Gül: Guardian Gazetesi'ni tekzip ettim

2 Mayıs 2007

 

ANKARA (A.A)

 

Cumhurbaşkanı adayı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,

 1995 yılında İngiliz The Guardian Gazetesi'ne "Türkiyelaik sistem iflas etmiş

 demektir ve biz kesinlikle onu değiştirmek istiyoruz" dediği iddiasını yalanladı.

Abdullah Gül, dün akşam TRT'de katıldığı programda gazetecilerin gündeme ilişkin

 sorularını yanıtladı.

“The Guardian gazetesine verdiği iddia edilen demecindeki 'Bu laik düzen değişecektir'

şeklindeki sözleriyle ilgili olarak bir gazetenin, kendisi aleyhinde kampanya yürüttüğünü”

söyleyen bir gazeteciye de Gül, şu karşılığı verdi:

“1995 yılında Türkiye gelen İngiliz gazeteci herkesi dolaşırken bana da uğramış. Benimle

 de Türkiye üzerine, Türk siyaseti üzerine konuşmuş. Gittikten sonra da bir sayfalık

gazetesinde bir yazı yazmış. Bir sayfalık Türkiye'yle ilgili tahlillerini yapmış. Görüştüğü

kişilerden izlenimlerini aktarmış. Benimle ilgili de bir, bir buçuk sayfalık makalede 'Abdullah

 Gül'le de görüştüm' diyor ve bir satırlık benim görüşlerimi bu şekilde ifade ediyor.

Bu The Guardian gazetesinde 1995 yılında çıkınca ben bunu tekzip etmişim, yazı yazmışım.

 Cumhuriyet

 gazetesinde var bakarsanız. Tekzip ettiğimi de söylüyor. 'Benim söylediklerimi böyle yazma,

ben bunları böyle söylememişim'. The Guardian gazetesi de 'bununla ilgili Abdullah Gül'den

 böyle bir düzeltme aldık' diye yazmış. Bunları dünkü Cumhuriyet gazetesinde çok güzel

şekilde özetlemişler. Benim bir makalem değil, benimle yapılmış bir röportaj değil.

 Bir buçuk sayfalık yazısında bana atfen bir şey söylüyor.”

Türkiye siyasetiyle ilgili herkesle konuştuğunu kaydeden Gül, burada acı olanın, söz

 konusu gazetenin manşetin altına, kırmızı zemin üzerine, tırnak içinde kendi ağzından

kotasyon yaparak, üstelik gazetecinin de yazmadığı şekilde yayınlaması olduğunu dile

 getirdi.

Cumhuriyet gazetesinin, Türkiye'nin en önemli gazetelerinde biri olduğuna işaret eden

 Gül,

“Böyle bir gazeteye yakıştırmam bunu” dedi.

 

HURRIYET 02/05/07

 

'Abdullah Gül, o sözleri söyledi'

 

 

Emre KIZILKAYA / DIŞ HABERLER

 

'Abdullah Gül, o sözleri söyledi'Abdullah Gül’ün, Refah Partisi’nin genel başkan

 yardımcısı olduğu 1995 yılında, The Guardian

 Gazetesi’ne verdiği tartışmalı röportajı yapan

 İngiliz gazeteci, Hürriyet’e konuştu: “Gül, ‘Laik

 devleti yıkacağız’ demedi, fakat inkar etse de,

‘cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir’ ifadesini

aynen kullandı.”

 

İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Guardian’ın Türkiye muhabiri olarak çalıştığı

 dönemde, Abdullah Gül ile yaptığı röportaj yeniden gündeme gelen İngiliz muhabir

 Jonathan Rugman, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, haberin arkasında durdu.

 

Rugman’ın 27 Kasım 1995 tarihinde yayınlanan ve ertesi gün Türk basınına da

yansıyan röportajında, o dönemde Refah Partisi’nin genel başkan yardımcısı olan

Gül, laik sisteme ve cumhuriyete meydan okuyordu.

 

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, cumhurbaşkanı

adaylığının ardından yeniden gündeme getirilen 12 yıl önceki

 bu röportajdaki ifadeleri yalanmıştı. Gül, dün akşam TRT1’deki

söyleşi sırasında da bunu yeniden yalanladı.

 

“Türk İslamcıları iktidarı hedefliyor” başlıklı röportajda,

“Refah Partisi’nin yaklaşan erken seçimlerde ‘yeşil devrim’

yapmaya hazırlandığını” yazan muhabir Jonathan Rugman, yıllar sonra

haberinin arkasında durdu.

 

/_newsimages/3296484.jpgYIKMAK DEĞİL DEĞİŞTİRMEK

 

Şu anda İngiliz Channel 4 televizyonunun diplomasi muhabiri olarak çalışan

 Rugman, bu röportajın yeniden gündeme getirildiğinden haberdar olduğunu

 söyledi. Çeviri hatası yapılmamasının önemli olduğunu kaydeden Rugman,

“Örneğin Sayın Gül, ‘laik devleti yıkacağız’ değil, ‘Laik sistemi değiştireceğiz’

 ifadesini kullanmıştı” diye konuştu.

 

Buna karşın Rugman, haberinde yer alan ve Gül tarafından sarfedilen şu sözlerin

kelime kelime doğru olduğunu ve şimdi inkar edilse bile kayıtlarının kendisinde

 bulunduğunu iddia etti:

 

“Bu cumhuriyet döneminin sonudur. Ankara nüfusunun yüzde 60’ı gecekondularda

 yaşıyorsa, laik sistem iflas etmiş demektir ve biz kesinlikle onu değiştirmek istiyoruz.”

 

HURRIYET 02/05/07

 

Çözümsüzlük tanınmayı gündeme getirebilir

BUGÜN TANINMA PERSPEKTİFİ YOK AMA... Cumhurbaşkanı Talat, bugünkü şartlarda KKTC’nin tanınma perspektifi olmadığını, ancak çözümsüzlük şartlarında tanınmanın gündeme gelebileceğini vurgulayarak, ‘Tanınma talebinde bulunmadım ama KKTC’nin Kıbrıs Türk halkının egemenliğini, kurumlarının güçlendirilmesini, demokratikleştirilmesini ve çağdaşlaştırılmasını herkesten önce savunma görevimi yerine getirdim’ diye konuştu

ALTENATİF 23 NİSAN KUTLAMALARI KKTC’YE SALDIRIDIR... 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın organizasyonuna tepki gösteren UBP ve askeri çevreleri isim vermeden eleştiren Talat, hükümetin ilgili kurumunun düzenlediği kutlamaların yeterince milli olmadığını iddia ederek alternatif kutlamalara kalkışmanın, KKTC’ye saldırmak olduğunu belirtti

Nezire GÜRKAN- (TAK)

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ekonomik iyileşme, izolasyonlarda yaşanan gelişmeler ve dünyayla bağların gelişmesiyle Kıbrıs Türkü’nün acil çözüm ihtiyacının 3 yıl öncesiyle aynı düzeyde olmadığını belirterek, ‘Bu durum bize çözüm politikamızda daha mantıklı, daha detaylı görüşme ve pazarlık olanağı veriyor’ dedi.

Türk tarafının çözüm istemine karşın Rumların Kıbrıs sorununu Türkiye’nin AB sürecine endeksleme politikası güttüğüne de dikkat çeken Talat, ‘8 Temmuz sürecinden sonuç almak çok zor. Uluslararası toplumun harekete geçmesi Türkiye’nin AB süreciyle bağlantılı olduğu için çözüm de bu sürece endekslenmiş durumda’ diye konuştu.

Bugünkü şartlarda KKTC’nin tanınma perspektifi olmadığını, ancak çözümsüzlük şartlarında tanınmanın gündeme gelebileceğini vurgulayan Talat, Meclis’in bugünkü durumundan rahatsızlık belirtirken de ‘Talepler karşılıklı olarak gerçekçi olmadığı için çözüm bulunamıyor’ ifadelerini kullandı.

Talat, 23 Nisan’daki ‘alternatif kutlamalara’ da sert tepki göstererek, ‘KKTC’ye dinamit koyuyorlar. Kıbrıs Türkü’nün kimseden milliyetçilik dersi alma ihtiyacı yok, herkes görevini yapsın’ dedi.

Kıbrıs Türkü ile Türkiye’nin arasının açılmasının ‘büyük bir felaket’ olacağını söyleyen Talat, ‘Çatışma lüksümüz yok’ uyarısında bulundu.

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ülkedeki sendikal anlayışın değişmesi gerektiğini, hükümetin bazı durumlarda popülist politikalar izlediğini, merkezi sınav örneğinde olduğu gibi ‘görevlerin karıştığını’, statükonun yıkılmasına karşı direnen geniş bir kesim olduğunu da söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, göreve gelişinin 2’nci yıldönümünde yaklaşık 2.5 saatlik röportajda, Kıbrıs konusundan Meclis’te yaşanan sorunlara, ülkede son zamanlarda artan asker-sivil geriliminden ‘milliyetçi’ eylemlere, sendikalar ile hükümet ilişkisinden sağlığına kadar hemen hemen her konuda sorulara ayrıntılı yanıtlar verdi.

Denktaş benzetmesi akıl dışı...

Göreve gelişinin daha 2’nci yılında eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la ‘aynı ifadeleri kullandığına’ ilişkin iddiaların ve ‘ha Denktaş, ha Talat’ söylemlerinin anımsatılması üzerine Talat, özetle şunları söyledi:

‘Akıl dışı iddialar. Ne yapmam gerekiyordu da yapmadım, biri çıksın söylesin. Daha bir Allah’ın kulu çıkıp söylemedi. Denktaş ne yapması gerekirdi ve yapmadı, biz söyledik. Eleştirenlerden ben bunu bekliyorum. Yapabileceğimin azamisini yaptım. Daha fazlasını yapmam mümkün görünmüyor. Karşımdaki çözüm istemiyorsa, dans etmek istemiyorsa ben ne yapabilirim... Beni Denktaş’la nasıl kıyaslayabilirler...

Çözümsüzlüğü savunmam, Rum düşmanlığıyla ilgili tek kelimem yok. Çözüm istemediklerini söylüyorum, bunu da mı söylemeyeyim yani... Hangi politika eskinin aynı, söylemlerimizde hangisi geçmişi çağrıştırıyor... Bunu iddia eden, dün ve bugünü kıyaslamalı.’

Talat, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün açıklamalarıyla ilgili olarak da, ‘Sözcüm, Rum sözcüye yanıt vermek zorunda, her gün açıklama yapıyor. Rum sözcüye ve manipülasyonlara yanıt vermek için oluşturuldu zaten sözcülük. Sadece onlar mı konuşsun...’Yüzümüze tükürün ve İlahi Yarabbi Şükür’ mü diyelim! Konuşurlarsa yanıt alacaklar. Manipülasyonlarını açıklayacağız. Yalanlarını ortaya koyacağız. Bu mücadele ancak böyle yapılır.’

Halk onaylıyor, sorun halkta değil...

‘Bu durumda kendinizi topluma anlatmada güçlük mü çekiyorsunuz’ sorusuna da Talat, ‘Halkın çoğunluğu ne yaptığımızı biliyor ve onaylıyor. Sorun halk değil, bir grup marjinal görüşlü insan... Bu tür görüşleri paylaşan insan sayısı çok az’ karşılığını verdi.

Talat, ‘Yüzde 45 gibi büyük bir destekle göreve geldiniz. Aynı desteğin sürdüğüne inanıyor musunuz’ sorusuna da, ‘Halkın politikalarımı onayladığına inanıyorum, ama aynı halk desteğini taşıyıp taşımadığımı bilemem. O ancak kamuoyu yoklamasıyla belli olur. Ama halkımın düşüncelerini yansıtan politikalar güttüğüme inanıyorum’ yanıtını verdi.

İvedi çözüm ihtiyacı olmaması

pazarlık gücümüzü artırır

Göreve gelişinin 2’nci, referandumun 3’üncü yılında ‘beklentilerin karşılanmadığına’ ilişkin eleştirilerin ve ‘çözüme yönelik karamsarlığın’ anımsatılması üzerine Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi:

‘Karamsarlığa yol açabilecek hiç bir durum yok. Bazı insanların neden karamsar olduklarını anlamıyorum. Halkta genel anlamda karamsarlık yok zaten. Anketlere göre yaşadığı durumdan memnun olan, geleceğe daha güvenle bakan insan sayısı büyük ölçüde arttı. Ekonomi iyiye gitti.

Çözüm konusunda ciddi zorluklar da yoktur. 3-4 yıl öncesiyle kıyaslandığında Kıbrıslı Türkler açısından çözümün yarın mutlaka olmasını gerektiren büyük baskılar yok. Ekonomik gelişmenin iyi durumda olması, dünyanın Kıbrıs Türküne bakışının olumlu yönde değişmesi ve izolasyonların kaldırılması konusunda atılan adımlar, acilen çözüm ihtiyacını daha dengeli hale getirdi. Çözümün ivediliği geçmişe göre azaldı.

O nedenle, umut, umutsuzluk diye konuşmak yerine, çözümün hangi şartlarda olması gerektiğini konuşmak daha mantıklı olur.

Bu sözlerim, çözüm istemiyoruz, çözüme gerek yok anlamında anlaşılmasın sakın. Elbette ivedi, acil çözüm istiyoruz. Ama çok kötü durumdayız, daha fazla taviz vererek bir an önce çözüme gidelim baskısı altında değiliz. İyi ki değiliz... Daha iyi pazarlık imkânımız olabilir. Rum tarafının çözüm yanlısı olmaması nedeniyle Kıbrıs Türklerinin acı çekmesi nispeten önlenebilir. Daha avantajlı bir durumumuz var bugün.?

?Bu durum çözüm motivasyonunu düşürmez mi? sorusuna da Talat, ?Aksine, alelacele, nasıl olsun da çözüm olsun yerine daha detaylı, dikkatli çözüm aranmasına katkı sağlar. Biz zaten bugün bunu yapıyoruz karşılığını verdi.

8 Temmuz sürecinden

sonuç alma ihtimali zayıf

Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz sürecine ilişkin, Görüşmeler ağır aksak aylardan beri sürüyor ama günü kurtarma niteliğinde bir görünüm var. Samimi olarak bu sürecin sonuç getireceğine inanıyor musunuz? sorusuna karşılık da şunları söyledi:

Bu süreci Rum tarafı zaman kazanmak için kullanıyor. Sonuç alma ihtimali zayıftır, zordur. Ama biz son derece samimiyiz. Her tür çalışmayı yapmaya hazırız ama Rum tarafının AB sürecinde Türkiyeyi sıkıştırarak Kıbrısta daha çok taviz koparma arzusu devam ettiği sürece sonuç almak zor.

Bu durumda sürece, anlaşmaya niye imza attınız diye sorulunca da Talat, Ne yapacaktım... BM başka hiç alternatif görmediği için süreci başlatmak istedi. Görüşmeyi her zaman savunan ve inanan bir kişi olarak hayır diyemezdim. Ama o günlerden bunun sonuç getirmeyeceğini ifade ediyordum. Bile bile girdik bu sürece. 1977-79un tekrarı anlamında bir anlaşma imzaladık. 30 sene önceki anlaşma yerine daha fazla ilkeler olsun istedim. Çünkü o tarihten bugüne Cuellar Belgesi, Gali Fikirler Dizisi, Annan Planı gibi gelişmeler oldu. Buna rağmen olmadı, imza at dediler. Ben de karşı olmadığım bir şey olduğu için imzaladım dedi.

Marjinal yaklaşımlar

AB süreciyle bağlantılı

Çözümden uzaklaştıkça kimlik sorununun yaşanacağı ve Türkiye ile Rumlar arasında tost olma tehlikesine? ilişkin kaygıları marjinal düşünceler olarak niteleyen ve Halkta böyle bir kanaat yok diyen Talat, Uğraşlar sonunda Kıbrıs sorunu ya çözülür, ya da Rum tarafının isteksizliği nedeniyle umutlar kesilirse başka çözüm yolları aranır ifadelerini kullandı.

Rum tarafının tutumu nedeniyle Kıbrısta çözümün Türkiyenin AB sürecine endekslendiğini vurgulayan Talat, O süreç nasıl şekillenecekse, Kıbrıs sorunu da öyle şekillenecek. Uluslararası toplumun harekete geçmesi ancak Türkiyenin AB süreciyle mümkün... Ya birleşme ya da birleşmeden umudun kesilmesiyle tanınma gündeme gelebilir. Kıbrıs Türklerini sonsuza kadar askıda tutamayacaklar? dedi.

Tanınma perspektifi bugün için yok... ya yarın...

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, toplumun bazı kesimlerinden niye tanınma istemiyor şeklinde eleştiriler aldığının anımsatılması ve bu konudaki görüşünün sorulması üzerine şunları söyledi:

Toplumda tost oluyoruz, öldük, bittik diyen sol marjinaller yanında, neden tanınma istemiyoruz diyen sağ marjinaller de var. Büyük bir partinin de bu çizgide olması bu düşüncenin marjinalliğini değiştirmez. Tanıtma için kıllarını kıpırdatmayanların bugün bana niye tanıtmıyorsun? sorularını anlamsız buluyorum.

KKTCnin bugün tanınma perspektifi yok, olmayacak duaya âmin dememe gerek yok. O nedenle böyle bir talepte bulunmadım. Ama Rum tarafının tutumu devam ettiği sürece, bölücülüğün kalıcılaşacağı şartlarda koşulların nasıl değişeceğini tahmin etmek mümkün değil. O gün KKTCnin geleceği, uluslararası ilişkilerdeki rolü ve tanınma tartışılabilir. Önemli olan çözüm siyasetimizi istikrarla sürdürmek. Uzun soluklu bir uğraş bu...

Ben böyle bir perspektif olmadığı için tanınma talebinde bulunmadım ama KKTC?nin Kıbrıs Türk halkının egemenliğini, kurumlarının güçlendirilmesini, demokratikleştirilmesini ve çağdaşlaştırılmasını herkesten önce savunma görevimi yerine getirdiğimi düşünüyorum. Benim kadar KKTCnin ve halkın egemenliğinin sağlamlaştırılması için çalışan var mıdır KKTC; meclisi, hükümeti, mahkemeleriyle, tüm kurumlarıyla güçlendirilmeli. Birlik beraberlik içinde bunu yapmalıyız. Yoksa bugün için mümkün olmayan tanınma sloganları atarak KKTCyi güçlendiremezsiniz.

Sloganlarla KKTCye zarar veriyorlar

Cumhurbaşkanı Talat, KKTCyi güçlendireceğiz sloganlarıyla ülkedeki kurumlara zarar verenler bulunduğunu belirterek, özetle şunları söyledi:

Cumhurbaşkanını, hükümeti ve devletin diğer kurumlarını, anayasayla belirlenmiş karar mekanizmalarını küçümseyen ve zafiyete uğratmaya çalışan bir anlayış KKTCye zarar vermekten başka bir şey yapmaz. KKTC tüm kurumlarıyla bir devlettir ve fonksiyonlarını bir devletin mekanizmalarını olması gerektiği gibi yürütmektedir.

Tüm kurumların, herkesin kendi görevini yapması gerektiğini söyleyen Talat, şu ifadeleri de kullandı:

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni koruma ve yaşatma gibi bir misyona sahip olduklarını vehmeden çeşitli kesimler ortaya çıkmaktadır. Hâlbuki KKTC vardır, gelişmekte, çağdaşlaşmakta ve güçlenmektedir. Bunun için birinci derecede görevli olan Cumhurbaşkanı olarak benim ve diğer devlet kurumlarıdır. Gelişmekte, güçlenmekte ve dünyayla bütünleşme çabaları sonuç vermekte olan KKTC'nin, bu kesimler tarafından korunmaya veya yaşatılmaya ihtiyacı yoktur.

Alternatif kutlamalar KKTC?ye saldırı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının organizasyonuna alternatif kutlamalarla tepki gösteren UBP ve askeri çevreleri isim vermeden eleştirirken de ciddi uyarılarda bulundu.

Talat, şunları söyledi:

Hükümetin ilgili kurumunun düzenlediği kutlamaların yeterince milli olmadığını iddia ederek alternatif kutlamalara kalkışmak, KKTC?ye saldırmaktan başka bir şey değildir.

Milli günleri devletin ilgi kurumu organize eder. Beğenmiyorsanız, yeterli bulmazsanız öneri yaparsınız, görüş ortaya koyarsınız. Ama sabote edercesine alternatif yaratmaya kalkışmazsınız. Bu KKTC?ye saldırıdan başka bir şey değildir.

Eğitim Bakanlığı yaptığım 1994-95?te 23 Nisan tamamen çocukların, bakanlığın ve okulların etkinlikleri şeklinde kutlandı. Daha da çocuklara yönelikti. Zamanın Cumhurbaşkanı Denktaş sahaya geldi, boynunda fotoğraf makinesi Buyurun dedim, yerimi vermeye kalkıştım şeref tribününde, Hayır fotoğraf çekmeye geldim, sen görevini yap? dedi. Çünkü 23 Nisan çocuklara armağan edilmiş bir bayram. Çocukların bayramını tekrar gasp etmeye kalkışmak ve bunu toplumsal kavga nedeni haline getirmeye çalışmak ayıp ve günahtır.

Kıbrıs Türkünün kimseden milliyetçilik dersi almaya ihtiyacı yoktur. Kıbrıs Türkü ulusal değerlerine her zaman sahip çıktı. Atatürk ilkelerine sonuna kadar ve ilk sahip çıkan Kıbrıs Türkü?dür. 1963-74 arası iki taş arasında kimliğini kaybetmedi, mücadelesini sürdürdü. O yüzden Kıbrıs Türk halkına kimse ders vermeye kalkmasın, yanlış yapar...

Türkiye ile çatışma lüksümüz yok... felaket olur

Bu yöndeki girişimlerin Kıbrıs Türkleri ile Türkiyenin arasının açılması gibi bir felakete yol açabileceğine dikkat çeken Talat, bunun da KKTC?nin temellerine dinamit koyma anlamına geldiğini kaydetti.

Yunanistan ile Rumların arasının açılmasıyla 1974?te yaşanan gelişmelerden ders alınması gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Orada Yunanistan darbe yaptı, burada başka gelişme olabilir. Türkiye ve Kıbrıs Türkü kavga edebilir mi? Bundan büyük delilik olur mu? Bu, davayı kaybetmek demektir. Bizi bu noktaya kimse sürüklememeli, kimse yeltenmemeli... İktidar veya falan parti Türkiyeyi, Türk ordusunu istemiyor gibi açıklamalar duymak istemem. Bunlar arayı açmaya çalışmak demektir. Bu günah ve suçtur, KKTCye karşı cinayet teşebbüsüdür. Türkiye?nin görevlileri ile bizim kurumlarımız arasında çatışma lüksümüz yoktur? diye konuştu.

Meclisin durumundan rahatsız... hükümet başarılı mı?..

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iktidar ile muhalefet arasında yaşanan gerilimle ilgili soruları da yanıtladı ve Meclisin bugünkü durumundan rahatsız olduğunu söyledi.

?Rahatsızım ama yapabileceğim çok bir şey yok. Sorunu siyasi partiler çözmeli. Benim rolüm ancak taraflar kabul ederse olur. Talepler karşılıklı olarak gerçekçi olmadığı için çözüm bulunamıyor. Hangisi haklı, hangisi haksız ayrı mesele? diyen Talat, partiler arası diyalog için yaptığı girişimlerden sonuç alamadığını anımsattı.

Tüm partilerle ilişkilerinin iyi olduğunu, gerektiği zaman görüştüğünü söyleyen Talat, hükümetle ilgili görüşlerinin sorulması üzerine de, diyalog içinde çalışıyoruz? diyerek fazla yorum yapmaktan kaçındı.

Talat, Yapacak çok iş, çıkarılması gereken çok yasa var. Hükümetin toplumun tümünü kucaklama gayreti içinde olması gerekir. Bunun için gerekli mekanizmalar yanında birçok yasal düzenlemeye de ihtiyaç var? dedi.

Hükümeti başarılı buluyor musunuz? sorusuna da Talat, `Başarısız bir hükümettir? diyemem. Ama başarı ölçülere bağlı Kriteri ne olacak? Bana sorarsanız yapması gereken çok iş var. Gayret gösteriyor, başaracağına inanıyorum. Genelleseniz 2 yıllık bir hükümet. Biraz zaman tanımak lazım yanıtını verdi.

Sendikal anlayış değişmeli...

hükümet populist davranmamalı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hükümetin sivil toplum örgütleriyle ilişkileri, sendikaların tutumları ve mali protokolle ilgili gelişmeleri de değerlendirdi.

Kalkınmanın ancak kaynakların yatırıma yönlendirilmesi ve dengeli kullanımıyla mümkün olduğunu vurgulayan Talat, özetle şunları söyledi:

Alman, Japon mucizesi hep yatırımla gerçekleşti. Elde edilmemiş ulusal kazançla kalkınma olmaz. Biz şanslıyız. Çünkü Türkiye gibi bize sürekli parasal kaynak sağlayan, alt yapımızı tümüyle üstlenen bir desteğimiz var. Ancak bundan yararlanarak kendi yerel gelirlerimizle hiç olmazsa cari giderlerimizi karşılayabilsek ve Türkiyenin kaynaklarını tamamen alt yapıya aktarabilsek gerçek kalkınmayı sağlayacağız. Ancak bunu yapamıyoruz. Çünkü yerel gelirler maaşlara yetmiyor. O nedenle kalkınma için sendikalar da dâhil herkes sorumluluk üstlenmeli. Daha az çalışarak daha çok para kazanmak istemek yurtseverlikle bağdaşmaz. Maalesef bunun örneklerini görüyoruz. Artık sendikal anlayışın değişmesi lazım...

Kendi maaş ödemelerini sağlayacak durumda olmayan bir hükümetin sendikalarla pazarlığa oturması ve olmayan parayı dağıtması akıl işi değil. Bizde bu da oluyor. Hükümet maalesef popülist davranıyor ve çocuklarımızın geleceğinden yiyoruz.

Grev ilk silah... solculukla bağdaşmaz

Talat, grevler konusunda da, Ben sol öğretiyi iyi bilirim. Sol öğretiye, Marksizme göre grev emekçilerin en son silahıdır. Bizde öyle mi Bizde ilk silah! Bu yanlış. Ne solculukla, ne sendikal anlayışla bağdaşır. Ben böyle şey duymadım, dünyada böyle şey yok. Varsa o ülkeler kalkınamaz, toplumsal barış da sağlanamaz? dedi.

Merkezi sınav... görevler karıştı...

demokrasiyi kısırlaştırdık

Bazı eylemlerle ilgili olarak sendikaları ve hükümeti eleştirirken, sendikanın eylemi nedeniyle okullarda merkezi sınavın yapılmamasını örnek gösteren Talat, şunları söyledi:

Eğitim Bakanlığı merkezi sınav koyar, sendika yapmayız der ve yapılmaz... Bu nasıl iş! Görevler karıştı... Bakanlığın sorumluluğu var bunda. Demokrasi diye diye demokrasiyi de kısırlaştırıyoruz. Aman kavga olmasın, gerginlik olmasın diyerek herkes her şeye boyun eğer hale geldi.

Yasalarla da çok haklar verildi. Çalışan da, çalışmayan da aynı parayı alır, aynı muameleyi görür. Bürokrasi had safhada... Siyasiler karar verir, bürokrasi geçit vermez. Kamu yönetimini disiplin altına almaya çalışsanız elinizdeki mekanizmalar yetersiz... Disiplin nasıl sağlanacak... Kamu reformuna çok önem veriyorum...

Statükoyu kollayanlar çok...

Talat, Bu durumda statüko olduğu gibi duruyor diyenler haklı mı sorusuna da şu yanıtı verdi:

Statükonun olduğu gibi durmasını sağlamaya çalışan o kadar çok kesim var ki... Yıkacağız diye slogan atanlar da buna dâhil. Gerçek hayatta devamını savunuyorlar. Hiç bir değişiklik yapmanıza izin verilmez. Bir yasa yapılacak, herkes ayağa kalkar. Örneğin Tek Sosyal Güvenlik... Eleştirilebilir ama prensip olarak karşı çıkmak akıl işi mi Fiilen herkes karşı. Şurası düzelsin demek yerine, asla olmaz demek ne demektirGeçmişi, var olanı devam ettirelim? demektir... Böyle örnekler çok...

Sağlığı iyi... sosyal hayat kalmadı...

Sağlığının gayet iyi olduğunu, diyet yerine dikkatli beslendiğini, sabah sporunu aksatmadığını da anlatan Cumhurbaşkanı Talat, zamansızlıktan şikâyetçi...

Ameliyat süreciyle birlikte 16-17 kilo vererek yaklaşık 80 kiloya inen Talat, günün yaklaşık 10 saatini Cumhurbaşkanlığı?nda toplantı ve kabullerle geçirdiğini, gece de evde belgeler ve yazılar üzerinde çalıştığını anlattı. Bu nedenle sosyal hayatım maalesef hemen hemen yok. Kişisel ilişkilerim de az diyen Talat, Vatandaş sizi sokakta, kendi arasında görmek istiyordenince, Bu haklı bir talep, daha çok zaman ayırmam ve çıkmam lazım. Bu yöndeki eleştiriler haklı? dedi.

Basına sürekli açıklama benim işim değil... tercihim bu...

Talat, ?basının karşısına çok çıkmadığına? ilişkin eleştirileri de şu sözlerle yanıtladı:

Çok yoğun olmama karşın basına yansımadığı için günümü çok rahat geçirdiğim izlenimi var. Çünkü eskiden gelen-giden herkesle basının karşısına çıkılırdı. Ben bunu istemiyorum. Bu benim tercihim. Basına durmadan açıklama yapmak bir cumhurbaşkanının işi değil. Herkesle görüşürüm ama bunlar basın önünde olmaz. Bazıları kendileri haber verir, bazıları mesaj vermek ister, o zaman basına veririz. Bence olması gereken de bu...

KIBRIS 02/05/07

 

Dünya basını Türkiye’yi yorumluyor

Financial Times, demokrasi ve sekülerliğin, Türkiye’de artan ölçüde uyuşmazlık içinde olduğunu savundu. Alman gazeteleri Türkiye’nin yaşadığı çelişkilere vurgu yaparken, Fransız La Croix, Türkiye’deki politik krizde taraf tutmanın kolay olmadığını yazdı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 12:20 TSİ 03 Mayıs 2007 Perşembe

 

LONDRA/PARİS/BERLİN - Uluslararası basın, Türkiye’de yaşanan gelişmeleri yakından izlemeyi sürdürüyor. Ekonomi çevrelerinin saygın gazetelerinden Financial Times’da yer alan bir analizde, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı tartışmalarının, ülkenin Kemalist kuruluş ilkeleriyle, yükselen siyasi İslam’ı uzlaştırma çabasının son göstergesi olduğu belirtildi.

 

Atatürk’ün Gölgesinde’ başlığını taşıyan analizi kaleme alan Vincent Boland, “Türkiye, son günlerde Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adaylığına uygun olup olmadığı tartışmasıyla bölündü ve bu durum, Türkiye’nin laik kuruluş ilkelerini ve Kemalist ideolojiyi, demokratik uygulamalar ve giderek daha belirgin gözlenen Müslüman kimliğiyle aynı potada eritip eritemeyeceğine ya da bunu nasıl yapabileceğine ilişkin soru işaretleri uyandırdı” yorumunda bulundu.

Boland, Batı’da birbirini tamamlar görünen demokrasi ve sekülerliğin, Türkiye’de giderek artan ölçüde uyuşmazlık içinde olduğunu ve bu son krizin de bunun örneği olduğunu yazdı.

“Türkiye’nin sorunu, modern sekülerlikle devrimci laiklik kavramlarının çatışması. Fransa’da sekülerlik demokrasiyle eşdeğer. Türkiye’de ise batılılaşma ve modernlikle tanımlanıyor” diyen yazar, Türkiye’de bazı çevrelerin ülkenin demokrasiyi laikliğin önüne koymaya henüz hazır olmadığı görüşüne yer verdi.

Guardian gazetesi ise, Avrupa Birliği’nin siyasetin dışında kalması için Türk ordusunu uyardığını aktardı. Başbakan Erdoğan’ın erken seçim çağrısı yapmasıyla ülkedeki gerilimin düşmekte olduğunu yazan İngiliz gazete, AB’nin seçimleri krizden çıkış yolu olarak gördüğünü belirtti.

LE FIGARO : TÜRK İSLAMCILAR KONTRATAĞA GEÇİYOR
Fransız basını da Türkiye’deki yaşananlara geniş biçimde yer vermeye devam ediyor.

Le Figaro gazetesi, “Başbakan Erdoğan çıkmazdan kurtulmak için cumhurbaşkanının bundan böyle halk tarafından seçilmesini öneriyor. Bir Avrupalı diplomat ‘Erdoğan krize kriz eklemek istemedi. Gündemine koymaya cesaret edemediği demokratik reformları ileri sürerek kendisine yönelik tuzağa düşmüyor. Bakalım bu reformları empoze etme zamanı olacak mı’ yorumunu yapıyor. Eğer öngördüğü tarihlerde bunu gerçekleştirirse genel seçimlerin laiklik üzerine başkanlık referandumuna dönüşmesini engelleyebilir. Sıkı bir taktik ustası olan AKP lideri, cumhurbaşkanlığı seçimine aday olmayarak kendisini muhafaza etmesini bildi. Bu bilinçli geri planda kalma şimdi kendisine tehditlerle dolu bir ortamda seçim mücadelesinin liderliğini beklenenden daha önce almasını sağlayacak” diye yazdı.

‘Erdoğan erken genel seçim istiyor’ başlığını atan Liberation gazetesi de, “Türkiye, Başbakanı Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanlığa seçtirme konusunda ümidini kaybetmiş değil” ifadelerini kullandı.

Gazete, bu habere ek olarak ‘Ne türban ne asker şapkası’ başlığıyla 2 tam sayfa Türkiye’de laiklerin gösterisine yer verdi. Haberde, “Bir İslamcının cumhurbaşkanlığına seçilme olasılığı laik sivil toplumu uyandırdı. Göstericiler cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırlanmasını istiyor. Ama Kemalist ordudan da kışlasında kalmasını istiyorlar” yorumu yapıldı.

‘Laiklik Türkiye’yi bölüyor’ manşetini atan La Croix ise, ılımlı bir İslamcının cumhurbaşkanlığı adaylığının, ülkeyi türbülansa soktuğunu ve Türk siyasi partilerinin cumhurbaşkanılığı konusunda bir adayda anlaşmaktaki beceriksizliğinin eşi görülmemiş ve riskli bir durum yarattığını savundu.

‘KRİZ AB MÜZAKERELERİNİ FELÇ EDEBİLİR’
Gazete, “Türkiye daha önce yaşamadığı bir kurumsal krizle karşı karşıya. AB olayı yakından takip ediyor. Bir askeri darbe ülkenin AB üyelik şansını yok eder. Mevcut krizi de devam etmekte olan müzakereleri felç etme riski taşıyor ve Ankara’daki siyasi güç dengelerinin her zaman parlamenter demokrasi yoluyla kanalize olmadığını gösteriyor. Türk ordusunun hala çok büyük. Nüfusun çoğunluğunun saygı duyduğu ordu elindeki önemli gücü korumaya çalışıyor. Ankara’daki olaylar Rabat’ta da yakından takip ediliyor. Fas’ın başlıca İslamcı partisi Türkiye’de AKP’nin deneyiminden ders çıkarmayı ümit ediyor” cümlelerine yer verdi.

La Croix’nın başyazısında da, “Avrupa’nın batısından bakınca Türkiye’nin içinde bulunduğu politik krizde taraf tutmak kolay değil. Bu kriz kıtanın bu yanında demokrasi ve laiklik gibi birbirlerine dayanan değerleri kapsıyor. Orda ise bu değerler birbirine zıt kamplar tarafından savunuluyor. Türk toplumu demokrasi laiklik ve milliyetçilik arasındaki bu düğümü çözebilecek mi? Ekonomik ve kültürel kalkınmışlık ve jeopolitik dengeler dikkate alınırsa iş oldukça zor. Böyle bir ortamda AB istisnai biçimde karmaşık olan bir denklemle yüzleşmek zorunda olan bir ülkeye fazla ders vermekten kaçınmalıdır. AB sadece AB projesinin kalbinde demokrasi, laiklik ve azınlıkların korunması arasında uyum olduğunu hatırlatabilir” dendi.

‘TÜRKİYE ESKİ TABULARDAN KURTULMALI’
Alman gazeteleri de Türkiye ile yorumlara ağırlık verdi. Sosyal demokrat çizgideki Süddeutsche Zeitung gazetesi, Türkiye’deki pekçok çelişkiye dikkat çekerken, ordunun rolünün da tartışılmakta olduğunu aktardı.

Gazete, “Askeri darbe tehdidi laiklik pankartını taşıyanların da hoşuna gitmedi. Türkiye’de eksik olan her sorunda askere koşan değil, çözümü demokraside arayan bir muhalefet. Ülkenin Atatürk’ten miras kalan bazı tabularından kurtulmaya ihtiyacı var. Atatürk’ün özlemi, yüzünü kendine değil batıya dönen bilincli bir ulustu” yorumun yaptı.

Muhafazakar çizgideki Die Welt gazetesi de, Türkiye’deki tartışmanın eskimiş düşünce biçimleriyle, yeni modeller arasında olduğunu yazdı.

Gazete, Türkiye’de yaşananların dünya için bir örnek olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin demokratikleşme yolu tıkanırsa, bunun bütün İslam dünyasını olumsuz etkileyeceğini, dolayısıyla Avrupa Birliği’nin daha sabırlı davranması gerektığinin altını çizdi.

Rum yönetimi, 63-64'te kaybolan 42 Rum'u ilk kez kayıtlara aldı

Rum basınında yer alan haberlere göre, 1963-64 yıllarındaki toplumlararası çatışmalarda kaybolan Rumların ailelerinin örgütlenmesi sonucu, Rum yönetimi; bu döneme ait 42 Rum kaybı resmen tescil etmek zorunda kaldı.

Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, ailelerin başvurusu sonucu 42 Rum kayıpla ilgili bilgilerin Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne aktarıldığını açıkladı.

Böylece son 2 yıldan beri kayıp kemiklerinin bulunması amacıyla başlatılan projeye 42 kayıp daha eklenmiş oldu.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki resmi kayıtlara göre, kayıp Rumların toplam sayısı bin 468. Rum yönetiminin verdiği resmi rakamlara göre belirlenen bu sayı, 1963-64 kayıplarının da eklenmesiyle bin 510'a ulaşıyor.

Komitenin rakamlarına göre kayıtlı Kıbrıslı Türk kayıp sayısı ise 502. Bu kayıpların yaklaşık 300'ü 1960-67 yılları arasındaki kayıplardan oluşuyor.

KIBRIS 03/05/07

 

Çözümsüzlük stratejilerinin bir parçası

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının son zamanlarda, Kıbrıs Türk tarafını atlayarak, Türkiye hükümeti ile çeşitli yollardan temas kurma çabalarını artırdığına işaret ederek, bunun; Rum yönetiminin Kıbrıs sorununu çözümsüz bırakma stratejisinin bir parçası olduğunu vurguladı.

Erçakıca, arabuluculuk rolüne soyunanların, Türkiye nezdinde değil, Kıbrıs Türk ve Rum tarafları nezdinde girişim yapmasını istedi.

Yazılı açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum tarafının bu çabasının son örneğine, Güney Kıbrıs'ı ziyaret eden İspanya Dışişleri Bakanı'na "arabuluculuk görevi" yükleme girişimi ile tanık olduklarını kaydederek, şunları dile getirdi:

"Bu nafile çabanın, geçmişte bir sonuç doğurmadığını ve gelecekte de doğurma ihtimali olmadığını çok iyi bilen Kıbrıs Rum tarafının böylesi girişimlerde bulunması ve bunu diğer ülkelerden de ısrarla talep etmesi, Kıbrıs sorununu çözümsüz bırakma stratejisinin bir parçasıdır.

Mevcut konjonktürde, Kıbrıs sorununu kendi çıkarları doğrultusunda çözemeyeceğini düşünen, bu nedenle de 8 Temmuz Anlaşması'nı etkisizleştirerek, verimsiz hale getirmeye çalışan Kıbrıs Rum tarafı, sorunun çözümünün Türkiye ile yapılacak doğrudan temaslarla sağlanabileceği iddiası ile zaman kazanmaya çalışmaktadır."

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum yönetiminin, sonuç vermeyeceği bilinen anlamsız girişimlere başvurmak yerine, Kıbrıs sorununun asıl tarafı olan Kıbrıslı Türklerle anlaşmanın yollarını araması gerektiğini ifade etti.

Kıbrıs Rum tarafının bu art niyetine alet olan ülkelerin; bu tarz girişimlerin, beklenenin aksine, Kıbrıs Rum

tarafının uzlaşmazlığını artırarak, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne hizmet edeceğini bilmesi gerektiğini kaydeden Hasan Erçakıca, "Kıbrıs sorunu ile ilgili arabuluculuk rolüne soyunanlar, bu tarz girişimleri Türkiye nezdinde değil, Kıbrıs Türk ve Rum tarafları nezdinde yapmalıdırlar" dedi.

Erçakıca, bu ülkelerden ve Kıbrıs Rum tarafından beklenenin; Kıbrıslı Türklerin siyasi varlığını tanımak ve Kıbrıs sorununa yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde ve BM çatısı altında çözüm bulma çabalarına destek olduğunu ifade etti.

KIBRIS 03/05/07

 

KTHY, İngiliz hükümeti aleyhine dava açtı

Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ve İngiltere'deki tur operatörü CTA Holidays Ltd., İngiltere-Kuzey Kıbrıs arasında tarifeli seferler ve charter uçuşlar için İngiliz hükümeti aleyhine dava açtı. KTHY'den yapılan açıklamaya göre, İngiltere'deki mahkemelerde açılan dava, pazartesi günü dosyalandı. İngiliz hükümeti, KTHY'nin İngiltere-Kuzey Kıbrıs arasında uçuş yapabilmek için yaptığı başvuruyu, direkt uçuşlara verilecek iznin, 1944 Uluslararası Sivil Havacılığa İlişkin Şikago Sözleşmesi'ne aykırı olacağını iddia ederek reddetmişti

Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ve İngiltere'deki tur operatörü CTA Holidays Ltd., İngiltere-Kuzey Kıbrıs arasında tarifeli seferler ve charter uçuşlar için İngiliz hükümeti aleyhine dava açtı.

KTHY'den yapılan açıklamaya göre, İngiltere'deki mahkemelerde açılan dava, Pazartesi günü dosyalandı.

İngiliz hükümeti, KTHY'nin İngiltere-Kuzey Kıbrıs arasında uçuş yapabilmek için yaptığı başvuruyu, direkt uçuşlara verilecek iznin, 1944 Uluslararası Sivil Havacılığa İlişkin Şikago Sözleşmesi'ne aykırı olacağını iddia ederek reddetmişti.

KTHY'nin, İngiliz hükümetinin Şikago Sözleşmesi'ni yanlış yorumladığına, bu sözleşmenin direkt uçuşları engellemediğine ve dolayısıyla uçuşlara izin verilmesi gerektiğine inandığı kaydedilen açıklamada, İngiliz hükümetinin defalarca direkt uçuşları desteklediğini ve uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleriyle tutarlı olduğu sürece direkt uçuşlara izin vereceğini açıkladığı da hatırlatıldı.

Her yıl İngiltere'den Kuzey Kıbrıs'a 100 bin yolcu taşıyan KTHY'nin İngiltere'den Ercan Havaalanı'na yaptığı uçuşlar, uçakların Türkiye'ye de inip kalkmasıyla gerçekleşebiliyor. Bu da, uçuş süresini 2 saat uzatıyor ve KTHY'nin masraflarını artırıyor.

KIBRIS 03/05/07

 

Economist: Asker siyasetten çekilsin

Türkiye’de seçimlerle ilgili gelişmeler, dış basında önemli yer tutmaya devam ediyor. İngiliz The Economist dergisi, bu haftaki baskısında Türkiye’yi kapak yaptı ve askerlerin siyasetten elini çekmesi gerektiği görüşüne yer verdi.

NTV

Güncelleme: 12:52 TSİ 04 Mayıs 2007 Cuma

 

LONDRA - The Economist dergisi, kapak haberini Türkiye’deki gelişmelere ayırarak, “Türkiye’nin temelleri için verilen mücadele” başlığını kullandı. Dergi, “Eğer Türkler bir seçim yapmak durumunda kalırlarsa, demokrasi laiklikten daha önemli” değerlendirmesinde bulundu ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yeniden seçilmesinin orduya verilecek en iyi cevap olacağını yazdı.

Dergide, “Laiklik yanlılarının İslamcılığın giderek yayılmasından korkmaları anlaşılır bir durum, ama AKP’nin sicili bu korkuları haklı çıkarmıyor ve bu yayılmayı önlemenin yolu da askeri müdahale değil. Korumaya çalıştıkları devletin yararına, Türkiye’de askerler, siyasetten elini çekmeli” yorumuna yer verildi.

The Economist, Türkiye’nin İslamla demokrasinin birarada yaşayamayacağı yolundaki yaygın inanışı çürüttüğünü de belirtiyor ve “Tüm dünyada köktendinci Müslümanlığın yükselişte olduğu bir zamanda 500 ile 1 milyon kişinin İstanbul’da laiklik adına yürümesi, dikkate değer bir durum. Bu hafta tüm dünyanın dikkatini Türkiye üzerine toplamasının sebebi, ordunun İslamın hükümetteki rolünü sınırlama ihtimaliydi. Eğer Türkiye, İslam ile demokrasiyi uzlaştıramazsa, bunu kim başarabilir?” ifadelerini kullanıyor.

İngiliz Daily Telegraph gazetesi ise ordunun gelişmelere seyirci kalmayacağı görüşünde. Gazete, “Atatürk’ün mirasının gerçek bekçileri politikacılar değil generallerdir. Ve onlar da, Türklerin eski İslami yaşamlarına dönmeye çalışmaları halinde hiçbir şey yapmadan durmayacaklardır” görüşünü savunuyor.

Sarkozy: Türkler Kapadokyalı

Fransa'da Royal ile Sarkozy, televizyon düellosunda Türkiye yüzünden kapıştı. Royal ılımlı konuşurken, 'Kapadokyalılar, Anadolulular' diyen Sarkozy, 'AB'ye Türkleri alırsak İslam güçlenir, Kürdistan Avrupa sorunu olur' çıkışı yaptı

04/05/2007

ARZU ÇAKIR MORIN

PARİS - Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçiminin pazar günkü ikinci turunda yarışacak iktidardaki sağcı Halk Hareketi Birliği (UMP) lideri Nicolas Sarkozy ile Sosyalist Parti adayı Segolene Royal, önceki akşam televizyonda 20 milyon kişinin izlediği canlı tartışma programında fena kapıştı. 8 milyona yakın kararsız seçmeni tavlama çabasındaki iki rakibin, ekonomi, işsizlik ve güvenliğe odaklı düellosunda hararetli bir Türkiye tartışması koptu. Sarkozy'nin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkarken kullandığı 'Kapadokyalılar, Anadolulular' sözleriyle 'İslamiyet ve Kürt sorununu Avrupa'ya taşımama' tezleri, seçimi kazanırsa Ankara-Paris hattında ilişkilerin gerileceğine işaret.
'Siyasi Avrupa yanlısı' ve 'sınırsız genişleme karşıtı' Sarkozy, Türkiye karşıtlığını şöyle anlattı: "Bu demokrasi veya İslam sorunu değil. Türkiye'nin Avrupa değil Küçük Asya'da olmasından kaynaklanan bir sorun. Türkiye'yi AB'de isteyenler, siyasi Avrupa'ya karşı."
'Genişlemede mola' yanlısı Royal ise rakibini "İnsanları bu tip sözlerle korkutmayın" diye uyarırken, Türkiye'yle müzakerelerinin başladığını anımsattı. Royal'in "Vakti gelince Fransızlara da referandumda fikri sorulacak" sözleri üzerine Sarkozy rakibini sıkıştırmaya çalıştı: "Türkiye AB'ye girmeli mi, girmemeli mi, onu söyleyin. 1964'ten beri Türkiye oyalanıyor. Artık onları isteyip istemediğimizi söyleme vakti geldi. Yani büyük Türk halkına AB değil, Akdeniz birliğinin kalbi olabileceklerini söylemeliyiz." Royal'in cevabı müzakerelerin başlamasını Fransa'nın da onayladığı ve bu sözün tutulması gerektiği oldu.

'Şimdilik mola verelim'
Sarkozy'nin "Tavrınız Türkiye'ye hayır mı" sorusuna "Şimdilik mola. Ama değişebilir" diyen Royal, kaçamak konuştu: "Üyelik tek seçenek değil. Güçlü bir işbirliği veya özel ilişki de olabilir. Bunlar zaten 10 yıl sonranın konusu. Türkiye'deki demokrat güçlerin olduğunu da unutmayın. Onlara destek verilmeli. Türk halkı büyük bir halk, Türkiye büyük bir ülke. Bu kadar kaba bir söylemle Türkiye gibi büyük bir medeniyet ve büyük bir halkın yüzüne kapıları kapatırsanız dünya dengelerini de tehlikeye atarsınız. Büyük bir halk var karşınızda, belki Avrupa'ya katılma hevesleri var. Bu konuyu bu kadar kaba bir söylemle kapıları çarparak yapamazsınız."

'Küçük Asya ülkesi'
UMP lideri bu kez "Kapadokyalılara Avrupalı olduklarını nasıl anlatacağız. Kapadokyalılara Avrupalı olduklarını anlattığınızda, tek birşey yaparsınız, o da İslamcılığı güçlendirmek" çıkışı yaptı. Royal ise "Türkiye demokratik ve laik bir ülke, her gün laiklik ve demokrasi için yürüyen demokratların desteklenmeye ihtiyacı var. Son dönemdeki laiklik gösterilerine bakın" dedi. Bunun üzerine Sarkozy 'Kürt kartını' çıkardı: "Türkiye, laik de olsa küçük Asya ülkesi. Ben Fransız çocuklarına Avrupa sınırlarının Irak ve Suriye olduğunu açıklayamam. Kürdistan sorununu da Avrupa sorunu yaptığımızda pek ilerlemiş olmayız. Sınırsız genişleme siyasi Avrupa'yı öldürüyor. Dolayısıyla Türklere 'Ortak ilişkilerimiz olacak, alışveriş yapacağız ama AB üyesi olamayacaksınız çünkü Anadolulusunuz, Avrupalı değil' denilmeli."
Fransız basını Royal'i daha 'saldırgan' bulurken, Opinionway'in anketi izleyicilerin yüzde 53'ünün Sarkozy'yi, yüzde 31'inin Royal'i 'inandırıcı' bulduğunu gösterdi Liberation 'Sarko kaybetmedi ama Sego kazandı' derken, Figaro 'Sonuçta Sarkozy otokontrolüyle parladı' değerlendirmesini yaptı.
Uzmanlar tartışmanın, Sarkozy'nin yüzde 53.5, Royal'in yüzde 46.5 oy alacağını gösteren son IPSOS anketini en fazla yüzde 1-2 oranında etkileyeceği fikrinde. Bu da, ilk turda yüzde 18 oy alan Fransa Demokrasi Birliği lideri François Bayrou ile yüzde 10 oy alan aşırı sağcı Ulusal Cephe lideri Jean-Marie Le Pen'in seçmenini 'kilit' konumuna getiriyor. Le Pen, seçmenine 'boykot' çağrısı yaparken, önceden seçmenini serbest bırakan Bayrou ise dün, "Sarkozy'ye oy vermeyeceğim" çıkışı yaptı.

Türkiye'ye karşı gizli füze planı

 

 

LEFKOŞA (A.A)

 

Kıbrıs Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides yönetiminin Rusya'dan sipariş

 ettiği ve Türkiye'nin sert tepkisi sonucu, 1998'de Girit'e konuşlandırılan S-300

 füzelerinin, gerektiğinde 48 saatte Güney Kıbrıs'a nakledilmesini öngören gizli

 bir plan hazırladığı ortaya çıktı.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Klerides hükümetinin, S-300

 füzelerinin

 gerektiğinde 48 saat içinde Güney Kıbrıs'a nakledilmesini öngören gizli bir plan

 hazırladığını bildirdi. Gazete, bu bilgilerin, “Yeni Yunan Televizyonu”nda (NET) dün

gece yayımlanan ve Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides ile eski Rum Savunma

 Bakanı Sokratis Hasikos'un konuk olarak katıldığı programda ortaya çıktığını yazdı.

Hasikos, Rum yönetiminin, S-300 füzelerinin gerektiğinde 48 saat içinde Girit'ten

 Rum tarafına nakledilmesine ilişkin bir plan hazırladığını, füze sisteminin Rum tarafına

naklinin de ticari gemilerle yapılacağını açıkladı. Yunan hükümetinin bundan haberdar

 olmadığını kaydeden Hasikos, “Yunan hükümetiyle görüşme söz konusu değildi,

çünkü Yunanistan, ancak Ada'da bir savaş çıkması halinde bu planı yürürlüğe

koyacaktı” dedi.

ABD DIŞİŞLERİ BAKANI'NIN TAVSİYESİ

Klerides de tepkilere neden olanın S-300 füzelerinin silah sistemi değil, bu sisteme

 eşlik eden radarların menziliyle Milli Muhafız  Ordusunun, Türk uçaklarının Türkiye

 içindeki hareketlerini dahi izleyebilmesi olduğunu söyledi. Glafkos Klerides, şöyle dedi:

“Amerika'dan uzmanlar gelip beni gördüler ve sorunun füzeler değil, radarlarımızın

 Türk uçaklarının Türkiye içindeki hareketlerine girmesi olduğunu söylediler.

 Zamanın ABD Dışişleri Bakanı Medeleine Albright adayı ziyaret ettiğinde,

 konuyu gündeme getirdi, tavsiyesi, daha küçük menzilli radarlar getirmemiz şeklindeydi.”

Klerides, S-300 füzelerinin satın alınmasını, Yerasimos Arsenis'in bakanlığı

 döneminde Yunan Savunma Bakanlığının önerdiğini belirterek, füzelerin

 konuşlandırılmasının iptali konusunda Atina'da karar alınması sırasında cereyan

 edenlere değinirken, şunları söyledi:

“Zamanın Yunanistan Savunma Bakanı Akis Çohacopulos, 'Kıbrıs' (Rum) Savunma

 Bakanı Yannakis Omiru'ya, Yunan Başbakanlığında yapılacak toplantıda, füzelerin

 Kıbrıs'a taşınmasını savunacağını söyledi. Ancak o toplantıya çağrılan generaller,

 füzelerin Kıbrıs'a getirilmemesini, Girit'te konuşlandırılmasını söylediler. Hemen

 ardından Başbakan Kostas Simitis de, füzelerin Girit'e götürülmesini destekledi.”

HURRIYET 04/05/07

 

BM'ye göre: 8 Temmuz süreci ölmedi

MÖLLER: ÜMİTLİYİM, POZİTİFİM... BM Kalkınma Programı-İşbirliği ve Güven için Hareket İnisiyatifi (UNDP-ACT) tarafından Lefkoşa'da ara bölgede organize edilen Uluslararası Sivil Toplum Fuarı'nı ziyarette, basın mensuplarının sorularına karşılık Möller, 8 Temmuz sürecinin ölmediğini, doğal bir şekilde devam ettiğini ifade etti ve "Ümitliyim ve bu konuda pozitifim. Üzerinde anlaşılan birçok konu var" dedi

YALANLAMA... Kıbrıs Türk tarafının yeni bir öneri yaptığı yönündeki soruya karşılık da Michael Möller, bunun doğru olmadığını, süreçteki çalışmaların tartışılması ve incelemesinin devam ettiğini söyledi. CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu önceki gün yaptığı açıklamada Türk tarafının 8 Temmuz sürecinin ilerletilmesi için Rum tarafına bir öneri paketi sunduğunu açıklamıştı

Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller, 8 Temmuz sürecinin ölmediğini ve doğal bir şekilde devam ettiğini söyledi.

Möller, BM Kalkınma Programı-İşbirliği ve Güven için Hareket İnisiyatifi (UNDP-ACT) tarafından Lefkoşa'da ara bölgede organize edilen Uluslararası Sivil Toplum Fuarı'nı ziyareti sırasında, 8 Temmuz süreci ile ilgili basının sorularını yanıtladı.

8 Temmuz sürecinden olumlu bir sonuç çıkmasını bekleyip beklemediği sorusuna karşılık Michael Möller, 8 Temmuz sürecinin ölmediğini, doğal bir şekilde devam ettiğini ifade ederek, "Ümitliyim ve bu konuda pozitifim. Üzerinde anlaşılan birçok konu var" dedi.

İki tarafın pozisyonu arasındaki farkın, taraflarca inanıldığından daha küçük olduğunu belirten BM yetkilisi Möller, "iki taraf arasında birçok ortak nokta bulunduğunu, son 15 ay zarfında birçok yararlı çalışmanın yapıldığını" ifade etti.

"Ortada olan tek süreç"

"Yakın zamanda bir ilerleme yaşayacağımız konusunda çok ümitliyim" şeklinde konuşan Möller, "son 15 ay içerisinde oluşturulan sürecin ortada olan tek süreç olduğunu" vurguladı.

İki tarafın da bu süreçte devam etmekte istekli olduklarını, uluslararası toplum, BM Genel Sekreteri ve BM Güvenlik Konseyi'nin de süreci desteklediklerini kaydeden Möller, "Eğer herkes aynı fikirde ise, o zaman yakın gelecekte ilerleme kaydetmememiz için bir neden yoktur" dedi.

Kıbrıs Türk tarafının yeni bir öneri yaptığı yönündeki soruya karşılık da Michael Möller, bunun doğru olmadığını, süreçteki çalışmaların tartışılması ve incelemesinin devam ettiğini söyledi. CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu önceki gün yaptığı açıklamada Türk tarafının 8 Temmuz sürecinin ilerletilmesi için Rum tarafına bir öneri paketi sunduğunu açıklamıştı.

Kıbrıslı Türk ve Rum tarafları, iki toplum arasındaki günlük konuların ele alınması ve özlü konuların görüşülmesine zemin hazırlanması amacıyla teknik komiteler ve çalışma gruplarının oluşturulması için BM gözetiminde 8 Temmuz 2006 tarihinde bir süreç başlatmıştı.

KIBRIS 04/05/07

 

 

Sivil toplum örgütleri sağlıklı demokrasi için şart

"İSTEYİNCE BİR YOL BULUNUR"... 1. Uluslararası Sivil Toplum Fuarı, "İsteyince Bir Yol Bulunur" sloganıyla, Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs'tan 80 sivil toplum örgütünün katılımıyla dün başladı. Fuarın ilk gününde sivil toplum örgütlerinin sağlıklı bir demokrasi için şart olduğu ve adada sürdürülebilir barış için, tüm Kıbrıslıların, adanın geleceğini ilgilendiren konular hakkındaki tartışmalara katılması gerektiği vurgulandı

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Kıbrıs'ta Güven ve İşbirliği İçin Hareket İnisiyatifi (UNDP-ACT) tarafından organize edilen 1. Uluslararası Sivil Toplum Fuarı başladı.

"İsteyince Bir Yol Bulunur" sloganıyla, Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs'tan 80 sivil toplum örgütünün katılımıyla gerçekleştirilen Fuar, ara bölgede, Ledra Palace Otel çevresinde yer alıyor.

Fuarla, halkın sivil toplum örgütleri (STÖ) hakkında bilgilendirilmesi, STÖ'ler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi ile halkın STÖ'lere katılımının teşvik edilmesi amaçlanıyor.

1'inci Uluslararası Sivil Toplum Fuarı, 5 Mayıs'ta sona erecek. STÖ'lerin stant kurduğu ve tanıtıcı bilgi verdiği fuarda, atölye çalışmaları, sergiler ve bir de sempozyum var.

Fuar, Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü Misyon Şefi ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller, ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Ronald Schilcher ve UNDP-ACT Program Yöneticisi Jaco Cilliers tarafından düzenlenen basın toplantısıyla başladı.

Basın toplantısının ardından BM Temsilcisi Möller ve ABD Büyükelçisi Schilcher, UNDP-ACT Program Yöneticisi Jaco Cilliers'in eşliğinde fuar alanını gezerek, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile sohbet edip, örgütleri hakkında bilgi aldı.

Möller: Sürdürülebilir barış için tüm

Kıbrıslılar tartışmalara katılmalı

Michael Möller, etkinliğin, adadaki sorunlara ilgi gösteren aktif sivil toplum örgütleri için bir sıçrama tahtası görevi yapmasını ümit ettiğini söyledi.

STÖ'lerin sağlıklı bir demokrasi için şart olduğunu belirten Möller, insanların hayatlarını etkileyen konuların karar alma süreçlerinde sivil toplum örgütlerinin de yer almasının, demokrasinin temel işleyişi olduğunu kaydetti.

Möller, adada sürdürülebilir barış için, tüm "Kıbrıslıların", bireysel ve toplu olarak, adanın geleceğini ilgilendiren konular hakkındaki tartışmalara katılması gerektiğini belirtti.

"Dış müdahalelerle elde

edilen çözüm kalıcı değil"

Barış ve uzlaşmaya ancak birbirini iyi bilen taraflar arasında ulaşılabileceğini ifade eden Möller, dış güçlerin müdahalesi ile elde edilen uzlaşmaların, pek nadiren kalıcı olduğunu söyledi.

Sonuçları geçen hafta açıklanan BM anketine de atıfta bulunan Möller, tarafların çözüm konusunda ümitsiz olduğunu belirtti ve "İki toplum ve toplumların kendi içerisinde diyaloğa ve tartışmaya olan ihtiyaç açıkça görülebiliyor" dedi. Möller, diyalog ve görüşmelerin iki toplum arasındaki güvensizliğin giderilmesi için hayati olduğunu kaydetti.

Tarafsız medyanın önemini vurgulayan ve basının çelişkileri önlemesi gerektiğini belirten Möller, toplumların geleceğinin sadece seçilmiş liderlerin elinde olmadığını, aktif ve aydınlatılmış bir toplumun da önemli rolleri bulunduğunu dile getirdi ve "Kıbrıs sorununun Kıbrıslı bir çözüme ihtiyacı var" şeklinde konuştu.

Schilcher: STÖ'lerin görüşleri ortaya koymaları önemli

Sivil toplumun demokrasideki önemine değinen ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Ronald Schilcher ise, STÖ'lerin, kişilerin görüşlerini açıkça ortaya koymalarının devlet politikalarının şekillenmesinde önemli rol oynadığını kaydetti.

Gönüllülüğün, işbirliğinin artırılması ve iletişimin geliştirilmesi konusunda yapılacak çok şeyin olduğunu ifade eden Schilcher, çevre konuları, tüketici hakları veya Kıbrıs çözümü ile ilgili olumlu değişimlerin ancak "aktif ve etkin katılımla" elde edilebileceğini kaydetti.

Cilliers: Kalıcı çözüm için işbirliği gerekli

UNDP-ACT Program Yöneticisi Jaco Cilliers ise, kalıcı bir çözümün sadece politikacılar veya sadece bir sektörün uğraşları ile elde edilemeyeceğini söyledi.

Fuara katılan birçok örgütün, ada genelinde, sorunlara ortak çözüm bulmak için iki toplum arasındaki işbirliğinin gelişmesi yönünde uğraş verdiğini kaydeden Cilliers, etkinliğin ayrıca, dünyanın dört bir tarafından çeşitli örgütleri bir araya getirerek tecrübelerin paylaşılması ve gençlerin eğitilmesi için bir ortam yarattığını kaydetti.

Kıbrıs genelinde STÖ'lere gereken önemin verilmediğini savunan Cilliers, BM'nin bu nedenle STÖ'lerle çalışma konusunda istekli olduğunu kaydetti.

UNDP-ACT'ın adada işbirliği ve güveni artırmak için birçok proje gerçekleştirdiğini belirten Cilliers, iki tarafın ortak çalışmalarının, barış çabalarına da katkı koyduğunu ifade etti.

Basının önemine de değinen Cilliers, tartışmalı konuların dengeli bir şekilde anlatılması ve tüm kesimlerin görüşlerine de yer verilmesi gerektiğini söyledi.

Cilliers, fuar boyunca adada iki toplumu ayıran veya bir araya getiren konular üzerinde yapıcı diyaloglar ve işbirliği kurulmasına olanak sağlanacağını vurguladı.

Etkinlikler gün boyu sürdü

Fuarın dün sabahki etkinlikler çerçevesinde 10.30 ve 12.00 saatleri arasında Ledra Palace'da bir oturum yapılırken, Fulbright'ta ise açık sergi, etkileşimli gösterimler ve gençlere yönelik programdan oluşan etkinlikler düzenlendi.

Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru'nun yönetiminde Ledra Palace Oteli'nde gerçekleşen "Ağ Oluşturma ve Ortaklık-Örnek Uygulama" adlı oturumda, Güney Afrika Sivil Toplum Örgütü (Sangonet) Yöneticisi David Barnard, Glocal Forum'dan Olivia Cavalcanti ve İtalya'nın bir vilayeti olan Ferrara Belediyesi'nin Barış Ofisi'nden Davide Berutti birer sunuş yaptı ve soruları yanıtladı.

Bernard, STÖ'lerin interneti sosyal hareketlilik ve ağ oluşturmak için nasıl kullandıkları hakkında bilgi verirken, Cavalcanti ise Glocal Gençlik Parlamentosu'nun amaçları, yapısı ve faaliyetleri hakkında bir sunuş yaptı. Ferrara Belediyesi'nden Berutti ise barış konusunda belediye, kurumlar ve ekonomik aktörler arasındaki karmaşık ilişkiyi anlatarak, bu konuda bu üç tabakanın önemli rolünü vurguladı.

Dün öğleden sonra ise Ledra Palace, Fulbright ve Çetinkaya Futbol Sahası çadırında olmak üzere üç farklı alanda eşzamanlı olarak yapıldı. Fulbright'ta yapılan Sivil Toplum Örgütleri için yardımcılı atölye çalışmasında, INTRAC yetkilisi John Beauclerk "STÖ'ler İçin Taban Oluşturmak" konusunda bilgi verdi. Aynı saatte Ledra Palace'da farklı bir Yardımcılı Atölye Çalışmasında, "STÖ'ler için Halkla İlişkiler ve Etkin İletişim" konusu çalışıldı.

Sivil Toplum Fuarı'nda dün öğleden sonra saat 17.00'den saat 18.30'a kadar "Ağ Oluşturma Kahvehanesi" etkinliği yapıldı. Kahvehanelerde üç farklı alanda beş değişik konu tartışıldı. Çetinkaya Futbol Sahası'nda İngiltere, Londra'da faaliyet gösteren Turkish Cypriot Women's Project yetkililerinin katılımıyla, aile içi şiddet, kadının toplumdaki yeri, kadın sorunları gibi konular tartışıldı. Fulbright'ta aynı saatlerde Terra Cypria yönetiminde çevre konusu tartışılırken, aynı alandaki başka bir kahvehane etkinliğinde "Çok Kültürlülük, Çeşitlilik, Dahil Olma," konusu ve AHDR yönetiminde Eğitim ve gençli konuları tartışıldı. Aynı saatlerde Ledra Palace'da yapılan kahvehane etkinliğinde insan hakları konusu tartışıldı.

Sempozyumda sivil

toplumun görevleri tartışıldı

Fuar etkinlikleri çerçevesinde dün akşam 19.30'da "Sivil Toplumun Görevleri" adlı sempozyum yapıldı. UNDP-ACT Jaco Cillers yönetimindeki sempozyumda, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg ile CIVICUS ve INTRAC'tan Sivil Toplum Uzmanı Alan Fowler birer sunuş yaptı.

Hammarberg, konuşmasında, STÖ'lerin, insan haklarının gelişmesinde, çatışmalı toplumlarda yakınlaşmayı sağlaması ve hükümetlerin halkla daha iyi bir iletişim kurabilmelerindeki rollerini anlattı. Hammarberg ayrıca STÖ'lerin gönüllülük, demokrasi, güvenilirlik, sorumluluk prensiplerini de içinde barındırmasının önemine dikkat çekti.

Alan Fowler ise konuşmasında STÖ'lerin ve devletin bir birinde ayrı yapamayacağını, ikisinin birbirine ihtiyacı olduğu görüşünü savunarak, bunun nedenlerini açıkladı. Fowler, ayrıca STÖ'ler ve devlet arasında bilgi, güvenilirlik, işbirliği kurma konuları olmak üzere üç ana iletişim alanı olduğunu ifade etti.

Fuar

Sivil Toplum Örgütleri fuarı etkinlikleri bugün ve yarın da devam edecek. Fuar, STÖ'leri halkla buluşturmayı ve tanıştırmayı, halka STÖ'ler aracılığıyla da toplumda fark yaratabileceklerini anlatmayı hedefliyor.

Etkinlikler, Ledra Palace Otel, Fulbright Center, Goethe Enstitüsü, Çetinkaya futbol sahası ve Güney Lefkoşa'daki Holiday Inn Otel'de yer alacak. Fuarda, Umut Albayrak ile İsovites tarafından şarkılar da söylenecek.

KIBRIS 04/05/07

 

 

Eğitim izolasyonuna karşı Lizbon adımı

İLK CİDDİ ADIM... Üniversitelerimizin verdiği diplomalarn Avrupa birliği'nde tanınabilmesi için Bakanlar Kurulu ilk ciddi adımı attı. Ülkemizin Lizbon Konvansiyonu'na taraf olması, üniversitelerimizin vereceği diplomanın konvansiyona taraf olan diğer 46 ülkede tanınması anlamına geliyor. Konvansiyona taraf ülkelerin üniversitelerinde okuyan öğrenciler, eğitim transferi yapabilecek

EKONOMİK ÖRGÜTLER PLATFORMU'NDAN DESTEK... Ekonomik Örgütler Platformu, Bakanlar Kurulu'nun Lizbon konvansiyonunu onaylamasını, üniversitelerin uluslararası alanda tanınırlılığı açısından ciddi bir adım olarak değerlendirdi. Platform, konvansiyonun onaylanmasının, üniversitelerin uluslararası alanda tanınırlılığı ve Kıbrıs'a dünyanın dört bir tarafından öğrenci akışının devam etmesi yönünde önemli olduğuna dikkat çekti

Ülkemiz üniversitelerinin verdiği diplomaların Avrupa Birliği'nde tanınabilmesi için hükümet ilk ciddi adımı attı.

Bakanlar Kurulu, Avrupa Konseyi ile UNESCO tarafından hazırlanan ve 11 Nisan 1997'de imzalanarak yürürlüğe giren "Avrupa Bölgesinde Yükseköğrenimle İlgili Belgelerin Tanınmasına İlişkin Sözleşme" olan Lizbon Konvansiyonu'na taraf olduğunu beyan edeceği yasa tasarısını onayladı.

Bakanlar Kurulu, önceki gün Lizbon Konvansiyonu'yla ilgili yasa tasarısını onaylayıp meclise havale etti. Dün Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komisyonu'nda görüşülerek onaylanan tasarı, gelecek hafta Cumhuriyet Meclisi'nde onaylanıp yürürlüğe girecek.

Ülkemizin Lizbon Konvansiyonu'na taraf olması, üniversitelerimizin vereceği diplomanın, konvansiyona taraf olan diğer 46 ülkede tanınması anlamına geliyor. Konvansiyona taraf ülkelerin üniversitelerinde okuyan öğrenciler, eğitim transferi yapabilecek.

Diplomaların tanınması açısından önemli bir adım olarak görülen Lizbon Konvansiyonu'na taraf olma, ülkemiz üniversitelerine uygulanan eğitim izolasyonunun kırılması açısından da önemli bir girişim olacak.

YÖDAK'ın ülkemizi temsilen konvansiyonun muhatabı olacağı yeni süreçte, üniversitelerimizin yeni hedefi Bologna sistemiyle ilgili başlatılan çalışmaların tamamlanması yer alıyor.

Eğitim insan hakkıdır

Eğitim çevreleri, Lizbon Konvansiyonu'na taraf olanların yükseköğretime bakışlarını çizerken, eğitimin bir insan hakkı olduğuna vurgu yaparak, kültürel çeşitliliğin önemine dikkat çekti.

Konvansiyonun eğitime bakışı şöyle:

"Eğitim hakkının bir insan hakkı olduğu ve bilginin elde edilmesi ve ilerlemesinde bir araç olan yükseköğretimin, hem bireyler hem de toplum için az bulunur zenginlikte kültürel ve bilimsel bir değer oluşturduğu gerçeğinin bilincinde olarak;

Yükseköğretimin, halklar ve uluslar arasındaki barış, karşılıklı anlayış ve hoşgörünün teşviki ve karşılıklı güvenin oluşturulmasında hayati bir rol oynaması gerektiği göz önünde bulundurarak;

Avrupa bölgesindeki eğitim sistemlerindeki büyük çeşitliliğin, bütünüyle saygı duyulması gereken müstesna bir değer olan kendi kültürel, sosyal, siyasi, dini ve ekonomik çeşitliliğini yansıttığını göz önünde bulundurarak;

Her bir tarafın bireyleri ve her bir tarafın eğitim kurumlarındaki öğrencilerin diğer taraflardaki eğitim kaynaklarına erişimini, özellikle de bunların diğer taraflardaki yükseköğretim kurumlarında eğitimlerini sürdürme ya da çalışmalarının bir bölümünü bu kurumlarda tamamlamaya yönelik çabaları kolaylaştırarak, tüm bölge halkının bu zengin çeşitlilikten yararlanabilmelerine imkân sağlamayı dileyerek; Avrupa Birliği'ndeki bir başka ülkeden alınan çalışma, sertifika, diploma ve derecelerin tanınmasının taraflar arasındaki akademik dolaşımı teşvikte önemli bir önlem olduğunu göz önünde bulundurmak..."

Konvansiyon üyeleri İstanbul'da

Lizbon Konvansiyonu'na taraf olan 46 ülkenin eğitim bakanları bugün İstanbul'da bir araya geliyor. Türkiye eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in de bugün yapılacak toplantıda Lizbon Konvansiyonu üyesi ülkelerin eğitim bakanlarına ülkemizin de konvansiyona taraf olduğunu bildirmesi bekleniyor.

Ekonomik Örgütler Platformu'ndan destek

Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Kıbrıs Türk Sanayi Odası, Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk İşverenler Sendikası ve KKTC İşadamları Derneği'nin oluşturduğu Ekonomik Örgütler Platformu, Kuzey Kıbrıs'ın Lizbon Diploma Tanınırlık Konvansiyonu'nu onaylamasını memnuniyetle karşıladı.

Ekonomik Örgütler Platformu adına basın bildirisi yayımlayan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami

ve KKTC İşadamları Derneği Başkanı Özalp Nailer, "Lizbon diploma tanınırlık konvansiyonunun onaylanmasının, Kuzey Kıbrıs ekonomisinde hayati önemi olan üniversitelerin uluslararası alanda tanınırlılığı ve Kıbrıs'a dünyanın dört bir tarafından yüksek öğretim için öğrenci akışının devam etmesi yönünde ciddi bir adım atılmış olmaktadır" dediler.

Erdil Nami ve Özalp Nailer'in imzasıyla yayımlanan basın bildirisi şöyle;

"Ekonomik Örgütler Platformu, Kuzey Kıbrıs'ın Lizbon Diploma Tanınırlık Konvansiyonu'nu onaylamasını memnuniyetle karşılamıştır.

11 Nisan 1997 tarihinde Avrupa Konseyi ve UNESCO arasında imzalanan ve Avrupa bölgesinde yüksek

öğretimde herhangi bir ülkede kazanılan eğitim niteliklerinin veya verilen diplomaların başka bir ülkede tanınmasını ve Avrupa genelinde hareketliliğin desteklenmesini amaçlayan Lizbon Konvansiyonu'nun onaylanması ile Kuzey Kıbrıs'ta bulunan üniversiteler YÖDAK aracılığı ile Avrupa yüksek öğretim alanındaki yüksek öğretim kurumlarından gelen diplomaları tanımayı ve denklik vermeyi taahhüt etmektedir.

Bununla beraber bu onayla YÖDAK Kuzey Kıbrıs üniversitelerinin vermiş olduğu diplomalar hakkında diğer taraflara şeffaf olarak bilgi vererek, diplomaların kalite güvencesini sağlamakla yükümlü kılınmakta, taahhütte bulunmakta ve bu diplomaların tanınmasını amaçlamaktadır. Bu girişim neticesinde Kuzey Kıbrıs ekonomisinde hayati önemi olan üniversitelerin uluslararası alanda tanınırlılığı ve Kıbrıs'a dünyanın dört bir tarafından yüksek öğretim için öğrenci akışının devam etmesi yönünde ciddi bir adım atılmış olmaktadır.

Diğer taraftan, günümüzde uluslararası hukuk açısından bir temel insan hakkı olarak kabul edilen 'eğitim hakkı' üzerindeki politik sınırlandırmalardan arındırılarak, Kıbrıs'ta barışın tescil edilmesi aşamasında 'eğitim'in daha ağırlıklı bir rol oynaması sağlanabilecektir."

KIBRIS 04/05/07

 

Cumhurbaşkanı Talat: Nihai hedefimiz; sorunun bütünlüklü çözümüdür, Kıbrıs'ın birleştirilmesidir

Talat, "Madem ki bizimle barış yapacak olan, çözümü gerçekleştirecek olan halk, şu an için bunu uygun görmemektedir, bunu istememektedir, o zamana kadar Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun da kaldırılması gerekmektedir" diyerek, bu uğraşı vermenin de meşru olduğunu vurguladı.

Ege Dermatoloji Günleri'nin açılış törenine katılan Cumhurbaşkanı Talat, burada yaptığı konuşmada Kıbrıs sorununa da değinerek, katılımcıları Kıbrıs sorununun geçmişi ve günümüze kadar ilerleyen süreç hakkında bilgilendirdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta 24 Nisan 2004'te yapılan referandumla birlikte koşulların ciddi şekilde değiştiğini ifade ederek, Kıbrıs Türk tarafının artık Kıbrıs sorununun çerçevesini belirleyen uluslararası hukuk ve uluslararası meşruiyet prensipleri ile ilkelerini haklı olarak meşru bir şekilde sorguladığını ve uluslararası toplumdan da bunun sorgulanmasını talep ettiğini söyledi.

Mehmet Ali Talat, hayatın sadece güzellikleriyle devam etmediğine, aynı zamanda zorluklar, kötülükler, hastalıklar ve sıkıntılarla devam ettiğini, bu çerçevede de ülkelerin, devletlerin ve halkların da yaşamlarının belli dönemlerinde kötülükler, zorluklar ve sıkıntılar olduğuna dikkat çekti.

Bu zorlukları ve sıkıntıları en fazla yaşayan halklardan birinin de Kıbrıs Türk halkı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının çok uzun yıllar büyük sıkıntılar yaşadığını kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin 1960-63 yılları arasında yaşadığı sıkıntıları, zor günlerini ve maruz kaldığı tecridi anlatan Talat, Kıbrıslı Türklerin 1974'ten sonraki şartlarda uluslararası alanda yaşadığı tecridin ise; "Kıbrıslı Türkler Kıbrıs sorununun çözümünü istemiyor, Kıbrıs'ın birleşmesini istemiyor, ayrı bir devlet kurdular, bu ayrı devleti dünya çapında tanıtmak istiyorlar. Bu da meşru bir hak değildir, bir ülkeyi bölme çabasıdır, bundan dolayı Kıbrıslı Türkleri tolere etmemek lazım, bunlara iyi muamelede bulunmamak lazım" gerekçesine dayandırıldığını anımsattı.

Talat, 24 Nisan 2004'te yapılan referandum sonucunda ortaya çıkan sonucun ise, Kıbrıslı Türklerin adayı bölmek değil, birleştirmek istediklerini kanıtladığına dikkat çekerek, Kıbrıslı Türklerin ayrıca birleşik Kıbrıs devletinin kurulmasını da onayladığını kaydetti.

"Üstelik bu onayın tartışma kaldırmayacak bir oranda gerçekleştiğini" söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, işte bu nedenle Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın raporunda, "Kıbrıslı Rumlar sadece bir planı değil, çözümün kendisini reddetmiştir, Kıbrıslı Türkler ise kullandıkları oylarla artık tecridin ve tecrit edilmenin, kısıtlamaların gereksiz olduğunu ispat etmiştir, bölücü olmadıklarını ispat etmişlerdir, bu yüzden izolasyonların kaldırılmasıyla bir çelişkisi yoktur" dediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, "işte bu noktada Kıbrıslı Türkler olarak izolasyonların kaldırılması çabasını temel politika haline getirdiklerini" belirterek, "Bu politika, BM parametreleri çerçevesinde bir çözümün esas hedef olmaya devam ettiği şartlarda yürütülen bir geçici ara dönem hedefidir" diye konuştu.

"Yani bizim nihai hedefimiz; Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüdür, Kıbrıs'ın birleştirilmesidir. Ancak o güne varıncaya kadar mademki bizimle barış yapacak olan, çözümü gerçekleştirecek olan halk şu an için bunu uygun görmemektedir, bunu istememektedir, o zamana kadar Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun da kaldırılması gerekmektedir" şeklinde konuşan Cumhurbaşkanı Talat, "Bu uğraşı da vermek meşrudur" dedi.

Talat, bütün bu uğraşı sürdürürken de yanlarında Türkiye'nin olduğunu belirterek, Türkiye'nin; Kıbrıs Türk halkının ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti'nin yaptığı çalışmalarda ortaya koyduğu çabalara kayıtsız şartsız verdiği desteğin en büyük güvenceleri olmaya devam ettiğini vurguladı.

KIBRIS 04/05/07

 

Kıbrıs'ta çözüm olanakları azalıyor

Atina'da bir toplantıda yaptığı konuşmada Yunanistan'ın Kıbrıs'ta adil ve işleyebilir bir çözüm için çaba gösterdiğini belirten Bakoyanni, "Ancak, bu konuda gelecekle ilgili endişelerim var" dedi.

Bakoyanni, "Kıbrıs'ın, 2012'nin ikinci yarısında AB'nin yönetimini üstlendiğinde, tüm Ada sakinlerinin, Rumların ve Türklerin Avrupa ailesinin nimetlerinden yararlanabilecek durumda olacaklarını hayal ediyoruz. Ancak, yıllar geçtikçe çözüm olasılığı uzaklaşıyor. Yeni nesillerin, Kıbrıslı Rumların ve Türklerin birlikte yaşamlarından anıları yok. Yunan hükümeti, bu nedenle Kıbrıs (Rum) hükümetinin çabalarını tüm gücüyle destekliyor" diye konuştu.

KIBRIS 04/05/07

 

Gündem: Doğrudan Ticaret Tüzüğü

PAZARTESİ CONİS İLE GÖRÜŞECEKLER... Raşit Pertev, Brüksel temaslarının ardından, 7 Mayıs Pazartesi günü Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile bir araya gelecek

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili üst düzey temaslarda bulunmak amacıyla Brüksel'e gitti.

Pertev, beraberinde bir heyetle Brüksel'e gitmek üzere dün sabah saat 05.00'te adadan ayrıldı.

Pertev'e Brüksel temaslarında, Cumhurbaşkanlığı Avrupa Birliği İşleri Sorumlusu Armağan Candan ile Başbakanlık Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin eşlik ediyor.

Pertev, 5 Mayıs Cumartesi günü ülkeye dönecek.

Bu arada Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Brüksel temaslarının ardından, 7 Mayıs Pazartesi günü Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile bir araya gelecek.

Görüşme, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi ve UNFICYP Misyon Şefi Michael Möller'in ara bölgedeki ofisinde gerçekleşecek.

"Görüşmeler donuyor"

Bu arada Rum basını, Pertev ile Conis arasında önceki gün gerçekleşmesi programlanan görüşmenin ertelendiğine ilişkin haberlere yer verdi

Fileleftheros, "Kıbrıs Sorunuyla İlgili Görüşmeler Donuyor" başlıklı haberinde, Türkiye'deki iç gelişmelerin, Kıbrıs sorununa ilişkin çalışmaları dondurduğunu savunarak, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in önceki gün yapması beklenen görüşmenin ertelendiğine dikkat çekti.

Gazete, Pertev ile Conis arasındaki görüşmenin ertelenmesine yönelik nedenlerin ise bilinmediğini kaydetti.

Haravgi ise, 8 Temmuz sürecinin komada olduğunu; çünkü son gerçekleştirilen Pertev-Conis görüşmesinde, görüş ayrılıklarının, üzerine köprü kurulamaz nitelikte olduğunun tespit edildiğini savundu.

Gazete, Türkiye'deki gelişmeler nedeniyle şu anda herhangi bir değişikliğin olmayacağının görüldüğünü yazdı.

KIBRIS 04/05/07

 

Rum hükümeti, Yukarı Pirgos'taki Rum askeri kulübesini yıktı

RUMLARDAN KIBRIS TÜRK TARAFINA ÇAĞRI... Yukarı Pirgos bölgesi sakinleri, askeri kulübenin yıkılmasından duydukları memnuniyeti dile getirerek, Yukarı Pirgos'u Limnidi ile bağlayacak bir geçiş noktasının açılabilmesi için Kıbrıs Türk tarafına da aynı şeyi yapmaları çağrısında bulundu

ÇALIŞMALARI BİR AY İÇİNDE TAMAMLANACAK... Yukarı Pirgos Toplum Konseyi Başkanı Mihailidis, Yukarı Pirgos'taki tüm altyapı çalışmalarının bir aydan az bir sürede tamamlanacağı ümidini dile getirerek, Kıbrıslı Türklerin de aynı şeyi yapması halinde geçiş noktasının açılacağını vurguladı

Kıbrıs Rum hükümeti, Yukarı Pirgos'ta Kıbrıs Rumlarının ve Kıbrıs Türklerinin iki taraf arasındaki geçişlerine olanak tanıyacak yeni bir geçiş noktası açmak amacıyla bölgedeki askeri kulübeyi yıktı.

Yıkım çalışmaları dün sabah saat 09.30'da kazı makinesiyle kulübeyi yıkan Rum Bayındırlık İşleri Dairesi ekipleri tarafından başladı. Rum Ulusal Muhafız Ordusu yetkilileri ve Birleşmiş Milletler (BM) personeli çalışmaları yerinde izlerken, BM helikopteri ise bölge üzerinde uçuşlar gerçekleştirdi.

1974'ten sonra inşa edilen Rum askeri kulübesinin yıkımı sırasında bölge sakinleri, kulübenin yıkılmasından duydukları memnuniyeti dile getirerek, Yukarı Pirgos bölgesini Limnidi köyü ile bağlayacak yeni bir geçiş noktasının açılabilmesi için Kıbrıs Türk tarafına da aynı şeyi yapmaları çağrısında bulundu.

Bölgedeki Kıbrıslı Rumlar, ayrıca Ledra Sokağı'ndaki geçiş noktasının da açılması talep ettiler.

Yukarı Pirgos Toplum Konseyi Başkanı Kostas Mihailidis, Yukarı Pirgos'taki tüm altyapı çalışmalarının bir aydan az bir sürede tamamlanacağı ümidini dile getirerek, Kıbrıslı Türklerin de aynı şeyi yapması halinde geçiş noktasının açılacağını vurguladı.

Limnidi geçiş noktasının açılması komitesinin başkanı Andreas Karos ise dünün tarihi bir gün olduğunu ifade ederek, bölgedeki vatandaşların haberi memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.

KIBRIS 04/05/07

 

İngiliz Okulu'ndaki saldırı olayıyla ilgili dava yine sonuçlanmadı

Kapalı oturum halinde görülen davada, mahkeme salonuna basın mensupları alınmadı. Duruşma sonrasında mahkemenin davayı henüz bir karara bağlamadığı öğrenildi.

Saldırı olayla ilgili görülen 13 Kıbrıslı Rum, 19 Nisan tarihinde Güney Lefkoşa'daki Rum mahkemesine çıkarılmış, mahkemenin bir karar alamamasından dolayı dava 3 Mayıs tarihine ertelenmişti.

22 Kasım tarihinde meydana gelen olaylarda English School'da öğrenim gören Kıbrıslı Türk öğrenciler, yüzleri kar maskeli, kara gömleklilerin saldırısına uğramıştı.

Saldırıda, Mustafa Okur ve Anıl Arı isimli Türk öğrenciler, Kıbrıslı Rum saldırganlar tarafından darp edilmiş, saldırının nedeninin Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Simerini gazetesinde çıkan, bir Kıbrıslı Türk öğrencinin, haç taktığı için bir Rum öğrenciyi dövdüğüne ilişkin haberler olduğu iddia edilmişti.

Her iki kesimde de büyük yankı uyandıran olaydan sonra Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıslı Türk öğrencilerin de eğitim görmekte olduğu İngiliz Okulu'nda Rum öğrencilerin Kıbrıslı Türk öğrencilere saldırmaları dolayısıyla kınama mesajı yayımlamıştı.

KIBRIS 04/05/07

 

Rum'a rağmen Başbakan Almanya'da

SOYER: AB'NİN VERDİĞİ SÖZLERİ TUTMASINI BEKLİYORUZ... "Başbakan ve CTP Genel Başkanı" sıfatıyla Almanya'ya giden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Hessen Eyalet Parlamentosu'nda yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler'in de sorunu olduğunu ifade ederek, Avrupa Birliği'nin 2004'te verdiği sözleri tutmasını beklediğini söyledi

WALTER: KIBRISLI TÜRKLER ÇÖZÜM İSTEDİĞİNİ ORTAYA KOYDU... Sosyal Demokrat Parti milletvekili Jurgen Walter, Annan Planı'na 2004 referandumunda Kıbrıslı Türklerin evet diyerek barışa ve federal bir çözüme olan tavrını net bir şekilde ortaya koyduğunu ifade etti ve "Biz de sizin tutumunuzu gördük, ancak Rum tarafının planı reddetmesi ile Kıbrıs konusundaki tavrını net olarak göremiyoruz" şeklinde konuştu

Alman Sosyal Demokrat Parti'nin resmi davetlisi olarak dün Almanya'ya giden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hemen temaslarına başladı.

"Başbakan ve CTP Genel Başkanı" sıfatıyla Almanya'ya giden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Hessen Eyalet Parlamentosu'nda yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler'in de sorunu olduğunu ifade ederek, Avrupa Birliği'nin 2004'te verdiği sözleri tutmasını beklediğini söyledi.

Sosyal Demokrat Parti milletvekili Jurgen Walter, Annan Planı'na 2004 referandumunda Kıbrıslı Türklerin evet diyerek barışa ve federal bir çözüme olan tavrını net bir şekilde ortaya koyduğunu ifade etti ve "Biz de sizin tutumunuzu gördük, ancak Rum tarafının planı reddetmesi ile Kıbrıs konusundaki tavrını net olarak göremiyoruz" şeklinde konuştu.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Almanya'nın Hessen Eyalet Meclisi Sosyal Demokrat Parti Meclis Grubu Başkan Yardımcısı ve Sosyal Demokrat Parti Hessen Eyaleti Teşkilatı Başkan Yardımcısı Milletvekili Jürgen Walter'in "Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı" sıfatıyla yapmış olduğu davet üzerine dün Almanya'ya gitti.

Başbakan Soyer, 6 Mayıs'a kadar Hessen Eyaleti'nde temaslarda bulunacak.

Soyer temasları çerçevesinde Hessen Eyalet Meclisi'nde "Avrupa Çalışma Grubu'nun" toplantılarına da katılacak.

Başbakana, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, CTP Milletvekili Mustafa Yektaoğlu ve KKTC Londra Temsilcisi Yonca Şenyiğit eşlik ediyor.

KKTC heyetini, Volke Hoff karşıladı

Başbakan Soyer ve beraberindeki heyet, Frankfurt Rhein Main Havaalanı'nda, Hessen Eyalet Parlamentosu Başkan Yardımcısı Lothar Quanz ile üst düzey yetkililer tarafından karşılandı.

Başbakan Soyer ve beraberindeki heyet daha sonra Hessen Eyalet Parlamentosu'na gitti.

BRT'nin haberine göre, parlamento binasında heyeti, programda belirtilmeyen Hessen Eyalet Hükümeti Avrupa Bakanı Volke Hoff'un karşılaması, önemli bir gelişme olarak nitelendirildi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, parlamento binasında yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler'in de sorunu olduğunu ifade ederek, Avrupa Birliği'nin 2004'te verdiği sözleri tutmasını beklediğini söyledi.

Adada federal ilkelere dayalı bir çözümden yana olduğunu belirten Başbakan Soyer, böyle bir çözümün Ortadoğu'ya güzel bir örnek teşkil edeceğini kaydetti. Soyer, bunun Avrupa Birliği ilkeleri bakımından da önemli olacağını belirtti.

Jurgen Walter

Ocak ayında Kıbrıs'a ziyarette bulunan Sosyal Demokrat Parti milletvekili Jurgen Walter de, ziyareti, adadaki durumu merak ettikleri için gerçekleştirdiklerini anımsattı.

Walter, "Kuzey Kıbrıs'ın Avrupa perspektifi var mı? sorusunu anlamsız buluyorum, çünkü Kuzey Kıbrıs'ın perspektifi var" diye konuştu.

Annan Planı'na 2004 referandumunda Kıbrıslı Türklerin evet diyerek barışa ve federal bir çözüme olan tavrını net bir şekilde ortaya koyduğunu ifade eden Walter, "Biz de sizin tutumunuzu gördük, ancak Rum tarafının planı reddetmesi ile Kıbrıs konusundaki tavrını net olarak göremiyoruz" dedi.

Jurgen Walter, Başbakan Soyer'in havaalanında üst düzey yetkililer tarafından karşılanmasına da değinerek, iki ülke arasındaki ilişkilerin ekonomik gelişmelere katkıda bulunacak olmasının önemine işaret etti.

Walter, "Heyette Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar'ın bulunması, her iki havaalanı arasında işbirliği oluşturulması için çok önemlidir" dedi.

Wolke Hoff

Hessen Eyalet Hükümeti Avrupa Bakanı Volke Hoff da, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üst düzey yetkilileri ile bir diyalog olanağı yaratıldığı için çok memnun olduğunu ifade etti.

"Almanya'yı ikiye bölen Berlin duvarını yaşayan kişiler olarak, bölünmüşlüğün nasıl bir şey olduğunu biliyoruz" diyen Hoff, birleşme yönünde her türlü çalışmaya katkı koymaya hazır olduklarını vurguladı.

KIBRIS 05/05/07

 

8 Temmuz süreci tam bir entrika

BEKLEDİĞİMİZ OLDU"... Cumhurbaşkanı Talat, gecede yaptığı konuşmada, 8 Temmuz sürecinin çetrefilli bir süreç olduğunu kaydederek, "Tam bir entrika, tam bir manipülasyon, tam bir kör dövüşü şeklinde geçen bir süreç" dedi. Cumhurbaşkanı, süreçte tahmin ettiklerinin olduğunu ve Rum tarafının oyalama sürecine girdiğini ifade ederek, AB'de Kıbrıslı Türklerle ilgili sürekli engeller çıkaran, her şeye "hayır" diyen Rum yönetiminin, taktik bir adımla "iyi çocuk rolü" oynadığını, bu konuda yabancıların kendilerini, önceden uyardığını söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 8 Temmuz sürecinin "tam bir entrika, tam bir manipülasyon, tam bir kör dövüşü" şeklinde geçen bir süreç olduğunu ifade etti.

Talat, önceki gece Güzelyurt İlçesi Geliştirme ve Kalkındırma Derneği'nin (GÜKAD) "Perşembe Toplantıları"nın konuğu oldu.

Cumhurbaşkanı, Güzelyurt'ta GÜKAD Lokali'nde gerçekleştirilen toplantıda iki saati aşan bir süre vatandaşlarla birlikte oldu, Kıbrıs konusundaki gelişmeleri ve Güzelyurt hakkındaki düşüncelerini anlattı, vatandaşların sorularını yanıtladı.

Toplantıya Cumhurbaşkanı'nın eşi Oya Talat, Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler, bazı milletvekilleri, ODTÜ K.K. Kampüsü Rektörü Prof. Turgut Tümer, LAÜ Rektör Yardımcısı Yrd. Doç. Akın Cellatoğlu, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ve vatandaşlar katıldı.

GÜKAD Başkanı Hakan Kuntay yaptığı açış konuşmasında, Perşembe Toplantıları'nın 10'uncusunu gerçekleştirdiklerini kaydederek, konukların bundan sonra siyasiler olacağını söyledi.

Kuntay, "Kıbrıs görüşmelerine en önemli projeksiyonu koyan kişiyle, Kıbrıs konusundaki gelişmeler ve Güzelyurt konusundaki son gelişmeler ile Güzelyurt konusunda çözüm önerileri içeren bir fikri ortaya çıkarmak için çaba göstereceklerini" kaydetti.

Güzelyurt'un 1974 sonrası çok tercih edilen en değerli bölge olduğunu, ancak görüşmeler başlayıp da Güzelyurt pazarlık konusu olunca, bölgeden göçün ve bölgeye yatırım yapmamanın başladığını söyleyen Kuntay, "hükümetlerin de buna katılmasıyla Güzelyurt'un erimeye başladığı" görüşünü belirtti.

Hakan Kuntay, Güzelyurt insanının Annan Planı'na "evet" diyerek çok önemli bir irade ortaya koyduğunu, ancak Rum tarafı "hayır" deyince çözümün gerçekleşmediğini kaydetti.

Güzelyurt'un ülkede 2004'ten sonra meydana gelen gelişmelerden nemalanmadığını belirten Kuntay, artık Güzelyurt insanı için belirsizliğe "dur" deme zamanının geldiğini kaydetti.

Talat: Tam bir entrika...

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gecede yaptığı konuşmada, 8 Temmuz sürecinin çetrefilli bir süreç olduğunu kaydederek, "Tam bir entrika, tam bir manipülasyon, tam bir kör dövüşü şeklinde geçen bir süreç" dedi.

Cumhurbaşkanı, 2004 öncesinde Kıbrıs Türkü'ne karşı ciddi bir tecrit bulunduğunu kaydederek, BM Güvenlik Konseyi'nin 1964, 1983 ve 1984'teki kararları nedeniyle Kıbrıs Türkü'nün tecridinin uluslararası hukuka "uydurulduğunu" anlattı.

Talat, BM eski genel sekreteri Kofi Annan'ın referandumdan sonra BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda, Kıbrıslı Türklerin adanın birleşmesini istediklerini referandumda kanıtladıklarını ve tecridin anlamının kalmadığını kaydederek, bunun çok önemli bir teşhis olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Annan'ın, Rumların sadece Annan Planı'nı değil, çözümü de reddettiğine ve Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarını uygulama imkânı kalmadığına işaret ettiğini belirterek, referandumdan sonra Avrupa Konseyi'nin izolasyonların kalkması kararı aldığını ve izolasyonların kaldırılması amacıyla büyük çaba içine girdiklerini anlattı.

Kıbrıs Türkü'nün referandumdan sonra içine girdiği ekonomik gelişmenin en önemli nedenlerinden birinin, uluslararası toplumun Kıbrıs Türklerinin çözüme karşı gösterdiği niyeti görmesiyle bağlantılı olduğunu kaydeden Talat, Türkiye'den yatırımcıların da bu süreçle birlikte KKTC'ye gelmeye başlamalarının da, bu gelişmenin en önemli nedenlerinden olduğunu kaydetti.

Büyük turistik tesislerin çok önemli olduğunu ve bir ekonomik yatırım alanı haline geldiğini anlatan Cumhurbaşkanı, inşaat patlamasıyla da ekonomide önemli bir gelişme olduğunu kaydetti.

Talat, uluslararası hukuk açısından izolasyonların kalkmasının henüz mümkün olmadığını ifade ederek, uluslararası alanda çok ciddi atılımlar olduğunu, çeşitli kuruluşlara üye olunduğunu, Kıbrıs Rum tarafının ise bunları engellemeye çalıştığını belirtti.

Uluslararası topluluğa saldırıyorlar

Rumların uluslararası topluma saldırdığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı, bunun nedeninin "kendileri koşarken, Rumların da yakalamak için koşması" olduğunu söyledi.

Esas hedefin; Kıbrıs sorununa bütünlüklü çözüm bulunması olduğunu kaydeden Talat, bunun için kararlılığın sürdürülmesi gerektiğini kaydetti. Talat, karşı taraf istekli değilse, yapacak fazla bir şey olmadığını, ancak durup beklemeden yollarına devam edeceklerini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, çözümün zamanı konusundaki gözlemini aktararak, bunun; "çözümün yakın zamanda olacağı yönünde" olmadığını ifade etti. Talat, "Çünkü Rum tarafı Kıbrıslı Türkleri, Türkiye'nin AB sürecinde baskı altına alarak, daha fazla avantaj elde etme peşinde koşuyor. Sevdası bu" dedi.

Rum tarafının Kıbrıs Türkleriyle güç paylaşımını kabul edemediğini, eşit göremediğini kaydeden Talat, sadece Rum yönetimi değil, bu politikalara güçlü destek veren Rum halkının çoğunluğunun da, bunu hazmedemediğini, bunun uzun yıllarda oluştuğunu ifade etti.

Güzelyurt'a sahip çıkmalıyız

Talat, Güzelyurt'un müzakerelerde "Değersiz bir bölge gibi kolay alınıp kolay verildiğini, çünkü çok değeri olmadığını, Güzelyurt'taki evlere uzun yıllar bir çivi çakılmadığını, devletin bile yatırım yapmadığını" kaydetti. Cumhurbaşkanı Talat, şöyle dedi:

"Böyle olunca Güzelyurt ucuzlar tabii. Güzelyurt'u pahalandırmamız lazım. Alacak olan da, buranın pahalı olduğunu görerek, başka yöntemler aramayı düşünebilmeli, değerlendirebilmeli. Verecek olan da aynı. O yüzden Güzelyurt'a sahip çıkmalıyız... Kıbrıs sorununun çözümünü beklemek çok yanlış olur. Biz yolumuzu yürümek zorundayız. Güzelyurtlu, Güzelyurt'un kalkınması için çalışmaya devam etmek zorundadır."

Bölge açısından göstergelerin aslında olumsuz olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, ilçede iki üniversite bulunduğunu, ODTÜ'nün getireceği desteğin tartışmasız olduğunu, uzun zaman zorluklar yaşayan LAÜ'nün de önemli bir atak yaparak başarılar elde ettiğini ve ciddi bir gelişim süreci yaşadığını kaydetti.

Talat, Güzelyurt'un devam eden inşaat oranında ilk kez Lefkoşa ve Gazimağusa'yı geçmekte olduğunu, bunların önemli gelişmeler olduğunu vurguladı.

8 Temmuz sürecinin başlamasını ve bugünkü durumuna ilişkin gelişmeleri de aktaran Talat, Rumların teknik komitelerin çalışma gruplarının oluşmasını esneklik göstererek kabul ettiklerini kaydederek, esas beklentileri olan "Annan Planı'na yönelik değişiklikleri Rum tarafından beklemek yerine, teknik komiteler ve çalışma gruplarında Kıbrıs sorununu görüşmeye başlayalım" politikasına geçişlerinin, Rum tarafının masaya bir an önce gelmesini sağlamak düşüncesiyle yapıldığını kaydetti. Talat, "Bunu çok beğendiğimizden değildi" dedi.

İyi çocuk rolü

Cumhurbaşkanı Talat, süreçte tahmin ettiklerinin olduğunu ve Rum tarafının oyalama sürecine girdiğini ifade ederek, AB'de Kıbrıslı Türklerle ilgili sürekli engeller çıkaran, her şeye "hayır" diyen Rum yönetiminin, taktik bir adımla "iyi çocuk rolü" oynadığını, bu konuda yabancıların kendilerini, önceden uyardığını söyledi.

AB sürecinde bir şey kabul edilir edilmez hemen uygulamaya girdiğini belirten Talat, halbuki BM sürecinde "treni salla da gidiyor zannedilsin" yaklaşımı bulunduğunu, zaten burada "her konuda anlaşmadan hiçbir konuda anlaşma sağlanmadığını", bir-iki konuda anlaşılsa bile, diğer konularda anlaşılamayınca hepsinin gittiğini, bu nedenle bu konuda Rumların "esnek" bir görüntü içine girdiklerini kaydetti.

Rumların kendilerine BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller ile gönderdiği komitelerin toplanmasıyla ilgili "non-paper"den (belge olmayan belge) sonra, kendilerinin de bir "non-paper" göndererek, "Öneriyi kabul ederiz, ama bir ayda tüm komiteler kurulacak. Ayrıca komiteler kurulmadan başlıkları saptayacağız ve nasıl çalışacaklarını belirleyeceğiz" dediklerini anlattı.

Talat, bu gelişmelerin ardından tam da Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in Brüksel'de Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü görüştüğü ve muhataplarına "Kıbrıslı Türklerle görüşmelerimiz başlıyor ve bunları da orada görüşeceğiz, ne lüzumu var Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile uğraşmanıza" dediği sırada, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın "Kıbrıslı Türkler önerilerimizi reddetti", Rum lider Tasos Papadopulos'un ise aynı gün "Kıbrıslı Türkler önerilerimizi kabul etti, yakında görüşmelere başlayacağız" diye bir açıklama yaptığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, bunlar üzerine, "Biz; manipülasyon işleriyle, yalan yanlış politikalarla siyaset yapamıyoruz" deyip, durumu bir daha değerlendirdiklerini ve BM Genel Sekreteri'ne bir mektup yazdıklarını anlattı.

Talat, mektupta "Bu şartlar altında görüşmelere hazırız" dediklerini ve Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Tasos Conis arasındaki müzakerelerin tekrar başladığını ifade etti. Cumhurbaşkanı Talat, Pertev ile Conis'in pazartesi yeniden bir araya geleceklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı, bu şartlar altında zaman yitirmemek gerektiğini, aksi taktirde Rum'un Osmosis hedeflerinin bir adım daha öne götürülebileceğini kaydetti.

Sorular

Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine Kıbrıs konusunda güttükleri politikayı, Rumları "çok sevmeleri" nedeniyle "değil", uluslararası toplumun ve uluslararası kuruluşların karar altına aldığı politikayla uyumlu olduğu için yürüttüklerini ifade etti. Toplumun yüzde 65'inin bunun üzerinde konsensusu olduğunu kaydeden Talat, eski politikaları dünyanın kabul etme ihtimali olmadığının kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.

Talat, sorunun uluslararası bir sorun olduğunu, bu nedenle uluslararası çözümler aramak gerektiğini de kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soru üzerine ise, Rumların; "Kıbrıslı Türkler çözüm olana kadar fakir kalmalı" şeklinde bir mentalite taşıdıklarını örnekleriyle anlatarak, bunun insani bir yaklaşım olmadığını vurguladı.

Talat, "Kıbrıs'ta tamamen yeni bir sürece başlanıp başlanamayacağına" ilişkin soruya karşılık ise, bunu da deneyebileceklerini ifade ederek, "Ancak bu kaç yıl sürer?" diye sordu. Talat, böyle bir durumda BM'nin yıllarca yaptığı çalışmaların sıfırlanacağını ve yeni bir müzakere süreci başlayacağını anımsattı.

Annan Planı hakkında yapılan ayrıntılı çalışmaları da anlatan Talat, Rumların bile sıfırdan başlamayı öngöremediğini kaydetti.

30 Yıl daha değil...

Cumhurbaşkanı Talat, "çözümün yakın zamanda olmayacağı" yönündeki değerlendirmesine değinilmesi üzerine, "yakın zamanda olmayacak" derken, 30 yıl gibi çok uzun bir süreyi kastetmediğini, birkaç yıllık bir süreçten bahsettiğini söyledi. Talat, dünyanın değiştiğini ve BM dahil hiçbir kurumun, Rum'un tavırlarını 30 yıl çekemeyeceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun çözümünün bir ihtiyaç, bir gereklilik ve bir zorunluluk olduğunu, bunun Türkiye açısından da geçerli olduğunu, ancak Kıbrıs Türk halkının iradesine hiç kimsenin ipotek koyamayacağını, bir gün başka bir yol çizilebileceğini söyledi.

Talat, Güzelyurt'taki inşaat patlamasının ise, ODTÜ ve 24 adet "dubleks ev" ile sınırlı olduğunun savunulması üzerine, Güzelyurt'un kalkınması ve kıymetinin yükseltilmesi için çalışılması gerektiğini yineleyerek, şöyle dedi:

"Kıymetli bir Güzelyurt pazarlıkta önemli bir koz olur. Örneğin yapılan binaların sahipleri kontrolünde kalması için Annan Planı'nın son günlerinde büyük uğraş vermiştim. 'İnsanlar yatırım yaptı, istiyorsa Güzelyurt Kıbrıs Rum Devleti'ne verilecekse bile o ev onun olmaya devam etsin' dedim. BM sordu 'kaç ev var böyle' diye. O zaman soruşturdum. Bir tek sosyal konutlar vardı. Bir rakam verdik. Dediler ki, 'Büyük bir rakam değil, nasıl olsa tazminatlarını alacaklar, genel kuralı bozmayalım çünkü sayı çok az'. Sayı yüksek olsaydı bunun kabul edilme ihtimali çok yüksek olacaktı onun için değerini yükseltelim bölgenin."

Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak kapısıyla ilgili çalışmalar konusunda ise, kendilerinin Yeşilırmak kapısının açılmasıyla ilgili bir kararları bulunmadığını belirterek, Rumların kendilerinin çalıp oynadıklarını söyledi. Talat, kapının ekonomiye katkısından bahsedilmesi üzerineyse, Bostancı kapısı örneğini vererek, buradan haftada sadece 60 Rum aracının, 300 de Türk aracının geçtiğini anlattı.

Talat, Türkiye'deki gelişmelerle ilgili bir soru üzerine ise, bu konuda yorum yapmasının doğru olmayacağını, ancak Türkiye'nin bu sorunu aşacağını belirtti.

Almanlar topu Portekiz'e...

Cumhurbaşkanı Talat, Direkt Ticaret Tüzüğü konusunu Almanya'nın Mayıs'ta COREPER'de gündeme getireceğini, tüzüğün Almanya döneminde geçme ihtimalinin gittikçe zayıfladığını, Almanların topu Portekiz'e atabileceğini kaydetti.

Talat, Güney'de 2008 yılında yapılacak seçimlerle ilgili bir soru üzerine ise; AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın aday çıkması halinde, hayırlı bir iş yapmış olacağını, böylece Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un süngüsünün düşeceğini, bugüne kadarki tavrı ile Kıbrıs Türkü'nün çözüme olan güvenini sarsan AKEL'in de, Papadopulos'un çizgisinde olmadığının ortaya çıkmış olacağını söyledi.

Güzelyurt'un çekim merkezi haline gelmesi gerektiğini, bunun için iki üniversite ve aynı zamanda turistik yatırımların son derece önemli olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, kendisinin söylemesiyle insanların yatırım yapmayacağını, önemli olanın ekonomik aktivitenin başlaması olduğunu söyledi.

Talat, Hükümet'in; Güzelyurt'a yönelik olarak teşvik edici önlemler alması gerektiğini de ifade ederek, bu süreçte; psikolojik bariyer noktası aşılana kadar zorluk yaşanacağını, ancak bu aşılınca Güzelyurt'un "gürül gürül" geleceğini belirtti.

KIBRIS 05/05/07

 

Alışveriş" turları durdurulsun

HALK VE ESNAFLA TEMASLARI YOK... Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Başkanı Hürrem Tulga, bu turların "turizm için üzüntü verici" olduğunu, bu sistemde sadece birkaç otel sahibi ile tur operatörlerinin kazanmakta olduğunu söyledi. Asbaşkan Yılmaz Parlan da turizmde esas olanın turistin bıraktığı mali değer olduğunu, bu turlarda ise turistlerin halk ve esnafla temasına izin verilmediğini kaydetti

Turizmle ilgili 5 örgüt, Turizm Fonu'ndan ödenen teşviklerle Alman turistlere yönelik olarak yapılan turların halka fayda sağlamadığını savunarak durdurulmasını istedi.

Esnaf ve Zanaatkârlar Odası'nda dün basın toplantısı düzenleyerek ortak bir bildiri dağıtan Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkârlar Odası, KAR-İŞ, Taksiciler Birliği, Surlariçi ve Arasta Platformu ile RES-BİR, "4 gün Kıbrıs 3 gün Antalya" olarak düzenlenen ve adına "alışveriş turu" denen Alman turistlere yönelik bu turların "tamamen devlet teşvikini almaya yönelik" olduğunu ileri sürdü. 5 örgüt, turistlerin serbest bırakılarak alış veriş yapmasına izin verilmediğini de savundu.

Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Başkanı Hürrem Tulga, bu turların "turizm için üzüntü verici" olduğunu, bu sistemde sadece birkaç otel sahibi ile tur operatörlerinin kazanmakta olduğunu söyledi.

Tulga, bu konuyu Ekonomi ve Turizm Bakanı'yla görüşeceklerini de kaydetti.

Basın Toplantısına Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Başkanı Hürrem Tulga, As Başkan Yılmaz Parlan ve bazı yönetim kurulu üyeleri ile Surlariçi ve Arasta Platformu Başkanı Kemal Altuncuoğlu katıldı.

Basın bildirisi

Toplantıda Esnaf ve Zanaatkârlar Odası As Başkanı Yılmaz Parlan, 5 örgütün ortak bildirisini okuyarak konu hakkında bilgi verdi. Parlan, turizmde esas olanın turistin bıraktığı mali değer olduğunu, bu turlarda ise turistlerin halk ve esnafla temasına izin verilmediğini söyledi.

Bildiriyi de okuyan Parlan, Turizm Fonu'ndan ödenen teşviklerle "4 gün Kıbrıs, 3 gün Antalya" olarak düzenlenen ve adına "alışveriş turu" denilerek, özellikle Alman turistlere yönelik 30 bin civarında turisti getirmeyi hedefleyen turların, başta turistin kendisi ve turizm sektöründe çalışan işletmeler, esnaf ve ülke için gerekli yararı sağlamadığını belirtti.

Alışveriş Antalya'da

Parlan şu bilgileri verdi:

"Bu sistem, Almanya'daki süpermarketlerde belli miktarda alışveriş yapanlara hediye edilen turlardır. Bu turları düzenleyen operatörlerin stratejisi ise bu turistlerin minimum düzeyde alışveriş yapması ve ülke kültürü, esnafı ve insanıyla tanışmasını engellemek üzerine kurulmuştur. Bu amaçla turistlerin kaldığı otellerdeki dükkânlar bile (deri, halı ve özellikle mücevherat mağazaları) zorla kapatılmaktadır. Bu dükkânların kapatılmasını şart koşanlar doğal olarak diğer esnafla buluşmayı da minimum düzeyde tutmak istemektedirler. Esas alışveriş noktası olarak Antalya'da turistik eşya (halı, deri, mücevher vb.) üreten fabrikalar öne çıkmaktadır. Katma değeri yüksek bu malların satışından hem fabrika sahipleri yararlanmakta hem de tur operatörleri %40-%60 komisyon alarak kârlarını artırmaktadır. Ayrıca eklememiz gerekir ki ülkemize getirilen turistlere yiyecek servisi veren anlaşmalı restoranlar mecburiyetten düşük fiyat vermekte, ayrıca bu fiyatın %30'unu da operatörlere 'komisyon' adı altında vermektedirler."

Kültürel etkileşimleri

imkânsız hale getiriliyor

En temel sorunun, bu turistlerin şehirlerin çarşılarına çıkamaması olduğunu belirten Parlan, serbest zamanı "çok ama çok" kısıtlanan bu insanların rahat bir şekilde şehri gezmesi, alışveriş yapması, insanlarla tanışıp kültürel bir etkileşimde bulunmasının imkânsız hale getirilmekte olduğunu kaydetti.

"Taksici, kiralık araba servisleri, otobüsler, anlaşmalı olmayan diğer restoranlar, eğlence yerleri ve genel olarak esnaf, bu turistlerden gerçek anlamda hiçbir fayda görmemektedir" şeklinde konuşan Parlan, "Bir ülkede eğer turist halkla etkileşim içinde değilse o ülkede turizm yoktur" diye ekledi.

Küçük bir zümrenin

yararlanmasına yönelik politika

Bu sistemin devlet tarafından kaynak ayrılarak teşviklendirilmekte olduğuna da dikkat çeken Parlan, "Yetkilileri uyarıyoruz. Bu sistem çok dar bir zümre dışında, hiç kimseye fayda sağlamamaktadır. Kimse bizim kaynaklarımızla ödenen teşviklerle çok küçük bir kesimin yararlanmasına yönelik politika uygulayamaz" dedi.

Esnaf sadece geçişlerini izliyor

Parlan şunları da söyledi:

"Yüzlerce otel ve pansiyon, binlerce kiralık araba ve taksi, diğer toplu ulaşım araçları, yüzlerce restoran, binlerce esnaf, gözlerinin önünde kendi vergilerinden ödenen parayla gelmiş binlerce turistin hiçbir ekonomik aktivite içerisine girmeden geçişini izliyor ve biz buna 'turizm' diyoruz. Bizler turizmle ilgili birlikler ve esnaf birlikleri olarak bu süreci doğru görmüyor ve acilen halka açılan uygulamaların yapılması için yetkilileri göreve çağırıyoruz."

Altuncuoğlu: Su bile almıyorlar

Surlariçi ve Arasta Platformu Başkanı Kemal Altuncuoğlu da bu turlarla gelen turistlerin alış veriş yapmadığını, cafelerde oturmadığını belirterek, "Su bile almıyorlar" dedi.

"İnsanlar sıkıntı içinde" diyen Altuncuoğlu, yapılan tüm yatırımların boşa çıktığını savundu.

Altuncuoğlu, turistin serbest bırakılması gerektiğini de vurguladı.

KIBRIS 05/05/07

 

Avrupa Komisyonu, Yeşil Hat Ticaret Tüzüğü üzerinden bal ve balığın ticaretine izin Verdi

Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KHA) haberine göre, Avrupa Komisyonu, dün Yeşil Hat üzerinden bal ve balık gibi bazı hayvansal ürünlerinin ilk kez ticaretinin yapılmasına izin veren bir karar kabul etti.

Karar, Yeşil Hat Tüzüğü, ilgili AB kurallarına uyulması şartıyla her iki hayvansal ürünü de kapsayacak şekilde değiştiriliyor.

Karara göre, bağımsız uzmanlardan oluşturulan bir grup tarafından Kıbrıs Türk balıkçı gemilerinin bir listesi yapılacak, böylelikle Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından sertifikalandırılacak ve ticareti yapılacak miktarların kontrolü sağlanacak. Karar, çiftlik balıklarını kapsamıyor.

Bal ile ilgili olarak ise karar, ürünün ticaretinin yapılması öncesinde, kamu sağlığı şartlarının karşılanıp karşılanmadığının belirlenmesi için on örneğin alınmasını ve AB ile işbirliği içerisinde laboratuarlarda incelenmesini öngörüyor.

Revize edilen tüzük, dün geçerli oldu, ancak uygulaması bir uzman grubun oluşturulmasından sonra başlayacak.

Komisyonun basın açıklamasında, ``2004'te kabul edilen Yeşil Hat Tüzüğü, Kıbrıs'ın AB'ye katılımından itibaren Yeşil Hat üzerinden insanların ve eşyaların geçişi için açık bir AB çerçevesi sunmuştur" denildi.

Açıklama, "Yeşil Hat Tüzüğü, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin etkin kontrolü bulunmadığı bölgelerde hayvan sağlığının durumuyla ilgili yeterli bilgi tedarik edilene kadar hayvanların ve hayvansal ürünlerin hareketini açık bir şekilde yasakladı" diye devam etti.

Söz konusu açıklamada, "Tarım ve insanların hattan geçişinin kolaylaştırılmasıyla ilgili olarak Şubat 2005'te kabul edilen kararla, AB Gıda Hukuku kuralları hükümlerine göre canlı hayvanların ve hayvansal ürünlerin ticaretinin yasaklanmasının kaldırılabileceği" anımsatıldı.

Açıklamada, Yeşil Hat üzerinden bal ve balıkta ticarete izin veren Komisyon kararının, 22 Mart 2007 tarihinde Gıda Zinciri Ve Hayvan Sağlığı'yla ilgili daimi komitede üye devletler tarafından oybirliği ile kabul edildiği belirtildi.

AB Kıbrıslı Rum Sağlık Komiseri Markos Kyprianu, ``bugünkü (dünkü) karar, Kıbrıs'a, Yeşil Hat üzerinden ticaretin artmasını vadeden, her iki toplumun yararına olacak bir güzel fırsat sunuyor" dedi.

Kyprianu, "Ticaret, Komisyon'un 2005'te patates ve narenciyede ticareti yetkilendirmesiyle miktar ve değer olarak artmıştır. Aynı zamanda, kararla, bağımsız uzmanların atanmasıyla ticareti yapılacak gıdalardan örnek alınacağı ve AB şartlarına uyumu için inceleneceği temin ediliyor" dedi.

KIBRIS 05/05/07

 

 

Hollanda hükümeti kayıplar için 250 bin euro bağışta bulundu

Çalışmalarını bağışlarla sürdüren Komite, konuyla ilgili açıklamasında, Hollanda hükümetine teşekkür etti ve bu miktarın 2008 yılında yürütülecek mezardan çıkarma, kimlik tesbiti ile kalıntıların kayıp ailelerine teslimiyle ilgili projeye yardımcı olacağını ifade etti.

Bağışın, Hollanda'nın Kıbrıs Büyükelçisi tarafından Hollanda Milli Günü'nde açıklandığı da belirtildi.

250 kişiye ait kalıntılar çıkarıldı

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi konuyla ilgili açıklamasında, bugüne kadar 250 kayıba ait kalıntının mezardan çıkarıldığını ve kalıntılarla ilgili bilimsel araştırmanın Lefkoşa ara bölgede bulunan Antropoloji Laboratuarı'nda iki toplumlu antropologlar tarafından yürütüldüğü de kaydetti.

DNA testlerinin ise Kıbrıs Noroloji ve Genetik Enstitüsü'nün Adli Genetik Laboratuarı'nda sürdürüldüğü belirtilen açıklamada, kimliği tespit edilmiş ilk kayıp kalıntılarının yaz başında ailelere teslim edilmesini hedeflendiği kaydedildi.

KIBRIS 05/05/07

 

Temmuz sürecinde sorun yok Türk tarafı, yeni önerileriyle masada

Fezile Atüf ÖKSÜZ- (TAK)

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Birleşmiş Milletler'e (BM) sunduğu mektup esas alınarak hazırlanan paket, 26 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev tarafından Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'e verildi. Paketin, Pertev ile Conis'in pazartesi günü yapacakları toplantıda ele alınması bekleniyor.

Sürece ilişkin en somut ve ayrıntılı öneri niteliğindeki pakette; teknik komitelere ilişkin 8 başlık, alt başlıklarla ayrıntılandırılıyor; Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuları ele alacak ana çalışma gruplarının yanı sıra Papadopulos'un da talebi doğrultusunda ekonomik ve AB konularıyla ilgili alt çalışma grupları kurulması önerisinde bulunuluyor.

Süreçte sorun yok... Top Rum tarafında

TAK muhabirinin konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 8 Temmuz sürecinde hiçbir sorun olmadığını, Kıbrıs Türk tarafının yeni önerileriyle masada bulunduğunu söyledi.

Erçakıca, Türk tarafının; 8 Temmuz sürecinin esas amacına dönük olarak ilerlemesinden yana olduğunu ve bunun için de elinden geleni yaptığına işaret etti. Erçakıca, "Sürecin ilerlemesi, tamamıyla Rum tarafına bağlıdır. Kıbrıs Türk tarafı bütün iyi niyetiyle ve önerileriyle masadadır" dedi.

Sözcü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "8 Temmuz süreci entrika, manipülasyon, tam bir kör dövüşü" yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine, Cumhurbaşkanı Talat'ın değerlendirmesinin, sürecin bütününe ilişkin olduğuna dikkat çekerek, "Ben şu an iyi bir noktadayız derken, tüm bunlar yaşanmadı, herşey güllük gülistanlık anlamında söylemiyorum" şeklinde konuştu.

Ve son öneri

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Türk tarafı, 5 Nisan'da BM'ye yollanan mektupla, 8 Temmuz sürecini nasıl anladığını dile getirdi, prensipleri ortaya koydu. 26 Nisan'da ise o mektupta uygun ama daha detaylı, daha güncel bir öneri sunduk. Teknik komitelerin görevlerinin, nasıl çalışmaları gerektiğinin yanı sıra çalışma gruplarının nasıl çalışması gerektiğini izah ettik. Teknik komitelerin, alt başlıklarına ilişkin önerilerde de bulunduk."

Önerilerin çalışma yönergesi niteliğinde olduğunu kaydeden Erçakıca, tarafların, önerileri değiştirerek ya da değiştirmeyerek, hem fikir olmaları halinde teknik komitelerin hemen çalışmaya başlayabileceğini belirtti.

Müzakereler dikkate alındı

Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in, Papadopulos'un Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'le gerçekleştirdiği son görüşmede sunduğu öneri paketinin, 8 Temmuz sürecinde bugüne kadar yürütülen müzakerelere dikkate alınarak hazırlandığını söyledi.

Erçakıca, Türk tarafının; "iyi niyetle, kabul edilebilir nitelikte olması ve sürecin hemen başlaması gayretiyle" hazırladığı pakete, "işbirliği olabilecek, Rum tarafını tedirgin edici ve pozisyonuna zarar verici" hiçbir öneri koymadıklarını belirtti.

Teknik komitelere

ilişkin 8 başlık ayrıntılandı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, teknik komitelere ilişkin bilinen 8 başlığın alt başlıklarla ayrıntılandırıldığını söyledi. Erçakıca, yeni komitelerin oluşturulmasına da sıcak bakıldığına dikkat çekildiğini kaydetti.

Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun esasına ilişkin 4 ana başlık altında oluşan çalışma gruplarının yanısıra, Papadopulos'un da talebi doğrultusunda ekonomik ve AB konularıyla ilgili alt çalışma grupları kurulması önerisinde bulunulduğunu belirtti.

Mülkiyet konusu

Mülkiyet sorunu gibi kapsamlı çözümün bir parçası olup, Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuların, çalışma gruplarında ele alınması gerektiğine ve Türk tarafının buna karşı olmadığına işaret eden Erçakıca, "Mülkiyet konusunun, iki halkın ilişkilerini daha da kötüleştirecek şekilde teknik komitelerde ele alınmasına karşıyız. Mülkiyet konularını güncelleştirmek, Kıbrıslı Türkler'in başına sorunlar açmaksa, tabii ki 8 Temmuz süreci ilerlemeyecek" dedi.

8 Temmuz süreci nedir?

8 Temmuz sürecinin, Kıbrıs sorununun nasıl çözümleneceğini değil, çözüm sürecinin yeniden nasıl başlatılacağını tarif eden prosedürel anlaşma niteliğinde olduğuna dikkat çeken Erçakıca, sürecin; teknik komiteler ve çalışma grupları olmak üzere 2 ayrı yoldan oluştuğunu söyledi.

Hasan Erçakıca, sürecin hemen başlamasından yana olan Türk tarafının, ayak sürümelerinden dolayı BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu eski Yardımcısı İbrahim Gambari'nin müdahalesini talep etmesi sonucunda yollanan mektubun süreci detaylandırdığını belirtti.

Erçakıca, kapsamlı müzakerelere Mart 2007 sonu itibariyle başlanmasının öngörüldüğünü, ancak bunun da gerçekleşmediğine işaret ederek, Türk tarafının sürecin ilerlemesi için gereken olumlu tavrı sergileyip, "non-paper" niteliğinde çeşitli öneriler sunduğunu kaydetti. Özellikle sürecin nasıl ilerleyebileceğine ilişkin öneriler yaptıklarına dikkat çeken Hasan Erçakıca, önerilerin sonuncusunun da 26 Nisan'da verildiğini söyledi.

Möller'in açıklaması yersiz ve taraflı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi, BM Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller'in "öneri yok" yönündeki açıklamalarının "yersiz ve taraflı" olduğunu kaydetti.

Erçakıca, Rum tarafının basına sızdırdığı yalan haberleri dahi yalanlamaktan kaçınan Möller'in "somut, elle tutulur, içeriği dolu" önerileri inkâr etmesini, Rum tarafını kayıran ve kamuoyunu yanıltan bir tutum olarak değerlendirdiklerini belirtti.

Neden Kalyoncu?

Hasan Erçakıca, BM'ye sunulan son öneri paketiyle ilgili açıklamaların neden CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu tarafından açıklandığına ilişkin soruyu yanıtında, CTP-BG'nin; iktidar partisi olarak kamuoyuna karşı daha fazla sorumluluğu bulunduğunu ve böyle bir açıklama yapmaya hakkı olduğunu söyledi.

Erçakıca, Kalyoncu'nun önerilerin içeriğini açıklamadığına da dikkat çekti.

KIBRIS 05/05/07

 

Abdullah Gül adaylıktan çekildi

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildiğini açıkladı.

NTV

Güncelleme: 19:25 TSİ 06 Mayıs 2007 Pazar

 

ANKARA - Gül “Artık söz milletindir. Milletin bağrındayız. Meclis kilitlendiği için halkın seçmesi doğru diyorum. Halk seçerse aday olup olmayacağımı o zaman konuşuruz” dedi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AK Parti MYK toplantısının ardından bir basın toplantısıyla çekilme kararını açıkladı.

Gül “Anayasa Mahkemesi ilk tur sonuçlarını iptal etti. Bugün birinci tur oylama için yeni oturum gerçekleştirildi. Ancak 367 sayısı bulunamadığı için netice alınamadı. Bugün gelinen noktada 9 Mayıs’ta yeni bir turu anlamsız görüyorum. ANAVATAN ve DYP’nin tavırları bundan sonraki turlarda da sonuç çıkmayacağını ortaya çıkarmıştır. Nafile turların gereksiz olduğunu düşünüyorum. Nafile turlar TBMM’nin itibarını zedeler. Benim siyaset tarzım bu eski siyaset tarzından uzaktır. Bugün adaylığımın devam etmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim ve adaylıktan çekiliyorum” dedi.

AK Parti’de farklı bir düşünce olmadığını belirten Gül, “Biraz önce partili arkadaşlarımızla görüşerek kararı aldık. Artık söz milletindir. Milletin bağrındayız. Seçimi halkın yapması karanının alınması halinde aday olup olmayacağımı o gün konuşuruz” dedi.

“DEMOKRASİYE OLAN İNANCIMI GÖSTERDİM”
Gül, TBMM’de grubu bulunan, bulunmayan bütün siyasi partileri, bağımsız milletvekillerini ziyaret ettiğini, tek milletvekili olan partiye bile gittiğini anlattı. Gül, bunları inanarak yaptığını, demokrasiye olan inancını gösterdiğini söyledi.

Bu görüşmelerde; kendisine yönelik memnuniyet ve güven duygularının, kapılarının arkasında herkes tarafından sergilendiğini vurgulayan Gül, “Dışarda ne dedikleri ayrıdır ama içeride herkes bu güveni açıkça söylemiştir” diye konuştu.

“CHP’YE DESTEK VERDİLER”
Cumhurbaşkanı seçiminin ilk tur oylamasının 27 Nisan’da yapıldığını anımsatan Gül, CHP’nin, 1989’da Turgut Özal’ın seçiminde olduğu gibi ilk tur oylamayı boykot ettiğini söyledi.

Abdullah Gül, ANAVATAN ve DYP’nin de Genel Kurula gelmeyerek, cumhurbaşkanı seçiminde CHP’nin aldığı çizgiye destek verdiğini belirtti.

Böylece cumhurbaşkanı seçiminin, TBMM’nin dışına taşındığını ve bu zeminin hazırlandığına işaret eden Gül, CHP’nin, toplantı yeter sayısı bulunmadığı gerekçesiyle cumhurbaşkanı seçiminin ilk tur sonuçlarını Anayasa Mahkemesine götürdüğünü anımsattı. Gül, Anayasa Mahkemesinin de son 3 cumhurbaşkanı seçimlerinde uygulanan kuralların hilafına, 367 milletvekilinin Mecliste hazır bulunmasını gerekli gördüğünü ve kural haline getirdiğini vurguladı.

Gül, “bunun sadece cumhurbaşkanı seçimini değil, TBMM Başkanlığı seçimlerini de kilitleyen bir durumu ortaya çıkardığını” ifade etti.

“1. SINIF DEMOKRASİ ÜLKESİ”
Abdullah Gül, bugün, TBMM’nin birinci tur oylamayı tekrarladığına, 358 milletvekilinin Mecliste hazır olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesinin şart koştuğu 367 sayısı bulunamadığı için sonuç alınamadığına işaret etti.

Kendisine oy veren veya oy vermeyerek de olsa Genel Kurula gelen bütün milletvekillerine teşekkür eden Gül, “Bu süreçte desteklerini esirgemeyen herkese şahsım ve demokrasi adına da teşekkür ediyorum. Çünkü demokratik bir sürecin işletilmesi, demokrasinin kökleşmesi, yerleşmesi için Türkiye’nin üçüncü, dördüncü sınıf bir demokrasi değil, birinci sınıf bir demokrasi ülkesi olduğunu göstermek için bir çok kişi destek verdi, gayret gösterdi. Bundan dolayı teşekkür ediyorum” diye konuştu.

“YENİ BİR TUR ANLAMSIZ”
“Bugün geldiğimiz noktada 9 Mayısta yapılması öngörülen yeni bir turun yapılmasını şahsen anlamsız görüyorum” diyen Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Çünkü 184 sayısının, cumhurbaşkanı seçimlerinde toplantı yeter sayısı olarak yeterli olduğunu söyleyen ANAVATAN ve DYP, Anayasa Mahkemesinin 367 şartını getirmesine rağmen tavırlarını değiştirmeyerek, bugün Meclise gelmeyip, CHP’nin, pozisyonuna destek vermeleri, bundan sonraki seçimlerin de ortaya netice çıkartmayacağını açıkça göstermiştir. Bu durumda, TBMM’nin itibarını, siyasetin onurunu düşündüğüm için, nafile turların gereksiz olduğuna inanıyorum. Bunların acı tecrübelerinin daha önceki yıllarda gördük, Türk siyaseti bunlara şahit oldu. Bütün bu nafile turlar, TBMM’nin itibarını zedeledi, siyasetin onurunu zedelemiştir, siyasetçilerin halk nezdinde küçük düşürmüştür. Hiç arzu edilmeyen şeyler ortaya çıkmıştır. Siyaset anlayışımız, benim siyaset tarzım, arkadaşlarımın siyaset tarzı bu eski siyaset tarzından çok uzaktır. O bakımdan, bugün, adaylığımın bundan sonra devam etmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim. Cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçiyorum. Artık bundan sonra söz milletindir, kendimizi de millete emanet ediyorum. Doğrusu neyse millet buna günü geldiğinde karar verecektir.”

Gül’ün basın toplantısında Devlet Bakanı Beşir Atalay ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile çok sayıda milletvekili de katıldı.

Dışişleri Bakanı, AK Parti Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçmesi konusunda partilerinde herhangi farklı bir düşünce olmadığını söyledi.

Gül, TBMM’de düzenlediği basın toplantısından sonra gazetecilerin sorularını cevaplandırdı.

Adaylıktan vazgeçmesi konusunda parti organları ile arasında görüş ayrılığı bulunduğu yolundaki haberlerin hatırlatılması üzerine Gül, şöyle konuştu:

“Bunların hiçbiri doğru değildir. Partimizde herhangi bir farklı düşünce söz konusu değildir. Ben, adaylık başvurusu yaptıktan sonra arkadaşlarım da beni aday gösterdiler. Şüphesiz ki adaylıktan vazgeçerken de arkadaşlarımla konuşmak, istişare etmek, onlara bu fikrimi anlatmak benim için bir görevdi. Bu görevi biraz önce partimizde arkadaşlarımızla bir araya gelerek yaptık. Partimizde benim Sayın Genel Başkanımızla veya diğer arkadaşlarımızla herhangi bir farklı görüş, herhangi bir farklı anlayış söz konusu değildir. Partimiz söz konusuysa AK Parti çok daha fazla kenetlenmiştir. Artık bundan sonra söz milletindir. Hepimizi millete havale ediyoruz. Dolayısıyla artık milletin bağrındayız.”

Bir gazetecinin, CHP’nin anayasa değişikliklerine de karşı olduğunu öne sürerek, bundan sonraki süreci sorması üzerine de Gül, “Cumhurbaşkanını ya Meclis seçecektir ya halk seçecektir. Eğer Meclis kilitlendiyse, ki kilitlenmiştir, doğrusu bunu halkın seçmesidir” diye konuştu.

“ADAY MISINIZ?”
Bir gazeteci, Gül’e halkın cumhurbaşkanını seçmesi durumunda aday olup olmayacağını sordu. Gül, bu soruyu, “o zaman konuşuruz bunları” diye cevapladı.

Gül, bir başka gazetecinin, “kendinizi demokrasi mağduru olarak görüyor musunuz?” sorusunu da şöyle cevapladı:

“Benim gerek Doğu aleminde gerek Batı aleminde geniş bir tecrübem var. Bütün bunlardan, bugün olup bitenlerden öyle bir kompleks içine düşmediğimi açıkça söylemek isterim. Bunlar, Türkiye’nin büyüme sancılarıdır. Bunlar olacaktır. Demokrasinin olgunlaşması kolay değildir. Bugün bile Türkiye, 5-10 sene öncesinden çok daha ileridedir. Kendimi asla öyle düşünmüyorum. Önemli olan milletin gönlünde yer tutmaktır. Önemli olan budur.”

“SÜREÇ DEVAM EDİYOR”
Bir gazetecinin adaylıktan çekilmesinin seçim tarihinin değişmesine yol açabileceği yönündeki görüşleri hatırlatması üzerine de Gül, şöyle konuştu:

“Aslında cumhurbaşkanlığı süreci devam ediyor. Şu anda bile devam ediyor. Ben adaylıktan çekildiğimi muhakkak bir dilekçe ile bildireceğim ama şu anda onu yapmadım. Biraz sonra onu yapacağız tabii. Onu duyuruyorum size önce. Bu demektir ki şu anda bugün cumhurbaşkanlığı süreci devam ediyor. Cumhurbaşkanı seçilmediği için Türkiye seçime gidecek değil. Bu süreç devam ederken, daha bugün oylama devam ederken Anayasanın 77. maddesine göre TBMM, düşünüp taşınmıştır ve seçim kararı almıştır. Bu seçim kararını seçimlerden bir ay sonra da alabilir, 4 ay sonra da alabilir, 4.5 yıl sonra da alabilir. Dolayısıyla bu kararı almıştır Meclis. Bu karar alındıktan sonra cumhurbaşkanlığı süreci hala devam etmektedir. Seçimle ilgili herhangi bir şüphe söz konusu değildir. ‘Cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleşemedi, bütün turlar bitti ve ondan sonra da seçim kararı alındı’ diye bir durum yok. Zaten YSK bu takvimi çalıştırıyor. Bunlar gayet açık.”

Gül, bir gazetecinin “Karar alırken eşinize danıştınız mı?” şeklindeki sorusunu da “Tabii ki... Eşimle paylaşmayacağım da bazı şeyleri, kiminle paylaşacağım? Bu insani bir şey değil mi?” diye cevapladı.

GENELKURMAY AÇIKLAMASI
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, bir gazetecinin, “adaylıktan çekilmenizde Genelkurmay açıklamasının bir etkisi var mı?” sorusunu da şöyle yanıtladı:

“Biz hükümetiz. Türkiye Cumhuriyeti’ni içerde ve dışarda temsil ediyoruz. Şu anda bizim yapmamız gereken şey, bunların hepsini bir kenara bırakmak, Türkiye’yi çok daha güçlü hale getirmek, çok ciddi, olgun, birinci sınıf bir demokrasi ile refah toplumu haline getirmek. Büyük Atatürk’ün söylediği gibi çağdaş medeniyetin üstüne taşımaktır. Bizim şu an uğraşmamız gereken şey budur.”

 

Ermenistan Türk gözlemci istemedi

6 Mayıs 2007

 

Özgür EKŞİ / Ankara

 

Ermenistan, AGİT’in bağımsız Türk gözlemcilerinin seçimleri izlemesini istemedi.

 Erivan’a uçmak üzere İstanbul'da bulunan bir gözlemci şimdi Ankara’ya dönüyor.

 

Ermenistan seçimlerinin dürüst, bağımsız ve tarafsız bir şekilde yapılıp yapılmadığını yerinde

 izlemek için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) adına bu ülkeye giden gözlemcilerden

Türk olanlar Ermenistan’ın son dakika vetosuyla karşılaştı.

 

Gelecek hafta cumartesi günü gerçekleşecek seçimleri izlemek üzere Türk gözlemciler bugün ve

 yarın bu ülkeye gidecekti. Ancak Ermeni yönetimi uluslararası bir örgüt olan AGİT adına hareket

eden Türk gözlemcileri son dakikada veto etti. Şimdi hem AGİT’in buraya başka gözlemci bulması

hem de Ermenistan’a gitmek üzere İstanbul’a gelen gözlemcilerin Erivan uçağına binmeden geri

dönmesi gerekecek.

 

Hürriyet muhabirine konuşan AGİT gözlemcisi ve Kafkasya uzmanı Dr. Mithat Çelikpala,

Erivan’ın vetosunu bir iki saat önce öğrendiğini belirterek “Erivan’a gitmek için havaalanındaydım

, şimdi Ankara’ya dönüyorum” dedi. Diğer gözlemciler ise şu anda Ankara’da ve Erivan’dan

gelecek haberi bekliyorlar.

 

HURRIYET 06/05/07

 

Akdeniz'deki tatbikat Rum tarafını gerdi

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Akdeniz'de uluslar arası sularda icra etmekte olduğu "Anadolu Yıldızı 2007" kod isimli tatbikat, Rum tarafını gerdi.

Rum gazeteleri dünkü sayılarında tatbikatla ilgili haberleri öne çıkardılar

Fileleftheros "Akdeniz'de Sular Isınıyor -Kıbrıs'ın Güneyinde İkinci Türk Askerî Tatbikatı - Lefkoşa Yakından İzliyor" başlığıyla yansıttığı haberinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin uluslar arası sularda denizaltı, savaş gemisi ve uçaklar kullanarak tatbikat gerçekleştirmekte olduğunu, hedefinin ise "öncelikle bölgede gerginlik yaratmak ve bunu idame ettirmek olduğunu" öne sürdü.

Bu tatbikatın, son ay içerisinde aynı bölgede icra edilen ikinci tatbikat olduğunu yazan gazete tatbikatın "Türk tarafının; Rum yönetiminin bölgede petrol ve doğal gaz aramalarına başlama kararından sonra yürürlüğe koyduğu dikkat dağıtma hareketleriyle bağlantılı olduğunu" iddia etti, şunları yazdı:

"Türk donanması her iki tatbikatı da Kıbrıs karasularının çok yakınında ancak her zaman dışında gerçekleştirdi. Tatbikat için adanın güneyinde bulunan bölgeyi kapatmış olması da yine mesaj niteliğindedir.

Tatbikat konusu; Larnaka'nın güneyinde, Kıbrıs karasularının 12 deniz mili açığında icra edilmekte olduğuna işaret eden Kıbrıs Türk gazetesinin haberiyle ortaya çıktı. İsimlendirilmeyen kaynaklara atfedilen habere göre 'Türkiye yalnız sahte devletin değil Ada'nın tamamının garantörüdür ve bu tatbikatla; petrol konusunda büyük devletlerin desteğini alarak Türkiye'nin garantörlüğünü sulandırmak isteyen Kıbrıs Rum yönetimine yanıt vermek istiyor.' Kıbrıs Rum tarafına vermek istedikleri mesaj da; 'Türkiye'yi dışarıda bırakarak petrol aramaları yapamazsınız'dır.

Kıbrıs hükümeti Türk tatbikatını ve özellikle Türkiye'deki iç siyasi gelişmelerden sonra Türklerin bütün hareketlerini yakından izliyor. Lefkoşa; geçirmekte olduğumuz zamanı 'kritik' olarak görüyor ve Türkiye tarafından yapılan bütün hareketleri değerlendiriyor. Bu konuyla ilgili yorum yapması istenen Hükümet Sözcü Vekili Vasilis Palmas önceki gün; tatbikatın uluslar arası sularda icra edilmekte olduğunu ve uluslar arsı sözleşmeleri ihlal etmediğini vurguladı. Palmas 'Tatbikatın gelişmesini izliyoruz ve süreç içersinde başka detaylar daha alabiliriz' dedi ve sözlerini şöyle tamamladı: 'Kıbrıs Cumhuriyeti egemenlik haklarını kullanmanın ötesinde hiçbir şey yapmıyor.'"

Rum Savunma Bakanlığı'nda

olağanüstü toplantı

Alithia "Petrol Tatbikatları -İlk Kez Kıbrıs'ın Güney Batısında -Larnaka'nın 25 Deniz Mili Açığında -Türk F-4'leri Cirit Atıyor -Lefkoşa FIR Hattı İhlal Edildi -Perşembe Gecesi Savunma Bakanlığında Olağanüstü Toplantı -Şirketleri Korkutmamak İçin 'Tonu Düşük İcraatlara' Karar Verildi" başlığıyla manşete çıkardığı haberinde özetle şunları yazdı:

"Türkiye ilk kez Larnaka'nın 25 deniz mili açığında askerî tatbikat icra ediyor. Tatbikatın yapıldığı yer; Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesi içerisinde, yani, hükümetin petrol sondajlarıyla ilgili ihaleye çıktığı bölge içerisindedir. Türk Deniz Kuvvetleri'nin tatbikatına savaş gemilerinin haricinde Türk Hava Kuvvetleri'ne bağlı uçaklar da katılıyor. Önceki dün 4 adet F-4 savaş uçağı bölge üzerinde uçtu. Ancak Hükümet Sözcü Vekili Vasilis Palmas konunun gerçek boyutlarını açıklamak istemedi. Perşembe gecesi Savunma Bakanlığı'nda gerçekleştirilen olağanüstü toplantıda; petrol ve doğalgaz çıkarma konusuyla ilgilenmekte olan şirketleri paniğe sokmamak için alınan 'tonu düşük icraatlar' kararına bağlı kalarak, Türkiye tarafından Kıbrıs'a yönelik hiçbir ihlalde bulunulmadığını söyledi.

Endişelendiren konular

Kıbrıs Cumhuriyeti Türk tatbikatını haber alır-almaz; asker-sivil ilgili birimler, Perşembe gecesi Savunma Bakanlığı'nda olağanüstü toplantıya çağrıldı. Kıbrıs makamlarını teyakkuza sokan şey; Türkiye tarafından Kıbrıs'ın güneyinde ilk kez askerî tatbikat icra edilecek olmasıydı. Türkiye'nin Kıbrıs'ın kuzeyinde; 'kendilerine' ilan ettikleri için Kıbrıs Cumhuriyeti'ne izahat vermedikleri, izin de almadıkları, yani kendi kendilerine deniz ve hava tatbikatları icra etmesi sıklıkla görülen bir olgudur.

İkinci edişe verici olgu ise tatbikatın yapılacağı bölge idi. Bölge; Larnaka'nın yalnız 50 kilometre güneyiydi -ki bu da ilk kez gerçekleşiyordu- Türk savaş gemileri ve uçakları özgür bölgelerin bu denli yakınında hareket edecekti. Bölgenin seçilmesinin tesadüf olmadığı ve Kıbrıs'ın petrolleriyle ilgili olduğu da kesindi.

Lefkoşa FIR hattı ihlal edildi

Larnaka'nın 50 kilometre açığındaki tatbikata Türk savaş uçaklarının Kıbrıs'ın izni olmaksızın katıldığı andan itibaren Lefkoşa FIR hattı otomatikman ihlal edilmiş oldu. Dolayısıyla Lefkoşa'nın protestoda ve sert girişimlerde bulunması; Türk keyfiliğini en resmî şekilde şikâyet etmesi gerekir. Güvenilir ve teyit edilmiş bilgilere göre bölgede önceki gün 4 adet F-4 tipi Türk savaş uçağı uçtu.

Hükümet Sözcü Vekili Palmas önceki gün Türk kuvvetlerinin Kıbrıs'ın güneybatısında askeri tatbikat icra etmekte olduklarını doğruladı. Palmas 'Kıbrıs'ın güneybatısında, uluslar arası sularda; yüzer imkânların, yani denizaltı da dâhil olmak üzere savaş gemilerinin ve hava imkânlarının katıldığı bir tatbikat gerçekleştirildiğini biliyoruz. Tekrar ediyorum, tatbikat Kıbrıs'ın güneybatısında uluslar arası sularda icra ediliyor' dedi.

Herhangi bir yasanın ihlal edilip edilmediğinin sorulmasına karşılık Palmas 'Tatbikat uluslar arası sularda icra ediliyor ve konuşmakta olduğumuz bu aşamada, ihlal olup olmadığına dair bir bilgimiz yoktur. Şu ana kadar hiçbir ihlal olmamıştır' yanıtını verdi.

KIBRIS 06/05/07

 

Kıbrıs Türkü, siyasal eşitlik istiyor

"GÖRÜŞMELER BAŞLAMALI"... Soyer: Kıbrıs Türk halkının dileği siyasal anlamda eşitliğinin sağlanmasıdır. Neden Kıbrıslı Türk, dünyadaki havaalanlarına direkt uçamasın, neden gençlerimiz her türlü uluslararası faaliyette ülkeleri adına katılamasın? Tüm bunlar Avrupalılar tarafından cevaplandırılmalıdır. Bunların çözülmesi için BM nezdinde bir an önce iki tarafın görüşmelere başlaması gerekmektedir

Almanya'da bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının eşitlik ve insan hakları mücadelesi verdiğini söyledi.

Frankfurt Basın Kulübü'nde düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs Türk halkının, Avrupa'nın demokratik değerleri doğrultusunda çözüm arayışında olduğunu belirten Soyer, Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs'ın tüm Kıbrıs'ı temsilen AB üyesi olmasının AB ilkelerine aykırı bir durum teşkil ettiğini dile getirdi.

Avrupa Parlamentosu'nda "Kıbrıs" adına 6 milletvekili bulunduğunu hatırlatan Soyer, "Bunların ikisi Kıbrıs Türk halkına aittir. Ancak bunları da Rum tarafı seçmektedir" dedi.

AB'nin 24 Nisan 2005 tarihinde izolasyonların kaldırılmasına yönelik pek çok karar almasına rağmen, bunların henüz yaşama geçirilmediğini belirten Soyer, şunları söyledi:

"Kıbrıs Rum tarafı, bizim taleplerimize cevap vermemektedir. Kıbrıs Rum kesimi 650 bin nüfusuyla AB'de 85 milyonluk Almanya kadar eşit hakkı vardır ve gerektiğinde izolasyonlar meselesinde veto hakkını kullanacağını ifade etmektedir. Bu yaklaşım kabul edilebilecek bir durum değildir. Kıbrıs Türk halkının dileği siyasal anlamda eşitliğinin sağlanmasıdır. Neden Kıbrıslı Türk, dünyadaki havaalanlarına direkt uçamasın, neden gençlerimiz her türlü uluslararası faaliyette ülkeleri adına katılamasın? Tüm bunlar Avrupalılar tarafından cevaplandırılmalıdır. Bunların çözülmesi için BM nezdinde bir an önce iki tarafın görüşmelere başlaması gerekmektedir."

Almanya Federal Meclisi'nde (Bundestag) Kıbrıs konusunda hazırlanmakta olan bir metinle ilgili görüşlerini de açıklayan Başbakan Soyer, bu metni genelde objektif bulmasına karşın bazı cümlelerin kendilerini memnun etmediğini belirtti. Hazırlanan metinden, Almanya'da yaşayan Türklerin pek haberdar olmadığına dikkati çeken Soyer, şunları söyledi:

"Örneğin bu metinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), kademeli olarak adadan gerek biz, gerek Türkiye, ortaya bir çözüm çıkması halinde bunun yapılacağını söylemişizdir. Bu konuda en büyük adımı da Annan planına evet diyerek attık."

Biz tüm adanın silahsızlandırılmasını savunuyoruz

Kıbrıs Rum tarafının dünyada hafif silah alımı sıralamasında ABD'den sonra ikinci sırada bulunduğunu söyleyen Soyer, şöyle dedi:

"Biz tüm adanın silahsızlandırılmasını savunurken, onlar yeni füze ve tank sistemleri satın almışlardır. Fransa ile yeni askeri bir ittifak yapmışlardır. Tüm bunlar, adada yaşayan Kıbrıs Türklerine karşı yapılmıştır. Biz adanın tamamen silahlardan arındırılmasını istiyoruz. Bu sadece siyasi çözümle mümkündür. Yoksa sadece çözümden önce 'TSK adadan' çekilsin demek, tüm gücün Rum tarafına geçmesi anlamına gelmektedir."

Metinde ayrıca Lokmacı barikatının 7 Mart 2007 tarihinde Rumlar tarafında kaldırıldığının yazıldığını belirten Soyer, şunları söyledi:

"Almanya için Branderburger kapısı ne anlamı taşıyorsa bizim için de Lokmacı barikatı o anlamı taşıyor. Rumlar, Türk tarafına saldırdığında ilk müdafaa hattı orada çekildi. Biz daha 2005 yılında bu barikatı kaldırma kararı aldık ve kaldırdık. Bu görmezlikten gelinerek, sanki Rumlar barikatı kaldırmışlar gibi bir ibare yer almış. Halbuki hâlâ o barikattan geçişlere izin vermeyen Rum tarafıdır."

AB'nin ilk kurulma aşamasında kömür çelik alanında işbirliği yapmak üzere kurulduğunu hatırlatan Soyer, Fransa'nın o dönemde kapılarını Alman TIR'larına açmaması durumunda bu birliğin bugün olmayacağını savundu. KKTC tarafı olarak, Rum TIR ve araçlarına geçiş imkânı verdiklerine işaret eden Soyer, buna karşın Rum tarafının Türk TIR ve araçlarına bu imkânı vermediğini kaydetti. Güney Kıbrıs'ta üretilen patatesin 'Avrupalı patates' olduğunu, Türk tarafında üretilenlerin ise sadece patates olduğunu kaydeden Soyer, şöyle dedi:

"Bu konudaki sıkıntılar ve standartlar ortadadır. Rum tarafıyla daha kuş gribi gibi önemli bir sorunla bile anlaşmaya varılamıyor. Bu konuda bile olumlu bir adım atmadılar. Sayın Papadopulos, herhalde bu kuşları o kadar iyi eğitmiş ki bu kuşlar pisliklerini sadece Kuzey tarafına yapıyor ve bu konuda işbirliğine gerek bile duymuyor."

Almanya'ya yaptıkları ziyaretin en önemli etkenlerinden birisinin de Ozan Ceyhun'un KKTC'yi ziyaret etmesi olduğunu söyleyen Soyer, şunları kaydetti:

"Hessen eyaleti, Almanya'nın en önemli eyaletlerinden birisi. Yaptığımız temaslarda, gelecek adına çok güzel olanaklar gördük, bu olanakları geliştirmek için elimizden gelen gayreti göstereceğiz."

Usar

Ulaştırma Bakanı Salih Usar ise Eggersbach ve Hahn havalimanlarında bir dizi incelemelerde bulunduklarını belirterek, şunları söyledi:

"Yaptığımız temaslarda, 'nasıl bir işbirliği yapılabilir' sorusunun cevabını araştırdık. Buradaki havalimanlarını gezerek buradaki uygulamaları Ercan Havalimanı'na da yapılmasını sağlamak için bazı araştırmalarda bulunduk. Hessen Eyaleti ile kurulan güzel ilişkiler, ileriye dönük olarak faydalı işbirliğine gitmektedir."

KKTC olarak İngiltere'ye dönük uçuş çabalarının sonuç vermediğini kaydeden Usar, konunun hukuki boyuta taşındığını ve hukuki bakımdan bir sonuç alacaklarını ümit ettiklerini sözlerine ekledi.

Walter: Türk tarafının limanları uluslararası ticarete açılmalı

Hessen Eyalet Meclisi Milletvekili Jürgen Walter ise Kıbrıs'ta yaşayan iki ayrı halkın olduğunu belirterek, ocak ayında yaptığı ziyarette Türk halkının ne kadar zor durumda olduğunu görme fırsatı bulduğunu kaydetti. Annan planına evet diyen Türk tarafının bugün AB dışında, hayır diyen Rum kesiminin ise AB üyesi olduğunu vurgulayan Walter, şunları söyledi:

"Bu nedenle zor durumda olan Türk tarafının liman ve havaalanları uluslararası ticaret için bir an önce açılmalıdır. Siyasi sorunlardan önce ekonomik sorunlar halledilmelidir. Almanya parçalanmış iki halkın nasıl yaşadığının tecrübesini bilmektedir. Almanya AB dönem başkanlığı nedeniyle bu konuda faydaları olabilir. Bundestag'da hazırlanan Kıbrıs metni bence çok olumlu bir metindir."

KIBRIS 06/05/07

 

 

Kayıplar konusuyla ilgili muhtıra verildi

Haravgi gazetesine göre "Tüm-Kıbrıs Beyan Edilmemiş Tutsak ve Kayıp Yakınları Örgütü'nden" yapılan açıklamaya göre, söz konusu muhtırada insani bir konu olan kayıplar konusunun 33 yıldır hala çözülmemesinin "uluslararası toplum için bir leke teşkil ettiğinin vurgulandığı" belirtildi.

Muhtırada, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi çerçevesinde kayıplar konusuyla ilgili olarak meydana gelen bugünkü gelişmelerin doğru istikamete yönelik bir adım teşkil ettiği belirtilirken, bu adımın sadece kazılarla sınırlanmaması gerektiği de ifade edildi.

Muhtırada, kayıp yakınlarının, Türkiye'nin, "görmezden geldiği" Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) önerileri doğrultusunda özlü araştırmalara başlanmasını istedikleri de belirtildi.

Gazeteye göre söz konusu muhtırada son olarak, kayıplar konusunun sonuçlandırılması için BM Güvenlik Konseyi ve AB üye ülkelerinin konuya müdahalesi istendi.

Haberde Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin, Komiteye yaptığı 250 bin Euro'luk bağıştan ötürü Hollanda'ya minnettarlığını ifade ettiği de belirtildi.

KIBRIS 06/05/07

 

S-300'lerle ilgili açıklama sansasyon yarattı

Alithia gazetesine göre Sokratis Hasikos S-300 füzeleriyle ilgili açıklamalarıyla ilgili olarak önceki gün bu gazeteye yaptığı açıklamada şunları söyledi.

"Savunma, her devletin ve milletin beyan edilmiş hakkıdır. Gerekmesi halinde S-300'leri 48 saat içinde Kıbrıs'a geri getirmeyi planlamıştık. İhtiyaç da yalnız; Türkiye'nin saldırgan niyetleri gözlenir ve kaydedilirse hâsıl olacaktı. Dolayısıyla tahrik bizden değil Türk tahriki olacaktı."

Devamla; Klerides'in söz konusu programda söylediklerine yer veren gazete Papadopulos hükümetinin ortaklarından EDEK'in ve Rum Meclisi Savunma Komitesi Başkanı Yannakis Omiru'nun Rum Radyo Televizyonu'nun (RİK) önceki günkü ana haber bülteninde; "Klerides'in tarihleri karıştırdığı ortadadır. Çohaçopulos; daha önce bana vaat ettiği gibi, ertesi günü (Yunanistan Başbakanlığı'nda yapılan toplantıda) füzelerin Kıbrıs'a nakledilmesini destekledi" dediğini yazdı.

Gazeteye göre Çohaçopulos da konuyla ilgili açıklama yaptı ve daha sonraki toplantıda, uluslar arası unsur tarafından baskılar görülünce Yunan hükümetinin ve kendisinin önerisinin; S-300'lerin Kıbrıs yerine Girit'e gönderilmesi yönünde olduğunu söyledi.

Simerini de haberi "S-300'ler Konusunda Sürtüşme -Klerides: 'Yunan Hükümetinden Destek Görmedim' -Eski Başkan'ın S-300'lerle İlgili NET'e Yaptığı Açıklama Konfrantasyon Yarattı" başlığıyla yansıttı. Omiru'nun ve Çohaçopulos'un ilgili açıklamalarına yer veren gazete Çohaçopulos'un "Biz değerlendirmelerimizi ve endişelerimizi dile getirdik" sözünü öne çıkardı.

KIBRIS 06/05/07

 

Kıbrıs gerçeklerini Ada'ya gidince gördük

Başbakan Soyer'in de katıldığı Frankfurt'taki "Kıbrıs Gerçeği" konulu toplantıda konuştu:

İYİ GELİŞMELER BEKLİYORUZ... Almanya'nın, AB dönem başkanlığında adadan iyi gelişmeler beklediğini belirten, Alman Sosyal Demokrat Parti Hessen Eyalet Milletvekili ve Başkan Yardımcısı Jürgen Walter, "Kıbrıs'ta iki ayrı halk ve din var. Eğer bu iki halk arasında federasyon sistemi uygulanabilirse, barış ve sevgi ortamında yaşayacak Kıbrıs halkı, tüm dünyaya örnek olacaktır" dedi

İLK İŞ LİMANLAR AÇILMALI... Annan Planı'nı sadece plan olarak bildiklerini, ancak adaya gidince tüm gerçekleri görme imkânına sahip olduğunu kaydeden Walter, "Kıbrıs için ilk iş olarak liman ve havaalanlarının dünyaya açılması gerektiğini" belirtti

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği (AB) tarafından 2004 yılında alınan Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması kararının, artık yaşama geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Frankfurt Türk Alman Kulübü tarafından düzenlenen "Kıbrıs Gerçeği" konulu toplantıda konuşan Başbakan Soyer, AB'nin 2004 yılında alınan karar gereği, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasının Almanya'nın dönem başkanlığı sürecinde yaşama geçirilmesini ümit ettiklerini kaydederek, "Umudumuz Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, bazı gerçekleri görerek, izolasyonların kaldırılması kararını yaşama geçirmeleridir" dedi.

Toplantıya katılanlara, Kıbrıs'ın; Avrupa ve Ortadoğu'daki tarihi rolünü anlatan Soyer, 1999 yılındaki AB üye ülkeleri toplantısında, sorunu olsun ya da olmasın Kıbrıs Rum tarafının AB'ye alınması kararının yanlış olduğunu vurguladı.

Başbakan Soyer, "Maalesef Kıbrıs sorunu Türkiye'nin iç siyasetinde sorun yapıldı. Bu kısır tartışmalar bize çok zaman kaybettirdi. 90'lı yıllarda AB ile var olan ilişkileri iyi yürütemedik" diye konuştu.

Avrupa Ortak Para Birliği sistemine giren (Eurozone) Kıbrıs Rum kesiminde, paraların üzerinde hem Rumca hem de Türkçe yazılar bulunduğuna dikkati çeken Soyer, "Madem Türkçe, dil olarak paraların üzerinde yer alıyor. Türkçe'nin, AB'nin resmi dili olmaması yanlış değil mi? Bu olay Türkçe'nin, AB'nin resmi dili olması gerektiğini gösteriyor" dedi.

Soyer, Kıbrıslı Türkler olarak, diğer dünya ülkeleri gibi, temsil hakkı istediklerini vurgulayarak, "Biz de adada eşit hak ve temsil hakkı istiyoruz. Bunun için çaba sarf ediyoruz" dedi.

"Demokratik değerlere aykırı"

Kıbrıs sorununun tarihçesi hakkında bilgi veren Başbakan Soyer, globalleşen dünyada Kıbrıs Türk halkının Avrupa ile doğrudan ticaret yapamamasının demokratik değerlere aykırı olduğunu ve bunu gidermek için çalıştıklarını söyledi.

Soyer, "Kıbrıs sorununun çözülmesi, sadece Kıbrıslı Türkler için değil, Kıbrıslı Rumlar, Türkiye ve Yunanistan için de iyi olacaktır. Adanın tarih ve coğrafyası, bu üç ülkenin halklarını yan yana yaşamaya mahkum etmiştir. Kıbrıs sorununun doğuş nedeninden yola çıkılarak bu soruna demokratik bir çözüm sunulmalıdır" dedi.

Avrupa Parlamentosu'nda 6 milletvekilinin Kıbrıs'ı temsil ettiğini anlatan Soyer, bu milletvekillerinin Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından belirlenmesi nedeniyle Avrupa Birliği içindeki demokratik değerlerin sorgulanabileceğini söyledi.

Lokmacı Barikatı'nın, tıpkı Berlin Duvarı gibi, bölünmüşlüğün sembolü olduğunu anlatan Başbakan Soyer, Türk tarafının; Lokmacı'nın geçişlere açılması isteğini açıkça ifade ettiğini, fakat Rum tarafının tutumu yüzünden halen açılamadığını hatırlattı.

Zorluklara rağmen uluslararası camianın büyük ölçüde benimsediği bir çözüme doğru ilerlenmesi ve Annan Planı zeminiyle hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Soyer, "Bizler, dünyaya açılım yollarında önemli adımlar attık. Alman işadamlarını Kuzey Kıbrıs'la daha fazla bütünleştirmek, girişim gücümüzü ve uluslararası camianın Kıbrıs'a olan ilgisini artırmak için çalışmalarımız devam edecek" dedi.

Walter: Federasyon

Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) Hessen Eyalet Milletvekili ve Başkan Yardımcısı Jürgen Walter ise, Almanya'nın, AB dönem başkanlığında adadan iyi gelişmeler beklediğini belirtti ve "Kıbrıs'ta iki ayrı halk ve din var. Eğer bu iki halk arasında federasyon sistemi uygulanabilirse, barış ve sevgi ortamında yaşayacak Kıbrıs halkı, tüm dünyaya örnek olacaktır" dedi.

Annan Planı'nı sadece plan olarak bildiklerini, ancak adaya gidince tüm gerçekleri görme imkânına sahip olduğu kaydeden Walter, "Kıbrıs için ilk iş olarak liman ve havaalanlarının dünyaya açılması gerektiğini" belirtti.

Walter, "Almanya ve Fransa arasında, bundan 50 yıl önce çok da iyi ilişkiler yoktu" dedi ve bu ilişkilerin ticaretin geliştirilmesiyle mümkün olabildiğini kaydetti.

Malların serbestçe satılabilmesinin gerektiğini savunan Walter, "Bunun için herkes üzerine düşen görevi yerine getirmelidir" dedi.

Walter, Kıbrıslı Türklerin eşit şartlar altında Avrupa Birliği'ne girmesini istediklerini vurgulayarak, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği'nin parçası olduğunu belirtti.

Walter, Kıbrıslı Türklerle direkt ticaretin sağlanması ve Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuşların olması gerektiğinin altını çizerek, Kıbrıslı Türklerin tüm demokratik haklarını almaları gerektiğini vurguladı.

Usar: Sabır ve inatla

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar da, politikada duygularla hareket etmenin doğru olmadığını söyledi ve "Yanlış politikalar reddedilmeyi, doğru politikalar kabul edilmeyi getirir" diye konuştu.

Avrupa Birliği'nin, Kıbrıslı Türklerin yaşam standartlarını yükseltmek için çalışırken, kendilerinin de sabırla ve inatla doğru olanı yapmaya devam edeceklerini kaydeden Usar, bu gibi temaslarda elde ettikleri küçük kazanımların ileride kendilerine fayda sağlayacağını söyledi.

Ceyhun: Başarı anahtarı gerçekleri anlatmak

Alman Sosyal Demokrat Parti eski Milletvekili ve Avrupa'daki Türk Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Destek Grubu üyesi Ozan Ceyhun da, Rum-Yunan ikilisinin güçlü lobi faaliyetleri yürüttüğünün altını çizerek, Kıbrıs Türk halkının başarı anahtarının, Kıbrıs gerçeğinin anlatılması olduğunu vurguladı.

Konferansın ardından Türk-Alman Kulübü'nde kokteyl düzenlendi. Başbakan Soyer ve heyeti, Frankfurt'tan ayrılmadan önce Frankfurt Rhine Main Havaalanı'nda inceleme turu da yaptı.

KIBRIS 07/05/07

 

Rum tarafından Güzelyurt'un kalkınmasına protesto mektubu

Şu anda Güzelyurt'ta büyük bir kalkınma faaliyeti gerçekleştirildiğini belirten gazete, "Omorfo'ya ne oldu?" sorusunu, Güzelyurt bölgesinde yaşayan Kıbrıslı Türklere sorduklarında; "Kalkınıyoruz, gelişiyoruz, çünkü 2004'teki referandumdan sonra burada yaşamamız gerektiğini anladık. Başka bir şey beklemiyoruz. 'Evet' dedik, tekrardan göçmen olmaya ve şehri Kıbrıslı Rumlara teslim etmeye hazırdık. Ama Kıbrıslı Rumlar, bunu istemediler. Biz, onları ellerimiz havaya kalkmış bekleyeceğiz" şeklinde cevaplar aldıklarını savundu.

Gazete, 2004 yılında gerçekleştirilen referandumun ardından Güzelyurt sakinlerinin, söz konusu bölgeyi geliştiriyor ve kalkındırıyor olduklarına da işaret etti.

Öte yandan gazete; "Omorfo Belediye Başkanı Ne Yapıyor?... Protesto Mektupları Aracılığıyla Karşı Çıkma" yan başlıklarıyla iç sayfadan verdiği haberinde, Güzelyurt'un Kıbrıslı Türk sakinlerinin, kendilerinin şehrin daimi sakinleri olduklarını belirterek, kalkınma çalışmaları başlatmalarıyla ilgili olarak, sözde "Omorfo Belediye Başkanı" Haralambos Pittas'ın geçen cuma günü yaptığı açıklamada, Güzelyurt bölgesindeki "yasadışı kolonizasyon ve işgal rejiminin bu bölgede başlattığı turizm kalkınma çabalarıyla" ilgili olarak bir protesto mektubu yazdığını belirtti.

Gazeteye göre, Pittas ve sözde belediye meclis üyeleri, söz konusu protesto mektubunu, Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'a takdim ederek, Hristofyas'tan mektubu, tüm Avrupa ülkelerinin meclislerine vermek suretiyle, ileriye götürmesini istediler.

Hristofyas ise, Pittas ve sözde belediye meclis üyelerine, kendisinin de sözde "Omorfo Belediye Başkanı"nın protesto mektubu hakkında bir mektup hazırlayacağını ve her iki mektubu da Avrupa Birliği üye ülkelerinin meclislerine göndereceğini söyledi.

KIBRIS 07/05/07

 

Kıbrıslı Türklerin AKEL'e duyduğu güven sarsıldı

Kalyoncu, bu konuda DİSİ'nin; "biz evet kararı aldık ancak taraftarlarımız aksini yaptı" ifadesinin kullanıldığını AKEL'in ise, "eveti" çimentolaştırmak için "hayır" kararı aldığını, bununla birlikte "evet" diyenler arasında yeteri kadar AKEL taraftarının bulunduğunu söyledi.

Rum siyasi partilerin, taraftarlarını ikna etmek için yeteri kadar çalışmadığına inandıklarını söyleyen Kalyoncu, CTP olarak kendilerinin, AKEL'den daha fazla beklentisi olduğunu, ancak AKEL'in kendi görevini yerine getirmediğini belirtti.

"CTP olarak Kıbrıs Rum sorununun çözümüyle ilgili olarak Rum partilerinin çabalarından memnun musunuz?" sorusuna karşılık Kalyoncu, başrol konumunda olan belirli partiler bulunduğunu söyleyerek, ancak bu partilerin politikalarında realizmin var olmadığını, buna en basit örneğin okullardaki eğitim olduğunu ifade etti.

Rum öğrenci gençliğinin propaganda amaçlı eğitildiğini kaydeden Kalyoncu, Kıbrıslı Rumların kendi tarihlerini bilmediklerini, Kıbrıs sorununun 1963'ten önce başladığını bilmediklerini, gençliğin; her şeyin 1974'te başladığını düşündüğünü söyledi.

Rum tarafındaki okullarda öğretilen tarihin objektif olmadığını belirten CTP Genel Sekreteri Kalyoncu, kayıpların bulunması için yapılan kazılarda bulunan kemiklerden, birçok Kıbrıslı Türkün de öldüğü veya kaybolduğu gerçeğinin görüldüğünü, bunun da; Kıbrıs Türk toplumunun çektiği acının ne olduğuyla ilgili somut bir kanıt olduğunu söyledi.

Ömer Kalyoncu ayrıca, Rum tarafındaki okullarda her şeyin 1974'te başladığı söylenerek, tarihin çarpıtılarak anlatıldığını ve Rum siyasi partilerin bu gidişata yönelik hiçbir şey yapmadığını vurguladı.

"DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın koalisyondan ayrılmasının nedenlerinin" sorulması üzerine Kalyoncu, farklı nedenlerden dolayı işbirliğinin sona erdiğini söylemenin doğru olmadığını belirterek, esas sorunun; iki partinin siyasi pozisyonu ve Kıbrıs sorununun çözümündeki farklı yaklaşımları olduğunu ifade etti.

"DP'nin; kendilerinin Kıbrıs sorununa yaklaştıkları yönteme zıt olduğunu ve barışçı siyaset çabalarının terk edilmesinden yana olan bir siyaset belirlediğini" söyleyen Ömer Kalyoncu, iç yönetimde ise; CTP'nin temel ilkelerinden biri olan liyakat ilkelerine teveccüh göstermediğini, Serdar Denktaş'ın adam kayırmacılık mantığıyla hareket ettiğini savundu.

Serdar Denktaş ile UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun partilerinin, meclis çalışmalarına katılmamasının esas nedeninin ne olduğuna ve bu hareketin ardında "derin devletin" olup olmamasına ilişkin soru üzerine, CTP Genel Sekreteri Kalyoncu, ilk kez bu iki siyasi partinin iktidardan uzak kaldığını, "bu nedenden dolayı tedirgin olmalarının doğal olduğunu" söyleyerek, şu anda Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin sürecin gelişme halinde olduğunu, Kıbrıs'ta Erdoğan'dan hoşlanmayan partilerin bulunduğunun da bilindiğini, ancak bunların arkasında derin devletin olup olmadığının bilinmediğini ifade etti.

KIBRIS 07/05/07

 

Hristofyas: Kıbrıs konusunda gelişme yok

8 Temmuz "anlaşması" ve Kıbrıs sorunundaki son gelişmelere ilişkin değerlendirme yapması istenen Hristofyas, Kıbrıs sorunundaki gelişmelerin, "gelişme" olmadığını söyleyerek, geçen yıl Rum tarafının girişimiyle çıkmazın aşılması için bir çaba harcandığını iddia etti ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Paris'te bir araya geldiğini anımsattı.

Dimitris Hristofyas, sağlanan "anlaşma"nın; iki toplum liderini, Kıbrıs sorununa bütünlüklü çözüm aranmasıyla ilgili görüşmelere götürecek bir sürece girildiği ümitlerini canlandırdığını ileri sürdü. Hristofyas, Papadopulos-Annan görüşmesinin ve Türk tarafından kaynaklanan "gecikmenin" ardından, başrollerde iki toplum lideri ve BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu eski Yardımcı İbrahim Gambari'nin bulunduğu 8 Temmuz "anlaşması"nın sağlandığını belirtti.

8 Temmuz "anlaşması"nın; suçlar, sağlık, uyuşturucu gibi günlük konuları ele alacak olan teknik komiteler ile iki toplum arasında var olan görüş farklılıklarının azaltılması amacıyla Kıbrıs sorununun çeşitli boyutlarını işleyecek çalışma gruplarının oluşturulmasını öngördüğünü ifade eden Hristofyas, geçen zaman dilimi içerisinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un kabul ettiği 8 Temmuz "anlaşması"nın pratikte "Türk kurulu düzeni tarafından uygun bulunmadığını" savundu.

Hristofyas, "mal-mülk konusunun teknik komitelerde ele alınmasını reddeden Kıbrıs Türk liderliği de dahil olmak üzere tüm bu süre zarfında Türk kurulu düzeninin oyalama taktiği uyguladığını" ileri sürdü.

"Rum malları konusunun, Türk tarafınca günlük olarak istismar edilmesi nedeniyle Rum tarafının; mal-mülk konusunun teknik komitelerde ele alınmasını talep etmekte haklı olduğunu" iddia eden Hristofyas, Türk tarafının her gün yeni "oldu-bittiler" yarattığını ve inşaatlar yaptığını savundu.

Dimitris Hristofyas, günün sonunda mal-mülk konusunun teknik komitelerde ele alınıp alınmayacağının mazeret olduğunun kanıtlandığını ve tüm sürece ilişkin olarak Türk tarafının tutumunu yeniden gözden geçirdiğini öne sürerek, bunun bir geri adım olduğunu iddia etti. Hristofyas, söz konusu çabanın başlamasına imkân vermediği için bunun ayrıca geri çekilmek anlamına geldiğini de savundu.

Türk tarafının gündeminde; Kıbrıs sorununun çözüm çabalarının yoğunlaştırılmasının değil, "sahte" devletin düzeyinin yükseltilmesinin bulunduğunun şu anda net bir biçimde görülmekte olduğunu ileri süren Hristofyas, Türk tarafının; Avrupa Komisyonu ve İslam Konferansı Örgütü aracılığıyla, "sahte" devletin düzeyinin yükseltilmesine denk gelecek olan ticaret ile ilgili tüzüğün ileriye götürülmesine çalıştığını söyledi.

NATO'ya bağlı Barış İçin Ortaklık Örgütü'ne katılım konusundaki bir soru üzerine ise Hristofyas, buna karşı olduklarını yineleyerek, AB'nin de müdahil olmasına karşın, "Barış İçin Ortaklık" örgütünün bir AB örgütü olmadığını belirtti.

Bu örgütte üye olan bir ülkenin, savunma planlarını, askeri donanımını bu örgüte vermesinin gerekli olduğunu söyleyen Hristofyas, NATO ülkelerinin; Türkiye'de dâhil olmak üzere, üye ülkelerin savunma planlarını ellerinde bulundurma hakkına sahip olduklarını kaydetti.

KIBRIS 07/05/07

 

 

Rumlardan TPAO’ya petrol tepkisi

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın Akdeniz’de doğalgaz ve petrol aranmasına yönelik ihale açması, Kıbrıs Rum yönetiminin tepkisini çekti.

NTV

Güncelleme: 15:32 TSİ 08 Mayıs 2007 Salı

 

LEFKOŞA - Rum yönetimi Enerji Bakanı Antonis Mihalides, bunun uluslararası yasaların ihlali anlamına geldiğini savundu. TPAO’nun internet sitesinde yayımlanan haberin doğruluğunu araştırdıklarını belirten Rum bakan, “Eğer Türkiye bu bölgede arama yapmayı planlıyorsa, kesinlikle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının ihlali olur” dedi.

TPAO, Akdeniz’de 4 bin kilometrekarelik bir alanda sismik veri toplama için ihale açmıştı. İhalenin 23 Mayıs’ta yapılması öngörülüyor. Kıbrıs Rum kesimi de Şubat ayında, Türkiye ve KKTC’nin uyarılarına karşın Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramak için ihale açmıştı. İhalenin Temmuz ayında sonuçlanması bekleniyor.

CMC'ye dava yolda

AVUKATLAR ÇALIŞMALRA BAŞLADI... Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği, Amerikan şirketi CMC'ye uluslararası dava açacak. Bu konuda, mahkemede CMC'yi zora sokacak tüm raporları hazırlayan dernek, İngiltere, Türkiye ve KKTC'deki avukatlar ile çalışmalarını sürdürüyor. Dernek yetkilileri, İngiltere'de Orams davasını kazanan avukatlık bürosu ile Türkiye ve KKTC'deki avukatların bu konuda bir çalışma yapmaya başladığını söyledi

SAĞLIK TARAMASI YAPILACAK... Dernek, ayrıca bölge halkının CMC atıklardan nasıl etkilendiği konusunda bölgede yaşanlardan bir istatistiki araştırma ile genel bir sağlık taraması da yapacak. Sağlık taramasıyla ilgili, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği'nden yardım istenecek

BILDIR: KARARI BİZ VEREBİLİRİZ... Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği Başkanı Enver Bıldır, AB yetkililerinin, CMC bölgesinin ileride nasıl kullanılacağı konusunda yapacağı çalışmayı kendilerine sormadan gerçekleştirmemesi gerektiğini kaydederek, "Kendi ülkemizde, üzerinde yaşadığımız toprakları ileride nasıl kullanacağımıza ancak biz karar verebiliriz. Bizim dışımızda hiç kimse buna karar veremez" dedi.

Ali CANSU

Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği, Amerikan şirketi CMC'ye uluslararası dava açmaya hazırlanıyor. Bu konuda tüm raporları hazırlayan dernek, İngiltere, Türkiye ve KKTC'deki avukatlar ile çalışmalarını sürdürüyor.

Dernek ayrıca bölge halkının CMC atıklarından nasıl etkilendiği konusunda bölgede yaşanlardan bir istatistiki araştırma ile genel bir sağlık taraması da yapacak.

Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği Başkanı Enver Bıldır, Avrupa Birliği ile derneğin CMC konusundaki ilişkilerinin 2001'de başladığını ancak daha sonra koptuğunu belirterek, Avrupa Birliği'nin CMC bölgesi için hazırladığı projede dernek ile bölge halkının görüşünün de alınması gerektiğini belirtti ve AB'yi bu konuda dernek ile işbirliğine çağırdı.

Konferanstan, mahkemede delil olabilecek sonuçlar çıktı

Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği'nin 25-28 Nisan günleri arasında Gemikonağı'nda yapılan "Lefke yöresinde Zararlı Maden Atıklarının, Asitli Suların Çevreye ve İnsan Sağlığına Etkileri" başlıklı II. Uluslararası CMC Konferansı'nda, CMC'ye açılacak dava ile ilgili önemli deliller ortaya çıktı.

Enver Bıldır, derneğin yakın gelecekte yapacağı çalışmaları takip etmek ve 12 yıldır gütmekte oldukları politikalara ek bir bilgi birikimi yaratmak için konferans düzenlediklerini kaydederek, 2001 yılında da düzenledikleri konferansı, böyle bir ihtiyaç doğrultusunda yaptıklarını ifade etti.

Konferansın üç ana başlık altında yapıldığını ve amacına ulaştığını ifade eden Bıldır, başlıklardan birincisinin

CMC alanındaki atık rehabilitesi konusunda dünyada yaşanmış deneyimleri öğrenip ülkemize uygun metotları geliştirmek, ikincisinin atıkların sağlık üzerindeki etkileri ve alınması gereken tedbirler, üçüncüsünün ise CMC atıklarının ve buna neden olan ilgili şirketin uluslararası hukuk açısından durumunun incelenmesi olduğunu söyledi.

Yurt içinden ve yurt dışından derneğe rapor hazırlamak için birçok profesörün 26'yı aşkın rapor verdiğini kaydeden Bıldır, konferansa katılmayıp rapor gönderecek birçok hoca bulunduğunu söyledi.

Bıldır, çok yakın bir gelecekte alana yeniden bitki ekilmesi üzerine bir dizi çalışmaya başlanacağını, ayrıca uluslararası hukuk konusunda Türkiye, İngiltere ve KKTC'deki avukatlar ile üç koldan farklı çalışmalara başlanacağını ifade etti.

Atıklarda net veriler ortaya çıktı

CMC alanındaki atıklar içerisindeki tehlikeli metaller hakkında net verilerin ortaya çıktığını ve bu konuda çalışmaların yoğun olarak sürdürüleceğini kaydeden Bıldır, derneğin böylesine büyük bir çalışmayı ortaya çıkarırken son derece yoğun bir insan gücü ve maddi kaynak harcandığını söyledi.

Bıldır, CMC'nin her alanının konferansta incelendiğini ve konferansın düzenlenmesinde Ege Üniversitesi Çevre Merkezi'nin yoğun bir çaba harcadığını belirterek, konferansa katkı yapan herkese teşekkür etti.

Konferans bildirilerinin dernek tarafından tek tek ele alınacağını ancak bunlardan iki tanesini önlerine açtıklarını ifade eden Bıldır, bunlardan birincisinin hukuk dosyası olduğunu, diğerinin ise Prof. Dr. Emür Henden'in başkanlığında yapılan uluslararası ilişki kurma düzeyinde ele aldığı, üzerinde çok konuşulacak bir rapor olduğunu söyledi.

Orams davasını kazanan ekip çalışmalara başladı

Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği, CMC sorununun uluslararası yapılıp ilgili şirkete hesap sorulması için İngiltere'de Orams davasını kazanan Vahib Avukatlık Bürosu'ndan Hasan Vahib ile temas kurduklarını ve büronun CMC'ye dava açmak için çalışmalar yaptığını kaydetti.

Konferansa katılarak bildiri sunan avukat Angela Ward'ın önerilerini de dikkate alacaklarını kaydeden Bıldır, "Ayıca, Türkiye'de Sehrazat Mercan ve Senih Özay'ın sundukları raporlar da dikkate alınarak bir çalışma başlatılacak. KKTC'den Vehit Nekipzade'nin de katılımı ile bu ikili bağlantı, üçlü bağlantı haline getirilecektir. Umudumuz Kıbrıs'taki ekibimizi de çok daha fazla güçlendirmektir.

Şu anda CMC'ye uluslararası alanda dava açılması ve nereye açılması yönünde tartışmalar devam ediyor. Avukatlar bu konuda konferansta çok tartıştılar. İngiltere, Kıbrıs ve ABD'de dava açılıp açılmayacağı tartışıldı. Bunlar değerlendirilecek. Türkiye'de uluslararası alanda dava açan ekip, bizimle birleşmiş durumdadır. Hedefimiz; CMC'nin bugünkü devamı konumundaki şirketin sorumlu tutulabileceği bir yol bulmaktır. Davalar açılmadan önce bizim burada yapmamız gerekenler net olarak ortaya çıkmıştır. Bunlar şirketin sorumluluğunu kanıtlayacak bir takım verilerin elde edilmesidir. Bu amaçla sağlık taramasından istatistik araştırmasına kadar birtakım araştırmalar başladı. İstatistik araştırması bir ay içerisinde yapılacak. Bu araştırma, atıklardan etkilenmenin tespit edilmesi, bölge halkının atıkları algılayış biçimidir. Daha sonra da bölgede bir sağlık taraması yapılacaktır. Sağlık taramasını da Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği ile birlikte yürütmeyi amaçlıyoruz."

Atıkların rehabilitesi yapılacak ve maliyeti hesaplanacak

Enver Bıldır, profesörlerin ilk etapta atıklar konusunda bir etüt çalışması yapılacağını daha sonra ise atıkların rehabilitesi konusunda bir plan hazırlanacağını kaydederek, "CMC bölgesindeki atık miktarının içeriklerini, yayılma ve etki alanlarını, yer altı ve açık maden ocakları, Gemikonağı Göleti, Aplıç atıkları, Gemikonağı tesisi ve atık havuzları bölgesini inceleyen bir araştırma yapılacağını ve bunun üzerine atık rehabilite yöntemleri ve maliyeti hakkında bir rapor hazırlanacaktır" dedi.

AB, bize kapılarını kapadı mı?

Avrupa Birliği ile ilişkilerinin 7 yıl öncesine dayandığını ve ilk ciddi ilişkilerinin 2000 yılında kurulduğunu, 2001 yılında AB büyükelçisinin derneğin düzenlediği konferansın açılışını yaptığını anımsatan Enver Bıldır, daha sonra defalarca AB topluluğunun büyükelçisinin ve birçok milletvekilinin bölgeyi ziyaret ettiğini kaydetti.

Dernek Başkanı Enver Bıldır, Avrupa Birliği ile KKTC Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı'nın yakın zamanda CMC atık alanında rehabilite çalışması yapmayı planladığının ortaya çıkmaya başladığını söyledi.

2002 yılında UNDP'nin finanse ettiği bir raportörün kendileri ile temas kurduğunu ve bir takım çalışmaları yürüttüklerini anlatan Bıldır, daha sonra Avrupa Birliği ile ilişkilerinde bir kopukluk olduğunu söyleyerek konuşmasına şöyle devam etti:

"AB, son dönemde CMC atıkları konusunda bizimle hiç temasa geçmedi. Değerlendirmeye aldıkları raporlar Lefke Çevre Derneği'nin yaptığı çalışmalar üzerine kuruldu. UNDP tarafından finanse edilen ve tamamlanan 400 sayfalık raporda, tüm belgeleri derneğimiz tarafından verilmesine rağmen derneğimizin hiç adı bile geçmemiştir. AB'nin ihalesinin duyurulduğu metinde ise bölgede çok çalışma yapıldığı söylendi ama kimin yaptığı yine açıklanmadı. Bizim için bu çok önemli değil ama yine de derneğimize saygı göstermesini beklerdik.

Biz bütün çalışmaları açık toplum mücadelesi yaptık. Biz gizli kapaklı hiçbir şeye itibar etmedik ve bizden hiç bir şeyin gizlenmesine müsaade etmemeye çalıştık. Bizi kapıdan kovdularsa pencereden girdik. İstediğimiz şeyi elde etmeye çalıştık. Elimize ne geçtiyse yayınladık.

Şu an AB, yürüttüğü çalışmaları bizim izlememizi istemiyorsa Tabipler Birliği izlesin. Biz yapılan çalışmaları ve nelerin yapılmasının öngörüldüğünü bilmek istiyoruz ve bununla ilgili mücadele edeceğiz. Bu kapının açılmasını istiyoruz. Bu röportaj AB yetkililerine mesaj olsun. İhale bizi hiç ilgilendirmez. Ama ihalenin şartları ve ihaleye konulan maddeler, nelerin araştırılacağı ve hangi yöntemlerle araştırılacağı bizi ilgilendirir ve tek tek bunlarla ilgili söz hakkımız olmasını isteriz. Çünkü, bunu yayınlamak isteriz. Hiç bir şey gizli kalmayacak."

Kendi topraklarımızın nasıl kullanılacağına biz karar veririz

Enver Bıldır, AB yetkililerinin kendilerine sormadan CMC bölgesinin ileride nasıl kullanılacağı konusundaki çalışmanın kendilerine sormadan yapılmaması gerektiğini kaydederek, şöyle konuştu:

"Kendi ülkemizde, üzerinde yaşadığımız toprakları ileride nasıl kullanacağımıza ancak biz karar verebiliriz. Bizim üzerimizden hiç kimse buna karar veremez. Bunu özellikle bu bölgede yaşayan insanlara da söylüyorum. Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği, alanın nasıl kullanılması gerektiği konusunda çalışmalarına başlayacaktır. Burada yaşayan insanların buranın sosyal tesisi olarak kullanılması, milli park mı, sanayi bölgesi olarak mı veya ne olarak kullanılacağı belirlenecek ve kararı halk verecektir. AB araştırmacıları bu kararları ellerine almadan bu atığın nasıl temizleneceğini ve bunu kaça yapacaklarını söyleyemezler. Daha işin başından başlarken yanlışlık yapılıyor. Bunu oturup AB yetkilileri ile görüşeceğiz."

KIBRIS 08/05/07

 

Pertev, Conis ile görüştü

Lefkoşa ara bölgedeki BM Karargâhı'nda saat 15.00'te başlayan görüşme yaklaşık 2 saat sürdü. Görüşmede BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller de hazır bulundu.

Konuyla ilgili olarak TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, görüşmede bir durum değerlendirmesi yaptıklarını söyledi.

Görüşmenin içeriğiyle ilgili açıklama yapmayan Pertev, bir sonraki görüşmenin 10 gün içinde gerçekleşeceğini belirtti.

KIBRIS 08/05/07

 

"Kayıp Otobüs" 43 yıl sonra, drama belgeseliyle günümüze taşınıyor...

Kıbrıs'ın son elli yılına mal olan dramlardan sadece biri olan kayıp otobüs olayı, otobüsün kayboluşunun 43'üncü yıldönümünde, tüm kayıpların ve ailelerinin yaşadıklarına, Kıbrıs Türkü'nün saklı tarihine ışık tutacak.

"Kayıp Otobüs" belgeselinin senaryosunu Raşit Pertev (Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı) kaleme alırken; yönetmenliğini Fevzi Tanpınar yaptı.

"Kayıp Otobüs'ün halka açık gala gösterimi, perşembe akşamı Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi'nde yapılacak. Saat 19:30'daki gösterim öncesinde, bir de resepsiyon verilecek.

"Kayıp Otobüs" belgeselinin senaristi Raşit Pertev ile yönetmeni Fevzi Tanpınar, belgesel hakkında bilgi vermek amacıyla dün Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK) Yönetim Kurulu Başkanı ve Müdürü Emir Ersoy'u ziyaret etti.

Raşit Pertev bilgi verirken, süresi 55 dakika olan drama belgeselin, kullanılan teknik olanaklar bakımından KKTC'de bir ilk olduğunu ifade ederek, belgeselin, 44 kişilik yayın, yapım ve oyuncu kadrosuyla çekildiğini; özel olarak hazırlanan müziğin ise Ahmet Okan'a ait olduğunu anlattı.

Pertev, "Çocukluğumdan beri beni etkileyen kayıp otobüs, şiirlerimde en az üç kez yer aldı. Ve en sonunda, geçen yılın sonbaharında, bir şiir olarak, bir ağıt şarkı olarak... Bu şiir de, belgeselin çıkış noktası ve temeli oldu" şeklinde konuştu.

Belgeselin senaristi Raşit Pertev, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarlığı görevinde bulunurken, Raşit Pertev'in kardeşi olan ve belgeselin yönetmenliğini yapan Fevzi Tanpınar ise, yıllarca Türkiye'de gazetecilik, televizyonculuk ve üst düzey yöneticilik yapan bir isim. KKTC'ye 2002 yılında dönerek, yabancı basın kuruluşlarının KKTC temsilcisi olarak gazetecilik yapan ve iletişim fakültelerinde öğretim görevlisi olarak çalışan Fevzi Tanpınar, halen YÖDAK'ta Basın Direktörlüğü görevini yürütüyor.

KIBRIS 08/05/07

 

Önerilerimiz kabul edilebilir, içeriği de esnek

YANIT BEKLİYORUZ"... Hasan Erçakıca, "Kıbrıs Türk tarafı 8 Temmuz sürecinin bizi en kısa zamanda kapsamlı çözüm müzakerelerine götürecek şekilde ilerletilmesini ve sonuçlandırılmasını istemektedir. Kıbrıs Rum tarafına 26 Nisan'da iletilen önerilerin amacı da budur. Kıbrıs Rum tarafı bu önerilere ciddi şekilde yanıt vermelidir" dedi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun ciddi şekilde ele alınamamasının nedeninin, Türkiye'deki seçim tartışmaları değil, Kıbrıs Rum tarafının tutumu olduğunu söyledi.

Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz süreciyle ilgili 26 Nisan'da sunduğu yeni önerilerin, Kıbrıs Rum tarafının görüşleri de dikkate alınarak hazırlandığını, atraksiyon (ilgi çekmek) için değil, kabul edilmesi için verildiğini ve içeriğinin esnek olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, haftalık basın brifinginde, 8 Temmuz sürecinde sorunlar yaşanmaya devam edildiğini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın geçtiğimiz hafta Güzelyurt'ta yaptığı tanıma uygun olarak entrikalar ve manipülasyonlarla yürütülmeye çalışılan bu süreçten sonuç alınamadığını kaydetti.

Unutturma gayreti

Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafının süreçle ilgili ilerleme sağlanabilmesi için 26 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev aracılığıyla Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'e sunduğu önerileri de unutturma gayretinde olduğunu belirten Erçakıca, şöyle konuştu:

"Kıbrıs Rum tarafı, bir yandan bu şekilde oyalama taktiklerine başvururken, diğer yandan Kıbrıs sorunuyla ilgili ciddi görüşmeler yapılamamasının nedenini Türkiye'deki siyasi gelişmeler olarak açıklamaya çalışmaktadır.

Bütün açıklığıyla belirtmek gerekir ki, Kıbrıs sorununun ciddi bir şekilde ele alınamamasının nedeni, Kıbrıs Rum tarafının tutumudur.

Türkiye'de seçim tartışmalarının yaşanıyor olmasının, Kıbrıs sorununun ele alınmasıyla yakından veya uzaktan bir ilişkisi yoktur. Kıbrıslı Rum liderlerin, son günlerde bu konuyu yoğun şekilde ele almalarının nedeni, 8 Temmuz sürecini kesintiye uğratmak, bunun sorumluluğundan kaçınmak ve bu arada Kıbrıs sorununda asıl muhataplarının Türkiye olduğu mesajını yaymaktır."

Yabancılardan arabuluculuk talebi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum tarafının yabancı ülkelerden kendileriyle Türkiye arasında arabuluculuk yapılmasını isteme gayretlerini de yoğunlaştırdığını hatırlatarak, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas'ın ziyaret ettiği ülkelerden bunu talep ettiğini, geçen hafta Güney Kıbrıs'ı ziyaret eden İspanya Dışişleri Bakanı'ndan da aynı şeyin istendiğini kaydetti.

Bunlara karşılık Türkiye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Levent Bilman'ın geçen haftaki açıklamasında, Türkiye'nin her zaman anavatan olarak gerektiği takdirde katkılarını koyacağını belirttiğini ama sorunu asıl

çözecek tarafların yan yana yaşayan Kıbrıslı Türkler ve Rumlar olduğunu vurguladığını belirten Erçakıca, Rumların sorunun ele alınışını geciktirmek veya taraflarını değiştirmek gayretiyle başvurduğu yöntemlerin sonuç vermeyecek ama sorunu çözmeyi geciktirecek yöntemler olduğunu ifade etti.

Tıkanıklığın esas nedeni

Hasan Erçakıca, "8 Temmuz sürecinde yaşanan tıkanıklığın esas nedeni de budur. Kıbrıs Türk tarafı 8 Temmuz sürecinin bizi en kısa zamanda kapsamlı çözüm müzakerelerine götürecek şekilde ilerletilmesini ve sonuçlandırılmasını istemektedir. Kıbrıs Rum tarafına 26 Nisan'da iletilen önerilerin amacı da budur. Kıbrıs Rum tarafı bu önerilere ciddi şekilde yanıt vermelidir" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, bir soru üzerine 26 Nisan'da sunulan önerilerin Rum tarafının görüşleri de dikkate alınarak hazırlandığını, önceki günkü Pertev-Conis görüşmesinde de bu önerilere yanıt alamadıklarını kaydetti.

Öneriler iki kağıt ve bir ekten oluşuyor

Erçakıca, sunulan önerilerin iki kağıttan oluştuğunu, birinin 8 Temmuz sürecinde öngörülen çalışma grupları ve çalışma prensiplerini ortaya koyduğunu; diğerinin de teknik komitelerin neler olacağını ve nasıl çalışacaklarını içerdiğini, ikinci kağıdın komitelerin ve alt başlıklarının neler olacağını içeren bir de eki bulunduğunu açıkladı.

Önerilerin içeriğinin Rum görüşlerine göre esnetilebileceğini belirten Hasan Erçakıca, "Kabul edilmesi için verilmiştir, atraksiyon olarak iletilmemiştir bu görüşler" ifadelerini kullandı.

Erçakıca, bir başka soruya karşılık bugün için Pertev-Conis görüşmesi öngörülmediğini ancak 10 gün içinde yeni bir görüşmenin söz konusu olacağını belirtti.

KIBRIS 09/05/07

 

De Soto, emekli oldu

Annan planının tartışıldığı dönemde BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel temsilciliği görevini de yapan BM'nin kıdemli yetkililerinden Alvaro De Soto, 25 yıl BM'ye hizmet verdikten sonra dün emekliye ayrıldı.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, son olarak BM'nin Ortadoğu Özel Koordinatörü olarak görev yapan Alvaro De Soto'ya, tüm BM çalışanları adına yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkürlerini sundu.

BM Sözcüsü Michelle Montas tarafından yapılan açıklamada, Ban'ın, BM merkezinde, El Salvador'dan Myanmar'a, Kıbrıs'tan Batı Sahra'ya dek pek çok bölgede, son olarak da Ortadoğu'da olağanüstü diplomatik başarı ve yetenek gösterdiği için De Soto'ya müteşekkir olduğu bildirildi.

Açıklamada, De Soto'nun özellikle Güney Amerika barış sürecinde önemli rol alarak El Salvador halkı için daha iyi bir geleceğin yaratılmasına katkıda bulunduğu, De Soto'nun çalışmalarının, barışı korumak için BM'nin çatışmalarda arabuluculuk ve çözüm çabalarına yön verdiği kaydedildi.

Montas, De Soto'nun yerine henüz atama yapılmadığını dile getirdi.

64 yaşındaki De Soto, 1982 yılında BM'ye katılmadan önce ülkesi Peru'da Dışişleri Bakanlığı'nda diplomat olarak çalışmıştı. BM'nin eski genel sekreteri Kofi Annan tarafından 1999 yılında Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak atanan De Soto, Annan Planı'nın Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından kabul edilmesi için çaba sarf etti.

Kıbrıs Türk halkı, Alvaro De Soto'yu, Annan planının görüşme sürecinde, dönemin cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un yanında, elinde küçük bir defter ve kalemle verdiği pozu ile hep hatırlayacak. De Soto, kameralara bu pozu verirken, görüşme sürecine hiç müdahale etmeyip not tutacağını söylemiş ve "Duvardaki sinek olacağım" sözleriyle de espri yapmıştı.

KIBRIS 09/05/07

 

Doğrudan ticaretle ilgili çalışma ve müzakereleri sürdüreceğiz

Almanya'nın Lefkoşa'daki Büyükelçisi Dr. Rolf Kaiser, 22 Ocak'ta "AB Konseyi tarafından verilen gayet açık bir görev olduğu için" AB Dönem Başkanı Almanya'nın Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticaret yapılmasıyla ilgili çalışma ve müzakereleri sürdüreceğini belirtti ve tüm üye ülkelerin bu karar üzerinde hemfikir olduğunu söyledi.

Bu yönde her türlü çabayı sarf edeceklerini ifade eden Dr. Kaiser, "her AB Dönem Başkanı'nın konuşabileceğini, ısrar ve ikna edebileceğini; fakat kol bükemeyeceğini, kararların uygulanması için zorlamada bulunamayacağını" söyledi.

Avrupa değerleri

Kaiser, bazı Avrupalı devlet adamalarının kötü deneyimleri sonrasında II. Dünya Savaşı'ndan 12 yıl sonra Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun temelinin sağlamlaştırıldığını anlattı ve geçmişe bakıldığında 20'inci yüzyılın ilk yarısında on yıllar boyunca süren krizler ve savaşlar görülebileceğini belirtti.

Avrupa Birliği'nin köklerinin, "Avrupa'da artık savaş olmasın; askerin hâkimiyetine, milliyetçiliğe, karşılıklı suçlamalara hayır; demokratik sistemler içinde uzlaşmaya, toleransa, insani duygulara, dayanışmaya ve karşılıklı saygıya evet" sloganıyla atıldığını ifade eden Kaiser, bütün bunların bugün Avrupa değerlerini teşkil ettiğini kaydetti.

Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun ve Avrupa Birliği'nin 50 yıllık başarısının, Birliğin bütün değerlerin üzerinde olduğunun unutulmasına fırsat vermemesi gerektiğini söyleyen Kaiser, "Geleceğin şartlarını karşılayabilmemiz için bu değerleri aklımızda tutmamız gerekir" dedi.

500 milyondan fazla kişi AB'lı

Avrupa Birliği'nin büyüyerek 27 ülkeyi içine aldığını kaydeden Kaiser, her zamankinden daha iyi ekonomik koşullar ve sosyal farklılıklara sahip 500 milyondan fazla insanın AB'lı olduğunu belirtti.

Kıbrıs adasının "Avrupa Medeniyeti'nin Doğu Akdeniz'deki köşe noktası" olarak adlandırıldığını söyleyen Kaiser, Kıbrıs tarihinin uyuşmazlıklarla dolu olduğunu ve birçok kişinin bu uyuşmazlıklar yüzünden aile bireyleri arasından kayıplar verdiğini dile getirdi. Kaiser, "Evet ama çok kötü günler geçiren bir tek siz değilsiniz. Kıbrıs tarihini Orta ve Batı Avrupa tarihiyle kıyaslarsak, kimin daha çok savaş ve çatışma gördüğünden emin değilim" şeklinde konuştu.

Birliktelikten karşılıklı ekonomik - sosyal fayda

Kaiser, Kıbrıs'ın dinleri ve dilleri farklı iki toplumun barış içinde ve iyi komşuluk ilişkileriyle yaşadığı zamanlara tanıklık ettiğini de dile getirdi. Kaiser, eskiden bir arada yaşayan iki toplumdan da yaşlı insanların anlattıklarının ve birbirleriyle ilgili anılarının iki toplumun bir arada yaşayıp, bu birliktelikten karşılıklı ekonomik ve sosyal fayda sağlayabileceğini gösterdiğini kaydetti. Kaiser, bunun, "Avrupa'nın bir diğer küçük ve refah seviyesi yüksek, sadece dağların değil, 4 resmi dilin de paylaşıldığı ülkesinde ispatlandığını" belirtti.

Mali yardım hafife alınmasın

"AB uzlaşmaya, altyapının ve uzun dönemli refah sağlayacak iş ortamının gelişimine katkı koymak için, 50 yıl sonra sizin ve yurt dışından gelecek misafirlerinizin adanın güzelliğini fark edebilmesi için buradadır" diyen Dr. Kaiser, 259 milyon Euro'luk mali yardımın da hafife alınmamasını istedi.

Kaiser şöyle konuştu:

"Avrupa'da parlamenterler, resmi görevliler ve değişik ülke vatandaşlarından oluşan birçok arkadaşınız var, Mali Yardım Tüzüğü'nün ve projelerin memnuniyetle karşılanmadığı anlamına gelen sözler duydukları zaman, bu sözleri anlamaları zor oldu."

Doğrudan Ticaret Tüzüğü

Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili de konuşan Kaiser, "Açık olmak istiyorum" diyerek, 22 Ocak'ta AB Konseyi tarafından verilen gayet açık bir görev olduğu için AB Dönem Başkanı Almanya'nın bu konuyla ilgili müzakereleri sürdüreceğini kaydetti ve tüm üye ülkelerin bu görev üzerinde hemfikir olduğunu söyledi.

Her türlü çabayı sarf edeceklerini vurgulayan Dr. Kaiser, "her AB Dönem Başkanı'nın konuşabileceğini, ısrar ve ikna edebileceğini; fakat kol bükemeyeceğini, kararların uygulanması için zorlamada bulunamayacağını" söyledi.

Lokmacı ve Yeşilırmak Kapısı için etkinizi kullanın

Kaiser, yeni sınır kapılarının açılması yönünde ısrarda bulunan herkesin kaybetmeyeceğini fakat kazanacağını da dile getirerek, iş adamlarına seslendi ve " Bugün sizden var olduğu bilinen etkinizi kullanmanızı ve Lokmacı ile Yeşilırmak kapılarının bu yıl içinde açılmasını sağlamanızı istiyorum" dedi.

KIBRIS 09/05/07

 

Rum yönetimi: Uluslararası yasalar ihlal ediliyor

"EGEMENLİK HAKLARIMIZIN İHLALİ"... TPAO'nun, Akdeniz'de doğalgaz ve petrol aranmasına yönelik ihale açması Kıbrıs Rum yönetiminin tepkisini çekti. Rum Enerji Bakanı Mihalides, bunun uluslararası yasaların ihlali anlamına geldiğini savunarak, "Eğer Türkiye bu bölgede arama yapmayı planlıyorsa, kesinlikle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarının ihlali olur" dedi

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TAPO) Akdeniz'de doğalgaz ve petrol aranmasına yönelik ihale açtığı bildirildi.

Akdeniz'de 4 bin kilometrekarelik bir alanda sismik veri toplama için açtığı ihalenin, 23 Mayıs'ta yapılması öngörülüyor.

TPAO'nun ihale açması, Kıbrıs Rum yönetiminin tepkisini çekti.

Rum yönetimi Enerji Bakanı Antonis Mihalides, bunun uluslararası yasaların ihlali anlamına geldiğini savundu. TPAO'nun internet sitesinde yayımlanan haberin doğruluğunu araştırdıklarını belirten Rum bakan, "Eğer Türkiye bu bölgede arama yapmayı planlıyorsa, kesinlikle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarının ihlali olur" dedi.

TPAO, Akdeniz'de 4 bin kilometrekarelik bir alanda sismik veri toplama için ihale açtı. İhalenin 23 Mayıs'ta yapılması öngörülüyor. Kıbrıs Rum kesimi de şubat ayında, Türkiye ve KKTC'nin uyarılarına karşın Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz aramak için ihale açmıştı. İhalenin temmuz ayında sonuçlanması bekleniyor.

Kıbrıs Rum tarafı da şubat ayında, Türkiye ve KKTC'nin uyarılarına karşın Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz aramak için ihale açmıştı. İhalenin temmuz ayında sonuçlanması bekleniyor.

KIBRIS 09/05/07

 

Talat: Şimdilik, Kıbrıslı Türklerin AB vizyonu devam ediyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun bir an önce çözümlenmesinin Kıbrıslı Türklerin AB vizyonunun devamı için bir gereklilik olduğunu söyledi. Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için Kıbrıslı Türkler için en önemli motivasyon unsurunun izolasyonların kalkması olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, ancak izolasyonların da sadece doğrudan ticaretle ortadan kalkamayacağını, Kıbrıs Türkü'nün seyahat, kültürel ve spor gibi özgürlüklerinin de özgürleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Kıbrıslı Türklerin AB vizyonunun devam ettiğini belirten Talat, ancak bunun sonsuza kadar devam edeceği konusunda güvence veremeyeceğini de kaydetti.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası, "9 Mayıs Avrupa Günü" kutlamaları çerçevesinde dün bir etkinlik düzenledi.

Ticaret Odası binasında düzenlenen etkinlikte Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami ve Avrupa Birliği'nin Dönem Başkanlığı'nı yürüten Almanya'nın Kıbrıs Büyükelçisi Rolf Kaiser birer konuşma yaptılar. Konuşmaların ardından ise müzik eşliğinde kokteyl verildi.

Etkinliğe Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi, Ombudsman Feridun Önsav, Avrupa Birliği üye ülkelerin Lefkoşa'daki büyükelçileri, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami ve bazı yetkililer katıldı.

Talat: AB vizyonunu koruyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat etkinlikte yaptığı konuşmaya, Avrupa Günü'nü Kıbrıs Türkü'nün gününde kutlayamadığını, ancak Avrupa vizyonunu hala koruduğunu belirterek başladı.

Aynı salonu, 1997 yılında düzenlenen etkinlikte, o zamanın Avrupa Birliği delegasyonu başkanının ağır eleştirilere dayanamayarak etkinliği terk ettiğini söyleyen Talat, o günden itibaren Kıbrıs Türkü'nün AB'ne yeni bakış açısı geliştirdiğini ifade etti.

Kıbrıs Türkü'nün uzun uğraşlar sonrasında AB değerlerini benimseyerek bir mücadele ortaya koyduğunu anlatan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü'nün Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü için hazırlanan BM planı sırasında büyük bir kararlılıkla siyasi değişiklik örgütlediğini ve büyük eylemler yaptığını ifade etti. Talat, bu eylemin dünyada büyük yankı uyandırdığını hatırlattı.

AB'ye güçlü destek verdi ama dışında kaldı

Bu eylemlerin arkasından Kıbrıs Türkü'nün BM bütünlüklü çözüm planına doğrudan demokrasi yolu ile self-determinasyon hakkını kullanarak onay verdiğini belirten Talat, "Kıbrıs Türkü bu büyük mücadeleyi AB'ne üye olmak için verdi, ancak üye olamadı" dedi.

AB'nin Kıbrıs Türkü için kuvvetli bir çekim merkezi olduğunu ifade eden Talat, "Belki AB perspektifi olmasa Kıbrıs Türkü yeni politika belirlemiş olmazdı. Sonuçta Kıbrıslı Türkler AB'ne güçlü bir destek verdi, bağlanmak istediğini ifade etti, ama ne yazık ki AB'nin dışında kaldı" dedi.

Reddeden Rum tarafı üye oldu

"İçinizden bir kısım büyükelçiler bunun sorumluluğunun kimde olduğunu sorduğunuzu biliyorum ama ben bunu araştırmak peşinde değilim" şeklinde konuşan Mehmet Ali Talat, "Gerçeklere bakıyorum. AB'ye bağlanmak isteyen Kıbrıs Türkü dışında kaldı. AB'nin istediği, arzuladığı, büyük bir çaba ortaya koyduğu BM çözüm planını reddeden ve adanın bölünmüş olarak AB'ye girmesini sağlayan Kıbrıs Rum tarafı ise AB'ye üye oldu" dedi ve "Buna çözüm bulmak lazım" diye ekledi.

Bükülen bileğimizin serbest bırakılmasını istiyoruz

Referandumun ardından AB'nin Kıbrıs Türkü'nün izolasyonlarını ortadan kaldırma sözü verdiğini hatırlatan Mehmet Ali Talat şöyle devam etti:

"Alman Büyükelçi az önce AB Başkanlığı ile görüştüğünü ancak 'kol bükemediğini' ifade etti. Kıbrıslı Türkler ellerinin yıllardır bükülü olmasından rahatsızlık duyuyorlar. Biz AB'nin başkalarının bileğini bükmesini istemiyoruz. Bükülen bileğimizin serbest bırakılmasını istiyoruz. Kıbrıs Türkü her şeye rağmen AB vizyonunu koruyor. Bu önemli uygarlık projesine bağlılığımızı Kıbrıs Türklerinin lideri olarak teyit etmek istiyorum. Ancak bunun sonsuza kadar böyle gidip gitmeyeceği konusunda güvence vermem mümkün değil elbette."

AB vizyonunun devamı için çözüm

Kıbrıs sorununun bir an önce çözümlenmesinin Kıbrıslı Türklerin AB vizyonunun devamı için bir gereklilik olduğunu belirten Talat, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için Kıbrıslı Türkler için en önemli motivasyon unsurunun izolasyonların kalkması olduğunu da vurguladı.

Talat, "Bu hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar için motivasyon olacak" dedi.

Özgürlükler özgürleştirilmeli

Kıbrıs Türklerinin 1994 yılına kadar doğrudan ticaret yaptığını da hatırlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin AB vizyonunu ispatlamış olmasına rağmen doğrudan ticaret yapamamasının kabul edilemeyeceğini söyledi.

İzolasyonların sadece doğrudan ticaretle ortadan kalkamayacağını belirterek sözlerine devam eden Talat, Kıbrıs Türkü'nün seyahat, kültürel ve spor özgürlüklerinin de özgürleştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bütünlüklü çözüm hedef olmaya devam ediyor

"Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüne bağlı bir halk olarak bunu hak ediyoruz" diyen Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkünün hedefinin izolasyonları kaldırmak değil Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözüme kavuşması olduğunu vurguladı.

Kıbrıs Türkü'nün bütünlüklü çözümle, bölünmüş olan Kıbrıs'ın birleşmesini istediğini ifade eden Talat, Kıbrıs Türk tarafının 24 Nisan'da kaybedilen büyük fırsatın yeniden yakalanması için üzerine düşen görevi yapmaya hazır olduğunu da söyledi. Talat şunları söyledi:

"Ancak bilinmeli ki Kıbrıs Türkü 1960 anlaşmalarından kaynaklanan hakları ve o yıldan bugüne ortaya çıkan BM parametrelerinden vazgeçecek değildir. O koşullarda Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünü hedeflemeye devam ediyor."

Nami: AB vizyonunu takviye edici somut adımlar atılmalı

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Kıbrıs'ta iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik temelinde bir federasyon altında kapsamlı çözümün arzu edildiğini belirterek, bu noktaya varmak için Kıbrıslı Türklerin AB vizyonu güvenini takviye edici somut adımlar atılması gerektiğini söyledi.

Ticaret Odası'nda "9 Mayıs Avrupa Günü" nedeniyle düzenlenen etkinlikte konuşan Ticaret Odası Başkanı Nami, "Bunun için Kıbrıslı Rumları görüşme masasına anlamlı bir şekilde geri getirmek için inisiyatifler yaratılması tek yoldur" dedi.

AB'nin çözüm için engel olması

Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri kendi cumhuriyetlerinden atmak için 1963'te bir terör kampanyası yürürlüğe koyduğunu ve bundan sonra bu cumhuriyetin gayri meşru ve gayri demokratik olduğunu belirten Nami, "Dolayısıyla yapmış oldukları tüm eylemler, AB üyeliği de dahil olmak üzere, bizim katılımımız ve rızamız olmadan yapılmıştır" dedi.

Nami, Kıbrıs Rum hükümetinin eylemlerinin Kıbrıslı Türklerin hayatını daha fazla zorlaştırmaktan, onları Güney'deki komşularından ve muhtemelen gelecekteki bir çözümden daha da uzaklaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmediğini kaydetti.

"Bugün, Avrupa Günü'nde, 2004 öncesi sürecin tam tersine, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs için barışın sağlanmasında bir katalizör yerine bir engel olduğunu söylemek zorunda olmak beni üzmektedir" şeklinde konuşan Nami, "Bundan sonra Birliğin Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları kaldırma kararını hayata geçirememesi ve bazı üyelerin, 'Kıbrıs'ın diğer üye ülkelerden bir farklılığının olmadığını' söyleyerek Türkiye'nin liman ve hava alanlarını açmasını ve Kıbrıs Rum hükümetiyle ilişkilerini 'normalleştirmesini' istemesi hiçbir şey kazandırmayacağı gibi Kıbrıs Rum liderliği ile uyuşmazlığı tahrik edecektir" şeklinde konuştu.

AB'yi bloke edecek güce güvenerek

BM önderliğindeki 8 Temmuz sürecinin, Moller'in "iki taraf arasındaki farklılık düşünüldüğü gibi geniş değildir" ifadesine rağmen sonu olmayan ve hiçbir yere varmayan bir konuşma sürecine döndüğünü ifade eden Nami, bunun ise büyük bir sürpriz olmadığını, taraflardan birinin AB'yi bloke edecek gücü olduğunu hissetmesiyle uzlaşma için bir inisiyatifin olamayacağını kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin hayal kırıklığı

Kıbrıslı Türkler arasında AB'ye karşı büyük bir hayal kırıklığı olduğunu vurgulayan Nami şöyle devam etti:

"Bugün Kuzey Kıbrıs'taki AB yanlılarının yarım yamalak çalışmakta olan Yeşil Hat Tüzüğü'nden ve henüz test edilmemiş olan Mali Yardım Tüzüğü'nden başka gösterecekleri bir şey yoktur. Herhangi bir durumda Kıbrıslı Türklerin en büyük beklentisi Doğrudan Ticaret Tüzüğü'dür. Eğer AB Almanya Dönem Başkanlığında doğrudan ticaret hayata geçirilmezse, bu AB'ye karşı güven duyumunun son nefesi olacaktır. Böyle bir hayal kırıklığı Kıbrıslı Türklerin geleceklerini nasıl AB'de görecekler konusunda derin bir etki yapacaktır. Bu sebeple, tüm liman ve havalimanlarının (Türkiye, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk) eşzamanlı olarak açılmasıyla ilgili Türkiye'nin Eylem Planı'nın oldukça dengeli ve adil bir öneri olduğunu ve tüm taraflarca (özellikle de AB yetkililerince) ciddi olarak incelenmesi gerektiğini yinelemek isteriz."

Türkiye'nin eylem planı

Erdil Nami, Kıbrıslı Rumların, Türkiye tarafından tanınma ve Türkiye limanlarına ve havalimanlarına erişim talep ettiklerine, bu talebin karşılanmaması halinde ise Türkiye-AB katılım görüşmelerinin raydan çıkarılmasından bahsetmekte olduklarına da dikkat çekti, şöyle konuştu:

"Daha rasyonel bir yaklaşım için Odamızın güçlü inancı şudur ki; tüm limanların ve havaalanlarının eş zamanlı olarak açılmasını ve spor, eğitim ve ekonomik ilişkilerdeki tüm izolasyonların kaldırılmasını öngören Türkiye'nin Eylem Planı'nın kabul edilmesidir. Eylem Planı'nın mantığı AB'nin de temel hedefi olan ticaretin liberalleşmesidir. Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere karşı ayrımcılık yaparken, aynı zamanda Türkiye ile ticaretin liberalleşmesi taleplerine izin verilmemelidir."

Almanya Başkanlığında alınacak herhangi bir inisiyatifin dengeli olması için sadece Mağusa Limanı'nın açılmasını değil, Kuzey Kıbrıs'taki tüm liman ve havaalanlarının açılmasını da içermesi gerektiğini vurgulayan Nami, Kuzey Kıbrıs'a ve Kuzey Kıbrıs'tan doğrudan uçuşların turizm sektörü ve ekonomik kalkınma için zorunlu olduğunu söyledi.

Güney'deki AB Günü kutlamalarında Yunan ulusal marşı

Nami konuşmasını şöyle tamamladı:

"Sonuç olarak açıkça belirtmek isterim ki; KTTO BM (Annan) Planı'nda formüle edildiği ve AB tarafından da desteklendiği gibi Kıbrıs'ta iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik temelinde bir federasyon altında kapsamlı bir çözümü arzu etmektedir. İnanıyorum ki bu hepimizin isteğidir. Buraya gitmek için Kıbrıslı Türklerin AB vizyonu güvenini takviye edici somut adımlar atmamız gerekmektedir. Bunun için Kıbrıslı Rumları görüşme masasına anlamlı bir şekilde geri getirmek için inisiyatifler yaratılması tek yoldur. Yarın Güney'deki AB günü kutlamalarında sizler "ulusal marşı" duyacaksınız. Bu aslında Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların milli marşıdır. Gelecek yıl bütün Kıbrıslıların, sadece Kıbrıslı Rumlarla değil, bu anlamlı günü birlikte kutlayabilmelerini dilerim."

KIBRIS 09/05/07

 

 

Talat: Amacımız, askeri başarımızı barış anlaşmasıyla taçlandırmaktır

Talat: En büyük hedefimiz; 1974'te Kıbrıs'ta elde edilmiş bu askeri başarıyı, bir barış anlaşmasıyla, Kıbrıs sorununu ortadan kaldıran bir çözümle taçlandırmaktır... Hedefimiz; Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini sağlayacak sağlam, güvenilir, tekrardan bir daha sarsılmayacak, iki kesimli, Türkiye'nin garantörlüğünün devam edeceği bir çözüme ülkemizi ulaştırmaktır

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının en büyük hedefinin; "Kıbrıs'ta (1974'te) elde edilmiş olan askeri başarıyı, Kıbrıs sorununu ortadan kaldıran bir çözüm ve bir barış anlaşmasıyla taçlandırmak" olduğunu vurguladı.

Her savaşın sonrasında mutlaka anlaşmalar yapıldığını, anlaşmalarla da yeni bir düzen ve yeni bir düzenleme gerçekleştiğini dile getiren Talat, "Bizim de hedefimiz; Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini sağlayacak, sağlam, güvenilir, tekrardan bir daha sarsılmayacak, iki kesimli, Türkiye'nin garantörlüğünün devam edeceği bir çözüme, bir barışa ülkemizi ulaştırmaktır" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'ye temaslarda bulunmak amacıyla gelen İstanbul-Kartal'a bağlı Samandıra Belediyesi Başkanı, Belediye Meclis Kurulu Üyeleri ile İstanbul Anadolu yakası Muharip Gaziler Derneği Pendik Şubesi mensubu Kıbrıs gazilerinden oluşan heyeti kabul etti.

58 kişiden oluşan heyete Samandıra Belediye Başkanı Yusuf Büyük başkanlık ediyor.

KIBRIS 09/05/07

 

Rum uçağına yıldırım çarptı


10 Mayıs, 2007 15:16:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum Havayolları'na ait yolcu uçağına, Baf-Atina seferini yaparken havada yıldırım çarptı.

Rum radyosunun haberine göre, 118 yolcusu ve 7 kişilik mürettebatı bulunan Airbus 319 tipi yolcu uçağı, Atina'ya gitmek üzere bu sabah Baf Havaalanı'ndan havalandı.
 
Uçak, Rum hava sahası üzerindeyken sağ kanattaki motoruna yıldırım düştü. Bunun üzerine uçak, Larnaka Havaalanı'na zorunlu iniş yaptı.
 
Yolcuların, bir başka uçakla Atina'ya gönderileceği açıklandı.

 

Rum uçağına yıldırım çarptı

LEFKOŞA (A.A)

 

Kıbrıs Rum hava yollarına ait yolcu uçağına, Baf-Atina seferini yaparken havada

 yıldırım çarptı.

Rum radyosunun haberine göre, 118 yolcusu ve 7 kişilik mürettebatı bulunan Airbus 319

 tipi yolcu uçağı, Atina'ya gitmek üzere bu sabah Baf Havaalanı'ndan havalandı.

Uçak, Rum hava sahası üzerindeyken sağ kanattaki motoruna yıldırım düştü. Bunun

üzerine uçak, Larnaka Havaalanı'na zorunlu iniş yaptı. Yolcuların, bir başka uçakla Atina'ya gönderileceği açıklandı.

HURRIYET 10/05/07

 

Devlet Konukevi'nde ilk kez Kıbrıs Rum Kesimi Bayrağı

 

 

Uğur ERGAN yazıyor

 

 

Devlet Konukevi'nde ilk kez Kıbrıs Rum Kesimi BayrağıTürkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında önemli

bir yeri olan, Cumhuriyet Balosu’nda Atatürk’ün

 yaptığı valsle tanınan Ankara’daki Devlet Konukevi

 (Ankara Palas) dün tarihinde bir ilki yaşadı.

Dışişleri Bakanlığı tarafından işletilen Devlet

Konukevi'nde "9 Mayıs Avrupa Günü" nedeniyle AB Komisyonu'nun Türkiye Temsilcisi Marc Pierini

tarafından dün akşam verilen resepsiyonda, AB

 üyesi tüm ülkelerin bayrağı ile birlikte Kıbrıs Rum

 Kesimi'nin bayrağı da yer aldı.

TÜRK DAVETLİLER YADIRGADI Türkiye'nin

tanımadığı Kıbrıs Rum Kesimi'nin bayrağının, diğer

üyelerin bayrakları ile birlikte Devlet Konukevi'nin resepsiyon salonuna

 konulması, resepsiyona davetli Türk konuklar tarafından yadırgandı.

GÜL GELMEDİ Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de, programında olmasına

rağmen resepsiyona katılmaması dikkat çekti. Gül resepsiyona geleceği

 için öncü koruma birliği önceden Konukevi'ne gelerek güvenlik önlemi aldı.

 Ancak daha sonra Gül'ün gelmeyeceği anlaşılınca öncü korumalarda

resepsiyondan ayrıldı.

MAÇ İZLEDİ Dışişleri Bakanlığı'nda olan Gül'ün, resepsiyonun verildiği

saatlere denk gelen, taraftarı olduğu Beşiktaş ile memleketinin takımı Kayseri Erciyesspor arasındaki Türkiye Kupası finalini TV'den izlediği öğrenildi. Gül

maçın ilk yarısını bakanlıkta izledikten sonda Dışişleri Konutu'na geçti.

DAHA ÖNCE AB VE TÜRK BAYRAĞI OLURDU Daha önce birçok kez

Türkiye-AB Ortak Komisyonu toplantısına ev sahipliği yapan Devlet Konukevi'ne sadece Türkiye ve AB'nin 12 yıldızlı bayrağı konuluyordu. Davetlileri Devlet Konukevi'nin girişinde karşılayan Pierini'nin arkasında Türk ve AB bayrakları

 yer aldı. Ancak resepsiyon salonunun bir bölümünde Kıbrıs Rum Kesimi dahil

birlik üyesi 27 ülkenin bayrağının bulunduğu görüldü.

BABACAN VE ÇELİK GELDİ Resepsiyona Devlet Bakanı ve Büşmüzakereci Ali Babacan ile Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik katılarak kısa süre kaldı. Dışişleri Müsteşarı Ertuğrul Apakan, MGK Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, AB'den sorumlu Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Ahmet Acet ile çok sayıda yerli ve yabancı diplomat

 da resepsiyonda hazır bulundu. Bu arada AB'nin dünkü yemeğine de Gül yerine Müsteşar Apakan'ın katıldığı ileri sürüldü.

HURRIYET 10/05/07

 

İngilize Che hayranı Türk belediye başkanı

Figen GÜNEŞ/ LONDRA, (DHA)

 

İngilize Che hayranı Türk belediye başkanıİNGİLTERE'nin başkenti Londra'da Türkler'in yoğun

olarak yaşadığı Enfield Bölgesi'nin Mufazakar Partili

Belediye Başkan Yardımcısı Kıbrıslı Türk Doğan Delman, Belediye Başkanlığı görevine getirildi.

Delman, çarşamba akşamı Civic Center'da düzenlenen törenle başkanlığı Tony Dey'den devraldı. Törende kısa konuşma yapan

bir din adamı, “Enfield Belediyesi bölgesinde yaşayan toplumumuza, faydalı işler yapmamız için Tanrı hepimize yardımcı olsun” dedi.

Belediye Meclis üyeleri arasında dönüşümlü olarak yürütülen görevi dualar eşliğinde devralan

Delman, Belediye Başkanlığını bir yıl süreyle yürütecek.

“TEK HATASI ARSENAL TARAFTARI OLMASI”

Enfield Belediye Meclis Üyesi Ray James, törende yaptığı konuşmada, Doğan Delman'ın

 etnik azınlığa mensup ender belediye başkanlarından biri olduğunu belirterek, “Bundan

oldukça gurur duyuyoruz. Yanlız Delman’ın bir hatası var; Arsenal taraftarı olması. Onun

dışında mükemmel bir belediye başkanı olacağından hepimiz eminiz” diye konuştu.

Belediye Başkanlık cüppesini giydikten sonra salona tekrar dönen Delman, resmen belediye

başkanı ilan edildi. Bu arada törene katılan eski başkan Tony Dey ise, Delman'a unvanını

 vermesi için davetlilerin tezahüratlarıyla karşılaştı.
Enfield bölgesinde Yasemin Brett'ten sonra ikinci Türk olarak bu göreve getirilen Delman,

 yaptığı konuşmada, “İki taraftaki çalışma arkadaşlarıma beni seçtikleri için çok teşekkür

 ediyorum. Enfield halkına hizmet vermek benim için büyük bir onur olacaktır” dedi.

"CHE HAYRANIYDIM"

Yaşamı ile ilgili kısa bilgiler de veren Delman, “Kıbrıs'ta İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına

 doğru doğdum. Babam polis, annem ev kadınıydı. Liseyi Kıbrıs'ta bitirdikten sonra Türkiye’nin

 en seçkin üniversitesinde eğitim gördüm. Üniversite yıllarımda politikaya çok büyük bir

 merakım vardı. Şunu da belirtmek istiyorum o dönemlerde Che Guevara’nın hayranıydım.

Daha sonra 1968 yılında Londra’ya geldim. Enfield bölgesinde bir mühendislik şirketinin

muhasebe bölümünde çalışmaya başladım ve burda 14 yıl muhasebecilik yaptım. Bu 14 yılın

10 yılını ise, devlet memuru olarak çalıştım” diye konuştu

Delman, Muhafazakar Parti'nin en kıdemli Kıbrıslı Türk politikacısı olarak biliniyor. 3 dönemdir

Enfield Belediye Meclisi üyeliğine seçilen Delman, daha önce yine kabinede görev yapmıştı.

37 yıldır evli olan Delman, iki erkek çocuk babası. Londra’da daha önce de Yasemin Brett,

Enfield Belediyesi Başkanlığı görevini üstlenmişti.

 

HURRIYET 10/05/07

 

Financial Times, internet sitesinde 'Krizdeki Türkiye' özel sayfası açtı

      Dünyanın önde gelen finans gazetelerinden Financial Times, Türkiye’de yaşanan son gelişmeleri duyurmak için internet sitesinde özel bir "Krizdeki Türkiye" bölümü açtı.
      Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşanan ve Genelkurmay Başkanlığının açıklamasıyla doruğa çıkan kriz, Türkiye’de olduğu gibi uluslararası basın tarafından da yakından takip ediliyor. Özellikle iş dünyasının dikkati Türkiye’ye çevrilirken Financial Times gazetesi, okurlarına Türkiye’de yaşananları daha kolay aktarabilmek için özel bir bölüm açtı.
      Gazetenin internet sitesinde bulunan "Krizdeki Türkiye" başlıklı bölümde Türkiye’deki Anayasa değişikliği, cumhurbaşkanını halkın seçmesi, İMKB’deki gelişmeler, Sarkozy’nin seçilmesi ve bunun Türkiye’nin AB sürecine etkisi gibi konularda haberler ve yorumlar yer alıyor.
     
     ASKERLİ FOTOĞRAF
      Gazetenin "Krizdeki Türkiye" özel bölümünde yer alan görsel de dikkat çekiyor. Sayfanın hemen üstünde yer alan görselin en solunda sırtları dönmüş askerlerin arasında kameraya bakan bir er, onun yanında Cumhuriyet mitinglerinde çekilmiş Türk bayrakları taşıyan kitleler ve en sağda da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafları bulunuyor.
     
     SARKOZY VE BLAİR KADAR ÖNEMLİ
      Financial Times gazetesinde tek özel bölüm "Türkiye’de Kriz" değil. Sadece önemli gördüğü olaylar için özel bölüm açan gazetenin internet sitesinde "Blair sonrası Britanya" ve "Fransa seçimleri" konularında da özel sayfalar yer alıyor. Böylece Financial Times, Türkiye’de yaşanan gelişmeleri, Tony Blair’in istifası sonrası İngiltere’de yaşanacaklar ve Fransa seçimlerinin dünyaya etkisi kadar önemli olarak kabul ettiğini gösteriyor.

MILLIYET 10/05/07

 

Kuveyt'e KKTC ofisi

BU YIL FAALİYETE GEÇİRİLECEK... Kuveyt'te KKTC ofisi açılacağını, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı açıkladı. Avcı, "Bildiğiniz gibi, yaptığımız yoğun girişimler sonucunda ülkemizin Kuveyt'te ticaret ve turizm ofisi açması hususunda Kuveyt hükümeti karar almıştır. Ofisin açılmasına ilişkin çalışmalarımız halen devam etmektedir ve 2007 yılı içerisinde Kuveyt'teki ofisi faaliyete geçirmeyi planlıyoruz" dedi

KKTC, Kuveyt'te, ofis açıyor. Kuveyt'te açılacak turizm ve ticaret ofisinin, bu yıl içinde hizmete girmesi planlanıyor.

Ofisin açılacağını, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı açıkladı. Avcı, "Bildiğiniz gibi, yaptığımız yoğun girişimler sonucunda ülkemizin Kuveyt'te ticaret ve turizm ofisi açması hususunda Kuveyt hükümeti karar almıştır. Ofisin açılmasına ilişkin çalışmalarımız halen devam etmektedir ve 2007 yılı içerisinde Kuveyt'teki ofisi faaliyete geçirmeyi planlıyoruz" dedi.

Avcı, 10-14 Mayıs 2007 tarihleri arasında Kuveyt'te birtakım temas ve incelemelerde bulunacak işadamları heyetini kabul ederek, gelişmelerle ilgili basına açıklamalarda bulundu. Kabulde Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Namık Korhan ve diğer üst düzey yetkililer de hazır bulundu.

Heyette yer alacak işadamlarının, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği Başkanı Turhan Beydağlı, narenciye üreticisi Gökhan Savaş, Kuveyt'e hellim ihraç etmekte olan Sadık Gürün, zeytinyağı üreticisi Hüseyin Diner ve et ürünleri imalatçısı Abdullah Aktolgalı olduğunu belirten Avcı, Kuveyt'te yapacakları temaslarda işadamlarına, Dışişleri Dairesi Genel Müdürü Ahmet Erdengiz'in eşlik edeceğini söyledi.

Heyetin, öncelikle, Kuveyt ticaret ve sanayi odalarında, yetkililer ve Kuveytli işadamları ile bir araya gelerek görüşmelerde bulunacağını ve ihraç ürünlerinin Kuveyt'te pazarlanmasını ele alacağını ifade eden Avcı, işadamlarının ayrıca, faaliyet gösterdikleri sektörler konusunda muhataplarına bilgi verip ürünlerinin de tanıtımını yapacaklarını kaydetti.

Avcı, 12 Mayıs akşamı TC Kuveyt Büyükelçisi Şakir Fakılı tarafından heyet onuruna verilecek resepsiyona, Kuveyt'in önde gelen işadamları ve basın-yayın kuruluşları temsilcilerinin de katılacağını anlattı. Avcı, heyetin bu vesileyle, Kuveytli işadamları ve basın yayın kuruluşları temsilcileri ile temaslarda bulunma olanağı elde edeceğine işaret etti.

Heyetin, Kuveyt'te yapacağı temaslar neticesinde, iki ülke arasında halen yapılmakta olan ticaretin artırılmasına yönelik somut adımlar atılması için gayret göstereceklerini belirten Avcı,

Bakanlığının, İslam Konferansı Örgütü'ne üye ülkeler nezdindeki ticaret ve diğer konularla ilgili ikili ilişkileri geliştirmeye yönelik çalışmalarının artarak devam edeceğini söyledi.

Avcı, önümüzdeki günlerde diğer üye ülkelere de ticaret heyetleri gönderilmesi için girişimlerinin devam ettiğini kaydetti.

15-17 Mayıs tarihleri arasında Pakistan'ın başkenti İslamabad'da gerçekleştirilecek İslam Konferansı Örgütü 34'üncü Dışişleri Bakanları toplantısına katılacağını da açıklayan Avcı, bu toplantıda, üye ülkelerin dışişleri bakanları ile ikili görüşmeleri olacağını belirtti.

Avcı, çeşitli ülkelerde temsilcilik açmak için çabaları sürdürdüklerini de kaydetti.

Avcı, İKÖ üyesi ülkelerin yanı sıra AB üyesi ülkelerle de temasları sürdürdüklerini, bunlarla da kalmayarak dünyanın her tarafındaki ülkelerle temas kuracaklarını vurguladı. Avcı, işadamlarına da çabalarından dolayı teşekkür etti.

İşadamları da, girişim ve çabalarından dolayı Avcı'ya teşekkürlerini aktardı.

KIBRIS 10/05/07

 

Soyer: Annan planı ölmedi, morgda değil, yoğun bakımda

Başbakan Soyer, 8 Temmuz sürecinin Annan Planı ile çelişen bir süreç olmadığının da altını çizdi.

Soyer, 8 Temmuz sürecinin ileriye götürülmesi halinde Annan Planı'nın yaşama dönebileceği mesajını verdi.

Başbakan Soyer, BRTK'da yayınlanan Akis programında son siyasi gelişmeleri değerlendirdi.

Soyer, Rum liderliğinin 8 Temmuz sürecini yapay engeller çıkararak berhava etmeye çalıştığına işaret ederek, buna izin vermeyeceklerini söyledi.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk tarafı olarak 8 Temmuz sürecinin çalışmaya başlayabilmesi için öneriler sunduklarını anımsatarak, sunulan önerilerde hem 'Teknik Komitelerin' hem de 'Çalışma Gruplarının' ele almasını öngördükleri konu başlıkları ve bu başlıklarla ilgili detayların yer aldığını ifade etti.

"Belge olmayan belge"

Soyer, 'belge olmayan belge' diye tanımladığı önerilerin çalışma grupları için olan başlıkları arasında 'Yeni bir ortaklığın kuruluş ilkeleri', 'Ortaklığı oluşturacak devletlerin yetki, sorumluluk, fonksiyon ve buna bağlı diğer unsurları' gibi çok temel konu başlıklarının yer aldığını açıkladı.

Rum tarafının bütünlüklü çözümün parçası olan unsurları 'Teknik Komiteler'de tartışılacak konular arasına taşımaya çalışması nedeniyle bazı sıkıntılar yaşandığını da anlatan Soyer, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki temsilcisi Möller'in Türk tarafının sunduğu önerilerle ilgili "böyle birşey yok" şeklinde açıklama yapmasını da eleştirdi.

"Möller'in tarafsızlığı konusunda endişelerim var"

Başbakan Soyer, Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü Misyon Şefi ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in tarafsızlığı konusunda endişelerinin söz konusu olduğunu kaydetti.

Soyer, "Möller'in tutumu sağlıklı bir tutum değil. BM Temsilcisi olarak tutumunu gözden geçirmelidir" dedi.

8 Temmuz sürecinin ciddiyetle ele alınması gerektiğini vurgulayan Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin ise zamana oynadığına dikkati çekti.

Başbakan Soyer Annan Planı'nın öldüğü ya da morgta olduğu görüşlerine katılmadığına da dikkati çekerek, Annan Planı'nın bazı nedenlerden ötürü yoğun bakımda olduğunu anlattı.

Soyer şöyle konuştu:

"Kıbrıs sorunu çalışma gruplarında ele alınırsa bunun kategorilendirilmesi nasıl olacak? Annan Planı'nda ya da başka bir BM çözüm planında bulunan başlıklar çerçevesinde...Egemenliği, ortaklığı nasıl olacak? Bunlara bakılacak ve bunlar bir zemindir. Kıbrıs Rum tarafı ve bizde de bizi 'politik cahillikle' suçlayanlar Annan Planı'nın morgta olduğunu, öldüğünü ve gömüldüğünü söylüyorlar.

Halbuki 1475 sayılı son BM kararında BM çözüm planına atıf var. AB'nin Kıbrıs'ı üye yaparken dayandığı 10'uncu protokolde de Kıbrıs sorununun çözüm planının yani Annan Planı'nın çözüm modeli olduğu söyleniyor. Bu plan morgta değildir. Bu plan şu anda şu çerçevede masadadır, belki yoğun bakım servisindedir hastanede!. Bu yoğun bakım servisinden morga da gidebilir yaşama da geçebilir. Kıbrıs konusunun çözümü konusunda bütün atıflar bu plana yapılmaktadır.

Morga da gidebilir, yaşama da geçebilir

Soyer, yaşanacak gelişmelere göre planın ya yoğun bakımdan çıkıp yaşama geçeceğini ya da morga gideceğini belirtti.

Bunun için Annan Planı'na da atıf yapan 1575 sayılı BM kararı üzerine bina edilmeye çalışılan 8 Temmuz sürecinin ileriye götürülmesi gerektiğine vurgu yapan Soyer, Irak krizinin BM'deki dengeleri değiştirmesi nedeniyle Kıbrıs konusu ve Annan Planı'nın konjonktürel olarak bir kenarda kaldığını ifade etti.

Bu noktada çözüm yönünde mücadele etmiş olan tüm kesimlerin hem plana, hem de 8 Temmuz sürecine sahip çıkmasının önemine işaret eden Soyer, Annan Planı'nın Kıbrıs konusunda yaşanan bütün süreçleri ihtiva eden kapsamlı bir plan olduğunu anımsattı.

Soyer, çözüm sürecinde mücadele veren bazı kesimlerin bugün sırf Rum tarafı gücenecek ya da var olan diyalogtan vazgeçecek diye Annan Planı'nı anmamaya çalışmasını da eleştirdi.

Soyer, "Buna bizim hassasiyet göstermemiz lazımdır. Toplumun çözüm isteyen kesimi bir noktada savrulmalar içerisine girmeye başladı. Çözüm planını savunan güçler Kıbrıs Rum tarafının Annan planı karşısındaki tavrı nedeniyle BM çözüm planının adını anmaktan imtina etmeye başladılar. Bunun yerine, 1977-79 doruk anlaşmalarına bağlı bir çözüm söylemi geliştirildi. En nitelikli ve kapsamlı metin Annan Planı'dır ve hepsini kapsar. 1960 1977-1979 'Perez de Cuellar Belgesi'ni, 'Gali Fikirler Dizisi'ni kısacası bütün sürecleri.." diye konuştu.

Türkiye'deki seçimler çözüme engel değil

Türkiye'de seçimlerin yapılacak olmasının Kıbrıs konusunun çözümünde ilerleme sağlanmasına engel teşkil etmediğinin de altını çizen Soyer, "Seçimler, 22 Temmuz'da yapılacak. Temmuz'dan Aralığa kadar çözüm için zaman var" diye konuştu.

Soyer, Güney Kıbrıs'ta 2008'de yapılacak Başkanlık seçimleri için şimdiden seçim havasına girildiğini ve hakimiyetçi Rum idaresinin Kıbrıs sorununun çözümü yönünde bir hareketlenme istemediğini de ifade etti.

Başbakan Soyer milli davadan uzaklaştığı eleştirilerine de yanıt verdiği Akis Programı'nda "Milli dava, ilan edilen, resmileşen, toplumun ortak değerleri doğrultusunda şekillenerek resmen dünyaya deklere edilen politikadır" dedi.

Soyer, halkın referandumda ortaya koyduğu irade ve bugüne kadar yapılan 1977-79 gibi üst düzey anlaşmalar dikkate alındığında ortaya konulan vizyonun ve izlenen politikaların çelişmediğinin ve 'Milli davadan uzaklaşılmadığının görüleceğini anlattı.

Soyer, 'milli dava' ile çelişmesi halinde UBP'nin ya da kendilerinden önceki hükümetlerin neden 1977-79 doruk anlaşmalarını feshetmediğini ya da reddetmediğini sordu.

Başbakan Soyer, bu tür söylemlerle içte gerginlik yaratılmaya çalışıldığını belirtti.

Almanya ziyareti

Programda Almanya ziyaretini de değerlendiren Soyer, bu ziyareti çok önemli ve verimli olarak değerlendirdi. Soyer, Kıbrıs Türk halkının çözüm ve barış isteyen siyasetinin büyük ilgiyle karşılandığını, ayrıca Kıbrıs Türklerine yönelik önyargıların ortadan kalktığını gördüğünü anlattı.

Başbakan Soyer, yeni yurt dışı ziyaretlerinin de söz konusu olacağını ancak bunları zamanı geldiğinde açıklamayı uygun bulduğunu ifade etti.

UBP ile diyalog yok, DP ile diyalogumuz güzel

İçte yaşanan gelişmelerle ilgili soruları da yanıtlayan Soyer, UBP ile bir diyalogları bulunmadığını ancak DP ile güzel, yararlı ve iyi bir diyalog başlattıklarını anlattı.

Soyer, DP ile önce Anayasa, siyasi partiler, seçim ve halkoylaması gibi konularda değişikliğe gidilmesi ve ardından bir erken seçim konusunda mutabakata varılabileceğini belirterek, şimdi DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın yapacağı temasların sonucunu beklediklerini ifade etti.

Soyer, öğretmen sendikalarının genel kurulları sonrasında basına yansıyan haberlerle ilgili olarak da bu genel kurullarda CTP'nin yarışmadığını söyledi.

Ülkenin zaman kaybına tahammülü olmadığını da anlatan Soyer, dönüşümlerin önünde engel olunmamasını istedi ve yıllar önce tam gün eğitime karşı çıkanların bugün hatalarını görerek tam güne destek verdiklerini, ama ülkenin 11 yılının boşa gittiğini anlattı.

KIBRIS 10/05/07

 

Rum'dan Talat'a Güzelyurt öfkesi

Talat'ın açıklamasını "tahrikkâr" diye niteleyip duyuran Rum radyosu RIK, siyasilerin yorumlarını da aktardı.

Buna göre, Rum Yönetimi Sözcüsü Hrisotdulos Paşardis, Cumhurbaşkanı Talat'ın bu açıklamasını yorumlaması istendiğinde, "Hükümet Kıbrıslı Türk liderin tahriklerini takip etmeyecek ve kendisine kamuoyu önünde yanıt vermeyecek. Bütün tezler; 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde görüşmelerde gündeme getirilmeli. Yanıtlar da orada verilir" dedi.

DİKO Başkanı Marios Karoyan, Güzelyurt'la ilgili açıklaması nedeniyle Cumhurbaşkanı Talat'ı eleştirdi. Karoyan, "Kıbrıslı Türk liderin, önceki açıklamalarını terk ettiği ve şu andaki tek hedefinin 8 Temmuz anlaşmasını etkisiz hale getirmek ve sahte devleti yükseltmek olduğu açıktır" iddiasında bulundu.

EDEK Başkanı Yannakis Omiru, "Kıbrıslı Türk lider ne Omorfo'yu (Güzelyurt), ne Maraş'ı ne de işgal altındaki Kıbrıs'ı miras almıştır. Hırsız, uluslararası camia tarafından, yasadışı olarak elinde bulundurduklarını iade etmeye mecbur bırakılacaktır" görüşünü savundu.

EUROKO Başkanı Dimitris Şilluris ise, "Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz anlaşmasını hayata geçirme niyetinde olduğu sahte hissine kapılanlar, Talat'ın açıklaması incelenmeli ve yanıt verilmelidir" dedi.

KIBRIS 10/05/07

 

Aygın, BM toplantısına katıldı

Girne Belediyesi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Aygın, toplantı çerçevesindeki temaslarında, Girne kentini tanıttı ve Girne Belediyesi'nin dünya belediyeleri arasında yer almasının gerektiğini kaydetti.

Hiroşima Belediye Başkanı Tadatoshi Akiba ile bir araya gelen Aygın, Akiba'yı Girne'ye davet etti. Aygın, görüşmede, savaşlar nedeniyle en büyük zararı gören halklar arasında Kıbrıs Türk halkının da olduğuna vurgu yaparak, "Bizlerin de Hiroşima'daki kardeşlerimiz gibi savaşlara isyan hakkımız var. Bu nedenle bu işbirliğini, daha da geliştirerek ileri götüreceğiz" dedi.

Aygın, Türkiye Cumhuriyeti Viyana Büyükelçisi Selim Yenel ile de bir araya geldi.

KIBRIS 10/05/07

 

Kıbrıs’ta kültürel miras tartışması

Avrupa Parlamentosu’nda, Kıbrıs’taki kültürel mirasın korunması amacıyla çıkartılmaya çalışılan karar tasarısı tartışmalara yol açtı.

Cansu Çamlıbel

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:58 TSİ 11 Mayıs 2007 Cuma

 

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıs’taki kültürel mirasın korunması için çıkarmaya çalıştığı karar tasarısı Kültür ve Eğitim Komisyonu üyelerini böldü. Nisan ayında yapılan ve Kıbrıs Türk tarafından kimsenin davet edilmediği panelde, Türk tarafını Ada’daki tarihi kalıntı ve kiliseleri tahrip etmekle suçlayan görüşler öne çıkmıştı.

Panelde, Aydın Dikmen isimli Türk’ün kuzeydeki tarihi eserleri yurtdışına kaçırdığı ve sattığı iddia etti. Aydın Dikmen’in kaçakçılık faaliyetleri ile ilgili Alman mahkemelerinin kararı olduğunu ileri süren bazı parlamenterler, sözkonusu eserlerin Kıbrıs’a iadesi için karar tasarısı çıkartılmasını talep etti.

Parlamento’nun Kültür ve Eğitim Komisyonu Başkanı Nikolas Sifunakis de, çoğunluğu Rum olan parlamenterlerin görüşü ışığında bir karar tasarısı hazırlayarak 2 Mayıs’ta üyelere sundu.

8 Mayıs’taki Komisyon toplantısında Başkan Sifunakis, tasarının Almanya dönem başkanlığı sona ermeden kabul edilebilmesi için Komisyon’da hemen kabul edilerek genel kurula gönderilmesini istedi.

Ancak Sifunakis’in bu isteğine karşı çıkan ilk isim Alman Hristiyan Demokrat üye Doris Pack oldu. Alman Adalet Bakanlığı ile görüştüğünü belirten Pack, sözkonusu eserlerin kime ait olduğunun belli olmadığına dikkat çekti.

Sadece Ada’nın kuzeyindeki eserlerin korunmasından bahseden tasarının dengeli olmadığını savunan Pack, tasarının bu şeklide kabul edilmesi halinde Ada’da çözüm çabalarının da zora gireceğini söyledi.

Rum parlamenterlerin Ada’nın güneyinde hiçbir tahribat yapılmadığına yönelik itirazları üzerine, Avusturyalı liberal paralemnter Karin Restaris, yıkılmış cami fotoğraflarını başkan Sifunakis’in önüne koydu.

Tartışmalar üzerine Yunanlı komisyon başkanı Sifunakis, tasarıyı oylamaktan vazgeçerek görüşmeyi 25 Haziran’daki toplantıya erteledi. Yeni takvime göre karar tasarısının Alman dönem başkanlığı bitmeden onaylanması mümkün değil. Ancak Türkiye’yi Ada’daki kültürel mirası yok etmekle suçlayan tasarının değişip değişmeyeceği belirsiz.

Yasadışı yollardan girdi Ercan'dan çıkarken yakalandı

KIBRISLI TÜRK'DE TUTUKLU... Beyarmudu'nda 1. derece askeri yasak bölgeyi ihlal ederek KKTC'ye giriş yapan Suriye uyruklu Bassam Alhalal Ercan'dan çıkış yapmaya çalışırken yakalandı. Suriyeli mülteciye yardım eden Vehbi Deveciler isimli bir Kıbrıslı Türk de tutuklandı

Beyarmudu'nda 1. derece askeri yasak bölgeyi ihlal ederek Salı gecesi KKTC'ye giriş yapan ve önceki gün Ercan Devlet Havalimanı'ndan çıkış yapmaya çalışan Suriye uyruklu Bassam Alhal (E-25) ve ona yardım eden Kıbrıslı Türk Vehbi Deveciler (E-23) tutuklandı.

"Birinci derece askeri bölgeyi ihlal etmek", "KKTC'ye yasal olmayan yollardan giriş yapmak" suçlarından gözaltına alınan zanlı Bassam Alhlal ve ona yardım eden Vehbi Deveciler dün Lefkoşa'da Askeri Mahkeme'ye çıkarıldı.

Soruşturma amaçlı tutukluluk talebiyle Yargıç Beril Çağdal huzuruna çıkarılan zanlılar aleyhine 1 gün tutukluluk emri verildi.

Ercan'da tespit edildi

İddia Makamı Başsavcılık adına davayı yürüten Savcı Sarper Altıncık, meselenin tahkikat memurluğunu üstlenen polis memuru Osman Yiğit'i tanık olarak dinleti.

Dörtyol Polis Karakolu'nda görev yapan Osman Yiğit mahkemede verdiği yemli şahadetinde, salı gün saat 01.00 sıralarında meydana gelen olayın ardından Bassam Alhlal'ın önceki gün saat 15.00 sıralarında Ercan Havaalanı'nda, KKTC'den çıkış yapmaya çalışırken tespit edildiğini söyledi.

Ayni gün Vehbi Deveciler'in de tespit edilerek gözaltına alındığını kaydeden Yiğit, zanlı Vehbi Deveciler'in bu iş için bin Amerikan Doları aldığını söyledi.

Yiğit, tahkikatın yeni başladığını, alınması gereken ifadelerin bulunduğunu belirterek, zanlılar aleyhine 3'er gün tutukluluk talebinde bulundu.

Huzurundaki şahadet ve olguları dinleyen Yargıç Beril Çağdal, zanlılar aleyhine 1'er gün tutukluluk emri verdi.

KIBRIS 11/05/07

 

 

Nihayet gündemde

"TERCİHİMİZ ŞİMDİ"... Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, "Almanya, bu konuyu ya sonuçlandıracak ya da bir sonraki dönem başkanı Portekiz'e bırakacak. Ama Almanya'nın gücü ve konulara hakimiyeti düşünülürse, bu dönemde çıkmasını tercih ederiz. Portekiz'in önceliklerinin daha değişik olacağı görülüyor. Dolayısıyla konunun Portekiz dönem başkanlığına bırakılması dezavantaj olur" dedi

"3 YIL BEKLEDİK, DAHA FAZLA BEKLETİLMEK SAMİMİYETSİZLİK OLUR"... Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün bir başlangıç basamağı olduğuna dikkat çeken ve bunun Kıbrıslı Türklere verilmesi gereken asgari hak olduğunu belirten Raşit Pertev, Kıbrıslı Türklerin asgari hak için bile 3 yıl bekletildiğini, daha fazla bekletilmesinin ise samimiyetsizlik olacağını vurguladı

Kıbrıs Türk tarafının üzerinde ısrarla durduğu Doğrudan Ticaret Tüzüğü, 15 Mayıs'ta Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'in alt komitesinde görüşülecek.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, tüzüğün alt komitede görüşüldükten sonra COREPER'e götürüleceğini ve bir şekilde sonuçlandırılacağını söyledi.

Pertev, BRT 1'de katıldığı "Sabah Haber" programında, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Almanya kartlarını kapalı tutuyor

Müsteşar Pertev, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Almanya'nın, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü 15 Mayıs'ta Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'in alt komitesine götüreceğini söyleyerek, Almanya'nın tüzük konusunda görüşmelerini sürdürdüğünü, ancak konuyla ilgili kartlarını kapalı tuttuğunu belirtti. Pertev, Almanya'nın görüşlerinin, alt komite toplantısında ortaya çıkacağını kaydetti.

Portekiz'e kalırsa dezavantaj olur

Tüzüğün, alt komitede görüşüldükten sonra çıkacak sonuca göre COREPER'e götürüleceğini ve bir şekilde sonuçlandırılacağını ifade eden Pertev, şunları kaydetti:

"Almanya, bu konuyu ya sonuçlandıracak ya da bir sonraki dönem başkanı Portekiz'e bırakacak. Ama Almanya'nın gücü ve konulara hakimiyeti düşünülürse, bu dönemde çıkmasını tercih ederiz. Portekiz'in önceliklerinin daha değişik olacağı görülüyor. Dolayısıyla konunun Portekiz dönem başkanlığına bırakılması dezavantaj olur".

Asgari hakkımız

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün bir başlangıç basamağı olduğuna dikkat çeken ve bunun Kıbrıslı Türklere verilmesi gereken asgari hak olduğunu belirten Raşit Pertev, Kıbrıslı Türklerin asgari hak için bile 3 yıl bekletildiğini, daha fazla bekletilmesinin ise samimiyetsizlik olacağını vurguladı.

KIBRIS 11/05/07