|
||
|
|
||
|
ANKARA (A.A) |
||
|
|
||
|
Cumhurbaşkanı
adayı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, 1995 yılında İngiliz The
Guardian Gazetesi'ne "Türkiyelaik sistem iflas etmiş demektir ve biz kesinlikle onu
değiştirmek istiyoruz" dediği iddiasını
yalanladı. Abdullah Gül, dün akşam TRT'de
katıldığı programda gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. The Guardian gazetesine verdiği iddia
edilen demecindeki 'Bu laik düzen değişecektir' şeklindeki sözleriyle ilgili olarak bir
gazetenin, kendisi aleyhinde kampanya yürüttüğünü söyleyen bir gazeteciye de Gül, şu
karşılığı verdi: 1995 yılında Türkiye gelen
İngiliz gazeteci herkesi dolaşırken bana da
uğramış. Benimle de
Türkiye üzerine, Türk siyaseti üzerine konuşmuş. Gittikten sonra da
bir sayfalık gazetesinde bir yazı yazmış.
Bir sayfalık Türkiye'yle ilgili tahlillerini yapmış.
Görüştüğü kişilerden izlenimlerini
aktarmış. Benimle ilgili de bir, bir buçuk sayfalık makalede
'Abdullah Gül'le de görüştüm' diyor ve bir satırlık benim
görüşlerimi bu şekilde ifade ediyor. Bu The Guardian gazetesinde 1995
yılında çıkınca ben bunu tekzip etmişim, yazı
yazmışım. Cumhuriyet gazetesinde var bakarsanız. Tekzip ettiğimi de
söylüyor. 'Benim söylediklerimi böyle yazma, ben bunları böyle söylememişim'.
The Guardian gazetesi de 'bununla ilgili Abdullah Gül'den böyle bir düzeltme aldık' diye yazmış.
Bunları dünkü Cumhuriyet gazetesinde çok güzel şekilde özetlemişler. Benim bir
makalem değil, benimle yapılmış bir röportaj değil. Bir
buçuk sayfalık yazısında bana atfen bir şey söylüyor. Türkiye siyasetiyle ilgili herkesle
konuştuğunu kaydeden Gül, burada acı olanın, söz konusu gazetenin manşetin altına,
kırmızı zemin üzerine, tırnak içinde kendi
ağzından kotasyon yaparak, üstelik gazetecinin de
yazmadığı şekilde yayınlaması olduğunu
dile getirdi. Cumhuriyet gazetesinin, Türkiye'nin en
önemli gazetelerinde biri olduğuna işaret eden Gül,
Böyle bir gazeteye
yakıştırmam bunu dedi. |
HURRIYET 02/05/07
|
||
|
|
||
|
Emre KIZILKAYA /
DIŞ HABERLER |
||
|
|
||
|
yardımcısı olduğu 1995
yılında, The Guardian Gazetesine verdiği
tartışmalı röportajı yapan İngiliz gazeteci, Hürriyete
konuştu: Gül, Laik devleti yıkacağız demedi,
fakat inkar etse de, cumhuriyet
döneminin sonu gelmiştir ifadesini aynen
kullandı. İngilterenin saygın gazetelerinden The
Guardianın Türkiye muhabiri olarak çalıştığı dönemde, Abdullah Gül
ile yaptığı röportaj yeniden gündeme gelen İngiliz
muhabir Jonathan Rugman,
Hürriyete yaptığı açıklamada, haberin arkasında
durdu. Rugmanın 27 Kasım 1995 tarihinde yayınlanan ve
ertesi gün Türk basınına da yansıyan röportajında, o dönemde Refah Partisinin
genel başkan yardımcısı olan Gül, laik sisteme ve cumhuriyete meydan okuyordu. Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Gül, cumhurbaşkanı adaylığının ardından yeniden gündeme
getirilen 12 yıl önceki bu röportajdaki
ifadeleri yalanmıştı. Gül, dün akşam TRT1deki söyleşi sırasında da bunu yeniden yalanladı.
Türk İslamcıları iktidarı hedefliyor
başlıklı röportajda, Refah Partisinin yaklaşan erken seçimlerde yeşil
devrim yapmaya hazırlandığını yazan muhabir
Jonathan Rugman, yıllar sonra haberinin arkasında durdu.
Şu anda İngiliz Channel 4 televizyonunun diplomasi
muhabiri olarak çalışan Rugman, bu
röportajın yeniden gündeme getirildiğinden haberdar olduğunu söyledi. Çeviri
hatası yapılmamasının önemli olduğunu kaydeden
Rugman, Örneğin Sayın Gül, laik devleti
yıkacağız değil, Laik sistemi
değiştireceğiz ifadesini
kullanmıştı diye konuştu. Buna karşın Rugman, haberinde yer alan ve Gül
tarafından sarfedilen şu sözlerin kelime kelime doğru olduğunu ve şimdi inkar
edilse bile kayıtlarının kendisinde bulunduğunu iddia
etti: Bu cumhuriyet döneminin sonudur. Ankara nüfusunun yüzde
60ı gecekondularda yaşıyorsa,
laik sistem iflas etmiş demektir ve biz kesinlikle onu
değiştirmek istiyoruz. |
HURRIYET 02/05/07
Çözümsüzlük tanınmayı gündeme getirebilir
BUGÜN TANINMA PERSPEKTİFİ YOK AMA... Cumhurbaşkanı
Talat, bugünkü şartlarda KKTCnin tanınma perspektifi olmadığını,
ancak çözümsüzlük şartlarında tanınmanın gündeme
gelebileceğini vurgulayarak, Tanınma talebinde bulunmadım ama
KKTCnin Kıbrıs Türk halkının egemenliğini,
kurumlarının güçlendirilmesini, demokratikleştirilmesini ve
çağdaşlaştırılmasını herkesten önce savunma
görevimi yerine getirdim diye konuştu
ALTENATİF 23 NİSAN KUTLAMALARI KKTCYE SALDIRIDIR... 23 Nisan
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Milli Eğitim
ve Kültür Bakanlığının organizasyonuna tepki gösteren UBP
ve askeri çevreleri isim vermeden eleştiren Talat, hükümetin ilgili
kurumunun düzenlediği kutlamaların yeterince milli
olmadığını iddia ederek alternatif kutlamalara
kalkışmanın, KKTCye saldırmak olduğunu belirtti
Nezire GÜRKAN- (TAK)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ekonomik iyileşme,
izolasyonlarda yaşanan gelişmeler ve dünyayla bağların
gelişmesiyle Kıbrıs Türkünün acil çözüm ihtiyacının 3
yıl öncesiyle aynı düzeyde olmadığını belirterek,
Bu durum bize çözüm politikamızda daha mantıklı, daha
detaylı görüşme ve pazarlık olanağı veriyor dedi.
Türk tarafının çözüm istemine karşın Rumların
Kıbrıs sorununu Türkiyenin AB sürecine endeksleme politikası
güttüğüne de dikkat çeken Talat, 8 Temmuz sürecinden sonuç almak çok zor.
Uluslararası toplumun harekete geçmesi Türkiyenin AB süreciyle
bağlantılı olduğu için çözüm de bu sürece endekslenmiş
durumda diye konuştu.
Bugünkü şartlarda KKTCnin tanınma perspektifi
olmadığını, ancak çözümsüzlük şartlarında
tanınmanın gündeme gelebileceğini vurgulayan Talat, Meclisin
bugünkü durumundan rahatsızlık belirtirken de Talepler
karşılıklı olarak gerçekçi olmadığı için
çözüm bulunamıyor ifadelerini kullandı.
Talat, 23 Nisandaki alternatif kutlamalara da sert tepki göstererek,
KKTCye dinamit koyuyorlar. Kıbrıs Türkünün kimseden milliyetçilik
dersi alma ihtiyacı yok, herkes görevini yapsın dedi.
Kıbrıs Türkü ile Türkiyenin arasının
açılmasının büyük bir felaket olacağını
söyleyen Talat, Çatışma lüksümüz yok uyarısında bulundu.
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ülkedeki sendikal
anlayışın değişmesi gerektiğini, hükümetin
bazı durumlarda popülist politikalar izlediğini, merkezi sınav
örneğinde olduğu gibi görevlerin
karıştığını, statükonun
yıkılmasına karşı direnen geniş bir kesim
olduğunu da söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, göreve gelişinin 2nci
yıldönümünde yaklaşık 2.5 saatlik röportajda, Kıbrıs
konusundan Mecliste yaşanan sorunlara, ülkede son zamanlarda artan
asker-sivil geriliminden milliyetçi eylemlere, sendikalar ile hükümet
ilişkisinden sağlığına kadar hemen hemen her konuda
sorulara ayrıntılı yanıtlar verdi.
Denktaş benzetmesi akıl dışı...
Göreve gelişinin daha 2nci yılında eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşla aynı ifadeleri
kullandığına ilişkin iddiaların ve ha Denktaş,
ha Talat söylemlerinin anımsatılması üzerine Talat, özetle şunları
söyledi:
Akıl dışı iddialar. Ne yapmam gerekiyordu da
yapmadım, biri çıksın söylesin. Daha bir Allahın kulu
çıkıp söylemedi. Denktaş ne yapması gerekirdi ve
yapmadı, biz söyledik. Eleştirenlerden ben bunu bekliyorum.
Yapabileceğimin azamisini yaptım. Daha fazlasını yapmam
mümkün görünmüyor. Karşımdaki çözüm istemiyorsa, dans etmek
istemiyorsa ben ne yapabilirim... Beni Denktaşla nasıl
kıyaslayabilirler...
Çözümsüzlüğü savunmam, Rum düşmanlığıyla
ilgili tek kelimem yok. Çözüm istemediklerini söylüyorum, bunu da mı
söylemeyeyim yani... Hangi politika eskinin aynı, söylemlerimizde hangisi
geçmişi çağrıştırıyor... Bunu iddia eden, dün ve
bugünü kıyaslamalı.
Talat, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün
açıklamalarıyla ilgili olarak da, Sözcüm, Rum sözcüye yanıt
vermek zorunda, her gün açıklama yapıyor. Rum sözcüye ve
manipülasyonlara yanıt vermek için oluşturuldu zaten sözcülük. Sadece
onlar mı konuşsun...Yüzümüze tükürün ve İlahi Yarabbi
Şükür mü diyelim! Konuşurlarsa yanıt alacaklar.
Manipülasyonlarını açıklayacağız. Yalanlarını
ortaya koyacağız. Bu mücadele ancak böyle yapılır.
Halk onaylıyor, sorun halkta değil...
Bu durumda kendinizi topluma anlatmada güçlük mü çekiyorsunuz
sorusuna da Talat, Halkın çoğunluğu ne
yaptığımızı biliyor ve onaylıyor. Sorun halk
değil, bir grup marjinal görüşlü insan... Bu tür görüşleri
paylaşan insan sayısı çok az
karşılığını verdi.
Talat, Yüzde 45 gibi büyük bir destekle göreve geldiniz. Aynı
desteğin sürdüğüne inanıyor musunuz sorusuna da, Halkın
politikalarımı onayladığına inanıyorum, ama
aynı halk desteğini taşıyıp
taşımadığımı bilemem. O ancak kamuoyu
yoklamasıyla belli olur. Ama halkımın düşüncelerini
yansıtan politikalar güttüğüme inanıyorum
yanıtını verdi.
İvedi çözüm ihtiyacı olmaması
pazarlık gücümüzü artırır
Göreve gelişinin 2nci, referandumun 3üncü yılında
beklentilerin karşılanmadığına ilişkin
eleştirilerin ve çözüme yönelik karamsarlığın
anımsatılması üzerine Cumhurbaşkanı Talat,
şunları söyledi:
Karamsarlığa yol açabilecek hiç bir durum yok. Bazı
insanların neden karamsar olduklarını anlamıyorum. Halkta
genel anlamda karamsarlık yok zaten. Anketlere göre
yaşadığı durumdan memnun olan, geleceğe daha güvenle
bakan insan sayısı büyük ölçüde arttı. Ekonomi iyiye gitti.
Çözüm konusunda ciddi zorluklar da yoktur. 3-4 yıl öncesiyle
kıyaslandığında Kıbrıslı Türkler
açısından çözümün yarın mutlaka olmasını gerektiren
büyük baskılar yok. Ekonomik gelişmenin iyi durumda olması,
dünyanın Kıbrıs Türküne bakışının olumlu
yönde değişmesi ve izolasyonların kaldırılması
konusunda atılan adımlar, acilen çözüm ihtiyacını daha
dengeli hale getirdi. Çözümün ivediliği geçmişe göre azaldı.
O nedenle, umut, umutsuzluk diye konuşmak yerine, çözümün hangi
şartlarda olması gerektiğini konuşmak daha
mantıklı olur.
Bu sözlerim, çözüm istemiyoruz, çözüme gerek yok anlamında
anlaşılmasın sakın. Elbette ivedi, acil çözüm istiyoruz.
Ama çok kötü durumdayız, daha fazla taviz vererek bir an önce çözüme
gidelim baskısı altında değiliz. İyi ki
değiliz... Daha iyi pazarlık imkânımız olabilir. Rum
tarafının çözüm yanlısı olmaması nedeniyle
Kıbrıs Türklerinin acı çekmesi nispeten önlenebilir. Daha
avantajlı bir durumumuz var bugün.?
?Bu durum çözüm motivasyonunu düşürmez mi? sorusuna da Talat,
?Aksine, alelacele, nasıl olsun da çözüm olsun yerine daha detaylı,
dikkatli çözüm aranmasına katkı sağlar. Biz zaten bugün bunu
yapıyoruz karşılığını verdi.
8 Temmuz sürecinden
sonuç alma ihtimali zayıf
Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz sürecine ilişkin,
Görüşmeler ağır aksak aylardan beri sürüyor ama günü kurtarma
niteliğinde bir görünüm var. Samimi olarak bu sürecin sonuç getireceğine
inanıyor musunuz? sorusuna karşılık da şunları
söyledi:
Bu süreci Rum tarafı zaman kazanmak için kullanıyor. Sonuç
alma ihtimali zayıftır, zordur. Ama biz son derece samimiyiz. Her tür
çalışmayı yapmaya hazırız ama Rum tarafının
AB sürecinde Türkiyeyi sıkıştırarak Kıbrısta daha
çok taviz koparma arzusu devam ettiği sürece sonuç almak zor.
Bu durumda sürece, anlaşmaya niye imza attınız diye
sorulunca da Talat, Ne yapacaktım... BM başka hiç alternatif
görmediği için süreci başlatmak istedi. Görüşmeyi her zaman
savunan ve inanan bir kişi olarak hayır diyemezdim. Ama o günlerden
bunun sonuç getirmeyeceğini ifade ediyordum. Bile bile girdik bu sürece.
1977-79un tekrarı anlamında bir anlaşma imzaladık. 30 sene
önceki anlaşma yerine daha fazla ilkeler olsun istedim. Çünkü o tarihten
bugüne Cuellar Belgesi, Gali Fikirler Dizisi, Annan Planı gibi
gelişmeler oldu. Buna rağmen olmadı, imza at dediler. Ben de
karşı olmadığım bir şey olduğu için imzaladım
dedi.
Marjinal yaklaşımlar
AB süreciyle bağlantılı
Çözümden uzaklaştıkça kimlik sorununun
yaşanacağı ve Türkiye ile Rumlar arasında tost olma
tehlikesine? ilişkin kaygıları marjinal düşünceler olarak
niteleyen ve Halkta böyle bir kanaat yok diyen Talat, Uğraşlar
sonunda Kıbrıs sorunu ya çözülür, ya da Rum tarafının
isteksizliği nedeniyle umutlar kesilirse başka çözüm yolları
aranır ifadelerini kullandı.
Rum tarafının tutumu nedeniyle Kıbrısta çözümün
Türkiyenin AB sürecine endekslendiğini vurgulayan Talat, O süreç
nasıl şekillenecekse, Kıbrıs sorunu da öyle şekillenecek.
Uluslararası toplumun harekete geçmesi ancak Türkiyenin AB süreciyle
mümkün... Ya birleşme ya da birleşmeden umudun kesilmesiyle
tanınma gündeme gelebilir. Kıbrıs Türklerini sonsuza kadar
askıda tutamayacaklar? dedi.
Tanınma perspektifi bugün için yok... ya yarın...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, toplumun bazı
kesimlerinden niye tanınma istemiyor şeklinde eleştiriler
aldığının anımsatılması ve bu konudaki
görüşünün sorulması üzerine şunları söyledi:
Toplumda tost oluyoruz, öldük, bittik diyen sol marjinaller
yanında, neden tanınma istemiyoruz diyen sağ marjinaller de var.
Büyük bir partinin de bu çizgide olması bu düşüncenin
marjinalliğini değiştirmez. Tanıtma için
kıllarını kıpırdatmayanların bugün bana niye
tanıtmıyorsun? sorularını anlamsız buluyorum.
KKTCnin bugün tanınma perspektifi yok, olmayacak duaya âmin dememe
gerek yok. O nedenle böyle bir talepte bulunmadım. Ama Rum
tarafının tutumu devam ettiği sürece, bölücülüğün
kalıcılaşacağı şartlarda koşulların
nasıl değişeceğini tahmin etmek mümkün değil. O gün
KKTCnin geleceği, uluslararası ilişkilerdeki rolü ve
tanınma tartışılabilir. Önemli olan çözüm siyasetimizi
istikrarla sürdürmek. Uzun soluklu bir uğraş bu...
Ben böyle bir perspektif olmadığı için tanınma
talebinde bulunmadım ama KKTC?nin Kıbrıs Türk halkının
egemenliğini, kurumlarının güçlendirilmesini,
demokratikleştirilmesini ve
çağdaşlaştırılmasını herkesten önce savunma
görevimi yerine getirdiğimi düşünüyorum. Benim kadar KKTCnin ve
halkın egemenliğinin sağlamlaştırılması için
çalışan var mıdır KKTC; meclisi, hükümeti, mahkemeleriyle,
tüm kurumlarıyla güçlendirilmeli. Birlik beraberlik içinde bunu
yapmalıyız. Yoksa bugün için mümkün olmayan tanınma
sloganları atarak KKTCyi güçlendiremezsiniz.
Sloganlarla KKTCye zarar veriyorlar
Cumhurbaşkanı Talat, KKTCyi güçlendireceğiz
sloganlarıyla ülkedeki kurumlara zarar verenler bulunduğunu
belirterek, özetle şunları söyledi:
Cumhurbaşkanını, hükümeti ve devletin diğer
kurumlarını, anayasayla belirlenmiş karar
mekanizmalarını küçümseyen ve zafiyete uğratmaya
çalışan bir anlayış KKTCye zarar vermekten başka bir
şey yapmaz. KKTC tüm kurumlarıyla bir devlettir ve
fonksiyonlarını bir devletin mekanizmalarını olması
gerektiği gibi yürütmektedir.
Tüm kurumların, herkesin kendi görevini yapması
gerektiğini söyleyen Talat, şu ifadeleri de kullandı:
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni koruma ve yaşatma gibi
bir misyona sahip olduklarını vehmeden çeşitli kesimler ortaya
çıkmaktadır. Hâlbuki KKTC vardır, gelişmekte,
çağdaşlaşmakta ve güçlenmektedir. Bunun için birinci derecede
görevli olan Cumhurbaşkanı olarak benim ve diğer devlet
kurumlarıdır. Gelişmekte, güçlenmekte ve dünyayla
bütünleşme çabaları sonuç vermekte olan KKTC'nin, bu kesimler
tarafından korunmaya veya yaşatılmaya ihtiyacı yoktur.
Alternatif kutlamalar KKTC?ye saldırı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve
Çocuk Bayramı dolayısıyla Milli Eğitim ve Kültür
Bakanlığının organizasyonuna alternatif kutlamalarla tepki
gösteren UBP ve askeri çevreleri isim vermeden eleştirirken de ciddi
uyarılarda bulundu.
Talat, şunları söyledi:
Hükümetin ilgili kurumunun düzenlediği kutlamaların yeterince
milli olmadığını iddia ederek alternatif kutlamalara
kalkışmak, KKTC?ye saldırmaktan başka bir şey
değildir.
Milli günleri devletin ilgi kurumu organize eder.
Beğenmiyorsanız, yeterli bulmazsanız öneri yaparsınız,
görüş ortaya koyarsınız. Ama sabote edercesine alternatif
yaratmaya kalkışmazsınız. Bu KKTC?ye saldırıdan
başka bir şey değildir.
Eğitim Bakanlığı yaptığım 1994-95?te
23 Nisan tamamen çocukların, bakanlığın ve okulların
etkinlikleri şeklinde kutlandı. Daha da çocuklara yönelikti.
Zamanın Cumhurbaşkanı Denktaş sahaya geldi, boynunda
fotoğraf makinesi Buyurun dedim, yerimi vermeye kalkıştım
şeref tribününde, Hayır fotoğraf çekmeye geldim, sen görevini
yap? dedi. Çünkü 23 Nisan çocuklara armağan edilmiş bir bayram.
Çocukların bayramını tekrar gasp etmeye kalkışmak ve
bunu toplumsal kavga nedeni haline getirmeye çalışmak ayıp ve
günahtır.
Kıbrıs Türkünün kimseden milliyetçilik dersi almaya ihtiyacı
yoktur. Kıbrıs Türkü ulusal değerlerine her zaman sahip
çıktı. Atatürk ilkelerine sonuna kadar ve ilk sahip çıkan
Kıbrıs Türkü?dür. 1963-74 arası iki taş arasında
kimliğini kaybetmedi, mücadelesini sürdürdü. O yüzden Kıbrıs
Türk halkına kimse ders vermeye kalkmasın, yanlış yapar...
Türkiye ile çatışma lüksümüz yok... felaket olur
Bu yöndeki girişimlerin Kıbrıs Türkleri ile Türkiyenin
arasının açılması gibi bir felakete yol açabileceğine
dikkat çeken Talat, bunun da KKTC?nin temellerine dinamit koyma anlamına
geldiğini kaydetti.
Yunanistan ile Rumların arasının açılmasıyla
1974?te yaşanan gelişmelerden ders alınması
gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Orada Yunanistan darbe
yaptı, burada başka gelişme olabilir. Türkiye ve
Kıbrıs Türkü kavga edebilir mi? Bundan büyük delilik olur mu? Bu,
davayı kaybetmek demektir. Bizi bu noktaya kimse sürüklememeli, kimse
yeltenmemeli... İktidar veya falan parti Türkiyeyi, Türk ordusunu
istemiyor gibi açıklamalar duymak istemem. Bunlar arayı açmaya
çalışmak demektir. Bu günah ve suçtur, KKTCye karşı cinayet
teşebbüsüdür. Türkiye?nin görevlileri ile bizim kurumlarımız
arasında çatışma lüksümüz yoktur? diye konuştu.
Meclisin durumundan rahatsız... hükümet başarılı
mı?..
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iktidar ile muhalefet
arasında yaşanan gerilimle ilgili soruları da
yanıtladı ve Meclisin bugünkü durumundan rahatsız olduğunu
söyledi.
?Rahatsızım ama yapabileceğim çok bir şey yok.
Sorunu siyasi partiler çözmeli. Benim rolüm ancak taraflar kabul ederse olur.
Talepler karşılıklı olarak gerçekçi olmadığı
için çözüm bulunamıyor. Hangisi haklı, hangisi haksız ayrı
mesele? diyen Talat, partiler arası diyalog için yaptığı
girişimlerden sonuç alamadığını anımsattı.
Tüm partilerle ilişkilerinin iyi olduğunu, gerektiği
zaman görüştüğünü söyleyen Talat, hükümetle ilgili görüşlerinin
sorulması üzerine de, diyalog içinde çalışıyoruz? diyerek
fazla yorum yapmaktan kaçındı.
Talat, Yapacak çok iş, çıkarılması gereken çok yasa
var. Hükümetin toplumun tümünü kucaklama gayreti içinde olması gerekir.
Bunun için gerekli mekanizmalar yanında birçok yasal düzenlemeye de
ihtiyaç var? dedi.
Hükümeti başarılı buluyor musunuz? sorusuna da Talat,
`Başarısız bir hükümettir? diyemem. Ama başarı
ölçülere bağlı Kriteri ne olacak? Bana sorarsanız yapması
gereken çok iş var. Gayret gösteriyor, başaracağına
inanıyorum. Genelleseniz 2 yıllık bir hükümet. Biraz zaman
tanımak lazım yanıtını verdi.
Sendikal anlayış değişmeli...
hükümet populist davranmamalı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hükümetin sivil toplum
örgütleriyle ilişkileri, sendikaların tutumları ve mali
protokolle ilgili gelişmeleri de değerlendirdi.
Kalkınmanın ancak kaynakların yatırıma
yönlendirilmesi ve dengeli kullanımıyla mümkün olduğunu
vurgulayan Talat, özetle şunları söyledi:
Alman, Japon mucizesi hep yatırımla gerçekleşti. Elde
edilmemiş ulusal kazançla kalkınma olmaz. Biz
şanslıyız. Çünkü Türkiye gibi bize sürekli parasal kaynak
sağlayan, alt yapımızı tümüyle üstlenen bir desteğimiz
var. Ancak bundan yararlanarak kendi yerel gelirlerimizle hiç olmazsa cari
giderlerimizi karşılayabilsek ve Türkiyenin kaynaklarını
tamamen alt yapıya aktarabilsek gerçek kalkınmayı
sağlayacağız. Ancak bunu yapamıyoruz. Çünkü yerel gelirler
maaşlara yetmiyor. O nedenle kalkınma için sendikalar da dâhil herkes
sorumluluk üstlenmeli. Daha az çalışarak daha çok para kazanmak
istemek yurtseverlikle bağdaşmaz. Maalesef bunun örneklerini
görüyoruz. Artık sendikal anlayışın değişmesi
lazım...
Kendi maaş ödemelerini sağlayacak durumda olmayan bir
hükümetin sendikalarla pazarlığa oturması ve olmayan parayı
dağıtması akıl işi değil. Bizde bu da oluyor.
Hükümet maalesef popülist davranıyor ve çocuklarımızın
geleceğinden yiyoruz.
Grev ilk silah... solculukla bağdaşmaz
Talat, grevler konusunda da, Ben sol öğretiyi iyi bilirim. Sol
öğretiye, Marksizme göre grev emekçilerin en son silahıdır.
Bizde öyle mi Bizde ilk silah! Bu yanlış. Ne solculukla, ne sendikal
anlayışla bağdaşır. Ben böyle şey duymadım,
dünyada böyle şey yok. Varsa o ülkeler kalkınamaz, toplumsal
barış da sağlanamaz? dedi.
Merkezi sınav... görevler karıştı...
demokrasiyi kısırlaştırdık
Bazı eylemlerle ilgili olarak sendikaları ve hükümeti
eleştirirken, sendikanın eylemi nedeniyle okullarda merkezi
sınavın yapılmamasını örnek gösteren Talat,
şunları söyledi:
Eğitim Bakanlığı merkezi sınav koyar, sendika
yapmayız der ve yapılmaz... Bu nasıl iş! Görevler
karıştı... Bakanlığın sorumluluğu var bunda.
Demokrasi diye diye demokrasiyi de kısırlaştırıyoruz.
Aman kavga olmasın, gerginlik olmasın diyerek herkes her şeye
boyun eğer hale geldi.
Yasalarla da çok haklar verildi. Çalışan da,
çalışmayan da aynı parayı alır, aynı muameleyi
görür. Bürokrasi had safhada... Siyasiler karar verir, bürokrasi geçit vermez.
Kamu yönetimini disiplin altına almaya çalışsanız
elinizdeki mekanizmalar yetersiz... Disiplin nasıl sağlanacak... Kamu
reformuna çok önem veriyorum...
Statükoyu kollayanlar çok...
Talat, Bu durumda statüko olduğu gibi duruyor diyenler haklı
mı sorusuna da şu yanıtı verdi:
Statükonun olduğu gibi durmasını sağlamaya
çalışan o kadar çok kesim var ki... Yıkacağız diye
slogan atanlar da buna dâhil. Gerçek hayatta devamını savunuyorlar.
Hiç bir değişiklik yapmanıza izin verilmez. Bir yasa
yapılacak, herkes ayağa kalkar. Örneğin Tek Sosyal Güvenlik...
Eleştirilebilir ama prensip olarak karşı çıkmak akıl
işi mi Fiilen herkes karşı. Şurası düzelsin demek
yerine, asla olmaz demek ne demektirGeçmişi, var olanı devam
ettirelim? demektir... Böyle örnekler çok...
Sağlığı iyi... sosyal hayat kalmadı...
Sağlığının gayet iyi olduğunu, diyet
yerine dikkatli beslendiğini, sabah sporunu
aksatmadığını da anlatan Cumhurbaşkanı Talat,
zamansızlıktan şikâyetçi...
Ameliyat süreciyle birlikte 16-17 kilo vererek yaklaşık 80
kiloya inen Talat, günün yaklaşık 10 saatini
Cumhurbaşkanlığı?nda toplantı ve kabullerle
geçirdiğini, gece de evde belgeler ve yazılar üzerinde
çalıştığını anlattı. Bu nedenle sosyal
hayatım maalesef hemen hemen yok. Kişisel ilişkilerim de az
diyen Talat, Vatandaş sizi sokakta, kendi arasında görmek
istiyordenince, Bu haklı bir talep, daha çok zaman ayırmam ve
çıkmam lazım. Bu yöndeki eleştiriler haklı? dedi.
Basına sürekli açıklama benim işim değil...
tercihim bu...
Talat, ?basının karşısına çok
çıkmadığına? ilişkin eleştirileri de şu
sözlerle yanıtladı:
Çok yoğun olmama karşın basına
yansımadığı için günümü çok rahat geçirdiğim izlenimi
var. Çünkü eskiden gelen-giden herkesle basının
karşısına çıkılırdı. Ben bunu istemiyorum.
Bu benim tercihim. Basına durmadan açıklama yapmak bir
cumhurbaşkanının işi değil. Herkesle görüşürüm
ama bunlar basın önünde olmaz. Bazıları kendileri haber verir,
bazıları mesaj vermek ister, o zaman basına veririz. Bence
olması gereken de bu...
KIBRIS 02/05/07
NTV-MSNBC
Güncelleme: 12:20 TSİ 03 Mayıs 2007 Perşembe
LONDRA/PARİS/BERLİN
- Uluslararası basın, Türkiyede yaşanan gelişmeleri
yakından izlemeyi sürdürüyor. Ekonomi çevrelerinin saygın
gazetelerinden Financial Timesda yer alan bir analizde, Türkiyedeki
cumhurbaşkanlığı tartışmalarının,
ülkenin Kemalist kuruluş ilkeleriyle, yükselen siyasi İslamı
uzlaştırma çabasının son göstergesi olduğu belirtildi.
Atatürkün Gölgesinde başlığını
taşıyan analizi kaleme alan Vincent Boland, Türkiye, son günlerde
Abdullah Gülün cumhurbaşkanı adaylığına uygun olup
olmadığı tartışmasıyla bölündü ve bu durum,
Türkiyenin laik kuruluş ilkelerini ve Kemalist ideolojiyi, demokratik
uygulamalar ve giderek daha belirgin gözlenen Müslüman kimliğiyle
aynı potada eritip eritemeyeceğine ya da bunu nasıl
yapabileceğine ilişkin soru işaretleri uyandırdı
yorumunda bulundu.
Boland, Batıda birbirini tamamlar görünen demokrasi ve sekülerliğin,
Türkiyede giderek artan ölçüde uyuşmazlık içinde olduğunu ve bu
son krizin de bunun örneği olduğunu yazdı.
Türkiyenin sorunu, modern sekülerlikle devrimci laiklik
kavramlarının çatışması. Fransada sekülerlik
demokrasiyle eşdeğer. Türkiyede ise batılılaşma ve
modernlikle tanımlanıyor diyen yazar, Türkiyede bazı
çevrelerin ülkenin demokrasiyi laikliğin önüne koymaya henüz hazır
olmadığı görüşüne yer verdi.
Guardian gazetesi ise, Avrupa Birliğinin siyasetin dışında
kalması için Türk ordusunu uyardığını aktardı.
Başbakan Erdoğanın erken seçim çağrısı
yapmasıyla ülkedeki gerilimin düşmekte olduğunu yazan
İngiliz gazete, ABnin seçimleri krizden çıkış yolu olarak
gördüğünü belirtti.
LE
FIGARO : TÜRK İSLAMCILAR KONTRATAĞA GEÇİYOR
Fransız basını da Türkiyedeki yaşananlara geniş
biçimde yer vermeye devam ediyor.
Le Figaro gazetesi, Başbakan Erdoğan çıkmazdan kurtulmak için
cumhurbaşkanının bundan böyle halk tarafından seçilmesini
öneriyor. Bir Avrupalı diplomat Erdoğan krize kriz eklemek istemedi.
Gündemine koymaya cesaret edemediği demokratik reformları ileri
sürerek kendisine yönelik tuzağa düşmüyor. Bakalım bu
reformları empoze etme zamanı olacak mı yorumunu yapıyor.
Eğer öngördüğü tarihlerde bunu gerçekleştirirse genel seçimlerin
laiklik üzerine başkanlık referandumuna dönüşmesini
engelleyebilir. Sıkı bir taktik ustası olan AKP lideri, cumhurbaşkanlığı
seçimine aday olmayarak kendisini muhafaza etmesini bildi. Bu bilinçli geri
planda kalma şimdi kendisine tehditlerle dolu bir ortamda seçim
mücadelesinin liderliğini beklenenden daha önce almasını
sağlayacak diye yazdı.
Erdoğan erken genel seçim istiyor başlığını
atan Liberation gazetesi de, Türkiye, Başbakanı Abdullah Gülü
cumhurbaşkanlığa seçtirme konusunda ümidini kaybetmiş
değil ifadelerini kullandı.
Gazete, bu habere ek olarak Ne türban ne asker şapkası
başlığıyla 2 tam sayfa Türkiyede laiklerin gösterisine yer
verdi. Haberde, Bir İslamcının
cumhurbaşkanlığına seçilme olasılığı
laik sivil toplumu uyandırdı. Göstericiler cumhuriyetin kurucusu
Mustafa Kemal Atatürkün hatırlanmasını istiyor. Ama Kemalist
ordudan da kışlasında kalmasını istiyorlar yorumu
yapıldı.
Laiklik Türkiyeyi bölüyor manşetini atan La Croix ise,
ılımlı bir İslamcının
cumhurbaşkanlığı adaylığının, ülkeyi
türbülansa soktuğunu ve Türk siyasi partilerinin cumhurbaşkanılığı
konusunda bir adayda anlaşmaktaki beceriksizliğinin eşi
görülmemiş ve riskli bir durum yarattığını savundu.
KRİZ
AB MÜZAKERELERİNİ FELÇ EDEBİLİR
Gazete, Türkiye daha önce yaşamadığı bir kurumsal krizle
karşı karşıya. AB olayı yakından takip ediyor.
Bir askeri darbe ülkenin AB üyelik şansını yok eder. Mevcut
krizi de devam etmekte olan müzakereleri felç etme riski taşıyor ve
Ankaradaki siyasi güç dengelerinin her zaman parlamenter demokrasi yoluyla
kanalize olmadığını gösteriyor. Türk ordusunun hala çok
büyük. Nüfusun çoğunluğunun saygı duyduğu ordu elindeki
önemli gücü korumaya çalışıyor. Ankaradaki olaylar Rabatta da
yakından takip ediliyor. Fasın başlıca İslamcı
partisi Türkiyede AKPnin deneyiminden ders çıkarmayı ümit ediyor
cümlelerine yer verdi.
La Croixnın başyazısında da, Avrupanın
batısından bakınca Türkiyenin içinde bulunduğu politik
krizde taraf tutmak kolay değil. Bu kriz kıtanın bu yanında
demokrasi ve laiklik gibi birbirlerine dayanan değerleri kapsıyor.
Orda ise bu değerler birbirine zıt kamplar tarafından savunuluyor.
Türk toplumu demokrasi laiklik ve milliyetçilik arasındaki bu düğümü
çözebilecek mi? Ekonomik ve kültürel kalkınmışlık ve
jeopolitik dengeler dikkate alınırsa iş oldukça zor. Böyle bir
ortamda AB istisnai biçimde karmaşık olan bir denklemle yüzleşmek
zorunda olan bir ülkeye fazla ders vermekten kaçınmalıdır. AB
sadece AB projesinin kalbinde demokrasi, laiklik ve azınlıkların
korunması arasında uyum olduğunu hatırlatabilir dendi.
TÜRKİYE
ESKİ TABULARDAN KURTULMALI
Alman gazeteleri de Türkiye ile yorumlara ağırlık verdi. Sosyal
demokrat çizgideki Süddeutsche Zeitung gazetesi, Türkiyedeki pekçok
çelişkiye dikkat çekerken, ordunun rolünün da tartışılmakta
olduğunu aktardı.
Gazete, Askeri darbe tehdidi laiklik pankartını
taşıyanların da hoşuna gitmedi. Türkiyede eksik olan her
sorunda askere koşan değil, çözümü demokraside arayan bir muhalefet.
Ülkenin Atatürkten miras kalan bazı tabularından kurtulmaya
ihtiyacı var. Atatürkün özlemi, yüzünü kendine değil batıya
dönen bilincli bir ulustu yorumun yaptı.
Muhafazakar çizgideki Die Welt gazetesi de, Türkiyedeki
tartışmanın eskimiş düşünce biçimleriyle, yeni
modeller arasında olduğunu yazdı.
Gazete, Türkiyede yaşananların dünya için bir örnek olduğunu
vurgulayarak, Türkiyenin demokratikleşme yolu tıkanırsa, bunun
bütün İslam dünyasını olumsuz etkileyeceğini,
dolayısıyla Avrupa Birliğinin daha sabırlı
davranması gerektığinin altını çizdi.
Rum yönetimi, 63-64'te kaybolan 42 Rum'u ilk kez
kayıtlara aldı
Rum basınında yer alan haberlere göre, 1963-64
yıllarındaki toplumlararası çatışmalarda kaybolan Rumların
ailelerinin örgütlenmesi sonucu, Rum yönetimi; bu döneme ait 42 Rum kaybı
resmen tescil etmek zorunda kaldı.
Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, ailelerin başvurusu
sonucu 42 Rum kayıpla ilgili bilgilerin Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'ne aktarıldığını
açıkladı.
Böylece son 2 yıldan beri kayıp kemiklerinin bulunması
amacıyla başlatılan projeye 42 kayıp daha eklenmiş
oldu.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki resmi
kayıtlara göre, kayıp Rumların toplam sayısı bin 468.
Rum yönetiminin verdiği resmi rakamlara göre belirlenen bu sayı,
1963-64 kayıplarının da eklenmesiyle bin 510'a
ulaşıyor.
Komitenin rakamlarına göre kayıtlı
Kıbrıslı Türk kayıp sayısı ise 502. Bu
kayıpların yaklaşık 300'ü 1960-67 yılları
arasındaki kayıplardan oluşuyor.
KIBRIS 03/05/07
Çözümsüzlük stratejilerinin bir parçası
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafının son zamanlarda, Kıbrıs Türk
tarafını atlayarak, Türkiye hükümeti ile çeşitli yollardan temas
kurma çabalarını artırdığına işaret ederek,
bunun; Rum yönetiminin Kıbrıs sorununu çözümsüz bırakma
stratejisinin bir parçası olduğunu vurguladı.
Erçakıca, arabuluculuk rolüne soyunanların, Türkiye nezdinde
değil, Kıbrıs Türk ve Rum tarafları nezdinde girişim
yapmasını istedi.
Yazılı açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum tarafının bu çabasının son
örneğine, Güney Kıbrıs'ı ziyaret eden İspanya
Dışişleri Bakanı'na "arabuluculuk görevi" yükleme
girişimi ile tanık olduklarını kaydederek,
şunları dile getirdi:
"Bu nafile çabanın, geçmişte bir sonuç
doğurmadığını ve gelecekte de doğurma ihtimali
olmadığını çok iyi bilen Kıbrıs Rum
tarafının böylesi girişimlerde bulunması ve bunu diğer
ülkelerden de ısrarla talep etmesi, Kıbrıs sorununu çözümsüz
bırakma stratejisinin bir parçasıdır.
Mevcut konjonktürde, Kıbrıs sorununu kendi
çıkarları doğrultusunda çözemeyeceğini düşünen, bu
nedenle de 8 Temmuz Anlaşması'nı etkisizleştirerek,
verimsiz hale getirmeye çalışan Kıbrıs Rum tarafı,
sorunun çözümünün Türkiye ile yapılacak doğrudan temaslarla
sağlanabileceği iddiası ile zaman kazanmaya
çalışmaktadır."
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum
yönetiminin, sonuç vermeyeceği bilinen anlamsız girişimlere
başvurmak yerine, Kıbrıs sorununun asıl tarafı olan
Kıbrıslı Türklerle anlaşmanın yollarını
araması gerektiğini ifade etti.
Kıbrıs Rum tarafının bu art niyetine alet olan
ülkelerin; bu tarz girişimlerin, beklenenin aksine, Kıbrıs Rum
tarafının uzlaşmazlığını
artırarak, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne hizmet
edeceğini bilmesi gerektiğini kaydeden Hasan Erçakıca, "Kıbrıs
sorunu ile ilgili arabuluculuk rolüne soyunanlar, bu tarz girişimleri
Türkiye nezdinde değil, Kıbrıs Türk ve Rum tarafları
nezdinde yapmalıdırlar" dedi.
Erçakıca, bu ülkelerden ve Kıbrıs Rum tarafından
beklenenin; Kıbrıslı Türklerin siyasi varlığını
tanımak ve Kıbrıs sorununa yerleşmiş BM parametreleri
çerçevesinde ve BM çatısı altında çözüm bulma çabalarına
destek olduğunu ifade etti.
KIBRIS 03/05/07
KTHY, İngiliz hükümeti aleyhine dava açtı
Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ve İngiltere'deki
tur operatörü CTA Holidays Ltd., İngiltere-Kuzey Kıbrıs
arasında tarifeli seferler ve charter uçuşlar için İngiliz
hükümeti aleyhine dava açtı. KTHY'den yapılan açıklamaya göre,
İngiltere'deki mahkemelerde açılan dava, pazartesi günü
dosyalandı. İngiliz hükümeti, KTHY'nin İngiltere-Kuzey
Kıbrıs arasında uçuş yapabilmek için yaptığı
başvuruyu, direkt uçuşlara verilecek iznin, 1944 Uluslararası
Sivil Havacılığa İlişkin Şikago Sözleşmesi'ne
aykırı olacağını iddia ederek reddetmişti
Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ve İngiltere'deki
tur operatörü CTA Holidays Ltd., İngiltere-Kuzey Kıbrıs
arasında tarifeli seferler ve charter uçuşlar için İngiliz
hükümeti aleyhine dava açtı.
KTHY'den yapılan açıklamaya göre, İngiltere'deki
mahkemelerde açılan dava, Pazartesi günü dosyalandı.
İngiliz hükümeti, KTHY'nin İngiltere-Kuzey Kıbrıs
arasında uçuş yapabilmek için yaptığı başvuruyu,
direkt uçuşlara verilecek iznin, 1944 Uluslararası Sivil
Havacılığa İlişkin Şikago Sözleşmesi'ne
aykırı olacağını iddia ederek reddetmişti.
KTHY'nin, İngiliz hükümetinin Şikago Sözleşmesi'ni
yanlış yorumladığına, bu sözleşmenin direkt
uçuşları engellemediğine ve dolayısıyla uçuşlara
izin verilmesi gerektiğine inandığı kaydedilen
açıklamada, İngiliz hükümetinin defalarca direkt uçuşları
desteklediğini ve uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleriyle
tutarlı olduğu sürece direkt uçuşlara izin vereceğini
açıkladığı da hatırlatıldı.
Her yıl İngiltere'den Kuzey Kıbrıs'a 100 bin yolcu
taşıyan KTHY'nin İngiltere'den Ercan Havaalanı'na
yaptığı uçuşlar, uçakların Türkiye'ye de inip
kalkmasıyla gerçekleşebiliyor. Bu da, uçuş süresini 2 saat
uzatıyor ve KTHY'nin masraflarını artırıyor.
KIBRIS 03/05/07
NTV
Güncelleme: 12:52 TSİ 04 Mayıs 2007 Cuma
LONDRA
- The Economist dergisi, kapak haberini Türkiyedeki gelişmelere
ayırarak, Türkiyenin temelleri için verilen mücadele
başlığını kullandı. Dergi, Eğer Türkler bir
seçim yapmak durumunda kalırlarsa, demokrasi laiklikten daha önemli
değerlendirmesinde bulundu ve Adalet ve Kalkınma Partisinin yeniden
seçilmesinin orduya verilecek en iyi cevap olacağını yazdı.
Dergide, Laiklik yanlılarının
İslamcılığın giderek yayılmasından
korkmaları anlaşılır bir durum, ama AKPnin sicili bu
korkuları haklı çıkarmıyor ve bu yayılmayı
önlemenin yolu da askeri müdahale değil. Korumaya
çalıştıkları devletin yararına, Türkiyede askerler,
siyasetten elini çekmeli yorumuna yer verildi.
The Economist, Türkiyenin İslamla demokrasinin birarada
yaşayamayacağı yolundaki yaygın inanışı
çürüttüğünü de belirtiyor ve Tüm dünyada köktendinci
Müslümanlığın yükselişte olduğu bir zamanda 500 ile 1
milyon kişinin İstanbulda laiklik adına yürümesi, dikkate
değer bir durum. Bu hafta tüm dünyanın dikkatini Türkiye üzerine
toplamasının sebebi, ordunun İslamın hükümetteki rolünü
sınırlama ihtimaliydi. Eğer Türkiye, İslam ile demokrasiyi
uzlaştıramazsa, bunu kim başarabilir? ifadelerini
kullanıyor.
İngiliz Daily Telegraph gazetesi ise ordunun gelişmelere seyirci
kalmayacağı görüşünde. Gazete, Atatürkün mirasının
gerçek bekçileri politikacılar değil generallerdir. Ve onlar da,
Türklerin eski İslami yaşamlarına dönmeye
çalışmaları halinde hiçbir şey yapmadan
durmayacaklardır görüşünü savunuyor.
Sarkozy: Türkler Kapadokyalı
Fransa'da
Royal ile Sarkozy, televizyon düellosunda Türkiye yüzünden
kapıştı. Royal ılımlı konuşurken,
'Kapadokyalılar, Anadolulular' diyen Sarkozy, 'AB'ye Türkleri alırsak
İslam güçlenir, Kürdistan Avrupa sorunu olur' çıkışı
yaptı
04/05/2007
ARZU ÇAKIR MORIN
PARİS - Fransa'da cumhurbaşkanlığı
seçiminin pazar günkü ikinci turunda yarışacak iktidardaki
sağcı Halk Hareketi Birliği (UMP) lideri Nicolas Sarkozy ile
Sosyalist Parti adayı Segolene Royal, önceki akşam televizyonda 20
milyon kişinin izlediği canlı tartışma
programında fena kapıştı. 8 milyona yakın
kararsız seçmeni tavlama çabasındaki iki rakibin, ekonomi,
işsizlik ve güvenliğe odaklı düellosunda hararetli bir Türkiye
tartışması koptu. Sarkozy'nin Türkiye'nin AB üyeliğine
karşı çıkarken kullandığı 'Kapadokyalılar,
Anadolulular' sözleriyle 'İslamiyet ve Kürt sorununu Avrupa'ya
taşımama' tezleri, seçimi kazanırsa Ankara-Paris hattında
ilişkilerin gerileceğine işaret.
'Siyasi Avrupa yanlısı' ve 'sınırsız genişleme
karşıtı' Sarkozy, Türkiye
karşıtlığını şöyle anlattı: "Bu
demokrasi veya İslam sorunu değil. Türkiye'nin Avrupa değil
Küçük Asya'da olmasından kaynaklanan bir sorun. Türkiye'yi AB'de
isteyenler, siyasi Avrupa'ya karşı."
'Genişlemede mola' yanlısı Royal ise rakibini
"İnsanları bu tip sözlerle korkutmayın" diye
uyarırken, Türkiye'yle müzakerelerinin başladığını
anımsattı. Royal'in "Vakti gelince Fransızlara da
referandumda fikri sorulacak" sözleri üzerine Sarkozy rakibini
sıkıştırmaya çalıştı: "Türkiye AB'ye
girmeli mi, girmemeli mi, onu söyleyin. 1964'ten beri Türkiye oyalanıyor.
Artık onları isteyip istemediğimizi söyleme vakti geldi. Yani
büyük Türk halkına AB değil, Akdeniz birliğinin kalbi
olabileceklerini söylemeliyiz." Royal'in cevabı müzakerelerin
başlamasını Fransa'nın da onayladığı ve bu
sözün tutulması gerektiği oldu.
'Şimdilik mola verelim'
Sarkozy'nin "Tavrınız Türkiye'ye hayır mı"
sorusuna "Şimdilik mola. Ama değişebilir" diyen Royal,
kaçamak konuştu: "Üyelik tek seçenek değil. Güçlü bir
işbirliği veya özel ilişki de olabilir. Bunlar zaten 10 yıl
sonranın konusu. Türkiye'deki demokrat güçlerin olduğunu da
unutmayın. Onlara destek verilmeli. Türk halkı büyük bir halk,
Türkiye büyük bir ülke. Bu kadar kaba bir söylemle Türkiye gibi büyük bir
medeniyet ve büyük bir halkın yüzüne kapıları
kapatırsanız dünya dengelerini de tehlikeye atarsınız.
Büyük bir halk var karşınızda, belki Avrupa'ya katılma
hevesleri var. Bu konuyu bu kadar kaba bir söylemle kapıları çarparak
yapamazsınız."
'Küçük Asya ülkesi'
UMP lideri bu kez "Kapadokyalılara Avrupalı
olduklarını nasıl anlatacağız. Kapadokyalılara
Avrupalı olduklarını anlattığınızda, tek
birşey yaparsınız, o da İslamcılığı
güçlendirmek" çıkışı yaptı. Royal ise
"Türkiye demokratik ve laik bir ülke, her gün laiklik ve demokrasi için
yürüyen demokratların desteklenmeye ihtiyacı var. Son dönemdeki
laiklik gösterilerine bakın" dedi. Bunun üzerine Sarkozy 'Kürt
kartını' çıkardı: "Türkiye, laik de olsa küçük Asya
ülkesi. Ben Fransız çocuklarına Avrupa
sınırlarının Irak ve Suriye olduğunu açıklayamam.
Kürdistan sorununu da Avrupa sorunu yaptığımızda pek
ilerlemiş olmayız. Sınırsız genişleme siyasi
Avrupa'yı öldürüyor. Dolayısıyla Türklere 'Ortak
ilişkilerimiz olacak, alışveriş yapacağız ama AB
üyesi olamayacaksınız çünkü Anadolulusunuz, Avrupalı değil'
denilmeli."
Fransız basını Royal'i daha 'saldırgan' bulurken, Opinionway'in
anketi izleyicilerin yüzde 53'ünün Sarkozy'yi, yüzde 31'inin Royal'i
'inandırıcı' bulduğunu gösterdi Liberation 'Sarko
kaybetmedi ama Sego kazandı' derken, Figaro 'Sonuçta Sarkozy
otokontrolüyle parladı' değerlendirmesini yaptı.
Uzmanlar tartışmanın, Sarkozy'nin yüzde 53.5, Royal'in yüzde
46.5 oy alacağını gösteren son IPSOS anketini en fazla yüzde 1-2
oranında etkileyeceği fikrinde. Bu da, ilk turda yüzde 18 oy alan
Fransa Demokrasi Birliği lideri François Bayrou ile yüzde 10 oy alan
aşırı sağcı Ulusal Cephe lideri Jean-Marie Le Pen'in
seçmenini 'kilit' konumuna getiriyor. Le Pen, seçmenine 'boykot'
çağrısı yaparken, önceden seçmenini serbest bırakan Bayrou
ise dün, "Sarkozy'ye oy vermeyeceğim" çıkışı
yaptı.
|
||
|
|
||
|
LEFKOŞA (A.A) |
||
|
|
||
|
Kıbrıs
Rum yönetimi eski lideri Glafkos Klerides yönetiminin Rusya'dan sipariş ettiği ve Türkiye'nin sert tepkisi
sonucu, 1998'de Girit'e konuşlandırılan S-300 füzelerinin, gerektiğinde 48 saatte
Güney Kıbrıs'a nakledilmesini öngören gizli bir plan hazırladığı
ortaya çıktı. Güney Kıbrıs'ta yayımlanan
Fileleftheros gazetesi, Klerides hükümetinin, S-300 füzelerinin gerektiğinde 48 saat içinde Güney Kıbrıs'a
nakledilmesini öngören gizli bir plan hazırladığını bildirdi. Gazete, bu bilgilerin,
Yeni Yunan Televizyonunda (NET) dün gece yayımlanan ve Rum yönetimi eski
lideri Glafkos Klerides ile eski Rum Savunma Bakanı Sokratis Hasikos'un konuk olarak
katıldığı programda ortaya
çıktığını yazdı. Hasikos, Rum yönetiminin, S-300 füzelerinin
gerektiğinde 48 saat içinde Girit'ten Rum
tarafına nakledilmesine ilişkin bir plan
hazırladığını, füze sisteminin Rum tarafına naklinin de ticari gemilerle
yapılacağını açıkladı. Yunan hükümetinin bundan
haberdar olmadığını kaydeden Hasikos, Yunan hükümetiyle
görüşme söz konusu değildi, çünkü Yunanistan, ancak Ada'da bir
savaş çıkması halinde bu planı yürürlüğe koyacaktı dedi. eşlik eden radarların menziliyle Milli
Muhafız Ordusunun, Türk uçaklarının Türkiye içindeki hareketlerini dahi izleyebilmesi olduğunu söyledi.
Glafkos Klerides, şöyle dedi: Amerika'dan uzmanlar gelip beni gördüler ve
sorunun füzeler değil, radarlarımızın Türk
uçaklarının Türkiye içindeki hareketlerine girmesi olduğunu
söylediler. Zamanın ABD Dışişleri Bakanı Medeleine
Albright adayı ziyaret ettiğinde, konuyu gündeme getirdi, tavsiyesi, daha küçük menzilli radarlar
getirmemiz şeklindeydi. Klerides, S-300 füzelerinin satın
alınmasını, Yerasimos Arsenis'in bakanlığı döneminde Yunan Savunma Bakanlığının
önerdiğini belirterek, füzelerin konuşlandırılmasının iptali konusunda
Atina'da karar alınması sırasında cereyan edenlere değinirken, şunları söyledi: Zamanın Yunanistan Savunma Bakanı
Akis Çohacopulos, 'Kıbrıs' (Rum) Savunma Bakanı Yannakis Omiru'ya, Yunan
Başbakanlığında yapılacak toplantıda, füzelerin Kıbrıs'a taşınmasını
savunacağını söyledi. Ancak o toplantıya
çağrılan generaller, füzelerin Kıbrıs'a getirilmemesini, Girit'te
konuşlandırılmasını söylediler. Hemen ardından Başbakan Kostas Simitis de, füzelerin Girit'e
götürülmesini destekledi. |
HURRIYET
04/05/07
BM'ye göre: 8 Temmuz süreci ölmedi
MÖLLER: ÜMİTLİYİM, POZİTİFİM... BM
Kalkınma Programı-İşbirliği ve Güven için Hareket
İnisiyatifi (UNDP-ACT) tarafından Lefkoşa'da ara bölgede
organize edilen Uluslararası Sivil Toplum Fuarı'nı ziyarette,
basın mensuplarının sorularına karşılık
Möller, 8 Temmuz sürecinin ölmediğini, doğal bir şekilde devam
ettiğini ifade etti ve "Ümitliyim ve bu konuda pozitifim. Üzerinde
anlaşılan birçok konu var" dedi
YALANLAMA... Kıbrıs Türk tarafının yeni bir öneri
yaptığı yönündeki soruya karşılık da Michael
Möller, bunun doğru olmadığını, süreçteki
çalışmaların tartışılması ve incelemesinin
devam ettiğini söyledi. CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu önceki gün
yaptığı açıklamada Türk tarafının 8 Temmuz
sürecinin ilerletilmesi için Rum tarafına bir öneri paketi sunduğunu
açıklamıştı
Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış
Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki
Özel Temsilcisi Michael Möller, 8 Temmuz sürecinin ölmediğini ve
doğal bir şekilde devam ettiğini söyledi.
Möller, BM Kalkınma Programı-İşbirliği ve
Güven için Hareket İnisiyatifi (UNDP-ACT) tarafından Lefkoşa'da
ara bölgede organize edilen Uluslararası Sivil Toplum Fuarı'nı
ziyareti sırasında, 8 Temmuz süreci ile ilgili basının
sorularını yanıtladı.
8 Temmuz sürecinden olumlu bir sonuç çıkmasını bekleyip
beklemediği sorusuna karşılık Michael Möller, 8 Temmuz
sürecinin ölmediğini, doğal bir şekilde devam ettiğini
ifade ederek, "Ümitliyim ve bu konuda pozitifim. Üzerinde
anlaşılan birçok konu var" dedi.
İki tarafın pozisyonu arasındaki farkın, taraflarca
inanıldığından daha küçük olduğunu belirten BM
yetkilisi Möller, "iki taraf arasında birçok ortak nokta
bulunduğunu, son 15 ay zarfında birçok yararlı
çalışmanın yapıldığını" ifade
etti.
"Ortada olan tek süreç"
"Yakın zamanda bir ilerleme yaşayacağımız
konusunda çok ümitliyim" şeklinde konuşan Möller, "son 15
ay içerisinde oluşturulan sürecin ortada olan tek süreç
olduğunu" vurguladı.
İki tarafın da bu süreçte devam etmekte istekli
olduklarını, uluslararası toplum, BM Genel Sekreteri ve BM
Güvenlik Konseyi'nin de süreci desteklediklerini kaydeden Möller,
"Eğer herkes aynı fikirde ise, o zaman yakın gelecekte
ilerleme kaydetmememiz için bir neden yoktur" dedi.
Kıbrıs Türk tarafının yeni bir öneri
yaptığı yönündeki soruya karşılık da Michael
Möller, bunun doğru olmadığını, süreçteki
çalışmaların tartışılması ve incelemesinin
devam ettiğini söyledi. CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu önceki gün
yaptığı açıklamada Türk tarafının 8 Temmuz
sürecinin ilerletilmesi için Rum tarafına bir öneri paketi sunduğunu
açıklamıştı.
Kıbrıslı Türk ve Rum tarafları, iki toplum
arasındaki günlük konuların ele alınması ve özlü
konuların görüşülmesine zemin hazırlanması amacıyla
teknik komiteler ve çalışma gruplarının
oluşturulması için BM gözetiminde 8 Temmuz 2006 tarihinde bir süreç
başlatmıştı.
KIBRIS
04/05/07
Sivil toplum örgütleri sağlıklı demokrasi
için şart
"İSTEYİNCE BİR YOL BULUNUR"... 1.
Uluslararası Sivil Toplum Fuarı, "İsteyince Bir Yol
Bulunur" sloganıyla, Kuzey Kıbrıs ve Güney
Kıbrıs'tan 80 sivil toplum örgütünün katılımıyla dün
başladı. Fuarın ilk gününde sivil toplum örgütlerinin
sağlıklı bir demokrasi için şart olduğu ve adada
sürdürülebilir barış için, tüm Kıbrıslıların,
adanın geleceğini ilgilendiren konular hakkındaki tartışmalara
katılması gerektiği vurgulandı
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Kıbrıs'ta
Güven ve İşbirliği İçin Hareket İnisiyatifi (UNDP-ACT)
tarafından organize edilen 1. Uluslararası Sivil Toplum Fuarı
başladı.
"İsteyince Bir Yol Bulunur" sloganıyla, Kuzey
Kıbrıs ve Güney Kıbrıs'tan 80 sivil toplum örgütünün
katılımıyla gerçekleştirilen Fuar, ara bölgede, Ledra
Palace Otel çevresinde yer alıyor.
Fuarla, halkın sivil toplum örgütleri (STÖ) hakkında
bilgilendirilmesi, STÖ'ler arasındaki işbirliğinin
geliştirilmesi ile halkın STÖ'lere katılımının
teşvik edilmesi amaçlanıyor.
1'inci Uluslararası Sivil Toplum Fuarı, 5 Mayıs'ta sona
erecek. STÖ'lerin stant kurduğu ve tanıtıcı bilgi
verdiği fuarda, atölye çalışmaları, sergiler ve bir de
sempozyum var.
Fuar, Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler
Barış Gücü Misyon Şefi ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Michael Möller, ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Ronald
Schilcher ve UNDP-ACT Program Yöneticisi Jaco Cilliers tarafından
düzenlenen basın toplantısıyla başladı.
Basın toplantısının ardından BM Temsilcisi
Möller ve ABD Büyükelçisi Schilcher, UNDP-ACT Program Yöneticisi Jaco
Cilliers'in eşliğinde fuar alanını gezerek, sivil toplum
örgütlerinin temsilcileri ile sohbet edip, örgütleri hakkında bilgi
aldı.
Möller: Sürdürülebilir barış için tüm
Kıbrıslılar tartışmalara katılmalı
Michael Möller, etkinliğin, adadaki sorunlara ilgi gösteren aktif
sivil toplum örgütleri için bir sıçrama tahtası görevi
yapmasını ümit ettiğini söyledi.
STÖ'lerin sağlıklı bir demokrasi için şart
olduğunu belirten Möller, insanların hayatlarını etkileyen
konuların karar alma süreçlerinde sivil toplum örgütlerinin de yer
almasının, demokrasinin temel işleyişi olduğunu
kaydetti.
Möller, adada sürdürülebilir barış için, tüm
"Kıbrıslıların", bireysel ve toplu olarak,
adanın geleceğini ilgilendiren konular hakkındaki
tartışmalara katılması gerektiğini belirtti.
"Dış müdahalelerle elde
edilen çözüm kalıcı değil"
Barış ve uzlaşmaya ancak birbirini iyi bilen taraflar
arasında ulaşılabileceğini ifade eden Möller, dış
güçlerin müdahalesi ile elde edilen uzlaşmaların, pek nadiren kalıcı
olduğunu söyledi.
Sonuçları geçen hafta açıklanan BM anketine de atıfta
bulunan Möller, tarafların çözüm konusunda ümitsiz olduğunu belirtti
ve "İki toplum ve toplumların kendi içerisinde diyaloğa ve
tartışmaya olan ihtiyaç açıkça görülebiliyor" dedi. Möller,
diyalog ve görüşmelerin iki toplum arasındaki güvensizliğin
giderilmesi için hayati olduğunu kaydetti.
Tarafsız medyanın önemini vurgulayan ve basının
çelişkileri önlemesi gerektiğini belirten Möller, toplumların
geleceğinin sadece seçilmiş liderlerin elinde
olmadığını, aktif ve aydınlatılmış bir
toplumun da önemli rolleri bulunduğunu dile getirdi ve
"Kıbrıs sorununun Kıbrıslı bir çözüme
ihtiyacı var" şeklinde konuştu.
Schilcher: STÖ'lerin görüşleri ortaya koymaları önemli
Sivil toplumun demokrasideki önemine değinen ABD'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Ronald Schilcher ise, STÖ'lerin, kişilerin görüşlerini
açıkça ortaya koymalarının devlet politikalarının
şekillenmesinde önemli rol oynadığını kaydetti.
Gönüllülüğün, işbirliğinin artırılması ve
iletişimin geliştirilmesi konusunda yapılacak çok şeyin
olduğunu ifade eden Schilcher, çevre konuları, tüketici hakları
veya Kıbrıs çözümü ile ilgili olumlu değişimlerin ancak
"aktif ve etkin katılımla" elde edilebileceğini
kaydetti.
Cilliers: Kalıcı çözüm için işbirliği gerekli
UNDP-ACT Program Yöneticisi Jaco Cilliers ise, kalıcı bir
çözümün sadece politikacılar veya sadece bir sektörün
uğraşları ile elde edilemeyeceğini söyledi.
Fuara katılan birçok örgütün, ada genelinde, sorunlara ortak çözüm
bulmak için iki toplum arasındaki işbirliğinin gelişmesi
yönünde uğraş verdiğini kaydeden Cilliers, etkinliğin
ayrıca, dünyanın dört bir tarafından çeşitli örgütleri bir
araya getirerek tecrübelerin paylaşılması ve gençlerin
eğitilmesi için bir ortam yarattığını kaydetti.
Kıbrıs genelinde STÖ'lere gereken önemin verilmediğini
savunan Cilliers, BM'nin bu nedenle STÖ'lerle çalışma konusunda
istekli olduğunu kaydetti.
UNDP-ACT'ın adada işbirliği ve güveni artırmak için
birçok proje gerçekleştirdiğini belirten Cilliers, iki tarafın
ortak çalışmalarının, barış çabalarına da
katkı koyduğunu ifade etti.
Basının önemine de değinen Cilliers,
tartışmalı konuların dengeli bir şekilde
anlatılması ve tüm kesimlerin görüşlerine de yer verilmesi
gerektiğini söyledi.
Cilliers, fuar boyunca adada iki toplumu ayıran veya bir araya
getiren konular üzerinde yapıcı diyaloglar ve işbirliği
kurulmasına olanak sağlanacağını vurguladı.
Etkinlikler gün boyu sürdü
Fuarın dün sabahki etkinlikler çerçevesinde 10.30 ve 12.00
saatleri arasında Ledra Palace'da bir oturum yapılırken,
Fulbright'ta ise açık sergi, etkileşimli gösterimler ve gençlere
yönelik programdan oluşan etkinlikler düzenlendi.
Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru'nun yönetiminde
Ledra Palace Oteli'nde gerçekleşen "Ağ Oluşturma ve
Ortaklık-Örnek Uygulama" adlı oturumda, Güney Afrika Sivil
Toplum Örgütü (Sangonet) Yöneticisi David Barnard, Glocal Forum'dan Olivia
Cavalcanti ve İtalya'nın bir vilayeti olan Ferrara Belediyesi'nin
Barış Ofisi'nden Davide Berutti birer sunuş yaptı ve
soruları yanıtladı.
Bernard, STÖ'lerin interneti sosyal hareketlilik ve ağ
oluşturmak için nasıl kullandıkları hakkında bilgi
verirken, Cavalcanti ise Glocal Gençlik Parlamentosu'nun amaçları,
yapısı ve faaliyetleri hakkında bir sunuş yaptı.
Ferrara Belediyesi'nden Berutti ise barış konusunda belediye,
kurumlar ve ekonomik aktörler arasındaki karmaşık ilişkiyi
anlatarak, bu konuda bu üç tabakanın önemli rolünü vurguladı.
Dün öğleden sonra ise Ledra Palace, Fulbright ve Çetinkaya Futbol
Sahası çadırında olmak üzere üç farklı alanda
eşzamanlı olarak yapıldı. Fulbright'ta yapılan Sivil
Toplum Örgütleri için yardımcılı atölye
çalışmasında, INTRAC yetkilisi John Beauclerk "STÖ'ler
İçin Taban Oluşturmak" konusunda bilgi verdi. Aynı saatte
Ledra Palace'da farklı bir Yardımcılı Atölye
Çalışmasında, "STÖ'ler için Halkla İlişkiler ve
Etkin İletişim" konusu çalışıldı.
Sivil Toplum Fuarı'nda dün öğleden sonra saat 17.00'den saat
18.30'a kadar "Ağ Oluşturma Kahvehanesi" etkinliği
yapıldı. Kahvehanelerde üç farklı alanda beş
değişik konu tartışıldı. Çetinkaya Futbol
Sahası'nda İngiltere, Londra'da faaliyet gösteren Turkish Cypriot
Women's Project yetkililerinin katılımıyla, aile içi
şiddet, kadının toplumdaki yeri, kadın sorunları gibi
konular tartışıldı. Fulbright'ta aynı saatlerde Terra
Cypria yönetiminde çevre konusu tartışılırken, aynı
alandaki başka bir kahvehane etkinliğinde "Çok Kültürlülük,
Çeşitlilik, Dahil Olma," konusu ve AHDR yönetiminde Eğitim ve
gençli konuları tartışıldı. Aynı saatlerde Ledra
Palace'da yapılan kahvehane etkinliğinde insan hakları konusu
tartışıldı.
Sempozyumda sivil
toplumun görevleri tartışıldı
Fuar etkinlikleri çerçevesinde dün akşam 19.30'da "Sivil
Toplumun Görevleri" adlı sempozyum yapıldı. UNDP-ACT Jaco
Cillers yönetimindeki sempozyumda, Avrupa Konseyi İnsan Hakları
Komiseri Thomas Hammarberg ile CIVICUS ve INTRAC'tan Sivil Toplum Uzmanı
Alan Fowler birer sunuş yaptı.
Hammarberg, konuşmasında, STÖ'lerin, insan
haklarının gelişmesinde, çatışmalı toplumlarda
yakınlaşmayı sağlaması ve hükümetlerin halkla daha iyi
bir iletişim kurabilmelerindeki rollerini anlattı. Hammarberg
ayrıca STÖ'lerin gönüllülük, demokrasi, güvenilirlik, sorumluluk
prensiplerini de içinde barındırmasının önemine dikkat
çekti.
Alan Fowler ise konuşmasında STÖ'lerin ve devletin bir
birinde ayrı yapamayacağını, ikisinin birbirine
ihtiyacı olduğu görüşünü savunarak, bunun nedenlerini
açıkladı. Fowler, ayrıca STÖ'ler ve devlet arasında bilgi,
güvenilirlik, işbirliği kurma konuları olmak üzere üç ana
iletişim alanı olduğunu ifade etti.
Fuar
Sivil Toplum Örgütleri fuarı etkinlikleri bugün ve yarın da
devam edecek. Fuar, STÖ'leri halkla buluşturmayı ve
tanıştırmayı, halka STÖ'ler
aracılığıyla da toplumda fark yaratabileceklerini anlatmayı
hedefliyor.
Etkinlikler, Ledra Palace Otel, Fulbright Center, Goethe Enstitüsü,
Çetinkaya futbol sahası ve Güney Lefkoşa'daki Holiday Inn Otel'de yer
alacak. Fuarda, Umut Albayrak ile İsovites tarafından
şarkılar da söylenecek.
KIBRIS
04/05/07
Eğitim izolasyonuna karşı Lizbon
adımı
İLK CİDDİ ADIM... Üniversitelerimizin verdiği
diplomalarn Avrupa birliği'nde tanınabilmesi için Bakanlar Kurulu ilk
ciddi adımı attı. Ülkemizin Lizbon Konvansiyonu'na taraf
olması, üniversitelerimizin vereceği diplomanın konvansiyona
taraf olan diğer 46 ülkede tanınması anlamına geliyor.
Konvansiyona taraf ülkelerin üniversitelerinde okuyan öğrenciler,
eğitim transferi yapabilecek
EKONOMİK ÖRGÜTLER PLATFORMU'NDAN DESTEK... Ekonomik Örgütler
Platformu, Bakanlar Kurulu'nun Lizbon konvansiyonunu onaylamasını,
üniversitelerin uluslararası alanda
tanınırlılığı açısından ciddi bir
adım olarak değerlendirdi. Platform, konvansiyonun
onaylanmasının, üniversitelerin uluslararası alanda
tanınırlılığı ve Kıbrıs'a dünyanın
dört bir tarafından öğrenci akışının devam etmesi
yönünde önemli olduğuna dikkat çekti
Ülkemiz üniversitelerinin verdiği diplomaların Avrupa
Birliği'nde tanınabilmesi için hükümet ilk ciddi adımı
attı.
Bakanlar Kurulu, Avrupa Konseyi ile UNESCO tarafından
hazırlanan ve 11 Nisan 1997'de imzalanarak yürürlüğe giren
"Avrupa Bölgesinde Yükseköğrenimle İlgili Belgelerin
Tanınmasına İlişkin Sözleşme" olan Lizbon
Konvansiyonu'na taraf olduğunu beyan edeceği yasa
tasarısını onayladı.
Bakanlar Kurulu, önceki gün Lizbon Konvansiyonu'yla ilgili yasa
tasarısını onaylayıp meclise havale etti. Dün Meclis Hukuk
ve Siyasi İşler Komisyonu'nda görüşülerek onaylanan tasarı,
gelecek hafta Cumhuriyet Meclisi'nde onaylanıp yürürlüğe girecek.
Ülkemizin Lizbon Konvansiyonu'na taraf olması, üniversitelerimizin
vereceği diplomanın, konvansiyona taraf olan diğer 46 ülkede
tanınması anlamına geliyor. Konvansiyona taraf ülkelerin
üniversitelerinde okuyan öğrenciler, eğitim transferi yapabilecek.
Diplomaların tanınması açısından önemli bir
adım olarak görülen Lizbon Konvansiyonu'na taraf olma, ülkemiz üniversitelerine
uygulanan eğitim izolasyonunun kırılması
açısından da önemli bir girişim olacak.
YÖDAK'ın ülkemizi temsilen konvansiyonun muhatabı
olacağı yeni süreçte, üniversitelerimizin yeni hedefi Bologna
sistemiyle ilgili başlatılan çalışmaların tamamlanması
yer alıyor.
Eğitim insan hakkıdır
Eğitim çevreleri, Lizbon Konvansiyonu'na taraf olanların
yükseköğretime bakışlarını çizerken, eğitimin bir
insan hakkı olduğuna vurgu yaparak, kültürel çeşitliliğin
önemine dikkat çekti.
Konvansiyonun eğitime bakışı şöyle:
"Eğitim hakkının bir insan hakkı olduğu
ve bilginin elde edilmesi ve ilerlemesinde bir araç olan yükseköğretimin,
hem bireyler hem de toplum için az bulunur zenginlikte kültürel ve bilimsel bir
değer oluşturduğu gerçeğinin bilincinde olarak;
Yükseköğretimin, halklar ve uluslar arasındaki
barış, karşılıklı anlayış ve
hoşgörünün teşviki ve karşılıklı güvenin
oluşturulmasında hayati bir rol oynaması gerektiği göz
önünde bulundurarak;
Avrupa bölgesindeki eğitim sistemlerindeki büyük
çeşitliliğin, bütünüyle saygı duyulması gereken müstesna
bir değer olan kendi kültürel, sosyal, siyasi, dini ve ekonomik
çeşitliliğini yansıttığını göz önünde
bulundurarak;
Her bir tarafın bireyleri ve her bir tarafın eğitim
kurumlarındaki öğrencilerin diğer taraflardaki eğitim
kaynaklarına erişimini, özellikle de bunların diğer
taraflardaki yükseköğretim kurumlarında eğitimlerini sürdürme ya
da çalışmalarının bir bölümünü bu kurumlarda tamamlamaya
yönelik çabaları kolaylaştırarak, tüm bölge halkının
bu zengin çeşitlilikten yararlanabilmelerine imkân sağlamayı
dileyerek; Avrupa Birliği'ndeki bir başka ülkeden alınan
çalışma, sertifika, diploma ve derecelerin
tanınmasının taraflar arasındaki akademik dolaşımı
teşvikte önemli bir önlem olduğunu göz önünde bulundurmak..."
Konvansiyon üyeleri İstanbul'da
Lizbon Konvansiyonu'na taraf olan 46 ülkenin eğitim bakanları
bugün İstanbul'da bir araya geliyor. Türkiye eğitim Bakanı
Hüseyin Çelik'in de bugün yapılacak toplantıda Lizbon Konvansiyonu
üyesi ülkelerin eğitim bakanlarına ülkemizin de konvansiyona taraf
olduğunu bildirmesi bekleniyor.
Ekonomik Örgütler Platformu'ndan destek
Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Kıbrıs Türk Sanayi
Odası, Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği,
Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk
İşverenler Sendikası ve KKTC İşadamları
Derneği'nin oluşturduğu Ekonomik Örgütler Platformu, Kuzey
Kıbrıs'ın Lizbon Diploma Tanınırlık
Konvansiyonu'nu onaylamasını memnuniyetle karşıladı.
Ekonomik Örgütler Platformu adına basın bildirisi
yayımlayan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı
Erdil Nami
ve KKTC İşadamları Derneği Başkanı Özalp
Nailer, "Lizbon diploma tanınırlık konvansiyonunun
onaylanmasının, Kuzey Kıbrıs ekonomisinde hayati önemi olan
üniversitelerin uluslararası alanda
tanınırlılığı ve Kıbrıs'a dünyanın
dört bir tarafından yüksek öğretim için öğrenci
akışının devam etmesi yönünde ciddi bir adım
atılmış olmaktadır" dediler.
Erdil Nami ve Özalp Nailer'in imzasıyla yayımlanan basın
bildirisi şöyle;
"Ekonomik Örgütler Platformu, Kuzey Kıbrıs'ın
Lizbon Diploma Tanınırlık Konvansiyonu'nu onaylamasını
memnuniyetle karşılamıştır.
11 Nisan 1997 tarihinde Avrupa Konseyi ve UNESCO arasında
imzalanan ve Avrupa bölgesinde yüksek
öğretimde herhangi bir ülkede kazanılan eğitim
niteliklerinin veya verilen diplomaların başka bir ülkede tanınmasını
ve Avrupa genelinde hareketliliğin desteklenmesini amaçlayan Lizbon
Konvansiyonu'nun onaylanması ile Kuzey Kıbrıs'ta bulunan
üniversiteler YÖDAK aracılığı ile Avrupa yüksek
öğretim alanındaki yüksek öğretim kurumlarından gelen
diplomaları tanımayı ve denklik vermeyi taahhüt etmektedir.
Bununla beraber bu onayla YÖDAK Kuzey Kıbrıs
üniversitelerinin vermiş olduğu diplomalar hakkında diğer
taraflara şeffaf olarak bilgi vererek, diplomaların kalite
güvencesini sağlamakla yükümlü kılınmakta, taahhütte bulunmakta
ve bu diplomaların tanınmasını amaçlamaktadır. Bu
girişim neticesinde Kuzey Kıbrıs ekonomisinde hayati önemi olan
üniversitelerin uluslararası alanda
tanınırlılığı ve Kıbrıs'a dünyanın
dört bir tarafından yüksek öğretim için öğrenci
akışının devam etmesi yönünde ciddi bir adım
atılmış olmaktadır.
Diğer taraftan, günümüzde uluslararası hukuk
açısından bir temel insan hakkı olarak kabul edilen 'eğitim
hakkı' üzerindeki politik sınırlandırmalardan
arındırılarak, Kıbrıs'ta barışın tescil
edilmesi aşamasında 'eğitim'in daha
ağırlıklı bir rol oynaması
sağlanabilecektir."
KIBRIS
04/05/07
Cumhurbaşkanı Talat: Nihai hedefimiz; sorunun
bütünlüklü çözümüdür, Kıbrıs'ın birleştirilmesidir
Talat, "Madem ki bizimle barış yapacak olan, çözümü
gerçekleştirecek olan halk, şu an için bunu uygun görmemektedir, bunu
istememektedir, o zamana kadar Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun
da kaldırılması gerekmektedir" diyerek, bu
uğraşı vermenin de meşru olduğunu vurguladı.
Ege Dermatoloji Günleri'nin açılış törenine katılan
Cumhurbaşkanı Talat, burada yaptığı konuşmada
Kıbrıs sorununa da değinerek, katılımcıları
Kıbrıs sorununun geçmişi ve günümüze kadar ilerleyen süreç
hakkında bilgilendirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta 24 Nisan
2004'te yapılan referandumla birlikte koşulların ciddi
şekilde değiştiğini ifade ederek, Kıbrıs Türk
tarafının artık Kıbrıs sorununun çerçevesini
belirleyen uluslararası hukuk ve uluslararası meşruiyet prensipleri
ile ilkelerini haklı olarak meşru bir şekilde
sorguladığını ve uluslararası toplumdan da bunun
sorgulanmasını talep ettiğini söyledi.
Mehmet Ali Talat, hayatın sadece güzellikleriyle devam
etmediğine, aynı zamanda zorluklar, kötülükler, hastalıklar ve
sıkıntılarla devam ettiğini, bu çerçevede de ülkelerin,
devletlerin ve halkların da yaşamlarının belli dönemlerinde
kötülükler, zorluklar ve sıkıntılar olduğuna dikkat çekti.
Bu zorlukları ve sıkıntıları en fazla
yaşayan halklardan birinin de Kıbrıs Türk halkı
olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk
halkının çok uzun yıllar büyük sıkıntılar
yaşadığını kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin 1960-63 yılları
arasında yaşadığı sıkıntıları, zor
günlerini ve maruz kaldığı tecridi anlatan Talat,
Kıbrıslı Türklerin 1974'ten sonraki şartlarda
uluslararası alanda yaşadığı tecridin ise; "Kıbrıslı
Türkler Kıbrıs sorununun çözümünü istemiyor, Kıbrıs'ın
birleşmesini istemiyor, ayrı bir devlet kurdular, bu ayrı
devleti dünya çapında tanıtmak istiyorlar. Bu da meşru bir hak
değildir, bir ülkeyi bölme çabasıdır, bundan dolayı
Kıbrıslı Türkleri tolere etmemek lazım, bunlara iyi
muamelede bulunmamak lazım" gerekçesine
dayandırıldığını anımsattı.
Talat, 24 Nisan 2004'te yapılan referandum sonucunda ortaya
çıkan sonucun ise, Kıbrıslı Türklerin adayı bölmek
değil, birleştirmek istediklerini kanıtladığına
dikkat çekerek, Kıbrıslı Türklerin ayrıca birleşik
Kıbrıs devletinin kurulmasını da
onayladığını kaydetti.
"Üstelik bu onayın tartışma kaldırmayacak bir
oranda gerçekleştiğini" söyleyen Cumhurbaşkanı Talat,
işte bu nedenle Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın raporunda, "Kıbrıslı Rumlar sadece bir
planı değil, çözümün kendisini reddetmiştir,
Kıbrıslı Türkler ise kullandıkları oylarla artık
tecridin ve tecrit edilmenin, kısıtlamaların gereksiz
olduğunu ispat etmiştir, bölücü olmadıklarını ispat
etmişlerdir, bu yüzden izolasyonların kaldırılmasıyla
bir çelişkisi yoktur" dediğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, "işte bu noktada
Kıbrıslı Türkler olarak izolasyonların
kaldırılması çabasını temel politika haline
getirdiklerini" belirterek, "Bu politika, BM parametreleri
çerçevesinde bir çözümün esas hedef olmaya devam ettiği şartlarda
yürütülen bir geçici ara dönem hedefidir" diye konuştu.
"Yani bizim nihai hedefimiz; Kıbrıs sorununun bütünlüklü
çözümüdür, Kıbrıs'ın birleştirilmesidir. Ancak o güne
varıncaya kadar mademki bizimle barış yapacak olan, çözümü
gerçekleştirecek olan halk şu an için bunu uygun görmemektedir, bunu
istememektedir, o zamana kadar Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun
da kaldırılması gerekmektedir" şeklinde konuşan
Cumhurbaşkanı Talat, "Bu uğraşı da vermek
meşrudur" dedi.
Talat, bütün bu uğraşı sürdürürken de yanlarında
Türkiye'nin olduğunu belirterek, Türkiye'nin; Kıbrıs Türk
halkının ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti'nin
yaptığı çalışmalarda ortaya koyduğu çabalara
kayıtsız şartsız verdiği desteğin en büyük
güvenceleri olmaya devam ettiğini vurguladı.
KIBRIS
04/05/07
Kıbrıs'ta çözüm olanakları azalıyor
Atina'da bir toplantıda yaptığı konuşmada
Yunanistan'ın Kıbrıs'ta adil ve işleyebilir bir çözüm için
çaba gösterdiğini belirten Bakoyanni, "Ancak, bu konuda gelecekle
ilgili endişelerim var" dedi.
Bakoyanni, "Kıbrıs'ın, 2012'nin ikinci
yarısında AB'nin yönetimini üstlendiğinde, tüm Ada sakinlerinin,
Rumların ve Türklerin Avrupa ailesinin nimetlerinden yararlanabilecek
durumda olacaklarını hayal ediyoruz. Ancak, yıllar geçtikçe
çözüm olasılığı uzaklaşıyor. Yeni nesillerin,
Kıbrıslı Rumların ve Türklerin birlikte
yaşamlarından anıları yok. Yunan hükümeti, bu nedenle
Kıbrıs (Rum) hükümetinin çabalarını tüm gücüyle destekliyor"
diye konuştu.
KIBRIS
04/05/07
Gündem: Doğrudan Ticaret Tüzüğü
PAZARTESİ CONİS İLE GÖRÜŞECEKLER... Raşit
Pertev, Brüksel temaslarının ardından, 7 Mayıs Pazartesi
günü Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi
Tasos Conis ile bir araya gelecek
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili üst düzey temaslarda
bulunmak amacıyla Brüksel'e gitti.
Pertev, beraberinde bir heyetle Brüksel'e gitmek üzere dün sabah saat
05.00'te adadan ayrıldı.
Pertev'e Brüksel temaslarında,
Cumhurbaşkanlığı Avrupa Birliği İşleri
Sorumlusu Armağan Candan ile Başbakanlık Avrupa Birliği
Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin eşlik ediyor.
Pertev, 5 Mayıs Cumartesi günü ülkeye dönecek.
Bu arada Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev, Brüksel temaslarının ardından, 7 Mayıs
Pazartesi günü Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro
Şefi Tasos Conis ile bir araya gelecek.
Görüşme, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel
Temsilcisi ve UNFICYP Misyon Şefi Michael Möller'in ara bölgedeki ofisinde
gerçekleşecek.
"Görüşmeler donuyor"
Bu arada Rum basını, Pertev ile Conis arasında önceki
gün gerçekleşmesi programlanan görüşmenin ertelendiğine
ilişkin haberlere yer verdi
Fileleftheros, "Kıbrıs Sorunuyla İlgili
Görüşmeler Donuyor" başlıklı haberinde, Türkiye'deki
iç gelişmelerin, Kıbrıs sorununa ilişkin
çalışmaları dondurduğunu savunarak,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos
Conis'in önceki gün yapması beklenen görüşmenin ertelendiğine
dikkat çekti.
Gazete, Pertev ile Conis arasındaki görüşmenin ertelenmesine
yönelik nedenlerin ise bilinmediğini kaydetti.
Haravgi ise, 8 Temmuz sürecinin komada olduğunu; çünkü son
gerçekleştirilen Pertev-Conis görüşmesinde, görüş
ayrılıklarının, üzerine köprü kurulamaz nitelikte
olduğunun tespit edildiğini savundu.
Gazete, Türkiye'deki gelişmeler nedeniyle şu anda herhangi
bir değişikliğin olmayacağının görüldüğünü
yazdı.
KIBRIS
04/05/07
Rum hükümeti, Yukarı Pirgos'taki Rum askeri kulübesini
yıktı
RUMLARDAN KIBRIS TÜRK TARAFINA ÇAĞRI... Yukarı Pirgos bölgesi
sakinleri, askeri kulübenin yıkılmasından duydukları
memnuniyeti dile getirerek, Yukarı Pirgos'u Limnidi ile bağlayacak
bir geçiş noktasının açılabilmesi için Kıbrıs
Türk tarafına da aynı şeyi yapmaları
çağrısında bulundu
ÇALIŞMALARI BİR AY İÇİNDE TAMAMLANACAK...
Yukarı Pirgos Toplum Konseyi Başkanı Mihailidis, Yukarı
Pirgos'taki tüm altyapı çalışmalarının bir aydan az
bir sürede tamamlanacağı ümidini dile getirerek,
Kıbrıslı Türklerin de aynı şeyi yapması halinde
geçiş noktasının açılacağını vurguladı
Kıbrıs Rum hükümeti, Yukarı Pirgos'ta Kıbrıs
Rumlarının ve Kıbrıs Türklerinin iki taraf arasındaki
geçişlerine olanak tanıyacak yeni bir geçiş noktası açmak
amacıyla bölgedeki askeri kulübeyi yıktı.
Yıkım çalışmaları dün sabah saat 09.30'da
kazı makinesiyle kulübeyi yıkan Rum Bayındırlık
İşleri Dairesi ekipleri tarafından başladı. Rum Ulusal
Muhafız Ordusu yetkilileri ve Birleşmiş Milletler (BM) personeli
çalışmaları yerinde izlerken, BM helikopteri ise bölge üzerinde
uçuşlar gerçekleştirdi.
1974'ten sonra inşa edilen Rum askeri kulübesinin
yıkımı sırasında bölge sakinleri, kulübenin
yıkılmasından duydukları memnuniyeti dile getirerek,
Yukarı Pirgos bölgesini Limnidi köyü ile bağlayacak yeni bir
geçiş noktasının açılabilmesi için Kıbrıs Türk
tarafına da aynı şeyi yapmaları çağrısında
bulundu.
Bölgedeki Kıbrıslı Rumlar, ayrıca Ledra
Sokağı'ndaki geçiş noktasının da açılması
talep ettiler.
Yukarı Pirgos Toplum Konseyi Başkanı Kostas Mihailidis,
Yukarı Pirgos'taki tüm altyapı çalışmalarının bir
aydan az bir sürede tamamlanacağı ümidini dile getirerek,
Kıbrıslı Türklerin de aynı şeyi yapması halinde
geçiş noktasının açılacağını vurguladı.
Limnidi geçiş noktasının açılması komitesinin
başkanı Andreas Karos ise dünün tarihi bir gün olduğunu ifade
ederek, bölgedeki vatandaşların haberi memnuniyetle
karşıladıklarını belirtti.
KIBRIS
04/05/07
İngiliz Okulu'ndaki saldırı olayıyla
ilgili dava yine sonuçlanmadı
Kapalı oturum halinde görülen davada, mahkeme salonuna basın
mensupları alınmadı. Duruşma sonrasında mahkemenin
davayı henüz bir karara bağlamadığı öğrenildi.
Saldırı olayla ilgili görülen 13 Kıbrıslı Rum,
19 Nisan tarihinde Güney Lefkoşa'daki Rum mahkemesine
çıkarılmış, mahkemenin bir karar alamamasından
dolayı dava 3 Mayıs tarihine ertelenmişti.
22 Kasım tarihinde meydana gelen olaylarda English School'da
öğrenim gören Kıbrıslı Türk öğrenciler, yüzleri kar
maskeli, kara gömleklilerin saldırısına
uğramıştı.
Saldırıda, Mustafa Okur ve Anıl Arı isimli Türk
öğrenciler, Kıbrıslı Rum saldırganlar tarafından
darp edilmiş, saldırının nedeninin Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Simerini gazetesinde çıkan, bir
Kıbrıslı Türk öğrencinin, haç taktığı için
bir Rum öğrenciyi dövdüğüne ilişkin haberler olduğu iddia
edilmişti.
Her iki kesimde de büyük yankı uyandıran olaydan sonra Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Kıbrıslı Türk
öğrencilerin de eğitim görmekte olduğu İngiliz Okulu'nda
Rum öğrencilerin Kıbrıslı Türk öğrencilere
saldırmaları dolayısıyla kınama mesajı
yayımlamıştı.
KIBRIS
04/05/07
SOYER: AB'NİN VERDİĞİ SÖZLERİ TUTMASINI
BEKLİYORUZ... "Başbakan ve CTP Genel Başkanı"
sıfatıyla Almanya'ya giden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Hessen
Eyalet Parlamentosu'nda yaptığı açıklamada,
Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler'in de sorunu
olduğunu ifade ederek, Avrupa Birliği'nin 2004'te verdiği
sözleri tutmasını beklediğini söyledi
WALTER: KIBRISLI TÜRKLER ÇÖZÜM İSTEDİĞİNİ
ORTAYA KOYDU... Sosyal Demokrat Parti milletvekili Jurgen Walter, Annan
Planı'na 2004 referandumunda Kıbrıslı Türklerin evet
diyerek barışa ve federal bir çözüme olan tavrını net bir
şekilde ortaya koyduğunu ifade etti ve "Biz de sizin tutumunuzu
gördük, ancak Rum tarafının planı reddetmesi ile
Kıbrıs konusundaki tavrını net olarak göremiyoruz"
şeklinde konuştu
Alman Sosyal Demokrat Parti'nin resmi davetlisi olarak dün Almanya'ya
giden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hemen temaslarına
başladı.
"Başbakan ve CTP Genel Başkanı"
sıfatıyla Almanya'ya giden Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Hessen
Eyalet Parlamentosu'nda yaptığı açıklamada,
Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler'in de sorunu
olduğunu ifade ederek, Avrupa Birliği'nin 2004'te verdiği
sözleri tutmasını beklediğini söyledi.
Sosyal Demokrat Parti milletvekili Jurgen Walter, Annan Planı'na
2004 referandumunda Kıbrıslı Türklerin evet diyerek
barışa ve federal bir çözüme olan tavrını net bir
şekilde ortaya koyduğunu ifade etti ve "Biz de sizin tutumunuzu
gördük, ancak Rum tarafının planı reddetmesi ile
Kıbrıs konusundaki tavrını net olarak göremiyoruz"
şeklinde konuştu.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Almanya'nın Hessen Eyalet
Meclisi Sosyal Demokrat Parti Meclis Grubu Başkan
Yardımcısı ve Sosyal Demokrat Parti Hessen Eyaleti
Teşkilatı Başkan Yardımcısı Milletvekili Jürgen
Walter'in "Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel
Başkanı" sıfatıyla yapmış olduğu davet
üzerine dün Almanya'ya gitti.
Başbakan Soyer, 6 Mayıs'a kadar Hessen Eyaleti'nde
temaslarda bulunacak.
Soyer temasları çerçevesinde Hessen Eyalet Meclisi'nde
"Avrupa Çalışma Grubu'nun" toplantılarına da
katılacak.
Başbakana, Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Salih Usar, CTP Milletvekili Mustafa Yektaoğlu ve KKTC Londra
Temsilcisi Yonca Şenyiğit eşlik ediyor.
KKTC heyetini, Volke Hoff karşıladı
Başbakan Soyer ve beraberindeki heyet, Frankfurt Rhein Main
Havaalanı'nda, Hessen Eyalet Parlamentosu Başkan
Yardımcısı Lothar Quanz ile üst düzey yetkililer tarafından
karşılandı.
Başbakan Soyer ve beraberindeki heyet daha sonra Hessen Eyalet
Parlamentosu'na gitti.
BRT'nin haberine göre, parlamento binasında heyeti, programda
belirtilmeyen Hessen Eyalet Hükümeti Avrupa Bakanı Volke Hoff'un
karşılaması, önemli bir gelişme olarak nitelendirildi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, parlamento binasında
yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun
Birleşmiş Milletler'in de sorunu olduğunu ifade ederek, Avrupa
Birliği'nin 2004'te verdiği sözleri tutmasını
beklediğini söyledi.
Adada federal ilkelere dayalı bir çözümden yana olduğunu
belirten Başbakan Soyer, böyle bir çözümün Ortadoğu'ya güzel bir
örnek teşkil edeceğini kaydetti. Soyer, bunun Avrupa Birliği
ilkeleri bakımından da önemli olacağını belirtti.
Jurgen Walter
Ocak ayında Kıbrıs'a ziyarette bulunan Sosyal Demokrat
Parti milletvekili Jurgen Walter de, ziyareti, adadaki durumu merak ettikleri
için gerçekleştirdiklerini anımsattı.
Walter, "Kuzey Kıbrıs'ın Avrupa perspektifi var
mı? sorusunu anlamsız buluyorum, çünkü Kuzey Kıbrıs'ın
perspektifi var" diye konuştu.
Annan Planı'na 2004 referandumunda Kıbrıslı
Türklerin evet diyerek barışa ve federal bir çözüme olan
tavrını net bir şekilde ortaya koyduğunu ifade eden Walter,
"Biz de sizin tutumunuzu gördük, ancak Rum tarafının planı
reddetmesi ile Kıbrıs konusundaki tavrını net olarak
göremiyoruz" dedi.
Jurgen Walter, Başbakan Soyer'in havaalanında üst düzey
yetkililer tarafından karşılanmasına da değinerek, iki
ülke arasındaki ilişkilerin ekonomik gelişmelere katkıda
bulunacak olmasının önemine işaret etti.
Walter, "Heyette Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar'ın bulunması, her iki
havaalanı arasında işbirliği oluşturulması için
çok önemlidir" dedi.
Wolke Hoff
Hessen Eyalet Hükümeti Avrupa Bakanı Volke Hoff da, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üst düzey yetkilileri ile bir diyalog
olanağı yaratıldığı için çok memnun olduğunu
ifade etti.
"Almanya'yı ikiye bölen Berlin duvarını
yaşayan kişiler olarak, bölünmüşlüğün nasıl bir
şey olduğunu biliyoruz" diyen Hoff, birleşme yönünde her
türlü çalışmaya katkı koymaya hazır olduklarını
vurguladı.
KIBRIS 05/05/07
BEKLEDİĞİMİZ OLDU"... Cumhurbaşkanı
Talat, gecede yaptığı konuşmada, 8 Temmuz sürecinin
çetrefilli bir süreç olduğunu kaydederek, "Tam bir entrika, tam bir
manipülasyon, tam bir kör dövüşü şeklinde geçen bir süreç" dedi.
Cumhurbaşkanı, süreçte tahmin ettiklerinin olduğunu ve Rum
tarafının oyalama sürecine girdiğini ifade ederek, AB'de
Kıbrıslı Türklerle ilgili sürekli engeller çıkaran, her
şeye "hayır" diyen Rum yönetiminin, taktik bir adımla
"iyi çocuk rolü" oynadığını, bu konuda
yabancıların kendilerini, önceden uyardığını
söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 8 Temmuz sürecinin "tam
bir entrika, tam bir manipülasyon, tam bir kör dövüşü" şeklinde
geçen bir süreç olduğunu ifade etti.
Talat, önceki gece Güzelyurt İlçesi Geliştirme ve
Kalkındırma Derneği'nin (GÜKAD) "Perşembe
Toplantıları"nın konuğu oldu.
Cumhurbaşkanı, Güzelyurt'ta GÜKAD Lokali'nde
gerçekleştirilen toplantıda iki saati aşan bir süre
vatandaşlarla birlikte oldu, Kıbrıs konusundaki gelişmeleri
ve Güzelyurt hakkındaki düşüncelerini anlattı,
vatandaşların sorularını yanıtladı.
Toplantıya Cumhurbaşkanı'nın eşi Oya Talat,
Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler, bazı milletvekilleri, ODTÜ K.K.
Kampüsü Rektörü Prof. Turgut Tümer, LAÜ Rektör Yardımcısı Yrd.
Doç. Akın Cellatoğlu, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem
Müdürü Asım Akansoy ve vatandaşlar katıldı.
GÜKAD Başkanı Hakan Kuntay yaptığı
açış konuşmasında, Perşembe
Toplantıları'nın 10'uncusunu gerçekleştirdiklerini
kaydederek, konukların bundan sonra siyasiler olacağını
söyledi.
Kuntay, "Kıbrıs görüşmelerine en önemli
projeksiyonu koyan kişiyle, Kıbrıs konusundaki gelişmeler
ve Güzelyurt konusundaki son gelişmeler ile Güzelyurt konusunda çözüm
önerileri içeren bir fikri ortaya çıkarmak için çaba
göstereceklerini" kaydetti.
Güzelyurt'un 1974 sonrası çok tercih edilen en değerli bölge
olduğunu, ancak görüşmeler başlayıp da Güzelyurt
pazarlık konusu olunca, bölgeden göçün ve bölgeye yatırım
yapmamanın başladığını söyleyen Kuntay,
"hükümetlerin de buna katılmasıyla Güzelyurt'un erimeye başladığı"
görüşünü belirtti.
Hakan Kuntay, Güzelyurt insanının Annan Planı'na
"evet" diyerek çok önemli bir irade ortaya koyduğunu, ancak Rum
tarafı "hayır" deyince çözümün gerçekleşmediğini
kaydetti.
Güzelyurt'un ülkede 2004'ten sonra meydana gelen gelişmelerden
nemalanmadığını belirten Kuntay, artık Güzelyurt
insanı için belirsizliğe "dur" deme zamanının
geldiğini kaydetti.
Talat: Tam bir entrika...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gecede
yaptığı konuşmada, 8 Temmuz sürecinin çetrefilli bir süreç
olduğunu kaydederek, "Tam bir entrika, tam bir manipülasyon, tam bir
kör dövüşü şeklinde geçen bir süreç" dedi.
Cumhurbaşkanı, 2004 öncesinde Kıbrıs Türkü'ne
karşı ciddi bir tecrit bulunduğunu kaydederek, BM Güvenlik
Konseyi'nin 1964, 1983 ve 1984'teki kararları nedeniyle Kıbrıs
Türkü'nün tecridinin uluslararası hukuka "uydurulduğunu"
anlattı.
Talat, BM eski genel sekreteri Kofi Annan'ın referandumdan sonra
BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda, Kıbrıslı Türklerin
adanın birleşmesini istediklerini referandumda
kanıtladıklarını ve tecridin anlamının
kalmadığını kaydederek, bunun çok önemli bir teşhis
olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Annan'ın, Rumların sadece
Annan Planı'nı değil, çözümü de reddettiğine ve Güvenlik
Konseyi'nin ilgili kararlarını uygulama imkânı
kalmadığına işaret ettiğini belirterek, referandumdan
sonra Avrupa Konseyi'nin izolasyonların kalkması kararı
aldığını ve izolasyonların kaldırılması
amacıyla büyük çaba içine girdiklerini anlattı.
Kıbrıs Türkü'nün referandumdan sonra içine girdiği
ekonomik gelişmenin en önemli nedenlerinden birinin, uluslararası
toplumun Kıbrıs Türklerinin çözüme karşı gösterdiği
niyeti görmesiyle bağlantılı olduğunu kaydeden Talat,
Türkiye'den yatırımcıların da bu süreçle birlikte KKTC'ye
gelmeye başlamalarının da, bu gelişmenin en önemli
nedenlerinden olduğunu kaydetti.
Büyük turistik tesislerin çok önemli olduğunu ve bir ekonomik
yatırım alanı haline geldiğini anlatan
Cumhurbaşkanı, inşaat patlamasıyla da ekonomide önemli bir
gelişme olduğunu kaydetti.
Talat, uluslararası hukuk açısından izolasyonların
kalkmasının henüz mümkün olmadığını ifade ederek,
uluslararası alanda çok ciddi atılımlar olduğunu,
çeşitli kuruluşlara üye olunduğunu, Kıbrıs Rum
tarafının ise bunları engellemeye
çalıştığını belirtti.
Uluslararası topluluğa saldırıyorlar
Rumların uluslararası topluma
saldırdığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı, bunun
nedeninin "kendileri koşarken, Rumların da yakalamak için
koşması" olduğunu söyledi.
Esas hedefin; Kıbrıs sorununa bütünlüklü çözüm
bulunması olduğunu kaydeden Talat, bunun için
kararlılığın sürdürülmesi gerektiğini kaydetti. Talat,
karşı taraf istekli değilse, yapacak fazla bir şey
olmadığını, ancak durup beklemeden yollarına devam
edeceklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, çözümün zamanı konusundaki
gözlemini aktararak, bunun; "çözümün yakın zamanda olacağı
yönünde" olmadığını ifade etti. Talat, "Çünkü Rum
tarafı Kıbrıslı Türkleri, Türkiye'nin AB sürecinde
baskı altına alarak, daha fazla avantaj elde etme peşinde
koşuyor. Sevdası bu" dedi.
Rum tarafının Kıbrıs Türkleriyle güç
paylaşımını kabul edemediğini, eşit
göremediğini kaydeden Talat, sadece Rum yönetimi değil, bu
politikalara güçlü destek veren Rum halkının çoğunluğunun
da, bunu hazmedemediğini, bunun uzun yıllarda oluştuğunu
ifade etti.
Güzelyurt'a sahip çıkmalıyız
Talat, Güzelyurt'un müzakerelerde "Değersiz bir bölge gibi
kolay alınıp kolay verildiğini, çünkü çok değeri
olmadığını, Güzelyurt'taki evlere uzun yıllar bir çivi
çakılmadığını, devletin bile yatırım
yapmadığını" kaydetti. Cumhurbaşkanı Talat,
şöyle dedi:
"Böyle olunca Güzelyurt ucuzlar tabii. Güzelyurt'u
pahalandırmamız lazım. Alacak olan da, buranın pahalı
olduğunu görerek, başka yöntemler aramayı düşünebilmeli,
değerlendirebilmeli. Verecek olan da aynı. O yüzden Güzelyurt'a sahip
çıkmalıyız... Kıbrıs sorununun çözümünü beklemek çok
yanlış olur. Biz yolumuzu yürümek zorundayız. Güzelyurtlu,
Güzelyurt'un kalkınması için çalışmaya devam etmek
zorundadır."
Bölge açısından göstergelerin aslında olumsuz
olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, ilçede
iki üniversite bulunduğunu, ODTÜ'nün getireceği desteğin
tartışmasız olduğunu, uzun zaman zorluklar yaşayan
LAÜ'nün de önemli bir atak yaparak başarılar elde ettiğini ve
ciddi bir gelişim süreci yaşadığını kaydetti.
Talat, Güzelyurt'un devam eden inşaat oranında ilk kez
Lefkoşa ve Gazimağusa'yı geçmekte olduğunu, bunların
önemli gelişmeler olduğunu vurguladı.
8 Temmuz sürecinin başlamasını ve bugünkü durumuna
ilişkin gelişmeleri de aktaran Talat, Rumların teknik
komitelerin çalışma gruplarının oluşmasını
esneklik göstererek kabul ettiklerini kaydederek, esas beklentileri olan
"Annan Planı'na yönelik değişiklikleri Rum tarafından
beklemek yerine, teknik komiteler ve çalışma gruplarında
Kıbrıs sorununu görüşmeye başlayalım"
politikasına geçişlerinin, Rum tarafının masaya bir an önce
gelmesini sağlamak düşüncesiyle yapıldığını
kaydetti. Talat, "Bunu çok beğendiğimizden değildi"
dedi.
İyi çocuk rolü
Cumhurbaşkanı Talat, süreçte tahmin ettiklerinin
olduğunu ve Rum tarafının oyalama sürecine girdiğini ifade
ederek, AB'de Kıbrıslı Türklerle ilgili sürekli engeller
çıkaran, her şeye "hayır" diyen Rum yönetiminin,
taktik bir adımla "iyi çocuk rolü"
oynadığını, bu konuda yabancıların kendilerini,
önceden uyardığını söyledi.
AB sürecinde bir şey kabul edilir edilmez hemen uygulamaya
girdiğini belirten Talat, halbuki BM sürecinde "treni salla da
gidiyor zannedilsin" yaklaşımı bulunduğunu, zaten
burada "her konuda anlaşmadan hiçbir konuda anlaşma
sağlanmadığını", bir-iki konuda
anlaşılsa bile, diğer konularda anlaşılamayınca
hepsinin gittiğini, bu nedenle bu konuda Rumların "esnek"
bir görüntü içine girdiklerini kaydetti.
Rumların kendilerine BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki
Özel Temsilcisi Michael Möller ile gönderdiği komitelerin
toplanmasıyla ilgili "non-paper"den (belge olmayan belge) sonra,
kendilerinin de bir "non-paper" göndererek, "Öneriyi kabul
ederiz, ama bir ayda tüm komiteler kurulacak. Ayrıca komiteler kurulmadan
başlıkları saptayacağız ve nasıl
çalışacaklarını belirleyeceğiz" dediklerini
anlattı.
Talat, bu gelişmelerin ardından tam da Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in
Brüksel'de Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü görüştüğü ve
muhataplarına "Kıbrıslı Türklerle görüşmelerimiz
başlıyor ve bunları da orada görüşeceğiz, ne lüzumu
var Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile uğraşmanıza"
dediği sırada, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın
"Kıbrıslı Türkler önerilerimizi reddetti", Rum lider
Tasos Papadopulos'un ise aynı gün "Kıbrıslı Türkler
önerilerimizi kabul etti, yakında görüşmelere
başlayacağız" diye bir açıklama
yaptığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, bunlar üzerine, "Biz; manipülasyon
işleriyle, yalan yanlış politikalarla siyaset
yapamıyoruz" deyip, durumu bir daha değerlendirdiklerini ve BM
Genel Sekreteri'ne bir mektup yazdıklarını anlattı.
Talat, mektupta "Bu şartlar altında görüşmelere
hazırız" dediklerini ve Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev ile Tasos Conis arasındaki
müzakerelerin tekrar başladığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Pertev ile Conis'in pazartesi yeniden bir araya
geleceklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı, bu şartlar altında zaman yitirmemek
gerektiğini, aksi taktirde Rum'un Osmosis hedeflerinin bir adım daha
öne götürülebileceğini kaydetti.
Sorular
Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine Kıbrıs
konusunda güttükleri politikayı, Rumları "çok sevmeleri"
nedeniyle "değil", uluslararası toplumun ve uluslararası
kuruluşların karar altına aldığı politikayla
uyumlu olduğu için yürüttüklerini ifade etti. Toplumun yüzde 65'inin bunun
üzerinde konsensusu olduğunu kaydeden Talat, eski politikaları
dünyanın kabul etme ihtimali olmadığının kabul
edilmesi gerektiğini ifade etti.
Talat, sorunun uluslararası bir sorun olduğunu, bu nedenle
uluslararası çözümler aramak gerektiğini de kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soru üzerine ise,
Rumların; "Kıbrıslı Türkler çözüm olana kadar fakir
kalmalı" şeklinde bir mentalite taşıdıklarını
örnekleriyle anlatarak, bunun insani bir yaklaşım
olmadığını vurguladı.
Talat, "Kıbrıs'ta tamamen yeni bir sürece
başlanıp başlanamayacağına" ilişkin soruya
karşılık ise, bunu da deneyebileceklerini ifade ederek,
"Ancak bu kaç yıl sürer?" diye sordu. Talat, böyle bir durumda
BM'nin yıllarca yaptığı çalışmaların
sıfırlanacağını ve yeni bir müzakere süreci
başlayacağını anımsattı.
Annan Planı hakkında yapılan ayrıntılı
çalışmaları da anlatan Talat, Rumların bile
sıfırdan başlamayı öngöremediğini kaydetti.
30 Yıl daha değil...
Cumhurbaşkanı Talat, "çözümün yakın zamanda
olmayacağı" yönündeki değerlendirmesine değinilmesi
üzerine, "yakın zamanda olmayacak" derken, 30 yıl gibi çok
uzun bir süreyi kastetmediğini, birkaç yıllık bir süreçten
bahsettiğini söyledi. Talat, dünyanın değiştiğini ve
BM dahil hiçbir kurumun, Rum'un tavırlarını 30 yıl
çekemeyeceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun çözümünün
bir ihtiyaç, bir gereklilik ve bir zorunluluk olduğunu, bunun Türkiye
açısından da geçerli olduğunu, ancak Kıbrıs Türk
halkının iradesine hiç kimsenin ipotek koyamayacağını,
bir gün başka bir yol çizilebileceğini söyledi.
Talat, Güzelyurt'taki inşaat patlamasının ise, ODTÜ ve
24 adet "dubleks ev" ile sınırlı olduğunun
savunulması üzerine, Güzelyurt'un kalkınması ve kıymetinin
yükseltilmesi için çalışılması gerektiğini
yineleyerek, şöyle dedi:
"Kıymetli bir Güzelyurt pazarlıkta önemli bir koz olur.
Örneğin yapılan binaların sahipleri kontrolünde kalması
için Annan Planı'nın son günlerinde büyük uğraş
vermiştim. 'İnsanlar yatırım yaptı, istiyorsa
Güzelyurt Kıbrıs Rum Devleti'ne verilecekse bile o ev onun olmaya
devam etsin' dedim. BM sordu 'kaç ev var böyle' diye. O zaman soruşturdum.
Bir tek sosyal konutlar vardı. Bir rakam verdik. Dediler ki, 'Büyük bir
rakam değil, nasıl olsa tazminatlarını alacaklar, genel
kuralı bozmayalım çünkü sayı çok az'. Sayı yüksek
olsaydı bunun kabul edilme ihtimali çok yüksek olacaktı onun için
değerini yükseltelim bölgenin."
Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak
kapısıyla ilgili çalışmalar konusunda ise, kendilerinin
Yeşilırmak kapısının açılmasıyla ilgili bir
kararları bulunmadığını belirterek, Rumların
kendilerinin çalıp oynadıklarını söyledi. Talat,
kapının ekonomiye katkısından bahsedilmesi üzerineyse,
Bostancı kapısı örneğini vererek, buradan haftada sadece 60
Rum aracının, 300 de Türk aracının geçtiğini
anlattı.
Talat, Türkiye'deki gelişmelerle ilgili bir soru üzerine ise, bu
konuda yorum yapmasının doğru olmayacağını, ancak
Türkiye'nin bu sorunu aşacağını belirtti.
Almanlar topu Portekiz'e...
Cumhurbaşkanı Talat, Direkt Ticaret Tüzüğü konusunu
Almanya'nın Mayıs'ta COREPER'de gündeme getireceğini,
tüzüğün Almanya döneminde geçme ihtimalinin gittikçe
zayıfladığını, Almanların topu Portekiz'e
atabileceğini kaydetti.
Talat, Güney'de 2008 yılında yapılacak seçimlerle
ilgili bir soru üzerine ise; AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın
aday çıkması halinde, hayırlı bir iş yapmış
olacağını, böylece Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un süngüsünün düşeceğini, bugüne kadarki tavrı ile
Kıbrıs Türkü'nün çözüme olan güvenini sarsan AKEL'in de,
Papadopulos'un çizgisinde olmadığının ortaya
çıkmış olacağını söyledi.
Güzelyurt'un çekim merkezi haline gelmesi gerektiğini, bunun için
iki üniversite ve aynı zamanda turistik yatırımların son
derece önemli olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, kendisinin
söylemesiyle insanların yatırım yapmayacağını,
önemli olanın ekonomik aktivitenin başlaması olduğunu
söyledi.
Talat, Hükümet'in; Güzelyurt'a yönelik olarak teşvik edici
önlemler alması gerektiğini de ifade ederek, bu süreçte; psikolojik
bariyer noktası aşılana kadar zorluk
yaşanacağını, ancak bu aşılınca Güzelyurt'un
"gürül gürül" geleceğini belirtti.
KIBRIS 05/05/07
HALK VE ESNAFLA TEMASLARI YOK... Esnaf ve Zanaatkârlar Odası
Başkanı Hürrem Tulga, bu turların "turizm için üzüntü
verici" olduğunu, bu sistemde sadece birkaç otel sahibi ile tur
operatörlerinin kazanmakta olduğunu söyledi. Asbaşkan Yılmaz
Parlan da turizmde esas olanın turistin bıraktığı mali
değer olduğunu, bu turlarda ise turistlerin halk ve esnafla
temasına izin verilmediğini kaydetti
Turizmle ilgili 5 örgüt, Turizm Fonu'ndan ödenen teşviklerle
Alman turistlere yönelik olarak yapılan turların halka fayda
sağlamadığını savunarak durdurulmasını
istedi.
Esnaf ve Zanaatkârlar Odası'nda dün basın
toplantısı düzenleyerek ortak bir bildiri dağıtan
Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkârlar Odası, KAR-İŞ,
Taksiciler Birliği, Surlariçi ve Arasta Platformu ile RES-BİR,
"4 gün Kıbrıs 3 gün Antalya" olarak düzenlenen ve
adına "alışveriş turu" denen Alman turistlere
yönelik bu turların "tamamen devlet teşvikini almaya
yönelik" olduğunu ileri sürdü. 5 örgüt, turistlerin serbest
bırakılarak alış veriş yapmasına izin
verilmediğini de savundu.
Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Başkanı Hürrem Tulga, bu
turların "turizm için üzüntü verici" olduğunu, bu sistemde
sadece birkaç otel sahibi ile tur operatörlerinin kazanmakta olduğunu
söyledi.
Tulga, bu konuyu Ekonomi ve Turizm Bakanı'yla
görüşeceklerini de kaydetti.
Basın Toplantısına Esnaf ve Zanaatkârlar Odası
Başkanı Hürrem Tulga, As Başkan Yılmaz Parlan ve bazı
yönetim kurulu üyeleri ile Surlariçi ve Arasta Platformu Başkanı
Kemal Altuncuoğlu katıldı.
Basın bildirisi
Toplantıda Esnaf ve Zanaatkârlar Odası As Başkanı
Yılmaz Parlan, 5 örgütün ortak bildirisini okuyarak konu hakkında
bilgi verdi. Parlan, turizmde esas olanın turistin
bıraktığı mali değer olduğunu, bu turlarda ise
turistlerin halk ve esnafla temasına izin verilmediğini söyledi.
Bildiriyi de okuyan Parlan, Turizm Fonu'ndan ödenen teşviklerle
"4 gün Kıbrıs, 3 gün Antalya" olarak düzenlenen ve
adına "alışveriş turu" denilerek, özellikle Alman
turistlere yönelik 30 bin civarında turisti getirmeyi hedefleyen
turların, başta turistin kendisi ve turizm sektöründe çalışan
işletmeler, esnaf ve ülke için gerekli yararı
sağlamadığını belirtti.
Alışveriş Antalya'da
Parlan şu bilgileri verdi:
"Bu sistem, Almanya'daki süpermarketlerde belli miktarda
alışveriş yapanlara hediye edilen turlardır. Bu
turları düzenleyen operatörlerin stratejisi ise bu turistlerin minimum
düzeyde alışveriş yapması ve ülke kültürü, esnafı ve
insanıyla tanışmasını engellemek üzerine
kurulmuştur. Bu amaçla turistlerin kaldığı otellerdeki
dükkânlar bile (deri, halı ve özellikle mücevherat mağazaları)
zorla kapatılmaktadır. Bu dükkânların
kapatılmasını şart koşanlar doğal olarak
diğer esnafla buluşmayı da minimum düzeyde tutmak
istemektedirler. Esas alışveriş noktası olarak Antalya'da
turistik eşya (halı, deri, mücevher vb.) üreten fabrikalar öne
çıkmaktadır. Katma değeri yüksek bu malların
satışından hem fabrika sahipleri yararlanmakta hem de tur
operatörleri %40-%60 komisyon alarak kârlarını
artırmaktadır. Ayrıca eklememiz gerekir ki ülkemize getirilen
turistlere yiyecek servisi veren anlaşmalı restoranlar mecburiyetten
düşük fiyat vermekte, ayrıca bu fiyatın %30'unu da operatörlere
'komisyon' adı altında vermektedirler."
Kültürel etkileşimleri
imkânsız hale getiriliyor
En temel sorunun, bu turistlerin şehirlerin
çarşılarına çıkamaması olduğunu belirten Parlan,
serbest zamanı "çok ama çok" kısıtlanan bu
insanların rahat bir şekilde şehri gezmesi,
alışveriş yapması, insanlarla tanışıp
kültürel bir etkileşimde bulunmasının imkânsız hale
getirilmekte olduğunu kaydetti.
"Taksici, kiralık araba servisleri, otobüsler,
anlaşmalı olmayan diğer restoranlar, eğlence yerleri ve
genel olarak esnaf, bu turistlerden gerçek anlamda hiçbir fayda
görmemektedir" şeklinde konuşan Parlan, "Bir ülkede
eğer turist halkla etkileşim içinde değilse o ülkede turizm
yoktur" diye ekledi.
Küçük bir zümrenin
yararlanmasına yönelik politika
Bu sistemin devlet tarafından kaynak ayrılarak
teşviklendirilmekte olduğuna da dikkat çeken Parlan,
"Yetkilileri uyarıyoruz. Bu sistem çok dar bir zümre
dışında, hiç kimseye fayda sağlamamaktadır. Kimse
bizim kaynaklarımızla ödenen teşviklerle çok küçük bir kesimin
yararlanmasına yönelik politika uygulayamaz" dedi.
Esnaf sadece geçişlerini izliyor
Parlan şunları da söyledi:
"Yüzlerce otel ve pansiyon, binlerce kiralık araba ve taksi,
diğer toplu ulaşım araçları, yüzlerce restoran, binlerce
esnaf, gözlerinin önünde kendi vergilerinden ödenen parayla gelmiş
binlerce turistin hiçbir ekonomik aktivite içerisine girmeden geçişini
izliyor ve biz buna 'turizm' diyoruz. Bizler turizmle ilgili birlikler ve esnaf
birlikleri olarak bu süreci doğru görmüyor ve acilen halka açılan
uygulamaların yapılması için yetkilileri göreve
çağırıyoruz."
Altuncuoğlu: Su bile almıyorlar
Surlariçi ve Arasta Platformu Başkanı Kemal Altuncuoğlu
da bu turlarla gelen turistlerin alış veriş
yapmadığını, cafelerde oturmadığını
belirterek, "Su bile almıyorlar" dedi.
"İnsanlar sıkıntı içinde" diyen
Altuncuoğlu, yapılan tüm yatırımların boşa
çıktığını savundu.
Altuncuoğlu, turistin serbest bırakılması
gerektiğini de vurguladı.
KIBRIS 05/05/07
Avrupa Komisyonu, Yeşil Hat Ticaret Tüzüğü üzerinden bal ve balığın ticaretine izin Verdi
Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KHA) haberine göre,
Avrupa Komisyonu, dün Yeşil Hat üzerinden bal ve balık gibi bazı
hayvansal ürünlerinin ilk kez ticaretinin yapılmasına izin veren bir
karar kabul etti.
Karar, Yeşil Hat Tüzüğü, ilgili AB kurallarına
uyulması şartıyla her iki hayvansal ürünü de kapsayacak
şekilde değiştiriliyor.
Karara göre, bağımsız uzmanlardan oluşturulan bir
grup tarafından Kıbrıs Türk balıkçı gemilerinin bir
listesi yapılacak, böylelikle Kıbrıs Türk Ticaret Odası
tarafından sertifikalandırılacak ve ticareti yapılacak
miktarların kontrolü sağlanacak. Karar, çiftlik
balıklarını kapsamıyor.
Bal ile ilgili olarak ise karar, ürünün ticaretinin
yapılması öncesinde, kamu sağlığı
şartlarının karşılanıp
karşılanmadığının belirlenmesi için on
örneğin alınmasını ve AB ile işbirliği içerisinde
laboratuarlarda incelenmesini öngörüyor.
Revize edilen tüzük, dün geçerli oldu, ancak uygulaması bir uzman
grubun oluşturulmasından sonra başlayacak.
Komisyonun basın açıklamasında, ``2004'te kabul edilen
Yeşil Hat Tüzüğü, Kıbrıs'ın AB'ye
katılımından itibaren Yeşil Hat üzerinden insanların
ve eşyaların geçişi için açık bir AB çerçevesi
sunmuştur" denildi.
Açıklama, "Yeşil Hat Tüzüğü, Kıbrıs
Cumhuriyeti hükümetinin etkin kontrolü bulunmadığı bölgelerde
hayvan sağlığının durumuyla ilgili yeterli bilgi
tedarik edilene kadar hayvanların ve hayvansal ürünlerin hareketini
açık bir şekilde yasakladı" diye devam etti.
Söz konusu açıklamada, "Tarım ve insanların hattan
geçişinin kolaylaştırılmasıyla ilgili olarak
Şubat 2005'te kabul edilen kararla, AB Gıda Hukuku kuralları
hükümlerine göre canlı hayvanların ve hayvansal ürünlerin ticaretinin
yasaklanmasının kaldırılabileceği" anımsatıldı.
Açıklamada, Yeşil Hat üzerinden bal ve balıkta ticarete
izin veren Komisyon kararının, 22 Mart 2007 tarihinde Gıda
Zinciri Ve Hayvan Sağlığı'yla ilgili daimi komitede üye
devletler tarafından oybirliği ile kabul edildiği belirtildi.
AB Kıbrıslı Rum Sağlık Komiseri Markos
Kyprianu, ``bugünkü (dünkü) karar, Kıbrıs'a, Yeşil Hat üzerinden
ticaretin artmasını vadeden, her iki toplumun yararına olacak
bir güzel fırsat sunuyor" dedi.
Kyprianu, "Ticaret, Komisyon'un 2005'te patates ve narenciyede
ticareti yetkilendirmesiyle miktar ve değer olarak
artmıştır. Aynı zamanda, kararla, bağımsız
uzmanların atanmasıyla ticareti yapılacak gıdalardan örnek
alınacağı ve AB şartlarına uyumu için
inceleneceği temin ediliyor" dedi.
KIBRIS 05/05/07
Hollanda hükümeti kayıplar için 250 bin euro bağışta bulundu
Çalışmalarını bağışlarla sürdüren
Komite, konuyla ilgili açıklamasında, Hollanda hükümetine
teşekkür etti ve bu miktarın 2008 yılında yürütülecek
mezardan çıkarma, kimlik tesbiti ile kalıntıların
kayıp ailelerine teslimiyle ilgili projeye yardımcı
olacağını ifade etti.
Bağışın, Hollanda'nın Kıbrıs
Büyükelçisi tarafından Hollanda Milli Günü'nde
açıklandığı da belirtildi.
250 kişiye ait kalıntılar çıkarıldı
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi konuyla ilgili
açıklamasında, bugüne kadar 250 kayıba ait
kalıntının mezardan çıkarıldığını
ve kalıntılarla ilgili bilimsel araştırmanın
Lefkoşa ara bölgede bulunan Antropoloji Laboratuarı'nda iki toplumlu
antropologlar tarafından yürütüldüğü de kaydetti.
DNA testlerinin ise Kıbrıs Noroloji ve Genetik Enstitüsü'nün
Adli Genetik Laboratuarı'nda sürdürüldüğü belirtilen açıklamada,
kimliği tespit edilmiş ilk kayıp
kalıntılarının yaz başında ailelere teslim
edilmesini hedeflendiği kaydedildi.
KIBRIS
05/05/07
Temmuz sürecinde sorun yok Türk tarafı, yeni
önerileriyle masada
Fezile Atüf ÖKSÜZ- (TAK)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Birleşmiş
Milletler'e (BM) sunduğu mektup esas alınarak hazırlanan paket,
26 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev tarafından Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un Diplomatik Büro
Şefi Tasos Conis'e verildi. Paketin, Pertev ile Conis'in pazartesi günü
yapacakları toplantıda ele alınması bekleniyor.
Sürece ilişkin en somut ve ayrıntılı öneri
niteliğindeki pakette; teknik komitelere ilişkin 8 başlık,
alt başlıklarla ayrıntılandırılıyor;
Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuları ele alacak
ana çalışma gruplarının yanı sıra Papadopulos'un
da talebi doğrultusunda ekonomik ve AB konularıyla ilgili alt
çalışma grupları kurulması önerisinde bulunuluyor.
Süreçte sorun yok... Top Rum tarafında
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 8 Temmuz
sürecinde hiçbir sorun olmadığını, Kıbrıs Türk
tarafının yeni önerileriyle masada bulunduğunu söyledi.
Erçakıca, Türk tarafının; 8 Temmuz sürecinin esas
amacına dönük olarak ilerlemesinden yana olduğunu ve bunun için de
elinden geleni yaptığına işaret etti. Erçakıca,
"Sürecin ilerlemesi, tamamıyla Rum tarafına bağlıdır.
Kıbrıs Türk tarafı bütün iyi niyetiyle ve önerileriyle
masadadır" dedi.
Sözcü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın "8 Temmuz süreci entrika, manipülasyon, tam bir kör
dövüşü" yönündeki açıklamasının
hatırlatılması üzerine, Cumhurbaşkanı Talat'ın
değerlendirmesinin, sürecin bütününe ilişkin olduğuna dikkat
çekerek, "Ben şu an iyi bir noktadayız derken, tüm bunlar
yaşanmadı, herşey güllük gülistanlık anlamında
söylemiyorum" şeklinde konuştu.
Ve son öneri
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Türk tarafı, 5 Nisan'da BM'ye yollanan mektupla, 8 Temmuz
sürecini nasıl anladığını dile getirdi, prensipleri
ortaya koydu. 26 Nisan'da ise o mektupta uygun ama daha detaylı, daha
güncel bir öneri sunduk. Teknik komitelerin görevlerinin, nasıl
çalışmaları gerektiğinin yanı sıra
çalışma gruplarının nasıl çalışması
gerektiğini izah ettik. Teknik komitelerin, alt
başlıklarına ilişkin önerilerde de bulunduk."
Önerilerin çalışma yönergesi niteliğinde olduğunu
kaydeden Erçakıca, tarafların, önerileri değiştirerek ya da
değiştirmeyerek, hem fikir olmaları halinde teknik komitelerin
hemen çalışmaya başlayabileceğini belirtti.
Müzakereler dikkate alındı
Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev'in, Papadopulos'un Diplomatik Büro
Şefi Tasos Conis'le gerçekleştirdiği son görüşmede
sunduğu öneri paketinin, 8 Temmuz sürecinde bugüne kadar yürütülen
müzakerelere dikkate alınarak hazırlandığını
söyledi.
Erçakıca, Türk tarafının; "iyi niyetle, kabul
edilebilir nitelikte olması ve sürecin hemen başlaması
gayretiyle" hazırladığı pakete,
"işbirliği olabilecek, Rum tarafını tedirgin edici ve
pozisyonuna zarar verici" hiçbir öneri koymadıklarını
belirtti.
Teknik komitelere
ilişkin 8 başlık ayrıntılandı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, teknik
komitelere ilişkin bilinen 8 başlığın alt
başlıklarla
ayrıntılandırıldığını söyledi. Erçakıca,
yeni komitelerin oluşturulmasına da sıcak
bakıldığına dikkat çekildiğini kaydetti.
Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun esasına
ilişkin 4 ana başlık altında oluşan çalışma
gruplarının yanısıra, Papadopulos'un da talebi
doğrultusunda ekonomik ve AB konularıyla ilgili alt çalışma
grupları kurulması önerisinde bulunulduğunu belirtti.
Mülkiyet konusu
Mülkiyet sorunu gibi kapsamlı çözümün bir parçası olup,
Kıbrıs sorununun esasına ilişkin konuların,
çalışma gruplarında ele alınması gerektiğine ve
Türk tarafının buna karşı olmadığına
işaret eden Erçakıca, "Mülkiyet konusunun, iki halkın
ilişkilerini daha da kötüleştirecek şekilde teknik komitelerde
ele alınmasına karşıyız. Mülkiyet konularını
güncelleştirmek, Kıbrıslı Türkler'in başına
sorunlar açmaksa, tabii ki 8 Temmuz süreci ilerlemeyecek" dedi.
8 Temmuz süreci nedir?
8 Temmuz sürecinin, Kıbrıs sorununun nasıl
çözümleneceğini değil, çözüm sürecinin yeniden nasıl
başlatılacağını tarif eden prosedürel anlaşma
niteliğinde olduğuna dikkat çeken Erçakıca, sürecin; teknik
komiteler ve çalışma grupları olmak üzere 2 ayrı yoldan
oluştuğunu söyledi.
Hasan Erçakıca, sürecin hemen başlamasından yana olan
Türk tarafının, ayak sürümelerinden dolayı BM Genel
Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu eski Yardımcısı
İbrahim Gambari'nin müdahalesini talep etmesi sonucunda yollanan mektubun
süreci detaylandırdığını belirtti.
Erçakıca, kapsamlı müzakerelere Mart 2007 sonu itibariyle
başlanmasının öngörüldüğünü, ancak bunun da
gerçekleşmediğine işaret ederek, Türk tarafının sürecin
ilerlemesi için gereken olumlu tavrı sergileyip, "non-paper"
niteliğinde çeşitli öneriler sunduğunu kaydetti. Özellikle
sürecin nasıl ilerleyebileceğine ilişkin öneriler
yaptıklarına dikkat çeken Hasan Erçakıca, önerilerin
sonuncusunun da 26 Nisan'da verildiğini söyledi.
Möller'in açıklaması yersiz ve taraflı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bir
soru üzerine, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi, BM
Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller'in "öneri yok"
yönündeki açıklamalarının "yersiz ve taraflı"
olduğunu kaydetti.
Erçakıca, Rum tarafının basına
sızdırdığı yalan haberleri dahi yalanlamaktan
kaçınan Möller'in "somut, elle tutulur, içeriği dolu"
önerileri inkâr etmesini, Rum tarafını kayıran ve kamuoyunu
yanıltan bir tutum olarak değerlendirdiklerini belirtti.
Neden Kalyoncu?
Hasan Erçakıca, BM'ye sunulan son öneri paketiyle ilgili
açıklamaların neden CTP-BG Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu
tarafından açıklandığına ilişkin soruyu
yanıtında, CTP-BG'nin; iktidar partisi olarak kamuoyuna
karşı daha fazla sorumluluğu bulunduğunu ve böyle bir
açıklama yapmaya hakkı olduğunu söyledi.
Erçakıca, Kalyoncu'nun önerilerin içeriğini
açıklamadığına da dikkat çekti.
KIBRIS
05/05/07
NTV
Güncelleme: 19:25 TSİ 06 Mayıs 2007 Pazar
ANKARA - Gül Artık söz
milletindir. Milletin bağrındayız. Meclis kilitlendiği için
halkın seçmesi doğru diyorum. Halk seçerse aday olup
olmayacağımı o zaman konuşuruz dedi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AK Parti MYK
toplantısının ardından bir basın
toplantısıyla çekilme kararını açıkladı.
Gül Anayasa Mahkemesi ilk tur sonuçlarını iptal etti. Bugün birinci
tur oylama için yeni oturum gerçekleştirildi. Ancak 367 sayısı
bulunamadığı için netice alınamadı. Bugün gelinen
noktada 9 Mayısta yeni bir turu anlamsız görüyorum. ANAVATAN ve
DYPnin tavırları bundan sonraki turlarda da sonuç
çıkmayacağını ortaya çıkarmıştır.
Nafile turların gereksiz olduğunu düşünüyorum. Nafile turlar
TBMMnin itibarını zedeler. Benim siyaset tarzım bu eski siyaset
tarzından uzaktır. Bugün adaylığımın devam
etmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim ve adaylıktan
çekiliyorum dedi.
AK Partide farklı bir düşünce olmadığını
belirten Gül, Biraz önce partili arkadaşlarımızla
görüşerek kararı aldık. Artık söz milletindir. Milletin
bağrındayız. Seçimi halkın yapması karanının
alınması halinde aday olup olmayacağımı o gün
konuşuruz dedi.
DEMOKRASİYE
OLAN İNANCIMI GÖSTERDİM
Gül, TBMMde grubu bulunan, bulunmayan bütün siyasi partileri,
bağımsız milletvekillerini ziyaret ettiğini, tek
milletvekili olan partiye bile gittiğini anlattı. Gül, bunları
inanarak yaptığını, demokrasiye olan inancını
gösterdiğini söyledi.
Bu görüşmelerde; kendisine yönelik memnuniyet ve güven
duygularının, kapılarının arkasında herkes
tarafından sergilendiğini vurgulayan Gül, Dışarda ne
dedikleri ayrıdır ama içeride herkes bu güveni açıkça
söylemiştir diye konuştu.
CHPYE
DESTEK VERDİLER
Cumhurbaşkanı seçiminin ilk tur oylamasının 27 Nisanda
yapıldığını anımsatan Gül, CHPnin, 1989da
Turgut Özalın seçiminde olduğu gibi ilk tur oylamayı boykot
ettiğini söyledi.
Abdullah Gül, ANAVATAN ve DYPnin de Genel Kurula gelmeyerek,
cumhurbaşkanı seçiminde CHPnin aldığı çizgiye destek
verdiğini belirtti.
Böylece cumhurbaşkanı seçiminin, TBMMnin dışına
taşındığını ve bu zeminin
hazırlandığına işaret eden Gül, CHPnin, toplantı
yeter sayısı bulunmadığı gerekçesiyle
cumhurbaşkanı seçiminin ilk tur sonuçlarını Anayasa
Mahkemesine götürdüğünü anımsattı. Gül, Anayasa Mahkemesinin de
son 3 cumhurbaşkanı seçimlerinde uygulanan kuralların
hilafına, 367 milletvekilinin Mecliste hazır bulunmasını
gerekli gördüğünü ve kural haline getirdiğini vurguladı.
Gül, bunun sadece cumhurbaşkanı seçimini değil, TBMM
Başkanlığı seçimlerini de kilitleyen bir durumu ortaya
çıkardığını ifade etti.
1.
SINIF DEMOKRASİ ÜLKESİ
Abdullah Gül, bugün, TBMMnin birinci tur oylamayı
tekrarladığına, 358 milletvekilinin Mecliste hazır
olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesinin şart koştuğu 367
sayısı bulunamadığı için sonuç
alınamadığına işaret etti.
Kendisine oy veren veya oy vermeyerek de olsa Genel Kurula gelen bütün
milletvekillerine teşekkür eden Gül, Bu süreçte desteklerini esirgemeyen
herkese şahsım ve demokrasi adına da teşekkür ediyorum.
Çünkü demokratik bir sürecin işletilmesi, demokrasinin kökleşmesi,
yerleşmesi için Türkiyenin üçüncü, dördüncü sınıf bir demokrasi
değil, birinci sınıf bir demokrasi ülkesi olduğunu
göstermek için bir çok kişi destek verdi, gayret gösterdi. Bundan
dolayı teşekkür ediyorum diye konuştu.
YENİ
BİR TUR ANLAMSIZ
Bugün geldiğimiz noktada 9 Mayısta yapılması öngörülen
yeni bir turun yapılmasını şahsen anlamsız görüyorum
diyen Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:
Çünkü 184 sayısının, cumhurbaşkanı seçimlerinde
toplantı yeter sayısı olarak yeterli olduğunu söyleyen
ANAVATAN ve DYP, Anayasa Mahkemesinin 367 şartını getirmesine
rağmen tavırlarını değiştirmeyerek, bugün Meclise
gelmeyip, CHPnin, pozisyonuna destek vermeleri, bundan sonraki seçimlerin de
ortaya netice çıkartmayacağını açıkça
göstermiştir. Bu durumda, TBMMnin itibarını, siyasetin onurunu
düşündüğüm için, nafile turların gereksiz olduğuna
inanıyorum. Bunların acı tecrübelerinin daha önceki
yıllarda gördük, Türk siyaseti bunlara şahit oldu. Bütün bu nafile
turlar, TBMMnin itibarını zedeledi, siyasetin onurunu
zedelemiştir, siyasetçilerin halk nezdinde küçük düşürmüştür.
Hiç arzu edilmeyen şeyler ortaya çıkmıştır. Siyaset
anlayışımız, benim siyaset tarzım, arkadaşlarımın
siyaset tarzı bu eski siyaset tarzından çok uzaktır. O
bakımdan, bugün, adaylığımın bundan sonra devam
etmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim.
Cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçiyorum. Artık
bundan sonra söz milletindir, kendimizi de millete emanet ediyorum.
Doğrusu neyse millet buna günü geldiğinde karar verecektir.
Gülün basın toplantısında Devlet Bakanı Beşir Atalay
ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile çok sayıda milletvekili de
katıldı.
Dışişleri Bakanı, AK Parti Kayseri Milletvekili Abdullah
Gül, cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçmesi konusunda
partilerinde herhangi farklı bir düşünce
olmadığını söyledi.
Gül, TBMMde düzenlediği basın toplantısından sonra
gazetecilerin sorularını cevaplandırdı.
Adaylıktan vazgeçmesi konusunda parti organları ile arasında
görüş ayrılığı bulunduğu yolundaki haberlerin
hatırlatılması üzerine Gül, şöyle konuştu:
Bunların hiçbiri doğru değildir. Partimizde herhangi bir
farklı düşünce söz konusu değildir. Ben, adaylık
başvurusu yaptıktan sonra arkadaşlarım da beni aday
gösterdiler. Şüphesiz ki adaylıktan vazgeçerken de
arkadaşlarımla konuşmak, istişare etmek, onlara bu fikrimi
anlatmak benim için bir görevdi. Bu görevi biraz önce partimizde
arkadaşlarımızla bir araya gelerek yaptık. Partimizde benim
Sayın Genel Başkanımızla veya diğer
arkadaşlarımızla herhangi bir farklı görüş, herhangi
bir farklı anlayış söz konusu değildir. Partimiz söz
konusuysa AK Parti çok daha fazla kenetlenmiştir. Artık bundan sonra
söz milletindir. Hepimizi millete havale ediyoruz. Dolayısıyla
artık milletin bağrındayız.
Bir gazetecinin, CHPnin anayasa değişikliklerine de karşı
olduğunu öne sürerek, bundan sonraki süreci sorması üzerine de Gül,
Cumhurbaşkanını ya Meclis seçecektir ya halk seçecektir.
Eğer Meclis kilitlendiyse, ki kilitlenmiştir, doğrusu bunu
halkın seçmesidir diye konuştu.
ADAY
MISINIZ?
Bir gazeteci, Güle halkın cumhurbaşkanını seçmesi
durumunda aday olup olmayacağını sordu. Gül, bu soruyu, o zaman
konuşuruz bunları diye cevapladı.
Gül, bir başka gazetecinin, kendinizi demokrasi mağduru olarak
görüyor musunuz? sorusunu da şöyle cevapladı:
Benim gerek Doğu aleminde gerek Batı aleminde geniş bir
tecrübem var. Bütün bunlardan, bugün olup bitenlerden öyle bir kompleks içine
düşmediğimi açıkça söylemek isterim. Bunlar, Türkiyenin büyüme
sancılarıdır. Bunlar olacaktır. Demokrasinin
olgunlaşması kolay değildir. Bugün bile Türkiye, 5-10 sene
öncesinden çok daha ileridedir. Kendimi asla öyle düşünmüyorum. Önemli
olan milletin gönlünde yer tutmaktır. Önemli olan budur.
SÜREÇ
DEVAM EDİYOR
Bir gazetecinin adaylıktan çekilmesinin seçim tarihinin
değişmesine yol açabileceği yönündeki görüşleri
hatırlatması üzerine de Gül, şöyle konuştu:
Aslında cumhurbaşkanlığı süreci devam ediyor. Şu
anda bile devam ediyor. Ben adaylıktan çekildiğimi muhakkak bir
dilekçe ile bildireceğim ama şu anda onu yapmadım. Biraz sonra
onu yapacağız tabii. Onu duyuruyorum size önce. Bu demektir ki
şu anda bugün cumhurbaşkanlığı süreci devam ediyor.
Cumhurbaşkanı seçilmediği için Türkiye seçime gidecek
değil. Bu süreç devam ederken, daha bugün oylama devam ederken
Anayasanın 77. maddesine göre TBMM, düşünüp
taşınmıştır ve seçim kararı
almıştır. Bu seçim kararını seçimlerden bir ay sonra
da alabilir, 4 ay sonra da alabilir, 4.5 yıl sonra da alabilir. Dolayısıyla
bu kararı almıştır Meclis. Bu karar alındıktan
sonra cumhurbaşkanlığı süreci hala devam etmektedir.
Seçimle ilgili herhangi bir şüphe söz konusu değildir.
Cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleşemedi, bütün turlar
bitti ve ondan sonra da seçim kararı alındı diye bir durum yok.
Zaten YSK bu takvimi çalıştırıyor. Bunlar gayet açık.
Gül, bir gazetecinin Karar alırken eşinize
danıştınız mı? şeklindeki sorusunu da Tabii
ki... Eşimle paylaşmayacağım da bazı şeyleri,
kiminle paylaşacağım? Bu insani bir şey değil mi?
diye cevapladı.
GENELKURMAY
AÇIKLAMASI
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Gül, bir gazetecinin, adaylıktan çekilmenizde Genelkurmay
açıklamasının bir etkisi var mı? sorusunu da şöyle
yanıtladı:
Biz hükümetiz. Türkiye Cumhuriyetini içerde ve dışarda temsil
ediyoruz. Şu anda bizim yapmamız gereken şey, bunların
hepsini bir kenara bırakmak, Türkiyeyi çok daha güçlü hale getirmek, çok
ciddi, olgun, birinci sınıf bir demokrasi ile refah toplumu haline
getirmek. Büyük Atatürkün söylediği gibi çağdaş medeniyetin
üstüne taşımaktır. Bizim şu an uğraşmamız
gereken şey budur.
|
||
|
|
||
|
Özgür
EKŞİ / Ankara |
||
|
|
||
|
Ermenistan,
AGİTin bağımsız Türk gözlemcilerinin seçimleri
izlemesini istemedi. Erivana uçmak üzere İstanbul'da
bulunan bir gözlemci şimdi Ankaraya dönüyor. Ermenistan seçimlerinin dürüst, bağımsız
ve tarafsız bir şekilde yapılıp
yapılmadığını yerinde izlemek için
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)
adına bu ülkeye giden gözlemcilerden Türk olanlar Ermenistanın son dakika vetosuyla
karşılaştı. Gelecek hafta cumartesi günü gerçekleşecek
seçimleri izlemek üzere Türk gözlemciler bugün ve yarın bu
ülkeye gidecekti. Ancak Ermeni yönetimi uluslararası bir örgüt olan
AGİT adına hareket eden Türk gözlemcileri son dakikada veto etti.
Şimdi hem AGİTin buraya başka gözlemci bulması hem de Ermenistana gitmek üzere İstanbula gelen
gözlemcilerin Erivan uçağına binmeden geri dönmesi gerekecek. Hürriyet muhabirine konuşan AGİT gözlemcisi
ve Kafkasya uzmanı Dr. Mithat Çelikpala, Erivanın vetosunu bir iki saat önce
öğrendiğini belirterek Erivana gitmek için
havaalanındaydım , şimdi Ankaraya dönüyorum dedi. Diğer
gözlemciler ise şu anda Ankarada ve Erivandan gelecek haberi bekliyorlar. |
HURRIYET
06/05/07
Akdeniz'deki tatbikat Rum tarafını gerdi
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Akdeniz'de uluslar arası sularda
icra etmekte olduğu "Anadolu Yıldızı 2007" kod
isimli tatbikat, Rum tarafını gerdi.
Rum gazeteleri dünkü sayılarında tatbikatla ilgili haberleri
öne çıkardılar
Fileleftheros "Akdeniz'de Sular Isınıyor
-Kıbrıs'ın Güneyinde İkinci Türk Askerî Tatbikatı -
Lefkoşa Yakından İzliyor" başlığıyla
yansıttığı haberinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
uluslar arası sularda denizaltı, savaş gemisi ve uçaklar
kullanarak tatbikat gerçekleştirmekte olduğunu, hedefinin ise
"öncelikle bölgede gerginlik yaratmak ve bunu idame ettirmek
olduğunu" öne sürdü.
Bu tatbikatın, son ay içerisinde aynı bölgede icra edilen
ikinci tatbikat olduğunu yazan gazete tatbikatın "Türk
tarafının; Rum yönetiminin bölgede petrol ve doğal gaz
aramalarına başlama kararından sonra yürürlüğe koyduğu
dikkat dağıtma hareketleriyle bağlantılı olduğunu"
iddia etti, şunları yazdı:
"Türk donanması her iki tatbikatı da Kıbrıs
karasularının çok yakınında ancak her zaman
dışında gerçekleştirdi. Tatbikat için adanın güneyinde
bulunan bölgeyi kapatmış olması da yine mesaj
niteliğindedir.
Tatbikat konusu; Larnaka'nın güneyinde, Kıbrıs
karasularının 12 deniz mili açığında icra edilmekte
olduğuna işaret eden Kıbrıs Türk gazetesinin haberiyle
ortaya çıktı. İsimlendirilmeyen kaynaklara atfedilen habere göre
'Türkiye yalnız sahte devletin değil Ada'nın tamamının
garantörüdür ve bu tatbikatla; petrol konusunda büyük devletlerin
desteğini alarak Türkiye'nin garantörlüğünü sulandırmak isteyen
Kıbrıs Rum yönetimine yanıt vermek istiyor.' Kıbrıs
Rum tarafına vermek istedikleri mesaj da; 'Türkiye'yi
dışarıda bırakarak petrol aramaları yapamazsınız'dır.
Kıbrıs hükümeti Türk tatbikatını ve özellikle
Türkiye'deki iç siyasi gelişmelerden sonra Türklerin bütün hareketlerini
yakından izliyor. Lefkoşa; geçirmekte olduğumuz zamanı
'kritik' olarak görüyor ve Türkiye tarafından yapılan bütün
hareketleri değerlendiriyor. Bu konuyla ilgili yorum yapması istenen
Hükümet Sözcü Vekili Vasilis Palmas önceki gün; tatbikatın uluslar
arası sularda icra edilmekte olduğunu ve uluslar arsı
sözleşmeleri ihlal etmediğini vurguladı. Palmas 'Tatbikatın
gelişmesini izliyoruz ve süreç içersinde başka detaylar daha
alabiliriz' dedi ve sözlerini şöyle tamamladı: 'Kıbrıs
Cumhuriyeti egemenlik haklarını kullanmanın ötesinde hiçbir
şey yapmıyor.'"
Rum Savunma Bakanlığı'nda
olağanüstü toplantı
Alithia "Petrol Tatbikatları -İlk Kez
Kıbrıs'ın Güney Batısında -Larnaka'nın 25 Deniz
Mili Açığında -Türk F-4'leri Cirit Atıyor -Lefkoşa FIR
Hattı İhlal Edildi -Perşembe Gecesi Savunma
Bakanlığında Olağanüstü Toplantı -Şirketleri
Korkutmamak İçin 'Tonu Düşük İcraatlara' Karar Verildi"
başlığıyla manşete çıkardığı
haberinde özetle şunları yazdı:
"Türkiye ilk kez Larnaka'nın 25 deniz mili
açığında askerî tatbikat icra ediyor. Tatbikatın
yapıldığı yer; Kıbrıs'ın münhasır
ekonomik bölgesi içerisinde, yani, hükümetin petrol sondajlarıyla ilgili
ihaleye çıktığı bölge içerisindedir. Türk Deniz
Kuvvetleri'nin tatbikatına savaş gemilerinin haricinde Türk Hava
Kuvvetleri'ne bağlı uçaklar da katılıyor. Önceki dün 4 adet
F-4 savaş uçağı bölge üzerinde uçtu. Ancak Hükümet Sözcü Vekili
Vasilis Palmas konunun gerçek boyutlarını açıklamak istemedi.
Perşembe gecesi Savunma Bakanlığı'nda gerçekleştirilen
olağanüstü toplantıda; petrol ve doğalgaz çıkarma konusuyla
ilgilenmekte olan şirketleri paniğe sokmamak için alınan 'tonu
düşük icraatlar' kararına bağlı kalarak, Türkiye
tarafından Kıbrıs'a yönelik hiçbir ihlalde bulunulmadığını
söyledi.
Endişelendiren konular
Kıbrıs Cumhuriyeti Türk tatbikatını haber
alır-almaz; asker-sivil ilgili birimler, Perşembe gecesi Savunma
Bakanlığı'nda olağanüstü toplantıya
çağrıldı. Kıbrıs makamlarını teyakkuza sokan
şey; Türkiye tarafından Kıbrıs'ın güneyinde ilk kez
askerî tatbikat icra edilecek olmasıydı. Türkiye'nin
Kıbrıs'ın kuzeyinde; 'kendilerine' ilan ettikleri için
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne izahat vermedikleri, izin de almadıkları,
yani kendi kendilerine deniz ve hava tatbikatları icra etmesi
sıklıkla görülen bir olgudur.
İkinci edişe verici olgu ise tatbikatın
yapılacağı bölge idi. Bölge; Larnaka'nın yalnız 50
kilometre güneyiydi -ki bu da ilk kez gerçekleşiyordu- Türk savaş
gemileri ve uçakları özgür bölgelerin bu denli yakınında hareket
edecekti. Bölgenin seçilmesinin tesadüf olmadığı ve
Kıbrıs'ın petrolleriyle ilgili olduğu da kesindi.
Lefkoşa FIR hattı ihlal edildi
Larnaka'nın 50 kilometre açığındaki tatbikata Türk
savaş uçaklarının Kıbrıs'ın izni
olmaksızın katıldığı andan itibaren Lefkoşa
FIR hattı otomatikman ihlal edilmiş oldu. Dolayısıyla
Lefkoşa'nın protestoda ve sert girişimlerde bulunması; Türk
keyfiliğini en resmî şekilde şikâyet etmesi gerekir. Güvenilir
ve teyit edilmiş bilgilere göre bölgede önceki gün 4 adet F-4 tipi Türk
savaş uçağı uçtu.
Hükümet Sözcü Vekili Palmas önceki gün Türk kuvvetlerinin
Kıbrıs'ın güneybatısında askeri tatbikat icra etmekte
olduklarını doğruladı. Palmas 'Kıbrıs'ın
güneybatısında, uluslar arası sularda; yüzer imkânların,
yani denizaltı da dâhil olmak üzere savaş gemilerinin ve hava
imkânlarının katıldığı bir tatbikat
gerçekleştirildiğini biliyoruz. Tekrar ediyorum, tatbikat
Kıbrıs'ın güneybatısında uluslar arası sularda
icra ediliyor' dedi.
Herhangi bir yasanın ihlal edilip edilmediğinin
sorulmasına karşılık Palmas 'Tatbikat uluslar arası
sularda icra ediliyor ve konuşmakta olduğumuz bu aşamada, ihlal
olup olmadığına dair bir bilgimiz yoktur. Şu ana kadar
hiçbir ihlal olmamıştır' yanıtını verdi.
KIBRIS
06/05/07
Kıbrıs Türkü, siyasal eşitlik istiyor
"GÖRÜŞMELER
BAŞLAMALI"... Soyer: Kıbrıs Türk halkının
dileği siyasal anlamda eşitliğinin sağlanmasıdır.
Neden Kıbrıslı Türk, dünyadaki havaalanlarına direkt
uçamasın, neden gençlerimiz her türlü uluslararası faaliyette
ülkeleri adına katılamasın? Tüm bunlar Avrupalılar
tarafından cevaplandırılmalıdır. Bunların
çözülmesi için BM nezdinde bir an önce iki tarafın görüşmelere
başlaması gerekmektedir
Almanya'da bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs
Türk halkının eşitlik ve insan hakları mücadelesi
verdiğini söyledi.
Frankfurt Basın Kulübü'nde düzenlediği basın
toplantısında, Kıbrıs Türk halkının,
Avrupa'nın demokratik değerleri doğrultusunda çözüm
arayışında olduğunu belirten Soyer, Kıbrıs sorunu
çözülmeden Güney Kıbrıs'ın tüm Kıbrıs'ı temsilen
AB üyesi olmasının AB ilkelerine aykırı bir durum
teşkil ettiğini dile getirdi.
Avrupa Parlamentosu'nda "Kıbrıs" adına 6
milletvekili bulunduğunu hatırlatan Soyer, "Bunların ikisi
Kıbrıs Türk halkına aittir. Ancak bunları da Rum
tarafı seçmektedir" dedi.
AB'nin 24 Nisan 2005 tarihinde izolasyonların
kaldırılmasına yönelik pek çok karar almasına rağmen,
bunların henüz yaşama geçirilmediğini belirten Soyer,
şunları söyledi:
"Kıbrıs Rum tarafı, bizim taleplerimize cevap
vermemektedir. Kıbrıs Rum kesimi 650 bin nüfusuyla AB'de 85 milyonluk
Almanya kadar eşit hakkı vardır ve gerektiğinde
izolasyonlar meselesinde veto hakkını kullanacağını
ifade etmektedir. Bu yaklaşım kabul edilebilecek bir durum
değildir. Kıbrıs Türk halkının dileği siyasal
anlamda eşitliğinin sağlanmasıdır. Neden
Kıbrıslı Türk, dünyadaki havaalanlarına direkt
uçamasın, neden gençlerimiz her türlü uluslararası faaliyette
ülkeleri adına katılamasın? Tüm bunlar Avrupalılar
tarafından cevaplandırılmalıdır. Bunların
çözülmesi için BM nezdinde bir an önce iki tarafın görüşmelere
başlaması gerekmektedir."
Almanya Federal Meclisi'nde (Bundestag) Kıbrıs konusunda
hazırlanmakta olan bir metinle ilgili görüşlerini de açıklayan
Başbakan Soyer, bu metni genelde objektif bulmasına karşın
bazı cümlelerin kendilerini memnun etmediğini belirtti.
Hazırlanan metinden, Almanya'da yaşayan Türklerin pek haberdar
olmadığına dikkati çeken Soyer, şunları söyledi:
"Örneğin bu metinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK),
kademeli olarak adadan gerek biz, gerek Türkiye, ortaya bir çözüm
çıkması halinde bunun yapılacağını
söylemişizdir. Bu konuda en büyük adımı da Annan planına
evet diyerek attık."
Biz tüm adanın silahsızlandırılmasını
savunuyoruz
Kıbrıs Rum tarafının dünyada hafif silah
alımı sıralamasında ABD'den sonra ikinci sırada
bulunduğunu söyleyen Soyer, şöyle dedi:
"Biz tüm adanın
silahsızlandırılmasını savunurken, onlar yeni füze ve
tank sistemleri satın almışlardır. Fransa ile yeni askeri
bir ittifak yapmışlardır. Tüm bunlar, adada yaşayan
Kıbrıs Türklerine karşı yapılmıştır.
Biz adanın tamamen silahlardan arındırılmasını
istiyoruz. Bu sadece siyasi çözümle mümkündür. Yoksa sadece çözümden önce 'TSK
adadan' çekilsin demek, tüm gücün Rum tarafına geçmesi anlamına
gelmektedir."
Metinde ayrıca Lokmacı barikatının 7 Mart 2007 tarihinde
Rumlar tarafında kaldırıldığının
yazıldığını belirten Soyer, şunları söyledi:
"Almanya için Branderburger kapısı ne anlamı
taşıyorsa bizim için de Lokmacı barikatı o anlamı
taşıyor. Rumlar, Türk tarafına saldırdığında
ilk müdafaa hattı orada çekildi. Biz daha 2005 yılında bu
barikatı kaldırma kararı aldık ve kaldırdık. Bu
görmezlikten gelinerek, sanki Rumlar barikatı kaldırmışlar
gibi bir ibare yer almış. Halbuki hâlâ o barikattan geçişlere
izin vermeyen Rum tarafıdır."
AB'nin ilk kurulma aşamasında kömür çelik alanında
işbirliği yapmak üzere kurulduğunu hatırlatan Soyer,
Fransa'nın o dönemde kapılarını Alman TIR'larına
açmaması durumunda bu birliğin bugün olmayacağını
savundu. KKTC tarafı olarak, Rum TIR ve araçlarına geçiş
imkânı verdiklerine işaret eden Soyer, buna karşın Rum
tarafının Türk TIR ve araçlarına bu imkânı vermediğini
kaydetti. Güney Kıbrıs'ta üretilen patatesin 'Avrupalı patates'
olduğunu, Türk tarafında üretilenlerin ise sadece patates
olduğunu kaydeden Soyer, şöyle dedi:
"Bu konudaki sıkıntılar ve standartlar
ortadadır. Rum tarafıyla daha kuş gribi gibi önemli bir sorunla
bile anlaşmaya varılamıyor. Bu konuda bile olumlu bir adım
atmadılar. Sayın Papadopulos, herhalde bu kuşları o kadar
iyi eğitmiş ki bu kuşlar pisliklerini sadece Kuzey tarafına
yapıyor ve bu konuda işbirliğine gerek bile duymuyor."
Almanya'ya yaptıkları ziyaretin en önemli etkenlerinden
birisinin de Ozan Ceyhun'un KKTC'yi ziyaret etmesi olduğunu söyleyen
Soyer, şunları kaydetti:
"Hessen eyaleti, Almanya'nın en önemli eyaletlerinden
birisi. Yaptığımız temaslarda, gelecek adına çok güzel
olanaklar gördük, bu olanakları geliştirmek için elimizden gelen
gayreti göstereceğiz."
Usar
Ulaştırma Bakanı Salih Usar ise Eggersbach ve Hahn
havalimanlarında bir dizi incelemelerde bulunduklarını
belirterek, şunları söyledi:
"Yaptığımız temaslarda, 'nasıl bir
işbirliği yapılabilir' sorusunun cevabını
araştırdık. Buradaki havalimanlarını gezerek buradaki
uygulamaları Ercan Havalimanı'na da yapılmasını
sağlamak için bazı araştırmalarda bulunduk. Hessen Eyaleti
ile kurulan güzel ilişkiler, ileriye dönük olarak faydalı
işbirliğine gitmektedir."
KKTC olarak İngiltere'ye dönük uçuş çabalarının
sonuç vermediğini kaydeden Usar, konunun hukuki boyuta
taşındığını ve hukuki bakımdan bir sonuç
alacaklarını ümit ettiklerini sözlerine ekledi.
Walter: Türk tarafının limanları uluslararası
ticarete açılmalı
Hessen Eyalet Meclisi Milletvekili Jürgen Walter ise
Kıbrıs'ta yaşayan iki ayrı halkın olduğunu
belirterek, ocak ayında yaptığı ziyarette Türk
halkının ne kadar zor durumda olduğunu görme fırsatı
bulduğunu kaydetti. Annan planına evet diyen Türk tarafının
bugün AB dışında, hayır diyen Rum kesiminin ise AB üyesi
olduğunu vurgulayan Walter, şunları söyledi:
"Bu nedenle zor durumda olan Türk tarafının liman ve
havaalanları uluslararası ticaret için bir an önce
açılmalıdır. Siyasi sorunlardan önce ekonomik sorunlar
halledilmelidir. Almanya parçalanmış iki halkın nasıl
yaşadığının tecrübesini bilmektedir. Almanya AB dönem
başkanlığı nedeniyle bu konuda faydaları olabilir.
Bundestag'da hazırlanan Kıbrıs metni bence çok olumlu bir
metindir."
KIBRIS
06/05/07
Kayıplar konusuyla ilgili muhtıra verildi
Haravgi gazetesine göre "Tüm-Kıbrıs Beyan
Edilmemiş Tutsak ve Kayıp Yakınları Örgütü'nden"
yapılan açıklamaya göre, söz konusu muhtırada insani bir konu
olan kayıplar konusunun 33 yıldır hala çözülmemesinin
"uluslararası toplum için bir leke teşkil ettiğinin
vurgulandığı" belirtildi.
Muhtırada, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi
çerçevesinde kayıplar konusuyla ilgili olarak meydana gelen bugünkü
gelişmelerin doğru istikamete yönelik bir adım teşkil
ettiği belirtilirken, bu adımın sadece kazılarla
sınırlanmaması gerektiği de ifade edildi.
Muhtırada, kayıp yakınlarının, Türkiye'nin,
"görmezden geldiği" Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
(AİHM) önerileri doğrultusunda özlü araştırmalara
başlanmasını istedikleri de belirtildi.
Gazeteye göre söz konusu muhtırada son olarak, kayıplar
konusunun sonuçlandırılması için BM Güvenlik Konseyi ve AB üye
ülkelerinin konuya müdahalesi istendi.
Haberde Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin, Komiteye
yaptığı 250 bin Euro'luk bağıştan ötürü
Hollanda'ya minnettarlığını ifade ettiği de
belirtildi.
KIBRIS
06/05/07
S-300'lerle ilgili açıklama sansasyon yarattı
Alithia gazetesine göre Sokratis Hasikos S-300 füzeleriyle ilgili
açıklamalarıyla ilgili olarak önceki gün bu gazeteye
yaptığı açıklamada şunları söyledi.
"Savunma, her devletin ve milletin beyan edilmiş
hakkıdır. Gerekmesi halinde S-300'leri 48 saat içinde
Kıbrıs'a geri getirmeyi planlamıştık. İhtiyaç da
yalnız; Türkiye'nin saldırgan niyetleri gözlenir ve kaydedilirse
hâsıl olacaktı. Dolayısıyla tahrik bizden değil Türk
tahriki olacaktı."
Devamla; Klerides'in söz konusu programda söylediklerine yer veren
gazete Papadopulos hükümetinin ortaklarından EDEK'in ve Rum Meclisi
Savunma Komitesi Başkanı Yannakis Omiru'nun Rum Radyo Televizyonu'nun
(RİK) önceki günkü ana haber bülteninde; "Klerides'in tarihleri
karıştırdığı ortadadır. Çohaçopulos; daha
önce bana vaat ettiği gibi, ertesi günü (Yunanistan
Başbakanlığı'nda yapılan toplantıda) füzelerin
Kıbrıs'a nakledilmesini destekledi" dediğini yazdı.
Gazeteye göre Çohaçopulos da konuyla ilgili açıklama yaptı
ve daha sonraki toplantıda, uluslar arası unsur tarafından
baskılar görülünce Yunan hükümetinin ve kendisinin önerisinin; S-300'lerin
Kıbrıs yerine Girit'e gönderilmesi yönünde olduğunu söyledi.
Simerini de haberi "S-300'ler Konusunda Sürtüşme -Klerides:
'Yunan Hükümetinden Destek Görmedim' -Eski Başkan'ın S-300'lerle
İlgili NET'e Yaptığı Açıklama Konfrantasyon
Yarattı" başlığıyla yansıttı. Omiru'nun
ve Çohaçopulos'un ilgili açıklamalarına yer veren gazete
Çohaçopulos'un "Biz değerlendirmelerimizi ve endişelerimizi dile
getirdik" sözünü öne çıkardı.
KIBRIS
06/05/07
Kıbrıs
gerçeklerini Ada'ya gidince gördük
Başbakan Soyer'in de katıldığı Frankfurt'taki
"Kıbrıs Gerçeği" konulu toplantıda konuştu:
İYİ GELİŞMELER BEKLİYORUZ...
Almanya'nın, AB dönem başkanlığında adadan iyi
gelişmeler beklediğini belirten, Alman Sosyal Demokrat Parti Hessen
Eyalet Milletvekili ve Başkan Yardımcısı Jürgen Walter,
"Kıbrıs'ta iki ayrı halk ve din var. Eğer bu iki halk
arasında federasyon sistemi uygulanabilirse, barış ve sevgi
ortamında yaşayacak Kıbrıs halkı, tüm dünyaya örnek
olacaktır" dedi
İLK İŞ LİMANLAR AÇILMALI... Annan
Planı'nı sadece plan olarak bildiklerini, ancak adaya gidince tüm
gerçekleri görme imkânına sahip olduğunu kaydeden Walter,
"Kıbrıs için ilk iş olarak liman ve
havaalanlarının dünyaya açılması gerektiğini"
belirtti
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği (AB)
tarafından 2004 yılında alınan Kıbrıslı
Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması
kararının, artık yaşama geçirilmesi gerektiğini
söyledi.
Frankfurt Türk Alman Kulübü tarafından düzenlenen
"Kıbrıs Gerçeği" konulu toplantıda konuşan
Başbakan Soyer, AB'nin 2004 yılında alınan karar
gereği, KKTC'ye uygulanan izolasyonların
kaldırılmasının Almanya'nın dönem
başkanlığı sürecinde yaşama geçirilmesini ümit ettiklerini
kaydederek, "Umudumuz Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, bazı
gerçekleri görerek, izolasyonların kaldırılması
kararını yaşama geçirmeleridir" dedi.
Toplantıya katılanlara, Kıbrıs'ın; Avrupa ve
Ortadoğu'daki tarihi rolünü anlatan Soyer, 1999 yılındaki AB üye
ülkeleri toplantısında, sorunu olsun ya da olmasın
Kıbrıs Rum tarafının AB'ye alınması
kararının yanlış olduğunu vurguladı.
Başbakan Soyer, "Maalesef Kıbrıs sorunu
Türkiye'nin iç siyasetinde sorun yapıldı. Bu kısır
tartışmalar bize çok zaman kaybettirdi. 90'lı yıllarda AB
ile var olan ilişkileri iyi yürütemedik" diye konuştu.
Avrupa Ortak Para Birliği sistemine giren (Eurozone)
Kıbrıs Rum kesiminde, paraların üzerinde hem Rumca hem de Türkçe
yazılar bulunduğuna dikkati çeken Soyer, "Madem Türkçe, dil
olarak paraların üzerinde yer alıyor. Türkçe'nin, AB'nin resmi dili
olmaması yanlış değil mi? Bu olay Türkçe'nin, AB'nin resmi
dili olması gerektiğini gösteriyor" dedi.
Soyer, Kıbrıslı Türkler olarak, diğer dünya
ülkeleri gibi, temsil hakkı istediklerini vurgulayarak, "Biz de adada
eşit hak ve temsil hakkı istiyoruz. Bunun için çaba sarf
ediyoruz" dedi.
"Demokratik değerlere aykırı"
Kıbrıs sorununun tarihçesi hakkında bilgi veren
Başbakan Soyer, globalleşen dünyada Kıbrıs Türk
halkının Avrupa ile doğrudan ticaret yapamamasının
demokratik değerlere aykırı olduğunu ve bunu gidermek için
çalıştıklarını söyledi.
Soyer, "Kıbrıs sorununun çözülmesi, sadece
Kıbrıslı Türkler için değil, Kıbrıslı
Rumlar, Türkiye ve Yunanistan için de iyi olacaktır. Adanın tarih ve
coğrafyası, bu üç ülkenin halklarını yan yana yaşamaya
mahkum etmiştir. Kıbrıs sorununun doğuş nedeninden
yola çıkılarak bu soruna demokratik bir çözüm
sunulmalıdır" dedi.
Avrupa Parlamentosu'nda 6 milletvekilinin Kıbrıs'ı
temsil ettiğini anlatan Soyer, bu milletvekillerinin Kıbrıs Rum
Yönetimi tarafından belirlenmesi nedeniyle Avrupa Birliği içindeki
demokratik değerlerin sorgulanabileceğini söyledi.
Lokmacı Barikatı'nın, tıpkı Berlin
Duvarı gibi, bölünmüşlüğün sembolü olduğunu anlatan
Başbakan Soyer, Türk tarafının; Lokmacı'nın
geçişlere açılması isteğini açıkça ifade
ettiğini, fakat Rum tarafının tutumu yüzünden halen
açılamadığını hatırlattı.
Zorluklara rağmen uluslararası camianın büyük ölçüde
benimsediği bir çözüme doğru ilerlenmesi ve Annan Planı
zeminiyle hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Soyer, "Bizler,
dünyaya açılım yollarında önemli adımlar attık. Alman
işadamlarını Kuzey Kıbrıs'la daha fazla
bütünleştirmek, girişim gücümüzü ve uluslararası camianın
Kıbrıs'a olan ilgisini artırmak için çalışmalarımız
devam edecek" dedi.
Walter: Federasyon
Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) Hessen Eyalet Milletvekili ve
Başkan Yardımcısı Jürgen Walter ise, Almanya'nın, AB
dönem başkanlığında adadan iyi gelişmeler
beklediğini belirtti ve "Kıbrıs'ta iki ayrı halk ve
din var. Eğer bu iki halk arasında federasyon sistemi
uygulanabilirse, barış ve sevgi ortamında yaşayacak
Kıbrıs halkı, tüm dünyaya örnek olacaktır" dedi.
Annan Planı'nı sadece plan olarak bildiklerini, ancak adaya
gidince tüm gerçekleri görme imkânına sahip olduğu kaydeden Walter,
"Kıbrıs için ilk iş olarak liman ve havaalanlarının
dünyaya açılması gerektiğini" belirtti.
Walter, "Almanya ve Fransa arasında, bundan 50 yıl önce
çok da iyi ilişkiler yoktu" dedi ve bu ilişkilerin ticaretin
geliştirilmesiyle mümkün olabildiğini kaydetti.
Malların serbestçe satılabilmesinin gerektiğini savunan
Walter, "Bunun için herkes üzerine düşen görevi yerine
getirmelidir" dedi.
Walter, Kıbrıslı Türklerin eşit şartlar
altında Avrupa Birliği'ne girmesini istediklerini vurgulayarak,
Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği'nin parçası
olduğunu belirtti.
Walter, Kıbrıslı Türklerle direkt ticaretin
sağlanması ve Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuşların
olması gerektiğinin altını çizerek, Kıbrıslı
Türklerin tüm demokratik haklarını almaları gerektiğini
vurguladı.
Usar: Sabır ve inatla
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar da, politikada duygularla hareket etmenin doğru
olmadığını söyledi ve "Yanlış politikalar
reddedilmeyi, doğru politikalar kabul edilmeyi getirir" diye
konuştu.
Avrupa Birliği'nin, Kıbrıslı Türklerin yaşam
standartlarını yükseltmek için çalışırken, kendilerinin
de sabırla ve inatla doğru olanı yapmaya devam edeceklerini
kaydeden Usar, bu gibi temaslarda elde ettikleri küçük kazanımların
ileride kendilerine fayda sağlayacağını söyledi.
Ceyhun: Başarı anahtarı gerçekleri anlatmak
Alman Sosyal Demokrat Parti eski Milletvekili ve Avrupa'daki Türk
Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Destek Grubu üyesi Ozan Ceyhun
da, Rum-Yunan ikilisinin güçlü lobi faaliyetleri yürüttüğünün
altını çizerek, Kıbrıs Türk halkının
başarı anahtarının, Kıbrıs gerçeğinin
anlatılması olduğunu vurguladı.
Konferansın ardından Türk-Alman Kulübü'nde kokteyl
düzenlendi. Başbakan Soyer ve heyeti, Frankfurt'tan ayrılmadan önce
Frankfurt Rhine Main Havaalanı'nda inceleme turu da yaptı.
KIBRIS
07/05/07
Rum tarafından Güzelyurt'un kalkınmasına
protesto mektubu
Şu anda Güzelyurt'ta büyük bir kalkınma faaliyeti
gerçekleştirildiğini belirten gazete, "Omorfo'ya ne oldu?"
sorusunu, Güzelyurt bölgesinde yaşayan Kıbrıslı Türklere
sorduklarında; "Kalkınıyoruz, gelişiyoruz, çünkü
2004'teki referandumdan sonra burada yaşamamız gerektiğini
anladık. Başka bir şey beklemiyoruz. 'Evet' dedik, tekrardan
göçmen olmaya ve şehri Kıbrıslı Rumlara teslim etmeye
hazırdık. Ama Kıbrıslı Rumlar, bunu istemediler. Biz,
onları ellerimiz havaya kalkmış bekleyeceğiz" şeklinde
cevaplar aldıklarını savundu.
Gazete, 2004 yılında gerçekleştirilen referandumun
ardından Güzelyurt sakinlerinin, söz konusu bölgeyi geliştiriyor ve
kalkındırıyor olduklarına da işaret etti.
Öte yandan gazete; "Omorfo Belediye Başkanı Ne
Yapıyor?... Protesto Mektupları Aracılığıyla
Karşı Çıkma" yan başlıklarıyla iç sayfadan
verdiği haberinde, Güzelyurt'un Kıbrıslı Türk sakinlerinin,
kendilerinin şehrin daimi sakinleri olduklarını belirterek,
kalkınma çalışmaları başlatmalarıyla ilgili
olarak, sözde "Omorfo Belediye Başkanı" Haralambos
Pittas'ın geçen cuma günü yaptığı açıklamada,
Güzelyurt bölgesindeki "yasadışı kolonizasyon ve işgal
rejiminin bu bölgede başlattığı turizm kalkınma
çabalarıyla" ilgili olarak bir protesto mektubu
yazdığını belirtti.
Gazeteye göre, Pittas ve sözde belediye meclis üyeleri, söz konusu
protesto mektubunu, Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas'a takdim ederek, Hristofyas'tan mektubu, tüm Avrupa
ülkelerinin meclislerine vermek suretiyle, ileriye götürmesini istediler.
Hristofyas ise, Pittas ve sözde belediye meclis üyelerine, kendisinin
de sözde "Omorfo Belediye Başkanı"nın protesto mektubu
hakkında bir mektup hazırlayacağını ve her iki mektubu
da Avrupa Birliği üye ülkelerinin meclislerine göndereceğini söyledi.
KIBRIS
07/05/07
Kıbrıslı Türklerin AKEL'e duyduğu güven
sarsıldı
Kalyoncu, bu konuda DİSİ'nin; "biz evet kararı
aldık ancak taraftarlarımız aksini yaptı" ifadesinin
kullanıldığını AKEL'in ise, "eveti"
çimentolaştırmak için "hayır" kararı aldığını,
bununla birlikte "evet" diyenler arasında yeteri kadar AKEL
taraftarının bulunduğunu söyledi.
Rum siyasi partilerin, taraftarlarını ikna etmek için yeteri
kadar çalışmadığına inandıklarını
söyleyen Kalyoncu, CTP olarak kendilerinin, AKEL'den daha fazla beklentisi
olduğunu, ancak AKEL'in kendi görevini yerine getirmediğini belirtti.
"CTP olarak Kıbrıs Rum sorununun çözümüyle ilgili
olarak Rum partilerinin çabalarından memnun musunuz?" sorusuna
karşılık Kalyoncu, başrol konumunda olan belirli partiler
bulunduğunu söyleyerek, ancak bu partilerin politikalarında realizmin
var olmadığını, buna en basit örneğin okullardaki
eğitim olduğunu ifade etti.
Rum öğrenci gençliğinin propaganda amaçlı
eğitildiğini kaydeden Kalyoncu, Kıbrıslı Rumların
kendi tarihlerini bilmediklerini, Kıbrıs sorununun 1963'ten önce
başladığını bilmediklerini, gençliğin; her
şeyin 1974'te başladığını düşündüğünü
söyledi.
Rum tarafındaki okullarda öğretilen tarihin objektif
olmadığını belirten CTP Genel Sekreteri Kalyoncu,
kayıpların bulunması için yapılan kazılarda bulunan
kemiklerden, birçok Kıbrıslı Türkün de öldüğü veya
kaybolduğu gerçeğinin görüldüğünü, bunun da; Kıbrıs
Türk toplumunun çektiği acının ne olduğuyla ilgili somut
bir kanıt olduğunu söyledi.
Ömer Kalyoncu ayrıca, Rum tarafındaki okullarda her
şeyin 1974'te başladığı söylenerek, tarihin
çarpıtılarak anlatıldığını ve Rum siyasi
partilerin bu gidişata yönelik hiçbir şey yapmadığını
vurguladı.
"DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın
koalisyondan ayrılmasının nedenlerinin" sorulması
üzerine Kalyoncu, farklı nedenlerden dolayı işbirliğinin
sona erdiğini söylemenin doğru olmadığını
belirterek, esas sorunun; iki partinin siyasi pozisyonu ve Kıbrıs
sorununun çözümündeki farklı yaklaşımları olduğunu
ifade etti.
"DP'nin; kendilerinin Kıbrıs sorununa
yaklaştıkları yönteme zıt olduğunu ve
barışçı siyaset çabalarının terk edilmesinden yana
olan bir siyaset belirlediğini" söyleyen Ömer Kalyoncu, iç yönetimde
ise; CTP'nin temel ilkelerinden biri olan liyakat ilkelerine teveccüh
göstermediğini, Serdar Denktaş'ın adam
kayırmacılık mantığıyla hareket ettiğini
savundu.
Serdar Denktaş ile UBP Genel Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu'nun partilerinin, meclis çalışmalarına
katılmamasının esas nedeninin ne olduğuna ve bu hareketin
ardında "derin devletin" olup olmamasına ilişkin soru
üzerine, CTP Genel Sekreteri Kalyoncu, ilk kez bu iki siyasi partinin
iktidardan uzak kaldığını, "bu nedenden dolayı
tedirgin olmalarının doğal olduğunu" söyleyerek,
şu anda Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimine
ilişkin sürecin gelişme halinde olduğunu, Kıbrıs'ta
Erdoğan'dan hoşlanmayan partilerin bulunduğunun da
bilindiğini, ancak bunların arkasında derin devletin olup
olmadığının bilinmediğini ifade etti.
KIBRIS
07/05/07
Hristofyas:
Kıbrıs konusunda gelişme yok
8 Temmuz "anlaşması" ve Kıbrıs
sorunundaki son gelişmelere ilişkin değerlendirme yapması
istenen Hristofyas, Kıbrıs sorunundaki gelişmelerin,
"gelişme" olmadığını söyleyerek, geçen
yıl Rum tarafının girişimiyle çıkmazın
aşılması için bir çaba harcandığını iddia
etti ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile dönemin BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın Paris'te bir araya geldiğini
anımsattı.
Dimitris Hristofyas, sağlanan "anlaşma"nın;
iki toplum liderini, Kıbrıs sorununa bütünlüklü çözüm
aranmasıyla ilgili görüşmelere götürecek bir sürece girildiği
ümitlerini canlandırdığını ileri sürdü. Hristofyas,
Papadopulos-Annan görüşmesinin ve Türk tarafından kaynaklanan
"gecikmenin" ardından, başrollerde iki toplum lideri ve BM
Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu eski Yardımcı
İbrahim Gambari'nin bulunduğu 8 Temmuz
"anlaşması"nın sağlandığını
belirtti.
8 Temmuz "anlaşması"nın; suçlar,
sağlık, uyuşturucu gibi günlük konuları ele alacak olan
teknik komiteler ile iki toplum arasında var olan görüş
farklılıklarının azaltılması amacıyla
Kıbrıs sorununun çeşitli boyutlarını işleyecek
çalışma gruplarının oluşturulmasını
öngördüğünü ifade eden Hristofyas, geçen zaman dilimi içerisinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un kabul ettiği 8 Temmuz "anlaşması"nın
pratikte "Türk kurulu düzeni tarafından uygun
bulunmadığını" savundu.
Hristofyas, "mal-mülk konusunun teknik komitelerde ele
alınmasını reddeden Kıbrıs Türk liderliği de
dahil olmak üzere tüm bu süre zarfında Türk kurulu düzeninin oyalama taktiği
uyguladığını" ileri sürdü.
"Rum malları konusunun, Türk tarafınca günlük olarak
istismar edilmesi nedeniyle Rum tarafının; mal-mülk konusunun teknik
komitelerde ele alınmasını talep etmekte haklı
olduğunu" iddia eden Hristofyas, Türk tarafının her gün yeni
"oldu-bittiler" yarattığını ve inşaatlar
yaptığını savundu.
Dimitris Hristofyas, günün sonunda mal-mülk konusunun teknik
komitelerde ele alınıp alınmayacağının mazeret
olduğunun kanıtlandığını ve tüm sürece
ilişkin olarak Türk tarafının tutumunu yeniden gözden
geçirdiğini öne sürerek, bunun bir geri adım olduğunu iddia
etti. Hristofyas, söz konusu çabanın başlamasına imkân
vermediği için bunun ayrıca geri çekilmek anlamına
geldiğini de savundu.
Türk tarafının gündeminde; Kıbrıs sorununun çözüm
çabalarının yoğunlaştırılmasının
değil, "sahte" devletin düzeyinin yükseltilmesinin
bulunduğunun şu anda net bir biçimde görülmekte olduğunu ileri
süren Hristofyas, Türk tarafının; Avrupa Komisyonu ve İslam
Konferansı Örgütü aracılığıyla, "sahte"
devletin düzeyinin yükseltilmesine denk gelecek olan ticaret ile ilgili
tüzüğün ileriye götürülmesine çalıştığını
söyledi.
NATO'ya bağlı Barış İçin Ortaklık
Örgütü'ne katılım konusundaki bir soru üzerine ise Hristofyas, buna
karşı olduklarını yineleyerek, AB'nin de müdahil
olmasına karşın, "Barış İçin
Ortaklık" örgütünün bir AB örgütü olmadığını
belirtti.
Bu örgütte üye olan bir ülkenin, savunma planlarını, askeri
donanımını bu örgüte vermesinin gerekli olduğunu söyleyen
Hristofyas, NATO ülkelerinin; Türkiye'de dâhil olmak üzere, üye ülkelerin
savunma planlarını ellerinde bulundurma hakkına sahip
olduklarını kaydetti.
KIBRIS
07/05/07
NTV
Güncelleme: 15:32 TSİ 08 Mayıs 2007 Salı
LEFKOŞA
- Rum yönetimi Enerji Bakanı Antonis Mihalides, bunun uluslararası
yasaların ihlali anlamına geldiğini savundu. TPAOnun internet
sitesinde yayımlanan haberin doğruluğunu
araştırdıklarını belirten Rum bakan, Eğer
Türkiye bu bölgede arama yapmayı planlıyorsa, kesinlikle
Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenlik haklarının ihlali olur
dedi.
TPAO, Akdenizde 4 bin kilometrekarelik bir alanda sismik veri toplama
için ihale açmıştı. İhalenin 23 Mayısta
yapılması öngörülüyor. Kıbrıs Rum kesimi de Şubat
ayında, Türkiye ve KKTCnin uyarılarına karşın
Doğu Akdenizde petrol ve doğalgaz aramak için ihale açmıştı.
İhalenin Temmuz ayında sonuçlanması bekleniyor.
CMC'ye dava yolda
AVUKATLAR ÇALIŞMALRA BAŞLADI... Lefke Çevre ve Tanıtma
Derneği, Amerikan şirketi CMC'ye uluslararası dava açacak. Bu
konuda, mahkemede CMC'yi zora sokacak tüm raporları hazırlayan
dernek, İngiltere, Türkiye ve KKTC'deki avukatlar ile
çalışmalarını sürdürüyor. Dernek yetkilileri,
İngiltere'de Orams davasını kazanan avukatlık bürosu ile
Türkiye ve KKTC'deki avukatların bu konuda bir çalışma yapmaya
başladığını söyledi
SAĞLIK TARAMASI YAPILACAK... Dernek, ayrıca bölge
halkının CMC atıklardan nasıl etkilendiği konusunda
bölgede yaşanlardan bir istatistiki araştırma ile genel bir
sağlık taraması da yapacak. Sağlık taramasıyla
ilgili, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği'nden yardım istenecek
BILDIR: KARARI BİZ VEREBİLİRİZ... Lefke Çevre ve
Tanıtma Derneği Başkanı Enver Bıldır, AB
yetkililerinin, CMC bölgesinin ileride nasıl kullanılacağı
konusunda yapacağı çalışmayı kendilerine sormadan
gerçekleştirmemesi gerektiğini kaydederek, "Kendi ülkemizde,
üzerinde yaşadığımız toprakları ileride
nasıl kullanacağımıza ancak biz karar verebiliriz. Bizim
dışımızda hiç kimse buna karar veremez" dedi.
Ali CANSU
Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği, Amerikan şirketi CMC'ye
uluslararası dava açmaya hazırlanıyor. Bu konuda tüm
raporları hazırlayan dernek, İngiltere, Türkiye ve KKTC'deki
avukatlar ile çalışmalarını sürdürüyor.
Dernek ayrıca bölge halkının CMC atıklarından
nasıl etkilendiği konusunda bölgede yaşanlardan bir istatistiki
araştırma ile genel bir sağlık taraması da yapacak.
Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği Başkanı Enver
Bıldır, Avrupa Birliği ile derneğin CMC konusundaki
ilişkilerinin 2001'de başladığını ancak daha
sonra koptuğunu belirterek, Avrupa Birliği'nin CMC bölgesi için
hazırladığı projede dernek ile bölge halkının
görüşünün de alınması gerektiğini belirtti ve AB'yi bu
konuda dernek ile işbirliğine çağırdı.
Konferanstan, mahkemede delil olabilecek sonuçlar çıktı
Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği'nin 25-28 Nisan günleri
arasında Gemikonağı'nda yapılan "Lefke yöresinde
Zararlı Maden Atıklarının, Asitli Suların Çevreye ve
İnsan Sağlığına Etkileri" başlıklı
II. Uluslararası CMC Konferansı'nda, CMC'ye açılacak dava ile
ilgili önemli deliller ortaya çıktı.
Enver Bıldır, derneğin yakın gelecekte
yapacağı çalışmaları takip etmek ve 12
yıldır gütmekte oldukları politikalara ek bir bilgi birikimi
yaratmak için konferans düzenlediklerini kaydederek, 2001 yılında da
düzenledikleri konferansı, böyle bir ihtiyaç doğrultusunda
yaptıklarını ifade etti.
Konferansın üç ana başlık altında
yapıldığını ve amacına
ulaştığını ifade eden Bıldır,
başlıklardan birincisinin
CMC alanındaki atık rehabilitesi konusunda dünyada
yaşanmış deneyimleri öğrenip ülkemize uygun metotları
geliştirmek, ikincisinin atıkların sağlık üzerindeki
etkileri ve alınması gereken tedbirler, üçüncüsünün ise CMC
atıklarının ve buna neden olan ilgili şirketin
uluslararası hukuk açısından durumunun incelenmesi olduğunu
söyledi.
Yurt içinden ve yurt dışından derneğe rapor
hazırlamak için birçok profesörün 26'yı aşkın rapor
verdiğini kaydeden Bıldır, konferansa katılmayıp rapor
gönderecek birçok hoca bulunduğunu söyledi.
Bıldır, çok yakın bir gelecekte alana yeniden bitki
ekilmesi üzerine bir dizi çalışmaya
başlanacağını, ayrıca uluslararası hukuk
konusunda Türkiye, İngiltere ve KKTC'deki avukatlar ile üç koldan
farklı çalışmalara başlanacağını ifade etti.
Atıklarda net veriler ortaya çıktı
CMC alanındaki atıklar içerisindeki tehlikeli metaller
hakkında net verilerin ortaya çıktığını ve bu
konuda çalışmaların yoğun olarak sürdürüleceğini
kaydeden Bıldır, derneğin böylesine büyük bir
çalışmayı ortaya çıkarırken son derece yoğun bir
insan gücü ve maddi kaynak harcandığını söyledi.
Bıldır, CMC'nin her alanının konferansta
incelendiğini ve konferansın düzenlenmesinde Ege Üniversitesi Çevre
Merkezi'nin yoğun bir çaba harcadığını belirterek,
konferansa katkı yapan herkese teşekkür etti.
Konferans bildirilerinin dernek tarafından tek tek ele
alınacağını ancak bunlardan iki tanesini önlerine
açtıklarını ifade eden Bıldır, bunlardan birincisinin
hukuk dosyası olduğunu, diğerinin ise Prof. Dr. Emür Henden'in
başkanlığında yapılan uluslararası ilişki
kurma düzeyinde ele aldığı, üzerinde çok konuşulacak bir
rapor olduğunu söyledi.
Orams davasını kazanan ekip çalışmalara
başladı
Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği, CMC sorununun
uluslararası yapılıp ilgili şirkete hesap sorulması
için İngiltere'de Orams davasını kazanan Vahib Avukatlık
Bürosu'ndan Hasan Vahib ile temas kurduklarını ve büronun CMC'ye dava
açmak için çalışmalar yaptığını kaydetti.
Konferansa katılarak bildiri sunan avukat Angela Ward'ın
önerilerini de dikkate alacaklarını kaydeden Bıldır,
"Ayıca, Türkiye'de Sehrazat Mercan ve Senih Özay'ın
sundukları raporlar da dikkate alınarak bir çalışma
başlatılacak. KKTC'den Vehit Nekipzade'nin de katılımı
ile bu ikili bağlantı, üçlü bağlantı haline getirilecektir.
Umudumuz Kıbrıs'taki ekibimizi de çok daha fazla güçlendirmektir.
Şu anda CMC'ye uluslararası alanda dava açılması ve
nereye açılması yönünde tartışmalar devam ediyor. Avukatlar
bu konuda konferansta çok tartıştılar. İngiltere,
Kıbrıs ve ABD'de dava açılıp açılmayacağı
tartışıldı. Bunlar değerlendirilecek. Türkiye'de
uluslararası alanda dava açan ekip, bizimle birleşmiş
durumdadır. Hedefimiz; CMC'nin bugünkü devamı konumundaki
şirketin sorumlu tutulabileceği bir yol bulmaktır. Davalar
açılmadan önce bizim burada yapmamız gerekenler net olarak ortaya
çıkmıştır. Bunlar şirketin sorumluluğunu
kanıtlayacak bir takım verilerin elde edilmesidir. Bu amaçla
sağlık taramasından istatistik araştırmasına
kadar birtakım araştırmalar başladı. İstatistik
araştırması bir ay içerisinde yapılacak. Bu
araştırma, atıklardan etkilenmenin tespit edilmesi, bölge
halkının atıkları algılayış biçimidir. Daha
sonra da bölgede bir sağlık taraması yapılacaktır.
Sağlık taramasını da Kıbrıs Türk Tabipleri
Birliği ile birlikte yürütmeyi amaçlıyoruz."
Atıkların rehabilitesi yapılacak ve maliyeti
hesaplanacak
Enver Bıldır, profesörlerin ilk etapta atıklar konusunda
bir etüt çalışması yapılacağını daha sonra
ise atıkların rehabilitesi konusunda bir plan
hazırlanacağını kaydederek, "CMC bölgesindeki
atık miktarının içeriklerini, yayılma ve etki
alanlarını, yer altı ve açık maden ocakları,
Gemikonağı Göleti, Aplıç atıkları,
Gemikonağı tesisi ve atık havuzları bölgesini inceleyen bir
araştırma yapılacağını ve bunun üzerine atık
rehabilite yöntemleri ve maliyeti hakkında bir rapor
hazırlanacaktır" dedi.
AB, bize kapılarını kapadı mı?
Avrupa Birliği ile ilişkilerinin 7 yıl öncesine
dayandığını ve ilk ciddi ilişkilerinin 2000
yılında kurulduğunu, 2001 yılında AB büyükelçisinin
derneğin düzenlediği konferansın
açılışını yaptığını anımsatan
Enver Bıldır, daha sonra defalarca AB topluluğunun
büyükelçisinin ve birçok milletvekilinin bölgeyi ziyaret ettiğini
kaydetti.
Dernek Başkanı Enver Bıldır, Avrupa Birliği
ile KKTC Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı'nın
yakın zamanda CMC atık alanında rehabilite
çalışması yapmayı planladığının ortaya
çıkmaya başladığını söyledi.
2002 yılında UNDP'nin finanse ettiği bir raportörün
kendileri ile temas kurduğunu ve bir takım çalışmaları
yürüttüklerini anlatan Bıldır, daha sonra Avrupa Birliği ile
ilişkilerinde bir kopukluk olduğunu söyleyerek konuşmasına
şöyle devam etti:
"AB, son dönemde CMC atıkları konusunda bizimle hiç
temasa geçmedi. Değerlendirmeye aldıkları raporlar Lefke Çevre
Derneği'nin yaptığı çalışmalar üzerine kuruldu.
UNDP tarafından finanse edilen ve tamamlanan 400 sayfalık raporda,
tüm belgeleri derneğimiz tarafından verilmesine rağmen
derneğimizin hiç adı bile geçmemiştir. AB'nin ihalesinin
duyurulduğu metinde ise bölgede çok çalışma
yapıldığı söylendi ama kimin yaptığı yine
açıklanmadı. Bizim için bu çok önemli değil ama yine de
derneğimize saygı göstermesini beklerdik.
Biz bütün çalışmaları açık toplum mücadelesi
yaptık. Biz gizli kapaklı hiçbir şeye itibar etmedik ve bizden
hiç bir şeyin gizlenmesine müsaade etmemeye çalıştık. Bizi
kapıdan kovdularsa pencereden girdik. İstediğimiz şeyi elde
etmeye çalıştık. Elimize ne geçtiyse yayınladık.
Şu an AB, yürüttüğü çalışmaları bizim
izlememizi istemiyorsa Tabipler Birliği izlesin. Biz yapılan
çalışmaları ve nelerin yapılmasının
öngörüldüğünü bilmek istiyoruz ve bununla ilgili mücadele edeceğiz.
Bu kapının açılmasını istiyoruz. Bu röportaj AB
yetkililerine mesaj olsun. İhale bizi hiç ilgilendirmez. Ama ihalenin
şartları ve ihaleye konulan maddeler, nelerin araştırılacağı
ve hangi yöntemlerle araştırılacağı bizi ilgilendirir
ve tek tek bunlarla ilgili söz hakkımız olmasını isteriz.
Çünkü, bunu yayınlamak isteriz. Hiç bir şey gizli kalmayacak."
Kendi topraklarımızın nasıl
kullanılacağına biz karar veririz
Enver Bıldır, AB yetkililerinin kendilerine sormadan CMC
bölgesinin ileride nasıl kullanılacağı konusundaki
çalışmanın kendilerine sormadan yapılmaması
gerektiğini kaydederek, şöyle konuştu:
"Kendi ülkemizde, üzerinde yaşadığımız
toprakları ileride nasıl kullanacağımıza ancak biz
karar verebiliriz. Bizim üzerimizden hiç kimse buna karar veremez. Bunu
özellikle bu bölgede yaşayan insanlara da söylüyorum. Lefke Çevre ve
Tanıtma Derneği, alanın nasıl kullanılması gerektiği
konusunda çalışmalarına başlayacaktır. Burada
yaşayan insanların buranın sosyal tesisi olarak
kullanılması, milli park mı, sanayi bölgesi olarak mı veya
ne olarak kullanılacağı belirlenecek ve kararı halk
verecektir. AB araştırmacıları bu kararları ellerine
almadan bu atığın nasıl temizleneceğini ve bunu kaça
yapacaklarını söyleyemezler. Daha işin başından
başlarken yanlışlık yapılıyor. Bunu oturup AB
yetkilileri ile görüşeceğiz."
KIBRIS
08/05/07
Pertev, Conis ile görüştü
Lefkoşa ara bölgedeki BM Karargâhı'nda saat 15.00'te
başlayan görüşme yaklaşık 2 saat sürdü. Görüşmede BM
Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki BM
Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller de hazır bulundu.
Konuyla ilgili olarak TAK muhabirinin sorularını
yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Pertev, görüşmede bir durum değerlendirmesi
yaptıklarını söyledi.
Görüşmenin içeriğiyle ilgili açıklama yapmayan Pertev,
bir sonraki görüşmenin 10 gün içinde gerçekleşeceğini belirtti.
KIBRIS
08/05/07
"Kayıp Otobüs" 43 yıl
sonra, drama belgeseliyle günümüze taşınıyor...
Kıbrıs'ın son elli yılına mal olan dramlardan
sadece biri olan kayıp otobüs olayı, otobüsün kayboluşunun
43'üncü yıldönümünde, tüm kayıpların ve ailelerinin
yaşadıklarına, Kıbrıs Türkü'nün saklı tarihine
ışık tutacak.
"Kayıp Otobüs" belgeselinin senaryosunu Raşit
Pertev (Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı) kaleme
alırken; yönetmenliğini Fevzi Tanpınar yaptı.
"Kayıp Otobüs'ün halka açık gala gösterimi,
perşembe akşamı Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür
ve Kongre Merkezi'nde yapılacak. Saat 19:30'daki gösterim öncesinde, bir
de resepsiyon verilecek.
"Kayıp Otobüs" belgeselinin senaristi Raşit Pertev
ile yönetmeni Fevzi Tanpınar, belgesel hakkında bilgi vermek
amacıyla dün Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK) Yönetim Kurulu
Başkanı ve Müdürü Emir Ersoy'u ziyaret etti.
Raşit Pertev bilgi verirken, süresi 55 dakika olan drama
belgeselin, kullanılan teknik olanaklar bakımından KKTC'de bir
ilk olduğunu ifade ederek, belgeselin, 44 kişilik yayın,
yapım ve oyuncu kadrosuyla çekildiğini; özel olarak hazırlanan
müziğin ise Ahmet Okan'a ait olduğunu anlattı.
Pertev, "Çocukluğumdan beri beni etkileyen kayıp otobüs,
şiirlerimde en az üç kez yer aldı. Ve en sonunda, geçen
yılın sonbaharında, bir şiir olarak, bir ağıt
şarkı olarak... Bu şiir de, belgeselin çıkış
noktası ve temeli oldu" şeklinde konuştu.
Belgeselin senaristi Raşit Pertev,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarlığı görevinde
bulunurken, Raşit Pertev'in kardeşi olan ve belgeselin
yönetmenliğini yapan Fevzi Tanpınar ise, yıllarca Türkiye'de
gazetecilik, televizyonculuk ve üst düzey yöneticilik yapan bir isim. KKTC'ye
2002 yılında dönerek, yabancı basın
kuruluşlarının KKTC temsilcisi olarak gazetecilik yapan ve
iletişim fakültelerinde öğretim görevlisi olarak çalışan
Fevzi Tanpınar, halen YÖDAK'ta Basın Direktörlüğü görevini
yürütüyor.
KIBRIS 08/05/07
Önerilerimiz kabul edilebilir, içeriği de esnek
YANIT BEKLİYORUZ"... Hasan Erçakıca,
"Kıbrıs Türk tarafı 8 Temmuz sürecinin bizi en kısa
zamanda kapsamlı çözüm müzakerelerine götürecek şekilde
ilerletilmesini ve sonuçlandırılmasını istemektedir.
Kıbrıs Rum tarafına 26 Nisan'da iletilen önerilerin amacı
da budur. Kıbrıs Rum tarafı bu önerilere ciddi şekilde
yanıt vermelidir" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs sorununun ciddi şekilde ele alınamamasının
nedeninin, Türkiye'deki seçim tartışmaları değil,
Kıbrıs Rum tarafının tutumu olduğunu söyledi.
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz
süreciyle ilgili 26 Nisan'da sunduğu yeni önerilerin, Kıbrıs Rum
tarafının görüşleri de dikkate alınarak
hazırlandığını, atraksiyon (ilgi çekmek) için değil,
kabul edilmesi için verildiğini ve içeriğinin esnek olduğunu
ifade etti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
haftalık basın brifinginde, 8 Temmuz sürecinde sorunlar
yaşanmaya devam edildiğini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın geçtiğimiz hafta Güzelyurt'ta yaptığı
tanıma uygun olarak entrikalar ve manipülasyonlarla yürütülmeye
çalışılan bu süreçten sonuç
alınamadığını kaydetti.
Unutturma gayreti
Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafının
süreçle ilgili ilerleme sağlanabilmesi için 26 Nisan'da
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev
aracılığıyla Rum Yönetimi Başkanlığı
Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'e sunduğu önerileri de unutturma
gayretinde olduğunu belirten Erçakıca, şöyle konuştu:
"Kıbrıs Rum tarafı, bir yandan bu şekilde
oyalama taktiklerine başvururken, diğer yandan Kıbrıs
sorunuyla ilgili ciddi görüşmeler yapılamamasının nedenini
Türkiye'deki siyasi gelişmeler olarak açıklamaya
çalışmaktadır.
Bütün açıklığıyla belirtmek gerekir ki,
Kıbrıs sorununun ciddi bir şekilde ele
alınamamasının nedeni, Kıbrıs Rum tarafının
tutumudur.
Türkiye'de seçim tartışmalarının
yaşanıyor olmasının, Kıbrıs sorununun ele
alınmasıyla yakından veya uzaktan bir ilişkisi yoktur.
Kıbrıslı Rum liderlerin, son günlerde bu konuyu yoğun
şekilde ele almalarının nedeni, 8 Temmuz sürecini kesintiye
uğratmak, bunun sorumluluğundan kaçınmak ve bu arada
Kıbrıs sorununda asıl muhataplarının Türkiye
olduğu mesajını yaymaktır."
Yabancılardan arabuluculuk talebi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum
tarafının yabancı ülkelerden kendileriyle Türkiye arasında
arabuluculuk yapılmasını isteme gayretlerini de
yoğunlaştırdığını hatırlatarak, Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas'ın ziyaret ettiği
ülkelerden bunu talep ettiğini, geçen hafta Güney Kıbrıs'ı
ziyaret eden İspanya Dışişleri Bakanı'ndan da
aynı şeyin istendiğini kaydetti.
Bunlara karşılık Türkiye Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü Levent Bilman'ın geçen haftaki
açıklamasında, Türkiye'nin her zaman anavatan olarak gerektiği
takdirde katkılarını koyacağını belirttiğini
ama sorunu asıl
çözecek tarafların yan yana yaşayan Kıbrıslı
Türkler ve Rumlar olduğunu vurguladığını belirten
Erçakıca, Rumların sorunun ele alınışını
geciktirmek veya taraflarını değiştirmek gayretiyle
başvurduğu yöntemlerin sonuç vermeyecek ama sorunu çözmeyi
geciktirecek yöntemler olduğunu ifade etti.
Tıkanıklığın esas nedeni
Hasan Erçakıca, "8 Temmuz sürecinde yaşanan
tıkanıklığın esas nedeni de budur. Kıbrıs
Türk tarafı 8 Temmuz sürecinin bizi en kısa zamanda kapsamlı
çözüm müzakerelerine götürecek şekilde ilerletilmesini ve sonuçlandırılmasını
istemektedir. Kıbrıs Rum tarafına 26 Nisan'da iletilen
önerilerin amacı da budur. Kıbrıs Rum tarafı bu önerilere
ciddi şekilde yanıt vermelidir" dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, bir soru
üzerine 26 Nisan'da sunulan önerilerin Rum tarafının görüşleri
de dikkate alınarak hazırlandığını, önceki günkü
Pertev-Conis görüşmesinde de bu önerilere yanıt
alamadıklarını kaydetti.
Öneriler iki kağıt ve bir ekten oluşuyor
Erçakıca, sunulan önerilerin iki kağıttan
oluştuğunu, birinin 8 Temmuz sürecinde öngörülen çalışma
grupları ve çalışma prensiplerini ortaya koyduğunu;
diğerinin de teknik komitelerin neler olacağını ve
nasıl çalışacaklarını içerdiğini, ikinci kağıdın
komitelerin ve alt başlıklarının neler
olacağını içeren bir de eki bulunduğunu açıkladı.
Önerilerin içeriğinin Rum görüşlerine göre
esnetilebileceğini belirten Hasan Erçakıca, "Kabul edilmesi için
verilmiştir, atraksiyon olarak iletilmemiştir bu görüşler"
ifadelerini kullandı.
Erçakıca, bir başka soruya karşılık bugün için
Pertev-Conis görüşmesi öngörülmediğini ancak 10 gün içinde yeni bir
görüşmenin söz konusu olacağını belirtti.
KIBRIS 09/05/07
De Soto, emekli oldu
Annan planının tartışıldığı
dönemde BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel temsilciliği görevini
de yapan BM'nin kıdemli yetkililerinden Alvaro De Soto, 25 yıl BM'ye
hizmet verdikten sonra dün emekliye ayrıldı.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, son olarak BM'nin Ortadoğu Özel
Koordinatörü olarak görev yapan Alvaro De Soto'ya, tüm BM
çalışanları adına yaptığı hizmetlerden dolayı
teşekkürlerini sundu.
BM Sözcüsü Michelle Montas tarafından yapılan
açıklamada, Ban'ın, BM merkezinde, El Salvador'dan Myanmar'a,
Kıbrıs'tan Batı Sahra'ya dek pek çok bölgede, son olarak da
Ortadoğu'da olağanüstü diplomatik başarı ve yetenek
gösterdiği için De Soto'ya müteşekkir olduğu bildirildi.
Açıklamada, De Soto'nun özellikle Güney Amerika barış
sürecinde önemli rol alarak El Salvador halkı için daha iyi bir
geleceğin yaratılmasına katkıda bulunduğu, De Soto'nun
çalışmalarının, barışı korumak için BM'nin
çatışmalarda arabuluculuk ve çözüm çabalarına yön verdiği
kaydedildi.
Montas, De Soto'nun yerine henüz atama
yapılmadığını dile getirdi.
64 yaşındaki De Soto, 1982 yılında BM'ye
katılmadan önce ülkesi Peru'da Dışişleri
Bakanlığı'nda diplomat olarak çalışmıştı.
BM'nin eski genel sekreteri Kofi Annan tarafından 1999 yılında
Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak atanan De Soto, Annan
Planı'nın Kıbrıslı Türkler ve Rumlar tarafından kabul
edilmesi için çaba sarf etti.
Kıbrıs Türk halkı, Alvaro De Soto'yu, Annan planının
görüşme sürecinde, dönemin cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un yanında, elinde küçük bir defter
ve kalemle verdiği pozu ile hep hatırlayacak. De Soto, kameralara bu
pozu verirken, görüşme sürecine hiç müdahale etmeyip not
tutacağını söylemiş ve "Duvardaki sinek
olacağım" sözleriyle de espri yapmıştı.
KIBRIS 09/05/07
Doğrudan ticaretle ilgili çalışma ve
müzakereleri sürdüreceğiz
Almanya'nın Lefkoşa'daki Büyükelçisi Dr. Rolf Kaiser, 22
Ocak'ta "AB Konseyi tarafından verilen gayet açık bir görev
olduğu için" AB Dönem Başkanı Almanya'nın Kuzey
Kıbrıs ile doğrudan ticaret yapılmasıyla ilgili
çalışma ve müzakereleri sürdüreceğini belirtti ve tüm üye ülkelerin
bu karar üzerinde hemfikir olduğunu söyledi.
Bu yönde her türlü çabayı sarf edeceklerini ifade eden Dr. Kaiser,
"her AB Dönem Başkanı'nın konuşabileceğini,
ısrar ve ikna edebileceğini; fakat kol bükemeyeceğini,
kararların uygulanması için zorlamada bulunamayacağını"
söyledi.
Avrupa değerleri
Kaiser, bazı Avrupalı devlet adamalarının kötü
deneyimleri sonrasında II. Dünya Savaşı'ndan 12 yıl sonra
Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun temelinin
sağlamlaştırıldığını anlattı ve
geçmişe bakıldığında 20'inci yüzyılın ilk
yarısında on yıllar boyunca süren krizler ve savaşlar
görülebileceğini belirtti.
Avrupa Birliği'nin köklerinin, "Avrupa'da artık
savaş olmasın; askerin hâkimiyetine, milliyetçiliğe,
karşılıklı suçlamalara hayır; demokratik sistemler
içinde uzlaşmaya, toleransa, insani duygulara, dayanışmaya ve
karşılıklı saygıya evet" sloganıyla
atıldığını ifade eden Kaiser, bütün bunların
bugün Avrupa değerlerini teşkil ettiğini kaydetti.
Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun ve Avrupa Birliği'nin 50
yıllık başarısının, Birliğin bütün
değerlerin üzerinde olduğunun unutulmasına fırsat vermemesi
gerektiğini söyleyen Kaiser, "Geleceğin
şartlarını karşılayabilmemiz için bu değerleri
aklımızda tutmamız gerekir" dedi.
500 milyondan fazla kişi AB'lı
Avrupa Birliği'nin büyüyerek 27 ülkeyi içine
aldığını kaydeden Kaiser, her zamankinden daha iyi ekonomik
koşullar ve sosyal farklılıklara sahip 500 milyondan fazla
insanın AB'lı olduğunu belirtti.
Kıbrıs adasının "Avrupa Medeniyeti'nin
Doğu Akdeniz'deki köşe noktası" olarak
adlandırıldığını söyleyen Kaiser,
Kıbrıs tarihinin uyuşmazlıklarla dolu olduğunu ve birçok
kişinin bu uyuşmazlıklar yüzünden aile bireyleri arasından
kayıplar verdiğini dile getirdi. Kaiser, "Evet ama çok kötü
günler geçiren bir tek siz değilsiniz. Kıbrıs tarihini Orta ve
Batı Avrupa tarihiyle kıyaslarsak, kimin daha çok savaş ve
çatışma gördüğünden emin değilim" şeklinde
konuştu.
Birliktelikten karşılıklı ekonomik - sosyal fayda
Kaiser, Kıbrıs'ın dinleri ve dilleri farklı iki
toplumun barış içinde ve iyi komşuluk ilişkileriyle
yaşadığı zamanlara tanıklık ettiğini de dile
getirdi. Kaiser, eskiden bir arada yaşayan iki toplumdan da
yaşlı insanların anlattıklarının ve birbirleriyle
ilgili anılarının iki toplumun bir arada yaşayıp, bu
birliktelikten karşılıklı ekonomik ve sosyal fayda
sağlayabileceğini gösterdiğini kaydetti. Kaiser, bunun, "Avrupa'nın
bir diğer küçük ve refah seviyesi yüksek, sadece dağların
değil, 4 resmi dilin de paylaşıldığı ülkesinde
ispatlandığını" belirtti.
Mali yardım hafife alınmasın
"AB uzlaşmaya, altyapının ve uzun dönemli refah
sağlayacak iş ortamının gelişimine katkı koymak
için, 50 yıl sonra sizin ve yurt dışından gelecek
misafirlerinizin adanın güzelliğini fark edebilmesi için
buradadır" diyen Dr. Kaiser, 259 milyon Euro'luk mali
yardımın da hafife alınmamasını istedi.
Kaiser şöyle konuştu:
"Avrupa'da parlamenterler, resmi görevliler ve değişik
ülke vatandaşlarından oluşan birçok arkadaşınız
var, Mali Yardım Tüzüğü'nün ve projelerin memnuniyetle
karşılanmadığı anlamına gelen sözler duydukları
zaman, bu sözleri anlamaları zor oldu."
Doğrudan Ticaret Tüzüğü
Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili de konuşan Kaiser,
"Açık olmak istiyorum" diyerek, 22 Ocak'ta AB Konseyi
tarafından verilen gayet açık bir görev olduğu için AB Dönem
Başkanı Almanya'nın bu konuyla ilgili müzakereleri
sürdüreceğini kaydetti ve tüm üye ülkelerin bu görev üzerinde hemfikir
olduğunu söyledi.
Her türlü çabayı sarf edeceklerini vurgulayan Dr. Kaiser,
"her AB Dönem Başkanı'nın konuşabileceğini,
ısrar ve ikna edebileceğini; fakat kol bükemeyeceğini,
kararların uygulanması için zorlamada bulunamayacağını"
söyledi.
Lokmacı ve Yeşilırmak Kapısı için etkinizi
kullanın
Kaiser, yeni sınır kapılarının
açılması yönünde ısrarda bulunan herkesin kaybetmeyeceğini
fakat kazanacağını da dile getirerek, iş adamlarına
seslendi ve " Bugün sizden var olduğu bilinen etkinizi
kullanmanızı ve Lokmacı ile Yeşilırmak
kapılarının bu yıl içinde açılmasını
sağlamanızı istiyorum" dedi.
KIBRIS 09/05/07
Rum yönetimi: Uluslararası yasalar ihlal ediliyor
"EGEMENLİK HAKLARIMIZIN İHLALİ"... TPAO'nun,
Akdeniz'de doğalgaz ve petrol aranmasına yönelik ihale açması
Kıbrıs Rum yönetiminin tepkisini çekti. Rum Enerji Bakanı
Mihalides, bunun uluslararası yasaların ihlali anlamına
geldiğini savunarak, "Eğer Türkiye bu bölgede arama yapmayı
planlıyorsa, kesinlikle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik
haklarının ihlali olur" dedi
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TAPO)
Akdeniz'de doğalgaz ve petrol aranmasına yönelik ihale
açtığı bildirildi.
Akdeniz'de 4 bin kilometrekarelik bir alanda sismik veri toplama için
açtığı ihalenin, 23 Mayıs'ta yapılması
öngörülüyor.
TPAO'nun ihale açması, Kıbrıs Rum yönetiminin tepkisini
çekti.
Rum yönetimi Enerji Bakanı Antonis Mihalides, bunun
uluslararası yasaların ihlali anlamına geldiğini savundu.
TPAO'nun internet sitesinde yayımlanan haberin doğruluğunu araştırdıklarını
belirten Rum bakan, "Eğer Türkiye bu bölgede arama yapmayı
planlıyorsa, kesinlikle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik
haklarının ihlali olur" dedi.
TPAO, Akdeniz'de 4 bin kilometrekarelik bir alanda sismik veri toplama
için ihale açtı. İhalenin 23 Mayıs'ta yapılması
öngörülüyor. Kıbrıs Rum kesimi de şubat ayında, Türkiye ve
KKTC'nin uyarılarına karşın Doğu Akdeniz'de petrol ve
doğalgaz aramak için ihale açmıştı. İhalenin temmuz
ayında sonuçlanması bekleniyor.
Kıbrıs Rum tarafı da şubat ayında, Türkiye ve
KKTC'nin uyarılarına karşın Doğu Akdeniz'de petrol ve
doğalgaz aramak için ihale açmıştı. İhalenin temmuz
ayında sonuçlanması bekleniyor.
KIBRIS 09/05/07
Talat: Şimdilik, Kıbrıslı Türklerin AB
vizyonu devam ediyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun
bir an önce çözümlenmesinin Kıbrıslı Türklerin AB vizyonunun
devamı için bir gereklilik olduğunu söyledi. Kıbrıs
sorununun çözümlenmesi için Kıbrıslı Türkler için en önemli motivasyon
unsurunun izolasyonların kalkması olduğunu belirten Cumhurbaşkanı
Talat, ancak izolasyonların da sadece doğrudan ticaretle ortadan
kalkamayacağını, Kıbrıs Türkü'nün seyahat, kültürel ve
spor gibi özgürlüklerinin de özgürleştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Kıbrıslı Türklerin AB vizyonunun devam ettiğini belirten
Talat, ancak bunun sonsuza kadar devam edeceği konusunda güvence
veremeyeceğini de kaydetti.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası, "9 Mayıs Avrupa
Günü" kutlamaları çerçevesinde dün bir etkinlik düzenledi.
Ticaret Odası binasında düzenlenen etkinlikte Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami ve Avrupa
Birliği'nin Dönem Başkanlığı'nı yürüten
Almanya'nın Kıbrıs Büyükelçisi Rolf Kaiser birer konuşma
yaptılar. Konuşmaların ardından ise müzik
eşliğinde kokteyl verildi.
Etkinliğe Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Çevre ve Doğal
Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi, Ombudsman Feridun Önsav, Avrupa Birliği
üye ülkelerin Lefkoşa'daki büyükelçileri, Kıbrıs Türk Ticaret
Odası Başkanı Erdil Nami ve bazı yetkililer
katıldı.
Talat: AB vizyonunu koruyoruz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat etkinlikte
yaptığı konuşmaya, Avrupa Günü'nü Kıbrıs
Türkü'nün gününde kutlayamadığını, ancak Avrupa vizyonunu
hala koruduğunu belirterek başladı.
Aynı salonu, 1997 yılında düzenlenen etkinlikte, o
zamanın Avrupa Birliği delegasyonu başkanının
ağır eleştirilere dayanamayarak etkinliği terk
ettiğini söyleyen Talat, o günden itibaren Kıbrıs Türkü'nün
AB'ne yeni bakış açısı geliştirdiğini ifade etti.
Kıbrıs Türkü'nün uzun uğraşlar sonrasında AB
değerlerini benimseyerek bir mücadele ortaya koyduğunu anlatan Mehmet
Ali Talat, Kıbrıs Türkü'nün Kıbrıs sorununun bütünlüklü
çözümü için hazırlanan BM planı sırasında büyük bir
kararlılıkla siyasi değişiklik örgütlediğini ve büyük
eylemler yaptığını ifade etti. Talat, bu eylemin dünyada
büyük yankı uyandırdığını hatırlattı.
AB'ye güçlü destek verdi ama dışında kaldı
Bu eylemlerin arkasından Kıbrıs Türkü'nün BM bütünlüklü
çözüm planına doğrudan demokrasi yolu ile self-determinasyon
hakkını kullanarak onay verdiğini belirten Talat,
"Kıbrıs Türkü bu büyük mücadeleyi AB'ne üye olmak için verdi, ancak
üye olamadı" dedi.
AB'nin Kıbrıs Türkü için kuvvetli bir çekim merkezi
olduğunu ifade eden Talat, "Belki AB perspektifi olmasa
Kıbrıs Türkü yeni politika belirlemiş olmazdı. Sonuçta
Kıbrıslı Türkler AB'ne güçlü bir destek verdi, bağlanmak
istediğini ifade etti, ama ne yazık ki AB'nin dışında
kaldı" dedi.
Reddeden Rum tarafı üye oldu
"İçinizden bir kısım büyükelçiler bunun
sorumluluğunun kimde olduğunu sorduğunuzu biliyorum ama ben bunu
araştırmak peşinde değilim" şeklinde konuşan
Mehmet Ali Talat, "Gerçeklere bakıyorum. AB'ye bağlanmak isteyen
Kıbrıs Türkü dışında kaldı. AB'nin istediği,
arzuladığı, büyük bir çaba ortaya koyduğu BM çözüm
planını reddeden ve adanın bölünmüş olarak AB'ye girmesini
sağlayan Kıbrıs Rum tarafı ise AB'ye üye oldu" dedi ve
"Buna çözüm bulmak lazım" diye ekledi.
Bükülen bileğimizin serbest bırakılmasını
istiyoruz
Referandumun ardından AB'nin Kıbrıs Türkü'nün
izolasyonlarını ortadan kaldırma sözü verdiğini
hatırlatan Mehmet Ali Talat şöyle devam etti:
"Alman Büyükelçi az önce AB Başkanlığı ile
görüştüğünü ancak 'kol bükemediğini' ifade etti.
Kıbrıslı Türkler ellerinin yıllardır bükülü
olmasından rahatsızlık duyuyorlar. Biz AB'nin
başkalarının bileğini bükmesini istemiyoruz. Bükülen
bileğimizin serbest bırakılmasını istiyoruz.
Kıbrıs Türkü her şeye rağmen AB vizyonunu koruyor. Bu önemli
uygarlık projesine bağlılığımızı
Kıbrıs Türklerinin lideri olarak teyit etmek istiyorum. Ancak bunun
sonsuza kadar böyle gidip gitmeyeceği konusunda güvence vermem mümkün
değil elbette."
AB vizyonunun devamı için çözüm
Kıbrıs sorununun bir an önce çözümlenmesinin
Kıbrıslı Türklerin AB vizyonunun devamı için bir gereklilik
olduğunu belirten Talat, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için
Kıbrıslı Türkler için en önemli motivasyon unsurunun
izolasyonların kalkması olduğunu da vurguladı.
Talat, "Bu hem Kıbrıslı Türkler hem de
Kıbrıslı Rumlar için motivasyon olacak" dedi.
Özgürlükler özgürleştirilmeli
Kıbrıs Türklerinin 1994 yılına kadar doğrudan
ticaret yaptığını da hatırlatan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin AB
vizyonunu ispatlamış olmasına rağmen doğrudan ticaret
yapamamasının kabul edilemeyeceğini söyledi.
İzolasyonların sadece doğrudan ticaretle ortadan
kalkamayacağını belirterek sözlerine devam eden Talat,
Kıbrıs Türkü'nün seyahat, kültürel ve spor özgürlüklerinin de
özgürleştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bütünlüklü çözüm hedef olmaya devam ediyor
"Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüne bağlı
bir halk olarak bunu hak ediyoruz" diyen Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs Türkünün hedefinin izolasyonları kaldırmak
değil Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözüme kavuşması
olduğunu vurguladı.
Kıbrıs Türkü'nün bütünlüklü çözümle, bölünmüş olan
Kıbrıs'ın birleşmesini istediğini ifade eden Talat,
Kıbrıs Türk tarafının 24 Nisan'da kaybedilen büyük
fırsatın yeniden yakalanması için üzerine düşen görevi
yapmaya hazır olduğunu da söyledi. Talat şunları söyledi:
"Ancak bilinmeli ki Kıbrıs Türkü 1960
anlaşmalarından kaynaklanan hakları ve o yıldan bugüne
ortaya çıkan BM parametrelerinden vazgeçecek değildir. O
koşullarda Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünü hedeflemeye devam
ediyor."
Nami: AB vizyonunu takviye edici somut adımlar atılmalı
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami,
Kıbrıs'ta iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitlik temelinde
bir federasyon altında kapsamlı çözümün arzu edildiğini
belirterek, bu noktaya varmak için Kıbrıslı Türklerin AB vizyonu
güvenini takviye edici somut adımlar atılması gerektiğini
söyledi.
Ticaret Odası'nda "9 Mayıs Avrupa Günü" nedeniyle
düzenlenen etkinlikte konuşan Ticaret Odası Başkanı Nami,
"Bunun için Kıbrıslı Rumları görüşme
masasına anlamlı bir şekilde geri getirmek için inisiyatifler
yaratılması tek yoldur" dedi.
AB'nin çözüm için engel olması
Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri
kendi cumhuriyetlerinden atmak için 1963'te bir terör kampanyası
yürürlüğe koyduğunu ve bundan sonra bu cumhuriyetin gayri meşru
ve gayri demokratik olduğunu belirten Nami, "Dolayısıyla
yapmış oldukları tüm eylemler, AB üyeliği de dahil olmak
üzere, bizim katılımımız ve rızamız olmadan
yapılmıştır" dedi.
Nami, Kıbrıs Rum hükümetinin eylemlerinin Kıbrıslı
Türklerin hayatını daha fazla zorlaştırmaktan, onları
Güney'deki komşularından ve muhtemelen gelecekteki bir çözümden daha
da uzaklaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmediğini
kaydetti.
"Bugün, Avrupa Günü'nde, 2004 öncesi sürecin tam tersine, Avrupa
Birliği'nin Kıbrıs için barışın
sağlanmasında bir katalizör yerine bir engel olduğunu söylemek
zorunda olmak beni üzmektedir" şeklinde konuşan Nami,
"Bundan sonra Birliğin Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonları kaldırma kararını hayata geçirememesi ve
bazı üyelerin, 'Kıbrıs'ın diğer üye ülkelerden bir
farklılığının olmadığını'
söyleyerek Türkiye'nin liman ve hava alanlarını açmasını ve
Kıbrıs Rum hükümetiyle ilişkilerini 'normalleştirmesini'
istemesi hiçbir şey kazandırmayacağı gibi Kıbrıs
Rum liderliği ile uyuşmazlığı tahrik edecektir"
şeklinde konuştu.
AB'yi bloke edecek güce güvenerek
BM önderliğindeki 8 Temmuz sürecinin, Moller'in "iki taraf
arasındaki farklılık düşünüldüğü gibi geniş
değildir" ifadesine rağmen sonu olmayan ve hiçbir yere varmayan bir
konuşma sürecine döndüğünü ifade eden Nami, bunun ise büyük bir
sürpriz olmadığını, taraflardan birinin AB'yi bloke edecek
gücü olduğunu hissetmesiyle uzlaşma için bir inisiyatifin
olamayacağını kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin hayal
kırıklığı
Kıbrıslı Türkler arasında AB'ye karşı
büyük bir hayal kırıklığı olduğunu vurgulayan
Nami şöyle devam etti:
"Bugün Kuzey Kıbrıs'taki AB yanlılarının
yarım yamalak çalışmakta olan Yeşil Hat Tüzüğü'nden ve
henüz test edilmemiş olan Mali Yardım Tüzüğü'nden başka
gösterecekleri bir şey yoktur. Herhangi bir durumda
Kıbrıslı Türklerin en büyük beklentisi Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'dür. Eğer AB Almanya Dönem Başkanlığında
doğrudan ticaret hayata geçirilmezse, bu AB'ye karşı güven
duyumunun son nefesi olacaktır. Böyle bir hayal kırıklığı
Kıbrıslı Türklerin geleceklerini nasıl AB'de görecekler
konusunda derin bir etki yapacaktır. Bu sebeple, tüm liman ve
havalimanlarının (Türkiye, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs
Türk) eşzamanlı olarak açılmasıyla ilgili Türkiye'nin Eylem
Planı'nın oldukça dengeli ve adil bir öneri olduğunu ve tüm
taraflarca (özellikle de AB yetkililerince) ciddi olarak incelenmesi
gerektiğini yinelemek isteriz."
Türkiye'nin eylem planı
Erdil Nami, Kıbrıslı Rumların, Türkiye
tarafından tanınma ve Türkiye limanlarına ve havalimanlarına
erişim talep ettiklerine, bu talebin karşılanmaması halinde
ise Türkiye-AB katılım görüşmelerinin raydan
çıkarılmasından bahsetmekte olduklarına da dikkat çekti,
şöyle konuştu:
"Daha rasyonel bir yaklaşım için Odamızın
güçlü inancı şudur ki; tüm limanların ve
havaalanlarının eş zamanlı olarak açılmasını
ve spor, eğitim ve ekonomik ilişkilerdeki tüm izolasyonların
kaldırılmasını öngören Türkiye'nin Eylem
Planı'nın kabul edilmesidir. Eylem Planı'nın
mantığı AB'nin de temel hedefi olan ticaretin liberalleşmesidir.
Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere
karşı ayrımcılık yaparken, aynı zamanda Türkiye
ile ticaretin liberalleşmesi taleplerine izin verilmemelidir."
Almanya Başkanlığında alınacak herhangi bir
inisiyatifin dengeli olması için sadece Mağusa Limanı'nın
açılmasını değil, Kuzey Kıbrıs'taki tüm liman ve
havaalanlarının açılmasını da içermesi
gerektiğini vurgulayan Nami, Kuzey Kıbrıs'a ve Kuzey
Kıbrıs'tan doğrudan uçuşların turizm sektörü ve
ekonomik kalkınma için zorunlu olduğunu söyledi.
Güney'deki AB Günü kutlamalarında Yunan ulusal marşı
Nami konuşmasını şöyle tamamladı:
"Sonuç olarak açıkça belirtmek isterim ki; KTTO BM (Annan)
Planı'nda formüle edildiği ve AB tarafından da
desteklendiği gibi Kıbrıs'ta iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi
eşitlik temelinde bir federasyon altında kapsamlı bir çözümü
arzu etmektedir. İnanıyorum ki bu hepimizin isteğidir. Buraya
gitmek için Kıbrıslı Türklerin AB vizyonu güvenini takviye edici
somut adımlar atmamız gerekmektedir. Bunun için
Kıbrıslı Rumları görüşme masasına anlamlı
bir şekilde geri getirmek için inisiyatifler yaratılması tek
yoldur. Yarın Güney'deki AB günü kutlamalarında sizler "ulusal
marşı" duyacaksınız. Bu aslında Yunanistan ve
Kıbrıslı Rumların milli marşıdır. Gelecek
yıl bütün Kıbrıslıların, sadece Kıbrıslı
Rumlarla değil, bu anlamlı günü birlikte kutlayabilmelerini
dilerim."
KIBRIS 09/05/07
Talat: Amacımız, askeri
başarımızı barış anlaşmasıyla
taçlandırmaktır
Talat: En büyük hedefimiz; 1974'te Kıbrıs'ta elde
edilmiş bu askeri başarıyı, bir barış anlaşmasıyla,
Kıbrıs sorununu ortadan kaldıran bir çözümle
taçlandırmaktır... Hedefimiz; Kıbrıslı Türklerin
siyasi eşitliğini sağlayacak sağlam, güvenilir, tekrardan
bir daha sarsılmayacak, iki kesimli, Türkiye'nin garantörlüğünün
devam edeceği bir çözüme ülkemizi ulaştırmaktır
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
tarafının en büyük hedefinin; "Kıbrıs'ta (1974'te)
elde edilmiş olan askeri başarıyı, Kıbrıs
sorununu ortadan kaldıran bir çözüm ve bir barış
anlaşmasıyla taçlandırmak" olduğunu vurguladı.
Her savaşın sonrasında mutlaka anlaşmalar
yapıldığını, anlaşmalarla da yeni bir düzen ve
yeni bir düzenleme gerçekleştiğini dile getiren Talat, "Bizim de
hedefimiz; Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini
sağlayacak, sağlam, güvenilir, tekrardan bir daha sarsılmayacak,
iki kesimli, Türkiye'nin garantörlüğünün devam edeceği bir çözüme,
bir barışa ülkemizi ulaştırmaktır" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'ye temaslarda bulunmak
amacıyla gelen İstanbul-Kartal'a bağlı Samandıra
Belediyesi Başkanı, Belediye Meclis Kurulu Üyeleri ile İstanbul
Anadolu yakası Muharip Gaziler Derneği Pendik Şubesi mensubu
Kıbrıs gazilerinden oluşan heyeti kabul etti.
58 kişiden oluşan heyete Samandıra Belediye
Başkanı Yusuf Büyük başkanlık ediyor.
KIBRIS 09/05/07
Rum uçağına yıldırım çarptı
10 Mayıs, 2007 15:16:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum Havayolları'na ait yolcu
uçağına, Baf-Atina seferini yaparken havada yıldırım
çarptı.
Rum radyosunun haberine göre, 118 yolcusu ve 7 kişilik
mürettebatı bulunan Airbus 319 tipi yolcu uçağı, Atina'ya gitmek
üzere bu sabah Baf Havaalanı'ndan havalandı.
Uçak, Rum hava sahası üzerindeyken sağ kanattaki motoruna
yıldırım düştü. Bunun üzerine uçak, Larnaka
Havaalanı'na zorunlu iniş yaptı.
Yolcuların, bir başka uçakla Atina'ya gönderileceği açıklandı.
|
LEFKOŞA (A.A) |
|
|
|
Kıbrıs
Rum hava yollarına ait yolcu uçağına, Baf-Atina seferini
yaparken havada yıldırım çarptı. Rum radyosunun haberine göre, 118 yolcusu ve
7 kişilik mürettebatı bulunan Airbus 319 tipi
yolcu uçağı, Atina'ya gitmek üzere bu sabah Baf Havaalanı'ndan
havalandı. Uçak, Rum hava sahası üzerindeyken
sağ kanattaki motoruna yıldırım düştü. Bunun üzerine uçak, Larnaka Havaalanı'na
zorunlu iniş yaptı. Yolcuların, bir başka uçakla Atina'ya
gönderileceği açıklandı. |
|
||
|
|
||
|
Uğur ERGAN
yazıyor |
||
|
|
||
|
|
||
|
bir yeri olan, Cumhuriyet
Balosunda Atatürkün yaptığı valsle tanınan Ankaradaki Devlet Konukevi (Ankara Palas) dün tarihinde bir ilki yaşadı. Dışişleri
Bakanlığı tarafından işletilen Devlet Konukevi'nde "9 Mayıs
Avrupa Günü" nedeniyle AB Komisyonu'nun Türkiye Temsilcisi Marc Pierini tarafından dün akşam
verilen resepsiyonda, AB üyesi tüm ülkelerin bayrağı ile birlikte
Kıbrıs Rum Kesimi'nin bayrağı da yer aldı. TÜRK DAVETLİLER
YADIRGADI Türkiye'nin tanımadığı
Kıbrıs Rum Kesimi'nin bayrağının, diğer üyelerin bayrakları ile
birlikte Devlet Konukevi'nin resepsiyon salonuna konulması, resepsiyona davetli Türk konuklar
tarafından yadırgandı. GÜL GELMEDİ Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün de, programında olmasına rağmen resepsiyona
katılmaması dikkat çekti. Gül resepsiyona geleceği için öncü koruma birliği önceden Konukevi'ne gelerek
güvenlik önlemi aldı. Ancak daha sonra Gül'ün gelmeyeceği
anlaşılınca öncü korumalarda resepsiyondan ayrıldı. MAÇ İZLEDİ Dışişleri
Bakanlığı'nda olan Gül'ün, resepsiyonun verildiği saatlere denk gelen, taraftarı
olduğu Beşiktaş ile memleketinin takımı Kayseri Erciyesspor
arasındaki Türkiye Kupası finalini TV'den izlediği
öğrenildi. Gül maçın ilk
yarısını bakanlıkta izledikten sonda
Dışişleri Konutu'na geçti. DAHA ÖNCE AB VE TÜRK
BAYRAĞI OLURDU Daha önce birçok kez Türkiye-AB Ortak Komisyonu
toplantısına ev sahipliği yapan Devlet Konukevi'ne sadece
Türkiye ve AB'nin 12 yıldızlı bayrağı konuluyordu.
Davetlileri Devlet Konukevi'nin girişinde karşılayan
Pierini'nin arkasında Türk ve AB bayrakları yer aldı. Ancak resepsiyon salonunun bir bölümünde
Kıbrıs Rum Kesimi dahil birlik üyesi 27 ülkenin
bayrağının bulunduğu görüldü. BABACAN VE ÇELİK
GELDİ Resepsiyona Devlet Bakanı ve Büşmüzakereci Ali
Babacan ile Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik katılarak
kısa süre kaldı. Dışişleri Müsteşarı
Ertuğrul Apakan, MGK Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, AB'den sorumlu
Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Ahmet Acet
ile çok sayıda yerli ve yabancı diplomat da resepsiyonda hazır bulundu. Bu arada AB'nin dünkü
yemeğine de Gül yerine Müsteşar Apakan'ın
katıldığı ileri sürüldü. |
HURRIYET 10/05/07
|
Figen GÜNEŞ/
LONDRA, (DHA) |
|
|
|
olarak
yaşadığı Enfield Bölgesi'nin Mufazakar Partili Belediye
Başkan Yardımcısı Kıbrıslı Türk Doğan
Delman, Belediye Başkanlığı görevine getirildi. Delman, çarşamba akşamı Civic
Center'da düzenlenen törenle başkanlığı Tony Dey'den
devraldı. Törende kısa konuşma yapan bir din adamı, Enfield Belediyesi
bölgesinde yaşayan toplumumuza, faydalı işler yapmamız
için Tanrı hepimize yardımcı olsun dedi. Belediye Meclis üyeleri arasında
dönüşümlü olarak yürütülen görevi dualar eşliğinde devralan Delman, Belediye
Başkanlığını bir yıl süreyle yürütecek. TEK HATASI ARSENAL TARAFTARI OLMASI Enfield Belediye Meclis Üyesi Ray James,
törende yaptığı konuşmada, Doğan Delman'ın etnik azınlığa mensup ender belediye
başkanlarından biri olduğunu belirterek, Bundan oldukça gurur duyuyoruz. Yanlız
Delmanın bir hatası var; Arsenal taraftarı olması. Onun dışında mükemmel bir belediye
başkanı olacağından hepimiz eminiz diye konuştu. Belediye Başkanlık cüppesini
giydikten sonra salona tekrar dönen Delman, resmen belediye başkanı ilan edildi. Bu arada
törene katılan eski başkan Tony Dey ise, Delman'a
unvanını vermesi için davetlilerin tezahüratlarıyla
karşılaştı. yaptığı konuşmada, İki taraftaki
çalışma arkadaşlarıma beni seçtikleri için çok
teşekkür ediyorum. Enfield halkına hizmet vermek benim için büyük
bir onur olacaktır dedi. "CHE HAYRANIYDIM" Yaşamı ile ilgili kısa
bilgiler de veren Delman, Kıbrıs'ta İkinci Dünya
Savaşı'nın sonlarına doğru doğdum. Babam polis, annem ev
kadınıydı. Liseyi Kıbrıs'ta bitirdikten sonra
Türkiyenin en
seçkin üniversitesinde eğitim gördüm. Üniversite yıllarımda
politikaya çok büyük bir merakım vardı. Şunu da belirtmek istiyorum o
dönemlerde Che Guevaranın hayranıydım. Daha sonra 1968 yılında Londraya
geldim. Enfield bölgesinde bir mühendislik şirketinin muhasebe bölümünde çalışmaya
başladım ve burda 14 yıl muhasebecilik yaptım. Bu 14
yılın 10 yılını ise, devlet memuru
olarak çalıştım diye konuştu Delman, Muhafazakar Parti'nin en
kıdemli Kıbrıslı Türk politikacısı olarak
biliniyor. 3 dönemdir Enfield Belediye Meclisi üyeliğine
seçilen Delman, daha önce yine kabinede görev yapmıştı. 37 yıldır evli olan Delman, iki
erkek çocuk babası. Londrada daha önce de Yasemin Brett, Enfield Belediyesi
Başkanlığı görevini üstlenmişti. |
HURRIYET 10/05/07
Financial Times, internet sitesinde 'Krizdeki Türkiye' özel sayfası
açtı
Dünyanın önde gelen
finans gazetelerinden Financial Times, Türkiyede yaşanan son
gelişmeleri duyurmak için internet sitesinde özel bir "Krizdeki
Türkiye" bölümü açtı.
Türkiyede Cumhurbaşkanlığı
seçimi sürecinde yaşanan ve Genelkurmay
Başkanlığının açıklamasıyla doruğa
çıkan kriz, Türkiyede olduğu gibi uluslararası basın
tarafından da yakından takip ediliyor. Özellikle iş
dünyasının dikkati Türkiyeye çevrilirken Financial Times gazetesi,
okurlarına Türkiyede yaşananları daha kolay aktarabilmek için
özel bir bölüm açtı.
Gazetenin internet sitesinde bulunan
"Krizdeki Türkiye" başlıklı bölümde Türkiyedeki
Anayasa değişikliği, cumhurbaşkanını halkın
seçmesi, İMKBdeki gelişmeler, Sarkozynin seçilmesi ve bunun
Türkiyenin AB sürecine etkisi gibi konularda haberler ve yorumlar yer
alıyor.
ASKERLİ FOTOĞRAF
Gazetenin "Krizdeki Türkiye" özel
bölümünde yer alan görsel de dikkat çekiyor. Sayfanın hemen üstünde yer
alan görselin en solunda sırtları dönmüş askerlerin
arasında kameraya bakan bir er, onun yanında Cumhuriyet mitinglerinde
çekilmiş Türk bayrakları taşıyan kitleler ve en sağda
da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep
Tayyip Erdoğanın fotoğrafları bulunuyor.
SARKOZY VE BLAİR KADAR ÖNEMLİ
Financial Times gazetesinde tek özel bölüm
"Türkiyede Kriz" değil. Sadece önemli gördüğü olaylar için
özel bölüm açan gazetenin internet sitesinde "Blair sonrası
Britanya" ve "Fransa seçimleri" konularında da özel
sayfalar yer alıyor. Böylece Financial Times, Türkiyede yaşanan
gelişmeleri, Tony Blairin istifası sonrası İngilterede
yaşanacaklar ve Fransa seçimlerinin dünyaya etkisi kadar önemli olarak
kabul ettiğini gösteriyor.
MILLIYET 10/05/07
Kuveyt'e KKTC ofisi
BU YIL FAALİYETE GEÇİRİLECEK... Kuveyt'te KKTC ofisi
açılacağını, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı açıkladı.
Avcı, "Bildiğiniz gibi, yaptığımız
yoğun girişimler sonucunda ülkemizin Kuveyt'te ticaret ve turizm
ofisi açması hususunda Kuveyt hükümeti karar almıştır.
Ofisin açılmasına ilişkin çalışmalarımız
halen devam etmektedir ve 2007 yılı içerisinde Kuveyt'teki ofisi
faaliyete geçirmeyi planlıyoruz" dedi
KKTC, Kuveyt'te, ofis açıyor. Kuveyt'te açılacak turizm ve
ticaret ofisinin, bu yıl içinde hizmete girmesi planlanıyor.
Ofisin açılacağını, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı açıkladı. Avcı, "Bildiğiniz gibi,
yaptığımız yoğun girişimler sonucunda ülkemizin
Kuveyt'te ticaret ve turizm ofisi açması hususunda Kuveyt hükümeti karar
almıştır. Ofisin açılmasına ilişkin
çalışmalarımız halen devam etmektedir ve 2007
yılı içerisinde Kuveyt'teki ofisi faaliyete geçirmeyi
planlıyoruz" dedi.
Avcı, 10-14 Mayıs 2007 tarihleri arasında Kuveyt'te
birtakım temas ve incelemelerde bulunacak işadamları heyetini
kabul ederek, gelişmelerle ilgili basına açıklamalarda bulundu.
Kabulde Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Namık Korhan ve diğer üst düzey yetkililer de hazır bulundu.
Heyette yer alacak işadamlarının, Kıbrıs Türk
Otelciler Birliği Başkanı Turhan Beydağlı, narenciye
üreticisi Gökhan Savaş, Kuveyt'e hellim ihraç etmekte olan Sadık
Gürün, zeytinyağı üreticisi Hüseyin Diner ve et ürünleri
imalatçısı Abdullah Aktolgalı olduğunu belirten Avcı,
Kuveyt'te yapacakları temaslarda işadamlarına,
Dışişleri Dairesi Genel Müdürü Ahmet Erdengiz'in eşlik
edeceğini söyledi.
Heyetin, öncelikle, Kuveyt ticaret ve sanayi odalarında,
yetkililer ve Kuveytli işadamları ile bir araya gelerek
görüşmelerde bulunacağını ve ihraç ürünlerinin Kuveyt'te
pazarlanmasını ele alacağını ifade eden Avcı,
işadamlarının ayrıca, faaliyet gösterdikleri sektörler
konusunda muhataplarına bilgi verip ürünlerinin de
tanıtımını yapacaklarını kaydetti.
Avcı, 12 Mayıs akşamı TC Kuveyt Büyükelçisi
Şakir Fakılı tarafından heyet onuruna verilecek
resepsiyona, Kuveyt'in önde gelen işadamları ve basın-yayın
kuruluşları temsilcilerinin de katılacağını
anlattı. Avcı, heyetin bu vesileyle, Kuveytli işadamları ve
basın yayın kuruluşları temsilcileri ile temaslarda bulunma
olanağı elde edeceğine işaret etti.
Heyetin, Kuveyt'te yapacağı temaslar neticesinde, iki ülke
arasında halen yapılmakta olan ticaretin artırılmasına
yönelik somut adımlar atılması için gayret göstereceklerini
belirten Avcı,
Bakanlığının, İslam Konferansı Örgütü'ne
üye ülkeler nezdindeki ticaret ve diğer konularla ilgili ikili
ilişkileri geliştirmeye yönelik çalışmalarının
artarak devam edeceğini söyledi.
Avcı, önümüzdeki günlerde diğer üye ülkelere de ticaret
heyetleri gönderilmesi için girişimlerinin devam ettiğini kaydetti.
15-17 Mayıs tarihleri arasında Pakistan'ın başkenti
İslamabad'da gerçekleştirilecek İslam Konferansı Örgütü
34'üncü Dışişleri Bakanları toplantısına
katılacağını da açıklayan Avcı, bu
toplantıda, üye ülkelerin dışişleri bakanları ile
ikili görüşmeleri olacağını belirtti.
Avcı, çeşitli ülkelerde temsilcilik açmak için çabaları
sürdürdüklerini de kaydetti.
Avcı, İKÖ üyesi ülkelerin yanı sıra AB üyesi
ülkelerle de temasları sürdürdüklerini, bunlarla da kalmayarak
dünyanın her tarafındaki ülkelerle temas kuracaklarını
vurguladı. Avcı, işadamlarına da çabalarından
dolayı teşekkür etti.
İşadamları da, girişim ve çabalarından
dolayı Avcı'ya teşekkürlerini aktardı.
KIBRIS
10/05/07
Soyer: Annan planı ölmedi, morgda değil,
yoğun bakımda
Başbakan Soyer, 8 Temmuz sürecinin Annan Planı ile
çelişen bir süreç olmadığının da altını
çizdi.
Soyer, 8 Temmuz sürecinin ileriye götürülmesi halinde Annan
Planı'nın yaşama dönebileceği mesajını verdi.
Başbakan Soyer, BRTK'da yayınlanan Akis programında son
siyasi gelişmeleri değerlendirdi.
Soyer, Rum liderliğinin 8 Temmuz sürecini yapay engeller
çıkararak berhava etmeye çalıştığına işaret
ederek, buna izin vermeyeceklerini söyledi.
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk tarafı olarak 8 Temmuz
sürecinin çalışmaya başlayabilmesi için öneriler
sunduklarını anımsatarak, sunulan önerilerde hem 'Teknik
Komitelerin' hem de 'Çalışma Gruplarının' ele
almasını öngördükleri konu başlıkları ve bu
başlıklarla ilgili detayların yer aldığını
ifade etti.
"Belge olmayan belge"
Soyer, 'belge olmayan belge' diye tanımladığı
önerilerin çalışma grupları için olan başlıkları
arasında 'Yeni bir ortaklığın kuruluş ilkeleri',
'Ortaklığı oluşturacak devletlerin yetki, sorumluluk,
fonksiyon ve buna bağlı diğer unsurları' gibi çok temel
konu başlıklarının yer aldığını
açıkladı.
Rum tarafının bütünlüklü çözümün parçası olan
unsurları 'Teknik Komiteler'de tartışılacak konular
arasına taşımaya çalışması nedeniyle bazı
sıkıntılar yaşandığını da anlatan
Soyer, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki temsilcisi Möller'in Türk
tarafının sunduğu önerilerle ilgili "böyle birşey
yok" şeklinde açıklama yapmasını da eleştirdi.
"Möller'in tarafsızlığı konusunda
endişelerim var"
Başbakan Soyer, Kıbrıs'taki Birleşmiş
Milletler Barış Gücü Misyon Şefi ve Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael
Möller'in tarafsızlığı konusunda endişelerinin söz
konusu olduğunu kaydetti.
Soyer, "Möller'in tutumu sağlıklı bir tutum
değil. BM Temsilcisi olarak tutumunu gözden geçirmelidir" dedi.
8 Temmuz sürecinin ciddiyetle ele alınması gerektiğini
vurgulayan Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin ise zamana
oynadığına dikkati çekti.
Başbakan Soyer Annan Planı'nın öldüğü ya da morgta
olduğu görüşlerine katılmadığına da dikkati
çekerek, Annan Planı'nın bazı nedenlerden ötürü yoğun bakımda
olduğunu anlattı.
Soyer şöyle konuştu:
"Kıbrıs sorunu çalışma gruplarında ele
alınırsa bunun kategorilendirilmesi nasıl olacak? Annan
Planı'nda ya da başka bir BM çözüm planında bulunan
başlıklar çerçevesinde...Egemenliği, ortaklığı
nasıl olacak? Bunlara bakılacak ve bunlar bir zemindir.
Kıbrıs Rum tarafı ve bizde de bizi 'politik cahillikle'
suçlayanlar Annan Planı'nın morgta olduğunu, öldüğünü ve
gömüldüğünü söylüyorlar.
Halbuki 1475 sayılı son BM kararında BM çözüm
planına atıf var. AB'nin Kıbrıs'ı üye yaparken
dayandığı 10'uncu protokolde de Kıbrıs sorununun çözüm
planının yani Annan Planı'nın çözüm modeli olduğu
söyleniyor. Bu plan morgta değildir. Bu plan şu anda şu
çerçevede masadadır, belki yoğun bakım servisindedir hastanede!.
Bu yoğun bakım servisinden morga da gidebilir yaşama da
geçebilir. Kıbrıs konusunun çözümü konusunda bütün atıflar bu
plana yapılmaktadır.
Morga da gidebilir, yaşama da geçebilir
Soyer, yaşanacak gelişmelere göre planın ya yoğun
bakımdan çıkıp yaşama geçeceğini ya da morga
gideceğini belirtti.
Bunun için Annan Planı'na da atıf yapan 1575 sayılı
BM kararı üzerine bina edilmeye çalışılan 8 Temmuz
sürecinin ileriye götürülmesi gerektiğine vurgu yapan Soyer, Irak krizinin
BM'deki dengeleri değiştirmesi nedeniyle Kıbrıs konusu ve
Annan Planı'nın konjonktürel olarak bir kenarda
kaldığını ifade etti.
Bu noktada çözüm yönünde mücadele etmiş olan tüm kesimlerin hem
plana, hem de 8 Temmuz sürecine sahip çıkmasının önemine
işaret eden Soyer, Annan Planı'nın Kıbrıs konusunda
yaşanan bütün süreçleri ihtiva eden kapsamlı bir plan olduğunu
anımsattı.
Soyer, çözüm sürecinde mücadele veren bazı kesimlerin bugün
sırf Rum tarafı gücenecek ya da var olan diyalogtan vazgeçecek diye
Annan Planı'nı anmamaya çalışmasını da
eleştirdi.
Soyer, "Buna bizim hassasiyet göstermemiz lazımdır.
Toplumun çözüm isteyen kesimi bir noktada savrulmalar içerisine girmeye
başladı. Çözüm planını savunan güçler Kıbrıs Rum
tarafının Annan planı karşısındaki tavrı
nedeniyle BM çözüm planının adını anmaktan imtina etmeye
başladılar. Bunun yerine, 1977-79 doruk anlaşmalarına
bağlı bir çözüm söylemi geliştirildi. En nitelikli ve
kapsamlı metin Annan Planı'dır ve hepsini kapsar. 1960 1977-1979
'Perez de Cuellar Belgesi'ni, 'Gali Fikirler Dizisi'ni kısacası bütün
sürecleri.." diye konuştu.
Türkiye'deki seçimler çözüme engel değil
Türkiye'de seçimlerin yapılacak olmasının
Kıbrıs konusunun çözümünde ilerleme sağlanmasına engel
teşkil etmediğinin de altını çizen Soyer, "Seçimler,
22 Temmuz'da yapılacak. Temmuz'dan Aralığa kadar çözüm için
zaman var" diye konuştu.
Soyer, Güney Kıbrıs'ta 2008'de yapılacak
Başkanlık seçimleri için şimdiden seçim havasına
girildiğini ve hakimiyetçi Rum idaresinin Kıbrıs sorununun
çözümü yönünde bir hareketlenme istemediğini de ifade etti.
Başbakan Soyer milli davadan uzaklaştığı
eleştirilerine de yanıt verdiği Akis Programı'nda
"Milli dava, ilan edilen, resmileşen, toplumun ortak değerleri
doğrultusunda şekillenerek resmen dünyaya deklere edilen
politikadır" dedi.
Soyer, halkın referandumda ortaya koyduğu irade ve bugüne
kadar yapılan 1977-79 gibi üst düzey anlaşmalar dikkate
alındığında ortaya konulan vizyonun ve izlenen
politikaların çelişmediğinin ve 'Milli davadan
uzaklaşılmadığının görüleceğini
anlattı.
Soyer, 'milli dava' ile çelişmesi halinde UBP'nin ya da
kendilerinden önceki hükümetlerin neden 1977-79 doruk
anlaşmalarını feshetmediğini ya da reddetmediğini
sordu.
Başbakan Soyer, bu tür söylemlerle içte gerginlik yaratılmaya
çalışıldığını belirtti.
Almanya ziyareti
Programda Almanya ziyaretini de değerlendiren Soyer, bu ziyareti
çok önemli ve verimli olarak değerlendirdi. Soyer, Kıbrıs Türk
halkının çözüm ve barış isteyen siyasetinin büyük ilgiyle
karşılandığını, ayrıca Kıbrıs
Türklerine yönelik önyargıların ortadan
kalktığını gördüğünü anlattı.
Başbakan Soyer, yeni yurt dışı ziyaretlerinin de
söz konusu olacağını ancak bunları zamanı
geldiğinde açıklamayı uygun bulduğunu ifade etti.
UBP ile diyalog yok, DP ile diyalogumuz güzel
İçte yaşanan gelişmelerle ilgili soruları da
yanıtlayan Soyer, UBP ile bir diyalogları
bulunmadığını ancak DP ile güzel, yararlı ve iyi bir
diyalog başlattıklarını anlattı.
Soyer, DP ile önce Anayasa, siyasi partiler, seçim ve halkoylaması
gibi konularda değişikliğe gidilmesi ve ardından bir erken
seçim konusunda mutabakata varılabileceğini belirterek, şimdi DP
Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın yapacağı
temasların sonucunu beklediklerini ifade etti.
Soyer, öğretmen sendikalarının genel kurulları
sonrasında basına yansıyan haberlerle ilgili olarak da bu genel
kurullarda CTP'nin yarışmadığını söyledi.
Ülkenin zaman kaybına tahammülü olmadığını da
anlatan Soyer, dönüşümlerin önünde engel olunmamasını istedi ve
yıllar önce tam gün eğitime karşı çıkanların
bugün hatalarını görerek tam güne destek verdiklerini, ama ülkenin 11
yılının boşa gittiğini anlattı.
KIBRIS 10/05/07
Rum'dan Talat'a Güzelyurt öfkesi
Talat'ın açıklamasını "tahrikkâr" diye
niteleyip duyuran Rum radyosu RIK, siyasilerin yorumlarını da
aktardı.
Buna göre, Rum Yönetimi Sözcüsü Hrisotdulos Paşardis,
Cumhurbaşkanı Talat'ın bu açıklamasını
yorumlaması istendiğinde, "Hükümet Kıbrıslı Türk
liderin tahriklerini takip etmeyecek ve kendisine kamuoyu önünde yanıt
vermeyecek. Bütün tezler; 8 Temmuz anlaşması çerçevesinde
görüşmelerde gündeme getirilmeli. Yanıtlar da orada verilir"
dedi.
DİKO Başkanı Marios Karoyan, Güzelyurt'la ilgili
açıklaması nedeniyle Cumhurbaşkanı Talat'ı
eleştirdi. Karoyan, "Kıbrıslı Türk liderin, önceki
açıklamalarını terk ettiği ve şu andaki tek hedefinin
8 Temmuz anlaşmasını etkisiz hale getirmek ve sahte devleti
yükseltmek olduğu açıktır" iddiasında bulundu.
EDEK Başkanı Yannakis Omiru, "Kıbrıslı
Türk lider ne Omorfo'yu (Güzelyurt), ne Maraş'ı ne de işgal
altındaki Kıbrıs'ı miras almıştır.
Hırsız, uluslararası camia tarafından,
yasadışı olarak elinde bulundurduklarını iade etmeye
mecbur bırakılacaktır" görüşünü savundu.
EUROKO Başkanı Dimitris Şilluris ise,
"Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz
anlaşmasını hayata geçirme niyetinde olduğu sahte hissine
kapılanlar, Talat'ın açıklaması incelenmeli ve yanıt
verilmelidir" dedi.
KIBRIS 10/05/07
Aygın, BM toplantısına katıldı
Girne Belediyesi'nden yapılan yazılı açıklamaya
göre, Aygın, toplantı çerçevesindeki temaslarında, Girne kentini
tanıttı ve Girne Belediyesi'nin dünya belediyeleri arasında yer
almasının gerektiğini kaydetti.
Hiroşima Belediye Başkanı Tadatoshi Akiba ile bir araya
gelen Aygın, Akiba'yı Girne'ye davet etti. Aygın,
görüşmede, savaşlar nedeniyle en büyük zararı gören halklar
arasında Kıbrıs Türk halkının da olduğuna vurgu
yaparak, "Bizlerin de Hiroşima'daki kardeşlerimiz gibi
savaşlara isyan hakkımız var. Bu nedenle bu
işbirliğini, daha da geliştirerek ileri götüreceğiz"
dedi.
Aygın, Türkiye Cumhuriyeti Viyana Büyükelçisi Selim Yenel ile de
bir araya geldi.
KIBRIS 10/05/07
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:58 TSİ 11 Mayıs 2007 Cuma
BRÜKSEL
- Avrupa Parlamentosunda Kıbrıstaki kültürel mirasın
korunması için çıkarmaya çalıştığı karar
tasarısı Kültür ve Eğitim Komisyonu üyelerini böldü. Nisan
ayında yapılan ve Kıbrıs Türk tarafından kimsenin
davet edilmediği panelde, Türk tarafını Adadaki tarihi
kalıntı ve kiliseleri tahrip etmekle suçlayan görüşler öne
çıkmıştı.
Panelde, Aydın Dikmen isimli Türkün kuzeydeki tarihi eserleri
yurtdışına kaçırdığı ve
sattığı iddia etti. Aydın Dikmenin kaçakçılık
faaliyetleri ile ilgili Alman mahkemelerinin kararı olduğunu ileri
süren bazı parlamenterler, sözkonusu eserlerin Kıbrısa iadesi
için karar tasarısı çıkartılmasını talep etti.
Parlamentonun Kültür ve Eğitim Komisyonu Başkanı Nikolas
Sifunakis de, çoğunluğu Rum olan parlamenterlerin görüşü
ışığında bir karar tasarısı
hazırlayarak 2 Mayısta üyelere sundu.
8 Mayıstaki Komisyon toplantısında Başkan Sifunakis,
tasarının Almanya dönem başkanlığı sona ermeden
kabul edilebilmesi için Komisyonda hemen kabul edilerek genel kurula gönderilmesini
istedi.
Ancak Sifunakisin bu isteğine karşı çıkan ilk isim Alman
Hristiyan Demokrat üye Doris Pack oldu. Alman Adalet Bakanlığı
ile görüştüğünü belirten Pack, sözkonusu eserlerin kime ait
olduğunun belli olmadığına dikkat çekti.
Sadece Adanın kuzeyindeki eserlerin korunmasından bahseden
tasarının dengeli olmadığını savunan Pack,
tasarının bu şeklide kabul edilmesi halinde Adada çözüm
çabalarının da zora gireceğini söyledi.
Rum parlamenterlerin Adanın güneyinde hiçbir tahribat
yapılmadığına yönelik itirazları üzerine,
Avusturyalı liberal paralemnter Karin Restaris,
yıkılmış cami fotoğraflarını başkan
Sifunakisin önüne koydu.
Tartışmalar üzerine Yunanlı komisyon başkanı
Sifunakis, tasarıyı oylamaktan vazgeçerek görüşmeyi 25
Hazirandaki toplantıya erteledi. Yeni takvime göre karar
tasarısının Alman dönem başkanlığı bitmeden
onaylanması mümkün değil. Ancak Türkiyeyi Adadaki kültürel
mirası yok etmekle suçlayan tasarının değişip
değişmeyeceği belirsiz.
Yasadışı yollardan girdi Ercan'dan
çıkarken yakalandı
KIBRISLI TÜRK'DE TUTUKLU... Beyarmudu'nda 1. derece askeri yasak
bölgeyi ihlal ederek KKTC'ye giriş yapan Suriye uyruklu Bassam Alhalal
Ercan'dan çıkış yapmaya çalışırken
yakalandı. Suriyeli mülteciye yardım eden Vehbi Deveciler isimli bir
Kıbrıslı Türk de tutuklandı
Beyarmudu'nda 1. derece askeri yasak bölgeyi ihlal ederek Salı
gecesi KKTC'ye giriş yapan ve önceki gün Ercan Devlet Havalimanı'ndan
çıkış yapmaya çalışan Suriye uyruklu Bassam Alhal
(E-25) ve ona yardım eden Kıbrıslı Türk Vehbi Deveciler
(E-23) tutuklandı.
"Birinci derece askeri bölgeyi ihlal etmek", "KKTC'ye
yasal olmayan yollardan giriş yapmak" suçlarından gözaltına
alınan zanlı Bassam Alhlal ve ona yardım eden Vehbi Deveciler
dün Lefkoşa'da Askeri Mahkeme'ye çıkarıldı.
Soruşturma amaçlı tutukluluk talebiyle Yargıç Beril
Çağdal huzuruna çıkarılan zanlılar aleyhine 1 gün
tutukluluk emri verildi.
Ercan'da tespit edildi
İddia Makamı Başsavcılık adına
davayı yürüten Savcı Sarper Altıncık, meselenin tahkikat
memurluğunu üstlenen polis memuru Osman Yiğit'i tanık olarak
dinleti.
Dörtyol Polis Karakolu'nda görev yapan Osman Yiğit mahkemede
verdiği yemli şahadetinde, salı gün saat 01.00
sıralarında meydana gelen olayın ardından Bassam
Alhlal'ın önceki gün saat 15.00 sıralarında Ercan Havaalanı'nda,
KKTC'den çıkış yapmaya çalışırken tespit
edildiğini söyledi.
Ayni gün Vehbi Deveciler'in de tespit edilerek gözaltına
alındığını kaydeden Yiğit, zanlı Vehbi
Deveciler'in bu iş için bin Amerikan Doları
aldığını söyledi.
Yiğit, tahkikatın yeni başladığını,
alınması gereken ifadelerin bulunduğunu belirterek,
zanlılar aleyhine 3'er gün tutukluluk talebinde bulundu.
Huzurundaki şahadet ve olguları dinleyen Yargıç Beril
Çağdal, zanlılar aleyhine 1'er gün tutukluluk emri verdi.
KIBRIS
11/05/07
Nihayet gündemde
"TERCİHİMİZ ŞİMDİ"...
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
"Almanya, bu konuyu ya sonuçlandıracak ya da bir sonraki dönem
başkanı Portekiz'e bırakacak. Ama Almanya'nın gücü ve
konulara hakimiyeti düşünülürse, bu dönemde çıkmasını
tercih ederiz. Portekiz'in önceliklerinin daha değişik
olacağı görülüyor. Dolayısıyla konunun Portekiz dönem
başkanlığına bırakılması dezavantaj
olur" dedi
"3 YIL BEKLEDİK, DAHA FAZLA BEKLETİLMEK
SAMİMİYETSİZLİK OLUR"... Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün bir başlangıç basamağı olduğuna dikkat
çeken ve bunun Kıbrıslı Türklere verilmesi gereken asgari hak
olduğunu belirten Raşit Pertev, Kıbrıslı Türklerin
asgari hak için bile 3 yıl bekletildiğini, daha fazla bekletilmesinin
ise samimiyetsizlik olacağını vurguladı
Kıbrıs Türk tarafının üzerinde ısrarla
durduğu Doğrudan Ticaret Tüzüğü, 15 Mayıs'ta Avrupa
Birliği Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'in alt komitesinde
görüşülecek.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, tüzüğün alt komitede görüşüldükten sonra COREPER'e götürüleceğini
ve bir şekilde sonuçlandırılacağını söyledi.
Pertev, BRT 1'de katıldığı "Sabah Haber"
programında, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili
açıklamalarda bulundu.
Almanya kartlarını kapalı tutuyor
Müsteşar Pertev, Avrupa Birliği Dönem Başkanı
Almanya'nın, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü 15 Mayıs'ta Avrupa
Birliği Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'in alt komitesine
götüreceğini söyleyerek, Almanya'nın tüzük konusunda
görüşmelerini sürdürdüğünü, ancak konuyla ilgili kartlarını
kapalı tuttuğunu belirtti. Pertev, Almanya'nın
görüşlerinin, alt komite toplantısında ortaya
çıkacağını kaydetti.
Portekiz'e kalırsa dezavantaj olur
Tüzüğün, alt komitede görüşüldükten sonra çıkacak sonuca
göre COREPER'e götürüleceğini ve bir şekilde
sonuçlandırılacağını ifade eden Pertev, şunları
kaydetti:
"Almanya, bu konuyu ya sonuçlandıracak ya da bir sonraki
dönem başkanı Portekiz'e bırakacak. Ama Almanya'nın gücü ve
konulara hakimiyeti düşünülürse, bu dönemde çıkmasını
tercih ederiz. Portekiz'in önceliklerinin daha değişik
olacağı görülüyor. Dolayısıyla konunun Portekiz dönem
başkanlığına bırakılması dezavantaj
olur".
Asgari hakkımız
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün bir başlangıç
basamağı olduğuna dikkat çeken ve bunun Kıbrıslı
Türklere verilmesi gereken asgari hak olduğunu belirten Raşit Pertev,
Kıbrıslı Türklerin asgari hak için bile 3 yıl
bekletildiğini, daha fazla bekletilmesinin ise samimiyetsizlik
olacağını vurguladı.
KIBRIS
11/05/07