKTC'de turizmle ilgili mevcut bir pasta bulunduğunu, yatak sayısının her geçen gün yapılan yeni otellerle büyüdüğünü ancak turist sayısı artmadığını söyleyen Şanlıdağ, heflerinin ülkede turist sayısını artırarak büyüyen pastaya bunları paylaştırmak olduğunu ifade etti.

KTHY ilk kez İngiltere için fiyatlarını belirledi

KKTC'nin milli hava yolu olan Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın ilk kez İngiltere pazarı için fiyatlarını belirlediğini bunun da çok olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.

Yapılması gereken çok iş olduğunu bunu da yapmaya başladıklarını kaydeden Şanlıdağ, "Turizm Bakanlığı ilgili sektör temsilcileri eğer ortak bir çalışma içerisinde bu işi yürütürse turizmin üstesinden gelinebilecektir" dedi.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Hasan Kılıç da, fuarın yıllardır organize edildiğini ancak, ilk kez amacına uygun bir stand hazırlandığını söyledi.

Kılıç, turim sektöründe etkin olan tüm kuruluş ve örgütlerin standda aktif çalışmalar yaptığını dile getirerek, "Londra'daki fuar dünyadaki büyük fuarlardan biri ve ülke adına büyük bir prestij çalışmasıdır" dedi.

Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi Koordinatörü Yılmaz Kalfaoğlu da, geçmiş yıllara oranla daha iyi bir stand oluşturulduğunu ve büyük bir kitleye ulaşılmasını hedeflediklerini söyledi.

Tottenham Court Road Metro İstasyonu'nda teşhir edilecek olan reklam panoları hakkında da değerlendirme yapan Kalfaoğlu, metro istasyonunda 200 bin kişiye ulaşıldığını ve bir aksaklık yaşanmaması durumunda, 7 Kasım - 6 Aralık tarihleri arasında reklamların verilmesinin süreceğini kaydetti.

KIBRIS 13/11/07

 

Müstakil ev devri bitti, apartman devri başladı

APARTMAN TİPİ KONUTLARA TALEP ARTTI... Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, Girne-Tatlısu arasındaki bölgede yaptıkları incelemede 2004-2007 Ekim ayına kadar olan sürede toplam 4 bin 700 tane yeni ev yapıldığını, bunların 2 bin 812 tanesinin inşaat halinde olduğunu, bin 263'ünde ikamet edildiğini ancak 625'inin de tamamlandığı halde boş durduğunu söyledi. Sungur, Girne bölgesi'nde Annan Planı'ndan önce villa tipi konutların % 73.5 oranından bugün % 54'e düştüğünü, apartman tipi konutların ise %19.7 oranından % 34'e yükseldiğini belirtti

 "MÜŞTERİ PORTFÖYÜ DEĞİŞTİRİLMELİ"... İnşaat sektöründe faaliyet gösteren taşeron ve müteahhit firma sayısının da 2003'te 65 iken 2007'de 927'ye çıktığına işaret eden Sungur, sektördeki dengesiz büyümenin kaosa neden olabileceğini söyledi. Ülke ekonomisinin % 30.2'sinin sektörle yürüdüğünü belirten Sungur, "Ülkemizdeki ana sektör inşaat sektörüne dönüştü" dedi. Müşteri portföyünün değiştirilerek artık orta sınıf üstü müşteriye yönlenilmesi gerektiğine inanç belirten Sungur, müşteri kalitesinin arttırılmasıyla KKTC'nin elit bir ülke haline gelebileceğini savundu

Ergül ERNUR

Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, Annan Planı'ndan sonra KKTC'de büyük bir inşaat patlaması olduğuna dikkat çekerek son bir yılda KKTC genelinde yaklaşık 11 bin tane ev yapıldığını açıkladı.

İnşaat alanında en önemli gelişmenin Girne-Tatlısu arasındaki bölgede görüldüğünü belirten Sungur, insanların artık apartman tipi konutları tercih ettiğini, müstakil ev tiplerine olan ilginin de azaldığını vurguladı.

İstatistiki verilere bakıldığında 2004 yılından önce Girne-Tatlısu arasında apartman tipi konut yapımının oranı %19.7 iken, 2007'de % 34 civarlarına çıktı. Öte yandan % 73.5 oranında tercih edilen villa tipi konutlarda ise bu oran 2007 yılında % 54'e düştü.

Apartman ve villa tipi evlerin satışında rakamsal olarak dengesizliğin bulunduğunu ifade eden Sungur, Annan Planı'ndan sonra KKTC'deki müşteri potansiyelinin daha çok toplu konutlara yöneldiğini söyledi.

Girne-Tatlısu arasındaki bölgede 2004- 2007'nin ilk on ayını kapsayan sürede toplam 4 bin 700 tane yeni ev inşa edildiğini söyleyen Sungur, yaptığı incelemeler sonucunda en fazla evin 2006 en az evin de 2004 yılında yapıldığını açıkladı.

Söz konusu bölge arasında bulunan 12 köyde yeni ev yapmak için en fazla Çatalköy'ün tercih edildiğini kaydeden Sungur, "2004 yılından sonra yapılan evlerin 2 bin 812 tanesi halen inşaat halinde, 625 tanesi tamamlandığı halde boşken, bin 263 tanesinde ikamet ediliyor" dedi.

İnşaat sektöründe faaliyet gösteren taşeron ve müteahhit firma sayısının da 2003 yılında 65 iken 2007'de 927'ye çıktığına işaret eden Sungur, bu rakamların sektördeki büyümeyi simgelediğini kaydetti.

Ülkemizdeki müşteri portföyünün değiştirilerek artık orta sınıf üstü olan müşteriye yönlenilmesi gerektiğine inanç belirten Hasan Sungur, müşteri kalitesinin arttırılmasıyla KKTC'nin elit bir ülke haline gelebileceğini savundu.

"Emirnameler KKTC ekonomisine zarar veriyor"

"Her emlakçı aynı zamanda bir yeşilcidir. Biz emlakçılar çevre ve yeşille beraber büyümeye inanırız" diyen Sungur, ülkesel fiziki planın ve master planının bir ülkenin geleceğinin tayin edilmesi için önemli olduğunu, bu yüzden de hayata geçmesini beklediklerini söyledi.

Diğer taraftan emirnamelere de inanmadıklarını ifade eden Sungur, emirnamelerin günü birlik alınan kararlar olduğunu ve KKTC ekonomisine de zarar verdiğini ileri sürdü.

"Ülkemizdeki ana sektör inşaat sektörüne dönüştü"

Güney Kıbrıs'tan örnek vererek konuşmasına devam eden Sungur, onların ucuz evden kaçmaya başladığını, kaliteli ve yeşille bütünleşmiş büyük evleri tercih etmeye yöneldiklerini söyledi.

Ülkemizde ise durumun farklı olduğunu anlatan Sungur, "KKTC'de ne kadar çok ev inşa edilirse, o kadar çok alt yapı yüklemesi yaparız" dedi. Bu tür bir uygulamanın da ülkemizi olumsuz etkilediğini belirten Sungur, inşaat sektörünün yaşaması gerektiğinin de bir gerçek olduğunu kaydetti.

"İnşaat sektörü KKTC'deki 62 sektörün lokomotifidir" diyen Hasan Sungur, ülke ekonomisinin % 30.2'sinin sektörle yürüdüğünü ancak dünya tahminlerinde bu rakamın % 5 dolaylarında olduğuna dikkat çekti.

Sektörün ülke ekonomisine katkısının büyük olduğunu vurgulayan Sungur, "Ülkemizdeki ana sektör inşaat sektörüne dönüştü. Bu da iyi bir gelişme" yorumunu yaptı.

"Dengesizlik sürerse sektörde kaos yaşanacak"

Sungur, 2003 yılı Annan Planı'ndan sonra inşaat sektöründeki büyümenin müteahhit firma ve emlakçı sayısını da arttırdığını ifade etti.

Taşeron ve müteahhit firma sayısının 2003'te 65 iken 2007'de 900'lere çıktığını aktaran Hasan Sungur, emlakçı sayısının da 2001 yılında 22'yken bugün 300'e çıktığını ve komisyona da 140 tane müracaatın bulunduğunu belirtti.

2003 yılında 65 olan taşeron ve müteahhit firmalarının 2004'te 312, 2005'te 586, 2006'da 854 ve 2007 yılında da 927'ye ulaştığını kaydeden Sungur, ada ekonomisinin sektördeki dengesiz büyümeyi kaldıramadığını söyledi.

Bu dengesizliğin devam etmesi halinde gündeme kalitenin düşmesi, kontrolsüzlük ve kaos geleceğini ifade eden Sungur, "Bizim gelecekteki beklentimiz kaliteli, zengin müşterinin adaya gelmesi ve müteahhitlerin de kendini buna adapte etmesidir" dedi.

Girne-Tatlısu arasında en fazla ev 2006 yılında yapıldı

Annan Planı'ndan sonra KKTC genelinde birçok ev yapıldığını yineleyen Sungur, son 4 yılda Girne-Tatlısu arasında yapılan yeni evlerin miktarları, köylere dağılımı ve ev tipleri gibi bir takım unsurları incelediklerini söyledi.

Buna göre, 2004-2007'nin ilk on ayını kapsayan sürede Girne-Tatlısu arasında toplam 4 bin 700 ev yapıldığını söyleyen Sungur, en fazla ev inşaatının 2006 yılında olduğuna dikkat çekti.

İkinci en fazla inşaat 2007 yılında yapılırken, ardından 2005 ve 2004 yılları geliyor.

4 yıllık dağılıma bakıldığında ise 2004 yılında 450 ev inşa edilirken bu rakam 2005'te 498'e, 2006'da bin 919'a yükseldi.

2007 yılında az da olsa ev inşaatlarında bir düşüş olduğu gözlemlenirken, ekim ayına kadar olan sürede bin 320 tane yeni ev inşa edildiği rakamsal olarak gösteriliyor. Bu rakamların yanı sıra 513 tane evin de ne zaman yapıldığı tespit edilemedi.

4 yılda Çatalköy'e toplam bin 63 tane yeni ev

Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, Girne-Tatlısu arasındaki 12 köyden en fazla yeni evin Çatalköy'de en az yeni evin de Beşparmak köyünde yapıldığını söyledi.

Annan Planı'ndan sonra inşaat sektöründeki değişikliği rakamsal olarak ifadelendirmek için Girne-Tatlısu arasındaki bölgeyle ilgili yapılan incelemeyi aktarmaya devam eden Sungur, söz konusu bölgede sektör açısından büyük bir gelişme olduğunu yineledi.

12 köye dört yılda toplam 4 bin 700 tane ev yapıldığını hatırlatan Sungur, yeni yapılan evlerin köylere rakamsal olarak dağılımını da açıkladı.

Buna göre, Çatalköy bin 63, Küçükerenköy 983, Alagadi-Esentepe arası 874, Bahçeli 548, Arapköy 300, Tatlısu-Esentepe arası 206, Tatlısu 202, Esentepe 170, Karaağaç 120, Alagadi 102, Karakum 73 ve Beşparmak köyünde 59 tane yeni ev yapıldı.

4 bin 700 evden yaklaşık 3 bin tanesi henüz tamamlanmadı

Söz konusu bölgede dört yılda yapılan toplam 4 bin 700 evden bin 888, yani % 40'ının bitmiş durumda olduğunu tespit ettiklerini kaydeden Hasan Sungur, 2 bin 812, yani % 60 evin de tamamen bitmediğini söyledi.

Ayrıca, 2004'ten sonra bölgede yapılan bin 263 evde ikamet edildiğini belirten Sungur, 2 bin 812 tane evin inşaat halinde olduğunu 625 tanesinin de tamamlandığı halde boş durduğunu ifade etti.

2004 yılı öncesine oranla apartman tipi konutlar arttı

Annan Planı'nın inşaat artışına etkisinin yanı sıra ev tiplerinin seçimine yansıdığını kaydeden Sungur, "Annan Planı'ndan sonra anlayış değişti" dedi.

Plandan önce villa tipi konutların daha çok tercih edildiğini ancak 2007 yılına kadar olan zamanda apartman tipi konutlarda artış olduğuna dikkat çeken Hasan Sungur, 2004'ten önce Girne-Tatlısu arasında %19.7 oranındaki apartman tipi konutların bugün % 34'e çıktığını buna karşın, villa tipi konutlarda ise % 73.5 oranından %54'e düştüğünü söyledi.

Söz konusu bölgede son dört yılda yapılan ev tiplerine göre inceleme ise şöyle:

"Dubleks villa 2 bin 875, apartman tipi konut 799, blok ev 454, tek katlı villa 212, ikiz dubleks 204, bungalov 115, tripleks 27 ve diğer tip evlerden de 14" tane bulunuyor.

Rakamlara bakıldığı dubleks villa tipi evlerin en fazla tercih edilen ev tipi olduğu gözlemlenirken apartman tipi konutlarda da 2004 yılı öncesine oranla artış olduğu ortaya çıkıyor.

Siteler de arttı

Girne-Tatlısu arasındaki bölgede sitelerle ilgili yapılan konut sayısına bakıldığında ise, 100 hanelik sitelerden büyük konutların müstakil evlere oranla daha fazla yapıldığı ve tercih edildiği görülüyor.

2004-2007 ekim ayına kadar olan sürede, 100 hanelik sitelerden büyük konutlar % 27, 21-50 arası konutlar % 24.3, 11-20 arası % 16.5, 2-10 arası % 13.6, 51-75 arası % 10.8, müstakil ev % 4.1 ve 76-100 arası konutlar da % 3.7 oranında tercih edildi.

KIBRIS 13/11/07

 

Annan Planı'ndaki 'Kuzey Parça Devleti' Anayasası yürürlüğe konmalı

Kıbrıs AB Derneği, Kıbrıslı Türklerin referandumla onayladığı Annan Planı'ndaki "Kuzey Parça Devleti" anayasasının, geçici maddelerle bugünkü çözümsüzlük haline uyarlanarak derhal yürürlüğe konulmasını istedi.

Denek Başkanı Ali Erel dün yaptığı açıklamada, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçmeye yönelik tartışmaların ise "kişiye özel çözüm yaklaşımları" olduğunu ileri sürdü.

Ali Erel, son günlerde başlatılan çalışmada anayasada değiştirilmek istenen maddelerle amacın demokratik bir anayasa yaratmak olmadığının ortaya çıktığını ileri sürdü.

Erel, anayasada yapılmak istenen değişikliklerden birinin "Anayasa kurallarının kısmen veya tamamen Cumhuriyet Meclisi'nin üye tam sayısının 5'te 3'ü (30 milletvekili) oyu ile değiştirilebilmesi"; ikincisinin ise "20 milletvekilinin isteği üzerine Meclis'te kabul edilen yasaların Cumhurbaşkanı tarafından halkoylamasına sunulması" olduğunu anlatarak, şöyle dedi:

"Bir gecelik operasyonlar neticesinde oy birliği ile kararların nasıl alındığı bu meclisin tarihinde yazılıdır. Anayasa değişikliğini kolaylaştıracak bu düzenleme ile sistemimiz Kıbrıs Türk toplumu dışından gelecek müdahalelere karşı daha da zayıflayacaktır."

Ali Erel, meydanlarda toplanan kalabalıkların Kıbrıs'ta "iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal" bir çözümü sağlayamaması yanında, "yaşanan sürecin Kuzey Kıbrıs'ta siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel kaosu daha da derinleştiren bir yapı oluşturmasına neden olduğunu" savundu. Erel, bu yapının, "Avrupa Birliği değerlerinde kaçınılmaz olan olası bir çözüme engel teşkil edeceğini" ileri sürerek, "iki ayrı devlet" söyleminin, "yeni sahiplerinin ağzında ve yeni ambalajı içinde 'iki demokrasi, iki ekonomi, iki halk, iki devlet ve iki din' şeklini aldığını" iddia etti. Erel, "Bu yeni paket, Annan Planı'nda ifadesini bulan 'Kuzey Parça Devleti'nin aynısıymış gibi pazarlanmaktadır" dedi.

Erel, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü benimseyen; şeffaf, hesap verebilen ve iradesini Kıbrıslı Türklerden alan bir yönetimin oluşturulmasının Kıbrıs Türk toplumunun varlığının devamı için bir ön şart olduğunu söyledi. Erel, çözümsüzlük şartlarında bu ön şartın tam olarak yerine getirilmesinin mümkün olmamasına karşın, "en azından yaşanan bu kaosun siyasi çözümü engellemesine izin verilmemesi gerektiğini" belirtti.

Kıbrıs'ta, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ifade ettiği gibi "Türkiye'nin bölgesel alt yönetimi" olarak devam etmenin, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Türklerin varlığını tehlikeye soktuğunu iddia eden Erel, "tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla" acil önlem alınması gerektiğini söyledi, "Gerekli önlemlerin alınmaması halinde toplumsal varlığın yok olacağı ortadadır" dedi.

KIBRIS 13/11/07

 

Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, Trodos'a "Barış Fidanları" dikti

Geçtiğimiz yaz Trodos'ta meydana gelen yangın felaketi neticesinde yanan ağaçların yerine Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, yeşil ve birleşik bir Kıbrıs için fidan dikimini hep birlikte gerçekleştirdi.

Ledra'nın açılması için Vatandaşlar İnsiyatifi Başkanı Valentina Sofeklous, Trodos'a Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların 300'den fazla fidan dikmesinin çok anlamlı olduğunu belirtirken, Kıbrıslıların ortak vatan bilinciyle hareket ederek çevre ve diğer konulara ilişkin ortak politika geliştirmeleri gerektiğinin altını çizdi.

Sofeklous aynı zamanda Ledra (Lokmacı) kapısının da en kısa zamanda açılmasını arzuladıklarını söyledi.

Barış fidanlarının dikilmesinden sonra Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, Trodos'ta birlikte öğle yemeği yiyip ve sohbet ederek etkinliklerini tamamladı.

KIBRIS 13/11/07

 

Makedon heyet, Canan Öztoprak'ı ziyaret etti

İlk olarak Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak'ı ziyaret eden heyette, Makedonya Kurucu Başbakanı (şu an görevde bulunan Makedonya Başbakanı'nın Başdanışmanı) Prof. Dr. Nikola Klyusev; Makedonyalı Türk Şair ve Yazar Prof. Esad Bayram; ve Makedonya Bilimler ve Sanatlar Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Numan Aruç bulunuyor.

Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, ziyarette Makedonya Strateji Araştırmalar Merkezi Başkanı olan Nikola Klyusev, KKTC'de bulunmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Bakan Öztoprak da Makedonya'ya yaptığı ziyareti anımsatarak; Klyusev ile çok yararlı temaslarda bulunduklarını; heyeti burada ağırlamaktan son derece memnun olduğunu söyledi.

16 Kasım'da adadan ayrılacak olan Makedon heyeti, daha sonra, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'ya da bir nezaket ziyareti gerçekleştirdi.

KIBRIS 13/11/07

 

"Ambargolar KKTC'yi Batı'dan uzaklaştırıyor"


14 Kasım, 2007 12:42:00 (TSİ) CNN TURK

İngiliz Financial Times gazetesine göre, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan ambargolar, bu ülkeyi Batı'dan uzaklaştırırken doğudaki 'Batı ile sorunlu' ülkelere yakınlaştırıyor.

Kıbrıs'taki bölünmüşlük Batı basınında 'tehlike' olarak nitelendiriliyor.
 
Finacial Times gazetesi yayımlanan "Kuzey Kıbrıs'ı aramıza alalım" başlıklı yazıda, Ada'nın kuzeyine yönelik ambargoya farklı bir bakış açısıyla yaklaşıldı.
 
Nick Kochan imzalı yazıda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik ekonomik yaptırımların bu ülkeyi Batı'dan uzaklaştırdığı belirtiliyor.
 
Yazıda, "radikal Ortadoğu ülkeleri Yunanistan ve diğer ülkelerin eleştirilerine karşı çıkmaya ve Kuzey Kıbrıs'la ticaret yapmaya hazır" ifadesi yer alıyor.
 
Bu tezin en güçlü örneği olarak da Suriye gösteriliyor; Suriye ve Kuzey Kıbrıs arasında feribot seferleri yapılıyor.
 
Yazıda, Mağusa limanından yapılan bu seferlerle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin İslam dünyasına açıldığı görüşü ileri sürüldü.
 
Yazıda Kuzey Kıbrıs'ın Batı'dan uzaklaşma ihtimaline örnek olarak Filistin, İran ve Sudan'dan Ada'ya okumaya gelen öğrenciler de gösteriliyor.
 
İsrail'in Ada'daki turizm sektörüne, Rusların da bankacılık hizmetlerine yöneldiği ve bu yatırımların daha da gelişeceği yazıda yer alıyor.
 
Ekonomik yaptırımların Kuzey Kıbrıs'ı Batı'dan daha da uzaklaştıracağının vurgulandığı yazıda, bunu engellemek için Ada'nın Avrupa Birliği sürecine dahil edilmesi gerektiği belirtiliyor.

 

Bring northern Cyprus back into the fold

By Nick Kochan

FINANCIAL TIMES  14 2007

T he division of Cyprus between Greek and Turkish residents represents a festering sore for the European Union and for the wider international community. Resolutions have been painfully pursued since 1974, when the island was divided, but none has yet satisfied both sides. The Turkish Republic of Northern Cyprus continues to face embargoes from the EU and most large states.

The time has come for a further push, this time by Gordon Brown, the UK prime minister, and Recep Tayyip Erdogan, Turkey's prime minister, to bring northern Cyprus back into the fold. The two men recently proposed an initiative at the United Nations, where there is a will to continue the process, initiated by Kofi Annan, the former UN secretary-general, which culminated in a referendum in 2004. Both sides were asked to vote on unification around a carefully balanced series of compromises. Two-thirds of Turkish Cypriots voted in favour, but two-thirds of Greeks voted against and the issue was shelved. The result has left the Turkish Cypriot community feeling bruised.

Financial Times: Kuzey Kıbrıs, Avrupa'dan uzaklaşabilir

      Ekonomik ambargo altındaki KKTC’nin Batı’dan uzaklaşabileceği uyarısı yapıldı. Financial Times gazetesinde yayınlanan bir makalede KTTC’nin Suriye ve İran ile artan ilişkilerine dikkat çekilerek Kuzey Kıbrıs’ın Batı’dan uzaklaşabileceği uyarısı yapıldı. Makalede İngiltere Başbakanı Brown ile Başbakan Erdoğan’dan Kıbrıs konusunda yeni bir çaba göstermeleri istendi.
      Financial Times gazetesinde bir süre önce "Ortadoğu Sermaye Piyasalarındaki Fırsatlar" başlıklı kitabını yayınlayan Nick Kochan’ın bir makalesine yer verildi. Kıbrıs sorununun çözümlenmediğine, Kuzey Kıbrıs’a ekonomik ambargonun sürdüğüne dikkat çekildiği makalede şöyle devam edildi:
      "Kuzey Kıbrıs’ı geri kazanmak için yeni bir çaba yapılması zamanı geldi. Bu defa İngiltere Başbakanı Gordon Brown ve Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından. İkisi, kısa bir süre önce Kofi Annan tarafından başlatılan sürecin devam etmesi iradesi bulunduğu BM’de bir girişim önerdiler.ö Annan Planı referandumunda "evet" diyen Kıbrıslı Türklerin yaralı hissettiği kaydedilen makalemde şu uyarı yapıldı:
      "Siyasiler, sorun ile boğuşmayı sürdürürken iş ve finansal kaygılarının, Kuzey Kıbrıs’ı Batı bünyesinden akla daha az uygun bölgelere doğru çekmeleri riski bulunuyor. Radikal Ortadoğu devletleri, Kuzey Kıbrıs ile iş yapmak için Yunanistan ve başka yerlerden gelen eleştirileri göz ardı etmeye hazır.ö
     
     'İRAN İLE İŞ TEMASLARI ARTIYOR'

      Nick Kochan, Suriye’nin KKTC ile feribot seferlerini başlattığını, Kuzey Kıbrıs’ın bunu İslam dünyası ile ticaret ve ulaşım bağlarını kurmak için kullanacağını belirterek "İran ile iş temasları artıyor ve altı Kıbrıslı Türk üniversitesinde okuyan öğrencilerin birçoğu, Filistin, İran ve Sudan’dan geliyor" diye yazdı.
      Kuzey Kıbrıs’da İngilizlerin mülk aldıkları, İsraillilerin otel ve mülk yatırımlarını yaptığı, bölgenin turizm sektörünün büyük ölçüde Türkiye’ye bağımlı olduğu belirtilen makalede "Güçlü casino ve kumar sektörünün bazılarının Kuzey’nin finansal dürüstlüğünü sorgulamalarına yol açtığıönı da yazdı. Makalede şu görüşlere yer verildi:
      "Ekonomik izolasyonun, Avrupa’nın kenarında ve dünyanın en hassas bölgelerinden birinde gücenmiş bir topluluğu yaratması riski var. AB’de bu tehlikeleri görenler var ve ambargoyu yumuşatmayı isterler ancak bir AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum Kesimi) böyle bir girişimi bloke edebilir.ö Nick Kochan, siyasi değişim sağlanabilmesi için bölge ekonomisinin canlandırılması gerektiğini vurgularken de "Ekonomik refah arayışı, birleşmeye yönelik siyasi girişimler ile birlikte olmalı. Ada, ekonomik potansiyelini gerçekleştirdiğinde geçmişteki kavgalar unutularak istikrarlı ve birleşmiş bir devlet yaratılabilir" diye yazdı.(ANKA)

MILLIYET 14/11/07

Kıbrıs Türk ile Makedonya halkının ilişkilerini geliştirmek istiyoruz

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Makedonya Kurucu Başbakanı ve Başbakan Başdanışmanı, Makedonya Strateji Araştırmalar Merkezi Başkanı Nikola Klyusev ile KKTC ve Makedonya Dostluk Derneği Asbaşkanı Esad Bayram'ı kabul etti.

Başbakanlıkta gerçekleştirilen görüşmede CTP-BG Gazimağusa Milletvekili Arif Albayrak da hazır bulundu.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, Başbakan Ferdi Sabit Soyer heyeti kabulünde, Makedonya yetkililerini Kuzey Kıbrıs'ta görmekten memnuniyet duyduğunu belirterek, Makedonya ile ilgili yararlı bilgileri bu ülkeyi ziyaret eden Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak ile Arif Albayrak'tan aldığını söyledi.

Başbakan Soyer, Makedonya'nın çok kritik dönemlerden geçerek bağımsızlığını kazandığına dikkati çekti ve ülkenin bugünlere başarıyla gelmesinde Nikola Klyusev'in büyük katkıları olduğunu belirtti.

Heyetin ziyaretleri esnasında Kıbrıs Türk halkını iyice tanımasını da isteyen Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının Makedonya halkı ile ilişkilerini geliştirmek istediğini vurguladı.

İki halkın ortak yanları...

Makedonya Kurucu Başbakanı, Başbakan Başdanışmanı, Makedonya Strateji Araştırmalar Merkezi Başkanı Nikola Klyusev de, Makedonya halkı ile Kıbrıs Türk halkının benzerlikleri bulunduğunu dile getirdi.

Nikola Klyusev, Kuzey Kıbrıs ile Makedonya'nın gerek kültürel, gerekse ekonomik alandaki ilişkilerini artırması temennisinde bulundu.

Makedonya'nın tarihçesini de anlatan Nikola Klyusev, zorluklardan geçerek BM'ye üye, AB'a da aday adayı olduklarını anımsatarak, yakın bir zamanda Kıbrıs Türk halkının da AB'a üye olmasını temenni etti

Kuzey Kıbrıs'ta çok sayıda üniversite bulunduğunu hayretle gördüğünü dile getiren Klyusev, Kıbrıs Türk halkının çok sıcak bir halk, Kuzey Kıbrıs'ın da güzel bir ülke olduğunu söyledi.

KIBRIS 14/11/07

 

Avrupa'daki bazı Türk kökenli parlamenterler KKTC'ye geliyor

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun davetlisi olarak adaya gelecek heyette Alman Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Meclisi üyeleri Özcan Mutlu ve Bilkay Öney, Danimarka Sosyal Demokrat Parti milletvekili Hüseyin Araç, Avrupa Parlamentosu'nun eski üyesi Ozan Ceyhun ve Alman Hür Demokrat Parti (FDP) Delmenhorst Belediye Meclisi üyesi Murat Kalmış bulunuyor.

Yeşiller milletvekili Öney AA muhabirine yaptığı açıklamada, KKTC'nin kuruluş yıl dönümü kutlamalarına katılmak üzere adaya gideceklerini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve parlamento yetkilileriyle de görüşmelerde bulunacaklarını söyledi.

KKTC'nin AB'ye alınması için Avrupa'daki Türk parlamenterler olarak mücadele ettiklerini ifade eden Öney, "Adadaki izolasyon bir an önce kaldırılmalı. Annan Planına 'Evet' oyu veren KKTC AB'ye alınmazken, 'Hayır' diyen Rum kesimi AB'ye alınmıştır. Bu durum KKTC'ye yapılan en büyük haksızlık. AB tarafından verilen sözlerin yerine getirilmesini istiyoruz. AB fonundan KKTC'ye ödenmesi gereken meblağlar Rum kesimi tarafından veto edilmektedir. KKTC'ye ödemelerin büyük bir kısmı yapılmamaktadır. Uyum sürecinin hayata geçirilmesini talep ediyoruz" dedi.

Lefkoşa havaalanına 2000 yılında indikleri için Rum kesimi tarafından Almanya Dışişleri Bakanlığına şikayet edildiklerini, ancak buna aldırmadıklarını kaydeden Öney, "Yeşiller Partisi olarak son 7 yılda KKTC sorununun çözümü ve izolasyonların kaldırılması için çalışıyoruz. Şikayetlere aldırmıyoruz" diye konuştu.

Bu arada, Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı ve Alman-Türk Parlamenterler Dostluk Grubu Başkan Yardımcısı Claudia Roth'un da Kıbrıs'a davet edildiği, ancak zamanı olmadığı için bu seyahate katılamayacağı bildirildi.

KIBRIS 14/11/07

 

Turizmde ekip işi şart

TURİZME KATKI KOYANLAR KIBRIS'A İÇİNİ DÖKTÜ... Londra'daki World Travel Market (WTM) fuarının ikinci gününde KKTC'de turizmle uğraşan ve ülkemize turist çekmek için çaba sarf eden turizm acenteleri ile Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Başkanı Turhan Beydağlı, KIBRIS'a turizmle ilgili açıklamalarda bulundu. Beydağlı, fonksiyonel olarak fuarın hazırlanışını oldukça güzel bulduğunu ifade ederek, "İlk defa fuarda profesyonelce hazırlanmış bir KKTC standı ve tasarım görüyorum. Bu sunumu hazırlayanları kutluyorum. Tam kadro buradayız" dedi

TEŞVİK YASASINDAN MEMNUN DEĞİLİZ... Polatkan Turizm sahibi Ali Polatkan, turizmin bir ekip işi olduğuna işaret ederek, turizm yapılacağı zaman bunun alt çalışmasının yapılması gerektiğini söyledi. Ülke olarak "Ben turizm yapacağım" demekle turizmin yapılamayacağını anlatan Polatkan, bu çalışmaların planlı bir şekilde gerçekleşmesi, turizmin devlet politikası haline getirilmesi gerektiğini belirtti. Çıkarılan teşviklerle ilgili hiçbir bilgileri olmadığını kaydeden Polatkan, "Teşviklerin turizme hiçbir katkısı olmayacaktır. Şu anda biz İngiltere fuarındayız ve teşviklerin ne olduğunu biz bilmiyoruz" dedi.

Ali CANSU (LONDRA)

Londra'da 12-15 kasım tarihleri arasında dünyadaki bir çok ülkenin kendi ülkesini tanıtıp turizm pastasındaki payı artırarak pazarına daha fazla turist çekmek için tanıtım yaptığı World Travel Market (WTM) fuarı sürüyor.

Fuarın ikinci gününde KKTC'de turizmle uğraşan ve ülkemize turist şekmek için çaba sarf eden turizm acenteleri ile Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Başkanı Turhan Beydağlı, KIBRIS'a turizmle ilgili açıklamalarda bulundu.

Turhan Beydağlı, fonksiyonel olarak fuarın hazırlanışını oldukça güzel bulduğunu ifade ederek, "İlk defa fuarda profesyonelce hazırlanmış bir KKTC standı ve tasarım görüyorum. Bu sunumu hazırlayanları kutluyorum. Tam kadro buradayız" dedi.

Bakanlık, seyahat acenteleri, rehberler, tur operatörleri, Kıbrıs Türk Hava Yolları ve özel hava yolu Pegasus'un Londra'daki fuara katıldıklarını ifade eden Beydağlı, Londra'ya organizeli bir şekilde gelinmediğini söyledi.

Beydağlı, Kıbrıs'ta fuarla ilgili Kıbrıs Türk Hava Yolları ve Pegasus ile birlikte bir araya gelmediklerini, bakanlık ile kısmen bir çalışma yapıldığını, seyahat acenteleri ile dirsek teması içinde olduklarını kaydederek, "Londra'ya gelirken KKTC takımı olarak hazırlıklı bir şekilde gelmemiz gerekirdi. Ancak, bu böyle olmadı" dedi.

Sunduğumuz ürünün kaç paraya ne şekilde satılacağını, hedef kitleler ile destinasyonların ne olabileceği konusunda aylar önce çalışılması gerekmesine rağmen bunun yapılmadığını da anlatan Beydağlı, tüm bunların son güne kaldığını ve bunun yanlış olduğunu söyledi.

Londra'daki fuarın verimli bir hale getirilmesinin önemli olduğunu ve parasal getirinin geri alınmasının şart olduğunu vurgulayan Beydağlı, bunun için de afişlere konan güzel imajları KKTC'de de hazırlanması gerektiğini, bunun için de hükümet nezdinde çalışılması gerektiğini belirtti.

KKTC'ye gelebilen turistlerin ulaşabilecekleri ulaşım araçları ile araç bulunduğu zaman bunun memnuniyet seviyelerinin çok iyi bir şekilde oturulup tartışılmasının şart olduğunu söyleyen Beydağlı, yeni bakan ile bu konuda ciddi bir çalışma yapabilecekleri inancını taşıdığını söyledi.

Fuar sırasında veya fuardan sonra bakanlık ile oturup tüm bu sorunları masaya yatırılması gerektiğini anlatan Beydağlı şöyle konuştu:

"Bu haliyle fuar sonrası bir çalışma yapılmaması halinde çok verim alınacağını düşünmüyorum. Ben bu konuda biraz karamsarım. Eğer ciddi bir şekilde fuarda vaat edilen sözler yerine getirilirse ülkemize turist çekebiliriz. Havayolu, acenteler ve tur operatörlerinin vereceği paketlerde ciddi bir şekilde bir uyumluluk var ise bunu tüketiciye yansıtmamız mümkün olacak. Ancak, ben bu bacağı biraz eksik buluyorum.

Ben şunu iddia ediyorum ki, biz bakanlık yetkilileri ile çalışacağımızı söylüyoruz. Bakanımız da bunu sürekli iddia ediyor. Ama bir örnek vereyim, geçtiğimiz hafta Bakanlar Kurulu'na teşviklerle ilgili bir öneri sunuldu ve bundan hiç de memnun değiliz.

Çünkü, bu teşvikler bize danışılmadan yapılmıştır. Biz yıllarca Kıbrıs'taki sorunun ulaşım sorunu olduğunu iddia ediyoruz. Bunu biz değil herkes iddia ediyor. Bir getirim haline getirilen tur operatörüne teşvik vermenin bir anlamı olduğunu ben bir türlü kabullenemiyorum. Biz yurt dışına tur satana para veriyoruz. 2007'nin başında bu yapıldı ve belli otel ve restoranlara 15 bin civarında para akışı sağlandı ancak bunun ülkeye hiçbir katma değeri olmadı."

Bilgi birikimlerinin birleştirilmesiyle tek ve kaliteli bir fiyat çıkarmanın mümkün olabileceğini de anlatan Turhan Beydağlı, yapılan bütün çalışmalarda sektörün profesyonel yetkililerinin orada olması gerektiğini çünkü işi bilen ve eli taşın altında olanların da bu insanlar olduğunu kaydetti. Beydağlı, "Ama siyasiler yabancı ülkeye gidip pazarlama yapacaksa burada bir yanlışlık var çünkü benim otelimin fiyatını ben bilebilirim. Seyahat acenteleri pazarlama yapabilir. 2008'de bunların aşılması durumunda bu sorunlar aşılabilir" dedi.

Sektörde dağınıklık devam etmektedir

Polatkan Turzim sahibi Ali Polatkan turizmin bir ekip işi olduğunu belirtti ve turizm yapılacağı zaman bunun alt çalışmasının yapılması gerektiğini söyledi.

Ülke olarak "Ben turizm yapacağım" demekle turizmin yapılamayacağını anlatan Polatkan, bu çalışmaların planlı bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğini söyleyerek, şu ana kadar turizmin KKTC'de yapılması durumunda böle bir çalışmanın yapılmaması gerektiğini bunun da devlet politikası haline getirilmesi gerektiğini kaydetti.

Çıkan teşviklerle ilgili hiçbir bilgileri olmadığını kaydeden Polatkan, bugüne kadar da bunları bilmediklerini ifade etti.

Bakanlık ile iş birliği yapılması ve sektörlerle bir araya gelinmesi ve bunun bir alt çalışması yapılması gerektiğini anlatan Polatkan, "Çıkarılan teşviklerin turizme hiçbir katkısı olmayacaktır. Şu anda biz İngiltere fuarındayız ve teşviklerin ne olduğunu biz bilmiyoruz" dedi.

Turizmde geçtiğimiz seneye oranla daha kötü bir duruma düştüklerini belirten Polatkan dağınıklığın sürdüğünü ve otellerin müşteri bulamaz hale geldiğini kaydederek, "İngiltere'de bizi pazarlayan acente de ortada yoktur. Sektörde dağınıklık devan ediyor. Diğer ülkelerin başarısını gördükçe ne kadar karamsar olduğumuz ortaya çıkacaktır.

KKTC'ye turistlerin neden ve nasıl gelmesi konusunda bir masa çalışması yapılıp acente ve otelleri bu konuda seferber edilmesi gerekiyor. Teşvikler konusunda şeffaf bir tablo görmüyorum" diye konuştu.

Turizm bütünlüklü olur

KKTC'nin artık turizmi öğrendiğini ve turizmin bütünlüklü olduğunu ve ülkede turizmle ilgilenenlerin turizmi öğrendiğini kaydeden Polatkan, turizmde uzun vadeli bir mantığın takip edilmesi gerektiğini söyledi.

Turizmde bir günlük tedbirlerle bir yere gidilemeyeceğini de anlatan Polatkan, "Diğer ülke standlarında içerik ve bütünlük olmasına rağmen bizde bu yoktur" dedi.

Teşvikler uygulamaya girmeli

Oraç Turizm Direktörü Tijen Oraç bu yıl gerçekleşen fuarın geçen yıldan daha iyi olduğunu kaydederek, bu yılki KKTC standının da daha iyi dizayn edilmiş misafir ağırlayan bir stand olduğunu bunun da bakanlığın daha profesyonelce çalışılmasından kaynaklandığını söyledi.

Baklanlığın verdiği teşviklerin uygulamaya girmesi durumunda turizm ve seyahat acentelerinin daha iyi gitmesi yanında karşı tarafın da bundan faydalanacağını kaydetti.

Stand her yıl daha güzel oluyor

Tulip Holidays yetkilisi Mina Sökmen, KKTC standının çok güzel hazırlandığını kaydederek, KKTC standının diğer ülke stantlarından bir farkının olmadığını söyledi.

Geçtiğimiz yıl KKTC standının olmadığını ve Türkiye standında görüşmelerini yaptıklarını anlatan Sökmen, bu yıl KKTC standının her şeyiyle düşünülmüş mükemmel bir stand olduğunu kaydetti.

KIBRIS 14/11/07

 

Yıldönümü kutlamasında Rumlara sert tepki


15 Kasım, 2007 11:57:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC, 24'üncü kuruluş yıldönümünü kutluyor. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kutlamalar sırasında yaptığı konuşmada, Rum yönetimi için, ''Canımız ellerinde olsa 'çıksın' diye sıkmazlar mı?'' dedi.

Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklerin ticari ilişkilerini durdurmak için büyük bir saldırganlık içinde olduğunu söyleyen Talat, "Böylesine bir saldırganlık nerede görüldü? Ticari bir ilişkiyi durdurmak için, dünyanın gözü önünde bu nasıl bir saldırganlık, nasıl bir düşmanlık? Canımız ellerinde olsa çıksın diye sıkmazlar mı?" ifadesini kullandı.
 
KKTC'nin kuruluş yıldönümü kutlamaları kapsamında Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda resmi geçit töreni yapıldı.
 
Talat, burada yaptığı konuşmada, Rum yönetiminin, KKTC'nin Gazimağusa ile Suriye'nin Lazkiye limanları arasında başlatılan feribot seferlerine inanılmaz bir tepki göstererek, Suriye'ye karşı haçlı seferi başlatmaya yeltendiğini belirtti.
 
Zamanın Kıbrıs'ta çözümün aleyhine çalıştığını söyleyen Talat, "Çözümsüzlüğün, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve uluslararası toplumun, Kıbrıs Rum tarafını adanın tek temsilcisi sayıp her olanağı altın tepsi içinde sunması, buna karşılıksa Kıbrıs Türk tarafını izolasyonlar altında dışladığı için devam ettiğini" kaydetti.
 
"450 yıllık tarihe sahibiz"
 
KKTC lideri Talat, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetme deneyimi ve her düzeyde kendi yönetim sistemini kurumsallaştırma becerisi açısından yaklaşık 450 yıllık bir tarihe sahip olduğunu söyledi.
 
Talat, "O nedenle öncelikle vurgulamak istediğim, Kıbrıs Rum tarafının yanlış propagandasıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığını doğrudan doğruya 1974'e dayandıran bazı uluslararası kurumların ciddi bir yanılgı içinde olduğudur" dedi.
 
"Papadopulos reddetti"
 
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile 8 Temmuz 2006 ve 5 Eylül 2007'deki görüşmeleri hakkında bilgi veren Talat, Papadopulos'un, önerilerini müzakere etmeyi dahi reddettiğini söyledi.
 
Rum tarafının bu retçiliğinin altında, uluslararası toplumun hataları olduğunu ifade eden Talat, "Papadopulos, Avrupa Birliği'ne tek taraflı olarak üye yapılmaları nedeniyle elde ettiği avantajları Kıbrıslı Türkleri silmek, istediklerini bize empoze etmek amacıyla kullanıyor" dedi.
 
Talat, er veya geç, iki kesimliliğe ve Birleşmiş Milletler barış planında öngörülen temel yaklaşımlar çerçevesinde iki halkın ve iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı birleşik yeni bir ortaklık devletinin kurulacağını kaydetti.
 
Talat'ın konuşmasının sonunda, Akıncılar ve Karaoğlanoğlu'ndan getirilen Türk ve KKTC bayrakları atletler tarafından Cumhurbaşkanı Talat'a sunuldu.
 
Halk oyunları ekibinin gösteri sunduğu törende, Kuzey Kıbrıs Türk Hava Sporları Federasyonu paraşütçüleri, Türk ve KKTC bayrakları ile atlayış yaptı.
 
Türkiye'den gidenler
 
Kutlamalara; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, Türkiye Büyük Millet Meclisi İdare Amiri Fehmi Hüsrev Kutlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, KKTC'nin 1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC devlet ve hükümet yetkilileri, Kıbrıs Barış Harekatı'na katılan Genelkurmay Başkanlığı Gaziler Heyeti, diğer ülkelerden gelen yabancı konuklar ve vatandaşlar katıldı.
 
Tebrik kabulünün ardından, Lefkoşa Atatürk Anıtı ile Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki mezarı başında törenler düzenlendi.

 

Sizi Kıbrıs yaparım

Rusya Devlet Başkanı Putin’in, komşu Gürcistan’ın lideri Saakaşvili’yi, "Sizi Abhazya meselesiyle Kıbrıs’a çeviririm" diye tehdit ettiği ortaya çıktı.

 Gürcistan’ın muhalefet gösterileriyle çalkalandığı ortamda TV’ye çıkıp konuşan Saakaşvili, Putin’in bir zirve sırasında savurduğu tehdidi dünyaya açıkladı ve "Ayrılıkçı Abhazya’daki son gelişmeler, Rusya’nın bu planı hayata geçirdiğinin kanıtıdır" dedi.

GEÇEN hafta şiddetli muhalefet gösterilerine sahne olan Gürcistan’da sıkıyönetim anlamına gelen olağanüstü hal uygulaması başlatan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili, bir numaralı düşman gösterdiği Rusya’yı "Bizi Kıbrıs’a benzetmek, ülkemizi bölmek istiyorlar" diye suçladı.

Uygulanan olağanüstü hal çerçevesinde sadece devlet kontrolündeki yayın organlarının çalıştığı Gürcistan’da televizyon aracılığıyla halka seslenen Saakaşvili şöyle konuştu:

"Size şimdiyle kadar gizli tuttuğum çok önemli bir konuyu açacağım. Geçen yılki Minsk BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu) zirvesinde Vladimir Putin bana net bir şekilde ’sizi Abhazya meselesiyle Kıbrıs’a çeviririz’ tehdidinde bulundu. Abhazya ile Tiflis’teki son gelişmeler Rusya’nın bu planı hayata geçirdiğinin kanıtıdır" iddiasında bulundu.

Kıbrıs’ta Barış Harekatı’na yol açan olayları, kendi ülkesinin şimdiki durumuna benzeten Saakaşvili, Kıbrıs’ın 1974 yılında iki bölgeye ayrılmasıyla sonuçlanan olayları o dönemdeki Kıbrıs yönetiminin yeteneksizliğine bağladı ve şöyle konuştu:

"Gürcistan yönetimi Rusya’nın düşündüğü kadar zayıf değil. Abhazya kozuyla bizi Kıbrıs’a çeviremediniz ve çeviremeyeceksiniz. Elde ettiğiniz tek sonuç Gürcistan imajını dünyada karalamak oldu" dedi.

Gürcistan’daki muhalefetin çıkışlarını Rusya destekli darbe girişimi olarak niteleyen Saakaşvili, önümüzdeki ay erken devlet başkanlığı seçimleri yapılmasını da kararlaştırmıştı. Gürcistan’a Kıbrıs benzetmesiyle ilk seçim propagandası da böylece başlamış oldu.

ABHAZLARA SEÇİM SANDIĞI

Gürcistan liderinin Putin adresinde sarf ettiği sözleri yanıtsız bırakan Rusya Dışişleri Bakanlığı, cevabı bir başka kanaldan verdi. Rusya Merkez Seçim Komisyonu 2 Aralık tarihinde Rusya’da yapılacak genel seçimlerde Gürcistan toprağı sayılan ayrılıkçı Abhazya ile Güney Osetya’da seçim sandıkları yerleştirileceğini duyurdu. 1992 yılından beri Gürcistan’dan ayrı varlığını sürdüren bu iki bölgede halkın yarısına yakını Rusya pasaportu taşıyor.

Abhazya sorunu nedir

BOLŞEVİK Devrimi sonrasında 1921’den 1990 yılına kadar Gürcistan bünyesinde özerk cumhuriyet olan Abhazya, 1991’de SSCB’nin parçalanması sürecinde Gürcistan’dan tek taraflı bağımsızlık ilan etti. Başta Rusya olmak üzere hiçbir yabancı devlet tarafından bağımsızlığı tanınmayan Abhazya buna rağmen Tiflis yönetimi altına girmeyeceğini söylüyor. 1990 yılında SSCB’de "birlik muhafaza edilsin mi" referandumu yapıldığında Gürcistan "birlikten çıkalım" yönünde tercihini kullanırken, Abhazya "Biz Rusya ile birlikte yeni entegrasyon sürecinden yanayız" diye görüş belirtmişti. 1992’de Sovyetlerden ayrılan Gürcistan, Devlet Başkanı Zviyad Gamzahurdiye önderliğinde toprak bütünlüğünü sağlamak için Abhazya’daki asi Suhumi yönetimine savaş açtı. İki yıl süren çatışmalar, Gürcistan’ın kendi içindeki darbeyle sonuçlandı. 1994’den beri Abhazya-Gürcistan sınırında Rus birlikleri barış gücü olarak görev yapıyor. Tiflis, Rus barış güçlerini sorunda taraf olarak görüyor.

HURRIYET 15/11/07

 

Londra metrosunda Kuzey Kıbrıs'ı tanıtıcı panolar

FUARDA ÜLEKLER TANITIM YARIŞINDA... ITB Berlin'den sonra dünya turizminin en büyük fuarlarından biri kabul edilen Dünya Turizm Pazarı WTM (World Travel Market) dün turizm profesyonelleri ve öğrencilere kapılarını açtı. Fuarda diğer ülke standlarında her ülke kendi kültürünü, yemek çeşitlerini ve turizmini tanıtmak için yoğun çaba sarf ediyor

KKTC HAK ETTİĞİ PAYI ALACAKTIR... Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay "Ambargo altındaki ülkemizde turizm lokomotif sektördür. Rum kesiminin bütün engellerine rağmen KKTC turizmi dünyadaki hak ettiği payı alacaktır. Bu fuarda bu duyguyu edindim" dedi

Ali CANSU (LONDRA)

Londra'da devam eden Dünya Turizm Fuarı'ndaki Kuzey Kıbrıs'ın (World Travel Market) standı çok sayıda ziyaretçi çekmeye devam ederken, başkentin en kalabalık ana metrolarından Tottenham Court Road Metro İstasyonu'na asılan Kuzey Kıbrıs reklâm panolarına İngilizler ve turistler büyük ilgi gösteriyor.

Sayıları 46 olan ve metronun birçok bölümünde asılı olan çeşitli ebatlardaki reklam panoları metro koridorlarına, yürüyen merdivenlere ve en yoğun giriş çıkışın yapıldığı yerlere asıldı.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ'ın da yerinde inceleme fırsatı bulduğu panoların kısa sürede ilgi toplamaya başlaması yetkilikerin yüzünü güldürüyor.

Londra'da yoğun bir ulaşım trafiği bulunan Tottenham Court Road Metro İstasyonu'nda, 7 Kasım'da asılan ve 6 Aralık'a kadar sergilenecek olan çeşitli ebatlarda 46 adet reklam panosu bulunuyor.

Günde 200 binin üzerinde kişiye ulaşılması planlanan panoların Kuzey Kıbrıs turizminin tanıtılmasında önemli rol oynayacağı ifade ediliyor.

Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi Koordinatörü Yılmaz Kalfaoğlu, reklam panolarının 30 bin Sterling (70 bin YTL'ye) mal olduüunu kaydetti.

Günay: KKTC hak ettiği payı alacaktır

Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ, Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile bir toplantı yaparak KKTC turizminin nasıl daha ileriye götürüleceği konusunda görüş alışverişinde bulundu.

Günay, "Ambargo altındaki ülkemizde turizm lokomotif sektördür. Rum kesiminin bütün engellemelerine rağmen KKTC turizmi dünyada hak ettiği payı alacaktır. Bu fuarda bu duyguyu edindim" dedi.

Günay, "Bu yıl turizmde gelir ve ziyaretçi açısından son iki yılın rakamlarını geçtik. İngiliz turistlerde 2 milyon eşiğine yaklaştık. Bundan sonraki hedefimiz Yunanistan'a giden İngiliz turist sayısı 4 milyon olacak" dedi. "Türkiye'nin turizm sunumundaki çeşitliliği artıracağını" vurgulayan bakan Günay, "Bu amaçla tarihsel ve doğal çevreyi korumak şartıyla 2008'in ilk haftasında başlayacak yeni kampanya için 40 milyon dolarlık artışla 150 milyon dolarlık bir bütçe ayırdık. Kampanya kapsamında dünyayı 10 bölgeye ayırarak 8'inde tanıtım ihalelerini tamamladık" diye konuştu.

Daha sonra Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay daha sonra ise Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ KKTC standını gezerek, turizmcileri dinledi ve sohbet etti.

Ülkeler fuarda yarışa girdi

ITB Berlin'den sonra dünya turizminin en büyük fuarlarından biri kabul edilen Dünya Turizm Pazarı WTM (World Travel Market) dün turizm profesyonelleri ve öğrencilere kapılarını açtı.

12-15 Kasım tarihleri arasında Londra Excel fuar merkezinde yapılan Thames Nehri kıyısındaki 40 hektarlık alan üzerinde 202 ülkeden 50 bine yakın turizmcinin ziyeret etmesi bekleniyor.

Bugün sona erecek olan fuarda çeşitli etkinlikler yapılırken WTM Global Trends Report 2007, İngilizlerin 2010 yılında nasıl seyahat edeceklerini içeren How the British Will Travel 2010 gibi araştırmalar da yayınlanacak.

Fuarda diğer ülke standlarında her ülke kendi kültürünü, yemek çeşitlerini ve turizmini tanıtmak için yoğun çaba sarf ediyor. Adeta bir birleri ile turist çekme yarışına giren fuara katılan ülkeler, katılımcılara standlarında sundukları değişik ilgi çekici faaliyetlerle müşteri topluyor.

Dün halkın ziyaretine açılan fuarda Türkiye, Brazil, Çin, İtalya standları yanında Kuzey Kıbrıs'ın standı da özellikle seramik ve sepet yapımı ile katılımcıların ilgisini çekiyor.

Fuarda ülkeler kendi kültürlerini giydikleri kıyafetler, kendilerine özgü yemek çeşitleri ve oyunları ile katılımcıları standlarına çekmeyi sürdürüyor.

KIBRIS 15/11/07

Cumhurbaşkanı Talat: KKTC, çağdaş yaşam seviyesine ulaşmanın aracı

Talat, "Siyasi, ekonomik ve sosyal kazanımlarımızı koruyup geliştirecek bir devlet aygıtına sahip olmak, böyle bir devlet aygıtının sunduğu olanakları kullanarak, böyle bir devlet aygıtının koruyuculuğunda yaşamak herkes gibi Kıbrıslı Türklerin de hakkıdır. KKTC işte bu devletin kendisidir" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin 24. kuruluş yıldönümü dolayısıyla BRTK'dan yaptığı konuşmada, KKTC'nin ayrılığı ve bölünmüşlüğün sembolü değil, tüm kurumlarıyla güçlenmesiyle barışa katkı sağlayacağını söyledi.

Çağdaş uygarlık ilkelerine uygun yaşayabilmek için KKTC'yi kurmuş olan Kıbrıs Türk halkının, 24 Nisan'daki referandumda Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için üstüne düşen fedakarlıkları yapmaya hazır olduğunu da gösterdiğini hatırlatan Talat, "Kıbrıs Türk halkı Kıbrıs Rum halkı ile yeni bir ortaklık devleti kurmaya hazırdır. Bunu en somut şekilde kanıtlamıştır... Sıra Kıbrıs Rum halkındadır" şeklinde konuştu.

Talat, Rum tarafını çözüm için çalışacak liderliğini belirlemeye, çözüm için fedakarlıkta bulunmaya hazır olduğunu göstermeye ve tarihi gerçekleri dikkate almaya da çağırdı.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının katkısını koyarak çağdaş bir yaşam sürme gayretinde olduğuna işaret ederek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk halkını çağdaş bir yaşam seviyesine ulaştırmanın aracı olduğunu vurguladı.

KIBRIS 15/11/07

 

 

Talat: İzolasyonların kaldırılması stratejik bir hedef

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Barış Harekatı'nın hedefi ve KKTC'nin kendisinin, tarihsel ve sonuçları bakımından bölgedeki barışın sağlanabilmesi ve Kıbrıs'taki barışın sağlanabilmesi için değerlendirilmesi gereken adımlar olduğunu belirtti.

İzolasyonların kaldırılmasının stratejik bir hedef olduğunu kaydeden Talat, izolasyonların kaldırılmasının sadece "daha iyi bir hayat, daha rahat bir hayat" için değil. Kıbrıs sorununun çözümüne yapacağı katkı bakımından da önemli olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin kuruluş yıldönümü kutlamalarına Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu'nu kabul etti.

Başbakan Ferdi Soyer de Org. Babaoğlu'nu kabul ederek görüştü.

Soyer, Kıbrıs'ta eşitlik mücadelesi veren Kıbrıs Türk halkanın, bu mücadeleyi demokratik birikimi ve bunu Türkiye'nin her düzeyde verdiği destekle sürdürdüğünü bildirdi.

Soyer, Türkiye ve KKTC halklarının çıkarını koruyacak bir çözüme birlikte yürüyeceklerini söyledi.

Soyer, Kıbrıs Türk halkının, ekonomik, siyasal, sosyal olarak daha ileri bir noktaya varmak için çalışmaya devam edeceğine işaret ederek, TSK'nın Kıbrıs'ta 1960 garanti antlaşması sonucu bulunduğunu ifade etti.

Orgeneral Aydoğan Babaoğlu ise Kıbrıs Türk halkının yaşadığı barış, özgür ve güvenli ortamın çok kolay sağlanamadığına işaret ederek, Kıbrıs Türk halkının bu özgürlük için gösterdiği gayretin çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Kıbrıs'a yaptığı çeşitli ziyaretlerde gözlemlediği gelişmenin yadsınamayacak ölçüde büyük olduğunu kaydeden Babaoğlu, "Bundan sonra da Kıbrıs Türk halkı güzel günlerde, barış içinde yaşayacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak Kıbrıs Türk halkının her zaman yanında olacağız" dedi.

KIBRIS 15/11/07

 

 

Devletin zirvesi konuk akınına uğradı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Soyer ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, konuk üzerine konuk ağırladı.

Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı da ziyaretçileri konuk etti.

Devlet ve hükümet yetkililerini ziyaret eden konuklar şöyleydi:

"Pakistan Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Zumr Khan, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü temsilen Genel Sekreter Mustafa İsen, TBMM'yi temsilen TBMM İdare Amiri Fehmi Hüsrev Kutlu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri gazileri, Almanya, Belçika, Makedonya, Kırgızistan ve Pakistan'dan gelen yabancı konuklar, Türkiye Harp Malulü, Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimler Derneği".

Öte yandan KKTC'ye gelen Türkiye Deniz Kuvvetleri'ne bağlı gemilerin komutanları, dün Girne Belediyesi'ni ziyaret etti.

Belediye'den verilen bilgiye göre, 4'üncü Muhrip Filotillası Komodoru Denizci Kurmay Kıdemli Albay Cem Aziz Çakmak ile TCG Kemalreis Komutanı Denizci Kurmay Albay Serdar Kocaalioğulları başkanlığındaki heyet, belediyeye gerçekleştirdiği ziyarette, Girne Belediye Başkanı Süre Aygın ile görüştü.

KIBRIS 15/11/07

Barışın kutlanacağı günler de görülecek

ÇİÇEK: BUNDAN SONRAKİ BAYRAMLAR DAHA COŞKULU KUTLANACAK... Cemil Çiçek, Türkiye hükümetinin bugüne kadar her durumda Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu ve bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğini söyledi. Bundan sonraki bayramların daha büyük bir coşku ile kutlanması temennisinde bulunan Çiçek, adada kalıcı barışın tesis edildiği ve bunların kutlanacağı günlerin de görüleceğine inanç belirtti. Çiçek, Kıbrıs'ta bir çözümsüzlük varsa bunun sorumlusunun Annan planına evet demeyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu vurguladı

TALAT: DÜNYAYLA KUCAKLAŞMAYA HAZIRIZ... Cumhurbaşkanı Talat da, Rum tarafının bütün gayretinin uniter bir devlet kurup, Kıbrıs Türkü'nü bu uniter devletin bir vatandaşı yapmak olduğuna işaret ederek, Kıbrıs Türkü'nün bunu kabul etmeyecek bir durumda olduğunu ve buna karşı elinden gelen her yolla mücadele etmenin meşru bir hak olduğunu belirtti. Talat, "Bu bakımdan biz, alnımız açık, dünyayla kucaklaşmaya hazır, dünyayla bütünleşmeye hazır bir politika güdüyoruz. Bu politikayla inanıyoruz ki süreç içinde başarılı olacağız." dedi

KKTC'nin 24'üncü kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmak üzere Türkiye hükümetini temsilen adaya gelen Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Kıbrıs Türkü'nün dünyadan tecridinin hala devam ettiğini, çözüm isteyenlerin tecritle cezalandırıldığını, çözümü tıkayanların ise ödüllendirildiğini belirterek, tüm bunlara rağmen KKTC'nin büyük yol kat ettiğini söyledi.

Kıbrıs'ta bir çözümsüzlük varsa bunun sorumlusunun ne Kıbrıslı Türkler ne de Türkiye olduğunu ifade eden Cemil Çiçek, çözümsüzlüğün sorumlusunun Annan planına evet demeyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu vurguladı. Bunun dünya tarafından anlaşılması gerektiğinin altını çizen Çiçek, Kıbrıs Türk halkına haksız bir tecrit uygulandığını ve bunu her platformda dile getirerek, bu haksızlığı anlatmaya çalıştıklarını söyledi.

Bundan sonraki bayramların daha büyük bir coşku ile kutlanması temennisinde bulunan Çiçek, adada kalıcı barışın tesis edildiği ve bunların kutlanacağı günlerin de görüleceğine inanç belirtti.

Türkiye'nin de her zaman Kıbrıs Türkü'nün yanında olacağını ifade eden Cemil Çiçek, bu kararlılığı göstermek ve Kıbrıs Türkü'nün sevincini paylaşmak için burada bulunduklarını söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, dünyayla kucaklaşmaya ve bütünleşmeye hazır politikasının süreç içinde başarılı olacağını, çünkü tecridin anlamsızlığının, haksızlığının ve insanlık dışılığının gün geçtikçe daha iyi anlaşıldığını söyledi.

KKTC'nin kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmak amacıyla adaya gelen Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve 1. Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ı ziyaret etti. Görüşmelerde Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin de hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü ile yetki paylaşımı istemeyen Kıbrıs Rum yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un uluslararası toplumun, uluslararası hukuktan nasibini almadığını iddia edecek kadar kendinden geçerek, dünyaya hakaret ettiğini de hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, Türkiye'nin her alandaki desteğinin Kıbrıs Türkü'nü cesaretlendirdiğini belirterek Türkiye'nin her koşul altında devam eden desteğinin süreceğini belirtti. Talat, "KKTC'nin kuruluşunun 24. yılı kutlamalarında Türkiye'yi bütün kurumlarıyla görmek, bizi mutlu edip, güvenimizi artırdı. Geleceğe güvenle bakıyoruz" dedi.

43 yıldır devam eden Kıbrıs sorununun çözümü için Kıbrıs Türkü'nün elinden gelen her türlü gayreti sürdürdüğüne işaret eden Talat, Türkiye'nin her türlü desteğine rağmen sonuç alınamamasının nedeninin çok açık olduğunu belirtti. Rum'un katı tutumunun daha da katılaştığını vurgulayan Talat, "Önce plan değiştirilmeli diyorlardı. Şimdi de planı şeytanlaştırıyorlar" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada BM'nin bugüne kadar yaptığı çabaların hukuk süzgecinden geçirilmediğini söyleyecek kadar ileri gidip, dünyaya meydan okuduğunu ve hakaret ettiğini belirtti. Talat, "Uluslararası toplumun, uluslararası hukuktan nasibini almadığını iddia edecek kadar kendinden geçti. Bütün bunlar Kıbrıs Türkü ile yetki paylaşımı istemediği için yapıyor" dedi.

Rum tarafının bütün gayretinin uniter bir devlet kurup, Kıbrıs Türkü'nü bu uniter devletin bir vatandaşı yapmak olduğunu kaydeden Talat, Kıbrıs Türkü'nün bunu kabul etmeyecek bir durumda olduğunu ve buna karşı elinden gelen her yolla mücadele etmenin meşru bir hak olduğunu belirtti.

Talat, Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliğe dayalı, 2 kesimli yeni bir ortaklık devletini hem oylarıyla onadığını hem de ondan sonraki süreçte Rum tarafına rağmen bu tutumlarını sürdürdüğünü söyledi. Talat, şöyle devam etti:

"Bu bakımdan biz, alnımız açık, dünyayla kucaklaşmaya hazır, dünyayla bütünleşmeye hazır bir politika güdüyoruz. Bu politikayla inanıyoruz ki süreç içinde başarılı olacağız. Çünkü tecritin anlamsızlığı ve haksızlığı, insanlık dışılığı gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor"

Çiçek: Çözümsüzlüğün sorumlusu Rum tarafıdır

Cemil Çiçek de konuşmasında, KKTC'nin ilanı yıldönümü nedeniyle, bu coşkuyu paylaşmak için geldiğini ancak bazı görüşmeler yapıp, son gelişmeleri değerlendireceklerini söyledi.

Türkiye'nin ve Türk halkının her zaman KKTC'nin yanında olduğunu kaydeden Çiçek, KKTC'nin kurulduğu günden bu yana kalıcı bir barışın tesisi için olumlu katkılarda bulunduğunu belirtti. Çiçek, "Bugüne kadar çözüm olmadıysa, bunun sorumlusu Rum tarafıdır. Referandumla bunu dünyaya ilan etti" dedi.

Çiçek, Kıbrıs Türkü'nün dünyadan tecridinin hala devam ettiğini, çözüm isteyenlerin tecritle cezalandırıldığını, çözümü tıkayanların ise ödüllendirildiğini belirtti. Tüm bunlara rağmen KKTC'nin büyük yol kat ettiğini, Türkiye'nin de her zaman Kıbrıs Türkü'nün yanında olacağını söyleyen Çiçek, bu kararlılığı göstermek ve Kıbrıs Türkü'nün sevincini paylaşmak için burada bulunduklarını söyledi.

"Çözüm ada gerçeklerinin bilinmesine bağlı"

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından kabul edilen Çiçek, TC kurumları olarak KKTC'nin kuruluş yıldönümünde yaşanan mutluluğu paylaşmak için geldiklerini belirterek, Kıbrıs Türk halkının her zaman yanında olacaklarını yineledi.

Kıbrıs sorununun kısa sürede kalıcı bir çözüme ulaşmasını umduğunu dile getiren Çiçek, "bu çözümün gerçekleşmesi ada gerçeklerinin iyi bilinmesine bağlı, burada 2 devlet, 2 halk ve 2 demokrasi var, çözüm olacaksa bunların kabul edilerek siyasi eşitliğin esas alındığı, TC'nin çözümün garantörü olmak zorunda olduğu unutulmamalıdır" diye konuştu.

Çiçek, bu şekilde bir çözümün herkesin ve tüm bölgenin menfaatine olduğunu da ifade etti.

Soyer: Türkiye'nin desteği

Kıbrıs Türk halkı için önemli

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Kıbrıs işlerinden de sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le görüştü.

Başbakanlık'tan alınan bilgiye göre, Başbakan Soyer, kabulde yaptığı konuşmada, Çiçek'in bu ziyaretini, Kıbrıs sorunu gibi temel bir sorun ile ortak çıkarların daha ileriye götürülmesi için sürekli atılan adımlardan bir yenisi olarak da gördüğünü söyledi. Soyer, "Bu adımın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 24'üncü kuruluş yıldönümünde gerçekleştirilmesi ayrı bir anlam ve mana gösteriyor" dedi.

Türkiye'nin, terör olaylarıyla oldukça meşgul olduğu ve üzüldüğü bir atmosfer içerisinde bile Ortadoğu'da barışın sağlanmasına yönelik girişimlerde bulunduğuna dikkati çeken Başbakan Soyer, İsrail ve Filistin Devlet Başkanları'nın Ankara'da buluşturmasının diplomatik bir başarı olduğunu ve Türkiye'nin bölge ve dünya barışına dönük olarak büyük bir yetenek gösterdiğini vurguladı.

Soyer, Ortadoğu barışına yönelik yaptığı diplomatik başarının Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta barış ve çözüm için gösterdiği girişimle de taçlandığını söyledi.

"Bu yüzden Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı, birlikte, Kıbrıs'ta iki kesime, iki halkın eşitliğine, iki kurucu devletin eşitlik temelinde, Türkiye'nin garantörlüğünde bir ortak çözüme dönük gösterdiği kararlı tutumuna devam edecek" diyen Soyer, Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik gösterilen kararlılığın aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ekonomik, sosyal ve demokratik gelişmesine ve ilerlemesine de gösterileceğini vurguladı.

Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkına verdiği ekonomik ve siyasi desteğin ülke kaynaklarının kullanımıyla büyük bir değere dönüştüğünü ifade eden Soyer, Türkiye'nin desteğinin Kıbrıs Türk halkı için önemli olduğunu söyledi.

Çiçek: Kalıcı barışın tesis edildiği günlerin de...

Cemil Çiçek de, Türkiye hükümetinin bugüne kadar her durumda Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu ve bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğini kaydetti.

Bundan sonraki bayramların daha büyük bir coşku ile kutlanması temennisinde bulunan Çiçek, adada kalıcı barışın tesis edildiği ve bunların kutlanacağı günlerin de görüleceğine inanç belirtti.

Kıbrıs'ta bir çözümsüzlük varsa bunun sorumlusunun ne Kıbrıslı Türkler ne de Türkiye olduğunu ifade eden Cemil Çiçek, çözümsüzlüğün sorumlusunun Annan planına evet demeyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu vurguladı. Bunun dünya tarafından anlaşılması gerektiğinin altını çizen Çiçek, Kıbrıs Türk halkına haksız bir tecrit uygulandığını ve bunu her platformda dile getirerek, bu haksızlığı anlatmaya çalıştıklarını söyledi.

Çiçek, Kıbrıs sorununun çözümünde Kıbrıs Türk halkının birliğinin ve beraberliğinin ön şart olduğunu dile getirerek, "inşallah iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı, iki halkın, iki ayrı devletin iki ayrı demokrasinin olduğu kabul edilerek; bu gerçekler üzerine Ada'da kalıcı bir barış tesis edilir ve kalıcı bir çözüm ortaya konulmuş olur ve bundan da herkes yararlanır" dedi.

"Hedef, iki halk ve eşitliğe dayalı çözüm"

Cemil Çiçek de, Eski Cumhurbaşkanı Denktaş'a ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, kutlamalara Türkiye hükümeti adına geldiğini ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin sevincini hükümet ve Türk halkı olarak paylaştığını kaydetti.

Çiçek, Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm istediklerini, ancak bu çözümün "ada gerçeklerine dayalı bir çözüm" olmasını temenni ettiklerini belirterek, Türkiye olarak iki kesimli, iki halk ve eşitliğe dayalı bir çözüme ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin uluslararası anlaşmalardan dolayı Kıbrıs'ta bulunduğunu ve bunun da meşru olduğunu vurgulayan Çiçek, adada bulunacak bir çözümde Türkiye'nin garantörlüğünün esas olduğunu kaydetti.

Çiçek, adada ulaşılacak bir çözümün, adayı ve Kıbrıslı Türkleri bugünden geriye değil, ileriye taşıması gerektiğine de dikkati çekti.

KIBRIS 15/11/07

 

KKTC: Varan 24...


O sabah, henüz gün ağarırken, Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) Meclisi üyeleri, sessizce salondaki yerlerini alıyorlardı. Çağrıldıkları bu olağanüstü toplantıdan Kıbrıs Türk halkının haberi yoktu. Ankara da bilmiyordu... Ta ki KTFD Başkanı Rauf Denktaş, Meclis kürsüsünden, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşu"nu ilan edinceye kadar...
Evet, 15 Kasım 1983 sabahı Lefkoşa'dan ajansların verdiği bu haber, Türkiye dahil, bütün dünya için büyük sürpriz olmuştu.
Türkiye'de ondan bir hafta önce (6 Kasım'da) yapılan seçimleri ANAP kazanmış, Turgut Özal da yeni başbakan olarak görevine başlamıştı.
Doğrusu o günlerde Özal daha çok askeri yönetim sonrası iç meseleler üzerinde odaklanmıştı.
O günlerde olayları izlediğim Lefkoşa'da, Denktaş'ın çevresinden ve çoğu gözlemciden duyduğum söz şuydu: "Denktaş bu ustaca manevrasıyla, bir "oldubitti" yarattı. Bu "de facto" durum hoşa gitsin veya gitmesin, artık değişemez"...

Eski şartlar
Denktaş'ın sürprizi başta şaşkınlık yaratmakla beraber, Ankara yeni oluşumu tanımakta gecikmedi. Kıbrıs Türkleri, bir kez daha Türkiye'nin aktif desteğini görmekten mutlu idiler...
Umutları bazı dost ülkelerin de benzer bir destek vereceği idi. Nitekim 2 gün sonra, Pakistan'ın KKTC'yi tanıdığı haberi geldi. Ama "resmi" olmayan bu haber sonra yalanlandı. Meğer Pakistan hükümeti bu yönde bir açıklama yapmaya hazırlanırken, ABD İslamabad'a baskı yapmış ve onu bu kararından vazgeçirmişti...
KKTC'nin ilanı, genelde dünyada olumsuz karşılandı. BM Güvenlik Konseyi bu tek yanlı bağımsızlık ilanını yasadışı bir hareket saydı ve bu kararın geri alınmasını istedi.
Denktaş yönetimi -ve Ankara- KKTC'nin ilanına kadar yapılan çeşitli müzakerelerde, "iki kesimli bir federal çözüm" tezini savunmuştu. Şimdi KKTC ile yeni bir durum ortaya çıkıyor, Türk tarafı "aynı çatı altında iki eşit devlet" esasına dayalı bir çözüm formülü getiriyordu.
Gerçekten Denktaş'ın KKTC'yi ilan ederken okuduğu deklarasyonda da "iki eşit halk arasındaki ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını engellemeyeceği, aksine kolaylaştıracağı" vurgulanıyordu.
Yıllar boyunca yapılan müzakerelerin ve bu arada Annan Planı üzerindeki referandumun sonuç vermemesi, işte bu yeni esaslar üzerinde bir türlü mutabakat sağlanamamasının sonucudur.

Yeni esaslar
Kıbrıs Türkleri dün, KKTC'nin 24. yıldönümünü, bir kez daha anlaşmazlığın ve çözümsüzlüğün devam ettiği bir ortamda kutladı.
KKTC realitesinin bir yüzünde çözümsüzlükten kaynaklanan sorunlar ve sıkıntılar var: KKTC'nin Türkiye'den başka bir ülke tarafından tanınmaması, izolasyon uygulamalarının devam etmesi gibi... Ama diğer yüzünde de gurur ve cesaret veren gelişmeler var: KKTC'nin gerçek bir devlet olarak kurumlaşmış olması, pek çok ülkenin "fiilen" kendisiyle ilişki kurması ve de ekonomisini toparlayabilmesi gibi...
KKTC'nin ilanından yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra, o deklarasyondaki esaslar ve Rum tarafına yapılan çağrı hâlâ geçerlidir. Nitekim KKTC Cumhurbaşkanı M.A. Talat dünkü konuşmasında arzulanan çözümün "siyasi eşitliğe dayalı, iki kesimli yeni bir ortaklık devleti" olduğunu belirtti.
Kıbrıs Rumları -ve dünya- Talat gibi, hâlâ bir şekilde "birleşme"yi savunan ve hatta bunun için bazı fedakârlıkları da göze alan iyi niyetli bir liderin çağrılarına kulak vermelidir.
Aksi halde Kıbrıs Türkleri, bundan böyle bağımsızlık bayramlarını kendi başlarına kutlamaya devam edeceklerdir...

SAMI KOHEN MILLIYET 16/11/07

 

 

Rumlardan Londra'daki Türk Büyükelçiliği önünde protesto

      KKTC’nin 24’üncü kuruluş yıldönümünde, Londra’daki Türkiye Büyükelçiliği önünde toplanan bir grup Rum, Türk askerinin adadan çekilmesini istedi. Göstericiler, Türk ordusunu barbarlıkla suçladı.
      Türk büyükelçiliği önünde akşam saatlerinde toplanan Rum göstericiler, ellerinde taşıdıkları pankartlarda Türkiye’nin insan hakları kayıtlarının kötü olduğunu, bu nedenle Avrupa Birliği’ne alınmaması gerektiğini öne sürdü. Türkiye’nin adada işgalci olduğunu savunan göstericiler, İngilizlerin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden mülk almasını da protesto etti.
      İngilizlerin bu tür adımlarla Kıbrıs’ta barışa zarar verdiğini savunan Rumlar, İngiltere’nin Kıbrıs’a karşı sorumluluklarını yerine getirmesini istedi.
      Rumların protesto gösterisine tepki gösteren az sayıda Kıbrıslı Türk de Rum göstericilerin hemen yanında kendileri için ayrılan bölgede karşı bir gösteri yaptı.
     
      GAZETECİLERİN ÇALIŞMASINA ENGEL OLDULAR
      Öte yandan göstericilerin arasındaki bir grubun Türk gazetecilerden rahatsız olduklarını söylemesi üzerine İngiliz polisi gazetecilerden bölgeyi terk etmelerini istedi. Türk gazetecilerin çekim yapma konusunda ısrar etmesi üzerine “Göstericiler kendi aranızda grup olarak toplanmanızdan ve konuşmanızdan rahatsız oluyor. Yeterince çekim yaptıysanız buradan uzaklaşmalısınızö diyerek muhabirleri Türk eylemcilerin olduğu bölgeye götürdü. Polisin bu sırada bazı gazetecilere “siz hangi taraftansınızö diye sorması dikkat çekti.
     

MILLIYET 16/11/2007

 

Coşkuyla kutladık

UZLAŞI ELİMİZ İLÂNİHAYE HAVADA KALMAYACAK"... TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye hükümeti adına Kıbrıs Türk halkının bayramını kutladı. Çiçek, Kıbrıs'ta çözüm çabalarının süreceğini ama uzlaşma için uzatılan elin ilânihaye havada kalmayacağını vurguladı. Çiçek, izolasyonların kalkmasının sadece siyasi değil, ahlaki bir yükümlülük olduğunu söyledi ve "AB'nin sorumlu üyeleri dayanışma adına Rum yönetiminin uzlaşmaz tutumunu desteklemekten vazgeçmeli" dedi

"RUM RETÇİLİĞİNİN ALTINDA ULUSLARARASI TOPLUMUN HATALARI VAR"... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, er veya geç, iki kesimli ve Kıbrıs Türk halkının evet dediği BM barış planında öngörülen yaklaşımlar çerçevesinde iki halkın ve iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı birleşik yeni bir ortaklık devleti kurulacağını belirtti. Talat, görevlerinin bu kaçınılmaz gerçeğe KKTC'yi bütün kurumlarıyla hazırlamak olduğunu söyledi. Rum retçiliğinin altında uluslararası toplumun hataları olduğuna da işaret eden Talat, "Papadopulos zamanla Kıbrıslı Türklerini silip süpürebileceğini hesaplıyor.Tabi ki çok yanılıyor" şeklinde konuştu

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) 24. kuruluş yıldönümü, ülke genelinde tören ve etkinliklerle kutlandı.

Lefkoşa'daki törende konuşan TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Kıbrıs'ta çözüm çabalarının süreceğini ama uzlaşma için uzatılan elin ilânihaye havada kalmayacağını vurguladı. Çiçek, izolasyonların kalkmasının sadece siyasi değil, ahlaki bir yükümlülük olduğunu söyledi ve "AB'nin sorumlu üyeleri dayanışma adına Rum yönetiminin uzlaşmaz tutumunu desteklemekten vazgeçmeli" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da er veya geç, iki kesimli ve Kıbrıs Türk halkının evet dediği BM barış planında öngörülen yaklaşımlar çerçevesinde iki halkın ve iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı birleşik yeni bir ortaklık devleti kurulacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat'ın tebrik kabulüyle başlayan kutlama etkinlikleri daha sonra Lefkoşa Atatürk Anıtı, Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabri başında, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki resmi geçit töreniyle son buldu.

Başkent Lefkoşa'nın yanı sıra Gazimağusa, Girne, İskele ve Güzelyurt'ta da törenler düzenlendi.

İlk tören Atatürk Anıtı'nda

KKTC'nin kuruluşunun 24'üncü yıldönümü kutlamaları çerçevesinde ilk tören dün sabah Lefkoşa Atatürk Anıtı önünde gerçekleştirildi.

Tören çelenklerin anıta konulmasıyla başladı. Saygı marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinin ardından, tören Anıt Özel Defteri'nin imzalanmasıyla sona erdi.

Anıt Tepe'de tören düzenlendi

Kutlamalar çerçevesinde Kıbrıs Türk halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabrinde tören düzenlendi.

Çelenklerin konulmasıyla başlayan tören saygı marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile devam etti ve özel defter imzalandı.

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki tören

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda, İstiklal Marşı'nın okunması ve tören birliklerinin denetlenmesiyle saat 10.00'da başlayan törende, Türkiye Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yolladığı mesajı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sundu.

Talat da, KKTC halkı adına hazırlanan mesajı Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'e iletilmesi üzerine İsen'e teslim etti.

Tören, mesaj teatisinin ardından Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in Türkiye hükümeti adına yaptığı konuşma ile devam etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yaptığı konuşmayla süren törende, dün Akıncılar ve Karaoğlanoğlu'ndan koşarak Lefkoşa'ya gelen atletlerin getirdiği KKTC ve TC bayraklarının Cumhurbaşkanı Talat'a takdiminden sonra, halk dansları gösterisi sunuldu. Tören, geçit resmiyle sona erdi.

Talat: Zaman çözümün aleyhine çalışıyor

Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törende konuşan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, er veya geç, iki kesimli ve Kıbrıs Türk halkının evet dediği BM barış planında öngörülen yaklaşımlar çerçevesinde, iki halkın ve iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı birleşik yeni bir ortaklık devleti kurulacağını belirterek, görevlerinin bu kaçınılmaz gerçeğe KKTC'yi bütün kurumlarıyla hazırlamak olduğunu söyledi.

Çağdaş Avrupa değerlerine, sosyal hukuk devleti ilkelerine bağlı demokratik ve modern bir KKTC yaratmak amacıyla çalıştıklarını belirten Talat, uluslararası toplumun Kıbrıslı Türklere bu şekilde saygı göstereceğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, zamanın Kıbrıs'ta çözümün aleyhine çalıştığına işaret ederek, Rum tarafının çözüm çabalarındaki retçiliğinin altında uluslararası toplumun hataları bulunduğunu vurguladı.

Talat, Kıbrıslı Türklerin iradelerine her zaman sahip olduğunu, tarihin değişik dönemlerinde yasama, yürütme ve yargı organlarının hep bulunduğunu ve önemli işlevler gördüğünü belirtti.

"Kıbrıs Türk halkı kendi kendini yönetme deneyimi ve her düzeyde kendi yönetim sistemini kurumsallaştırma becerisi açısından yaklaşık 450 yıllık bir tarihe sahiptir" diyen Talat, KKTC'nin varlığını doğrudan doğruya 1974'e dayandıran bazı uluslararası kurumların ciddi bir yanılgı içinde olduğunu söyledi.

"KKTC, federal devletin Kıbrıslı Türk kanadı olarak kuruldu"

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk Federe Meclisi'nin, 15 Kasım 1983'te KKTC'yi ilan ederken, bu oluşumu, gelecekte kurulacak iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı yeni federal ortaklık devletinin Kıbrıslı Türk kanadı olarak öngördüğünü hatırlattı.

KKTC'nin, adada siyasal eşitliğin ve kurucu devletlerin eşit statülerinin güvenceye alınacağı yeni bir ortaklık devletine hazırlanmak amacıyla gündeme getirildiğini belirten Talat, "Biz, 15 Kasım 1983 tarihinde ilan edilmiş bu hedeflere sadakat göstererek barışı ve çözümü gerçekleştirmek için kendi üzerimize düşeni yapıyor, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması hedefine bağlılığımızı bütün samimiyetimizle sürdürüyoruz" diye konuştu.

"Zaman çözümün aleyhine çalışıyor"

Talat, zamanın, Kıbrıs'ta bir çözümün aleyhine çalıştığını kaydederek, Kıbrıs sorununun bir an önce çözümlenmesi gerektiğini vurguladı; bunu ilgili taraflara ve uluslararası topluma duyurduklarını belirtti.

8 Temmuz Antlaşması'nın temel hedefinin de, Kıbrıs sorununa en kısa sürede bir çözüm bulunması olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, o günden beri ilerleme sağlanamadığına, tek bir çalışma grubu veya teknik komite kurulamadığına işaret etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu kilitlenmeyi kırmak amacıyla Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'a pek çok kez çağrıda bulunup, kapsamlı görüşmeler için kendisiyle bir araya gelmeye çalıştığını, 5 Eylül'de bunun gerçekleştiğini, kısa sürede bütünlüklü bir çözüme ulaşabilmek amacıyla, tam teşekküllü müzakerelerin başlamasını ve bunu sağlamak için de hızlandırılmış bir hazırlık süreci önerisini masaya koyduğunu anlattı.

"Rum retçiliğinin altında uluslararası toplumun hataları var"

Talat, 5 ayrı çalışma grubunun iki-iki buçuk aylık bir süreyle çalışmasını ve ardından tam teşekküllü müzakerelere başlanıp, 2008 sonuna dek bir çözüme ulaşılmasını önerdiğini hatırlatarak, Papadopulos'un bu önerisini reddettiğini, bu retçiliğin altında uluslararası toplumun hataları bulunduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, "Papadopulos, Avrupa Birliği'ne tek taraflı olarak üye yapılmaları nedeniyle elde ettiği avantajları Kıbrıslı Türkleri silmek, istediklerini bize empoze etmek amacıyla kullanıyor" dedi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la 16 Ekim'de yaptığı görüşmede, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelere hazır olduklarını bir kez daha yinelediğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreter'e iki Kıbrıslı halkın yakınlaşmasına katkıda bulunacak güven artırıcı önlemler paketi sunduğunu, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması için selefi Kofi Annan ve kendisi tarafından uluslararası topluma yapılan çağrılardan henüz hiçbir sonuç alınmadığını özellikle vurguladığını anlattı.

"Cezalandırılmaya devam edilmemiz kabul edilemez"

Talat, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Kıbrıs'ta bir çözüme 'evet' diyen taraf olarak Kıbrıslı Türklerin cezalandırılmaya devam edilmesi kabul edilemez. Bu durum, tam da Rum tarafının uzlaşmazlığının nedenidir. Zamanın, adamızda barışı ve birleşmeyi gittikçe daha zor bir hale getirdiğine aldırmaksızın, Tasos Papadopulos zamanla Kıbrıslı Türkleri silip süpürebileceğini hesaplıyor. Tabii ki çok yanılıyor. Kıbrıslı Türkler her zaman dimdik ayaktadır ve ayakta olacaktır!..

"İzolasyonlar Rum uzlaşmazlığını teşvik ediyor"

Çözümsüzlük; Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve uluslararası toplum, Kıbrıs Rum tarafını adanın tek temsilcisi sayıp her olanağı altın tepsi içinde sunduğu, buna karşılıksa, Kıbrıs Türk tarafını izolasyonlar altında dışladığı için devam ediyor. İzolasyonlar, Rum tarafının uzlaşmazlığını teşvik ediyor. Papadopulos'un, 26 Ekim 2007'de BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürütülen müzakerelerde ortaya çıkan parametreleri ve çözüm müktesebatını reddetme noktasına geldiğini apaçık bir şekilde gösteriyor. BM'nin bugüne kadar hazırladığı planların uluslararası hukuk süzgecinden geçmediğini iddia edecek kadar aşırıya kaçıyor ve hedefini ortaya koyarken üniter devleti tarif ediyor. Fakat ne yazık ki uluslararası toplum susuyor. Yüzüne karşı adeta dünyaya meydan okurken ortaya çıkan bu suskunluk Rum gericiliğini daha da pervasızlaştırıyor.

Suriye'ye feribot seferi düzenlememizi inanılmaz bir tepkiyle karşılayarak yediden yetmişe tüm Rum gericilerini harekete geçirip Suriye'ye karşı bir Haçlı Seferi başlatmaya yeltenirken Avrupa Birliğinden bu kez susturucu bir yanıt alıyorlar: Mağusa Limanı'nı kapalı ilan eden sizsiniz, bu kararınızın ulusla