Güney'den 135 Euro'luk alışveriş...
YASAKÇI TAVIR YOK; DENETİMLER YOĞUNLAŞACAK...
Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'tan alışverişlerin
artması tartışmalarıyla ilgili basın
toplantısı düzenleyerek, bu konuda yasakçı bir tavır
takınmayacaklarını, insanların kendi duygu ve
düşünceleriyle hareket etmesini istediklerini ancak sınır
kapılarında et ve et ürünlerine dönük denetimin
yoğunlaşacağını söyledi. Soyer, Güney'den
alışverişin sınırlandırılması için
sınır kapılarında önlem düşünüp düşünmedikleri
sorusuna karşılık, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca
yolcu beraberi 135 Euro'luk mal alınabileceğini hatırlattı
ve bunun zaten denetlendiğini, denetlemeye devam edeceklerini kaydetti
"DÖVİZ DÜŞTÜ, FİYATLAR DÜŞMEDİ,
İŞ DÜNYASI İLE GÖRÜŞECEĞİZ"... Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, YTL'nin değer kazanması ve dövizdeki
düşüşe rağmen fiyatlarda düşüş
yaşanmadığını, ters olarak bazı mallarda
artış oluştuğunu ifade ederek, bu konuyu önümüzdeki
günlerde iş dünyası temsilcileriyle ele alacaklarını da
söyledi. Soyer, "Bir yandan YTL'nin değerlenmesi,
insanımızın yabancı para birimlerini alım güçlerinin
artması, Güney Kıbrıs'ta çok uluslu bir kısım yeni
şirketlerin açılması ve tüketiciye çok cazibeli
alışveriş imkanı sunabilmesi gibi faktörler, Güney
Kıbrıs'a dönük bir ticaret akışkanlığına yol
açmaktadır" dedi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, vatandaşların Güney
Kıbrıs'tan alışverişe eğilimlerinin
artmasıyla ilgili, sınır kapılarında anket
çalışması yapacaklarını açıkladı ve halktan
destek istedi.
Soyer, vatandaşların Güney Kıbrıs'tan en fazla 135
Euro'luk alışveriş yapabileceğini hatırlatarak,
yasakçı zihniyette olmadıklarını, ancak özellikle et ve et
ürünlerine karşı denetimlerin
yoğunlaşacağını söyledi.
Soyer, YTL'nin değer kazanması ve dövizdeki düşüşe
rağmen fiyatlarda düşüş olmaması konusunu önümüzdeki
günlerde iş dünyası temsilcileriyle ele alacaklarını
bildirdi.
Güney Kıbrıs'tan alışverişlerin artması
tartışmaları konusunda basın toplantısı
düzenleyen Başbakan Soyer, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında
Güney'e satılan mallarda, Eylül 2006 ile Eylül 2007 arasında yüzde 43
artış olduğunu kaydetti.
Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'ta şüphelenilen
şap hastalığı nedeniyle sınır
kapılarında aldıkları önlemler konusunda BM Kalkınma
Programı (UNDP) ve BM yetkililerinin kendilerini arayıp
memnuniyetlerini bildirdiğini ve bunların devamını
istediklerini; ayrıca iki taraftaki veteriner servislerinin BM
girişimiyle bir araya geleceğini açıkladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, halkın Güney Kıbrıs'tan
alışverişlerinin artması konusunda yasakçı bir
tavır takınmayacaklarını, insanların kendi duygu ve
düşünceleriyle hareket etmesini istediklerini ancak sınır
kapılarında et ve et ürünlerine dönük denetimin
yoğunlaşacağını söyledi.
Başbakan Soyer, tüketicilerin eğilimlerini belirlemek üzere
sınır kapılarında yakında bir anket düzenleyeceklerini
ve çıkacak bilimsel sonuçlara göre önlemler
alınacağını belirterek, halktan ankete destek vermelerini
istedi.
Soyer, şap hastalığı tehlikesine karşı
sınır kapılarında aldıkları önlemlere BM
yetkililerinin destek verdiğini ve devamını istediklerini, uzun
zamandır talep ettikleri iki tarafın veteriner servislerinin bir
araya gelmesinin de gerçekleşeceğini açıkladı. Soyer, polis
ve sağlık konularında bilgi alışverişinin adada
yaşamanın gereği olduğuna işaret etti.
Bu konuda toplumsal ortak akılla alınacak tedbirlerin
belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Soyer, ana muhalefet partisi UBP Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun hükümeti "halkı
Güney'den alışverişe itmekle" suçlamasının,
"anlamsız ve vicdansız bir suçlama, çözümsüzlüğü getiren
kısır tartışmaları davet eden bir üslup"
olduğunu söyledi.
Ekonomideki temel farklar
Soyer, Kuzey ve Güney Kıbrıs arasında ekonomideki temel
noktalarda farklılıklar bulunduğunu, bunun temelinde KKTC'nin
izolasyonlar altında ve dünya ile Avrupa'yla entegrasyon sürecinde
sıkıntılı ilişki biçiminde olmasının
geldiğini ifade etti.
Güney Kıbrıs'ın Euro para birimine geçecek
olmasının da farklardan birini oluşturduğunu, bütçenin
yüzde 49'unun transferlere gittiğini, kamu bütçesinin önemli açık
verdiğini, ülkelerin Euro kullanımına başlayabilmesi için
kamu açıklarını minimize etmesi gerektiğini, Güney
Kıbrıs'ın da bunu yaptığını ama KKTC'de
yılların yapısal bozukluklarından kaynaklanan çok önemli
bir bütçe dengesizliği bulunduğunu, bütçenin önemli
kısmının personel giderleri ve transferlere gittiğini
anlattı.
Başbakan Soyer, Türkiye'den alınan destekle bu
açığın bir bölümünün kapatıldığını, bu
kaynaklarla üretken alanların ve altyapının
geliştirilmesine çalıştıklarını belirtti.
Hükümetin kurumlar vergisini yüzde15'ten 10'a düşürdüğünü,
pek çok fonu kaldırdığını, gelir vergisinde şahsi
gelirleri yüzde 45'ten yüzde 37'ye düşürdüğünü ve ekonomideki yükü
kaldırmak için bazı vergi ve fonlarda tasarrufa gittiğini
anlatan Başbakan Soyer, dünya petrol fiyatlarındaki artışa
rağmen hükümetin fon gelirlerinden fedakarlık yaparak
artışı fiyatlara yansıtmamaya
çalıştığını bildirdi.
YTL değer kazandı, fiyatlar düşmedi... İş
dünyasıyla ele alacağız
Soyer, bütçe açıklarının bazı hareketlerini
sınırladığını belirterek, dış
etkenlerin de önemli olduğunu kaydetti. YTL'nin değer
kazanmasının çok önemli, ciddi, olumlu bir gelişme
olduğunu, insanların alım gücündeki artışa
bağlı olarak daha çok döviz alabildiğini ancak YTL'nin döviz karşısında
değerlenmesine rağmen bir kısım fiyatlarda
düşüşün gerçekleşemediğini, ters olarak bazı mallarda
artış oluştuğunu söyledi.
Soyer, şöyle konuştu:
"Bu da hükümet olarak ilgili bütün birimlerle
değerlendirerek, iş dünyamızla önümüzdeki günlerde ciddi bir
tartışma içinde ele alacağımız bir sorunsal olarak
önümüzde durmaktadır. Bir yandan YTL'nin değerlenmesi,
insanımızın yabancı para birimlerini alım güçlerinin
artması, Güney Kıbrıs'ta çok uluslu bir kısım yeni
şirketlerin açılması ve tüketiciye çok cazibeli
alışveriş imkanı sunabilmesi gibi faktörler, Güney
Kıbrıs'a dönük bir ticaret akışkanlığına yol
açmaktadır."
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bu gerçeklerin arkasına mazeret
olarak sığınmanın doğru
olmadığını, doğru zeminde tartışarak
alınabilecek tedbirler üzerinde durmak gerektiğini kaydederek,
hükümetin 2008'de cari harcamalarda disiplin getirmeyi, ekonomik büyümeye
destek olacak tedbirleri almayı planladığını söyledi.
Soyer, transfer harcamalarını da kısarak kamu bütçesinde
denge sağlamayı hedeflediklerini vurgulayarak, "Bu hedefle
kamunun yeteneklerini artırmak istiyoruz ki, ekonomiye dönük olarak yeni
tedbirler üretebilelim. Bizdeki kuruluşlarımızın öz
sermayeleri son derece zayıftır, fiyat hareketlerine
kırılganlıkla yüz yüzedirler. Bundan ötürü kendilerini fiyat artışlarıyla
korumaya çalışmaktadırlar" diye konuştu.
Başbakan Soyer, düşündükleri tedbirlerden birinin ülkenin
gelir-gider dengesini, maliyenin genel yapısını kontrol
altına aldıktan sonra sermaye yapılarının
güçlendirecek vergi politikalarının geliştirilmesi
olduğunu, böylece kuruluşların rekabete hazır hale
getirilmesine çalışacaklarını açıkladı.
Küresel ısınma nedeniyle tarım sektörü ürünlerinde dünya
piyasalarında artış yaşandığını, bunun
süt ve gıdaya yansıdığını kaydeden Başbakan
Soyer, hükümetin üreticilere düşük fiyatla mazot
satışını gündeme getirerek, üretim girdilerini düşürüp
kırılganlığı göğüsleyecek bir adım üretmeye
çalıştığını, bu gibi tedbirlerin
geliştirilmesi gerektiğini anlattı.
Sınır kapılarında ankete halktan destek talebi
Başbakan Soyer, önümüzdeki günlerde başlatacakları bir
anket için halktan destek istedi ve şöyle devam etti:
"Güney'e geçişin olduğu bütün sınır
kapılarında bir anket düzenlemek istiyoruz. Bunun kararını
aldık. Bu anketle tüketicinin eğilimlerini, hangi mal gruplarına
dönük eğilimler olduğunu, bu eğilimlerin fiyat mı, kalite
mi, ürün çeşitliliği mi, marka mı olduğunu saptamak ve bu
bilimsel veriler ışığında bu tarafta aynı mal
gruplarındaki eksikliği, fiyatlarını tespit ederek,
analizlerini yaparak kamuoyuyla, iş dünyasıyla ve devletin ilgili tüm
birimleriyle bu çerçevede paylaşmak istiyoruz.
Bu anket çalışmasının bilimsel yapısı
üzerinde iş ve bilim dünyamızla, esnaf ve zanaatkarlarla ve devletin
bütün ekonomik birimleriyle fiyat analizleri, denetimleri ve maliyet
hesaplamaları çıkararak maliyet hesaplamalarında Kuzey'deki
yapıyı derinlemesine incelemek istiyoruz.
Bunun için halkımızın bu bilimsel çalışmada
yol kat edebilmemiz, önemli verilere ulaşmamız için bu anket
çalışmasında bizden desteklerini esirgemeyeceklerine
inanıyorum."
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, rekabetin
artırılacağını kaydederek, "Hiçbir şekilde
bu kısa dönemde karşı karşıya
kaldığımız bu duruma boyun eğmeyeceğiz. Bunun
için ortak akıl, girişim gücü, irade ve her şeyden önce
insanımızın sağduyusuna güveniyorum" dedi.
Bir soru üzerine, Devlet Planlama Örgütü'nce hazırlanan anketin
sivil toplum örgütlerinden de destek alarak uygulayacağını
belirten Soyer, önce tanıyıp bilmek, sonra tedbir almak
gerektiğini vurguladı.
Eksik ve yanlışlarını tam anlamıyla görüp
tedbirleri ona göre üretmek istedikleri için anket yapacaklarını
belirten Başbakan Soyer, Güney'de açılan yeni firmaların sadece
Kıbrıslı Türkleri değil, Rumları da cezbettiğini
ve bu sorunun Güney'de de tartışıldığını
kaydetti.
Güney'e mal satışlarında yüzde 43 artış
Yeşil Hat Tüzüğü'yle Güney'e yapılan
satışlarda Eylül 2006 ile Eylül 2007 arasında yüzde 43
artış kaydedildiğini açıklayan Başbakan Soyer, bunun
daha da geliştirilmesi ve rekabete hazırlanılması
gerektiğini söyledi. Soyer, kısır tartışmalara gerek
olmadığını da vurguladı.
Başbakan Soyer, Güney'den alışverişin
sınırlandırılması için sınır
kapılarında önlem düşünüp düşünmedikleri sorusuna
karşılık, Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca yolcu
beraberi 135 Euro'luk mal alabileceğini hatırlattı ve bunun
zaten denetlendiğini, devam edeceklerini söyledi.
Yasakçı tavır takınmıyoruz... Et denetimleri
yoğunlaşacak
"Biz yasakçı bir tavır takınmıyoruz. Biz
insanlarımızın kendi duyguları ve düşünceleriyle
hareket etmelerini istiyoruz. Ancak özellikle et ve et ürünlerine dönük olarak
hükümet kesin kararlıdır, sınır kapılarında
denetimini tam yoğunlaştıracaktır" diyen Başbakan
Soyer, Güney Kıbrıs'a ithal edilen buzlu etlerin daha ucuz piyasaya
sunulduğunu ve Kuzey Kıbrıs'a da getirilerek dönerde ve başka
yemeklerde kullanıldığını, hükümetin bunu haksız
rekabet ve sağlıksız gördüğünü anlattı.
Soyer, Kuzey Kıbrıs'tan et ve et ürünlerinin Güney'e
geçemediğine işaret ederek, Güney'den alışverişlerde
et ve et ürünlerine titizlik göstereceklerini, dar gelirli insanlara daha ucuz
et sunulabilmesi için bazı tedbirler üzerinde duracaklarını
bildirdi.
Başbakan Soyer bir soru üzerine, dövizdeki düşüşün
fiyatlara yansımaması konusunda hükümetin öncelikle
tartışmak istediğini, ülke ekonomisini düze çıkaracak
düzenlemeler için saptamalarını iş dünyasıyla enine boyuna
tartışacaklarını söyledi. Serbest piyasa ekonomisinde
hükümetin fiyatlara müdahale hakkı bulunmadığına
işaret eden Soyer, düşündükleri bir metot olduğunu ancak
tartışmadan açıklamak istemediğini belirtti.
Kuzey ve Güney veteriner servisleri ilk kez görüşecek
Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'ta şüphelenilen
şap hastalığıyla ilgili soruyu yanıtlarken, kuş
gribine karşı alınan tedbirlere karşı yapılan
eleştirilerin benzerlerinin yapıldığını kaydetti
ve bunlardan üzüntü duyduğunu söyledi. Soyer, UNDP ve BM yetkililerinin
kendilerini arayıp şap hastalığına karşı
sınırlarda aldıkları tedbirleri mutlulukla
karşıladıklarını belirterek ve devam etmelerini
istediklerini açıkladı.
Soyer, uzun zamandır talep ettikleri şekilde, ilk kez BM
girişimleriyle iki tarafın veteriner servislerinin bir araya
geleceğini ve ortak tedbirlerin alınacağını da
bildirdi.
İki tarafın polisinin, sağlık birimlerinin de bilgi
alışverişinde bulunmasının adada yaşamanın
şartı olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, "Biz bu
tedbirleri, bu tür görüşme zeminleriyle almak, düzenlemek
zorundayız" dedi.
KIBRIS 03/11/07
Yılların "Türk lokumu" artık
"Kıbrıs Lokumu" olarak bilinecek
Kıbrıs Rum tarafı, dünyada yıllardır
"Turkish Delight" ya da "Türk Lokumu" olarak bilinen
tatlıyı, "Kıbrıs lokumu" ya da
"loukoumi" adı altında tescil ettirdi.
Buna göre, Kıbrıs Rum tarafının izni
alınmadan, Avrupa Birliği (AB) içinde lokum adı altında
ister Latin ister Yunan alfabesiyle üretim yapılmayacak.
Rum Tarım Bakanı Fotis Fotiu, lokumun AB'de
"loukoumi" ya da "Kıbrıs lokumu" adı
altında tescil edilmesi için aylar önce başvuruda
bulunduklarını ve tescil başvurusuna itiraz süresinin 21 Ekim
tarihinde tamamlandığına işaret ederek, tescil
başvurusunun kabul edildiğini söyledi.
Fotiu, "bundan böyle AB toprakları içinde lokum
Kıbrıs lokumu olarak bilinecek. Turkish Delight yerine Cyprus Delight
olarak anılacak" dedi.
Avrupa Komisyonu geçen nisan ayında lokumu,
Kıbrıs'ın bölgesel tescil ürünü adayı olarak resmi gazetede
açıklamıştı.
Sürece göre, resmi gazetede yayınlanmasının
ardından tescil edilme başvurusuna karşı altı ay
içinde itiraz yapılabiliyor.
Ancak, bu süre zarfında lokumun tescil başvurusuna herhangi
bir itirazın sunulmamış olmasından dolayı AB tüm
dünyada "Türk Lokumu" olarak bilinen tatlıyı
"loukoumi" ya da "Kıbrıs Lokumu" adıyla tescil
etti.
Rum Tarım Bakanlığı Müdür vekili Takis Fotiou da,
'AB içindeki ürünlere artık coğrafi standartlar getiriliyor. Lokumun
isim tescil hakkını almamız sayesinde
satışlarımızda büyük bir patlama yaşanacak. AB
ülkelerinde lokum adı altında ister Latin ister Yunan alfabesi üretim
yapılıp satılamayacak, Kıbrıs lokumu ismini
kullanabilmek için Rum Tarım Bakanlığı'ndan üretim
yeterlilik izni almaları gerekecek. İtiraz süresi geçtiği için
artık rahatlıkla lokum bizim diyebiliriz. Tescili önünde engel
kalmadı' dedi.
Yeroskipou lokumunun tescil edilmesi inisiyatifini başlatan
Aphrodite Delights Şirketi Başkanı George Gavriel ise,
gelişmeden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bunun
satışların yükselmesine sebep olacağını kaydetti.
Gavriel, ürünün tescil edilmesinin Kıbrıs için büyük önem
taşıdığını belirterek, AB'nin
Kıbrıs'ı yerel ürünlerinin korunması için teşvik
ettiğini anımsattı.
Kıbrıs Rum tarafında her yıl yaklaşık 400
ton lokum hazırlanıyor ve hedef, üretimi 1000 tona çıkarmak.
Giroskipu Belediyesi 3 yıl önce 2 bin 718 kiloluk dev bir lokum
yaparak Guinnes Rekorlar Kitabı'na girmişti.
Kıbrıslı Rumların ürettiği lokumun rekorlar
kitabına girebilmesi için 35 usta, 2.5 ton şeker, 350 kilo yağ
ve 150 kilo badem kullanarak 40 saatte dev lokumu tamamlamıştı. Kıbrıslı
Rumlar, her yıl daha büyük lokum yaparak rekorlar kitabındaki
yerlerini muhafaza ediyor.
KIBRIS 03/11/07
Kıbrıs sorununda içten içe gelişmeler var
2008'DE GÖRÜŞMELER İÇİN YENİ İMKÂNLAR
DOĞUYOR...Başbakan Soyer, son dönemde uluslararası alanda
yaşanan gelişmelerin, Kıbrıs konusunda Türkiye ile birlikte
izlenen siyasetin ileriye doğru gittiğini gösterdiğine dikkat
çekerek, "2008 yılında BM temelinde görüşme sürecinin
başlamasına dair bize yeni imkânlar doğmaktadır" dedi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununda, durgunluk
varmış gibi görünse de, içten içe önemli ve ciddi gelişmeler
yaşandığını vurguladı.
Son dönemde uluslararası alanda yaşanan gelişmelerin,
Kıbrıs konusunda Türkiye ile birlikte izlenen siyasetin ileriye
doğru gittiğini gösterdiğine dikkat çeken Soyer, "2008
yılında BM temelinde görüşme sürecinin başlamasına
dair bize yeni imkânlar doğmaktadır" dedi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, geçtiğimiz akşam
İçişleri Bakanı Özkan Murat ve Tarım Bakanı Önder
Sennaroğlu ile birlikte Mehmetçik'i ziyaret ederek, vatandaşlara iç
ve dış meselelerle ilgili son gelişmeler hakkında bilgi
verdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile "görüşmem"
diyen Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un çözümsüzlük
siyasetinin 5 Eylül görüşmesinde bir kez daha dünya tarafından
görüldüğünü belirten Başbakan Soyer, Rum tarafının
Gazimağusa- Lazkiye seferlerini önleme girişimlerine yönelik AB'den
aldığı cevabın "Türk tarafına müthiş bir
zemin kazandırdığını" söyledi.
"Uluslararası alanda aldığımız en güzel
cevaplardan biriydi, AB ilk kez Girne, Mağusa ve Gemikonağı
limanlarının uluslararası limanlar olduğunu resmen dünyaya
tescil etti" diyen Soyer, bu cevabın izolasyonların
kaldırılması yönünde yeni bir imkân yarattığını
söyledi.
Siyasi eşitlik ve iki bölgeliliğe dayalı bir çözüm
Türkiye ve İngiltere başbakanları arasında
imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması'nda, Kıbrıs
Türk halkı üzerindeki izolasyonların kaldırılmasına ve
Kıbrıs Türk halkının ileriye götürülmesine dair vurgular
yapılmasının önemine değinen Başbakan Soyer, Güney
Kıbrıs yönetimini telaşlandıran tüm bu gelişmelerin,
Kıbrıs sorununda Türkiye ile birlikte izlenen siyasetin ileriye
doğru gittiğini gösterdiğini kaydetti.
Soyer, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde kararlı
politikanın sürdürüleceğini, siyasi eşitlik ve iki
bölgeliliğe dayalı bir çözüm için gayret sarf edileceğini
belirtti.
Gittikçe sıkışan Rum siyasi liderliğinin
çılgın açıklamaları
KKTC Mal Tazmin Komisyonu'nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) tarafından dikkate alınmasının Rum
tarafını şaşkınlığa ittiğini belirten
Başbakan Soyer, Rum Yönetim Başkanı Tasos Papadopulos'un,
sözcüsü Vasilis Palmas aracılığıyla ilk kez AİHM
kararlarına uymayacağı yönünde yaptığı
açıklamayı, "gittikçe sıkışan Rum siyasi
liderliğinin çılgın açıklamaları" olarak nitelendirdi.
Komisyon'a, Rum yönetimince yapılan tüm engellemeler ve tehditlere
rağmen, 270 Rum'un başvurduğunu söyleyen Soyer, Bir Türk ve
Rum'un karşılıklı mallarını takas ettiklerini,
komisyon aracılığıyla Kıbrıs sorununun çözümünde
tazmin ve takas konusunun ilk kez sözden çıkarak, uluslararası hukuka
girdiğini ifade etti.
AB ile ilişkilerde Rum tarafının koyduğu
sınırlama, engelleme ve despotik pozisyonların
aşılmaya başlandığını, başta
Cumhurbaşkanı Talat ve kendisi olmak üzere, yetkililerin
uluslararası platformlara davet
edildiklerini ve konuşma yaptıklarını belirten
Başbakan Soyer, son derece önemli olan bu ilişkilerin
Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün adresinin Güney Kıbrıs
olduğunu gösterdiğini, ayrıca Papadopulos siyasetinin gün
ışığına çıkmasını
sağladığını vurguladı.
Kıbrıs sorununun çözümünde ekonominin önemine de değinen
Başbakan Soyer, ekonomik ve demokratik kurumsallaşmadaki
gelişmelerin Kıbrıs sorununun çözümünde etkili
olacağını söyledi.
Ertuğruloğu'nun sözleri doğru bir yaklaşım
biçimi değil
Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı
Tahsin Ertuğruloğlu'nun "Hükümet memleketi mahsus
pahalandırıyor; halkı Rum tarafına yollayıp devleti
çökertmek için" yönündeki açıklamasını eleştiren
Soyer, bu konuda özetle şöyle konuştu:
"Bu doğru bir yaklaşım biçimi değil; hepimizin
bu topraktan başka gidecek yeri yoktur. Tüm çiçeklerin üzerinde
yükseldiği tek alan toprak parçasıdır. Ortak değerlerimizi
birbirimize saygı temelinde yükseltmemiz lazım. Bu tür söylemlerden
kaçınmalıyız."
Bakanlar Kurulu kararlarının % 95' i yayımlanıyor
Hükümet olarak ülkedeki gelişmeleri de, sorunları da
açık bir şekilde ortaya koyduklarını ifade eden
Başbakan Soyer, her şeyi şeffaf bir şekilde
vatandaşla, kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmediklerini belirtti.
Soyer, eskiden Bakanlar Kurulu kararlarının sadece yüzde
20'si Resmi Gazete'de yayımlanırken, bugün bu rakamın yüzde 95
olduğunu vurguladı.
Emekli maaşları ve cari giderlerde artış
Ekonomideki tüm gelişmelere rağmen transferler kaleminde
önemli yer tutan emekli maaşları ve sosyal giderlerden oluşan
cari giderlerin artış gösterdiğini kaydeden Başbakan Soyer,
bütçenin yerel kaynaklardan karşılanması, Türkiye'den gelen
yardımları da altyapı, üretken ve reel sektörlere kaydırmak
için cari giderlerin disiplin altına alınması, ulusal gelir ve
üretimin artırılması gerektiğini söyledi.
Soyer, 2003 yılında bütçenin yüzde 49'unu oluşturan cari
giderlerin, 2006 yılında yüzde 40'a inmesine rağmen bütçe
imkânlarını sıkıntıya soktuğunu ifade etti.
Pahalılıkla ilgili tedbirler alınacak
YTL'nin döviz karşısında değer
kazanmasının, Güney Kıbrıs ile rekabette mukayeseli
avantajın yitirilmesine neden olduğunu belirten Soyer, 2008
yılında KKTC'nin Güney Kıbrıs'tan daha pahalı
olmaması için bu yeni durumu gözeten tedbirler alacaklarını
söyledi.
Bu konuda toplumsal duyarlılığın önemine
işaret eden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Biz hükümet olarak bu
işin peşindeyiz, takip ediyoruz. Elimizdeki imkânlarla bu ekonominin
yeniden rekabet edebilme gücünü artırabilmemiz gerekiyor. Çünkü hiçbir
zaman Rum tarafıyla kıyaslanamayacak dezavantajlara sahibiz"
dedi.
Ulaşım maliyetlerinin, izolasyonlar nedeniyle KKTC'de
Güney'den daha yüksek olduğunu, direkt uçuşun
gerçekleşmediğini, uluslararası fonlardan kredi
alınamadığını, tek desteğin Türkiye olduğunu
söyleyen Soyer, "Anadolu insanından alınan vergilerden bize
aktarılan kaynağı, 'daha fazla ver bize, daha fazla maaş
artışı yapalım' deme hakkımız yoktur. Bu
parayı, altyapıya üretken sektörlere, ekonominin ayakta
durmasına ne kadar harcayabilirsek..." dedi.
Soyer, hükümet olarak reform hareketini hayata geçirdiklerini, reform
dönemlerinin sancılı ve tartışmalı
olacağını belirterek, DAÜ'yü örnek gösterdi ve "Bazı
değişiklikleri ayakta kalabilmek için yapmak zorundayız.
Eğitimde, sağlıkta, sosyal güvenlikte sürdürülemez noktaya
gelindi. Bunları düzenlememiz lazım" diye konuştu.
Türkiye'nin acısını paylaşıyoruz
Türkiye'deki terör saldırılarının ülkenin
bütünlüğünü hedef aldığını, verilen şehitlerin
büyük üzüntü yarattığını ifade eden Başbakan Soyer,
Kıbrıs Türk halkının, Türkiye ve Türk halkının
acısını paylaştığını söyledi.
Terör saldırılarının amacının;
Türkiye'nin ekonomik ve demokratik gelişimini, Avrupa Birliği
sürecini engellemek olduğunu kaydeden Soyer, son derece istikrarlı,
soğukkanlı ve kararlı hareket eden Türkiye'nin iç ve
dış imkânları kullanarak terörü göğüsleyeceğini
kaydetti.
KIBRIS 03/11/07
İngiliz Yüksek Mahkemesi, direkt uçuşlar için
KTHY ve CTA'ya itiraz izni Verdi
İngiliz Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Türk Hava Yolları
(KTHY) ve CTA Holidays Şirketi'ne, Kuzey Kıbrıs'a direkt
uçuş düzenlenmesini reddeden İngiltere hükümetine karşı
itiraz izni verdi.
KTHY'den yapılan açıklamaya göre, İngiliz Yüksek
Mahkemesi dün KTHY ve İngiltere'deki tur operatörü CTA Holidays Ltd'e,
İngiltere ve Kuzey Kıbrıs arasında tarifeli ve charter
uçuşlar düzenlemesini reddeden Birleşik Krallık Hükümeti'ne
itiraz etme izni tanıdı. Söz konusu izin, mahkemenin görüşüne
göre, davanın tartışılabilir olduğu ve daha sonraki
bir duruşmada ele alınması gerektiği yönündeki esaslara
göre verildi.
İngiltere hükümetinin, söz konusu iznin verilmesinin
uluslararası hukuk yükümlülüklerine aykırı
olmadığı takdirde doğrudan uçuşların
başlamasından yana olduğunu ifade ettiği kaydedilen açıklamada,
şöyle denildi:
"Ancak hükümet, KTHY'nin başvurularını, doğrudan
uçuşların Uluslararası Sivil Havacılık 1944
Şikago Konvansiyonu'na aykırı olduğu iddiasıyla
reddetmişti.
KTHY'nin bu konudaki iddiası ise, İngiliz hükümetinin
aslında doğrudan uçuşları yasaklamayan Şikago
Konvansiyonu'nu yanlış anladığı ve
başvuruları kabul etmesi gerektiği yönündedir.
KTHY halen, Kuzey Kıbrıs'taki Ercan Havalimanı'na
Türkiye üzerinden uçuş yaparak ulaşmaktadır. Bu durum,
uçuşların 2 saat daha uzun sürmesine ve KTHY'nin
masraflarının artmasına neden olmaktadır. Türkiye'de
duraklamak için hiç bir işlevsel sebep bulunmamaktadır.
KTHY, hali hazırda iklimi, sahilleri, bozulmamış
doğal güzellikleri ve tarihi yerleri nedeniyle revaçta olan bir tatil
yöresi olması vesilesiyle Kuzey Kıbrıs'a her yıl 100 bin
İngiliz turist taşımaktadır."
Dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair, 16 Aralık
2006'da Türkiye'yi ziyaretinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la
görüşmesinden sonra Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuşları
gerçekleştirmek istediğini, sorunun uluslararası
anlaşmalara uygun yapıp yapmayacakları olduğunu ve bunu
araştırdıklarını ve eğer yasal engel yoksa yapmak
istediklerini söylemişti.
Annan Planı referandumu sonrasında dönemin BM Genel Sekreteri
Kofi Annan da Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların
kaldırılması çağrısı yapmıştı.
Garip: Dava en kısa zamanda
KTHY Genel Koordinatörü Sümer Garip, İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin
kararıyla ilgili olarak, "Mahkemenin iddiaları incelemek üzere
duruşma gerektiren bir dava olduğuna karar vermesi bizi memnun
etmiştir. Bu noktadan sonra amacımız davayı en kısa
zamanda mahkemenin huzuruna getirmektir" dedi.
KIBRIS 03/11/07
Ermeni anıtı açıldı, Türkler
tartaklandı
3 Kasım, 2007 22:08:00 (TSİ) CNN TURK
Galler'deki Uluslararası İlişkiler
Merkezi'nin (WCIA) ''Barış Bahçesi''nde yapılan Ermeni
anıtının açılışında Türk gazeteciler
tartaklandı.
Törene katılan yaklaşık 300 Ermeni, Türk
gazetecilerin çalışmasını saldırı ve
sataşmalarla engellerken, Galler polisi de Türk gazetecileri tören
alanının dışına çıkarttı.
Cardiff'teki Galler Uluslararası İlişkiler Merkezinin salonunda
toplanan Ermeniler, Türk gazetecilerin önce salonda yapılan törene
alınmasına engel oldu.
Önce yardım sözü verdi sonra...
Bu arada Türk gazetecilere töreni izlemeleri konusunda yardım sözünü veren
Merkez Genel Müdürü Stephen Thomas, Ermenilerin anıt önünde
toplanmasından sonra Türk gazetecilere saldırılara
kayıtsız kaldı.
Alandaki Ermeniler, Türk gazetecilerin aralarında Türkçe
konuşmasına da, "Bu alanda Türkçe
konuşamazsınız" diyerek müdahalelerde bulundu. Bu
sırada Galler polisi, tören alanındaki gazetecileri zorla
dışarı çıkardı.
Gazetecilerle tartışan polis yetkilileri, gazetecilerin
itirazlarına, "Dışarı çıkacaksınız,
aldığımız emir böyle. Tören alınında
istenmiyorsunuz, güvenliğinizi sağlayamayız"
karşılığını verdi.
Arbede sırasında bazı Ermeniler, AA kameramanını
tartaklayarak tören alanı dışına çıkartmaya
çalışırken, bazıları da onu kamerasını
kırmakla tehdit etti.
Türklerin protestosu
Yaklaşık bir saat süren anıt açılışı
sırasında Ermeni Başpiskoposu Nathan Hovvanısyan ve Ermeni
din adamlarının okuttuğu ilahiler ve konuşmalar
sırasında, tören alanında toplanan 100 kadar Türk, sürekli
protestolarda bulundu.
Türkler, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarını ve
anıtın açılışını kınayan pankartlar
taşıdı, sloganlar attı.
İstiklal Marşı'nı da okuyan göstericiler, polisin engelleme
çabalarına rağmen, törenin sonuna kadar tören alanından
ayrılmadı.
Türk göstericilerin tören alanında okuduğu bildiride, Türk
kamuoyunun, Galler Uluslararası İlişkiler Merkezinin bu
anıtı açma kararından duyduğu büyük
hayalkırıklığı dile getirildi ve sorumsuzca
alınmış bu kararın Türklere karşı
ırkçılık olduğu belirtildi.
Bildiride, 1915 olaylarıyla ilgili hiçbir uluslararası mahkeme
kararı ya da bilimsel sonuç bulunmadığına da işaret
edildi.
Ermenistan Büyükelçisi Vahe Gabrelyan'ın da katıldığı
törenin ardından Ermeniler, yaklaşık 2 saat süren programda
konuşmalar yaptı ve ilahiler okudu.
KTHY'nin İngiltere'ye direkt uçuşu için umut
SEFA KARAHASAN Lefkoşa

İngiliz Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY)
ve tur operatörü CTA Holidays şirketine, KKTC'ye doğrudan uçuş
düzenlenmesini reddeden İngiltere hükümetine karşı mahkeme
nezdinde itiraz davası açma izni verdi. KTHY'den yapılan
açıklamaya göre söz konusu izin, mahkemenin görüşüne göre,
davanın tartışılabilir olduğu ve daha sonraki bir
duruşmada ele alınması gerektiği yönündeki esaslar
uyarınca verildi. Böylece KTHY'nin İngiltere'ye direkt uçuş
yapabilmesinin hukuki süreci başlamış oldu.
Dava en kısa zamanda
KTHY Genel Koordinatörü Sümer Garip, İngiliz Yüksek
Mahkemesi'nin kararıyla ilgili olarak, "Mahkemenin iddiaları
incelemek üzere duruşma gerektiren bir dava olduğuna karar vermesi
bizi memnun etmiştir. Bu noktadan sonra amacımız davayı en
kısa zamanda mahkemenin huzuruna getirmektir" dedi.
İngiltere eski Başbakanı Tony Blair, 16 Aralık 2006'daki
Türkiye ziyaretinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la
görüşmesinden sonra Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuşları
başlatmak istediğini, önerilen çözümün uluslararası
anlaşmalara uygun olup olmadığı konusunda bir
araştırma yapacaklarını ve eğer yasal engel yoksa bunu
gerçekleştireceklerini söylemişti.
MILLIYET 04/11/07
Ermeni anıtı açılışında
Türk gazetecilere dayak
Gallerdeki Uluslararası İlişkiler Merkezinin (WCIA)
"Barış Bahçesi"nde yapılan Ermeni
anıtının açılışında Türk gazeteciler
tartaklandı.
Törene katılan yaklaşık 300
Ermeni, Türk gazetecilerin çalışmasını saldırı ve
sataşmalarla engellerken, Galler polisi de Türk gazetecileri tören
alanının dışına çıkarttı.
Cardiffteki Galler Uluslararası
İlişkiler Merkezinin salonunda toplanan Ermeniler, Türk gazetecilerin
önce salonda yapılan törene alınmasına engel oldu. Bu arada Türk
gazetecilere töreni izlemeleri konusunda yardım sözünü veren Merkez Genel
Müdürü Stephen Thomas, Ermenilerin anıt önünde toplanmasından sonra
Türk gazetecilere saldırılara kayıtsız kaldı.
Alandaki Ermeniler, Türk gazetecilerin
aralarında Türkçe konuşmasına da, "Bu alanda Türkçe
konuşamazsınız" diyerek müdahalelerde bulundu.
Bu sırada Galler polisi, tören
alanındaki gazetecileri zorla dışarı çıkardı.
Gazetecilerle tartışan polis yetkilileri, gazetecilerin
itirazlarına, "Dışarı çıkacaksınız,
aldığımız emir böyle. Tören alınında
istenmiyorsunuz, güvenliğinizi sağlayamayız"
karşılığını verdi.
Arbede sırasında bazı Ermeniler,
AA kameramanını tartaklayarak tören alanı dışına
çıkartmaya çalışırken, bazıları da onu
kamerasını kırmakla tehdit etti.
TÜRKLERİN PROTESTOSU
Yaklaşık bir saat süren anıt
açılışı sırasında Ermeni Başpiskoposu Nathan
Hovvanısyan ve Ermeni din adamlarının okuttuğu ilahiler ve
konuşmalar sırasında, tören alanında toplanan 100 kadar
Türk, sürekli protestolarda bulundu.
Türkler, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni
iddialarını ve anıtın açılışını
kınayan pankartlar taşıdı, sloganlar attı.
İstiklal Marşını da okuyan
göstericiler, polisin engelleme çabalarına rağmen, törenin sonuna
kadar tören alanından ayrılmadı.
Türk göstericilerin tören alanında
okuduğu bildiride, Türk kamuoyunun, Galler Uluslararası
İlişkiler Merkezinin bu anıtı açma kararından
duyduğu büyük hayalkırıklığı dile getirildi ve
sorumsuzca alınmış bu kararın Türklere karşı
ırkçılık olduğu belirtildi.
Bildiride, 1915 olaylarıyla ilgili hiçbir
uluslararası mahkeme kararı ya da bilimsel sonuç
bulunmadığına da işaret edildi.
Ermenistan Büyükelçisi Vahe Gabrelyanın da
katıldığı törenin ardından Ermeniler,
yaklaşık 2 saat süren programda konuşmalar yaptı ve
ilahiler okudu.
MILLIYET 04/11/07
Ticarette Güney Kıbrıs'a kayış, hamasatle
değil, akılcıl önlemlerle önlenebilir
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Ekonomi Komitesi Başkanı
Özgün Kutalmış, ticaretin, Kuzey Kıbrıs'tan Güney
Kıbrıs'a kayışının, "yasak ve hamasetle
değil, gerçekçi ve akılcıl tedbirlerle"
önlenebileceğini söyledi.
TDP Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre dövizin
düşüşte olmasına rağmen KKTC'deki fiyatların
yükselişte olduğunu belirten Kutalmış, söz konusu
artışın yalnızca TL'den kaynaklanmadığını,
uygulamaya konan stopaj vergisi ve KDV'nin kaldırılması gibi
ekonomik önlemlerin de bunda etkili olduğunu savundu.
"Enflasyonun 3 rakamlı olduğu günlerdeki tatlı kar
marjlarına alışan tüccarların, doların 1.17'yi
gördüğü bugünlerde" fiyatları indirmediğini belirten
Kutalmış, "YTL de bugünlerde istikrarlı bir para birimi
olsa da, tüccarın yaşadığı TL'ye olan güvensizlikten
oluşan korku ve aşırı kar etme
alışkanlığı, onları fiyatlarını
anında ayarlamakta zorluyor" dedi.
Kutalmış, Kuzey Kıbrıs'ın daha istikrarlı
olan Euro'ya geçmesi gerektiği görüşünü belirterek, yapılacak
akıllı mali düzenlemelerle de Kuzey Kıbrıs'taki
fiyatların, Güney Kıbrıs'a göre daha ucuz, en azından
eşit yapılması gerektiğini söyledi.
KIBRIS 04/11/07
TBMM Dışişleri Komisyonu, bugün KKTC'ye
geliyor
Komisyon Başkanı AKP Eskişehir Milletvekili Murat Mercan
başkanlığındaki heyette AKP'den Komisyon Başkan Vekili
Mehmet Ceylan, A. Emin Önen, Metin Yılmaz, Canan Kalsın, Mehmet
Çerçi, Gönül Berkin Şahkulubey, CHP'den Abdurrezzak Erten, Canan
Arıtman, MHP'den de Metin Ergün yer alıyor. Heyete, Komisyon Diplomatik
Danışmanı Elçi Ateş Öktem ile TBMM Protokol Görevlisi
Bülent Erten eşlik edecek.
Heyet saat 15.00'te KKTC'ye gelecek ve bir dizi ziyarette bulunacak.
Heyet ziyaretlerine bugün Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki
kabrine çelenk koyarak başlayacak ve ardından saat 16.30'da Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu'nu ziyaret ederek Cumhuriyet Meclisi'nde
temaslarda bulunacak. Heyet, akşam da TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin'in vereceği çalışma yemeğine katılacak.
Konuk heyet yarın da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından kabul edilecek.
Aynı gün Cumhuriyet Meclisi Dışilişkiler Grubu'nun
vereceği öğle yemeğinin ardından heyet sırasıyla
ÖRP, CTP, UBP, DP ve TDP'yi ziyaret edecek. Heyet, akşam da Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun vereceği yemeğe
katılacak.
TBMM Dışişleri Komisyonu, salı günü Gazimağusa
Belediye Başkanı Oktay Kayalp'la birlikte limanda incelemelerde
bulunacak. Aynı gün DAÜ'de konferansa katılması beklenen heyet
öğleyin Oktay Kayalp'ın vereceği yemeğe katılacak ve
ardından da Ticaret ve Sanayi odaları ile görüşmeler yapacak.
Salı günü heyet onuruna TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul
Kurttekin de resepsiyon verecek.
Konuk heyet, çarşamba günü adadan ayrılacak.
KIBRIS 04/11/07
KKTC sağlıkta çağ atlayacak
KKTC'DE DE DEĞİŞİM GERÇEKLEŞECEK... Türkiye
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KKTC'de
sağlığın çağdaş düzeye erişmesi için KKTC
ile olan işbirliklerinin süreceğini söyledi. Akdağ,
"Sağlık Bakanı Vaiz ile aramızda iyi bir
işbirliği var. TC olarak önemli bir sağlık dönüşüm
programına imza attık. Dünyadaki en iyi sağlık sistemcisi
ekiplerden biri, TC Sağlık Bakanlığı'nda bulunuyor. Bu
anlamda KKTC'de de ciddi bir dönüşüm hamlesi olduğunu biliyoruz.
Dönüşüm, kısa süre içerisinde KKTC'deki sağlık
hizmetlerinin daha iyi hale gelmesine önemli katkılar
sağlayacak" dedi
CİDDİ İŞBİRLİĞİMİZ VAR...
Akdağ: KKTC'yle öteden beri sağlık alanında çok ciddi
çalışmaları birlikte yürütüyoruz. KKTC hükümeti, şu anda
sağlık noktasında vatandaşın işlerini
kolaylaştıracak, sağlık çalışanlarını
da memnun edecek bir takım dönüşüm çalışmaları
içindedir. Bu, beni de heyecanlandırıyor
Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KKTC'de
sağlığın çağdaş düzeye erişmesi için KKTC ile
olan işbirliklerinin süreceğini söyledi.
Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ, yeni
Gazimağusa Devlet Hastanesi'nin bugün yapılacak olan
açılış törenine katılmak üzere KKTC'ye geldi.
7 kişilik heyetle birlikte KTHY'nin tarifeli seferiyle KKTC'ye
gelen Akdağ'ı Ercan Havaalanı'nda Sağlık Bakanı
Eşref Vaiz, TC Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ve Bakanlık üst düzey
yöneticileri karşıladı.
TC Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve Sağlık
Bakanı Eşref Vaiz Ercan Havaalanı'nda basına kısa
birer açıklamada bulundular.
Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Akdağ'ı
aralarında görmenin kendisini mutlu ettiğini söyledi ve sık
sık görüşmeye çalıştıklarını belirtti.
Akdağ'ın Mağusa Devlet Hastanesi'nin
açılışı için geldiğini kaydeden Vaiz, davetlerini
kabul edip geldiği için kendisine teşekkür etti.
Akdağ: KKTC'de değişim
TC Sağlık Bakanı Recep Akdağ da, "dünyalar
güzeli bir ülkeyi ziyaret etmek beni memnun ediyor" şeklinde
başladığı konuşmasında KKTC'nin son yıllarda
her alanda, özellikle siyasi, ekonomik ve sosyal devlet
anlayışını hayata geçirme konusunda büyük ilerleme
kaydettiğini ifade etti.
Bakan Vaiz'in sağlık alanında reform
çalışmaları için gösterdiği çabayı takdir ettiklerini
vurgulayan Akdağ, Vaiz ile aralarında iyi bir işbirliği
bulunduğunu kaydetti.
Bu işbirliğinin sadece belli alanlarda yardımlaşma
şeklinde olmadığını dile getiren Akdağ, TC olarak
önemli bir sağlık dönüşüm programına imza
attıklarını, programı halen devam ettirdiklerini söyledi ve
dünyadaki en iyi sağlık sistemcisi ekiplerden birinin TC
Sağlık Bakanlığı'nda bulunduğunu belirtti.
Akdağ, bu anlamda KKTC'de de ciddi bir dönüşüm hamlesi olduğunu
bildiklerini ifade etti.
Akdağ, dönüşümün kısa süre içerisinde KKTC'deki
sağlık hizmetlerinin daha iyi hale gelmesine önemli katkılar
sağlayacağına inandığını da dile getirdi.
Bu akşam KKTC'den ayrılacak olan Recep Akdağ, dün
sırasıyla Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
görüştü.
Talat, Akdağ'ı kabul etti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Sağlık
Bakanı Recep Akdağ ve beraberindeki heyeti kabul etti.
Konuk bakan Akdağ'a bu ziyaretinde Sağlık Bakanı
Eşref Vaiz, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin
eşlik etti.
Görüşmede Sağlık Bakanlığı
Müsteşarı Asaf Şenol ile bazı bürokratlar da hazır
bulundu.
Ekenoğlu'na ziyaret
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da Türkiye
Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve beraberindeki heyeti kabul
etti. Görüşmede Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Türkiye
Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Sağlık Bakanlığı
Müsteşarı Asaf Şenol ve bazı bürokratlar hazır
bulundu.
Ekenoğlu, görüşme öncesinde basına
yaptığı açıklamada, Akdağ'ın
açılışını yapacağı Gazimağusa'daki yeni
hastane binasının mükemmel bir bina olduğunu ifade ederek,
sağlıkla ilgili yasaların gündemde olduğunu, ancak henüz
meclisin gündemine gelmediğini kaydetti. Performansın nasıl
ölçüleceğine ilişkin soru işaretleri bulunan sağlıkla
ilgili yasaların tartışma aşamasında bulunduğunu
söyleyen Ekenoğlu, "Bir miktar daha tartışmaya ihtiyaç var
ancak artık bir yerden tutmak lazım" şeklinde konuştu.
Fatma Ekenoğlu, KKTC'de sağlık sisteminin mükemmel
olması için her şeyin bulunduğunu, hastane ve doktor
sayısı ile donanımın dünya standartlarında
olduğunu belirterek, "Bütün bunlar varken niye mükemmel
olmasın" dedi.
KKTC'nin temel sağlıkta çoğu ülkeden çok daha iyi
noktada olduğunu kaydeden Ekenoğlu, Thalassaemia
hastalığı ve tüberkülozla mücadelede gelinen aşamanın,
üzerine gidilmesi halinde neler yapılabileceğinin en iyi göstergesi
olduğunu kaydetti.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ da Ekenoğlu'nun
sözlerine yüzde yüz katıldığını belirterek
başladığı konuşmasında, nitelikli bir
sağlık hizmetinin, 7'den 77'ye kadar herkesi ilgilendiren bir insan
hakkı olduğunu söyledi.
Sağlık konusunun politikacılar açısından da
öncelikli bir konu olduğunu kaydeden Akdağ, en üst seviyede bir
kararlılığa ulaşılması halinde sağlık
konusunda atılacak adımlarda bakanın işinin
kolaylaştığını belirtti. Akdağ, "KKTC'de bu
kararlılığın oluştuğunu gördüm. Bu olduktan sonra
başarmamak mümkün değil" dedi.
Akdağ, insan odaklı bir hizmet verilmeye
çalışırken sağlık çalışanlarının
çalışma koşullarının da iyileştirilmesi
gereğine işaret ederek, anahtar kelimenin "verimlilik"
olduğunu söyledi. Akdağ, yüzde yüz bir tatmin söz konusu olmasa da
herkesi memnun edecek iyi bir sistem geliştirmenin mümkün olduğunu
belirtti.
Soyer'e ziyaret
TC Sağlık Bakanı Recep Akdağ, dün son olarak
Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından kabul edildi.
Akdağ'a ziyaretinde Türkiye'den beraberinde gelen heyet,
Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, TC Büyükelçisi Türkekul Kurttekin
ve diğer üst düzey bürokratlar eşlik etti.
Ziyarette konuşan Akdağ, KKTC'de bulunmaktan duyduğu
memnuniyeti ifade etti ve KKTC'ye hep güzel duygularla gelip daha güzel
duygularla ayrıldığını söyledi.
KKTC'yle öteden beri sağlık alanında çok ciddi
çalışmaları birlikte yürüttüklerini söyleyen Akdağ, KKTC
hükümetinin şu anda sağlık noktasında vatandaşın
işlerini kolaylaştıracak, sağlık
çalışanlarını da memnun edecek bir takım dönüşüm
çalışmaları içinde olduğunu bildiğini ve bunun
kendisini heyecanlandırdığını kaydetti.
Türkiye'nin 5 yıl içinde sağlık alanında ciddi bir
dönüşüm gerçekleştirdiğini ifade eden Akdağ, KKTC'de de bu
dönüşümün gerçekleştirilebileceğine
inandığını belirtti.
Başbakan Soyer'in bu dönüşüme destek verdiğini
bildiklerini de dile getiren Akdağ, "Eğer bir ülkenin
Başbakanı böyle bir çalışmanın arkasında durmazsa
Sağlık Bakanları tek başlarına bir şey
gerçekleştiremezler" dedi ve Dünya Sağlık Örgütü'nün bu
noktada ciddi tespitleri bulunduğunu ifade etti.
TC ile KKTC arasında sağlık anlaşması bulunduğunu
da hatırlatan Akdağ, bu anlaşma çerçevesinde
karşılıklı ilişkilerini sürdürürken kendi ülkelerinde
yaşadıkları sağlıkta dönüşüm programıyla
ilgili tecrübeyi arzu edildiği kadar KKTC ile paylaşmaya hazır
olduklarını belirtti.
KKTC'nin ekonomisi, sosyal şartları gelişen, siyaseti
itibarıyla dünyada her geçen gün yerini sağlamlaştıran ve
itibarını artıran bir ülke olduğunu söyleyen Akdağ,
bunun kendilerini memnun ettiğini vurguladı.
Akdağ, Mağusa Devlet Hastanesi'nin 20 ay gibi kısa bir
sürede çok modern ve çağdaş bir hastane olarak
yapılmış olmasını da hükümetin bir
başarısı olarak gördüklerini ifade etti.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, Akdağ'ın ziyaretinden
duyduğu memnuniyeti ifade etti ve Akdağ'ın Türkiye'de
gerçekleştirdiği sağlık dönüşüm programının
başarısını büyük bir mutlulukla izlediklerini söyledi.
Bunun Türkiye'nin çağdaş değerleri daha ileriye
taşımak için yaptığı devimimin önemli bir parçası
olduğunu belirten Soyer, Akdağ ve ekibinin tecrübelerini iyi
gözlemleyerek kendi şartlarına uygun dönüşüm programları
uygulamanın temel hedefleri arasında olduğunu dile getirdi.
Soyer, bu konuda Akdağ ve ekibinin KKTC ve Sağlık
Bakanlığı'na çok yönlü teknik, manevi, düşünsel ve mali
yardım sağladığını da ifade etti.
Türkiye'nin katkılarıyla Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu
Devlet Hastanesi'nde oluşturulan tam teşekküllü kardiyoloji servisi
ve buna bağlı olarak tüm kalp operasyonlarının Türkiye'den
gelen değerli profesörlerin ve KKTC'li doktorların yardım ve
desteğiyle gerçekleştirilmesinin önemine de işaret eden Soyer,
bunun önemli bir aşamaya ulaştıklarının göstergesi
olduğunu vurguladı. Soyer bu aşamayı ileriyle
taşımak, Kıbrıs Türk halkının
Kıbrıslı Rumlar ile yarışan ve sağlık
alanında evrensel değerleri yakalayan bir konuma ulaşmasına
katkı koymak gerektiğini de kaydetti.
Mağusa Devlet Hastanesi'nin oluşmasında Türkiye'nin ve
Sivil Savunma Teşkilatı'nın da büyük bir desteğinin söz
konusu olduğunu anlatan Soyer, reformların daha da ileriye
götürülmesi gerektiğini vurguladı.
Soyer, KKTC'de Türkiye'nin desteğine ihtiyaç
duyduklarını ve bu desteğe büyük önem verdiklerini de söyledi,
ancak aynı zamanda kendi kaynaklarını da geliştirmek gibi
bir görevleri olduğunu da ifade etti. Başbakan Soyer bu konuda ileriyle
gideceklerini de vurguladı.
Soyer, Türkiye'de terör nedeniyle karşılaşılan
engellerin aşılmasında KKTC'deki tüm kurum ve
kuruluşların destek çabası içine girdiğini de belirtti ve
kendilerinin de aynı acıları paylaştığını,
zor günleri büyük bir kararlılıkla aşabilmenin önemli
olduğunu söyledi.
KIBRIS 04/11/07
KKTC'de Rum işadamının şüpheli ölümü
05/11/2007
RADIKAL
AFP -
LEFKOŞA - İrlanda'nın Kıbrıs Rum Yönetimi'ndeki eski
fahri konsolosu işadamı Stpehanos Stephanou'nun antika
kaçakçılığı şüphesiyle KKTC' de gözaltında kalp
krizinden ölümü, dikkatleri Kıbrıs Türk tarafına çevirdi. 18
Ekim'de gözaltına alınan 64 yaşındaki Stephanou'nun 1
Kasım'da hastanede ölümüne yediği dayakların sebep olduğu
iddia edildi. Rum adli tabibi Eleni Antoniou, 'sağ ve sol
kaburgalarında yakın zamanda bir başkasının yol
açtığı darp izleri bulunduğunu' kaydedip ölümünün
şüpheli koşullarda gerçekleştiğini savundu. Otopsiyi yapan
KKTC'li yetkililer bunu doğrulasa da darp izlerinin kalp krizi
sırasında işadamı hayata döndürülmeye
çalışırken oluştuğunu söyledi. Ancak Stephanou'nun
ailesi bu açıklamadan tatmin olmadı. Adanın iyi tanınan
işadamlarından olan Stephanou, Rum lideri Tassos Papadopoulos'un
DİKO partisinin kurucu üyelerinden birisiydi.
Dış politika atağı
ÇABALAR SONUÇ VERDİ... Türkiye Büyük Millet Meclisi
Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan,
Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Avrupa'daki organlarda
temsiliyetinin sağlanması için yürütülen çabaların sonuç vermeye
başladığını önümüzdeki günlerde sürprizler beklenebileceğini
belirtti. Mercan, Türkiye ve KKTC dış ilişkiler heyetleri
arasında dün başlayan görüşmelerde bu sürprizlerin neler
olabileceğinin görüşüleceğini belirtti
Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu heyeti,
temaslarda bulunmak amacıyla KKTC'ye geldi.
AKP Eskişehir milletvekili Murat Mercan
Başkanlığı'ndaki heyet ilk ziyaretini Dr. Fazıl
Küçük'ün Anıttepe'deki kabrine ardından Cumhuriyet Meydanı'ndaki
Atatürk Anıtına gerçekleştirdi.
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin de heyetle
birlikte ziyaretlere katıldı.
Ziyaretler sırasında, Komisyon Başkanı Murat Mercan
heyet adına Dr. Fazıl Küçük'ün kabrine ve Atatürk anıtına
çelenk koydu. Heyet üyelerinin yaptığı saygı duruşunun
ardından törenler İstiklal Marşı eşliğinde
bayrakların göndere çekilmesiyle son buldu.
Komisyon Başkanı AKP Eskişehir Milletvekili Murat Mercan
başkanlığındaki heyette, AKP'den Komisyon Başkan
Vekili Mehmet Ceylan, A. Emin Önen, Metin Yılmaz, Canan Kalsın,
Mehmet Çerçi, Gönül Berkin Şahkulubey, CHP'den Abdurrezzak Erten, Canan Arıtman,
MHP'den de Metin Ergün yer alıyor.
Heyete, Komisyon Diplomatik Danışmanı Elçi Ateş
Öktem ile TBMM Protokol Görevlisi Bülent Erten eşlik ediyor.
Konuk heyet 7 Kasım Çarşamba gününe kadar temaslarda
bulunacak.
Mercan: Türkiye Kıbrıs'ta bir çözümü destekliyor ancak
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dışilişkiler
Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta, bir
çözümü desteklediğini ancak bu çözümün Kıbrıs Türk
halkının haklarını koruyacak bir çözüm olduğunu bildirdi.
Mercan, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Avrupa'daki
organlarda temsiliyetlerinin sağlanması için yürütülen çabaların
sonuç vermeye başladığını önümüzdeki günlerde
sürprizler beklenebileceğini belirtti.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun davetlisi
olarak KKTC'ye gelen TBMM Dışilişkiler Komisyonu heyeti, dün, TC
Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'le birlikte Cumhuriyet Meclisi'ni
ziyaret etti.
AKP milletvekili Murat Mercan Başkanlığındaki
heyet, Meclis Şeref Salonu'nda Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma
Ekenoğlu ile görüştü. Görüşmede Ulusal Birlik Partisi ile Demokrat
Parti temsilcileri de hazır bulundu.
İlk ziyaret
TBMM Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Murat
Mercan, Türkiye Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı,
Dışişleri Bakanları gibi kendilerinin de ilk resmi
ziyaretini KKTC'ye yaptıklarını belirterek, ziyarete olanak
sağlayan davet nedeniyle Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'na
teşekkür etti.
Mercan, KKTC'yi yavruvatan olarak, burada yaşayan insanları
da soydaşları olarak gördüklerini ifade ederek, burada bir
vatandaşın ayağına iğne batsa Türkiye'de herkesin
canının yandığını söyledi.
Kıbrıs Türklerinin hakları için her platformda
Kıbrıslı Türklerle omuz omuza mücadele verdiklerini belirten
Mercan, bu mücadelede zaman zaman hayal kırıklığı
yaşansa da mücadele azimlerinden bir şey kaybetmediklerini, bundan
sonra da mücadeleye devam edeceklerini kaydetti.
Mercan, dünyanın bir anlamda, Annan Planı'na evet diyen
Kıbrıs Türklerini cezalandırmaya devam etmesini
eleştirerek, Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecinde Türkiye
Cumhuriyeti'nin yaşadığı sıkıntıların
herkesçe bilindiğini söyledi.
Mücadele azmimiz sürecek
Mercan, yaşanan sıkıntıya karşın mücadele
azminde herhangi bir azalma olmayacağını vurgulayarak,
Türkiye'nin, her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında
olacağının belirtti.
Murat Mercan, Kıbrıs'ta bulunacak ve Türkiye tarafından
desteklenen çözümün, iki bölgeli, iki toplumlu ve iki devletli olduğunun
ifade ederek devam ettiği konuşmasında, "Böyle bir çözüm
için, sizlerle birlikte mücadeleye devam edeceğiz" dedi.
Yeni sürprizler
Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Kıbrıs Türk
halkını Avrupa'da temsil etmesini sağlamak amacıyla TBMM
Dışilişkiler Komisyonu'nun gerekli çabayı
harcadığını ve bunu başardığını,
bundan sonraki süreçte de başarının geleceğini söyleyen
Mercan, Avrupa'dan her an yeni sürprizler yapabileceğini ifade etti.
Mercan, bu sürprizlerin neler olabileceği konusunun gazeteciler
çıktıktan sonra konuşulacağını kaydetti.
Murat Mercan, meclislerin halkların temsilciler olduğunu
anlatarak, TBMM ile KKTC Cumhuriyet Meclisleri arasında ilişkinin
daha da sıklaşmasını isteyerek, Meclis Başkanı
Fatma Ekenoğlu'nun belirleyeceği bir heyeti Ankara'da
ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını söyledi.
Ekenoğlu: Mutluluk ve onur duyduk
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ise heyetler
arası görüşmede yaptığı konuşmada, ilk resmi
ziyaretini KKTC'ye yapan TBMM Dışilişkiler Komisyonu'nun
ziyaretinin kendilerine mutluluk ve onur verdiğini söyledi.
Ekenoğlu, Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük ve köklü bir devlet
olduğunu, bu devletin, varoluş mücadelesinde her zaman
Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu anlatarak,
adada bir çözüm bulunmasına yönelik mücadele sürecini özetledi.
Ekenoğlu, 23 Nisan 2003'de karşılıklı
geçişlerin başlamasıyla iki halk arasında temasın
yeniden başladığını, hazırlanan Annan
Planı'nın 24 Nisan 2004'de iki halkın ayrı ayrı
referandumuna sunulduğunu; evet diyen Kıbrıs Türkü'nün
izolasyonlar altında hâlâ bekletilmesinin haksızlık
olduğuna dikkat çekti.
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, izolasyon ve ambargolar
konusunun Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
raporuna da yansıdığını ve
kaldırılmasının talep edildiğini belirterek, Rum
Yönetimi'nin tüm bunlara engel çıkardığını söyledi.
Ekenoğlu, bugün için Kıbrıs Türk halkının
Avrupa Konseyi'nde bir asil bir yedek üyeyle temsil edildiğini; AB
toplantılarına iki temsilci gittiğini ve Avrupa Konseyi'ndeki
gibi asil temsiliyet talep ettiğini; İslam Konferansı Örgütü
(İKÖ)'de KKTC'nin Annan Planındaki ismiyle Kıbrıs Türk
Devleti olarak temsil edildiğini anlattı.
Ekenoğlu, İKÖ başkanının İslam ülkeleri
nezdinde yaptığı girişimlerle Gazimağusa limanı
ile Suriye'nin Lazkiye limanı arasında gemi seferleri
başladığını, Rum Yönetimi'nin karşı
çıkma ve engelleme girişimine karşın seferlerin devam
ettiğini söyledi.
Fatma Ekenoğlu, deniz ve hava limanlarının
açılması, izolasyonların kaldırılması, direk
uçuşların başlaması gerekliliği üzerinde durarak, buna
eğitim ve KKTC üniversitelerine yönelik dışlamanın
kaldırılmasının da eklenmesi gerektiğini belirtti.
Cumhuriyet Meclisi'nin TBMM ile her zaman ilişkileri
olduğunu, bundan sonra da bu ilişkinin devam edeceğine
inandığını söyleyen Ekenoğlu, Türkiye
Cumhurbaşkanı; TBMM Başkanı, Türkiye
Dışişleri Bakanı'ndan sonra TBMM
Dışilişkiler Komisyonu'nun da ilk resmi ziyaretini KKTC'ye
yapmasının Kıbrıs Türkü'ne destek anlamına
geldiğini ve bundan mutluluk duyduğunu söyledi.
UBP ve DP temsilcileri
Görüşmede, hükümet partisine ait milletvekilleri
dışında, UBP Lefkoşa milletvekili Hasan Taçoy ile DP Girne
Milletvekili Mehmet Tancer de hazır bulundu.
KIBRIS 05/11/07
Sağlıkta dev yatırım
SON TEKNOLOJİ... 18 bin 500 metre kare kapalı alana sahip,
120 yatak kapasiteli, son teknoloji akıllı bina sistemleriyle
donatılan, Gazimağusa ve bölge açısından büyük bir
ihtiyacı karşılayan yeni hastane binası açıldı.
Tamamen otomasyon kontrollü olan yeni Gazimağusa hastane binasında,
ısı, nem ve basınç kontrolleri yapılabilecek,
ameliyathanelerde iç ve dış haberleşme sağlanacak, tüm
kapılar kamera sistemiyle takip edilebilecek
YENİ HASTANE ÇAĞDAŞ ANLAYIŞIN YANSIMASI...
Kıbrıs Türk sağlık sisteminin bugün son teknoloji sistemlere
kavuştuğunu kaydeden Başbakan Soyer, atılan her
adımın; Kıbrıs Türk halkının ortak
aklının, enerjisinin, Türkiye'nin desteğiyle ortaya
çıkardığı bir ürün olduğunu vurguladı.
Sağlık hizmetleri sunumunda hasta memnuniyetinin birincil öncelik
olduğunu vurgulayan Vaiz, yeni hastanenin bu
anlayışlarının bir yansıması
olacağını ifade etti
Gazimağusa'da KKTC-TC işbirliğinde ve Sivil Savunma
Teşkilat Başkanlığı'nın da katkılarıyla
yapımı tamamlanan 18 bin 500 metre kare kapalı alana sahip, yeni
devlet hastanesi düzenlenen törenle açıldı.
Gazimağusa Devlet Hastanesi'nin taşınma
işlemlerinin tamamlanmasının ardından yaklaşık
bir ay sonra yeni binada hizmet vermesi bekleniyor.
120 yatak kapasiteli, son teknoloji akıllı bina sistemleriyle
donatılan, Gazimağusa ve bölge açısından büyük bir
ihtiyacı karşılayan yeni hastane binasının
açılışını Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Sağlık Bakanı
Eşref Vaiz ile Gazimağusa Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Nuri
Gökşin birlikte gerçekleştirdiler.
Açılış için düzenlenen törenin ardından
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Türkiye Sağlık Bakanı Recep
Akdağ hastaneyi gezdiler.
Soyer: Asbestli binadan son teknolojiye
Başbakan Ferdi Sabit Soyer açılış töreninde, zor
koşullar altında var oluş mücadelesi yıllarında
asbestli binalarda başlayan Kıbrıs Türk sağlık
sisteminin bugün son teknoloji sistemlere kavuştuğunu kaydetti.
Soyer, geçen gün bir gazetede gördüğü, 1963'ün en zor döneminde
Gazimağusa halkının sur içine
sıkıştırıldığı bir sırada,
hastaneye kavuşmak için, Dr. Burhan Nalbantoğlu ve
arkadaşlarının asbestli derme çatma çatıyı çakarken
çekilmiş fotoğrafların kendisini çok etkilediğini kaydetti.
Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadelesinde,
Gazimağusa ve bölgeye suriçindeki bu derme çatma hastaneden hizmet
verildiğini vurgulayan Soyer, 1974 sonrası oluşturulan
hastanenin de artık günün ihtiyaçlarını karşılayamaz
duruma geldiğini belirtti.
Yeni hastanenin temellerini atmanın Kıbrıs Türk
halkının ulaştığı yeni aşama
bakımından bir gereksinim olduğunu söyleyen Soyer, hastanenin
yapımının, halka en iyi şekilde sağlık hizmeti
verme yanında "Bu topraklarda halkız, varız,
varlığız, dünyaya ve Avrupa'ya eşitlik temelinde
buluşmak istiyoruz diyen bir halkın özgüveninin ileriye
taşıması açısından da büyük önem
taşıdığını" söyledi.
Varlığın sonsuzluğuna atılan temel
Atılan her adımın; Kıbrıs Türk
halkının ortak aklının, enerjisinin, Türkiye'nin
desteğiyle ortaya çıkardığı bir ürün olduğunu
vurgulayan Soyer, "Bu topraklara çakacağımız her bir çivi,
üst üste koyacağımız her bir tuğla ve bu toprağa
vuracağımız her bir kazma Kıbrıs Türk
halkının bu topraklardaki yüzlerce yıllık
varlığının sonsuza kadar devamı için
atılmış yeni bir temel olacaktır" dedi.
Devlet malını iyi yönetmek ve kaynakları verimli
kullanmanın önde gelen görevleri olduğunu söyleyen Soyer,
birtakım reformları gerçekleştirmenin gerekliliğine
işaret etti.
Soyer şunları kaydetti:
Kıbrıs Türk halkı bir zamanlar asbestten bir hastane
yapmıştı Mağusa'ya. Bugün Kıbrıs Türk halkı
kendi emeği, bilgi birikimi ve Türkiye'nin desteğiyle yeni bir ürün
koyuyor. Teknolojik düzeyi yüksek bir hastaneye geçiliyor.
Asbestten teknolojik düzeyi yüksek bir noktaya gelmenin yarattığı
dinamikle yarına daha ciddi sevgi ve birlik içerisinde gideceğimizin
de kanıtı ve imzası bu tür eserlerle atılmış
oluyor.
Eşitlik ve siyasal çözüm mücadelemizde, dünyayla bütünleşme
demokratik ve özgür değerlerle barışık şekilde
ilerleme devinimimizde her geçen gün yeni bir kısım kanıtlara
ulaşıyoruz.
Akdağ: Ulaştığımız zemini
korumalıyız
Türkiye Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KKTC'nin,
Kıbrıs Türkü'nün eşitlik ve özgürlük mücadelesinin anlamlı
bir eseri olduğunu belirterek, bu ülkede bulunmaktan dolayı duyduğu
mutluluğu dile getirdi.
Bakan Akdağ, Kıbrıs Türkü'nün yaşam ve özgürlük
mücadelesinin, BM zeminindeki müzakere sürecinin bugüne kadar çeşitli
evrelerden geçtiğini vurgulayarak,
"Ulaştığımız zemini korumamız önem taşımaktadır"
dedi.
Akdağ, "Gelinen noktada, adada iki halk iki demokrasi ve iki
devlet bulunduğu gerçeğini göz önünde tutan, siyasi eşitlik,
eşit statü ve Türkiye'nin garantörlüğü esaslarına dayanan yeni
bir ortaklık tesisi için BM zemininde kapsamlı çözüm üretilmesi
yönünde çabalarımız sürdürmeye devam etmemiz kuşkusuz
yararlı olacaktır" dedi.
Bakan Akdağ, böylesi kritik dönemlerde yakın
işbirliği içinde çalışılması yanı sıra
KKTC'de birlik beraberlik ve dayanışmanın korunmasının
önemli olduğunu vurguladı.
Haksız ambargolar kaldırılmalı
Kıbrıs Türk halkına yıllardır uygulanan
haksız ambargoları kaldırmanın zamanının çoktan
geldiğini söyleyen Akdağ, bu yönde olumlu adımların
atılmaya başlanmasının önemli olduğunu ifade etti.
Akdağ, "Kıbrıs Türklerine verilen sözler
tutulmalıdır. Bugün Kıbrıs'ta çözülmesi gereken önemli
sorun budur. Kıbrıs Türk halkı yıllardır hak
etmediği ve en temel insan haklarına aykırı engellerle
karşı karşıya bırakılmıştır"
dedi.
Türkiye KKTC'nin güçlendirilmesinde kararlı
Türkiye'nin her durumda KKTC'nin kurumlarıyla ve ekonomisiyle daha
da güçlendirilmesi konusunda kararlı olduğunu vurgulayan Akdağ,
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Meclis
Başkanı'nın seçildikten sonra ilk dış ziyaretlerini
KKTC'ye gerçekleştirerek verdikleri mesajın bu yöndeki iradeyi ortaya
koyduğunu kaydetti.
Akdağ, Kıbrıs'ta çözüm ve barışın,
istikrarın temelinde KKTC'nin ekonomik ve sosyal bakımdan daha da
ilerlemesinin, kurumsallaşmasının önem
taşıdığını belirterek, KKTC ekonomisinin son 5
yılda kesintisiz yüzde 60 büyüdüğünü, milli gelirin 11 bin dolar
seviyelerine ulaştığını kaydetti.
KKTC sağlık sektörünün de bu gelişmeye ayak
uydurması gerektiğini anlatan Akdağ, yeni hastanenin de bu yönde
atılmış önemli bir adım olduğunu belirtti.
Akdağ, kazandırılan hastanenin; Türkiye ve KKTC
hükümetlerinin özverili çabalarının yeni ve anlamlı bir ürünü
olduğunu söyledi.
Akdağ, hastanenin sağlık hizmeti kalitesini ciddi
şekilde yükselteceğini belirtti.
Türkiye ve KKTC'nin sağlık alanındaki
işbirliği çalışmalarına değinen Akdağ, iki
ülke bakanlıklarının birlikte ciddi çalışmalar
gerçekleştirdiklerini ifade etti.
KKTC hükümetinin sağlık alanına büyük önem
verdiğini, dönüşüm alanında son bir kaç yılda önemli
adımlar atıldığını belirten Akdağ,
iyileştirmelerin vatandaşın işlerini
kolaylaştıracağını ifade etti.
Akdağ, KKTC'de artık açık kalp ameliyatlarının
gerçekleştirilebildiğini belirterek, bu konuda büyük ilerleme
kaydedildiğini söyledi.
Akdağ, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile ekibine,
sağlık alanına verdikleri önemden ötürü teşekkür etti.
Akdağ, sağlığın tüm vatandaşları
ilgilendiren bir konu olduğunu, bu yönde atılan adımların
vatandaşların devlete inancı ve özgüveni
artırdığını kaydetti.
Vaiz: Ülkeye güven çağdaş sağlık hizmetinden geçer
Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Kıbrıs Türk
halkının, ülkesine ve devletine güven duymasının bir
koşulunun da standardı yüksek çağdaş ve güvenilir
sağlık hizmeti ve servisinden geçtiğini belirterek, bu bilinçle
göreve başladıklarını kaydetti.
Vaiz, "İnsanlarımızın Avrupa ülkeleri ve
sağlıkta altyapısı güçlü ülkelerle kendi ülkelerini kıyasladıklarında
gurur duyacakları bir sistem yaratılması gerektiğine
inandık" dedi.
Sağlık hizmetleri sunumunda hasta memnuniyetinin birincil
öncelik olduğunu vurgulayan Vaiz, yeni hastanenin bu yöndeki
çağdaş anlayışlarının bir yansıması
olacağını ifade etti.
"30 yıllık ölü toprağını attık"
Sağlık alanında yaptıkları
çalışmalar hakkında bilgi veren Vaiz, sağlıkta 30
yıllık terkedilmişliğin üzerindeki ölü
toprağını atmak ve yenileri yeşertmek için zamanla
yarıştıklarını 5-6 kulvarda birden çalışma
yaptıklarını belirtti.
Sağlık servislerinin altyapılarının
iyileştirildiğini, donanımlarının
artırıldığını, kalitenin yükseltildiğini
kaydeden Vaiz, en ücra servislere takviye yapılarak 24 saat hizmet
sağlandığını vurguladı.
Gazimağusa'nın 40 yıllık özlemini gerçekleştirmek
için "20 ay hastaneyle yatıp, hastaneyle
kalktıklarını" söyleyen Vaiz, "Bu proje onlarca
işimizden sadece biriydi" dedi.
Vaiz, ülkede daha önce olmayan kalp damar cerrahisini kurarak
hastaların bu ameliyatlar için yurt dışına gitmelerini
ortadan kaldırdıklarını belirterek, önümüzdeki günlerde de
beyin cerrahisi ve onkoloji hizmetlerini de halkın hizmetine
sunacaklarını söyledi.
Tosunoğlu: Adanın en teknolojik kompleksi
Hastanenin yapımını gerçekleştiren Tosunoğlu
Grup Direktörü Hasan Tosunoğlu da hastane hakkında bilgi verdi.
Tosunoğlu, yeni hastanenin adadaki en teknolojik sağlık
kompleksi olduğunu ifade etti.
Yapımı, kaliteden ödün vermeden, 24 saat çalışarak,
hiçbir koşuldan etkilenmeden zamanında
tamamladıklarını vurgulayan Tosunoğlu,
"Kıbrıs Türk müteahhidi ve mühendisinin böyle büyük bir projeyi
gerçekleştirebileceğini de gösterdik" dedi.
Tosunoğlu, hastanenin hem Gazimağusa'ya hem de bölgeye çok
önemli katkı sağlayacağına inandığını
da sözlerine ekledi.
Yeni Gazimağusa Hastanesi'nde neler var?
Yüklenici firma Tosunoğlu şirketler grubu direktörü Hasan
Tosunoğlu'nun verdiği bilgiye göre KKTC'nin en teknolojik ve modern
sağlık merkezi durumundaki Gazimağusa Hastanesi 18 bin 500 metre
kare kapalı alanda halka hizmet verecek.
142 yatak kapasitesi olan hastanede, bu sayının 16'sı
yoğun bakım koroner ve 6'sı da çocuk hastalara
ayrılmış. Hastanenin 32 araçlık acil, 500 araçlık
otoparkı bulunuyor.
Bodrum, zemin, bir ve ikinci katlardan oluşan hastanenin bodrum
katında mutfak, çamaşırhane, morg, konferans salonu, personel
yemekhanesi, tesisat merkezi ve bugün KKTC'de hiçbir hastanede bulunmayan
tıbbi atık kazanı yer alıyor.
Zemin katta, ana giriş, poliklinikler, Acil Servis girişi,
röntgen odaları, hasta yatak odaları, hasta bakım üniteleri,
hemodiyaliz ve fizik tedavi ile idari bölüm yer alırken, bu bölümde kafe,
çiçekçi ve bir de market bulunuyor.
Gazimağusa Hastanesi'nin 1. katında hasta yatak odaları,
biri kadın doğum olmak üzere 5 adet ameliyathane, yoğun
bakım ünitesi, koroner yoğun bakım ünitesi ve laboratuar yer
alırken 2. katın tümü hasta yatak odalarına
ayrılmış.
Tamamen otomasyon kontrollü olan yeni Gazimağusa Hastane
binasında, ısı, nem ve basınç kontrolleri
yapılabilecek, ameliyathanelerde iç ve dış haberleşme
sağlanacak, tüm kapılar kamera sistemiyle takip edilebilecek.
2 kişilik tasarlanan hasta bakım odalarında, hasta
başı üniteler, oksijen soketleri, banyo, tuvalet merkezi
ısıtma ve müzik yayın sistemleri bulunuyor.
Hastane binasında 21 kişilik 2 adet asansör, bir adet sedye
asansörü ve bir adet yemek asansörü de bulunuyor.
KIBRIS 05/11/07
Kıbrıs şartı Ankara'nın
hayallerini kırdı
06/11/2007
RADIKAL
ANKARA - AB
Komisyonu'nun Türkiye ilerleme raporunda Gümrük Birliği'ni
Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişletecek ek
protokolün Türkiye tarafından imzalanmadıkça ilgili 8
başlığın hiç açılmayacağını
duyurması, Ankara'da 'hayal kırıklığı'
yarattı. Dışişleri Bakanlığı'nın raporla
ilgili yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeye
yer vermesi dikkat çekti:
"Köklü
bir geçmişi olan Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini bazı
üye ülkelerdeki siyasi liderlerin tercihleri doğrultusunda
şekillendirmek veya ek protokolün uygulanmasına indirgemek
Avrupa'nın kendi geleceği ile ilgili verceği kararlar
açısından düşündürücü olacaktır."
Raporun
yayınlanmasının ardından Dışişleri
Bakanlığı'nda geniş kapsamlı bir değerlendirme
yapıldıktan sonra hem rapora Ankara'nın
bakışını ortaya koyan hem de Avrupa'ya 'ciddi
uyarılarda' bulunulan bir açıklama yapılması
kararlaştırıldı. Değerlendirilmelerde "Ek
protokolün Türkiye'nin önüne koşul gibi sunulması derin hayal
kırıklığı kaynağı olmuştur"
denildi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, Ankara'nın rapora
bakışı şöyle özetlendi:
Hedef tam
üyelik: Türkiye tam üyelik hedefine bağlıdır. Bu hedef,
reformların etkin bir şekilde uygulanmasına olan
bağlılığımızı artırmaktadır.
Ülkemizi demokrasi ve insan hakları alanında en üst düzeylere
yükseltene kadar reformlara devam etmeye kararlıyız.
Görüşmeye
devam: Raporda yer verilen ve olumsuz olarak değerlendirilebilecek
hususların amacı, üzerinde durulması gereken ve
çalışmaların odaklanması beklenen alanların tespiti
olarak yorumlanmalıdır. Raporun hemfikir
olmadığımız yanları vardır. Bu hususlara
ilişkin komisyona görüşlerimiz iletilecektir.
Nispi
yavaşlama doğal: Türkiye, AB müktesebatına uyum
açısından yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerinin bilincindedir.
Son aylarda seçim sürecine bağlı olarak reform sürecinde yaşanan
nispi yavaşlama her ülkede rastlanabilecek bir durumdur. Unutulmaması
gereken önemli bir husus reformların sadece mevzuat
değişikliğinden ibaret olmadığıdır.
Yaşadığımız bu son dönemde uygulama alanında
önemli mesafeler katedilmiştir.
Çalışmalara
devam: Bilindiği gibi yüce meclisimiz yeni dönem
çalışmalarına başlayalı ancak üç hafta olmuştur.
Reformlar açısından yapılacak olan çalışmalara
ilişkin hazırlıklar meclisimize peyderpey sunulmaya
başlanmıştır.
Memnuniyet de
var: AB'nin Türkiye'nin üyelik sürecine ilişkin ahdi yükümlülüklerini
kayda geçirmiş olması ve bugüne değin vurgulayageldiğimiz,
ülkemizin üyeliğinin AB açısından arzettiği stratejik öneme
yapılan atıflar memnuniyet vericidir.
AB'ye inanç:
AB'li dostlarımızın önümüze süreçle ilgisi olmayan engeller
çıkartılmaması yönünde kuvvetli bir irade sergileyecekleri
yüönündeki inancımız tamdır. AB'nin müzakere sürecimizde
Türkiye'nin kendi geleceği açısından yapacağı
katkıların daha çok bilincine varacağına ve
ilişkilerimizin bundan sonraki seyrinin bu bilinç doğrultusunda
şekilleneceğine inanıyoruz. (Radikal)
Rum tarafı, et ihracatı yapamayacak
300 HAYVAN İTLAF EDİLDİ... Güney Kıbrıs'taki
vakaların şap hastalığı olduğu kesinleşmesi
üzerine, Güney Kıbrıs'ın hayvan, et ve et ürünleri ihraç
edemeyeceğini bildirildi. "Dromolaksia" bölgesinde dün iki
çiftlikte bulunan toplam 300 hayvan itlaf edildi
Avrupa Komisyonu, Güney Kıbrıs'ta hayvanlarda şap
hastalığı bulunduğunu teyit etti.
Rum radyosunun haberine göre, Avrupa Komisyonu, Güney
Kıbrıs'ın hastalığa karşı memnuniyet verici
tedbirler aldığını da belirtti.
Avrupa Komisyonu, hastalığın kontrol edilmesi ve ortadan
kaldırılması için teknik yardımda bulunmak amacıyla
Güney Kıbrıs'a iki uzman gönderdiğini de bildirdi.
Rum Radyosu, bu gelişmenin ardından Güney
Kıbrıs'ın hayvan, et ve et ürünleri ihraç edemeyeceğini
kaydetti.
Güney Kıbrıs'ta şap hastalığıyla ilgili
bu gelişme bugün Avrupa Gıda Güvenliği Komitesi tarafından
da ele alınacak.
300 küçük baş hayvan itlaf edildi
Güney Kıbrıs'ın "Dromolaksia"
(Mormenekşe) bölgesinde şap hastalığın şüphesinin
güçlenmesi yüzünden AB'den gelen yazılı direktifler
doğrultusunda, 300 küçük baş hayvanın itlaf edildiği
bildirildi.
Rum radyosunun haberine göre; "Dromolaksia" bölgesinde iki
çiftlikte bulunan toplam 300 hayvan, dün sabah AB uzmanının da
hazır bulunduğu bir operasyonla itlaf edildi.
Şap hastalığı bulunduğundan şüphelenilen
ilk çiftlikten 30, ikinci çiftlikten ise 270 hayvan itlaf edildi ve itlaf
edilen hayvanlar bölgede oluşturulan özel bir alana gömüldüler.
Haberde ayrıca; AB uzmanının bölgedeki diğer hayvan
çiftliklerinden de örnekler aldığı vurgulandı.
Rum Tarım Bakanı Fotis Foitu, konuya ilişkin
açıklamasında; şap hastalığının
varlığının tam olarak kesinleşmesi durumunda,
başka hayvanların itlaf edilmesinin de gündeme gelebileceğini
ifade etti.
KIBRIS 06/11/07
Çözümsüzlük adresi Güneydeki bağnaz anlayış
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC'de temaslarda bulunan TBMM
Dışilişkiler Komisyonu heyetini kabul etti. Başbakan Soyer,
Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün adresinin güneydeki
"bağnaz" anlayış olduğunu söyledi.
Meclis Şeref Salonu'ndaki görüşmede konuşan konuk
heyetin başkanı Murat Mercan, TBMM Dışilişkiler
Komisyonu'nun, ilk ziyaretini "Yavruvatan"a yapmayı görev kabul
ettiğini kaydederek, çeşitli siyasi partilerden milletvekilleri
olarak, tüm Türkiye adına, "Kıbrıs davasına"
destek olmak için geldiklerini vurguladı.
"Et ve tırnak gibi birlikte yaşayan iki devletiz"
diyen Mercan, Kıbrıs Türkü'nün çektiği
sıkıntıları en çok kendilerinin bildiğini dile getirdi
ve Kıbrıs Türkü'nün tüm çabasına karşın adada bir
çözüme ulaşılamamasının nedeninin Rum lider Tasos
Papadopulos ve Rum tarafının tavrı olduğunu belirtti.
Kıbrıs'ta, adil, siyasi eşitlik temelinde, iki toplumlu
bir çözüm için her türlü çabanın gösterileceğini ifade eden Mercan,
adada iki devlet, iki halk ve iki demokrasinin bulunduğunu vurguladı.
Tarafların çözüm için çabalarını sonuna kadar
desteklediklerini kaydeden Mercan, bir tarafın çözümden kaçması
durumunda bunu dünya parlamentolarına anlatacaklarını, Rum
tarafının da çözüme ayak direten taraf olduğunun ortada
olduğunu ifade etti.
Mercan, "Umarız Papadopulos gerçekleri görür" diyerek,
"Kıbrıs"ın, Türkiye için bir millet ve devlet
politikası olduğunu vurguladı.
Soyer: Çözümsüzlüğün nedeni biz değiliz
Başbakan Soyer de, konuşmasında, TBMM'nin çok büyük bir
tarihsel geleneği olduğunu kaydetti.
TBMM'nin Türkiye'nin önündeki sorunları aşmak için büyük
enerji üreteceğine inandığını, bu sorunlardan birinin
de Kıbrıs olduğunu belirten Soyer, Kıbrıs'ta ortak
siyasal mücadele zeminin bir yüzünün karşılıklı kabul
edilir çözüme ulaşmak, diğer yüzünde de dünyaya, bölgeye
barış getirmek, Türkiye garantörlüğünde istikrarlı bir
sonuca ulaşmak olduğunu söyledi.
Soyer, bu mücadelede bir sonuca ulaşılmamış gibi
göründüğünü, ancak ortaya çıkan ve gözle görünen müthiş bir
gelişme sağlandığını, bunun temel yüzünün de
çözümsüzlüğün nedeninin Türkiye ve Kıbrıs Türk
tarafının olmadığının ortaya çıkması
olduğunu ifade etti.
Çözümsüzlük adresinin Güney Kıbrıs'taki bağnaz
anlayış olduğunu, bunun 21'inci yüzyılın ihtiyaç
duyduğu işbirliği ortamına ve AB'nin değerlerine ters
düştüğünü belirten Soyer, bu noktada bu gerçeği yoğurarak,
karşılıklı kabul edilebilir bir sonuca gitmek için tüm
gayretin sürdürülmesi gerektiğini dile getirdi.
Soyer, böylece Türkiye'nin AB ilişkileri ve uluslararası
ilişkiler yanı sıra, Kıbrıs Türkü'nün de
uluslararası ilişkilerinde önüne çıkarılmaya
çalışılan Kıbrıs sorununu,
karşılıklı kabul edilebilir bir zeminde çözmenin, birlikte
gayretlerin sonucu olacağını kaydetti.
Başbakan, yakında Güney'de seçimler olacağını
anımsatarak, Rum halkının, 2003'te Papadopulos'un BM Genel
Sekreteri'ne gönderdiği mektubu
tartıştığını, Rum liderin mektupta Annan
Planı'nın görüşülmesini talep ettiğini; ancak Güney
Kıbrıs AB üyesi olduktan sonra aynı Papadopulos'un, Annan
Planı'nı "şeytanlaştırdığını
anlattı ve bu çelişkiyi dünyanın görmesi gerektiğini
vurguladı.
Soyer, temel çözüm anlayışlarının, iki kurucu
devletin eşitliği ve bu iki kurucu devlet üstünde yükselecek olan
siyasal eşitliğe, BM parametrelerine bağlı bir
ortaklık olduğunu yineledi.
Soyer, bu çözümü oturup beklemeyeceklerini, hem bunun için
uğraşacaklarını hem de Türkiye ile diyalog içinde,
Kıbrıs Türk tarafının ilerlemesi, çözüm
gerçekleştiğinde güçlü taraf olması, çözüm uzarsa da kendini
idame ettirecek durumda olması için alın terini birlikte
akıtacaklarını söyledi.
Soyer, tüm Türkiye'nin yanlarında olduklarının
bilincinde bulunduklarını kaydederek, TBMM heyetini görmekten
duyduğu mutluluğu dile getirdi.
KIBRIS 06/11/07
The timing of the European Union's latest assessment of Turkey's application to join the EU could not have come at a worse time, just as Turkey is on the brink of war in Iraqi Kurdistan. But then the tone of the EU report could not have been more inappropriate either.
Much of what the officials of the Commission say in their annual review is reasonable enough. In the past two years, the Turkish government's progress on such issues as freedom of expression and minority rights has slowed. The notorious Article 301 of the Turkish penal code remains on the statute book and has been used persistently to silence critics of the army or those who would raise the thorny question of the massacre of the Armenians during the First World War. Turkey's refusal to normalise its relations with Cyprus also continues to be a major blocking stone.
Despite the re-election, by a substantial vote, of Recep Tayyip Erdogan's government, and the accession of a new president, both dedicated to domestic reform and membership of the European Union, the country remains haunted by the glowering presence of the army in the background and the resurgence of Kurdish terrorism in the foreground.
But it is precisely for those reasons that the EU's patronising schoolmaster's report is so misplaced. By any standards, Turkey's progress in reforming its economy, liberalising its laws, and beginning to move towards a better accommodation with its Kurdish minority has been truly remarkable, particularly since Mr Erdogan's election. The problem has been not so much with Turkish backsliding on reform. If there has been any of that, it is because of tensions between the government and the army and judiciary before Mr Erdogan's re-election earlier this year.
The Turkish Prime Minister needs our support at this difficult moment. The real problem has been that the EU itself has been backsliding in its enthusiasm for Turkish entry. Although it is formally still committed to the task, there has been increasing resistance from some members, notably France and Austria. Upbraiding Turkey for its pace of reform and its reluctance to abandon Northern Cyprus without a deal has become a means of kicking the whole question into the long grass.
That would be entirely wrong. Turkish entry to the EU is a development that could revolutionise Europe's relations with the Islamic world. It also provides a very real carrot with which to draw a democratic country such as Turkey along a course of increased liberalism. We should be using annual reports such as that published in Brussels yesterday to show our concerns for Turkey as a friend, not as a search for reasons to call off the marriage.
"Kürtçeyi yasaklamamız hataydı"
7 Kasım, 2007 09:30:00 (TSİ) CNN TURK
12
Eylül'ün lideri 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, ''Kürtçeye
ağır yasak koyduk ama hataydı'' dedi.
Milliyet gazetesi Ankara temsilcisi Fikret Bila, "PKK'yla
geçen 24 yılın komutanları" yazı dizisinde Kenan Evren
ile konuştu.
Kenan Evren, 12 Eylül'den sonra Kürtçe'ye ağır bir yasak
konulmasının nedenlerini anlattı ve hata
yaptıklarını söyledi.
Evren, "12 Eylül'de bir hatamız da oydu. Kürtçe konuşmayı
yasakladık. Şöyle yasakladık: Konuşmalarda, mitinglerde,
şurada burada Kürtçe konuşulmayacak" dedi.
Evren, "Ben devlet başkanıyken, bir köyde ilkokula gittim.
Açtım kitabı, oku şunu dedim çocuğa. Kem küm, çocuk
okuyamıyor. Dördüncü sınıfa gelmiş, Türkçeyi
okuyamıyor. Kızdım. Sonradan anlaşıldı ki,
öğretmen de Kürt. Kürtçe yapıyor tedrisatı. Döndüm ve Kürtçe
yasağını koyduk. Kürtçe tedrisat yapılamaz dedik. Ama,
biraz ağır yasak koyduk. Sonra bu yasak kaldırıldı,
ama hataydı. Hata olduğunu sonradan anladım" diye
konuştu.
"Güneydoğu'daki memur Kürtçe de bilmeli"
Kürtçe'ye yasak getiren Evren, Kanada'nın Fransızca konuşulan
Quebek bölgesinden örnek verdi ve Güneydoğu'da hizmet verecek memurun
Kürtçe de bilmesi gerektiğini söyledi.
"Katı tutumla olmaz bu iş" diyen Evren, "Ama tedrisat
Türkçe olmalı" şeklinde konuştu. 7'nci
Cumhurbaşkanı Evren, Kürtçe eğitimin adresi olarak kursları
gösterdi.
Kenan Evren, 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi'nde yapılan
işkenceyle ilgili kendisine yönelik eleştirileri de reddetti.
Evren, "Bunlara işkence yapın diye birşey söylenmedi. Benim
kanaatim şu: Cezaevlerinde gardiyanlar, 12 Eylül öncesi dönemde çok
sıkıntı çektiler. Hatırlarsanız, anarşi döneminde
cezaevlerini oradaki suçlular yönetiyordu. Mahkumlar, gardiyanları
yakalarlar, onları döverler, rehin alırlar...12 Eylül olunca da
bunlar mahkumlardan hınç aldılar" dedi.
Evren, 1991 yılındaki birinci Körfez Savaşı
sırasında, dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın
niyetinin Musul'a girmek olduğunu, bunu kendisine söylediğini de
anlattı.
"Özal'ın, o zamanki ABD Başkanı baba Bush'la
anlaştığını düşünüyorum" diyen Kenan Evren,
Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay'ın buna karşı
çıkıp istifa etmesi üzerine harekatın
yapılmadığını belirtti.
AB'den
çözüm çağrısı
LİDERLERE ÇAĞRI: ÇABALARINIZI ARTIRIN... Avrupa Komisyonu,
dün açıkladığı Türkiye İlerleme Raporu ve Strateji
Belgesi'nde, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumunun
liderlerine, Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler (BM)
himayesinde kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik müzakerelerin
yeniden başlaması için çaba göstermesi çağrısında
bulundu
TÜRKİYE'YE "KIBRIS"LA
İLİŞKİLERİNİ NORMALLEŞTİR ÇAĞRISI
... İlerleme Raporunda Kıbrıs başlığı
altında ''Türk hükümetinin BM gözetiminde kapsamlı çözüme
bağlılığı ifade etmeyi sürdürdüğü'' belirtilerek,
Kıbrıs Rum kesimiyle ilişkilerin normalleştirilmesinde
herhangi bir ilerleme sağlanmadığı ve Türkiye'nin Rum
kesiminin bazı uluslararası örgütlere ve anlaşmalara
katılımını engellemeyi sürdürdüğü ifade edildi
"TÜRKİYE, EK PROTOKOLÜ EKSİKSİZ YERİNE
GETİRMELİ"... Belgede ayrıca AB'nin geçen yıl
aralık zirvesinde 8 fasılda müzakereleri dondurmasına neden olan
Türkiye'nin, Kıbrıs Rum tarafına limanlarını ve hava
limanlarını açması dâhil, Ek Protokol yükümlülüklerini eksiksiz
yerine getirmede ''hiçbir ilerleme sağlanmadığı''
kaydedilerek, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde 8
faslın açılmayacağı hatırlatıldı
Avrupa Komisyonu, dün açıkladığı Türkiye
İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'nde, adadaki iki toplum liderlerine,
Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde
kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik müzakerelerin yeniden
başlaması için çabalarını artırması
çağrısında bulundu.
Avrupa Komisyonu, ayrıca Komisyonun adanın gelecekte yeniden
birleşmesinin sağlanması için Kıbrıs Türk toplumunun
ekonomik kalkınmasının cesaretlendirilmesi için mali yardım
tüzüğünü uyguladığını da belirtti.
"Kıbrıs genelinde kişilerin ve malların
dolaşımına imkân tanıyan Yeşil Hat Tüzüğü'nün
geliştirilmiş kullanımının her iki toplumun
çıkarına hizmet edecek" diyen Komisyon, "Komisyon tarafından
Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonunun daha fazla
azaltılmasına yönelik sunulan Kıbrıs'ın kuzeyinde
doğrudan ticaret tüzüğünün Konsey tarafından kabul edilmesinin
beklenildiği" de ifade edildi.
AB Komisyonu, diğer aday ve potansiyel aday ülkelerle birlikte
Türkiye İlerleme Raporu, strateji belgesi ve önümüzdeki 4 yıla
ilişkin mali yardım çerçevesini açıkladı.
Türkiye'nin İlerleme Raporu'nda Kıbrıs
başlığı altında ''Türk hükümetinin BM gözetiminde
kapsamlı çözüme bağlılığı ifade etmeyi
sürdürdüğü'' belirtilerek, Kıbrıs Rum kesimiyle ilişkilerin
normalleştirilmesinde herhangi bir ilerleme
sağlanmadığı ve Türkiye'nin Rum kesiminin bazı
uluslararası örgütlere ve anlaşmalara katılımını
engellemeyi sürdürdüğü ifade edildi.
Belgede ayrıca AB'nin geçen yıl Aralık zirvesinde 8
fasılda müzakereleri dondurmasına neden olan Türkiye'nin,
Kıbrıs Rum tarafına limanlarını ve hava
limanlarını açması dâhil, Ek Protokol yükümlülüklerini eksiksiz
yerine getirmede ''hiçbir ilerleme sağlanmadığı''
kaydedilerek, Türkiye'nin ek protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine
getirmemesi halinde 8 faslın açılmayacağı
hatırlatıldı.
Belgede, Türkiye'nin 1960 anlaşmasındaki garantörlüğüne
dayanarak Kıbrıs Rum kesiminin petrol çıkarmak için Lübnan ile
Akdeniz'de münhasır ekonomik alan paylaşımı
anlaşması imzalamasını ve Rum kesiminin Fransa ile
imzaladığı savunma işbirliği
anlaşmasını protesto etmesine değinildi.
Strateji Belgesi'nde ise Kıbrıs'la ilgili olarak, Türkiye
tarafından Kıbrıs Rum kesimine uygulanan "nakliyat
araçları kısıtlaması" dâhil, malların serbest
dolaşımı üzerindeki engelleri kaldırması talep edilerek,
Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimiyle "ikili ilişkilerin
normalleştirilmesi beklentisi" dile getirildi.
Strateji belgesinde, ''Türkiye, üyelik yükümlülüklerini
karşılama yeteneğini geliştirdi. Malların serbest
dolaşımı, mali hizmetler, trans-Avrupa ağları, bilim
ve araştırma başta olmak üzere müzakere fasıllarında
ilerleme sağlandı. Malların serbest dolaşımında,
fikri mülkiyet haklarında, kartellerle mücadele politikasında,
enerjide, istatistikte, işletme ve sanayi politikasında, tüketici ve
sağlığının korunmasında, bilim
araştırmada (AB müktesebatına) uyumunu ileri düzeye
taşıdı'' ifadelerine yer verildi.
Komisyonunun Türkiye İlerleme Raporunun
açıklanmasının ardından Brüksel'de düzenlediği
basın toplantısında Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu
Üyesi Olli Rehn, Komisyonun bir yıl içinde Türkiye ile katılım
müzakerelerinde ilerleme kaydedilmesini beklendiğini belirterek, gelecek
haftalarda tüketicinin sağlığının korunması ve
trans Avrupa ağları başta olmak üzere iki faslın
açılabileceğini açıkladı.
Rehn, ayrıca "Türkiye'nin 11 Kasım 2006'daki Konsey
kararlarına paralel olarak, Kıbrıs Rum tarafına
limanlarını ve havalimanlarını açması dahil Ankara
Protokolü'nden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemiş olması
halinde dondurulan 8 faslın açılmayacağını"
yineledi.
Rehn, "Rapor bu yıl daha yumuşak" sorusu üzerine
"Hem adil, hem de sıkı davranılması"
gereğine işaret ederek "Rapor ne çok yumuşak, ne de çok
sert. Asıl değişen şartlar" dedi.
Türkiye'nin siyasi krizin üstesinden geldiğini ifade eden Rehn,
Türkiye'de siyasi kriz nedeniyle reformların
yavaşladığını belirterek "Artık reform
sürecinin yeniden canlandırılması zamanıdır"
ifadesini kullandı.
Siyasi kriterler
İlerleme Raporunda, siyasi kriterlerle ilgili ''Güvenlik güçleri
üzerindeki sivil gözetim'' bölümünde, ''Ordunun kamuoyuna
yaptığı açıklamalara ve siyasi sürece müdahale
çabalarına rağmen 2007 baharında yaşanan anayasal krizin
sonucu demokratik sürecin üstünlüğünü teyit etmiştir'' denildi.
AB Komisyonu belgesinde, ''Silahlı Kuvvetlerin (son bir yılda)
önemli siyasi etki yaratmayı sürdürdüğü, Silahlı Kuvvetlerin üst
yönetimindekilerin iç ve dış politikayı ilgilendiren sorunlarda
kamuoyuna açıklama yapmayı hızlandırdıkları''
ifade edilerek, Türk Silahlı Kuvvetleri ve jandarmaya yönelik
değerlendirmelere yer verildi.
Türkiye'de son bir yılda yaşanan siyasi ve ekonomik
gelişmelerin ve reform çabalarının ele
alındığı raporda, 22 Temmuz seçimlerinin TBMM'de ''ülkenin
siyasi farklılıklarının daha iyi temsiline'' imkân
sağladığı belirtilerek, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin (AİHM) adil seçimleri ihlal etmediği yönündeki
kararına rağmen yüzde 10 seçim barajının indirilmesinin
''tercih edileceği'' kaydedildi.
Belgede, ''(Bir önceki) Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer, Ombudsmanlık Yasası, Vakıflar Yasası ve özel
eğitim kurumlarını düzenleyen yasa başta olmak üzere siyasi
reformlarla ilgili birçok yasayı veto etti. Ayrıca Ombudsmanlık
Yasası'nın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu. Cumhurbaşkanı
ve hükümet arasındaki gergin ilişkiler, reform sürecinde
çalışmaların yavaşlamasına katkı
sağladı'' ifadeleri yer aldı.
''Yargının bağımsızlığı ve
tarafsızlığıyla ilgili endişeler sürüyor. Anayasa
Mahkemesinin, Nisan ayında TBMM'deki cumhurbaşkanı seçimlerinin
ilk ve ikinci turunda milletvekillerinin üçte ikisinin (367) hazır
bulunmasının zorunlu olduğuna karar vererek yapılan ilk tur
oylamayı geçersiz ilan etmesi, mahkemenin bu kararında
tarafsızlığını yitirdiği yönünde güçlü siyasi
tepki ve iddialara neden oldu'' denilen belgede, ''yargının
bağımsızlığını ve
tarafsızlığını'' güçlendirmek için daha fazla çaba
gösterilmesi talep edildi.
''Türkiye'de yolsuzluğun yaygın olduğu ve yolsuzlukla
mücadelede sınırlı ilerleme sağlandığı''
ileri sürülen raporda, yolsuzlukla mücadele stratejisinin
geliştirilmesinde etkin ve iyi koordinasyonlu kurumların ve güçlü
yasal alt yapının önemine vurgu yapıldı.
Türkiye'nin benimsediği ''işkenceye sıfır
tolerans'' politikasının olumlu sonuç verdiği, işkence ve
kötü muameleyle ilgili dava sayısının azaldığı
anlatılan raporda, Adli Tıp Kurumunun
bağımsızlığının güçlendirilmesi ve
tıbbi rapor kalitesinin artırılması istendi.
İlerleme Raporunda din ve ibadet özgürlüğü
başlığı altında ''Aleviler ve gayri Müslimlerin
karşılaştıkları temel sorunları çözmede gerçek
bir ilerlemeden bahsedilemeyeceği'' görüşü yer aldı.
Belgede, Türkiye'nin Lozan Anlaşması'na dayanarak sadece
Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler gibi belirli gayri Müslimleri azınlık
kabul ettiği anlatılarak, bu bakış açısının
Türkiye'nin ''etnik köken, dil ve dinine dayanarak bazı vatandaşlarına,
kimliklerini korumaları için özel haklar sunmasını
engellememesi'' tavsiye edildi.
İlerleme Raporunda öncelik verilen diğer unsurlar
arasında, 301'inci maddenin AB standartlarında yeniden ele
alınması talebi ve dini azınlıklara bazı haklar tanıması
öngörülen Vakıflar Kanunu'nun kabul edilmesi dikkati çekti.
AB terör örgütleri listesindeki PKK'nın son dönemde artan
saldırılarının Türkiye açısından ciddi bir
güvenlik sorunu oluşturduğu kaydedilen raporda, terörle mücadeleye
destek verildi.
Belgede gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından Türk
toplumunun dayanışma gösterdiği fakat bazı kesimlerin
faillere destek verdiği ifade edilerek, ''Polisin ihmali yönündeki
iddialar dâhil olmak üzere geniş kapsamlı bir soruşturmaya gerek
duyulmaktadır'' denildi.
Strateji belgesi
AB üyesi ülkelere ve Avrupa Parlamentosuna önümüzdeki bir yıla
ilişkin genişleme stratejisi belgesini sunan AB Komisyonu, Türkiye'de
reformların 2005 yılından bu yana
yavaşladığı tespitinde bulunarak, ''siyasi reformların
hızlandırılmasını'' istedi.
AB Komisyonu belgesinde bu kapsamda ifade özgürlüğü ve dini
azınlıkların haklarıyla ilgili reformlara öncelik
atfedilirken, vurgu yapılan diğer başlıklar arasında
yolsuzlukla mücadele, yargı reformu, sendikal haklar, kadın ve çocuk
haklarıyla kamu yönetiminde hesap verilebilirliğin
artırılması yer alıyor. Belgede, ''AB Komisyonunun güvenlik
güçleri üzerindeki sivil gözetim başta olmak üzere Türkiye'deki siyasi
reform sürecini yakından izlemesini sürdüreceği'' ifade edildi.
Terör örgütü PKK'nın can kayıplarına neden olan
silahlı saldırılarının ardından TBMM'nin
sınır ötesi operasyona yetki verdiği hatırlatılan
belgede, Türkiye'nin vatandaşlarını koruma ve terörizmle
mücadele çabasında hukukun üstünlüğü yanında bölgesel
barış ve istikrara önem vermesi istendi.
Belgede, üye ülkelere yönelik çağrıda, ''AB'nin (aday
ülkelere yönelik) taahhütlerine bağlı kalması ve teknik
hazırlıkları yapılır yapılmaz ilgili
fasılları açarak müzakere sürecini yolunda tutması büyük önem
taşımaktadır'' ifadelerine yer verildi.
Ankara: Raporun bazı bölümlerine katılmıyoruz
Ankara, ilerleme raporunun içeriğinde, hemfikir
olmadığı yönler bulunduğunu açıkladı. Türkiye, bu
konuya ilişkin görüşlerini Brüksel'e iletecek.
TC Dışişleri Bakanlığı, Türkiye-AB
ilişkilerinin geleceğini, bazı üye ülkelerdeki siyasi liderlerin
tercihleri doğrultusunda şekillendirmenin veya ek protokolün
uygulanmasına indirgemenin Avrupa'nın kendi geleceğiyle ilgili
vereceği kararlar açısından düşündürücü
olacağını kaydetti. Türkiye'nin ilerleme raporunu açıklayan
AB, ifade ve inanç özgürlüğü konusunda adım atılmasını
istedi; 301. maddenin kaldırılmasını talep etti.
Rapora yönelik TC Dışişleri Bakanlığı
açıklamasında ise, Türkiye'nin tam üyelik hedefine bağlı
olduğu belirtildi. Açıklamada, "Bu yoldaki
kararlılığımız dün olduğu gibi bugün de aynı
şekilde devam ediyor. Eksikliklerimizin giderilmesine ve reformların
etkin bir şekilde uygulanmasına
bağlılığımız artmakta" denildi.
TC Dışişleri Bakanlığı, son aylarda seçim
sürecine bağlı olarak reform sürecinde nispi bir yavaşlama
yaşandığını kaydederken, bunun her ülkede
rastlanabilecek bir durum olduğunu belirtti.
Açıklamada, reformların sadece mevzuat
değişikliğinden ibaret olmadığı, son dönemde
uygulama alanında önemli mesafeler kat edildiği de savunuldu.
Sosyalist Grup: Doğrudan ticaret sözünün
yerine getirilmesi için mücadelemiz sürecek
AB İlerleme Raporunun açıklamasından sonra
yazılı açıklama yapan AP Sosyalist Grubu,
AB'nin Kuzey Kıbrıs'a mali yardım ve doğrudan
ticaret sözünü eksiksiz yerine getirmesi konusunda mücadelesini
sürdüreceğini ifade ederek, Türkiye'nin de bu kapsamdaki taahhütlerini
yerine getirmeye ve (Kıbrıs sorununa) kapsamlı çözüm
bulunması halinde askerlerini geri çekmeye hazır olması istendi.
Sosyalist Grup, ''Türkiye'de reform sürecinin yavaşlamasından
üzüntü duyulduğu'' belirtilerek, bunun bir ölçüde 2007'nin seçim
yılı olmasıyla açıklanabileceği de ifade edildi.
Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi: Rum kesiminin
tanınması konusunda hiçbir ilerleme sağlamadı
Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Federal Meclis Grubu
Başkanı Peter Ramsauer de yaptığı yazılı
açıklamada Türkiye'nin reformlarda yetersiz kaldığını
öne sürdü.
Ramsauer, yazılı açıklamasında, Türkiye'de
düşünce özgürlüğünün hala
kısıtlandığını ve azınlık
haklarının uygulamada görmemezlikten gelindiğini iddia ederek,
Kıbrıs Rum kesiminin tanınması konusunda da hiçbir ilerleme
sağlamadığını belirtti.
Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin sürdürülmesini ve yeni
başlıkların açılmasını isteyen AB Komisyonunun
tutumunu da eleştiren Ramsauer, "Reformların
yapılmasını ve uygulanmasını Türkiye'nin kendi
istemeli" dedi.
KIBRIS 07/11/07
Lokum
savaşında "belgeler" konuşacak
Coğrafi işaret tescil başvurusu nedeniyle Rumlarla
'lokum krizi' sürerken, Adana'da, daha önce Yunanistan ile aynı mücadeleyi
veren, ihracatçı firmalar aracılığıyla Güney
Kıbrıs Rum Kesimine de yaklaşık 10 yıldır lokum
ihracatı yaptığını belirten bir imalatçı,
asırlık belgelerle AB Merkezine itirazda bulunulması için Adana
Sanayi Odasına başvurdu.
Adana'da, 1900'lü yılların başında üretime
başlayan, 1946'da bugünkü yerine taşınan imalathanelerini,
dedesi Lokumcuzade Süleyman Efendi ve babası Kemal Özdoğru'dan sonra
üçüncü kuşak olarak işletmeye devam eden Adnan Özdoğru, AA
muhabirine yaptığı açıklamada, Rumların
yaptıkları hatadan dönmesi gerektiğini bildirdi.
Dedesinin, 1946 yılına ait vergi levhasını
alüminyum zemine bastırıp işyerinin en görülen köşesine
"gurur abidemiz" diye asan Adnan Özdoğru, Cumhuriyetin ilk
yıllarından itibaren lokum imalatının içinde olan bir
ailenin ferdi olarak, Rumların "Türk lokumunu" tescillenmesini
kabullenemediğini ifade etti.
Özdoğru, üyesi olduğu Adana Sanayi Odasına
başvuruda bulunarak, tescil iptaline karşı
yaptığı itiraz ve belgelerle Avrupa Birliği Merkezine
başvurulmasını istediğini ifade ederek, "Türk lokumu,
yıllardır dünya pazarlarında 'Turkish delight' diye
tanınıyor. Rumlar, lokumun nasıl yapıldığına
dair hiçbir bilgiye sahip değil. Oysa, biz Osmanlıdan günümüze lokum
üreten bir toplumuz" dedi.
Yunanistan örneği
Özdoğru, daha önce aynı mücadeleyi Yunanistan'a
karşı verdiğini anımsatarak, şunları kaydetti:
"Asırlık lezzeti bir araya getirerek 'Oskar' adı
altında ürettiğimiz lokumu, 2005 yılında İstanbul
Gıda Fuarında sergiledik. Fuarda, en lezzetli 10 Türk lokumu
arasına giren bu ürünümüzden fuara katılan Yunanlı bir firma
satın aldı. Bu firma, uzun süre bizden ithalat yaptı, daha sonra
talepler kesilince merak edip araştırdık. Yunanistan'a kadar
gidip söz konusu firmayı bulduk. Onların aynı lokumu
ürettiklerini görünce, (taklitçilik) suçundan dava açtım. Hukuk
mücadelemizi sürdürürken, söz konusu firma, bizimle anlaşma yoluna gidip
özür diledi, biz de davamızı geri çektik. Şimdi, bu firma lokumu
bizden alıp satıyor."
Özdoğru, Yunanlılar gibi Rumların da gerçeği
göreceğini belirtirken, "Üstelik, biz yıllardır Rumlara
lokum satıyoruz, madem bu işi biliyorlardı da neden ithal
ediyorlar? Sadece bu yıl, ihracatçı firmalar
aracılığıyla Güney Kıbrıs Rum kesimine, özellikle
de Kos adasına gönderdiğimiz lokum miktarı 10 bin kilogramı
geçti. Bunun yanı sıra, Manisa'dan da bir firma Ege bölgesine turizm
amaçlı gelen Rumların ilgi göstermesi nedeniyle bizden sürekli lokum
satın alıyor'' dedi.
Özdoğru, yıllar önce Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
de dahil bir çok kurum ve kuruluşa, Türk lokumunun tescillenmesi
gerektiği yönündeki düşüncelerini ilettiklerini ancak, Türkiye'nin,
AB'ye henüz üye olmaması nedeniyle sıkıntılar
yaşandığını anımsatarak, "Bizim her yola
başvurup, elimizi çabuk tutarak bu patenti almamız gerekiyordu"
diye konuştu.
Bu arada basında yer alan haberler üzerine daha önce Türk Patent
Enstitüsü'nden yapılan açıklamada, Kıbrıs Rum Kesimi
tarafından Avrupa Birliğinde (AB) işlemleri yürütülen
coğrafi işaret tescil başvurusunun "Geroskipou Lokumu"
şeklinde yapıldığı, bu anlamda söz konusu başvuru
tescillense bile, Türk Lokumu, Turkish Delight veya lokum ibarelerinin
kullanılmasının AB sınırları içinde
yasaklanmasının mümkün olmadığı
vurgulanmıştı.
KIBRIS 07/11/07
Gizli
görüşmeler güneyin gündemi
PAPADOPULOS, KONUTUNDA SERDAR DENKTAŞ İLE İKİ KEZ
BİR ARAYA GELDİ... Rum Hükümet Sözcüsü Palmas, Papadopulos-Serdar
Denktaş arasında yapılan görüşmeler konusunda Ulusal
Konsey'in bilgisinin bulunduğunu, ayrıca bir kısmında
siyasi parti başkanlarının da hazır bulunduğunu ifade
etti.
Palmas, Papadopulos ile Serdar Denktaş'ın Papadopluos'un
konusu Strakka'da iki kez bir araya geldiğini ve görüşmeden birinde
Hristofyas'ın da hazır bulunduğunu söyledi
PALMAS'TAN İTİRAF: RUM TARAFININ EKSİKLİKLERİ
OLABİLİR... Palmas, Bürgenstock'da ve daha sonra Lüzern'de Rum
tarafı kanadında eksiklikler veya ihmalin olmasının
muhtemel olduğunu itiraf etti ancak o döneme ilişkin olarak
başka ayrıntılara girmedi. Palmas, "O dönemde ve bu sürecin
tamamlanmasının sonrasında önemli olan şey,
takındığımız tutum konusunda herhangi bir gölgeye ve
yoruma yer bırakmayan, başkanın net ve açık olan
görüşüdür" dedi
Rum Hükümet Sözcüsü Palmas, Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos
Papadopulos'un Bürgenstock'da da DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'la bir araya geldiğini doğruladı, ancak kaç
görüşme yapıldığı konusunda açıklama yapmadı
Rum Hükümet Sözcüsü Palmas, Papadopulos-Serdar Denktaş
arasında yapılan görüşmeler konusunda Ulusal Konsey'in
bilgisinin bulunduğunu, ayrıca bir kısmında siyasi parti
başkanlarının da hazır bulunduğunu ifade etti.
Palmas, Papadopulos ile Serdar Denktaş'ın Papadopulos'un
konutu Strakka'da iki kez bir araya geldiğini ve görüşmeden birinde
Hristofyas'ın da hazır bulunduğunu söyledi
Rum hükümeti ile muhalefet arasında, şimdi de,
Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos ile DP Genel
Başkanı ve dönemin Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın Bürgenstock'ta
da görüşmesi konusunda tartışma yaşandığı
bildirildi.
Alithia ve diğer Rum gazetelerinde yer alan habere göre, Rum
Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas, önceki gün konu hakkında
yaptığı açıklamada, Papadopulos'un Bürgenstock'da da Serdar
Denktaş'la bir araya geldiğini doğruladı, ancak kaç
görüşme yapıldığı konusunda açıklama
yapmadı.
Palmas, bu görüşmeler konusunda Ulusal Konsey'in bilgisinin
bulunduğunu, ayrıca bir kısmında siyasi parti
başkanlarının da hazır bulunduğunu söyledi.
Papadopulos ile Serdar Denktaş'ın Strakka'da kaç kez bir
araya geldiği sorusuna, Palmas, "İki kez. İki
görüşmeden birinde Dimitris Hristofyas da hazır bulundu"
yanıtını verdi.
Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas, Bürgenstock'daki görüşmeler
döneminde eksiklikler ve ihmalin var olmasının muhtemel olduğunu
söyledi.
Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis'in
"Bürgenstock'da ve daha sonra Lüzern'de Rum tarafı kanadında
eksiklikler ve gafların bulunduğu" şeklindeki
açıklaması üzerine Palmas, "o dönemde herkesin
yaşadığı tüm sürece ilişkin olarak eksiklikler veya
ihmalin var olması muhtemeldir. Bununla birlikte o döneme ilişkin
olarak başka ayrıntılara girmeyi de arzulamıyorum. O
dönemde ve bu sürecin tamamlanmasının sonrasında önemli olan
şey, takındığımız tutum konusunda herhangi bir
gölgeye ve yoruma yer bırakmayan, Başkan'ın net ve açık
olan görüşüdür" şeklinde konuştu.
AKEL'in referandumla ilgili dile getirdiklerini yorumlayan Palmas,
Kıbrıs sorunuyla ilgili bütünlüklü bir çözümün halkın önüne
konulması halinde, son sözün "Kıbrıs" halkında
olması gerektiğini; zira bunun, halkın ve gelecek nesillerin
geleceğini belirleyecek olan bir konu olduğunu söyledi.
Palmas, kendilerinin son sözün halkta olması gerektiğini
düşündüklerini de yineledi.
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise,
yaptığı yazılı açıklamada, Hükümet Sözcüsü
Palmas'ın, Papadopulos'un, Serdar Denktaş'la Bürgenstock'taki
görüşmelerinin, Ulusal Konsey'in bilgisinde ve üyelerinin huzurunda
gerçekleştirildiği şeklindeki açıklamasının,
Palmas'ın ağza aldığı aşağılık
yalanlardan birinden başka bir şey olmadığını
kaydetti.
Anstasiadis, "Papadopulos'un sözcüsünden
duyacağımız bir sonraki şey, Serdar Denktaş'ın
Ulusal Konsey toplantılarında oturduğudur" şeklinde
konuştu.
Anastasiadis, ne Ulusal Konsey ne de şahsen kendisinin, ortaya
çıkan bu gizli görüşmeler konusunda herhangi bir şey
bilmediğini belirterek, "Kıbrıs" halkının
arkasından ve Yunanistan'la herhangi bir uzlaşmaya varılmadan
yapılan bu tür harekete rıza göstermesinin veya hem fikir
olmasının söz konusu olmadığını ifade etti.
Fileleftheros gazetesine göre, Anastasiadis ayrıca, Annan
Planı konusunda neden kendisini bunaltıcı takvimlere hapsettiği
konusunu yanıtlaması için Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'a çağrıda bulundu. Anastasiadis, Papadopulos'a yönelik
olarak, Kıbrıs Helenizminin "hayırını"
nasıl idare ettiği sorusunu da sordu.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un müzakere grubunda
bulunan uluslararası ilişkiler uzmanı Tumazos Çielebis ise, dün
bir radyo kanalına yaptığı açıklamada, Bürgenstock'da
müzakere yapılmadığını söyledi.
Çielebis, hemen hemen herkesin Bürgenstock'da müzakere
yapılmadığını kabul ettiğini, bunun da Papadopulos'a
yönelik ithamı teşkil ettiğini kaydetti.
Çielebis ayrıca, Rum tarafının
"kırmızı çizgileri" geç sunduğuna dikkat çekerek;
kırmızı çizgilerin müzakerelerden önce sunulması
gerektiğini, ancak Rum tarafının, "Annan Planı
4"ün kapandığı, "Annan Planı 5"e son
şekli verilmezden önce, müzakerelerin son günü kırmızı
çizgileri sunduğunu ifade etti.
Eski Başsavcı ve Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere
grubu eski üyesi Alekos Markidis ise, dün yaptığı
açıklamada, Annan Planı'nın (Annan Planı 1) sunulduğu
ilk günden "Annan Planı 3"e kadar olan dönemde, Plan'da
iyileştirmeler yapıldığını; ancak "Annan
Planı 3"ten sonra geriye dönüşün
başladığını ve "Annan Palanı 5"le daha
kötüye gidildiğini söyledi.
Bir radyo kanalına açıklamalarda bulunan eski
Başsavcı Alekos Markidis, Rum tarafının Bürgenstock'ta
verdiği imajın, "müzakerelerin
yoğunlaştırılmasıyla ilgili olarak çok
ilgilenmediği" şeklinde olduğunu da belirtti.
KIBRIS 07/11/07
Güney'deki seçim tartışmaları pek çok konuya
açıklık getirdi
RUMLARIN HER ZAMAN GİZLİ AJANDASI VAR... Kıbrıs Rum
tarafının samimiyetsiz ve güvenilmez olduğunu ve her zaman gizli
bir ajandaları ve planları bulunduğunu ifade eden
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, gizli
planların, "Kıbrıs Rum tarafını 1 Mayıs 2004
tarihinden önce 'tek yanlı olarak AB üyesi' yapmaktı. Bugünkü
planları ise ozmosistir" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafında, Birleşmiş Milletler
kapsamlı çözüm planından (Anan Planı) bir "günah" gibi
söz edilen seçim tartışmalarının, Kıbrıs sorunuyla
ilgili pek çok konuya açıklık getirdiğini vurguladı.
Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafı samimiyetsiz ve
güvenilmezdir. Onların gizli bir ajandaları ve planları
vardır. Bu Kıbrıs Rum tarafını 1 Mayıs 2004
tarihinden önce 'tek yanlı olarak AB üyesi' yapmaktı. Bugünkü
planları ise ozmosistir" dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca
haftalık basın brifinginde, Güney Kıbrıs'ta seçim
kampanyası dahilinde yapılan konuşma ve tartışmalarda
taraf olanların tümünün, referandumdan önceki süreçte Annan
Planı'ndan olumlu şekilde söz ettiğini, hatta Türk
tarafını bu plan temelinde çözüm bulunmasını istememekle
suçladığını anımsattı.
Erçakıca, Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos'un,
2 Nisan 2003 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a
gönderdiği mektupta benzer suçlamalar yaptığını ve
Annan Planı'nın Kıbrıs'ın AB üyeliğinden sonra
bile "tek çözüm zemini" olarak kalacağından söz
ettiğini hatırlattı.
Erçakıca, "Kıbrıslı Rum liderler, tek çözüm
zemini olarak gördükleri Annan Planı'nın 24 Nisan 2004 referandumunda
Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesini
sağladıktan sonra bile bu planı görüşme ve çözüm zemini
olarak kabul ettiklerini beyan etmişlerdi" dedi.
Kıbrıs Rum tarafının şimdiki
tartışmalar ışığında,
davranışlarının güvenilirlik ve samimiyetten uzak
olduğunu kaydeden Erçakıca, seçim sürecinin Kıbrıs Rum
tarafının tutumu bakımından öğretici olması
gerektiğini belirtti.
Hasan Erçakıca, Rum tarafının benzer şekilde 24
Nisan 2004 referandumundan sonra Annan Planı'ndan görüşme ve çözüm
zemini olarak söz ederek "hayır" oyunun uluslararası
alandaki etkilerini silmek için çalıştığını
kaydetti.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Rum tarafındaki bu tutum
değişikliği, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma
müzakerelerinin motive edilebilmesi için Kıbrıslı Türklere
uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılmasının
gerekliliğini bir kez daha ortaya koymuştur. Kıbrıs Rum
tarafının bu gelişimi, hem Kıbrıs Türk kamuoyu, hem de
uluslararası topluluk bakımından öğretici
olmalıdır."
Uluslararası camia yetersiz
Uluslararası camianın gerekli girişimleri yapmakta
yetersiz kalmasının, Rum tarafını görüşme zeminini yok
etmek için cesaretlendiğini kaydeden Erçakıca, Rum
tarafının bugün BM Genel Sekreteri'nin iyiniyet misyonu çerçevesinde
yürütülen müzakerelerinde ortaya çıkan parametreleri ve çözüm
müktesebatını reddetme noktasına geldiğini belirtti.
Erçakıca, şunları söyledi:
"Rum tarafının kapsamlı çözüm için motive edilmesi
ve aynı zamanda çözüm arayışlarının bugüne kadar
oluşmuş parametreler çerçevesinde çözüm muktesebatı
kapsamına alınabilmesi için uluslararası camianın
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kalkması
konusunda harekete geçmesi gerekir. Aksi taktirde Rum tarafı 3 yıl
önce mektuplarla ifade ettiği politikasından, bazı
fırsatlar elde ettikten sonra caydığı gibi, önümüzdeki yıllarda
şimdiki pozisyonunu arar duruma geleceğiz."
Hasan Erçakıca, "Esneklik gösterildiği sürece, daha
ileri gitme cesaretini bulmaktadırlar. Bunlara dikkat edilmesi
gerekmektedir" dedi.
AP Temas Grubu'nun ziyareti
Erçakıca, AP Temas Grubu'nun önümüzdeki günlerde
Kıbrıs'a gerçekleştireceği ziyaret ve grup üyesi AP
Parlamenteri Cem Özdemir'in "somut bir hedef" olmaması
gerekçesiyle bu ziyarete katılmamasıyla ilgili bir soruyu
yanıtlarken, "Özdemir'in bu açıklaması manidar ve
anlamlıdır" dedi.
Kıbrıslı Türklerle temas kurup geliştirmek
amacıyla kurulan AP Temas Grubu'nun temaslarında başka
unsurların da devreye girmesinin Türk tarafını rahatsız
ettiğine işaret eden Erçakıca, bu nedenle Özdemir'e hak verdiklerini
söyledi.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat ile görüşüp
görüşmeyecekleri henüz netleşmeyen AP Temas Grubu'nun ziyaret
programı konusunda resmi bir bilgileri bulunmadığını
da kaydetti.
Pertev'in istifası
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bir
soru üzerine, Cumhurbaşkanlığı eski müsteşarı
Raşit Pertev'in gerek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gerekse
Cumhurbaşkanlığı personeliyle ciddi bir görüş ve tutum
ayrılığı yaşamadığını söyledi.
Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı'nda demokratik ve
hoşgörüye dayanan bir tartışma ortamı bulunduğunu
belirtti.
Pertev'in görevinden ayrılmasının Güney
Kıbrıs'la yürütülen görüşme sürecini etkilemeyeceğine
işaret eden Erçakıca, "Belki o birikimi şahsında
toplaması bakımından 8 Temmuz sürecinin yeniden hız
kazanması durumunda bazı yavaşlıklar yaşanabilir ancak
gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse Kıbrıs Türk
tarafı bunu kısa sürede atlatabilecek kapasiteye sahiptir" dedi.
Hasan Erçakıca, Raşit Pertev'in yeni bir siyasi oluşuma
gitmesiyle ilgili soruyu yanıtlarken de, çok partili parlamenter bir
sistemin sözkonusu olduğu KKTC'de parti kurmanın her
vatandaşın hakkı olduğunu kaydetti.
Erçakıca, Pertev'in ayrılmasıyla boşalan
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarlığı'na kimin
atanacağı konusunda henüz bir çalışma
olmadığını da ekledi.
KIBRIS 07/11/07
Dışişleri
Bakanı Avcı, Almanya temaslarına başladı
Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden
verilen bilgiye göre, temaslarda bulunmak ve bazı milletvekilleriyle
görüşmek üzere Almanya'ya giden Avcı, dün Köln'de Almanya'nın
haber kanalı NTV televizyonunun dış haberler bülteni için
mülakat verdi; RPR 1 radyosunun ve WEISS ajansının
sorularını yanıtladı.
Mülakatlarda özellikle Kıbrıs sorunu
başlığında soruları yanıtlayan Bakan Avcı,
Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türkler ile hiç
bir ortak noktada buluşmaya hazır olmadığını dile
getirdi, bu durumun bugüne kadar yaşadıkları çeşitli
süreçlerde rahatça görüldüğünü ifade etti.
Avcı, Avrupa Birliği'nin Rumlara baskı yapması ve
Kıbrıslı Türkleri daha net anlaması gerektiği üzerinde
durarak, bunun olmaması durumunda Kıbrıslı Rumların
masaya oturmasının çok zor olacağını belirtti.
Bakan Avcı, Kıbrıs Türklerine uygulanan ve özellikle
eğitim, sportif, kültürel başlıkları taşıyan
izolasyonların insanlık dışı olduğuna dikkat
çekerek, Kıbrıs Türkünün; Papadopulos'un insafını bir 40
yıl daha beklemek zorunda olmadığının altını
çizdi.
Avcı, Kıbrıslı Rumların, Ada'nın tümü
hakkında söz söylemeye hakkı olmadığını
belirttiği konuşmasında, Ada'da bugün mevcut iki devletin,
Rumların 1963'te ortaklık devletini yıkması nedeniyle var
olduğunu hatırlattı.
Köln'deki temaslarını tamamlayan Bakan Avcı'nın dün
Berlin'e geçmesi ve burada Alman Parlamentosu'ndan bazı milletvekilleri ve
bazı yerel yöneticilerle bir araya gelmesi bekleniyordu.
Bakan Avcı'ya Almanya ziyaretinde Özel Kalem Müdürü Kenan
Başaran, Bakanlık 1. Sekreterlerinden Oktay Öztürk ve Basın
Danışmanı Burhan Canbaz eşlik ediyor.
Avcı ile beraberindeki heyetin, bugün sabah KKTC'de olması
bekleniyor.
KIBRIS 07/11/07
KKTC bandıralı gemi battı, 2 kişi
kayıp
8 Kasım, 2007 15:36:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC bandıralı ''Dolphin-1'' isimli gemi, bugün
saat 00.25 sıralarında, dümen arızası nedeniyle motor
bölümüne su alarak battı. Olay sonucu 10 kişilik mürettebattan 8'i
kurtarılırken, 2'si hala kayıp.
Gemi, kurtarıcı römorkörler tarafından
Gazimağusa Limanı'na çekilirken ikinci kaptan Cemalettin Okkıran
ile üçüncü kaptan Fahri Dündar ise hala aranıyor.
KKTC Limanlar Dairesi Müdürü Davut İzkan, "Dolphin-1" isimli
gemi, 1995 yılından bu yana uluslararası seferler
yapıyordu" dedi.
Geminin, 2008 yılına kadar uluslararası seferler yapabilmesi
için gerekli tüm sertifikalara sahip olduğunu ve sefer
sertifikalarının günün koşullarına göre yenilendiğini
anlatan İzkan, geminin batmasının tamamen dümen
arızasından kaynaklandığını belirtti.
İzkan, kendilerine gelen bilgilere göre, geminin Zafer Burnu
açıklarına geldiği sırada kendi ekseni etrafında
dönmeye başladığını, bir süre sonra da geminin motor
bölümüne su almaya başladığını ifade etti.
Gemi mürettebatının motor bölümüne giren suyu belli bir süre
dışarı bastığını, ancak tam olarak
başarılı olamayınca geminin sahil güvenlik yetkililerinden
yardım istediğini anlatan Davut İzkan, "Dolphin-1"
isimli gemiye bölgede sefer halinde olan bir geminin
yanaştığını ve gemide bulunan toplam 10 kişilik
mürettebattan 7'sinin bu gemiye aktarıldığını söyledi.
2 kişi kayıp
İzkan, gemiye sahilden de yardımın gelmesi üzerine mürettebattan
3 kişinin gemide kaldığını ve gemiyi terk
etmediğini belirterek,"Dolphin-1"in çekici gemiler
tarafından yaklaşık 15 mil kadar çekildiğini, ancak geminin
motor bölümüne aşırı miktarda su almasından dolayı
aniden burnunun yukarı doğru dikilerek battığını
söyledi.
Bu olay üzerine bölgeye giden kurtarıcı gemi ve helikopterler
tarafından, gemide bulunan 3 kişiden 1'inin
kurtarıldığını belirten İzkan, diğer 2
kişinin ise halen arandığını kaydetti.
Arama çalışmalarının olay saatinden beri sürdüğünü de
anlatan İzkan, hava şartlarının karada uygun gibi görünse
bile, açık denizdeki hava şartlarının kötü olduğunu ve
denizin kaba dalgalı olduğunu, bu yüzden de arama ve kurtarma
çalışmalarında zorlanıldığını belirtti.
İslam Ticaret ve Sanayi Odaları
Başkanı Kamel doğrudan uçuşla KKTC'ye geldi
AVCI: SHEİKH SALEH'İN ZİYARETİ İKÖ'NÜN
DESTEĞİNİN GÖSTERGESİ... Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı da,
göreve geldiği ilk günden itibaren İKÖ ve İslam
Konferansı'na bağlı kurum ve kuruluşlara üye ülkelerle
ilişkileri geliştirmeye öncelik verdiğini ve yoğun
çalışmalar neticesinde İKÖ ve üye ülkelerle karşılıklı
ziyaretler gerçekleştirdiklerini söyledi. Avcı, Sheikh Saleh'in ziyaretinin
Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız izolasyonların
kaldırılması yönünde İKÖ tarafından sağlanan
desteği bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) bünyesinde faaliyet
gösteren İslam Ticaret ve Sanayi Odaları Başkanı Sheikh
Saleh Bin Abdullah Kamel, temaslarda bulunmak üzere özel uçağıyla
doğrudan uçuşla KKTC'ye geldi.
Eşi ve danışmanının eşlik ettiği
Sheikh Saleh'i Ercan Havaalanı'nda Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı
karşıladı.
Sheikh Saleh, 10 Kasım Cumartesi günü KKTC'den ayrılacak.
Ercan Havaalanı'nda basına kısa bir açıklama yapan
Sheikh Saleh KKTC'de olmaktan çok mutlu olduğunu belirtti ve
kardeşleriyle birlikte olduğu hissine
kapıldığını söyledi.
KKTC ile ortaklaşa daha fazla şey yapmaları gerektiğini
kaydeden Sheikh Saleh, İslam Ticaret ve Sanayi Odaları'nın KKTC
ile işbirliği yapmak istediğini vurguladı.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı'ya kendisini hava alanında
karşıladığı için teşekkür eden Sheikh Saleh,
ziyaretinin KKTC ile aralarında güçlü bir işbirliğinin
başlangıcı olması temennisinde bulundu.
Avcı: Sheikh Saleh'in ziyareti İKÖ'nün
desteğini bir kez daha ortaya koydu
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı da, göreve geldiği ilk günden itibaren
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ve İslam Konferansı'na
bağlı kurum ve kuruluşlara üye ülkelerle ilişkileri
geliştirmeye öncelik verdiğini ve yoğun çalışmalar
neticesinde İKÖ ve üye ülkelerle karşılıklı ziyaretler
gerçekleştirdiklerini söyledi
Avcı, İslam Konferansı Örgütü bünyesinde faaliyet
gösteren İslam Ticaret ve Sanayi Odaları Başkanı Sheikh
Saleh Bin Abdullah Kamel'in davetli olarak geldiği KKTC'de bir dizi resmi
temasta bulunacağını kaydetti.
Sheikh Saleh'in verilmiş bir ziyaret sözü olduğu için
kırık bir ayakla KKTC'ye geldiğini vurgulayan Avcı,
"Sheikh Saleh, Kıbrıs Türk halkının gerçek bir dostu
ve haklı davamıza gönülden inanmış çok değerli bir
kişiliktir. Sheikh Saleh'in bu ziyareti Kıbrıs Türk halkı
üzerindeki haksız izolasyonların kaldırılması ve
ülkemizin uluslararası topluluk içerisinde haklı yerini alması
yönünde İslam Konferansı Örgütü tarafından sağlanan
desteği bir kez daha ortaya koydu" dedi.
"Mevcut ticaret hacmini artırmak"
KKTC'nin İKÖ'ye üye ülkeler ile mevcut ticaret hacmini
artırmak ve diğer alanlardaki ilişki ve işbirliğini
geliştirmesi yönünde izlenecek yol konusunda Sheikh Saleh ile
kapsamlı çalışmalar yapılacağını söyleyen
Avcı, özellikle ihraç ürünlerinin İKÖ üyesi Ortadoğu ve Körfez
ülkelerinde pazarlanması konusunda bir durum değerlendirilmesi
yapacaklarını kaydetti.
Sheikh Saleh ve beraberindeki heyetin adada bulunduğu süre
içerisinde Ticaret ve Sanayi Odaları ile de bir araya geleceğini
söyleyen Avcı, KKTC ile İKÖ'ye üye ülkeler arasında ticaretin
geliştirilmesine yönelik atılacak adımlar üzerinde görüş
alışverişinde bulunulacağını belirtti.
"Önümüzdeki dönemde ilişkilerimiz hız kazanacak"
Avcı, "Ülkemizin önümüzdeki dönemde de İslam Ticaret ve
Sanayi Odaları ile ilişkileri hız kazanacak ve Sheikh Saleh'in
de destekleriyle üye ülkelerden ticaret heyetleri ülkemize gelmeye devam
edecek" dedi.
Bir İKÖ etkinliği olarak 2008'in ilkbaharında KKTC'de
gerçekleştirilecek "Müslüman Dünyası'nda Turizm
Gelişimi" konulu foruma, İslam Ticaret ve Sanayi
Odası'nın da teknik destek sağlayacağını kaydeden
Avcı, forum için tüm İKÖ ülkelerinde özel sektörde faaliyet gösteren
turizm ve seyahat acentelerine davet yapılacağını belirtti.
KIBRIS 08/11/07
Rumlar AB'ye inanarak yanlış siyaset
yapıyor
DÜNYA RUMLARIN TAVRINI ANLAMAYA BAŞLADI... Rum tarafının
uzlaşmaz bir tavır içinde, AB'ye inanarak ortaya koyduğu
yanlış siyaset yapmasının çözümsüzlüğün en büyük
nedeni olduğuna dikkat çeken Murat Mercan, dünyanın bunu anlamaya
başladığı ve bu çerçevede herkesin
çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini vurguladı
TBMM Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Murat
Mercan, Kıbrıs Rum kesiminde gelecek yıl şubat ayında
yapılacak "''başkanlık" seçimleri sonuçlanıncaya
dek, Kıbrıs konusunda bir gelişme beklenmediğini ifade
ederek, "Seçim arifesinde, 40 yıllık bir meselenin çözümüne
yönelik bir adım olmayacağı kanaatindeyim" dedi.
Çözümsüzlüğün ana ve tek kaynağının
Kıbrıs Rum tarafı olduğunu kaydeden Murat Mercan, çözümün
BM çerçevesinde olacağını ve Ada'daki gerçeklerin dikkate
alınması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun davetlisi
olarak pazar günü KKTC'ye gelen TBMM Dışilişkiler Komisyonu
heyeti temaslarını tamamladı. Mercan, Girne'de,
temaslarını AA ve TRT'ye değerlendirdi.
KKTC'de çok iyi görüşmeler yaptıklarını ifade eden
Mercan, Kıbrıs konusunda Kıbrıs Türklerinin bir hassasiyeti
olduğunu, temaslarında, bununla birlikte eğitim, ekonomi ile
ticareti konuştuklarını kaydetti.
Ağırlıklı olarak Kıbrıs konusunda fikir
alışverişinde bulunduklarını ifade eden Mercan,
şöyle devam etti:
"Buradan çok memnun bir şekilde ayrılıyorum.
Delegasyonumuzdaki arkadaşlar da çok bilgilendiler. Üzerimize bazı
görevler edindik. O da şu doğrusu; her şeyden önce parlamentolar
arası diyalogu daha yoğunlaştırmamız gerekiyor.
Ayrıca TBMM'de dış politikayla ilgilenen
arkadaşlarımızın, komisyonların gittikleri her yerde
açık ve net bir şekilde daha çok anlatmaları gerekiyor."
Mercan, "Ada'dan ayrılırken sorununun çözümüne
ilişkin görüşünüz ne olacak?" sorusu üzerine, Kıbrıs
Rum kesiminde gelecek yıl şubat ayında
"başkanlık" seçimi yapılacağını
hatırlatarak, şunları söyledi:
"Bu seçimler sonuçlanıncaya kadar bir gelişme beklememek
gerekiyor. Seçim arifesinde 40 yıllık bir meselenin çözümüne yönelik
bir adım olmayacağı kanaatindeyim. İkinci kanaatim şu;
seçimden sonra bir hareketlenme olur. Bu hareketlenmede de yine çözüm
platformunun BM olacağını düşünüyorum."
"İki toplumu tek toplum gibi algılamak
imkânsız"
Kıbrıs'ta "iki toplum ve iki halkın
yıllardır birbirine karışmadığını ve
bundan sonra da iki halkı tek toplum gibi algılamanın
imkansız olduğunu" ifade eden Mercan, "Eğer bir çözüm
olacaksa, bu realiyeti gözardı edemez" dedi.
"Kıbrıs Türk tarafında 30 yılı
aşkın bir demokrasi ve egemenlik kullanma deneyimi olduğunu, bir
çözümün bu deneyimi göz önüne almak zorunda olduğunu" vurgulayan Mercan,
"İki devlet var, tabii ki KKTC'yi maalesef Türkiye
dışında hiçbir ülke tanımıyor ama bu realiyeti
değiştirmez, bu realiteleri gözönüne alan bir çözümü üretmek
lazım. Önümüzdeki dönemde bizim en büyük görevimiz, gerek hükümet
yetkililerinin, dışişleri bakanlığının,
başbakanlığın ve bizlerin, kendi kapasitemiz oranında
herkese anlatmak olmalı" diye konuştu.
"Çözümsüzlüğün kaynağı"
"Kıbrıs Türk tarafı masadan kalkan taraf
olmamalı" diyen Mercan, "çözümsüzlüğün ana ve tek
kaynağının Kıbrıs Rum tarafı olduğunu"
vurguladı.
Mercan, şunları söyledi:
"Rum tarafının uzlaşmaz tavrı, çözümden yana
olmayan tavrı ve AB'ye inanarak ortaya koyduğu yanlış
siyaset, çözümsüzlüğün en büyük nedenidir. Bunu zaten dünyada birçok ülke
de anlamaya başlamıştır. Bu çerçeve içinde hepimizin
çalışmasını sürdürmesi gerekiyor."
Mercan, Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonların
kaldırılması konusunda komisyonun ne gibi çabalarının
olacağı sorusuna karşılık da izolasyonların
kaldırılmamasının yarattığı
sıkıntıyı tüm dünyaya anlatmaları gerektiğini
söyledi.
İzolasyonların kaldırılmaması nedeniyle bir
insan hakları ihlalinin söz konusu olduğunu, bunu tüm dünyaya
anlatmak gerektiğini belirten Mercan, izolasyonların kalkması
için girişimlerde bulunulması gerektiğini sözlerine ekledi.
KIBRIS 08/11/07
Avrupa'da KKTC'nin sesini duyurmak için
çalışacağız
Resmi bir ziyaret için Roma'da bulunan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, İtalya Avrupa Birliği Politikaları ve
Dış Ticaret Bakanı Emma Bonino ile görüştü.
Erdoğan'ın Roma'da ikamet ettiği St. Regis Grand
Oteli'nde kabul ettiği Bonino'ya, görüşme sırasında,
Radikal Parti'nin (RP) Onursal Başkanı Marco Pannella ve bir süre
önce KKTC vatandaşlığı da alan RP milletvekili Maurizio
Turco da refakat etti.
Edinilen bilgilere göre, görüşmede AB Komisyonu'nun Türkiye
İlerleme Raporu başta olmak üzere, Türkiye-AB ilişkileri ele
alındı.
Pannella, görüşme sonrasında gazetecilere
yapığı değerlendirmede, Radikal Parti olarak Türkiye'nin AB
üyeliğini desteklemeyi sürdürdüklerini belirterek, "Türkiye-AB
ilişkileri konusunda ayrıcalıklı ortaklıktan söz
edilemez. Süreç, müzakereleri sürdüren Türkiye'nin tam üyeliğini
hedeflemelidir. Ayrıcalıklı ortaklık, Türkiye'nin de AB'nin
de işine gelmez" dedi.
Turco ise Radikal Parti olarak Avrupa'da KKTC'nin sesini duyurmak için çalışacaklarına
söyledi.
Radikal Parti'nin 6-8 Aralık'ta Brüksel'de düzenleyeceği
genel kurul toplantısına KKTC Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın da
katılacağını bildiren Turco, Kıbrıs Rum Ortodoks
Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos'un Türkiye ve KKTC aleyhindeki
açıklamalarına da tepki gösterdi.Turco, "2. Hrisostomos, dini
değil de siyasi bir lider gibi davranıyor. Geçtiğimiz günlerde
Napoli'deki bir toplantıda, KKTC'de kiliselerin yıkıma tabi
tutulmuş olduğu biçimindeki iddiaları yine ortaya
atmış olması da bunun göstergesidir" diye konuştu.
Turco, görüşme sırasında, RP'ye
yakınlığıyla bilinen Luca Coscioni Derneği
tarafından da desteklenmekte olan Uluslararası Bilimsel
Araştırma Özgürlüğü Kongresi'nin Türkiye'de yapılması
konusunda Başbakan Erdoğan'dan destek istediklerini ve buna olumlu
yanıt aldıklarını kaydetti.
İtalya'da, Bonino'nun da mensubu olduğu Radikal Parti, Romano
Prodi liderliğindeki merkez sol koalisyon bünyesinde Türkiye'nin AB
üyeliğine en fazla destek vermesiyle de tanınıyor.
KIBRIS 08/11/07
Storm Clouds Over Northern Iraq
By NORMAN
STONE
November 5, 2007; Page A19
ANKARA -- Condoleezza Rice stepped from an aircraft onto Turkish soil last week
for a short, and surely uncomfortable, visit. The U.S. secretary of state
fielded sharply pointed and well-informed questions about Iraq and the ongoing
attacks on Turkish troops just across the border. Many of those questions will
no doubt be repeated in Washington during today's scheduled meeting between
Prime Minister Tayyip Erdogan and President Bush.
Despite assurances from Ms. Rice that Turkey and the U.S. share a "common
enemy" in Kurdish militants, the situation boils down to something of a
conundrum: What for America is a solution -- the Kurds -- is for Turkey a terrible
problem. In the last few months a terrorist organization, the PKK (it stands
for Kurdish Workers' Party) has been killing young Turkish soldiers --
reportedly, at times, with American weapons -- and has established safe havens
just over the Iraqi border.
The PKK is -- along with Sendero Luminoso in Peru, and the Basque terrorists in
Spain -- the last of the Mao-inspired "National Liberation Fronts"
that caused such mayhem in what we have to call the developing world. The PKK
was founded in 1979, by Turkish-educated students, and in the 1980s and 1990s
it was responsible for 37,000 deaths, most of them Kurdish.
Now, from its apparent safe haven in Kurdish northern Iraq, and with an office
in Armenia -- was the timing of the U.S. Congress resolution anent the
"genocide" coincidental? -- the PKK is back, and this time in a much
more dangerous form. The attacks in Turkey have been well-organized, and
seemingly on the basis of serious intelligence. So it was that Ms. Rice landed
in a Turkey in uproar -- and with an increasingly anti-American citizenry.
One must remember that Turkey and the U.S. have long been key allies, if not
dear friends. Adnan Menderes, the first Turkish prime minister to be
democratically elected (in 1950), said "whatever America does, is right
for us." Menderes opened up the economy and joined NATO. Turkey is a
relatively new country, established in 1923 in the rubble of the old Ottoman
Empire, and foreign models have been very important. The dominant one was once
French, but is now American; and if imitation is the sincerest form of
flattery, then Americans in Turkey have good reason to be pleased.
Turkey is now in the same league as, say, South Korea or Taiwan or even Japan
as a testimony to the incredible positive influence of postwar America. With
her geographical location and her demographic problem, she could have been an
Egypt. Instead, she is a Spain -- industrialized, literate, and the only place
between Athens and Singapore where people actually want to live: Turkey is home
to two million refugees, many from Iran.
American hard power is here, in the shape of NATO institutions and the great
air base at Incirlik; and the IMF has been called upon to support the Turkish
currency. But it is the "soft power" that you cannot miss. The Turks
have even set up private universities on the American model, far more of them
than in Western Europe, and thousands of Turkish students make for the States
each year.
So, will the PKK and the troubles in northern Iraq bring this so positive
relationship to an end? Probably not. Mr. Erdogan and the Turkish elite
understand the value of their alliance with the U.S. -- and are unlikely to let
the mess of Iraq undo it.
The Turks know Iraq historically and very well. In the days of the Ottoman
Empire, three disparate provinces had been ruled from Baghdad, which the Turks
had taken in 1638. The empire had originally been Balkan-based, looking to
Europe. But the long war with Persia sucked the Turks into the Middle East, and
the character of the empire changed.
In the 19th century, following French precepts, the Sultans tried to centralize
it, but over Iraq they gave up, and simply did deals with the local
powers-that-be, whether the Sunni elite in Baghdad, the Shia (and
proto-Iranian) groupings in the south, or various Kurdish tribal chiefs in the
mountainous north. One way of controlling them was to set up a "tribal
school" in Istanbul, where the sons were educated (they often fought).
One result was that, of all the elements in Iraq, it was the Kurds who were in
the end closest to Turkey. After World War I, the British took over Iraq, and
there were also shadowy ideas of dividing eastern Turkey between Armenian and
Kurdish nation-states. The Kurds, on the whole, opted for Turkey, and
contributed much to her war of independence. They were good fighters, which the
Armenians, mainly traders, were not, and the Turks won in a remarkable
comeback.
At the time, they drew up a "National Pact," and the Kurdish areas of
northern Iraq were included as a territorial claim. The British, then occupying
Iraq, did not intend to let these oil-rich areas fall into Turkish hands, and
manipulated the League of Nations into leaving the Kurdish area in the
British-dominated Iraqi colony (or "mandate" as it was known). They
then faced a war of all against all, and their chief expert, Lawrence of
Arabia, sagely wondered why it was that the British, with 100,000 men, tanks,
aircraft and poison gas, could not control a region that the Turks had run with
a native army of 14,000 men, executing 90 men per annum. Then, as now.
The Turks' National Pact had much to be said for it, and when the first Iraq
War occurred, the then Turkish leader, Turgut Özal (himself half-Kurdish) might
even just have annexed Kurdish northern Iraq, if the first Bush administration
had been in a creative mode.
Iraq in the end is just another of those artificial, post-1918 creations, like
Yugoslavia or Czechoslovakia. Kurds, nomadic tribes for the most part, are
settled all over the Middle East, even in Afghanistan, but the Kurdish state is
really Turkey; and Istanbul, where (after Black Sea migrants) Kurds are the
largest group, is the biggest Kurdish city.
These millions of Kurdish migrants are rapidly becoming assimilated, speaking
Turkish among themselves, with, in heated moments, some Kurdish words. Some
have become very successful indeed; many have intermarried; even Black Sea taxi
drivers, fulminating against dirt and thievery, will say that they have several
Kurdish friends.
The Istanbul-based Kurds do not vote for a Kurdish nationalist party at all,
and just follow the Turkish ones, secularist, religious (they like the present
government) or middle-of-the-road. The fact is that most Kurds in Turkey just
want their children to go ahead in the national language -- the more so as
there is not even a single Kurdish language: there are four, or even seven,
depending on how you classify dialects.
However, in the southeast of Turkey there is a huge Kurdish problem. The region
is far poorer than anywhere else: Hakkari on the Iraqi border has a tenth of
the GDP per head of Istanbul, and there is a terrible demographic problem, of
endless raggedy children, little girls of four dragging tiny tots of two across
motorways. The tots will in some cases grow up to hate the Turkish state, to
join the PKK, and to look at northern Iraq as the future Kurdistan.
And there they will encounter some sympathy. Northern Iraq is uneasily settled
as a Kurdish entity, as the result of a compromise between the chiefs of two
tribal federations, Massoud Barzani on the border, Jalal Talabani to the east,
and now, formally, president of Iraq. They have fought, in the recent past, but
made up their differences in a flood of dollars (which, incidentally, flow back
to Turkey, where the dollar and even the euro have been plunging as a result).
Mr. Barzani's own family has a long history of fighting for Kurdistan, and all
Turks think that he is playing politics. He does not like the PKK: let the
Turks deal with them. On the other hand, with the PKK out of the picture, he
will be the lion of the Kurds, as his father tried (with Soviet help) to be.
Meanwhile, if American-Turkish relations are soured, then so much the better:
The Americans in Iraq cannot do without him. There is also huge money to be
made out of oil, and out of the smuggling of heroin and hashish, as 500,000
trucks go back and forth every year through Mr. Barzani's fiefdom.
So he plays his game, allowing the PKK to raid southeastern Turkey, in the
expectation that the resulting trouble can only bring him profit. Mr. Bush and
Mr. Erodgan, in their meeting today, should make certain he's wrong.
Mr. Stone is a professor of international relations at Bilkent University in
Ankara and author of "World War I: A Short History" (Penguin, 2007).
AA
Güncelleme: 16:52 TSİ 09 Kasım 2007 Cuma
BRÜKSEL
- Hükümet kurmakla görevlendirilen, Flaman kesiminin güçlü isimlerinden
Hristiyan Demokrat Parti (CDV) üyesi Yves Leterme, Valon partileriyle koalisyon
arayışlarında başarılı olamıyor.
Müzakereleri sık sık askıya alan ve bizzat devreye giren Belçika
Kralı II. Albertin temasları da somut sonuçlar getirmiyor.
Belçika basını ve siyasal bilimcileri, Valon ve Flaman
politikacıların uzlaşmazlığından kaynaklanan, 5
aydır devam eden krizin suni olduğunu, bu krizin, kamuoyunu,
ülkenin bölünmesi gereğine ikna amacıyla
yaratıldığını savunuyor.
Hristiyan demokratlar ile liberaller arasında, sosyalistleri muhalefete
iterek oluşturulmak istenen koalisyonun pazarlıkları,
Flaman-Valon çekişmesini ve etnik gruplar arasında büyük görüş
ayrılıklarını gözler önüne seriyor.
Flamanlar, derin kurumsal reformlarla bölgesel yönetimlerin yetkilerini
artırmayı, bölünme adımlarını
hızlandırmayı hedefliyor. Bu alanda, aşırı
sağcı politikacılarla uzlaşmaya gidildiği
gözlemleniyor.
Uzmanlar, bağımsızlık ilanına hazır olan
Flamanların, Belçikanın sonunu getirmenin sorumluluğunu tek
başına üstlenmek istemediklerini, Valonları da bu
sorumluluğu paylaşmaya ittiklerini belirtiyor.
Belçikanın haritadan silinmesi olasılığının
giderek artması, geleceği meçhul bir hal alan Kraliyet ailesini de
endişelendiriyor.
Siyasi partilerin, sosyal ve ekonomik işleri yürütecek geçici bir
koalisyon hükümeti kurması, ülkenin bölünmesi ve
paylaşılması müzakerelerinin ayrı bir platformda
sürdürülmesi önerisi ön plana çıkıyor.
Belçikanın eski başbakanlarından, bugünkü Devlet Bakanı
Marc Eyskens, siyasi kriz yüzünden ülke ekonomisinin ağır darbeler
yediğini, yıllık enflasyonun yüzde 1,5tan yüzde 5e
fırlayabileceğini söyledi.
AB ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kurumlar da Belçikadaki
gelişmeleri sessiz, yakından ve endişeli bir şekilde
izliyor.
Avrupanın güçlü devletleri tarafından, 1830 yılında,
tampon bölge olarak kurulan, İngilterede yaşayan bir Alman
prensinin kraliyetine verilen ve Kongo sömürgesiyle zenginleşerek
ihtiyaçlarının büyük kısmını gideren Belçika,
Hollandaca konuşan Flamanlar ve Fransızca konuşan Valonlardan
oluşuyor. Ülkede Almanca konuşan küçük bir halk grubu da bulunuyor. Yüzde
90ı Fransızca konuşan Brükselin çift lisanlı bölge
olduğu varsayılıyor.
Belçikalılar, 1980li yılların başında, model olmak
iddiasıyla yöneldikleri federal sistemle yerel parlamento ve yönetimlerin
yetkilerini genişletti. Valonya, Flandr ve Brüksel bölgelerinde
farklı hükümetler kurulurken, ayrılıkçılık
(seperatisme) ülke anayasasının temel ilkeleri arasında yer
aldı. Bu durum, Valonlar, Flamanlar ve Brükselliler arasındaki
kopukluğu artırırken, menfaat çatışmalarını
da hızlandırdı.
Siyasi partileri de Flaman ve Valon olarak bölünen ülkede, ayrı ayrı
kurulmuş olan liberal, muhafazakar veya sosyalist Flaman partiler ile
Valon partilerin, ideolojik eğilimleri aynı gözüktüğü halde
tamamen farklı görüşler içinde çatışmaları da hız
kazandı.
Politikacılar, kurumlar ve vatandaşlar arasında diyalog giderek
koptu, toplumlar arası menfaat kavgaları arttı. Ulusal
marş ve bayrak gibi kavramların geniş ölçüde anlam
yitirdiği ülkede, Belçikalı kavramı, giderek yerini Flaman,
Valon ve Brükselli kavramlarına bıraktı.
Politikacılar, bölgesel sorunları aşmak ve kendi seçmenlerinin
taleplerini yanıtlamak için devlet bütçesini küçültüp bölgesel bütçelere
ağırlık verdi. Federal kurumlar devletin ortak malları,
değerleri, menfaatleri için karar alamaz duruma geldi.
Demir yollarını, vergi sistemini ve sosyal sigortaları da
bölgeselleştirme hedefi ön plana çıktı. Flaman kesiminde yüzde
8 olan işsizlik oranı Valonyada yüzde 20yi bulunca, Flamanlar,
Valonların sosyal sigorta ve hastane masraflarını karşılamayı
reddetme eğilimine girdi.
DEVLETE
ÖTENAZİ ÖNERİLİYOR
İlk aşamada, yeni devlet kurma, Belçikayı haritadan silme
hedefini açıkça ortaya koyan ve devlete ötanazi öneren
aşırı sağcı Vlaams Belang (Flaman Menfaati partisi,
bugün Flaman bölgesinde Kahrolsun Belçika sloganıyla oyların yüzde
25ini elde ediyor. Bu durumu gören ve aşırı sağın
tırmanışını engelleyemeyen diğer bazı Flaman
partiler de yeni devlet kurma, Valonlardan kopma fikirlerini desteklemeye
başladı. Valonlar, Fransaya ilhaktan söz ederken, Brüksel Bölgesi
bağımsızlık ve ABye sığınma formülleri
arayışına girdi.
Ülke basınında ve siyasal çevrelerde Çekoslovakya örneği
sürekli gündeme getirilirken, 1993te, birkaç günde bölünen bu ülkenin
sınırlarının ve koşullarının Belçikaya çok
benzediği üzerinde duruluyor. Çekoslovakyanın bölünmesinin 6 ayda
ve kolaylıkla tamamlandığı hatırlatılıyor.
Federal sistemi sarsılan Belçikada, iki veya daha çok sayıda
bağımsız devletin, bazı alanlarda yönetim
işbirliğinde bulunması olarak tanıtılan konfederal
sistemden söz ediliyor.
"KKTC'nin fonları yerini bulacak"
9 Kasım, 2007 13:59:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle
Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete, ''AB'den Kuzey
Kıbrıs için ayrılan fonların 2008 sonuna kadar yerini
bulacağını'' söyledi.
Kıbrıs'taki temaslarını bugün tamamlayacak
olan Temas Grubu, bugün Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de
basın toplantısı düzenledi.
Fransız Parlamenter Françoise Grossetete, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün açıklamalarında "iki bölgeli bir federal
devletten" değil, "iki ayrı devletten"
bahsettiğini belirtti, "bunun bir politika değişikliği
olduğunu düşündüklerini ve büyük endişe
duyduklarını" ifade etti.
AB Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel ile yaptıkları
görüşmeden umutlandıklarını kaydeden Grossetete, mali
konularda somut ilerlemeler olduğunu, 2008 sonuna kadar Kuzey
Kıbrıs'a ayrılan tüm fonların yerini
bulacağını bildirdi.
"Kıbrıslı Türkler iyi niyetimize inanmalı" diyen
Grossetete, Kıbrıs'ta kayıplar konusunda yapılan
çalışmaları övdü ve bunun mükemmel bir işbirliği ile
istisnai bir çalışmanın örneği olduğunu kaydetti.
Alman parlamenter Mechtild Rothe ise Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın kendilerine, "Sayın Gül bu sözlerle
statükoyu anlatmak istedi" dediğini aktardı. Rothe,
"umutlarının, Türkiye'nin geçmişte gösterdiği çözüm
yanlısı çizgisinin değişmemesi olduğunu"
belirtti.
Avusturyalı Parlamenter Karen Resetarits ise
Lokmacı'nın açılmasının çok ciddi bir açılım
olacağını ifade ederek, bundan sonra Lokmacı için engel
çıkaracak olanın Kıbrıs'ta birleşmeyi de engelleyecek
taraf olacağını, bunu yakından izleyeceklerini
vurguladı.
Fransız Parlamenter Francis Wurtz ise ne biçimde olursa
olsun, yakınlaşmanın önemini vurgulayarak, yaptıkları
temaslarda, Kıbrıs'ın kuzeyinde Güney ile yakınlaşma
özleminin son derece güçlü olduğunu gördüklerini belirtti.
Wurtz da kayıp şahıslar komitesinin
çalışmalarını "mükemmel bir işbirliği
örneği" olarak niteledi.
Yunanlı Parlamenter Georgios Georgiou ise çözümü
hükümetlerden çok halkların getirebileceğini belirterek,
tarafları dinlediklerini, çözümün her zamankinden daha acil olduğunu
söyledi.
Bir Rum gazetecinin, gruba yönelik, "Güney Kıbrıs'ta 1974'ten
sonra göçmen olanların kaldığı kampları gezdiniz
mi?" sorusu üzerine, Yunan Parlamenter Georgiou, grubun,
"Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu"
olduğunu belirterek, bu sorunun adresinin kendileri
olmadığını ifade ederek, göçmenlerle ilgilenmek için
kurulan birçok kuruluşun da yıllardır görev
yaptığını ve bunun, onların misyonu olduğunu
anlattı.
AP: Lokmacı Kapısı açılabilir Mavru:
Asker çekilmeze açılmaz
KİM ELİNİ KALDIRIP 'BEN AÇAMIYORUM'
DİYECEK"... Lokmacı Kapısı'nda dün incelemelerde
bulunan AP Yüksek Temas Grubu Koordinatörü Grossetete, caddenin, sivillerin
kullanımına açılabileceği söyledi. Kapının
açılışı ile ilgili olarak AP grubunun önerisini basına
açıklayan grup üyesi Francis Wurtz ise iki belediye
başkanının ortak basın toplantısı düzenleyip,
kapıyı açacaklarını birlikte açıklamalarını
önerdi. Wurtz, "Bakalım o aşamaya geldiğinde, kim elini
kaldırıp 'ben açamıyorum' diyecek" diye konuştu
MAVRU: ASKER UZAKLAŞTIRILMADAN OLMAZ... Lefkoşa Rum
Belediyesi Başkanı Eleni Mavru, bölgede Türk askeri mevcut
olduğu sürece Lokmacı Kapısı'nın geçişlere
açılmasının imkânsız olduğunu belirterek, "Bizim
için bu konu çok önemlidir; bu da askerlerin bölgeden
uzaklaştırılmasıdır... Bu, üzerinde mutabakata
varmamız gereken konulardan biridir. Caddeyi, askerin de
kullandığı bir sırada, sivil aile ve çocukların da
kullanımına açamayız" dedi
BULUTOĞLULARI: BİZ HAZIRIZ... Lefkoşa Türk Belediyesi
Başkanı Cemal Bulutoğluları, Kıbrıs Türk
tarafı olarak kapıyı açmaya hazır olduklarını
belirterek, "Buradaki asker, sağlı-sollu geriye
çekilmiştir... Diğer kapıları nasıl
açmışsak, askeri ne kadar geriye almışsak, burada da o
kadar geri alınmıştır" şeklinde konuştu.
Bulutoğluları, Eleni Mavru'yu da bu konuda ağız
değiştirmekle eleştirdi
Ada'da temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu (AP) Yüksek Temas Grubu
üyeleri, uzun zamandır sivillerin kullanımına açılması
için gündemde olan, ancak Rum tarafının tutumu nedeniyle
açılmayan Lokmacı Kapısı'nın (Ledra Caddesi)
geçişlere açılabileceğini belirterek, Lefkoşa Türk
Belediyesi ile Lefkoşa Rum Belediyesi başkanlarını ortak
basın toplantısı düzenlemeye davet etti.
Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru, bölgedeki
Türk askerini bahane göstererek, kapının geçişlere
açılamayacağını öne sürerken, Bulutoğluları ise,
Kıbrıs Türk tarafı olarak kapıyı açmaya hazır
olduklarını söyledi.
AP Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Francoise Grossetete ise,
incelemelerinden sonra caddenin, sivillerin kullanımına
açılabileceği görüşünü dile getirdi.
Ada'ya önceki gün gelen AP Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleri, dün,
Lokmacı Kapısı'nın hem Kuzey, hem de Güneyi'nde
incelemelerde bulundu.
Ziyaret sırasında, Kuzey'de Lefkoşa Türk Belediyesi
Başkanı Cemal Bulutoğluları, Güney'de ise Lefkoşa Rum
Belediyesi Başkanı Eleni Mavru konu hakkında gruba bilgi verdi.
Mavru: Askerlerin bölgeden uzaklaştırılması çok
önemli
Avrupalı Demokratlar Milletvekili ve AP Yüksek Temas Grubu
Koordinatörü Francoise Grossetete'nin başkanlığındaki grup,
ilk incelemeyi Lokmacı Kapısı'nın Güney
Kıbrıs'taki kısmında yaptı.
Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru, ziyaret
sırasında basına yaptığı açıklamada, bölgede
Türk askeri mevcut olduğu sürece Lokmacı Kapısı'nın
geçişlere açılmasının imkânsız olduğu
görüşünü kaydetti. Eleni Mavru şöyle konuştu:
"Bizim için bir konu çok önemlidir; bu da askerlerin bölgeden
uzaklaştırılmasıdır... Bu, üzerinde mutabakata
varmamız gereken konulardan biridir. Caddeyi, askerin de
kullandığı bir sırada, sivil aile ve çocukların da
kullanımına açamayız."
"Ledra Caddesi'nin Ada'da son on yıllarda yaşanan
gelişmeleri yansıttığını" kaydeden Mavru,
1974'ten önce de çıkan her sorunda veya çatışmada geçişlere
ilk kapatılan yerin Ledra Caddesi olduğunu anımsattı.
Mavru, Ledra Caddesi'nin açılmasını "çok önemli bir
adım" olarak gördüklerini de ifade etti.
Ledra Caddesi'nin açılışının, özellikle
Lefkoşa için çok büyük bir önem taşıdığını
kaydeden Eleni Mavru, caddenin, şehrin ortasında bir geçiş
noktası olması dolayısıyla iki taraftan insanların
kaynaşması açısından önem taşıdığını
ifade etti.
Mavru, yakın bir zamanda caddenin açılması konusunda bir
çözüm bulunabileceğini ümit ettiğini de dile getirdi.
Haspolat Arıtma Tesisi
Haspolat Arıtma Tesisi'ne de değinen Eleni Mavru, AP grubunun
son ziyaretinden sonra, Haspolat'taki atık su tesisi ile ilgili
çalışmalarda ilerleme kat edildiğini söyledi. Grubun bu konudaki
müdahalesinin önemli rol oynadığını ifade eden Mavru, bir
sonraki ziyarette, grupla somut projeler üzerinde konuşmayı ümit
ettiğini kaydetti.
Bulutoğluları: Buradaki asker sağlı sollu geriye
çekilmiştir...
Grubun, Lokmacı Kapısı'nın Kuzeyi'nde
yaptığı incelemeler sırasında basına
açıklamada bulunan Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal
Bulutoğluları, Kıbrıs Türk tarafı olarak
kapıyı açmaya hazır olduklarını belirterek, bunu grup
başkanına da aktardıklarını kaydetti.
Bulutoğluları, diğer kapıların
açılışı için yapılan çalışmaların
tümünün Lokmacı Kapısı için de
yapıldığını belirtti.
Lefkoşa Rum Belediyesi'nin, bölgede asker bulunduğu sürece
caddenin açılmayacağı yöndeki açıklamalarına
karşılık ise Cemal Bulutoğluları, "Buradaki
asker, sağlı-sollu geriye çekilmiştir... Diğer
kapıları nasıl açmışsak, askeri ne kadar geriye
almışsak, burada da o kadar geri alınmıştır"
dedi.
Türk tarafının bölgeyi geçişlere açmaya hazır
olduğunu, ancak Kıbrıs Rum tarafında bir sorun
olduğunun görüldüğünü belirten LTB Başkanı
Bulutoğluları, Eleni Mavru'yu da bu konuda ağız
değiştirmekle eleştirdi.
Bulutoğluları, kapının açılması
durumunda, bölgenin iki tarafındaki yıpranmış binaları
daha güvenli hale getirmek için gereken tadilatı yapmaya hazır
olduklarını kaydetti.
Grossetete: Kapının açılabileceği görüşündeyiz
AP Yüksek Temas Grubu Koordinatörü Francoise Grossetete ise basın
mensuplarının sorularını yanıtlarken, iki belediye
başkanının Lokmacı Kapısı'nı geçişlere
açmaya hazır olduklarını, bu noktada politikacıların
üzerlerine düşeni hızlı şekilde yapması
gerektiğini kaydetti.
Lokmacı Kapısı'nın geçişlere
açılmasının sembolik olarak büyük önem
taşıdığını söyleyen Grossetete, iki tarafta da
yaptıkları görüşmelerden kapının açılabileceği
mesajını aldıklarını dile getirdi.
AP grubunun önerisi
Kapının açılışı ile ilgili olarak AP
grubunun önerisini basına açıklayan Grup üyesi Francis Wurtz ise, iki
belediye başkanının ortak basın toplantısı
düzenleyip, kapıyı açacaklarını birlikte
açıklamalarını önerdi. Wurtz, "Bakalım o aşamaya
geldiğinde, kim elini kaldırıp 'ben açamıyorum'
diyecek" diye konuştu.
Bulutoğluları: Ben hazırım
Cemal Bulutoğluları ise öneriye olumlu yanıt vererek
"Ben bu öneriye hazırım" dedi.
Kapının açılmasının, Lefkoşa Rum
Belediyesi Başkanı Eleni Mavru'nun yetkisinde olup
olmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Wurtz,
"Kanaatimce bu, sadece Eleni Mavru'nun iradesine bağlı
olsaydı şimdiye kadar açılmış olurdu" dedi.
KIBRIS 09/11/07
Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile İslam
Ticaret ve Sanayi Odası, işbirliği protokolü imzaladı
KTTO'ndan yapılana yazılı açıklamaya göre dün
imzalanan işbirliği protokolüne İslam Ticaret ve Sanayi
Odası Başkanı Shaikh Saleh Bin Abdullah Kamel ile Ticaret
Odası Başkanı Erdil Nami imza koydu.
KKTC'de bulunan İslam Ticaret ve Sanayi Odası
Başkanı Shaikh Saleh Bin Abdullah Kamel, dün, KTTO'yu ziyaret ederek,
Oda Yönetim Kurulu üyeleriyle bir araya geldi.
Görüşmeye KTTO Başkanı Erdil Nami yanında
Başkan Yardımcıları Günay Çerkez ile Hasan Kutlu İnce
ve Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Ertaç katıldı.
İslam Ticaret Odası Başkanı Shaikh Saleh Bin
Abdullah Kamel görüşmede yaptığı konuşmada, KKTC ile
İslam ülkeleri arasında var olan ticari ilişkilerin daha da
artırılmasına yardımcı olmak için Kıbrıs'a
geldiklerini söyledi.
KTTO Başkanı Erdil Nami ise Kamel'e ziyaretlerinden
dolayı teşekkür ederek, imzalanan protokolün Kuzey Kıbrıs
ekonomisini geliştireceğini ifade etti.
İşbirliği protokolü
KTTO ile İslam Ticaret ve Sanayi Odası (ICCO) arasında
imzalanan işbirliği protokolünün amacı; "Kıbrıs
Türk Devleti ve İslam Dünyası arasındaki işbirliği
ilişkilerini güçlendirmek ve ekonomik ve ticari bağları
desteklemek; Kıbrıs Türk Devleti ve İslam Dünyası
arasındaki ikili ekonomik faaliyetleri geliştirmek; taraflar ve
tarafların üyeleri arasındaki iş ve ticari ilişkileri
teşvik etmek, Bangkok'ta yapılan 2'nci Uluslararası İslam
Ekonomik, Kültür ve Turizm Konferansı'nın Sonuç Bildirgesi'nin 7'nci
maddesinde 'Konferans, Kıbrıs Türk Devletinin üye ülkeler
arasındaki ekonomik işbirliğinde aktif rol oynayabilmesi için
tüm Müslüman kardeş ülkelerine ve uluslararası topluma,
Kıbrıs Türk Devletine uygulanan ekonomik, kültürel ve politik
izolasyonların kaldırılması ve temel insan
haklarının iadesi için çağrıda bulundu' paragrafıyla
yer alan hedefe ulaşılmasını teşvik etmek ve bu
maddeye uygun olarak, özellikle Ercan Havaalanına/Havaalanından
direkt uçuşların başlatılmasını teşvik
etmek" olarak belirlendi.
Kapsam
KTTO'dan yapılan yazılı açıklamaya göre Mutabakat
Belgesi'nde beklentiler aşağıdaki gibi sıralandı:
"1.Taraflar, saygıdeğer üyeleri için kendi piyasaları
ile ilgili ve yatırım ortamları hakkında bilgi
alışverişinde bulunacaklar.
2.Taraflar, ekonomik ve ticari bilgi paylaşımında
bulunacaklar, piyasa araştırmaları yapacaklar ve iki taraf
arasındaki ticari faaliyetlerin artırılmasına yönelik
piyasalarını teşvik edecekler.
3.KTTO, Kıbrıs Türk Devleti'nde iş yapmak konusunda
İslam Ticaret ve Sanayi Odasının üyelerine potansiyel iş
partnerleri bulmada gerekli desteği ve ticari ve yatırım
bilgilerini sağlayacaktır.
4. ICCI, Kıbrıs Türk Ticaret Odasının üyelerine ve
Kıbrıs Türk Devleti'ndeki iş dünyasına, toplantı,
seminer, inceleme gezisi ve eğitim ve değişim programları
gibi faaliyetlere katılımlarını kolaylaştırarak
ve onları İslam kuruluşlarının
sağladığı fon, hibe ve mali destek imkânları konusunda
bilgilendirerek, ekonomik ve ticari potansiyelini tanıtacaktır."
KIBRIS 09/11/07
KKTC, "gözlemci" üye olarak faaliyetlerimizi
izleyebilir
Özel uçağıyla Dubai'den doğrudan uçuşla KKTC'ye
gelen İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) bünyesinde faaliyet gösteren
İslam Ticaret ve Sanayi Odaları Başkanı Shaikh Saleh Bin
Abdullah Kamel, Sanayi Odası'nı ziyaret ederek Oda Başkanı
Salih Tunar'la görüştü.
Tunar ve diğer oda yetkililerine İslam Ticaret ve Sanayi
Odası'yla ilgili bilgiler veren Kamel, son genel kurullarında
İKÖ'ye üye olmayan bazı ülkeleri Oda'ya "gözlemci üye"
olarak kabul etme kararı aldıklarını söyledi ve bu
doğrultuda KKTC'nin de gözlemci üye olarak odanın
çalışmalarını izleyebileceğini belirtti.
KKTC'yi ziyaret etmekten son derece mutlu olduğunu ifade eden Kamel,
İslam Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı olarak bu ziyareti
gerçekleştirdiğini, İKÖ ülkeleriyle KKTC arasındaki
ekonomik ilişkilerin nasıl geliştirilebileceğini
gözlemlemek ve yardımcı olmak istediğini söyledi.
Sanayi Odası'nı her iki tarafa da fayda getirecek projeler
üretme konusunu ele almak, ithalat ve ihracat imkânlarını
görüşmek için ziyaret ettiğini dile getiren Kamel, ziyaretinin hem
KKTC hem de İKÖ ülkelerine faydalı olması temennisini dile
getirdi.
Tunar: Gözlemci üye olmaktan memnun oluruz
Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar da Kamel'i KKTC'de
görmekten duyduğu mutluluğu ifade etti ve ziyaretin
ilişkilerinin gelişmesine fayda sağlamasını umut
ettiğini söyledi.
Kıbrıslı Türklerin BM çözüm planına evet diyerek
iyi niyetini ortaya koyduğunu vurgulayan Tunar, ambargoların AB'nin
verdiği tüm sözlere rağmen sürdüğüne işaret etti.
Tunar, İKÖ ile KKTC arasındaki ilişkinin
gelişmesinin ambargoların kaldırılmasına katkı
koyabileceğini de belirtti.
Sanayicilerin KKTC ekonomisi ve Gayrı Safi Milli Hâsıla'daki
payıyla ilgili bilgiler de veren Tunar, KKTC'nin ticaret hacminin yeterli
olmadığını da vurguladı.
Tunar, Sanayi Odası ile İslam Ticaret ve Sanayi Odaları
arasındaki ilişkilerin gelişmesinin her iki ülkeye fayda
getireceğini de dile getirdi.
Tunar, İslam Ticaret ve Sanayi Odası'nın faaliyetlerini
gözlemci üye olarak takip etmenin kendilerini memnun edeceğini söyledi ve
KKTC'yi bu şekilde temsil etmek istediklerini söyledi.
Tunar KKTC'nin İslam Ekonomik Organizasyonu'nda gözlemci üye
olduğunu da dile getirdi.
Tunar Kamel'e KKTC'ye özgü hediyeler de takdim etti.
KIBRIS 09/11/07
Talat ve Denktaş'ın görüşleri alınacak
Cumhuriyet Meclisi "Başkanlık Sisteminin
Tartışılması Geçici (Ad-Hoc) Komitesi" dün
toplandı.
Meclis Genel Kurulu'nun ardından başlayan toplantıya
davetli çağırmayan komite, kendi arasında
değerlendirmelerini sürdürdü.
CTP Lefkoşa Milletvekili Mustafa Yektaoğlu, komitenin
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı ve eski Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ı ziyaret ederek, başkanlık sistemiyle ilgili
görüşlerini alacağını; daha sonra siyasi parti
başkanlarından da görüş alacaklarını söyledi.
Başkanlığını Yektaoğlu'nun, Başkan
Yardımcılığı'nı UBP Milletvekili Türkay Tokel'in
yaptığı komitede, CTP milletvekilleri Ali Gulle ve Ali Seylani;
UBP Milletvekili Kemal Dürüst ile DP Milletvekili Mehmet Arif Tancer görev
yapıyor.
Oluşturulduğunda DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ın görev aldığı komitede, ikinci hafta
yapılan değişiklikle Denktaş'ın yerine Tancer
getirilmişti.
KIBRIS 09/11/07
Kuzeyden güneye 4.5 milyon KL Güneyden Kuzey'e 1milyon KL
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı
İşbirliği ve Güven İçin Hareket (UNDP-ACT) tarafından
finanse edilen ve iki toplum arasında sürdürülebilir ticari
ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan Kıbrıs Üreticiler
Ağı (Cyprus Producers Network) proje kapsamındaki aktivitelerin
ilki olan "Ticarette Fırsatlar ve Başarıya Ulaşma
Teknikleri" semineri dün yapıldı.
Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KTSO), Kıbrıs Türk
Ticaret Odası (KTTO) ile Güney Kıbrıs Sanayi ve Ticaret
Odası (KEVE) tarafından yürütülen proje kapsamındaki
etkinliklerin ilki olan seminer, Ticaret Odası'nda düzenlendi.
Seminerde, "Avrupa Birliği ile ticarette standartların
ve paketlemenin önemi", "İletişim Tekniklerinin Ticarete
Uygulanması", "Yeşil Hat Ticareti ve Edinilen
Tecrübeler" konuları ele alındı.
Tunar
Seminerin açılış konuşmasını yapan Sanayi
Odası Başkanı Salih Tunar, Yeşil Hat Tüzüğü'nün
anlaşılmasında ve uygulanmasında iki toplumun ticaretle
uğraşan iş çevrelerinin ciddi problemler
yaşadığını vurguladı.
Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar, Yeşil Hat
Tüzüğü çerçevesinde Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a
yapılan ticaretin 4.5 milyon Kıbrıs Lirası'na (KL), Güney
Kıbrıs'tan Kuzey Kıbrıs'a yapılan ticaretin ise 1
milyon KL'ye ulaştığını söyledi.
Tunar, özellikle Yeşil Hat Ticareti'nde uygulanan vergi ve ticaret
politikaları ile olması gereken ticari yapının
eksikliğinin iki toplum arasındaki ticaretin gereken düzeylere
ulaşmasını engellediğini belirterek, "İki toplum
üzerinde var olan politik ve psikolojik engeller iç pazarda etkisini fazlasıyla
gösterirken, Yeşil Hat ticaretinde de ayrıca etkisini
göstermektedir" diye konuştu.
Salih Tunar, "Kıbrıs Üreticiler Ağı"
projesine de değindiği konuşmasında, projenin gelecekteki
etkinliklerini katılımcılara anlattı.
Seminerdeki sunumlar
Tunar'ın konuşmasının ardından geçilen
seminerde ilk sunumu "Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a
Ticaret için Yeşil Hat Tüzüğü'nün Gözden Geçirilmesi ve
Çıkarılan Dersler" başlığı altında KTTO
Dış Ticaret Uzmanı Oya Barçın yaptı.
Barçın'ın ardından, Sanayi Odası Genel Sekreteri
Mustafa Gündüz, "Yeşil Hat Üzerinden Ticaretin Önemi, Fırsatlar
ve Kısıtlamalar" başlıklı sunumunu
katılımcılara aktardı.
"Kıbrıs Rum Toplumu ile Ticarette Standartların,
Ambalajlamanın ve Etiketlemenin Önemi" başlıklı sunum
ise Olgun Consulting temsilcisi Ümit Eren tarafından yapıldı.
Seminerde Uzlaşım Derneği adına Ali Yaman da,
"Etkin İletişim ve Karşılıklı
Anlayış" başlığı altında
"İletişim becerileri; insanların problemlerden
ayrıştırılması; konumları değil
çıkarlara odaklanması" konulu bir sunum yaptı.
Ahmet Adalıer de, "İletişim becerileri;
karşılıklı kazanım için seçeneklerin üretilmesi;
işbirliğine doğru atılacak adımlar"
konularını işledi.
Seminer, sorular, görüşler ve ilerde ele alınacak
konuların görüşülmesiyle sona erdi.
KIBRIS 09/11/07
AA
Güncelleme: 10:15 TSİ 10 Kasım 2007 Cumartesi
ANKARA
- Trablusgarp Savaşında şiddetli bir göz enfeksiyonu geçiren
Mustafa Kemal, zorlukla ikna edilerek hastaneye tedaviye gönderilmişti.
Anafartalar Savaşının sonlarında akciğer
iltihabı nedeniyle yatağa düşen ulu önder,
planladığı zaferin son günlerini görememişti. 1919
yılında kulağından rahatsızlanması 15
Mayısta 3. Ordu Müfettişi olarak Samsuna hareketini
önleyememişti. Büyük önder, Samsuna ayak bastığı
sırada yeniden başlayan böbrek ağrılarını
dindirmek için Havzada kaplıca kürü almıştı. Sakarya
savaşı öncesinde kaburga kemiği kırılan Mustafa Kemal,
dinlenmesine ilişkin önerileri reddederek, bölgede
kalmıştı. Atatürk, yeni yapılan dişleri nedeniyle,
Cumhuriyetin ilanı ve ülkenin ilk cumhurbaşkanlığına
seçilmesinin ardından kısa bir konuşma yapabilmişti...
GATA Diş Hekimliği Bilimleri Merkezi Ağız,
Diş, Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yavuz
Sinan Aydıntuğ tarafından çeşitli kaynaklardan derlenen
çalışmaya göre, Mustafa Kemal çocukluğunda sıtma haricinde
alışılagelmiş çocukluk hastalıklarından
başka önemli bir rahatsızlık geçirmemişti.
Mustafa Kemalin, genç yaşlarda geçirdiği idrar yolları
enfeksiyonu ise sonraları tekrarlayarak sol böbreğinin enfeksiyonuna
neden olmuştu.
1911-1912 Trablusgarb Savaşında geçirdiği şiddetli göz
enfeksiyonu nedeniyle gözü şişen, kanlanan ve kapanan genç subay,
zorlukla ikna edilerek hastaneye tedaviye gönderilmişti.
Anafartalar Savaşının sonlarında, 1916 yılında
İngilizlerin yarımadayı boşaltmasından bir ay evvel
ateşi yükselen ve bir akciğer iltihabıyla yatağa düşen
Mustafa Kemal, planladığı Anafartalar Zaferinin son günlerini
görememişti. Çünkü, Mustafa Kemal, Dr. İbrahim Tali Bey ve
arkadaşlarının uyarı ve ısrarıyla görevi Fevzi
Paşaya devrederek İstanbula dönmüştü.
1918 yılı sonlarında Yıldırım Orduları
komutanıyken böbrek ağrıları başlayan Büyük Önder,
hekimlerin önerileriyle Viyana ve Karlsbad kaplıcalarına tedaviye
gitmişti.
Mustafa Kemal, 1919 yılında İstanbulda şu anda müze olan
Şişlideki evinde kaldığı aylar zarfında bir süre
kulağından rahatsızlanmıştı. Fakat bu
hastalık 15 Mayısta 3. Ordu Müfettişi olarak Samsuna hareketini
önleyememişti. Mustafa Kemal, Samsuna ayak basar basmaz yeniden
başlayan böbrek ağrılarını dindirmek için Havzaya
giderek 25 Mayıs-12 Haziran 1919 tarihleri arasında kaplıca kürü
almıştı.
Milli mücadeleyi yürüttüğü dönemde sıtmaya yakalanan, 2. İnönü
Savaşından sonra, 1921 yılının Nisan ayında sol
yanağında büyük bir çıban çıkan Büyük Önder, Sakarya
Savaşı öncesinde de attan düşerek kaburga kemiklerini
kırmış, ancak buna rağmen dinlenmesi yönündeki önerileri
reddetmiş ve ordunun başında kalmıştı.
1923 senesinde ufak tefek kalp rahatsızlıkları geçirmeye
başlayan Atatürkün bu rahatsızlıkları 1924de 2 kez
tekrarlamış, 1927de enfarktüs şeklinde ortaya
çıkmıştı.
HASTALIĞINA
İLK TEŞHİS
Kuvvetli bünyesi sayesinde uzun seneler sağlık durumu düzgün giden
Atatürk, 1936 Kasımı ortalarında bir gece geç vakit bahçeye
çıkarak üşütmüş, ciğerlerinde kan toplanmasıyla
oluşan ve yüksek ateşle seyreden bir hastalık daha
geçirmişti.
1936 senesi sonlarında Atatürkün genel durumunda bir halsizlik
başlamışsa da henüz sağlığından ciddi bir
şikayeti olmamıştı. Ancak, 1937 başlarında
görülen ve sık sık tekrarlayan burun kanamaları, karnı ve
bilhassa bacaklarındaki kaşıntılar gibi belirtiler,
kısa zamanda sonun başlangıcı olarak ortaya
çıkmıştı.
Bu belirtilerle başlayan karaciğer atrofik sirozu denilen
amansız hastalık, Ulu Önderi çok sevdiği milletinden
koparıp almıştı. Atatürke bu teşhisi ilk kez Dr.
Nihad Reşat Belger 1938 yılının Ocak ayında
koymuştu. Aydıntuğ, çalışmasında şu
saptamalarda bulundu:
Atatürkü muayene ve tedavi eden birçok doktorun, Atatürkte 1937 senesi
başlarında görülen burun kanamaları ve
kaşıntıların karaciğer hastalığına
bağlı olduğunu düşünmemiş olmaları hala
tartışma konusudur. Atatürkün hastalığının geç
teşhis edilmiş olması, sağlığında biraz
düzelme olduğu zaman iradesine aşırı güveni yüzünden hemen
ayağa kalkmak ve siyasi problemlerde görev başında olmak
istemesi ve çalışkanlığı gibi faktörler Atatürkün
hastalığını kısa zamanda geliştiren ve
şiddetlendiren talihsiz sebeplerden olmuştur.
ATATÜRKÜN
AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI
Atatürkün ağız sağlığını genel vücut
sağlığından ayrı düşünmeden, Onun savaş
alanlarında geçirdiği stresli ve yorucu yıllar çerçevesinde
düşünmeli ve değerlendirmeliyiz diyen Aydıntuğ,
ayrıca Osmanlıların son devresiyle yeni Türkiye Cumhuriyetinde
diş hekimliğinin durumunun da hesaba katılmasının önemine
değinmişti.
Aydıntuğ, çalışmasında, Prof. Dr. Bedii
Şehsuvaroğlunun Atatürkün Sağlık Hayatı
kitabından, Ulu Önderin dişlerinden rahatsız olduğunu ve
son senelerinde ağzında bir total protez
taşıdığını, dişçisinin de 2. Abdülhamitin
dişçisi olan Musevi asıllı bir pratisyen Sami Günzberg
olduğunu aktarır.
Aydıntuğun çalışmasına göre, Enver Behnan
Şapolyonun Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi ismini
taşıyan kitabındaki Fizyolojik Arıza
başlıklı bölüm ise şöyle:
Büyük Millet Meclisi, Cumhuriyeti ilan ettikten sonra ilk
Reisicumhurluğa Atatürkü seçti. Kendisini Meclise davet ettiler. O gün
bir nutuk verecekti. Fakat tarihi günde nutukların en
kısasını verdi. Bunun sebebini Bayan Afete şu şekilde
anlatmıştı:
(Ben sana bilmediğin bir şeyi anlatayım: Tarihi hadiselerin
cereyanı arasında, bazen fizyolojik arızalar mühim rol oynarlar.
Tabiat ya mani olur yahut yardım eder. Cumhuriyeti ilan etmek
lazımdı. Hadiselerin seyri bunu icap ettiriyordu. Mecliste
münakaşalar cereyan ederken beni davet ettiler. O heyecanlı celsede
söz söylemek benim aradığım işti. Uzun söz söyleyemedim.
Cumhur reisi seçildiğim zaman Mecliste söylediğim nutuk da en
kısa beyanatlarımdan biridir. Neden? Çünkü dişlerimi yeni
çektirmiştim. Yeni yapılan dişlerim tecrübe devresinde idi. Söz
söylemeye başladığım vakit ya ıslık gibi bir ses
çıkıyor, yahut da ağzımdan düşüyordu. Bu sırada
yapılacak hiçbir çare yoktu. Bu tabii hadise siyasi hayatımın en
mühim safhasına, böylece bir mani teşkil etti. Kim bilir, uzun
söylemediğim belki de isabetli olmuştur.)
EN
TEHLİKELİ ZAMANLARDA BİLE MUHİTİNİ
YÜREKLENDİRİRDİ
Aydıntuğun çalışmasında, Niyazi Ahmet
Banoğlunun Nükte, Fıkra ve Çizgileriyle Atatürk adlı
kitabındaki, Atatürkün hastalığının son dönemlerinde
yaşanan bir olay Dr. Mim Kemalin ağzından şöyle
aktarıldı:
Bir gün muayenehanemde hastalarımla meşgulken telefonda Neşet
Ömer, Ufak bir arıza oldu. Kan dondurucu ilaçları alarak saraya gel
diyordu. Telaşla bu ilaçları eczaneden yaptırarak saraya
koştum.
Diş protezi, diş etinde bir et kabarıklığı
yapmış, dişçi arkadaşımız
hastalığının esasını ve bu hastalıkta kan
durmasının müşkülatını bilmediği için bu
kabarık eti kesmiş ve koparmış. Müthiş bir kanama
olmuş. Dişçi korkmuş, benim hemen çağrılmam
gerektiğini söylemiş. Bir taraftan yapılması icap eden
tedbirlerini tatbik etmeyi unutmamış, kan durmuş. Atatürk, en
tehlikeli zamanlarda bile muhitini yüreklendirirdi. İşte bu defa da
etrafında telaş edenlere sükunet tavsiye etmek suretiyle itidalini
muhafaza ediyordu. Hem de ehemmiyetsiz bir müdahalenin beklenilmeyen bir
neticesi karşısında telaş eden, korkan dişçiyi
yüreklendirmiş. Ben geldiğim vakit kanama tamamen durmuştu.
Tamponun kaldırılmasına ihtiyaç yoktu. Onu yerinde
bıraktık. Ondan sonra kanama tekrarlamadı.
Atatürk 1935 yılında ise ağrıyan dişi için
çağırdığı diş hekimi Ziya Cemal Büyükaksoya Ne
yapmak lazım geldiğini sorar.
Büyükaksoyun boynunu bükmesi üzerine durumu anlayan Atatürk, Çek öyle ise,
beni bir an evvel şu ıstıraptan kurtar der. Büyükaksoy
ağrıyan dişi çeker ve yerini diker.
LİDER-HEKİM
İLİŞKİSİ
Ayduntuğun çalışmasında, 3. Uluslararası Atatürk
Sempozyumunda Atatürkün Genç Yaşta Ölümüne Neden Olan
Hastalığının, Günümüze ve Geleceğe Yönelik Lider-Hekim
İlişkileri Açısından Değerlendirilmesi başlıklı
bir bildiri sunan Dr. Mehmet S. Bayraktarın şu tespitine de yer
verildi:
Lider-hekim ilişkilerindeki zorluğun ve çekingenliklerin,
geçmişe ait bu acı örneği unutmayarak, günümüzde ve
geleceğe yönelik ilişkilerde büyük sorumluluğun tıp
doktorlarına ait olduğunu düşünüyor, bunun siyasal, ekonomik,
sosyal ve kültürel alanlarda ülkeyi etkilediğine inanıyorum.
2008'in sonuna kadar Euro'lar gelecek
"İZLENİMLERİMİZ İKİ YÖNDE"...
Kıbrıs'taki temaslarını dün tamamlayan AP
Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü
Françoise Grossetete, AB'den Kuzey Kıbrıs için ayrılan
fonların 2008 sonuna kadar yerini bulacağını kaydetti.
Grossetete, temasları sırasında kendilerini bilgilendirici
birçok grupla görüştüklerini kaydederek, izlenimlerinin iki yönde
olduğunu kaydetti
"POLİTİKA
DEĞİŞİKLİĞİNDEN ENDİŞE
DUYUYORUZ"... Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün
açıklamalarında, "iki bölgeli bir federal devletten"
değil, "2 ayrı devletten" bahsettiğini belirten
Grossetete, bunun bir politika değişikliği olduğunu
düşündüklerini ve büyük bir endişe duyduklarını kaydetti
"LOKMACI'NIN AÇILMASI CİDDİ BİR AÇILIM
OLACAK"... Avusturyalı Parlamenter Resetarits ise, ziyaretin en somut
sonucunun Lokmacı Kapısı konusundaki gelişmeler
olduğunu belirterek, Lokmacı'nın açılmasının çok
ciddi bir açılım olacağını kaydetti. Resetarits,
Lokmacı'nın açılmasını engelleyecek olanın
Kıbrıs'ta birleşmeyi de engelleyecek taraf
olacağını söyledi
WURTZ: KIBRISLI TÜRK SPORCULAR ULUSLARARASI MÜSABAKALARA KATILMALI...
Kayıp şahıslar komitesinin çalışmalarını
"mükemmel bir işbirliği örneği" olarak nitelendiren
Fransız Parlamenter Francis Wurtz, Kıbrıslı Türk
sporcuların uluslararası alanda spor yapamaması konusuna da
mutlaka çözüm bulunması ve kimsenin bunu siyasi olarak kullanmaması
gerektiğini vurguladı
Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türklerle Yüksek
Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete, AB'den Kuzey
Kıbrıs için ayrılan fonların 2008 sonuna kadar yerini
bulacağını kaydetti.
Kıbrıs'taki temaslarını dün tamamlayan AP Kıbrıslı
Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu, dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de
bir basın toplantısı düzenleyerek, temasları hakkında
bilgi verdi.
Grubun Koordinatörü Fransız Parlamenter Françoise Grossetete,
temasları sırasında kendilerini bilgilendirici birçok grupla
görüştüklerini kaydederek, izlenimlerinin iki yönde olduğunu
kaydetti. Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün
açıklamalarında, "iki bölgeli bir federal devletten"
değil, "2 ayrı devletten" bahsettiğini belirten
Grossetete, bunun bir politika değişikliği olduğunu
düşündüklerini ve büyük bir endişe duyduklarını kaydetti.
Alman parlamenter Mechtild Rothe ise, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın kendilerine "Sayın Gül bu sözlerle statükoyu anlatmak
istedi" dediğini belirtti.
Grup olarak misyonlarını birleşmeyi izlemek ve
birleşmeye yardımcı olmak olarak belirten Grossetete,
temasları sırasında umut veren konularla da
karşılaştıklarını belirtti.
AB Destek Ofisi Başkanı Alain Bothorel ile
yaptıkları görüşmeden umutlandıklarını kaydeden
Grossetete, mali konularda somut ilerlemeler olduğunu, 2008 sonuna kadar
Kuzey Kıbrıs'a ayrılan tüm fonların yerini
bulacağını kaydetti.
"Kıbrıslı Türkler iyi niyetimize
inanmalı" diyen Françoise Grossetete, Kıbrıs'ta
kayıplar konusunda yapılan çalışmaları övdü ve bunun
mükemmel bir işbirliği ile istisnai bir çalışmanın
örneği olduğunu kaydetti.
Françoise Grossetete, Kıbrıslı Türk gençlerin
uluslararası arenada spor yapabilmesi için yardımcı olmaya
çalışacaklarını söyledi. Grossetete, kadın
örgütlerinin rolünün de önemli olduğunu ve iki tarafın
yakınlaşmasında kadınların çok önemli rol
oynayabileceğini kaydetti.
Rothe
Rothe ise, Kıbrıs'ta yaptıkları temaslarda
"bölünme derinleşti" şeklinde çeşitli
kaygıların dile getirildiğini belirtti. Ancak, kayıplar
konusu ve sanat gibi alanlarda önemli işbirlikleri
yapıldığına dikkat çeken Rothe, Lokmacı
Kapısı'nın açılması konusunu belediye
başkanlarıyla görüştüklerini ve bu konuda karar
alınması durumunda 3-4 gün içinde altyapının
hazırlanarak kapının açılabileceğini
öğrendiklerini kaydetti.
Rothe, Talat'ın da Lokmacı konusunda bir engel
bulunmadığını söylediğini, Rum
Dışişleri Bakanı'nın da konuya ilişkin iyimser
tespitlerde bulunduğunu ifade ederek, Lokmacı konusunda
umutlandıklarını kaydetti.
Rothe, kapının açılmasının güven artırıcı
olması açısından umutlu olduğunu kaydetti.
Resetarits
Avusturyalı Parlamenter Karen Resetarits ise bu ziyaretin en
somut sonucunun Lokmacı Kapısı konusundaki gelişmeler
olduğunu belirterek, Kıbrıs ve Avrupa'nın hareket ve
gelişme istediğini, Lokmacı'nın açılmasının
çok ciddi bir açılım olacağını kaydetti.
Resetarits, bundan sonra Lokmacı için engel çıkaracak
olanın Kıbrıs'ta birleşmeyi de engelleyecek taraf
olacağını, bunu yakından izleyeceklerini vurguladı.
Resetarits, Lokmacı konusunda elde edilecek sonucun AP'deki grubu
ALDE'nin (Avrupa İçin Liberaller ve Demokratlar İttifakı) AP
Yüksek Seviyede Temas Grubu'nda kalıp kalmayacağını da
belirleyeceğini söyledi.
Wurtz
Fransız Parlamenter Francis Wurtz ise, ne biçimde olursa olsun,
yakınlaşmanın önemini vurgulayarak, yaptıkları
temaslarda Kıbrıs'ın kuzeyinde güneyle yakınlaşma
özleminin son derece güçlü olduğunu belirtti.
Wurtz da, kayıp şahıslar komitesinin
çalışmalarını "mükemmel bir işbirliği
örneği" olarak niteledi.
Sanatta işbirliği konusunda da temaslarda
bulunduklarını söyleyen Wurtz, bu konuda ortak etkinlikler için AB
bütçesinden 2 milyon Euro ayrıldığını, bu rakamın
yetersiz olduğunu, ancak azami kullanımı için çalışma
yapılması gerektiğini ifade etti.
Wurtz, Kıbrıslı Türk sporcuların uluslararası
alanda spor yapamaması konusuna da mutlaka çözüm bulunması ve
kimsenin bunu siyasi olarak kullanmaması gerektiğini vurguladı.
Georgiou
Yunan Parlamenter Georgios Georgiou ise, kısa
konuşmasında çözümü hükümetlerden çok halkların
getirebileceğini belirterek, iki taraftan da sesleri dinlediklerini,
çözümün her zamankinden daha acil olduğunu söyledi.
Sorular
Koordinatör Grossetete toplantıdan erken ayrılarak
soruları yanıtlamadı.
Grubun Koordinatör Vekili Rothe, "Sayın Grossetete,
Sayın Gül'ün açıklamalarına dayanarak, bunun Türk
tarafının bir politika değişikliği içinde
olduğunu savundu. Bu kendi görüşü mü, Fransa'nın görüşü mü
yoksa grubunuzun görüşü mü? Ayrıca Sayın Talat ve Türkiye devamlı
olarak siyasi eşitlik temeli ve BM parametreleri çerçevesindeki çözüm için
müzakerelere hazır olduklarını belirtiyorlar. Başta
Sayın Papadopulos olmak üzere Rum tarafından da sürekli olumsuz
açıklamalar çıkıyor, niye Gül'ün açıklaması gündeme
getirildi " sorusu üzerine, bu açıklamayı çeşitli haber
kaynaklarından duyduklarını, ancak Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'la yaptıkları görüşmede,
cumhurbaşkanın kendilerine "Sayın Gül statükoyu anlatmak
için öyle konuştu" dediğini anlattı. Rothe, umutlarının,
Türkiye'nin geçmişte gösterdiği çözüm yanlısı çizgisinin
değişmemesi olduğunu kaydetti.
Rothe, Rum Dışişleri Bakanı'nın ise
kendilerine iki kesimli, iki bölgeli bir çözümden yana olduklarını
söylediğini kaydetti.
Bu arada aynı konuda söz alan Wurtz ise, son dönemde Türk
siyasilerin Kıbrıs'la ilgili söylemlerinde değişiklikler
olduğunu belirterek, "Artık iki toplumlu federal bir çözümden
bahsetmiyorlar, bu önemlidir" dedi. Wurtz, ayrıca Gül'ün ilk resmi
ziyaretini Kuzey Kıbrıs'a yapmasının da bir mesaj
verdiğini ve bu mesajın kendilerini endişelendirdiğini
söyledi. Wurtz, bu sözlerinin kendi görüşü olduğunu da belirtti.
Bu arada Rum gazetecilerden birinin "Güney Kıbrıs'ta
1974'ten sonra göçmen olanların kaldığı kampları
gezdiniz mi" sorusu üzerine, Yunan Parlamenter Georgiou, grubun
"Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu"
olduğunu belirterek, bu sorunun adresinin kendileri
olmadığını vurguladı. Georgiou, göçmenlerle ilgilenmek
için kurulan birçok kuruluşun da yıllardır görev
yaptığını ve bunun, onların misyonu olduğunu
anlattı.
Rothe, de görevlerinin Komisyon ile adadaki taraflar arasında
köprü kurmak olduğunu belirtti.
Resetarits de adanın yeniden birleşmesine katkı için
çalıştıklarını ifade ederek,
"Kıbrıslı Türklerle Temas Grubu" olduklarına
işaret etti.
Rothe, "Basının bir çözüm konusunda olumlu veya olumsuz
iki toplum üzerinde de büyük etkisi var, basın örgütleriyle teması
düşünüyor musunuz" sorusu üzerine ise, bunu bu ziyarette de gündeme
alıp almamayı görüştüklerini, önümüzdeki gelişlerinde bu
konuyu gündeme alacaklarını kaydetti.
KIBRIS 10/11/07
İlerleme raporunda izolasyonlara gerektiği gibi değinilmedi
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye ilişkin ilerleme
raporu ve stratejik belgesinde Kıbrıs hakkındaki
değerlendirmelerinin, Kıbrıs Türk tarafının
beklentileri ve adadaki gerçeklerle
bağdaşmadığını belirtti.
Avcı, "Özellikle Kıbrıs Türk halkına
uygulanan insanlık dışı izolasyonlara gerektiği gibi
değinilmemiş olması ciddi ve önemli bir eksiklik olarak dikkat
çekmektedir" dedi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Avcı, yazılı açıklamasında, AB'nin
Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına ilişkin 26 Nisan 2004 tarihinde
aldığı karar uyarınca hazırlanan Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün, Kıbrıs Rum tarafının engellemeleri
nedeniyle halen askıda olduğu gerçeğine bu raporda yer
verilmemesinin kabul edilebilir olmadığını belirtti.
Türkiye'nin AB üyelik süreci ile Kıbrıs konusunun
birbirinden ayrı olduğunu bir kez daha vurgulamakta yarar
gördüğünü kaydeden Turgay Avcı, Rum liderliğinin; Türkiye'nin
üyelik sürecini istismar ederek, tek taraflı tavizler koparmaya
çalıştığını, bunlara itibar edilmemesinin önem
taşıdığını ifade etti.
"Türkiye Cumhuriyeti'nin ortaya koyduğu yeni
açılımları ise, özellikle Ocak 2006 tarihli Eylem Planı,
mevcut zorlukların aşılması ve yeni fırsatlar
yaratılmasında olumlu girişimler olarak
değerlendirilmelidir" diyen Avcı, değerlendirmesinde
şu görüşlere de yer verdi:
"Komisyonun, 'görüşmelerin başlatılması için
Kıbrıs Türk ve Rum taraflarına çabalarını
hızlandırmaları hususunda çağrı yapması'
gerçeklerle bağdaşmayan ve hakkaniyet ölçülerine sığmayan
bir yaklaşımdır.
5 Eylül 2007 tarihinde liderler arasında yapılan
görüşmede Kıbrıs Türk tarafının yaptığı
yapıcı öneriler ortadayken, böyle bir yaklaşımın
ortaya konulması düşündürücüdür.
Kıbrıs Türk tarafı iki veya iki buçuk ayı
geçmeyecek hazırlık döneminden sonra tam teşekkülü
görüşmelerin başlamasını ve 2008 yılına kadar
Kıbrıs konusuna kapsamlı bir çözüm bulunmasını
önermiştir.
Hal böyle iken, yapıcı önerilerde bulunan Kıbrıs
Türk tarafının, Rum Yönetimi ile aynı kefeye konması,
AB'nin Rum yanlısı politikalar izlemekte devam ettiğinin en
açık göstergesidir.
Bu vesileyle, Kıbrıs Türk tarafı olarak,
Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılması için BM Genel
Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde kapsamlı müzakerelerin
başlamasını desteklemeye devam ettiğimizi bir kez daha
yinelemek isteriz."
KIBRIS
10/11/07
|
||
|
|
||
|
Metin
TURAN/KAHİRE, (DHA) |
||
|
|
||
|
KIBRIS Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanı Erato Kozakou- Markoullis, Türkiyenin
Kürdistanı işgaline karşıyız dedi. |
HURRIYET
11/1
MILLIYET 11/11/07
AB
Müktesebatının KKTC'de uygulanması konusu AB-BM
toplantısında ele alındı
Gazete, "Çözümden Sonra Müktesebatın Genişletilmesi
Havada Kaldı - İşgal Bölgelerindeki Altyapı Trajik, 10'uncu
Protokol Geçiş Dönemine İmkan Tanımıyor"
başlıkları altında verdiği haberinde, 2008-2009
döneminde Kıbrıs sorununun bir çözüme kavuşması durumunda,
AB müktesebatının tüm Kıbrıs'ta uygulamaya konması
senaryosunun, AB Komisyonu ve BM'de "baş ağrısı
yarattığını" kaydetti.
Gazete, elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği
haberinde; AB ve BM'den ilgili yetkililerin Brüksel'de gerçekleştirdikleri
ve önceki gün tamamlanan 2 günlük toplantının sonucunda; KKTC'deki
altyapının "trajik durumda olması" sebebiyle
müktesebatın KKTC'de hızlı bir şekilde uygulamaya
konmasının "ütopya" olarak nitelendirildiğini iddia
etti.
Konuya ilişkin ikinci bir zorluğun, "adanın
Kuzeyinin" müktesebata uyumunun aşamalı olarak
gerçekleştirilmesi konusunda yaşandığını da ileri
süren gazete; "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin AB'ye üyeliğine
ilişkin "Katılım Anlaşmasının 10'uncu
Protokolü"nün böyle bir takvimlendirmeye ve aşamalı bir uygulamaya
imkan tanımadığını savundu.
Gazete; AB ve BM teknokratlarının gerçekleştirdikleri
görüşmelerde ayrıca, "göçmenlerin evlerine geri dönmeleri
çerçevesindeki geçiş dönemleri" konusunun da ele
alındığını vurguladı.
Yunanistan'a göre hareketlilik yok
Gazete, bir diğer haberinde; Yunanistan Dışişleri
Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, 8 Temmuz sürecinin
uygulamaya konması yönünde herhangi bir hareketliliğin
varlığının gözlemlenmediğinin ifade edildiğini
yazdı.
Habere göre, Yunanistan Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Yorgos Kumuçakos, yaptığı
açıklamada; 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi
yönünde herhangi özlü bir girişim bulunduğuna dair Atina'nın
bilgisi bulunmadığını belirterek, gerek Rum gerekse Yunan
hükümetlerinin 8 Temmuz anlaşmasının hemen uygulamaya
konmasını desteklediklerini savundu.
Kumuçakos; 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya
konmasıyla, Kıbrıs sorununu çözüme götürecek sürecinin
başlaması için uygun zeminin hazırlanabileceğini iddia
etti.
Bakoyanni Fransa'da Kıbrıs sorununu görüşecek
Mahi gazetesi ise; Yunanistan Dışişleri Bakanı
Dora Bakoyanni'nin, 14 Kasım tarihinde Paris'e gideceğini ve buradaki
temasları çerçevesinde Kıbrıs sorununu da ele
alacağını yazdı.
Habere göre, Bakoyanni, Fransız Dışişleri
Bakanı'yla görüşecek ve görüşmede Kıbrıs sorunu,
Türkiye'nin AB süreci ve diğer konular ele alınacak.
KIBRIS 11/11/07
Rum hükümeti
İngilizlerin dolandırılmasına göz yumuyor
GÜNEY'DEN EV ALMAK İSTERKEN HEM DOLANDIRILDILAR, HEM DE DARP
EDİLDİLER... Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği
Başkanı Hasan Sungur, 2 bin 600'den fazla yabancı uyruklunun
Güney'den konut alırken dolandırıldığını
belirterek Güney Kıbrıs'ın 'müşteri dolandırma'
konusunda birinci sıraya yerleşeceğini söyledi. Sungur, Güney
Kıbrıs'taki dolandırıcılık olayının
uzun süredir var olduğunu ancak insanların korktuğu için bir
şikayette bulunmadıklarını kaydederek söz konusu
kişilerin dolandırılmanın yanı sıra
inşaatçılar tarafından da darp edildiklerini ifade etti
Ergül ERNUR
Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı
Hasan Sungur, Güney Kıbrıs'tan konut alan 2 bin 600'den fazla
İngiliz ve yabancı uyruklunun
dolandırıldığını ileri sürdü.
Söz konusu kişilerin yıllardır bu sorunu
yaşadığını ancak korktukları için dile
getiremediklerini söyleyen Sungur, Rum hükümetini Güney Kıbrıs'ta
yaşanan dolandırıcılık olayına göz yummakla
suçladı.
Sungur ayrıca, dolandırılan yabancı
uyrukluların inşaat müteahhitleri tarafından saldırıya
uğrayıp darp edildiğini de belirterek Kuzey Kıbrıs'ta
böyle bir olayın asla yaşanmadığına dikkat çekti.
"Kuzey'deki hükümetten farklı olarak Güney'deki hükümet çok
duyarsız" diyen Hasan Sungur, Rum Adalet
Bakanlığı'nın konuyu
araştıracağını söylediğini ancak hiçbir
yaptırımda bulunmadığını kaydetti.
Rum hükümetinin yıllardan beridir Kuzey Kıbrıs'taki
inşaatçıyı 'yalancı ve dolandırıcı' olarak
ilan ettiğini söyleyen Sungur, "Güney Rum kesimi bu
dolandırıcılık olayıyla, müşteri
dolandırıcılığında birinci sırayı
alabilecek duruma geldi" dedi.
"Güney'de dolandırılan müşteriler,
inşaatçılar tarafından darp da edildi"
Güney Kıbrıs'tan konut almak isteyen 2 bin 600'den fazla
İngiliz ve yabancı uyruklu müşterinin uzun yıllardır
dolandırıldığını yineleyen Hasan Sungur, bu
kişilerin bir birlik kurduğunu ayrıca oluşturdukları
internet sayfalarıyla da şikayetlerini dile getirmeye
çalışıp yardım istediklerini kaydetti.
Rum hükümetinin söz konusu kişilerin şikayetlerine
karşı duyarsız davrandığını söyleyen Sungur,
dolandırılan müşterilerin Güney Kıbrıs'taki
inşaatçılar tarafından saldırıya
uğradıklarını da ileri sürdü.
Güney'de 2 bin 600 yabancının dolandırıldığı
konuşulurken Kuzey Kıbrıs'taki bu sayının 130
civarında olduğunu ifade eden Sungur, Kuzey Kıbrıs'ta
yaşanan dolandırıcılık olaylarında kesinlikle bir
saldırı veya darp olayının
yaşanmadığının altını çizdi.
KKTC hükümeti, dolandırıcılık konusunda
çalışıyor
Güney Kıbrıs'taki İngiliz Elçiliği'nin de
yabancı uyruklu müşterilerin yaşadığı olaylara
karşı sessiz kaldığını dile getiren Sungur, Kuzey
Kıbrıs'ta Başbakanlık bünyesinde oluşturulan bir
komitenin sadece bu işle ilgilendiğini söyledi.
Dolandırıcılık konusuyla ilgili ülkemizde bir
çözüm sürecine girildiğini belirten Hasan Sungur, Başbakanlıkta
oluşturulan bir komitenin yabancı uyruklularla ilgili
sıkıntıları çözemeyeceği bir durumda
İçişleri Bakanlığı'nda Emlakçılar Birliği
Yasası altında kurulan ikinci bir komisyona devredeceğini
buradan da sonuç alınamaması durumunda konunun mahkemeye sevk
edileceğini anlattı.
İkinci komisyonun yasaları çözme konusunda daha güçlü
pozisyonu olduğunu ifade eden Sungur, birinci komisyonun çok
sıkı çalıştığını bu yüzden de 2.
komisyona henüz hiçbir dosyanın gönderilmediğini kaydetti.
3 devleti kıyaslayan rapor hazırlanıyor
Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı
Hasan Sungur, Güney Rum kesiminde yaşanan
dolandırıcılık olayını
Başbakanlığın talebi üzerine Kuzey Kıbrıs, Güney
Kıbrıs ve Türkiye'deki çimento, inşaat, çıkarılan
izinler, bitmiş ev tipleri ve maliyetlerini gösterecek olan
orantılı bir raporun araştırmasının
yapıldığı sırada öğrendiklerini belirtti.
Hazırlanacak olan rapor sonucunda 3 devletin de birbiriyle
kıyaslamasının yapılabileceğini kaydeden Sungur, hangi
devletle inşaat yapmanın daha karlı olduğu, ne
satılıp ne satılmadığının rapor sonucu
ortaya çıkacağını aktardı.
"Yabancı uyrukluları KKTC aleyhine
kışkırtanlar vardır"
Sungur ayrıca, bazı İngiliz uyrukluların KKTC
aleyhine internet sayfalarından yayın yaptığını
belirterek ellerinde internet sitelerinin ve kişilerin isimlerinin
saklı olduğunu açıkladı.
Söz konusu kişi veya kişilerin KKTC aleyhine yayınlar
yaparak, yabancı uyruklu diğer vatandaşları ülkemize
karşı kışkırtmaya
çalıştığını söyleyen Sungur, "Devlet
adına internet (web) sayfası açarak yabancıların
şikayetlerini alıyorlar ve KKTC'yi yıpratacak politika
güdüyorlar" dedi.
KIBRIS 11/11/07
Kıbrıslı
Türk Rum göçmenin evini zincirledi
Gazete, olayın çözülmesi için Rum polisinin müdahalesinin
gerektiğini belirtti.
Haberde, çiftin oğlu İosif İosif'in, evin kendisine
devredilmesi amacıyla başvuruda bulunduğu, bu sırada
babasının öldüğü, başvurunun cevabını alamadan
annesinin de öldüğü belirtildi.
Haberde, Evin sahibi olan Kıbrıslı Türkün ise, evinin
kendine geri iade edilmesi amacıyla Rum çiftin ölmesini beklediği;
söz konusu olay gerçekleşince Kaymakamlığa evin kendisine
verilmesi için başvuruda bulunduğu kaydedildi.
Gazete, geçen perşembe günü eve giden İosif'in bir sürprizle
karşılaştığını; eve gittiğinde
giriş kapısının zincirlenmiş olduğunu ve evin
sahibi olan Kıbrıslı Türk'ten kendisine bir not bırakılmış
olduğunu gördüğünü yazdı.
Söz konusu notta evin Kıbrıslı Türk'e ait
olduğunun ve İosif'in evi terk etmesinin gerektiğinin
yazdığını gören İosif'in, olayı hemen Rum
polisine bildirdiğini kaydeden gazete, polisin olay yerine geldiğini
ve evin açıldığını; evin sahibi olan Kıbrıslı
Türk ile de temas kurulmaya çalışıldığını
fakat başarılamadığını belirtti.
İosif'in suç duyurusunda bulunduğunu ve olayla ilgili olarak
Kaymakamla iletişime geçtiğini yazan gazete,
Kaymakamlığın İosif'e endişelenmemesi
gerektiğini, önceliğin kendisinde olduğunu, Kıbrıs
sorunu çözülene kadar Kıbrıs Türk mülklerinin idaresinin vasilikte
(Rum İçişleri Bakanlığı'na bağlı)
olduğunu kaydettiğini aktardı.
Habere göre, Rum İçişleri Bakanlığı'nda
Kıbrıs Türk mülklerinin idaresi konularından sorumlu olarak
çalışan Meri Lambru ise, gazeteye yaptığı
açıklamada, Bakanlığın; mülk sahiplerinin
haklarını çiğnemeksizin göçmenlerin haklarını
koruduğunu belirtti.
Lambru, Kıbrıslı Türk mülk sahiplerinin mülklerini
talep ettikleri takdirde bu taleplerin incelendiğini; hiç bir durumda
Kıbrıslı Rum göçmenlerin evlerinden
çıkarılmadıklarını kaydetti.
KIBRIS 11/11/07
Washington Times: PKK El Kaide kadar tehdit, ABD
çifte standart uyguluyor
Washington Times Gazetesinde yayınlanan bir makalede ABDnin, PKK
konusunda "çifte standart" uyguladığı yorumu
yapıldı.
PKKnın El Kaide kadar tehdit
oluşturan bir örgüt olduğu ve Türkiyenin PKKlıları
yakalamak için Kuzey Iraka girme hakkı olduğunun belirtildiği
makalede "ABD, PKK konusunda çifte standart uyguluyor" denildi.
Washington Timesta yayınlanan, Bruce Fein
imzalı makalede, ABDnin PKK konusunda çifte standart
uyguladığı belirtilerek, "ABD herhangi bir ülkenin
egemenliğine, kendi doğruları çerçevesinde uluslararası
terörist ilan ederek tecavüz edebiliyor" ifadesi kullanıldı.
Makalede, ABDnin "Türkiyenin
öğretmenlerine, doktorlarına, mühendislerine ve Kürt köylerine
yönelik zarar veren Marksist-Leninist örgüt PKKya karşı"
Türkiyenin herhangi bir harekattan vazgeçmesini istediği ifade edildi.
"PKK tarafından öldürülenlerin
hayatı, 11 Eylüldeki kurbanlar kadar önemli" denilen makalede,
"ABDnin kamu politikası çifte standart ve yanlışlarla
dolu. Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından korunan PKKnın askerler ve
sivillere yönelik yaptığı tehditler El Kaidenin ABDye
yaptığı tehditlerle aynı veya daha fazla"
degerlendirmesinde bulunuldu.
Türkiyenin politik, ekonomik ve kültürel
açılımlarına rağmen PKKnın ülkede parçalanma
istediği yazılan makalede, "PKKyı eleştirmeyen DTP,
Temmuzdaki seçimlerde parlamentoda 24 sandalye kazandı. Ayrıca
Kürtler, devlet, iş ve üretimde saygın konumlara sahipler.
Aralarından cumhurbaşkanları ve başbakanlar da
çıktı" ifadesi yer aldı.
Makalede "ABD yabancı terörist
organizasyon listeleri hazırlıyor. Eğer siz ABDnin
yanında değilseniz düşmansınız politikası
izliyor" denildi.(ANKA)
MILLIYET 13/11/07
Dev bayraklar Ciklos'ta
PROJEKTÖRLERLE AYDINLATILACAK... Güven Park'a dikilen 50 metre
boyundaki bayrak direkleri, 360 derece rüzgâr yönüne döner özellikte ve rüzgâr
dayanım hızı saate 160 km. Bayrak direklerinin uç
kısımlarında flâşörlü lamba bulunurken; direkler içten ipli
(çelik halat) ve asansör sistemi ile yapıldı. Direklere dikilen
bayrakların eni 18, boyu ise 12 metre. Bayrak direkleri alttan ikişer
projektörle aydınlatılacak
Beşparmak Dağları'nın Ciklos diye bilinen
bölgesindeki Güven Park'a, dün düzenlenen törenle KKTC'nin en büyük KKTC ve
Türkiye Cumhuriyeti bayrakları çekildi.
KKTC muharip derneklerinin projesiyle hazırlanan bayrakların
göndere çekilmesi için düzenlenen törene Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Komutanı (KTBK) Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu,
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı (GKK) Tümgeneral Mehmet Eröz, GKK Komutan
Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengâver Cem ve diğer
komutanlar katıldı.
Muharip derneklerin başkanları ile temsilcilerinin de
hazır bulunduğu törende, bir manga eski mücahit de, mücahit
kıyafetleriyle katıldı.
Her biri 216 metrekare ebadında olan bayraklar, 50 metre
yüksekliğindeki bayrak direklerine çekildi. Bayrakların Türkiye'nin
Toros Dağları'ndan da görülebileceği belirtildi.
Tören programı
Bayrakların göndere çekilmesi için gerçekleştirilen tören
11.00'de muharip dernekler adına Mücahitler Derneği Başkanı
Vural Türkmen'in yaptığı konuşmayla başladı.
TMT St. Hilarion Bölük Komutanı Emekli Binbaşı Erden
Özerden'in yaptığı günün anlam ve önemini belirten
konuşmayla süren tören, Ulu Önder Atatürk, Kıbrıs Türk
Halkının Özgürlük Mücadelesi Önderi Dr. Küçük ve şehitler için
yapılan 1 dakikalık saygı duruşu ile devam etti. Tören,
İstiklal Marşı'nın okunması eşliğinde
bayrakların göndere çekilmesiyle son buldu.
Bu arada dev KKTC ve TC bayrakların göndere çekilmesi
sırasında duygulanarak gözyaşlarına hâkim olamayan eski
mücahitlerden Burhan Garip'i, Korgeneral Kıvrıkoğlu, Tümgeneral
Eröz, Tuğgeneral Cem ve muharip derneklerin yetkilileri teselli etti.
Türkmen
Törende, muharip dernekler adına konuşan Kıbrıs
Türk Mücahitler Derneği Genel Başkanı Vural Türkmen,
Kıbrıs Türkü'nün tarihindeki kan, ateş ve
gözyaşının özgürlüğe dönüştüğü bu doruklarda, dün
St. Hilarion direnişlerinin ve Mutlu Barış
Harekâtı'nın heyecanını yeni bir coşkuyla yeniden
yaşadıklarını dile getirerek, bayrakların göndere
çekilmesinin kendileri için asla unutulmayacak önemli bir gün olduğunu
ifade etti.
Türkmen, şanlı Türk bayraklarını, bu onur
doruklarına dikme şerefinin muharip derneklere nasip olduğunu,
bundan da onur ve gurur duyduklarını belirterek, yine bir tarih
yazdıklarını vurguladı.
"Türklüğün kaderinin yazıldığı
dağlar"
Bayrakların çekildiği bu dağların, "sadece
Kıbrıs Türkü'nün değil, tüm Türklük dünyasının
kaderinin yazıldığı dağlar" olduğunu
söyleyen Türkmen, "Eğer bu dağlarda yıllar boyu sürdürülen
direniş ve bu direnişi izleyen şanlı ve Mutlu
Barış Harekâtı zafere ulaşamamış olsaydı,
hiç kuşku yoktur ki Türklüğün kaderinde de önemli ve olumsuz
değişimlere tanık olunacaktı. Çünkü ulusal güvenliğimizin
ve onurumuzun yaşamsal kader çizgisi bu dağlardan geçmektedir"
diye konuştu.
Vural Türkmen, bu doruğa ilelebet dalgalanmak üzere dikilen
şanlı Türk bayraklarının, bu dağlarda en kutsal
idealler uğruna savaşarak şehit düşen yiğitlerin
anısını da sonsuza dek şerefle
dalgalandıracağını, dosta ve düşmana karşı
onların aziz anılarını ve destanlarını
hatırlatacağını da belirtti.
"Özgür rüzgârlar estikçe..."
Türkmen, bayrakların, her yandan, kilometrelerce uzaktan ve hatta
Toros Dağları'ndan bile görülebilecek bir haşmete sahip
olduğunu da ifade ederek, "Özgür rüzgârlar estikçe, Kıbrıs
Türkü'nün bağımsızlığını
Beşparmaklardan Toroslara ve oradan alınacak yankıyla tüm
dünyaya yansıtacak olan şanlı bayraklarımız, sadece bu
doruklarda değil, tüm Türklük dünyasının ve
bağımsızlığa âşık tüm insanların
yüreklerinde dalgalanacaktır" dedi.
"KKTC'ye saygı duruşu"
Mücahitler Derneği Başkanı Türkmen, büyük heyecanla
gerçekleştirdikleri bu projenin, "24'üncü kuruluş
yıldönümünü kutlayan, bağımsızlık ve egemenliğimizin
kalesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne de anlamlı bir
saygı duruşu" olduğunu da söyledi. Yaşı çeyrek
yüzyıla yaklaşan KKTC'ye bu anıtsal bayraklarla daha da bir
anlam kazandırdıklarını ifade eden Türkmen, bu doruklara
çekilen bayrakların, KKTC'de dalgalanan en büyük Türkiye Cumhuriyeti ve
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrakları olduğunu kaydetti.
"Kıbrıs Türkü'nün egemenliğini vurgulayan
köşelerden biri"
Türkmen, muhteşem ve şanlı bayrakların sayesinde bu
dorukların, bundan böyle "KKTC Devleti'ni simgeleyen,
Kıbrıs Türkü'nün bağımsızlığını ve
egemenliğini vurgulayan köşelerden biri"
olacağını da vurguladı.
Vural Türkmen, bu anlamlı projenin gerçekleştirilmesinde
etkin rol oynayan, maddi ve manevi destek veren tüm kuruluşlara,
vatandaşlara, KTBK ile GKK'ya, muharip derneklere ve bu derneklerin temsil
ettiği KKTC halkına teşekkür etti.
Özerden
Törende, günün anlam ve önemini belirten konuşmasını
yapan TMT St. Hilarion Bölük Komutanı Emekli Binbaşı Erden
Özerden de, bayrakların çekildiği bölgenin Mutlu Barış
Harekâtı öncesinde ve harekât esnasında kanlı mücadelelere sahne
olan, birçok şehit verilen, Mücahidin ve Mehmetçiğin destanlar
yazdığı bir bölge olduğuna dikkati çekti.
Özerden, bayrakların çekildiği bölgede 1963'ten 1974'de kadar
bölük komutanı olarak görev yaptığını ve
mücahitlerinin bu bölgeyi zor şartlarda her türlü Rum
saldırısına karşı kahramanca savunduğunu
belirterek, Mutlu Barış Harekâtı'nda ise Mehmetçik ile Rum ordusuna
karşı üstün başarılar elde ettiklerini anlattı.
"Türk bayrakları şanla ve şerefle
dalgalanacak"
Göğüs göğse muharebelere sahne olan bu bölgenin, hiçbir zaman
düşman eline geçmediğini ve Türk bayrağının burada
şanla ve şerefle dalgalandığını kaydeden Özerden,
bundan sonra da Türk bayraklarının burada dalgalanmaya devam edeceğini
vurguladı.
Erden Özerden, hiçbir zaman düşman eline geçmeyen bu topraklara
Türklüğü simgeleyen şerefli KKTC ve TC bayraklarının
çekilmesinin, bu toprakların ilelebet Türk kalacağının en
anlamlı ifadesi olduğunu da ifade etti.
Kendilerine gurur veren bu anlamlı projeyi gerçekleştiren
muharip derneklere, KTBK ve GKK'ya da teşekkürlerini sunan Özerden, bu
bölgede vatan toprakları için şehit düşenleri de rahmetle
andı.
"Temellerini burada attık, sonsuza kadar da
yaşatacağız"
Emekli Binbaşı Özerden, Güven Park'ta dalgalanacak olan
bayrakların Kıbrıs Türklerinin tüm dünyaya
haykırdığı özgürlük aşkının,
inancının ve yemininin göklerde yankılanan simgesi
olacağını da vurgulayarak, "KKTC Devleti'nin temellerini
burada attık, sonsuza kadar da yaşatacağız" dedi.
Bayrakların özellikleri
Bayrak ve bayrak direkleriyle ilgili teknik bilgiler şöyle:
"Güven Park'a dikilen 50 metre boyundaki bayrak direkleri, kronik
tipte olup, poligon kesitli ve galvanizi olarak üretildi. Saç
kalınlıkları 8-10 mm arasında olan direkler, yerine, 5
parça halinde, kaynak yöntemiyle monte edildi. Alt çapları 850 mm ve üst
çapları 300 mm olan bayrak direklerinin bağlantı elemanı,
360 derece rüzgâr yönüne döner özellikle imal edildi. Bayrak direklerinin uç kısımlarında
flâşörlü lamba bulunurken; direkler içten ipli (çelik halat) ve asansör
sistemi ile yapıldı. Direklerin rüzgâr dayanım hızı
ise saate 160 km.
Direklere dikilen bayrakların eni 18, boyu ise 12 metre... Bayrak
direkleri alttan ikişer projektörle aydınlatılacak."
KIBRIS 13/11/07
Londra'da KKTC turizmi gündem
ITB Berlin'den sonra dünya turizminin en büyük fuarlarından biri
olarak kabul edilen Dünya Turizm Pazarı WTM (World Travel Market) dün
Londra'da başladı. 12-15 Kasım tarihleri arasında Londra
Excel fuar merkezinde yapılan Thames Nehri kıyısındaki 40
hektarlık alan üzerinde 202 ülkeden 50 bine yakın turizmcinin
katılımı bekleniyor
Fuara KKTC'den, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği,
Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği ile çok sayıda
turizm acentesi ve tur operatörü katılıyor. KKTC, fuarda 203
metrekarelik alandan kurulan stand ile Kıbrıs Türk turizminin dünya
pazarında tanıtımını yapıyor
Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ,
KIBRIS'a verdiği özel demeçte Londra'daki fuara bu yıl daha
kapsamlı ve organize bir şekilde katıldıkarlını
belirterek, "Hedeflerinin ülkede turist sayısını
artırarak büyüyen pastaya bunları
paylaştırmaktır" dedi
Ali CANSU (LONDRA)
ITB Berlin'den sonra dünya turizminin en büyük fuarlarından biri
olarak kabul edilen Dünya Turizm Pazarı WTM (World Travel Market) dün
Londra'da açıldı.
15 Kasım'a kadar gezilebilecek 40 hektarlık alan üzerindeki
fuara 202 ülkeden 50 bine yakın turizmcinin katılımı
bekleniyor
Bu yıl 28'ncisi düzenlenen WTM'de KKTC, 203 metrekarelik standta
temsil ediliyor.
Halka açık olmayan World Travel Market, 12 ve 15 Kasım
tarihleri arasında sadece Meridian Club üyleri ile basın
mensuplarına, 14 ve 15 Kasım tarihleri arasında ise Meridian
Club üylerinin yanısıra turizm profesyonelleri ve öğrencilere
kapılarını açacak.
Meridian Club nedir?
Meridian Club, World Travel Market'te stand sahibi olan
katılımcıların teklifi üzerine Fuar İdaresi
tarafından davet edilen kişilerden oluşuyor.
Katılımcıların teklif ettiği alıcılar, fuar
yönetiminin belirlediği kriterleri sağlaması halinde Meridian Club
üyesi olarak kaydediliyor ve fuara davet ediliyor. Böylelikle WTM, turizm ürünü
arzedenler ile büyük çaptaki alıcıların bir araya geldikleri bir
turizm borsası niteliği kazanıyor.
Fuar kıtalara göre bölümlere ayrıldı
Kıtalara göre bölümlere ayrılan Dünya Turizm Fuarı
alanında 16 ana bölüm ve 9 ayrı grup bulunuyor.
Gruplar; Afrika, Amerika - Karayipler, Asya, Avrupa, Global Alanlar,
Orta Doğu, Birleşik Krallık ve Teknoloji ile Online Seyahat
olarak ayrılıyor.
Dünya Turizm Fuarı'nın ilk günü yalnız profesyonellere
yönelik olarak gerçekleştirilirken, diğer günlerde tüm standlar halka
açık olacak.
Avrupa ve Akdeniz bölgesine ayrılmış olan bölümde yer
alan Kuzey Kıbrıs standında 3 meslek örgütü, 10 tur operatörü ve
2 havayolu şirketinin tanıtım masaları bulunuyor.
Fuar çalışmaları arasında ayrıca, standda ve
stand dışında yapılacak olan tanıtım
çalışmları da yer alıyor.
Standda ziyaretçilere, Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi'nin
hazırladığı basın ve yeni tur operatörlerine yönelik
paketler dağıtılacak ve fuar idaresi tarafından
hazırlanan içinde Kuzey Kıbrıs Genel Bilgi broşürünün de
bulunduğu 3 bin adet basın paketi verilecek.
Fuar sırasında günlük olarak yayınlanacak Travel Weekly
seyahat dergisinde Kuzey Kıbrıs'la ilgili reklamlar da yer alacak.
Ayrıca, çeşitli ebatlarda 46 adet Kuzey Kıbrıs
posteri 7 Kasım - 6 Aralık tarihleri arasında Tottenham Court
Road Metro İstasyonu'nda teşhir edilecek.
Sabah saatlerinde fuar alanını ziyaret eden KKTC Ekonomi ve
Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ,, Kuzey
Kıbrıs ile diğer ülke standlarında incelemelerde bulundu.
Fuarın dün yalnızca profesyonellere açık olmasına
karşın, Kuzey Kıbrıs standı gün boyunca oldukça
yoğun ilgi gördü.
KKTC tam kadro katılyor
Bu yıl 28'incisi düzenlenen ve dünyanın en büyük 2. turizm
fuarı olan "World Travel Market", Londra Excel Fuar Merkezi'nde
dün açılan fuar 4 gün sürecek. Fuarı, geçen yıl 49 binin
üzerinde konuk ziyaret etmişti. Bu yıl bu rakamın çok daha
üstünde bir katılım beklendiği bildirildi.
Kıbrıs Türk heyeti "Berlin Turizm Fuarı"ndan
sonra, dünyanın en büyük turizm fuarı sayılan Londra'daki Fuara
tam kadro katılıyor.
Dünyanın dört bir yanından alıcı ve
satıcıların bir araya geldiği, Dünya Turizm Fuarı'na
katılan KKTC'nin büyük ilgi görmesi bekleniyor.
Fuara Kıbrıs'tan, Kıbrıs Türk Otelciler
Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği ile çok
sayıda turizm acentesi ve tur operatörü katılıyor.
KKTC, fuarda 203 metrekarelik alandan kurulan stand ile
Kıbrıs Türk turizminin dünya pazarında
tanıtımını yapıyor.
Gerek bakanlık yetkilileri, gerekse turizmciler, turizm ve seyahat
endüstrisini ilgilendiren bu fuarının ülkemize çok yayarlı
olacağı görüşünde birleşti.
Kıbrıs'ın doğal güzelliği ilgi çekti
KKTC Londra Temsilciliği Turizm Bürosu yetkilileri, Kuzey
Kıbrıs olarak her yıl bu fuara katıldıklarını
belirterek, geçen yıllara nazaran bu yıl ilginin çok yüksek
olduğunu ifade ettiler.
Kuzey Kıbrıs'ın özellikle doğal güzellikleri
nedeniyle katılımcıların ilgisini çektiğini vurgulayan
yetkililer, amaçlarının Kuzey Kıbrıs'ın turizmini tüm
dünyaya açmak olduğunu söylediler.
Bu tür fuarların Kuzey Kıbrıs'ın
tanıtımı için oldukça önemli olduğunu kaydeden turizm
acenteleri ise fuarla ilgili olarak, "Ziyaretçiler özellikle Kuzey
Kıbrıs'a ulaşım konusunda tedirginler. Ülkemize gelmeyi ve
orda tatil yapmayı çok istiyorlar ancak direkt uçuşlar
olmadığı için, bize en kolay yoldan nasıl gelebileceklerini
soruyorlar" şeklinde konuştular.
Kuzey Kıbrıs'ın tanıtım afişlerinin yer
aldığı stand da ayrıca topraktan yapılan seramikler ve
hasırdan işlenerek yapılan küçük hediyelik eşyalar büyük
ilgi gördü.
Geleneksel eski Kıbrıs kıyafetleri ile servis yapan
stand görevlileri ise gün boyunca konuklara Türk kahvesi ve badem ikram
ettiler.
Şanlıdağ: Hedef turizm pastasını büyütmek
Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ,
KIBRIS'a verdiği özel demeçte Londra'daki fuara bu yıl daha
kapsamlı ve organize bir şekilde katıldıkarlını
söyledi.
Buradaki temel politika ve hedefin son bir kaç yıldır
İngiltere pazarında meydana gelen düşüşleri gidermek ve
daha üst seviyelere yükseltmek olduğu kaydeden Şanlıdağ, bu
yönde Turizm Bakanlığı turizme katkı
sağlayanların fuara katıldıklarını belirtti.
Şanlıdağ, fuara iyi bir katılımın
yanında organize bir stand kurduklarını ifade etti ve hedeflenen
noktaya geleceklerini umduklarını söyledi. KKTC'den ayrılmadan
önce turizm teşvik yasasını meclisten geçirdiklerini anlatan
Şanlıdağ, geçtiğimiz perşembe günü bir basın
toplantısı yaparak kamuoyuna bunu duyurduklarını kaydetti.
Şanlıdağ, Almanya'nın da bakanlığın
hedef pazarları arasında bulunduğunu ve Londra'ya gelmeden önce
Almanya'da da biz dizi temaslarad bulunduklarını kaydederek
şunları söyledi:
"Bakanlar Kurulundan geçirdiğimiz turizm teşvik
yasası konusunda bugün görüştüğüm turizm ve seyahat acenteleri
olumlu mesajlar verdi. Bakanlık olarak olumlu bir hareket
yaptığımız inancındayım.
Londra'da özellikle KKTC ve Türkiye'ye turist yollayan seyehat
acenteleri ile birlikte bir toplantı yapacağız. Türkiye
Cumhuriyeti turizm Bakanı ile de bir görüşme de yapacağım.
Özellikle tanıtım konusunda Türkiye'nin tecrübelerinden yararlanmak
istiyoruz. Eğitim anlamında da bir plan düşünüyoruz.
Bakanlar Kurulu'ndan geçirdiğim teşvik yasası ile bu
işin olacağını düşünmüyoruz. İkinci bir adım
olarak tanıtımı da ön plana çıkartmamız gerekiyor.
KKTC'ye döndükten sonra bunu da gerçekleştireceğiz.
İstediğimiz ve düşündüğümüz bir noktada bir
tanıtım kampanyası yapmayı başarırsak 2008'de
turizmi ayağa kaldıracağız"
Yatak sayısı artıyor, turist sayısı
artmıyor
KKTC'de turizmle ilgili mevcut bir pasta bulunduğunu, yatak
sayısının her geçen gün yapılan yeni otellerle
büyüdüğünü ancak turist sayısı artmadığını
söyleyen Şanlıdağ, heflerinin ülkede turist
sayısını artırarak büyüyen pastaya bunları
paylaştırmak olduğunu ifade etti.
KTHY ilk kez İngiltere için fiyatlarını belirledi
KKTC'nin milli hava yolu olan Kıbrıs Türk Hava
Yolları'nın ilk kez İngiltere pazarı için
fiyatlarını belirlediğini bunun da çok olumlu bir gelişme
olduğunu söyledi.
Yapılması gereken çok iş olduğunu bunu da yapmaya
başladıklarını kaydeden Şanlıdağ,
"Turizm Bakanlığı ilgili sektör temsilcileri eğer
ortak bir çalışma içerisinde bu işi yürütürse turizmin
üstesinden gelinebilecektir" dedi.
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Hasan
Kılıç da, fuarın yıllardır organize edildiğini
ancak, ilk kez amacına uygun bir stand
hazırlandığını söyledi.
Kılıç, turim sektöründe etkin olan tüm kuruluş ve
örgütlerin standda aktif çalışmalar yaptığını
dile getirerek, "Londra'daki fuar dünyadaki büyük fuarlardan biri ve ülke
adına büyük bir prestij çalışmasıdır" dedi.
Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi Koordinatörü Yılmaz
Kalfaoğlu da, geçmiş yıllara oranla daha iyi bir stand
oluşturulduğunu ve büyük bir kitleye ulaşılmasını
hedeflediklerini söyledi.
Tottenham Court Road Metro İstasyonu'nda teşhir edilecek olan
reklam panoları hakkında da değerlendirme yapan Kalfaoğlu,
metro istasyonunda 200 bin kişiye
ulaşıldığını ve bir aksaklık
yaşanmaması durumunda, 7 Kasım - 6 Aralık tarihleri
arasında reklamların verilmesinin süreceğini kaydetti.
KIBRIS 13/11/07
Müstakil ev devri bitti, apartman devri başladı
APARTMAN TİPİ KONUTLARA TALEP ARTTI... Kıbrıs Türk
Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, Girne-Tatlısu
arasındaki bölgede yaptıkları incelemede 2004-2007 Ekim
ayına kadar olan sürede toplam 4 bin 700 tane yeni ev
yapıldığını, bunların 2 bin 812 tanesinin
inşaat halinde olduğunu, bin 263'ünde ikamet edildiğini ancak
625'inin de tamamlandığı halde boş durduğunu söyledi.
Sungur, Girne bölgesi'nde Annan Planı'ndan önce villa tipi konutların
% 73.5 oranından bugün % 54'e düştüğünü, apartman tipi
konutların ise %19.7 oranından % 34'e yükseldiğini belirtti
"MÜŞTERİ PORTFÖYÜ
DEĞİŞTİRİLMELİ"... İnşaat
sektöründe faaliyet gösteren taşeron ve müteahhit firma
sayısının da 2003'te 65 iken 2007'de 927'ye
çıktığına işaret eden Sungur, sektördeki dengesiz
büyümenin kaosa neden olabileceğini söyledi. Ülke ekonomisinin %
30.2'sinin sektörle yürüdüğünü belirten Sungur, "Ülkemizdeki ana
sektör inşaat sektörüne dönüştü" dedi. Müşteri portföyünün
değiştirilerek artık orta sınıf üstü müşteriye
yönlenilmesi gerektiğine inanç belirten Sungur, müşteri kalitesinin
arttırılmasıyla KKTC'nin elit bir ülke haline
gelebileceğini savundu
Ergül ERNUR
Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı
Hasan Sungur, Annan Planı'ndan sonra KKTC'de büyük bir inşaat
patlaması olduğuna dikkat çekerek son bir yılda KKTC genelinde
yaklaşık 11 bin tane ev yapıldığını
açıkladı.
İnşaat alanında en önemli gelişmenin
Girne-Tatlısu arasındaki bölgede görüldüğünü belirten Sungur,
insanların artık apartman tipi konutları tercih ettiğini, müstakil
ev tiplerine olan ilginin de azaldığını vurguladı.
İstatistiki verilere bakıldığında 2004
yılından önce Girne-Tatlısu arasında apartman tipi konut
yapımının oranı %19.7 iken, 2007'de % 34 civarlarına
çıktı. Öte yandan % 73.5 oranında tercih edilen villa tipi
konutlarda ise bu oran 2007 yılında % 54'e düştü.
Apartman ve villa tipi evlerin satışında rakamsal olarak
dengesizliğin bulunduğunu ifade eden Sungur, Annan Planı'ndan
sonra KKTC'deki müşteri potansiyelinin daha çok toplu konutlara
yöneldiğini söyledi.
Girne-Tatlısu arasındaki bölgede 2004- 2007'nin ilk on
ayını kapsayan sürede toplam 4 bin 700 tane yeni ev inşa
edildiğini söyleyen Sungur, yaptığı incelemeler sonucunda
en fazla evin 2006 en az evin de 2004 yılında
yapıldığını açıkladı.
Söz konusu bölge arasında bulunan 12 köyde yeni ev yapmak için en
fazla Çatalköy'ün tercih edildiğini kaydeden Sungur, "2004
yılından sonra yapılan evlerin 2 bin 812 tanesi halen
inşaat halinde, 625 tanesi tamamlandığı halde boşken,
bin 263 tanesinde ikamet ediliyor" dedi.
İnşaat sektöründe faaliyet gösteren taşeron ve müteahhit
firma sayısının da 2003 yılında 65 iken 2007'de 927'ye
çıktığına işaret eden Sungur, bu rakamların
sektördeki büyümeyi simgelediğini kaydetti.
Ülkemizdeki müşteri portföyünün değiştirilerek
artık orta sınıf üstü olan müşteriye yönlenilmesi
gerektiğine inanç belirten Hasan Sungur, müşteri kalitesinin
arttırılmasıyla KKTC'nin elit bir ülke haline
gelebileceğini savundu.
"Emirnameler KKTC ekonomisine zarar veriyor"
"Her emlakçı aynı zamanda bir yeşilcidir. Biz
emlakçılar çevre ve yeşille beraber büyümeye inanırız"
diyen Sungur, ülkesel fiziki planın ve master planının bir
ülkenin geleceğinin tayin edilmesi için önemli olduğunu, bu yüzden de
hayata geçmesini beklediklerini söyledi.
Diğer taraftan emirnamelere de inanmadıklarını
ifade eden Sungur, emirnamelerin günü birlik alınan kararlar olduğunu
ve KKTC ekonomisine de zarar verdiğini ileri sürdü.
"Ülkemizdeki ana sektör inşaat sektörüne dönüştü"
Güney Kıbrıs'tan örnek vererek konuşmasına devam eden
Sungur, onların ucuz evden kaçmaya başladığını,
kaliteli ve yeşille bütünleşmiş büyük evleri tercih etmeye
yöneldiklerini söyledi.
Ülkemizde ise durumun farklı olduğunu anlatan Sungur,
"KKTC'de ne kadar çok ev inşa edilirse, o kadar çok alt yapı
yüklemesi yaparız" dedi. Bu tür bir uygulamanın da ülkemizi
olumsuz etkilediğini belirten Sungur, inşaat sektörünün
yaşaması gerektiğinin de bir gerçek olduğunu kaydetti.
"İnşaat sektörü KKTC'deki 62 sektörün
lokomotifidir" diyen Hasan Sungur, ülke ekonomisinin % 30.2'sinin sektörle
yürüdüğünü ancak dünya tahminlerinde bu rakamın % 5 dolaylarında
olduğuna dikkat çekti.
Sektörün ülke ekonomisine katkısının büyük olduğunu
vurgulayan Sungur, "Ülkemizdeki ana sektör inşaat sektörüne
dönüştü. Bu da iyi bir gelişme" yorumunu yaptı.
"Dengesizlik sürerse sektörde kaos yaşanacak"
Sungur, 2003 yılı Annan Planı'ndan sonra inşaat
sektöründeki büyümenin müteahhit firma ve emlakçı sayısını
da arttırdığını ifade etti.
Taşeron ve müteahhit firma sayısının 2003'te 65
iken 2007'de 900'lere çıktığını aktaran Hasan Sungur,
emlakçı sayısının da 2001 yılında 22'yken bugün
300'e çıktığını ve komisyona da 140 tane
müracaatın bulunduğunu belirtti.
2003 yılında 65 olan taşeron ve müteahhit
firmalarının 2004'te 312, 2005'te 586, 2006'da 854 ve 2007
yılında da 927'ye ulaştığını kaydeden
Sungur, ada ekonomisinin sektördeki dengesiz büyümeyi
kaldıramadığını söyledi.
Bu dengesizliğin devam etmesi halinde gündeme kalitenin
düşmesi, kontrolsüzlük ve kaos geleceğini ifade eden Sungur,
"Bizim gelecekteki beklentimiz kaliteli, zengin müşterinin adaya
gelmesi ve müteahhitlerin de kendini buna adapte etmesidir" dedi.
Girne-Tatlısu arasında en fazla ev 2006 yılında
yapıldı
Annan Planı'ndan sonra KKTC genelinde birçok ev
yapıldığını yineleyen Sungur, son 4 yılda
Girne-Tatlısu arasında yapılan yeni evlerin miktarları,
köylere dağılımı ve ev tipleri gibi bir takım
unsurları incelediklerini söyledi.
Buna göre, 2004-2007'nin ilk on ayını kapsayan sürede
Girne-Tatlısu arasında toplam 4 bin 700 ev
yapıldığını söyleyen Sungur, en fazla ev
inşaatının 2006 yılında olduğuna dikkat çekti.
İkinci en fazla inşaat 2007 yılında
yapılırken, ardından 2005 ve 2004 yılları geliyor.
4 yıllık dağılıma
bakıldığında ise 2004 yılında 450 ev inşa
edilirken bu rakam 2005'te 498'e, 2006'da bin 919'a yükseldi.
2007 yılında az da olsa ev inşaatlarında bir
düşüş olduğu gözlemlenirken, ekim ayına kadar olan sürede
bin 320 tane yeni ev inşa edildiği rakamsal olarak gösteriliyor. Bu
rakamların yanı sıra 513 tane evin de ne zaman yapıldığı
tespit edilemedi.
4 yılda Çatalköy'e toplam bin 63 tane yeni ev
Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı
Hasan Sungur, Girne-Tatlısu arasındaki 12 köyden en fazla yeni evin
Çatalköy'de en az yeni evin de Beşparmak köyünde
yapıldığını söyledi.
Annan Planı'ndan sonra inşaat sektöründeki
değişikliği rakamsal olarak ifadelendirmek için
Girne-Tatlısu arasındaki bölgeyle ilgili yapılan incelemeyi
aktarmaya devam eden Sungur, söz konusu bölgede sektör açısından büyük
bir gelişme olduğunu yineledi.
12 köye dört yılda toplam 4 bin 700 tane ev
yapıldığını hatırlatan Sungur, yeni yapılan
evlerin köylere rakamsal olarak dağılımını da
açıkladı.
Buna göre, Çatalköy bin 63, Küçükerenköy 983, Alagadi-Esentepe
arası 874, Bahçeli 548, Arapköy 300, Tatlısu-Esentepe arası 206,
Tatlısu 202, Esentepe 170, Karaağaç 120, Alagadi 102, Karakum 73 ve
Beşparmak köyünde 59 tane yeni ev yapıldı.
4 bin 700 evden yaklaşık 3 bin tanesi henüz tamamlanmadı
Söz konusu bölgede dört yılda yapılan toplam 4 bin 700 evden
bin 888, yani % 40'ının bitmiş durumda olduğunu tespit
ettiklerini kaydeden Hasan Sungur, 2 bin 812, yani % 60 evin de tamamen
bitmediğini söyledi.
Ayrıca, 2004'ten sonra bölgede yapılan bin 263 evde ikamet
edildiğini belirten Sungur, 2 bin 812 tane evin inşaat halinde
olduğunu 625 tanesinin de tamamlandığı halde boş
durduğunu ifade etti.
2004 yılı öncesine oranla apartman tipi konutlar arttı
Annan Planı'nın inşaat artışına etkisinin
yanı sıra ev tiplerinin seçimine yansıdığını
kaydeden Sungur, "Annan Planı'ndan sonra anlayış değişti"
dedi.
Plandan önce villa tipi konutların daha çok tercih edildiğini
ancak 2007 yılına kadar olan zamanda apartman tipi konutlarda
artış olduğuna dikkat çeken Hasan Sungur, 2004'ten önce
Girne-Tatlısu arasında %19.7 oranındaki apartman tipi
konutların bugün % 34'e çıktığını buna
karşın, villa tipi konutlarda ise % 73.5 oranından %54'e
düştüğünü söyledi.
Söz konusu bölgede son dört yılda yapılan ev tiplerine göre
inceleme ise şöyle:
"Dubleks villa 2 bin 875, apartman tipi konut 799, blok ev 454,
tek katlı villa 212, ikiz dubleks 204, bungalov 115, tripleks 27 ve
diğer tip evlerden de 14" tane bulunuyor.
Rakamlara bakıldığı dubleks villa tipi evlerin en
fazla tercih edilen ev tipi olduğu gözlemlenirken apartman tipi konutlarda
da 2004 yılı öncesine oranla artış olduğu ortaya
çıkıyor.
Siteler de arttı
Girne-Tatlısu arasındaki bölgede sitelerle ilgili
yapılan konut sayısına bakıldığında ise, 100
hanelik sitelerden büyük konutların müstakil evlere oranla daha fazla
yapıldığı ve tercih edildiği görülüyor.
2004-2007 ekim ayına kadar olan sürede, 100 hanelik sitelerden
büyük konutlar % 27, 21-50 arası konutlar % 24.3, 11-20 arası % 16.5,
2-10 arası % 13.6, 51-75 arası % 10.8, müstakil ev % 4.1 ve 76-100
arası konutlar da % 3.7 oranında tercih edildi.
KIBRIS 13/11/07
Annan Planı'ndaki 'Kuzey Parça Devleti' Anayasası
yürürlüğe konmalı
Kıbrıs AB
Derneği, Kıbrıslı Türklerin referandumla
onayladığı Annan Planı'ndaki "Kuzey Parça
Devleti" anayasasının,
geçici maddelerle bugünkü çözümsüzlük haline uyarlanarak derhal yürürlüğe
konulmasını istedi.
Denek Başkanı Ali Erel dün yaptığı
açıklamada, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçmeye
yönelik tartışmaların ise "kişiye özel çözüm
yaklaşımları" olduğunu ileri sürdü.
Ali Erel, son günlerde başlatılan çalışmada anayasada
değiştirilmek istenen maddelerle amacın demokratik bir anayasa
yaratmak olmadığının ortaya
çıktığını ileri sürdü.
Erel, anayasada yapılmak istenen değişikliklerden
birinin "Anayasa kurallarının kısmen veya tamamen
Cumhuriyet Meclisi'nin üye tam sayısının 5'te 3'ü (30
milletvekili) oyu ile değiştirilebilmesi"; ikincisinin ise
"20 milletvekilinin isteği üzerine Meclis'te kabul edilen
yasaların Cumhurbaşkanı tarafından halkoylamasına
sunulması" olduğunu anlatarak, şöyle dedi:
"Bir gecelik operasyonlar neticesinde oy birliği ile
kararların nasıl alındığı bu meclisin tarihinde
yazılıdır. Anayasa değişikliğini
kolaylaştıracak bu düzenleme ile sistemimiz Kıbrıs Türk
toplumu dışından gelecek müdahalelere karşı daha da
zayıflayacaktır."
Ali Erel, meydanlarda toplanan kalabalıkların
Kıbrıs'ta "iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe
dayalı federal" bir çözümü sağlayamaması yanında,
"yaşanan sürecin Kuzey Kıbrıs'ta siyasi, ekonomik, sosyal
ve kültürel kaosu daha da derinleştiren bir yapı
oluşturmasına neden olduğunu" savundu. Erel, bu
yapının, "Avrupa Birliği değerlerinde
kaçınılmaz olan olası bir çözüme engel teşkil
edeceğini" ileri sürerek, "iki ayrı devlet"
söyleminin, "yeni sahiplerinin ağzında ve yeni ambalajı
içinde 'iki demokrasi, iki ekonomi, iki halk, iki devlet ve iki din'
şeklini aldığını" iddia etti. Erel, "Bu yeni
paket, Annan Planı'nda ifadesini bulan 'Kuzey Parça Devleti'nin
aynısıymış gibi pazarlanmaktadır" dedi.
Erel, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü
benimseyen; şeffaf, hesap verebilen ve iradesini Kıbrıslı
Türklerden alan bir yönetimin oluşturulmasının Kıbrıs
Türk toplumunun varlığının devamı için bir ön
şart olduğunu söyledi. Erel, çözümsüzlük şartlarında bu ön
şartın tam olarak yerine getirilmesinin mümkün olmamasına
karşın, "en azından yaşanan bu kaosun siyasi çözümü
engellemesine izin verilmemesi gerektiğini" belirtti.
Kıbrıs'ta, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ifade
ettiği gibi "Türkiye'nin bölgesel alt yönetimi" olarak devam
etmenin, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı
Türklerin varlığını tehlikeye soktuğunu iddia eden
Erel, "tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla" acil önlem
alınması gerektiğini söyledi, "Gerekli önlemlerin
alınmaması halinde toplumsal varlığın yok
olacağı ortadadır" dedi.
KIBRIS 13/11/07
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı
Rumlar, Trodos'a "Barış Fidanları" dikti
Geçtiğimiz yaz Trodos'ta meydana gelen yangın felaketi
neticesinde yanan ağaçların yerine Kıbrıslı Türkler ve
Kıbrıslı Rumlar, yeşil ve birleşik bir
Kıbrıs için fidan dikimini hep birlikte gerçekleştirdi.
Ledra'nın açılması için Vatandaşlar İnsiyatifi
Başkanı Valentina Sofeklous, Trodos'a Kıbrıslı
Türklerle Kıbrıslı Rumların 300'den fazla fidan dikmesinin
çok anlamlı olduğunu belirtirken, Kıbrıslıların
ortak vatan bilinciyle hareket ederek çevre ve diğer konulara ilişkin
ortak politika geliştirmeleri gerektiğinin altını çizdi.
Sofeklous aynı zamanda Ledra (Lokmacı)
kapısının da en kısa zamanda açılmasını
arzuladıklarını söyledi.
Barış fidanlarının dikilmesinden sonra
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, Trodos'ta
birlikte öğle yemeği yiyip ve sohbet ederek etkinliklerini
tamamladı.
KIBRIS 13/11/07
Makedon heyet, Canan Öztoprak'ı ziyaret etti
İlk olarak Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan
Öztoprak'ı ziyaret eden heyette, Makedonya Kurucu Başbakanı
(şu an görevde bulunan Makedonya Başbakanı'nın
Başdanışmanı) Prof. Dr. Nikola Klyusev; Makedonyalı
Türk Şair ve Yazar Prof. Esad Bayram; ve Makedonya Bilimler ve Sanatlar
Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Numan Aruç bulunuyor.
Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Basın
Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, ziyarette Makedonya Strateji
Araştırmalar Merkezi Başkanı olan Nikola Klyusev, KKTC'de
bulunmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Bakan Öztoprak da Makedonya'ya yaptığı ziyareti
anımsatarak; Klyusev ile çok yararlı temaslarda
bulunduklarını; heyeti burada ağırlamaktan son derece
memnun olduğunu söyledi.
16 Kasım'da adadan ayrılacak olan Makedon heyeti, daha sonra,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'ya da bir nezaket ziyareti gerçekleştirdi.
KIBRIS 13/11/07
"Ambargolar KKTC'yi Batı'dan
uzaklaştırıyor"
14 Kasım, 2007 12:42:00 (TSİ) CNN TURK
İngiliz Financial Times gazetesine göre, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan ambargolar, bu ülkeyi
Batı'dan uzaklaştırırken doğudaki 'Batı ile sorunlu'
ülkelere yakınlaştırıyor.
Kıbrıs'taki bölünmüşlük Batı
basınında 'tehlike' olarak nitelendiriliyor.
Finacial Times gazetesi yayımlanan "Kuzey
Kıbrıs'ı aramıza alalım" başlıklı
yazıda, Ada'nın kuzeyine yönelik ambargoya farklı bir
bakış açısıyla yaklaşıldı.
Nick Kochan imzalı yazıda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne
yönelik ekonomik yaptırımların bu ülkeyi Batı'dan
uzaklaştırdığı belirtiliyor.
Yazıda, "radikal Ortadoğu ülkeleri Yunanistan ve diğer
ülkelerin eleştirilerine karşı çıkmaya ve Kuzey
Kıbrıs'la ticaret yapmaya hazır" ifadesi yer alıyor.
Bu tezin en güçlü örneği olarak da Suriye gösteriliyor; Suriye ve
Kuzey Kıbrıs arasında feribot seferleri yapılıyor.
Yazıda, Mağusa limanından yapılan bu seferlerle Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin İslam dünyasına
açıldığı görüşü ileri sürüldü.
Yazıda Kuzey Kıbrıs'ın Batı'dan uzaklaşma
ihtimaline örnek olarak Filistin, İran ve Sudan'dan Ada'ya okumaya gelen
öğrenciler de gösteriliyor.
İsrail'in Ada'daki turizm sektörüne, Rusların da bankacılık
hizmetlerine yöneldiği ve bu yatırımların daha da
gelişeceği yazıda yer alıyor.
Ekonomik yaptırımların Kuzey Kıbrıs'ı
Batı'dan daha da uzaklaştıracağının
vurgulandığı yazıda, bunu engellemek için Ada'nın
Avrupa Birliği sürecine dahil edilmesi gerektiği belirtiliyor.
Bring northern Cyprus back into
the fold
By Nick Kochan
FINANCIAL TIMES 14 2007
T he division of Cyprus between
Greek and Turkish residents represents a festering sore for the European Union
and for the wider international community. Resolutions have been painfully
pursued since 1974, when the island was divided, but none has yet satisfied
both sides. The Turkish Republic of Northern Cyprus continues to face embargoes
from the EU and most large states.
The time has come for a further
push, this time by Gordon Brown, the UK prime minister, and Recep Tayyip
Erdogan, Turkey's prime minister, to bring northern Cyprus back into the fold.
The two men recently proposed an initiative at the United Nations, where there
is a will to continue the process, initiated by Kofi Annan, the former UN secretary-general,
which culminated in a referendum in 2004. Both sides were asked to vote on
unification around a carefully balanced series of compromises. Two-thirds of
Turkish Cypriots voted in favour, but two-thirds of Greeks voted against and
the issue was shelved. The result has left the Turkish Cypriot community
feeling bruised.
Financial Times: Kuzey Kıbrıs, Avrupa'dan
uzaklaşabilir
Ekonomik ambargo altındaki KKTCnin Batıdan
uzaklaşabileceği uyarısı yapıldı. Financial Times
gazetesinde yayınlanan bir makalede KTTCnin Suriye ve İran ile artan
ilişkilerine dikkat çekilerek Kuzey Kıbrısın Batıdan
uzaklaşabileceği uyarısı yapıldı. Makalede
İngiltere Başbakanı Brown ile Başbakan Erdoğandan
Kıbrıs konusunda yeni bir çaba göstermeleri istendi.
Financial Times gazetesinde bir süre önce
"Ortadoğu Sermaye Piyasalarındaki Fırsatlar"
başlıklı kitabını yayınlayan Nick Kochanın
bir makalesine yer verildi. Kıbrıs sorununun çözümlenmediğine,
Kuzey Kıbrısa ekonomik ambargonun sürdüğüne dikkat çekildiği
makalede şöyle devam edildi:
"Kuzey Kıbrısı geri
kazanmak için yeni bir çaba yapılması zamanı geldi. Bu defa
İngiltere Başbakanı Gordon Brown ve Türk Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan tarafından. İkisi, kısa bir süre önce
Kofi Annan tarafından başlatılan sürecin devam etmesi iradesi
bulunduğu BMde bir girişim önerdiler.ö Annan Planı
referandumunda "evet" diyen Kıbrıslı Türklerin
yaralı hissettiği kaydedilen makalemde şu uyarı yapıldı:
"Siyasiler, sorun ile
boğuşmayı sürdürürken iş ve finansal
kaygılarının, Kuzey Kıbrısı Batı
bünyesinden akla daha az uygun bölgelere doğru çekmeleri riski bulunuyor.
Radikal Ortadoğu devletleri, Kuzey Kıbrıs ile iş yapmak
için Yunanistan ve başka yerlerden gelen eleştirileri göz ardı
etmeye hazır.ö
'İRAN İLE İŞ TEMASLARI
ARTIYOR'
Nick Kochan, Suriyenin KKTC ile feribot
seferlerini başlattığını, Kuzey
Kıbrısın bunu İslam dünyası ile ticaret ve
ulaşım bağlarını kurmak için kullanacağını
belirterek "İran ile iş temasları artıyor ve altı
Kıbrıslı Türk üniversitesinde okuyan öğrencilerin
birçoğu, Filistin, İran ve Sudandan geliyor" diye yazdı.
Kuzey Kıbrısda İngilizlerin mülk
aldıkları, İsraillilerin otel ve mülk
yatırımlarını yaptığı, bölgenin turizm
sektörünün büyük ölçüde Türkiyeye bağımlı olduğu
belirtilen makalede "Güçlü casino ve kumar sektörünün
bazılarının Kuzeynin finansal dürüstlüğünü
sorgulamalarına yol açtığıönı da yazdı. Makalede
şu görüşlere yer verildi:
"Ekonomik izolasyonun, Avrupanın
kenarında ve dünyanın en hassas bölgelerinden birinde gücenmiş
bir topluluğu yaratması riski var. ABde bu tehlikeleri görenler var
ve ambargoyu yumuşatmayı isterler ancak bir AB üyesi olan
Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum Kesimi) böyle bir girişimi bloke
edebilir.ö Nick Kochan, siyasi değişim sağlanabilmesi için bölge
ekonomisinin canlandırılması gerektiğini vurgularken de
"Ekonomik refah arayışı, birleşmeye yönelik siyasi
girişimler ile birlikte olmalı. Ada, ekonomik potansiyelini gerçekleştirdiğinde
geçmişteki kavgalar unutularak istikrarlı ve birleşmiş bir
devlet yaratılabilir" diye yazdı.(ANKA)
MILLIYET 14/11/07
Kıbrıs Türk
ile Makedonya halkının ilişkilerini geliştirmek istiyoruz
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Makedonya Kurucu Başbakanı
ve Başbakan Başdanışmanı, Makedonya Strateji
Araştırmalar Merkezi Başkanı Nikola Klyusev ile KKTC ve
Makedonya Dostluk Derneği Asbaşkanı Esad Bayram'ı kabul
etti.
Başbakanlıkta gerçekleştirilen görüşmede CTP-BG
Gazimağusa Milletvekili Arif Albayrak da hazır bulundu.
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler
Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, Başbakan Ferdi Sabit Soyer
heyeti kabulünde, Makedonya yetkililerini Kuzey Kıbrıs'ta görmekten
memnuniyet duyduğunu belirterek, Makedonya ile ilgili yararlı
bilgileri bu ülkeyi ziyaret eden Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan
Öztoprak ile Arif Albayrak'tan aldığını söyledi.
Başbakan Soyer, Makedonya'nın çok kritik dönemlerden geçerek
bağımsızlığını kazandığına
dikkati çekti ve ülkenin bugünlere başarıyla gelmesinde Nikola
Klyusev'in büyük katkıları olduğunu belirtti.
Heyetin ziyaretleri esnasında Kıbrıs Türk
halkını iyice tanımasını da isteyen Başbakan
Soyer, Kıbrıs Türk halkının Makedonya halkı ile
ilişkilerini geliştirmek istediğini vurguladı.
İki halkın ortak yanları...
Makedonya Kurucu Başbakanı, Başbakan
Başdanışmanı, Makedonya Strateji Araştırmalar
Merkezi Başkanı Nikola Klyusev de, Makedonya halkı ile
Kıbrıs Türk halkının benzerlikleri bulunduğunu dile
getirdi.
Nikola Klyusev, Kuzey Kıbrıs ile Makedonya'nın gerek
kültürel, gerekse ekonomik alandaki ilişkilerini artırması temennisinde
bulundu.
Makedonya'nın tarihçesini de anlatan Nikola Klyusev, zorluklardan
geçerek BM'ye üye, AB'a da aday adayı olduklarını
anımsatarak, yakın bir zamanda Kıbrıs Türk
halkının da AB'a üye olmasını temenni etti
Kuzey Kıbrıs'ta çok sayıda üniversite bulunduğunu
hayretle gördüğünü dile getiren Klyusev, Kıbrıs Türk
halkının çok sıcak bir halk, Kuzey Kıbrıs'ın da
güzel bir ülke olduğunu söyledi.
KIBRIS
14/11/07
Avrupa'daki bazı Türk kökenli parlamenterler KKTC'ye
geliyor
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nun davetlisi
olarak adaya gelecek heyette Alman Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Meclisi
üyeleri Özcan Mutlu ve Bilkay Öney, Danimarka Sosyal Demokrat Parti
milletvekili Hüseyin Araç, Avrupa Parlamentosu'nun eski üyesi Ozan Ceyhun ve
Alman Hür Demokrat Parti (FDP) Delmenhorst Belediye Meclisi üyesi Murat
Kalmış bulunuyor.
Yeşiller milletvekili Öney AA muhabirine yaptığı
açıklamada, KKTC'nin kuruluş yıl dönümü kutlamalarına
katılmak üzere adaya gideceklerini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve parlamento yetkilileriyle de görüşmelerde
bulunacaklarını söyledi.
KKTC'nin AB'ye alınması için Avrupa'daki Türk parlamenterler
olarak mücadele ettiklerini ifade eden Öney, "Adadaki izolasyon bir an
önce kaldırılmalı. Annan Planına 'Evet' oyu veren KKTC
AB'ye alınmazken, 'Hayır' diyen Rum kesimi AB'ye
alınmıştır. Bu durum KKTC'ye yapılan en büyük
haksızlık. AB tarafından verilen sözlerin yerine getirilmesini
istiyoruz. AB fonundan KKTC'ye ödenmesi gereken meblağlar Rum kesimi
tarafından veto edilmektedir. KKTC'ye ödemelerin büyük bir kısmı
yapılmamaktadır. Uyum sürecinin hayata geçirilmesini talep
ediyoruz" dedi.
Lefkoşa havaalanına 2000 yılında indikleri için Rum
kesimi tarafından Almanya Dışişleri
Bakanlığına şikayet edildiklerini, ancak buna
aldırmadıklarını kaydeden Öney, "Yeşiller Partisi
olarak son 7 yılda KKTC sorununun çözümü ve izolasyonların
kaldırılması için çalışıyoruz. Şikayetlere
aldırmıyoruz" diye konuştu.
Bu arada, Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı ve
Alman-Türk Parlamenterler Dostluk Grubu Başkan Yardımcısı
Claudia Roth'un da Kıbrıs'a davet edildiği, ancak zamanı
olmadığı için bu seyahate katılamayacağı
bildirildi.
KIBRIS
14/11/07
Turizmde ekip işi şart
TURİZME KATKI KOYANLAR KIBRIS'A İÇİNİ DÖKTÜ...
Londra'daki World Travel Market (WTM) fuarının ikinci gününde KKTC'de
turizmle uğraşan ve ülkemize turist çekmek için çaba sarf eden turizm
acenteleri ile Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Başkanı
Turhan Beydağlı, KIBRIS'a turizmle ilgili açıklamalarda bulundu.
Beydağlı, fonksiyonel olarak fuarın hazırlanışını
oldukça güzel bulduğunu ifade ederek, "İlk defa fuarda
profesyonelce hazırlanmış bir KKTC standı ve tasarım
görüyorum. Bu sunumu hazırlayanları kutluyorum. Tam kadro buradayız"
dedi
TEŞVİK YASASINDAN MEMNUN DEĞİLİZ... Polatkan
Turizm sahibi Ali Polatkan, turizmin bir ekip işi olduğuna
işaret ederek, turizm yapılacağı zaman bunun alt
çalışmasının yapılması gerektiğini söyledi.
Ülke olarak "Ben turizm yapacağım" demekle turizmin
yapılamayacağını anlatan Polatkan, bu
çalışmaların planlı bir şekilde gerçekleşmesi,
turizmin devlet politikası haline getirilmesi gerektiğini belirtti.
Çıkarılan teşviklerle ilgili hiçbir bilgileri
olmadığını kaydeden Polatkan, "Teşviklerin
turizme hiçbir katkısı olmayacaktır. Şu anda biz
İngiltere fuarındayız ve teşviklerin ne olduğunu biz
bilmiyoruz" dedi.
Ali CANSU (LONDRA)
Londra'da 12-15 kasım tarihleri arasında dünyadaki bir çok
ülkenin kendi ülkesini tanıtıp turizm pastasındaki payı
artırarak pazarına daha fazla turist çekmek için tanıtım
yaptığı World Travel Market (WTM) fuarı sürüyor.
Fuarın ikinci gününde KKTC'de turizmle uğraşan ve
ülkemize turist şekmek için çaba sarf eden turizm acenteleri ile
Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Başkanı Turhan
Beydağlı, KIBRIS'a turizmle ilgili açıklamalarda bulundu.
Turhan Beydağlı, fonksiyonel olarak fuarın
hazırlanışını oldukça güzel bulduğunu ifade
ederek, "İlk defa fuarda profesyonelce hazırlanmış bir
KKTC standı ve tasarım görüyorum. Bu sunumu hazırlayanları
kutluyorum. Tam kadro buradayız" dedi.
Bakanlık, seyahat acenteleri, rehberler, tur operatörleri,
Kıbrıs Türk Hava Yolları ve özel hava yolu Pegasus'un
Londra'daki fuara katıldıklarını ifade eden
Beydağlı, Londra'ya organizeli bir şekilde gelinmediğini
söyledi.
Beydağlı, Kıbrıs'ta fuarla ilgili Kıbrıs
Türk Hava Yolları ve Pegasus ile birlikte bir araya gelmediklerini,
bakanlık ile kısmen bir çalışma
yapıldığını, seyahat acenteleri ile dirsek teması
içinde olduklarını kaydederek, "Londra'ya gelirken KKTC
takımı olarak hazırlıklı bir şekilde gelmemiz
gerekirdi. Ancak, bu böyle olmadı" dedi.
Sunduğumuz ürünün kaç paraya ne şekilde
satılacağını, hedef kitleler ile destinasyonların ne
olabileceği konusunda aylar önce çalışılması
gerekmesine rağmen bunun yapılmadığını da anlatan
Beydağlı, tüm bunların son güne kaldığını ve
bunun yanlış olduğunu söyledi.
Londra'daki fuarın verimli bir hale getirilmesinin önemli
olduğunu ve parasal getirinin geri alınmasının şart
olduğunu vurgulayan Beydağlı, bunun için de afişlere konan
güzel imajları KKTC'de de hazırlanması gerektiğini, bunun
için de hükümet nezdinde çalışılması gerektiğini
belirtti.
KKTC'ye gelebilen turistlerin ulaşabilecekleri ulaşım
araçları ile araç bulunduğu zaman bunun memnuniyet seviyelerinin çok
iyi bir şekilde oturulup tartışılmasının
şart olduğunu söyleyen Beydağlı, yeni bakan ile bu konuda
ciddi bir çalışma yapabilecekleri inancını
taşıdığını söyledi.
Fuar sırasında veya fuardan sonra bakanlık ile oturup
tüm bu sorunları masaya yatırılması gerektiğini
anlatan Beydağlı şöyle konuştu:
"Bu haliyle fuar sonrası bir çalışma yapılmaması
halinde çok verim alınacağını düşünmüyorum. Ben bu
konuda biraz karamsarım. Eğer ciddi bir şekilde fuarda vaat
edilen sözler yerine getirilirse ülkemize turist çekebiliriz. Havayolu,
acenteler ve tur operatörlerinin vereceği paketlerde ciddi bir şekilde
bir uyumluluk var ise bunu tüketiciye yansıtmamız mümkün olacak.
Ancak, ben bu bacağı biraz eksik buluyorum.
Ben şunu iddia ediyorum ki, biz bakanlık yetkilileri ile
çalışacağımızı söylüyoruz. Bakanımız da
bunu sürekli iddia ediyor. Ama bir örnek vereyim, geçtiğimiz hafta
Bakanlar Kurulu'na teşviklerle ilgili bir öneri sunuldu ve bundan hiç de
memnun değiliz.
Çünkü, bu teşvikler bize danışılmadan
yapılmıştır. Biz yıllarca Kıbrıs'taki
sorunun ulaşım sorunu olduğunu iddia ediyoruz. Bunu biz
değil herkes iddia ediyor. Bir getirim haline getirilen tur operatörüne
teşvik vermenin bir anlamı olduğunu ben bir türlü
kabullenemiyorum. Biz yurt dışına tur satana para veriyoruz.
2007'nin başında bu yapıldı ve belli otel ve restoranlara
15 bin civarında para akışı sağlandı ancak bunun
ülkeye hiçbir katma değeri olmadı."
Bilgi birikimlerinin birleştirilmesiyle tek ve kaliteli bir fiyat
çıkarmanın mümkün olabileceğini de anlatan Turhan
Beydağlı, yapılan bütün çalışmalarda sektörün
profesyonel yetkililerinin orada olması gerektiğini çünkü işi
bilen ve eli taşın altında olanların da bu insanlar
olduğunu kaydetti. Beydağlı, "Ama siyasiler yabancı
ülkeye gidip pazarlama yapacaksa burada bir yanlışlık var çünkü
benim otelimin fiyatını ben bilebilirim. Seyahat acenteleri pazarlama
yapabilir. 2008'de bunların aşılması durumunda bu sorunlar
aşılabilir" dedi.
Sektörde dağınıklık devam etmektedir
Polatkan Turzim sahibi Ali Polatkan turizmin bir ekip işi
olduğunu belirtti ve turizm yapılacağı zaman bunun alt
çalışmasının yapılması gerektiğini söyledi.
Ülke olarak "Ben turizm yapacağım" demekle turizmin
yapılamayacağını anlatan Polatkan, bu
çalışmaların planlı bir şekilde gerçekleşmesi
gerektiğini söyleyerek, şu ana kadar turizmin KKTC'de
yapılması durumunda böle bir çalışmanın yapılmaması
gerektiğini bunun da devlet politikası haline getirilmesi
gerektiğini kaydetti.
Çıkan teşviklerle ilgili hiçbir bilgileri
olmadığını kaydeden Polatkan, bugüne kadar da bunları
bilmediklerini ifade etti.
Bakanlık ile iş birliği yapılması ve sektörlerle
bir araya gelinmesi ve bunun bir alt çalışması
yapılması gerektiğini anlatan Polatkan,
"Çıkarılan teşviklerin turizme hiçbir katkısı
olmayacaktır. Şu anda biz İngiltere fuarındayız ve
teşviklerin ne olduğunu biz bilmiyoruz" dedi.
Turizmde geçtiğimiz seneye oranla daha kötü bir duruma
düştüklerini belirten Polatkan dağınıklığın
sürdüğünü ve otellerin müşteri bulamaz hale geldiğini
kaydederek, "İngiltere'de bizi pazarlayan acente de ortada yoktur.
Sektörde dağınıklık devan ediyor. Diğer ülkelerin
başarısını gördükçe ne kadar karamsar olduğumuz ortaya
çıkacaktır.
KKTC'ye turistlerin neden ve nasıl gelmesi konusunda bir masa
çalışması yapılıp acente ve otelleri bu konuda
seferber edilmesi gerekiyor. Teşvikler konusunda şeffaf bir tablo
görmüyorum" diye konuştu.
Turizm bütünlüklü olur
KKTC'nin artık turizmi öğrendiğini ve turizmin
bütünlüklü olduğunu ve ülkede turizmle ilgilenenlerin turizmi
öğrendiğini kaydeden Polatkan, turizmde uzun vadeli bir
mantığın takip edilmesi gerektiğini söyledi.
Turizmde bir günlük tedbirlerle bir yere gidilemeyeceğini de
anlatan Polatkan, "Diğer ülke standlarında içerik ve bütünlük
olmasına rağmen bizde bu yoktur" dedi.
Teşvikler uygulamaya girmeli
Oraç Turizm Direktörü Tijen Oraç bu yıl gerçekleşen
fuarın geçen yıldan daha iyi olduğunu kaydederek, bu yılki
KKTC standının da daha iyi dizayn edilmiş misafir
ağırlayan bir stand olduğunu bunun da bakanlığın
daha profesyonelce çalışılmasından kaynaklandığını
söyledi.
Baklanlığın verdiği teşviklerin uygulamaya
girmesi durumunda turizm ve seyahat acentelerinin daha iyi gitmesi yanında
karşı tarafın da bundan faydalanacağını kaydetti.
Stand her yıl daha güzel oluyor
Tulip Holidays yetkilisi Mina Sökmen, KKTC standının çok
güzel hazırlandığını kaydederek, KKTC
standının diğer ülke stantlarından bir farkının
olmadığını söyledi.
Geçtiğimiz yıl KKTC standının
olmadığını ve Türkiye standında görüşmelerini
yaptıklarını anlatan Sökmen, bu yıl KKTC
standının her şeyiyle düşünülmüş mükemmel bir stand
olduğunu kaydetti.
KIBRIS
14/11/07
Yıldönümü kutlamasında Rumlara sert tepki
15 Kasım, 2007 11:57:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC, 24'üncü kuruluş yıldönümünü kutluyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kutlamalar sırasında
yaptığı konuşmada, Rum yönetimi için, ''Canımız
ellerinde olsa 'çıksın' diye sıkmazlar mı?'' dedi.
Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıslı
Türklerin ticari ilişkilerini durdurmak için büyük bir
saldırganlık içinde olduğunu söyleyen Talat, "Böylesine bir
saldırganlık nerede görüldü? Ticari bir ilişkiyi durdurmak için,
dünyanın gözü önünde bu nasıl bir saldırganlık, nasıl
bir düşmanlık? Canımız ellerinde olsa çıksın diye
sıkmazlar mı?" ifadesini kullandı.
KKTC'nin kuruluş yıldönümü kutlamaları kapsamında
Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda resmi geçit töreni
yapıldı.
Talat, burada yaptığı konuşmada, Rum yönetiminin, KKTC'nin
Gazimağusa ile Suriye'nin Lazkiye limanları arasında
başlatılan feribot seferlerine inanılmaz bir tepki göstererek,
Suriye'ye karşı haçlı seferi başlatmaya yeltendiğini
belirtti.
Zamanın Kıbrıs'ta çözümün aleyhine
çalıştığını söyleyen Talat,
"Çözümsüzlüğün, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve
uluslararası toplumun, Kıbrıs Rum tarafını adanın
tek temsilcisi sayıp her olanağı altın tepsi içinde sunması,
buna karşılıksa Kıbrıs Türk tarafını
izolasyonlar altında dışladığı için devam
ettiğini" kaydetti.
"450 yıllık tarihe sahibiz"
KKTC lideri Talat, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini
yönetme deneyimi ve her düzeyde kendi yönetim sistemini
kurumsallaştırma becerisi açısından yaklaşık 450
yıllık bir tarihe sahip olduğunu söyledi.
Talat, "O nedenle öncelikle vurgulamak istediğim, Kıbrıs
Rum tarafının yanlış propagandasıyla Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığını
doğrudan doğruya 1974'e dayandıran bazı uluslararası
kurumların ciddi bir yanılgı içinde olduğudur" dedi.
"Papadopulos reddetti"
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile 8 Temmuz 2006 ve 5 Eylül 2007'deki
görüşmeleri hakkında bilgi veren Talat, Papadopulos'un, önerilerini
müzakere etmeyi dahi reddettiğini söyledi.
Rum tarafının bu retçiliğinin altında, uluslararası
toplumun hataları olduğunu ifade eden Talat, "Papadopulos,
Avrupa Birliği'ne tek taraflı olarak üye yapılmaları
nedeniyle elde ettiği avantajları Kıbrıslı Türkleri
silmek, istediklerini bize empoze etmek amacıyla kullanıyor"
dedi.
Talat, er veya geç, iki kesimliliğe ve Birleşmiş Milletler
barış planında öngörülen temel yaklaşımlar
çerçevesinde iki halkın ve iki kurucu devletin siyasi eşitliğine
dayalı birleşik yeni bir ortaklık devletinin
kurulacağını kaydetti.
Talat'ın konuşmasının sonunda, Akıncılar ve
Karaoğlanoğlu'ndan getirilen Türk ve KKTC bayrakları atletler
tarafından Cumhurbaşkanı Talat'a sunuldu.
Halk oyunları ekibinin gösteri sunduğu törende, Kuzey
Kıbrıs Türk Hava Sporları Federasyonu paraşütçüleri, Türk
ve KKTC bayrakları ile atlayış yaptı.
Türkiye'den gidenler
Kutlamalara; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa
İsen, Türkiye Büyük Millet Meclisi İdare Amiri Fehmi Hüsrev Kutlu,
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Hava
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, KKTC'nin 1'inci
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC devlet ve hükümet yetkilileri,
Kıbrıs Barış Harekatı'na katılan Genelkurmay
Başkanlığı Gaziler Heyeti, diğer ülkelerden gelen
yabancı konuklar ve vatandaşlar katıldı.
Tebrik kabulünün ardından, Lefkoşa Atatürk Anıtı ile Dr.
Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki mezarı başında törenler
düzenlendi.
Rusya Devlet Başkanı Putinin, komşu
Gürcistanın lideri Saakaşviliyi, "Sizi Abhazya meselesiyle
Kıbrısa çeviririm" diye tehdit ettiği ortaya
çıktı.
Gürcistanın muhalefet gösterileriyle çalkalandığı
ortamda TVye çıkıp konuşan Saakaşvili, Putinin bir zirve
sırasında savurduğu tehdidi dünyaya açıkladı ve
"Ayrılıkçı Abhazyadaki son gelişmeler, Rusyanın
bu planı hayata geçirdiğinin kanıtıdır" dedi.
GEÇEN hafta şiddetli muhalefet gösterilerine sahne olan
Gürcistanda sıkıyönetim anlamına gelen olağanüstü hal
uygulaması başlatan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili,
bir numaralı düşman gösterdiği Rusyayı "Bizi
Kıbrısa benzetmek, ülkemizi bölmek istiyorlar" diye
suçladı.
Uygulanan olağanüstü hal çerçevesinde sadece devlet kontrolündeki
yayın organlarının çalıştığı
Gürcistanda televizyon aracılığıyla halka seslenen
Saakaşvili şöyle konuştu:
"Size şimdiyle kadar gizli tuttuğum çok önemli bir konuyu açacağım.
Geçen yılki Minsk BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu)
zirvesinde Vladimir Putin bana net bir şekilde sizi Abhazya meselesiyle
Kıbrısa çeviririz tehdidinde bulundu. Abhazya ile Tiflisteki son
gelişmeler Rusyanın bu planı hayata geçirdiğinin
kanıtıdır" iddiasında bulundu.
Kıbrısta Barış Harekatına yol açan olayları,
kendi ülkesinin şimdiki durumuna benzeten Saakaşvili,
Kıbrısın 1974 yılında iki bölgeye
ayrılmasıyla sonuçlanan olayları o dönemdeki Kıbrıs
yönetiminin yeteneksizliğine bağladı ve şöyle konuştu:
"Gürcistan yönetimi Rusyanın düşündüğü kadar zayıf
değil. Abhazya kozuyla bizi Kıbrısa çeviremediniz ve
çeviremeyeceksiniz. Elde ettiğiniz tek sonuç Gürcistan imajını
dünyada karalamak oldu" dedi.
Gürcistandaki muhalefetin çıkışlarını Rusya destekli
darbe girişimi olarak niteleyen Saakaşvili, önümüzdeki ay erken
devlet başkanlığı seçimleri yapılmasını da
kararlaştırmıştı. Gürcistana Kıbrıs
benzetmesiyle ilk seçim propagandası da böylece başlamış
oldu.
ABHAZLARA SEÇİM SANDIĞI
Gürcistan liderinin Putin adresinde sarf ettiği sözleri
yanıtsız bırakan Rusya Dışişleri
Bakanlığı, cevabı bir başka kanaldan verdi. Rusya
Merkez Seçim Komisyonu 2 Aralık tarihinde Rusyada yapılacak genel
seçimlerde Gürcistan toprağı sayılan ayrılıkçı
Abhazya ile Güney Osetyada seçim sandıkları
yerleştirileceğini duyurdu. 1992 yılından beri
Gürcistandan ayrı varlığını sürdüren bu iki bölgede
halkın yarısına yakını Rusya pasaportu taşıyor.
Abhazya sorunu nedir
BOLŞEVİK Devrimi sonrasında 1921den 1990 yılına kadar
Gürcistan bünyesinde özerk cumhuriyet olan Abhazya, 1991de SSCBnin
parçalanması sürecinde Gürcistandan tek taraflı
bağımsızlık ilan etti. Başta Rusya olmak üzere hiçbir
yabancı devlet tarafından bağımsızlığı
tanınmayan Abhazya buna rağmen Tiflis yönetimi altına
girmeyeceğini söylüyor. 1990 yılında SSCBde "birlik
muhafaza edilsin mi" referandumu yapıldığında
Gürcistan "birlikten çıkalım" yönünde tercihini
kullanırken, Abhazya "Biz Rusya ile birlikte yeni entegrasyon
sürecinden yanayız" diye görüş belirtmişti. 1992de
Sovyetlerden ayrılan Gürcistan, Devlet Başkanı Zviyad
Gamzahurdiye önderliğinde toprak bütünlüğünü sağlamak için
Abhazyadaki asi Suhumi yönetimine savaş açtı. İki yıl
süren çatışmalar, Gürcistanın kendi içindeki darbeyle
sonuçlandı. 1994den beri Abhazya-Gürcistan sınırında Rus
birlikleri barış gücü olarak görev yapıyor. Tiflis, Rus
barış güçlerini sorunda taraf olarak görüyor.
HURRIYET 15/11/07
Londra metrosunda Kuzey Kıbrıs'ı
tanıtıcı panolar
FUARDA ÜLEKLER TANITIM YARIŞINDA... ITB Berlin'den sonra dünya
turizminin en büyük fuarlarından biri kabul edilen Dünya Turizm
Pazarı WTM (World Travel Market) dün turizm profesyonelleri ve
öğrencilere kapılarını açtı. Fuarda diğer ülke
standlarında her ülke kendi kültürünü, yemek çeşitlerini ve turizmini
tanıtmak için yoğun çaba sarf ediyor
KKTC HAK ETTİĞİ PAYI ALACAKTIR... Türkiye Kültür ve
Turizm Bakanı Ertuğrul Günay "Ambargo altındaki ülkemizde
turizm lokomotif sektördür. Rum kesiminin bütün engellerine rağmen KKTC
turizmi dünyadaki hak ettiği payı alacaktır. Bu fuarda bu
duyguyu edindim" dedi
Ali CANSU (LONDRA)
Londra'da devam eden Dünya Turizm Fuarı'ndaki Kuzey
Kıbrıs'ın (World Travel Market) standı çok sayıda
ziyaretçi çekmeye devam ederken, başkentin en kalabalık ana
metrolarından Tottenham Court Road Metro İstasyonu'na asılan
Kuzey Kıbrıs reklâm panolarına İngilizler ve turistler
büyük ilgi gösteriyor.
Sayıları 46 olan ve metronun birçok bölümünde asılı
olan çeşitli ebatlardaki reklam panoları metro koridorlarına,
yürüyen merdivenlere ve en yoğun giriş çıkışın
yapıldığı yerlere asıldı.
Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan
Şanlıdağ'ın da yerinde inceleme fırsatı
bulduğu panoların kısa sürede ilgi toplamaya başlaması
yetkilikerin yüzünü güldürüyor.
Londra'da yoğun bir ulaşım trafiği bulunan Tottenham
Court Road Metro İstasyonu'nda, 7 Kasım'da asılan ve 6
Aralık'a kadar sergilenecek olan çeşitli ebatlarda 46 adet reklam
panosu bulunuyor.
Günde 200 binin üzerinde kişiye ulaşılması
planlanan panoların Kuzey Kıbrıs turizminin
tanıtılmasında önemli rol oynayacağı ifade ediliyor.
Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi Koordinatörü Yılmaz
Kalfaoğlu, reklam panolarının 30 bin Sterling (70 bin YTL'ye)
mal olduüunu kaydetti.
Günay: KKTC hak ettiği payı alacaktır
Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ,
Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile bir toplantı
yaparak KKTC turizminin nasıl daha ileriye götürüleceği konusunda
görüş alışverişinde bulundu.
Günay, "Ambargo altındaki ülkemizde turizm lokomotif
sektördür. Rum kesiminin bütün engellemelerine rağmen KKTC turizmi dünyada
hak ettiği payı alacaktır. Bu fuarda bu duyguyu edindim"
dedi.
Günay, "Bu yıl turizmde gelir ve ziyaretçi
açısından son iki yılın rakamlarını geçtik.
İngiliz turistlerde 2 milyon eşiğine yaklaştık. Bundan
sonraki hedefimiz Yunanistan'a giden İngiliz turist sayısı 4
milyon olacak" dedi. "Türkiye'nin turizm sunumundaki
çeşitliliği artıracağını" vurgulayan bakan
Günay, "Bu amaçla tarihsel ve doğal çevreyi korumak şartıyla
2008'in ilk haftasında başlayacak yeni kampanya için 40 milyon
dolarlık artışla 150 milyon dolarlık bir bütçe
ayırdık. Kampanya kapsamında dünyayı 10 bölgeye
ayırarak 8'inde tanıtım ihalelerini tamamladık" diye
konuştu.
Daha sonra Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay
daha sonra ise Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ
KKTC standını gezerek, turizmcileri dinledi ve sohbet etti.
Ülkeler fuarda yarışa girdi
ITB Berlin'den sonra dünya turizminin en büyük fuarlarından biri
kabul edilen Dünya Turizm Pazarı WTM (World Travel Market) dün turizm
profesyonelleri ve öğrencilere kapılarını açtı.
12-15 Kasım tarihleri arasında Londra Excel fuar merkezinde
yapılan Thames Nehri kıyısındaki 40 hektarlık alan
üzerinde 202 ülkeden 50 bine yakın turizmcinin ziyeret etmesi bekleniyor.
Bugün sona erecek olan fuarda çeşitli etkinlikler
yapılırken WTM Global Trends Report 2007, İngilizlerin 2010
yılında nasıl seyahat edeceklerini içeren How the British Will
Travel 2010 gibi araştırmalar da yayınlanacak.
Fuarda diğer ülke standlarında her ülke kendi kültürünü,
yemek çeşitlerini ve turizmini tanıtmak için yoğun çaba sarf
ediyor. Adeta bir birleri ile turist çekme yarışına giren fuara
katılan ülkeler, katılımcılara standlarında
sundukları değişik ilgi çekici faaliyetlerle müşteri
topluyor.
Dün halkın ziyaretine açılan fuarda Türkiye, Brazil, Çin,
İtalya standları yanında Kuzey Kıbrıs'ın
standı da özellikle seramik ve sepet yapımı ile
katılımcıların ilgisini çekiyor.
Fuarda ülkeler kendi kültürlerini giydikleri kıyafetler,
kendilerine özgü yemek çeşitleri ve oyunları ile
katılımcıları standlarına çekmeyi sürdürüyor.
KIBRIS 15/11/07
Cumhurbaşkanı Talat: KKTC, çağdaş
yaşam seviyesine ulaşmanın aracı
Talat, "Siyasi, ekonomik ve sosyal
kazanımlarımızı koruyup geliştirecek bir devlet
aygıtına sahip olmak, böyle bir devlet aygıtının
sunduğu olanakları kullanarak, böyle bir devlet
aygıtının koruyuculuğunda yaşamak herkes gibi
Kıbrıslı Türklerin de hakkıdır. KKTC işte bu
devletin kendisidir" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin 24. kuruluş yıldönümü
dolayısıyla BRTK'dan yaptığı konuşmada, KKTC'nin
ayrılığı ve bölünmüşlüğün sembolü değil, tüm
kurumlarıyla güçlenmesiyle barışa katkı
sağlayacağını söyledi.
Çağdaş uygarlık ilkelerine uygun yaşayabilmek için
KKTC'yi kurmuş olan Kıbrıs Türk halkının, 24
Nisan'daki referandumda Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için
üstüne düşen fedakarlıkları yapmaya hazır olduğunu da
gösterdiğini hatırlatan Talat, "Kıbrıs Türk halkı
Kıbrıs Rum halkı ile yeni bir ortaklık devleti kurmaya hazırdır.
Bunu en somut şekilde kanıtlamıştır... Sıra
Kıbrıs Rum halkındadır" şeklinde konuştu.
Talat, Rum tarafını çözüm için çalışacak
liderliğini belirlemeye, çözüm için fedakarlıkta bulunmaya hazır
olduğunu göstermeye ve tarihi gerçekleri dikkate almaya da
çağırdı.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının
katkısını koyarak çağdaş bir yaşam sürme
gayretinde olduğuna işaret ederek, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk halkını çağdaş bir
yaşam seviyesine ulaştırmanın aracı olduğunu
vurguladı.
KIBRIS 15/11/07
Talat: İzolasyonların kaldırılması
stratejik bir hedef
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Barış
Harekatı'nın hedefi ve KKTC'nin kendisinin, tarihsel ve
sonuçları bakımından bölgedeki barışın
sağlanabilmesi ve Kıbrıs'taki barışın
sağlanabilmesi için değerlendirilmesi gereken adımlar
olduğunu belirtti.
İzolasyonların kaldırılmasının stratejik
bir hedef olduğunu kaydeden Talat, izolasyonların
kaldırılmasının sadece "daha iyi bir hayat, daha rahat
bir hayat" için değil. Kıbrıs sorununun çözümüne
yapacağı katkı bakımından da önemli olduğunu
belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin kuruluş yıldönümü
kutlamalarına Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen Hava Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu'nu kabul etti.
Başbakan Ferdi Soyer de Org. Babaoğlu'nu kabul ederek
görüştü.
Soyer, Kıbrıs'ta eşitlik mücadelesi veren
Kıbrıs Türk halkanın, bu mücadeleyi demokratik birikimi ve bunu
Türkiye'nin her düzeyde verdiği destekle sürdürdüğünü bildirdi.
Soyer, Türkiye ve KKTC halklarının çıkarını
koruyacak bir çözüme birlikte yürüyeceklerini söyledi.
Soyer, Kıbrıs Türk halkının, ekonomik, siyasal, sosyal
olarak daha ileri bir noktaya varmak için çalışmaya devam
edeceğine işaret ederek, TSK'nın Kıbrıs'ta 1960
garanti antlaşması sonucu bulunduğunu ifade etti.
Orgeneral Aydoğan Babaoğlu ise Kıbrıs Türk
halkının yaşadığı barış, özgür ve
güvenli ortamın çok kolay sağlanamadığına işaret
ederek, Kıbrıs Türk halkının bu özgürlük için
gösterdiği gayretin çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini
söyledi.
Kıbrıs'a yaptığı çeşitli ziyaretlerde
gözlemlediği gelişmenin yadsınamayacak ölçüde büyük
olduğunu kaydeden Babaoğlu, "Bundan sonra da Kıbrıs
Türk halkı güzel günlerde, barış içinde yaşayacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri olarak Kıbrıs Türk halkının
her zaman yanında olacağız" dedi.
KIBRIS 15/11/07
Devletin zirvesi konuk akınına uğradı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı
Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Soyer ve Başbakan
Yardımcısı Turgay Avcı, konuk üzerine konuk
ağırladı.
Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı da
ziyaretçileri konuk etti.
Devlet ve hükümet yetkililerini ziyaret eden konuklar şöyleydi:
"Pakistan Cumhurbaşkanlığı
Danışmanı Zumr Khan, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü
temsilen Genel Sekreter Mustafa İsen, TBMM'yi temsilen TBMM İdare
Amiri Fehmi Hüsrev Kutlu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
gazileri, Almanya, Belçika, Makedonya, Kırgızistan ve Pakistan'dan
gelen yabancı konuklar, Türkiye Harp Malulü, Gaziler, Şehit, Dul ve
Yetimler Derneği".
Öte yandan KKTC'ye gelen Türkiye Deniz Kuvvetleri'ne bağlı
gemilerin komutanları, dün Girne Belediyesi'ni ziyaret etti.
Belediye'den verilen bilgiye göre, 4'üncü Muhrip Filotillası
Komodoru Denizci Kurmay Kıdemli Albay Cem Aziz Çakmak ile TCG Kemalreis
Komutanı Denizci Kurmay Albay Serdar Kocaalioğulları
başkanlığındaki heyet, belediyeye
gerçekleştirdiği ziyarette, Girne Belediye Başkanı Süre
Aygın ile görüştü.
KIBRIS 15/11/07
Barışın kutlanacağı günler de
görülecek
ÇİÇEK: BUNDAN SONRAKİ BAYRAMLAR DAHA COŞKULU
KUTLANACAK... Cemil Çiçek, Türkiye hükümetinin bugüne kadar her durumda
Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu ve bundan
sonra da yanında olmaya devam edeceğini söyledi. Bundan sonraki
bayramların daha büyük bir coşku ile kutlanması temennisinde
bulunan Çiçek, adada kalıcı barışın tesis
edildiği ve bunların kutlanacağı günlerin de
görüleceğine inanç belirtti. Çiçek, Kıbrıs'ta bir çözümsüzlük
varsa bunun sorumlusunun Annan planına evet demeyen Güney Kıbrıs
Rum Yönetimi olduğunu vurguladı
TALAT: DÜNYAYLA KUCAKLAŞMAYA HAZIRIZ... Cumhurbaşkanı
Talat da, Rum tarafının bütün gayretinin uniter bir devlet kurup,
Kıbrıs Türkü'nü bu uniter devletin bir vatandaşı yapmak
olduğuna işaret ederek, Kıbrıs Türkü'nün bunu kabul
etmeyecek bir durumda olduğunu ve buna karşı elinden gelen her
yolla mücadele etmenin meşru bir hak olduğunu belirtti. Talat,
"Bu bakımdan biz, alnımız açık, dünyayla
kucaklaşmaya hazır, dünyayla bütünleşmeye hazır bir
politika güdüyoruz. Bu politikayla inanıyoruz ki süreç içinde
başarılı olacağız." dedi
KKTC'nin 24'üncü kuruluş yıldönümü kutlamalarına
katılmak üzere Türkiye hükümetini temsilen adaya gelen Kıbrıs
İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek,
Kıbrıs Türkü'nün dünyadan tecridinin hala devam ettiğini, çözüm
isteyenlerin tecritle cezalandırıldığını, çözümü
tıkayanların ise ödüllendirildiğini belirterek, tüm bunlara
rağmen KKTC'nin büyük yol kat ettiğini söyledi.
Kıbrıs'ta bir çözümsüzlük varsa bunun sorumlusunun ne
Kıbrıslı Türkler ne de Türkiye olduğunu ifade eden Cemil
Çiçek, çözümsüzlüğün sorumlusunun Annan planına evet demeyen Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu vurguladı. Bunun dünya tarafından
anlaşılması gerektiğinin altını çizen Çiçek,
Kıbrıs Türk halkına haksız bir tecrit
uygulandığını ve bunu her platformda dile getirerek, bu
haksızlığı anlatmaya
çalıştıklarını söyledi.
Bundan sonraki bayramların daha büyük bir coşku ile
kutlanması temennisinde bulunan Çiçek, adada kalıcı
barışın tesis edildiği ve bunların
kutlanacağı günlerin de görüleceğine inanç belirtti.
Türkiye'nin de her zaman Kıbrıs Türkü'nün yanında
olacağını ifade eden Cemil Çiçek, bu
kararlılığı göstermek ve Kıbrıs Türkü'nün
sevincini paylaşmak için burada bulunduklarını söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, dünyayla
kucaklaşmaya ve bütünleşmeye hazır politikasının süreç
içinde başarılı olacağını, çünkü tecridin
anlamsızlığının, haksızlığının
ve insanlık dışılığının gün geçtikçe
daha iyi anlaşıldığını söyledi.
KKTC'nin kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılmak
amacıyla adaya gelen Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ve 1. Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ı ziyaret etti.
Görüşmelerde Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin de
hazır bulundu.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü ile yetki
paylaşımı istemeyen Kıbrıs Rum yönetimi Lideri Tasos
Papadopulos'un uluslararası toplumun, uluslararası hukuktan nasibini
almadığını iddia edecek kadar kendinden geçerek, dünyaya
hakaret ettiğini de hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşme öncesinde
yaptığı açıklamada, Türkiye'nin her alandaki
desteğinin Kıbrıs Türkü'nü cesaretlendirdiğini belirterek
Türkiye'nin her koşul altında devam eden desteğinin
süreceğini belirtti. Talat, "KKTC'nin kuruluşunun 24.
yılı kutlamalarında Türkiye'yi bütün kurumlarıyla görmek,
bizi mutlu edip, güvenimizi artırdı. Geleceğe güvenle bakıyoruz"
dedi.
43 yıldır devam eden Kıbrıs sorununun çözümü için
Kıbrıs Türkü'nün elinden gelen her türlü gayreti sürdürdüğüne
işaret eden Talat, Türkiye'nin her türlü desteğine rağmen sonuç
alınamamasının nedeninin çok açık olduğunu belirtti.
Rum'un katı tutumunun daha da katılaştığını
vurgulayan Talat, "Önce plan değiştirilmeli diyorlardı.
Şimdi de planı şeytanlaştırıyorlar"
şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un
BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada BM'nin bugüne kadar
yaptığı çabaların hukuk süzgecinden geçirilmediğini
söyleyecek kadar ileri gidip, dünyaya meydan okuduğunu ve hakaret
ettiğini belirtti. Talat, "Uluslararası toplumun,
uluslararası hukuktan nasibini almadığını iddia edecek
kadar kendinden geçti. Bütün bunlar Kıbrıs Türkü ile yetki
paylaşımı istemediği için yapıyor" dedi.
Rum tarafının bütün gayretinin uniter bir devlet kurup,
Kıbrıs Türkü'nü bu uniter devletin bir vatandaşı yapmak
olduğunu kaydeden Talat, Kıbrıs Türkü'nün bunu kabul etmeyecek
bir durumda olduğunu ve buna karşı elinden gelen her yolla
mücadele etmenin meşru bir hak olduğunu belirtti.
Talat, Kıbrıs Türkü'nün siyasi eşitliğe
dayalı, 2 kesimli yeni bir ortaklık devletini hem oylarıyla
onadığını hem de ondan sonraki süreçte Rum tarafına
rağmen bu tutumlarını sürdürdüğünü söyledi. Talat,
şöyle devam etti:
"Bu bakımdan biz, alnımız açık, dünyayla
kucaklaşmaya hazır, dünyayla bütünleşmeye hazır bir
politika güdüyoruz. Bu politikayla inanıyoruz ki süreç içinde
başarılı olacağız. Çünkü tecritin
anlamsızlığı ve haksızlığı,
insanlık dışılığı gün geçtikçe daha iyi
anlaşılıyor"
Çiçek: Çözümsüzlüğün sorumlusu Rum tarafıdır
Cemil Çiçek de konuşmasında, KKTC'nin ilanı
yıldönümü nedeniyle, bu coşkuyu paylaşmak için geldiğini
ancak bazı görüşmeler yapıp, son gelişmeleri
değerlendireceklerini söyledi.
Türkiye'nin ve Türk halkının her zaman KKTC'nin yanında
olduğunu kaydeden Çiçek, KKTC'nin kurulduğu günden bu yana
kalıcı bir barışın tesisi için olumlu katkılarda
bulunduğunu belirtti. Çiçek, "Bugüne kadar çözüm olmadıysa,
bunun sorumlusu Rum tarafıdır. Referandumla bunu dünyaya ilan
etti" dedi.
Çiçek, Kıbrıs Türkü'nün dünyadan tecridinin hala devam
ettiğini, çözüm isteyenlerin tecritle
cezalandırıldığını, çözümü tıkayanların
ise ödüllendirildiğini belirtti. Tüm bunlara rağmen KKTC'nin büyük
yol kat ettiğini, Türkiye'nin de her zaman Kıbrıs Türkü'nün
yanında olacağını söyleyen Çiçek, bu
kararlılığı göstermek ve Kıbrıs Türkü'nün
sevincini paylaşmak için burada bulunduklarını söyledi.
"Çözüm ada gerçeklerinin bilinmesine bağlı"
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından kabul edilen
Çiçek, TC kurumları olarak KKTC'nin kuruluş yıldönümünde
yaşanan mutluluğu paylaşmak için geldiklerini belirterek,
Kıbrıs Türk halkının her zaman yanında
olacaklarını yineledi.
Kıbrıs sorununun kısa sürede kalıcı bir çözüme
ulaşmasını umduğunu dile getiren Çiçek, "bu çözümün
gerçekleşmesi ada gerçeklerinin iyi bilinmesine bağlı, burada 2
devlet, 2 halk ve 2 demokrasi var, çözüm olacaksa bunların kabul edilerek
siyasi eşitliğin esas alındığı, TC'nin çözümün
garantörü olmak zorunda olduğu unutulmamalıdır" diye
konuştu.
Çiçek, bu şekilde bir çözümün herkesin ve tüm bölgenin menfaatine
olduğunu da ifade etti.
Soyer: Türkiye'nin desteği
Kıbrıs Türk halkı için önemli
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin Kıbrıs
işlerinden de sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek'le görüştü.
Başbakanlık'tan alınan bilgiye göre, Başbakan
Soyer, kabulde yaptığı konuşmada, Çiçek'in bu ziyaretini,
Kıbrıs sorunu gibi temel bir sorun ile ortak çıkarların
daha ileriye götürülmesi için sürekli atılan adımlardan bir yenisi
olarak da gördüğünü söyledi. Soyer, "Bu adımın Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 24'üncü kuruluş yıldönümünde
gerçekleştirilmesi ayrı bir anlam ve mana gösteriyor" dedi.
Türkiye'nin, terör olaylarıyla oldukça meşgul olduğu ve
üzüldüğü bir atmosfer içerisinde bile Ortadoğu'da
barışın sağlanmasına yönelik girişimlerde
bulunduğuna dikkati çeken Başbakan Soyer, İsrail ve Filistin
Devlet Başkanları'nın Ankara'da buluşturmasının
diplomatik bir başarı olduğunu ve Türkiye'nin bölge ve dünya
barışına dönük olarak büyük bir yetenek gösterdiğini
vurguladı.
Soyer, Ortadoğu barışına yönelik
yaptığı diplomatik başarının Türkiye'nin ve
Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta barış ve
çözüm için gösterdiği girişimle de taçlandığını
söyledi.
"Bu yüzden Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı, birlikte,
Kıbrıs'ta iki kesime, iki halkın eşitliğine, iki
kurucu devletin eşitlik temelinde, Türkiye'nin garantörlüğünde bir
ortak çözüme dönük gösterdiği kararlı tutumuna devam edecek" diyen
Soyer, Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik gösterilen
kararlılığın aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin ekonomik, sosyal ve demokratik gelişmesine ve ilerlemesine
de gösterileceğini vurguladı.
Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkına verdiği ekonomik ve
siyasi desteğin ülke kaynaklarının kullanımıyla büyük
bir değere dönüştüğünü ifade eden Soyer, Türkiye'nin
desteğinin Kıbrıs Türk halkı için önemli olduğunu
söyledi.
Çiçek: Kalıcı barışın tesis edildiği
günlerin de...
Cemil Çiçek de, Türkiye hükümetinin bugüne kadar her durumda
Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu ve bundan
sonra da yanında olmaya devam edeceğini kaydetti.
Bundan sonraki bayramların daha büyük bir coşku ile
kutlanması temennisinde bulunan Çiçek, adada kalıcı
barışın tesis edildiği ve bunların kutlanacağı
günlerin de görüleceğine inanç belirtti.
Kıbrıs'ta bir çözümsüzlük varsa bunun sorumlusunun ne
Kıbrıslı Türkler ne de Türkiye olduğunu ifade eden Cemil
Çiçek, çözümsüzlüğün sorumlusunun Annan planına evet demeyen Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu vurguladı. Bunun dünya
tarafından anlaşılması gerektiğinin altını
çizen Çiçek, Kıbrıs Türk halkına haksız bir tecrit
uygulandığını ve bunu her platformda dile getirerek, bu
haksızlığı anlatmaya
çalıştıklarını söyledi.
Çiçek, Kıbrıs sorununun çözümünde Kıbrıs Türk
halkının birliğinin ve beraberliğinin ön şart
olduğunu dile getirerek, "inşallah iki kesimli, siyasi
eşitliğe dayalı, iki halkın, iki ayrı devletin iki
ayrı demokrasinin olduğu kabul edilerek; bu gerçekler üzerine Ada'da
kalıcı bir barış tesis edilir ve kalıcı bir çözüm
ortaya konulmuş olur ve bundan da herkes yararlanır" dedi.
"Hedef, iki halk ve eşitliğe dayalı çözüm"
Cemil Çiçek de, Eski Cumhurbaşkanı Denktaş'a ziyareti
sırasında yaptığı konuşmada, kutlamalara Türkiye
hükümeti adına geldiğini ifade ederek, Kıbrıslı
Türklerin sevincini hükümet ve Türk halkı olarak
paylaştığını kaydetti.
Çiçek, Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm istediklerini,
ancak bu çözümün "ada gerçeklerine dayalı bir çözüm"
olmasını temenni ettiklerini belirterek, Türkiye olarak iki kesimli,
iki halk ve eşitliğe dayalı bir çözüme ulaşmayı
hedeflediklerini söyledi.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin uluslararası anlaşmalardan
dolayı Kıbrıs'ta bulunduğunu ve bunun da meşru
olduğunu vurgulayan Çiçek, adada bulunacak bir çözümde Türkiye'nin garantörlüğünün
esas olduğunu kaydetti.
Çiçek, adada ulaşılacak bir çözümün, adayı ve
Kıbrıslı Türkleri bugünden geriye değil, ileriye
taşıması gerektiğine de dikkati çekti.
KIBRIS 15/11/07
KKTC: Varan 24...
O sabah, henüz gün ağarırken, Kıbrıs Türk Federe Devleti
(KTFD) Meclisi üyeleri, sessizce salondaki yerlerini alıyorlardı.
Çağrıldıkları bu olağanüstü toplantıdan
Kıbrıs Türk halkının haberi yoktu. Ankara da bilmiyordu...
Ta ki KTFD Başkanı Rauf Denktaş, Meclis kürsüsünden, "Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşu"nu ilan edinceye
kadar...
Evet, 15 Kasım 1983 sabahı Lefkoşa'dan ajansların
verdiği bu haber, Türkiye dahil, bütün dünya için büyük sürpriz
olmuştu.
Türkiye'de ondan bir hafta önce (6 Kasım'da) yapılan seçimleri ANAP
kazanmış, Turgut Özal da yeni başbakan olarak görevine
başlamıştı.
Doğrusu o günlerde Özal daha çok askeri yönetim sonrası iç meseleler
üzerinde odaklanmıştı.
O günlerde olayları izlediğim Lefkoşa'da, Denktaş'ın
çevresinden ve çoğu gözlemciden duyduğum söz şuydu:
"Denktaş bu ustaca manevrasıyla, bir "oldubitti"
yarattı. Bu "de facto" durum hoşa gitsin veya gitmesin,
artık değişemez"...
Eski şartlar
Denktaş'ın sürprizi başta şaşkınlık
yaratmakla beraber, Ankara yeni oluşumu tanımakta gecikmedi.
Kıbrıs Türkleri, bir kez daha Türkiye'nin aktif desteğini
görmekten mutlu idiler...
Umutları bazı dost ülkelerin de benzer bir destek vereceği idi.
Nitekim 2 gün sonra, Pakistan'ın KKTC'yi tanıdığı
haberi geldi. Ama "resmi" olmayan bu haber sonra yalanlandı.
Meğer Pakistan hükümeti bu yönde bir açıklama yapmaya
hazırlanırken, ABD İslamabad'a baskı yapmış ve
onu bu kararından vazgeçirmişti...
KKTC'nin ilanı, genelde dünyada olumsuz karşılandı. BM
Güvenlik Konseyi bu tek yanlı bağımsızlık
ilanını yasadışı bir hareket saydı ve bu
kararın geri alınmasını istedi.
Denktaş yönetimi -ve Ankara- KKTC'nin ilanına kadar yapılan
çeşitli müzakerelerde, "iki kesimli bir federal çözüm" tezini
savunmuştu. Şimdi KKTC ile yeni bir durum ortaya çıkıyor,
Türk tarafı "aynı çatı altında iki eşit
devlet" esasına dayalı bir çözüm formülü getiriyordu.
Gerçekten Denktaş'ın KKTC'yi ilan ederken okuduğu deklarasyonda
da "iki eşit halk arasındaki ortaklığın bir
federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını
engellemeyeceği, aksine kolaylaştıracağı"
vurgulanıyordu.
Yıllar boyunca yapılan müzakerelerin ve bu arada Annan Planı
üzerindeki referandumun sonuç vermemesi, işte bu yeni esaslar üzerinde bir
türlü mutabakat sağlanamamasının sonucudur.
Yeni esaslar
Kıbrıs Türkleri dün, KKTC'nin 24. yıldönümünü, bir kez daha
anlaşmazlığın ve çözümsüzlüğün devam ettiği bir
ortamda kutladı.
KKTC realitesinin bir yüzünde çözümsüzlükten kaynaklanan sorunlar ve
sıkıntılar var: KKTC'nin Türkiye'den başka bir ülke
tarafından tanınmaması, izolasyon uygulamalarının
devam etmesi gibi... Ama diğer yüzünde de gurur ve cesaret veren
gelişmeler var: KKTC'nin gerçek bir devlet olarak
kurumlaşmış olması, pek çok ülkenin "fiilen"
kendisiyle ilişki kurması ve de ekonomisini toparlayabilmesi gibi...
KKTC'nin ilanından yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra, o deklarasyondaki
esaslar ve Rum tarafına yapılan çağrı hâlâ geçerlidir.
Nitekim KKTC Cumhurbaşkanı M.A. Talat dünkü konuşmasında
arzulanan çözümün "siyasi eşitliğe dayalı, iki kesimli yeni
bir ortaklık devleti" olduğunu belirtti.
Kıbrıs Rumları -ve dünya- Talat gibi, hâlâ bir şekilde
"birleşme"yi savunan ve hatta bunun için bazı
fedakârlıkları da göze alan iyi niyetli bir liderin
çağrılarına kulak vermelidir.
Aksi halde Kıbrıs Türkleri, bundan böyle
bağımsızlık bayramlarını kendi
başlarına kutlamaya devam edeceklerdir...
SAMI KOHEN MILLIYET 16/11/07
Rumlardan Londra'daki Türk Büyükelçiliği önünde
protesto
KKTCnin 24üncü kuruluş yıldönümünde, Londradaki Türkiye
Büyükelçiliği önünde toplanan bir grup Rum, Türk askerinin adadan
çekilmesini istedi. Göstericiler, Türk ordusunu barbarlıkla suçladı.
Türk büyükelçiliği önünde akşam
saatlerinde toplanan Rum göstericiler, ellerinde
taşıdıkları pankartlarda Türkiyenin insan hakları
kayıtlarının kötü olduğunu, bu nedenle Avrupa
Birliğine alınmaması gerektiğini öne sürdü. Türkiyenin
adada işgalci olduğunu savunan göstericiler, İngilizlerin Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden mülk almasını da protesto
etti.
İngilizlerin bu tür adımlarla
Kıbrısta barışa zarar verdiğini savunan Rumlar,
İngilterenin Kıbrısa karşı
sorumluluklarını yerine getirmesini istedi.
Rumların protesto gösterisine tepki
gösteren az sayıda Kıbrıslı Türk de Rum göstericilerin
hemen yanında kendileri için ayrılan bölgede karşı bir
gösteri yaptı.
GAZETECİLERİN ÇALIŞMASINA
ENGEL OLDULAR
Öte yandan göstericilerin arasındaki bir
grubun Türk gazetecilerden rahatsız olduklarını söylemesi
üzerine İngiliz polisi gazetecilerden bölgeyi terk etmelerini istedi. Türk
gazetecilerin çekim yapma konusunda ısrar etmesi üzerine Göstericiler
kendi aranızda grup olarak toplanmanızdan ve konuşmanızdan
rahatsız oluyor. Yeterince çekim yaptıysanız buradan
uzaklaşmalısınızö diyerek muhabirleri Türk eylemcilerin
olduğu bölgeye götürdü. Polisin bu sırada bazı gazetecilere siz
hangi taraftansınızö diye sorması dikkat çekti.
MILLIYET 16/11/2007
Coşkuyla kutladık
UZLAŞI ELİMİZ İLÂNİHAYE HAVADA
KALMAYACAK"... TC Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük
Bulvarı'ndaki 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı töreninde
yaptığı konuşmada, Türkiye hükümeti adına
Kıbrıs Türk halkının bayramını kutladı.
Çiçek, Kıbrıs'ta çözüm çabalarının süreceğini ama
uzlaşma için uzatılan elin ilânihaye havada
kalmayacağını vurguladı. Çiçek, izolasyonların
kalkmasının sadece siyasi değil, ahlaki bir yükümlülük
olduğunu söyledi ve "AB'nin sorumlu üyeleri dayanışma
adına Rum yönetiminin uzlaşmaz tutumunu desteklemekten
vazgeçmeli" dedi
"RUM RETÇİLİĞİNİN ALTINDA ULUSLARARASI
TOPLUMUN HATALARI VAR"... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, er veya
geç, iki kesimli ve Kıbrıs Türk halkının evet dediği
BM barış planında öngörülen yaklaşımlar çerçevesinde
iki halkın ve iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı
birleşik yeni bir ortaklık devleti kurulacağını
belirtti. Talat, görevlerinin bu kaçınılmaz gerçeğe KKTC'yi
bütün kurumlarıyla hazırlamak olduğunu söyledi. Rum
retçiliğinin altında uluslararası toplumun hataları
olduğuna da işaret eden Talat, "Papadopulos zamanla
Kıbrıslı Türklerini silip süpürebileceğini
hesaplıyor.Tabi ki çok yanılıyor" şeklinde
konuştu
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) 24. kuruluş
yıldönümü, ülke genelinde tören ve etkinliklerle kutlandı.
Lefkoşa'daki törende konuşan TC Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Kıbrıs'ta çözüm
çabalarının süreceğini ama uzlaşma için uzatılan elin
ilânihaye havada kalmayacağını vurguladı. Çiçek,
izolasyonların kalkmasının sadece siyasi değil, ahlaki bir
yükümlülük olduğunu söyledi ve "AB'nin sorumlu üyeleri dayanışma
adına Rum yönetiminin uzlaşmaz tutumunu desteklemekten vazgeçmeli"
dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da er veya geç, iki kesimli ve
Kıbrıs Türk halkının evet dediği BM barış
planında öngörülen yaklaşımlar çerçevesinde iki halkın ve
iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı birleşik yeni
bir ortaklık devleti kurulacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat'ın tebrik kabulüyle başlayan
kutlama etkinlikleri daha sonra Lefkoşa Atatürk Anıtı, Dr.
Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabri başında, Dr. Fazıl
Küçük Bulvarı'ndaki resmi geçit töreniyle son buldu.
Başkent Lefkoşa'nın yanı sıra Gazimağusa,
Girne, İskele ve Güzelyurt'ta da törenler düzenlendi.
İlk tören Atatürk Anıtı'nda
KKTC'nin kuruluşunun 24'üncü yıldönümü kutlamaları
çerçevesinde ilk tören dün sabah Lefkoşa Atatürk Anıtı önünde
gerçekleştirildi.
Tören çelenklerin anıta konulmasıyla başladı.
Saygı marşı, saygı duruşu ve İstiklal
Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinin ardından, tören
Anıt Özel Defteri'nin imzalanmasıyla sona erdi.
Anıt Tepe'de tören düzenlendi
Kutlamalar çerçevesinde Kıbrıs Türk halkının Özgürlük
Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabrinde tören
düzenlendi.
Çelenklerin konulmasıyla başlayan tören saygı
marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile
devam etti ve özel defter imzalandı.
Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki tören
Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda, İstiklal
Marşı'nın okunması ve tören birliklerinin denetlenmesiyle
saat 10.00'da başlayan törende, Türkiye
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yolladığı mesajı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sundu.
Talat da, KKTC halkı adına hazırlanan mesajı
Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'e iletilmesi üzerine İsen'e teslim
etti.
Tören, mesaj teatisinin ardından Türkiye Cumhuriyeti Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in Türkiye
hükümeti adına yaptığı konuşma ile devam etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yaptığı
konuşmayla süren törende, dün Akıncılar ve
Karaoğlanoğlu'ndan koşarak Lefkoşa'ya gelen atletlerin
getirdiği KKTC ve TC bayraklarının Cumhurbaşkanı
Talat'a takdiminden sonra, halk dansları gösterisi sunuldu. Tören, geçit
resmiyle sona erdi.
Talat: Zaman çözümün aleyhine çalışıyor
Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törende
konuşan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, er veya geç, iki kesimli
ve Kıbrıs Türk halkının evet dediği BM barış
planında öngörülen yaklaşımlar çerçevesinde, iki halkın ve
iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı birleşik yeni
bir ortaklık devleti kurulacağını belirterek, görevlerinin
bu kaçınılmaz gerçeğe KKTC'yi bütün kurumlarıyla
hazırlamak olduğunu söyledi.
Çağdaş Avrupa değerlerine, sosyal hukuk devleti
ilkelerine bağlı demokratik ve modern bir KKTC yaratmak amacıyla
çalıştıklarını belirten Talat, uluslararası
toplumun Kıbrıslı Türklere bu şekilde saygı
göstereceğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, zamanın
Kıbrıs'ta çözümün aleyhine çalıştığına
işaret ederek, Rum tarafının çözüm çabalarındaki
retçiliğinin altında uluslararası toplumun hataları
bulunduğunu vurguladı.
Talat, Kıbrıslı Türklerin iradelerine her zaman sahip
olduğunu, tarihin değişik dönemlerinde yasama, yürütme ve
yargı organlarının hep bulunduğunu ve önemli işlevler
gördüğünü belirtti.
"Kıbrıs Türk halkı kendi kendini yönetme deneyimi
ve her düzeyde kendi yönetim sistemini kurumsallaştırma becerisi
açısından yaklaşık 450 yıllık bir tarihe
sahiptir" diyen Talat, KKTC'nin varlığını
doğrudan doğruya 1974'e dayandıran bazı uluslararası
kurumların ciddi bir yanılgı içinde olduğunu söyledi.
"KKTC, federal devletin Kıbrıslı Türk kanadı
olarak kuruldu"
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk Federe Meclisi'nin,
15 Kasım 1983'te KKTC'yi ilan ederken, bu oluşumu, gelecekte
kurulacak iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı yeni federal
ortaklık devletinin Kıbrıslı Türk kanadı olarak
öngördüğünü hatırlattı.
KKTC'nin, adada siyasal eşitliğin ve kurucu devletlerin
eşit statülerinin güvenceye alınacağı yeni bir
ortaklık devletine hazırlanmak amacıyla gündeme
getirildiğini belirten Talat, "Biz, 15 Kasım 1983 tarihinde ilan
edilmiş bu hedeflere sadakat göstererek barışı ve çözümü
gerçekleştirmek için kendi üzerimize düşeni yapıyor,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu
çerçevesinde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması
hedefine bağlılığımızı bütün samimiyetimizle
sürdürüyoruz" diye konuştu.
"Zaman çözümün aleyhine çalışıyor"
Talat, zamanın, Kıbrıs'ta bir çözümün aleyhine
çalıştığını kaydederek, Kıbrıs
sorununun bir an önce çözümlenmesi gerektiğini vurguladı; bunu ilgili
taraflara ve uluslararası topluma duyurduklarını belirtti.
8 Temmuz Antlaşması'nın temel hedefinin de,
Kıbrıs sorununa en kısa sürede bir çözüm bulunması
olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, o günden beri ilerleme
sağlanamadığına, tek bir çalışma grubu veya
teknik komite kurulamadığına işaret etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu kilitlenmeyi kırmak
amacıyla Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'a pek çok
kez çağrıda bulunup, kapsamlı görüşmeler için kendisiyle
bir araya gelmeye çalıştığını, 5 Eylül'de bunun
gerçekleştiğini, kısa sürede bütünlüklü bir çözüme
ulaşabilmek amacıyla, tam teşekküllü müzakerelerin başlamasını
ve bunu sağlamak için de hızlandırılmış bir
hazırlık süreci önerisini masaya koyduğunu anlattı.
"Rum retçiliğinin altında uluslararası toplumun
hataları var"
Talat, 5 ayrı çalışma grubunun iki-iki buçuk aylık
bir süreyle çalışmasını ve ardından tam teşekküllü
müzakerelere başlanıp, 2008 sonuna dek bir çözüme
ulaşılmasını önerdiğini hatırlatarak,
Papadopulos'un bu önerisini reddettiğini, bu retçiliğin altında
uluslararası toplumun hataları bulunduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, "Papadopulos, Avrupa Birliği'ne
tek taraflı olarak üye yapılmaları nedeniyle elde ettiği
avantajları Kıbrıslı Türkleri silmek, istediklerini bize
empoze etmek amacıyla kullanıyor" dedi.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la 16 Ekim'de yaptığı
görüşmede, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelere
hazır olduklarını bir kez daha yinelediğini belirten
Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreter'e iki Kıbrıslı
halkın yakınlaşmasına katkıda bulunacak güven
artırıcı önlemler paketi sunduğunu, Kıbrıslı
Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması için selefi
Kofi Annan ve kendisi tarafından uluslararası topluma yapılan
çağrılardan henüz hiçbir sonuç alınmadığını
özellikle vurguladığını anlattı.
"Cezalandırılmaya devam edilmemiz kabul edilemez"
Talat, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kıbrıs'ta bir çözüme 'evet' diyen taraf olarak
Kıbrıslı Türklerin cezalandırılmaya devam edilmesi
kabul edilemez. Bu durum, tam da Rum tarafının
uzlaşmazlığının nedenidir. Zamanın, adamızda
barışı ve birleşmeyi gittikçe daha zor bir hale
getirdiğine aldırmaksızın, Tasos Papadopulos zamanla
Kıbrıslı Türkleri silip süpürebileceğini hesaplıyor.
Tabii ki çok yanılıyor. Kıbrıslı Türkler her zaman
dimdik ayaktadır ve ayakta olacaktır!..
"İzolasyonlar Rum uzlaşmazlığını
teşvik ediyor"
Çözümsüzlük; Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve
uluslararası toplum, Kıbrıs Rum tarafını adanın
tek temsilcisi sayıp her olanağı altın tepsi içinde
sunduğu, buna karşılıksa, Kıbrıs Türk
tarafını izolasyonlar altında dışladığı
için devam ediyor. İzolasyonlar, Rum tarafının
uzlaşmazlığını teşvik ediyor. Papadopulos'un, 26
Ekim 2007'de BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu
çerçevesinde yürütülen müzakerelerde ortaya çıkan parametreleri ve çözüm
müktesebatını reddetme noktasına geldiğini apaçık bir
şekilde gösteriyor. BM'nin bugüne kadar hazırladığı
planların uluslararası hukuk süzgecinden geçmediğini iddia
edecek kadar aşırıya kaçıyor ve hedefini ortaya koyarken
üniter devleti tarif ediyor. Fakat ne yazık ki uluslararası toplum
susuyor. Yüzüne karşı adeta dünyaya meydan okurken ortaya çıkan
bu suskunluk Rum gericiliğini daha da
pervasızlaştırıyor.
Suriye'ye feribot seferi düzenlememizi inanılmaz bir tepkiyle karşılayarak yediden yetmişe tüm Rum gericilerini harekete geçirip Suriye'ye karşı bir Haçlı Seferi başlatmaya yeltenirken Avrupa Birliğinden bu kez susturucu bir yanıt alıyorlar: Mağusa Limanı'nı kapalı ilan eden sizsiniz, bu kararınızın ulusla